TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  56’ncı Birleşim

                                                                                               4 Şubat 2014 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, su ürünleri mühendisleri ve teknikerleri ile balıkçılık teknolojisi mühendislerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, yargıya ve yolsuzluklara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’in, biat kültürüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisi’nde bir hidroelektrik santrali yapılmak istenmesine ilişkin açıklaması

2.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, 17/12/2013 tarihinden bu yana, suçlamalara dayanak olan delil ve belgeleri ortaya çıkaran savcı, hâkim ve emniyet görevlilerinin tasfiye edildiğine ve yolsuzlukları sorgulayan millî iradeye yasak getirildiğine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, kapatılacak 29 il özel idaresinde hizmet alımı kapsamında çalışan personelin durumunun ne olacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Başbakan ve AKP’nin rüşvet, usulsüzlük ve yolsuzluktan dolayı zan altında olduğuna ve Başbakanın bu iddiaları kamuoyunu ikna edecek şekilde açıklaması ya da istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Afyon Valisi ile bir polis memuru arasında yaşanan ve basına da yansıyan bir olaya ve namusuyla görev yapan polisleri kutladığına ilişkin açıklaması

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de telekomünikasyan ve kuyumculuk alanında faaliyet gösteren esnafın kredi kartlarına taksit sınırlaması getiren düzenlemeden şikâyetçi olduğuna ve bu düzenlemenin gözden geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’ne ilişkin açıklaması

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ın bazı ilçelerindeki çiftçilerin sıkıntılarına ve borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili beklentileri olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Hükûmetin tarım politikasına ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, iş yeri kazalarında ve bu kazalarda ölen işçi sayısında dünyada ilk sıralarda olduğumuza ve kentsel dönüşüm nedeniyle yapılan yıkım çalışmalarında tam donanımlı ve profesyonel bir uygulama olması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, bir milletvekilinin rüşvet ve yolsuzlukla ilgili verdiği soru önergesinin yer aldığı web sayfasının karartılmasına ve İnlice’yi Adıyaman ve Kâhta’ya bağlayan yolun durumuna ilişkin açıklaması

12.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İnlice’yi Adıyaman ve Kâhta’ya bağlayan yol çalışmalarının bitirildiğine, İskilipli Atıf Hoca’nın ölüm yıl dönümüne ve AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana demokratikleşme yolunda önemli adımlar atıldığına ilişkin açıklaması

13.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, grup başkan vekillerinin açıklama yapmak için kullandıkları söz haklarının 10 kişiye verilen birer dakikalık söz hakkının dışında olduğuna ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümü üzerinde MHP Grubu ve şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve 27 milletvekilinin, 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı kutlamaları esnasında meydana gelen olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/845)

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 27 milletvekilinin, öğretmenlerin uğramış olduğu şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/846)

3.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş ve 19 milletvekilinin, Roman vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/847)

B) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Şubat 2014 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Sağlık ve Tüketicinin Korunması” konulu seminere katılım sağlanması hususuna ilişkin tezkeresi (3/1369)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle 5/4/2014 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi” konulu toplantıya katılım sağlanması hususuna ilişkin tezkeresi (3/1370)

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/296) esas numaralı 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/144)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 31/1/2014 tarih ve 2986 sayı ile MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından AKP’nin on bir yıldır uyguladığı ekonomik politikaların oluşturduğu yapısal riskleri ile rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası yaşanan gelişmeler ışığında özel sektör borcunun, borcun kısa ve uzun vadede artış nedenlerinin, kur riskinin doğuracağı zararların, Merkez Bankası politikalarına etkilerinin ve borcun çevrilmesiyle ilgili sorunların ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 4 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 63’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 64’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Dışişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

2.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

3.- Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

 

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bazı şirketlere yönelik vergi incelemelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/36012)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Almanya’da bir taraftar grubunca toplanan yardım kolilerinin THY tarafından taşınmak istenmediği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan'ın cevabı  (7/36096)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen gazete ve ikram malzemeleri alımlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/36223)

4.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, 2002-2013 yılları arasında Giresun’a yapılan yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı  (7/36280)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, el değiştirilen bir TV kanalında işten çıkartılan işçilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı  (7/36310)

6.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Türk Hava Yollarına ait uçaklarda bazı gazetelerin dağıtılmamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36315)

7.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık çalışanlarına tahsis edilen cep telefonu sayısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/36433)

8.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’de elektrik dağıtım şirketinin uygulamalarından kaynaklanan şikâyetlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/36434)

9.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’daki çocuk işçi sayısına ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/36451)

10.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık çalışanlarına tahsis edilen cep telefonu sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36483)

11.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, son on yılda kurulan vakıf sayısı ile vakıflara aktarılan kamu kaynağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36672)

12.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Kuzey Irak’ta iş yapan Türk firmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/36679)

13.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından İstanbul’da kiralanan ve satın alınan araçlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36685)

14.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, eski bakanlara tahsis edilen makam araçlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36749)

15.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında kiralanan depo ve satış reyonlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36750)

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında kiralanan ambarlar ve lojistik merkezlerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36751)

17.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Merkezi Bilgi Sistemi için satın alınan mal ve hizmetlere,

Bazı programlar için satın alınan mal ve hizmetlere,

GÜVAS sistemi için satın alınan mal ve hizmetlere,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36752), (7/36770), (7/36775)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında uluslararası kuruluşlarla müşterek yapılan operasyonlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36753)

19.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Esnaf ve Sanatkârlar Bilgi Sistemi için satın alınan mal ve hizmetlere,

Hal Kayıt Sistemi için satın alınan mal ve hizmetlere,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36755), (7/36761)

 

 

 

 

 

20.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, tır muayene onay programı için satın alınan mal ve hizmetlere,

Bazı programlar için satın alınan mal ve hizmetlere,

Puanter programı için satın alınan mal ve hizmetlere,

KBB programı için satın alınan mal ve hizmetlere,

TIOP projesi için satın alınan mal ve hizmetlere,

Personel Bilgi Bankası Programı için satın alınan mal ve hizmetlere,

Gümrük Müşavirliği Programı için satın alınan mal ve hizmetlere,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36757), (7/36760), (7/36762), (7/36764), (7/36767), (7/36777), (7/36782)

21.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında gümrük işlemlerini bitirmeden gümrükten çıkmak isterken yakalananların sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36759)

22.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, faal olmayan kara sınır kapılarının sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36766)

23.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, SGB.Net Programı ve Harcama Yönetimi Modülü için satın alınan mal ve hizmetlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36772)

24.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, gümrük idaresi olmayan deniz sınır kapılarının sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36778)

25.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, Bakanlık tarafından İstanbul’da kiralanan ve satın alınan araçlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36781)

26.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında taşra teşkilatı ile müşterek yapılan operasyonlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36785)

27.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TRT Yönetim Kurulu üyeliğine yapılan atamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı  (7/36834)

28.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapmakta iken görevinden alınan bürokratlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36894)

29.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bazı şirketlerin Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere katılıp katılmadıklarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/36953)

30.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, dış ticaret açığına ve ekonomide yapısal reformlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/36955)

31.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapmakta iken görevinden alınan bürokratlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/36957)

32.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, 2013 yılı ithalat ve ihracat rakamlarına ve Bilecik, Eskişehir ve Kütahya’da yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/36958)

33.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bazı şirketlerin Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere katılıp katılmadıklarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/36959)

34.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, 2013 yılında ele geçirilen kaçak sigara miktarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36982)

35.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, işsizlik oranına ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/37011)

36.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Uzakdoğu gezisine sadece bazı gazetelerin temsilcilerinin davet edildiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37099)

37.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, elma üreticilerine ihracat prim desteği verilmesine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı  (7/37193)

38.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlığın 2002-2013 yılları arasında bazı şirket ve kişilerle ticari ilişkisi olup olmadığına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/37195)

39.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yolsuzluk iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37357)

40.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, adli kolluk yönetmeliğinin değişmesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37358)

41.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, görevden alınan emniyet mensuplarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37359)

4 Şubat 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı söz vermeden önce, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, Mecliste sükûneti temin edebilirsek…

Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Yoklama bitmiştir.” deyin Başkanım, giderler.

BAŞKAN – Yoklama bitti.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ara verin Sayın Başkanım, bu gibi hâlde ara vermeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Şimdi “dakika 1, gol 1” olmasın da.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gündeme geçin Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gündem dışı ilk söz, su ürünleri mühendisleri ve teknikerleri ile balıkçılık teknolojisi mühendislerinin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Durmuş Ali Torlak’a aittir.

Buyurun Sayın Torlak. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, su ürünleri mühendisleri ve teknikerleri ile balıkçılık teknolojisi mühendislerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; su ürünleri mühendisleri ve teknikerleri ile balıkçılık teknolojisi mühendislerinin sorunları hakkında gündem dışı söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Ağrı-Doğubeyazıt kara yolu üzerinde şehit olan polis memurumuza Allah’tan rahmet, büyük Türk milletine başsağlığı diliyorum. Aynı şekilde, yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, su ürünleri sektörü, Türkiye’nin önde gelen ve geliştirilmesi gereken temel sektörlerindendir. Bu sektörün sağlıklı bir gelişme gösterebilmesi için de su ürünleri mühendislerinin önemi yadsınamaz ölçüdedir. Ancak, su ürünleri mühendisliği eğitimi, eğitim serüveninde 32’nci yılına girmesine rağmen hâlâ hak ettiği yerde değildir. Özel sektörü rekorlara koşturan bu vasıflı insanlar gençliklerini ve ömürlerini verdikleri bu sektörde devlet nazarında yeterli itibarı maalesef görememişlerdir.

1980’li yılların başında ihraç amaçlı su ürünleri üretimine başlayan ülkemiz 400-500 ton üretimden bugün 200 bin tonluk üretim rakamlarına ulaşabildiyse eğer, bunun, su ürünleri mühendislerinin özverili çalışmalarıyla olduğu unutulmamalıdır. Ülkemizin dört bir yanında balık yetiştiriciliği altyapısını oluşturan bu arkadaşlarımız, sektörü son yirmi yılda dünyada ve AB’de ses getirecek düzeye getirmişlerdir. Ancak, ülkemize sağladıkları yüksek katma değere rağmen ilgili Bakanlıkça yeteri kadar önem verilmediğini de üzülerek takip etmekteyiz. Çünkü Sayın Bakan Eker’in meslek taassubu ağır basmakta, su ürünleri ve balıkçılık teknolojisi mühendislerine üvey evlat muamelesi yapmaktadır. Üstelik bu arkadaşlarımız her mezunu devletin istihdam etmesini de zaten beklemiyorlar; onlar gasbedilmiş hak ve yetkilerinin iadesini, görev alanlarında adaletli bir atama sisteminin olmasını istemektedirler. Buna rağmen Sayın Bakan Eker son on yılda Bakanlığa çoğunluğu meslektaşı olmak üzere 22 bine yakın personel alırken on yılda 409 su ürünleri mühendisi, 69 balıkçılık teknolojisi mühendisi âdeta sus payı olarak ancak istihdam edilebilmiştir. Su ürünleri teknikerinin olmadığı bu istihdam sayılarının da araştırılmaya muhtaç sayılar olduğunu ayrıca belirtmek istedim. Dolayısıyla, Bakanlığında sağladığı 22 bine yakın istihdamda 10 bine yakın meslektaşını istihdam ederken kaynak bulan Sayın Bakanın, söz konusu su ürünleri ve balıkçılık teknolojisi mühendisleri olunca “Çok fazla mezun veriyorlar, özel sektöre yönelsinler.” gibi bir söylemle sorunun üstünü örtmeye çalışması düşündürücüdür.

Değerli milletvekilleri, kanuna aykırı olarak yapılan aşırı ve kaçak avcılıkların tespit edilememesi sebebiyle doğal stoklar tükenmektedir. Dolayısıyla ülkemizin -tarım alanına yakın- 25 milyon hektar su ürünleri istihsal alanı bulunmasına rağmen, bu yetersiz su ürünleri mühendisi istihdamından dolayı dünya su ürünleri toplam üretiminin 35’inci sırasında ancak yer alabilmiştir. O nedenle, yetişmiş binlerce su ürünleri mezunu Bakanlığın inisiyatif kullanmasını beklemektedirler. Bakanlıkta çalışan mühendisler de sadece balık boyu ölçmek yerine, hak ettikleri yetkilerin bir an evvel verilmesini beklemektedirler.

Bu itibarla, sektörde sevk ve idarenin başında işi bilen bir su ürünleri mühendisi ve ekibi olmalıdır, su ürünleri mühendislerinin tüm hak ve yetkileri kendilerine iade edilmelidir. İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde  bile 3-5 su ürünleri mühendisi ile işleri takip etme yanlışından vazgeçilip derhâl bu mühendis arkadaşlarımızın istihdam sayısı ve sektör üzerindeki etkinlikleri artırılmalıdır. Su ürünleri kooperatiflerinde doğru kayıt sistemini geliştirme adına sözleşmeli tarım danışmanı olarak su ürünleri mühendisleri görevlendirilmelidir. Meslek kanunu çıkartılarak bir an önce yasalaşması sağlanmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sorunlarla ilgili Hükûmetin gerekli hassasiyeti göstermesini bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Torlak.

Gündem dışı ikinci söz, yargı ve yolsuzluklar hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, yargıya ve yolsuzluklara ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkede demokrasinin tam işletilememiş olması, şeffaf, saydam bir yönetim anlayışının egemen kılınamamış olması nedeniyle öteden beri biriken yolsuzluklar, hırsızlıklar, rüşvet ve kayırma gibi olaylar 17 Aralık günü âdeta bir volkan patlaması gibi patlamıştır, ortaya ayakkabı kutuları, yatak odasında kasalar, kasaların içinde paralar saçılmıştır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu, baş gösteren ikinci olaydır. Birincisi, Deniz Feneri yolsuzluğu olarak bilinen yolsuzluk. O Deniz Feneri yolsuzluğunun varlığı Alman mahkemelerinin hüküm kararıyla tespit edilmiş, ancak “asrın büyük yolsuzluğu” denilen o yolsuzluğun asli faillerinin Türkiye’de olduğu saptanmıştı. Fakat, Türk Hükûmeti Adalet Bakanlığının ve Hükûmetin gerçekten o yolsuzluk yapanlara soruşturmayı engelleyici tavrı, ancak soruşturma yapan savcılara soruşturma açılması, arkasından kovuşturma açılması ve sonunda o Deniz Feneri yolsuzluğunun ne olduğu hâlen daha belli değildir.

Benzer olay, bu 17 Aralık olaylarında yaşanmıştır. Sayın Başbakan, her konuda konuşuyor; kadınların sezaryenine, kürtaj olup olmayacağına karışıyor, kaç çocuk olacağına karışıyor, erkekli kızlı çocukların yurtlarda kalıp kalmayacağını konuşuyor. 17 Aralık günü Hükûmetin bakanlarının da içinde bulunduğu bir yolsuzluk iddiasıyla yapılan soruşturmadan sonra Sayın Başbakan sadece şunu konuşuyor: “17 Aralık bize karşı yapılmış darbedir.” diyor. Tabii ki Sayın Başbakan millî iradeyi kendisinin iradesinden ibaret saydığı için, bu olayı yani yolsuzlukların ve rüşvet olayının soruşturulmasını kendisine karşı yapılmış bir darbe olarak kabul ediyor.

Değerli milletvekilleri, ama Sayın Başbakan, yatak odasındaki kasaların ne işe yaradığını, kasaların içerisinde paraların neden bulunduğunu ve orada para sayma makinesinin ne işi olduğunu ya da Halk Bankası Genel Müdürünün evinde bulunan 4,5 milyon dolarlık paralarla ilgili ağzını açıp hiç konuşmuyor. Sayın Başbakan şunu söylemiyor: Bu ülkede bu olaylar yolsuzluk mudur değil midir, bunu söylemiyor. Aslında, büyük bir yolsuzluk ve rüşvetin olduğu konusunda çok deliller var, somut deliller var; işte yatak odasında bulunan kasalar, işte ayakkabı kutuları, ayakkabı kutularının içerisinde bulunan 4,5 milyon dolar bu işin somut delilidir.

Değerli arkadaşlarım, her ülkede yolsuzluk ve rüşvet gibi olaylar olur ancak o ülkelerde rüşvet ve yolsuzluğun önüne tarafsız ve bağımsız yargıyla geçilir. Bu ülkede ise yolsuzlukların soruşturulmasını soruşturan savcılar bir günde görevden alındı, Sayın Başbakan Aksaray Valisini kendi uçağıyla getirdi, dolayısıyla soruşturmanın önünü tıkadı. Sayın Başbakan ve bakanlar gittikleri yerlerde diyorlar ki: “Verilmeyecek hesabımız yoktur.” Verilmeyecek hesabınız yok ise hakkınızda düzenlenen fezlekeler neden Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmiyor ve sizler Türkiye Büyük Millet Meclisine bu fezlekelerin getirilmesini niye istemiyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, “Verilmeyecek hesabımız yoktur.” gibi boş sözlerle Sayın Başbakan ne kendisini kurtarabilir ne bakanlarını kurtarabilir. Böyle “Benim savcıma, benim yargıcıma ben ancak ifade veririm.” anlayışıyla kendi savcısını getirerek, sözüm ona soruşturma yapılıyormuş gibi yapılarak soruşturmanın sonuçsuz kalmasını doğuracak eylem ve işlemlerle kendisini kurtaramaz değerli arkadaşlarım.

Demokrasilerde aslolan şey denetimdir, şeffaf yönetimdir. AKP iktidarı döneminde kapalı bir toplum oluştu. Hesap vermeyen, denetimden kaçan bir iktidar, en sonunda yolsuzluk, rüşvet bataklığının içine battı. Şimdi çırpınıyor çıkmak için ama ne kadar çırpınırsa çırpınsın, ne kadar bu yolsuzluk ve soruşturmaları örtmeye kalkarsa kalksın örtemeyecek. Çırpındıkça batıyor değerli arkadaşlarım. O nedenle, yapılması gereken, tarafsız ve bağımsız yargıya hesap vermektir. Savcıları, polisleri oradan oraya değiştirerek, yargıyı işlemez hâle getirerek soruşturmadan, kovuşturmadan kaçmak mümkün değildir, her şeyden önce, toplum vicdanında aklanmak mümkün değildir. Yapılacak bir tek şey vardır, önce Başbakanın hesap vermesi lazım.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Gündem dışı üçüncü söz, biat kültürü hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Sayın Muhammed Murtaza Yetiş’e aittir.

Buyurun Sayın Yetiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’in, biat kültürüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündelik siyasetin toplumun kıymet verdiği değerleri tüketmesi nadir rastlanan bir durum değildir. Siyasi partilerin iyi çalışılmış programlar yerine tribünlere oynamayı yeğlediği dönemlerde bu hastalık iyiden iyiye kendini gösterir. Hele tartışmaların kızıştığı anlarda en kutsal kavramlar bile tribünleri ikna malzemesi hâline getirilir ve öğütülür.

Elbette siyaset dilinin yerlerde sürünmesinden siyasetçiler dâhil herkes rahatsız ancak bu sorunun güzel tavsiyelerle giderilemeyeceği de aşikâr. Meselenin hakaret, argo, küfür içerikli konuşmalarla sınırlı olmadığını, daha rafine bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu da bilmemiz gerekiyor. Evet, siyasetin, içinden çıktığı toplumun dilini bilmesi ve yerlileşmesi gerekiyor. İçinden çıktığı toplumun dilini bilen siyaset, onun tarihini, coğrafyasını, edebiyatını, şiirini, toplumsal çeşitliliğini ve hayallerini de bilen siyasettir.

Değerli arkadaşlar, değer dünyamıza ait kavramlar ve kurumlar toplumsal hayatımız için son derece önemliyken özellikle Batılılaşma serüveni içerisinde bu kavramlar unutturulup toplumsal hayatın dışına çıkarılmıştır. Son günlerde 17 Aralık kaos oluşturma süreciyle birlikte bu süreçte dinî literatürün bolca kullanılması ve bu literatür üzerinden meşruiyet arayışlarına girilmesi karşımıza yepyeni bir kavram dünyasını da getirmiştir: Firavun, Hâmân, mülâane, biat kültürü. Her biri birbirinden farklı olayların, farklı zeminlerin sembolleri olan bu kavramlar anlam zemininden koparılarak güncel siyasete boca edilmeye çalışılıyor.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Düzce Milletvekili anlattı kavramları.

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Devamla) – “Biat” kavramı da bu yaralayıcı süreçten nasibini almıştır. Yelpazenin sağındaki, solundaki birçok siyasetçinin ağzından bir karalama aracı olarak “biat kültürü” sözünü duyar olduk. Bu kavramla, siyasi muarızlarının, liderlerinin yaptığı her türlü uygulamaya, söylediği her söze, aklı bir kenara bırakarak, kayıtsız şartsız itaat ettikleri kastediliyor.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Siz ne kastediyorsunuz?

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Devamla) – Bu kullanım aynı zamanda dinî alanın akıl dışılığını iddia eden ve bireysel donanımı, sosyolojik tezahürü ne olursa olsun dinî görünürlük taşıyan herkesi ve her kavramı akıl dışı, çağ dışı gören pozitivist yaklaşımın da bir tezahürüdür.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Siz ne anlıyorsunuz biattan, onu söyleyin. Hemen dini karıştırdın yine araya, dini kullan bakalım.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Düzce Milletvekili gibi “Tayyip Erdoğan Allah’ın vasıflarını haizdir.” mi diyelim? “Ona dokunmak ibadettir.” mi diyelim?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, gündem dışı konuşan arkadaşımıza karışmayın.

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Devamla) – Hadi, solun bu literatüre uzaklığını mazur görelim çünkü ideolojileri farklı ama yılların sağ cenah siyasetçilerinin dahi “biat kültürü” kavramını benzer biçimde kullanması, en hafifiyle, yerli olamamakla izah edilebilir.

Değerli arkadaşlar, “biat” kavramının Arapça aslı “alışveriş” anlamına geliyor. Kavram, görüşülüp konuşulan, üzerinde anlaşmaya varılan bir hususta iki tarafın karşılıklı anlaşması anlamındadır. Biat, Hazreti Peygamber’e nispet edildiğinde hem dinî hem siyasi bir anlam ifade ediyor. Dört Halife Dönemi’nde devlet başkanını seçmek ama sonrasında da, Emevilerle birlikte başlayan Saltanat Dönemi’nde de o saltanat sahibi, sultayı ele geçiren şahsa bağlılık sunmak anlamına götürülmüştür.

Nihayetinde, biat, sonunda hukuki yaptırımı olan, gönüllülük temeline dayalı sosyopolitik bir akittir. Biat bir narkozlama kurumu değildir arkadaşlar, aksine, seçmenin seçtiği yöneticisini aktif takip etmesini ifade eder ve bu anlamda da katılımcı demokrasiden başka bir şey değildir. Basmakalıp düşüncelerle, bu yaklaşımlarla geleceğimizi oluşturabilmemiz mümkün değildir; yeter ki meselelerimizin çözümünde, Cemil Meriç’in ifade ettiği gibi, ideolojilerin deli gömleğinden sıyrılalım ve günümüzü kendi gerçek kavramlarımız üzerinden yorumlamaya çalışalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yetiş.

60’ıncı maddeye göre 10 arkadaşımıza söz vereceğim.

Sayın Bayraktutan….

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisi’nde bir hidroelektrik santrali yapılmak istenmesine ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin Arhavi Kamilet Vadisi’nde sürdürülmek istenen, çalışması yapılmak istenen bir hidroelektrik santral inşaatı var. Bu konuda, 28 Ocak tarihinde, Artvin’deki bütün demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları, Artvin’in dışından gelen bütün insanlar Arhavi’de çok büyük bir gösteri düzenlediler, çok ciddi bir basın açıklaması yaptılar. Geçen yıl bu vadinin ne kadar endemik bir vadi olduğunu, bir doğa harikası olduğunu anlattım. Sayın Enerji Bakanı da burada. Geçen yıl “En kısa zaman içerisinde Artvin’e gelip Kamilet Vadisi’ni göreceğim.” diye söyledi. Aradan bir yıl geçti, Sayın Bakan, ne zaman geleceksiniz, merak ediyorum. Size yazılı olarak soru sordum “Ne zaman geleceksiniz?” diye, “En kısa zaman içerisinde geleceğim, bu duyarlılığınızı anlıyorum.” dedi.

Bakın, orada vahşi bir doğa katliamı yapılıyor Sayın Bakan. Bu, herhangi bir vadi değil. Bu vadiyi görmeniz gerekir. Bir vadi düşünün ki o vadinin sularından, direkt olarak dereden insanlar su içiyor. Bu derecedeki muhteşem bir vadiye, yok edilmek istenen bu çabaya karşı sizin dik durmanız gerekiyor. Bu konudaki sözünüzü ciddiyetle takip ediyorum. Artvin’e ne zaman geleceksiniz, bu vadideki bu cinayeti ne zaman durduracaksınız, merak ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İrbeç…

2.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, 17/12/2013 tarihinden bu yana, suçlamalara dayanak olan delil ve belgeleri ortaya çıkaran savcı, hâkim ve emniyet görevlilerinin tasfiye edildiğine ve yolsuzlukları sorgulayan millî iradeye yasak getirildiğine ilişkin açıklaması

 

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

17 Aralık 2013 tarihinden bu yana suçlamalara dayanak olan delil ve belgeleri ortaya çıkaran savcıların, hâkimlerin ve emniyet görevlilerinin tasfiyesi devam ederken, Avrupa Birliği standartlarını yakalama hedefindeki HSYK yok edilmeye, adalet sistemi valilere bağlanmaya çalışılırken Venedik Kriterlerine açıkça aykırı olan uygulama ve düzenleme çabalarının devam ettiğini görmekteyiz.

Ayrıca “Demokratik teamülleri hiçe sayan savcı ve polislerin görev yerlerinin bu boyutta değiştirilmesinin arka planında yatan gizli hedef korku imparatorluğu oluşturmak mı?” sorusu gündemini korumaktadır.

Diğer yandan da yolsuzlukları sorgulayan millî iradeye yasak getiriliyor. Milletvekilinin Mecliste verdiği soru önergesine yayın yasağı getirilmeye çalışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Tepki gelince de bunun sehven olduğu açıklanıyor. Bu durum yasama faaliyetinin idari uygulamayla engellenmesinden başka bir şey değildir ve anayasal suçtur. İktidarın İnternet’le ilgili çıkartmak istediği yasayla sansürün amaçlandığı daha şimdiden anlaşılmaktadır. İnternet’e sansür ve vatandaşlarımızın haber alma hakkına net bir kısıtlama getirmeye çalışılırken yolsuzluklar söz konusu olunca “Özgürlüklerin de bir sınırı var.” denilerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

3.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, kapatılacak 29 il özel idaresinde hizmet alımı kapsamında çalışan personelin durumunun ne olacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bilindiği üzere, 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak yerel seçimlerle birlikte, Büyükşehir Yasası gereği, 29 il özel idaresi kapatılacaktır. Tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idarelerinin personelinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları ile hak ve alacak ve borçlarının ne olacağı kanunla belirtilmiştir. Ancak, hizmet alımı kapsamında çalışan personelin akıbeti belirsizliğini sürdürmektedir. Örneğin, İstanbul İl Genel Meclisinde hâlihazırda çalışan 64 şoför, 120 temizlik görevlisi ve 56 güvenlik görevlisinin 31 Mart itibarıyla hizmet sözleşmesi sona erecektir. Dolayısıyla sadece İstanbul’da 200’den fazla kişi iş akitlerinin feshiyle işsiz kalacaktır. Bu durumdaki personelin durumu ne olacaktır? Yeni bir kanun maddesi hazırlanması düşünülmekte midir? Çalışanlar önlerini görememektedir, kış günü kapı önüne konacaklardır. Verilen sözlere rağmen herhangi bir muhatap bulamamaktadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Başbakan ve AKP’nin rüşvet, usulsüzlük ve yolsuzluktan dolayı zan altında olduğuna ve Başbakanın bu iddiaları kamuoyunu ikna edecek şekilde açıklaması ya da istifa etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çıkar amaçlı olarak gerçekleştirilen imar değişiklikleriyle ilgili olarak müstafi Bakan Bayraktar “Her şeyden haberi olan Başbakan Erdoğan da istifa etsin.” demişti. Sonra da bu Bakan çıkıp bu gerçekleri açıkladığı için özür dilemiştir. Ayakkabı kutularındaki 4,5 milyon doları ortaya çıkaran savcı dosyadan, emniyet mensupları ise görevden el çektirildi. Urla’da villa pazarlıkları medyaya düştü. Şimdi de medyaya düşen “tape”lerde, Sabah, ATV’yi satın almak için Başbakan Erdoğan’ın iş adamlarıyla pazarlık yaptığı, havuz oluşturarak, Başbakanlık nüfuzunu kullanarak salma saldığı iddiaları ayyuka çıkmıştır. Başbakan Erdoğan ve AKP, rüşvet, usulsüzlük ve yolsuzluktan dolayı zan altındadır. Başbakan bağırıp çağırıp suçlayarak yolsuzluk iddialarından kurtulacağını sanıyorsa yanılıyor. Başbakan, kokusu her yanı sarmış rüşvet ve yolsuzluk iddialarını kamuoyunu ikna edecek şekilde açıklamalıdır ya da istifa etmelidir; doğru yol budur.

BAŞKAN – Sayın Toptaş…

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Afyon Valisi ile bir polis memuru arasında yaşanan ve basına da yansıyan bir olaya ve namusuyla görev yapan polisleri kutladığına ilişkin açıklaması

 

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Afyon-Uşak kara yolunda trafik kontrolü yapan bir polis memuru bir AKP’li belediye başkan adayının aracını fennî muayene yaptırmadığı için durdurmuş. Bunun üzerine AKP’li başkan adayı Sayın Valiyi arayarak bırakmasını istemiş, Vali de polis memuruna gece yarısı telefon ederek aracı bırakmasını söylemiş. Polis memurunun yasalara aykırı olan bu talebi reddetmesi üzerine Afyon Valisi polis memuruna “o… çocuğu” diye telefonu kapatmış. Bunu basından öğrendik. Polis yasaya uygun davrandığı zaman “o… çocuğu” oluyor, Gezi direnişindeki gençleri öldürdüğü zaman “destan yazan” oluyor. Bu anlayışı protesto ediyorum. İktidarın sopası olan polisler dışında namusuyla görevini yapan polisleri kutluyorum, yanında olduğumuzu söylemek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de telekomünikasyan ve kuyumculuk alanında faaliyet gösteren esnafın kredi kartlarına taksit sınırlaması getiren düzenlemeden şikâyetçi olduğuna ve bu düzenlemenin gözden geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

31/12/2013 tarihinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından yapılan düzenlemeyle kredi kartlarına ve kredilere taksit sınırlaması, düzenlemesi getirildi. Bu düzenlemeyle bir yandan tüketicilerin korunması, kredi kartı ve kredi kullanıcılarının korunması amaçlanırken diğer taraftan da kötü niyetli esnafın tefecilik yapmasının önüne geçilmeye çalışıldı. Ancak, özellikle Osmaniye’de Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde legal, meşru, helal zeminde rızkını arayan, nafakasını arayan esnafımız bu durumdan şikâyetçi çünkü odalara kayıtlı olup da telekomünikasyon ve kuyumculuk alanında faaliyet gösteren bu firmalar taksitli satış, kredi kartıyla satış dışındaki satışlarla gelirini elde etme imkânı bulamıyorlar. bu açıdan bir şikâyetleri var.

Dengenin gözetilerek bu düzenlemenin gözden geçirilmesini Hükûmet üyesi bakanlardan özellikle rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Sayın Kaplan…

7.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün 4 Şubat Dünya Kanser Günü. Kanser, dünyada ve ülkemizde sebebi bilinen ölümler sıralamasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada gelen önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Bu çerçevede, kanserden korunmak önemli bir nokta. Kanser, korunulabilir bir hastalıktır. Doğru korunma stratejileri ve erken tanıyla vakaların üçte 1’i önlenebilmektedir.

Kanser oluşumunun en önemli faktörlerinden biri çevresel etkiler, yaklaşık yüzde 90’ını oluşturmaktadır. Dünyada ve dolayısıyla yaşadığımız kentte ülkeyi kirletmemek için herkesin özen göstermesi gerekiyor.

Son on yıl süreci içerisinde, Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de kanser vakalarında yüzde 80 oranında bir artış vardır ama bunun ötesinde önemli bir nokta -Sağlık Bakanlığına iletmek istiyorum- kanser ilaçlarının hem pahalı oluşu hem de erişilebilirlik noktasındaki sıkıntısı ne yazık ki hâlen Bakanlık tarafından giderilmiş durumda değildir. Dolayısıyla, sözünü ettiğimiz bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru…

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ın bazı ilçelerindeki çiftçilerin sıkıntılarına ve borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili beklentileri olduğuna ilişkin açıklaması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ilinde, Artova, Kelkit, Kazova’da üretim yapan çiftçiler, havaların kurak geçmesinden dolayı önümüzdeki üretimlerinde çok büyük düşüş olacağı sıkıntısıyla karşı karşıyadırlar. Geçen yıllardan bankalara, tarım kredi kooperatiflerine borçların ödenememesinden dolayı icrayla karşı karşıya olduklarını, önümüzdeki dönemde de şimdiden hava şartlarının iyi olmamasından dolayı mağduriyetler yaşayacaklarını ifade etmektedirler. Bundan dolayı da çiftçi borçlarının ertelenmesi, yeniden yapılandırılması ve iyileştirilmesiyle ilgili beklentileri vardır. Bunu gündeme getirmeye çalıştım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Varlı…

9.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Hükûmetin tarım politikasına ilişkin açıklaması

 

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Hükûmete bir uyarıda bulunmak istiyorum. Gübre bundan bir ay önce -kullanılmazken- 1 TL’yken şu anda 1,2 liraya yükselmiştir, dolayısıyla 20 kuruşluk bir artış olmuştur gübrede. Aynı şekilde, mazot fiyatları da birdenbire artmaya başlamıştır. Zaten girdi fiyatlarının altında ezilen çiftçimizin sıkıntısı varken bir de bu gübre fiyatlarının artışı çiftçimizi iyice mağdur etmektedir; kuraklıkta mahsul kaybına uğramışken bir de bu sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır.

Mısır, hasat edildiği dönemde eski fiyatla 540 bin lira gibi bir rakama satılırken, şu anda mısırın fiyatı 630 bin lira gibi bir rakamı bulmuştur. Bu, nasıl bir politikadır? Bu, çiftçiyi yok etme politikası mıdır, çiftçiyi görmezden gelme politikası mıdır, yoksa çiftçinin adını tamamen tarihten silme politikası mıdır?

Buradan Hükûmeti uyarıyor ve buna bir çare bulmalarını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

10.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, iş yeri kazalarında ve bu kazalarda ölen işçi sayısında dünyada ilk sıralarda olduğumuza ve kentsel dönüşüm nedeniyle yapılan yıkım çalışmalarında tam donanımlı ve profesyonel bir uygulama olması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

İş yeri kazalarında ve bu kazalarda ölen işçi sayısında dünyada ilk sıralardayız. Ocak ayında 82 işçi hayatını kaybetti. Dün, Ankara Altındağ’da, kentsel dönüşüm çalışmaları sırasında gerekli önlemler alınmadan 5 katlı bir binanın yıkımı sırasında yan binada 1 vatandaşımız hayatını kaybetti. Adana’da, TOKİ inşaatında beton dökülürken binanın çökmesi sonucu 1 işçimiz hayatını kaybetti. Ölenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Kentsel dönüşüm nedeniyle sayısı artan yıkım çalışmalarında tam donanımlı ve profesyonel bir uygulama yapılması gerekir, aksi takdirde bu olayların ve kayıpların sayısı artacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Vural…

11.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, bir milletvekilinin rüşvet ve yolsuzlukla ilgili verdiği soru önergesinin yer aldığı web sayfasının karartılmasına ve İnlice’yi Adıyaman ve Kâhta’ya bağlayan yolun durumuna ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki konuya özellikle burada vurgu yapmak istiyorum:

Birincisi, bir sayın milletvekilinin rüşvet ve yolsuzlukla ilgili verdiği soru önergesinin yer aldığı web sayfası karartılmıştır. Gerçekten, bu çok vahimdir, milletin bilgi edinme hakları ve kanalları kapatılmaktadır, karartılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin kullandığı, millet adına kullandığı egemenlik yetkisi maalesef karartılmaktadır. Bu, çok vahimdir. Bunun sehven yapıldığını ifade ediyorum. Muhtemelen “sehven” nice kimsenin web sayfası kapatılmıştır. Hiç kimse yolsuzluk ve rüşvetle ilgili bu iddiaların üstünü örtemeyecektir. Özellikle, torba yasada İnternet’in karartılmasıyla ilgili vahim maddelerin bu eksende geri çekilmesi gereklidir.

Bir diğer konu da, hafta sonu Malatya’ya yaptığım ziyaret sırasında, Turgut Özal Tıp Merkezinde -hasta yakınlarıyla ilgili bir ziyaret sırasında- Adıyaman’dan gelen, İnlice’den gelen vatandaşlarımız vardı. İnlice’den gelen vatandaşlarımız bu Adıyaman ve Kâhta yolunun maalesef çok kötü durumda olduğunu, hiç kimsenin ilgilenmediğini ifade ediyorlar. Buradan sesleniyorum: Adıyamanlılar, İnlice-Kâhta ve Adıyaman yoluyla ilgili bu sıkıntıların çözülmesi konusunda… Burada bakanlar var; sayın bakanlar bu “tape”lere giren işler ile müteahhitlerin işini takip edeceklerine vatandaşların bu işlerini takip etseler daha hayırlı olacaktır diye düşünüyorum. İnlice’yi Adıyaman’a ve Kâhta’ya bağlayan bu yol konusunda gerekli duyarlılığın gösterilmesi hususunu aracılığınızla Hükûmete iletmiş oluyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Başkan gündeme geçiyoruz…

OKTAY VURAL (İzmir) – İnlice, Kâhta… AKP’liler de istifa etmiş, hadi! Teşkilatlar istifa etti!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Pardon, görmedim ben sizi. Sayın Ayaydın olarak okudum ben onu.

Sayın Aydın, buyurun.

12.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İnlice’yi Adıyaman ve Kâhta’ya bağlayan yol çalışmalarının bitirildiğine, İskilipli Atıf Hoca’nın ölüm yıl dönümüne ve AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana demokratikleşme yolunda önemli adımlar atıldığına ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, şunu ifade edeyim: Adıyaman-İnlice, İnlice-Kâhta yolu ilk icraatlarımızdan bir tanesidir. Hem engebeli bir yol, dağlık bir yol hem de mesafesi uzun olan bir yol ve o yolu Adıyaman’dan İnlice’ye kadar açan, genişleten, asfaltlatan iktidar, bu iktidardır. Tabii, İnlice’yi bilmedikleri için, tamam, nerede olduğunu belki öğrenmiş olabilirler de her gittiğimizde o yollardan geçen bir milletvekili olarak söylüyorum. Yine, İnlice Kâhta arasında, aynı şekilde ıslah eden, o yol çalışmalarını başlatıp bitiren bir iktidarın mensubuyuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onun için istifa etti İnlice AKP teşkilatı!

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Değerli arkadaşlar, bugün, aynı zamanda İskilipli Atıf Hoca’nın ölüm yıl dönümü. İskilipli Atıf Hoca, 15 Mayıs 1919 İzmir İşgalini Beyoğlu’ndaki İngiliz Elçiliği’nde ilk protesto eden aydın, Millî Mücadeli’yi canı yürekten destekleyen bir vatanperverdi. Fatih dersiamı, medaris müfettişi, Kabataş İdadisi Arapça öğretmenliğinin yanında hem fikir üreten hem eylemlere katılan bir aktivisttir. Beyan-ül Hak, Mahfil, Alemdar ve Sebilürreşad dergilerinde Bediüzzaman, Mehmet Âkif, Ahıskalı Ali Haydar, Eşref Edip ve Ali Şükrü ile birlikte aktüel yazılar yazmış bir âlimdir. İskilipli Atıf Hoca, Şapka Kanunu’ndan on sekiz ay önce yazdığı kitabı gerekçe gösterilerek 4 Şubat 1926’da idam edildi. İdam kararı veren mahkeme reisi Ali Çetinkaya ve Kılıç Ali hukukçu değildi, onlar askerdi ve atanmış milletvekilleriydi. Daha Şapka İnkılabı yapılmadan önce yazdığı kitaptan yargılanan İskiliplinin hangi muamelelere maruz kaldığı hepinizce bilinmektedir.

Üzerimize düşen görev, geçmişteki utanç tablolarıyla yüzleşmek ve haklıya hakkını gıyabında da olsa teslim etmektir. AK PARTİ iktidarı olarak, Çorum İskilip’teki bir hastaneye İskilipli Atıf Hoca’nın adını verdik, Çorum’da yapılan parka yine Atıf Hoca’nın adı verildi. Biz bu ülkenin şehitleriyle, gazileriyle, âlimleriyle, büyük siyaset adamlarıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir dakika daha…

BAŞKAN – İki dakikaydı ya! Hayır, başkanlara ikişer dakika veriyoruz, aldı gidiyor beşer dakikaya doğru.

Sayın Aydın, iki dakika verdim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre ben de söz istiyorum. 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir dakikada bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Hayır, şimdi, ben…

Çok hızlı bitirin, lütfen. Yani, grup başkan vekillerini kırmak, incitmek istemiyorum. Bir dakikadan ikiye çıktık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama efendim, her gün konuşuyor 5-6 defa Grup Başkan Vekili olarak.

60’a göre…

BAŞKAN – Sayın Genç, ben, grup başkan vekilleriyle de ilgili…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, şimdi milletvekilleri ile grup başkan vekillerine ayrı muamele yapmayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben başlatmadım, öyle olmuş, devam ettiriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani bu, milletvekillerine karşı yapılan büyük bir haksızlıktır.

BAŞKAN – Doğru, haklısınız. Şu andan itibaren bırakırım hepsini, birer dakikayla geçer. Ondan sonra da bütün grup başkan vekilleri ayrı ayrı gelip beni azarladı burada.

Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen, hızlıca bitirin.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz bu ülkenin şehitleriyle, gazileriyle, âlimleriyle, büyük siyaset adamlarıyla gurur duyacak, onların isimlerini yaşatmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye böyle kötü tecrübelerden ders çıkartmıştır, çıkartmalıdır da. AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, demokratikleşme yolunda önemli adımlar atılmıştır. Olağanüstü hâlin kaldırılması, DGM’lerin ve özel yetkili mahkemelerin kaldırılıyor olması, Millî Güvenlik Kurulunun sivilleşmesi, askerî yargının yetki alanının daraltılması, EMASYA Protokolü’nün kaldırılması, Kırmızı Kitap’tan “irtica” adı altında kendi milletini tehdit olarak algılayan hükmün çıkarılması, darbeye dayanak teşkil eden TSK İç Hizmetler Kanunu’nun 35’inci maddesinin kaldırılması, 1982 Anayasası’nın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – …geçici 15’inci maddesinin kaldırılması gibi hususlarla demokratikleşme mücadelemiz devam edecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz…

13.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, grup başkan vekillerinin açıklama yapmak için kullandıkları söz haklarının 10 kişiye verilen birer dakikalık söz hakkının dışında olduğuna ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, biraz önce grup başkan vekilleriyle ilgili husus… Daha önce, Sayın Meclis Başkanının başkanlığında yapılan toplantıda, birer dakika 10 milletvekiline söz verilmesi hususu vardı ancak gruplar adına söz ifade edilmesi gerektiği zaman, iki dakika gruplar adına veriliyor. Dolayısıyla, burada grup başkan vekillerinin kullandığı söz hakkı, açıkçası, on dakikayla tanınanın dışında bir söz hakkıdır, yoksa milletvekilinin…

BAŞKAN – Zaten öyle veriyorum da… Sayın Genç’i ikna edin bu konuda.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Genç de grupların bu konudaki iradesine saygı gösterse çok hayırlı olur çünkü neticede bütün gruplara ait.

Bir de şunu ifade edeyim: Biraz önce aradılar, Sayın Ahmet Aydın’a “Asfalt kalmamış eserde. Sayın Aydın bir İnlice’ye gelse de göstersek. Gelebilir mi acaba?” diye soruyorlar. Onun için de İnlice ve Kâhta’daki AKP teşkilatları da zaten istifa etmiş. O bakımdan, bu konuda memnuniyetlerini ifade ettiler.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim aradı? Kim aradı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, öncelikle Oktay Bey’i davet ediyorum, beraber İnlice’ye gidelim de yolu görsün.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Beraber gidin, beraber.

BAŞKAN – Beni de çağırın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İkincisi, İnlice ve Kâhta belediye başkanlarımız tekrar aday gösterilmedikleri için istifa etmiştir, başka bir gerekçe yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten 15 oyla kazandınız MHP’den, şimdi geri alıyoruz belediyeyi inşallah.

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve 27 milletvekilinin, 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı kutlamaları esnasında meydana gelen olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/845)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'nin son kırk yıllık geçmişi/tarihi toplumsal bellekte derin izler bırakan insan hakları ihlallerine, kurbanı belli olup da katili bilinmeyen katliamlara, faili meçhul cinayetlere tanıklık etmiştir. Ancak, yaşanılan bu süreçte olayların büyük çoğunluğu üzerindeki gizemli örtü ya da sır perdesi henüz kaldırılmış değildir. Hatta yaşanılan bazı acı olaylar tamamen unutturulmaya çalışılmaktadır. Bundan dolayıdır ki katliamı yapan ya da sorumlular yargı önüne çıkarılmadığından, geçmişte yaşanan bu acı olaylara yenileri eklenmiştir. Bu trajik olayların sonucunda toplumun bir arada yaşama güveni zedelenmiş ve her an benzer olaylar yaşanacakmış gibi bir kaygı oluşmuştur. Geçmişte yaşanan bu acı olaylardan sadece 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarını örnek verecek olursak, 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı'nı kutlamak üzere Türkiye'nin çeşitli illerinden İstanbul'a gelen yaklaşık 500 bin kişi DİSK'in organizasyonu önderliğinde Taksim Meydanı'nı doldurmuştu. Katılımın yüksek olması nedeniyle kortejlerin alana girmesi uzun sürmüş ve miting de uzamıştı. Dönemin DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in konuşmasının sonlarına doğru çıkan olaylar esnasında, gerek Sular İdaresi binası üzerinde gerekse meydandaki otellerin çeşitli katlarında açılan ateş sonucu ve çıkan izdihamdan dolayı 37 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı. 1977 yılının 1 Mayıs günü tarihe “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçti. 1 Mayıs İşçi Bayramı'nda yaşanan olaylar ve katliamlar 1 Mayıs 1977 ile sınırlı kalmadı. 1989 yılında, Taksim Meydanı'nda bir araya gelen kitleye yapılan saldırı sonucu Mehmet Akif Dalcı isimli bir işçi yaşamını yitirdi. 1990 yılında, Taksim Meydanı'na yürümek isteyenlere izin verilmedi ve çıkan olaylarda İTÜ öğrencisi Gülay Beceren felç oldu. Yine 1996 yılında, 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına katılmak üzere Kadıköy Meydanı'nda yaklaşık 150 bin kişi toplanmış ve çıkan olaylar sonucu 3 kişi yaşamını yitirdi. Bu olayların yasa dışı terör örgütü kontrgerilla tarafından planlandığı yıllardır bilinmekte ve tartışılmaktadır.

1 Mayıs 1977'den önce MİT tarafından Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığına gönderilen "Aşırı solun 1 Mayısla ilgili hazırlıkları" başlıklı 44 sayfalık bir raporda, DİSK'in 1 Mayısla ilgili amaçları sıralanırken "Olaysız geçen mitingle kamuoyunu kazanmak ve bu bayramı meşrulaştırmak." maddesi de yer almaktadır. Raporun sonunda ise "Bir yıla yaklaşan bir süre sonra 1 Mayıs 1976 eylemine bakıldığı zaman, DİSK'in bu eylemden umduğu sonuçların büyük kısmını istihsal ettiği söylenebilecektir." ifadesine yer verilmiştir. MİT raporunda yer alan ifadelerden de anlaşılacağı üzere, 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları esnasında meydana gelen olaylar ve yaşanan katliamların üzerindeki gizemli örtü henüz kaldırılmamıştır, oysa bu olayların sorumlusu kontrgerilla olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla karanlıkta ve meçhulde kalan olayların aydınlatılması, suçluların yargılanması ve sorumluların kamuoyunun bilgisine sunulması demokrasinin bir gereğidir.

Bu nedenle, Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereği Meclis araştırması açılmasını arz ederim. 30/04/2012

1) Hüseyin Aygün                                                     (Tunceli)

2) Hülya Güven                                                        (İzmir)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

4) Metin Lütfi Baydar                         (Aydın)

5) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

6) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

7) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

8) Haydar Akar                                                         (Kocaeli)

9) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

10) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

11) Haluk Eyidoğan                            (İstanbul)

12) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

13) Kamer Genç                                                       (Tunceli)

14) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

15) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

16) Ramazan Kerim Özkan                                         (Burdur)

17) Namık Havutça                             (Balıkesir)

18) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

19) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

20) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

21) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

22) Mehmet S. Kesimoğlu                                          (Kırklareli)

23) Recep Gürkan                                                     (Edirne)

24) Tanju Özcan                                                       (Bolu)

25) Selahattin Karaahmetoğlu                                   (Giresun)

26) Ramis Topal                                                       (Amasya)

27) Osman Kaptan                                                    (Antalya)

28) İlhan Demiröz                                                    (Bursa)

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 27 milletvekilinin, öğretmenlerin uğramış olduğu şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/846)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şiddetin her türlüsüne, nereden ve kimden gelirse gelsin karşı olmak gerektiği kaçınılmazdır. Bir an önce bireysel ve toplumsal şiddete, cinsiyet ayrımcı şiddete, özelde bazı meslek gruplarına yönelen şiddete son vermek için gerekli çalışmalar çok acele başlatılmalıdır. Yaşanan bu şiddet olaylarının sadece güvenlik politikaları yönünden ele alınmaması, şiddetin nedenlerini ortadan kaldıracak tedbirlere ağırlık verilmesi gerekmektedir.

Daha önce birçok ilde tanık olunan öğretmene şiddet olaylarına bir yenisi de Esenyurt Kıraç Lisesinde görev yapan Narife Çekcen adlı öğretmenimizin öğrencisi tarafından bıçaklanarak saldırıya uğraması olayı eklenmiştir. İnsanların kendi çocuklarına bile gereken sevgiyi göstermekte zorlandığı bir ortamda, 50-60 kişilik sınıflarda her bir öğrencisine ayrı sevgi gösteren, daha iyi eğitim almaları adına hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan öğretmenlerimize uygulanan şiddeti kabul etmemiz mümkün değildir. Yaşanan bu saldırılar, insanlarımızın vicdanını yaralamıştır. Öğretmenlerimizin, öğrencilerin daha iyi bir eğitim almaları adına mücadele verirken, hayatlarını riske edecek derecede şiddete maruz kalması son derece kaygı vericidir.

Dünyanın birçok ülkesindeki meslektaşlarından daha az ücret alan, ekonomik ve sosyal yönden oldukça ağır şartlar altında hayatlarını idame ettirmeye çalışan öğretmenlerimizin, eğitim emekçilerimizin bir de bu denli şiddete maruz kalmalarına seyirci kalmak kabul edilebilir bir davranış değildir.

Millî Eğitim Bakanının, yaptığı açıklamalarıyla ve uygulamalarıyla sürekli öğretmenleri hor gördüğü, dolayısıyla şiddet dalgasına ivme kazandırdığı aşikârdır. Bu tür saldırıların engellenmesi için Millî Eğitim Bakanlığının eğitim çalışanları ile öğrenciyi, veliyi karşı karşıya getiren uygulamalarını bir an önce gözden geçirmesi gerekmektedir.

Eğitim emekçilerimizin uğramış oldukları şiddet olaylarının neden, niçin yapıldığının, altında yatan gerçeklerin araştırılarak ortaya çıkarılması ve maruz kaldıkları şiddete bir an önce son vermek için Anayasa’mızın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ederiz.

1) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

2) Kadir Gökmen Öğüt                        (İstanbul)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

4) Bülent Tezcan                                                      (Aydın)

5) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

6) Metin Lütfi Baydar                          (Aydın)

7) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

8) Mustafa Serdar Soydan                                         (Çanakkale)

9) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

10) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

11) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

12) Ali Sarıbaş                                                        (Çanakkale)

13) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

14) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

15) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

16) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

17) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

18) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

19) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

20) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

21) Hülya Güven                                                      (İzmir)

22) Ali İhsan Köktürk                          (Zonguldak)

23) Mehmet S. Kesimoğlu                                         (Kırklareli)

24) Recep Gürkan                                                     (Edirne)

25) Tanju Özcan                                                       (Bolu)

26) Selahattin Karaahmetoğlu                                   (Giresun)

27) Ramis Topal                                                       (Amasya)

28) Osman Kaptan                                                    (Antalya)

3.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş ve 19 milletvekilinin, Roman vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/847)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Romanlar, 10’uncu yüzyıldan itibaren Kuzey Hindistan'dan batıya doğru hareket ederek tüm dünyaya yayılan bir topluluktur. A. F. Pott ve Franz Miklosich'e göre Çingenelerin kökleri, Hindistan'da müzisyen ve şarkıcılardan oluşan, "doma" veya "domba" diye adlandırılan, kastın en alt basamağına dayanmaktadır. Romanların batıya doğru göçleri İngiltere'ye, oradan da Kuzey Amerika'ya uzanmıştır. O dönemde, İngiltere'deki halk tarafından Mısırlılara benzetilen Romanlara, İngilizcede bu anlama gelen "Egyptian" adı verilmiştir. Kelimenin tarihsel değişimi sonucu “Gypsy” kelimesi yani “Çingene” ortaya çıkmıştır.

Ülkemizde Romanlar uzun yıllar "Çingene" genel adıyla anılmıştır. Ancak yörelere göre, Batı Anadolu ve Trakya'da "Roman", Van ve Ardahan civarında "Mutrib", Orta Anadolu'da "Elekçi", Erzurum, Artvin, Erzincan, Bayburt ve Sivas'ta "Poşa", Akdeniz ve Ege bölgelerinde "Sepetçi", Adana ve çevresinde "Cono" olarak adlandırılmaktadırlar. Bunun yanı sıra "Esmer vatandaş", "Köçer", "Arabacı" gibi yaşam biçimleri ve iş kollarının özelliklerini gösteren etiketlemelerle de adlandırılabilmektedirler. Ayrıca, Romanlar için ülkemizde "Kıptî" kelimesi de çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Kıptî “Mısırlı” anlamına gelmektedir. Osmanlı döneminde "Çingane" şeklinde ifade edilen Romanlar, İngiltere'de olduğu gibi Mısırlı kabul edilerek "Kıptî" adıyla anılmış ve bu tanımlama günümüze kadar gelmiştir. Romanlar kendilerini 10’uncu yüzyıldan bu yana “Rom” olarak tanımlamaktadır. Rom "adam" anlamına gelmektedir.

Romanlar, yüzyıllar boyu süren göçebe hayatlarında, geçtikleri toprakların gelenek ve görenekleri ile harmanlanarak zengin bir kültürel yapıya ulaşmışlardır. Bugün, tüm dünyada 15 milyon, Türkiye'de ise 750 binin üzerinde Roman yaşadığı tahmin edilmektedir.

Tüm dünyada Romanlar, en alt kültür gurubu olarak görülmekte, farklı tanımlarla etiketlenerek eşit sosyal statü elde edememektedirler. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Romanlar, bu anlamda en büyük vahşeti yaşamış halklardan biridir. Her ne kadar Yahudi soykırımı olarak bilinse de Nazi Almanyası, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya'daki esir kamplarında 200 bin ila 800 bin arasında Roman katledilmiştir. Romanlar, bu katliamı “Porajmos” (parçalanmak) olarak adlandırmaktadır. Romanların yaşadığı bu süregelen sorunlarla ilgili olarak, Nisan 1971'de Londra'da ilk Uluslararası Roman Kongresi toplanmıştır. Bu kongreye atfen, 1990 yılından bu yana, 8 Nisan Dünya Romanlar Günü olarak kutlanmaktadır.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de Romanlar, alt kültür gurubu olarak görülmektedir. Osmanlı Dönemi’nde Romanlar, Rumeli Beylerbeyliği‘ne bağlı bir birlik olarak görülmüş ve Trakya Bölgesi’nde tecrit edilerek yaşamaya zorlanmışlardır. Romanlar Osmanlı’da da alt sınıf muamelesi görmüştür. Örneğin, Osmanlı’da Romanlar, kendilerini Sünni Müslüman olarak tanımlamış olmalarına rağmen, cinayet, vatana ihanet gibi suçlardan idama mahkûm edilmeleri hâlinde Müslümanlar gibi asılarak değil, gayrimüslimler gibi kafaları kesilerek öldürülürlerdi. Günümüzde de Romanların maruz kaldığı muamele pek farklı olmamaktadır. Bu konunun birkaç örnekle somutlaştırılması gerekmektedir. Edirne'de imam-hatip lisesi, ardından ilahiyat fakültesini bitiren bir Roman vatandaşın, köyüne imam olarak atanma talebi kabul görmüş ancak köylülerin "Çingenenin ardında namaz kılmayız." tepkisi üzerine atama iptal edilmiştir. Bir başka olayda ise İzmir Çağdaş Romanlar Derneği yönetim kurulu üyeleri yemek yemek için gittikleri lokantaya Roman olmaları nedeniyle kabul edilmemiştir. Bu ve buna benzer pek çok olay, Romanları birlikte yaşamaya mahkûm etmektedir. Ünlü bir sinema oyuncusu bir söyleşi sırasında "Çingeneyi padişah yapmışlar, önce babasını kesmiş." şeklinde bir benzetme yaparak toplumdaki algıyı söylem biçimiyle açığa vurmaktadır. Ayrıca, kentsel dönüşüm projeleriyle Roman mahalleleri kentin dokusuna uymadığı gerekçesi ile yok edilmekte, Romanlar alıştıkları yaşam biçimlerinden sökülerek farklı bir yaşam biçimine zorlanmaktadırlar.

Türkiye'deki Romanlar, Türk olmaktan duydukları gururu açıkça ortaya koymalarına ve kendilerini "Sünni Müslüman" olarak tanımlamalarına karşın, yüksek düzeyde ayrımcılığa ve aşağılanmaya maruz kalmaktadır. Toplumun çoğunluğu tarafından Romanlara atfedilen en hafifinden, "hercai", "tasasız", "dans-müzik-çiçek” üçgeninde "günlük yaşayan", "yüzeysel" ya da daha da ileri gidilerek "suçlu" ve "ahlaksız" insanlar olduğuna ilişkin basmakalıp fikirler medya aracılığıyla da sürekli tekrarlanmaktadır. Türk toplumundaki Romanlara yönelik genel algı, onları sosyal hiyerarşinin en altına yerleştirmektedir. Bırakınız eğitim ve sağlık, temel sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanamamayı, bu toplumsal kesim, kamusal alanda aidiyetini bile ifade edememektedir.

Dışlanmış azınlıkların çoğunluğun bir parçası olabilme yönündeki özlemleri anlaşılabilir ve tarihsel açıdan da tanıdık bir durumdur. Romanlar da dışlanmış ve tecrit edilmiş bir azınlık olmak değil, toplumun bir parçası olma gayretlerine devam etmektedirler.

Dünyada en büyük 4’üncü Roman nüfusuna sahip Türkiye'de, bu toplumsal kesimin yaşadığı sorunların araştırılması ve çözümlerin tespit edilmesi amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.                                     

1) Hurşit Güneş                                                        (Kocaeli)

2) Hülya Güven                                                        (İzmir)

3) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

4) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

5) Tanju Özcan                                                         (Bolu)

6) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

7) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

8) Namık Havutça                                                     (Balıkesir)

9) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

10) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

11) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

12) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

13) Ali İhsan Köktürk                                                (Zonguldak)

14) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

15) Mehmet S. Kesimoğlu                                         (Kırklareli)

16) Recep Gürkan                                                     (Edirne)

17) Selahattin Karaahmetoğlu                                   (Giresun)

18) Ramis Topal                                                       (Amasya)

19) Osman Kaptan                                                    (Antalya)

20) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

B) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda, siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de bir üyelik düşmektedir. Bu Komisyona aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin, 10 Şubat 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Şubat 2014 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Sağlık ve Tüketicinin Korunması” konulu seminere katılım sağlanması hususuna ilişkin tezkeresi (3/1369)

                                                                                                      30/1/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Şubat 2014 tarihlerinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de "Sağlık ve Tüketicinin Korunması" konulu bir seminer düzenlenecektir.

Söz konusu seminere katılım sağlanması hususu, 28.3.1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.53

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bir oylamamız daha var.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle 5/4/2014 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi” konulu toplantıya katılım sağlanması hususuna ilişkin tezkeresi (3/1370)

                                                                                                      29/01/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle 5 Mart 2014 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi” konulu bir toplantı düzenlenecektir.

Söz konusu toplantıya katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 31/1/2014 tarih ve 2986 sayı ile MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından AKP’nin on bir yıldır uyguladığı ekonomik politikaların oluşturduğu yapısal riskleri ile rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası yaşanan gelişmeler ışığında özel sektör borcunun, borcun kısa ve uzun vadede artış nedenlerinin, kur riskinin doğuracağı zararların, Merkez Bankası politikalarına etkilerinin ve borcun çevrilmesiyle ilgili sorunların ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 4 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                      04/02/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 4 Şubat 2014 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Yusuf Halaçoğlu

Kayseri

Grup Başkan Vekili

31 Ocak 2014 tarih, 2014/2986 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğu İzmir Milletvekili ve MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’ın AKP’nin on bir yıldır uyguladığı ekonomik politikaların oluşturduğu yapısal riskleri ile rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası yaşanan gelişmeler ışığında özel sektör borcunun, borcun kısa ve uzun vadede artış nedenlerinin, kur riskinin doğuracağı zararların, Merkez Bankası politikalarına etkilerinin ve borcun çevrilmesiyle ilgili sorunların ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla verdiği Meclis araştırma önergesinin 4 Şubat 2014 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal’da.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağladığınız sükûnet için de teşekkür ediyorum, bayağı sakinleşti Genel Kurulumuz.

Değerli arkadaşlar, vermiş olduğumuz araştırma önergesi, son günlerde ekonomide yaşanan gelişmelerin nedenleri ve etkileriyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasını içeriyor. Sizin de sürekli konuştuğunuz gibi, Sayın Başbakanın da bütün konuşmalarında belirttiği gibi, ortada, piyasalarda bir karışıklık var. Bu, kısmen uluslararası gelişmelerden, tabii bunun üzerine de kısmen Türkiye’de yaşanan siyasi ve ekonomik belirsizliklerden kaynaklanıyor.

Değerli arkadaşlar, 17 Aralıkta başlayan rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrasında piyasalarda ciddi gelişmeler oldu, sizler de bunu biliyorsunuz ama bu, sadece operasyonun etkilerine bağlı bir sonuç değil, öncelikle bunu doğru tespit etmek lazım. On bir yıldır uygulanan ekonomi politikalarının, yanlış politikaların, ekonomideki koordinasyonsuzluğunuzun sonucunda ortaya çıkan bir kırılganlık vardı. Biz size bu kürsüde, komisyonlarda, gazetelere, televizyonlara yaptığımız açıklamalarda defalarca söyledik; eğer yapısal önlemleri almazsanız, herhangi bir iç veya dış şok durumunda bu yüksek cari açıkla, bu dışa bağımlı ekonomiyle, döviz kurunun kırılganlığı artırdığı, kur riskini artırdığı bir ortamda, bu kadar döviz borcunun olduğu bir ortamda bu kur riskinin gerçekleşmesi durumunda ekonomideki birçok sektörün olumsuz etkileneceğini defalarca söyledik ama maalesef bu hususlar dikkate alınmadı. Ne cari açığın temel nedeni olan ithalatın artmasıyla aşırı değerli TL’den kaynaklanan, ithalatın teşvikinden kaynaklanan dış ticaret açığının azaltılmasıyla ilgili önlemler alındı ne de bunların piyasalarda yaratmış olduğu etkileri giderici önlemler alındı, sadece geçici olarak günlük pansuman tedbirlerle piyasaların ateşi düşürülmeye çalışıldı. Ve bugün geldiğimiz noktada bizim “Kral çıplak.” deme mecburiyetimiz vardır. Maalesef, bu noktaya gelmemeyi tercih ederdik, defalarca da uyardık ama bu şekliyle gelmiş oldu.

Şimdi, birkaç gün önce Merkez Bankası faiz kararı açıklıyor, kurlarla ilgili müdahaleler yapıyor; Sayın Başbakan -bu kürsüden de yaptığı konuşmalarda belirttiği gibi, birçok konuşmasında da belirttiği gibi- Merkez Bankasının rezerv biriktirmesini bir taraftan överken şimdi giderayak “Vallahi, bu faiz artışıyla benim alakam yok, elimden gelse ben faiz artışına karşı çıkarım.” diyor. Neye benziyor? “Yetkim olsa HSYK’daki şeyleri değiştirir bu hâkimleri yargılarım.” demesine benziyor.

Şimdi, Sayın Başbakan, sizin işinize geldiği zaman, enflasyon düşük çıktığı zaman Hükûmetin başarısı oluyor da enflasyon yüksek çıkınca niye Merkez Bankasının kabahati oluyor? Rezervleri biriktirirken iyi de o zaman “Merkez Bankasına müdahale mi ediyorsunuz?” dediğimiz zaman “Yok canım.” derken şimdi dönüyorsunuz günah keçisi arıyorsunuz.

Bakın, bu, Sayın Başbakanın günah keçisi araması ilk de değil, daha önce de bazı bakanlarımız dâhil, o zamanki Başkanımız Durmuş Yılmaz’a da çok fazla yüklenmişlerdi. İşlerine geldiği zaman iyi, işine gelmediği zaman Hükûmetin alakası yok; bu, bir kere, günahı başkasına yıkmaktan, günah keçisi aramaktan başka bir şey değildir.

Peki, sürekli hava attığınız rezervler ne oldu? Yani Sayın Başbakan Merkez Bankasına “Şu kadar rezerv biriktirin.” diyor mu diye defalarca sorduk. Peki, bir taraftan “faiz lobisi” diyorsunuz; o rezervler nerede duruyor, sordunuz mu? Burada sordum; bakanlara yazılı da sorduk, sözlü de sorduk. O rezervlerin çok büyük bir kısmı Başbakanın şikâyet ettiği, “faiz lobisi” dediği uluslararası bankalarda duruyor. Hem de kaç para faizle duruyor? Bizim dışarıya ödediğimizin beşte 1’i, onda 1’i faizlerle duruyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu; hani faiz lobisiydi bunlar, hani bunlarda sıkıntı vardı?

Değerli arkadaşlar, burada laf kalabalığına getirip, işimize geldiği zaman bunları kullanıp işimize gelmediği zaman günah keçisi aramak maalesef yanlış bir politikadır.

Öbür taraftan, faizlerle ilgili bu lobiye baktık, şimdi yeniden faiz artışı oldu. Şimdi, ben, Sayın Başbakana geriye dönüp sormak istiyorum; daha önce buradaki bütçe görüşmelerinde de sordum, kendisi gelip Hükûmet tarafında otururken Sayın Babacan’a da sordum: Peki, şimdi, faiz lobisi kim? Bir anda yüzde 7’lerden 12’ye çıkaran Merkez Bankası faiz lobisi mi? Sayın Başbakan buna ne diyecek, ben merak ediyorum. “Faiz lobisi, faiz lobisi…” Kimdi faiz lobisi? “Yükseltmek istiyorlar.” Peki, şimdi, faiz lobisinin dediğine teslim mi olmuş olduk, faiz lobisinin dediği mi olmuş oldu Türkiye’de, ben anlamadım. Peki, faiz lobisi nerede o zaman? Kim bu kararları aldırıyor, Merkez Bankasına birisi baskı mı yapıyor?

Ben size daha önce söylemiştim, isterseniz küçük bir hafıza tazelemesi yapayım. Daha önce göstermiş olduğum 1-2 tane görsel malzeme vardı -hani “görsel malzeme” derken bir şey yok- gazete kupürü vardı “Başbakanın aradığı faiz lobisi bulunmuştur.” diye. Bu, ta ne zamanın gazetesi biliyor musunuz? Geçen seneki bütçe görüşmelerinde de size gösterdim. Nerede yazıyor biliyor musunuz? Sabah gazetesinin finans sayfasıydı, sizin hafızanızı tazeliyorum: “Yanlış yönet halka ödet.” Kime diyor? 3 tane resim var: Sayın Erdem Başçı, Sayın Ali Babacan ve Sayın Mehmet Şimşek. Bakın, bu, 2012 yılının sonbaharındaki haber. Ben, bunu size bütçe görüşmelerinde aktardım, bakınız ve altında da -gazetenin ekonomi sayfası- diyorki: “Bu ekonomi yöneticileri faizi yüksek tutarak rantiyecilere faiz aktarıyor, gelir aktarıyor.” Şimdi, e, peki, bu artış nedir yani faiz lobisi mi? Merkez Bankası Başkanı ve ilgili bakanlar içerideki faiz lobisini mi temsil ediyorlar? Ben, bunu anlamakta zorlanıyorum değerli arkadaşlar. Burada aynen diyor ki: “Bu durum önümüzdeki günlerde Hazine ihalelerinden tüketici kredilerine kadar…” Bakın, Hazine ihalelerinden tüketici kredilerine kadar… “…birçok alanda beklenen faiz düşüşüne engel olacak.” Yani, faiz maliyetini artıracak. Ne zaman? 2012 23 Eylülünde.

Değerli arkadaşlar, bazı şeyleri söylerken dikkatli olmamız gerekiyor, ekonomideki birtakım şeyleri söylerken. Bir taraftan, kalkıyorsunuz hepiniz, ekonomi bakanlarımız, grup başkan vekilleriniz, ilgili AKP’li milletvekilleri diyor ki: “Efendim, şu kadar zararı oldu.” Ya, zararı yapan kim, bu kavgayı körükleyen kim, piyasaları bu hâle getiren kim? Faizin geçen hafta yapılacak müdahalesiyle iki hafta önceki yapılacak müdahalesi bir değil ki. Vaktinde yapsaydınız da 2-3 misli müdahale edeceğinize 1 puan, 2 puan artırmış olsaydınız şimdiye piyasalar sakinleşmiş olacaktı. Faiz lobisini yaratan da sizsiniz; o zaman, buna sonuç veren de sizsiniz. Nereden bunları çözeceğiz? Eğer bu kafayla gidersek -daha geçmişte burada söylediğim gibi- frenciler, gazcılar tartışmasına girersek…

Bakın, hemen birkaç gün sonra, 10 Ekimde –tekrar, göstermiştim size- 10 Ekim 2012’de, Orta Vadeli Program açıklanınca “Frenden vazgeçmiyor.” diye o zamanki bakanı suçlamıştı. Özellikle yandaş gazetenin haberini veriyorum yani şu anda, gündemde tartışılan, el değiştiren gazetenin haberi, muhalif gazete değil.

Şimdi aynı şeyi yaşıyoruz. Şu anda bu lobi ne? Sayın Başbakan -ben korkuyorum- yarın, herhâlde “Bunları da paralel devlet yaptı.” diyecek; anladığımız kadarıyla, demek ki bu suçu da ekonomideki paralel devlete yükleyecek, finansal piyasalardaki paralel devlete yükleyecek. Gelin, burada, bu sorumluluğu üstlenin.

Değerli arkadaşlarım, burada birçok kesim zarar görecek bundan. Özel sektörün, devletin şu anda, 420 milyarlık borç kâğıtları dolaşıyor. Özel sektörün, vatandaşın borçları ortada. Sadece 243 milyar tüketici kredisi, 93 milyarlık kredi kartı borcu var, yaklaşık 335-340 milyarlık vatandaşın borcu var; bunların faizi artacak. Vatandaşı zaten rezil ettik, verdiğimiz sözleri tutmadık, bunların aflarıyla uğraşmadık. Geldiniz, sürekli olarak şirketleri kayırdınız. 4/C’lilere verdiğiniz sözü de tutmadınız.

Bakın, bizim odalarımıza güzel bir takdir belgesi göndermişler. Kimden geliyor Hükûmete? Taşeron işçilerden geliyor. AKP Hükûmetinin Çalışma ve Maliye Bakanlarına, verdikleri sözleri tutmadıkları için, bir takdir belgesi göndermişler “Kadro vaadiyle kandırmadaki başarılarından dolayı kendilerini takdir ediyoruz.” diyorlar.

İnşallah sonraki konuşmalarda bunun ayrıntısına değinmek dileğiyle, bir an önce bu konunun araştırılması, etkilerinin, sonuçlarının değerlendirilmesi için bir komisyon kurulmasıyla ilgili önergemize destek vermenizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan’a aittir.

Buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; burada belki en az konuştuğumuz ama en fazla konuşmamız gereken mevzu mevcut Hükûmetin on iki yıllık ekonomi politikalarıydı. Maalesef, deniz bitmeyene kadar ve gemi karaya oturma işaretleri, alametleri vermeyene kadar biz bu konuyu burada doğru düzgün konuşamazdık. Hoş, konuşsaydık ne olacaktı?

Bir aile düşünün. Bir aile babası gidiyor, dışarıdan, bir şekilde çalarak, çırparak veya borçla harçla veya dolandırarak, neyse, şekli ne olursa olsun ama emeğe dayanmayan, gayrete dayanmayan, doğru düzgün bir üretime dayanmayan bir şekilde bir para getiriyor; çoluk çocuğa, aileye harcıyor. Eşi, çocukları, herkes hayatından memnun, kimse bir şey sormuyor. Evdeki yaşlı büyükbaba veya akıllı bir komşu, aklı başında bir akraba “Yahu, bu paranın kaynağı belli değil, bu para bir gün geri gidecek. Bakın, yapmayın, etmeyin, böyle, bu kadar rehavete kapılmayın.” dedikçe kimse bunu dinlemiyor ancak ne zaman eve haciz gelirse çocuğun altındaki bisiklet, hanımın üzerindeki kürk, öbür çocuğun altındaki araba, öbürünün bileziği, diğerinin buzdolabı elinden gidince feryat figan başlıyor. İşte, Türkiye, maalesef -yani tekrar “maalesef” dedikten sonra yine bir parantez açıp “Allah göstermesin.” diyorum yine bir vatandaş olarak- bu noktalara geldi, gelmek üzere.

Değerli arkadaşlar, senelerdir bir cari açıktan bahsediliyor; senelerdir iç borcun, dış borcun, ithalatın, ihracatın birbirine oranından bahsediliyor ama dediğim gibi, iğnenin ucu, çuvaldızın ucu vatandaşa bizzat değene kadar hiç kimse bu konularla ilgili bir refleks, tepki vermiyor.

Şimdi biraz rakamlarla konuşalım değerli arkadaşlar. Şimdi, bir “faiz lobisi”dir tutturulmuş gidiyordu, Sayın Başbakan diyordu ki: “Bu memlekette bir rant ekonomisi var; ranttan, faizden para kazananlar var. Dolayısıyla, bunlar bir şebeke kurdular, beni indirmek istiyorlar. Ey ümmeti Muhammed, gelin beni kurtarın!” E, sen kurtar kendini. Çık, nasıl İsrail’e “…”(*) dedinse, bütün dünya finans çevrelerine de “…”(*) söyle, “…”(*) diyemiyorsan başka türlü söyle; Arapça, Türkçe, Fransızca, İngilizce söyle; hiçbir şey yapamıyorsan Halka Bankası, Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası sana bağlı, de ki: “Ben rantiyeci bankalara gücümü yetiremiyorum ama devletin ve benim yönetimim altındaki bütün bankalarda faizleri kaldırıyorum.” Haydi yap bakalım, nasıl yapabiliyorsun! Peki, ne oldu da bu kadar efelendikten sonra bir anda faizleri piyasaların bile tahminlerinin 3 misline, 4 misline çıkarmak zorunda kaldın? Değerli arkadaşlar, demek ki bunlar boş kabadayılıkla olmuyor. “İsrail beni indirmek istiyor, Yahudi lobisi beni indirmek istiyor.” diyorsun. Dünyadaki finans sektörünün esas ağababaları, esas yöneticileri bu kastettiğin kimseler; hadi gücün yetiyorsa bunlara karşı bir şey söyle, bir hesap kitap içerisine gir! Tekrar söylüyorum: Gücün yetiyorsa, emrinde Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıflar Bankası, kredi faizlerini indirirsin. Yani “Sıfırla.” da demiyoruz, önce “Sıfırla.” dedik, yapamıyorsun. İndir... “E, ben indiremiyorum, dünya şartları var.” O zaman dünya ne yapıyor bir buna bak. Bakın, koskoca İslam  dünyası, 56 devlet, 57 devlet -çünkü kısmi üyeler var, her yıl eklemeler var- 900 milyar dolar bir ihracat yapıyor -bunun yüzde 75’i de petrole dayalı, gerçek bir ihracat değil- tek başına Almanya 950 milyar dolar ihracat yapıyor. 56 İslam ülkesi, 57 İslam ülkesi tek bir Almanya kadar üretemiyor.

Siz, eğer bu üretimleri doğru düzgün bir şekilde planlayamazsanız, memleketinizde sanayiye, istihdama, turizme, tarıma, hayvancılığa doğru düzgün bir yatırım yapamazsanız, beş yıllık, on yıllık, yirmi yıllık master projeler oluşturamazsanız, “E, ben gideyim Suudi Arabistan’dan para getireyim.”, “Refik Hariri’nin parasını getireyim.”, “Suudi Arabistan Kralından para alayım.”, “Kuveyt’ten sıcak para getireyim, bunu müteahhitlere vereyim.” “Al takke ver külah, özelleştirme işlerine gireyim.”, “İmar artışlarıyla, TAKS’la, KAKS’la oynayayım.”, “İstanbul’un havasını satayım…” E, vallaha, hava cıva, ondan sonra dönersin, dolaşırsın, bu borçlar ödenmeye geldiği vakit, işte, bir senede yüzde 30, sadece, fiilî olarak halkı fakirleştirirsin. Döviz üzerinden şu an bir hesap yaptığımız vakit, bütün bir ülkenin cebindeki para son bir yılda yüzde 30 azaldı değerli arkadaşlar, döviz yüzde 30 arttı.

Ben üniversiteyi yeni bitiriyordum Turgut Özal iktidara geldiği dönemde, 80’li yılların başında Türkiye'nin yıllık yaklaşık 2 milyar dolar ihracatı vardı, 3,6-3,7 milyar dolar civarında da bir ithalatı vardı, ithalatla ihracatın arasındaki makas 1,65-1,7 civarındaydı. Bugün çıkıp övünüyorsunuz, diyorsunuz ki “151 milyar dolar ihracat yaptık.” Peki, ne kadar ithalat yaptınız? 251 milyar dolar da ithalat yapmışsınız. Makas aynı. Yani çarpın, bölün, toplayın, 1980’deki ithalatla ihracat arasındaki fark neyse, bugün de aynı farkı hâlâ kapatamamışsınız.

Peki, ne yapılacak? 243 milyar dolar tüketici kredisi var. Herkes borçlu. Önümüzdeki beş yılı bütün aileler borçlanmış, bütün aileler. Kredi kartları bir felakete dönüşmüş. Borç yiyen kesesinden yer, ondan sonra döner adamakıllı dayak yer.

Yine, aynı şekilde, özel sektörün dış borcu 2002 yılında 43 milyar dolarken 2013 yılında 255,3 milyar dolara gelmiş 2013’ün üçüncü çeyreği itibarıyla. E, vallahi çok güzel! 2002’de 43 milyar dolar özel şirketler borç almıştı, bugün 255,3 milyar dolara ulaşmış; yatırım yapmış, güzel, hoş bir şey. Peki, bunu ödeyebiliyor musun? Eğer bunu ödeyebiliyorsan sorun yok, aferin. Dolarda, dövizde, kurda, enflasyonda, kanda, şekerde, idrarda, bütün tahlillerde dengeleri eğer kollayabilmişsen sana koskocaman bir madalya takmak lazım ama gel gör ki bugün sadece kısa vadeli borçların miktarı 107,6 milyar dolar, uzun vadeler 147,6 milyar dolar ve yine özel sektörün kısa vadeli borcu 2002’de 14 milyar dolarken bugün 107,6 milyar dolara gelmiş. 2014 yılı özel sektör kredi borç ödemesi 129 milyar dolar. Tekrar söylüyorum: Ödeyebiliyorsan aferin, dengeleri kollayabiliyorsan bravo, “500 milyar dolar para aldım, şu kadar yatırım yaptım, bu kadar kâr ettim, götürdüm adamın borcunu verdim, şu kadar da gayrimillî safi hasılaya, üretime, memlekete katkıda bulundum.” diyebiliyorsan bravo ama işte öyle değil, sorun burada. Ve şu an bu döviz üzerinden borçlananlar… Mesela, bankaların toplam kredilerinin 135 milyar doları sadece döviz üzerinden. Döviz üzerinden borcu olanlar panik içerisinde. Şunu diyebilirsiniz: “Efendim, ne olacak, zaten ihracatımız var.” E, senin ihracatın ithalatının çok çok altında, 100 milyar doların üzerinde bir açığın var. Nereden kapatacaksın? Demek ki bütün bu noktalarda ciddi bir sıkıntı var, ciddi problemler var ve bunları kapatman da kolay değil. Peki, hata neredeydi, hata? İşte, bu on iki yıllık dönemde yapılması gereken -konuşmamın başlangıcında da değindim kısmen- Türkiye’nin doğru düzgün bir sanayi, turizm, eğitim, kültür, tarım, hayvancılık planının hazırlanmasıydı. Siz boyuna paraları aldınız, “Duble yol yaptık, Boğaz’a üçüncü köprüyü yaptık, bir başka boğaz daha icat ediyoruz.” dediniz. Müteahhit hükûmeti oldunuz, müteahhit!

TUSKON feryat ediyor; sanayici, KOBİ’ci, Antep, Kayseri, Denizli, Maraş feryat ediyor; Suriye’ye, Irak’a, Orta Doğu’ya, Afrika’ya ihracat yapan, bisküvi satan, orta sanayi malı satan bütün firmalarımız feryat ediyor çünkü bunlara doğru düzgün bir kredi aktaramadınız.

Müteahhitlik çok kolay. Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım burada oturuyordu, 1 katrilyon ihale verdi benim bölgemde, Diyarbakır ve Van kara yollarında. “Getir, 500 trilyona bunları yapalım Diyarbakırlı müteahhitler olarak.” dedim. Ses yok çünkü sanayiciye bir kredi verdiğin vakit, imkân verdiğin vakit bunun rantı, alavere dalaveresi yok.

Değerli arkadaşlar, deniz bitti, rant ekonomisini kurdunuz ve hesabını siz vereceksiniz. Allah millete yardım etsin. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim  Sayın Tan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde son söz İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı’nın.

Buyurunuz Sayın Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, biz, yıllardır, bu kürsüden, hem bütçe görüşmelerinde hem de sair vesilelerle Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarının her geçen gün büyüdüğünü, ekonominin hızla yol ayrımına doğru gittiğini anlatageldik. Biz bunları söyledikçe, biz bunları anlattıkça iktidar partisinin milletvekilleri “Hayır, böyle bir şey yok. Biz büyüme rekorları kırıyoruz, birtakım rekorlar kırıyoruz, Çin kadar büyüdük. Dünyanın krizden etkilenmeyen tek ekonomisiyiz, etkilenmeyen ekonomilerinden biriyiz.” diyordu. Ama, bugün nereye geldik biliyor musunuz? Bakın, bunu ben söylemiyorum, bunu bütün uluslararası iktisatçılar söylüyor: Bugün Türkiye ekonomisi dünyanın en kırılgan 5 ekonomisinden biridir; Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Hindistan, Endonezya ve Türkiye. Ve daha kötüsü, Türkiye bu 5 kırılgan ekonomi içerisinde de en kırılganıdır. Bugün öyle bir noktadayız ki küresel gelişmeler, Amerika Birleşik Devletleri’nde “Federal Reserve”ün operasyonları ya da küresel alanda ortaya çıkacak olumsuz gelişmelerden en çok etkilenen ülkelerden biri Türkiye’dir, Türkiye olmaktadır. Peki neden? Bakın, çok fazla rakama boğmak istemiyorum ama birkaç tane şey söyleyeceğim, birkaç tane rakam vereceğim: Bugün Türkiye’de reel sektörün döviz pozisyon açığı 165 milyar dolardır. Yani bu, şu demek: Tüm reel sektörün, KOBİ’lerin, Koçların, Sabancıların, Türkiye’de istihdam üreten, Türkiye’de üretim yapan bütün firmaların döviz cinsinden borçları, yükümlülükleri döviz cinsinden varlıklarından 165 milyar dolar fazla. Bu, şu demek: Eğer ulusal para yüzde 10 değer kaybederse -nitekim, yüzde 30 değer kaybetti son birkaç ayda- bu firmalar 16,5 milyar dolar zarar yazacak demek, zarar yazıyor demek.

Bakınız, biz 2001 krizini bankacılık sektöründe 20 milyar dolarla yaşadık. Sonra BDDK kuruldu ve bankacılık sektörü pozisyon açıkları iyileştirildi, izlendi, denetlendi. Ama biz burada yıllarca söylediğimiz hâlde reel sektörün döviz pozisyon açıklarının denetlenmesine ilişkin AKP Hükûmeti hiçbir şey yapmadı. Bugün 165 milyar dolar döviz pozisyon açığıyla çok ciddi bir riskle karşı karşıyayız.

Bakınız, bir başka şey daha: Bugün Türkiye’nin önümüzdeki bir yılda ihtiyaç duyduğu döviz finansmanı yani dış finansmanı yaklaşık 230 milyar dolar. Bakın, önümüzdeki bir yılda, Türkiye’de daha önce alınmış olan borçların 168 milyar dolarının vadesi geliyor. Ne yapacaksınız? Ya cebinizden çıkarıp bu borçları ödeyeceksiniz ya da bunları ödemediğinizde yeniden borçlanacaksınız yani “roll” edeceksiniz. 168 milyar dolara ihtiyacınız var, üstüne bir de cari açığı koyun, 60 milyar dolar; önümüzdeki yıl finanse etmeniz gereken cari işlemler açığı toplam 228 milyar dolar. Ve bu parayı nereden bulmak zorundasınız, hangi koşulda, hangi konjonktürde? Dünyada giderek ödünç verilebilen fonların daraldığı bir konjonktürde. 2 trilyon dolarken, 3 trilyon dolarken, bugün bu rakam 1 trilyon dolarlara kadar indi yani giderek küçülen bir pastadan giderek büyüyen bir finansmanı bulmak zorundadır bugün Türkiye ekonomisi. O yüzden, Türkiye ekonomisi bugün dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biridir. Bunu biz söylemiyoruz sadece, bunu bütün uluslararası araştırmacılar söylüyor. Böyle bir yerdeyiz, yol ayrımındayız ve biz böyle bir yerdeyken ve yol ayrımındayken, paranın yönü değişiyorken, paranın yönü gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru akıyorken, Türkiye ekonomisi bu kadar kırılganken yapılması gerekenleri, üniversite 1’inci sınıfın makro dersindeki öğrencisinin bile malumları olan şeyleri, Merkez Bankası Hükûmet baskısıyla yapmamıştır.

Bakın, hepimiz biliyoruz ki faiz piyasayı süpürür, faiz bütün riskleri alır. Bir ülkenin faizine baktığınızda o ülkenin bütün risklerini görürsünüz, o ülkenin ekonomik risklerini görürsünüz, o ülkenin siyasal risklerini görürsünüz, o ülkenin sosyal risklerini görürsünüz ve böyle bir konjonktürde bu kırılganlıkların artmaması açısından, Merkez Bankası, faiz yükseltmesi gerekirken Sayın Başbakanın ve sayın Hükûmetin baskılarına maruz kalıyor ve durumu idare etmek için binbir takla atıyor.

Bakın, dünya literatürüne geçen uygumalar yaptı Merkez Bankası; koridoru artırdı, koridoru indirdi, döviz karşılıklarını artırdı, döviz karşılıklarını indirdi, uluslararası literatüre geçti. Ne için? Faizi artırmamak için. Çünkü Hükûmet baskı yapıyordu, çünkü Sayın Başbakan baskı yapıyordu, çünkü Sayın Başbakan bir yandan “Bu kurum, bağımsız bir kurum.” diyordu, bir yandan “Faizi savunanlar faiz lobisini yapanlardır.” diyordu, Merkez Bankasını baskı altına alıyordu. Merkez Bankası faizi yükseltemediği yerde ne yaptı? Piyasaya döviz vermeye başladı, döviz likiditesini ayarlamaya çalıştı. Yapabileceği fazla bir şey yoktu ama ne oldu? Geçtiğimiz senenin haziran ayından bugüne kadar yedi ay içerisinde Merkez Bankası piyasaya tam 20 milyar dolar vermek zorunda kaldı. Döviz rezervlerimiz bugün olduğu seviyeden 20 milyar dolar daha yukarıda olması gerekirken bugün 20 milyar dolar daha aşağıdadır. Ama, dövizin ateşi sönmedi, dövizin ateşi söndürülemedi ve Merkez Bankasının faizi sert biçimde yükseltmesinden başka çaresi kalmadı. Ama, kaybeden Türkiye oldu, biz yedi ay kaybettik, 20 milyar dolar döviz rezervi kaybettik ve bugün Merkez Bankasının ve Hükûmetin güveni tartışılır noktadır. Bugün gelmiş olduğumuz noktada, pamuk ipliğine bağlı bir ekonomi noktasındayız.

Bakınız, turpun büyüğü heybede. Bakınız, yabancılar daha döviz pozisyonu almadılar. Türkiye’de, bugün, Borsa İstanbul’da kote olan hisse senetlerinin yüzde 60’ı, 62’si yabancıların elindedir. Bugün devlet iç borçlanma senetlerinin önemli bir kısmı yabancıların elindedir ve bugün yabancılar bu kervana henüz katılmadılar. Türkiye’deki yerli yatırımcıların pozisyon almasıyla bugün bu noktaya geldik ve biz bilmeliyiz ki piyasada en önemli olan şey güvendir. Sayın  Başbakan ve sayın AKP yetkilileri demagoji yaparak piyasayı yönetemezler, piyasanın gerçeklerine göre pozisyon almak zorundalar. Herkes kendi sorumluluğunu bilmeli, herkes kendi sorumluluğu üzerinden hareket etmeli, herkes piyasanın gereği neyse öyle hareket etmeli. Dolasıyla, bugün ekonomi bir yol ayrımına gelmiştir, bugün daha fazla sürdürülemez bir noktadayız.

Bakınız, önümüzde faiz artırımından sonra büyüme oranlarının düşeceği bir konjonktür var. Türkiye önümüzdeki birkaç yıl -sadece bu yıl ve bundan önceki yılda olduğu gibi değil- daha sıfır ila 3 arasında bir büyümeye razı olmak zorundadır.

Bakınız, işsizlik yeniden çift haneli rakamlara çıkacak. Önce “8,9” diyordunuz, sonra “9,5” yaptınız, anlaşılıyor ki yüzde 10’un üzerinde tamamlayacağız biz bu yılı. Bundan sonraki dönemde de büyüme oranları düştüğü için işsizlik oranları artacak. Bakın, enflasyon hedefleri hiçbir şekilde tutmadı. Yedi yıldır enflasyon hedefi sistemi uygulayan Merkez Bankası ve Hükûmet, bir tek yıl bile enflasyon hedefini tutturamadı. Dolayısıyla, ulusal paranın değer kaybetmesiyle birlikte hayat pahalılığı ve enflasyon da artacaktır ve hedefler şaşacaktır.

Dolayısıyla değerli milletvekilleri, önümüzde şöyle bir yol haritası var: Büyüme oranlarının düşeceği, işsizlik oranlarının arttığı ve artmaya devam edeceği, enflasyonun yani hayat pahalılığının yüksek kalacağı bir patika var. Şimdi, bunu hep beraber düşünmek zorundayız. Bugüne kadar yaptığınız demagojiler, bugüne kadar sütliman gösterdiğiniz her şey, bütün söylemleriniz çökmüştür, bütün hikâyeniz çökmüştür, takke düşmüş kel görünmüştür. Bunun 17 Aralıktaki gelişmelerle de bir ilgisi yok, bu süreç Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarıyla mart ayından itibaren zaten işlemeye başlayacaktı. 17 Aralıktaki bütün bu gelişmeler ve sonrasında yaşananlar sadece bunu bir miktar daha, birkaç ay daha öne almıştır. Dolayısıyla, bunun yolsuzluk operasyonlarıyla, Hükûmetinize yapılan kumpasla -tırnak içinde- Hükûmetinize yapılan komplolarla -yine tırnak içinde- hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla, aklıselim düşünmek gerekir, bütün bunları bir arada değerlendirmek gerekir. Türkiye ekonomisi bir yol ayrımındadır ve o yol ayrımına uygun bir biçimde geçtiğimiz on bir yılda yapmış olduğunuz icraatların sonucunda gelmiş olduğumuz nokta budur. Bu icraatlardan bir an önce vazgeçmeniz gerekir, ekonominin gereklerine uygun biçimde hareket etmeniz gerekir diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, hepinizi selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Muş.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verilen ve ekonomide son dönemde yaşanan gelişmelerin araştırılmasıyla alakalı önergenin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletimiz, her on yılda bir yaşanan darbeler ile dört, beş yılda bir yaşanan ekonomik krizlerle hakikaten çok zor günlerden geçerek bugünlere geldi ve 2002 senesinde Adalet ve Kalkınma Partisini tek başına iktidara taşıdı. O günden bugüne kadar bir taraftan güveni ve istikrarı tesis etmeye çalışırken bir taraftan da darbelerle mücadele ederek millî iradeye karşı vesayetin oluşturmaya çalıştığı komplolara müdahale etmeye, onlarla mücadeleye etmeye çalıştık.

Türkiye, AK PARTİ’yle, öncelikle makroekonomide yaşadığı gelişmelerle enflasyonda düşüşler, faiz oranlarında düşüşler, altyapı yatırımlarında artışlar, kamu maliyesinde ciddi anlamda iyileşmeler yaşadı ve değerli milletvekilleri, tüm bu süreçler devam ediyorken 2008 yılında dünya piyasalarında finansal kriz, Amerikan üslü olarak ifade ettiğimiz 2008 finansal krizi baş gösterdi. Dünyada bilinen en büyük krizin 1930 yılında yaşanan büyük buhran, büyük felaket, büyük kriz olduğu ifade edilirken 2008’le beraber bu dönemdeki krizin artık daha kapsamlı, daha derin ve dünyadaki ülkeleri çok daha derinden sarstığı ifade edilmeye başlandı.

Bir taraftan dünya küçülmeye, para arzları kısılmaya başlanıyorken bu süreçte, Amerika’da da başka gelişmeler ortaya çıktı. Ocak ayında ilk gelişme ortaya çıktı ve Amerika aylık 85 milyar dolar piyasaya para arzı sağlıyorken bunu 75’e düşürdü ve birkaç gün önce de yaptığı bir açıklamayla bunu 85’ten, 75’ten 65 milyar dolara düşürdü ve Amerika’da faizler belli bir noktaya çıktı.

Türkiye, bütün bu gelişmeler içerisinde bir taraftan kamu maliyesini bırakmazken, borç oranı anlamında kamunun riskini azaltırken -yüzde 35 seviyelerinde- bütçe açığını 1,2 seviyelerine düşürürken -ki OECD ortalaması bunun yüzde 4,3’tür- 2016’yla alakalı hedefi de bunu yüzde 0,5’e düşürmekti. İşte, böyle bir atmosferde Türkiye bir taraftan ekonomisini büyütmeye, bir taraftan da risklerini azaltmaya çalıştı.

Değerli milletvekilleri, reel sektör tarafından kullanılan krediler, 2013 Eylül ayı itibarıyla Merkez Bankasının yayınladığı raporda ifade edildiği gibi yüzde 19,2’dir. Yani reel sektör kullanmış olduğu toplam kredilerin yüzde 19’unu yurt dışı kaynaklı kullanmıştır. 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla firmaların vadesi gelen, bir yıl içinde dolacak olan yurt dışı borçları -reel sektörün- 23  milyar dolar.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Bu orijinal vade ama doğru değil.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bunu bir yıl içerisinde reel sektör kendisi ödeyecek.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Vadeye kalan gün sayısına göre değil.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Yurt dışından kullanılan uzun vadeli kredilerin kalan vadeye ağırlıklı ortalama vadesi 4,3 yıl ve reel sektörün kullandığı toplam kredilerin beş yıldan daha uzun vadeli olanlarının toplam oran içindeki payı yüzde 27 seviyesindedir. Bakın, burası reel sektörle alakalı olan kısmı, bir de bu işin bankacılık boyutu var.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Döviz niye yüzde 30 değer kazandı, niye, esas onu anlatın, rakamları değil. Faizler niye 4 misline çıktı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bankacılık boyutuna baktığımız zaman, mevzuat gereği en fazla yüzde 20 açık pozisyon verebilir bankacılık sektörü, bunun üzerine çıkamaz; bu, BDDK tarafından kısıtlanmış durumda ve…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Rakamları boş ver, neticeye gel.

MEHMET MUŞ (Devamla) – ...BDDK’nın şu an itibarıyla toplam bankacılık sektörü içerisinde herhangi bir açık pozisyonu bulunmamaktadır. Bugün itibarıyla, daha buraya gelmeden BDDK Başkanıyla yaptığım görüşmede de bir açık pozisyonun bulunmadığını, bankacılık sektöründe toplamda sadece 800 milyon dolarlık bir açık pozisyonun olduğunu ifade etti.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu önergenin içerisinde de ifade edildi yolsuzluk iddiaları, 17 Aralıkla alakalı iddialar. Ben bir tablo çizmek istiyorum size: 2011 seçimlerine giderken kamuoyunda Adalet ve Kalkınma Partisinin seçimleri kaybedeceği ve tek başına iktidara gelemeyeceği öngörülüyordu, hatta bazı kamuoyu araştırmalarında AK PARTİ'nin oyu yüzde 30’un altında gösteriliyordu. Fakat, 2011 seçimleriyle yüzde 50’lik bir oy oranıyla tekrar Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi ve her ne olduysa 2011’den sonra gelişmeler yaşanmaya başladı. 7 Şubatta MİT krizi yaşandı, Millî İstihbarat Teşkilatına bir müdahalede bulunulmaya çalışıldı. Bunun üzerinden belli bir zaman geçti, Gezi olayları -ki burada birçok müdavim arkadaş da var- başladı ve Sayın Başbakan buradaki temsilcilerle yaptığı görüşmede: “Nedir derdiniz, ne istiyorsunuz?” Yaptığı görüşmede o arkadaşların ifade ettiği: “Biz üçüncü köprünün yapılmasını istemiyoruz.”, “Havaalanına karşıyız.”, “Kanal İstanbul’a karşıyız.” Yani, Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçlardan hadise buraya uzandı ve bu Gezi olaylarından sonra da 17 Aralıkta -burada ifade edilen- işte, yolsuzluk iddialarıyla alakalı bir çalışmanın, bir yargı sürecinin başlatıldığı… Fakat, bakın, değerli milletvekilleri, olayın daha ilk gününden itibaren, burada herhangi bir şey varsa bu işin üzerine bizim gideceğimizi ve sonuna kadar da bu işin takipçisi olacağımızı -hem Başbakanımız tarafından hem de olayın hemen ertesinde Hükûmet sözcüsü Bülent Arınç Bey tarafından ifade edildi- burada grup başkan vekillerimiz de, bizler de ifade ettik.

Değerli milletvekilleri, bakın, burada yapılan konuşmalarda, birçok hukukçu arkadaş var ve bu hukukçu arkadaşlar dosyanın üzerinde gizlilik olmasına rağmen -her ne hikmetse- nasıl bilgi alıp burada kesin bir yargıya varıyorlar, ben anlayabilmiş değilim. Ben ekonomistim ama onlar hukukçu olmasına rağmen gizlilik kararı olan dosyayla alakalı burada çok rahat konuşabilmektedirler. Bu işin arkasında olanlar, medyaya sızdırdıkları birkaç fotoğraf ile maalesef hukukçu olarak kendilerini addedenler bu iş üzerinden kesin bir yargıya varmaktadırlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ama, bunu siz öğrettiniz, siz. Bunu siz öğrettiniz Türkiye’ye.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Az önce de ifade ettim, bizler bu işin sonuna kadar zaten gideceğiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Daha duruşma başlamadan, dava açılmadan altı ay önce yayınlar yapıyordunuz; siz yaptınız bunları.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Beş yüz sefer söyledik burada.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Altı ay önce, daha dava ortada yokken...

MEHMET MUŞ (Devamla) - Ama, burada bağıranlar, konuşanlar bu işin üzerine zaten gidemezler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dava ortada yokken altı ay önce...

MEHMET MUŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir diğer konu, bakın, hiçbir zaman yapılanın üstünü örtmedik, bundan sonra da örtmeyeceğiz. 2001 yılında Türkiye’de bir finansal kriz yaşandı.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Paralar nerede, paralar?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Şimdi, paralar geliyor, nerede olduğunu öğreneceksin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nerede, nerede?

FARUK BAL (Konya) - Bosna’ya gitti, imam-hatip için Bosna’ya…

MEHMET MUŞ (Devamla) - 2001 yılında büyük bir kriz yaşandı; bankacılık krizi. Doğru mu? Türkiye’de onlarca banka fona devredildi, hortumlandı, 50 milyar dolar -o günkü maliyetiyle- o bankaların içerisine konuldu. Peki, hazine bu parayı nereden buldu?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Mehmet, sen oralara girme, oralar seni aşar.

FARUK BAL (Konya) - Yalan söyleme, yalan söyleme, 2002’de hortumlanmadı.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Hazine bu parayı nereden buldu? Devlet tahvilleri çıkardı yüksek faizle, hazine bonoları çıkardı yüksek faizle. Eğer kamunun bugün üzerinde bir borç yükü varsa o 2001’de o bankaları hortumlatanlar ellerini başlarının arasına alıp düşünecekler: “Biz nasıl oldu da o gün o bankaları hortumlattık?”

MEHMET GÜNAL (Antalya) – On bir yıldır daha ödeyemedin mi?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bakın, bugün hâlâ bu ülke bunun ceremesini çekiyor, bugün hâlâ ceremesini çekiyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Çalınan paraları bir anlat. Kaybolan paraları bir anlat.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Sistem çok basit.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bence de sistem çok basit, ayakkabı kutuları…

MEHMET MUŞ (Devamla) - Kanun kisvesi altında, bu bankalar battı, kriz oldu. Tamam, kriz olabilir, ekonomilerde kriz de olur, gelişmeler de olur, bununla alakalı, hükûmet tedbirler de alır. Ama, bu çıkan krizi niye vatandaş ödüyor? Birileri paraları hortumluyor, öbür taraftan devlet tahvilleri eliyle bu bankaların içerisini dolduruluyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynen, aynen, işte birileri parayı hortumluyor...

MEHMET MUŞ (Devamla) - Arkadaşlar, bakın, o gün iktidarda olanlar bunun hesabını vermediler. 50 milyar doları o şekilde çarçur ettirdiniz, hortumlattınız, şimdi, çıkıp ahkâm kesmeyin buralarda.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye sormadınız, on bir yıldır iktidardınız ya?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hesabını sor, hesabını!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Onun takipçisi olacaktınız. Hükümetten düşmekle bu işler olmuyor, bunun karşılığını orada koyacaktınız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – 1.132 sayfa rapor var.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bakın, burada bir şeye daha değinmek istiyorum. Bazı arkadaşlar onların avukatı çıktı -TÜSİAD, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği- onlar da kahraman kesildi, onlar da ekonomiyle alakalı açıklamalarda bulunuyorlar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aç da bir oku, komisyon raporu var.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Ya, bu bankaları soyanların tamamı TÜSİAD üyesi değil miydi? TÜSİAD bir yaptırım yaptı mı? Bunları üyelikten men mi etti? Bunlara bir ceza mı verdi? Bunlar soyuluyorken her şey hukuki, her şey uluslararası standartlara uygun, o zaman hukuk çalışıyor ama bugün… Geçenlerde TÜSİAD Başkanı açıklama yapıyor. Sağ olsun, bazı milletvekili arkadaşlarımız da onu vatan kahramanı,…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hırsızların hepsine karşıyız.

MEHMET MUŞ (Devamla) - …kahraman olarak görüyor, “Efendim, ülkede hukuk kalmadı. Bu ülkeye yatırım gelmez, bu ülkeye yurt dışından kaynak gelmez.” diyor.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – TÜSİAD üyeleri sizin zamanınızda 5 misli para kazandılar, 5 misli.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Ya, 2001’de 50 milyar dolar soyuluyorken…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – TÜSİAD’a siz hizmet ettiniz, hizmet. TÜSİAD’a hizmet ettiniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) - …hukuk tanınmazken hangi uluslararası norma göre bu ülkeye kaynak geliyordu? O zaman geliyordu da şimdi mi gelmiyor?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – TUSKON battı, MÜSİAD battı.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bakın, 2008’de IMF’le stand-by anlaşmasının sonuna geldik. Yenilenecek mi, yenilenmeyecek mi?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – TÜSİAD’cı iktidar sizsiniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Hükûmetin IMF’le anlaşma yenilemeyeceğini anlayanlar…

FARUK BAL (Konya) – Hükûmet biliyor, niye anlaşma yaptı?

MEHMET MUŞ (Devamla) - …hemen bir provokasyona, hemen bir propagandaya başladı: “Batarız, ölürüz.”, “IMF’den para gelmezse biz bu borçları ödeyemeyiz.”, “Özel sektörün şu kadar ödemesi var, şu kadar cari açığımız var.”

ALTAN TAN (Diyarbakır) – TÜSİAD 5 misli artırdı paralarını, TUSKON battı.

MEHMET MUŞ (Devamla) - 2008 ve 2009’daki krize rağmen Türkiye o dönemde ödemesi gereken yükümlülükleri yerine getirdi. Niye? Çünkü kullanılan kredilerin bir kısmı zaten onları kullanan iş adamlarının kendi parası, yurt dışındaki bankalarda.

Ben bu önergenin aleyhinde olacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, hatip, 2002 yılında bankalarla ilgili hortumlamalardan bahsetti, Hükûmetimizi ilzam eden konuşmalar yaptı.

BAŞKAN – Buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hırsızlık var mı, yok mu; sor onlara Sayın Bakan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sakın “Hırsız var.” deme, mahkemeye veriyorlar.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

FARUK BAL (Konya) – Değerli arkadaşlar, biraz önce gelen Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekili, yalan yanlış sözlerle, ağzına gelen rakamları telaffuz etmek suretiyle 57’nci Hükûmet döneminde bankaların hortumlandığını ve bunun 50 milyar dolara ulaştığını ifade etti. Bu, külliyen yalan ama AKP, Goebbels taktiğiyle yalanı tekrar ede ede sizleri de gerçek gibi inandırmış. Size ben birkaç defa anlattım, bir daha anlatayım: 57’nci Hükûmet döneminde banka hortumcuları hukukun önüne taşınmıştır. Hortumlama, 1997 yılında Anayasa Mahkemesinin Bankacılık Kanunu’nu iptaliyle başlamıştır. Bakkal dükkânı açmak için bir sürü prosedüre tabi işlemler yapılırken banka kurmak için bir dilekçe kafi geliyordu. Dolayısıyla, hırsızlar, hortumcular o dönemde ortaya çıkmıştır. 57’nci Hükûmetin yaptığı ilk iş, 1999 yılının haziran ayında Bankacılık Kanunu’nu düzenlemiştir Anayasa Mahkemesinin iptaline göre.

İki: Hortumlamalar neticesinde ortaya çıkan kamu zararının, vatandaş zararının giderilmesi için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunu kurmuştur ve peşinden de bankayı hortumlayanların kulağına yapışıp teker teker adliyenin önüne getirmiştir. Siz milletvekili olarak bunu bilmeyebilirsiniz, öğrenmek zorundasınız, iftira etmek zorunda değilsiniz! Ayıptır, günahtır, bunu defalarca ifade ediyorsunuz. Nasıl bir milletin vekili olarak böyle konuşabiliyorsunuz? Hortumculuğu… İsterseniz aynayı alın, kendinize bir bakın. Gel burada kasadan bahset, masadan bahset, ayakkabı kutusundan bahset; fotoğraflar ortada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Dolayısıyla, hakka, hukuka riayet etmeniz gerekir. Milletin vekili olarak hukukun dışına, siyasi ahlakın dışına çıkmamanız gerekir. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Daha oylamaya geçemedik.

Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sataşmadan söz istiyorum, yalan ifade kullandığımı iddia etti.

BAŞKAN – Şimdi, siz yalan söylemediğinizi lütfen söyleyin, tekrar bir sataşma talebi olmasın Sayın Muş.

Buyurun.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim burada ifade ettiğim, 2001 krizinde 22 bankanın fona devredildiği ve fona devredilen bu bankalardan çok ciddi bir yükün vatandaşlarımıza yüklendiği…

FARUK BAL (Konya) – Şimdi, Sayın Başkan, neye cevap veriyor bu arkadaş?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Şimdi burada çıkıp kahramanlık yapmanın anlamı, benim söylediklerimin yalan olduğunu iddia etmenin anlamı yok. Bu, 2001 krizinde yaşandı ve o dönemde üç yıllık bir iktidar var, üç buçuk yıllık. Madem, böyle bir şey yaşandı aklınız neredeydi, tedbirleri alsaydınız? Niye beklediniz krizin çıkmasını? Neden o zaman tepesine binmediniz? 2001’i niye beklediniz?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – On iki yıllık iktidar dönemini ortaya koysana.

MEHMET MUŞ (Devamla) -  97’de madem yapıldı, 2001’e kadar neden beklediniz? Siz 99’da iktidardaydınız, 2002’nin sonuna kadar iktidardaydınız, o zaman gerekli adımları atsaydınız, bu işin gereken yasal düzenlemelerini yapsaydınız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – On bir senedir sen niye yapmadın, on bir senedir? On bir senedir ne yaptın?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Şimdi buradan kalkıp da “Yalan söylüyor.” gibi ifadeleri ben kabul etmiyorum ve bu noktada millete çok ağır bir bedelin ödetildiğini de burada tekrar ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – On iki yıldır iktidardasın, belgeni ortaya koy, belge, belge. On iki yıldır iktidardasın, belge çıkar.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, hatip aynı şekilde sözlerini tekrar etmek suretiyle 2002 yılındaki krizden Milliyetçi Hareket Partisini sorumlu tutmuştur.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siz de mi oradaydınız Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bak, itiraz ettikçe ortam geriliyor. Yani rica edeyim…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Farklı bakmamışız.

BAŞKAN - Sayın Bal diyor ki: “Gene yanlış bilgileri tekrar etti.” Hükûmet üyesiydi o zaman.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ama kendi yanıtlarını söylüyor.

BAŞKAN - Hayır, 97’yi kabul etti, Sayın Muş 97’yi kabul etti ama 97’de o iktidar yoktu. Ben de o tarihi biliyorum, onun için…

Buyurunuz.

 

3.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi, üzerine bulaşmış olan ayakkabı kutularındaki, kasalardaki…

AHMET YENİ (Samsun) – 22 bankanın hesabını verin.

FARUK BAL (Devamla) - ...milyon dolarların hesabını vermesi gerekirken geliyor, burada, müflis Yahudi tüccarı gibi eski defterleri karıştırarak Milliyetçi Hareket Partisine bir ithamda bulunmaya çalışıyor.

Biraz önce tekrarladım, siz yüz bin defa tekrarladınız, imkân verdiği zaman bir milyon defa tekrarlayacağım. Bankacılıkla ilgili sorun, Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarda olduğu 57’nci Hükûmetin sorunu değildir. Bankacılıkla ilgili hortum, 1997 yılında Bankacılık Kanunu’nun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine birtakım leş kargalarının bankacı hüviyetine bürünerek vatandaşı yüksek faizle kandırıp büyük miktarda mevduat toplamasının sonucunda patlayan balondur. Bunun için size cevap veriyorum şimdi: 57’nci Hükûmet yeni kuruldu, ilk tedbiri, bankacılıktaki tedbiri almak olmuştur; onun için Bankacılık Kanunu’nu çıkardı, BDDK Kanunu’nu çıkardı ve Bankacılık Kanunu’ndan yararlanarak hortum yapan eski bakanları Bulgaristan’da, Amerika’da bulup buldurup yargının önüne getirdi.

Şimdi, sizin hortumlama yapan bakanlarınız sekiz gün Hükûmette kaldı ve sekiz gün hırsızlığın, yolsuzluğun delillerini, izlerini silebilmek için görevlerinin başında imza attırdılar. Bunun hesabını da gün gelecek hem sandıkta hem mahkemeikübrada vereceksiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, 31/1/2014 tarih ve 2986 sayı ile MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından AKP’nin on bir yıldır uyguladığı ekonomik politikaların oluşturduğu yapısal riskleri ile rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası yaşanan gelişmeler ışığında özel sektör borcunun, borcun kısa ve uzun vadede artış nedenlerinin, kur riskinin doğuracağı zararların, Merkez Bankası politikalarına etkilerinin ve borcun çevrilmesiyle ilgili sorunların ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 4 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.06

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır.

Bir oylama daha yapıyoruz. İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/296) esas numaralı 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/144)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/296) esas numaralı Kanun Teklifi’m, Başkanlığınızca komisyona havale edildiği tarihten itibaren 45 gün geçtiği hâlde ilgili komisyonca görüşülüp sonuçlandırılmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 37’nci maddesi uyarınca kanun teklifimin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için gereğini arz ve talep ederim. 12/03/2012

Umut Oran

İstanbul

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Oran. (CHP sıralarından alkışlar)

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifi yaklaşık iki buçuk yıl önce Van depremi ve Van depreminde yaşanan sıkıntılar, Van’da yaşanan sıkıntılarla, orada esnafın özellikle ticari, bireysel, zirai kredi ödemelerinin 1 Ocak 2014 tarihine ertelenmesiyle ilgiliydi. Tabii, amaç öyleydi ama amaç hasıl olmadığı gibi amacın gündeme gelmesi bile aşağı yukarı iki buçuk yılı geçti. Yani bizim o zaman önerdiğimiz süre şu anda zaten süre aşımına uğramış durumda.

Van’da büyük dramlar yaşandı, hâlen de yaşanıyor, yani Van’da büyük sıkıntılar hâlen devam ediyor. Tabii, biz yasama organı olarak, sizler milletvekilleri, bizler milletvekili olarak siyaset yapıyoruz, siyaset kurumuyuz, bir yasama organıyız. Amacımız, sonuçta, vatandaşa hizmet götürmek, vatandaşın sorunlarını çözmek ve vatandaşın hayatını iyileştirmek. Amacımızın bu olması gerekiyor baktığınız zaman.

Bugün biraz sonra torba yasaya devam edeceğiz. Torba yasaya baktığınız zaman içinde Karayolu Kanunu da var, memur alımı da var, engellilerle ilgili düzenlemeler de var, İnternet’le ilgili düzenlemeler, İnternet’e sansürle ilgili konular da var. Yani, torba yasa bir çorba yasa hâline gelmiş durumda.

Şimdi, biz bu yasaları kimin hayrına yapıyoruz, neden yapıyoruz, yani milletin hayatını iyileştirmek için mi yapıyoruz? İşte, Van’la ilgili kanun -iki buçuk sene- geldi, biraz sonra da zaten reddedeceksiniz.

Şimdi, bakın, İnternet özgürlüğü -bugün de gündeme gelecek, yarın da gündeme gelecek- yaklaşık 40 milyon insanı ilgilendiriyor. Yine, bu 40 milyon insanın yaş ortalaması yaklaşık 30. Meclisin yaş ortalaması 50 var mı bilmiyorum? Herhâlde 50-55 civarında. Biz 30 yaşındaki genç kardeşlerimiz için bir yasa düzenlemesi getireceğiz. Peki, onlara sorduk mu bunu? Orada -baktığınız zaman- büyük bir sektör var yani İnternet’te haber yayıncılığı yapan aşağı yukarı 40 bin tane şirket var, onlarda çalışan yüz binlerce insan var; onlara sorduk mu, onlara danıştık mı? O zaman -biraz evvel de söylediğim gibi- düzenleme yapılması iyi ama kimin hayrına bu düzenlemeyi yapacağız? Uluslararası standartlarda mı yapacağız bunu veya Avrupa Birliği standartlarında mı yapacağız bu düzenlemeyi, yoksa iktidarın kendi isteği doğrultusunda birtakım şeylerin gizlenmesi için, birtakım şeylerin örtülmesi için mi yapacağız? Yani Gezi olaylarındaki gibi veya 17 Aralıktaki rüşvet ve yolsuzluk operasyonundaki gibi.

Bakın, daha yasa geçmeden birçok İnternet  sitesi kapatıldı, daha yasa geçmeden. Hatta bana bile bu konuda bir uyarı geldi sayfamı kapatmamla ilgili. Esasında yürütme, yargı anayasal bir suç işledi burada; sonra “resen” dediler ama bir anayasal suç işlendi. Yani bir şekilde yasamaya müdahale edildi burada. Peki, yasaklanan neydi diye baktığınız zaman yani yasaklanan burada neydi, neden bu kadar bunların yasaklanması… Özellikle baktığınız zaman, işte Sabah’la, ATV’nin… Şu anda bütün her yerde var bunlar, İnternet’te var, yazılı basında, görsel basında -orada iş adamlarından bir havuz oluşturulduğu söyleniyor- “tape”lerde var, ses kayıtları var. E, şimdi biz bunları millet adına sormayacak mıyız yani yasama faaliyetinde muhalefet milletvekilleri olarak, ana muhalefet partisi olarak biz yürütmeye bunu sormayacak mıyız? Yarın öbür gün siz muhalefete geçtiğiniz zaman, biz iktidar olduğumuz zaman siz bize sormayacak mısınız? Soracaksınız. Şimdi bakın, bugün gazetelerde yüzde 10 komisyonla ilgili itiraf var, burada bir bakanın adı geçiyor. Şimdi, ben bunu sormayacak mıyım, bununla ilgili soru önergesi vermeyecek miyim? Sabahtan beri telefonlarım susmadı, soracağım, siz de buna yürütme olarak da, yürütmenin başı da, Sayın Başbakan da çıkacak cevap verecek, kabul edecek veya etmeyecek. Yani işin, esasında, demokrasinin, baktığınız zaman özü bu. Demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla çalıştırmamız lazım.

Yine dönüyorum… Biraz sonra reddedeceğinizi biliyorum, onunla ilgili sormuyorum. Ama, bugün biraz evvel Van’dan Alparslan Karacan’la konuştum eksi 32 derecede şu anda yaşadığı mekâna içmek için ve ihtiyaçlarını gidermek için hayvan sırtında su taşıyor ve biz onların yararına çalışma yapıp onların yararına hayatlarını iyileştirmek yerine, biz maalesef kendi alanlarımızla ilgili veya kendi başkanlarımızla ilgili, kendi çıkarlarımızla ilgili birtakım şeylerin üzerinde zaman harcıyoruz, vakit kaybediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UMUT ORAN (Devamla) - Ben tekrardan bu kanun teklifini sizlerin vicdanına bırakıyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Teklif üzerinde -bir milletvekili- Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Hilal Kaplan.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz kanun teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

23 Ekim ve 9 Kasım 2011 yılında Erciş ve Van’da meydana gelen deprem sonrasında 644 yurttaşımız hayatını kaybetti, 3 binden fazla yurttaşımız yaralandı, sakat kalanlar oldu, evsiz barksız kalanlar oldu, annesiz ve babasız kalan yetim çocuklar oldu. Yaşanan bu acıyı tarif etmek gerçekten zor.  Allah, bir kez daha böyle bir acıyı kimseye yaşatmasın. Bu acıyı iyi bilenlerden biriyim çünkü biz de Kocaeli olarak 17 Ağustos 1999 depreminde bundan daha ağır bir tabloyu yaşadık; 20 binin üzerinde insanımız yaşamını yitirdi, 40 binin üzerinde yaralı, 600 bin kişi evsiz kaldı. Ancak halkımız böyle zor dönemlerde iyi bir dayanışma örneği göstererek yaraları sarmayı, acıyı hafifletmesini iyi yapmaktadır. Gerek Kocaeli depreminde gerekse Van depreminde bunu gösterdi. Vatandaş üzerine düşeni fazlasıyla yapmış olmasına rağmen Hükûmet ne yazık ki üzerine düşeni tam olarak yapamadı.

Bakın iki örnek vereceğim: 17 Ağustos Kocaeli depreminin üzerinden on beş yıl geçmiş olmasına rağmen hâlen Kocaeli’de 3.750 adet orta hasarlı binamız mevcut. Asıl üzücü tarafı da bunun 3.280’inde ne yazık ki hâlâ oturan var ve yaşamını idame ettirmeye çalışanlar var. Soruyorum size: Olası bir Marmara depreminde bu binalar çökecektir, o zaman ne diyeceksiniz, ne gerekçe bulacaksınız, yine kader mi, ne yapalım mı diyeceksiniz?

Buradan Hükûmeti ve yetkilileri uyarıyorum: Deprem bizim gerçekliğimiz, onunla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Artık ne olur kafanızı kuma gömmekten vazgeçin. Yarın bu insanlara bir şey olursa tek sorumlusu sizsiniz. Hatırlatmasını şimdiden yapıyorum.

Van depreminin üzerinden iki yıl geçti. Cumhuriyet Halk Partisi heyeti olarak Van’ı ziyarete gittik. Konteyner kentleri ziyarete gittiğimizde ne yazıktır ki aynı ihmal, aynı ilgisizlik, aynı vurdumduymazlık orada bir kez daha görüldü. Türkiye’nin dört bir yanından gönüllülük temelinde toplanan bunca yardıma rağmen, Kocaeli depreminden sonra deprem vergisi olarak toplanan 50 milyar Türk liralık bir rakama rağmen, göz önünde bulundurduğunuzda, Van’da yaşananlar tam bir içler acısı. Konteyner kentlerde 260 aile kalmakta. İçlerinde dul, çocuk, hasta olanların, yaklaşık 500 kişinin kaldığı bu konteyner kentlerin asıl üzücü tarafı, ne yazıktır ki, suyu ve elektriği kesikti ve işin üzücü bir tarafı hâlâ kesik olduğunu hatırlatmak istiyorum. Düşünebiliyor musunuz değerli milletvekilleri, bunca toplanan paraya, yapılan yardımlara rağmen insanca yaşam hakları elinden alınarak barınma ortamlarındaki suyun ve elektriğin kesilmesi neden dersiniz? Bir an önce çıkıp gitsinler, bu konteynerler Suriyeli mültecilere, yerlerine, verilsin için mi? Bunu vicdanlarınıza bırakıyorum. Düşünebiliyor musunuz, konteyner kentlerde barınan bu depremzedeler, artık son çareyi, sesini duyurmak noktasında, burada açlık grevine gitmekte buldular. Belki de dünyada ilktir, bilemiyorum ama sizleri rahatsız edip edemediğini sizlerin vicdanlarına bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu insanların yaşadığı bu insanlık dışı dramı tüm muhalefet partileri olarak Meclise taşıdık önemsemediniz, basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurduk önemsemediniz, Sayın Başbakana bu sıkıntılarla ilgili soru önergesini altı ay önce bizzat sormuş olmama rağmen henüz yanıt alamadım.

Değerli milletvekilleri, bu anlayışınız ve tutumunuz ne bir sosyal devlet anlayışına ne de bir vicdana sığıyor. Ne diyebilirim? Sadece size, içinizdeki insani duygulara seslenmek istiyorum: Gelin, vermiş olduğumuz bu kanun teklifine destek verin. Afet bölgesinde yaşayan insanların, halkımızın ekonomik zorluklarının giderilmesine, bölgedeki hayatın canlanmasına, bölge halkının üzerindeki psikolojik ve sosyal sıkıntıların giderilmesine yardımcı olmanızı bekliyorum. Verdiğimiz önergeye desteğinizi bekliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Dışişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

BAŞKAN – Dışişleri Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Mersin Milletvekili Sayın Çiğdem Münevver Ökten aday  gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

BAŞKAN - İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda boş bulunan ve siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen bir üyelik için Van Milletvekili Sayın Kemal Aktaş aday olmuştur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3.- Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

BAŞKAN - Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen bir üyelik için İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Levent Tüzel aday olmuştur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural'ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural'ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Sayın Cuma İçten ve Rize Milletvekili Sayın Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Sayın Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

30/1/2014 tarihli 55’inci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının üçüncü bölümünde yer alan 59’uncu maddenin oylama işlemi tamamlanmıştı.

60’ıncı maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 60 inci maddesinde geçen "taşıt kapasiteleri, taşıtların yaşı, nitelikleri, istiap hadleri" ibarelerinin, "taşıtların kapasiteleri, yaşı, nitelikleri, istiap hadleri" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı                               Yusuf Halaçoğlu

                      Manisa                                              Konya                                              Kayseri

                Mehmet Günal                                 Özcan Yeniçeri                                   Reşat Doğru

                      Antalya                                             Ankara                                               Tokat

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun teklifinin 60'ıncı maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

"a) Taşımacılık, acente ve taşıma işleri komisyonculuğu ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerde aranacak şartlar, verilecek yetki belgeleri, mesleki yeterlilik belgeleri ve taşıt kartları ile diğer belge ve süre, kapsam, tür ve şekilleri, her belge türü için gerekli olan taşıt kapasiteleri, taşıtların yaşı nitelikleri, istiap hadleri ve terminal hizmetlerinde öngörülecek hususları,"

                 İdris Baluken                             Abdullah Levent Tüzel                            Pervin Buldan

                       Bingöl                                             İstanbul                                               Iğdır

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                       Şırnak                                              Mardin

 

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 60. Maddesine (b) fıkrası olarak aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

b) Taşımacılık faaliyeti yapmak isteyen bir gerçek kişiye ait tek araç için (a) fıkrasında belirtilen ücretlerden hiçbiri alınmaz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                         Vahap Seçer                                      İzzet Çetin                İstanbul           Mersin                                                          Ankara

     Kadir Gökmen Öğüt                                           Ramis Topal

İstanbul                                                                         Amasya

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Peki, Komisyonda konuştuklarımızı unutmayın; söz verdiniz, söz verdiniz Komisyonda hepiniz, bürokratlar dâhil.

BAŞKAN – Buyurunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Çok değerli milletvekilleri, geçen hafta burada konuşma yaptım evvelsi hafta Komisyonda. Tüm milletvekilleri ve bürokratlar ve Sayın Bakan “Haklısın, bunun değişmesi gerekiyor.” dedi, K belgeleriyle ilgili.

Vicdanlarınıza sunuyorum: Ekmeğini bir arabasıyla çıkaran bir şoförden de K belgesi için 17 bin lira alınıyor, bin arabası olan kişilerden de 17 bin lira alınıyor. Bunun adı vicdan mı?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yazıklar olsun!

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Adalet bu!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir de arabayı aldı şoför arkadaş, borcunu ödeyemedi, arabayı iki ay sonra sattı; yanıyor parası.

Arkadaşlar, burada dediğimiz şu: Bir arabası olanlardan almayın veya çok düşük bir şekilde alın. Siz bin arabası olandan hiç almıyorsunuz da bir arabası olanın acaba günahı ne, günahı ne? Bunlar esnaf, bunlar ekmeğini taştan çıkarıyor, bunlar şoför esnafı.

Yine söyledik: Devir işlemleri. Eğer bir bedel ödüyorsa en azından beş yıl bir daha araba aldığı zaman bir bedel ödemesin.

Size makul Sayın Bakan. Sayın Lütfü Bakan söz verdi “Bunu değiştireceğiz.” dedi. Ama siz konuyu bilmeden “hayır” dediniz. Özellikle Komisyon Sözcüsü, üyesi arkadaşım orada tartışmalarda kendisi de vardı, kendisi de çok olumlu yönde tartışmaya girdi. Ama hayretle karşılıyorum.

Yine, K belgesiyle C belgesi karıştırılıyor; C belgesi olanlar uluslararası taşımacılık, K belgesi yurt içi taşımacılık. Uluslararası taşımacılık yapanlar mazotunu gidip yurt dışından alıyor ama Türkiye içindeki nakliyede aynı rekabet koşulları olur mu arkadaşlar, olur mu arkadaşlar? Hiç değilse bunu önleyin veya bir arabası olan arkadaşlarımıza bir şekilde, ekmeğini taştan çıkaranlara… Onlar gariban, gece gündüz, 24 saat o arabanın sırtında geziyorlar ama siz her yerden… Kaç tane K belgesi var; K1, K2, K3, K4.

Değerli arkadaşlarım, bunlar şoför esnafının sorunları. Hor görüyorsunuz. Eğer siz kara yolu taşımacılığını bir şekilde önlemek istiyorsanız… Türkiye’de demir yolu taşımacılığı yokken bunu bu şekilde şoförlerin sırtına bir şey vurarak ve onları güç durumda bırakarak onları maddi bir şekilde terbiye etmeye çalışıyorsanız bunun adı vicdansızlıktır, aynen söylüyorum, vicdansızlıktır.   

Değerli arkadaşlarım, bir kez daha söylüyorum, bu kanun üç gün daha devam edecek. Burada ben ilgili bakanın olmasını isterdim ama ilgili bakan bir gün buraya gelecek, bir gün buraya gelecek. Onun için, Sayın Bakan, bu maddeyi görüşmeyelim, bu maddeye “hayır” demeyin. Bu maddeyi görüşmeyelim tekrar veya tekriri müzakereyle bu maddeye geri dönelim, çözüm neyse…” İnşallah, inşallah.” Ne inşallahı, garibanlar gidiyor, ekmeği gidiyor, kamyon satılıyor, icra geliyor. Etmeyin tutmayın.

Arkadaşlar, şoför esnafı üzerinden… Onların ekmeği elinden alınamaz. Bunun adı… Şoför esnafının ekmeğini elinden alıyorsunuz.

İki: Bir sonraki maddede yine var, K belgelerini Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu yerine Türkiye Odalar Borsalar Birliği sattı bugüne kadar. Arkadaşlar, bu işin muhatabı Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonudur, yetki onundur, onun satması lazım. Odalar ve Borsalar Birliğiyle bunun ne ilgisi var? Her ne hikmetse, hangi beyefendi karar vermişse K belgelerini Odalar ve Borsalar Birliği satar. Ya gariban şoför, gariban oda; üç kuruş eğer para kalacaksa bırakın onlara kalsın.

Arkadaşlar, kanun bitmeden bu maddeyi değiştirin; tekriri müzakere yapalım bu maddeyi değiştirelim. Günahtır, bunun adı vicdansızlıktır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Komisyon Sözcüsü niçin “hayır” dediğini söyleyecek.

Buyurunuz.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Şimdi, Sayın Aslanoğlu aslında gündeme getirdiği konularda haklı ama şu andaki uygulamayla ilgili bu kanuni düzenlemeyle gerek süre anlamında gerek ücret anlamında yönetmeliklerle kuruma yetki veriliyor. Daha önce böyle bir şey yoktu sadece kanunda belliydi, böyle bir hak sağlanıyor.

Bir de, ilk defa kamyonunu alan vatandaşımızın ödediği ücret 540 gün boyunca, yani beş yıl boyunca yani elindeki kamyonu sattıktan sonra yeni bir kamyon alsa dahi o belge geçerli, ikinci defa o ücreti ödemiyor.

Bununla ilgili çalışmalar devam ediyor. Çalışma yapılmasında fayda var ben de katılıyorum ama şu andaki uygulamada bundan daha fazla yapılabilecek pek bir şey yok.

Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bir açıklama istiyorum.

BAŞKAN – Niye?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Peki, Sayın Komisyon Sözcüsü hangi komisyonun sözcüsü olarak burada oturuyor?

BAŞKAN – Hangi komisyonun sözcüsüsünüz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsüyüm.

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Peki, Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsü olarak oturuyorsunuz ama bu madde, Karayolları Taşıma Kanunu 34’üncü maddesinde Gümrük Bakanlığını ilgilendiriyor, Gümrük Bakanlığını ilgilendiren bir madde bu.

Onun için Sayın Başkanım, torba olunca karışıyor her şey birbirine yani benim burada açıklamak istediğim bu. Torba olunca çok karışıyor yani ilgili komisyonlarının temsilcileri olsaydı çok daha …

BAŞKAN – Anladım, anladım.

Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun teklifinin 60'ncı maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

"a) Taşımacılık, acente ve taşıma işleri komisyonculuğu ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerde aranacak şartlar, verilecek yetki belgeleri, mesleki yeterlilik belgeleri ve taşıt kartları ile diğer belge ve süre, kapsam, tür ve şekilleri, her belge türü için gerekli olan taşıt kapasiteleri, taşıtların yaşı nitelikleri, istiap hadleri ve terminal hizmetlerinde öngörülecek hususları,"

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bu torba kanun olunca maalesef her şey  birbirine karışıyor. Demin bir açıklama istediğim bu nedenle çünkü burada -Sayın Aslanoğlu’da açıkladı- şoför esnafının çok ciddi sorunları var. Bir açıklama, bir düzenleme getiriliyor, kökten çözmüyor sorunlarını, vergi durumunu çözmüyor… Habur’da 40 kilometre gidiş gelişli yolun bir gidiş istikameti kapatıldığı zaman 40 kilometre tek gidiş geliş mesafesine düşüyor. Bunu defalarca söyledik, 40 kilometre tek şerit oluyor ondan sonra çünkü 40 kilometre kapanıyor.

Yine belge konusu, Habur’dan geçiş konusu, karşı taraftaki sorunlar bunların hiçbirisi yok ama tanıtım var. Zaten ben şaşıyorum bazen. Şimdi kara yollarında bununla uğraşırken Hükûmet, hava yollarında kırmızı rujla uğraşıyor arkadaşlar. Kırmızı ruju Türk Hava Yolları uçaklarında yasaklarken arkasından da, işte, bordo, pembe, frapan renkleri yasaklama içine alırken saçların topuz yapılmasını da yasak kapsamına alıyor ama Türk Hava Yollarında, izleyin, hatta kendi ekranlarında kırmızı rujlu reklamlarını seyredersiniz, böyle bir gariplik var. Bu aslında (…)(X) yani rot balans olayıdır. Bu rot balans olayı bir yasayı yaparken torba da olsa düzeni tutturamama olayıdır.

Bakın, bir haftadır bütün medya bir şey anlatıyor. Buraya İnternet yasaklarını koydunuz. Bu İnternet yasaklarıyla ilgili olarak ne yaptı bir mahkeme? Bir milletvekilinin soru önergesini yasakladı. Arkasından TİB yazı yazdı, dedi ki bir haber sitesine “Siz, kendi İnternet sayfanızda yayınlamışsınız, onu çıkarın.” Ne oldu sonra? Meclis İnternet sayfasında vardı. Yani T24’ün haber sitesi arkadaşlar, açık konuşalım. Bir de “tbmm.gov.tr” diye bir şey var; “tbmm.gov.tr”ye bir taraftan yargı müdahale ediyor, bir taraftan yürütme müdahale ediyor. Yani Meclise müdahale ediyorlar yani milletin iradesine, topa tutmuşlar, çapraz ateş yapıyorlar, burada susuyoruz. İlk defa bir Hükûmet, bir bakan, Sayın Ulaştırma Bakanı bu konuda özür diledi “Sehven oldu.” dedi. Yok, arkadaşlar, sehven bir şey yok. İdareye dört saat içinde yasaklama kararı veren zihniyet sehven değildir. Düşünce, ifade özgürlüğü, muzır neşriyattan koruma amacıyla, kişilik haklarını koruma amacıyla getiriyorum derseniz arkasından ticari hayata, siyasi fikirlere, arkasından düşünce, örgütlenme özgürlüğüne her şeye müdahale edersiniz ve müdahaleyi yaptığınız zaman, otoriter rejimlerde olduğu gibi, hatta darbe rejimlerinde olduğu bir sistemin kurbanı olursunuz, bu sistem önce sizi vurur.

Bundan bir kurtuluş yolu var. Buradan Hükûmete, bu maddelere girmeden önce dört parti grubunu bir araya getirip bu dört saatlik yasak zihniyetinin ve düzenlemesinin kaldırılmasını öneriyoruz.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak şunu söylüyoruz: Siz Anayasa’nın 90’ıncı maddesini yok sayamazsınız. Hukuki yönden düşünce, örgütlenme özgürlüğünün kriterleri var. AİHM kriterlerini, Avrupa Sözleşmesi’ni yok sayamazsınız. Yine yasalarımızdaki düzenlemeleri de yok sayamazsınız. Yasamanın, İç Tüzük’ün verdiği yetkileri de yok sayamazsınız. Sapla samanı karıştırdığınız zaman yasaklar ülkesinde bir korku imparatorluğu yaratırsınız. Bu hiçbir şeyin çözümü değil.

Ben Hükûmetin yerinde olsam bir tek şey yaparım: Dört saatlik olayı sadece ve sadece yasak kararı için değil, tümden kaldırır, uyarı modelini getiririm. O uyarı modeli, sadece sitelere gider, İnternet sitelerine. Uyarısı yerine getirilmeyen bir mağdur, oradan sulh ceza mahkemesine gider. Yargı bu şekilde bu olayı çözer diyorum ve dikkat çekiyorum. Bu maddelere geçmeden gelin bunu konuşalım, bu yanlışı düzeltelim. Bir daha sehven mehven milletin meclisine kimse girmesin arkadaşlar. Bizden uyarması.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 60 inci maddesinde geçen "taşıt kapasiteleri, taşıtların yaşı, nitelikleri, istiap hadleri" ibarelerinin, "taşıtların kapasiteleri, yaşı, nitelikleri, istiap hadleri" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Reşat Doğru (Tokat) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Doğru, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 60’ıncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, taşımacılık sorunu denince, kamyoncusundan taksicisine kadar, dolmuşçusuna kadar herkesin çok ciddi manada sorunları var. Bu torba kanunda herkes kendisine göre bir yer bulmak isterken bu insanların çok büyük mağduriyet içerisinde olmalarından dolayı da özelikle her konuda, mazotundan lastiğine kadar, yeni aracına kadar hepsi KDV’siz ve ÖTV’siz bir araç alınması veya işte, yakıt kullanımı noktasında çok ciddi talepleri var. Onların, tabii, dertlerini dinlediğimiz zaman ne kadar ağır şartlar içerisinde olduğunu görüyoruz.

Tokat ilimizde kamyoncu esnaflarımız var. Kamyoncu esnaflarımızdan bazıları neredeyse iki aydan beri, üç aydan beri kontak açmadıklarını, çoluk çocuğuna ekmek dahi götürmekte büyük zorluk içerisinde olduklarını ifade ediyorlar. Bu insanların dertlerini dinlemek mecburiyetindeyiz, bunların sorunlarını çözmek mecburiyetindeyiz.

Saygıdeğer milletvekilleri, daha önce de arkadaşlarımız gündeme getirdiler, kamyoncu esnaflarımızın özellikle en önemli sorunlarından bir tanesi K1 yetki belgesi. K1 yetki belgesinde 2014 yılı için tespit edilen miktar 17.594 lira. Yani burada şöyle bir şey var ki: 50 araca sahip bir firmayla 1 araca sahip olan firma da, aynı esnaf ücreti olmak üzere, bu fiyatı yani 17.594 lirayı ödüyorlar. Değerli arkadaşlar, ama bu çok ağır ve kabul edilmesi imkânı olmayan bir tespittir. Özellikle bu insanlar diyorlar ki: “1 aracımız var, biz bin lira ödeyelim, 2 aracı olan 2 bin lira ödesin veyahut da işte, adamın 50 tane aracı varsa, tır filosu varsa o da 50 bin lira ödesin.” Bunu talep ediyorlar. Bu haklı bir taleptir, haklı bir istektir. Bu haklı talebi mutlaka yerine getirmek mecburiyetindeyiz. Çünkü, bakınız, durmadan artan akaryakıt fiyatları, esnafımızın ödemekle zorunlu olduğu gelir vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, zorunlu sigorta primleri düşünüldüğünde, sınırlı sermayesine emeğini de katarak çalışan nakliyeci esnafın Karayolu Taşıma Yönetmeliği’yle getirilen bu düzenlemeler karşısında zor durumda olduğunu kabul etmek mecburiyetindeyiz. Yani bu insanlar zaten evlerine ekmek götüremiyorlar, çok zor şartlar içerisinde çalışmaya çalışıyorlar. Bir de bunların karşısına bu şekilde ağır bir yükle yani 17.594 lira gibi büyük bir parayla çıkılmış olması da tahmin ediyorum ki herkesin takdirine değer bir durumdur diye düşünüyorum. Mutlaka buna bir çözüm bulunması gerekmektedir. Bu torba kanunda, özellikle bununla ilgili esnaflarımızın çok büyük beklentisi vardır.

Tabii, bunların yanında 2004 yılında yayımlanan ilk Karayolu Taşıma Yönetmeliği’ne göre C2 yetki belgesi sahipleri var. Bunlar da sadece uluslararası ticari eşya taşımacılığı yapabilmekteyken, daha sonra yapılan değişiklikle bunlara hem uluslararası hem de yurt içi ticari eşya taşımacılığı yapma yetkisi verilmiştir. Bu da haksız bir rekabete sebep olmaktadır. Bu insanlar da yetki belgelerini başkalarına kiralamakta ve dolayısıyla da ikinci şahıslara verdikleri zaman da ÖTV’siz ve KDV’siz motorin almaktadırlar. Bu da bazı noktalarda ciddi manada haksızlıklara sebep olmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir diğer konumuz da -özellikle bunu da söylemek mecburiyetindeyiz- yaşam alanlarının kamyon istilasından mutlaka kurtarılması gerekmektedir. Bakınız, büyük şehirlerin giriş ve çıkış noktalarına, yerleşim alanlarının dışında nakliye köylerinin kurulmasının artık zamanı gelmiştir. Yani siz onları belli bir şekilde bir yere toplamak mecburiyetindesiniz, nakliye köylerinden ancak bir dağıtım olması gerekmektedir ama enteresandır, 21’inci yüzyılda sermayesi ve emeğiyle ülke ekonomisine katkı sağlamakta olan nakliyeci esnafına “yasak” deyip hiçbir sosyal imkân maalesef sağlanmıyor. Değerli milletvekilleri, lokantasıyla, büfesiyle, hatta oteli bulunan tesislere kavuşturulması gereken bu esnaf kardeşlerimize maalesef bu imkânı vermiyoruz.

Yani her noktasıyla, pahalı mazot alıyor, pahalı bir şekilde, işte, çok zor şartlar altında geçim mücadelesi vermeye çalışıyor -Tokat’taki esnaflar gibi sırayla- iki ayda, üç ayda bir ancak kendisine sıra gelebiliyor. Böyle ağır bir travma içerisinde olan bu insanlarımızın dertlerine mutlaka çözüm bulunması gerekmektedir diyor, bununla ilgili vermiş olduğumuz önergenin kabulünü bekliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

61’inci maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 61. Maddesindeki “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği” ifadesinin teminden çıkartılmasını arz ederiz.

                  Haydar Akar                               Aydın Ağan Ayaydın                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             İstanbul                                            İstanbul

                  Müslim Sarı                                       İzzet Çetin                                   Süleyman Çelebi

                     İstanbul                                             Ankara                                             İstanbul

                   Musa Çam

                        İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 61 inci maddesi ile değiştirilen 4925 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                               Yusuf Halaçoğlu                                Mehmet Günal

                       Konya                                              Kayseri                                             Antalya

                Özcan Yeniçeri                                   Erkan Akçay                                   Muharrem Varlı

                      Ankara                                             Manisa                                              Adana

“f) Yetkilendirilenlerin yapılan protokol veya sözleşme hükümlerine ve ilgili mevzuata uymaması hâlinde yapılmış olan yetkilendirme, Bakanlık tarafından iptal edilir.”

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun teklifinin 61’inci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                    Hasip Kaplan                                   Pervin Buldan

                       Bingöl                                               Şırnak                                                Iğdır

                    Erol Dora                               Abdullah Levent Tüzel                                Altan Tan

                      Mardin                                             İstanbul                                          Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tüzel, buyurunuz.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzunca bir zamandır, bu hafta da “torba yasa” adı altında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının hazırlamış olduğu yasa tasarısını görüşüyoruz. Ancak Meclisin çalışması açısından ve bu yasanın hazırlanma mantığı açısından sizlerin dikkatine sunmak istediğim bir husus var: Bu yasanın getiriliş tarihi 17 Aralık sonrasına denk geliyor. Bildiğiniz gibi, 17 Aralık ve sonrasında Türkiye büyük bir deprem yaşıyor. Uzunca bir zamandır Türkiye’nin ekonomik politikaları Türkiye halkının cebindekileri alıp götürdü. Özellikle döviz kurlarındaki oynama, buna tedbir olarak daha sonrasında getirilen faiz düzenlemeleri -Merkez Bankasının müdahalesiyle birlikte- yoksulluk ve sefalet içerisinde yaşayan 76 milyon Türkiye yurttaşının durumunu çok daha da güçleştirdi.

Şimdi, bu görüşülmekte olan yasa maddesi, daha çok esnaf yurttaşların koşullarıyla ilgili bir değerlendirme içeriyor, biraz önce de kara yollarıyla ilgiliydi. Oysaki her şeyi çok daha güçleşen, yaşam koşulları ağırlaştırılan, yediğinden, içtiğinden, kullandığı ulaşımdan, temel hizmet ve üretim maddelerine yapılan zamlardan sonra hayatı güçleşen Türkiye halkının beklentisi bu değil. Meclise, Hükûmetin, Bakanlar Kurulunun getirmesi gerekenler de bu değil. Eğer diyorsak ki: “Bütün bu son yaşananlardan sonra Türkiye halkının parası, lirası yüzde 30 değer kaybetmiştir:” İşte “Ocak ayı enflasyon rakamları ortadadır, Türk lirası devalüe olmuştur.” O zaman buna tedbir getirmesi gerekir, Hükûmetin, Meclisin, Genel Kurulun bu yönde birtakım düzenlemeleri dikkate alması gerekir, tedbirler alınması gerekir. Yani Türk lirasının döviz cinsi karşısında değer kaybetmesi, banka borçlularının bu faiz yükselmeleri karşısında koruyucu hükümler beklemesi o zaman nedir? Başta, çalışma saatlerinin düşürülmesi ve bunun karşısında alınan ücret ve maaşların korunması -hatta bu dahi yetmez- saptanan asgari ücretin bu yeni koşullar karşısında uyarlanması, yükseltilmesi, banka borçları karşısında tüketicinin, üreticinin, kamu emekçisinin, işçinin, emeklinin korunması gerekir, bu yönde tedbirler alınması gerekir. Yani yeni zamlar yapmak, petrol ürünlerinin otomatik olarak zamlara bağlanarak hayatın pahalılaştırılması değil bunların standart hâle gelmesi, sabitlenmesi, hatta, işte konuşulan fasulyeden patatese, bu temel tüketim maddelerinde ucuzlamaya gidilmesi, emekçinin korunması gerekir. İşte Mecliste, Genel Kurulda buna dair yasa düzenlemeleri beklerken bunlar yapılmamakta. İşte bu nedenle asgari ücretin yeniden belirlenmesi, sendikalı, toplu sözleşme yapan işçilerin, sendikal hakları ve toplu sözleşme düzeninin yeniden gündeme gelmesi, ücretlerin belirlenmesi…

Şimdi, halkın vekilleri olarak bizim dikkat çekmek istediğimiz şey budur. Bu yolsuzluk ekonomisinden, bu hırsızlık, çalma çırpma düzeninden bir kısmının zengin olurken, servetlerini büyütürken, vurgunlar yaparken, yine bütün bu krizin -ekonomik krizin- dar gelirliye, ücretliye, işsize, emekliye bir yük olarak fatura edilmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. O hâlde, Başbakan çıkıp “Biz bu zenginlerin sayesinde bu noktaya gelmedik, zengin kulüpleri karşısında bu ülkede siyaset yapıyoruz.” diyorsa, o zaman 76 milyonu koruyacak yasa hükümlerini, düzenlemelerini getirmesi gerekir. Bu ülkenin işçileri, vurgunculara, rantçılara, soygunculara karşı bu türden düzenlemeler bekliyor; dar gelirlisi, işçisi, esnafı, kendisini bu yolsuzluk ekonomisinden, kriz vurguncularından koruyacak düzenlemeler istiyor; işte “Asgari ücreti artırın.” işte “Bankalara olan borçları dondurun.” işte “Faiz yükselmeleri karşısında dar gelirlileri koruyun.” diyor.

Çalışma sürelerini düşürün ki, daha çok işçi bu ülkede bu ücretlerle çalışabilsin. Bu yönde dileklerimizi ve taleplerimizi, Hükûmetin ve Hükûmetin başının dikkate almasını diliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 61 inci maddesi ile değiştirilen 4925 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Muharrem Varlı (Adana) ve arkadaşları

“f) Yetkilendirilenlerin yapılan protokol veya sözleşme hükümlerine ve ilgili mevzuata uymaması hâlinde yapılmış olan yetkilendirme, Bakanlık tarafından iptal edilir.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Varlı, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 61’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, kamyoncu esnafını ilgilendiren bir madde var. Tabii, benden önce Sayın Aslanoğlu da, Sayın Doğru da bu konuda kamyoncu esnafını memnun edecek çok güzel şeyler söylediler. Gerçekten, kamyoncu esnafı, bu ülkede çok ağır yük taşıyan, gecesi gündüzü olmayan, çoluğunun çocuğunun yüzünü belki ayda bir defa görebilen, gecesi gündüzü yollarda yük taşımakla geçen bu ülkenin önemli esnaflarından bir kesim. Bunların mazot pahalılığından, hayat pahalılığından, para kazanamamaktan çok aşırı şikâyetleri var. Bugün Türkiye’de denizcilik işletmeciliği yapanlar, ki bunların büyük çoğunluğu Hükûmet yetkililerinin yakınları olduğu için herhâlde böyle bir yasa tasarısı var, onlara ucuz mazot, eski parayla 1,5 milyon, yeni parayla 1,5 lira gibi bir rakamla mazot verilirken, bugün kamyoncu esnafı yeni parayla 5 TL, eski parayla 5 milyon lira gibi bir rakamla mazot kullanmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla, bir çoğu 10 numara yağ koyarak kamyonlarını hareket ettirip yolculuk yapmaya çalışıyorlar. Tabii ki bu, çevreye de zarar veriyor, o kamyoncu esnafının kamyonuna da, motoruna da zarar veriyor ama başka çıkar yolu olmadığı için, para kazanamadığı için 10 numara yağ kullanmak zorunda kalıyorlar. Niye? Mazot çok pahalı olduğu için. Bunun sebebi ne? Bunun sebebi de Hükûmetin bu kamyoncu esnafına sahip çıkmamasından kaynaklanıyor.

Ceyhanlı bir kamyoncu geçen karşılaştığımızda şunu söyledi, diyor ki: “Buradan ipliği yüklüyorum, İstanbul’a gidiyorum, Denizli’ye gidiyorum, yani beş gün içerisinde gidip geliyorum, bu süre içerisinde elime geçen net rakam, 10 numara yağ kullanmama rağmen, 70-80 lira gibi bir rakam.” Beş gün içerisinde… Düşünün, bu insan bütün hayatını bu kamyona bağlamış veya tıra bağlamış; bunun lastiği var, motor bakımı var, yağı var, suyu var. “Akaryakıtının haricinde 70-80 milyon lira gibi bir rakam kalıyor, beş gün içerisinde İstanbul’a gidip geliyorum, Denizli’ye gidip geliyorum.” diyor.

Şimdi, böyle sıkıntılar yaşayan kamyoncu esnafına, böyle ağır yük yüklediğimiz kamyoncu esnafına bir de bu K belgesiyle çok büyük bir haksızlık yapıyoruz. Az önce Sayın Doğru da Sayın Aslanoğlu da söylediler; yani şimdi 1 kamyonu olandan da 17 bin lira para alınıyor, 100 tane kamyonu olandan da 17 bin lira para alınıyor. Ya, bu Allah’tan reva mıdır? Yani bununla ilgili, Komisyonda düzeltme yapılacağı söylendi. Sayın Komisyon Üyesi bir şeyler söyledi ama ben ne söylediğini anlamadım ama bunun bir an önce düzeltilmesi lazım, ona çare bulunması lazım. Yani şimdi, 100 tane kamyonu olanla 1 tane kamyonu olan bir olur mu?

Gelin, elimizi vicdanımıza koyalım ve bunu düzeltelim. En azından, 1 kamyonu olanlar için veya birkaç tane kamyonu olanlar için, birkaç tane filosu -birkaç kamyonluk filosu- olanlar için ayrı bir rakam, daha fazla filosu olanlar için ayrı bir rakam belirleyelim ama siz, hepsine bir rakam koyuyorsunuz. Dolayısıyla, kamyoncu esnafının üzerine bu ağır girdilerden sonra bir de bu K belgesiyle tonaj uygulaması. Yani 10 kilogram, 20 kilogram geçtiği zaman basıyorlar cezayı.

Herhâlde trafik polislerini veya trafik müdürlerini özel tembihliyorsunuz, Hükûmet özel tembihliyor yani “Bol bol trafik cezası yazın.” gibi bir tembihleri var herhâlde, böyle bir talimat alıyorlar İçişleri Bakanlığından. Çünkü, gidiyorsunuz, tuzak kurmuş radar; gidiyorsunuz, efendim, 10 kilo yük geçti mi, ceza; efendim, kamyoncu esnafına “Şunun yanmıyor, bu arızalı…” ceza! Veryansın ceza. Geçen sene 2 katrilyon ceza kesilmiş. Dolayısıyla, sanki talimatla ceza kestirir gibi bir yöntem var. İnsanları âdeta bunaltır hâle geldiniz.

Adam bahçesinden portakalını yüklemiş, sebzesini yüklemiş, hale gidecek, “Efendim, SRC belgesi…” Ya, nereden bulsun? Yani amatörce, kendi bahçesinden sebzesini yüklemiş, hale götürecek; veryansın ceza. Bunların hepsinin düzeltilmesi lazım. Bunlar doğru şeyler değil, bunlar vicdana sığan şeyler değil.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 61. Maddesindeki “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği” ifadesinin metinden çıkartılmasını arz ederiz.

Süleyman Çelebi (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Görüşülmekte olan kanun tasarısının 61’nci maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Meclisimizi bir kez daha selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, önemli bir konu, vicdanınıza bir kez daha seslenerek söylüyorum. Yani, şoför esnafı dediğimiz zaman esnaf da değil aslında, bir şoförden bahsediyoruz, tek bir şoförden. Bir araç alınmış ve aldığı bir araçla ilgili, biraz önce de arkadaşlar burada açıkladılar, bunlar bu kürsüde anlatılıyor, Sayın Bakan iki eliyle “hayır” diyor. Biz burada ifade etmeye çalışıyoruz, “Ya, bu esnafları koruyun.” diyoruz, siz korumamakta direniyorsunuz. Bir K belgesiyle ilgili daha önce Komisyonda verilen sözleri, burada ortaya konulan iradelerin hepsini yok sayıyorsunuz. Şimdi, korna bastıkları zaman şoför esnafı, “Ya, bunlar niye gürültü yapıyor?” diye burada isyan ediyorsunuz, bundan sonra çok korna çalacaklar. Bu iktidarın gitmesi için de çok korna çalınacağını şimdiden bu kürsüden söylemek istiyorum çünkü şoför esnafı bu konuda ızdıraplı.

Değerli arkadaşlarım, biz burada emekçilerin sorunlarını dile getiriyoruz, çalışanların sorunlarını dile getiriyoruz; siz de beslendiğiniz sermayenin sorunlarını burada çözmeye çalışıyorsunuz ve onun arkasına takılıyorsunuz, sonra da onlardan şikâyetçi oluyorsunuz. Bugün buraya taşeron işçilerinin temsilcileri geldi. Çok güzel bir belge hazırlamışlar, çok güzel, ben de beğendim, “Takdir Belgesi” Kime bu belge? Türkiye Cumhuriyeti Çalışma Bakanlığına. Aynen belgeyi okuyorum:

                                                                                                “04/02/2014

AKP Hükümetinin Çalışma ve Maliye Bakanlarına 2002-2014 yılları arasında, 134 ay boyunca taşeron çalışanları açlığa mahkum etmelerinden, diğer bakanlara kötü örnek olacak davranışlardan ve çalışanları kadro vaadiyle kandırmadaki gayret ve üstün başarılarından dolayı bu takdir belgesini almaya hak kazanmışlardır.”

Kim veriyor bu belgeyi? Taşeron işçileri veriyor.

Şimdi, burada, taşeron işçileri yine çok güzel reçete sunmuşlar, bugün verdiler. Reçetede şu yazılıyor:

“Adımız Taşeron, soyadımız Köle.”

Tabii, bu reçeteyi “Çalışma ve Sosyal Güvencesizlik Bakanlığı”na veriyorlar. Orada istenen tetkik ve filmleri yazıyorlar:

“- 843 TL ile geçinebilme testi,

- Kadro vaadiyle kandırılma testi,

- Kölece çalışmaya dayanma testi.”

Teşhisleri şu:

“- Taşeronid,

- Açlığa bağlı nefes kokusu,

- Kadro vaadinin gelmemesinden verem olma,

- 843 TL romatizması.

Gerekli tedavi, ilaç, protez ve iyileştirme araçları:

1) İş Yasasından gelen haklar kullandırılmalıdır.

2) Mahkeme ve muvazaa kararları uygulanmalıdır. İşçinin torba yasalarla hakları çalınmamalıdır, ilave tediye verilmelidir.

3) Kadrolu ve iş güvenceli çalıştırılmalıdır, işten çıkartılma yasaklanmalıdır.

4) Kadrolu/taşeron işçi ayrımı kaldırılmalıdır.”

Bunu kim istiyor? Taşeron işçileri hem size reçete yazmış hem de takdirname vermiş. Orada, takdirnameden başka bir de ödevleriniz için notlar vermiş. Burada ne yaptığınıza, nasıl sömürdüğünüze ilişkin notlar vermiş.

Şimdi, bu kürsüden sürekli şunu ifade ettik: Karayollarındaki taşeron işçiler dava açıyorlar, yerel mahkemeden kazanıyorlar, Yargıtay onaylıyor, siz kadrosunu vermiyorsunuz, yargı kararlarını çiğniyorsunuz, yargı kararlarına uymuyorsunuz, sonra çıkıyorsunuz “Hukuk, hukuk…” diye bağrışıyorsunuz. Ne hukuku! Sizde ne hukuk kalmış ne adalet kalmış ne vicdan kalmış. Bunu çözmek sizin göreviniz değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) - Bu aynı şey, diğer hastanelerde böyle, DEV-SAĞLIK İŞ’in açtığı davalarda böyle, diğerlerinde böyle. İlk önce bu sorunları çözmeden Türkiye’nin nefes alması mümkün değil diyorum, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

62’nci maddede üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 62. Maddesindeki “engelliliği önleyici tedbirlerin alınması” ifadesinin “engelliliği önleyici tüm tedbirlerin alınması” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu             Aydın Ağan Ayaydın            İzzet Çetin

         İstanbul                                  İstanbul                       Ankara

   Süleyman Çelebi                         Musa Çam                  Gürkut Acar

         İstanbul                                    İzmir                         Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 62’inci maddesinde yer alan “engellilerin” ibaresi yerine “engelli vatandaşlar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                         Pervin Buldan              Hasip Kaplan

          Bingöl                                     Iğdır                          Şırnak

        Erol Dora                      Abdullah Levent Tüzel           Altan Tan

          Mardin                                   İstanbul                    Diyarbakır

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 62 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 62- 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 1- Bu Kanunun amacı; engellilerin temel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını teşvik ve temin ederek ve doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımlarını sağlamak engellilerin sağlık, eğitim, habilitasyon, rehabilitasyon, istihdam, erişilebilirlik, ayrımcılık, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarına çözüm sağlamak ve engelliliği önleyici tedbirlerin alınması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağlamaktır.”

   Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay             Yusuf Halaçoğlu

           Konya                                    Manisa                       Kayseri

    Özcan Yeniçeri                       Muharrem Varlı            Mehmet Günal

          Ankara                                    Adana                        Antalya

           Ali Öz

          Mersin

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Sayın Öz, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 62’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün tabii 4 Şubat, aynı zamanda Dünya Kanser Günü. Bir iki cümleyle bunu da ifade etmek istiyorum. Tabii ki kanser, ülkemizde de giderek sıklığı artan, aslında  tedavi edildiği zaman veya erken teşhis edildiği zaman önlenebilme özelliği olan bir hastalık ama tabii ki ülkemizde, bırakın önlemeyi, son zamanlardaki duyarsızlıklar münasebetiyle, tanısı konulmuş ve tedaviye gerçek manada ihtiyacı olan kanser hastalıklarının periyodik olarak tedavilerinde bazı ilaçları bulamaması sorununun hâlâ giderilmemiş olması da önemli sorunlarımızdan bir tanesi.

Bu arada, bugün yine basında yer alan bir habere göre, özellikle Marmaray Projesi’yle alakalı olarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesindeki bazı ünitelerde meydana gelen hasar neticesinde, özellikle kanser hastalığı münasebetiyle tedavi gören vatandaşlarımızın, âdeta, hijyenik olmayan, hiç de kendilerine uygun görülmeyecek ortamlarda tedavi olma zorunluluğunda bırakılmış olmasını da hepinizin bilgilerine sunmak istiyorum.

Engellilerle ilgili, tabii ki, çok düzenlemeler yapmaya çalışıyoruz. Ancak, engelli vatandaşlarımızın toplumsal hayata katılımlarının sağlanması ve hayat standartlarının yükseltilmesi çağdaş toplum anlayışının bir parçasıdır. Bunun bilinciyle, eğitimden sağlığa, iş ve meslek rehabilitasyonundan kültür ve sanata, spor ve kent standartlarının iyileştirilmesine, ulaşımdan psikolojik ve sosyal desteğe kadar çok ciddi ve çözüm bekleyen sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlar, sadece engelli vatandaşlarımızın değil ailelerinin, çevrenin, toplumun, yerel yönetimlerin, kısacası tüm insanların ortak sorunudur. Bu sorunları çözmek için toplumun her kademesinin ortaklaşa çalışması gerekmektedir.

Biz, engelli vatandaşlarımızla alakalı kanunlarda bazı düzenlemeler, bazı düzeltmeler yapmaya çalışsak da aslında engellilerin hayatını iyileştirecek çok fazla bir şey yaptığımızı iddia etmek doğru değil. Sadece belli zamanlarda hatırlanmanın, engelli bahsi geçtiği zaman duygu sömürüsü ve şov yapıp onların sadece engelliliklerine bağlı olarak birtakım ekonomik iyileşmeleri temin etmenin engelli vatandaşlarımızın sorunlarının çözülmesi için beklediği gerçek yaklaşımlar olmadığını ifade etmek istiyorum. Engelli vatandaşlarımızı yardıma muhtaç insanlar olarak gören zihniyetin engelli vatandaşlarımızın insan gibi yaşamak, her insan gibi çalışmak için karşısında bulunan toplumsal, hukuki ve fiziki engellerin kaldırılmasını talep eden toplumun güçlü birer ferdi olduğu gerçeğini görmesi gerekmektedir.

Dünya nüfusuna baktığımız zaman büyük bir oran tutan, özellikle gelişmekte olan ülkelerde oranı daha da yüksek olan, ülkemizde de yüzde 12 civarında engelli olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda 2005 yılında çıkarılan bir kanunla engellilerin fiziki çevrelerinin düzeltilmesi anlamında alınması gereken önlemlerin hâlen faaliyete geçirilememiş olması -yıllar içerisinde- hepimizin önemli sorunlarından bir tanesidir.

Gelişmekte olan ülkelerin dışında, özellikle Avrupa ülkelerinde ve özellikle de bazı ülkelerde, örneğin Japonya’da fiziksel çevrenin engellilere yönelik düzenlemesiyle ilgili kanun çıkarılmıştır. Aslında, bu Parlamentonun yapması gereken, engellilere ait sadece birkaç maddenin düzeltilmesi, onların bazı sorunlarına kısmen çözüm bulunuyor gibi gündeme alınmasının ötesinde -daha önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi- engellilere ait toplumsal hangi engel önlerindeyse onların hepsine çözüm olacak çok geniş kapsamlı bir yasa tasarısının Parlamentoda yasalaşmasını temin etmek, engelli vatandaşlarımızın asıl beklentileri içerisindedir.

Batı ülkelerinde, engellilerin fiziki çevreleriyle alakalı, onların giriş çıkış kapılarının genişliği, toplu kullanım alanlarının genişliği ve yüzeylerin cilasız, kaygan olmayan maddelerle kaplanması, rampalar ve asansörlerin yükseklikleri, belirli oranda merdiven yükseklikleri ve tekerlekli sandalye kullanıcılarının giriş çıkışlarında sensörlü kapıların zorunluluğu, tekerlekli sandalye ile istenmeyen bir temas sonucu ortaya çıkabilecek yaralanmaları önlemek için gereken önlemlerin alınması gibi daha çok sayıda sayabileceğimiz gerçekten de kanunen zorunlu olan uygulamaların konulmuş olmasının Türkiye'ye de örnek olmasını ümit ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Öz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 62’inci maddesinde yer alan “engellilerin” ibaresi yerine “engelli vatandaşlar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Sayın Dora, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 62’nci maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Eğitimden sağlığa, sosyal ve ekonomik her türlü alanın dışında bırakılmanın yanı sıra, toplumsal sürece katılımdaki demokratik haklar ve en temel insan haklarından mahrum bırakılan engelli bireyler, meselenin sosyal bir olgu olarak algılanmaması sebebiyle ancak vicdani duygularla üzerinde durulan hayırseverlik faaliyetlerinin konusu olmak durumunda kalmışlardır.

Değerli milletvekilleri, resmî istatistiklere göre, ülkemiz nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sini engelli yurttaşlarımız oluşturmaktadır. Engelli bireyler aileleriyle birlikte dikkate alındığında, diyebiliriz ki, ülke nüfusumuzun yaklaşık yüzde 50’si engellilik durumundan kaynaklı dezavantajlarla direkt olarak karşı karşıyadırlar. Dolayısıyla, bu alanda yapılacak her türlü reform ve iyileştirme aslında toplumun yaklaşık yüzde 50’sini direkt olarak etkileyebilecektir. Ancak Meclise getirilen bu torba yasa incelendiğinde, engelli bireylerle ilgili yüzeysel, tanım düzeyinde iyileştirmeler ve altyapısı bulunmayan kimi mesleki eğitim ve istihdam reformlarından bahsedilmekte ancak bu reformların uygulanmasıyla ilgili kurum, personel, donanım gibi teknik altyapıların yetersizlik düzeyi göz ardı edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli bireylerin tanılama süreci hastanelerden alınan sağlık kurulu raporlarıyla başlamaktadır. Hastanelerin birçoğu bu hizmeti verebilecek yeterli donanım, sağlık personeli, hizmet kalitesi ve hizmete erişilebilirlik açılarından çok yetersiz seviyelerde olup engelli bireyler, özellikle kırsal bölgede yaşayanları dikkate alırsak, bu hizmete erişim konusunda ciddi zorluklar yaşamaktadırlar. Tanılama süreci, hastanelerden sağlık kurulu raporu almakla da bitmemektedir. Özel eğitim hizmetlerinden faydalanması gereken engelli bireyler bir de rehberlik ve araştırma merkezlerine başvurmak durumundadırlar. Bu kurumlar ise gerek tanılama ve gerekse daha sonra eğitim sürecinde yapılan yıllık kontrollerde sağlıklı bir doğru karar verebilme noktasında gerekli olan teknik ve uzman personel konularında ciddi yetersizlikler taşımaktadırlar. Basit bir örnek vermek gerekirse, rehberlik ve araştırma merkezlerinde bedensel engelli bireylerin özel eğitim ve rehabilitasyon süreçlerini izleyebilecek nitelikte bir tek uzman personel ya da fizyoterapist bulunmamaktadır. Hâl böyleyken, bu kurumlar bedensel engelli bireylerin özel eğitim ve rehabilitasyon süreçlerinde bu hizmeti kesmek veya devam ettirmek konularında karar verebilmektedirler.

Engelli bireylerin örgün eğitimden faydalanabilmeleri için gerekli altyapı yetersizlikleri devam etmektedir. Köylerde faaliyet gösteren ilköğretim okullarında engelli bireylere yönelik özel sınıflar yok denebilecek kadar az sayıda olup il ve ilçe merkezlerinde açılan özel sınıflar ise yaş esasına göre oluşturulmadığından ve yeterli sayıda ve nitelikte eğitim personeli görevlendirilmediğinden ötürü, ihtiyaçlara cevap vermekten hayli uzaktır. Dolayısıyla, herhangi bir köyde yaşamak durumunda bulunan engelli bireyin örgün eğitim hakkı yasal mevzuatlara göre bulunsa bile, fiilen bu haktan faydalanabilme ihtimali yok denebilecek kadar azdır.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı kendi bünyesinde veremediği eğitim ve rehabilitasyon hizmetini, özel eğitim ve rehabilitasyon kurumları vasıtasıyla gidermeye çalışmaktadır, ancak devletin bu kurumlara sunduğu imkânlar da oldukça sınırlı düzeydedir. Şöyle ki, engelli bir birey, bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde ayda maksimum on iki saat hizmet alabilmektedir, çünkü devlet sadece bu kadar ödenek ayırmaktadır. Bu da engelli bir bireyin eğitim ve rehabilitasyon hizmetinden fayda sağlayabilmesi açısından çok komik sayılabilecek bir düzeydir. Özellikle birden fazla engele sahip olan bireyler açısından aylık on iki saat özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti bireyin gelişimi açısından çok yetersizdir. Dolayısıyla, burada kısaca değinebildiğimiz, engelli bireylerin hâlihazırda devam eden sorunlarını derinlemesine ele almayan, tanımlamalar düzeyinde kalan yüzeysel yaklaşımlarla sorunların giderilemeyeceği açıktır.

Bu düşüncelerle, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 62. Maddesindeki “engelliliği önleyici tedbirlerin alınması” ifadesinin “engelliliği önleyici tüm tedbirlerin alınması” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Gürkut Acar (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Acar, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir AKP klasiği hâline gelen hukuk tanımaz torba tasarı önümüzdedir. 524 sıra sayılı Tasarı’nın 62’nci maddesiyle ilgili önergemiz üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Engelli yurttaşlarımızın tüm yurttaşlarımız gibi hak ve özgürlüklerini yaşayabilmesini, tüm yurttaşlarımızla birlikte eşit şekilde toplumsal yaşama katılmalarını sağlamak herkesin görevidir; insan olmanın, sosyal devlet olmanın gereğidir.

Son yıllarda, bazı rakamlarla, ilerlemeler sağlandığı söylenebilir ancak engelli yurttaşlarımızın eşit yurttaşlar olarak ekonomik, sosyal ve siyasal hayata katılmaları konusunda Türkiye’nin alınacak daha çok yolu vardır. Kanunun amaç maddesinde yapılacak iyileştirmeyle bu yolun kısaltılması mümkün değildir. İyi niyetler yazmak yeterli değildir. Türkiye’nin radikal, sonuç alıcı adımlar atması zorunludur.

Değerli arkadaşlarım, rapor sistemini değiştirerek, mevzuat değişikliği yaparak engelli sayısını 1 milyon 780 bine düşürebilirsiniz, bir anda 5-6 milyon engelli yurttaşı mevzuat değişikliğiyle engelli olmaktan çıkarabilirsiniz ama bu, yurttaşların yaşadığı sıkıntıları önlemez.

İstatistiklere göre, 5-18 yaş grubunda 160 bin engelli çocuk eğitimden uzak. Eğitimden uzak olunca her şeyden uzak kalacak, kaderine razı olacak demektir. Bizim görevimiz, çocuklarımıza kaderlerini değiştirebilecek fırsatları sunmaktır.

Yine, sizin istatistiklerinize göre, kamu ve özel sektörde engelli kadrolarının yaklaşık 35 bini boştur. Bunun 7 bini kamuda. Binlerce engelli iş arıyor, aş arıyor ama kadrolar boş duruyor. Neden bu kadrolara atamalar yapılmıyor anlamak mümkün değil. Aile Bakanlığında bile 30 kadronun boş olduğu görülüyor. Bakınız, bu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bu Bakanlığın örnek olması gerekmez mi? Neden bu kadrolar boştur? Engelliler için kanun çıkarıyoruz ama kadrolar boş duruyor

İstihdamla ilgili verilere bakıyoruz, bir tutarlılık yok. Bakanlığın sayfasında İŞKUR’un verileri esas alınmış ve diyor ki: “2013 yılında engellilerden kim başvurduysa işe alınmıştır.” Değerli arkadaşlarım, bakınız, ama böyle bir şey mümkün değil. Yani, bunun doğru olmasını çok isterim ama bu tablonun kendisi bile güven vermiyor. 2011’de 35 bin kişi başvuruyor, işe yerleştirilen 38 bin kişi. Yani buna nasıl inanalım? 3 bin kişi fazladan yerleştirilmiş. Engellilere verilmiş, bir de üstüne 3 bin daha verilmiş. Ama 2012’de 83.955 kişi başvurmuş, işe yerleştirilen 32 bin kişi ama kadrolar boş duruyor. Burada büyük bir çelişki var. Bunun hangisi doğrudur?

Rakamlarını oynayarak, gerçek olmayan istatistik veriler düzenleyerek, pembe tablolar çizerek bir yere varılması mümkün değildir. Engelli yurttaşlara daha fazla eğitim, daha fazla iş olanağı yaratmanın yolu daha fazla kaynak ayrılmasından geçiyor. Kanunun amacındaki ifadeleri değiştirerek, “özürlü” ifadesini “engelli” yaparak sorunun çözülmeyeceğini artık anlamalıyız.

Peki daha fazla kaynak nasıl ayrılacak? Bunun yolu da yurttaşların vergisini doğru kullanmaktan geçer, Türkiye’yi gerçekten büyütmekten geçer. Ama ne yazık ki iktidardakilerin mal varlığı büyürken, yurttaşların sorunları, engellilerin sorunları da büyüyor.

Engellilerle ilgili onlarca dernek, vakıf var; zor koşullarda engellilere hizmet götürmeye, onları topluma kazandıracak projeleri yaşama geçirmeye çalışıyorlar; birçoğu para bulamadıkları için de bunu gerçekleştiremiyorlar. Engelli vakıfları bağış bulamazken, bakıyorsunuz, iş adamları bir vakfa bağış yapmak için kuyruğa girmişler, Başbakanın oğlunun vakfı söz konusu olunca milyon dolarlık bağışlar yapıyorlar. Genel Başkanımız sordu ama tık yok. Ben soruyorum: TÜRGEV Vakfına 26 Nisan 2012’de 99 milyon 999 bin 990 dolar para yattı mı, yatmadı mı? Bu kadar para neyin nesidir? Başbakan bunun hesabını vermelidir, engellilere bağış bulunamazken iş adamlarının neden TÜRGEV’de kuyruk olduğunu açıklamalıdır.

Değerli arkadaşlar, buradan da söyledim geçen gün. Devletin malı olan, yurttaşların malı olan Oymapınar Barajı mahkeme kararına rağmen Maliye Bakanlığı tarafından teslim alınmadı. Yedi sekiz yıldır bir şirkete para akıtıyor. Yaklaşık 1 milyar lira haksız yere şirketin kasasına gitti. 1 milyarı götür ama vakfa bağış yaz -böyle anlayış olmaz- günahların affolur. Engellilere gelince kaynak yok ama iş yandaşlar olunca paralar şirketlere akıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu yolsuzluklar oldukça engellilere kaynak bulunamayacaktır.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 63’te üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 63. Maddesindeki "buna benzer umuma ait binaları" ifadesinin "buna benzer umuma ait bina ve eklentilerini" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın                                 İzzet Çetin

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

              Süleyman Çelebi                                   Musa Çam                                     Bülent Tezcan

                     İstanbul                                              İzmir                                                 Aydın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 63'üncü maddesinde yer alan "engelleyen, kısıtlayan veya zorlaştıran" ibaresine "ortadan kaldıran" ibaresinin de eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan

                       Bingöl                                                Iğdır                                                Şırnak

                    Erol Dora                               Abdullah Levent Tüzel                                Altan Tan

                      Mardin                                             İstanbul                                          Diyarbakır

 

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi hem okutuyorum hem işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 63 üncü maddesinin (f) ve (i) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Seyfettin Yılmaz                                       Ali Öz                                           Erkan Akçay

                       Adana                                              Mersin                                              Manisa

               Yusuf Halaçoğlu                                Mehmet Günal                                 Özcan Yeniçeri

                      Kayseri                                             Antalya                                              Ankara

“f) Erişilebilirlik: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Sakat Hakları Bildirgesi, ILO Sözleşmesi ve Engelliler İçin Standart Kurallar yaklaşımı çerçevesinde binaların, açık alanların, ulaşım ve bilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisinin engelliler tarafından güvenli ve bağımsız olarak ulaşılabilir ve kullanılabilir olmasını,

i) Korumalı iş yeri: İşgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan zihinsel veya ruhsal engellilere mesleki rehabilitasyon sağlamak ve istihdam oluşturmak amacıyla Devlet tarafından teknik ve mali yönden desteklenen, çalışma ortamı özel olarak düzenlenen ve işyeri yöneticisi, eğitici personel ve çalışanlarının %75'inden az olmayacak şekilde engelli personelin istihdam edildiği iş yerini,"

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Bakan oturuyordu orada, ona göre konuşacaktık ama neyse.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen çıkınca gelir o, gelir.

BAŞKAN – Buyurunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 63’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde engellilere yönelik ayrımcı tutum ve uygulamalar istihdam alanında da çeşitli şekillerde kendini göstermektedir. Ayrımcılığı yasaklayan tüm düzenlemelere rağmen ülkemizde ayrımcılık hâlen devam etmektedir; bu nedenle yapılan düzenlemeler ayrımcılığın önlenmesi konusunda olumlu çalışmalardır. Fakat bu çalışmalar yeterli değildir, engellilere yönelik ayrımcılığın önlenmesi için daha kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır.

Önergeyle ilgili söyleyeceğimiz çok şey olabilirdi ama ne yazık ki burada ilgili Bakan yok, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı oturuyor. Orman Bakanı da burada. Ben, 2 Bakanın konusuyla ilgili yolsuzluklara değinmek istiyorum.

Şimdi, biliyorsunuz 17 Aralıktaki asrın yolsuzluğu ve 25 Aralıktaki yolsuzluk operasyonları yaklaşık 100 milyar doları kapsıyor, eski parayla 200 milyar yani 200 katrilyon.

Şimdi, buradaki iddiaları “iddia” diyerek kabul ederek geçiştirmek mümkün değildir. Değerli arkadaşlar, bu iddiaların peşine düşmek ve araştırmak lazım. Eğer hakikaten kul hakkı yeniyorsa, milletin hakkı yeniyorsa, fakir fukaranın, garip gurebanın hakkı yeniyorsa bunun peşine düşeceğiz ve bunun hesabını soracağız; sormazsak yarın Cenab-ı Allah bizden sorar.

Şimdi, ben bununla ilgili burada Sayın Orman ve Su İşleri Bakanına, Sayın Enerji Bakanı, dedim ki: “Paşaköy maden sahası, 10 milyar dolarlık bir saha. Siz buraya izin vermediğiniz hâlde sizi Başbakan ve Başbakanın Özel Kalem Müdürü arayıp izin verdiniz mi?” Soru sordum, burada oturuyordu. Aynen Bakan çıktı -şimdi orada- dedi ki: “Benim alnım ak. Beni ne Başbakan aramıştır…” dedi. “Verilemeyecek hiç hesabımız yoktur.” dedi, şu dedi bu dedi ama Allah büyük ya, Allah büyük, üç gün sonra “tape”ler çıktı ve ben sorumlu bir milletvekili olmanın gereği İstanbul’a atladım gittim, buradaki uygulamaları bir yerinde göreyim dedim. Sayın Bakan, hiç gülmeyin buna cevap verin.

Bakın, değerli arkadaşlar, siz olsanız ne dersiniz buna? 2009 yılında bu, Sultanbeyli’deki Paşaköy maden sahasıyla ilgili, ilgili firma müracaatta bulunuyor ve Orman Bakanlığı yani Veysel Eroğlu’nun Bakan olduğu Bakanlık burayla ilgili izin vermiyor. Niye izin vermiyor? Diyor ki: “Burası İSKİ Havza Yönetmeliği’ne göre ve DSİ’den görüş sorularak ‘Uygun görülmemiştir.’” diyor. Adam ısrar ediyor, 2010 yılında tekrar müracaat ediyor. Bakın, gerekçeye bakın değerli arkadaşlar, 2010 yılında diyor ki: “Burası muhafaza ormanıdır, sadece sit alanındadır ve endemik bitki türlerinin yayılış alanında olduğu için buraya izin verilmesi uygun değildir.” 2010 yılında 2 defa. Ama, ne oluyorsa 2011 yılında –“tape”lerde geçiyor Sayın Bakan, Enerji Bakanı- Başbakan ve Başbakanın Özel Kalem Müdürü Bakanı arıyor –“tape”lerde var- sayın milletvekilleri, teşekkür ediyorlar Sayın Bakana bu işi hızlandırdığı için, yaptığı için, kolaylaştırdığı için. Sayın Orman ve Su İşleri Bakanı da diyor ki, ne diyor? “Hayırlı olsun, hayırlı olsun.” Ve işin enteresan tarafı değerli milletvekilleri, bakın, burası 2009’da verilmiyor, 2010’da verilmiyor, 2011 yılında verildikten sonra, Bosphorus 360 şirketine devrediliyor, bir ay sonra.

Şimdi, bu asrın yolsuzluğu iddiasında ne var? Bu Bosphorus 360 şirketine Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan’la Yasin El Kadı’nın oğlu Muaz El Kadı’nın ortak olduğu iddiaları var. Bir ay sonra buraya devredilen bu yerde aradan altı ay geçince de bu hisseyle ilgili ne yapılıyor? Hisse devirleri yapılıyor. Şimdi ben size buradan soruyorum. Bu yapılan bütün iddialarla ilgili eğer araştırdığınızda gerçekçilik payı varsa bu ne demektir? Bu, fakir fukaranın, garip gurebanın hakkını yemek demektir. Bu, milyarlarca dolar paranın vatandaşa, millete gideceği yerde kime gitmesi demektir? Bakanlara, bakan çocuklarına ve yandaşlarına gitmesi demektir. Biz şunu savunuyoruz, siz de bunu savunarak geldiniz: Milletin tek kuruşuna halel getirmemeyi, milletin hakkını yememeyi savunarak iktidar oldunuz.

Şimdi, ortaklıkta sözü edilen bu 200 katrilyonla engellilerimizin de bütün problemleri çözülür, işçilerimizin de, memurlarımızın da, esnafımızın da, toplumun tüm problemleri çözülür. Ama “İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün.” derken Türkiye büyümüyor, istikrar sürmüyor, sadece yandaşlar büyüyor. 

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Cevap verecek, cevap…

BAŞKAN – Bir dakika ya…

Niye birbirinizle konuşuyorsunuz?

Kabul edilmemiştir.

Evet, Sayın Bakan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süreniz var. 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 63’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu arkadaşımız bizim eski orman bölge müdürü, bir sıkıntısı var herhâlde, aynı şeyi on defa temcit pilavı gibi buraya getirdi, aynı şeyi söylüyor. Özellikle ben de cevap verdim.

Bir kere, bakın, şunu ifade edeyim: Burası özellikle Maden Kanunu’na göre ruhsat alınmış. Ben verecek olsam daha önce verirdim ama çok ciddi bir inceleme yaptık, defalarca söyledik. Bir kere, burada endemik açısından bir problem var mı, yok mu? Bir heyet inceledi. İki: Yerleşim alanlarına mesafesini incelettim. Üç: Havza içinde herhangi bir problem var mı, içme suyu havzasında herhangi mutlak veya kısa mesafeli koruma alanında kalıyor mu diye bunların hepsini incelettikten sonra müsaade ettik.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Niye daha önce vermedin?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Daha önce vermememizin sebebi, hassas bir inceleme yapılması içindir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Daha önce niye vermedin?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Ben sizi dinledim, lütfen siz de dinleyin.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Dinliyorum ben sizi, cevap verin ama!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Netice itibarıyla, her şey kanuna, mevzuata uygun olarak verilmiştir.

FARUK BAL (Konya) – Vicdana uygun mu Sayın Bakan, vicdana?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bütün şartlar sağlıyordu, neticede biz bunu Maden Kanunu’na istinaden, Orman Kanunu’nun ilgili maddesi gereğince verdik.

Sadece bu değil, ben, daha dün 300 tane maden iznini imzaladım. Bu da normal, mutat bir işlemden başka bir şey değildir. Bununla alakalı hiçbir şey yoktur, mevzuata son derece uygundur ama arkadaş, her seferinde, ne zaman ben burada olsam, bunu gündeme getiriyor. Bu, gerçekten Meclise yapılan büyük bir saygısızlık diye düşünüyorum ve bunu yüce Meclisin takdirlerine arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, beni saygısızlıkla itham etti ve sıkıntım olmakla itham etti, cevap vereceğim.

BAŞKAN - Buyurun.

5.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bakın, değerli arkadaşlar, benim, Orman Bakanının şahsıyla ilgili hiçbir sıkıntım yok Allah’a şükür, kendisi bana müfettiş gönderdi. Geçen de dedi ki: “Kuyruğunu sıkıştırdım.” ama gönderdi… Hiçbir bakanın, bakın, bir bakanın üslubuna yakışmaz, Meclis tutanaklarında var, bir Meclis tutanağında var. Allah’a şükür alnım dik ve 46 kişi… O mahkemenin sonucunu da kendisi alsın.

Ben şunu söylüyorum: Şimdi, burada laf kalabalığı yapmaya gerek yok. 2009 yılında, 2010 yılında vermediğin yere 2011 yılında… Şu telefon “tape”leri nedir Sayın Bakan? Başbakan arıyor, diyor ki: “Burayı bu firmaya ver.” Ben sana onu soruyorum, yoksa zaten Orman Bakanlığının mutat işi o. 2009 yılında ve 2010 yılında vermediğin yeri diyorum.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Endeksli veriyor, endeksli. Problem orada, evet.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bakın, değerli milletvekilleri, 2009’da ve 2010’da diyor ki: “Burada endemik bitki türleri var, muhafaza ormanı var.” diyerekten izin vermiyor ama 2011 yılında Başbakanın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan ve Başbakan dedikleri beyefendi arayınca bütün bu gerekçeleri unutarak buraya izin veriyor. Ben sizden bu sorunun cevabını istiyorum Sayın Bakan. Ve arkadaşlar, hiç mi dikkatinizi çekmiyor? Bu yeri Sayın Bakan imzalayıp verdikten bir ay sonra burası Bosphorus 360 firmasına devrediliyor. Yani, bunların cevabını vereceksiniz. Yoksa 300 tane maden sahası…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Bakan, yargılanacaksınız bu durumda, yargılanacaksınız Sayın Bakan.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - İşiniz o zaten sizin, işiniz zaten sizin, sahalarda izin vermek, duruma uygun…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Talimatla veriyorsunuz cevap, yasalarla değil.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Maden Kanunu da, Orman Kanunu’nun 16’ncı ve 17’nci maddeleri de zaten bunu getiriyor, biz bunu sorgulamıyoruz. Ben bu soruyu çok net bir şekilde soruyorum: 2009-2010 yılında 2 defa vermediğin yere...

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Telefonla veriyor cevap.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - 2011 yılında sizi Başbakan aradı mı, aramadı mı? Hasan Doğan aradı mı, aramadı mı? Bu telefon “tape”lerini okuyayım mı buradan? Etik midir bu telefon “tape”lerini okumak? Aramışlar, burada numaraları var, 532 bilmem ne. Bu ne? Polis kaydı. Bu ne? Savcılık iddianamesinde var. Ben bunu soruyorum, sorduğum bu sayın milletvekilleri. Yani, bunun sıkıntıyla ne alakası var, neyi soracağız yani? Bu parayı buraya yaz ki engellilerin sorunlarını çözelim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Maksat hasıl olmuştur, kayıt altına alınmıştır, gereken yapılacaktır. Sayın Bakan gelsin, bakalım ne diyecek?

BAŞKAN – Bu arada iki önerge için konuşmacı gitti.

Buyurunuz.

6.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle şunu ifade edeyim: Kati surette beni Hasan Doğan aramamıştır. Başbakanımız da hiçbir madenle ilgili beni aramaz, aramamıştır, böyle bir şey yok. Biz sadece…

FARUK BAL (Konya) – “Tape”ler ne, “tape”ler?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) - Bu “tape” kimin Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, çok açık söylüyorum, burada firmanın itirazı üzerine yeniden bir heyet tarafından… Ben değil heyet inceleme yaptı. Neticede buranın, Maden Kanunu’na göre zaten “Bu verilir.” diyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - “Verilir” demiyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla)- Yani mahkemeye gitse zaten alır. Maden Kanunu’na göre verilir. Burada endemik açısından bir problem yok.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) - Daha önce niye vermediniz, daha önce?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Ve daha önce…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Daha önce niye vermediniz, altı ay içerisinde niye verdiniz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - İtiraz etmiş, itiraz incelenmiş.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Olabilir, itiraz etmiş, yeniden incelendi.

MUHARREM VARLI (Adana) - Sen avukat mısın Ramazan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Peki ben size şunu soruyorum: Sizde böyle mantıki bir yaklaşım var mı? Verecek olsak zaten bunu başlangıçta verirdik. Demek ki çok titiz bir inceleme yapmışız, bu, bizim gerçekten dosdoğru verdiğimizin, mevzuata ve kanuna göre… İlgili kanun, Maden Kanunu ve…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Mevzuattan yanlış bilgi verme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben sayın hatibi kesinlikle duyamıyorum sizin bağırışınızdan.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Ama Genel Kurula yanlış bilgi veriyor. Oku maddeyi.

BAŞKAN – Tamam anladım ama yani duymuyorum, ben duymuyorum ne dediğini.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - …Orman Kanunu’nun 16’ncı, 17’nci maddelerine göre, aynı örneği verdik, yaptığımız işlem, burada, doğrudur. Varsa buyursun, mahkemeye müracaat etsin. Burada temcit pilavı gibi niye şey yapıyorsun?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Yüce Divana göndereceğim sizi, Yüce Divana!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Varsa elinizde dosyalar, verin, alnımız açık Allah’a şükür. Yaptığımız her şey şeffaf. (AK PARTİ                  sıralarından alkışlar) Ama senin sıkıntını biliyorum ve birtakım sıkıntılardan dolayı…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Söyle, söyle sıkıntımı! Bakansın, elinde imkân var! Söylesin!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tamam, şimdi anlaşıldı. Yani, Sayın yüce Meclis, özellikle ben şunu söylüyorum: Verdiğimiz maden ruhsatı, daha doğrusu ruhsat gereği izin tamamen mevzuata, Maden Kanunu’nun 16’ncı, 17’nci maddelerine uygundur, hiçbir mahzuru yoktur, talimatla falan verilmiyor. Biliyorsunuz, ben gayet şeffaf bir şekilde belirtiyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Ben zabıta müdürü müyüm canım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.49

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

63’üncü madde üzerindeki ikinci önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 63'üncü maddesinde yer alan "engelleyen, kısıtlayan veya zorlaştıran" ibaresine "ortadan kaldıran" ibaresinin de eklenmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR  BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Yapılan değişiklik ile madde metninde anlam bütünlüğü sağlanarak metne açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 63. Maddesindeki "buna benzer umuma ait binaları" ifadesinin "buna benzer umuma ait bina ve eklentilerini" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Bülent Tezcan (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR  BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tezcan buyurunuz.

Demin sizden bahsettik, şimdi siz çıkıyorsunuz, iyi insan sözünün üstüne gelirmiş.

Buyurun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engellilerle ilgili kanun teklifini, daha doğrusu torba yasa içerisinde engellilerle ilgili konudaki değişiklikleri görüşüyoruz.

Engelliler, tabii, özellikle toplum olarak sahip çıkmamız gereken önemli bir kesimimiz. Türkiye’de yaklaşık 6 milyona yakın engelli vatandaşımız var ve ülkenin kaynaklarını adaletli dağıtarak engellilerin ihtiyaçlarını karşılayacak düzenlemeleri Parlamento olarak birlikte yapmak durumundayız. Ancak, ne yazık ki, görüyoruz, Türkiye’de engellilerin problemlerini çözmekten çok ülkenin kaynaklarını bir başka noktaya aktarmak üzere ciddi bir organizasyonla karşı karşıyayız.

Bakın, değerli arkadaşlar, günlerden bu yana, 17 Aralıktan itibaren başlayan soruşturma sürecinde fezlekeler uçuşmaya başladı; arama kararları, emniyet müdürlerine ve polis memurlarına, soruşturmayı yürüten, yolsuzluk soruşturmasını yürüten polis memurlarına dönük operasyonlar, savcıların görevlerden el çektirilmesi…

Bakın, bugün yine açıklanan bir fezleke var. Bu, fezlekenin daha beşte 1’i. Emniyetle ilgili 25 Aralık soruşturması çerçevesinde bir yayın grubunu, ATV ve Sabah gazetelerini içeren yayın grubunu, doğrudan doğruya talimatla, kimlerden para alınacağı belirlenerek nasıl alındığı ayrıntılarıyla yazıyor. Hangi konuşmalar yapılmış, kimlere salma salınmış, kimlerin üzerine çökülmüş.

Değerli arkadaşlar, eskiden mafyada bir uygulama vardı. Mafyanın hâkim olduğu yerlerde, çetelerin hâkim olduğu yerlerde iş adamlarına gider, üzerlerine çökerlerdi iş adamının. Onlara belli miktarlarda haraç keserlerdi, üzerine çöküp derlerdi ki: “Sen şu haracı vereceksin, vermezsen gereğini biz yaparız.” Şimdi, ne yazık ki, eskiden çetelerin kestiği bu haracı artık doğrudan doğruya Hükûmetin kestiğini, Başbakanın talimatıyla Hükûmetteki bakanların aynı usulle haraç kestiğini görüyoruz. Bakın, polis fezlekesine yansımış, adamların ses kayıtları “tape”lerde yayınlanıyor, perişan olmuşlar. Diyor ki: “Ya benden 100 milyon istedi, ben bunu nasıl vereceğim? Benden 100 milyon istedi ben bunu nasıl göstereceğim? Benden 20 milyon istedi…” Bakın burada bunlar yazıyor tek tek, bunları biz uydurmadık.

CELAL ADAN (İstanbul) – 100 milyon nedir ya!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir ülkede hükûmet iş adamına çökmeye başlarsa o ülkede hükûmet çeteleşmiş demektir. Bu belge, Hükûmetin çeteleştiğinin delilidir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O bilgi size nasıl geldi, o dosya size nasıl geldi?

CELAL ADAN (İstanbul) – Gelir, gelir.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Paralel devlet yolladı.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi siz, köşebaşlarında çete mensuplarının iş adamlarına çöktüğü gibi devlet yetkisini kullanarak çökeceksiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yani daha sanıklar bilmeden siz biliyorsunuz ya!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bakın, şimdi, İmamı Azam Ebu Hanife Hazretleri’ni hepimiz biliriz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vay, CHP’de neler… Büyük gelişme!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – İmamı Azam Ebu Hanife Hazretleri’ni biz biliriz, sadece siz bilmezsiniz. Ebu Hanife Hazretleri’ne Abbasi Halifesi Mansur diyor ki: “Gel, hilafet merkezinin kadısı yapacağım seni.” Ebu Hanife Hazretleri’nin cevabı çok manidardır. Diyor ki: “Ben kadı olmaya ehil değilim çünkü kadı olacak kişide senin oğlunun, kumandanlarının aleyhine hüküm verecek yürek olması lazım. Kadı olacak kişide senin aleyhine, oğlunun aleyhine, kumandanlarının aleyhine hüküm verecek yürek olması lazım; ben de bu yürek, bu cesaret yok.” diyor. Ne büyük bir ilim, bin üç yüz yıl önce bugünü işaret eden ne önemli bir işaret. İşte, şimdi Türkiye’de İmamı Azam Ebu Hanife’nin tarif ettiği şekilde Başbakanı, bakan çocuklarını ve etrafındakileri yargılayacak, sorgulayacaklara terör estiren bir Hükûmet var ama bu ülkede buna karşı duracak namuslu hukukçular da hâlâ var. Yolsuzluğun üstünü örtmeye gücünüz yetmeyecek ne yaparsanız yapın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 64’te üç önerge vardır; sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 64. Maddesindeki “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın” ifadesinin sonuna “olumlu” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

 

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın                                 İzzet Çetin

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

 

              Süleyman Çelebi                                   Musa Çam                                     Bülent Tezcan

                     İstanbul                                              İzmir                                                 Aydın

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 64’üncü maddesinin f bendinde yer alan “aile bütünlüğünün korunması” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan

                       Bingöl                                                Iğdır                                                Şırnak

 

                    Erol Dora                               Abdullah Levent Tüzel                                Altan Tan

                      Mardin                                             İstanbul                                          Diyarbakır

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 64 üncü maddesinin a) fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay                           Mustafa Kalaycı           Yusuf Halaçoğlu

   Manisa                                       Konya                      Kayseri

Mehmet Günal                         Özcan Yeniçeri           Seyfettin Yılmaz

   Antalya                                      Ankara                     Adana

"b) Engelliliğe yol açan hastalıkların teşhis ve tedavi aşamaları tamamen koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındadır. “

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarının 64’üncü maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarının 64’üncü maddesiyle 5378 sayılı Engelliler Kanunu’nun 4’üncü maddesi değiştiriliyor ve kanun kapsamında bulunan hizmetlerin yerine getirilmesinde uygulanacak esaslar belirleniyor ve bu maddeyle ilgili genel görüşümüz olumludur, olumlu bir düzenleme olarak görüyoruz.

Yalnız bu Engelliler Kanunu’nun çok önemli bir eksiği var. Bu önemli eksikliklerin birisi  de engelliliğin önlenmesine yönelik erken tanı ve koruyucu hizmetlerin yetersizliğidir. Engelliler Kanunu’nun 11’inci maddesinde, yeni doğan, erken çocukluk ve çocukluğun her döneminin fiziksel, işitsel, duyusal, sosyal, ruhsal ve zihinsel gelişimlerinin izlenmesi, genetik geçişli ve engelliliğe neden olabilecek hastalıkların erken teşhis edilmesinin sağlanması, engelliliğin önlenmesi, var olan engelliliğin en düşük seviyeye çekilmesi ve ilerlemesinin durdurulmasına yönelik çalışmaların Sağlık Bakanlığınca planlanıp, yürütüleceği belirtilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ancak kanunun 11’inci maddesi böyle söylemekle birlikte engelliliğe yol açan hastalıkların teşhis ve tedavi aşamaları korucuyu sağlık hizmetleri kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu nedenle maddi durumu zayıf olan aileler engelliliğe yol açan epidemiyolojik hastalıkların teşhis ve tedavisini maalesef yaptıramamaktadır. Dünyada engellilik oranı ortalama yüzde 7,5 iken ülkemizde bu oran yüzde 12,29’dur. Yani Türkiye'deki engellilik oranı dünya ortalamasının çok üzerindedir. Ülkemizde engelli oranının dünya ortalamasına indirilebilmesi için öncelikle engelliliğe yol açan epidemiyolojik hastalıklarla mücadele edilmesi gerekmektedir.

Biz önergemizde engelliliğe yol açan hastalıkların teşhis ve tedavi aşamalarının koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında ücretsiz olmasını amaçlıyoruz. Bu fevkalade önemlidir, tekrar ediyorum; önergemizle engelliliğe yol açan hastalıkların teşhis ve tedavi aşamalarının koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında ücretsiz olarak verilmesini amaçlıyoruz. Modern devletin görevi yalnızca engelli bireylerin haklarını geliştirmek ve denetlemek değildir. Devlet aynı zamanda engellilerin yetenekleri ve potansiyelleri doğrultusunda gelişmelerini, eşit fırsatlara sahip olmalarını güvence altına almak, onların ekonomik ve sosyal refahını sağlamak zorundadır. Ancak ülkemizde milyonlarca engelli eğitimden sağlığa, istihdamdan erişilebilirliğe kadar çok sayıda sorunlarla mücadele etmektedir. Ülkemizde engelli nüfusa ilişkin kapsamlı bir veri toplama sistemine ihtiyaç vardır. Engelli nüfusa ilişkin güncel veriler çok yetersiz durumdadır. Bugün Hükûmetin ve hepimizin kullandığı veriler 2002 yılında Milliyetçi Hareket Partisinin de Hükûmet ortağı olduğu 57’nci Hükûmet döneminde yapılan araştırmalara dayanmaktadır.

Engellilik öncelikle bir sağlık sorunudur. 2002 Türkiye Engelliler Araştırması’na göre engellilerin yaklaşık yarısının -yüzde 47’si- engelinden dolayı herhangi bir şekilde tedavi edilmediği belirlenmiştir. Bu durum belki de tedavi sonrası bağımsız ve üretken biçimde hayatına devam edebilecek pek çok engelliyi bağımlı hâle getirmenin başlangıcını oluşturmaktadır. Engellilerin toplumla bütünleşmesi, başkalarının yardımına muhtaç olmadan hayatlarını sürdürmesi ve sosyal hayatta normal olarak hayatlarına devam edebilmesi için fiziki ve sosyal çevrenin de buna göre hayatlarını kolaylaştırıcı şekilde oluşturulması gerekmektedir.

Doğru, güvenilir ve amaca uygun nitelikte veriler cinsiyet, yaş ve gelir gruplarına göre toplanmalıdır.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diler, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 64’üncü maddesinin f bendinde yer alan “aile bütünlüğünün korunması” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 64’üncü madde üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 4 Şubat Dünya Kanser Günü. Özellikle tüm milletvekillerinin dikkatini bu konuya çekmek istiyorum. Kanser, çağımızın en önemli hastalığı ve aslında büyük oranda önlenebilir ya da erken teşhis konabilir bir hastalık. Ama maalesef bu konuyla ilgili etkili bir kanser savaş planlamasından ve kansere karşı gerekli, yeterli önlemlerin alınmasından bahsedemiyoruz.

2030’a kadar dünyada 22 milyon yeni kanser vakasının tespit edileceğiyle ilgili beklentiler var. Bu, 2008 yılı baz alındığında, kanser vakalarında yüzde 75’lik devasa bir artış oranına tekabül ediyor.

Yine, dünyada her yıl ortalama 8 milyon insan kanserden yaşamını yitiriyor ve bunun yaklaşık 2 katı insan da yeni kanser teşhisi alıyor. Türkiye’de de, ülkemizde de durum, her yıl 162 bine yakın yeni teşhis vakasının olduğu ve bunun yarısına yakınının, 80 bine yakınının da kaybedildiği şeklinde acı bir tablo var önümüzde. O nedenle, burada, böyle torba kanunlarla zaman geçirmek yerine, yani sorunların çözümüne teğet geçecek palyatif, pansuman tedbirler yerine kalıcı sorunlarla ilgili ciddi çalışmaların yapılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Tabii, özellikle kanser hastalığıyla ilgili çağımızın, kapitalist düzen çağının azami düzeyde insan sağlığını ve çevre sağlığını sömüren anlayışını burada ifade etmek istiyorum. GDO’lu ürünlerden tutalım da, havayı kirleten, ekolojik dengeyi bozan endüstriyel üretime kadar pek çok tehlikenin mutlaka mücadele edilir bir alan olarak bu Meclis tarafından görülmesi gerektiğini belirtmek istiyorum.

Tabii, bu torba kanun tasarısında da hemen hemen her konuyla ilgili, dediğimiz gibi, palyatif, pansuman tedbirleri içeren bazı şeyler var. Hayata dokunmayan düzenlemeler bunlar. Bakın, birkaç tane örnek vereyim pratik, gerçek hayattan: Örneğin, Ulaştırma Bakanlığıyla ilgili, kara yolları politikalarıyla ilgili birkaç madde burada görüşüldü. Seçim bölgem Bingöl’den yeni geldim. Orada şoför esnafı bize şu sıkıntıyı aktardı: Esnaf ve Sanatkârlar Odası uzun süredir bu sıkıntıyı aktarıyor. Bingöl’de ulaştırma bölge müdürlüğüne bağlı bir birim ya da şube olmadığı için Bingöllü şoförlerin tamamı bir belge almak için Erzurum’a gitmek zorunda kalıyorlar. Bakın, bu şoförlere, şoför esnafına 37 çeşit belge veriliyor ve bütün bu belgeler için de dünyanın parası alınıyor, bu insanlardan dünyanın vergisi alınıyor. Bu insanlar Esnaf ve Sanatkârlar Odası bünyesinde kendi sorunlarını defalarca Hükûmete  bildirmişler, Bingöllü bakana dosyalar sunmuşlar. İstedikleri tek şey var: Bir birim açılması, Erzurum Bölge Müdürlüğüne bağlı bir birim açılması. Buranın yerini biz tahsis etmeye hazırız, kirasını biz tahsis etmeye hazırız, yeter ki bir yetki belgesi ve bir personel istihdam olsun. Bir tek personel istihdamıyla binlerce şoförün sorununu çözebilecek bir durum söz konusu.

Sayın Bakan özellikle bu konuyu not alırsa çünkü bu Bingöl-Erzurum yolu gerçekten çok zahmetli bir yoldur, özellikle kışın kazaların da çok fazla olduğu, ölümlerin yaşandığı bir yol. Çoğu zaman şoför esnafı gittiğinde 4-5 bin liralık belge ücreti ödüyor. Gidemedikleri zaman da… Bazı şoförler bize şunu ifade ettiler: Gidemedikleri için cezalarla birlikte 60-70 bin liralık faturalar ödeyen şoför esnafı var. Yani bu şekilde kanuni düzenlemeler yapılırken, işte, Bakanınıza ulaştırılmış, grubunuza ulaştırılmış, gerçek hayatta yerelin sorunlarını çözecek bazı düzenlemeler de yapmak gerekiyor.

Diğer taraftan engellilerle ilgili yine bazı maddeler var. Yine tek bir örnek vereyim: Bingöl’de Serdar Tuncel adındaki bir engelli kardeşimiz İnternet’ten Kürtçe şarkı paylaştığı için, birkaç miting görüntüsünü, Kürt liderinin görüntüsünü paylaştığı için 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde ifadeye çağrılıyor. Utanç verici bir tablo. İnternet’le ilgili, engellilerin haklarıyla ilgili burada bazı şeyleri düzenliyoruz ama gerçek hayatta karşılığı ne diyorsanız, işte 3 Aralıkta ifadeye çağrılan engelliler pratiği kadar maalesef engellilere değer veren bir devlet anlayışımız var. Bütün bunları kalıcı olarak çözecek yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Altay, Sayın Tezcan, Sayın Aslanoğlu, Sayın Susam, Sayın Özgümüş, Sayın Serindağ, Sayın Güler, Sayın Özkan, Sayın Serter, Sayın Onur, Sayın Genç, Sayın Çelebi, Sayın Nazlıaka, Sayın Ekşi, Sayın Yıldız, Sayın Tayan, Sayın Aydın, Sayın Demir, Sayın Haberal, Sayın Ediboğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.16

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi elektronik cihazla yeniden yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 64. Maddesindeki “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın” ifadesinin sonuna “olumlu” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

Bülent Tezcan (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce konuştuk, bir yayın grubunun -ATV ve Sabah grubunun- yandaş bir kuruluşa dönüştürülmek üzere 630 milyon doların nasıl iş adamlarının üzerine çökerek toplandığını ve onların bu konudaki şikâyetlerinin fezlekeye nasıl yansıdığını biraz önce anlattık.

Bakın, TMSF yöntemi vardı daha önce, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunu bilirsiniz. Bir TMSF yöntemi geliştirdi bu iktidar; TMSF, yayın kuruluşlarına el koyuyordu, el koyduğu yayın kuruluşları da iktidarın yandaşı yayın kuruluşları hâline dönüşüp gazeteler, televizyonlar bu şekliyle el değiştiriyordu. Şimdi, bu TMSF yöntemine biz “Tayyip Erdoğan’a mevduat sağlama fonu” demiştik o zaman. Şimdi, buna anlaşılıyor ki yeni bir yöntem daha eklemeye başlamışsınız. İktidar buna yeni bir yöntem daha eklemeye başlamış, bu da biraz önce bahsettiğim gibi, burada da anlatıldığı gibi çökme yöntemi. Mafyalar, çeteler iş adamlarına çöküp de nasıl haraç alıyorsa yeni bir medya sağlama yöntemi tarihimize girmiş, çökme yöntemiyle iş adamlarına çöküp 630 milyon doları topla, ondan sonra da yayın kuruluşlarını iktidarın yanına al, taşı.

Şimdi, Sayın Başbakanı biliyoruz, sürekli söylediği bir şey vardı “Yırtık ayakkabıyla siyasete girdim.” diye ve bugün dünyanın en zengin başbakanları arasında. Başbakanlık sitesine girdiğinizde, 3,5 milyon liraya yakın nakit para ve hisselerinden bahsediliyor. WikiLeaks belgelerine girdiğinizde, İsviçre bankalarındaki 8 ayrı hesaptan bahsediliyor. Doğrudur yanlıştır, bunu bilemem ama bilinen bir şey var, kayıtlara düşen şeyler unutulmaz. Bakın, 1994 yılı, Ekim 1994, Sayın Başbakan o dönemde daha İstanbul Belediye Başkanı, “6 tane villası var.” demişler, yaptığı açıklamada kendisi “Hayır, neredeymiş o 6 tane villa? Kasımpaşa’da 1 dairem var, Maltepe’de teslim almak üzere olduğum 1 kooperatif dairesi var, Bolluca’da 346 metrekarelik 1 arsa ve ortağı olduğum şirket dışında başka hiçbir mal varlığım yok.” diyor, 1994 yılı. Bugün milyonlarca dolarlık servet sahibi Başbakan, 1994’ten bu yana belediye başkanlığı ve milletvekilliği dışında hiçbir iş yapmadı ama bilinen servetiyle dünyanın en zengin başbakanları arasında,  “bilinen servetiyle” diyorum.

Şimdi, bu yolsuzluk soruşturmaları ortaya çıktıktan sonra…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Nereden biliyorsun?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Belge mi var elinizde?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Kayıtlardan biliyorum.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Hangi kayıtlar?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bu ortaya çıktıktan sonra bir şeyi daha görüyoruz: Bir de Başbakanın paralel serveti var. Hani “paralel devlet” diyorsunuz ya, Başbakanın bir de paralel serveti var. Kendi üzerine kayıtlı olmayan, iş adamlarına Hükûmet gücünü kullanarak çöküp, haraç mezat toplayarak ATV, Sabah grubu gibi medya gruplarını kendi kontrolüne aldığı, dolaylı olarak sahip olduğu bir paralel serveti varmış Sayın Başbakanın. 17 Aralıktan sonra bunlar birer birer ispatlanmaya, delillenmeye başladı.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, Millî Savunma Bakanlığına ait olan, askerî alan olan 130 hektar arazi, Türkiye Gençlik Vakfına, TÜRGEV’e veriliyor. Daha doğrusu, verilmek için hazırlıklar sonuna kadar bitirilmiş, tamamlanmış. Ne zamana kadar? 17 Aralık operasyonuna kadar. 17 Aralık operasyonu olmasaydı TÜRGEV’e bu 130 hektar arazi verilmiş olacaktı.

Şimdi, 1994 yılında yine Sayın Başbakanın belediye başkanıyken bir beyanı var, paşalara diyor ki: “Bütün orman arazilerini size verelim çünkü sizin elinizdekiler yeşil kalmış, diğeri yeşil kalmamış.” O gün bunu söyleyen Başbakan, şimdi o arazileri alıp TÜRGEV’e, çocuklarının ve yandaşlarının vakfına aktarmaya çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Beytülmal sizin malınız değil, beytülmal sizin kişisel malınız değil. Bunların hepsi tek tek ortaya çıkacak.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

AHMET YENİ (Samsun) – Hâlâ akıllanmamışsın!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Ne akıllanacağım, ne akıllanacağım!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ünal, oylayayım hemen size söz vereceğim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Akıllanma, akıllanma!

BAŞKAN – Arkadaşlar…

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne yapacaksınız, öldürecek misiniz adamı?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Efelik yok, eşkıyalık yok, bırakın o işleri!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Akıllanma, tamam!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Akıllandır, gel; akıllandır, gel akıllandır bakalım, gel!

BAŞKAN – Sayın Ünal, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 64’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, sayın konuşmacı, elinde hiçbir hukuki niteliği olmayan, bir İnternet sitesinde yayınlanan ve İnternet sitesinde adı “fezleke” olarak yayınlanan ve hiçbir hukuki belge niteliği taşımayan bir metni buraya getirip bu metin üzerinden bir senaryo oluşturup…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Ne senaryosu!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …bu senaryo üzerinden kişileri zan altında bırakan bir üslup kullanıyor.

Şimdi, bakın, yıllardan beri bunu söylüyoruz, Sayın Başbakanın mal varlığı İnternet sitesinde düzenli olarak güncelleniyor ve yayınlanıyor. Şimdi, İnternet’e girdiğinizde, orada, Sayın Başbakanın mal varlığındaki değişiklikleri çok net bir şekilde görebilirsiniz. Eğer, TÜRGEV vakfıyla ilgili, TÜRGEV vakfına tahsis edilen araziyle ilgili konuşacaksanız, o hâlde Türkiye’de, İSTEK Vakfından Başkent Üniversitesine, bugüne kadar bütün üniversitelere ve vakıflara tahsis edilen bütün arazileri konuşalım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Konuşalım, ne olacak ya, hepsini konuşalım! Deniz Feneri’ni de konuşalım!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ama burada maksat hakikati çarpıtıp, burada maksat gerçekliği çarpıtıp…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Deniz Feneri’ni nasıl örtbas ettiyseniz bunu da…

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Sayın Haberal, size sataşmak için söylenmiş bir söz değil, üniversitelerle ilgili ifade ettiğim bir şey.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Öyle oldu, öyle.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Televizyon bile kurmuş, televizyon!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Nihayetinde, bakın, burada konuşurken… Tamam, elinize bir siyasi malzeme buldunuz bunun tadını çıkarın, bunu konuşun.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bunu kapatamazsınız, boşuna uğraşmayın!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Beraatizimmet asıldır, bunu unutun, masumiyet karinesini unutun, insan haysiyetini, onurunu unutun!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ya, buraya gelsin fezlekeler! Fezlekeler gelsin, fezlekeler!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Düne kadar savunduğunuz ve düne kadar yapılmaması konusunda ilkeli bir duruş sergiliyoruz dediğiniz her şeyi unutun ve bunu siyaset olarak kullanın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Fezlekeler gelsin, fezlekeler!

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Ama bu, milletin vicdanında ve nezdinde karşılık bulmaz ve bulmayacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

8.- Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET HABERAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Başkent televizyonunu nasıl kurdun, onu anlat!

MEHMET HABERAL (Devamla) – Burada, sanıyorum, çok değişik konular gündeme getirilmeye çalışılıyor ama hep iddia ediliyor “Bilmeden konuşuluyor.” diye, sayın konuşmacı…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ben yanlış olduğunu söylediğim için söylemedim Sayın Haberal.

MEHMET HABERAL (Devamla) -  Sayın konuşmacı önce, Başkent Üniversitesinin…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Yanlıştır.” demedim, bu doğrudur.

MEHMET HABERAL (Devamla) - Sayın konuşmacının, önce, Başkent Üniversitesinin ne olduğunu iyi bilmesi gereklidir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Başkent televizyonu, onu da anlat!

MEHMET HABERAL (Devamla) - Eğer İnternet’e girerseniz Başkent Üniversitesinin ne olduğunu öğrenirsiniz; bu bir.

İki…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Yanlış yapılmıştır.” demedim Sayın Haberal.

MEHMET HABERAL (Devamla) - Hayır, hayır… Bir dakika… Lütfen, rica ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Bu normal bir şeydir ve yapılır.” dedim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Başkent televizyonunu anlat, televizyonunu anlat!

MEHMET HABERAL (Devamla) - Ben sizi dinledim, siz de beni dinleyin! Madem Başkent Üniversitesini gündeme getirdiniz, ben size söyleyeyim. Başkent Üniversitesinin arazileri kiralanmıştır. Bugüne dek Başkent Üniversitesi devletin hazinesine 12 trilyon para ödemiştir ve orası kiralıktır; bir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Patalya oteli anlat, Patalya!

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Ne kadar veriyorsun?

MEHMET HABERAL (Devamla) – İki... İki…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Rayiç mi ödedin?

MEHMET HABERAL (Devamla) - Anlamadım.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Rayicini mi ödedin?

MEHMET HABERAL (Devamla) - Evet, kira ödüyorum ben, kira! Kira ödüyorum, kira! Tamam mı? Ha, bunu bilin! Bunu bilin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hangi kirayı?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Patalya oteli anlat, Patalya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatibi duymuyorum.

MEHMET HABERAL (Devamla) -  İki: Bakın, bunları bilin, ondan sonra Başkent Üniversitesini gündeme getirin. Tamam mı?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Aynı yöntem, aynı sistem. Zaten, onu anlatıyoruz.

MEHMET HABERAL (Devamla) – Tamam ve…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Onu anlatıyorum ben.

MEHMET HABERAL (Devamla) - Tamam, mesele yok, bunları söylüyorum. Ben size açıklıyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Neyi açıklayacaksın?

MEHMET HABERAL (Devamla) - Başkent Üniversitesinin arazisi…

AHMET YENİ (Samsun) - Açıklayacak bir şeyin yok!

MEHMET HABERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlar…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Başkent televizyonunu anlat!

MEHMET HABERAL (Devamla) - Anlamadım. Değerli arkadaşlar, bakın, bakın, ben…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Ne kadar kira ödüyorsun, ne kadar?

MEHMET HABERAL (Devamla) – Bir dakika, beni dinleyin. Cevabınız varsa benden sonra çıkar konuşursunuz. Başkent Üniversitesinin arazisi…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Arkadaşlar, müdahale etmeyin, ölüm riski var!

MEHMET HABERAL (Devamla) - Dağ başını ben kiraladım, dağı bağ yaptım ve kira ödüyorum.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Ödediğin kira miktarı ne onu söyle!

MEHMET HABERAL (Devamla) - Bunu bilelim. Ben kira ödüyorum. Ha, bunu bilelim de diğer vakıflarla bunu karıştırmayalım. Tamam mı?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – “Bedavaya kapat, kira ödüyorum!” var mı öyle bir şey!

MEHMET HABERAL (Devamla) - Tamam.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL AYDIN (Bursa) - Ne kadar ödüyorsun, ne kadar?

MEHMET HABERAL (Devamla) – Bakın, bildiklerinizi çıkıp benim gibi anlatırsınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Haberal.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Haberal iki dakikanın yarım dakikasını kullanamadı yani buna hepimiz de şahidiz yani konuşturulmadı. Sizin sözünü kesenlere müdahale etmeniz lazımdı, etmediniz. Lütfen, süre verin, meramını anlatabilsin, hakikaten konuşamadı yani. (Gürültüler)

İSMAİL AYDIN (Bursa) – On dakika verilse, anlatacak bir şeyin yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET HABERAL (Devamla) – Dahası da var. Bunları bilahare konuşacağız.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY(Sinop) – Sistematik taarruza maruz kaldı.

BAŞKAN - Sayın Haberal, ben size bir dakika vereceğim.

Şimdi, müsaade ederseniz, ben bir kere arkadaşlara müdahalede bulundum, uyardım ama herkes reşit, akıl baliğ, ancak söylenebilir, dolayısıyla gerisine yapabileceğim bir şey yok.

İkincisi, Sayın Haberal sataşma yapmadan -şu ana kadarki konuşmasını ben izlemeye çalıştım gürültüden duyabildiğim kadarıyla- sadece vakfını anlatmaya çalıştı. Siz de müdahil olmazsanız, sözlerini bitirsin.

Buyurun.

MEHMET HABERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, tekrar altını çizmiyorum: Başkent Üniversitesinin Bağlıca kampüsü bir dağlıktı, bir bozkırdı, o bozkırı hem ağaçlandırdık… O gün, 1995’te bir tek bodur ağaç vardı, bugün 4 milyon ağaç var ve o ağaçları da ben satın alarak getirdim.

AHMET YENİ (Samsun) - Bir bozkır da bize verseler!

MEHMET HABERAL (Devamla) - İki, ben oraya kira ödüyorum. Başkent Üniversitesi oraya kira ödüyor ve bugüne kadar da…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Ne kadar kirası?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) - Ne kadar kira ödüyorsun?

MEHMET HABERAL (Devamla) – Bakın, bugüne kadar da… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Niye bağırıyorsunuz canım!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Terbiyesizlik yapmayın ya! Susun ya!

BAŞKAN - Ama böyle olmaz ki!

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sana ne!

MEHMET HABERAL (Devamla) – Şimdi, bakın değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Bana “Sana ne!” diyen arkadaşım, şimdi ara vereceğim, buyurun gelin, benim yüzüme karşı söyleyin. Haydi bakalım! (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

On dakika ara veriyorum. 

Kapanma Saati: 20.57

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

64’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

65’inci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 65. Maddesinin sonundaki "özel" ifadesinin yerine "tüm" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Haydar Akar             Ramazan Kerim Özkan

       İstanbul                                Kocaeli                         Burdur

     Hasan Ören                   Dilek Akagün Yılmaz            Kamer Genç

        Manisa                                  Uşak                           Tunceli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 65 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Ali Öz                              Mustafa Kalaycı                 Erkan Akçay

      Mersin                                    Konya                           Manisa

Özcan Yeniçeri                      Seyfettin Yılmaz              Yusuf Halaçoğlu

     Ankara                                    Adana                            Kayseri

             D.Ali Torlak                           Mehmet Günal           

    İstanbul                                   Antalya

 

MADDE 65- 5378 sayılı Kanuna 4 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 4/A maddesi eklenmiştir.

"Ayrımcılık

MADDE 4/A- Doğrudan ve dolaylı ayrımcılık dâhil olmak üzere engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılık yasaktır.

Eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere engellilere yönelik makul düzenlemelerin yapılması için gerekli tedbirler alınır.

Engellilerin hak ve özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlanmasına ve engellilerin maddî ve manevî varlığını geliştirmeye yönelik ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak için alınacak özel tedbirler ayrımcılık olarak değerlendirilemez."

Ali Öz (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Torlak, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 65’inci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere 1997 yılında Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı kurulmuştur. 2005 yılında çıkartılan 5378 sayılı özürlüler kanunu diye bilinen kanun ile kurumun yapısı güçlendirilmiş, yeni birimler oluşturulmuştur. İki yıl önce ise 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı lağvedilmiştir. Kurumun görevleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğüne devredilerek dar bir kapsama hapsedilmiştir. Bu uygulama, her alanda olduğu gibi engelliler hususunda da AKP Hükûmetinin çelişkilerini gözler önüne sermektedir. 5378 sayılı Kanun ile engelli vatandaşlarımıza sağlanan pek çok hak, yönetmelik ve genelgelerle geri alınmış veya kapsamı daraltılmıştır. Yasada yer alan pek çok husus uygulamaya geçememiştir. İlgili düzenlemeden önceki aksaklıkların giderilmesi bir yana, kanun yürürlüğe girdikten sonra da mevzuata uygun hareket edilmediğinden yeni problemler ortaya çıkmıştır. Örneğin, 5378 sayılı Yasa’nın kabulünden iki yıl sonra, İstanbul’da hizmete giren metrobüs güzergâhında gerekli düzenlemeler yapılmadığından pek çok istasyona engelli vatandaşlarımızın ulaşımı imkânsız olmuştur. Yine, ilgili kanunla tüm yaşam alanlarının ve ulaşım hizmetlerinin yedi yıl içinde engellilerin erişimine uygun hâle getirilmesi gerekirken 2012 yılında yapılan bir düzenlemeyle bu süreç üç yıl daha uzatılmıştır. 57’nci Hükûmet döneminde partimizin de yönetiminde olan ilgili Devlet Bakanlığımız, engellilerle ilgili çok önemli çalışmalara imza atmıştır ve Türkiye İstatistik Kurumu ülkemiz genelinde engellilik araştırması yapmıştır.

AKP Hükûmeti ise, güncel ve kapsamlı bir araştırma yapılmadığından, çoğu zaman o dönemki verilerle hareket etmektedir, hatta çoğu kez konuyla ilgili verilen soru önergelerimize 2002 yılı engelli araştırması verileriyle cevap verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, 5378 sayılı Kanun’la Türk Ceza Kanunu’nun 122’nci maddesinde yapılan değişiklikle, engellilere yapılacak ayrımcılığın hapis cezasıyla cezalandırılacağı belirtilmesine rağmen, ayrımcılık her alanda sürmektedir.

Diğer bir husus, sağlık kurulu raporları meselesidir. Engelli vatandaşlarımızdan, yapacakları her resmî işlem için yeniden sağlık kurulu raporu istenmektedir, bu durum ise engellilerimizin hayatını daha da zorlaştırmaktadır.

En büyük sorun ise istihdam sorunudur. Ancak bu alandaki asıl mesele, hükûmet uygulamalarındaki tutarsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Engellilerin çalışması ve işsizlikten korunması, uluslararası belgelerde ve başta Anayasa olmak üzere ulusal mevzuatımızda gereğince işlenmiştir. Bu yönde ortaya çıkacak hukuksal düzenleme ve yeni çalışmalar ihmal edilmemelidir. Dolayısıyla, engellilerimizin üretken çalışması, insanca ve onurlu bir yaşam sürdürebilmeleri, toplumla uyum ve bütünleşmesinde bir işe sahip olması büyük önem taşımaktadır, hatta bu da yetmez, istihdam gerçekleştikten sonra ortaya çıkan iş yaşamı ortamı da önemlidir.

Bu bağlamda, engellilerin çalışacağı ortamların, onların gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanıp yapılması çok önemlidir. Engellilerin çalışması yönünde toplumdaki önyargıları giderici çalışmalar ve engellilerin istihdamı konusunda kamu ve özel sektör sorumluluğu özellikle gözden geçirilmelidir.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, engellilerimizin fiziki, hukuki, sosyal ve ekonomik her türlü engelini ortadan kaldırarak, Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin işaret ettiği gibi, “2023 Lider Ülke, Engelsiz Türkiye” hedefi doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürmekte olduğumuzu belirtiyorum.

Değerli dostlar, bir hassasiyetimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Geçenlerde, sosyal medyada, Sayın Başbakanın yönlendirmesiyle, eski Sayın Bakanımızın bir müteahhit grubuyla konuşması esnasında utanç duyduğum bir Rizelinin büyük Türk milletine küfür ettiğini görüyoruz. Ben kendisini buradan, bu kürsüden lanetliyorum, kınıyorum ve aynı şekilde bütün grupların, bütün Rizeli arkadaşlarımın da bunu yapmasını istiyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torlak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 65. Maddesinin sonundaki "özel" ifadesinin yerine "tüm" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 65’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddenin başlığı “ayrımcılık” yani buradaki madde, engellilere ayrımcılık yapılamaz, engelliliğe dayalı herhangi bir ayrımcılık yapılamaz. Buradaki “özel tedbirler” yerine “tüm tedbirler” diyoruz.

Tabii, engellilik her insanın başına gelebilecek bir olaydır. Onun için, devletin sosyal görevi gereği bütün engelli vatandaşlara onların yaşam biçimlerini kolaylaştıracak her türlü kolaylığın sağlanması lazım ama bu Hükûmetten bir şey beklenmez.

Bakın, ben burada bir soru sordum, tümü üzerinde. Buradaki bakan makamında oturan kimseye dedim ki: “Sizin o oturduğunuz binayı kimden kiraladınız?” Önce cevap vermedi. Bayraktar Holdingden kiralamışlar. Fatma Şahin’e sormuştum. Bina sahibi önce Sağlık Bakanlığına gidiyor, diyor ki: “Ben bu binayı size ayda 300 bin liraya kiraya vereyim.” Sağlık Bakanlığı diyor ki: “Hayır, ben bunu kabul etmiyorum.” Ama sonradan geliyor Fatma Şahin, bunu 1 trilyon 200 milyar liraya kiralıyor. Arkasında kim var? Tabii Abdullah Gül var. Aslında bu binanın olduğu yer Atatürk Orman Çiftliği. Bunu nasıl bu Bayraktar Holding yaptı? Ne yaptığını biliyoruz. Biz zaten Abdullah Gül’ün bazı davranışlarını biliyoruz. Kendisi altı buçuk senedir Atatürk Köşkü’nde –hazır- oturması lazımken orada oturmuyor –herhâlde Atatürk’ün gölgesinden korkuyor- Hariciye Köşkü’nde oturuyor ve Hariciye Köşkü’nde de, Hariciye Bakanı için de ayda 60 bin liraya Kayserili birisinin belki 20 bin lira aylık kira etmeyecek binasını tutuyor. Tabii, bu da böyle. Şimdi, arkadaşlar, yani öyle keyfî işlemler yapılıyor ki!

Şimdi, bu bakanlık… Önce bir kanun hükmünde kararnameyle bütün bakanlığı feshetti, 81 tane il müdürünü açığa aldı. Araştırmacı kadrosunda bunların her biri 5 bin lira para alıyor arkadaşlar. Ama tam maaşla emekli şimdi bütün o şeyleri. 300’ün üzerinde şube müdürünü açığa aldılar, her biri 3.500-4.000 lira maaş alıyor fakat hepsi dışarıda, boş geziyor. Genel müdürlerini açığa aldılar, genel müdür yardımcılarını açığa aldılar. Böyle bir devlet olur mu arkadaşlar?

Şimdi, neden yapıyorlar biliyor musunuz? Kendi yandaşlarını getiriyorlar, 1’inci derece kadroyu veriyorlar, onları ondan sonra o kadrolarda o mükteseple çalıştırıyorlar, devletin trilyonları gidiyor.

Şimdi, bu bakanlıkta mesela 50’nci Yıl Yetiştirme Yurdu var. Orayı kapattılar. 50’nci Yıl Yetiştirme Yurdunu kapatıyorlar ama gidip Antalya otellerinde… Aşağı yukarı ayda bir 900 personeli oraya gönderiyorlar. Anlaştıkları birtakım seyahat acenteleri var, o acentelere muazzam paralar ödüyoruz. Burada kendisine söylüyoruz, cevap vermiyorlar.

Ayrıca, Keçiören’de Atatürk’ün hediye ettiği büyük bir arsa vardı, bu arsayı getirdiler TOKİ’ye verdiler. TOKİ Saray’da bunlara küçük binalar yaptı, o trilyonluk arsaları getirdiler, peşkeş çektiler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben bu iktidar zamanındaki kadar devlet malını peşkeş çeken bir iktidar görmedim.

Ya şimdi, sevgili milletvekilleri, bakın, şimdi, ATV ve Sabah gazetesinde… Suçüstü yakalanmış Tayyip Bey, ses bantları var. Binali Yıldırım’a diyor ki: “Git, şu, şu, şu müteahhitlerden şu kadar para al.” E, yanlışsa gidelim, araştıralım yani hakikaten 630 milyon dolar alınmış mı, alınmamış mı?

CELAL ADAN (İstanbul) – Alındı, alındı, merak etme.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, bu, ATV ve Sabah gazetesinin alınmasını ben biliyorum. Eskiden bu Çalık’a alınırken, arkadaşlar, Halk Bankasından 375 milyon dolar verildi, Vakıflar Bankasından 375 milyon dolar verildi, teminatı alınmadı. Bunun 350 milyon doları da Katar’dan geldi. Ben burada, kürsüde, çıktım, dedim: “Ya, bu Hükûmet, arkadaşlar, bir bakıyorsun Başbakan, ondan sonra bakanlar ikide bir Katar’a gidiyor. Yahu, bu Katar’da ne var?” Sonra çıkageldi Katar’dan 350 milyon dolar, bu ATV ve şey için geldi; bu 350 milyon Katar’ın parası değil, Türkiye’den oraya bavulla taşınıp gönderilen paralar. Bunları ben söyledim arkadaşlar burada. Şimdi, bu kadar yolsuzluğu çıkmış…

Ya, arkadaşlar, biz neyi uyguluyoruz, ne kanun çıkarıyoruz? Şimdi, hâkim yargılama görevini yapmıyor, savcı suçluyu getirip ifadesini alamıyor, polis suçluyu yakalayıp getirmiyor. Devlet tevessuh etmiş, devlet diye bir şey yok ve siz, yahu, nasıl kabul ediyorsunuz? Arkadaşlar, başka bir zaman olsa bunun günahı altından, bunun vebali altından kalkamazsınız. Nasıl oluyor da yani bu kadar yolsuzluk yapılıyor ve hâlâ siz burada tutuyorsunuz, savunuyorsunuz? Ya, Halk Bankasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse, ikinci şeyde de ben konuşacağım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 66’da üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 66. Maddesinde yer alan "özel bir yaşama" ifadesinin "özel hiçbir yaşama" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Haydar Akar                             Ramazan Kerim Özkan

                     İstanbul                                            Kocaeli                                              Burdur

                  Hasan Ören                               Dilek Akagün Yılmaz                               Kamer Genç

                      Manisa                                               Uşak                                               Tunceli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 66'ıncı maddesinin 4/B de “Engellilerin toplumdan tecrit edilmeleri ve ayrı tutulmaları önlenir.” ibaresinden sonra gelmek üzere "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve ona bağlı birimler tarafından önlenir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan

                       Bingöl                                                Iğdır                                                Şırnak

                    Erol Dora                               Abdullah Levent Tüzel                                Altan Tan

                      Mardin                                             İstanbul                                          Diyarbakır

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 66 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı                        Erkan Akçay             Yusuf Halaçoğlu

    Konya                                      Manisa                      Kayseri

Özcan Yeniçeri                       Seyfettin Yılmaz          Mehmet Günal

    Ankara                                      Adana                      Antalya

Reşat Doğru

   Tokat

MADDE 66- 5378 sayılı Kanuna 4/A maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 4/B maddesi eklenmiştir.

"Topluma dâhil olma

MADDE 4/B- Engellilerin toplumdan tecrit edilmeleri ve ayrı tutulmaları önlenir. Engellilerin diğer bireylerle eşit koşullarda bağımsız olarak toplum içinde yaşamaları esas olup, özel bir yaşama düzenine zorlanamazlar.

Engellilerin günlük hayatını kolaylaştıran ve sağlık kurulu raporuyla onlar için zorunlu olan her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici araç ve gereçler herhangi bir kısıtlama getirilmeksizin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.

Engellilerin topluma dâhil olmaları ve toplum içinde yaşamaları amacıyla bireysel destek hizmetleri de dâhil olmak üzere ihtiyaç duydukları toplum temelli destek hizmetlerine erişimleri sağlanır."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Doğru, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önergemizde, engellilerin günlük hayatını kolaylaştıran ve sağlık kurulu raporuyla onlar için zorunlu olan her türlü ortez, protez ve diğer iyileştirici araç ve gereçlerin herhangi bir sınırlama getirilmeksizin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanması amaçlanmıştır; umarım kabul edilecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, 4 Şubat dünyada Kanser Günü olarak kabul edilmiştir. Kanser Günü olarak kabul edilmesindeki amaç, kansere karşı alınması gereken önlemler, kanserle ilgili çalışmaların yapılmasıyla ilgilidir. Burası çok önemlidir yani bu 4 Şubat  tarihinin de alınmış olmasının da ben manalı olduğunu düşünüyorum çünkü önümüzdeki zaman diliminde şayet kansere karşı önlemler alınmazsa 2030 yılında dünyada 22 milyon yeni kanserli insan, kansere bulaşmış olan insan ortaya çıkmış olacaktır. Tabii kanser, dünyada kalp ve damar hastalıklarından sonra 2’nci sırayı almaktadır ölüm sebebi olarak. Şurası gerçektir ki: Türkiye’mizde de yaklaşık olarak yılda 162 bin kişi kansere yakalanmaktadır. Bunlardan erkeklerin yüzde 28’i akciğer kanserlerinden yine kadınların da yüzde 24’ü meme kanserlerinden hayatını kaybetmektedir. Buradan şunu söylemek isterim ki: Kansere karşı alınması gereken tedbirlerde özellikle Sağlık Bakanlığına çok önemli görevler düşmüş olmasına rağmen, maalesef bu tedbirlerin tam olarak alınmamış olduğunu, yine Tarım Bakanlığına düşen görevlerin de tam alınmamış olduğunu görüyoruz.

Bakınız, şöyle ki: Özellikle sigaraya karşı yapılan mücadele takdire şayandır, ona herhangi bir şey söylemek mümkün değildir ama özellikle madde bağımlılığıyla ilgili çok yoğun bir şekilde ülkemizde kullanım oranlarının her geçen gün artmakta olduğunu görüyoruz. Ayrıca, bunların yanında şehirlerimizin birçoğunda hâlâ asbestli borulardan insanlar su içiyorlar ve siyanürlü suyun kullanıldığını ve hatta tüketilmiş olduğunu da görüyoruz.

Ayrıca, bunların yanında özellikle çeşitli gıdalar bilhassa “nişasta bazlı şeker” dediğimiz suni şekerlerin kullanımı maalesef her geçen gün artmaktadır. Yani dünyanın birçok ülkesinde yüzde 1 oranlarına, yüzde 2 oranlarına kadar düşürülen nişasta bazlı şekerin ülkemizde oranının yüzde 15’ler olması da koruyucu hekimlik babından kansere karşı alınan önlemlerde gerekli tedbirin alınmamış olduğunu göstermektedir. Bunun yanında özellikle işte, uzun ömürlü gıdalar, katkı maddeli gıdalar da şu anda yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bakınız, bununla ilgili Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığının çok ciddi çalışmalar yapması, bayatlamayan bir ekmeğin veya bayatlamayan bir yoğurdun insan vücudunda ne yaptığının ortaya konulması gerekmektedir. Ancak, enteresandır bununla ilgili çok ciddi çalışmalar yapılmış olduğunu görmüyoruz ama her geçen gün maalesef kullanım oranlarının artmış olduğunu görüyoruz. Hatta bunlardan özellikle çocuklarımızın kullandığı, bebeklerin kullanmış olduğu mamalarda hatta bisküvilerde de nişasta bazlı şeker kullanılmış olduğu göz önüne alınırsa demek ki toplum, ne kadar ağır bir riskle karşı karşıya olduğunu görebilir. Yani her geçen gün maalesef ülkemizde ve dünyada kanser vakaları artmaktadır ama bununla ilgili koruyucu hekimliğin de artık herhâlde çok ciddi manada, tedbirler noktasında ele alınması gerektiği de göz önüne alınması gerekir.

Saygıdeğer milletvekilleri, engellilerle ilgili tabii, çok önemli bir kanun çıkartıyoruz. Engellilere çıkartılması gereken kanunun yani bunun hepsinin bir siyaset malzemesi olarak yapılmaması gerekmektedir, hepimizin desteklemesi ve ülkemizdeki engellilerin sorunlarının bir bir çözülmesi gerekmektedir.

Bakınız, şu anda bütün nüfusun yüzde 12’sini engelliler oluşturmaktadır yani her geçen gün yeni yeni engellilerin de bu nüfusun üzerine katılarak büyümekte olduğunu da biz görüyoruz. Özellikle trafik kazaları, işte biraz önce söylemiş olduğumuz akciğer hastalıklarıdır, kanser vakalarıdır veya diğer birtakım hadiseler neticesinde, sadece doğumun dışında yani doğumdan engellilerin dışında daha sonraki oluşan engellilerle de maalesef karşı karşıyayız. İşte, böyle bir ortamda onlara her türlü kanunun çıkartılmasını biz sağlamalıyız. İnsanlar ailelerinde, evlerinde, çevrelerinde engelli birisi yoksa tam olarak anlayamıyor ama engelli birisinin olması da veyahut da engelli insanlara ne kadar destek olunması gerektiğini de hep beraber kabul etmek ve onlara çok çeşitli imkânları ortaya koymak mecburiyetindeyiz.

Tabii, çıkartılan kanunlar çok güzel olabilir ama en önemlisi uygulamadır. Uygulama ancak güzel olduğu zaman, işte o zaman kanunu çıkarmanın manası ortaya çıkar diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 66. Maddesinde yer alan "özel bir yaşama" ifadesinin "özel hiçbir yaşama" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Genç, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

524 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 66’ncı maddesinde verdiğimiz bir önergeyle ilgili söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.

Burada, topluma dâhil olan engellilerin toplumdan tecrit edilmeleri ve ayrı tutulmaları önlenir ve hiçbir surette bunlar ayrı bir yaşam tarzına zorlanamaz; önergemizin mahiyeti bu. Biraz önce de konuştuğum gibi, tabii ki engellilik herkesin başına gelecek bir olaydır. Devletin birinci görevi, sosyal devletin birinci görevi, evvela insanların, hangi nitelikte olursa olsun, sağlıklı bir yaşam koşulları altında yaşamasını sağlamaktır.

Ancak, işte, dediğim gibi, bu Bakanlık, maalesef Fatma Şahin gidiyor, ayda 900 milyar lira fazlaya bir bina tutuyor, devlet her ay 900 milyar lira fazla kira veriyor Fatma Hanım’ın sırf Abdullah Bey’i memnun etmek için, hemşehrisinin binasını tuttuğu için. Bu, tabii devletin malı. Şimdi, herhâlde Gaziantepliler de bunun hesabını sorarlar yani.

Ayrıca da burada sordum. Arkadaşlar, bunların elinde çok güzel tesisler var. Bunları kapatıyorlar, kendilerinin seyahat acenteleri var, her ay 900 bin kişiyi Antalya’ya getiriyorlar, özel o turlarda kurs gördürüyorlar ama çok büyük para harcıyorlar.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, ben anlamıyorum. Ben otuz üç seneye yakındır bu Parlamentonun içindeyim. İlk defa bu sene yani bu dönem kadar huzursuz olduğum bir dönem yok. Eskiden bu iktidar partisinde oturan milletvekilleriyle bir dostluğumuz vardı, arkadaşlığımız vardı ama öyle bir şey yaptınız ki devleti feshettiniz, devlet diye bir kurumu bırakmadınız, mahkeme diye bir şey kalmadı, savcı diye bir şey kalmadı. Yani, bugün İstanbul Emniyet Müdürlüğüne getirdiğiniz adam savcıyı dinlemiyor, Tayyip Erdoğan’ın oğlu şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılıyor, Tayyip Erdoğan o mahkemeye çağrıldığı gün oğlunu alıyor, gidiyor, geziyor, “Sıkıysa gelin, alın.” diyor. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar.

Şimdi, bunlarla ilgili o kadar ciddi iddia var ki. Bu Zorlu Holding biliyorsunuz devletin bir arazisini aldı. 86 bin metrekare kaçak inşaat var, “tape”lere düşmüş. 86 bin metrekarelik inşaat Tayyip Bey’in -ben bilmiyorum, araştıralım diyorum- araya girmesiyle 2 tane büyük dükkân Bilal Erdoğan’a verilmiş diyorlar, bu 86 bin metrekaresi affedilmiş.

İHSAN ŞENER (Ordu) - Yazık ya, yazık! Yazık ya, yazık!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yazıksa, bak, size yazık. Ya, araştıralım.

İHSAN ŞENER (Ordu) - Yazık, yazık ya! Koskoca adamsın be!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yazıksa araştıralım, araştıralım.

BAŞKAN - Sayın Genç, Genel Kurula hitap edin lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, beyler yani ben diyorum ki: Bakın, alnı temiz olan bir iktidar çıkar, tarafsız mahkeme karşısında ifade verir. Şimdi, siz, hâkimi görevden alacaksınız, savcıyı görevden alacaksınız, araştırma yapan, suçluları tespit eden, soruşturma yapan polisleri görevden alacaksınız, ondan sonra diyeceksiniz ki: “Arkadaş, bundan sonra, sen, herhangi bir soruşturma yapmak için gelip de validen izin alacaksın.” Peki, vali nasıl… Şimdi, Tayyip Erdoğan’ın oğlu ifadeye çağrılıyor. Diyorlar ki: “Bize böyle bir celp gelmedi.” 2/1/2014 günü savcılığa gelmesi için celp var arkadaşlar. Niye gitmedi peki şimdiye kadar? Şimdi, savcıları değiştiriyorsunuz, mahkemeyi ortadan kaldırıyorsunuz, ondan sonra kendi yargılanmanızı kendiniz yapıyorsunuz. Bakın, siz, Türkiye’yi kandırabilirsiniz, ama ya Avrupa’ya gittiğiniz zaman derler ki: “Sen, kimi kandırıyorsun ya, sen kimi kandırıyorsun arkadaş.” Sen yolsuzluğunu örtbas etmek için mahkemeyi kaldırıyorsun, hâkimi kaldırıyorsun, savcıyı kaldırıyorsun, geliyorsun diyorsun ki: “Bana komplo kuruldu.” Yahu, sana niye komplo kurulsun kardeşim. Sen, gidip de 630 milyon doları senin devletten iş verdiğin kişilerden aldın da niye komplo olsun?

Arkadaşlar, o paralel yapı da bahane. Yahu, siz, yıllarca bu Fethullahçıların elini ayağını öpüyordunuz. “Hoca” diyordunuz, yerlere kadar gidiyordunuz. Bülent Arınç, ta Amerikalara gidiyordu, elini öpüyordu bunun. Şimdi “Paralel yapı var.” diye, bu bahane altında Türkiye’de diktatör bir rejim kurmak için, yargıyı yok etmek için bunu bahane ediyorsunuz. Yoksa paralel yapı mapı diye bir şey yok, bunlar bahane, bunlar gerçekten bahane.

Onun için, bakın, yazık ediyorsunuz bu devlete, hem bize ediyorsunuz hem size ediyorsunuz. Gelin, şu soruşturmaları yapalım, bu fezlekeleri getirelim. Ya eğer, hakikaten temizseniz önce ben çıkar buradan özür dilerim ama temiz değilseniz kirli, hırsız, yolsuz olan kişiler de bu devletin başında bulunmasın arkadaşlar, yazık bu millete yahu, yazık bu devletin katrilyonlarına ya. Böyle bir şey olmaz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kamer Bey, burası değil, burada temiz arkadaşlar çok, Hükûmet sıraları…

KAMER GENÇ (Devamla) – “Hırsız var.” diyorlardı ama nereye gitti hırsız bilmiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Söz vereceğim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman)  – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, “Kişi kendisinin aynasıdır.” derler. Burada ilgili arkadaş, her seferinde sanki karşısına bir ayna koymuşlar, aynadan bakarak konuşmaya devam ediyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şu Meclis tutanaklarını lütfen bir açın bakın, şu ilgili arkadaşın konuşmalarına bakın. Bütün konuşmaları hakaret dolu ve aynı konuşmalar. Hiç bıkmadın mı, usanmadın mı; yazık, günah nedir bilmiyor musun, hiç mi vicdanın yok, hiç mi yok?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen biliyor musun günahı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Hiç mi doğru söylemek gibi bir derdin yok senin? Bu kadar yalanı, bu kadar hakareti, bu kadar küfrü, bu kadar ithamı nasıl bir arada yaparsın şaştım doğrusu, şaştım!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Biz de bu kadar yolsuzluk nasıl oluyor hayret ediyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Allah ıslah etsin diyorum.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bu kadar yolsuzluk nasıl oluyor, biz de ona hayret ediyoruz yani.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bizim abdestimizden de şüphemiz yok, namazımızdan da şüphemiz yok.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hepsini örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Bir de söyleyenlere kabahat buluyorsunuz ya.

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu son olaylarla ilgili her seferinde olup olmadığı belli olmayan…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Belli, ortada be kardeşim, zulalar, paralar var. Ayıp ya! Bir de “olup olmadığı belli olmayan” diyorsunuz ya.

AHMET AYDIN (Devamla) – …birtakım iddialar üzerinde kalkıp bütün bir grubu suçlamanız, bütün bir grubu töhmet altında bırakmanız bu, ne ahlakla bağdaşır, ne hukukla bağdaşır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bakanın oğlunun yatak odasına biz mi koyduk?

AHMET AYDIN (Devamla) – Masumiyet ilkesinin içine ettiniz. Soruşturmanın gizliliği diye bir şey bırakmadınız. Asıl suç o “tape”leri getirip burada okumanızdır sizin.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, o da suç! Hırsızlık suç değil, onu okumak suç!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu, soruşturmanın gizliliği ihlalidir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Örtbas ettiniz, örtbas.

AHMET AYDIN (Devamla) – Eğer bir suç işleniyorsa, eğer “İddialar üzerinde suçlu var.” derseniz sizlerle ilgili birtakım iddialar dile getirildiğinde hepiniz suçlu olduğunuzu kabul eder misiniz?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sen bunları örtbas edemezsin.

AHMET AYDIN (Devamla) – Kamer Genç’le ilgili bir sürü iddia var, malvarlığından tutun da şununla, bununla ilgili birtakım şeyler var. Bunların hepsini ben kalkıp burada mahkeme gibi…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yargının infazını yaptınız, Deniz Feneri’ni örtbas ettiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yargısız infaz yapsam mahkeme olmadan buradan kalkıp sizi suçlasam, sizi burada kesin mahkûmiyetle suçlasam doğru olur mu?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Deniz Feneri davası ne oldu?

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanımızın oğlu…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Deniz Feneri davasını örtbas ettiniz.

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) – Ne yakalama kararı, ne gözaltı kararı, ne tutuklama kararı vardı. İfadeye davet varmış, o da tebliğ edilmedi. Kendisi de bizatihi açıkladı: “Adresim bellidir, ifadeye çağırılırsam tebliğ edilirse ben ifade vermeye de hazırım.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla verilmeyecek hiçbir hesabımız yok.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sayın Başbakanımız da “Evladım da olsa kim olursa olsun bu işin sonuna kadar gideceğiz." dedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, “Yalan söyledi.” dedi, “Hep burada kendisi aynaya baktı…”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Doğru mu söyledin? Sabahtan beri yalan söyledin. İspat et! Ayıp ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Hakkında çok iddialar var.” dedi.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Doğru bir tane cümlen yok.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç, vereceğim söz ama çok rica ediyorum sizden yani bu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tabii, tabii, hayhay, efendim, ben size saygı duyuyorum…

BAŞKAN – Hayır, birbiri ardı sıra… Bu işin yürüme hâli hiç hoş bir şey değil.

Buyurun. 

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aslında istiyorum ki, keşke, böyle tarafsız birkaç insan getirelim, yahu, diyelim ki: “Arkadaşlar, Allah rızası için, şu olaylar karşısında ne diyeceksiniz yahu, şu olaylar karşısında?”

Bakın, arkadaşlar, biz, geçen gün Halk Bankasının hesaplarını alt komisyon olarak inceledik. 575 milyon dolar, bakın bir kişiye 575 milyon dolar kredi verilmiş ve bundan alınan teminatların bir kısmı hazine arazisi. Ben, hatta, orada da söyledim, dedim ki: “Yahu, demek ki bu kutudaki dolarların nereden geldiği belli.”

Arkadaşlar, 1 katrilyon 900 trilyon lira bu genel müdür zamanında verilen ve 1 milyon liranın üzerinde olan tahsili mümkün olmayan alacak var. Bunların 1 katrilyon 600 trilyon lirası değersiz alacak hâline gelmiş. Şimdi, esnafa verilen KOBİ kredilerinin tamamı tahsil edilmiş, orada batan kredi yok. Ama şimdi, bir kişiye siz 575 milyon dolar verip de batırırsanız, yüzde 20 alsanız, işte ne eder, aşağı yukarı belli miktar.

İHSAN ŞENER (Ordu) – O nasıl laflar öyle?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya doğruları konuş, bazen de doğruları konuş.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, arkadaşlar, ben bu kürsüye geldiğim zaman, Allah yukarıda şahittir ki daima doğruları söylüyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Günahtır, yazıktır; hiç doğru bilmez misin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer şey ediyorsanız yani hepimiz de şerefimizle, namusumuzla hareket edelim, 3 tane bilirkişi tayin edelim, benim de malımı, Tayyip Erdoğan’ın da, oğlunun da… O, oğlunun, Vakıflar Bankasına yatırılan 100 milyon dolar nereden gelmiş yahu? Nereden gelmiş o para, kim yatırmış? Bu Tayyip’in oğlunun vakfına kimler, ne bağışta bulunmuş?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Oğluna öyle bir para yok.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu Fatih Belediye Başkanı niye sit alanı içinde olan hazine arazisi üzerine büyük bir yurt yapmış da Tayyip’in oğluna bedava vermiş, o da bir yurt binasından senede 14.500 lira para alıyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok öyle bir şey.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, bunları araştıralım, eğer bir şey yoksa ben sizi tebrik ederim, gelir sizden özür dilerim.  Ama yolsuzluk bu kadar ayyuka çıkmışsa bunu nasıl izah edeceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya, arızalı saat bile günde 2 defa doğruyu gösterir. Sen günde 1 defa doğruyu söyle, günde 1 defa.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

11.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Evet, hakikaten arızalı saat bile günde 2 defa doğruyu gösterir ama sen ömründe 1 defa doğru konuşmayı beceremedin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya Ahmet bu kadar yolsuzlukları savunmak için çok büyük cesaret sahibi olmak lazım.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yazıktır be yazık, vallahi yazık! Yani, başka bir şey demiyorum. Seni muhatap bile almak istemiyorum ama bu kadar hakaret… Diyorsun ki: “Savcıyı kaldırdınız, hâkimi kaldırdınız.” Asıl, savcıyı kaldıran, asıl hâkimi kaldıran sensin. Mahkemelere de gerek yok, burada herkesi mahkûm ettin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya ne dedim?

AHMET AYDIN (Devamla) – Herkesi mahkûm eden sensin ya, el insaf be! Yani, yargıyı da, hâkimi de, savcıyı da herkesi kaldıran sensin. Hem iddia sahibisin hem hâkimsin, mahkemesin, yargılama yapıyorsun, hükmü de tesis ediyorsun. Tamam, o zaman mahkemeleri burada kaldıran kim? Eğer bu söylediklerini ispat etmezsen sen müfterisin, namertsin. İspat edemezsin, bak bu kadar diyorum ben sana.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, 100 milyon dolar para var diyor be kardeşim. 100 milyon dolar para nereden geldi, soruyor adam sana, cevap ver.

AHMET AYDIN (Devamla) –  Her bir iddiayı ispat etmek zorundasın, her müddei iddiasını ispata mecburdur. Ya iddiada bulunmayacaksın ya da iddiada bulunduğunu mahkeme kararıyla ispatlamak zorundasın. Elinde varsa, bilgi, belge mahkemeye gitmeyen de namerttir. Sonuna kadar git, takip et, beraber takip edelim. Eğer varsa birinin yolsuzluğu da sonuna kadar gidelim…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Nereye gidelim? Hep böyle söylüyorsunuz, örtbas ediyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ama yoksa da gelip bütün bu gruptan, bütün bu milletten, Başbakanımızdan, Cumhurbaşkanımızdan özür dilemen lazım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Böyle söyleyip örtbas ediyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ayıptır be! Her seferinde her konuşmada Cumhurbaşkanından başlıyorsun, milletvekilinden çıkıyorsun be. Yazıktır ya!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Neye yazık? Örtbas ediyorsunuz. Size yazık.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu ülkenin temsilini sağlayan bir Cumhurbaşkanı devletin başıdır, Başbakan Hükûmetin başıdır, bu milletvekilleri milletin iradesiyle buradadır. Bu kadar hakaret etmeye hiçbirinizin hakkı yok, senin hiç hakkın yok.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Millî irade yolsuzluk örtbas etmek için mi var?

AHMET AYDIN (Devamla) - Millî iradeye saygılı ol önce ve ne olursun eğer elinde birtakım bilgiler ve belgelerin varsa mutlak surette yargıya git, yargıda da ispat etmeye çalış.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Millî irade “yolsuzluk yap” mı diyor?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, yargıyı bırakmıyorsunuz ki çalışsın.

AHMET AYDIN (Devamla) - İspat edebilirsen seninle bile beraber olurum, eğer ispat edersen ama ispat edemezsen de müfterisin diyorum.(CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Fezlekeler yok, fezlekeleri getirin. Yargı mı kaldı ortada “yargı” diyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.47

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

66’ncı madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana sataşmadan söz vermeyecek misiniz?

BAŞKAN – Ara verdik. Siz benden daha iyi biliyorsunuz, yeteri kadar hâlleşildi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama olmadı, haksızlık oldu.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 66'ıncı maddesinin 4/B de “Engellilerin toplumdan tecrit edilmeleri ve ayrı tutulmaları önlenir.” ibaresinden sonra gelmek üzere "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve ona bağlı birimler tarafından önlenir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa'daki eşitlik maddesi uyarınca engellilere karşı Madde 66'da tanımlanan ayrımcılığın her türlüsü suç sayılmış ve Türk Ceza Kanunu kapsamına alınmıştır. Bu madde ile ayrıca engellilere karşı ayrımcılığın önlenmesi ve eşitliğin sağlanması için ve engellilerin toplum yaşamına etkin ve eşit katılımı için gerekli önlemlerin alınmasından bahsedilmektedir. Fakat bu önlemlerin kim ve hangi kurum tarafından alınacağı, kim tarafından denetleneceği belirsiz bırakılmıştır. Bu başlıklar daha kesin ifadelerle doldurulmazsa maddenin bir karşılığı olmayacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

67’nci maddenin üzerinde iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

T. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 67. maddesinin içerisindeki 5. maddedeki “özel ihtiyaçlarını” ifadesinin “özel ve genel ihtiyaçlarını” ifadesiyle değiştirilmesini arz ederiz.

 

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın                             Haluk Eyidoğan

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

 

                  Veli Ağbaba                                     Haydar Akar                                    Aylin Nazlıaka

                     Malatya                                             Kocaeli                                              Ankara

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 67 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Erkan Akçay                 Mustafa Kalaycı              Yusuf Halaçoğlu

              Manisa                            Konya                            Kayseri

        Mehmet Günal                Özcan Yeniçeri                Muharrem Varlı

             Antalya                           Ankara                            Adana

MADDE 67- 5378 sayılı Kanunun İkinci Bölümünün başlığı "Engellilik Durumu, Destek ve Bakım, Habilitasyon ve Rehabilitasyon, İstihdam, Eğitim ve Öğretim, Erişilebilirlik" şeklinde ve 5 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Engellilik durumu

MADDE 5- Bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel ihtiyaçlarını belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalarda uluslararası temel yöntemler esas alınır. Çalışma gücünün asgarî % 80'ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece engelli, asgarî % 60'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece engelli, asgarî % 40'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece engelli sayılır. Engellilik durumunun tespit ve uygulama esasları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığının görüşleri alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Varlı, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba yasanın 67’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge hakkında konuşmak istiyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu torba yasada birçok kesime birçok özel imtiyazlar sağlanarak 126 madde çıkartılıyor. Burada uçak sahiplerinin alacaklarına veya uçaklarına haciz konulmamasıyla ilgili özel bir madde bile var. Ancak çiftçiyle ilgili, emekçiyle ilgili, bizzat alın teriyle para kazananlarla ilgili hiçbir şey yok. Çiftçilere bir dönem Ziraat Bankasından büyükbaş hayvan alımı için kredi verildi. Gittiler, değişik yerlerden 6 bin liraya, 7 bin liraya -eski rakamla 6 milyara, 7 milyara- düveleri aldılar, geldiler. Şimdi, o düveler düştü 2 milyara, 2,5 milyara. Süt para etmiyor, yem çok pahalı. Dolayısıyla hayvancılık yapanların bu manada para kazanması mümkün gözükmüyor. Eğer Ziraat Bankasına olan borçları, böyle özel imtiyazlar sağladığınız maddeler gibi bir yapılandırma, taksitlendirme veya yeniden borç dizaynı yapılmazsa birçoğu bu hayvanları kestirmek zorunda kalacaklar. Dolayısıyla dişi hayvanların kesilmesine sebep olmuş olacaksınız. Yeniden Türkiye'de büyükbaş havyan sayısının büyük oranda düşmesine ve süt inekçiliğinin ve büyükbaş besi hayvancılığının yapılmasının önüne geçilmiş olacak. Onun için, bir an önce bu manada Ziraat Bankasındaki kredilerin yeniden yapılandırılması ve çiftçilere bir nefes aldırılması lazım yoksa bu şartlarda bu işi yürütmeleri mümkün değil.

Yine, tarım krediye de birçok çiftçinin borcu var. Tarım kredi bugün piyasanın üzerinde gübre satıyor. Aslında çiftçinin menfaatine kurulmuş olan bir kurum, güya çiftçiye fayda sağlaması, katkı sağlaması gereken bir kurum ama baktığınız zaman serbest piyasanın üzerinde gübre fiyatıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Orada da çiftçilerin bir sürü birikmiş borcu var ve ödeyemiyorlar, birçok çiftçi bu konuda mağdur, traktörlerine, tarlalarına haciz konulmuş durumda. Uçak sahiplerinin uçaklarına, alacaklarına haciz koymayı engellerken çiftçinin tarlasına, traktörüne haciz konulmasını neden engellemiyorsunuz? Geçen gün de söyledim, bu çiftçi bu ülkenin üvey evladı mı, ikinci sınıf vatandaşı mı? Yani niye çiftçiyi hiç düşünmüyorsunuz, görmüyorsunuz da böyle özel yasalar çıkartıyorsunuz? Eğer çiftçi ecrimislini ödememişse tarlasına haciz konuluyor, traktörüne haciz konuluyor varsa arabası ona haciz konuluyor, her yerde trafik çeviriyor, el koyuyor bu traktörlere, araçlara ama uçak sahiplerinin uçaklarına ve alacaklarına haciz konulamıyor; böyle bir düzenleme.

Şimdi, gübre fiyatlarıyla ilgili… Altın fiyatlarında, gümüşte, zümrütte ve süs eşyalarında KDV’yi yüzde 18’den sıfıra çektiniz, gübrede hâlâ KDV yüzde 18. Çiftçinin en ağır maliyetlerinden bir tanesi gübre. Niye gübredeki KDV’yi sıfırlamıyorsunuz? Bununla ilgili birçok defa konuşma yaptım, birçok defa kanun teklifi verdim, soru önergesi verdim ama her defasında, ek külfet getirir düşüncesiyle reddettiniz. Şimdi, altındaki ek külfet getirmiyor mu devlete, yük getirmiyor mu? Yok, onu görmezden geliyorsunuz.

Bir de, birazcık olsun çiftçimizi, emekçimizi gözetecek olsak, bu ayakkabı kutularındaki çil çil dolarları, o alındığı iddia edilen rüşvet ve yolsuzluk kapsamındaki dolarları -aşağı yukarı 100 milyon dolar gibi büyük büyük bir rakam- gelin, bu parayı çiftçimize verelim, onları memnun edelim, onların biraz daha fazla üretmesini sağlayalım. Ama ne yazık ki böyle bir düşünce yok, aksine onların alın terleri, birilerinin ayakkabı kutusunda çil çil dolar olarak veya onların rahat etmesi, villalar yaptırması uğruna göz yumulmuş. Hâlâ daha yargıda, poliste bu manada tayinler yapılmaya devam ediliyor. Sebep? Sebep, bir an önce aklanmalarını sağlamak.

Hepinize teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.07

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

67’nci madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

T. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 67. maddesinin içerisindeki 5. maddedeki “özel ihtiyaçlarını” ifadesinin “özel ve genel ihtiyaçlarını” ifadesiyle değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Altay, kim konuşacak?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Aylin Nazlıaka Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Nazlıaka, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı yasanın 67’nci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Şimdi, değerli milletvekilleri, gene bu saatte bir torba yasa görüşüyoruz. İşte, demokrasilerin torbaya sıkıştırıldığı, özgürlüklerin paketlendiği, sizin üçüncü ustalık döneminden neyi kastettiğinizi 17 Aralık operasyonu ve Gezi olayları sonrasında çok çok iyi anladık.

Bakın, biz, dün birçok milletvekili arkadaşımla birlikte Kayseri’deydik. Kayseri’de Ali İsmail Korkmaz’ın duruşmasını izlemeye gittik. Şimdi, sizlerden bir şey rica edeceğim, çok basit bir şey, Sayın Bakan, bunu sizden de isteyeceğim: Birkaç saniye olsun gözünüzü kapatın değerli milletvekilleri ve kendinizi Ali İsmail Korkmaz’ın annesinin ya da babasının yerine koyun ya da -o iğrenç kamera görüntülerini hepimiz izledik- kendi çocuğunuzun ya da çocuğunuz yoksa eğer kendi yakınınızın, çok sevdiğiniz birisinin ya da kendinizin aynen Ali İsmail Korkmaz gibi sopalanarak, dövülerek öldürüldüğünü bir canlandırın zihninizde. Ne hissediyorsunuz?

Bakın, ben bir siyasetçi olarak bu emri verenlerden ve o sivil insanlardan, eline fırıncı sopalarını alarak, oklavaları alarak o gencecik 19 yaşındaki fidanı dövenlerden ve onları o dövmeye teşvik eden dili kullanan siyasi iktidardan utanıyorum. Bakın, ben bir siyasetçi olarak bundan utanıyorum, sizlerin de utandığını umut ediyorum. Ha, ben şunu bilemem: Sayın Başbakan size baktığında hanginizi tuzluk, hanginizi karabiberlik olarak tanımlıyor, bunu bilemem ama ben size baktığımda insan görüyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) O yüzden eğer siz gerçekten insansanız, eğer ben doğru görüyorsam o zaman bir vicdana da sahip olduğunuzu varsaymak zorundayım. Eğer bir vicdanınız varsa o zaman sizin Ali İsmail Korkmaz’ın annesini arayıp en azından bir başsağlığı dilemenizi bekliyoruz arkadaşlar. Mehmet Ayvalıtaş’ın ailesini aramanızı bekliyoruz, Ethem Sarısülük’ün ailesini aramanızı bekliyoruz, Medeni Yıldırım’ın ailesini aramanızı bekliyoruz, Ahmet Atakan’ın ailesini aramanızı bekliyoruz.

Bu gencecik insanlar demokrasi uğruna öldüler, bakın, özgürlük haklarını kullandılar onlar. Dün siz gene bu duruşmayı izlemek için gelen 5 bin civarındaki gencin seyahat özgürlüğünü de engellemeye çalıştınız. Onların şehre girmesini engellemeye çalıştığınızda o mizah gücü olan gençler ne yaptılar biliyor musunuz? Otobüslerin önüne bir kâğıt astılar, “İHH ve MİT’E aittir.” diye. Böylelikle içeri daha rahat girebiliriz, aranma yapılmadan girebiliriz, dediler.

Dün Ali İsmail’in annesi salonda ne dedi biliyor musunuz: “Oğlumu kaybettiğim için çok üzgünüm ama bari dövülerek değil de mermiyle öldürülseydi o zaman daha az acı çekerdi hiç değilse.” Bakın, ben bunları duydukça utanıyorum, siz hiç mi utanmıyorsunuz? Hiç mi bunlarla ilgili olarak vicdan azabı duymuyorsunuz?

Berkin Elvan -benim oğlumla aynı yaşta- ekmek almak üzere sokağa çıktı ve iki yüz otuz beş gündür komada. Bakın, bu çocuk komada ve arayıp da biriniz ona geçmiş olsun demedi, biriniz bir duruşmaya katılmadı. Yarın Mehmet Ayvalıtaş’ın katillerinin duruşması var. 12 Mayısta Ali İsmail Korkmaz’ın bir sonraki duruşması var. Sizleri buradan hem bu aileleri aramaya, onlara başsağlığı dilemeye hem de aynı zamanda bu duruşmaya katılmaya davet ediyorum. Çünkü, eğer biraz vicdanınız varsa eğer gerçekten de insansanız, o zaman bunu yapmanızın beklenilmesi en doğru şey. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Çünkü siyaset gönül işidir arkadaşlar, bakın siyaset gönül işidir. Siz, dün o gencecik çocuklar polis şiddetiyle ölürken “Destan yazıyor.” dediğiniz polislere bugün ne oldu da “Haşhaşi” diyorsunuz ha? O gencecik çocuklar oralarda dövülürken, gaz bombalarına maruz kalırken sizin ödüllendirdiğiniz, prim verdiğiniz o polisler bugün ne oldu da kötü oldu? O dönemde onca insan ölürken sadece 1 polisi görevden aldınız; bugün 3 bakanın oğlu yolsuzluk olaylarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Nazlıaka.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - …karıştıktan sonra 6 bin polisin yerini değiştirdiniz. Ne oldu ha? Bize bunları açıklamak zorundasınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Nazlıaka.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 68’de iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

T. Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 68. maddesindeki “Destek ve Bakım” ifadesinin “Destek ve Bakım hizmetleri” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

            Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Aydın Ağan Ayaydın            Haluk Eyidoğan

                       İstanbul                              İstanbul                          İstanbul

                     Veli Ağbaba                                 HaydarAkar                          Aylin Nazlıaka

                             Malatya                                        Kocaeli                                    Ankara

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 68 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

 

                Özcan Yeniçeri                                 Mehmet Günal

                      Ankara                                             Antalya

MADDE 68- 5378 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Destek ve bakım

MADDE 6- Bakım hizmetleri sosyal bir haktır. Sosyal güvenlik sistemi içinde, her türlü rehabilitasyon hizmeti tıbbi sosyal mesleki ve toplum temelli rehabilitasyon hizmeti ile ilişki etkileşim ve işbirliği içinde yapılır. Evde bakım hizmetleri için ihtiyaç duyan belgeler yerel yönetimlerce ücretsiz olarak kamu hizmeti kapsamında yapılır. Yerel yönetim bütçelerine bu hizmetler için ödenek konulur.

Engellilerin öncelikle bulundukları ortamda bağımsız yaşayabilmeleri için durumlarına uygun olarak gerekli psikososyal destek ve bakım hizmetleri sunulur. Destek ve bakım hizmetlerinin sunumunda kişinin biyolojik, fiziksel, psikolojik, sosyal, kültürel ve manevi ihtiyaçları ailesi de gözetilerek dikkate alınır.

Destek ve bakım hizmetlerinin standardizasyonu, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için gerekli olan çalışmalar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca yürütülür."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Bakım hizmetleri sosyal bir hak olarak kabul edilmiş, evde bakım hizmetleri için ihtiyaç duyan belgelerin yerel yönetimlerce ücretsiz olarak kamu hizmeti kapsamında yapılması ve bunun için yerel yönetim bütçelerinde ödenek oluşturulması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 68. maddesindeki “Destek ve Bakım” ifadesinin “Destek ve Bakım hizmetleri” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Sayın Nazlıaka, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kaldığım yerden devam ediyorum.

Şimdi, az önce hanginiz tuzluk, hanginiz karabiberlik onu bilemem demiştim. Ancak, bu yasa engellilerle ilgili olan bir yasa olduğu için öncelikle bu konuda bazı verileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın, sizin döneminiz, AKP dönemi hiç şüphesiz yoksulluğun, yoksunluğun ve yasakların ayyuka vardığı bir dönem ama aynı zamanda, ötekileştirmenin, ayrıştırmanın ve eziciliğin de tavan yaptığı bir dönemden geçiyoruz. İşte böyle bir dönemde tabii engelliler de ister istemez bu süreçten nasibini alıyor. Sokakların, caddelerin, binaların engellilerin yok sayılarak inşa edildiği ve kamu kurum ve kuruluşlarında engellilerin istihdamının, engelli kadrolarının boş bırakıldığı bir dönem yaşıyoruz. İşte bu nedenledir ki -bakın- bazı rakamlar paylaşacağım sizlerle engellilerle ilgili olarak.

Bir kere, engellilerle ilgili olarak doğru düzgün bir veri tutulmuyor, istatistiksel verilerle oynuyorsunuz çünkü onlara bağlanan muhtaç aylığı ile ilgili olan bütçeyi azaltabilmek için engelli sayısını azaltmaya çalışıyorsunuz. Nüfusumuzun yüzde 12’sinin engelli olduğunu biliyoruz ama sizin bir verinize göre 5 milyon, bir başka yerdeki veriye göre başka rakamlar var. Bakın, Ulusal Engelliler Veritabanına kayıtlı 1 milyon 550 bin engelli vatandaşımız var. Bu engelli vatandaşlarımızın yüzde 62’si işsiz, yüzde 51’i tedavi edilemiyor, yüzde 44’ünün sosyal güvencesi yok, yüzde 76’sı iş gücüne katılmıyor, yüzde 71’inin eğitim imkânları yok, eğitim imkânlarından faydalanamıyorlar. İşte sizin döneminizde engellilerin durumu budur değerli arkadaşlar.

Ben aslında arzu ederdim ki burada ilgili Bakan Sayın Ayşenur İslam olsun. Daha önceki Bakan yani Fatma Şahin, ben ne zaman Genel Kurulda söz alsam koşa koşa dışarı kaçıyordu; bu Bakan sanıyorum salona hiç gelmemeyi tercih etti.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Niye acaba?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Fakat özellikle şunu söylemek istiyorum: Bu Bakan görevi eski Bakandan devralırken “Sayın Bakan, işim çok zor çünkü siz çıtayı çok yükselttiniz.” dedi. Bakın, ilk kez doğru bir şey söyledi, Bakan çıtayı çok yükseltti. Neden mi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hizmet.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Söyleyeyim size, hangi çıta yükseldi: Türkiye, kadın-erkek eşitsizliği anlamında en tepe noktaya ulaştı. Bakın, çocuk hakları konusunda çocukların ezildiği en tepe noktaya ulaştı. Engellilerin durumunu az önce sizlere bahsettim; engelliler ayrıştırılma, ezilme, ötekileştirilme anlamında en tepe noktaya ulaştırıldılar. İşte, böyle bir süreçten geçerken, doğru söylüyor, çıta yukarıya çekildi gerçekten de.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Git engellilere sor, engellilere. Bir engelliye sordun mu sen hiç?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Bugün, eğer her gün 5 kadınımız öldürülüyorsa, her 3 kadınımızdan 1’i şiddet görüyorsa, her 3 çocuğumuzdan 1’i çocuk gelin oluyorsa, kadın işsizliği yüzde 70’lere vardıysa, kadınların sosyal güvenceye ait olmadan çalışma hâli yüzde 48’ler oranındaysa, işte bunların sorumlusu sizsiniz. İşte, o yüzden söylüyorum, çıtayı gerçekten de çok yukarıya çektiniz diye.

Siz biliyor musunuz, bugün Türkiye’de kadın intiharlarının rakamları kaçlara ulaştı? O kadınlar tacize, tecavüze, cinsel istismara dayanamayıp -cam silerken düşmüş gibi bir senaryo çiziliyor- intihar ediyor arkadaşlar.

Bakın, bu çocuklar… Çocuk hakları konusunda da sicilimiz berbat durumda. Daha birkaç gün önce bir çöpten bir çuval içerisinde çocuk bedeni çıktı, kesilmiş bir çocuk bedeni. Ne oldu da bu kadar canileşildi, ne oldu da çocuklar, kız çocukları ve kadınlar ve engelliler bu kadar, insan gibi görülmekten çıktı? İşte, bunların her birinin hesabını size sormak istiyoruz.

Kadına tacizin, tecavüzün, çocuk istismarının âdeta günün pratik uygulamalarından biri gibi algılanmaya başlandığı sizin döneminizde bizler kadın-erkek eşitliği için, engelli hakları için, gazilerimiz, şehitlerimiz için ve çocuk hakları için her koşulda mücadele etmeye devam edeceğiz diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 69’da iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 69. Maddesindeki "erişilebilir olması sağlanır" ifadesinin "erişilebilir olması zorunluluktur" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın                                 İzzet Çetin

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

              Süleyman Çelebi                            Mehmet Ali Susam                                  Musa Çam

                     İstanbul                                              İzmir                                                 İzmir

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 69 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.              

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Özcan Yeniçeri                                 Mehmet Günal

                      Ankara                                             Antalya

Madde 69- 5378 sayılı Kanunun 7 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Erişilebilirlik

Madde 7- Yapılı çevrede engellilerin erişebilirliğinin sağlanması için planlama, tasarım, inşaat, imalat, ruhsatlandırma ve denetleme süreçlerinde erişilebilirlik standartlarına uygunluk sağlanır.

Erişilebilirlik bir bütün olarak değerlendirilir. Bilgilendirme sistemi, konuttan durağa erişim, otobüsler, kaldırım bu bütünün birer parçasıdır.

Özel ve kamu toplu taşıma sistemleri ile sürücü koltuğu hariç dokuz veya daha fazla koltuğu bulunan özel ve kamu toplu taşıma araçlarının engellilerin erişebilirliğine uygun olması zorunludur.

Bilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisinin engelliler için erişilebilir olması sağlanır."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 69’uncu madde üzerine verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplumların kalitesi engellilerine verdikleri önemle ölçülür. Engelliler için hayatı yaşanabilir kılmak aslında insani bir görevdir. Bu bağlamda, yapılı çevreyi başta engelliler olmak üzere herkes için erişilebilir kılmak esas olmalıdır. Yapılı çevrenin engelli insanların ihtiyaçları için yeniden düzenlenmesi elbette bir zorunluluktur. Bu düzenlemelerin ruhsatlandırma ve denetleme süreçlerindeki standartlara uygun olması da tabiidir. Yasa maddesi bu yönü itibarıyla doğru ve ihtiyaçları gidermeye uygun bir maddedir. Hayatın her alanında, engelli ve dezavantajlı olan vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştıran düzenlemeler yapılması her şeyden önce ahlaki bir zorunluluktur. Engelliler için erişilebilirlik bu yönü itibarıyla da temel bir insan hakkıdır.

Engelli yurttaşlarımızın sorunlarının çözülmesine yönelik olarak sayısız kanun ve düzenleme yapılmaktadır. Yapılan düzenlemelerin özüne uygun bir biçimde uygulamaya geçirilememesi, bu düzenlemelerin engelli yurttaşlarımıza katkılarını sınırlandırmaktadır. Yapılan onca düzenlemeye karşın, engelli yurttaşların hayatlarında ciddi bir kolaylaşmanın görülememesi konunun bu yönüyle ilgilidir. Aslında, konu bir kanun meselesi olmaktan daha çok, bir zihniyet ve kültür meselesidir.

Geldiğimiz aşamada, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının, engellilerin erişilebilirliğine yönelik bu düzenlemeyi getirmiş olması doğru yolda atılmış bir adımdır ancak bu yasayla birlikte bakanlıkların, engellilerin sorunlarına bakış açılarının da değişmesi şarttır. Engellilerin sorunlarıyla ilgili olarak çeşitli bakan ve bakanlıklara, özellikle benim vermiş olduğum 100’e yakın soru önergesi ve bu önergelere ciddi bir cevap alınamaması bu bakımdan da düşündürücüdür.

Verdiğimiz soru önergelerinin başlıklarını kısaca sizinle paylaşmak istiyorum. Engellilerin şehir içi ve şehirler arası seyahatlerini rahatça yapabilmeleriyle ilgili soru önergesi; engellilere iletişim alanında çeşitli kolaylıkların sağlanmasıyla ilgili soru önergeleri; vapur iskeleleri, havalimanlarının engelli erişimine uygun hâle getirilmesiyle ilgili soru önergesi; engellilerin eğitim erişiminin önündeki engellerin kaldırılmasıyla ilgili soru önergesi; büyükşehir belediyeleriyle il, ilçe belediyeleri tarafından engellilere yönelik eğitim programlarının düzenlenmesiyle ilgili soru önergeleri; engelli vatandaşların otobüs ve metrobüslere binerken karşılaştıkları zorluk ve tehlikelerin giderilmesiyle ilgili soru önergeleri; belediye ve kamu binalarının engellilerin kullanımına uygun hâle getirilmesiyle ilgili soru önergeleri; engellilere yönelik çevre düzenlemelerinin yapılmasına ilişkin soru önergeleri; ibadethanelerin engelli erişimine uygun hâle getirilmesi gibi engelli vatandaşlarımızın sorunlarına ilişkin soru önergelerimize ilgili bakan ve bakanlıklar cevap vermemişlerdir. İlgili bakanlıklar tarafından bu sorulara yanıt verilmemiştir. Muhtemelen, verecek yanıtı bulamadıklarından vermemişlerdir. Bu, bir yandan engellilerin durumunun, diğer yandan da iktidarın konuya ne denli ciddiyetsiz bir biçimde yaklaştığının kanıtıdır. Soru önergelerinde konu edilen hususların neredeyse tamamı hakkında engelliler lehinde kanun düzenlemeleri zaten bulunmaktadır ancak bunlar uygulanmamaktadır. Bugün, burada yapılan değişikliklerin de yine kâğıt üzerinde kalacağına yönelik kaygılarımız vardır. İktidar, bazı yasaları formaliteyi tamamlamak ya da AB’yi selamlamak için çıkarmaktadır.

Bugün ülkemizdeki engelli nüfusa ilişkin sağlıklı bilgiye dahi sahip değiliz. Bu bilgiye sahip olmadan yapılacak uygulamaların ne kadar başarılı olabileceği ortadır. Engelli nüfusuna ilişkin kapsamlı veri toplanmalıdır. Engelli hakları izleme mekanizmalarının eksiklikleri giderilmelidir. Engellilere yönelik olumsuz tavırlar, ayrımcılığa karşı gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu sorunlar çözülmeden pratikte etkisi sınırlı kalacak olan birtakım kanunlarla engellilerin sorunlarının çözülmesi mümkün değildir. Biz, engellilerin sorunlarını çözmeye çalışırken siz İnternet’i engelli hâle getirmeye çalışıyorsunuz, bu da sizin garip bir çelişkinizdir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 69. Maddesindeki “erişilebilir olması sağlanır” ifadesinin “erişilebilir olması zorunluluktur” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Sayın Susam, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engellilerle ilgili olarak daha önce 2005 yılında çıkartılmış ama sekiz yıllık süre içerisinde hiçbir adım atılmamış, ondan sonra süresi dolmuş, şimdi 2018 yılına uzattığımız bir uzatma maddesinin torba kanunda görüşülmesiyle ilgili söz aldım.

Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum: Neden sekiz yıl içerisinde bu işi başaramamışız? Bu işi başarmadaki temel eksikliğimiz ne? Onun bir altını çizmek istiyorum. Engellilerle ilgili, Avrupa Birliği veya mevzuatlar bizi yasa düzenlemeye itiyor diye bakmak yerine, engelli yaşamını kolaylaştıracak, engellinin yaşamla bütünleşmesini sağlayacak bir anlayışımız kesinlikle olmalı. Bunun için de devlet yatırım yapmalı. Bu yatırım çevreye, doğaya, binaya, araca, eğitime, sağlık ve benzeri noktalarında olmalı. Bunu şu şekilde çözemezsiniz: Ben engelliye ayda 300-500-1.000 lira para veriyorum, o da bu sorunu çözüyor diyemezsiniz. Dediğiniz zaman, engelliyi yaşamdan kopartmış ve engelliyi, sadece, verilmiş olan bir parayla tatmin ettiğinizi zannedersiniz.

Değerli arkadaşlarım, sekiz yıldır araçların, bu, belediye otobüsü, minibüs, servisti… Şimdi yeni bir şey ilave edildi -olumlu bir adımdır- vapur ve başka toplu taşıma araçlarında da engellilerin kullanabileceği araçları imal etmek. İnceleme yaptım, şu an 440 bin otobüs ve minibüs var, 220 bin servis otobüsü var, 220 bin de kamu taşımasında kullanılan otobüsler var. Bunların şu ana kadar değiştirilebilmiş olanlarının sayısı çok sınırlı. Türkiye’de iki ilde değiştirilme yapılabiliyor, İstanbul ve Bursa’da. Sadece bir değiştirmenin maliyeti de 10 bin liranın altında değil. Peki, ne yapmak gerekiyordu bu kanunu çıkarıp geçen sekiz yıl içerisinde? Bu araçların sahiplerine de bu araçları değiştirme ve dönüştürme için bir destek verilmesi gerekiyordu. Örneğin, ÖTV ve KDV almadan bu araçların yenilenmesi veya dönüştürülmesi konusunda katkı verilmesi gerekiyordu ama devlet, bu konuda taşın altına elini koymak yerine bu işi uzatmalarla devam ettirme noktasında olmaya çalışıyor. Şimdi, kanunda yeni bir sorun çıkacak. 440 bin minibüs ve servis aracı, 220 bin otobüsün gene 2018’e kadar yenilenmesi veya ona uygun hâle getirilmesi mümkün değil, 2018’de tekrar uzatma isteyeceksiniz. Bu uzatmalarla ilgili olarak da vatandaşın ve taşımacılık sektörünün sırtına yeni yükler getirmeyle çözeceğinizi zannedeceksiniz. Bunun yolu şudur: Bu konuda, cazip hâle getirip araçların engellilerin kullanabileceği hâle gelmesi için teşvik edebilmede net bir rakamla onların ÖTV ve KDV’sini almamanızdır.

Bu konuda, aynı şeyi taksilerin hırsızlık ve gasptan kurtulması konusunda, kabinli araçlar yapılmasında bir sefere mahsus ÖTV ve KDV almamalarını önerdik. Bu da gerçekleşmedi. Bu konudaki olay da devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, engellilerin yaşamını kolaylaştırmak devletin bu konuda taşın altına elini koyması ve toplumu teşvik etmesiyle olabilecek olaydır, yoksa sadece kanun çıkartarak, çıkartılmış kanunların da zamanı geldiğinde uzatılmasıyla işi on üç yıla yaymak hiçbir şekilde engelliye bir katkı koymayacağı gibi, bu konuda iş yapan insanların, ulaşım sektörünün de sorunlarını çözmeyecektir.

Buradan net öneri getiriyorum Bakanlığa ve Hükûmete: ÖTV ve KDV’yi kaldırın, bakın, ne kadar kısa sürede yeni araçlarla engellilerin taşınacağı lüks araçları bulabilirsiniz, bunlar yapılabilir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 70’te iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 70. Maddesindeki "habilitasyon ve rehabilitasyon" ifadesinden sonra "ve diğer" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Aydın Ağan Ayaydın                   İzzet Çetin

                     İstanbul                              İstanbul                               Ankara

              Süleyman Çelebi                     Musa Çam                    Mehmet Ali Susam

                     İstanbul                                İzmir                                  İzmir

BAŞKAN - Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 70 inci maddesinin birinci cümlesinin sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

       Mustafa Kalaycı                 Erkan Akçay                 Yusuf Halaçoğlu

              Konya                            Manisa                           Kayseri

        Özcan Yeniçeri                Mehmet Günal

              Ankara                           Antalya

" Engelliliğe yol açan epidemiyolojik hastalıkların önlenebilmesi amacıyla koruyucu, önleyici ve erken tanı, tarama ve rehabilitasyon hizmetlerinin verilmesi esastır."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN -  Sayın Akçay, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 70’inci maddede verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle bu torba tasarı görüşmelerinde mümkün olduğunca görüşülen konulardan ayrılmamaya özen gösteriyorum, kendimi de zorluyorum bu konuda. Ve mümkün mertebe yapıcı, olumlu katkılar vermeye de gayret gösteriyoruz.

Yalnız, değerli arkadaşlar, o kadar vahim gelişmeler oluyor ki; anbean, saat ve saat, dakika dakika, kulağımızla duysak gerçekten inanmayacağımız vahim hadiselerle karşılaşıyoruz. Türkiye, tamamen kayıt dışı bir yönetim altındadır. Hani “kayıt dışı ekonomi” deniyor ya, bırakalım onu, tamamen her alanda kayıt dışı faaliyetler söz konusu ve bu kayıt dışı faaliyetlerin de başında Sayın Başbakan var. Bu, bir devlet yönetimi olmaktan çıkmış, tamamen bir çete faaliyetine dönüşmüştür. Bu kadar vahim bir süreçten geçiyoruz. Düşünebiliyor musunuz, bir ülkenin Başbakanı televizyonların, medyanın haber müdürlerini, medya koordinatörlerini arayıp Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yle ilgili verilen habere sansür uyguluyor, yayından kaldırtıyor ve bu, hepimizin bilgisi dâhilinde, artık saklanamaz, inkâr edilemez bir hâle gelmiş. Yazıktır ve ayıptır, bu kadar… Ve dahası, en başında suçtur. Bu nasıl bir güçtür, bu nasıl bir devlet ve siyaset anlayışıdır ki “Her alana, her şeye hükmedeceğim, dediğim dedik, söylediğim kanun.” anlayışıyla... Bu ülkede demokrasiden, hukuktan, insan haklarından bahsetmek mümkün müdür? Eşit siyasi yarıştan bahsetmemiz mümkün olabilir mi?

Türkiye gırtlağına kadar yolsuzluklara batmış bir suç çetesince âdeta rehin alınmış durumda. Hiç kimsenin ne can ne mal güvenliği teminat altında değildir. Yolsuzlukları bir örtbas etme faaliyetiyle bir buçuk aydır Türkiye meşgul ediliyor, deliller saklanıyor, yok ediliyor; savcılar, polisler sürgün ediliyor, baskı altına alınıyor; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu dağıtılıyor; rüşvet, imar yolsuzluğu, kara para aklama, kaçakçılık vesaire ne ararsan var. Ayakkabı kutuları, milyon dolarlar, rüşvetler yayılmış ortalığa, Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan’ın vakfı TÜRGEV, âdeta ihale karşılığı alınan bir rüşvet merkezi hâline gelmiş, arsa, arazi işleri, imar işleri bir uzmanlık alanına dönmüş ve yöneticisi olduğu vakfın banka hesabına 100 milyon dolar yatırılması söz konusu ve bunlar inkâr da edilemiyor. İş adamlarının komisyonla ihale alması ayan beyan ortalığa dökülüyor. Havuzlar oluşturulmuş, havuzları oluşturanın Başbakan olduğu ifade ediliyor. Bir milletvekilinin verdiği soru önergesi sansür edilmek isteniyor ve kendi sitesinden kaldırılmak isteniyor.

Şimdi, bunlar, maalesef kabul edilebilir durumlar değil, her gün çok daha vahim bir iç kargaşaya Türkiye sürüklenmektedir, bunun mutlaka en birinci derecede sorumlusu iktidar partisi grubudur. Ben, Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu milletvekili arkadaşlarımı, bu konuda gereken dirayeti, hassasiyeti ve iradeyi göstermeye davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bir torba tasarıyı görüşüyoruz, yarın Plan ve Bütçe Komisyonunda yine bir torba tasarı görüşeceğiz. Biraz sonraki maddede biraz daha ayrıntılarını gireceğim ama, şimdi görüştüğümüz torbadaki konuların hemen hemen aynısı, benzeri yine bu torbada da var. Bu nasıl bir plansızlık, programsızlıktır, bu nasıl bir hükûmet etme anlayışıdır, doğrusu artık tam bir şaşkınlık ve bir faciayla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Teşekkür eder, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 70. Maddesindeki "habilitasyon ve rehabilitasyon" ifadesinden sonra "ve diğer" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Susam, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sağ olun Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, kaldığım yerden devam etmek istiyorum.

Engellilerle ilgili, gerçekten onları yaşamın içine katmanın ne kadar önemli olduğunu yaşamış görmüş biri olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Engelli çocuklarla ilgili bir okulla ilgileniyorum. Bu okula gelen çocukların özel eğitime ihtiyacı var. Özel öğretmenleri var. Bu ailelerin çoğu fakir aileler. Bu çocukların bu okullara geldikleri günle üç yıllık eğitim süresi içerisinde gelişme gösterdikleri süreyi o kadar net görebiliyorsunuz ki. Ve orada gördüğünüz en önemli şeylerden bir tanesi çocuktaki gelişim, değişim, yaşama bakış açısıyla, ailenin çocuğun okula gittiği süre içerisinde özgür kalarak kendine zaman ayırıp çocuğundaki gelişmeleri görüp mutlu olması. Ve devletin bu alanda yatırım yapması gerektiğinin ihtiyacını bir kez daha görüyorsunuz ama devlet bu alana yatırım yapmıyor. Yatırım yapmak yerine, ailelere belirli miktarda para vererek o ailelerle çocuğu kendi evlerinde mahkûm bir şekilde hayata uyum sağlamasını geciktiren, engelleyen bir anlayış içerisinde olunuyor. Bundan dolayı da bu madde aslında engellinin yaşama adapte edilmesine ilişkin bir madde ama bunu yapmak için devletin yatırım yapmasına ihtiyaç var. Bu noktada adım atılmak yerine sadece engellilere böyle bakılıyor.

Değerli arkadaşlar, bu eğitim süresi üç yıl. Üç yıllık eğitim süresi sonunda bu insanlara ne iş bulabiliyorsunuz ne de yeni bir okula devam etme şansı sağlıyorsunuz. Üç yıl içerisinde eğitim almış, okula alışmış, hayatla temas etmiş olan çocuğu tekrar eve kapatmak zorunda kalıyorsunuz. Neden bunu yapmak durumunda kalıyoruz? Neden bunların yaşamı boyunca devam etmesi gereken eğitim süresini, altyapısını oluşturma konusunda adım atmıyoruz? İşte engelliye bakış açısı temelde bu olmalıdır. O engelliyi toplumun içine çıkarmalıyız. Bakın, bizim engellilerimiz evlerde kapalı, kendi kaderine terk edilmiş noktadadırlar ama çıkın dünyanın diğer ülkelerine, gelişmiş ülkelerine, engelliler yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmişler. Biz bu anlayışla bu konuya bakmalıyız.

Zamanımın çok kısa bir süresini de az önce tartışılan bir konuya ayırmak istiyorum: Kamyoncularla ilgili, Mevlüt Başkan bir şey söyledi K plakalarıyla ilgili. 500 kamyonu olan 17.500 lira ödüyor, 1 kamyonu olan da 17.500 lira. “Komisyonda değiştirmeye söz verdiler.” dedi, evet, gittim, konuyu Sayın Bakanla… Sayın Bakanım konuyu bilmiyordu. Dedim ki: “Konunun içinden biri olarak ben size anlatayım. Durum budur. 500 kamyonla 1 kamyon aynı. Neden yapıyoruz?” İyi niyetle, Bakan da Bakanlık bürokratlarına sordu. Dediler ki: “Bakanlığın politikası bu.” Neymiş Bakanlığın politikası, biliyor musunuz? Tek tek kamyon taşımacılığını kaldırıp lojistik şirketlerini teşvik etmek için 500 kamyonu olana da 17.500 liraya K belgesi verip, 1 kamyonu olan, ekmeğini çıkarıp çocuğunu okutmak, engelli çocuğuna bakmak isteyen kamyoncunun 17.500 lirasını cebinden almak. Yahu kamyoncunun cebinde 17.500 lira hiç olmadı ya! Bazılarının arabası -kamyon- satsan 17.500 lira etmeyecek kadar.

Size, lütfen, iktidar partisi milletvekillerine söylüyorum: Bu kanun değişmeden, bu kanun buradan gitmeden tekriri müzakereyle o kanun maddesini değiştirin. Gittiğiniz yerel seçim süresince o kamyoncular sizden bunun hesabını soracaktır. O kamyonculara hesap veremezsiniz. “500 aracı olan lojistik şirketine destek veren AKP iktidarı 1 kamyoncuya 17.500 lira para kesiyor.” dediği zaman ne cevap vereceğinizi buradan düşünmenizi istiyorum ve sizden bir kez daha vicdanınıza danışarak bu kanun maddesini tekrar, tekriri müzakere yapıp, değiştirip, 1 kamyona 17.500 lira almanın haksızlık olduğunu, onu düşürmeyi ve kamyon başına da lojistik şirketlerinden para almayı getirmeyi yapmak zorundasınız. Eğer yapmazsanız alın teriyle sattığı tarlayla kamyon alıp çoluğunu çocuğunu devlete hiç yük olmadan geçindirmeye çalışan kamyoncuya en büyük haksızlığı yapmış olursunuz.

Durumu bir kez daha huzurlarınıza sunuyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 71’de iki önerge vardır, sırasıyla işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 71. maddesinin 13. maddesinin sonundaki “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca” ifadesinden sonra “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşü alınarak” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Haluk Eyidoğan                                 Muharrem Işık

                     İstanbul                                            İstanbul                                            Erzincan

                  Ramis Topal                                 Fatma Nur Serter

                     Amasya                                            İstanbul

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 71 inci maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Özcan Yeniçeri                                 Mehmet Günal

                      Ankara                                             Antalya

"Mesleki rehabilitasyon hizmetlerine başlamadan önce bölgenin işgücü ihtiyacına yönelik meslek ve engelli profilleri çıkarılır. Yapılacak iş analizleri sonucu Sakatların İstihdamı Hakkında Tüzük ekinde yer alan engellilerin yapabilecekleri işler günümüz teknolojisine ve ihtiyaçlarına göre yeniden tespit edilir.

Engellilerin mesleki rehabilitasyon alanında çalışacak olan personel, meslekleri ile ilgili eğitimlerinden sonra en az iki yıllık bir pedagojik formasyon eğitimine tabi tutulur."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, aslında ne yasası görüştüğümüzü anlamaya çalışıyorum. Sözde yasa görüşüyoruz ama şu an İnternet’e düşmüş bir ses kaydı herhâlde hepinizin dikkatini çekecektir. Sayın Başbakan Habertürk’ün yönetmeni Fatih Saraç’a telefon ediyor. Başbakanın Tunus gezisi sırasında Sayın Bahçeli’nin Cumhurbaşkanıyla yaptığı görüşmeden sonraki Habertürk’teki alt yazılı haberlerin televizyondan çekilmesi talimatını veriyor. Aynen şu şekilde -isterseniz dinletebilirim, yarın dinleteceğim ayrıca- ama  burada ilginç olan şey, Sayın Başbakan Fatih Saraç’ı arıyor: “Buyurun Başbakanım.” diyor. “Fas’ta televizyon izliyorum  burada.”

“Mehmet Fatih Saraç: Evet efendim.

Recep Tayyip Erdoğan: Şimdi Bahçeli’nin bütün konuşmalarını, altta şimdi bant olarak da ayrıca geçiyor konuşmanın…”

(Hatip, cep telefonundan bir ses kaydı dinletti)

ENGİN ALTAY (Sinop) – İleri demokrasi!

LEVENT GÖK (Ankara) – Dikkatli dinleyin, artık her şeyin bittiği nokta, her şeyin bittiği yer bu arkadaşlar.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Sansürden tutun da yarın görüşeceğimiz İnternet görüşmelerine kadar herhâlde bir  skandalı hepiniz gözler önünde görebilecek durumdasınız. Aslında her şey iflas etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler iflas etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler aynı zamanda  kendi dikta rejimlerini nasıl kurduklarını ortaya koymuştur ve maalesef -bu ülkeye yazık ama- bütün basının nasıl kontrol altına alınarak iktidar tarafından nasıl kontrol altına alınarak, nasıl bir dolap çevrildiğini gözler önüne sermektedir. Yani düşünebiliyor musunuz, bir muhalefet partisinin konuşmalarının ve beyanlarının alt yazı bile olarak geçmesine tahammül edemeyenler ileri demokrasiden  bahsediyorlar. Sizin ileri demokrasinizi sevsinler! Ayıptır. Ondan sonra da diyorsunuz ki “Adam gibi muhalefet yapın.” Adam gibi iktidar olmayınca adam gibi muhalefet işte böyle yapılmıyor. Bundan utanmanız lazım hepinizin, hepinizin utanması lazım. Böyle bir skandalı tarih daha yazmamıştır ama maalesef sizin Başbakanınız adına yazmaktadır tarih artık. Helal olsun size!

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 71. maddesinin 13. maddesinin sonundaki “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca” ifadesinden sonra “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşü alınarak” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Hafızayı beşer nisyan ile malüldür.” diye bir sözümüz var.

Şimdi size arşivimden çıkardığım, konuyla ilgili olarak, engellilerin sorunlarıyla ilgili olarak bir tarihte bana yazılmış, bir mektubu okuyacağım. “Çok kıymetli milletvekilim, hem kişisel hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi manevi şahsiyeti itibarıyla misyonunuz olan insan hakları, adalet, tutarlılık, istikrar hususiyetlerinizden aldığım cüret ve cesaretle sanki en önemli bir mesele haline getirilmiş olan konuyu mahcubiyet içerisinde utanarak arz etmek durumunda kalıyorum.

2005 yılında Özürlüler Kanunu çıkarılmış ve 2 geçici maddeyle de kamuya açık alanların ve toplu taşıma araçlarının özürlülerin de evden çıkıp işlerini görebilmeleri, hayata katılabilmeleri, eğitim görüp çalışabilmelerine imkân verecek şekilde düzenlenmesi için yedi sene süre verilmişti. Geçen hafta itibarıyla Plan Bütçe Komisyonu torba 32’nci madde kanununda Adana’dan AKP milletvekillerinden birinin önerisiyle önce üç yıl süreyle sonra da güya bir başarı olarak bir yıla indirilerek uzatılmasına karar verilmiştir. Bu kanunun görüşmeleri bu hafta itibarıyla başlayacaktır.

Adeta birer cezaevine dönüşmüş evlerimizde bizim birer yıl daha mahkum kalmamızdan başka bir şey değildir. Temel insan hakları olan seyahat hürriyetimizi, eğitim hakkımızı, çalışma hakkımızı ve bilumum haklarımızı uygunsuz kaldırımlar, toplu taşıma araçları, binalar ile kullanmamızın imkansızlığı güneş kadar, özürsüz kardeşlerimizinki kadar aşikardır. Mağdurun değil, mağduriyeti ortadan kaldırmayanın korunması adalet noktasından acayip bir durumdur. Ne hazindir ki bunları Kanunu çıkararak bir vaat'te bulunmuş olan Türkiye Büyük Millet Meclisine yaptırmaya teşebbüs edilmektedir. İnsanı önceleyen yüzlerce kanunu hayata geçirmiş ve varlık nedeni ülkemizin ve insanımızın daha iyi noktaya gelmesi olan her bakımdan Büyük Millet Meclisimiz'in ve siz değerli milletvekilimizin bu olumsuzlukları yapmasını beklemenin ancak Meclisimiz'e ve size hakaretle eşdeğer olacağı bir hakikattir.

Ziyadesiyle zahmetli, zor, yoğun işleriniz arasında bu meseleyle vaktinizi işgalimizin affını talep ediyoruz. Size, ailenize, mahiyetinize sağlık, mutluluk, başarı dileklerimizle beraber hürmetlerimizi arz ederiz.”

İmza…

Tanıyor musunuz, sayın AKP milletvekilleri, tanıyor musunuz bu mektubun sahibini? Sizden biriydi… Sayın Lokman Ayva, 22 ve 23’üncü Dönem AKP İstanbul Milletvekili, ilk görme engelli milletvekili.

Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 72’de iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 72. Maddesindeki "kurum ve kuruluşlar" ifadesinden önce gelmek üzere "tüm" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın                                 İzzet Çetin

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

              Süleyman Çelebi                                   Musa Çam

                     İstanbul                                              İzmir

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 72 inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Özcan Yeniçeri                                 Mehmet Günal                                            

                      Ankara                                             Antalya                                                  

"Değişen ekonomik şartlar ve engellilerin çalışma hayatındaki dezavantajları dikkate alınarak kendi işini kurmak isteyen engellilere muhtelif finans kurum ve kuruluşlarınca sosyal destek niteliğinde " Engelli Girişimci Kredisi" verilmesi için gerekli mevzuat düzenlemeleri yapılır."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile finans kurum ve kuruluşları arasında yapılacak bir düzenleme ile engellilere düşük faizli Engelli Girişimci Kredisi verilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 72. Maddesindeki "kurum ve kuruluşlar" ifadesinden önce gelmek üzere "tüm" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve Arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şöyle bir düşünmenizi istiyorum gerçekten: 17 Aralıktan bu yana kadar geçen sürede aslında Türkiye yolsuzluk gündemiyle meşgul. Bu Parlamentoya düşen görev, muhalefetiyle iktidarıyla bu sorunun odağına yönelik bir çalışma yapmasıdır. Hani, şimdi, şöyle bir şey var: Yani, birbirimize anlatıyoruz burada ama işte muhalefet partisiyle ilgili yapılan engellemeler, diğer ihalelerle ilgili yapılan girişimler, burada ifade edilen iradeler, bakanların bu süreçteki rollerini değerlendirdiğimiz zaman ya bu süreci bir sorgulamaya ihtiyacımız var diye, herhâlde oturup yeniden bir değerlendirmeye, analiz yapmaya ihtiyacımız var.

Şöyle bir noktadayız: Geçen hafta DİSK, KESK, Tabipler Birliği, mimar, mühendisler ve bu ülkenin yoksulluğuna karşı çıkanlar, yolsuzluğuna karşı çıkanlar Ankara’da eylem yaptılar ve şu sloganla yaptılar; “Çal çal nereye kadar, bu iş bitti, buraya kadar.” Şimdi, buraya kadar olan süreci bir sorgulamamız, bizimle ilgili bu süreci, Meclisteki bir arkadaşınız olarak bu süreci irdelememiz gerekmez mi iktidarın bu yaptıklarını? Sorgulamamız gerekmez mi? Şimdi, Başbakan çıktı, biliyorsunuz, 2008’de şöyle bir cümle kullandı: “Kriz bizi teğet geçmiştir.” Teğet geçti denilen kriz, bu ülkenin emekçilerini, yoksullarını, çiftçisini deldi geçti ve şimdi anlaşılıyor ki o teğet geçilen krizlerin bedelini daha çok bu ülkenin gerçek emekçileri ödediler, birileri bu bedeli ödemek yerine tam tersi o krizden beslendiler, büyüdüler, ekonomilerini daha da güçlendirdiler. Böyle bir tabloyla karşı karşıya Türkiye. Bu nedenle, bunun sorgulanması gerekmez mi? “Faiz lobisi, lobiler oluşturuldu.” diye ifadelerde bulunuldu ama geçende faizle ilgili karar alındığında, ekonomik kurul toplandığında, bakanlar bir araya geldiğinde faiz lobisiyle ilgili bir tek cümle ortaya konulmadı ve Merkez Bankası açıklama yaptığında da bu açıklamanın üzerinde Başbakan “İnceleyeceğiz, bakacağız.” diyor ama sonuçta yeni bir şey bu noktada üretmiyor. O nedenle, bütün bu süreçlerin geldiği noktaya baktığımızda tam da bizim esas sorgulamamız gereken nokta, bu ülkedeki yaşanan yoksulluğa ve yolsuzluğa bir çare üretmektir. Bakın, patatesin kilosu 5 liraya kadar çıktı. Kuru fasulyenin kilosu 10 liraya kadar çıktı.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Daha çıkacak, çıkacak.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) - Daha da çıkacaksa bundan hoşlanırsınız tabii. Sizin tuzunuz kuru, daha da çıkmasını istiyorsunuz. Çünkü siz bu ülkenin vatandaşlarının yemesini istemiyorsunuz, onların sürünmesini istiyorsunuz. Sizden fazla bir şey beklemiyorum ama bu “gelişti” denilen ülkelerin ekonomisinde yani Avrupa’da patates 5’le 10 sent arasında. Bu bir şey ifade ediyorsa size Türkiye'deki patates ve kuru fasulye fiyatları zaten her şeyi ifade ediyor. Dolayısıyla, bundan “Daha da çıkacak.” diye övünmek yerine buna bir çare üretmek noktasında olmalısınız. Ama tuzu kuru olanların, şu anda parası olanların böyle bir derdinin olmadığını biliyorum. Biz de zaten onların derdini değil, bu ülkenin mağdurlarının, bu ülkenin yoksullarının derdini burada, bu kürsüde söyleyeceğiz, anlatacağız ve -demin de bahsettim, şimdi bir kez daha söylüyorum- o K belgesi uyguladığınız şoförler kornayı çalmaya başlayacaklar tıpkı Şili’deki gibi, sizi bazen böyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – …kornayla göndereceğiz, başka da çaresi yok diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama mı?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Evet, yapalım Başkanım, bir hareketlensin arkadaşlar otura otura paslandılar.

BAŞKAN – Bence de. Uykum geldi.

Sayın Altay, Sayın Onur, Sayın Çelebi, Sayın Işık, Sayın Susam, Sayın Nazlıaka, Sayın Güler, Sayın Acar, Sayın Öz, Sayın Bayraktutan, Sayın Gök, Sayın Aygün, Sayın Haberal, Sayın Dinçer, Sayın Eyidoğan, Sayın Yılmaz, Sayın Atıcı, Sayın Akar, Sayın Aydın, Sayın Aslanoğlu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı) 

BAŞKAN – Evet, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 73’te iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 73. Maddesinin sonundaki “Milli Eğitim Bakanlığı” ifadesinin önüne “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın önerisiyle” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın                                 İzzet Çetin

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

              Süleyman Çelebi                                   Musa Çam                                Dilek Akagün Yılmaz

                     İstanbul                                              İzmir                                                 Uşak

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Kalaycı                     Erkan Akçay             Yusuf Halaçoğlu

           Konya                                Manisa                       Kayseri

    Özcan Yeniçeri                    Mehmet Günal

          Ankara                               Antalya

" Engellilerin eğitim gördüğü okullarda çalışacak olan personel, meslekleri ile ilgili eğitimlerinden sonra en az bir yıl pedagojik formasyon eğitimine tabi tutulur.

Engellilerin eğitim gördüğü özel ve örgün eğitim alanındaki teftiş ve denetim sistemi alan uzmanlarından oluşan müfettişlerce yapılır"

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) –  Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MUHARREM VARLI (Adana) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe: Engellilerin eğitim gördüğü okullarda çalışan personelin en az bir yıllık pedagojik formasyon eğitimine tabi tutulması ve engellilerin eğitim gördüğü özel ve örgün eğitim alanındaki teftiş ve denetimlerin alan uzmanlarından oluşan müfettişlerce yapılmasını öngörmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye  Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 73. Maddesinin sonundaki “Milli Eğitim Bakanlığı” ifadesinin önüne “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın önerisiyle” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) –  Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz siz mi konuşacaksınız?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün Uşak’tan -bizim Avgan beldemizden, Ulubey Avgan beldemizden- kadınlarımız geldi, tütün üreticisi köylülerimiz geldi ve feryat figan bağırdılar. “Tütünlerimiz para etmiyor, ürünlerimiz para etmiyor, artık biz açlık sınırındayız.” dediler ama sizlerin hiçbirisi duydu mu bunu bilmiyorum. Ben şunu sizlere sormak istiyorum: Köylere gittiğinizde insanlar size yakınmıyorlar mı? “Artık karnımızı doyuramıyoruz, borçtan başımızı kaldıramıyoruz.” demiyorlar mı? Bunları duymuyor musunuz siz, bu insanların sesine kulak vermiyor musunuz? Bugün grup toplantımızda kadınlar Sayın Genel Başkanımızdan feryat figan yardım istediler, tütün üreticisi kadınlar.

Tütünün nasıl işlendiğini bilenleriniz mutlaka vardır. On bir ay boyunca tütün üreticisi köylüler çalışırlar; özellikle de kadınlar çalışırlar. Bu kadınlar ekerler, ardından çapalarlar, ardından kırımını yaparlar, ardından dizimini yaparlar, ilaçlarlar; tütünle on bir ay boyunca uğraşırlar. TEKEL’in 2008 yılında özelleştirilmesinden sonra, TEKEL piyasadan çekildikten sonra bu kadınlarımız, tütün üreticisi köylülerimiz tüccara tamamen mahkûm edildiler. Sözleşme imzalıyorlar -üç yıldır Uşak civarında tütün üreticileri birazcık bir şeyler görmeye başladılar- 12 lira başfiyattan tüccarla sözleşme imzalıyorlar ama ne oluyor biliyor musunuz, bu yıl özellikle ne oldu? 12 liradan imzaladıkları tütünleri tüccar, 7 liradan aldı, 6 liradan aldı. Buna itiraz edenlere ise tüccarın söylediği aynen şu: “Götür tütününü ne yapacaksan yap.” Ne yapacak tütününü? Yapabileceği bir şey var mı? Destekleme alımları TEKEL tarafından yapılıyordu, 2008 yılından sonra artık yapılmıyor bu destekleme alımları. Bu kadınlar tütünlerini o tüccara vermek durumunda kalıyorlar ve aldıkları avansın borcunu dahi ödeyemediler. Bizim Ulubey ilçesi Avgan beldesinde, Eşme’nin köylerinde artık insanlarımız, bu yabancı şirketlerin temsilcisi olan tütün şirketlerine borçlular. Bir dahaki yıl isteseler de istemeseler de yeniden tütün ekmek durumunda kalacaklar, yine tüccara borçlanacaklar. Böylesine bir kısırdöngü olabilir mi sevgili arkadaşlar? Buna nasıl gönlünüz razı oluyor? Köylünün tütünü para etmiyor, köylünün üzümü para etmiyor, köylünün hayvanı para etmiyor, sütü para etmiyor, pancarı para etmiyor ama öbür taraftan gübre fiyatları çok fazla artırıldı, hayvanlarının yemini neredeyse alamıyor artık, samanla hayvanlarını doyurmaya çalışıyor, mazot aldı başını gidiyor 5 liraya ama siz bunları duymazlıktan geliyorsunuz.

Bu tütünle ilgili ben size bir hikâye anlatmaya çalışacağım zamanım yettiği kadarıyla: Cumhuriyet öncesinde, Osmanlı Devleti döneminde Reji Şirketi denilen bir şirket tarafından, yabancı sermayeden oluşan bir şirket tarafından tütüncülük yapılıyordu, sigara üretimi yapılıyordu. Ardından cumhuriyetle beraber 1925 yılında tütün devletleştirildi, sigara üretimi devletleştirildi. Biz 1928 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne tütün ihraç eder durumdaydık. Ama ne oldu ardından? Çok uluslu şirketler bu tütündeki kâra göz diktiler ve artık devletlerin bu işlerden çekilmesi gerektiğini söylediler ve özelleştirmelere girişildi özellikle 1965 yılından sonra.

Bizim ülkemizde de yine 1994’lü yıllarda başlayan düzenlemelerle önce tütün ithalatı serbest bırakıldı, ardından Türk tütününe kotalar konuldu, ardından özelleştirme kararları alındı -sizin döneminizde- ardından 2004 yılında siz Mey Şirketine, alkollü içki şirketine hediye ettiniz, alkollü içki anonim şirketini, ardından sigara şirketini de yine yok yere sattınız ve TEKEL’i tütün piyasasından çektiniz. İşte, bugün köylülerimizin bu durumda olmasının nedeni sizlersiniz arkadaşlar. Yüreğiniz hiç mi yanmıyor, hiç mi ananız, babanız ya da yakınlarınızda tütün işiyle uğraşanlar yok? İnsanları bu kadar namerde muhtaç edecek hâle nasıl getirebildiniz, nasıl yüreğiniz buna el veriyor? Ben bunu size Türk tütününü işleyen köylüler adına soruyorum. Bu düzenleme nereye kadar devam edecek? Bu özelleştirme furyası nereye kadar devam edecek? Bu özelleştirmeden elde ettiğiniz bu çıkar paraları, rüşvet paraları nereye kadar devam edecek? Ama insanlar bunu görüyorlar artık. Her özelleştirmenin arkasında bir yolsuzluk operasyonunun olduğunu görüyorlar ve önümüzdeki ilk seçimde hesabını sizden soracaklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Artık bu kadar yaptığınız yanlışların cevabını seçimlerde alacaksınız.

Hepinize iyi günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 74’te iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 74'üncü maddesinde yer alan "Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu" ibaresi "Sosyal Hizmet kurulu" şeklinde tasarı metninde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

          Abdullah Levent Tüzel                            Hasip Kaplan                                       Altan Tan

                     İstanbul                                             Şırnak                                            Diyarbakır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 74 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Mehmet Günal                                 Özcan Yeniçeri

                      Antalya                                             Ankara

MADDE 74- 5378 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 16- Bireylerin eğitsel değerlendirme, tanılama ve yönlendirilmesi ile ilgili iş ve işlemler rehberlik ve araştırma merkezi bünyesinde oluşturulan özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından yapılır. Bu sürecin her aşamasında aile bilgilendirilerek görüşü alınır ve sürece katılımı sağlanır. Eğitsel değerlendirme ve tanılama sonucunda özel eğitime ihtiyacı olduğu belirlenen bireyler için özel eğitim değerlendirme kurulunca rapor hazırlanır ve eğitim planı geliştirilir. Bu planlama her yıl revize edilir.

Özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin tanılanması (tıbbi ve eğitsel), sınıflandırılması (zihinsel, görme, işitme, süreğen vb..) özel eğitim kurumlarının kurulması ve denetlenmesi ile özel eğitim programlarının günün ihtiyaçlarına göre yeniden değerlendirilmesi sağlanır.

Özel eğitim değerlendirme kurulu, özel eğitime ihtiyacı olan bireyleri ilgi, istek, gelişim özellikleri, akademik disiplin alanlarındaki yeterlilikleri ile eğitim ihtiyaçları doğrultusunda örgün ve yaygın eğitim kurumlarına yönlendirir.

Kurulun teşkili ve çalışma usul ve esasları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçe.

Gerekçe:

Özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin tanılanması (tıbbi ve eğitsel), sınıflandırılması (zihinsel, görme, işitme, süreğen vb..) özel eğitim kurumlarının kurulması ve denetlenmesi ile özel eğitim programlarının günün ihtiyaçlarına göre yeniden değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 74'üncü maddesinde yer alan "Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu" ibaresi "Sosyal Hizmet kurulu" şeklinde tasarı metninde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe: Madde metninde geçen Özel Eğitim Değerlendirme Kurulun tanımı, işlevi, görevi ve çalışacak personelin uzmanlık alanı belirtilmemiştir. Engelli bireylerin eğitimiyle ilgilenecek personel; engelli bireyin sosyal, psikolojik, fizyolojik gelişim alanında yeterliliğe sahip olması gerekmektedir. Bu kurulun sosyal hizmetler kurulu olarak değiştirilmesi ve kurulda görev alacak uzmanların da, insan hakları ve sosyal adalet prensibinden hareket ederek sosyal değişmeyi sağlayan engelli bireylerin, grupların ve toplulukların güçlendirilmesi, özgürleştirilmesi ve psiko-sosyal, fizyolojik geliştirilmesinde bir dinamik unsur olarak değerlendiren, insan davranışı, gelişim psikolojisi ve sosyal sistem teorilerinden yararlanan, üniversitelerin Sosyal Hizmetler Alanında en az 4 yıllık lisans eğitim alan veya denkliği yetkili makamlarca onaylanmış uzman bireylerden oluşması amaçlanmıştır

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 75’te iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 75 inci maddesinde yer alan “7/7/2018” ibarelerinin “7/7/2016”şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Özcan Yeniçeri                                 Mehmet Günal

                      Ankara                                             Antalya

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 75 inci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını ve takip eden maddelerin teselsül ettirilmesini saygılarımızla arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Hasan Ören                                     Hülya Güven

                     İstanbul                                             Manisa                                               İzmir

            Birgül Ayman Güler                         Haluk Ahmet Gümüş                               Ali Serindağ

                        İzmir                                              Balıkesir                                          Gaziantep

             Mehmet Ali Susam                                 Melda Onur

                        İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Onur, buyurunuz.

MELDA ONUR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın vekiller, gecenin bu ilerleyen saatlerinde çok çeşitli konularda yasa geçiyor, çok çeşitli konular olunca çok çeşitli konuşmalar oluyor. Bir taraftan da herkes –görüyorum- tabletlerden, ya Twitter’ı ya  diğer medyayı takip ediyor ve eş zamanlı olarak da çeşitli konular gündeme düşüyor.

Şimdi, az önce gündeme düşen haber beni çok ilgilendirdi ve eski günlerime götürdü. Efendim, Başbakan Habertürk’te Sayın Devlet Bahçeli’nin alt yazısına müdahale etmiş, “Niye geçiriyorsunuz?” demiş.

Bir şey soracağım: Şaşırdık mı arkadaşlar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şaşırmadık.

MELDA ONUR (Devamla) – Şaşırmadık, hiç şaşırmadık. Sadece neye şaşırdık? “Nasıl oldu da çıktı?” diye şaşırdık ama 17 Aralıktan beri zaten buna da şaşırmıyoruz.

Size şöyle söyleyeyim: Aynı yayın grubunun bir gazetesinin birinci sayfasının sabaha karşı üçte Başbakanın müdahalesiyle değiştirildiğini daha önce duymuştuk. Bunun da yakında muhtemelen kayıtları düşer.

Başka bir büyük yayın grubunun, bizim partimizin bir genel başkan yardımcısı canlı yayındayken telefonlar telefonlar üzerine, genel yayın yönetmeninden röportaj yapan muhabirine kadar kulaklıkla “Yeter artık, kesin.” dediğini de duyduk. Bu da yakında düşecektir, muhtemelen düşecektir.

Şimdi, tüm bunları duyunca -ben eski bir gazeteciyim- mesleğim ve geçmiş günler geldi gözümün önüne. Şimdi, basında her zaman için sansür olurdu, bunu asla yadsımayız ve bir baskı olur. Zaten basına yani sizin gazetenize iktidardan bir baskı ve bir müdahale yoksa -müdahale demeyeyim- siz zaten görevinizi yapmıyorsunuz demektir, siz zaten muhalefet yapmıyorsunuz demektir. Bu olur, bu her zaman oldu.

Ben mesleğe Özal döneminde başladım. Özal döneminde de işler çok kolay değildi, özellikle ekonomi basını üzerinde çok yoğun baskı vardı ama her zaman için dik durduk. Ha, biz, o gazetelere, o haberlerimizi bir şekilde soktuk ama o haberler bugün, bırakın içeri girmeyi, direkt patrondan kulakları çekilerek bağlanıyor ve bir daha girmiyorlar içeri. Özal dönemini geçirdik, kazasız belasız. Evet, Özal birtakım tazminatlar alıyordu, onlarla, işte, bağışlar yapıyordu ya da harcıyordu, bilmiyorum ne yapıyordu. Ardından Demirel dönemi geldi, onun ardından Tansu Çiller dönemi geldi. Biz bunların hepsinde gazetecilik yaptık ama hiç böyle vakalarla karşılaşmadık ve inanın, ne yazık ki, şimdi rahmetle andığım da bazı insanlar gerçekten dik durmuşlar.

Ben size başıma gelen bir olaydan kısaca bahsedeceğim, sonra başka bir anekdot anlatacağım. Show TV’de çalışıyordum o dönemde ve bir ekonomi kulisi yapıyordum televizyonda. Dönemin iktidarla iş birliği yapan bazı sermayelerine dokunmuş olmalıyım ki bir gün bana bir ihtar geldi yukarıdan. Önce -şimdi burada isimlerini verirsem cevap hakkı olur ama- dönemin Show TV Genel Müdürü, ardından da -bunu kendisi bana söylediği için, Allah rahmet eylesin- sevgili Yayın Yönetmeni Ufuk Güldemir dedi ki: “Melda, bu konuyla ilgili şöyle şöyle bir yere dokunmuşsun, aman.” Show TV Genel Müdürüne “Bu kızı tut kulağından at.” demişler. Genel Müdür de demiş ki: “Ya, o bizim değerli bir elemanımız. İşte, biraz bakalım, dikkat edelim.” Ben orada kaldım ve haberlerime devam ettim. Ufuk Güldemir arkamda durdu.

Bakın, şimdi, Ufuk Güldemir ölmeden önce son röportajında ne anlatıyor. Bir röportaj yaptılar onunla uzun uzun Habertürk’te, anılarını anlatıyordu ve 28 Şubattan bahsetti, dedi ki: “28 Şubatta Özkasnak Paşa     -Genel Sekreter Özkasnak- o andıçları bize de yolladı yani direkt değil de Özkasnak Paşa kaynaklı andıçlar Genel Yayın Müdürü olarak benim de elime geldi ve bizden bunu yayınlama beklentisi vardı. Yayınlamadım. Tabii bunun bedelini ödetmeye kalktı Özkasnak ve bunun için Cem Uzan nezdinde girişimlerde bulundu -Cem Uzan’dan bahsediyorum- ve Cem Uzan benim arkamda durdu.”

Arkadaşlar, 28 Şubat paşalarının Cem Uzan ve Ufuk Güldemir’e yaptıramadığını artık Başbakan bugün bütün yayın kuruluşlarının patronlarına ve yöneticilerine yaptırıyor. Şöyle geriye dönüp baktığımda, hani belki de birçoğunuzun o hiç beğenmediği patronların ve gazetecilerin bugüne göre ne kadar saygın olduğunu ve o dönemin paşalarının bile bu dönemin iktidarlarının karşısında ne derece geri çekildiğini görebiliyoruz. Bunu da bu akşam sizlerle paylaşmayı bir borç bildim. Bu utançla daha ne kadar yaşanır bilemiyorum. Ben kendi mesleğim adına gerçekten büyük üzüntü duyuyorum. Yorumu ben, aralarınızda değerli gazeteci arkadaşlarımız var, onlara bırakıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 75 inci maddesinde yer alan “7/7/2018” ibarelerinin “7/7/2016”şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 75’inci maddedeki önergemiz üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabi “sansür” denilince -benim ilk aklıma gelen- meşhur Abdülhamit dönemi sansürü aklımıza gelir. Hakikaten o dönem günahıyla sevabıyla çeşitli sembolik betimlemeler vardır, bunlardan birisi de sansürdür; diğeri de hafiyeciliktir, ispiyonculuktur. Yani çok benzer bir durum var. Hani “Komşuları ihbar edin.” diye Sayın Başbakan özendiriyordu ya, bu bir hafiyeciliktir, hafiyeciliğe özendirmedir.

Şimdi fark eden ise, o dönemde tabii sansürü bizzat Abdülhamit kendisi yapmıyordu, sansür memurları vardı, şimdi esefle görüyoruz ki sansürü bizzat Başbakanın kendisi yapıyor. Tam bir fecaat, tam bir facia. Gerçekten deminden beri hangi kelimeleri bulsak da ifade etsek -kırmadan dökmeden- diye çok zorlanıyoruz. Ben iddia ediyorum arkadaşlar, yarın özellikle bu İnternet erişimini de konuştuktan sonra bazı kelimeler yasaklanacak. Abdülhamit döneminde de bazı kelimeler yasakmış, mesela “burun” demek yasakmış çünkü burundan Abdülhamit’in burnu kastediliyor yani “Bugün hava bulutlu.” demişse “Sen bana ‘ördek’ dedin.” diye davalar açılıyor, hükümler veriliyor. O zaman nasıl “burun” kelimesi yasaklanmışsa, inanın, yarın, bir iki ay içerisinde “kutu” kelimesi yasaklanacak mesela, “kutu”yu yasaklayacaksınız. Bir de “havuz” yasaklanacak. Şimdi, son günlerde bir de “havuz” çıktı. “Havuz” deyince çeşitli şeyler akla gelecek, işte “tuzluk” demek yasaklanacak. O yasak, bu yasak; bu sansürün sonu yok.

Fizikte bir kural vardır: Sıkışırsa patlar. Ülkeyi patlatacaksınız arkadaşlar. Gerçekten, ülkeyi bu yönetim anlayışıyla, bu keyfî ve despotizmle Türkiye'yi bir iç kargaşaya sürüklüyorsunuz, Türkiye'yi patlatacaksınız. Onun için…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – AKP patlar inşallah!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sandıkta… Sandıkta… Sandıkta patlayacak.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sandıkta patlayacak mı, patlamayacak mı, göreceğiz.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Şimdi, Başbakan sansürü uyguluyor. Eleştiriyoruz, suçluyoruz da bu sansüre boyun eğenlere ne dememiz lazım değerli arkadaşlar?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Vakıf arazilerini iç edenleri de biliyoruz, onları da açıklayacağız daha.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bu koordinatörlerin, bu medya patronlarının, medya yöneticilerinin aldıkları ücretler yaptıkları işle mütenasip mi? Onlar da hiç de hak etmedikleri kayıt dışı paralar alıyorlar, onları da biliyoruz. Ayrıca, onlar, köle gibi boyun eğen, haysiyetini yitirmiş insanlar şeklinde hizmetler veriyorlar ve maalesef çok feci bir durumla karşı karşıyayız. O nedenle de, şu torba tasarıda -o kadar arzu etmemize rağmen- gecemizi gündüzümüze katıyoruz, konuşmalarımızı hazırlıyoruz, önergelerimizi hazırlıyoruz, alın terimiz, göz nurumuz var, muhalefet şerhlerini veriyoruz ve bunları etraflıca komisyonlarda, bu Genel Kurulda tezekkür edip değerlendirmek, tartışmak isterdik fakat bu gelişmeler maalesef bundan bizi alıkoyuyor.

Şimdi, bu 75’inci madde de değerli arkadaşlar, defalarca, 3’üncü, 4’üncü kez uzatma yapılan, uygulaması uzatılan bir madde. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait resmî binalar, sosyal ve kültürel altyapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık her türlü yapılar 1 Temmuz 2012 tarihine kadar engellilerin erişilebilirliğine uygun duruma getirilecekti. Yine, belediyeler toplu taşıma araçlarını engellilerin erişebileceği bir duruma getirecekti. Bu tarih 2013’e uzatılmıştı bir torba tasarıyla geçmişte, şimdi de bu maddeyle 7 Temmuz 2018 tarihine uzatılıyor. Yani, böylece engelliler bir kez daha bu uzatmayla mağdur ediliyor. Bu çok uzun bir süredir, konunun ciddiyetine de halel getirmektedir. Bu nedenle bu uzatmaya da karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 76’da iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 76 ncı maddesinde yer alan “yoluyla” ibaresinin “yapılarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Özcan Yeniçeri                                 Münir Kutluata

                      Ankara                                             Sakarya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 76. Maddesindeki “ticari amaçla uçmamak kaydıyla” ifadesinin “hiçbir şekilde uçmamak kaydıyla” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın                                 İzzet Çetin

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

              Süleyman Çelebi                                   Musa Çam                                Dilek Akagün Yılmaz

                     İstanbul                                              İzmir                                                 Uşak

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 524 sıra sayılı Tasarı’nın 76’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge lehinde konuşmak için söz almış bulunuyorum.

Şimdi, sivil havacılıkla ilgili bir düzenleme, burada bir maddeye ekleme yapılıyor. 2005 yılında çıkmış bu 5431 sayılı Yasa, daha sonra 2011 yılında kanun hükmünde kararnameyle bir değişiklik yapılmış, şimdi yeniden bir ekleme yapılıyor, görev tanımlaması yapılıyor.

Artık bunlara o kadar çok alıştık ki defalarca yasaların değiştirilmesini, sabah bir madde getirip ertesi gün yeniden maddelerin değiştirilmesini ya da önergelerle değiştirilmesini, artık bunları hiç yadırgamıyoruz. Yani sizlerin de hiç bunlara dikkat ettiğini falan zannetmiyorum. Bu torba tasarıda neler var, hangi konular düzenleniyor, buradaki milletvekillerinin herhâlde yüzde 90’ının -grup başkan vekilleri dışında- bilgisi yok diye düşünüyorum. Bu sizleri incitmiyor mu? Gerçekten bunu soruyorum.

Biz yasama faaliyeti yapmak üzere, bu ülkenin sorunlarına çare bulmak üzere burada bulunuyoruz ama sizler, burada geçen yasaların bile nelerden ibaret olduğunu, hangi konuların düzenlendiğini bilmiyorsunuz, bilme ihtiyacını hissetmiyorsunuz. Ben bundan gerçekten bir milletvekili olarak üzüntü duyuyorum ve siz sorumluluklarınızı umarım bir gün hatırlarsınız diye düşünüyorum.

Şimdi, Başbakanın Almanya’ya gitmeden önce havaalanında vermiş olduğu zannederim bir söyleşide uzun tutuklulukla ilgili bazı düzenlemeler yapılacağına, özel yetkili mahkemelerin ve terör mahkemelerinin kaldırılacağına, ardından da savcıların hangi koşullarda arama yapabileceklerine ilişkin bazı açıklamaları var. Bunu gördüğümde ben, gerçekten de artık bu yapmak istediğiniz yeni yargı paketinin, demokratikleşme paketine, “demokratikleşme” dediğiniz pakete eklemek istediğiniz bu yargı paketinin de aslında dağ fare doğuracak şekilde çıkarıldığını gözlemlemiş oluyorum.

Şimdi, öncelikle Başbakan şunu söylüyor, diyor ki: “Efendim, uzun tutukluluğu beş yıla indireceğiz.” Zaten Anayasa Mahkemesi on yıllık tutukluluğa olmaz dedi ve iptal etti. Şu anda zaten var olan beş yıl tutukluluk ama ne yazık ki yargıçlar, sizlerin döneminde alınan yargıçlar ve sizlerin döneminizde özel yetkili mahkemelere getirilen, şimdi paralel yargı dediğiniz, örgüt dediğiniz, çete dediğiniz yargıçlar bu yasaları uygulamıyor sevgili arkadaşlar, ne yaparsanız yapın siz.

Şimdi, diyelim ki beş yıla indirdiniz. Ergenekon davasında ve bazı davalarda beş yıl tutukluluğu dolanların tahliye edileceği gibi bir algı yayılıyor insanlara ama gerçekte böyle bir durum yok. Avukatları çok açık seçik söyledi, dendi ki, artık bizim bildiğimiz tutukluluk denilen şey kesinleşmeye kadar, Yargıtayın onamasına kadar devam eden tutukluluk süresi, sizin atamış olduğunuz 160 yüksek Yargıtay üyesinin kararı sonucunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu “hükmen tutuklu” diye bir kavram icat etti yani karar verildiğinde yerel mahkemede hükmen tutukluymuş bu ve hükmen tutuklu olduğu için de tutukluluk süresi hiçbir şekilde dikkate alınmıyor, sanki kesinleşmiş bir karar varmış gibi göz önünde tutuluyor. O zaman en fazla uzun tutukluluk süresi beş yıl bile deseniz, Ergenekon davasında şu anda karar verilmiş olmakla, henüz daha Yargıtaydan onama olmamasına rağmen oradaki insanların o mağduriyetlerini sona erdirmeniz mümkün değil. Fatih Hilmioğlu, Tuncay Özkan, Ergün Poyraz, Doğu Perinçek, bu tutukluların salıverilmesi mümkün olmuyor Yargıtaydaki o yerleştirdiğiniz 160 yargıç nedeniyle, farklı bir düzenleme varmış gibi yasada olmayan bir konuyu gündeme getirdikleri için. Şimdi, bunu ne kadar yaparsanız yapın hiçbir şekilde düzeltemeyeceksiniz.

Yargıyı kendinize bağladınız ama gördünüz ki kendinize bağlı değilmiş. Kendinize doğru yöneldiğinde yolsuzluk operasyonlarıyla o zaman aklınıza geldi bunlar çeteymiş, bunlar paralel yapılanmaymış diye ama o yargıçların, sizin tayin ettiğiniz yargıçların insanların ömürlerine, insanların özgürlüklerine, insanların yaşamlarına müdahalelerini o zaman görmezden geldiniz; bilirkişilere gönderilmemesini, bilirkişi raporlarının yanlış, yalan bir şekilde verilmesini görmezden geldiniz. O zaman paralel yapı yoktu ama şimdi kendinize yöneldiğinde paralel yapıdan bahsediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Getireceğiniz bu düzenlemeler şu andaki sorunların hiçbirisini çözümlemeyecek o yargıçlar orada olduğu sürece.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 76 ncı maddesinde yer alan “yoluyla” ibaresinin “yapılarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Münir Kutluata (Sakarya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kutluata, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. 524 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 76’ncı maddesi vesilesiyle söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, önceden “Hafta geçmiyor ki Türkiye’yi sarsacak bir olay gündeme gelmesin.” diyorduk, şimdi bu aşağı yukarı saatler mesabesine düştü maalesef. Her saat başı öyle olaylara şahit olunuyor ki bunların her biri için demokratik ülkelerde yer yerinden oynar, iktidarlar değişir ve ülke daha kötüye gitmekten kurtulmuş olur ama Türkiye’de ne olduysa, ne yapıldıysa bu kötü gidişin önü alınamıyor. Başından beri, tespit ettiğim bir hususu devamlı şekilde dile getirerek sebebine işaret etmeye çalışıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu iktidarın, Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye’de iktidara geldiği günden itibaren aldığı ilk tedbir, herkes iletişim çağından söz etmesine, vurgu yapmasına rağmen, milletin iletişim imkânlarını kesmesi olmuştur. İletişim imkânları kesildiği için o tarihten bu tarihe kadar olaylardan haberdar olamayan millet, olaylar şimdi yeni meydana gelmiş gibi, patır patır patlayan olaylara şahit olmakta ve ülke çok derinden sarsılmaktadır.

Bugün birkaç saat arayla ortaya çıkan pozisyona bakınız. Çok vahim bir olayı grup başkan vekilimiz açıkladı: Sayın Başbakan Habertürk kanalına telefon ediyor, “Sayın” da demiyor “Devlet Bahçeli’nin orada, alt yazıda Cumhurbaşkanına tavsiyeleri geçiyor, bu nasıl olur?” diyor. Kişi “Anladım efendim, derhâl gerekeni yapıyoruz.” diyor. “Devamlı bunu söylüyorsunuz ama hâlâ veriyorsunuz.” demek suretiyle bir müdahale. Her açıdan değerlendirilebilir.

Bugün yine burada bir başka televizyon kanalı ve gazetesi için 630 milyon dolarlık haram paradan geri çağrılanlarla oluşturulan bir havuzdan söz ediliyor. Değerli milletvekilleri, geri çağrılan haram para 630 milyon dolar ise, bunun aslı acaba ne kadardır? Bu rakamları düşündüğünüz zaman, en son Merkez Bankasının faiz artırımı sırasında, Merkez Bankasının icazeti aldıktan sonra artırdığı faiz konusunda hangi tedbirler alınmıştır ve hangi haram paralar bir gün içinde yüzde 11 üzerine ilave yapmıştır? Bütün bu gidiş göstermektedir ki, Türkiye’de iktidar -üzülerek söylüyorum- muhalefete düşme şansını kaybetmektedir. Hiçbir şekilde niyetim, arzum sizleri incitmek katiyen değildir. Tam tersi, iktidara sahip çıkılamıyorsa, engellenemiyorsa, kişilerin kendisiyle ilgili yarın başı dik gezecek tarzda hiç değilse ikazlarını yapmaları gerekir diye düşünüyorum.

Bakın, arkadaşlar, Başbakan bizzat kendi ağzıyla “Yürütme biziz, yasama da biziz.” demek suretiyle yüce Meclise koyduğu ipoteği ilan etti. Diğer taraftan, yargının iktidara ve Başbakana bağlanmasıyla ilgili yasal değişiklik durdurulmuş olsa bile, fiilen gerçekleştirildiğini hepimiz biliyoruz. Bugünkü örnekler de göstermektedir ki dördüncü kuvvet olarak sayılan basın da iktidarın tekeli ve yanıltması, yönlendirmesi altındadır. Bu gidişin arkasından sağlıklı bir gelişmenin çıkmayacağı çok açıktır. Çok net olarak ifade ediyor ve söylüyorum ki, bu iktidarın muhalefeti küçümsemek yerine, muhalefete düşebilmenin çok büyük bir nimet olduğunu ama muhalefete düşemediğini göreceği günlerin gelmemesini gönülden arzu ediyorum. Bu konuda da Adalet ve Kalkınma Partisinin saygıdeğer grubuna çok büyük görevler düştüğünü ikaz etmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 77’de iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 77 nci maddesinde yer alan “fıkrasındaki” ibaresinin “fıkrasında geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Özcan Yeniçeri                                 Münir Kutluata

                      Ankara                                             Sakarya

T. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 77. Maddesinin metinden çıkartılmasını arz ederiz.

  Ferit Mevlüt Aslanoğlu           Muharrem Işık              Mehmet Ali Susam

             İstanbul                         Erzincan                            İzmir

          Gürkut Acar                   Aylin Nazlıaka

             Antalya                           Ankara

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Dün, Eskişehir’de yaşanan acı olaydan sonra, Eskişehir’de güvenlik gerekçesiyle, güvenlik sağlanamaz denilerek Kayseri’ye gönderilen Ali İsmail Korkmaz’ın davasına gittik değerli milletvekilleri.

Tabii, en önemli davalar Eskişehir güvenli diye orada görülürken, ne hikmetse bu dava da Eskişehir’den alındı ve Kayseri’ye gönderildi.

Davanın görüldüğü yer çok önemli. O salonu gördüğünüz zaman ne kadar insan hayatına önem verdiğiniz, ne kadar insan hayatına saygı duyduğunuz görülür zaten. Eski bina, dökük, kullanılmıyor, boşaltılmış ama yeni, bu dava için özel hazırlanmış, mikrofonlar yok, televizyon doğru dürüst görülmüyor, daracık bir salon ve o kadar insanın geleceği bilindiği hâlde, ne yazık ki, öyle bir ortamda duruşma yapıldı.

Tabii, duruşma yapılırken, içeriye girerken bir sürü zorluklar yaşandı ama yine de oradaki polis arkadaşlar olsun, görevli savcı ve hâkim arkadaşlara da teşekkür ediyoruz çünkü olgun bir şekilde götürdüler.

Tabii, orada önemli olan şey şuydu: O annenin orada yaşadığı şeyleri birilerinin vicdanının görmesi ve sızlaması çünkü altı ay içinde en az on yaş yaşlanmış, saçları bembeyaz olmuş ve orada oturan o canilere, önünü polis keserken “Çekilin, biz bunlara bir şey yapmayız.” diyecek kadar da yürekli bir insan. Orada dava görülürken çevresine etten duvar örmüşler, o caniler sanki bir şey yapılacakmış gibi koruma altına alınmışlar ve -sizde bazen çok güzel taktikle aynı şeyi görüyoruz- orada: “Biz hiçbir şey yapmadık, hiçbir suçumuz yok.” Polis anlatırken insanın gözleri yaşarıyor çünkü bu kadar olmaz bir insanın cani olacağı. “Kaçarken tuttum, bana hafiften bir şeyler söyledi, ben de gittim ‘Lan oğlum, kalk git evine.’ dedim.” Orada o tekmeler, o değnekle vurmalar, o copla vurmalar, hepsi görülüyor ama vicdan olacak, sızlasın.

Tabii, burada önemli olan ne? Bir tanesi, Eskişehir’in kahraman valisini yılın valisi seçmeniz ve dün ya da ondan önceki gün yılın valisi ödülünü kendi elinizle vermeniz, aynı Adana Valisi gibi, vatandaşa zulmedenlerin böyle ödüllendirilmesi. Bu olaydan sonra…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Destan yazıyorlar, destan!

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Evet, destan yazanlara aynen yazdırıyor.

Ve bu destan yazan polisler –iddianamede var- diyorlar ki: “Stres attık.” Ve yine bu destan yazan polisler “Biz güneydoğudan geldik, Batman’dan geldik, nere öldürecek, nereye darbe vurulması gerektiğini biliyoruz.” diyorlar. Yani orada sözüm ona kıvıracaklar. “Efendim, biz onun öldürülecek yerlerine vurmadık, böyle ayağımızı götürdük hafiften ayağına dokundurduk, o şekilde kalkmasını söyledik.” Kendi eliyle düşüyor, “Nereye vuracağımı çok iyi biliyorum.” diyor. Ve orada yaşanan acı, hiçbir şey onun önünü alamaz.

Ve oradaki sivillere öyle bir baskı uygulanıyor ki, bir tanesi vicdanlı çıktı, doğruları söyledi, diğerleri -asıl o vuranlar, o sivil caniler- orada alınmış kumpas altına, bütün polisler tarafından ne söyleyecekleri ezberletilmiş. Ve görüntülerde açıkça görüldüğü hâlde hiçbir şeyin önlemi alınmıyor burada.

Tabii, burada, özellikle Eskişehir Valisinin o zaman basında çıkan haberlere düştüğünde söylediği laflara baktığımız zaman “Oğlum İsmail, yine rahat durmuyorsun, sen adi ve şerefsizsin…” Peşinden diyor ki: “Hemen medyaya düşmesi çok manidar.” Bu “manidar” lafına alıştık zaten!

Valinin açıkladığı bir laf: “Birbirlerini dövüp suçu polise atıyorlar.” Ve siz hâlâ bu valiyi yerinde tutuyorsunuz, bu valiyi koruyorsunuz, yılın valisi seçiyorsunuz. Biraz vicdanınız varsa o kayıtları bir alın, o Ali İsmail Korkmaz’ın annesinin neler çektiğini bir görün. Esmalara ağlarken “Bunlar da evladım.” deyin, başka evlatlarınıza üzülürken, o evlatlarınızı özel taşırken bunları da görün. Her zaman burada kalkıp birileri bir şey söylediği zaman ona saldırmayla, ona muhalefet etmeyle olmuyor. Vicdandan bahsediyorsanız oradaki vicdanı görün. Annesi ne diyor -burada arkadaşın biri söyledi- “Keşke kurşunla vurulsaydı.” Otuz sekiz gün çekti bu insan.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun tasarısının 77 nci maddesinde yer alan “fıkrasındaki” ibaresinin “fıkrasında geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Münir Kutluata (Sakarya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kutluata, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının geniş bir görev ve sorumluluk alanı olduğunu daha önce belirtmiştim. Ancak, iktidarın uyguladığı politikalar Türkiye’deki gidişatın gelişmeden ziyade sosyal dokuda bozulma istikametinde olmasından ötürü bu Bakanlığımızın görev alanı her geçen gün daralmak yerine genişlemektedir. Size sadece bir konuda, yüzlerce verilecek örnekten sadece bir örnek vermek istiyorum: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesi bu Bakanlığın görevlerini sıralıyor, (c) bendinde de “Çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunarak sağlıklı gelişimini temin etmek üzere…” diye devam ediyor. Bakanlığın bu görevine rağmen, Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğunu üzerinde bulunduran bir şahıs Türkiye’de 5 yaşındaki 500 bin civarındaki körpe yavruyu ilköğretime başlamak zorunda bırakmak suretiyle bir yaş neslini özürlü ve problemli hâle getirmiştir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görevleri arasında bunlara mâni olmak vardır ama bu gidişatın sebebi Hükûmettir, ilgili Bakan da Hükûmetin bir üyesidir. Daha önce ifade ettiğim gibi, Bakanlığın tamirat kabiliyeti, takati 1 ise Hükûmetin bozma ve tahrip etme takati ve gücü bindir. Dolayısıyla, bu açıdan baktığımız zaman, Türkiye'de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görev alanı ve sorumlulukları her geçen gün gereksiz şekilde genişlemekte ve Bakanlık da bu sorumluluk altında ezilip gitmektedir.

Türkiye'de sosyal dokunun ve yapının bozulmasında ve çürümesinde birçok etken vardır sıralanabilecek, bunların içinde en önemlilerinden bir tanesi de Türkiye'deki fakirleşmedir. Fakirleşme öyle ileri boyutlara gitmiştir, öyle devam etmektedir ki iktidar da Türkiye'yle ilgili değerlendirmelerini, maalesef, Türkiye için kullanılamayacak, nüfus baskısı altında ezilmiş çok fukara ve çaresiz ülkelerde kullanılan, günlük kişi başına düşen 1 dolarlık harcama imkânıyla değerlendirmektedir. İktidar diyor ki övünerek, ekonomiden sorumlu Bakan başta olmak üzere: “Türkiye'de günlük 1 dolarla geçinen insan sayısını sıfırladık.” Hâlbuki böyle bir ölçünün Türkiye için verilebilmesi, kullanılabilmesi yüz karasıdır. Dünya ölçeğinde bu rakamlar, çok fukara, kişi başına gelir seviyesi hâlâ 300-400 dolar civarında olan ülkeler için kullanılan bir ölçü olmasına rağmen, Türkiye'ye kullanılması reva görülüyor, ama öbür taraftan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kendi sitesinde ve kendi ifadelerinde gösteriliyor ki Türkiye'de asgari ücretin üçte 1’iyle geçinmek zorunda kalan -asgari ücretin üçte 1’i 282 lira ediyor- 282 liranın da altında gelirle geçinmek zorunda kalan aile sayısı 2-2,5 milyondur. Bu 2,5 milyon ailenin fert sayısı 10 milyon 400 bindir. Bunlar fakir ailelerdir, çekirdek aile değildir, 4 kişi, 5 kişi değildir. 282’yi 5-6 kişiye bölerseniz, nerede günde 1 dolar? Ama bu 1 doların üzerine çıkarılmakla bu sayıyı azalttık diye de övünen bir iktidarın… Türkiye’de ekonominin üretimden kopup ranta dayanıp yolsuzluğun içine battığı hâlde dönen rakamlara dikkat ederseniz korkunç rakamlar vardır ortada. Bir türedi müteahhide günde 1 dolardan 1 milyon insana yardım edin derseniz, 360 milyon dolarla 1 milyon kişiyi 1 doların üstünde gelire çıkarmış olursunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Ama buna rağmen Türkiye’de rakamlar böyle kullanılmakta ve haksız dağıtılan kazançlar da -biraz önce konuşmamda ifade ettiğim gibi- diğer alanlara dağıtılmaktadır.

Durum budur. Takdirlerinize sunuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Çok hızlı bir şekilde geleceğim.

Kapanma Saati: 00.06

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

78’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 78 inci maddesinde yer alan “fıkrasındaki” ibaresinin “fıkrasında geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Kalaycı                        Erkan Akçay                        Yusuf Halaçoğlu

       Konya                                    Manisa                                   Kayseri

 

Özcan Yeniçeri                        Münir Kutluata                     Kemalettin Yılmaz

      Ankara                                  Sakarya                            Afyonkarahisar

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 78. maddesinin yasa tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

 

Süleyman Çelebi               Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Melda Onur

     İstanbul                                  İstanbul                                  İstanbul

  Ramis Topal                          Muharrem Işık                     Mehmet Ali Susam

      Amasya                                 Erzincan                                   İzmir

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Daha fazla üye ile temsil edilmesi gerektiğinden.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 78 inci maddesinde yer alan “fıkrasındaki” ibaresinin “fıkrasında geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 78’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede yapılmak istenen değişiklikle Sosyal Güvenlik Kurumu teşkilat yapısında değişiklikler yapılıyor ve kurumda Strateji Geliştirme Başkanlığına fazladan bir daire başkanlığı kurulabilmesi için yeni bir başkanlık kadrosuna izin vermemiz isteniyor.

Ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin yavaşlığı, Sosyal Güvenlik Kurumunun iş bilmezliği ortadayken “Şahtı, şahbaz oldu.” dediğimiz bir atasözüne uygun makamlar oluşturuluyor. Ülkemizde mevcut emeklilerin bin bir sıkıntı çektiği, emeklilik işlemlerinin hâlâ bu bilgi teknoloji sistemlerine rağmen aylar sürdüğü -ki özellikle Emekli Sandığı emeklilerine- bir yapıya sahip bir SGK, bu kadrolarla ışık hızında, kaliteli, sağlıklı bir hizmet mi verecek?

Yine, ülkemizde yüz binlerce insanın emekliliğinin yaşa, prime takıldığı ortadayken bu insanların beklentileri âdeta seçim malzemesi yapılırken sesini çıkartmayan, doğru düzgün bir bilgi verisi, raporlaması olmayan SGK bu kadrolarla sanki uzay çağını yakalayacak.

Binlerce vatandaşımız -ki özellikle kanser hastalarımız- ilacını bulamazken, Türk Eczacılar Birliğinde sıra beklerken eczanelerden “İlaç yok.” diyerek geri gönderilirken, dolayısıyla tedavi edilemezken bu kadrolar Sosyal Güvenlik Kurumunu âdeta dünyanın en kaliteli kurumu mu yapacaklar merak ediyoruz.

Yine, sağlıkta ve sosyal güvenlikte devrim yaptığını iddia eden Hükûmetin yeniden dizayn ettiği bu SGK, mülga yeşil kartlı hastaların, GSS’li hastaların sevk zincirinden sıra almak için hastane hastane gezdiği sorunlarını çözdü de mi kadro istiyor, gerçekten çok merak ediyorum.

Özellikle en sıkıntılı kurumların başında SGK geliyor. Zira bu inkâr edilmez bir gerçek, ancak ortalık güllük gülistanlık gösteriliyor değerli milletvekilleri. Ülkemizin sosyal güvenlik sistemi alarm verirken bu kadroları istemek için özellikle ve evvela mevcut kadrolarla üzerlerine düşen görevi yapmış olmaları lazım diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Kurumunun maalesef karizması çizilmiştir. Yıllardır milyarlarca liralık eğitim, bilgi işlem, personel yatırımı yapan kurumun işleyişi hâlâ felaket hâldedir. Yapılan değişiklik ve bütün sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması, karmaşıklığı gidermek bir yana, iyiden iyiye içinden çıkılmaz bir hâle getirmiştir. Ülkemizde tek sosyal güvenlik kurumu var. Ancak hâlâ SSK’lı, Emekli Sandığı, BAĞ-KUR’lu, YSS ayrımları devam etmekte, bütün birleştirilen kurumların hak sahipleri hâlâ birbirinden ciddi farklı haklara, farklı sıkıntılara ve farklı sorunlara sahiptir. Yapılan  birleşmeden sonra âdeta insanlara gizli eziyet etmek, ceplerinden ne kadar daha fazla para alabiliriz amacını hedefleyen bir Sosyal Güvenlik Kurumu ortaya çıkmıştır. İnsanlar emekli olurken birçok sorun yaşıyor, günlerce uğraşıyor, vatandaşlarımız zor bela emekli oluyor ama maalesef sıkıntı bitmiyor. Emeklilerin maaşları arasındaki uçurumlar hâlâ devam ediyor. “İntibak” adı altında yapılan yasal düzenlemelerle maalesef bu sorun da çözülememiştir.

Değerli milletvekilleri, bu arada emekli veya çalışan SGK’lılar, âdeta özel hastanelere önce alıştırıldı, şimdi ise farklar, tedavi farkları, ameliyat farkları, oda farkları gibi binbir türlü kalemlerle âdeta soyuluyorlar. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan mülga yeşil kartlılar yani yerel sağlık sigortalılar ise istedikleri hastanelerde maalesef muayene olamıyorlar. Ağır hastalıkları olanlar dâhil sevk alabilmek için hastalarıyla beraber hastane hastane gezmeye mahkûm ediliyorlar. Yüz binlerce mültecinin dahi en kapsamlı hastanelerde ücretsiz tedavi edilebilmesini sağlayan ve bunu da maalesef gariban vatandaşların sırtından yapan sizler, önce kendi vatandaşlarımızın dertlerine çözüm bulun, sonra elbette dünyanın her yerine her insana yardım edebilelim.

Tedavi bitti diyelim, vatandaş ilaç alacak, birçok ilaç yok, “muadil” adı altında ilaçlarla geçiştiriliyorlar. Bulunamayanlar Türk Eczacılar Birliğine yönlendiriliyor. Her reçetede ilaç parasından fazla muayene farkı, reçete farkları alınıyor. Bu, sosyal güvenlik sistemi değil, âdeta halkı Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla soyma sistemidir.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

79’uncu maddede bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 79 uncu maddesinde yer alan “fıkrasına” ibaresinin "fıkrasında geçen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Özcan Yeniçeri                                 Münir Kutluata                               Kemalettin Yılmaz

                      Ankara                                             Sakarya                                       Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi lüften…

Gerekçe:

Maddede geçen ifadeye açıklık kazandırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 80’de iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 80. maddesindeki “en az üç yıl” ifadesinin “en az dört yıl” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                      Haydar Akar

                     İstanbul                                    Kocaeli

          Ramazan Kerim Özkan                      Hasan Ören

                      Burdur                                     Manisa

           Dilek Akagün Yılmaz                        Aytuğ Atıcı

                       Uşak                                       Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 80 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Mustafa Kalaycı                                Erkan Akçay

              Konya                                           Manisa

       Yusuf Halaçoğlu                              Özcan Yeniçeri

             Kayseri                                          Ankara

        Münir Kutluata

             Sakarya

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, gerekçeyi mi…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uzmanlaşmanın anlamını yitirmesine ve "kariyer meslek" sisteminin bozulmasına yol açacağından maddenin tasarı metninden çıkarılması önerilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 80. maddesindeki “en az üç yıl” ifadesinin “en az dört yıl” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, buyurunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, aile ve sosyal politikalar gibi, hiç kimsenin itiraz etmeyeceği ve kulağa hoş gelen kelimelerle süsleyerek bir şeyleri gizlemeye çalıştığınız 524 sayılı çorba yasanın 80’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. İstediği yasa değişikliğini yiğitçe, gizlemeden, gizlenmeden Genel Kurula getiren ve arkasında duran, komisyonlarda konuşurken başka, oylamalarda, Genel Kurulda başka davranmayan tüm milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddeyle, 80’inci maddeyle ne getiriyorsunuz? Tipik bir AKP klasiği getiriyorsunuz. 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun 30’uncu maddesini şöyle değiştiriyorum yani başkanlıkta, SGK Başkanlığının merkezinde bulunan genel müdür yardımcısı, daire başkanı veya taşradaki il müdürünü bir çırpıda sosyal güvenlik uzmanı yaptım diyorsunuz. Yakışır mı size? Yakışır. Niye böyle yapıyorsunuz? Belli değil. Amacınız ne? Belli değil. Hangi ihtiyaçtan kaynaklandı? Belli değil. Niye belli değil? Çünkü gerekçeye de yazmamışsınız, genel gerekçede de madde gerekçesinde de belirtmemişsiniz, hiçbir açıklama yok. Diyorsunuz ki: Bir genel müdür yardımcısı eğer üç sene orada genel müdür yardımcılığı yapmış ise helalinden bir sosyal güvenlik uzmanı kadrosu verdim gitti. Yetmedi, il müdürü... E, öyle ya, bunca sene size hizmet etmiş bir il müdürü üç sene o görevi yapmış ise o artık size göre uzman olmuştur diyorsunuz ve uzman atıyorsunuz. Ellerinizi kaldırıyorsunuz, birazdan kaldıracaksınız ve bunların tamamını uzman yapacaksınız.

Peki, hiçbir açıklamanız olmadığına göre bizim düşünmemiz lazım, niye böyle bir işe kalkıştınız? Birinci olasılık, siz de artık AKP’nin tepetaklak gittiğini gördünüz. Atadığınız bazı liyakatsiz bürokratlar yerlerinden oynatılmasınlar diye şimdiden korumaya aldınız yani hizmetlerini karşılıksız bırakmadınız.

Peki, aslında yasanın esasına göre sosyal güvenlik uzmanı kadrosu kazanmak için ne gerekiyor? Bir: Mesleki sınav gerekiyor. İki: Yabancı dil sınavı gerekiyor. Üç: Bu insanlar tez hazırlamalılar ve sonrasında da sınavda yeterli olmalılar. Sizin için bir anlamı var mı? Yok. Üç sene size hizmet etsin, sizin için yeter.

Peki, diyeceksiniz ki yani siz AKP’liler demeyecek ama belki muhalefetteki arkadaşlarım bu kadar da olmaz diyecekler ama beterin beteri var. Size bir hatırlatma yapayım: Yine, bu Mecliste mübarek parmaklarınızı kaldırıp sizler tıp profesörü bile yaptınız. Hatırlayın, jet profesörlerin muayenehanelerinde veya özel hastanelerde geçirdikleri süreyi sanki üniversitede, akademik eğitim birimlerinde geçirmiş gibi saydınız ve bunun için ellerinizi kaldırdınız. E, siz bir adamı bir parmak kaldırarak profesör yaptıktan sonra, eh, bazı yöneticileri de sosyal güvenlik uzmanı yapmanıza aslında şaşırmamak gerekiyor ama şunu unutmayın ki yeterlilik, bilgi, liyakat gerektiren unvanlar sizin ellerinizle eğer hayat bulsa bile meşru değildir, ahlaki hiç değildir çünkü birileri çalışıyor, kazanıyor, diğeri de dayısı varsa kazanıyor.

Şimdi, birinci olasılık buydu. İkinci olasılık ne? İkinci olasılık da, insanın aklına geliyor, bu kadar ulufe gibi kadro dağıtıyorsunuz, acaba birilerine sus payı mı veriyorsunuz? Yani, vermiyorsanız, şimdi birazdan grup başkan vekiliniz çıkar, der ki: “Hayır, biz sus payı vermiyoruz. Sen konuşma, sus. Al sana bir uzmanlık, demiyoruz.” dersiniz, biz de oturduğumuz yerden sizi alkışlarız ama bunun böyle olmadığını siz de biliyorsunuz. Siz de sizi bu kadar suçlamalara rağmen artık hiç yerinizden zıplamıyorsunuz, artık hiçbir şekilde itiraz etmiyorsunuz çünkü yaşanan olaylardan sonra siz de benim bu anlattıklarımın gerçek olma ihtimalinin yüksek olduğunu biliyorsunuz, görüyorsunuz. İnanın yerinizde olmak istemezdim.

Allah yardımcınız olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Allah sizin de yardımcınız olsun Hocam.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

81’inci maddede iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 81. maddesindeki "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'nın görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir" ifadesinin "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'nın görüşünü alarak belirler" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

              Ramazan Kerim Özkan                        Haydar Akar                        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                           Burdur                                         Kocaeli                                        İstanbul

 

                       Hasan Ören                          Dilek Akagün Yılmaz

                           Manisa                                          Uşak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 81  inci maddesinin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesinin arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Özcan Yeniçeri                                  Münir Kutluata

                       Konya                                              Ankara                                             Sakarya

 

                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                      Manisa                                             Kayseri

''3713 sayılı Kanuna göre aylık bağlanmış maluller, 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi veya 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (f) bentlerinde sayılanlardan 3713 sayılı Kanun kapsamına giren olaylar sebebiyle aylık bağlananlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına girmese dahi başkasının yardımı ve desteği olmaksızın yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malul olan vazife ve harp malullerinin sağlık kurulu raporuyla ihtiyaç duydukları her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici araç ve gereçlere hiçbir süre ve fiyat kısıtlaması getirilmeden Kurumca karşılanır."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Akçay siz mi konuşacaksınız?

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 81’inci maddede verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 81’inci maddeyle ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarı, standardı, sağlanması –sağlanması derken temini-uygulanması, kullanma süreleri ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması öngörülmekte. Bu düzenlemeyi özü itibarıyla olumlu görmekle birlikte bazı tabii, noksanlıkları ve uygulama hatalarını da beraberinde getirmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması önemli ama yeterli değil, bir de bunun uygulanması var.

Şimdi, 5510 sayılı Kanun’un 73’üncü maddesine göre 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na göre aylık bağlanmış maluller ile yine, 3713 sayılı Kanun kapsamına girmemekle beraber “Başkasının yardımı ve desteği olmaksızın yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malul olan vazife ve harp malullerinin sağlık kurulu raporuyla ihtiyaç duydukları her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici araç ve gereçler herhangi bir kısıtlama getirilmeksizin Kurumca karşılanır.” denilmektedir, daha doğrusu karşılanması gerekmektedir, kanun böyle diyor ancak Sağlıkta Uygulama Tebliği’yle kanuna aykırı olarak harp ve vazife malullerinin kullandıkları her türlü ortez, protez, araç gereç ile ilaç ve tıbbi malzemelere kanuna aykırı olarak süre ve fiyat kısıtlaması getirilmiştir. Bu, aynı zamanda kurallar hiyerarşisine de aykırıdır. Mutlaka bu Sağlıkta Uygulama Tebliği’nin kanunun amacına ve hedefine uygun olarak yapılması gerekir. Bizim verdiğimiz önerge, kanunen verilmesi gereken bu hususun tebliğle sınırlamasının mümkün olmayacağını getirmektedir yani bu sınırlama kaldırılmaktadır.

Bu torba kanunda şehit aileleri, gaziler ve malullerle ilgili yapılan düzenlemeler olumlu olmakla birlikte, geçtiğimiz ve önceki yıllardaki hep birlikte yaptığımız düzenlemeleri de dikkate alarak, onları da kast ederek harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle malul ve gazilerimizin beklentilerinin devam ettiği bazı hususlar da bulunmaktadır ve bu beklentiler de henüz karşılanmış değildir.

Yine, bu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görev sahasına giren maddelerinin bitim zamanına da geldiğimiz için ben kısaca şehit aileleri ve gazilerimizin bazı sorunlarını ve beklentilerini de başlıklar hâlinde tekrar dile getirmek istiyorum.

Şehitlerimizin çocuklarının tamamına istihdam hakkı verilmelidir. Artık, bu, bundan sonraki kanuni düzenlemelerde mutlaka yapmamız gereken bir düzenlemedir.

Malul gazilerimizden çalışanlara 3.600 gün prim gün sayısını doldurmaları hâlinde emeklilik hakkı tanınmalıdır. Gazilerimizin 1 Ekim 2008 tarihten önceki döneme ait sosyal güvenlik destek primi borçları silinmeli ve bu tarihten önceki çalışma dönemleri için ödedikleri sosyal güvenlik destek primleri de iade edilmelidir.

Harp ve vazife malullerinin kullandığı ortez, protez, araç gereç ve tıbbi malzemeler hiçbir kısıtlama olmadan karşılanmalıdır.

Kore ve Kıbrıs gazilerimizin hepsine şeref aylığı tam olarak ödenmelidir. Bu da çok önemli bir sorundur.

Devlet övünç madalyası verilenlere aynı zamanda şeref aylığı da bağlanmalıdır.

Şehit ve gazi çocuklarına vakıf üniversitelerinde kontenjan ayrılmalıdır ve ayrıca gazi ve ordu vazife malulü sayılanlara, sağlık kurulu raporu istenmeden Sosyal Güvenlik Kurumunun verdiği ücretsiz seyahat kartlarını ibraz etmeleri şartıyla 1600 cc’den düşük ve beş yıl süreyle kullanmak şartıyla ÖTV’siz ve KDV’siz araç verilmelidir.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye  Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 81. maddesindeki "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'nın görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir" ifadesinin "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'nın görüşünü alarak belirler" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ramazan Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, kanun yapma tekniklerini altüst eden ve yasama uzmanlarımızın sınırlarını zorlayan 524 sayılı çorba yasanın 81’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Sağlık gibi hayati bir konuda asla yalan söylemeyen ve halkı kandırmayan milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası’nın 63’üncü maddesini değiştiriyorsunuz. Vallahi sevinmiştim, “Herhâlde AKP bu 63’üncü maddeyle bir ayıbını temizleyecek.” diye ümitlenmiştim. Hatırlatayım size ayıbınız neydi bu maddeyle ilgili olarak: “Kurumca -yani SGK kurumunca, SGK tarafından- finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin belirlenmesi gerekir.” diye bir madde koymuştunuz. Yani, SGK hangi tedavileri ödeyecek, SGK hangi teşhis yöntemlerini ödeyecek buna kurum karar verecekti sizin yine o parmaklarınızı kaldırarak kabul ettiğiniz bu yasaya göre. Yani, SGK kendisini doktor yerine koyacak ve “Ben neyi öderim?” diye karar verecekti. Neye göre? Kendi kafasına göre. Dikkat edin, burada yine bir AKP klasiği yaparak kelime oyunu yapmıştınız. “SGK neyi öder?” Hâlbuki esas yapmak istediğiniz şey “SGK neyi ödemez?” idi ama SGK bir şeyi ödemezse negatif konuma düşeceği için ayıp olurdu halka. Halkı kandırmalıydınız ve halka yine yalan söyleyerek SGK’nın neyi ödeyeceğini belirliyordunuz. Yani “bedeli ödenmeyecek sağlık hizmeti” ne demek Allah aşkına? Ömür boyu prim ödeyeceksiniz, sağlık hizmeti almaya gideceksiniz SGK diyecek ki: “Bir dakika, ben bunu ödemiyorum.” Hangi anlayışla, sosyal devlet anlayışıyla mı? Hayır, faşist devlet anlayışıyla sizler, hangi tedavi, hangi teşhis yöntemini SGK’nın, yani devletin ödemeyeceğine karar vermiştiniz. Bir de şimdi bunu düzeltmek bir kenara dursun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi hepimizin sempatisini kazanmış, hepimizin duygularına hitap eden özel bir bakanlığı bu ayıba ortak ettiniz; dediniz ki: “Sağlık Bakanlığıyla beraber Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da buna birlikte karar versin.” Yani Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı diyecek ki “Şunu öde, şunu ödeme.” Böyle bir rezaleti ancak sizden bekliyoruz.

Bakın, Başbakanınız bugün Almanya’da buyurdular, örnekler buyurdular. “Geçmişi sorgulayalım; SSK’ya ödenen primlerimiz nereye gidiyordu?” diye hazret kükredi. Ben buradan söyleyeyim, herkes emindi ki kimsenin cebine gitmiyordu. Şimdi halk size soruyor: “SGK’ya ödediğimiz primler nereye gidiyor?” diyor. Açıkça soruyor: “Şüphe ediyoruz, acaba SABAH’ı, ATV’yi satın almak için büyük patronun kurmuş olduğu havuza katkı olarak mı gidiyor bizim SGK’ya ödediğimiz paralar?”

ENGİN ALTAY (Sinop) – Havuza gidiyor, havuza!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Veya Habertürk’e talimat vermek üzere acaba bir para aktarımı mı yapılıyor?” Soruyor vatandaş, buyurun çıkın cevap verin. “Hayır, oraya gitmiyor.” deyin, nereye gittiğini çıkın söyleyin. Ya da halk soruyor, diyor ki: “Hırsızları erkenden gören, ‘hırsız var’ diyen gençlere biber gazı olarak mı dönüyor bizim SGK primleri veya kurşun olarak mı dönüyor? Daha da kötüsü, Ali İsmail Korkmaz’ı öldüren sopa olarak mı dönüyor?” Çıkın bunları söyleyin. Halk soruyor: “Biz bu kadar prim öderken sağlık hizmetleri neden kapsam dışı kalıyor? Biz adam gibi primleri ödüyoruz, AKP Hükûmeti de bize adam gibi sağlık hizmeti sunmak zorunda.” diyor. “Ben primlerimi ödüyorum ama Bakanınız çıkıp benim reçete bilgilerimi satıyor.” diyor. “Allah gözünüzü doyursun.” diyor. “Ben primimi ödüyorum, doktora her gittiğimde benden 11 noktada katkı payı alıyorsunuz, hakkımı size helal etmiyorum.” diyor. “Benim SGK’ya ödediğim primleri çıkın burada bize anlatın.” diyor vatandaş. Çıkıp biriniz, varsa anlatacak olan, buyursun anlatsın, ben de öğreneyim, vatandaş da öğrensin  ama o yüz kimsede yoktur diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre "Yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir." Bu nedenle, önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 81 inci maddesinden sonra aşağıdaki maddenin eklenmesini ve takip eden maddelerin teselsül ettirilmesini saygılarımızla arz ederiz.

            Ferit Mevlüt Aslanoğlu           Hasan Ören                      Hülya Güven

                       İstanbul                         Manisa                               İzmir

                   Ali Serindağ            Haluk Ahmet Gümüş           Birgül Ayman Güler

                     Gaziantep                      Balıkesir                             İzmir

"MADDE 82- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 80 inci maddesinin fıkrasının (a) bendinin üçüncü alt bendine "ödemelerin" ibaresinden sonra gelmek üzere " ve bakıma ihtiyacı olan engellilerin evde bakımına destek için yapılan sosyal yardımların,", (b) bendinde yer alan "Ayni yardımlar" ibaresi "Bakıma ihtiyacı olan engellilerin evde bakımına destek için yapılan sosyal yardımlar hariç olmak üzere, ayni yardımlar " şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, Komisyon sıralarına bekliyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bütün milletvekilleri gelse gene salt çoğunluk olmuyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz yoktur.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 81 inci maddesinden sonra aşağıdaki maddenin eklenmesini ve takip eden maddelerin teselsül ettirilmesini saygılarımızla arz ederiz.

                 Hülya Güven                                     Haydar Akar                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                        İzmir                                               Kocaeli                                             İstanbul

         Ramazan Kerim Özkan                             Hasan Ören                               Dilek Akagün Yılmaz

                      Burdur                                              Manisa                                               Uşak

"MADDE 82- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 8- 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun Ek 7 nci maddesine göre bakıma ihtiyacı olan engellilerin evde bakımına destek için sosyal yardım alan kişilerden, uzun vadeli sigorta kolları açısından bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olunması gereken bir çalışması bulunmayanlar 4 üncü maddenin (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır.

Bakıma ihtiyacı olan engelli 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun Ek 7 nci maddesine göre sigortalı olmayı kabul eden evde bakımına destek için sosyal yardım alan kişiyi işe giriş bildirgesi ile ücret ödemeye başlanacak tarihten en az on beş gün önce Kuruma bildirir. Ancak, bu maddeye göre sonradan sigortalılık ilişkisinin kurulması yönünde bakıma ihtiyacı olan engelliden talepte bulunan evde bakımına destek için sosyal yardım alan kişi ise, talep tarihini izleyen aybaşından itibaren bakıma ihtiyacı olan engelli tarafından bu madde hükümlerine göre sigortalı olarak bildirilir. Bu Kanuna göre uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir çalışması olduğu halde bu madde hükümlerine göre sigortalı olma talebinde bulunanlar ile sonradan uzun vadeli sigortalı kolları açısından sigortalı olarak çalışmaya başladığı halde bu maddeye göre olan sigortalılık ilişkisinin sona erdirilmesini talep etmemiş olanlar, bakıma ihtiyacı olan engelli tarafından Kuruma bildirilir ve bu durumda olanlar için ödenmiş olan sigorta primleri iade olunur.

Bu maddeye göre sigortalı olanların dul, yetim veya engelli olmaları nedeniyle bağlanmış olan gelir veya aylıkları kesilmez."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, salt çoğunlukla önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, lütfen Komisyon sıralarına bekliyoruz.

BAŞKAN – Şimdi anlaşıldığına göre salt çoğunluk yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Salt çoğunluğumuz yoktur katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

82’nci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 82 inci maddesinde geçen “%50’si kurumlar vergisinden müstesnadır.” ibarelerinden önce gelmek üzere “ilk 5 yıl tamamı, sonraki yıllarda” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                  Erkan Akçay                                  Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Manisa                                             Kayseri

                Özcan Yeniçeri                                 Münir Kutluata

                      Ankara                                             Sakarya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 82 nci maddesiyle 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5/A maddesinden sonra gelmek üzere bu Kanuna eklenmesi öngörülen 5/B maddesinin birinci fıkrasında yer alan “%50’si kurumlar vergisinden müstesnadır.” ibaresinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

“%50’si, dışa bağımlılığı azalttığı yönünde ilgili bakanlıklar ve TÜBİTAK tarafından olumlu görüş bildirilen buluşlardan elde edilen kazanç ve iratların ise tamamı kurumlar vergisinden müstesnadır.”

 

        Mehmet Akif Hamzaçebi                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

                  Müslim Sarı                                       Musa Çam                                        İzzet Çetin

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, siz mi konuşacaksınız?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun:

Gerekçe:

2014 Yılı Programının “2.2.2.10. Bilim, Teknoloji ve Yenilik” başlıklı bölümünde öngörülen tedbirlerden birisi de dışa bağımlılığın yüksek olduğu sektörlerde yerli ürün ve teknolojiler geliştirilmesine yönelik araştırma programları ve projelerin desteklenmesi ve etkinleştirilmesidir.

Bu çerçevede dışa bağımlılığı azaltacak nitelikte olduğuna ilişkin olarak ilgili bakanlıklar ve TÜBİTAK tarafından olumlu görüş bildirilen buluşlardan elde edilen kazanç ve iratların tamamı kurumlar vergisinden istisna edilerek uluslararası rekabete açık alanlarda yatırımcıya avantaj sağlanması öngörülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 82 inci maddesinde geçen “%50’si kurumlar vergisinden müstesnadır.” ibarelerinden önce gelmek üzere “ilk 5 yıl tamamı, sonraki yıllarda” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Türkiye’de gerçekleştirilen araştırma, geliştirme ve yenilik faaliyetleri ile yazılım faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan buluşlarından elde edilecek kazançların ilk 5 yıl tamamının kurumlar vergisi dışı bırakılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 83’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının, 5520 sayılı Kanunun 10’uncu maddesinin birinci fıkrasını düzenlemeyi öngören 83’üncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen “azami beş yıl” ibaresinin “asgari 7, azami 10 yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

          Abdullah Levent Tüzel                               Altan Tan                                       Hasip Kaplan

                     İstanbul                                          Diyarbakır                                            Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 83 üncü maddesinde yer alan "İndirim, her bir engelli çalışan için azami beş yıl süre ile uygulanır ve" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Özcan Yeniçeri                                   Erkan Akçay

                       Konya                                              Ankara                                              Manisa

                                          Münir Kutluata                              Yusuf Halaçoğlu

                                               Sakarya                                          Kayseri

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 83 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                             Musa Çam                                        İzzet Çetin

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                            Aydın Ayaydın                                    Müslim Sarı

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

MADDE 83 – 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"h) 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanuna göre kurulan korumalı işyerlerinde istihdam edilen ve iş gücü piyasasına kazandırılmaları güç olan zihinsel veya ruhsal engelli çalışanlar için diğer kişi ve kurumlarca karşılanan tutar dâhil yapılan ücret ödemelerinin yıllık brüt tutarının yüzde 100'ü, diğer engelliler için % 50'si oranında korumalı iş yeri indirimi (İndirim, her bir engelli çalışan için azami beş yıl süre ile uygulanır ve yıllık olarak indirilecek tutar, her bir engelli çalışan için asgari ücretin yıllık brüt tutarının yüzde 150'sini aşamaz.). Bu bentte yer alan oranı, engellilik derecelerine göre yüzde 150'ye kadar artırmaya veya tekrar kanuni oranına indirmeye Bakanlar Kurulu; bendin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşünü alarak Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi lütfen…

Gerekçe:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler:" başlıklı 61 inci maddesi Devlete, engellilerin korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler almakla görevlendirmektedir. Bu görev, ayrım gözetmeksizin tüm engelliler yönünden verilmektedir. Oysa Kanun Tasarısının 83 üncü maddesiyle getirilen düzenlemede iş bulmalarında göreceli güçlük dikkate alınarak sadece zihinsel veya ruhsal engelliler dikkate alınırken diğer engelliler ihmal edilmiştir. Önerge ile sağlam insanlara göre istihdam edilmelerinde güçlük bulunan diğer engelliler için indirim oranının % 50 uygulanması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 83 üncü maddesinde yer alan "İndirim, her bir engelli çalışan için azami beş yıl süre ile uygulanır ve" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, aslında geçmişe baktığımız zaman, bizim hemen yakın tarihimizdeki Osmanlı Devleti’nde özellikle, bugün “engelli” olarak adlandırdığımız “âm┠ve “malul” adı altında insanlar, ta 1400’lü tarihlerde her bir ilin mahalle mahalle tahrirleri tutulduğunda orada yaşayan insanların her biri tek tek baba adlarıyla bile tespit edilmiştir. Yani âmâ olanlar baba adlarıyla tespit edilmiştir, malul olanlar yine baba adlarıyla birlikte tespit edilmiştir ve ilginçtir ki bugün muafiyetleri yüzdelere böldüğümüzde o zaman bir anlam taşımamaktadır ve bunlar, tümüyle vergilerden muaf tutulmaktadır. Yani, biz 1450 yıllarındaki duruma bile şu an gelememiş durumdayız. Yani o tarihlerde, düşünün ki engelli olan insanlar tümüyle vergilerden muaf tutulmuştur ve onlara bütçenin beşte 1’i ayrılmak suretiyle aynen şu tabir kullanılır: “Kâr u kisbden mahrum olanlarla, kimsesiz, dul ve yetimlerin iaşe, ibate ve ilaç bedelleri olmak üzere.” der. Yani bizim altı yüz yirmi dört sene dünyaya hükmeden devletimizin sosyal yönünü ortaya koyan çok önemli bir ifadedir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti modern tarihinde maalesef buna ulaşılması hayal edilememektedir.

Değerli milletvekilleri, sadece bunlar değil. O tarihlerde cüzzamlıların adalara sürgün edildiği veya akıl hastalarının toplumdan tecrit edildiği bir ortamda, Osmanlı Devleti bunlarla ilgili özel hastaneler kurmuştur. Edirne’ye gitmişsinizdir, sadece II. Bayezid Külliyesi’nde bile şunu görürsünüz: Akıl hastalarının, su sesiyle, müzik ve kuş sesleriyle tedavi edildiğini görürsünüz. Aslında, bugün, modern tıbbın yerine getirdiği olayları ta 1460’lı yıllarda,1480’li yıllarda görmektesiniz; bu, çok önemli bir durumdur.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Selçuklu döneminde de var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Selçuklu döneminde de var ama ben “Yakın tarihimiz.” dedim dikkat ederseniz. “Yakın tarihimiz.” dedim çünkü çok uzaklara gitmeden de bunları ortaya koyuyoruz. Dolayısıyla, bizim -zannediyorum ki- daha henüz yolları bile ayarlayamadığımız, bir mekâna giderken engellilerin rahatlıkla o mekâna çıkamadıkları bir ortam düşünün bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde ama bundan beş yüz yıl önce bunu temin eden bir devlet; işte gerçek devlet odur. Gerçek devlet ne yaptığını bilen devlettir, gerçek devlet topluma hizmet eden devlettir ama bakın, bizler milletvekili seçildik. Kim seçti bizi? Türk milleti seçti, milletimiz seçti ve Anayasa'mızda şu yazar: “Her milletvekili, seçildikten sonra bütün Türkiye'nin milletvekilidir, sadece bir şehrin milletvekili değildir.” Dolayısıyla, şu boş sıralara baktığımız zaman -saat ne olursa olsun- bu boş sıralarda yer almayan milletvekillerinin her birinin, aslında o milleti temsil etme yetkisinin olmadığını düşünüyorum.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – MHP  sırasında da kimse yok.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hayır, ben kendim için de söylüyorum, sadece sizin için değil.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Çalışma saati fizyolojik değil.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bu Mecliste yer almayan herkes için söylüyorum, sadece sizin için söylemiyorum, sadece CHP veya MHP… Kim varsa… Yani, bir göreve geliyorsanız, size bir görev tevdi edilmişse o görevi hakkıyla yerine getirmeniz gerekir. Dolayısıyla, bunu yapmıyorsak… Bakın, aldığımız her kuruşun karşılığı kul hakkıdır. Kim ne derse desin, aksini iddia edemezsiniz.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Çalışma saatleri fizyolojik değil.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Ben diyorum ki, o zaman birileri kimin vasıflarını taşıyacak, kimin vasıflarını taşımayacak? Ama milletvekilleri konuştukları her şeye dikkat etmek zorundadır, Başbakan da konuştuğu her şeye dikkat etmek zorundadır çünkü her biri normalde milletvekilidir. Birilerinin çıkıp da ne Allah’ın tüm vasıflarını birine yükleme hakkı vardır ne de bir başbakanın tutup bir muhalefet liderinin konuşmalarını kaldırma yetkisi vardır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kim böyle bir şey söyleyebilir ya?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Arkadaş, kendinize gelin, bir şey söylüyorum, dinleyin.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Aklını kaybetmesi lazım…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Orada bir vasfı eğer birilerine yüklüyorsanız, bunu da tenkit etme hakkını taşımamız lazım, sizin de bunu taşımanız lazım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hocam, düzeltti onu, düzeltti ya.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Eğer dürüstseniz bunu taşıyın, “Yanlış yapmıştır.” deyin, “Yanlış yapmıştır.” deme büyüklüğünü gösterin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Elbette yanlıştır ya, elbette yanlıştır ki buna…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hayır, tüm vasıflar… Videosu da elde var.

“Tüm vasıfları” dediğim zaman yaratıcılık vasfı da girer.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Parti sözcüsü açıklama yaptı bununla ilgili. Niye duymazlıktan geliyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Kardeşim, boşa konuşuyorsunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İnsanın aklını kaybetmesi lazım böyle bir şey söyleyebilmesi için.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Parti sözcüsü konuştu, açıklama yaptı. Yeterli değil mi? Niye istismar ediyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Açıklama yapması şudur…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Niye istismar ediyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – O zaman… İstismar etmiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Sayın Başbakanın da kalkıp bunu söylemesi lazımdı.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Parti sözcüsünün açıklaması yeterli değil mi?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – “Sen ne halt ediyorsun be adam.” demesi lazımdı. Niye demedi?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Ayıp ya, ayıp!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Parti sözcüsü açıklama yaptı, yetmedi mi?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Başbakan yaptı mı?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının, 5520 sayılı Kanunun 10’uncu maddesinin birinci fıkrasını düzenlemeyi öngören 83’üncü maddesin ikinci fıkrasında geçen “azami beş yıl” ibaresinin “asgari 7, azami 10 yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi…

Gerekçe

Türkiye nüfusunun %12’sini engelli yurttaşlarımız oluşturmaktadır. Bu kadar yüksek bir engelli nüfus barındırılmasına rağmen, Cumhuriyet Hükûmetleri’nin hiçbiri, bu konuda yapısal ve sonuç alıcı düzenlemeler yoluyla engelli yurttaşlarımız katlanılamaz ve insan hakları ihlali boyutuna ulaşmış sorunlarına gerektiği gibi eğilmemiştir. Geldiğimiz zaman diliminde engelli yurttaşlarımızın sorunları halen, bütün yakıcılığıyla devam ederken, tasarıda bahsi geçen “zihinsel ve ruhsal engelli” yurttaşların sorunları ve toplumun diğer kesimleriyle birlikte sosyal ve iktisadi hayata katılım göstermelerini düzenleyen elzem ve gecikmiş bu düzenleme oldukça önem arz etmektedir. Değişiklik ile bu sorunun yakıcılığına bir kez daha dikkat çekmek ve istihdamlarını daha da cazip kılmak amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, dördüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Dördüncü bölüm 84 ila 101’inci maddeleri kapsamaktadır.

Dördüncü bölüm üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Erdal Aksünger.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Arkadaşlar, nereye gidiyorsunuz? Dinleyin ya.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Demin söyledik kul hakkına giriyor diye, adamlar gene gidiyor ya.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Aynı şeyleri konuşuyorsunuz, neyini dinleyeyim?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ne diyorsun ya? Kim o ya?

BAŞKAN – Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum gecenin bu saatinde.

Evet, aslında tabii bu saatte bunu konuşmak, bu yasayı bir vesileyle halktan kaçırmanın temel noktalarından bir tanesi.

Şimdi, İnternet’le ilgili olarak gelen bu torba kanun içerisindeki maddeler, Plan Bütçe Komisyonunda da anlattığımız gibi, aslında devlet ile vatandaş arasındaki bir güven probleminin eseridir. Bugün ülkede, son on yıldır çok ciddi bir güven problemi yaşanıyor. Güven probleminin temelinde sizin yaptıklarınız yatıyor. Bugün sokağa çıktığınızda, yargıyla ilgili, vatandaşın öyle veya böyle bilgisine bir başvurun, yargıya güveniyor mu, kolluk kuvvetine güveniyor mu, yasamaya güveniyor mu veya hangi kuruma güveniyor, siyaset kurumuna güveniyor mu? Bu problemleri sokaktaki vatandaştan bire bir dinleyeceksiniz.

Arkadaşlar, İnternet‘i yasaklamanız mümkün değil. Bu kanunun torba yasa içerisinde getirilme gerekçesi, aslında aralık ayından önceki Gezi’deki olaylar ve arkasından gelen büyük 17 Aralık depremidir.

Şimdi, birkaç şeyden bahsetmek istiyorum: TİB’in, bu ülkede bu kanunla yeni bir MİT fonksiyonuna getirilmek istendiğini çok açıkça söylemek istiyorum.

Bakın, arkadaşlar, iktidardan arkadaşlar çıkıp televizyonlarda anlatıyorlar, ben de dinliyorum bazı yerlerde, inşallah burada da anlatacaklar, bu soruların cevaplarını vermelerini istiyorum, “Yargı yerine koyuyorsunuz.” dediler. Dediler ki: “Avrupa’da böyle bir yasal düzenlemeler var.” İddia ediyorum, Avrupa’nın hiçbir kurumunda, hiçbir ülkesinde böyle bir düzenleme yok.

Bakın, getireceğiniz yasayla ne  yapmaya çalışıyorsunuz? TİB’e bir kadro tahsisi yapıyorsunuz. Bu kadro tahsisi büyük ihtimalle kolluk kuvvetlerinden kaydırmalarla yaşanacak ve daha önce yaşanan, işte, özel hayatın gizliliği esasının ihlalinde yaşanan sorunlarda “Ya, biz mahkemeye gittiğimizde bir hafta bununla ilgili mahkemeden karar çıkartamıyorduk.” diyorsunuz, şimdi dört saatte TİB başkanına başsavcı yetkisi vererek, kendisini mahkeme yerine koyan bir kurum yaratarak bunu engellemeye gideceksiniz.

Arkadaşlar, dinlerseniz bilgi vereceğim ben size ve ne yaptığınızı anlatacağım. Tabii, gecenin bu saatinde gerçekten de çok anlamsız kalıyor ama.

Şimdi, iddiamız vardı, arkadaşlarla Komisyonda konuştuğumuzda -bir komisyon raporu çıkmıştı, aslında Dinleme Komisyonunda da, İnternet Komisyonunda da bunlar çıktı- arkadaşlar dedi ki: “Biz Komisyonda bunları yazmıştık raporda.” Doğru, yazmıştık ama hukuki temelli olarak yazdık bunları. Biz hiçbir zaman “TİB’i alın da MİT gibi davranın, yargı yerine koyun.” demedik ki, böyle bir şey yok. Dört saatte kime veriyorsunuz yetkiyi de yapacak bu işi ya? Adam başsavcı mı ki TİB başkanı bunun kararını versin, mahkeme mi ki bunun kararını versin? Madem böyle bir şey var ortada, çıkarın, deyin ki 40 tane daha savcı koyalım Ankara’ya, bu savcılar gerekli olan kararları versin, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda da -ben hukukçu değilim ama- bir değişiklik yapılsın, bu değişiklikle desinler ki: “Yirmi dört saat içerisinde bu kararı vermek zorundadır.” Peki, neden kolluk kuvvetinden adam getirip de kararı onlar verecekmiş ki? Neden?

Peki, özel hayatın gizliliği nedir ya? Gene bunun kararını vermesi gereken hukukun kendisi değil mi? Kim verecek bunun kararını? Sayın Bakan bana anlattığında “Ya, ben kendi yetkimi kaldırıyorum.” dedi, “Ya, sizin yetkinizi kaldırmanız meselesi değil ki.” dedim ben. Konu, gerçekten kendini demokrasiye adamış, öyle olduğunu iddia eden bir ülkenin kanunlar çerçevesinde bir iş yapması meselesi. Böyle bir şey yok ki burada, böyle bir şey yapılmıyor ki bu konuyla ilgili olarak.

Nereden getirecekler bu kolluk kuvveti dediğim veya bu kadroyu? MİT'ten getirecekler, nereden getirecekler. Ayrıca 75 tane de yeniden diyorlar ki sözleşmeli personel alınacak, onları nereden getireceksiniz? Ya, bu kadar adama ihtiyaç ne için var? Bir hızlı karar alma mekanizması için varsa, ya, 40 tane savcı daha getirin oraya, yirmi dört saatte alsın bu kararları, versin. Neden bunu yapmıyoruz? Ya, bakın, zaten ne yaparsanız yapın İnternet engellenmeyecek ama… Yani, bunu anlatmak istemiyorum, teknik olarak detayı çok; bilen arkadaşlar bilir, bunun engellenmesi mümkün değil. Zaten kanun öyle bir kanun ki teoride bir şeyler yazılmış, pratikte uygulanması da mümkün de değil yani. Diyor ki: “İçeriği kaldır.” Nereden kaldıracak? Amerika’ya koymuşsa, bir server’da varsa, sen burada kanun çıkarıyorsun, oradaki adama “İçeriği kaldır.” diyorsun. Kimin kanununu kime uygulatacaksın sen ya? Böyle bir şey olur mu ya, böyle bir mantık olur mu? Bunu bin kere anlattık.

Şimdi, ben dedim ki: “Devlet eliyle fişleme yapıyorsunuz.” Arkadaşlar “Nasıl oluyor?” dedi. Ya, şimdi, trafiğin takip edilmesi meselesi var. Bir yılla iki yıl arasında, İnternet’e girip nerede tıklarsanız onların trafiğini özel şirketlere yani erişim sağlayan şirketlere “Bunu tutun.” diyorsunuz. Niye? “Yarın öbür gün ola ki bunlarla ilgili problem varsa döneceğim. Hatta katalog suçları içinde varsa yargıya gitmesine lüzum yok.” diyor. Ya, ben bunu da anlamıyorum, nedir bu katalog suçları? 8’nci maddeyle ilgili şunu çok açık söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak 5651’in 8’inci maddesiyle ilgili mahkûmiyet kararları bizim hakkımızda verildi ve ceza aldık. Yani, Avrupa Birliği “Kaldır bunu.” diyor, biz hâlâ onu ellemiyoruz, “Avrupa Birliğinin dediği düzenlemeyi yapıyoruz.” deyip yasak getiriyoruz.

Bakın, katalog suçlarında, size nelerin katalog suçunda olduğunu bir hatırlatayım isterseniz: İntihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyuşturucu madde kullanılmasının kolaylaştırılması, sağlıkla ilgili madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar. Peki, arkadaşlar, bunlar katalog suçu. “Bunları yargıya götürmeden, bunlarla ilgili konularda bir ihlal varsa engelleyeceğiz.” diyorsunuz. Katalog suçu bunlar. Peki, terör katalog suçu niye olmuyor o zaman? Irkçılık neden katalog suçu olmuyor mesela? Bunların hepsi Ceza Kanunu’nda yok mu, ceza hukukunda yok mu? Var. Niye katalog suçu oluyor?

Dünyada tek hassas konu şudur: Çocuk istismarları. Cinsel olabilir, müstehcenlik konusunda olabilir, tek odur. Zaten bakın, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ülkesinde çocukla ilgili konuda yasal çerçevede İnternet’ten erişim sağlayan hiçbir kurum buradaki hassasiyeti düşürmez yerlere. Bakın her yere. Peki, bu katalog suçların dışındaki bunlar katalog suçu değil mi? Peki, bu katalog suçunun içindekiler ceza hukukunda yok mu? Var. Peki, neden buraya konuluyor? Bunun açıklamasını yapamıyorlar. Yahu, bunun kaldırılması isteniyor, ceza hukukunda var zaten, biz de karşı değiliz bunların hiçbirisine, böyle bir şey yok. 9/A’da da diyor ki: “TİB Başkanı…” TİB Başkanı başsavcı olduğu için orada, kararı TİB Başkanı veriyor. Bu ülkede, yani, yargının tepesine oturan bir adam modunda TİB Başkanı oluyor. Yahu, bu ülkede uygulamalar problemi var. Dinlemelerde gördük problemlerin hepsini zaten. Yani, biz, Dinleme Komisyonunda şunu gördük: Adli olmayan dinlemelerde yargının verdiği kararlar istihbaratî dinlemelerle ilgili. Ya zaten bu ülkede en büyük problem, devlet imkânlarını kullanarak istismar edilen yerlerden çıktı, dışarıda bir çete yok, insanları dinleyen, fişleyen bir çete yok, yok öyle bir şey. Kim varmış, bana bir açıklasın. MİT mi bunu araştırıyor, Emniyet İstihbarat mı araştırıyor, kim araştırıyor, hangi kolluk kuvveti? Doğru değil, bunların hepsi uydurma işler. Bunların dışarıda herhangi bir çete mete araştırdıkları yok. Çünkü, Türkiye’de yaşanan bütün ihlallerin çoğu, devlet imkânlarını elinde bulunduran insanların, kolluk kuvvetinde verileri barındıranların suistimallerinden kaynaklanıyor ve şundan kaynaklanıyor… Şimdi, bu “paralel” kelimesi, tabii, gerçekten, çok rijit olmuş bir kelime oldu ama yahu paralelse ben size söyleyeyim: MİT kiminse, Emniyet İstihbarat başkasının. Yahu, devletin böyle kurumları olur mu? Evet, devletin böyle kurumları var yahu, iki kurum başkalarının.

Bir de, biz, hep yıllarca öğrendik, biz sol gelenekten gelen insanlarız, ben orayı bilmem ama “derin devlet” diye bir olgu vardı, bununla ilgili yazıldı, çizildi, o nereye gitti, onu da bilmiyorum yani. Bir de derin devlet var ortada, o nerede, onu da bilmiyorum. Çünkü, biz, şunu anladık ki: Derin devlet olgusuyla uğraşanlar yani ondan bahsedenler şu anda paralel devletten bahsediyor. İyi de, yahu, MİT’le Emniyet İstihbarat arasındaki fark şu, biz bunu daha önce de gördük yani: “MİT’teki adamlara güvenilir.” Kim söylüyor bunu? Mevcuttaki iktidar söylüyor, ben söylemiyorum. MİT’e güveniliyor, Emniyet İstihbarata güvenilmiyor. Neden, neden? Bu kadroları kim getirdi? Problem buradan kaynaklanıyor yani. Şimdi, devlet tarumar olmuşsa, devletin kademelerinin hepsi yerle bir olmuşsa, bir vesileyle devlet ile vatandaş arasında bu kadar güven problemi varsa bu getirdiğiniz kanunların hepsi aslında boş hikâyelerin kendisi, bir tarafından baktığınızda.

O yüzden, teknik maddelerle ilgili şunu söyleyeceğim: Önümüzdeki süreçte… Vatandaşa öyle şeyler öğrettiniz ki, ya, vatandaş kendi kendine dijital okuryazarlığa gitti korkusundan. Adamlar, telefonla konuşma meselesinde “Beni dinliyor.” diye, İnternet üzerinden protokolü olan WhatsApp gibi, Tango gibi yerleri öğrendiler ya. Türkiye’de manav ile bakkal bu işi öğrendi ya, korkudan öğrendi, siz öğretmediniz.

O yüzden, arkadaşlar, bu Kanun’un, 5651’in tümüyle, kökünden yeniden görüşülmesi lazım, yeniden düzenlenmesi lazım diyerek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksünger.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan.

Sayın Ayhan’ın şahıslar adına da sözü var. Dolayısıyla, ikisini birleştirip kendisine on beş dakika süre veriyorum.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Tasarı’nın dördüncü bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım, şahsım adına da ilave konuşma yapacağım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Kanun yapım süreci çok teknik, çok detay isteyen bir olay. Ancak, şunu hemen ifade etmek isterim ki: “Torba tasarı” diye adlandırılan ve son derece, hukuk, İç Tüzük ve kanun yapım sürecine ilişkin teamüller dışında, son derece zorlama bir olayı, bir daha, burada tekrar yaşıyoruz. Bu şekilde bir tasarı görüşülüyor. Bu olay, AKP’nin, hukuku, İç Tüzük’ü, teamülleri kendine uydurarak zorladığı bir olay. AKP, kanun yapım sürecini de kendine benzetmiş durumda. Bunu niçin söylüyorum? Birbirine benzemez onlarca konu, maddelerin niçin konulduğu, niçin bunların bir araya geldiği bilinmiyor. Nitekim, Plan Bütçe Komisyonuna yeni gelen bir torba tasarısında da burada görüşülen hususlara ilişkin yeni maddelerin ilave olduğunu ilgili arkadaşlardan öğreniyorum. Bunun bir mantığı yok. İzan… Bunların hep birlikte değerlendirilmesi sonucunda ne yapılır? Ortaya konması gereken doğru bir işleyişi ne yapar? Değerlendirmesi lazım. Hükûmetin böyle bir değerlendirmeden uzak olduğunu düşünüyorum.

Tasarı ve teklif gerekçeleri birbiriyle son derece uyumsuz. Acilen, kimin ne ihtiyacı varsa, koridorlarda ihtiyacı olanların hazır önergeleri milletvekillerine vermek suretiyle bu işlemi gerçekleştirmeye çalıştığını, problemini çözmeye çalıştığını görüyoruz. Ben şunu da merak ediyorum: AKP bu kadar problemi nasıl biriktiriyor, ne yapıyor? Biriktirmenin ötesinde, hemen aynı konuda yeni bir ihtiyaç daha ortaya çıkıyor, bu yeni bir tasarıya veya yeni bir teklife ne yapılıyor? İlave edilmek zorunda kalınıyor.

Benim üzerinde konuştuğum bölümde, Sosyal Güvenlik Kurumuna ilişkin 5502 sayılı Kanun’a ilişkin çeşitli hükümler, sınai mülkiyet haklarına istisna kurumlara ilişkin, onların istisnasına ilişkin Kurumlar Vergisi Kanunu’ndaki hususlar, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye ilişkin hususlar, Gelir Vergisi Kanunu’na ilişkin hususlar, engellilere ilişkin hususlar, 5580 sayılı özel öğretim kurumlarına ilişkin hususlar sadece bu bölüm içinde yer alıyor. Ama bu bölümün ağırlığı başka. Bu bölümde ne var? 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da bir değişiklik yapılmak isteniyor. Bu, alelacele gelen, alelacele düşünülen, AKP açısından ihtiyaçtan kaynaklanan, acil ihtiyaçtan kaynaklanan bir olay. Niçin böyle ifade ediyorum? Bu olay, özellikle, 17 Aralıktan sonra ortaya dökülen, saçılanlardan sonra bir ihtiyaç, lüzum hissedildi AKP tarafından.

Şimdi, nereden bakarsanız bakın, biraz önce, İnternet’e düşen olayları da dikkate aldığımızda, Sayın Genel Başkanımızın bir televizyonda alt yazı olarak geçen konuşmalarının Sayın Başbakan tarafından bizzat telefon edilerek çıkartılmak istenmesi; bu doğru mudur? Sayın Bakanım, bununla ilgili bir bilginiz var mıdır? Bu olay ortalığa düştü, yalan mıdır, doğru mudur? Bu, haysiyetli bir davranış biçimi midir -bırakın Sayın Başbakan yapmasın, başka yetkili biri yapsın - haysiyetli bir davranış biçimi midir sizce? Yani bunu iyi düşünmek lazım, gerçekten, siz bir bakansınız, ben bunu öğrenmek istiyorum.

Siz, bir yetkili tarafından, bir muhalefet partisi genel başkanının alt yazıda geçen konuşmalarının, haberlerinin çıkarılmasını istiyorsunuz. Bunu yapan birinin haysiyetli bir davranış yaptığını Hükûmetin bir bakanı olarak söyleyebilir misiniz, böyle bir şey mümkün mü?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Telefon dinleyip ifşa edenler haysiyetli mi davrandı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Hayır, onlar da aynı şekilde, onlar da aynı şekilde, benim için hiç fark etmez, onlar da aynı şekilde.

Ben Sayın Bakanı, Başbakanı filan ilzam etmiyorum, sadece böyle bir olayın haysiyetli bir davranış biçimi olup olmadığını size Hükûmetin bir bakanı olarak soruyorum. Siz icra makamısınız, ben bunu Hükûmetin bir bakanına sormayacağım da kime soracağım Allah’ınızı severseniz?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Milletin yatak odasına girerken kim hükûmetteydi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Malzemeyi nereden bulmuşlar dinlemek için?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Hayır, onlarda değilim, ben bu davranış biçiminin uygun olup olmadığını Sayın Bakandan, Hükûmetten sormak istiyorum, benim sadece düşündüğüm bu. Bu, haysiyetli bir davranış biçimi midir; kim yaparsa  yapsın, dinleyen de, çıkartmak isteyen de, hepsi? Eğer bunun her ikisinin de haysiyetli bir davranış biçimi olduğunu siz Hükûmetin bir üyesi olarak söylüyorsanız ben bundan hicap duyarım, gerçekten hicap duyarım. Siz o hâle düştünüz ki, üzülüyorum. Neden üzülüyorum? Sizin bu hâle düşmeniz beni sevindirmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ne hâle düştü? Gerçekten üzücü bir olay. Bu beni çok üzüyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Türkiye değil, Başbakan ne hâle düştü, Başbakan?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Bakın, havuz hadisesi var; doğrudur, yanlıştır, hiç üzerinde durmuyorum, dinleyenlere de kızıyorum…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, yerine getirenler farklı değil ki, yerine getirenler de farklı değil.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - …ama böyle bir havuz hadisesi var ise bakın, böyle bir havuz hadisesi var ise ve bu havuz hadisesinin bırakın Hükûmetin en yakınlarını ilgilendirmesini, bu havuza para koyduğu iddia edilenler, bu sesleri ortalıkta dolaşanlar bu millete küfrediyor ya! Ne dediğini duydunuz mu siz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Merak edip okudunuz mu onu?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ya, Türk milletine böyle bir şey… Nasıl sizin içinize siniyor ya, nasıl içinize siniyor? Hadi bunlar size yakın olabilir, içli dışlı olabilirsiniz, ona da bir şey  demiyorum; hadi aldığınızı verdiğinizi bir tarafa koy; ya, bu Türk milletine nasıl böyle bir hakareti reva görürsünüz ya? Allah rızası için, biriniz çıkın da bir şey söyleyin ya, biriniz çıkın da bir şey söyleyin.

Ben geçenlerde yine böyle bir Sayın Bakanla buradan konuşuyorum, o günkü Sayın Başkan Vekili Hanımefendi bana “Lütfen Genel Kurula konuşun.” dedi. Yani orada oturan Hükûmet üyesini Genel Kurul üyesi olarak falan düşünmemeye başladı AKP. Çok üzülüyorum, ağırıma gidiyor, bir Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin böyle bir duruma düşmesi hoş bir şey mi ya? Siz bundan gurur mu duyuyorsunuz Sayın Bakanım? Üzüldüğünüzü biliyorum, ben sizin mesai arkadaşınızım ama hakikaten zor ya? Buna nasıl katlanıyorsunuz, bu zillete nasıl dayanıyorsunuz, anlamakta güçlük çekiyorum. Ben olsam hayâ duyarım, başkası için bilmem.

Şimdi, hakikaten o havuz hesabındaki konuşan adamlar; ya, bu millete nasıl küfredersiniz böyle? Böyle bir şey olabilir mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kim küfrediyor?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ya, Türkiye Cumhuriyeti’nin milletvekili buna nasıl dayanır? Hükûmeti nasıl dayanır? Ha, bize biriniz çıkıp da deseniz “Ya, bu doğru değil.” falan, tamam, kabulleniriz.

Şimdi, bu değişikliklere ihtiyaç duymanızın sebebi, siz İnternet  üzerinden de sansür uygulamaya çalışıyorsunuz. Özellikle bunu çabuk yapmaya çalışıyorsunuz ki 30 Marttan önce bu işleri kapatmaya çalışıyorsunuz millet duymasın diye. Soyut, genel ve sınırları belirli olmayan ifadelerle, TİB’e, erişimi engelleme yetkisi veriyorsunuz, cezai soruşturmayı izne bağlıyorsunuz. Niye? Yasadaki yetkiyi kötüye kullanacaksınız. Nasıl kullanacaksınız? Personele dokunulmazlık zırhı vereceksiniz, istediğinizi de yaptıracaksınız. Hakikaten bunu özellikle seçimden önce palas pandıras getirişinizin nedir sebebi? Vatandaşın bir şey duymasını engellemek isteyişiniz.

Anayasa’nın 26’ncı maddesinde, herkesin düşünce ve kanaatlerini, söz, yazı, resim veya başka yollarla açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu hususları var. Ayrıca, resmî makamların müdahalesi olmadan haber veya fikir almak ve vermek serbestliğini de kapsıyor. Bu bir güvencedir, siz bu güvenceyi ortadan kaldırıyorsunuz.

Anayasa’nın 13’üncü maddesinde, temel hak ve hürriyetler, özüne dokunulmadan Anayasa’nın ilgili maddelerine göre sınırlayabilirsiniz. Ayrıca, bu sınırlama Anayasa’nın ruhuna, sözüne de aykırı olmayacak. Yaptığınız bu iş Anayasa’ya aykırı.

Siz sosyal medyayı düşman olarak görüyorsunuz. Televizyon ve gazeteler, anlaşılan kadarıyla havuz hesabıyla bir şekilde çözülüyor ama bunu, bu sosyal medya hadisesini çözmek biraz zor oluyor, çünkü geçmiş bir iki olayda siz bunun açık ve net bir şekilde sıkıntısını yaşadınız. Sosyal medyada gerçekten ayarı tutturamıyorsunuz, diğerleri gibi değil, kaçağı var sizin açınızdan. Medyayı falan baskı altına alıyorsunuz -işte eğer doğruysa ortaya dökülenler- içinizden “yanlış” diyen yok, “Muhalefet liderininkini yazma, ötekininkinin altını sil.” vesaire ortaya çıkıyor.

Buradaki olaylar, bu kadar ayıp ortaya çıktıktan sonra gerçekten sizin yerinizde olmak da kimse istemez. Sizin durumunuz da zor Sayın Bakan, kolay bir iş değil. Ben niye size -mesai arkadaşım- geleyim bir şey söyleyeyim, geleyim inciteyim, incitecek şey söyleyeyim? Ama şunu açık ve net bir şekilde görüyorum ki bu millete resmen, iş yapan havuz hesabındaki adamlar küfrediyor. Lütfen bunu engelleyin, biriniz beyanat verin, “Yapamaz bunlar Türk milletine.” deyin ya! Siz Türk milletini temsilen buradasınız, Türk milletine nasıl hakaret ettiriyorsunuz? “Değil, yok, Haluk Bey, böyle.” deyin; Sayın Bakan, ben teşekkür edeyim, gideyim şuradan ya! İçim rahat gideyim. Memleketin geleceğine güveneyim ama içinizden hiç kimse bunu söylemiyor kabine üyelerinden. Bu, gerçekten sıkıntı verici bir olay.

Medya size göre baş belası ama yaptığınız bu iş sansür. Daha önce aynı olaylar başkalarının başına geldiği zaman sizin için bir şey yok. Sayın milletvekili orada oturuyor, aynı olaylar aynı mahkemelerde aynı emniyet mensuplarıyla ona reva görüldü. Hiç içinizden ses çıkaran olmadı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Keşke o zaman çıkarılsaydı o kanun.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Hayır, çıkarsınlar ama şimdi siz ses çıkarmıyorsunuz, hatta değiştiriyorsunuz.

Evlat acısı kolay değil. Bakın, ben Sayın Bayraktar’la mesai arkadaşlığı yaptım, onun içine düştüğü psikolojik durumu anlayabiliyorum. Bir adam dışarı giderken -“adam” derken milletvekilini, özür dilerim, belki yanlış ifade ettim- tuzluk oluyor, size gelirken ne oluyor bilmiyorum, yağdanlık mı oluyor? Ama gidip gelene ne diyorsunuz, onu hiç bilmiyorum. Şimdi, bu tür ifadeler kullanılırken son derece hassas düşünmek lazım. Bugün bunlar, yarın, yazılacak çizilecek. Herkes bundan hissesini alır, utanacaksa utanır, sıkılacaksa sıkılır. Hiç, bu olaylar bu memlekette olmuş diye şurada hiçbir milletvekilinin gelecekte bu olaylardan dolayı sevineceği kanaati bende yok. En azından benim grubumda yok, onu kesin biliyoruz.

Ben zaman zaman, mesai arkadaşımsınız orada, size rastlıyor burada benim konuşma esnasındaki şeyim, belki alındığınız, darıldığınız oluyor ama şu havuzcuların Türk milletine küfrüne karşı çık. Yarın bundan, bu vebalin altından kalkamazsın. Bırak başkasını, bırak milleti bir tarafa ya, o ifadeleri nasıl kabulleniyorsunuz, siz Türk milletinin mensubu değil misiniz? Allah’tan korkmak lazım.

Ben teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, yerimden…

BAŞKAN – Tabii, sizin hakkınız var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sataşmadan mı?

BAŞKAN – Hayır, sataşmadan değil, Hükûmet konuşabilir.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümü üzerinde MHP Grubu ve şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Yani, siz kısa bir konuşma mı yapacaksınız?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Kısaca…

BAŞKAN – O zaman yerinizden, tamam, öyle olur.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bir defa, Sayın Milletvekilinin kullandığı üslubun hiçbir şekilde tasvip edilemeyeceğini belirtmek isterim.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ben küfür falan etmedim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bir fikri…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Etmedim küfür, konuşamazsın öyle.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bir fikri…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Üslubumda ne var?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Gayet rahat konuşurum. Oturun oturduğunuz yere. Her türlü lafı söyleyeceksiniz, bir de bizi konuşturmayacaksınız burada. Kusura bakmayın!

BAŞKAN – Sayın Ayhan, lütfen, lütfen…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Konuşuyorsun, bizim konuşmamızı kesiyorsunuz.

İSMAİL TUNÇ (Bartın) – Saygılı ol, saygılı.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Saygılı olun ve dinleyin, ben sizi dinledim.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Saygılıyım ben. Konuşma!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın milletvekilleri, konuşurken hakaret etmeden de bir fikri ifade edebilirsiniz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Neresinde hakaret etti?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bağırmadan da bir fikri ifade edebilirsiniz, eleştirebilirsiniz. Fakat özellikle karşınızdaki insanları rencide etmek için hakaret ederek, üslubunuzu bozarak konuşuyorsanız müsaade edin, biz de buna bir cevap verelim. Birincisi…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – O millete küfredenden rahatsız olmuyor musun?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bir saniye, bir dinle, bağırma öyle!

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bağırırım.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bu hakkı nereden buluyorsun?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Buluyorum.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bağırma hakkını nereden buluyorsun?

EMİN HALUK AYHAN  (Denizli) – Konuşuyorum…

BAŞKAN –  Sayın Ayhan, lütfen… Lütfen…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bağıramazsın… Bağıramazsın.

EMİN HALUK AYHAN  (Denizli) – Millet seçti beni, millet seçti.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ben de sana  bağırırım o zaman.

BAŞKAN –  Şimdi, siz ikiniz de birbirinize bağırmayın, güzel güzel geldik…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –  Lütfen bağırma, üslubunu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Siz de bağırmayın.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –  Burada hepimiz milletvekiliyiz, belli bir üslupla konuşmak durumundayız. Fikriniz varsa güzel bir üslupla ifade edersiniz.

EMİN HALUK AYHAN  (Denizli) – Ne ağrına gitti söylediklerimden?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Farklı söyleyebilirsiniz fakat bağırmaya hakkınız yok, karşınızda çocuk yok. Sizin bağıracağınız insanlar değiliz biz.

Değerli milletvekilleri, dinleme hadiseleriyle ilgili ben şuna inanıyorum: Genel bir tutum almamız gerekiyor. Siyaset kurumu olarak ve bu devletle ilgili, bu milletle ilgili sorumluluk hisseden insanlar olarak genel  bir tutum almamız gerekiyor. Ben şu kanaatteyim: Bu tür…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yani onu söylerken..

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bir dinleyin lütfen… Bir dinleyin lütfen, yine konuşun.

BAŞKAN –  Sayın Özensoy, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bakın o kadar dinledik, on beş dakika dinledik ya! Ayıp be!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, dinleyeceklerse konuşalım.

BAŞKAN – Yani, bakın ben uyarıyorum…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Dinleme…

BAŞKAN – Sayın Özensoy, lütfen… Lütfen…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Tek tek bu işlerin detayına inersek, tek tek dinleyenlerin, konuşulanların, insanların mahrem hayatlarına girersek ben bu işten bir çıkış yolu olduğunu görmüyorum. Devletimizin bekası adına da, siyaset kurumunun saygınlığı adına da bir çıkış yolu olduğunu görmüyorum. Burada hukuki ve ahlaki bir tavır  almamız lazım. Kendimizin de bir özeleştiri yapması lazım, ben buna da inanıyorum. Geçmişe dönüp bakarak biz de bir özeleştiri yapmalıyız ve buralarda içeriden veya dışarıdan birtakım çevrelerin, birtakım kesimlerin, insanların özel hayatlarına girerek, en mahrem ortamlarına girerek bunları elde etmeleri… Bunun da doğru olup olmadığını bilmiyoruz tabii. Bugünkü dünyada montaj imkânları da var, bin türlü numara yapma imkânları da var. Sizin suretinizi alırlar bir başkasına yapıştırırlar, sesinizi alırlar bilmem bir başka yere kopya ederler. Ben hiç kimseyi… Dolayısıyla araştırmadan, incelemeden de kabul edemem hiçbir belgeyi.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Üç senedir niye bulmadınız Sayın Bakan? Üç senedir niye bu Hükûmet koltuğunda oturuyorsunuz? Ama şimdi böyle cevap mı olur ya?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Diğer taraftan, genel bir hukuki tavır ve ahlaki tavır olarak biz topyekûn bütün partiler olarak, bir siyaset kurumu olarak biz buna karşı bir tavır almazsak, biz bunların önüne geçmezsek, bunların detaylarında boğulursak ülkemizin geleceği adına sürekli bir şekilde bu tehditlerin altında yaşamaya devam ederiz. Bugün “A” şahsına olur, yarın “B” şahsına olur, bugün birine olur, yarın bana olur, öbür gün size olur.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Tam tersine size olur.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Buralarda akil insanların, değişik partilerden, değişik görüşlerden insanların bu konulara karşı genel bir -az önce söylediğim gibi- hukuki ve ahlaki tavır geliştirmesi lazım. Ben buna inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Bölüm üzerinde soru yok.

Dördüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Bakanın bir iki hususuna grup adına cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi bu 60’ıncı maddeye göre mi, nasıl yapıyoruz onu? Siz sataşmadan mı istiyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ben oturduğum yerden cevap olarak vereceğim.

BAŞKAN – Hayır, sataşma yapmadı. O zaman 60’a göre…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sataşmadan değil, cevap vereceğim grup olarak.

BAŞKAN – 60’a göre buyurun.

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, şimdi, güzel söylüyorsunuz hepsini, şöyle böyle diyorsunuz ama bakın, bugün size yönlendirilen birtakım hususlar konusunda feveran ediyorsunuz. Ama bakın, üç sene önce, üç buçuk sene önce meydana gelen olaylar konusunda hiç ama hiç itiraz etmediniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ettik, ettik.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yani birtakım kasetler ortaya çıktığı zaman, değişik partilerden kasetler çıktığı zaman âdeta sevindiniz, bunu siyaseten kullandınız. Ama, aradan zaman geçti, size yönelik birtakım hadiseler ortaya çıkınca bu defa bunların hakkaniyete sığmadığını…  İşte, az önceki konuşmada şunu söylediniz: “Efendim, hiç mi bunu dinleyenlerin suçu yoktur.” dediniz. Aslında tabii ki, hem onu dinleyenlerin suçu vardı hem de bu işi yapanların suçu vardı. Yani şimdi Sayın Başbakanın bir konuşması dinlenmiş, Habertürke verdiği bu talimatlar üzerine de birtakım sansür uygulanmış ve televizyonlardan Sayın Bahçeli’nin beyanatları kaldırılmış.

Şimdi, bakın, sadece ikisi suçlu değil, hem dinleyen hem de bu talimatı veren değil yani sadece Başbakan suçlu değil veya onu dinleyen suçlu değil. Aslında biraz haysiyet olsaydı o televizyonun bunu uygulayan mensupları da aynı şekilde bunu yapmazlardı ve suçlu duruma düşmezlerdi, onlar da kendi haysiyetlerini ortaya koymazlardı bu şekilde.

Şimdi, dolayısıyla, bakın, eğer bir…

BAŞKAN – Tamamlarsanız…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Tabii, tamamlıyorum.

Şimdi, yolsuzluklarla ilgili aynı şeyler olduktan sonra ortaya çıktınız. Bakın, bir sürü kaset çıkarıldı, ondan sonra insanlar beş sene, altı sene içeride tutuldu ve mahkûm edildiler, aileleri rencide oldu, çocukları rencide oldu. Bu insanların hak ve hukukunu kim koruyacaktı? Siz koruyacaktınız yürütme olarak ama siz bunları o zaman yapmadınız, ardından iş size dönünce “Millî orduya kumpas kuruldu.” dediniz, paralel devletten bahsettiniz, derin devleti paralel devlet hâline getirdiniz. Yani bir konu…

BAŞKAN – Evet, Sayın Halaçoğlu, tamamlar mısınız lütfen.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Tabii, tamamlıyorum son cümle olarak.

BAŞKAN – On dakika oldu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır efendim.

Bir konu sizin başınıza geldiği zaman değil, tüm zamanlarda bunu değerlendirmeniz gerekirdi. Dolayısıyla hukuk devletinin gereği de, icabı da budur, devlet adamlığının gereği de budur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birleşime iki dakika ara veriyorum.   

Kapanma Saati: 01.41

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 5 Şubat 2014 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler.

Kapanma Saati: 01.43

 



(*) Bu bölümlerde Hatip tarafından  Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

 

(x) 524 S. Sayılı Basmayazı 28/1/2014 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X)  Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.