Ad Hoc Kadın Hakları Komitesi, 26 Haziran 2006, Varşova

Avrupa Akdeniz Parlamenter Asamblesi Ad Hoc Kadın Hakları Komitesi 26 Haziran 2006’da Varşova’da toplanmıştır. Sözkonusu Komiteye AAPA Türk Grubu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Dr.Zeynep Karahan USLU ile AAPA Türk Grubu Üyesi, Bolu Milletvekili Metin YILMAZ katılmıştır.

Sözkonusu toplantının gündeminde yer alan “AB ve Akdeniz Ülkelerinde Kadın Hakları Alanındaki Yasamanın Karşılaştırmalı Analizi; Kadının Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Yaşama Katılımı; Kadının Eğitim ve Sağlık Alanına Katılımı; Kadın ve Cinsiyet Eşitliğinin Desteklenmesi Programları için AB Proje ve Mali Araçları” konularında raportörler tarafından hazırlanan raporlar tartışılıp görüş alışverişinde bulunulmuştur.

Toplantıyı Başkan Grazyna CIEMNIAK (Polonya) açmış ve taslak gündemin kabulünden sonra dört ana gündem maddesinde görüşmelere başlanmıştır.

“AB ve Akdeniz Ülkelerinde Kadın Hakları Alanındaki Yasamanın Karşılaştırmalı Analizi” konu başlığında İsveç Parlamenteri Mariam Osman SHERIFAY’ın sunmuş olduğu rapor Avrupa Birliği ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde kadınların yasal konumları hakkında bilgi içermektedir. Fas, Avusturya, Tunus, Türkiye, Macaristan, Polonya, İsveç, İspanya ve Belçika’dan alınan bilgilerle oluşturulan rapor metninde bahsi geçen ülkelerde kadın-erkek eşitliği, evlilik, evliliklerde kadının statüsü, boşanma, çok eşlilik, çocuğun vekaleti hakkında yasal düzenlemeler ve uygulamalar aktarılmaktadır.

Raporda Türkiye ile ilgili olarak, Fas’ın yanı sıra Türkiye’nin de sosyal sektör alanında cinsiyet ayrımcılığını daraltmak amacıyla kadının toplumdaki ve ailedeki yerini artıracak (evlilik dışı doğmuş olan çocukların hakları, tek bir ebeveyn tarafından evlat edilme, doğum sonrası iznin uzatılması, hukukun önünde eşitlik, evlilik süresince malların paylaşımı gibi konularda) radikal bir çok değişiklik ve yasal düzenlemeler yaparak büyük ilerlemeler sağladığına ve evlilik yaşı uygulamasında diğer ülkelerden istisnai olarak ebeveynlerinin onayı ve bir hakimin makul reşitler olduğuna dair beyanıyla erkeğin 17’i, kızın ise 15 yaşında evlenebileceği belirtilmiştir.

Raporda ülkelerdeki uygulamalarının yanı sıra, kadın haklarına ilişkin olarak şu an ki koşullarının iyileştirilmesi ve toplumda kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için kapsamlı düzenlemelerin gerekliliğinin altı çizilmiştir. Bu kapsamda önemli olanın özellikle yasal düzenlemelerdeki cinsiyet ayrımcılığının giderilmesi, erkek egemenliğinin üstün olduğu toplumlarda kadının politikaya katılımının desteklenmesi, kadınlar için ulusal kadın programları düzenlenmesi ve özellikle basının desteği ile kadın-erkek eşitliğinin öneminin vurgulanmasının önemli birer adım olduğu belirtilmiştir.

Mısır Milletvekili Farkhonda HASSAN, raporun amacının sadece olumsuz noktaları öne çıkarmak olmaması gerektiğini; kadınların durumlarının düzeltilmesi ve iyileştirilmesinin de amaçlanması gerektiğini söylemiştir.

Fas Milletvekili Mohammed El ANSARI konuşmasında ülkesiyle ilgili bilgi vermiştir. Sayın ANSARI’nin verdiği bilgilere göre: 1962’de yürürlüğe giren Fas anayasasıyla tüm vatandaşlara temel haklar tanınmıştır. 13 Eylül 1996’da yürürlüğe giren anayasayla birlikte serbest dolaşım ve ikamet, ifade, toplanma, dernek kurma, sendika veya siyasi bir örgüte üye olma özgürlüğüyle, eğitim ve çalışma hayatında eşit haklar tüm vatandaşlara tanınmıştır. Bu anayasadaki 8.madde kesin bir şekilde şunu belirtmektedir: “Kadın ve erkek siyasi haklardan eşit şekilde yararlanır.” Yasa, işe girme aşamasında hiçbir ayrıma olanak tanımamaktadır. Fas, 1996’daki anayasal yenilenmeyle uluslararası alanda kabul edilmiş insan haklarına bağlılığını duyurmuş ve kadın haklarını sağlamlaştırmak ve daha iyi hale getirmek için çok sayıda uluslararası anlaşmayı kabul etmiştir. Tüm dünyada olduğu gibi Fas’ta da kadınların siyasi, idari, kültürel ve sosyal alanların karar mekanizmalarındaki yeri oldukça sınırlıdır. Bunun sebebi erkek egemenliğinin hakim olduğu siyasi partilerin genel tavrından kaynaklanmaktadır. Ancak kota sisteminin kabulü daha çok sayıda kadının yönetici konumunda yer almasına olanak sağlamıştır. 1963’teki ilk seçimlerden bu yana kadınlar ilk kez 1993 seçimlerinde temsilciler meclisine girmeyi başarmıştır. Ancak sayıları yalnızca 2 kişide kalmıştır. Yeni düzenlemelerle bu sayı 1997 seçimlerinde adaylarda 12 kat, seçilenlerde 17,5 kat artırılmıştır. Kadınların parlamentoda temsili konusunda, 119 parlamento içinde 118. sırada bulunan Fas, yeni düzenlemelerle 69. sıraya yükselmiş ve Arap dünyasında Tunus’tan sonra 2. sıraya yerleşmiştir. Şu an Fas parlamentosundaki 325 vekilin 35’i kadındır. Bununla birlikte, 2004 reformuyla kadınlara önemli hukuki haklar tanınmıştır. Aile sorumluluğunun sadece kadında değil eşler arasında paylaşılması, kadının vesayet verme hakkı, evlilik yaşının kadın ve erkek için 18 olarak belirlenmesi ve çokeşliliğin özel durum ve koşullar dışında tamamen yasaklanması bunlardan bazılarıdır. 2004 yılındaki yeni ceza yasasıyla birlikte kadınlara yönelik ayrımcılığa olanak sağlayan çok sayıda düzenleme yürürlükten kaldırılmış ve kadınlara karşı şiddet uygulayanlara ağır yaptırımlar getirilmiştir. Kölelik, kadın ve çocuk ticareti ve cinsel sömürü konularında ağır cezalar yürürlüğe girmiştir. Ekonomik hayatta kadının öneminin ve rolünün bilincinde olan Fas, kadın ve erkeğe ekonomik alanda eşitlik getiren çok sayıda uluslararası anlaşmayı kabul ederek bu süreci hızlandıran iş yasasını yürürlüğe koymuştur. Kadınların sağlığına zararlı işlerin yasaklanması, toplumdaki yeri ve birtakım kadınsal özelliklerinin göz önünde bulundurularak yeni düzenlemelerin yapılması, hamilelik ve sonrasında kadınını işini muhafaza etmesi ve bu kurallara uymayanlara ağır para cezalarının uygulanması bu yasanın kapsamında olan maddelerdir.”

Ürdün Milletvekili Hayat MUSIMI, yaptığı konuşmada şu hususlara değinmiştir: Ekonomik, politik, endüstriyel, teknolojik ve sosyal alanlarda büyük ilerlemelerin kaydedildiği bir yüzyılda yaşamaktayız. Bu ilerlemeler hayat standartlarının yükselmesine katkıda bulunmuştur. Fakat bu güne gelene kadar kadınlar çeşitli şekillerde bir çok ayrımcılığa tabi tutulmuşlardır. Kadınlar şu anda sahip oldukları hakları kazanabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kalmışlardır.On sekizinci yüzyılda insan haklarının ortaya çıkışı, 19.yüzyılda siyasal özgürlük ve siyasi gücü paylaşma hakkının verilmesi ve 20.yüzyılda ise sosyal eşitliğin ortaya çıkması kadınların bu mücadelelerine çok yardımcı olmuştur. Ancak kadınların sahip oldukları haklar devletlerin uyguladıkları politikalara bağlı olarak değişmektedir. Ürdün’de bugün kadınlar yoğun mücadeleler sonucunda erkeklerle eşit seviyeye gelmişlerdir.Bu eşitlik yasalarla desteklenmiştir.Sosyal, politik ve ekonomik alanlarda eşitliğin sağlanması amacıyla şu alanlarda düzenlemeler yapılmıştır: 1.Çalışma Kuralları: Bu düzenlemeyle kadınlar erkeklerle aynı seviyede çalışma hakkına sahip olmuşlardır.Bunun yanında kadınlara, gece çalışmama,hayati tehlike içeren alanlarda çalışmama vb. gibi ayrıcalıklar tanınmıştır.

2.Aile Hukuku: Kadınlara resmi evlilik hakkı konusunda düzenlemeler yapılmıştır.Ayrıca boşanma ve çocukların velayeti konuları düzenlenmiştir.

3.Kamu Hizmet Sistemi: Kadınlara erkeklerle aynı şartlarda memur olabilme hakkı tanınmıştır.Hiçbir şekilde cinsiyet ayrımcılığı yapılmamakta, sadece yetenek ve tecrübeye göre değerlendirme yapılmaktadır.Ayrıca hamilelik izni, doğum sonrası ücretsiz izin gibi haklar tanınmaktadır.

4.Diğer Kanunlar: Emeklilik, sağlık sigortası, oy kullanma hakkı, temel insan hakları vb. gibi konularda başka haklarda sağlanmıştır. Bu düzenlemelere bakıldığında kadının erkek yanındaki yeri çok önemlidir.Bu düzenlemelerin öncelikli amacı kadın erkek arasında hiçbir fark bulunmamasını sağlamaktır.Kadınların da erkekler gibi eğitim, derneklere katılma, partilere katılma hakları vardır. “Ulusal Ürdün Konvansiyonu” kadın erkek eşitliğinin sağlanmasındaki en önemli belgedir. Bunun devamında “Jordan First” adlı program uygulamaya koyulmuştur.Bu program ile oy hakkı, parlamentoya girme hakkı gibi konularda daha iyi düzenlemeler getirilmiştir.Bu program çerçevesinde “Kadın Eşitlik Komitesi” kurulmuştur.Ekim 1993 tarihinde “Ürdünlü Kadınlar Hakkında Ulusal Strateji” oluşturulmuştur. Ürdünlü kadınlar uluslararası alanda birçok başarıya imza atmıştır. Kadınlar elçi olarak atanmaya başlamıştır. Yargı alanında da kadınlara yönelik değişimler olmuştur.1995’de ilk kadın hakim atanmıştır.Ürdünlü kadınlar ayrıca senato ve temsilciler meclisinde de görev almıştır. Ürdün ayrıca kadın haklarını koruyan bir çok uluslararası antlaşmaya da imza atmıştır.Haziran 1992’de imzalanan “Kadınlara Yönelik Tüm Ayrımların Önlenmesi Konvansiyonu” bunlardan birisidir.Bu ve bunun gibi antlaşmaların amacı kadınlara oy kullanma haklarının tanınması, hükümet politikalarına dahil edilmeleri vb.dir. Ürdün bunların yanında bazı uluslararası konferanslara da katılmıştır.1985 Nairobi, 1994’de Kahire’de düzenlenen Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Nüfus konferansı bunlara örnektir. Ürdün hükümeti insan hakları ve kadın hakları konularında birimler oluşturmuştur. “İnsan Hakları Departmanı” ve “Özgürlük, Demokrasi ve İnsan Hakları Bilim Merkezi” bunlardan bazılarıdır.Bunların dışında hükümet dışı organizasyonlar da kurulmuştur. Özet olarak, Ürdün’ün yaptığı bu uygulamalar başlangıçtır. Kadınlara daha çok fırsat verilmeli, iş fırsatları tanınmalı, tıbbi koruma ve eğitim eşitliği sağlanmalıdır. Bunlar eşitliğe dayalı olarak yapılmalıdır.”

Belçika Milletvekili Fatma PEHLİVAN, AB ülkelerinde birçok göçmen kadın yaşadığını ancak bunlar hakkında bilgi bulunmadığını, Avrupa Cinsiyet Enstitüsü olduğunu ancak bununla da ilgili bilgi bulunmadığını belirtmiştir.

Bazı katılımcılar, rapora eklenen ülke verilerine ilişkin olarak söz alarak, bu bilgilerin gerçeği yansıtmadığını söylemişler, tartışmaları müteakiben katılımcılara 21 Temmuz 2006 tarihine kadar ülkeleri ile ilgili ek bilgi göndermeleri için süre tanınmıştır.

Başkan Grazyna CIEMNIAK, toplantının ilk bölümünü özetleyerek, göçmen kadınlar dahil kadınların yasal statüsü, AB ülkelerinin ve Akdeniz ülkelerinin yasal mevzuatları konusunda ek bilgi temin etmek isteyenlerin 21 Temmuz 2006 tarihine kadar bilgileri sekreteryaya ulaştırmalarını talep etmiştir.

Toplantının ikinci gündem konusu olan “Kadının Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Yaşama Katılımı” konusunda Raportör Ürdün Milletvekili Adab Al-SAOUD bir rapor hazırlamamış bu çerçevede kendi ülkesindeki durum ile ilgili bir sunuş yapmıştır.

Konuyla ilgili söz alan AAPA Türk Grubu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Dr.Zeynep Karahan USLU konuşmasında özetle şu hususlara değinmiştir: “Kadınlar toplumun mimarı olarak tanımlanmalarına ve bunun bir gerçeğin ifadesi olmasına rağmen tarihte, kadınların dünya nimetlerinden erkekler kadar faydalanabildiği bir dönem olmamıştır. Bu derin ve insanlık açısından temel bir eşitsizlik olup sadece kadınlara değil, onlarla aynı dünyayı paylaşan erkeklere de zarar vermektedir. Çünkü ancak eşit bir şekilde paylaşmak daha mutlu bir hayatı beraberinde getirmektedir. Ancak,ülkeler arasındaki gelişmişlik farkları çerçevesinde oransal farklılıklar olmakla birlikte kadınlar eğitim, sağlık ve istihdam gibi bir çok temel göstergelere bakıldığında, ki sunulan zengin içerikli raporlarda da görülmektedir, tüm ülkelerde erkeklerin oldukça gerisindedirler. Bu bağlamda küreselleşmenin getirdiği yeni fırsatların yanı sıra yeni sorunlar da getirdiği ve mevcut eşitsizliklere farklı boyutlar eklediği belirtilmelidir. Ancak kadınların haklarına tam olarak kullanabilmeleri için uygun koşulları yaratmak için, ulusal ve uluslararası seviyelerde yeni politikalar geliştirilmekte oluşu, komitemiz gibi oluşumların çoğalması da sevindiricidir.

Başka bir deyişle, kadınlarının statülerinin geliştirilmesi, haklarının ve çıkarlarının korunması, potansiyellerinin kullanılması ve cinsiyet eşitliğinin sağlama alınması hem uluslararası toplumun, hem de ulusal otoritelerin ortak anlayışı olması bu evrensel eşitsizliğin bu yüzyılda artık ortadan kaldırılabileceğine dair beklentileri güçlendirmektedir. Artık uygulama ve izleme mekanizmalarını kurmaya ve geliştirmeye yönelik sürekli çalışmalar giderek artmaktadır. Bunun ülkelere somut katkılarından biri de cinsiyet ayrımcılığını azaltan ülkelerde, iş hayatı ve diğer alanlarda birçok ilerleme kaydedilmesidir. Çünkü ayrımcılığın engellenmesi kadınların sosyal hayata entegrasyonu beraberinde ülkelerin insan kaynaklarını verimli kullanmalarını beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda; Türkiye’nin, Pekin Deklarasyonu’nun altına imzasını şartsız olarak atan ve opsiyonlu protokolü imzalayan ilk 20 ülke arasında yer aldığı da belirtilmelidir. Böylelikle, kadınlara karşı cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılması taahhüdünü vermiştir. Protokol Türkiye’de Ocak 2003’te yürürlüğe girmiştir. Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde olan Türkiye, özellikle son yıllarda geçtiğimiz hafta Avrupa parlamentosunda sunulan ve Camisel Eurlings tarafından hazırlanan Türkiye’nin ilerleme süreci hakkındaki raporda da belirtildiği gibi cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Özellikle anayasamızdaki cinsiyet eşitliğini sağlamayı devletin temel görevleri arasına alan değişikliklere ek olarak, Türk kanun düzeni’nin temel kanunları da bu perspektife uygun olarak tümüyle değişmiştir.”

Fas’lı Parlamenter Kraffes FAR, yaptığı konuşmada AB üyesi ülkelerde kadınların siyasal katılımı hakkında bilgi vermiştir. Konuşmasında: “Dünyaya baktığımızda kota yöntemlerine başvurmadan kadınların siyasal katılımını arttıran ülke yok. En etkili kota yöntemi hangisi diye baktığımızda ise karşımıza ‘fermuar' sistemi çıkıyor: Örneğin İsveç'te aday listesi, sırayla bir kadın bir erkek bir kadın bir erkek diye gidiyor. AB üyesi ülkelerde ne tür kota uygulamaları var ve ne sonuçlar alınmış: Belçika; yüzde 25 olan kadın parlamenter oranını yasal kota ile 1999'da yüzde 33'e yükseltti. Fransa; önce yerel seçimlerde kota uygulamak istedi. Ancak bu uygulama 1982'de anayasaya aykırı diye iptal edildi. 1999'da anayasa değişikliği yapılarak sorun çözüldü. İtalya; yerel düzeyde uygulanan fermuar sistemi anayasaya aykırı bulunarak iptal edildi. Portekiz; 1999'da yüzde 25 kota uygulamasına geçti. İngiltere'de İşçi Partisi kadın adaylardan oluşan aday listesi çıkarıyor. Avrupa Birliği geneline baktığımızda en etkili yöntemin partiler tarafından uygulanan kota olduğunu görüyoruz. Avusturya ve Almanya'da partisine göre yüzde 50 ile yüzde 33 arasında değişen kota var. Tercihli oy uygulaması olan ülkelerde kadın adayı destekle kampanyası etkili bir yöntem. Bütün bu destekleyici yöntemler sayesinde hükümetlerde, ulusal parlamentolarda olduğu gibi yerel yönetimlerde de kadın temsilci sayısı artıyor. AB ortalamasında kadın parlamenterin temsil oranı yüzde 25. Aynı oran Avrupa Parlamentosu'nda yüzde 30. Oysa bunun yanında Fas Parlamentosunda hala kadınların katılımı çok düşük düzeyde” diyerek diğer bir konuya geçmiştir.

Sayın FAR, çağdaş uygarlığın, cumhuriyetin, demokrasinin ve AB üyeliğinin açık bir formülü olduğunu, kadın hakları alanında kaydedilecek her ilerlemenin dünyanın geleceğini bir deniz feneri gibi aydınlatacağını, demokrasi, ekonomik kalkınma ve eğitim gibi sorunlarını çözmede kadın haklarının tartışmasız bir koşul oluşturduğunu sözlerine eklemiştir. “AB ile ilişkiler çerçevesinde, imaj, tanıtım, din ve büyüklük gibi engelleri aşmada kadın hakları tek başına belirleyici bir etken olabilir. Ülkelerimiz, Kadın hakları konusunda çağdaş dünyanın önde gelen ülkesi olma yönünde ilerledikçe, demokratik, ekonomik ve sosyal sorunlarını da doğal olarak geride bırakıyor olacak. Başka bir deyişle, dünya kadını yükseldikçe, dünya sorunları da daha kolay aşılacaktır.” demiştir.

Sayın Far ayrıca şu hususlara değinmiştir: “Fas'ta kadın hakları alanında çalışan birçok sivil toplum kuruluşu var. AB ile ilişkilerde, toplumlararası yatay iletişim ve bütünleşme kanallarının en etkin olduğu alanlardan biri kadın haklarıdır. Bu çerçevede genel kural, her sivil toplum kuruluşunun Avrupa'daki kendine denk platformlar ve örgütlere üye olması ve çalışmalara katılımı. Avrupa'da mevcut olmak. Etkin olmak. Başarının bu anahtarlarını iyi kavrayan kadın örgütlerine üye olmalıdır. Kadın hakları kuruluşları çağdaş bir demokrasinin gereği olarak önemli bir rol oynamalıdır. Şu bir gerçek; kadının yaşamın her alanında etkisiz kalışı, yaşamı felce uğratır. Yaşamın yüreği ve beyni olan kadın silikleştikçe yaşam kurur, yatalak bir hasta durumuna gelir. Siyaset alanındaki tıkanma, bunalım ve çözülme bu gerçeği çok bariz ifade etmektedir.. Siyasi oluşumlarda kadınlar daha fazla yer almalıdır. Siyasi ve ideolojik cins kimliklerini oluşturacak yaşamın birer öznesi olarak varlık gösterebilmelidir. Erkeğin yedeğinde ya da yanında bir süs nesnesi gibi kalmak değil de, erkek egemen zihniyeti de değiştiren bir etki gücüne sahip olabilmelidir. Siyaset yapan kadında bu düzey sağlanırsa ancak varlıkları bir anlam ifade eder. Bir kadının hangi alan olursa olsun yaşamın her boyutunda katılımında önemli olan, niteliğidir. Yani cins kimliğiyle katılımıdır. Nicelik yalnız başına yeterli olsaydı, dünya nüfusunun çoğunu kadınlar oluşturuyor, o halde dünyada bir sorun olmaması gerekirdi.”

Son olarak Sayın FAR kadınların her sosyal planda daha çok varlık göstermesi örneğin kadınları eğitici programların düzenlenmesi, kırsal kesimdeki kadınların eğitilmesi gerekliliğinin önemini vurgulamış; ayrıca ekonomik alanda da her zaman kadının üretici yapısını belirtmiş ve iş sektöründe de daha katılımcı olduğu takdirde yoksulluğun azalmasına büyük katkıda bulunacağını belirtmiştir.

Almanya Milletvekili Lale AKGÜN, sürekli ayrıntıları tartışmak yerine İslamcı sağın kadına bakışı, Arap ülkelerinde kadının rolü konusuna değinmek gerektiğini, her ülkenin mevzuatında farklı hükümler bulunduğunu belirtmiştir.

Ürdün Milletvekili Adab-ALSOUD, Ekim ayında yapılacak bir sonraki toplantı gündemine İslam’da kadın konusunun eklenmesini teklif etmiş ve komite üyeleri tarafından onaylanmıştır.

Cezayir Milletvekili Sabah BOUNOUR konuşmasında özetle şu hususlara değinmiştir: “Her anlamıyla insan hakları kavramı kalkınma için önemlidir. Bu haklar Birleşmiş Milletler Örgütü Ana Sözleşmesinin ve İnsan hakları Evrensel Beyannamesi için üstün prensiplerdir. İnsan hakları insanların ırkı, dini, inançları, milliyeti ya da cinsiyeti ne olursa olsun doğuştan kazanılan ve başkasına devredilemeyen bütün insanlara ait haklardır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi erkek ve kadına eşit haklar sağlar. Kadınların ülkelerinin sosyal ekonomik ve politik kalkınmalarına eşit olarak katılma uğraşları insanoğlunun temel hakları için bir mücadeleden başka bir şey değildir. İnsan ve İnsan hakları Afrika Anlaşması ve çocuk hakları ile ilgili anlaşmalar kadının yasal statüsü ve haklarına dair durumunu düzeltmek için başlıca kanunlardır. Birlemiş Milletler ana sözleşmesi kadınlara dair her türlü ayrımcılığın bertaraf edilmesi gerektiğini açıkça belirtir. Kadınların maruz kaldığı geniş kapsamlı ayrımcılığın devam etmesi, yasaları ve insanlık onurunu ihlal eder. Son zamanlarda insan haklarına yönelik bu ilgiden dolayı kadınların bu çabaları birçok uluslararası toplantılarda insan haklarının gündeme gelmesini sağladı. Ayrıca bu çabalar insan hakları evrensel beyannamesinin yeniden yorumlanmasını sağladı. Bazı ülkeler genellikle politik istikrarsızlık, özellikle dinsel yapı, güçlü politik iradenin yoksunluğu, etkisiz politikalara bağlı olarak alınan yetersiz ekonomik sonuçlar, yapısal uygulama programlarının sonuçları ve borç yükünden dolayı bunlara ek olarak da kadınların karar alma süresince yer almamasından dolayı iç ve dış faktörlerin birleşimi sonucu krizlerle yüzleşmektedirler.Çeşitli bölgelerde bir çok kadın yoksulluk çekmeye, şiddet görmeye, hiçe sayılmaya devam ediliyor ve gittikçe artan bir şekilde HIV/AIDS tarafından tehdit ediliyorlar. Ayrıca kadınlara yönelik şiddet genel anlamda kadın sağlığını ve özelde anne sağlığını bozucu tehlike oluşturmaktadır. Kadınların çektiklerinin göz ardı edilmesi yada haklı çıkarılması düşünülemez. Bu ataerkil sistem sosyal, kültürel ve dini kaidelere derinlemesine kök salmış ve kadınların cinsiyetlerinin kanuniliğinden zevk almalarını önleyen engelleyici düşüncelerden oluşur.Eşlere ve kız çocuklarına yönelik şiddet hakkında doğru bir istatistiksel bilge elde etmemiz zor çünkü bunların çoğu kamu gündemine getirilmiyor veya rapor ettirilmiyor ki genelde aile içi şiddet yetkililere bildirilmiyor. Bundan başka, örf, adet, din ve kültüre bağlı olarak yanlış doğan mentaliteden ötürü kadınlar krizlerde erkeklerden daha olumsuz etkileniyor. Buna rağmen kadınların o/o 50 si dünya nüfusunu temsil ediyor ancak bunların temsilcilikleri yaşamlarını yansıtan sayılı alanlardadır. Böyle olunca kadınların devlet pozisyonlarından, politik hayattan hariç tutulduğu ve adil toplum gelişiminin engellendiği yerlerde demokrasiden söz edemeyiz. Bu yüzyılda kadınların insani kalkınmadaki rolleri ve global düzeydeki yerleri beklentilere göre artan bir şekilde gitmiyor.Cezayir bağımsız devlet olarak kurulduktan sonra toplum kurmada kadınların önemli rolünün tamamen farkındadır. Anayasa bu prensipleri kişisel ve temel özgürlükleri cinsiyet ayrımı yapmadan ulusun gelecek nesillere aktarılacak görevi olarak içine aldı ve ulusun ortak mirasının bir parçası olarak yerleştirdi. Cezayir kadınları, Cezayir’in çok eski ve yakın tarihinde işaret edilen başlıca organizasyonlarında her zaman yer almışlardır ve bunun aşikar delili Cezayir’in özgürlük savaşı sırasında ve bunun yanı sıra ülkeyi mahveden terörizm yılları boyuna süren direncidir. Bu savaş sırasında binden fazla kadın silahlı terörist grupların eline düştü. 600 den fazlası suikaste uğradı. Bu bakımdan Cezayir Pekin’deki dünya kadın konferansına aktif olarak katıldı.B u tedbirler çerçevesinde resmi merciler kadın haklarının ilerletilmesi ve sağlamlaştırılması niyetindedirler. Böylece evrensel çağdaşlık ve yerel uygarlık derecelerini Cezayir kadını başarıyla bir araya getirecektir. Cezayir’de parlamento, bakanlar, büyükelçiler, yargıçlar arasında ve ek olarak gelişmekte olan sektörlerde önemli sayıda görev yapan kadınlar vardır.Aile ve kadının durumundan sorumlu bakanlık Haziran 2002’de kuruldu. Aynı zamanda 90’larda şehir hayatında sağlanan kadının önemi en büyük başarıdır. Cezayirli kadınla erkeğin eşitliği için eğitim hızla önemli konulardan biri haline gelmiştir. Ayrıca iki cins arasındaki eşitlik sağlık (sağlık personelinin yüzde 60 kadarı kadındır), sosyal güvenlik ve emeklilik alanlarında da sağlanmıştır. Adli personel teşkilatının yüzde 45 i ve habercilerin yüzde 55’ten fazlası kadındır. 2004 sayımındaki 7.798.000 kayıtlı işçiden kadınlar toplamın yüzde 18’ini oluşturmaktadır. Eğitim, öğretim, sağlık, adalet gibi kadınların güçlü mevcudiyetinin olduğu geleneksel alanların dışında daha az alışılmış olan silahlı kuvvetler, jandarma, polislik görevlerinde de mevcudiyetleri bulunmaktadır. Keza, son yıllarda kadınların ekonomik ve sosyal hayata entegrasyonu devlet tarafından ANSJEY, CNAC, ANGEM, CPE gibi iş verme sistemi programlarıyla sağlanmış ve onların ulusal üretime katılmalarını sağladı. Cinsiyet, ırk sosyal sınıf inanç ayrımı yapmadan bütün vatandaşların eşitliğini anayasa ile güvence altına almak için bütün bu gelişmeler doğrultusunda kamu kurumları aile ilişkilerini yasalarda tekrar düzenlendi. Son olarak yeni ceza yasası cinsel tacizi suç olarak kabul ediyor. Bütün bu yenilikler Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından yıllık yayınlanan 2004 raporunda (Arap dünyasında insan gelişimi adlı rapor) yer almıştır.Bütün bu yasalara rağmen kadınların kendi bedenlerini isteklerine göre kontrol etmeleri, aile planlamasına gidebilmeleri, şiddete ve tecavüze karşı daha iyi korunmalarının sağlanması ancak onların kendi haklarını savunması ve yasama hayatında yer almalarıyla daha iyi bir şekilde sağlanacağı belirtilmektedir. Güç ve kaynakların yeniden dağıtımı yoluyla kadınların güce erişmeleri lehine devlet tarafından bilinçli bir çaba sarf edilmiştir. Devlet kadına yönelik şiddete bağlı problemleri insan hakları konusunda uluslararası kanunları dikkate alarak çözmeli, bu sorunları önlemeye yönelik yasaları geçirmeli, basında bu konulara karşı önlemler alınmalı, basında kadının basma kalıp tasvirleri önlenmelidir.Uluslararası toplum, devletleri bu alanlarda teşvik etmelidir.”

“Kadının Eğitim ve Sağlık Alanına Girişi” konulu üçüncü gündem maddesinin Raportörü Tunus’lu Milletvekili Moufida ABIDLI’nin, Mısır’dan Eptisssam Mikhayel, Suriye’den Souad Cheikh Bakour’un ve Romanya’dan Anca Marculet Petrescu’nun da destekleyici olarak katılımlarıyla hazırladığı ve sunduğu rapor Avrupa-Akdeniz kadınlarının eğitime ve sağlığa erişimi hakkında bilgi içermektedir.

İlk bölümünde eğitim, ikincisinde ise sağlığa erişimin kuzey ve güney Akdeniz kıyı ülkelerinde karşılaştırmalı olarak verildiği raporda, bu bölgelerdeki kadınların hem sağlığa hem eğitime erişmelerini artırmak için gerekli önlemler de sunulmuştur.

Eğitime erişim bölümünde, verilerle de desteklenerek Kuzey ve Güney Akdeniz kıyı ülkeleri arasında büyük fark olduğunun altı çizilmiş, kadınlara yönelik bu ayrımın önlenmesi için Avrupa-Akdeniz ülkelerinin devletlerarasında işbirliğini artırarak, iki cinsiyet için eşit eğitim hakkına sahip olmasının önemini vurgulayarak, bölgeler ve sektörlerin çabalarını uyumlaştırarak bu eşitsizliği önlemesi gerektiği belirtilmiştir.

Ekonomik ve sosyal gelişime önemli bir katkı olan kadınların sağlığa erişim koşullarının iyileştirilmesini içeren ikinci bölümde ise, daha iyi koşullara ulaşılabilmesi için özellikle kadına yönelik şiddetin azalması, anne-çocuk sağlığının korunması ve bunun için anne çocuk sağlığı servislerinin iyileştirilmesi, sağlık sektöründe çalışan kadınlara daha iyi olanakların sunulması konularına önem verilmesi gerektiğinin altı çizilmiştir. Bu çerçevede özellikle kadın sağlığından sorumlu olacak kurumların kurulmasının, ulusal forumların düzenlenmesinin önemine ve gerekliliğine dikkat çekilmiştir.

“Cinsiyet Eşitliği Konusunda Avrupa Politikası” konulu son gündem maddesi çerçevesinde Ad Hoc Komite Başkan Yardımcısı AP temsilcisi Rodi KRATSA tarafından hazırlanan raporda şu hususlara değinilmiştir: “Kadın erkek eşitliğini ele alan Avrupa Birliği politikaları, yasama ve mutlak etkilerin kullanılması çerçevesinde oluşturulmuştur. Hedef, cinsiyet eşitliğini hem kadınların hem erkeklerin hayatında bir gerçeğe çevirmektir. Ana hedef eşitsizlikleri kadın ve erkeklerin hayatlarından çıkarmak ve cinsiyet eşitliğini, Avrupa Birliği Komisyonunun konuyla alakalı anlaşmasının 2., 3. ve 141. fıkrasında da belirtildiği üzere, Avrupa toplumuna yaymak ve benimsetmektir. Avrupa Anayasası yasal bir yaptırım yaratmamasına rağmen, Avrupa Birliği politikalarını etkilemiş ve anayasada cinsiyet eşitliğiyle ilgili konular AB’nin değerleri ve hedefleri arasında gösterilmiştir. Avrupa’nın ekonomik gelişiminde ve küresel seviyede dünyayla yarışmasının sağlanmasında kadınlar merkezi rol oynamaktadırlar. Buna rağmen kadınlar için çalışma alanı yaratılması, erkeklerinkinden bir hayli aşağıda kalmıştır. Aynı zamanda kadınların çalışma alanlarındaki zayıf konumları onların yoksullaşmasına ve sosyal anlamda dışlanmalarına sebep olmaktadır.Avrupa Birliği Komisyonu Antlaşmasının 141. fıkrası, kadın ve erkek işçilere aynı miktarda ücret ödenmesini prensip yapmış ve kadın ve erkeğin iş ortamında eşit muamele görmesi için gereken yasal temeli oluşturmuştur. İş alanında, kadın erkek arasındaki ayrımı yok etmek, AB politik gündeminin başında yer almaktadır.Cinsiyet ayrımı konuları, maaşın belirlenmesi ve toplu sözleşme alanlarında da çözüme ulaştırılması gereken konular olarak belirlenmiştir.Maaş konusunda eşitlik ilkesi çok yönlü uygulamalar ve politikalarla başarıya ulaştırılabilir. İş yaşantısının iyi olması iş ve özel hayattaki dengeyle sağlanabilir.Bu dengeyi sağlamak için, kadınların iş yaşantısına katılması oranında erkeklerin de ev yaşantısındaki sorumluluklarının arttırılması gerekmektedir.Aynı zamanda üye ülkeler hamile bayanlar için özel sağlık ve güvenlik sağlamalı, yeni doğum yapmış bayanlar için özel uygulamalar geliştirmelidirler. AB, kadınların iş yaşantısına katılımlarını engelleyici etkenlerin kaldırılması üzerinde çalışmaktadır. Bu engeller vergi, çıkarlar önündeki kısıtlamalar ve kadınlar için uzun vadeli kariyer planlarını engelleyen diğer güçlükler olarak sayılabilir. AB, kadın ve erkekleri sosyal alana dahil etme sürecinde 2000 yılından beri üye ülkelerin yoksulluk ve sosyal dışlanmışlıkla mücadele etmeleri için ortak hedefler belirlemiştir. Her üye ülke, kendi koşulları göz önünde bulundurularak, emekli maaşlarını yeterli seviyede tutmak için bir strateji belirlemiştir. 79/7 yönergesi, emekli maaşı ve sosyal güvenlik alanlarında, dolaylı ve dolaysız, cinsiyet ayrımının ortadan kaldırılmasını hedeflemiştir. Çoğu AB ülkesinde kadınlar, orta, lise ve üniversite eğitimi alanında erkekleri sayıca aşmışlardır ve AB’deki mezunların %58 ini temsil etmektedirler. Vasıflarının artması kadınların iş bulma, maaş ve terfi yüzdelerini arttırmış ve onlar için olumlu bir etki olmuştur. AB’nin Sokrates ve Leonardo da Vinci programları bu olanakları arttırmak ve eşit fırsatlar yaratmak için başlatılmıştır. Cinsiyete dayalı şiddetle savaşmak bütün biçimleriyle önceliklidir. Avrupa Komisyonu şiddeti önlemek için özel programlar yürütmekte ve projelere kaynak sağlamaktadır. Ayrıca kadın ticaretine karşı savaş da, AB’nin insan ticareti ile mücadeleye yönelik geniş etkinliklerinin parçasıdır. Kadınlar politik ve ekonomik alanlarda az temsil edilmeye devam etmektedir ve bu durum hem Avrupa düzeyinde hem de geniş uluslararası içerikte temel demokratik bir boşluğu göstermektedir. AB Bakanlar Kurulu, üye ülkelere karar almada dengeli katılımı destekleyecek yasal, düzenleyici ve yaptırıcı ölçüleri getirmek için resmi tavsiyede bulunmuştur. Avrupa Komisyonu Avrupa’ya ait uluslar ötesi projeleri desteklemektedir. 1994-99 programı boyunca topluluk müdahalesi, kadına yönelik direk yardımları ve cinsiyet eşitliğini desteklemeyi sağlayıcı dolaylı yardımları içermektedir. Destek, kadına yönelik eğitim üzerine yoğunlaşma eğilimindedir. Yeni Topluluk Destek Yapıları ve Tek Programlama Belgeleri, Amsterdam anlaşmasına uyumlu şekilde, cinsiyet merkeziyetçiliğine ve belli hareketlere yönelik karşılıklı yaklaşıma dayanarak, geçmişe göre daha kapsamlı eşitlik stratejisi geliştirmektedir. Cinsiyet merkeziyetçiliği, Yapısal Fonların yatırımları ve önceliklerinde bütün alanlarda bir prensip olmalıdır. Daphne Programı, çocuklara, genç insanlara ve kadınlara yönelik şiddete karşı savaşta, AB seviyesindeki sivil toplum örgütleri ve gönüllü örgütlerin işbirliğinde başlangıç noktasını temsil etmektedir. Daphne Programı, sivil toplum örgütlerini Avrupa iletişimlerini kurmaya ve güçlendirmeye, bu iletişimlerin yaratıcı projeler uygulamasına yardım etmeye teşvik etmektedir. Bunun sonucunda diğer üye ülke ve bölgelere bunu genişletebilirler. Akdeniz üzerindeki Avrupa politikaları içeriğinde, özellikle kadın konusunda bakanlar düzeyinde konferanslar düzenlenmektedir. Avrupa Komisyonu, sivil toplum danışmanlığı önceliğinde, aktif bir plan benimseye yönelebilecek, kadın eşitliği üzerine Avrupa Akdeniz Bakanlar Konferansı düzenleyerek, Akdeniz bölgesindeki cinsiyet eşitliğini güçlendirecektir. 2005 sonunda, ekonomik ve sosyal alanda kadının katılımını ve gelişimini ilgilendiren ilk bölgesel program başlatılmıştır.”.

Toplantının diğer hususlar bölümünde söz alan Dr.Zeynep Karahan USLU, raporların toplantıdan ancak beş gün önce ve taleplerine binaen gönderildiğini söyleyerek bundan sonraki raporların en az 15 gün önce gönderilmesinin hem zaman hem de enerjiden tasarruf sağlayacağına değinmiştir.

Komitenin bir sonraki toplantısı 2006 yılının Ekim ayında Kahire veya Varşova’da yapılacaktır. Dr.Zeynep Karahan USLU, sözkonusu toplantının “Kadın ve Medya” konulu gündem maddesinin raportörü olarak seçilmiştir.