AVRUPA-AKDENİZ PARLAMENTER ASAMBLESİ
ASAMBLE SONUÇ KARARI
- 28 Kasım
1995'teki Barselona Bildirgesi ve onun çalışma programını göz önünde
bulundurarak,
- Barselona Sürecinin başlangıcından itibaren Avrupa-Akdeniz Bakanlar
Konferanslarında ve Sektörel Bakanlar Konferansları sonuçlarını dikkate
alarak,
- Kasım
1998'de kurulmasından, 3 Aralık 2003'de Napoli'deki 6. Bakanlar
Konferansında AAPA'ya dönüşümüne kadar Avrupa-Akdeniz Parlamenter Forumu'nun
beş Genel Kurulu'nun deklarasyonlarını göz önünde bulundurarak,
- AAPA'nın
konsültasyonu ile ilgili olarak 5-6 Mayıs 2004 tarihinde Dublin'deki
Avrupa-Akdeniz Bakanlar Konferansı toplantısında varılan sonuçlar uyarınca,
- İçtüzüğünün 3. madde 1. paragrafını da dikkate alarak,
- Akdeniz politikası AB’nin dış ilişkilerinin önceliklerinden birini teşkil
ettiğinden, Barselona Bakanlar Konferansı’nın Avrupa-Akdeniz ilişkilerinde
tarihsel bir dönüm noktası olduğunu tekrarlar.
- Barselona Bildirgesi ve çalışma programı, çok taraflı sürdürülebilir, esas
olarak hükümetler arası bir çerçeve çizmiştir ve bu çerçeve 3 unsura
dayanır:
- düzenli
bir temele dayanan güçlendirilmiş politik diyalog,
- ekonomik
ve mali işbirliğinin geliştirilmesi,
- çok
taraflı çerçevenin ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ile birlikte yürüdüğünü
hatırlatarak; sosyal, kültürel ve insani boyutlara daha fazla vurgu
yapılması.
- Tüm
imzacı Devletlerin Barselona konferansının nihai deklarasyonunda belirtilen
ilke ve amaçlara yani eşitlik, eş sorumluluk, dayanışma, eş katılım
sağlayacak açık bir sürecin temellerini oluşturacağının altını çizer.
- Barselona Süreci Ortadoğu'daki anlaşmazlıkların çözümü için bir fırsat
penceresi açan Madrid Barış Konferansı ve Oslo Barış Anlaşmalarından ortaya
çıkan iyimserlik ruhundan doğmuştur.
- Ancak
bu yüzyılın başlangıcındaki olaylar (İsrail-Filistin arasında barışı tesis
planının durması, New York'taki ve daha sonra Madrid’deki terörist
saldırılar, Irak savaşı ve ülkedeki istikrarsızlık) uluslararası manzarayı
ve Barselona Sürecinin sonucunu etkilemiştir.
- Avrupa-Akdeniz topluluğunun çözümsüz bırakamayacağı Ortadoğu'daki
anlaşmazlıklar önemli bir sorun olmaya devam etmektedir ve bu Barselona
Sürecinin etkinliğini ciddi şekilde etkilemektedir.
- AB
ile Akdeniz ortakları arasındaki karşılıklı bağımlılık, enerji güvenliğinden
çevresel mirasın korunmasına, göç, sürdürülebilir kalkınma, ticaret,
yatırım, kültürler ve halklar arasındaki ilişkiler, terörizme, kitle imha
silahlarının üretimine karşı savaş gibi unsurlarla daha belirgin hale
gelmiştir.
- AB
halkları ve onun Akdeniz ortakları medeniyetler çatışmasına
inanmamaktadırlar ve Avrupa-Akdeniz kamuoyu büyük ölçüde bu tehlikeli
hipotezi reddetmekte birleşmektedir.
- Son
10 yılda Barselona Süreci’nin, tüm Avrupa-Akdeniz bölgesinde istikrar ve
refah bölgesi yaratma girişiminde bulunan ve bu bölgedeki halklar ve tüm
Avrupa-Akdeniz Devletleri arasında daha yakın, somut ve simetrik işbirliğini
vurgulayan yeni bir uluslararası ilişkiler yaklaşımını getiren tek girişim
olduğunun altını çizer.
- Akdeniz kıyısı çevresindeki ülkelerdeki insan haklarına saygı, demokrasi ve
hukukun üstünlüğünün, bir yandan Birlik anlaşmaları, diğer yandan
Avrupa-Akdeniz işbirliğinin çok taraflı çerçevesinden oluşan Barselona
Sürecinin temel yapıtaşları olduğunu tekrarlar.
- Birliğin 25 üyeye çıkması Avrupa-Akdeniz ortaklığı için bir fırsat olarak
görülmeli ve siyasi oyuncuların sayısının artmasının Barselona sürecinin
çalışma metotlarına çeşitli tehlikeler getirebileceği dikkate alınmalıdır.
- Barselona Süreci hükümetlerarasına ek olarak, parlamentolararası çok taraflı
(bölgeden bölgeye) bir diyaloğun kurumsallaşmasını da cesaretlendirmiştir.
- 9 yıl
içerisinde bu resmi çok taraflı yoğun diyaloğa şahit olan 11 Avrupa-Akdeniz
Dışişleri Bakanları Konferansı ve 21 Ortak Bakanlar toplantısı yapılmıştır.
- Verilen bütçesel ve mali kaynaklara rağmen (1996'dan bu yana Komisyon
tarafından Akdeniz ortaklarına 6,4 milyar Euro, Filistin otoritesine
1994'teki barış sürecinin başlangıcından bu yana 1.8 milyar Euro
verilmiştir) Akdeniz’in iki tarafı arasındaki ekonomik açık daha da
büyümüştür.
- Arap
taraf ülkelerinde politik, ekonomik ve sosyal çağdaşlaşma sürecinin
hızlandırılmaya ihtiyacı vardır ve uluslararası örgütler tarafından önemli
tehlikelerden biri olarak vurgulanmaktadır ki, bu ülkelerdeki nüfusun %65'i
25 yaş altındadır ve 2000 ile 2010 yılları arasında çalışma nüfusuna her yıl
4.2 milyon kişi dahil olacaktır. Bu rakam bir önceki yılın iki katıdır.
- Arap
ülkeleri, Arap Ligi tarafından Mayıs 2004'te kabul edilen “Reform ve
Modernleşmeye İlişkin Tunus Deklarasyonu”nun bir sonucu olarak bu tehlikeye
karşı koymaya hazır olduklarını vurgulamışlardır.
- Son
zamanlarda diğer siyasi girişimlere de - G-8'ler (Daha Büyük Orta Doğu ve
Kuzey Afrika) tarafından kabul edilen "Deniz Adası Deklarasyonu" ve AB,
Akdeniz ülkeleri ve Orta Doğu arasında Avrupa komşuluk politikası ve
stratejik ortaklık- başlanmıştır.
- Avrupa-Akdeniz ortaklığı çerçevesinde ifade edilen siyasi kararın teşviki
ile, AB tarafından atılan adımların etkinliği, transatlantik ilişkiler
kapsamında eşit olarak dikkate almalıdır.
- İkili
dostluk, işbirliği ve iyi komşuluk anlaşmalarının, Avrupa-Akdeniz
bölgesindeki Devletler arasında bağ kuracak siyasi konsültasyon araçlarının
güçlendirilmesi yanı sıra, bölgedeki barış, istikrar ve refah hedeflerine
katkıda bulunacaklarını kabul eder.
- 5+5
diyaloğu gibi kuzey-güney alt bölgesel inisiyatifler, doğu-batı Akdeniz
ülkeleri arasında Güney-Güney işbirliğini kuvvetlendirirken, bütün olarak
Avrupa-Akdeniz ortaklığını daha etkin hale getirmeye yardımcı olabilir.
- Avrupa Birliği ve Akdeniz Ortakları arasındaki ticari ilişkiler çok sağlam
temellere oturtulmuştur ve AB bu ülkelerle yapılan ticarette belirgin
ticaret fazlası elde etmeye devam etmektedir.
- Barselona Sürecinin ticari kısmının zayıf olması, Akdeniz güneyindeki 10
ortak ülke arasındaki ticaretin dar ve sığ olmasına neden olmakta bu durum
da 2010 yılına kadar serbest ticaret alanı oluşturulmasını
zorlaştırmaktadır.
- Fas,
Tunus, Mısır ve Ürdün arasındaki ticareti serbestleştiren Agadir Anlaşması,
bu amaca ulaşmak istiyorsak takip edilebilecek iyi bir örnek teşkil eder.
- 2005
yılı “Hague Avrupa-Akdeniz Bakanlar Konferansı” tarafından Akdeniz yılı
olarak ilan edilmiştir.
- Barselona Sürecinin parlamenter boyutunun kurumsallaştırılması
Avrupa-Akdeniz ortaklığına yeni bir dinamizm kazandıracaktır.
Barselona Süreci : Geçerliliğini koruyan işbirliği kavramı
-
Barselona Sürecinin her ortak için temel bir politik ve ekonomik konu
olduğuna işaret eder. Yakın zamanda bölgede oluşturulan iki yada çok taraflı
inisiyatiflerle karşılaştırıldığında, Barselona Süreci’nin uzun bir
işbirliği deneyimi ve mali çabaları ile geçerli kılınan kavramsal çerçeveye
sahip olmaktan ötürü övünebileceğini belirtir.
- AB ve
Akdeniz ortakları arasında İşbirliği ve dayanışma ilişkileri için temel
çerçeveyi oluşturan Barselona Sürecine taraflar tarafından verilen büyük
önemi gözler.
- 1995'teki Barselona Bildirgesinde belirlenen amaç ve işbirliği felsefesinin
geçerliliğini devam ettirmekte olduğunu ve bunun Avrupa-Akdeniz ortaklığında
daha da geçerli olduğunu not eder. Bu bağlamda o zamandan bu zamana birçok
şey yapılmış olmasına karşın yapılması gereken çok şey olduğunu düşünür.
- Beklenen faydayı sağlamada başarılı olamasa da, uzun dönemde bölgede
tansiyonu düşürmeye katkıda bulunamasa da veya önemli ölçüde Akdeniz’in
Kuzeyi ve Güneyi arasındaki bölünmeyi gideremese de; Barselona Süreci’nin
Akdeniz’deki barış, güvenlik ve işbirliğini teşvik etmeye etkili şekilde
katkı sağlayan, siyasi danışma ve ekonomik işbirliği için uygun çerçeve
olmaya devam etmesi şeklinde güçlü bir inanış olduğunu düşünmektedir.
- Diyalog ve işbirliği için çok taraflı bir çerçeve olarak Barselona
Süreci’nin yegane bir tecrübe olduğunu düşünmektedir ve çok taraflı
diyaloğun kurumsallaştırılmasını, Akdeniz'in 2 tarafından bakanların ve üst
düzey görevlilerin bölgenin sorunlarını tartışmak ve çözümler aramak için
belli aralıklarla toplanmalarına fırsat verdiği için, en önemli
gelişmelerden biri olarak görmektedir.
- Akdeniz ülkelerinin bu resmi siyasi diyalogda eş sorumluluk almalarını
güçlendirecek, daha önemli rol oynamalarını sağlayacak pratik yöntemler
bulunacağını ümit etmektedir. Bu bağlamda eş başkanlık ilkesi ve Bakanlar
toplantısı için toplantı yerlerinin alternatiflendirilmesi en kısa zamanda
uygulanmaya konmalıdır.
- Kurumsal diyalog dinamizminin, iş dünyası, yerel otoriteler, büyük şehirler,
üniversiteler ve sivil toplumu etkilemeye başladığını belirtir. Tüm bu
oyuncuları, diyalog ve çok taraflı anlayışın teşviki; deneyim değişimi ve
iş yaratan "en iyi uygulamalar ve yatırımlar” için gerekli ağ temasları
oluşturmak için daha fazla katkıda bulunmaya çağırır.
- Yakın
zamanda Anna Lindh Kültürler ve Medeniyetler Arasında Diyalog Vakfı’nın
kurulmasının, hükümetler dışı örgütler için Sivil Forum kurulmasının ve
Barselona Sürecinin Parlamenter kurumu olarak 2004 yılında bu Asamblenin
kurulmasının; demokratikleşme ve insan hakları konusundaki işbirliğini
cesaretlendirip Avrupa-Akdeniz ortaklığını vatandaşlara daha yakın hale
getirecek önemli sonuçları olduğunun altını çizer.
- Dokuz taraf ülke ile Avrupa-Akdeniz ortaklık anlaşmalarının imzalanmasının
ve Suriye ile de anlaşma imzalama girişiminin Barselona sürecinin önemli
bir sonucu olduğunu vurgular. Bu bağlamda “yatırım için gerekli olan yasal
güvenliği sağlayan "anlaşmalar ağı" tamamen çalışabilir olmalıdır ve Agadir
anlaşmasına uyumlu bir şekilde Güney-Güney anlaşmaları ile desteklenmelidir
ve tüm taraflara açık olmalıdır” görüşündedir.
- Ortaklığın finansal araçlarının (Meda I ve MEDA II programları, EIB
kredileri, FEMIP mali imkan) Barselona Sürecinin olumlu bir sonucunu teşkil
ettiğini belirtir; ancak Akdeniz’in güneyinde yer alan ülkelerin eşit olarak
yararlanamadığını kabul eder.
- Avrupa-Akdeniz Barış ve İstikrar Şartı konusunda az bir gelişme sağlanırken,
bunun benimsenmesinin Ortadoğu anlaşmazlığı sebebiyle engellendiğini,
politik ve güvenlik diyaloğunun yakın zamanda daha yoğun ve etken olduğunu
vurgular. Avrupa-Akdeniz ortaklarının anti-terörizm önlemleri ve silahların
arttırılmaması gibi hassas konuları tartışmaya başladıklarını belirtir.
Terörizmle mücadelenin mültecilerle ilgili kanunlar dahil, insan haklarına
ve uluslar arası hukuka saygılı şekilde yürütülmesi konusunda ısrar eder.
Ayrıca bu yaptırımların şiddet ve diğer insanlık dışı ve küçük düşürücü
eylem ve cezaları yasaklayıcı maddeler içermesini de talep eder.
- Terörizmle mücadele bahanesiyle birkaç ülkenin, insan hakları, uluslar arası
insan hukuku, mültecilerle ilgili kurallar ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle
ilgili uluslar arası yükümlülüklerini azaltıcı bir yasamaya gitmelerinden
kaygı duymaktadır.
- Bu
bağlamda gelecekteki anlaşma ve eylem planlarında toplu imha silahlarının
azaltılmasına ilişkin cümlelerin yer almasını takdir eder; bu tür önlemlerin
Akdeniz’i toplu imha silahlardan arınmış bir bölge yapmak üzere istisnasız
tüm taraflar tarafından alınması gerektiğinin altını çizer; tüm tarafların
Avrupa Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasına daha fazla katılmasını talep
eder; tüm Avrupa-Akdeniz ülkelerinin Silahsızlanma Anlaşmasını
hızlandırmalarını talep eder.
- Akdeniz bölgesinde insan haklarına saygının ve hukuk kuralları ile
demokrasinin gelişiminin Barselona Bildirgesinde yer alan beklentiler
arasında olduğunu hatırlatır.
- Bölgede parlamenter demokrasi sürecinin, çeşitli şekillerde, gelişimini
tanır.
- İnsan hakları ve demokrasi konularında yapılı bir diyalog geliştirmek için
ortaklık anlaşmaları çerçevesinde insan hakları alt komitelerinin
kurulmasını ister; bu tür alt komitelerin eylem planlarında anahtar bir
unsur teşkil edeceğini ümit eder; insan haklarının durumunu daha iyi
gözlemlemede bu alt komitelerin çalışmalarında sivil toplumlarla bütünleşip
danışmada bulunmalarının öneminin altını çizer.
- Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları Girişimi’nin Barselona Sürecinde
belirlenen AB temel değerlerini geliştirmede hayati bir rol oynaması
gerektiğini düşünmektedir; bu bağlamda sivil toplumların ve diğer hükümetler
dışı örgütlerin güçlendirilmesine destek olmak üzere Avrupa-Akdeniz
ortaklığı içinde bu Girişimin güçlendirilmesini talep eder.
- Ortaklığın diğer alanlarındaki amaçlar ile elde edilenler arasında belirgin
bir fark olduğuna işaret eder ve bilgi toplumu sağlık gibi konularda elde
edilen sonuçların oldukça mütevazi olduğunu ve çabaların sürekliliği
olmadığını gözlemler.
Barselona
sürecinin "merkezi durumu"
- Hem
AB ve hem de ortak ülkeler tarafından oluşturulan Akdeniz çevresindeki
politik inisiyatiflerin çokluğunun getirdiği halihazırdaki karışıklığın
giderilmesini ister. Bu açıdan, yeniden canlandırılmış Barselona Süreci, bu
süreci tamamlayan iki proje olan Avrupa Komşuluk ve stratejik ortaklık
politikasına entegre edilmelidir. Böylece yeni açılımlar olacak ve tüm
Avrupa-Akdeniz ortaklığına daha fazla sinerji getirecektir.
- Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi ve Avrupa Komisyonuna Barselona Süreci ile
komşuluk politikası ve stratejik ortaklık arasındaki kurumsal ve işlevsel
ilişkinin belirginleştirilmesi çağrısında bulunur.
- Yeniden gözden geçirilmiş Barselona Sürecinin (Barselona +) Avrupa Birliği
ile Akdeniz bölgesi arasındaki ortaklık ve diyaloğun anahtar taşı olarak
kalması suretiyle, Avrupa-Akdeniz ortalığında merkezi bir rolde olmasını
ister.
- Barselona sürecinin, iyi yönetimi ve ortaklığın ekonomik ve mali yönlerini
teşvik etmeyi hedefleyen yeni Avrupa komşuluk politikası ile; terörizmle ve
kitle imha silahlarının arttırılmasına karşı mücadelede bölge ve Birlik
arasındaki stratejik ortaklığın artan önemi ile; ayrıca göç ve güvenlik ve
savunma politikasındaki diyalog ve işbirliği ile güçlendirileceğine işaret
eder.
- Barselona Sürecinin tamamlayıcısı olarak Avrupa komşuluk politikasının ne
eşitlik, eş sorumluluk, dayanışma ve işbirliği prensiplerini ne de Barselona
Sürecinin çok yönlü çerçevesini gölgede bırakmaması gerektiğini vurgular.
Eğer tamamen çeşitlendirilmiş ikili yaklaşım üzerinde yoğunlaşılırsa, taraf
ülkelerin ikili bağımlılıklarının artma riskine dikkat çeker ve böylece
mevcut bölgesel işbirliğinin zaten düşük olan düzeyinin daha da düşeceğini
belirtir.
"Halkların
ittifakı" çerçevesinde Barselona “+”ya Doğru
- Barselona Bildirgesinin 10. yıldönümünün, uygulanma sonuçlarını
değerlendirme ve Akdeniz’in iki kıyısı arasındaki işbirliğini daha yüksek
bir düzeye çıkartmak için bir fırsat sunmakta olduğu görüşündedir; 2004 yılı
Aralık ayında Avrupa Konseyi tarafından alınan karar gereğince, Türkiye’nin
2005 yılında öngörüldüğü şekilde AB ile görüşme müzakerelerine başlamasını
ümit eder.
- Akdeniz bölgesindeki kalkınma politikalarının başarısının ve kuzey-güney
kıyı ülkeleri arasındaki daha etkin bir ortaklığın garantisinin büyük oranda
bölgedeki güvenlik ve istikrar ortamının tesisine dayandığını vurgular.
- Akdeniz ülkelerinde, bazı Birlik Devletlerinin isteği üzerine, Birlik
topraklarını hedefleyen ve göçmenler için resepsiyon merkezleri kurulmasını
amaçlayan girişim konusundaki kaygısını ifade eder; göç akımlarının
idaresinin yoğun olarak sadece güvenlik endişeleri üzerine değil, aynı
zamanda Akdeniz ülkelerinin sürdürülebilir ve sosyal kalkınmasının idaresi
üzerine de kurulmasını talep eder.
- Güney-Kuzey göç akışlarının idaresinde Avrupa-Akdeniz ülkelerinin tamamının
ortak sorumluluğu olduğunu belirtir. Bir yandan, özellikle güney kıyılarında
yasa dışı göç ve insan ticareti, diğer yandan, özellikle kuzey kıyılarında
ekonomik koşulların Akdeniz’in güneyinin sosyal kalkınmasına uygun olarak
gelişimi ile bütünleşme sağlanmalıdır.
- Bugün Barselona Sürecinin karşılaştığı ortak tehlike, on yıl öncekinin
aynısıdır: Devletler ve halklarının savaş, terörizm ve şiddetin diğer
çeşitlerinden korunması; tüm Akdeniz ortakları için daha geniş büyüme,
yatırım, ticaret, iş ve sosyal ilerleme fırsatları sunan ekonomik ve sosyal
güvenlik.
- Ortadoğu'daki diyalog için yeni açılımlar sağlayan, Batı Şeria, Gazze ve
Doğu Kudüs’te bir grup ulusal ve uluslararası gözlemci tarafından özgür ve
demokratik olarak izlenen seçimlerin sonucu olarak, 9 Ocak 2005 tarihinde
Filistin Cumhurbaşkanlığına Mahmoud Abbas’ın seçilmesini memnuniyetle
karşılar.
- İsrail ve Filistin arasındaki yeni ve cesaretlendirici siyasi diyalog
ortamını; taraflar arasında üst düzey temasların yeniden başlamasını,
uluslararası toplum sayesinde İsrail-Filistin sorununa barışçıl bir çözümün
bulunması ortak niyetini memnuniyetle karşılar. Tarafları, iki taraf
tarafından kabul edilen Barış İçin Yol Haritası çerçevesinde ve siyasi ve
doğrudan görüşme ile sorunlarını çözmeye çağırır.
- Uluslararası toplumu, iki devletli, ilgili BM kararlarına ve ayrıca İsrail
ve Filistin halklarının barış ve güvenlik içinde uluslar arası tanınan
sınırlar içinde yaşama temel hakkına dayanan bu süreci desteklemeye çağırır;
her iki tarafı kalıcı barışa ulaşılması sürecine engel olabilecek her tür
eylemden kaçınmaya çağırır.
- Bu çerçevede güvenlik, Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’i bölme duvarı
(sözde güvenlik duvarı) konusundaki kararı, nihai durum görüşmeleriyle
bağlantılı konular gibi önemli konularda Filistin Delegasyonunun kaygılarını
tam olarak dikkate almaktadır; aynı zamanda İsrail Delegasyonunun da
güvenlik gibi önemli konulardaki kaygılarını da tam olarak dikkate
almaktadır. AAPA terörizmin her çeşidini kaynağı ne olursa olsun güçlü
şekilde kınamaktadır.
- Tarafları, barış, adil ve kalıcı çözüme katkı fırsatı veren ayrıca gelişmiş
bir diyalog teşkil eden İlerletilmiş Barselona Süreci tarafından yaratılan
yeni işbirliği ortamından (özellikle parlamenter boyut) yararlanmaya
çağırır; bölgede barış ve güvenlik diyaloğunda bir gelişme sağlayacak bir
çalışma grubu kurmak için, içtüzük gereği, İsrail-Filistin sorunu konusunda
geniş çaplı bir tartışma yapmasını Siyasi Komiteden talep eder.
- Ancak Ortadoğu barış sürecindeki ilerleme, bölgedeki ekonomik ve politik
reformların uygulanmasında ön şart olmamalı, yada başka bir deyişle, barış
ve reform aynı kararlılıkla birlikte takip edilmeli ve birbirini
desteklemelidir.
- Libya Sosyalist Arap Cemahiriyesi’nin, Barselona Sürecinin ruhunun ve
ilkelerinin kabulüne yönelik ve bu ülkenin Sürece tam üyeliğini
sağlayabilecek siyasi değişimini tanır.
- Fas’ın Aile hukuku ile ilgili, bu ülkede kadının kanun önünde haklarını
genişleten son reformunu takdir eder.
- Lübnan, Filistin ve Fas gibi güney Akdeniz kıyılarındaki ülke halkları
tarafından son zamanlarda gösterilen yoğun siyasi katılımı memnuniyetle
karşılar; demokratik katılım ve iyi yönetim yönünde bölge halklarının
talebine artan ölçüde önem verilmelidir.
- Eski
Başbakan Rafik Hariri’nin ve diğer masum sivillerin öldürülmesini kuvvetle
kınar; 15 Şubat tarihinde BM Güvenlik Konseyi tarafından yapılan Deklarasyon
çerçevesinde, bu saldırının sebepleri, koşulları ve sonuçlarının tamamen
aydınlatılması ümidini ifade eder; bu çerçevede Lübnanlı yetkililerden BM
gerçek tespit misyonlarıyla tam işbirliği yapmaya devam etmesini talep eder.
- Bu
cinayetin ve hükümetin düşmesinin Lübnan’daki seçim sürecini etkilememesini
ümit ettiğini ifade eder ve bu ülkede demokratik ve açık yasal seçimlerin
yapılmasının öneminin altını çizer. Eğer Lübnan Hükümeti davet ederse diğer
AB kurumlarıyla, AAPA üye ülkelerinin ulusal parlamentolarından oluşan karma
bir heyetin Lübnan’daki seçimlere gözlemci olmasını tavsiye eder.
- Lübnan’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bağımsızlığına uluslararası
toplumun bağlılığını taahhüt eden 1559 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararının
uygulanmasının önemine değinir ve Suriye birliklerinin tamamen Lübnan
topraklarından çekilmesini talep eder; bu geri çekilmenin mümkün olan en
kısa zamanda tamamlanmasını ister.
- Barselona Süreci çerçevesinde parlamenterler arasında, hem bölgesel ve hem
de alt bölgesel düzeyde, yoğunlaştırılmış temasların, Avrupa-Akdeniz
ortaklığının en temel siyasi amaçlarından birisi olması gerektiğini
düşünmektedir.
- Anayasal anlaşmanın ilk kısmında (VIII. başlık, 56. madde) Akdeniz
politikası tanımlanırken, Avrupa Birliğinin "yakın çevresi"ni stratejik
ilgi alanı olarak açıkça gösterdiğini vurgular.
- Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi’nin kurulmasının sivil toplum
beklentilerini arttırdığını; Asamble’nin insan hakları ve demokratikleşme
alanlarında somut ilerlemeler sağlayacak yeni bir dinamizm yaratması
muhtemel bir araç olduğunu belirtir; sivil toplum örgütlerinin Asamblenin ve
komitelerinin faaliyetlerine katılmasına taraftardır; bu bağlamda sivil
toplum temsilcilerine özel bir statü verilmesini önerir.
- Siyasi, Güvenlik ve İnsan Hakları Komitesinden aşağıdaki durumları
izlemesini talep eder:
- İsrail-Filistin ve Orta Doğu’daki komşu ülkeler arasındaki siyasi ve
güvenlik durumu,
- Özellikle
Kıbrıs konusu olmak üzere, taraf ülkeler arasında güvenlik ve komşuluğa
ilişkin diğer siyasi sorunlar,
- Avrupa-Akdeniz ülkeleri arasında güvenlik ve terörizmle savaş ve toplu imha
silahlarının artırılmasına karşı mücadele ile ilgili işbirliği,
- Tüm
taraf ülkelerde demokratik süreçlerin güçlendirilmesi,
- Avrupa
Komisyonu tarafından öngörülen öneri ve eylem programının (EIDHR: Demokrasi
ve İnsan Hakları için Avrupa Girişimi) uygulanması,
- Her
taraf ülkede insan haklarına ve kadın haklarına saygı gösterilmesi; sosyal,
ekonomik ve siyasi boyutta kadınların haklarının güçlendirilmesi,
- Bu
bağlamda, Eylem için Pekin Platformu kararlarının, "Kadın 2000: 21yy. için
cinsiyet eşitliği, gelişme ve barış" başlıklı BM genel Kurulunun özel
oturumu belgelerinin ve 4. Dünya Kadın Konferansından bu yana BM Kadınların
Statüsü Komisyonu toplantılarında kabul edilen sonuçların uygulanması,
- Tüm
ortaklar tarafından uluslararası insan hakları sözleşmelerinin onaylanması
ve uygulanması,
- Ocak
2004'teki Sana’a Deklarasyonu’nun uygulanması,
- Akdeniz
bölgesinde gelişme, modernleşme ve reform çabalarının izlenmesi
çerçevesinde, bölgedeki sivil toplum ve hükümetler dışı örgütlerin
toplantılarının sonuçları.
-
Barselona Süreci çerçevesinde kadın haklarını geliştirecek daha çok çaba
harcanmasını ümit eder; bu çerçevede BM Kalkınma Programı raporu ışığında
kadınların haklarını ilerletmeyi ve cinsiyet eşitliğini amaçlayan bölgesel
bir eylem planı kurulmasını talep eder; Barselona Sürecinin tüm üye
devletlerini “Kadınlara Karşı Tüm Ayrımcılık Şekillerinin Ortadan
Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme” (CEDAW) ye yaptıkları çekincelerini geri
almaya çağırır.
- Bu
sürecin, ilgili ülkelerin her birinde sosyal ve siyasi yaşama kadınların
katılımını güçlendirip, kadınların statüsü ve haklarını geliştireceğini ümit
eder; Siyasi İşler, Güvenlik ve İnsan Hakları Komitesini bu konuyu izlemekle
görevlendirir.
- Bölgedeki insan haklarının güçlendirilmesinde, sivil toplum rolünün
arttırılması uygulamalarına da yönelmek ister.
- Bu
bağlamda, kuruluş toplantısını Nisan ayında Lüksemburg’da yapacak olan
hükümetler dışı Avrupa-Akdeniz Sivil Forumu’nun kurulmasını takdirle
karşılar; bu platformda yakın işbirliğinin geliştirilmesinin önemin altını
çizer.
- Barselona Sürecinin, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasında ve BM barış
gücü operasyonlarında Akdeniz ortak ülkelerinin muhtemel katılımları gibi
yeni boyutlara taşınmasını destekler.
- Anna
Lindh Avrupa-Akdeniz Kültürlerarası Diyalog Vakfı’nın Akdeniz bölgesinde
gerçek bir “Medeniyetler İttifakı” için bir araç olması görüşündedir; bu
amaçla Vakfın faaliyetlerinin yalnızca gençlere ve entelektüel elitlere
değil toplumun bütününe özellikle de nüfusun en fakir kesimine hitap etmesi
gerektiğini düşünmektedir.
- Asamble ve Vakfın, Akdeniz'in her iki kıyısındaki sivil toplumun gözünde
ortaklığın sıkıntılı olduğu " örünebilme eksikliği" ni iyileştirmede daha
yakın olarak birlikte çalışmasını diler; bu bağlamda Akdeniz ülkelerindeki
dernekleri ve üniversiteleri bir araya getiren uygun bir ağ kurulması ile
pratik işbirliği yöntemlerinin mümkün olan en kısa zamanda
gerçekleştirilmesi çağrısında bulunur.
- Akdeniz bölgesindeki doğal afetlerle erken uyarı sistem uygulaması
yardımıyla mücadele etmek için ortak bir strateji çağrısında bulunur; ayrıca
18-22 Ocak 2005'te Japonya Kobe'de yapılan “Dünya Afetlerin Önlenmesi
Konferansı” çalışmalarının sonuçları ile uyumlu olarak ve risk bölgeleri
olarak düşünülen üye ülkelerin Atlantik kıyısını da kapsayan, tahrip olan
bölgelerin yeniden imarı için işbirliği programları talep eder.
- Mısır topraklarında ve diğer bölge ülkelerinde II.Dünya Savaşı sırasında
Avrupa orduları tarafından yaratılan madenler sorununun incelenmesi için bir
çalışma grubu kurulmasına karar verir.
- Başkanını bu kararı bir sonraki Avrupa-Akdeniz Dışişleri Bakanları
Konferansı’na, AB Bakanlar Konseyi’ne, AB Komisyonu’na, Barselona sürecine
katılan ülkelerin parlamentolarına ve Avrupa Parlamentosu’na iletmekle
görevlendirir.