AVRUPA-AKDENİZ PARLAMENTER ASAMBLESİ

ASAMBLE SONUÇ KARARI

  1. Akdeniz politikası AB’nin dış ilişkilerinin önceliklerinden birini teşkil ettiğinden, Barselona Bakanlar Konferansı’nın Avrupa-Akdeniz ilişkilerinde tarihsel bir dönüm noktası olduğunu tekrarlar.
  2. Barselona Bildirgesi ve çalışma programı, çok taraflı sürdürülebilir, esas olarak hükümetler arası bir çerçeve çizmiştir ve bu çerçeve 3 unsura dayanır:
  3. Tüm imzacı Devletlerin Barselona konferansının nihai deklarasyonunda belirtilen ilke ve amaçlara yani eşitlik, eş sorumluluk, dayanışma, eş katılım sağlayacak açık bir sürecin temellerini oluşturacağının altını çizer.
  4. Barselona Süreci Ortadoğu'daki anlaşmazlıkların çözümü için bir fırsat penceresi açan Madrid Barış Konferansı ve Oslo Barış Anlaşmalarından ortaya çıkan iyimserlik ruhundan doğmuştur.
  5. Ancak bu yüzyılın başlangıcındaki olaylar (İsrail-Filistin arasında barışı tesis planının durması, New York'taki ve daha sonra Madrid’deki terörist saldırılar, Irak savaşı ve ülkedeki istikrarsızlık) uluslararası manzarayı ve Barselona Sürecinin sonucunu etkilemiştir.
  6. Avrupa-Akdeniz topluluğunun çözümsüz bırakamayacağı Ortadoğu'daki anlaşmazlıklar önemli bir sorun olmaya devam etmektedir ve bu Barselona Sürecinin etkinliğini ciddi şekilde etkilemektedir.
  7. AB ile Akdeniz ortakları arasındaki karşılıklı bağımlılık, enerji güvenliğinden çevresel mirasın korunmasına, göç, sürdürülebilir kalkınma, ticaret, yatırım, kültürler ve halklar arasındaki ilişkiler, terörizme, kitle imha silahlarının üretimine karşı savaş gibi unsurlarla daha belirgin hale gelmiştir.
  8. AB halkları ve onun Akdeniz ortakları medeniyetler çatışmasına inanmamaktadırlar ve Avrupa-Akdeniz kamuoyu büyük ölçüde bu tehlikeli hipotezi reddetmekte birleşmektedir.
  9. Son 10 yılda Barselona Süreci’nin, tüm Avrupa-Akdeniz bölgesinde istikrar ve refah bölgesi yaratma girişiminde bulunan ve bu bölgedeki halklar ve tüm Avrupa-Akdeniz Devletleri arasında daha yakın, somut ve simetrik işbirliğini vurgulayan yeni bir uluslararası ilişkiler yaklaşımını getiren tek girişim olduğunun altını çizer.
  10. Akdeniz kıyısı çevresindeki ülkelerdeki insan haklarına saygı, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün, bir yandan Birlik anlaşmaları, diğer yandan Avrupa-Akdeniz işbirliğinin çok taraflı çerçevesinden oluşan Barselona Sürecinin temel yapıtaşları olduğunu tekrarlar.
  11. Birliğin 25 üyeye çıkması Avrupa-Akdeniz ortaklığı için bir fırsat olarak görülmeli ve siyasi oyuncuların sayısının artmasının Barselona sürecinin çalışma metotlarına çeşitli tehlikeler getirebileceği dikkate alınmalıdır.
  12. Barselona Süreci hükümetlerarasına ek olarak, parlamentolararası çok taraflı (bölgeden bölgeye) bir diyaloğun kurumsallaşmasını da cesaretlendirmiştir.
  13. 9 yıl içerisinde bu resmi çok taraflı yoğun diyaloğa şahit olan 11 Avrupa-Akdeniz Dışişleri Bakanları Konferansı ve 21 Ortak Bakanlar toplantısı yapılmıştır.
  14. Verilen bütçesel ve mali kaynaklara rağmen (1996'dan bu yana Komisyon tarafından Akdeniz ortaklarına 6,4 milyar Euro, Filistin otoritesine 1994'teki barış sürecinin başlangıcından bu yana 1.8 milyar Euro verilmiştir) Akdeniz’in iki tarafı arasındaki ekonomik açık daha da büyümüştür.
  15. Arap taraf ülkelerinde politik, ekonomik ve sosyal çağdaşlaşma sürecinin hızlandırılmaya ihtiyacı vardır ve uluslararası örgütler tarafından önemli tehlikelerden biri olarak vurgulanmaktadır ki, bu ülkelerdeki nüfusun %65'i 25 yaş altındadır ve 2000 ile 2010 yılları arasında çalışma nüfusuna her yıl 4.2 milyon kişi dahil olacaktır. Bu rakam bir önceki yılın iki katıdır.
  16. Arap ülkeleri, Arap Ligi tarafından Mayıs 2004'te kabul edilen “Reform ve Modernleşmeye İlişkin Tunus Deklarasyonu”nun bir sonucu olarak bu tehlikeye karşı koymaya hazır olduklarını vurgulamışlardır.
  17. Son zamanlarda diğer siyasi girişimlere de - G-8'ler (Daha Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika) tarafından kabul edilen "Deniz Adası Deklarasyonu" ve AB, Akdeniz ülkeleri ve Orta Doğu arasında Avrupa komşuluk politikası ve stratejik ortaklık- başlanmıştır.
  18. Avrupa-Akdeniz ortaklığı çerçevesinde ifade edilen siyasi kararın teşviki ile, AB tarafından atılan adımların etkinliği, transatlantik ilişkiler kapsamında eşit olarak dikkate almalıdır.
  19. İkili dostluk, işbirliği ve iyi komşuluk anlaşmalarının, Avrupa-Akdeniz bölgesindeki Devletler arasında bağ kuracak siyasi konsültasyon araçlarının güçlendirilmesi yanı sıra, bölgedeki barış, istikrar ve refah hedeflerine katkıda bulunacaklarını kabul eder.
  20. 5+5 diyaloğu gibi kuzey-güney alt bölgesel inisiyatifler, doğu-batı Akdeniz ülkeleri arasında Güney-Güney işbirliğini kuvvetlendirirken, bütün olarak Avrupa-Akdeniz ortaklığını daha etkin hale getirmeye yardımcı olabilir.
  21. Avrupa Birliği ve Akdeniz Ortakları arasındaki ticari ilişkiler çok sağlam temellere oturtulmuştur ve AB bu ülkelerle yapılan ticarette belirgin ticaret fazlası elde etmeye devam etmektedir.
  22. Barselona Sürecinin ticari kısmının zayıf olması, Akdeniz güneyindeki 10 ortak ülke arasındaki ticaretin dar ve sığ olmasına neden olmakta bu durum da 2010 yılına kadar serbest ticaret alanı oluşturulmasını zorlaştırmaktadır.
  23. Fas, Tunus, Mısır ve Ürdün arasındaki ticareti serbestleştiren Agadir Anlaşması, bu amaca ulaşmak istiyorsak takip edilebilecek iyi bir örnek teşkil eder.
  24. 2005 yılı “Hague Avrupa-Akdeniz Bakanlar Konferansı” tarafından Akdeniz yılı olarak ilan edilmiştir.
  25. Barselona Sürecinin parlamenter boyutunun kurumsallaştırılması Avrupa-Akdeniz ortaklığına yeni bir dinamizm kazandıracaktır.

Barselona Süreci : Geçerliliğini koruyan işbirliği kavramı

  1. Barselona Sürecinin her ortak için temel bir politik ve ekonomik konu olduğuna işaret eder. Yakın zamanda bölgede oluşturulan iki yada çok taraflı inisiyatiflerle karşılaştırıldığında, Barselona Süreci’nin uzun bir işbirliği deneyimi ve mali çabaları ile geçerli kılınan kavramsal çerçeveye sahip olmaktan ötürü övünebileceğini belirtir.
  2. AB ve Akdeniz ortakları arasında İşbirliği ve dayanışma ilişkileri için temel çerçeveyi oluşturan Barselona Sürecine taraflar tarafından verilen büyük önemi gözler.
  3. 1995'teki Barselona Bildirgesinde belirlenen amaç ve işbirliği felsefesinin geçerliliğini devam ettirmekte olduğunu ve bunun Avrupa-Akdeniz ortaklığında daha da geçerli olduğunu not eder. Bu bağlamda o zamandan bu zamana birçok şey yapılmış olmasına karşın yapılması gereken çok şey olduğunu düşünür.
  4. Beklenen faydayı sağlamada başarılı olamasa da, uzun dönemde bölgede tansiyonu düşürmeye katkıda bulunamasa da veya önemli ölçüde Akdeniz’in Kuzeyi ve Güneyi arasındaki bölünmeyi gideremese de; Barselona Süreci’nin Akdeniz’deki barış, güvenlik ve işbirliğini teşvik etmeye etkili şekilde katkı sağlayan, siyasi danışma ve ekonomik işbirliği için uygun çerçeve olmaya devam etmesi şeklinde güçlü bir inanış olduğunu düşünmektedir.
  5. Diyalog ve işbirliği için çok taraflı bir çerçeve olarak Barselona Süreci’nin yegane bir tecrübe olduğunu düşünmektedir ve çok taraflı diyaloğun kurumsallaştırılmasını, Akdeniz'in 2 tarafından bakanların ve üst düzey görevlilerin bölgenin sorunlarını tartışmak ve çözümler aramak için belli aralıklarla toplanmalarına fırsat verdiği için, en önemli gelişmelerden biri olarak görmektedir.
  6. Akdeniz ülkelerinin bu resmi siyasi diyalogda eş sorumluluk almalarını güçlendirecek, daha önemli rol oynamalarını sağlayacak pratik yöntemler bulunacağını ümit etmektedir. Bu bağlamda eş başkanlık ilkesi ve Bakanlar toplantısı için toplantı yerlerinin alternatiflendirilmesi en kısa zamanda uygulanmaya konmalıdır.
  7. Kurumsal diyalog dinamizminin, iş dünyası, yerel otoriteler, büyük şehirler, üniversiteler ve sivil toplumu etkilemeye başladığını belirtir. Tüm bu oyuncuları, diyalog ve çok taraflı anlayışın teşviki; deneyim değişimi ve iş yaratan "en iyi uygulamalar ve yatırımlar” için gerekli ağ temasları oluşturmak için daha fazla katkıda bulunmaya çağırır.
  8. Yakın zamanda Anna Lindh Kültürler ve Medeniyetler Arasında Diyalog Vakfı’nın kurulmasının, hükümetler dışı örgütler için Sivil Forum kurulmasının ve Barselona Sürecinin Parlamenter kurumu olarak 2004 yılında bu Asamblenin kurulmasının; demokratikleşme ve insan hakları konusundaki işbirliğini cesaretlendirip Avrupa-Akdeniz ortaklığını vatandaşlara daha yakın hale getirecek önemli sonuçları olduğunun altını çizer.
  9. Dokuz taraf ülke ile Avrupa-Akdeniz ortaklık anlaşmalarının imzalanmasının ve Suriye ile de anlaşma imzalama girişiminin Barselona sürecinin önemli bir sonucu olduğunu vurgular. Bu bağlamda “yatırım için gerekli olan yasal güvenliği sağlayan "anlaşmalar ağı" tamamen çalışabilir olmalıdır ve Agadir anlaşmasına uyumlu bir şekilde Güney-Güney anlaşmaları ile desteklenmelidir ve tüm taraflara açık olmalıdır” görüşündedir.
  10. Ortaklığın finansal araçlarının (Meda I ve MEDA II programları, EIB kredileri, FEMIP mali imkan) Barselona Sürecinin olumlu bir sonucunu teşkil ettiğini belirtir; ancak Akdeniz’in güneyinde yer alan ülkelerin eşit olarak yararlanamadığını kabul eder.
  11. Avrupa-Akdeniz Barış ve İstikrar Şartı konusunda az bir gelişme sağlanırken, bunun benimsenmesinin Ortadoğu anlaşmazlığı sebebiyle engellendiğini, politik ve güvenlik diyaloğunun yakın zamanda daha yoğun ve etken olduğunu vurgular. Avrupa-Akdeniz ortaklarının anti-terörizm önlemleri ve silahların arttırılmaması gibi hassas konuları tartışmaya başladıklarını belirtir. Terörizmle mücadelenin mültecilerle ilgili kanunlar dahil, insan haklarına ve uluslar arası hukuka saygılı şekilde yürütülmesi konusunda ısrar eder. Ayrıca bu yaptırımların şiddet ve diğer insanlık dışı ve küçük düşürücü eylem ve cezaları yasaklayıcı maddeler içermesini de talep eder.
  12. Terörizmle mücadele bahanesiyle birkaç ülkenin, insan hakları, uluslar arası insan hukuku, mültecilerle ilgili kurallar ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle ilgili uluslar arası yükümlülüklerini azaltıcı bir yasamaya gitmelerinden kaygı duymaktadır.
  13. Bu bağlamda gelecekteki anlaşma ve eylem planlarında toplu imha silahlarının azaltılmasına ilişkin cümlelerin yer almasını takdir eder; bu tür önlemlerin Akdeniz’i toplu imha silahlardan arınmış bir bölge yapmak üzere istisnasız tüm taraflar tarafından alınması gerektiğinin altını çizer; tüm tarafların Avrupa Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasına daha fazla katılmasını talep eder; tüm Avrupa-Akdeniz ülkelerinin Silahsızlanma Anlaşmasını hızlandırmalarını talep eder.
  14. Akdeniz bölgesinde insan haklarına saygının ve hukuk kuralları ile demokrasinin gelişiminin Barselona Bildirgesinde yer alan beklentiler arasında olduğunu hatırlatır.
  15. Bölgede parlamenter demokrasi sürecinin, çeşitli şekillerde, gelişimini tanır.
  16. İnsan hakları ve demokrasi konularında yapılı bir diyalog geliştirmek için ortaklık anlaşmaları çerçevesinde insan hakları alt komitelerinin kurulmasını ister; bu tür alt komitelerin eylem planlarında anahtar bir unsur teşkil edeceğini ümit eder; insan haklarının durumunu daha iyi gözlemlemede bu alt komitelerin çalışmalarında sivil toplumlarla bütünleşip danışmada bulunmalarının öneminin altını çizer.
  17. Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları Girişimi’nin Barselona Sürecinde belirlenen AB temel değerlerini geliştirmede hayati bir rol oynaması gerektiğini düşünmektedir; bu bağlamda sivil toplumların ve diğer hükümetler dışı örgütlerin güçlendirilmesine destek olmak üzere Avrupa-Akdeniz ortaklığı içinde bu Girişimin güçlendirilmesini talep eder.
  18. Ortaklığın diğer alanlarındaki amaçlar ile elde edilenler arasında belirgin bir fark olduğuna işaret eder ve bilgi toplumu sağlık gibi konularda elde edilen sonuçların oldukça mütevazi olduğunu ve çabaların sürekliliği olmadığını gözlemler.

    Barselona sürecinin "merkezi durumu" 
  19. Hem AB ve hem de ortak ülkeler tarafından oluşturulan Akdeniz çevresindeki politik inisiyatiflerin çokluğunun getirdiği halihazırdaki karışıklığın giderilmesini ister. Bu açıdan, yeniden canlandırılmış Barselona Süreci, bu süreci tamamlayan iki proje olan Avrupa Komşuluk ve stratejik ortaklık politikasına entegre edilmelidir. Böylece yeni açılımlar olacak ve tüm Avrupa-Akdeniz ortaklığına daha fazla sinerji getirecektir.
  20. Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi ve Avrupa Komisyonuna Barselona Süreci ile komşuluk politikası ve stratejik ortaklık arasındaki kurumsal ve işlevsel ilişkinin belirginleştirilmesi çağrısında bulunur.
  21. Yeniden gözden geçirilmiş Barselona Sürecinin (Barselona +) Avrupa Birliği ile Akdeniz bölgesi arasındaki ortaklık ve diyaloğun anahtar taşı olarak kalması suretiyle, Avrupa-Akdeniz ortalığında merkezi bir rolde olmasını ister.
  22. Barselona sürecinin, iyi yönetimi ve ortaklığın ekonomik ve mali yönlerini teşvik etmeyi hedefleyen yeni Avrupa komşuluk politikası ile; terörizmle ve kitle imha silahlarının arttırılmasına karşı mücadelede bölge ve Birlik arasındaki stratejik ortaklığın artan önemi ile; ayrıca göç ve güvenlik ve savunma politikasındaki diyalog ve işbirliği ile güçlendirileceğine işaret eder.
  23. Barselona Sürecinin tamamlayıcısı olarak Avrupa komşuluk politikasının ne eşitlik, eş sorumluluk, dayanışma ve işbirliği prensiplerini ne de Barselona Sürecinin çok yönlü çerçevesini gölgede bırakmaması gerektiğini vurgular. Eğer tamamen çeşitlendirilmiş ikili yaklaşım üzerinde yoğunlaşılırsa, taraf ülkelerin ikili bağımlılıklarının artma riskine dikkat çeker ve böylece mevcut bölgesel işbirliğinin zaten düşük olan düzeyinin daha da düşeceğini belirtir.

    "Halkların ittifakı" çerçevesinde Barselona “+”ya Doğru
  24. Barselona Bildirgesinin 10. yıldönümünün, uygulanma sonuçlarını değerlendirme ve Akdeniz’in iki kıyısı arasındaki işbirliğini daha yüksek bir düzeye çıkartmak için bir fırsat sunmakta olduğu görüşündedir; 2004 yılı Aralık ayında Avrupa Konseyi tarafından alınan karar gereğince, Türkiye’nin 2005 yılında öngörüldüğü şekilde AB ile görüşme müzakerelerine başlamasını ümit eder.
  25. Akdeniz bölgesindeki kalkınma politikalarının başarısının ve kuzey-güney kıyı ülkeleri arasındaki daha etkin bir ortaklığın garantisinin büyük oranda bölgedeki güvenlik ve istikrar ortamının tesisine dayandığını vurgular.
  26. Akdeniz ülkelerinde, bazı Birlik Devletlerinin isteği üzerine, Birlik topraklarını hedefleyen ve göçmenler için resepsiyon merkezleri kurulmasını amaçlayan girişim konusundaki kaygısını ifade eder; göç akımlarının idaresinin yoğun olarak sadece güvenlik endişeleri üzerine değil, aynı zamanda Akdeniz ülkelerinin sürdürülebilir ve sosyal kalkınmasının idaresi üzerine de kurulmasını talep eder.
  27. Güney-Kuzey göç akışlarının idaresinde Avrupa-Akdeniz ülkelerinin tamamının ortak sorumluluğu olduğunu belirtir. Bir yandan, özellikle güney kıyılarında yasa dışı göç ve insan ticareti, diğer yandan, özellikle kuzey kıyılarında ekonomik koşulların Akdeniz’in güneyinin sosyal kalkınmasına uygun olarak gelişimi ile bütünleşme sağlanmalıdır.
  28. Bugün Barselona Sürecinin karşılaştığı ortak tehlike, on yıl öncekinin aynısıdır: Devletler ve halklarının savaş, terörizm ve şiddetin diğer çeşitlerinden korunması; tüm Akdeniz ortakları için daha geniş büyüme, yatırım, ticaret, iş ve sosyal ilerleme fırsatları sunan ekonomik ve sosyal güvenlik.
  29. Ortadoğu'daki diyalog için yeni açılımlar sağlayan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te bir grup ulusal ve uluslararası gözlemci tarafından özgür ve demokratik olarak izlenen seçimlerin sonucu olarak, 9 Ocak 2005 tarihinde Filistin Cumhurbaşkanlığına Mahmoud Abbas’ın seçilmesini memnuniyetle karşılar.
  30. İsrail ve Filistin arasındaki yeni ve cesaretlendirici siyasi diyalog ortamını; taraflar arasında üst düzey temasların yeniden başlamasını, uluslararası toplum sayesinde İsrail-Filistin sorununa barışçıl bir çözümün bulunması ortak niyetini memnuniyetle karşılar. Tarafları, iki taraf tarafından kabul edilen Barış İçin Yol Haritası çerçevesinde ve siyasi ve doğrudan görüşme ile sorunlarını çözmeye çağırır.
  31. Uluslararası toplumu, iki devletli, ilgili BM kararlarına ve ayrıca İsrail ve Filistin halklarının barış ve güvenlik içinde uluslar arası tanınan sınırlar içinde yaşama temel hakkına dayanan bu süreci desteklemeye çağırır; her iki tarafı kalıcı barışa ulaşılması sürecine engel olabilecek her tür eylemden kaçınmaya çağırır.
  32. Bu çerçevede güvenlik, Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’i bölme duvarı (sözde güvenlik duvarı) konusundaki kararı, nihai durum görüşmeleriyle bağlantılı konular gibi önemli konularda Filistin Delegasyonunun kaygılarını tam olarak dikkate almaktadır; aynı zamanda İsrail Delegasyonunun da güvenlik gibi önemli konulardaki kaygılarını da tam olarak dikkate almaktadır. AAPA terörizmin her çeşidini kaynağı ne olursa olsun güçlü şekilde kınamaktadır.
  33. Tarafları, barış, adil ve kalıcı çözüme katkı fırsatı veren ayrıca gelişmiş bir diyalog teşkil eden İlerletilmiş Barselona Süreci tarafından yaratılan yeni işbirliği ortamından (özellikle parlamenter boyut) yararlanmaya çağırır; bölgede barış ve güvenlik diyaloğunda bir gelişme sağlayacak bir çalışma grubu kurmak için, içtüzük gereği, İsrail-Filistin sorunu konusunda geniş çaplı bir tartışma yapmasını Siyasi Komiteden talep eder.
  34. Ancak Ortadoğu barış sürecindeki ilerleme, bölgedeki ekonomik ve politik reformların uygulanmasında ön şart olmamalı, yada başka bir deyişle, barış ve reform aynı kararlılıkla birlikte takip edilmeli ve birbirini desteklemelidir.
  35. Libya Sosyalist Arap Cemahiriyesi’nin, Barselona Sürecinin ruhunun ve ilkelerinin kabulüne yönelik ve bu ülkenin Sürece tam üyeliğini sağlayabilecek siyasi değişimini tanır.
  36. Fas’ın Aile hukuku ile ilgili, bu ülkede kadının kanun önünde haklarını genişleten son reformunu takdir eder.
  37. Lübnan, Filistin ve Fas gibi güney Akdeniz kıyılarındaki ülke halkları tarafından son zamanlarda gösterilen yoğun siyasi katılımı memnuniyetle karşılar; demokratik katılım ve iyi yönetim yönünde bölge halklarının talebine artan ölçüde önem verilmelidir.
  38. Eski Başbakan Rafik Hariri’nin ve diğer masum sivillerin öldürülmesini kuvvetle kınar; 15 Şubat tarihinde BM Güvenlik Konseyi tarafından yapılan Deklarasyon çerçevesinde, bu saldırının sebepleri, koşulları ve sonuçlarının tamamen aydınlatılması ümidini ifade eder; bu çerçevede Lübnanlı yetkililerden BM gerçek tespit misyonlarıyla tam işbirliği yapmaya devam etmesini talep eder.
  39. Bu cinayetin ve hükümetin düşmesinin Lübnan’daki seçim sürecini etkilememesini ümit ettiğini ifade eder ve bu ülkede demokratik ve açık yasal seçimlerin yapılmasının öneminin altını çizer. Eğer Lübnan Hükümeti davet ederse diğer AB kurumlarıyla, AAPA üye ülkelerinin ulusal parlamentolarından oluşan karma bir heyetin Lübnan’daki seçimlere gözlemci olmasını tavsiye eder.
  40. Lübnan’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bağımsızlığına uluslararası toplumun bağlılığını taahhüt eden 1559 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararının uygulanmasının önemine değinir ve Suriye birliklerinin tamamen Lübnan topraklarından çekilmesini talep eder; bu geri çekilmenin mümkün olan en kısa zamanda tamamlanmasını ister.
  41. Barselona Süreci çerçevesinde parlamenterler arasında, hem bölgesel ve hem de alt bölgesel düzeyde, yoğunlaştırılmış temasların, Avrupa-Akdeniz ortaklığının en temel siyasi amaçlarından birisi olması gerektiğini düşünmektedir.
  42. Anayasal anlaşmanın ilk kısmında (VIII. başlık, 56. madde) Akdeniz politikası tanımlanırken, Avrupa Birliğinin "yakın çevresi"ni stratejik ilgi alanı olarak açıkça gösterdiğini vurgular.
  43. Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi’nin kurulmasının sivil toplum beklentilerini arttırdığını; Asamble’nin insan hakları ve demokratikleşme alanlarında somut ilerlemeler sağlayacak yeni bir dinamizm yaratması muhtemel bir araç olduğunu belirtir; sivil toplum örgütlerinin Asamblenin ve komitelerinin faaliyetlerine katılmasına taraftardır; bu bağlamda sivil toplum temsilcilerine özel bir statü verilmesini önerir.
  44. Siyasi, Güvenlik ve İnsan Hakları Komitesinden aşağıdaki durumları izlemesini talep eder:
    - İsrail-Filistin ve Orta Doğu’daki komşu ülkeler arasındaki siyasi ve güvenlik durumu,
    - Özellikle Kıbrıs konusu olmak üzere, taraf ülkeler arasında güvenlik ve komşuluğa ilişkin diğer siyasi sorunlar,
    - Avrupa-Akdeniz ülkeleri arasında güvenlik ve terörizmle savaş ve toplu imha silahlarının artırılmasına karşı mücadele ile ilgili işbirliği,
    - Tüm taraf ülkelerde demokratik süreçlerin güçlendirilmesi,
    - Avrupa Komisyonu tarafından öngörülen öneri ve eylem programının (EIDHR: Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Girişimi) uygulanması,
    - Her taraf ülkede insan haklarına ve kadın haklarına saygı gösterilmesi; sosyal, ekonomik ve siyasi boyutta kadınların haklarının güçlendirilmesi,
    - Bu bağlamda, Eylem için Pekin Platformu kararlarının, "Kadın 2000: 21yy. için cinsiyet eşitliği, gelişme ve barış" başlıklı BM genel Kurulunun özel oturumu belgelerinin ve 4. Dünya Kadın Konferansından bu yana BM Kadınların Statüsü Komisyonu toplantılarında kabul edilen sonuçların uygulanması,
    - Tüm ortaklar tarafından uluslararası insan hakları sözleşmelerinin onaylanması ve uygulanması,
    - Ocak 2004'teki Sana’a Deklarasyonu’nun uygulanması,
    - Akdeniz bölgesinde gelişme, modernleşme ve reform çabalarının izlenmesi çerçevesinde, bölgedeki sivil toplum ve hükümetler dışı örgütlerin toplantılarının sonuçları.
  45. Barselona Süreci çerçevesinde kadın haklarını geliştirecek daha çok çaba harcanmasını ümit eder; bu çerçevede BM Kalkınma Programı raporu ışığında kadınların haklarını ilerletmeyi ve cinsiyet eşitliğini amaçlayan bölgesel bir eylem planı kurulmasını talep eder; Barselona Sürecinin tüm üye devletlerini “Kadınlara Karşı Tüm Ayrımcılık Şekillerinin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme” (CEDAW) ye yaptıkları çekincelerini geri almaya çağırır.
  46. Bu sürecin, ilgili ülkelerin her birinde sosyal ve siyasi yaşama kadınların katılımını güçlendirip, kadınların statüsü ve haklarını geliştireceğini ümit eder; Siyasi İşler, Güvenlik ve İnsan Hakları Komitesini bu konuyu izlemekle görevlendirir.
  47. Bölgedeki insan haklarının güçlendirilmesinde, sivil toplum rolünün arttırılması uygulamalarına da yönelmek ister.
  48. Bu bağlamda, kuruluş toplantısını Nisan ayında Lüksemburg’da yapacak olan hükümetler dışı Avrupa-Akdeniz Sivil Forumu’nun kurulmasını takdirle karşılar; bu platformda yakın işbirliğinin geliştirilmesinin önemin altını çizer.
  49. Barselona Sürecinin, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasında ve BM barış gücü operasyonlarında Akdeniz ortak ülkelerinin muhtemel katılımları gibi yeni boyutlara taşınmasını destekler.
  50. Anna Lindh Avrupa-Akdeniz Kültürlerarası Diyalog Vakfı’nın Akdeniz bölgesinde gerçek bir “Medeniyetler İttifakı” için bir araç olması görüşündedir; bu amaçla Vakfın faaliyetlerinin yalnızca gençlere ve entelektüel elitlere değil toplumun bütününe özellikle de nüfusun en fakir kesimine hitap etmesi gerektiğini düşünmektedir.
  51. Asamble ve Vakfın, Akdeniz'in her iki kıyısındaki sivil toplumun gözünde ortaklığın sıkıntılı olduğu " örünebilme eksikliği" ni iyileştirmede daha yakın olarak birlikte çalışmasını diler; bu bağlamda Akdeniz ülkelerindeki dernekleri ve üniversiteleri bir araya getiren uygun bir ağ kurulması ile pratik işbirliği yöntemlerinin mümkün olan en kısa zamanda gerçekleştirilmesi çağrısında bulunur.
  52. Akdeniz bölgesindeki doğal afetlerle erken uyarı sistem uygulaması yardımıyla mücadele etmek için ortak bir strateji çağrısında bulunur; ayrıca 18-22 Ocak 2005'te Japonya Kobe'de yapılan “Dünya Afetlerin Önlenmesi Konferansı” çalışmalarının sonuçları ile uyumlu olarak ve risk bölgeleri olarak düşünülen üye ülkelerin Atlantik kıyısını da kapsayan, tahrip olan bölgelerin yeniden imarı için işbirliği programları talep eder.
  53. Mısır topraklarında ve diğer bölge ülkelerinde II.Dünya Savaşı sırasında Avrupa orduları tarafından yaratılan madenler sorununun incelenmesi için bir çalışma grubu kurulmasına karar verir.
  54. Başkanını bu kararı bir sonraki Avrupa-Akdeniz Dışişleri Bakanları Konferansı’na, AB Bakanlar Konseyi’ne, AB Komisyonu’na, Barselona sürecine katılan ülkelerin parlamentolarına ve Avrupa Parlamentosu’na iletmekle görevlendirir.