AAPA GENEL KURULU ESNASINDA AAPA TÜRK GRUBU BAŞKANI VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ZEYNEP ARMAĞAN USLU TARAFINDAN YAPILAN KÜLTÜRLERARASI DİYALOG KONULU KONUŞMA METNİ (17 Mart 2007, Tunus)

1990lı yılların başında, Soğuk Savaş sonrası, iki kutuplu dünya düzeni ve kuvvet dengesinin yıkılması, hür dünyanın savunduğu değerlerin baskıcı rejimlere üstünlük sağlamasıyla, tüm dünyada genel bir iyimserlik havası doğmuş, daha barışçıl bir küresel ortama yaklaştığımız hissi kuvvetlenmiştir.

Ancak barış dolu günlere kavuşacağımız inancı, aradan geçen süre içinde çevresel bozulma, salgın hastalıklar, açlık, fakirlik ve iyi yönetişim zafiyeti gibi şu veya bu şekilde hepimizi etkileyen meseleler nedeniyle giderek zayıflamaya başladı.

Bu çerçevede, milenyumun/çağımızın belirleyici unsuru olan “kültürler arası diyalog”, basmakalıp fikirlerin, yabancı korkusu(xenophobia), önyargıların, kuzey ve güney, doğu ve batı arasında yer alan güvensizliğin(mistrust) giderilmesi için temel araçlardan biri haline geldi ve özellikle 11 Eylül sonrası apokaliptik çatışmalara yol açan medeniyetler çatışması tuzağına düşmememiz için farkındalık yarattı.

Açık ki, küreselleşen dünyada birlikte yaşamak, “diğer”ini tanımayı ve farklı olana saygı göstermeyi gerektiriyor.

Hepimiz biliyoruz ki, farklı görüşlere olduğu gibi kültürel ve dini farklılıklara da hoşgörüyle bakılamadığı takdirde, gerçek anlamda küresel bir dünyadan veya çoğulculuktan bahsetmek asla mümkün olamayacak. Özellikle dini değerlere saygı ve hoşgörüyle yaklaşılması bu nedenle çağdaş uygarlığın temel unsurları arasında yer almaktadır.

Bu çerçevede, istikrar ve refahın ancak işbirliği ve diyalog yoluyla geleceği fikrinden doğan, kararlı ve sorumlu bir gayretin parçası olarak gündeme gelen, insanlığın suni çizgilerle bölünmesi yönündeki çabalara bugüne kadar verilmiş en anlamlı cevap olan ve ülkemizin-İspanya ile birlikte- İslam ve Batı toplumları arasında saygı ve diyalogu artırmayı amaçlayan Medeniyetler İttifakı girişiminin eş başkanlığını üstlenmesinden ve projenin günümüzde varolan gerilimin nedenin din değil siyaset olduğunu vurgulayan sonuçlarının, kıtalararasında köprü oluşturan İstanbul’da açıklanmasından ve ülkemizin bu girişimi ile Kültürler arası Diyalogu Himaye Ödülü’ne layık görülmesinden büyük mutluluk duyuyorum.

Benzer bir girişimle, Avrupa Konseyince (1995 yılında üye ülkelerde başlatılan) “herkes farklı herkes eşit” kampanyası çerçevesinde, 27-31 mart 2007 tarihlerinde İstanbul’da Avrupa konseyine üye ülkelerden, (100 ve ülkemizden 80 genç ile birlikte) İslam Konferansı gençlik forumuna üye ülkelerden (20) gençlerin katılacağı “Dinler arası ve Kültürler arası Diyalog Sempozyumu” düzenlenerek, dinler arası diyalog ve kültürler arası diyalog konularını tartışılacak, barışçıl şekilde beraber yaşama biçimleri hakkında çalışma grupları oluşturulacak.

“Medeniyetler çatışması” türünden senaryoların güçlenmesine yol açan ve dünya barışını öteleyen, önyargılı eğilimlerin ancak bu tür girişimlerle,uluslar arası işbirliği içinde, ortak aklın, mantığın ve sağduyunun egemen olmasıyla, farklılıklarımızın ortak değerler temelinde bir zenginlik ve güç kaynağı olabileceği anlayışının hayata geçirilmesi ve çeşitli kültür ve inanç sistemleri arasında hiyerarşik bir sınıflandırma olamayacağının, her toplumun kendine has koşulları ve dinamikleri çerçevesinde insanlığın gelişimine önemli katkılar yaptığının kabul edilmesiyle engellenebileceği aşikar.

Bu vesileyle, ülkemizin, tüm imkanlarını seferber etme ve bu tür girişimlerin başarısı için mümkün olan her türlü çabayı gösterme konusundaki kararlılığını bir kez daha belirtmek isterim. (Zira, çağlar boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yapan ve haklı olarak "uygarlıkların beşiği" tanımlamasına layık görülen bir coğrafya olarak birçok farklı kültür, din ve milleti ortak paydalarda buluşturan Türkiye, bugün de gerek sosyal ve kültürel özellikleri, gerek jeo-stratejik konumu, gerekse geleceğe dönük beklenti ve hedefleriyle, bu alanda özgün bir role sahiptir.) Bu noktada Türkiye'nin, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan, Cumhuriyetle yönetilen, demokratik bir ülke olduğunu;Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan tüm ekonomik, siyasi ve savunma örgütlerinde yer aldığını; çağdaş dünyanın temsil ettiği evrensel değerleri, katılımcı demokrasiyi, çoğulculuğu, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, laikliği, düşünce, vicdan ve teşebbüs hürriyetini öz iradesiyle benimsediğini; ve bu özellikleriyle, tüm dünyaya İslam ve çağdaşlığın beraberce varolabileceğini kanıtladığını hatırlatmak isterim.)

Hoşgörü ve saygının, kültürler arası diyalogun diğer her şeyden önce gelmesi gerektiği hususunun daha fazla göz ardı edilemeyeceği günümüzde, Goethe’nin “Tolerans, başka ve farklı olanla eşit ve eşdeğer koşullarda bir arada yaşamayı kabul etmek demektir.” sözlerinde de ifade ettiği gibi, daha adil, barışçıl bir düzen için kuzey ve güney, doğu ve batı tüm insanoğlundan beklenenin tüm paydaşların katılımıyla işbirliğinin, diyalogun artırılması, teknolojik imkanların hızlandırdığı küreselleşme olgusunun ışığında, coğrafi konumlarından bağımsız olarak tüm ülkeler arasında giderek artan bir etkileşimin oluşması olduğunu yinelemek istiyorum.

2008 yılının Avrupa Kültürler arası Diyalog yılı olarak belirlenmesinin bu hedefler ışığında önemli bir adım olduğunu ifade ediyor; Asamlenin de ayni hedefe ulasmak icin parlamenter diplomasi alanındaki önemli ve giderek artan çalışmalarının artarak devam edeceğine duyduğum inancı vurgulayarak katılımcılara dikkatleri için teşekkür ediyorum.