DÖNEM
: 18 CİLT : 46/1 YASAMA YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
126 ncı Birleşim (Olağanüstü)
12 . 8 . 1990 Pazar
(Kapalı Oturum)
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - KAPALI OTURUM
TUTANAK ÖZETİ
II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.
-
Dışişleri Bakanı Ali Bozer’in, millî güvenliğin sağlanmasından ve silâhlı
kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu
bulunan Hükümete, meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar
sebebiyle, savaş hali ilanı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında
yetki istemine ilişkin Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün
71 inci maddesi gereğince, kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi
I. - KAPALI OTURUM TUTANAK ÖZETİ
Dışişleri Bakanı Ali Bozer, Anayasanın 92
nci maddesine göre verilmiş olan Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelerin,
İçtüzüğün 71 inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasının gerekçesini
açıkladı; tezkerenin görüşmelerin kapalı oturumda yapılması kabul edildi.
Irak’ın Kuveyt’i işgali ve sonrasında
meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, Türk
Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler
karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre, millî güvenliğin sağlanmasından
ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı
sorumlu bulunan Hükümete; ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele
edilmesi maksadına münhasır olarak, savaş hali ilanı, silâhlı kuvvetlerin
kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya
yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında Anayasanın 92 nci
maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu.
SHP Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal
İnönü,
DYP Grubu adına Isparta Milletvekili
Süleyman Demirel,
ANAP Grubu adına Kayseri Milletvekili
Recep Orhan Ergun ve
Kişisel olarak da;
Sinop Milletvekili Yaşar Topçu ile
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol,
Bu konudaki görüşlerini açıkladılar.
Başbakanlık tezkeresinin değiştirilen yeni
şekli açık oya sunuldu.
Saat 21.30’da açık oturuma geçildi.
İsmet Kaya Erdem
Başkan
|
|
Mustafa
Sarıgül |
Mustafa
Ertuğrul Ünlü |
|
|
|
İstanbul |
Bursa |
|
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
KAPALI OTURUM
Açılma
Saati: 19.06
BAŞKAN: İ.
Kaya ERDEM
KÂTİP
ÜYELER: Mustafa SARIGÜL (İstanbul), Mustafa Ertuğrul ÜNLÜ (Bursa)
BAŞKAN - Salon boşaltılmıştır.
Kapalı oturum önergesini tekrar okutuyorum
:
II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. -
Dışişleri Bakanı Ali Bozer’in, millî güvenliğin sağlanmasından ve silâhlı
kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu
bulunan Hükümete, meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar
sebebiyle, savaş hali ilanı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında
yetki istemine ilişkin Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün
71 inci maddesi gereğince, kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulun bugünkü birleşiminde
görüşülecek olan, Anayasanın 92 nci maddesine göre verilmiş olan Başbakanlık
tezkeresi üzerindeki görüşmenin, İçtüzüğün 71 inci maddesine göre kapalı olarak
yapılmasını arz ve teklif ederim.
Saygılarımla.
Ali Bozer
Dışişleri Bakanı
BAŞKAN - Kapalı oturumun
gerekçesini izah etmek üzere, Dışişleri Bakanı Sayın Ali Bozer’i kürsüye davet
ediyorum.
Buyurun Sayın Bozer.
DIŞİŞLERİ BAKANI ALİ
BOZER (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, gerçekten kapalı bir
oturum icrasını istemiş bulunuyoruz. Bunun sebeplerini kısaca şöyle izah etmek
istiyorum: Biliyorsunuz, komşumuz bir ülkede harp hali vardır; bunun dışında
birçok ülkeler, başta Amerika, Fransa, İngiltere olmak üzere, silâhlı kuvvetler
sevkıyatına başlamışlardır; her gün, her türlü olay çıkabilir. Bu itibarla,
böylesine önemli bir olay muvacehesinde ileri sürülecek mütalaaların daha
serbestçe icra edilmesi ve aynı zamanda kullanılan terimlerin çeşitli yorumlara
sebebiyet vermesinden endişe edilmemesi, özet olarak rahatlıkla meseleyi
tartışabilmemiz için, böyle bir önergeyi Yüce Meclisin takdirine sunmuş
bulunuyoruz, takdir sizindir efendim. (SHP sıralarında, “Kapalı oturum
gerekçesi değil” sesleri)
BAŞKAN - Kapalı oturum
önergesini oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kapalı
oturum önergesi kabul edilmiştir.
Başbakanlık tezkeresinin
görüşmelerine başlıyoruz.
Bu görüşmede, İçtüzüğün
73 üncü maddesine göre, gruplara, Hükümete ve şahsı adına da 2 üyeye söz
verilecektir. Konuşma süreleri gruplar ve Hükümet için 20’şer dakika, şahıslar
için 10 dakikadır.
Sosyaldemokrat Halkçı
Parti Grubu adına Sayın Erdal İnönü, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın
Süleyman Demirel; şahısları adına Sayın Yaşar Topçu, Sayın Kemal Anadol
konuşacaktır.
RAŞİT DALDAL (Niğde) -
Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Recep Ergun konuşacak.
BAŞKAN - Evet.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan, İçtüzüğün 64 üncü maddesine göre, söz istiyorum. 64 üncü madde,
bu konunun görüşülüp görüşülemeyeceğiyle ilgili, “Görüşmeye gerek olup
olmaması” diye başlıyor; bu nedenle 64 üncü maddeye göre söz istiyorum, usul
hakkında.
BAŞKAN - Genel Kurul, bu
konuda görüşülmesine karar verdi.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Görüşülmesine değil, zaman olarak karar verdi Genel Kurul; Anayasayı değiştirmedikçe
bu görüşülemez. Onun için 64 üncü maddeye göre usul üzerinde söz istiyorum.
Demin görüşülmesine karar vermesi süre bakımından idi, görüşmeye karar vermedi,
kapalı oturuma karar verdi, şimdi önerge okundu, ben bu önerge görüşülemez
diyorum, 64 üncü maddeye göre söz istiyorum.
BAŞKAN - Başbakanlık
tezkeresi, Anavatan Partisinin verdiği önerge üzerine açık oturumda oylandı ve
kabul edildi.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Hayır Sayın Başkanım, onu demiyorum. Arz edeyim. 64 üncü maddeye göre ben söz
istiyorum; çünkü, 64 üncü maddeye göre bu önergenin görüşmeye yer olup olmaması
konusunda fikir beyan etme hakkım var. Tüzük çok açık. (ANAP sıralarında
“Geçti, geçti” sesleri) Geçmedi, geçmedi.
BAŞKAN - Sayın Kemal
Anadol, kabul ettiğimiz önerge şudur :
“Anayasanın 92 nci
maddesine göre verilmiş bulunan Hükümet tezkeresinin görüşmelerine hemen
başlanması ve görüşmelerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması.” Yani,
bir hükümet tezkeresinin görüşmesine hemen başlanması ve bunun bitimine kadar
da Meclisin çalışmasına devam etmesidir.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
İşte bu, usul ve esasa müteallik müzakerenin başlaması demektir. Ben de usulî
olarak söz istiyorum, görüşmelere başlanırken.
BAŞKAN - Usul yönünden 64
üncü maddeye göre...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
İçtüzüğe aykırı diyorum efendim, usulî itirazım var Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Şimdi, bu konuda
zaten söz vereceğiz size, bu tezkere hakkında.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Hayır efendim, ben esasa müteallik söz sırası aldım. Şimdi usulen, “Anayasayı
değiştirmeden bu görüşme yapılamaz” diyorum. Efendim, müsaade ederseniz çıkıp
arz edeyim. Esas ayrı, esas hakkım mahfuz.
BAŞKAN - Sayın Anadol,
bakın, 64 üncü maddede “Görüşmeye yer olup olmaması, Başkanı gündeme veya
Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet, bir konuyu öne alma veya
geriye bırakma gibi usule ait konular” diyor. Nedir bunlardan sizin konuşmak
istediğiniz konu?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
İşte ondan söz verin diyorum Sayın Başkanım, meramımı anlatacağım.
BAŞKAN - Hayır, biz
burada...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Meramımı anlatacağım. (ANAP sıralarından gürültüler) Amacım bu. Şimdi devam
edelim.
“Bu yolda bir istemde
bulunulursa, onar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte en çok
ikişer kişiye söz verilir” diyor. Ben istemde bulundum.
BAŞKAN - Sayın Anadol,
burada usul hatasının Başkanlık tarafından yapılmış olması lâzım.
Şimdi bakın, “Görüşmeye
yer olup olmaması...” Bunlardan hangisinde siz Başkanlığın bir yanlışı var ki,
usul hakkında hata yaptı ve buna göre konuşma talep ediyorsunuz?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Şu andaki tutumunuz.
BAŞKAN - Efendim?..
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Evet, şimdi şu andaki tutumunuz ona giriyor efendim, yani bana söz
vermiyorsunuz. (ANAP sıralarından gürültüler) Mümkün değil efendim. 64 üncü
madde çok açık.
BAŞKAN - Hayır, ben bu
konuda bir usul hatası...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
“Görüşmeye yer olup olmaması” diyor efendim, görüşmelere başlandı.
BAŞKAN - Efendim, Genel
Kurulun karar verdiği bir konuda görüşme gayet tabiî açılacak, yapılacak. Buna
lüzum olmama diye...
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Ben de açılamaz diyorum işte efendim.
BAŞKAN - Ama Genel Kurul
karar verdi.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Hayır efendim.
BAŞKAN - Lütfen bunu daha
uzatmayalım. Sizin nasıl olsa konuşma hakkınız var, orada görüşlerinizi
anlatırsınız.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Ben esas hakkında konuşacağım. O zaman talebimi oylarsınız, bana söz
vermezsiniz efendim; çünkü, bu 50 sene sonra tarihe geçecek bir oturum.
BAŞKAN - Hayır, hayır.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Evet, evet, oylayın o zaman. Israr ediyorum, söz istiyorum.
BAŞKAN - Ben oylamaya da
ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim. Bunun için lütfen buyurun.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Peki, tarihe tescil edilmiş oluyor, zapta öyle geçsin.
BAŞKAN - Grupları adına,
Sosyaldemokrat Halkçı Parti Grubu adına Sayın Erdal İnönü.
Buyurun lütfen. (SHP
sıralarından alkışlar)
SHP GRUBU ADINA ERDAL
İNÖNÜ (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanın, Anayasanın 92
nci maddesi uyarınca, savaş hali ilanı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, Türk
Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı
kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında Hükümete yetki verilmesi isteği
konusunda Grubumuzun görüşlerini sunmak için huzurunuza geldim; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Hemen söyleyeyim ki,
böyle bir yetki verilmesine kesin olarak karşıyım, Grubumuz kesin olarak
karşıdır. 20 dakika içinde, olan - olmayan belagatimin hepsini kullanarak size
bunun gerekçelerini anlatmaya çalışacağım.
Hiç şüphe etmeyiniz ki,
hayatımızda en önemli anı yaşıyoruz. İnsanlara, bulundukları ülkenin savaş
kararına etkili olma fırsatı çok nadiren verilir. Benim hayatımda ilk defa
oluyor, herhalde sizin için de öyle. Ülkenin savaşa gidip gitmemesi konusunda
karar vermemiz isteniyor. Son derece hazırlıksız bir şekilde yakalanmış
durumdayız. Niçin bizden savaş hali ilanı isteniyor, bunu bilemiyoruz.
Sayın Başkan, biraz evvel
kendi konuşma sırası geldiğinde, bambaşka şeylerden bahsetti. Benim Avusturya
Başbakanının cenazesine gitmemi bile eleştirdi. Türkiye’nin bugün savaş hali
karşısında olması görülen bir olay, bir olasılık diye düşünülerek, ben daha
Avusturya’ya giderken de arkadaşlarımla konuşarak, burada Meclisin olağanüstü
toplantısı için bir önerge verilmesine katkı yaptım ve bu önerge muhalefet
olarak verildi. İktidar partisi böyle bir önerge vermedi. Sayın Başbakanın
hiçbir şekilde bizi eleştirmeye hakkı yok“zamanında hareket etmediniz” diye.
Biz zamanında hareket ettik; ama, Sayın Başbakan, ne bizden evvel Büyük Millet
Meclisine bilgi vermek gereğini duydu, ne de şimdi Meclis olağanüstü
toplanmışken. İnsaf ediniz, Sayın Başbakanın konuşmasında bu verilen önergenin
bizden istediği yetkinin niçin istendiği konusunda hangi gerekçe vardı? Bütün
söylediği, “Her şey olabilir, bize bu yetkiyi verin.” Milletvekillerine böyle
bir yaklaşım hiçbir şekilde kabul edilemez.
HASAN ÇAKIR (Antalya) -
Şimdi söyleyecek.
ERDAL İNÖNÜ (Devamla) -
“Şimdi söyleyecek” diyorsunuz. Umarım söyler. Şimdiye kadar söylemediğini
biliyorum.
Ben, söylediği,
söylemediği şeyleri bir tarafa bırakarak kendi görüşümü anlatacağım; ama, usul
açısından, yaklaşım açısından ne kadar gayri ciddî, olayın kendisinin
ağırlığıyla hiç orantılı olmayan bir hafiflikle Anavatan Grubunun bu olaya
yaklaştığını, söylüyorum, tarihe geçecek şekilde söylüyorum. Ülkeyi savaşa
götürecek bir ihtimalin Mecliste konuşulduğu esnada görüşmemiş bir gayri
ciddilik içindesiniz.
Biz bir öngörüşme yaptık,
bir genel görüşme istedik. Bu genel görüşmeyi kabul etmiyorsunuz. İşte, bütün
bu olasılıkların açıklıkla anlatılması için genel görüşmeyi istedik. Genel
görüşmeyi kabul etmiyorsunuz. Niçin?.. Diyebilirsiniz ki, her şey söylendi
öngörüşmede. Ne söylendi? Dediniz ki, “Başbakan şimdi söyleyecek. Demek ki,
Başbakan o zaman söylemedi. Söylemeden, nasıl genel görüşmeyi reddettiniz?
Genel görüşme, Meclisin rahatlıkla konuyu inceleyeceği ortam idi; bunu kabul
etmiyorsunuz. Yani demek ki, bize ne olduğunu anlatmadan, Türkiye’nin bu bizim
hayatımız için en önemli aşamasında savaşa götürebilecek bir hareketi bizden
istiyorsunuz. Bu kadar gayri caddî bir hareket, hiç sanmıyorum ki, Parlamento
tarihimizde görülmüş olsun.
Bakın, şunu da söyleyeyim
: Biraz sonra oraya da geleceğim. Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde,
Türk Silâhlı Kuvvetlerinin Kıbrıs davası dolayısıyla yurt dışına gönderilme
izni istenmiştir ve o sizin, Meclisin oybirliğiyle verilmiştir, bölünmüş bir
Meclis bunu vermemiştir; ama şimdi siz bu hareketinizle, muhalefet
milletvekillerine, bu kadar ciddî bir durumda neler olabilecek, niçin bunu
istiyorsunuz, bunu söylemeden, büyük bir aceleyle, yarını beklemeden, bizim
öngörüşme için topladığımız olağanüstü Meclis toplantısını bahane ederek, bir
savaş olasılığına götürecek kararı bizden istiyorsunuz. İnsaf ediniz.
Türkiye’de insanların hayatı bu kadar ucuz mudur? Bizim Silâhlı Kuvvetlerimiz,
bir partinin kendi iç politikası için zaman zaman başvurabileceği bir araç
mıdır? Konuya bu kadar hafif mi bakıyorsunuz?
NEVZAT AKSU (Çorum) -
Bilakis, tam ciddiyetle...
ERDAL İNÖNÜ (Devamla) -
Tam ciddiyetle bakan bir Meclis, o Meclisin her üyesine konunun ne olduğunu bir
defa anlatır, anlatılmasına imkân verir ve milletvekillerinin insan olarak,
vatanını seven, düşünen bir insan olarak bir savaş olasılığına götürecek bir
kararı verip vermeme konusunda bilgilenmesini sağlar. Bunu yapmadıktan sonra
nasıl Meclisi ciddî bir şekilde aldığınızı söyleyebiliyorsunuz? (SHP
sıralarından alkışlar) Hepimizin mantığına, düşüncesine saygı göstermek
görevimizdir, sizden de bunu bekliyorum; ama benim beklememden bir şey çıkmaz,
bunu bizden vatandaş bekliyor. Ülkemizin hayatı için bu kadar önemli bir
aşamada hiçbir bilgi vermeden büyük bir aceleyle bu kararı alacak oturuma
giriyoruz. Bunu şiddetle kınıyorum, hiçbir şekilde yapılmaması gereken bir
şeydir ve biraz sonra da daha içeriğine gireceğim; parti çıkarları söz konusu
olmasaydı böyle bir şey yapmazdınız, onun için de buna şiddetle karşı
çıkıyorum. Bir partinin itibarını yükseltmek için böyle oyunlarla bir savaş
ihtimali karşısında Meclisi bu şekilde aceleyle çalıştırmak hiçbir şekilde
kabul edilmeyecek bir davranıştır, bunun vebalinden kurtulamazsınız. (ANAP
sıralarından gürültüler.)
ABDULKADİR ATEŞ
(Gaziantep) - Utanın da dinleyin bari.
ERDAL İNÖNÜ (Devamla) -
Şimdi bakınız... (ANAP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Müdahale etmeyin.
Dinleyelim lütfen...
ERDAL İNÖNÜ (Devamla) -
Şimdi, istenen yetki üzerinde durmak istiyorum.
Bir defa hemen
söyleyeyim, Sayın Başbakanın yazısının sonunda “Anayasanın 92 nci maddesi
uyarınca yetki verilmesi” diyor. yetki verilmesi anayasaya aykırıdır, böyle şey
olmaz. Bunu siz de çoğunluğunuzla yapamazsınız. Daha önceki Türk Silâhlı
Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi olaylarında izin verilmesi istenmiştir
ve izin verilmesi kararlaştırılmıştır. Savaş ilanı yetkisini Meclis hükümete
vermemiştir, böyle bir şey olmaz. Türk Silâhlı Kuvvetlerini dışarıya gönderme
yetkisini vermemiştir, izin verilmesi istenmiştir ve izin verilmiştir. Onun
için bu şekliyle dahi Anayasaya aykırıdır bu istek, bunu da dikkatinize
sunuyorum.
Şimdi içeriğine
geçiyorum, biraz daha öte. Deniyor ki “Irak’ın
Kuveyt’i işgali ve sonrasında meydana gelen ve ülkemizi yakından
ilgilendiren olaylar sebebiyle - hiçbir şekilde Sayın Başbakanın değinmediği
olaylar sebebiyle- Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye
düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında”. Nedir bu gelişmeler? Bunları
söylemediniz. Şimdi belki söyleyeceksiniz. Buna karşılık istediğiniz şey savaş
ilanı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, silâhlı kuvvetlerin yabancı ülkelere
gönderilmesi. Yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konuları.
Anayasanın 92 nci maddesi Türkiye’ye ani bir saldırı meydana gelirse, buna
karşı hemen cevap verebilme olanağını vermiştir. Ani bir saldırı karşısında
Cumhurbaşkanı silâhlı kuvvetlerine bu saldırıyı defedin yetkisini verir,
uygulatır, ondan sonra Meclise getirir.
ŞADAN TUZCU (Rize) Meclis
tatilde ise?..
ERDAL İNÖNÜ (Devamla) -
Meclis tatilde ise, teşekkür ederim hatırlattınız. O konuyu da söyleyecektim,
arkadaşım hatırlattı. Meclis niçin tatilde olacak? Biraz evvel hep beraber
karar verdik, Meclis çalışmalarına devam etsin diye. Şimdi, niye tatile
gideceğiz tekrar? Söylüyorsunuz “Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını
tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında Meclisin tatili bitmiştir,
Meclis çalışmaya devam ediyor” zaten bu kararı aldık, dolayısıyla şimdi
Meclisin tatiline dönmek diye bir şey söz konusu olamaz. Demek ki, Meclis,
şimdi verdiğimiz karara göre çalışmaya devam edecek. Dolayısıyla olaylara böyle
bakmak zorundayız, ben de bu kanaatteyim. Sayın Başbakan da Türkiye’nin bu
kadar vahim gelişmeler karşısında olduğunu buraya yazdığına göre o da o
kanaatte olmalı, Meclis tatilini bitirmiştir, Meclis toplantıya devam
edecektir. Dolayısıyla ani bir saldırı karşısında, Cumhurbaşkanının kararıyla
cevap vermek, Mecliste konuşmak, bunların hepsi mümkündür. Bu şekilde bir ani
baskınla ulusal çıkarlarımızın tehlikeye düşmesi söz konusu değildir; bunu
iyice görsün herkes.
Öyleyse bizden istenen nedir? Şimdi, Sayın Özal dünkü
televizyon konuşmasında bu konuya değindi. Açık söylemedi. “Bizim eski
politikalarımız çekingen politikalardır, bunların modası geçmiştir. Biz güçlü
devletiz. Burada rolümüzü oynayabiliriz. Yetki var mı yok mu?.. Dikkatle
bakarsanız yeterli yetki yoktur. Bush’la dört defa konuştum...” Bunlardan bir
senaryo ortaya çıkıyor.
Bunlardan ortaya çıkan şey şudur: Sayın
Özal, bu konuşmalarında, Türkiye’nin şimdi Irak’a karşı harekete geçecek bir
uluslararası güç, bir NATO gücü, neyse, bir hareket içinde olmasını planlıyor.
Bu hareket içinde olmak elbet yurt dışına silâhlı kuvvet göndermek demektir;
çünkü Irak bize saldırmadı. Irak bize saldırmadığı halde biz niçin yurt dışına
silâhlı kuvvet göndermek yetkisi istiyoruz? Demek ki bir yerde kullanacağız
bunu. Kullanılmayacak bir yetki niçin istiyorsunuz? Demek ki bir yerde
kullanılacak. Nasıl kullanılacak?.. Umarım Sayın Başbakan bize anlatacaktır,
ama benim Sayın Özal’ın dolambaçlı ifadelerinden çıkardığım hüküm, bir şekilde
Irak’ı bombalayacaklar ve biz de buna katılacağız. Şimdi bunun arkasından ne
gelecek?
İşte bunları Sayın Başbakanın bize
söylemesi gerek. Ama ne gelirse gelsin, böyle bir hareketin kesinlikle
karşısındayız. Biz, bize saldırı olmadıkça, başka bir ülkeye saldıramayız.
Bizim bütün cumhuriyet politikamız bunun üzerine dayandırılmıştır. Şimdi bu
politikayı değiştirmeye Sayın Özal’ın yeltendiğini görüyorum. Ağzından kaçırdı,
fark ettiniz:”Cumhuriyetin kurulduğu dönemde ulusal sınırlarımızın korunması
başlıca davaydı, bu da doğruydu” dedi. Yani, artık kuruluş dönemi bitmiştir,
şimdi biz sınırlarımızı genişletiriz veya bir şey yaparız. Bu anlam çıkıyor.
MUSTAFA ŞAHİN (Kayseri) - Öyle bir şey
yok.
ERDAL İNÖNÜ (Devamla) - Öyle bir şey var
mı yok mu Sayın Başbakan bize söyleyecek; ama bütün bunları bir araya
getiriyorum. Bizden şimdi Türk Silâhlı Kuvvetlerini yurtdışına gönderme yetkisi
istiyorsunuz, benim bundan çıkardığım sonuç budur. Bir şekilde Irak’ı
bombalamaya katılacak kuvvetlere, gidecek kuvvetlere bizim de katılmamızı
istiyorsunuz. Kesinlikle bunu yapmayınız. Bunun altından kalkamazsınız. Bu
oyuncak değildir. Herhangi bir nedenle biz bir başka devlete saldırırsak,
onunla savaşa girersek bunun nasıl biteceği belli olmaz. Hiç sanmayınız ki, biz
oraya bomba atacağız, ondan sonra Irak Saddam’ı devirecek, ondan sonra da
Amerika ile beraber biz bunun sonuçlarını paylaşacağız. Hiç böyle bir şey
olmaz. Ama böyle bir hayale Sayın Özal’ın kapıldığını görüyorum, yoksa bizden
böyle bir yetki istemez. Onun için açıkça söylüyorum, böyle bir şey yapmayınız.
Bakınız, Birinci Dünya Savaşı nasıl
ülkemize felaket getirmiştir? Ama Birinci Dünya Savaşına aceleyle biz girdik.
Meclislerden karar falan alınmadan, birkaç kişinin gayretiyle girdik; ama o
birkaç kişi bunu iyi niyetle yaptılar ve açıklamaları da “Biz daha evvelki
savaşlarda kayıplarımızı geri alacağız, eski kayıplarımızı geri almak için
şimdi sizi aceleyle savaşa sokuyoruz.” Onların gerekçeleri buydu. Şimdi ben
kusura bakmayın aynı manzarayı görüyorum. Dış politikadaki olumsuzluklar, iç
politikadaki olumsuzluklar Sayın Özal’ı Türkiye’yi böyle bir saldırıya dahil
ederek, bunun kazançlarını paylaşarak bizim Batıdaki itibarımızı artırmak ve
dış politikadaki son haftalardaki bütün olumsuz gelişmelerin üzerine bir başarı
eklemek istiyor; ama bu hiçbir şekilde ulusumuza yarar sağlayacak bir hareket
değildir.
Bakınız Kıbrıs’ta bunun benzerini başka
şekilde gördük. Kıbrıs’ta bir hükümet darbesi oldu; biz oraya müdahale ettik ve
o hükümet darbesiyle gelmiş olanlar gittiler. Yunanistan’daki hükümet değişti,
Yunanistan’da başka hükümet geldi, bize şimdi Yunanistan’ın medyunuşükran
olması gerekirdi. Çünkü biz kan döktük ve sonunda oraya gelmiş olan askeri
rejim ortadan kalktı; ama hiç de öyle olmadı. Gelir gelmez onlar “Yunanistan’ın
geleneksel çıkarlarına aykırıdır Türkiye’nin Kıbrıs’ta bulunması, geri gidiniz”
diye uluslararası arenada bizi sürekli eleştiriyorlar ve sürekli aleyhimize bir
hava yarattılar. Onun için biz Irak’a saldırı yaparız, bunun sonucunda Saddam
devrilir, ondan sonra gelen rejim bizimle dost olur; bunlar hayaldir. Böyle
şeylere hiç kendinizi kaptırmayınız. Bunlar bir kumar için silâhlı
kuvvetlerimizi, evlatlarımızı tehlikeye atmak demektir. Bunun vebali altından
kalkamazsınız. Buna kesinlikle karşıyım, grubumuz kesinlikle karşıdır. (SHP
sıralarından alkışlar)
Başka bir şey daha var; sanmayınız ki,
NATO’nun son aldığı karar bizi, çaresiz kalmış olan, bir anlamda son
ihtilâçları içinde bulunan bir devletin saldırılarından korur. Nasıl koruyacak?
Biz, Irak’a karşı yapılacak bir saldırıya katılırsak Irak buna karşı, kendine
saldıran herkese cevap verecektir. NATO bizi nasıl koruyacak? Buna karşı
korunmanın yolu savaş yapmamaktır. Biz Irak’tan güçlüyüz, biz Irak’tan
korkmayız; ama niçin Irak’la savaşa gireceğiz? Birleşmiş Milletler bu sorunu
çözecektir, çabuk olmayabilir, ama eninde sonunda çözecektir. Eğer çözmezse bir
başka şekilde işler devam edecek, ama Irak bir müstevli olarak sürekli anılacak
ve ondan sonra böyle olaylara karşı daha ciddî tedbir almak için Birleşmiş
Milletlerde yine düşünülecektir.
Bütün bunları bir tarafa bırakarak adeta
“Görevimiz tehlike” dizilerinde gördüğümüz gibi bir harekete bizim katılmamız
en büyük hatadır; hatanın dışında ülkemizin insanlarının hayatını boş yere
tehlikeye düşüren, ülkemizin geleceğini tehlikeye düşüren, bu bölgedeki
itibarımızı tamamıyla ortadan kaldıracak, bir türlü altından kalkamayacağımız
sıkıntılara bizi sokacak, karşılığında da hiçbir şey kazanmayacağımız bir
harekettir.
Bu hayalleri bırakmasını Sayın Özal’a
birisinin söylemesini isterim. Saldırıyla, savaşla hiçbir ulusal çıkarlarımızı
ileri götüremeyiz. Avrupa Topluluğuna girmek için yapılacak şey, Türkiye’de
demokrasiyi tam yerleştirmek, ekonomimizi ileri götürmek ve Avrupayla
bütünleşmenin sağlam yollarına devam etmektir. Yoksa bu şekilde Kuveyt
petrolünü Batılıların daha rahat kontrol etmesi için biz Irak’a ders veren
uluslararası güce katılacağız, Irak’ı bir şekilde bombalamaya gideceğiz, ondan
sonra da bunun kazançlarını birlikte paylaşacağız... Bu tamamiyle yanlıştır,
boş bir hayaldir, hiçbir şekilde buna katılmayız ve sizlerin de bunu kabul etmemenizi
diliyorum. Çünkü olay, daha önceki çoğunlukla buradan geçirdiğiniz kararlardaki
gibi değil. Burada bir ekonomik kararı, burada bir iç politika kararını
çoğunluğunuzu kullanarak onaylatacak değilsiniz. Burada ülkenin geleceğini
tamamiyle tehlikeye atabilecek bir kararı, sadece siz çoğunluksunuz diye almak
yolundasınız. Bunu yapmayınız; kesinlikle karşıyım, grubumuz kesinlikle
karşıdır. Ayrıca, yetki verilmesi Anayasaya da aykırıdır.
Saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (SHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Erdal
İnönü.
Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın
Süleyman Demirel, buyurun.
DYP GRUBU ADINA SÜLEYMAN DEMİREL (Isparta)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Verilmiş bulunan bu önerge aslında benim
kanaatıma göre konuşulamaz. Konuşuyoruz, yani yanlış yapmak her zaman için
mümkündür, bir yanlışı yapıyoruz. Konuşulamaz; çünkü Anayasanın 92 nci
maddesindeki savaş ilanı Meclisin münhasır yetkisindedir, Meclis savaş ilan
eder. Eğer Hükümet bir savaş ilanıyla Meclisin huzuruna gelirse Meclis onu
tasdik eder veya etmez; ama genellikle eder, netice odur. Savaş ilan etme
yetkisini Hükümete devretmez, edilemez, savaş ilan etme yetkisini hükümete
devredemez, kendisi ilan eder. Yanlış yapıyorsunuz, savaş hali ve asker
gönderme yetkisi yine Meclisindir, bu yetkiyi de hükümete devredemez.
Hangi şey için izin istiyor? Yani hangi
zamanda, hangi ülkeye, hangi sebeple asker göndereceksiniz; bunu Meclisin önüne
koymadıktan sonra böyle bir yetkiyi devredemezsiniz. Eğer bu, devredilebilecek
olan yetkiler cinsinden olsaydı, bunu kanun kuvvetiyle kararname ile
yapardınız. (SHP sıralarından, “Tabiî, yaparlar” sesleri)
Hayır, öyle yapın, bence daha iyi öyle
yapılması. (ANAP sıralarından “Ciddî ol” sesleri)
“Ciddî ol” diyen beye söylüyorum, işte
Anayasanın 92 nci maddesi; gayriciddî ne var ki burada. “Devredemezsiniz”
diyoruz, bu “devredemezsiniz” sözünün neresi gayriciddî?
Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı
ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına
izin verme yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Hükümet olarak
getireceksiniz, diyeceksiniz ki, “Biz Suudî Arabistan’a kuvvet göndereceğiz,
buna izin verin” Daha doğrusu Türkiye Büyük Millet Meclisi, şayet bu yetkisini
devrederse, bu Anayasaya aykırı hareket etmiş olur. Siz bu yetkiyi
kullanırsanız, siz de bu Anayasaya karşı hareket etmiş olursunuz. Yol yakınken
bundan vazgeçin, böyle bir önergeden vazgeçin.
NECCAR TÜRKCAN (İzmir) - Yüce Divana
giderler.
SÜLEYMAN DEMİREL (Devamla) - Şimdi şunu
beyan edeyim, öyle bir önerge yazmışsınız ki -detayı bunun- 117 nci madde ile
92 nci maddenin bir alakası yok. Böyle bir yetki devredildiği takdirde aslında
Türk Silâhlı Kuvvetleri savaşa hazırlanmış mı olur? Türk Silâhlı Kuvvetlerinin savaşa
hazırlanması olayı bir başka iştir ve bu yetki olmadan yapılacak bir iştir;
yani bu yetki devrine gerekçe olarak Türk Silâhlı Kuvvetlerinin savaşa
hazırlanmasını gösteriyorsunuz.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, biraz
daha konuşalım. Bir direkt saldırı konusu mu var; bu Meclise gelin, bunu
söyleyin; yani pösteki saydırmayın, gelin söyleyin, bu Meclisin hakkı o. Bakın,
kapalı toplantı yapıyoruz. Yoksa Türkiye’ye sipariş edilmiş bir savaş mı var;
Türkiye bir savaş siparişi mi almış? Biraz daha açık söyleyelim beyler.
M. ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - İhale,
ihale..
SÜLEYMAN DEMİREL (Devamla) - Zaman zaman
Türkiye’nin ıstırabı vardı. Evet, günün şartları içerisinde Lozan Anlaşması
yapılmadan önce Kerkük ve Musul’un Türkiye sınırları dışında kalmış olması çok
konuşulmuştur, Meclis ağlamıştır ve Lozan müzakerelerine ara verilmiştir Kerkük
ve Musul için. Tekrar gelinmiştir, Meclis tekrar Kerkük ve Musul’u müzakere
etmiştir. O günkü şartlar içerisinde Büyük Atatürk, kendi ağırlığını koyarak
Meclisten, Kerkük ve Musul’un terkini bırakmıştır.
Biz, ne zaman “Kerkük ve Musul” desek
hemen Iraklılar kulak kabartırlar. Ne zaman “Kerkük ve Musul’da Türkçe konuşan
insanlar vardır” desek, kulak kabartırlar ve Kerkük’teki Türkçe konuşan
varlığı, Türkmen varlığını ortadan kaldırmak için de fevkâlade büyük katliam
yapmışlardır. Doktor Necdet’ten, Albay Abdurrahman’a kadar orada Türk
milliyetçiliği hareketinin başında bulunanların tümünü asmış, kesmişlerdir,
fevkâlade zalim hareket etmişlerdir ve Kerkük’e de büyük çapta Arap nüfusu
getirip yerleştirmişlerdir, ezmişlerdir. Orada açılmış bulunan bir kültür
merkezini kapatmışlardır. 93 tane köyde okul vardı, onları kapatmışlardır ve
acaba gayet tabiki bunu burada konuşmayıp nerede konuşacağız; acaba bize bir
vaatte mi bulunuldu? Zaman zaman olur; sizin fukaralığınızın sebebi Kerkük ve
Musul’daki 100 milyon ton/senedeki petrolden mahrum kalışınızdır. Çünkü bizim
Güney hududumuz siyasetten çizilmiştir; güney hududumuz stratejik bir hudut
değildir. Güney hududumuz Türkiye’yi petrolsüz bırakacak şekilde İngiliz
petrolcüleri tarafında çizilmiştir. Hududun öbür tarafından bir kuyu 1 milyon
ton petrol verir; hududun bu tarafında 100 kuyu 1 milyon ton petrol vermez.
Çünkü bizimki cep petrolüdür; hazine öbür tarafta kalmıştır. Artezyendir Musul
petrolü, artezyendir Kerkük petrolü. Acaba bize Batıdaki dostlarımız
tarafından, ileride eğer bu mesele -açık toplantıda söyledim- ekonomik ambargo
ile çözelemezse, abluka ile çözülemezse, askeri harekâtla çözüleceği zaman bir
Kuzey cephesi açılması lazım; Türkiye bir Kuzey cephesi açarsa, Kerkük ve Musul
sizde kalır gibi vaatlerde mi bulundular?
Yalnız bu benimki ihtimal üzerinedir.
Yalnız bu şudur; Kuveyt’i Irak zorla işgal ettiği için, bütün bu patırtı
çıkıyor, Kuveyt’i Irak’ın elinden kurtarmaya çalışırken dünya, Türkiye’ye Musul
ve Kerkük’ü bırakır mı, 100 milyon ton petrolü bırakır mı? 100 milyon ton bugün
aşağı yukarı 20 milyar dolar; 20 milyar doları Türkiye’ye bırakır mı? Bizim
senelerce uğraş uğraş uğraş geldiğimiz yer 11,5 milyar dolar ihracat; sadece
bir senelik petrolden gelecek para 20 milyar dolardır; bırakmaz. Binaenaleyh
bir oyuna gelmeyelim. O çeşit değişiklikler büyük konjonktürlerde olur; dünya
henüz o büyük konjonktüre müsait değildir. Bilmiyoruz, bilmiyoruz diye
konuşuyoruz. Çünkü Hükümet -tabiki bunlar çok nazik meseleler- bu kapalı
toplantıda bu meseleleri açıklığa kavuşturmalıdır. Hayır biz böyle bir sipariş
almadık, biz bir savaş siparişi almadık; almadınız mı savaş siparişi, açığa bu
yetkiyi ne yapacaksınız?
Ben Hükümetin yerinde olsam, böyle bir
yetkiye talip olmam. Fevkâlade tehlikeli bir yetkidir. Hiç ummadığınız bir
zamanda sizi boğar bu yetki. Gelin böyle bir yetkinin lazım olacağı zaman
inşallah gelmez, ama böyle bir yetkinin kullanılmasını Meclise bırakın ve
Meclis bu yetkiyi eğer gerekçesini iyi anlatırsanız, Türkiye Büyük Millet
Meclisi millî meselelerde birleşmeyi hep başarmıştır. Gerekçesini iyi
anlatırsanız, böyle bir meselede de birleşir. Ama bize anlatın, niye lazım bu?
Açığa, açık çek üzerine savaş yetkisi olmaz, almayın bu yetkiyi, istemeyin bu
yetkiyi. Fevkâlade tehlikeli bir iş yapıyorsunuz ve korkmayın bu Meclisten.
Yani dışarıya asker göndermeniz gerekiyorsa onun gelin gerekçesini izah edin;
katılan olur katılmayan olur.
Biz dışarıya asker gönderilmesine karşıyız,
gayet açıklıkla söylüyorum. Bakınız Arap dünyası bölüktür; dışarıya
göndereceğiniz askerleri yarın Arap dünyasının önemli bir kısmında bakın bunlar
da; biz Müslümanız, o ülkeler de Müslüman ülke, Kore’den de farklı bir durum
vardır, bunlar Batılılarla beraber oldular, Müslümanız diyen Türkler
Batılılarla beraber oldular ve geldiler bizi ezdiler gibi bir propagandanın
yapılmasına meydan vermenin gayet yanlış olduğunu söylemek istiyorum. (DYP
sıralarından alkışlar) Yarın bu işler kalkar gider, bu adamların hepsi kalkar
gider, gene kabak bizim başımıza patlar. Biz burada kalıcıyız ve gayet
açıklıkla ifade edeyim ki, önemliyiz, önemli olalım. Önemli olma hadisesi
şudur; bir rol sahibi olalım. Önemli olma yani bir ülkenin, Türkiye’nin önemli
olması hadisesi, başkasının ne kadar işine yaradığına bağlıdır. Biz başkasının
işine ne kadar yarıyorsak, onlar için o kadar önemliyiz. Yalnız bunda
yadırganacak birşey yok; bundan karşılıklı menfaat doğar. Tabiki adam senin
kara gözün kara kaşın için yardımcı olacak değil ya. Eğer gerçekten sen onun
işine yarayacaksan, o da senin işine yaramalı.
Bir de, ucuza gitmeyin. Yani, hakikaten
karşılıklı menfaat, “mutual interest” dediği şey. Bugün İngiliz Başbakanı
Thatcher’e sorarsanız, our national interest diyecektir; yani our, bizim millî
menfaatimiz. Bush’a sorarsanız, demokrasiden insan haklarından, şundan bundan
evvel geleli our national interest diyecektir. Sanılıyor mu ki, Kuveyt olayında
insan haklarını falan korumaya çalışıyor. Yo... izah etmeye çalıştık ki, dünya petrolünün
yüzde 66’sı orada. Kavga petrol kavgası. Bir şey daha var. Büyük Arabistan
hülyası ve onun hedefindeki İsrail. İsrail’den hiç ses çıkıyor mu? Çıkmaz.
Büyük Arabistan hülyası, Saddam’ın kafasındaki hülyadır. Ve bir şey daha
söyleyelim.
Şimdi diyor ki, Kuveyt’e, Kuveyt’i
temizleyeceğim. Kimden?.. Saddam’dan. “Yine Şeyh Cabir El Ahmed El Sabah’ı
getireceğim” Ona da itirazlar var. Niye yani bir aile gelip oturacak da, senede
şu kadar milyar dolar petrol gelirin olacak? Ona da itirazlar var. Arap dünyasında
var, Arap dünyasında. (DYPsıralarından alkışlar)
Yani, açıklıkla söyleyelim; Eğer Kuveyt’i
kurtarmaya gitme olayı söz konusu ise, bunların hepsi düşünülecek, taşınılacak
olaylardır. Ve yarın altından kalkamayacağımız birtakım işlerin içine gireriz.
Onun içindir ki, böyle bir şeye girmemek lâzım ve şunu da ifade edeyim: Türkiye
hakikaten nereye kadar gidecek? Türkiye’nin senaryosu nedir; onu bir bilelim.
Ne olacak da ne yapacağız? Bir satranç oyunu gibi; kim ne yaparsa biz ne
yapacağız; bu yetkiyi nerede kullanacaksınız? Yani, Irak bize hücum ederse, biz
ona hücum mu edeceğiz; böyle bir ihtimal mi var? Böyle bir ihtimal varsa, bu
yetkiden evvel sizin yapacağınız çok şey var. Zaten Türkiye’nin Güneydoğu
Bölgesinde rahat değildir Türkiye; birtakım dertleri, problemleri vardır. Ve
onun yanında da Türkiye’nin Güneydoğusunda hiç askerî harekâta da hazır
değildir Türkiye. Yani, Türkiye başka tehlikelere, başka tehditlere göre
hazırdır, askeri de ona göre konumlu değildir. Yani, bir Kuzey Cephesi olayı
söz konusu olacaksa, Irak’a Kuzey Cephesi, ona hazır da değilizdir. Onun
içindir ki, evvela Hükümet bu yetkiyi istemeden evvel, bu yetkiyi ne yapacak,
kafasındaki senaryo nedir; bu senaryoyu bir anlatsın. Kaldı ki, kanaatimce bu
yetki verilemez ve açıklıkla söyleyeyim şöyle vaatler de almış olabilirsiniz:
“Siz bizim dediğimizi yapın, bakın Kore Harbine katıldınız, oraya asker
gönderdiniz, ondan sonra NATO’ya alındınız. Bu defa da Suudî Arabistan’a
Birleşmiş Milletler karar vermeden asker gönderirseniz, sizi Ortak Pazara
aldırırız” gibi zaten şimdiden teşebbüse geçilmiştir, birtakım “İsteyin bizden,
sadece bizim dediğimizi yapın, ondan sonra bizden isteyin” olayı ile de karşı
karşıya bulunabilirsiniz. Bence buna gelinmemeli. Bu oyuna gelinmemeli. Bunlar
fevkâlade aldatıcıdır. Türkiye’nin büyük menfaatlerini, küçük menfaatlerle
değişmek gibi bir duruma gireriz. Ve en önemlisi, “Efendim, bu iş cesaret
işidir...” Bir harbe bulaşmanın cesaret işi olduğuna kani değilim.
Bulaşırsınız... Mesele, bulaşmamak lâzımdır. Mesele, taahhütleriniz varsa,
taahhütünüzü sadakat göstereceksiniz. Maltireteral politika, çok yönlü
politika, eğer herkese mavi boncuk göstererek yürütmeye kalkıyorsanız, bir süre
sonra itibarsız hâle sizi getirir. Nitekim, Irak beyanda bulunuyor, “Bize söz vermiştiniz
hani, ülkenizi ve üslerinizi bize karşı kullanmayacaktınız? “Ülkeniz bize karşı
başka üçüncü bir devlet tarafından kullanılmayacaktı, bize söz vermiştiniz.”
Bizim Hariciye bunu yalanlıyor. Yalanlarken de şöyle yalanlıyor: “Tam böyle
değil” diyor. Tabir gayet enteresan. Yani bir bityeniği var ama, tam böyle
değil.
Zaten, diyebilir misiniz ki, bu memlekete
“Ey benim komşum bir gün gelir ben senin aleyhine çalışırım” diyebilir misiniz?
Eğer size birşey sorulursa siz bunu diyeceksiniz ve gayet açıklıkla söylüyorum
Irak’ın aleyhine -Irak bize bir lüzumsuzluk yapmadıkça- yapılabilecek şeyler
yanlıştır. “Efendim, Irak bize bir şey yapar” nasıl yapar; biz teşvik ederiz.
Yani, Irak’ın bize bir şey yapmasını teşvik ederiz. O zaman yapar, ondan sonra
da biz ona yaparız. Bunlar uluslararası zeminde, harp bölümleri içerisinde
oynanan hileli işlerdir. Gelin harp korkusunu, evet harp korkusunu bu kadar
yüreğimize sindirelim mi? Herhalde harp, korkulmayacak bir şey değil. Hele
Türkiye için.
Şimdi, biz bütün bunlarla uğraşırken bir
başka derdimiz de var bizim, yarın bir Bulgar-Yunan kombinezonuyla
karşılaşmayacağımız nereden belli? Bugün bir Sovyet tehdidi ortadan kalkmıştır;
ama bir Bulgar-Yunan tehdidi ortada duruyor, kombinezonu ve her ikisini
birleştirdiğiniz takdirde bilhassa Trakya Bölgesinde kara kuvvetleri bakımından
büyük şehirlerimizin üstü açıktır. Büyük şehirlerimiz bakımından da fevkalâde
ağır bir olayla karşı karşıya kalırız. Onun içindir ki, Türkiye bence bu çeşit
yetkilere gitmeden evvel Sovyet tehdidi tümüyle ortadan kalkmasa bile
Pentagon’da öyle kabul ediyor. Tümüyle ortadan kalkmamıştır Kızılordu duruyor
çünkü. Silâhın tehdit olmaktan çıkması, ancak bırakılmasıyla mümkündür.
Bırakılmadığı yerde silâh bir adamın elindeyse, o tehdit olmaya devam ediyor;
ama, ona rağmen kabul ediyor ki; Pentagon, bu lüzumsuz bir iştir. Yani,
azalmıştır tehdit; fakat tümüyle ortadan kalkmamıştır. Farzedelim ki, Türkiye
için bu tehdit çok azalmıştır, ortadan kalktı denecek derecede azalmıştır,
bizim Hükümetimizin “Millî güvenlikten sorumluyuz” diyor ya burada, yapacağı iş
oturup bir tehdit değerlendirmesidir. Efendim, askerlerin işidir... Askerler...
Sivil idarenin emrinde olmayan askerler varsa, o demokrasi değildir zaten,
askerler o değerlendirmeyi yapacak ve sivil idarecilere getirecekler, Hükümete
getirecekler. Millî Güvenlik Kurulu onun için vardır, hükümet onun için vardır.
Binaenaleyh, aslına bakarsanız bu Meclise, bu ortamda bu önerge gelmeden önce,
bir iyi tehdit değerlendirmesi verilmesi lâzımdı. İşte kapılar kapalı,
çağıracaktınız bu meseleleri bilenleri, devletin meselelerini bilenlerini,
anlatacaktınız. Bu Meclisin her üyesi vatanperverdir ve hepsi bu memleketin
menfaatini düşünür, herkes iyi olsun diye uğraşıyor (DYP, SHP ve Bağımsızlar
sıralarından alkışlar) ve böyle hani kendinizin toplamadığı bir Meclisten,
böyle kaptıkaçtı şeklinde böyle bir şeyi geçirirseniz beyler, oylarsınız şimdi
geçirirsiniz; bence yanlıştır. Gelin biraz daha düşünün, taşının, kıyamet
kopuyor değil. Yani, zaten Meclis toplantı halinde, toplantı halinde olmasa
bile 24 saatin içinde Meclis toplanıyor ve Meclis toplantı halinde değilse
Anayasaya göre kuverdir. Yani, bir koruma tedbiri vardır. Silâhlı
Kuvvetlerinizi her zaman kullanabilirsiniz. Yani, taarruza uğradığınız
takdirde; ama taarruz yapacaksanız onu Meclisin bilmesi lâzım.
Bence, Türkiye’nin şu haliyle,
ekonomisinin bu haliyle, kalkınmasının bu haliyle, bugünkü durumda,
kaynaklarını daha çok kalkınmaya, kaynaklarını daha çok refaha sevk edecek bir
zamanında ve dengesizliklerin çok yaygın bir hale geldiği bir zamanda bir de
başına harp belasını alması kadar yanlış bir şey olmaz. Bineanaleyh biz,
paçaları sıvamış, ateşe gidiyoruz gibi bir manzarayı, bir görüntüyü veriyoruz.
Yanlıştır, yanlıştır. Söylediğim lâfların hiçbirisi siyasî değildir. Bu lâfları
vicdanen mecbur olduğu için söylüyorum ve bir parti görüşü olmaktan ziyade,
tümüyle, ülkenin tümünü kapsayan bir görüş olarak söylüyorum, karar sizindir de
diyemiyorum. Emin olun karar sizin de değil. Bu beyan da apolitik, çünkü bu Anayasaya
göre de bir karar verilemez benim bildiğim.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP, SHP,
Bağımsızlar sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Süleyman
Demirel.
Söz sırası Anavatan Partisi Grubu adına
Sayın Recep Ergun’da (ANAP sıralarından alkışlar)
ANAP GRUBU ADINA RECEP ORHAN ERGUN
(Kayseri) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’nin tarihinde bir
emsali olmayan bir hukukî meselenin içerisindeyiz. Aslında bu, bir savaş ilânı
değildir. Savaş ilânına yetkili olan yer Yüce Meclistir. Bizim böyle bir
iddiamız yok ve Anavatan Grubunun da böyle bir niyeti ve yetkisi yok. (SHP
sıralarından, “Niye yetki istiyorsunuz o zaman?” sesleri)
Efendim dinlemek başka şey, anlamak başka
şey, Müsaade buyurun, anlarsınız belki sonunda.
Şimdi bakınız efendim, 92 nci madde
tefsirinde, elbette Meclisin iznine tâbidir. Ama, ikinci fıkrasında acil
durumlarda bu yetkiyi Cumhurbaşkanına vermiş oluyor. Şimdi ikinci fıkrasında bu
acil durum olsa da olmasa da bir savaşın başlayışını ve devamını, temenni etmediğimiz
bir tecavüzün daha doğrusu, başlayışını ve devamını lütfen tahayyül buyurmanızı
istirham ediyorum.
Şimdi, Silâhlı Kuvvetler bir sorumluluğun
altındadır. Cephedeki mevziîni almıştır ve tecavüz hareketlerinin tadadı
yapılmıştır, hasımane tavırların tadadı yapılmıştır. Mesela, hududu hasımane
hareketlerle 100 kişiden fazla bir kuvvet geçerse, bu, bir tecavüz sayılır
angajman kurallarına göre. Bu tabiî basit bir olaydır ve süratli bir olay
değildir. Ama, mesela, bir füze elektronik istihbarda tespit edilirse bu bir
hasmane tavırdır. Bir uçak... (SHPsıralarından gürültüler)
Müsaade buyurun geleceğim oralara.
Bir uçak kendisini tanıtmadan, hele
filolar halinde geliş yaparsa hasmane tavırdır. Havada iki pilot karşısındakine
gönderme yapıp dost mu düşman mı teşhisini yapmak için elektronik mesaj
gönderdiğinde karşısı bozarsa, beynelmilel tabire göre hasmane tavırdır.
Şimdi böylesine dakikalara sığmış olan bir
tecavüzü Silâhlı Kuvvetlerin Cephedeki bir manga komutanına bir bölük
komutanına nihayet bir tabur komutanına ister istemez zaten bırakmış oluyoruz.
O zaman peki ben de sizlere müsamahanıza sığınarak soruyorum. Peki oradaki o
alay komutanının, o bölük komutanının, o tümen komutanının bu büyük
sorumluluğu, yani, “Meclis’ten başka yer bunu kullanamaz” dediğimiz sorumluluğu
tek başına omuzunda taşımasına imkânı var mı? (SHP sıralarından, “Ne alakası
var?” sesleri) Pek tabiî ona geliyoruz efendim.
Şimdi bizim teklifimiz... (SHP
sıralarından gürültüler) Getiriyorum efendim, müsaade buyurun.
Aslında galiba sayın parti başkanları
dahil hep aynı şeyi konuşuyoruz. Biz Anavatan Grubunun teklifinde, bölgemizde
başlamış olan sıcak harekâta biz buraya müdahil olmak için bir teklif yapmış
değiliz, elbette Yüce Meclis buna karşı ve Anavatan Grubu da buna karşıdır. Bundan
hiç şüpheniz olmasın. En azından, zabıtlara geçsin diye söylüyorum. Anavatan
Grubu da buna karşıdır. Mesela, Suudi Arabistan’da teşkil edilen üçlü yahut çok
uluslu kuvvetlere bizim Silâhlı Kuvvetlerimizin oraya o mevkiye gönderilmesi
diye bir teklife Anavatan Grubumuz da karşıdır ve Hükümetin politikası da bu
değildir. (SHPsıralarından, “Niye yetki istiyorsunuz?” sesleri)
Şimdi müsaade buyurun efendim,
getiriyoruz. Aslında demek ki, tartışacak konu yok. Konu, bu sorumluluğun nasıl
hukuku bulacağı sorumluluğudur. Şimdi, bir tecavüz olayı süratle başlamışsa;
işte gördünüz Irak’la Kuveyt’teki durumu, iki saatte bitirmeye kalktı; bizim
topraklarımız geniş öyle bir diyeceğimiz yok; ama, ayrıca füzeler var, kimya
silâhları var, uçaklar var. Şimdi bu taarruzu süratle başlatan bir ülkeye karşı
reaksiyon süresini bir yere vereceğiz. Başkomutan Meclistir; ama sorumluluk da
Hükümettedir. Bunu duyuruyoruz. Eğer siz bu önergeden, hükümetin bu
önergesinden eğer siz layusel olarak, başka ülkelere kuvvet sevketmek, savaş
açmak ilânı diye bir mâna çıkarıyorsanız, bilhassa zabıtlara geçsin diye
söylüyorum, o anlam yoktur. (SHP ve DYP sıralarından “Burada, önergede yazıyor”
sesleri gürültüler)
Zabıtlara geçiyor efendim konuşmam,
müsaade ederseniz.
HASAN ZENGİN (Manisa) - Önergeyi okuyun
lüften.
RECEP ORHAN ERGUN (Devamla) - Efendim, ben
grup sözcüsü olarak konuşuyorum müsaade buyurun. Benden sonra herhalde Sayın
Başbakan da konuşacaktır. Yani, benden şimdi makul sözler duyunca illa
reaksiyon mu göstermeniz lâzım? Ben de aynı şeyi söylüyorum efendim. Sayın
Demirel’in buyurduklarını söylüyorum, Sayın İnönü’nün buyurduklarını
söylüyorum. Türkiye mütecaviz olmayacaktır ve bunun teminatı Yüce Meclistir.
Meclisin denetimi kaldırılmıyor ki. Her an ve her dakika hükümeti sigaya çekmeye
hepimizin hakkı vardır. Bundan hiçbir şüphemiz yok. Bütün mesele, bugünün
silâhlarında reaksiyon süresi meclislerde uzun uzun konuşmayı gerektirecek
kadar değildir ve bir tecavüz vuku bulduğu takdirde -altını çiziyorum bilhassa-
bir tecavüz vuku bulduğu takdirde bunun def edilmesi için tetiğe basma yetkisi.
Bunu konuşuyoruz efendim. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler) Bunun için,
savaş hali ilânının hükümete verilmesinde bir sakınca görmüyoruz. Daha başka
sebepleri var sayın milletvekilleri.
Biz aslında savaşın çıkmasını istemiyoruz.
Çünkü, normal şekil, politikayla, diplomatik yollardan sonuca ulaşmaktır.
Savaş, diplomasi pan ettiği zaman, ortadan kalktığı zaman ancak hak ve
hürriyetlerin korunması için bir haklılık ve meşruluk kazanır. Biz bunu istiyoruz.
Öyleyse savaşın çıkmaması için caydırmak lâzımdır.
Şimdi, komşumuz ülkedeki durumları çok iyi
takip buyuruyorsunuz. Komşumuz ülkede bir demokrasi olmadığı için ve bir
diktatörün altında bütün bir millet sindiği için her dakika ve saniye bu kişi kendi
kaderiyle dünyanın kaderini, Irak’ın kaderini eşdeğer hâle getirdiği için olaki
bir cinnet getirir Türkiye’ye bir zarar ika eder. Bunu def edeceğiz diye
istiyoruz, caydırmak istiyoruz. O, bu caydırmayı görünce belki o cinnete
gelmeyecektir diye böyle bir kararı ilân etmek istiyoruz. (SHP ve DYP
sıralarından gürültüler)
Şimdi efendim, konunun esası, aslı budur.
Yani, esası, tamamen savunmaya yöneliktir, agrestif değildir ve böyle bir
yetkiyi zaten Yüce Meclis hiçbir hükümete vermeyecektir ve milletimiz de bunu
tasvip etmeyecektir. Bundan hiçbir şüphemiz yoktur.
İ. ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Anayasanın 92
nci maddesini iyi okuyun lütfen.
RECEP ORHAN ERGUN (Devamla) - Şimdi
bakınız efendim, savaş halinin ilânı meselesinde bir incelik daha var: Savaş
halinin ilânı bir başka konu, bir ülkeye savaş açmak o başka konu müsaade
buyurursanız. Savaş halini ilân etmekle Türkiye’de meri binlerce, -10 bine
yakındı, biliyorsunuz Yüce Meclisimiz azalttı- 6, 7 binlik kanunların hemen
hemen yarısının sonunda bir madde vardır. “Savaşta şöyle şöyle, savaşta böyle
böyle” diye bazı usuller, bazı yetkiler, bazı müeyyideler kor. Savaş hali
ilânını eğer koymazsak, ilân etmezsek o müeyyideler işlemez. Öyleyse bir yerden
savaş hali ilân edilecektir. Bu savaş halinin böyle müstacel durumlarda, aniden
devlet gücünün tümünden destek görmesi gerektiği hallerde bunun kararının
alınması için bu yetkinin peşinen verilmesi; ama, elbette denetimin devam
etmesi söz konusudur. O bakımdan önergemiz tamamen savunmaya yöneliktir.
Sözlerimi burada bitiriyor saygılar
sunuyorum efendim. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Recep Ergun
Beye.
Şimdi söz sırası Sayın Topçu’da. (SHP
sıralarından “Önce Hükümet konuşsun” sesleri gürültüler)
Hayır, isteyebilir Hükümet konuşmadan da;
ama şimdi istiyorsa buyursunlar (SHP sıralarından gürültüler.
M. TURAN BAYAZIT (İzmir) - Efendim,
konuşamaz; sıra var.
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Erzincan) - En
son ben konuşacağım.
İBRAHİM DEMİR (Antalya) - Yeter artık,
kürsüye çık.
BAŞKAN - Hükümetin her an söz isteme
imkânı vardır. (SHP ve DYP sıralarından “Konuşmak istemiyor” sesleri,
gürültüler)
Konuşur, en sonunda da konuşur; ama, şimdi
söz istemiştir.
Buyurun Sayın Başbakan.
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Erzincan) -
Konuşmalardan sonra konuşacağım. (Gürültüler)
BAŞKAN - İstemiyor musunuz?
İBRAHİM DEMİR (Antalya) - Yeter artık be!
BAŞKAN - Evet gruplara ve hükümete
veriyoruz, İçtüzüğün 73 üncü maddesine göre. Siyasi parti gruplarına, hükümete
ve iki... (ANAP sıralarından alkışlar)
ORHAN ŞENDAĞ (Adana) - Sayın Başbakan,
istemiyorsanız konuşmayabilirsiniz.
BAŞKAN - Lütfen... Lütfen... Lütfen
dinleyelim.
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) -
Hikmet yumurtluyorsun hikmet. Yani burada gayet güzel şeyler söylüyorsun.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Bilgi verin,
bilgi. Savaş kararı almaya çalışıyorsunuz.
BAŞKAN - Lütfen... Konuşsun, dinleyelim.
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Çok
sinirlenme rahatsız falan olursunuz. Tansiyonun falan yükselir sonra.
İBRAHİM GÜRDAL (Isparta) - Savaş kararı
almaya çalışıyorsunuz, biraz ciddi olun.
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) -
Şimdi siz bizi dinlemeye mi hazırsınız, yoksa böyle laflar atmaya falan mı
hazırsınız?
BAŞKAN - Evet buyurun Sayın Başbakan.
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önergeyle Anayasanın 92 nci
maddesindeki Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına izin verme yetkisinin
Mecliste olduğunu Anayasa emretmiş olmakla Yüce Meclisin Türk Silâhlı
Kuvvetlerini sayılan hallerde kullanılmasına izin verilme yetkisini almak için
huzurlarınızdayız. (DYP ve SHP sıralarından gürültüler)
Anayasanın 92 nci maddesi, halleri
sıraladıktan sonra; “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali
ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların veya
milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silâhlı
Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin
Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.”
Şimdi bu iznin verilmesini önergemizle
istedik.
M. TURAN BAYAZIT (İzmir) - Önergede izin
kelimesi geçmiyor Sayın Başbakan.
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) -
Müsaade buyurun efendim.
Bu konunun bir uygulaması var, 1964
tarihinde, 1967 tarihinde ve 1974 tarihinde bu yetkiler alınmış, bu izin.
M. TURAN BAYAZIT (İzmir) - Önergelerde
izin kelimesi yok, yanlış yapılmasın.
BAŞKAN - Müdahale etmeyin lütfen.
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) -
Efendim, alınmış ve bu yetkiler kullanılmış, hepimiz biliyoruz. Hatta burada
dikkat etmemiz gereken bir konu da, ilk yetkinin 1964 tarihinde alınmasına
rağmen ve ikincisinin 1967 tarihinde alınmasına rağmen, yetki 1974’te
kullanıldı, 10 sene sonra, aynı yetkiye göre, 1967’den 1974’e kadar.
Demekki, biz aldığımız yetkiyi derhal
kullanacak değiliz. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler) Niçin?.. Efendim
müsaade buyurun. Müsaade buyurun, anlatalım. Biliyorsanız, dinlemeyecekseniz ne
gereği var.
Körfezdeki durumdan biraz evvel bahsettim.
Körfezde sıcak savaş hali vardır. Bunu benim izah etmeme lüzum yok. (SHP ve DYP
sıralarından “Bilmiyoruz” sesleri, gürültüler)
Bilmiyorsanız, öyle uzun boylu mesele
değil...
İBRAHİM DEMİR (Antalya) - Resmi belgelerde
ne var?..
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) -
Değerli milletvekilleri o arkadaşlarımızı dinletmeye bir türlü alıştıramadık,
maalesef bir türlü intibak edemiyorlar.
Körfezde sıcak savaş hali vardır ve hemen
hemen süper devletler dahil çokuluslu diyebileceğimiz ki, neredeyse Sayın
İnönü’nün “dünya ordusu kurulsun” teklifi veyahut görüşü hemen hemen tahakkuk
etmek üzere... (Gürültüler)
ERDAL İNÖNÜ (İzmir) - O başka şey.
BAŞKAN - Müdahale etmeyelim lütfen...
Dinleyelim...
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) -
Körfezde kuvvet yığılması var. Irak da fiilen Küveyt’e girmiş, işgal etmiş ve
kendisine de ilhak etmiş.
ALİ HAYDAR ERDOĞAN (İstanbul) - “Küveyt”
değil, Kuveyt...
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Çok
güzel, bravo. Hakikaten şimdi bu zabıtlara geçecek.
Şimdi hal böyleyken, hemen bizim
sınırımızda bu faaliyetler canlılığını muhafaza ederken biz, ülkemizi sadece
korumak maksadıyla gerekli tedbirleri alabilmek için bu yetkiye başvurduk.
Siz şöyle düşünebilirsiniz: Dersiniz ki,
hayır, her ne kadar orada bir savaş hali söz konusu ise de, bunun etkileri bize
kadar ulaşmaz, bizi etkilemez, biz bundan müteessir olmayız, onun için de
herhangi bir tedbir almaya gerek yoktur. Siz böyle düşünebilirsiniz; ama biz
Hükümet olarak sorumluluk taşıyan ve tarihî sorumluluk taşıyan insanlar olarak
böyle düşünemeyiz. Gerekli tedbirlerimizi zamanında almalıyız. Çünkü hem
vicdanen hesap vermek durumundayız hem tarih önünde hesap vermek durumundayız.
Biz tedbirsiz kalabilirsek, bu çağda tedbirsiz kalabildiğimiz takdirde Yüce
Milletimiz bizi katiyen af etmez.
Şimdi, düşününüz; herhangi bir şekilde
Irak’tan bize bir tecavüz vaki olsa; ama dersiniz ki, “Canım niçin olsun?”
“Niçin olsun” derseniz, bakın biraz evvel, Sayın Demirel Sovyetler Birliğindeki
tehdidin dahi azalmış olduğuna pek kanaat getirilmemesi lazım geldiğini,
Bulgaristan ve Yunanistan’dan da bize vaki tecavüzlerin olabileceği ihtimalinin
göz önünden uzak tutulmaması lazım geldiğini söylerken bir şeye işaret
edebiliyor da ben sıcak savaş halinde bulunan ve Irak’ın Kuveyt’i işgali nedeni
ile oradan bana bir tecavüzün vaki olmayacağı rahatlığı içerisinde nasıl
olurum? Ben bu rahatlık içerisinde değilim. Ben bu rahatlık içerisinde
olmadığım için katiyen tecavüz maksadıyla değil, kendi topraklarımızı kendi
vatanımızı ve milletimizi savunabilme amacı ile bu yetkinin Hükümete verilmesinin
yararlı olacağına inanıyorum. Gerekli tedbirleri önceden alabilmek için
diyorum. Şimdi, düşününüz, Meclis çalışıyor, çalışmasına devam ederse, bakın
demin itiraz ediyordunuz, ben 92 nci maddenin son fıkrasını okudum, son
fıkrasında tatildeyken Cumhurbaşkanına, silâhlı kuvvetler, bir tecavüz halinde
kullanılabilmesi yetkisi verildiği halde siz Cumhurbaşkanının bu yetkiye
dayanarak yapmış olduğu faaliyetleri içinize sindiremezken biz şimdi bunu
Hükümete almak istersek, biz şimdi bunu Hükümete almak istiyorsak niçin bundan
rahatsızlık duyuyorsunuz? Yani işin aslı bu değil midir? Mesela,
diyebiliyorsunuz ki “Cumhurbaşkanı bu yetkiyi kullanabiliyor, Anayasa yazmış”
Ben, vaki bir tecavüz karşısında gerekli tedbirleri almak durumundayım;kendimi,
Hükümet olarak da bununla vazifeli addediyorum. Ben bu tedbirleri alamadığım
takdirde, gecenin bir saatinde Türkiye’ye bir tecavüz vukuunda, Meclisi kaç
gün, kaç saat içerisinde toplayıp, kaç saat içerisinde karar alınabileceğini
takdirlerinize arz ediyorum. Meclisi en aşağı 5 saat içerisinde toplarsınız.
Farz edin ki, gecenin 02.00’sinde bir tecavüz vuku buldu. Gecenin 02.00’sinde
vuku bulan bu tecavüz karşısında mukabele edebilmek, Türk Silâhlı Kuvvetlerini
sınır ötesine gönderebilmek için Meclis kararı alınmak lazımdır. Biz bu kararı
4 saatten, 6 saatten evvel alamayız. O
zamana kadar da zaten iş işten geçer. (SHP ve DYP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Lütfen...
BAŞBAKAN YILDIRIM AKBULUT (Devamla) - Ve
kaldı ki, ben daha evvel bu tedbirleri almak durumundayım.
Yüce Meclisin değerli üyeleri, ben
gerekçemi bu şekilde Yüce Meclise arz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(ANAP sıralarından alkışlar)
BEYTULLAH MEHMET GAZİOĞLU (Bursa) - Allah
belanı versin.
İBRAHİM DEMİR (Antalya) - Tarihin
yüzkarası.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım
Akbulut.
Şahısları adına...
DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başkan, şu
anda ciddî bir usul hatası yapmakta olduğunuzu düşünüyorum. Sayın Başbakan
açıklamalarından açıkça ortaya koymuştur. İzin verirseniz bir usul tartışmasını
gündeme getirmek istiyorum. Yani, başvurunun usulüyle ilgili.
Gerek 1964 ve gerekse 1967 tarihlerinde
alınan kararlardan tamamen farklı bir karar alınması söz konusudur. Çok
aceleyle ciddî bir yanlış yapılıyor. Bir Anayasa ihlaliyle karşı karşıyayız.
BAŞKAN - Bu safhada bir usul mevzuunun
tekrar açılması mümkün değil Sayın Baykal.
Buyurun Sayın Topçu. (DYP sıralarından
alkışlar)
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Sayın Başkan, Yüce
Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hükümetin istemiş olduğu yetki üzerinde
gruplar adına yapılan konuşmaları dinledikten sonra Sayın Başbakanı dinledik.
Anavatan Partisi Grubu adına konuşan
sayın...
BAŞKAN - Arkadaşlar lütfen oturalım,
ayakta dolaşmayalım.. Lütfen.
HASAN FECRİ ALPASLAN (Ağrı) - Efendim,
Sayın Başbakan mı konuşuyor ki dinleyelim?.. O kadar önemli değil yani.
BAŞKAN - Hayır, lütfen... Lütfen.
HASAN FECRİ ALPASLAN (Ağrı) - Herkes
istediği gibi davranabilir artık bu Mecliste... Genel Kurulda bile
konuşturmuyorlar Sayın Başbakanı.
BAŞKAN - Müdahale edildi efendim.
YAŞAR TOPÇU (Devamla) - Sayın Anavatan
Partisi sözcüsü değerli Recep Ergun Paşamızı dinlerken ve Sayın Başbakanı
dinlerken olayın çarptırıldığını ve istenen yetkiyle maksadın birbirine
uymadığını, özellikle Anavatan Partisi Grubu mensubu arkadaşlarımıza bazı
şeylerin yanlış izah edildiğini üzülerek tespit ettim.
Şimdi benim, Anavatan Partisi Grubu
mensubu arkadaşlarıma hassaten, bütün arkadaşlarıma rica ediyorum, burada bazı
belgeler okuyacağım, bu belgeler; -Sayın Başbakan tarafından bahsedilmiştir-
1964’te alınan, Kıbrıs’a yapılan çıkarma ile ilgili izin belgeleri denmiştir,
10 yıl sonra kullanıldı denmiştir. Değerli Anavatan Partisi sözcüsü Recep Paşa
bazı şeylerden bahsetmiş Anavatan Partisinin kesinlikle Türk Silâhlı Kuvvetlerinin dışarıda
kullanılmasına razı olmayacağını, bu yetkiyi sadece yurt savunması için
istendiğini bunu böyle anladıklarını ifade etmiştir.
Şimdi, değerli arkadaşlar, evvela tarihî
bir gerçeği burada tekrar etmek istiyorum. Meclislerin tarih içerisindeki çıkışı
iki sebebe dayanır. Bunlardan bir tanesi kralın aklına geldiği zaman vergi
toplaması, öbürkü, kralın, aklına geldiği zaman asker toplamasıdır. Meclislerin
tarihî seyri içerisindeki oluşumun halkların, milletlerin bu yetkileri
kralların elinden alıp kendi temsilcilerine vermek isteyişlerinin sebebi budur.
Bugün Türkiye Büyük MilletMeclisi Meclis olarak tarih içerisinde varlık sebebi
olan işlerden birisini görüşüyor; ama olaylar ve buradaki ifadeler
saptırılarak.
Değerli arkadaşlar, burada ısrarla deniyor
ki, “Biz, bu askeri dışarıda kullanmayacağız” Nerede kullanacaksınız? “Yurt
savunmasında kullanacağız.” Şimdi Anavatan Partisi sözcüsü Sayın Recep Ergun ve
Sayın Başbakan, “Benim ülkeme saldırıldığı zaman bir gece ben Meclisi mi
toplayacağım?” diyor.
Değerli arkadaşlar, dünyanın bütün
demokratik ülkelerinden savaş ilanı ve asker gönderme yetkisi Amerika Birleşik
Devletleri hariç meclislerdedir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde
hükümetler, “Bu akşam yattığımız zaman bize bir saldırı olsa bu meclisi toplayamayız”
diye meclisten kesin böyle bir yetki istemezler. O zaman bu yetkinin genel
istenmesi lazım; genel istenince de, anayasanın değiştirilmesi lazım. Yani
Sayın Başbakan ya da Sayın Recep Ergun burada Anayasanın yanlış düzenlendiğini,
bu işin 1924 Anayasasında olduğu gibi, sadece hükümete has bir iş olması
gerektiğini mi anlatmaya çalışıyorlar bu yetkiyi isterken? Çünkü bu yetkide
yurt savunmasından bahsedilmiyor. Bir daha okuyalım; biz mi okuduğumuzu
anlamıyoruz, Sayın Başbakan mı okuduğunu anlamıyor veya anlamazlıktan geliyor,
acaba Sayın Recep Paşa mı bu işleri anlamazlıktan geliyor. İstenen yetkiyi bir
daha okuyalım. Diyor ki: “Savaş hali ilanı verilemez. Münhasıran Meclise ait
bir yetkidir, hükümete devredilemez.” Şöyle bir şey söyleyelim, Anayasada
aksine bir hüküm yok diye, mesela Anayasanın 7 nci maddesi yasamayı, 8 inci
maddesi yürütmeyi düzenler. Mesela, Meclis, Bakanlar Kurulu üyelerini atama
işini üzerine alsa da Meclis tayin etse... Anayasada aksine hüküm yok. Eğer
Meclisin yetkisi hükümete devrediliyorsa, hükümetin yetkisi de meclise
devredilir; eğer yetki devri varsa. Yani 7 nci maddenin son cümlesindeki
“Yasama yetkisi devredilemez” hükmünden, “Efendim 87 nci maddedeki yasama
devredilmez ama, diğer yetkiler devredilebilir” sonucuna varıp da bu önerge
getirildiyse bu yanlıştır. Bu münhasıran Meclisin yetkisindedir, devredilemez;
savaş ilanı devredilemez. Şimdi devam edelim, bakınız ne diyor: “Türk Silâhlı
Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi...” Değerli Paşam, sözünüzü senet
kabul ettim, burada böyle diyor, istenen yetki, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin
yabancı ülkelere gönderilmesidir. Zaten Meclisten başka yetki istenmez. Yani
zatıâlinizin buyurduğu, Sayın Başbakanın buyurduğu bir gece Türkiye bilfarz
Irak’tan, bilfarz Yunanistan’dan, bilfarz Bulgaristan’dan bir tecavüzle
karşılaşırsa bunun için Meclisin toplanması gerekmez. 92 nci madde ülkenin
savunması maddesi değildir, depansif değildir;92 nci madde opansiftir, 92 nci
madde başka ülkelere silah gönderme yetkisini düzenliyor. Sayın Başbakan bunu
anlamaktan aciz mi?.. Değil bile bile saptırıyor... (DYP sıralarından “Aciz,
aciz” sesleri ve gürültüler)
Bir dakika, bir dakika beyler, Şimdi,
Sayın Başbakan diyor ki, “Örneği var” Bunun örneği yok, ben buradan okuyacağım.
1964’te Kıbrıs krizi olduğu zaman TürkSilâhlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a
gönderilmesi için Meclis kararı gerekmezdi. Neden gerekmezdi? 92 nci madde der
ki, “Uluslararası anlaşmalardan doğan taahhütler hariçtir” Bakın burada
yanımda, ben bunların geleceğini bildiğim için hazırlıklı geldim. 16 Ağustos
1960 tarihli Lefkoşe Anlaşmasının 1 inci maddesi -garanti anlaşması- açık,
okumak istemiyorum zamanı harcamamak için, sadece Yunanistan ve Türkiye
garantör olarak. Demek ki, aslında 1964’te Sayın İnönü, rahmetli İnönü bu
yetkiyi, bu izni istemek için Meclise gelmeyebilirdi, 1967’de Sayın Demirel bu
izni istemek için Meclise gelmeyebilirdi, 1974’te Sayın Ecevit bu izni istemek
için Meclise gelmeyebilirdi; onlar Meclise saygılarından geldiler. Ben
istediklerini okuyayım burada, bende var...
FAİK TARIMCIOĞLU (Bitlis) - Biz niye
geliyoruz?
YAŞAR TOPÇU (Devamla) - Ama istedikleri
şey başka. Bakınız: Sayın İnönü’nün istediği -Yazının sonunu okuyorum- “Kıbrıs’a Türk Silâhlı
Kuvvetlerinin gönderilmesine izin verilmesi” hususu. Anayasanın 66 ncı
maddesine göre isteniyor, yetki değil. O zamanki Anayasanın 66 ncı maddesi
şimdiki aynı maddedir, cümlesi virgülüne kadar aynı maddedir. Eğer Başkan izin
verirse vaktimiz sınırlamazsa okuyayım. 1961 Anayasasının 66 ncı maddesiyle
1982 Anayasasının 92 nci maddesinin
birinci fıkrası virgülüne kadar, noktasına kadar aynıdır değerli arkadaşlar;
yapmayın, etmeyin, lütfen... Aynı şeyler.
Şimdi 1967’ye geliyorum, Sayın Demirel’in
istediğine geliyorum. Buradan okuyorum : “Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı
ülkelere gönderilmesine izin verilmesi...” Dikkat ediniz, 1967. Sayın Ecevit’in
tezkeresi elimde, okuyorum : “Dış siyasî olaylarla ortaya çıkardığı ağır
şartlar sonunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16.8.1964 ve 93 sayılı, 1967
gün ve 148 sayılı kararlarıyla verilen izne dayanılarak, Kıbrıs’a yapılan
indirme ve çıkarma harekâtının meydana getirmesi muhtemel ihtilaflar karşısında
gerekliliği, sınırı ve miktarı Hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk
Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, Anayasanın 66 ncı
maddesi uyarınca izin verilmesi...”
Değerli arkadaşlar, burada izin
istenmiyor;Hükümetinizin istediği izin değildir. Bakınız ne diyor : “92 nci
maddesi uyarınca yetki verilmesi...”
BAŞKAN - Toparlayın lütfen.
YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Arkadaşlar, bu
karar, aynen bunlar gibi, yarın Resmî Gazetede yayımlanacak; böyle çıkarsa
yayımlanacak. Irak bunu görecek. Irak diyecek ki, Türkiye -Burada öyle diyor
çünkü, bunu da demek zorundasınız- benim Kuveyt’e çıkışım sebebiyle bana savaş
ilanı için yetki aldı, Türk Hükümeti. Bu yetki verilmez ama, diyelim ki
verdiniz. Benim üzerime kuvvet göndermek için yetki aldı diyecek.
Peki, şimdi Irak’ın bize bir saldırısı
yok; buraya Başbakan İkinci yardımcısını gönderdi, dedi ki, benim sizinle bir
problemim yok. Bu diyoruz ki, sınırlarımızda sıcak savaş var; peki, beyler, ben
Sayın Başbakana soruyorum, değerli arkadaşlarıma da soruyorum : Sınırlarımızda
savaş, bundan bir sene evvel, 10 yıl sürmedi mi? İran - Irak savaşı yapılırken,
bu Meclisten Hükümet geldi de savaş yetkisi mi istedi? Ki o zaman mermiler
düştü Türkiye’ye, Kuveyt’te değildi harp, iki devlet de sınır komşumuzdu ve
Irak’a da gıda yardımı yapıyorduk.
BAŞKAN - Sayın Topçu, toparlayın, vaktiniz
epey geçti.
YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Toparlıyorum Sayın
Başkanım.
A. CENGİZ DAĞYAR (Antalya) - “İzin” mi
denmesi lazım?
YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Efendim, hedef
gösterilerek...
Şimdi, bakınız; burada, Türkiye
Cumhuriyeti ordusunun bir bölümünün veya tamamının, yurt dışında kullanılmasına
izin isteniyor değerli arkadaşlarım. Biz diyoruz ki, kardeşim, bu izni niye
istiyorsunuz? Eğer uluslararası bir güç kuruluyorsa, bu güce bizim mümkün
mertebe girmememiz lazım. Neden girmememiz lazım?
Değerli arkadaşlarım, o güce katılan
İngiltere, Fransa, Almanya vesaire, onların körfezde menfaatı var. Menfaatı da
bir tarafa bırakalım, insanî mülahazalarla yaptıklarını düşünelim, demokrasi
aşkına yaptıklarını düşünelim, insanlık aşkına yaptıklarını düşünelim, yarın
onlar çekilip gidecek, Iraklılarla biz yine komşu yaşayacağız. Sayın Başbakanın
torunu, Sayın Başbakanın torununun oğlu Irak düşmanlığı içerisinde büyüyecek bu
memlekette, Niye? Siz sanıyor musunuz ki bir devlete düşmanlık yapacaksınız da
yirmi senede, otuz senede silinecek? Rusya’nın bir zamanlar Kars’ı, Ardahan’ı
istemesinin etkisi 45 sene sürmedi mi? Yunanistan’la Kurtuluş Savaşında
yaptığımız harbin etkisi hâlâ sürüyor, 60-70 senedir.
BAŞKAN - Sayın Topçu, lütfen toparlayalım.
YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Toparlıyorum
efendim.
Sel gidecek, kumu kalacak. Bizim Irak’la
durup dururken, bize bir saldırıda bulunmadan savaş ilanına kalkmamız, bizim
onların aleyhine asker göndermemiz; burada asker gönderme yetkisi isteniyor,
bir ülkeye saldırıldığı zaman yetki gerekmez, zaten Anayasanın 92 nci maddesi
onu düzenlemiyor, Anayasada böyle bir düzenleme maddesi de yok, saldırı halinde
anında cevap vereceksiniz... Size Irak saldırdı mı? Saldırdı. Siz Irak’ın
saldırısını püskürteceksiniz, ondan sonra Irak topraklarına gitmeniz
gerekiyorsa, içeri girmeniz gerekiyorsa, belki burada izin gerekebilir, yetki
yine gerekmez. Bunun dışında, ne bu yetkiler gerekir, ne savaş ilanını Meclis
devredebilir. Meclis, savaş ilanı yetkisini devredemez. Asker gönderme
yetkisini de devredemezsin. Ben, değerli Genel Başkanımın burada söylediği mülahazaların,
Sayın İnönü’nün söylemiş olduğu mülahazaların üzerine tekrar aynı şeyleri
söylemek istemiyorum. Biz bir Müslüman ülkeyiz; gidip, çok uluslu ordu
kuruluyor diye, oradaki Müslümanlarla savaşıp, kendimize yeni düşman kapılar
açamayız. Onun için ben, Sayın Paşanın sözlerini, yani Anavatan Partisi
Grubunun, asker gönderme yetkisini buradan çıkaracağını, savaş ilanı yetkisini
buradan çıkaracağını... Ancak, bu istek, bu arzu “Türkiye’ye saldırı halinde
asker kullanılmasına izin” demek suretiyle... O zaman burada, muhalefetiyle
iktidarıyla Türkiye’ye saldırılma halinde, varsa, Türkiye’ye saldırma
halinde...
FUAT ATALAY (Diyarbakır) - Anayasada o
yetki var zaten.
YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Hayır, eğer böyle
bir önerge geliyorsa, Türkiye’ye saldırı... Kaldı ki, oradada bir şeye
dikkatinizi çekerek sözümü tamamlayacağım...
BAŞKAN - Lütfen tamamlayın, sürenizi çok
geçtiniz.
YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Tamamlıyorum Sayın
Başkanım, sadece bir cümle...
Onda bile tereddüt etmeniz lazım...
Birinci Dünya Savaşına Osmanlı nasıl girdi? Midilli ve Yavuz zırhlılarıyla
girdi. Midilli ve Yavuz zırhlıları Boğaz’dan geçti, Osmanlı’ya geldi ve savaşın
içinde kendimizi bulduk. Yarın Irak damgası yemiş iki tane uçağın Türkiye’yi
bombalayıp, Türkiye’yi Irak’la savaşa sokmayacağından kimsenin garantisi
yoktur...
BAŞKAN - Sayın Topçu, kesmek zorunda
kalacağım; lütfen...
YAŞAR TOPÇU (Devamla)- Tamam.
... Bu tür yetkileri lütfen özellikle
Anavatan Partisi Grubuna mensup arkadaşlarımızın. Hükümetten gelmiş olmasından
kaynaklanan bir hassasiyetle ve çok dikkatle kullanmalarını istirham ediyorum,
hepinize saygı sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Topçu.
Şahsı adına, Sayın Kemal Anadol, buyurun.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan,
İçtüzüğe göre, hatip konuşmasını Meclise hitap ederek yapar. Ben, şu kalabalık
karşısında Meclise hitap etme olanağını bulamıyorum; çünkü, tarihî bir oturumda
Meclise, özellikle Bakanlar Kuruluna hitap etmek istiyorum. Lütfen konuşmamı bu
ölçüler içinde sağlayınız efendim, ondan sonra başlayacağım.
BAŞKAN - Evet...
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Mümkün değil
efendim, yani özellikle sayın bakanların beni dinlemesini istiyorum.
BAŞKAN - Evet, dinliyorlar sayın bakanlar.
GÜRCAN ERSİN (Kırklareli) - Ara verin
Sayın Başkan, ara verin.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Efendim, Sayın
Başkan...
BAŞKAN - Evet... Lütfen... Lütfen efendim.
Sayın Demirtaş, bir yerde oturarak
çalışmaya devam ederseniz... Lütfen...
Evet, buyurun Sayın Anadol.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Sayın Başkan,
evrak imzalanıyor Mecliste. İstirham ediyorum. Bakın, burada basın yok. Ben
buraya polemik yapmak için çıkmadım, vicdanımın sesini dile getirmek istiyorum.
Kapalı oturum...
BAŞKAN - Tamam, tamam, herkes...
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Peki, peki
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Lütfen arkadaşlar, oturalım.
Evet, buyurun Sayın Anadol.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Sayın Başkan,
Yüce Meclisin değerli üyeleri; demin söyledim; dinleyiciler yok, basın yok.
Burada konuştuklarımız, kim bilir kaç sene sonra açıklanacak. Tamamen
vicdanımın sesine uyarak tüm Meclise, iktidarıyla muhalefetiyle, içimden
gelenleri söylemek istiyorum. Gerçekten tarihî koşullar içindeyiz, tarihî anlar
yaşıyoruz, tarihin içinde yaşıyoruz. Ben bir hukukçu olarak, üçüncü dönem
parlamenterlik yapan bir politikacı olarak bir tehlikeye Yüce Meclisin
dikkatini çekmek istiyorum.
Burada kendimize ait olmayan bir yetkiyi
kullanma gibi ağır bir hukuk ihlaliyle, bir Anayasa suçunu işleme tehlikesiyle
karşı karşıya bulunuyoruz ve kendimize ait olmayan bu yetkiyi kullanırsak,
hukuka aykırı olarak, Anayasa suçu işleyerek savaşa neden olursak ve ondan
sonra bu yanlış karar, Bağdat’a gitmeden, Çankaya’dan, Anayasa Mahkemesinden
geri dönerse, bu karara oy verenler -tehdit etmiyorum, acı konuşuyorum, içimden
geleni söylüyorum, hiçbir kastım yok, beni yanlış anlamayın- Yüce Divan suçu
işlemiş olmuyor muyuz arkadaşlar?Yani, bu Meclisin yetkisinde olmayan bir
yetkiyi kullanarak Türkiye’yi maceraya sürüklersek, Anayasa Mahkemesi sizin bu
kararınızı iptal ederse -ki, edecek- o zaman siz Anayasa suçu işlemiş olmayacak
mısınız? Soruyorum, bir kasıt taşımaksızın soruyorum.
Arkadaşlar, ne 1924 Anayasası ne 1961
Anayasası ne 1982 Anayasası -Sayın Başbakanım, lütfen, vicdanınıza hitap
ediyorum, sağduyunuza hitap ediyorum- böyle Meclisin savaş ilan etme yetkisini,
savaş hali yetkisini Hükümete devretme hakkı vermez.
Şimdi Sayın Başbakan, burada, Kıbrıs ile
ilgili 1964, 1967 ve 1974 kararlarını okudular. Sayın Başbakan, 1974’te,
şerefli bir hukukçu olarak avukatlık yapıyordu, alın teriyle para kazanmaya
çalışıyordu, savunma hakkını kullanıyordu. Ben de, şerefli bir milletvekili
olarak, burada bu 1974 kararlarına, söz ettiği karara oy veren milletvekili
olarak, Türkiye’nin Kıbrıs’ta başlattığı barış harekâtına oy kullanan bir
milletvekili olarak görev yapıyordum. O günün anamuhalefet partisi lideri
burada, o günün bakanları burada, o gün milletvekili olup bugün ANAP’ta
milletvekili olan değerli arkadaşlarım da burada. O Kıbrıs kararlarına bir
baktığınız vakit -ister 1964, ister 1967’ye bakın- 1964, Türkiye’nin garantörü
olduğu, İngiltere, Yunanistan, Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ile Kıbrıs
Cumhuriyeti arasında imzalanan anlaşmaya dayanak. 1967, aynı şekilde “Mer’î
milletlerarası antlaşmaların verdiği hakka istinaden” diye başlıyor. Benim de
oy verdiğim ve bu oyumdan dolayı onur duyduğum 1974’deki karar da aynı
mahiyette yani uluslararası çok taraflı bir antlaşmaya istinaden Türkiye’ye
garantör devlet olarak verilen yetkiye istinaden Kısrıs’taki harekâtın
gerçekleşmesi için hükümete izin verilmiş. Şimdi bununla Kıbrıs Barış
Harekâtını doğuran kararlarla, bugün Sayın Başbakanın verdiği önerge arasında
hiç mi hiç alaka yok. Sayın Başbakan, 1974’te benim oy verdiğim kararı siz
benden iyi mi bileceksiniz?Nasıl bunu savunuyorsunuz, emsal olarak
gösteriyorsunuz?
Sonra, burada gerçekten yadırgadığım
şeyler var. Bakın arkadaşlar, bu Meclisin kurucusu BüyükAtatürk, “Egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir” yazmış, Sayın Başbakan diyor ki “Bir savaş
çıkarsa ben beş saatte MilletMeclisini mi toplayacağım?”. Sayın Başbakan, sizi
insafa davet ediyorum. Birinci Meclis Kurtuluş Savaşını kazanan Gazi Mustafa
Kemal Paşaya Başkumandanlık yetkisi vermek için aylarca tartışmış ve bunu
yadırgamamış Mustafa Kemal Paşa. Sakarya Savaşının 22 gün 22 gece süren en
kanlı günlerinde Meclis, Sakarya Savaşında sivil insanlar yapılan askeri
hataları kürsüye getirmişler, tartışmışlar, hangi beş saate Meclisi toplamaktan
bahsediyorsunuz. İşte bu Meclis böyle bir Meclis Birinci Meclis buralardan
bugüne gelmiş ve biz bu geleneği yıkmaya çalışıyoruz. Sayın Recep Ergun diyor
ki “Savaş hali ilanı filan yok, sadece yetki istiyoruz.” Arkadaşlar hepimiz
okuma yazma biliyoruz, Sayın Paşam insaf etsin, hükümete savaş ilanı, silâhlı
kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi
ve yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında Anayasanın 92
nci maddesi uyarınca yetki verilmesi hususunda gereğinizi müsaadelerinize arz
ederim” diyor. Savaş hali ilanı. Altını çizdim siz konuşurken.
Çok açık. Şimdi, ülke bir hücuma uğrarsa
ne olacak? Sayın Başbakan da onu söyledi. 92 nci maddenin ikinci fıkrası açık.
Cumhurbaşkanına yetki verilmiş. Peki ben size soruyorum :Sizin Özal’a güveniniz
yok mu? 92 nci maddenin bu sarahati karşısında bu önergeyi niye veriyorsunuz? O
zaman akla ister istemez birtakım sorular geliyor arkadaşlar.
Bakınız, Anayasanın 122 nci maddesi
sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halini düzenliyor. İşte savaş hali kabul
edildi mi bu önergeyle siz sıkıyönetim ilan edeceksiniz. 122 nci madde savaş
halini sıkıyönetim sebebi kabul ediyor. Neden?.. Bu konuda açıklık istiyoruz,
cevap istiyoruz, bu önerge kabul edilirse sıkıyönetim ilan edecek misiniz,
etmeyecek misiniz?.. Buna cevap istiyoruz.
İkincisi, arkadaşlar Türk Silâhlı
Kuvvetleri iç hizmetle idare ediliyor, İç Hizmet Kanunu var, İç Hizmet
Yönetmeliği var ve orada Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ülke tecavüze uğradığı
vakit ne yapacağı çok açık şekilde yazılıdır. Türk Silâhlı Kuvvetleri hep on
senede bir ülkeyi korumak, kollamak için darbe yapmaz, ülkeyi de savunur. Bu
kadar açık. Yani İç Hizmet Yasası varken siz zorlayarak hükümleri ille savaş
hali ilan edilsin. Anlamak mümkün değil. Sıkıyönetim getirmek için bu savaş
hali bir alettir, bir araçtır, bu konuda açık cevap istiyoruz. Kaldı ki burada
Sayın Recep Ergun’un, hatta Sayın Başbakanın, herhangi birisinin “Sözün
senettir” diye söz vermesi hiçbir şey ifade etmez. Burada savaş ilan etme
yetkisi Meclisindir ve buna rağmen, bu hükme rağmen Meclis Anayasa suçu
işleyerek bu önergeyi kabul ederse demin dediğim gibi Bağdat’a gitmeden Anayasa
Mahkemesinden dönecektir. Ayrıca siyasî tarafları da var.
Arkadaşlar, yine bu
Meclisin kurucusu Atatürk “Harp, hayatî ve zarurî olmalıdır, aksi halde bir
cinayettir” diyor ve cumhuriyet hükümetlerinin politikası bunun üzerine kurulmuştu
şimdiye kadar. Ama bu önerge kabul edilirse geleneksel Atatürkçü politika terk
edilmiş olacak ve Türkiye bundan sonra açıkça mütecaviz bir devlet olarak
uluslararası sahnede yer alacak. Atatürk’ün dış politikasını paspas gibi
çiğnemeye Atatürk’ün kurduğu bu Meclis üyelerinin hakkı yoktur arkadaşlar, bu
suçu işleyemeyiz.
Arkadaşlar, ne zaman
Meclis, yetkisini hükümete devretti? Bir defa... (ANAP sıralarından “Süre
dolmadı mı?” sesleri) Takdiri Sayın Başkana ait.
Bir defa Kore’de 5400
erimizi, astsubayımızı, subayımızı gönderdik ve hemen parantez içinde işaret
edeyim, yıllar geçtikten sonra aradan bacağı kopmuş, eli kopmuş, gözü kör olmuş
Kore gazilerinin Amerikan ambargosu karşısında Amerikalıların Kunuri Savaşında
onlara verdikleri teneke madalyaları yıllar sonra Amerikan Başkanına
postaladıklarını size hatırlatmak istiyorum, bir de maaşlarını; onun dışında
yok. 1961 Anayasasında böyle bir şey yok; açık Kıbrıs olayı, şimdi yine böyle
bir durum söz konusu değil.
Arkadaşlar, şimdi
Washington Post Gazetesinde günlük bir haber Türkiye ile ilgili : 400 milyon
dolar Yumurtalık’taki boru hattını kapatmaktan dolayı zararımız, 300 milyon
dolar da ihracattan dolayı zararımız ve 800 milyon dolar da Irak’tan alacağımız
var, 1,5 milyar dolar ediyor. Sayın Özal bugünkü Milliyet Gazetesinde diyor ki
:“Bu zarar herhangi bir şekilde tazmin edilecektir, söz aldım” diyor.
Değerli arkadaşlar, ben
neden buna oy vermeyeceğim? Sadece Anayasa suçu işlememek için değil, Amerikan
işyerlerinde Türkiye’de, Pirinçlik’te, İncirlik’te, Sinop’ta, İzmir’de ve
Ankara’da 4000 kişi çalışıyor ve çalışanlar stratejik görev yapmıyorlar. Orada
bulunan yurttaşlarımız çöpçülük yapıyorlar, tezgâhtarlık yapıyorlar ve altyapı
hizmetlerini yerine getiriyorlar.
İncirlik gündeme
geldiğinde, 3 Ağustos’ta Harb-İş’in grevi başladığında, müzakereye oturan
Amerikan işvereni 4 Ağustos ve 5 Ağustos günü, Baker’ın Türkiye’ye geleceği
gazetelerde yazınca, sendikayı muhatap almıyor, “13’ünden sonra konuşuruz”
diyor ve arkadaşlar, 13’ünden sonra Türkiye’de Bakanlar Kurulu karar aldı.
Harb-İş’in grevini erteledi; yani Amerikan işverenine, 4000 yurttaşımın,
emekçimin alın terini ver, toplu sözleşme müzakereleri, grev ortadan kalksın”
diyemeyen bir Hükümet, Amerika’nın talimatıyla Bakanlar Kurulu Kararı alarak grevi
erteleyen bir Hükümet, 1,5 milyar dolar zararı nasıl onlardan alacak; mümkün mü
arkadaşlar? Mümkün değil.
ALİ SAMİ AKKAŞ
(Balıkesir) - Ne bağırıyorsun burada?
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Yani söyleyeceğiniz tek şey bana, “Bağırma” demek mi? Yanlış söylüyorsam onu
söyleyin, ertelenmedi mi Harb-İş grevi?
Peki, sakin söyleyeyim,
4000 işçinin alın terini vermek için Amerikan işverenine lafı geçmeyen bu
Hükümet, bu kararı aldıktan sonra ülkeyi badirelere sürüklemeden nasıl doğru
dürüst bir dış politika izleyecek, geleneksel Atatürkçü dış politika silinecek,
barışçı politikamız biraraya gelecek?
Arkadaşlar sonra, Irak’ı
bu hale kim getirdi : Belçika silah sattı, Sovyetler silah sattı, Fransa silah
sattı, İngiltere silah sattı, Amerika silah sattı, Humeyni yenilsin diye silah
deposu haline geldi, petrol gelirleri hep oraya yattı. Silah satarken günün
birinde bu silahların kullanılacağı belli değil miydi? Silahı satarken iyi, o
silahı kullanmaya kalktığı vakit dünya yerinden oynuyor.
BAŞKAN- Evet, toparlayın
lütfen.
K. KEMALANADOL (Devamla)
- Toparlıyorum.
Arkadaşlar, şimdiye kadar
NATO’nun Ortadoğu’da ileri karakolu olmak isteyen anlayış, şimdi zengin Batı
ülkelerinin Ortadoğu’daki petrol bekçiliğine soyunduğu için, bu konuda gözü
kara olduğu için ve bu politikayı yürüten kişi, iktidara gelir gelmez, benim 2
gömleğim var; biri bayramlık biri idamlık, diyerek politikayı böyle insanların
canını yitirdiği bir kumar olarak kabul ettiği için, kumar mahiyetindeki bu
karara ben oy vermeyeceğim, gelecek kuşakların beni lanetlemesini istemiyorum.
Parti farkı gözetmeksizin elinizi vicdanınıza koyarak, Atatürk’ün Meclisine
layık insanlar olarak yetkimizi kimseye vermeden ve sağduyu ile karar
vereceğimizi sanarak, hepinizin bu yolda oy kullanacağınıza inanarak, saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Başbakanlık tezkeresini
oya koymadan evvel, Başbakanlığın bu tezkerede bir geniş düzeltme durumu
vardır, onu okutarak; bu şekliyle okutacağım ve ondan sonra açık oylama
talebini de tabi nazarı itibara alacağız.
FUAT ATALAY (Diyarbakır)
- Yeni bir tezkere oluyor bu Sayın Başkan.
M. TURANBAYAZIT (İzmir) -
Tekrar müzakere açmanız lazım o zaman.
BAŞKAN- Buyurun okuyun.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Yüce Mecliste müzakeresi
yapılan 12.8.1990 tarihli ve Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğünün
07-165-24-04402 sayılı tezkeremizin açıklığa kavuşturulması amacıyla, ülkemize
bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasıran olarak,
Bakanlar Kuruluna izin verilmesi, şeklinde önergenin düzeltilerek oya
sunulmasını saygılarımızla arz ederiz.
Yıldırım
Akbulut
Türkiye
Cumhuriyeti
Başbakanı
DENİZ BAYKAL (Antalya) -
Bunun yeniden müzakeresi gerekir Sayın Başkan.
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, Sayın Başbakanın verdiği düzeltmeye göre, esas tezkerenin
yeniden aldığı şekle göre okutacağım ve onu oylarınıza sunacağım.
DENİZ BAYKAL (Antalya) -
Yeniden müzakeresi gerekir.
M. TURANBAYAZIT (İzmir) -
Müzakeresi gerekir.
DENİZ BAYKAL (Antalya) -
Yeni bir tezkere söz konusu.
BAŞKAN- Sayın
milletvekillerimizin ve grup sözcülerinin görüşleri nazarı itibare alarak,
Anayasaya aykırı iddialarının da düzeltilmesi suretiyle getirilen şekildir ve
buradaki görüşlerimizin neticesinde ortaya çıkan bir metindir, okutuyorum :
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Irak’ın Kuveyt’i işgali
ve sonrası meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle,
Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi, muhtemel
gelişmeler karşısında Anayasanın 117 nci maddesine göre millî güvenliğin
sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce
Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete, ülkemize bir tecavüz vukuu halinde
derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak “Savaş Hali İlanı, Silâhlı
Kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması” konularında
Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesi hususunda gereğini
müsaadelerinize arz ederim.
Yıldırım
Akbulut
Başbakan
KAMER GENÇ (Tunceli) -
Sayın Başkan, değişiklik yok ki; “yetki” yerine “izin verilmesi” getirilmiş.
M. TURANBAYAZIT(İzmir) -
Sayın Başkan, müsaade eder misiniz? (ANAP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN- Bir dakika,
dinleyelim...
M. TURANBAYAZIT(İzmir) -
Sayın Başkan, bu değişiklik, sağduyunun hâkim olduğunu tescil eden bir
değişiklik. Hükümetin bu noktaya gelmesi yönünden memnuniyetimi bildirmek
istiyorum; ama Başbakanlığın tezkeresi alelade bir önerge değil. Bu oturumda
müzakere edilen Başbakanlık tezkeresi ile oya sunacağınız Başbakanlık tezkeresi
arasında fark vardır; çok önemli bir fark vardır. Bu değişiklik çok çok önemli
bir değişiklik taşıdığı için bu tezkerenin 73 üncü maddeye göre müzakereye
açılması gerekir. Takdir sizin.
BAŞKAN- Sayın Başbakan
kendisi öneriyor.
M. TURANBAYAZIT(İzmir) -
Çok önemli bir değişiklik taşıdığı için, bu tezkere üzerinde İçtüzüğün 73 üncü
maddesine göre yeniden müzakere açmanız gerekir.
Takdir sizindir.
BAŞKAN- Evet açık oylama
talebi vardır...
HASANZENGİN (Manisa) -
Sayın Başkan, usul hakkında söz istiyorum.
Önergeyi oylamaya
geçmeden önce şunu sormak istiyorum : Biz Irak’a harp ilan ediyor muyuz,
etmiyor muyuz? Bu, ülke yararına değildir: bu, yanlıştır. Temelden yanlıştır.
Bu, Hükümet tarafından geri alınmalıdır. Ben bunu reddediyorum...
BAŞKAN- Tezkere
düzeltiyor hiç endişe etmeyin. Evet, oylamaya geçiyorum.
FEHMİIŞIKLAR(Bursa) -
Sayın Başkan, bu yeni bir önergedir, tartışılması gerekir.
BAŞKAN- Bu açıklama
konuşmaları sizlerin ileri sürdüğünüz, Anayasaya göre birtakım görüşmelerin
ortaya çıkması bakımından açıklık getiriyor. Yeni bir şey değil.
FEHMİIŞIKLAR(Bursa) -
Haklısınız.
Bu bir değişikliktir.
Tutanaklara göre bir değişikliktir. Bu değişiklik üzerinde söz istiyorum.
BAŞKAN - Hayır hayır, hiç lüzum yok.
Buyurun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Hükümete Anayasanın 92
nci maddesi gereğince yetki verilmesine ilişkin önergenin oylanmasına İçtüzüğün
119 uncu maddesi gereğince açık oylama şeklinde yapılmasını saygılarımızla
öneririz.
Hasan Fehmi Güneş Onur
Kumbaracıbaşı
İstanbul Kocaeli
BAŞKAN - Açık oylama yapılması için
önergedeki imza sahipleri de bu arada ayağa kalkarsa...
|
|
Hasan Fehmi Güneş |
Onur Kumbaracıbaşı |
Neccar Türkcan |
|
|
İstanbul |
Kocaeli |
İzmir |
|
|
Fuat Erçetin |
Güneş Gürseler |
İbrahim Tez |
|
|
Edirne |
Tekirdağ |
Ankara |
|
|
Ali Haydar Erdoğan |
Mehmet Moğultay |
Önder Kırlı |
|
|
İstanbul |
İstanbul |
Balıkesir |
|
|
Yüksel Çengel |
Yaşar Yılmaz |
Kenan Süzer |
|
|
İstanbul |
Ankara |
Tokat |
|
|
Öner Miski |
Ahmet Ersin |
Zeki Ünal |
|
|
Hatay |
İzmir |
Eskişehir |
|
|
Halil Çulhaoğlu |
Erol Güngör |
Hilmi Ziya Postacı |
|
|
İzmir |
İzmir |
Aydın |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Önergenin ad okunarak açık oylanmasını arz
ve teklif ederiz.
|
|
Yaşar Topçu |
Cavit Erdemir |
Baki Durmaz |
|
|
Sinop |
Kütahya |
Afyon |
|
|
Ömer Barutçu |
Doğan Baran |
Ertekin Durutürk |
|
|
Zonguldak |
Niğde |
Isparta |
|
|
Haydar Baylaz |
Mehmet Gazioğlu |
Fuat Kılcı |
|
|
Bingöl |
Bursa |
İzmir |
|
|
Mehmet Korkmaz |
Abdullah Ulutürk |
Şinasi Altıner |
|
|
Kütahya |
Afyon |
Zonguldak |
|
|
Cemal Alişan |
Latif Sakıcı |
Önol Şakar |
|
|
Samsun |
Muğla |
Manisa |
|
|
İbrahim Gürdal |
İsmail Köse |
|
|
|
Isparta |
Erzurum |
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan önergenin görüşmeler
sonunda ad okunarak oylanmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
|
Fehmi Işıklar |
Kenan Sönmez |
Mehmet Kahraman |
|
|
|
Bursa |
İstanbul |
Diyarbakır |
|
|
Abdullah Baştürk |
Arif Sağ |
Kemal Anadol |
|
|
İstanbul |
Ankara |
İzmir |
|
|
İbrahim Aksoy |
Adnan Ekmen |
Ekin Dikmen |
|
|
Malatya |
Mardin |
İçel |
|
|
Hüsnü Okçuoğlu |
Kâmil Ateşoğulları |
Cüneyt Canver |
|
|
İstanbul |
Ankara |
Adana |
|
|
Mehmet Ali Eren |
Salih Sümer |
İsmail Hakkı Önal |
|
|
İstanbul |
Diyarbakır |
İstanbul |
BAŞKAN - Açık oylamanın
şekli hakkında İçtüzüğe göre Genel Kurulun kararını alacağım.
1. - Açık oylamanın adı
okunan sayın milletvekilinin kürsüye konacak oy kutusuna oy pusulasını atması
suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler.... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
2. - Açık oylamanın, adı
okunan sayın milletvekilinin ayağa kalkarak “Kabul-red” veya “Çekimser”
şeklinde oyunu belirtmesi suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum : Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. (SHP ve DYP sıralarından
“Başka şekil mi kaldı?” sesleri, gürültüler)
Bu takdirde İçtüzükteki
birinci ve ikinci oylama şekilleri kabul edilmediğine göre üçüncü şekil oylama
yapılmadan uygulanacaktır.
Açık oylama, oy kutusu
sıralar arasında dolaştırılmak suretiyle yapılacaktır. (SHP ve DYP sıralarından
gürültüler)
Evet, kupalar sıralar
arasında dolaştırılarak milletvekilleri oylarını kullansınlar.
(Oylar toplandı)
BAŞKAN - Oyunu
kullanmayan arkadaşlarımız kupalara oylarını atsınlar...
Oylama işlemi
tamamlanmıştır. Kupalar kaldırılsın.
(Oyların ayırımı yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri; Başkanlık tezkeresinin açık oylama sonucunu arz ediyorum :
363 milletvekili oylamaya
iştirak etmiş; 211 kabul, 141 ret, 1 çekimser, 10 geçersiz oy kullanılarak
Başbakanlık tezkeresi kabul edilmiştir. (1)
Bu arada, kapalı oturumun
tutanak özeti de hazırlanmıştır, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre okutuyorum :
Dışişleri Bakanı Ali
Bozer, Anayasanın 92 nci maddesine göre verilmiş olan Başbakanlık tezkeresi
üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün 71 inci maddesine göre kapalı oturumda
yapılmasının gerekçesini açıkladı. Tezkerenin görüşmelerinin kapalı oturumda yapılması
kabul edildi.
Irak’ın Kuveyt’i işgali
ve sonrasında meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle
Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel
gelişmeler karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre, millî güvenliğin
sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce
Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete; ülkemize bir tecavüz vukuu halinde
derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak, savaş hali ilanı, Silâhlı
Kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında
Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi okundu. SHP Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal İnönü, DYP Grubu
adına Isparta Milletvekili Süleyman Demirel, ANAP Grubu adına Kayseri
Milletvekili Recep Orhan Ergun ve kişisel olarak da Sinop Milletvekili Yaşar
Topçu ile İzmir Milletvekili Kemal Anadol bu konudaki görüşlerini açıkladılar.
Başbakanlık tezkeresi
açık oya sunuldu. Saat 21.30’da açık oturuma geçildi.
Başkan
Kaya
Erdem
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
Mustafa Sarıgül |
|
Mustafa Ertuğrul Ünlü |
|
|
İstanbul |
|
Bursa |
BAŞKAN - Açık oturuma
geçilmesi konusunu...
ONUR KUMBARACIBAŞI
(Kocaeli) - Sayın Başkan, izin verirseniz bir konuyu açıklamak istiyorum...
BAŞKAN - Buyurun.
ONUR KUMBARACIBAŞI
(Kocaeli) - Tutanak özeti tam buradaki müzakere safahatını yansıtmıyor efendim,
değişiklik olduğunu da ifade edersek, o zaman tam olur.
BAŞKAN - O değişiklik
şekline göre okutmuşlar...
ONUR KUMBARACIBAŞI
(Kocaeli) - Hayır efendim, o, özette yok, o cümle de konursa iyi olur.
FUAT ATALAY (Diyarbakır)
- Sayın Başkan, tutanak özeti gelişmeleri aktaracak şekilde değil. Verilen
önerge biliyorsunuz daha sonra değiştirildi. Özet, bu gelişmeleri yansıtmıyor.
RAŞİT DALDAL (Niğde) -
Efendim, değişik şekliyle okundu zaten.
BAŞKAN - Tutanakta ifade
ediyor efendim. (SHP sıralarından “Etmiyor” sesleri)
Arkadaşların söylediği,
bir daha okuyalım; ama, o değişikliği ifade ediyor dediler. (SHP sıralarından
“Etmiyor” sesleri)
Sayın arkadaşlar,
esasında bütün tutanaklar gizli olarak, tam metin muhafaza ediliyor. Bu size
söylenilen, o tam metnin özetidir, tutanak özetidir, bu da gizli olarak
kalacaktır.
M. TURAN BAYAZIT (İzmir)
- Bir daha okutabilir misiniz Sayın Başkan?
BAŞKAN - Tabiî.
Bir daha okuyun lütfen.
“Dışişleri Bakanı Ali
Bozer, Anayasanın 92 nci maddesine göre verilmiş olan Başkanlık tezkeresi
üzerindeki görüşmelerin, İçtüzüğün 71 inci maddesine göre, kapalı oturumda
yapılmasının gerekçesini açıkladı; tezkerenin görüşmelerinin kapalı oturumda
yapılması kabul edildi.
Irak’ın Kuveyt’i işgali
ve sonrası meydana gelen, ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle,
Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel
gelişmeler karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre millî güvenliğin
sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce
Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete, ülkemize bir tecavüz vukuu halinde
derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak, savaş hali ilanı, Silâhlı
Kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konularında,
Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi okundu;
SHP Grubu adına İzmir
Milletvekili Erdal İnönü...
FUAT ATALAY (Diyarbakır)
- Sayın Başkan, böyle bir tezkere okunmadı; bu konuda önerge geldi daha sonra.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Memurlar doğru yazsın.
BAŞKAN - Bir dakika....
Evet, o esas okunan
konulardan sonra gruplar adına konuşmalar; “Bu konudaki görüşlerini açıkladılar
- SHP Grubu, Doğru Yol, ANAP; kişisel olarak da iki milletvekili - Başbakanlık
tezkeresinin değiştirilen yeni şekli açık oya sunuldu.” Saat 21.30’da açık
oturuma da geçiliyor, şimdi.
Kapalı oturumun terk
edilerek açık oturuma geçilmesini teklif ediyorum : Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Açık oturumun gerekleri
sayın idare amirleri tarafından lütfen yerine getirilsin.
Kapanma Saati : 21.35
Irak’ın
Kuveyt’i işgali ve sonrası meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren
olaylar sebebiyle, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye
düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre,
millî güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına
hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete, ülkemize bir
tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak savaş
hali ilânı, silâhlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin
yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de
bulunması konularında Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesi
hususunda yapılan açık
Üye Sayısı : 450
Oy Verenler : 363
Kabul Edenler : 211
Reddedenler : 141
Çekimser : 1
Geçersiz Oylar : 10
Oya Katılmayanlar : 77
Açık üyelikler : 10
(Kabul Edenler)
ADANA
Ahmet Akgün Albayrak
Ledin Barlas
Mehmet Ali Bilici
Ersin Koçak
İbrahim Öztürk
Mehmet Perçin
ADIYAMAN
Mehmet Deliceoğlu
Abdurrahman Karaman
AFYON
Metin Balıbey
Mustafa Kızıloğlu
Hamdi Özsoy
Nihat Türker
AĞRI
Hasan Fecri Alpaslan
Cezmi Erat
AMASYA
İsmet Özarslan
Hasan Adnan Tutkun
ANKARA
Rifat Diker
Hüseyin Barlas Doğu
Göksel Kalaycıoğlu
Alpaslan Pehlivanlı
Mehmet Sezai Pekuslu
Mehmet Sağdıç
Halil Şıvgın
Mustafa Rüştü Taşar
Ercan Vuralhan
ANTALYA
Hasan Çakır
Abdullah Cengiz Dağyar
Cengiz Tuncer
ARTVİN
Bahattin Çaloğlu
AYDIN
Cengiz Altınkaya
Ömer Okan Çağlar
Mehmet Özalp
Mehmet Yüzügüler
BALIKESİR
Ali Sami Akkaş
Kudret Bölükoğlu
İsmail Dayı
Fenni İslimyeli
Necat Tunçsiper
Ahmet Edip Uğur
BİLECİK
Mehmet Seven
BİNGÖL
Mehmet Ali Doğuşlu
BİTLİS
Kâmran İnan
Faik Tarımcıoğlu
BOLU
Seçkin Fırat
Ahmet Şamil Kazokoğlu
Kâzım Oksay
BURDUR
Fethi Çelikbaş
Sait Ekinci
İbrahim Özel
BURSA
Ahmet Kurtcebe Alptemoçin
İlhan Aşkın
Mehmet Gedik
Fahir Sabuniş
İsmet Tavgaç
Mustafa Ertuğrul Ünlü
ÇANAKKALE
Mustafa Cumhur Ersümer
İlker Genlik
Mümin Kahraman
Ayhan Uysal
ÇANKIRI
Ali Çiftçi
Ali Necmettin Şeyhoğlu
İlker Tuncay
ÇORUM
Ünal Akkaya
Nevzat Aksu
Mustafa Namlı
DENİZLİ
Muzaffer Arıcı
Aycan Çakıroğulları
İsmail Şengün
DİYARBAKIR
Abdulkadir Aksu
EDİRNE
İsmail Üğdül
ELÂZIĞ
Hüseyin Cahit Aral
Nizamettin Özdoğan
ERZİNCAN
Metin Yaman
ERZURUM
Sabahattin Aras
Togay Gemalmaz
Mehmet Kahraman
Rıza Şimşek
Mustafa Rıfkı Yaylalı
ESKİŞEHİR
Mustafa Balcılar
İsmet Oktay
GAZİANTEP
Mehmet Akdemir
GİRESUN
Burhan Kara
Mehmet Ali Karadeniz
Yavuz Köymen
GÜMÜŞHANE
Ülkü Gökalp Güney
Muhittin Karaman
Mahmut Oltan Sungurlu
HATAY
Mehmet Vehbi Dinçerler
Mehmet Pürdeloğlu
İÇEL
Hikmet Biçentürk
Ali Bozer
Ali Er
Ali Rıza Yılmaz
Rüştü Kâzım Yücelen
İSTANBUL
Cevdet Akçalı
Avni Akyol
Abdülbaki Albayrak
Yaşar Albayrak
İmren Aykut
Orhan Demirtaş
Hayrettin Elmas
Halil Orhan Ergüder
Nuri Gökalp
Temel Gündoğdu
Talat İçöz
Adnan Kahveci
Altan Kavak
Leyla Yeniay Köseoğlu
İbrahim Özdemir
Mustafa Hilmi Özen
Güneş Taner
Ali Tanrıyar
Sudi Türel
Reşit Ülker
Adnan Yıldız
Namık Kemal Zeybek
İZMİR
Işın Çelebi
H. Hüsnü Doğan
Burhan Cahit Gündüz
Kemal Karhan
Işılay Saygın
Ramiz Sevinç
KAHRAMANMARAŞ
Mehmet Onur
Ali Topçuoğlu
KARS
İlhan Aküzüm
Sabri Aras
Yasin Bozkurt
Kerem Güneş
KASTAMONU
Sadettin Ağacık
Murat Başesgioğlu
KAYSERİ
M. İrfan Başyazıcıoğlu
Recep Orhan Ergun
Nuh Mehmet Kaşıkçı
Seyit Halil Özsoy
Mustafa Şahin
Abdulmecit Yağan
Mehmet Yazar
KIRKLARELİ
Cemal Özbilen
KIRŞEHİR
Kâzım Çağlayan
Şevki Göğüsger
Gökhan Maraş
KOCAELİ
Bülent Atasayan
KONYA
Abdurrahman Bozkır
Kadir Demir
Mustafa Dinek
Ziya Ercan
Mehmet Keçeciler
Haydar Koyuncu
Adil Küçük
Ali Talip Özdemir
Ali Pınarbaşı
Saffet Sert
Mehmet Şimşek
Abdullah Tenekeci
KÜTAHYA
Mustafa Uğur Ener
Mehmet Rauf Ertekin
Mustafa Kalemli
MALATYA
Mehmet Bülent Çaparoğlu
Galip Demirel
Metin Emiroğlu
Yusuf Bozkurt Özal
Talat Zengin
MANİSA
Gürbüz Şakranlı
Mehmet Yenişehirlioğlu
MUĞLA
Ahmet Altıntaş
Süleyman Şükrü Zeybek
MUŞ
Alaattin Fırat
Mehdin Işık
Mehmet Emin Seydagil
NEVŞEHİR
Ali Babaoğlu
NİĞDE
Raşit Daldal
ORDU
Ertuğrul Özdemir
Nabi Poyraz
Yılmaz Sanioğlu
İhsan Nuri Topkaya
Gürbüz Yılmaz
RİZE
Mustafa Nazikoğlu
Mustafa Parlak
Şadan Tuzcu
SAKARYA
Yalçın Koçak
Mümtaz Özkök
Ayhan Reyhan Sakallıoğlu
Ersin Taranoğlu
SAMSUN
Kemal Akkaya
SİİRT
Kemal Birlik
Kudbettin Hamidi
SİVAS
Ömer Günbulut
Mahmut Karabulut
Kaya Opan
Şakir Şeker
ŞANLIURFA
Necati Akıncı
Osman Doğan
Eyüp Cenap Gülpınar
Bahri Karakeçili
Aziz Bülent Öncel
TEKİRDAĞ
Ali Rıfkı Atasever
Ahmet Karaevli
TOKAT
Metin Gürdere
Mehmet Zeki Uzun
Erkan Yüksel
TRABZON
İbrahim Çebi
Necmettin Karaduman
UŞAK
Ahmet Avcı
Mümtaz Güler
MehmetTopaç
VAN
İhsan Bedirhanoğlu
Reşit Çelik
Selahattin Mumcuoğlu
YOZGAT
Ali Şakir Ergin
ZONGULDAK
Pertev Aşçıoğlu
Ömer Faruk Macun
(Reddedenler)
ADANA
Cüneyt Canver
M. Halit Dağlı
Abdullah Sedat Doğan
Mahmut Keçeli
Selahattin Kılıç
Orhan Şendağ
AFYON
Baki Durmaz
Abdullah Ulutürk
AMASYA
Mehmet Tahir Köse
Kâzım Ulusoy
ANKARA
Erol Ağagil
Kâmil Ateşoğulları
Beşer Baydar
Ömer Çiftçi
Eşref Erdem
Tevfik Koçak
Arif Sağ
İbrahim Tez
Rıza Yılmaz
Yaşar Yılmaz
ANTALYA
Adil Aydın
Deniz Baykal
İbrahim Demir
Hasan Namal
ARTVİN
Ayhan Arifağaoğlu
Hasan Ekinci
AYDIN
Hilmi Ziya Postacı
Nabi Sabuncu
BALIKESİR
İ. ÖnderKırlı
BİLECİK
Tayfur Ün
BİNGÖL
Haydar Baylaz
BOLU
Turgut Yaşar Gülez
BURSA
Abdulkadir Cenkciler
Cavit Çağlar
Beytullah Mehmet Gazioğlu
Fehmi Işıklar
ÇORUM
Rıza Ilıman
Cemal Şahin
DENİZLİ
Esat Yıldırım Avcı
Adnan Keskin
Hüdai Oral
DİYARBAKIR
Fuat Atalay
Ferit Bora
Hikmet Çetin
Mehmet Kahraman
Salih Sümer
EDİRNE
Mehmet Fuat Erçetin
Erdal Kalkan
ELÂZIĞ
Ahmet Küçükel
Ali Rıza Septioğlu
Mehmet Tahir Şaşmaz
ERZİNCAN
Mustafa Kul
ERZURUM
İsmail Köse
ESKİŞEHİR
Zeki Ünal
GAZİANTEP
Abdulkadir Ateş
Mustafa Yılmaz
GİRESUN
Mustafa Çakır
Rüştü Kurt
HAKKÂRİ
Cumhur Keskin
HATAY
Mehmet Dönen
Mustafa Kemal Duduoğlu
Turhan Hırfanoğlu
Öner Miski
Ali Uyar
ISPARTA
Süleyman Demirel
Abdullah Aykon Doğan
Ertekin Durutürk
İbrahim Gürdal
İÇEL
Etem Cankurtaran
Ekin Dikmen
Durmuş Fikri Sağlar
M. İstemihan Talay
İSTANBUL
Abdullah Baştürk
M. Ali Eren
Hasan Fehmi Güneş
Aytekin Kotil
Mehmet Moğultay
Hüsnü Okçuoğlu
İsmail Hakkı Önal
Mustafa Sarıgül
Yusuf Kenan Sönmez
Mustafa Timisi
Ali Topuz
İZMİR
Veli Aksoy
K. Kemal Anadol
M. Turan Bayazıt
Halil Çulhaoğlu
Ahmet Ersin
Akın Gönen
Erol Güngör
Neccar Türkcan
KAHRAMANMARAŞ
Atilla İmamoğlu
Ali Şahin
Ahmet Uncu
KARS
Mahmut Alınak
Vedat Altun
KASTAMONU
Nurhan Tekinel
KAYSERİ
Ahmet Servet Hacıpaşaoğlu
KIRKLARELİ
Gürcan Ersin
İrfan Gürpınar
KOCAELİ
Erol Köse
Onur Kumbaracıbaşı
Ömer Türkçakal
KONYA
Ömer Şeker
Vefa Tanır
KÜTAHYA
Mehmet Korkmaz
MALATYA
İbrahim Aksoy
MANİSA
Ümit Canuyar
Sümer Oral
Önol Şakar
M. Erdoğan Yetenç
Hasan Zengin
MARDİN
Süleyman Çelebi
Mehmet Adnan Ekmen
Ahmet Türk
MUĞLA
Tufan Doğu
Musa Gökbel
NEVŞEHİR
Cemal Seymen
NİĞDE
Doğan Baran
Mahmut Öztürk
SAKARYA
Mehmet Gölhan
Ahmet Neidim
SAMSUN
İlyas Aktaş
Cemal Alişan
İrfan Demiralp
Ali Eser
SİNOP
Özer Gürbüz
YaşarTopçu
SİVAS
Ekrem Kangal
TEKİRDAĞ
Güneş Gürseler
Enis Tütüncü
TOKAT
Kâzım Özev
Kenan Süzer
TRABZON
Mehmet Çakıroğlu
TUNCELİ
Kamer Genç
Orhan Veli Yıldırım
ZONGULDAK
Şinasi Altıner
Veysel Atasoy
Güneş Müftüoğlu
Köksal Toptan
(Çekinser)
İSTANBUL
Mehmet
Necat Eldem
(Geçersiz Oylar)
ANKARA
Zeki
Yavuztürk
EDİRNE
Şener
İşleten
ESKİŞEHİR
M. Cevdet
Selvi
İSTANBUL
İsmail Cem
Ali Haydar
Erdoğan
İZMİR
Birgen
Keleş
MUŞ
Erkan
Kemaloğlu
NEVŞEHİR
Esat
Kıratlıoğlu
RİZE
A. Mesut
Yılmaz
ZONGULDAK
Ömer
Barutçu
(Oya Katılmayanlar)
ADANA
Mehmet Can
Yılmaz
Hocaoğlu (Bşk. V.)
AĞRI
Yaşar
Eryılmaz
Mehmet
Yaşar
ANKARA
Muzaffer
Atılgan
Onural
Şeref Bozkurt
Kâmil
Tuğrul Coşkunoğlu
Mehmet
Çevik
Tevfik
Ertürk
Hazım
Kutay
AYDIN
Mustafa
Bozkurt
BİNGÖL
İlhami
Binici
BİTLİS
Muhyettin
Mutlu
BOLU
Nevzat
Durukan
BURSA
Hüsamettin
Örüç (B.)
DİYARBAKIR
Nurettin
Dilek
ERZİNCAN
Yıldırım
Akbulut (Başbakan)
ERZURUM
Nihat
Kitapçı
ESKİŞEHİR
Erol
Zeytinoğlu
GAZİANTEP
Mustafa
Hikmet Çelebi
Ahmet
Günebakan
Hasan
Celâl Güzel
Hasan
Tanrıöver
Ünal Yaşar
HAKKÂRİ
Naim
Geylani
İSTANBUL
Behiç Sadi
Abbasoğlu
Bülent
Akarcalı
Bedrettin
Doğancan Akyürek
Yüksel
Çengel
İsmail
Safa Giray (B.)
Ömer
Ferruh İlter
Mehmet
Cavit Kavak
Recep Ercüment Konukman (B.)
İZMİR
Türkân
Akyol
İsmet Kaya
Erdem (Başkan)
Erdal
İnönü
Fuat Kılcı
KAHRAMANMARAŞ
Adil Erdem
Bayazıt
Ülkü
Söylemezoğlu
KASTAMONU
Hüseyin
Sabri Keskin
KOCAELİ
Abdulhalim
Aras (Bşk. V.)
Alaettin
Kurt
A. Rıza
Sirmen
KÜTAHYA
H. Cavit
Erdemir
MANİSA
Ekrem
Pakdemirli
Münir F. Yazıcı
MARDİN
Beşir
Çelebioğlu
Abdülvahap
Dizdaroğlu
Nurettin
Yılmaz
MUĞLA
Latif
Sakıcı
NİĞDE
Haydar
Özalp
Birsel
Sönmez
ORDU
Bahri
Kibar
Şükrü
Yürür (B.)
SAMSUN
Mehmet
Akarca
Nafiz Kurt
(İ. A.)
Hüseyin
Özalp
SİİRT
İdris
Arıkan
Zeki Çeliker
SİNOP
Hilmi
Biçer
SİVAS
Yılmaz
Altuğ
Mehmet
Mükerrem Taşçıoğlu
ŞANLIURFA
Murat
Batur
Mustafa
Demir
TOKAT
Talat
Sargın
TRABZON
Avni Akkan
Eyüp Aşık
Hayrettin
Kurbetli
Fahrettin
Kurt (B.)
VAN
Hüseyin
Aydın Arvasi
Muslih
Görentaş
YOZGAT
Cemil
Çiçek (B.)
Seyit
Ahmet Dalkıran
Lutfullah
Kayalar (B.)
Mahmut
Orhon
ZONGULDAK
Tevfik
Ertüzün
Mustafa
Tınaz Titiz
ADIYAMAN (2)
ANTALYA
(1)
ÇORUM
(1)
DİYARBAKIR (1)
HATAY
(2)
İSTANBUL
(1)
SAMSUN (1)
SİİRT (1)