Avrupa Akdeniz Parlamenter Asamblesi (AAPA) Ekonomik ve Mali Konular, Sosyal İşler ve Eğitim Komisyonu 14-15 Şubat 2005 tarihleri arasında Amman’da yapılmıştır. Toplantıya AAPA Türk Grubu Üyeleri Adana Milletvekili Abdullah Çalışkan ve İzmir Milletvekili Prof.Dr.Oğuz Oyan katılmışlardır.
Komite ilk olarak 22 Eylül 2004 tarihinde Brüksel’de yapılan kuruluş toplantısı tutanaklarını onaylamıştır.
Toplantının açılışında söz alan Ürdün Temsilciler Meclisi Başkanı Abdulhadi Majali, Asamblenin Avrupa Akdeniz parlamenter çalışmalarının etkili bir aracı olduğunu, bölgede siyasi ve demokratik istikrarın kurulmasına katkı sağlayacak Barselona Süreci çerçevesinde işbirliği ve ortaklığı teşvik ettiğini, üç komitenin kurulmasının da çeşitli alanlarda destek ve diyaloga imkan verdiğini söylemiştir. Toplantılarının öneminin yalnızca 1995 yılında Barselona Sürecinin başlamasından beri gerçekleştirilenlerin değerlendirilmesi olmadığını belirten Temsilciler Meclis Başkanı, aynı zamanda ticari kalkınma, yatırımların teşviki, bilimsel araştırma, teknoloji transferi ve know-how, mali ve teknik yardım, Arap dünyasındaki ekonomik reformlar, Orta Doğu Barış sürecinin ekonomik boyutu gibi konularda da gelecek işbirliği ihtimallerini geliştirecek yeni mekanizmalar aramak için parlamenterlere bir imkan sunacağını vurgulamıştır. Bugüne kadar çok şey başarılsa da Barselona Sürecinde belirlenen amaç ve hedeflere ulaşmak için daha çok çaba harcamak gerektiğine de değinen Abdulhadi Majali, siyasi açıdan bölgenin Arap-İsrail çatışması ile istikrardan uzak olduğunu, bu çerçevede Asamble olarak adil, kalıcı ve şümullü bir barış sağlamak için etkili bir rol oynama gerekliliği bulunduğunu, terörizme karşı da birlikte mücadele etmek gerektiğini belirtmiştir. Arap ülkeleri tarafından sivil haklar, kadın hakları, gençlik, eğitim, yasama, yönetim ve yargı alanlarında yapılan reformlara da işaret eden Sayın Majali en son yapılan Arap Zirvesi’nde kabul edilen Tunus Deklarasyonu ile Arap hükümetlerinin bu tür reformları genişletme taahhüdünde bulunduklarını söylemiştir. AB tarafından yapılan mali ve teknik yardımdan ötürü minnettar olduklarını bu tür yardımların devamının önem arz ettiğini belirtmiştir. Konuşmasının sonunda Sayın Majali şu dört hususun gerçekleştirilmesinin AB ortaklarının da yararına olacağını söylemiştir: 1) AB ile ticaret hacminin artırılması , 2) Ortaklık Anlaşmalarının teşviki aracılığıyla genel olarak dış yatırımların özel olarak ise Avrupa yatırımlarının çekici hale getirilmesi, 3) Modern teknolojinin transferi ve know-how, 4) Siyasi, sosyal ve ekonomik reform programlarını desteklemede ve ekonomik alanda özel sektörün rolünü teşvik etmede Avrupa’nın yardım hacmini artırmak.
Ana konuşmacı olarak görev alan üyeler sunuş yapmışlar, tartışmalar bu ana gündem maddeleri üzerinde odaklanmıştır.
Komitenin Başkanı Hashim Dabbas (Ürdün) yaptığı konuşmada toplantılarının AB ile siyasi, sosyal ve ekonomik diyalogun devamını temsil ettiğini; toplantılarının öneminin yalnızca Barselona sürecinin ve onun farklı boyutlarının tekrar gözden geçirilmesi ile sınırlı olmadığını; ayrıca gelecekteki ortaklık potansiyelinin araştırılmasına bir fırsat teşkil ettiğini, Arap bölgesindeki ticaret, yatırım, araştırma, teknoloji, finansal ve teknik yardım, ekonomik reformlarla Orta Doğu Barış süreci için ekonomik boyutlarla ilgili pek çok anahtar konuya hitap etme fırsatı yarattığını vurgulamıştır. Barselona Sürecinin başladığı 1995 yılından bu yana Ürdün’ün sürece tam destek verdiğini, sürecin değerlerine ve hedeflerine büyük önem atfettiğini belirten Sayın Dabbas; ancak geçen on yılda hedeflere ulaşmak için pek çok çaba gösterilmesine rağmen sonucun beklenen gibi olmadığını, Akdeniz’in bir barış, istikrar ve refah bölgesi olmaktan uzak olduğunu, Akdeniz ülkeleri ile AB ülkeleri arasındaki uçurumun genişlediğini; bu nedenle Barselona Hedeflerinin gerçekleştirilmesi için yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu, bu yeni yaklaşımın da siyasi, ekonomik ve sosyal reformları daha etkili şekilde teşvik etme ve desteklemeye ve bölgesel entegrasyona ihtiyaç duyduğunu söylemiştir. Komite Başkanı Avrupa-Akdeniz Örgütü Anlaşmaları’nda geçen siyasi diyalogun ortaklıklarının temel taşlarından biri olduğunu ve barış, güvenlik ve demokrasi ile ilgili pek çok bölgesel ve uluslararası konuda düzenli siyasi diyalogun aralarında yakınlaşma sağladığını; ancak Orta Doğu Barış Süreci, Irak ve terörizm ile ilgili tehlikelere karşı daha ileri bir işbirliğine ve birleşmeye gitmek gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede ülkesinin Orta Doğu Barış Sürecinde oynadığı role de değinen Komite Başkanı Dabbas, Avrupa ortakları ile de şümullü bir ortaklık kurulmasının gereği olarak bir diyalogda olduklarını, kültürler arası diyalogun sorunların şiddetsiz çözümü için bir temel teşkil ettiğini ve yanlış anlamaları kısıtlayarak çatışmaları önlemeye yardımcı olacak büyük bir potansiyele sahip olduğunu vurgulamış; ayrıca Avrupa’nın Akdeniz‘li ortaklarına ekonomik yapılarını modernleştirmeleri, iş yaratılması için ekonomik çevrelerin geliştirilmesi ve yatırımların teşviki için MEDA programı adı altında on yıldır destek verdiğini ancak yine de ticari açıkların büyüdüğünü, bilgi ve teknoloji transferinin düşük ve yetersiz olduğunu; bu çerçevede Mısır, Tunus, Fas ve Ürdün arasında imzalanan Aghadir Anlaşması’nın çok önemli olduğunu ve güneyin işbirliğini teşkil ederek ekonomik bölgesel işbirliğini derinleştireceğini söylemiş Avrupa Birliği’nin bu dört ülkenin girişimine verdiği desteğin önemine değinmiştir. AB ile Ürdün arasındaki ilişkilere de değinen Hashim Dabbas, ülkesinin AB ile 1997’de ortaklık anlaşması imzaladığını, ortaklık anlaşmasının uygulanabilmesi için de sekiz alt komite kurduklarını; ayrıca İkili Bilim ve Teknolojik İşbirliği Anlaşmasının imzalanması için de hükümetlerinin Avrupa Komisyonu ile görüşmelere başladığını; MEDA programları çerçevesinde ülkesine yapılan 570 milyon Euro’nun üzerindeki desteğe müteşekkir olduklarını, yine Avrupa Yatırım Bankası’nın da 1995-2004 yılları arasında endüstri, altyapı, su ve eğitim sektörlerindeki kalkınma projelerine 360 milyon Euro miktarında borç verdiğini belirtmiştir. MEDA yardımlarını en etkili şekilde kullanımı ve reformlar ve ekonomik liberalleşme aracılığıyla Akdeniz ülkeleri arasında en iyi performans gösteren ülkelerden biri olmaktan büyük gurur duyduklarına da işaret eden Dabbas, AB ile olan ticari ilişkilerin değindikten sonra Avrupa’nın yeni komşuluk politikasının ortaklığın geliştirilmesinde önemli bir rol oynayacağına, Ürdün’ün bu girişimde bulunan ilk MEDA bölgesi ülkelerden olduğuna, AB ile Ürdün’ün ortak bir eylem planı kabul ettiklerine, bu plan ile Ürdün’ün AB’nin ekonomik yapılarına entegrasyonunun sağlanması ile ilgili konuların ele alınacağına ve ulusal reform hedeflerinin destekleneceğine değinmiştir.
AAPA Türk Grubu üyesi, Ekonomik ve Mali Konular, Sosyal işler ve Eğitim Komisyonu Başkanvekili Sayın Prof.Dr. Oğuz Oyan’ın Üye Ülkeler arasında Yatırım ve Teknoloji Transferi konusunda yaptığı konuşmanın özeti şu şekildedir:
Barselona sürecinin (1995) çıkış noktası, 2010 yılından itibaren iki taraflı ve çok taraflı işbirliği ve yeni bir serbest ticaret bölgesi oluşturulması da dahil olmak üzere yeni bir Avrupa-Akdeniz ortaklığı yaratılmasıydı. Atina’da Mart 2004’te Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi kurulması ortaklar arasındaki bu aktif diyalog sürecine yeni bir güç kattı. 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren Güney Kıbrıs ve Malta AB üyesi oldular, Akdeniz’in güney kısmını temsil eden ulusların sayısı 10’u geçmiş olup, bunların 8 tanesi Arap dili ve kültürüne sahiptir*. Halihazırdaki durumda güney tarafta yer alan 10 ülkeye karşılık kuzey taraf 25 AB üyesi ülke tarafından temsil edilmekte olup, bunların yedi tanesi Akdeniz’de komşudur.
Mare Nostrum’un** her iki kıyısından Barselona sürecine katınla ortak ülkeler öyle görünüyor ki, sadece kuzey yada güney bölgelerinde değil, aynı zamanda aynı bölgede bile oldukça karışık ekonomik ve sosyal yapılara sahipler. “Güney” ülkeleri yaklaşık 250 milyon nüfusa sahip olup, demografik açıdan 25 Avrupa ülkesinin yarısına eşittir; ancak bu nüfusun 140 milyonu yalnızca iki ülkede yaşamaktadır: Mısır ve Türkiye. Bununla birlikte, ekonomik farklılıklar demografik büyüklük ile bağıntılı değildir: 2002 yılında 10 ülkenin gayri safi yurt içi hasılaları 600 milyar Euro’ya ulaşmışken, diğer komşu ülkelerin yani Türkiye, İsrail ve Mısır’ın ürettiği gayri safi yurt içi hasıla toplamı yaklaşık 7 500 milyar Euro’ya ulaşmıştır.
Alım gücü açısından nüfusun GSMH’si ile ilgili olarak ise, “Güneyli” 10 ülke aynı tarihte 22 331 Euro olan Avrupa bölgesi ortalamasının çok uzağında kalarak 4 800 Euro ortalamaya sahipti. Kişi başına gelir konusunda uçları temsil eden İsrail ve Filistin haricinde, İsrail 16 bin, Filistin ise 440 Euro ortalamaya sahiptir, sekiz ülke arasındaki fark çok fazla olmayıp, kişi başına 3 bin ila 7 bin Euro arasında değişiklik göstermektedir.
Bu ülkelerin büyük çoğunluğu yetersiz gelişme sıkıntısı çekmektedir. GSMH’deki büyüme genel olarak demografik büyümenin üzerinde olmakla birlikte, bu durum nüfusunun en büyük kısmı gençler tarafından oluşmakta olan bu ülkelerde yüksek işsizlik seviyesinin azaltılmasına yetmemektedir. Son on yıl içinde bu ülkeler gerek IMF ve Dünya Bankası tarafından empoze edilen yapısal düzenleme programı çerçevesinde gerekse 1995 ve 1997 yılları arasında üye oldukları Dünya Ticaret Örgütü tarafından belirlenen koşullar kapsamında özel sektör lehine oldukça geniş kapsamlı neoliberal reformları uygulamaya koymuşlardır. Uluslararası mali kuruluşlar ile son yıllarda oldukça sıkı ilişkiler kuran ülkeler arasında Türkiye, Ürdün, Mısır ve Fas yer almaktadır. Bu reform süreci özellikle ticaretin liberalleştirilmesini ve sermaye hareketini, direkt yabancı yatırımları ile ilgili yasanın kaldırılmasını, döviz kuru esnekliğinin desteklenmesini ve mali, bütçesel ve kurumsal reformların uygulamaya konmasını içermektedir. Komşularından daha önce bu yolda koyulan Türkiye 1994, 1998/99 ve 2000/01 yıllarını içeren sekiz yıl içinde üç tane derin kriz yaşamıştır ve bu krizler büyüme ritmini oldukça olumsuz yönde etkilemiştir.
* Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Fas, Filistin Özerk Yönetimi, Suriye, Tunus. İki ülke ise İsrail ve Türkiye’dir.
Bu ülkeler arasında yalnızca Türk Lirası geçtiğimiz 2001 krizinden bu yana serbest dalgalı sisteme maruz bırakılmıştır. Akdeniz’in iki tarafı arasındaki bankacılık operasyonları konusunda, Akdeniz ölçeğinde düşünüldüğünde Euro bölgesi ülkelerindeki banka kredilerinin önemli olduğunu not edebiliriz. Euro bölgesinin sahip olduğu banka kredileri bölgedeki toplam yabancı banka kredilerinin yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Mamafih, 10 Barselona ortağı ülkelerdeki toplam kredinin yarısına yakını yalnızca Türkiye’deki krediden oluşmaktadır. Türkiye dış mali operasyonlara en açık ülke olarak kalmakta olup, bunlara İstanbul Borsasındaki veya kısa vadeli hazine bonosu yatırımlarına yapılan (sıcak para) spekülatif saldırılar da dahildir.
Bölgeselleştirme ve küreselleştirme süreciyle mukayese edildiğinde, bunlar ulus devlet yapısına kıyasla teknolojik stratejilerin ve yenilikçi ulusal sistemlerin gelişiminin vazgeçilmez özellikleridir. Bu türlü durumlar yeni gelişme ve anlaşmazlığın en sıcak meseleleridir. Bazı karakteristik özellikleri çizmeye çalışalım.
Teknoloji serbestçe satışa sunulan bir ürün değildir. Bu, net ve mükemmel piyasa kurallarına göre yapılan hiçbir ürün için söz konusu değildir. Teknolojik bilgi tekeli sadece güncel bir mesele olmakla kalmayıp, bir çok ülkede gelişmiş teknoloji satış kararı devlet yararının bir parçası olmaktadır.
Güncel küreselleşme şekli gelişmiş ülkeler ile dünyanın geri kalanı arasındaki eşitsizliği artırmaktan başka hiçbir şey yapmamaktadır. Gelişmiş çevredeki ülkelerden bazıları ABD gibi ülkelerin kritik ilerlemelerine kıyasla bir gecikme yaşamamaktadır, ancak hala bazı erken sonuçlar bir potaya koymak için zorlu bir sınavdır.
Bilginin hegemonyasını ellerinde tutan ülkelerin onlarla dünyanın farklı bölgeleri arasında derinleşen boşluktan dolayı endişe ettikleri görülmemekte ve teknolojik bilgi anlamındaki avantajlarını hiçbir şekilde dünyanın geri kalanıyla paylaşmayı düşünmemektedirler. Firmaların ve Devletlerin rekabetçiliği bütün sosyal önceliklerden ve insan hassasiyetlerinden önce gelmektedir ve bu çevreyi kirleten ve çevre felaketlerine yol açan sanayilerle aynıdır; hegemonik güçler kalıcı olarak onların egoizmini ortaya çıkarmaktadır.
Bu dönüşüm daha fazla endişe vericidir çünkü hala yüksek seviyedeki teknolojik karmaşıklıkla oluşan silahlanma yarışı ve bugün bu toplantının yapıldığı yerde söz konusu olduğu gibi neo-emperyalist tarzdaki silahlı müdahalelerle sonuçlanmaktadır.
APEM Ekonomik Komitesinin toplantı amaçları aslında başka yerdedir: Akdeniz ekonomik ekseninde bulunan ülkeler arasındaki ekonomik ilişkileri ilerletmek; çabalarını ve bilgi kapasitelerini Ar&Ge alanıyla birleştirmek. Bu hedefler barış ve dayanışma olmadan gerçekleştirilemeyecek olan sosyal sonuçlarla ilişkilidir.
Dolayısıyla bizler Akdeniz bölgesinde bilgi toplumu inşası için bir ortaklığa bağlıyız ve bütün katılımcıları bu yönde somut adımlar atmaya çağırıyoruz.
Komisyon Başkan Yardımcısı Jamila Madeira (Avrupa Parlamentosu) ise Barselona Sürecinin onuncu yılını kutladıkları bu yılda ortak hedeflere ulaşmak üzere harekete geçmeleri gerektiğini, toplantılarının Orta Doğu’daki gelişmelerin hayati bir önem taşıdığı bir zamanda gerçekleştiğini, geçen hafta ilan edilen ateşkesin Orta Doğu’da bir ümit yarattığını; AB’nin Filistin’de geçen yıllar boyunca ekonomik kalkınmaya olduğu kadar, kurumsal gelişmeye ve insani değerlere de destek olduğunu, herkesten daha çok bu bölgeye yardımda bulunduğunu söylemiştir. Madeire’ya göre barış refah için ilk ve gerekli unsurdur ve barışın olmadığı, insanların terör altında yaşadığı bir bölgede ekonomik kalkınma da gerçekleşemez. Orta Doğu bölgesinin bugün yıllık olarak silahlara 60 Milyar Euro ödediğine ve bu bölgenin dünyanın en büyük silah pazarlarından biri olduğuna dikkat çeken Komite Başkan Yardımcısı bu miktarı yarıya indirebilirlerse tüm bölgenin kalkınması için geniş bir kar payı elde edeceklerini vurgulamıştır. Ayrıca Dünya Banksı tahminlerine göre 2000-2010 yılları arasında Akdeniz Bölgesi kalkınması önündeki en temel tehlikenin hızla artan nüfusa yeterli iş imkanları yaratmak olacağını da söylemiştir. Orta Doğu’da bölgesel gelişmeyi teşvik etmek için şu ihtimaller üzerinde durmuştur: * Barış, savunma harcamalarında önemli bir kısıtlama getirecektir.Ekonomik kaynaklar endüstrileşmeye, eğitime, tarımın ve altyapının modernleştirilmesine ve yaşam kalitesinin ve standartlarının yükseltilmesine ayrılacaktır.*Barış yapay bariyerleri yıkacaktır. *Barış ulaşım bağlantılarının kurulmasını sağlayacaktır. Hava ve deniz ulaşımı, mal ve hizmetlerin sınırlardan geçişi mümkün olacaktır. *Barış doğrudan dış yatırımları çekecektir. Bölgedeki işsizlik oranının Alt Sahara Afrika bölgesi hariç diğer tüm bölgelerden daha yüksek olduğuna değinen Sayın Madeira, uluslar arası kurumlar tarafından çıkan tüm raporların bu durumu düzeltmek için bölgenin acil reformlara gitmeleri gerektiğine işaret ettiğini söylemiştir. Orta Doğu Bölgesi’nin neden bölgesel bir entegrasyona ihtiyaç duyduğu konusunda görüşlerini belirten Komite Başkan Yardımcısı, tek tek ülkelerin bölgenin sorunları çözemeyeceklerini, bölgesel ekonominin daha global ve rekabet edebilen pazarlara entegrasyonunu başarmanın esas olduğunu, bölgesel ekonomik entegrasyonun barış ve istikrarın tek anahtarı olmadığını, AB’nden ortak pazar modeli alınabileceğini söylemiştir. Barışa ulaşılamasa bile onu hazırlamak gerektiğine değinen Sayın Madeira bölgede entegrasyonun sağlanması ve yatırımlar sayesinde kalıcı bir barış tesis edileceğini Avrupa Parlamentosu’nun ise bölgenin siyasi ve ekonomik kavramına tam destek vereceğini belirtmiş son olarak ise AB’nin bu senaryoyu hızlandırabilmesi için önerebileceği somut teklifler üzerinde durmuştur: *AB’nin Filistin’deki Batı Şeria ve Gazze Şeridine yaptığı yardım ekonomik ve sosyal açıdan ikisini birbirinden ayırarak yaşayabilir ve birleşik bir siyasi Filistin Devleti yaratılmasına katkı sağlamalıdır. *Filistin’e yardım sürdürülebilir bir ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkı sağlamayı; demokrasinin geliştirilmesi ve sürdürülmesi ile hukuk kuralına, insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygıya katkı sağlamayı amaçlamalıdır. * Endüstriyel iş gücünün yaratılması için eğitim hayati önem taşımaktadır. * Gazze Şeridi ve Batı Şeria Bölgelerinde iş imkanı yaratılması için AB’nin mali yardımının önemi büyüktür. Kısa dönemde AB yardımı endüstri parklarının yaratılmasına ve mikro kredi kurumlarının desteklenmesine ve geliştirilmesine katkı sağlayabilir. *Su, enerji, ulaşım, altyapı ve turizm ana sektörlerinde ortak yatırım girişimlerinin teşviki, Orta Doğu’da kalkınma, sosyal gelişme, bölgesel ekonomik entegrasyon ve barış için esastır. * Su temel bir kaynaktır. Bölgedeki su probleminin çözümü şarttır. * AB’nin stratejisinin en temel unsurlarından biri Filistin ekonomisinin bölgesel ve global ticarete hizmetler, mallar ve teknolojide entegrasyonunu sağlamaya yardımcı olmak olmalıdır.
Barselona Süreci’nin Sonuçları ve Ekonomik Komite Alanları açısından Avrupa-Akdeniz Ortaklığı konusunda bir sunuş yapan Umberto Ranieri (İtalya, Temsilciler Meclisi Üyesi), tüm taraf ülkelerin AB ile ortaklık anlaşmaları imzaladığını, bu çerçevede 2010 yılında Avrupa-Akdeniz serbest ticaret bölgesinin kurulmasının bir hayal olmadığını, bu anlaşmaların Komitelerinin ana ilgi alanı olması gerektiğini, bu anlaşmaları imzalayıp henüz parlamentolarında onaylamamış ülkelerin bu onay sürecini tamamlamalarını, onaylayan ülkelerin ise uygulamayı takip etmesi gerektiğini söylemiştir. En kısa zamanda bir çalışma metodu üzerinde anlaşmalarının uygun olacağını, örneğin her anlaşmanın ilgili ülkelerden bir milletvekili ve konuya ilgi duyan diğer bir Avrupa ülkesinden bir milletvekili tarafından ortak olarak ele alınabileceğini yani ortaklık anlaşmaları için raportörler atamak gerektiğini söylemiştir. Ülkesinin iş finansmanı konusunda bir tam teşekküllü Avrupa-Akdeniz Bankası’nın savunuculuğunu yaptığını ancak birkaç Avrupa ülkesinin muhalefeti nedeniyle bir şey yapılamadığını; Avrupa Yatırım Bankasında iki yıl önce Avrupa-Akdeniz Yatırım ve Ortaklık İmkanı (FEMIP) adı altında bir proje başlatıldığını, amacının da özellikle küçük ve orta ölçekli özel sektörü finanse etmek olduğunu vurgulamıştır. Ranieri, ayrıca terörizmin ortak bir tehdit olduğunu, 21.yüzyılda güvenliğin artık çok daha karşılıklı bağımlı bir kavram haline geldiğini de sözlerine eklemiştir.