Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi (AAPA) Siyasi İşler, Güvenlik ve İnsan Hakları Komitesi toplantısı 25 Ocak 2005 tarihinde Brüksel’de yapılmıştır. Toplantıya söz konusu Komitenin üyeleri Bolu Milletvekili Metin Yılmaz ve Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut katılmışlardır.
2004 yılı Mart ayında Atina’da yapılan Genel Kurul kuruluş toplantısında Siyasi Komitenin dört üyeli Başkanlık Divanında AP (Başkan), İspanya, İsrail ve Filistin’in (Başkan Yardımcıları) yer alması kararlaştırılmış iken, 21 Eylül 2004’te Brüksel ‘de yapılan Siyasi Komitenin ilk kuruluş toplantısında Suriye ve Lübnan Heyetleri bu karara itiraz ettikleri için son karar Asamble Başkanlık Divanına bırakılmıştı. 25 Ocak 2005 tarihinde Brüksel’de toplanan Komite’nin başkanı AP Üyesi Tokia Saifi (Fransız, Hristiyan Demokrat) yapılan itirazın Asamble Başkanlık Divanı tarafından görüşüldüğünü ve Atina’da kararlaştırılan düzenin korunması hususunda mutabık kalındığını açıklamıştır.
Asamble Başkanlığını yürütmekte olan Mısır Halk Meclisi Başkanı Ahmed Fathy Sorour bir açılış konuşması yapmış, Asamblenin en önemli komitesi olarak gördüğü Siyasi Komitenin toplantısına katılmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir. Ekonomi ve kültür Komitelerinin başarısının bu komitenin başarısına bağlı olduğunu; siyasi istikrar sağlanmadan ekonomik ve kültürel başarıya ulaşılamayacağını vurgulamıştır.
Gündemde yer alan Filistin’deki seçimler konusunda söz alan AP Başkan Yardımcısı Edward Mc Millan Scott (İngiliz Hristiyan Demokrat), dört gün boyunca Kudüs ve çevresinde bulunduğunu, parti gruplarını incelediğini, sonuçların adil olduğunu, hatta seçimlerin diğer Arap ülkelerine örnek teşkil edecek düzeyde gerçekleştiğini belirtmiştir. Filistin Heyetinden Ziya Abu Zayad, demokrasi örneği vermiş olmaktan dolayı iftihar ettiklerini, artık İsrail’in de bir şeyler yapması gerektiğini, işgale devam ederse sonuca varılamayacağını, İsrail’in ateşkesin kendine düşen kısmını yerine getirmesini istemiştir.
İsrail Parlamentosu Üyesi Majalli Whbee, Filistin’de yapılan seçimlerden çok memnun olduklarını, bu konuda ellerinden geleni yaptıklarını, iki tarafın da çok zarar gördüğünü sadece bir tarafı suçlamamak gerektiğini, barış için bir masa etrafında görüşmelere başlamak gerektiğini belirtmiştir.
Filistin Milletvekili Taysir Qubaa, topraklarında organize bir devlet terörüne tanık olduklarının, İsrail’in 4 Haziran 1967’de işgal ettiği topraklardan çıkmasını istediklerinin, seçimlerin barış için iyi bir fırsat olduğunu, devlet terörünün kişilere bağlı terörden farklı olduğunun, devlet teröründe devletin tüm imkanlarının seferber edildiğinin, Filistin halkının barış sevdasının bedelini ödediğinin altını çizmiştir.
Yapılan görüş alışverişinde Arap Milletvekilleri söz konusu seçimlerle Filistin’in çok önemli bir adım atmış olduğunu, şimdi adım atma sırasının İsrail’de olduğunu söylemişlerdir.Diğer bir çok konuşmacı da tüm tarafların üzerlerine düşen görevi yapmaları gerektiğini vurgulayan konuşmalar yapmışlardır.
Gündemin diğer bir maddesi Barselona Süreci ve Avrupa Komşuluk Politikası olmuştur. Dış İlişkilerden Sorumlu AB Komiseri Benita Ferrero-Waldner, Barselona Süreci ve Avrupa Komşuluk Politikası konulu bir konuşma yapmış; AAPA’nin demokrasiyi sağlayan önemli bir organ olduğunu, AAPA’nın birinci rolünün Barselona sürecini güçlendirmek, ikinci rolünün Akdeniz bölgesinde şeffaflığı artırmak ve üçüncü rolünün ise tüm bu süreçleri güçlendirmek olduğunu belirtmiştir. Mayıs ayında 7.Barselona Konferansı yapılacağını ve 10.yıldönümüne rastlayan bu günde konferans gündeminde bölgesel istikrar ve demokrasiye bölgesel işbirliği ile ulaşılması ve ortaklık ile ilgili olarak halkların endişelerini gidermek için neler yapılmalıdır konularına değinileceğini söylemiştir. AB’nin 2005 yılını bölge için bir fırsatlar yılı olarak gördüğünü ve önemli gelişmeler sağlanması konusunda ümitli olduğunu sözlerine eklemiştir.
Asamble Başkanı Fathy Sorour AB Komiserine Avrupa’daki yeni komşuluk politikasının Barselona Sürecini takviye mi edeceğini, yoksa onun yerini mi alacağını sormuştur. AB Komiseri, Barselona Süreci ve yeni komşuluk politikasının demokrasiyi takviye edeceğini ama AAPA’nin de sürece parlamenter bir boyut kattığını, demokrasinin takviye edilmesinin AAPA bünyesinde ortak bir zeminin oluşturulmasıyla olmasını arzu ettiğini belirtmiştir.
Mısır Delegasyonu Üyesi Mohamed Aboul Enain, bugün varolan diyalogun barışı ve istikrarı bir hedef haline getirmesi gerektiğini, bugüne kadar atılan adımların sınırlı olduğunu, Barselona Süreci’nin yaklaşımları doğrultusunda somut mekanizmalar oluşturulması gerektiğini, uluslararası terörizme karşı ortak şekilde hareket etmek gerektiğini, 1986’da Hüsnü Mübarek’in uluslar arası terörizmle mücadele konusunda bir seminer düzenlemeyi istediğini ancak bir şey yapılmadığını belirtmiştir.
Avrupa Parlamentosu’ndan Philippe Morillon (Fransız, Avrupa Liberaller ve Demokratlar İttifakı) çıkarların birbirine bağlı olduğunu, Almanya ile yıllarca savaşmalarına rağmen birbirlerine bağımlı olmayı düşününce barışı sağladıklarını vurgulamıştır.
AP’ndan Raimon Obiolsigerma (İspanyol, Sosyalist Grup), on yılda neler yapıldığının bir bilançosunu çıkarmak gerektiğini; şu dört unsurun önem taşıdığını belirtmiştir: “ *Barış perspektifini açmak gerekmektedir. Avrupa’nın rolü kavranmalıdır. *Avrupa’ya Akdeniz’in güneyinden gelen göçler konusunda Avrupalı Hükümetler ne yapmalıdır? *Tüm bölgede demokrasi takviye etmek gereklidir. *Üye ülkeler arasındaki uçurumları ortadan kaldırmak için ekonomileri geliştirmek gereklidir.”
AAPA Türk Grubu Üyesi Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut (AKP), konuşmasında özetle şu hususlara değinmiştir: “TBMM, Avrupa Akdeniz Parlamenter Asamblesi’ni önemli bir girişim olarak görmektedir. Asamble’nin ve siyasi komitenin bölgesel barışa ve refaha yönelik çabalara önemli kaktıklar sağlayacağına inanmaktadır. 2005 yılın Barselona Sürecinin 10.yıldönümü olması nedeniyle önemlidir. Her konuda tam olarak ilerleme sağlanamadıysa da kaydedilen gelişmeler göz ardı edilemez. Aralık ayında yapılan AB Zirvesinde AB 2005 Ekim ayında Türkiye ile müzakerelere başlamaya karar vermiştir. Bu kararı sadece Türkiye ile AB arasındaki bir gelişme olarak görmemek gerekir. Bu karar, bölgemize ve ötesine önemli yansımaları olacak tarihi bir adımdır. İsrail ve Filistin’de son dönemde yaşanan değişikliklerin Orta Doğu barış süreci için yeni fırsatlar getirdiği düşüncesine katılıyorum. Türkiye, bu sorunu çözmeye yönelik tüm çabalara tam destek vermektedir. Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanı kısa süre önce bu bölgeyi ziyaret etmişlerdir. Dostlarımızın Türkiye’nin daha da faal bir rol oynamasını beklediklerine şahit olduk. Elimizden gelecek her türlü katkıyı sağlamaya hazırız.”
AB Komiseri Benita Ferrero-Waldner Türkiye’nin 2005 yılında AB ile üyelik müzakerelerine başlayacak olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir.
Barselona Sürecinin bilançosuna ilişkin teknik bir rapor katılımcılara dağıtılmış ve bu konuda görüş alışverişinde bulunulmuştur. Komite'nin önümüzdeki kısa dönemdeki temel faaliyeti, 12-15 Mart 2005 tarihleri arasında Mısır'da yapılacak Genel Kurul toplantısına sunulacak kısa raporun hazırlanmasıdır. 20 Şubat 2005 tarihine kadar Komite Başkanlığı tarafından hazırlanacak olan rapor taslağı ulusal Parlamentolara gönderilecek, Ulusal Parlamentolar değişiklik önerilerini 7 Mart 2005 tarihine kadar sunacak ve rapor Genel Kurul toplantısından hemen önce yapılacak Komite toplantısında nihai hale getirilecektir.
Komisyon Başkanı Tokia Saifi, Barselona’nın önemli bir dönemeç olduğunu, Avrupa ile Akdeniz arasında Barselona sürecinin bir ivmeden doğduğunu, Avrupalı ve Akdenizli ortakların güvenlik, enerji, kültür, göç, ticaret, yatırımlar, uygarlıkların diyalogu, terörizm konularında bağımlı olduklarını anladıklarını, Barselona sürecinin uzlaşma çerçevesi oluşturduğunu belirtmiştir.
Toplantıda son olarak AP Başkan Yardımcısı Antonios Trakatellis (Yunan, Hristiyan Demokrat) Güneydoğu Asya’da yaşanan deprem çerçevesinde bir konuşma yapmış; Akdeniz’de vatandaşların kendilerini güvende hissedebilmeleri için zelzele, orman yangını, tsunami gibi olaylara karşı bir erken uyarı sistemi kurmaları gerektiğini belirtmiş; bu konuda söz alan konuşmacılar bu öneriye destek vermişlerdir.
Komisyon Başkan Yardımcısı ise Kahire’de yapılacak Genel Kurula üyelerin hazırlıklı gelmelerini ve bu gibi felaketler konusunda ne gibi önlemler alınabilir konusunu düşünmeleri gerektiğini söylemiştir.
Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi (AAPA) Yaşam Kalitesinin Geliştirilmesi ve Sivil Toplumlararası Değişim ve Kültür Komisyonu Toplantısı 31 Ocak-1 Şubat 2005 tarihleri arasında İtalya’nın Roma kentinde İtalyan Senatosu’nda gerçekleşmiştir. Sözkonusu toplantıya komite üyeleri AAPA Türk Grubu Başkanı Dr. Zeynep Karahan USLU ve Samsun Milletvekili Prof.Dr. Haluk KOÇ katılmışlardır.
Toplantıda ilk gün İtalya Senato Başkanı Sayın Marcello PERA bir konuşma yapmıştır. Konuşmasında, Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi tarafından yürütülen faaliyetler çerçevesinde Avrupa-Akdeniz Parlamenter işbirliğini geliştirmek için yapılabilecek girişimlerde ortak tavır alınması gerekliliğini vurgulamıştır. Ayrıca Parlamentoların halkın egemenliğinin ve siyasi çoğulculuğun odak noktası olarak merkezi bir konumu haiz olduğunu ve Parlamenter düzeydeki işbirliğinin geliştirilmesinin önemini belirtmiştir. Parlamenter diplomasinin, fikir alışverişini, faaliyetlerin koordinasyonunun ve ülkeler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinin her alanda önem taşıdığını yinelemiştir. Terörizm konusuna da değinen Sayın PERA, terörizmin dünyayı meşgul eden çok önemli bir sorun olduğunu, terörizmle mücadele konusunda ortak bir platform oluşturulması gerektiğini kaydederek terörizmin dini ve milliyetinin olmadığını ve mutlaka yokedilmesi gereken bir insanlık suçu olarak kabul edilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
Toplantıların başarılı geçmesi dileğiyle toplantıdan ayrılmıştır.
Toplantıda, Güvenlik, özgürlük ve adaletten sorumlu Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Franco FRATTINI göç politikalarıyla ilgili olarak Barselona Süreci’nin geliştirilmesi ve Avrupa-Akdeniz Ortaklığı perspektifleri konusunda bir konuşma yapmıştır.
Özellikle Barselona Sürecinin üç ayağı çerçevesindeki Siyasi-Güvenlik, Ekonomik- Mali Ortaklık ve Sosyal-Kültürel ve Beşeri Ortaklıkların önemini vurgulamış ve bu ortaklıklar çerçevesinde işbirliğinin öneminin altını çizmiştir.
Sayın FRATTINI yaptığı konuşmada: “Avrupa Birliği’ndeki demografik gelişmeler önümüzdeki 25 yıl içerisinde işgücünde yetersizlikler ortaya çıkaracağını göstermektedir. Bu nedenle AB’nin ortak bir yaklaşım belirleme ihtiyacı vardır. AB’de göç akımları konusunun analizi yasal göç ile ilgili olarak değişik ve esnek bir yaklaşım sağlamayı gerektirmektedir.Bu politika, göç baskısının devam edeceği ve düzenli göçün AB göçmenler ve kendi ülkeleri için kazanımlarının olacağı fikrine dayandırılmalıdır. Bazı üye ülkelerde kalifiye ve kalifiye olmayan işçilere olan acil ihtiyacın giderilmesi için ekonomik amaçlı göç oluşumunu sağlamak için bazı kanallar açılmıştır. Komisyon şu anda göç konusunun gözden geçirilmesinin tam zamanı olduğunu düşünmektedir. Küresel olarak göç hareketleri ekonomik ve demografik durumlara bağlı olarak tek yönlü olmaktan çok yön değiştirmekte ve azalıp çoğalmaktadır. AB göç sisteminin tüm yönlerini göz önünde bulundurarak ve göç veren ve transit ülkelerle ortaklaşa çalışarak eşgüdümlü bir yaklaşım belirlemek durumundadır. Böylece kaçakçılık, insan kaçakçılığı, sığınmacıların tam olarak ayırdedilmesi büyük oranda mümkün olacaktır. Ayrıca AB işgücü göçünü tartışırken birlik içerisinde haksız rekabete yol açan düzensiz iş ve göçmenlerin çalıştırılmasının da denetleme fırsatı bulacaktır. Birlik üyeleri arasında farklılıklar olabileceği için Avrupa Komisyonu bu konuda ortak standardı ve süreçleri olan ana hatları çizecektir. Aktif göç güçlü politik önderlik, çoğulcu toplumun teşvik edilmesi ve ırkçılık ile yabancı korkusunun lanetlenmesine ihtiyaç gösterecektir. Irkçılık ve toplumlararası gerginliğe yol açacak dilden kaçınarak göç ve kültürel çeşitliliğin yararlarını vurgulama ihtiyacı olacaktır.Yeni gelen göçmenler ve ailelerinin entegrasyonu, haklar ve yükümlülükler çerçevesinde kültürel farklılıkların anlaşılması ve kabulünün teşvik edilmesi için alınan önlemlere destek olmak gerekecektir. Medyanın da kamuoyunu eğitmek için önemli bir sorumluluğu vardır. Göçmenlerin sosyal entegrasyonu ile ilgili olarak Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan göçmenlerin sosyal katılımını ve aile bütünlüğünü korumak için çalışılmalıdır. Göç akımları ve sığınma hakkı ile ilgili sorunlar hakkında diyalog ve işbirliği içinde çalışılması gerekliliği aşikardır. Yaşadışı göç ve insan kaçakçılığı ile mücadelede de işbirliği muhakkaktır ve bu aşamada siz parlamenterlere bu manada çok iş düşmektedir diyerek konuşmasına medeniyetlerarası diyalog konusuyla devam etmiştir.
Avrupa Birliği ve Akdeniz ülkeleri arasında ayrışmaları azaltarak kültürel değişimi arttırmayı amaçladıklarını, bunda da parlamenter desteğin çok önemli olduğunu vurgulamıştır. Bu çerçevede, kültürel ve yaratıcı miras, kültürel ve sanatsal çalışmalar gibi konularda da faaliyetlerin düzenlenmesinin faydalı olacağını belirtmiş ve bunun bu bölgede anlayışın gelişmesi daha fazla hoşgörü ve işbirliğine yol açacağını söylemiştir. Akdeniz istikrar ve barış bölgesi olmalıdır. Anlayış ve işbirliğini destekleyen bir ortam yaratmalıdır. Akdeniz İsrail ve Irak’da gördüğümüz gibi hala bir gerilim ve çatışma bölgesidir. Barselona Süreci’nin amacının bölgeleri ve insanları birbirine yakınlaştırmaktır. Diyalog ve karşılıklı anlayışın geliştirilmesi, devam ettirilmesi ve yaygınlaştırılması için parlamenter boyutun önemli bir etken teşkil ettiğini vurgulamıştır. Ayrıca Parlamentoların halkın bağımsız iradesinin sesi olduğunu ve parlamenterlerin Avrupa-Akdeniz bölgesindeki rolünü hatırlatmış ve ikili ve çok taraflı diplomaside parlamenterlerin etkin bir rol oynamasını istemiştir. Avrupa Komisyonu olarak bilgi ve tecrübelerini Asamble üyeleri ile paylaşmak istediklerini, yerel ve bölgesel düzeyde bu komisyonun da köprü olarak çalışacağını vurgulamıştır. Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi’nin ülkelerarası diyalog için çok önemli adımların atılacağı bir kurum olacağı ve tarihi öneme sahip olduğunu da belirtmiştir.
Göç konusunda AAPA Türk Grubu Başkanı Sayın Dr. Zeynep Karahan USLU bir konuşma yaparak Türkiye’nin göç konusundaki tutumunu ortaya koymuştur. Konuşmasında , İlk olarak mükemmel organizasyon ve misafirperverliklerinden dolayı İtalyan ev sahiplerine teşekkür etmiştir.
Sayın USLU’nun konuşmasında : “Düzensiz göçlerin bütün dünyada çok artması, göç veren, alan ve transit ülkeleri bir takım karşı tedbirler almaya itmiştir. Bir suç şekli olarak göçmen kaçakçılığı, tek bir ülkeyi ilgilendiren sorun olmaktan çıkmıştır.
Ayrıca, yıllar boyunca kazanılan deneyim, düzensiz göç sürecinin tam olarak anlaşılmasının göç akımlarının karmaşık, çok boyutlu ve küresel doğasının incelenmesi ile mümkün olduğunu göstermiştir. Sosyo-ekonomik dengesizlikler, siyasi istikrar ve insan hakları ihlalleri insanların daha iyi yaşam koşulları aradıkları ülkelere yönelmesindeki ana sebeptir.
Bu nedenle bu sorunlar ulusal sorunlar ya da göç veren, alan ve transit ülkelerin sorunları olarak ele alınmamalıdır.
Düzensiz göçlerle ilgili gerçekler değişik fakat ortaktır. Uluslar arası kurumlar ve mekanizmalar düzensiz göçleri önlemek için geliştirilmektedir. Jeopolitik konumuna rağmen Türkiye bu konuda pek çok ülkeye örnek olabilir.
Son yıllarda Türkiye, kendi ülkelerindeki ekonomik ve sosyal zorluklar ya da gerilimlerle karşılaşan ve daha iyi yaşam koşulları ve iş olanakları arayan komşu ülke vatandaşlarının göç ettiği bir ülke haline gelmiştir.
Türkiye’de bulunmaları genel olarak gönüllü olmakla birlikte yasa dışı işlerde çalışmaları ve ikamet durumları onların bir anlamda sömürülmelerine imkan vermektedir.
Türkiye düzensiz göçleri önleme yükümlülüğünü tam olarak üstlenmiştir ve buna insani bir açıdan yaklaşmaktadır. Yasal ya da yasa dışı olsun göçmenler insandır ve sadece bir istatistik olarak değerlendirilemezler. Bu politikaya uygun olarak Türkiye bu konudaki uluslar arası belgelerin tarafıdır. Türkiye ayrıca ulusal düzeyde yasal bir çerçeve geliştirmiştir ve daha çok idari adımlar da atmaktadır.
Bu çerçevede Türkiye BM Sınıraşan Organize Suç Sözleşmesi ve iki ilave Protokolünü – Göçmen Kaçakçılığı Protokolü de dahil- onaylamıştır.
Bu uluslar arası belgeler uyarınca yeni Türk Ceza kanunu göçmen kaçakçılığına da yer vermiş ve ağır cezalar getirmiştir.
Düzensiz göçlerin kontrol altına alınması göç veren,alan ve transit ülkeler arasında diyalog ve işbirliğini gerektirmektedir.Bu nedenle Türkiye daima düzensiz göçleri önleyici ikili ve çok taraflı işbirliği taraftarı olmuştur.
Türkiye 25 ülkeye yeniden-kabul anlaşmaları yapmayı önermiştir. Yunanistan, Suriye, Romanya ve Kırgızistan ile yeniden-kabul anlaşmalarını yapmış ve yürürlüğe sokmuştur. Ukrayna ile bu konuda görüşmeler sonlanmak üzeredir.
Yıllık 500.000 civarında yasadışı göçmen Avrupa’ya gitmektedir. 2000 ve 2001’de yaklaşık 100.000 yasadışı göçmen Avrupa’ya geçerken Türkiye’de yakalanmıştır. Yoğun çabalar ve girişimlerin bir sonucu olarak Türkiye üzerinden yasadışı göç eğilimi bir düşüş göstermiş ve göçmen akımları 2002-2003’de diğer ülkelere yönelmiştir. Bu çerçevede Türkiye makamları 1998-2003 yılları arasında 4348, 1998-2003 de ise 461.483 kişiyi yakalamıştır.
Türk Sahil Güvenliğinin aldığı önleyici tedbirler Türk limanlarından Ege ve Akdeniz’e yönelik bot ve teknelerin yasadışı hareketini engellemiştir. Sahil Güvenlik Komutanlığı sahil güvenlik bot sayısını 87’e, helikopter ve uçak sayısını 11’e ve personel sayısını da 4400’e çıkarmıştır.
Göçmen kaçakçılığını önleme amacı ve kararlılığıyla Türkiye Uluslararası Göç Örgütü’ne de 30 kasım 2004’te üye olmuştur.
Türkiye göç sorununda gerekli önlemlerin bir an önce alınması gerekliliğinin farkındadır. Bölgesel ve uluslararası düzeylerde işbirliği ve yükümlülüğün ve ayrıca ülkelerin düzensiz göçlerin önlenmesi arzusunun ortak geleceğimizin güçlendirilmesine çok önemli bir katkı olacaktır” diyerek konuşmasına son vermiştir.
Cezayir’li parlamenter Sayın Miloud CHORFI’de yasadışı göçün tanımının yapılamayacağını, yasadışı göçün ve insan ticaretinin 21. yüzyılın en önemli güvenlik sorununu teşkil ettiğini, sınıraşan bir suç olması nedeniyle bütün devletleri yakından ilgilendirdiği BM ve AB’nin bu konuda eylem planları geliştirdiklerini, özel ve devletlerarası işbirliğinin insan ticaretini önlemede temel teşkil etmesi gerekliliğini belirtmiştir.
Fas’lı parlamenter Sayın Lahcen HASNAOUI ise yoksulluk, az gelişmiş ülkeleri insan ticaretine karşı zayıflatmakta ve hayata dair umutsuz beklentiler içinde olan kişilerin kolaylıkla aldatılmasını neden olduğunu vurgulamaştır. Ucuz işgücü talebi, göç veren ülkedeki ekonomik güçlükler, yasal göçe konulan kısıtlamalar yasadışı göçü ve insan ticaretini tetiklediğini ve yaşam standartının düşmesi, işsizlik, fakirlik, kadınlara yönelik ayrımcılık ve sosyal yapılar arasındaki derin uçurum insan ticaretinin ana nedenlerini oluşturduğunu vurgulamıştır.Ayrıca Avrupa Akdeniz bölgesinde yüzbinlerce insanın dünya çapında en büyük 3. suç ticareti oluşturan insan ticaretinden doğrudan etkilendiğini de belirtmiştir.
Kültür Komitesi Başkanı Sayın Mario GRECO, toplantılara katılan Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi üyeleri onuruna bir akşam yemeği vermiştir.
1 Şubat 2005 tarihindeki toplantıda ise, Anna Lindht Vakfı Genel Müdürü hava şartlarından dolayı toplantıya katılamamıştır. Anna Lindht Vakfı İtalya temsilcisi Vakıf hakkında bilgi vermiştir.Vakfın temel amacı, kültürlerin birbirlerinin gelenek ve değerlerini tanıyarak, karşılıklı saygı duymalarını teşvik etmek, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığı önleyecek şekilde tolerans ve anlayış ruhunu teşvik etmek ve Euromed ülkeleri ve halkları arasındaki ortak kültürel çıkarları belirlemek ve geliştirmek, Euromed bölgesinde dinlerarası diyaloğu teşvik etmek ve kültürel ve insani boyutunu tüm zeminlerde geliştirmektir. Vakfın faaliyetleri arasında, entelektüel, kültürel ve sivil toplumlararası temasları teşvik etmek vardır. Vakfın İcra Direktörü Almanya’nın UNESCO nezdindeki Ulusal komisyonu eski Genel sekreteri Traugtt Schöfthaler seçilmiştir.Vakfın ihtiyaç duyacağı konularda danışman olarak faaliyet göstermek üzere, 12 kişiden oluşan bir danışma komitesi kurulmuştur. Komitenin 6 üyesi AB, 6 üyesi ise Akdeniz kanadından seçilmiştir.
Anna Lindh Vakfı Akdeniz Bölgesi halklarının arasında kültürel ortaklık noktalarını tanımlamak ve geliştirmekle toplumlararasında diplomatik formasyondan uzak yakın ve düzenli bir diyalog kurulması ve özellikle genç nüfusun işbirliği ve karşılıklı değişimlere kolaylaştırıcı rol oynamasına imkan vermek amacıyla kurulmuştur. 2005 yılının Akdeniz Yılı olması vesilesiyle Vakfın faaliyetleri hız kazanacaktır. Nisan ayı başında, müziğin hiçbir dil gerektirmediği de düşünülerek, müzik festivali yapılması düşünülmektedir. Ayrıca en büyük proje de Akdeniz Üniversitesi kurmaktır. Bu çerçevede parlamenterler olarak bu Vakfın faaliyetlerinin desteklenmesinin de önemi vurgulanmıştır. Vakfın bir logosu henüz yoktur. Ancak bir logo çalışması yapılmış ve temsilci tarafından Avrupa-Akdeniz için ortak bir logo olması önerilmiştir. Hazırlanan logo AAPA üyelerine tanıtılmıştır.
Kıbrıs’lı parlamenter söz alarak, Barselona Bildirgesinin temelinin siyasi diyaloğun ve güvenliğin arttırılmasıyla oluşacak ortak bir barış ve istikrar alanı yaratmak olduğu ve her alanda işbirliğine dayandığını hatırlatmıştır. Bölgede barış ve istikrarın tesis edilmesi gerektiğini vurgulamış ve Türkiye’ye atıfta bulunmuştur.
Samsun Milletvekili Prof.Dr. Haluk KOÇ söz alarak, İtalyan Parlamentere yaptıkları başarılı organizasyondan dolayı teşekkür etmiştir. Akdeniz mirasını, tüm parlamenterlerin de belirttiği gibi korumalıyız. Bölgede barış ve istikrarın tesis edilmesi için Avrupa-Akdeniz kültürel işbirliği çok önemlidir. Bu tartışmasızdır. Bu görüşleri herkes kabul etmektedir.11 Eylül sonrasında “medeniyetler çarpışması” kelimeleriyle tuzağa düşmeyelim. Bu bölge, Avrupa-Akdeniz bölgesi geçmişte olduğu gibi gelecekte de medeniyetlerin kavuşma bölgesi olmalıdır. Kıbrıs’lı parlamentere bir hatırlatma yapmak istiyorum. Nisan ayında Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan planı’nı kabul etti. Kıbrıs’ta iki ayrı halkın olduğunu kabul etmeliyiz. Londra ve Zürih anlaşmasına göre, Kıbrıslı türkleri Türkiye korumak zorunda. Geçen sene Kıbrıslı türkler referandumda “evet” dediler. Ancak Güney Kıbrıslılar reddetti. Çeyrek asırdır süren bu problem çözülmüş olacaktı. Fakat Güney Kıbrıslılar sözkonusu planı reddetti. Bu doğrultuda Kıbrıs’ta bir işgal yoktur. Birleşmiş Milletler planı ile Türkiye sorunu çözmeye hazırdır.Sonuç olarak, bu Vakıf ile ilgili düşüncelerimi söylemek istiyorum. Entelektüel işbirliğini ve insani, kültürel ve sosyal işlerde de ortaklığımızı geliştirmeliyiz. Bu Vakfın misyonu olan ortaklık işbirliği ortak geçmişimiz ve ortak tarihimiz sayesinde bu çok kolay olacaktır diyerek konuşmasına son vermiştir.
Ürdün’lü parlamenter de yaptığı konuşmasında , bu tür sivil toplum örgütlerinin barış, kültür, ekonomik ve sosyal kalkınmayı destekleyen kurumlar olduğunu vurgulamıştır ve kültürlerarası diyalogda en önemli unsurun eğitim olduğunu belirtmiştir. Bu çerçevede de üniversitelerarası, okullararası değişim programları uygulanabilir. Bunun da Akdeniz’in her iki yakasında kültür alışverişine olanak sağlar demiştir.
Toplantı katılımcılar onuruna verilen bir öğle yemeği ile sona ermiştir.12-15 Mart 2005 tarihinde Mısır’da Genel Kurul’un gerçekleştirileceği katılımcılara hatırlatılmıştır.