TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               109’uncu Birleşim

                                                                                         23 Mayıs 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Kanal İstanbul’un çevreye etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türkiye’deki aile sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, 25 Mayıs Dünya Etik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul Kadıköy Altıyol’da bulunan boğa heykelinin Beylerbeyi Sarayı’na taşınmasına ve Kadıköy’de Kuşdili Çayırı’na yapılacak alışveriş merkezine ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’de ÇELİK-İŞ ve BİRLEŞİK METAL-İŞ arasında uzlaşmanın sağlanması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görev üstlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu Göynük’te tertip edilecek Akşemseddin’i anma programına ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, 28 Şubat postmodern darbesine ilişkin açıklaması

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 2012 yılında Artvin’in Arhavi, Hopa ve Borçka ilçelerinde yaşanan sel felaketi nedeniyle gönderilen 3 milyon 800 bin liralık afet yardımının Artvin Valiliği tarafından hangi bölümlere harcandığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Türkiye’de cezaevlerinde bulunan ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin durumuna ve Taylan Çintay’a Ankara Sincan Cezaevinde yapılan muameleye ilişkin açıklaması

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 25 Mayıs Dünya Etik Günü’ne ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, 10 bin kamu koruma memuru alınacak olmasının üniversiteleri savaş ve çatışma alanı hâline getireceğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Tarsus’un Yenice ilçesi Karsavuran mevkisinde yaşayan göçerlerin sorunlarına ilişkin açıklaması

10.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, “Redhack” tarafından İnternet sitelerine gönderilen belgeye göre El Nusra ve El Kaide cephesinin Reyhanlı’ya yaptığı saldırıyla ilgili olarak Hükûmetin ne söyleyeceğini bilmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, “Redhack” tarafından İnternet sitelerine gönderilen belgenin içeriğiyle ilgili olarak Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmesini ve kamuoyuna açıklama yapmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir Atatürk Stadyumunun TOKİ’ye devredilerek yerine bir alışveriş merkezi yapılması için protokol imzalanmasına ilişkin açıklaması

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Zonguldak’ta bacaklarını biçerdövere kaptıran Harun Mosmos adındaki çocuğun Hacettepe Üniversitesi Hastanesine taşınması için bir uçak ambulans ya da helikopter ambulans temin edilememesine ve yaşanan 112 Acil zafiyetine ilişkin açıklaması

14.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Reyhanlı’ya ziyarette bulunacak olan Başbakanın niçin Uludere’ye gitmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, AK PARTİ grup önerisiyle gündeme alınması istenilen 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin komisyondan geçtikten sonra kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurul gündemine getirilmesinin bir İç Tüzük ihlali olduğuna ve teklifin 22’nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle görüşülmesine imkân bulunmadığına ilişkin açıklaması

 

 

16.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, AK PARTİ grup önerisiyle gündeme alınması istenilen 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Hükûmet veya esas komisyon tarafından kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurul gündemine getirilmesinin gerekçeli olarak istenebileceğine ve Genel Kurulun işaret oyuyla buna karar verebileceğine ilişkin açıklaması

17.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, AK PARTİ grup önerisiyle gündeme alınması istenilen 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinde Anayasa’ya bir aykırılığın söz konusu olmadığına ilişkin tekraren açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, AK PARTİ grup önerisiyle gündeme alınması istenilen 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinin yeniden ele alınıp tereddütleri giderecek şekilde düzenlenmesi gerektiğine ilişkin tekraren açıklaması

19.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, KİT Komisyonunda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, görüşülen kanun teklifiyle ilgili olarak Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan düzenlemelerin Genel Kurulda geri alınması yönündeki anlayışı doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

23.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, sağlıklı bir yasa çalışması yapılmadığına ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, görüşülen kanun teklifinin 2’nci maddesindeki düzenlemenin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, görüşülen kanun teklifiyle ilgili olarak bürokratlardan bilgi almak istediğine ancak Genel Kurulda telefonlar çalışmadığı için kimseye ulaşamadığına ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, sükûnet içerisinde bir görüşü ifade etme imkânını dahi muhalefet partisine vermek istemeyen bir iktidar partisi yaklaşımı olduğuna ve görüşme imkânı kalmadığından teklifin görüşmelerinin ertelenmesini önerdiğine ilişkin açıklaması

27.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, hiç kimsenin AK PARTİ Grubuna ve milletvekillerine hakaret etme hakkının olmadığına ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e kınama cezası verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, hiçbir milletvekilinin yaralayıcı ve rencide edici bir üslup kullanmaması gerektiğine ve Özgür Özel’in tekmelenmesi olayını kınadığına ilişkin açıklaması

29.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, hiç kimsenin kimseye hakaret etme hakkının olmadığına ve Başkanlık Divanının bu konuda tedbir alma ve parti gruplarına bildirme sorumluluğunun bulunduğuna ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Yemen-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Fuad Mohamed Abdul Karim başkanlığındaki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30/4/2013 tarihli ve 48 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1224)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 19 milletvekilinin, Adana ilinin sanayi ve sanayileşme potansiyelinin tespiti ve yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/633)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, basın emekçilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/634)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 29 milletvekilinin, “Altuzan” isimli kanser ilacının sahtesinin Türkiye’de de kullanıldığı ve Orta Doğu ülkelerine de buradan gittiğine dair iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/635)

 

C) Gensoru Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın görüşülen kanun teklifinin birinci bölümü üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in görüşülen kanun teklifinin 9’uncu maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın görüşülen kanun teklifinin 19’uncu maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın görüşülen kanun teklifinin 21’inci maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463)

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kanun teklifinin görüşmeleri sırasında iktidar partisinin önergelerinin muhalefet partilerine dağıtılmaması nedeniyle görüşmelere devam edilip edilmeyeceği hakkında

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 463) Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2002-2013 yılları arasında Diyarbakır’da yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/20885)

2.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2002-2013 yılları arasında Erzurum’da yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/20886)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen ihalelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/21220)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde bulunan TKİ Genel Müdürlüğüne ait sosyal tesislerin ve lojmanların belediyeye devrine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21324)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, elektrik tellerinin yarattığı tehlikelere ve Ankara’da yaşanan bir olaya ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21329)

6.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, olası bir depremin olumsuz etkilerinden korunmak için alınan önlemlere ve hizmet binalarının depreme dayanıklılığına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/21477)

7.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Vakıflar Yönetmeliği kapsamında muhtaç aylığı bağlanan kişilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21534)

8.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Balya ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21609)

9.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Gönen ilçesindeki bir köyün elektrik telleriyle ilgili sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21610)

10.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Balya ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21611)

11.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’ın Kağızman ilçesinde bir köyde evine elektrik bağlatamayan bir vatandaşa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21613)

12.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in İvrindi ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21615)

13.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in İvrindi ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21616)

14.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Havran ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21617)

15.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Gönen ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21618)

16.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Gaziantep’teki çiftçilerin elektrik borçlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21619)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bir kamu spotunun maliyetine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21783)

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Afyonkarahisar, Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Batman, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır, İstanbul, Hatay, Gaziantep, Eskişehir ve Erzurum’da resmî ilan yayınlama hakkına sahip yerel gazetelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21824), (7/21825), (7/21826), (7/21827), (7/21828), (7/21831), (7/21832), (7/21833), (7/21834), (7/21835), (7/21839), (7/21840), (7/21841), (7/21842), (7/21843)

19.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Kamu İhale Kurumu tarafından iptal edilen ihaleler ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/22197)

23 Mayıs 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşimini açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kanal İstanbul’un çevreye etkileri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Eyidoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Kanal İstanbul’un çevreye etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son birkaç yıldır zaman zaman gündeme gelen ve bilimselliği çok tartışılan bir projeden bahsedeceğiz; İstanbul’u ilgilendiren, Marmara Denizi ve Karadeniz’i ilgilendiren bir proje, ‘Kanal İstanbul’. Sayın Başbakan bu projeyi ortaya attı, “Kanal İstanbul” dendi, bir ara çılgın projelerden biri olarak “Çılgın Proje” dendi. Bu projeyle ilgili Sayın Ali Babacan şöyle diyor: “İlk etapta bakanlar olarak ‘Acaba olur mu, olmaz mı?’ ‘Çok mu çılgın?’ ‘Acaba gerçekleşebilir mi?’ şeklinde şüpheler hissettik ama Sayın Başbakanımız bunu açıkladı, olmayacak olsa zaten bu açıklanmazdı.” diyor. Demek ki proje tamamen afaki, imaj projesi, hiçbir bilimsel çalışmaya dayanmıyor; animasyon var, bilim yok.

Geçenlerde cevap alamadığımız soru önergesini burada herkesin önünde okudum, hâlâ cevap alamadık bu soru önergesine. Ama, Başbakan, bu bilimselliği bilinmeyen projeyi Yüksek Planlama Kurulundan geçirdi. Sayın Babacan diyor ki: “Her türlü çevre değerlendirmesi ve hazırlığı çok dikkatli yapılmalı.” Yani anlaşılan, istim arkadan gelecek.

Kanal İstanbul Projesi’nin hazırlık çalışmaları süresince, denizlerimizde yıllardır çalışan değerli deniz bilimcilerimizin görüşü sorulmamıştır. Sayın milletvekilleri, bizim bilim insanlarımızın hesap ve modellemelerine göre, bu proje nedeniyle beklenen çevresel felaketler hem Marmara hem de Karadeniz’de olacaktır. Ben bu konuşmanın içeriğinde, yalnız denizlerimize etki açısından ele alıyorum; bunun karada ve diğer çevre etkileri konusu ve inşaatla ilgili konusu ayrı bir konuşma konusudur.

İstanbul Boğazı, Karadeniz’in alt tuzlu sularını Marmara’ya ulaştıran bir su yoludur, hatta Çanakkale Boğazı yoluyla Ege’ye de gider. Nedeni, yoğun tatlı su deposu olan Karadeniz’in ortalama su seviyesinin Akdeniz’e göre daha yüksek olmasıdır. Karadeniz suyu Boğaz’ın üstünden akar, alt tarafından da ters yönde akan Akdeniz’in tuzlu suları Karadeniz’in tuz dengesini sağlar. Bu, eşi benzeri olmayan doğal bir akışkanlar mekanizmasıdır. Boğaz’ın doğal alt-üst akıntı sistemi olmasaydı, Marmara Denizi bugünkünden daha beter bir açık kanalizasyona dönüşmüş olacaktı.

Bu proje, Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı’yla karşılaştırılamaz. Bu karşılaştırmayı yapmak, bilimden uzak durmak demektir.

Gerekli incelemeler yapılmadan açılacak olan bu çılgın kanalın geri dönüşü olmayacaktır. Kanalın çevreye etkileri gelecek nesiller düşünülerek incelenmelidir. Ama Planlama Kurulu karar vermiş, neye göre olduğu belli değildir.

Karadeniz’i dolduran musluklar yağmur ve nehir sularıdır. Bunların başında da Tuna, Dinyeper, Dinyester ve Don nehirleri gelir. Bu havuza giren suların miktarını artırmadan Karadeniz’e bir yapay kanal açarsanız Karadeniz’in suyu daha fazla boşalır. Zaman içerisinde Karadeniz’in alt tabakada tuzluluğu artacak, alt tabakada yer alan hidrojen sülfürlü tabaka yükselecek ve en önemlisi, balıkların yaşadığı, çoğaldığı oksijenli üst tabakanın incelmesine ve canlı kaynaklarının yok olmasına yol açacaktır. Hatta, bu kanal zaman içerisinde, projelendirilen Sinop nükleer santralini de etkileyebilecektir. Öte yandan, diğer bir gerçek de Karadeniz’in sadece bize ait olmadığıdır. Rusya, Montrö’den fayda sağlıyor. Ancak, yeni bir kanalın açılmasıyla birlikte bir belirsizlik ortaya çıkacak, bu kanalın yetkisi kimde olacak? Acaba bu proje, Karadeniz başta, gaz hidrat ve petrol potansiyelinin cezbediciliğine yönelik uzun vadeli bir ABD icadı anti Montrö Antlaşması stratejisi midir?

Bu kanalla gelecek olan ek organik yük, denizin 25 metre derinliğinden sonraki alt suları kaldırmayacak ve zaten kritik seviyede olan oksijen tamamen tükenecektir.

Sayın milletvekilleri, bir bilim insanımız “Bu kanal, hava kirliliğine ve sağlık sorunlarına neden olur. Terkos, Küçükçekmece ve Büyükçekmece gölleri kurur, Marmara Denizi’ndeki su ürünlerine zarar verir. Kanalın açılması için yaklaşık 1 milyon metreküplük bir kazıyla en az 42 kilometrekarelik yeşil alan tahrip edilir. Kanalın etrafına rant için yerleşim bölgeleri inşa edilirse gemi kazası, patlaması ve tehlikeler boğazdan kanala taşınır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK EYİDOĞAN (Devamla) – Bu nedenle, bunun gibi birçok başka bilimsel tespitlerin doğru olmadığına, yanlış ya da doğru olduğuna karar verecek, elimizde hiçbir bilimsel bulgu ve veri yoktur. Bu nedenle, bu konunun ciddiyetle ele alınması ve bilim adamlarımızla birlikte konunun ayrıntılı incelenmesi gerekiyor.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.

Gündem dışı ikinci söz, Türkiye'de aile sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türkiye’deki aile sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de aile sorunlarıyla ilgili olarak gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hayat şartlarının zorluğu, ekonomik ve siyasi sorunların ağırlığı arasında ihmal edilen bir kurum vardır, o da ailedir. Teknolojik, sosyal ve kültürel alanda yaşanan değişim, aileyi ve rolünü tartışılır hâle getirmiştir. Toplumlar ailelerin üzerinden yükselir ya da düşerler. Ailesi çöken, yozlaşan ve bozulan bir toplumu ayakta tutacak başka bir mekanizma yoktur. Toplum bilimciler aileyi bu nedenle toplumun yapı taşı, asli cevheri olarak nitelemektedirler. Aile, kültürün yaratılmasında, yaşatılmasında ve sosyal bünyenin korunmasında büyük bir rol oynar. Nesiller bütün değerlerini, terbiyesini aileden alır, bireyin şahsiyetinin mayalandığı ocaktır aile.

Son zamanlarda yaşananlar, ailenin büyük bir risk ve tehdit altına girdiğini göstermektedir. Kadına şiddetteki artış, boşanmaların rekor kırması, sokaklara terk edilen çocuk sayısındaki fazlalıklar her şeyden çok aile kurumuyla ilişkilidir. Adliyelere yansıyan davalar, cinayetler, intiharlarla aile kurumunun geçirdiği sarsıntı arasında büyük bir bağlantı vardır. Kaderine terk edilen çocuklar, çaresiz duruma düşmüş anne ve babalar, kadın sığınmaevleri ve huzurevleri aslında her şeyi özetler niteliktedir. Çocuk işçi sayısı ve çocuk yaşta işlenen suçlarda da normalin üstünde bir artış vardır. Bütün bu veriler gerçekte Türk aile yapısının büyük bir sarsıntı geçirdiğini ortaya koyan kanıtlardır.

Değerli milletvekilleri, çağ bugün, çocukları eğitmeyi ana-babaların ve okulun işi olmaktan çıkarmıştır. Çocuklar, anne ve babalarının elinden İnternet, Facebook ve televizyon dizileri sayesinde alınmıştır. Bunu görmek ve gerekli tedbirleri almak gerekir.

Türkiye’de televizyon programları birer dadı, çöpçatan ve evlilik daireleri gibi çalışmaktadır. Anne ve babalar medyanın sunduğu değerleri kayıtsız şartsız içselleştiren edilgen figürlere dönmüştür. Televizyon programları sanal evlilik yaptıran kurumlar hâline gelmiştir. Seviye, değer, ilke, ölçü ayaklar altında ezilmektedir. Medya, önce namahremi sonra da aileyi öldürecek yapımların altına imza atmaktadır. Manevi, ve ahlaki motivasyon kurumu olan aile, giderek materyalist ve hedonist değerler kurumu hâline dönmüştür. Artık insanlar evlenmiyor, birleşiyorlar; sevgililer aile hâline gelmiyor, âdeta nikah memurunun ve ekranların önünde şirket kuruyorlar. Evlilik sözleşmeleri de şirket ana sözleşmelerine dönmüş durumdadır.

Değerli milletvekilleri, teknolojik gelişmeler, sanallaşma ve dijitalleşme aile kurumunu ciddi biçimde tehdit etmektedir. Kent yaşamının doğal sonucu olarak aile, annenin işe, babanın işe, çocuğun kreşe gitmesiyle gündüz parçalanmaktadır. Akşam ise anneyi diziler, babayı spor karşılaşmaları, çocuğu da İnternet tutsak almaktadır. Aile bireyleri Facebook, İnternet, cep telefonu, dizi ve “chat”leşmeler arasında âdeta kaybolmaktadır. Teknolojik araçlar aile bireylerini birbirinden kopartan aygıtlar hâline gelmiştir. İnsanlar kullanmak için icat ettikleri aygıtlar tarafından âdeta kullanılmaktadır.

Bütün bunlara ek olarak, kitle iletişim araçlarının amaç dışı kullanımı da aile konusunda büyük sorunlar yaratmaktadır. Televizyonlardaki evlilik programları, âdeta aile algısını tahrip etme programlarına dönüşmüş durumdadır. Manevi, moral ve insani yönü olmayan; maddi, ekonomik, hedonist değerler üzerine bina edilen programlar evlilik kurumunu tehdit etmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu programların aile kurumunu tahrip eden değil, güçlendiren bir yapıya dönüştürülmesi için gereken düzenlemeleri yapmalı ve süratle inisiyatif almalıdır. Aile, kitle iletişim araçlarının tükettiği bir meta olmaktan çıkarılmalıdır. Aileye yönelik riskler, olgulardan çok, süreç üzerinde yoğunlaşarak çözülebilir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yaptıklarıyla yetinmemeli, çok yönlü program ve projelerle derhâl harekete geçmelidir ve bunları derhâl uygulamaya sokmalıdır. Aile korunmadan millet, millet korunmadan devlet, devlet korunmadan ülke korunamaz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Gündem dışı üçüncü söz, Dünya Etik Günü nedeniyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’e aittir.

Buyurunuz Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, 25 Mayıs Dünya Etik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya Etik Günü hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, devlette ve siyasette etik, adaletli ve demokratik bir toplumsal yaşamın, temiz ve şeffaf bir idarenin olmazsa olmazıdır. Etik dışı faaliyetlerin, bireysel boyutları aşarak kurumsallaşmaya başladığı yerde demokratik bir yönetimden, hukukun üstünlüğünden, hesap verilebilirlikten söz edilemez, bundan söz edilemediği gibi, yolsuzluğun hüküm sürdüğü yerde sağlıklı bir idareden de söz edilemez. Çünkü, etik dışı davranışın olduğu bir ülkede, halkın, siyaset kurumuna, devlete ve adalete güven duygusu zedelenir, siyaset ve yönetim sistemleri etik değerler ve ilkeler karşısında zayıflık gösterebilir. Bunun ortadan kaldırılması için sarf edilecek çabalar etik dışılığın önlenmesi noktasından başlatılmalıdır çünkü yolsuzluk ve yozlaşma meydana geldikten sonra oluşan zararlar telafi edilecek boyutta olmamaktadır. Bunun için güçlü bir etik kültürün geliştirilmesinin bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim.

Etik kültürün yerleştirilmesi amacıyla ülkemiz, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’ni imzalamıştır. Avrupa Birliği yönergelerine ilişkin sözleşmelerin de altında imzamız vardır. Her ne kadar bir siyasi etik kanunumuz yoksa da çeşitli kanunların içerisinde kamuda etik kurallarına ilişkin hükümler mevcuttur. Bildiğiniz gibi, bir Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu ve bir de yönetmelik vardır. Bu yönetmelik, kamu görevlilerinin etik davranış ilkelerini belirleyen bir düzenlemedir. Buna göre, kamu görevlileri görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlayamaz ve aracılıkta bulunamazlar. Kamu görevlileri akraba, eş, dost ve hemşehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık yapamazlar.

Tabii, bunlar, yönetmelikte yazanlar ama bu ülkede her gittiği yere kendi müteahhidini götürdüğü iddia edilen bir vali mevcut. Yanlış anlamayın, bu, bizim iddiamız değil,. iktidar partisine mensup bir sayın milletvekilinin iddiası. Takdir edersiniz ki, eğer iktidar partisine mensup bir sayın milletvekili bu konuda İçişleri Bakanlığına şikâyet mektubu yazıyorsa, o ülke idaresinde ciddi bir sorun var demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer, bir ülkede Deniz Feneri gibi bir yolsuzluğun üzeri örtülüyorsa, üstelik de bunu soruşturan savcılar hakkında soruşturma açılıyorsa o ülkede hukuk etiği yara alıyor demektir. Eğer, bir ülke Parlamentosunda bir milletvekili, başka bir milletvekiline ağza alınmadık küfürler edebiliyorsa orada bırakın etik kurallarını saygıdan bile söz edilemez demektir.

Medyadan adalet sistemine, siyaset kurumundan bürokrasiye kadar tabii ki böylesi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Karşılaşılan hiçbir örneğe münferit bir olay olarak bakma lüksümüz de yoktur. Münferit olsa dahi yozlaşmayla ile, yolsuzluk ile, etik dışı davranışlar ile mücadelenin ilk koşulu, sorunu doğru biçimde ortaya koymak ve bu sorunu çözmeye yönelik etkin çözüm yolları geliştirmekten geçer. Etik dışı davranış, sistemi de yozlaştırarak kamu yönetimi mekanizmasının adaletli ve etkin bir biçimde işlemesini engeller. Bu açıdan, özellikle kamu yönetiminde etik bilincin en tepeden başlayarak en aşağı doğru yaygınlaştırılması siyaset ve yönetim sisteminin sağlığı açısından elzemdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Bir memlekette namuslular da namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur.” (CHP sıralarından alkışlar) Bildiğiniz gibi bu söz, 2’nci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’ye aittir. Hepimiz, yalnızca milletvekilleri değil, yalnızca siyasiler değil, yalnızca medya değil, tüm toplumumuz, bu sözün arkasında durmalı ve yolsuzluk kimden gelirse gelsin, nereden gelirse gelsin, ne amaçla yapılırsa yapılsın topyekûn karşı durmalıyız diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Küçük.

Gündeme geçmeden önce sisteme girmiş sayın milletvekillerimize birer dakika söz vereceğim.

Sayın Öğüt…

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul Kadıköy Altıyol’da bulunan boğa heykelinin Beylerbeyi Sarayı’na taşınmasına ve Kadıköy’de Kuşdili Çayırı’na yapılacak alışveriş merkezine ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, Millî Saraylar, Müzecilik ve Tanıtım Başkanlığının, Kadıköy Altıyol’da bulunan tarihî Dövüşen Boğa heykelinin Beylerbeyi Sarayı’ndaki eşinin yanına taşınması istemiyle Kadıköy Belediyesine başvurduğu haberleri basına yansımıştır.

Boğa heykeli, Kadıköy’ün en bilinir simgesi ve buluşma noktası olmakla birlikte İstanbul’un sayılı simgelerinden biridir. Kadıköylüler ilçeleriyle özdeşleşen bu heykelin ellerinden alınmasına karşıdır. Konunun, heykelin tarihî anlamı, önemi ve simgesel özdeşleşmesi kapsamında değerlendirilmesi talep edilmektedir.

Ayrıca, Kadıköy’de, Büyükşehir Belediyesiyle ilgili, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının tarihî Kuşdili Çayırı’na AVM projesi, 7 binin üzerinde itiraz dilekçesiyle kısmen iptal edilmiştir ancak AVM alanını küçülten yeni bir plan hazırlanmıştır. Kadıköylüler kısmen iptallerin yeterli olmadığını, AVM’den tamamen vazgeçilerek yeşil alan olarak korunmasını talep etmektedirler.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Kaplan…

 

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’de ÇELİK-İŞ ve BİRLEŞİK METAL-İŞ arasında uzlaşmanın sağlanması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görev üstlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Metal sektörünün içinde bulunduğu süreç Türkiye açısından sıkıntılı bir noktaya gelmekte. Kocaeli ilinde de Türkiye’deki metal sanayisinin 1/3’ünün bulunduğu bir alan… Yaklaşık 120 bin işçinin çalıştığı bu sektör ne yazık ki MESS’in tek taraflı ve ön yargılı davranması nedeniyle tıkanma noktasına gelmiştir. ÇELİK-İŞ ve BİRLEŞİK METAL-İŞ görüşmeleri kesti. TÜRK METAL-İŞ’in de bu süreci takip edeceğini düşünürseniz 500 bin aileyi ilgilendirdiği ve yarın sokaklarda büyük sıkıntı yaşanacağı göz önüne alındığında Hükûmet yetkililerinin, özellikle Çalışma Bakanlığının bu iki kurum arasında uzlaşmanın yakalanması noktasında görev üstlenmesi gerektiğine inanıyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Ercoşkun….

 

3.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu Göynük’te tertip edilecek Akşemseddin’i anma programına ilişkin açıklaması

 

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan, öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, cennetten bir köşe olan Bolu’muzun en nadide, en özel, en huzurlu ilçelerinden birisi Göynük ilçemizdir. Sahip olduğu doğal güzellikler, tarihsel güzellikler yanında, şüphesiz, Göynük’ümüzün en önemli değeri Akşemseddin Hazretleridir. Göynük’te metfun bulunan Fatih Sultan Mehmet’in Hocası Akşemseddin, yaşadığı dönemdeki manevi liderlerden birisi olduğu gibi, aynı zamanda, tıp dünyasında da ruh hastalıklarında büyük başarı göstermiştir ve mikrobu keşfeden ilk bilim adamıdır. Her yıl mayıs ayının son haftasında… Yani bu yıl 25-26 Mayıs tarihlerinde Akşemseddin Hazretlerini anma programı Göynük’ümüzde tertip edilecektir. Bu vesileyle tüm arkadaşlarımızı Bolu’muza, Göynük’ümüze davet ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ercoşkun.

Sayın Özdağ…

 

4.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, 28 Şubat postmodern darbesine ilişkin açıklaması

 

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – 28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden on altı yıl geçti. Önceki gün açıklanan iddianameyle, savcılık, 111 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi.

Türkiye’nin bugün yaşadığı problemlerin çoğunun arkasında darbeler var. PKK en büyük iki atılımını 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinden sonra yapmıştır. Darbeciler milletle uğraşırken PKK yeni mevziler kazandı. 28 Şubat, irtica ile mücadele adı altında aslında PKK’ya çalıştı. Her darbenin kendince bir gerekçesi vardır. 28 Şubat, muhayyel bir irtica tehlikesini kendine mesnet yaptı. Dinsiz bir millet, maneviyatsız bir ordu için kollar sıvandı. O dönemin güçlü ismi Çevik Bir’in “Türk Silahlı Kuvvetleri Peygamber ocağı değildir.” şeklindeki beyanı hafızalarda tazeliğini koruyor. Bostancıoğlu’nun başörtüsü için söylediği ”İhtimal ki bazı kelleler uçacaktır.” Sözü, dönemin psikolojisini yansıtan bir vecize olarak hâlâ hatıralarda yaşıyor. Her darbe milletin namusuna, haysiyetine, şerefine bir tecavüzdür ve mutlaka hesabı da sorulmalıdır. 28 Şubat bu milletin manasına, ruhuna musallat olmuştur. Gecikmiş de olsa bu dava milletin davasıdır. “Bu darbe bin sene sürecek.” diyenler bin sene de geçse hesap vermelidirler.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdağ.

Sayın Bayraktutan…

 

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 2012 yılında Artvin’in Arhavi, Hopa ve Borçka ilçelerinde yaşanan sel felaketi nedeniyle gönderilen 3 milyon 800 bin liralık afet yardımının Artvin Valiliği tarafından hangi bölümlere harcandığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2012 yılında Artvin yöresinde, Artvin’e bağlı Arhavi, Hopa ve Borçka ilçelerimizde yoğun bir sel felaketi yaşanmıştır. Bu sel felaketi neticesinde maddi kayıplar meydana gelmiş; konuyla ilgili, Hükûmet, bölgede yaşanan sel felaketinden kaynaklanan incelemeler sonucunda kayıplara istinaden afet yardımıyla bir bütçe ayırmış ve yaşanan felaketten kaynaklı zararların giderilmesi için ilgili kuruluşlara para yardımı yaparak yaşanan kayıpların telafisini istemiştir. Bu nedenle, ilgili bakana soru sorduğumuzda, bu zararların giderilmesi için 3 milyon 800 bin liralık bir para yardımı gönderilmiştir. Bu para yardımının sel felaketinde harcanmadığına ilişkin kaygılar var. Kamuoyunda bu şekilde beklentiler vardır. Daha önce sormuş olduğumuz soruyu ne yazık ki Sayın Bakan geçiştirmiştir. Buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir kere daha ifade etmek istiyorum: Bu sel felaketi nedeniyle gönderilen 3 milyon 800 bin lira para yardımı valiliğe gönderilmiş midir? Valilik tarafından hangi bölümlere harcanmıştır? İlgili bakanlığın bunu kontrol etmesini ve gönderilen paranın sel felaketinde zarar gören vatandaşlarımızın zararlarının giderilmesi açısından kullanılmasını temenni ediyor, talep ediyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Aygün…

 

6.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Türkiye’de cezaevlerinde bulunan ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin durumuna ve Taylan Çintay’a Ankara Sincan Cezaevinde yapılan muameleye ilişkin açıklaması

 

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, Türkiye’de cezaevlerinde 431 ağır hasta tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Bunlardan sadece biri olan Taylan Çintay iki gün evvel Adana’dan Ankara Hastanesine getirildi ve vücudundaki kanser hücrelerini çıkarmak üzere ağır bir ameliyattan geçti. Daha sonra Sincan Cezaevine götürüldü. Ağır bir ameliyat sonrası kendisine çıplak arama yapılmak istendi. Taylan’ın ameliyat sonrası çıplak aramayı reddetmesi üzerine kendisine dayak atıldıktan sonra jandarmaya ve yönetmeliklere muhalefet ettiği için üç gün hücre cezası verildi.

Şimdi, biz tutukluların, ağır hastaların durumlarının çözülmesini, onların ölmeden özgürlüklerine kavuşmalarını talep ederken Taylan’a Ankara Sincan’da yapılan bu muamele Hükûmetin insan hakları konusundaki karnesini gösteriyor. Bunu yüce Meclisin ve halkımızın dikkatine sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Sayın Doğru…

 

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 25 Mayıs Dünya Etik Günü’ne ilişkin açıklaması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

25 Mayıs tarihi dünyada Etik Günü olarak kutlanmaktadır. Etik kuralı, insanların, kuruluşların toplumda, yaşamda ne şekilde davranmaları gerektiğini somut ve kanıtsal olarak ortaya koyar. Töre sözcüğünden türeyen etik kurallar toplum yaşamı için çok önemlidir.

Türk tarihinde etik uygulamalar Selçuklular zamanında Ahilik örgütünde görülmektedir. Ahilik çok yönlü bir sosyoekonomik Türk kurumudur. Ahi örgütüne üye olan esnaf ve sanatkârların uymaları gereken bir dizi ahlak ve iş kuralları vardı. Uymaması durumunda ağır cezalar da uygulanmıştır.

Bugün birçok meslekte etik, ahlak kuralları çiğnenmektedir. Bu da meslekler arasında, dolayısıyla da toplumda ağır sorunlara sebep olmaktadır. Etik, ahlak kuralları çok önemli olup insanlarımızın, siyasetçilerin, devlet görevlilerinin kesin uyması gerekir. Toplumda etik kültürün olması, yolsuzluk dâhil, birçok toplum dışı olayları da engelleyebilir.

Şeffaf, açık bir toplum ve yönetim temennisiyle teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Tüzel…

 

8.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, 10 bin kamu koruma memuru alınacak olmasının üniversiteleri savaş ve çatışma alanı hâline getireceğine ilişkin açıklaması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gözümüz aydın diyorum. Anladığımıza göre, Hükûmet işsizliğe kalıcı bir çözüm buldu. Üniversitelerdeki çatışmayı bastırmak, eğitimi güvenceye almak adına 10 bin koruma memuru alınacağı söylenmekte. Böylelikle Hükûmet hem işsizliğe çözüm bulmuş hem de sopa ve gerici müfredatla millî kültürüne bağlı gençlik yetiştirme ihtiyacını gidermiş olacaktır. Her yerde açılan, sayısı artan üniversiteler ve gençliğin ayağa kalktığı ülke problemleri her zaman olacağına göre, bu sayı 10 binle de sınırlı kalmayacak, her daim ihtiyaç hissedilecek. Ancak, böyle olduğunda, üniversiteler bilim alanı olmaktan çıkıp devlet adına sopa sallayan, gaz sıkan koruma ordusunun savaş ve çatışma alanı olacaktır.

Patron ve sermaye sınıfıyla barış, işçiler ve gençlerle savaş hâlinde olan Hükûmetin iktidarını korumak için artırdığı polis devleti uygulamaları da bu kaçınılmaz sonunu engellemeyecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Sayın Atıcı…

 

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Tarsus’un Yenice ilçesi Karsavuran mevkisinde yaşayan göçerlerin sorunlarına ilişkin açıklaması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Tarsus’un Yenice ilçesinin Karsavuran mevkisinde yaşayan göçerlerin çok önemli sorunları var. Bu insanlar tam on bir yıl önce buraya göçmüşler ve buraya konmuşlar ve on bir yıldır memleketlerine bir daha gidememişlerdir. Şimdi bulundukları alana da bir havaalanı yapılacaktır. Bu vatandaşlarımızın en acil ihtiyaçları konteynerdir. Van’da işi biten sadece ve sadece 70 tane konteynerin buraya yönlendirilmesini talep etmektedirler. Yenice Belediyemiz bu insanlara yer göstermekte ve bunların yaşayacakları alanı belirlemektedir. Bu insanlar devletimizden de konteyner beklemektedir. Daha önce Mersin Valiliği bu konuda bir söz verdiği hâlde ve hatta birkaç tane konteyner yaptığı hâlde bu insanlara ulaşmamıştır. Bu konunun çözülmesi insani açıdan da önemlidir.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Yılmaz…

 

10.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, “Redhack” tarafından İnternet sitelerine gönderilen belgeye göre El Nusra ve El Kaide cephesinin Reyhanlı’ya yaptığı saldırıyla ilgili olarak Hükûmetin ne söyleyeceğini bilmek istediğine ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün İnternet sitelerinde, Reyhanlı’daki saldırıdan önce Jandarma İstihbarat birimi tarafından devlet kademelerine gönderilen bir belge yer almaya başladı. “Redhack” tarafından bu belge İnternet sitelerine gönderildi. Bu belgede 23 Nisan itibarıyla Nusra cephesinden yani El Kaide örgütünün düzenlediği bombalı düzeneklerin Türkiye’ye sokulduğu ve Türkiye’de eylemler yapılacağı, patlama yapılacağı şeklinde istihbarat bilgisi olmasına rağmen bu istihbarat bilgilerinin değerlendirilmemesi ve bütün istihbarat birimlerinin kendi içinde uzlaşıyı ve birlikte olmayı sağlayamadığından dolayı bunun değerlendirilmemesi çok ciddi bir ölümle sonuçlandı biliyorsunuz. Bu konudaki durumun değerlendirmesini ve El Nusra ve El Kaide cephesi tarafından yapılan bu saldırıyla ilgili Hükûmet cephesinin ne söylediğini ben duymak istiyorum dünkü belgeler çerçevesinde.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Işık…

 

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, “Redhack” tarafından İnternet sitelerine gönderilen belgenin içeriğiyle ilgili olarak Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmesini ve kamuoyuna açıklama yapmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizin Suriye sınırında ve 11 Mayıs tarihi itibarıyla Hatay ilimizin Reyhanlı ilçesinde meydana gelen ve maalesef, çoğu vatandaşımız olmak üzere 52 kişinin hayatını kaybetmesi, birçok insanımızın da yaralanmasıyla sonuçlanan olaylar hakkında “Redhack” isimli bir medya grubunun dünkü tarih itibarıyla medyaya ve İnternet ortamına sunduğu belgeler son derece düşündürücü ve Hükûmetin mutlaka ama mutlaka, önce Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere, tüm Türk milletini, kamuoyunu aydınlatacağı bir duruma gelmiştir. Bu konuda özellikle Dışişleri Bakanını olayın sıcaklığı üzerine kendisine sorulan bir soruya verdiği cevabı da düzeltmeye davet ediyorum. Bu belgenin içeriğiyle ilgilenme yerine hedef saptırmaya yönelik bir açıklama bu ülkenin bir bakanına yakışmamaktadır. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinin öncelikle bilgilendirilmesini ve mutlaka Hükûmet tarafından kamuoyuna bir açıklama yapılmasını talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Kurt…

 

12.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir Atatürk Stadyumunun TOKİ’ye devredilerek yerine bir alışveriş merkezi yapılması için protokol imzalanmasına ilişkin açıklaması

 

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Eskişehir Atatürk Stadyumu yerinden kaldırılıyor ve bu stadyum TOKİ’ye devredilerek büyük bir alışveriş merkezi yapılmak üzere protokol imzalandı. Ancak, tüm Eskişehir, hem stadyumun yerinin alışveriş merkezi olmasına hem yeni stadyumun Sazova bölgesinde hiç kimsenin bilmediği bir yere yapılmasına tepkilidir. Bunun Meclis ve kamuoyu tarafından bilinmesini istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurt.

Sayın Özel… 

 

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Zonguldak’ta bacaklarını biçerdövere kaptıran Harun Mosmos adındaki çocuğun Hacettepe Üniversitesi Hastanesine taşınması için bir uçak ambulans ya da helikopter ambulans temin edilememesine ve yaşanan 112 Acil zafiyetine ilişkin açıklaması

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Harun Mosmos adında 7 yaşındaki bir evladımız geçirdiği bir kaza sonucunda biçerdövere iki ayağını birden kaptırdı. Olay olduktan sonra ailesi onu Çaycuma Devlet Hastanesine götürdü. Onlar da ilk müdahaleden sonra Zonguldak Devlet Hastanesine sevk ettiler. Uzuvların dikilmesi için irtibata geçilen Hacettepe, ilk beş altı saatin çok önemli olduğunu, derhâl uçak ambulans ya da helikopter ambulansla hastanın ve uzuvların usulüne uygun olarak sevkini talep etti. Olay saat 17.30’da olmuştu, gece yarısı saat 00.30’a kadar bir uçak ambulans ya da helikopter ambulans temin edilemedi. Önünde fotoğraf çektirilip billboard yaptırılan “Hayaldi, gerçek oldu.” ambulansları o evladımız için hayal oldu, yalan oldu ve gece yarımda kara yoluyla sevke karar verildi. Olay olduktan on saat sonra sevk edilen hastanın bacakları dikildi ama bir tanesi yaşamıyor, diğeri için de doktoru yüzde 1’lik bir ihtimal veriyor.

O gün yaşanan 112 zafiyetini yüce Meclisin dikkatine sunuyor, Sağlık Bakanını konuyu araştırmaya ve Meclise bilgi vermeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Gök…

 

14.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Reyhanlı’ya ziyarette bulunacak olan Başbakanın niçin Uludere’ye gitmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Başbakanın kısa bir süre önce Reyhanlı’da gerçekleştirilen saldırıda ölen yurttaşlarımızın yakınlarını ve Reyhanlı’yı ziyaret edeceğini öğrendik. Elbette bir Başbakanın ülkesinin her köşesindeki üzücü olayları takip etmesi ve herkesten önce oraya gitmesi en normal olanıdır ancak bundan tam bir buçuk yıl önce Uludere’de öldürülen 34 yurttaşımızın yakınlarını Başbakan bugüne kadar niçin ziyaret etmemiştir, Uludere’ye niçin gitmemiştir ya da gidememiştir? “Başbakan Uludere’ye gitmeyi düşünüyor mu?” diye sormak herhâlde hakkımızdır. 

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutuyorum.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Yemen-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Fuad Mohamed Abdul Karim başkanlığındaki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30/4/2013 tarihli ve 48 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1224)

 

                                                                               22/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30 Nisan 2013 tarihli ve 48 sayılı Kararı ile Yemen-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Fuad Mohamed Abdul Karim başkanlığındaki heyetin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 7'nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                       Cemil Çiçek

              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                          Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum.

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 19 milletvekilinin, Adana ilinin sanayi ve sanayileşme potansiyelinin tespiti ve yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/633)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Adana ilinin sanayi ve sanayileşme potansiyelinin tespiti ve yaşanan sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi" amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 29/2/2012

1) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Lütfü Türkkan                                                       (Kocaeli)

4) Sinan Oğan                                                          (Iğdır)

5) Meral Akşener                                                      (İstanbul)

6) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

7) Muharrem Varlı                                                    (Adana)

8) Adnan Şefik Çirkin                                               (Hatay)

9) Özcan Yeniçeri                                                     (Ankara)

10) Cemalettin Şimşek                                              (Samsun)

11) Mustafa Erdem                                                   (Ankara)

12) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

13) Ali Öz                                                                (Mersin)

14) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

15) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

16) Sadir Durmaz                                                     (Yozgat)

17) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

18) Mehmet Şandır                                                   (Mersin)

19) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

20) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

Gerekçe:

Adana, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sanayileşen bölgelerinden biri olması, köklü bir sanayileşme geleneği ve sermaye birikimi yaratması sebebiyle Türkiye ekonomisi için önemli bir ildir. Osmanlıdan cumhuriyete devrolunan tarım ekonomisinin ayağa kalkmasında ve sanayileşmeye doğru atılan ilk cesur adımlarda Adana'nın izi vardır. Türkiye ekonomisinin büyümesi için gerekli olan sermaye birikimini oluşturmuş ve bunun tüm ülke çapında yatırımlara dönüşmesinde önayak olmuştur.

Cumhuriyetin ilk yıllarından 1980'li yıllara kadar ülke ekonomisinin göz bebeği olan Adana, Türkiye ekonomisinde tekrar önemli bir yer edinebilmek amacıyla tarımdan sanayiye, turizmden ticarete tüm alanlarda atılımlar gerçekleştirmiş, 1980'lerde meydana gelen ekonomik ve sosyal değişim hareketleri, 1990'lı yıllarda çıkan Irak Savaşı ve ekonomik krizler Adana'nın sanayisini ve ekonomisini ülke çapında bugünkü kadar azaltmamıştır. 1990'lı yılların sonlarından itibaren organize sanayi bölgesinin devreye girmesi, üretimde kalite artışı ve sektörel çeşitliliğin arttırılması ile Adana hak ettiği gelişmişlik durumda değildir. Türkiye'nin son yıllardaki hızlı gelişmesine paralel olarak yeni sanayi atılımları da gerçekleştiremeyen Adana, büyük sanayi potansiyeline, havaalanı, otoyol, yeni otoyol projeleri, Türkiye'nin en büyük organize sanayi bölgesi, küçük sanayi siteleri, Çukurova Üniversitesi olmasına rağmen, işletmelerini, sanayi kuruluşlarını tek tek kaybeder hâle gelmiştir.

Yatırım ikliminin çok müsait olması, tarım üretiminde kullanılan sanayi ve gıda ürünlerindeki diğer yatırımlar için hammaddenin kaynağında bulunmasına rağmen, üretimde hızlanmak yerine gerileyerek büyük bir iniş yaşamaktadır. TÜİK verilerine göre 2011 yılında kamu yatırımlarından aldığı pay ilk 13’te bile olamayan Adana, nüfusa oranla baktığımızda orta sıralarda ancak yer aldığını görüyoruz. Nüfus yoğunluğunun il merkezinde yüzde 83'lere çıktığı Adana, işsizlikte Şırnak'tan sonra sonlarda yerini muhafaza ediyor. Yine TÜİK verilerine baktığımızda sanayideki iş istihdamı 2009-2010 yılına oranla giderek azalan değerlerle devam ederken kapatılan iş yerleri sayısı büyük oranlarla atarak devam etmiştir. Verilere baktığımızda artan nüfusla dengeli olarak bir büyüme yerine küçülme olduğunu görmekteyiz.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Adana ilinin sanayi ve sanayileşme potansiyelinin ve yaşadığı sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

 

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, basın emekçilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/634)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Basın emekçileri kamuoyunun bilgi edinmesi, olaylardan haber alması ve her türlü tutum belirlemesi amacıyla zor şartlarda ve özlük haklarından yoksun bir şekilde çalışmaktadırlar. Bu zor ve problemli çalışma çerçevesinin belirlenip basın emekçilerinin tüm sosyal güvencelere ve insanca yaşam koşullarına kavuşturulması amacıyla Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                          (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

12) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

Anayasal demokrasinin en temel özelliği güçler ayrılığıdır. Yasama, yürütme ve yargıdan oluşan bu güçler ayrılığı son dönemde özellikle medya ve basın aracılığıyla dördüncü bir güç meydana getirmiştir. Son dönemlerdeki teknik gelişmeler ele alındığında medya artık bilimsel çevrelerce de güçler ayrılığındaki dördüncü erk olarak incelenmektedir. Toplumun enforme edilmesiyle oluşan bu güçte teknoloji ve emek gücü çok önemli yer tutmaktadır. Türkiye'de neredeyse nüfusun yüzde 80’i görsel ve işitsel medya aracılığıyla bilgi edinmektedir. Bu gerçeklerle beraber düşünüldüğünde, kamuoyunun bilgi edinmesi kapsamında söz konusu medya sektöründe çalışan basın emekçileri toplumun enforme edilmesi için bilginin veya haberin kaynağından haberin kamuoyuna servis edilmesine kadar işleyen süreçte yoğun ve yaşam riski barındıran emek harcamaktadırlar. Van depreminde yaşamını yitiren basın emekçilerinin kamuoyunu yasa boğan ölümleri, belki de basın emekçisi olmanın risklerinin en son safhasını göstermekteydi. 9 Kasım 2011 tarihinde 5,6 büyüklüğünde yaşanan ikinci Van depreminde yaşamını yitiren basın emekçileri Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir Van halkının yaşadığı depremin acılarını haberleştirmek ve kamusal duyarlılık yaratmak amacıyla mesleklerini yapmaktaydılar.

Yaşamını yitirmeye kadar giden zorlu süreçlerde çalışmalarını yapan basın emekçilerinin sosyal güvence hakları, mesleksel hakları ve sosyal durumları ise bu çalışma süreçlerinin zıttı seyirde işlemektedir. Yıpranma paylarının olmaması basın emekçileri açısından en fazla problem yaratan unsurların başında gelmektedir. Kayıt dışı istihdamın medya sektöründe yoğun bir şekilde var olması ise hem sömürüyü arttıran bir öge olarak hem de sektördeki işgücü piyasasının esnekliğini ortaya koyması açısından önem arz etmektedir. Genel olarak emekçilerin sendikal örgütlenmesi ile ilişkilerini kesmeye çalışan kamu otoritesi, basın emekçilerinin de sendikal örgütlenme özgürlüğü önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. Sosyal haklardaki düzensizlik ve basın emekçileri aleyhindeki düzenlemeler de sektör çalışanlarının sömürüsünü gösteren bir gösterge olarak karşımızda durmaktadır.

Gerek ulusal gerekse de yerel basında çalışan emekçilerin sosyal güvenceye ve diğer maddi imkânlara ilişkin kaygıları olmadan çalışması hem basın özgürlüğü hem de mesleki gereklilikleri yerine getirme açısından daha olumlu sonuçlar ortaya koyacaktır.

Tüm bunlardan hareketle basın emekçilerinin sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunlarının çözümüne yönelik TBMM'de bir çözüm iradesinin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırma komisyonunun kurulması gerekmektedir.

 

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 29 milletvekilinin, “Altuzan” isimli kanser ilacının sahtesinin Türkiye’de de kullanıldığı ve Orta Doğu ülkelerine de buradan gittiğine dair iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/635)

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son günlerde basında Altuzan isimli kanser ilacının sahtesinin Türkiye'de de kullanıldığı ve hatta Orta Doğu ülkelerine buradan gittiğine dair haberler yer almaktadır.

Bu iddiaların araştırılması ve gerektiğinde çözüm üretilmesi amacıyla TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Aytuğ Atıcı                                                           (Mersin)

2) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

3) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

4) Recep Gürkan                                                       (Edirne)

5) Engin Altay                                                          (Sinop)

6) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

7) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

8) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

9) Mustafa Serdar Soydan                                         (Çanakkale)

10) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

11) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

12) Veli Ağbaba                                                       (Malatya)

13) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

14) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

15) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

16) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

17) Arif Bulut                                                           (Antalya)

18) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

19) Osman Kaptan                                                    (Antalya)

20) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

21) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

22) Hülya Güven                                                       (İzmir)

23) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

24) Mehmet Volkan Canalioğlu                                  (Trabzon)

25) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

26) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

27) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

28) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

29) Ali İhsan Köktürk                                                (Zonguldak)

30) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

Gerekçe:

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Amerika Birleşik Devletleri'nin bazı eyaletlerinde Avastin (Bevacizumab) isimli kanser ilacının sahtesinin saptandığını açıklamıştır. FDA kullanıcılara ve ilacın üreticisi olan firmaya "dikkatli ol" uyarısında bulunmuştur. İlacın üreticisi Roche firması, yılda 6 milyar dolarlık satış yapan ilacın ABD'nin dört bir tarafına dağıtıldığını ancak kaç şişe satıldığını bilmediğini ve araştırılmakta olduğunu açıklamıştır.

Türkiye'de de aynı etken maddeyi içeren ilaç Altuzan ismiyle bulunmaktadır. Son günlerde yazılı ve görsel basınımızda bu ilacın sahtesinin Türkiye'de de kullanıldığı ve hatta Orta Doğu ülkelerine buradan gittiğine dair haberler görülmektedir. Türk Emniyetinin de Altuzan isimli ilacın sahtesini ele geçirdiği ve Roche firmasını arayarak bu ilaç konusunda bilgi istediği iddia edilmektedir.

Sağlık Bakanlığının açıklamasında, İlaç Takip Sistemi’nde bu sahtekârlığın olamayacağı vurgulanıp, İnternet’ten satışı tespit edilen bu ilaçlarla ilgili Teftiş Kurulunun inceleme başlattığı bildirilmiştir. Ülkemizde ödeme kurumları ile eczaneler arasında çıkan fiyat anlaşmazlıklarından dolayı, bu gibi ilaçlar zaman zaman piyasada bulunamamıştır. Zor durumda kalan kanser hastalarının ilaçları yasal olmayan yöntemlerle temine yöneldikleri basından izlenmiştir. Bu durumda bazı hastaların içinde etken madde olmayan sahte ilaçlarla kanser tedavisine devam etmiş olabileceği kuvvetle muhtemeldir.

FDA'nın sıkı denetimine rağmen ABD'de birçok merkezde sahte ilaçla tedavi yapıldığı tespit edilmiştir. Ülkemizde sadece İlaç Takip Sistemi'ne güvenerek sahte kanser ilacı kullanıldığı iddialarını görmezden gelmek kabul edilemez. Çünkü sahte kanser ilacı kullanımı telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecektir. İddiaların araştırılarak sahte ilacın ülkemize nereden girdiği, Türkiye'de mi üretildiği, hastalardan kimlerin ve kaç doz kullandığının ortaya çıkarılması ve çözüm üretilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır. Önerge bugün bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum.

 

 

C) Gensoru Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yasal dayanağı kalmadığı hâlde özelleştirme kapsamında son ihalede değerinin çok altında verilen teklif sonucunda, ihale bedelinin düşük kaldığını ve bu şekilde onaylanırsa kendisinden hesap sorulacağını ifade etmesine karşın bu sözlerini çiğneyerek BAŞKENTGAZ AŞ'nin ihale sürecini onaylamak suretiyle kamunun ve halkın çok büyük ölçüde zarar görmesine neden olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Anayasa'nın 98 ve 99. ve İçtüzüğün 106. maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.

                   Levent Gök                                  Uğur Bayraktutan                                 Doğan Şafak

                      Ankara                                               Artvin                                                Niğde

                    Arif Bulut                                 Ayşe Eser Danışoğlu                       Mehmet S. Kesimoğlu

                      Antalya                                             İstanbul                                           Kırklareli

                   Kazım Kurt                                     Refik Eryılmaz                                  Mahmut Tanal

                    Eskişehir                                             Hatay                                              İstanbul                     Engin Altay         Hülya Güven                                 Mustafa Moroğlu

                       Sinop                                                İzmir                                                 İzmir

      Mehmet Volkan Canalioğlu                        Durdu Özbolat                                   Tolga Çandar

                     Trabzon                                     Kahramanmaraş                                       Muğla

                Namık Havutça                                  Ali Demirçalı                                  Erdal Aksünger

                     Balıkesir                                             Adana                                                İzmir

                 Ahmet Toptaş                                     İzzet Çetin                                      Turgay Develi

                Afyonkarahisar                                       Ankara                                              Adana

                  Kamer Genç                                      Gürkut Acar                                       Musa Çam

                      Tunceli                                             Antalya                                               İzmir

                  Haydar Akar                                    Muharrem Işık                              Kadir Gökmen Öğüt

                      Kocaeli                                            Erzincan                                            İstanbul

         Osman Taney Korutürk                           Ali Rıza Öztürk                                   Turgut Dibek

                     İstanbul                                             Mersin                                            Kırklareli

                  Müslim Sarı                              Ferit Mevlüt Aslanoğlu                            İlhan Demiröz

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Bursa

                   Faik Tunay                                    Aykan Erdemir                                Fatma Nur Serter

                     İstanbul                                              Bursa                                              İstanbul

                Bülent Kuşoğlu                                     Sakine Öz                                       Celal Dinçer

                      Ankara                                             Manisa                                             İstanbul

                Bülent Tezcan                                     Oğuz Oyan                                      Hasan Akgöl

                       Aydın                                                İzmir                                                 Hatay

              Ömer Süha Aldan                                 Aytun Çıray                                    Ümit Özgümüş

                       Muğla                                                İzmir                                                Adana

             Sinan Aydın Aygün                               İlhan Cihaner                                    Veli Ağbaba

                      Ankara                                              Denizli                                             Malatya

           Haluk Ahmet Gümüş                             Aykut Erdoğdu                                Süleyman Çelebi

                     Balıkesir                                            İstanbul                                            İstanbul

                           

Ramazan Kerim Özkan                         Melda Onur                                Birgül Ayman Güler

         Burdur                                             İstanbul                                               İzmir

Mehmet Ali Ediboğlu                           Ali Özgündüz                                     Hasan Ören

          Hatay                                              İstanbul                                             Manisa

Ali İhsan Köktürk                                  Ali Serindağ                                    Recep Gürkan

      Zonguldak                                        Gaziantep                                            Edirne

Mehmet Hilal Kaplan                          Mehmet Şeker                                   Hurşit Güneş

        Kocaeli                                           Gaziantep                                           Kocaeli

    Mevlüt Dudu                                Ayşe Nedret Akova                     Selahattin Karaahmetoğlu

          Hatay                                             Balıkesir                                            Giresun

  Candar Yüceer                                 Hüseyin Aygün                                    Ensar Öğüt

       Tekirdağ                                            Tunceli                                            Ardahan

    Sedef Küçük                              Malik Ecder Özdemir                         Mehmet Ali Susam

        İstanbul                                              Sivas                                                 İzmir

Ali Haydar Öner

         Isparta

Gerekçe:

Ankara Büyükşehir Belediyesinin, BOTAŞ ve kamu kuruluşlarına borcunu ödememesi, Ankara'da metro hatlarını yapamaması üzerine; 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununa 25.05.2007 tarihli ve 5669 Sayılı Kanunun 1. maddesine eklenen (e) bendiyle; doğalgazın %80'inin özelleştirilmesi ve elde edilen gelirden EGO Genel Müdürlüğü'nün BOTAŞ'a ve Hazineye olan borçlarına ve Ankara Metrosuna finansman sağlanması öngörülmüş, esas olarak Melih Gökçek'in kurtarılması amaçlanmıştır.

Bu amaçla kurulan Başkent Doğalgaz Dağıtım AŞ üç kez ihaleye çıkarılmış; üç milyar ABD Dolar'ı gelir beklenen ihalelerde verilen en yüksek teklifin 1 milyar 610 milyon ABD Doları olması ve bedellerin ödenmemesi nedeniyle özelleştirme gerçekleştirilememiştir.

Bunun üzerine 25.10.2010 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla ve 25.4.2011 tarihinde yapılan protokol ile metro inşaatları Ulaştırma Bakanlığına devredilmiştir.

Bu bağlamda, Başkent Doğalgaz Dağıtım AŞ'nin özelleştirme gerekçesi kalmamıştır.

Durum böyleyken; 04.07.2012'deki yasa değişikliğiyle özelleştirme sonrası uygulanacak tarifenin (birim hizmet ve amortisman bedeli 0,05555 ABD Dolar/m3 karşılığı YTL, taşıma bedelinin 0,0077 ABD Dolar/m3 karşılığı YTL) uygulanması on yıldan sekiz yıla indirilerek kalan yüzde 20 hisse de özelleştirme kapsamına alınmış, Başkent Doğalgaz Dağıtım AŞ'nin %100 hissesinin özelleştirilmesinin yolu açılmıştır.

Süreç içerisinde doğalgaz hatları yenilenmiş, abone sayısı 1.411.000'e ulaşmıştır. Bu şekliyle yapılan 25.01.2013 tarihindeki 4. ihalede en fazla 1 milyar 162 milyon dolar teklif verilmiştir.

Başbakan bunun üzerine bir televizyonun canlı yayınında "Kârlılık olayını milletimizin lehine düşünmek durumundayız. Biz sıkıştık, şu anda paraya ihtiyacım var, ne yapalım, hemen. Yok öyle şey. Türkiye malının kıymetini bilen bir ülke konumunda. Mesela Başkent Gaz'da 1.5 milyar doları yakalamışız. Yeni gelen 1.100 ile geliyor. Şimdi 1.5'u yakaladığın yerde 1.100 ile verilirse, Fatih Altaylı bunun hesabını sormaz mı, 1.5'u yakalamıştı, gördü, Türkiye bu kadar güçlü olmuşken, enerjide bu kadar güçlü bir yere gelmişken nasıl oluyor da şimdi sen 1.100 veriliyor demez misin" demiştir.

Başbakanın, ihalede verilen teklif, Özelleştirme Yüksek Kurulunca ihale öncesi belirlenen BAŞKENTGAZ'ın değerinin altında kaldığı için bu açıklamayı yaptığı muhakkaktır.

Ancak Başbakan, 14.03.2013'te Özelleştirme Yüksek Kurulu Başkanı olarak BAŞKENTGAZ ihalesini onaylamıştır.

Piyasa değeri çok daha yüksek olan BAŞKENTGAZ'ın bu kadar düşük bedelle satılmasıyla oluşacak kamu kaybı son derece büyüktür.

Başbakan'ın, kendi sözlerinin aksine, Türkiye'nin 2. büyük doğalgaz dağıtıcısı olan BAŞKENTGAZ ihalesini, hangi gücün etkisiyle ve hangi pazarlıklar sonucunda onayladığını kamuoyu ile paylaşması ve hesap vermesi gerektiği çok açıktır.

Ayrıca, Başkent Doğalgaz Dağıtım AŞ'nin özelleştirilmesi ile Ankara Büyükşehir Belediyesinin çok önemli bir gelir kaynağından mahrum olması yanında, doğalgaz satış fiyatındaki kamu kontrolü tamamen ortadan kalkacak, tüketiciler, dağıtıcı firmanın tekel gücünden kaynaklanan fiyat politikasıyla mağdur olacaklardır.

Yukarıdaki nedenlerle Başbakan hakkında Anayasa'nın 98, 99. ve İçtüzüğün 106. maddeleri uyarınca gensoru açılması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü de kapsayan Danışma Kurulu önerisi daha sonra onayınıza sunulacaktır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, AK PARTİ grup önerisiyle gündeme alınması istenilen 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin komisyondan geçtikten sonra kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurul gündemine getirilmesinin bir İç Tüzük ihlali olduğuna ve teklifin 22’nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle görüşülmesine imkân bulunmadığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçerek Genel Kurula gelmiş olan 463 sıra sayılı Teklif’in bugün görüşülmesine ilişkin bir maddeyi de içeriyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin düzenlenmesini önerirken 463 sıra sayılı Teklif’e öncelik verilmesini öneren bir içeriğe sahip.

463 sıra sayılı Teklif, sıra sayısı itibarıyla benim odama bu sabah saat 10.00’da geldi, milletvekillerinin odalarına saat 11.00 itibarıyla ulaşmış değil idi. Bu kadar kapsamlı bir teklifi görüşeceğiz ve bu tekliften milletvekillerinin haberi yok, milletvekillerinin hazırlanma imkânı, hazırlanmaya ilişkin zaman kendilerine tanınmamıştır. İç Tüzük’ümüzün 52’nci maddesi, bu tasarı ve tekliflerin komisyondan geçtikten sonra kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulda görüşülemeyeceğini hükme bağlamaktadır. Aksini tabii ki Danışma Kurulu kararlaştırabilir ama bu kadar önemli bir tasarıda “Kırk sekiz saat geçmeden görüşelim.” önerisini yaparken milletvekillerine makul bir hazırlanma zamanı dahi tanınmamıştır. Bu, bir kere, kesinlikle yanlıştır.

İkincisi, teklifin Kamulaştırma Kanunu’na ilişkin maddesi, 22’nci madde, Anayasa’ya açıkça aykırıdır. Anayasa’nın 138’inci maddesi, mahkeme kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarıyla idareyi bağlayacağını ve herkesin, bu makamların, bu kurumların buna göre hareket edeceğini hükme bağlamaktadır. Oysa, söz konusu madde, Anayasa Mahkemesinin bir iptal kararını, arkadan dolaşmak suretiyle hükümsüz hâle getirmektedir. Yani o madde de Anayasa’ya aykırı bir şekilde yer almıştır. Anayasa’ya aykırılık nedeniyle teklifin görüşülme imkânı bulunmamaktadır Sayın Başkan.

Ayrıca, milletvekillerine gerekli zamanın tanınmamış olmasını da bir İç Tüzük ihlali olarak görüyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, izin verirseniz…

BAŞKAN – Evet.

 

16.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, AK PARTİ grup önerisiyle gündeme alınması istenilen 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Hükûmet veya esas komisyon tarafından kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurul gündemine getirilmesinin gerekçeli olarak istenebileceğine ve Genel Kurulun işaret oyuyla buna karar verebileceğine ilişkin açıklaması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İç Tüzük’ün 52’nci maddesinin birinci fıkrasına göre, gerçekten, Sayın Hamzaçebi’nin belirttiği gibi, kırk sekiz saat geçmeden tasarı  ve tekliflerin görüşülemeyeceği belirtiliyor ancak bir sonraki fıkrada “Bu süre geçmeden gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükümet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir. Bu takdirde, Genel Kurul, işaret oyuyla karar verir.” Yani Genel Kurulun takdirindedir, Genel Kurul eğer bu şekilde karar verirse Sayın Başkanım -daha önce de bu defalarca yapıldı zaten- kırk sekiz saat beklemeden bu görüşmeler yapılıyor efendim.

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.58

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

 

17.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, AK PARTİ grup önerisiyle gündeme alınması istenilen 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinde Anayasa’ya bir aykırılığın söz konusu olmadığına ilişkin tekraren açıklaması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biraz önceki tartışmada Sayın Hamzaçebi’nin 22’nci maddeyle ilgili olarak ifade ettiği Anayasa’ya aykırılık tartışmasıyla ilgili bir netleştirme yapmak istiyorum.

Bu, kamulaştırılmaksızın, imar planlarında kamu alanlarına tahsis edilen ve gerçekten birçok vatandaşımızın da mağduriyetine yol açan sorunun çözümüne yönelik olarak düzenlenmiş olan bir maddedir. Yani yirmi yıldan beri, otuz yıldan beri imar planlarında hastane alanı, millî eğitim alanı, okul alanı gibi kamu hizmetine tahsisli olarak görülen ancak bu amaçla istimlak edilmeyen, başka bir şekilde değerlendirilmesine fırsat veya imkân da verilmeyen ve vatandaşımızın mağduriyetini ortaya çıkaran sorunun çözülmesi amacına yöneliktir.

Dolayısıyla, bu noktada madde metninden bu şekilde anlaşılamıyorsa ifade, onu netleştirebiliriz, netleştireceğiz. Dolayısıyla, bu noktada herhangi bir Anayasa’ya aykırılık söz konusu değildir ama anladığım kadarıyla, ifade edilişinde bunu çağrıştıran birtakım algılamalar oluşmuş, ona yönelik olarak gerekli düzenlemeleri yapacağız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki efendim.

 

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, AK PARTİ grup önerisiyle gündeme alınması istenilen 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinin yeniden ele alınıp tereddütleri giderecek şekilde düzenlenmesi gerektiğine ilişkin tekraren açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de bir açıklama yapayım efendim.

Şimdi, teklifin 22’nci maddesi, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 6’ncı maddesini yeniden düzenliyor. Söz konusu geçici 6’ncı madde, 5996 sayılı Kanun’la Kamulaştırma Kanunu’na eklendi ve 1956 tarihli 6830 sayılı İstimlak Kanunu ile 1983 tarihli 2942 sayılı yeni Kamulaştırma Kanunu arasındaki geçen dönemde kamulaştırmasız el atma nedeniyle mağdur olan vatandaşların sorununu çözmeye yönelik bir düzenlemeyi getiriyor. Daha sonra, bu düzenleme, 1983 yılından sonraki kamulaştırmasız el atmaları da kapsayacak şekilde 6111 sayılı Kanun’la genişletildi. 6111 sayılı Kanun’la yapılan genişletmeyi Anayasa Mahkemesi iptal etti ve Anayasa Mahkemesi idareye Ağustos 2013 tarihine kadar süre verdi. Bu süreye kadar yeni bir yasanın kabul edilmesi gerekiyor. Tabii ki kabul edilecek yasanın Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini karşılaması gerekiyor. Teklif, bu konuda yapmış olduğu öneriyle, daha evvel 1956 ile 1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmaları düzenleyen geçici 6’ncı maddeyi yeni baştan ele alarak düzenliyor ve 1983 yılından sonraki kamulaştırmasız el atmaları da kapsamına alacak şekilde genişletiyor.

İmar planı kararlarıyla kamu hizmetine ayrıldığı hâlde kamulaştırılmamış olan taşınmazların maliklerinin mağduriyetini gidermek amacıyla bir düzenleme yapılması ihtiyacı olabilir, vardır ama bu ihtiyacı karşılarken 1983 yılından sonraki diğer kamulaştırmasız el atmaları da, onları da meşrulaştıracak bir yasal temeli hazırlamamak gerekir. Madde, bu anlamda yeniden ele alınıp bu tereddütleri giderecek şekilde düzenlenmelidir.

BAŞKAN – Evet, bu anlaşılmıştır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Canikli’nin açıklamasından, ben, sadece imar planı kararlarına ilişkin kamulaştırmasız el atmaların söz konusu olabileceği bir düzenlemenin yapılacağını anlıyorum.

BAŞKAN – Evet, yeri ve zamanı geldiğinde bunu yerine getirirsiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Maddenin bu şekilde anlaşılmasına ilişkin bir önerge verecekler, öyle anlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

                                                                               23/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 23/5/2013 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                              

                                                                               Nurettin Canikli

                                                                                     Giresun

                                                                AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4’üncü sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun, haftalık çalışma günlerinin dışında, 24 Mayıs 2013 Cuma günü saat 15.00'te toplanması ve bu birleşiminde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

23 Mayıs 2013 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

24 Mayıs 2013 Cuma günkü birleşiminde 358 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde, günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

 

463 SIRA SAYILI BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (2/1524)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 18’inci maddeler

18

2. BÖLÜM

19 ila 36’ncı maddeler

18

TOPLAM MADDE SAYISI

36

BAŞKAN – Önerinin lehinde İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat.

Buyurunuz Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; partimizin grup önerisi lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, önerimizde esasen belli başlı bir değişiklik vardır bugünkü gündeme ilişkin; o da 463 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin bugün gündeme alınmak suretiyle, gündemin 4’üncü sırasına alınmak suretiyle görüşülmesi, görüşmelerinin 24.00’e kadar bitmemesi hâlinde de bitimine kadar devam etmesi şeklindedir.

Keza, eğer bugün gündem konusu çalışma bitirilemezse Meclisin yarın   -cuma günü-  saat 15.00’te toplanarak çalışmalarını sürdürmesi önerilmektedir.

Kanun, yeri geldiğinde, değerli gruplarımızın katkılarıyla daha da gelişecek, zenginleşecektir, mesele daha net biçimde ortaya çıkacaktır. 8-10 tane kanunla ilgili gerçekten toplumda beliren ihtiyaçları karşılama amacıyla ciddi düzenlemeler getirilmektedir.

Ben önerinin desteklenmesini bekler, yüce heyetinize saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kubat.

Aleyhinde, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun grup önerisinin aleyhinde söz aldım.

Gerçekten, bir haftada Genel Kurul iki defa çalışma gündemini belirlemek için mesai harcamaktadır. Her defasında da söylediğim gibi, dünyada hiçbir kurul yok ki kendi gündemini belirlemek için üç saat, dört saat çalışsın. Bu hiç doğru bir usul değil.

Değerli arkadaşlar, getirilen öneri, 463 sıra sayılı kanun’un gündeme alınmasını, bugün ve yarın bitirilmesini talep eden bir öneri. Değerli milletvekilleri, önemli konularda değişiklik yapan, önemli kanunlarda değişiklik yapan bir torba kanunu görüşeceğiz. Bu kanunda -şöyle üstünkörü bir saydım- 13 tane kanunda değişiklik yapıyor, 13 tane farklı alanda, farklı konuda köklü değişiklikler yapan bir torba kanun. Alıştık torba kanunlara ama torba kanunların temel kanun olarak getirilmesi de yeni bir usul oldu. Bu iki husus, birbiriyle çelişen bir durum ve bana göre, İç Tüzük’ümüze göre de aykırı bir durum. İç Tüzük 91’e göre -temel kanunun- çok net, buradan okuyarak da söyleyebilirim, diyor ki: Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi hâlinde kanun teklifi ve tasarısını temel kanun olarak  alabilirsiniz. Tekrar ediyorum: Bir hukuk dalını sistematik olarak değiştiren, kapsamlı olarak değiştiren, bütünüyle değiştiren genel ilkeleri içermesi hâlinde bir kanunu temel kanun olarak görüşebilirsiniz, İç Tüzük 91.

Anayasa 88 de kanunların görüşülmesi İç Tüzük’le belirlenir, diyor.

Şimdi, 13 farklı konuda, 13 farklı kanunda birtakım ihtiyaca binaen yapılan pragmatik değişiklikleri -temel ilkeler değil- ihtiyaçtan kaynaklanan değişiklikleri bir torbaya doldurmuşsunuz ve İç Tüzük 91’e rağmen, 91’e aykırı bir şekilde temel kanun olarak buraya getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ülkemizin, milletimizin temel talepleri, ihtiyaçları doğrultusunda ve değişen şartlara göre hukuk kurmakla görevli ve milletimiz adına görev yapıyor. Ama hukuk kurarken hukuka da uygun olmak, en azından kendi hazırladığı, kendi oylarıyla kabul ettiği İç Tüzük’e de uygun çalışmak mecburiyetinde. “Ben yaptım oldu” anlayışıyla “Benim yaptığım kuraldır…” Yani, Genel Kurul kendi gündemine sahiptir, takdir Genel Kurulun, parmağımızı kaldırırız burada hukuk kurabiliriz ama kurduğumuz hukuk, daha önce kurduğumuz hukuka aykırıysa yaptığımız iş meşru olmaz. Hukuki meşruiyeti olmayan hiçbir düzenleme de kamu vicdanında, insan vicdanında adalet duygusunu beslemez değerli arkadaşlar. Dolayısıyla “Bugün görüşelim.” sebebinizde haklı olabilirsiniz; zorunlu, zaruri, acil olabilir. “Bugün görüşelim.” diye şimdi oylarınızla kabul edeceğiniz, kararlaştıracağınız 463 sıra sayılı torba kanun temel kanun olarak görüşülecek yani iki bölümde, içeriğine çok fazla girmeden; her madde bir kanunu değiştiriyor ama madde üzerinde müzakere açmadan. Kırk sekiz saat geçmeden getiriliyor. Ben inanıyorum ki bu Genel Kurulda bulunanların yüzde 95’i bu kanunun daha kapağını açmamıştır. Nasıl müzakere edeceğiz, hangi bilgiye dayalı müzakere edeceğiz ve milletimizin ihtiyaçlarına uygun bir düzenlemeyi hangi ortak akılla kuracağız veya kurduğumuz bu ortak akıl hukuken meşru olacak mı millet vicdanında, adalet duygusunu geliştirecek mi?

Dolayısıyla -ben, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşuyorum- her defasında bir zaruret, bir ihtiyaç, bir aciliyet ortaya koyarak bu İç Tüzük’ü çiğnememiz, “Teamül var, geçmişte de böyle yaptık.” mazeretine sığınmamız, benim anlayışıma göre hukuk adamına, hukuk kuracak bu müesseseye ve bu fonksiyona yani Türkiye Büyük Millet Meclisine, millet adına hukuk kurma fonksiyonuna yakışmayacak bir davranıştır. Aranızda çok değerli hukukçular olduğunu biliyorum eğer meseleyi incelerlerse , onların da doğru bulmayacaklarına inanıyorum.

Tekrar ediyorum -İç Tüzük 91’e göre temel kanun olmanın şartı- bir hukuk alanında kapsamlı ve bütünüyle yapılacak değişiklikleri temel kanun olarak alabilirsiniz. 13 kanunun bazı maddelerinde ihtiyaca binaen yapılan değişiklikleri bir torbaya doldurup, buraya getirip  temel kanun olarak görüşülmesini dayatırsanız bunun adı hukuk olmaz.

En azından bu tavrınıza, bu yaklaşımınıza, bu yönetim anlayışınıza karşı çıkıyorum. Bu sebeple, getirdiğiniz önergeye aleyhte oy kullanacağımı ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Lehte, Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Buyurunuz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün, bir torba yasa yeniden gündemde. Uzun süredir bu tür yasalarla bu Parlamento her gün meşgul ediliyor ama biz önemli bir süreçten geçtiğimizi hep söylüyoruz. Bu önemli süreçte, bu ülkede bu hukukla iç barışımızı sağlayamadığımızı hep söylüyoruz.

Bakın, bugün görüşülmek istenen kanunda her şey var yani “Tamek’se atın sepete.” sloganıyla ne varsa bu torba kanunda var ama içinde özgürlükler, adalet, hukuk yok.

Şimdi, önemli bir süreçten geçtiğimizi… Kamuoyu araştırmalarında hep bunları görüyoruz yani bugünkü bütün gazetelerde, yapılan anketlerde, Türkiye kamuoyunun iç barışın sağlanmasıyla ilgili desteğini görüyoruz ama bu konuda bir tek adım, bir tek çaba görmüyoruz ve biz eğer doksan yıllık bu sorunlarımızı çözeceksek doksan yıllık hukukun bu sorunları çözmediğini… Yeni bir hukuk anlayışıyla bunları çözmemiz gerekir ama biz hukukumuzu dizayn etmiyoruz. Biz hukukumuzu muhaliflerimize karşı acımasız bir silah gibi kullanıyoruz. Evet, bütün muhalifler cezaevinde. Yani bütün muhaliflere karşı uyguladığınız yol, yöntem nedir; ya cezaevidir ya mezardır.

Şimdi, bu süreçten bizim hepimizin ders çıkarmamız gerekirken ne yazık ki yeniden, yine, Parlamento bildiği eski yol, yöntemini sürdürmeye çalışıyor. Yani hep söylenir ya dünün güneşiyle bugünün  çamaşırlarının kurutulmadığı, dünün bu ülkede uygulanan hukuk anlayışıyla iç barışımızı inşa etmediğimizi hepimiz biliyoruz. Şimdi, Türkiye birkaç aydır çatışmasız bir süreci yaşıyor ve ölümler yok, insanlar umutlu. Geçmişten bugüne kadar gelen sorunlarımızı birlikte nasıl çözebiliriz, herkes bu konuda umut içerisinde, bir bekleyiş içerisindeyken ama ne yazık ki Parlamentomuzda bu konuda küçük bir çaba da yok. Yani, haziran sonrası, tekrar, Parlamento tatile gidecek. Biz, Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu sürecin heba edilmemesi gerektiğini… Hele hele, bu sürecin bu tür yasalarla heba edilmemesi gerekir. Türkiye’nin temel ihtiyacı alan özgürlüklerin bir an önce inşa edilmesi gerekir.

Bakın, bu Parlamento bir taraftan 12 Eylülün ürünü olan Anayasa’yı değiştirmeyi vadediyor ama bir taraftan da 12 Eylülün ürünü olan, generallerin getirdiği Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu’ndan nemalanarak iktidar olmak istiyorsunuz. Bu Parlamentoda, yüzlerce kez bu kürsüde söyledik. Bizim seçmenimizin, bizim vatandaşımızın ödediği vergiden üç parti pay alıyor ama biz pay almıyoruz. Sonra dönüp dolaşıyorsunuz “Ya, gerçekten sizin neyiniz eksik?” diyorsunuz. Bu bile size karşı mücadele etmemiz için yeterli bir donedir. Siz bu hakkı nasıl kendinizde görürsünüz? Bizim vatandaşların…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – “Siz” dediğiniz ora mı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Üç partiye de söylüyorum.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Hayır canım, olur mu? Biz istiyoruz, Sayın Sakık biz istiyoruz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bütün vatandaşlarımızın ödediği vergiden üç parti nasıl kendi arasında paylaşır?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Biz istiyoruz, duymuyor musun?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz sadece Barış ve Demokrasi Partisi demiyoruz, Parlamento dışında olan diğer siyasi partilerin de hazineden pay alması gerektiğini söylüyoruz. Şimdi, Parlamentonun dışında olan siyasi partilerin seçmenleri bu ülkede vergi vermiyor mu? Veriyor ama bununla ilgili tek bir küçük çalışma bile yok. 12 Eylül Anayasası’nı eleştiriyorsunuz ama hâlâ 12 Eylül Anayasası’nın, Siyasi Partiler Kanunu’nun ani, yüzde 10’luk baraj ve Seçim Kanunu yerli yerinde duruyor ve bu Parlamentoyu halkın iradesi belirlemiyor. Bu Parlamentoyu kim belirliyor? Bu partilerin genel başkanları belirliyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Sakık “Baraj insin.” diye bağıran kim? Bak, bu hakkımızı da yemeyin.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bağıran kim ya? “Seçim yardımı yapılsın.” diyen kim?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ya, hep beraber bağıralım, “Bağırın, bağırın.” diyoruz biz de işte.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Baraj var, hazine yardımı yok, onu da koyalım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hazine yardımı da yapılsın.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bir taraftan özgürlükleri istiyoruz, bir taraftan da bütün kaderimizi bu partilerin genel başkanlarının iki dudağı arasından çıkacak söz ve sözcüğe mahkûm ediyoruz. Buradan demokrasi çıkmaz, buradan özgürlük çıkmaz. Bu Parlamento özgür olmadığı müddetçe bu ülkede özgürlüklerden bahsedemeyiz. Bizim milletvekili arkadaşlarımız, bu kürsüye -özellikle iktidar milletvekilleri- zaman zaman, bu Meclis araştırma önergeleriyle ilgili gelip, nasıl iki dakika içerisinde, bir dakika içerisinde “Efendim, zaman darlığı.” deyip olayı geçiştirmeye çalışıyorlar. Çünkü, genel başkan böyle talimat veriyor, siyasi partiler böyle emrediyor. Bu Siyasi Partiler Kanunu’nda ve bu yasada halk yok, halk belirleyici değil. O vesileyle, eğer demokratik zeminin önü açılacaksa ilk önce Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu derhâl değiştirilmelidir. Bunun gereğini yapmalısınız.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Anlaşmanızda var mı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Hep beraber, birlikte, bu hepimizin ortak görevidir. Birlikte bunları, evet, değerlendirmeliyiz ve değiştirmeliyiz. Bir taraftan da eğer iç barışımızı sağlayacaksak iç barışımızda… Yani, 12 Eylülün ürünü olan Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu nasıl sorunu çözmüyorsa Anayasa da çözmüyor, yasalar da çözmüyor. Bu Anayasa, bu yasayla biz iç barışımızı sağlayamayız, temel sorunlarımızı konuşamayız. Şimdi bu yasaların değiştirilmesi gerekir.

Bakın, bizim “olağanüstü hâl” dediğimiz dönemlerden gelen mahkûmiyetler var. İçeride, yirmi yılı aşkın süredir cezaevinde olan PKK’li tutsaklar var, KCK’li tutsaklar var ve bunlar düşüncelerinden dolayı içerideler yirmi yılı aşkın bir süredir. Eğer barıştan bahsediyorsanız, ilk önce, bu insanların bir an önce özgürleşmesi için yasaları değiştirmeniz lazım, Terörle Mücadele Yasası’nı ortadan kaldırmanız lazım. Yoksa, silahlar sustu, eh, Kürt sorunu yok hükmünde sayılacak... Zaten, bu ülkenin genetik mirası kötü, zaten bütün realiteler eğer tepki yoksa, eğer bir mücadele yoksa yok hükmünde sayılıyor. Ne zaman ağır bir bedel ödeniyorsa, 50 bin ölümden sonra Kürt realitesi kabul ediliyor ama silahlar susunca yeniden o realite askıya alınıyor. Ne zaman bir deprem görsek, depremde 10 bin, 20  bin insan ölse “Vay, bizim ülkemiz fay hattı üzerinde, biz buna uygun adımlar atmalıyız.” diyorsunuz. Deprem süreci bitiyor, yeniden, biz, depremi de askıya alıyoruz.

O vesileyle, sevgili arkadaşlar, biz dostane öneri sunuyoruz. Türkiye, hem toplumda hem uluslararası kamuoyunda ilk kez bu kadar ciddi şekilde iç barışa yakın bir süreci yaşıyor. İç barışa yakın bir süreç yaşandığı içindir ki zaman zaman, Türkiye'nin bu barışının sağlanmaması için nasıl ki Paris’te saldırıya maruz kaldı oradaki 3 PKK’li kadın ve Reyhanlı’daki olaylar da bunun bir farklı versiyonudur. Emin olun ki onun için biz hep söylüyoruz: Dün barışla ilgili mecburiyetimiz vardı, bugün mahkûmiyetimiz var. Parlamento buna uygun yasaları derhâl hayata geçirmelidir, güven arttırıcı adımları atmalıdır. Parlamentonun görevi bu olmalıdır. Evet, trafik cezasından tutun alkole kadar, bunları da konuşalım ama bu torba yasasında özgürlüklere dair, iç barışımıza dair bir yasayı ve anayasayı nasıl dizayn edeceksek… Şimdi, hep söylüyoruz: “Anayasayla ilgili bir konsensüs yok.” Benim bu saydıklarım, bu söylediklerim, bizim “yol temizliği” dediğimiz bu yasaların değişmesi için anayasal değişikliğe gerek yok. Bunu, Parlamento oturur, üç gün içerisinde Siyasi Partiler Yasası’nı, Seçim Kanunu’nu değiştirir, Terörle Mücadele Yasası’nı kaldırır, içerideki binlerce insan özgürlüklerine kavuşur, o zaman, biz de, evet, barışın iklimine, ruhuna uygun adımlar atıldığını görürüz. Kamuoyundaki yüzde 68’lerdeki halk desteği bu sefer yüzde 100’lere çıkar. Tarih size, bize, hepimize böyle önemli bir görev veriyor ve önemli bir sorumluluk veriyor. Biz de gerçekten bunun gereğini yapalım.

Biz tekrar altını çizerek söylüyoruz: Bu yaz silahlar konuşmuyorsa Parlamento rehavete kapılıp, gidip üç ay tatil yapmamalıdır. Parlamento, bu ülkenin ihtiyacı olan yasaları, anayasayı dizayn etmelidir ve halkımıza umut vadetmelidir. Bu umudun adresi de Türkiye Büyük Millet Meclisidir, dışarıda bunun için çaba sarf etmeye gerek yok. Bu çabanın adresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu söylüyoruz. Meclis gereğini yaparsa eminim ki çok önemli şeyler olur.

Ben hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Aleyhinde, İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin bugünkü ve eğer devam edecek olursa yarınki Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemini belirlemeye yönelik grup önerisi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade edeceğim.

Her zaman olduğu gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi kendi Parlamento çoğunluğuna dayanarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini belirlemektedir. Seçimlerde yüzde 49,8 oranında oy almış olan parti, toplumun yüzde 50,2’sinin kendisine oy vermediği gerçeğini bir kenara atarak yüzde 50’2’yi dikkate almayan, onun görüşlerini kale almayan düzenlemeler yapmak istemektedir. Bugünkü Meclis gündemine konu olan düzenlemelerden biri de budur. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermiş olan seçmenimizin yani toplam seçmenin yüzde 49,8’inin de AKP’nin yapacağı, yapmak istediği bu düzenlemelerin arkasında olup olmadığı da tartışmalıdır.

Bu yıl cumhuriyetin 90’ıncı yılını kutlayacağız, cumhuriyetin yüzüncü yılına doğru gidiyoruz. AKP’nin iktidar olduğu tarihten bu yana toplam on bir yıllık bir süre geçmiştir. On bir yıllık süre içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye’yi özgürlükler açısından daha iyi bir noktaya getirdiğini söylemek mümkün değildir; on bir yıllık süre içerisinde ekonomik açıdan geçmişteki hükûmetlerin ekonomik performansını geçecek şekilde, Türkiye’yi daha iyiye getiren, taşıyan bir performans sergilemiş değildir.

2002’de Adalet ve Kalkınma Partisinin söylemlerini gayet iyi hatırlıyorum. Hak ve özgürlükleri merkeze alan, bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran, devletin gücünü sınırlandırmak isteyen, kısaca, özgürlükçü bir çerçeveye sahip bir sistemi kurmak isteyen bir yaklaşımı sergiliyorlardı ve yine o tarihte, Avrupa Birliği projesine destek veren, Avrupa Birliği projesini sahiplenen bir Adalet ve Kalkınma Partisi vardı. AKP kadrolarının millî görüş geleneğinden geliyor olmaları, onların Avrupa Birliği projesi konusunda söylediklerinin samimiyetini tartışmalı bir hâle getiriyordu. Kimse emin değildi; millî görüş geleneğinden gelen bir partinin Avrupa Birliği projesine sahip çıkması, gerçekten inandırıcı mıydı, değil miydi? Çünkü, millî görüş kadroları, temel olarak Avrupa Birliği projesine karşıydı. Bugün de o kadrolar Avrupa Birliği projesine karşıdır.

Seçimler yapıldı, AKP iktidar oldu ve hiç kimsenin beklemediği şekilde, Adalet ve Kalkınma Partisi Avrupa Birliği projesine sahip çıktı, bu konuda “Acaba?” gibi soru işareti ortaya koyanları şaşırttı. Millî görüş geleneğinden gelen kadrolar Avrupa Birliği projesine sahip çıkmış ve Türkiye’yi Avrupa Birliğine taşıyacak şekilde bir hedefi milletimizin önüne koymuştu; bu, gerçekten şaşırtıcıydı. Ama, ilerleyen zamanda, AKP’nin Avrupa Birliği manevrasının gerçekte çok doğru olmadığı, çok samimi olmadığı, AKP’nin insan hak ve özgürlüklerini merkeze alan Avrupa Birliği demokrasilerini kendisine örnek almadığı ortaya çıktı. Bir dönem topluma heyecan veren Avrupa Birliği projesi, bugün artık AKP’nin gündeminde değildir ve topluma heyecan veren bir dinamik olmaktan da çıkmıştır.

2007 seçimlerini hatırlıyorum, 2007 seçimlerine girerken AKP’nin Avrupa Birliği diye bir projesi kalmamıştı. O dönemin seçim propagandası iki esas üzerine kuruluydu: Bir, dindar birinin Cumhurbaşkanı olması; iki, ekonomide istikrarın devamı. 2011 seçimlerini yaptık. Bir sivil anayasa taahhüdü vardı AKP’nin; Cumhuriyet Halk Partisinin de vardı, diğer partiler de böyle bir yaklaşıma olumlu bakıyorlardı. Sivil anayasa yapmak için, hak ve özgürlükleri merkeze alan bir anlayışla, devletin, bireyin hak ve özgürlükleri karşısında gücünü sınırlayan bir anlayışla masaya oturduk. Ama anlaşıldı ki Adalet ve Kalkınma Partisinin anayasa projesi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ölene kadar başkan olmasını amaçlayan bir başkanlık sistemi projesinden başka bir şey değil.

Şimdi, biz, Türkiye’de aslında tek adam yönetimini yaşıyoruz. Her şeyimize karar veren, milletin her şeyine karar veren, özel yaşam alanlarına müdahale eden bir anlayış var iktidarda. İstanbul’da nereye cami yapılacak? İstanbul’da havaalanı, üçüncü havaalanı nereye yapılacaktır? Üçüncü köprünün güzergâhı ne olacaktır? Kars’taki heykelin ucube olup olmadığına kim karar verecektir? Tabii ki Sayın Başbakan karar veriyor. “Ucube” sıfatını o heykele yapıştırmak suretiyle heykeli yıkmıştır. İstanbul’da silüetlerin, o İstanbul’un tarihî silüetinin ortasına hangi iş adamı gökdelen dikecektir? Bunların kararlarını hep Sayın Başbakan veriyor. 1 Mayıs gösterileri, daha doğrusu 1 Mayıs kutlamaları nerede yapılacaktır? Taksim Meydanı nasıl şekillenecektir? Topçu Kışlası’nın yerine ne inşa edilecektir? Belediyelerin emsal uygulaması ne olacaktır? Nereye, hangi imar verilecektir? Yaşamımızın bütün alanlarına müdahale eden bir anlayış vardır, bir Sayın Başbakan bugün Türkiye’nin yönetimindedir. Yani, daha başkanlık sistemi olmadan tek adam yönetiminin baskıcı bütün taraflarını Türkiye yaşıyor. Düşünün ki bir de Türkiye'de bir başkanlık sistemi olduğunu, Türkiye demokrasiye veda edecek demektir. Bunların gerçekleşme şansının mümkün olmadığını, milletimizin büyük bir dirençle başkanlık sistemine, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını tasarlayan modele “hayır” diyeceğini düşünüyorum. Referanduma bile gitmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bunların geçmeyeceğini düşünüyorum, buna inanıyorum. Ama, tek adam yönetiminin, yaşamımızın her alanına müdahale etmek isteyen, yaşam alanlarımızı gasbetmek isteyen bir anlayışın bugün yasama organındaki tavrını görüyoruz.

Görüşeceğimiz teklif 463 sıra sayılı Teklif’tir. Bu sabah itibarıyla, öğlen saatlerinde ancak milletvekillerine ulaştırılabilmiştir ve biz şimdi bu teklifin görüşmelerine başlayacağız. Milletvekillerine buna hazırlanma imkânını bile tanımayan bir anlayışın teklifini görüşeceğiz. Elbette ki bu teklifle ilgili görüşlerimizi, iyileştirme önergelerimizi, değişiklik önergelerimizi vereceğiz, bunu amaca uygun hâle yani toplumun arzu ettiği, toplumun ihtiyaç duyduğu bir şekle dönüştürmenin gayreti içerisinde olacağız. Ama, şu ortaya çıkmıştır: 2002’de Avrupa Birliği projesine sahip çıkarak toplumun önüne çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi, on bir yıl sonra Avrupa Birliği projesini Türkiye'nin gündeminden çıkarmıştır ve Şanghay Beşlisi gibi demokrasiyle sorunlu ülkeler kulübü olarak ifade edebileceğimiz bir ekonomik ortaklığa Türkiye'nin üye olmasını Türkiye'nin gündemine taşımıştır. Bu, ancak ve ancak otoriter anlayışa sahip kişilerin, yöneticilerin, siyasetçilerin Türkiye'nin önüne koyabileceği bir hedeftir. Bu bir müzakere taktiği bile olamaz. Avrupa Birliği karşısında “Ben Şanghay Beşlisi’ne gidip üye olacağım.” derseniz sizin esasen demokrasi ve özgürlük gibi bir hedefinizin olmadığını herkes anlamış olur. İyi bir sınama oldu, bu ortaya çıktı. Bu anlayışın bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine dikte ettirmek istediği bir teklifi görüşüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün KİT Komisyonunda aynı anlayış, Cumhuriyet Halk Partili KİT Komisyonu üyelerinin üzerine baskı uygulamıştır. KİT Komisyonundaki milletvekillerimizin denetim görevini gereği gibi yapabilmesi amacıyla talep ettiği bilgiler, raporlar kendilerinden esirgenmiştir. O yönetimi, oradaki bu uygulamayı, o tutumu Cumhuriyet Halk Partisi olarak kınıyoruz.

Sürem burada bitiyor, o nedenle sözlerimi sonlandırıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekili bugünkü KİT Komisyonuyla ilgili olarak bir ithamda bulundu, KİT Komisyonu Başkanı olarak söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Poyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- AÇIKLAMALAR

19.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Grup Başkan Vekili KİT Komisyonunda bugün yaşanan tatsız olayları işaret ederek KİT Komisyonunda denetim hakkının engellendiği ve Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerine baskı yapıldığı iddiasında bulundu. Tutanaklar Meclis Başkanlığımızda mevcut. KİT Komisyonunda aynı Genel Kurulumuzda olduğu gibi tam tutanak tutulmakta ve -tüm konuşmalar- bu anlamda tarihe not düşülmektedir. Orada Başkanlık Divanı olarak, milletvekili arkadaşlarımızdan kim, ne kadar söz istemişse, bu anlamda, milletvekili arkadaşlarımıza sadece bugün değil, bundan önceki günlerde, bundan önceki toplantılarda da söz verilmiştir, sözlerini kesmek gibi bir duruma girilmemiştir ve milletvekili arkadaşlarımız, ister iktidar olsun ister muhalefet olsun, ilgili kuruluşlarla alakalı tüm hususları, tereddütlerini soru olarak da, ilgili kuruluşlara, gerek yazılı, gerek sözlü olarak da ifade etmişlerdir. Eğer burada bir baskı, denetimin yaptırılmaması iddiasında bulunuluyorsa bunun delillerinin çok açık, net bir şekilde ortaya konulması lazım. Biz, tarihe şahitlik etme anlamında, olayın şahidi olarak Komisyonumuzun tutanaklarını Genel Kurulumuza gösteriyoruz.

Ayrıca, bütün Komisyon toplantılarımız -Petrol Kanunu’ndan kaynaklanan- Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ile BOTAŞ’ın Komisyon toplantıları haricinde basına açık şekilde yapılmaktadır. Dolayısıyla olan biten her şey kamuoyunun önünde olmaktadır.

Bu anlamda, Sayın Grup Başkan Vekilinin yanlış, eksik bilgilendirildiği noktasında benim bir düşüncem var. Eğer denetimin yapılmadığı, yaptırılmadığı, konuşturulmadığı noktasında bir iddiası varsa ve sürdürecekse, o zaman, KİT Komisyonunda konuşan milletvekillerimizin isim isim, parti parti hangisinin kaç dakika söz aldığını, kaç dakika konuştuğunu kendilerine tutanaklardan verebiliriz.

KİT Komisyonu, gündemine hâkimdir. Bütün Komisyon üyesi arkadaşlarımız istediği şekilde söz alırlar, nezaket sınırları çerçevesinde yasaların bize verdiği görevi yerine getirme noktasında da özgürdürler.

Burada, baskı yapıldığı iddialarını Komisyon Başkanı ve Başkanlık Divanı olarak reddediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Poyraz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben, KİT Komisyonunda bugün gerçekleşen oturumda, yapılan görüşmelerde Cumhuriyet Halk Partili üyelerin taleplerinin karşılanmadığı, bu nedenle de denetim görevlerini yeterince, gereği gibi yerine getiremedikleri anlamında bir değerlendirme yaptım.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Kınadınız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir milletvekilinin yasama organı üyesi olması nedeniyle denetim görevi vardır. Denetim görevi ona yürütmenin bütün işlemlerini denetleme hak ve yetkisini verir. Bu yetkiyi nasıl soru önergesiyle kullanabiliyor ise KİT Komisyonundaki görüşmeler sırasında ilgili idareden bilgi istemek, rapor istemek suretiyle de gerçekleştirme yetkisine sahiptir. Milletvekillerimizin bu taleplerinin karşılanmaması yönündeki tutuma yönelik eleştirime Sayın Komisyon Başkanı, hiç ilgisi olmayan bir şekilde, benim söylediklerimi bir başka anlama gelecek şekilde değerlendirdi. Dolayısıyla, bir sataşma vardır. İzninizle, sataşma hakkında söz talep ediyorum.

Sayın Aykut Erdoğdu konuşacak, KİT Komisyonu sözcümüz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Erdoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; denetim sadece söz hakkıyla, konuşma hakkıyla sınırlı değildir. Denetim, milletin verdiği yetkiye dayanarak yürütmedeki birtakım iddialara ilişkin bilgi ve belgeleri inceleyebilme hakkıdır.

Biz son derece önemli iddiaları iddia olarak ortaya koyduk. Sayın Bakan burada mesela. Kendisi dedi ki: “Biz dolandırıldık.” Biz de dedik ki: “Bu dolandırıldığınız şirketlere yönelik, 450 milyon liralık, şirketlerin ortaklarına yeni ihaleler vermişsiniz. Bu ihalelerle ilgili belgeleri görmek istiyoruz.” Sayın Bakan burada, Komisyon Başkanı burada. Bu benim anayasal hakkım. Ben bu belgeleri göremedim.

Ben burada Enerji Bakanına sordum: Sayın Başbakanın damadının yönettiği şirket, Samsun’da, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığında, hazineyi dolandırmaktan, nitelikli dolandırıcılıktan hakkında bir suç isnadı vardır. Buna ilişkin raporları sorumlu olduğum, görevli olduğum Komisyonda TEDAŞ Genel Müdürlüğü hesapları içerisinde görmek istedim, yazıyla talep ettim, bu bilgi ve belgelere ulaşamadım.

Bizim söylediğimiz şu: Biz milletin vekiliyiz. Bu iddialar gerçek dışıysa belgeleri gösterin, hep beraber karar verelim.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – İspat et.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bu belgeleri görmeden, siz bana “ispat et” derseniz… Bu belgeleri burada bakan kabul etti, “Böyle bir soruşturma var.” dedi. Sayıştay raporunda bununla ilgili bilgiler var ama esas belgeleri görmek istiyoruz. “İspat et.”, “Yargıya git.” cümlelerini biz Deniz Feneri’nde gördük.

Bugün bize sinkaflı küfürler edildi o Komisyonda, ölümle tehdit edildik. “Biz adama sadece bakmaz, gerekirse vururuz.” dedi bir milletvekili. Şunu bütün milletvekillerinin bilmesini istiyoruz…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Yanlış söylüyorsun, öyle demedi.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Tutanaklarda göreceksiniz, “Biz adamı vururuz.” dedi, tutanaklarda göreceksiniz.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Tutanaklardaki ifade o değil, hayır, öyle değil.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bizim canımız bu millete kurban olsun. Vuracak adam cesareti varsa gelsin vursun, biz buradayız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğdu.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Poyraz.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Şimdi, Sayın Erdoğdu çıkıyor, konuşuyor ve konuşurken de başka başka konuları da gündeme taşıyor. Yani, Komisyonun çalışma usulleri bellidir. Komisyonumuzun talep ettiği soruşturmalar devam ederken, soruşturmalar tamamlanmamışken oradan o soruşturma raporunu istemek Komisyonun çalışma usullerine aykırıdır ve şu anda bahsettiği, TEDAŞ’la ilgili olarak soruşturmalar da zaten Komisyonumuz tarafından talep edilmiştir, şu anda da soruşturmalar devam etmektedir. Dolayısıyla, birtakım bilgileri, işte, orada bir bakana, burada bir bakana veya bir başka arkadaşa atıflarda bulunarak lütfen saptırmasın. Tutanaklara geçmesi açısından bu konuyu açıklıyorum.

Bir de, lütfen, arkadaşlarımız biraz da kendilerini eleştirsinler. Yani, kem söz sahibine aittir. Arkadaşlarımızın bir kısmı o konuşmada “Gerekiyorsa özür de dileriz.” demişlerdir ama tam tersine, “Canımızı veririz, kanımızı dökeriz.” diye ifadeler de bizzat kendisine aittir, Komisyon tutanaklarında da vardır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yahu sen “Vururuz!” dedin mi demedin mi, onu söyle.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Tutanakları okuyun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Vururuz.” diyorsun, o da “Canımızı veririz.” diyor.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Hayır, olur mu…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, bırak, Başbakanın kefen edebiyatından sonra başladı bunlar.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Tutanakları okuyun, tutanaklarda var.

BAŞKAN – Bu konuyu, burada, Komisyondaki tartışma konusunu, tutanakları inceleriz, incelersiniz, bakılır ve onunla ilgili Komisyon Başkanı olarak siz, oradaki milletvekillerimiz gereğini yerine getirirler.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok özür diliyorum.

Komisyon tutanakları burada ortaya çıkacak.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Tabii, tabii.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O milletvekili, bürokratların ve diğer milletvekillerinin huzurunda “Biz adama sadece bakmayız, vururuz.” dedi.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Öyle demedi, öyle demedi, bir dakika. “Sen bana niye bakıyorsun.” diye sen söyledin.

BAŞKAN – Evet, şimdi, sayın milletvekilleri, “Öyle dedi, böyle dedi.”yi burada çözemeyiz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Şimdi tutanaklara bakacağız. Orada bir sürü şahit var. Size yakışmıyor, size yakışmıyor. Bunu biz kulaklarımızla duyduk, siz kabul edin veya etmeyin.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Arkadaş hiçbir şekilde sana bir şey söylemedi, sen kendi kendine laf söyledin. “Ben sana bakmıyorum.” dedi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı konuşmayınız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – “Vururuz.” dedi.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Hayır, “Baksaydım.” dedi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tutanaklarda göreceksiniz, ses kayıtlarında göreceksiniz. Bütün milletvekillerine havale ediyorum ben.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Tutanaklara bak.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Tutanaklarda ve ses kayıtlarında görülecek.

BAŞKAN – Tutanaklara bakarsınız ve ne söylendiği netlikle orada ortaya çıkar.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisini oylarınıza sunuyorum…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kabul edenler...

AHMET YENİ (Samsun) – Geçti, geçti, oyladık Sayın Başkan.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oylamaya geçtiniz Sayın Başkan, oylamaya geçildi.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

AHMET YENİ (Samsun) – Geçti Sayın Başkan, geçti.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklamayı zamanında istedim efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yoklama talebi var.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oylamaya geçildi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Serindağ, Sayın Öğüt…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya elimiz niye havada kaldı Başkan?

BAŞKAN - …Sayın Özel, Sayın Küçük, Sayın Özdemir, Sayın Kurt, Sayın Aygün, Sayın Ören, Sayın Erdoğdu, Sayın Türeli, Sayın Acar, Sayın Özdemir, Sayın Yalçınkaya, Sayın Atıcı, Sayın Ağbaba, Sayın Çıray…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ü bu kadar hırpalamayın, lazım olur.

BAŞKAN – …Sayın Öner, Sayın Ekici.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerindedir.

Komisyon raporu 463 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi yasama faaliyetlerinin klasik hâle gelmiş bir uygulaması olan yeni bir torba teklifinin görüşmelerine başlamış bulunuyoruz. Bugünkü torba teklifte 36 maddede 18 kanun ve kanun hükmünde kararnamede düzenleme yapılmaktadır. AKP, bu tutumu nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama kalitesine zarar vermektedir. Bu teklif, aslında bir kanun tasarısıdır, kanun tasarısı mahiyetindedir ancak bir teklif gibi görüşülmeye çalışılmıştır ve bu kanun teklifi, sadece Meclisi bir onay mevki olarak gören anlayışın bir uygulamasıdır.

Teklifte getirilen düzenlemelerin daha ayrıntılı ve teknik incelenmesi için görevlendirilen dört komisyonun herhangi birinden bir rapor gelmesi dahi beklenmemiştir. Bu uygulama, AKP’nin dayatmacı ve “Ben yaptım oldu.”cu anlayışının bir yansımasıdır.

Torba tekliflerin niteliği itibarıyla birbiriyle ilintili olmayan düzenlemeleri içerdiği hepimizin malumudur. Bu teklifte alkolden cami, mescit ve Kur’an kurslarına, kamulaştırma işlemlerinden İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvurulara kadar geniş bir alanda düzenlemeler vardır. Bu içeriğiyle bir bütünlük arz etmeyen düzenlemelerin bir bütün olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde oylanacak olması da ayrı bir çelişkiyi göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifindeki bazı düzenlemeleri olumlu buluyoruz ve gerekli katkıyı da gerek alt komisyonda gerekse üst komisyonda yeterince verdik, ancak bazı olumlu bulmadığımız ve eleştirdiğimiz ve önerdiğimiz çok önemli hususlar da bulunmaktadır. Bunları maddeler hâlinde, görüşmelere başladığımızda da önerilerimizi dile getireceğiz.

Kanun teklifinin 1’inci maddesi bir nevi yeni bir af düzenlemesi olarak karşımıza çıkmaktadır. AKP, bir kanun çıkaracak da içinde birilerine bir af, bir kayırma, bir istisna olmayacak, doğrusu şaşarız. O nedenle, bu kanun teklifinde de, bu, âdeta gerekli bir madde gibi her maddede, her torba tasarıda olduğu gibi bu teklifte de yer almaktadır.

Daha geçtiğimiz gün bir varlık barışı çıktı. Şimdi de, kefalet sandığı yönetim kurulu başkan ve üyelerine yapılan ödemeler nedeniyle çıkarılmış borçların tahsilinden vazgeçilmekte ve borç takibi işlemine son verileceği öngörülmektedir. Af niteliğinde olan bu düzenleme, Adalet Komisyonunun görüşü alınmadan Genel Kurul gündemine getirilmiştir. Bu durum, Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzük’üne de aykırıdır.

Kanun teklifi, kamuoyunda alkol düzenlemeleriyle gündeme gelmiştir. Teklifin 2 ila 6’ncı maddeleri ve 20’nci maddesinde alkollü içkilerin üretimi, tüketimi, pazarlanması, satışı, reklam ve tanıtımı ve trafikle ilgili müeyyideleriyle ilgili yasak ve ceza düzenlemeleri yer almaktadır.

Öncelikle ifade etmek isteriz ki Anayasa’mızın 58’inci maddesi çerçevesinde başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere, bütün vatandaşlarımızı alkol düşkünlüğünden, uyuşturucudan ve diğer zararlı alışkanlıklardan korumaya yönelik bütün hukuki düzenlemeleri destekliyoruz. Ancak, bu kanun teklifinde alkol kullanımının önlenmesine ilişkin düzenlemeler sadece yasak ve cezalar kapsamında ele alınmakta, daha çok da reklam ve tanıtıma yönelik bir ağırlık taşımaktadır. Dolayısıyla, konunun eğitim, bilinçlenme ve bireysel temel hak ve özgürlükler yönü ihmal edilmektedir. Bu konularda Hükûmetin bir çalışması var mıdır, doğrusu bizim meçhulümüzdür.

Bu kanun teklifinde Anayasa’mızın 58’inci maddesinde ifade edilen “gençleri alkol düşkünlüğünden koruma” ilkesi yönünde bir düzenleme yer almamaktadır. Sadece bu, reklam, tanıtım ve diğer bazı yasak ve cezalara ilişkin müeyyideler ne kadar koruyabilirse o ölçüde alkol düşkünlüğüyle mücadele edilecektir.

Teklifin Meclis Başkanlığına sunulan ilk hâlinde bazı yasaklar kanunların amacını aşabilecek bir nitelik arz etmekteydi. Teklifin bu hâlinde alkollü içkiler ile ilgili bilimsel makale yayımlamak dahi mümkün olamayabilecekti. Komisyon görüşmelerindeki değişikliklerle bu yanlışlıklar giderilmiştir, düzeltilmiştir. Tabii, şunu da açık yüreklilikle ifade etmek gerekir ki, gerek alt komisyonda gerekse üst Komisyonda yapılan çalışmalarda bazı maddelerde ciddi manada önemli ve olumlu değişiklikler yapılmıştır. Bu, konunun olumlu tarafı.

Değerli milletvekilleri, esas itibarıyla, çocuk ve gençlerimizin, insanlarımızın alkol düşkünlüğünden korunması ve kurtarılması için alınan hukuki tedbirleri, tekrar ediyorum, destekliyoruz. Ancak, AKP’nin benimsediği yöntem sadece yasaklar üzerine kurulu bir sistemdir. Bizim üzerinde durmak istediğimiz ve Hükûmetin dikkatini çekmek istediğimiz husus budur. Bu yöntem etkin olmayan bir yöntemdir. Yasaklar, tarihin hiçbir döneminde, devrinde istenmeyen bir davranışı önleyememiştir. Daha önce de alkol kullanımını önlemeye ilişkin bazı şehirlerin belli bölgelerinde alkol tüketimini yasaklama gayreti, kırmızı sokak gibi tecrit bölgeleri oluşturma çabaları görülmüştü.

Aynı şekilde, alkol tüketimiyle mücadele çerçevesinde alkollü içkilerden alınan ÖTV de artırılmıştır. AKP döneminde Türkiye, alkollü içkilerden alınan ÖTV’de neredeyse dünya rekorunu elinde tutmaktadır. Ancak, bütün bunlara rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi alkol tüketiminin arttığı yıllar olarak tarihe geçecektir değerli milletvekilleri. 2003 yılında -yine bizim topladığımız resmî kurumların ve ciddi araştırmaların sonucu olarak- 550 milyon litre olan alkol tüketimi 2012 yılında yaklaşık yüzde 123 artarak 1 milyar 127 milyon litreye ulaşmıştır. Bu, yüzde 123’e tekabül etmektedir. Yine, bir milletvekilimizin soru önergesine cevap veren Sayın Maliye Bakanı da bu rakamları birbirine yakın miktarda vermiştir. 2003 yılı son altı ayı itibarıyla 537 milyon litre ülkedeki alkol tüketimi, 2012 yılının on bir aylık sonucu da 1 milyar 20 milyon litre alkol tüketimi ki yüzde 100’ü aştığını göstermektedir. Tabii, buna kaçak içkiler dâhil değil. Bir de Türkiye'nin kaçak alkol sorunu var, nasıl ki kaçak sigara tüketiminde olduğu gibi. Yani sigaraya da baktığımızda, 2002 itibarıyla 5 milyar 500 milyon paket sigara tüketiminin 4,5 milyar pakete düştüğü görülüyor. Tabii bu, sigara tüketiminin azaldığını göstermiyor, kaçak sigaranın arttığını gösteren bir rakam.

Yine AKP döneminde 15 yaş üzeri ve kişilerde kişi başına saf alkol tüketimi 1,3 litreye ulaşmıştır. Özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz arasındaki alkol tüketimi AKP döneminde kaygı verici bir noktaya ulaşmıştır. İlköğretim öğrencileri arasında yapılan araştırmalarda, ilköğretim sırasında en az 1 kez alkol kullanan ilköğretim, ilkokul öğrencilerinin oranı yüzde 15’tir, ortaöğretim çağındaki öğrencilerimizde bu oran yüzde 50’ye ulaşmıştır, üniversite öğrencilerinde yüzde 54’e varmaktadır. Bu rakamların ifade ettiği gerçek, on-on buçuk yıllık AKP yönetiminde Türkiye’de gençlerimizin alkol kullanma oranının yükselmiş olmasıdır.

Hükûmetin gençlerimizi alkol tüketiminden uzak tutamadığının bir diğer önemli göstergesi de, alkolü ilk kullanım yaşının düşüklüğüdür. Yeşilayın yaptığı araştırmalara göre alkolü ilk kullanım yaşı 11’e kadar düşmüştür.

AKP’nin alkolle mücadele yaklaşımında bu kanun teklifine de yansıyan yanlışlığı alkol kullanımının nedenlerine yönelik tespitlerdedir. Nitekim gençlerimiz arasında alkollü içki reklamlarından etkilenerek bu içkileri tüketme meyline girenlerin oranı da son derece düşüktür. Gençlerimiz daha çok arkadaşlık, sosyal yapı, aile durumu, psikolojik nedenler gibi etkenlerle alkollü içki tüketimine meyletmektedir. Dolayısıyla, sorunun çözümünü öncelikle eğitim ve sosyal imkânların ve ortamların iyileştirilmesinde görmekte bir zaruret vardır.

Alkol kullanımı bireysel zararlarının yanı sıra toplumsal etkileriyle de ele alınmalıdır. Alkol bağımlılığı ailenin devamlılığının, toplumsal huzurun, sağlık ve güvenin zedelenmesi gibi sonuçlar ortaya koymaktadır. Ancak daha da önemlisi alkol kullanımı insanın canına ve malına yönelik tehditler ortaya çıkarmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerinde de trafik kazaları için risk faktörlerinin başında alkollü araç kullanma yer almaktadır. Ülkemizdeki trafik kazalarına ilişkin veriler de bu durumu ortaya koymaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre 2012 yılında polis sorumluluk bölgesindeki sürücü hatalı, ölümlü ve yaralanmalı 134 bin trafik kazasından 1.819’u alkollü araç kullanımı nedeniyle gerçekleşmiştir. Aynı şekilde 2013 yılı Mart ayı itibarıyla, üç aylık dönemde yine polis sorumluluk bölgesinde sürücü hatalı, ölümlü ve yaralanmalı 27.723 kazanın 505’i alkollü araç kullanımı nedeniyle meydana gelmiştir. 2003’ten 2012’ye kadar alkol kullanımı nedeniyle geri alınan sürücü belgelerinin sayısında da yüzde 80’lik bir artış vardır. Aynı dönemde aşırı hız nedeniyle sürücü belgelerine el konulanların sayısında yüzde 96’lık da bir düşüş söz konusudur. Demek ki sürat tahdidi konusunda daha sıkı kontroller ve uyma söz konusu.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin sadece alkollü içki tüketimine yönelik birtakım düzenlemeleri öngörmesi Anayasa’mızın 58’inci maddesi çerçevesinde iktidarın görevini eksik yaptığını da göstermektedir. İktidarın gençlerimizi sadece alkolden değil, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten de koruması gerekmektedir. Özellikle uyuşturucu madde kullanımı gençlerimizin ve çocuklarımızın sağlığını ve toplumsal yaşamı olumsuz yönde etkileyen çok önemli unsurlardan birisidir. Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezinin yaptığı bazı araştırmalar çok dikkat çekici ve mutlaka önem vermemiz gereken rakamlar sunmaktadır. Örneğin, öğrenciler arasında herhangi bir yasa dışı bağımlılık yapıcı maddenin en az bir kere denenme oranı yüzde 1,5 olarak bulunmuştur. Maddeyi ilk kez kullanma yaşı 10’a düşerken -dikkat buyurun, yani bir uyuşturucu maddeyi ilk kullanma 10 yaşa kadar düşmüş. Bu çok korkunç bir durumdur- uyuşturucu madde kullanımından tedavi gören en küçük çocuğun yaşı da 13 olarak tespit edilmiştir. Yani artık 13 yaşındaki çocukların dahi uyuşturucu müptelalığından tedavi gördüğü bir ülke durumundayız.

Yine, uyuşturucu madde kullanımı nedeniyle tedavi gören kişilerin ilk kullanım yaşı gençlik dönemi olanların oranı yüzde 87’dir. Zaten bütün bu zararlı alışkanlıklara, bu tehlikeye genelde ilk çocukluk ve ilk gençlik çağlarında maruz kalıyorlar.

Bütün bu verilere rağmen iktidarın uyuşturucu madde kullanımıyla mücadelede herhangi bir çalışmasını doğrusu biz göremiyoruz. Eğer varsa, hazır Sayın Sağlık Bakanı da buradayken, bu verilere, bu sorulara, bu eleştirilere verecek mutlaka bir cevabı olmalıdır. Ve “AKP herhâlde uyuşturucu madde kullanımını toplumsal bir yara olarak görmemektedir.” gibi bir kanaat bizde uyanmıştır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 11’inci maddesi bankacılık sektörüne önemli bir ayrıcalık tanıyan bir düzenlemedir. Düzenlemeyi bu hâliyle kabul etmek mümkün değildir. Ya tamamen kaldırılmalı ya yeniden düzenlenmelidir. Hepimizin bildiği gibi bankacılık sektörü, ülkemizdeki en kârlı sektörlerden birisidir. Buna rağmen bankacılık sektörüne böyle bir imtiyaz, ayrıcalık tanınması vergilemenin “eşitlik”, “genellik” gibi ilkelerine aykırıdır. Bu aykırılığı gidermek için bankacılık sektörü için belirlenen kuralın, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda yıllık olarak alınan muhtelif iş yeri harçları, özel okul, sürücü kursu gibi harçlar için de getirilmesi gerekmektedir.

13’üncü maddede, mülkiyeti kamu kurum ve kuruluşları ile hazineye ait taşınmazların üzerindeki cami, mescit ve Kur’an kurslarında veya bunların eklenti veya bütünleyici parçalarında yer alan ve ticari faaliyetlerde kullanılması öngörülen kısımların Diyanet İşleri Başkanlığınca işletilmesine ilişkin hususlar düzenlenmektedir. Cami ve mescitlerin müştemilatının ticari faaliyetlerde kullandırılması maalesef hâlihazırda uygulanan bir durumdur. Diyanet İşleri Başkanlığı, sadece 2012 yılında, cami ve mescit müştemilatının ticari faaliyetlerde kullandırılması amacıyla yapılan 100 adet yeni kiralama sözleşmesi ile 358 bin lira kira bedeli tahsil etmiştir. Bu faaliyetler maalesef yolsuzluk ve usulsüzlükle anılmaktadır değerli milletvekilleri.

Sayıştayın 2011 yılı Maliye Bakanlığına ilişkin denetim raporunda, hazineye ait taşınmazların Diyanet İşleri Başkanlığınca kiraya verildiği yerlerde kiralama sonucu elde edilen gelirin yüzde 25’inin Maliye Bakanlığına ödenmesi gerektiği yani bütçeye ödenmesi gerektiği, ancak bu paranın Dinî ve Sosyal Hizmetler Vakfına yatırıldığı ifade edilmiştir. Teklifte yer alan bu düzenlemenin, Sayıştay raporunda ifade edilen bu yanlışlığın, hukuksuzluğun ve usulsüzlüğün hukuken giderilmesi amacını taşıdığını görüyoruz. Hâlihazırda yüzde 75’lik payla yetinilmemiş, Maliye Bakanlığına aktarılacak olan yüzde 25’e de el konulmak istenmektedir. Hani, “Göz dikilmiştir.” diyecektim, onu artık demeyeyim.

Öte yandan, bir ilke olarak ifade etmek isterim ki, cami, mescit ve Kur’an kurslarının bulunduğu birimlerin eklentilerinin veya bütünleyici parçalarının her ne suretle olursa olsun ticari faaliyete konu edilmesi doğru değildir. Bu durum, en az bin yıldır İslam dinine hizmetlerini eşsiz medeniyet örnekleriyle ortaya koyan Türk milletinin ibadet ve eğitime ilişkin gelenek ve görenekleriyle de bağdaşmamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı hâlihazırdaki bu uygulamaları mümkün olan en kısa zamanda tasfiye etmeli ve bundan böyle cami, mescit ve kurslarda ticari alan oluşmasına fırsat vermemelidir.

Teklifin 14’üncü maddesinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli (II) sayılı cetvelde düzenleme yapılarak “Daire Başkanı, Gelir İdaresi Grup Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Grup Başkanı”nın ek göstergeleri artırılmaktadır. Tabii, yapılan bu düzenlemeyi esas olarak uygun bulmakla birlikte, olumlu görmekle birlikte, kamuda pozisyonlarının düzeltilmesini bekleyen diğer kamu görevlileri ile ilgili düzenlemelerin de yapılması gereği ve zarureti vardır. Bu çerçevede, mademki böyle bir düzenleme yapılıyor, o diğer haksızlıkların, diğer birtakım beklentilerin de karşılanması ve yanlışlıkların giderilmesinde de hiçbir mahzur olmaması gerekir ve buna ilişkin de önergemiz olacaktır.

Bu çerçevede, genel müdürlük ve daire başkanı, Millî Eğitim Bakanlığı grup başkanı, bütçe dairesi başkanı, saymanlık müdürü,  muhasebe müdürü, millî emlak müdürü, muhakemat müdürü, bakanlık il müdürleri ve emniyet personelinin durumları da buna göre değerlendirilmelidir.

Bu düşüncelerle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı torba Kanun Teklifi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun görüşlerini sunacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, “alkol tasarısı” olarak adı öne çıkan bu tasarının kamuoyundan gizlenmek istenen, farklı konuları kamufle eden, dikkatten kaçıran, vahim konuları içeren bir torba kanun olduğunu öncelikle ifade etmek istiyoruz. Alt komisyonda ve esas komisyonda birçok maddeyi düzeltebildik. Gerçekten çok vahim hatalar vardı. Buradan emeği geçen Komisyon üyesi bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Yine, Genel Kurulda düzeltilmesi gereken çok önemli konular var, Anayasa’ya aykırılıklar var, bazı temel hak ve hürriyetlerin ihlali var. Bu konularda da Sayın Genel Kurul üyelerinin dikkatli olması gerektiğini düşünüyoruz.

Torba kanuna hâkim olan anlayış, aslında siyasi, ideolojik bir yaklaşımdır. AK PARTİ Hükûmeti, kendi yaşam tarzını, alkol ve zararlı maddeler üzerinden her alana yayıyor. Din, mülkiyet, hak ve özgürlükler konusuna, çelişkili, ayrımcı, merkezci, benci ve bencil bir yaklaşımla dayatmada bulunuyor. Kantarın topuzu öylesine kaçıyor ki zararlı ve günah konularında dahi çifte standartlı, ilkesiz, pragmatik, demagojik, biraz da partizanca kadrolaşmayı esas alan bir yaklaşım sunuyor. Günahla haramın arası da yok.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak bizler alt komisyondan başlayarak esas komisyon dâhil birçok yanlışın düzeltilmesinde olumlu, pozitif, demokratik bir muhalefet sergiledik. Bugün, Genel Kurulda iktidarın, siyasi, felsefik yaklaşımının çıkmazlarını, yanlışlarını bir kez daha kamuoyuna deşifre edeceğiz. Hak ve özgürlükler konusunda olsun, dinî inançlar gereği olarak sergilenen yaklaşımlarda olsun içine düşülen açmazın, yaman çelişkilerin, kamu yararıyla bağdaşmayan noktaları üzerinde duracağız.

Öncelikle belirtelim ki bu torba kanunda alkol, tütün, reklam, tanıtım, trafik, mülkiyet hakkı, Kur’an kursları, yurtlar, cami dükkânları, vakıflar, kişi borçları, ÖTV, KDV… Ne ararsanız bu torbanın içinde var. Bu torba kanunda, bir tek, Türkiye'nin güncel sorunları yok; adalet yok, özgürlük yok, eşitlik yok ve en önemlisi hoşgörü yok. Bakın “en önemlisi” diyorum, “hoşgörü yok”, altını çiziyorum bu kelimenin.

Milletvekilleri tutuklu bir Meclisiz. Bakın, neredeyse, 8 milletvekili tutuklu ve dönem bitmek üzere, seçimlere gidiyoruz. Seçilmiş belediye başkanları, il encümenleri, belediye meclis üyeleri, parti yöneticileri, kongreden gelenler fikirlerinden dolayı tutuklu. Düşünce, örgütlenme özgürlüğü, gösteri hakkı, uzun tutukluluk, bağımsız ve yansız adalet… Olağanüstü yargının, özel yargı, özel yetkili mahkemelerin kapatılması sonrası bu yargıçların eline ve insafına bırakılması; hukuksuzluk sürüyor.

Buradan açıkça ifade ediyorum: Barış ve Demokrasi Partisinden milletvekili seçilen Sayın Selma Irmak ile diğer arkadaşlarımızın hepsi, Faysal Sarıyıldız olsun, Kemal Aktaş olsun, İbrahim Ayhan olsun, Gülser Yıldırım olsun, bütün milletvekili arkadaşlarımız üyelikten yargılanıyorlar ve istenen cezanın asgari haddini cezaevinde doldurmuş durumdalar. Şu an fazladan yattıkları hâlde ne dava bitiyor ne tahliye kararı çıkıyor. Durum bu olunca şu gerçekleri bir daha Türkiye'nin gündemine getirmek varken, çözüm sürecinde yeni bir anayasa süreci, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası, seçim barajları, hazine yardımları konuları konuşulması gerekirken, alelacele gece yarılarına kadar çalışıp, ertesi sabah da iki üç saat süre verilip gerekçeli muhalefet şerhleri istenerek, yine alelacele aynı gün, yirmi dört saat dolmadan, İç Tüzük’e rağmen bu Meclise getirilip görüştürülmesini, bu kadar acele edilmesini anlamak güçtür arkadaşlar.

Peki, Hükûmete göre zararlı şeylerle mücadele ediliyor değil mi? Kabul. Peki, kumar, fuhuş, uyuşturucu, tefecilik, ihaleye fesat karıştırmak, hırsızlık, dolandırıcılık zararlı değil mi, günah değil mi, haram değil mi arkadaşlar? Peki, bu konularda niye bir düzenleme yok?

Sizinle bazı gerçekleri konuşmak istiyorum. Devlet alkolden tam 8 milyar, tütünden de 21 milyar ÖTV, KDV alıyor. Ben buna genelevlerden alınan vergiyi dâhil etmiyorum, biliyorsunuz, bir ara İstanbul’da rekor rakam vardı.

Şimdi, Türkiye’ye gelen turist sayısı 35 milyon, bunların yüzde 99’u Müslüman değil arkadaşlar. Alanya’ya gidin, yazın 30 bin Alman geliyor. Marmaris’e gidin, Bodrum’a gidin, birçok yerde birçok Avrupa ülkesinden turistler görürsünüz, mülk edinmişler. Şimdi, 35 milyon turist Türkiye’ye gelecek, Dünya Turizm Örgütü (WTO) Türkiye’nin turizm gelirinin 25,7 milyar dolar olduğunu ve 12’nci sırada olduğunu söyleyecek. Sadece şu son üç ayda -bakın, turizmin ölü mevsimi bu- yüzde 18,7 artışla gelen turist sayısı 5 milyon 8 bin 425. Şimdi, siz, eğer bütün bu turistlerin Türk, İslam, Hanefi olduğunu ve olacağını sanıyorsanız çok acayip bir yanılgı içindesiniz arkadaşlar. Kendi yaşam tarzınızı dayatacağınız bir kitle değildir bu. Bunların dinlerinde, inançlarında olmayan yasakları dayatacağınızı düşünürseniz yanılırsınız.

Başta ABD, Avrupa olmak üzere dünya ekonomik kriz yaşarken turizmde vazgeçilmez olduğumuzu düşünüyorsanız yine yanılıyorsunuz. Türkiye gibi sahilleri olan, güneşi, kumu olan, şiş kebabı olan çok da fazla ülke var arkadaşlar.

Şimdi, siz bunu hesaba katmayabilirsiniz, Türkiye'nin turizm ve eğlence sektöründen bütçesine giren paranın 100 milyar lira civarında olduğunu ve Türkiye bütçesinin gelir kaynaklarının üçte 1’ine yakın bir rakam teşkil ettiğini görmezlikten gelebilirsiniz -rakam, hesap bilmiyorsanız, matematik bilmiyorsanız kimse size bunu anlatmak zorunda da değil- ama bu sektörde kaç yüz bin kişinin çalıştığını da bilmeniz lazım. Antalya’da kaç bin işçi çalışıyor yaz sezonunda? Lokantasında, plajında, kumsalında, her tarafta, tekstilde, yiyecek sektöründe, konaklama sektöründe ne kadar insan çalışıyor, bunun farkında mısınız?

Bir tek ilimizi örnek verdim. Şimdi siz bunları hesaba katmazsanız, aldığınız kararlar bir yerleri vurursa… Unutmayın, turizm borsa gibidir; borsa gibi bir çakıldı mı bir daha toparlanamaz. Böyle bir gerçekliği var bu işlerin.

Bizden uyarması, illa da zararlı şeylerle uğraşmak istiyorsanız size birkaç öneride daha bulunmak istiyorum: Türkiye’de 100 bin seks işçisinin, 56 resmî genelevin olduğu istatistiki rakamlarla ortaya çıkmış. Evet, tarihin en eski mesleği şimdi yasa dışı, kara para olarak yürüyor. Şu an yaşanan koşulların bir gerçekliğini dikkate getirirseniz, öyle kökeni tarihe, milattan öncelere dayanan Sümerlerdeki İnanna’nın, Yunanlılardaki Afrodit’in, Romalılardaki Venüs’ün bereketin sembolü olarak tapınak abidelerinde nasıl geçtiğini belki biraz daha iyi anlayabilirsiniz. Peki, bunun hukuku varsa, zararlıysa Hükûmet bunun üzerinde niye bir çalışma yapmıyor?

Hadi, bunu geçelim, size zararlı bir şeyden daha bahsedeyim. Zararlı şeyler çok fazla, sizin de çok fazla huzurunuzu kaçırmak istemiyorum ama bu da ciddi bir konu, buna da değineceğim. Şimdi kumar sektörüne bir bakalım. Kumar oynatmada Türkiye tam 3’üncü sıradadır arkadaşlar. Böyle bir rekoru olduğunu biliyor muydunuz? 3’üncü sıradayız. Millî Piyango, Toto, Loto, Sayısal, at yarışları, offshore yarış, İnternet üzeri sanal POS… Miktarlar çok uçuk, milyon dolarlar. Kumar, bahis oynayanların sayısı, 1,5 milyon yurttaşımız oynuyor. 5 milyar dolar bunun rakamları. Hadi buyurun.

Buradan da geçelim şimdi. AK PARTİ Hükûmeti kumarla yüzleşmeye hazır mı? E, zararlı şeyleri konuşacağız. Eğer siyaset felsefenizde doğruysanız, inançlarınızda samimiyseniz gelin, ben diğer alanlara da girmeyeceğim, böyle iki üç noktayı açıyorum. Şimdi tefeciliğe girmeyeceğim, faize girmeyeceğim, devletin, bankaların yaptığı resmî tefeciliğe de girmeyeceğim çünkü bu torba kanunda bankacıların harçlarını, haraçlarını affeden hükümler var arkadaşlar. Dünyada kriz üstüne kriz yaşanırken Türkiye’deki ilk 18 en çok kâr eden şirketin içinde 18 tane banka var. Siz onların harçlarını affederseniz bu torba kanunda, sormazlar mı kardeşim, asgari ücretlinin günahı ne, memurun günahı ne, işçinin günahı ne? Kendi haklarını istedi diye, bu kadar gaz bombası atmanın terazisi yok mu Allah aşkına?

Şimdi, bu tefecilikte sönen ocaklar konusunda bir sosyolojik çalışma var mı elinizde acaba? Olmasını öneririm. Allah aşkına, bu önemli konularda -alkol de dâhil, bugünkü dosyamızın konusu- hangi AR-GE çalışmasını bizim önümüze bilimsel olarak koyabilirsiniz? Bize “İki yüz üniversite açtık.” diye her gün hava atıyorsunuz. Her gelen üniversitenin açılmasına da burada destek veriyoruz. Bana hangi üniversitenin alkolle ilgili doğru dürüst bir çalışma raporunu getirip bugün burada sunabilirsiniz? Ya, bu ülkenin gerçekleriyle uğraşmak kimin işidir o zaman arkadaşlar? Demek ki biz kendi sorunlarımızla ilgilenmiyoruz.

Değerli milletvekilleri, aşırı ideolojik vergiler sonucu kaçak sigara, sonra sahte alkol yapımında artışlar, sonra turistik bölgelerde ölümler başlar. Bunun kara para trafiğinde maalesef acı örnekleri yaşandı.

Elbette ki ciddi araştırılması gereken bir konu da kontrol ve yasakların denetimi, çok farklı bir şeydir. Meclisin ortaklaşması gereken ve herkesi ilgilendiren konularda yeterli bir araştırma yapmadan, torba kanun gereği, ilgili uzmanlık komisyonlarının dâhi görüşü alınmadan, eğitim, sağlık gibi, sadece bürokratların istek üzerine hazırladığı bir Hükûmet tasarısıyla bugün karşı karşıyayız. Sayın Sağlık Bakanımız oturuyor Hükûmeti temsilen ama Sağlık Komisyonunda görüşülmemiştir bu konu. Aceleyle komisyona, oradan buraya gelen bu tasarıda çok vahim hukuk hataları var. Barolar avukatlık ücretlerini belirlerken, özel Avukatlık Yasası varken, bu torba kanunda hazineyle, belediyeyle, bankalarla ilgili konularda avukatlık ücreti tarifeleri ihdas ediliyor. Bu nasıl bir yaklaşım tarzıdır, anlamış değiliz arkadaşlar.

Mülkiyet hakkı kutsaldır, anayasal olarak belirlendi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarıyla netleşti, o mülkiyet hukukuna rağmen burada mülkiyet hakkının ihlaliyle ilgili düzenlemeler getiriliyor.

Yine, cezalar ve müeyyidelerde de ne bir oran, ne bir insaf var arkadaşlar. Yani, Boğaz’da 3 bin kişi çalıştıran bir müessese ile Datça’da dört masası olan küçük bir iş yerine aynı ceza kesiliyor arkadaşlar. Şimdi, el insaf. Bir cezalıktır o Datça’daki dört masalık yer, belki üç ay çalışır, işin gerçeği budur. Küçük esnafı, binlercesini iflasa götürecek düzenlemeler var burada. Ticaret ve esnaf odalarının hangisinin görüşünü doğru dürüst aldınız? Yok.

Bakın arkadaşlar, geçmişte başörtüsü yasağı vardı. Sonra da, cumhuriyet boyunca 1924’ten bu yana gelen dil yasakları var. Bugün de bu getirilen yasakların zihniyet olarak bu üçünden 1’inin birbirinden farkı yok arkadaşlar. Yasak, yasaktır. Kimi “IV. Murat gibi.” diyor, ben o kadar demeyeceğim arkadaşlar çünkü IV. Murat’la kıyaslamak istemiyorum.

Torba, kanunda, bir iki faydalı madde vardı. Deprem yaşamış Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine 300 eğitim kadrosu alınacaktı. Komisyonda hemen geri çektiniz. Allah aşkına faydalı bir iş yapmasını bilmez misiniz? Niye getirdiniz, niye geri çektiniz? Cetveller çıkmıştı, ne alacakları çıkmıştı, nerede çalışacakları çıkmıştı. “E, Van’la ilgili ayrı bir düzenleme yapacağız.” Haydi, bırakın Allah aşkına, bırakın. Niye çektiğinizi Van’da, seçimde, sandıkta Van halkı sorar size.

Şimdi, küçük beldeler, belediyeler… Gelen para kesinlikle personel maaşını karşılamıyor. Şimdi, siz, istimlaksız el atmayı konuşuyorsunuz. İstimlaksız el atmada bu küçük beldeler, küçük ilçe belediyeleri hangisi bu paraları verebilir? Niye hazine karşılamıyor? Hani devlet? Devlet budur işte arkadaşlar. Devlet kendi kurumuna sahip çıkacak.

Şimdi, kanunun tamamını, düzenlemeleri öğrendik. Birkaç konuya değineceğim. Yeşilay amme yararına çalışan bir dernekti, şimdi onun vakfını kurmak istiyorsunuz. Vakıf, kurucuları belli, sayısı belli, değiştirilemezdir. Bu ne demek iktidar için? Siz kendi özel kadrolaşmanızı kuruyorsunuz.

Camilerin dükkânlarını, arsalarını nemalanma işine el atıyor Diyanet, olacak iş mi arkadaşlar? Din ve ordu işlerine ticaret girerse orada dinginlik, dirlik olmaz; orada, sürekli rant kavgası olur, bu yanlışın içine de giriliyor. Diyanet kendi Kur’an kurslarını ve yurtlarını kuracak. Peki, Allah aşkına, imam hatipler; birinci sınıfta başlayan seçmeli derslerde siz Kur’an öğretemiyorsanız, bilgileri veremiyorsanız, bütün okullarda bunu yapamıyorsanız hangi yurtları kuracaksınız? 28 Şubatın tevhidi tedrisatını mı getirmek istiyorsunuz arkadaşlar?

Yine, arkadaşlar, 1’inci maddede bile özel bir düzenleme var. Kişiye özel yasa getirmişsiniz. Ayıptır, bu Meclisi kırk dört bin lira için saatlerce meşgul ettiniz. 1’inci maddede kırk dört bin liradan 1 kişi yararlanıyor. Bunun için Hükûmet tasarısı getirilir mi arkadaşlar? El insaf biraz, ayıp!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu nedenlerle buna karşıyız, önergelerimiz var. Çok yamuktu bu tasarı, biraz daha düzeltmeye çalışacağız inşallah.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar) 

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.  

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli ölçüde alkollü içkilerin sınırlandırılmasına yönelik düzenlemelerin olduğu bir torba yasa teklifini görüşüyoruz.

Torba yasa teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partili Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri teklifi olabildiğince iyileştirmek, düzeltmek adına  oldukça büyük bir çalışma, çaba sergilediler. Bu çabalarının bir bölümünde başarılı olabildiler ama  bir bölümünde başarılı olamadılar. Başarılı olamamalarının nedeni tabii ki Hükûmetin ve iktidar partisinin tutumundan dolayıdır.

Komisyon görüşmeleri sırasında, teklif Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun talebiyle alt komisyona havale edildi.  Alt komisyonda grubumuzu temsilen İstanbul Milletvekili Sayın Aydın Ayaydın bulundu ve çok yoğun bir çalışma ortamı içerisinde geceli gündüzlü diyebileceğimiz bir çalışmada çok büyük çabalar sarf etti, önemli ölçüde bazı maddelerin düzeltilmesi yönünde önerilerde bulundu, önergeler verdi ve bunların bir bölümü kabul edildi.

Gerçekten teklifin ilk şeklini dikkate alacak olursak son derece sakıncalı, son derece antidemokratik, son derece, alkollü içkiler sektörünü ve bu içkileri tüketen vatandaşlarımızı hiçe sayan, demokrasiye aykırı anlayışla bir teklifin hazırlanmış olduğunu görürüz.

Bir bölümü, ifade ettiğim gibi, Plan ve Bütçe Komisyonundaki çalışmalar sırasında düzeltildi ama hâlen düzeltilmeye ihtiyaç duyulan birtakım maddeler burada bulunuyor.

Sayın Aydın Ayaydın Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bu konuşmayı yapacaktı ama kendisi rahatsızlığı nedeniyle buraya gelemedi, ben kendisine buradan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Onun yapmayı düşündüğü konuşmayı da Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ben yapıyorum.

Değerli milletvekilleri, alkollü içkiler sektörü, dünya genelinde düzenleme ve denetleme kavramlarının birlikte kullanıldığı sektörlerin başında gelmektedir. Hemen hemen birçok ülkede alkollü içkiler sektörü bir düzenleyici, denetleyici kurum veya kamu idareleri tarafından düzenlenir, belirli kurallar altında çalışması sağlanır. Alkollü içkiler sektörünün düzenlenme ve denetlenme ihtiyacı alkollü içki kullanımının, daha doğrusu, bu içkinin aşırı ölçüde kullanımının insan sağlığına, dolayısıyla da toplum sağlığına vermiş olduğu zarardan dolayıdır. Bu, bütün medeni ülkelerde, demokratik ülkelerde bu şekildedir. Alkollü içki kullanımına yönelik olarak muhtelif sınırlamaları her ülke kendi ihtiyacına ve kültürüne göre getirir. Sınırlamalar birkaç şekilde yapılabilir. Birincisi, alkollü içki tüketebilmek için o içkiyi satın alma konusunda vatandaşların, bireylerin belirli bir yaşın üzerinde olması aranır. Bu, önemli bir unsurdur. Örneğin Türkiye’de bu yaş 18’dir, teklifte de 18 yaş korunmaktadır, 18 yaşın altındaki kişilere herhangi bir şekilde alkollü içki satışı yapılmayacaktır. Bu tabii ki doğru bir düzenlemedir.

Yine, alkollü içkilere yönelik reklam faaliyeti çeşitli ülkelerde sınırlama konusu olabilir. Örneğin, Avrupa Birliğine üye birçok ülkede televizyon reklamı yoktur. Türkiye’de de yoktur ama diğer alanlarda tanıtım ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Bu teklif ise alkollü içkilerin tanıtımını tamamen yasaklamaktadır. Amaç, alkol ve alkollü içkiyle mücadele değil, alkollü içki bağımlılığıyla mücadele olmalıdır ama teklifin temel esprisine, temel gerekçesine baktığımızda, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin ideolojik bir yaklaşımla, alkol ve alkollü içki kullanımıyla mücadele şeklinde bir anlayışla bu teklifi düzenlediği anlaşılmaktadır. Bu yanlıştır. Alkollü içki kullanımı insan sağlığına önem veren hiçbir ülkede özendirilmez ama bireylerin alkollü içki kullanma yönündeki tercihlerine de devlet engel olmaz. Devlete düşen görev, alkollü içki kullanımının insan sağlığına vereceği zararı insanlara, topluma anlatmaktır. Devlet bunun ötesine geçerek, kendisini bireyin yerine koyarak, onun yaşam alanına, özgürlüklerine müdahale ederek onun alkollü içki kullanmasını uzun vadede yasaklayacak şekilde, alkollü içki üretimini ve tüketimi ortadan kaldıracak şekilde bir görev üstlenemez.

Hiç kimse inançlarıyla diğer uygulamaları birbirine karıştırmasın. Bir insan inancı gereği içki içmeyebilir. İslam dini alkollü içkiyi haram sayar, günahtır ama devlet günah kavramından hareketle bir yasal düzenleme yapamaz. Devlet alkollü içki kullanımının, aşırı alkollü içki kullanımının veya alkol bağımlılığının insan sağlığına vereceği zararı bireylere, vatandaşlarına anlatmakla görevlidir. İçki içmek bir erdem değildir, içmemek de bir erdem değildir. Sağlığına önem veren insanlar alkollü içki içmeyebilir, hiç içmeyebilir, az içebilir, bazıları sağlık nedeniyle değil inancı gereği alkollü içki içmeyebilir. Demokratik bir toplumda, demokratik bir ülkede bunların hepsi saygıdeğerdir. Devlet, yönetimler, hükûmetler bireylerin bu tercihlerine saygı göstermek zorundadır ancak teklifin yaklaşımı maalesef böyle olmamıştır. Teklif ideolojik bir yaklaşımla, inanca dayalı bir yaklaşımla alkolü ve alkollü içki tüketimini Türkiye’nin gündeminden kaldırmak istemektedir. Teklifin ilk hâli dikkate alındığında bu yaklaşımın çok rijit, çok katı bir şekilde olduğunu görüyoruz.

Teklifin ilk şeklinden birkaç örnek vermek isterim. Örneğin, bütün alkollü içki tüketilen hizmet işletmelerinin ruhsatlarını mülki amirler verecekti, teklif böyle bir düzenlemeyi getiriyordu yani kaymakamlar, valiler bu izni verecekti. Oysa, oturmuş bir uygulama var, bir hizmet işletmesi alkollü içki de verecek olsa iş yeri açma ruhsatını belediyeden alır, daha sonra alkollü içki verme ruhsatı alabilmek için de Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun yetkilendirmesiyle bunu ticaret odalarından, esnaf odalarından alır, sistem bu şekilde işliyor. Ama teklifin getirmiş olduğu yaklaşım şu: “Hayır, bu doğru değil. Biz bunu mülki amirlere vereceğiz.” Neden? Şu nedenle: “Çünkü İzmir belediyeleri -İzmir’i örnek vereceğim- Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, İzmir’deki ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, elbette partisi nedir bilemem ama, bireyin özgürlüklerine son derece saygı gösteren kişilerden, yönetimlerden oluşuyor. Eğer ruhsat verme yetkisi onlarda olursa onlar o ruhsatı rahatlıkla verirler. Oysa Hükûmetin emrindeki valilere ve kaymakamlara bu yetkiyi verirsek, bu ruhsatı biz dilediğimize veririz, dilediğimize vermeyiz.” Teklifin yaklaşımı, teklife hâkim olan temel felsefe budur. Bunların bir kısmı düzeltildi, örneğin ruhsatlara ilişkin bu madde Plan ve Bütçe Komisyonundaki yoğun itirazlarımız, eleştirilerimiz sonucu düzeltildi. Veya ibadethanelere, dershanelere, kurslara, okullara, üniversitelere 100 metre mesafede olan yerlerde alkollü içki ruhsatı verilmeyecek. Bu 100 metre mesafesi şu anda da var. Buraya dershaneler eklendi. Üniversite öğrencilerinin gittiği bir dershanenin 100 metre yakınında alkollü içki veren bir hizmet işletmesi var ise bunun ruhsatı neredeyse ortadan kalkacaktı. Sonra “Evet, bu kazınılmış hakları koruyalım, bari o kalsın.” dendi. Ama diyelim ki o hizmet işletmesinin sahibi ileride orayı yürütemedi, işletemedi veya vefat etti. Vefat etmesi hâlinde bu ruhsat mirasçılarına geçmiyor veya ruhsatı kimseye devredemiyor. Kentlerimiz değişiyor, gelişiyor. Bugün hizmet işletmelerinin yoğun olduğu bir yer, yarın konut bölgesi olabilir. Bugün konut bölgesi olan bir yer, yarın iş yerlerinin yoğunlukta olduğu bir bölgeye dönüşebilir. İhtiyaçlar değişebilir. Şehirler de bir canlı organizma gibi sürekli değişim dönüşüm hâlindedir. Bu değişim dönüşümün, onun gerektirdiği ihtiyacı karşılayacak düzenlemeleri yapmak gerekir ama teklif bunları kestirmiş atmış, bunları hiç dikkate almayan bir yaklaşıma sahip. Bir kısmı iyileştirildi, dediğim gibi, ama bir kısım sorunlar hâlen devam ediyor.

Eğer bir insan kendi dinî inançlarının herkes için geçerli olduğuna inanıyor, onu kabul ediyor ve bu inanç ve ona uygun pratikleri yaymayı kendisine görev kabul ediyorsa, bunu topluma kabul ettirmeyi görev kabul ediyorsa o kişi demokrat olamaz, aydın olamaz. Demokrat, karşıdaki insanın yaşam tercihlerine, yaşam hakkına saygı duyan kişidir. Çok kullanıyoruz şimdi bu “demokrasi”, “demokrat”, “liberalizm” kavramlarını, “özgürlük” kavramlarını. Adalet ve Kalkınma Partisinin sözcülerine de baktığımızda onlar da çok sık kullanıyorlar. İşte, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda “Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bireyin hak ve özgürlüklerini merkeze alan bir anayasayı yapmak istiyoruz.” diyoruz. Bu özgürlüklere müdahale edebilecek en büyük güç, bu özgürlükleri korumakla görevli olan devlettir. Ama özgürlükleri korumakla görevli olan devlet aynı zamanda özgürlüklere müdahale edebilecek en büyük güç olduğu için bir anayasada devletin gücü sınırlanır, biz bunu söylüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi de her ne kadar öyle söylüyor ise de onlar gerçekte tabii, Sayın Başbakanı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı merkeze alan, onun başkanlığını tasarlayan bir anayasayı yapmak istiyorlar. Lafa gelince Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüleri liberal, lafa gelince demokrat. Liberalizm yasaların ne olması gerektiğine ilişkin bir doktrindir, bir sistemdir. Demokrasi ise yasaların ne olması gerektiğine nasıl karar verileceğine ilişkin rejimin adıdır. Problem burada: Yasalar ne olmalı, nasıl olmalı ve buna nasıl karar vermeliyiz?

Adalet ve Kalkınma Partisi, seçimlerde almış olduğu yüzde 49,8’lik oy oranına dayanarak geri kalan yüzde 50,2’nin yani çoğunluğun düşüncelerini almaksızın belki kendisine -belki değil, mutlaka- oy vermiş olan kesimlerin de, önemli bir kesimin de yaşam alanına müdahale eden düzenlemeleri yapmak istiyor. Bunları doğru bulmuyoruz.

Alkol, alkollü içkiler sektörü, elbette bir denetim altında olacaktır. Alkollü içki tüketimini devletler özendirmezler, buna yönelik önlemleri alırlar. İçki satan dükkânlar, işletmeler dışarıdan görülecek -içki satan işletmeleri kastediyorum, hizmet işletmelerini kastetmiyorum- içki kullanımını cezbedecek şekilde bir vitrin tasarlamamalılar. 18 yaşın altındaki çocuklarımız içki satın alma olanağına sahip olmamalıdır. Bunlar hep düzenleyici çerçeve içerisinde yapılması gereken işlemlerdir.

Öte taraftan, yine medeni ülkeler, modern ülkeler, modern demokrasiler bir başka yöntem daha kullanırlar, vergileri kullanırlar, özel tüketim vergilerini kullanırlar. Özel tüketim vergileri, bir yandan hazineye gelir sağlamak amacı ile kullanılır, öte taraftan da tüketici davranışlarını etkilemenin, onları değiştirmenin bir yöntemi olarak kullanılır. Özel tüketim vergileri -konumuz olduğu için onu da sınırlı olarak ifade edeceğim- alkollü içkiler üzerinden, tütün mamulleri üzerinden bütün ülkelerde alınır. Avrupa Birliği vergisidir. Bu ülkelerde, bu ürünler üzerinden -başka ürünlerden de var tabii ama onlara girmiyorum şimdi- özel tüketim vergisi alınır. Devletlerin devlet olduğu tarihten bu yana bu tip bir vergi alınmaktadır. Bugün Avrupa Birliğinin direktiflerini düzenlediği modern bir vergidir. Türkiye de bu vergiyi çok başarılı bir şekilde uygulamaktadır. 2002 yılında o zamanki 57’nci Hükûmetin uygulamaya koyduğu bir vergidir.

Alkollü içkiler ve sigara sağlığa zararlı olduğu için, bu vergilerin oranları biraz yüksek tutulur, bu doğaldır. Amaç, buradaki cazibeyi azaltmaktır yani herkes bunu tüketmesin demektir. Ama, bu artırımı olağanüstü ölçülere vardırırsanız bu da yanlıştır, bu da o zaman bir ideolojik yaklaşımı akla getirmektedir. Maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda özel tüketim vergisine bu alanda çok fazla yüklenmiştir. Bunları doğru bulmuyoruz.

Teklifte son derece yanlış bulduğumuz düzenlemeler vardır. Örneğin, bu alkollü içki bağımlılığıyla birlikte düzenlenen bir madde var. Yeşilayın yanında bir de Yeşilay Vakfı kurulacak. Teklif, komisyonda değiştirilmiş, biraz daha belki iyileştirilmiş gibi gözüküyor ama bütün sakıncalarıyla duruyor. Öyle anlaşılıyor ki Hükûmet, resmen yapamadığını, “Ya, bu içkiyi kullanmayın, bu doğru değildir.” diyemediğini Yeşilay Vakfıyla yapmak istiyor, Yeşilay Cemiyetiyle yapmak istiyor. Sayın Başbakan kendine yakın bir yönetimi de oraya yerleştirmek suretiyle bu teklifle ve daha önce yasalaşan bir düzenlemeyle de Yeşilay Cemiyetine ve Yeşilay Vakfına kaynak aktarmak suretiyle orada olağanüstü geniş bir manevra alanı kendisine kuruyor.

Yeşilay Vakfına ilişkin yanlışlar şunlardır: Birincisi, Yeşilay Vakfı kanunla kuruluyor, vakıf hayır için kurulur. Bırakın, eğer bu konuda içki, alkol bağımlılığıyla mücadele etmek isteyen kişiler var ise onlar bir araya gelsinler vakıf kursunlar. Öyle el kesesinden, devlet kesesinden kaynak verilecek, birileri de gelecek o vakıfta makam sahibi olacak, bu paraları harcayacak. Bunu kabul etmek mümkün değil. Vakfa devlet bütçesinden kaynak aktarılacak, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun bir temel ilkesi var. Herhangi bir vakfa, kamuya yararlı derneğe, bir yere kaynak aktarılırsa devlet bunu denetleyecektir, bunun sonuçlarını da kamuoyuna açıklayacaktır. Teklif diyor ki: “Hayır, Yeşilay Vakfına aktarılan paraların nasıl harcandığını devlet, Sayıştay denetlemeyecektir, kimse bilmeyecektir orada ne yapıldığını.” Böyle bir şeyin kabulü mümkün değildir. Karanlık, kapalı bir alan, geniş bir manevra alanı yaratılıyor. Bütçeden büyük fonlar aktarılacak, ne yapılacağı belli değil. İstanbul’un en güzel, en tarihî binalarından Sepetçiler Kasrı, Sayın Başbakanın bir talimatıyla Yeşilay Cemiyetine verildi. Uluslararası organizasyonların yapıldığı tarihî Sepetçiler Kasrı, şimdi, Yeşilay Cemiyetinin üssü oldu.

Yeşilay Cemiyetine kaynak aktarılacak bütçeden, Yeşilay Vakfına aktarılacak. Yetmiyor, Yeşilay Vakfı, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların yararlandığı bütün imtiyazlardan yararlanacak. Böyle bir şeyin kabulü mümkün değil. Maliye Bakanlığı, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların işlemlerini çok sıkı bir şekilde denetler. Kamunun yükünü bir vakıf üstleniyor ise onu inceler Bakanlık, şartları taşıyor ise, mal varlığı tutuyor ise ve gelirlerinin önemli bir kısmını, üçte 2 civarında bir kısmını kamu hizmeti için ayırıyor ise, buna vergi muafiyeti verilmesini Bakanlar Kuruluna teklif eder. Bakanlar Kurulu uygun görürse bu muafiyeti verir, ondan sonra bu muafiyetin gerektirdiği imtiyazlardan yararlanır ama muafiyet şartlarını kaybettiği zaman da yine Maliye Bakanlığı Bakanlar Kuruluna teklif eder, muafiyete ilişkin Bakanlar Kurulu kararı iptal edilir.

Şimdi, Yeşilay Vakfı için bu yok, kanun diyor çünkü; isterse kendisine verilen kaynağı har vursun harman savursun, Avrupa’ya, Amerika’ya gitsin gelsin, dolaşsın, keyif yapsın, temsil harcamalarında kullansın, işte, arada bir de birkaç panoya “İçki sağlığa zararlıdır.” diye afiş assın, önemli değil, o yine vergi muafiyetinden yararlanacak, vatandaşın vergisi, Yeşilay Vakfındaki, Yeşilay Cemiyetindeki Hükûmet yakınlarına bağışlanacak, hediye edilecek. Bu, padişahlıkta bile yok, Osmanlı padişahları bile hukuka bağlı insanlardı. Bugün, kural, kanun, hukuk tanımayan bir yönetim var, bir anlayış var. Sayın Başbakanın talimatıdır bunlar. Sayın Başbakan istedi, bu yasa hemen görüşülecek, çıkacak burada.

Kamulaştırma Kanunu’yla ilgili düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığını burada ifade ettim. Bu yanlış, kamulaştırmasız el atmalara hukuki bir temel kazandıran bu düzenlemeyi yanlış buluyoruz. İmar planlarına konu düzenlemeler nedeniyle vatandaşın mağduriyetini giderecek düzenlemeleri yapalım ama onun dışındaki kamulaştırmasız el atmaları, 1983 yılından sonra da meşrulaştıracak kademeleri işte burada yapmayalım.

Evet, sürem bitti. Söyleyeceklerim vardı ama daha sonra devam ederim.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Şahsı adına İzmir Milletvekili Sayın Musa Çam, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

36 madde, 23 kanun ve kanun hükmündeki kararname değişikliğini yapan 463 sıra sayılı torba kanununu görüşüyoruz. Tabii ki torba kanun olunca, 23 kanun ve kanun hükmündeki kararnamede değişik konular var. Ben, daha çok bir yaşam biçimini dayatan maddelerle ilgili konuşmak istiyorum.

Muhafazakârlık, millî, manevi değerleri, kurumları, düşünceleri, âdet ve gelenekleri, devrini tamamlamış, köhnemiş de olsalar olduğu gibi koruma, yaşatma çabası ve zihniyetidir. Ancak, din kökenli muhafazakârlık, insanların inanç dünyasının derinliklerine kök saldığı ve Tanrı korkusuna da dayandığı için muhafazakârlığın aşılması en zor, bağnazlığa en yatkın olanıdır. Bu, sadece İslamiyet açısından değil, bütün semavi dinler açısından da böyledir. AKP, 2002’de iktidara geldiğinde kendisini muhafazakâr demokrat olarak tanımladı. Aslında, Müslüman demokrat sıfatını kullanmak da isterdi. Ama gerek dünya gerekse Türkiye konjonktürü henüz elverişli değildi. Başbakan Erdoğan her defasında “Millî görüş gömleğimizi çıkardık.” dese de bunun bir aldatmaca olduğu aşikârdır.

AKP, şikâyet edip lanetlediği sözde Kemalist toplum mühendisliğini ve tek tipleştirmeyi şiddetle eleştirirken önce usul usul, şimdilerde zücaciye dükkânına girmiş fil kabalığıyla Sünni muhafazakârlık temelinde toplum mühendisliğine girişti. AKP’nin önde gelen kadrolarının kültürel, ideolojik, sınıfsal temelleri, dinin ve inancın derin dünyasına nüfuz edemeyen, yüzeysel, kalıplaşmış biçimsel yorum ve pratiklerle sınırlı taşra, kasaba muhafazakârlığından başkasına olanak tanımıyor.

Kadınla, insan bedeniyle, hazla, neşeyle, rengarenk, çok sesli bir yaşamla barışmayan, mezarlıkların kapısına “Her fâni bir gün ölümü tadacaktır.” ürkütücü cümlesinden başka yazacak söz bulamayan, inancı, Tanrı’yı, yaşamı, ölümü umut ve aydınlık olarak değil, korku olarak yaşatan zihniyet buradaki zihniyettir.

AKP, açık açık “Alkollü içkiyi yasaklıyorum.” diyemediğinden çıkarmaya çalıştığı yasalarla, düzenlemelerle, uygulamalarla, -mesela Türk Hava Yollarındaki içkinin yasaklanması dâhil olmak üzere- içki içmeyi gizli saklı yapılacak ayıplı, günahlı bir iş hâline getiriyor. AKP, içki içenleri kötü alışkanlıkları olan düşkün insanlar olarak gösterip aşağılıyor ve hedef gösteriyor. Öte yandan, sadece belli yerlerde, lüks otellerde, restoranlarda, turistik tesislerde içilebilmesine imkân tanıyarak, olağanüstü vergilerle pahalaştırarak küçük bir mutlu azınlığı ayrıcalıklı kılıyor.

“Meyhaneleri mi savunuyorsunuz, gençliği alkolle zehirlemeye mi çalışıyorsunuz, halkın sağlığını hiçe mi sayıyorsun?” diyorsunuz belki şimdi bana. Ama biz bu söylemlere pabuç bırakmayacağız. Evet, meyhaneleri ve içkiyi savunuyorum çünkü içki sadece içki değildir. Dünyevi olandan haz alan, onu sanatsal yaratıcılığa dönüştüren, kadın-erkek eşit düzlemde toplumsallaşmayı, kadınla erkeğin her alanda birlikteliğini öngören, rengarenk, cıvıl cıvıl, çok sesli yaratıcılığa açık bir yaşam kültürünün parçasıdır. Benim de dâhil olduğum bu yaşam kültüründe tabii ki isteyen içer, isteyen içmez, bu kişisel bir tercihtir. Üstelik, bu ülkede içmeyen içenden çoktur. Kimse içmeye zorlanamaz ama içmesi de yasaklanamaz. İçki, dinî muhafazakâr yoruma göre ise haramdır. Bu yüzden de yasaklanması caizdir. Kimse takiyeye, arkadan dolaşma yöntemlerine farklı gerekçelerle sığınmaya yeltenmesin.

Bu konudaki kısıtlama ve yasaklar tartışma kabul etmez biçimde dinî ideolojik bir dayatmadır. Alkolizmle içki ve yemek kültürünü birbirinden ayırmaktan âciz olan muhafazakâr beylerin ve hanımların burada yapmak istedikleri gençliği ve halk sağlığını alkolden korumak veya alkolizmle mücadele değil, düpedüz kendi inançları ve muhafazakâr yaşam kültürleri çerçevesinde toplumu yeniden dizayn etmektir. Amaç, sağlığı korumak olsaydı yasaklama önceliğinin çok daha fazla zararlı olduğu bilinen kola türü asitli ve katkı maddeli içeceklerdir. Üstelik, Türkiye bazı kuzey ülkeleri, İsveç, Norveç, Danimarka, Rusya veyahut da İrlanda gibi içki problemi yaşayan bir ülke değil. Kişi başına alkollü içki tüketimi yılda 1,5 litreyi geçmiyor. Alkolün neden olduğu trafik kazalarının oranı bütün trafik kazalarında yüzde 4,5 ama on bir yıllık AKP iktidarı döneminde Türkiye'de iş cinayetleri 12 bin sayısını buldu, ortalama her yıl 1.100 kişi iş cinayetlerinden hayatlarını kaybediyor ama buna karşılık, hiçbir düzenleme, hiçbir yasa teklifi maalesef karşımızda değil. Üstelik, hem gözlem hem de tespit, genç kuşaklar ağırlıklı olarak alkol değil, kola, asitli ve katkı maddeli içecekler ve fast food bağımlısı olduğu için obezite tehlikesi var. Bunun için düzenleme ne yazık ki yok.

Uzun lafa hiç gerek yok, sadece alkol meselesinde değil, yaşamı ilgilendiren pek çok konuda atılmaya çalışılan adımlar, bugün iktidara geldiklerinde toplumu kendi inanç, ideoloji ve yaşam kültürleri çerçevesinde dizayn etme çabasıdır. Özellikle Başbakan Erdoğan'da belirginleşen bu yeni toplum mühendisliği ve vesayet anlayışı      -Başbakan Erdoğan toplumu güdülmesi gereken sürü, kendini de bu sürüden sorumlu başkan veya çoban gören bir anlayışta- “Çağdaş devlet yönetimi”, “paylaşımcı demokrasi”, “inanç özgürlüğü”, “başkalarının yaşam biçimlerine saygı” gibi kavramlarla alakası olmayan, dinî muhafazakârlığın imam anlayışı, padişahların kulluk anlayışıdır. Padişah başkan, tabii ki bizim iyiliğimizi gözeterek bize nasıl yaşamamız, nasıl düşünmemiz, nasıl davranmamız gerektiğini vaaz edecektir; en doğru inanç, en doğru yol onunkidir, herkesin bu yolu izlemesi gerekir! Nasıl yaşayacağımıza, bizlere neyin yararlı, neyin zararlı olduğuna, kadının kaç çocuk doğurması gerektiğine, nasıl davranmamız gerektiğine, ne yiyip içeceğimize karar veren odur! Kısacası, “Başbakan uludur, millet onun kuludur.” anlayışı topluma dayattırılıyor ve egemen kılınıyor. Buna şiddetle karşıyız.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’ya vicdan hürriyeti, inanç hürriyeti yazmakla bitmiyor bu işler. İnanç ve vicdan hürriyeti demek, kişinin inancı doğrultusundaki yaşam biçimine müdahale edilmemesi demektir. İsteyenin rakı, isteyenin ayran içmesine, isteyenin örtünüp isteyenin açılmasına, isteyenin istediği cinsel tercihte bulunup bedenini istediği gibi kullanmasına devletin karışması değil, karışılmaması için müdahil olması demektir. Sizin inancınız içkiyi haram sayabilir, kadınların örtünmesini emredebilir, kadınla erkeğin toplum yaşamında eşit olmasını, birlikte görünmelerini, birlikte eğlenmelerini sakıncalı görebilir. İnancınızı, yaşamınızı, ahlak anlayışınızı doğru bulmasam da saygılıyım, karışma hakkını kendimde görmem ama sizin inançlarınızın gereklerini, yasaklarını kabul etmeye, sizin tasavvurunuza göre yaşamaya hiç mecbur değilim, kimseyi de mecbur kılamazsınız. Topluma karşı bir suç işlersem, cezası mevcut yasalarda yazılıdır. Çevreyi rahatsız edecek kadar aykırı davranışlarım olursa toplumun ayıplaması veya dışlaması ile karşı karşıya kalırım. Devletin, iktidarın görevi kamu düzenini, herkesin özgürlüğünü, herkesin kendi doğru bulduğu şekilde yaşamasını sağlayarak korumaktır. Bunun için belli konularda özendirici olunabilir ama yasaklayıcı olunamaz. Yasaklayıcı olunduğunda da rejimin adı değişir, bunun adı faşizmdir. "Ben, ben" diye konuştuğuma da bakmayın, size haber vereyim ki bu milyonların sesidir. Bu toplumun en az yarısı sufî geleneğinin derin izlerini barındıran, neoliberal urba kuşanmış muhafazakâr siyasal İslamcılığın değil, gönül Müslümanlığının yurdu olan bu topraklarda, insanlar toplum mühendislerinin kendi projeleri çerçevesinde biçtikleri gömlekleri giymekten bıkıp usandılar.

Bu toplumun çoğunluğu, inançlısı, inançsızı, artık huzur içinde özgürce yaşamak istiyor. Ben inançlı dostumun iftar masasını, o benim çilingir soframı aynı yürek genişliğiyle hazırlayabildiğimizde ben inananların inanç özgürlüğü için, onlar benim inanmama özgürlüğüm için bütün muktedirlere ve diktatörlere karşı ortak mücadele edebildiğimizde, işte o zaman bu ülkeye gerçek barış gelecektir.

İçki, alkol tabii ki sadece sembol, sadece mecaz. Anlayana bayram, anlamayana ayran. Bu topraklarda yaşayanlar yüzyıllardır suyu yoğurda katıp ayran yapmayı da rakıya katıp bayram yapmayı da bildiler, yine bilecekler.

Bütün dayatmalara rağmen özgür ve demokratik bir ülkede yaşamak dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Rakıyla bayramın ne ilgisi var Sayın Vekilim?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çam.

Şahsı adına Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç.

Buyurunuz Sayın Bilgiç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Tabii, bu torba yasaya baktığımızda ÖTV Kanunu’ndan, KDV Kanunu’ndan, AR-GE faaliyetlerini teşvikle ilgili 193 sayılı Kanun’a, Diyanet İşleri Başkanlığının 633 sayılı Kanunu’na, yine 4250 sayılı alkollü içeceklere ilişkin Yasa’ya varana kadar, tütün, alkol piyasaları düzenleme kanununa varana kadar çok değişik kanunlarda değişiklik yapıyoruz. Ancak, tabii, kamuoyunda tamamen alkolle ilgili bir düzenleme olduğu şeklinde bir algı oluştu.

Burada değerli milletvekili arkadaşlarımızın konuşmalarını da dinledim. Tabii ifade etmek gerekir ki asla ve asla… Alkol tüketimine ilişkin olarak baktığımızda, yasaklar üzerine kurulu bir sistemin oluşturulduğunu söylemenin ya da bunu düşünmenin, bunu ifade etmenin kesinlikle doğru olmadığını düşünüyorum. Burada, alkol kullanan vatandaşlarımızın haklarına, hukuklarına, içme özgürlüklerine ilişkin herhangi bir şekilde bir kısıt getirilmesine yönelik bir düzenleme asla ve asla yoktur. Bunu bu şekilde yansıtmak, bu şekilde lanse etmek, böyle bir algı oluşturmak kesinlikle doğru bir tutum olmayacaktır. Burada yasaklardan bahsetmek değil, ancak kurallardan bahsetmek mümkün olabilir. Evet, bütün medeni ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de alkol tüketimine ve kullanımına yönelik ve bunların satış ve pazarlamasına, reklamına, tanıtımına yönelik olmak üzere kurallar belirlenmektedir.

Az önce burada konuşma yapan Sayın Akçay -ki Komisyon üyemiz- birtakım rakamlar verdi. Yani bugün, 2012 rakamlarıyla, 1 milyar 127 milyon litrelik bir alkol tüketiminden bahsetti, alkol kullanımındaki ciddi artışlardan bahsetti. Sadece bu veriler bile… Hatta, Yeşilayın alkol kullanımına başlama yaşının 11 yaşa kadar indiğini de kendileri burada ifade ettiler. Tabii, böyle baktığımızda, hadiseyi bu şekilde gördüğümüzde birtakım kurallar getirmenin de ne kadar doğru, gerçekliğinin ve temelinin olduğunu hep beraber burada görüyoruz.

Anayasa 58’e gittik. Doğru, Anayasa’mızın 58’inci maddesinin (2)’nci fıkrası “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” diyor. Aslında, baktığınızda, bu düzenleme tamamen varlığını ve temelini Anayasa’mızdan alan, doğru, haklı ve hukuki bir düzenlemedir. Ancak, yasa, daha doğrusu teklif, Komisyonumuza geldikten sonra hem alt komisyon çalışmalarında hem üst komisyon çalışmalarında bütün Komisyon üyesi, iktidar-muhalefet milletvekili arkadaşlarla beraber bu yasanın yorumlara açık kısımlarının ortadan kaldırılmasına, daha uygulanabilir hâle getirilmesine yönelik olarak da ciddi düzenlemeler yapılmıştır. Şimdi de Genel Kurul aşamasında sizlerin görüşlerine, değerli milletvekillerimizin görüşlerine de bu teklif sunulmuştur ve neticede, Genel Kuruldan çıkan şekliyle, en son şekliyle de burada kanunlaşmış olacaktır.

Şöyle bir baktığımızda, ne yapıyoruz? Alkol kullanımına ya da alkol kullanan vatandaşlara yönelik asla ve asla bir kısıtlama ve bir şey getirilmiyor, böyle bir yasaktan bahsetmek mümkün değil. Ancak alkolün reklamını yasaklıyoruz, tüketiciye yönelik yapılacak olan tanıtımlara kısıt getiriyoruz, bunu yasaklıyoruz. Ancak bunun yanı sıra, bir taraftan da uluslararası ihtisas fuarları noktasında firmalarımıza, üreticilerimize sektörde kendi tanıtımlarını yapabilme imkânını da beraberinde getirmiş olduk.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bunun yanı sıra, gene teklifte yer alan, ticari hayata da müdahale olarak kabul edilebilecek birtakım hususlar da Komisyon çalışmaları sırasında teklif metninden çıkarılmıştır, düzeltilmiştir. Mesela, bir indirim meselesi vardı, indirimli satış yapılamayacağına dair de bir hüküm vardı. Bu, direkt olarak ticari hayata da bir müdahale olacağı düşünüldüğü için ortadan kaldırılmıştır.

Gene aynı şekilde, işte telefondur, televizyondur, İnternet gibi birtakım ortamlar vardı, bununla ilgili de bir düzenleme yapıldı -ama şu elektronik ortamları çıkartmıştık- şimdi, Genel Kurulda da, basın-yayın yoluyla yapılamayacağına dair bir şey…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Televizyonda yayınını yapacak mısın bira reklamının? Bira reklamı televizyonda olacak mı, olmayacak mı? Yapılmayacak.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Efendim? Reklam mı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bira reklamı televizyonda olacak mı?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bira reklamı yapılmayacak tabii ki, evet.

Onun dışında, bir “dışarı” kavramı vardı, “tesis dışı”; bu gene yoruma açık bir kavramdı, bunun “işletme sınırları dışı” olarak düzenlemesini yaptık ki bu, yorumuyla yanlış uygulamalara yol açabilecek olan meseleleri biz ortadan kaldırmış olduk.

İhraç ürünlerle ilgili birtakım düzenlemeler yaparak, ihraç ürünlerinde Türkiye içerisinde tüketime arz edilecek ürünlerden farklı olarak getirmiş olduğumuz birtakım sağlıkla ilgili yasal uyarı zorunluluklarını o ürünlerde aramama noktasında bir esnetme yapmış olduk.

Tabii ki bunun yanı sıra, turizm belgeli işletmelere -konaklama tesislerinde- birtakım sınırlamalar getiriliyordu, bunları korumuş olduk. Ayrıca, alkollü içecek, açık alkollü yahut da perakende olarak kapalı alkollü içki satışı yapan mevcut işletmelere de bir koruma getirmiş olduk. Yani onlar haklarını, kazanılmış olan bu satış haklarını koruyabilecekler.

Değerli arkadaşlarım, tabii –vaktim de daralıyor- hep alkole kilitlenmiş oldu bu yasa ama şunu net olarak ifade etmek istiyorum ki…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben 18 yaşından büyüğüm Sayın Bilgiç, hangi bira içeceğimi nereden seçeceğim?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) - …bir kez daha altını çizmek istiyorum ki, bütün medeni ve çağdaş ülkelerde olduğu şekilde Türkiye’de de, ülkemizde de alkollü içeceklerin satış şartları ve bunların kuralları belirlenmektedir, bunların sınırları çizilmektedir. Bunun dışında, yaşam hakkına bir müdahale, yaşam biçimine müdahale, sosyal yaşama müdahale gibi bir mesele asla ve asla söz konusu değildir. Bunu net olarak vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada yapılan önemli düzenlemelerden bir tanesi de AR-GE faaliyetlerine vergi teşvikiyle ilgili düzenlemedir. 193 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle buradaki bu teşvikler on yıl daha uzatılmıştır ve burada çalışan personelin doktoralı olanlarına yüzde 90’a kadar, diğerlerine de yüzde 80’e kadar gelir vergisinden istisna getirilerek AR-GE çalışmalarına ciddi bir destek sağlanmıştır.

Trafikle ilgili önemli düzenlemeler geldi. Tabii ki bu da İçişleri Bakanlığımızdan gelen bir düzenlemedir, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün talebi doğrultusunda Komisyonda yapmış olduğumuz bir düzenlemedir. Burada da Anayasa Mahkemesinin kararları çerçevesinde Karayolları Trafik Kanunu’nda belli düzenlemeler yaptık. Aynı zamanda bürokrasiyi azaltıcı, uygulamadaki mevcut sorunları ortadan kaldıran ve alkol ve uyuşturucu kullanarak araç kullanılmasına ilişkin caydırıcı birtakım düzenlemeler yapılmıştır.

Daha önce uygulamada karşılaşılan en temel sorunlardan bir tanesi, alkol ölçüm cihazıyla kontrol yaptırmak istemeyen vatandaşlara karşı polisimizin eli kolu bağlıydı. Ancak yapılan düzenlemeyle beraber bu testi yaptırmayan vatandaşlar 1 promil alkollü sayılarak aynı şekilde 1 promil alkollü araç kullanan vatandaşlara uygulanan yaptırımlar onlara da uygulanacaktır.

Bunun dışında, mevcut idari para cezaları veyahut da ehliyete el konulmanın yanı sıra, 1 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanan vatandaşlarımıza Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre yargılama yolu da bu şekilde açılmıştır ve bu da tamamen, insan hayatını ciddi anlamda tehdit eden -ve Sayın Akçay da verileri verdi- son derece ciddi oranlarda, hem hızla birlikte trafik kazalarında temel rolü üstlenmiş olan alkollü araç kullanımını engellemek adına, kısıtlamak adına, caydırıcı hükümler getirmek adına yapılmış olan son derece doğru bir düzenlemedir.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; ben bir kez daha, burada yapılmış olan düzenlemelerin asla ve asla bir yaşam biçimine müdahale olmadığını, bir sosyal hayata, sosyal yaşama müdahale olmadığını, asla bir yasakçı zihniyet ürünü olmadığını, sadece ve sadece bütün uygar ülkelerde, medeni ülkelerde olduğu gibi alkollü içki satışlarının sınırlarının belirlendiği bir düzenleme olduğunu tekrar ifade etmek istiyor ve saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bilgiç.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Yirmi dakikadır, on dakikasını sorulara ayıracağım ve birer dakika süre vereceğim sorular için.

Buyurunuz Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde 2012 sonu itibarıyla kadın, erkek ve yaş gruplarına göre tedavi gören uyuşturucu bağımlısı ve alkol bağımlısı kişilerin sayısı nedir ve son on yılda yıllara göre bu sayı nasıl seyretmiştir?

İkinci olarak, alkollü içkilerden alınan vergiler açısından dünyada Türkiye’den daha yüksek vergi oranlarına sahip bir ülke var mıdır? Vergi artışlarının alkol tüketimini azaltamadığı bir ortamda bu kanunda yer alan birtakım reklam ve tanıtım yasaklarının alkol tüketimini azaltmak için yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Serindağ…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yok.

BAŞKAN – Yok.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Hekimler başta olmak üzere sağlık personeli emeklilik ve diğer özlük haklarında iyileştirmeler beklemektedir. Sağlık personelinin özlük haklarının iyileştirilmesiyle ilgili Bakanlığınızda bir çalışma var mıdır?

İkinci sorum: Sağlık Bakanlığı olarak uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığıyla ilgili ne tür çalışmalar planlanmakta ve yapılmaktadır?

Üçüncüsü de: Alkol ve madde bağımlılığıyla ilgili tedavi merkezleri olan AMATEM’lerde psikolog ve psikiyatri uzmanları dâhil olmak üzere birçok personel eksikliği ifade edilmektedir. Bunlarla ilgili çalışmalar var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Buyurunuz Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Anayasa’mızın 58’inci maddesinde yerini bulan özellikle alkol, uyuşturucu, suçluluk oranı ve kumar gibi kötü alışkanlıklara ilişkin resmî veriler 2003 yılı 1 Ocak tarihi ve 2013 yılı 1 Ocak tarihi itibarıyla nasıl değişmiştir? Aradaki aşırı artışın sebepleri konusunda Hükûmetiniz ya da Bakanlığınızca bugüne kadar herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? Hükûmetinizin uyguladığı ekonomi politikalarının bunda bir etkisi olmuş mudur? Buna yönelik ne tür tedbirler almayı düşünüyorsunuz? Bu kanuna benzer diğer kötü alışkanlıklar için de başka kanunlar yönünde bir hazırlık çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çankırı’nın bazı ilçelerinde önemli sıkıntılar bulunmaktadır. Kızılırmak ilçesinde daha önce kurulmuş olan adli teşkilat sonradan kaldırılmıştır. Vatandaşlar devlet hastanesinde uzman doktor, diş hekimi hizmeti bulunamamasından şikâyetçidir.

Birçok diğer ilçede olduğu gibi, Kızılırmak’ın çoğu köy yolu da stabilize durumdadır. Sülüklü yol ayrımı, Kızılırmak-Sungurlu yolu tek şeritlidir. Şabanözü ilçesinde ise cadde ve sokaklar altyapı çalışmaları sebebiyle kullanılamaz hâle gelmiştir. Vatandaşlar sanayiden çıkamaz olmuştur. Bu çalışmalar ne zaman bitecektir?

Yine, ilçede halkın faydalanabileceği sosyal tesis ve parkların olmaması büyük eksikliktir. Dr. Sami Baran Hastanesinde ortopedi ve dâhilîye gibi branşların doktoru yoktur. Doğum hizmeti bile verilememektedir, hastane bakımsızdır.

Ayrıca, Çerkeş Cezaevinin kapatılacağı söylenmektedir. Adliyelerin ardından cezaevlerinin de kapatılması ilçelerin küçültülerek ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Hükûmetin bu konularda bir an önce çözüm üretmesini istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maliye Bakanımız da buradayken şunu sormak isterim: Teklifin ilk hâlinde 100 metre sınırlaması vardı, sonra bunun yumuşatıldığı, mağduriyetin giderildiği ifade ediliyor ve deniliyor ki: “Mevcut yerler faaliyetlerine devam edecekler ama bu yerleri devretmeyecekler.” Esas mağduriyet burada ortaya çıkmaz mı? Bu tip yerlerin çok yüksek devir değerleri var.  Belki daha bu kanun çıkmadan birkaç gün önce çok yüksek devir değeri ödeyerek, hava parası ödeyerek böyle yeri alan birisinin elinden bu imkânını, burayı yeniden devretme imkânını ortadan kaldırıyorsunuz. Özellikle de krediyle yapılan birtakım alımlardan sonra, belki birkaç yıl işlettikten sonra kapatıp sonra da krediyi kapatmayı düşünen bir işletmecinin iflasına da sebebiyet verebilir. Çoluğuna çocuğuna yüksek devir değeri olan, hava parası değeri olan bir şeyi miras bırakabilecekken insanlar, şimdi bırakamayacak. Bu, doğrudan ticari hayata müdahale ve çok ciddi bir mağduriyet yaratmaz mı sizce?

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Özellikle ben de Sayın  Maliye Bakanına sormak istiyorum.

Sayın Bakan, Kamulaştırma  Kanunu’nda, mevcut kanunda bir boşluk var, o da şu: Kıymet takdiri komisyonu bedeli verdiği zaman vatandaş bundan memnun olmadığı zaman -biliyorsunuz- mahkemeye gidiyor. Mahkemenin vermiş olduğu bedel yani ihtilafsız bedel üzerinden mahkeme karar verdiği zaman mahkemenin tescile ilişkin hükmü kesin. Bedele ilişkin hüküm Yargıtaya gidiyor. Bedeli ödedikten sonra örneğin, kıymet takdir metrekareye 5 lira veriyor, mahkeme 10 lira verdiği zaman Yargıtayı beklemeden hükümle beraber parayı ödüyor vatandaşa. Yargıtaya dosya gittikten sonra “Bu mahkemedeki metrekare bedeli fazladır.” deyince  dosyayı bozuyor, alt mahkeme de Yargıtayın kararına uyunca bu sefer devlet,  fazla ödemiş olduğu paraya vatandaşı icraya veriyor Sayın Bakanım. Bundan dolayı Türkiye’de çok büyük, derin problemler var yani vatandaşla devlet karşı karşıya geliyor. Bu konuda, bu ihtilafsız bedeli yani alt mahkemeden geçen, Yargıtaydan geçmeyen bedeli Yargıtaydan gelene kadar üç aylığına en yüksek faizle bir  banka hesabına koymayı düşünmez misiniz? Çok ciddi problem var.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, her torba kanunda, her kanun değişikliğinde mutlaka ibadethanelerle ilgili çeşitli olumlu şeyler oluyor. Bu torba yasada da, Kur'an kurslarıyla ilgili, ibadethanelerle ilgili, camilerle ilgili çeşitli şeyler var. 

Bu ülkede yaşayan milyonlarca Alevi vergilerini veriyor, devlete karşı olan görevlerini yerine getiriyor. Hiç aklınıza geliyor mu bu Alevilerin yüzyıllardan beri ibadet yaptığı cemevlerine yardım etmek veya onların haklarını teslim etmek? Böyle bir şey düşünüyor musunuz? Eğer düşünmüyorsanız, bu vergilerini veren, yıllardan beri bazen gizli, bazen açık, bazen bedel ödeyerek ibadet eden Alevilere haksızlık yapıldığını düşünüyor musunuz?

Bir de cemevleri konusunda, cemevleri ibadethane midir, değil midir? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şubat ayı içerisinde yazılı ve görsel basında yat sahibi kimi şahıs, kurum ya da kuruluşların 1 TL’ye aldıkları mazotu varillerle aktararak çiftçilere 4 TL’ye sattıkları, ayrıca kendilerine ait tarım alanlarını ekip biçmede kullandıkları haberi yer almıştı. Haberde geçen olay doğru mu değil mi diye ve “Gelişmeler AKP iktidarının tarım politikalarının bir sonucu mudur?” diye Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına 6 maddeden oluşan bir soru önergesi verdim ancak Bakanlığın süresi geçtikten sonra gönderdiği cevapta “Bu yolla mazot satışıyla ilgili rutin ve şikâyetlere yönelik çalışmalar  Bakanlığımızın görevleri arasında bulunmamaktadır.” denilmektedir.

Sayın Maliye Bakanına sormak istiyorum: Bahse konu olan bu olay basit bir mazot kaçakçılığı mıdır? Çiftçilerimizin bu yolla mazot tedarik etmelerinin gerekçesi yok mudur?

Teşekkür ediyorum. 

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, sizinle iki istatistik paylaşmak istiyorum. BBC’de 2012 yılında yayınlanan bir habere göre, Mayıs 2012 tarihinde Tahran’da yapılan denetimlerde sürücülerin yüzde 26’sı alkollü çıkmış. Londra’da 2008 yılında yapılan denetimlerde ise sürücülerin yalnızca yüzde 9’u alkollü çıkmış. Bu gösteriyor ki yasakçı rejimler alkol kullanımını ve alkollü sürücü oranını artırıyor.

Yine aynı şekilde dünyada en yoğun eroin kullanan toplum ne yazık ki bizim komşumuz İran toplumu, 3 ile 4 milyon arası eroin bağımlısının yaşadığı bir ülke.

Şimdi, bu sayılar bize gösteriyor ki eğer aynı yasakçı yaklaşımı Türkiye’de hayata geçirirsek Türkiye’de hem alkol kullanımında hem de uyuşturucu kullanımında arzu etmediğimiz artışlara sebep olacağız.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde sert alkollü içeceklerin kişi başına yıllık tüketimi kaç litredir? Yine, soft alkollü içeceklerin kişi başına yıllık tüketimi kaç litredir? Dünya ve Avrupa ortalaması tüketimleri ne kadardır? Bu tüketim ortalamaları dikkate alındığında ülkemizdeki alkol tüketimi sizce toplum sağlığını tehdit eder boyutlarda mıdır? Ülkemizin tüketim ortalamaları çok düşük ise -ki düşük olduğunu biliyoruz bu kıyaslayacağımız ülkelere göre- bu kanundaki sınırlamaların ve yasakların amacı nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

Sayın Türeli, buyurun.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son dönemlerde çıkartılan torba yasaların hepsinde Türkiye Yeşilay Cemiyetine ilişkin hükümlerin bulunduğunu görüyoruz. Bu hükümlerle Türkiye Yeşilay Cemiyetinin hem görev ve yetki alanının genişletildiğini hem de kaynaklarının artırıldığını görmekteyiz. Şimdi, en son şu anda görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde de Türkiye Yeşilay Cemiyetinin yanında bir de bir vakıf kurulmaktadır ve buradaki hükümlerle vakfa çok geniş vergi istisna ve muafiyetleri sağlanmıştır. Bu yetmemiş, Sağlık Bakanlığı bütçesinden ciddi bir ödenek ayrılması hükme bağlanmıştır. Buna neden ihtiyaç duyulmuştur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bize sıra gelmedi mi Sayın Başkan?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Bakan, müsaade ederseniz bana sıra yetişmedi ama bir şey sormak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Türkkan, süremiz yeterse sorarsınız tekrar. Bakanın söz hakkını sınırlamayın.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Müsaade ederseniz yani en azından –kendim- maliye alanına giren konulara cevap vermeye çalışayım. Alkollü içkilerde vergi sıralamasında oldukça yukarılardayız. Şöyle söyleyeyim ben size: Birada vergi yükünde Finlandiya’dan sonra Türkiye 2’nci sırada, şarapta İrlanda, İngiltere, Finlandiya ve İsveç’ten sonra 5’inci sıradayız. Yüksek alkollü içkilerde yani viski gibi, votka gibi içkilerde ise İsveç’ten sonra 2’nci sıradayız. Dolayısıyla göreceğiniz gibi, alkollü içkileri vergilemede ülkemiz oldukça yüksek sıralarda yer almaktadır.

Sayın Doğru, sağlık çalışanlarının özlük haklarına ilişkin bir soru sordu. Maliye Bakanlığı genelde özlük konularına bakıyor. İlgili bakanımız da cevap verebilirdi ama ben şunu söyleyeyim: Özlük haklarına ilişkin şu anda bir düzenleme gündemimizde değil ama taleplere vâkıfız. Sosyal Güvenlik Kurumuna ciddi yük getirebilecek birtakım talepler söz konusu. O nedenle, bugüne kadar o yönde bir adım atamadık. Belli bir kesime özlük hakları düzenlemesi yaptığımız zaman birçok kesimden benzer taleplerle karşı karşıya kalıyoruz çünkü şu anda aynı anda birçok bakanlıktan bu yönde talepler var, öğretim görevlilerinden tutun -yani ben hani örneklere girmeyeceğim- birçok kesimden. O nedenle, yapılacaksa daha önceki dönemlerde yapıldığı gibi toptancı, bütüncül bir yaklaşım içerisine girmek lazım. Tek tek yapılacak düzenlemeler ciddi sıkıntılar doğurur diye şu aşamada biz olumlu bakmıyoruz.

Sayın Özel’in bir sorusu var, bu mirasa, daha doğrusu devre izin verilmemesinin mağduriyete yol açıp açmayacağı hususunda. Tabii ki mağduriyete yol açar. Dolayısıyla, bu bir sıkıntı ama tabii kanun koyucu bu yönde bir düzenlemeye gidiyor. Dolayısıyla, şu andaki düzenleme bu yönde. Eğer Meclisimiz başka türlü bir irade ortaya koyarsa tabii ki farklı olabilir.

Sayın –yanlış hatırlamıyorsam- Bayraktutan’dı, kamulaştırmayla ilgili bir sorusu vardı. Soruyu tamamlamadınız ama benim sizden anladığım kadarıyla: Acaba bu kamulaştırma paraları geçici olarak bir banka hesabına park edilebilir mi yani oraya yatırılabilir mi? Mahkeme sonuçlandıktan sonra ödeme yapılabilir mi vatandaş mağduriyetini gidermek açısından? Bizim açımızdan bir sıkıntı yok ama doğrusu, ben, bütün mevzuata bu anlamda vâkıf değilim, konuyu bir incelemek lazım diye düşünürüm.

Sayın Ağbaba’nın sorusuna gelince: Değerli arkadaşımız şunu bilecekler ki yani takdir edersiniz ki, cemevlerinin bir ibadethane olup olmadığı hususu benim uzmanlık alanıma girmez, bunun daha çok, tabii ki eğer bir uzmanlık kurumu varsa Diyanetle ilişkilendirmesi lazım, o çerçevede olaya bakmak lazım.

Sayın Demiröz’ün sorusunu eğer yanlış anlamadıysam, bu deniz taşıtlarına sağladığımız ÖTV’siz yakıt var. Bu ÖTV’siz yakıt imkânının istismar edildiği hususu var.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – O var. Bir de, çiftçilere.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tabii, tabii,. konuyu anladım ben.

Şimdi, biz o konuyu şu anda yakın incelemeye aldık, ona ilişkin birtakım tedbirler alıyoruz. Şunu kabul etmek lazım: Akaryakıt ürünleri üzerindeki vergiler Türkiye'de yüksek, ithal ettiğimiz bir ürün, bütçe için önemli bir gelir kaynağı. Dolayısıyla biz bazı alanlarda tabii ki ülkenin rekabet gücünü dikkate alarak birtakım imkânlar sunuyoruz ama bunun istismar edilmesi konusu tabii ki bizim kabul edeceğimiz bir konu değildir, şu anda Vergi Denetim Kurulu bütün incelemelerini yapıyor.

Ha, çiftçimize gelince, biz belli bir çerçevede mazot desteği sağlıyoruz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Çok cüzi miktar Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – İmkânlar olursa daha fazlasını da belki sağlamak lazım ama tarım bütçesi biliyorsunuz, yaklaşık, toplamda neredeyse 13 milyar lira civarında bir şey.

Sayın Türeli’nin bir sorusu var, torba tasarıda Yeşilay Cemiyetine ilişkin hükümlerin olduğu Sağlık Bakanlığından bütçe… doğrusu sebebi muhtemelen tabii ki bu uyuşturucu, alkollü içki yani bu türden bağımlılıkları azaltmaya yönelik mücadelede elini güçlendirmek için ilave bir imkân olarak herhâlde düşünüldü.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – “Görev alanı genişliyor.” diyorsunuz yani.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teklif alanı yani daha doğrusu teklif veren arkadaşlarımız muhtemelen bu çerçevede düşünmüşlerdir.

Ben mümkün olduğunca sorulara cevap verdim, çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, Sayın Sağlık Bakanımıza devrediyorum.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, öncelikle Sayın Akçay’ın sorusu: “2012 sonu itibarıyla uyuşturucu ve alkol bağımlısı oranı nedir, son on yılda artış nedir?” Ülkemizdeki çeşitli kurumlar tarafından yapılmış olan alkollü içki kullanımıyla ilgili çalışmalar sonucunda: 2008, 2010, 2011 yılı TÜİK ve TÜBİM’in rakamlarında 2008’de yüzde 10,9; 2010’da yüzde 12,6; 2011’de yüzde 14,3 gibi bir artış oranı. Ortalama olarak da Sağlık Bakanlığının kronik hastalıklarla ilgili henüz basılmamış olan şeyinde de yüzde 13,7 gibi bir oran var. Kadın-erkek dağılımını da zaman almasın diye size takdim ederim.

Yıllara göre kişi başı alkol kullanımında önemli bir artış gözlenmemekte. Alkolde litre bazında artış olmamakla birlikte alkollü içki kullanma oranında kısmi artış ve kullanım yaşının düşmesi gözlemlendiğinden üniversitelerden ilgili akademisyenlerin ve STK’ların da katkısıyla Alkol Kontrol Programı ve Eylem Planı hazırlanmış olup 2013 yılı içerisinde uygulanmaya başlanacaktır. Bu görüşülen kanun maddeleri yasalaştığında alkolle mücadelemize önemli bir katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Yine, AMATEM’lerle ilgili Sayın Doğru’nun sorusu. Türkiye'de AMATEM merkez sayısı 22, toplam yatak sayısı 602, madde bağımlılığı merkezlerinde 16 ilde 3.264 kişinin eğitimi yapılmıştır. Tedavi gören hasta sayısı: Ayaktan 160 bin kişi poliklinik hizmeti almış, yatarak tedavi gören hasta sayısı da 3 binli rakamlarda.

Yine, uyuşturucu kullanımında İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesine bağlı olarak faaliyet gösteren Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi TÜBİM’in araştırma raporuna göre kullanım oranı 2010 yılında 1,6 iken 2012 yılında 2,2 gibi bir rakam karşımızda görülmektedir.

Tabii, personel ve özlük haklarıyla ilgili değerlendirmeyi Maliye Bakanımız yaptı.

Onun dışında Sayın Öğüt, Çankırı, Kızılırmak ve diğer devlet hastanesindeki uzman hekim açığı, ortopedi, diş hekimi ve diğer personel eksikliğiyle ilgili durumu değerlendirerek kendilerine döneceğiz ama şu bir gerçek ki, birçok hastanemizde uzman hekim eksiğimiz Türkiye’nin bir realitesi. Onları olabildiğince verimliliklerini ve dağılımını yeniden gözden geçirerek daha iyi noktaya taşımaya çalışacağız.

Sayın Erdemir’in Tahran’daki rakamlarla, Lozan’daki rakamları veriyor olması, iran’da işte rakamların yüksek oluşu…Şimdi, tabii burada esas olan, yasakçılıktan ziyade düzenlemeyi sağlıklı yapabilmek. Bakınız, İtalya son yirmi yılda alkolle yaptığı mücadelesinde alkol tüketimini yüzde 50 oranında, yani yarı yarıya düşürmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süremizin sonuna geldik ama sözünüzü bitirmeniz için bir dakika daha süre vereceğim.

Buyurun.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) - Dolayısıyla burada önemli olan, düzenlemeleri yapıp, bizim gençlerimizi ve çocuklarımızı bu kötü alışkanlıklardan olabildiğince koruyabilmek ve düzenlemeleri sağlıklı yapabilmek; yoksa bir yasakçı zihniyet olarak değerlendirilmesini açıkçası çok doğru bulmam.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.24

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım, özür dilerim.

Efendim, bugün biliyorsunuz bir tartışma oldu burada. Genel Kurulu önemli bir konuda bilgilendirdi KİT Komisyonu Başkanı. Şimdi kesin tutanaklar geldi. Müsaade ederseniz, bugün yaşanan sinkaflı küfür ve saldırı olayı hakkında Genel Kurulu bilgilendirmek istiyorum. Tutanaklar burada. Çünkü ciddi bir eksik ve yanlış bilgilendirme söz konusudur.

BAŞKAN – Komisyondaki tutanaklarla ilgili mi söylüyorsunuz?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Onu söylediniz. Sizin burada, o tutanaklardaki demin bahsettiğiniz tarzdaki...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Evet, ölüm tehdidi...

BAŞKAN - ...konuşmaları buradan okumanızı tercih etmeyiz doğrusunu isterseniz.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sinkaf değil efendim, tehdit.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sinkaf değil efendim. Burada...

BAŞKAN – Ve bu şekilde konuşmalar cereyan etmişse bu Meclisin çatısı altında, burada bulunan her milletvekilinin düzgün bir Türkçeyle ve bu Genel Kurulun nezahetine uygun bir şekilde konuşacağını düşünüyorum. Böyle konuşma yapan kişileri de buradan tekrar kınıyorum. Tartışma üslup ve adabına uygun konuşmaları lazım. diye düşünüyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım, daha önce Sayın Mehmet Metiner’in başına benzer bir şey geldiğinde, Sayın Metiner bu Genel Kurula dokuz dakika konuşmuştu efendim, böyle bir olayla alakalı. Müsaade ederseniz, Genel Kurulu bilgilendirmek için üç dakikalık söz istiyorum. sadece tutanaklarda geçen konularda milletvekillerimiz bilgilensin diye.

BAŞKAN – Peki, tartışmaya mahal vermeyiniz, o tür konuşmalı sözleri de lütfen geçirmezseniz, söylemezseniz memnun olurum.

Buyurunuz efendim.

Fazla sataşmalara da mahal vermeyiniz, konuya açıklık getiriniz.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, KİT Komisyonunda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

 

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün KİT Komisyonunda yaşanan olaylarla alakalı olarak hem Komisyon Başkanı Fahrettin Poyraz hem de ben bilgilendirmede bulunduk. Bizim söylediğimiz orada, birtakım iddialarımızın olduğu, ihbarların olduğu, belge istediğimiz ve tartışmaların bunlar üzerine olduğuydu ve bize bir tehdit savrulduğunu söyledik. Komisyon Başkanı “Böyle bir şey yok.” dedi.

Şimdi, Komisyon tutanaklarından okuyorum:

“Osman Ören (Siirt) – Bela isteme benden ya! Böyle bakarsan vururum ya. Ne bakacağım sana ya!

Başkan – Osman Bey… Osman, yapma. Yapma ya.

Osman Ören (Siirt) – Ne bakacağım sana ya! Adama bak, ben bakarsam vururum ya!

Aykut Erdoğdu (İstanbul) – Ne gözlerini bakıp diktin?

Başkan – Arkadaşlar, ya karşıya bakacak da ne olacak?

Aykut Erdoğdu (İstanbul) – Sen kimi tehdit ediyorsun?

Ahmet Yeni (Samsun) – Ya, niye baksın size!

Başkan – Arkadaşlar, lütfen…

Osman Ören (Siirt) – Ben bakınca vururum!”

Konuşmalar bu şekilde cereyan ediyor ve Haydar Akar diyor ki Başkana, Fahrettin Poyraz’a tartışma sırasında: “Vurursunuz, öldürürsünüz siyaset böyle olur.”

Komisyon Başkanı, en üzücü olan bu: “Başkan – Tabii, tabii… Siz başlattınız.” diyor.

Değerli arkadaşlar, bu küfür burada. Bu Meclisin kürsüsüne yakışmadığı için –tutanaklar burada- bu küfrü tekrar etmeyeceğim ben.

Biraz önce, Meclis Başkanına gittik, durumu anlattık, biz görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Şunun bilinmesini istiyorum: Bu ölüm tehdidini savuran milletvekilleri de dâhil, ellerinden geleni arkasına koymasınlar.

Biz toplumsal bir kaosa yol açmayalım diye elimizden geleni yapıyoruz ama bu tehdidin altında kalacak değiliz. Bundan sonra ağırlaştırarak muhalefetimizi devam ettireceğiz. Hiç kimsenin şahsına hakaret etmeyeceğiz ama Komisyonda daha bir kararlı, daha bir etkili muhalefet edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğdu.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463) (Devam)

 

BAŞKAN – Birinci bölüm 1 ila 18’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Tokat Milletvekili Reşat Doğru.

Buyurunuz Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

463 sıra sayılı kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bir Adalet ve Kalkınma Partisi klasiğiyle karşı karşıyayız. Bir torba kanun, tekrar, aceleyle, Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmiştir. Tabii, içerisinde birçok madde var. Bu maddelerin her birisinin ayrı ayrı görüşülmesi gerekiyordu. Ayrı ayrı görüşülmemiştir.

Hatta bakınız, aynı kanun teklifiyle ilgili olarak, yani bu kanunun bazı maddelerini içeren bölümleriyle ilgili olarak bir arkadaşımızın da kanun teklifi vardı Mersin Milletvekilimiz Ali Öz’ün. Ali Öz’ün kanun teklifi de maalesef görüşülmemiştir. Hâlbuki arkadaşımız, 13 Eylül 2012 tarihinde de bu şekilde bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi ve kanunlaşması için vermişti. O arkadaşımızın kanun teklifi bile maalesef bu kanun içerisine konulmamıştır. Yani acele çıkartılmaya çalışılan bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu kanun teklifinin tabii bütün maddelerine karşı değiliz, bazı maddelerinin çıkarılması, kanunlaştırılması gerektiği kanaatindeyiz ancak bazılarına şiddetle karşıyız.

Sayın milletvekilleri, teklifin 1’inci maddesinde bir af konusu gündeme getirilmektedir. Hâlbuki bu konu önemli bir konudur, Adalet Komisyonunda görüşülmesi gerekir. Yine, alkolle ilgili, bağımlılıkla ilgili çok önemli maddeler vardır; bunların da millî eğitimle ilgili komisyonlarda, ayrıca sağlıkla ilgili komisyonlarda da görüşülmesi gerekmektedir. Ancak, bunların, maalesef, hiçbirisi görüşülmemiştir.

 

Ayrıca, alkole ilişkin düzenlemeler sadece yasak ve cezaları kapsamaktadır. Yani konunun eğitim bölümleri, bireysel temel hak ve özgürlükler yönü ihmal edilmektedir. Gençleri uyuşturucu maddelerden, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan korumak için maalesef hiçbir düzenleme de bu kanun içerisinde görülmemektedir. Hâlbuki bağımlılık konusu çok önemlidir. Ülkemizde, son yıllarda artık ülkemizin dışında da, dünyanın her tarafında bağımlılık konusu ilk gündem maddesi olarak gerçek yerini almaya başlamıştır. Şöyle ki: “Bağımlılık” derken sadece madde bağımlılığı da değildir, bunun içerisinde İnternet bağımlılığı vardır, cep telefonu bağımlılığı vardır, televizyonlardaki çeşitli konularla ilgili bağımlılıklar vardır. Ancak bağımlılık konusu Sağlık Bakanlığının çok önemli bir konusudur yani sağlıkla ilgili çok ciddi bir konudur. Ancak madde bağımlılığıyla ilgili olsun veyahut da diğerleriyle ilgili olarak hiçbir şekilde bağımlılıkla ilgili bir konu da burada gündeme getirilmemiştir.

Tabii buradan şunu ifade etmek isterim ki: Türkiye’mizin ve dünyanın önemli bir konusu olan bağımlılık yani madde bağımlılığı konusu, maalesef, ülkemizde TUBİM gibi, devletin çok fedakâr kuruluşlarına bırakılmıştır. TUBİM dediğimiz, Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi. Burada çalışan tüm yetkilileri candan tebrik ediyorum. Hakikaten cansiparane çalışıyorlar yani uyuşturucu mücadelesini neredeyse sadece bu kurum yürütür şeklinde bir görüntü vardır. Tabii, bunun yanında sivil toplum kuruluşları, Yeşilay başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu da çok ciddi manada bu yönde olan çalışmalar içerisindedir. Oradaki çalışan tüm insanları yani STK’larımızın hepsini de candan tebrik ediyorum ve başarılarının devamını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, alkol alışkanlığı insanın sadece kendisine değil çevresine de büyük zararlar vermektedir. Ayrıca, her geçen gün bağımlılığa dönüşen alkol kullanımı, kişide birçok hastalığın da maalesef sebebini oluşturmaktadır. Alkol ve madde bağımlılığı toplumsal bir hastalıktır. Alkol bağımlılığının insana ve çevreye verdiği zararın başında alkollü iken yapılan kazalar gelmektedir. Alkollü insanın kazası hiçbir surette kabul edilemez. Maalesef ülkemizde insanlar alkol almakta ve almış olduğu alkolle beraber de, ayakta duramayacak şekilde arabalara binmekte ve çeşitli kazalar meydana gelmekte ve insanlarımızın da canı yanmaktadır. Yani kendisine verdiği zararın daha fazlasını başkasına vermeye hiç kimsenin ama hiç kimsenin hakkı yoktur. Böyle özgürlük olmaz, bu konuda hiçbir şekilde mazeretde kabul edilemez. Cezalar ama cezalar mutlaka caydırıcı olmalıdır, ağırlaştırılmalıdır; insanlar böyle bir durumla karşılaşmamalıdır.

Ayrıca, aşırı alkol kullanımı insanı suç işlemeye teşvik etmekte ve intiharlara, cinayetlere kadar varan birçok olaya da sebep olabilmektedir. Birçok alışkanlığın başlangıcı maalesef alkol bağımlılığı olabilmektedir. Bilhassa, yapılan araştırmalar, esrar, eroin gibi uyuşturucu alışkanlığında başlangıcın alkol bağımlılığı olduğu şeklindedir. Yine, yapılan araştırmalara göre ülkemizde 15 milyon civarında insan alkol kullanmaktadır. Bunların da 5 milyon civarı bağımlı olmuş, sürekli alkol tüketmektedir. Enteresandır, bu sayı her geçen gün katlayarak artmaktadır; artış ürkütücü ve telaşlandırıcı boyuta da gelmektedir.

Sayın milletvekilleri, alkol kullanım ve bağımlılığı üniversite öğrencileri üzerinde de önemli bir sağlık sorunu ve sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bakınız, son zamanlarda Ege Üniversitesinde bir araştırma yapılmış. Öğrencilerin yüzde 76’sının alkol kullandığı, yüzde 8,8’inin alkol bağımlısı, yüzde 14’ünün de alkolü çok kötü şekilde kullandığı şeklinde bir tespitle karşı karşıya kalınmıştır.

Ayrıca, alkol bağımlılığının 17-19 yaş grubundaki öğrencilerde daha yüksek olduğu ve yurtta kalan öğrencilerde ise daha düşük düzeyde olduğu tespit edilmiştir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, alkol kullanımı üniversiteli gençlerde çok yüksek düzeyde olup gittikçe artmaktadır ve maalesef çok süratli bir şekilde en azından önlemlerin alınması gerektiğini de ortaya koymaktadır.

Ülkemizde alkolün yanında sigara ve uyuşturucu kullanımı da giderek artmaktadır. Devletin insan sağlığını koruması Anayasa gereği görevidir. Devlet her türlü önlemi almak mecburiyetindedir ancak maalesef her geçen gün alkol, sigara ve uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı da acaba neden artmaktadır? Bunun da mutlaka cevabı ortaya konulmalıdır.

Şöyle ki: Alınan tedbirler yetersizdir. Bu artış ciddi boyutlara ulaşmakta, geriye dönüşü olmayan ağır durumlarla karşılaşmamıza da sebep olmaktadır. Bundan dolayı da hükûmetlerin ve ilgili bakanlıkların alınacak tedbirleri aksatmaması, konu üzerinde ciddi şekilde durmaları gerekmektedir. Sivil toplum kuruluşları, devlet kuruluşları beraber çalışmalı, konu çözümlenmelidir.

İnsanların özgür iradesine hiç kimse müdahale etmez. Herkes istediği her şeyi içebilir, yiyebilir, kullanabilir. Ancak, sağlıkta en önemli konu hastalığa yakalanmamak ve korunmaktır. Bağımlılık da böyledir; insanlar bağımlılık yaratan maddelerle, olaylarla karşılaşmamalı, “Bir kereden bir şey olmaz.” dememelidir. Her türlü bağımlılık “Bir kereden bir şey olmaz.”dan sonra maalesef başlamaktadır ki bu konu, bu süreç çok önemlidir; bunu her ailenin, herkesin çok dikkatli bir şekilde takip etmesi ve çocuklarına da öğütlerde bulunması gerekmektedir.

Konu böyle olunca, insanların kendilerinin dışında çevresine, okullara, yöneticilere de çok önemli görevler düşmektedir. Aile çocuğuna sahip çıkarak, her türlü kötü alışkanlığı önce kendisi yapmamalı, sonra tavsiyelerini yapmalıdır. Ailede ana baba kendisi alkol, sigara, uyuşturucu kullanıyor ve bağımlılık varsa çocuklarına ve diğer insanlara neyi tavsiye edip başarılı olabilir ki?

Devletin ve hükûmetlerin de konuyu önemseyip koruyucu uygulamayı desteklemesi gerekir. Çok sigara içenlerin ileriki hayat dönemlerinde nefes alamayacakları, kronik bronşitten kansere kadar çeşitli hastalıklarla karşılaşabilecekleri, insanlara çeşitli boyutlarda mutlaka anlatılmalıdır. Bu anlatım basın yayın, televizyon gösterileriyle etkileyici olabilir. Ayrıca, alkol kullanımının, bağımlılıkların bilhassa ağır kullanımların karaciğerde ağır hastalıklara, hatta siroza sebep olabileceği; midede gastrit ve ülsere kadar birçok hastalığın da tetikleyici esas ana unsuru olabileceği de anlatılabilir.

Ülkemizde madde bağımlılığı için devlet tarafından kurulmuş AMATEM, alkol ve madde bağımlılığı tedavi merkezleri vardır. Biraz önce Sayın Bakana sordum, hakikaten onunla ilgili de geniş ve güzel açıklamalarda da bulundular. Ancak, bu AMATEM merkezleri, sayın milletvekilleri, desteklenmelidir. Özellikle AMATEM merkezleri sayı ve kalite yönünden desteklenmelidir. Oralarda psikolog noktasında, psikiyatri uzmanları noktasında, çalışan personel noktasında sıkıntılar vardır. Bilhassa da orada tedavi görmüş olan insanlar evlerine gönderildikleri zaman veyahut da kendi bulundukları merkezlere gönderildikleri zaman yine aynı durumla karşı karşıya kalmaktadırlar, ondan dolayı da bir takip sistemi konulmalıdır. Zaten ülkemizdeki esas konu da buradadır yani bağımlılıkla ilgili, devletimizin çok ciddi manada bir politikası olmalı, çok ciddi manada da bir mücadele sistemi olmalıdır.

Bakınız, bunlarla ilgili, geçmiş dönemlerde araştırma komisyonları kurulmuştur. Bu komisyonlar marifetiyle çok önemli çalışmalar da yapılmıştır ancak Adalet ve Kalkınma Partisinin yetkililerini bir türlü ikna edemedik. Zaman zaman burada gündeme getirdik konuları yani “Gelin, bu kanunları çıkartalım. Orada önerilen konuların hepsi önemli konulardır, bunların kanunlaşması gerekmektedir.” Ancak enteresandır, bu konuda başarılı olamadık. Başarılı olunmamasının kim zararını çekiyor? Bizim insanlarımız çekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REŞAT DOĞRU (Devamla) - Dolayısıyla da bu noktada da ciddi önlemlerin alınması gerekir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Türeli.

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gene bir torba kanunla karşı karşıyayız. Bu son dönemlerde artık sıklıkla karşılaştığımız ve âdeta vakayıadiyeden olan bir hüküm niteliği taşımaktadır, bu hâle gelmiştir. Şimdi gelen bu son torba kanunda da 36 madde vardır yürütme ve yürürlük maddesiyle birlikte ama içinde 23 tane kanun ve kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmaktadır. İçinde alkol yasaklarından vergiye ilişkin vergi muafiyet ve istisnalarına, kamulaştırmadan AR-GE’ye, Diyanet İşleri Başkanlığından Türkiye Yeşilay Cemiyetine kadar çok değişik konuların bir arada düzenlenmeye çalışıldığını görüyoruz. E, bunu kabul etmek mümkün değil yani kendi içinde tutarlı olan bir yasa gelsin, gene bir torba kanun gelebilir ama kendi içinde tutarlı olsun bu maddeleri. Bu kadar çok birbirinden farklı, çeşitli maddelerin önümüze gelmesini ciddi biçimde yadırgıyoruz.

Gene başka bir konu, kanun tasarısı olarak değil kanun teklifi olarak önümüze gelmiştir bu torba kanun. Yani tasarı olarak bir yasa hükmünün, yasa normunun önümüze gelmiş olması, ona ilişkin çok daha ayrıntılı, kapsamlı çalışmaların yapıldığı anlamına gelir. Bürokrasiden geniş ölçüde, bürokrasinin tüm dallarından, bütün kurumlarından, geniş anlamda, baktığınızda bilgi alınmıştır. Aynı zamanda 5018 sayılı Yasa’ya göre düzenleyici etki analizinin yapılmış olma ihtimali vardır. Ne yazık ki bu son dönemlerde artık tasarılarda da önümüze düzenleyici etki analizi gelmiyor. O yüzden, önümüze gelen kanun hükümlerinin, ne getiriyor, devletin gelirlerine, giderlerine ve bütçesine, borçlanmasına ne getirip ne götürdüğünü bilme imkânımız olmuyor. Burada da aynı şekilde, bununla karşı karşıya geldik.

Biraz önce de bahsettim, çok değişik hükümler içermesine rağmen, temel anlamda bu torba kanun teklifine alkolle ilgili sınırlamalar ve yasaklar hükmünü vurmuştur, mührünü basmıştır. Ben de o yüzden, bu konuşmamda özellikle bu konuya ilişkin görüşlerimi, Cumhuriyet Halk Partisi olarak konuya bakışımızı Anayasa’nın ve hukuk normlarının eşliğinde tartışmak istiyorum.

Şimdi bakın değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın “Gençliğin korunması” başlıklı 58’inci maddesi ne diyor. Diyor ki: “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” “Alkolden” demiyor, “alkol düşkünlüğünden” diyor. Yani oturup bu Alkol düşkünlüğü demek, alkole düşkün olmak demek yani alkolü çok fazla tüketmek demek, bağımlılık demek, alkolizm demek baktığınızda. Bu normal de, elbette gençliği alkol düşkünlüğünden koruyalım ama bu yasa, bu kanun teklifiyle, yasa teklifiyle önümüze getirilenler ne yazık ki gençliği alkol düşkünlüğünden korumaya değil bütün toplumun âdeta alkollü içki tüketmesini engellemeye, yasaklamaya yöneliktir.

Diğer taraftan Dünya Sağlık Örgütüne bakalım isterseniz. Dünya Sağlık Örgütü, bakın, bütün raporlarında değerli milletvekilleri, alkollü içki kullanımıyla ilgili olarak İngilizcede “harmful use” ifadesini kullanıyor yani “harmful use”u Türkçeye çevirirsek “aşırı kullanım” ya da “kişiye zarar veren kullanım” diyebiliriz ama aynı Dünya Sağlık Örgütü, sigaraya ilişkin olarak “Sigara tüketilmemeli, sigara zararlıdır.” diyor ama alkole ilişkin olarak da “Alkolün aşırı kullanımı zararlıdır.” diyor. Ve biz bütün bilimsel araştırmalardan da biliyoruz ki belli, kişiye bağlıdır alkol kullanımı, isterse de kullanabilir bunu ve bunun sağlığa yararlı olduğu, hem Dünya Sağlık Örgütünde hem onun dışında birçok akademik çevrelerde yapılan araştırmalarda ortaya açık bir biçimde konmuştur.

Şimdi, diğer taraftan konunun, tabii, kişinin temel hak ve hürriyetlerini ilgilendiren boyutları var. Şimdi, Anayasa’nın 12’nci maddesi diyor ki: “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” Bu şu demek değerli arkadaşlar: Kişinin kendisiyle ilgili kararları verebilme ve seçme özgürlüğü demek. Kişi sadece çalışan, uyuyan bir varlık değil, kişi aynı zamanda sosyal bir varlık; eğlenecek, iyi vakit geçirecek ve bunu yaparken de ne yapacağına -nasıl- içki mi içecek, başka bir şey mi yapacak, ona kendisi karar verebilir; onun adına hiç kimsenin ona akıl öğretmeye, onun ne yapacağına ilişkin ahkâm kesmeye ve buna ilişkin kanuni yasaklamaları dayatmaya hakkı yoktur.

Kişi, kendisinin ve başkalarının vücut bütünlüğüne, sağlığına aykırı olmamak koşuluyla ve suç oluşturmamak kaydıyla istediği gibi güzel vakit geçirebilir, eğlenebilir; bunun içinde de içki içmek de onun kişisel bir tercihidir, isterse içkisini içer. Yani, nasıl ki hiç kimse içki içmeye zorlanamaz ise aynı şekilde hiç kimse de içki içmemeye zorlanamaz; aksi hâlde, ortadan kaldırılan şey içki değil, bireyin özgür iradesi olacaktır.

Diğer taraftan, sosyalleşmenin, eğlencenin nasıl ve ne surette yapılacağı kişiden kişiye, toplumdan topluma değişmektedir, zaman içinde de ciddi değişiklikler oluşmuştur bu konularda. Dünyanın değişik yerlerine gittiğiniz zaman, hepsinin kendine özgü yeme ve içme kültürleri vardır, bölgeden bölgeye gelişir; çoğunlukla orada, o bölgede yetişen ürünlerle de bağlantılıdır çünkü o, sonuçta oranın yeme ve içme kültürüne temel anlamda bir malzeme oluşturmaktadır; onun nasıl yapılacağı, nasıl üretileceği, nasıl tüketileceğine ilişkin çok ciddi bir külliyat gelişmiştir. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi kütüphaneye, hangi kitapçıya giderseniz gidin, alkollü içkilere ilişkin çok geniş bir külliyat bulursunuz. Nasıl içilir, nedir, bunun kültürle olan ilişkisi… Yani kültür, aynı zamanda yeme ve içmektir arkadaşlar. Bunun nasıl tersini düşünebiliyoruz? İçki içme de bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Ta, eski edebiyatımıza girelim, ta, divan edebiyatına baktığımızda, içki üzerine yazılmış beyitler, mısralar bulursun. Cumhuriyet döneminde de keza öyledir. Yani bir Orhan Veli ne demiştir şiirinde? “Bir de rakı şişesinde balık olsam.” diye bitirmiştir şiirini. Ve aynı şekilde içki içmenin adabı nasıl olacak, hangi bardakla içilir, nasıl içilir, kiminle içilir, ne konuşulur, bunlar üzerine de çok ciddi bir -baktığımız zaman- edebiyat vardır. Yani, burada “Herkes içki içsin.” demiyoruz biz ama içki içmek kişinin kişisel tercihidir ve yalnızca ondan sorumlu olan kişinin kendisidir, onun dışında kimsenin bu alana karışmaya hakkı yoktur. Topluma nasıl yaşayacağını, ne düşüneceğini, ne yiyip içeceğini dayatmak faşizan bir yaklaşımdır, bu zihniyete kesinkes karşı çıkıyoruz ve karşı çıkmaya devam edeceğiz.

Diğer taraftan, konunun ekonomik boyutları da vardır yani bugün alkollü içki üretiminin sektörüne baktığınızda, üretim alanı, orada istihdam edilen çalışan sayısı, gene yan endüstrilerle birlikte düşünmek lazım yani tarım var, turizm var, esnaf, ticaret hayatı, baktığınız zaman çok geniş bir alanı ilgilendirmektedir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Üzüm bağları ne olacak, üzüm bağları? Üzüm bağları nereye gidecek? Ne ekecek? Çay mı ekecek?

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Ne olacak üzüm bağları? Bağ bozumu şenliklerini nasıl yapacağız?

Ve aynı şekilde vergi anlamında da, değerli vekillerimiz, kayda değer bir büyüklüğe sahip olduğunu görmekteyiz. Şimdi, bakın, tarım sektöründe üzüm vardır; üzümü aldığınız zaman dışarıya satabilirsiniz ama onu şarap yaptığınız zaman katma değeri 5’e, 10’a katlarsınız. Yani Türkiye’nin en büyük problemlerinden bir tanesi, Türkiye’de, tarımda, sanayide katma değeri yükseltmektir. Bu açıdan da tarım sektörü için önemlidir.

Turizm sektörü bu uygulamalardan ciddi biçimde etkilenecektir. Türkiye’ye gelen yabancı turistler, iç yani yerli turistler açısından da düşündüğümüzde ciddi bir olumsuzluk oluşturacaktır. Aynı şekilde esnafımız üzerinde de ciddi kısıtlamalar getirecektir. Alkollü içki sektörünün ÖTV, KDV ve gelir vergisi olmak üzere ülke bütçesine yıllık 9 milyar lira civarında katkı sağladığı da bilinmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın devlete yüklediği -ilk başta girerken Anayasa maddesinden, 58’inci maddeden girdik; devam edelim- “gençliği alkol düşkünlüğünden koruma” görevi günümüz Türkiyesi’nde zaten yerine getirilmektedir.

Nitekim, alkol ve alkollü içkilerin üretimi, iç ve dış ticareti, alkollü içki tesisi kurulması ve işletilmesiyle bu faaliyetlerin izlenmesi ve denetimi için Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu kurulmuştur.

Diğer taraftan, alkollü içki yerlerini belirleme ile alkollü iş yeri açma izni ve çalışma ruhsatı verme izni, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyelerin, dışında da il özel idarelerinin yetkisindedir.

Bunun yanı sıra, bir kişi içki satmak için gene aynı şekilde Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumundan verilen izinlerle, ülkemizde esnaf odaları ve ticaret odalarından da içki ruhsatı alabilmektedir ve ayrıca da bu konuya ilişkin olarak çıkmış birçok yönetmelik bulunmaktadır.

Bu getirilen kanunla, her ne kadar alkollü içki üretimine ve tüketimine değil, reklamına ve satışına sınırlamalar getirildiği iddia edilmekteyse de içkinin tanıtımına, reklamına getirilen bu ciddi yasaklamalar, üretim ve tüketimi de ciddi anlamda etkileyecektir. Bu, Anayasa’nın 48’inci maddesindeki herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olma. hükmüne de aykırı bulunmaktadır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Murat Bozlak.

Buyurunuz Sayın Bozlak. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 24’üncü Yasama Dönemi içerisinde Genel Kurulun gündemine getirilen kanun tasarıları ile AKP’li milletvekillerinin verdiği kanun teklifleri, “torba yasa” diye tanımlanan, birçok kanunda değişikliği birer veya ikişer maddeyle getiren yasa tasarısı ve teklifleri şeklinde olmuştur. Hükûmet ve AKP’li milletvekili arkadaşlarımız bunu âdeta bir alışkanlık hâline getirmişlerdir. Öncelikle bu uygulamanın doğru olmadığını belirtmek istiyorum. Bu durum kanun tekniği açısından son derece sakıncalıdır. Farklı farklı yasaların birer ikişer maddesini, hatta birer fıkrasını değiştirme her yasanın kendi düzenlenme mantığını da bozma riskini taşımaktadır. Kaldı ki bu tür torba yasalar toplum tarafından son derece şaibeli olarak algılanmaktadır. Birçok kişi bir yasanın sadece bir fıkrasının ya da bir tek maddesinin değiştirilmesindeki amacın ne olduğunu merak etmektedir. Mantıklı bir izah yapılmadığı noktada da tasarı ve tekliflerin yandaşlara çıkar sağlama veya yandaşların içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan çıkarılması amaçlı olduğu kanaati giderek yurttaşlarda yaygınlaşmaktadır. Bu, Hükûmet için de, teklif sahibi milletvekilleri için de artı puan oluşturacak bir durum değildir.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifi, bize göre, içerik itibarıyla kamuoyunun ciddi bir kesiminin tepkisini çekeceği ve ciddi tartışmalara yol açacağı düşüncesiyle Hükûmet tasarısı olarak değil, Hükûmetin talebi üzerine AKP’li milletvekilleri tarafından verilmiş gözükmektedir. Kanun teklifi bir bütün itibarıyla incelendiği zaman Hükûmetin ve AKP’nin Türkiye’de izlediği politik çizginin içerisinde olduğunu, Hükûmetin zihniyetini, güncel yaşama bakışını net bir biçimde yansıttığını görmekteyiz.

Teklifin 1’inci maddesiyle 2489 sayılı Kefalet Kanunu’nda değişiklik yapılarak kefalet sandığı yönetim kurulu başkan ve üyelerine daha önce yapılan ödemeler nedeniyle bu kişiler ile sorumlular hakkında borç çıkarılamaz ve çıkarılan borç tutarlarının tahsilinden vazgeçilerek borç takip işlemine son verileceği hükmü getirilmek istenmektedir. Dolayısıyla, şu an küçük çaplı bir af yasasıyla karşı karşıyayız. İşçiden, köylüden, emekçiden, fakir fukaradan toplanan vergilerle yapılan ödemelerin bir maddelik kanun değişikliğiyle affa uğratılmasını doğru bulmadığımızı özellikle belirtmek istiyorum.

Ayrıca, kişiye özel yasa teklifi mahiyetindedir bu kanun teklifi.

Ayrıca yine, ilgili komisyon olması gereken Adalet Komisyonunda da bu yasa teklifi görüşülmeden Genel Kurulun gündemine getirilmiştir.

Kanun teklifinin 2’nci maddesiyle, teklif sahipleri, yurttaşların günlük yaşamına müdahale edecek bir düzenlemeyi öngörmüşlerdir. Teklifin bu maddesiyle, alkollü içki satışı ve tüketimine ilişkin hükümlerde düzenleme yapılmaktadır.

Yapılmak istenen değişikliğin özü: “Yurttaş, ben nasıl yaşıyorsam sen de benim gibi yaşayacaksın. Ben ne yiyor, ne içiyorsam sen de onu yiyip, içeceksin. Ben ayran içiyorsam sen de ayran içeceksin.” Kısacası bu teklifin özü budur.

Hükûmetin, iktidar partisinin veya biz milletvekillerinin vatandaşın günlük yaşamına ve yaşam biçimine müdahale etme hakkımız yoktur. Gençleri koruyormuş gibi gösterip, el altından yurttaşların yaşam biçimini, yaşam tarzını kendi ideolojik yaklaşımına göre düzenlemeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Değerli arkadaşlar, ben, kendi özgür irademle içki içmemeyi tercih edebilirim, inançlarım gereği de böyle bir tercihe gidebilirim; bu, birey olarak benim doğal hakkımdır. İçki içmeyen yurttaşa “Niye içmiyorsun?” diyemeyeceğimiz gibi, içmek isteyene de “Niye içiyorsun?” diyemeyiz. Bunu dediğimiz noktada bireysel özgürlüklere müdahale etmiş oluruz ki, demokratik sistem içerisinde böyle bir yaklaşımın yeri asla yoktur.

Sigaranın verdiği zararları, içkinin verdiği zararları belirten eğitim amaçlı çalışmaları yapmak elbette ki devletin görevidir ama bu amacın dışında, tamamen kendi dünya görüşümüz çerçevesinde bir değerlendirmeyle yasak koyamayız, yasaklar getiremeyiz. Bu torba yasa teklifi bu anlamda da toplumda huzursuzluk yaratacak niteliktedir. Topluma tek tip bir yaşam tarzını empoze etmeye hiçbirimizin hakkı yoktur. Türkiye toplumunun çoğulcu yapısı da tek tip bir yaşam biçimi için müsait değildir.

Yine, burada bir noktanın altını da çizmek istiyorum. Ana muhalefet partisi adına bu yasanın geneli üzerine konuşma yapan sayın konuşmacı yasakçı zihniyete karşı çıkmıyor. Karşı çıktığı, yasağın usulü ve biçimidir. “Özel tüketim vergilerinin oranını arttırarak bunu önleyebiliriz.” diyor. Yani kısacası, tam da sosyal demokrat bir partinin söyleyeceği bir sözü söyledi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Biz öyle bir şey söylemedik.

MURAT BOZLAK (Devamla) – Siz değil, yanınızdaki Grup Başkan Vekiliniz söyledi, demin konuşan arkadaşınız da söyledi. Bir sosyal demokrat parti “Parası olan içsin, fakir fukara içmesin.” gibi bir yasakçı zihniyeti savunamaz, bu doğru değil. Dolayısıyla, aynı kapıya çıkıyor, aynı yasağı ne yazık ki ana muhalefet partisi de gündeme getirmiş oluyor.

Teklifin 2’nci maddesinin (2)’nci fıkrası aynen şöyle: “Alkollü içkiler her ne amaçla olursa olsun, teşvik, hediye, eşantiyon, promosyon, bedelsiz, indirimli veya yardım olarak dağıtılamaz.” Bu teklif yasalaşırsa hiçbir yurttaş bir arkadaşına veya sevdiği bir insana alkol içeren herhangi bir içkiyi hediye olarak vermeyecektir. Yurttaşın kime ne hediye vereceğini dahi kanunla düzenlemeye kalkışırsak geride yurttaşa bireysel özgürlük alanı acaba kalır mı? Bunu düşünmenizi istiyorum.

Kanun teklifinin 2’nci ve 3’üncü maddeleri alkollü içecekler konusunda

o kadar çok yasak ve cezai müeyyide getirmiş ki “Bundan böyle bir damla içki içenin burnundan getireceğiz.” anlamı çıkar. Bunu böyle yapmak yerine, çıkın, Türkiye’de ne kadar alkol üreten yer varsa hepsini kapatın, hatta üzüm bağlarının da bundan sonra ekimini yasaklayın. Alkollü içeceklerin satışını Türkiye genelinde tamamen yasaklayın ki biz de kurtulalım, vatandaş da rahat etsin. En azından “Şunu alsam yasak mı? Şunu içsem cezası var mı? Çocuğuma aldırsam çocuğuma veya bana ceza verirler mi?” gibi oluşabilecek son derece can sıkıcı sorunlardan yurttaşı kurtarmış oluruz.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne, devlete hâkim olan yasakçı zihniyet, Türkiye toplumu üzerinde ciddi tahribatlar yaşattı ve bir bütün olarak da ülke bundan zarar gördü. Yasakçı zihniyetin, özgürlükleri kısıtlayan anlayışın 2011 seçimleri sonrası bize göre gerçekleşen iktidar değişikliği ile geride kaldığını düşündüğümüz noktada, yeni iktidar sahipleri eski iktidar sahipleri gibi, bu sefer kendi yasaklayıcı zihniyetini eski zihniyetinin yerine monte ederlerse kaybeden yine Türkiye olur. Ama iktidar sahipleri bilmeli ki, eninde sonunda gerçek kayıp onların kaybı olacaktır.

Bu süreçte, çare ve çözümü yasaklarda değil, karşılıklı sevgi ve saygıda aramalıyız,. toplumumuzu oluşturan grupların değer yargılarına saygı göstermede aramalıyız. Özellikle de, Türkiye’nin temel sorunlarının çözümüne el atan iktidardan toplumun beklentisi reformist bir yaklaşımdır, eski yasakçı zihniyetin farklı bir versiyonunu oluşturması asla değildir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin acil çözüm bekleyen sorunları bu torba yasa teklifinde yoktur.

Sürem bitti, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bozlak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın konuşmacı benim tasarının tümü üzerinde yaptığım konuşmadaki değerlendirmelerimi tamamen amacından aykırı bir şekilde yorumlamak, kendine göre bir başka çerçeveye taşımak suretiyle saptırmıştır. O nedenle söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın görüşülen kanun teklifinin birinci bölümü üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, biraz önce burada Barış ve Demokrasi Partisi adına konuşan sayın milletvekili benim konuşmama nüfuz edememiş, nüfuz etmiş olsaydı böyle konuşmazdı. İnsanlar bilmediği bir konuda konuşmamalı bence. Eğer konuşma iddiasında bulunuyor ise gerekli hazırlığı yapıp öyle çıkmalı.

Ben bir şey söyledim: “Bir kere, bu teklif, bireyin özgürlük alanına, yaşam alanına müdahale ediyor. Bu teklif, AKP’nin ideolojik anlayışını yansıtan bir tekliftir, özgürlükleri kısıtlayan bir tekliftir.” İşin bu kısmını bir kenara atıyor tabii sayın konuşmacı.

İkincisi, bütün dünyada, bütün demokratik modern ülkelerde alkollü içkilerle ilgili alan bir düzenleme ve denetleme çerçevesine sahiptir. Devlet bunu düzenler. Neden? Alkollü içki bağımlılığı sağlığa zararlıdır çünkü. Düzenleyici bir rol üstlenir, alkollü içkinin tüketimi özendirilmez örneğin. Devlet buna yönelik tedbirleri alır ama bu hiçbir zaman bireyin tercihini değiştirmek, daha doğrusu bireyin tercihine müdahale etmek, onun yaşamını biçimlendirmek gibi bir amaçla yapılmaz. Ve yine, Adalet ve Kalkınma Partisinin böyle bir amaçla bu teklifi getirdiğini de söyledim.

Ve bütün dünyada özel tüketim vergileri, bir yandan hazineye gelir sağlamak amacıyla kullanılırken öte yandan da tüketici tercihlerini etkilemek amacıyla da kullanılır. Vergi teorisine birazcık vâkıf olanlar bunun böyle olduğunu bilirler.

Keşke, benim sözlerimin aksine bir iddia ortaya koymak yerine, kendi partisinden bir sayın konuşmacının burada özel tüketim vergisi rakamlarından örnek vermek suretiyle bu sektörün ekonomiye ne kadar faydalı olduğunu ifade eden cümlelerini hatırlamış olsaydı. Benim söylediklerim budur. Alkollü içkiler üzerinden bütün ülkeler vergi alır.

Ayrıca, konuşmamda şunu da söyledim, AKP hükûmetleri döneminde bu alana  gereğinden fazla yüklenilmiştir.

Örnek veriyorum: 57’nci Hükûmet döneminde, o ek vergi düzenlemelerine rağmen, IMF’yle yapılan program uygulamalarına rağmen, yerli şarap üretimini teşvik için şarap üzerindeki vergiye dokunmamıştır o Hükûmet, takdire şayan bir adım atmıştır ama AKP hükûmetleri “Şarap nihayet alkollü içkidir.” diyerek şarabı hedef tahtasına koymuş ve şarabı ağır vergilendirmiştir.

Bütün bunlar konuşmamın genelinde olduğu hâlde, onu farklı bir bağlamda değerlendiren sayın konuşmacı herhâlde konuları iyi takip etmemiş, konulara nüfuz etmemiş olacak ki öyle bir anlam çıkarmış.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bozlak.

MURAT BOZLAK (Adana) - Sayın Başkan, ismimi vererek konulara nüfuz etmediğimi, iyi algılayamadığımı ifade ettiler. Sataşmadan söz istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Doğruyu ifade ettim.

MURAT BOZLAK (Adana) – Bir dakikalık bir süre istiyorum sadece.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bozlak.

 

3.- Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Allah’a şükür söyleneni, anlatılanı anlayabilecek bilgi ve birikimdeyim, akli melekelerim bu konuda da sağlam, kendime de güveniyorum, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini de en üst derecede bitirenlerden birisiyim.

Benim söylediğim, bir sosyal demokrat partiye yakışmayan bir söylemin burada bir sosyal demokrat parti temsilcisi tarafından gündeme getirilmesidir.

Kendiniz de burada ifade ettiniz, özel tüketim vergisini artırırsanız bir nevi içki tüketiminin önüne geçersiniz. Ben de şunu söyledim: Fakir fukara içmesin, özel tüketim vergisiyle siz içkinin maliyetini artırırsanız parası olmayan içmeyecek, olanlar içecek; söylediğim bu. Siz de geldiniz bunu burada ifade ettiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yine nüfuz edememişsiniz, kusura bakmayın.

MURAT BOZLAK (Devamla) -  Yanlış bir şey yok ama yavaş yavaş sizi biz de anlıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yine anlamamışsınız.

MURAT BOZLAK (Devamla) -  Özellikle ben iyi anlıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Anlayamamışsınız.

MURAT BOZLAK (Devamla) - Ben çok iyi anlıyorum, CHP’yi de iyi algılamaya başladık. Bunu da zaten algılamamıza da katkı sunduğunuz için size teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bozlak.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – AKP’yle birleşince daha iyi anlamaya başladınız. 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, buradan, tutanağa geçmesi açısından…

Ben özel tüketim vergisine dikkat çekerken alkolden 8 milyar, TEKEL ürünlerinden 21 milyarlık ÖTV, KDV, dolaylı vergi devletin aldığını ve bütçeye koyduğunu söyledim. Zaten devletin gücü tüketiciye yetiyor, cep telefonlarına özel tüketim vergisini yüklüyor, akaryakıta, doğal gaza yüklüyor, bu dört alanda vatandaşa yüklüyor, götürüyor. Öbür taraftan da banka harçlarını affediyor dedim. Yani onu karşılaştırmalı olarak koydum. Yani bu özel tüketim vergisi iyidir anlamında kullandığım bir ifade değildir. Tutanaklara geçmesi açısından not düşülsün diye söyledim.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti Sayın Kaplan.

Teşekkür ederiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463) (Devam)

 

BAŞKAN – Şahsı adına Tokat Milletvekili Reşat Doğru.

Buyurunuz Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde kişisel olarak söz almış bulunuyorum, şahsım adına: Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu kanun bir torba kanun ve kanun aceleyle getirilmiş ve içerisine birçok çeşitli konular atılmış durumdadır. Tabii, bizler hekim olduğumuz için, ben özellikle bu kanunun bağımlılık bölümlerini ve özellikle de alkolle ilgili olan bölümlerini konuşmak istiyorum. Şöyle ki: Tabii, bu kanundaki alkol konusunu… insanlar özgür iradeleriyle her türlü içkiyi içebilir veyahut da kullanabilir, onda kimsenin söyleyeceği bir şey söz konusu değildir ancak şurası gerçektir ki, unutulmaması gereken, bir bağımlılık konusu da söz konusu olabilir. Bakınız, ülkemizde son yıllarda madde bağımlılığıyla ilgili çok ciddi manada sıkıntılar olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Bugün, gidiniz, özellikle büyük şehirlerin bazı semtlerinde, hatta okulların bazı yerlerinde ciddi manada, uyuşturucuyla ilgili çok ciddi sıkıntıların olduğunu görürsünüz. Yani sigara kullanımı ülkemizde okullarda başlamak üzere süratli bir şekilde artmaktadır. Özellikle gençlerimizde sigara kullanımıyla ilgili çok ciddi sıkıntılar vardır. Bunun yanında, alkol kullanımı da çok ciddi manada artım içerisindedir. Bakınız, dünyada her yıl 2,5 milyon civarında insan sigaradan ölmektedir. yani sigaranın içerisinde 3.700’ün üzerinde çok çeşitli maddeler vardır ve bu maddelerin büyük bir kısmı da kanserojendir. Karbonmonoksitten tutun da hidrojen siyanide kadar çeşitli zehirli maddeler bir nefes sigara içildiği zaman insan vücudunun akciğerlerimiz dâhil olmak üzere her türlü zerresine kadar ulaşmaktadır. Dolayısıyla da bunlar KOAH başta olmak üzere astım, kalp hastalıkları gibi çeşitli hastalıklara sebep olabilir. Yani, sigara tiryakisi erkeklerin -yani, burası abartılma değildir- yüzde 40’ı henüz emeklilik yaşına gelmeden ya hayatını kaybetmektedir yahut da çeşitli hastalıklara düçar olmaktadır ve karşılaşmaktadır. Bu oran sigara içmeyenlerde yüzde 18’dir. Yani, yüzde 18’in içerisine girmek varken yüzde 40’ın içerisine girmenin manasının ne olduğunu da takdirlerinize sunuyoruz. Ayrıca, kadınlarda bile rahim kanserine sigara tiryakiliğinin sebep olduğu açık bir şekilde ortaya konulmaya başlanmıştır yani çeşitli yapılan araştırmalarda da bu yönlü çeşitli araştırmaların ortaya konulduğu da sarihtir.

Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanım ve bağımlılığı yani sonuçta ülkemiz için, Türkiye’miz için çok büyük bir hastalık ve sosyal yaradır. Bunun Sağlık Bakanlığı tarafından bir hastalık olarak kabul edilmesi gerekir. Ondan dolayı da konunun birinci muhatabı Sağlık Bakanlığı olmalıdır. Bakınız, son zamanlarda özellikle dünyada birçok yerde bununla ilgili mücadeleler vardır. “ESPAD Projesi” dediğimiz bir proje vardır. ESPAD Projesi -Yani Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi’dir burası- Avrupa Birliği ülkelerinde uyuşturucuyla ilgili yapılması gerekenler, alınması gereken tedbirlerle ilgili çalışmalar yapmaktadır ama enteresandır Türkiye’miz bu ESPAD Projesi’ne maalesef Millî Eğitim Bakanlığı marifetiyle cevap vermemektedir. 2007’den itibaren burada milletvekiliyim, 2007 yılından itibaren bunu müteaddit defalar gündeme getirdik. Özellikle de geçen dönem yani 23’üncü Dönemde kurulmuş olan Madde Bağımlılığıyla İlgili Araştırma Komisyonunda da bu konu çok defalar gündeme gelmiştir ancak enteresandır Adalet ve Kalkınma Partisi yetkililerini ve özellikle Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerini bu konuda ikna edemedik. Yani, ESPAD Projesi’yle ilgili sorulan soruların Türk kültürüne uygun olmadığını zaman zaman ifade etmeye çalıştılar ama özellikle şunu söylemek isterim ki birçok hocamız yani ilim adamları bu yönlü olarak şunu demişlerdir, demişlerdir ki: “Biz bu soruları değiştirebiliriz yani ESPAD Projesi’nin sorularını değiştirebiliriz ve insanımıza uygun hâle getirebiliriz.”

Değerli milletvekilleri, bu, şu demektir: Yani burada alınması gereken tedbirleri içermektedir. Yani ülkemizdeki sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı, okullardaki durum nedir? Manası burasıdır. Siz buna göre de önlemler alırsınız. Ama enteresandır, maalesef, ESPAD Projesi’ni bir türlü uygulatamadık. Belki buradan sesimizi duyarlar da bu projeyle ilgili bazı çalışmalar gündeme getirilebilir.

Sonuçta çocuklar bizim çocuklarımızdır. Bu bir siyasi parti propagandası değildir veya siyasi söylem değildir. Çocuklarımıza, gençlerimize hepimizin ama hepimizin daha fazla sahip çıkması gerekmektedir. İlla ailemizde birisinin bu hastalığa düçar olması, onun tedavisiyle ilgili değil, korunmayla ilgili çalışmalar yapmak mecburiyetindeyiz. Yani koruyucu hekimlik her şeyin başıdır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

İzmir Milletvekili İlknur Denizli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Denizli.

İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlarım.

Öncelikle, konuştuğumuz kanun değişikliğinin adını doğru koymamız gerekiyor. Doğru koyalım ki tartışmamız da doğru yolda devam etsin. Bu değişiklik bir yasaklama değildir. Biz, yetişkin bireylerin alkol kullanımına bir yasak getirmiyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İlknur Hanım, İzmirliler sizi soruyor Kordon’dan, Çeşme’den.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – Böyle bir yasağı aklımızın ucundan bile geçirmiyoruz. Bu düzenleme çocukları, gençleri, kısaca gelecek nesilleri korumak amacıyla alkollü içki piyasasına kural koymaktır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bana telefon geldi, İzmir Çeşme Karaburun’dan soruyorlar, “İlknur Hanım’a seçimde hesabını soracağız.” diyorlar.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – Bir kısmı, eskiden beri var olan kuralları, görülen lüzum üzerine yeniden düzenlemektir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Alsancak’tan soruyorlar, bilginiz olsun. Alsancaklılar soruyorlar, “İlknur Hanım’a onun için mi oy verdik?” diyorlar AKP’ye oy veren İzmirliler, bilginiz olsun.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – Bu düzenlemeyle hedeflediğimiz şey toplumu korumaya çalışmaktır. Sigara ve içki üreticileri insan aklının bulacağı en kışkırtıcı ve dolayısıyla en acımasız manipülasyon yöntemlerini kullanıyorlar. Kullanıcı yaşını olabildiğince aşağıya çekmeye, kişi başına tüketim miktarını artırmaya çalışıyorlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Bir kadeh rakımıza müdahale ediyor, hiç yakıştıramadık.” diyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kordon’da konvoyla karşılayacaklarmış. Kordon’da konvoy yapacaklarmış, teşekkürlerini sunacaklarmış!

VELİ AĞBABA (Malatya) - AKP’ye oy veren, rakı içen İzmirliler çok  kızıyor size.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) - Biz bu düzenlemeyle çocuklarımızı ve gençlerimizi müşteri olarak gören içki piyasasını daha özenli davranmaya çağırıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – AKP nasıl bir imaj yaratmaya çalışıyor da bu kanunda İzmirli milletvekili konuşuyor? Allah Allah, nasıl bir vurgu var? Bilinçaltına nasıl bir vurgu yapılıyor?

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) - Özgürlüğün tanımını dikkatli yapmamız gerekiyor. Özgürlük başıboşluk, kuralsızlık değildir. Tam tersine bilimin, sağlığın, eğitimin, sosyolojinin oluşturduğu çerçeve içinde kuralların konulmasıdır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Niçin? İzmirli, akıllı, modern bir kadın konuşuyor. Niçin?

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – Asıl olan kurallı bir toplum olmaktır. Kuralı koymak, yasak koymak değildir. İkisini karıştırmayalım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İlknur Hanım, İzmir’deki, Kordon’daki insanlar, biraz rakı içen, AKP’ye oy verenler? “Ah!” diyorlar, “Ah!”

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – Özgürlüğün, ilk duyuşta kulağa hoş gelen çağrışımlarından yararlanarak, AK PARTİ’nin çocuklarımızı ve gençlerimizi alkol kullanımının yol açacağı yıkımdan korumak için çıkardığı yasaya karşı çıkmak doğru değildir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İzmir’in yaşam biçimine müdahale eder mi AKP, etmez mi?

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) - Alkol kullanımının, özellikle erken yaşta alkolle tanışmanın zararlarını bilimin ışığında değerlendirmemiz gerekiyor.

Dünya, alkolle baş etmenin yollarını tartışıyor. Dünya Sağlık Örgütünün nisan ayında İstanbul’da yaptığı sempozyumun sonuç bildirgesinden bazı notlar sizlere: “Alkol kullanımı dünyanın öncelikli ilk üç halk sağlığı probleminden biridir, önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel sebebidir. Ölümlerin yüzde 4’ü alkolle ilişkilidir. Alkol, 60 değişik hastalığın sebebidir. Başta AIDS, verem olmak üzere birçok hastalığın yayılma riskini artırır.“

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Hiç zarar görmedik.” diyorlar İzmirliler.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) - Bu tablo karşısında hiçbir hükûmet kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır. Bizim yaptığımız da odur, bu alanı yasayla düzenlemektir.

SAKİNE ÖZ (Manisa) - Başka hastalıklara da bu kadar duyarlı mısınız bilmiyorum!

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) - Kulaktan kulağa dolaşan “Yasakladıkça kullanımı artıyor.” efsanesi de doğru değildir. Dünyada alkolle mücadele ederek yol alan ülkeler vardır. Bunlar ispatlanmış yöntemlerdir, biz de yeni

yöntemler keşfetmiyoruz. Korku yaymaya çalışanlar bilmelidir ki bu korku yayan ifadelerin milletimizde bir karşılığı yoktur. Biz, bunun güveni içinde hareket ediyoruz. Toplumun artık çok büyük bir kesimi bunlara gülüp geçiyor. On yıl önce iktidara geldiğimizde belediyelerin, otobüsleri kadınlar ve erkekler için ayıracağına…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Az kaldı, az kaldı, sırada o olabilir, Allah biliyor. Parlamento dışında hazırlanır, gelir bir kanun teklifi, az kaldı.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – …ilişkin de bu tür uygulamalar olacağını da söylemiştiniz ama bunun etkisi de sadece üç gün sürmüştü.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Bunlar oluyor, oluyor! Okullarda oluyor bu dediğiniz şeyler!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – On yıl önce söylenenlerden neler oldu, neler.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – AK PARTİ’nin hiçbir alanda yasaklamak gibi bir yönteminin olmadığını artık herkes biliyor.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sen uyu!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Az kaldı…

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – Şarkıyı hepimiz biliriz, fabrikada tütün saran kızlar, içmeyen bir kocaları olsun isterler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – IV. Murat’a rahmet okuttunuz özgürlükcülük konusunda İlknur Hanım. Rahmetli, özgürlükçü bir adammış, IV. Murat.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – Buradaki inceliği anlamalıyız. Tütün, alkol gerçeği vardır ancak kuralları koymak zorundayız. İnanıyorum ki yüce Meclisimizin büyük çoğunluğu, Meclisimizin sorumluluğu olan bu meseleyle ilgili bizlere yardımcı olacaktır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Alsancak’tan lokanta sahibi mesaj atmış, “İlknur Hanım’ı bekleriz hafta sonu, bu konuyu bir tartışalım.” diye.

İLKNUR DENİZLİ (Devamla) – Bu kanunun herkese hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – IV. Murat’a haksızlık ettiğimizi düşünüyoruz İlknur Hanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Denizli.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyorum. On beş dakikadır; yarısı sorulara, yarısı cevaplara ayrılacaktır. Süreniz birer dakikadır.

Buyurun Sayın Öğüt.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kadıköy’de Fikirtepe ve Dumlupınar mahalleri ile Merdivenköy ve Eğitim mahallelerinin bir kısmında iki yıl önce imar çalışması yapılmıştır. Bu imar çalışmasına güvenen bölge halkı, inşaat firmaları ve aracı firmalarla anlaşmış, evlerini boşaltmış, kiraya çıkmışlardır. Bölgenin büyük bir kısmı yıkılmış, metruk hâle gelmiş ve her türlü güvenlik sorunu ortaya çıkmıştır. Vatandaşlarımız yeni evlerinin hayaliyle yanarken Çevre Bakanlığı aniden uygulamayı durdurmuştur. Bu, bölge halkımızın panik hâle gelmesine neden olmuştur. Bölge halkı bir an önce açıklama beklemektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kanun tasarısının 14’üncü maddesinde yurt dışındaki Türk cumhuriyetleri ve akraba topluluklarda üniversite öğretim üyelerinin görevlendirilmesiyle ilgili bir konu vardır. Yurt dışı üniversitelerinde ve Millî Eğitim Bakanlığı okullarında kaç öğretim görevlisi şu anda görevlidir? Ayrıca, bu öğretim görevlileri bu yerlerde çalışırken çok ağır şartlarda çalışmaktadırlar. Özellikle, ücret düşüklükleri çok barizdir. Bu noktada da iyileştirmeler beklemektedirler. Bu kanun içerisine en azından yurt dışına gönderilen bu öğretim üyelerine veyahut da öğretmelerimize iyileştirilmeleri konusunda farklı bir şey konamaz mıydı? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum, Sayın Maliye Bakanına. 13’üncü maddede cami ve mescitler ile Kur’an kurslarının bulunduğu yerlerdeki alanların ticari faaliyetlerde kullandırılması için Diyanet İşleri Başkanlığınca işletilebileceği ifade ediliyor ve işletmeden gelirler edilecek ve bu elde edilen gelirlerden dernek ve vakıflara yardım yapılacak. Elde edilen ve banka hesaplarında tutulan gelirlerden bahsediyor 13’üncü madde. Sorum şudur: Bu gelirlerden bankada tutulan paralar nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığı faiz geliri elde edecek midir, etmeyecek midir? Edecekse, gerekçesi; etmeyecekse gerekçesi? Tabii, Diyanetten sorumlu Sayın Bakan da burada, o da cevaplandırabilir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Birinci sorum: Sayın Bakan, Hükûmet eliyle ve kamu kaynağı kullanılarak vakıf kurulmasını doğru buluyor musunuz? Bizim vakıf geleneğimize, kültürümüze bu yapı uygun mu?

İkinci husus da şu: Kanunun 2’nci maddesinde, “Alkollü içkilerin her ne suretle olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı yapılamaz, satışı özendirilemez, teşvik eden kampanya, promosyon yapılamaz.” diye bir hüküm getiriyorsunuz. Bunu ben destekliyorum. Ancak, bu madde içerisinde “Ulusal ve uluslararası sektörel fuarlar ve sektörel organizasyonlar hariç.” diyorsunuz, bu bir çelişki değil mi? Bu fuarlarda reklam ve tüketiciyi özendirecek kampanya yapılmayacak mı? Bu çelişkiye mecburiyetinizin sebebi nedir, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen, ülkemizin kişi başına düşen içki tüketimi açısından gelişmiş dünya ülkeleri arasındaki yeri nedir? Dolayısıyla, bu konuda daha nasıl tedbirler alınması düşünülmektedir?

İkinci sorum: Hâlen Hükûmet bütçesinden veya bakanlığınız bütçesinden herhangi bir şekilde desteklenen, ödenek ayrılarak veya yardım kanalıyla, vakıf veya dernekler var mıdır, varsa bunlar hangileridir, bugüne kadar Bakanlığınız ya da Hükûmet bütçesinden bu vakıf veya derneklere ne kadar yardım yapılmıştır ya da ödenek ayrılmıştır, açıklarsanız sevinirim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sağlık Bakanına sorum var. Tasarının 20’nci maddesinde, “narkotik ve psikotrop madde kullanıldığından şüphe edilen ancak teknik cihaz bulunmaması nedeniyle tespiti yapılmayan” kısım var. Şimdi, trafik zabıtasına hangi yetkiyle… “Ben sizden şüphelendim, siz narkotik ya da psikotrop ilaç kullanıyorsunuz sizi hastaneye ya da ilgili merkeze götürme…” yetkisini nasıl tespit ederek vereceksiniz, bir.

İki: Toplumun yüzde 20-25’inin antidepresan ve psikotrop ilaç kullandığı bir dönemde bunu nasıl uygulamayı düşünüyorsunuz? Teknik cihaz almanın daha doğru olduğunu düşünmüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Türeli…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maliye Bakanımıza bir soru yöneltmek istiyorum: 2013 yılı bütçe görüşmelerinde bütçe kanun tasarısının (k) cetvelinde, fazla mesai ücreti alan personel arasında sayılan koruma ve güvenlik personel buradan çıkartılmıştır. İtfaiye ve zabıta memurları, burada, (k) cetvelinde tutulmaya devam edilirken, koruma ve güvenlik memurlarının çıkartılmasının nedeni nedir?

İkinci olarak da; koruma ve güvenlik personelinin bu surette oluşan mağduriyetini nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki Tabur Komutanlığı Gazinosu “Bahçe Restoran”a çevrilirken aynı zamanda beraberinde bir alkol yasağı da geldi. Bu alkol yasağında nasıl bir kamu yararı olduğunu düşünüyorsunuz? Türkiye Büyük Millet Meclisi Bahçe Restoran’daki uygulama, ileride Türkiye’de de gerçekleştireceğiniz uygulamaların bir pilot çalışması mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, iktidara geldiğiniz 2002 yılından bugüne kadar merkezî bütçeden yardım yaptığınız dernek, vakıf ve sivil toplum örgütleri arasında cemevi dernekleri de var mıdır? Var ise bunların sayısı ve bütçeden aldıkları paylar ne kadardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vazgeçtim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Sağlık Bakanımıza sormak istiyorum: Hem de partisi bütün tartışmayı sanki bu sadece bir sağlık meselesiymiş ve ikincil bir düşünceleri yokmuş gibi ifade ederken bunun Sağlık Komisyonuna tali olarak sevk edilmesini, Sağlık Komisyonunun bu konuda toplanmamasını, çalışmamasını, görüş bildirmemesini nasıl karşılıyor? Kendisi Sağlık Bakanı olarak -sadece bu gece burada gördük kendilerini- Sağlık Komisyonunun toplanmasını talep edebilirdi ve bu konuda Sağlık Komisyonunun değerli üyelerinden katkı alabilirdi. Bunu nasıl değerlendiriyor? Buna net bir cevap bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli arkadaşlarımıza da soruları için teşekkür ediyorum.

Öncelikle, Sayın Öğüt’ün Kadıköy’le ilgili gündeme getirdiği hususun ben detaylarına vâkıf değilim; bizim Bakanlığı ilgilendiren boyutu var mı, onu da bilmiyorum ama Çevre ve Şehircilik Bakanımızı herhâlde ilgilendiriyor. Arkadaşlar not almıştır, biz kendilerine iletelim. Dolayısıyla, vatandaşlarımızın orada bir mağduriyeti varsa nasıl yardımcı olabiliriz, ona bakalım.

Sayın Doğru’nun yurt dışındaki üniversitelerde görevlendirilen öğretim görevlileriyle ilgili sorusu var. Öncelikle şunu söyleyeyim: Bu 2547 sayılı Kanun’un 39’uncu maddesine göre akraba topluluklar, oradaki üniversitelere görevlendirme söz konusu. Arnavutluk, Azerbaycan, Bosna Hersek, Bulgaristan, Gürcistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Makedonya ve Saraybosna’da bugüne kadar 94 tane öğretim görevlimiz görevlendirilmiştir. Bunların özlük haklarıyla ilgili konu, dediğim gibi, yani bütün…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Bakan, çok az ücret alıyorlar, geçinemiyorlar. Geçinemedikleri için…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Olabilir, olabilir, ben prensip olarak detayları, dediğim gibi, bilmiyorum ama yani yapılacaksa bir bütün olarak yaklaşmak lazım. Aslında prensip olarak yani öğretim görevlilerine ilişkin imkânlar olsa, bir iyileştirmeye gitsek doğru olur diye düşünüyorum ama beklentileri yükseltmemek açısından, şu anda üzerinde çalıştığımız bir husus değil.

Sayın Akçay’ın sorusu var: “Diyanet İşleri Başkanlığı bu elde edeceği gelirleri bankaya yatırıp faiz elde edecek mi, etmeyecek mi?” Doğrusu, bu konuda bir bilgim yok yani şu an itibarıyla da bir geliri varsa bunu bankaya yatırıyor mu, yatırmıyor mu, bir bilgim yok. Diyanet İşleri Başkanlığına sormamız gerekir, hangi gerekçe ise yine, dediğim gibi, oraya yönlendirmekte fayda var. Ama, şunu söyleyeyim: Şu anda da Maliye Bakanlığıyla Diyanet İşleri Başkanlığı arasında bir protokol söz konusu. Bu protokol çerçevesinde oradan elde edilen gelirler belli bir çerçevede paylaşılıyor.

Sayın Şandır’ın sorusuna gelince, yani vakıfların kanunla kurulması, hani, ne kadar doğru bir şey? Benim bildiğim kadarıyla geçmişte kanunla kurulmuş vakıflar var. Örneğin, Yunus Emre Vakfı gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı gibi, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı gibi yani epey vakıf var, kanunla kurulmuş vakıflar var, her birisinin bir fonksiyonu var. Yeşilayın da bu anlamda hakikaten çok önemli bir fonksiyonu var. Teklifi veren arkadaşlar herhâlde buradan yola çıktılar diye düşünüyorum. Çünkü, dediğim gibi, gerekçesine de bakıldığı zaman Yeşilay…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yeşilay var ama Yeşilay Derneği var.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yeşilay var, Yeşilay vakfının kurulması konusu…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım da niye vakfa ihtiyaç duyulmuş?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yani, dediğim gibi, şu anda mevzuatımızda çeşitli amaçlarla kanunla kurulmuş vakıflar var. Bu da o çerçevede belki değerlendirilebilir diye düşünüyorum.

Daha sonra: “Koruma ve güvenlik personelinin fazla çalışma ücretleri neden kaldırıldı?” Bildiğiniz gibi, geçen sene bir kanun hükmünde kararname çıkarıldı; 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname. Bu kararnameye göre tüm kamu personelinin fazla çalışma ücretleri kaldırıldı. Bunun yerine, eğer fazla çalışırlarsa ilave izin kullanma imkânı açıldı yani “eşit işe eşit ücret” ilkesine dayanılarak bu yapıldı. Çünkü o zaman “Fazla mesai, eşit işe eşit ücret meselesinde sorun yaratır.” diye, herhâlde bu gerekçeyle kaldırıldı. Şimdi, koruma ve güvenlik görevlisi unvanlı personel sadece belediyelerde bulunmamakta, diğer kurumlarda da herhâlde görev yaptığı için, bu nedenle itfaiye… Çünkü biz belediyelere karışmadık, merkezî Hükûmetteki bir düzenleme, 666 sayılı Kanun Hükmünde…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Benim bahsettiğim, belediyelerde çalışan koruma ve güvenlik görevlisi.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tabii, tabii. Ama, işte şunu anlatmaya çalışıyorum: Yani, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, takdir edersiniz ki merkezî Hükûmetteki çalışanlar, sadece belediyelerde çalışan koruma ve güvenlik elemanları olsaydı, muhtemelen biz bu işe yani (K) cetvelinde hiçbir şey yapmazdık.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Anayasa Mahkemesi iptal etti birçok hükmünü Sayın Bakan, problem var KHK’da.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – O zaman, biz, Anayasa Mahkememiz iptal ederse gereğini yaparız yani siz de takdir edersiniz ki…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Bir araştırır mısınız lütfen, yani, bu konuda ciddi bir mağduriyet var.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamam. Yani, yeni bütçe kanununda bu husus dikkate alınır. Ben, dediğim gibi, bu konu tekrar çalışılır diye düşünüyorum.

Bir soru daha vardı. Bugüne kadar Maliyenin çeşitli vakıflara, derneklere yaptığı yardım, ona ilişkin rakamlar soruldu. Bunların içerisinde cemevlerinin olup olmadığı soruldu.

Değerli arkadaşlar, bana bir bilgi gelmedi, benim de şu anda önümde rakam yok ama, bunu arkadaşlar çıkarsınlar, soran arkadaşlarımızla da paylaşırız.

Teşekkür ediyorum.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Evet, değerli arkadaşlar, şimdi “Vakıf kurulmasını doğru buluyor musunuz?”, Sayın Şandır’ın şeyi. Tabii, özellikle Türkiye Yeşilay Cemiyetinin, bir vakıf olarak, gençleri alkol ve kötü alışkanlıklardan koruma adına özel kanunla böyle bir vakfın kurulmasını, bunu kamuoyu adına doğru bulduğumu ifade etmek isterim.

Sağlık Bakanlığı, bu anlamda verem savaş derneklerine de yardım yapıyor ama miktarını –Sayın Işık’ın sorusuydu- sonradan kendilerine cevaplandırırım.

“’Alkollü içeceklerin tanıtımı yapılamaz.’ diyorsunuz, katılıyorum ama ulusal ve uluslararası fuarlar çelişki değil mi?” Bu ticari amaçlı bir fuar şeklinde değerlendiriliyor. Burada tabii, şahsi şeyden ziyade ekonomik bir fuarın dinamikleri tartışılabilir.

Kişi başına düşen içki tüketimi Türkiye’de 1,5 litre civarında, dünyada 15 litreye kadar çıkan ülkeler var. “Narkotik veya psikotrop ilaçların tespitiyle ilgili teknik cihaz…” Evet, teknik cihaz daha doğru ama şu anda bu anlamdaki uygulamayı bu noktadan daha iyi noktaya taşıyabilmek için çalışmaları yapıyoruz.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Bahçe Restoranı’na alkol yasağı geldi. Bu hâle mi dönecek?” Yani, belirli düzenlemelerin, bu örnekten buraya mı gelecek diye örnekleme yapılmasının açıkçası çok doğru bir kıyaslama olduğu kanaatinde değilim.

“Sağlık Komisyonunda görünmediniz.” Dünya Sağlık Örgütü Asamblesinden, pazar gününden itibaren, dün akşam döndüm. Dolayısıyla, önceki çalışmalarda vardım, bugün de sabahtan itibaren yine bu çalışmaların içindeyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sağlık Komisyonunun…

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sağlık Komisyonuna… Birçok konuyu ilgilendirdiği için burada da düzenleme, yani sağlık açısından ilgilendiren bölümleri olduğuna katılıyorum ama torba kanun, diğer alanları gereği Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüş. Dolayısıyla, bu anlamda, yalnız kanun maddesi şeklinde alkolü getirseydik doğru olduğu kanaatindeyim ama bir torba kanun içinde, sizlerin de orada her türlü katkıyı verdiğinize inanıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.48

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.52

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Şimdi 1’inci madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                   Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                      Manisa                                              Mersin                                               Konya

                  Reşat Doğru                                  Mesut Dedeoğlu                                     Alim Işık

                       Tokat                                       Kahramanmaraş                                     Kütahya

Aynı mahiyette diğer önergenin imza sahipleri:

                 İdris Baluken                                    Hasip Kaplan                             Abdullah Levent Tüzel

                       Bingöl                                               Şırnak                                              İstanbul

            Sırrı Süreyya Önder                              Pervin Buldan                                   İbrahim Binici

                     İstanbul                                               Iğdır                                              Şanlıurfa

Aynı mahiyette diğer önergenin imza sahipleri:

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Sedef Küçük                                   Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

             Rahmi Aşkın Türeli                                 Musa Çam                                        Kazım Kurt

                        İzmir                                                 İzmir                                              Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Düzenleme bir af niteliğindedir. Büyük vatandaş kesimlerinin, çiftçinin, esnafın, emeklinin borç içinde yüzdüğü bir ortamda Sayıştay tarafından çıkarılan borçların kaldırılmasını doğru bulmuyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Hükûmet partisi milletvekillerinin sunduğu teklifi görüşmekteyiz. Alkol ve tütün düşmanlığıyla, halka getirdiği cezalarla, telefon vergileriyle, dinî örgütlenmesiyle, bankalara getirdiği harç affıyla, yasakçılığıyla ve şimdi öğrendiğimiz kadarıyla sansürcülüğüyle tekçiliğin, sermaye çıkarcılığının, muhafazakârlığın, din ayrımcılığı ve istismarcılığın, keyfince yönetmenin ve üniversite hocaları eliyle ideolojik yayılmacılığın bir yasa teklifini görüşüyoruz. Aslında bu yasaya “toplumla savaş yasası” demek de daha doğru olabilir.

Gerekçe, gençliğin korunması, gençliği zararlı alışkanlıklardan, kötü şeylerden korumak. Anayasa’nın 58’inci maddesine atıf yapılarak bu yasa hazırlanıyor. Ama eğer gençliği zararlı şeylerden korumak istiyorsa Hükûmet, öncelikle polis şiddetinden, cezaevlerinden, acımasız ve öldürücü çalışma koşullarından, her şeyden önce çalışabileceği bir işi, okuyabileceği bir okulu göstererek ve gençlere gerçekten özgür bir gelecek sağlayarak ancak bu kötü şeylerden kurtarabilir. Ama, Hükûmet “geleneğine, göreneğine bağlı, millî kültürü seven, benimseyen dindar bir gençlik yetiştirmek” adına şimdi bütün bu toplumu karşısına alırcasına bir yasa hazırlığıyla karşımıza çıkmış durumdadır.

Yasakçılık aslında bu yasayı hazırlayanların ruhlarına, kafalarına işlemiştir. Hep söylenmişti, söylenmekteydi, hiçbir kimsenin yaşam biçimine, alışkanlıklarına, kılığına kıyafetine, inançlarına, toplumsal değerlerine hani karışılmayacaktı ama işte, bu alkol ve tütün meselesinde ve diğer konularda bir kez daha doğrudan bir müdahale hem yasakçılıkla hem sansürcülükle hem büyük bir keyfiyetle bunlar yapılmaktadır. Aslında teklifi hazırlayan milletvekilleri de öğreniyoruz ki komisyon görüşmelerinde yine bedeli halka ödetilecek olan bu cezalarda ucunun fazla kaçırıldığından kendileri de şikâyetçi olmuşlar. Aslında bu cezalarda ölçüsüzlük, orantısızlık ve iş bilmezlik had safhada.

Tabii, bu alkol, tütün benzeri konularda trafik cezalarında yine bütün külfet yaşamın ağır yükünü çeken emekçiye getirilmekte. Ama, bütün bunlar kadar -en az önemlisi olan- bu teklifle birlikte bir kez daha laiklik anlayışı topyekûn ortadan kaldırılmakta, Diyanet İşleri Başkanlığının görevleri içerisine yine Kur’an kursları, yurt ve pansiyon giderlerinin başkanlık eliyle genel bütçeden karşılanması öngörülmekte.

“Ruhlarını piyasaya teslim edenlerin aslında inançlarına ne kadar güvenilir?” diye buradan sormak gerekiyor. Son zamanlarda her caminin altında birer dükkân işletmesinin aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından işletilmesi, özel gelir ve özel ödeneklerle buralardan elde edilecek gelirlerin başkaca kurslara, cami, mescit onarımlarına harcanacak olması, toplumdaki inanç sahibi ya da inanmayan yurttaşlar arasındaki devlet eliyle, Hükûmet eliyle ayrımcılığın nasıl kışkırtıldığına ve nasıl yeniden örgütlendiğine çok çarpıcı bir örnektir.

Bu kafayla, bu ülkede yurttaşların bir arada yaşamasını, inanç eşitliği ve özgürlüğü temelinde bir arada yaşamasını katiyetle sağlamanız mümkün değil. Üstüne üstlük kurulan Yeşilay Vakfıyla birlikte Sağlık Bakanlığı üzerinden denetime tabi olmayan bir ödenekle buralar güçlendirilmekte, geliştirilmekte.

Turizm ve alkol tüketilen işletmelerde çalışan binlerce emekçinin, aynı şekilde alkol üretimine ham madde sağlayan tarım üreticisinin geleceği bu yasayla birlikte bir çırpıda ortadan kaldırılmaktadır.

Bizler halkın vekilleri olarak, hazırlanan bu teklife “hayır” oyu vereceğiz.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri üzerinde, yine, söz isteyen Sedef Küçük, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle üzerinde konuştuğumuz maddeyle, Sayıştay tarafından kefalet sandığı yönetim kurulu başkan ve üyelerine çıkarılan borçlara ilişkin örtülü bir af getirilmesinin sağlıksız bir devlet idaresine işaret ettiğini belirtmek istiyorum. Ancak sağlıksız yaklaşım, teklifteki bu maddeyle sınırlı değildir. Özellikle alkole reklamın engellenmesi adına yapılan düzenlemeler, reklam yasağının çok ötesine taşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, elbette devletin, gençleri zararlı alışkanlıklarından koruma yükümlülüğü vardır ama tartıştığımız bu değildir.

Elbette devletin görevi kamu sağlığını korumaktır ama tartıştığımız bu da değildir. Burada, bu teklifle bizler, yaşama biçimlerini ve yaşama biçimlerine devlet eliyle yapılmak istenen müdahaleyi tartışıyoruz. Açık konuşalım, bu teklifin amacı belli bir yaşam biçiminin bu topluma dayatılmasıdır. Demokrasiyle yönetilen, temel insan haklarına saygı duyulan hiçbir ülkede, dinden kaynaklansın, gelenekten kaynaklansın, ideolojiden kaynaklansın herhangi bir yaşama biçimi, herhangi bir anlayış topluma dayatılamaz. Bu yapılırsa o yönetim biçiminin adı “demokrasi” olmaz.

Evet, Anayasa’mızın 58’inci maddesi devlete, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden koruma görevi yüklemektedir ama aynı Anayasa’da “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.” de denilmektedir. Aynı Anayasa’da, herkes, önceden izin almadan gösteri yapabilir de denilmektedir. Aynı Anayasa’da adil yargılanma hakkı da vardır. Bu temel hak ve hürriyetler konu olduğunda başınızı çevirirseniz, bunları görmezden gelirseniz, ama konu yaşam biçimini muhafazakârlaştırmak olunca gözlerinizi açarsanız, konu Uludere olunca kalkmayan parmaklar konu alkolün yasaklanması olunca kalkarsa ortada çok ciddi bir sorun var demektir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde kişi başına alkol tüketimi Avrupa ülkelerinden de, Amerika’dan da, Asya’dan da çok düşüktür. Ortada kamu sağlığını tehdit eden bir sorun yoktur, bunu sizler de biliyorsunuz. Ama, ortada başka bir tehdit vardır. Bu tehdit, beğenilmeyen yaşama biçimine yapılan müdahaledir, toplumu tek tipleştirme çabasıdır. “Herkes benim gibi düşünsün, benim gibi yaşasın, benim inandığım biçimde inansın.” demek ortadaki tek gerçek tehdittir. Ama, bu tehdide inat, bu toplum tek tipleşmeyecek. Ne kadar müdahale ederseniz edin herkes aynı biçimde düşünmeyecek, aynı biçimde yaşamayacak. Bu kadar farklı kültürün bir arada yaşadığı bir ülkeye bir yaşam biçimi dayatmak mümkün değildir. Bu toplum bin yıllardır çoğulculuk içinde yaşamayı başardı; emin olun, bu toplum, bu çoğulculuğu bir çoğunluğa kurban vermeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar) Ne dayatılırsa dayatılsın, ne yasaklanırsa yasaklansın bu çoğulculuğunu kaybetmeyecektir. Bu toplum, her şeye ve herkese rağmen, bir arada, hoşgörü içinde yaşamayı başaracaktır; bunun adı da bir arada yaşama kültürüdür.

Değerli milletvekilleri, bir yönetim gençlerini korumak istiyorsa önce onlara sağlam bir gelecek verir, onlara özgürlük verir, onlara gerçek demokrasiyle yönetilen bir ülke verir. Gençlerimizi korumak istiyorsak, onları “dindar-kindar” diye ayırmayan, onlara potansiyel terörist muamelesi yapmayan, onlara biber gazı, tazyikli su sıkmayan bir yönetim anlayışını hâkim kılmanız gerekir. Ama her şeyden önce gençlerimize güvenmemiz gerekir. Gencine güvenmeyen hiçbir ülkenin geleceğinin de olmayacağı unutulmamalıdır. Çağdaş hiçbir toplumda yasaklamalarla, cezalarla, toplum mühendislikleriyle bir yere varılamadığı da unutulmamalıdır. Yoksa, gençlerimizi kötü alışkanlıklardan korumaya kim, neden itiraz etsin ki? Bizim itirazımız buna değil; bizim itirazımız, bir zihniyetin, bir yaşama biçiminin topluma dayatılmasına.

Yaşama biçimi dayatmalarıyla bir toplumu şekillendirmeye çalışırsanız, bunun sonu otoriter yapıya gider. Bunu da, bu ülkede yaşayan hiç kimsenin tercih edeceğini düşünmediğimi belirtiyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S. Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                           Mehmet Doğan Kubat                              Cevdet Erdöl

                     Giresun                                            İstanbul                                             Ankara

              Osman Aşkın Bak                                   Suat Önal

                     İstanbul                                          Osmaniye

“MADDE 2- 8/6/1942 tarihli ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununun mülga 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“MADDE 6- Alkollü içkilerin her ne surette olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı yapılamaz. Bu ürünlerin kullanılmasını ve satışını özendiren veya teşvik eden kampanya, promosyon ve etkinlik yapılamaz. Ancak, münhasıran alkollü içkilerin uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik ihtisas fuarları ile bilimsel yayın ve faaliyetler düzenlenebilir. Alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayanlar, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe ürünlerinin marka, amblem ya da işaretlerini kullanarak destek olamazlar. Açık alkollü içki satışı yapmaya ilişkin izin belgesi olan işletmelerde servis amaçlı materyallerde marka, amblem ve logo kullanılabilir. Televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkileri özendirici görüntülere yer verilemez.

Alkollü içkileri üretenler, ithal edenler ve pazarlayanlar her ne amaçla olursa olsun, teşvik, hediye, eşantiyon, promosyon veya bedelsiz olarak alkollü içki dağıtamazlar.

Alkollü içkiler, tüketilmek veya beraberinde götürülmek üzere on sekiz yaşını doldurmamış kişilere satılamaz veya sunulamaz.

On sekiz yaşım doldurmamış kişiler, alkollü içkilerin üretiminde, pazarlanmasında, satışında ve açık sunumunda istihdam edilemez. Yasal düzenlemeler uyarınca gerçekleştirilen eğitim amaçlı çalışmalar bu hükmün dışındadır.

Alkollü içkiler, otomatik satış makineleri ile satılamaz, her nevi oyun makineleri veya farklı yöntemlerle oyun ve bahse konu edilemez. Bu ürünler basın ve yayın yoluyla tüketicilere satılamaz ve posta ile satış yöntemi kullanılarak gönderilemez. Alkollü içkiler, 22:00 ila 06:00 saatleri arasında perakende olarak satılamaz.

Alkollü içkiler sunum izni verilen yerlerde açık olarak tüketilebilir ve bu yerlerde tesis sınırları dışında tüketilmek üzere alkollü içki satışı yapılamaz.

Alkollü içkiler, işletme dışından görülecek şekilde perakende olarak satışa arz edilemez.

İhraç amaçlı üretilenler hariç olmak üzere, Türkiye'de üretilen veya ithal edilen alkollü içkilerin ambalajları üzerine, zararlarını belirten Türkçe yazılı uyarı mesajları konulur. Uyarı mesajları resim, şekil veya grafik biçimlerinde de olabilir. Uyarı mesajlarını taşımayan alkollü içkiler satışa arz edilemez, satılamaz. Uyarı mesajlarının şekli, boyutu ve içeriği Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenir.

Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz. Ancak, ihraç amaçlı üretilenlerde bu fıkra hükmü uygulanmaz.

İhraç amaçlı üretilenler hariç olmak üzere, alkollü içki kategorisindeki ürünlerin işlenmesi sonucunda, elde edilen alkolsüz içkilerde; içeriğinde alkol kalmış içeceklerin ambalajları üzerine içerdiği alkol miktarı, alkol tamamen alınmış ise alkolün tamamen alındığı hususu tüketiciler tarafından kolaylıkla okunabilecek şekilde yazılır.

Meskun mahaller ve konaklama yerleri hariç olmak üzere, otoyollardaki ve devlet karayollarındaki yapı ve tesislerde alkollü içki satışına ve tüketimine izin verilmez. Öğrenci yurtları, sağlık hizmeti verilen yerler, spor müsabakası yapılan stadyum ve kapalı spor salonları, her türlü eğitim ve öğretim kurumları, kahvehane, kıraathane, pastane, bezik ve briç salonları ile akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında alkollü içkilerin satışı yapılamaz.””

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

463 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    İdris Baluken                                                       Hasip Kaplan                       Abdullah Levent Tüzel

        Bingöl                                                                  Şırnak                                        İstanbul

                            Sırrı Süreyya Önder                                          Pervin Buldan

                                    İstanbul                                                           Iğdır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                      Rahmi Aşkın Türeli                    Bülent Kuşoğlu

                 İstanbul                                                            İzmir                                      Ankara

                                        Musa Çam                                                    Kazım Kurt

                                            İzmir                                                         Eskişehir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Erkan Akçay                                              Mehmet Şandır                              Mustafa Kalaycı

            Manisa                                                          Mersin                                             Konya

         Mesut Dedeoğlu                                        Alim Işık                                           Reşat Doğru

          Kahramanmaraş                                       Kütahya                                                Tokat

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir)- Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

2’nci madde içki ürünlerinin reklamı, tanıtımı ve satışıyla ilgilidir. Benim burada bahsetmek istediğim madde kullanımı ve bağımlılıkla mücadeleyle ilgili bir konudur.

Sayın milletvekilleri, madde kullanımı, alkol, sigara ve uyuşturucu bağımlılığı önümüzdeki yıllarda ülkemizin olduğu gibi dünyanın da en önemli sorunlarının başında gelmektedir. Özellikle okullarımızdaki ve bazı yerlerdeki durum korkutucu boyutlara maalesef ulaşmıştır. Gençlerin madde kullanımına başlamasında aile, sosyal çevre ve arkadaş grubu temel risk ve koruma faktörleridir. Toplumu madde bağımlılığından korumak için önleyici çalışmalara küçük yaşlardayken başlanmalıdır. Bağımlılığın ne olduğu, bu maddelerin insan sağlığına, bireysel ve sosyal hayata ne kadar zarar vereceği, ilk önce anne ve baba tarafından anlatılmalı, aile hayatında da mutlaka uygulanmalıdır.

Günümüzde, ailenin karşılaştığı ekonomik güçlükler, bilhassa göçler ve eğitim sorunları gibi nedenlerle bazı aileler, çocuklarıyla yeterince ilgilenmemekte veyahut da yetersiz eğitim vermektedirler. Okul ve öğretmen sayısındaki yetersizlik, madde bağımlılığında yetişmiş uzman açığı ve müfredatlardaki eksiklik gibi sebeplerden dolayı okullarda yeterince önleyici çalışmalar maalesef yapılamamaktadır. Çocuklar, aile içerisinde bu maddelerle karşılaşmasa da yaşadıkları sosyal ortam içerisinde tanışmakta ve kullanabilmektedir. Yapılan birçok araştırmalar, gençlerin, bu maddelerle ilgili ilk bilgileri ve kullanım teklifini arkadaşlarından aldığı şeklindedir. Bu nedenle ailelerin bilinçlendirilmesi, aktif anne ve baba rollerinin ve aile içi ilişkilerin güçlendirilmesi, aile eksenli çalışmaların temelini oluşturmaktadır.

Sayın milletvekilleri, toplumun dikkatini çekmek istiyoruz. Emniyet Genel Müdürlüğü, okullarda madde bağımlılığıyla ilgili yakın bir tarihte araştırma yapmıştır. TUBİM’e yapmış olduğu bu çalışmalardan dolayı teşekkürlerimi arz etmek istiyorum. Zaten “TUBİM” dediğimiz Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi, büyük bir özveriyle çalışmakta, hakikaten çok ciddi çalışmalar yapmaktadır. TUBİM’in yapmış olduğu çalışmalara göre, ankette, uyuşturucu madde kullananların genç nüfusta yüzde 1,5; genel nüfusta ise yüzde 2,7 olduğu şeklindedir. Ayrıca bilim kurulunca değerlendirilen anket bulgularında şu bulgular da vardır: Öğrencilerin yüzde 48,2’sinin ailesinde tütün kullanan birileri vardır. Öğrencilerin yüzde 26,7’si sigara, puro, nargile ve benzeri bir tütün ürününü denediklerini ifade etmişlerdir. Öğrencilerde tütün ürününü ilk kez deneme yaşı 14’tür.Kızların yüzde 19,9’u, erkeklerin yüzde 33,2’si tütün ve ürünlerini denediğini söylemektedir. Öğrencilerin yüzde 15,2’sinin ailesinde alkol kullanan biri vardır, yüzde 19,4’ü alkollü içecekleri denemiş olduklarını ifade etmişlerdir. Kızların yüzde 14,1’i, erkeklerin ise yüzde 22,6’sı alkolü denediğini söylemiştir.

Otuz iki ilde yapılan anket, aynı dönemde Avrupa’da yapılan ESPAD yani Avrupa Alkol ve Diğer Uyuşturucular Okul Projesi sonuçlarıyla kıyaslanmıştır. Türkiye'mizde bazı seviyeler düşüktür. Avrupa’da öğrencilerin yüzde 17’sinin esrar kullandığı, yüzde 6’sının ise yasa dışı uyuşturucu kullandığı da ortaya çıkmıştır. Sonuçta madde bağımlılığında Millî Eğitim Bakanlığına çok önemli görevler düşmektedir. Ancak Millî Eğitim Bakanlığı 2004 yılından itibaren ESPAD projelerinin okullarda uygulanmasına izin vermemiştir. Bu doğru değildir yani Millî Eğitim Bakanlığından bu izni vermesini bekliyor ve doğru bilgilerle donatılmış şekilde yetkililerin ve ailelerin çağın vebası olan madde bağımlılığıyla mücadele edeceğini ifade etmek istiyorum. Dünya mücadelede ne yapıyorsa biz de onları yapmalıyız.

Madde bağımlılığıyla ilgili olarak bazı önerilerimi sizlere sıralamak istiyorum: Madde bağımlılığıyla mücadelede bilimsel bilgiler esas alınmalı, kanıta dayalı olan politika oluşturulmalıdır. Madde bağımlılığının bir hastalık olduğu kabul edilmelidir.

Madde bağımlılığıyla mücadele esnasında ortak dil oluşturulmalı, toplum, aile ve okul odaklı önleme faaliyetleri yapılmalıdır.

Çocuklarda madde kullanımıyla ilgili kurumlar arasında eş güdüm sağlanmalı ve güçlendirilmelidir.

Madde kullanımıyla ilgili kanunlar acilen çıkarılmalıdır. Bakın, bugün...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REŞAT DOĞRU (Devamla) – …bu torba kanunda bunu dile getirmiş  oluyoruz. Ancak bununla ilgili kanun da çıkarılmalıdır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sevgili AKP’liler bu akşam vakti niye kafanız karışık?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Beyefendi biz yok muyuz burada?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Niye kafanız karışık?

Onlara hitap ediyorum Sayın Aslanoğlu, şimdi size de edeceğim.

Son dakikada bir önerge verdiniz. Önergenizi verdiniz, üç dakika kendinizi tutamadınız bir önerge daha verdiniz, ikisi de elimde. Kafanız karışık, içmeden sarhoşluk buna derler işte. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler) Ne oluyor da son dakikada bir önerge, üç dakika sonra bir önerge daha veriyorsunuz.

Şimdi, bakın, izah edeyim size. Sizin mantığınızı anlamaya çalışıyorum. Hangi noktadan anlamaya çalışıyorum? Hani siz iktidar olarak İslamcı, dinî muhafazakâr bir partisiniz. Karşınızda ana muhalefete bakıyorum, -Aslanoğlu diyor ki: “Bana bir şey demiyor musun?” Demez olur muyum- laik muhafazakâr bir duruş sergileyen bir ana muhalefet partisi de karşıda var.

Şimdi, Allah aşkına bana söyleyin. İhraç edilen alkolde reklam serbest, tanıtım serbest, bakın, ithal edilende yasak, ihraç serbest, ithalde yasak; bu bir. Bunun izahını bana güzel güzel bilimsel bir şekilde anlatacak birinin çıkması lazım.

İkincisi, Türkiye’de fuarlar, bilimsel toplantılar artık rekor üstüne rekor kırar çünkü bu konuda kafanız karışık, önergenizin komisyondan geçen biçimi de böyle, sonradan verdiğiniz son iki dakika önergesi de böyle. Şimdi vatandaş ne yapacak? Bütün alkol satanlar, üretenler her gün festival gibi bilimsel toplantı yapacaklar. Uzman (A) Antalya’da, uzman (B) Bodrum’da, böyle gidecek.

Şimdi, sponsor patlaması yaşanacak arkadaşlar. AK PARTİ Hükûmeti diyor ki: “Alkol hem zararlı değil hem günah değil hem haram değil ihraç ederseniz.” Doğru mu? Doğru. Bakın, burada doğru konuşacağız. Bakın, yok öyle şey. Orada helal, burada haram; orada günah, burada sevap. Böyle git gel olmaz, doğru duracaksınız, ne getirdiyseniz arkasında dik duracaksınız.

Bakın, bir şey daha söyleyeyim. Bu etiketleri koyacaksınız alkol şişelerine; yazın üstüne: “Alkol haramdır, içen cehenneme gider.” Yazın üstüne, inançlarınız da yansısın ama yapmıyorsunuz.

Bakın, son önergede ne getirmişsiniz? Sinemada, televizyonda, dizi filmde, kliplerde, müzikte alkollü içkileri özendirici görüntü verilemez. Filmlerde şimdiye kadar kovboyların ağzında… (CHP sıralarından “Sigara” sesleri) Hayır, çiçek vardı, çiçek! Artık şişelerin yerine muz koyarsınız. (Gülüşmeler) Bundan sonra sizin icraatınız çiçek ve muz olarak yansır.

Bakın, açık söyleyeyim, sansürcülüğü bırakın, bu sansürcülük kimseyi iflah ettirmez; a benden size uyarı.

Bakın, AK PARTİ, her 2 kişiden 1’inin oyunu alıyor. “AK PARTİ seçmeninin yüzde kaçı içiyor?” diye bir hesaplama yaptınız mı, bir anket? Bence yapın.

Ha, “Turizm belgesi alırız, Kültür Bakanı Ömer Çelik bizden.” deyip, “Turizm belgesi alır, her şeyi yırtar, her şeyi yaparız, bize yasak yok.” diyebilirsiniz. Turistik bölgelerde zaten patronlar, büyük otel sahipleri, hepsi sizden. Size yasak yok; AK PARTİ’li satabilir, reklam yapabilir, içebilir, içirebilir. Gariban muhalefet ne yapacak? Onlara yasak. Size, eski ruhsatı bile elinizden aldırır bu Hükûmet işte, yenisine de hiç izin vermez. Ya, bunun karşısında da bir duruş göstermek lazım. Yani ana muhalefetin görevi de bize düşüyor.

Şimdi, o açıdan soruyorum: Allah aşkına, şimdi bu durumda gençleri neden koruyacaksınız? Üniversiteler birbirine giriyor. Alkolden mi birbirine giriyorlar, içtikleri için mi gençlerimiz birbirine giriyor?

Bakın, ırkçılık, ayrımcılık, şovenizm, birbirine hoşgörüsüzlük, fikir tahammülsüzlüğü, düşünce özgürlüğünün olmayışı üniversitelerimizi her gün arbedeye çevirmiş. Bunun nedeni alkol içmek değildir beyler.

Beyler ve bayanlar diyorum, kadınlar diyorum; Meclisin dikkatini çekelim, gerçeğine gelelim ülkemizin. Gerçeğine gelirsek gençlerimizi koruruz, doğru bir eğitimle koruruz.

Aslında söyleyecek bir iki sözüm daha vardı ama yetmedi, 3’üncü maddede devam ederiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Cevabınızı ne zaman istersiniz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Çıkarsan önergende konuş ve ver.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde söz isteyen Haluk Ahmet Gümüş, Balıkesir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Gümüş, buyurun.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, sayın üyeler; alkollü içki kullanımına sınırlama getiren bir kanun teklifini görüşüyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonunda daha mürekkebi kurumadan apar topar Genel Kurula getirilen bir kanun teklifidir bu. Komisyonumuzun çalışma prensiplerine ve gereklerine aykırı olarak sürekli torba kanunlarla karşılaşıyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonunda ifade ettiğim gibi, Komisyon, torba bütçe komisyonu hâline gelmiştir ne yazıkki, “plan”ı yoktur. Önceleri torba kanun tasarıları gelirken önümüzdeki örnekte torba kanun teklifi gelmiş ve şu anda Genel Kurulda görüşüyoruz.

Değerli milletvekilleri, şunu çok net ifade edelim: Bu kanun teklifinin alkol düşkünlüğünü önleme ve gençlerimizi korumayla ilgisi yoktur. Alkol tüketimine sınırlandırma getirirken yapılmak istenen, siyasi mesaj vermek ve yasaklarla ülkeyi donatmaktır. Diğer yandan da yapılan siyasi bir karartmadır. Çünkü, niçin erkene çekilmiştir, bunun cevabı sizlerde yoktur. Kanun teklifinin Komisyona geliş zamanlaması ve apar topar Genel Kurula getirilmesi çok manidardır. Bize göre, Başbakanın ABD’den boynu bükük ve şaşkın dönüşü ve kendisi oradayken Reyhanlı sonrası gelişmeler, içki yasağı gibi medyatik bir konuyla gündem değiştirmeyi Hükûmet açısından zorunlu kılmıştır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok daha önce…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) – Reyhanlı’da patlayan bombaların etkisi -bombalar patlamaya devam ediyor, bu sefer başka bombalar patlıyor- kaybettiğimiz vatandaşlarımızın acısı çok tazeyken gidilmiş olan ABD’den hüsranla ve şaşkınlıkla dönen AKP yönetimi, dün sosyal medyada herkesin gördüğü -İnternet korsanlarının yayınladığı gibi- gizli istihbarat belgeleriyle bir kez daha sarsılmıştır, gerisini göreceğiz. Bize göre, kanun teklifinin komisyondaki mürekkebi kurumadan aceleyle Genel Kurula alınmasında bu sarsıntı etkili olmuştur.

Memleketimizde onca acı yaşanır ve AKP’nin dış politikası bu kadar kaygıyla izlenirken, sizler buraya alkol yasağı teklifiyle geliyorsunuz. Ticaretin doğasına aykırı olarak alkollü içeceklerin firmalar arasında dahi engellenecek promosyonları; bakkaldan telefonla bira söyleseniz bile suç olacak bir anlayış; vatandaş piknikte, düğünde içki içtiğinde dahi yasak olacak bir şart sizin döneminizde bu şekilde getirilmektedir. Bundan sonra vatandaş gizli gizli suça teşvik edilecektir, böyle iş olmaz. Olmayacak işleri kanun hâline getirirseniz, toplumu suça teşvik eden bir hâle getirirsiniz. Bu, düşkünlüğü engellemek değil, alkolü yasaklamaktadır, bunu ifade ediniz.

Daha sonra olmaz? kimi hususlar Komisyonda tıraşlanmış da olsa, teklifin özünün değişmediğini görüyoruz. Teklif, özgürlükler alanına müdahale eden ve olması gereken maksadı çok aşmış, gelenekler, ticaret ve insan hak ve özgürlüklerine müdahale eden bir yapıya büründürülmüştür.

İşiniz siyaseti karartmaktır. Sizin aslında burada tartışmanız gereken şimdi, Suriye konusunda ABD’nin sizinle niçin aynı görüşte olmadığıdır. ABD niçin Suriye devletinin kurumlarının korunmasını istemektedir ve bunu açıklamıştır, bunu burada tartışmanız lazım. ABD, Suriye sorununu çözmek için Rusya ile görüşmeye niçin oturmak durumundadır ve bunun arkasında ne vardır? Suriye konusunda Rusya ile iş birliğinin küresel çerçevede manası nedir, bu konuya kafa yoruyor musunuz? ABD, Rusya ile görüşmeler sonucu mevcut yapı korunursa Türkiye’nin bundan sonra Suriye ile ilişkileri ne olacaktır, siz ne hâle getirdiniz? Devleti yıkmaya çalışanlarla birçok alışverişler yapıldı sizin döneminizde. Ya gidip bunlarla anlaşılırsa ilişkiler ne olacaktır komşularımızla?

Hükûmete sesleniyorum: On bir senedir aklınız neredeydi de alkol ile ilgili kanunu bugün gündeme getiriyorsunuz? Çok manidardır yaptıklarınız. Biraz da şu vatandaşa bilgi verin diyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Atıcı, Sayın Gümüş, Sayın Çam, Sayın Kuşoğlu, Sayın Türeli, Sayın Eyidoğan, Sayın Özkan, Sayın Özgümüş, Sayın Kurt, Sayın Köktürk, Sayın Küçük, Sayın Danışoğlu, Sayın Bayraktutan, Sayın Çetin, Sayın Öztürk, Sayın Akagün Yılmaz, Sayın Serter, Sayın Özel ve Sayın Işık.

Evet, iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463) (Devam)

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S. Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“MADDE 2- 8/6/1942 tarihli ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununun mülga 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“MADDE 6- Alkollü içkilerin her ne surette olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı yapılamaz. Bu ürünlerin kullanılmasını ve satışını özendiren veya teşvik eden kampanya, promosyon ve etkinlik yapılamaz. Ancak, münhasıran alkollü içkilerin uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik ihtisas fuarları ile bilimsel yayın ve faaliyetler düzenlenebilir. Alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayanlar, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe ürünlerinin marka, amblem ya da işaretlerini kullanarak destek olamazlar. Açık alkollü içki satışı yapmaya ilişkin izin belgesi olan işletmelerde servis amaçlı materyallerde marka, amblem ve logo kullanılabilir. Televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkileri özendirici görüntülere yer verilemez.

Alkollü içkileri üretenler, ithal edenler ve pazarlayanlar her ne amaçla olursa olsun, teşvik, hediye, eşantiyon, promosyon veya bedelsiz olarak alkollü içki dağıtamazlar.

Alkollü içkiler, tüketilmek veya beraberinde götürülmek üzere on sekiz yaşını doldurmamış kişilere satılamaz veya sunulamaz.

On sekiz yaşını doldurmamış kişiler, alkollü içkilerin üretiminde, pazarlanmasında, satışında ve açık sunumunda istihdam edilemez. Yasal düzenlemeler uyarınca gerçekleştirilen eğitim amaçlı çalışmalar bu hükmün dışındadır.

Alkollü içkiler, otomatik satış makineleri ile satılamaz, her nevi oyun makineleri veya farklı yöntemlerle oyun ve bahse konu edilemez. Bu ürünler basın ve yayın yoluyla tüketicilere satılamaz ve posta ile satış yöntemi kullanılarak gönderilemez. Alkollü içkiler, 22:00 ila 06:00 saatleri arasında perakende olarak satılamaz.

 

Alkollü içkiler sunum izni verilen yerlerde açık olarak tüketilebilir ve bu yerlerde tesis sınırları dışında tüketilmek üzere alkollü içki satışı yapılamaz.

Alkollü içkiler, işletme dışından görülecek şekilde perakende olarak satışa arz edilemez.

İhraç amaçlı üretilenler hariç olmak üzere, Türkiye'de üretilen veya ithal edilen alkollü içkilerin ambalajları üzerine, zararlarını belirten Türkçe yazılı uyarı mesajları konulur. Uyarı mesajları resim, şekil veya grafik biçimlerinde de olabilir. Uyarı mesajlarını taşımayan alkollü içkiler satışa arz edilemez, satılamaz. Uyarı mesajlarının şekli, boyutu ve içeriği Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenir.

Alkollü içkilerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti, alkolsüz içki ve sair ürünlerde; alkolsüz içki ve sair ürünlerin marka, tanıtıcı ve ayırt edici hiçbir işareti de alkollü içkilerde kullanılamaz. Ancak, ihraç amaçlı üretilenlerde bu fıkra hükmü uygulanmaz.

İhraç amaçlı üretilenler hariç olmak üzere, alkollü içki kategorisindeki ürünlerin işlenmesi sonucunda, elde edilen alkolsüz içkilerde; içeriğinde alkol kalmış içeceklerin ambalajları üzerine içerdiği alkol miktarı, alkol tamamen alınmış ise alkolün tamamen alındığı hususu tüketiciler tarafından kolaylıkla okunabilecek şekilde yazılır.

Meskun mahaller ve konaklama yerleri hariç olmak üzere, otoyollardaki ve devlet karayollarındaki yapı ve tesislerde alkollü içki satışına ve tüketimine izin verilmez. Öğrenci yurtları, sağlık hizmeti verilen yerler, spor müsabakası yapılan stadyum ve kapalı spor salonları, her türlü eğitim ve öğretim kurumları, kahvehane, kıraathane, pastane, bezik ve briç salonları ile akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında alkollü içkilerin satışı yapılamaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Alkol kullanımının özendirilmesi ve teşvik edilmesini engellemeye yönelik yöntemlerin çeşitlendirilmesi, anlatıma açıklık kazandırılması ve uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Atıcı, Sayın Çam, Sayın Kuşoğlu, Sayın Çetin, Sayın Eyidoğan, Sayın Türeli, Sayın Öz,  Sayın Özgümüş, Sayın Köktürk, Sayın Kurt, Sayın Işık, Sayın Küçük, Sayın Danışoğlu, Sayın Bayraktutan, Sayın Öztürk, Sayın Serter, Sayın Yılmaz, Sayın Özkan, Sayın Özer, Sayın Aslanoğlu, Sayın Ağbaba.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, görüşülen kanun teklifiyle ilgili olarak Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan düzenlemelerin Genel Kurulda geri alınması yönündeki anlayışı doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Teklif, Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiği zaman oldukça rijit, katı hükümler içeriyordu, gerçek hayata uymayan ve ekonomik hayatta sorunlar yaratacak birçok hüküm vardı. Komisyon çalışmaları sırasında bunların bir bölümünün  düzeltilmesi imkânı bulundu fakat şimdi, peşi sıra gelen iktidar partisi önergelerinden öyle anlaşılıyor ki Komisyondaki yumuşatmaların bir bölümü Genel Kurulda geri alınıyor. Örneğin, biraz önce kabul edilen önergeyle lokantalarda servisin kimin tarafından yapılacağına ilişkin bir düzenleme yapılıyor, yani servisi komi yapmayacak, garson yapacak. Yani bırakalım lokantanın iç işleyişine karışmayı. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin işi midir Sayın Başkan, değerli milletvekilleri?

İkinci konu, alkollü içkiyi üreten firmalar uluslararası birtakım faaliyetlerde sponsor olabilsinler, yani içkiyi özendirmeyelim tabii ki, logoyu kullanmasınlar, isim kullanmasınlar ama bırakalım bunlar uluslararası birtakım faaliyetlerde sponsor olabilsinler. Yani içki sağlığa zararlıdır diye bütün ekonomik hayattan bunu çıkarmak ne kadar doğru Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Komisyonda kabul edilen düzenlemeleri burada geri alma yönündeki anlayışı doğru bulmuyorum, bunu yanlış buluyorum ve ekonomik hayatın gereklerine ters olarak görüyorum.

Yine, alkollü içkilerin satış saatleri konusunda yerel yönetimler karar sahibidir. Bunu iyi uygulayan belediyelerimiz var, belli saatlerde bunun satışını kendileri engelliyor. Bunu yasa düzeyine taşımak yanlış olabilir. Belli bir yerde gece bu satış yasak olabilir, belli yerde belediyeler bunu daha farklı saatlere taşıyabilirler. Gecenin yanında belki günün belli saatlerinde de bu yasağı koyabilirler. Bunu belediyelerin, ilgili yerel yönetimlerin tekdirine bırakmak daha doğrudur.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

23.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, sağlıklı bir yasa çalışması yapılmadığına ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, gerçekten sağlıklı bir yasa çalışması yapmıyoruz çünkü deminki önergeyi AK PARTİ’li üyeler bile okumadan el kaldırdılar. Orada “Yatsı namazında alkol satmak yasak, sabah ezanında satmak serbest.” diye yazıyor. Bu çok ciddi bir çelişkidir, yani namaz durumlarına göre satış olayı.

Yine, organize konusunda hemen…

BAŞKAN – Diğer namazlarda nasıl Sayın Kaplan, o var mı?

(AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, şimdi, bakın, niye sağlıksız? 4’üncü önergeye bakıyorum, aynı anda iki önerge daha gelmiş. Arkadaşlarımızın kafası çok karışık yani sağlıklı olmuyor. Yani, yine beş dakika arayla iki önerge vermişler. Ayrı ayrı mı hazırlıyorlar diyeceğim ama Sayın Canikli’nin oradan geliyor. Sayın Bilgiç mi hazırlıyor, ayrı ayrı mı hazırlıyor bilmiyorum. Böyle iki önerge birden geliyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Parlamento dışında hazırlanıyor efendim, buraya hesap sormayın, öyle söylüyor arkadaşlar.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani, bu komisyonun alt komisyonunu kurduk, üst komisyonunda çalışma yaptık, doğru dürüst bir şey yapalım diye bir sürü yanlışı düzelttik, şimdi tekrar yanlış yapmaya başladılar. Bu çok sağlıklı bir durum değil. Bunu arz etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, soru muhatabına sorulur. Dışarıdan gelen önergeler için neden iktidar partisi milletvekilleri suçlanıyor? Dışarıdan geliyor önergeler.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun, bir dakika söz veriyorum.

 

24.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, görüşülen kanun teklifinin 2’nci maddesindeki düzenlemenin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben bir turistim, gecenin ikisinde canım içki içmek istedim, geldim, siz belediye başkanısınız “…”(x) siz bana diyeceksiniz ki: “…”(xx) yassak, saat iki.

Sayın Başkan, hiç değilse turizm bölgelerinde turistlere yönelik bu içki saatini… Lütfen, biz bunlarla uğraşmayalım, turizm bölgelerinde saatle uğraşmayalım, etmeyin, tutmayın, yanlış yapıyorsunuz. Ülkeyi yanlış tanıtıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Arkadaşlar, turizm bölgelerindeki bu saati değiştirmek zorundayız.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463) (Devam)

 

BAŞKAN - Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yanlış yapıyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Başkan, buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, çok değerli üyeler; bir hususa açıklık getirmek istiyorum. Özellikle yatsı namazı ve sabah namazı şeklinde bir yaklaşımda bulunmak gerçekten beni çok üzdü, onu ifade edeyim, bu birincisi.

İkinci husus; şimdi, değerli arkadaşlar, bu uygulama, saat uygulaması

 yani perakende satışta saat uygulaması hemen hemen dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinde var. Yani hangi ülkeye…

MUSA ÇAM (İzmir) – Yapma Başkan ya!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ya, Sayın Başkan, Alanya’da çarşıdayım, çarşıda dolaşıyorum.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Lütfen… Müsaade eder misiniz? Ya, bir açıklık getireceğim. Rahatsız olacak bir şey yok, sadece bilgi vereceğim. Bilgi vereceğim efendim, bilgi vereceğim size.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ya, çocuk mu kandırıyorsunuz? Ne bilgisi veriyorsun?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Şimdi, bakın, İsveç’te hafta içinde saat 19.00’dan sonra perakende satış yasaktır, cumartesi günleri saat 15.00’ten sonra yasaktır, pazar günleri ise yirmi dört saat yasaktır.

MUSA ÇAM (İzmir) – Başkan, oradaki alkol tüketimini söyler misin, oradaki alkol tüketimini?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Şimdi, aşağı yukarı, İskandinav ülkelerinin tamamında saat yasağı vardır. Bunun dışında…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizin referansınız Bangladeş, Pakistan. Ne İsveç’i Sayın Başkan?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Elbette takdir sizin. Ben sadece size bir bilgi vermek istedim.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Böyle şey olur mu ya! Bunun adı faşizmdir, faşizm!

BAŞKAN – Evet, 3’üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S.Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                           Mehmet Doğan Kubat                              Cevdet Erdöl

                     Giresun                                            İstanbul                                             Ankara

              Osman Aşkın Bak                                   Suat Önal                                    Nureddin Nebati

                     İstanbul                                          Osmaniye                                           İstanbul

 

"MADDE 3- 4250 sayılı Kanunun mülga 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, anlamıyoruz. Sayın Başkan, duyamıyoruz, anlamıyoruz.

"Cezalar

MADDE 7- Bu Kanunun 6 ncı maddesinin;

a) Birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen yasakların her birine aykırı hareket edenlere ve ilgili işletme sahiplerine beş bin Türk Lirasından iki yüz bin Türk Lirasına kadar,

b) Üçüncü, dördüncü, altıncı ve on birinci fıkralarında belirtilen yasaklara aykırı hareket eden işletmelere on bin Türk Lirasından beş yüz bin Türk Lirasına kadar,

c) Yedinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, beş bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar,

ç) Sekiz, dokuz ve onuncu fıkralardaki yükümlülük ve yasakları ihlal eden üretici ve ithalatçılara...”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben hiçbir şey anlamıyorum bu okumadan, anlaşılmıyor.

“…yüz bin Türk Lirasından aşağı olmamak kaydıyla, bu yükümlülük ve yasaklara aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar”

d) On birinci fıkrasındaki yasakları ihlal eden satıcılara, on bin Türk Lirasından yüz bin Türk Lirasına kadar,

e) Beşinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenlere, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde öngörülen,

idari para cezası verilir.

6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yasağa aykırı hareket edilmesi sonucunda çocuğun sağlığının tehlikeye sokulması halinde, fail hakkında ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Sağlık için tehlikeli madde temini" başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezaya hükmolunur.”

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bu önerge bize dağıtılmadı, dağıtılmadı!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bu hangi önerge? Bizde yok efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bu önerge yok bizde, yok bu önerge bizde, okunan önerge bizde yok!

BAŞKAN – Devam edin.

“Bu maddenin (a), (ç) ve (e) bentlerinde belirtilen idari para cezalarını vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, televizyon ve radyolara uygulanacak idari para cezalarını vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, diğer bentlerde yer alan idari para cezalarını vermeye mahalli mülki amir yetkilidir.”

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, bırakın da, önerge gelsin de bunları sonra okuyun. Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu önerge bize gelmedi efendim, böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN – Bir saniye, okusun da şey yapayım.

Devam edin.

“Birinci fıkranın (ç) bendinde tanımlanan kabahatin konusunu oluşturan ürünlerin ayrıca mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Bu kararı vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu yetkilidir."

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Hamzaçebi, yok mu sizde önerge efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bu önerge şu anda itirazımız üzerine bize geldi. Bu şekilde bir yasa görüşmesi yapamayız Sayın Başkan, lütfen oturuma ara verin. Bu şekilde devam edemeyiz efendim.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisinde var Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bizde görmedik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır efendim, yok bizde!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, beyler gelsin, masamızı arasınlar, varsa bulsunlar.

ÜNAL KACİR (İstanbul) - İmzayla dağıtmak lazım önergeyi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet, imzayla dağıtmak lazım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, deminden beri önergeye bakıp bakıp duruyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır, sizde var mı efendim? Sayın Şandır… Sayın Şandır… Sizde bu önerge var mı efendim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Var.

BAŞKAN – Var.

Sizde var mı efendim?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Efendim, bizde var da ben… Neyse onu şimdi usul tartışmasına… Tekniğe aykırı bir önerge zaten.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, orada olması, yani, bizde de olmasını gerektirmiyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yok.

BAŞKAN – Ama dağıtılmış.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, yok.

BAŞKAN – Ama dağıtılmış, onu soruyoruz, lütfen yani.

Evet, diğer önergeleri okutuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye efendim. Sayın Başkan, ben Grup Başkan Vekiliyim, bana herhangi bir önerge gelmedi. Önerge dağıtılacaksa bana gelmesi gerekir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gelmedi diyorsa doğrudur efendim yani Sayın Grup Başkan Vekili...

BAŞKAN – Kanunlar dağıttığını söylüyor efendim. Ben de Sayın Şandır’dan sordum, Sayın Kaplan’dan sordum, iktidar partisinden sordum, olduklarını söylüyorlar.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bir önergeyi vermek zor mu o kadar ya? 

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bir eksiklik olmuş olabilir, verilsin yani ne var?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu, şu mu demektir: Diğer üç gruba gittiğine göre…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hâlâ Cumhuriyet Halk Partisine…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Çetin, niye itiraz ediyorsunuz oradan? Sayın Grup Başkan Vekili konuşuyor, ifade ediyor kendisini, lütfen ama…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani diğer üç gruba gittiğine göre…

BAŞKAN – Bir eksiklik varsa tamamlayacağız, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama siz de bana izin vermiyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – İzin veriyorum, buyurun. Niye izin vermeyeyim, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Diğer üç gruba gittiğine göre ben doğruyu söylemiyorum mu oluyor?

BAŞKAN – Hayır, doğruyu söylemediğinizden değil, ben…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kanunlar bana önerge teslim etmedi. Ben burada önergeleri dikkatle takip etmeye çalışıyorum. Okunduğundan itibaren tereddüt ediyorum çünkü takip edebildiğim bir önerge yok. Sağa sola bakıyorum acaba arkadaşlara mı verdiler önergeleri diye. Bana teslim edilen bir önerge yok. Eğer arkadaşlarımız “Biz Akif Hamzaçebi’ye verdik.” diyor iseler ben bu itirazımızı geri almaya hazırım.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, on dakika ara verelim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir de, Sayın Başkanım, şimdi, kanun görüşmelerinde iktidar grubu tarafından önerge veriliyor. İnceleme imkânımız yok, soruşturma imkânımız yok.

BAŞKAN – Evet, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.56

 

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

3’üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır. Önergeleri yeniden okutuyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, oturum başlarken önergeler bir set hâlinde dağıtıldı, fakat siz hemen ara verdiniz, iktidar partisinin önergeleri gelmemişti. Daha sonra onlar geldi ama ondan sonra da o önergelerde birtakım değişikler oldu veya başka önergeler geldi ve ilk defa farklı bir şey yapıldı burada, Başkanlık olarak farklı bir şey yaptınız. Birinci bölüme ilişkin önergelerin tamamını…

BAŞKAN – Sistem açıldı efendim, oradan izah eder misiniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, burada ilk defa farklı bir şey  yaptınız. Normal olarak, temel yasa olarak ele alınan kanun tasarı ve tekliflerinde o bölüme ilişkin önergelerin tamamını görüşmeler başlarken dağıtırdınız. Burada bu önergeler dağıtılmadı. Yani, muhalefetinkiler dağıtıldı, iktidarınki dağıtılmadı, onlar hazırlıklarını yapıyorlar, peyderpey geliyorlar. Yani bizde en son iktidar partisinin 4’üncü maddeye ilişkin önergesi var, acaba sonraki maddelere ilişkin önergesi var mıdır? Eğer gelecek ise bu şekilde bir görüşme yapamayız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Sayın Hamzaçebi, birinci bölümle ilgili gelen tüm önergelerin dağıtıldığını belirtiyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Peki, bundan sonra gelmeyecek o zaman. Tamam mı?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, bakın, bu şekilde görüşmelere devam edemeyiz efendim. Muhalefet partisinin önergeleri iktidarın önünde olacak, iktidar partisinin önergeleri muhalefetin önünde olmayacak, son dakikada gelecek. Böyle bir görüşme usulü yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi zaten…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bu şekilde devam edemeyiz, devam ederseniz usul tartışması açacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, iktidar partisinin ilk beş maddeyle ilgili önergeleri var, onlar da dağıtıldı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Başka önergesi yok şu ana kadar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Başka yok mu?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kim söz veriyor Sayın Başkan?

BAŞKAN – Efendim, benim sorduğum yok, iktidar partisinden soralım var mı, yok mu?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Ben bilemem ki burada!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onlar da bilmez efendim, “Parlamento dışından geliyor.” diyorlar. Demin sordum “Parlamento dışından geliyor.” diyor.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özel, oturun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Bu nereden çıktı?” diyorum, “Parlamento dışından...” Milletvekili yazar önergeyi.(AK PARTİ sıralarındın gürültüler)

BAŞKAN - Başkanlığa intikal eden önergeler yok.

Evet, önergeleri okutuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S. Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin aşağıdaki…” (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Mustafa Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Parlamento dışından önerge geliyor. Soruyorsunuz, cevap veremiyorlar. “Başkaları da gelecek mi bilmiyoruz?” diyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, nereden geliyor bu önergeler?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi…

MUSA ÇAM (İzmir) – Cevdet Bey Başbakanlıkta yazıp getiriyor.

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, önce grup bir sussun lütfen, ondan sonra sizi dinleyelim biz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Lütfen izin verir misiniz?

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, şimdi Sayın Süreyya Sadi Bilgiç bize bir önerge getirdi.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ha bir set getirdim işte, “Bu set burada yok.” diyorlar ama.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ha, şimdi, 7’nci maddeyle ilgili önerge bakıyorum, hayır. Demek ki iktidar partisi kendi önergesini vermiş, bize sadece 7’nci maddeyle ilgili önergeyi verdi.

Sayın Başkan, bu şekilde bir görüşme yürütemeyiz,lütfen.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, usul tartışması açıyorum.

Üç dakika süre veriyorum.

Buyurun.

Neyin usul tartışmasını açıyorum, onu da bilmiyorum yani doğrusunu söyleyeyim. Çünkü iktidar partisinin buraya, Başkanlığa verdiği önergeler dağıtıldı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, aleyhte söz istiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lehte mi, aleyhte mi söz istiyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhte…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kanun teklifinin görüşmeleri sırasında iktidar partisinin önergelerinin muhalefet partilerine dağıtılmaması nedeniyle görüşmelere devam edilip edilmeyeceği hakkında

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu şekilde bir yasa görüşmesi yürütemeyiz, ortada samimiyetsiz bir durum vardır. İktidar partisi hazırladığı önergeleri muhalefetle paylaşmıyor, son dakikada önerge vermek suretiyle kendi istediklerini gerçekleştirmek istiyor.

Şimdi, bakın, biraz önce okunan 7’nci madde önergesi, 3’üncü madde önergesi -ki teklifin ilgili 4250 sayılı Kanun’un 7’nci maddesini değiştiriyor- itirazlarımız üzerine bize yeni geldi.

Sayın Süreyya Sadi Bilgiç biraz önce geldi, dedi ki: “Şu önerge seti sizde yok mu?” Kastettiği önerge setinde şimdi görüştüğümüz 3’üncü maddeye ilişkin önerge yanında teklifin 4’üncü maddesine ilişkin önerge bizde var ama 5’inci maddesine ilişkin önerge bizde yok. Şimdi, bu şekilde bir görüşme yürütemeyiz Sayın Başkan.

Bu itirazımı size yönelttiğim hâlde, siz bana kulak vermeyip de “Neye istinaden usul tartışması açıyorsunuz, anlamıyorum.” demenizi ben yadırgıyorum. Muhalefet partileri önergelerini verecek, iktidar partisi önergelerini gelişigüzel dağıtacak. Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna bunlar ulaşmayacak. Ben size itiraz edeceğim, siz de benim itirazımı yadırgayacaksınız. Ben sizin durumunuzu yadırgıyorum, doğru bulmuyorum. Bu şekilde bir yasa görüşmesi yapamayız. Lütfen ara verelim. İktidar partisinin ne kadar önergesi varsa gelsin, biz bunları inceleyelim.

Zaten, sıra sayısı, milletvekillerinin yeterli şekilde inceleme imkânı bulamadıkları bir zamanda dağıtıldı. Sabah 11.00’de milletvekillerinin odalarında sıra sayısı yoktu. 14.00’te görüşme başlıyor, milletvekilleri daha görüşülecek olan kanun teklifinin maddelerinin ne olduğunu bilmiyor. Böylesi bir görüşme ortamında görüşmeler başladı. Şimdi, hangi maddede iktidar partisinin hangi önergesi gelecek, bunu bilmiyoruz, ta ki madde görüşmesi başlayıncaya kadar. Görüşme başlayınca hemen önerge elimize geliyor, o esnada önergeye bakıyoruz, muttali oluyoruz.

Sayın Başkan, tekrar talep ediyorum, bu şekilde bir görüşme yapamayız. Devam ettiğiniz takdirde her maddede bu usul tartışmasını açmak zorunda kalacağımızı bilgilerinize sunuyorum. O nedenle, ara verelim, iktidar partisi önergelerini versin, biz inceleyelim ve görüşmeler ondan sonra devam etsin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, usulünüz hakkında aleyhte söz istiyorum.

BAŞKAN – Alındı, alındı Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – O zaman lehte istiyorum bir tane daha.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Şandır burada aleyhte istemiş, Sayın Kubat da lehte istemiş.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bizim ismimiz yok mu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Kubat vazgeçti.

BAŞKAN – Lehte söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili.

Buyurunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ismimiz yok mu? Hamzaçebi’yle beraber söz istedim ben. Kusura bakmayın, sabaha kadar önergeler var, hepsinde konuşurum, keyfiniz bilir Sayın Başkan, keyfiniz bilir. 

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tartıştığımız konuyla ilgili olarak biz, bölümün maddelerinin görüşülmesine başlanmadan önce birinci bölümle ilgili önergelerimizin beş tanesini aynı anda toplu olarak kürsüye teslim ettik. Aynı anda, hepsini beşli olarak -beş adet yanlış hatırlamıyorsam- teslim ettik.

Birinci bölümle ilgili 13’üncü maddede bir önergemiz var, başka bir önergemiz yok, onu da verdik, onu şimdi verdik. Biliyorsunuz, maddelerin görüşmesine başlamadan öncesine kadar önerge verilebilir, bu mümkün. Ancak, doğrusu, Sayın Hamzaçebi’nin bu temennisine ben de katılıyorum, arkadaşların yeterince inceleyebilmeleri için zaman sağlamak, zaman vermek amacıyla mümkün olduğu kadar önce vermek gerekiyor. Bu nedenle, biz, toplu olarak beş önergemizin hepsini birden verdik. Ne zaman verdik? Henüz birinci bölümün görüşmelerine başlamadan önce verdik. Ayrıca, 1’inci maddeyle ilgili önergemiz de yoktu, önergelerimiz 2’nci maddeden itibaren başladı. Dolayısıyla, önergelerimizin geç verilme durumu söz konusu değildir. Ayrıca, bakın, şöyle: 1’inci madde görüşülürken, yanlış hatırlamıyorsam, iki grubun önergesi oldu ve onlar üzerinde görüşmeler oldu ve bir ara verildi. Yani, önergeler için aslında bir miktar zaman da oldu. Yani, “yeteri kadar” kelimesini belki tam kullanamayabiliriz ama incelemeyi sağlayacak kadar zaman da oldu.

Ayrıca, yine, tabii, bu görüşmeler devam ediyor, bu yürüyen bir süreç aynı zamanda. Önergelerle ilgili zaman zaman muhalefete mensup arkadaşlarımızın da talepleri doğrultusunda birtakım talepler gündeme geliyor, onlar da değerlendirilip uygun görüldüğü takdirde o anda düzeltme yapılabiliyor. Nitekim elle, önerge sahibi olarak benim yaptığım düzeltmeler vardır, ikinci defa dağıtılmıştır o. Bu düzeltmelerin temel nedeni de bu birlikte çıkarma, birlikte yürütme iradesinin bir yansıması olarak ortaya çıkmıştır.

Son söz olarak şunu ifade etmek istiyorum: Biraz önce Sayın Hamzaçebi merak etti veya “Varsa açıklansın.” dedi. Birinci bölümle ilgili tüm önergelerimizin tamamı verilmiştir. Birinci bölümle ilgili başka bir önergemiz yoktur. 13’üncü maddeyle ilgili önergeyi biraz önce verdik, o da biraz sonra dağıtılıp gruplarımıza takdim edilecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli Başkan, değerli arkadaşlarım; tabii, Başkanlık Divanının bir kusuru olduğundan değil, kanunun tanziminde, görüşme düzeninin kurulmasında kusur olduğu için bu tartışmalar oluyor. Toplumsal karşılığı olan bir konuda yeterince tartışmadan, alt komisyonda, üst komisyonda yeterince tartışmadan ve bir uzlaşma aramadan veya bir uzlaşma gayreti içerisinde olmadan -işte gecenin bu geç saatinde, ne zamana biteceği de belli değil, sabah ezanını burada dinleyebiliriz- böyle bir kanunu görüşmekte de ısrar etmek, inat etmek meselenin temel yanlışıdır.

Tabii ki, Sayın Canikli’nin söylediği gibi, her maddede her an önerge verilebilir. Ama, birçok kanun ve kararnamede değişiklik yapan bir torba yasayı temel yasa olarak alır, maddeler üzerinde müzakere açılmasının önünü keserseniz ve bununla beraber konu görüşülürken de sürekli önerge verirseniz bu kargaşa olacaktır. Gerçekten uzun muhtevalı önergeler veriyorsunuz iki maddede, hem 2’nci hem 3’üncü maddede. Önergeler dağıtıldıktan sonra da geldi, kabul etmek lazım ki bölüm önergelerinden sonra iktidar grubunun önergeleri tek tek geldi, 4’üncü madde, 3’üncü madde, 2’nci maddeyle ilgili önergeler o takım içerisinde gelmedi. Benim de dikkatimi çekti. Hatta sorduk “Başka önerge var mı?” diye, “13’üncü madde” dediniz, o da biraz önce geldi.

Ee, dolayısıyla, bir tedirginlik oluyor, inceleme imkânı yok. Mevcut kanunun o ilgili maddesinde neyi değiştirdiğinizi, hangi kelimeyi, hangi cümleyi değiştirdiğinizi görebilmek için yeterince zaman yok. Böyle de olunca üzerinde tartışılan konuda, başka anlamlar yükleyerek tartışılan konuda bu türlü acul hareketler, bu türlü hazırlıksızlıklar tabii ki tartışmayı, tenkidi beraberinde getirecektir. Suhuletle, yangından mal kaçırmıyorsunuz. Evet, çok önemli bir konu. Yani, neslimizin korunması için, gençlerimizin korunması için alkollü içki kullanımını sınırlayan veya alkollü içki kullanımını teşvik eden düzenlemelere tedbir geliştirmeyi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de onaylıyoruz, doğru buluyoruz ama bu kadar önemli bir konuyu da doğru tanzim etmek gibi bir mecburiyet var.

Ben Sayın Başkanlık Divanının tutumunu değil bu kanunun hazırlanmasını ve görüşülmesini tanzim eden iktidar partisi grubunun bu tavrının doğru olmadığı kanaatiyle söz aldım.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum hakkında lehte söz isteyen Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gençleri, çocuklarımızı her türlü kötü alışkanlıktan korumak için ne getiriyorsanız getirin imza atmayan şerefsizdir.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen şu son kelimeleri kullanmayalım Meclis kürsüsünde, lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır, kendi adıma konuşuyorum. Başkanım, kendi adıma konuşuyorum.

BAŞKAN – Anladım, biliyorum kendiniz adına kullandığınızı, lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Grubum da aynı şekilde, gençlerimizi, çocuklarımızı korumak için her türlü özveriye hazırdır, sonuna kadar varız. Ancak, bu kanun bize… Bu kanun Plan ve Bütçe Komisyonuna     -ben grup sözcüsüyüm- pazartesi geldi. “Gençleri koruyalım.” dediniz, hayhay. Alt komisyon olmaksızın, sadece iki gün, bir arkadaşımızı verdik, bazı konularda mutabakata vardık, bazı konularda. Bazı konularda varamadık, açık söyledik. Ama insan şuna üzülüyor: Mutabakata vardığımız konuların tekrar buraya mutabakatsız bir şekilde gelmesi bizi kahrediyor. Başka kelime söylemek istemiyorum.

İki: Önergeler gelmiyor. Bir önerge geldi, “İşletme belgeli konaklama tesisleri.” Arkadaşlar, bu ülkede işletme belgeli bir sürü…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sizin talebinizi yerine getirdik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ama Üstadım, Nurettin Bey, bir dakika. Eğer ben sizi ta gelip oralarda bulmasaydım, ta oralarda aramasaydım, Sayın Bilgiç’i, Sayın Türel’i arkama takıp gelmeseydim, bu işletme belgeli restoranlar ne olacaktı? Biz yanlış yapmayalım diyoruz, doğruyu yapalım diyoruz ama doğruyu yapmak için de bize bir şey gelmesi lazım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz de katkı sunuyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bize belge gelmiyor, bilgi gelmiyor, sonra, çıkıyorsunuz diyorsunuz: “Niye itiraz ediyorsunuz?” Bizim itirazımız belgesizliğe, bilgisizliğe. Sayın Başkan, siz de buna çanak tutuyorsunuz.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumumda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir çünkü İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin ikinci fıkrası “Değişiklik önergeleri kanun tasarı veya tekliflerinin basılıp dağıtılmasından itibaren Başkanlığa verilebilir. Ancak, tasarı veya teklifin görüşülmesine başlandıktan sonra verilecek değişiklik önergelerinde en az beş milletvekilinin imzası bulunmadıkça önerge işleme konulmaz.”

Bir diğer fıkrası: “Başkan, değişiklik önergesi hakkında komisyona ve gruplara derhal bilgi verir.” Ki verilmiştir.

“Değişiklik önergeleri önce veriliş, sonra aykırılık sırasına göre okunur ve işleme konur. Beşten fazla imzalı önergelerde ilk beş imza okunur, önerge tutanağa eklenir.”

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün değişiklik önergeleri hakkında 87’nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, görüşülen kanun tasarı ve tekliflerinin maddeleri üzerinde verilen değişiklik önergeleri Başkanlığa verildikten sonra verildiği tarih ve saat üzerine yazılmakta, İç Tüzük hükümleri kapsamında incelenmekte, ardından fotokopi çektirilerek parti gruplarına, komisyon ve Hükûmete dağıtılmaktadır. Önergelerin ilgili maddeye sıra gelmeden önce verilmesi hâlinde tüm önergeler aynı anda dağıtılmış olmaktadır ancak maddenin işlem sırasına yakın bir süre kala verilen önergeler diğer önergelerden -doğal olarak- sonra dağıtılmış olmaktadır. Kimi zaman da dağıtılmış önergede sonradan değişiklik yapılmakta, bu hâlde önerge tekrar çoğaltılarak dağıtılmaktadır. Çok sayıda önergenin verildiği ve önergelerin sıkça değiştirildiği durumlarda önergelerin karıştırılabilmesi söz konusu olabilmektedir. Başkanlığın uygulamasında bir sorun bulunmamaktadır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463) (Devam)

 

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S. Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                    Cevdet Erdöl

      Giresun                                  İstanbul                                  Ankara

Osman Aşkın Bak                        Suat Önal                          Nureddin Nebati

     İstanbul                                Osmaniye                                İstanbul

"MADDE 3- 4250 sayılı Kanunun mülga 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Cezalar

MADDE 7- Bu Kanunun 6 ncı maddesinin;

a) Birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen yasakların her birine aykırı hareket edenlere ve ilgili işletme sahiplerine beş bin Türk Lirasından iki yüz bin Türk Lirasına kadar,

b) Üçüncü, dördüncü, altıncı ve on birinci fıkralarında belirtilen yasaklara aykırı hareket eden işletmelere on bin Türk Lirasından beş yüz bin Türk Lirasına kadar,

c) Yedinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, beş bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar,

ç) Sekiz, dokuz ve onuncu fıkralardaki yükümlülük ve yasakları ihlal eden üretici ve ithalatçılara, yüz bin Türk Lirasından aşağı olmamak kaydıyla, bu yükümlülük ve yasaklara aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar,

d) On birinci fıkrasındaki yasakları ihlal eden satıcılara, on bin Türk Lirasından yüz bin Türk Lirasına kadar,

 

e) Beşinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenlere, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde öngörülen

idari para cezası verilir.

6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yasağa aykırı hareket edilmesi sonucunda çocuğun sağlığının tehlikeye sokulması halinde, fail hakkında ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Sağlık için tehlikeli madde temini" başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezaya hükmolunur.

Bu maddenin (a), (ç) ve (e) bentlerinde belirtilen idari para cezalarını vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, televizyon ve radyolara uygulanacak idari para cezalarını vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, diğer bentlerde yer alan idari para cezalarını vermeye mahalli mülki amir yetkilidir.

Birinci fıkranın (ç) bendinde tanımlanan kabahatin konusunu oluşturan ürünlerin ayrıca mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Bu kararı vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu yetkilidir."

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                   Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                      Manisa                                              Mersin                                               Konya

                     Alim Işık                                     Mesut Dedeoğlu                                  Enver Erdem

                     Kütahya                                     Kahramanmaraş                                       Elâzığ

                  Reşat Doğru

                       Tokat

Aynı mahiyetteki değer önergenin imza sahipleri:

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                              Özgür Özel                                 Rahmi Aşkın Türeli

                     İstanbul                                             Manisa                                               İzmir

                   Aytuğ Atıcı                                        Musa Çam                                     Bülent Kuşoğlu

                      Mersin                                               İzmir                                                Ankara

                   Kazım Kurt

                    Eskişehir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 İdris Baluken                                    Hasip Kaplan                             Abdullah Levent Tüzel

                       Bingöl                                               Şırnak                                              İstanbul

            Sırrı Süreyya Önder                              İbrahim Binici

                     İstanbul                                           Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, Sayın Başkanım, sizi takdir ediyorum. Dik duruyorsunuz, taviz vermiyorsunuz, usulüm doğrudur diyorsunuz. İyi, güzel.

BAŞKAN – Eyvallah Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Başkan, elimde üç tane önerge var. Sizin şahane yönetiminizin, icraatınızın... Bir, bu önergede -Sayın Canikli vermiş, 4’üncü madde üzerinde- üstünde bir şerh yok.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, Sayın Canikli’ye gösterin lütfen.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Canikli, burada hiçbir tashih yok.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Grup başkan vekili incelememiş mi onu?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Canikli, bu 2’nci önergeniz yine 4’üncü maddeyle ilgili. “Satış” demişsiniz. Küçük bir parafınız var, değil mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teknik düzeltme, evet.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Canikli, bu da 4’üncü maddeyle ilgili 3’üncü önergeniz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne yazıyor onda?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Burada da üste yazmışsınız “işletmeler.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Onu da muhalefetin, arkadaşlarımızın talebi üzerine yaptık.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Muhalefetin talebini yerine getirdik.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu çalışkanlığınıza da hayranım, bu yönetime de hayranız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tartışmaya başlamadan önce her türlü düzeltme yapılabilir.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, bakın, arkadaşlar, bu şekilde Meclis sağlıklı yasa yapamaz, bu şekilde doğru yönetim olmaz, bu şekilde doğru şeyler yapılamaz.

Şimdi, biz önerge veriyoruz, önden veriyoruz, geliyor, Kanunlar inceliyor. Sizin şimdi bu 3’üncü maddeyle ilgili verdiğiniz önergede (e)’den sonra kopukluk başlıyor. Dört tane fıkrayı ilgisiz bir fıkranın içine eklemişsiniz. Kanunların inceleme şansı olmamış çünkü öyle bir dakikada getiriyorsunuz ki şu kapıdan geliyor, bürokratlar mı hazırlıyor bu önergeleri, bilmiyorum ama bir yanlış.

Şimdi ciddi bir konuyu konuşuyoruz, gençlerimizin geleceğini konuşuyoruz. Bununla ilgili komisyonda hassasiyetler gösterilmiş. Ben şu noktasında değilim: Boğaziçi’nde iktidar pekâlâ Mojito kokteylle bir yaşam sürdürebilir, hatta firmalarınız alkolsüz birayı bütün Arap ülkelerine bolca da ihraç edebilir ama bazı düzenlemeler koyduğunuz zaman ülke gerçeklikleriyle bağdaşması lazım. Şimdi, birisi girdi Kapıkule’den veya Habur Kapısı’ndan, girdi free shop’a, free shop’tan aldı bir şeyler, kapıdan çıktı, ithale giriyor ya yasak başlıyor. O zaman poşet yasası gündeme geliyor, işte, poşetlenme olayı gündeme geliyor. Bu karmaşa içinde çok zekice verdiğiniz önergeler var. Kanun tekliflerinde “Gelir Vergisi Kanunu 2023’e kadar uzasın.” diyor. Sizin bir siyasi programınız var 2023’e kadar. Arkadaşlar, gelir vergisi sizin siyasi programınıza göre uzar mı? E, biraz insaf! Yani her şeyde karışıklık, her şeyde yanlış, her şeyi birbirine karıştırmaya gerek yok.

Gençler hepimizin gençleri, hepimizin geleceği, gelin, onlara öyle bir gelecek kuralım ki… Üniversite okuyan binlerce öğrencimiz işsiz, açıkta; gelin, onları konuşalım. Gelin, binlerce, 20 binin üzerinde ziraat mühendisi tarım ülkesi olan ülkemizde işe giremiyor, onu konuşalım. Gelin, onların sosyal, kültürel yarınını konuşalım. Gelin, onların niye kavga ettiklerini konuşalım. “Bunu nasıl çözeriz?”i konuşalım, barışını, çözümünü konuşalım.

Her gün, günde üç tane üniversitede kavga oluyor. Elbette ki bakın, çok açık söylüyorum. Demin Sayın Komisyon Başkanımız bir Anglosakson ülke örneği verdi. Evet, en çok alkol kuzeyde tüketilir, en çok denetim oradadır, en çok kaçak alkol de orada üretilir. Ama bir gerçekliği var her ülkenin. Siz, İzlanda’da 18 yaşında bir çocuğun akşam yediden sonra tek başına sokağa çıkmasının yasak olduğunu biliyor musunuz? Niye? Doğa koşulları zorluyor. 21 yaşındaki birinin de gece 21.00’den sonra tek başına sokağa çıkamadığı düzenin kurulduğu, yasağın kurulduğu ülkelerdir bunlar. Bütün bunları anlarız, birbirimize de anlatırız. Bir İç Anadolu’da, bir İzmir’de, bir Antalya’da turizm koşulları, faktörleri farklıdır. Ama komisyonda birbirimizin konuşup ikna olduğu şeyleri burada son dakikada değiştirmek hoşumuza gitmiyor, arkadaşlar, samimiyetimiz zedeleniyor, bunu yapmayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bu yanlışı yaparsak gerçekten birlikte iş yapma konusunda sıkıntı yaşarız.

Saygılar sunuyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Komisyonda “evet” diyorsunuz, burada değiştiriyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu torba kanunun 3’üncü maddesiyle ilgili olarak verilen önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, bu kanunun görüşülmeye başlamasıyla beraber bir kısım ihtilaf konuları ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan bir tanesi, bu kanunun sıra sayısıyla ilgili olarak… Dün Petrol Yasası görüşülürken bugün hemen bu yasayı getirdiniz. Bunun üzerinde milletvekilleri, konuyla ilgili olan insanlar gerekli çalışmayı yapamadı.

Şimdi, Mevzuat Hazırlama Yönetmeliği’ne göre, usulüne göre aslında riayet etmediğimiz birçok husus olduğunu sizler de biliyorsunuz. Ama burada temel olan, bir algı yönetimi, sizin iktidarınızın temel olarak yaptığı algı yönetimi yani bugünün gündemini göz ardı etmek için milletin daha çok böyle ilgi duyacağı alkol gibi bir konuyu buraya getirerek gündemi değiştirmeye çalıştınız.

Şimdi, bu kanunla ilgili temel tartışma sebeplerinden birisi, sizin tutumunuz. Eğer sizin gerçekten gençlerimizi alkolizmden korumak gibi bir niyetiniz olsaydı ve -AK PARTİ iktidarları döneminde alkol tüketiminin yüzde 100 arttığını ama- “Arkadaşlar, biz birçok hususta olduğu gibi bu hususta da bir yanlış yaptık, bir eksikliğimiz oldu. Gelin hep beraber bunu düzeltelim.” deseydiniz buradaki bütün gruplar size destek verecekti. Bunu açıkladılar. Ama siz alkolizmin düşmesi için üzerinize düşen görevi yapmıyorsunuz, şimdi alkolizmden bu defa siyasi rant sağlamaya çalışıyorsunuz. Yani sizin sorumlu olduğunuz bir konudan bir şeyler çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Ya bunların hesabını vereceksiniz. Ben size söyledim. Yani Allah’ın huzurunda bunların hesabını vereceksiniz. Alkolden bile para kazanmanın yol ve yöntemlerini bulmaya gayret ediyorsunuz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yine, yapmış olduğunuz düzenlemenin içerisinde neler var? Alt komisyonda değiştiriyorsunuz, üst komisyonda değiştiriyorsunuz. İçkili yerler ruhsatını kim versin? Mülki idare amirleri mi versin, belediye başkanları mı versin? Ben o dönemde mülki idare amiriydim, o yetkiyi bizden alıyorsunuz diye size çok kızıyordum. Ne için aldınız? “Yerel yönetimleri güçlendireceğiz.”, “Demokrasiyi geliştireceğiz.”, “Merkezî yönetimi küçülteceğiz.” falan. Bugün ne yapıyorsunuz? Ya, kimi kandırıyorsunuz? Yani ben size hep söylüyorum arkadaşlar, köylü Mehmet Ağa’yı kandırabilirsiniz yani bir öyle düzenleme yaparsınız, bir böyle yaparsınız. Her iki hâlde de siz oy kazanmaya çalışırsınız, algı yönetirsiniz ama bunu bilen insanlar size bunu sorar. Kardeşim, bu yetkiyi siz bizden alıp şimdi tekrar mülki idareye bunu vermek suretiyle buradan ne kazanmaya çalışıyorsunuz? 200 metre mesafe meselesi mevzuatımızda yok muydu arkadaşlar? Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 7’nci maddesi, ona dayanan yönetmelikte bunlar zaten vardı. Şimdi ne yapıyorsunuz? Yine buradan para kazanacaksınız değil mi?

Şimdi, arkadaşlar, bu yaptığınız şeylerin hepsini aslında bütün milletimiz çok net olarak görüyor. Şimdi, bu 3’üncü madde temel olarak, bu yeni getirdiğiniz düzenlemelerle beraber cezai rakamlarla ilgili bir düzenleme. Burada bizim temel olarak istediğimiz, bu rakamlar arasındaki makas farkını, açığı daha fazla daraltmanız. Tabii, önergeleri böyle gizli gizli verdiğiniz için onları da takip edemedik, son durumda hangi hâle getirdiniz. Yani 5 bin liradan 200 bin liraya, 10 bin liradan 500 bin liraya kadar gibi farklardan bahsediliyor. Şimdi, bu keyfîliğin önüne geçebilmek için buraya bir düzenleme getirmek lazım.

Değerli milletvekilleri, yine, Anayasa’nın 58’inci maddesi “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” hükmünü amirdir. Bu çerçevede getireceğiniz düzenlemelerde size her konuda yardımcı oluruz.

Bir de son bir ifade olarak şunu söylemek istiyorum: Türkiye’deki alkol tüketimine bakıldığı zaman, 2003-2008 yılları arasında, bira tüketimini 450 milyon litreden 850 milyon litreye, rakı tüketimini 30 milyon litreden 42 milyon litreye, şarap tüketimini de 14 milyon litreden 35 milyon litreye zaten çıkarmışsınız yani.

O zaman, gelin…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Her türlü tüketim arttı.

ENVER ERDEM (Devamla) – Siz çıkardınız. Yönetim sizdeydi beyefendi. Bunu beceremiyorsanız bırakın, Milliyetçi Hareket Partisi gelir Türkiye’yi adam gibi yönetir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bu refahla ilgili, refahla…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 463 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerine verdiğimiz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hukuka saygılı, hukuk karşısında tüm insanları eşit tutan, bir suçun cezası varsa herkes için eşit uygulanmasını savunan milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 3’üncü madde cezaları düzenliyor. Aslında ne düzenleme yaptığı da çok da önemli değil. Tamamen faşist, baskıcı, “Benim dünya görüşüme göre yaşamayanı cezalandırırım.” diyen bir maddeyi tartışıyoruz. Bizim verdiğimiz önergede ne diyoruz? “Gelin bu maddeyi kaldırın.” Niye “Kaldırın.” diyoruz? Çünkü “AKP’nin ceza üzerine konuşmaya hakkı bile yoktur.” diyoruz. AKP’nin, acaba ceza üzerine bir tek kelime söyleme hakkı, yetkisi var mıdır? Burada, bu kürsüde, herkesin gözü önünde bir milletvekiline saldıran AKP’li bir milletvekilini, tırnak içinde, “AK”layan bir grubun ceza hakkında konuşmaya hakkı olur mu arkadaşlar? Bizce olmaz.

Aynı saldırının, hem de yine kürsüde tekrarlanmasına seyirci kalan AKP Grubunun ceza maddesi düzenlemeye hakkı gerçekten yoktur.

Kadın bir milletvekiline sözel saldırıda bulunan Başbakan Yardımcısını, yine tırnak içerisinde, “AK”layan, ancak fırsat kollayıp diğer milletvekillerini hemen cezalandıran AKP’nin ceza maddesi düzenlemeye hakkı olur mu? Vallahi olmaz, billahi olmaz.

Yüce Mecliste ağza alınmayacak küfürler eden bir milletvekilini cezalandırmayan AKP’nin ceza maddesi düzenleme hakkı, yetkisi yoktur arkadaşlar.

Daha da kötüsü, komisyonlarda ana muhalefet milletvekillerini ölümle tehdit eden AKP’li bir milletvekilini savunan AKP’nin ceza maddesi düzenlemeye hakkı da, yetkisi de yoktur arkadaşlar.

Onun için, bu maddede, vay efendim, 10 lira ceza kesilmesi gerekirmiş, vay efendim, 500 bin lira kesilmesi gerekirmiş… Sizin ceza anlayışınızı gören, sizin ceza anlayışınızı duyan vatandaşlar size ne kadar itibar edecekler?

Değerli arkadaşlar, bu yasanın cezayla mezayla bir ilgisi yoktur. Bu yasa tamamen ideolojiktir, gerisi de komedidir. Sabahtan beri burada yaşananların tamamı komedidir. Yok efendim, içkiyi garson mu versinmiş, komi mi versinmiş! Ya, biz ne konuşuyoruz arkadaşlar? Hani gençleri koruyacaktık? Yani komi verince gençler zehirleniyor, garson verince gençler zehirlenmiyor mu? Nerede sizin ideolojiniz? Böyle bir saçmalık olur mu? Vay efendim, saat ikiye kadar alkol verilirse gençler korunurmuş, ikiden sonra verilirse gençler perişan olurmuş! Böyle bir düşünce söz konusu olabilir mi arkadaşlar? Ama maalesef, turistik belge kavgası, işletme kavgası, “Oraya paraf attım.”, “Burayı imzaladım.” gibi saçmalıklarla bu Meclis küçük düşürülmektedir.

Ama biz bunun niçin böyle alelacele getirildiğini biliyoruz. AKP’nin oyları ne zaman düşmeye başlasa dinî duygu sömürüsü tavan yapıyor. Anketlerde AKP’nin oylarının düştüğünü gördünüz, derhâl bu maddeye sarıldınız. Hem de komisyonlarda yeterince tartışılmadan hem de daha bu sabah öğlene kadar masalarımıza sıra sayısı gelmeden apar topar bir şekilde yasayı buraya getirdiniz yani tabanınıza mesaj vermeye çalışıyorsunuz. “Bakın, biz alelacele, on yıldır beklettiğimiz bir kanunu sırf sizin için hemen çıkarıyoruz.” mesajı vermeye çalışıyorsunuz. Allah aşkına şu yasama yöntemine bakın. Komedi ya, deminden beri şurada yemin ederim mideme kramplar girerek sizleri izliyorum. Böyle bir saçmalık olur mu? Sıra sayısının geç gelmesi, önergeler havada uçuşuyor, o “Geldi.” diyor, o “Gelmedi.” diyor, o usul tartışması açtırıyor, öbürü bilmem ne yapmak zorunda kalıyor. Böyle bir yasama nasıl sağlıklı olur ya? Yani dakika başı önerge değiştirildiği bir ortamda sizin iyi bir yasa yaptığınızı söylemek mümkün mü? Ama siz ülkeyi de böyle yönetiyorsunuz.

Arkadaşlar, alkol alan yarın sabah ayıkır ama hiç ayıkmayanlar ne almıştır, merak ediyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeleri oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Atıcı, Sayın Yılmaz, Sayın Türeli, Sayın Çelebi, Sayın Kuşoğlu, Sayın Çam, Sayın Öz, Sayın Köktürk, Sayın Işık, Sayın Ağbaba, Sayın Çetin, Sayın Kurt, Sayın Sarıbaş, Sayın Eyidoğan, Sayın Özkan, Sayın Danışoğlu, Sayın Bayraktutan ve Sayın Köprülü.

Evet, iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463) (Devam)

 

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S. Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

"MADDE 3- 4250 sayılı Kanunun mülga 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Cezalar

MADDE 7- Bu Kanunun 6 ncı maddesinin;

a) Birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen yasakların her birine aykırı hareket edenlere ve ilgili işletme sahiplerine beş bin Türk Lirasından iki yüz bin Türk Lirasına kadar,

b) Üçüncü, dördüncü, altıncı ve on birinci fıkralarında belirtilen yasaklara aykırı hareket eden işletmelere on bin Türk Lirasından beş yüz bin Türk Lirasına kadar,

c) Yedinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, beş bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar,

ç) Sekiz, dokuz ve onuncu fıkralardaki yükümlülük ve yasakları ihlal eden üretici ve ithalatçılara, yüz bin Türk Lirasından aşağı olmamak kaydıyla, bu yükümlülük ve yasaklara aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar,

d) On birinci fıkrasındaki yasakları ihlal eden satıcılara, on bin Türk Lirasından yüz bin Türk Lirasına kadar,

e) Beşinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenlere, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde öngörülen

idari para cezası verilir.

6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yasağa aykırı hareket edilmesi sonucunda çocuğun sağlığının tehlikeye sokulması halinde, fail hakkında ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Sağlık için tehlikeli madde temini" başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezaya hükmolunur.

Bu maddenin (a), (ç) ve (e) bentlerinde belirtilen idari para cezalarını vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, televizyon ve radyolara uygulanacak idari para cezalarını vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, diğer bentlerde yer alan idari para cezalarını vermeye mahalli mülki amir yetkilidir.

Birinci fıkranın (ç) bendinde tanımlanan kabahatin konusunu oluşturan ürünlerin ayrıca mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Bu kararı vermeye Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu yetkilidir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Alkollü içkilere ilişkin düzenlemeler ile uygulanacak cezai müeyyideler arasında orantılılığın ve ölçülülüğün sağlanması ile maddenin sistematiğinin yeniden düzenlenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddede dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 4. Maddesinin 1. Fıkrasındaki "belediye veya il özel idaresi" ifadesinin Büyükşehir olmayan illerimizde belediye sınırları içerisinde il veya ilçe belediyesi belediye sınırları dışında il özel idaresi" şeklinde değiştirilmesini ayrıca, 2. Fıkrasının ilk cümlesindeki "toptan" ifadesinin çıkartılmasını, ayrıca, 2. Fıkrasındaki dershaneler ibaresinden önce gelmek üzere “ilk, orta ve lise öğrencilerine yönelik” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                  Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

      İstanbul                                                              İzmir                                                Ankara

     Musa Çam KazımKurt                            Dilek Akagün Yılmaz

        İzmir                                                             Eskişehir                                              Uşak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 4 üncü maddesi ile düzenlenen 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununun mülga 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                  Erkan Akçay                                   Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                      Manisa                                              Mersin                                               Konya

               Mesut Dedeoğlu                                     Alim Işık                                        Reşat Doğru

               Kahramanmaraş                                     Kütahya                                              Tokat

“Bu kanun kapsamına giren ürünlerin toptan, perakende veya açık olarak satışının yapıldığı yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları, ibadethaneler, hapishane, ıslahevi, otogar ve otobüs terminalleri, parlayıcı, yanıcı ve benzeri tehlikeli maddeler üretilen, satılan ve depolanan yerler ile gaz dolum tesisleri arasında kapıdan kapıya en az yüz metre uzaklığın bulunması zorunludur. Belediye veya İl Özel İdaresi belge verirken yüz metre şartını izin tarihi itibarıyla gözetir. Bu maddede geçen yüz metre şartı turizm işletmeler için uygulanmaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S.Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                           Mehmet Doğan Kubat                              Cevdet Erdöl

                     Giresun                                            İstanbul                                             Ankara

              Osman Aşkın Bak                                   Suat Önal                                    Nureddin Nebati

                     İstanbul                                          Osmaniye                                           İstanbul

“Bu Kanun kapsamına giren ürünlerin perakende veya açık olarak satışının yapıldığı yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler arasında kapıdan kapıya en az yüz metre mesafenin bulunması zorunludur. Bu fıkradaki mesafe şartı turizm belgeli işletmeler için uygulanmaz.”

“Mesafe şartı, satış belgesinin verildiği tarih itibarıyla aranır.

İkinci fıkradaki mesafe sınırları içerisindeki taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapılarda düzenlenecek süreli etkinlikler için Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunca açık alkollü içki sunum izni verilebilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

463 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 4. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                    Hasip Kaplan                             Abdullah Levent Tüzel

                       Bingöl                                               Şırnak                                              İstanbul

            Sırrı Süreyya Önder                              İbrahim Binici

                     İstanbul                                           Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Yerel yönetimlerin kolluk Kuvvetlerinin onay mercii olması gerekirken, madde ile yerel yönetimler kolluk kuvvetlerinin görüşünü almak zorunda bırakılmıştır. Bu açıdan tasarı çağımız yerel yönetim anlayışı ile uymamaktadır.

Ayrıca turizm belgeli işletmelerin onayını yerel yönetimler vermemektedir. Kentin imar planını şekillendirecek böyle bir belgenin, yerel yönetimlerin onayı ve kontrolü olmadan karar verilmesi yanlıştır.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı…

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yok.

BAŞKAN - Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                                                        

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S.Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“Bu Kanun kapsamına giren ürünlerin perakende veya açık olarak satışının yapıldığı yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler arasında kapıdan kapıya en az yüz metre mesafenin bulunması zorunludur. Bu fıkradaki mesafe şartı turizm belgeli işletmeler için uygulanmaz.”

“Mesafe şartı, satış belgesinin verildiği tarih itibarıyla aranır.

İkinci fıkradaki mesafe sınırları içerisindeki taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapılarda düzenlenecek süreli etkinlikler için Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunca açık alkollü içki sunum izni verilebilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Yüz metre mesafe sınırları içerisinde bulunan taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapılarda düzenlenecek süreli etkinlikler için TAPDK tarafından açık alkollü içki sunum izni verilebilmesine yönelik değişiklikler yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 4 üncü maddesi ile düzenlenen 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununun mülga 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                    Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

“Bu kanun kapsamına giren ürünlerin toptan, perakende veya açık olarak satışının yapıldığı yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları, ibadethaneler, hapishane, ıslahevi, otogar ve otobüs terminalleri, parlayıcı, yanıcı ve benzeri tehlikeli maddeler üretilen, satılan ve depolanan yerler ile gaz dolum tesisleri arasında kapıdan kapıya en az yüz metre uzaklığın bulunması zorunludur. Belediye veya İl Özel İdaresi belge verirken yüz metre şartını izin tarihi itibariyle gözetir. Bu maddede geçen yüz metre şartı turizm belgeli işletmeler için uygulanmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

4’üncü maddedeki önergemiz üzerine söz aldım, ancak zaman ilerledikçe gerçekten yasama ciddiyetine de halel gelmeye başlıyor ve hakikaten Adalet ve Kalkınma Partisi içmeden sarhoş olmaya başladı. Fırdöndü gibi alt komisyonda değiştir, üst komisyonda değiştir, Genel Kurulda değiştir, Genel Kurulda bir daha değiştir, bir daha değiştir. Buna ancak fırdöndü denir. Ve bu konuda dikkatleri çekmek istiyorum.

4’üncü maddeyle, alkollü içkilerin örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethanelere en az 100 metre uzaklıkta bulunması öngörülüyor.

Teklifteki düzenleme kamu düzeni ve toplum sağlığı açısından bize göre bazı eksik hükümler içermekte, ona ilişkin önerge vermiş bulunuyoruz. Önergemize göre de, hapishane, ıslahevi, otobüs terminalleri, parlayıcı, yanıcı ve benzeri tehlikeli maddeler üretilen, satılan ve depolanan yerler ile gaz dolum tesislerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu eksikliği giderebilmek için önergedeki değişikliklerin de yapılması gerekmektedir.

Ülkemizdeki alkol tüketiminin 2003 yılından 2012 yılına kadar yüzde 100’ü aşan miktarda arttığını sabahki konuşmalarımızda da dile getirmiştik. Özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz arasındaki alkol bağımlılığındaki kaygı verici artışlara da tekrar dikkati çekmek istiyoruz.

Anayasa’mızın “Gençliğin korunması” başlıklı 58’inci maddesinde “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” denilmektedir. Başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere bütün vatandaşlarımızı alkol düşkünlüğünden, uyuşturucudan ve diğer zararlı alışkanlıklardan korumaya yönelik bütün hukuki düzenlemeleri desteklediğimizi ve desteklemeye hazır olduğumuzu da ifade etmek istiyoruz.

Ancak, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP’nin ilköğretim okullarında alkol veya bağımlı maddeleri kullanmayla ilgili yaptığı bir düzenlemeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Lütfen, not alırsanız da sevinirim. 27 Ağustos 2003 tarihli 25212 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Yaptırım gerektiren davranışlar” başlıklı 109’uncu maddesinin (c) bendinin 16 numaralı alt bendine göre -lütfen dikkat- alkol veya bağımlı maddeleri kullanan veya bulunduran, başkalarını kullandırmaya teşvik eden öğrencilere okul değiştirme cezası verilmekte idi. 20 Ağustos 2007’de 26619 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak bu bahsettiğim 16 numaralı alt bent “Başkalarını alkol veya bağımlılık yapan maddeleri kullanmaya teşvik etmek” şeklinde değiştirildi yani kullanmak, bulundurmak sanki serbest gibi. Nereden ve niçin buna gerek görüldü, sadece teşvik etmek bırakıldı?

222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 61’inci maddesi ve mülga 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 9’uncu maddesine göre, meyhane, kahvehane, kıraathane, bar, elektronik oyun merkezleri gibi umuma açık yerler ile açık alkollü içki satılan yerlerin okul binalarından kapıdan kapıya en az 200 metre uzaklıkta bulunması zorunlu idi, 200 metre idi ancak AKP tarafından 12/11/2003 tarihli, 5002 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda yapılan değişiklikle bu mesafe 100 metreye düşürülmüştür yani 200 metreden 100 metreye düşürülmüştür. Kültürel yapı nedeniyle her sokakta kahvehane ve kahvehane ruhsatı verilmiş çay ocaklarının bulunması bu değişikliğe gerekçe gösterilmiştir. Kahvehane ve çay ocakları nedeniyle mesafenin 100 metreye düşürülmesi bize göre inandırıcı değildir.

Bu düşüncelerle önergemize desteklerinizi bekler, hepinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 4. Maddesinin 1. Fıkrasındaki "belediye veya il özel idaresi" ifadesinin Büyükşehir olmayan illerimizde belediye sınırları içerisinde il veya ilçe belediyesi belediye sınırları dışında il özel idaresi" şeklinde değiştirilmesini ayrıca, 2. Fıkrasının ilk cümlesindeki "toptan" ifadesinin çıkartılmasını, ayrıca, 2. Fıkrasındaki dershaneler ibaresinden önce gelmek üzere “ilk, orta ve lise öğrencilerine yönelik” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

Musa Çam (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde görüşlerimizi bildirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum.

Şimdi, burada, teklifin geliş tarzına baktığımızda, önce Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderildiğini, esas komisyonun olduğunu, Adalet Komisyonunun; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunun; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonun; Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunun ise tali komisyon olduğunu görmüş bulunuyoruz. Ama ben Adalet Komisyonu üyesiyim, ne böyle bir teklif geldi elimize, ne bizden bir böyle görüş istendi.

Şimdi, bu kadar yangından mal kaçırırcasına, gerçekten ciddi anlamda incelenmeden, sakıncaları ya da eksikleri incelenmeden teklifin bu şekilde Genel Kurula getirilmesi gerçekten de hepimizi üzüyor. Bu kadar yangından mal kaçırırcasına yapmak istediğiniz şeyin anlamı nedir? Bu alkol meselesi ile şu anda AKP’nin içine düştüğü durumu biraz daha insanların gözünden saklamak için mi yapıyorsunuz? Herhâlde bunun için yapıyorsunuz, bunun bu kadar acele getirilmesinin başka bir anlamı olamaz.

Öte yandan, komisyonların ne işe yaradığını ben yeniden buradan sizlere sormak istiyorum. Komisyonlarda bu konular konuşuluyor, alt komisyona sevk ediliyor, daha sonra da ana komisyonda konuşuluyor ama burada yeniden yeniden önergeler getiriliyor. O zaman, komisyon çalışmalarını lağvedelim, komisyon çalışmaları olmasın, nasıl olsa görüşülen ya da mutabakata varılan konuların hiçbirisine dikkat etmiyorsunuz. Siz, kendi istediğiniz gibi, iktidar çoğunluğu olarak istediğinizi yapıyorsunuz, bu komisyonları lağvetmenizi öneriyorum. Çünkü İç Tüzük görüşmeleri oluyor, bu komisyonlar ortadan kaldırılsın, size önerim bu.

Şimdi, biz bu önergemizde şunu söylüyoruz, diyoruz ki: Özelilikle, bu içki satışı ruhsatı alınan yerler, 100 metre uzaklıkta olan yerlerle ilgili, eğitim kurumları, dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler olarak belirtilmiş. Ama perakende satış yapılan yerlerin, gerçekten de bu şekilde 100 metre uzaklığının olması gerekebilir. Peki, toptan satış yapılan yerler, alınıp da içilemeyecek yerlerle ilgili neden bizim önergemize onay vermeyeceğinizi de merak ediyorum. Toptan satılacak çünkü, kimsenin orada alıp da o içkiyi içme şansı olmayacak. Önergemizin bu nedenle de kabulü gerekiyor.

Diğer yönden, “dershanelere uzaklığı 100 metre olmalı” demişsiniz. Ama “dershaneler” derken KPSS için hazırlanan dershaneler ya da diyelim ki başkaca sınavlar için üniversiteliler için hazırlanan dershaneler de var. Onun için, bu dershanelerin ilk, orta ve lise dershanelerine ilişkin olması gerektiğini, bu sınırlamanın o dershanelere ilişkin olması gerektiğini buradan yeniden hatırlatıyoruz. O nedenle de, çok olumlu olan, gayet mantıklı olan bu önergemize sizlerden destek istiyoruz. Belki, biraz daha, yanlış yapılan şeyleri düzeltmek adına.

Şimdi, ben şunu söyleyeceğim, halk arasında söylenen bir söz var, bunun farkında mısınız siz bilmiyorum. Artık deniyor, önceden ibadet evinde yapılırdı, kimse istismar edilmemesini isterdi. İbadet evinde yapılırdı, alkol dışarıda içilirdi ama şimdi artık, AKP iktidarıyla beraber pek çok insan korkusundan, memurlar özellikle gelecek baskılarından dolayı, korktuklarından dolayı ibadeti dışarıda yapıyorlar sizlere gösteriş olsun diye ama alkolü evinde içiyorlar. Siz, böylesi bir ikiyüzlülüğü ya da insanları korkutarak bu şekilde bir baskı unsuru oluşturarak bunların olmasına neden oluyorsunuz.

Ben, şuradan başlamak istiyorum: IV. Murat mantığıyla siz aslında hareket ediyorsunuz. IV. Murat, devlet otoritesinin tesisi için, İstanbul’daki büyük yangını bahane ederek, 1631 yılında tütün, alkol ve kahveyi yasakladı. Buna uymayanlar o dönemde öldürüldü. Bundan dört yüz yıl sonra -şu anda 2013 yılındayız- aynı mantıkla hareket ediyorsunuz, alkol ve sigara kullanımını sonuna kadar yasaklıyorsunuz. Aynı şekilde, kendi tek tip insanınızı yaratmak için, devlet otoritesini insanların üzerinde daha fazla hissettirmek için kahveyi ne zaman yasaklayacaksınız, ben bunu da merak ediyorum. Herhâlde sıra ona da gelecek. Kahve de keyif veren bir içki olduğu için onun da yasaklanması gerekir diye zaman içinde düşüneceksiniz, öyle anlaşılıyor.

Anayasa’mızın 58’inci maddesi gerçekten, gençlerin korunması gerektiğini söylüyor; uyuşturucudan, her türlü kumar vesair kötü alışkanlıktan ya da suçluluktan ve alkol düşkünlüğünden kurtarılması gerektiğini söylüyor ama arkadaşlar “alkolden” demiyor bakın. Dünya Sağlık Örgütü de diyor ki: “Alkolün fazla tüketilmesi sağlık açısından zararlıdır.” Ama siz ne yapıyorsunuz? Alkolü tamamen  insan yaşamından kaldırmaya çalışıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Konuşmam bitmedi ama umarım gerekli mesajları verebildim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin 5 inci maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                   Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                      Manisa                                              Mersin                                               Konya

                     Alim Işık                                     Mesut Dedeoğlu                         Hasan Hüseyin Türkoğlu

                     Kütahya                                     Kahramanmaraş                                    Osmaniye

“Bu kanunun 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrası işletmenin birinci derecede kan ve sıhri hısımlara miras, satış, bağış vb. şeklinde devri hâlinde ve bu maddenin yayımı tarihinden önce satış belgesi almış işletmeler için uygulanamaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S. Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 5 inci maddesiyle 4250 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrasına "iki ay içinde" ibaresinden sonra gelmek üzere "Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak" ibaresinin, üçüncü fıkrasının sonuna "Uygun olmayan ürünler, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemez." cümlesinin, dördüncü fıkrasına "tarihinden önce" ibaresinden sonra gelmek üzere "işyeri açma ruhsatı ve" ibaresinin, fıkranın sonuna "Bu işletme sahipleri işletmelerini birinci ve ikinci derece kan hısımlarına devredebilir." cümlesinin ve maddeye aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                           Mehmet Doğan Kubat                              Cevdet Erdöl

                     Giresun                                            İstanbul                                             Ankara

                Nurettin Nebati                               Osman Aşkın Bak                                   Suat Önal

                     İstanbul                                            İstanbul                                           Osmaniye

"Bu maddenin yayımı tarihinde alkollü içkilerin üretiminde, pazarlanmasında, satışında ve açık sunumunda on sekiz yaşını doldurmamış kişileri çalıştırmakta olanlar, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle bu kişileri çalıştırmaya devam edebilirler.

Perakende alkollü içki satışı yapılan işyerlerindeki alkollü içkilerin konulduğu ve üzerlerinde alkollü içkilerin marka, amblem ve logosu bulunan mevcut soğutucular, işyerlerinin kapalı bölümlerinde bulunması kaydıyla, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren üç yıl süreyle kullanılabilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesindeki “Perakende ya da açık alkollü içki satışı yapılan iş yerlerindeki tabelaları” ifadesinin “Perakende ya da açık alkollü içki satışı yapılan iş yerlerindeki tabelaları ve üretici firmalara ait tüm logolu ya da logosuz araç ve gereçler” şeklinde değiştirilmesini, ayrıca, medenin sonuna “Kanunun yayımı tarihinden itibaren daha önce alınan alkol satış belgeleri belgenin sahip olduğu kişi veya kişilerle herhangi bir şirkete aitse bunların 1. ve 2. derecede yakınlarına koşulsuz ve şartsız devir edilebilir.” fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Kazım Kurt                                        Musa Çam                                Ayşe Eser Danışoğlu

                    Eskişehir                                             İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ayşe Eser Danışoğlu, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE ESER DANIŞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede, alkollü ürünlerin satış yerlerinin eğitim kurumları, dershaneler, yurtlar ve ibadethanelere en az 100 metre uzaklığının olması gerekliliği yer alıyor. Bu kural zaten vardı, dershaneler buraya yeni eklendi. Bu 100 metre kuralı grubumuzun çabaları sayesinde turizm belgeli işletmelere uygulanmayacak ancak hak sadece işletme sahibine tanınıyor. Ruhsat sahibi işletmesini devrettiğinde ruhsatı iptal oluyor. Biz bu mülkiyet hakkının, ruhsat sahibinin birinci ve ikinci derece yakınlarına devredilebilmesini istiyoruz. Bu bir hak gasbıdır, haksızlıktır, yapılan yatırımın, verilen emeğin yok sayılmasıdır, bunun düzeltilmesi amacıyla bu önergeyi verdik.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinin gerekçesi gençleri korumak. Bu, çok anlamlı, çok değerli gerekçe. Peki, o zaman ben de soruyorum: Siz, gençleri korumak isteyenler, polis onların kafatasını kırınca neden isyan etmiyorsunuz? Gençleri korumak istiyorsunuz da biber gazından niye korumuyorsunuz? Güvenlik güçlerinin orantısız gücünden niye korumuyorsunuz? Gençlere bir gelecek, kimlik, iş, umut veren ülkeler onları yasaklarla, cezalarla yönetmeye çalışmıyorlar. Sosyal medyada bugün bir öğrenci şöyle yazmış: “Okulların 100 metre yakınına alkol yasağı değil de biber gazı yasağı konsa şahane olurdu.”

Türkiye’de bir alkolizm sorunu yok. Biz on sekiz yaşın altındakilere içki satılmasına karşıyız, içki içmenin özendirilmesini, marifet sayılmasını da hatalı buluruz, zararları da anlatılsın. Zaten caydırıcılık yüksek vergilerle de sağlanmaktadır. Bizim, hakların, temel özgürlüklerin ihlal edilmesiyle meselemiz.

Kanunun bir diğer önemli gerekçesi halk sağlığını korumak. Halkın sağlığını korumak mı istiyorsunuz? Bugün bir gazete haberi vardı, mutlaka görmüşsünüzdür: Sivas’ın 18 köyünde içme suyunda aşırı arsenik tespit edildi. Bu ülkenin musluklardan akan suyu içilemiyor. Bu, halk sağlığıyla ilgili değil mi? GDO’lu ürünlerin piyasada cirit attığı söyleniyor. Gençleri ve toplumun sağlığını bireysel silahlanmayı teşvik ederek, nükleer santraller kurarak mı koruyacağız?

Sayın milletvekilleri, bu ülkenin insanlarının hayati sorunları var, nerede, ne şartlarda içki içileceğinin belirlenmesi de bunlar arasında değil. Getirdiğiniz kanun teklifinin nihai hedefi alkolü yasaklamak olduğuna göre, içkinin yasak olduğu ülkelere bir bakalım. Bunlar: Suudi Arabistan, Yemen, Butan, Bangladeş, İran, Ürdün, Mısır, Vietnam. Siz de biliyorsunuz ki bu ülkelerin ortak özellikleri, vatandaşlarının yaşam biçimine, bireysel özgürlüklere gösterdikleri saygı ve demokrasi gelenekleri değil. Tek bir yaşam tarzını dayatmak, kendi kültüründen farklı yaşayanı, farklı düşüneni yasaklarla yönetmek devlet despotizmidir. İçki içenleri toplumun gözünden uzak yerlere itmek, etiketleyerek itibarsızlaştırmaya çalışmak hangi demokraside görülmüş? İleri demokrasi hedefi olan iktidarlar kendi inanç ve yaşam kültürleri doğrultusunda toplumu biçimlendirmeyi, kendi gibi olmayanı ötekileştirmeyi amaçlamaz. Görüyoruz ki yasaklarla mücadele edeceğini söyleyenler, yasaklara sığınarak toplum mühendisliğine giriştiler. Koydukları her yasağa da ulvi bir gerekçe bulup meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Toplumda oluşturulmak istenen muhafazakâr yaşam biçimi baskısı, her gün karşımıza çıkan İnternet yasakları, telefon dinlemeleri, medya baskısı, ölen kadınlar; yerlerde sürüklenen, gaza boğulan, dövülen, tutuklanan protestocular, öğrenciler, tutuklu yargılananlar… İktidarın kuvvetler birliği hevesi derken rejimimizin demokrasiye benzediğini söylemek herhâlde pek de mümkün değil. Acaba halkımızın tercihi bu muydu?

Sayın Başbakan şöyle konuşmuştu bir zamanlar: “Şahsi yaklaşımları, kişisel anlayışları toplumun tümüne empoze etmek baskıdır, zulümdür, haksızlıktır.” Bu sözünü inkâr edecek yasalara geçit vermemesini diliyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 S.Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 5 inci maddesiyle 4250 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrasına "iki ay içinde" ibaresinden sonra gelmek üzere "Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak" ibaresinin, üçüncü fıkrasının sonuna "Uygun olmayan ürünler, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemez." cümlesinin, dördüncü fıkrasına "tarihinden önce" ibaresinden sonra gelmek üzere "işyeri açma ruhsatı ve" ibaresinin, fıkranın sonuna "Bu işletme sahipleri işletmelerini birinci ve ikinci derece kan hısımlarına devredebilir." cümlesinin ve maddeye aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli (Giresun) ve Arkadaşları

"Bu maddenin yayımı tarihinde alkollü içkilerin üretiminde, pazarlanmasında, satışında ve açık sunumunda on sekiz yaşını doldurmamış kişileri çalıştırmakta olanlar, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle bu kişileri çalıştırmaya devam edebilirler.

Perakende alkollü içki satışı yapılan işyerlerindeki alkollü içkilerin konulduğu ve üzerlerinde alkollü içkilerin marka, amblem ve logosu bulunan mevcut soğutucular, işyerlerinin kapalı bölümlerinde bulunması kaydıyla, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren üç yıl süreyle kullanılabilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi ve anlatıma açıklık kazandırılması amacıyla söz konusu değişiklik ve düzenlemelerin yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oyalarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin 5 inci maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay (Manisa) ve Arkadaşları

“Bu kanunun 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrası işletmenin birinci derecede kan ve sıhri hısımlara miras, satış, bağış vb. şeklinde devri hâlinde ve bu maddenin yayımı tarihinden önce satış belgesi almış işletmeler için uygulanamaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 463 sıra sayılı Teklif’in 5’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değişiklik önergemizle teklifle getirilen geçici 1’inci maddedeki son fıkra değiştirilmek istenmektedir. Böylece, maddenin yürürlüğünden önce satış belgesi olanlara ilave olarak, birinci derecede kan ve sıhri hısımlara devredilen işletmelerin de istisnalara dâhil edilmesi amaçlanmaktadır.

Bilindiği üzere, ülkemizde birçok işletme aile işletmesi olarak faaliyet göstermektedir. İşletme sahibinin vefatı, yaşlanması, hastalanması gibi durumlarda ailenin diğer bireyleri işletmenin faaliyetini devam ettirmektedir. Bu duruma düşecek işletmelerin, söz konusu düzenlemeden zarar görmemesi açısından, anayasal bir ilke olan kazanılmış hakların korunması prensibi çerçevesinde, düzenlemeden istisna tutulması uygun olacaktır.

Müzakere ettiğimiz torba kanun teklifi, esas komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından tali komisyon raporları görülmeden değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Torba kanun anlayışını kendi hukuk dışı anlayışına uyduran AKP zihniyeti, Anayasa’yı, İç Tüzük’ü çiğnemekte bir mahzur görmemektedir. Hukuk devleti anlayışından oldukça uzak olan bu anlayış ortada durur iken Meclis Başkanlığı da bu anlayışı, bu yanlışları düzeltmek yerine, bugünlerde milletvekillerine memnuniyet araştırması için anket yaptırarak durumu kurtaracağını zannetmektedir.

Bu Mecliste, Meclisin namusu sayılabilecek olan Meclis İçtüzüğü, devletin namusu sayılabilecek olan Anayasa her gün çiğnenebilmektedir. Bu Meclis, şeffaf bir meclis değildir. Milletvekillerinin sözlü ve yazılı soru önergelerine gelen cevaplar düzgün ve doğru değildir. Bu Mecliste Türk milletinin ve devletinin yasama çalışmaları yapılırken muhalefet görüşleri dikkate alınmamaktadır. Bu Meclis, bir parti genel merkezinden yönetilmektedir. Dikkate alınmayan muhalefet görüşleri sonrasında Meclisten çıkmış bir kanun, daha yılını doldurmadan 2-3 defa tadil edilmek zorunda kalınmaktadır ve bu Meclis çalışmaları Türk milleti tarafından takip edilememektedir. Kritik görüşmeler televizyon yayınlarının olmadığı gün ve saatlere alınmaktadır. Bizlere memnuniyet anketi göndermek yerine bu sorunların giderilmesi Meclisin itibarı açısından çok daha önemlidir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 2002 yılından bu yana kurulan AKP hükûmetlerinin alkolle mücadele konusunda başarılı olduğunu söylemek oldukça güçtür. Mesela, AKP döneminde 15 yaş üzeri alkol tüketimi 1 litreyi aşmıştır; ilköğretimde en az 1 kez alkol alanların oranı yüzde 15’i geçmiştir; ortaöğretim ve yükseköğrenim çağındaki çocuklarımızdaki oran ise yüzde 50’lerdedir. 2003 yılına göre alkol tüketimi yaklaşık 2,5 kat artmıştır. Alkole başlama yaşı 11’e kadar düşmüştür.

AKP, Anayasa’nın 58’inci maddesindeki düzenlemede sayılan kötü alışkanlıklardan gençleri korumak için alkolü hedef almış iken, yine aynı maddede zikredilen kumarla ilgili bir düzenlemeden bahsetmemektedir.

AKP, fuhuşla mücadele noktasında yine başarısız bir karneye sahiptir. 2004 yılında, Avrupa Birliği istedi diye zinayı suç olmaktan çıkaran AKP’nin eli fuhuş dosyasına bir türlü yanaşmamaktadır.

Uyuşturucu ise AKP’nin en başarısız olduğu alandır. Bir milletvekili olarak artık sık sık, uyuşturucu ticareti yapanların birbirlerine olan husumetlerini, uyuşturucu üretici ve tacirlerinin varlığını, uyuşturucu kullanan çocuklarımızın çokluğunu duymaktayız. Yine, milletvekili olarak bizden yardım isteyenlerin arasında artık çok sayıda uyuşturucu tedavisi talebi görünmektedir. Uyuşturucuya bağlı olarak ortaya çıkan ölümler de Türkiye’de artık bir yekûn teşkil etmeye başlamıştır. Aileler çocuklarının uyuşturucudan kurtarılması için bizlere âdeta yalvarmaktadırlar. Uyuşturucunun bir dozu 7,5 liraya kadar düşmüştür. Daha birkaç gün evvel bu ucuz uyuşturucudan kullanmak suretiyle düştüğü hastalıktan dolayı hayatını kaybeden Hasan Gencer’in velileri, bizlerden, isyanlarını dile getirmemizi istemişlerdir.

Bizim, Hükûmete tavsiyemiz, içki üzerinden hamaset ve siyaset üretmek yerine, toplumu tüm kötü alışkanlıklara karşı uyarmak ve korumak görevini yerine getirmesidir.

Bu duygularla önergemizin kabulünü diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 23.21

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER :Muhammet Bilal Macit (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Teklifin 5’inci maddesi üzerinde verilen, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hükûmet yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hükûmet yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Soracağım efendim, bir saniye.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Burada efendim.

Hükûmet burada Sayın Başkan. Oylamadan sonra Hükûmet…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ama gelmesini bekliyorsunuz efendim, Genel Kurul açıldı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Açamazsınız Sayın Başkan, Hükûmet yok yerinde.

BAŞKAN - Geçmiş tutanakları okuyun, Hükûmet ve Komisyon ne zaman sorulur, ona bakın yani.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Olmaz ama ya! Göz göre göre şey yapıyorsunuz. Ayıp ya! O zaman açamazsınız.

BAŞKAN - Sabredin lütfen, soracağım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Neye sabredelim efendim!

BAŞKAN – Sayın milletvekilim, tutanaklara bakın, ara verildiği zaman hükûmet ve komisyon ne zaman sorulur, öğrenin o zaman. Bunu söyletmek zorunda kaldınız.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen öğren ya, sen öğren!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hâlâ tartışmaya devam ediyorsunuz, zaman kazanmak için.

BAŞKAN – Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım: Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum kabul edilen önerge doğrultusunda: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 6. Maddesinin son paragrafındaki “veya alkollü içkiler” ifadesinin “tüm alkollü içkiler” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Kazım Kurt                                        Musa Çam                                                                            Eskişehir                        İzmir

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle yüce Meclisle şunu paylaşmak istiyorum: Bu derecede önemli olduğu iddia edilen bir kanunun torba kanun tasarısı olarak Meclisin önüne gelmesinin ne derece sağlıklı olduğu konusundaki fikirlerimi öncelikle sizinle paylaşmak istiyorum.

Ben aynı zamanda Anayasa Komisyonu üyesiyim. Daha önceden de burada seçimlere ilişkin, seçimlerin temel hükümlerine ilişkin ve yurt dışındaki Türklerin oy kullanmasına ilişkin bir kanun teklifi görüşüldü. Orada da yine aynı şekilde bu torba kanun tasarısına ilişkin daha önce bir önerge verilmişti, onu sizinle paylaşmak istiyorum.

Burada, 298 sayılı seçimlere ilişkin Yasa’da, özellikle dava açıldığı süre içerisinde zaman aşımıyla ilişkin eğer cumhuriyet savcıları seçimlerden sonra iki yıl içerisinde kovuşturmaya başlamadılarsa, dava açmazlarsa ne yazık ki bunun arkasından dosya düşüyordu. Bunun değiştirilmesine ilişkin bir altı aylık önerge getirildi. “Bu önergede acaba kimleri kurtarıyorsunuz?” diye komisyonlarda tartışma yaptık. Sayın Bakan Bekir Bozdağ biraz önce buradaydı, dedi ki: “Bu kadar ısrarlı davrandığınıza göre bu önergeyi geri çekelim.” Bizler de dedik ki: “Tamam, herhangi bir problem yoktur.” ve geri çekildi. Hatta ben burada konuşma yapıyordum. “O maddeye girmeyelim.” dediler, önergeyi geri çektiler. Ama arkasından birkaç ay geçtikten sonra bir baktık ki torba kanun tasarısı içerisine, onu da koymuşlar teklifin içerisine, bu şekilde bir düzenleme yapmışlar. Bunu öncelikle uygun bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Neden? Çünkü bu şekildeki bir torba yasa teklifini getirdiğiniz zaman inceleme ve Meclisin denetim olanağını gözlerden kaçırdığınızı öncelikle ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Ama bunun dışında da bu şekilde sabahtan beri tartışmış olduğumuz, özellikle alt komisyonlarda, komisyonlarda ciddi anlamda tartışılan, gruplar arasında bazı maddelerde uzlaşma olan konuların burada önergelerle değiştirilmesi de demek ki bu konsensüsün, bu uzlaşmanın bir anlamının olmadığını kanıtlamakta.

Şimdi, bütün bu arkadaşlarımız bütün bu kaygılarımızı… Eğer sizlerin ileri sürmüş olduğu gibi alkole ilişkin zararların, topluma vermiş olduğu zararların giderilmesi konusunda ortak noktada buluşabilsek bunu kabul edebiliriz ama gelinen noktada ne yazık ki bu düşüncemizi sizlerle paylaşmıyoruz. Neden? Çünkü burada bizim vermiş olduğumuz muhalefet şerhinde de açıkça belirtildiği gibi, bu talebin, getirilmek istenen bu yasanın ideolojik olduğunu düşünüyoruz.

Bu yasa neden getiriliyor? Bakın, ben sizinle buna ilişkin bir şeyi paylaşmak istiyorum. İstanbul İl Başkanınız Sayın Aziz Babuşçu daha önce katılmış olduğu bir toplantıda ilginç bir konuşma yaptı geçtiğimiz günlerde. Bu konuşmayı dikkatle dinlemenizi istirham ediyorum. Diyor ki Sayın İl Başkanınız: “On yıllık iktidar dönemimizde şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek on yılda bizimle paydaş olamayacaklar.” diyor İl Başkanınız.  “Çünkü, bu geçtiğimiz on yıl içinde bir tasfiye süreci ve bir tanımlama,  özgürlük, hukuk, adalet söylemi etrafında yaptıklarımızda paydaşlar vardı. Onlar, şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de -diyelim ki liberal kesimler- şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular. Ancak, gelecek dönem inşa dönemidir.” diyor. “İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacaktır. Dolayısıyla, o paydaşlar bizimle beraber olamayacaklar. Dün bizimle beraber şu ya da bu şekilde yürüyenler, yarın bizim karşımızda olan güçlerle bu sefer paydaş olacaklar.” diyor. “Çünkü, inşa edilecek Türkiye ve ihya edilecek gelecek, onların kabullenebileceği bir gelecek ve bir dönem olmayacaktır. Onun için, işimiz çok zor ve çok daha zor bir döneme giriyoruz.” diyor, İl Başkanınız diyor. “Demek ki geçmiş olduğumuz dönem bir tasfiye sürecidir, bundan sonraki on yıllık süre içerisindeki yeni dönem ise bir inşa süreci olacaktır.” diyor.

Şimdi, değerli milletvekili arkadaşlarım, bu yasa tasarısı bu inşa döneminin yasa tasarısı mıdır veya bu yasa teklifi önümüzdeki on yılın tekliflerinden bir tanesi midir? Şimdi, İl Başkanının tarif ettiği, önümüzdeki dönemdeki yeni Türkiye'nin süreçlerinden bir tanesi midir diye sizlerle bunu paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada, komisyondaki tartışmalara baktığımız zaman, demin buradaki cezalara ilişkin makasa baktığımız zaman, örneğin, 10 bin TL’den başlıyor, 500 bin TL’ye kadar gidiyor. Hukukla alakalı bu derecede geniş takdir yetkisinin kullanıldığı idari para cezalarındaki bu şekildeki bir subjektif değerlendirme, aslında amacın alkolün verdiği zararlardan öte ülkedeki yaşam tarzını değiştirme olduğu gerçeğini kabullenmeyi bizim önümüze getiriyor.

Önümüzdeki dönemde, şimdi, biraz önceki yasalardaki yaptırımlara baktığımız zaman bunları kabul etmek, topluma bunları anlatmak mümkün değil. Alkol zararlıdır, bunun için her türlü şeyleri yapalım, altına imza da atalım ama eğer siz insanların özel yaşamına, bireyi devlet önüne koyarak… Önümüzde bir anayasa sürecinde “Yeni bir anayasa yapıyoruz, devleti kenara koyacağız, önce bireyin özgürlüklerini ön plana çıkartacağız.” dediğimiz bir Türkiye gerçeğinde ne yazık ki özgürlüklere müdahale ediyorsunuz, yaşama müdahale ediyorsunuz. Yani, bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bunları sizlerle paylaşmak istedim.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 7. Maddesindeki “31.12.2023” ifadesinin “31.12.2022” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

 

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Kazım Kurt                                        Musa Çam

                    Eskişehir                                             İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin 7 nci maddesinde yer alan “31.12.2023” ibaresinin “31.12.2030” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

             Erkan Akçay                              Alim Işık                            Mehmet Şandır

                 Manisa                                  Kütahya                                   Mersin

          Mustafa Kalaycı                      Mesut Dedeoğlu

                  Konya                             Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesiyle ilgili verdiğimiz önergemiz üzerinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu madde, teklifin alkolsüz maddelerinden biri. 2009 yılında çıkarılan 5838 sayılı Kanun’la Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 75’inci maddede, AR-GE ve destek personelinin çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanan gelir vergisinin; doktoralı olanlar için yüzde 90’ının, diğerleri için yüzde 80’inin tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edilmesi öngörülmüştür. 31/12/2013 tarihine kadar verilmesi öngörülen bu desteğin süresi, görüştüğümüz bu kanun teklifiyle 31/12/2023 tarihine uzatılmaktadır. Olumlu bir düzenleme olup sürenin daha da uzatılması, hatta süre öngörülmeyerek kalıcı bir madde hâline getirilmesi daha uygun olacaktır.

Esasen, asgari ücretten vergi alınmaması, bütün çalışanların vergi yükünün hafifletilmesi gerekmektedir. Anayasa Uzlaşma Komisyonunda asgari ücretten vergi alınmamasının tüm partilerce kabul edildiği açıklanmıştır. Gerekli kanun teklifini Milliyetçi Hareket Partisi olarak Meclis Başkanlığına çok önceden sunduk. Teklifimizde asgari ücretliden vergi alınmaması ve bütün çalışanların ücret gelirlerinin asgari ücret kadar kısmının vergi dışı bırakılmasını öngördük. Böylelikle, net asgari ücret yıllık yüzde 7 düzeyinde artmaktadır, işverene maliyette ise bir değişiklik olmamaktadır. Madem tüm partiler asgari ücretten vergi alınmamasında mutabık, neden bu düzenlemeyi yapmıyoruz? Asgari ücretten vergi alınmamasını Anayasa’ya yazmaya gerek yok ki. Asgari ücretlileri kandırmayın. Eğer tüm partiler samimilerse asgari ücretlileri sevindirecek düzenlemeyi bu teklife dâhil edebiliriz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz buna hazırız ve destek veririz.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre, çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine, insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücret hakkı bulunmaktadır. Ücretin temel insan haklarının güvencesi altında bir sosyal hak niteliğini taşıması asgari ücretin kaynağını ve temelini oluşturmaktadır.

Anayasa’mızın 55’inci maddesinde, asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartlarıyla ülkenin ekonomik durumunun da göz önünde bulundurulması öngörülmektedir. Yönetmelikte de asgari ücret işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün şartlarına göre asgari düzeyde karşılamaya yönelik ücret olarak tanımlanmaktadır.

Devletin resmî istatistik kurumu olan TÜİK, Asgari Ücret Komisyonuna sunduğu çalışmada tek bir işçinin toplam aylık harcamasının Kasım 2012 ayı itibarıyla 1.025,40 lira olması gerektiğini hesaplamıştır. Ancak, net asgari ücret 2013 yılının ilk altı aylık dönemi için 773 lira, ikinci altı aylık dönemi için de 804 lira olarak belirlenmiştir. Asgari ücret belirlenirken yine Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri göz ardı edilmiş, TÜİK tarafından hesaplanan bir işçinin geçim şartları için gerekli harcama tutarı dikkate alınmamıştır.

TÜRK-İŞ tarafından yapılan hesaplamaya göre, 2013 Nisan ayı itibarıyla, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 1.012 liradır. Mevcut asgari ücret gıda harcamasını bile karşılamamaktadır. Bugünkü asgari ücret sefalet ücretidir. Karın tokluğuna çalışan bir kişinin maliyeti bile bu asgari ücretten fazla olur. Zaten AKP zihniyeti her alanda taşeronlaşmayı yaygınlaştırarak bir sömürü düzeni kurmuş ve asgari ücretlileri çağdaş köleler olarak görmektedir. Asgari ücretli geçinemiyor. Bu parayla nasıl geçinsinler? Şiddetli geçim sıkıntısı nedeniyle hepsi borç batağına girmiştir. Merkez Bankası raporlarına göre tüketici kredisi borcu bulunanların yüzde 53’ü ücretli çalışanlardır. Yine, tüketici kredisi borcu bulunanların yüzde 39’unu bin lira ve altında geliri bulunanlar oluşturmaktadır. AKP Hükûmetinin asgari ücretlileri, işçileri nasıl borçlu hâle getirdiğini, nasıl süründürdüğünü bu resmî rakamlar göstermektedir. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.46

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

Teklifin 7’nci maddesi üzerinde verilen, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 7. Maddesindeki “31.12.2023” ifadesinin “31.12.2022” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sıra sayısı 463 olan Teklif’in 7’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu 7’nci madde Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 75’inci maddesiyle ilgili. Buradaki AR-GE’yle ilgili teşviki on yıl süreyle uzatıyor. Bu, nihayet hepimizin kabul edeceği, itiraz etmeyeceği bir madde. Bu maddenin getirilmesinden dolayı memnun olmamız lazım. Bu, 2999 yılında rahmetli Başbakanlarımızdan Ecevit döneminde çıkan bir kanunun -daha önce de uzatılmıştı- şimdi tekrar uzatılmasını getiriyor. Uzatılmasından dolayı çok memnunuz. Bir kere AR-GE’yle ilgili olduğu için çok memnunuz çünkü bizde AR-GE harcamaları hâlen çok düşük, binde 85 civarında, 2011 yılı rakamlarına göre çok düşük. Onun için AR-GE’yle ilgili bir teşvikin gelmesinden ya da daha doğrusu süresinin uzatılmasından memnuniyet duyuyoruz.

Bir de bu örnek 2999 yılında, biraz önce dediğim gibi, rahmetli Başbakan Ecevit zamanında çıkan, bizim de Genel Başkan Yardımcımız, Ankara Milletvekilimiz Emrehan Halıcı’nın da teklif ettiği çok önemli bir düzenlemeydi. Devlette devamlılığı gösterdiği için de bundan memnunuz. Ancak maddenin uzatılmasıyla ilgili bir şey, maddeyle ilgili hiçbir itirazımız yok ama maddenin uzatılmasıyla ilgili böyle bir öneri gelirken on sene bunu uzatıyoruz. “Peki, bundan önceki on senede ne olmuş?” diye bir bilgi de gelmesi lazım. Böyle bir bilgi gelmedi, ben bunu eleştiriyorum. Ya, on seneden beri bu uygulamadaydı, bu kanun uygulamadaydı. Hangi bölgede ne kadarlık bir AR-GE artışına sebep oldu, ne tür AR-GE artışlarına sebep oldu, bundan sonra uzatılmasının ne tür faydalarını bekliyoruz? E, bunları da bürokrasinin, teklif sahiplerinin getirmesi lazım. Bunları getirince tabii ki, memnun olacağız.

Özellikle tasarılarda bunlar gelirse çok daha yararlı, düzgün işler yaparız, sonuca daha iyi gideriz. Özellikle iktidar partisi milletvekillerine sesleniyorum, bu konularda eksikleri olan bakanları eleştirmeniz lazım. “Nasıl eksik kanun teklifi getiriyorsun, tasarısı getiriyorsun?” demeniz lazım. “Ben senden daha iyi bakanlık yaparım.” diye rekabete girmeniz lazım, arkadaşlar. Ben iktidarda daha iyi bakanlık yapacaklar olduğuna inanıyorum. Niçin bu tür eleştirileriniz olmuyor? Bu tür eleştirilerde bulunmamız yürütme organını yani Hükûmet üyelerini, Bakanlar Kurulunu daha iyi çalıştırır, daha dikkatli olurlar, “Nasılsa gönderiyoruz, geçiyor.” demezler, yönetmelikle çıkaracakları ya da bakan onayıyla çıkaracakları bazı düzenlemeleri buraya yasa olarak göndermezler, gönderdikleri zaman daha dikkatli getirirler, altyapısını oluştururlar.

Geçen akşam… Hatırlıyor musunuz? Salı akşamı, burada, bu torba tasarılardan varlık barışını görüşüyorduk. Bakan olarak Hükûmet adına Faruk Çelik vardı. Sordum “Varlık barışıyla ne kadarlık bir gelir bekliyorsunuz bütçeye ya da Türkiye’ye, yurda ne kadarlık döviz bekliyorsunuz?” dedim. Bunun bir projeksiyonu var mı? Yani sonuçta çok önemli bir kanun getiriyorsunuz. “Nedir bunun projeksiyonu, ne bekliyorsunuz?” “Bunu gerçekleştirdikten sonra söyleriz ama şimdi bunu bilemeyiz.” dedi.

“Şimdi bilemeyiz.” olur mu? Bu kadar önemli bir düzenleme getiriyorsun da “bilemeyiz” denmemesi lazım. Bunu ben eleştiririm muhalefet olarak, ama iktidar partisi milletvekillerinden de bunların eleştirilmesini beklerim. Eleştirmemiz lazım.

Burada da AR-GE’yle ilgili olarak bir düzenleme yapıyoruz. 1999’da çıkan bu düzenlemeyi tekrar on sene uzatıyoruz ama hangi gerekçeyle uzatılıyor, bunu sorgulamıyoruz. Hâlbuki bunları sorgulamamız lazım.

Ben mümkün olduğunca bunları çıkarmaya çalıştım. Şimdi, AR-GE harcamalarımız 2011 -en son rakamları var- 11 milyar civarında. Dediğim gibi binde 85. Çok düşük. Bu, gelişmiş ülkelerde yüzde 2,5-3 civarında. Yani biz onların daha üçte 1’i civarındayız, onun da altındayız. Ama AR-GE harcamalarımıza bakıyorsunuz, “binde 85” diyorum ama bu binde 85’in de önemli bir bölümü personel harcaması. Gerçek araştırmaya yönelik harcamalar değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bir de ağırlıklı olarak belli bölgelere yoğunlaşmış vaziyette.

Arkadaşlar, bir diğer maddede de konuşacağım.

Görüşmek üzere, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 8. Maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

 

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Musa Çam                                                                                                 Kazım Kurt

                        İzmir                                                                                                       Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

8’inci madde, Vergi Usul Kanunu’nun 151’inci maddesindeki “Bilgi vermekten imtina edememek” başlıklı hükmünde değişiklik getiriyor. Burada, (3) numaralı bentte, avukatların bilgi vermesi isteniyor Maliye Bakanlığına ve denetim elemanlarına. Şöyle bir hüküm ilave ediyoruz: “ayrıca avukatlık veya dava vekilliği sıfatı dışındaki sıfatları dolayısıyla muttali oldukları ahval ve hususlara” Yani avukatların avukatlık mesleği dışında bilgi vermelerini sağlamak istiyoruz çünkü, anladığım kadarıyla, şimdiye kadar meslek sırrı ya da sır saklamayla ilgili hükme güvenerek birçok avukat, aslında avukatlık mesleğiyle ilgili olmadığı hâlde bilgi vermekten imtina edebilmiş, onun için bunu düzenliyor. Bunu düzenlerken, burada biraz muğlaklık var, uygulamada sıkıntı olabilecek çünkü “avukatlık veya dava vekilliği sıfatı dışındaki sıfatları” derken bunun biraz daha netleşmesi lazım diye düşünüyorum. Ama, bunun dışında bu maddede de çok fazla eleştirmemiz gereken bir husus söz konusu değil.

Değerli arkadaşlarım, ben bunun dışında, bir Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak bu torba kanunda gördüğüm bazı eksiklikleri bu fırsattan istifade ederek sizlerle paylaşmak istiyorum. Sorunlu bazı maddeler var, özellikle onlarla ilgili sizinle fikrimi paylaşmak istiyorum çünkü konuyla ilgili olarak bizim, Komisyonda bazı konuları görüşme imkânımız olmadı: Salı günü bu konu Komisyonda görüşüldü. Salı günü yine Plan ve Bütçe Komisyonundan gelen bu varlık barışı, Sosyal Sigortalar Kanunu Tasarısı burada görüşülüyordu. Biz, bu tarafta, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin yarısı bu taraftaydı, yarısı Komisyondaydı. Komisyonda olamayan, benim gibi, arkadaşlarım bu kanunla ilgili olarak gereken çalışmayı yapamadık, fikrimizi Komisyonda yeterince beyan edemedik. Yani böyle üst üste gelince maalesef bu tür sıkıntılar oluyor.

Özellikle bu torba teklifin 29’uncu maddesinde şöyle bir hüküm getiriliyor: Otomobil ithalatçıları ve imalatçılarıyla ilgili bir ÖTV düzenlemesi yapılıyor. Otomobil imalatı ve ithalatıyla ilgili olarak şunu söyleyeyim: Yılda –verdikleri rakama göre- 750 bin motorlu kara taşıtı –otomobil demeyeyim- trafiğe çıkıyor; ithal ediliyor veya imal edilerek tüketime sunuluyor. Bunun çok büyük bir kısmı düzgün şekilde çalışan imalatçılar tarafından veya distribütörlük sözleşmesi olan ithalatçılar tarafından yapılıyor ama bir de piyasada “paralel ithalatçı” dediğimiz distribütörlük sözleşmesi olmadan otomobil getirenler var. Bunlar genellikle lüks otomobilleri getiriyorlar ama getirdikleri, ithal ettikleri fiyatın çok çok altında rakamlarla ÖTV ödüyorlar. Bu da -750 bin demiştim piyasaya çıkan araç- 7-8 bin araca tekabül ediyor. Bu 7-8 bin araç dolayısıyla bir vergi kaçağı söz konusu, bunların bir kısmı dolayısıyla. Bu düzenleme onun için yapılıyor, 29’uncu maddedeki düzenleme. Fakat bu 29’uncu maddedeki düzenleme, dediğim gibi, Komisyonda yeterince konuşmadığımız için bazı sıkıntılar getirebilecek diye düşünüyorum çünkü yeterince tartışmadığımız için, ticaretin olağan akışını etkileyecek bazı hükümler içeriyor. Daha doğrusu, sonuç olarak bunu doğuruyor, ticaretin olağan akışını etkileyecek sonuçlara yol açabiliyor. Bayileri komisyoncu duruma düşürebilecek bu düzenleme çünkü bu düzenleme sonrası, özellikle ithalat rakamını bayilere bildirmek istemeyen otomotiv ithalatçıları, doğrudan doğruya tüketiciye fatura kesebilecek, bayilerini komisyoncu durumuna düşürebilecek, piyasadaki ticari akış değişecek, bundan da sonuç olarak Maliye Bakanlığı ya da bütçe gelirleri zarar görebilecek.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 9. maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Musa Çam                                        Kazım Kurt                                        Aytuğ Atıcı

                        İzmir                                              Eskişehir                                            Mersin

                                                                            Özgür Özel

                                                                               Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Özgür Özel, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada önemli bir kanuni düzenleme var. Sayın Sağlık Bakanı yerini almış, burada olması gereken bakan Sağlık Bakanı ama bu kanunun görüşülmesi gerektiği komisyon da Sağlık Komisyonuydu. Eğer mesele sağlık olsaydı, amenna, başımızla beraber, eğer gerçekten vatandaşın sağlığını düşünseydik, 15 doktoru, 5 eczacı, 2 diş hekiminin, hemşiresi, yöneticisi, çevrecisi, sendikacısıyla Sağlık Komisyonunu baypas etmezdik. Sağlık Komisyonunun bu meseleyi ele alması için de… Sayın Sağlık Bakanının önemli bir ilk icraatı olurdu bu iş ama maalesef bu işten uzak durduk çünkü mesele, sağlık falan değil; mesele, kamu düzenine yönelik, -tırnak içinde- sizin aklınızdaki kamu düzenine yönelik bir şeyler yapma meselesi, âlemlere nizam verme meselesi. Pek çoğunuzun bireysel olarak yaşayamadığı bir düzeni Başbakan istiyor diye Türkiye’deki herkese dayatma meselesi, yaşam biçimini dayatma meselesi maalesef.

İşte, adım adım geldiğimiz noktada o 2000’li yılların başlarındaki gizli ajanda tartışmalarına artık bugün dönüp baktığınızda her şeyin birer birer gerçekleşmekte olduğunu görüyoruz. Peki, 1994’te “Hem laik hem de Müslüman olunmaz.” diyen Başbakan, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletinmiş, bak, koskoca yalan.” diyen Başbakan, buradaki bu yazının önünde laikliği koruyacağına ilişkin milletvekili yeminini burada ederken başka bir Başbakan, sonra kürsüden aşağı inince aslına rücu eden bir Başbakan, balkon konuşmaları yapan bir Başbakan, balkon konuşmasında “Farklı tercihleri demokrasinin gereği olarak görürüz.” deyip de liberallerden, aydınlardan alkış alan Başbakan ve “74 milyonun sesi olacağız.” diyen, referandumdan sonraki balkon konuşmasındaki Başbakan. O mu gerçek Başbakan, bu mu gerçek Başbakan? Yoksa 2 tane Başbakan var: Bir tanesi prompter’dan konuşan, balkon konuşmalarını prompter’dan yaparken hiçbir sıkıntımızın olmayacağını düşündüren Başbakan ama esas Başbakan galiba ezberden şiir okuyan Başbakan, Necip Fazıl’ın o dizelerinin içinden çok da böyle üstüne basa basa “Dininin ve kininin davacısı bir gençlik, öyle bir nesil yetiştirmeliyiz.” diyen Başbakan.

Şimdi, o Başbakanın ortaya koyduğu, dayattığı bir kanunla karşı karşıyayız. Pek çoğunuzun yaşamadığı bir yaşam biçimini Türkiye’ye dayatmaya çalışıyorsunuz ama şunu açıkça söylemek lazım, dillerden düşürmüyorsunuz, Alevi’si, Sünni’si, Hıristiyan’ı, Kürt’ü, Türk’ü, Çerkez’i, Laz’ı… Duygu sömürüsü yaparken bunları yapıyorsunuz, siyasete alet ederken yapıyorsunuz ama bin yıllık bir hukuk normunu, Magna Carta’dan bile daha eski olan bir hukuk normunu çatır çatır çiğniyorsunuz. Kanunlar geneldir, kanunlar herkes içindir ve eşit uygulanma ilkesine sahiptir ama gidiyorsunuz, öyle bir kanun yapıyorsunuz ki 4+4+4’te kanun maddesine “Peygamber efendimiz” ifadesi koyuyorsunuz, kanun maddesine “Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim” diyorsunuz.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Ne alakası var?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Benim için bir sorun yok, ben sizin geneline hizmet ettiğiniz Sünni bir Müslüman’ım ama bu ülkede Hıristiyanlar var, bu ülkede her türlü şeyi ifade ediyorsunuz. Böyle kanun maddesi yapılır mı? İşte şimdi, karşı karşıya olduğumuz… İstediğiniz kadar rahatsız olun, bu millet bize, bu gerçekleri haykıralım diye oy veriyor (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ve size çok enteresan bir şey söyleyeyim: Bir gizli ajanda yürüyor gidiyor ama neresindeyiz kim bilir. AKP’deki çok sevgili kadın milletvekillerine söylüyorum: Hedef 2023, oralarda ajandada neler yazıyor? Acaba kadınlar araba kullanabilecek mi, acaba kadın milletvekili olacak mı o hedef 2023’te? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Acaba, kadın milletvekilleri, istedikleri gibi giyinebilecekler mi Türkiye’de kadınlar? Ajandanın orasında kim bilir ne yazıyor? Ajandanın burasında alkol yasağı yazıyormuş. Bugün biz alkol yasağını konuşuyoruz. Bakın ne diyor, o liberallere, “yetmez ama evet”çilere okumak lazım: “Naziler, komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım, çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım, çünkü ben sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim çünkü ben sendikacı değildim. Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

Şimdi, o AKP iktidarının yaptığı her türlü uygulamada sesini çıkarmayanlar, bugün başka bir gerçekle karşı karşıyalar ve köşelerinden sizi eleştiriyorlar. Ama biz o gün de inandık, bugün de inanıyoruz: Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu andır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, konuşmacı, Sayın Başbakanımızla ilgili gerçek dışı ifadeler ve suçlamalarda bulundu.

BAŞKAN – Ne söyledi efendim gerçek dışı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, bir ton şey söyledi Sayın Başkanım, hangi birini sayalım? Mesela, Sayın Başkanım, ikili…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hangisi yalandı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – En az 30 kişi o salonda vardı Başbakanın konuşmasında.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Söylediklerinin hepsi gerçek.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hangisi gerçek?

BAŞKAN – Sayın Canikli, sataşma nedeniyle iki dakika söz vereceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen, yeni sataşma yapmayalım, mahal vermeyelim.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in görüşülen kanun teklifinin 9’uncu maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Bazıları belki anlamıyor, anlamakta zorlanıyor olabilir ama Sayın Başbakanımız otuz yıl önce neyi söylüyor ve gerçekleştiriyorsa, yirmi yıl önce neyi ifade ediyorsa bugün de aynı şeyi söylüyor, aynı şeyi savunuyor.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Değişmemiş miydi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Millî görüş gömleği ne oldu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Çizgisinde, söylemlerinde kesinlikle en ufak bir sapma söz konusu değildir, bunun bir tane de örneği yoktur ama bunun hangi ortamda söylendiği çok net bir şekilde ortaya konulmadan, tam olarak nüfuz edilmeden bu açıklamalar son derece yanlıştır, doğru değildir.

Bakın, değerli arkadaşlar, bizim programımıza bakın, alkolle ilgili, gençlerin özellikle diğer zararlı alışkanlıklardan kurtarılmasıyla ilgili o zaman ne söylemişsek bu parti kurulurken, bugün aynı şeyi söylüyoruz ve yapıyoruz, hiçbir fark yok, zerre kadar fark yok. Bizim uygulamalarımızda parti olarak da, parti politikaları olarak da on yıl önce kuruluşta ne yazmış isek, kamuoyuyla ne paylaşmış isek, neyin sözünü vermiş isek bugün de aynısını yapıyoruz. Biz o zaman da gençlerimizi ve nesillerimizi kötü alışkanlıklardan koruyacağımıza, kurtaracağımıza söz verdik, bugün onun gereğini yapıyoruz. Ne yapıyoruz? Bunu netleştirmeniz gerekir. Alkol, alkolizm bu toplum için zararlı mıdır, değil midir, buna bir karar verin. Ve biz onu teşvik…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Zararını herkes biliyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kimsenin içtiğine, giydiğine karışmıyoruz, karışmadık, biz on yıldan beri iktidardayız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu biz de savunuyoruz. Sağlık Komisyonu, Sağlık Bakanı... Yaşam biçiminizi dayatıyorsunuz insanlara.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Canikli, biz faşizme karşıyız, faşizme!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Eğer öyle olsaydı bunun bir tane örneğini bugün göremezdiniz. Var mı somut olarak bugün? Hep söylediniz, iktidara gelmeden önce “Şunlar olacak, bunlar olacak.” dediniz, hiçbirisi olmadı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Her biri oldu.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Olmadığı için zaten milletin teveccühü artarak devam ediyor. Bundan sonra da sizin dediklerinizin hiçbirisi olmayacak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Resmî bayramları kaldırıyorlar.” dedik, kaldırmadınız mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama bu milletin zararına olan, bu milletin geleceğini karartacak olan…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Faşizme karşıyız, faşizme.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …her türlü kötü alışkanlıklarla mücadele etmeye devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ile 17 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1524) (S. Sayısı: 463) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 10. Maddesindeki “kararın tebliğinden itibaren bir ay” ifadesinin “iki ay” olarak değiştirilmesini arz ederim.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Musa Çam                                        Kazım Kurt                                     Emre Köprülü

                        İzmir                                              Eskişehir                                           Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Emre Köprülü, Tekirdağ Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; özellikle ülke ekonomisine ve turizme katkı sağlayan, Tekirdağ rakısının da üretildiği bir ilin milletvekili olarak söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygılarımla selamlarım.

Belki buradan da son kez “Tekirdağ” adını da söylemem gerekiyor herhâlde çünkü “Tekirdağ” adı rakıyı, içkiyi çağrıştırdığı için belki yakında onu da yasaklayabilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, ülke olarak “Yok artık, bu kadar da olur mu?” denecek olaylar yaşıyoruz. Daha doğrusunu söylemek gerekirse, bu düzenlemeyi yapanlara yakışan ama Türkiye’ye yakışmayan bir durumla karşı karşıyayız. Neden böyle söylüyorum? Cumhuriyetin 90’ıncı yılında demokrasiyi artırmak, özgürlükleri genişletmek ve içselleştirmek gerekirken, özel hayata ve yaşam tarzına açık olarak müdahale eden yasakçı bir zihniyetle karşı karşıyayız. Teklifin altında yatan, açık bir şekilde, belli bir şekilde, belli bir yaşam tarzını dayatmayı hedef alan yasakçı bir anlayış.

Şimdi, alkol kullanımını, alkol alışkanlığını azaltmaya çalışmak alkol kullanımını yasaklamayı gerektirmez.

Alkol tüketip tüketmemenin dışında… Bireysel hak ve özgürlüklere bir darbe indirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Her türlü kötü alışkanlıklardan, her türlü kötü eylemlerden gençleri korumak devletin anayasal bir görevi. Neden bu böyle? Açıkça söyleyelim, Anayasa’nın 58’inci maddesi. Ne diyor burada? Okuyacağım ki bu maddenin tam olarak içeriği ne, bu anlaşılsın. Diyor ki: “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti, alkol tüketiminde Avrupa sonuncusu. Şimdi sanki çok ciddi bir alkolizm tehlikesi varmış, alkol çok ciddi bir tehlikeymiş gibi bir algı yaratıp toplumda alkol tüketimini yasaklamaya çalışmak, Türkiye Cumhuriyeti’nde tüketilen alkolü düşündüğümüz zaman asıl ihtiyacımız değil ama bu madde metninin de içinde yer alan başka bir ihtiyaç var.

Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekiliniz az önce, Milletvekilimiz Özgür Özel’in konuşmasına cevap vermek için çıktı ve dedi ki: “Biz gençleri, toplumu, her türlü kötü alışkanlıklardan korumak için tedbir alırız.” (AK PARTİ sıralarından “Doğru söylüyor.” sesi) Doğru söylüyor değil mi, doğru söylüyor? Ben, bu maddede geçen bir ibareye sizin dikkatinizi çekmek istiyorum. Ne diyor? “Uyuşturucu maddelerden, suçluluk ve kumardan…” Herhâlde, burada önemli olan… AKP, işin içine para girdiği zaman, ne kötü alışkanlık dinliyor ne başka bir şeye dikkat ediyor, işin içine para girdi mi hiçbir şey umurunda değil. Neden böyle söylüyorum? Türkiye Cumhuriyeti’nde AKP iktidarında kumar katbekat artmış. (AK PARTİ sıralarından “Nerede?” sesi) Nerede mi? Söyleyeyim; her gün at yarışı var, her gün bu ülkede şans oyunları var. Günde 4 milyon kişi sizin iktidarınız döneminde şans oyunlarına para yatırıyor. Bunun adı ne? Açık söyleyelim, açık söyleyelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Siz, toplumun yaşam tarzına müdahale etmek istiyorsunuz. İşin içerisine para girdiği zaman sizin için hiçbir anlamı yok başka şeylerin.

Onun dışında, burada bir milletvekilimiz bir konuşma yaptı, döneminizde uyuşturucu kullanımı çok ciddi boyutlara ulaşmış. Bugün genç yaşta çocuklar istedikleri anda uyuşturucuya ulaşabilecek bir noktadalar. Bununla ilgili ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey yapmıyorsunuz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen ne yaptın?

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) - Ben iktidar değilim.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Niye? Ne alakası var?

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) - İktidar olan sizsiniz, siz bu sorunu çözeceksiniz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sizin sorumluluğunuz yok mu?

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Siz, toplumda herhangi bir alkolizm tehlikesi yokken yaşam tarzına müdahale etmek için, hayat tarzına müdahale etmek için alkolizm tehlikesi varmış gibi yapıp bu noktada bir düzenleme getirmeye çalışıyorsunuz. Bu açık olarak belli. Sizin maskeniz düşmüş durumda. Siz demokrasiye inanmıyorsunuz, özel hayata inanmıyorsunuz; kendi yaşam tarzınızı topluma dayatmaya çalışıyorsunuz. Bu kafayla da giderseniz, öyle başkanlık rejiminde, demokrasi hayallerinde bu ülkeye hiçbir şeyi yutturamazsınız diyorum.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı var, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 11. Maddesindeki "ay" ifadesinin "açıldığı yılın ertesi yıl başından başlamak üzere" şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

 

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Musa Çam                                        Kazım Kurt                                     Muharrem Işık

                        İzmir                                              Eskişehir                                           Erzincan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin 11 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                  Erkan Akçay                                   Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                      Manisa                                              Mersin                                               Konya

                     Alim Işık                                     Mesut Dedeoğlu                                                                        Kütahya              Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu gündemine yeni bir torba yasa daha getirmiştir. Hükûmet, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama görev ve yetkisine zarar veren torba yasa uygulamasını sürdürmektedir. Hükûmet bu konuyu âdeta bir alışkanlık hâline getirmiştir. Hükûmet tarafından acele bir şekilde Genel Kurula getirilen bu torbanın içi boştur. Milletimiz lehine önemli bir çalışma ve fayda yoktur. Milletimizin gündemiyle Hükûmetin gündemi hep farklılık arz etmektedir. Hükûmet her türlü, milletimizin gündemini yakalayamamıştır, yakalamış olsaydı, bu torba yasaların içinde milletimiz için daha yararlı ve daha faydalı çalışmalar yer alırdı.

Hükûmetin açılım politikalarıyla bölünmeye doğru sürüklenen ülkemizde işsizlik, hâlen en önemli sorunlar arasında yerini korumaktadır.

Emeğin karşılığını alamayan çiftçimiz ekimden uzaklaşmış durumdadır. Yine Türkiye genelinde ve Kahramanmaraş ilimizde yüksek girdiler nedeniyle ekim alanları azalmış ve ahırlar neredeyse bomboş hâle gelmiştir. Tarım ve hayvancılık alanında verim de, üretim de düşmüştür.

Ülkemizde hemen hemen her konuda ithalat ön plana çıkmıştır. Ülkemizin ekonomik ve siyasal hayatında çok önemli bir konuma sahip olan esnaf ve sanatkârlarımız ekonomik sıkıntıya düşmektedir.

İşçi, memur, emekli ve asgari ücretli kesim de aynı şekilde zor durumdadır. Emeklilerin büyük bir çoğunluğu ve asgari ücretli kesim, yoksulluk sınırı altında yaşam mücadelesi vermektedir. Hükûmet üretime ve istihdama katkı sağlayacak yasal düzenlemelere daha fazla ağırlık ve öncelik vermelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 11’inci maddesiyle 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 8 sayılı tarifesinin 11’inci “finansal faaliyet harçları” bölümünde yer alan “her şube ve her yıl için” ibaresi, “her şube ve her yıl için şube açılışında şubenin açıldığı ay, kesinti tam ay sayılmak suretiyle teklif yılının kalan ay süresine isabet eden harç tahsil edilir.” şeklinde değiştirilmektedir. Bu düzenlemeyi kabul etmek mümkün değildir. Bilindiği gibi, bankacılık sektörü ülkemizdeki en kârlı sektörlerden birisidir. Buna rağmen harç uygulamasında bankacılık faaliyetlerine bir ayrıcalık tanımak kabul edilemez bir durumdur. Bu düzenleme, vergilemenin eşitlik ve genellik gibi ilkelerine aykırıdır. Eğer harç alınmasa da kesinti süreleri hesaplanacaksa bu kural 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda belirtilen iş yeri harçları, noter harçları, tapu ve kadastro harçları, pasaport, ikametgâh tezkeresi, gemi ve liman harçları, imtiyazname, ruhsatname ve diploma harçları, trafik harçları gibi her türlü harçlar için de getirilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her fırsatta sürekli olarak bankaların kârından bahseden Hükûmet, milletimizin zararlarından hiç söz etmemektedir. 2012 yılında 7,8 milyar liralık konut kredisi ve 21,8 milyar liralık ihtiyaç kredisi takibe düşmüştür. Buna göre, 194.038 kişi bankalardan kullanmış olduğu 7 milyar 886 milyon 360 bin lira tutarındaki konut kredisini ödeyememiştir. Yine, aynı yıl içinde, 5 milyon 214 bin 919 kişinin 21 milyar 820 milyon 823 bin liralık ihtiyaç kredisi, borç yüzünden takibe düşmüştür.

Bütün bu konuları Hükûmetin dikkatine sunarak, bu vesileyle değişiklik önergemizin kabulünü dileyerek yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 00.28

 

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

Teklifin 11’inci maddesi üzerinde verilen Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu  ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 11. Maddesindeki “ay” ifadesinin “açıldığı yılın ertesi yıl başından başlamak üzere” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                      Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, beş dakikayı doldurmak için otururken birkaç kelime yazdım, o kelimeleri önce okumak istiyorum.

Bir tanesi “zorba”, anlamı, gücüne güvenerek hükmü altında bulunanlara söz hakkı ve davranış özgürlüğü tanımayan kimse, diktatör. Diğeri “hain”, zarar vermekten, üzmekten veya kötülük yapmaktan hoşlanan, kötü bir niyet taşıyan kimse. Otururken yazdığım bir diğer kelime de “ikiyüzlülük”, özü sözü bir olmama durumu; bildiğinden, inandığından ve olduğundan başka türlü görünme veya göstermeye çalışma. İkiyüzlülük de tüm zararlı ve kötü nefsaniyet ve bencillik tezahürleri kısmen teşvik eden kısmen de  maskeleyen çok kötü bir silahtır. İkiyüzlülük, duyduğundan, bildiğinden, inandığından, benimsemiş bulunduğundan ve olduğundan başka türlü görünerek bencilce bir çıkarı elde etmek çabasıdır. İkiyüzlülük ya da samimiyetsizlik öyle bir hastalıktır ki zararı en başta kişinin kendisine olmakla beraber topluma yansır ve toplumu çok kötü etkiler. Bir diğer kelime “megalomani”, kişinin kendisine gerçekten uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırmasıdır; derin bir ruhsal sorunun belirtisidir; büyüklük hezeyanları, kişinin yetenekleri, nitelikleri ve yaşantısı hakkında mantıksız inançlara dayanır. Bunları tamamen zamanı doldurmak için okudum.

Şimdi, yasaya baktığımız zaman, tabii, 11’inci maddede daha çok bankacılıkla ilgili düzenlemeler yapılmış ama yasanın toplamını da en fazla ilgilendiren, gençleri korumak için çıkardığınızı söylediğiniz maddeler. Gençleri korumak istiyorsunuz, çok güzel. Buna karşı çıkan da olmaz. Nasıl ki biz barışa karşı çıkmıyorsak, alkolle ilgili de gençleri korumak için her zaman çabalarız. Gençleri korumak istediğiniz zaman, her zaman için hedefinizi de kindar gençlik koyup… Bunu söylediğimiz zaman kızıyorsunuz ama hedef olarak gösteriyorsunuz.

4+4+4’le kız çocuklarını kocaya göndermeye karar verdiniz, erkekleri fabrikaya gönderip çalıştırmaya karar verdiniz. Toplumda her şeyi karıştırıyorsunuz, toplumun tamamen yapısını bozuyorsunuz. Önce yumuşak yumuşak bize davranıyorsunuz ama buraya geldiğiniz zaman burada her şeyi dönüştürmek için her şeyi yapıyorsunuz.

İşe alımlarda korkunç ayrımlar yapıyorsunuz. Engellileri bile alırken ayrım yapıyorsunuz. Toplumun belli bir çoğunluğunu yok sayıyorsunuz. Balkon konuşmalarında “Bize oy veren de vermeyen de herkes kardeşimizdir, dostumuzdur, akrabamızdır; herkese eşit davranacağız.” diye o verdiğiniz birlik, beraberlik mesajlarını ikinci gün unutuyorsunuz, tam tersi için talimatlar alıyorsunuz. “Emniyette, suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analiz yapılsın. Vatana, millete ve bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin.” diyen zihniyeti şu anda tekrar görev başına getiriyorsunuz. Bu da sizin müdürünüz.

Her 4 kişiden 1 tanesi antidepresan kullanıyor Sayın Bakanım. Geçen sene satılan 38 milyon antidepresan ilaç var, yüzde 160 artış var on yıl içinde. En fazla da 15’le 25 yaş arasındaki çocuklar kullanıyor, gençler kullanıyor. Bu toplumda 75 milyonun yüzde 84,1’i yoksulluk sınırında yaşıyor, zorluk sınırında. Simit fakirin kızarmış ekmeği olmuş, et bulamıyor. Her 4 kişiden 1’i, biraz önce dediğim gibi, antidepresan kullanıyor, bunun yanında alkol kullanma yaşı 12’ye, 13’e düştü. 100 öğrenciden 15’i uyuşturucu kullanıyor, artık okul bahçelerinin içine girdiler, dışarıda değil, bahçenin içinde kullanıyorlar. On yılda fuhuş yüzde 220 artmış, kadın cinayetleri yüzde 1.400 artmış, iş kazaları yüzde 114 artmış. Kaçak sigarada patlama olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Doğu’ya, Güneydoğu’ya gidin, polis orada geziyor, orada kaçak sigara satılıyor. Siz azaldığını sanıyorsunuz, azalmadı, arttı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı işi gücü bırakmış kimi müdür atayayım, kimi müdür yardımcısı yapayım diye kadrolaşma yapıyor. Hiçbir zaman için de gidip toplumun analizini yapmıyor. Yardımlaşmayı kime vereceğim diye ayrımlar yapılıyor bu toplumda. 75 milyonun şu anda ne duruma geldiğini zaten biliyoruz.

Bankalara gelince, bu yasada getirmek istediğiniz: 2002 yılında 7 milyar TL olan tüketici kredileri şu anda 250 milyar TL’ye çıkmış. 2002 yılında 1,6 milyon olan bankalara borçlu kişi sayısı şu anda 13 milyona çıkmış. Bu düzenlemeyle getirdiğiniz, o kurtaracağınız yabancı bankalara sağlayacağınız çıkarlarla şu anda 26 milyar para kazanacaklarını garanti ediyorlar. Rahmetli Erbakan ne güzel söylemiş, size söylemiş bunu, “Yahu arkadaşlar, ağacın yaprağını yıkasan ne olur, yıkamasan ne olur. Ağacın kökü çürük, bu kötü.” demiş, çok doğru söylemiş. Şu anda bence tamamen toplumun kökünü çürütüyorsunuz. Kendiniz bir şeyler yapmak için, hedefinize ulaşmak için uğraşıyorsunuz ama toplumu yok etmeye çalışıyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin 12 nci maddesinin (2) nci fıkrasında yer alan “düzenlemek” ibaresinden sonra gelmek üzere “Kur’an kursu” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                   Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                      Manisa                                              Mersin                                               Konya

                     Alim Işık                                     Mesut Dedeoğlu                                Mustafa Erdem

                     Kütahya                                     Kahramanmaraş                                      Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 12. maddesinin 2. fıkrasındaki “ile diğer harcamalar” ifadesinin tasarı metninden çıkartılarak yerine “diğer işletme giderleri” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Musa Çam                                        Kazım Kurt                                       İhsan Özkes

                        İzmir                                              Eskişehir                                           İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

463 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 12. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                    Hasip Kaplan                             Abdullah Levent Tüzel

                       Bingöl                                               Şırnak                                              İstanbul

                 İbrahim Binici                              Sırrı Süreyya Önder

                    Şanlıurfa                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Bu düzenleme ile; Kur'an kursu, yurt ve pansiyonların iaşe ibate ihtiyaçları ile diğer harcamalarına ilişkin bütçelerini, mali yıl itibarıyla düzenleme işi Başbakanlık Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün görevleri arasına alınmıştır. Yani, Kur'an kursunda okuyan ve yurtlarda kalan öğrencilerin bütün giderlerinin bütçe tarafından karşılanması öngörülmüştür.

Böyle bir düzenleme yapılmak isteniyorsa örgün öğretimde ve yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin de tüm giderlerinin bütçe tarafından karşılanması gerekir. Aksi takdirde bu düzenleme devletin din hizmetlerine doğrudan müdahalesini içeren bir düzenleme olur. Devletin dini faaliyetlere doğrudan müdahalesi, şekillendirmesi ve idaresinin eline alması, 28 Şubat sürecinde yaşananları ve bu kararların 2. Maddesini hafızalara getirmektedir. "Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak gereği Milli Eğitim Bakanlığı'na devri sağlanmalıdır." Bu karar, kendini 28 Şubat mağduru olarak lanse eden AKP'nin, cuntacılar gibi dini kendi kontrolü altına alma çabasıdır.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 12. maddesinin 2. fıkrasındaki “ile diğer harcamalar” ifadesinin tasarı metninden çıkartılarak yerine “diğer işletme giderleri” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, mevcut Yasa “Bu kurslarda okuyan öğrenciler için yurt ve pansiyonlar açmak ve yönetmek.” şeklindedir. Görüşülen bu torba yasa teklifinin 12’nci maddesi ise şöyledir: “Bu kurslarda okuyan öğrenciler için yurt ve pansiyonlar açmak ve yönetmek, Kur'an kursu yurt ve pansiyonların iaşe ve ibate ihtiyaçları ile diğer harcamalarına ilişkin bütçelerini mali yıl itibarıyla düzenlemek, yurt ve pansiyonların her türlü alım-satım işlemlerini yürütmek.”

Sayın milletvekilleri, öğrencilerin “iaşe ve ibate ihtiyaçları” anlaşılıyor ancak “diğer harcamalarına ilişkin bütçeler” deniliyor ki burada belirsizlikler var. Keşke diğer harcamaların da ne olduğu açık seçik belirtilseydi.

Maddenin son bölümüne dikkatinizi çekerim: “Yurt ve pansiyonların her türlü alım-satım işlemlerini yürütmek.” deniliyor. Buradaki “her türlü alım-satım işlemleri” ibaresinin ucu açıktır, keyfîliğe ve suistimallere davetiye çıkarır durumdadır. Yurt ve pansiyonların binalarının alım-satımı da dâhil midir, değil midir?

Sayın milletvekilleri, Diyanetin diyanet olarak kalmasına özen gösterilmelidir. Diyanetin diyanetten çok, ticaret ve siyasete dalmasının ne yüce dinimize ne de ülkemize hiçbir yararı olmaz.

Halk arasında söylenen ve istisnası az olan bir şey vardır ki: “Para adamı bozar.” Dileriz Diyanet de devasa bütçesiyle, haç, paralarıyla, Diyanet Vakfı paralarıyla bozulmaz.

Diyanette yolsuzluk, zimmet, usulsüzlük gibi nedenlerle açılan idari ve adli soruşturmalar her geçen yıl artıyor mu, artmıyor mu? Hacılardan alınan yüzde 5 ihtiyat akçesinden 400 bin Türk liranın Diyanet İşleri Başkanının lojman tamiratına harcandığı, soru önergelerime verilen cevaplarla ortaya çıkmıştır ve Sayın Başkan bu lojmanda oturmaktan vazgeçmek durumunda kalmıştır.

2011 yılı hac hesaplarında 14 milyon 500 bin Suudi Arabistan riyali kadar bir paranın fazladan harcandığının tespit edildiği, bunun kapatılması için sahte fatura temin edildiği ve bir ihbar üzerine sahte faturalara el konulduğu iddialarıyla ilgili bundan tam bir yıl iki ay kadar önce verdiğim soru önergesine hâlâ cevap verilememiştir.

Öte yandan, Rekabet Kurumu, Diyanetin ticari etiğe uymadığını, haksız rekabet yaptığını açıklamıştır. Maalesef Diyanet, dini ticarete dönüştürme yolunda hızla ilerlemektedir. “Kefenin cebi yok.” diyen Diyanet ele veriyor talkını, kendi yutuyor salkımı.

Sayın milletvekilleri, Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığının diyanet ekseninden kayması, siyaset ve ticarete açılması, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin genleriyle oynanmasına yol açmaktadır. Diyanet, en pahalısını yaptırdığı hac paralarıyla doymuyor; camilerin üzerine kurdurduğu baz istasyonlarından aldığı paralarla da doymuyor; dışladığı, ötekileştirdiği Alevilerin vergileriyle de oluşan devasa bütçesi ile de doymuyor; cami altı ve civarı iş yerlerinden aldığı kiralarla da doymuyor; Diyanet Vakfı gelirleriyle de doymuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Diyanet paraya doymuyor. Ne diyelim, Diyaneti millet doyuramıyor, Allah doyursun. Biliyorsunuz karnı ve gözü doymak bilmeyeni ancak toprak doyurur.

Teşekkür ederim, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin 12 nci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “düzenlemek” ibaresinden sonra gelmek üzere “Kur’an kursu” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Erdem (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Erdem, Ankara Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12’nci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, konu alkol olunca bir televizyon haberini sizinle paylaşmak isterim. 2005 yılında Türkiye’de madde bağımlılığından tutuklananların sayısının 2.600 veya 2.500 kişi olduğu ifade ediliyor. Yine, aynı haber programında, 2012 yılı sonu itibarıyla madde bağımlılığı veya uyuşturucudan dolayı tutuklananların sayısının 76 bin olduğu ifade ediliyor. Ülkemizde, zina ile ilgili endişelerin olduğu, boşanmaların had safhaya çıktığı, bir şekilde uyuşturucu kullanımının arttığı bir dönemde sorumluluk mevkisinde olanların kendilerini sorgulamasının herhâlde Allah rızası için uygulanması gereken temel kural olduğunu duyuruyorum. Bu vesileyle de Kur’an ayetinin inananlara hitaben bölümünü “Ey iman edenler, niçin dediklerinizi yapmazsınız?” Allah katında en büyük günahlardan birisi, kişinin söylediklerini yapmaması olarak ifade edilir.

Şimdi gelelim Diyanet İşleri Başkanlığımızın ilgi alanına. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki Diyanet ve din ülkemizde çok hassas alanlardır. Özellikle, bilen bilmeyen, ilgili ilgisiz herkesin bu konu üzerinde fikir beyan etmesi hem dinimize hem Diyanetimize hem de millî birlik ve beraberliğimize gölge düşürmekte, zarar vermektedir. Elbette din alanının dışında resmî sorumluluk konumunda olmayanların bu güzide kurumu korumak gibi asli bir görev ve sorumluluğu varken, Diyanet İşleri Başkanlığında “din görevliliği” unvanıyla görev yapanların da bu kurumu korumaları, temsil ettikleri alanı kusursuz bir şekilde temsil etmeleri fevkalade üzerinde durulması gereken bir husustur. Özellikle, bizim kültürümüzde “şeref-ül mekân bil mekin” ifadesiyle, kurumların onları temsil edenler tarafından tanıtımına veya zarar görmemesine çok büyük önem verildiği ifade edilir.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığımız, zaman şümul ve mekân şümul bir dinin ebedî âleme gidenlere ışık saçtığı bir dönemde, seküler bir alanın göreceli uygulamalarıyla siyaset kurumu şeklinde ifadesini bulan bu alanda etki altına girmeleri ve dinî otoriteyi siyasi otoritenin altına alacak bir uygulamada bulunmaları, öncelikle yüce dinimize verilmiş en büyük zarar, sonra da bu millete yapılmış en büyük haksızlık olur.

Sayın Sağlık Bakanımız şu anda buradalar. Kendilerinin, kamuda şüyu bulan bir hususu buradan teyidini özellikle istirham etmek isterim. Ana sütü bankacılığı veya süt kardeşliği konusunda Diyanet İşleri Başkanlığımızdan fetva istediği ama sonradan buna olumsuz olarak cevap verildiği, arkasından da ikinci bir talepte bulunulduğu ve Din İşleri Yüksek Kurulunun da iki eksik üyeyle fetva değil, bir görüş, bir mütalaa  sunduğu ifade ediliyor.

Burada dikkatlerinize arz etmek isterim, nasıl oluyor da Diyanet gibi bir güzide kurum, öncelikle Allah’a karşı sorumlu olması lazım gelirken bir siyasinin iradesine mahkûm olarak dinle ilgili hassas bir alanı bir polemik konusu hâline getirebiliyor?

Değerli milletvekilleri, yüce dinimizin kuralları “mevridi nasda içtihada mesağ yoktur” hükmüyle hakkında açık hüküm bulunan şeylerin yoruma mahal olmadığını bize ifade eder. Bununla birlikte, eğer hâlâ Diyanet kurumu bu özelliklerine saygı gösteremez ise sorumluları Allah’a havale ediyor, sizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 13’üncü madde üzerinde aynı mahiyette üç adet önerge vardır, okutacağım, birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 13 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Erkan Akçay                                       Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                  Manisa                                                 Mersin                                               Konya

              Mesut Dedeoğlu                                      Alim Işık                                      Mustafa Erdem

                Kahramanmaraş                                    Kütahya                                             Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Kazım Kurt                                 Rahmi Aşkın Türeli

                  İstanbul                                              Eskişehir                                              İzmir

              Bülent Kuşoğlu                                      İzzet Çetin                                       İhsan Özkes

                  Ankara                                                 Ankara                                             İstanbul

                                                                            Musa Çam

                                                                                İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                    Mustafa Ataş

      Giresun                                  İstanbul                                  İstanbul

Nusret Bayraktar                   Osman Aşkın Bak                       Mehmet Geldi

        Rize                                    İstanbul                                  Giresun

Ahmet Haldun Ertürk             Mustafa Gökhan Gülşen              Harun Karaca

     İstanbul                               Kastamonu                               İstanbul

     Ali Aşlık                         Süreyya Sadi Bilgiç                   İsmail Kaşdemir

        İzmir                                     Isparta                                 Çanakkale

Muhammet Bilal Macit               Nurdan Şanlı                           Yılmaz Tunç

     İstanbul                                  Ankara                                    Bartın

Fatih Şahin                                İdris Şahin                        Ahmet Tevfik Uzun

      Ankara                                   Çankırı                                   Mersin

Hacı Bayram Türkoğlu                Hilmi Bilgin                           İsmail Güneş

       Hatay                                     Sivas                                      Uşak

Şirin Ünal                                 İsmet Uçma                                    

     İstanbul                                  İstanbul                                      

Adnan Yılmaz                            İhsan Şener                         Nureddin Nebati

     Erzurum                                    Ordu                                    İstanbul

Osman Boyraz                         Mehmet Öntürk                       Muzaffer Aslan

     İstanbul                                   Hatay                                   Kırşehir

Adem Yeşildal                       Mehmet Erdoğan                       Yahya Akman

       Hatay                                  Adıyaman                               Şanlıurfa

Hüseyin Bürge                        Sevim Savaşer                      Bedrettin Yıldırım

     İstanbul                                  İstanbul                                   Bursa

Osman Kahveci                      Muhyettin Aksak                  Ahmet Baha Öğütken

     Karabük                                 Erzurum                                 İstanbul

Zeyid Aslan

   Tokat

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin geri çekilmesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin bu yüce Meclisten kaçırdığı Sayıştay raporlarında, hazine arazileri üzerinde bulunan cami ve mescitlerin ticari ünitelerinin herhangi bir yasal mevzuata dayanmaksızın Diyanete devredildiği ve hazineye aktarılması gereken gelirlerin yüzde 25’inin bir dinî vakfa aktarıldığı yönündeki tespitler bu torba kanun önerisi ile yasal hâle getirilmektedir. Yasa önerisine göre Diyanet bu tür ticari işletmeleri istediği dernek ve vakıflara kiralayacaktır. Sayıştayın Haziran 2012’de hazırladığı Maliye Bakanlığı Genel Bütçe Hesabı 2011 Yılı Taslak Denetim Raporu’nda “Maliye Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan 21 Aralık 2006 tarihli protokolle cami, mescit ve müştemilatlarının baz istasyonu kurulması ve ticari faaliyetlerde kullandırılması amacıyla kiralanmasına ilişkin yetkiler belirli sınırlar dâhilinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmiştir.” denilerek yapılan işlemin yasal olmadığı şöyle açıklanıyor: Mülkiyeti hazineye ait taşınmazların kiraya verilmesi sonucu elde edilen ve kamuya ait olması gereken genel bütçe gelirinin vakfa aktarılması yolunu açmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bekir Başkanım, doğru mu söylüyor? Bekir Başkan, siz dinlemiyorsunuz.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Sayıştay raporunun basında geniş yer bulması üzerine verdiğim üç soru önergesine gelen cevaptan Diyanet İşleri Başkanlığının 23 milyon 795 bin lira gelir elde ettiği anlaşılmıştır. Tespit edilen 24 milyon lira kadar gelir Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bir vakfa yasal düzenleme olmaksızın devredilmiştir. Bu maddenin yasalaşması ile, yani şu görüştüğümüz maddenin yasalaşması hâlinde Sayıştayın “kamunun” dediği paranın tamamı Diyanete devredilmekte ve “İstediğin gibi harca.” denilmektedir.

Değerli milletvekilleri, maddenin son cümlesinde yer alan ibareye dikkat ettiğimizde “Diyanet bu parayı derneklere ve vakıflara aktarabilir.” denilmektedir. Sayıştayın “Kamunun hakkıdır.” denilen para Diyanetin kontrolünde dernek ve vakıflara aktarılacaktır, maddeye göre de kimlere aktarılacağı Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından belirlenecektir. Maddenin sonundaysa “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce (1)’inci fıkrada belirtilen yerlerden elde edilen ve banka hesaplarında tutulan gelirler hakkında da aynı hükümler uygulanır.” denilmektedir. Böylelikle, Diyanetin banka hesaplarındaki faizleri de güvence altına mı alınmaktadır?

Değerli milletvekilleri, Sayıştay raporuyla ortaya çıkan yolsuzluğun, usulsüzlüğün üzeri bu maddeyle kapatılmaktadır, gayrimeşruluğa meşruluk, diğer bir deyimle “aklama” yapılmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Hazreti Muhammed zamanında mescitlerde hiçbir ticaret yapılmadığı gibi, ibadethanelerin ticarete çevrilmesi de yasaklanmıştır. İslam tarihinin hiçbir döneminde, Emevîler, Abbasîler, Selçuklular, Osmanlılar döneminde mescitler, camiler asla ve asla ticaret mahalli olmamıştır. Ülkemizde, cumhuriyet tarihinde de ibadethaneler kâr amaçlı kesinlikle kullanılmamıştır. Ne acıdır ki özellikle son yıllarda camiler ve mescitler âdeta ranta dönüştürülmektedir. Yüce Allah bir ayette “Mescitler şüphesiz Allah’ındır.” buyururken Diyanet, Allah’ın evlerini ticarethaneye çevirmektedir. Kutsallık perdesiyle her şeyin üstünü örtmeye çalışanlar gerçek pişmanlığı ahirette yaşayacaklardır. Birilerinin Diyanete, ahirette paranın değil imanın geçerli olduğunu hatırlatması lazımdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Bu itibarla, bu maddenin yasa teklifinden çıkarılmasını talep ediyorum.

Teşekkür ederim. Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – …önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Erdem, Ankara Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Özel, biraz sabrederseniz arayacağım.

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13’üncü madde üzerinde görüşlerimi beyan etmek üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Türk milleti Müslüman’dır, yüzde 99’u da dünden bugüne Müslüman’dır ve devam edecektir. “ “Camileri Allah’a ve ahiret gününe iman edenler yapar.” ayetine uyarak baki kalan bu kubbede hoş bir sada bırakabilmek, sadakayıcariye kültürünü devam ettirebilmek için bunu yapmışlardır ve bundan sonra da yapmaya devam edeceklerdir. Bizim tarihimizde camiler devlet bütçesinden değil, tamamen hayır, hasenat duygularını yaşatabilmek ve onunla ebediyete intikal edebilmek için yapılmıştır. Türk milletinin şerefli mensupları da zor şartlarda en az miktarları bile toplamak suretiyle Allah’ın evi olarak nitelenen bu mabetleri bu kubbede hoş bir seda adına yapagelmişlerdir. Dolayısıyla, en azından bu mabetleri yapanları tebrik etmek, takdir etmek, rahmet-i Rahman’a kavuşanları da rahmetle, minnetle, şükranla yâd etmek lazım.

İkincisi: Onların hayır ve vakıf olarak yapageldiği bu değerli eserleri korumak ve onların isteklerine uygun bir şekilde hayatiyetini devam ettirebilmek de her Müslüman Türk’ün asli görevidir.

Elbette bugün camilerimizin altında birtakım ekonomik girdi sağlayacak alanlar vardır. Dün camilerin yaşatılmasıyla alakalı olarak kurulan vakıfların bugün fiilî alanda bulunamaması, birtakım ticari girdilerle onların bakım ve onarımlarının sağlanması bakımından önemli bir görev ifa etmektedir. Böylesine bir kutsal alanı başka bir amaca matuf olmak üzere asli sahiplerinin dışına taşırarak farklı isim ve amaçlar uğruna yönlendirmek herhâlde bu kutsal eserleri yapanlara saygısızlık olur diye düşünüyorum. Hele hele bu kutsal eserlerin girdilerini oralardan alarak başka alanlara yönlendirmek herhâlde onlara karşı büyük bir saygısızlıktır.

Diyanet kurumu beyaz bir elbisedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Büyük Millet Meclisinin mensupları, nasıl, özel hayatları yok, bu millete kendini adamış insanlarsa, Diyanet görevlileri, din görevlilerimiz de hata kabul etmeyecek kadar masum ve birilerine lekeli göstermeyecek kadar da sorumluluk mevkisindedir. Dolayısıyla, buralarla ilgili uygulamalarda dini, Diyaneti ve din görevlisini yanlış tanıtacak uygulamalardan özellikle kaçmak lazım gelir. Diyanete vakıf olarak verilen eserlerin amacı dışında kullanılması, oralara tahsis edilen ücretlerin kişisel çıkarlar uğruna bir şekilde değerlendirilmesi bu alana karşı bizi üzücü bir uygulama olarak tecelli eder.

Basında meydana gelen ifadelerden hareket ettiğimizde şu anda dini insanlara öğretmek ve toplumu din konusunda aydınlatmakla sorumlu olanların kutlu doğum haftalarında yapmış oldukları dinî sohbetlere, bu cami girdilerinden toplanan vakıf emtiasından yararlanmanın ne kadar dinî, ne kadar ahlaki olduğunu takdirlerinize arz ediyorum. Belli bir alana, belli bir amaca tahsis edilmek üzere yapılan vakfi yardımların da belli bir süre bankalarda bekletildikten sonra o alana tahsisi, yine vâkıfın yani vakıf eserini bırakanın haklarına saygısızlık olur.

Örnek olsun diye arz ediyorum: Arakan’a yardım yapılmak üzere toplanan paraların belli bir sürede, vadeli hesapta bankalarda bekletilmesi ve sonra da doğrudan o amaca bile kullanılması en azından hedefe ulaşmada bir eksikliktir. Van depremi veya başka alanlarla ilgili hayri duyguları zamanında ödememek, o alanda yapılan hizmetleri ruhuna uygun şekle getirememektir diye düşünüyor ve yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Allah’a emanet olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin metinden çıkarılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda madde metinden çıkartılmıştır.

14’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 14. maddesinin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

                                                                                                                 Rahmi Aşkın Türeli

                                                                                                                            İzmir

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                           Musa Çam                                     Ali Rıza Öztürk

        İstanbul                                              İzmir                                                Mersin

     Kazım Kurt                                       Özgür Özel                                    Bülent Kuşoğlu

       Eskişehir                                            Manisa                                              Ankara

 

“2013 yılı Bütçe Görüşmeleri sırasında, Bütçe kanun tasarısının K cetvelinden fazla mesai ücreti alanlar arasında isimleri sayılan Koruma ve Güvenlik personeli çıkartılmıştır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 14 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı                                   Sümer Oral                                      Erkan Akçay

         Konya                                              Manisa                                              Manisa

   Lütfü Türkkan                                  Mehmet Şandır

        Kocaeli                                              Mersin

“MADDE 14- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ekli

1 Sayılı Cetvelin; "1 - GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI" bölümünde yer alan ‘Vergi Dairesi Başkanı’ ibaresinden sonra gelen '(Ankara, İstanbul, İzmir)' ibaresi kaldırılmış, Defterdar, Milli Eğitim İl Müdürü, Sağlık İl Müdürü, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü, Çevre ve Şehircilik İl Müdürü, Sosyal Güvenlik İl Müdürü" ibareleri eklenmiş, IV- EĞİTİM VE ÖĞRETİM HİZMETLERİ SINIFI bölümünün "(b) Öğretmen ve diğer personel" bendi ile VII- EMNİYET HİZMETLERİ SINIFI bölümleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,

(II) sayılı Cetvelin; "4. BAŞBAKANLIK VE BAKANLIKLARDA" bölümünde yer alan " Genel Müdürlük ve Daire Başkanı, Milli Eğitim Bakanlığı Grup Başkanı, Bütçe Dairesi Başkanı Saymanlık Müdürü, Muhasebe Müdürü, Milli Emlak Müdürü, Muhakemat Müdürü, Defterdar Yardımcısı, Emlak Müdürü, Bakanlık İl Müdürü" ibareleri ile "5. YARGI KURULUŞLARI, BAĞLI VE İLGİLİ KURULUŞLAR İLE YÜKSEKÖĞRETİM KURULUŞLARINDA" bölümünde yer alan "Genel Sekreter Yardımcısı ve Daire Başkanı, Gelir İdaresi Grup Başkanı, Vergi Dairesi Müdürü," ve " Grup Başkanı ve Hukuk Müşaviri'" ibareleri metinden çıkarılmış, aynı cetvelin "1. BAŞBAKANLIK VE BAKANLIKLARDA" bölümüne " Serbest Bölge Müdürü" ibaresinden sonra gelmek üzere "Genel Müdürlük ve Başkanlık Daire Başkanı, Milli Eğitim Bakanlığı Grup Başkanı, Bütçe Dairesi Başkanı Saymanlık Müdürü, Muhasebe Müdürü, Milli Emlak Müdürü, Muhakemat Müdürü, Defterdar Yardımcısı, Emlak Müdürü, Bakanlık İl Müdürü," ibaresi, "2. YARGI KURULUŞLARI, BAĞLI VE İLGİLİ KURULUŞLAR İLE YÜKSEK ÖĞRETİM KURULUŞLARINDA" bölümüne “Türkiye İstatistik Kurumu Bölge Müdürü," ibaresinden sonra gelmek üzere “Genel Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanı, Hukuk Müşaviri. Gelir İdaresi Grup Başkanı, Vergi Dairesi Müdürü, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Grup Başkanı," ibareleri eklenmiştir.

'b) Öğretmen ve diğer personel

                                                        1                                            3600

                                                        2                                            3000

                                                        3                                            2200

                                                        4                                            1600

                                                        5                                            1300

                                                        6                                            1150

                                                        7                                            950

                                                        8                                            850”

"VII- EMNİYET HİZMETLERİ SINIFI

a) Emniyet Genel Müdürü                                          1                     7000

b) Emniyet     Genel      Müdür    Yardımcıları,    Teftiş   Kurulu     Başkanı, Polis    Akademisi    Başkanı,    Ankara,    İstanbul     ve İzmir İl    Emniyet Müdürleri                                         1                                                                6000

c) Daire Başkanları,I.Hukuk Müşaviri ile Diğer Birinci Sınıf Emniyet Müdürleri          1                                                                                          5000

d) Kadroları bu sınıfa dâhil olup da Emniyet Müdürü veya Emniyet Amiri sıfatını kazanmış olanlar                                                        1                                            4000

                                                        2                                            3600

                                                        3                                            3000

                                                        4                                            2200

e)    Başkomiser, Komiser, Komiser Yardımcısı ve Polis Memurlarından;

aa) Yüksek öğrenimliler

                                                        1                                            3600

                                                        2                                            3000

                                                        3                                            2200

                                                        4                                            1600

                                                        5                                            1300

                                                        6                                            1150

                                                        7                                            950

                                                        8                                            850

 

bb) Diğerleri                                     1                                            3000

                                                        2                                            2200

                                                        3                                            1600

                                                        4                                            1300

                                                        5                                            1200

                                                        6                                            1100

                                                        7                                            900

                                                        8                                            800"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 14’üncü maddesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli ek gösterge cetvellerinde değişikliğe gidilerek bakanlıklarda ve bağlı kuruluşlarda daire başkanı ve grup başkanı kadrolarında bulunanların ek göstergelerinin 3600’e çıkarılması öngörülmektedir. Hani siz 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eşit işe eşit ücret getirmiştiniz, demek ki doğru değilmiş. İşlerin görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışanların nitelikleri ve atamalarını içeren, işin değerine dayalı bir ücretlendirmeye gidilmesi gerektiğini Milliyetçi Hareket Partisi olarak sürekli ifade etmiştik. 666 sayılı KHK ile yapılan düzenlemenin çok fazla sorunu barındırması nedeniyle sık sık değişikliğe uğrayacağını söylemiştik. Nitekim değişiklikler başlamıştır.

“Eşit işe eşit ücret” sloganıyla yapılan düzenlemeyle özellikle taşradaki yönetici personel, öğretmenler, akademisyenler, din görevlileri, emniyet ve sağlık personeli gibi kamu çalışanlarının çoğunluğu görmezden gelinmiştir, şube müdürleri, müdürler, müdür yardımcıları mağdur edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu maddeyle ilgili verdiğimiz önergede genel müdürlük ve daire başkanı, Millî Eğitim Bakanlığı grup başkanı, bütçe dairesi başkanı, saymanlık müdürü, muhasebe müdürü, millî emlak müdürü, muhakemat müdürü, defterdar yardımcısı, emlak müdürü, bakanlık il müdürü, genel sekreter yardımcısı ve daire başkanı, gelir idaresi grup başkanı, vergi dairesi müdürü, hukuk müşaviri ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği grup başkanlarının ek göstergelerinin, yine Ankara, İstanbul, İzmir illerindeki vergi dairesi başkanları haricinde diğer illerin vergi dairesi başkanları ile defterdar, millî eğitim il müdürü, sağlık il müdürü, gıda, tarım ve hayvancılık il müdürü, çevre ve şehircilik il müdürü, sosyal güvenlik il müdürlerinin ek göstergelerinin, ayrıca emniyet hizmetleri sınıfında çalışanlar ile öğretmenlerin ek göstergelerinin artırılması amaçlanmaktadır.

Türk polisinin yıllardır çözüm bekleyen sorunları konusunda Sayın Başbakan, 15 Temmuz 2007 tarihinde, bir televizyon programında seçimlerden sonra ilk masaya yatırılacak konunun polislerin özlük hakları olduğunu söylemiş, ancak aradan geçen altı yıla rağmen hiçbir gelişme olmamıştır.

Polis emekli olmaktan korkmaktadır çünkü emekli olunca maaşı yarıya düşecektir. Bu yüzden yaş haddine kadar çalışmak zorunda kalmaktadır. Emekli polislerimiz şiddetli geçim sıkıntısı çekmektedir. Huzur ve güvenliğimizi sağlayan Türk polisinin en başta gelen isteği, ek göstergelerinin yükseltilmesidir. Tamamına yakını yükseköğrenimli olan polislerimiz 3600 ek göstergeyi haklı olarak istiyor. Yükseköğrenim gören emniyet personelinin 2200 olan ek göstergesi mutlaka 3600 olarak düzeltilmelidir.

666 sayılı KHK ile memur maaşlarında yapılan iyileştirmelerden öğretmenlerimiz maalesef yararlanamamıştır. Bugün, OECD ülkeleri içinde öğretmenlere verilen maaşlar OECD ülke ortalamasının yarısının altındadır. Başta emeklilere olmak üzere, öğretmenlerimizin aylıklarında iyileşme yapmak amacıyla öğretmenlerin ek göstergelerinin yükseltilmesi gerekmektedir. 1’inci dereceye yükselen öğretmenlerimize 3600 ek gösterge çok görülmemelidir. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın yetişmesinde fedakârca, vefakârca ve özverili bir biçimde gayret gösteren öğretmenlerimiz her türlü takdire fazlasıyla layıktır.

Ne var ki kısıtlı imkânlar çerçevesinde ve hayatın getirdiği birçok zorluklara takılmadan gelecek nesillerin hazırlanmasını ve yetişmesini sağlayan öğretmenlerimizin gereken ilgiyi görmediği bir gerçektir. Maddi sorunların baskısı altında ezilen, itibar ve saygınlığı her geçen gün zayıflayan bir mesleğin, Türkiye'nin güçlenmesi, milletimizin ilerlemesi yolunda ne denli katkı sağlayacağı tartışmalı bir konu olarak karşımızdadır. Çocuklarımıza bir harfi öğretebilmek için en ücra köşelerde heyecanla görev yapmaya çalışan, milletimizin aydınlık geleceğine katkı vermek için fedakârca hizmet veren öğretmenlerimizin ekonomik problemler karşısında çaresiz kalmaları asla kabul edilemez.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 14. maddesinin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

“2013 yılı Bütçe Görüşmeleri sırasında, Bütçe kanun tasarısının K cetvelinden fazla mesai ücreti alanlar arasında isimleri sayılan Koruma ve Güvenlik personeli çıkartılmıştır.”

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden beri her iki üç yılda bir alkollü içeceklerin yasaklanması konusunda, satışı konusunda, sunumu konusunda, dolayısıyla kullanım konusunda toplumsal vidaları her geçen gün daha da sıkıştırmaktadır. 2005 yılında içkiden arınmış bölgeler kurmaya kalkmıştır fakat toplumsal tepkiler nedeniyle bundan geri adım atmıştır. Yine 2008 yılında alkollü içkilerin satışı ve sunumunu sınırlayan bir yönetmelik çıkarmıştır. 2011 yılında yapılan değişikliklerle içki satışı, sunumu ve kullanımıyla ilgili yeni yasaklar getirmiştir.

Bütün bunlar, aslında, gençliği ve toplumu aşırı içki bağımlılığından korumak gibi nedenlerle yapıldığı gerekçesine dayandırılmıştır. Oysa burada sorulması gereken temel soru, amacın ne olduğudur. Amaç gerçekten toplumu ve gençliği aşırı içki bağımlılığına karşı korumak mı, yoksa toplumdaki değişim dinamiğini kendi amaçları için kullanan siyasal iktidarın, İslamcı, muhafazakâr bir toplum oluşturma çabası içinde olması mı? İçki içilmeyen, kadının eve kapatıldığı, en az 3 çocuk yaptığı, biat kültürünün egemen olduğu, farklı kimliklerin reddedildiği ve herkesin dinsel değerler çevresinde bir dayanışma içerisine girdiği toplumsal muhafazakâr bir toplum oluşturmak mı?

Aslında, içki içmek farklı bir yaşam biçiminin simgesi olarak görüldüğünden, siyasi iktidar kendi yandaşlarına siyasal mesaj vermek için sürekli bu içkiyle oynamaktadır. Aslında, Dünya Sağlık Örgütü verilerine baktığımızda, istatistiklerine baktığımızda, bu yapılan düzenlemelerin yapılış nedeni olarak gösterilen gençliğin ve toplumun içki bağımlılığına karşı korunması gerekçesinin çok inandırıcı olmadığı görülmektedir. Şöyle ki: Bu rakamlar Türkiye’de alkollü içki tüketiminin toplumsal nitelik kazanmadığını somut olarak gözler önüne sermektedir. 48 Avrupa ülkesi içerisinde Türkiye, Tacikistan’dan sonra en az içki tüketen bir ülkedir.

Yine, Türkiye’de kişi başına yıllık alkol tüketimi 2 litrenin altındadır. Yunanistan’da 10 litredir bu rakam, Bosna’da 9 litredir, İspanya ve İsviçre’de 10 litredir, Fransa’da 14 litredir.

Yine, Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, son on iki ayda içki içmeyenlerin genel nüfusa oranı bakımından Türkiye 48 Avrupa ülkesi arasında 1’inci sıradadır yani Türkiye’deki içki içme oranının, Avrupa’da, en az olduğunu göstermektedir. Türkiye, bu oran bakımından, bu yüzde bakımından Danimarka’dan 27 kat öndedir.

15-24 yaş grubunun yıllık alkol tüketimine bakıldığında, adam başına Türkiye’deki alkol tüketimi 3,4 litredir. Avrupa’da aynı yaş grubu bakımından, 15-24 yaş grubu bakımından Avrupa ortalaması 12,2 litredir. Türkiye’de 15-24 yaş grubunun alkol tüketimi azalan bir eğri izlemektedir.

Her iki üç yılda bir, ülkenin en önemli sorunu alkollü içki tüketimiymiş gibi gündeme getirmenin ve buna ilişkin yeni önlemler almaya kalkışmanın gerçekten bir akıl tutulması olduğunu düşünüyorum. Aslında, alkollü içkilerin yasaklanması konusunda ortada korunması gereken bir kamu yararı yoktur ama ortada korunması gereken bir yaşam biçiminin olduğu çok açıktır.

Değerli milletvekilleri, bakın, “Laikliğin uygulanması fevkalade zorlaştı ve İslamcı bir parti işbaşına geldi. 2010 sonuna kadar destekledim ama iki yıldır İslamcı parti intikam almaya başladı. Süt yasası, helal gıda uygulaması, içki yasakları intikam almaktır. Bu intikamın sonunda bizi ne bekliyor? Çok tatsız şeyler bunlar. Sonunda insanlar çıkıp yeter diyecek.” Bu sözler sizin akil adamınız Baskın Oran’ın bir gazeteye verdiği röportajdan sözlerdir. Gerçekten toplum artık sizin bu intikamcı politikalarınıza bir gün “Dur.” diyecek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı aranmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 15. Maddesindeki "belediye meclislerince takdir edilecek" ifadesinin aynen kalmasını 96’ncı maddesi ibaresinin çıkarılmasını arz ederiz.

      Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                      Musa Çam                                    Ali Sarıbaş

               İstanbul                                                        İzmir                                         Çanakkale

      Mehmet Hilal Kaplan                                        Kazım Kurt                                Bülent Kuşoğlu

                Kocaeli                                                      Eskişehir                                       Ankara

                                                                      Rahmi Aşkın Türeli

                                                                                İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

463 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 15. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      İdris Baluken                                                    Hasip Kaplan                       Abdullah Levent Tüzel

          Bingöl                                                                Şırnak                                        İstanbul

                                   İbrahim Binici                                       Sırrı Süreyya Önder

                                       Şanlıurfa                                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kente ilişkin kararların belediye meclislerinden çıkması gerekirken, bu yetkiyi belediye meclislerinin elinden alıp merkezi hükümetin kararlarına bırakmak çağdaş yerel yönetim anlayışı ile ve Türkiye'nin demokratikleşme süreci ile örtüşmez.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 15. Maddesindeki "belediye meclislerince takdir edilecek" ifadesinin aynen kalmasını 96’ncı maddesi ibaresinin çıkarılmasını arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 463 sıra sayılı torba kanununun 15’inci maddesi üzerinde önerge vermiş bulunuyorum ve bunun üzerine de söz aldım. Bu vesileyle hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlarım.

Öncelikle madde üzerinde verdiğim değişiklik teklifi üzerinde durmak istiyorum. Bir taraftan çelişkiler yumağı yaşamaya devam ediyoruz. Bir taraftan AKP Hükûmeti yerel yönetimlerdeki yetkilerini devretmeye çalışırken, bir taraftan da günü geliyor diğer yasalarda bu yetkileri almaya çalışıyor. Bugün, komisyonlarda görüştüğümüz ve bu arada yine de görüşmeye devam edeceğimiz çifte standartlar ve kanun üzerindeki kanun yapma tekniği ve kanunun, kanun içeriği anlamında da sürekli kendisiyle çelişen, diğer kanunla çelişen bir maddenin burada yine kendi özüyle çelişen bir madde üzerinde konuşuyorum. Çünkü, koca ülkenin Bakanlar Kurulu ve Başbakan şunu iddia ediyor: Türkiye’nin bütün sorunlarını tek elden toplamanın ve Bakanlar Kurulunun bu kadar işinin olduğunu söylemesine rağmen burada kalkıyor, diyor ki 96’ncı maddede, bu değişikliği yaparak belediye meclislerinin elinden yetkiyi alarak, “Artık, barların, pavyonların fiyatlarını da biz vereceğiz.” diyor. Yani koca Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti, artık, bu kadar yerel yönetimlerin elinde olan bir yetkiyi alarak da bar ve pavyonların pazar ruhsatlarının, onların fiyatlarını belirlemeye kalkıyor.

Şimdi, burada bir çelişki yok mudur? Burada yerel yönetimlere güvensizlik yok mudur? Burada yerel yönetimlerin, özellikle büyükşehir de dâhil olmak üzere, plan bütünlüğü içerisinde baktığımızda bu yetkiye niçin belediyelerimize güvenmiyorsunuz? Şimdi, bu maddenin bir başka boyutuyla birlikte ekonomik boyutunun dışında bakarsak şöyle bir şey bekliyorum: 2002 yılında AKP’nin ilk seçimlerinden başlayarak süreç içerisindeki bir gelişimine bakalım. O zaman, Başbakanın gömleği o gömlek değil, çıkardı ve kimsenin hayatına -özellikle bu akşam görüştüğümüz bu yasayla ilgili- insanların hayatına kesinlikle müdahale edilmeyeceğini söylemişti ve bu konuda ikna edilmeye çalışıldı.

Gelelim ikinci dönemine: O dönemde, bu dönem içerisindeki -yavaş yavaş- yerel yönetimler dâhil olmak üzere valilikler ve kaymakamlıklarda olan bu yetkiler, baskılarla birlikte kırmızı çizgilerin oluşturduğu ikinci döneme geldik. Aslında, yasayı bugünkü gibi sadece daha daraltan, daha… Şu anda uygulamada var. Şu anda ikinci sınıf ya da tek gömlek giydiğimiz, “tek insan” dediğimiz “x-large” ve “x” olarak bütün insanlara tek anlamıyla çıkaracağımız bu yasanın içerisinde şu anda mevcutta var zaten.

Ne tartıştık ikinci dönemde? Kırmızı noktaları tartıştık. Kırmızı nokta ne? İçki ve bu anlamda da insanların yaşamına, yaşam şekline müdahaleydi ama bu müdahale ve o zaman “Hayır, yanlış yapılıyor.” diye belediye başkanları uyarıldı, valilikler uyarıldı, kaymakamlıklar uyarıldı ve bu havayla da seçimlerde -liberal kesim de dâhil- oy almanın peşine düştünüz ve dediniz ki: “Söz veriyoruz oynamayacağız.”

Gelelim üçüncü döneme: Burada şimdi bir ruhsat almanın, bir belediye başkanı olarak vermenin ne kadar kolay olmadığını biliyorum. Bir esnafın, Gökçeada, Bozcaada, Çanakkale’de şarap üreten ve markalaşan ve çok yatırım yaptığı bir ilde ve özellikle de orada Hükûmetin özelleştirmesinden sonra kanyak fabrikalarının kapatıldığı, yirmi yıldır da bağcılık yapan bu ülkedeki insanlar aç geziyor. Bir taraftan teşvik ediyorsunuz “Yurt dışındaki işçiler buraya yatırım yapın tarıma, şaraba, içkiye.” diyorsunuz, bir taraftan da kısıtlılık getiriyorsunuz. Bu mu anlayış?

Şimdi, yine devam ediyorum: Bu dönem içerisinde -ikinci konuşmamda da söyleyeceğim- bir ruhsat almanın ne kadar zor olduğunu söylemeye çalışacağım. Zaten bu yasaklılık var ve uygulamada -bir esnaf olarak- bu yasaklamanın nasıl olabileceğini, ne anlamda olacağını bir gün gelin yaşayın ve bu yaşamın gerçeğini yaşayın ve ne kadar maliyetli ve ne kadar engellerle bunu engellediğini biliyorsunuz. Onun için, çok değerli Meclis üyesi arkadaşlarım, gelin, insanlara mahalle baskısından, ötekileştirmeden vazgeçin. Orada “Burada bu içki satıyor.” diye hedef göstermeyin, burada “Bu insanlar başka türlü yürüyor.” diye hedef göstermeyin. Bu, bize yakışmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında çelişki olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Allah aşkına var mı? Karar yeter sayısı var mı?

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa teklifinin 16. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Rahmi Aşkın Türeli                              Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                   Musa Çam                                        Kazım Kurt                                        Özgür Özel

                        İzmir                                              Eskişehir                                            Manisa

                                                                            Ali Sarıbaş

                                                                            Çanakkale

MADDE 16 – 2464 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinde yer alan “20 YTL’den az; 800 YTL’den çok olmamak üzere” ibaresi metinden çıkarılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Değerli Başkan, 16’ncı madde üzerinde söz alarak deminki konuşmama devam etmek istiyorum.

Şimdi, Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, Türkiye'nin neresine giderseniz gidin eskiden de 100 metre vardı. Bir imar planını bir belediye başkanı olarak serdiğinizde, bu yasayı çıkardığınızda veya eski yasayı uyguladığınızda şu anda zaten içki ruhsatı verme şansınız yok, arasanız da bulamıyorsunuz; bulamadığınız için de şehrin dışında hedef göstererek belli bir yere toplamak zorunda bırakıyorsunuz.

Şimdi, bu yasaya uygulanabilirliliği açısından bakarsak, turizm açısından bakarsak, nasıl bakarsak bakalım bu bir yasaktır çünkü verilebilecek yer bulamazsınız, mümkün değildir. Her 100 metreyi koyduğunuzda özellikle de ibadethaneler de dâhil olmak üzere, camiler de dâhil olmak üzere, okulların bu kadar tarifi yapılmadığında bu mümkün değil.

Gelelim şu andaki mevcut yasaya. Buldunuz, kırmızı çizgilerde itiraz ettik, tartışılıyor, var, yasak. Belediye başkanlarının ellerinde veya valinin elinde; valinin ve kaymakamın elinde daha da kötü.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Deneyim konuşuyor, deneyim.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Çünkü, orada alabilmesi için ne yapmak lazım? Önce kırmızının içerisinde numarasına kadar bakmanız lazım. Oraya bir itilmiş ya da gidebilecek insanlara her akşam bakılacak damgalı gibi. Onları bir yere toplayacaksınız tecrit edilmiş bir insan grubu gibi. Hani AKP bütün özgürlüklere ve yaşamlarına dokunmuyordu, bütün herkes özgür yaşayacaktı, kol kola yaşayacaktık; hani nerede bu anlayış? Niye bu kanunda üzerinde duruyorsunuz? Şimdi söylüyorum: Burada gittiniz o ruhsatı alırken, önce orada sıkıntılar var, Emniyete yazı yazacaksınız, Emniyet soracak, “Hayır.” diyecek belediye başkanı. Derse iş bitti, veremiyor. Verdi, orada onu açması için diğer kanunlar var. Bakalım, ne ruhsatları alacak? Ticaret ve sanayi odasına bildirecek ya da ilgili şirket değilse esnaf odasından alacak, belediyeden açma ruhsatı alacak, yasal, tütünlerle ilgili ruhsatını alacak ve ayrıca içki ruhsatı alacak ve vergi dairesine gidecek. Kaç tane oldu? 6 tane ruhsat. Bunları başarmak çok zor. Bunların, bakın, ekonomik gücü, bürokrasisi ve hepsinin önünde engel var. Hele alkol mü ya da turizmle ilgili bir ruhsat mı? Aman Allah, iki saat düşünmek lazım. Onun içinde bir de “mahalle baskısı” dediğimiz olaylar var. Siz isteseniz de istemeseniz de “Buna verirsen senin önüne kazarım.” ya da “Senin önünde farklı şeyler görürüm.” ya da “Sen bunu yapma, bunun içerisinde başka mamul sat, bununla ilgili farklı bir muamele yap.” Bu bir toplumsal baskının yöntemidir. Burada arkadaşlar şunu net söylüyorum ve hepiniz de biliyorsunuz, burada ötekileştirmek, insanların yaşam tarzına müdahale etmek -bundan önceki yasalardan bahsetmek istemiyorum- insanın doğumuyla ilgili, sayısal üstünlükle ilgili, yaşamın diğer müdahalelerini… Bundan önceki yaptıklarımızı da bahsetmiyorsun, ama bu çok tehlikeli. Bakın, burada diğer arkadaşlarım da söyledi, Türkiye’de alkolle ilgili elinizdeki mevcut tüketime de bir bakın, Avrupa’nın ve dünyanın çok gerisinde. Böyle bir şey yok ve Müslüman ülkelerdeki yasak zihniyetin altında ve kaçakçılığın ürediği ve özellikle şu anda bu anlamda üreticinin üzerine ÖTV ve KDV’nin had safhaya çıktığı -bu bir yasaktır zaten- özellikle yüklendiği bir dönemi de koyarsanız, zaten bu yasaklar var uygulamada. Siz, üstüne üstlük bir yere mesaj vermeye çalışıyorsanız o sizin sorununuz. Bilmiyorum ama bu sorununuzla başa çıkmanıza da gerek yok ama ülkeyi bölersiniz. Çok net söylüyorum. Gene de tekrar etmekte fayda görüyorum, gene gene söylüyorum: Bakın, yine, yasal mevzuatta yumuşaklıklar yapmazsanız ve bunu da atlarsanız, yarın gene bir ay, iki ay içerisinde Türkiye bunu tartışacak ama siz, Reyhanlı’daki olayı ya da Türkiye’deki başka süreci gündem dışına çıkarıp bunun üzerinde toplamayı hedefliyorsanız başarıyorsunuz ama bu başarıyı yaparken yara alıyoruz ve bu Türkiye Cumhuriyeti’ndeki insanların yaşamı müsaderesine fırsat vererek onların içerisinde ötekileştirilen insanları, lütfen, lütfen, gene gene söylüyorum, ötekileştirmeyin, kavga yapar hâle gelmeyin. Onun için de, buradaki rakamlara bakın, Müslüman ülkelerde, yasak ülkelerde İran en başta geliyor. Niçin? Yasak olduğu için. Yasak karşısında AKP’nin karşı nedir? “Biz yasakları kaldıracağız” diyorsunuz ama bu akşamki yasa ne? Yasak koyucu. Bir tezatlık var. Ya bizde var anlayışımızda, ya ben Türkçe bilmiyorum ya da uygulamalarda bir tezatlık var ama şunu net söylüyorum: AKP, yasak zihniyetlerini koymaya devam ediyor.

İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa teklifinin 17. maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                              Musa Çam                                  Rahmi Aşkın Türeli

                     İstanbul                                              İzmir                                                 İzmir

            Kadir Gökmen Öğüt                                Kazım Kurt                                    Haluk Eyidoğan

                     İstanbul                                           Eskişehir                                           İstanbul

                                                 Veli Ağbaba                                    Özgür Özel

                                                    Malatya                                           Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siz çocukları koruyacaktınız. Siz sigaradan herkesi koruyacaktınız, değil mi? Doğru mu? Gelin, başta ben atayım, Türkiye’de ithal edilen tüm yabancı sigaraları yasaklayalım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yüreğiniz varsa deneyin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Gelin, Türkiye’ye ithal edilen tüm yabancı sigaraları yasaklayalım, ilk imzayı ben atayım sigara içen birisi olarak.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hepsi yabancı, yerli yok ki!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir dakika, dur şimdi.

Ama ne gariptir ki sigara içenleri sigaradan korumak amacıyla gariban Türk çiftçisini, Adıyaman’da, Muş’ta, Bitlis’te, Malatya’da 300 metreye ektiği tütün için, tütün satanlara, tütünü yetiştirenlere, yetiştirip satıcıya sarmalık tütün götürenlere… Orada dükkanlar var, Adıyaman’ı bilenler, Diyarbakır’ı bilenler, o bölgede kahvelerde, sandalyelerde (Hatip yere oturdu) böyle oturup böyle sigara saranlar var ya… (AK PARTİ sıralarından alkışlar!)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ama ne gariptir ki götürene… Adıyaman milletvekillerim burada mı? (AK PARTİ sıralarından “Burada.” sesleri.) Kim var?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Onlar pazarlıkta, pazarlıkta. Adıyamanlılar pazarlıkta.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, sayın Malatya milletvekillerim burada.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen sataşmayınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu var. Her şey serbest, ithal sigara serbest, Philip Morris serbest, o serbest; Adıyaman tütünü, Malatya tütünü yasak. Götürene 5 bin lira ceza, satana 5 bin lira ceza, Adıyaman’dan Diyarbakır’a götüren kamyona da 50 bin lira ceza.

Arkadaşlar, gelin, üreteni de, satanı da vergi kaydına alalım, Maliye burada, vergi kaydına alalım. Her türlü ÖTV mi koyuyorsunuz, koyun ama gariban… Orada bir polis çıkıyor, bir vali çıkıyor “Sana 25 bin lira ceza.” diyor, “50 bin lira ceza.” diyor.

Arkadaşlar, bu kendi ürünümüz. Eğer tütünü yasaklayacaksak ilk imzayı ben atayım, ilk imzayı ben atayım. Böyle yasakçı zihniyet olmaz. Başkasına gel geç, benim 300 metrekareye… Senede elde ettiği gelir, 3 bin lira, 2 bin lira. Doğru mu Sayın Malatya Milletvekilim?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğru.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bitlis milletvekilim var mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu Adıyaman milletvekilleri alışverişte Sayın Milletvekilim, Adıyamanlılar alışverişe çıkmış.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Doğru mu Malatya Milletvekilim?

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Doğru.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Muş milletvekilim var mı? Doğru mu Sayın Milletvekilim? Elde ettiği gelir senede 3 bin lira.

Arkadaşlar, TAPDK burada, Maliye burada, gelin, biz Maliye’ye kayıt yapalım hem satıcıyı hem üreticiyi, vergisini versin, ÖTV’si varsa ÖTV’sini de versin.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Nasıl sarılıyordu bir daha göstersene.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – O Diyarbakır’da saranlar, Muş’ta saranlar, Hakkâri’de kahvelerde saranlar, adamın dudak zevki bu.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Hayır, nasıl sarıyorlardı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben bir daha oturur sararım şimdi. (Gülüşmeler)

Değerli arkadaşlar, bu Türkiye’nin bir sorunu, bu doğunun sorunu, bu güneydoğunun sorunu, bu güneydoğudaki esnafın sorunu, güneydoğudaki yetiştiricinin sorunu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Malatya’nın sorunu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – 3 bin lira arkadaşlar senede, 3 bin lira. Bırakın, bu adamlar 3 bin lirayı alsınlar, etmeyin, tutmayın size onlar adına yalvarıyorum, üretici adına da, satıcılar adına da.

Değerli arkadaşlar, bunu, bir şekilde… Vergi kaydı olmak kaydıyla, her türlü vergisini, neyini koyacaksanız koyun ama bu sorun Türkiye gerçeğidir, bu sorun ülkenin gerçeğidir, bu sorun doğunun gerçeğidir, bu sorun sarmalık sigara içenlerin gerçeğidir; etmeyin, tutmayın. Bunu getirin… Arkadaşlar bir maddeyle yasakları kaldırıyorsunuz. Yasağı kaldırın, doğudaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - … insanlar adına, o üretici adına hepinize size şükranlarımı sunacağım.

Teşekkür ederim. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Karar yeter sayısı arayacağım. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

               Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 Sıra Sayılı yasa tasarısının 18. maddesindeki, uluslararası anlaşmalarla kurulan üniversitelerde, “Bu süre 5 yıla uzatılabilir” ifadesinin madde metninden çıkarılarak “Türk Cumhuriyetleri ve akraba topluluklarındaki yükseköğrenim kurumlarından davet alan öğretim üyelerine 5 yıla kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

Bülent Kuşoğlu                     Rahmi Aşkın Türeli        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

     Ankara                                      İzmir                             İstanbul

Musa Çam                                 Kazım Kurt                       Özgür Özel

       İzmir                                   Eskişehir                          Manisa

Fatma Nur Serter

      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Fatma Nur Serter İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

463 sıra sayılı torba kanunun 18’inci maddesinde 2547 sayılı Yükseköğrenim Yasası’nın 39’uncu maddesine bir eklenti yapılmaktadır. Aslında bu eklentiler doğru bir biçimde yapılmış olsaydı yani maddenin bütünlüğünü bozmayan bir biçimde yapılmış olsaydı belki bir önerge verip burada konuşmaya da gerek olmayacaktı. Ancak Millî Eğitim Komisyonunun görüşünün alınmamış olması, ileride çok ciddi sorunlara da yol açacak teknik bir hatayı da beraberinde getiriyor.

Bakınız, mevcut 2547 Sayılı Yasa’nın 39’uncu maddesinin son paragrafını kısaca okuyorum, orada diyor ki: “Türk cumhuriyetleri ve akraba topluluklarındaki yükseköğrenim kurumlarından davet alan öğretim elemanlarına üç ayı aşmamak ve bütün özlük hakları saklı kalmak kaydıyla aylıklı izinli olarak Millî Eğitim Bakanlığı ve üniversite yönetim kurulu izin verebilir.” Mevcut düzenleme bu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Üç yıl Hocam.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Pardon, üç yıl.

Bakınız, buradaki ifadeler “Türk cumhuriyetleri ve akraba toplulukları” ifadesi. Bunun altına eklenen maddede ise 2547 Sayılı Kanun’da hiç yer almayan “uluslararası anlaşmalarla kurulan üniversiteler” ibaresi kullanılıyor ve deniliyor ki: “Uluslararası anlaşmalarla kurulan  üniversitelerde bu süre beş yıl uzatılabilir.”

Şimdi, bundan şunu anlıyoruz…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Beş yıla kadar…

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Beş yıla kadar uzatılabilir.

İki ayrı üniversite tipi var. Türk cumhuriyetleri ve akraba toplulukları üniversiteleri, buralarda görev alan öğretim elemanlarına sadece üç yıla kadar izin veriliyor, anlaşılan o. Bir de, lütfen okuyun, ikisini birleştirip okuyun çünkü diyor ki: “Uluslararası anlaşmalarla kurulan üniversitelerde bu süre beş yıla kadar uzatılabilir.” Yani iki farklı üniversite tanımı ve iki farklı görevlendirme süresi olarak anlaşılabilecek  teknik, maddi bir hata var burada ve bu, gelecekte birtakım sorunlara yol açabilir. O nedenle,  sözel olarak, Türkçe ifadesi olarak bu maddenin toparlanmasına ihtiyaç olduğu konusunda ben sadece düşüncelerimi sizlerle paylaşıyorum.

İkinci bir konu, uluslararası anlaşmalarla kurulan üniversiteler. Şimdi, değerli milletvekilleri, uluslararası anlaşmalarla kurulun üniversiteler Galatasaray Üniversitesi, Türk-Alman Üniversitesi gibi üniversite demektir çünkü mevcut yasada şu anda, işte, Türk cumhuriyetleri ve akraba toplulukları üniversitelerinin yanı sıra “özel statülü üniversite” adı altında Hoca Ahmet Yesevi, Kazakistan ve Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi yer almaktadır. Dolayısıyla, siz burada üçüncü bir kategori getiriyorsunuz ve bu kategorinin içi de doldurulmuyor. Bakınız, bu kategorinin ne olduğu da belli değil. Galatasaray Üniversitesine bir görevlendirme mi yapacağız veya Türk-Alman Üniversitesi bu kapsama giriyor mu? Ya da birtakım vakıf üniversitelerinin bugün web sitelerine girip bakarsanız, çok net olarak görürsünüz “uluslararası anlaşmalar” başlığı altında anlaşma yaptıkları üniversitelerin isimlerini zikretmektedirler. Vakıf üniversiteleri bu kapsama giriyor mu? Bütün bunlara açıklık kazandırmayan ve gelecekte sorunlara yol açacak teknik hatalarla dolu bir madde düzenlemesi yapılmıştır ve bütün bunlara ek olarak, eğer gerçekten maksat vakıf üniversitelerini de bu kapsama almaksa o zaman devlet üniversitelerinin sürekli içinin boşaltılmakta olmasının Türk yükseköğretim sistemine vereceği zararların bu madde düzenlemeleri yapılırken dikkate alınması ve bu madde içeriğinin netleştirilmesi gerekir çünkü yükseköğretim yani mevcut 2547 sayılı Yasa’nın hiçbir yerinde bu ibare geçmemektedir, yeni YÖK taslağında yer alıyor olabilir ama mevcut yasada yoktur. O nedenle -görüyorsunuz, son derece iyi niyetli bir konuşma yaptım- bu konuda bir düzenlemenin yeniden yapılmasını da çok gerekli görüyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, kısa bir bilgilendirme yapabilir miyim konuşmacının bahsettiği konuyla ilgili olarak?

BAŞKAN – Buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce, gerçekten çok hassas bir konu, iyi yakalandı, ben teşekkür ediyorum Sayın Milletvekilimize ancak bilerek seçildi bu ifade, bilerek kullanıldı. Şunun için: Bir defa iki üniversiteyi kapsıyor bu ifade; bir tanesi Manas Üniversitesi, birisi Ahmet Yesevi Üniversitesi, ikisi de uluslararası sözleşmelerle kurulmuş üniversite. Eğer Türk cumhuriyetleriyle ilgili ifadeyi kullanmış olsaydık kapsama alınmaması gereken Kıbrıs’taki üniversitelerin de kapsama girmesi gerekirdi. O zaman, sistemi ciddi anlamda sıkıntıya sokardı çünkü geçici görevle gittikleri takdirde profesörler bu üniversitelere, bütün hakları, kadroları burada kalıyor, o kadroları işgal ediyorlar. Dolayısıyla, sayıyı çok fazla arttırma imkânı yoktu. Zaten talep de esas itibarıyla Manas Üniversitesinden ve Ahmet Yesevi Üniversitesinden gelmişti. Dolayısıyla, ifade doğru yani söylediğiniz anlamda bir teknik yanlışlık içermiyor.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 01.59

 

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 19 ila 36’ncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konyalıların bir sevincini sizlerle paylaşmak istiyorum, sözlerime böyle başlamak istiyorum: Torku Konyaspor bu gece oynanan PTT Birinci Lig Play-off yarı final maçını kazanarak finale yükselmiştir. Ben, buradan Konyaspor’un futbolcularını, teknik kadrosunu, yönetimini ve fedakâr taraftarlarını tebrik ediyorum. Torku Konyaspor, inşallah, pazar akşamı oynanacak final maçını da kazanarak Süper Lig’e yükselecektir, buna yürekten inanıyorum.

Değerli milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben katılmıyorum bu kanaate Manisalı olarak.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Manisa’ya bir takım yeter Özgürcüğüm, iki tane… (Gülüşmeler)

MUSA ÇAM (İzmir) – Dostluk kazansın.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Evet.

Değerli milletvekilleri, ivedi olarak yürürlüğe konulmak istendiği anlaşılan 36 maddelik bu kanun teklifinde 18 kanun ve kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngörülmektedir.

Son günlerde kamuoyunda tartışılan ya da tartıştırılan ve yapılan görüşmelerde de üzerinde en fazla konuşulan maddeleri alkollü içkilerin üretimi, tüketimi, pazarlanması, satışı, reklam ve tanıtımı ile ilgili getirilen yasak ve cezalardır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak alkollü içkilerin, her ne yolla olursa olsun, özendirilmesine kesinlikle karşıyız. İnancımız gereği karşıyız, toplum sağlığı yönüyle karşıyız.

AKP iktidarları döneminde ülkemizdeki alkol tüketimindeki artış dikkat çekmektedir. Maliye Bakanının bir soru önergesine verdiği cevaba göre, 2012 yılında üretimden ve ithalattan iç piyasaya arz edilen alkollü içki miktarı 2004 yılına göre sekiz yılda yüzde 26 oranında artarak 1 milyar 127 milyon litreyi aşmıştır. Aynı dönemde bira miktarı yüzde 15, şarap miktarı yüzde 110, rakı, votka, viski, likör, cin ve diğer distile içkilerin miktarı yüzde 32 oranında artmıştır. Bunlar resmî rakamlar olup bu alanda kaçakçılık ve kayıt dışılığın fazla olduğu dikkate alınırsa rakamların çok daha yüksek olduğu aşikârdır.

AKP zihniyetinin, alkollü içkilere getirilen yasaklar ve cezalarla bir propaganda malzemesi elde etme çabasında olduğu görülmektedir. Her fırsatta yaptığı gibi yine milletimizin dinî hassasiyetlerini sonuna kadar istismar etmeyi amaçladığı açıktır. Aslında, AKP zihniyetinin toplum ve gençliğin alkol düşkünlüğüne girmesini önlemek konusunda bugüne kadar bir derdi, bir kaygısının olmadığı da anlaşılmaktadır. İşte, bu teklifle böyle bir kaygıdan dolayı alkollü içkilerle ilgili yasaklar ve cezalar getiriliyor diyenlere sormak lazım: Madem öyle on buçuk yıldır nerelerdeydiniz? Sözde muhafazakâr olduklarını söyleyenlerin, güya dindar gençlik yetiştirmekten bahsedenlerin on buçuk yıllık iktidarları döneminde ülkemizdeki alkol tüketimi artmış, alkole başlama yaşı 11’e kadar düşmüş, çocuklarımız ve gençlerimiz arasında alkol tüketimi kaygı verici bir noktaya ulaşmıştır. Alkol, uyuşturucu, esrar gibi kötü alışkanlıklar ile satanizm maalesef okullarda kol gezmektedir.

Anayasa’mızda da görev olarak verilmesine rağmen AKP iktidarının gerekli tedbirleri alarak toplumu ve gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, kötü alışkanlıklardan koruyamadığını resmî veriler ve araştırmalar göstermektedir. Bu konuda çocuklarımıza ve gençlerimize gerekli eğitim verilmeden, insanımız bilinçlendirilmeden sadece yasaklar ve cezalarla sonuç alınamayacağı da bir gerçektir.

AKP iktidarı başına 5’inci bakanını getirdiği eğitim alanını millî ve manevi içerikten yoksun, bilimsellikten uzak anlayışla ve deneme yanılma yöntemi ile yaptığı uygulamalarla yazboz tahtasına döndürmüştür. Yapılan her değişiklik, malzemesi insan olan eğitim sisteminde nesillerin heba olmasına neden olmuştur.

AKP döneminde millî ve manevi değerlerimizi özümsemiş, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, yeni gelişmelere açık, sorumluluk duygusu ve toplumsal duyarlılığı yüksek, bilim ve teknoloji üretimine yatkın, girişimci, demokrat, kültürlü ve inançlı nesillerin yetiştirilmesini sağlayacak eğitim politikaları uygulanmamıştır. Bu yönüyle bir reform da gerçekleştirilmemiştir. Kur’an-ı Kerim'in ve Peygamberimizin hayatının ders olarak konulması da Milliyetçi Hareket Partisinin öncülüğü sayesinde gerçekleşmiştir.

Değerli milletvekilleri, AKP'nin on buçuk yıllık iktidarında millî ve manevi değerlerimiz büyük yara almış, yozlaşma ve değerler erozyonu kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Bundan dolayı ben bu düzenlemeyle ilgili olarak AKP zihniyetinin yaşam tarzını dayattığı, dinî gerekçelerle alkole yasaklar getirdiği eleştirilerine katılamıyorum. Düşünün, hiç zinayı ve domuzu serbest bırakan bir zihniyet alkole dinî gerekçelerle yasak getirir mi?

Yine bir istismarla karşı karşıya olunduğu açıktır. Ama AKP zihniyeti boşuna heveslenmesin, artık istismar siyasetinden nema elde edemeyeceklerdir. “Alkollü içkilere yasaklar ve ağır cezalar getirdik.” propagandası kendilerine siyasi bir çıkar sağlayamayacaktır.

Millet size nasıl inansın ki? Domuz eti üretim ve satışını serbest bırakan, domuz çiftliklerine destek veren AKP Hükûmeti değil mi? Müslüman’a domuz eti satılmasını sağlayan siz değil misiniz? Sadece bunun vebali size yeter. Müslüman Türk milleti size bu konuda hakkını asla helal etmeyecektir.

AKP Hükümeti tarafından çıkartılan yönetmelik ve tebliğlerle marketlerde domuz  satışı, üretimi ve kesimi serbest bırakılmış, domuz eti Türk Gıda Kodeksi’ne dâhil edilmiş, diğer eti helal hayvanlarla birlikte zikredilerek kasaplık hayvanlar arasına alınmış, domuz beslenen çiftliklere bir kamu bankasından işletme ve yatırım kredisi alma imkânı verilmiştir. Tarım Bakanına sorarsan ülkemizde 3 ruhsatlı domuz çiftliği var. Ama yapılan araştırmalara göre Türkiye'de 80 civarında kaçak çiftlikte yılda 1 milyon civarında domuz üretildiği ve bunların kaçak olarak normal kesimhanelerde kesildiği ifade edilmektedir. AKP Hükümetine soruyorum: Milletin satın aldığı etlere ve et ürünlerine domuz eti karıştırılmadığı, domuz etinde kullanılan makine ve bıçakların helal etlerde kullanılmadığı konusunda bir güvence verebilir misiniz? Etkili bir denetim, doğru dürüst bir gıda kontrolü yapılmıyor ki cevap verebilesiniz, son zamanlarda ortaya çıkan gelişmeler domuz ürünlerinin yaygınlaşarak âdeta yediğimiz içtiğimiz her şeye bulaştığını göstermektedir. Domuz etini “Demokrasi var, gayrimüslimler var, turistler var.” diye savunabilirsiniz ama Müslüman Türk milleti de ne yediğini bilmek istiyor. Domuz etini ve domuz değmiş hiçbir şeyi yemek istemiyor. AKP Hükümetine soruyorum: Her yıl kesildiği söylenen 1 milyon domuz nerede kullanılıyor? Öncelikle bunun hesabını bir verin. Ruhsatsız faaliyet gösteren domuz çiftlikleriyle ilgili hangi yasakları  ve cezaları uyguluyorsunuz? Önce bunları bir anlatın.

AKP, alkole yasaklar getirerek yaşam tarzını dayatmıyor. Öyle olsaydı zinayı serbest bırakıp, imam nikâhı yaptırmayı suç saymazlardı. AKP iktidarında 2004 yılında kabul edilen Türk Ceza Kanunu’na göre zina suç sayılmazken, resmî nikâh olmadan imam nikâhı yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası, bu nikâhı kıyan imamlara da iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilmesi öngörülmüştür.

AKP iktidarının ak icraatları bunlarla sınırlı değildir. Heybeliada Ruhban Okulunun açılması konusunda söz veren, Patrik’in “ekümenik” sıfatını taşımasını kabullenen, böylece İstanbul'da Vatikan benzeri bir yapılanmanın kurulmasına kapı aralayan AKP zihniyetidir.

İmar Kanunu’nda "cami" ifadesini "ibadethane" olarak değiştirerek Türkiye'de mantar gibi biten apartman kiliselerini meşrulaştıran, misyoner faaliyet yürüten bir çok yabancı derneğin Türkiye'de şube açabilmesine ve faaliyet göstermesine imkân getiren, AKP zihniyetidir. Kuran kursu yıkıp kiliseler açan, AKP zihniyetidir.

Sizlere soruyorum: "Bütün Türkler yok edilmeden Hristiyan dünyası rahat etmeyecek." diyen Papa’nın heykeli altında, onun manevi huzurunda, 29 Ekim 2004 tarihinde AB Anayasası'nı imzalayanlar kimlerdi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Teşekkür eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kazım Kurt, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın milletvekilleri, on iki buçuk saatten bu yana kesintisiz devam eden çalışmamız sonucunda 463 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni herhâlde sabaha karşı geçirmiş olacağız.

Bugün, parlamenter demokrasinin nasıl çoğulcu diktatörlüğe dönüştüğünün göstergesidir. Parmak sayınız çoktur. Parmak sayınıza göre, hem komisyonlarda doğru dürüst tartışamadığımız yasaları, bekleme süresini dahi göze almadan Meclis Genel Kuruluna getiriyorsunuz hem de burada sabaha kadar bu işi tartışacağız ve bitireceğiz diyorsunuz. Ama bu tartışmaları uygun bir ortamda yapamıyoruz çünkü önergeler sadece grup başkan vekillerine veriliyor, diğer milletvekillerine böyle bir kolaylık, inceleme ve değerlendirme şansı tanınmıyor.

Şimdi, aslında bir hükûmet tasarısı olan ve bir hükûmet tasarısı olarak gelmesi gereken bir nitelikteki bu torba yasanın niçin teklif olarak geldiğini anlayabilmiş değilim. Herhâlde, ya Hükûmet bu konuda anlaşamıyor, uzlaşamıyor, bazı bakanlar bu torbadaki bazı maddelere itiraz ediyor, o nedenle teklif geliyor ya da Hükûmet “Bak, ben bu yasakları getirmiyorum, milletvekilleri getiriyor.” diyerek böyle bir yolu izliyor. Bunun ikisi de doğru değildir, ikisi de uygun değildir. Mahcup bir tasarı teklif hâline dönüştürülüyor ve toplumdan gelecek tepkileri güya engellemeye çalışıyorsunuz ama maalesef bunu engelleme şansımız ve durumumuz söz konusu değil.

AKP 3Y’yi engelleyeceğim diye iktidara geldi: “Yolsuzluğu bitireceğim, yoksulluğu ortadan kaldıracağım ve yasakları sona erdireceğim.” diye… Ama bugün gördük ki çok ciddi anlamda bir yasak rejimini oturtuyoruz Türkiye'nin gündemine. İnsanların yaşam tarzını değiştiriyoruz, insanların düşünme tarzını değiştiriyoruz ve insanların bireysel hak ve özgürlüklerine saygı göstermeden “Ben çoğunluğum, böyle yaşamanızı istiyorum.” diyerek kanun yapıyoruz. Hiç kimsenin içki içmesini, alkol almasını engellemek hakkımız yoktur ama hiç kimsenin de alkolizmin batağına batmasını sağlamak gibi bir görevimiz yoktur. Anayasa bu konuda devlete, koruyucu olmak gibi bir görev yüklemiştir. Koruyucu olmak demek bu işi temelli yasaklamak anlamına gelmez, gelmemelidir. Bu konuda “Ben çoğunluğum, canım ne istiyorsa onu yaparım, yaptırırım.” demekten vazgeçmek zorunludur. Bu mantıkla bu yasayı değerlendirmek lazım.

Şimdi, öyle bir mantık ki, yerelleşmeyi savunurken, demokrasiyi savunurken, “Yerel demokrasiyi birinci plana çıkaracağız.” derken, belediye meclislerinin yapacağı işleri Bakanlar Kuruluna yüklüyoruz. Bakanlar Kurulu, artık ilçelerdeki barların, pavyonların fiyatlarını belirleyecek. Böyle bir yaklaşım, böyle bir değerlendirme asla olmaz. Pazar günü çalışacak bakkalın, pazar günü çalışacak fırının harcını Bakanlar Kurulu belirleyecek. Bu da asla uygulanabilir ve düzeltilebilir demek değildir.

Bu yasaklarla neleri devam ettiriyoruz? Bakın, Anayasa Mahkemesinin yanlış diye iptal ettiği kanunların tamamını arkadan dolanarak yeniden getiriyoruz. Oysa Anayasa Mahkemesinin kararlarına karşı hile yoluna giderek yeni bir yasa yapmak doğru ve hukuki bir iş değildir, işlem değildir.

Yeminli mali müşavirlik sınavı, Toprak Reformu Kanunu hükümlerine aykırı uygulamalar ve en önemlisi kamulaştırmasız el atma ve kamulaştırmada tescil davalarıyla ilgili insanların mülkiyet haklarına saldırı, mülkiyet haklarını ihlal edici düzenlemeler getiriyoruz ve bunu yaparken ne diye yapıyoruz? “Ben çoğunluğum, ben ne dersem o olur.” Böyle bir mantıkla, böyle bir anlayışla insanların en doğal, en korunması gereken mülkiyet hakkı temel hak olmaktan çıkarılıyor. Avrupa insan hakları sözleşmelerine de aykırı hareket etmek suretiyle ciddi anlamda ülkeyi gelecekte zarara sokacak ihlallerle karşı karşıya kalacağız.

Tescil davalarında mahkeme kararlarına karşı itiraz yolunu ortadan kaldırıyoruz ve bu itirazı yapma şansını hukuk devletinde, hukukun üstün olduğu bir yerde nasıl uygulamaya geçireceğiz, uluslararası sözleşmelerle yükümlendiğimiz konularda nasıl hesap vereceğiz, bunu da zamanla ortaya koyacağız.

Değerli arkadaşlarım, alkollü araç kullanılması, ehliyetsiz araç kullanılması yine bu torbanın içinde ve bununla ilgili bazı yaptırımları, bazı cezaları artırarak ortaya koyuyoruz. Ama, bir nokta var ki, teknik cihaz ile alkol tespitini kabul etmeyenlerle ilgili çok farklı bir uygulama. Peşin peşin “Evet, sen şu kadar promil alkollüsündür.” mantığıyla bir ceza uygulaması yanlıştır. Devlet, vatandaşını bu muayeneye götürebilecek kapasitededir, çaptadır ve bu olgunluğu o idarecinin göstermesi gereklidir. Bu konuda da yine, değerli bir katkı sunmak için çalışma yapılmasında yarar vardır. Bu, abartılmış ve aşırıya kaçmış “Ben ne dersem o olur.” mantığıyla hareket eden bir durumdur.

Raylı sistemlerle ilgili devirleri KDV’den müstesna kılmak, belki kısa vadede, çok yakın AKP’li belediyelere Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılan raylı sistemlerin devriyle ilgili konuda bir avantaj sağlar ama diğer belediyelerle bu konuda bir eşitlik söz konusu olmayacağı için bir haksızlıktır, yanlışlıktır; bunun yaygınlaştırılmasında, geliştirilmesinde yarar vardır.

Cep telefonlarına uygulanan vergilerin düşürülmesi, bu cep telefonlarının daha çok kullanılabilir hâle getirilmesi için çalışma yapılması gerekirken bunun korunması ve artırılması adaletle bağdaşır bir durum değildir. Bunun devamını sağlamanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla ilgili ya da uygulamalarıyla ilgili, belge ve bilgilerle ilgili bir yükümlülük getirilirken buraya bir süre konulmaması yanlıştır, bu süre konulmalıdır. Kaç gün içinde, kaç ay içinde bu evraklar, belgeler verilecektir, bu konulmalıdır ve belki bu yasanın yine, “Ben yaptım oldu, ben ne dersem olur.” çerçevesindeki bir uygulaması Yeşilay Vakfının kurulması. Oysa Yeşilay Tüzüğü’ne göre bu cemiyetin organları var, Genel Kurulu var. Tüzük’ün 12’nci maddesine göre, derneğin vakıf kurmasına Genel Kurulun karar vermesi gerekiyor ama siz diyorsunuz ki: “Biz çoğunluğuz, biz sizin yerinize bu vakfı kurarız.” Böyle bir mantık olmaz. Bu, ciddi anlamda sizin statükocu olduğunuzu, muhafazakâr olduğunuzu ve sistem artık sizden yana olduğu için, bu işlerle ilgili hiçbir yeniliği, hiçbir demokratikleşmeyi kabul etmediğinizin tescilidir. Hiçbir derneğin, hiçbir organın genel kurulunun yerine Meclisi koyarak bu işi çözemeyiz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen, Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; alkollü içkilerin sunulması ve tüketilmesi, kullanılmasıyla ilgili düzenlemelerin gençleri ve toplumu alkol bağımlılığına karşı korumak amacıyla yapıldığının inandırıcı olmadığını söylemiştim. Bu konuyu, çocukların aileleriyle yemek yerken lokantalara yapılan polis baskınlarıyla, RTÜK’ün toplumun maddi ve manevi değerlerine aykırı yayın yapıldığı ve padişahın mahremiyetine saygı gösterilmediği gerekçesiyle televizyon kanallarına verilen cezalarla, Sayın Başbakanın “Bu heykeli burada görmeyeceğim.” diye gürlemesiyle, kız öğrencilerle erkek öğrenciler arasına 45 santim mesafe koyan okul müdürleriyle, süt yasasını çıkarma girişimleriyl; valiliklerin, belediyelerin, Türk Hava Yollarının içkiyle ilgili yasak kararlarıyla, Türk Standartları Enstitüsünün helal gıda belgesi ve helal hizmet belgesi çıkarmasıyla ve özgürlükleri sınırlayan başka yasaklarla, iktidarın dine göre ayarlanmış diğer dayatmalarıyla birlikte değerlendirmek ve birlikte düşünmek gerekiyor.

Aslında bu konuyu demokrasiyle ilgili olarak düşünmek gerekiyor. Biat kültürünün egemen olduğu muhafazakârlaşan ve otoriterleşen toplumlarda itiraz söz konusu değildir, itiraz gelmez. Dolayısıyla kadınların eve kapatıldığı ve biat kültürünün egemen olduğu toplumlarda demokrasinin gelişmesi ve yeşermesi mümkün değildir. Aslında iktidarın yapmak istediği tam da budur. Bu düzenlemeler vahim düzenlemelerdir değerli arkadaşlarım.

Hepimiz biliyoruz ki bundan önce siyasi iktidar çocukların nüfus kütüğüne süt annesiyle ilgili bilgileri kaydedip insanların evlilik ilişkilerini buna göre saptamaya yönelik girişimlerde bulundu. Valilikler, belediyeler ve Türk Hava Yolları içkileri yasakladılar. Ankara’nın göbeğinde, Ümitköy’de, Çayyolu’nda annesiyle, babasıyla yemek yiyen çocuklar polis baskınıyla önce alındılar, sonra ailelerine teslim edildiler. Toplumdan gelen baskılar üzerine bu uygulamalardan vazgeçildi.

Hele hele Türk Standartları Enstitüsünün çıkarmış olduğu helal gıda belgesi, helal hizmet belgesi aslında rezaletin daniskasıdır. Bir restorana gireceksiniz, helal bölüm ayrı olacak, masalar birbirini görmeyecek, helal bölüme hizmet edecek garson ayrı olacak, çatal bıçak ayrı olacak. Böyle bir uygulamanın, böyle bir resmin demokratik hukuk devletinde, laik cumhuriyette yeri olabilir mi? Bu olsa olsa değerli milletvekilleri, devlet eliyle toplumu gettolaştırmadır. AKP iktidarı, İslamcı olanları da İslamcı olmayanları da gettolaştırmaktadır ve bu yaptığı tüm hareketleri demokrasi adı altında yapmaktadır. Bir yandan demokrasi türküleri söylemekte, öbür yandan demokrasi ve hukuku ayaklar altına almaktadır.

Şu anda gecenin –sabah- saat 3’üne doğru geliyoruz. Bizim bundan önceki Grup Başkan Vekilimiz Sayın Kemal Anadol –kulakları çınlasın- sık sık söylerdi: “Bu saatte Ankara sokaklarına gittiğinizde bir tek pavyonlar açıktır, bir de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıktır.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Böyle karşılaştırma olur mu?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, toplumda öncelikle milletvekillerinin itibarını bu kadar kendi kendimize itibarsız hâle getirirsek, milletvekillerine gerçekten bu uygulamaları reva görüyor isek bizim toplumun diğer kesimlerinden milletvekillerine yönelik saygı beklemeye hakkımız yoktur.

Ben buradan soruyorum Sayın Bakana, sayın AKP grup başkan vekillerine, Komisyon Başkanına: Bu yasanın bu kadar alelacele, hukuk dışı bir şekilde, çoğunluk diktatörlüğüne dayanarak Meclise getirilmesinin nedeni nedir? Yani, bu, normal çalışma günlerinde neden getirilmiyor? Neden bu kadar acele ediliyor? Bunun amacı nedir ben bunu anlamış değilim değerli arkadaşlarım. Bunun açıklanmasını istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Çoğunluk diktatörlüğünden(!)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pazar günü Manisaspor ve Konyaspor, Eskişehir’de final maçı oynayacaklar. Evet, Eskişehirli arkadaşlara da inşallah misafir olacağız. Sayın Kalaycı’yla birlikte iki rakip olarak inşallah iyi bir neticeyle dönmeyi ümit ediyoruz. Özgür Bey, siz de katılırsınız inşallah. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben ikinci bölüm üzerinde şahsım adına söz aldım. Tabii 18 madde. Bunun içerisinden de 22 ve 23’üncü maddeyle ilgili olarak konuşmamı tamamlamak istiyorum.

Geçen 23’üncü Dönemde görev yapan milletvekili arkadaşlarımız çok rahat hatırlayacaklardır. Haziran ayı içerisinde, haziranın ortasında 2010 yılında tek maddelik bir kanun çıkmıştı ve 5999 sayılı. Bu, kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazmini düzenleyen ve şimdi 22’nci maddede de değişikliği yapan bir düzenlemeydi. Bu teklifin 22’nci maddesinin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda önerdiği değişiklik, kamulaştırma yapılmış ancak işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırma hiç yapılmamışken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlarla ilgili bir düzenleme ve bu 2942 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesi, 1956 yılı ile 1983 yılları arasında kamulaştırmasız el atma fiilleri karşısında taşınmaz sahibinin el atmaya konu olan taşınmazların değerini idareden talep edebilmesini düzenliyor. Bu hakkın 1983 yılı sonrasına da uzatılmasını öngören 6111 sayılı Kanun’un geçici 2’nci maddesi, Anayasa Mahkemesi tarafından Kasım 2012 yılında, 169 sayılı karar ile iptal edildi ve teklifin bu maddesi, gerekçesinde her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları esas alınarak hazırlandığı ifade edilse de mahkeme kararına aykırı bir düzenlemedir. Gerçi, bu madde gelirken Adalet ve Kalkınma Partisinin yine bu 22’nci maddeyle ilgili bir değişikliği de olacak, ondan da haberdarız. Bu, 2012 yılına kadar kapsama yine Anayasa Mahkemesinin öngördüğü şekilde 4/11/1983 şeklinde düzeltiliyor. Bu düzeltme kısmen bir düzeltmedir, aslında Anayasa Mahkemesi kararı tamamen karşılanmış da olmuyor. Çünkü ayrıca taşınmaz bedellerinin taksitle ödenmeye devam edilmesi suretiyle vatandaşlarımızın idare karşısında mağduriyeti, hak arama yolları yine tıkalıdır. Burada da bir düzeltme yapılması gerekir ve bu maddenin bu hâliyle yürürlüğe girmesi hâlinde, idare, usulüne uygun kamulaştırma yapmayacaktır. Yani kamulaştırmasız el atmanın önüne geçilmesi gerekir fakat bu düzenleme kamulaştırmasız el atmanın önüne geçmiyor, bilakis, kamulaştırmasız el atmayı da özendiren bir düzenleme olarak duruyor. Yasal düzenlemeleriyle yargı önünde idarelerin hukuka aykırı eylemleri ve işlemleri, hukuka uygun eylem ve işlemlerinden üstün tutulamaz diyoruz.

Bu düşüncelerle sözlerime burada son veriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şimdi, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, biraz önce de söylemeye çalıştım; bu 20’nci maddeyle getirilmeye çalışılan alkol, narkotik veya psikotrop maddelerin etkisinin ölçülmesiyle ilgili, teknik cihaz ile alkol tespitini kabul etmeyenlerin peşin peşin belli bir miktarda promil alkollü kabul edilmesi sağlık açısından nasıl değerlendirilebilir? Çünkü iki fıkra sonra bunların öyle ya da böyle zabıta marifetiyle kan, tükürük, benzeri; saç, tırnak örnekleri alınmak suretiyle ne kadar alkollü olduğunun tespiti mümkün. Niçin buraya Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilecek bir hüküm konuldu? Bunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şu saatte de devam eden, Çanakkale ilimde Yenice ilçesi Karasuçam ve Çan ilçesi Ozancık köylerinde, Kaz Dağlarında meydana gelen orman yangını hızlı bir şekilde devam ediyor. Ben, bu anlamda da, bir an önce söndürülmesi ve hemşehrilerimin, köylülerimin can ve mal kaybına uğramamasını diliyorum. Bu vesileyle de can kaybı olmamasını dilerken de mal kaybından dolayı da buradan tüm yetkililerin hemen bir an önce tedbir almaları ama öncelikle söndürülmesinden yana iyi dileklerimi iletmek istiyorum.

Hemen Bakanıma soruyorum: Gene, burada, özellikle insanların gelecekte alkolle ilgili sağlıklarını çok düşünürken, aslında bugün yaşayan ve yaşamakta olan sağlıkla ilgili konularda Çanakkale gibi batıda bir yerde Ezine, Yenice, Gelibolu, Çan’da hâlâ daha on yıldır doktor kadrolarının tamamlanmadığı ama gece yasaklar ve alkol…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, hafızlarımızı tazeleyecek olursak, TEKEL’in içki fabrikası yok pahasına özelleştirilmiş, hatta stoklardaki içkiler ihalede verilen bedelin daha üzerinde olarak karşılık bulmuştu. Daha sonra bu misliyle birkaç kez el değiştirdi. Bugün, bu şirketin yabancı sahiplerinin ve CEO’sunun Başbakandan randevu istediği, kendilerine bu istenen randevunun verildiği, Başbakanın da bu randevu gerçekleşmeden önce bu kanun geçerse, bunların, kendilerinden yapacakları birtakım talepler karşısında “Meclisten geçti artık. Zaten teklifti, de bizim tasarımız değildi.” diye bir savunmaya gideceği konusu konuşuluyor. Bu konuya bir açıklık getirebilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

18 Haziran 2010 tarihli ve 5999 sayılı Kanun, kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazmini düzenlemektedir ve 18 Haziran 2010 tarihinden itibaren bugüne kadar taşınmaz mallara ilişkin tazminat talebi sayısı nedir? Bugüne kadar ne tutarda tazminat ödemesi yapılmıştır? Bu madde nedeniyle açılan dava sayısı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarıdaki 34 maddenin 33’ü başka kanunlarda değişiklik yapan bir torba yasa maddeleri ama, maalesef, 34’üncü madde bir vakfın kurulmasıyla ilgili. Bunun burada yer alması yerine Vakıflar Kanunu’nda ya da Dernekler Kanunu’nda yer alması kanun tekniği açısından daha doğru olmaz mıydı? Bu torba yasada yeni bir vakfın kuruluşunu bir maddeyle gerçekleştirmeyi ne derece doğru ve etik buluyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık, buyurun.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Erzincan’a gitmişsiniz ama uçağa binmek için; keşke bir hastaneleri gezseydiniz. Şu anda devlet hastanesinde en son olarak neye karar verdiniz? Bir de, araştırma hastanesiyle ilgili bir çalışma yapacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, bu yasada getirdiğiniz 22’nci madde Anayasa’ya aykırı bir maddedir. Şu anda, birazdan görüşeceğimiz bu maddeyle kamulaştırmaya, kanuna uygun, kamu yararına uygun kamulaştırmalar yapılmasının özendirilmesi ve gerçekte bunun öyle olması gerekirken, tam bunun aksi bir şekilde, kamulaştırmasız el atmayı özendiren bir madde ile Anayasa’mızın 138’inci maddesindeki mülkiyet hakkını son derece ağır bir şekilde ihlal ediyorsunuz. Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş bir yasayı tekrar arkadan dolanarak getirirken anayasal bir suç işlediğinizin farkında mısınız? Bu konuda vakit varken bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, bu yasanın, alkolü yasaklamanın gençlerin sağlığıyla ilgili olduğunu söylüyorsunuz. Şimdi bir durum daha var ki, özellikle AKP iktidarında çok yaygınlaşan biber gazı gençlerin sağlığını oldukça tehdit etmekte, eylemlerdeki atılan biber gazları gençlerin sağlığını etkilemekte. Bunu yasaklamayı düşünüyor musunuz, onu sormak istiyorum.

Bir de, geçtiğimiz haftalarda Malatya’ya gelmiştiniz, Arapgir Devlet Hastanemizi açmıştınız. Onun için size teşekkür ediyorum. Orada Sayın Aslanoğlu’nun talebiyle hastanemize hem uzman doktor hem de pratisyen hekim gönderecektiniz. Bu konuda bir girişiminiz oldu mu, onu sormak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakanım, Zonguldak’ta geçtiğimiz günlerde 7 yaşında bir yavrumuz iki ayağını birden biçerdövere kaptırdı. Gittiği ilçe hastanesi Zonguldak Devlet Hastanesine sevk etti. Hacettepeyle görüştüler, altı saatin çok kritik bir süre olduğunu, derhâl uçak ya da helikopter ambulansla hastanın yetiştirilmesi talep edildi. Ancak bu uçak ve helikopter ambulansta 112’yle sürekli bir koordinasyon telaşıyla saatler kaybedildi ve beş saat sonra yine kara yoluyla yollandı hasta. Hasta geldiğinde artık çok geç kalmıştı. İki bacak da dikildi; birinin bugün kaybedildiği, diğerinin de şansının yüzde 1’in altında olduğu söyleniyor. Bu konuda bir soruşturma başlattınız mı? Bu “hayaldi gerçek oldu” ambulansları neden bu yavrumuz için yalan oldu?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, değerli arkadaşlar.

Şimdi, Sayın Kurt, 20’nci madde, psikotrop maddelerin teknik cihaz ile ölçülmesini kabul etmeyenlerle ilgili, belirli bir miktardaki oranı aldığı gibi bir hüküm var. Hâlbuki kan tetkiki veya tükürükle tespit edilebilir. Cihazı üflemeyenden zorla kan almamız veya kan tetkiki yapmamız da mümkün mü? Dolayısıyla, cihazı üflemeyenin tükürüğünü nasıl alacağımızı da yine… Dolayısıyla, burada bir iyi niyet varsa bir sorun olmaması gerekir ama bir art niyet varsa ve bunda bir direnme varsa bunun bir çözüm hükmünü bulmak lazım. O nedenle, bu anlamda böyle bir caydırıcılık anlamında değerlendirme. Yoksa, aynı kişiden zorla kanı nasıl alabiliriz?

KAZIM KURT (Eskişehir) – Ama iki fıkra sonra koymuşsunuz, “Zorla, zabıtayla alırız.” diyorsunuz.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Zabıtayla kanı nasıl alalım? Zabıtayla ölçtürüp…

KAZIM KURT (Eskişehir) – İşte yazıyor, devamını okuyun efendim.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Zabıtayla kontrole götürülür ama kanını alamayız.

KAZIM KURT (Eskişehir) – “Sürücü zabıta tarafından götürülür ve tıbbi…”

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Evet, peki, teşekkür ederim.

Sayın Sarıbaş, ben de Çanakkale’deki orman yangınının en kısa zamanda söndürülmesini ve can kaybının olmamasını, mal kaybının da en az düzeyde kalmasını temenni ederim.

Doktor kadroları, herhâlde yarıda kaldı. Belki de önümüzdeki süreçte burada karşılıklı olarak en çok sorun yaşayacağımız konu doktor kadroları. Ne yazık ki, doktor, hekim açığımızı bir süre daha kapatmakta zorlanacağımız bir gerçek. Olabildiğince verimli kullanmayı, planlı kullanmayı daha güçlü hâlde deneyeceğiz.

Sayın Özel, tabii, Sayın Başbakandan ne diye randevu istendi, randevu verildi, verilmedi; o konuda bir bilgi sahibi olmadığım için -ilk defa sizden duyuyorum- dolayısıyla bu konuda söyleyeceğim bir cümle şu anda yok.

“Kamulaştırmasız el koyma ile sayısı nedir, dava sayısı nedir, ödenen miktar nedir?” Bu konuda tüm kamu tüzel kişileri muhatap olduğundan sorular ayrıntılı olarak araştırıldıktan sonra ancak bu konuda size bir cevap verebiliriz çünkü şu anda bizde de o anlamda net bir bilgi yok.

Sayın Işık, vakıf kurmayla ilgili… “Vakıflar Kanunu’nda olabilir mi?” Zaten belki de torba kanunların en büyük özelliği de bu, birçok konudaki ihtiyaçları karşılamak adına, bu anlamda da Yeşilay Vakfının ümit ederiz ki alkolle toplumsal mücadelede önemli katkıları olacağına inanıyorum.

Erzincan Devlet Hastanesi… Sayın Işık, Erzincan programına gelmedik ama Erzincan Devlet Hastanesiyle ilgili Erzincan halkının arzu ettiği şekilde sonuçlandırmaya çalışıyoruz.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Bina yapılacak mı?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) - Bina yapılacak inşallah.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Devlet Hastanesinin oraya.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) - Çalışıyoruz üzerinde. Bir hafta, on gün içinde…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Araştırmanın oraya istemiyoruz; Devlet Hastanesinin oraya istiyoruz Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Evet, ben de aynı şeye cevaben… Orada bir çalışma yapıyoruz, bir on onbeş gün içinde netleştiririz.

Sayın Levent: “Anayasa’ya aykırı, mülkiyet hakkını ihlal ediyorsunuz.” Evet yani böyle bir düşüncemizin olmadığını siz de biliyorsunuz.

“Biber gazını yasaklamayı düşünüyor musunuz?” Arkadaşlar, toplumsal olaylarda keşke hiç buna ihtiyaç duymasak ama daha dikkatli kullanılması yönünde ümit ederim İçişleri Bakanlığımız daha duyarlı olur.

Teşekkür ederim, Arapgir’e gelmekten de, Malatya’ya gelmekten de mutlu oldum; inşallah bütün illere gitmeye çalışacağız ama uzman doktor konusunda ve hekim konusunda arkadaşlar çalışmaları yapıyor. İnşallah oradaki sıkıntıyı da ortadan kaldırmayı demeyeyim ama azaltabilme gayreti içinde olacağımızı ifade etmek isterim.

Zonguldak’ta 7 yaşındaki bir çocuğumuzun biçerdöver makinesine kapılarak iki ayağını kaybetmesi... Helikopterin gece uçuşu veya akşam uçuşu yapamaması, uçağımızın da, ambulans uçağının da bir başka hasta naklinde yani Nevşehir’deki olaydan sonraki hasta naklinden sonraki bir saatlik gecikme dolayısıyla kara yoluyla göndermek zorunda kaldığımız bir çocuğumuz. Soruşturma açtık, dolayısıyla, soruşturma neticesine göre de inşallah size yine bilgi veririz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri ve varsa o maddeler üzerindeki önergelerin işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 03.06

 

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 03.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

19’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 19. maddesindeki “motorlu araç” ifadesine motosiklet ifadesinin de eklenmesini arz ederiz.

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                       Veli Ağbaba                                       Musa Çam

      İstanbul                                                           Malatya                                               İzmir

Özgür Özel                                                          Kazım Kurt                                        Ali Sarıbaş

   Manisa                                                               Eskişehir                                         Çanakkale

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

463 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 19 uncu maddesinde yer alan "Ayrıca, aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin veren araç sahibine de tescil plakası üzerinden, aynı miktarda idari para cezası verilir." ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Pervin Buldan İdris Baluken                              Hasip Kaplan

    Iğdır                                                                    Bingöl                                               Şırnak

Sırrı Sakık                                                  Abdullah Levent Tüzel

    Muş                                                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Araçların izinli mi veya izinsiz mi alındığına dair bir tespitin yapılması uygulama açısından oldukça güçtür. Bu nedenle gerek araç sahiplerinin mağdur edilmemesi, gerekse de uygulamada sorunlarla karşılaşılmaması adına bu ifadelerin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 03.22

ON İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 03.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin On İkinci Oturumunu açıyorum.

Teklifin 19’uncu maddesi üzerinde verilen, Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

463 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 463 sıra sayılı yasa tasarısının 19. maddesindeki “motorlu araç” ifadesine motosiklet ifadesinin de eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Veli Ağbaba…

BAŞKAN – Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; alkolün sınırlandırılmasıyla ilgili bir kanun, yine diğer kanunlar gibi, tartışılmadan, konuşulmadan, muhalefetin görüşü alınmadan, ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla konuşulmadan ve işin muhataplarının düşüncesi alınmadan yasalaştırılmak isteniyor.

Zaten, değerli milletvekilleri, üzülerek söylemek isterim ki bu iktidar grubunun hâkim olduğu bu Mecliste, özgürlüklerle ilgili, demokratikleşmeyle ilgili yasaların çıkmasını beklemiyoruz.

Tecrübelerimiz şunu gösteriyor: AKP Meclis Grubunun amacı, kanunlar yoluyla hem ülkeyi hem de yaşamımızı dizayn etmek, kendine benzer bir toplum yaratmak. Bunu 4+4+4’te gördük, bunu Sendika Yasası’nda gördük ve bunu yargı paketlerinde de sıkça görüyoruz.

AKP’nin amacının ne olduğunu, on yıl boyunca AKP’nin değirmenine su taşıyan liberaller öğrendi; AKP’nin amacını, on yıl boyunca AKP’nin politikalarına karşı çıkanları suçlayan sözde gazeteciler anladı; AKP’nin amacının ne olduğunu, “Yetmez ama evet”çiler anladı ve değerli arkadaşlar, bu sizin yapmaya çalıştıklarınızı maalesef size oy veren insanlar da anladı; bugün en büyük darbeyi de herhâlde onlardan yiyeceksiniz.

AKP’nin, iktidara geldiğinden beri tek bir amacı var değerli arkadaşlar: Führer gibi düşünen, Führer gibi konuşan ve Führer gibi yaşayan bireyler ve toplum yaratmak.

Değerli milletvekilleri, bu kanun ne zaman aklınıza geldi? 26 Nisanda Başbakan MÜSİAD Genel Kurulunda bir konuşma yaptı. Dedi ki: “Eline döner bıçağını alan, kafayı çeken adam, bilgisayarla oynayan insanı öldürmeye çalışıyor.”

Aslında Başbakan “Bütün kötülüklerin, bütün ölümlerin sorumlusu alkoldür.” demeye çalıştı. (AK PARTİ sıralarından “Doğru.” sesleri) Ben de merak ediyorum, “Doğru.” diyenlere soruyorum, “Doğru.” diyen bay bilmiş adamlara soruyorum: Bilge köyündeki 46 tane insanı alkollü cani mi öldürdü? Örneğin, Uludere’de 34 tane insanın üzerine bombayı alkollüler mi attı? O emri, o Uludere’ye 34 tane insanın ölüm emrini veren Sayın Başbakan alkollü müydü? Soruyorum size. (AK PARTİ sıralarından “Yuh!” sesleri)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne diyorsun be!

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen… Sayın Ağbaba… Lütfen Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Yine, Sivas’ta Madımak’ı yakanlar alkollü müydü, onu soruyorum ben size. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Ne diyorsun sen! Sözünü geri al!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sözünü geri al!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bağırma, bağırma öyle, bağırma!

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sözünü geri al!

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen temiz dille konuşunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sözünü geri al!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Reyhanlı’da insanları öldüren, bombalayan caniler alkollü müydü, merak ediyorum.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sözünü geri al!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Tabii, Hrant Dink’i, Uğur Mumcu’yu öldürenler alkollü müydü, merak ediyorum.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sözünü geri al!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bunun cevabını verin.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sözünü geri al!

VELİ AĞBABA (Devamla) - 13 yaşındaki N.Ç.’ye tecavüz eden 26 tane insan ve indirime uğrayan insan alkollü müydü, merak ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen nereden biliyorsun, sen de mi vardın?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu kanunun amacı açıktır. Bu kanunun esas sahipleri… Esas sahipleri de kusura bakma sen değilsin, bu kanunun esas sahipleri bürokratlar. Nereden mi bürokratlar? Çünkü, kanun hazırlandığı zaman, Komisyonda konuşulurken sizin de haberiniz yoktu, sizin de haberiniz yoktu. Şimdi, o gün alt komisyonda Sayın Ayaydın soruyor, diyor ki: “Esas amacınız nedir?” Maliye Bakanlığı Müsteşarı diyor ki: “Bizim esas amacımız, alkolü bütün Türkiye’de yasaklamak.” (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri) Sizin zihniyetiniz bu, sizin amacınız bu. (AK PARTİ sıralarından “Evet” sesleri)

Bakın, değerli arkadaşlar, ben Türkiye’de herkesin bir özrü yerine getirmesini diliyorum. IV. Murat’tan herkesin özür dilemesini istiyorum, IV. Murat’tan. Niye? IV. Murat özgürlükçü biriymiş arkadaşlar. IV. Murat sizi görmüş olsaydı… Özgürlükçü biriymiş, IV. Murat’a sizler rahmet okuttunuz. Sonra merak edenler olursa “rahmet okutma”nın ne olduğunu anlatırım ben size. Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, IV. Murat bütün ülkede alkolü yasakladı, uymayanlara ağır cezalar verdi ama maalesef, IV. Murat’ın ölüm sebebi, değerli milletvekilleri, 28 yaşında aşırı alkolden öldü. Ona da Allah rahmet eylesin diliyorum. Bu yasağı getirenleri de Allah’a havale ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Bir saniye sayın milletvekilleri…

Sayın Canikli buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuşmacı, Sayın Başbakanımızın… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuşmacı, Sayın Başbakanımızın Uludere’yle ilgili bombalama emrini verdiği şeklinde çok haksız, yanlış, yalan bir iftirada bulundu.

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim, iki dakika süre veriyorum sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın görüşülen kanun teklifinin 19’uncu maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, “İçki, bütün kötülüklerin anasıdır.” sözü, ne Sayın Başbakanımıza ne de başka bir kişiye ait; bu bir hadistir. Bu, Peygamberimizin söylediği bir hadistir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Peygamberimizin, İslam Peygamberinin bir sözüdür. “İçki bütün kötülüklerin anasıdır” evet, biz de ona yürekten inanıyoruz. Yürekten inanıyoruz, yürekten iman ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğru, doğru.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başbakanımız, ne Uludere ne de başka herhangi bir olayda, ettiğiniz iftira çerçevesinde, o içerikte hiçbir şekilde bir karar almamıştır, böyle bir kararın altına imza atmamıştır, atması da mümkün değildir. Bu, tam bir iftiradır ve yalandır. Tepeden tırnağa yalandır. Ama, Dersim bombalaması gerçektir değerli arkadaşlar. Dersim’in bombalanması gerçektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dersim’de kadınların katledilmesi gerçektir, çocukların katledilmesi gerçektir. Kimin katlettiğini, kimin bombaladığını da sizin takdirlerinize bırakıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Canikli, konuşmasında açıklama yaparken, Uludere’deki katliamla ilgili olarak Sayın Ağbaba’nın yapmış olduğu açıklamalara gerçek dışı bir açıklama yapmak suretiyle sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Niye efendim, Dersim’de bombalamadı mı Sayın Başkan, neresi gerçek dışı?

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

 

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, Sayın Canikli, siz bir süre önce burada BDP’den konuşan bir milletvekili arkadaşımıza cevap vermek üzere kürsüye çıkmış, “Türkiye Cumhuriyeti Dersim’de hiçbir zaman katliam yapmamıştır.” diye bir savunmada bulunmuştunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne zaman?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – O sözlerinizi size hatırlatıyorum. Bu sizin cümleniz, benim değil.