KOMİSYON KONUŞMASI

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kıymetli bürokratlar ve basın mensupları; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Emniyet Müdürüm ve İçişleri Bakan Yardımcısına da hayırlı olsun dileklerimi sunuyorum.

Öncelikle, ben de Türkiye'nin gerçekten çok farklı bir dönemden geçtiğini ve tabii ki doğal olarak da biz de bu yaşananların ilk günden beri dikkatle takipçisi olduğumuzu söylemek istiyorum ve birkaç cümle de etmeden kanun teklifine geçemeyeceğim. Gelinen noktanın CHP'nin iç meselesi olmadığını, başından beri Türkiye'de siyasetin nasıl şekilleneceğine ilişkin daha büyük bir arayışın adımı olarak kurgulandığını biz görüyoruz. İmralı'yla yapılan ihanet pazarlığına nasıl ki gafiller gibi "barış" deyip geçemiyorsak CHP'ye cebren kapılar kırılarak girilmesine de başına kayyum atanmasına da "Bir yargı kararıdır." deyip geçmemiz imkânsız. Çünkü biliyoruz ve hatırlıyoruz yargının siyasete yol açması, ona ram olması her zaman lanetle hatırlanan dönemlerinin ürünüdür ve bu kararlar vicdanlarda yaralar açmıştır, milletimiz arasında her zaman nifak tohumları saçmıştır. Unutmayalım, 1960'taki Yassıada'da verilen de yargı kararıydı, yaraları hâlâ kapanmamıştır. 71 muhtırasının kırdığı kalemler de yargı kararıydı. 80 sonrası yapılanlar, kapatılan partiler, hapisler, davalar, yasaklar, zindanlar, hepsi birer yargı kararıydı ve hepsinin açtığı yaraların izleri, bedenlerimizde ve ruhlarımızda hâlâ. durmaktadır. Bu sebeple, İYİ Parti olarak tarafımız da duruşumuz da nettir ve bellidir. Milletin sözü üstün olsun istiyoruz biz, siyaseti mahkemelerin değil sandığın belirlediği bir Türkiye istiyoruz. Kısacası, biz saltanat değil cumhuriyet taraftarıyız. Ayrıca şunu da görüyoruz: Bugün, Türkiye'de çok tehlikeli bir kavram istismarıyla da karşı karşıyayız. İktidarın aldığı her kararın üzerine bir mühür basılıyor, bu mührün adı da "devlet aklı". Aldıkları karar doğru ya da yanlış hiç önemli değil, menfaatlerine uygunsa o kararı "devlet aklı" diye tanımlıyorlar. Hukuk geriye itilince "devlet aklı" deniliyor, kurumlar etkisizleştirilince "devlet aklı" deniliyor, liyakat yerine sadakat yerleştirince "devlet aklı" deniliyor, milletin kaderini ilgilendiren meseleler şeffaflıktan kaçırılınca yine "devlet aklı" deniliyor. Terör örgütünün kurucusuna siyasal rol yükleyen bir süreç işletilince yine "devlet aklı" deniliyor hatta bir siyasi partinin iç tartışmaları üzerinden yürütülen hesaplar bile "devlet aklı" diye pazarlanabiliniyor. Bunu bizim kabul etmemiz mümkün değil. Devlet aklı, iktidarın her yaptığına sonradan giydirilen dokunulmazlık zırhı değildir. Devlet aklı, bir partinin menfaatini devletin menfaati gibi sunma kurnazlığı hiç değildir. Devlet aklı, yanlışların sorgulanmasını engelleyen sis perdesi de değildir. Devlet aklı, devletin varlığını, milletin birliğini, hukukun üstünlüğünü, adaleti, bağımsızlığı ve geleceği birlikte koruyabilme kabiliyetidir. Devlet aklı, milletin tarihi içinden süzülüp gelen ortak aklıdır. Devlet aklı, yalnızca prosedür değil anayasal sadakattir. Devlet aklı, yalnızca bir karar alma tekniği de değildir; kamu yararına, millî egemenliğe ve hukuk devletine bağlılıktık. Devlet aklı, yalnızca, devletin hareket kabiliyeti değildir, devletin kendi sınırlarını bilme, hukuka bağlı kalma ve millete hesap verme ahlakıdır. İşte bu nedenle, anayasal kurumları etkisizleştiren, Meclisi geriye iten, yargı bağımsızlığını tartışmalı hâle getiren, basını baskı altında tutan, bütün kararları tek kişinin çevresinde yoğunlaştıran bir sistem maalesef ne devlet aklı olabilir ne de devlet aklını güçlendirebilir. Tam tersine, devlet aklını bir kişinin ve bir partinin siyasi ihtiyacına mahkûm eder. Devlet aklı, doğru dürüst işleyen anayasal kurumlardır, hukuk devletidir, denge ve denetimdir, açık toplumdur ve millî iradenin önünde hesap veren bir yöntemdir.

Bunun üzerine de kanunla ilgili birkaç şey ben de söylemek istiyorum: Gerçekten ben kendi adıma söyleyeyim, bu kanun teklifi, çalışırken en çok zorlandığım torba kanundu Orhan bey; size sevgilerimi yolluyorum çünkü birbirinden bağımsız, birbiriyle hiç alakası olmayan, çok farklı ve hani genelde Plan ve Bütçe Komisyonunda bizim partide seçilen insanların ilgi ve meslek alanlarına göre gönderiliyor. Yani bizim alanımız dışında olduğu için biz biraz zorlandık. Biz anladık, torba kanun hep gelecek ama inşallah bir dahakiler biraz daha birbiriyle bağlantılı olur diye düşünüyorum. Evet, bu kanunda katılıyorum, beklenen düzenlemelere yer verilmiş ama hangi beklenen düzenlemelere yer verilmiş, o tartışma konusu. Özellikle Emniyetle ilgili, bu madde 3'te galiba, genel idare hizmetleri sınıfındaki kadrolara atanabilme imkânı tanınmayı biz de doğru buluyoruz, destekliyoruz ama polis teşkilatının, Emniyet teşkilatının çok daha farklı problemleri var, benden önceki vekiller de söyledi, onlarla ilgili düzenlemeler ne zaman gelecek diye biz de polis ve Emniyet teşkilatındaki arkadaşlarımız gibi bekliyoruz. Çalışma saatleri ve aşırı mesai yükü, personel yetersizliği ve buna bağlı iş yükü, özlük hakları ve maaşlar, mobbing ve amir baskısı iddiaları, psikolojik yıpranma ve intihar vakaları, tayin ve yer değiştirme sistemi, lojman ve sosyal tesis eksikliği, kariyer ve tayfun sistemi, teknolojik ve kurumsal dönüşüm ihtiyacı gerçekten Emniyet mensuplarının beklediği düzenlemeler ve polisin de görevini bağımsız, siyasetten bağımsız yapmasını ben de önemsiyorum çünkü benim de bireysel olarak yaşadığım bazı olaylar var. Maalesef polis orada hiçbir şekilde müdahalede bulunmadı, sadece seyirci kaldı. Ben bunu hem bir Türk vatandaşı olarak hem bu millete hizmet etmiş büyük bir siyasi liderin evladı olarak hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak çok üzülerek yaşadım ve buna muhatap olmamın ve bu muhataplığı da sürekli dile getirmemin sebebi ne polisi o hâlde öyle aciz görmek benim hoşuma gidiyor ne de benim yanımda beni korumak için devletin görevlendirdiği polise yine orada kendini polisten ve hukuktan gören insanların polise yaptığı hareketi ben hiç hazmedemiyorum, mağdur göremiyorum. Bunu, Sayın Emniyet Müdürüm, bu konuda sizin daha hassas davranmanızı ve özellikle benim yaşadığım olayın kamera kayıtları da var. Bunu isterseniz kendiniz gözlemleyebilir, şahit olabilirsiniz. Burada çok detaya girmek istemiyorum. Bunlar önemli şeyler.

Vergi adaletsizliği... İsmail Bey dedi ki bize: "Siz yaşlı düşmanı mısınız? Niye yaşlı evlerine karşı çıkıyorsunuz?" Bizim bir defa yaşlı düşmanı olmamız mümkün değil. Biz Türk örf ve âdetlerinde büyüyen insanlarız, yaşlılar bizim başımızın tacı. Bir de biz İYİ Parti olarak yaşlılar için yani emekliler için refah paketi diye bir kanun teklifi verdik onların hayat standartlarını düzeltmek adına. Hâlâ daha zaten o teklifimiz de dikkate alınmadı. Biz merak ediyoruz yani emekliye verilen 20 bin lira maaşla mı o huzurevlerinde bu emekli yaşayacak ya da 20 bin lira maaş veriliyor ama bakın sizi böyle güzel yerlerde yaşatacağız diye mi bu kanun çıkıyor? Onu merak ediyoruz. Yoksa tabii ki yaşlılarımız, gençlerimiz, çocuklarımız, bütün Türkiye çok iyi koşullarda yaşasın. Biz de zaten bunu yapmak için siyaset yapıyoruz.

Vergi adaletsizliği ve en basit örneği güncellenemeyen vergi dilimleri var Türkiye'nin gündeminde yani düzenlenmesi gereken. Bunlar düzenlenmeden rant kapısı olduğu açık olan bir yerde niye vergi muafiyeti tanınıyor? Biz buna takılıyoruz yani. Yoksa yani tamam, demin Ahmet Bey dedi, onu da yanlış anlamadık. Kanun çıkana kadar olan yerlerden KDV muafiyeti ve vergi muafiyeti olacak da zaten kazanan o dönemde kazanmış oluyor. Biz o yüzden bunu soruyoruz.

Yine, mesela Merkez Bankasında çalışanlarla ilgili bir düzenleme var. Bunlar, yönetmeliği kanun hâline getiriyorsunuz galiba. Hani neden bu oluyor? Bunu da çok anlayamadık. Bir de burada bir şey var dikkatimizi çeken. Mesela siyasi faaliyetlerle ilgili mesela yönetmelikte diyor ki: "Siyasi partilere üye olmak ve siyasi faaliyette bulunmak işe son verme cezası." Tamam ama kanun teklifi siyasi partiyle ilgili faaliyette bulunmayı ve üye olmayı ayırmış, bir de herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak diye bir madde eklemiş. Yani bu çok göreceli bir şey yani herhangi bir parti, kim karar verecek, neye göre karar verecek? Bunu biz sakıncalı görüyoruz. Mesela tamam siyasi partiye üye olmak anlıyoruz ama herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak. Bu bizce açıklanması gereken, daha netleşmesi gereken bir başlık.

Yine, Basın İlan... Basınla ilgili bir sürü düzenleme var. Onunla ilgili de birkaç söylemek istediğim bir şey var ama sözlerim bitiyor. Şunu söyleyeyim: Basın İlan Kurumunun bir değişime muhtaç olduğu ortada bir gerçek. Ancak basın sektörünün bu Kurumla ilgili değişim beklentisi kendilerine uygulayacağı müeyyidelerle ilgili yetki artırımı yahut resmî ilan kayırıcılığına kapı aralayacak, yerel basının cenaze namazını kıldıracak bir elek inşası şeklinde değil, kuruluşun yapısı ve misyonunun değiştirilmesi şeklinde olmalıdır diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Bitiriyorum Başkanım.

Basın İlan Kurumunda düzenleme bekleyen alanların da Anayasa Mahkemesinin temel hak ve hürriyetlere aykırı bularak iptal ettiği kanun maddelerini arkadan dolaşarak yeniden çıkarılması olmadığını söylüyoruz. Basın İlan Kurumunun her şeyden önce ve ivedilikle yapısı değişmelidir çünkü kararların üye çoğunluğuyla alındığı ve karar verici konumundaki temsilcilerin büyük bölümünün bizatihi Sayın Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanının etkisi altındaki kurum ve kuruluş temsilcilerinden oluştuğu açık. Buradan objektif bir karar çıkması beklenemez. Keza Basın İlan Kurumunun ilanlarının yüzde 78'i yandaş medyaya, cezaların da yüzde 80 ile 97 aralığındaki kısmı da muhalif medyaya dağıtılıyor. 2022'de Kurumun kendi raporlarıyla bu tescillenmişti, sonraki yıllarda da bu oranlar maalesef tescil dahi gerektirmeyecek şekilde çıplak gözle görülür hâle geldi ve medya sermayesi 2002'den bu yana yüzde 90'ı aşan oranlarda el değiştirmek durumunda kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - O yüzden burada da maddelerde daha detaylı inşallah anlatacağım.

Teşekkür ederim.