| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 03 .06.2026 |
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Benden çok daha uzun yıllardır hem vekillik yapıyorsunuz hem de Plan ve Bütçede görev yapıyorsunuz ama gerçekten bu eleştirilerden sıkılmadığınızı, aynı şekilde buna imza etmekten imtina etmediğinizi görüyorum. Burada saatlerce konuşuyoruz her teklif geldiğinde ve her teklifte de fikirlerimizi, eleştirilerimizi sunuyoruz ve elbette ki eksiklikleri, olması gerekenleri de iletiyoruz sizlere belki bir sonrakinde hani dikkat edersiniz diye umuyoruz ama bunun hiçbir öneminin olmadığını düşünmeye başladım artık yani burada ne söylersek söyleyelim, hiçbir şey değişmiyor yani "İstediğiniz kadar konuşun, biz istediğimizi yaparız." gibi bir yaklaşım, bir tutum varmış gibi hissediyoruz biz. Eğer böyleyse durum gerçekten vahim çünkü bunun ceremesini yurttaşlar çekiyor, biz değil yani bu açıdan dikkat edilmesi lazım. Ekonomik kriz her gün derinleşiyor ve gerçekten gelir adaletsizliği de her geçen gün daha da büyüyor ve muazzam bir noktaya gelmiş durumda. Yani bu, en çok konuşmamız gereken konulardan biri, bunun üzerine konuşmalıyız, bunun üzerine düzenleme yapmalıyız diye başlamak istiyorum ben.
Bakınız, bir yanda 100 milyar dolarlık devasa servetleri yöneten, iktidarınızın ekonomi politikalarıyla da gerçekten semirtilen Türkiye'nin en zenginleri listesi yeniden sıralanırken diğer yanda asgari ücrete ve açlığa mahkûm edilen milyonlarca yurttaş var. Türkiye'de 30 milyon doların üzerinde varlığı olanların sayısı son beş yılda neredeyse 2 katına çıkmış. Yani bunu ben söylemiyorum, verilerle konuşuyorum. Peki, bu milyar dolarlık servetler bir avuç azınlığın elinde toplanırken milyonlarca yurttaş ne durumda?TÜİK'in açıkladığı 2025 yılı Hanehalkı Tüketim Harcaması verileri bile nasıl bir sınıfsal uçurumun gözler önüne serildiğini gösteriyor bize. Ülke genelinde yurttaşların harcamaları âdeta gıda ve konutta sıkışıp kalmış. Düşük gelirli haneler harcamalarının yüzde 67,9'unu sadece gıda ve barınmaya ayırmak zorunda kalıyorlar, en düşük gelir grubunda yer alan yüzde 20'lik kesim ise tüketim harcamalarının yüzde 76,5'unu kira, gıda ve ulaşıma harcıyor sadece, bu kalemlere harcıyor; bunu yapmak zorunda. Yoksulluk derinleştikçe tüketim alışkanlıkları ve tüketim kalıpları alt üst olmuş durumda. Öyle ki özellikle emekliler artan barınma maliyetleri karşısında gıdadan kesip kiraya vermek zorunda kalıyor. Temel geliri emekli aylığı olan 4 milyon 761 bini aşkın hane, bütçesinin yüzde 74,8'ini gıda, konut ve ulaşıma ayırırken bu hanelerin gıda harcamalarının payı bir yılda yüzde 25'ten yüzde 22,7'ye gerilemiş, konut ve kira harcamalarının payı ise yüzde 38,7'ye fırlamış. Şimdi, işin özü, emekliler pazardan meyve, sebze alamıyor, makarnaya talim ediyorlar, aç kalıyorlar. Tüketim harcamalarının gelir gruplarına dağılımı her şeyin sınıfsal olduğunu ve bu sınıfsal uçurumun nasıl derinleştiğini bize bir kere daha gösteriyor, ispatlıyor. Toplam tüketim harcamalarının neredeyse yarısını en yüksek gelirli yüzde 20'lik kesim tek başına yaparken yoksul haneler harcama pastasının sadece yüzde 6'sını oluşturabilmekte. Bakın, eğitim harcamalarının yüzde 78,9'unu zenginler yaparken en yoksullar bu hizmetten binde 3 oranında pay alabiliyorlar. Mesela, bu düzenlemenin içerisinde gençlerin biletli organizasyonlara katılması durumunda eğlence vergisinden muaf olması söz konusu. Ne kadar güzel ama acaba gençler bu organizasyonlara, biletli organizasyonlara gidebiliyor mu? Yani eğitim harcamalarına baktığımız zaman o büyük, geniş milyonlar binde 3 oranında pay alabiliyorlar bu orandan yani eğitim alamıyor yoksulluktan gençler.
Şimdi, uyguladığınız acı reçeteler yoksulu daha da yoksullaştırıyor hâlbuki barınma ve gıdadan daha fazla kısıntı yapılamayacağına göre enflasyonla mücadele bahanesiyle tüketimi kısması gereken asıl kesim bu yüzde 20'lik en zengin zümredir. Devletin servetine servet katan bu kesime servet vergisi uygulaması, dolaylı vergileri azaltarak yoksul halkı rahatlatması elzemken siz torba yasalarla sermayeyi kollayan düzenlemeler getiriyorsunuz; artık gerçekten bu kabul edilemez. Bu ekonomik buhran aynı zamanda kadınları da çalışma hayatından silmiş durumda. Sırf ev işleri veya çocuk, yetişkin bakımı yani hasta, yaşlı bakımı gibi ailevi nedenlerle iş gücünün dışında kalan kadınların sayısı 2026'nın ilk çeyreğinde 4 milyonu aştı. 30-34 yaş aralığında, en verimli dönemindeki 767 bin kadın destek mekanizmalarının eksikliği yüzünden istihdamdan mahrum kalıyor ve eve hapsedilmiş durumda. Şimdi, gelelim bu yoksulluk tablosunun üzerine önümüze getirdiğiniz torba yasadaki vergi düzenlemelerine. Şimdi, sermayeyi kollayan mali rejimi sürdürmekte kararlısınız. Gelir Vergisi Kanunu'nda yaptığınız değişikliklerle taksi, dolmuş ve minibüs şoförlerine hasılat esaslı kazanç tespiti adı altında ticari plakaların elden çıkarılmasında vergi istisnası getiriyorsunuz. Bu maddeler kent içi taşımacılık sektörünü büyük finans ve filo sermayesine bağımlı kılma hamlesidir. Şimdi, kayıtlı ekonomiyi destekleme bahanesiyle sunduğunuz bu mali cihaz zorunluluğu direksiyon başında on dört saat emek veren emekçiyi yani çalışan şoförü değil, elinde yüzlerce ticari plaka tutan rantçıları esasında destekliyor, ya bunu bir kere görmek lazım. Gerçek usulde vergilendirilen mükelleflerin geçmişe dönük plakaların elden çıkarmalarından doğan devasa kazançları gelir ve KDV'den istisna tutmak adil vergilendirme ilkesine aykırıdır, açıkça aykırıdır. Türkiye'de milyonlarca yurttaş faturasını dahi ödeyemezken asgari ücretliden dünyanın en adaletsiz dolaylı vergileri tahsil edilirken plaka spekülatörlerinin milyarlık rantlarını tek kalemde affetmek sosyal adalete aykırı. Bunu yani kabul edilemez buluyoruz.
Komisyonun değerli üyeleri, bu teklifin bir diğer vahim boyutu mahalli idarelerin taşınmazlarının taksitle satılabilmesinin önünü açan düzenleme. Borç sarmalına itilen belediyelerin elindeki halka ait varlıkların parça parça haraç mezat satılmasına, özelleştirilmesine yasal kılıf hazırlıyorsunuz. Hele ki halkın iradesinin kayyum rejimiyle açıkça gasp edildiği kentlerde bu düzenleme yerel varlıkların yandaş sermayeye fütursuzca peşkeş çekilmesinin önünü açacak ve hızlandıracaktır. Belediye arazilerinin satışının nasıl bir talana dönüştüğünü görmek için sadece birkaç gün önce basına yansıyan Van örneğine bakmanızı öneriyoruz. Van Valiliği bünyesindeki Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı yani YİKOB, Edremit ve Tuşba ilçelerinde bulunan tam 15 adet taşınmazı kapalı teklif usulüyle satışa çıkardı. Bu ihalenin toplam muhammen bedeli tam 1 milyar 500 milyon 821 bin Türk Lirası yani bakın, başka bir şey söylemeyeceğim. Satışa çıkarılan bu taşınmazların, uzun yıllardır bölge halkının, çiftçilerin kullanımında bulunan alanlar olduğunu belirtmek istiyorum. Usulsüz bir şekilde mera olmaktan çıkarılan ecrimisili ödenmesine rağmen çiftçinin elinden zorla alınıp YİKOB'a devredilen bu alanlar şimdi 1,5 milyara yandaşlara ihaleyle altın tepside sunuluyor. Bu yapılan, kelimenin tam anlamıyla yeni bir talan arayışıdır. İhalenin ve satışın gerçekleşmesi hâlinde, bölgede yaşayan çok sayıda hane, çok sayıda yurttaş mağdur edilecek, mera ve tarım alanları büyük zarar görecektir. Kamu kaynaklarının belirli kişi ve rant odaklarına aktarılmasına hizmet eden bu satış kamu yararına tamamen aykırıdır. Buradan kayyum yönetimine de seslenelim bu vesileyle: Bu ihale usulsüzdür, kamu zararınadır ve derhâl iptal edilmelidir. İşte, torba yasaya eklediğiniz bu belediye taşınmazları satışlarının önünü açan madde Van'da icra edilen bu hukuksuz kayyum uygulama talanını tüm ülkeye yaymanın önünü açacaktır. Bu nedenle olmaması gerektiğini düşünüyoruz.
Sözlerimi toparlarken de ifade etmek isterim: Bu kanun teklifi, kamunun ve yoksul halkın ortak yararını savunan bir teklif değil, aksine, sermayenin ve rantın çıkarlarını tahkim eden yamalardan ibarettir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Selamlıyorum Sayın Başkan.
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Dolayısıyla, kamusal alanın talanına kapı aralayan, yerel yönetimlerin iradesini ve mülkiyetini merkezî ranta kurban eden bu yasa teklifinin hiçbir maddesi halkın, emekçinin, yoksulun çıkarına değildir. DEM PARTİ olarak adaletsiz vergi politikalarıyla zengini ihya edip yoksulu ezen, belediye mülklerini haraç mezat satışa sunan bu düzenlemeleri kesinlikle kabul etmiyoruz. Tüm Komisyon üyelerini de sermayenin değil, yoksullaşan bu halkın yanında durmaya davet ediyorum ve saygılarımı sunuyorum.
Çok teşekkür ederim.