TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                73’üncü Birleşim

                                                                                               5 Mart 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Irak Türkmenlerinin yaşadığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Dilovası’nda bulunan Kömürcüler İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin sebep olduğu çevre kirliliğine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı

3.- Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten’in, Mersin Arslanköy olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP Grubu adına, sanatçı Müslüm Gürses’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, AK PARTİ Grubu adına, sanatçı Müslüm Gürses’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu adına, sanatçı Müslüm Gürses’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Muş’a 45 kilometre uzaklıktaki Yukarıyongalı köyünde yoğun kar yağışı nedeniyle hayatın durma noktasına geldiğine ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın bazı ifadelerine ve 3/3/1992’de Zonguldak Kozlu’da yaşanan maden kazasının yıl dönümüne ilişkin açıklaması

6.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Başbakanın 65 yaş üstü vatandaşlara ulaşım ücretleriyle ilgili vermiş olduğu vaatleri ne zaman yerine getireceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, sosyal paylaşım sitelerinde yer alan “Bir Başbakan iki Erdoğan” isimli videoya Başbakanın yayın yasağı koydurmasına ilişkin açıklaması

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ilçesinde bulunan hastanenin sorunlarına ve Hükûmetin bu konuyla ilgili tedbir almasını dilediğine ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, çiftçinin en fazla gübre ihtiyacı olduğu dönemde gübre fiyatlarında artış olduğuna ve Hükûmetin bu konuya bir çözüm bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Hekimhan ilçesi Kavacık köyünün sorunlarına ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, kira sözleşmesinin yenilenmemesi nedeniyle Bağlarbaşı Spor Salonu’nun kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna ilişkin açıklaması

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, uyuşturucu ve keyif verici madde kullanımı konusuna ilişkin açıklaması

13.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, “TBMM Mobil” uygulamasının yalnızca IOS mobil işletim sistemi için hazırlandığına, diğer mobil işletim sistemleri için de kullanıma sunulmasını dilediğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, sanatçı Müslüm Gürses’in vefatına, Adıyaman’da “Güçlü Tekstil” adlı firmada çalışan ve sendikalaştıkları için işten atılan 300 işçinin direnişine, büro emekçilerinin grevine ve tüm emekçi kadınları kutladığına ilişkin açıklaması

15.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, 3/3/1992 tarihinde Zonguldak Kozlu’da yaşanan maden kazasının yıl dönümüne ilişkin açıklaması

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında kullandığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın AK PARTİ grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında kullandığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Avrupa Parlamentosu tarafından 4-5 Mart 2013 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek “Organize Suçlar, Rüşvet ve Kara Paranın Aklanması ile Mücadele” konulu seminere katılması Genel Kurulun 26/2/2013 tarihli 70’inci Birleşiminde kabul edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1159)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam ve beraberindeki bir Parlamento heyetinin, Meksika Senatosu Başkanı Erneste Cordero Arroyo’nun vaki davetine icabetle Mexico City’de düzenlenecek olan G-20 Üye Ülkeleri Parlamento Başkanları IV. Toplantısı’na katılmak üzere Meksika’ya ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1160)

 

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Baha Öğütken’in Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/98)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, (2/191) esas numaralı, Tarım Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/99)

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak ve 24 milletvekilinin, çay sektörünün ve çay üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/526)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 22 milletvekilinin, memurların kusurlu davranışlarından dolayı devlet tarafından bugüne kadar ödenmiş olan tazminat miktarları ile ödenen bu tazminatların sorumlu kişilere rücu edilip edilmediğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/527)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 23 milletvekilinin, Hrant Dink suikastı, Rahip Santaro cinayeti ve Malatya Zirve Yayınevi katliamının aynı örgüt tarafından işlenip işlenmediğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/528)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6/2/2003 tarihli 32’nci Birleşiminde ve 1/3/2003 tarihli 39’uncu Birleşiminde gerçekleştirilen kapalı oturumlara ilişkin tutanaklar ile tutanak özetlerinin İç Tüzük’ün 71’inci maddesi uyarınca yayınlanmasına ilişkin önerisi

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 12, 19 ve 26 Mart 2013 Salı günkü birleşimlerinde birer saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 6, 13, 20, ve 27 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 5 Mart 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesine; 426 ve 310 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kapalı oturum tutanaklarının on yıl geçtikten sonra ayrıca bir karara gerek kalmadan açıklanıp açıklanamayacağı hakkında

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın AK PARTİ grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in görüşülen kanun teklifinin 4’üncü maddesi üzerindeki konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Plan ve Bütçe Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Rize Milletvekili Nusret Bayraktar ve Kars Milletvekili Yunus Kılıç ile 16 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1256, 2/1257) (S. Sayısı: 428)

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, tarımsal amaçlı kullanılan elektrikteki vergi oranlarına, kayıp kaçak bedellerine ve artezyen kuyularına yönelik sayaç zorunluluğuna ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15519)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santraline yapılan işçi alımı ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15520)

3.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de tarımsal sulama amaçlı elektrik borcu olanlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15521)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2003-2012 yılları arasında görevden alınan ve atanan bürokratlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15522)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık tarafından kiralanan gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15523)

6.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Diyarbakır’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15525)

7.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, alınan ve kiralanan taşıtların maliyetine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16146)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Vakıflar Genel Müdürlüğünce 2003-2012 yılları arasında Diyarbakır’a yapılan yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16570)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık personelinin e-mail ve sosyal medya hesaplarının denetlenip denetlenmediğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16623)

10.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır, Bursa ve Kocaeli’deki kayıp-kaçak elektrik miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16632)

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, enerjide dışa bağımlılığa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı 7/16633)

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 2002’den bu güne yapılan doğal gaz anlaşmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16634)

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, petrol ve nükleer atık taşınan tankerlerin boğazlardan geçişine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16635)

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Adana Yumurtalık petrol boru hattına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16636)

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Mersin Akkuyu Nükleer Santraline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16637)

16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık personelinin e-mail ve sosyal medya hesaplarının denetlenip denetlenmediğine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16638)

17.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun elektrik fiyatlarında artışa yol açan bir kararına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16639)

18.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, elektrikte kayıp kaçak oranlarına ve elektrik dağıtım şirketlerinin hizmet kalitesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16640)

19.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Muğla’daki termik santrallerin bazı hizmetlerinin taşeron işçilere devredileceği iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16641)

20.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Türkiye Taş Kömürü Kurumunca yayımlanan bir genelgeye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16642)

21.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın, TTK’ye bağlı işletmelerde çalışan işçilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16749)

22.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, TOKİ tarafından gerçekleştirilen arsa satışlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16780)

23.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, son on yılda restore edilen eserlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16815)

24.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Vakıflar Genel Müdürlüğünce verilen burslara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16816)

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2013’te Kahramanmaraş’a yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16817)

26.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Türk Dil Kurumunun Kürtçe sözlük çıkarılması için bir çalışması olup olmadığına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16818)

27.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, statüsü değişen belde belediyelerinin İLBANK’tan kullandıkları destek ve aldıkları hibelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16895)

28.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık kadrolarına yapılan atamalara ve görevden almalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16896)

29.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Aydın’da onaylanan koruma amaçlı bir imar planına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16897)

30.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, TOKİ’nin İstanbul’da yaptığı bazı projelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16899)

31.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Mogan Gölü’ne uçak seferi konulacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16900)

32.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, Atatürk Orman Çiftliğinin Kültürel Peyzaj Alanı olarak tesciline ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16902)

33.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, Başbakanlık binasının inşaatıyla ilgili olarak düzenlenen yapı ruhsatına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16903)

34.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, lisanslı harita kadastro mühendisliği sınavı ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16906)

35.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, TOKİ’nin faaliyetlerine ve Samsun’un Canik ilçesinde yaşanan sel felaketi ile ilgili soruşturma açılıp açılmadığına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16908)

36.- Bursa Milletvekili Kemal Ekinci’nin, Bursa’da kurulması planlanan bir termik santrale ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16910)

37.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, 2013 yılında Isparta’da yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16952)

38.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kaçak sigaraların iç piyasada satılmasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16953)

39.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2013 yılında Kahramanmaraş’a yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16955)

40.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, sigaradaki ÖTV ve KDV’nin düşürülmesine ve sigara kaçakçılığının önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17030)

41.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, bazı bakanlıkların örgütsel yapılarında değişiklik yapan KHK’ların yürürlükteki kanunlarla çeliştiği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/17148)

42.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın farklı ilçelerindeki riskli yapıları belirleyen bir rapora ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17248)

43.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, yeni Anayasa hazırlık çalışmalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/17433)

44.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, TBMM’de erişimi engellenen internet sitelerine ve TBMM internet sayfasından ulaşılamayan bir gazeteye ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/17434)

5 Mart 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Irak Türkmenlerinin yaşadığı sorunlar hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Cemalettin Şimşek’e aittir.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Irak Türkmenlerinin yaşadığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak’ta yaşayan Türkmenlerin sorunları konusunda gündem dışı söz aldım. Bu vesileyle değerli heyetinizi ve bizi ekranları başında izleyen milletimizin fertlerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2003’tek Irak’ın işgal edilmesi ve sözde Arap Baharı çerçevesinde gelişen olaylar Irak’taki Türkmen varlığını çok olumsuz etkilemiş, AKP iktidarının ABD ve AB güdümündeki dış politikaları nedeniyle, oradaki Türkmen varlığının zora düştüğü zaman tek güvendiği ülke olan Türkiye’den maalesef yeterli desteği bulamamışlardır. Türkiye’nin bu konudaki dış politikası Irak Merkezî Hükûmetinin de tepkilerine sebep olmuştur ve Irak’la aramızın açılması pahasına Kuzey Irak Özerk Bölgesi’yle siyasal, sosyal ve ekonomik anlaşmalar yapılmış, Suriye’de gelişen olaylar bile kuzeydeki yönetim ile konuşularak Suriye’nin geleceği konusunda bir mutabakat aranmıştır. Irak Merkezî Hükûmeti ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, Kerkük üzerinde birtakım hesaplar yaparken Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tavrını, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi tarafından yana kullanmıştır. 2003’teki Irak’ın işgalinden bu yana Kerkük’e 600 bin Kürt aile yerleştirilerek Kerkük’ün demografik yapısı bozulmaya çalışılmış, AKP ise Barzani’yi kongresine çağırarak “Türkiye seninle gurur duyuyor.” diye alkışlatmıştır.

Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun, Irak Hükûmetinden izinsiz olarak Kuzey Irak’a, Erbil’e gittiği gerekçesiyle Irak Hükûmeti yetkilileri, Davutoğlu’nu, kendilerinin tutuklama yetkilerinin olduğunu söyleyerek derhâl ülkeyi terk etmesi konusunda uyarmışlardır.

Son olarak, Irak’a gitmek isteyen Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız’ın uçağını havada iken geri çevirmişler, Sayın Bakan Kayseri’ye inmek zorunda kalmıştır. Irak yönetimi ile Barzani arasında petrol gelirlerinin paylaşılması konusundaki gerginlik de ABD işgalinden sonraki dönemde en üst düzeydedir. Bu süreçte bölgesel Kürt yönetimiyle, enerji de dâhil, çok sayıda anlaşma imzalayan AKP Hükûmeti ise Barzani tarafında yer almıştır. Dolayısıyla AKP Hükûmeti, bu tavrıyla Kerkük üzerinde emelleri olan Kuzey Irak Bölgesel Yönetimine siyasal, sosyal ve ekonomik destek vererek Irak Türkmenlerinin yok olmasına sebep olabilecek her türlü yaklaşımda bulunmaktadır. Davutoğlu’nun Kerkük’e gidip içi boş, hamasi nutuk atması ise tamamen bir kandırmacadan ibarettir. Davutoğlu konuşmasında “Irak Anayasası’nın 121’inci maddesinde ‘Türkmenler yoğun olarak yaşadıkları yerlerde siyasi, ekonomik, kültürel ve eğitimsel haklara sahiptir…’ Biz ise bunun takipçisiyiz.” bile diyememiştir. Anlaşılıyor ki Hükûmet, Irak Hükûmetiyle Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi arasında Kerkük üzerinde oynanan oyunlarda tavrını Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi tarafından yana koymaktadır. Hatta AKP, Türkiye’nin Türkmeneli Vakfı vasıtasıyla Irak Türkmen cephesine Kuzey Irak Bölgesel Yönetimiyle birlikte hareket etmesi konusunda baskı uygulamaktadır.

Değerli milletvekilleri, şu anda Irak Türkmenlerinin can ve mal güvenliği yoktur. Gün geçmiyor ki Kerkük ve civarında bombalar patlamasın. Kerkük Türkmenlerinin can ve mal güvenliği peşmergeye teslim edilmiştir. Bu da kurda kuzunun teslim edilmesi gibi bir şeydir. Kerkük Türkmenleri bir taraftan merkezî Hükûmetin, diğer taraftan ise Irak Bölgesel Yönetiminin baskısı altındadır. Onların bu dünyada Allah’tan ve Türkiye’den başka kimseleri yoktur. O nedenle Türkiye, derhâl Irak politikasını gözden geçirmeli ve ucuz menfaatlere Irak Türkmenlerini feda etmemelidir.

Irak Türkmenleri için: Irak Türkmenleri Irak Merkezî Hükûmetinden ayrılmak istememektedirler. Ancak Irak Anayasası’nın 121’inci maddesi gereği Türkmenlerin hak ve statüsü yerine getirilmeli, Türk Hükûmeti de bunun takipçisi olmalıdır.

Kerkük bölgesinde göçlerle Kerkük’ün demografik yapısı değiştirilmeye çalışılmamalıdır. Iraklı Türkmenlerin can ve mal güvenliği peşmergeye bırakılmamalı, ya merkezî Hükûmet tarafından ya da Kerkük’te oluşturulacak Türkmen gücü tarafından sağlanmalıdır. Kerkük’ün hiçbir federatif bölgeye katılmadan Bağdat gibi özel bir statüde ve konumda olması gerekmektedir. Telafer Sınır Kapısı derhâl açılmalı, Türkmenlerin Türkiye’ye geliş gidişleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – …Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin keyfine bırakılmamalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konularda Hükûmeti tekrar uyarıyoruz.

Bunun vebalinin çok büyük olduğunu ifade ediyor, hepinize tekrar saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Gündem dışı ikinci söz, Dilovası’nda bulunan Kömürcüler İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin sebep olduğu çevre kirliliği hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Dilovası’nda bulunan Kömürcüler İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin sebep olduğu çevre kirliliğine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

“Dilovası” denince, “kanser” akla geliyor. Buradaki kanser oranı Türkiye ortalamasının yaklaşık 2,5-3 katı. Benim tespitim değil. Merak edeni varsa Sağlık Bakanlığı yayınlarından bununla ilgili kitap verebilirim.

1980’li yıllardan itibaren bu bölgede plansız ve kontrolsüz yapılan sanayileşme ve beraberindeki çarpık kentleşme sonucu bu felaket hazırlanmış oldu. Yaşanan çevre kirliliğine ne yazıktır ki insan ölümlerine neden oluncaya kadar tedbir almak hiç kimsenin aklına gelmedi.

Bu çerçevede, 2006 yılında Meclis araştırma komisyonu kuruldu. Bu komisyon yaptığı araştırmada 29 maddelik tedbirlerin alınmasına karar kıldı. Vaktimin sınırlı oluşu nedeniyle bu 29 maddeyi ifade etmemin gereği yok ama komisyon raporunun özü şu: “Bu bölge sanayiye doymuştur. Yeni sanayi ve kapasite artışı olmayacaktır. Mevcut sanayi de yeni teknolojilerini kullanarak daha derli toplu olacaktır.” Ancak hiç kimse sözünde durmadı.

Asıl üzücü olan, sizin Hükûmetinizin de birinci derecede sorumlu bulduğu olay da şu: 2006 yılında, komisyon raporuna rağmen, bu tarihten itibaren Dilovası’nın kuzeyinde, yerleşim hattının kuzeyinde 4 tane yeni organize sanayi bölgesi ihdas ettiniz. Bu yetmiyormuş gibi, hemen bunlar ile yerleşim yerleri arasında yaklaşık 500 metrelik alan içerisine katı atık deposu ve Kömürcüler İhtisas OSB kurulmasına izin verdiniz. Bu Kömürcüler İhtisas OSB’de, kömür eleme, kırma, yıkama, paketleme, briketleme işlemi yapılmaktadır. Şimdi, soruyorum size değerli milletvekilleri: Böyle bir ortamda tozun olmaması mümkün mü? Dilovası’nın basık havası yetmiyormuş gibi, Türkiye’nin kimya ve boya sanayisinin yüzde 30’u bu bölgede değilmiş gibi, Türkiye’deki ağır metal sanayisinin yüzde 33’ünün bu bölgede olmadığı varsayılmış gibi, yetmiyor, TEM ve E5’ten günde ortalama, 120 bin arabanın geçtiği bu hava kirliliğinin yanına bir de bu vatandaşları kömür tozuna mahkûm ettiniz.

Bakın, bu Kömürcüler OSB 2003 yılında kâğıt üzerinde kurulmasına rağmen 2010 yılana kadar herhangi bir işlem yapılmıyor. Gerekçesi… Mahallî çevre komisyonu toplanıyor, her defasında, bölgenin yanlış seçildiği, yerleşim alanının kuzeyinde kalan yer olduğu ve Dilovası’nın hava sirkülasyonunun tek kuzeyden değişebileceği raporunun verilmesine rağmen, ne yazıktır ki 2010 yılından itibaren bu bölgede ısrarla, yetkililer, Kömürcüler OSB kurulmasına karar veriliyor, anlamış değilim. Üstüne üstlük, Kömürcüler İhtisas OSB, ek-1’de ÇED raporlarına göre ÇED alması gerekirken Valiliğin vermiş olduğu “ÇED gerekli değildir.” raporu da düşündürücüdür. Sayın Bakanım buradadır, takip edip konuyu araştırabilir, eğer araştırmakta sıkıntı çekiyorsa bunun bir mahkeme kararını kendisine sunarım.

Geçen hafta, sivil toplum kuruluşları ve Dilovası’ndaki muhtarlar bana ziyarete geldiler. Muhtemelen iktidar partisi milletvekillerine de gitmişlerdir. Talepleri şu, diyorlar ki: “Biz dışarıya çıkamıyoruz değerli milletvekilim. Çamaşır asamıyoruz, penceremizi açamıyoruz. Çocuklarımız sokaklarda, parklarda oynama olanağından yoksunlar. Talebimiz şu: Kömürcüler OSB’nin yeri yanlış, lütfen, bu yerin bir an önce değiştirilmesi lazım. Bu kadar zor mu? Bu bir farz mı?” diyorlar. Bir yılda bu kömürcüler OSB’ye, Dilovası’nın için de kullanılarak yaklaşık 10 milyon ton kömür girip çıkacak. 10 milyon ton kömür taşınırken kamyonların çıkaracağı gürültüyü, tozu ve branda kullanmadan yapılacak işlemi siz düşünün. Tozun olmamasını düşünmek mümkün değil.

Yetkililerle dönem dönem bir araya geldiğimizde diyoruz ki: “İnsan sağlığını olumsuz etkilelen bir fabrika veya bir iş yeri varsa bunu sonlandıralım; burayı gerekiyorsa cezalandıralım, kapatalım.” Ama nedense Kömürcüler İhtisas OSB’nin yerinden vazgeçilmiyor.

Dilovası halkının talebi şu: “Biz Anayasa’dan kaynaklanan insanca yaşam hakkını istiyoruz, nefes almak istiyoruz, çocuklarımızın yarınlarına sahip çıkmak istiyoruz.” Sizce bu istekler çok mu?

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Gündem dışı üçüncü söz, Mersin Arslanköy olayları hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Çiğdem Münevver Ökten’e aittir.

Buyurun Sayın Ökten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

3.- Mersin Milletvekili Çiğdem Münevver Ökten’in, Mersin Arslanköy olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

ÇİĞDEM MÜNEVVER ÖKTEN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Arslanköy’ün kurtuluşu ve  olayları ile ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletimiz, Kurtuluş Savaşı esnasında her bölgede gösterdiği olağanüstü cesaret ve kahramanlıklarla işgal kuvvetlerini hezimete uğratmış ve bağımsızlığını elde etmiştir.

İşte, Akdeniz Bölgesi’nde, Mersin’imize 55 kilometre uzaklıkta ve 2 bin rakımlı bir yörük köyünde yaşayan Efrenkliler, işgalci Fransızlar ve onların iş birlikçisi Ermeni çetelerini milis kuvvetlerimizin yardımı olmadan bütün işgalcileri yok ederek bir destan yazmışlardır.

Bütün Efrenklilerin birebir mücadelesi ile kazanılan bu zafer Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün onayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisinde taçlandırılmış ve tıpkı Antep’e, Maraş’a verilen unvan gibi Efrenk’e de, arslan gibi, cengâverce savaştıkları ve muvaffak oldukları için “Arslanköy” unvanı verilmiştir. 1 Mart, Arslanköy’ün kurtuluşu olarak tarihe geçmiştir.

Arslanköy yalnız Kurtuluş Savaşı’na destan yazmamıştır değerli milletvekilleri. Türk siyasi tarihine “46 olayları” olarak geçen ve 1947 yılındaki muhtarlık seçimlerinde gösterdikleri dirayetle, cesaretle ve demokrasi aşkıyla da bir meydan okuma ve direniş örneği göstermişlerdir. Bu direniş ve destanda yine Anadolu kadını başroldedir. Arslanköy’de “46 hadisesi” diye bilinen olay cumhuriyet tarihimizin ilk yıllarının en önemli olayıdır. Çünkü çok partili sisteme geçtikten bir yıl sonra tüm Türkiye genelinde 1947 yılında muhtarlık seçimleri CHP ve Demokrat Partinin serbest ortamda ilk defa yarıştıkları bir dönemdir.

Halk uzun yıllardan sonra ilk kez tercihini değiştirme şansını elde etmiş ve bunu da büyük bir iştiyak ve disiplinle sandığa yansıtmıştır. Ancak oylamadaki “açık oy, kapalı tasnif” şekli, oylama sonucunun antidemokratik olmasına neden olmuş, halkın tercihleri ne yazık ki sandıklardan çıkmamıştır. Bu durum bütün Türkiye genelinde itirazlara ve tepkilere neden olmuştur. Ancak yine Arslanköy’lüler, farklılığını ortaya koyarak, oylarına sahip çıkma adına ölümü dahi göze almış, kadınları ile birlikte demokratikleşme yolunda mihenk taşı oluşturacak bir direniş sergilemişlerdir.

Usulüne uygun yapılan muhtarlık seçimlerinde oyların tasnifi sırasında Demokrat Parti adayının 566 oy ve eski muhtarın 54 oy alması sonucunda muhtarlık seçimi için kullanılmış olan oy pusulaları tekrar sandıklara konularak mühürlenmiş ve öğretmen Mustafa Kubilay’a teslim edilmiştir. Ne yazık ki iktidar partisinin muhtarı seçimi kaybettiğini anlayınca dönemin valisine durumu bildirip seçimlerin yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

Sayın milletvekilleri, 25 Şubat günü Arslanköy’e yeni seçim için gelen komisyon, seçimlerin kanunsuz yapıldığını, seçimin yeniden halkevlerinde yapılacağını duyurmuştur. Israrla, yeni oy sandığına değil, eski oy sandığının içerisindeki oyların çıkarılarak tekrar oy atılmasını istemiştir. Ancak Mustafa Kubilay, sandığı halktan aldığını, onu ancak halka teslim edeceğini bildirmiştir.

Valinin emri doğrultusunda, eski muhtarı halkın istememesine rağmen seçtirmeyi kafasına koyan jandarma komutanı, askerlerine öğretmen Mustafa Kubilay’ın kapısının zorla kırılarak sandığın alınmasını emretmiş, ancak özellikle Arslanköylü kadınlar tarafından büyük bir mukavemetle karşılaşmışlardır. “Rey bizim namusumuzdur, bizim şerefimizdir. Bizler devletimize hiçbir zaman karşı gelmedik. Biz, demokrasi adına antidemokratik bir tutuma karşı geldik ve bu bizim için namus kadar, şeref kadar, vatan kadar kıymetlidir. Kimse bizim elimizden oyumuzu alamaz. Biz bu toprakları düşmanlardan kazandık, sandıktan da bağımsız verdiğimiz oylarımızla zaferle çıkmak istiyoruz.” dediler, oy sandığını vermediler. Bunun üzerine, yaşları 19 ile 60 arasındaki çoğunluğu kadın tutuklulardan oluşan 47 kişi bu tarihten sonra Türk Ceza Kanunu’nun 190’ıncı, 149’uncu ve 172’nci maddeleriyle bilfiil isyan ve buna iştirak iddiasıyla Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandılar. 23 Şubat 1947’de Arslanköy’de yaşananlar ne bir isyan ne bir halk ayaklanması ne de basit bir parti çekişmesidir. Bu davanın tek canlı şahidi Havana Koç, şu anda 95 yaşındadır ve o tarihte doğan kızına diğer kadınlar gibi “Hadise” adını vermiştir.

Değerli milletvekilleri, geçmişi büyük fedakârlıklar ve başarılarla dolu Arslanköy halkı, ülkemizde demokrasinin yeşermesinde, gelişmesinde üzerine düşeni layıkıyla yerine getirmiş, tüm olumsuzluklara ve baskılara rağmen vermiş olduğu oyu canı pahasına korumuş, namus olarak nitelendirdiği oy sandığını siyasi çirkin emellere alet etmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇİĞDEM MÜNEVVER ÖKTEN (Devamla) – Ben, bu demokrasi adına verilmiş olan mücadelede kadınlarımızı saygıyla anıyorum, rahmetli olanlara Allah’tan rahmet diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ökten.

Hükûmet adına Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar.

Buyurun Sayın Bayraktar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok değerli milletvekilleri, hepinizi öncelikle saygılarımla selamlıyorum.

Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Mehmet Hilal Kaplan’ın açıklamaları doğrultusunda söz aldım. Sayın Milletvekilimize de hem Dilovası’na sahip çıktığı için hem de çevreye gösterdiği duyarlılık için çok teşekkür ediyorum.

Tabii, bizim Gebze ilçemiz yaklaşık altmış yıldır sanayinin konuşlandığı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dilovası ilçesi Sayın Bakan, Dilovası ilçesi. İlçe oldu.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Gebze ilçemiz, dolayısıyla Dilovası da bunun içerisinde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır efendim, Gebze ayrı bir ilçe, Dilovası ayrı bir ilçe.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Efendim, daha önce Dilovası beldesiydi, şu anda ilçe oldu. Gebze Türkiye’nin en önemli sanayi bölgesidir, Dilovası da beraberdir. Dilovası şu anda ilçe oldu, ilçe olmasını tabii tebrik ediyoruz. Bunu da özellikle ifade etmek istiyorum. Dilovası da çok önemli bir yer, tabii ki Dilovası’nın, coğrafi konumu, topografyası itibarıyla sanayinin sıkıntılı olduğu bir bölge olduğunu kabul ediyoruz. Yine burada, Kömürcüler İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’yle -özellikle vurguladı- burasıyla ilgili Valililiğimize bizim yapmış olduğumuz uyarılar ve verdiğimiz talimatlar doğrultusunda, 9 Ocak tarihinde Valiliğimizin genelgesi var. Bu genelge doğrultusunda buradaki Kömürcüler İhtisas Organize Sanayi Bölgesi çalışıyor, buradaki müdürlüğümüz burayı çok sıkı şekilde denetliyor.

Yine, Kocaeli ilinde dağınık ve düzensiz olarak faaliyet gösteren tüm kömür depolama, eleme, paketleme, briketleme tesisleri Dilovası ilçesinde kurulu bulunan Kömürcüler İhtisas Organize Sanayi Bölgesi alanına taşınmış ve organize sanayi bölgesi alanı dışındaki kömürcülerin de tümü kapatılmıştır. Şu anda ilçe merkezine 3 kilometre uzaklıkta yer alan söz konusu organize sanayi bölgesinde on altı tesis faaliyette bulunmaktadır.

Organize sanayi bölgesi alanında bulunan tüm tesislere, toz emisyonunun önlenmesi için tüm alanlarını kapsayacak şekilde fıskiyeli su sistemleri kurdurulmuş…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Mümkün değil Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - …her birinin tamamını kapsayacak şekilde depolanan kömür yığınlarının yüksekliğini aşan duvar ve paneller yaptırılmış, tüm eleme ve paketleme bantlarının üzerleri kapattırılmış ve bunker ile bantlara pulverize su sistemleri kurdurulmuştur. Organize sanayi bölgesi alanlarındaki tüm yollar asfaltlıdır, atık suyun kontrolü için zemin, beton ve asfaltla sızdırılmaz hâle getirilmiş ve her bir tesise en az 3 kademeli çöktürme havuzları yaptırılmıştır.

Organize sanayi bölgelerinde doluluk oranından dolayı, merkezî atık su arıtma tesisleri için atık su proje onay süreci devam etmektedir. Söz konusu tesislerin, hava emisyonu açısından uymakla yükümlü oldukları çevre mevzuatı, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ve toz şikâyetine çözüm getirmek gayesiyle aynı yönetmeliğe dayanılarak yayınlanan Kömür Depolama, Eleme, ve Briketleme Tesisleri Genelgesi olup Kocaeli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından, söz konusu mevzuata ek olarak, Kömürcüler İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü ve firmalar hakkında genelge yayınlanmış ve söz konusu mevzuat çerçevesinde çalışmalar yürütülmektedir.

Kocaeli merkez ve Dilovası’nda bulunan hava kalitesi ölçüm istasyonlarından alınan verilere göre, partikül madde yani toz ve kükürtdioksit parametrelerinde 2011 ve 2012 yılı ortalama sınır değerleri aşılmamıştır; bunların devamlı surette ölçümlerini yapıyoruz. Ayrıca, Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği çerçevesinde, hava kalitesi sınır değerlerinin 1 Ocak 2014 tarihine kadar kademeli olarak azaltılması ve o tarihten sonra, Avrupa Birliği hava kalitesi limit değerleri, artı, tolerans değerlerine başlanarak kademeli geçiş ile Avrupa Birliği limit değerlerine uyum sağlanması hedeflenmektedir. Aynı şekilde, buradaki Organize Sanayi Bölgesi’nin çalışmaları çevre yönünden dikkatli bir şekilde izlenmektedir.

Yine, söz almışken, çevre konusunda yaptıklarımı yüce Meclisle paylaşmak istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, bir tek soru sorayım, cevap verin: Çevre İl Müdürü niye Ankara’ya tayin edildi, görevden alındı?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Çok değerli milletvekilleri, 2002 yılında 145 atık su arıtma tesisi ile 245 belediye hizmet vermekteyken, bugün itibarıyla 428 atık su arıtma tesisi ile 550 belediye hizmet vermektedir. Yine, 2002 yılı sonunda belediye nüfusunun yüzde 35’i atık su arıtma tesisine bağlı iken, bugün bu oran yüzde 72’ye ulaşmıştır.

Yine, 2003 yılı başında 15 katı atık düzenli depolama tesisi ile 157 belediye tarafından 23 milyon kişiye hizmet verilirken, yine 2012 yılı sonu itibarıyla ifade ediyorum, 69 katı atık düzenli depolama tesisi ile 903 belediye tarafından 45 milyon insanımıza hizmet verilmektedir.

Yine, 2003 yılı başında 46 geri kazanım tesisinde yaklaşık 4 bin kişi istihdam edilirken, bugün 956 geri kazanım tesisinde 60 binin üzerinde insanımız hizmet vermektedir. 956’ya ulaşan geri kazanım tesisleriyle ülke ekonomisine 1 milyar lira katma değer sağlar hâle geldik. Bugün, artık, çöplerimiz yüzde 60 oranında modern tesislerde düzenli şekilde depolanıyor. Aynı şekilde, katı atıklardan enerji üretilmesi, katı atık tesislerinde çiçek üretilmesi, sera üretimi ve kompost üretilmesi şeklindeki çalışmalarımız devam etmekte, günbegün yine bunları artırmaktayız.

Yine, 81  ilde  161  hava kalitesi ölçüm istasyonuyla hava kalitesini on-line olarak tüm Türkiye’de takip etmekteyiz. Nüfus ve sanayinin yoğun olduğu Marmara Bölgesi’nde bölgesel ağ yapısı oluşturularak bölgede 24 olan hava kalitesi ölçüm istasyonu sayısı bugün itibarıyla 63’e ulaştı. Sadece Marmara Bölgesi’nde -buna Kocaeli Gebze, Dilovası da dâhildir- 63 adet on-line sistemle hava kalitesini devamlı ölçmekteyiz. Şehirlerimizin gürültü haritalarını çıkarıyoruz.

Yine, 2012 yılından itibaren başlatmış olduğumuz çalışmalarla belediyelerimize, katı atık depolama hizmetlerinde kullanılmak üzere 1.041 adet çöp toplama aracı hibe ettik. Belediyelerin çevre altyapı ihtiyaçlarını karşılamak üzere, yine 2007 ile 2013 yılları arasında, belediyelerimize 930 milyon euro bütçeli 39 çevre altyapı projesinin yapımını başlattık. Yine, aynı şekilde, çevrecilik açısından son derece önemli olan belediyelerimizin yine bizim desteğimizle kendilerinin yapmış oldukları atık su arıtma tesislerinin enerji giderlerinin de yüzde 50’sini hibe olarak ödemekteyiz. Sadece 2012 yılı içerisinde, belediyelere atık su arıtma tesislerinde harcadıkları enerjisinin yarısının karşılığı olan hibe bedeli 27 milyon TL ödedik.

Yine, denizlerimizin daha önceden kirliliği hiç ölçülmemekte iken bugün 208 noktada denizlerimizin çevre kirliliğini ölçmekteyiz ve mavi bayraklı plaj sayımız da eskiye oranla ciddi şekilde artmıştır.

Bu şekilde bana fırsat verdiğiniz için tekrar yüce Meclise saygılarımı arz ediyorum, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bir cümleyi düzeltebilir miyim?

BAŞKAN – Şimdi, sizin zaten 60’ncı maddeye göre pek kısa söz talebiniz var, düzeltmeleri de öyle yaptırıyoruz, orada veririm söz.

Şimdi, önce grup başkan vekillerinin ve sonra 10 arkadaşımızın 60’ncı maddeye göre pek kısa söz talebini yerine getireceğim gündeme geçmeden evvel.

Sayın Hamzaçebi…

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP Grubu adına, sanatçı Müslüm Gürses’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evvelsi gün kaybettiğimiz sanatçı Müslüm Gürses’i, dün, cenaze namazının ardından defnettik.

Arabeskin “hayata tutunamama”, “isyan”, “keder”, “delikanlılık” gibi kavramlarını müziğinde en iyi şekilde ifade eden, son derece önemli bir sanatçı olan Müslüm Gürses’e Allah’tan rahmet diliyorum; ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.

Şarkılarına, müziğine yüreğini, ruhunu veren hakikaten önemli bir sanatçıydı. Ben de iki şarkısını beğenen bir kişiyim; “Paramparça” ve “Sensiz olmaz.” şarkıları bende de iz bırakmış şarkılardandır. Onun şarkıları öksüz kaldı belki ama şimdiden klasikleşmiş olan bu şarkılar ve Müslüm Gürses, müzik tarihinde yerini alacaktır.

Kendisine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Allah’tan rahmet diliyoruz.

BAŞKAN – Biz de Başkanlık Divanı olarak rahmetli Müslüm Gürses’e Allah’tan rahmet diliyoruz, ailesine sabır diliyoruz.

Ben de “Bu dağlarda kar olsaydım.”ı çok severdim.

Evet, şimdi Sayın Ünal.

 

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, AK PARTİ Grubu adına, sanatçı Müslüm Gürses’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aramızdan ayrılan -arabeskin kendi ifadesiyle- duygularını ve kendi acılarını o duygularla kendi halkıyla paylaşan Müslüm Gürses için Allah’tan rahmet diliyoruz. Müziğiyle, sesiyle, yorumuyla hepimizin bir şekilde duygularına dokundu, her birimizin hayatında yaşadığı bir acıya dair birkaç mısra ya da birkaç ses oldu.

Allah mekânını cennet eylesin diyoruz.

BAŞKAN – Sağ olun.

Sayın Şandır…

 

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu adına, sanatçı Müslüm Gürses’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Müslüm Gürses’e Yüce Allah’tan rahmetler diliyoruz; sevenlerine, ailesine, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. O gerçekten toplumun büyük bir kısmında kendisini baba yerine koyacak bir sevgi halesi oluşturmayı bilmiş bir gönül adamıydı, bir müzik adamıydı; halkın içinden gelmiş, acılar yaşamış, acılarını müziğe dökmüş ve halk tarafından kabul edilmiş, sevilmiş ama takdir, zamanı gelince de ahirete intikal etmiş bir değerli vatan evladıdır, millet evladıdır. Kendisine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Yüce Allah’tan rahmetler diliyoruz efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İlk 10 kişiye söz vereceğimi söylemiştim. Şimdi en sondan başlıyorum.

Sayın Türkkan…

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Muş’a 45 kilometre uzaklıktaki Yukarıyongalı köyünde yoğun kar yağışı nedeniyle hayatın durma noktasına geldiğine ilişkin açıklaması

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, buradan İçişleri Bakanına bir soru sormak istiyorum. Muş’a 45 kilometre uzaklıktaki 94 haneli, 810 nüfuslu Yukarıyongalı köyünde kar nedeniyle hayatın durma noktasına geldiği, bahara sayılı günler kalmasına rağmen kar kalınlığının 3 metreyi bulduğu iddia edilmektedir. Köyde karların erimesi sabırsızlıkla beklenmektedir. Metreleri bulan kar kalınlığı nedeniyle evlerinden çıkmak isteyenler ya pencereleri ya da kazılan tünelleri kullanmaktadır. Bu nedenle, Muş’a 45 kilometre uzaklıktaki dağlık bölgedeki Yukarıyongalı köyünde kar nedeniyle hayatın durma noktasına geldiği iddiası konusunda İçişleri Bakanına Başkanlığınız vasıtasıyla soru yöneltmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

 

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın bazı ifadelerine ve 3/3/1992’de Zonguldak Kozlu’da yaşanan maden kazasının yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Bakanımın bir ifadesinin, kendisine verilen bilginin doğru olmadığını düzelterek başlamak istiyorum.

Sayın Bakanım, Dilovası’nda bulunan OSB’nin şehre uzaklığının 3 kilometre olduğunu söyledi. Yaklaşık 1 kilometre ile 500 metre arasında olan bu alana -Sayın Bakanımın da bilgisi dâhilindedir- 2 tane okul ve Dilovası Hastanesinin yapıldığını da anımsatmak istiyorum.

Benim söz alma gerekçem, 3 Mart 1992’de Zonguldak Kozlu’da yaşamını yitiren 263 madenciyi yaşamını yitirdiği facianın yıl dönümünde saygıyla anıyorum.

İş kazalarının artık bir kader olmadığı, iş yerlerinde, önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği anlayışının esas alınarak, iş kazalarının ve işçi ölümlerinin artık son bulmasını temenni ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal…

 

6.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Başbakanın 65 yaş üstü vatandaşlara ulaşım ücretleriyle ilgili vermiş olduğu vaatleri ne zaman yerine getireceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

RAMİS TOPAL (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir grup konuşmasında, 65 yaş üstü vatandaşlarımız, Devlet Demir Yollarının, deniz yollarının, belediyenin şehir içi toplu taşıma hatlarında Türkiye genelinde ücretsiz seyahat edecekler, şehirler arası yolculukta ise yüzde 50 indirimli yolculuk yapacaklar demiş ve vatandaşlarımızı umutlandırmıştır. Köylerden, kasabalardan, kentlerden 65 yaş üstü vatandaşlarımız arıyor, Sayın Başbakanın verdiği sözle ilgili herhangi bir girişimde bulunmadığı, yetkililere sorduklarında ise böyle bir şeyin olmadığı cevabını aldıklarını, bu vaatlerini ne zaman yerine getireceğini soruyorlar.

Ben de, vatandaşlara bulunduğu bu vaatleri adına Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sormak istiyorum: “Boynumun borcu” diyerek verdiğiniz bu vaatleri ne zaman yerine getireceksiniz? Bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine ne zaman gelecek?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

 

7.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, sosyal paylaşım sitelerinde yer alan “Bir Başbakan iki Erdoğan” isimli videoya Başbakanın yayın yasağı koydurmasına ilişkin açıklaması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasinin tecelligâhıdır, bütün milletvekillerimizin dikkatini çekmek istiyorum demokrasi açısından.

Değerli milletvekilleri, sosyal paylaşım sitelerinden YouTube’da “Bir Başbakan iki Erdoğan” isimli bir video vardı. Sayın Başbakanın kendi sesinden, çeşitli zamanlarda çeşitli beyanatlarını içeriyordu bu video. Kendi sesinden hiç katkı yapılmamış bu videoya Sayın Başbakan yayın yasağı koydurmuş çünkü bu videodaki konuşmaları, birbirine ters düşen, halkı aldatan, birbiriyle çelişen açıklamalardı. Kendi hakkında başkalarının yalan ve iftira içeren konuşmalarına yayın yasağı konmasını anlarım ama insanın kendi açıklamalarına yayın yasağı koyması düşündürücüdür. Şu açıdan düşündürücüdür: Bir, acaba Sayın Başbakan bu çelişkilerinden dolayı utanıyor mu bilinmesini istemiyor mu? İki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

 

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ilçesinde bulunan hastanenin sorunlarına ve Hükûmetin bu konuyla ilgili tedbir almasını dilediğine ilişkin açıklaması

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş’ımızın ilçelerinden Çağlayancerit’imizin mevcut bulunan hastanesinde hastane teçhizat malzemeleri çok eksik olduğu gibi teknik personelde de çok eksikliği var ancak bunların yanında, hastanemizde maalesef tek bir doktorumuz mevcut. Vardiya sistemine geçecek olursa, yirmi dört saat hizmet verecek olursa tek doktor sadece sekiz saat çalışıyor. Bir ilçemizde bir tane doktorun olması çok düşündürücü bir olay. Hükûmetten bu konuyla ilgili derhâl tedbir almasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Varlı…

 

9.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, çiftçinin en fazla gübre ihtiyacı olduğu dönemde gübre fiyatlarında artış olduğuna ve Hükûmetin bu konuya bir çözüm bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Hükûmeti uyarmak istiyorum. Bugünler çiftçinin en fazla gübre ihtiyacı olan bir dönem. Her yıl bu zaman, gübre ihtiyacının ortaya çıktığı zaman, gübre fiyatlarında yüzde 20oranında bir artış oluyor. Eğer yüzde 20 aşağısına bu fiyatlara gübre kurtarıyorsa neden bu yüzde 20 zam yapılıyor? Eğer yüzde 20 aşağısından bu gübreyi zamanında satabiliyorlarsa neden şu anda satmıyorlar? Hükûmetin bu konuda bir tedbir geliştirmesi, bir önlem alması lazım. Çiftçinin bu manada çok büyük şikâyeti var, çok büyük sıkıntıları var. Zaten girdi maliyetlerinin arttığı, girdi maliyetlerinin sırtında kambur olduğu bir dönemde bir de gübre fiyatları yüzde 20 artınca çiftçide aşırı bir tepki oluştu. Hükûmeti buradan uyarmak istiyorum, lütfen bu gübre konusunda bir çözüm üretsinler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

 

10.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Hekimhan ilçesi Kavacık köyünün sorunlarına ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Hekimhan Kavacık köyünün isyanını, haykırışını buradan duyurmak istiyorum. Kavacık köyü 40 haneden oluşmakta, geçimini hayvancılıkla sağlamakta ancak saman ve yemin çok zamlanması nedeniyle hayvanlarını besleyemedikleri için hayvanlar ölmek üzere ve hayvancılığı bırakıyorlar. Kavacıklılar hayvancılık yapamadıkları için başka köylere çobanlığa gidiyorlar. Köyün yerinden dolayı evler insanların başına çöküyor, geçen yıl 3 ev, bu yıl da 3 ev tamamen çökmüş. İnsanlar yoksulluktan dolayı evlerini tamir edemiyorlar, çaresizce evlerinin başlarına yıkılmasını bekliyorlar. Ayrıca, köylerini ana yola bağlayacak yolları yok, ancak üç saatte yürüyerek ana yola ulaşabiliyorlar. Köyde tuvalet yok. İçme suyu gözesi açık olduğu için yaz aylarında hayvanlar suyun içinde yatıyorlar, bu yüzden sürekli insanlar hasta oluyorlar.

Köylüler “Abdestimizi bile alamıyoruz. 10 hayvanımız olduğu için yeşil kartımızı iptal ediyorlar, çay ve şeker alacak paramız yok. Seçimde oyumuzun tamamını AKP’ye verdik.” diyorlar ve oylarını alanlara haklarını helal etmiyorlar. Bu haykırışı buradan dile getiriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

 

11.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, kira sözleşmesinin yenilenmemesi nedeniyle Bağlarbaşı Spor Salonu’nun kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bağlarbaşı Spor Salonu İstanbul’un olimpiyat standartlarına sahip tek jimnastik salonudur. Neredeyse yarım asırlık mazisi olan spor salonu binlerce sporcu yetiştirmiş, bu sporcular uluslararası yarışmalarda ülkemizi temsil etmiştir. Salonda 15 kulüpten 1.250 civarında lisanslı sporcu çalışmakta, yılda 760’tan fazla maça sahne olan hentbol salonlarından ise 27 takım ve 5 bine yakın lisanslı sporcu ile 340 spor okulu öğrencisi faydalanmaktadır.

Şimdi ise mülk sahibi Vakıflar Genel Müdürlüğü, Spor Genel Müdürlüğüyle olan kira sözleşmesini yenilemediği için Bağlarbaşı kapatılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bizzat görüştüğüm sporcular son derece üzgündür çünkü aynı standartlara sahip alternatif bir spor salonu da olmadığı için bu sporcular ortada bırakılacaktır ve Bakanlık yetkililerine ulaşmak yönündeki tüm çabalarının sonuçsuz kaldığını söylemektedirler. Son derece vahim olan ise spor salonunun kapatılıp yıkılarak yerine alışveriş merkezi yapılacağı iddialarıdır. Sporcuların yeni salonları yapılana kadar kira sözleşmesi mutlaka uzatılmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

 

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, uyuşturucu ve keyif verici madde kullanımı konusuna ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bundan doksan üç yıl önce 5 Mart 1920 tarihinde “Yeşilay” olarak bildiğimiz kurum gençliği uyuşturucu ve içkinin zararlarından korumak üzere kurulmuştur. Yeşilayın bugün bu amacına ulaştığını söylemek zordur. Ne acıdır ki bugün resmî rakamlara göre sadece İstanbul’da öğrencilerin yüzde 20’si sigara, yüzde 21’i alkol, yüzde 4’e yakın bir kesimi ise esrar kullanmaktadır. Ankara’da yapılan bir araştırmada 100 öğrenciden 5’inin uyuşturucu kategorisinde olan reçetesiz ilaç kullandığı tespit edilmiştir. Türkiye’de uyuşturucu, keyif verici madde kullanımı çok daha ileri boyutlardadır. Boşanma, cinayet, intihar ve taciz gibi kriminal vakaların altyapısında bu tür kötü alışkanlıklar vardır. Kamuda madde bağımlığı tedavisi veren sağlık kurumu sayısı ise sınırlıdır. Bu alanda hizmet veren özel kuruluşların büyük bir kısmı da bir ticarethane gibi çalışmaktadır. Madde bağımlılığı ve kötü alışkanlıklar konusunda ciddi bir tedavi de uygulanamamaktadır. Asıl olan tedavi değil toplumun bu alışkanlıkları edinmesini önlemek olmadır.

BAŞKAN – Sayın Erdemir…

 

13.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, “TBMM Mobil” uygulamasının yalnızca IOS mobil işletim sistemi için hazırlandığına, diğer mobil işletim sistemleri için de kullanıma sunulmasını dilediğine ilişkin açıklaması

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği 4 Mart 2013 tarihinde yaptığı duyuruyla, akıllı telefon ve tabletler için “TBMM Mobil” uygulamasını geliştirdiğini ve milletvekillerinin kullanımına sunduğunu açıklamıştır. Yasama ve denetim faaliyetlerini daha etkin kılacak bu uygulamaya emeği geçen herkesi kutlar, teşekkür ederim.

Ne yazık ki bu uygulama yalnızca IOS mobil işletim sistemi için hazırlanmış, Türkiye’de kullanıcıların yarıdan fazlasını oluşturan Android, Symbian ve BlackBerry mobil işletim sistemleri için hizmet sunulmamıştır. Bu durum Meclisin tüm mobil işletim sistemlerine eşit mesafede durmadığı algısına neden olmaktadır. Meclisin, IOS dışındaki işletim sistemini tercih eden milletvekillerine de eşit hizmet götürme anlayışında olduğunu gösterir bir tutum içinde bulunması daha doğru olacaktır. TBMM Mobil uygulamasının vakit kaybetmeden diğer mobil işletim sistemleri için de kullanıma sunulmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tüzel…

 

14.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, sanatçı Müslüm Gürses’in vefatına, Adıyaman’da “Güçlü Tekstil” adlı firmada çalışan ve sendikalaştıkları için işten atılan 300 işçinin direnişine, büro emekçilerinin grevine ve tüm emekçi kadınları kutladığına ilişkin açıklaması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Halk sanatçısı Müslüm Gürses’in sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Unutulmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Adıyaman’da Güçlü Tekstil adı altında çalışan firmada 300 işçi sendikalaştıkları için işten atıldılar ve otuz sekiz gündür direniyorlar. Şimdi de çadır kurdular, çadırda, patronun, valiliğin ve emniyetin el birliği ile saldırılarına karşı direniyorlar.

Anayasal hakkını kullanmaya engel olanlar, işçilerin emeğine göz dikenler kimler, çok iyi görülmeli. Bunlar ÖZ İPLİK-İŞ sendikasında örgütlenecekler ve mutlaka işe iade edilmeleri sağlanmalı. Meclisimize “Sesimizi duyun.” diyorlar.

Yine, aynı şekilde, geçen hafta, yurttaşlara hizmet götüren büro emekçileri -tam 100 bin- bir günlük grev yaptılar. İş güvencesi, yaşanabilir ücret, eşit işe eşit ücret, sosyal haklar, grevli toplu sözleşmeli örgütlenme hakkı için ortak eylem yaptılar. Her gün hakları gasbedilen, ücretlerinden açıklanmaz kesintiler yapılan kamu emekçilerinin sesine de kulak verelim. 8 Marta doğru giderken, alanlarda emeğini, sosyal haklarını savunan, barışın ve dayanışmanın mücadelesini veren tüm emekçi kadınları kutluyor ve selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ulupınar…

 

15.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, 3/3/1992 tarihinde Zonguldak Kozlu’da yaşanan maden kazasının yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak’ın Kozlu beldesinde bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumuna ait maden ocağında 19.45-20.00 saatleri arasında art arda meydana gelen grizu patlamaları sonucu Türkiye'nin en büyük madencilik kazası yaşanmış olup patlamalar sonucunda çoğu yanarak 263 madenci yaşamını yitirmiştir. Eksi 560 ana katı hazırlanmaktayken meydana gelen patlamada 529 işçi sağ olarak kurtarılmış, 78 işçi tedavi edilmek üzere hastaneye sevk edilmiştir.

Bu tür faciaların tekrar yaşanmaması temennisiyle, büyük emek harcayarak yerin yüzlerce metre altında kara elmasımız taş kömürünü çıkartan değerli madencilerimizin verdikleri mücadelenin herkese örnek olmasını diliyor, şimdiye kadar hayatını kaybeden tüm madencilerimizi saygıyla, rahmetle anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Avrupa Parlamentosu tarafından 4-5 Mart 2013 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek “Organize Suçlar, Rüşvet ve Kara Paranın Aklanması ile Mücadele” konulu seminere katılması Genel Kurulun 26/2/2013 tarihli 70’inci Birleşiminde kabul edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1159)

 

                                                                                                                                    28/02/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu tarafından 4-5 Mart 2013 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek Organize Suçlar, Rüşvet ve Kara Paranın Aklanması ile Mücadele konulu seminere Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması, Genel Kurulun 26 Şubat 2013 tarihli ve 70’inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

Ad ve Soyad                               Seçim Çevresi

Mehmet Günal                            Antalya Milletvekili

Hacı Bayram Türkoğlu                 Hatay Milletvekili

Aykut Erdoğdu                            İstanbul Milletvekili

Mehmet Muş                               İstanbul Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Komisyondan istifa önergesi vardır, okutuyorum:

 

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Baha Öğütken’in Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/98)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum. 28/02/2013

Gereğini arz ederim.

                                                                                                                             Ahmet Baha Öğütken

                                                                                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

 

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak ve 24 milletvekilinin, çay sektörünün ve çay üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/526)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çay ve çay üreticileri ile ilgili sorunların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin tespiti ile çözümüne yönelik politikaların oluşturulması amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması arz ve talep ederiz,

 

1) D.Ali Torlak                                                          (İstanbul)

2) Lütfü Türkkan                                                       (Kocaeli)

3) Celal Adan                                                           (İstanbul)

4) Oktay Vural                                                          (İzmir)

5) Ruhsar Demirel                                                    (Eskişehir)

6) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

7) Atila Kaya                                                            (İstanbul)

8) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

9) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

10) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

11) Faruk Bal                                                           (Konya)

12) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

13) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

14) Sadir Durmaz                                                     (Yozgat)

15) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

16) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

17) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

18) Enver Erdem                                                      (Elazığ)

19) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

20) Sümer Oral                                                         (Manisa)

21) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

22) Ali Öz                                                                (Mersin)

23) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

24) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

25) S. Nevzat Korkmaz                                              (Isparta)

 

Gerekçe:

Dünya toplam çay üretim alanları yaklaşık 2 milyon 461 bin hektardır. 45 ülkede çay üretimi yapılmaktadır. 1990'lı yıllardan sonra çay üretim alanlarının sürekli arttığı istatistiklerde gözlenmektedir. Çay üretim alanları sıralamasında Çin 943 bin hektarla 1’inci sırada yer almaktadır. Türkiye, yaklaşık 80 bin hektarla Hindistan, Sri Lanka, Kenya ve Endonezya'nın ardından 6'ncı sırada bulunmaktadır.

Dünya kuru çay üretiminde ise; Hindistan yaklaşık 845 bin tonluk üretimi ile 1'inci sırada yer alırken Çin, 820 bin tonluk üretimi ile 2'nci sırada yer almaktadır. Sri Lanka ve Kenya'yı takip edilen Türkiye ise, yaklaşık 200 bin ton kuru çay üretimiyle dünya çay üretiminde 5'inci sırada yer almaktadır.

Ülkemizde, Karadeniz Bölgesi’nin en büyük geçim kaynağı olan çay; yetiştiği bölgede istihdama, dengeli gelir dağılımına, bölgesel göçün azalmasına, aynı bölgede yer alan diğer toprakların verimli kullanılmasına ve millî ekonomiye büyük katkı sağlamaktadır. Çay bir yandan bölgede yaşayan insanların geçimini idame ettirirken, diğer taraftan çay sanayisinde istihdama katkıda bulunmaktadır.

Ancak, 2003 ve 2004 yıllarında kaçak çay girişlerinin 15 bin ton seviyelerine inmesiyle üretim-tüketim dengesi sağlanmışken, daha sonraki yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizdeki sınırlar ve kapılar kullanılarak, kaçak çay girişlerinin tekrar 40-50 bin ton civarına çıkması; stokların artmasına, dolayısıyla da ülke kaynaklarının heba edilmesine neden olmaktadır.

Ayrıca, işlenerek ihraç edilmesi kaydıyla gümrüksüz ithal edilen çayların, yasalara aykırı olarak yurt içinde satışa sunulması ülkemizin gelir kaybına neden olmaktadır.

Diğer taraftan yüksek üretim maliyetleri ihracatı olumsuz yönde etkilemektedir. En önemli maliyet unsuru olarak görülen yaş çayın, üretici tarafında taban fiyat düşüklüğü, çay sanayisinde taban fiyat yüksekliği, temel gıda maddesi olarak görülen tüketici tarafında ise kuru çayın pahalılığı her üç kesimi tatmin etmemektedir. Bu hususta, dünya çay fiyatlarına bakıldığında çay sanayicisinin, çay taban fiyatlarıyla enflasyon karşılaştırıldığında üreticinin, açlık sınırıyla karşılaştırıldığında ise tüketicinin haklılığı sonucuna varılmaktadır.

Ülkemizde kayıtlı 77 bin, gerçekte ise 90 bin hektar alanda iklim şartlarına göre değişen üretim nedeniyle ülkemizde yıllara göre 900 bin ile 1 milyon 200 bin ton arasında yaş çay yaprağı hasat edilmektedir.

Diğer taraftan, çay üretimi yapan 200 bin civarında aile olduğu bilinmektedir. Bu durumda, her aileye yaklaşık 4 dönüme yakın çay üretim alanı düştüğü gerçeği karşımıza çıkmaktadır. 4 dönümden alınabilen 4,8 ton çay, 2011 fiyatlarıyla yıllık 5.280 TL civarında gelir getirmekte; bu, aylık olarak yaklaşık 440 TL'ye tekabül etmektedir. Bu tablo tek geçimi çay olan üreticilerin 1.026 TL olan açlık sınırının da altında bir gelire mahkûm edildiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca, çay piyasasında birçok özel firma kayıtsız, kalitesiz, sistem dışı yollarla çay üretmektedir. Aynı zamanda, yaş çay üreticisine verdiği sözleri yerine getiremediğinden sanayici ve üretici açısından olumsuzluklar meydana gelmektedir.

Özel sektördeki bu sağlıksız gelişmeyi teşvik eden, devletin uyguladığı yanlış politikalar olmuştur. Devletin görevi, piyasada gerekli denetim ve kontrolleri yapmaktır. Ancak, sektörde devletin özellikle kuru çay üretimi ve paketleme aşamalarında, üretim izin belgesi olup olmamasına bakmadığı, bu durumun da halk sağlığını tehdit ettiği kadar, haksız rekabete de yol açtığı görülmektedir.

Diğer bir sorun ise, temel gıda maddesi olarak görülmesi ve kuru çay satışlarında KDV oranının yüzde 1 olması gerekirken, hâlâ % 8 olarak uygulanması faturasız ve kaçak çay satışlarını teşvik etmektedir. Sanayide kullanılan enerji fiyatlarının yüksekliği de dünya ortalamasının üzerinde seyretmekte, bu durum çay sanayisini zor duruma sokmaktadır.

 

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 22 milletvekilinin, memurların kusurlu davranışlarından dolayı devlet tarafından bugüne kadar ödenmiş olan tazminat miktarları ile ödenen bu tazminatların sorumlu kişilere rücu edilip edilmediğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/527)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tüm bakanlıklar nezdinde çalışan memurların kusurlu davranışlarından dolayı devlet tarafından bugüne kadar ödenmiş olan tazminat miktarlarının ve bu miktarların sorumlu kişilere Anayasa'nın 129'uncu maddesi uyarınca rücu edilip edilmediği hususunda Anayasa'nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'nci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim. 27/01/2012

1) Mahmut Tanal                         (İstanbul)

2) Ali Serindağ                          (Gaziantep)

3) Bülent Tezcan                           (Aydın)

4) Haydar Akar                            (Kocaeli)

5) Muharrem Işık                        (Erzincan)

6) Ayşe Nedret Akova                 (Balıkesir)

7) Hasan Akgöl                             (Hatay)

8) Turgay Develi                          (Adana)

9) Erdal Aksünger                         (İzmir)

10) Kadir Gökmen Öğüt               (İstanbul)

11) Arif Bulut                              (Antalya)

12) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

13) Doğan Şafak                           (Niğde)

14) Haluk Eyidoğan                     (İstanbul)

15)Tolga Çandar                          (Muğla)

16) Levent Gök                            (Ankara)

17)Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

18) Gürkut Acar                           (Antalya)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu      (İstanbul)

20) Mehmet Hilal Kaplan              (Kocaeli)

21) Hurşit Güneş                         (Kocaeli)

22) Ali Sarıbaş                          (Çanakkale)

23) İhsan Özkes                          (İstanbul)

Gerekçe:

Anayasa'nın 129'ncu maddesinin beşinci fıkrası uyarınca memurlar ve diğer kamu görevlerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir denmektedir. Anayasa'nın bu maddesinde  “kendilerine rücu edilmek kaydıyla" denilerek, devletin ödediği tazminatların kusurlulara rücu edilmesi zorunluluğu düzenlenmiştir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71’inci maddesine göre; "Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır."

Söz konusu yasal düzenlemeye göre devletin, memurların kusuru nedeniyle ödediği tazminatı sorumlulara rücu edilmemesi dolayısıyla kamu zararı meydana gelmektedir. Meydana gelen bu kamu zararının ortadan kaldırılması ya da en azından azaltılabilmesi için devlet tarafından ödenmiş ancak bugüne kadar sorumlulardan rücu edilmemiş tazminat miktarlarının araştırılması gerekmektedir.

Örneğin 19 Aralık 2000 tarihinde Bayrampaşa Cezaevinde yapılan operasyondan dolayı mahkemelerce verilen karar doğrultusunda bugüne kadar toplam 214.528,24 TL tazminat ödemesi yapıldığı, ancak bu miktarın rücuen tazmini için herhangi bir dava açılmadığı öğrenilmiştir. Oluşan 214.528,24 TL kamu zararının giderilmesi için çalışma yapılmalıdır.

Açıklamalar nedeniyle memurların kusurlu davranışları nedeniyle devlet tarafından bugüne kadar ödenmiş olan tazminat miktarlarının ve bu miktarların sorumlu kişilere rücu edilip edilmediğinin, rücu edilmeyen miktarlar nedeniyle oluşan kamu zararının nasıl giderileceğinin tespiti ve daha fazla kamu zararı oluşmasının önlenmesi amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarıca bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

 

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 23 milletvekilinin, Hrant Dink suikastı, Rahip Santaro cinayeti ve Malatya Zirve Yayınevi katliamının aynı örgüt tarafından işlenip işlenmediğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/528)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hrant Dink Suikastı, Rahip Santaro Cinayeti ve Malatya Zirve yayınevi katliamı birlikte incelenerek aynı örgüt tarafından işlenip işlenilmediğinin araştırılması ve gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz. 30.01.2012

 

1) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

2) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

3) Bülent Tezcan                                                      (Aydın)

4) Haydar Akar                                                         (Kocaeli)

5) Muharrem Işık                                                      (Erzincan)

6) Ayşe Nedret Akova                                               (Balıkesir)

7) Turgay Develi                                                       (Adana)

8) Hasan Akgöl                                                         (Hatay)

9) Erdal Aksünger                                                     (İzmir)

10) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

11) Sena Kaleli                                                        (Bursa)

12) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

13) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

14) Tolga Çandar                                                     (Muğla)

15) Levent Gök                                                         (Ankara)

16) Şafak Pavey                                                       (İstanbul)

17) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

18) Arif Bulut                                                           (Antalya)

19) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

21) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

22) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

23) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

24) Birgül Ayman Güler                                             (İzmir)

Gerekçe:

Ülkemiz son yıllarda toplumu derinden sarsan cinayetlere sahne olmuştur. 5 Şubat 2006 tarihinde Trabzon'da Andrea Santoro'nun öldürülmesiyle başlayan,19 Ocak 2007'de Hrant Dink'in katledilmesi ve 18 Nisan 2007'de Malatya'da Zirve yayınevi baskını ile devam eden bu süreç toplumda büyük bir huzursuzluğa yol açmıştır. Her üç olay sonrasında da failler yakalanmış ve kısa bir süre içinde yargı önüne çıkarılmışlardır. Ancak gerek soruşturma sırasında gerekse kovuşturma sürecinde ortaya çıkan gelişmeler olayların arkasını açıklığa kavuşturamamıştır. Malatya'da biri Alman uyruklu üç kişinin vahşice öldürüldüğü misyoner katliamıyla ilgili davanın dosyasından çıkan yeni bilgiler ise, katliamın planlama ve uygulama sürecinde yaşananların Hrant Dink cinayetiyle büyük benzerlikler taşıdığını ortaya koymuştur.

Malatya'daki katliamın bir numaralı sanığı Emre Günaydın'ın ilk sorgusunu yapan yargıca, "Türkiye'yi bunlara teslim edemezdik." ifadesi, Hrant Dink cinayeti sürecinde eski Trabzon TEM Şube Müdürünün söylediği öne sürülen "Bayrak yere düştü, onu Erhan ve Yasin kaldıracak." sözü ve katil zanlısı Ogün Samast'ın "Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez." yazılı bayrak önündeki pozlarını hatırlatmaktadır.

Emre Günaydın'ın da Ogün Samast gibi bir başka partinin gençlik örgütüne üye olması, O.S. gibi yakın dövüş eğitimi alması, şehir dışında silah talimi yapması her iki sanığın da kişilik olarak benzerliklerini ortaya koymaktadır.

Malatya katliamından önce 5 cevşen alınması ve Ogün Samast'ın cebinden bayrak çıkması da birbirini andırmaktadır.

Dink cinayetinin işlendiği yerdeki kameranın sabah ile öğle arasındaki kayıtlarının kaybolduğu, savcının kayıtları istediği ama kayıtların bulunamadığı basına yansımıştı. Malatya olayında da Emre Günaydın'ın odasına yerleştirilen kamera kayıt sisteminin ses alma ve kendi hafızası dışında bir kaynağa kopyalanabilme özelliğinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Yani cinayetten sonraki on günlük sürede kayıt yapılamamıştır.

Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi Malatya katliamı sonrasında da emniyet ve jandarma mensupları hakkında görevlerini ihmal ve suçun önlenmesi sorumluluğunun yerine getirilmediği iddiasıyla soruşturma yapılması istenmiştir.

Her üç olayın bir diğer ortak noktası ise öldürülenlerin etnik köken ve inanç bakımından farklı kültürlerden olmasıdır.

Bütün bu gelişmeler ışığında yargı tarafından sonuca bağlanmış olan Rahip Andrea Santoro cinayeti dâhil, Hrant Dink ve Malatya katliamının birbirleriyle bağlantılı bir şekilde geniş kapsamlı ele alınması ve aynı örgüt tarafından gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması amacıyla, Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'nci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam ve beraberindeki bir Parlamento heyetinin, Meksika Senatosu Başkanı Erneste Cordero Arroyo’nun vaki davetine icabetle Mexico City’de düzenlenecek olan G-20 Üye Ülkeleri Parlamento Başkanları IV. Toplantısı’na katılmak üzere Meksika’ya ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1160)

 

                                                                               28/02/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın, Meksika Senatosu Başkanı Erneste Cordero Arroyo’nun vaki davetine icabetle Mexico City’de düzenlenecek olan G20 Üye Ülkeleri Parlamento Başkanları IV. Toplantısı’na katılmak üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Meksika’ya ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                Cemil Çiçek

                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.58

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6/2/2003 tarihli 32’nci Birleşiminde ve 1/3/2003 tarihli 39’uncu Birleşiminde gerçekleştirilen kapalı oturumlara ilişkin tutanaklar ile tutanak özetlerinin İç Tüzük’ün 71’inci maddesi uyarınca yayınlanmasına ilişkin önerisi

05/03/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 05/03/2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                               İstanbul

     Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6/2/2003 tarihli 32’nci Birleşimi ve 1 Mart 2003 tarihli 39’uncu Birleşiminde gerçekleştirilen kapalı oturumlara ilişkin tutanaklar ile tutanak özetlerinin İç Tüzük’ün 71’inci maddesi uyarınca yayımlanması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, 1 Mart 2003 tarihinde gerçekleştirilmiş olan ve Irak’a Türk Silahlı Kuvvetleriyle  Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin intikalini öngören tezkereye ilişkin kapalı oturum görüşmeleri tutanaklarının ve yine 1 Mart öncesinde yapılmış olan 6 Şubat 2003 tarihli; yine Irak’la ilgili, Irak’a yapılacak olan askerî harekât öncesinde Amerikan askerlerinin Türkiye’ye gelerek Amerikan istihkâm birliklerinin bu savaş hazırlığını yapmaya yönelik olarak ön hazırlık yapmasına ilişkin kapalı oturum tutanaklarının açılması için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak önerimizi Genel Kurulun huzuruna getirdik.

İç Tüzük’ün 71’inci maddesi, kapalı oturum tutanaklarının on yıl geçtikten sonra yayınlanabileceğini hükme bağlamaktadır. Yine, Anayasa’mızın 97’ncı maddesine göre de kapalı oturum tutanakları on yıl geçtikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yayınlanır. Gerçekte, İç Tüzük’ün iradesi, on yıl geçtikten sonra bu tutanakların herhangi bir Genel Kurul kararı olmaksızın yayınlaması yönünde olmakla birlikte, madde metninin iyi yazılmamış olması ve bugüne kadarki uygulamaların hep Genel Kurul kararı alınarak yapılıyor olması nedeniyle, bugün Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Danışma Kuruluna götürmüş olduğumuz öneriyi, Danışma Kurulunun karar alamaması nedeniyle -bir siyasi parti katılmadığı için toplantı yapılamadı- buraya getirdik ama iktidar partisi grubunun bu konudaki görüşünün ne olduğunu doğrusu merak ediyorum.

Değerli milletvekilleri, 1 Mart 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, gerçekten tarihî bir oturum gerçekleştirmiştir; Türkiye Büyük Millet Meclisinin şerefini yükselten, yücelten, gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti tarihine onurla geçen bir sayfa yazmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin son altmış yıllık dış politika tarihine baktığımızda, dört temel kırılma noktası olduğunu görürüz. Birincisi, 1964 yılındaki Johnson Mektubu’dur. Kıbrıs’ta, Rumların Türklere karşı girişmiş olduğu katliamlara karşı Türkiye'nin bir silahlı harekât, askerî harekât düşünmesi üzerine, Amerika Başkanı Johnson’un dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye yazdığı “Bizim verdiğimiz silahları kullanamazsınız.” şeklindeki mektubu, birinci kırılma noktasıdır.

İkinci kırılma noktası, 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı’dır. Yine bu harekâttan sonra uygulanan ambargo -daha doğrusu- kırılma noktasıdır.

Üçüncü kırılma noktası, 1 Mart 2003 tarihli, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tezkereye ilişkin kararıdır.

Dördüncü kırılma noktası da bu tezkereden sonra, 4 Temmuz 2003 tarihinde, Irak’ta Süleymaniye’de Türk askerinin başına Amerikan askerleri tarafından çuval geçirilmesi hadisesidir.

1 Mart 2003 tarihli tezkerenin görüşmelerinin kamuoyuna açıklanması şarttır. Bu tezkerenin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlayabilmek için, bu görüşmeleri açıklamanın, milletle paylaşmanın şart olduğunu düşünüyoruz.

O günlere ilişkin kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum sizlere.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, bir saniyenizi rica edebilir miyim.

Sayın milletvekilleri, Sayın Hatibi ben duyamıyorum. Lütfen, sükûneti sağlayalım Genel Kurulda.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hatırlanacaktır, 1 Mart tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisinin tezkereye ilişkin kararından önce, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olarak Beyaz Saray’a davet edildi. 10 Aralık tarihinde, Beyaz Saray’da, dönemin Başkanı Bush’la görüştü. Sayın Recep Tayyip Erdoğan henüz “Başbakan” sıfatına sahip değil, Türkiye’de bir başka Başbakan var. Sayın Abdullah Gül, Türkiye’de o günlerde hükûmeti kurdu veya kurmak üzeredir; evet, kurmuştur. Sayın Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıydı. Ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Amerika’da yürütmüş olduğu bütün temasları, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri olmadan yapmıştır. Otelde, kendi danışmanlarıyla, kendi milletvekilleriyle, Dışişleri Bakanlığı ve onun yetkilileri, Bakanlığın yetkilileri olmaksızın temaslar yürütmüştür. Ne idi Amerika’nın Türkiye’ye olan ilgisi? Orta Doğu’nun yeniden dizaynıydı. Irak’ta, o zamanki hükûmetin gönderilmek istenmesinin nedeni ne 11 Eylüldür ne de başka bir şeydir. 11 Eylülden çok daha önceleri, 90’lı yıllardan itibaren, Amerika’nın Irak’taki yönetimi işbaşından uzaklaştırma düşüncesi vardır. Onun etkilerini bugün görüyoruz, Amerika’nın Huntington Projesi’ne uygun olarak Orta Doğu’da Türkiye’ye de İslam ülkelerinin liderliğini vermek isteyen rolüne uygun olarak, Irak’taki yönetimi oradan uzaklaştırma mücadelesi vardı.

Değerli milletvekilleri, ilk kez 1 Mart tezkeresine konu olan Hükûmet talebi, 62 bin Amerikan askerinin Türkiye’ye gelerek bunun 23 bininin Türkiye’de konuşlanması, 37 bin küsurluk kısmının da Türk Silahlı Kuvvetlerinin 31 bin kişilik askeriyle birlikte Irak’a girmesiydi.  Amerika, Türkiye üzerinden Irak’a bir savaş açıyordu. Cumhuriyet Halk Partisi olarak o günlerde öne çıkardığımız ve şart koştuğumuz, vazgeçilmez gördüğümüz konu, uluslararası meşruiyetti. Anayasa’mızın 92’nci maddesinin öngördüğü uluslararası meşruiyetin burada olmadığını, o dönemki Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal grup konuşmalarında müteaddit defalar ifade etti. 27 Şubat 2003 tarihli grup konuşmasında Sayın Deniz Baykal çok tarihî değerlendirmeler yapmıştır. Bu tarihî değerlendirmeleri, kapalı oturum olduğu için, kapalı oturumda konuşulanları sizlerle paylaşma imkânı olmadığı için açıklama şansına sahip değilim hatırladığım kadarıyla ama Sayın Deniz Baykal o tarihî değerlendirmeleri, o günkü, 1 Mart 2003 tarihli kapalı Genel Kurul toplantısında da yaptı ve tezkerenin reddedilmesinde Sayın Deniz Baykal’ın o yapmış olduğu tarihî konuşmanın çok önemli bir payı olduğunu düşünüyorum.

Yine, o günlerde, kapalı oturuma geçmeden, o dönemki Genel Sekreterimiz Sayın Önder Sav’ın usul tartışması bölümünde yapmış olduğu konuşma da bugün hafızalardadır, hatırlardadır.

1 Mart tezkeresini Türkiye Büyük Millet Meclisi reddetmekle çok tarihî bir görev yapmıştır. 264 kabul oyuna karşılık 250 milletvekili ret oyu kullanmıştır, 19 çekimser oy çıkmıştır ama İç Tüzük’ün öngördüğü salt çoğunluk sağlanamadığı için yani oturuma katılan 533 milletvekili olduğuna göre kabul yönünde 267 oy çıkmış olmadığı için o tezkere o gün reddedildi ve Türkiye Cumhuriyeti bir savaşın, Orta Doğu’da sonu gelmeyecek olan bir karmaşanın etkilerinden kurtulmuş oldu. Türkiye Cumhuriyeti, gerçekten, cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından birini o günkü oturumda o tezkereyi kabul etmemek suretiyle atlatmıştır, rahat bir nefes almıştır.

Değerli milletvekilleri, o günlerde çok üzerinde durulmayan, Sayın Deniz Baykal’ın üzerinde durduğu ama kamuoyunun gözünden kaçan bir konu vardı. “Askerî mutabakat belgeleri” dendi, “askerî muhtıralar” dendi, “siyasi mutabakat belgeleri” dendi ama bir de ekonomik belge vardı. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush’a giden iki bakana, Bush’un “Burada ne arıyorsunuz, gidin ülkenize dönün, tezkereyi çıkarın.” şeklinde o günlerde söylediği hafızalardadır, hafızalarda kalmıştır.

“At pazarlığı” lafını hepiniz hatırlayacaksınız, at pazarlığı. Irak’a girme karşılığında Türkiye Cumhuriyeti bir para pazarlığı yapıyordu. Nitekim, o tezkerenin reddedilmesinden sonra 15,8 milyar TL’lik paketi 3 Mart tarihinde Başbakan Abdullah Gül sabah saat dokuzda açıklamıştır, saat onu bekleyemedi çünkü o saatte borsa açılıyordu ve piyasalar son derece karmaşık olacaktı, ekonomi altüst olacaktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sayın Başkan, uyardınız Genel Kurulu, sözümü biraz kısmış oldunuz, izninizle toparlıyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye o zaman, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve onun ekibi Amerika Birleşik Devletleri’yle bir at pazarlığı yapmıştır ama 90 milyar dolar talep eden Türkiye, sonuçta 4 milyar dolara razı olmuştur.

Ben, 27 Şubat tarihli Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında Sayın Deniz Baykal’ın söylediği bir cümleyi sizlerin bilgisine sunmak istiyorum: “Türkiye'nin şerefini yüceltecek olanlar, Türkiye’yi bu savaşa sokanlar değil, Türkiye'nin bu savaşa girmesine ‘Hayır.’ diyenler olacaktır. O günkü oturumda o tezkereye ‘Hayır.’ diyenler Türkiye'nin onurunu yükseltmişlerdir.”

Yine, Sayın Deniz Baykal’ın bir cümlesini burada söyleyerek tamamlamak istiyorum cümlelerimi: “Hükûmet o gün Washington’a ehlisünnet bir sakalla gitmiştir, Amerikan tıraşıyla dönmüştür.” Bakalım, bugün bu Amerikan tıraşı devam ediyor mu, etmiyor mu göreceğiz.

Tutanakların açılmasını hepinizin takdirine sunuyorum. 90 yılındaki Körfez Harekâtı’na ilişkin kapalı oturum tutanakları için, 2003 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi gruplarının müşterek Danışma Kurulu önerisi Genel Kurula gelmiş ve gizliliği oy birliğiyle kaldırılmıştı; aynı anlayışın devamını Genel Kurulun dikkatine sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Bütün gizli tutanaklar açıklanacak.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi açısından bir düzeltme yapmak istiyorum. Aslında, tabii, birçok husus var, ister buradan iki kelime söyleyeyim, isterseniz kürsüden.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında kullandığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarih önünde konuşurken her zaman sözlerimize dikkat etmemiz gerekir. Tabii ki hafızalarımızda olanları unutmayız, tabii ki hafızalarımızı referans göstermeliyiz ama şunu da unutmamalıyız: Başbakanımız, Sayın Genel Başkanımız o dönemde Genel Başkan sıfatıyla bu geziye katılmıştır. Bu gezi bir nezaket gezisidir. Dışişleri Bakanımız -o dönemde Yaşar Yakış- bu geziye katılmıştır, şu anda Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili olan, o dönem ABD Büyükelçisi olan Faruk Loğoğlu bu görüşmelere katılmıştır ve partimizden değişik milletvekilleri bu geziye katılmıştır. Bu gezide…

Burada sayın konuşmacının insanların zihninde oluşturduğu birtakım istifhamlarla ilgili de şunu söylemek istiyorum: Öncelikle, burada herhangi bir pazarlık yapılmamıştır, bu gezi usulü dairesinde yapılmış bir gezidir. Ayrıyeten, biz hiçbir zaman milletimizin haklarını hiç kimseyle pazarlık konusu yapmadık, yapmayız. Ayrıca, o gezide 1 Mart tezkeresi sorulduğunda da Sayın Başbakanımız nezaketle “Bu konuyu Başbakanımız Sayın Abdullah Gül’le görüşün.” demiştir. Dolayısıyla, bu düzeltmeye gerek gördüğüm için bu açıklamaları yapıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 92 milyar doları kim istedi?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ali Babacan’a sor onu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen konuşma!

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen!

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6/2/2003 tarihli 32’nci Birleşiminde ve 1/3/2003 tarihli 39’uncu Birleşiminde gerçekleştirilen kapalı oturumlara ilişkin tutanaklar ile tutanak özetlerinin İç Tüzük’ün 71’inci maddesi uyarınca yayınlanmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Van Milletvekili Sayın Nazmi Gür’ündür.

Evet, buyurun Sayın Gür. (BDP sıralarından alkışlar)

NAZMİ GÜR (Van) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Tabii, herhâlde benim şansım, bu kürsüye çıktıkça Kamer Bey kavga çıkarıyor.

Değerli arkadaşlar, CHP önerisi üzerine grubum adına söz aldım.

Kamuoyunda “1 Mart tezkeresi” olarak bilinen ve esasında Saddam’ın nihai gidişini getirecek, sonunu getirecek, Baas rejiminin sonunu getirecek İkinci Körfez Savaşı’nın hemen öncesi, Amerika Birleşik Devletleri, NATO ve diğer müttefikleriyle bu savaşı örgütlemeye, organize etmeye çalışılan bir atmosferde 1 Mart tezkeresi Türkiye’nin önüne konuldu ve Hükûmetin getirdiği tezkere, bu Meclisçe reddedildi, bunu herkes biliyor.

Değerli arkadaşlar, İskenderun Limanı’ndan Silopi Sınır Kapısı’na kadar o bölgeyi karış karış gezen, adım adım gezen biri olarak ve o dönem, insan hakları savunucusu olarak da, savaşa karşı sıkı bir muhalefet örgütleyen bir kurumun yöneticisi olarak da biraz hafızaları tazelemek istiyorum. İskenderun Limanı ve nihayetinde, Silopi’ye uzanan yaklaşık 700-800 kilometrelik sınır boyu, neredeyse bütün ilçelerin girişi, neredeyse bütün il ve kasabaların girişi, o bölgede bulunan, İpek Yolu güzergâhında bulunan bütün tesisler -buna dinlenme tesisleri de dâhildir- kimi bölgelerde inşaat hâlindeki bazı sanayi bölgeleri, sanayi siteleri dâhil olmak üzere, Amerikan askerinin geçişine hazır hâle getiriliyordu, çok hummalı bir çalışma söz konusuydu.

O dönemde Hükûmet dâhil, Sayın Abdullah Gül’ün Başbakanlığındaki Hükûmet dâhil olmak üzere, 1 Mart tezkeresinin AKP’nin o günkü çoğunluğuna dayanarak rahatlıkla geçeceğinden hem Washington emindi hem Brüksel emindi hem de o dönem Genel Başkan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, gerçekten grubundan ve Parlamentoda bu 1 Mart tezkeresinin geçişinden son derece emindi.

Tabii, Hükûmet cephesinde bu söz konusuyken, Amerika cephesinde bu söz konusuyken bir taraftan da Türkiye’de demokrasi güçleri savaş karşıtı mücadelelerini sokağa taşımışlar ve savaşa karşı seslerini giderek yükseltmişler.

Tabii, Körfez Savaşı, nihayetinde farklı dinamiklerin de harekete geçmesini sağlayan… O dönemin koşulları içerisinde de değerlendirdiğimizde, İran’ı ve özellikle İsrail’i, iki farklı zıt ekseni de bu süreçte düşünmemiz gerekiyor. Tabii, AKP açısından bir yol kazası ama ABD açısından da kesinlikle bir hayal kırıklığıydı, öyle ki Türkiye’yle güçlü müttefiklik ilişkisini dahi gözden geçirecek bir konuma, bir duruma gelmişti.

Türkiye dış politikada bu tezkerenin reddi ile oldukça zor günler, zor anlar yaşadı çünkü o dönemin AKP’si bu redde gerçekten bir anlam verememişti, Parlamentonun o günkü iradesine bir açıklık getirememişti. Diğer taraftan da Amerika Birleşik Devletleri, NATO ve diğer müttefikler, başlayacak olan savaş öncesi bir müttefikten böylesi bir darbenin gelmesini ise içlerine çok sindirememişlerdi. Genel manzara buydu.

Tabii ki Orta Doğu’da bütün bu otoriter rejimlerin, dikta rejimlerinin tasfiyesi için bir bakıma o otoritelerin, o dikta rejimlerinin arkasında duranlar, yaratanlar ve nihayetinde Orta Doğu’ya öncelikle şekil verenler, kendi çıkarlarına şekil verenler, şimdi bu hantal yapıyı, bu dikta rejimlerini kendi çıkarları açısından son derece tehlikeli, kendi çıkarları açısından artık aşılması gereken rejimler olarak görüyorlardı. Birinci Körfez Savaşı’nda denedikleri şey gerçekleşemedi, İkinci Körfez Savaşı’nda Amerika artık bu sefer müttefikleriyle birlikte Saddam rejimini devirme konusunda emin adımlarla gidiyordu. Fakat ilk çelmenin Türkiye’den gelmesi, 1 Mart tezkeresiyle gelmesi ise… Onu daha sonraları yaşanacak çuval olayına kadar bağlayanlar bile var.

Değerli arkadaşlar, ulus devletlerin dikta rejimlerinin Orta Doğu’da aşılma sürecinin başlamasını bugün belki de Orta Doğu halklarının “Arap Baharı” olarak anılan, aslında demokrasi ve özgürlükler mücadelesiyle yani savaş ve demokrasi mücadelesini iki farklı uçta düşünürsek hem birbiriyle çelişen ve aslında biri diğerini de yaratan, diğerine de zemin hazırlayan bir durum olduğunu buradan söylemekte fayda var. Kaldı ki İkinci Körfez Savaşı’ndan sonra yani 1 Mart tezkeresi reddedildi ama Amerika Birleşik Devletleri diğer Arap müttefikleriyle birlikte kimyasal silah, kitle ölüm silahları bulundurduğu gerekçesiyle Irak’a müdahale etti, Bağdat’a girdi, Saddam rejimi devrildi, Irak ordusu tasfiye edildi, Baas rejimi tasfiye edildi, sonraki süreci ve günümüze kadar olan şeyi de zaten bu Parlamento ve siz değerli üyeleri bu konuya son derece vâkıfsınız.

Değerli arkadaşlar, tabii ki yeni durumlar çıkardı bu savaş. Örneğin, bizim Güney Kürdistan dediğimiz Kuzey Irak Bölgesi’nde bir Kürt yapılanması, federatif bir Kürt oluşumu ortaya çıkardı. Bu da savaşın, belki de Türkiye’nin beklemediği ya da tahmin ettiği, karşı koymaya çalıştığı, engellemeye çalıştığı ama engelleyemediği yeni bir durum oldu ki şimdi o bölgede oluşturulan Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Türkiye ilişkilerini de düşündüğümüzde, özellikle ticari ve siyasi ilişkilerini düşündüğümüzde, bu konuda Türkiye’nin kaygılarının ve korkularının Kürtler açısından yersiz olduğunu çok rahatlıkla görebilirsiniz.

Tabii ki benzeri durumlar bugün de yaşanıyor. Tıpkı 1 Mart tezkeresi öncesi Orta Doğu’da siyasal dönem, siyasal süreç varlığını sürdürüyor, özellikle Suriye’de. Suriye halkının tabii ki demokrasiye, tabii ki özgürlüklere ihtiyacı var. Suriye halkının, tabii ki halklarının Esad rejiminden kurtulmaya hakkı var ve elbette ki bizlerin de Suriye halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesini destekleme gibi bir görevimiz var hem insan olarak hem biz siyasetçiler olarak ama değerli arkadaşlar kazın ayağı hiç de öyle değil. Biz defalarca burada, özellikle, AK PARTİ’nin Suriye dış politikasını, Esed’a dönük dış politikasının ve hâlihazırda yürüttüğü dış politikanın yanlışlarını, içine düştüğü yanlışı defalarca dile getirdik. O gün nasıl bir Kürt statüsüne karşı çıkılmış ise bugün de özellikle Sayın Başbakan, Suriye’nin kuzeyinde ortaya çıkacak bir Kürt statüsine karşı çıkmaktadır. Oysa Irak’ın Kürtleri bugün eğer bir dost ve müttefik görevi görmüşse ve bu durumdaysa -ki, biz parti olarak Hükûmetin, Türkiye'nin Güney Kürdistan’daki Kürdistan Bölgesel Hükûmeti ile ilişkilerinin son derece ilerletilmesinden yanayız- aynı tutumu, bu sefer sadece Kürtlere değil, Suriye Kürtlerine değil ve fakat oradaki diğer halklara da aynı ilgiyi göstermesini ummak ve dilemek bizim de isteğimiz ve arzumuzdur.

Değerli arkadaşlar, biz şeffaflıktan yanayız parti olarak. O günkü Meclis tutanaklarının, gizli oturumun tutanaklarının on yıl sonra İç Tüzük’ün ve Anayasa’nın ilgili maddesi gereği açıklanması ve kamuoyunun bilgisine sunulması bugünkü siyasal tabloya farklı etkileri olabilir, tabii ki tartışmalar yaratabilir ama bu, Türkiye’deki demokrasi için, demokrasi mücadelesi için de son derece ön açıcı olabilir, son derece faydalı olabilir.

Her ne kadar aleyhte söz almışsak da biz, Meclisin bu tutanaklarının, CHP önerisi doğrultusunda bu tutanakların Genel Kurul kararıyla halka açıklanmasını, kamuoyuna açıklanmasını, siyaset bilimcilerin, üniversitelerin, siyasetçilerin, hepimizin o tutanakları okuyarak bilgilenmesini ve böylece bugün içinde bulunduğumuz siyasi sürece de yön verme konusunda o tutanaklardan faydalanmamızı öneriyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gür.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ikinci söz, Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bugün gündeme alınmasını istediği konu gerçekten Meclisimiz açısından, ülkemiz açısından önemli bir konu, geçmişte yaşanan bir hadisenin milletin bilgisine sunulmasını talep eden bir konu.

Değerli arkadaşlar, bundan on yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi -bu Genel Kurul- bugünleri belirleyen, milletimizin geleceği açısından çok önemli bir karara birlikte imza koydu ve 1 Mart tezkeresi diye adlandırdığımız, Irak’a Amerikan askeri gönderilmesi ve Türkiye’nin bu askerin geçişine ve konuşlanmasına, kullanılmasına yetki talebinin reddiyle ilgili yani talebiyle ilgili tezkere 1 Mart 2003 tarihinde yani on yıl önce reddedildi. Bu, Türk tarihi açısından, Parlamento tarihi açısından önemli bir konu.

Değerli arkadaşlar, demokratik sistemlerde, demokratik yönetimlerde olmazsa olmaz bir şart, adına yetki kullandığımız milletin bilgilendirilmesi meselesidir. Milletten gizli hiçbir şey yapmaya hakkımız yok. Eğer gerçekten demokratsak bu millet adına kullandığımız yetkiyle aldığımız kararların gerekçelerini millete anlatmak mecburiyetindeyiz. Adına şeffaflık veya ne derseniz deyin ama milletin geleceğiyle ilgili verdiğiniz bir kararın gerekçesini o gün açıklayamıyorsanız daha sonra açıklamak bir mecburiyettir. Bu sebeple, 1 Mart tezkeresinin reddiyle ilgili Genel Kurulda yapılan kapalı oturumun tutanaklarının açıklanmasını biz gerekli görüyoruz, faydalı buluyoruz. Bu konuyla ilgili, 4 Mart günü, Meclis Başkanlığına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de müracaat ettik ve İç Tüzük’ümüzün 71’inci maddesindeki “yayımlanabilir” ibaresinin takdire bırakılmadan Meclis Başkanının inisiyatifiyle bu tutanakların açıklanmasını talep ettik.

Değerli arkadaşlar, bu tutanakları açıklamamız sizin için bir zaaf olmasa gerek. Sakladığınız, gizlediğiniz, milletten sakladığınız bir husus mu var? Açıklamamakla bunu geliştiriyorsunuz. Sanki burada bir ayıbınızı saklıyormuşsunuz gibi bir görüntü oluşturuyorsunuz. Bunun ülkemize faydası yok, bunun Meclisimize faydası yok.

Tabii, bir hususu daha söylemek lazım: Yine, millet adına yetki kullanan siyasetçilerin milletin faydasını öncelikleyerek meseleye yaklaşmaları lazım. Yani o gün aldığınız ret kararının nelerini saklıyorsunuz ki, milletin faydasına olmayan hangi gerekçeleriniz vardı da bugün açıklanmasına itiraz ediyorsunuz; bunu gerçekten sorguluyoruz, bunu gerçekten bilmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, 1 Mart 2003’ü bir hatırlamak gerekiyor.

Bir başka gerçekliği daha ifade etmem lazım: Siyaset adamı, ülkeyi yöneten siyasetçiler geleceği doğru öngörebilmek için geçmişi bilmek mecburiyetindeler. Geçmişte ne yaşandıysa sebepleri ve sonuçları itibarıyla tamamlanmıştır, bizim ders almamız için tarihin tozlu raflarında bizi beklemektedir. Eğer geçmişi bilmezsek veya -bir başka tanımla- bugünün geçmişteki iz düşümünü doğru belirleyip, o iz düşümü doğru tahlil ve analiz edip sebep ve sonuçlarını belirleyemezsek bugünü anlamakta ve geleceği doğru öngörmekte çok zorlanırız; el yordamıyla, o zaman, geleceği tanzim ederiz . Bizim, siyaset adamları olarak, ülkemizin ve milletimizin geleceğiyle ilgili öngörülerimizi doğru ortaya koymamız gerekir ki alınması gereken tedbirleri yeterince ve zamanında alabilelim.

Bakın, bundan on yıl önce, burada, gerçekten Parlamento tarihimizde bir demokrasi örneği olan, bir millî irade ifadesi olarak yani demokrasi tarihimizin böyle anlamlı günlerinden biri olan o tezkerenin reddi konusunda siyasetçilerin bugünleri öngörememiş olmasını bir ders olarak burada birlikte tartışmamız lazım. Ben, o tezkere kabul edilsin veya edilmesin tartışmasına girmiyorum, Milliyetçi Hareket Partisi olarak meselenin o noktasında değiliz. Ama o gün burada 533 milletvekili bulunmaktadır. Bu 533 milletvekilinin 264’ü tezkereye “evet” oyu vermiştir, 250 milletvekili de “hayır” oyu vermiştir; 99 milletvekili, AKP’nin 99 milletvekili de “hayır” oyu vermiştir.

Değerli milletvekilleri, değerli Hükûmet yöneticileri, AKP grup yöneticileri; 264 mü yanlıştır, 99 mu yanlıştır? Bu iradeye saygı gösteriyoruz ama bu iradenin gerekçelerini millete açıklamak mecburiyetindesiniz, çünkü o gün verdiğiniz kararın bugünlere yansıması çok ağır olmuştur, çok acı olmuştur. O gün, o verdiğiniz kararla oluşan sonuç, bugün maalesef, Türkiye Cumhuriyeti devletini bir suçlunun önüne, bir eli kanlı katilin önüne yardım dilenir hâline getirmiştir.

Bugün, adını ne koyarsanız koyunuz, ortaya koyduğunuz gerekçe, “Kan dursun, gözyaşı dinsin.” gerekçesi aldatmadan başka bir şey değildir. Adına ne söylerseniz söyleyin, bir sorun olarak tanımladığınız konunun çözümü için o sorunu yaratan kişinin ayaklarına gitmiş olmanız, Türkiye Cumhuriyeti devletini düşürmüş olmanızdır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ve Türk milletinin tarihinde, zannediyorum, gelecek zamanlarda ihanetle ifade edilecek bir zelil durumudur, bir düşüklük durumudur. Eğer 2003 1 Martında verdiğiniz kararın bugünkü sonuçlarını öngörebilip gereken tedbiri alabilseydiniz belki bugün bu duruma düşmeyecektiniz değerli arkadaşlar. Bugün, bizim kabullenemediğimiz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak isyan ettiğimiz sonuçları siz nasıl hazmediyorsunuz, bunu gerçekten anlamakta zorlanıyoruz.

Değerli arkadaşlar, birkaç gün önce basına düşen, bu, İmralı tutanaklarında Hükûmetiniz, Başbakanınız, Türkiye’yle ilgili, Türkiye’nin bilinen insanlarıyla ilgili ortaya konulan beyanları siz nasıl içinize hazmediyorsunuz, nasıl buna itiraz etmiyorsunuz, bunu anlamakta zorlanıyoruz ve milletimiz adına sizden hesap soruyoruz.

Değerli arkadaşlar, yani bu tutanakların açıklanmasını tenkit etmek, “sabotaj” diyerek tenkit etmek çok önemli değil. İçeriğini tenkit etmeyişinizi gelip burada izah etmeniz lazım. İçeriğinde -bu tutanaklarda- bize göre hâl⠓İmralı canisi” olan, hâl⠓bebek katili” olarak sizin de andığınız, bizim de andığımız kişi bakın size neler söylüyor, diyor ki: “AKP’ye altın tepsi içinde iktidarı biz sunduk, biz getirdik. Bize bir teşekkür bile etmediler.” Niye görevinizi yapmıyorsunuz? İmralı canisine teşekkür borçluymuşsunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Mehmet Bey, deli saçması onlar, tam deli saçması.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Efendim, bir gazetede yazan ifadeler üzerinden, kaynağı meşru olmayan ifadeler üzerinden konuşmanın ne anlamı var?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oslo için de aynı şeyleri söylemiştiniz, Oslo için de.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –  Bakın diyor ki: “MİT’e de darbe planlandı, Başbakan sıranın kendisine geleceğini gördü ve vatana ihanet suçundan tutuklanacaktı, ben devreye girdim ve süreci başlattım.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teröristlerle pazarlık yaparken de bunu savunmuştunuz. Oslo ortaya çıktığında da bunu söylemiştiniz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yani bunları okumaya ben utanıyorum doğrusu.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Mehmet Bey, muhatap almış oluyorsunuz. Tam deli saçması…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bize hakaret edeni karşılıksız bırakmayız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –   Size söyledikleri de sizin kesenize kaldı, bugünkü yazınızı okudum Sayın Metiner.

Dolayısıyla, ben şunu söylüyorum: Dün bugünü öngöremediyseniz bugün yaşadıklarımızın milletin geleceğinde neye mal olacağını öngöremeyeceksiniz demektir. (MHP sıralarından alkışlar) Siz, bu gidişle bu ülkeyi uçuruma atıyor… Bu ülkeyi ve bu milleti böldüğünüzün farkında değilsiniz değerli arkadaşlar. Bu vesileyle bunu hatırlatmak istiyorum, bir tenkit anlamında değil ama dünü öngöremediğiniz için bugünleri yaşıyoruz. Devleti ve milleti,  bir eli kanlı katilin ayağına düşürdünüz. Bugünleri doğru tanzim etmediğiniz için yarın nereye ulaşacağımızı size hatırlatmak istiyoruz. Bu milletin kanını akıtan, anaları ağlatan kişiden medet ummak ne anlam taşıyor?

SONER AKSOY (Kütahya) – Yok öyle bir şey, yok!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –  Nedir olmayan? Nedir olmayan? İmralı’yla müzakere etmiyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ne yapıyorsunuz? Bu millete hesabını veremeyeceksiniz bunun değerli arkadaşlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz veririz, hesabını veririz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –  Veremeyeceksiniz bunun hesabını… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Şandır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sandıkta görüşürüz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –  Eğer 1 Mart tezkeresinde burada bir ayıp yapmadıysanız, milletten saklayacak bir kusurunuz yoksa biraz sonra tutanaklar açıklansın, biz de gerçekleri görelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SONER AKSOY (Kütahya) – Sakladığımız bir şey yok.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Susmak erdemdir susmak. Susma cesaretini bari göster!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hiçbir hakareti karşılıksız bırakmayız.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen işine bak. Erdemli ol biraz erdemli.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen neye inanıyorsun sen? Sen neye inanıyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Çorum Milletvekili Sayın Salim Uslu’ya aittir.

Buyurun Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Aslında burada tartıştığımız konu az önce konuşmacıların yaptıkları konuşmalardan da anlaşılacağı üzere, sadece tezkere kararının politik sonuçlarını tartışmak değildir. Burada tartıştığımız konu teknik bir sorundur. Yani 1 Mart tezkeresinin görüşüldüğü gizli oturum tutanaklarının açıklanıp açıklanmaması gerektiği şeklindedir. Dolayısıyla, buraya Anayasa ve İç Tüzük açısından bakmak daha doğru olur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz nasıl bakarsanız bakın. Bizim nasıl bakacağımıza nasıl karar verirsiniz öyle?

SALİM USLU (Devamla) – Yoksa, 1 Mart tezkeresinin, iyi mi olmuştur, kötü mü olmuştur, doğru mu olmuştur, yanlış mı olmuştur, bu konuda söylenecek çok söz vardır ve hele hele o günkü Meclis iradesini de bir yol kazası gibi tanımlamak da son derece yanlıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Dışişleri Bakanınız söylüyor.

SALİM USLU (Devamla) – Yol kazası değil, bu düpedüz bir Meclis iradesidir ve Meclis iradesine de herkesin saygılı davranması, elbette, beklenir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüleri birkaç gündür açıklama yapıyorlar “1 Mart tezkeresinde gizli oturum tutanakları açıklansın.” diye. Oysa bunun politik bir atraksiyon olduğu açıklandı, ortaya çıktı ve o günkü gizli oturumların tutanaklarının açıklanmasının tek yolu da Meclis Başkanından bu tutanakların açıklanmasını talep etmek olmamalıydı.

Nitekim, Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine baktığımız zaman Meclis iradesine ait olan bir açıklama eyleminin Meclis Başkanı tarafından takdire bırakılmış olarak açıklanması elbette söz konusu değil. Nitekim, gerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin gerekse Senatonun bulunduğu dönemlerdeki tutanakları incelediğimizde şunu görüyoruz ki genelde Türkiye Büyük Millet Meclisi, Meclis ve Senato müşterek tutanaklarında, müşterek Başkanlık Divanı kararlarında konu ele alınır ve orada şayet bir mutabakat sağlanırsa gizli tutanaklar kamuoyuna açıklanır. Daha sonra yapılan İç Tüzük değişikliğinde de bildiğiniz gibi bu sefer Senato kaldırılmış ve yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Danışma Kurulunun kararına bırakılmıştır. Bugüne kadar birkaç kez, Danışma Kurulu, gizli tutanakların açıklanması konusunda karar vermiştir. Nitekim, bunlarla ilgili rakamlar elimizde de vardır. Mesela 211 Danışma Kurulu önerisi Mecliste oylanarak açıklanmasına karar verilmiştir ve bu 211 Danışma Kurulu kararı da yine partilerin müşterek kararıyla gerçekleşmiştir yani burada gerek Anayasa’mızın 97’nci maddesi gerekse İç  Tüzük’ümüzün 71’inci maddesi açıkça bir uzlaşmayı,  partiler arası bir uzlaşmayı işaret etmiştir ve bugüne kadar da Meclis gizli oturumlarındaki tutanaklar ancak ve ancak Meclis Danışma Kurulundaki uzlaşmayla, bir uzlaşma sonucu Meclis gündemine gelebilmiştir. Nitekim bundan önce…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teamül o.

SALİM USLU (Devamla) – E, tabii yani demokrasilerde teamüller de, demokratik teamüller de önemlidir yani demokrasi sadece yazılı kurallardan ibaret değildir, demokratik teamüller de yine demokratik iradelerle, müşterek iradelerle oluşturulmuştur ve bu teamüllere de dikkat edilmesi, özen gösterilmesi gerekir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Ama olmazsa olmaz değil.

SALİM USLU (Devamla) – Bugüne kadar 39 gizli görüşme yapılmış, bunlar on yılı doldurmuş olmasına rağmen açıklanmamıştır, açılmamıştır. Bu da yine Meclisin iradesiyle gerçekleşmiştir. Yine, 21 gizli görüşme henüz on yılını doldurmamış olduğu için elbette gündemimize gelmemiştir.

Değerli milletvekilleri, özellikle burada ifade etmek istediğim husus bilhassa şudur ki bugün, 1 Mart tezkeresinin sonuçlarını tartışmanın zamanı değildir, bu nedenle de aleyhindeyiz. Oysa, bunları daha telaşsız bir ortamda tartışmamız gerekir. Sadece, burada, 1 Mart tezkeresini değil, 1 Mart tezkeresinin görüşüldüğü Meclis zabıtlarını değil, bugüne kadar, bu Parlamentonun kuruluşundan bugüne kadar yani doksan yıldır Mecliste gizli kalmış hangi zabıtlar, hangi yapılmış gizli oturumlar varsa bunların tamamının açıklanması mümkündür. Bu da ancak Meclis iradesiyle mümkün olabilmektedir.

Değerli milletvekilleri, devlet yönetmek ciddi bir meseledir. Bunu gündelik siyasi politikalarımızın dolgu malzemesi olarak görmek ve gizli tutanaklardan bir çatışma kültürü çıkartmak ya da bir siyasi rekabet sonucu çıkartmak çok da doğru ve ciddi bir politika değildir. O açıdan, devletin özellikle güvenlikle ilgili yanını ilgilendiren konularda, devletin güvenlik yanını bugün deşifre etmenin, kamuoyu önünde tartışmanın, devleti tartıştırmak anlamına geleceğini en iyi, devletçilik ilkesine sahip olan, ulusalcılık iddiası olan Cumhuriyet Halk Partisi bilmektedir. Bu nedenle de bizim, şu anda içerisinden geçtiğimiz süreç içerisinde gizli oturumlarla devletin pozisyonunun tartışmaya açılmasını AK PARTİ Grubu olarak doğru bulmadığımızı belirtmek istiyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu birkaç gün önceki konuşmasında Türkiye’nin ağır sorunları olduğunu ve bu sorunların toplumsal uzlaşmayla çözülmek durumunda olduğunu belirtiyor. Sanıyorum 1 Mart tarihli konuşmasından aldım bu ifadesini. Bence doğru bir yaklaşımdır. Özellikle sendikal kültürden gelenler de çok iyi bilirler ki geniş bir kesimi ilgilendiren, hemen hemen toplumun bütününü ilgilendiren konularda toplumsal uzlaşma ortak iradeyi yansıtmış olduğundan, yansıtacağından bir uzlaşı çabası içerisinde olmak elbette en doğru yoldur. Her ne kadar İç Tüzük 19’uncu madde Danışma Kurulundan gelmeyen ya da Danışma Kurulundan çıkmayan kararlar konusunda Genel Kurulun iradesine konuyu bırakıyor ise de aslında Danışma Kurulunda karar alınması bizzat burada bir uzlaşma arayışına işaret etmektedir ve böyle bir uzlaşma hem gerçekleşmemiştir hem de bugüne kadar gizli tutanakların açıklanması daima Danışma Kurulu kararıyla olmuştur. O nedenle, Danışma Kurulunun kararını da yine aramak ve bu karara uygun davranmak gerektiğini düşünmekteyiz.

Burada özellikle belirtmek istediğim bir husus var. Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Grup Başkan Vekili ifade ettiler. “O günlerden bir korkunuz mu var? Bu, devletin zaafı değildir.” dediler. Evet,  o günlerden hiçbir korkumuz yok. O gün Türkiye Büyük Millet Meclisi bir irade ortaya koymuştur ve hele hele Türkiye’ye gelen asker, o günkü tezkerenin reddiyle geri gitmiştir. Dolayısıyla, kimsenin sakalının ehlisünnete uygun olup olmadığı ya da saç tıraşının Amerikan tıraşı olup olmadığına değil, bu millet kimin ense tıraşına baktığını o günlerde  ortaya koymuştur. Dolayısıyla, burada, AK PARTİ gocunacak bir parti değildir ve gocunacak hiçbir şeyi yoktur.

ALİ ÖZ (Mersin) – Açıklayın o zaman!

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Açıklayın o zaman!

SALİM USLU (Devamla) – Yalnız şu var ki…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Niye açıklamıyorsunuz?

SALİM USLU (Devamla) – Bakınız, burada söz konusu olan…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Meclisin iradesine saygılı olun o zaman.

SALİM USLU (Devamla) – Meclisin iradesi ortadadır ve bu iradeye saygılıyız.

Burada söz konusu olan, İç Tüzük’e göre, bir Danışma Kurulu, uzlaşılarak şayet Genel Kurulun gündemine, huzuruna getirilirse elbette bunun gereğini AK PARTİ Grubu da yapacaktır. Bugüne kadarki demokratik teamülleri ve İç Tüzük hükümlerini yok sayarak Meclis Genel Kuruluna getirilen bu tip, tabii, önerilerin aleyhinde olduğumuzu belirtir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, bir sataşma olarak değil, tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum. Sorum çok net: 367 AKP milletvekilinden 264’ü “evet” vermiş, 99 tanesi “hayır” oyu vermiş. İkisinin de iradesine saygı gösteriyoruz ama hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu o günkü kapalı oturumda ortaya konan gerekçelerle ancak anlayabiliriz. Onun açıklanmasını istiyoruz. İşin özü bu. Yoksa, bizim sözümüzü bir başka tarafa çekmek veya iradeye saygısızlık göstermek anlamı çıkarması doğru olmamıştır. Ama o gün AKP’nin 99 milletvekili bu tezkereye neden “hayır” demiştir, 264’ü neden “evet” demiştir, bunun gerekçeleri burada açıklansın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, sayın konuşmacı konuşmasında, bu tip kararların Danışma Kurulu kararı üzerine alındığını söylemiştir. Teamül budur tabii ki ama Danışma Kurulu karar alamıyorsa bu kararı Genel Kurulun almasında hiçbir sakınca yoktur. Tarih 1 Martla ilgili hükmünü vermek istiyor, 1 Martla ilgili tutanaklar açıklanacak ki tarih hükmünü versin.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Utanıyorlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu neden çekiniyor veya endişe duyuyor? O tezkereye o grup içerisinde “hayır” diyen çok değerli arkadaşlarımız var, ben biliyorum, Hükûmette görev yapmış, Mecliste görev yapmış, hâlen Hükûmette görev yapanlar var.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani bırakalım bu onuru bu arkadaşlar da yaşasın, herkesin ismini kamuoyu bilsin. Bu olayların perde arkasını da bütün milletin ve kamuoyunun bilmesi gerekir. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Ona Genel Kurul karar verir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Anayasa’nın 97’nci maddesine göre “Türkiye Büyük Millet Meclisi gizli oturum tutanakları Meclis kararıyla açıklanır.” İç Tüzük’ün 71’inci maddesinde de “On yıl geçtikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanakları açıklanabilir.” deniliyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “…açıklanabilir.” diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “…açıklanabilir.” diyor.

Ancak bu tarihten sonra veya önce açık olabilmesi için Danışma Kurulu kararı, bir de Genel Kurul karar verir.

Şimdi, bu durumda bir müphemlik var. On yıl dolmuş; Türkiye Büyük Millet Meclisi bunun açıklanmaması konusunda bir karar da almadığına göre o zaman açıklanması lazım. Yani, bakın, çok açık, İç Tüzük’ün 71’inci maddesini okuyun, orada diyor ki: “On yıl geçtikten sonra açıklanabilir.” Bu tarihten önce veya sonra açıklanabilmesi için Danışma Kurulu karar alıp Genel Kurulun da karar vermesi lazım.

Şimdi, Danışma Kurulu bir karar alıp da bunların açıklanmaması konusunda -on yıl geçmesine rağmen- karar vermediğine göre o zaman bize bir cevap verin veya bu konuda bir tartışma açın efendim. Bu konuda bir karar verelim yani.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, bir saniye…

Anayasa 97’nci maddeyi okuyorum: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşmeler açıktır ve tutanak dergisinde tam olarak yayımlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük hükümlerine göre kapalı oturumlar yapılabilir, bu oturumlardaki görüşmelerin yayımı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararına bağlıdır.”

Dolayısıyla bir karar alınması gerekmektedir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük 71’inci maddede de diyor ki efendim…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 71’inci maddesini okuyorum: “Kapalı oturum tutanakları ve özetleri, kapalı oturum tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra yayımlanabilir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yayımlanabilir, evet.

BAŞKAN - Bunların daha önce veya sonra yayımlanması hususunda Genel Kurul, Danışma Kurulunun teklifi üzerine işaret oyuyla karar verir.” şeklinde düzenlenmiştir.

“İç Tüzük  hükümleri çerçevesinde yapılan bütün uygulamalarda kapalı oturum tutanaklarının, konunun siyasi parti gruplarınca Danışma Kurulunun gündemine getirilmesi Danışma Kurulunun önerisi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun kararıyla yayımlandığı görülmektedir. Kapalı oturum tutanakları, her hâlükârda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararıyla yayımlanabildiğinden söz konusu tutanakların Başkanlığımızca resen yayımlanması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, siyasi parti gruplarının konuyu Danışma Kurulunun gündemine getirmesi ve konunun bu yolla Danışma Kurulu veya grup önerisi olarak Genel Kurula sunulması mümkün bulunmaktadır.”

İZZET ÇETİN (Ankara) – Utanmaları da yeter!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, Sayın Başkan, isterseniz bu konuda bir usul tartışması açalım çünkü İç Tüzük hükmü çok müphem, “açıklanabilir” diyor.

BAŞKAN – Peki, Sayın Genç, ben şimdi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yahu, neden korkuyorlar?

BAŞKAN – Yani bu, benimle hiç alakalı olmayan bir konu.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Utanıyorlar, utanıyorlar.

BAŞKAN - Açacağım, bir saniye…

İZZET ÇETİN (Ankara) - Ayıpları var, utanıyorlar.

BAŞKAN – Sayın Meclis Başkanıyla konuşmanız gereken bir mevzu bu ama ben usul tartışmasını açacağım.

İlk sözü de size veriyorum.

Buyurun…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehte…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Lehte…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) - Hayır, ne var ki bunda?

BAŞKAN – Yani benim usulümde tartışma açıldı, ben de açıyorum.

Buyurun, size üç dakika.

Aleyhinde konuşacak.

 

 

 

VIII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kapalı oturum tutanaklarının on yıl geçtikten sonra ayrıca bir karara gerek kalmadan açıklanıp açıklanamayacağı hakkında

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Anayasa’da açık hüküm var, diyor ki 97’nci maddesinde: Türkiye Büyük Millet Meclisi kapalı oturum yapar ve kapalı oturum tutanakları da Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla açıklanır. Ama yine Anayasa’daki bir hükme göre Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını bu İç Tüzük’e göre yapacağına… İç Tüzük’ün 71’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Kapalı oturum tutanakları kapalı oturum tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra açıklanabilir.” diyor. Bu tarihten sonra veya önce yani kapalı oturum tutanaklarının yapıldığı tarihten on yıl geçmeden önce veya daha sonra açıklanması için de Danışma Kurulu karar alacak ve Genel Kurul karar verecek.

Şimdi, on yıl geçmiş, 1 Martta doldu, on yıl bitti. Şimdi, Danışma Kurulu da bu tutanakların daha sonraki bir tarihte açıklanması konusunda bir karar alıp da Genel Kuruldan karar almadığına göre, bu süre de on yıl olduğuna göre her hâlükârda bunun açıklanması lazım yani çok açık İç Tüzük hükümleri. O zaman ne olacak? Yani farz edelim ki Danışma Kurulu karar almadı ve Genel Kurula geldi karar almadı, bu tutanaklar kapalı mı kalacak?

AHMET YENİ (Samsun) – Açıklanmayacak.

KAMER GENÇ (Devamla) – İç Tüzük diyor ki “On yıl.” On yılı da siz neye göre artırıyorsunuz? Bunun on yıldan sonra açıklanabilmesi için her hâlükârda Danışma Kurulunun bir karar alması ve Genel Kurulun karar vermesi lazım.

Sonra, kaldı ki bu konuların gizli kalmasının da bir anlamı yok. Yani, kamuoyu bilsin, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne konuşulmuş, bu hayati konuda hangi parti, hangi milletvekili ne konuşmuş bunlar açıklansın. Yani, peki ne zamana kadar bu böyle kapalı kalacak? Yani, o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının bunu resen yapması lazım, buraya grup önerisi olarak gelmesine gerek yok. Maalesef, bizim Meclis Başkanı, Meclisin çalışmaları dışında kendi iradesi -yani çalışmaların Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre yapılması konusunda- yok, Tayyip Bey ne derse öyle hareket ediyor. Diyor ki: “Anayasa Uzlaşma Komisyonuna git, partilere söyle, şu tarihe kadar anayasa hazırlasın, getirsinler.” o da geliyor, buna aracılık yapıyor. Meclis Başkanı biraz tarafsız olacak, Meclisi tarafsız yönetecek, böyle bir Meclis Başkanlığı olmaz ki arkadaşlar. Yani, burada Anayasa’ya göre açık hüküm var, İç Tüzük’e göre hüküm çok açık ama görevini yapmıyor. Niye korkuluyor acaba? O zaman siz bir karar alın, bu 1 Mart tezkerelerinin açıklanmasını on sene daha erteleyin yani bu sizin elinizde. Yani, böyle bir karar alınmadıktan sonra, İç Tüzük’ün 71’inci maddesine göre kapalı oturum tutanaklarının açılması zorunludur; aksi takdirde keyfî bir davranış olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - O itibarla Başkanlık Divanının bu konudaki tutumu hatalıdır efendim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Lehte İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; açılan usul tartışmasında Başkanlık tutumunun lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 97’nci maddesinin ikinci fıkrasında “Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzük hükümlerine göre kapalı oturumlar yapabilir, bu oturumlardaki görüşmelerin yayımı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararına bağlıdır.” diye emredici bir hüküm getirilmiştir.

Yine, 1973 yılında yürürlüğe giren İç Tüzük’ün 71’nci maddesinde de bu kapalı oturum tutanaklarının nasıl yayımlanacağına dair usuli şartlar düzenlenmiştir. Buna göre “Kapalı oturum tutanakları ve özetleri, kapalı oturum tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra yayımlanabilir. Bunların daha önce veya sonra yayımlanması hususunda Genel Kurul, Danışma Kurulunun teklifi üzerine işaret oyuyla karar verir.”

Değerli milletvekilleri, 1927 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Dahili Nizamnamesi’nin 98’inci maddesinde -mehaz maddedir bu, 1973 tarihli Tüzük’e mehaz maddedir- gizli zabıtların yayımlanma usulü orada net biçimde, emredici bir biçimde “On sene geçtikten sonra sürenin bitiminde herhangi bir karar alınmasına lüzum olmaksızın Başkanlık Divanınca otomatik olarak yayımlanır.” hükmü var iken 73 tarihli, şu anda yürürlükte bulunan Tüzük’te bu hüküm biraz önce okuduğum şekilde değiştirilmiş ve bu düzenlemeyle konuya iki yeni boyut getirilmiştir. Buna göre, İç Tüzük’e temel teşkil eden teklifteki “yayımlanır” şeklindeki emredici ifade “yayımlanabilir” olarak kabul edilmiş; dolayısıyla hükmün emredici niteliği takdirî bir boyut kazanmıştır.

İkincisi: Konunun Genel Kurula sunulması yolunda da bir düzenleme yapılmış ve buna göre Başkanlık Divanı yerine Danışma Kurulunun teklifine ve bu teklif üzerine de Genel Kurulun kararına bağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, biraz önce grubumuz adına konuşan Değerli Milletvekilimiz Salim Uslu Bey de ifade ettiler, bugüne kadar yapılan gizli görüşme kapalı oturum tutanaklarının 211 tanesi yayımlanmıştır. Şu anda on yıllık süre geçmiş olmasına rağmen geçmişte yapılan kapalı oturumlardan 55 tanesi yayımlanmamıştır. Bu, bizim dönemden öncekileri de kapsamaktadır, bizim dönemdekileri de kapsamaktadır. Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, bu konuda yüce Meclisin bir kararı olmadıkça kapalı oturum tutanaklarının sürenin bitiminde otomatik olarak, resen Başkanlık tarafından yayımlanması Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırıdır. Bu nedenle Sayın Başkanımızın tutumunun yerinde olduğunu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gelin beraber karar alalım diyoruz işte.

BAŞKAN – Usul tartışmasında aleyhte konuşmak üzere Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, yani milletin zamanını çalmadan, çok uzun tartışmadan kapatmamız gereken bir konuyu tartışıyoruz. Meselenin hukuki yönü de çok önemli değil İç Tüzük 71’e göre Meclis Başkanına inisiyatif verilmiş ama inisiyatif bugüne kadar kullanılmadığı, Danışma Kurulu kararıyla bir teamül oluştuğu için Meclis Başkanı iki partinin yapmış olduğu bu talebi Genel Kurula göndermek durumunda kaldı. İç Tüzük’e aykırıdır, Anayasa’ya aykırıdır veya değildir, bunu çok tartışmak değil, meseleni özünü gözden kaçırmamak gerekiyor.

Bakın, bugünkü bu sürece benzer bir süreci on yıl önce yaşadık. On yıl önce bu Meclisin verdiği bir kararla bugünler oluştu. Bize göre, milletimize göre milletimizin yüreğine batan bir süreci yaşıyoruz, bir hakareti yaşıyoruz bu millete. Gelecekte buna benzer bir sonuç yaşamamak için geçmişte yaşananı sorgulamak veya bilmek mecburiyetindeyiz.

Önemli kararların arifesindesiniz. Değerli milletvekilleri, önümüzdeki süreç içerisinde buraya milletimizin geleceğini, ülkemizin geleceğini belirleyecek çok temel kanunlar getirilecek; bu kanunlarda doğru karar verebilmeniz için dünü bilmeniz gerekiyor. Dünün bugüne benzer bir örneğini bundan tam on yıl önce bu Genel Kurul yaşadı. 99 sayın AKP milletvekili bu tezkereye “hayır” oyu verdi, gerekçelerini bilmek mecburiyetindesiniz. Bu gerekçeleri bilmeden yarın önünüze getirilecek kanunlara kaldırdığınız parmaklarla Allah indinde sorumlu olacaksınız. 264 AKP milletvekili de tezkereye “evet” oyu verdi. Hangi gerekçelerle “evet” oyu verdi, hangi gerekçelerle “hayır” oyu verdi, bizim istediğimiz bunları öğrenelim. Bunlardan niye kaçınıyorsunuz, bunu sorguluyoruz. Nedir gizlediğiniz konu?

Sayın Meclis Başkanıyla ben konuştum. Tabii, grupların karar vermesi lazım. Grup yöneticileri burada. Grup Başkanı Sayın Başbakan, hangi konuyu bu milletin bilgisinden saklıyor? Hani siz millete dayalı bir iktidardınız? Hani milletten hiçbir şey saklamazdınız?

AHMET YENİ (Samsun) – Ne yaptığımızı biliyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tekrar ediyorum. Dün yaşananların bugün sonuçlarını görüyoruz. Bugün gördüğümüz sonuçlar bizim yüreğimize batıyor, Türkiye Cumhuriyeti devletini, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanını bir suçlunun önünde hakarete muhatap ettiniz. Buna bir cevabınız olmalı. Bu tutanakların yayımlanmasına itiraz etmenize bir şey söylemiyorum ama içeriğine niye itiraz etmiyorsunuz? Oradan bana laf atacağınıza gelip buradan “Bunlar deli saçmasıdır.” niye demiyorsunuz? Yarın daha ağır sonuçlarla karşılaşmamak için dünü bilmek mecburiyetindesiniz. Müslüman aynı çukura 2 defa düşerse sorumluluk kendine aittir. Değerli milletvekilleri, hatırlatmak istediğimiz husus budur, bilgilerinize sunulur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Usul tartışmasında lehte son söz, Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel’de.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; açılmış olan usul tartışması hakkında tutumunuzun lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Meclisimizin tarihinde birçok kereler buralarda gizli oturumlar, gizli görüşmeler yapılmıştır. Bunların bir kısmı Danışma Kurulunun ve yüce Meclisin kararıyla açıklanmış ve yayımlanmıştır, yayımlanmasına karar verilmiştir. Bu, son, 1 Mart tezkeresiyle ilgili olarak da açıklanmasında veya açıklanmamasında bizim, AK PARTİ olarak çekindiğimiz hiçbir şey yoktur. Yalnız, açılan usul tartışmasının konusu, burada, Meclis Başkanlığının bunu resen, hiçbir karara gerek olmadan bunları yayımlanması gerektiği noktasındaki bir usul tartışması.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hayır. Sen yanlış anlamışsın.

RECEP ÖZEL (Devamla) – 71’inci maddeyi iyi okursanız “Kapalı oturum tutanakları ve özetleri, kapalı oturum tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra yayımlanabilir.” diyor. “Yayımlanır” diye bir emredici hüküm yok. Yayımlanabilir. Devamında da “Bunların daha önce veya daha sonra...” “Daha önce veya “daha sonra” ayrımı yapmasında da her iki hâlde de ister on yıldan önce açıklanmasında ister on yıldan sonra açıklanması usulünde de bir Meclis kararının gerekliliğine burada işaret buyuruyor. Yoksa Meclis Başkanlığının, Meclis Başkanlık Divanının bunları kendiliğinden resen yayımlaması Anayasa ve İç Tüzük’e göre mümkün değil. Bu nedenle Başkanlık tutumu yerindedir. Meclis kararı olmadan bu tutanakların yayımlanması doğru ve yerinde değildir.

Burada bu tür tartışmaları gerekçe göstererek birtakım terör örgütünün başlarıyla yok şöyle polemik... Bunlara da girmek istemiyoruz. Türkiye bir barış sürecine doğru hızlı şekilde koşmaktadır. Lütfen, bunları hiçbir şekilde, her fırsatı kullanarak sabote etmeye çalışmayalım diyorum. İsteseniz de istemeseniz de biz bu Türkiye’ye barış ortamını getireceğiz diyorum. Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tutumumda bir değişiklik yoktur.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, şunu söylemek istiyorum: Yani İç Tüzük’ün 71’inci maddesine göre...

BAŞKAN – “Tutumumda bir değişiklik yoktur.” dedim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, sizin zaten yapacağınız bir şey yok da 71’inci maddede diyor ki: “Bu tutanakların on yıl önce veya on yıl sonra açıklanabilmesi için Divan Kararı üzerine Genel Kurulun karar vermesi lazım.” Ne Divan, Danışma Kurulu yaptılar. Bugüne kadar, buna Danışma Kurulu da -yani üç dört gün geçmesine rağmen- karar vermemiştir, Genel Kurul da bir karar vermemiştir. Ne olacak peki? Burada, yani İç Tüzük’ün 71’inci maddesini siz de Başkan olarak uygulayın.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç, bakın, her istediğinizi yaptım. Allah rızası için nokta.

Buyurun.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 12, 19 ve 26 Mart 2013 Salı günkü birleşimlerinde birer saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 6, 13, 20, ve 27 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 5 Mart 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesine; 426 ve 310 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 05.03.2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu madde gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                     Mahir Ünal

                                                                                                                                 Kahramanmaraş

                                                                                                                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 426 ve 310 sıra sayılı Kanun tasarılarının bu kısmın 4 ve 5’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 08 Mart 2013 Cuma günü saat 14.00'te toplanması ve bu Birleşimde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

12, 19 ve 26 Mart 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

6, 13, 20, ve 27 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

5 Mart 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek 428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 348 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

7 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde 424 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

8 Mart 2013 Cuma günkü birleşiminde ise 49 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar;

12, 19 ve 26 Mart 2013 Salı günkü birleşimlerinde 15.00-20.00 saatleri arasında;

13, 14, 20, 21, 27 ve 28 Mart 2013 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14.00 -20.00 saatleri arasında çalışmalarına devam etmesi,

426 ve 310 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

426 Sıra Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı (1/724)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1’inci Bölüm

1 ila 25’inci maddeler

25

2’nci Bölüm

26 ila 33’üncü maddeler (30’uncu maddenin (1,2) ve (3,4,5) inci fıkraları ile geçici 16’ıncı maddeye kadar olan geçici maddeler dâhil

25

Toplam Madde Sayısı

50

 

 

310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı (1/619)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1’inci Bölüm

1 ila 30’uncu maddeler

30

2’nci Bölüm

31 ila 60’ncı maddeler

30

3’üncü Bölüm

61 ila 90’ıncı maddeler

30

4’üncü Bölüm

91 ila 112’nci maddeler

22

5’inci Bölüm

113 ila 126’ncı maddeler (123’üncü maddesinin 1,2,3,4’üncü fıkraları, 5’inci fıkrasının (a), (b), (c), (ç), (d) bentleri 6,7,8,9 ve 10’uncu fıkraları ile geçici 1’inci madde dâhil)

 

28

Toplam Madde Sayısı

140

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, grubumuzun önerisiyle Meclisin mart ayı içerisindeki çalışma gün ve saatleri düzenlenmekte, bir kısım kanun tasarı ve tekliflerinin de gündemin ön sıralarına alınması önerilmektedir.

Buna göre, 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu iki bölüm hâlinde, 50 madde olarak gündemin 4’üncü sırasına, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı gündemin 5’inci sırasına… Bu da beş bölüm, 140 maddedir.

Bu iki kanun da şu an itibarıyla önemlidir. Elektrik Piyasası Kanunu lisansla ilgili özellikle çok önemli düzenlemeler içermektedir. Yabancılar ve koruma kanunu da bu konudaki bir yasal boşluğu aynı zamanda dolduracaktır çünkü uluslararası koruma mevzuatı kanun düzeyinde henüz iç hukukumuzda yoktur. Avrupa Birliği müktesebatına uyumlu biçimde hazırlanmış, özellikle Suriye’den ülkemize sığınan mültecilerle birlikte bu kanun daha da hayati bir öneme sahip olmuştur. Dolayısıyla bu kanunların bir an önce görüşülmesinde yarar vardır.

Yine, 12 Mart, önümüzdeki haftadan itibaren, değerli milletvekilleri, salı günleri saat üçten sekize kadar, çarşamba ve perşembe günleri de saat ikiden saat sekize kadar Genel Kurul çalışmaları önerilmektedir. Bugün, 2/B olarak adlandırılan yasa tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, yarın da yine Elektrik Piyasası Kanunu’nun-eğer yüce Genel Kurul kabul ederse- görüşülmesi, perşembe günü de Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun görüşülmesi planlanmaktadır. Bu çalışmalar perşembe günü tamanlanamazsa cuma günü de Meclisimizin toplanması ve çalışmalarına devam etmesi önerilmektedir.

Önerimizin, Meclisin çalışmalarının verimli ve etkinliği noktasında önemli bir süreçte… Şu anda, özellikle Suriye sorununa yönelik bu kanunların bir an önce yasalaşması adına bütün milletvekillerimizin bu konuda destek vereceğini ümit ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray.

Buyurun Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce burada yapılan tartışma, hakikaten, Türkiye Büyük Millet Meclisi açısıdan tarihin ibret sahnesine geçecek diye düşünüyorum. Çünkü buradaki tartışmalardan gördük ki Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu iki şeyden korkuyor. Bunlardan bir tanesi aydınlık. Eğer aydınlıktan ve şeffaflıktan korkmamış olsalardı biraz önceki 1 Mart tezkeresi görüşmelerinin açıklanması konusunda hiç tereddüt etmezlerdi. İkincisi ise, Adalet ve Kalkınma Partisinin utanılacak işler yaptığı konusunda bir kaanati olduğuna dair fikir oluştu bende. Çünkü eğer yaptıkları işten utanıyor olmasalardı, biraz önce burada tutanakları okunulan görüşmeler konusunda, “O bir delidir. Deli saçması laflardır.” diye itiraz etmek yerine, gelir, yaptıkları işi burada savunurlardı.

Şimdi, çok değerli milletvekilleri, insanların hayatında öyle felaketler vardır ki bazen bu felaketleri hafızalarımızın en derinliklerine gömeriz. Bizim tarihimizde belki de bu felaketlerin en dramatik olanı, Kırım’dan başlamak üzere Balkanlarda ve Kafkaslarda yaşadığımız büyük ricat, büyük acılardır. Türk milletinin son bin yıllık tarihinde belki de bu kadar büyük bir acı yaşanmamıştır. Ama bizi büyük yapan şudur: “Artık tükendiler.” denildiği noktada dahi, tekrar, Allah’ın verdiği ilahî bir güçle ayağa kalkarak yeniden bir millet ve bir devlet kurmamızdır.

Değerli milletvekilleri, Balkanlarda insanlık suçu olan soykırım, etnik arındırma, tehcir gibi çok travmatik cürümlere maruz kaldık biz. Bizim bu süre içinde yaşadıklarımızı başkaları yaşamış olsaydı, hiç şüpheniz olmasın, bundan sayısız soykırım hikâyeleri ve filmleri çıkarırlardı. Ama bu beş yüz yıllık, anamızın ak sütü gibi helal olan, toprakları terk etmemize rağmen, bunları biz bir unutuluşa terk ettik. Sebebi ne, neden terk ettik? Çünkü, başta Atatürk olmak üzere, cumhuriyetin kurucu kadrolarının büyük çoğunluğu Balkan ve Kafkas şehirlerinde doğmuş, büyümüşlerdi; onlar, Anadolu’da da aynı şeylerin yaşanmaması için -bunlarla uğraşacak, yas tutacak zamanları yoktu- çökmüş bir imparatorluktan kurtarılabilecek ne varsa onu kurtarmaya çalışıyorlardı. Bugün, Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan biz Balkan, Kırım ve Kafkaslılar için atalar sözümüze uygun olarak davrandık, kol kırıldı, yen içinde kaldı. Oysa, kayıplarımız kırık bir kola indirilemeyecek kadar büyüktü. Ama kimse bu büyük acılardan, hiç birimiz, ne bir Kafkaslı sorunu ne de bir Balkanlı sorunu yaratmayı düşünmedik. “Yurtta sulh ve cihanda sulh” ilkesi çerçevesinde davrandık. Biz, bu asaleti gösterirken azgın şovenler propagandalar içerisinde farklı hesaplarla iş birlikçileriyle yürüyüp duruyor. Son derece sistematik bir şekilde insanımızın kimlik bilinci bulandırılmak, yeniden yapılandırılmak isteniyor.

Biliyorsunuz, 2002 sonlarında Samatya’da 5 yaşlı kadın vatandaşımız saldırıya uğradı. Mağdurlardan 3’ü Ermeni Türk’tü. Ancak medya kamuoyuna bu cinayetleri çok farklı bir yorumla yansıttı. Özellikle “Maritsa Küçük” adlı vatandaşımızın hayatını kaybetmesiyle sözde Ermeni soykırımı arasında bir ilişki kurulmaya çalışıldı. Bana sorarsanız, Hrant Dink’in katledilmesinin ve Hrant Dink cinayetinin arkasında yatan da budur. Katiller “Bugün bu katliamları yapan Türkler kim bilir 1915’te neler yapmıştır!” dedirtmek istiyorlar.

Beyler, değerli milletvekilleri; İstanbul polisi dün Samatya cinayetlerinin katilini yakaladı. Irkçı nefretin tezahürü olarak sunulan olayların zanlısı “Murat Nazaryan” isimli, Ermeni asıllı bir vatandaşımız çıktı. Şüphesiz, bir cinayet zanlısının kökeninin ne olduğu önemli değildir. Ancak bu üzücü olaylar haberleştirilirken Türk milleti hedef alındı, bu olayların adi hırsızlık ve cinayet cürümleri olabileceği ihtimali âdeta yok sayıldı, Türk milleti zımnen örtülü bir nefret söyleminin kurbanı hâline getirilmeye çalışıldı. Böylece insanlarımızda Türk milletine mensup olmanın iyi bir şey olmadığı duygusu uyandırılmaya çalışıldı.

Değerli vekiller, artık oynanan oyunu görelim; hedefte Türk milleti var. Gençlerimiz nefret ajanlarının saldırısı altındalar. Bunlar gençlerimize mensubiyetlerinden utanma duygusu aşılamak istiyorlar. Bunu yaparken de kendi halis ırkçı nefretlerini gizleyip vatanseverleri ırkçı ilan ediyorlar, Türk milletine ve Türkiye’ye olabilecek en büyük düşmanlığı yapıyorlar.

Değerli milletvekilleri, CHP’nin 6 okundan birisi milliyetçiliktir. Bu, kurucu milliyetçiliktir. Kurucu milliyetçilik, modernleşme dinamiklerini harekete geçiren ve vatanseverlik duygusunu ve fikrini ifade eden bir duygudur. Anlatmaktan dilimizde tüy bitti ama bir kez daha söyleyelim: Bu milliyetçiliğin ırkçılıkla hiçbir ilgisi ve ilişkisi yoktur, bize çağdaşlığı yakalama ve geçme azmi veren vatanseverlik duygusu ve fikrinden ibarettir. Bu duygu, bizim 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığımız büyük çöküntülerden sağ salim çıkmamızı sağlayan milliyetçilik duygusudur. Meydana getirdiğimiz Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere, tüm değerlerimiz, Başbakanın ayaklarının altına almaya çalıştığı işte bu milliyetçiliğin ürünüdür. Biz, Balkan Türkleri, hepimiz bunun önemini ve değerini çok iyi takdir ediyoruz çünkü bu duygu sahici bir barışın ancak millî birlikle sağlanabileceğini gösterdi. Bu tecrübe milletimiz için paha biçilmez bir hazinedir. Şimdi, tam bir yüzyıl sonra, tarihsel olarak birbirlerini beslemiş siyasi İslamist ve ayrılıkçı fikriyatın aktörleri yani Erdoğan ve eş başbakan Apo işte bu duyguyu ve bu fikri değersizleştirmek istiyorlar. O yüzden, asıl ırkçılığı bal gibi kendileri yapıyorlar ama değerli milletvekilleri, kamuflajlar yırtılır, maskeler düşer, gerçekler kendini ele verir. Erdoğan milliyetçiliği ayaklar altına alırken Sayın Sakık Meclis kürsüsüne çıkıp “Dağdan geldiniz, bağcıları kovuyorsunuz.” diyerek ırkçılığın daniskasını yapar.

Buradan herkesi uyarıyorum: Etnik duygu ve ruh, ırkçılığın ateşidir, yakar ve geçer, geride yıkımın ve acının pişmanlıklarından başka hiçbir şey bırakmaz. Bu yangın bizi bir araya toplayan çatıyı ortadan kaldırır. Bu, ortak bir gelecek hayalinin yok olması demektir. Erdoğan ve Apo’nun elemanları bundan şu an hoşnut kalabilir, bir zafer duygusu yaşayabilirler ama vatanı geçmişte bir defa elinden alınan Türk milleti buna bir defa daha izin vermeyecektir.

Onun için, daha önce ifade ettiğim gibi, bundan sonra bütün konuşmalarımı -Cato’nun Roma Senatosunda her defasında “Kartaca yıkılacak.” dediği gibi bir söz vermiştim- her sözümü bununla bitirecektim. “Ne mutlu Türk’üm diyene.” diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çıray.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde son söz Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık.

Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yani 28 Şubattan bugüne dek bu Parlamentoda çok ciddi tartışmalara tanıklık ediyoruz. Bugün 1 Mart tezkeresi de konuşuluyordu ama 1 Marttan sonra 2 Mart var. Bu Parlamentoda bir sivil darbe yapıldı yani haktan, adaletten, Allah korkusundan bahsedenler, işte “Millî iradeye karşı şunlar yapıldı.” diyenler… 28 Şubatta arkadaşlarımızı dinledim, 28 şubat mağdurları bunu söylüyordu ama burada, bu Parlamentoda sivil bir darbe yapıldı. Bu darbe Kürt milletvekillerine karşı yapıldı, Kürtlerin demokratik zeminde sesinin kısılması için askerler ve sivil, siyaset dünyası el ele vererek bizi Parlamentodan aldılar. Dört gün burada kaldık ama ne yazık ki bu Parlamentoda bir tek insan çıkıp 2 Martla ilgili bir tek söz etmedi. Yani bugün 1 Mart tezkeresiyle ilgili bir barış sürecini baltalamaya, onu heba etmeye çalışanlar, eğer demokratsanız, eğer insan haklarından, hukuktan, demokrasiden bahsediyorsanız burada halkın iradesine karşı darbe yapıldı ve bu acı dolu yıllar yaşandı. Bakın, 28 Şubatta bir tek milletvekili tutuklanmadı ama 2 Mart darbesinde 6 milletvekili onlarca yıl cezaevinde kaldılar, tutuklandılar ve hâlâ onlarca milletvekili sürgünde, Avrupa’da ve dünyanın dört bir tarafında sürgün hayatı yaşıyorlar.

Demokrasilerde çifte standart olmaz. Eğer darbelere karşıysanız 28 Şubata da karşı olacaksınız, 27 Nisana da karşı olacaksınız, 12 Eylüle de, 12 Marta da. Siz bunlara karşı olduğunuzu söylüyorsunuz ama 2 Martta Kürtlere yapılan darbeye karşı olmadığınızı… Ne yazık ki Darbeleri Araştırma Komisyonu da bu noktada çok kötü bir sınav vermiştir. Bütün darbecileri buralara çağırıp o süreçte bu işin aktörü olanları alıp tek tek sorgulamışlar, dinlemişler ama 2 Martı gerçekleştirenlerle ilgili ne yazık ki bu Komisyon da üzerine düşeni yapmamıştır. 2 Martı sorgulamadan, 2 Martı yargılamadan biz bu ülkede hukuku, barışı inşa edemeyiz. Bakın, 2 Martın mağduru olan Sayın Hatip Dicle 1994’ten bugüne kadar hâlen cezaevindedir ve halkın iradesiyle seçilmiş bir milletvekilidir yani 2 Mart darbesiyle gerçekleştirilen operasyonlar… Bugünkü iktidar tarafından da “KCK operasyonu” adı altında 10 binin üzerinde insan cezaevindedir.

Eğer biz barış sürecinden, demokrasiden, toplumsal uzlaşıdan, karşılıklı bir helalleşmeden bahsediyorsak bu 2 Martı masaya yatırmalıyız. 2 Martın ruhuyla bu ülkede iç barışı sağlayamayız.

Bakın, 2 Martta olup bitenler uzun yıllar Kürt siyasetinin demokratik zeminde sesinin kısılması için yapılan bir operasyondu. O tarihte bizi alıp götürenler, bizim aleyhimizde bir tek delil bulamayanlar… Yargıçlar bunu iyi bilirler yani delilden tutuklama çıkar ama bizi alıp tutukladılar. Hatta bize 4 savcı -başsavcı dâhil olmak üzere- “Siz tutuklanmayacaksınız.” dedi ama askerler emretmişti, bizi alıp götürüp tutukladılar, sonradan helikopterlerle bölgede suç oluşturmaya, delil oluşturmaya gittiler. Bu, Türkiye tarihinde bilinir ama kimse, adı “sosyal demokrat” mı, “demokrat” mı, “liberal” mi, “dinci” mi neyse, bu konuda sorun Kürtler olunca kılınız kıpırdamıyor. Böyle bir demokrasi olmaz.

O tarihte bunlar yaşandı, o tarihin mağdurlarıyız ve o tarihte eller kalktığında da bu kürsüde aynen şunları söyledik: “Bakın, siz, ilahlar emretti, askerler emretti el kaldırdınız. Biz gidiyoruz, biz haklı bir mücadelenin savunucularıyız, onun için buraya gelirken de çok geriye dönüp bakmadık. Biz, acı çekeceğimizi biliyoruz, gidip tutuklanacağımızı biliyoruz ama haklıyız, geleceğiz, geldiğimiz zaman siz de tarihin çöplüğünde olacaksınız.” Bugün dönüp bakıyorum, o gün el kaldıranların hiçbiri bu Parlamentoda yok, hepsi tarihin çöplüğünde, apoletiyle öyle, başbakanıyla öyle. O dönem bu sürece kim ki o tarihte karar aldı, hepsi tarihin çöplüğünde.

Şimdi dostça söylüyorum: 12 Eylüllerden, 12 Martlardan hesap sormak ne kadar boynumuzun borcuysa, 2 Marttan da hesap sormak bizim boynumuzun borcudur.

Şimdi, buradan çıkıp bizi ırkçılık mırkçılıkla suçlayanlar, gidin aynada kendinize bakın, her tarafınızdan faşizm akıyor, bizi ırkçılıkla suçlamayın. Ben burada çıkıp ne söylediğimi iyi bilirim ve arkasındayım. Eğer siz çıkıp burada bir halkı aşağılayıp, diğer halkları yüceltip, diğer bir halkın acısını yüceltip, diğer halkın acılarını da yerlerde sürüklendirirseniz size çok lafımız var. Biz ona çıkıp cevap verdik. Siz çıkar dönüp dönüp burada bütün kimlikleri tek kimliğe hapsederseniz size sözümüz olur. Bizim ne Balkanlardan, ne Kafkaslardan veyahut da dünyanın dört bir tarafından burayı vatan edinen hiçbir insana karşı bir haksızlığımız, saygısızlığımız olmaz. Ama kime söyledik? Siz, Bosna’da zulme uğramış, Sırpların zulmüne uğramışsanız, Miloseviç’in zulmüne uğramışsanız ama gelip burada Türk kimliğine hapsolup ırkçılık yaparsanız, elinize satırları, baltaları alırsanız, Kürtlere saldırırsanız, Sırp ruhuyla Kürtlere hücum ederseniz size sözümüz olur, “Haddinizi bilin.” deriz. Benim sözüm ırkçı ve milliyetçileredir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Haddini bildiririz herkese.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yoksa bu coğrafyada halkların kardeşliğini içine sindiren hiç kimseye tek sözümüz yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nasıl bir tahrik bu ya!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Onun için, eğer siz Bursa’da Kürt mahallesine saldırırsanız…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Ya, yalan söyleme, kim saldırıyor Kürtlere?

SIRRI SAKIK (Devamla) – … eğer siz Sakarya’da saldırırsanız, eğer siz Afyon’da saldırırsanız ve sonra dönerseniz yani polis desteğiyle, Alperen, Ülkü Ocaklarının desteğiyle gidip saldırırsanız…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Ya, yalan söylüyor, yalan. Var mı bir tespitin?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Gidin, yalanı siz söylüyorsunuz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Var mı bir tespitin?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben biliyorum efendim. Bakın, Hükûmete, açın bakandan sorun kimlerin yaptığını.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen devletin adamı mısın!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yalan siz söylüyorsunuz. Benim sözüm onlaradır.

Sevgili arkadaşlar…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen Güneydoğudaki PKK caniliğinin hesabını ver önce.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz hesap vereceksiniz siz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Güneydoğuda öldürülen askerlerin, polislerin hesabını ver önce.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ölen asker ve polisin üzerinden…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – PKK’nın oraya çıkmış propagandasını yapıyorsun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Polis ve askerin üzerinden siyaset yapmayın, sizi menederiz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi canım, sen yap, sen yap olur! Senin hakkın, olur!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ben yapmıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen Kandil adına siyaset yapıyorsun!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bu ülkede sizin politikalarınızdır ki bu halkı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Gidin ortaklarınızla konuşun, gidin.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bu savaş devam ediyorsa, bu kavga devam ediyorsa ret ve inkâr politikalarının yansımasıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne reddi, ne inkârı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Neyi inkâr ediyorsunuz…

Ya, o çirkin sesinizi çıkarmayın be!

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğu ve güneydoğuda katliam yapan PKK, Kürt kökenli insanları öldüren PKK.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, siz bakın, onlardan, eğer 30 bin, 40 bin, 50 bin insandan bahsediyorsanız, bunların 30 bini PKK militanı ve gerillasıdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Terörist” bile diyemiyorsun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz onların acısına da sahip çıkıyoruz, ölen askerin de acısına sahip çıkıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bak, “terörist” bile diyemiyorsun sen!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Peki, bana söyler misiniz, 17.500 faili meçhulün katili kim? 3.500 köyü kim yaktı, söyler misiniz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazık! O da yalan çıktı.

SIRRI SAKIK (Devamla) – İşte, siz ve sizin zihniyetinizdir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O da yalan çıktı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Al, Mardin Nusaybin…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sen ondan başka neyi bilirsin ya, neyi bilirsin?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen neyi bilirsin?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Her gün aynı şeyleri söylemekten başka neyi bilirsiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kandilini konuşuyorsun, kan dili!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tahrik etmekten başka, kardeşine kurşun sıkmaktan başka sen ne biliyorsun?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Onun için, bakın, bir barış süreci yaşanıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Provokasyon yapmaktan başka ne bilirsin?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sevgili arkadaşlar…

Sayın Başkan, susturur musunuz.

Arkadaşlar, bir barış süreci devam ediyor. Bütün yollar denendi, bütün mücadele yöntemleri de denendi, ilk kez Türkiye’de Türkiye halkları barışa bu kadar yakındır. Barış karşıtları cephe oluşturacaklar, saldıracaklar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizinle AKP barışçısınız, öyle mi?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bunlara teslim olmayacağız. Biz bu ülkede barışı inşa edeceğiz; ülkenin bütünlüğü içerisinde, eşit yurttaşlık temelinde bu ülkede barışı inşa edeceğiz ve biz barışı inşa ettiğimizde, emin olun… Nasıl 1994’te 2 Martta bu kürsüde aynen şunu söylemiştim, yine altını çizerek söylüyorum: “Bizi alıp gönderiyorsunuz; biz geleceğiz, siz yok olacaksınız.” Şimdi buradan tekrar söylüyorum: Barış karşıtları, biz, bakın, barışı inşa edeceğiz, çok yakın bir tarihte bu ülkede barış inşa olacak. Biz geleceğiz, barış karşıtları yok olacak, tarihin çöplüğüne gömülecektir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Asla, asla!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sevr’in adı da “Barış Anlaşması”ydı. Sevr’e katkı sağlayanlar tarihte nasıl dersini almışsa yine aynı dersi alacak. AKP’yle yaptığınız yeni Sevr Anlaşması’nı mı dayatıyorsunuz?

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Ben bir eski Ülkü Ocakları başkanıyım.

BAŞKAN – Evet…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ülkü Ocaklarının, ülkenin meseleleriyle ilgili, milliyetçilikle ilgili suçlanabilecek hiçbir şeyi yoktur. Biz, güneydoğuda Bingöl Belediye Başkanımız rahmetli Hikmet Tekin’den -Zaza’dır kendisi- biz, Ağrı’da Mustafa Kılıçaslan’dan, Hacı’dan -Kürt’tür kendisi- buralarda şehitler verdik. PKK köpekleri öldürdü onları. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisinde hiç kimse Türk milliyetçilerini, ülkücüleri ırkçılıkla suçlayarak, ırkçılık yaparak, başka söylemlerle tarihi karartmasınlar. Bu ayıptır, yanlıştır. Sabrın bir sonu vardır, bu sabrın sonu buradaki nefret söylemleriyle son bulundurulmamalıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sabrın sonu selamettir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söyleyene değil, söyletene bakacaksın.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bugün cezaevinde devlete isyan etmiş bir eşkıyanın “barış”, “savaş”, birtakım efsunlu kelimelerle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını küçük düşüren, devleti küçük düşüren söylemlerini nefretle kınıyorum. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Devlete isyan etmiş, milletvekili de olsa tutuklanır, herkes tutuklanır. Burada 94’ten, 85’ten, bilmem nereden hiçbir şey olmaz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Devlete isyan olmaz burada.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Böyle konuşmaya hakkı yok bunun!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Burada devlete isyan olmaz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Böyle konuşma hakkı yok!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Lütfen sustur bunu!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, şimdi sırayla gidiyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen oradan zehir zemberek konuşacaksın biz konuşmayacağız.

BAŞKAN - Bakın, şimdi herkes…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Hayır, eşit davranmak zorundasınız. Burada herkes aklına geleni söylemek hakkını kendisinde bulamaz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sen niye aklına geleni söylüyorsun orada?

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Bulamaz! Susuyoruz, sabrediyoruz, yeter!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu Meclisi geren kim? Yanındakine söyle!

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sen devleti böl, parçala, burada her şeyi söyle…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yeter artık ya! Tarihimize, kimliğimize…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Burada sabreden kim?

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Herkesin bir kimliği vardır. Hayvanların bile kimliği vardır, ağaçların vardır, taşların vardır, insanların vardır. Benim de bir kimliğim var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürt kökenli insanlara kurşun sıkanların hesabı sorulacak.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Niye kimlik üzerinden politika yapıyorsun?

OKTAY VURAL (İzmir) – Onları bizden kopartmak isteyenlerden hesabı sorulacak.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkanım, konuşmacı kürsüden ve diğer konularda defaatle Bursa’daki olaylarda Ülkü Ocaklarının olduğunu, MHP’lilerin olduğunu söylüyor. Ben Bursa Milletvekili olarak…

BAŞKAN – Buyurun.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın AK PARTİ grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın konuşmacı, defaatle bu kürsüde, basın toplantılarında, Bursa’daki olaylarla ilgili, Ülkü Ocaklı gençlerin, Milliyetçi Hareket Partililerin olduğunu ifade ediyor. Bu olayların başından sonuna kadar takipçisi oldum, orada olayların içerisinde olan, gözaltına alınan veya herhangi bir şekilde o fotoğrafın içerisinde olan bir tane Ülkü Ocaklı veya Milliyetçi Hareket Partisine üye olan birini tespit edip getirsinler ben milletvekilliğinden istifa ediyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya olabilir de, boş ver. NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Ama, böyle ikide birde oradaki olayları provoke edip, polisle karşı karşıya gelen PKK’lıların o olayları provoke edip, oradaki hassas bölgedeki olan halkı, cam çerçeve indirerek, arabaların camlarını çerçevesini indirip orada provoke ettikten sonra o olayların akabinde 30 yaşında bir Erzurumlu orada vefat etti. 30 yaşında bir Erzurumlu, daha 3 yaşında çocuğu olan bir Erzurumlu kardeşimiz o olaylarda vefat etti.

Dolayısıyla, böyle ikide birde, bilmeden, iftira atarak bu kürsüden, olaylarda, işte Ülkü Ocaklılar mahalleye saldırıyor vesaire gibi sözlerle milleti burada yanıltmasınlar. Oradaki o bölücülerin, PKK’lıların yaptıklarını da bizimle karşı karşıya getirmek adına da hiç uğraşmasınlar.

Böyle konuşmaları da, böyle olayları da buradan kınadığımı ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, şimdi bakın, benim bu söylediklerimi Hükûmetin bakanlarından da dinleyebilirsiniz. Ben afaki ve ezbere konuşmuyorum. Ama, Bursa’da olan olayları kimlerin yaptığını, zaman zaman Hükûmet tarafından da bu açıklamaların yapıldığını da biliyoruz, Sakarya’da kimlerin yaptığını biliyoruz, Altınova’da kimlerin yaptığını da biliyoruz. Öyle ezbere konuşmuyoruz biz burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Koalisyon ortağı mısınız?

SIRRI SAKIK (Muş) – Yani kimseye hakaret etmiyorum. Ben bir siyasetçiyim, bir durum tespiti yapıyorum. Yarası olan gocunur, demek ki yaraları var gocunuyorlar. Yoksa ben bir durum tespiti yapmışım, kimseye de hakaret etmedim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, tabii, yani Milliyetçi Hareket Partisine ve ülkücü harekete iftira edenlerin arasında AKP ve BDP gibi, şıracının şahidi bozacı gibi davranışları önce milletvekillerinin vicdanına, sonra Türk milletinin vicdanına havale ediyorum. İşte ortaklığı görün.

BAŞKAN – Sayın Çıray…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bizim ortaklığa ihtiyacımız yok kardeşim, yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya! Ya!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – AK PARTİ güçlüdür, ortağa ihtiyacı yok. Sen git kendine ara ortak! Kendine ortak ara sen! AK PARTİ’nin gücünü görmüyorsun sen.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ne bakıyorsun?

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ne bağırıyorsun?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ne konuşuyorsun orada daha!

BAŞKAN – Buyurun, buyurun…

OKTAY VURAL (İzmir) – MHP’ye onun için saldırıyorsunuz, milliyetçilere onun için saldırıyorsunuz! Hepinizin ağzında Milliyetçi Hareket Partisine hücum var, milliyetçilere hücum var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hadi oradan! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dostunuz PKK! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bana bak Çağatay, sen yerine otur Çağatay! Akıllı ol! Akıllı ol!

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Sen hiç konuşma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – MHP’ye, ülkücülere hep hakaret ediyorsunuz. İnsafsız canavarlar!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sopayı ilk sen yiyeceksin, haberin olsun! Dangalak!

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Bağırma!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne yaptı MHP, ne yaptı ülkücüler, ne yaptı Milliyetçi Hareket Partisi memleketi sevmekten başka. Ne vicdansızlıktır bu.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen.

Sayın Çıray, buyurun.

 

 

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın AK PARTİ grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında kullandığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

 

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Arkadaşlar, ben buraya çıktım, birbirimize saygılı olalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çağatay, bana bak, kendine dikkat et! Ezerim seni haberin olsun, ezerim vallahi! Haddini bil, bülbül!

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ağzından çıkanı kulağın duysun!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, Hükûmetin politikalarının Türkiye’yi ne hâle getirdiğini, Türkiye’de kardeşlik bağlarını nasıl zayıflattığını Parlamentonun içerisinde görüyoruz şu anda. Bu Parlamentoda şu anda yaşadığımız tablo bu Hükûmetin siyasetinin Türkiye’yi getirdiği yerdir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Burası MHP’nin sırası, Başbakanlık basın bürosu değil. Dikkat edeceksin!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi veya Türkiye’de hiç kimse bir tek ananın ağlamasını istemez. Üstelik biz bu sürece destek vermek için belli bir süre kredi açtığımızı da size söylemiştik, açıktan. Fakat ne yazık ki Sayın Başbakan daha ertesi günü burada çıkıp -hani “Barış dili konuşmuyorsunuz, başka dil konuşuyorsunuz.” diyenler için söylüyorum- “Siz kim oluyorsunuz bana kredi verecek.” diye konuşarak bu ortamı bozmuştur.

Değerli arkadaşlar, biz bu saatte bunları konuşurken bu konuştuğumuz şeyleri gazetesine yazan bir genel yayın yönetmeni görevden alınmak üzere ya da alındı. Basında sabah çıkan haberlere göre 2 gazetecinin görevden alınması için Başbakan tarafından talimat verildiği söyleniyor. Yani sizin “barış süreci” dediğiniz, “insanlık süreci” dediğiniz bu mu?

Bakın, eğer Türkiye’de bir sorun varsa bugün -bu sorun en önemli sorundur- o da şu: Adalet ve Kalkınma Partisi bugüne kadar izlediği siyasetle kardeşlik bağlarını zayıflatmıştır. Bu, bir vebal olarak, bir çıngırak gibi boynunuza asılacak. Bu ülkeyi bu hâle getirdiniz. Sabah uyandınız ırktan, akşam uyandınız etnisiteden, öğleden sonra ümmet, gece vakti başka bir şey… Türkiye’yle oynaya oynaya vidalarını gevşettiniz ve bu siyasetin bedelini bu Türk milleti size ödetecek.

Saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 12, 19 ve 26 Mart 2013 Salı günkü birleşimlerinde birer saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 6, 13, 20, ve 27 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 5 Mart 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesine; 426 ve 310 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz’ın.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP’nin getirdiği grup önerisinde Genel Kurulun çalışma saatleri ve Meclis gündemi değiştiriliyor. Her zaman yaptığı şey tabii AKP’nin, elinden gelse sözlüklerden “uzlaşma”, “mutabakat” gibi sözcükleri çıkaracak, muhalefeti Meclise sokmayacak, Danışma Kurulunda muhalefetin hiçbir dediğini dikkate almayacak, gündemi kafanıza göre sık sık değiştirecek, çalışma saatleriyle oynayarak muhalefeti hazırlıksız yakalamaya çalışacaksınız. AKP’nin yıllardır Danışma Kurulundaki tavrı bu. Arkadaşlar, o zaman bu kurulu ne diye topluyorsunuz, dikkate almayacaksanız ne diye toplantıya çağırıyorsunuz? Oldu olacak ismini de “danışma” değil, “dayatma kurulu” yapın olsun bitsin.

Değerli milletvekilleri, terörle pazarlığın oluşturduğu ülke gündemi o kadar ağır, bu ülkeyi sevenler o kadar umutsuz ki çalışma saatlerini şöyle yapsan ne olur böyle yapsan ne olur? On dört yıl önce neredeyse salya sümük Kenya’dan paketlenip işbaşındaki Sayın Ecevit’in kurduğu azınlık hükûmetine teslim edilen bebek katili ağlamaklı “Ne isterseniz yaparım, yeter ki bana bir şey yapmayın.” diye yalvarıyordu. Şimdi Hükûmeti karşısına almış ülkemizin egemenlik haklarının pazarlığını yapıyor, koca koca konuşuyor: “AKP’ye iktidarı altın tabakta biz sunduk. On iki yıldır bizim sayemizde iktidarda.” diyor. Her yere laf yetiştirmeye çalışan Başbakan suskun. Suçüstü yakalandığından mıdır nedir azar işitmiş çocuk misali utlu yüklü! Ülkenin Başbakanı kendisine, iktidarına, milletine yapılan hakaretler karşısında suspus. Sözcüleri de bölücübaşının söylediklerini tevil etme gayretine girmişler.

Bekir Bozdağ “Devletin imzaladığı bir şey yok.” diyor. İyi de Oslo müzakere tutanakları ile İmralı tutanakları arasındaki zamana bir bakın. PKK’nin siyasal taleplerini tasarı ve teklifler hâlinde AKP Meclise taşımamış mı?

Ömer Çelik olan biteni masum göstermeye çalışıyor: “Yapılan müzakereler devletin niteliği ve milletin vasfı üzerine değil.” Ya ne üzerine? “Sosyal barış ve silah bırakma üzerine…” Sayın Çelik, bir bakana “Yalan söylüyorsunuz.” demek bana yakışmaz ama bu kadar gaflet, bu kadar dalalet, -adına ne derseniz deyin- bu kadar saflık yahut milleti saf yerine koymak fazla.

Soruyorum: PKK otuz yıldır yürüttüğü terör eylemlerinden ne için vazgeçiyor öyle ise? Üstelik İmralı’daki konuşmaların neredeyse tamamı devlet, millet ve Anayasa üzerine. Ama biz bu zihniyeti tanıyoruz. Terörle pazarlık yapıyorsunuz dediğimizde, Oslo müzakere tutanakları ortaya çıktığında da, önce alev çıktı ağızlarından, yalanladılar, inkâr ettiler, hakaret ettiler, sonra söylediklerinin hepsini yutmak zorunda kaldılar.

BDP’nin Genel Başkanı Erbil’de diyor ki: “Biz sızdırmadık ama konuşulanlar ile tutanaklar büyük benzerlik taşıyor. Sızdıranın kim olduğunu araştırıyoruz.” Dikkat edelim arkadaşlar “Bunlar konuşulmadı.” denilmiyor, “Kim sızdırdı? Gazete niye bunu yazdı?” deniyor. Yani, on dört yıl önce Türk askerinin karşısında süt dökmüş kedi gibi duran katili, dünün müebbet mahkûmunu, bugünün muhatap mahkûmu yaparken sen utanmıyorsun da bunu Türk milletine duyuranlar mı utanacak? AKP, milletin gözünde, gerçekleri gizleme ve perdeleme faaliyetlerinde açığa düşmüş, suçüstü yakalanmıştır. AKP ve PKK’nın niyet birlikteliğini perdeleyen “Canım tüm PKK’lılar kötü değil, aralarında namaz kılanlar bile var, iyileri de var. Biz iyileri muhatap alıyoruz.” saptırmaları hep bu yüzdendi, gizli gündemlerini uygulamaktı istedikleri.

Teröristlerle pazarlık sürecinde neler neler konuşulmamış ki. PKK’nın, AKP’nin kullandığı terimler hemen hemen aynı. 35 bin kişinin katilinin, bu Mecliste yemin etmiş milletvekillerine ve onlar aracılığı ile AKP Hükûmetine verdiği ev ödevlerinde de bunu görebilirsiniz. Bu konular önceki pazarlıklarda konuşulmasa “Yapılacak, edilecek, böyle olacak.” gibi şartlı cümleler mi kurulur? Bakın bebek katilinin sözlerine: “Rejim değişikliği olacak, yepyeni bir cumhuriyet kurulacak.” diyor. Demokratik özerklik telaffuz edilmeden “Avrupa Yerel Özerklik Şartı’na Türkiye'nin koyduğu çekince kaldırılacak.” diyor. “Aynen İspanya’da olduğu gibi, halkların kendi aralarındaki dayanışma ve kültürü garanti altına alınacak.” Devam ediyor: “Kolektif haklar ve Kürt reformu yasası çıkartılacak. Hakikat ve akil adamlar komisyonu kurulacak. Çekilme Meclis onayıyla olacak.” diyor. Dikkat buyurun lütfen -Meclis, bir başka ülkeyle savaş ya da barış kararı verir- eli kanlı cani, PKK’yı Türk Silahlı Kuvvetleriyle aynı ayarda görüyor ve diyor ki: “Çekilme Meclis kararıyla olacak. Ev hapsi ya da genel affa gerek kalmayacak, hepimiz özgür olacağız.” AKP’nin dördüncü yargı paketi arifesinde, tüm bunlar PKK’ya neredeyse taahhüt edilmiş gibi konuşuyor. Arkasından da diyor ki: “Tayyip Bey’in Başkanlığını destekleriz.”

Değerli milletvekilleri, AKP-PKK pazarlıkları sürerken bazı görevlendirilmiş yazarçizer takımı da İngiliz yardakçısı Ali Kemal’i aratmayacak yazılar yazıyorlar, Milliyetçi Hareket Partisini suçluyorlar, Türk milliyetçilerine hakaret edip ayaklarının altına alıyorlar. AKP, terörü önleme konusunda çözüm yanlısı, Milliyetçi Hareket Partisi de bunun önündeki engelmiş gibi, papağanlar misali aynı nakaratı tekrarlıyorlar. Bir milletin onuru, haysiyeti, şerefi hak getire. Onlara on bininci kere tekrar ediyoruz: Terörle mücadelede AKP Milliyetçi Hareket Partisinden ne istemiş de eli böğründe kalmış? Milliyetçi Hareket Partisi bugüne kadar, ne istemiş de yardımcı olmamış? Kastettiğiniz terörle müzakereyse binlerce şehit ve gazinin üzerine ne bizim ne sizin ne de başka birinin pazarlık etmeye yetkisi, ayrıcalığı yok, olamaz da. Köprü altından su mu bağışlıyorsunuz? Şehit anasına, babasına, eşine, evladına sordun mu da pazarlık masasına oturuyorsun? Oğlun gemicikler alırken Sayın Başbakan “Evladını askere gönderiyor musun?” diye rızalarını aldın mı? O hâlde Milliyetçi Hareket Partisinden bu vefasızlığa, bu onursuzluğa nasıl katkı vermesini beklersin? Tüm dünya yıkılsa altında bizler kalsak Iğdırlı, Antepli, Kayserili, Ispartalı, Mersinli, Yozgatlı şehidimizin hakkını aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

“Şehitleri ölü sanmayın, onlar diridir.” diyen yüce kitabımız, “Şehitlerin yeri peygamberlerin yanıdır.” diyen Sevgili Peygamberimiz rehberimiz olduğu sürece şehidi küçümsemenin peygamberlere hakaret etmek olduğunu unutmayacağız, unutturmayacağız. Kendisine hakaret edilen bu millet hem bu dünyada hem de ruzi mahşerde bunun hesabını mutlaka soracaktır. Rahmani kılığa girmiş şeytani projelerin eş başkanlarını, onların yol arkadaşlarını tarih yazacak, evlatlarımız da okuyacak.

Tekrar tekrar soruyorsanız Milliyetçi Hareket Partisinin son sözünü, işte son sözümüz: “Mühür vursalar da dilimize, kelepçe geçirseler de kolumuza, zincir taksalar da ayağımıza yine vatan deriz, yine millet deriz ve yine Türklük ve milliyetçilik uğruna düşeriz çetin yollara, kul olmayız Allah’tan başkasına ve çakmak çakmak gözlerimizle, hilal gibi bakışlarımızla meydan okuruz zifirî karanlığa.”

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, onu oylamaya sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Karar yeter sayısı vardır.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, (2/191) esas numaralı, Tarım Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/99)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/191) Esas numaralı Kanun Teklifim kırk beş gün içinde Komisyonda görüşülmediğinden İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 15/2/2012

                                                                               Erkan Akçay

                                                                                   Manisa

BAŞKAN – Teklif sahibi, Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay…

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal desteklemelerin artırılması için vermiş olduğumuz kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması için söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifimizle Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine göre millî gelirin yüzde 1’i oranında yapılması gereken tarım desteklerinin yüzde 1,5’e çıkarılmasını teklif ediyoruz.

2013 bütçesinde tarıma 8 milyar 900 milyon lira destek verilmesi öngörülmektedir. Bu da millî gelirin binde 49’udur yani millî gelirin yüzde 0,5’ine tekabül etmektedir. Biz ise tarımsal desteğin nakit 8,9 milyar liradan 23,5 milyar liraya çıkarılmasını hedef alıyoruz.

Hükûmetin ilgi alanının dışında kalan Türk tarımı ve çiftçimiz Milliyetçi Hareket Partisinin her zaman çok önem verdiği konuların başında gelmektedir. Çiftçilerimizin sorunlarını hiçbir zaman aklımızdan ve gündemimizden çıkarmadık, Meclis faaliyetlerimizi de bu çerçevede gerçekleştirme gayreti içerisindeyiz.

Değerli milletvekilleri, AKP ile geçen on yılda yanlış politikaların en büyük kurbanı Türk tarımıdır, Türk çiftçisidir. Tarım, âdeta can çekişmektedir. Üretici fukaralaşmış ve borca batmıştır. On yılda tarımsal kredi borcu 530 milyon liradan 30 milyar liraya çıkmıştır. Borç 6 kat artmıştır. Çiftçinin elinde ödenmemiş faturalar, evinde icra tebligatları vardır. Çiftçi her geçen gün üretimden uzaklaşmaktadır. Türkiye’nin nüfusu hızla artarken, üretim yapan çiftçi sayısı azalmaktadır. İşlenen tarım alanları on yılda 24 milyon hektardan 20 milyon 500 bin hektara düşmüştür. Millî geliri on yılda 3’e katladığını iddia eden Hükûmet, tarımın millî gelirden aldığı payı yüzde 10’dan yüzde 8’e düşürmüştür.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2008’de “2008-2012 Tarım Vizyonu” başlığı ile bir belge açıklamıştır. Bu belgenin başında, Sayın Başbakanın “Türk tarımını kalkındırmadan Türkiye’yi kalkındıramayız.” sözüne yer verilmişti. Bu belgedeki hedeflerin hiçbiri yerine getirilmemiştir ancak belgede yer almayan ilkleri Türk milletine yaşattılar. Bu dönemde tarihinde ilk kez kurbanlık hayvan ithal etti Türkiye. Tarım ülkesi Türkiye, saman ithal eden bir ülke durumuna geldi ve canlı hayvan ve et ithalatı yine bu dönemde başladı. İlk kez, Tarım Bakanı, Fransa tarafından tarım alanında şövalye liyakat nişanıyla ödüllendirildi. Türkiye’de ekilen tarım arazisi yüzde 14,5 azalırken Afrika ülkesi Sudan’da doksan dokuz yıllığına 5 milyon dönüm tarım arazisi kiralanıyor. AKP Hükûmeti Türkiye’deki çiftçiyi desteklemek yerine Sudan’da sudan ucuz mazot ve işçilik maliyetleri gibi ucuz girdilerle yapılacak üretimi Türkiye’ye getirme gayreti içerisindedir. Bu durum Türk çiftçisini daha da zarara uğratacaktır.

Türkiye'de tarımı iyileştirmesi gerekenler sanki Sudan Tarım Bakanı gibi çalışmaktadır. Bu azimle yabancılardan alacağı liyakat nişanları koleksiyonu da artacaktır.

Türkiye'de tarım sektörünün ayakta durabilmesi için üretim maliyetlerinin düşürülmesi gerekmektedir. Temel girdi fiyatları her geçen gün artarken üretim maliyetlerinde elbette düşüş beklenemez. Oysa Hükûmet sadece göz boyuyor, sağ eliyle verdiğini sol eliyle geri alıyor. Tarımda yılda kullanılan 3,5 milyar ton mazottan ÖTV ve KDV olarak 9 milyar Türk lirası tahsil edilmektedir. Hükûmet 2013 için belirlediği 8,9 milyarlık destek ödemelerini, sadece çiftçinin kullandığı mazottan geri almaktadır. Çiftçiye verilen destek ise çiftçinin dişinin gediğini dahi doldurmamaktadır. Örneğin buğday üreticisi dekar başına 56 lira mazot harcaması yaparken, mazot desteği olarak sadece 4 Türk lirası prim ödenmektedir. Çiftçi yeterli desteği alamazken artan girdi fiyatları altında ezilmektedir. 2002’de çiftçimiz 3,5 kilogram buğdayla 1 litre mazot alabilirken, bugün 1 litre mazotu ancak 6,5 kilo buğdayla alabilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – 2002 de 1 kilogram kuru üzüme 1 litre mazot alınabilirken, bugün 2 kilogram veya 1 kilo 900 grama 1 litre mazot ancak alınabilmektedir.

Bu düşüncelerle kanun teklifimize desteklerinizi bekler, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifimizin kabulü hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifi çiftçi desteklerinin biraz daha artırılması, çiftçinin durumunun daha düzeltilmesiyle alakalı içeriği olan bir kanun teklifi.

Tabii, destekler denilince akla çitçiye doğrudan yapılan destekler geliyor yani yağlı tohumlara prim destekleri gibi, gübre-mazot destekleri gibi. Bu desteklerin daha da arttırılması yönünde bir kanun teklifi vermişiz. Bakalım, biraz sonra oylamaya sunulacak, değerli iktidar milletvekillerini bu konudaki tavrı da nedir, onu da görmüş olacağız.

Tabii, destekler çiftçinin yaşaması için, çiftçinin varlığını devam ettirebilmesi için çok önemli. Bugün dünyanın her tarafında ülkeler çiftçilerini destekliyorlar. Niye? Çünkü çiftçi üreten insan, ürettiğini pazarlayabilen, ürettiğiyle ülkesini doyuran, tahılıyla, meyvesiyle, sebzesiyle ülkesinin insanlarını doyuran insanlar çiftçiler. Ama bugün günümüze geldiğimizde çiftçi hakikaten çok sıkıntıda, çok perişan. Mazot fiyatları geldiğiniz günden bu yana 400 kat artmış arkadaşlar. Gübre fiyatları geldiğiniz günden bu yana yüzde 400 artmış. Şimdi bu şartlarda çiftçinin üretim yapması, çiftçinin ekip biçmesi öyle çok da kolay değil. Ha, biz diyoruz ki, -hep Avrupa Birliğinden bahsediyorsunuz, Avrupa Birliğine girmenin gayreti içinde olduğunuzu iddia ediyorsunuz- Avrupa Birliğindeki ülkelerin çiftçiye vermiş olduğu desteğin gelin yarısını verelim çiftçimize. Keşke verebilsek ama yok; hep Avrupa Birliğinden, Avrupa Birliğindeki çiftçiden, onlarla rekabet etmekten bahsediyorsunuz. Bugün Yunanistan’da bu kriz öncesinde pamuğun desteği 700-800 liraydı. Şu anda ne kadar olduğunu çok iyi bilmiyorum ama Amerika Birleşik Devletlerin’de, bizim çiftçimize vermiş olduğunuz desteğin en az 3 misli. Yani şu anda pamuktaki destekleme primi sertifikalı tohumlarda 420 lira, sertifikasız tohumlarda 350 lira, ABD’de bu rakam en az 3 misli bizim çiftçimize verilen destekten daha fazla.

Şimdi, Sayın Bakana bu konuda eleştiriler getirdiğimiz zaman Sayın Bakan:-Biz şu kadar destek veriyoruz, bu kadar destek veriyoruz…- geliyor burada, çiftçi sanki bütün meselelerini halletmiş, bütün sıkıntılarını halletmiş gibi toz pembe bir tablo çiziyor ama baktığınız zaman bu öyle değil. Yani şimdi sizin vermiş olduğunuz destek çiftçinin dönüme atmış olduğu gübrenin yüzde 1’i bile değil arkadaşlar. Çiftçinin yakmış olduğu mazotun onda 1’i bile değil sizin vermiş olduğunuz destek ama bu desteklerle övünüyorsunuz. Millî gelirin yüzde 1’i kadar destek vermeyi taahhüt ediyorsunuz. Gelin bunu 1,5 yapalım, 2 yapalım. Çiftçi, üreten insan. Ürettiğinden para kazanmak istiyor ama çiftçimiz şu anda para kazanamıyor. Sayın Bakan “Ziraat Bankasından şu kadar fazla kredi verdik, bu kadar fazla kredi verdik.” diyor. Yahu, parası olan bir insan gidip Ziraat Bankasından niye kredi alsın? Parası olan çiftçi gidip Denizbanktan, Finansbanktan niye kredi alsın ya! Keyfine mi gidip kredi alıyor, borçlanıyor? Ancak tarlasını ekebilmek için bu bankalara ipotek veriyor, gidiyor oradan kredi temin ediyor ve tarlasını ekmeye çalışıyor, mazot almaya, gübre almaya çalışıyor. Dolayısıyla, çiftçimizin durumu hiç iyi değil.

Bakın, bir şey daha var. Buradan özellikle, çiftçilik yapan AKP’li değerli milletvekillerimize veya çiftçilerin olduğu bölgede yaşayan değerli AKP’li milletvekillerimize seslenmek istiyorum: Şimdi, Adana’da erken mısırdan yani birinci ürün mısırdan 1.400 kilo, 1.500 kilo ürün alınır. Şu anda TÜİK rakamları ne belirlemiş biliyor musunuz Adana’daki ortalamayı? 896 kilogram. Ya, insan Allah’tan korkar biraz! Yani 896 kilogram... Niye? “Destek verdik.” diyorsunuz ya, işte desteklemeyi hem fiyat olarak düşürdünüz hem de aklınız sıra, TÜİK’in vermiş olduğu rakamları baz alıp çiftçinin gerçekten ürettiği rakamı bile fazla görüyorsunuz, onu azaltarak çiftçiye vereceğiniz desteği azaltmış oluyorsunuz dolayısıyla. Gelin bundan vazgeçin. Çukurova’ya gidin sorun, kime sorarsanız sorun, vicdanı olan, Allah korkusu olan herkes söyler, 1.400 kilodur Çukurova’nın ortalaması ama TÜİK’in rakamları 896 kilogram. Var mı böyle bir şey?

Buğdaya verdiğiniz destekleme 5 kuruş, mısıra verdiğiniz destekleme 4 kuruş. Gelin bunları artıralım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM VARLI (Devamla) – …çiftçimize destek verelim, çiftçimize destek olalım, onları kollayalım, onların üretim yapmasını sağlayalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Plan ve Bütçe Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunda boşalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için İzmir Milletvekili Sayın İlknur Denizli aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleriyle diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Rize Milletvekili Sayın Nusret Bayraktar ve Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç ile 16 milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Rize Milletvekili Nusret Bayraktar ve Kars Milletvekili Yunus Kılıç ile 16 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1256, 2/1257) (S. Sayısı: 428) (X)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

28/02/2013 tarihli birleşimde teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Şimdi, maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

ORMAN KÖYLÜLERİNİN KALKINMALARININ DESTEKLENMESİ VE HA-ZİNE ADINA ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN YERLERİN DEĞERLEN-DİRİLMESİ İLE HAZİNEYE AİT TARIM ARAZİLERİNİN SATIŞI HAKKINDA KANUN İLE ORMAN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümleler eklenmiş, sekizinci fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan “yüzde onu” ibaresi “tamamen ve münhasıran bilfiil tarımsal amaçlı olarak kullanılan ve üzerinde tarımsal amaçlı yapılar (mandıra, sera, ağıl, kümes vb.) ile sürekli ikamet amacıyla kullanılan konut hariç yapı bulunmayan yerler için yüzde onu, diğer yerler için yüzde yirmisi,” olarak, “üç yılda altı eşit taksitte” ibaresi “beş yılda on eşit taksitte” olarak ve “dört yılda sekiz eşit taksitte” ibaresi “altı yılda oniki eşit taksitte” olarak değiştirilmiştir.

“Ancak, tamamen ve münhasıran bilfiil tarımsal amaçlı olarak kullanılan ve üzerinde tarımsal amaçlı yapılar (mandıra, sera, ağıl kümes vb.) ile sürekli ikamet amacıyla kullanılan konut hariç yapı bulunmayan yerler için satış bedeli, rayiç bedelin yüzde ellisi üzerinden hesaplanır, bu şekilde satılan taşınmazların sonradan farklı amaçla kullanılması halinde, taşınmazın satış tarihi itibariyle rayiç bedelinin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanacak bedel esas alınarak aradaki fark kanuni faiziyle birlikte ecrimisilin tarh, tahakkuk ve tahsiline ilişkin hükümler uyarınca kayıt malikinden tahsil edilir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Kerim Özkan, Burdur Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 1’inci maddede Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Bu arada televizyonları başlarında sabırsızlıkla bu kanunun geçmesini bekleyen çiftçi kardeşlerimize de yürekten saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.

Bugün, Antalya coğrafyasından, Antalya’nın Gazipaşa’sından, Serik’inden, Manavgat’ından, Alanya’sından, merkezinden, Kumluca’sından, Finike’sinden, Kalkan’ından birçok insan Ankara’daydı, yaklaşık 56 otobüs. Niçin geldiler bunlar? Ekmekleri için geldiler.

Yani 2/B, 2002 yılından beri 2/B konuşuyoruz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Niye engellediniz?” diye size sormaya gelmişlerdir.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Engelleme diye bir şey söz konusu değil.

Yıllardır, ancak Adalet ve Kalkınma Partisi kasaptaki ete soğan doğrar gibi 2002 yılında 25 milyar dolar bu çiftçilerden, bu üreten insanlardan, 2/B arazilerinden bir gelir elde edeceğini sandı, bir kanun teklifi getirdi. Ancak Cumhuriyet Halk Partisinin o gün de, bugün de söylediği söylemi, o “41 Söz”de dile getirdiklerini sizlerle paylaşmak isterim: “2/B arazilerinin mülkiyet sorunu çözülecek, kullandıkları araziler orman köylüsüne bedelsiz verilecek.” Bunu söylemişiz, akabinde “Uzun yıllardır kentsel yerleşim alanına dönüşmüş veya turizm amaçlı kullanıma açılmış olan 2/B alanlarıyla ilgili mülkiyet sorunları hızla çözülecek, sağlanacak kaynak yeni orman alanlarının yaratılmasında kullanılacaktır. Orman köylümüzün yaşadığı yerde işi, aşı ve huzuru olacaktır. Sosyoekonomik tedbirler alınarak ormandan usulsüz faydalanmanın ve her türlü işgalin önüne geçilecektir.” dedik ama on bir yıllık süreçte Adalet ve Kalkınma Partisini bir türlü ikna edemedik. Komisyonlara geldi, gruplara geldi; harcadığımız efor vatandaşı mutlu etmedi. Vatandaş infial hâlinde, İzmir’de Manisa yolunu kesiyor infial hâlinde, Antalya’da defterdarlık basıyor infial hâlinde. Bugün, şu anda serasında çalışması gereken, domates toplaması gereken, biber toplaması gereken, patlıcan toplaması gereken insanlar işini gücünü bırakmış gelmiş, Hükûmetten, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir şeyler bekliyor. (CHP sıralarından alkışlar) Attığımız taş, ürküttüğümüz kurbağaya değmedi arkadaşlar.

Bugün yine yanlış yapıyoruz. Biz ne diyoruz: Emlak değeri üzerinden bu çiftçilerimizi bu toprakla buluşturalım. Toprakla koyun, gerisi oyun. Toprağa sahip çıkalım, üretime sahip çıkalım, hayvancılığa sahip çıkalım diyoruz ama ne yazık ki rakamlarla oyalanmaya devam ediyorsunuz. Bakın, 25 milyar dolardan başladık, en sonunda 5 milyar dolara kadar indik, geldik. Ne olurdu sanki bunu 2002’de bizim dediğimiz gibi halletmiş olsaydık, o vatandaşlarımız o topraklarla buluşmuş olsaydı? Ama ne yazık ki dediklerimizi bir anlamda değerlendirmediniz.

Seçim bildirgelerimizde yer aldı bu konular değerli arkadaşlarım, sizin de aldı, bizim de aldı. Yıl 2002, Milliyetçi Hareket Partisinin de programında vardı, Adalet ve Kalkınma Partisinin de programında vardı, Cumhuriyet Halk Partisinin de programında vardı: “Sorun 2/B çözülecek.” Ve o günlerde dediğimizde “Hayır, biz o aradan kazanacağımız parayı ekonomide kullanırız.” dediniz. Hayır, bu ormanlar hepimizin, ortak değerimiz. Gelin, bu parayı tekrar ağaçlandırmada, orman alanlarını yaşatmada kullanalım. dedik ama kabul etmediniz. Anayasa Mahkemesinden döndü. Kanun geldi, “Rayiç değerin yüzde 70’i dediniz. Bugün, o feryat eden üreticileri dinledim dışarıda; o anneleri, o teyzeleri, o amcaları dinledim. Diyorlar ki: “İki köy yan yana…” Toprak bütünlüğünüz var da, aradan yol geçiyor… “Hayır, yan yana, alanlarımız beraber.” diyor. Bir milletvekilinin veya imtiyazlı kişinin alanına farklı… İmtiyazlı insana, dönümü 60 lira; imtiyazsız çiftçiye, üreten insana 340 lira. Bu olmaz.

Sonra göstermelik… Burada söylemler dile getirdi arkadaşlar, o söylemlerden sonra rayiç değeri yüzde 10 oranında o köylerde artırmışlar. Olmaz değerli arkadaşlarım, vatandaşımızı eşit tutmak zorundayız.

Milletvekilinin imtiyazı, memurun imtiyazı, defterdarın imtiyazı, polisin imtiyazı olmaz, köyün imtiyazı olmaz. Bütün atalarımız bu ülke için ulusal Kurtuluş Savaşı’nda hep beraber aynı hedefe kurşun sıktılar. Bu insanlar arasında ayrım yapamayız ama günümüz koşullarında rayiç değer üzerinde bu ayrım yapılmış, bunu düzeltin diyoruz, Hükûmet yetkililerini uyarıyoruz. O emlak dairelerinde, Millî Emlakta çalışan insanlarımız fedakârca çalışmışlar. Bakın, onların da alın terlerini vermemişsiniz. Ek mesai yapmışlar, ek mesai ücretlerini takdim etmemişsiniz, onlar da feryat ediyor çiftçiler gibi. Bu konunun çözülmesi gerekiyor.

Önergelerimiz var, bu önergelerimizi, gelin, hep beraber değerlendirelim,  bu çiftçilerimizi emlak değeri üzerinden bu topraklarla buluşturalım, orman köylülerine bedelsiz verelim. Orman köylüleri o dağlarda, o orman arazilerinde isimsiz kahramanlardır. Doğduğumuz topraklarda doymak istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bakın -ben o coğrafyada o çok çalıştım- bu insanlar, bundan otuz sene kırk sene önce, bir kürek iki yürek, karı-koca, ellerinde sadece gaz ocağı var. O zaman Aygaz, Milangaz, İpragaz yoktu, sadece gaz ocağı… Gazlı bir ocak, bir yatak, bir yorgan, bir de kürekle bu alanlara indiler. Bu alanlar taşlıktı, bu alanlar tarım arazisi değildi, çadırını kurdu, bu süreçte üretim yaptı. Bu süreçte ne yaptı? Çocuklarını okuttu; yetmedi, bu çocuklarını memur yaptı, düğünleri yaptı bu gelir ve getiriyle, ancak -o araziye verecek parayı toplayamadı- hayatını idame ettirdi. Bu, Alanya’da böyle, Manavgat’ta böyle, Burdur’da böyle, Muğla’da böyle, İzmir’de böyle, Mersin’de böyle, Türkiye coğrafyasında böyle ne yazık ki. Bu insanlar, evlatlarıyla, düğünlerinde borçlarıyla gark oldular bu süreç içerisinde, buraya ayrıca bir artırım yapamadılar. Onun için feryat ediyorlar “Elimizde yok bu para.” diyorlar. “Olmuş olsa biz bunu alırız çünkü yıllardır bizim en ücra köşelerde ürettiğimiz domates para etmedi; biz dünyanın en pahalı mazotunu kullandık, dünyanın en pahalı elektriğini kullandık, dünyanın en pahalı ilacını kullandık, en pahalı tohumunu kullandık ama bizim üzerimizden geçinenler rant sahibi oldular, kat sahibi oldular, zengin oldular ama bizler olduğumuz yerde sayıyoruz. Bizim çocuklarımız, sizin çocuklarınız gibi imtiyaz sahibi değil, onlar hem çalıştılar hem okudular.“ diyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gemiyi de söyle, gemiyi!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) - O zorluğu sizin aranızda görenler de var, bizim aramızda görenler de var. O zorlukları görenlerden biri de kardeşiniz. Kolay olmadı buralara gelmek yani “Buraya gelinceye kadar çok çektik zoru, Allah’ım cümlenle koru.” diyoruz. Bu vatandaşlar da aynı şeyi söylüyor, kapısına yazmış, seranın kapısına. Seranın kapısına şunu yazmış: “Allah’ım, bunu kuruncaya kadar çok çektim zoru, cümlenle koru.” diyor. Ne demek bu? Serası onun ekmeği, ekmek teknesine sahip çıkıyor.

Onun için, bu 2/B’yle ilgili söylemlerinizi değiştirmeniz, önergelerimizi kabul etmeniz gerekiyor. O, iştahınızı kabartan, kasaptaki ete soğan doğramaktan vazgeçmeniz gerekiyor. Bundan vazgeçersek, bugün o binlerce insanı mutlu edersek, aynı şekilde İstanbul’da bir göz evi olmuş bu insanlar da bu kanunun çıkmasını bekliyor. Beykoz’da, Sultanbeyli’de, İstanbul’un değişik, Avcılar’ında, bu kanunun çıkmasını bekleyen milyonlarımız var. Bunların istemlerine göre bu Meclisin hareket etmesini talep ediyoruz.

Yine aynı şekilde, elinde tapusu olan vatandaşlarımız var. Ormanla mahkemeye düşmüş, mahkeme, tapusu olduğu hâlde elinde mülkiyeti elinden almış, ormana çıkarmış ama o insanlar hâlâ orada ekip dikip, bir şeyler üretiyorlar. Onların da haklarının korunması gerekiyor, onlar da feryat ediyor “Benim atamdan kaldı.” diyor. 10 dönüm, 15 dönüm, 20 dönüm, yerine göre 60 dönüm, 40 dönüm. “Bu yer benim atamdan kaldı, dedelerimden kaldı, yıllardır biz burada tarım yapıyorduk ama elimizden alınmış, ormana geçmiş, haberimiz yok. Bu konuda bir düzenleme istiyoruz, bu yerler bizim, bizim namusumuz bu topraklar.” diye feryat ediyorlar. Bunların da söylemlerini, isteklerini kabul etmeniz gerekiyor.

Daha önce, bakın, değerli arkadaşlarım, bunlar olurken katkı payı aldınız. Benim Burdur’umda, Elsazı’nda metrekareye 3 bin lira değer biçmişiz, rayiç değer. Vatandaş şu anda 500 liraya alıp satıyor bunları. 500 liraya; 3 bin lira değer biçmişisiniz. 500 liraya alıp satarken, siz 3 bin lira değer biçiyorsunuz ve bunun da “güzellik” olduğunu söylüyorsunuz. Bu, güzellik değil arkadaşlarım. “Gelin, bunları emlak değeri üzerinden bir değerlendirmeye tabi tutun.” diye feryat ediyoruz.

Yine, aynı şekilde, bu süre 26 Nisanda bitti, bundan sonra da bir uzatma talepleri var. Bu uzatmayı da bu Meclis olarak bugün, burada, yapmamız gerekiyor. Bakana soruyoruz: “Sayın Bakan, bu konuda bir uzatmanız olacak mı?” Cevap yok ama on binler, yüz binler bu sorunun cevabını bekliyor. Bu konuda, bu değerlerin tespiti konusunda bir cevap vermesini de Sayın Bakandan rica ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, vatandaşlarımız dertli, sorun çok. Emeklilerde dert var, işçilerde dert var, öğrencilerde dert var, şoförlerde dert var; dert, dert, dert, dert… Bu derdin çözüm yeri de Türkiye Büyük Millet Meclisi. Onları da, inşallah vereceğiniz oylarla bu sorunu bugün çözeceğiz.

Bu duygularla hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Sümer Oral.

Buyurun Sayın Oral. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SÜMER ORAL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşmekte olduğumuz 5 maddeden oluşan kanun teklifi, dokuz ay kadar önce, 19 Nisan 2012 günü burada görüşülüp kabul ettiğimiz, kısaca 2/B diye isimlendirilen kanunda yeni bir değişiklik öngörüyor. Böylece, dokuz ay gibi uzunca olmayan bir süre içinde yapılan ikinci bir kanuni değişiklik.

30 Ocak 2013 tarihinde yani otuz üç gün kadar önce gene aynı konuda ve aynı kanunda rayiç bedel ile ilgili bir değişiklik daha gerçekleştirildi. Neticede, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, dokuz ay içinde yirmi sekiz gün ara ile aynı konuda ikinci değişikliği görüşme durumuyla karşı karşıya kalıyor. Haklı ve doğru olarak bugün ele alınan değişikliğin, aynı konuyla ilgili bir ay kadar önce kanunlaştırdığımız düzenleme içinde niçin düşünülmediğini anlamak güç. Aynı kanunda ve aynı konuda bu kadar kısa aralıklarla değişikliğe gidilmesi, bizim Parlamento geleneğimizde fazlaca rastlanan bir uygulama değil, hele hele Maliye Bakanlığı tatbikatında hiç değil. Kaldı ki bir ay ara ile yapılan her iki değişikliğin de 19 Nisan 2012 tarihli 2/B’ye ilişkin ana kanunda yer alması gerekirdi. Gecikmeyle gelen bu tür değişiklikler, kuşkusuz, bazı yurttaşlarımızı ekonomik açıdan mağduriyete düşürmüş olabilir, hatta olabilir değil olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce bazı değerli milletvekili arkadaşlarımızın da dile getirdiği gibi 2/B olayı hayli uzun geçmişe sahiptir. Esasen bu konu, 2001 ve 2002 yıllarında kapsamlı biçimde ele alındı, hazırlıkları yapıldı, ancak Anayasa’da mevcut hükümler karşısında Meclise sunulamamış idi. Hatırlanacağı üzere, aynı dönemde hazine taşınmazlarının satışına sürat ve kolaylık kazandırmak amacıyla 29 Haziran 2001 tarihinde 4706 sayılı Kanun çıkarıldı. Taksitli satış, KDV muafiyeti gibi daha bir kısım kolaylıklar ve imkânlar sağlanmıştı.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; 2/B olarak adlandırdığımız hazineye ait taşınmazları; bir, üzerinde yapılaşma olan ve/veya imar planı içinde kalanlar; iki, imar planları dışında tarım alanında kalanlar olmak üzere iki grup altında ele alıp satış şartlarının buna göre belirlenmesi gerekirdi. Yapılan uyarılara rağmen satış şartları belirlenirken üzerinde yapılaşma olan ve imar planı içinde kalan taşınmazlar ve tarım alanı vasfında olan taşınmazlar ayrımı yapılmamıştır. Oysa 2/B alanları ayrıma tabi tutularak, tarım alanlarının daha uygun şartlarda çiftçilere satılması için bazı düzenlemelerin yapılması gerekirdi.

Hazine arazilerinin satışına yönelik olarak daha önce çıkarılmış bulunan kanunlarda bu ayrım hep yapılmıştır. Tarım arazisi için neden özel şartlar getirilmedi bunun sebebini anlamak gerçekten mümkün değil. Bu yetmezmiş gibi, 6292 sayılı Kanun’da değişiklik yapılarak 30 Ocak 2013 gün ve 6412 sayılı Kanun yine tarım alanı-yapılaşmış alan ayrımı yapılmaksızın satışı yapılacak taşınmazın 400 metrekareye kadar kısmı için rayiç bedelin yüzde 50’sinin alınması esası getirilmiştir. Şimdi, yanlışlığın farkına varıldı ve tarım alanlarını da rayiç bedelin yarısı üzerinden satmak için kanun teklifi getiriliyor ama maalesef geç kalındı. Rayiç değerin yüzde 70’ini ödeyerek tarlasını satın alamayacağını anlayan birçok çiftçi ellerindeki arazileri âdeta yok pahasına noter senediyle devretmek zorunda kaldı. Şimdi 2/B vasfındaki bu tarlaların bir kısmı için satın alma hakkı kanuni tabirle “akdi halef” denilen bazı kişilerin eline geçti.

Sayın Başkan, uzun süredir kamuoyunun gündeminde bulunan 2/B sorununun çözümünden esas itibarıyla beklenen şudur:

Birincisi: Bin bir mahrumiyet içinde çoluk çocuğu ile geçim mücadelesi veren orman köylüsüne imkân sağlamak, ona daha iyi şartlar sunmak.

İkincisi: Yıllarca üzerinde yaşadığı, çalıştığı, hayatını kazandığı taşınmazları uygun şartlarla ona devretmek. Temel amaç bu idi. Peki, bu amaçla çıkarılan kanun uygulamasına bugün baktığımızda, gösterilen gayretlere baktığımızda bu amaca paralel bir seyir görülüyor mu? Ne yazık ki bunlara olumlu cevap verme imkânı yok.

Tarım alanlarının satışında yaşanan başka bir sıkıntıyı gündeme getirmek istiyorum. Hatırlarsak 2/B arazilerinin satışı gündeme geldiğinde, Hükûmet, satışlara hazırlık olmak ve satışları kolaylaştırmak için 2009 yılında bazı kanunlarda değişiklik tasarılarını Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etti ve bu tasarılar kanunlaştı. Bunlardan biri de Kadastro Kanunu’na eklenen “Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Kadastrosu ve Tescili” başlıklı ek madde 4’tür. Bu maddenin beşinci fıkrasında, bu madde kapsamındaki kadastro ifraz ve tescil işlemlerinin 3194 sayılı Kanun ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’ndaki kısıtlamalara tabi olmaksızın yapılacağı öngörülmüştür. Bu değişiklikle Hükûmet, 2/B arazilerinin satışında İmar Kanunu’ndan ve Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’ndan gelen kısıtlamaları ortadan kaldırarak satışları kolaylaştırmak istiyordu. Ancak, 4’üncü maddenin beşinci fıkrası bilahare Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.

Tarım arazilerinin parçalara bölünerek verimliliğinin düşmesi uygun değil ama ortaya çıkan sorun da çözülmeli. Çözülmediği takdirde 20 bin metrekarenin altındaki 2/B arazilerinin çiftçilere satışı mümkün olamayacak. Bu konuda, Anayasa’ya uygun düşecek bir çözüm bulmak ve geliştirmek gerekecek.

Önemle belirtmek gerekir ki 2/B vasfındaki tarım arazilerinin çok büyük bir bölümünün esas hak sahipleri bugün hayatta değiller. Bu yerler hayatta olmayan hak sahiplerinin mirasçıları tarafından satın alınacaktır. Bu sorun çözüme kavuşturulmadığı takdirde 2/B tarım arazilerinin büyük bölümü satılamayacaktır. Güncelleme yapılarak bu sorunu çözmek de mümkün değil. Sorun çözülmediği takdirde binlerce dava ile mahkemeler uğraşmak zorunda kalacak. Bilindiği gibi, güncelleme çalışmaları yapılırken iptal kararı olmadığından hisseli tespit yapıldı. Bu çalışmalara göre tapudan hisseli tescil istendiğinde bu tescil işlemi yapılamaz, yapılsa da kanuna aykırı olur. Anayasa Mahkemesi kararı tescilden sonra yayımlanmış olsaydı sorun çıkmazdı ama şimdi çıkar.

Satılması planlanan 2/B tarım arazilerinin adet olarak yüzde kaçı 20 dönümün üzerinde, yüzde kaçı 20 dönümün altında, bunun oranını bilmiyoruz ama tahmin, 20 dönümün altındaki arazi sayısının daha fazla olduğudur. Öyle görülüyor ki bu kanun uygulamasında ciddi sorunlarla karşı karşıyayız.

Sayın Başkan, teşekkür eder, değerli arkadaşlarıma saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oral.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 428 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Ayrıca, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Burada görülen odur ki, AKP Hükûmeti çıkarılan yasalardan umduğunu bulamadığı için yeniden yasa çıkarmaya çalışıyor. Bilindiği gibi, kamuoyunda “2/B yasası“ olarak bilinen 6292 sayılı Yasa 19 Nisan 2012 tarihinde Parlamentoda kabul edilmiş idi. Yeni yasanın üzerinden daha bir ay geçmemesine rağmen yeterli olmadığı ortaya çıkmıştır. Yenisinin de toplumun taleplerine cevap olabileceğini düşünmüyoruz.

Şimdi, neden bu yasa parça parça çıkarılmak isteniyor anlamış değiliz. Bu işin içinde kuşkusuz rant vardır. Yoksa, bir AKP Hükûmeti klasiği olarak mı değerlendirelim? Bu kadar adaletsiz, bu kadar hukuksuz ve hakkaniyete uygun olmayan böylesi bir yasayı tekrar Parlamentoya getirmek ne anlama geliyor acaba? Her nedense, bu Parlamentonun çıkardığı mera yasaları, 2/B yasaları yürürlüğe girer girmez sanki birileri karanlıktan bağırarak “Yahu, arkadaşlar, benim istediğim yasa bu değildir. Bunu götürün değiştirin, yoksa ortalığı duman ederim.” der gibi geliyor. Bakarsınız, bir sabah tekrar, birinin çıkarına uygun değil ise başka bir madde değiştirme istemiyle Meclis gündemine gelir.

Ne yazık ki böylesi temel yasalar enine boyuna ölçülmeden, biçilmeden, kârı zararı hesaba katılmadan tekrar gündeme gelmektedir. Böyle yasa çıkarmak olmaz. Salt çoğunluğa güvenerek birilerine rant kapısını açmak için bir günde milyoner yaratmak toplumsal ahlaka aykırıdır, etik olarak da uygun görmüyoruz. Elbette, çıkarılan bu yasa ayet değildir, değişmesi gerekebilir. Toplumun yararına değiştirilmesi elbette önemlidir, kimse buna karşı çıkmaz, muhalefet etmez ama görülen o ki bizde durum böyle değildir.

Neden bunları söylüyoruz? Muhalefetin sesine kulak verin, söylemlerini, düşüncelerini dikkate alınız diye. Genel Kurulda defalarca, bu konuda değişiklik içeren önergeler verdik. Yine, AKP iktidarı, çoğunluğuna güvenerek önergelerimizi kuşkusuz reddetmiştir. Neden tartıştığımız da bu noktada gizlidir. Aslında, yeni AKP Hükûmetinin çıkarmış olduğu kanun tasarıları yeterince kamuoyuyla, sivil toplum örgütleriyle, konunun erbabı, uzmanıyla da tartışılmamıştır. Şu anda görüşmekte olduğumuz yasa teklifi yine böyle antidemokratik bir zihniyetin ürünüdür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ormanlar bir ülkenin akciğeridir, tüm canlıların ortak yaşam alanıdır, insanların ortak zenginliği ve hazinesidir. Ormanlar insan yaşamının olmazsa olmazıdır. Ormanların korunması, geliştirilmesi insanlığın temel görevidir. Ormanları geçim kaynağı olarak görmemeliyiz. Ormanlar geleceğimizdir. Kimse geleceğimizi yok etmeye yeltenmesin.

Aslında, ormanlar, cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1937 yılında çıkarılan yeni bir yasayla koruma altına alınmıştır. Tapu Kadastro Yasası’yla da orman alanlarının sınırları belirlenmeye çalışılmıştır. Türkiye topraklarının yüzde 80’i ormanla kaplı idi, ne yazık ki şu anda yüzde 20’ye düşmüştür.

Sözüm ona, bazı kurnazlar orman niteliği üzerinde uzman kesilerek ormanların yok olmasına neden olmuşlardır. Hangi hileyle, yalanla, orman ürünlerini ve arazilerini nasıl talan edebiliriz hesabını yapanlar var. Bunlar, ormanların insan sağlığı, ekolojik değerlerle ilgili bölümünü dikkate almamaktadırlar.

Her ne kadar yasalarda orman alanının korunması sağlanmaya çalışılmışsa da doğal afetler sonucu, yıldırım düşmesi, köylünün tarla açma istemleri ve kasıtlı orman yangınlarının çıkarılması orman alanlarının daraltılmasına neden olmuştur.

Yanan orman alanlarında ağaçlandırma yapılmamıştır çünkü kasıtlı yakılmıştır. Maalesef askerî operasyonlarda bölgemizde de binlerce hektar orman kasıtlı olarak yakılmış, ekolojik dengeyi de bozmuştur. Örnek verecek olursak Bitlis bölgesinde, özellikle, Şeyh Cuma ormanları, Hecinan ormanları, Mutki ilçemize bağlı Kerebo, Hilolin, Samo, Tılmi, Dölek ormanlarının çatışma alanı olarak nitelendirilmesi sonucu büyük bir bölümü yakılmış yani doğanın yüreğine ateş düşürülmüştür.

Norşin ilçemize bağlı Gölbaşı beldesi de 2/B kapsamındadır. Bir kez köylüler bu toprakları almıştır, şimdi ikinci kez bu toprakları alacak güçte değillerdir. Zaten köylülerin durumu  iyi değil. Bir de yeniden kendi topraklarını almaya kalkışırlarsa ekonomik olarak çökme noktasına gelebilirler.

Ormanların diğer kalan kısmı ise, orman kesim müteahhitleri tarafından talan edilmiştir. Bilinçli bir orman kesimi yoktur. Kim ne kopardıysa kârdır anlayışıyla ormanlara saldırmaktadır. Tüm bu işlemlerin çoğu devletin resmî organı olan orman işletmelerinin vasıtasıyla da olmuştur. Orman müdürleri fakir fukara olan insanların kuru odun toplamasına göz açtırmazken, öte yandan müteahhidin de yasal yetkiye dayanarak ormanı yok etmesine sessiz kalmaları manidar değil midir sizce? Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu nedenle başta orman, mera ve benzeri yerleri, devletin arazisi, akarsuları, kıyı şeridi, doğal varlıkları yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilmektedir. Bu alanların satışı ve kiralanması belli çevrelere yapılmaktadır.

Bu uygulamalar yüzünden özellikle tarih ve kültür alanları da bir bir bu kirli politikalara kurban edilmektedir. Özellikle binlerce yıllık tarih ve kültür mirasları sular altında kalmaya zorlanmıştır. Ilısu Barajı, Hasankeyf gibi tarihî mirasları yok etmektedir.

2/B maddesinin buna dayanarak çıkarılması İstanbul, Antalya, Muğla, İzmir gibi verimli olan alanları parsellemesi, bölüşmesidir. Sultançiftliği’nin durumu ortada, değil mi? Hâlbuki ormanların canlı örtüsü olan ağaçları yok ederek tarım arazisi olarak kullanılmasının ne yararı vardır, varın siz düşünün.

Her şey para için değildir ve olmamalıdır. Bilim ve fen açısından orman niteliğini kaybetmek, kendiliğinden oluşan bir süreç asla değildir. Birilerinin çıkarlarını toplumun çıkarlarının üstünde tutanların marifeti ile meydana gelmektedir. 2/B arazisinin kendiliğinden orman arazisine dönüştüğünü söylemek biraz safdilliliktir.

Yakılan, yıkılan, tarumar edilen yerleri tekrar orman alanlarına dönüştürmek gerekir ama ne yazık ki bunlar yapılmıyor. Bilime ve insanlık hukukuna uygun olmayan gerekçelerle kendimizi böylesi politikalarla kandırıyoruz.

AKP Hükûmeti, bu süreçte topraksız köylünün toprak sorununun çözümü olarak orman içinde yaşayan köylüyü emsal göstererek sürekli ormanların bölüşümünü sağlamayı yasal değişikliklerle gündeme getirmektedir. Bu yanıltıcı politikaların, orman köylüsünün yoksulluğunu giderme yöntemi olmadığını siz de biliyorsunuz.

Talan politikasıyla bazı çevrelerin ceplerini şişirdiğini biliyoruz. 2/B arazisinin orman köylerinde yaşayanları mağdur ettiği, köylünün toprak sorununu orman alanına bağladığı gün gibi açık ve ortadadır. Birbirimizi yanıltmayalım. Bu arazilerin satılmasını heyecanla isteyen hangi çevrelerdir? Bakın, inceleyin, göreceksiniz ki kayıt dışı parası olanlardır, yerli ve yabancı sermayelerdir. Bu ülkede arazi işletme ve kullanma planı yapılmadığından yerleşim alanları, tarım, sanayi ve mera alanları net olarak açık değildir.

Ormanlara zarar verenler, bu arazileri satmak, yurttaşlar arasında ayrım yapmak haksızlığa neden olmaktadır. Bu girişimle, bu anlayışla yurttaşlar arasında adaleti asla sağlamayacaksınız. Bu yöntem orman köylüsünün sorunlarını da çözmez. Söz konusu yasa adaletin ruhuna uygun da değildir; orman alanında villa, tatil köyü, fabrika yapanların çıkarına hizmet edecektir. Bu da haksızlık ve adaletsizliktir.

AKP iktidarı hazine arazilerini özel şirketlere satarken öte yandan orman köylüsünün bu rayiç bedelle arazileri satın alma imkânı elbette yoktur. Yeni tasarıda rayiç bedeli yüzde 70’ten yüzde 50’ye çekmenin de bir faydası yoktur. Yani köylü yine mağdur olacaktır, yine bu köylü işsiz güçsüz kalacaktır. Bu nedenle şunu söylemek istiyoruz: Orman köylülerine arazilerin bedelsiz olarak verilmesini talep ediyoruz.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2/B yasa tasarısının 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu “2/B” diye bilinen yasanın içerisinde hazine arazilerinin satışı da var. Tabii, o zaman komisyonda görüşülürken de -Değerli Komisyon Başkanımız da burada, kendisi de gayet iyi bilirler- ben, komisyonda da bu rayiç bedelin yüzde 70’inin çok yüksek olacağını, yüzde 50 olması gerektiğini özellikle söylemiştim. Komisyondan da yüzde 50 olarak geçti ama daha sonra Genel Kurulda, Maliye Bakanlığının ve Sayın Başbakanın talimatıyla yüzde 70’e çekildi. Ama şimdi, tepkiler oluşunca, vatandaşta sıkıntı oluşunca yeniden yüzde 50’ye çekilerek iyi bir şey -aslında çiftçinin faydasına- ama yeterli olmayan bir düzenleme yapılıyor.

Şimdi, bir defa 2/B yasası içerisinde İstanbul’un içerisindeki arsalar da var, Bodrum’daki arsalar da var, Adana’da çiftçinin ekip diktiği tarlalar da var. Şimdi, bunları birbirinden ayırt etmek lazım. Elbette ki İstanbul’daki, İstanbul’un içerisindeki arsanın rayiç bedeli, ödeme imkânları çiftçinin ödeme imkânlarıyla bir olacak diye bir şey yok. Orayı satın alacak olan insanların elbette ki çiftçiden çok daha fazla parası var ki böyle bir yatırıma yönelmek istiyor.

Şimdi, oradaki arsayla siz çiftçinin alacağı tarlayı aynı kategoriye koyar, aynı düzenlemeyi yaparsanız burada hata yaparsınız. Bir defa, Bodrum’daki tatil köyleri, İstanbul’un merkezindeki arsalarla çiftçinin işlediği tarlaları birbirinden ayırt etmemiz lazım. Eğer biz gerçekten bu arazileri köylünün almasını, çiftçinin almasını istiyorsak, bu manada da kolaylıklar sağlamamız lazım.

Nasıl kolaylıklar sağlamamız lazım? Şimdi, bir defa, rayiç bedel ne kadar olacak bu belli değil. Rayiç bedeli kimin vicdanına, kimin insafına bırakacağız; bu da belli değil. Burada önemli bir komisyon kurmak lazım. Bu komisyonun içerisinde çiftçinin mutlak olması lazım, ziraat odasının temsilcisinin olması lazım, belediyelerin yetkililerinin olması lazım; kaymakamlığın, ilçe tarım müdürlüğünün yetkililerinin olması lazım ve orada söz sahibi insanların olması lazım. Eğer bu kapsamda rayiç bedel belirlenirse adaletli ve güzel bir rayiç bedel belirlenmiş olur. Köylünün, çiftçinin lehine bir rayiç bedel belirlenmiş olur. Ama siz bunu “Sadece bakanlık yetkilileri belirleyecek.” derseniz, burada olumsuz şeyler çıkabilir. O zaman bu tarlaları köylü ve çiftçi alamaz. Dolayısıyla -ardından, hemen bir hafta sonra, bu yasayı çıkardıktan bir hafta sonra yabancılara mülk satışı yasasını çıkardınız- köylünün, çiftçinin alamadığı araziyi bir başkası alır. Bu da hiç hoş olmaz arkadaşlar, hiç doğru olmaz. Yani biz, bu tarlayı yıllardan beri eken, babasından, dedesinden, ondan miras kalmış, yıllardan beri ekip süren insanların bu tarlaları almasını arzu ediyoruz. Onun için gayret gösteriyoruz. Bizim buradaki bakış açımız bu.

Şimdi, işte, rayiç bedelin yüzde 50’si, altı yıl, 12 taksit, hazine arazileri için bu; belediyenin mücavir alanı içerisinde değil ise eğer, altı yıl, 12 taksit. Bana göre yeterli değil. Hem yıl sayısı hem taksit sayısı uzatılmalı. Şimdi, 30 dönüm, 40 dönüm, 50 dönüm tarlası olan gariban bir köylünün bu şartlarda bu tarlayı alması mümkün değil. O köylü o tarlayı alamazsa, para sahipleri, mülk sahipleri gidip o tarlayı satın alır, o zaman da hır çıkar arkadaşlar, hır çıkar. Yani bu hiç iyi bir sonuç doğurmaz. Memleketimiz açısından da, orada yaşayan insanlar açısından da çok iyi bir şey ortaya çıkmaz.

Bizim, köylünün ve çiftçinin bu tarlaları alabilmesi için burada en asgariden düzenleme yapmamız lazım. Gelin, on yıla çıkartalım, taksit sayısını yirmiye çıkartalım. Gelin, bunu köylü alsın, çiftçi alsın arkadaşlar. Niye korkuyoruz bundan? Yani bu tarlaları yıllardan beri bu insanlar sahiplenmiş, ekmişler, ecri mislini gidip devlete ödemişler, parasını tıkır tıkır ödemişler. Niye bundan korkuyoruz? Gelin bunu daha da arttıralım. Tamam, geçmişe göre, bir öncekine göre iyi bir düzenleme ama yeterli bir düzenleme değil. Bunu daha da geliştirmemiz, daha da arttırmamız lazım yoksa her hâlükârda -bakın göreceksiniz- bu tarlaları çiftçilerimiz satın alamayacaklar. Ama Bodrum’daki birinci sınıf, efendim, tatil beldesindeki arsayı ne kadar bedelle satıyorsan sat kardeşim, bu beni ilgilendirmiyor. İstanbul’un göbeğindeki arsayı da hangi bedelle satıyorsan sat, bu da beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren kısmı, çiftçi alsın, köylü alsın. Eken, diken, bu tarlayı yıllardan beri sahiplenen insanlar bu tarlaları alsınlar. Zaten çiftçinin durumu ortada -mazot fiyatları, gübre fiyatları- ektiğinden para kazanamıyor.

Dolayısıyla, daha iyi bir düzenleme yapmayı umuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin Samani.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1’inci maddeyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede de ifade edildiği gibi, bugün, burada tarımla uğraşan, kendi bölgesinde seracılık yapan, farklı amaçlarda arazisini ekip diken kişilere özel bir daha ayrı iskonto yapıyoruz. Yani bu kişiler rayiç bedelin yüzde 50’sini ödüyorlar, peşinat olarak yüzde 10’unu yatıracaklar ve belediye sınırları içerisinde beş yılda, belediye sınırları dışında ise altı yılda ödeyecekler.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak tarımla uğraşan çiftçilerimize dönük böyle bir iyileştirme yapıyoruz. Bu, elbette sevindirici bir husus. Bütün buraya çıkan arkadaşlar da bu konunun faydalı olduğunu ifade ettiler ama ben, burada, şahsımla ilgili bazı arkadaşlar adımı geçirdiği için veya köyümden bahsettikleri için yüce Meclise bilgi vermek durumundayım.

Bundan daha önceki dönemde Antalya Milletvekilimiz Sayın Gürkut Acar benim köyüm olan Yurtpınar köyündeki rayiç bedel fiyatlarının ne olduğunu soruyor ve diyor ki: “Yurtpınar’da rayiç bedelin metrekare birim fiyatı nedir, onun dibindeki komşu köylerin metrekare birim fiyatı nedir?” diye soruyor, “Burada siyasi bir etki var mıdır?” diye de ekliyor. Ve buna cevap -âdeta Gürkut Bey’e cevap- kendi aralarında bir koordinasyonsuzluk var ki grup toplantısında Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’ndan geliyor. Ulusal bir gazetede adımdan bahsediliyor ve bu bahsetmiş olduğu benim köyümün dibindeki köyleri sırayla sayıyor: “Alaylı köyünün rayiç bedeli şudur, milletvekilinin bir köyü -oysa benim köyüm değil, CV’me baksa görürdü- Murtuna rayiç bedeli şudur, bir diğer köyü Kurşunlu, rayiç bedeli budur ve burada rayiç bedelleri düşüktür.” diyor. İşte, aslında Gürkut Bey’e Sayın Kılıçdaroğlu cevap veriyor. Benim köyüm, Kılıçdaroğlu’nun saymış olduğu bu üç köyün tam ortasındaki köy ve bunlardan rayiç bedeli 10 lira daha yüksek. Ne oldu şimdi? Hani benim köyümde rayiç bedel daha düşüktü? Şimdi, bir genel başkana cevap vermek buradan uygun düşmezdi ama sanırım yanlış bilgilendirme ve yönlendirmelerden dolayı bir genel başkana cevap vermek durumunda kaldım ve bu genel başkan hesap uzmanı. Hesap uzmanı olan bir kişi “doğru bilgiye ulaşabilen” demektir. Size böyle bir bilgi aktarıldıysa bunu defterdarlığa açıp sorarsınız “Bu bilgi doğru mudur?” diye, “Bu milletvekili hangi köydendir?” diye sorarsınız. Bunun bitişiğindeki köylerin fiyatını da sorarsınız ve sorduğunuz zaman görürsünüz ki benim köyümün fiyatı, dibindeki köylerden daha yüksektir. Maalesef, biz bugün burada 2/B Yasasında köylüye dönük bu indirimi konuşacakken, arkadaşlarımızın “kasaba siyaseti” mantığıyla olayı buralara indirgemelerinden dolayı bunlara cevap vermek zorunda kalıyoruz.

Ben buradan şunu anlıyorum: Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlar “Eğer biz olsaydık öncelikle kendi köyümüzün fiyatlarıyla ilgilenirdik; Antalya’nın tamamıyla ilgilenmezdik, Türkiye'nin tamamıyla ilgilenmezdik.” demek istiyorlar ve bunu burada ifade eden bütün arkadaşların zihniyetinin bu olduğunu ifade etmek istiyorum.

Peki, onların da bölgeleri olabilir. Ya onların bölgelerindeki fiyat, yani Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekilinin kendi bölgesindeki fiyat buradan da daha düşükse o zaman o etki yapmış mı olacak? Böyle bir mantıksızlık olabilir mi? Bir milletvekili bu kadar mantıksız gerekçeler ortaya koyabilir mi? Ha, efendim, soruyorlar biraz önce, 2 tane parselden bahsediyorlar, birinin fiyatı diğerinden düşük. Onun muhatabı, bu komisyon sıralarında oturan genel müdürümüze sorarsınız, eğer teknik bir şey varsa, sorun varsa… Biz bugüne kadar kaç tane husus varsa hepsini kendisine sorduk, siz de sorabilirsiniz. Bir yanlışlık varsa da düzelteceğini düşünüyoruz. Gerekli ekibi gönderir, onun bilgisini alır. Yani buradan herhangi bir kişinin etkisiyle, bir milletvekilinin etkisiyle herhangi bir olayın olabilmesinin mümkün olmayacağını bu arkadaşlarımız çok iyi biliyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; aslında bugün burada çok önemli bir hususu görüşüyoruz. Yani köylerden bize olan talep buydu, rayiç bedelin yüzde 50’ye indirilmesi talebi. Bugün yüce Meclis bunu sağlıyor. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Tekrar heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.58

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, teklifin 1’inci maddesi üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkanım, ondan önce, bana Hüseyin Samani burada yaptığı konuşmasında isim vererek sataştı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O, o oturumdaydı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oturum geçti Sayın Başkanım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ama siz kapattınız oturumu, onun için ben…

BAŞKAN – Siz zaten yoktunuz, o zaman…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Buradaydım efendim.

BAŞKAN – Yani itiraz etmediniz ki o zaman.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ama fırsat vermediniz ki hemen kapattınız o sırada.

BAŞKAN – Yani bu Mecliste birinin kafasına taş düşse benim suçum! Kusura bakmayın ya, vallahi yani görmemişim o zaman.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Gerçekten öyle oldu Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Görmemişim o zaman.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Estağfurullah.

BAŞKAN – Yani şimdi konuşmalar var, orada söz alırsınız, şey yaparsınız ama ara verildiği için maalesef tekrar veremiyoruz İç Tüzük’e göre.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Aynı şey değil ama.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Tamam, ısrar etmeyin, bırakın.

BAŞKAN – Şimdi ne yapabilirim?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bana, bu sataşma nedeniyle söz hakkı verebilirsiniz.

BAŞKAN – Neyse…

Şimdi soru-cevap işlemini yapalım.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçen hafta Çalışma Bakanı oturuyordu, “26 Şubat son mu?” demiştim, “Son, bir daha uzatmayacağız.” demişti. Yaklaşık 120 bine yakın vatandaşımızın müracaat etmediğini ifade etti ve bunların hakları öldü. Bu vatandaşlarımızın hakları öldüyse, bu vatandaşlarımıza yazık olmadı mı? Yani bu, çok ciddi manada bir haksızlık değil mi?

İkinci bir sorum da: Sayın Bakan, şimdi, Antalya’da devlet kamulaştırma yapıyor ve bu kamulaştırmada dönümünü 6 bin lira bedelle vatandaşın elinden alıyor fakat biz, şimdi, 2/B’ye rayiç bedel koymuşuz, aynı yerde, bitişik yerde, devletin 6 bin liraya kamulaştırdığı yerin bitişiğinde 2/B alanının dönümüne 60 bin lira, 75 bin lira koymuşuz yani böyle bir haksızlık olabilir mi? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Devlet alırken, kamulaştırırken 6 bin liraya alıyor, vatandaşa satarken 60 bin liraya, 70 bin liraya satıyor yani bu bir çelişki değil midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, sorum zatıalinize değil ama bir konuyu dile getirmek istiyorum: Bu ülkede, bir milletvekili seyahat etmek istiyor oğlu ve kızıyla ama her ne hikmetse, Alman Başkonsolosluğu, milletvekili yazı yazmasına rağmen, oğlu ve kızına vize vermiyor. Batsın böyle bir Avrupa Birliği! Batsın böyle bir vize anlayışı! Eğer bu ülkenin bir milletvekilinin oğluna ve kızına, beraber gitmek için vize vermiyorsa, ben, bunu bu Mecliste protesto ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Acar, şimdi size iki dakika veriyorum.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sözünüzü de yerine getirdim.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Hüseyin Samani, ismimi vererek bana sataşmada bulundu. Geçen hafta, Sayın Genel Başkanım rayiç bedeller konusunda bir açıklama yaptı. Ben de rayiç bedellerle ilgili, 2/B konusunda bir araştırma önergesi verdim ve bu araştırma önergesinde, burada köyler arasında bir farklılık var mıdır, özel olarak verilmiş bilgiler var mıdır, bunların araştırılmasını talep ettim ve bunun ikisinde de gerek Genel Başkanımın açıklamasında gerekse benim vermiş olduğum önergede, herhangi bir araştırma önergesinde isim konulmadı, söylenmedi. Sayın Samani buradan çok fazla alınmış ki ismimi söyleyerek sataştı. Burada ben de sormak istiyorum. Bize gelen bilgiler muhtarlar derneğinden ve o bölgedeki muhtarlardan gelmiştir ve bunlar son derece doğru bilgilerdir fakat sormak istiyorum: Neden açıklamıyorsunuz rayiç bedelleri?

Oradan bugün köylüler geldi, 2 bin köylü Ankara’daydı bugün. 56 otobüsle geldiler ve 2 bin köylü de bu konudaki şikâyetlerinde rayiç bedellerle ilgili haksızlıklardan bahsederek geldiler. Şimdi, burada Sayın Samani’ye sormak istiyorum: Niye açıklanmıyor bu rayiç bedeller? Defterdarlık bilgileri elinizde. Hadi Apo’yla yaptığınız Oslo’yu halktan saklıyorsunuz, korkuyorsunuz, İmralı’yı saklıyorsunuz, bunları niye saklıyorsunuz? Rayiç bedelleri niye açıklamıyorsunuz? Burada, bugün bu 2 bin kişinin önleri kesildi, Meclise gelemediler ama içlerinden 250 kişiyi ancak biz grup toplantısına sokabildik ve onlar, Sayın Samani’ye gerekli olan cevabı çok yüksek sesle verdiler.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, bu kanunun adı, orman köylülerinin desteklenmesi fakat gelen yasada, yapılan çalışmalarda orman köylülerinin desteklenmesiyle ilgili hiçbir şey yok. Bunu nasıl karşılıyorsunuz, nasıl düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Milletvekilimiz Seyfettin Yılmaz Bey’in söylediği… Bugün itibarıyla başvuru sayısı 511.290 kişidir. Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla hak sahibi 450 bin kişiydi, bunların yüzde 94’ü başvurdu. Başvuruyu değerlendiremeyen, başvuramayan 110 bin kişi rakamı da doğru değil, arada yüzde 6’lık bir fark var.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Faruk Bey verdi geçen hafta, üç gün önce Faruk Bey verdi rakamı. Yanlışlık orada o zaman, aynı soruyu sormuştum.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Şimdi, kanundan sonra olanların bir kısmının süresi var, o süreleri devam ediyor. Onların müracaatları…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yani benimkinde yanlışlık yok, Bakanın ifadesine göre. Ben geçen hafta da aynı şeyi sormuştum.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Tamam, teşekkür ederim, sağ olun efendim.

Şimdi bir de tabii bu yasanın ismi bu ama buradaki, yasadaki esas bizim maksadımız, muradımız gerekçelerimizde, maddelerimizde nedir? Hem yasanın arasında hem de bugünkü getirmiş olduğumuz iki maddede, esas itibarıyla, orman vasfını kaybetmiş arazileri kullanıcılarına sahiplendirmektir. Bu doğrultuda düzenleme yapılmıştır ve “Bunu da en ucuz şekilde, en uygun şekilde vatandaşlarımıza nasıl sahiplendiririz?” bu, gaye edinilmiş, amaçlanmıştır.

Bu bakımdan, orman köylülerine bugüne kadar verilen krediler de ayrıca yine milletvekillerine bilgi olarak sunulmuştur bu dönemde. Devamlı orman köylülerini desteklemekteyiz.

Bundan sonra da yine sayın milletvekillerimizin burada beyan etmiş oldukları fikirlerden de biz kuvvet almak suretiyle yeni birtakım düzenlemeler getirmeye çalışacağız inşallah; Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın, orman köylülerini destekleme tahtında birtakım yeni düzenleme çalışmaları var. Onu da inşallah, burada tüm dört grubumuzun da desteğiyle birlikte hallederiz. Daha evvelden de düzenlemeleri yapmıştık, bunlar Anayasa Mahkemesinden dönmüştü, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti ama Anayasa’ya uygun yeni düzenlemeleri yine hep beraber yapmaya çalışacağız.

Arz ederim.

Yine, Antalya’dan 56 araçla gelen 2 bin köylüyle ilgili olarak Sayın Acar kardeşimizin sorduğu soruya cevap vermek istiyorum.

21 vilayette rayiç bedeller açıklandı. Tabii, bunlar peyderpey açıklanmaya devam ediliyor. İnternet  sayfasına girerseniz, Maliye Bakanlığından bunları öğrenebilirsiniz. Kontrollü bir şekilde, önümüzdeki bir hafta, on gün içerisinde bunların hepsini tamamlayacağız.

Tabii, burada ince eleyip sık dokuyoruz, bir yanlışlık olmasın diye bunları yapıyoruz.

Bir de rayiç bedeller konusunda, çok değerli milletvekilleri, yani samimiyetle ifade etmek gerekirse, bugün itibarıyla tespit edilen rayiç bedeller bazı yerlerde emlak vergi değerlerinin altındadır. Bunlar çok daha gerçeğe uygundur, çok daha piyasa şartlarına uygundur ve “rayiç bedel” dediğimiz bedeller de alınıp satılan bedellerin yüzde 40’ıyla yüzde 60’ı arasındadır.

Bugün Maliye Bakanlığından arkadaşlarımızın dönüşümlü şekilde değişik yerlerde, işte, Antalya ekibi İstanbul’a gitti, İstanbul ekibi Bursa’ya gitti, böyle dönüşümlü şekilde yaptık ve bunların ortalamasını aldık, mali beyan değerlerini aldık, piyasa değerlerini aldık. Mahallinde muhtarlardan, emlakçılardan, alım satım, yıllara sâri, tapuda yapılan işlemleri kontrol ettik, tapudaki yapılan değerlerin hepsini kontrol etmek suretiyle bunları yaptık ve bunların da bugün birisinin “Ben malımın metrekaresini 70 liraya satmam.” dediği yerin rayiç bedelini 50 lira gösterdik yani çok net bir şekilde eğer tahlil ederseniz bunları görebilirsiniz.

Bir de, şimdi, bu yaptığımız, şu anda yine tüm milletvekillerinin uyarıları doğrultusunda yapılan iştir bu, buradaki 550 milletvekili arkadaşımızın. Nedir, biz şimdi ne yapıyorduk? Daha evvelden beyan ettiğimiz rayiç bedelin yüzde 70’ini alıyorduk. Şimdi diyoruz ki: Artık bunu mücavir alanların dışında tarım alanlarında yüzde 50’sini alıyoruz ve buna vade yapıyoruz. Peşin olursa bir de yüzde 10 indirim yapıyoruz ve yani, 100 lira bedeli olan bir yer 40 liraya geliyor ve bu 100 lira bedel de gerçek rayiç bedelin, piyasadaki bedelin yer yer yüzde 40’ı ile yüzde 60’ı arasındadır. Biz bunu çok yerde “check” ettik. Bu bakımdan bu son geldiğimiz nokta, inşallah, vatandaşlarımızın lehine bir uygulamadır. Bu tüm olarak da yaklaşık tüm Türkiye’de 610 bin parseldir. 610 bin parsel, 724 bin vatandaşımızı ilgilendirmektedir ama kanun kapsamında yararlanan kişi sayısını da az önce ifade ettim, bunlar, işte, 511 bin 290 kişidir.

İstanbul’da yüzde 100’e varan bir müracaat var, diğer taraflarda da müracaatlar devam etmekte ve yasal düzenlemeler tahtında eksik kalan müracaatları da tamamlayacağız ve burada da beş yıl ve altı yıl vade var 10 eşit taksitte ve 12 eşit taksitte ve bunlarda da faiz yok, vade farkı yok, enflasyon farkı yok, tamamen sabit taksitlerle bunlar verilmektedir. Vatandaşın tamamen lehine bir durumdur bu. Aksini yapsaydık belki çok daha fazla eleştiri gelecekti. Bütün milletvekili arkadaşlarımızın da uyarılarını dikkate almak suretiyle, muhalefetteki arkadaşlarımızın, iktidardaki arkadaşlarımızın tamamının uyarılarını, ikazlarını dikkate almak suretiyle son noktaya geldik. İnşallah bunların satışları da kısa sürede başlayacak ve denildiği gibi de öyle çok büyük bir rakam da buradan devletimizin, Hükûmetimizin beklediği yoktur. Esas beklentimiz, yıllarca, yirmi sene, otuz sene vatandaşlar tarafından kullanıldığı hâlde sahiplenilemeyen, çocuğuna miras olarak bırakılamayan, alınıp satılmasında zorluk çekilen, gerçekten alınıp satılamaya… Hatta üzerinde bina yapılmıştır, bunların da üzerindeki tahkikatları kesinlikle hesaba katmıyoruz, onları da vatandaşın kabul ediyoruz, onları da vatandaşa vereceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı kanun teklifinin 1. maddesinde geçen “sekizinci fıkrasının” ibaresinden sonra gelmek üzere “ikinci cümlesinde yer alan “yüzde yirmi” ibaresinin “yüzde elli olarak” ve 1. maddesinin sonuna “sahiplerine tapu verildiği hâlde tapuları Orman Genel Müdürlüğünün açtığı davalar sonucu iptal edilen alanlar ‘Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler’ kapsamına kabul edilir, satışında tapu sahiplerine öncelik tanınır.” cümlesinin eklenmesini arz ederiz.

                 Münir Kutluata                                     Ali Halaman                                     Mehmet Şandır

                      Sakarya                                               Adana                                                Mersin

                   Zühal Topcu                                      Mehmet Günal                                   Seyfettin Yılmaz

                       Ankara                                              Antalya                                               Adana

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

428 sıra sayılı kanun teklifi 1. Maddesi’nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Hasip Kaplan                                      İdris Baluken                                       Demir Çelik

                       Şırnak                                               Bingöl                                                 Muş

                     Erol Dora                                          Sırrı Sakık                                Hüsamettin Zenderlioğlu

                       Mardin                                                 Muş                                                  Bitlis

                                                                          İbrahim Binici

                                                                              Şanlıurfa

Değişiklik Önergesi

Madde 1- 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 6 ncı maddesine 17. Fıkra şeklinde aşağıdaki ibareler eklenmiştir. “Tamamen ve münhasıran aynı kişi tarafından en az 5 yıl bilfiil tarımsal amaçlı olarak kullanılan ve üzerinde tarımsal amaçlı yapılar (mandıra, sera, ağıl, kümes vb) hariç hiçbir yapılanma olmayan yerler için hâlihazırda araziyi işleyen kişi bilabedel hak sahibi sayılır. Bu amaçla kullanılmadıklarının sonradan anlaşılması hâlinde, taşınmazın satış tarihi itibarıyla rayiç bedelinin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanacak bedel esas alınarak aradaki fark kanuni faiziyle birlikte hak sahibinden tahsil edilir.”

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ramazan Kerim Özkan                                Aytun Çıray                                       Ercan Cengiz

                       Burdur                                                İzmir                                                İstanbul

                    Musa Çam                                  Aydın Ağan Ayaydın                        Mehmet Akif Hamzaçebi

                        İzmir                                               İstanbul                                              İstanbul

Madde 1 - 6292 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesinin 4 numaralı fıkrası aşağıdaki gibi değiştirilmiştir.

“4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak taşınmazlarda aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde olan, üzerinde konut bulunan taşınmazlar; hak sahibinin satışa konu taşınmazın bulunduğu büyükşehir belediyesi ve/veya belediye sınırları içerisinde tapuda adına kayıtlı tam mülkiyetine sahip olduğu konutunun bulunmaması hâlinde emlak vergi değeri üzerinden, diğer hak sahiplerine rayiç bedel üzerinden satılır.

b) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde olan ve üzerinde tarım ve hayvancılık amaçlı bina ve tesisler ile sanayi, ticaret, vb. işyeri amaçlı bina ve tesisler bulunan taşınmazlar; esnaf ile tarım ve hayvancılık faaliyetinde bulunanlara emlak vergi değeri, diğerlerine rayiç bedel üzerinden satılır.

c) Belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan, münhasıran bahçe ya da tarım veya hayvancılık amacıyla kullanılan taşınmazlar hak sahiplerine emlak vergi değeri üzerinden satılır.

d) Orman köyü sınırları içerisinde bulunan taşınmazlar orman köylülerine bedelsiz olarak devredilir.

Bu fıkranın (c) ve (d) bentlerine göre; münhasıran tarım veya hayvancılık amacıyla kullanıldığı için hak sahiplerine emlak vergi değeri üzerinden satılan taşınmazlar ile orman köyü sınırları içerisinde bulunan ve münhasıran yerleşim veya tarım ya da hayvancılık amacıyla kullanıldığı için hak sahiplerine bedelsiz olarak devredilen taşınmazların tapu kütüklerine, satış ve devir işlemi sırasında, on yıl süreyle satış ve devir amacı dışında kullanılamayacağı yönünde şerh konulur.

Emlak Vergi Değeri esas alınarak hesaplanan bedel rayiç bedelin yüzde 50’sinden fazla olamaz.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nisan ayında kabul edilen ve şimdi tekrar değişiklik yapılmak üzere üzerinde konuştuğumuz orman köylülerinin desteklenmesi hakkında kanun, 1983 yılında kabul edilmiş olan 2924 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldırdı ama onun yerine de herhangi bir şey koymadı. Yani bu kanunun adında “orman köylüsü” var; içinde, maddelerinde, herhangi bir yerinde orman köylüsü yok.

Türkiye’de tam 7 milyon orman köylüsü vardır ve bu teklifin ona getirmiş olduğu hiçbir şey yoktur. Orman köylüsüyle 2/B arazisi üzerinde yapısı olan veya diğer hazine arazilerini kullanan vatandaşlarımızı aynı kefeye koymak, hepsi aynı değerlerden bu arazileri satın alacak şekilde bir kanun düzenlemek en hafif tabiriyle adaletsizliktir. Bu adaletsizliği göz göre göre yapıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bizim önerimiz gayet açık, gelin, üzerinde binası olan vatandaşımıza, bir başka evi de yok ise o belediye sınırları içerisinde, bu evin bulunduğu arsayı emlak vergi değeri üzerinden verelim; aynı şekilde, eğer bu arazileri yatırım amaçlı elinde bulunduran vatandaşlar var ise -50 dönüm, 100 dönüm, 200 dönüm, 20 dönüm- “Kanun çıksın da, fiyatlar açıklansın da bu araziyi satın alayım.” diyen vatandaşlara da rayiç bedel yani piyasa fiyatı ne ise ondan satalım diyoruz. Şimdi, 100 dönüm araziyi el senediyle satın alıp da “Bedeller açıklansın ve bu araziyi satın alayım.” diyen vatandaşla diğer vatandaşı aynı kefeye nasıl koyarsınız?

Bakın, bu teklifin, bu kanunun, çözmediği birçok konu da var. İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinden size örnekler vermiştim, tekrar vereceğim. Sultanbeyli ilçesinin Hasanpaşa Mahallesi bir örnektir. Sultanbeyli 2/B konusunda bir sembol ilçedir. Orada bir kısmı 2/B kapsamına giren, yapılaşmış olan araziler, yine hemen onun bitişiğinde, sokağın diğer tarafında 2/B kapsamına girmeyen ama aynı şekilde yapılaşmış, mahalle olmuş diğer yerleşim yerleri… Bir kanun, bir teklif sokağın bir tarafındaki sorunu çözüp öbür tarafındakini çözmüyor ise burada bir adaletsizlik var demektir, bunu kabul etmek mümkün değildir.

İstanbul’un Ümraniye ilçesi 300 bine yakın insanımızın yaşadığı bir ilçedir. Bu teklifin sorunu çözmediği mahalleleri var, Cemil Meriç Mahallesi var, İnkılap Mahallesi var, Hekimbaşı var, Dumlupınar var, Topağacı Mahallesi var, Ihlamurkuyu Mahallesi var, buraları çözmüyor, burada ihtilaflı parseller var. Hazine ile şahıslar arasında davası devam eden, bu nedenle bugüne kadar başvurusunu dahi yapma imkânı bulamamış olan 10 binlerce vatandaşımız var, çözüm bekliyor. Her konuşmamda bunu söylüyorum, önergelerini veriyoruz ama “Yahu, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi yetkilileri, Sayın Hamzaçebi, sayın diğer konuşmacılar, gelin şunu çözelim.” diyen bir irade şu Mecliste çıkmıyor. Bu mahalleler yine bekliyor.

Yine, bakın, Sultanbeyli’nin Hasanpaşa Mahallesinde vatandaşlarımıza ceza ihbarnameleri gidiyor. Bakın, bir tanesini örnek olarak getirdim, Muharrem Düzgün isimli bir vatandaşımıza gönderilmiş olan bir ihbarname. Bunun gibi onlarca ihbarname var, “Gel, davayı kaybettin, şu para cezalarını öde.” deniliyor. Pendik Kurnaköy’de benzer uygulamalar var, Beykoz’da var.

Bakın, Beykoz’un Alibahadır köyünde, orman haritalarına göre orman sınırı dışına çıkmış ama mahkeme kararlarına göre hâlâ orman sayılan yerler var, ikisi arasında bir ihtilaf var. Bu kanun çıktı diye hemen ormanlık alanda evi olan vatandaşlarımıza tahliye yazıları gönderiliyor.

Değerli milletvekilleri, gelin, ısrar etmeyin. Bugün Antalya’dan gelmiş olan o binlerce vatandaşımız, 7 milyon orman köylüsünün sözcüsüdür. Gelin, onlara kulak verin. Bu bedeli düzeltelim.

Yine, rayiç bedelin yüzde 50’si şeklindeki bir uygulama, bütün vatandaşlarımıza hitap edecek, onların bu araziyi satın almasını sağlayacak olan bir uygulama değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu da yanlıştır, bunu da düzeltmeyi öneriyorum. Önergemiz bunları kapsıyor, takdirinize sunuyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

428 sıra sayılı kanun teklifi 1. Maddesi’nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

MADDE 1- 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 6 ncı maddesine 17. Fıkra şeklinde aşağıdaki ibareler eklenmiştir. “Tamamen ve münhasıran aynı kişi tarafından en az 5 yıl bilfiil tarımsal amaçlı olarak kullanılan ve üzerinde tarımsal amaçlı yapılar (mandıra, sera, ağıl kümes vb) hariç hiçbir yapılanma olmayan yerler için hâlihazırda araziyi işleyen kişi bilabedel hak sahibi sayılır. Bu amaçla kullanılmadıklarının sonradan anlaşılması hâlinde, taşınmazın satış tarihi itibarıyla rayiç bedelin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanacak bedel esas alınarak aradaki fark kanuni faiziyle birlikte hak sahibinden tahsil edilir.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 428 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, daha önce Genel Kurulda görüşülen ve 2/B yasası olarak bilinen yasanın doğru bir düzenleme olmadığını defaatle dile getirmemize rağmen, iktidar partisi tüm söylemlerimizi kulak ardı etmiştir. Geçen sefer yapılan düzenlemede eğer iktidar partisi muhalefetin görüş ve önerilerini dikkate almış olsaydı ve bu demokratik kitle örgütlerinin önerilerine kanun tasarısında yer vermiş olsaydı bugün burada bu konu üzerinde konuşmamıza da gerek kalmayacaktı.

Hükûmet, hemen her yasa tasarısında, muhalefetin görüş ve önerilerini dikkate almamakta, halkın sesine kulak tıkamaktadır. Yaşadığımız durumun demokratik bir parlamenter rejimle ilgisi yoktur. Sayı çoğunluğu üzerinden demokrasi oyunlarını oynamak bu ülkeye ciddi biçimde zarar vermektedir. Oysa, demokratik parlamenter rejimlerde muhalefetin yeri oldukça önemlidir. İktidar-muhalefet dengesinin kurulması, gerek rejim açısından gerekse yasama işlemlerinde son derece önemli bir yerde durmaktadır.

Türkiye de gerek dil, din, mezhep ve etnik kökene dayalı farklılıkların, gerekse derin ideolojik ayrılıkların biçimlendirdiği çok parti sistemine sahip bir ülke olduğu için, toplumsal barış ancak çoğulcu iktidar yapısı ile sağlanabilmektedir.

Siyasi partiler milyonların oyunu alan kurumlar olarak Mecliste kendi kitlelerinin tercihlerini parlamentoya yansıtmaktadır. Dolayısıyla, burada bulunan her siyasi parti aynı zamanda halkı temsil etmekte, yürütmede olmasa bile yasama faaliyetlerinde halkın görüş ve önerilerini parlamentoya yansıtmaya çalışmaktadır.

Burada sağlanacak uzlaşı, toplumsal uzlaşı anlamına geleceği gibi, ülkenin sağlıklı bir şekilde yönetilmesine imkân sağlayacaktır ancak karşımızdaki manzara bunu sağlamamakta. Temel olarak yürütme faaliyetlerinden sorumlu olan Hükûmet, yasama faaliyetlerini de toptan eline almış durumdadır.

Muhalefet tarafından sunulan öneriler komisyonlarda dikkate alınmamakta, Genel Kurulda verilen değişiklik önergeleri oy çoğunluğundan mütevellit görmezden gelinmektedir. Geçen seferki oturumda muhalefet vekillerinin ve grup başkan vekillerinin uyarı ve önerilerini dikkate almak bir zaaf değil, demokrasinin bir erdemi olacaktı.

Evet, iktidar partisi burada sahip olduğu oy çokluğu ile dilediği yasayı çıkarabilmektedir, burada bir sıkıntı yok. Ancak halkın istemediği bir yasayı halka dayatmak, demokrasi ve hukuk ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi halk tarafından da teveccüh görmeyecektir. Nitekim bugün de yaşanan budur.

Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi olarak temel paradigmalarımızdan biri, dünyadaki ve ülkemizdeki ekolojik dengeyi gözetmek, bu çerçevede siyaset üretmektir. Görev ve sorumluluklarımızın başında bu faaliyetler gelmektedir.

Ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmelerin hızlı olduğu günümüzde orman, ağaç topluluklarının bulunduğu mekân olma yanında, başta odun ham maddesi olmak üzere çok değişik ürünler ve hizmetler üreterek topluma fayda sağlayan, kendi içinde birtakım dengeleri olan, canlı, dinamik ve karmaşık yapıya sahip bir varlıktır.

Değerli milletvekilleri, doğrusu, 2/B kapsamında orman arazileri ile bu kapsamın dışında kalan, bu niteliğe sahip olmayan arazilerin aynı rayiç bedele sahip olması, Anayasa'nın eşitlik ilkesiyle de çelişen bir durum olacaktır. Ödeme sürelerinin uzatılması soruna çare olmayacaktır. Yeni düzenleme, orman köylüsünü ve arazide evi bulunan vatandaşı mağdur etmeye devam edecektir.

Sosyal devlet ilkesiyle açık bir şekilde çelişen bu tasarının yanında olmadığımızı bir kere daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı kanun teklifi’nin 1. maddesinde geçen “Sekizinci fıkrasının” ibaresinden sonra gelmek üzere ikinci cümlesinde yer alan “yüzde yirmi” ibaresinin “yüzde elli” olarak ve 1. maddenin sonuna “sahiplerine tapu verildiği hâlde tapuları Orman Genel Müdürlüğünün açtığı davalar sonucu iptal edilen alanlar ‘Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler’ kapsamına kabul edilir, satışında tapu sahiplerine öncelik tanınır.” cümlesinin eklenmesini arz ederiz.

                                                 Münir Kutluata (Sakarya) ve arkadaşları

Başkan – Komisyon, katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Münir Kutluata, Sakarya Milletvekili.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tapuları Orman Genel Müdürlüğü tarafından iptal edilen vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesi üzerine verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin sonuna şu cümlenin eklenmesini teklif ediyoruz: “Sahiplerine tapu verildiği hâlde tapuları Orman Genel Müdürlüğünün açtığı davalar sonucu iptal edilen alanlar ‘Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler’ kapsamında kabul edilir, satışında tapu sahiplerine öncelik tanınır.”

Türkiye, bir 2/B süreci yaşamaktadır. Uzun yıllar lafı edildi, Nisan 2012’de de yasa kabul edildi ama bitmedi, çeşitli defalar Meclisin önüne geldi. Nitekim, Nisan 2012’den sonra, Haziran 2012’de müracaat süresi altı ayın üstüne üç ay daha uzatıldı, daha sonra bir aylık bir süre daha tanındı. Ocak 2013’te, bu bir aylık sürenin arkasından, 400 metrekareye kadar olan… Yani bir ay önce 400 metrekareye kadar olan alanlar için yüzde 50 ödenmesi kolaylığı getirildi ama o sırada orman köylerinin buna dâhil edilmesi tekliflerimiz reddedildi ve bugün de orman köylerinin dâhil edilmesi hususu ayrıca Meclisin önüne gelmiş oldu. Yani gerçekten, çok uzun yıllar sözü edilmesine rağmen, çok kısa sürede yamalı bohçaya döndürülmüş bir yasal düzenlemeden söz ediyoruz. Bütün bu süreç içinde, hiçbir zaman, tapuları iptal edilen vatandaşların sorunu bu kanunun hiçbir yerine giremedi, hiçbir şekilde konu ilgi görmedi. O bakımdan, bugün, bu mağduriyetin giderilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Bu konuyu her düzenleme teşebbüsünde ve sık sık dile getirdiğimiz hâllerde önümüze Anayasa engeli sürüldü ve Anayasa’nın mâni olduğu söylendi. Hâlbuki, bu kanunun adında bile hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan arazilerden bahsediyoruz. Burada da yapılacak olan, esasen oydu.

2012 yılının Nisan ayında kanun ilk defa Meclise geldiği zaman temel gerekçede şu hususu görüyoruz: “Bu Kanun ile orman sınırları dışına çıkarılma işlemi sonucunda Hazineyle yargı makamları önünde karşı karşıya gelen vatandaşlar açısından mevcut ihtilafın uzun kanuni süreç yerine Kanun hükmü çerçevesinde çözümlenmesi…” deniliyor. Bizim de kastettiğimiz, talep ettiğimiz budur. Diğer taraftan, aynı gerekçede “hukuk devleti olmanın gereği doğrultusunda” deniliyor, biz de evet, devletin verdiği tapuların iptal edilmiş olması sorununu gündeme getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu sorun bütün Türkiye sathında yaşanmaktadır, Karadeniz Bölgesi’nde daha yaygın olarak görülmektedir, ilim Sakarya’da da çok yaygın olarak yaşanmaktadır. İşin nerelere kadar indiğini ve ne kadar yaygınlık kazandığını belirtmek bakımından bazı ilçelerimizi ve bu problemi yaşayan beldeleri saymak istiyorum.

Hendek ilçesinde Çamlıca beldesi Merkez ve Yeşiller mahalleleri, Göksun köyü, Kocadöngel köyü, Çobanyatak köyü, Dereköy köyleri. Bu sadece bir ilçede. Karasu ilçesinde Karadere beldesi mahalleleri, Kocaali ilçesinde Karapelit, Açmabaşı, Bolazar köyleri. Akyazı ilçesinde Güzlek köyü tamamen, Yeniköy, Şerefiye, Taşburun, Reşadiye, Ballıkaya, Haydarlar, Beştepe, Güvençler, Hanyatak, Taşyatak köyleri ve diğer ilçelerde buna benzer çok sayıda köy. Bu adaletsizlik burada giderilemeyecekse ne zaman giderilecek? O bakımdan desteklerinizi bekliyoruz.

Bu tapuların iptal şekli de son derece enteresandır. Arazisinde hiç yeşillik bırakmayan vatandaşların tapusu iptal edilmemiş, yeşili koruyan vatandaşların arazileri yukarıdan çekilen fotoğraflarla orman alanı ilan edilmiş ve ellerinden alınmıştır. Şimdi sahipsiz kaldığı için oralar da tarumar edilecek ve talan edilecektir. O bakımdan, yeşili korumanın cezası gibi bir sonuçla vatandaşlarımız karşılaşmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) - Bu adaletsizliğin giderilmesi konusuna yüce Meclisin sahip çıkmasını arzu ediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2 - 6292 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “satış bedeli rayiç bedelin yüzde yetmişidir.” ibaresi “satış bedeli, 6 ncı maddenin dördüncü fıkrasının dördüncü cümlesinde belirtilen şekilde kullanılanlar için rayiç bedelin yüzde ellisidir, bu şekilde satılan tarım arazilerinin sonradan farklı amaçla kullanılması halinde aynı cümlede belirtilen şekilde işlem yapılır.” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan yerler,” ibaresi, “bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan yerler,” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - 2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2/B’de rayiç bedeli yüzde 70’ten yüzde 50’ye düşürmekle, ödeme süresini de uzatmakla sorun çözülmez. Buna “evet” diyoruz eskiye göre ama yetersiz diyoruz çünkü insanlarımızda para yoksa, 70 lirayı veremiyorsa 50 liraya versen de zaten alamazlar. Komisyonda Sayın Bakanın “2/B’lilerin yüzde 90’ı müracaat etti, alacaklar.” demesi gerçeği yansıtmıyor çünkü rayiç bedeller açıklanmadan, Sayın Bakan, 2/B müracaatlarını zaten aldınız, Antalya’da hep böyle oldu, hiç kimse bilmiyordu rayiç bedelin ne olduğunu. Şimdi siz de çıkmışsınız, diyorsunuz ki Komisyonda: “Yüzde 90 müracaat etti, alacaklar.” Sayın Bakan, 2/B köylümüzün ekmeğidir, köylümüzün ekmeğini elinden almayalım.

Ben bu kürsüden “Yörükler için, Tahtacılar için, Türkmenler için at, avrat, silah kadar toprak da önemlidir.” Demiştim. “Yörüklerin ayranını kabartmayalım, kafasının tasını attırmayalım.” demiştim ve yine “Atatürk boşuna dememiş ‘Yörüklerin Toroslarda tek bir çadırında duman tütüyor, tütmeye de devam ediyorsa Türkiye Cumhuriyeti devleti güvence altındadır.’diye.” demiştim.

Sayın arkadaşlar, şimdi geldiğimiz noktada, Antalya’dan Kaş’ına, Gazipaşa’sına kadar bütün 2/B’ciler, muhtarlar, Yörükler, Tahtacılar, herkes ayakta, sadece Antalya’da değil, Türkiye’de ayakta. AKP binası basılıyor, defterdarlık, mal müdürlükleri basılıyor, yollar kesiliyor. Bugün, Antalya’dan 46 otobüs 2/B mağduru Ankara’ya gelmiştir. Orman Bakanı “Haddinizi bilin.” diye bağırıyor, ortalık toz duman.

Sayın milletvekilleri, Sayın Orman Bakanı “Devletin malını kime vereceğiz? İşine gelmiyorsa alma.” diyor. 2/B’si olan 7 milyon orman köylüsünün hepsini işgalci görmek çok yanlıştır. Hükûmet en yüksek fiyata satmak istiyor. Keşke, bunu özelleştirmede de böyle yapsaydınız. 2/B’lik yerleri bazı yerlerde vatandaşa devlet vermiştir, vatandaş işgal etmemiştir.

Ey Hükûmet, ey sayın bakanlar, ey defterdarlar; bizim Antalya’nın Finike’sinde, Demre’sinde, Kaş’ında, Kalkan’ında, Serik’te, Kınık’ta, Gebiz’de, Kocayatak’ta suyu olmayan, taşlık, kıraç yamaçları, yabani zeytinlikleri, bundan yetmiş yıl, yetmiş beş yıl önce, 1940’larda “Kökleyerek, aşılayarak zeytin yetiştir.” diye devlet köylülere vermiştir. Devlet vermiştir, devlet, vatandaş işgal etmemiştir “Buralarda zeytin yetiştir, hem millî ekonomiye katkın olsun hem de aileni geçindir.” demiştir. Vatandaş, elleriyle taşlarını ayıklamış, bu topraklarda zeytin yetiştirmiştir. Zamanında harç parasını yatıramadıkları için de bir kısmı bu zeytinliklerin tapularını alamamışlar. Bu parsellerin kayıtları zaten devlet arşivlerinde mevcuttur. Devlet, şimdi, bu yerleri 2/B olarak, rayiç bedeli 30 bin lira ile 250 bin lira arasında satmaya çalışıyor. Beğenmediğiniz, iktidarın beğenmediği şu 1940’ların devleti var ya, vatandaşa parasız toprak veren devlet… Şimdi ise bu toprağı vatandaştan geri alan devlete geldik. Hani, Sayın Başbakan diyor ya “Nereden nereye geldik.” diye… Değerli arkadaşlarım, evet, veren devletten alan devlete geliyoruz.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sorun nedir? Rayiç bedel çok yüksektir, adaletsizdir. Mahkemeler, icra müdürlükleri, tarım kredi kooperatifleri, vergi daireleri bir değer tespit ediyor ama 2/B’nin değeri bunların 3-4 kat daha fazlasıdır. Örneğin, Antalya Değirmendere, Elikesik, Konaklı, Pamukyeri, Toslak köyü muhtarları Alanya Kaymakamlığına bir dilekçe veriyorlar. Dilekçe burada. Bu dilekçeye kaymakam cevap veriyor, diyor ki bu dilekçeye ilişkin cevapta, sadece 2’nci maddeyi okuyorum: “113 ada 36 no.lu parsel Haziran 2010 tarihinde hazineden ihaleyle, metrekaresi 71 liraya satılmıştır. Bu parselin bitişiğinde bulunan 2/B arazisinin ise şimdi -31 no.lu parsel- şu anda 2/B rayiç bedeli 325 liradır.”

Sayın arkadaşlarım, yine, Antalya Güzelbağ’da, devlet altı ay önce, sanayi sitesi yapmak için yer alıyor, dönümünü bin liradan. Şimdi, rayiç bedel ise 4 bin lira, 5 bin lira, 7-8 bin liraya kadar çıkıyor. Hazinenin ihaleyle sattığı bu yerlerin 2/B rayiç bedeli 4-5 kat daha fazlası oluyor. Bu Kaş’ta böyle, Ulupınar’da, Beycik’te böyle, Konyaaltı’nda, Doyran’da, efendim, Çağlarca’da böyle, Çamköy’de böyle, Döşemealtı’nda böyle, Aksu’da böyle, bizim Antalya’da Gazipaşa’da böyle. Dolayısıyla, vatandaşın tarlasını devlet ucuza alıyor ama devlet kendi satarsa bire 5 satıyor. Adalet bunun neresinde?

Sayın arkadaşlarım, insanlara kendi yerini, Osmanlı’dan beri tapusu olan vatandaşa, anasından babasından kalmış, tapusu iptal edilmiş kişilere, yıllarca eken biçen kişilere burayı parayla satmayalım.

Efendim, tutturdunuz bir rayiç bedel, rayiç bedel. Hani, Sayın Başbakan’ın “Batsın bu…” dediği gibi, batsın bu rayiç bedel. Yani sayın arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu rayiç bedel hesaplanırken gerçek hesaplanırsa köylü alacaklı çıkar. Niye alacaklı çıkar? Bağ bahçe yapan, imar eden kişinin yarattığı bir artı değer vardır. Örneğin, bir tarla 10 bin liraysa, bahçe yaptıktan sonra burası 40 bin lira olduysa aradaki değeri yaratan çiftçidir. Bunun çiftçinin hanesine yazılması gerekir. O, tarlayı bağ yapmış, bahçe yapmıştır, afetten, selden korumuştur, etrafına duvar çevirmiştir. Bu insanları sahibi olarak görmüyorsanız bekçisi olarak bari görün de bekçilik parası verin bu insanlara. Zaten köylünün ürünü on yıldır yerinde sayıyor. Naylon, camekân, gübre, tohum, mazot derken, efendim, bunlar yüzde 200 artmış, çiftçinin sattığı ise yerinde kalmıştır.

Antalya’da, Orman Bakanı “Param yok.” diyen 2/B sahibi vatandaşa “Haddini bil.” diyor. Sayın Bakan, siz PKK’nın haddini bildiremediniz, şimdi orman köylüsünün haddini mi bildiriyorsunuz? Sizin gücünüz köylüye mi yetiyor? Siz Orman Bakanısınız, orman köylüsünü elbette dinleyeceksiniz. İmralı’yı dinliyorsunuz, biraz da köylüyü dinleyin.

Maliye Bakanı “Derdimiz para değil, sorun çözmek.” diyor. Sayın Bakan, güldürmeyin Allah aşkına, derdiniz para değilse o zaman köylüye parasız verin.

Değerli milletvekilleri, 2/B konusuna Sayın Başbakan doğrudan el koymalı ve Orman Bakanı, Şehircilik Bakanı, Maliye Bakanı, kusura bakmasınlar, bu işi birbirine karıştırdılar. Orman köylüsüne, tarım yapan köylüye 2/B tapuları verilsin; Sayın Akif Hamzaçebi’nin vergi beyanı değerini esas alan teklifi esas alınsın; rantçılara, Boğaz’da villa yapanlara rayiç bedel üzerinden verilsin. Nisan 2012’de kanun çıkardık, 2/B. Bizim Antalya Kepez’de 15 bin hektar tapu iptali var. Bunların tapularının bir tanesi bile geriye iade edilmedi. Neden iade edilmedi? On bir ay oldu, on bir ay. Bürokrasinin elini çabuk tutması gerekir.

Sit alanları bu kanunda yok. Üçağız’dan Hasibe teyze haber göndermiş “Alım gücüm yok, alsam da üzerine bir şey yapamıyorum.” diye. Sit alanlarını da dikkate almamız gerekiyor.

Rayiç bedeller yeniden adaletli olarak belirlenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Yeniden eğer belirlenmeyecekse 2/B’deki bu tapu iptalleri dışındaki rayiç bedel olayından vazgeçelim, her şey eskisi gibi kalsın. Vatandaşımızı üzmeyelim, 2/B’zedelere de gerekli sıcak ilgiyi gösterelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 428 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Henüz bu kanunun üzerinden bir yıl geçmemesine rağmen, bugün üçüncü defa konuşuyoruz. Bu da göstermektedir ki bu kanun çıkartılırken gerekli hazırlıklar Hükûmet tarafından yapılmamıştır. Yine, komisyonlarda verdiğimiz katkıların, önergelerin hiçbirisi dikkate alınmadı. “Biz her şeyi en iyi şekilde biliyoruz, kimsenin katkısına ihtiyacımız yok” zihniyeti, daha kanun uygulanmaya başlamadan üçüncü defa bu kanunu Meclis gündemine getirdi.

Aslında, biz, bugün, burada görüştüğümüz konuların hepsini gerek komisyonlarda gerekse daha önceki Genel Kurul görüşmelerinde defaatle dile getirdik, bu konularla ilgili önergeler verdik ama hepsi iktidar grubunun oylarıyla reddedildi. Tabii ki bugün üçüncü defa görüşüyoruz ama bu üçüncü defayla da bitmeyecek, belki üç, beş defa daha bu kanunu önümüzdeki süreçte görüşmeye devam edeceğiz. Çünkü, kanun çıkalı yaklaşık bir yıl olmasına rağmen, hâlihazırda kimsenin sorunu çözülmedi, kimse rayiç bedellerini öğrenip, yerlerini satın alıp, tapusunu alıp, rahatça uyuyabilir hâle gelmedi bugüne kadar.

Şimdi, tabii ki vatandaşın rayiç bedelin yüzde 70’ini ödemesi yerine, bunun yüzde 50’ye düşürülmesi köylü vatandaşımız açısından güzel. Lakin, ortada rayiç bedel olmadığı için, belirlenecek rayiç bedelin ne olduğu bilinmediği için, vatandaşın bu işten kârının olup olmayacağı belli değil. Çünkü, fiyatları oran olarak düşürüp miktar olarak artırmak, hâlihazırda Hükûmetin, iktidarın takdirindeki bir durumdur. Şimdi, rayiç bedeller tabii daha öncesinden hazırlık yapılıp açıklanmadığı için, vatandaş dedikodulara göre “Ben zaten bu yerlerin hepsini satın alamayacağım.” diye elindeki 2/B arazilerinin bir kısmını satma gayreti içerisinde, fırsatçılar da vatandaşın elindeki bu arazileri toparlama, kendilerine yeni rant alanları, yatırım alanları oluşturma peşinde koşmaktadır.

Geçtiğimiz hafta sonu, ben seçim bölgem Muğla’daydım. Vatandaş birçok yerde, Fethiye’de, Dalaman’da, Ortaca’da, Köyceğiz’de 2/B arazisinin bir kısmını satarak geriye kalanı alma gayreti içerisinde, arada emlakçılar koşuşturmaya devam ediyorlar.

Tabii bir başka husus, rayiç bedellerin muhataplarına mektupla tebliğ edilecek olması. Şeffaf olarak hangi köyde, hangi semtte hangi fiyatların uygulanacağının bildirilmemesi de ayrı bir konu. Bu, tabii ki insanların kafasında yeni kargaşalar oluşmasına sebep oluyor. Çünkü, vatandaş, bu 2/B fiyatlarının iki kardeşin tarlasına bile farklı geleceğinden endişe ediyor. “E, siz kimin adamısınız, iktidardan yana mısınız, muhalefetten yana mısınız?” diye vatandaşın kafasında ciddi manada soru işaretleri var.

Gene, rayiç bedellerin belirlenmesiyle ilgili bugün Antalya’dan gelen vatandaşlarla yaptığımız görüşmede çok enteresan örnekler ortaya çıktı. Aynı köyde, arazi kamulaştırılırken vatandaşa istimlak bedeli olarak 6 bin lira ödenmiş ama o köydeki rayiç bedel olarak 25 binle 75 bin lira arasında vatandaşın önüne fiyat konmuş. Yani, eğer rayiç bedel 25 binle 75 bin arasındaysa, o köydeki kamulaştırma yapılırken vatandaşa niye 6 bin lira ödendi? Tabii, bu da Hükûmetin köylünün ne kadar yanında, ne kadar karşısında olduğunun gözükmesi bakımından çok enteresan bir örnek.

Yine, tabii, köylü perişan vaziyette Bugün, Türk köylüsü dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor. Bugün, Türk köylüsü dünyanın en pahalı gübresini kullanıyor. Türk köylüsü ineğine dünyanın en pahalı samanını yediriyor. Bu şartlar altında üretim yapan vatandaşın gelir seviyesi, kârlılık oranı, vatandaşın bu yerleri alabilecek kadar parayı bulmasını da zorlaştırmaktadır.

Yine, tabii ki Çek Kanunu’ndaki değişiklikten sonra, bölgemizde şu anda sattığı domatesin, limonun, portakalın parasını alamayan bir sürü vatandaş var. Kendi sattıkları ürünün parasını alamayan bu vatandaşların şu andaki oluşan şartlarda, oluşan piyasada bu yerleri alması da gerçekten ayrı bir sorundur.

Yine, bölgemizdeki bir başka sorun da bu kanunla düzenlenen, tarımda kullanılan hazine arazilerinin satışı meselesidir. Şimdi, tarımda kullanılan hazine arazilerinin satışında birkaç tane kısıtlama var: Bir defa, denize 5 kilometre mesafedeki hazine arazileri satılmaz. Göllere ve nehirlere 500 metre mesafedeki hazine arazileri satılmaz. Yine, belediye sınırları içerisindeki tarım arazileri yani tarımda kullanılan hazine arazileri satılmaz hükümleri var. Tabii, özellikle beldelerde belli bir nüfusu korumak için beldelerin sınırları çok genişletilmiş. Dolayısıyla buralarda imar planı içerisinde herhangi bir yatırım söz konusu değilken, okul, hastane vesaire gibi bir şey söz konusu değilken bu hazine arazilerinin satılmayacak olması da o hazine arazilerini yıllardır kullanan, onun üzerinde tarımsal yatırım yapan, bahçe yapan insanların mağdur olmasına sebep olmaktadır. Hiç olmazsa, imar planı içerisinde yer almayan, orada kısa vadede şu andaki ilgili bakanlıkların, herhangi bir kamu kurumunun, işte okul, hastane vesaire gibi ortak ihtiyaçlar için yatırım yapacağı konusunda bir bilgi olmayan tarımda kullanılan hazine arazilerinin satışının da önünün açılması önemli bir konudur.

Yine, Muğla’da yaptığımız görüşmelerden, bugün Antalya’dan gelen vatandaşlardan aldığımız bilgilerden, özellikle sahile yakın bölgelerdeki 2/B arazilerinin fiyatlarının çok yüksek olması ciddi bir sorundur. Yani burada, biliyorsunuz, bu arazilerin vatandaş tarafından alınamaması durumunda -özellikle denize 5 kilometre mesafedeki- buralar hazineye kalacak ve oradan bu araziler maalesef yandaşlara peşkeş çekilecek “yatırımcı” adı altında yandaşlara tahsis edilecek, onlar bu yerleri bedava kullanmaya devam edecekler.

Sonuç olarak, iktidar, orman köylüsüne, ormanda yaşayan vatandaşın sorununu çözeceğim diye bu kanunu getirdi. Bu kanun buraya geldiği zaman biz, hakikaten, Hükûmet 2/B arazileriyle birlikte orman köylülerinin bütün bu sorunlarını ortadan kaldıracak, vatandaş rahatlayacak, rahat uyuyacak zannetmiştik ama her geçen gün kargaşa artmakta, insanlar bu yerleri alma konusunda umudunu kaybetmektedir. Yani buradan bu kanunla ilgili sıkıntıları aslında böyle alelacele, bir günde, işte komisyondan geçirip yarış atı gibi yeniden yeniden gündeme getirmek yerine gruplar arasında bir mutabakat sağlayıp bu konuda vatandaşın sorunlarını çözecek bir seferlik bir görüşmeyle bir defa çözüp, gerçekten bu sorunu çözüme kavuşturup vatandaşı uyku uyuyamaz hâle düşmekten bir an önce kurtarmak lazım. Ama, görünen odur ki iktidar orman köylüsüne “orman kanunu” uygulamaktan keyif alıyor. Halbuki, bu insanlar, bu köylülerimiz, gariban köylülerimiz, şimdiye kadar, hiç başka bir dönemde olmadığı kadar iktidara destek oldular. Hiç olmazsa şu gariban vatandaşın kafasındaki soru işaretlerini kaldıracak bir düzenleme üzerinde anlaşalım ve bir an önce… Yani bu yüzde 50’ye düşmesi vatandaşın bu yerleri almasını maalesef çoğu yerde sağlayamayacak, rayiç bedellerin de doğru düzgün, vatandaşın bu yerleri alabileceği şekilde belirlenmesi konusunda endişe var.

Ben, inşallah, önümüzdeki günlerde bu konuda kesin bir çözüm sağlama umuduyla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Şahıslar adına ilk söz Giresun Milletvekili Sayın Selahattin Karaahmetoğlu’nda.

Buyurun Sayın Karaahmetoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 428 sıra sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

19 Nisan 2012 tarihinde 2/B yasalaştı. O günden bu yana on buçuk ay geçti. Yasanın özelliği, rayiç bedelin yüzde 70 olarak Genel Kuruldan çıkmasıydı. Bundan yaklaşık bir buçuk ay önce Komisyona yeni bir düzenleme sunuldu. Bu düzenlemeye göre, satışa arz edilecek arazilerin 400 metrekaresi rayiç bedelin yüzde 50’sinden, geri kalan kısmı yüzde 70 oranından satılacaktı. Şahsın birden fazla arazisi varsa bunlardan birini tercih etmesi gerekiyordu. Satışa söz konusu arazilerin rayiç bedelin yüzde 70’i üzerinden satışının bugün yüzde 50’ye indirilmesi -yani olaydan bir ay sonra yüzde 70’den yüzde 50’ye indirilmesi konusu- tekrar Meclis gündemine taşındı.

Komisyon toplantısında Grup Başkan Vekilimiz Sayın Akif Hamzaçebi’nin düzenlemenin sorunu çözemeyeceğini, kısa bir süre sonra yeniden, gerçekten düzenlemeye ihtiyaç doğabileceğini “Dilerim, söylediklerimde yanılırım, bunu yaşamayız.” diye uyarıda bulunduğunu, bu olaydan bir ay sonra da bugüne geldiğimizi hatırlatmak isterim.

Konuyu, bugün, bu akşam Genel Kurulda görüşüyoruz. Sonuç olarak çoğunluğun oylarıyla yasa kabul edilecek ama sorunlar çözülmeyecek ve ihtiyaçlar karşılanmayacak. Bu anlamda, tekrar karşımıza yeni bir düzenleme çıkması sorunu ortaya çıktığında, ben, Cumhuriyet Halk Partisinin 2/B konusundaki görüşlerini, belki ileride size yardımı olur diye, hatırlatmak istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim olaya bakış açımız, ülkemizde, orman içi 2 milyon, orman dışı 5 milyon ve toplamda 10 milyon insanı ilgilendiren devletle vatandaş arasındaki bu hukuki sorunun çözülmesi ve devletle vatandaşın barıştırılmasıdır. Olaya bu gözle bakıyoruz. “Orman köylülerinin münhasıran yerleşim veya tarım, hayvancılık amaçlı kullandıkları taşınmaz, bedelsiz olarak devredilecek; tarım ve hayvancılık amaçlı kullanıldığı için, emlak vergisi değeri üzerinden veya orman köylülerine bedelsiz olarak devredilen araziler tarım, hayvancılık amacı dışında kullanılmayacak; devlet tarafından daha önce satıldığı veya çeşitli kanunlara dayanarak devredildiği hâlde, sonradan 2/B alanına alınması sebebiyle tapuları iptal edilen yerleri mülkiyet hakkına saygının bir gereği olarak eski sahiplerine bedelsiz olarak iade edeceğiz; eskiden beri vatandaşlarımızın tapulu yeri olduğu hâlde daha sonra 2/B alanı olduğu gerekçesiyle tapuları iptal edilerek mülkiyeti hazineye geçen araziler de emlak vergisi değerinin yarısı üzerinden eski sahiplerine devredilecektir.” diyoruz.

Bir konuya açıklık getirmek istiyorum: 2/B Komisyona ilk geldiğinde rayiç bedelin yüzde 70’i olarak teklif edildi. Komisyonda gruplar kendi aralarında da görüştüler ve yüzde 70’in yüksek olduğu, yüzde 50’ye çekilmesi konusunda anlaştılar ve oy birliğiyle yüzde 50’ye indirildi. Bu arada, Komisyon Başkanımız İstanbul Milletvekili Sayın İbrahim Yiğit, Sayın Bakana aslında yüzde 50’nin de yüksek olduğunu söyleyerek Bakanlar Kurulunda bunun da daha aşağı çekilmesi konusunda temennilerde bulunmuştu ama burada, Genel Kurulda yasa görüşülürken AKP sıralarından milletvekili arkadaşların verdiği önergeyle, Komisyonda yüzde 70’ten yüzde 50’ye inen satış bedeli Genel Kurulda yüzde 50’den yüzde 70’e çıkarıldı. Komisyonda, yüzde 70’ten yüzde 50’ye indiren 12 AKP’li arkadaşımız Genel Kurulda ne yazık ki yüzde 50’den yüzde 70’e çıkarmak için parmak kaldırdılar. Bunu tabii doğru bulmuyoruz.

Şunu hatırlatmak isterim: Bu yasa, gerçekten vatandaşlarımızın sorunlarını çözmek için mi oluyor, yoksa belli bir rant için mi oluyor? Afet riski taşıyan alanların kentsel dönüşümü yasası görüşülürken 2/B yasalaşmadığı hâlde 2/B’den gelecek gelirlerin kentsel dönüşüme kaynak olarak gösterilmesi de bu olaydaki ciddiyeti ve olaya vatandaşın açısından mı, yoksa rant açısından mı bakıldığının çok bariz örneğidir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına son söz Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç’ta.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

6292 sayılı, kısa adıyla “2/B” olarak bilinen Kanun’un bazı maddelerinde değişiklik öngören kanun teklifimiz hakkında söz aldım, 2’nci maddesi üzerinde konuşmak istiyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, burada yapmak istediğimiz şu: Kendilerinin korunaklı olması gereken, pozitif ayrımcılığa ihtiyacı olan ve çiftçilik yapan, tarımla uğraşan, bu ülke için üreten insanlara tarım arazilerinin, eski kanunda belirlenmiş olan rayiç bedelinin yüzde 70’ini yüzde 50’ye çekiyoruz. Ne yapmak istiyoruz burada? Biraz daha sosyal devlet olmak istiyoruz.

Yani, elbette köylümüzün millî hasıladan aldığı pay ülkemizin diğer kesimlerine göre oldukça düşüktür. Her ne kadar AK PARTİ’yle beraber bu 3 katına çıkmış olsa da, yine de ülke ortalamasının üçte 1’i kadardır. Yani, dünyanın hemen hemen her tarafında kırsal kesimdeki nüfusun millî gelirden aldığı pay düşüktür. Demek ki sosyal devlet olmanın bir gereği de pozitif ayrımcılığa ihtiyaç duyulan alanlarda bunların iyi belirlenmesi, bunların kanunlarla teslim edilmesi, takip edilmesi ve düzenlemeler yapılmasıyla ancak korunabilecek hâle gelmesidir. Şöyle ki: Ülkemizde bir taraftan refah artarken bir taraftan da sınıflar arasındaki gelişmişlik farkının azaltılabilmesi için hükûmetin, devletin, bu manada düzenlemeler yaparak alt seviyelerdeki gelir gruplarındaki insanların gelirlerini artırmak gibi bir mecburiyeti de var. Yoksa sizin gelirleriniz 25 bin dolarlara, 30 bin dolarlara ulaşır ama sosyal devlet olmuş sayılmazsınız, İnsani Gelişme Endeksi çok aşağılarda kalır. O yüzden, şu anda, bizim tarımla uğraşan, hayvancılık yapan insanlarımızın, kırsalda yaşayan insanlarımızın, bu ülke için üreten insanlarımızın gelir seviyesi, hepimiz kabul etmek durumundayız ki hâlâ düşüktür. O yüzden, bu alandaki insanların gelir seviyesine katkı sunmak adına, kanunda bu gruba pozitif bir ayrımcılık yapıyoruz.

Peki, muhalefet milletvekilleri diyor ki: “Efendim, sıfır fiyatla, bedava, bilabedel verseydiniz.” Bu, adalet olur muydu? Bize göre olmazdı çünkü bu tarım arazilerinin üzerinde bütün ülkenin insanının hakkı var. Siz, bunu, bir tarafa pozitif ayrımcılık yapacaksınız diye adaletsiz bir şekilde o tarafa devredemezsiniz. Dolayısıyla bunun bir orta hâlini bulmak, bir tarafı korurken öbür tarafın hakkını da haksız bir şekilde teslim etmemek gerekiyordu. AK PARTİ şu anda yaptığı kanuni değişiklikle bunu yapmak istiyor.

Peki, hâlâ pahalı mıdır? Pahalı olduğunu biz düşünmüyoruz. Şöyle ki -Millî Emlak Genel Müdürümüz de burada- Komisyon görüşmeleri sırasında biz genellikle şöyle bir tavır sergiledik saygıdeğer milletvekilleri, dedik ki: Bu rayiç bedelleri belirlerken, lütfen, vatandaş yanında olarak bir tavırla belirleyin yani devleti koruma refleksiyle bunları belirlemeyin. “Biz düşünüyoruz ki, inanıyoruz ki öyle belirlendi rayiç bedeller yani vatandaşı düşünerek belirlediklerini düşünüyoruz. Ve yine, korunmaya ihtiyacı olan kesim olduğunu düşünerek, AK PARTİ Grubu olarak, bundan da yüzde 50’sini almak suretiyle, hak sahipliğini köylülerimize, tarım arazilerini işletenlere, almak isteyenlere devretmek istiyoruz. Tabii, peşin ödedikleri takdirde yüzde 10 da buradan bir indirim olacak yani rayiç bedelin yüzde 40’ına biz buraları bu insanlara devretmiş olacağız.

Bunun dışında, “mücavir alan” tanımını belirgin hâle getiriyoruz çünkü Büyükşehir Belediye Yasası’yla mücavir alanların değişeceği açık. Daha sonra bir karışıklığa sebebiyet vermesin diye bu alanlarıbu tanımı belirgin bir hâle getiriyoruz.

CHP adına konuşan hatip şöyle bir ifadede bulundu: “Ormanları açmak suretiyle tarım arazilerine dönüştürenlere, aslında bir de bunları yapanlara ilave olarak para vermek gerekir.” dedi. Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, bu, akla, mantığa, ormanları koruma refleksine çok aykırı bir tutum. Yani vatandaş bir taraftan ormanları açıyor, bir de açtığı için siz buna bedava veriyorsunuz, bir de ilave para veriyorsunuz ama bir taraftan da 2/B arazilerini biz hak sahiplerine kavuşturmak için kanun teklifini verdiğimiz zaman aynı muhalefet partisi şöyle bağırıyordu: “Ormanları insanlara peşkeş çekiyorsunuz, satıyorsunuz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ee, bir taraftan “Ormanları satıyorsunuz.” diye bağırıyorsunuz, bir taraftan “Bunlara da bedava verelim.” diyorsunuz. Bu tavrın ne kadar uyumsuz olduğu açık. Bu kanun da köylümüzü korumaya yöneliktir.

Hayırlı olsun diyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Yılmaz...

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu Orman Genel Müdürlüğünün arazisi önce Büyükşehir Belediyesi tarafından usulsüz bir şekilde elinden alındı ve şu anda Adalet ve Kalkınma Partisinin otoparkı olarak kullanılıyor çevirdiğiniz o alan, araçların durduğu o alan. Bunu, bir Bakan olarak etik buluyor musunuz? Adalet ve Kalkınma Partisinin otopark alacak parası yok mu da Orman Genel Müdürlüğünün arazisini çevirerek otopark olarak kullanıyorsunuz ve araçlarınız içinde duruyor?

İkinci bir sorum da: Sayın Bakan “Bu Gazi Yerleşkesi’ne inşaat yapılırken bir tane bile ağaç kesilmeyecek.” denmişti ama yüzlerce ağaç kesildi. Bir bakanın Genel Kurulda veya sizin oturduğunuz yerden yanlış bilgi vermesini doğru buluyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık...

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu yeni düzenlemeyle orman köylülerinden ve İstanbul veya diğer büyükşehirlerde kaçak inşaat yapan kişilerden kaçar kişinin yararlanması öngörülmekte?

Rayiç bedellerin bugüne kadar belirlenemediği iller hangileridir? Bunlar içerisinde Kütahya ili de var mıdır? Bugüne kadar bu rayiç bedellerin belirlenememesinin temel sebepleri nelerdir? Bu düzenlemeyle belirlenen bu rayiç bedellerin bir garantisi var mı? Köylü daha düşük rayiç bedelle yıllarca üzerinde işlem yaptığı bu arazileri alabilecek mi, yoksa bu düzenlemeden sonra yine köylünün elindeki araziler de rantçı bazı şirketlere ya da kişilere satılabilecek mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz...

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, şimdi, Ankara Orman Bölge Müdür Muavinliği yapan Sami Kılıç kırk yıl bu devlete namusuyla, şerefiyle hizmet ederken yandaş bir sendikanın başkanını Ankara Bölge Müdürlüğüne getirmek için, Denizli Bölge Müdürü görevden alınıyor ve Ankara’ya getiriliyor. Sami Kılıç da sürgüne gönderiliyor ve bu tayin tebliğ edildiğinde beyin kanaması geçiriyor ve üç gün sonra vefat ediyor.

Şimdi, bu yandaş sendikanın başkanı, atama yönetmeliğine aykırı bir şekilde, kadrosu Denizli’de olmasına rağmen, Ankara Bölge Müdürlüğü görevini sürdürüyor. Bir Bakan olarak bu tür usulsüz atamaları veya kanunu dolanarak, yönetmeliği dolanarak yapılan atamaları doğru buluyor musunuz? Bu şekilde yönetilen bir Orman Bakanlığının 2/B’yi çözebileceğine inanıyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demiröz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, ÇED raporlarıyla ilgili, web sayfanıza girildiği zaman, bunu, Türkiye’nin hangi bölgesinde, hangi konularla ilgili ÇED yapıldığını, bunlarla ilgili bilgileri görme şansımız vardı. Ancak, Bakanlığınızın taşınmasından sonra veya reorganizasyonundan sonra sisteme girildiği zaman görme şansımız yok, bu ne zaman açılacak? ÇED raporlarıyla ilgili bilgi alabilmek için eski şekle ne zaman döneceksiniz? Bu konuda bilgi verirseniz sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Muğla Gökova fidanlığında yaklaşık 50 ila 150 kişi arasında değişen, zaman zaman çalıştırılan mevsimlik işçiler var. Bunların sigortalarının ödenmediği söyleniyor. Sigortasız işçi çalıştırıyor musunuz? Bu konuda bilginiz var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Orman ve Su İşleri Bakanlığının Özel Kalem Müdürünün 6400 ek göstergeden, Strateji ve Geliştirme Daire Başkanlığından maaş almasını doğru buluyor musunuz?

Yine, Bakanlık müşavirlerinin kanun hükmünde kararnameyle maaşları artırıldı ve birçok yandaş ve partiliniz müşavir olarak alındı. Bunların büyük bir bölümü göreve gelmezken uzun yıllar bu meslekte hizmet eden, hasta olan müşavirlerin çeşitli yerlerde görevde bulundurulmasını doğru buluyor musunuz? Bu bir yıldırma politikası mıdır, alan boşaltma politikası mıdır; müşavirlikler boşaltılarak yine, hâlâ bu yandaşların, vekil akrabalarının, vekil çocuklarının alımına yol açmak için yapılan bir uygulama mıdır?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Milletvekilimiz Sayın Yılmaz tarafından Orman Genel Müdürlüğüne ait arazinin Büyükşehir Belediyesi tarafından alındığı ve otopark olarak kullanıldığı ifade edildi.

Buradaki cevabı okuyacağım ben: “Orman Genel Müdürlüğü yeni kampüsü, mülkiyeti Orman Genel Müdürlüğümüze ait Ankara ili Yenimahalle ilçesi Orman Çiftliği Mahallesi koruma alanı dışında kalan kısmında inşa edilecektir. Atatürk Evi ve Bekçi Evi koruma alanı olan parsel alanında herhangi bir daraltma yapılmamış, parseller içindeki otopark alanı ile AK PARTİ Genel Merkezi önünde bulunan ve hâlen otopark olarak kullanılan alan, imar planıyla trampa edilerek değiştirilmiş ve koruma alanında herhangi bir daralma olmamıştır.”

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Otopark alanı sizin mi Sayın Bakan? Onun cevabını versinler.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Ama trampa edilmiş…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şu andaki otoparkınız, kullandığınız otopark, AKP’nin otoparkı devletin malı.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Trampa edilmiş ama. Trampa edilerek devletin malı dışına çıkarılmış.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Efendim, trampayı AKP’yle mi yapmış? Trampayı belediyeyle yapmış yani kanunu dolanmak için. Şu anda usulsüz bir yerde araçlarınızı park ediyorsunuz.

BAŞKAN – Muhterem, beş dakika sonra Bakanın konuşmasını bitireceğim ben, diğer sorulara da fırsat bırakın ne olur.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Işık’ın “Yeni düzenlemeler ile bu 2/B alanlarından kaç kişi istifade edecek ve kaçak inşaat yapılacak? Rayiç bedeller bugüne kadar niye belirlenmedi? Köylüye yine yüksek bedel gösterilip bunlar başkalarının eline geçecek mi?” şeklinde soruları var.

Efendim, şimdi, sizin de takdir etmeniz, bütün herkesin takdir etmesi gerekir ki on yıldır, bizim dönemimizde kaçak inşaat yüzde 95 azaltılmıştır. Yani, kimsenin gözünün yaşına bakmadan -kaçak inşaat yapan, nerede olursun olsun, imara aykırı, ruhsatsız- bunları belediyelerimiz yıkmaktadır. Bunu, bir defa, çok açık yüreklilikle söylemek lazım.

Rayiç bedeller konusunu da -tabii, çok dile getirildi- özellikle ifade etmek istiyorum. Tüm Türkiye’de orman vasfını kaybetmiş alanların sahiplendirilmesi kapsamında rayiç bedeller değerlendirirken parsel bazında, ada bazında, bölge bazında değerlendirmeler hassasiyetle yapılmıştır. Bitişik parsel, belki ana caddenin arka tarafındandır; ön tarafında caddeye bakan bir parselle aynı adada olan arka parselin fiyatları değişik olabildiği gibi, parselin zemini itibarıyla, konumu itibarıyla, büyüklüğü, küçüklüğü itibarıyla da fiyatları değişmektedir.

Yine, tarım arazisi olup olmadığı, getirdiği kira, getirdiği verim, imar durumu, bütün kıstaslar değerlendirilmiştir. Burada, sadece tek yerden değil, tapular, emlakçılar, muhtarlar, çevre, alım satımlar… Oradaki vatandaşlara, 2/B’yi kullanan kişilere “Siz bu arsanızı kaça satarsınız?” diye sorulmak suretiyle çok ciddi bir değerlendirme yapılmıştır. İnanın, samimiyetle burada ifade etmek istiyorum, ben de işin içerisinde bir nebze bulundum, emlak beyan değerleri üzerinden gitseydik -sizin de beğenmeyeceğiniz- çok da haksız bir şekilde yürümüş olurduk. Şimdi, burada mümkün mertebe gerçek rayiç bedelleri tespit etmeye çalıştık. Bu rayiç bedellerinde, şu anda, mücavir alanlar dışında tarım alanlarında ne yapıyoruz? Yüzde 50’sini, peşin olursa yüzde 10 daha indiriyoruz yani 50 lira olan bir yeri 22,5 liradan vatandaşa veriyoruz. Yani, bu hakikaten çok güzel bir noktadır. Vatandaşın, âdeta çok cüzi bir miktarla ama kendisinin de “Ben para verdim, yerimi aldım.” diyerek sahipleneceği bir husustur. Herkesin takdirine bunu sunmak istiyorum.

Orman bölge müdürünün tayiniyle ilgili ben bir çalışma yapayım, Sayın Yılmaz sizleri daha sonra bilgilendireyim.

ÇED raporlarıyla ilgili daha önceden 119 belge istenirken şimdi 19 belge isteyerek ÇED raporlarını vermekteyiz ve bunlar İnternet sayfamızda yine yayınlanmaktadır. Belki bir süre bir aksama olmuştur ama bunu, belki pazartesi gününden itibaren yine İnternet sayfamızdan öğrenebilirsiniz.

Yine, süre olarak da biz ÇED raporlarını, “ÇED değildir” belgesini yaklaşık on beş gün içerisinde, ÇED raporlarını da yaklaşık iki ay içerisinde vermekteyiz. Daha evvelden bunlar -sekiz sene evvel, on sene evvel- yaklaşık bir seneye kadar sürüyordu ama bunu iki aya indirdik. İnşallah -çalışma yapıyoruz şu anda- daha kısa sürede, belki yirmi beş gün, bir ay, bir buçuk ay içerisinde de yine bunu vereceğiz.

Muğla’yla, Gökova’yla ilgili soru var. Sigortasız işçi çalıştırıldığını ben bilmiyorum, böyle bir şey söz konusu değil ama bakıp, yine, bilgi takdim edeceğim.

Özel kalemlerde… Şunu da ifade etmek istiyorum çok değerli milletvekili arkadaşlarım: Bu dönem, bizim dönemimizde, on yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında açıktan atamanın en az yapıldığı dönemdir. Biz, hatıra binaen, vasıfsız olan, ihtiyacı olmayan kişileri kesinlikle almıyoruz. Müşavir kadrosuyla veyahut da basın müşaviri veya özel kalem kadrosu en az kullandığımız kadrodur.

Teşekkür eder, saygılar sunarım.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 6400…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan, süreniz doldu. Daha sonra herhâlde yazılı olarak verirsiniz.

Şimdi, madde üzerinde üç önerge var, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 inci maddesinde yer alan “rayiç bedelin yüzde ellisidir” ibaresinden sonra gelmek üzere “ancak bu bedel emlak vergi değerini geçemez” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Ramazan Kerim Özkan                                  Arif Bulut                                       Osman Kaptan

                       Burdur                                              Antalya                                              Antalya

                   Haydar Akar                                      İlhan Demiröz

                      Kocaeli                                                Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı kanun teklifinin 2. maddesinde yer alan “Bu şekilde satılan tarım arazilerinin sonradan farklı amaçlarla kullanılması halinde” ifadesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Oktay Vural                                    Seyfettin Yılmaz                                     Celal Adan

                        İzmir                                                 Adana                                               İstanbul

           Ahmet Kenan Tanrıkulu                              D. Ali Torlak

                        İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

428 sıra sayılı kanun teklifi 2. Maddesi’nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Hasip Kaplan                                       Demir Çelik                                         Sırrı Sakık

                       Şırnak                                                 Muş                                                   Muş

                  İdris Baluken                                        Erol Dora                                 Hüsamettin Zenderlioğlu

                       Bingöl                                               Mardin                                                Bitlis

                                                                          İbrahim Binici

                                                                              Şanlıurfa

Değişiklik Önergesi

6292 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "satış bedeli rayiç bedelin yüzde yetmişidir." ibaresi "satış bedeli, 6 ncı maddenin dördüncü fıkrasının dördüncü cümlesinde belirtilen şekilde kullanılanlar için rayiç bedelin yüzde ellisidir, bu şekilde satılan tarım arazilerinin sonradan farklı amaçla kullanılması halinde aynı cümlede belirtilen şekilde işlem yapılır." şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun teklifinin mevcut halinde yer alan "bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan yerler" ibaresi, önümüzdeki yerel seçimlerde hayata geçirilecek olan yeni büyükşehir belediye yasasını boşa çıkarmaktadır.

Yeni Büyükşehir yasası ile birlikte yeni yetki sınırları belirlenecek ve dolayısıyla bu alanlara ilişkin kafa karışıklığı yaşanacaktır.

Bunun önlenebilmesi için metnin değiştirilmesi teklif edilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.21

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun teklifinin 2. maddesinde yer alan “Bu şekilde satılan tarım arazilerinin sonradan farklı amaçlarla kullanılması halinde” ifadesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Seyfettin Yılmaz (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 428 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün akşamüstü Adana ilimizin Ceyhan ilçesinin Azizli köyünde 3 dönümlük arazi yüzünden 5 vatandaşımız hayatını kaybetti, 7 vatandaşımız da yaralı. Hayatını kaybedenlerden 1 tanesi Adalet ve Kalkınma Partisinin İl Genel Meclis üyesi -benim de çok yakından tanıdığım, Allah rahmet eylesin- ve oğlu. Yine, Azizli köyünün -orman köyüdür- çok yakından tanıdığım eski muhtarı ve oğlu ve 1 işçi hayatını kaybetmiştir, 7 tane de yaralımız vardır. Ben, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, buradaki acı olayın, tamamı 3 dönümlük bir arazi üzerindeki anlaşmazlık yüzünden silahların konuşması neticesinde olması, gerçekten, Türkiye’nin içinde bulunduğu durum açısından ibretlik bir olaydır, bunu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 2/B konusunda anlaşamadığımız en önemli noktalardan bir tanesi şu yani Hükûmet ve Adalet ve Kalkınma Partisi bu arazilere şöyle bakıyor: Bu araziler arsa, devlet de satıcı ve devlet, bu arazileri alıcılarına satmak gibi bir zorlamayla karşı karşıya bırakıyor vatandaşı.

Değerli milletvekilleri, bu yerlerdeki vatandaşlarımız, bu yerleri yüz yıllardır kullanıyor, yüz yıldır kullanıyor. Şimdi –yanımda vardı, almamışım birden çıkınca- vatandaşın elinde Osmanlı tapusu var, 1918 yılında bu yerlerle ilgili yazılan mektuplar var yani bu yerleri, siz, bu vatandaşa… Bugün, hani “Rayiç bedelleri çok düşük tuttuk.” diyorsunuz ya yani düşük tutma falan değil. Bunlar burayı sıfırdan alan insanlar olsa kabul ediyorum Sayın Bakan, değerli milletvekilleri ama bunlar, bu yerleri uzun süredir kullanan vatandaşlarımız.

Bugün, bakın, Meclise, buraya 2 bine yakın vatandaş 2/B mağduru olarak geldi. Bunlar bu kadar ucuzdu da… Hatta, bayanlar vardı, yaşlı teyzeler vardı içlerinde. Şunu iddiayla söylüyorum, diyorlar ki: “Bizim köyümüzde Adalet ve Kalkınma Partisine yüzde 70 oy çıktı.” Yani bu insanlar, otuz saattir, dünden beri otobüslerle buraya yolculuk yapma gereğini niye hissediyorlar ucuz alabilecekleri bir şeyse? Nasıl alacaklar? Alamıyorlar, sıkıntı orada. Sordum gelen teyzelerden bir kısmına, -yaşlı yaşlı teyzeler, amcalar var- dedim ki: “Ya, nedir sizin sıkıntınız?” “8 dönüm yerim var, 90 bin lira, 80 bin lira rayiç bedel belirlenmiş. Bunun yüzde 50’sinden burayı almaya kalktığım zaman 40 bin lira, 50 bin liraya gelecek; 8 dönümü 300 bin lira, 400 bin lira. Bizim bir kuruş ödeyecek paramız yok. Zaten bankalara borçlanmışız, tefecilerin eline düşmüşüz. Buralardan elde ettiğimiz ayda 2-3 bin lira civarında bir gelir.” diyorlar. Bu vatandaşlarımızın suçu nedir değerli milletvekilleri?

Şimdi, bunlar her türlü görevlerini yapmışlar. Kendileri almamış, dedelerinden kalmış, dedelerinin dedelerinden kalan yerler var. Bu sıkıntıların içerisinde yaşayan bu vatandaşlarımız, çok zor şartlar altında buraları ekerek, biçerek buralardan çocuklarının okul imkânlarını sağlamaya çalışıyorlar ve hayatlarını idame ettirmeye çalışırken bu yerleri alamayacaklar. Bu yerleri almadıkları zaman, alamadıkları zaman… Biraz önce sordum. Bakın, Türkiye'nin her tarafıyla görüşüyorum, siz de görüşüyorsunuzdur, müracaat etmelerine rağmen bu yerleri alamayacaklar. Alamadıkları zaman… Daha önceki konuşmamda söylediğim gibi, “Toprak bizim oralarda namustur. Biz devlete olan bütün görevlerimizi yapıyoruz; ‘askere’ dediğiniz zaman biz gidiyoruz, ‘vergi verilecek’ dediğiniz zaman biz veriyoruz. Bütün işleri biz yapmamıza rağmen Sayın Başbakan ve sayın bakanlar bizim bir derdimizi dinlemiyor.” diyorlar. Biraz önce söylediler, Antalya’da, Orman ve Su İşleri Bakanı bu gariban vatandaşı azarlamasını biliyor. Ama buradan açık yüreklilikle söylüyorum, Türkiye’nin kanunlarına, asgari şartlarına bu kadar uyan vatandaşları dinlemeyeceksiniz ama ne yazık ki bebek katiliyle, teröristbaşıyla, eroin kaçakçısıyla konuşma yapacaksınız ve pazarlık yapacaksınız, bunu bu millet affetmez sayın milletvekilleri. Bu millet görevlerini yaparken, askere giderken, devletin bütün dediklerini uygularken yapmayacaksınız ama teröristbaşıyla pazarlığı, ona imkân sağlamayı içinize sindireceksiniz; bu, kabul edilebilir bir olay ve yaklaşım değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Emin olun, yüzde 50 çoğunluğunuza güvenmeyin, bu millet size gereken dersi verecektir.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 inci maddesinde yer alan “rayiç bedelin yüzde ellisidir” ibaresinden sonra gelmek üzere “ancak bu bedel emlak vergi değerini geçemez” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                  Arif Bulut (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Arif Bulut…

BAŞKAN – Sayın Bulut, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ARİF BULUT (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasanın 2’nci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Seçim bölgem olan Antalya’da yaklaşık 83 bin vatandaşımızın hak sahibi olduğu 46 bin hektar 2/B arazisi vardır ve miktar olarak bakıldığı zaman, Antalya Türkiye’de 1’inci sıradadır.

Antalya önemli bir turizm bölgesi olması yanında, Türkiye’nin en önemli tarım bölgesidir. Tarımda çeşitlilik bakımından eşsizdir. Antalya’daki tarım hareketi Türkiye’deki enflasyonu direkt etkileyebilecek büyüklüktedir. Bu 2/B arazileri de çoğunlukla tarım amaçlı olarak kullanılan imarsız arazilerdir. Bu arazilerin kullanıcısı olan 83 bin kişi de çoğunlukla dar gelirli, yoksul vatandaşlarımızdır.

Son on yılda tarımda girdilerde astronomik artışlar olmasına rağmen ürün fiyatları artmadığı için bu vatandaşlarımızın ekonomik durumu giderek bozulmuştur. Hükûmet, Antalya’daki 2/B arazilerinden 4 ila 7 milyar Türk lirası gelir beklemektedir ancak bizim vatandaşımızda böyle bir para yoktur, altı yıla değil on yıla bile yaymış olsanız köylünün bunu ödeme gücü yoktur.

Antalya’daki 2/B arazilerinin rayiç bedelleri belirlenirken çok ciddi yanlışlıklar yapılmıştır. Özellikle, rayiç bedeller belirlenirken hakkaniyet gösterilmemiştir. Rayiç bedeller aynı yerdeki tapulu araziye göre 4 ila 10 kat yüksek bedelle belirlenmiştir. Buradaki değer yüzde 50 azaltılsa bile hâlen 2 ila 5 katı daha yüksektir. Özellikle Aksu, Kaş, Kemer, Kumluca, Finike, Serik ve Alanya’da rayiç bedeller oldukça yüksek belirlenmiştir. Buralardaki emlak değer vergisine, ecri misil değerine, kamulaştırma değerine, valilik tarafından yapılan takdir komisyonunun belirlediği değerlere, belediyelerin takdir ettiği değerlere ve bu tarlaların yıllık kiralarına bakıldığında fiyatların ne kadar yüksek olduğu ortadadır. Ayrıca, aynı bölgelerde Ziraat Bankasının yaptırdığı toprak barem tespitleri de bu fiyatların ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, bu yasanın adında “orman köylüsünün desteklenmesi” vardır ama içinde destek olmadığı gibi, orman köylüsünün nasıl soyulacağı vardır.

Antalya’daki defterdarlık tarafından belirlenen rayiç bedeller çok ciddi tepkiler almıştır. Antalya halkı eylem üstüne eylem yapmaktadır. Antalya Defterdarlığı belirlediği rayiç bedelleri 2010 yılından beri Antalya kamuoyuna açıklayamamıştır ancak Sayın Orman Bakanı, vatandaşın haklı tepkisine bizzat Antalya’da, yerinde maruz kalmış fakat tepki gösteren vatandaşı azarlamış ve aşağılamıştır. AKP’ye yakışanı da budur.

Partisinin İl Başkanı “Evet, bu rayiç bedeller adil değildir, yüksektir.” çığlıklarının haklı olduğunu kabul edip “Bunu yapanlar CHP’li ve MHP’li defterdarlık memurlarıdır, AKP’yi zora sokmak için bunu yapmaktadırlar.” diye devlet memurlarını suçlamış, onları hedef göstermiştir.

Burada çok daha ilginç bir durum tespiti vardır. AKP’li bir vekil arkadaşımızın bölgesinde tespit edilen rayiç bedeller emlak vergisi, ecri misil değerleri, tarla kira değerleri ile kıyaslandığında uygun fiyatlandırılmıştır. Yani, diğer köylere ve mahallelere bakıldığında 4 ila 10 kat daha ucuza fiyatlandırılmıştır. Böylece, yandaşlar korunmuş, kollanmış… Buralarda verilen fiyatlar neredeyse emlak fiyatları değerindedir. Bu, bizim tüm vatandaşlar için önerdiğimiz değerdir yani rayiç bedel emlak değerini geçmemelidir. Fakat, tüm vatandaşlar için önerdiğimiz çözümü kendileri için uygulamışlar ancak normal vatandaşlar için bunu uygulamamışlardır. Antalya’da birçok bölgede tarım yapılan tarlalar sanki imarlı arsalarmış gibi fiyatlandırılmıştır. Bu, çok ciddi bir haksızlıktır.

Değerli arkadaşlar, bu vekil arkadaşımız ve AKP’li yöneticilerin mevkilerinde tarlalara verilen fiyatlar normaldir fakat diğerleri anormaldir. İtirazımız da tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Hak sahibi olan 83 bin kişiden hiçbiri bedava ya da gerçek değerinin altında bedel talep etmemektedir. Talep ettikleri, AKP’li vekilin ve yöneticilerin bölgelerinde olduğu gibi, gerçek rakamlar, gerçek rayiç bedeller kendi tarlalarında da uygulansın, haklı ve hakkaniyetli bir rakam ortaya çıksın istemektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARİF BULUT (Devamla) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bulut.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler. Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler. Kabul edilmiştir.

Madde 3’te iki önerge vardır, sırası…

Pardon…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, madde üzerinde kişisel söz istiyorum.

BAŞKAN - Daha başlamadık, başlamadık. Pardon…

Şimdi madde 3’ü okutuyorum, ondan sonra, işte, kişisel sözlere bakacağız.

Madde 3’ü okutuyorum:

 

MADDE 3- 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun ek 11 inci maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.

e) Sağlık ve eğitim tesisleri yapılması maksadıyla verilen izinlere konu tesislerin kamu özel işbirliği modeli çerçevesinde yaptırılması veya mevcut izinli tesislerin yenilenmesi halinde ilgili Bakanlıkların talebi üzerine yüklenici adına üst hakkı tesis edilebilir. İzinler ilgili Bakanlıklar adına devam eder. Adına üst hakkı tesis edilen yükleniciden ağaçlandırma bedeli dışında kira dahil başkaca hiçbir bedel alınmaz. Bu kapsamdaki izinler öncelikle bozuk orman alanlarında verilebilir. İzin verilen alanın en az iki katı alan Maliye Bakanlığı tarafından Orman Genel Müdürlüğüne ağaçlandırılmak üzere tahsis edilir.”

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde gruplar adına söz talepleri olan arkadaşlarımızı okuyacağım, şahısları adına söz talebi olan arkadaşları okuyacağım Genel Kurulun bilgisine:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz.

Şahısları adına, Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz, Karabük Milletvekili Sayın Osman Kahveci.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’de, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşulmuyor mu?

BAŞKAN – Sayın Genç, herkes konuşuyor. Ben, yalnız bir hata yaptım, temel kanun gibi görüşüldüğünü, yani öyle hissederek maddeden hemen şeylere geçtim. Yok, aynen konuşuyor herkes.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2/B yasasında değişiklik öngören bu kanun teklifinin, şimdi görüşmeye başladığımız 3’üncü maddesinin 2/B’yle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Böyle bir düzenlemenin, 2/B gibi milyonlarca insanı ilgilendiren bir kanun teklifinin içerisine yerleştirilmesi kanun yapma tekniğine uygun değildir, 10 milyon vatandaşımızın beklentilerine uygun değildir. Onlar 2/B konusunda kendi bütçelerine, mali güçlerine hitap edebilecek bir bedelin burada çıkmasını beklerken, onların bu duygularını hiçe sayarcasına kamu-özel ortaklığı iş birliği dediğimiz bir modelle birtakım yatırımcılara birtakım kolaylıklar sağlayan, ormanların Anayasa’ya aykırı bir şekilde onlara tahsisini öngören bu düzenlemenin, gerçekten, burada yer almış olmasını üzüntü verici buluyorum.

Kamu-özel ortaklığı, kamu-özel iş birliğiyle sağlık tesislerinin yapılmasına ilişkin bir yasayı kabul ettiniz, yürürlüğe koydunuz. Bu yasanın sakıncalı yönlerini biz hem ilgili komisyonda hem Genel Kurulda ifade ettik. Bu yatırımlara hazine garantisi vermek gibi bir sakıncanın kamu borç yönetiminde ne kadar büyük sorunlara yol açacağını buralarda ifade ettik. Şimdi, siz, o düzenlemeyi, ormanlarda yapılacak olan sağlık ve eğitim tesislerine de teşmil etmek suretiyle buraya getiriyorsunuz.

Bu maddede yer alan düzenleme, Anayasa’nın 169’uncu maddesine çok açık bir şekilde aykırıdır. Bizim Anayasa’mız, diğer birçok ülke anayasasından farklı olarak ormanların korunmasına özel bir önem vermiş ve bunu anayasal bir hüküm olarak tesis etmiştir. Anayasa’mızın 169’uncu maddesi “Ormanların korunması ve geliştirilmesi” başlığını kapsar, bu başlık altında ormanların korunmasına ve geliştirilmesine yönelik düzenlemeler içerir. Bakın, ilgili madde yani Anayasa’nın 169’uncu maddesi ne söylüyor. Maddenin ikinci fıkrası aynen şu şekilde: “Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.” “Ormanlar kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.” Anayasa’nın ormanların korunması yönündeki bu hükmünü, Anayasa Mahkemesi, çeşitli kararlarında üstün kamu yararı olarak ifade etmiştir. Birçok Anayasa Mahkemesi kararı, ormanların korunmasını diğer bütün kamu yararı olarak nitelendirilen işlerden, yatırımlardan önceye alarak üstün kamu yararı olarak nitelendirir. Dolayısıyla, ormanların korunması şeklindeki bu üstün kamu yararının önüne geçebilecek olan bir başka kamu yararı var ise ancak bu takdirde ormanlarda irtifak hakkı tesis edilerek birtakım yatırımların yapılmasına izin verilebilir, der. Onu da Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında açıklığa kavuşturmuştur, örneğin bir kara yolu yatırımı, örneğin bir su yatırımı, örneğin bir petrol boru hattı yatırımı, örneğin bir enerji nakil hattı yatırımı, bunun gibi gerçekten “kamu yararı” dediğimiz zaman tartışma konusu olmayacak, bütün toplum tarafından “Evet, bunlar ormanlarda yapılabilir, yapılmalıdır.” denilecek olan yatırımlar nedeniyle ormanlarda üçüncü kişiler lehine irtifak hakkı tesis edilebilir.

Bu madde, Anayasa’nın bu çok açık hükmünü ihlal etmektedir. Bu ihlali biraz gözlerden kaçırmak amacıyla buraya bir hüküm konulmuş, denilmiş ki: “Bu amaçla üçüncü kişiler lehine tesis edilecek irtifak hakları için bozuk ormanlara öncelik verilir.” Yani “Orman var ama ağaç kalitesi, orman kalitesi yeteri kadar iyi değil, teknik olarak ‘bozuk orman’ olarak ifade edilen yerlerde bu yatırımları yapalım.” deniliyor.

Hangi yatırımlar bunlar? Sağlık ve eğitim yatırımları. Sağlık ve eğitim yatırımları Anayasa Mahkemesinin ilgili kararları dikkate alındığında ormanlarda yapılması mümkün olmayan yatırımlardır. Sadece sanatoryum için Anayasa Mahkemesinin ilgili kararlarında ve Orman Kanunu’nun ilgili maddesinde bir düzenleme yapılmıştır, bunun dışında bir hastane yatırımını ne Orman Kanunu’nun ilgili maddesi ne de Anayasa Mahkemesi kararları ormanlarda yapılabilir bir tesis olarak nitelendirmemiştir. Hastaneyi her yerde yapabilirsiniz ama ormanı her yerde tesis edemezsiniz, eğitim tesisini her yerde yapabilirsiniz ama ormanı her yerde tesis edemezsiniz. Eğitim ve sağlık yatırımlarını ormanlarda yapabilmek için, bunun objektif şartlarını kanunun belirlemesi gerekir. Kanun bunu belirlememiş ise “Eğitim ve sağlık yatırımlarını ben ormanda yapacağım.” deme şansına sahip değilsiniz. Bunların bozuk ormanlarda yapılacak olması, durumu Anayasa’nın bu ilgili hükmü karşısında kurtarmaya yetmez. Bozuk orman da mahiyeti itibarıyla hukuken ormandır. Kaldı ki Orman ve Su İşleri Bakanlığı “bozuk ormanların rehabilitasyonu” dediğimiz bir projeyi uygulamaktadır. Bu projenin birçok alt başlığı var, alt projesi var. Bu bozuk ormanların ıslahı için yüzlerce milyon TL’lik, milyarlarca TL’lik bir ödeneği Orman ve Su İşleri Bakanlığı ayırmıştır, bunu harcıyor. Sayın Orman ve Su İşleri Bakanı, bu kürsüden bütçesi nedeniyle, diğer vesileler nedeniyle, orman konusunda ne kadar adım attıklarını söylüyor, bozuk ormanların iyileştirilmesi için ne kadar çaba sarf ettiklerini söylüyor.

Değerli milletvekilleri, düzenleme doğru değildir. Bu düzenlemenin buradan çıkarılması gerekir. Önergemiz bu içeriği maddeden çıkarıyor, bunun yerine 2/B konusunda bu teklifin veya geçen yıl 19 Nisanda kabul edilmiş olan 6292 sayılı Kanun’un çözmediği bir kısım sorunların çözümünü öneriyor. Bizim önergemiz bunları düzenliyor. 2/B arazileriyle hukuken orman gözükmekle birlikte gerçekte orman vasfını kaybetmiş olduğu hâlde orman sınırı dışına çıkarılma işlemi gerçekleştirilmemiş olan yerlerin ve yine 2/B arazileriyle, yapılaşmış olan 2/B arazileriyle, yine, yapılaşmış olan orman arazilerinin iç içe geçtiği yerlerdeki mülkiyet sorununu çözmeyi hedefliyor, bizim önerimiz onu kapsıyor. Bunun örneklerini İstanbul’da Sultanbeyli’de görebiliriz, Çekmeköy’de görebiliriz, Sultangazi’de görebiliriz, Beykoz’da görebiliriz, Ümraniye’de görebiliriz, Anadolu’nun çeşitli illerinde görebiliriz, Antalya’da görebiliriz, bunu çözen bir önergedir. 2/B konusu Türkiye'nin tam 68 ilinde vardır değerli milletvekilleri. 68 ilinde var olan bir sorunu çözmeyen bir teklifle karşı karşıyayız.

Sayın Bakan burada açıklamalar yapıyor. Aslında Sayın Bakanın görev alanında değil ama Hükûmet adına oturduğu için o savunmak durumunda. Evet, rayiç bedelin yüzde 70’ini veya yüzde 50’sini bedel olarak belirliyorsunuz. Komisyonlar bunu değerlendiriyor. Komisyonlar çok titiz çalışmışlardır, eminim ama kanunun vermediği, kanunun yapmadığı bir düzenlemeyi, siz komisyonlardan fedakârlık isteyerek onların yapmasını istiyorsunuz; sorun burada çıkıyor. Antalya’dan onun için binlerce vatandaşımız buraya geldi. O komisyonların, nihayetinde, yapabileceği sınırlıdır, takdir hakları sınırlıdır, belli bir rakamın da altına inme şansları ve esneklikleri yoktur. Olmayan esnekliği komisyonlardan isteyemezsiniz. Onun çözüm yeri burasıdır. Komisyonlardan fedakârlık isteyeceğinize, gelin, burada yasayla çözelim.

Niye 100 dönüm 2/B arazisini elinde bulunduran kişiye vereceğiniz satış bedeli, onun için öngördüğünüz satış bedeliyle diğer vatandaşın satış bedelini aynı tutuyorsunuz? Bu, adalete uygun mudur? Gelin, bunları düzeltelim. Önergemiz bunlardan bir bölümünü düzeltmeye yöneliktir. Diğer bölümü için 1’inci maddede önerge verdik, kabul etmediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bunu kabul etmenizi takdirlerinize sunuyorum.

Teşekkür ederim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3’üncü madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2/B gibi önemli bir kanun teklifinin içerisine 2/B’yle hiç alakası olmayan bu maddenin niye girdiğini anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Bu, doğru bir yaklaşım değildir. Bu, direkt Orman Kanunu’nu ilgilendiren bir maddedir ve aldığımız bilgilere göre, Orman Kanunu’nda bazı değişikliklerle ilgili Orman ve Su İşleri Bakanlığının zaten bir hazırlığı var, bu hazırlığın içerisinde bu madde gelmiş olsaydı çok daha iyi değerlendirilebilirdi. Bu maddenin kesinlikle ve kesinlikle bu kanun teklifinden çıkarılması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun ek 11’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (ç) bendi değişikliğiyle ilgili… 16’ncı madde ormanlardan maden izinlerini, 17’nci madde de genel izinleri kapsar.

Şimdi, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun genel izinleri düzenleyen 17’nci maddesi çok genişti. Anayasa Mahkemesi, 2002/200 karar sayıyla turizm, vakıf üniversiteleri gibi bazı izinleri ormanlardan daha üstün kamu yararı olmadığı savıyla iptal etmişti. Sadece altyapı gibi kara yolları, telefon, su, gaz, petrol, boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu bulunduğu hâllerle sınırlı olması yönünde hüküm tesis etmişti. Anayasa Mahkemesinin bu kararı doğrultusunda 17’nci maddenin bazı fıkraları 17/06/2004 tarih 5192/1 maddesiyle yeniden düzenlenmiş. Bu düzenlemede “Savunma, ulaşım, enerji, su, atık su, petrol, doğal gaz, altyapı ve katı atık bertaraf tesislerinin; sanatoryum, baraj, gölet ve mezarlıkların; devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı veya zarureti olması hâlinde gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan veya işletilenlerden bedel alınmaz.” denmektedir. Buradaki önemli husus, devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın devlet ormanlarında bedelsiz olarak yapılabileceğidir. Gerçek ve tüzel kişilere böyle bir hak tanımlanmamıştır ama bu 3’üncü maddeyle  kamu-özel sektör iş birliğiyle yapılan hastanelere de izin getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bununla, eğer her çözemediğiniz konuyu ormanlardan izinle çözerseniz ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalırsınız. Milliyetçi Hareket Partisi olarak sağlık tesislerinin ormanlarda yapılmasıyla ilgili herhangi bir sıkıntımız yok ama kendim de bu teşkilatta çalıştığım için biliyorum ki, çoğu zaman orada şunu getirmişiz: “Zaruret hâlinde -yani ormandan başka alternatifi olmayan yerlerde ancak- izin verilebilir.” denmesine rağmen, geçmiş hükûmetler döneminde de bugün de olan en önemli uygulamalardan bir tanesi, en kolay yer devletin ormanları ve bu ormanlardan alınan yerlere hastane ve spor tesisleri gibi kamu yatırımlarının yapılması herkesin kolayına gitmiştir ve bu noktada da ormanlarımız çeşitli tahribatlara uğramıştır.

Bugün, bu getirilen yasayla, çok açıkça söylüyorum, örneğin, İstanbul’da özel sektörden yatırım yapmak isteyen bir vatandaş İstanbul’da üç kapalı ormanlarda yeri de beğenmek şartıyla diyecek ki: “Bana şurayı tahsis edin, ben buraya kamu-özel ortaklığıyla, iş birliğiyle bir hastane yapayım.” Ve ondan sonra Sağlık Bakanlığı müracaat edecek ve İstanbul gibi, Antalya gibi Türkiye'nin çeşitli yerlerinde orman arazilerinin üzerinde, kapalı orman alanlarında bu tür yerlerin yapılaşmasının önünü açacaktır.

Değerli milletvekilleri, şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor ki, Türkiye, bırakın orman zengini bir ülke olmayı orman fakiri bir ülkedir. Bugün, dünyada ve Avrupa’da yüz ölçümlerinin yüzde 30’u ormanlarla kaplıyken, ülkemizde bu oran yüzde 27 civarındadır ve Avrupa ormanlarının hemen hemen tamamına yakını verimli ormanken, bizim ormanlarımızın yüzde 50’si verimsiz ormanlardır. Yani 10,5 milyon hektara yakın verimli ormanımız varken, 10,5 milyon hektar da verimsiz ormanlarımız vardır. Şimdi, buradan, Sayın Bakan defalarca çıkıyor, diyor ki: “Biz, dünyada orman varlığını arttıran ender ülkelerden bir tanesiyiz.” Şimdi, arkadaşlar, kendi kendimizi kandırmamızın bir gereği yok, tespitleri doğru yapmamız gerekiyor. Bakın, Türkiye’de cumhuriyetli yıllarda, hepimiz biliyoruz ki nüfusumuzun yüzde 75’i köylerde yaşıyordu. Daha sonra, köylerdeki geçim sıkıntıları dolayısıyla ve şehirlerimizde sanayileşmenin artmasıyla beraber kırsal kesimden şehirlere doğru yoğun bir göç oldu, bu da ormanların üzerindeki baskıyı azalttı. Kastamonu ilinde Tosya işletmesinde görev yaparken Kilkuyu’da araziyi gezdiğim sürede bir yer gördüm, geniş bir alan, tamamen fırça gibi ormanlarla kaplı, dedim ki: “Burada ne zaman çalışma yapılmış?” Vatandaşın ekip sürdüğü yerdi. Kilkuyu’dan, Tosya’dan İstanbul’a göç etmiş ve yeri terk etmiş, oradan orman gelmiş.

Yine, hepimiz biliyoruz ki orman kadastro çalışmaları son yıllarda çok süratli bir şekilde artınca orman kadastrosuyla beraber ormanlık alanlar tespit edilmeye başladı ve bunlar, ormanlık alanlarımızın artmasına neden oldu.

Bunun yanı sıra, orman teşkilatımızın özverili çalışmaları neticesinde hazinenin tahsis ettiği alanlarla beraber ağaçlandırma yapılarak da orman varlığımızın artmasına katkı sağlandı ama Sayın Orman ve Su İşleri Bakanı ormancılıktan hiç anlamadığı için geliyor buraya, size elli tane tablo gösteriyor değil mi? “Biz, yapılmayanı yaptık, gerçekleştirilmeyeni gerçekleştirdik, 500 bin hektar gibi bir alanda ağaçlandırma yaptık.” diyor. Değerli arkadaşlar, bu Sayın Bakanın yaptığı ağaçlandırma falan değil. Şimdi, rehabilitasyonla ağaçlandırmayı birbirinden ayıramayan bir Orman ve Su İşleri Bakanının yönettiği bir Bakanlık burası.

Şimdi, rehabilitasyon çok önemli. Bakın, değerli milletvekilleri, dünya, bugün, küresel ısınma ve iklim değişikliğini dünyayı tehdit eden en önemli unsur olarak görüyor. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin panzehiri ormanlardır. 1 hektar verimli orman 52 ton karbondioksiti absorbe ederken, 1 hektar bozuk orman alanı 13 ton karbondioksiti absorbe ediyor. Yani verimli orman ile verimsiz ormanlarımızın arasında, nereden bakarsanız bakın 4 kata yakın bir fark var. Eğer dünyada küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadele edeceksek orman alanlarımızı artırmamız lazım ve rehabilitasyonu süratli bir şekilde yapmamız lazım. Ee, bizim de 10,5 milyon hektara yakın bozuk orman alanımız varsa, burada hızla rehabilitasyon yapmamız gerekiyor.

Bunlar doğru çalışmalar, ama Meclisi ve kamuoyunu doğru bilgilendirmek lazım. “Benim yaptığım rehabilitasyon 350 bin hektar, bunun karşılığında yaptığım ağaçlandırma ve erozyon kontrolü 100-120 bin hektar, 130 bin hektar.” derseniz, Meclisi ve kamuoyunu doğru bilgilendirirsiniz, ama bizim Orman ve Su İşleri Bakanı gibi çıkar da tabelaları önünüze alır, kendine verilen bilgileri doğru vermezseniz bu Meclisi yanıltırsınız.

Onun için, değerli milletvekilleri, şunu açıkça ifade ediyorum, bizim bu orman varlığımızın üzerinde artık hiçbir oynama yapmamamız lazım. Teşekkür ediyorum, gerçekten Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti döneminde de kadastroya çok hız kazandırıldı, bugün Türkiye ormanlarının kadastrosunun yaklaşık yüzde 95’ine yakınının bittiği bir süreçte, bizim artık ormanların üzerinde, ormanları herkesin gelip kullanacağı bir alan olarak çevirmememiz lazım. Bugün Avrupa’da artık kelebeklerin, yaban hayatlarının yaşam alanlarının planlandığı bir ortamda biz hâlâ orman köylümüzün yaşam alanını planlayamıyorsak ve işin kolayına kaçıyorsak, orman alanlarını her isteyene, her sıkıştığımızda başvurulacak bir alan olarak görürsek bu ormanları koruyamayız, bu ormanlarımızın tahribatını artırırız. Bugün de bu maddeyle bu konmuştur. 2/B’yle hiç alakası olmadığı hâlde kamu-özel iş birliğiyle yapılan hastaneler, sanki hiçbir yer kalmamış gibi, ormanlardan… Biz Komisyonda da iddia ettik. “En azından bozuk orman alanlarında verelim.” dememize rağmen, yine verimli ormanları da koydular.

Bakın, değerli milletvekilleri, bunu önemsemiyorsunuz ama yarın olacağı size söylüyorum, gelecekler, üç kapalı verimli ormanlarımızda tutup bu hastaneleri yapmaya kalkacaklar. Bunun önünü açarsanız, yarın başka kamu kurumları en kolay arsa olarak ormanları görecek ve bu ormanların tahribatına neden olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu yanlış bir uygulamadır. Bu maddenin bu kanundan çıkması gerekiyor.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına Hatay Milletvekili Sayın Adnan Şefik Çirkin.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı, sevgi, hürmetle selamlıyorum.

Şimdi, orman arazilerindeki kamu-özel iş birliği ile sağlık ve eğitim ile ilgili tesislerin yapılmasına imkân vermekten evvel sizin kanun yapma tekniğiniz üzerinde bir iki cümle söylemek istiyorum. Yani 2/B’de muhalefet milletvekilleri defalarca bunun yanlışlığını, bunun orman köylülerini mağdur edeceğini, bunların acısı, bunların ızdırabı üzerine bir kanun yapılamayacağını sizlere ifade ettiler, ben de dâhil olmak üzere. Hatta yine bu kürsüden bir konuşmamda gerek referandum -7 milyon orman köylüsü var çünkü- gerekse 2007 seçimlerinde bu köylülere nasıl sözler verdiğinizi ve onların da referandumda neredeyse yüzde 100, genel seçimlerde de yüzde 75-80’den aşağı oylarını almadığınızı ama bunun sonucunda da gelinen nokta itibarıyla bunun bir şekilde orman köylüsüne yapılan nankörlük olduğunu ifade etmiştik. Şimdi, ha bire bunu değiştirmeye çalışıyorsunuz yani Tarım, Orman Komisyonunda iktidar partisinin milletvekilleri de dâhil muhalefeti de mahcup ediyor ve bu kanunlara imza atan milletvekillerini de töhmet altında bırakıyorsunuz. Bir kanunu getiriyorsunuz komisyona, tartışmaya, aynı kanunu, daha biz tartışmadan, farklı bir önergeyle peşinden değiştiriyorsunuz. Yani on yıllık bir iktidara yakışmıyor bu. Aranızda Orman Genel Müdürlüğü yapmış çok değerli milletvekilleri var, çok değerli bürokratlar var. Fakat bazı kanunlarda görüyorum ki üstünde direkt ıslak imza var yani matbu şekilde açılmış bir kanun teklifinin sahibinin adı yok. Buradan da şunu anlıyoruz: Herhâlde bürokrasi veyahut bir yerler kanun teklifini hazırlıyor, komisyondan veya şuradan buradan buldukları milletvekillerine bunu imzalatıyorlar. Bir kere, bu ciddiyette hazırlanan bir kanun -diğer komisyonları bilmiyoruz tabii- ne üzerinde olursa olsun fayda getirmez, duvara toslarsınız ve nitekim, herhâlde bu yıl Meclis bitene kadar, 30 Hazirana kadar bu orman kanunlarıyla daha çok uğraşacağız. Bu kafayı değiştirin, bir daha gelecek.

Yüzde 70’ten 50’ye düşürdünüz, taksiti 5’ten 10’a çıkardınız; isterseniz 20 taksit yapın, bu rayiç bedelde bu anlayışınızı değiştirmedikten, rayiç bedeli, rayiç bedel tespit komisyonunu maliyecilerden kurtarmadıktan sonra orman köylüsüyle barışamazsınız. Maliyecileri kınamıyorum, maliyeciler elbette ki devleti kollar, insanı değil, milleti değil. Yani maliyeci vatandaşı kollasa seksen, doksan senedir bu devlette 1 metre arazi kalmazdı. Ama bu yapıda, bu anlayışta bir kadroyla, rayiç bedelle orman köylüsüyle buluşamaz ve barışamazsınız.

Ayrıca bu kamu-özel ortaklığı durup dururken geliyor, yani bunun altından daha çok şeyler çıkacağa benziyor. Bir kapı aralıyorsunuz. Allah ormanların sonunu hayır getirsin, Cenab-ı Allah ormanları bu kötü zihniyetten korusun. Bunlar doğru şeyler değil. İleride bunların zararını hep birlikte göreceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum. İnşallah, bu yanlıştan da dönmeye davet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Karabük Milletvekili Sayın Osman Kahveci.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde ormanlar devletin hüküm ve tasarrufu altında olan en önemli doğal kaynaklarımızdır. Ormanlar, başta küresel ısınma ve iklim değişikliğinden su ve toprağın korunmasına kadar insanlığa eşsiz hizmetler sunmaktadır. Bundan dolayı, ormanlar üzerinde yapılacak her türlü tesis ve izin gerek Anayasa’mızın 169 ve 170’inci maddeleri ve gerekse de 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17’nci maddesi ile sınırlandırılmış ve verilecek her türlü izinde kamu yararı gözetilmesi esası getirilmiştir. Ancak, 2002 yılında sadece kamu yararı gözetilerek verilen izinlerden dolayı, 17’nci madde iptali için Anayasa Mahkemesine gidilmiş ve bu madde Anayasa’ya aykırılıktan iptal edilmişti. Bu madde, iptal gerekçeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmiş ve kamu yararı yanında zorunluluk kavramı getirilmiştir. Bu düzenleme ile devlet ormanları üzerinde bulunması ve yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması hâlinde -savunma, ulaşım, enerji, haberleşme gibi- baraj, gölet, mezarlıklar ile devlete ait olması hâlinde sağlık, eğitim ve spor tesislerine kırk dokuz yıla kadar izin verilmektedir. Bugüne kadar bu kapsamda verilmiş izinler, ülke orman alanının binde 2’si kadardır. Ancak son yıllarda sağlık, eğitim ve spor tesisleri için kamu yararı adına kamu kurum ve kuruluşlarına yap-işlet-devret modeliyle yapılmasına ihtiyaç olmuş ve bundan dolayı da, 17’nci maddeye ek 11’inci madde ilave edilmek suretiyle, buralarda da bedelsiz izin verilen yerlerde yapılacak tesislerin yap-işlet-devret modeliyle yaptırılmasına izin verilmesinin önü açılmıştır.

Bu 3’üncü madde düzenlemesiyle de, yine, eğitim ve sağlık alanında orman alanları üzerinde yapılacak tesislere ilgili bakanlıklar adına izin verilmektedir. İzin sahibinin talep etmesi hâlinde ise bu tesislerin üçüncü kişilere yaptırılması veya yenilettirilmesine de izin verilmekte ve yüklenici adına üst hakkı kurulması imkânı getirilmektedir.

Bu düzenlemeyle, 6428 sayılı Kanun’un 1’inci maddesindeki hazine alanlarındaki tahsislerle paralellik tesis edilmektedir. Bu durumda ise, taahhüt senedindeki bütün haklar ve yükümlülükler yüklenici ve işleticilerce yerine getirilmektedir.

Yine bu düzenlemede, yükleniciye üst hakkı verilirken ondan ağaçlandırma bedeli alınmakta ve yine öteki izinlerinden istisna olarak burada -üzerine basarak söylüyorum- önemli bir kriter getirilmekte. Verilen alanın 2 misli kadar alan hazineden ormana verilmek suretiyle, orman alanları da aksine azaltılmıyor, verilen alanın 2 misli kadar da alan yapılıyor.

Bakın, bugüne kadar -dikkatinizi çekiyorum- verilmiş sağlık ve eğitim tesislerinin oranı ülke orman alanının on binde 1’i kadardır. Dolayısıyla, böylesi bir orman tahribatı söz konusu olmadığı gibi getirilen yenilikle de orman alanı artırılıyor.

Sonuç olarak, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17’nci maddesi gereğince kamu yararı ve zaruret olması hâlinde kamu idareleriyle diğer kamu kurum ve kuruluşlarına yap-işlet-devret modeli esas alınarak verilen izinlere ilave olarak kamu-özel iş birliğiyle de verilmesi sağlanmaktadır. Böylece, devlet imkânlarıyla uzun süre beklenecek sağlık, eğitim gibi çok önemli kamu hizmetleri, kamu-özel iş birliği ile özel sektör kaynaklarının da devreye sokulmasıyla daha kısa sürede milletimizin hizmetine sunulacaktır. Bu amaçla, ihtiyaç duyulması ve zaruret olması hâlinde öncelikle -az önce arkadaşımız üç kapalı ormanlardan bahsetti, burada kanunda zikrediliyor- bozuk orman alanlarından verilmek suretiyle de bir an evvel bu kaynakların hizmete sokulması ve sağlık ve eğitim gibi önemli hizmetlerin milletimize en kısa sürede sunulmasının önü açılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – Bu kanunun hayırlı olmasını diliyorum.

Orman alanlarıyla ilgili az önce arkadaşımız burada bazı rakamlar söyledi. Sayın Bakanımızın…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kahveci.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – …orman varlığıyla ilgili söylediği ağaçlandırma konuları tamamen sadece ağaçlandırma değil, eylem planımızda -kendisi de biliyor- yaptığımız 500 bin hektarlık alan ağaçlandırma, rehabilitasyon olarak düzenlenmiştir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Genel Müdür, kabul et, Orman Bakanı ormancılığı bilmiyor. Biraz sonra çıkacağım oraya. Orman ve Su İşleri Bakanı rehabilitasyonu bilmiyor, çıksın, açıklasın.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Ormanlar ağlıyor!

BAŞKAN – Ben milletvekillerinin sözünü kesmiyorum, her partiden milletvekili orada uzun uzun konuşuyor. Ondan sonra da başka partilerden olanlar başlıyorlar bağırmaya, kızmaya. Ya, işte, böyle, onu da söylemiş olayım.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Gürkan…

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın Başkanım, ben soru sormayacağım.

Adana’da bir silahlı çatışma sonucu İl Genel Meclis Üyemiz Ceyhan’dan Mahmut Mazı, oğlu, yanında çalışan işçisi, yine Mustafabeyli Azizli köyünden 2 vatandaşımız Allah’ın rahmetine kavuştu. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdı Mahmut Mazı kardeşimiz, iki gün önce de birlikteydik. Allah’tan rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun. Tüm Adana’mızın başı sağ olsun diyorum,

Teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için.

BAŞKAN – Sayın Özensoy…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bursa Doğanbey Kentsel Dönüşüm Projesi, Bursa’nın bağrına saplanmış bir hançer gibi duruyor. Buraya daha vatandaşlar girmeden binanın dış duvarlarındaki sıvalar dökülmeye başladı. Bakanlığınıza soru sorduğumuzda, verdiğiniz cevapta “Bu proje Osmangazi Belediyesinin.” diyorsunuz, Osmangazi Belediyesine soru sorulduğunda, Osmangazi Belediyesi “Bu proje TOKİ’nin.” diyor. Sayın Bakan, tabii, bu kötüye kimse sahip çıkmaz ama bu proje kimin? Bu projedeki yanlışlıkların, vatandaşa yapılan bu eziyetin hesabını kim verecek, bunu merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu 16’ncı ve 17’nci madde kapsamında verilen izin alanlarının toplamı kaç hektardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Eroğlu hafta sonu Bursa’da idi, her zaman olduğu gibi proje ve yatırımlardan bahsetti. Doğruluğu konusunda şüphemiz olmasına rağmen, 46 projeye ve 558 milyon TL ödenek ayırdığını ifade etti. Bu projelerin, Devlet Su İşleri ve Orman Genel Müdürlüğü olarak, ayrı ayrı, başlama, bitiş ve ödenek miktarları ne kadardır? Bunları öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kepez ilçesi Kirişçiler köyünde, 2013 yılı kamulaştırma değeri metrekare için 7,8 liradır, aynı köyde 2/B rayiç bedeli ise 30 liradır. Bu, haksızlık değil midir? Elimde, orman  sınırına giriyor diye iptal edilen Osmanlı tapusu ve cumhuriyet tapuları var. Bir elinle yurttaşa tapu vereceksin, diğer elinle geri alacaksın; sonra da aynı yeri satacaksın. Bu nasıl bir adalettir? Antalya Geyikbayırı; Kaş Kasaba, Uğrar, Akörü, Sarıbelen; Gazipaşa’dan Kaş’a kadar tüm eli nasırlı  çiftçilerimizin gözyaşları boynunuza zincir gibi asılıyor. Bu vebalden korkmuyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığına hem de Orman ve Su işleri Bakanlığına sorduk, İstanbul’da kuzeyde üçüncü köprü ve üçüncü havaalanı yapılacak yani “ihalesi geldi” falan diyorlar. İhalesi gelmiş olan bir şeyin ÇED raporu olur, fizibilite raporu olur. Bunları soruyoruz, diyoruz ki: “Sayın Bakanlar, İstanbul’un kuzeyinde havaalanı, üçüncü köprü ve kuzey otoyolu için ne kadar ağaç kesilecek?” Cevap yok. “Çevre nasıl kirletilecek, Terkos Gölü nasıl kirlenecek, Sazlıdere Barajı nasıl kirlenecek, bunların ÇED raporları var mı?” cevap yok. “Kanal açacağız.” diyorsunuz, “Bu kanalla ilgili bir fizibilite etüdü, çevre raporu var mı?” Cevap yok. Sayın Bakan, sizi bulduk, Orman ve Su İşleri Bakanımız yok, lütfederseniz burada cevap bekliyoruz. Sorulara yazılı cevap vermediniz bari sözlü olarak bekliyoruz Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Sayın Çelebi…

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, ben, bugün Ağrı’nın ender yetiştirmiş olduğu iş adamlarından Sayın Hayrettin Atmaca’nın vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız, dolayısıyla burada kendilerine başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bu 2/B arazilerinden mağdur olanların isimlerine dikkat ettiniz mi? Hasan, Hüseyin, Ramazan, Bayram, Ese, Musa, Fadime, Fatma yani Anadolu’nun bağrından kopmuş çiftçi kardeşlerimiz. Bu isimleri araştırmanızı rica ediyorum. Bu çiftçi kardeşlerimizin bu taleplerini reddediyorsunuz, bir değişiklik göremiyorum, bunun üzüntüsünü taşıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bursa Osmangazi ilçesindeki kentsel dönüşüm projesi, Toplu Konut İdaresi Başkanlığımızla Osmangazi Belediyesi ve Büyükşehir belediyesi arasında üçlü protokol kapsamında yapılan ortak bir projedir. Projenin iyi tarafları var, eleştirilebilecek tarafları var, eleştiriler için ben teşekkür ediyorum.

Şimdi, inşaatlarda tabii aksaklıklar vardır, bunları, biz, beş sene içerisinde olan aksaklıkları gideriyoruz. Müteahhidin teminatı vardır, bu geçici teminatın hepsi kendisine verilmemiştir, teminat olarak gelen kısmın. Kati kabulden sonra belli bir miktarı da tutulmaktadır, eksikleri de giderilmektedir. Yalnız, tabii, günün şartlarına göre, proje, mahallin şartlarına dikkat edilerek oradaki arsa sahiplerinin hepsine daire verilmesi, daha büyük daire verilmesi ve fiyatları da yüzde 30 daha ucuza verilmesi şeklinde yapılmıştır. Bunu özellikle ifade ediyorum. Yani orada 100 bin liraya mal ettiğimiz daireyi 70 bin liraya hak sahiplerine verdik ve orada olan hak sahiplerinin hepsini yerinde daire sahibi yaptık. Ama bugün için…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sadece farklara uyguladınız onu Sayın Bakan, farklara uyguladınız, toplam maliyete değil. 25-30 bin lira faizle daire başına…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Hak sahiplerinin hepsine maliyetinin yüzde 70’inden daha düşüğe daireleri verdik, tamamına verdik.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Daire başına 30-40 bin lira para aldınız yani o paralara… Taahhütleri uygulamadan, daha tapuları vermediniz, içeriye giremedi vatandaş, hâlâ sokakta.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Şimdi, yine, Milletvekilimiz Sayın Yılmaz’ın sorduğu “16’ncı ve 17’nci maddesinde kaç hektar alana izin verdiniz?” diye… 16’ncı madde kapsamında 45.315 hektar alana, 17’nci madde kapsamında da 442.835 hektar alana maden, enerji izinleri verilmiştir.

Sayın Demiröz’ün sorduğu soru var: “Orman ve Su İşleri Bakanımız Bursa’da 46 proje açıkladı, ödeneklerini…” Sayın Bakana ben ileteceğim bunu, cevabını yazılı olarak vermeye çalışacağım.

Sayın Acar’ın “Antalya Kepez’de…” Şimdi, çok değerli arkadaşlar, burada parselleri mukayese etmek, kamulaştırmayla, rayiç bedelle mukayese etmek çok doğru değil. Her parselin kendine mahsus şartları olduğu gibi yıllara sâri olarak da fiyatlar süratli bir şekilde değişmektedir. Burada tarihine bakmak lazım ve buradaki parselin konumuna bakmak lazım, büyüklüğüne bakmak lazım. Burada biz devlet olarak kesinlikle bir haksızlık yapmayız. Yani burada esas itibarıyla haksızlıkları gidermek için, ortada duran, yıllardan beri kangren olan bir meseleyi halletmek için ciddi bir adım atılmıştır ve milletvekillerinden, tüm milletvekillerinden yani burada grubu bulunan dört partimizin milletvekillerinden çok ciddi katkı yapılmıştır. Bu katkıların sonucunda bugün bu noktaya gelinmiştir. Bu haksızlıkları gideriyoruz. Yani tapuları iptal edilenlerin çoğu mahkeme kararlarıyla iptal edilmiştir yani kadastro tespitleri sırasında kanun gereği orman alanı olan yerler, orman vasfı kazanan yerler tabii ki orman kadastrosu sebebiyle ve tapu kadastrosu sebebiyle iptal edilmiştir, daha sonra bunlara vatandaş tarafından itiraz edilmiştir, mahkeme kararı verilmiş, mahkeme kararı doğrultusunda bu işlemler yapılmıştır ama bunların haksızlıklarını gidermek için de yine adımları atmaktayız. Yani bunları yapmak için... Kadastro tespitleri de, şu anda gerek normal kadastro gerekse orman kadastrosu da yüzde 95 mesafesinde bitirilmiştir. Bu 2/B’nin de hallolması için… Tabii ki kadastroda bir kısım eksiklikler vardı. Bu süreç içerisinde bu kadastroları da bitirmeye çalıştık, onun için süre uzadı, bitirelim ki bundan bir haksızlık olmasın diye. Bunları da özellikle ifade etmek istiyorum.

İstanbul’da üçüncü Boğaz köprüsünü inşallah yapacağız, bunun ihale süreci devam ediyor. Yine İstanbul’da üçüncü havaalanını yapacağız, bunun da ihale süreci devam ediyor. Yine üçüncü Boğaz köprüsüyle ve havaalanıyla entegre bir şekilde kuşaklama çevre yolu yapılacak. Bunlar için başlamadan önce ÇED raporları mutlaka verilecek, ÇED raporu olmadan ruhsat verilemez ve kesinlikle başlanılamaz. Burada, ağaç eğer kesilecekse kesilecek ağaçların 2 katı kadar ağaç kendi içerisinde mutlaka dikilecek. Bunları özellikle…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Nereye dikeceksiniz Sayın Bakan, nereye dikeceksiniz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Taşıyabildiğimiz ağaçları, yaşı müsait olan ağaçları taşıyacağız ve diğerlerini de başka taraflarda mutlaka dikeceğiz, bundan hiç şüpheniz olmasın. Yani çevreye, ormana ve şehrin konumuna, ekolojisine dikkat etmek suretiyle bu gelişmeleri, İstanbul’umuz için şart olan gelişmeleri yapacağız.

Sazlıdere Barajı’nın da konumunu düşünüyoruz. Gerekirse bunu başka tarafa taşıma imkânı olabilir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde 3 üzerinde iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifinin 3’üncü maddesinin (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 (e) “Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde bulunan ve 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman vasfını kaybetmesine rağmen, 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanunla değişik 2'nci maddesinin (B) bendi uygulaması ile Hazine adına orman sınırı dışına çıkartılma işlemi her ne sebeple olursa olsun henüz yapılamayan yerler ile 2/B ve orman alanlarının iç içe geçtiği yerleşim yerlerinin orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanunun 2'nci maddesinin (B) bendi uygulaması ile 3402 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesine göre kadastro çalışması, öncelikle büyükşehir belediyesi olan yerlerden başlanılmak üzere en geç bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde tamamlanır. Bu yerler de, bu maddede belirtilen bedeller üzerinden bu Kanun hükümleri çerçevesinde hak sahiplerine satılır.”

            Ramazan Kerim Özkan                                 Ali Sarıbaş                                        Haydar Akar

                       Burdur                                             Çanakkale                                             Kocaeli

                 Candan Yüceer                                    Osman Kaptan                                      Vahap Seçer

                     Tekirdağ                                             Antalya                                               Mersin

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifinin 3. maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Mehmet Şandır                                         Ali Öz                                            Zühal Topcu

                       Mersin                                               Mersin                                               Ankara

                 Ali Uzunırmak                                   Seyfettin Yılmaz                                  Münir Kutluata

                       Aydın                                                Adana                                               Sakarya

 

                   Ali Halaman                                      Mehmet Günal

                       Adana                                               Antalya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yine bir mantık inşasını da yüce Meclisin dikkatlerine çekmek istiyorum, bir konuya farklı açıdan bakmak istiyorum. Devleti acemi nalbant eşeğine döndürdünüz, hiç kusura bakmayın. Beş ay önce yüzde 50’yle gelen, burada, bir önergeyle yüzde 70’e çıktı. Peki, yüzde 70’e çıktığında gariban köylü vatandaş veya belli yerlerde arazisi olan vatandaşlar ne yaptı? Şimdiye kadar konuşan arkadaşlarım hiç kusura bakmasınlar, bu yüzde 70 beş ay önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde karar altına alındıktan sonra bu bedelin düşürülmesi zannetmeyin ki köylüye yarayacaktır, bu bedelin düşürülmesi… Bu beş ay zarfında bu ücreti karşılayamayacağını, yüzde 70 olarak çıktığını gören belli yerlerdeki vatandaşlarınız muhtar senetleriyle zaten ellerindeki bu arazileri sattılar birilerine. O, bu arazileri toplayanlara yaracaktır Sayın Bakan çünkü birçok arazi muhtar senetleriyle el değiştirmiştir.

Şimdi, aslında demokratik bir ülkede, mantık kurulan bir ülkede Meclisin inisiyatif alıp, böyle bir önergeyi verip, bu arazi değişikliklerini kontrol edip bu önergeyi verenleri yargılaması lazım. Çünkü, vatandaşı yüzde 70’e yükseltip, beş ay sonra gel, yüzde 50’ye düşür tekrar. Buradan vatandaşın faydasına bir şey olmaz, yüzde 70’e çıktığı için ümitsizliğe düşenlerin elinden arazileri toplayan para babalarının faydasına olur bu iş.

Değerli milletvekilleri, devleti acemi nalbant eşeğine döndürdünüz dedim. Özür diliyorum ama olan odur. Bakın, eğer…

Çok meşgul olan arkadaşlar var. Burada oturmalarına rağmen herhâlde milletvekilleri çok saygılı davranıyorlar, hem de en ön sırada!

Gazete okuyorsa milletvekili arkadaşlarımız bir şeyleri görmeleri lazım. Bundan bir hafta önce bir gazetemizde çıkan haber bu. “Tablet bilgisayarlar” dediniz, “FATİH Projesi” dediniz, değil mi? Millete ne ümitler aşıladınız, neler yaptınız? Acaba Millî Eğitim Bakanı da, hani “Ranta uğrayanları biz eleyerek gidiyoruz.” dedi ya Sayın Başbakan, bundan dolayı mı gitti acaba? Bakın, “Akıllı tahta tableti tanımıyor.” diyor ve sorulan sorularda “Tablet etkileşimli tahta bağlantısı var mı?” sorusuna öğrencilerin yüzde 54’ü “Hayır.” diyor, yüzde 46’sı “Evet.” yanıtını veriyor. Enteresan bir şeyi söylüyorum sizlere değerli arkadaşlar. Bakın, “Tablet üzerinden iletişim kurulabiliyor ve paylaşımda bulunulabiliniyor mu?” şeklindeki soruya öğrencilerin yüzde 78’i ve öğretmenlerin yüzde 89,6’sı “Hayır.” diyor. Öğrenciler de öğretmenler de FATİH Projesi’nde etken değil, edilgen olduklarını söylüyorlar. “Bu tablet, öğrencilerde yüzde 88,4; öğretmenlerde ise yüzde 97,3 oranında ifade edildi.” deniliyor. Okuyor musunuz bunları değerli arkadaşlar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir sınıf var mı tahtaları çalışan, bir sınıf? Gösteremezler.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Yani, şimdi, Fransa’da iki yüz yıldır aynı, bizde her yıl değişiyor. On yıllık AKP iktidarı döneminde, 2001’de ilkokula başladıktan sonra 3 liseye giriş, 3 de üniversiteye giriş sistemi değişti bir öğrenci için. İşte “Muhalefet yok ülkede.” deniyor. Arkadaşlar, siz kendinizin muhalifisiniz. Eğer bir bakandan bir bakana sistem, metot, müfredat, kadro, her şey değişiyorsa siz kendi yaptıklarınızı yıkıyorsunuz, yeniden yapıyorsunuz. Sağlık Bakanı, kendi dönemi içerisinde doktorlardan, Tam Gün Yasası’ndan ötekine varıncaya kadar kaç defa geri adım attı, bu da öyle bir yasa şimdi. Yazboz tahtası oldu devlet düzeni. Böyle bir Meclis çalışması, böyle bir devlet mantalitesi… Okuyun biraz değerli arkadaşlar. Burada yasaya oy verirken, yasaya önerge verirken, kanun teklifi verirken ne değişiklik yaptığınızı bilin.

Tekrar söylüyorum: Bir gecede yüzde 70’e çıkarıp ondan sonra, vatandaşın elinden mal toplayanların, arazi toplayanların, muhtar senetlerini toplayanların kimler olduğunu biraz vicdanlarınıza danışın. Burada        indir kaldır makinesi gibi oy kullanmayın değerli milletvekilleri.

Dolayısıyla, maddeler çok önemli değil, önergeler de çok önemli değil. Biliyorum, reddedeceksiniz ama tarih sizi affetmeyecek.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.39 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifinin 3 üncü maddesinin (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 (e) “Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde bulunan ve 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman vasfını kaybetmesine rağmen, 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanunla değişik 2'nci maddesinin (B) bendi uygulaması ile Hazine adına orman sınırı dışına çıkartılma işlemi her ne sebeple olursa olsun henüz yapılamayan yerler ile 2/B ve orman alanlarının iç içe geçtiği yerleşim yerlerinin orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanunun 2'nci maddesinin (B) bendi uygulaması ile 3402 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesine göre kadastro çalışması, öncelikle büyükşehir belediyesi olan yerlerden başlanılmak üzere en geç bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde tamamlanır. Bu yerler de, bu maddede belirtilen bedeller üzerinden bu Kanun hükümleri çerçevesinde hak sahiplerine satılır.”

                                                          Ali Sarıbaş (Çanakkale) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz önergeye?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş mı konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Candan Yüceer konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Yüceer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerine verdiğimiz önerge üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, orman içinde, bitişiğinde yaşayan yaklaşık 7 milyon vatandaşımızı mağdur edecek ancak bununla da kalmayıp 75 milyon yurttaşımızı ve geleceğimizi de etkileyecek bir tasarıyı görüşüyoruz. Bu kanun teklifini, Büyükşehir Kanunu’ndan, Tapu Kanunu’ndan ve Genel Kuruldan geçirdiğiniz Mera Kanunu’ndaki değişiklikten ve kentsel dönüşümden de ayrı değerlendirmemek gerekir çünkü bu yasaların hepsi aynı puzzle’ın parçalarından biridir. Benim bölgem Tekirdağ’la beraber 29 ilimiz Büyükşehir Kanunu’yla beraber “bütünşehir” oldu; 16.082 köyümüz mahalle oldu; il özel idaresi, il genel meclisi, 1.582 belde belediyesiyle beraber kaldırıldı. Köylümüzün taşınır, taşınmaz mülkleri, meralar, otlaklar belediyeye devredildi. Emlak vergisi, çevre ve temizlik vergisi, yüksek elektrik ve su faturalarıyla ve yol ve kanalizasyon hizmetlerinde alınacak katkı ve katılım paylarıyla köylümüz pahalı bir yaşama mahkûm edildi. Yani büyükşehir olmanın faturası köylülerimize ödetilmek istenmektedir. Bakın, Tekirdağ Malkara ilçemizde köylümüzün alın teriyle, dişinden tırnağından arttırarak yaptığı ve bölgemizde hayvancılık için hayati önemi olan, yaklaşık 10 bin kişiye hizmet veren yem fabrikası ellerinden alınarak belediyeye devrilecek. Peki, köylerimizin tüzel kişiliği, taşınır, taşınmaz mülkleri, arsaları, meraları, otlakları korunarak büyükşehir olamaz mıydık? Tabii ki olabilirdik. Ama neden böyle olamayacağını bugünkü görüştüğümüz kanun bize gayet iyi anlatıyor. Büyükşehir Kanunu’nda meraların korunduğunu, korunacağını iddia eden iktidar, geçen hafta Genel Kurula getirdiği düzenlemeyle tarımsal üretim, hayvancılık, ekolojik denge için çok hayati olan meraları özel sektöre açarak, imara açarak buralara tesis yapılmasına izin verdi.

Kamuoyunda kentsel dönüşüm olarak bilinen Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’la mera alanları açıkça tehdit altında.

Değerli milletvekilleri, 2/B akşamdan sabaha, bugün ortaya çıkmış bir sorun değil. Türkiye’deki 2/B arazilerinin çok büyük bir bölümü orman köylüsü tarafından kullanılıyor. Atalarından, dedelerinden, ninelerinden bu yana bu arazileri ekip biçiyor, ürün elde ediyorlar. 2/B arazilerinin yüzde 33,2’si tarımsal arazi. 300 bin hektar arazi boş. Bu araziler Komisyondaki arkadaşlarımızın bedelin çok yüksek olmasına itiraz etmesine, uyarmasına rağmen sizler tarafından “Rayiç bedelin yüzde 70’i üzerinden satılacak.” diye düzenlendi. AKP herkesi kendisi gibi zenginleşmiş sanıyor ama orman köylümüzde bu paralar maalesef yok. Köylülerin bu rayiç bedelle yıllardır ekip biçtiği, analarından, babalarından kalan tarlaları alması mümkün değil.

Şimdi, getirdiğiniz teklifle yüzde 50’ye indirseniz bile çoğu yerde milyarları bulan bu rayiç bedeli ödemeleri mümkün değil. Hepiniz de çok iyi biliyorsunuz ki millî gelirin en az payını alan orman köylülerimizin bu rayiç bedeli sizler yüzde 20’ye indirseniz bile almaları mümkün değil. Peki, buralar ne olacak? Satılacak. Köylümüz alabilecek mi? Alamayacak. Dolayısıyla, bu kanun tasarısı orman köylüleri için, köylülerimiz için getirilmemiş. Rant için getirilmiş. Bu rayiç bedelleri kime göre, neye göre belirlediğiniz de gerçekten bir muamma konusu.

Son olarak da kamu-özel ortaklığı modelini sıkıştırdınız. Kamu-özel ortaklığı modeliyle ağaç ödeme bedelini ödeyen herkes orman alanına sağlık tesisi ve eğitim tesisi yapabilecek.

İktidar olduğunuzdan bu yana mazot fiyatı yüzde 285 artmış, gübre fiyatı yüzde 500 artmış. Şu an 403.800 çiftçinin sadece tarım kredi kooperatiflerine borcu 4 milyar 259 bin 223 lira. Tekirdağ il ve çevresinde 12.085 çiftçinin tarım kredi kooperatiflerine borcu var. Siz gerçekten köylüyü, üreticiyi, ormanı, meraları düşünseydiniz bizim teklifimiz olan konut amaçlı kullanmak üzere bina yapmış olanlara ve tarımsal amaçlı kullananlara emlak vergisi üzerinden, diğerlerine rayiç bedelinden, orman köylüsüne de bedelsiz olarak verirdiniz. Ama niyet bu değil. Amaç orman köylüsünü kalkındırmak değil. Amaç üretim değil. Amaç ormanları, üreticileri, köylüleri ortadan kaldırmak. Maalesef amacınız bu.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa, önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

428 sıra sayılı kanun teklifine 3. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddelerin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Hasip Kaplan                                     Demir Çelik                                       Sırrı Sakık

                       Şırnak                                                Muş                                                   Muş

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                              Hüsamettin Zenderlioğlu

                       Bingöl                                              Mardin                                                Bitlis

Değişiklik Önergesi

MADDE 3 – 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve ek 11 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon, salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Salt çoğunluğumuz olmadığından katılamıyoruz Sayın Başkan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, çağırmadı ki Komisyon üyelerini oraya.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Komisyonu çağırma görevi yok Sayın Başkan.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Okunduğu zaman çağrılıyor işte, gelsin Komisyon üyeleri.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Çağırsa gelecek arkadaşlar. Hadi çağır, “Buyurun.” de, davet et.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Öyle bir şey yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Komisyon Başkanının çağırma yetkisi yok Sayın Başkan. Siz çağrı yaptınız ya.

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Madde 4’ü okutuyorum:

 

MADDE 4- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın İlhan Demiröz.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Gecenin ilerleyen bu saatinde hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Bu yasa teklifi içine hazineye ait tarım arazilerinin satışı da konmuştur. AKP Hükûmeti Meclise getirdiği tüm kanun tasarısı ve kanun tekliflerinin arasına mutlaka ilgisi olmayan teklifler serpiştirmektedir. Orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesiyle ilgili yasa teklifine tarım arazilerinin satışının da konulması bunun bir örneğidir. Bu örnekle hazineye ait tarım arazilerinin amaç dışı kullanılmasına olanak sağlanacaktır. Çünkü hazineye ait tarım arazilerinin satılacak miktarı 2/B arazilerinin toplamının 3 katıdır. Değişik bir ifadeyle, satılacak tarım arazisi 925 bin hektardır.

Değerli milletvekilleri, tarım arazileri il emlak müdürlükleri tarafından satılmakta ve kiraya verilmektedir. Bu tekliflerle ne amaç güdüldüğü kanımca belli değildir. Rayiç bedelinin yüzde 50’ye indirilmesinde bile bu tarım arazilerini işleyen, bunlarla geçimini sağlayan, kiralayan çiftçilerimizin bu bedellerle bile bu arazileri alma şansı yoktur…

ÖNDER MATLI (Bursa) – Var, var…

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) - …çünkü çiftçiler, köylüler kahvehaneye çıkamıyorlar. Kahvehanenin camlarında icra tebligatları var, masalarda ise köşe yazarlarının belirttiği gibi, takım elbiseli, çantalı kişiler oturuyor. Banka avukatı falanca, icra memuru filanca, ziraai ilaç bayisi çalışanı, gübre firması senetçisi, traktör tamircisi. Kahvede kim yok? Köylü yok, tahsilatçı çok. Köylü, çiftçi Hükûmet Programı’nda da yok. Sayın Tarım Bakanının gündeminde de yok. Gündemde olan, Fransa Hükûmetinden alınan şövalye liyakat nişanı. Üç yıl önce tarım ve hayvancılıkta sıkıntılı günler yaşayan, eylem yapan, ürünlerini satamayan Fransız çiftçilerin imdadına Tarım Bakanımız yetişiyor. 2010-2012 döneminde yaklaşık 250 milyon dolarlık canlı hayvan ve et ithalatı gerçekleşiyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – İhracatı söylesene.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Hayvanlarımıza saman bulamıyoruz ama biz Suudi Arabistan’a 6 milyon baş canlı hayvan gönderiyoruz.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Çiğ makarna veriyoruz.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – 33 milyon tarım arazisini ekmiyor, çiftçi tarlasından uzaklaşıyor, Tarım Bakanı 5 milyon dönüm Sudan’dan arazi kiralıyor. Değişiklik teklifimizin son fıkrasında “satıştan sonra on yıl süreyle tarım dışı amaçlarla kullanılamaz” ibaresinin tapuya konma talebi bundandır, tarım alanlarının korunmasıdır. O zaman ortaya tarım arazilerinin el değiştirmesi ve tarım topraklarının amaç dışı kullanılması gündeme gelecektir. AKP Hükûmetinin isteği de budur. Çıkarmış olduğu tüm yasaların tarım topraklarının, tarım sektörünün aleyhine olduğunu görebiliriz. Kentsel dönüşüm, afet riskli alanların dönüştürülmesinde olduğu gibi, tarım alanlarının, meraların, yaylak ve kışlakların elden çıkarılmasına olanak sağlanmıştır.

Büyükşehir Yasası ile köy tüzel kişiliklerini ortadan kaldırarak tarıma, çiftçiye ve köylüye bir kez daha köstek vurulmuştur. Mera, yayla ve kışlaklarda inşaat yapılma izni, çiftçilerin ruhsatlı olarak kullandıkları derin kuyu pompalarına saat takılması da tarıma ve çiftçiye verilen bir cezadır.

ÖNDER MATLI (Bursa) – Hallettik onu.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Bunun sonucu, zarar eden, ürettiğinin karşılığı olmayan, girdi maliyetinin yüksek oluşu nedeniyle uğraşan çiftçilerimiz maalesef tarım alanlarından uzaklaşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bölgem Bursa’da, kanun çıktığında kesinleşmiş olan 2/B arazilerinin 14.294 parsel olduğunu, metrekare olarak da 50 milyon 903 bin metrekare olduğunu ifade etmek isterim. Bu parsellerden büyük bir kısmı… Millî Emlak müdürü, defterdar ve memurların sayesinde 9.329 kişi müracaat etmiş ama geriye kalan ilgililer maalesef müracaat edememiştir. 26 şubatta sona eren bu yasayla bu geri kalan parsel sahiplerinin hangi anlamda nelerle karşılaşacağını hep beraber ileriki günlerde göreceğiz.

Değerli milletvekilleri…

ÖNDER MATLI (Bursa) – Bakan geliyor, Bakan burada.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Vallahi, biraz daha saygı istiyoruz arkadaşlar. Hele Bursa milletvekilleri, sizin bilhassa…

Bursa’da yapmış olduğumuz çalışmalarda, aynı özellikleri taşıyan 2/B arazilerinin arasında korkunç fark olduğu… Gözede’de iki parsel arasında birinin 20 bin, diğerinin 5 bin TL olduğu örneğini verebiliriz. Ayrıca birbirine çok yakın 2/B arazilerinin olduğu bazı köylerimizde anormal derecede rayiç bedel farklılıklarının olduğunu da ifade etmek isterim. Büyükşehir belediyesi, belediye ve TOKİ, 2/B arazileri üzerinde gerekli inceleme ve notlarını aldı, bu yerler satılmıyor. Bu yandaşlara yetmedi mi rayiç bedellerin yüksekliğinden vazgeçmiyor, önerimizi reddediyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesiyle ilgili bu yasa teklifinin içerisine, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 11’inci maddesine bir bent eklenmiştir. Eklenen bentte sağlık ve eğitim tesisleri yapılması maksadıyla verilen izinlere konu tesislerin kamu-özel işbirliği modeli ile kurulması düşünülmektedir. Bu konunun tekrar gözden geçirilmesini sağlamalıyız. Artık ormanlarımızın, isteyen, proje yapan yandaşlara sağlık ve eğitim adı altında açıldığını hep beraber görmeliyiz.

Bu eklenen maddeye neden ihtiyaç duyulduğunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Bugüne kadar Orman Genel Müdürlüğü bu tür sağlık, eğitim projelerinde, plan değişikliğiyle bu bölgelere tesis yapılmasına izin verdiği hâlde bu maddeye niye ihtiyaç duyulmuştur? O zaman istediği şekilde, istediği bölgelerde projelerle ormanları tahrip edecektir.

Maden İşletme Genel Müdürlüğü, MİGEM’in yaptığı gibi, örneğin Bursa’da, Bursa’yı çevreleyen tüm dağ, tepe, yamaçlar maden arama, taş ocakları ruhsatları verilerek parsellenmiştir. Siyah çantalılar tarafından bu bölgeler gezilerek parsellenen dağlarımız şimdi de yeşil çantalılar tarafından parsellenecek ve ormanlarımız tahrip edilecektir.

Vatandaşımıza çözüm sunmak amacıyla tüm partililerin barış anlamında ortaya koyduğu ancak her zamanki tavırlarıyla AKP’nin bu yasa teklifini de ne hâle getirdiğini hep beraber görüyoruz. Antalya’da köylülerin 2/B protestosuyla karşılaşan Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu vatandaşları azarlıyor: “Devlet size arazi satıyor, işinize gelirse alın, işinize gelmezse almayın.” Devletin arazisi, ayrıca vatandaşlarımıza “Dinlesene, dinleyeceksen dinle, dinlemeyeceksen çık, git.” gibi ifadeler kullanıyor.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) - Ne yapsaydı yani?

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Onu öğretirim ne yapacağını.

Sayın Bakan, Bursa’da Uludağ projeleriyle ilgili yargı konusunda yakınarak “Zamanla yarışıyoruz, vaktimiz çok kısıtlı.” diyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin zamanı çok mu? Görüşmeden, meslek odalarından görüş almadan, muhalefeti dinlemeden, yasa teklifi getiriyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisini meşgul ederek, 3’üncü defa değişikliğe gidiyorsunuz, gidecekleriniz hariç.

Sayın Bakana bu konuda bir tavsiyem olacak: Sayın Bakan, kanun tekliflerinin gerek komisyon gerekse Genel Kurul görüşmelerinde, başta ana muhalefet partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisinin ve diğer siyasi partilerin görüş ve önerilerine lütfen kulak verin. Bizleri dinlerseniz çok daha iyi olur diyor, hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun var olun. [(CHP ve MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demiröz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDEM (Aydın) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2/B yasasında değişiklik teklifi üzerine grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: 2/B yasası, otuz yılı aşkın bir süreden sonra çıkarılabilmiş bir yasadır. Çünkü, köylümüzün, orman köylümüzün beklentisi olan bu yasa, otuz yıl içerisinde birçok iktidarlar ve dönemler geçmiş, çıkarılamamıştı ve bu 2/B yasası, yine AK PARTİ döneminde çıkarılabilmiş ve başarılmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir şey başarmadınız ya.

MEHMET ERDEM (Devamla) – Evet, başarılmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir sene dolmadan 3 defa getirdin, “Başardık.” diyorsun. Neyi başardın?

MEHMET ERDEM (Devamla) – Otuz yıl nasıl geçti? Otuz yıl içerisinde bu yasayı neden önce çıkaramadılar?

Bakın, Türkiye'nin birçok sorunu var, bu sorunlardan bir tanesi de mülkiyet sorunu. Bugün, Aydın ilimizden bazı telefonlar aldık, vatandaşlardan, meralardaki zeytinliklerin, zeytinlik hâline getirilen mera vasfındaki arazilerdeki sıkıntılarla ilgili şikâyet aldık.

Yine, Aydın’ın Çine ilçesinde, 1970’li yıllardan bu yana, köy sınırları içerisindeki meralara yapılan konutlarla ilgili çözülemeyen ve problem oluşturan sorunlarla karşı karşıyayız yani Türkiye'nin, sadece bu 2/B sorunu değil, daha birçok mülkiyet sorunu var ve bunları da adım adım çözmemiz lazım. 2/B de çözüm sürecine girmiştir, elbette bu çözüm süreci içerisinde birtakım sıkıntılar yaşanmaktadır fakat önemli olan, bu Parlamentonun, bu problemleri, bu sıkıntıları çözmesidir.

Evet, bu Parlamento, çözüm noktasında üzerine düşen görevi yerine getirmektedir. Ben, bu noktadan, 2/B yasasının -yine söylüyorum- AK PARTİ döneminde çıkarılmış olmasının büyük bir başarı olduğunu, tekrar altını çizerek ifade etmek istiyorum.

Evet, bu araziler elbette orman köylülerimize kazandırılmalı ama bütün bu arazilerin üzerinde, hem orman arazilerinin hem diğer hazine arazilerinin üzerinde milletin hakkı vardır, gelecek nesillerin de hakkı vardır. Oradaki o ince çizgiyi de hiçbir zaman unutmamamız ve buna göre sorumluluk içerisinde hareket etmemiz gerekir.

Tabii, 2/B kanununun uygulamasında bazı sorunlar tespit edildi. Bu sorunların çözümüyle ilgili, geçtiğimiz günlerde, 400 metrekareye kadar olan 2/B alanları için, satış bedeli konusunda bazı iyileştirmeler gerçekleştirdik. Bugün görüştüğümüz değişiklik ile de yine tarımsal amaçlı olarak kullanılan yerler için, taşınmazın yüz ölçümüne ve hak sahibi olunan taşınmazın sayısına bakılmaksızın satış bedeli rayiç bedelinin yüzde 50’si üzerinden uygulaması hükmü getirilmektedir. Bu, özellikle tarım faaliyeti yapan, çiftçilikle uğraşan ve bu 2/B arazileri ve hazine arazisi üzerinde tarımsal faaliyet yapan halkımız için, üreticilerimiz için, çiftçilerimiz için önemli bir değişikliktir. Daha önceki 2/B yasasında yüzde 70 olan rayiç bedel yüzde 50’ye düşürülmektedir ve bu, çiftçilerimiz için önemli bir değişikliktir. Ayrıca bu tarımsal araziler, belediye mücavir alan sınırları içerisinde ise beş yılda 10 taksitle, belediye ve mücavir alan sınırları dışında ise altı yılda 12 taksitle ödeme imkânı getirilerek daha çok kolaylık sağlanmış. Bu da memnuniyet vericidir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye getirdiniz ya? Daha birinci kanun görüşülürken biz bunları söyledik.

MEHMET ERDEM (Devamla) – Yine, 2/B diye bilinen yasada yer alan hazineye ait tarım arazilerinin hak sahiplerine doğrudan satışında rayiç bedelin yüzde 70’i üzerinden tespit edilen miktar, yüzde 50’ye düşürülmüştür. Yine, bu, köylülerimiz açısından ve tarımsal faaliyet yapan çiftçilerimiz açısından önemli bir kolaylıktır.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Önümüzdeki hafta yüzde 30’a düşürürsünüz.

MEHMET ERDEM (Devamla) – Orman köylülerimiz başta olmak üzere, çiftçilik yaparak geçimini temin edenlere ve bu yasadan istifade ederek tapularını alacaklara hayırlı olsun diyoruz. Orman köylülerimizin mülkiyet sorunları bu yasal değişikliklerle çözülmeye devam ediyor, önümüzdeki süreçte de -biraz önce söylediğim- 2/B benzeri meralardaki sorunlar ve diğer alanlardaki mülkiyet sorunlarının da çözümü için yine bu Parlamento çatısı altında hep beraber çalışmaları sürdüreceğiz.

Türkiye’nin birçok sorununun çözümüne el atan AK PARTİ iktidarları bundan sonra da aynı kararlılıkla sorunları çözmeye devam edecektir.

Biz inanıyoruz ki “önce insan” diyoruz ve “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışı içerisinde çözüm odaklı siyasetimize devam edeceğiz diyoruz.

Yasa değişikliğinin hayırlara vesile olması temennisiyle hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Ağabey, vurmazsan alkışlayacağız.

BAŞKAN – Bir dakika, bir dakika… Hemşehrime laf atmayın sakın ha! Çok da alkış aldı, ona göre.

Haydi bakalım, buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha 2/B yasasını görüşüyoruz. Şöyle: Gecenin bu saatinde başınızı iki elinizin arasına alın ve düşünün. Millet sizi vekil seçmiş, sorunlarını çözmesi için Meclise yollamış ve sorunlarla hiç alakası olmayan bir şekilde, Meclisi bu şekilde çalıştırma gayreti içerisindesiniz.

Peki, nasıl bir şey bu? Bu yasa, biliyorsunuz, hepinizin bildiği gibi üç siyasi partinin de 2011 seçimlerinde programındaydı, 2/B problemi. Biraz evvel AKP’li arkadaşım konuştu. Geldi, yine “AKP iktidarına nasip oldu.” diyor. Ne nasip oldu arkadaşım ya? Senin dünyadan haberin yok ya da neyi yapmaya çalıştığından haberin yok. Ne nasip oldu?

MEHMET ERDEM (Aydın) – Hangi iktidarın var?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi bakıyoruz, üç partinin de programında var. AKP iktidar oldu ve Meclise getirdi. Ne yaptı? Sekiz ay önce, dokuz ay önce getirdiği yasayı dokuz ay sonra bir kez daha değiştirdi.

Peki, biz ne dedik getirdiğinizde, komisyonlarda ne söyledik size? Bunu bu şekilde, köylüye, orman köylüsüne, tarımla uğraşan insanlara satamayacağınızı söyledik, “Satamazsınız.” dedik, “İnsanlar bunları alamaz.” dedik, siz inanmadınız. Hatta, biz direttik “Yüzde 70 rayiç bedel yüzde 50 olsun.” dedik ilk seferinde, “Taksitler de üç yerine dört yıl, dört yerine de beş yıl olsun.” dedik, kabul ettiniz komisyonda. Buraya geldiniz, aldınız Maliye Bakanından bir talimat -çiftçinin gırtlağına, orman köylüsünün gırtlağına basacaksınız ya cebindeki üç kuruşu alacaksınız ya- tekrar bir önergeyle yüzde 70’e çektiniz. Ne yaptınız? Tekrar o yılları, taksit yıllarını aşağı çektiniz. Peki, ne oldu sonra? Umduğunuzu bulamadınız. Osman Pepe 24 milyarla yola çıktı, siz 15 milyarla yola çıktınız, 10 milyara düştünüz, şimdi 5 milyara tav oldunuz. Ya, “IMF’ye 5 milyar borç veriyoruz.” diyeceğinize çiftçiye bunu bedavaya verin, IMF’ye de vermekten vazgeçin paranız varsa, milleti de aldatmaktan vazgeçin. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Türkiye’de 18 milyon aile yaşıyor, 18 milyon ailenin yüzde 40’ı bin TL’nin altında bir ücretle geçiniyor ve Türkiye’nin en yoksul insanları orman köylüleri ve bugün tarımla uğraşan insanlar, herkes senin gibi tarım ağası değil. Gidersen bakarsan ilinde insanların bin TL’den daha az bir gelirle geçindiklerini göreceksin ama, maalesef siz insanların problemlerini çözmek için burada değilsiniz, bütçe açığını kapatmak için buradasınız. 2013’te 24 milyar dolarlık bütçeyi özelleştirmeyle, 4,8 milyar dolar bedelli askerlikten beklentinizle ve 2/B’den gelecek paralarla kapatmaya çalışıyorsunuz. Bunların hepsi hikâye, yok efendim, ormanları ağaçlandıracakmışız, orman köylülerini kalkındırmak için kullanacakmışız… Deprem sigortalarını kullandığınız gibi kullanacaksınız bunları, bütçe açıklarını kapatmak için kullanacaksınız. Kimseyi aldatmayın, kimseyi burada da kandırmayın gecenin bu saatinde. Deyin ki: “Bu yasa doğru değil.”

Evet, bir kez daha getirdiniz tam bir ay sonra. Yine arkadaşlarımız bu kürsüden bu yasanın doğru olmadığını söylediler, orman köylüsünün problemlerini çözmeyeceğini söylediler, tarımla uğraşan insanların problemlerini çözmeyeceğini söylediler.

Tarım Bakanı burada, dört tane ana kalem var tarımda. Sürekli sırıtıp duruyor. Neye sırıtıyorsun? “Git Kandıra’nın köylerine bak.” diyorum. İzmit’ten Kandıra’ya 40 kilometre yol var. On sene önce bir tane emlakçı bulamazdınız, şimdi, yol boyunca, 40 kilometre boyunca herkes emlakçı olmuş, 3 milyon hektar alan üretimden çıkmış, 417 bin pancar üreticisi 110 bine düşmüş, Tarım Bakanı gülüyor, çiftçinin hâline gülüyor, orman köylüsünün hâline gülüyor. Sizi biraz edebe ve adaba davet ediyorum.

Kocaeli’de 13.157 kullanıcı var ve yüzde 86 oranında başvuru var. Bu yüzde 86 da başvuru parasını kaldırdığınızda oldu, ikinci yasayı getirdiğinizde oldu, çünkü daha önce kimse başvurmadı. 2 bin TL’yi ödeyerek insanlar başvuramadı bu yasaya. Şimdi, il genelinde 55 milyon metrekare 2/B arazisi var, bunun 34 milyon metrekaresinin kadastrosu yapılmış. En fazla 2/B alanlarımız da Kandıra’da ve Gebze’de var.

Sevgili arkadaşlar, Ketenciler köyünde 2/B arazisine sahip 48 insanımız var. Bu insanlarımız… 17 TL rayiç bedel konmuş metrekaresine arsanın, 0,68 TL de emlak bedeli. 17 TL konan 5 dönümlük bir araziye sahip bir insanın 85 milyar TL, yüzde 50’sini koyduğunuz zaman 40-45 milyar TL para ödemesi gerekiyor. Bunu, getirdiğiniz yıllara böldüğünüzde, beş yıla böldüğünüzde 10 eşit taksitle ödediğinde, aşağı yukarı 5 milyar lira…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi düşünün, size soruyorum…

Sormuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hükûmet adına, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

On dakika süreniz var.

Buyurun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi tabii, değerli konuşmacılar tarımla ilgili konuştular yer yer, zaman zaman ve tarımla ilgili olarak da gerçek dışı birtakım ifadeler kullanıldı. Hem çiftçinin alacak-verecek, kredi bulamama vesaire konusu, borçluluk konusu gündeme getirildi hem de bunun dışında yine tarımla ilgili olumsuz bir tablo çizildi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle kayıtlara geçmesi açısından ifade etmek istiyorum, biraz önce burada dile getirildi, biz iktidara geldiğimiz yıl Türkiye’de çiftçiler Ziraat Bankasından 227 milyon lira kredi kullanabilmiş. Yüzde 59 faizle Ziraat Bankası, yüzde 68 faizle de tarım kredi kooperatifleri Türkiye’de çiftçiye kredi kullandırıyordu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O kredilerin çekilip kullanım oranını söyler misin?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – 59 değil Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yüzde 59’du, yüzde 68 de tarım krediydi.

Şimdi, Türk çiftçisi 227 milyon kredi alıyor. Bunun ne kadarını geri ödeyebiliyor biliyor musunuz? Sadece yüzde 38’ini yani aldığı 100 liranın 38 lirasını geri ödeyebiliyor, 62 lirasını geri ödeyemiyor. 2012 yılında, sadece Ziraat Bankası 22 milyar lira kredi kullandırıyor -22 milyar, milyon değil- bunun yüzde 99’a yakınını da çiftçi geri ödüyor. Yani bu, şu demektir: Çiftçi 22 milyar lira krediyi alıyor, doğru yerde kullanıyor ve borcunun da 100 lirasının yaklaşık 99 lirasını geri ödeyebilecek hâle geliyor ve faiz oranı da yüzde 0 ila yüzde 7,5 arasında değişen oranlarda. Bu önemli bir husus, özellikle bunu ifade etmek istiyorum.

Şimdi, tarım arazilerinden, bunların kullanılmamasından, emlakçıların açılmasından falan bahsedildi. Biz bir kanun çıkardık, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu. Bu kanun bizim tarafımızdan ilk defa çıkarıldı ve bununla biz, tarım arazilerinin amaç dışında kullanılmasını önledik. Eğer biz bu kanunu çıkarmasaydık 500 bin hektar arazi daha bugün tarım dışına çıkmıştı. Bizim çıkardığımız kanunla başvuru yapıp kendisine izin verilmeyen ve dolayısıyla tarımın içerisinde kalan 500 bin hektar civarında arazi korunmuş oldu, bu şekilde amaç dışına çıkmamış oldu. Bu da yine önemli bir konu.

Şimdi, tarım sektörünün büyümesinden, vesaireden bahsedildi. Tarım sektörü Türkiye’de büyüyor. 23,7 milyar dolarlık bir tarım hasılasını Türkiye 62 milyar dolara çıkardı ve 62 milyar dolarlık hasılayla da Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde 1’inci sıraya, dünya ülkeleri içerisinde de 7’nci sıraya yükseldi.

Şimdi, sözün burasında, Fransa’yla ilgili bir husus söylendi, “Çiftçi ve tarım, Tarım Bakanının gündeminde yok. Tarım Bakanının gündeminde Fransa’dan aldığı şövalye nişanı var.” denildi. Onu da söyleyeyim, Avrupa’nın en büyük tarım üreticisi ülkesi Fransa idi 2002 yılında ve biz 2008 yılından itibaren Fransa’nın önüne geçtik, dolayısıyla şu anda Türkiye'nin tarımsal üretim değeri Avrupa Birliğinde Fransa’nın da önünde ve 1 numara.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Fransa’dan ithalatımız ne oldu Sayın Bakan?

GIDA, TARIM VE  HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Söyleyeyim, söyleyeyim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İthalatımızı söyleyin.

GIDA, TARIM VE  HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Söyleyeceğim. Bakın, söyleyeceğim, oraya geleceğim zaten tam da onu…

Şimdi, bir arkadaşımız dedi ki: “Tarım Bakanı Fransa’dan işte ithalat yaptı, onun için ona şövalyeli nişanı verdiler.” Eğer ithalat ile şövalye nişanı verilseydi, bizim Fransa’ya vermemiz gerekiyordu. Bizim Fransa’ya vermemiz gerekiyordu, neden? Şimdi şurayı iyi dinleyin: 2011 yılında Türkiye'nin Fransa’ya tarım ihracatı 487 milyon dolar, aldığı da 365 milyon dolar, fark 127 milyon dolar yani Türkiye 127 milyon dolar tarımsal dış ticaret fazlasına sahip. Kiminle? Fransa’ya karşı. 2012 yılında Türkiye 469 milyon dolar tarım ihracatı gerçekleştirmiş Fransa’ya, aldığı da 338 milyon dolar. Fark ne? 131 milyon dolar yani Türkiye'nin Fransa’ya 2012 yılında da dış ticaret fazlası 131 milyon dolar.

Şimdi, eğer ithalat ile şövalye nişanı verilecekse bizim Fransa’ya vermemiz lazım, Fransa Tarım Bakanına vermemiz lazım; Fransa Hükûmetinin Türkiye'nin Tarım Bakanına vermesi değil. Dolayısıyla, orada onu istismar etmeyin. Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanına verilmiş, benim şahsım hiç önemli değil, benim şahsımın yerine bir başka arkadaşım olabilirdi ama kesinlikle bir AK PARTİ’li olurdu o, dolayısıyla ona verilirdi bu nişan. Bu, Türkiye’ye verilmiş ve orada da açıklaması da şu, Fransız Hükûmeti şunu söylüyor, diyor ki: “Türkiye Cumhuriyeti Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, G20 sürecinde, dünyadaki gıda güvenliği ile ilgili olarak yaptığı olumlu katkılardan ve alınan kararlardaki olumlu etkilerinden dolayı, Türkiye’deki tarımsal gelişmelerden dolayı, tarım alanında şövalye nişanına layık görüldü.” diye veriliyor. Onu da özellikle burada sizinle paylaşmak istiyorum.

Türkiye’de gerek tarımda gerek hayvancılıkta sektör diğer sektörlerde, diğer alanlarda olduğu gibi büyüyor. On sene önceye göre daha az insan aynı alandan daha fazla üretim yapıyor. Bu, destekleme politikasıyla sağlanan bir husustur; yapılan stratejiyle başarılan, elde edilen bir başarıdır. Nasıl oldu? 1,8 milyar liralık toplam tarım desteğini biz 2013 yılında 9 milyar liraya çıkardık. Bu senenin sadece ilk iki ayında ödediğimiz, yaklaşık 2 milyar lira ve iki ayda ödediğimiz 2002 yılında Türk çiftçisine bir yıl içerisinde verilen toplam destekten daha fazla.

Dolayısıyla, bu Hükûmet bir stratejiyle bu meseleyi ele aldı. Türkiye’nin gerek bilgi ve teknoloji kullanımı gerek girdilerinden sağlanan gelişmeler gerekse bu alanda verimlilikle ilgili alınan tedbirler ve tarıma dayalı sanayinin geliştirilmesi, alt yapı hizmetlerinin geliştirilmesiyle birlikte bu sektör büyüdü, önemli bir noktaya geldi. Bundan sonraki süreçte de inşallah çok çok daha iyi bir noktaya gelecek, bizim beklentimiz, çalışmamız bu yönde.

Gerek gıda güvenliği ile ilgili gerekse güvenilir gıda ile ilgili, bunun temini ile ilgili alınan birçok tedbir var. Türkiye bu alanda dünya standartlarında -gerçekte- şu anda hem üretim yapıyor, gıda güvenliği sorunu yok hem de üretilen gıdalar sağlık ve hijyen yönünden güvenilir. Bu alanda da Türkiye büyük bir başarı sağlamış, dünyanın birçok ülkesine örnek teşkil edecek düzeyde.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bu açıklamayı yapmak durumunda kaldım, özellikle kayıtlara geçmesi açısından.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şahısları adına son söz Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz’a aittir.

Buyurun.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim Sayın Demiröz?

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Bakan benim sözlerimle ilgili… Fransa’dan almış olduğu şövalye liyakat nişanıyla ilgili düzeltme yapacağım konular var. Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Şimdi Sayın Yılmaz konuşsun, sizi dinleyeceğim, ondan sonra. Nedir? Çünkü adınızı anmadı, bir. İkincisi…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Adımızı anmada ama…

BAŞKAN – Hayır, hayır… Kötü bir şey söylemedi. Hayır, sizinle ilgili kötü bir şey söylemedi. O şövalye nişanının niçin verildiğini söyledi. Yani ben rencide edici bir laf duymadım da onun için söylüyorum.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Hayır, bizim bunu yanlış kullandığımızı, demagoji yaptığımızı ifade etti.

BAŞKAN – “Demagoji” lafı da etmedi. Yok, öyle bir söz duymadım, dikkatle izledim çünkü ben de. Sadece, o şövalye nişanının hangi katkılarından dolayı verildiğini söyledi.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – 167 milyon dolarlık bir cari artışın olduğunu söyledi. Ben de onların olmadığını…

BAŞKAN – Neyse Sayın Demiröz, bu saatten sonra dövüşecek hâlim yok.

Sayın Yılmaz, buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir cümleyle Sayın Tarım Bakanına cevap verip esas olan konumuz 2/B’ye geçmek istiyorum. Sayın Bakan tarımla ilgili bir şey konuştuğunda, rakamlarla çıkıp buraya konuşuyor. Ben Sayın Tarım Bakanına bir teklifte bulunacağım. Ben bu hafta sonu Adana Karataş Tuzla’da çiftçilerle toplantı yaptım. Çiftçilerimiz gerçekten ya banka kredilerinin altında eziliyor ya da tefecilerin eline düşmüş. Eğer bu rakamlarınıza bu kadar güveniyorsanız, öyle, sizi partililerinizin götürdüğü değil de, beraber -ben de Tarım Komisyonu üyesiyim Sayın Bakan- elimizi kolumuzu sallaya sallaya şu çiftçilerin arasına bir girelim de bu konuşmaları bir de orada yapın, ne cevap alacaksınız… Eğer buradan sözünüz varsa, buyurun beraber Adana’ya bir gidelim. Söz olarak alabilir miyim Sayın Bakan?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yoksul çiftçileri sevmez onlar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Her gün oradayım.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Tamam… Her gün orada değilsiniz.

Bakın, Sayın Bakan Adana’ya gidiyor, partilileri, aldığı yerlere, oraya götürüyor; sanıyorlar ki tarım çok iyi. Ben de diyorum ki: Bu kadar kendine güveniyorsan, bu kadar rakamlarına güveniyorsan… Ben bu hafta sonu Adana’da bütün çiftçilerle toplantı yaptım ve gezdim, ya banka kredilerinin altında boğulmuşlar ya da tefecilerin elinde inim inim inliyorlar. Eğer bu kadar rakamlarınıza güveniyorsanız, burada Mecliste bu rakamları övmek yerine, size diyorum ki, hodri meydan Sayın Bakan, ikimiz, kimseyi almadan, gelişigüzel, şu çiftçilerin içerisine bir gidelim de bu konuştuklarınızı orada bir anlatın bakalım, ne cevap alacağınızı göreceksiniz Sayın Bakan.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ziraat odası şövalye nişanı verecek mi, niye gelsin oraya?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Sözünü veriyorsan bu Mecliste söz olarak alalım ama buraya çıkıp rakamlarla insanları kandırmanın veya yanlış bilgi vermenin, yanıltıcı bilgi vermenin doğru olmadığını söylüyorum.

Ben gittim, gördüm. AKP’ye yüzde 70 oy çıkmış köye de gittim, size oy vermiş köylüyle de görüştüm, hepsi inim inim inliyor. Lütfen bu konuşmalarınızı gelin o köylerde yapın.

Değerli milletvekilleri, 2/B’de sınıfta kaldınız, Hükûmet olarak sınıfta kaldınız, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak sınıfta kaldınız. Eğer gömleğinizin ilk düğmesini yanlış iliklersiniz son düğmesini doğru iliklemeniz mümkün değildir. Nereden belli yanlış iliklediğiniz? Dokuz ay içerisinde üçüncü kanun teklifiyle karşımızdasınız.

Alınan karar gereği son konuşmayı yapıyorum. Bir daha geleceksiniz, hep söyledim. Bu şartlarda bu insanlara bu yerleri satamazsınız ve uygulayamazsınız. Yanlışı baştan yaptınız. Orman ve Su İşleri Bakanı kendi konusu olmasına rağmen ne komisyona geliyor ne Meclise geliyor, çünkü bu yasayı savunacak dirayet, bilgi birikimi ve cesaret kendisinde yok. Yüreği yetseydi de buraya gelseydi, açık söylüyorum, söyleyeceğimiz çok şey vardı ama gelemedi, gelemiyor çünkü ilk hatayı Orman ve Su İşleri Bakanı yaptı.

Bakın “Bu konuya para olarak bakarsanız yanlış yaparsanız.” dedik, Orman ve Su İşleri Bakanlığının yapması gereken şuydu: Bu yasanın adı Orman Köylülerinin Korunması, Kalkınması ve Desteklenmesi Yasası ama Orman Bakanı kadastroyla beraber bu işin sosyal boyutlarını bir kenara bırakarak Hazineye, Millî Emlake olduğu gibi 2/B’yi devretti “Ben bu işten çıktım.” dedi. Biz bunları konuşurken tünelden tweet atıyor.

Şimdi, eğer, bu olaya para gözüyle bakarsanız yanlış yaparsınız değerli arkadaşlar, yanlış yapmaya da devam ediyoruz. Bir nebze iyi, yani buna da şükür, en azından bizim aylarca komisyonlarda, Meclis Genel Kurulunda bunları defalarca dile getirmemize rağmen dokuz ay sonra bizim dediğimiz noktaya gelmeniz gene olumlu bir gelişme, destekliyoruz.

Bas bas bağırdık, dedik ki: “Bu köylülerin çay içecek parası yok, bunları gider görürseniz, yaşarsanız, bu insanların 2 bin lirayı verecek güçlerinin olmadığını görürsünüz.” Israrla dediniz ki: “Verirler.” ve gördünüz sonuçta, müracaatlar yüzde 34-35’te kalınca 2 bin lirayı kaldırdınız. Sonra da iki ay önce getirdiniz, kanun teklifiyle bunu düzelttiniz.

Gene yanlış yapıyorsunuz. Bakın, Anadolu’nun birçok coğrafyasında şu anda ekmeğinin, aşının peşinde olan birçok vatandaşımızın, müracaat etmesine rağmen birçok yeri alamadığını göreceksiniz. Yine bu kürsüden bunları hatırlatacağım ve söyleyeceğim. Alma şansları yok, alamayacaklar. Yani birilerinin tuzu kuru olabilir, birileri, dün içinden çıktığı o fakirleri, fukaraları, ezilmişleri, garipleri, gurabaları unutmuş olabilir; bugün, sizin yol arkadaşlarınız zenginler olabilir, sermaye sahipleri olabilir ama o insanların çığlığını duymak lazım; bugün, buraya geldiler, Anadolu’nun her tarafından çığlıkları yükseliyor ve alamayacaklar. Satamayacaksınız, birkaç ay sonra yine getireceksiniz ama olan o gariban köylümüze oluyor, gariban çiftçimize oluyor, gariban vatandaşımıza oluyor.

Hayırlı akşamlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Buyurun Sayın Demiröz.

Bakın, en ufak bir sataşma yoktu ama ben size gene söz veriyorum ama bu da kayıtlara geçsin, sataşma mataşma yoktu.

Buyurun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sataşma olsa da olmasa da…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Rahatsız mı oldun Recep Bey?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sataşmayla ne ilgisi var?

BAŞKAN – Allah rızası için ya! Bir de siz konuşmayın.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in görüşülen kanun teklifinin 4’üncü maddesi üzerindeki konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının 22 milyarlık bir krediyle ve bu kredinin yüzde 99’unun geri döndüğünü ifade ediyor ama bu rakamı verirken Sayın Bakanın özel bankalardan kullanılan kredileri de lütfen dile getirmesi gerekir. Çiftçilere sorarsanız, bu takla attırmadır. Gelin, kahvehanelerde çiftçilerin bankalarla ilgili nasıl takla attıklarını hep beraber soralım.

İkincisi, “Kanun çıkartıyoruz:” diyorsunuz, doğrudur. Mesela “Toprak Koruma Kanunu” dediler, katılıyorum ama Toprak Koruma Kurulu 9 kişiden oluşmakta, bunun 6 kişisi atanmış, 3 tanesi sivil toplum örgütleri içerisindendir. Örneğin, bölgemde Bursa’da Cargill’de 212 bin metrekarelik birinci sınıf tarım arazisine, günde 3 bin ton su çekilen yere nişasta bazlı şeker fabrikası kurulmuştur. Buna müsaade eden yine Tarım Bakanlığıdır. Bu konuda hiçbir şekilde tarım alanlarının korunmadığını, Büyükşehir Yasası’yla, Afet yasasıyla derin kuyulara takılan pompalarla çiftçilerin… Ve her konuda rahatsızlık verdiğini ifade etmek istiyorum.

Fransa’yla ilgili söylemek istediğim husus şudur arkadaşlar: Fransa, üç yıl önce... Hafızalarınızı lütfen tazeleyin, hepsi yollardaydı çiftçilerin, yolları kesiyordu, grev yapıyordu ama biz bu 2010 ve 2012 yılları içerisinde 250 milyon dolarlık canlı hayvan ve et ithal ettiğimizi söyledik. Lütfen, bu tür yanlış bilgilerle olayı saptırmamamız gerektiğini, Sayın Bakanın tüm rakamları tüm açıklığıyla hepimize vermesi gerektiğini ifade ediyor, tekrar teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Rize Milletvekili Nusret Bayraktar ve Kars Milletvekili Yunus Kılıç ile 16 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1256, 2/1257) (S. Sayısı: 428) (Devam)

 

BAŞKAN – Madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifinin 4’üncü maddesinde yer alan “yayımı” ibaresinin “Resmi Gazetede yayımı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Vahap Seçer                                       Haydar Akar                                      Osman Kaptan

                       Mersin                                               Kocaeli                                              Antalya

            Ramazan Kerim Özkan                               İlhan Demiröz                              Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                       Burdur                                                Bursa                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri hepinize saygılar sunuyorum.

Bu yasa, teknik bir yasa. Ben yasa üstünde konuşmayacağım ama bir tarafı Millî Emlak. Millî Emlak uzun yıllardır, dün de, evvelsi gün de, daha evvelsi gün de hem vatandaşın hem kamunun hakkını azami ölçüde koruyan bir kurumdur. Ben on bir yıldır bu Meclisteyim. Millî Emlakin ne kadar titiz çalıştığını itiraf ediyorum. Hem kamunun hem vatandaşın her türlü ihtiyacını ve vatandaş odaklı, kamunun da hakkını koruyan bir kurumdur. Yıllardır böyle bir geleneği var, kimse de değiştiremedi. Millî Emlak arazi de satabiliyordu, arazi de kiralayabiliyordu, her türlü yetki Millî Emlak ve Maliye Bakanlığındaydı ama her ne hikmetse altı ay önce veya yedi ay önce Millî Emlakten tüm bu yetkiler alındı.

Dikkatinize sunuyorum arkadaşlar. Kişinin veya bir kurumun 5 dönüm arazisi var, içinde 12 metre Millî Emlakin yeri var. Millî Emlakin hiçbir yetkisi yok. 12 metre arkadaşlar. Alacak da bir kurum da olabiliyor, vatandaş da olabiliyor. 12 metre için siz dört ay, beş ay Başbakanlıktan cevap bekliyorsunuz. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Bu kadar mı güveniniz yok? Yıllardır kamunun hakkını da, vatandaşın hakkını da koruyan bir kuruma bu kadar mı güven duymuyorsunuz?

Ben şunu net söylüyorum, eğer birileri bir yolsuzluk arıyorsa Millî Emlakte aramasın, siyasetçide arasın!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Aaa!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu olmadı şimdi!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Siyasetçinin elini değmeyen…

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Siyasetçi!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Aynen, aynen bunu söylüyorum.

Arkadaşlar, bir kamu kurumu veya bir belediye “Kültür evi yapacağım.” diyor, İstanbul’da bir ilçede…

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Gecenin bu saatinde siyasetçiyi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Nedir? Elini kolunu kaldırma, otur oturduğun yerde!

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ne diyorsun sen ya!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Otur oturduğun yerde, elini kolunu kaldırma!

BAŞKAN – Lütfen birbirinizle tartışmayın.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ne diyorsun sen ya!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Elini kolunu kaldırma, otur oturduğun yerde! Elini aşağı tut! Elini aşağı tut!

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bu yanlış, olmaz!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet, aynen söylüyorum, hiç yanlış değil! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Eğer bir belediye Millî Emlakten bir yer kiralamak istiyorsa –ya, bu kamu kurumu, kamu kurumu-. niye esirgiyorsunuz? Bir kültür evi yapacak bir belediye veya 15 metre müşterek bir arazi satacak, neden bir yetki vermiyorsunuz? Tamam, eğer tüm yetkiyi devretmiyorsanız belli limitler getirin. Bir kısım -Bakanınıza güvenmiyor musunuz?- limiti Sayın Bakana verin belli limite kadar, bir kısım limiti Millî Emlak Genel Müdürlüğüne verin. Yani 5 liralık işi de, 10 bin liralık işi de, 100 bin liralık işi de, hepsini Başbakanlığa göndermek bürokrasinin kendisidir, bu bir güvensizliktir. Bu, vatandaşı bürokrasiye boğmaktır, kamu kuruluşlarını bürokrasiye boğmaktır. Ben net söylüyorum: Millî Emlak vatandaş odaklı ve kamu odaklı bir kurumdur. Belli yetkilerini elinden almayın. Belli yetkileri eğer… Maliye Bakanımıza -hepimizin Bakanı- belli bir limitte niye güvenmiyorsunuz? Eğer belli limitin üzerinde Başbakanlığa gidecekse hayhay gitsin ama Millî Emlak bu ülkede yıllar boyu son derece kamu adına ve vatandaş odaklı bir kurumdur.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 5’i okutuyorum:

Madde 5 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 5’inci maddede Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kamuoyunda “2/B” diye adlandırılan yasanın 5’inci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yasanın muhalefet şerhine baktım, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Akif Hamzaçebi tarafından verilen muhalefet şerhinde, daha önce verilen yasada o tarihte yapılan konuşmada deniliyor ki: “Muhtemelen önümüzdeki günlerde ve önümüzdeki aylarda bu yasanın değişikliğine ilişkin bir önerge gelecektir, bir kanun teklifi gelecektir. İnşallah yanılmak isterim ama…” Ne yazık ki Sayın Grup Başkan Vekilimiz yanılmadı.

Biliyorsunuz “2/B” diye adlandırılan, 31/12/1981 tarihi itibarıyla orman vasfını kaybetmiş olması nedeniyle orman sınırlarının dışına çıkartılmış arazilere ilişkin bir yasayı görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, geçen günlerde bir cezaevini ziyaret ettim, oradaki hükümlülerle, tutuklularla görüştüm. Onlardan bir tanesinin bana söylediği ilginç bir sözü sizlerle paylaşmak istiyorum. Dedi ki: “2/B bizler için de çok önemlidir.” Düşündüm 2/B bunlar için niye önemlidir diye. Dedi ki: “Beden ve beyin sağlığımızı ‘2/B’ diye nitelendiriyoruz, cezaevinde yaşamanın en önemli koşullarından bir tanesi budur diye. Bizim için de çok önemlidir.” 2/B cezaevindeki insan için ne derecede önemliyse, bugün çıkartmış olduğumuz yasa da orman köylüleri için, özellikle bütün bir ülke için çok önemli bir yasa. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine özellikle Antalya’dan gelen, 50’yi aşkın otobüsle gelen insanların sorunu, Türkiye'nin her tarafındaki insanların sorunu, özellikle Karadeniz’de yaşayan insanların da ciddi sorunu.

Ben uzun yıllar avukatlık yaptım. Yasadan yani 2/B pozisyonuna gelene kadar insanların özellikle Karadeniz’de, benim seçim bölgemde yaşadığı sorunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle 1956 yılında Orman Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu uygulamaları sizlere anlatmak istiyorum.

1956 yılında, orman olmayan bir arazi için, 31/12/1981 itibarıyla, o tarih itibarıyla üzerindeki bitki örtüsü nedeniyle Orman Genel Müdürlüğü şöyle bir uygulama yapıyor: “Siz, şurada yapacağımız tespitte bu yerler orman olsa bile herhangi bir şekilde itiraz etmeyin, itiraz etmezseniz yarın bir gün bu arazileri size 2/B yoluyla devrederiz.” şeklinde pratikte böyle bir uygulama var değerli arkadaşlarım.

Biz ormanlara önem veriyoruz ama bir yandan da vatandaşla devleti karşı karşıya getiren uygulamaların özellikle benim seçim bölgemde, Karadeniz’de nasıl olduğunu anlatması açısından ilginç bir olay var.

2/B’nin esas dayanağına ilişkin temel öngörü şu: 2/B olabilmesi için o bölgede önce Orman Genel Müdürlüğüne yani ormanın mülkiyetine ait olan birtakım arazilerin olması gerekir ve daha sonra da -en iddialı açılımlardan bir tanesi- bu arazilerde, ormandan açma yoluyla vatandaşların bunları tarım arazisi hâline getirmesidir. Böyle bir hâl, böyle bir tablo ne yazık ki yoktur, bunu anlatmaya çalışıyoruz. Diyoruz ki: Özellikle bizim bölgemizde, Karadeniz’de, ne yazık ki, tarım arazisi niteliğinde olan bu alanlar 31/12/1981 baz alınarak ormanla ilişkilendirilmiş hâle getirilmeye çalışılıyor. Özellikle kadastro tespitleriyle ilişkili davalara baktığınız zaman, orman kadastrosuyla ilişkili kadastro tespiti, itiraz ve tescil davalarına baktığınız zaman, o davalardaki sonuçların ne şekilde çıktığına ilişkin kararları gördüğünüz zaman bunun ne derece önemli bir kanayan yara olduğunu görürsünüz değerli arkadaşlarım.

Özellikle bu davalarda, avukat arkadaşlarımız Karadeniz’deki bu tip davaları almamaya çalışıyorlar çünkü davanın bir tarafı orman olduğu zaman, değerli milletvekilleri, davalar genellikle olumsuz sonuçlanıyor. O nedenle avukat arkadaşlarımız bu davaları almıyorlar. Bu davalarda bilirkişilik yapan kişiler de çaresiz kalıyorlar. Neden? Genellikle mahkemeler bu tip davalarda bilirkişileri… Esas, pratikte görev alan orman mühendislerinin yanında onları seçmiyorlar; üniversitelerde, uygulamadan gelmeyen, daha çok teorik eğitim almış olan kişileri seçiyorlar. Öyle olunca da genelde bu tip bilirkişi raporlarında, ne yazık ki, hep orman yönünde, lehte kararlar çıkıyor. Hâkimler de yargıya bu tip davalar intikal ettiği zaman kendilerine göre de, “muhik sebep” diyeceğimiz, “haklı sebep” diyeceğimiz birtakım sebepler buluyorlar. AKP Grubu içindeki hukukçu arkadaşlarım da benim ne demek istediğimi iyi anlıyorlardır dikkatli dinlerlerse. Genelde hâkimler şunu diyorlar: “Bu tip kararlarda eğer biz ‘orman’ demezsek yani açılmış olan, kadastro tespitine itiraz ve tescil davalarında ret kararı verirsek veya kabul verirsek, orman olduğunu iddia edersek, ne yazık ki Yargıtay 20. Hukuk Dairesi orada heyula gibi duruyor. Bütün vermiş olduğumuz kararlar buradan dönüyor.” Yani bilirkişiler bu konuda çaresiz, avukatlar bu konuda çaresiz. Avukatlar da olayın bir tarafı ama hâkimler de kendilerine göre haklı nedenler oluşturuyorlar çünkü alt mahkemede verilen kararlar, eğer “Orman değildir, tarım arazisidir.” şeklinde kararlar verilse bile ne yazık ki -yanlış hesap Bağdat’tan döner hesabı- Yargıtay 20. Hukuk Dairesinden dönüyor değerli arkadaşlarım.

Benim anlatmak istediğim olay şu: Pratikte insanların karşılaştığı sorunları özellikle benim seçim bölgemde -sadece Artvin için demiyorum. Karadeniz, biliyorsunuz, ormanlarıyla önemli olan bir bölge- bu bölgede özellikle yargı açısından karşılaştığımız sorunları sizlere anlatmaya çalışıyorum. Bu tip durumlarda Orman Genel Müdürlüğü özel bir format dilekçeyle davaları açıyor. O format dilekçelere baktığımız zaman bütün dilekçeler “kes, kopyala, yapıştır” yöntemiyle açılmış davalar yani bir yerin özelliğine ilişkin açılmış davalar değil, o formatlar belli, o formatların altına atılan imzalar da belli. Onlardaki “deliller” kısmına baktığınız zaman, özellikle “hava fotoğrafları, memleket haritaları, orman tahdit sınırları ve bilirkişi raporları” diye bazı deliller konuluyor bunlara ilişkin. Bu hava fotoğraflarına baktığınız zaman, orada uygulanması gereken hava fotoğrafları en azından 1945 tarihli olması gerekirken yani baz olarak alınması gereken hava fotoğrafları 1945 tarihli olması gerekirken, 1959 tarihli ve daha sonraki hava fotoğraflarıyla alınıyor.

“Memleket haritaları” diye bir delil konuyor orman idareleri tarafından, bu memleket haritaları da ne yazık ki o bölgenin arazi yapısını inceleyen topoğrafik haritalar değil. Bunlar askerî haritalar, stratejik önemi olan haritalar. Bu nedenle, bu haritaların da maddi anlamda delil teşkil etmesi açısından mahkemeleri ne yazık ki yanlış yönlendiriyorlar, orman tahdit sınırları yanlış yönlendiriliyor, bunlar içerisinde, biraz önce bahsettiğim gibi, bilirkişi raporları yanlış yönlendiriliyor, bilirkişi raporları yanlış olarak konuluyor, biraz önce de ifade ettiğim gibi, özellikle, botanik raporları olmadığı için hem memleket haritaları hem amenajman planları hem diğer deliller yanlış yorumlanıyor.

Bakın, mülkiyet hakkı en kutsal haktır. Davacı tarafın veya davalı tarafın, yani ormanla karşı karşıya gelen Karadenizli vatandaşlarımızın veya ülkenin her yanındaki vatandaşlarımızın en önemli delillerinden bir tanesi tapu senedidir değerli arkadaşlarım. Tapu senedi ne yazık ki dikkate alınmıyor. Bu ülkedeki en önemli haklardan bir tanesi mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı bir anlamda göz ardı ediliyor. Tanık ifadeleri, mahallî bilirkişi ifadeleri, özel idare tahrir kayıtları, tapu senetleri, zilyetlik senetlerinin hiçbir önemi yok. Orman elinde bir tane belgeyle geliyor davaya geldiği zaman. Bu bütün bir toplum için kanayan yaradır. Bir orman kadastro teknisyeninin altında imzası olan o haritanın altında eğer o tarihte bir yeşil alan olarak gösterilen bir belge varsa -ki o belge tek taraflı bir belgedir, sadece altında bir orman kadastro memurunun veya orman teknisyeninin imzası vardır- o belge maddi anlamda delil teşkil ediyor. Siz de o belgeye karşılık hangi tanığı dinletirseniz dinletin, hangi mahallî bilirkişi beyanıyla bunun karşısına çıkarsanız çıkın veya “Daha yıllardan beri bu yeri kullanıyoruz.” deseniz, elinizde tapu senedi de olsa, mülkiyetinizi ispat edeceğiniz belge de olsa bunun geçerli olması mümkün değil. Böyle bir sorunla karşı karşıyayız.

Yani bir anlamda Karadenizli kendi arazisini koruyorken, arazisinin içerisinde tarım yaptığı hâlde, orada orman ağacı varsa, o orman ağacını koruyorken cezalı duruma düşüyor. Yarın, bir gün bilirkişi oraya geldiği zaman, bu arazinin içerisinde rapor düzenliyorken “Burada bir peruka çalısı vardır.” diye bir cümleyi oraya düştüğü zaman, temyize gittiği zaman Yargıtaydan geri geliyor.

Ben buradaki konuşmamı yanlış anlamanızı istemem yani bir kanayan yarayı sizlere anlatmaya çalışıyorum. Orman tabii ki Türkiye'nin zenginliğidir, hepimizin onurudur ama olayın bir başka boyutunu anlatmaya çalışıyorum. Yani bir kimsenin tarım arazisi niteliğinde olan, aynı dosyada tarımcının, ziraatçı bilirkişinin “tarım arazisi” demiş olduğu, ormancı bilirkişinin ise “ormandır” dediği alanda Yargıtay 20. Hukuk Dairesi iki raporu gördüğü zaman, çelişkide, hiçbir şekilde, asla tarımdan yana bir değerlendirme yapmıyor değerli arkadaşlar.

O nedenle, tarım arazisi kapsamında olan, insanların kadimden beri kullanmış olduğu, atasından, dedesinden kalan, bugüne kadar kullanmış olduğu arazilerin bir bölümü yargı organı aracılığı ile, ihtilaflar aracılığı ile ne yazık ki orman mülkiyetine geçiyor. Bu, tabii, büyük bir genelleme böyle. Ben orman niteliğinde olan, orman vasfı taşıyan arazileri bir kenara koyuyorum ama gerçekten vatandaşın kullanmış olduğu, tarım arazisi kapsamında olan bu arazilerde ne yazık ki Orman Genel Müdürlüğü tarafından 31/12/1981 tarihi baz alınarak, “Önümüzdeki günlerde bir kadastro tespiti yapıldığı zaman 2/B’de bunlar 2/B kapsamına alınır ve sizlere bunları tekrar satarız.” diye böyle bir programla, böyle bir siyasetle vatandaşın karşısına çıkılıyor. Böyle bir durumda da vatandaşla devleti karşı karşıya getiriyoruz.

Ben Sayın Bakana daha önceden de sordum, özellikle kadastro mahkemelerindeki kadastro tespitine itiraz ve tescil davalarının sonuçlanma şekilleri -ret ve kabul şeklinde- Yargıtaydan geçme oranları dikkate alındığı zaman, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde bu olayın kanayan bir yara olduğunu, devletle vatandaşı karşı karşıya getirecek kadar vahim bir durum arz ettiğini, tarım arazisiyle orman arasındaki o ince çizginin bazen başka taraflara kaydığını ve vatandaşı mağdur ettiği gerçeğini göz önüne almak zorundayız.

2/B tabii ki önemlidir, bu sorunu aşmak zorundayız. Bakın, birtakım uyarılar yapıyoruz, bu uyarılar sonuçsuz kalıyor. Bugün işte Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar gelen bu haykırış bundan dolayıdır. 2/B anlamında birçok şey tartışıldı ama ben bu sorunun da kanayan bir yara olduğunu, Karadeniz’de özellikle tarım arazisi ve orman vasfı arasındaki bu ince çizgiyi de yüce heyetinize arz etmek istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Şahıslar adına Antalya Milletvekili Sayın Gürkut Acar.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin yürütme maddesiyle ilgili önergemiz üzerine söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu görüştüğümüz teklif, AKP’nin muhalefeti yok sayan anlayışıyla bir yere varılamayacağını gösteren örneklerden biridir. AKP’nin, AKP grubunun yapboz kanunlarından biridir. Arkadaşlarımız da söylediler, bir yıl geçmeden üçüncü değişiklik yapılıyor. Eğer, siz, vatandaşı, hukuku, adaleti bir kenara bırakıp gözü kara bir şekilde hareket ederseniz varacağınız nokta budur. Bu düzenlemenin içinde yine adalet yoktur, yine vatandaş yoktur. Yandaşları kayırma vardır, yabancılara kaynak aktarımı vardır. Biz, 2/B arazilerindeki adaletsizliği önleyelim derken, orman alanlarında yeni yağma ve talan kapıları açılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi birçok kez bunu iptal etti ama Adalet ve Kalkınma Partisi ne mahkeme tanır ne hukuk. Türkiye’de okul yapacak, hastane yapacak başka yer kalmadı mı ki ormanları betonlaştırıyorsunuz? AKP döneminde 178 bin hektar orman alanı taş ocakları için, yollar için tahrip edilmiştir, 3,5 milyon metreküp ağaç kesilmiştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Dikilen yerler…

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Ormanlar yok edilirken, Bakan orman alanlarımızın büyüdüğünü söylemektedir. Bir yere ağaç dikmek, bir yeri fidanlarla doldurmak orayı orman yapmaz. Asırlık ağaçları kesip, ormanları yok edip taş ocağı açacaksınız, sonra da 50-60 yıl orman olsun diye bekleyeceksiniz. Ormanları korumak yerine vatandaşın sağlığını bozuyorsunuz, sonra da ormanlarda hastane bahanesiyle yabancılara ve yandaşlara yeni yağma alanları ve kapıları açıyorsunuz. AKP’nin zihniyeti de budur ama bu zihniyetin Türkiye’ye yararı olmadığı açıktır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, sinirlenmeyin, dinleyin, belki bir konu işinize yarar. Siz adalet yolunu tıkadınız, hukuk yolunu tıkadınız, kıymet takdiri hakkında dava açılamayacağını kanuna yazdınız, emlak vergisi verirken yapılan kıymet takdiri hakkında dava açılabiliyor, 2/B konusundaki takdir hakkında dava açılamıyor, böyle hukuk ucubesi olmaz. Anayasa’da “İdarenin her tasarrufu hakkında dava açılabilir.” yazdığı hâlde siz “dava açılamaz” hükmünü koyarak Anayasa’yı ihlal ettiniz. “Gelin, emlak vergisi değeri üzerinden satış yapın.” diyoruz, dinlemiyorsunuz, yoksul köylümüzü eziyorsunuz.

Bakınız, 2/B arazilerinin en fazla olduğu ve en değerli olduğu il, seçim bölgem Antalya’dır. Antalya’da yaklaşık 41 bin hektar 2/B alanı vardır. Bu konuda en fazla isyanın olduğu yer de Antalya’dır. Antalyalılar geçen günlerde sokaklara çıktı, defterdarlığa yürüdü, bugün de topraklarına sahip çıkmak için 2 bin kişi Ankara’ya geldi.

Bakınız, değerli arkadaşlarım, elim kolum iptal edilmiş tapularla dolu, bunlar Türkiye Cumhuriyeti tapuları, şu gördüğünüz de Osmanlı tapusu. Bunların hepsi 2/B alanı, ormana girdi diye iptal edilmiş olan tapulardır.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu insanlar Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiler, isyanlarını dile getirdiler. Bu zulmün sorumlusu bizzat AKP Hükûmetidir, muhalefeti dinlemeyen AKP grubudur. Buradan, topraklarına sahip çıkan Kaş’tan Gazipaşa’ya kadar tüm Antalyalıları yürekten kutluyorum, saygıyla selamlıyorum. AKP’nin zulmüne karşı başkaldırmışlardır, bugün Ankara sokaklarındaydılar. Yoksul vatandaşı yok sayıp, vatandaşın, köylünün, üreticinin ekonomik gücünü yok sayıp parmak hesabıyla iş yaparsanız, işte, böyle vatandaşı çileden çıkarırsınız. Bir de işin içine siyasi ilişkileri sokarsanız, yandaşlarınıza, partililerinize, milletvekillerinize kıyak yaparsanız, yoksul köylüye, çiftçiye, vatandaşa 3, partilinize 1 derseniz, vatandaş isyan eder. Bugün, Ankara sokaklarında 2 bin kişi bu nedenle sokaklardaydı.

Değerli arkadaşlarım, 2/B arazilerinin satışı belki AKP iktidarına bir miktar sıcak para sağlayacaktır ancak var olan sorunları gidermeyecek, büyük ölçüde haksız kazanca yol açacaktır. Ayrıca şunu unutmayın, satarak bir yere varılamaz. İktidara geldiğinizden beri satıyorsunuz, Türkiye’nin dev tesislerini iki, üç yıllık kârlarına sattınız. 300 milyon dolarlık fabrikayı alana, 2 milyar dolarlık barajı bedava verdiniz. Topraklarımızın neredeyse sınırsız şekilde yabancılara satışının yolunu açtınız. Ormanları, 2/B’leri satıyorsunuz. Müflis tüccar gibisiniz, elde avuçta ne varsa satıyorsunuz. Ama Türkiye’de ne işsizlik azalıyor ne yoksulluk azalıyor fakat yeni zenginlerin sayısı, AKP’li zenginlerin sayısı artıyor. Şimdi de yeni 2/B zenginleri yaratacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Bu adaletsiz düzenlemelerle bunun yolu açılıyor. Türk halkı ve Antalya halkı bunun hesabını mutlaka sizden soracaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 428 sıra sayılı Kanun Teklifinin 5 inci maddesinde yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresinin “Maliye Bakanı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Ali Sarıbaş                                        Haydar Akar                                       Vahap Seçer

                    Çanakkale                                            Kocaeli                                               Mersin

                 Osman Kaptan                               Ramazan Kerim Özkan                                Gürkut Acar

                      Antalya                                              Burdur                                               Antalya

          Mehmet Akif Hamzaçebi

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 19 Nisan 2012 tarihinde kabul edilen 6292 sayılı Kanun’un görüşmeleri sırasında bu kürsüden kullandığım bir cümleyi, daha sonra 30 Ocak tarihinde kabul edilen yasa sırasında aynen olmamakla birlikte tekrar ettim, buradan onu bir kez daha söylemek istiyorum: Bu yasa da derde deva olmayacak. Bu teklifin yasalaşmasından sonra bunu düzeltmek için tekrar bir yasa teklifi veya kanun tasarısını buraya getirmek zorunda kalacaksınız. Evet, gülümsüyorsunuz, buna siz de inanıyorsunuz, biliyorum. O günlerde tekrar bu hatırlatmamı size bir kez daha hatırlatacağım. Haklı çıkmış olmaktan mutlu olmuyorum, tam tersine üzülüyorum çünkü önemli olan vatandaşın sorununun çözülmesidir. Ben haklı çıkmışım, vatandaşın sorunu çözülmemiş, bu bana mutluluk vermez.

Bu teklifle yine de sorunları çözülebilecek olan vatandaşların sorununun çözülmesinden mutlu oluruz ama sorunu çözülemeyecek büyük bir kitlenin yine olduğu yerde kalacağını biliyoruz. Sorunu çözülecek olan vatandaşlarımıza engel olmak istemediğimiz için bu yasaya karşı herhangi bir şekilde bir olumsuz tavır da takınmıyoruz. Söylediklerimiz kabul edilmemiş olmasına rağmen -3’üncü maddedeki Anayasa’ya aykırı düzenleme hariç- diğerleri nedeniyle yeter ki vatandaşımızın sorunu bir miktar çözülmüş olsun ama bizim idealimiz, arzumuz tüm vatandaşların, tüm 2/B mağduru, daha doğrusu 2/B arazisini kullanan vatandaşların sorunlarının çözülmesidir.

Değerli milletvekilleri, bir hükûmet ne zaman ki hazine arazilerinden büyük bir kaynak sağlamayı umuyordur, ne zaman ki umudunu buna bağlamıştır o hükûmet yolcudur demektir. Geçmişteki tecrübeler bana bunu göstermiştir. Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti Koalisyon Hükûmetini hatırlıyorum, ben Millî Emlak Genel Müdürüydüm, o Hükûmet o dönemde kamu arazilerinin satışından büyük bir gelir elde etme umuduna kapıldı ama bu umut tahakkuk etmeden o Hükûmet sona erdi. Yerine Refahyol Hükûmeti geldi. Rahmetli Sayın Necmettin Erbakan Başbakanımızdı. Ben yine bürokraside aynı görevi yürütüyordum. Sayın Erbakan da o meşhur kaynak paketlerini hep bu gayrimenkul satışlarına, varlık satışlarına bağlamıştı ama o Hükûmetin de ömrü yetmedi maalesef. Sonra gelen 57’nci Koalisyon Hükûmeti yine bu varlık satışlarına büyük bir umut bağladı fakat maalesef, onların da bu umudu tahakkuk etmedi. Sizler bu noktaya yeni geldiniz yani on yıllık Hükûmet döneminizin sonunda buraya geldiniz ve 2/B arazisinin satışından büyük bir gelir bekliyorsunuz. Birkaç yıl önce buradan beklediğiniz geliri 25 milyar dolar olarak ifade etmiştiniz, şimdi bu oldukça aşağılara inmiş durumda. Sanıyorum bu teklifin yasalaşmasından sonra bu rakamınız biraz daha aşağı inecek ama bu teklifin gösterdiği şudur: Siz de hükûmete veda etme aşamasına gelmiş durumdasınız, hayırlı olsun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, 6292 sayılı Yasa çıktı, onda değişiklik yapan ikinci düzenlemeyi konuşuyoruz. Bu üç yasanın da devlet teşkilatı içerisinde büyük yük yüklediği üç tane konum vardır: Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü ve Millî Emlak Genel Müdürlüğü. Bu yükün bu teşkilatlarda o personel tarafından nasıl kaldırılacağını bu tasarılar, bu yasalar hesap etmiyor. Şimdi, diğer iki kurumun görevi bitti, görev Millî Emlak Genel Müdürlüğünde. Bundan sonra Millî Emlak Genel Müdürlüğü çok ağır bir görev ifa edecek ama kısıtlı olanaklarla fedakârane bir şekilde çalışacak olan Millî Emlak personeli bu tasarıda yok, görülmemiştir, hatırlanmamıştır. Bu satışlar bitene kadar en azından bu Millî Emlak personeline fazla çalışma imkânını tanıma anlayışını maalesef bu tasarılara, bu yasalara yerleştirmediniz.

Dünya kadar sorunu var Millî Emlak personelinin, onlara girmeyeceğim ama bu personeli yok sayan bir anlayışın ben bu yasada başarılı olacağı kanaatinde değilim. Fedakâr Millî Emlak personelini, Maliye Bakanlığı personelini buradan saygıyla selamlıyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 6 Mart 2013 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. 

Kapanma Saati: 00.09



(X) 428 S. Sayılı Basmayazı 28/02/2013 tarihli 72’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.