DÖNEM : 18     CİLT : 46/1                                                                                YASAMA YILI : 3

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

126 ncı Birleşim (Olağanüstü)

12 . 8 . 1990 Pazar

(Kapalı Oturum)

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa 

 

  I. - KAPALI OTURUM TUTANAK ÖZETİ

 II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.             - Dışişleri Bakanı Ali Bozer’in, millî güvenliğin sağlanmasından ve silâhlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete, meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, savaş hali ilanı, silâhlı kuvvetlerin  kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında yetki istemine ilişkin Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün 71 inci maddesi gereğince, kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi

I. - KAPALI OTURUM TUTANAK ÖZETİ

Dışişleri Bakanı Ali Bozer, Anayasanın 92 nci maddesine göre verilmiş olan Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün 71 inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasının gerekçesini açıkladı; tezkerenin görüşmelerin kapalı oturumda yapılması kabul edildi.

Irak’ın Kuveyt’i işgali ve sonrasında meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre, millî güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete; ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak, savaş hali ilanı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu.

SHP Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal İnönü,

DYP Grubu adına Isparta Milletvekili Süleyman Demirel,

ANAP Grubu adına Kayseri Milletvekili Recep Orhan Ergun ve

Kişisel olarak da;

Sinop Milletvekili Yaşar Topçu ile

İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol,

Bu konudaki görüşlerini açıkladılar.

Başbakanlık tezkeresinin değiştirilen yeni şekli açık oya sunuldu.

Saat 21.30’da açık oturuma geçildi.

 

İsmet Kaya Erdem

Başkan

 

 

Mustafa Sarıgül

Mustafa Ertuğrul Ünlü

 

 

İstanbul

Bursa

 

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

 

KAPALI OTURUM

Açılma Saati: 19.06

BAŞKAN: İ. Kaya ERDEM

KÂTİP ÜYELER: Mustafa SARIGÜL (İstanbul), Mustafa Ertuğrul ÜNLÜ (Bursa)

BAŞKAN - Salon boşaltılmıştır.

Kapalı oturum önergesini tekrar okutuyorum :

 II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Dışişleri Bakanı Ali Bozer’in, millî güvenliğin sağlanmasından ve silâhlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete, meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, savaş hali ilanı, silâhlı kuvvetlerin  kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında yetki istemine ilişkin Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün 71 inci maddesi gereğince, kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Genel Kurulun bugünkü birleşiminde görüşülecek olan, Anayasanın 92 nci maddesine göre verilmiş olan Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmenin, İçtüzüğün 71 inci maddesine göre kapalı olarak yapılmasını arz ve teklif ederim.

Saygılarımla.

         Ali Bozer

           Dışişleri Bakanı

BAŞKAN - Kapalı oturumun gerekçesini izah etmek üzere, Dışişleri Bakanı Sayın Ali Bozer’i kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bozer.

DIŞİŞLERİ BAKANI ALİ BOZER (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, gerçekten kapalı bir oturum icrasını istemiş bulunuyoruz. Bunun sebeplerini kısaca şöyle izah etmek istiyorum: Biliyorsunuz, komşumuz bir ülkede harp hali vardır; bunun dışında birçok ülkeler, başta Amerika, Fransa, İngiltere olmak üzere, silâhlı kuvvetler sevkıyatına başlamışlardır; her gün, her türlü olay çıkabilir. Bu itibarla, böylesine önemli bir olay muvacehesinde ileri sürülecek mütalaaların daha serbestçe icra edilmesi ve aynı zamanda kullanılan terimlerin çeşitli yorumlara sebebiyet vermesinden endişe edilmemesi, özet olarak rahatlıkla meseleyi tartışabilmemiz için, böyle bir önergeyi Yüce Meclisin takdirine sunmuş bulunuyoruz, takdir sizindir efendim. (SHP sıralarında, “Kapalı oturum gerekçesi değil” sesleri)

BAŞKAN - Kapalı oturum önergesini oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kapalı oturum önergesi kabul edilmiştir.

Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerine başlıyoruz.

Bu görüşmede, İçtüzüğün 73 üncü maddesine göre, gruplara, Hükümete ve şahsı adına da 2 üyeye söz verilecektir. Konuşma süreleri gruplar ve Hükümet için 20’şer dakika, şahıslar için 10 dakikadır.

Sosyaldemokrat Halkçı Parti Grubu adına Sayın Erdal İnönü, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Süleyman Demirel; şahısları adına Sayın Yaşar Topçu, Sayın Kemal Anadol konuşacaktır.

RAŞİT DALDAL (Niğde) - Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Recep Ergun konuşacak.

BAŞKAN - Evet.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, İçtüzüğün 64 üncü maddesine göre, söz istiyorum. 64 üncü madde, bu konunun görüşülüp görüşülemeyeceğiyle ilgili, “Görüşmeye gerek olup olmaması” diye başlıyor; bu nedenle 64 üncü maddeye göre söz istiyorum, usul hakkında.

BAŞKAN - Genel Kurul, bu konuda görüşülmesine karar verdi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Görüşülmesine değil, zaman olarak karar verdi Genel Kurul; Anayasayı değiştirmedikçe bu görüşülemez. Onun için 64 üncü maddeye göre usul üzerinde söz istiyorum. Demin görüşülmesine karar vermesi süre bakımından idi, görüşmeye karar vermedi, kapalı oturuma karar verdi, şimdi önerge okundu, ben bu önerge görüşülemez diyorum, 64 üncü maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Başbakanlık tezkeresi, Anavatan Partisinin verdiği önerge üzerine açık oturumda oylandı ve kabul edildi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Hayır Sayın Başkanım, onu demiyorum. Arz edeyim. 64 üncü maddeye göre ben söz istiyorum; çünkü, 64 üncü maddeye göre bu önergenin görüşmeye yer olup olmaması konusunda fikir beyan etme hakkım var. Tüzük çok açık. (ANAP sıralarında “Geçti, geçti” sesleri) Geçmedi, geçmedi.

BAŞKAN - Sayın Kemal Anadol, kabul ettiğimiz önerge şudur :

“Anayasanın 92 nci maddesine göre verilmiş bulunan Hükümet tezkeresinin görüşmelerine hemen başlanması ve görüşmelerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması.” Yani, bir hükümet tezkeresinin görüşmesine hemen başlanması ve bunun bitimine kadar da Meclisin çalışmasına devam etmesidir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İşte bu, usul ve esasa müteallik müzakerenin başlaması demektir. Ben de usulî olarak söz istiyorum, görüşmelere başlanırken.

BAŞKAN - Usul yönünden 64 üncü maddeye göre...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İçtüzüğe aykırı diyorum efendim, usulî itirazım var Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Şimdi, bu konuda zaten söz vereceğiz size, bu tezkere hakkında.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Hayır efendim, ben esasa müteallik söz sırası aldım. Şimdi usulen, “Anayasayı değiştirmeden bu görüşme yapılamaz” diyorum. Efendim, müsaade ederseniz çıkıp arz edeyim. Esas ayrı, esas hakkım mahfuz.

BAŞKAN - Sayın Anadol, bakın, 64 üncü maddede “Görüşmeye yer olup olmaması, Başkanı gündeme veya Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet, bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konular” diyor. Nedir bunlardan sizin konuşmak istediğiniz konu?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İşte ondan söz verin diyorum Sayın Başkanım, meramımı anlatacağım.

BAŞKAN - Hayır, biz burada...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Meramımı anlatacağım. (ANAP sıralarından gürültüler) Amacım bu. Şimdi devam edelim.

“Bu yolda bir istemde bulunulursa, onar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte en çok ikişer kişiye söz verilir” diyor. Ben istemde bulundum.

BAŞKAN - Sayın Anadol, burada usul hatasının Başkanlık tarafından yapılmış olması lâzım.

Şimdi bakın, “Görüşmeye yer olup olmaması...” Bunlardan hangisinde siz Başkanlığın bir yanlışı var ki, usul hakkında hata yaptı ve buna göre konuşma talep ediyorsunuz?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Şu andaki tutumunuz.

BAŞKAN - Efendim?..

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet, şimdi şu andaki tutumunuz ona giriyor efendim, yani bana söz vermiyorsunuz. (ANAP sıralarından gürültüler) Mümkün değil efendim. 64 üncü madde çok açık.

BAŞKAN - Hayır, ben bu konuda bir usul hatası...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - “Görüşmeye yer olup olmaması” diyor efendim, görüşmelere başlandı.

BAŞKAN - Efendim, Genel Kurulun karar verdiği bir konuda görüşme gayet tabiî açılacak, yapılacak. Buna lüzum olmama diye...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ben de açılamaz diyorum işte efendim.

BAŞKAN - Ama Genel Kurul karar verdi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Hayır efendim.

BAŞKAN - Lütfen bunu daha uzatmayalım. Sizin nasıl olsa konuşma hakkınız var, orada görüşlerinizi anlatırsınız.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ben esas hakkında konuşacağım. O zaman talebimi oylarsınız, bana söz vermezsiniz efendim; çünkü, bu 50 sene sonra tarihe geçecek bir oturum.

BAŞKAN - Hayır, hayır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet, evet, oylayın o zaman. Israr ediyorum, söz istiyorum.

BAŞKAN - Ben oylamaya da ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim. Bunun için lütfen buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Peki, tarihe tescil edilmiş oluyor, zapta öyle geçsin.

BAŞKAN - Grupları adına, Sosyaldemokrat Halkçı Parti Grubu adına Sayın Erdal İnönü.

Buyurun lütfen. (SHP sıralarından alkışlar)

SHP GRUBU ADINA ERDAL İNÖNÜ (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanın, Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca, savaş hali ilanı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında Hükümete yetki verilmesi isteği konusunda Grubumuzun görüşlerini sunmak için huzurunuza geldim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hemen söyleyeyim ki, böyle bir yetki verilmesine kesin olarak karşıyım, Grubumuz kesin olarak karşıdır. 20 dakika içinde, olan - olmayan belagatimin hepsini kullanarak size bunun gerekçelerini anlatmaya çalışacağım.

Hiç şüphe etmeyiniz ki, hayatımızda en önemli anı yaşıyoruz. İnsanlara, bulundukları ülkenin savaş kararına etkili olma fırsatı çok nadiren verilir. Benim hayatımda ilk defa oluyor, herhalde sizin için de öyle. Ülkenin savaşa gidip gitmemesi konusunda karar vermemiz isteniyor. Son derece hazırlıksız bir şekilde yakalanmış durumdayız. Niçin bizden savaş hali ilanı isteniyor, bunu bilemiyoruz.

Sayın Başkan, biraz evvel kendi konuşma sırası geldiğinde, bambaşka şeylerden bahsetti. Benim Avusturya Başbakanının cenazesine gitmemi bile eleştirdi. Türkiye’nin bugün savaş hali karşısında olması görülen bir olay, bir olasılık diye düşünülerek, ben daha Avusturya’ya giderken de arkadaşlarımla konuşarak, burada Meclisin olağanüstü toplantısı için bir önerge verilmesine katkı yaptım ve bu önerge muhalefet olarak verildi. İktidar partisi böyle bir önerge vermedi. Sayın Başbakanın hiçbir şekilde bizi eleştirmeye hakkı yok“zamanında hareket etmediniz” diye. Biz zamanında hareket ettik; ama, Sayın Başbakan, ne bizden evvel Büyük Millet Meclisine bilgi vermek gereğini duydu, ne de şimdi Meclis olağanüstü toplanmışken. İnsaf ediniz, Sayın Başbakanın konuşmasında bu verilen önergenin bizden istediği yetkinin niçin istendiği konusunda hangi gerekçe vardı? Bütün söylediği, “Her şey olabilir, bize bu yetkiyi verin.” Milletvekillerine böyle bir yaklaşım hiçbir şekilde kabul edilemez.

HASAN ÇAKIR (Antalya) - Şimdi söyleyecek.

ERDAL İNÖNÜ (Devamla) - “Şimdi söyleyecek” diyorsunuz. Umarım söyler. Şimdiye kadar söylemediğini biliyorum.

Ben, söylediği, söylemediği şeyleri bir tarafa bırakarak kendi görüşümü anlatacağım; ama, usul açısından, yaklaşım açısından ne kadar gayri ciddî, olayın kendisinin ağırlığıyla hiç orantılı olmayan bir hafiflikle Anavatan Grubunun bu olaya yaklaştığını, söylüyorum, tarihe geçecek şekilde söylüyorum. Ülkeyi savaşa götürecek bir ihtimalin Mecliste konuşulduğu esnada görüşmemiş bir gayri ciddilik içindesiniz.

Biz bir öngörüşme yaptık, bir genel görüşme istedik. Bu genel görüşmeyi kabul etmiyorsunuz. İşte, bütün bu olasılıkların açıklıkla anlatılması için genel görüşmeyi istedik. Genel görüşmeyi kabul etmiyorsunuz. Niçin?.. Diyebilirsiniz ki, her şey söylendi öngörüşmede. Ne söylendi? Dediniz ki, “Başbakan şimdi söyleyecek. Demek ki, Başbakan o zaman söylemedi. Söylemeden, nasıl genel görüşmeyi reddettiniz? Genel görüşme, Meclisin rahatlıkla konuyu inceleyeceği ortam idi; bunu kabul etmiyorsunuz. Yani demek ki, bize ne olduğunu anlatmadan, Türkiye’nin bu bizim hayatımız için en önemli aşamasında savaşa götürebilecek bir hareketi bizden istiyorsunuz. Bu kadar gayri caddî bir hareket, hiç sanmıyorum ki, Parlamento tarihimizde görülmüş olsun.

Bakın, şunu da söyleyeyim : Biraz sonra oraya da geleceğim. Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin Kıbrıs davası dolayısıyla yurt dışına gönderilme izni istenmiştir ve o sizin, Meclisin oybirliğiyle verilmiştir, bölünmüş bir Meclis bunu vermemiştir; ama şimdi siz bu hareketinizle, muhalefet milletvekillerine, bu kadar ciddî bir durumda neler olabilecek, niçin bunu istiyorsunuz, bunu söylemeden, büyük bir aceleyle, yarını beklemeden, bizim öngörüşme için topladığımız olağanüstü Meclis toplantısını bahane ederek, bir savaş olasılığına götürecek kararı bizden istiyorsunuz. İnsaf ediniz. Türkiye’de insanların hayatı bu kadar ucuz mudur? Bizim Silâhlı Kuvvetlerimiz, bir partinin kendi iç politikası için zaman zaman başvurabileceği bir araç mıdır? Konuya bu kadar hafif mi bakıyorsunuz?

NEVZAT AKSU (Çorum) - Bilakis, tam ciddiyetle...

ERDAL İNÖNÜ (Devamla) - Tam ciddiyetle bakan bir Meclis, o Meclisin her üyesine konunun ne olduğunu bir defa anlatır, anlatılmasına imkân verir ve milletvekillerinin insan olarak, vatanını seven, düşünen bir insan olarak bir savaş olasılığına götürecek bir kararı verip vermeme konusunda bilgilenmesini sağlar. Bunu yapmadıktan sonra nasıl Meclisi ciddî bir şekilde aldığınızı söyleyebiliyorsunuz? (SHP sıralarından alkışlar) Hepimizin mantığına, düşüncesine saygı göstermek görevimizdir, sizden de bunu bekliyorum; ama benim beklememden bir şey çıkmaz, bunu bizden vatandaş bekliyor. Ülkemizin hayatı için bu kadar önemli bir aşamada hiçbir bilgi vermeden büyük bir aceleyle bu kararı alacak oturuma giriyoruz. Bunu şiddetle kınıyorum, hiçbir şekilde yapılmaması gereken bir şeydir ve biraz sonra da daha içeriğine gireceğim; parti çıkarları söz konusu olmasaydı böyle bir şey yapmazdınız, onun için de buna şiddetle karşı çıkıyorum. Bir partinin itibarını yükseltmek için böyle oyunlarla bir savaş ihtimali karşısında Meclisi bu şekilde aceleyle çalıştırmak hiçbir şekilde kabul edilmeyecek bir davranıştır, bunun vebalinden kurtulamazsınız. (ANAP sıralarından gürültüler.)

ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Utanın da dinleyin bari.

ERDAL İNÖNÜ (Devamla) - Şimdi bakınız... (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Müdahale etmeyin. Dinleyelim lütfen...

ERDAL İNÖNÜ (Devamla) - Şimdi, istenen yetki üzerinde durmak istiyorum.

Bir defa hemen söyleyeyim, Sayın Başbakanın yazısının sonunda “Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca yetki verilmesi” diyor. yetki verilmesi anayasaya aykırıdır, böyle şey olmaz. Bunu siz de çoğunluğunuzla yapamazsınız. Daha önceki Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi olaylarında izin verilmesi istenmiştir ve izin verilmesi kararlaştırılmıştır. Savaş ilanı yetkisini Meclis hükümete vermemiştir, böyle bir şey olmaz. Türk Silâhlı Kuvvetlerini dışarıya gönderme yetkisini vermemiştir, izin verilmesi istenmiştir ve izin verilmiştir. Onun için bu şekliyle dahi Anayasaya aykırıdır bu istek, bunu da dikkatinize sunuyorum.

Şimdi içeriğine geçiyorum, biraz daha öte. Deniyor ki “Irak’ın  Kuveyt’i işgali ve sonrasında meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle - hiçbir şekilde Sayın Başbakanın değinmediği olaylar sebebiyle- Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında”. Nedir bu gelişmeler? Bunları söylemediniz. Şimdi belki söyleyeceksiniz. Buna karşılık istediğiniz şey savaş ilanı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, silâhlı kuvvetlerin yabancı ülkelere gönderilmesi. Yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konuları. Anayasanın 92 nci maddesi Türkiye’ye ani bir saldırı meydana gelirse, buna karşı hemen cevap verebilme olanağını vermiştir. Ani bir saldırı karşısında Cumhurbaşkanı silâhlı kuvvetlerine bu saldırıyı defedin yetkisini verir, uygulatır, ondan sonra Meclise getirir.

ŞADAN TUZCU (Rize) Meclis tatilde ise?..

ERDAL İNÖNÜ (Devamla) - Meclis tatilde ise, teşekkür ederim hatırlattınız. O konuyu da söyleyecektim, arkadaşım hatırlattı. Meclis niçin tatilde olacak? Biraz evvel hep beraber karar verdik, Meclis çalışmalarına devam etsin diye. Şimdi, niye tatile gideceğiz tekrar? Söylüyorsunuz “Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında Meclisin tatili bitmiştir, Meclis çalışmaya devam ediyor” zaten bu kararı aldık, dolayısıyla şimdi Meclisin tatiline dönmek diye bir şey söz konusu olamaz. Demek ki, Meclis, şimdi verdiğimiz karara göre çalışmaya devam edecek. Dolayısıyla olaylara böyle bakmak zorundayız, ben de bu kanaatteyim. Sayın Başbakan da Türkiye’nin bu kadar vahim gelişmeler karşısında olduğunu buraya yazdığına göre o da o kanaatte olmalı, Meclis tatilini bitirmiştir, Meclis toplantıya devam edecektir. Dolayısıyla ani bir saldırı karşısında, Cumhurbaşkanının kararıyla cevap vermek, Mecliste konuşmak, bunların hepsi mümkündür. Bu şekilde bir ani baskınla ulusal çıkarlarımızın tehlikeye düşmesi söz konusu değildir; bunu iyice görsün herkes.

Öyleyse bizden istenen nedir? Şimdi, Sayın Özal dünkü televizyon konuşmasında bu konuya değindi. Açık söylemedi. “Bizim eski politikalarımız çekingen politikalardır, bunların modası geçmiştir. Biz güçlü devletiz. Burada rolümüzü oynayabiliriz. Yetki var mı yok mu?.. Dikkatle bakarsanız yeterli yetki yoktur. Bush’la dört defa konuştum...” Bunlardan bir senaryo ortaya çıkıyor.

Bunlardan ortaya çıkan şey şudur: Sayın Özal, bu konuşmalarında, Türkiye’nin şimdi Irak’a karşı harekete geçecek bir uluslararası güç, bir NATO gücü, neyse, bir hareket içinde olmasını planlıyor. Bu hareket içinde olmak elbet yurt dışına silâhlı kuvvet göndermek demektir; çünkü Irak bize saldırmadı. Irak bize saldırmadığı halde biz niçin yurt dışına silâhlı kuvvet göndermek yetkisi istiyoruz? Demek ki bir yerde kullanacağız bunu. Kullanılmayacak bir yetki niçin istiyorsunuz? Demek ki bir yerde kullanılacak. Nasıl kullanılacak?.. Umarım Sayın Başbakan bize anlatacaktır, ama benim Sayın Özal’ın dolambaçlı ifadelerinden çıkardığım hüküm, bir şekilde Irak’ı bombalayacaklar ve biz de buna katılacağız. Şimdi bunun arkasından ne gelecek?

İşte bunları Sayın Başbakanın bize söylemesi gerek. Ama ne gelirse gelsin, böyle bir hareketin kesinlikle karşısındayız. Biz, bize saldırı olmadıkça, başka bir ülkeye saldıramayız. Bizim bütün cumhuriyet politikamız bunun üzerine dayandırılmıştır. Şimdi bu politikayı değiştirmeye Sayın Özal’ın yeltendiğini görüyorum. Ağzından kaçırdı, fark ettiniz:”Cumhuriyetin kurulduğu dönemde ulusal sınırlarımızın korunması başlıca davaydı, bu da doğruydu” dedi. Yani, artık kuruluş dönemi bitmiştir, şimdi biz sınırlarımızı genişletiriz veya bir şey yaparız. Bu anlam çıkıyor.

MUSTAFA ŞAHİN (Kayseri) - Öyle bir şey yok.

ERDAL İNÖNÜ (Devamla) - Öyle bir şey var mı yok mu Sayın Başbakan bize söyleyecek; ama bütün bunları bir araya getiriyorum. Bizden şimdi Türk Silâhlı Kuvvetlerini yurtdışına gönderme yetkisi istiyorsunuz, benim bundan çıkardığım sonuç budur. Bir şekilde Irak’ı bombalamaya katılacak kuvvetlere, gidecek kuvvetlere bizim de katılmamızı istiyorsunuz. Kesinlikle bunu yapmayınız. Bunun altından kalkamazsınız. Bu oyuncak değildir. Herhangi bir nedenle biz bir başka devlete saldırırsak, onunla savaşa girersek bunun nasıl biteceği belli olmaz. Hiç sanmayınız ki, biz oraya bomba atacağız, ondan sonra Irak Saddam’ı devirecek, ondan sonra da Amerika ile beraber biz bunun sonuçlarını paylaşacağız. Hiç böyle bir şey olmaz. Ama böyle bir hayale Sayın Özal’ın kapıldığını görüyorum, yoksa bizden böyle bir yetki istemez. Onun için açıkça söylüyorum, böyle bir şey yapmayınız.

Bakınız, Birinci Dünya Savaşı nasıl ülkemize felaket getirmiştir? Ama Birinci Dünya Savaşına aceleyle biz girdik. Meclislerden karar falan alınmadan, birkaç kişinin gayretiyle girdik; ama o birkaç kişi bunu iyi niyetle yaptılar ve açıklamaları da “Biz daha evvelki savaşlarda kayıplarımızı geri alacağız, eski kayıplarımızı geri almak için şimdi sizi aceleyle savaşa sokuyoruz.” Onların gerekçeleri buydu. Şimdi ben kusura bakmayın aynı manzarayı görüyorum. Dış politikadaki olumsuzluklar, iç politikadaki olumsuzluklar Sayın Özal’ı Türkiye’yi böyle bir saldırıya dahil ederek, bunun kazançlarını paylaşarak bizim Batıdaki itibarımızı artırmak ve dış politikadaki son haftalardaki bütün olumsuz gelişmelerin üzerine bir başarı eklemek istiyor; ama bu hiçbir şekilde ulusumuza yarar sağlayacak bir hareket değildir.

Bakınız Kıbrıs’ta bunun benzerini başka şekilde gördük. Kıbrıs’ta bir hükümet darbesi oldu; biz oraya müdahale ettik ve o hükümet darbesiyle gelmiş olanlar gittiler. Yunanistan’daki hükümet değişti, Yunanistan’da başka hükümet geldi, bize şimdi Yunanistan’ın medyunuşükran olması gerekirdi. Çünkü biz kan döktük ve sonunda oraya gelmiş olan askeri rejim ortadan kalktı; ama hiç de öyle olmadı. Gelir gelmez onlar “Yunanistan’ın geleneksel çıkarlarına aykırıdır Türkiye’nin Kıbrıs’ta bulunması, geri gidiniz” diye uluslararası arenada bizi sürekli eleştiriyorlar ve sürekli aleyhimize bir hava yarattılar. Onun için biz Irak’a saldırı yaparız, bunun sonucunda Saddam devrilir, ondan sonra gelen rejim bizimle dost olur; bunlar hayaldir. Böyle şeylere hiç kendinizi kaptırmayınız. Bunlar bir kumar için silâhlı kuvvetlerimizi, evlatlarımızı tehlikeye atmak demektir. Bunun vebali altından kalkamazsınız. Buna kesinlikle karşıyım, grubumuz kesinlikle karşıdır. (SHP sıralarından alkışlar)

Başka bir şey daha var; sanmayınız ki, NATO’nun son aldığı karar bizi, çaresiz kalmış olan, bir anlamda son ihtilâçları içinde bulunan bir devletin saldırılarından korur. Nasıl koruyacak? Biz, Irak’a karşı yapılacak bir saldırıya katılırsak Irak buna karşı, kendine saldıran herkese cevap verecektir. NATO bizi nasıl koruyacak? Buna karşı korunmanın yolu savaş yapmamaktır. Biz Irak’tan güçlüyüz, biz Irak’tan korkmayız; ama niçin Irak’la savaşa gireceğiz? Birleşmiş Milletler bu sorunu çözecektir, çabuk olmayabilir, ama eninde sonunda çözecektir. Eğer çözmezse bir başka şekilde işler devam edecek, ama Irak bir müstevli olarak sürekli anılacak ve ondan sonra böyle olaylara karşı daha ciddî tedbir almak için Birleşmiş Milletlerde yine düşünülecektir.

Bütün bunları bir tarafa bırakarak adeta “Görevimiz tehlike” dizilerinde gördüğümüz gibi bir harekete bizim katılmamız en büyük hatadır; hatanın dışında ülkemizin insanlarının hayatını boş yere tehlikeye düşüren, ülkemizin geleceğini tehlikeye düşüren, bu bölgedeki itibarımızı tamamıyla ortadan kaldıracak, bir türlü altından kalkamayacağımız sıkıntılara bizi sokacak, karşılığında da hiçbir şey kazanmayacağımız bir harekettir.

Bu hayalleri bırakmasını Sayın Özal’a birisinin söylemesini isterim. Saldırıyla, savaşla hiçbir ulusal çıkarlarımızı ileri götüremeyiz. Avrupa Topluluğuna girmek için yapılacak şey, Türkiye’de demokrasiyi tam yerleştirmek, ekonomimizi ileri götürmek ve Avrupayla bütünleşmenin sağlam yollarına devam etmektir. Yoksa bu şekilde Kuveyt petrolünü Batılıların daha rahat kontrol etmesi için biz Irak’a ders veren uluslararası güce katılacağız, Irak’ı bir şekilde bombalamaya gideceğiz, ondan sonra da bunun kazançlarını birlikte paylaşacağız... Bu tamamiyle yanlıştır, boş bir hayaldir, hiçbir şekilde buna katılmayız ve sizlerin de bunu kabul etmemenizi diliyorum. Çünkü olay, daha önceki çoğunlukla buradan geçirdiğiniz kararlardaki gibi değil. Burada bir ekonomik kararı, burada bir iç politika kararını çoğunluğunuzu kullanarak onaylatacak değilsiniz. Burada ülkenin geleceğini tamamiyle tehlikeye atabilecek bir kararı, sadece siz çoğunluksunuz diye almak yolundasınız. Bunu yapmayınız; kesinlikle karşıyım, grubumuz kesinlikle karşıdır. Ayrıca, yetki verilmesi Anayasaya da aykırıdır.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (SHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Erdal İnönü.

Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Süleyman Demirel, buyurun.

DYP GRUBU ADINA SÜLEYMAN DEMİREL (Isparta) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Verilmiş bulunan bu önerge aslında benim kanaatıma göre konuşulamaz. Konuşuyoruz, yani yanlış yapmak her zaman için mümkündür, bir yanlışı yapıyoruz. Konuşulamaz; çünkü Anayasanın 92 nci maddesindeki savaş ilanı Meclisin münhasır yetkisindedir, Meclis savaş ilan eder. Eğer Hükümet bir savaş ilanıyla Meclisin huzuruna gelirse Meclis onu tasdik eder veya etmez; ama genellikle eder, netice odur. Savaş ilan etme yetkisini Hükümete devretmez, edilemez, savaş ilan etme yetkisini hükümete devredemez, kendisi ilan eder. Yanlış yapıyorsunuz, savaş hali ve asker gönderme yetkisi yine Meclisindir, bu yetkiyi de hükümete devredemez.

Hangi şey için izin istiyor? Yani hangi zamanda, hangi ülkeye, hangi sebeple asker göndereceksiniz; bunu Meclisin önüne koymadıktan sonra böyle bir yetkiyi devredemezsiniz. Eğer bu, devredilebilecek olan yetkiler cinsinden olsaydı, bunu kanun kuvvetiyle kararname ile yapardınız. (SHP sıralarından, “Tabiî, yaparlar” sesleri)

Hayır, öyle yapın, bence daha iyi öyle yapılması. (ANAP sıralarından “Ciddî ol” sesleri)

“Ciddî ol” diyen beye söylüyorum, işte Anayasanın 92 nci maddesi; gayriciddî ne var ki burada. “Devredemezsiniz” diyoruz, bu “devredemezsiniz” sözünün neresi gayriciddî?

Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Hükümet olarak getireceksiniz, diyeceksiniz ki, “Biz Suudî Arabistan’a kuvvet göndereceğiz, buna izin verin” Daha doğrusu Türkiye Büyük Millet Meclisi, şayet bu yetkisini devrederse, bu Anayasaya aykırı hareket etmiş olur. Siz bu yetkiyi kullanırsanız, siz de bu Anayasaya karşı hareket etmiş olursunuz. Yol yakınken bundan vazgeçin, böyle bir önergeden vazgeçin.

NECCAR TÜRKCAN (İzmir) - Yüce Divana giderler.

SÜLEYMAN DEMİREL (Devamla) - Şimdi şunu beyan edeyim, öyle bir önerge yazmışsınız ki -detayı bunun- 117 nci madde ile 92 nci maddenin bir alakası yok. Böyle bir yetki devredildiği takdirde aslında Türk Silâhlı Kuvvetleri savaşa hazırlanmış mı olur? Türk Silâhlı Kuvvetlerinin savaşa hazırlanması olayı bir başka iştir ve bu yetki olmadan yapılacak bir iştir; yani bu yetki devrine gerekçe olarak Türk Silâhlı Kuvvetlerinin savaşa hazırlanmasını gösteriyorsunuz.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, biraz daha konuşalım. Bir direkt saldırı konusu mu var; bu Meclise gelin, bunu söyleyin; yani pösteki saydırmayın, gelin söyleyin, bu Meclisin hakkı o. Bakın, kapalı toplantı yapıyoruz. Yoksa Türkiye’ye sipariş edilmiş bir savaş mı var; Türkiye bir savaş siparişi mi almış? Biraz daha açık söyleyelim beyler.

M. ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - İhale, ihale..

SÜLEYMAN DEMİREL (Devamla) - Zaman zaman Türkiye’nin ıstırabı vardı. Evet, günün şartları içerisinde Lozan Anlaşması yapılmadan önce Kerkük ve Musul’un Türkiye sınırları dışında kalmış olması çok konuşulmuştur, Meclis ağlamıştır ve Lozan müzakerelerine ara verilmiştir Kerkük ve Musul için. Tekrar gelinmiştir, Meclis tekrar Kerkük ve Musul’u müzakere etmiştir. O günkü şartlar içerisinde Büyük Atatürk, kendi ağırlığını koyarak Meclisten, Kerkük ve Musul’un terkini bırakmıştır.

Biz, ne zaman “Kerkük ve Musul” desek hemen Iraklılar kulak kabartırlar. Ne zaman “Kerkük ve Musul’da Türkçe konuşan insanlar vardır” desek, kulak kabartırlar ve Kerkük’teki Türkçe konuşan varlığı, Türkmen varlığını ortadan kaldırmak için de fevkâlade büyük katliam yapmışlardır. Doktor Necdet’ten, Albay Abdurrahman’a kadar orada Türk milliyetçiliği hareketinin başında bulunanların tümünü asmış, kesmişlerdir, fevkâlade zalim hareket etmişlerdir ve Kerkük’e de büyük çapta Arap nüfusu getirip yerleştirmişlerdir, ezmişlerdir. Orada açılmış bulunan bir kültür merkezini kapatmışlardır. 93 tane köyde okul vardı, onları kapatmışlardır ve acaba gayet tabiki bunu burada konuşmayıp nerede konuşacağız; acaba bize bir vaatte mi bulunuldu? Zaman zaman olur; sizin fukaralığınızın sebebi Kerkük ve Musul’daki 100 milyon ton/senedeki petrolden mahrum kalışınızdır. Çünkü bizim Güney hududumuz siyasetten çizilmiştir; güney hududumuz stratejik bir hudut değildir. Güney hududumuz Türkiye’yi petrolsüz bırakacak şekilde İngiliz petrolcüleri tarafında çizilmiştir. Hududun öbür tarafından bir kuyu 1 milyon ton petrol verir; hududun bu tarafında 100 kuyu 1 milyon ton petrol vermez. Çünkü bizimki cep petrolüdür; hazine öbür tarafta kalmıştır. Artezyendir Musul petrolü, artezyendir Kerkük petrolü. Acaba bize Batıdaki dostlarımız tarafından, ileride eğer bu mesele -açık toplantıda söyledim- ekonomik ambargo ile çözelemezse, abluka ile çözülemezse, askeri harekâtla çözüleceği zaman bir Kuzey cephesi açılması lazım; Türkiye bir Kuzey cephesi açarsa, Kerkük ve Musul sizde kalır gibi vaatlerde mi bulundular?

Yalnız bu benimki ihtimal üzerinedir. Yalnız bu şudur; Kuveyt’i Irak zorla işgal ettiği için, bütün bu patırtı çıkıyor, Kuveyt’i Irak’ın elinden kurtarmaya çalışırken dünya, Türkiye’ye Musul ve Kerkük’ü bırakır mı, 100 milyon ton petrolü bırakır mı? 100 milyon ton bugün aşağı yukarı 20 milyar dolar; 20 milyar doları Türkiye’ye bırakır mı? Bizim senelerce uğraş uğraş uğraş geldiğimiz yer 11,5 milyar dolar ihracat; sadece bir senelik petrolden gelecek para 20 milyar dolardır; bırakmaz. Binaenaleyh bir oyuna gelmeyelim. O çeşit değişiklikler büyük konjonktürlerde olur; dünya henüz o büyük konjonktüre müsait değildir. Bilmiyoruz, bilmiyoruz diye konuşuyoruz. Çünkü Hükümet -tabiki bunlar çok nazik meseleler- bu kapalı toplantıda bu meseleleri açıklığa kavuşturmalıdır. Hayır biz böyle bir sipariş almadık, biz bir savaş siparişi almadık; almadınız mı savaş siparişi, açığa bu yetkiyi ne yapacaksınız?

Ben Hükümetin yerinde olsam, böyle bir yetkiye talip olmam. Fevkâlade tehlikeli bir yetkidir. Hiç ummadığınız bir zamanda sizi boğar bu yetki. Gelin böyle bir yetkinin lazım olacağı zaman inşallah gelmez, ama böyle bir yetkinin kullanılmasını Meclise bırakın ve Meclis bu yetkiyi eğer gerekçesini iyi anlatırsanız, Türkiye Büyük Millet Meclisi millî meselelerde birleşmeyi hep başarmıştır. Gerekçesini iyi anlatırsanız, böyle bir meselede de birleşir. Ama bize anlatın, niye lazım bu? Açığa, açık çek üzerine savaş yetkisi olmaz, almayın bu yetkiyi, istemeyin bu yetkiyi. Fevkâlade tehlikeli bir iş yapıyorsunuz ve korkmayın bu Meclisten. Yani dışarıya asker göndermeniz gerekiyorsa onun gelin gerekçesini izah edin; katılan olur katılmayan olur.

Biz dışarıya asker gönderilmesine karşıyız, gayet açıklıkla söylüyorum. Bakınız Arap dünyası bölüktür; dışarıya göndereceğiniz askerleri yarın Arap dünyasının önemli bir kısmında bakın bunlar da; biz Müslümanız, o ülkeler de Müslüman ülke, Kore’den de farklı bir durum vardır, bunlar Batılılarla beraber oldular, Müslümanız diyen Türkler Batılılarla beraber oldular ve geldiler bizi ezdiler gibi bir propagandanın yapılmasına meydan vermenin gayet yanlış olduğunu söylemek istiyorum. (DYP sıralarından alkışlar) Yarın bu işler kalkar gider, bu adamların hepsi kalkar gider, gene kabak bizim başımıza patlar. Biz burada kalıcıyız ve gayet açıklıkla ifade edeyim ki, önemliyiz, önemli olalım. Önemli olma hadisesi şudur; bir rol sahibi olalım. Önemli olma yani bir ülkenin, Türkiye’nin önemli olması hadisesi, başkasının ne kadar işine yaradığına bağlıdır. Biz başkasının işine ne kadar yarıyorsak, onlar için o kadar önemliyiz. Yalnız bunda yadırganacak birşey yok; bundan karşılıklı menfaat doğar. Tabiki adam senin kara gözün kara kaşın için yardımcı olacak değil ya. Eğer gerçekten sen onun işine yarayacaksan, o da senin işine yaramalı.

Bir de, ucuza gitmeyin. Yani, hakikaten karşılıklı menfaat, “mutual interest” dediği şey. Bugün İngiliz Başbakanı Thatcher’e sorarsanız, our national interest diyecektir; yani our, bizim millî menfaatimiz. Bush’a sorarsanız, demokrasiden insan haklarından, şundan bundan evvel geleli our national interest diyecektir. Sanılıyor mu ki, Kuveyt olayında insan haklarını falan korumaya çalışıyor. Yo... izah etmeye çalıştık ki, dünya petrolünün yüzde 66’sı orada. Kavga petrol kavgası. Bir şey daha var. Büyük Arabistan hülyası ve onun hedefindeki İsrail. İsrail’den hiç ses çıkıyor mu? Çıkmaz. Büyük Arabistan hülyası, Saddam’ın kafasındaki hülyadır. Ve bir şey daha söyleyelim.

Şimdi diyor ki, Kuveyt’e, Kuveyt’i temizleyeceğim. Kimden?.. Saddam’dan. “Yine Şeyh Cabir El Ahmed El Sabah’ı getireceğim” Ona da itirazlar var. Niye yani bir aile gelip oturacak da, senede şu kadar milyar dolar petrol gelirin olacak? Ona da itirazlar var. Arap dünyasında var, Arap dünyasında. (DYPsıralarından alkışlar)

Yani, açıklıkla söyleyelim; Eğer Kuveyt’i kurtarmaya gitme olayı söz konusu ise, bunların hepsi düşünülecek, taşınılacak olaylardır. Ve yarın altından kalkamayacağımız birtakım işlerin içine gireriz. Onun içindir ki, böyle bir şeye girmemek lâzım ve şunu da ifade edeyim: Türkiye hakikaten nereye kadar gidecek? Türkiye’nin senaryosu nedir; onu bir bilelim. Ne olacak da ne yapacağız? Bir satranç oyunu gibi; kim ne yaparsa biz ne yapacağız; bu yetkiyi nerede kullanacaksınız? Yani, Irak bize hücum ederse, biz ona hücum mu edeceğiz; böyle bir ihtimal mi var? Böyle bir ihtimal varsa, bu yetkiden evvel sizin yapacağınız çok şey var. Zaten Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesinde rahat değildir Türkiye; birtakım dertleri, problemleri vardır. Ve onun yanında da Türkiye’nin Güneydoğusunda hiç askerî harekâta da hazır değildir Türkiye. Yani, Türkiye başka tehlikelere, başka tehditlere göre hazırdır, askeri de ona göre konumlu değildir. Yani, bir Kuzey Cephesi olayı söz konusu olacaksa, Irak’a Kuzey Cephesi, ona hazır da değilizdir. Onun içindir ki, evvela Hükümet bu yetkiyi istemeden evvel, bu yetkiyi ne yapacak, kafasındaki senaryo nedir; bu senaryoyu bir anlatsın. Kaldı ki, kanaatimce bu yetki verilemez ve açıklıkla söyleyeyim şöyle vaatler de almış olabilirsiniz: “Siz bizim dediğimizi yapın, bakın Kore Harbine katıldınız, oraya asker gönderdiniz, ondan sonra NATO’ya alındınız. Bu defa da Suudî Arabistan’a Birleşmiş Milletler karar vermeden asker gönderirseniz, sizi Ortak Pazara aldırırız” gibi zaten şimdiden teşebbüse geçilmiştir, birtakım “İsteyin bizden, sadece bizim dediğimizi yapın, ondan sonra bizden isteyin” olayı ile de karşı karşıya bulunabilirsiniz. Bence buna gelinmemeli. Bu oyuna gelinmemeli. Bunlar fevkâlade aldatıcıdır. Türkiye’nin büyük menfaatlerini, küçük menfaatlerle değişmek gibi bir duruma gireriz. Ve en önemlisi, “Efendim, bu iş cesaret işidir...” Bir harbe bulaşmanın cesaret işi olduğuna kani değilim. Bulaşırsınız... Mesele, bulaşmamak lâzımdır. Mesele, taahhütleriniz varsa, taahhütünüzü sadakat göstereceksiniz. Maltireteral politika, çok yönlü politika, eğer herkese mavi boncuk göstererek yürütmeye kalkıyorsanız, bir süre sonra itibarsız hâle sizi getirir. Nitekim, Irak beyanda bulunuyor, “Bize söz vermiştiniz hani, ülkenizi ve üslerinizi bize karşı kullanmayacaktınız? “Ülkeniz bize karşı başka üçüncü bir devlet tarafından kullanılmayacaktı, bize söz vermiştiniz.” Bizim Hariciye bunu yalanlıyor. Yalanlarken de şöyle yalanlıyor: “Tam böyle değil” diyor. Tabir gayet enteresan. Yani bir bityeniği var ama, tam böyle değil.

Zaten, diyebilir misiniz ki, bu memlekete “Ey benim komşum bir gün gelir ben senin aleyhine çalışırım” diyebilir misiniz? Eğer size birşey sorulursa siz bunu diyeceksiniz ve gayet açıklıkla söylüyorum Irak’ın aleyhine -Irak bize bir lüzumsuzluk yapmadıkça- yapılabilecek şeyler yanlıştır. “Efendim, Irak bize bir şey yapar” nasıl yapar; biz teşvik ederiz. Yani, Irak’ın bize bir şey yapmasını teşvik ederiz. O zaman yapar, ondan sonra da biz ona yaparız. Bunlar uluslararası zeminde, harp bölümleri içerisinde oynanan hileli işlerdir. Gelin harp korkusunu, evet harp korkusunu bu kadar yüreğimize sindirelim mi? Herhalde harp, korkulmayacak bir şey değil. Hele Türkiye için.

Şimdi, biz bütün bunlarla uğraşırken bir başka derdimiz de var bizim, yarın bir Bulgar-Yunan kombinezonuyla karşılaşmayacağımız nereden belli? Bugün bir Sovyet tehdidi ortadan kalkmıştır; ama bir Bulgar-Yunan tehdidi ortada duruyor, kombinezonu ve her ikisini birleştirdiğiniz takdirde bilhassa Trakya Bölgesinde kara kuvvetleri bakımından büyük şehirlerimizin üstü açıktır. Büyük şehirlerimiz bakımından da fevkalâde ağır bir olayla karşı karşıya kalırız. Onun içindir ki, Türkiye bence bu çeşit yetkilere gitmeden evvel Sovyet tehdidi tümüyle ortadan kalkmasa bile Pentagon’da öyle kabul ediyor. Tümüyle ortadan kalkmamıştır Kızılordu duruyor çünkü. Silâhın tehdit olmaktan çıkması, ancak bırakılmasıyla mümkündür. Bırakılmadığı yerde silâh bir adamın elindeyse, o tehdit olmaya devam ediyor; ama, ona rağmen kabul ediyor ki; Pentagon, bu lüzumsuz bir iştir. Yani, azalmıştır tehdit; fakat tümüyle ortadan kalkmamıştır. Farzedelim ki, Türkiye için bu tehdit çok azalmıştır, ortadan kalktı denecek derecede azalmıştır, bizim Hükümetimizin “Millî güvenlikten sorumluyuz” diyor ya burada, yapacağı iş oturup bir tehdit değerlendirmesidir. Efendim, askerlerin işidir... Askerler... Sivil idarenin emrinde olmayan askerler varsa, o demokrasi değildir zaten, askerler o değerlendirmeyi yapacak ve sivil idarecilere getirecekler, Hükümete getirecekler. Millî Güvenlik Kurulu onun için vardır, hükümet onun için vardır. Binaenaleyh, aslına bakarsanız bu Meclise, bu ortamda bu önerge gelmeden önce, bir iyi tehdit değerlendirmesi verilmesi lâzımdı. İşte kapılar kapalı, çağıracaktınız bu meseleleri bilenleri, devletin meselelerini bilenlerini, anlatacaktınız. Bu Meclisin her üyesi vatanperverdir ve hepsi bu memleketin menfaatini düşünür, herkes iyi olsun diye uğraşıyor (DYP, SHP ve Bağımsızlar sıralarından alkışlar) ve böyle hani kendinizin toplamadığı bir Meclisten, böyle kaptıkaçtı şeklinde böyle bir şeyi geçirirseniz beyler, oylarsınız şimdi geçirirsiniz; bence yanlıştır. Gelin biraz daha düşünün, taşının, kıyamet kopuyor değil. Yani, zaten Meclis toplantı halinde, toplantı halinde olmasa bile 24 saatin içinde Meclis toplanıyor ve Meclis toplantı halinde değilse Anayasaya göre kuverdir. Yani, bir koruma tedbiri vardır. Silâhlı Kuvvetlerinizi her zaman kullanabilirsiniz. Yani, taarruza uğradığınız takdirde; ama taarruz yapacaksanız onu Meclisin bilmesi lâzım.

Bence, Türkiye’nin şu haliyle, ekonomisinin bu haliyle, kalkınmasının bu haliyle, bugünkü durumda, kaynaklarını daha çok kalkınmaya, kaynaklarını daha çok refaha sevk edecek bir zamanında ve dengesizliklerin çok yaygın bir hale geldiği bir zamanda bir de başına harp belasını alması kadar yanlış bir şey olmaz. Bineanaleyh biz, paçaları sıvamış, ateşe gidiyoruz gibi bir manzarayı, bir görüntüyü veriyoruz. Yanlıştır, yanlıştır. Söylediğim lâfların hiçbirisi siyasî değildir. Bu lâfları vicdanen mecbur olduğu için söylüyorum ve bir parti görüşü olmaktan ziyade, tümüyle, ülkenin tümünü kapsayan bir görüş olarak söylüyorum, karar sizindir de diyemiyorum. Emin olun karar sizin de değil. Bu beyan da apolitik, çünkü bu Anayasaya göre de bir karar verilemez benim bildiğim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP, SHP, Bağımsızlar sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Süleyman Demirel.

Söz sırası Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Recep Ergun’da (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA RECEP ORHAN ERGUN (Kayseri) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’nin tarihinde bir emsali olmayan bir hukukî meselenin içerisindeyiz. Aslında bu, bir savaş ilânı değildir. Savaş ilânına yetkili olan yer Yüce Meclistir. Bizim böyle bir iddiamız yok ve Anavatan Grubunun da böyle bir niyeti ve yetkisi yok. (SHP sıralarından, “Niye yetki istiyorsunuz o zaman?” sesleri)

Efendim dinlemek başka şey, anlamak başka şey, Müsaade buyurun, anlarsınız belki sonunda.

Şimdi bakınız efendim, 92 nci madde tefsirinde, elbette Meclisin iznine tâbidir. Ama, ikinci fıkrasında acil durumlarda bu yetkiyi Cumhurbaşkanına vermiş oluyor. Şimdi ikinci fıkrasında bu acil durum olsa da olmasa da bir savaşın başlayışını ve devamını, temenni etmediğimiz bir tecavüzün daha doğrusu, başlayışını ve devamını lütfen tahayyül buyurmanızı istirham ediyorum.

Şimdi, Silâhlı Kuvvetler bir sorumluluğun altındadır. Cephedeki mevziîni almıştır ve tecavüz hareketlerinin tadadı yapılmıştır, hasımane tavırların tadadı yapılmıştır. Mesela, hududu hasımane hareketlerle 100 kişiden fazla bir kuvvet geçerse, bu, bir tecavüz sayılır angajman kurallarına göre. Bu tabiî basit bir olaydır ve süratli bir olay değildir. Ama, mesela, bir füze elektronik istihbarda tespit edilirse bu bir hasmane tavırdır. Bir uçak... (SHPsıralarından gürültüler)

Müsaade buyurun geleceğim oralara.

Bir uçak kendisini tanıtmadan, hele filolar halinde geliş yaparsa hasmane tavırdır. Havada iki pilot karşısındakine gönderme yapıp dost mu düşman mı teşhisini yapmak için elektronik mesaj gönderdiğinde karşısı bozarsa, beynelmilel tabire göre hasmane tavırdır.

Şimdi böylesine dakikalara sığmış olan bir tecavüzü Silâhlı Kuvvetlerin Cephedeki bir manga komutanına bir bölük komutanına nihayet bir tabur komutanına ister istemez zaten bırakmış oluyoruz. O zaman peki ben de sizlere müsamahanıza sığınarak soruyorum. Peki oradaki o alay komutanının, o bölük komutanının, o tümen komutanının bu büyük sorumluluğu, yani, “Meclis’ten başka yer bunu kullanamaz” dediğimiz sorumluluğu tek başına omuzunda taşımasına imkânı var mı? (SHP sıralarından, “Ne alakası var?” sesleri) Pek tabiî ona geliyoruz efendim.

Şimdi bizim teklifimiz... (SHP sıralarından gürültüler) Getiriyorum efendim, müsaade buyurun.

Aslında galiba sayın parti başkanları dahil hep aynı şeyi konuşuyoruz. Biz Anavatan Grubunun teklifinde, bölgemizde başlamış olan sıcak harekâta biz buraya müdahil olmak için bir teklif yapmış değiliz, elbette Yüce Meclis buna karşı ve Anavatan Grubu da buna karşıdır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. En azından, zabıtlara geçsin diye söylüyorum. Anavatan Grubu da buna karşıdır. Mesela, Suudi Arabistan’da teşkil edilen üçlü yahut çok uluslu kuvvetlere bizim Silâhlı Kuvvetlerimizin oraya o mevkiye gönderilmesi diye bir teklife Anavatan Grubumuz da karşıdır ve Hükümetin politikası da bu değildir. (SHPsıralarından, “Niye yetki istiyorsunuz?” sesleri)

Şimdi müsaade buyurun efendim, getiriyoruz. Aslında demek ki, tartışacak konu yok. Konu, bu sorumluluğun nasıl hukuku bulacağı sorumluluğudur. Şimdi, bir tecavüz olayı süratle başlamışsa; işte gördünüz Irak’la Kuveyt’teki durumu, iki saatte bitirmeye kalktı; bizim topraklarımız geniş öyle bir diyeceğimiz yok; ama, ayrıca füzeler var, kimya silâhları var, uçaklar var. Şimdi bu taarruzu süratle başlatan bir ülkeye karşı reaksiyon süresini bir yere vereceğiz. Başkomutan Meclistir; ama sorumluluk da Hükümettedir. Bunu duyuruyoruz. Eğer siz bu önergeden, hükümetin bu önergesinden eğer siz layusel olarak, başka ülkelere kuvvet sevketmek, savaş açmak ilânı diye bir mâna çıkarıyorsanız, bilhassa zabıtlara geçsin diye söylüyorum, o anlam yoktur. (SHP ve DYP sıralarından “Burada, önergede yazıyor” sesleri gürültüler)

Zabıtlara geçiyor efendim konuşmam, müsaade ederseniz.

HASAN ZENGİN (Manisa) - Önergeyi okuyun lüften.

RECEP ORHAN ERGUN (Devamla) - Efendim, ben grup sözcüsü olarak konuşuyorum müsaade buyurun. Benden sonra herhalde Sayın Başbakan da konuşacaktır. Yani, benden şimdi makul sözler duyunca illa reaksiyon mu göstermeniz lâzım? Ben de aynı şeyi söylüyorum efendim. Sayın Demirel’in buyurduklarını söylüyorum, Sayın İnönü’nün buyurduklarını söylüyorum. Türkiye mütecaviz olmayacaktır ve bunun teminatı Yüce Meclistir. Meclisin denetimi kaldırılmıyor ki. Her an ve her dakika hükümeti sigaya çekmeye hepimizin hakkı vardır. Bundan hiçbir şüphemiz yok. Bütün mesele, bugünün silâhlarında reaksiyon süresi meclislerde uzun uzun konuşmayı gerektirecek kadar değildir ve bir tecavüz vuku bulduğu takdirde -altını çiziyorum bilhassa- bir tecavüz vuku bulduğu takdirde bunun def edilmesi için tetiğe basma yetkisi. Bunu konuşuyoruz efendim. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler) Bunun için, savaş hali ilânının hükümete verilmesinde bir sakınca görmüyoruz. Daha başka sebepleri var sayın milletvekilleri.

Biz aslında savaşın çıkmasını istemiyoruz. Çünkü, normal şekil, politikayla, diplomatik yollardan sonuca ulaşmaktır. Savaş, diplomasi pan ettiği zaman, ortadan kalktığı zaman ancak hak ve hürriyetlerin korunması için bir haklılık ve meşruluk kazanır. Biz bunu istiyoruz. Öyleyse savaşın çıkmaması için caydırmak lâzımdır.

Şimdi, komşumuz ülkedeki durumları çok iyi takip buyuruyorsunuz. Komşumuz ülkede bir demokrasi olmadığı için ve bir diktatörün altında bütün bir millet sindiği için her dakika ve saniye bu kişi kendi kaderiyle dünyanın kaderini, Irak’ın kaderini eşdeğer hâle getirdiği için olaki bir cinnet getirir Türkiye’ye bir zarar ika eder. Bunu def edeceğiz diye istiyoruz, caydırmak istiyoruz. O, bu caydırmayı görünce belki o cinnete gelmeyecektir diye böyle bir kararı ilân etmek istiyoruz. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler)

Şimdi efendim, konunun esası, aslı budur. Yani, esası, tamamen savunmaya yöneliktir, agrestif değildir ve böyle bir yetkiyi zaten Yüce Meclis hiçbir hükümete vermeyecektir ve milletimiz de bunu tasvip etmeyecektir. Bundan hiçbir şüphemiz yoktur.

İ. ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Anayasanın 92 nci maddesini iyi okuyun lütfen.

RECEP ORHAN ERGUN (Devamla) - Şimdi bakınız efendim, savaş halinin ilânı meselesinde bir incelik daha var: Savaş halinin ilânı bir başka konu, bir ülkeye savaş açmak o başka konu müsaade buyurursanız. Savaş halini ilân etmekle Türkiye’de meri binlerce, -10 bine yakındı, biliyorsunuz Yüce Meclisimiz azalttı- 6, 7 binlik kanunların hemen hemen yarısının sonunda bir madde vardır. “Savaşta şöyle şöyle, savaşta böyle böyle” diye bazı usuller, bazı yetkiler, bazı müeyyideler kor. Savaş hali ilânını eğer koymazsak, ilân etmezsek o müeyyideler işlemez. Öyleyse bir yerden savaş hali ilân edilecektir. Bu savaş halinin böyle müstacel durumlarda, aniden devlet gücünün tümünden destek görmesi gerektiği hallerde bunun kararının alınması için bu yetkinin peşinen verilmesi; ama, elbette denetimin devam etmesi söz konusudur. O bakımdan önergemiz tamamen savunmaya yöneliktir.

Sözlerimi burada bitiriyor saygılar sunuyorum efendim. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Recep Ergun Beye.

Şimdi söz sırası Sayın Topçu’da. (SHP sıralarından “Önce Hükümet konuşsun” sesleri gürültüler)

Hayır, isteyebilir Hükümet konuşmadan da; ama şimdi istiyorsa buyursunlar (SHP sıralarından gürültüler.

M. TURAN BAYAZIT (İzmir) - Efendim, konuşamaz; sıra var.

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Erzincan) - En son ben konuşacağım.

İBRAHİM DEMİR (Antalya) - Yeter artık, kürsüye çık.

BAŞKAN - Hükümetin her an söz isteme imkânı vardır. (SHP ve DYP sıralarından “Konuşmak istemiyor” sesleri, gürültüler)

Konuşur, en sonunda da konuşur; ama, şimdi söz istemiştir.

Buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Erzincan) - Konuşmalardan sonra konuşacağım. (Gürültüler)

BAŞKAN - İstemiyor musunuz?

İBRAHİM DEMİR (Antalya) - Yeter artık be!

BAŞKAN - Evet gruplara ve hükümete veriyoruz, İçtüzüğün 73 üncü maddesine göre. Siyasi parti gruplarına, hükümete ve iki... (ANAP sıralarından alkışlar)

ORHAN ŞENDAĞ (Adana) - Sayın Başbakan, istemiyorsanız konuşmayabilirsiniz.

BAŞKAN - Lütfen... Lütfen... Lütfen dinleyelim.

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Hikmet yumurtluyorsun hikmet. Yani burada gayet güzel şeyler söylüyorsun.

ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Bilgi verin, bilgi. Savaş kararı almaya çalışıyorsunuz.

BAŞKAN - Lütfen... Konuşsun, dinleyelim.

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Çok sinirlenme rahatsız falan olursunuz. Tansiyonun falan yükselir sonra.

İBRAHİM GÜRDAL (Isparta) - Savaş kararı almaya çalışıyorsunuz, biraz ciddi olun.

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Şimdi siz bizi dinlemeye mi hazırsınız, yoksa böyle laflar atmaya falan mı hazırsınız?

BAŞKAN - Evet buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önergeyle Anayasanın 92 nci maddesindeki Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına izin verme yetkisinin Mecliste olduğunu Anayasa emretmiş olmakla Yüce Meclisin Türk Silâhlı Kuvvetlerini sayılan hallerde kullanılmasına izin verilme yetkisini almak için huzurlarınızdayız. (DYP ve SHP sıralarından gürültüler)

Anayasanın 92 nci maddesi, halleri sıraladıktan sonra; “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.”

Şimdi bu iznin verilmesini önergemizle istedik.

M. TURAN BAYAZIT (İzmir) - Önergede izin kelimesi geçmiyor Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Müsaade buyurun efendim.

Bu konunun bir uygulaması var, 1964 tarihinde, 1967 tarihinde ve 1974 tarihinde bu yetkiler alınmış, bu izin.

M. TURAN BAYAZIT (İzmir) - Önergelerde izin kelimesi yok, yanlış yapılmasın.

BAŞKAN - Müdahale etmeyin lütfen.

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Efendim, alınmış ve bu yetkiler kullanılmış, hepimiz biliyoruz. Hatta burada dikkat etmemiz gereken bir konu da, ilk yetkinin 1964 tarihinde alınmasına rağmen ve ikincisinin 1967 tarihinde alınmasına rağmen, yetki 1974’te kullanıldı, 10 sene sonra, aynı yetkiye göre, 1967’den 1974’e kadar.

Demekki, biz aldığımız yetkiyi derhal kullanacak değiliz. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler) Niçin?.. Efendim müsaade buyurun. Müsaade buyurun, anlatalım. Biliyorsanız, dinlemeyecekseniz ne gereği var.

Körfezdeki durumdan biraz evvel bahsettim. Körfezde sıcak savaş hali vardır. Bunu benim izah etmeme lüzum yok. (SHP ve DYP sıralarından “Bilmiyoruz” sesleri, gürültüler)

Bilmiyorsanız, öyle uzun boylu mesele değil...

İBRAHİM DEMİR (Antalya) - Resmi belgelerde ne var?..

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Değerli milletvekilleri o arkadaşlarımızı dinletmeye bir türlü alıştıramadık, maalesef bir türlü intibak edemiyorlar.

Körfezde sıcak savaş hali vardır ve hemen hemen süper devletler dahil çokuluslu diyebileceğimiz ki, neredeyse Sayın İnönü’nün “dünya ordusu kurulsun” teklifi veyahut görüşü hemen hemen tahakkuk etmek üzere... (Gürültüler)

ERDAL İNÖNÜ (İzmir) - O başka şey.

BAŞKAN - Müdahale etmeyelim lütfen... Dinleyelim...

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Körfezde kuvvet yığılması var. Irak da fiilen Küveyt’e girmiş, işgal etmiş ve kendisine de ilhak etmiş.

ALİ HAYDAR ERDOĞAN (İstanbul) - “Küveyt” değil, Kuveyt...

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Çok güzel, bravo. Hakikaten şimdi bu zabıtlara geçecek.

Şimdi hal böyleyken, hemen bizim sınırımızda bu faaliyetler canlılığını muhafaza ederken biz, ülkemizi sadece korumak maksadıyla gerekli tedbirleri alabilmek için bu yetkiye başvurduk.

Siz şöyle düşünebilirsiniz: Dersiniz ki, hayır, her ne kadar orada bir savaş hali söz konusu ise de, bunun etkileri bize kadar ulaşmaz, bizi etkilemez, biz bundan müteessir olmayız, onun için de herhangi bir tedbir almaya gerek yoktur. Siz böyle düşünebilirsiniz; ama biz Hükümet olarak sorumluluk taşıyan ve tarihî sorumluluk taşıyan insanlar olarak böyle düşünemeyiz. Gerekli tedbirlerimizi zamanında almalıyız. Çünkü hem vicdanen hesap vermek durumundayız hem tarih önünde hesap vermek durumundayız. Biz tedbirsiz kalabilirsek, bu çağda tedbirsiz kalabildiğimiz takdirde Yüce Milletimiz bizi katiyen af etmez.

Şimdi, düşününüz; herhangi bir şekilde Irak’tan bize bir tecavüz vaki olsa; ama dersiniz ki, “Canım niçin olsun?” “Niçin olsun” derseniz, bakın biraz evvel, Sayın Demirel Sovyetler Birliğindeki tehdidin dahi azalmış olduğuna pek kanaat getirilmemesi lazım geldiğini, Bulgaristan ve Yunanistan’dan da bize vaki tecavüzlerin olabileceği ihtimalinin göz önünden uzak tutulmaması lazım geldiğini söylerken bir şeye işaret edebiliyor da ben sıcak savaş halinde bulunan ve Irak’ın Kuveyt’i işgali nedeni ile oradan bana bir tecavüzün vaki olmayacağı rahatlığı içerisinde nasıl olurum? Ben bu rahatlık içerisinde değilim. Ben bu rahatlık içerisinde olmadığım için katiyen tecavüz maksadıyla değil, kendi topraklarımızı kendi vatanımızı ve milletimizi savunabilme amacı ile bu yetkinin Hükümete verilmesinin yararlı olacağına inanıyorum. Gerekli tedbirleri önceden alabilmek için diyorum. Şimdi, düşününüz, Meclis çalışıyor, çalışmasına devam ederse, bakın demin itiraz ediyordunuz, ben 92 nci maddenin son fıkrasını okudum, son fıkrasında tatildeyken Cumhurbaşkanına, silâhlı kuvvetler, bir tecavüz halinde kullanılabilmesi yetkisi verildiği halde siz Cumhurbaşkanının bu yetkiye dayanarak yapmış olduğu faaliyetleri içinize sindiremezken biz şimdi bunu Hükümete almak istersek, biz şimdi bunu Hükümete almak istiyorsak niçin bundan rahatsızlık duyuyorsunuz? Yani işin aslı bu değil midir? Mesela, diyebiliyorsunuz ki “Cumhurbaşkanı bu yetkiyi kullanabiliyor, Anayasa yazmış” Ben, vaki bir tecavüz karşısında gerekli tedbirleri almak durumundayım;kendimi, Hükümet olarak da bununla vazifeli addediyorum. Ben bu tedbirleri alamadığım takdirde, gecenin bir saatinde Türkiye’ye bir tecavüz vukuunda, Meclisi kaç gün, kaç saat içerisinde toplayıp, kaç saat içerisinde karar alınabileceğini takdirlerinize arz ediyorum. Meclisi en aşağı 5 saat içerisinde toplarsınız. Farz edin ki, gecenin 02.00’sinde bir tecavüz vuku buldu. Gecenin 02.00’sinde vuku bulan bu tecavüz karşısında mukabele edebilmek, Türk Silâhlı Kuvvetlerini sınır ötesine gönderebilmek için Meclis kararı alınmak lazımdır. Biz bu kararı 4  saatten, 6 saatten evvel alamayız. O zamana kadar da zaten iş işten geçer. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Lütfen...

BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Ve kaldı ki, ben daha evvel bu tedbirleri almak durumundayım.

Yüce Meclisin değerli üyeleri, ben gerekçemi bu şekilde Yüce Meclise arz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BEYTULLAH MEHMET GAZİOĞLU (Bursa) - Allah belanı versin.

İBRAHİM DEMİR (Antalya) - Tarihin yüzkarası.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım Akbulut.

Şahısları adına...

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başkan, şu anda ciddî bir usul hatası yapmakta olduğunuzu düşünüyorum. Sayın Başbakan açıklamalarından açıkça ortaya koymuştur. İzin verirseniz bir usul tartışmasını gündeme getirmek istiyorum. Yani, başvurunun usulüyle ilgili.

Gerek 1964 ve gerekse 1967 tarihlerinde alınan kararlardan tamamen farklı bir karar alınması söz konusudur. Çok aceleyle ciddî bir yanlış yapılıyor. Bir Anayasa ihlaliyle karşı karşıyayız.

BAŞKAN - Bu safhada bir usul mevzuunun tekrar açılması mümkün değil Sayın Baykal.

Buyurun Sayın Topçu. (DYP sıralarından alkışlar)

YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükümetin istemiş olduğu yetki üzerinde gruplar adına yapılan konuşmaları dinledikten sonra Sayın Başbakanı dinledik.

Anavatan Partisi Grubu adına konuşan sayın...

BAŞKAN - Arkadaşlar lütfen oturalım, ayakta dolaşmayalım.. Lütfen.

HASAN FECRİ ALPASLAN (Ağrı) - Efendim, Sayın Başbakan mı konuşuyor ki dinleyelim?.. O kadar önemli değil yani.

BAŞKAN - Hayır, lütfen... Lütfen.

HASAN FECRİ ALPASLAN (Ağrı) - Herkes istediği gibi davranabilir artık bu Mecliste... Genel Kurulda bile konuşturmuyorlar Sayın Başbakanı.

BAŞKAN - Müdahale edildi efendim.

YAŞAR TOPÇU (Devamla) - Sayın Anavatan Partisi sözcüsü değerli Recep Ergun Paşamızı dinlerken ve Sayın Başbakanı dinlerken olayın çarptırıldığını ve istenen yetkiyle maksadın birbirine uymadığını, özellikle Anavatan Partisi Grubu mensubu arkadaşlarımıza bazı şeylerin yanlış izah edildiğini üzülerek tespit ettim.

Şimdi benim, Anavatan Partisi Grubu mensubu arkadaşlarıma hassaten, bütün arkadaşlarıma rica ediyorum, burada bazı belgeler okuyacağım, bu belgeler; -Sayın Başbakan tarafından bahsedilmiştir- 1964’te alınan, Kıbrıs’a yapılan çıkarma ile ilgili izin belgeleri denmiştir, 10 yıl sonra kullanıldı denmiştir. Değerli Anavatan Partisi sözcüsü Recep Paşa bazı şeylerden bahsetmiş Anavatan Partisinin kesinlikle  Türk Silâhlı Kuvvetlerinin dışarıda kullanılmasına razı olmayacağını, bu yetkiyi sadece yurt savunması için istendiğini bunu böyle anladıklarını ifade etmiştir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, evvela tarihî bir gerçeği burada tekrar etmek istiyorum. Meclislerin tarih içerisindeki çıkışı iki sebebe dayanır. Bunlardan bir tanesi kralın aklına geldiği zaman vergi toplaması, öbürkü, kralın, aklına geldiği zaman asker toplamasıdır. Meclislerin tarihî seyri içerisindeki oluşumun halkların, milletlerin bu yetkileri kralların elinden alıp kendi temsilcilerine vermek isteyişlerinin sebebi budur. Bugün Türkiye Büyük MilletMeclisi Meclis olarak tarih içerisinde varlık sebebi olan işlerden birisini görüşüyor; ama olaylar ve buradaki ifadeler saptırılarak.

Değerli arkadaşlar, burada ısrarla deniyor ki, “Biz, bu askeri dışarıda kullanmayacağız” Nerede kullanacaksınız? “Yurt savunmasında kullanacağız.” Şimdi Anavatan Partisi sözcüsü Sayın Recep Ergun ve Sayın Başbakan, “Benim ülkeme saldırıldığı zaman bir gece ben Meclisi mi toplayacağım?” diyor.

Değerli arkadaşlar, dünyanın bütün demokratik ülkelerinden savaş ilanı ve asker gönderme yetkisi Amerika Birleşik Devletleri hariç meclislerdedir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde hükümetler, “Bu akşam yattığımız zaman bize bir saldırı olsa bu meclisi toplayamayız” diye meclisten kesin böyle bir yetki istemezler. O zaman bu yetkinin genel istenmesi lazım; genel istenince de, anayasanın değiştirilmesi lazım. Yani Sayın Başbakan ya da Sayın Recep Ergun burada Anayasanın yanlış düzenlendiğini, bu işin 1924 Anayasasında olduğu gibi, sadece hükümete has bir iş olması gerektiğini mi anlatmaya çalışıyorlar bu yetkiyi isterken? Çünkü bu yetkide yurt savunmasından bahsedilmiyor. Bir daha okuyalım; biz mi okuduğumuzu anlamıyoruz, Sayın Başbakan mı okuduğunu anlamıyor veya anlamazlıktan geliyor, acaba Sayın Recep Paşa mı bu işleri anlamazlıktan geliyor. İstenen yetkiyi bir daha okuyalım. Diyor ki: “Savaş hali ilanı verilemez. Münhasıran Meclise ait bir yetkidir, hükümete devredilemez.” Şöyle bir şey söyleyelim, Anayasada aksine bir hüküm yok diye, mesela Anayasanın 7 nci maddesi yasamayı, 8 inci maddesi yürütmeyi düzenler. Mesela, Meclis, Bakanlar Kurulu üyelerini atama işini üzerine alsa da Meclis tayin etse... Anayasada aksine hüküm yok. Eğer Meclisin yetkisi hükümete devrediliyorsa, hükümetin yetkisi de meclise devredilir; eğer yetki devri varsa. Yani 7 nci maddenin son cümlesindeki “Yasama yetkisi devredilemez” hükmünden, “Efendim 87 nci maddedeki yasama devredilmez ama, diğer yetkiler devredilebilir” sonucuna varıp da bu önerge getirildiyse bu yanlıştır. Bu münhasıran Meclisin yetkisindedir, devredilemez; savaş ilanı devredilemez. Şimdi devam edelim, bakınız ne diyor: “Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi...” Değerli Paşam, sözünüzü senet kabul ettim, burada böyle diyor, istenen yetki, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesidir. Zaten Meclisten başka yetki istenmez. Yani zatıâlinizin buyurduğu, Sayın Başbakanın buyurduğu bir gece Türkiye bilfarz Irak’tan, bilfarz Yunanistan’dan, bilfarz Bulgaristan’dan bir tecavüzle karşılaşırsa bunun için Meclisin toplanması gerekmez. 92 nci madde ülkenin savunması maddesi değildir, depansif değildir;92 nci madde opansiftir, 92 nci madde başka ülkelere silah gönderme yetkisini düzenliyor. Sayın Başbakan bunu anlamaktan aciz mi?.. Değil bile bile saptırıyor... (DYP sıralarından “Aciz, aciz” sesleri ve gürültüler)

Bir dakika, bir dakika beyler, Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki, “Örneği var” Bunun örneği yok, ben buradan okuyacağım. 1964’te Kıbrıs krizi olduğu zaman TürkSilâhlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a gönderilmesi için Meclis kararı gerekmezdi. Neden gerekmezdi? 92 nci madde der ki, “Uluslararası anlaşmalardan doğan taahhütler hariçtir” Bakın burada yanımda, ben bunların geleceğini bildiğim için hazırlıklı geldim. 16 Ağustos 1960 tarihli Lefkoşe Anlaşmasının 1 inci maddesi -garanti anlaşması- açık, okumak istemiyorum zamanı harcamamak için, sadece Yunanistan ve Türkiye garantör olarak. Demek ki, aslında 1964’te Sayın İnönü, rahmetli İnönü bu yetkiyi, bu izni istemek için Meclise gelmeyebilirdi, 1967’de Sayın Demirel bu izni istemek için Meclise gelmeyebilirdi, 1974’te Sayın Ecevit bu izni istemek için Meclise gelmeyebilirdi; onlar Meclise saygılarından geldiler. Ben istediklerini okuyayım burada, bende var...

FAİK TARIMCIOĞLU (Bitlis) - Biz niye geliyoruz?

YAŞAR TOPÇU (Devamla) - Ama istedikleri şey başka. Bakınız: Sayın İnönü’nün istediği       -Yazının sonunu okuyorum- “Kıbrıs’a Türk Silâhlı Kuvvetlerinin gönderilmesine izin verilmesi” hususu. Anayasanın 66 ncı maddesine göre isteniyor, yetki değil. O zamanki Anayasanın 66 ncı maddesi şimdiki aynı maddedir, cümlesi virgülüne kadar aynı maddedir. Eğer Başkan izin verirse vaktimiz sınırlamazsa okuyayım. 1961 Anayasasının 66 ncı maddesiyle 1982 Anayasasının 92 nci  maddesinin birinci fıkrası virgülüne kadar, noktasına kadar aynıdır değerli arkadaşlar; yapmayın, etmeyin, lütfen... Aynı şeyler.

Şimdi 1967’ye geliyorum, Sayın Demirel’in istediğine geliyorum. Buradan okuyorum : “Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verilmesi...” Dikkat ediniz, 1967. Sayın Ecevit’in tezkeresi elimde, okuyorum : “Dış siyasî olaylarla ortaya çıkardığı ağır şartlar sonunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16.8.1964 ve 93 sayılı, 1967 gün ve 148 sayılı kararlarıyla verilen izne dayanılarak, Kıbrıs’a yapılan indirme ve çıkarma harekâtının meydana getirmesi muhtemel ihtilaflar karşısında gerekliliği, sınırı ve miktarı Hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, Anayasanın 66 ncı maddesi uyarınca izin verilmesi...”

Değerli arkadaşlar, burada izin istenmiyor;Hükümetinizin istediği izin değildir. Bakınız ne diyor : “92 nci maddesi uyarınca yetki verilmesi...”

BAŞKAN - Toparlayın lütfen.

YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Arkadaşlar, bu karar, aynen bunlar gibi, yarın Resmî Gazetede yayımlanacak; böyle çıkarsa yayımlanacak. Irak bunu görecek. Irak diyecek ki, Türkiye -Burada öyle diyor çünkü, bunu da demek zorundasınız- benim Kuveyt’e çıkışım sebebiyle bana savaş ilanı için yetki aldı, Türk Hükümeti. Bu yetki verilmez ama, diyelim ki verdiniz. Benim üzerime kuvvet göndermek için yetki aldı diyecek.

Peki, şimdi Irak’ın bize bir saldırısı yok; buraya Başbakan İkinci yardımcısını gönderdi, dedi ki, benim sizinle bir problemim yok. Bu diyoruz ki, sınırlarımızda sıcak savaş var; peki, beyler, ben Sayın Başbakana soruyorum, değerli arkadaşlarıma da soruyorum : Sınırlarımızda savaş, bundan bir sene evvel, 10 yıl sürmedi mi? İran - Irak savaşı yapılırken, bu Meclisten Hükümet geldi de savaş yetkisi mi istedi? Ki o zaman mermiler düştü Türkiye’ye, Kuveyt’te değildi harp, iki devlet de sınır komşumuzdu ve Irak’a da gıda yardımı yapıyorduk.

BAŞKAN - Sayın Topçu, toparlayın, vaktiniz epey geçti.

YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Toparlıyorum Sayın Başkanım.

A. CENGİZ DAĞYAR (Antalya) - “İzin” mi denmesi lazım?

YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Efendim, hedef gösterilerek...

Şimdi, bakınız; burada, Türkiye Cumhuriyeti ordusunun bir bölümünün veya tamamının, yurt dışında kullanılmasına izin isteniyor değerli arkadaşlarım. Biz diyoruz ki, kardeşim, bu izni niye istiyorsunuz? Eğer uluslararası bir güç kuruluyorsa, bu güce bizim mümkün mertebe girmememiz lazım. Neden girmememiz lazım?

Değerli arkadaşlarım, o güce katılan İngiltere, Fransa, Almanya vesaire, onların körfezde menfaatı var. Menfaatı da bir tarafa bırakalım, insanî mülahazalarla yaptıklarını düşünelim, demokrasi aşkına yaptıklarını düşünelim, insanlık aşkına yaptıklarını düşünelim, yarın onlar çekilip gidecek, Iraklılarla biz yine komşu yaşayacağız. Sayın Başbakanın torunu, Sayın Başbakanın torununun oğlu Irak düşmanlığı içerisinde büyüyecek bu memlekette, Niye? Siz sanıyor musunuz ki bir devlete düşmanlık yapacaksınız da yirmi senede, otuz senede silinecek? Rusya’nın bir zamanlar Kars’ı, Ardahan’ı istemesinin etkisi 45 sene sürmedi mi? Yunanistan’la Kurtuluş Savaşında yaptığımız harbin etkisi hâlâ sürüyor, 60-70 senedir.

BAŞKAN - Sayın Topçu, lütfen toparlayalım.

YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Toparlıyorum efendim.

Sel gidecek, kumu kalacak. Bizim Irak’la durup dururken, bize bir saldırıda bulunmadan savaş ilanına kalkmamız, bizim onların aleyhine asker göndermemiz; burada asker gönderme yetkisi isteniyor, bir ülkeye saldırıldığı zaman yetki gerekmez, zaten Anayasanın 92 nci maddesi onu düzenlemiyor, Anayasada böyle bir düzenleme maddesi de yok, saldırı halinde anında cevap vereceksiniz... Size Irak saldırdı mı? Saldırdı. Siz Irak’ın saldırısını püskürteceksiniz, ondan sonra Irak topraklarına gitmeniz gerekiyorsa, içeri girmeniz gerekiyorsa, belki burada izin gerekebilir, yetki yine gerekmez. Bunun dışında, ne bu yetkiler gerekir, ne savaş ilanını Meclis devredebilir. Meclis, savaş ilanı yetkisini devredemez. Asker gönderme yetkisini de devredemezsin. Ben, değerli Genel Başkanımın burada söylediği mülahazaların, Sayın İnönü’nün söylemiş olduğu mülahazaların üzerine tekrar aynı şeyleri söylemek istemiyorum. Biz bir Müslüman ülkeyiz; gidip, çok uluslu ordu kuruluyor diye, oradaki Müslümanlarla savaşıp, kendimize yeni düşman kapılar açamayız. Onun için ben, Sayın Paşanın sözlerini, yani Anavatan Partisi Grubunun, asker gönderme yetkisini buradan çıkaracağını, savaş ilanı yetkisini buradan çıkaracağını... Ancak, bu istek, bu arzu “Türkiye’ye saldırı halinde asker kullanılmasına izin” demek suretiyle... O zaman burada, muhalefetiyle iktidarıyla Türkiye’ye saldırılma halinde, varsa, Türkiye’ye saldırma halinde...

FUAT ATALAY (Diyarbakır) - Anayasada o yetki var zaten.

YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Hayır, eğer böyle bir önerge geliyorsa, Türkiye’ye saldırı... Kaldı ki, oradada bir şeye dikkatinizi çekerek sözümü tamamlayacağım...

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın, sürenizi çok geçtiniz.

YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Tamamlıyorum Sayın Başkanım, sadece bir cümle...

Onda bile tereddüt etmeniz lazım... Birinci Dünya Savaşına Osmanlı nasıl girdi? Midilli ve Yavuz zırhlılarıyla girdi. Midilli ve Yavuz zırhlıları Boğaz’dan geçti, Osmanlı’ya geldi ve savaşın içinde kendimizi bulduk. Yarın Irak damgası yemiş iki tane uçağın Türkiye’yi bombalayıp, Türkiye’yi Irak’la savaşa sokmayacağından kimsenin garantisi yoktur...

BAŞKAN - Sayın Topçu, kesmek zorunda kalacağım; lütfen...

YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Tamam.

... Bu tür yetkileri lütfen özellikle Anavatan Partisi Grubuna mensup arkadaşlarımızın. Hükümetten gelmiş olmasından kaynaklanan bir hassasiyetle ve çok dikkatle kullanmalarını istirham ediyorum, hepinize saygı sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Topçu.

Şahsı adına, Sayın Kemal Anadol, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, İçtüzüğe göre, hatip konuşmasını Meclise hitap ederek yapar. Ben, şu kalabalık karşısında Meclise hitap etme olanağını bulamıyorum; çünkü, tarihî bir oturumda Meclise, özellikle Bakanlar Kuruluna hitap etmek istiyorum. Lütfen konuşmamı bu ölçüler içinde sağlayınız efendim, ondan sonra başlayacağım.

BAŞKAN - Evet...

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Mümkün değil efendim, yani özellikle sayın bakanların beni dinlemesini istiyorum.

BAŞKAN - Evet, dinliyorlar sayın bakanlar.

GÜRCAN ERSİN (Kırklareli) - Ara verin Sayın Başkan, ara verin.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Efendim, Sayın Başkan...

BAŞKAN - Evet... Lütfen... Lütfen efendim.

Sayın Demirtaş, bir yerde oturarak çalışmaya devam ederseniz... Lütfen...

Evet, buyurun Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Sayın Başkan, evrak imzalanıyor Mecliste. İstirham ediyorum. Bakın, burada basın yok. Ben buraya polemik yapmak için çıkmadım, vicdanımın sesini dile getirmek istiyorum. Kapalı oturum...

BAŞKAN - Tamam, tamam, herkes...

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Peki, peki Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Lütfen arkadaşlar, oturalım.

Evet, buyurun Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; demin söyledim; dinleyiciler yok, basın yok. Burada konuştuklarımız, kim bilir kaç sene sonra açıklanacak. Tamamen vicdanımın sesine uyarak tüm Meclise, iktidarıyla muhalefetiyle, içimden gelenleri söylemek istiyorum. Gerçekten tarihî koşullar içindeyiz, tarihî anlar yaşıyoruz, tarihin içinde yaşıyoruz. Ben bir hukukçu olarak, üçüncü dönem parlamenterlik yapan bir politikacı olarak bir tehlikeye Yüce Meclisin dikkatini çekmek istiyorum.

Burada kendimize ait olmayan bir yetkiyi kullanma gibi ağır bir hukuk ihlaliyle, bir Anayasa suçunu işleme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyoruz ve kendimize ait olmayan bu yetkiyi kullanırsak, hukuka aykırı olarak, Anayasa suçu işleyerek savaşa neden olursak ve ondan sonra bu yanlış karar, Bağdat’a gitmeden, Çankaya’dan, Anayasa Mahkemesinden geri dönerse, bu karara oy verenler -tehdit etmiyorum, acı konuşuyorum, içimden geleni söylüyorum, hiçbir kastım yok, beni yanlış anlamayın- Yüce Divan suçu işlemiş olmuyor muyuz arkadaşlar?Yani, bu Meclisin yetkisinde olmayan bir yetkiyi kullanarak Türkiye’yi maceraya sürüklersek, Anayasa Mahkemesi sizin bu kararınızı iptal ederse -ki, edecek- o zaman siz Anayasa suçu işlemiş olmayacak mısınız? Soruyorum, bir kasıt taşımaksızın soruyorum.

Arkadaşlar, ne 1924 Anayasası ne 1961 Anayasası ne 1982 Anayasası -Sayın Başbakanım, lütfen, vicdanınıza hitap ediyorum, sağduyunuza hitap ediyorum- böyle Meclisin savaş ilan etme yetkisini, savaş hali yetkisini Hükümete devretme hakkı vermez.

Şimdi Sayın Başbakan, burada, Kıbrıs ile ilgili 1964, 1967 ve 1974 kararlarını okudular. Sayın Başbakan, 1974’te, şerefli bir hukukçu olarak avukatlık yapıyordu, alın teriyle para kazanmaya çalışıyordu, savunma hakkını kullanıyordu. Ben de, şerefli bir milletvekili olarak, burada bu 1974 kararlarına, söz ettiği karara oy veren milletvekili olarak, Türkiye’nin Kıbrıs’ta başlattığı barış harekâtına oy kullanan bir milletvekili olarak görev yapıyordum. O günün anamuhalefet partisi lideri burada, o günün bakanları burada, o gün milletvekili olup bugün ANAP’ta milletvekili olan değerli arkadaşlarım da burada. O Kıbrıs kararlarına bir baktığınız vakit -ister 1964, ister 1967’ye bakın- 1964, Türkiye’nin garantörü olduğu, İngiltere, Yunanistan, Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan anlaşmaya dayanak. 1967, aynı şekilde “Mer’î milletlerarası antlaşmaların verdiği hakka istinaden” diye başlıyor. Benim de oy verdiğim ve bu oyumdan dolayı onur duyduğum 1974’deki karar da aynı mahiyette yani uluslararası çok taraflı bir antlaşmaya istinaden Türkiye’ye garantör devlet olarak verilen yetkiye istinaden Kısrıs’taki harekâtın gerçekleşmesi için hükümete izin verilmiş. Şimdi bununla Kıbrıs Barış Harekâtını doğuran kararlarla, bugün Sayın Başbakanın verdiği önerge arasında hiç mi hiç alaka yok. Sayın Başbakan, 1974’te benim oy verdiğim kararı siz benden iyi mi bileceksiniz?Nasıl bunu savunuyorsunuz, emsal olarak gösteriyorsunuz?

Sonra, burada gerçekten yadırgadığım şeyler var. Bakın arkadaşlar, bu Meclisin kurucusu BüyükAtatürk, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazmış, Sayın Başbakan diyor ki “Bir savaş çıkarsa ben beş saatte MilletMeclisini mi toplayacağım?”. Sayın Başbakan, sizi insafa davet ediyorum. Birinci Meclis Kurtuluş Savaşını kazanan Gazi Mustafa Kemal Paşaya Başkumandanlık yetkisi vermek için aylarca tartışmış ve bunu yadırgamamış Mustafa Kemal Paşa. Sakarya Savaşının 22 gün 22 gece süren en kanlı günlerinde Meclis, Sakarya Savaşında sivil insanlar yapılan askeri hataları kürsüye getirmişler, tartışmışlar, hangi beş saate Meclisi toplamaktan bahsediyorsunuz. İşte bu Meclis böyle bir Meclis Birinci Meclis buralardan bugüne gelmiş ve biz bu geleneği yıkmaya çalışıyoruz. Sayın Recep Ergun diyor ki “Savaş hali ilanı filan yok, sadece yetki istiyoruz.” Arkadaşlar hepimiz okuma yazma biliyoruz, Sayın Paşam insaf etsin, hükümete savaş ilanı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca yetki verilmesi hususunda gereğinizi müsaadelerinize arz ederim” diyor. Savaş hali ilanı. Altını çizdim siz konuşurken.

Çok açık. Şimdi, ülke bir hücuma uğrarsa ne olacak? Sayın Başbakan da onu söyledi. 92 nci maddenin ikinci fıkrası açık. Cumhurbaşkanına yetki verilmiş. Peki ben size soruyorum :Sizin Özal’a güveniniz yok mu? 92 nci maddenin bu sarahati karşısında bu önergeyi niye veriyorsunuz? O zaman akla ister istemez birtakım sorular geliyor arkadaşlar.

Bakınız, Anayasanın 122 nci maddesi sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halini düzenliyor. İşte savaş hali kabul edildi mi bu önergeyle siz sıkıyönetim ilan edeceksiniz. 122 nci madde savaş halini sıkıyönetim sebebi kabul ediyor. Neden?.. Bu konuda açıklık istiyoruz, cevap istiyoruz, bu önerge kabul edilirse sıkıyönetim ilan edecek misiniz, etmeyecek misiniz?.. Buna cevap istiyoruz.

İkincisi, arkadaşlar Türk Silâhlı Kuvvetleri iç hizmetle idare ediliyor, İç Hizmet Kanunu var, İç Hizmet Yönetmeliği var ve orada Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ülke tecavüze uğradığı vakit ne yapacağı çok açık şekilde yazılıdır. Türk Silâhlı Kuvvetleri hep on senede bir ülkeyi korumak, kollamak için darbe yapmaz, ülkeyi de savunur. Bu kadar açık. Yani İç Hizmet Yasası varken siz zorlayarak hükümleri ille savaş hali ilan edilsin. Anlamak mümkün değil. Sıkıyönetim getirmek için bu savaş hali bir alettir, bir araçtır, bu konuda açık cevap istiyoruz. Kaldı ki burada Sayın Recep Ergun’un, hatta Sayın Başbakanın, herhangi birisinin “Sözün senettir” diye söz vermesi hiçbir şey ifade etmez. Burada savaş ilan etme yetkisi Meclisindir ve buna rağmen, bu hükme rağmen Meclis Anayasa suçu işleyerek bu önergeyi kabul ederse demin dediğim gibi Bağdat’a gitmeden Anayasa Mahkemesinden dönecektir. Ayrıca siyasî tarafları da var.

Arkadaşlar, yine bu Meclisin kurucusu Atatürk “Harp, hayatî ve zarurî olmalıdır, aksi halde bir cinayettir” diyor ve cumhuriyet hükümetlerinin politikası bunun üzerine kurulmuştu şimdiye kadar. Ama bu önerge kabul edilirse geleneksel Atatürkçü politika terk edilmiş olacak ve Türkiye bundan sonra açıkça mütecaviz bir devlet olarak uluslararası sahnede yer alacak. Atatürk’ün dış politikasını paspas gibi çiğnemeye Atatürk’ün kurduğu bu Meclis üyelerinin hakkı yoktur arkadaşlar, bu suçu işleyemeyiz.

Arkadaşlar, ne zaman Meclis, yetkisini hükümete devretti? Bir defa... (ANAP sıralarından “Süre dolmadı mı?” sesleri) Takdiri Sayın Başkana ait.

Bir defa Kore’de 5400 erimizi, astsubayımızı, subayımızı gönderdik ve hemen parantez içinde işaret edeyim, yıllar geçtikten sonra aradan bacağı kopmuş, eli kopmuş, gözü kör olmuş Kore gazilerinin Amerikan ambargosu karşısında Amerikalıların Kunuri Savaşında onlara verdikleri teneke madalyaları yıllar sonra Amerikan Başkanına postaladıklarını size hatırlatmak istiyorum, bir de maaşlarını; onun dışında yok. 1961 Anayasasında böyle bir şey yok; açık Kıbrıs olayı, şimdi yine böyle bir durum söz konusu değil.

Arkadaşlar, şimdi Washington Post Gazetesinde günlük bir haber Türkiye ile ilgili : 400 milyon dolar Yumurtalık’taki boru hattını kapatmaktan dolayı zararımız, 300 milyon dolar da ihracattan dolayı zararımız ve 800 milyon dolar da Irak’tan alacağımız var, 1,5 milyar dolar ediyor. Sayın Özal bugünkü Milliyet Gazetesinde diyor ki :“Bu zarar herhangi bir şekilde tazmin edilecektir, söz aldım” diyor.

Değerli arkadaşlar, ben neden buna oy vermeyeceğim? Sadece Anayasa suçu işlememek için değil, Amerikan işyerlerinde Türkiye’de, Pirinçlik’te, İncirlik’te, Sinop’ta, İzmir’de ve Ankara’da 4000 kişi çalışıyor ve çalışanlar stratejik görev yapmıyorlar. Orada bulunan yurttaşlarımız çöpçülük yapıyorlar, tezgâhtarlık yapıyorlar ve altyapı hizmetlerini yerine getiriyorlar.

İncirlik gündeme geldiğinde, 3 Ağustos’ta Harb-İş’in grevi başladığında, müzakereye oturan Amerikan işvereni 4 Ağustos ve 5 Ağustos günü, Baker’ın Türkiye’ye geleceği gazetelerde yazınca, sendikayı muhatap almıyor, “13’ünden sonra konuşuruz” diyor ve arkadaşlar, 13’ünden sonra Türkiye’de Bakanlar Kurulu karar aldı. Harb-İş’in grevini erteledi; yani Amerikan işverenine, 4000 yurttaşımın, emekçimin alın terini ver, toplu sözleşme müzakereleri, grev ortadan kalksın” diyemeyen bir Hükümet, Amerika’nın talimatıyla Bakanlar Kurulu Kararı alarak grevi erteleyen bir Hükümet, 1,5 milyar dolar zararı nasıl onlardan alacak; mümkün mü arkadaşlar? Mümkün değil.

ALİ SAMİ AKKAŞ (Balıkesir) - Ne bağırıyorsun burada?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Yani söyleyeceğiniz tek şey bana, “Bağırma” demek mi? Yanlış söylüyorsam onu söyleyin, ertelenmedi mi Harb-İş grevi?

Peki, sakin söyleyeyim, 4000 işçinin alın terini vermek için Amerikan işverenine lafı geçmeyen bu Hükümet, bu kararı aldıktan sonra ülkeyi badirelere sürüklemeden nasıl doğru dürüst bir dış politika izleyecek, geleneksel Atatürkçü dış politika silinecek, barışçı politikamız biraraya gelecek?

Arkadaşlar sonra, Irak’ı bu hale kim getirdi : Belçika silah sattı, Sovyetler silah sattı, Fransa silah sattı, İngiltere silah sattı, Amerika silah sattı, Humeyni yenilsin diye silah deposu haline geldi, petrol gelirleri hep oraya yattı. Silah satarken günün birinde bu silahların kullanılacağı belli değil miydi? Silahı satarken iyi, o silahı kullanmaya kalktığı vakit dünya yerinden oynuyor.

BAŞKAN- Evet, toparlayın lütfen.

K. KEMALANADOL (Devamla) - Toparlıyorum.

Arkadaşlar, şimdiye kadar NATO’nun Ortadoğu’da ileri karakolu olmak isteyen anlayış, şimdi zengin Batı ülkelerinin Ortadoğu’daki petrol bekçiliğine soyunduğu için, bu konuda gözü kara olduğu için ve bu politikayı yürüten kişi, iktidara gelir gelmez, benim 2 gömleğim var; biri bayramlık biri idamlık, diyerek politikayı böyle insanların canını yitirdiği bir kumar olarak kabul ettiği için, kumar mahiyetindeki bu karara ben oy vermeyeceğim, gelecek kuşakların beni lanetlemesini istemiyorum. Parti farkı gözetmeksizin elinizi vicdanınıza koyarak, Atatürk’ün Meclisine layık insanlar olarak yetkimizi kimseye vermeden ve sağduyu ile karar vereceğimizi sanarak, hepinizin bu yolda oy kullanacağınıza inanarak, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Başbakanlık tezkeresini oya koymadan evvel, Başbakanlığın bu tezkerede bir geniş düzeltme durumu vardır, onu okutarak; bu şekliyle okutacağım ve ondan sonra açık oylama talebini de tabi nazarı itibara alacağız.

FUAT ATALAY (Diyarbakır) - Yeni bir tezkere oluyor bu Sayın Başkan.

M. TURANBAYAZIT (İzmir) - Tekrar müzakere açmanız lazım o zaman.

BAŞKAN- Buyurun okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yüce Mecliste müzakeresi yapılan 12.8.1990 tarihli ve Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğünün 07-165-24-04402 sayılı tezkeremizin açıklığa kavuşturulması amacıyla, ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasıran olarak, Bakanlar Kuruluna izin verilmesi, şeklinde önergenin düzeltilerek oya sunulmasını saygılarımızla arz ederiz.

                             Yıldırım Akbulut

                                           Türkiye Cumhuriyeti

                                        Başbakanı

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Bunun yeniden müzakeresi gerekir Sayın Başkan.

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakanın verdiği düzeltmeye göre, esas tezkerenin yeniden aldığı şekle göre okutacağım ve onu oylarınıza sunacağım.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Yeniden müzakeresi gerekir.

M. TURANBAYAZIT (İzmir) - Müzakeresi gerekir.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Yeni bir tezkere söz konusu.

BAŞKAN- Sayın milletvekillerimizin ve grup sözcülerinin görüşleri nazarı itibare alarak, Anayasaya aykırı iddialarının da düzeltilmesi suretiyle getirilen şekildir ve buradaki görüşlerimizin neticesinde ortaya çıkan bir metindir, okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Irak’ın Kuveyt’i işgali ve sonrası meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi, muhtemel gelişmeler karşısında Anayasanın 117 nci maddesine göre millî güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete, ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak “Savaş Hali İlanı, Silâhlı Kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması” konularında Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesi hususunda gereğini müsaadelerinize arz ederim.

                             Yıldırım Akbulut

                                         Başbakan

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, değişiklik yok ki; “yetki” yerine “izin verilmesi” getirilmiş.

M. TURANBAYAZIT(İzmir) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz? (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN- Bir dakika, dinleyelim...

M. TURANBAYAZIT(İzmir) - Sayın Başkan, bu değişiklik, sağduyunun hâkim olduğunu tescil eden bir değişiklik. Hükümetin bu noktaya gelmesi yönünden memnuniyetimi bildirmek istiyorum; ama Başbakanlığın tezkeresi alelade bir önerge değil. Bu oturumda müzakere edilen Başbakanlık tezkeresi ile oya sunacağınız Başbakanlık tezkeresi arasında fark vardır; çok önemli bir fark vardır. Bu değişiklik çok çok önemli bir değişiklik taşıdığı için bu tezkerenin 73 üncü maddeye göre müzakereye açılması gerekir. Takdir sizin.

BAŞKAN- Sayın Başbakan kendisi öneriyor.

M. TURANBAYAZIT(İzmir) - Çok önemli bir değişiklik taşıdığı için, bu tezkere üzerinde İçtüzüğün 73 üncü maddesine göre yeniden müzakere açmanız gerekir.

Takdir sizindir.

BAŞKAN- Evet açık oylama talebi vardır...

HASANZENGİN (Manisa) - Sayın Başkan, usul hakkında söz istiyorum.

Önergeyi oylamaya geçmeden önce şunu sormak istiyorum : Biz Irak’a harp ilan ediyor muyuz, etmiyor muyuz? Bu, ülke yararına değildir: bu, yanlıştır. Temelden yanlıştır. Bu, Hükümet tarafından geri alınmalıdır. Ben bunu reddediyorum...

BAŞKAN- Tezkere düzeltiyor hiç endişe etmeyin. Evet, oylamaya geçiyorum.

FEHMİIŞIKLAR(Bursa) - Sayın Başkan, bu yeni bir önergedir, tartışılması gerekir.

BAŞKAN- Bu açıklama konuşmaları sizlerin ileri sürdüğünüz, Anayasaya göre birtakım görüşmelerin ortaya çıkması bakımından açıklık getiriyor. Yeni bir şey değil.

FEHMİIŞIKLAR(Bursa) - Haklısınız.

Bu bir değişikliktir. Tutanaklara göre bir değişikliktir. Bu değişiklik üzerinde söz istiyorum.

BAŞKAN - Hayır hayır, hiç lüzum yok.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Hükümete Anayasanın 92 nci maddesi gereğince yetki verilmesine ilişkin önergenin oylanmasına İçtüzüğün 119 uncu maddesi gereğince açık oylama şeklinde yapılmasını saygılarımızla öneririz.

Hasan Fehmi Güneş             Onur Kumbaracıbaşı

           İstanbul                    Kocaeli

BAŞKAN - Açık oylama yapılması için önergedeki imza sahipleri de bu arada ayağa kalkarsa...

 

Hasan Fehmi Güneş

Onur Kumbaracıbaşı

Neccar Türkcan

 

İstanbul

Kocaeli

İzmir

 

Fuat Erçetin

Güneş Gürseler

İbrahim Tez

 

Edirne

Tekirdağ

Ankara

 

Ali Haydar Erdoğan

Mehmet Moğultay

Önder Kırlı

 

İstanbul

İstanbul

Balıkesir

 

Yüksel Çengel

Yaşar Yılmaz

Kenan Süzer

 

İstanbul

Ankara

Tokat

 

Öner Miski

Ahmet Ersin

Zeki Ünal

 

Hatay

İzmir

Eskişehir

 

Halil Çulhaoğlu

Erol Güngör

Hilmi Ziya Postacı

 

İzmir

İzmir

Aydın

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Önergenin ad okunarak açık oylanmasını arz ve teklif ederiz.

 

Yaşar Topçu

Cavit Erdemir

Baki Durmaz

 

Sinop

Kütahya

Afyon

 

Ömer Barutçu

Doğan Baran

Ertekin Durutürk

 

Zonguldak

Niğde

Isparta

 

Haydar Baylaz

Mehmet Gazioğlu

Fuat Kılcı

 

Bingöl

Bursa

İzmir

 

Mehmet Korkmaz

Abdullah Ulutürk

Şinasi Altıner

 

Kütahya

Afyon

Zonguldak

 

Cemal Alişan

Latif Sakıcı

Önol Şakar

 

Samsun

Muğla

Manisa

 

İbrahim Gürdal

İsmail Köse

 

 

Isparta

Erzurum

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan önergenin görüşmeler sonunda ad okunarak oylanmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                       

Fehmi Işıklar

Kenan Sönmez

Mehmet Kahraman

 

 

Bursa

İstanbul

Diyarbakır

 

Abdullah Baştürk

Arif Sağ

Kemal Anadol

 

İstanbul

Ankara

İzmir

 

İbrahim Aksoy

Adnan Ekmen

Ekin Dikmen

 

Malatya

Mardin

İçel

 

Hüsnü Okçuoğlu

Kâmil Ateşoğulları

Cüneyt Canver

 

İstanbul

Ankara

Adana

 

Mehmet Ali Eren

Salih Sümer

İsmail Hakkı Önal

 

İstanbul

Diyarbakır

İstanbul

BAŞKAN - Açık oylamanın şekli hakkında İçtüzüğe göre Genel Kurulun kararını alacağım.

1. - Açık oylamanın adı okunan sayın milletvekilinin kürsüye konacak oy kutusuna oy pusulasını atması suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler.... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

2. - Açık oylamanın, adı okunan sayın milletvekilinin ayağa kalkarak “Kabul-red” veya “Çekimser” şeklinde oyunu belirtmesi suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. (SHP ve DYP sıralarından “Başka şekil mi kaldı?” sesleri, gürültüler)

Bu takdirde İçtüzükteki birinci ve ikinci oylama şekilleri kabul edilmediğine göre üçüncü şekil oylama yapılmadan uygulanacaktır.

Açık oylama, oy kutusu sıralar arasında dolaştırılmak suretiyle yapılacaktır. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler)

Evet, kupalar sıralar arasında dolaştırılarak milletvekilleri oylarını kullansınlar.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan arkadaşlarımız kupalara oylarını atsınlar...

Oylama işlemi tamamlanmıştır. Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri; Başkanlık tezkeresinin açık oylama sonucunu arz ediyorum :

363 milletvekili oylamaya iştirak etmiş; 211 kabul, 141 ret, 1 çekimser, 10 geçersiz oy kullanılarak Başbakanlık tezkeresi kabul edilmiştir. (1)

Bu arada, kapalı oturumun tutanak özeti de hazırlanmıştır, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre okutuyorum :

Dışişleri Bakanı Ali Bozer, Anayasanın 92 nci maddesine göre verilmiş olan Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün 71 inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasının gerekçesini açıkladı. Tezkerenin görüşmelerinin kapalı oturumda yapılması kabul edildi.

Irak’ın Kuveyt’i işgali ve sonrasında meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre, millî güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete; ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak, savaş hali ilanı, Silâhlı Kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu. SHP Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal İnönü, DYP Grubu adına Isparta Milletvekili Süleyman Demirel, ANAP Grubu adına Kayseri Milletvekili Recep Orhan Ergun ve kişisel olarak da Sinop Milletvekili Yaşar Topçu ile İzmir Milletvekili Kemal Anadol bu konudaki görüşlerini açıkladılar.

Başbakanlık tezkeresi açık oya sunuldu. Saat 21.30’da açık oturuma geçildi.

                                            Başkan                              

                                    Kaya Erdem

                       

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

Mustafa Sarıgül

 

Mustafa Ertuğrul Ünlü

 

İstanbul

 

Bursa

 

BAŞKAN - Açık oturuma geçilmesi konusunu...

ONUR KUMBARACIBAŞI (Kocaeli) - Sayın Başkan, izin verirseniz bir konuyu açıklamak istiyorum...

BAŞKAN - Buyurun.

ONUR KUMBARACIBAŞI (Kocaeli) - Tutanak özeti tam buradaki müzakere safahatını yansıtmıyor efendim, değişiklik olduğunu da ifade edersek, o zaman tam olur.

BAŞKAN - O değişiklik şekline göre okutmuşlar...

ONUR KUMBARACIBAŞI (Kocaeli) - Hayır efendim, o, özette yok, o cümle de konursa iyi olur.

FUAT ATALAY (Diyarbakır) - Sayın Başkan, tutanak özeti gelişmeleri aktaracak şekilde değil. Verilen önerge biliyorsunuz daha sonra değiştirildi. Özet, bu gelişmeleri yansıtmıyor.

RAŞİT DALDAL (Niğde) - Efendim, değişik şekliyle okundu zaten.

BAŞKAN - Tutanakta ifade ediyor efendim. (SHP sıralarından “Etmiyor” sesleri)

Arkadaşların söylediği, bir daha okuyalım; ama, o değişikliği ifade ediyor dediler. (SHP sıralarından “Etmiyor” sesleri)

Sayın arkadaşlar, esasında bütün tutanaklar gizli olarak, tam metin muhafaza ediliyor. Bu size söylenilen, o tam metnin özetidir, tutanak özetidir, bu da gizli olarak kalacaktır.

M. TURAN BAYAZIT (İzmir) - Bir daha okutabilir misiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN - Tabiî.

Bir daha okuyun lütfen.

“Dışişleri Bakanı Ali Bozer, Anayasanın 92 nci maddesine göre verilmiş olan Başkanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün 71 inci maddesine göre, kapalı oturumda yapılmasının gerekçesini açıkladı; tezkerenin görüşmelerinin kapalı oturumda yapılması kabul edildi.

Irak’ın Kuveyt’i işgali ve sonrası meydana gelen, ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre millî güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete, ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak, savaş hali ilanı, Silâhlı Kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında, Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu;

SHP Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal İnönü...

FUAT ATALAY (Diyarbakır) - Sayın Başkan, böyle bir tezkere okunmadı; bu konuda önerge geldi daha sonra.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Memurlar doğru yazsın.

BAŞKAN - Bir dakika....

Evet, o esas okunan konulardan sonra gruplar adına konuşmalar; “Bu konudaki görüşlerini açıkladılar - SHP Grubu, Doğru Yol, ANAP; kişisel olarak da iki milletvekili - Başbakanlık tezkeresinin değiştirilen yeni şekli açık oya sunuldu.” Saat 21.30’da açık oturuma da geçiliyor, şimdi.

Kapalı oturumun terk edilerek açık oturuma geçilmesini teklif ediyorum : Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Açık oturumun gerekleri sayın idare amirleri tarafından lütfen yerine getirilsin.

 

Kapanma Saati : 21.35

   

Irak’ın Kuveyt’i işgali ve sonrası meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre, millî güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete, ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak savaş hali ilânı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesi hususunda yapılan açık oylamada kullanılan oyların sonucu :

Üye Sayısı                                :                                450

Oy Verenler                             :                                363

Kabul Edenler                         :                                211

Reddedenler                             :                                141

Çekimser                                 :                                1

Geçersiz Oylar                        :                                10

Oya Katılmayanlar                 :                                77

Açık üyelikler                         :                                10

 

(Kabul Edenler)

ADANA

Ahmet Akgün Albayrak

Ledin Barlas

Mehmet Ali Bilici

Ersin Koçak

İbrahim Öztürk

Mehmet Perçin

ADIYAMAN

Mehmet Deliceoğlu

Abdurrahman Karaman

AFYON

Metin Balıbey

Mustafa Kızıloğlu

Hamdi Özsoy

Nihat Türker

AĞRI

Hasan Fecri Alpaslan

Cezmi Erat

AMASYA

İsmet Özarslan

Hasan Adnan Tutkun

ANKARA

Rifat Diker

Hüseyin Barlas Doğu

Göksel Kalaycıoğlu

Alpaslan Pehlivanlı

Mehmet Sezai Pekuslu

Mehmet Sağdıç

Halil Şıvgın

Mustafa Rüştü Taşar

Ercan Vuralhan

ANTALYA

Hasan Çakır

Abdullah Cengiz Dağyar

Cengiz Tuncer

ARTVİN

Bahattin Çaloğlu

AYDIN

Cengiz Altınkaya

Ömer Okan Çağlar

Mehmet Özalp

Mehmet Yüzügüler

BALIKESİR

Ali Sami Akkaş

Kudret Bölükoğlu

İsmail Dayı

Fenni İslimyeli

Necat Tunçsiper

Ahmet Edip Uğur

BİLECİK

Mehmet Seven

BİNGÖL

Mehmet Ali Doğuşlu

BİTLİS

Kâmran İnan

Faik Tarımcıoğlu

BOLU

Seçkin Fırat

Ahmet Şamil Kazokoğlu

Kâzım Oksay

BURDUR

Fethi Çelikbaş

Sait Ekinci

İbrahim Özel

BURSA

Ahmet Kurtcebe Alptemoçin

İlhan Aşkın

Mehmet Gedik

Fahir Sabuniş

İsmet Tavgaç

Mustafa Ertuğrul Ünlü

ÇANAKKALE

Mustafa Cumhur Ersümer

İlker Genlik

Mümin Kahraman

Ayhan Uysal

ÇANKIRI

Ali Çiftçi

Ali Necmettin Şeyhoğlu

İlker Tuncay

ÇORUM

Ünal Akkaya

Nevzat Aksu

Mustafa Namlı

DENİZLİ

Muzaffer Arıcı

Aycan Çakıroğulları

İsmail Şengün

DİYARBAKIR

Abdulkadir Aksu

EDİRNE

İsmail Üğdül

ELÂZIĞ

Hüseyin Cahit Aral

Nizamettin Özdoğan

ERZİNCAN

Metin Yaman

ERZURUM

Sabahattin Aras

Togay Gemalmaz

Mehmet Kahraman

Rıza Şimşek

Mustafa Rıfkı Yaylalı

ESKİŞEHİR

Mustafa Balcılar

İsmet Oktay

GAZİANTEP

Mehmet Akdemir

GİRESUN

Burhan Kara

Mehmet Ali Karadeniz

Yavuz Köymen

GÜMÜŞHANE

Ülkü Gökalp Güney

Muhittin Karaman

Mahmut Oltan Sungurlu

HATAY

Mehmet Vehbi Dinçerler

Mehmet Pürdeloğlu

İÇEL

Hikmet Biçentürk

Ali Bozer

Ali Er

Ali Rıza Yılmaz

Rüştü Kâzım Yücelen

İSTANBUL

Cevdet Akçalı

Avni Akyol

Abdülbaki Albayrak

Yaşar Albayrak

İmren Aykut

Orhan Demirtaş

Hayrettin Elmas

Halil Orhan Ergüder

Nuri Gökalp

Temel Gündoğdu

Talat İçöz

Adnan Kahveci

Altan Kavak

Leyla Yeniay Köseoğlu

İbrahim Özdemir

Mustafa Hilmi Özen

Güneş Taner

Ali Tanrıyar

Sudi Türel

Reşit Ülker

Adnan Yıldız

Namık Kemal Zeybek

İZMİR

Işın Çelebi

H. Hüsnü Doğan

Burhan Cahit Gündüz

Kemal Karhan

Işılay Saygın

Ramiz Sevinç

KAHRAMANMARAŞ

Mehmet Onur

Ali Topçuoğlu

KARS

İlhan Aküzüm

Sabri Aras

Yasin Bozkurt

Kerem Güneş

KASTAMONU

Sadettin Ağacık

Murat Başesgioğlu

KAYSERİ

M. İrfan Başyazıcıoğlu

Recep Orhan Ergun

Nuh Mehmet Kaşıkçı

Seyit Halil Özsoy

Mustafa Şahin

Abdulmecit Yağan

Mehmet Yazar

KIRKLARELİ

Cemal Özbilen

KIRŞEHİR

Kâzım Çağlayan

Şevki Göğüsger

Gökhan Maraş

KOCAELİ

Bülent Atasayan

KONYA

Abdurrahman Bozkır

Kadir Demir

Mustafa Dinek

Ziya Ercan

Mehmet Keçeciler

Haydar Koyuncu

Adil Küçük

Ali Talip Özdemir

Ali Pınarbaşı

Saffet Sert

Mehmet Şimşek

Abdullah Tenekeci

KÜTAHYA

Mustafa Uğur Ener

Mehmet Rauf Ertekin

Mustafa Kalemli

MALATYA

Mehmet Bülent Çaparoğlu

Galip Demirel

Metin Emiroğlu

Yusuf Bozkurt Özal

Talat Zengin

MANİSA

Gürbüz Şakranlı

Mehmet Yenişehirlioğlu

MUĞLA

Ahmet Altıntaş

Süleyman Şükrü Zeybek

MUŞ

Alaattin Fırat

Mehdin Işık

Mehmet Emin Seydagil

NEVŞEHİR

Ali Babaoğlu

NİĞDE

Raşit Daldal

ORDU

Ertuğrul Özdemir

Nabi Poyraz

Yılmaz Sanioğlu

İhsan Nuri Topkaya

Gürbüz Yılmaz

RİZE

Mustafa Nazikoğlu

Mustafa Parlak

Şadan Tuzcu

SAKARYA

Yalçın Koçak

Mümtaz Özkök

Ayhan Reyhan Sakallıoğlu

Ersin Taranoğlu

SAMSUN

Kemal Akkaya

SİİRT

Kemal Birlik

Kudbettin Hamidi

SİVAS

Ömer Günbulut

Mahmut Karabulut

Kaya Opan

Şakir Şeker

ŞANLIURFA

Necati Akıncı

Osman Doğan

Eyüp Cenap Gülpınar

Bahri Karakeçili

Aziz Bülent Öncel

TEKİRDAĞ

Ali Rıfkı Atasever

Ahmet Karaevli

TOKAT

Metin Gürdere

Mehmet Zeki Uzun

Erkan Yüksel

TRABZON

İbrahim Çebi

Necmettin Karaduman

UŞAK

Ahmet Avcı

Mümtaz Güler

MehmetTopaç

VAN

İhsan Bedirhanoğlu

Reşit Çelik

Selahattin Mumcuoğlu

YOZGAT

Ali Şakir Ergin

ZONGULDAK

Pertev Aşçıoğlu

Ömer Faruk Macun

 

(Reddedenler)

ADANA

Cüneyt Canver

M. Halit Dağlı

Abdullah Sedat Doğan

Mahmut Keçeli

Selahattin Kılıç

Orhan Şendağ

AFYON

Baki Durmaz

Abdullah Ulutürk

AMASYA

Mehmet Tahir Köse

Kâzım Ulusoy

ANKARA

Erol Ağagil

Kâmil Ateşoğulları

Beşer Baydar

Ömer Çiftçi

Eşref Erdem

Tevfik Koçak

Arif Sağ

İbrahim Tez

Rıza Yılmaz

Yaşar Yılmaz

ANTALYA

Adil Aydın

Deniz Baykal

İbrahim Demir

Hasan Namal

ARTVİN

Ayhan Arifağaoğlu

Hasan Ekinci

AYDIN

Hilmi Ziya Postacı

Nabi Sabuncu

BALIKESİR

İ. ÖnderKırlı

BİLECİK

Tayfur Ün

BİNGÖL

Haydar Baylaz

BOLU

Turgut Yaşar Gülez

BURSA

Abdulkadir Cenkciler

Cavit Çağlar

Beytullah Mehmet Gazioğlu

Fehmi Işıklar

ÇORUM

Rıza Ilıman

Cemal Şahin

DENİZLİ

Esat Yıldırım Avcı

Adnan Keskin

Hüdai Oral

DİYARBAKIR

Fuat Atalay

Ferit Bora

Hikmet Çetin

Mehmet Kahraman

Salih Sümer

EDİRNE

Mehmet Fuat Erçetin

Erdal Kalkan

ELÂZIĞ

Ahmet Küçükel

Ali Rıza Septioğlu

Mehmet Tahir Şaşmaz

ERZİNCAN

Mustafa Kul

ERZURUM

İsmail Köse

ESKİŞEHİR

Zeki Ünal

GAZİANTEP

Abdulkadir Ateş

Mustafa Yılmaz

GİRESUN

Mustafa Çakır

Rüştü Kurt

HAKKÂRİ

Cumhur Keskin

HATAY

Mehmet Dönen

Mustafa Kemal Duduoğlu

Turhan Hırfanoğlu

Öner Miski

Ali Uyar

ISPARTA

Süleyman Demirel

Abdullah Aykon Doğan

Ertekin Durutürk

İbrahim Gürdal

İÇEL

Etem Cankurtaran

Ekin Dikmen

Durmuş Fikri Sağlar

M. İstemihan Talay

İSTANBUL

Abdullah Baştürk

M. Ali Eren

Hasan Fehmi Güneş

Aytekin Kotil

Mehmet Moğultay

Hüsnü Okçuoğlu

İsmail Hakkı Önal

Mustafa Sarıgül

Yusuf Kenan Sönmez

Mustafa Timisi

Ali Topuz

İZMİR

Veli Aksoy

K. Kemal Anadol

M. Turan Bayazıt

Halil Çulhaoğlu

Ahmet Ersin

Akın Gönen

Erol Güngör

Neccar Türkcan

KAHRAMANMARAŞ

Atilla İmamoğlu

Ali Şahin

Ahmet Uncu

KARS

Mahmut Alınak

Vedat Altun

KASTAMONU

Nurhan Tekinel

KAYSERİ

Ahmet Servet Hacıpaşaoğlu

KIRKLARELİ

Gürcan Ersin

İrfan Gürpınar

KOCAELİ

Erol Köse

Onur Kumbaracıbaşı

Ömer Türkçakal

KONYA

Ömer Şeker

Vefa Tanır

KÜTAHYA

Mehmet Korkmaz

MALATYA

İbrahim Aksoy

MANİSA

Ümit Canuyar

Sümer Oral

Önol Şakar

M. Erdoğan Yetenç

Hasan Zengin

MARDİN

Süleyman Çelebi

Mehmet Adnan Ekmen

Ahmet Türk

MUĞLA

Tufan Doğu

Musa Gökbel

NEVŞEHİR

Cemal Seymen

NİĞDE

Doğan Baran

Mahmut Öztürk

SAKARYA

Mehmet Gölhan

Ahmet Neidim

SAMSUN

İlyas Aktaş

Cemal Alişan

İrfan Demiralp

Ali Eser

SİNOP

Özer Gürbüz

YaşarTopçu

SİVAS

Ekrem Kangal

TEKİRDAĞ

Güneş Gürseler

Enis Tütüncü

TOKAT

Kâzım Özev

Kenan Süzer

TRABZON

Mehmet Çakıroğlu

TUNCELİ

Kamer Genç

Orhan Veli Yıldırım

ZONGULDAK

Şinasi Altıner

Veysel Atasoy

Güneş Müftüoğlu

Köksal Toptan

(Çekinser)

İSTANBUL

Mehmet Necat Eldem

(Geçersiz Oylar)

ANKARA

Zeki Yavuztürk

EDİRNE

Şener İşleten

ESKİŞEHİR

M. Cevdet Selvi

İSTANBUL

İsmail Cem

Ali Haydar Erdoğan

İZMİR

Birgen Keleş

MUŞ

Erkan Kemaloğlu

NEVŞEHİR

Esat Kıratlıoğlu

RİZE

A. Mesut Yılmaz

ZONGULDAK

Ömer Barutçu

(Oya Katılmayanlar)

ADANA

Mehmet Can

Yılmaz Hocaoğlu (Bşk. V.)

AĞRI

Yaşar Eryılmaz

Mehmet Yaşar

ANKARA

Muzaffer Atılgan

Onural Şeref Bozkurt

Kâmil Tuğrul Coşkunoğlu

Mehmet Çevik

Tevfik Ertürk

Hazım Kutay

AYDIN

Mustafa Bozkurt

BİNGÖL

İlhami Binici

BİTLİS

Muhyettin Mutlu

BOLU

Nevzat Durukan

BURSA

Hüsamettin Örüç (B.)

DİYARBAKIR

Nurettin Dilek

ERZİNCAN

Yıldırım Akbulut (Başbakan)

ERZURUM

Nihat Kitapçı

ESKİŞEHİR

Erol Zeytinoğlu

GAZİANTEP

Mustafa Hikmet Çelebi

Ahmet Günebakan

Hasan Celâl Güzel

Hasan Tanrıöver

Ünal Yaşar

HAKKÂRİ

Naim Geylani

İSTANBUL

Behiç Sadi Abbasoğlu

Bülent Akarcalı

Bedrettin Doğancan Akyürek

Yüksel Çengel

İsmail Safa Giray (B.)

Ömer Ferruh İlter

Mehmet Cavit Kavak

Recep Ercüment Konukman (B.)

İZMİR

Türkân Akyol

İsmet Kaya Erdem (Başkan)

Erdal İnönü

Fuat Kılcı

KAHRAMANMARAŞ

Adil Erdem Bayazıt

Ülkü Söylemezoğlu

KASTAMONU

Hüseyin Sabri Keskin

KOCAELİ

Abdulhalim Aras (Bşk. V.)

Alaettin Kurt

A. Rıza Sirmen

KÜTAHYA

H. Cavit Erdemir

MANİSA

Ekrem Pakdemirli

Münir F. Yazıcı

MARDİN

Beşir Çelebioğlu

Abdülvahap Dizdaroğlu

Nurettin Yılmaz

MUĞLA

Latif Sakıcı

NİĞDE

Haydar Özalp

Birsel Sönmez

ORDU

Bahri Kibar

Şükrü Yürür (B.)

SAMSUN

Mehmet Akarca

Nafiz Kurt (İ. A.)

Hüseyin Özalp

SİİRT

İdris Arıkan

Zeki Çeliker

SİNOP

Hilmi Biçer

SİVAS

Yılmaz Altuğ

Mehmet Mükerrem Taşçıoğlu

ŞANLIURFA

Murat Batur

Mustafa Demir

TOKAT

Talat Sargın

TRABZON

Avni Akkan

Eyüp Aşık

Hayrettin Kurbetli

Fahrettin Kurt (B.)

VAN

Hüseyin Aydın Arvasi

Muslih Görentaş

YOZGAT

Cemil Çiçek (B.)

Seyit Ahmet Dalkıran

Lutfullah Kayalar (B.)

Mahmut Orhon

ZONGULDAK

Tevfik Ertüzün

Mustafa Tınaz Titiz

   

ADIYAMAN (2)

ANTALYA    (1)

ÇORUM       (1)

DİYARBAKIR (1)

HATAY            (2)

İSTANBUL      (1)

SAMSUN (1)

SİİRT (1)