KOMİSYON KONUŞMASI

ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hazırunu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, bir torba yasanın genelini konuşmanın zorluğunu hep biliyoruz, bunu geçmişte de hep yaşadık. O yüzden ben bazı maddelere yönelik düşüncelerimi ifade edeceğim ama daha genel olarak da Türkiye'nin bugün yaşadığı ekonomik sıkıntılara ilişkin düşüncelerimi ifade edeceğim.

Şimdi, 24 maddesi var bu kanun teklifinin, aslında baktığınızda yapısal mahiyetli içerisinde hiçbir şey yok. Yani oysa Türkiye'nin beklediği, özellikle ekonomik programın çalışması açısından yapısal mahiyetli reform anlamında bir kısım düzenleme ihtiyaçları var. Bunların neler olduğunu burada defalarca saydık, zaman sınırlı olduğu için ona tekrar saymayacağım ama o anlamda baktığımızda burada bir şey göremiyoruz, onu bir defa not etmek gerekir. Ha, elbette uygulamada bazı sorunlara yönelik çözümler var, burada desteklediğimiz maddeler de var. Mesela, işte, gençlere vergi indirimidir, emniyet hizmetleri sınıfıyla ilgili meseleler, tescil süresi, deprem bölgesindeki kademe muafiyetin uzatılması, TOBB'la ilgili düzenlemeleri biz de destekliyoruz ama bunlar tabii ki uygulamadaki bir sıkıntı çözer de ama Türkiye'nin meselelerini çözecek bir şey değil bunların hiçbiri, böyle maddeler değil. Ha, sorunlu maddeler var mı? Var. Bizim açımızdan da baktığımızda özellikle 5 tane alanda burada sorun var. Bunlardan bir tanesi, evet, bu ormanların talan edilmesine bu engelli merkezlerinin vesile kılınması meselesi. Ne olursa olsun yani ormanların bu amaçla... Zaten mevcut kanunda var, bunun daha da genişletilmesini, ormanların sürekli hedef alınıyor olmasını doğru bulmuyoruz; maddenin detaylarını orada konuşacağız. Devlete ait olması bunu devletin işleteceği anlamına da gelmez. Yarın buraya getirisinin orman bağrına, işte önce devlete yaptırırsın, sonra başkasının işletmesine, bir özel sektöre verip yıllarca -elli yıl- orada orman içerisinde bir özel sektör işletmesinin olmasını da sağlarsın, kanun ona da engel değil. Şimdi, bunu yapmamak lazım, burada itirazlarımız var.

Bu büyükşehirlerde basit usulden gerçek usule geçişiyle ilgili sıkıntılar var. Bu sıkıntıları daha önce de izah ettik, özelikle taksiciler açısından. Tekraren söylüyorum: Samsun'un Vezirköprü ilçesinde bakın arkadaşlar, yani günde 300-500 liradan 2 tane, 3 tane müşteri alıyor, biz bu insanı Kadıköy'deki taksiciyle aynı tutuyoruz diyoruz ki: "Sen basit usulden gerçek usule geçeceksin." Bu gerçek usule geçmenin bir sürü maliyeti var, zorlukları var ve ciddi yükümlülükler getiriyor. Oysa büyükşehir olmayan yerlerde çok daha kârlı işler var ama oralar basit usul üzerinden yapılıyor. Bu yanlıştı. Bu yanlışlar elbette iktidar tarafının da kulağına geldi, Bakanlığın da kulağına geldi, Bakanlık şimdi bunlar çözmeye yönelik birtakım şeyler yapıyor ama bence bu yaptığı da doğru değil. Detaylarını maddede konuşacağız. Ama özellikle elinde birden fazla taksi plakası olan kişilerin bu taksi plakalarını elden çıkarmasından doğan kazançların vergilendirilmemesi asla kabul edilecek bir şey değil. Bin tane taksi plakası olan insanlar var ve bunlara diyorsunuz ki: "Arkadaş, ben aldığın fiyat ile sattığın fiyatı arasındaki farktan dolayı senden 5 kuruş vergi almayacağım." Böyle bir şey kabul edilemez; üstelik KDV'de almayacağız. Niye çıktı bu ihtiyaç? Şimdi bu basit usuldeydi, basit usulde böyle bir şey yoktu, şimdi gerçek usule geçince bilanço esası var, aldığı fiyat ortada, şimdiki değeri ortada, satışlarda ciddi vergi çıkıyor. Güncelleme yapılabilir, gerçek değeri üzerinden bir şey yapılabilir ama "Ben bunu verginin dışına alıyorum." anlayışıyla hareket etmek burada bugüne kadar Sayın Mehmet Şimşek'in bize söylediği her şeyi yalanlar Sayın Bakan Yardımcım yani dolayısıyla buraya tekrar dikkatle bakmak lazım.

Basın İlan Kurumuyla ilgili... Tamamen bir sopayı özellikle muhalifseniz, küçük internet haber siteleri veya yerel gazetelere "İlan ve reklam vermem ben sana." diyerek çok muğlak ifadelerle birtakım düzenlemeler yapılıyor, adına da "ahlak yasası" deniyor fakat yapılan şey yani bugüne kadar yapıldı gibi ahlaksızlık esasında. Dolayısıyla buraya bakmak lazım. Maddesi gelince bunun detaylarını konuşacağız.

1-2 tane küçük şey... Bunların ben makul karşılanıp düzeltileceğini düşünüyorum. Bu yerel yönetimlerin taşınmazlarının satışında ihalenin peşin fiyat üzerinden yapılıp sonunda isteyene vade yapılması meselesinin yanlış olduğunu düşünüyorum. İhaleye vadeli çıkalım eğer illa vadeyle yapılacaksa, taksitli satış yapılacaksa. Çünkü kanuni faiz ile piyasa faizi arasında çok ciddi fark var ve orada bir keyfîlik var idare de. Ben alırsam bana belki bir şey yapmayacak çünkü bir zorunluluk yok -efendim, iki yıla kadar 12 taksit diyor- dolayısıyla benim bakış açımınla, benim vereceğim fiyat ile bir başka vatandaşın vereceği, iktidara yakın birinin vereceği fiyatı değiştirir. Bu, ihaleye fesat karıştırılması ve ihalenin sağlıksız yapılması anlamına gelir.

Merkez Bankasıyla ilgili bir sorum var, onları da yeri geldiğinde söyleyeceğiz.

Şimdi esas şey, kanun teklifini sunan arkadaşımız "Toplumun beklentileri, toplumun talepleri çerçevesinde bu kanun teklifi oluşturuldu." falan diyor ama ben toplumun başka beklentilerini de söyleyeyim. Esas yükselen feryat nedir? Mesele işte emekli aylıkları. Enflasyon çok hızlı geliyor, öngörülenin çok üzerinde gidiyor, güncelleme ihtiyacı var, memurda emeklide, asgari ücretlide. Bunlarla ilgili biz Plan ve Bütçe Komisyonuyuz, bizim bunları konuşmamız lazım. Bütçeye yön veren kurum, Parlamento heyeti burası, bunları konuşmuyoruz. Ondan sonra, kira stopajı var. Vatandaş, esnaf şu anda "Arkadaş, ben perişanım. Hiç olmazsa devlet bana bir destek versin. Benim kiramı ödeyemediğim bir dönemde benden hâlâ yüzde 20 niye stopaj alıyor?" diye bunu soruyor, bunu bekliyor vatandaş. Burada en azından -sürekli olsun demiyorum- geçici süreyle bir indirim bekliyor, vatandaşın böyle bir beklentisi var. Basit usulden gerçek usule geçilen büyükşehirlerde geçişin aslında tamamen kaldırılmasını bekliyor, onun detaylarını daha sonra konuşacağız. Ama yani burada şimdi yaptığımız nedir? Burada hasılat esaslı kazanç sistemi getiriyoruz. Aslında "Ya, ben ya geçecek usul dedim ama bundan da vazgeçiyorum." demenin başka bir yolu bu. Ee, gerçek usule geçtiysek madem gerçek usulde vergilendirelim, kazancı beyan edilsin. Niye şimdi ciro üzerinden yüzde 10'u kazanç sayacağız ve onun üzerinden vergi alacağız. Yani bunlar dolayısıyla... Ama vatandaşın beklentisi basit usulden gerçek usule geçsin büyükşehir statüsü içerisinde değil, kazanç esas alınarak yapılması. Bakın, hiç geçirilmesin demiyoruz, kazancı gerçekten yüksek olan yerlerdeki kişilerde bunu yapın ama büyükşehir sınırları içerisinde fakat kırsal nüfus 30 binin üzerinde... Ya, Vezirköprü'nün nüfusu 100 bin arkadaşlar ama köyden farkı yok bir anlamda baktığınızda çünkü yirmi beş yıldır size destek veriyor, hiçbir yatırım götürmediniz tamam mı, bu kadar basit. Sen burada diyorsun ki bu adıma: "Sen gerçek usulde vergi vereceksin." Bu, Allah'tan reva değil, bu olmaz. Mesele KDV iadelerinin hızlandırılmasını istiyorlar. Şu anda büyük sanayici de perişan. KDV... Nedir işte? Yüzde 20'yle girdileri var, yüzde 1 çıktısı var, ciddi bir KDV alacağı var devletten ve burada finansman maliyetlerinin çok ağırlaştığı, finansman imkânlarının çok sınırlandığı bir dönemde devlet bu vatandaşın parasının yapsın kontrollerini zamanında ama milletin parasını versin ki sanayici veya tüccar zor durumda kalmasın.

Şimdi, KDV sistemi; bakın, bir muhalefet milletvekili olarak şunu söylüyorum: Bu devlet hepimizin. Bir KDV sistemi bu kadar çok indirimli orana sahip olursa bu KDV sisteminden herkes şikâyet eder. Şimdi, bakın, girdisi yüzde 20 olup çıktısı yüzde 1 olanlar şikâyet ediyor "İademi alamıyorum." diye, bakın, şimdi, burada bir şikâyet var. Tersi durum var: Mesela, bir kasap veya bir lokantayı düşünün, girdisi yüzde 1 lokantanın, çıktısı yüzde 10. O da "Her ay ben ilave yüzde 9 vergi veriyorum." diyor, şikâyet ediyor.

Şimdi, Vakko'da ne kadardır takım elbise bilmiyorum, ben Vakko'dan alışveriş yapmadığım için ama herhâlde 102-200 bin liradan aşağı değildir. Vakko'dan takım elbise alıyorsunuz arkadaşlar, yüzde 10 KDV. Tekstilin tamamını biz hâlâ... Geçmişte niye yapıldığını biliyorum, o günaha ortaklığımız da var bir anlamda. İşte, Gelir İdaresi dedi ki: "Ya, KDV iadeleri çok fazla oluyor, ihracatta KDV iadesi, vergi yüzde 20 olduğu için haksız iadeler yapılıyor, bunu düşürelim." 2006, 2007'ydi, IMF'i zar zor ikna ettik, çekildi bu. O günden bugüne yirmi yıl geçti, hâlâ Gelir İdaresini biz güçlendiremedik mi? Niye hâlâ bütün konfeksiyonun tamamını Lacoste'tan da alışveriş yapsan, Vakko'dan da, Beymen'den de -daha o yabancı markalara dilim dönmüyor- oralardan da alışveriş yapsan yine yüzde 10 ama dondurma aldığın zaman, çocuğa bir dondurma aldığın zaman yüzde 20 KDV veriyorsun. Böyle bir devlet düzeni olabilir mi? Bunları düzeltmemiz lazım, buraların hepsini düzeltmemiz lazım, bunları buraya getirmek lazım. Vergi dilimleri -önergemiz olacak, orada detaylarını söyleyeceğim- üzerinden adı konulmamış bir gelir vergisi alıyoruz vatandaştan, özellikle geliri bir miktar yüksek olan kesimden. İşte, memurlardan, kamu işçilerinden ve özel sektör işçilerinden adı konulmamış bir vergi. Birazdan rakamları söylediğimde herkesin bence dudaklarının uçuklaması lazım. Yüzde 100 vergi yükünü artırdığımız kesim var. Mesela, yıllık geliri 500 bin lira olanlarda yüzde 100 vergi artışı var arkadaşlar, vergi dilimi üzerinden; bunları düzeltmek lazım.

Şu tapu harcı meselesi. Şimdi, Sayın Şimşek de üzerine gidiyor. Gerçek değer üzerinden gösterilsin. Arkadaşlar, hiçbir üretimin, hiçbir katma değerin olmadığı bir yerde tapu harcında niye insanlar -elinden geliyorsa kaçırır- yüzde 4 vergi versin? Bu kadar yüksek tapu harcı olur mu? Bunu düşürelim, bu toplumun beklentisi bu olması lazım ama ondan sonra da bununla ilgili ciddi rayiç bedel üzerinden, gösterilmesi üzerinden mücadele yapalım, düzenleme yapalım.

Şimdi, bu emlakçı, galeri meselesi. Burada feryat ettik, bu vergiyi geçirdiniz. Bu sizin kulaklarınıza gelmiyor mu emlakçılarla, galerilerle ilgili özellikle büyük şehit olanlar? Şu anda 40 bin lira harç veriyor. Çok mu imtiyazlı bir iş yapıyor bir galerici? Kendi bölgemden, ya ayda bir tane traktör satmayan yani ederi 100-200 bin lira olan traktörü satmayan bir insan, işte bir galeri dükkânı var, oraya getirmiş bir şey, orada bir Tofaş marka hâlâ eski Toros satıyor, o insandan "Sen büyükşehir sınırlarındasın." diye 40 bin lira yıllık harç alıyoruz arkadaşlar. Ya, böyle bir şey olmaz. Bakın, bunları tekrar bir gözden geçirmemiz lazım. Toplumun beklentisi bu eğer toplumda bir beklenti arıyorsanız, toplumun beklentisini baz alarak bir düzenleme yapmak istiyorsanız; bunları getirmek lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) - En son bayram ziyaretlerinde, hatta bir şehit cenazesinin taziyesine gittiğimde oradaki vatandaş söyledi. Bakın, ne kadar yanmış ki içi şehit taziyesinde bile bunu söylüyor. "Ya, devlette bir su terörü var. Kuyumu kendim açtım. Kendi açtığım kuyuya saatimi koydum, devlet benden para istiyor, 25 bin lira para istiyor. Şu anda hasadın olmadığı bir zamanda ben bu 25 bin lirayı nasıl vereceğim?" diyor. Veya işte, biliyorsunuz, bu elektrik sayacının bir parselinden öbür parseline taşındığı her birine ayrıca abonelik isteniyor. Ya, bunların düzeltilmesi lazım. Sonra "Sulama birliğine ben borcumu ödemişim ama sulama birliği DSİ'ye borcunu ödemediği için su kesiliyor. Ben borcumu ödedim sulama birliğine." diyor. İşte, bunları düzeltmek lazım. Bunlar size küçük mü geliyor bilmiyorum ama bunlar toplumun şu anda acil olan, beklediği, yapısal mahiyetli anlamında söylemiyorum ama acil olarak bu toplumun bizden beklediği meseleler. Şimdi, tabii, bunları yapmıyoruz; yapıyoruz, yapıyoruz, hep yanlış iş yapıyoruz.

Şimdi, özellikle şunu paylaşmak istiyorum: Yani Türkiye'de son sekiz yılda, on yıldaki servet transferinin bir anatomisini size anlatmak istiyorum. Niye ben bunu söylüyorum? İki nedenden dolayı şimdi bunu anlatmak durumundayım. J. P. Morgan'ı takip eden arkadaşlar vardır, geçende de bir açıklaması oldu "İşte, Türk piyasalarında bir miktar şimdi pozisyon kapatıyoruz." falan dedi. J. P. Morgan söylüyor arkadaşlar "Son iki buçuk yılda dolar bazında Türkiye'de çok para kazandım, yüzde 55 net para kazandım" diye. Biz bunu söylüyorduk zaten, "'Carry trade'ciler Türkiye'de çok para kazanıyor." diye. Bakın, bu ülkenin kaynakları nasıl bir yerden başka bir yere transfer ediliyor? Şimdi, işte, yakınlarda ultra milyonerler, zenginler listesi açıklandı. Türkiye burada 2021-2026 döneminde ultra zengin sayısının dünyada en fazla arttığı 3'üncü ülke, yüzde 94 ultra zengin sayımız artmış. Büyüme rakamlarını takip ediyor muyuz? En son büyüme ne geldi? Mevsimsel bazda yüzde 0,1 geldi, yıllık bazda yüzde 2,5 geldi, geçen yıl yüzde 3 civarıydı, önceki yüzde 3 civarıydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) - Büyümenin yüzde 3 olduğu bir ülkede ultra zenginler nasıl yüzde 94 artıyor? Bu bir bölüşüm meselesi. Şimdi, birazdan bunun anatomisini anlatacağım. Yani buna bir bakmamız lazım, işte, bunları düzeltecek bir şey getirmemiz lazım değerli arkadaşlar, değerli bürokratlar, değerli milletvekilleri.

Şimdi, hadi şeyi biliyoruz, burada defalarca anlattık, kamu-özel iş birliği projelerinden yapılan servet transferi; Osmangazi Köprüsü, Trendyol meselesi, EPDK enerji lisansları, Varlık Fonu üzerinden yapılan servet transferleri ama dönemler olarak baktığımızda 3 tane dönemi, son 3 Ekonomi Bakanının dönemini bir inceleyeyim. Berat Albayrak döneminde, hepinizin hatırlayacağı gibi, ciddi bir rezerv erimesi, 128 milyar dolar olarak sembolleşen rezerv erimesi üzerinden yani Türkiye'nin rezervlerinin çarçur edilmesi, ucuza verilmesi... Kime verildiğini de bilmiyoruz. Burada Merkez Bankası Başkanına "Bu rezervleri kim aldı?" diye sorduk; bir şey yok. Ciddi bir servet transferi yapıldı. Kimden? Toplum olarak hep beraber biriktirdiğimiz rezervlerimiz veya maliyetine katlandığımız rezervler bir kesime aktarıldı. 2'nci servet transferi -Berat Albayrak dönemi için söylüyorum- yurt içerisinde döviz cinsinden, altın cinsinden ve enflasyona endeksli olarak borçlanmanın getirdiği -ve bunların hepsi de patladı daha sonra- patlama nedeniyle ciddi bir borçlanma stratejisi üzerinden bir servet transferi oldu. Şimdi "Berat Albayrak kötü, Nebati Bakan gelsin." denildi. O getirdi, Sayın Cumhurbaşkanı onu getirdi. Nebati Bakan döneminde de kur korumalı mevduat üzerinden ciddi bir servet transferi oldu, 100 milyar doların üzerinde bir servet transferi. Yine düşük faiz, yüksek enflasyon... Değil mi? Hatırlayın, yüzde 85'lerde enflasyon yaşadık biz o dönemlerde, ortalaması yüzde 60'ın üzerindeydi; bu ülkede yüzde 60, 70, 80 enflasyon olan dönemde yüzde 8,5'larla kredi verildi farklı isimlerde; Merkez Bankası verdi, kamu bankaları üzerinden verildi. Ne oldu? Ciddi bir servet transferi. Bütün hazinenin kaynakları -yurt içi olabilir, yurt dışı olabilir- belli kesime gönderildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) - Şimdi "Bakan Nebati döneminde irrasyonel politikalar uygulandı." dedi, Sayın Mehmet Şimşek geldi, şimdi de başka bir servet transferini yaşıyoruz, özellikle bu "carry trade"ciler. İşte, J.P. Morgan'ın söylediği "Ben son iki buçuk yılda bu ülkede döviz cinsinden yüzde 55 para kazandım." diyor arkadaşlar, kendisi söylüyor. Biz zaten söylüyorduk da şimdi kendisi söyledi. Şimdi, dolayısıyla bu düşük kur, yüksek faiz politikası sürdürülebilir bir politika değil. Ha, burada suçlu Mehmet Şimşek'tir, değildir; bakın, ben dönemi anlatıyorum. Bence her dönemin temel suçlusu Sayın Erdoğan'dır, Sayın Erdoğan'ın yanlış politikalarıdır, Sayın Erdoğan'ın yönetim sistemidir, Sayın Erdoğan'ın hukuk dışı davranışlarıdır. Şimdi, yeni bir hukuk dışılığa şahit olduk. Tamam mı? İmamoğlu operasyonunun bu ülkeye getirdiği maliyetleri hepimiz biliyoruz. O operasyon olmasaydı bugün Türkiye'de faizler en az yüzde 15 puan daha düşük olacaktı. Şimdi, yeni bir hukuk dışılık yapıldı. Arkasında, önünde kim var bilmiyorum ama bunun Türkiye'ye... Sadece bir CHP meselesi olarak görmüyoruz; bu antidemokratiktir, hukuk meselesidir, Türkiye'yi hedef alır, hiç kimsenin güvencesi yok. Aynı değerlendirmeleri ben de defalarca başka yerlerde yaptım ama burası Plan ve Bütçe Komisyonu olduğu için biraz daha işin ekonomi boyutunu konuşalım, bütün faturayı yine vatandaş olarak hepimiz ödeyeceğiz değerli arkadaşlar. İşte, bizim burada bunları konuşmamız lazım. Bakın, 3 dönemde Türkiye'de nasıl bir servet transferi olduğunu size örnekleriyle söyledim.

Şimdi, şu zenginler listesinde Japonya nerede diye baktım. Bakın, Japonya dünyanın 4'üncü büyük ekonomisi, 30-40 bin dolar civarında kişi başı geliri var, 4 trilyon doların üzerinde millî geliri var. Değil mi? Dünya devi markaları olan Japonya'nın 2.708 ultra milyoneri var yani Japonya'nın dörtte 1'i kadar olan bir ülke olarak Türkiye'de 2.034, neredeyse aynı sayıda ultra zenginimiz, milyonerimiz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) - Ya, bir şey ifade etmiyor mu size bu? Buna bir bakmak lazım ve bu trendle gidersek zaten bir iki yıla Japonya'daki ultra zengin sayısını Türkiye aşacak, geçecek. Dolayısıyla bunları Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşmamız lazım, bunlara yönelik olarak yapısal tedbirler almamız lazım ama gidiliyor, geliniyor vatandaşın üzerine.

Sayın Başkan, siz de Samsun Milletvekilisiniz, ciddi bir buğday üretimi var bizim bölgemizde, değil mi? TMO dün hububat fiyatlarını açıkladı. Kaç lira açıklandı fiyat? Değişik fiyatlar var ama baz alınan esas fiyat -makarnalıktaki ikinci grup için söyleyeceğimiz veya ekmeklik buğdayın ikinci grubu için- 16.500, tonu 16.500 lira. Geçen yıla göre yüzde 22 bir artış var ve diyor ki: "Kırk beş gün içerisinde parayı da ödeyeceğim." Bunu zaten "Kırk beş gün içerisinde para ödeyeceğim." dediğiniz bir zaman bu söylediğiniz fiyatın zaten hiçbir anlamı yok. Bu, üreticinin tüccara mahkûm edilmesi anlamına gelir. Kırk beş gün kimse bekleyemez, burnundan soluyor üretici. Yani çok büyük üreticiler olabilir, onlar için demiyorum ama özellikle işte 3 ton, 5 ton, 10 ton, 20 ton buğday üreten insanlar zaten o para gelsin diye gözü patlıyor, zaten borçlanmış parayı bir yerlerden avans şeklinde almış almış işte, hemen buğdayı çıkar çıkmaz bu parayı ödeyecek, yüzde 22 arkadaşlar. Başka şeyle mukayese etmiyorum, mazot fiyatının yüzde 60, 70, 80 arttığını son bir yılda falan söylemeyeceğim. Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı veri ortada, elimizde. Yani hiç mi insaf yok ya, hiç mi Allah korkusu yok? Türkiye İstatistik Kurumu "Son bir yılda tarımsal girdilerdeki fiyat artışı yüzde 34,3." diyor, inanırsınız. Yani bundan çok yüksek olduğu ortada ama hadi bunu alalım. Yani bu şu anda verdiğimiz fiyat ne? Gelecek yılın fiyatını vermiyoruz değil mi? Bir yıldır işte mahsulünü, tarlasını sürmüş, tohumunu ekmiş, gübresini atmış...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) - Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun tamamlayın.

ERHAN USTA (Samsun) - ...sulama ihtiyacı olan yerde sulamasını yapmış, bir yıldır yatırım yapa yapa yapa yapa insanlar geldi şimdi hasadı çıkacak. Bu hasada verdiğimiz artış yüzde 22 ama bu dönemde yine Türkiye İstatistik Kurumunun rakamlarına göre bu çiftçinin maliyeti yüzde 34. Bu nasıl oluyor arkadaşlar? Yüzde 34,3 maliyet artışı TÜİK bile bunu söylediği durumda biz bu yüzde 22'yi hangi insafla veriyoruz? Niye? Tabii, çünkü bir tarafa serveti transfer edince başka tarafı ezmek durumundasınız. Ezilen kim? Esnaf. Ezilen kim? Tarım, çiftçi. İşte memurun, emeklinin durumunu, işçinin durumu zaten konuşmaya gerek yok yani şu anda 5,5 milyon insan 20 bin lira emekli maaşı alıyor ve bu emekli maaşı işte açlık sınırının 16 bin lira altında arkadaşlar, yarısı kadar açlık sınırının maaş alan, sadece 5,5 milyon, bir tık üzerinde olan baktığın zamanın yüzde 80'i bugün emeklilerin açlık sınırının altında maaş alıyor. Şimdi buralardan kesiyoruz kesiyoruz, bir tarafa transfer ediyoruz ve bunun temelinde de Hükûmetin uyguladığı -bunu sadece bir tane bakana yüklersek yanlış yaparız. Bakın, sadece "Mehmet Şimşek" dersek yanlış olur, sadece "Bakan Nebati" dersek yanlış olur yani burada bir suç ortaklığı var- ve en tepede Sayın Erdoğan'ın yanlış politikaları nedeniyle Türkiye fakirleşiyor ve bu sorunları çözecek hiçbir iradeyi biz de burada Parlamento olarak göstermiyoruz. Üzüldüğüm nokta bu. Bu nedenle esasına tabii, Plan Bütçe Komisyonunda dile getirmek istedim. Maddelere geldiğinde madde detaylarına ilişkin düşüncelerimizi tekrarı ifade edeceğiz. Ben dikkatiniz için ve beni dinlediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.