IPU Internet Sayfası

Parlamentolararası

Birlik Grubu 

TBMM Internet Sayfası

 

Giriş
Asamble
Yürütme Konseyi
İcra Komitesi
Daimi Komiteler
Pab Üyesi Ülkeler
Türk Grubu
Diğer Komiteler
PAB Asambleleri
Diger Bilgiler
İletişim
Yeni
Diger PAB Toplantıları

 

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜN HAYATA GEÇİRİLMESİ: PARLAMENTOLARIN ANAHTAR ROLÜ

  

1. Parlamentolararası Birliğin (PAB) BM ile ortaklaşa düzenlediği "Uluslararası İlişkilerde Hukukun Üstünlüğünün Hayata Geçirilmesi: Parlamentoların Anahtar Rolü" temalı toplantı 20-21 Kasım 2007 tarihlerinde New York'ta gerçekleştirilmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi Bingöl Milletvekili Sn. Cevdet Yılmaz'ın PAB Türk Grubu Başkanı sıfatıyla katıldığı toplantıda TBMM 61. Dönem Milletvekili Sn. Abdülkadir Ateş, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi'ni temsilen bulunmuştur.

2. PAB Başkanı İtalyan parlamenter Ferdinando Casini'nin başkanlığında yapılan açılış oturumunda bir konuşma yapan BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, hukukun üstünlüğüne uluslararası alanda riayet edilmesinin dünya genelinde çatışmaların sona erdirilmesine, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesine, terörizmle ve insanlığa karşı suçlarla mücadele edilmesine ve hatta salgın hastalıklar ve küresel ısınma gibi tehditlerin kontrol altına alınmasına katkıda bulunmak suretiyle uluslararası barış, güvenlik ve istikrara hizmet edeceğini vurgulamıştır. BMGS Ban, ahiren Lübnan'a ve Antartika'ya gerçekleştirdiği ziyaretleri hatırlatarak, Lübnan Parlamentosu'nun kriz halinde olduğunu, parlamenterlerin ise daimi bir suikast korkusu içerisinde yaşamakta olduklarını gördüğünü, Antartika'da ise iklim değişikliğinin gezegenimiz üzerindeki olumsuz etkilerini bizzat gözlemlediğini, PAB'ın Lübnanlı parlamenterlere destek vermesi gerektiğini, parlamentoların bu gibi önemli konularda toplumları bilinçlendirip yönlendirmesinin önem taşıdığını kaydetmiştir.

BM Genel Kurulu Başkanı Srgjan Kerim de benzer mesajlar içeren bir konuşma yapmış ve önümüzdeki günlerde üye ülkelerin parlamenterlerini Binyıl Kalkınma Hedefleri gibi önemli konuların görüşüleceği Genel Kurul toplantılarına davet etmeyi planladığını bildirmiştir. 

3. "BM'nin yeni yönetim ekibinin öncelik ve hedefleri ile karşı karşıya bulunduğu sınamalar" başlıklı oturumunda konuşan BMGS'nin Hukuki İlişkilerden Sorumlu Yardımcısı Nicolas Michel, üye ülkelere mensup parlamenterleri, Uluslararası Adalet Divanı'nın zorunlu yargı yetkisini halen kabul etmemiş ülkelerin Divan'a bu yetkiyi vermeye imale etmeye çalışmaya davet etmiş; ayrıca Uluslararası Ceza Divanı'nın kurulmasına ilişkin Roma Statüsü'ne taraf olmayan ülkelerin parlamenterlerine, ülkelerinin anılan Statü'yü onaylamasını sağlamaları çağrısında bulunmuştur. Michel ayrıca, soykırım, savaş suçu veya insanlığa karşı benzeri suçlar işleyen kişilerin adalet önüne çıkartılmasının sağlanması konusunda da parlamenterlere görevler düştüğünü belirtmiştir. BMGS'nin Siyasi İşlerden İlişkilerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe ise konuşmasında, BM'nin barış koruma faaliyetleri hakkında bilgi sunmuştur.  

Müteakiben söz alan PAB parlamenterlerin bazıları, Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, ülkelerinin genelde BM ve özelde Güvenlik Konseyi reformu konusundaki görüşlerini içeren müdahalelerde bulunmuşlardır. Bu bağlamda, Libyalı parlamenter, BM Genel Kurul kararlarının tüm ülkeler açısından bağlayıcı olması ve Güvenlik Konseyi'nin Genel Kurul kararlarının uygulanmasından sorumlu olması gerektiğini, bunun sağlanabilmesi için ise BM Şartı'nın değiştirilmesinin öncelik arzettiğini belirtmiş; Bolivya temsilcisi BM Güvenlik Konseyi'nin daha dengeli ve demokratik bir yapıya kavuşturulması talep etmiş; Cezayirli parlamenter de, BM Güvenlik Konseyi kararı ile kurulan ad hoc uluslararası ceza mahkemelerinin bundan böyle BM Genel Kurulu kararıyla ihdas edilmesi gerektiğini savunmuştur. Sudanlı parlamenter de, İsrail'in Filistin'i işgal altında tutmasının hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğunu belirttikten sonra, ICC'nin Darfur konusunda görevlendirilmesine ilişkin BMGK kararını siyasi ve çifte standartlı bir karar olarak nitelendirmiştir. İsrailli parlamenter ise, BM Güvenlik Konseyi'ni Filistin sorunu konusunda tek taraflı kararlar aldığını ve bu soruna gerektiğinden fazla yoğunlaşıp, dünya genelindeki diğer sorunları gözardı ettiğini ileri sürmüştür.   

Namibya, Kanada ve Bolivyalı parlamenterler, 1325 sayılı BMGK kararı doğrultusunda, BM barış operasyonlarında daha fazla bayan personelin görevlendirilmesini istemişlerdir.

 4. "Silahsızlanma ve yayılmanın önlenmesi konusundaki temel uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesinde hukukun üstünlüğüne riayet edilmesi" temalı oturumda konuşan Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Andlaşması Örgütü (CTBTO) İcra Sekreteri Tibor Toth, nükleer denemelere ilişkin moratoryumu ihlal eden Kuzey Kore'yi ağır bir dille eleştirdikten sonra, PAB parlamenterlerini CTBT'nin tüm BM ülkelerinin parlamentoları tarafından onaylanmasına yönelik çaba sarfetmeye davet etmiştir. Toth devamla, nükleer enerjiye barışçı mı yoksa askeri amaçla mı sahip olunmak istendiği sorusunun günümüzde giderek daha çok siyasi ve daha az teknik mülahazalara cevaplandırılmaya başladığını, barışçı ve askeri amaçlı nükleer enerji arasındaki farkın açıkça ortaya konması gerektiğini, bunu sağlayabilecek en önemli rejimin CTBT olduğunu belirtmiştir.

Küresel Güvenlik Enstitüsü (PSI) Başkanı Jonathan Granoff, yaptığı konuşmada, BM üyesi ülkelerin parlamentolarını, kitle imha silahlarıyla ilgili faaliyetleri cezai müeyyide kapsamına almaya davet etmiş ve yayılmanın önlenmesi konusunda PAB bünyesinde bir daimi komite kurulmasını önermiştir. Kitle imha silahlarının yayılmasının önlemesi ilişkin 1540 sayılı BMGK kararı ile kurulan Komite'nin Başkanı Büyükelçi Peter Burian ise, 1540 sayılı BMGK kararı uyarınca hazırlanması gereken raporları henüz tamamlamayan 55 ülkenin biran önce sözkonusu raporları tamamlayarak Komite'ye ulaştırmalarını istemiştir. 

İngiliz parlamenter, uluslararası alanda İran'ın nükleer programına yönelik özel bir kaygının mevcut olduğunu, oysa İran'ın tarihte hiçbir zaman saldırgan bir ülke olmadığını, bunun İsrail ve Kuzey Kore için ise söylenemeyeceğini, öte yandan, Hindistan ve Pakistan'ın da NPT'ye taraf olmadığını, hal böyle iken uluslararası toplumun neden İran'a ilişkin selektif bir kaygı içerisinde bulunduğunu sormuştur. Toth cevaben, NPT ve CTBTO'ya tüm ülkelerin taraf olmasının önem taşıdığını söylemekle yetinmiş; Burian ise, BMGK'nın İran ve Kuzey Kore'ye karşı gayet dengeli bir tepki gösterdiğini belirtmiştir. Bilahare söz alan Belçikalı parlamenter, bir başka ülkeyi yoketmek için nükleer silah edinmek isteyen ülkeler olabileceğini söylemek suretiyle İran'a yönelik uluslararası kaygıların meşru olduğunu ima etmiştir.

Nükleer enerjinin barışçı ve askeri amaçlı kullanımı arasındaki ayrımın önemine işaret eden Milletvekilimiz Sayın Cevdet Yılmaz, CTBTO İcra Sekreteri Toth'un sözkonusu ayrımın teknik kriterlerden ziyade siyasi mülahazalara dayanmakta olduğu şeklindeki ifadelerini hatırlatarak, sözkonusu ayrımın daha teknik ve daha az siyasi mülahazalara dayandırılmasını sağlayacak somut bazı kriterlerin geliştirilmesinin mümkün olup olamayacağını sormuştur.

Cezayir, Libya, Meksika, Şili ve Ekvadorlu parlamenterler, nükleer enerjiye erişim konusunda çifte standarttan ve belirli ülkelere karşı önyargıyla yaklaşılmasından kaçınılması gerektiğini belirtmek suretiyle, ABD başta olmak üzere P-5'leri zımnen eleştiren ve İran'a destek veren ifadeler sarfetmişlerdir. Anılan parlamenterler ayrıca, Ortadoğu ve Latin Amerika dahil tüm dünyanın nükleer silahtan arındırılmasını desteklediklerini sözlerine eklemişlerdir.

Oturumun sonlarına doğru toplantı salonuna gelen ve toplantıya İran parlamentosundan katılım olmamasına rağmen, oturumda ifade edilen görüşlerden haberdar edilmiş olduğu anlaşılan İran Daimi Temsilciliği yetkilisi, ülkesinin BM Güvenlik Konseyi reformuna ilişkin görüşlerini özetle aktardıktan sonra, geçmişte (Irak'tan) kimyasal silahlı bir saldırıya hedef olan İran'ın kitle imha silahlarının ortadan kaldırılmasını desteklediğini ve bu alanda önemli tüm uluslararası sözleşmelere taraf olduğunu, Ortadoğu'nun nükleer silahlardan arındırılmasını önerisinin de esasen ilk olarak İran tarafından ortaya atıldığını, İran'ın mevcut nükleer programının tamamen barışçı amaçlı olduğunu ve uluslararası barış ve güvenliğe tehdit teşkil etmediğini, bu itibarla, Güvenlik Konseyi'nin İran'a yönelik aldığı kararların hukuki temelden yoksun bulunduğunu, bölgedeki asıl tehdit unsurunun İsrail olduğunu belirtmiş ve 1540 Komitesi Başkanı Burian'a İsrail'in nükleer askeri gücünün uluslararası barış ve güvenliğe arzettiği tehditle mücadele konusunda ne gibi tedbirler aldığını sormuştur.

5. "Uluslararası mahkemelerin teamülleri ve uluslararası ceza hukuku rejiminin geleceği" temalı oturumda konuşan Uluslararası Ceza Divanı Savcı Yardımcısı Fatou Bensouda, Uluslararası Geçici Adalet Merkezi Başkanı Juan Mendez, Sierra Leone Parlamento Başkanı Abel Stronge, BM Barışı Tesis Komisyonu Başkanı Yukio Takasu ve BM Genel Sekreteri'nin Hukuki İşlerden Sorumlu Yardımcısı Larry Johnson, soykırım suçu, savaş suçu ve insanlığa karşı işlenen suçların cezasız kalmasının önlenmesinin bölgesel barış, adalet ve istikrarın kalıcı olması için gerekli olduğu görüşünü dile getirmişler ve ad hoc ceza mahkemeleri ile ICC'nin bu açıdan öneminin altını çizmişlerdir. Mendez, gelecekte ad hoc ceza mahkemeleri ihdas edilmesi yerine ICC'nin yetkili kılınmasının daha uygun olacağına, zira ad hoc mahkemelerin siyasi manipülayona açık bulunduğuna dikkat çekmiştir. Johnson, BM ülkelerinin Sierra Leone ve Kamboçya'da kurulan mahkemeler ile Lübnan'da Hariri suikastine ilişkin olarak kurulmaya çalışılan mahkemeye destek vermelerinin önemine işaret etmiştir.

Portekiz, Norveç ve Ugandalı parlamenterler de, adalet sağlanmadan barış, uzlaşma ve istikrarın tesis edilemeyeceği görüşünü tekrarlamışlardır. Portezli parlamenter, ICC'yi kuran Roma Statüsü'ne BM üyesi tüm ülkelerin taraf olması gerektiğini, PAB'ın da sözkonusu Statü'nün üye ülkelerin parlamentoları tarafından onaylanmasını sağlamaya çalışmasının yararlı olacağını kaydetmiştir. Takasu da, ICC'nin evrenselleştirilmesi hususunda BM ülkelerine ve PAB'a önemli görevler düştüğünü belirtmiştir.

6. "Kapsamlı Terörizm Sözleşmesi'ne doğru bazı kritik sorular" başlıklı oturumda, BMGS'nin Stratejik Planlamadan Sorumlu Yardımcısı Robert Orr, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi (D- NY) Carolyn Maloney ve BMGK 2007 Kasım ayı Başkanı Endonezya DT Marty Natalegawa,  terörizmle mücadelede insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne titizlikle saygı gösterilmesi gerektiğini, aksi takdirde bu mücadelenin başarılı olamayacağını, terörizmle mücadele eden devlet organlarının insan hakları ihlallerinde bulunmasının engellenmesi hususunda ulusal parlamentolara önemli görevler düştüğünü, bu görevlerin başında gerekli mevzuatın hazırlanmasının ve denetim mekanizmalarının hayata geçirilmesinin geldiğini ifade etmişlerdir. 

Söz alan çeşitli parlamenterler, konuşmacıların yukarıda kayıtlı ifadelerine destek beyan etmişler ve terörle mücadelede uluslararası işbirliğinin ve bilgi paylaşımının öneminin altını çizmişlerdir. Milletvekilimiz Sayın Cevdet Yılmaz, terörizmin hiçbir şekilde meşru gösterilemeyeceğini, demokrasiye ve kalkınmaya yönelik bir tehdit olan terörizm ile mücadele konusunda uluslararası işbirliğinin önemine birçok parlamenter tarafından vurgu yapılmasını memnuniyetle karşıladığını, ancak bunun artık sözde kalmayıp eyleme geçirilmesi gerektiğini, teröristlerin küçük ve aşırı gruplar olduğunu, buna karşın geniş halk kitlelerini temsil ettiklerini ileri sürebildiklerini, teröristlerin bu tuzağına düşülmemesinin önem taşıdığını, zira belirli bir gruba potansiyel terörist olarak bakılmaya başlandığı takdirde insan hakları ihlallerine ve demokrasinin zayıflamasına yolaçılabileceğini kaydetmiştir. 

Bulgar parlamenter, üye ülkelerin parlamentolarının BM Terörle Mücadele Stratejisi'ne ilişkin uzun vadeli ulusal uygulama programları kabul etmelerinin yararlı olabileceğini belirtmiştir. Meksikalı parlamenter, terörizmin ortak tanımını da içerecek Terörle Mücadele Kapsamlı Sözleşmesi'nin tamamlanabilmesi için üye ülkelerin katılımıyla üst düzey bir toplantı organize edilmesini önermiş ve ABD'nin böyle bir sözleşmeyi imzalamaya hazır olup olmadığını sormuştur. Cezayirli parlamenter, terörizmin ortak bir tanımının yapılmasını desteklediklerini, ancak meşru "self determination" mücadelesi sürdüren grupların terörist olarak nitelendirilmesini kabul edemeyeceklerini kaydetmiştir. Boliviyalı parlamenter ise, ABD'nin Guantanamo'daki insan hakları ihlallerini eleştirmiştir. İsrailli parlameter, ülkesinin terörle mücadeleyi ulusal ve uluslararası hukukun izin verdiği çerçevede sürdürdüğünü belirtmiştir.

7. Görüldüğü üzere, bu yıl ilk kez BM ile ortaklaşa düzenlen PAB toplantısı, Afrika ve Latin Amerika Grupları başta olmak üzere, Bağlatısızlar Grubu ülkelerine mensup milletvekillerinin BM reformu, nükleer silahsızlanma ve Kapsamlı Terörizm Sözleşmesi gibi konulardaki mevcut tıkanıklık ve sorunlardan duydukları rahatsızlığı dile getirdikleri bir forum niteliğine bürünmüş ve anılan grubun ABD'nin özellikle nükleer silahlanma konusundaki tek taraflı tasarrufları, İran'ın nükleer programına ilişkin politikası, İsrail'e müzahir tutumu ve BM Güvenlik Konseyi'nin kapsamlı reformuna isteksizliği gibi konularda bu ülkeyi hedef haline getirmiştir. (PAB faaliyetlerine bir süredir aktif katılımda bulunmayan ABD Kongresi bu toplantıya da temsilci göndermemiştir.) İsrail de, gerek nükleer politikası gerek Filistin sorunu bağlamında bu eleştirilerden payını doğal olarak almıştır. 

Öte yandan, panel oturumlarına katılan konuşmacıların önemli bir bölümünün, çeşitli bahaneler ileri sürmek suretiyle oturumları sonuna kadar izlemeden toplantı salonunu terketmesi, tartışma ortamını olumsuz yönde etkilemiş ve birçok parlamenterin sorusunun cevapsız kalmasına sebep olmuştur.