DÖNEM: 24                            CİLT: 41                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

59’uncu Birleşim

30 Ocak 2013 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

 IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, İstiklal Harbi’mizin büyük komutanı ve Şark fatihi Kâzım Karabekir Paşa’nın ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, yerel gazete ve televizyon çalışanlarının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, anayasal hakların kullanımında yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, süpermarketlerle ilgili kanunun çıkarılmamasından dolayı küçük esnafın zor durumda olduğuna ve bu yasanın bir an önce çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada ölen işçilerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediğine, sermaye hizmetinde ve denetiminde bir çalışma hayatının işçiler için ölüm ve yoksulluk olacağına ve son bir ayda Samatya’da Ermeni yurttaşlara yapılan saldırılara ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, üniversite sınavlarında ağırlıklı ortaöğrenim başarı puanı yerine bireysel başarı esasına dayanan sistemin dikkate alınmasının eşitlik ilkesine aykırı olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele sözleşmesi gereği göç etmek zorunda kalan ve göç yolunda ölen soydaşlarımıza Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Millî Eğitim Bakanlığına atanan Nabi Avcı’yı kutladığına, yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlere gereken kolaylıkların gösterilmesi ve eş durumundan tayin bekleyen öğretmenlerin ayrılıklarına son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, doçent unvanını alan fakat kadroya ataması yapılmayan öğretim elemanlarının maddi hak kayıplarına uğradıklarına ve bu mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada ölen işçilerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediğine ve bireye insan ve insan hakları çerçevesinde yaklaşılmadığı sürece bu acıların yaşanmaya devam edeceğine ilişkin açıklaması

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, sel felaketi nedeniyle Çanakkale ve ilçelerinde uğranılan zararın giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Hükûmetin zor durumda olan besicilere saman, yem desteği verip vermeyeceğini ve kredi borçlarının yeniden yapılandırılıp yapılandırılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, taşeron çalıştırmanın acilen çözümlenmesi gereken bir sorun olduğuna ve EÜAŞ Van İşletme Müdürlüğünün güvenlik hizmet alımı ihalesine ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Antalya ve Eskişehir büyükşehir belediyelerine yapılan operasyonlara ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak Kâzım Karabekir Paşa’ya ölümünün 65’inci yıl dönümünde Allah’tan rahmet dilediklerine ve Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediklerine ilişkin açıklaması

13.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde yaşanan iş kazasına ve iş cinayetlerinin önlenebilmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, son DHKP-C operasyonları karşısında bazı milletvekillerinin davranışlarının yasama göreviyle bağdaşmadığına, destek vermeye gidenlerin bu çatıya yakışmadığına ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Antalya ve Eskişehir büyükşehir belediyelerine yapılan operasyonlara ilişkin açıklaması

16.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yasal dinleme kayıtlarına takılmış konuşmasıyla ilgili ne yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Çağdaş Hukukçular Derneği’ne düzenlenen operasyonu protesto ettiğine ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak savunmayı savunmak için Çağdaş Hukukçular Derneği’ne destek olduklarına ilişkin açıklaması

19.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak kim hukuksuzluğa uğrarsa her zaman onların yanında olacaklarına ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, suçluyu savunan avukatın o suçluyla özdeşleştirildiği bakış açısını kınadığına ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada ölen işçilerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediğine ve iş kazalarının araştırılması ve önlenmesi için bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada ölen işçilerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediğine, bugüne kadar iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili birçok yasal düzenleme çıkarıldığına, belediyelerle ilgili iddiaların şu anda yargı konusu olduğuna ve Kâzım Karabekir Paşa’nın ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, kültürel zenginliğimizin besleyenleri olan farklı dillerin korunması ve gelişmelerinin sağlanması konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/485)

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu ve 22 milletvekilinin, genetiğiyle oynanmış ürünlerin insan sağlığına olumsuz etkilerinin ve zararlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/486)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, kışlalarda askerlerin maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/487)

 

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Çevre Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 32 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1137, 2/739) (S. Sayısı: 396)

4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı ile Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve 34 Milletvekilinin Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/730, 2/680, 2/1056, 2/1084) (S. Sayısı: 394)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, kara para ile mücadeleye ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/13520)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 5084 sayılı Kanun’la getirilen teşviklerin sürelerinin uzatılmasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/13792)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakan tarafından eleştirilen bir dizinin THY’nın uçak içi eğlence sisteminden çıkarıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/14677)

4.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, azınlık cemaat vakıflarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/14817)

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bir cemaat vakfının 5737 sayılı Kanun gereği taşınmaz iade talebi bulunup bulunmadığına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/14818)

6.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünde yurt dışı müşavirliğine atanan bir kişiye ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/14819)

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14961)

8.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Türkiye’den Yemen’e yasa dışı yollarla silah gönderildiği iddialarına ve Türkiye gümrük noktasındaki kamera kayıtlarının silinmesine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14963)

9.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, dolaysız vergilerin payının düşmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/15009)

 


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak dört oturum yaptı.

İstanbul Milletvekili Gürsoy Erol’un, ekmek israfının önlenmesine ilişkin gündem dışı konuşmasına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verdi.

Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, enerji sektörünün sorunlarına,

Antalya Milletvekili Osman Kaptan, Antalya’da yaşanan ve yaşanmakta olan sel felaketlerine,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, 28 Ocak Misakımillî’nin kabulü ile 29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü’ne ve Ocak ayında PKK’nın saldırıları sonucu hayatını kaybeden 143 vatandaşımıza Allah’tan rahmet dilediğine,

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, yağışlardan zarar gören Antalyalılara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Suudi Arabistan’a hayvan ihracatı yapılacağı haberlerinin doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, madencilerin Zonguldak’ta ve tüm ülkede taşeronluğun kaldırılmasını istediklerine,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Sarp Sınır Kapısı’nda yaşanan sorunlara,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Üsküdar ilçesinin bazı mahallelerinde yaşanan imar sorununun çözülmesi gerektiğine,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Donanma Komutanının istifası üzerine Başbakanın yaptığı açıklamalara,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, esnaf ve sanatkârların ciddi ve acil çözüm bekleyen sorunlarının sosyal sorunlara dönüşmekte olduğuna,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Kocaeli’deki kanser ölümlerinin önüne geçilmesi için gerekli çalışmaların bir an önce yapılmasını beklediklerine,

Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç, insan hayatı ve tarihî değerlerimizi risk altında bırakmamak için Hükûmetin gerekli tedbirleri alması gerektiğine,

Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu, Dini ve Sosyal Hizmet Vakfına ve solculuğun ulvi ve ahlaki bir erdem olduğuna,

Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, bazı ilçelerdeki yargı çevresi değişikliklerinin vatandaşları mağdur ettiğine ve bu kararların değişmesi gerektiğine,

Muş Milletvekili Demir Çelik, Şırnak’ta bir halı sahanın istinat duvarının heyelan nedeniyle yıkılması sonucu hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve heyelan bölgesindeki evlerin boşaltılması nedeniyle mağdur olan vatandaşların sorunlarının giderilmesini beklediklerine,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, İstihdamın Teşviki Kanunu’nun uygulama süresinin 31/12/2012 tarihinde sona ermesiyle büyük mağduriyetler yaşandığına ve bu kanunun uygulamasının devam etmesi ya da benzer bir kanunun çıkarılması gerektiğine,

Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Gaziantep’te hayvancılık yapan vatandaşların zor durumda olduğuna ve tarımda sulama için kullanılan kuyulara sayaç bağlanmasını doğru bulmadığına,

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Sosyal Güvenlik Kanunu’ndan dolayı çok sayıda esnafın mağdur olduğuna ve bu mağduriyetlerin giderilmesi için yasada birtakım değişikliklerin yapılması gerektiğine,

Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, Yozgat çiftçisinin 2012 yılından kalan buğday prim desteğinin ne zaman ödeneceğini öğrenmek istediğine ve Yozgat’ta et kombinasında 11’inci aydan beri kesim yapılmadığına,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin Ankara şubesine yapılan Maliye denetimi ve kesilen cezalarla ilgili bilgi almak istediğine,

Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, AKP Hükûmetinin basın üzerindeki baskısının sınır tanımadığına ve başka ülkelere de ulaştığına,

İzmir Milletvekili Rıfat Sait,

Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu,

29 Ocak Batı Trakya Türkleri Millî Direniş Günü’nün 25’inci yıl dönümüne;

Amasya Milletvekili Ramis Topal, Amasya’da, Merzifon-Osmancık arasında D-100 kara yolunda çalışmaların on yıldır devam ettiğine ve ne zaman tamamlanacağını öğrenmek istediğine,

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, zeytinyağı taban fiyatının düşük olması sebebiyle üreticilerin zor durumda olduğuna,

Manisa Milletvekili Sakine Öz, Salihli’nin Beylikli ve Yeşilova köyleri arasındaki köprünün sel nedeniyle yıkıldığına ve vatandaşların mağdur olduğuna,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Bakanlar Kurulunda görev alan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın istifa ettiklerine ve istifalarının kabul edildiğine ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 109 ve 113’üncü maddeleri uyarınca Mardin Milletvekili Muammer Güler’in İçişleri Bakanlığına, Adana Milletvekili Ömer Çelik’in Kültür ve Turizm Bakanlığına, Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı’nın Millî Eğitim Bakanlığına, Edirne Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu’nun Sağlık Bakanlığına atandıklarına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 20 milletvekilinin, Kahramanmaraş’ta zeytin yetiştiriciliği konusunda yaşanan sorunların (10/482),

Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22 milletvekilinin, Kamu Özel Ortaklığı kapsamında yapılan projelerin uygulanabilirliği ve fayda-maliyet analizlerinin (10/483),

Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, Kars Organize Sanayi Bölgesi ve Küçük Sanayi Sitesinin sorunlarının (10/484),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 14 Mart 2012 tarihinde İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşlarının Türkiye’de iş cinayetlerinin ve taşeronlaşmanın araştırılması ve durumun ortaya konulması, iş cinayetlerinin engellenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (746 sıra no.lu), 29 Ocak 2013 Çarşamba günkü (bugün) birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 396 ve 329 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarısının bu kısmın 3’üncü ve 5’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 5, 12, 19 ve 26 Şubat 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 6, 13, 20, ve 27 Şubat 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Melda Onur, Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in kendisinin sözleriyle ilgili ifadesine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, (2/142) esas numaralı 4/11/1984 Tarihli ve 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci        sırasında bulunan   (6/148)

230’uncu        “         “          (6/699),

265’inci          “         “          (6/751),

275’inci          “         “          (6/762),

291’inci          “         “          (6/782),

292’nci           “         “          (6/783),

295’inci          “         “          (6/787),

296’ncı           “         “          (6/788),

298’inci          “         “          (6/792),

299’uncu        “         “          (6/793),

302’nci           “         “          (6/800),

311’inci          “         “          (6/813),

312’nci           “         “          (6/814),

326’ncı           “         “          (6/833),

340’ıncı          “         “          (6/847),

341’inci          “         “          (6/848),

342’nci           “         “          (6/849),

343’üncü        “         “          (6/850),

344’üncü  sırasında bulunan   (6/851),

345’inci          “         “             (6/852),

346’ncı           “         “             (6/853),

347’nci           “         “             (6/854),

348’inci          “         “             (6/855),

349’uncu        “         “             (6/856),

350’nci           “         “             (6/857),

351’inci          “         “             (6/858),

352’nci           “         “             (6/859),

360’ıncı          “         “             (6/874),

361’inci          “         “             (6/875),

362’nci           “         “             (6/879),

378’inci          “         “             (6/901),

381’inci          “         “             (6/904),

382’nci           “         “             (6/905),

398’inci          “         “             (6/923),

399’uncu        “         “             (6/924),

402’nci           “         “             (6/929),

407’nci           “         “             (6/935),

408’inci          “         “             (6/936),

409’uncu        “         “             (6/937),

410’uncu        “         “             (6/938),

411’inci          “         “             (6/939),

412’nci           “         “             (6/940),

413’üncü        “         “             (6/941),

414’üncü        “         “             (6/942),

415’inci          “         “             (6/943),

416’ncı           “         “             (6/944),

417’nci           “         “             (6/945),

418’inci          “         “             (6/946),

420’nci           “         “             (6/948),

421’inci          “         “             (6/949),

423’üncü        “         “             (6/951),

425’inci          “         “             (6/953),

428’inci          “         “             (6/956),

430’uncu   sırasında bulunan   (6/958),

431’inci          “         “             (6/960),

432’nci           “         “             (6/961),

433’üncü        “         “             (6/962),

434’üncü        “         “             (6/963),

435’inci          “         “             (6/964),

436’ncı           “         “             (6/965),

437’nci           “         “             (6/966),

438’inci          “         “             (6/967),

439’uncu        “         “             (6/968),

440’ıncı          “         “             (6/969),

442’nci           “         “             (6/979),

459’uncu        “         “             (6/999),

460’ıncı          “         “           (6/1000),

461’inci          “         “           (6/1001),

462’nci           “         “           (6/1002),

463’üncü        “         “           (6/1003),

464’üncü        “         “           (6/1008),

465’inci          “         “           (6/1009),

466’ncı           “         “           (6/1010),

467’nci           “         “           (6/1011),

468’inci          “         “           (6/1012),

469’uncu        “         “           (6/1013),

470’inci          “         “           (6/1014),

471’inci          “         “           (6/1015),

472’nci           “         “           (6/1016),

473’üncü        “         “           (6/1017),

474’üncü        “         “           (6/1018),

475’inci          “         “           (6/1019),

476’ncı           “         “           (6/1020),

477’nci           “         “           (6/1021),

478’inci          “         “           (6/1022),

504’üncü        “         “           (6/1053),

524’üncü        “         “           (6/1081),

525’inci          “         “           (6/1082),

526’ncı  sırasında bulunan  (6/1083),

527’nci           “         “        (6/1084),

528’inci          “         “        (6/1085),

529’uncu        “         “        (6/1086),

530’uncu        “         “        (6/1087),

531’inci          “         “        (6/1088),

532’nci           “         “        (6/1089),

533’üncü        “         “        (6/1090),

535’inci          “         “        (6/1092),

542’nci           “         “        (6/1100),

544’üncü        “         “        (6/1102),

545’inci          “         “        (6/1103),

Esas numaralı sözlü sorulara, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verdi.

Soru sahiplerinden Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Adana Milletvekili Ali Halaman, Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, cevaplara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasına alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 32 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun (2/1137, 2/739) (S. Sayısı: 396) görüşmelerine başlanarak tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlandı.

Alınan karar gereğince, 30 Ocak 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 00.06’da birleşime son verildi.

 

                                                         Şükran Güldal MUMCU

                                                                 Başkan Vekili

 

            Bayram ÖZÇELİK                                                               Mustafa HAMARAT

                     Burdur                                                                                    Ordu

                   Kâtip Üye                                                                              Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 83

30 Ocak 2013 Çarşamba

Rapor

1.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 21 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 20 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 20 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ve 27 Milletvekilinin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 27 Milletvekilinin ve Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 20 Milletvekilinin; Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/108, 155, 156, 157, 158, 159, 160) (S. Sayısı: 381) (Dağıtma tarihi: 30.01.2013) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 Milletvekilinin, farklı dillerin korunması ve gelişmelerinin sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/485) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.01.2012)

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu ve 22 Milletvekilinin, GDO’lu ürünlerin insan sağlığına etkilerinin ve zararlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/486) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.01.2012)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 Milletvekilinin, askerlik hizmetini yerine getirenlerin uğradığı iddia edilen fiziksel ve psikolojik şiddetin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/487) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.01.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, 12 Eylül Darbesi sonucu Tunceli’de yapıldığı iddia edilen uygulamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12122)

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Sinop’un Erfelek ilçesinin bazı köylerinin yol sorununa ve KÖYDES ödeneklerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12283)

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’da yaşanan bir olayla ilgili olarak epikriz raporu ve adli tıp raporu arasındaki çelişkiye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12809)

4.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2013’te Mardin’de yapılması planlanan sağlık hizmet birimlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12810)

5.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2013’te Aydın’da yapılması planlanan sağlık hizmet birimlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12811)

6.- İstanbul Milletvekili Atilla Kaya’nın, hastanelerde yapılan atamalar ile ilgili bazı iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12812)

7.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Verem Savaş Dispanserlerine ve son on yılda tespit edilen tüberküloz vakalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12813)

8.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Eskişehir’de 2012-2013 yıllarına ait planlanan ve gerçekleştirilen kamu yatırımları ile projelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12814)

9.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı bir beldede yıkılan sağlık evine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12815)

10.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Erzincan’da yaşanan bir olaya ve Alevilerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12835)

11.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Adıyaman’da yapılması planlanan sağlık merkezlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12942)

12.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Karadeniz Bölgesinde tespit edilen kanser hastalığı vakaları ile ilgili verilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12943)

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de tespit edilen kanser hastalığı vakaları ile ilgili verilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12944)

 


30 Ocak 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İstiklal Harbi’mizin büyük komutanı ve Şark fatihi olan Kâzım Karabekir Paşa’nın vefatı hakkında söz isteyen Kars Milletvekili Yunus Kılıç’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, İstiklal Harbi’mizin büyük komutanı ve Şark fatihi Kâzım Karabekir Paşa’nın ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hayırlı, huzurlu bir gün dileyerek, bugün sizlere Kurtuluş Savaşı’mızın kahramanlarından, aynı zamanda Doğu Anadolu’nun kurtarıcısı, Şark fatihi, Kars’ın kurtarıcısı merhum Kâzım Karabekir Paşa’yı anmak, yâd etmek ve kahramanlıklarından bahsetmek üzere söz almış bulunuyorum. Meclisimizin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Aslında, Kâzım Karabekir 1882’de İstanbul’da bir beyefendinin oğlu olarak doğuyor ama kader onun hiçbir zaman İstanbul’da istediği kadar yaşamasına müsaade etmiyor. 1902 yılında Harbiye mektebinden, 1905 yılında Erkânıharbiye mektebinden mezun olduktan sonra ilk stajını Manastır’da yapıyor. Tabii, o zaman, 1887-1888 Osmanlı-Rus savaşından sonra Rusların zaten karıştırmış oldukları bir bölge olması hasebiyle Kâzım Karabekir Paşa da hayatının, askerliğinin ilk yıllarına bir mücadeleyle başlamak zorunda kalıyor.

Daha sonra gene Harbiye mektebinde öğretmenliğe tayin ediliyor. 31 Mart Ayaklanması’nı bastırmak üzere Hareket Ordusunda görev alıyor. Arnavut ayaklanmasını bastırmak için yeniden Balkanlara gitmek durumunda kalıyor ve 1912’de Balkan savaşları sırasında Sırplarla, Hırvatlarla, Rum çeteleriyle ciddi mücadeleler ve kahramanlıklar gösteriyor. İran’a yolu düşüyor, orada mücadele ediyor. Çanakkale’de, Kerevizdere’de Fransızlara tabiri caizse kök söktürüyor, büyük kahramanlıklar gösteriyor. Irak’ta görev alıyor, Diyarbakır’da, Bitlis’in, Elâzığ’ın, Muş’un kurtarılmasıyla alakalı görevlerde bulunuyor.

Ve bu sırada da, tabii, Sarıkamış dramının yaşandığı yıllara tekabül ediyor. 1914-1915 yıllarında Enver Paşa’nın başlatmış olduğu, sonucunun hüsran, sürecin kahramanlıklarla dolu olduğu Sarıkamış Harekâtı’ndan sonra Rusların bölgeyi tamamen istilası başlıyor. Daha önce ellerinde tutmuş oldukları Kars, Ardahan, Sarıkamış, Batum, Artvin üzerine Trabzon’u, Bitlis’i, Muş’u, Erzincan’ı, Erzurum’u da istila ediyorlar.

Daha sonra, Bitlis ve Muş’un kurtarılması sağlandıktan sonra o arada ülkemizin lehine bir durum gelişiyor, Bolşevik İhtilali oluyor ve Ruslar topraklarımızdan geri çekiliyorlar, boşaltıyorlar. Ancak bir sıkıntı yeniden başlıyor. Ülkemizin özellikle tebaasından olan, o bölgede yerleşik olan Ermenileri de kışkırtarak, yanlarına alarak bölgede katliamlara ve zulme başlıyorlar. Zaten 1887-1888 Rus Savaşı’ndan sonra kırk yıllık esaret yılları başlamış olan bölgede bu sefer bir mezalim, bir katliam ortamı oluşmuş oluyor.

Bu süreçte Kâzım Karabekir bu bölgeyi tekrar bu kuvvetlerden temizliyor, Ermenileri tekrar sınırlarımızın dışarısına çıkarıyor. Ancak bu arada başka bir olumsuzluk daha yaşanıyor o günlerde ve Mondros Mütarekesi’nin 5’inci maddesi gereği bu bölge Osmanlı askerinden temizleniyor. Terhis edildikten sonra bunu bir fırsat bilerek bu devletlerin kontrolü altında Rusya’nın da yine desteğiyle Ermeniler bu bölgede yeniden işgal, katliam sürecine girişiyorlar.

İşte bu zamanda, yine, kahramanlıklarıyla öne çıkmış, Doğu Anadolu’nun gönlünde taht kurmuş Kâzım Karabekir, kendisine İstanbul’da Genelkurmay Başkanlığı teklif edilmesine rağmen doğuda görevlendirilmesini istiyor ve Kars’a gidiyor, Erzurum’a gidiyor 15. Kolordu Komutanı olarak. Ve bu arada çok daha ilginç bir şey oluyor, sadece Kars’ın, doğunun kurtarılmasıyla alakalı değil, kurtuluş mücadelemizin de başladığı yıllar. Belki tarihte bu tarafını pek bilmeyiz ama Kâzım Karabekir Paşa doğuya kendini görevlendirirken Mustafa Kemal Atatürk’e de şunu söylüyor, diyor ki: “Komutanım, ben kendimi doğuya görevlendirdim, oraya gidiyorum, siz de vatan mücadelesini başlatın ve ben sizi orada bekliyorum.” Atatürk’ün tutuklama emri padişah tarafından takdim edilmesine rağmen Kâzım Karabekir’e, kendisi bizzat Atatürk’e Erzurum’da biat ederek ve onun emrine girerek Kurtuluş Savaşı mücadelesinin de başlamasına vesile oluyor, sağlıyor, güç veriyor, destek oluyor ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) – …Erzurum Kongresini de Atatürk’le beraber başlatıyor, doğunun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden şekillenmesinde çok büyük fedakârlıklar ve kahramanlıklar gösteriyor. Saygıyla yâd ediyor, hürmetle anıyoruz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

Gündem dışı ikinci söz, yerel gazete ve televizyon çalışanlarının sorunları hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurunuz Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, yerel gazete ve televizyon çalışanlarının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerel radyo ve televizyonlar, alanlarında ve kendi coğrafyalarında çok sesliliği temin eden, siyasal sisteme vatandaşın sesi ve beğenilerini taşıyan yayın kuruluşlarıdır. Ancak, Kasım 2012’de RTÜK’çe çıkarılan bir yönetmelikten kaynaklanan ciddi sorunları ve kaygıları oluşmuştur. Bunları sizlerle paylaşmak ve yapılması gerekenleri anlatmak üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği tüm ülkelere 2015’e kadar dijital yayına geçmeleri mecburiyetini getirmiştir. RTÜK de bu alanı düzenlemek üzere Kasım 2012’de çıkardığı bir yönetmelikle frekans ihaleleri yapma kararı almıştır. Şu anda ihale şartnamesi üzerinde çalışılmaktadır.

Yerel radyo ve televizyonların kurdukları birlik “Bu ihale yapılmasın.” demiyor. Hatta teknolojik altyapıyı destekleyen, yayın kirliliğini ve karmaşayı ortadan kaldıran ve çoğulculuğa hizmet eden bir ihalenin yapılmasına destek veriyor. Ancak kaş yapayım derken göz çıkartılmasın; en azından, bin bir mihnet ve fedakârlıklarla kuruluşların ve ülkemizin bu alanda aldığı yol başa döndürülmesin; yayıncılık alanına çeki düzen verelim derken fillerin ayakları altında ezilen çimler misali hakkaniyet ve adalet duygusu çiğnenmesin istiyor.

Eğer bu uyarılara kulak verilmez ise daha önce, hem de 3 kez yaşanmış ihale iptalleri tekrar yaşanacak, zaman kaybedilecek ve belirsizlikler sürecektir. Kim ne derse desin, hatta yasa da böyle buyurmuş olsun, yirmi yıl sonunda fiiliyatta bir kazanılmış hak olgusu ortaya çıkmış, RTÜK de açtığı tüm frekans ihalelerinde bu gerçeği kabullenmiştir. 6112 sayılı Yasa “RTÜK tarafından yayın yapmalarına müsaade edilen radyo ve televizyonlar kapsama alanlarında yayınlarına devam ederler.” demiştir. Yerel yayıncılığa soyunmuş kişiler kanallarına önemli yatırımlar yapmışlar.

Bu iş, inanın, para kazanmak saikiyle yapılmaz, bu bir gönül işi. Aralarında çoluk çocuğunun nafakalarından keserek işlerini sürdürmeye çalışanlar var. Hepiniz bölgenizden tanıyorsunuz bu şövalyeleri. Ciddi de tecrübe edinmişler, bir kültür oluşturmuşlar. Her türlü zorluklarına rağmen yayınlarını sürdüren bu kuruluşlara devam etme imkânı sağlamak bir vefa borcu olsa gerektir.

Tekel hâline gelmiş ulusal medya kuruluşlarında yer bulamayan siyasi ve sosyal aktörler topluma yerel kanallardan ulaşmakta ve kendilerini ifade imkânı bulabilmektedirler. O hâlde gelin onların kazanılmış haklarına saygı gösterelim. Bırakın şu ihale komedisini, maksat üzüm yemek ise devletin belirleyeceği, onların da kabulleneceği bir ücretle frekans sahibi olsunlar. İhale yöntemi belki devlete birkaç kuruş fazladan gelir temin edebilir ancak gerçek demokrasinin belirleyici vasfı çok sesliliğin de köküne kibrit suyu ekmiş oluruz. Alınacak yüksek ücretlerle iflahı kesilen bu kuruluşlar tekel olmuş medya devlerine yem olurlar ki bu, demokratik toplum adına altın yumurtlayan tavuğu kesmekle eş anlamlıdır. Ülke olarak bu hataya düşmeyelim, kısa günün kârından vazgeçip büyük düşünelim. Şayet ihale yapılacaksa da ilk önce mevcutların katılacağı ilk tur, diğer talepler için de ikinci tur şeklinde yapılsın.

Değerli milletvekilleri, her meslekte ihtisaslaşma var, radyoculuk ve televizyonculuk da aynı. Herkes kendi alanındaki ihaleye katılabilsin. Aksi takdirde bugüne kadar elde edilen tecrübenin ve ilkelerin inkârı anlamına gelir ki sadece yayıncı kuruluşların değil devletin de alfabeyi yeni baştan öğrenmesi gibi bir şeydir bu. Üstelik radyocular televizyon alanına girmek istiyorlarsa önerdiğimiz iki turlu ihalenin ikinci turuna katılabilirler.

Bir diğer önemli husus da bir ildeki ihaleye o ilde yayın yapan kuruluşlar girmelidir. Bugün itibarıyla medyanın ayakta kalmasını temin eden reklam gelirleri 2011 yılı itibarıyla 2,5 milyar dolardır. Bu harcamaların yüzde 56’sını televizyonlar, yüzde 3’ünü radyolar almakta. 228 bölgesel ve yerel televizyon ve radyoya bu gelirlerin neredeyse yüzde 1’i düşmekte. Gördüğünüz gibi, en büyük gelir adaletsizliği burada. RTÜK, sanki bu gerçeği bilmiyormuş gibi her ile yedi yayıncı ihalesi için şartname hazırlamakta. Ülke gerçekleriyle bağdaşmayan bu fikrinden bir an önce vazgeçmelidir. Biliyorsunuz ki şu anda ülkemizdeki lisans ücretleri Avrupa ülkelerinin 3 katı yüksekliğinde, 210 bin lira. Reklam pastası dikkate alındığında bu ücretin ne kadar yüksek olduğu ortada.

Değerli milletvekilleri, bu kısacık sürede bu önemli sorunları sizlerle paylaşmak ve vatandaş açısından, vatandaşa ulaşım açısından elimiz kolumuz olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, selamlamak için bir süre verir misiniz?

BAŞKAN – Tamam, buyurunuz, selamlayınız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – …yerel televizyon ve radyoların Milliyetçi Hareket Partisi olarak yanında olduğumuzu duyurmak istedim. Çoğulcu demokrasi olacaksa parlamentosu ve medyasıyla birlikte olacak. Biri olmadan ötekisi olmaz diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

Gündem dışı üçüncü söz, anayasal hakların kullanımında yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’e aittir.

Buyurunuz Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, anayasal hakların kullanımında yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal hakların kullanılmasında yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama AB Komisyonu 2012 Türkiye İlerleme Raporu’ndaki şu ifadelerle başlamak istiyorum. Raporda “İfade özgürlüğü ihlallerindeki artış ciddi endişelere sebep olmaktadır. Özellikle örgütlü suçlar ve terörizmle ilgili yasal çerçeve ve bunun mahkemelerce yorumu istismara neden olmaktadır. Devlet yetkilileri tarafından medyaya yapılan baskı otosansürün yaygınlaşmasına neden olmuştur.” denilmektedir. Takdir edersiniz ki bu haklı eleştirilerin yöneltildiği bir sistemi demokrasi diye tanımlamak mümkün değildir. Böylesi eksik bir demokrasiyi savunmak, temel hak ve özgürlüklerin birer lütufmuş gibi sunulmasını kabul etmek hiç de mümkün değildir. Bu ülke insanları da polisten dayak yemeden, biber gazına maruz kalmadan Anayasa’mızın 34’üncü maddesinde yazılı olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkından sonuna kadar yararlanabilmelidir. Bu ülke insanları da yargılanma korkusu olmaksızın, çekinmeden, Anayasa’mızın 26’ncı maddesinde yazılı olan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinden, protesto hakkından sonuna kadar faydalanabilmelidir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakanın Gaziantep’teki bir konuşması sırasında atama isteyen bir öğretmenin polisler tarafından nasıl yaka paça alandan çıkarıldığını izledik. Sormak istiyorum: Bu öğretmen ne için derdest edilmiştir? Atama istediği için mi, “Size artık oy yok.” dediği için mi? Bunun amacı açıktır. Bunun amacı gözdağı vermektir. Bu yalnızca atama isteyen, protesto hakkını kullanmak isteyen o öğretmenin başına gelmemiştir. Bu, yoldan geçerken gözaltına alınan ve iki ayı aşkın bir süredir tutuklu bulunan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisinin de başına gelmiştir, tıpkı Pınar Selek’in başına geldiği gibi, tıpkı neresinden tutsanız oradan elde kalan iddianamelerle hapislere atılan binlerce insanın başına geldiği gibi.

AKP iktidarının insan hakları ihlali konusundaki sicili maalesef her geçen gün kabarmaktadır. Yine geçtiğimiz hafta Çağdaş Hukukçular Derneğinin üyelerinin evleri alaca karanlıkta basıldı. Gerekçe aynı, terör örgütü üyeliği. Biliyorsunuz gazeteciler de, yazarlar da terör örgütü üyesiydi, eski Genelkurmay Başkanı, öğrenciler, hidroelektrik santrallerine karşı çıkanlar da terör örgütü üyesi. Dünyada en fazla terör suçuyla yargılama yapan ülke olmamıza hiç de şaşırmamalı. Her muhaliften, her aykırı düşünenden terör suçlusu yaratmayı başarabilen bir kolluk sistemimiz, bir yargı sistemimiz mevcut. (CHP sıralarından alkışlar) Ve bazılarımız buna ileri demokrasi diyorlar. Bunlar AB Komisyonu 2012 Türkiye İlerleme Raporu’ndaki “İnsan hakları savunucularının aleyhine başlatılan cezai kovuşturma sayısı endişe vericidir.” kaygısını doğrulamaktadır. 2012 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların ağırlıklı kısmının Anayasamızın 36’ncı maddesinde yazılı olan adil yargılanma hakkına ilişkin olması yargı düzenimiz hakkında net bir fikir de vermektedir. Bütün bunlar el pençe divan durmayan her kesim için temel hak ve özgürlüklerin kullanımının giderek bir lüks hâlini aldığını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta Adalet ve Demokrasi Haftası’nı kutladık. Ne yazık ki biz Adalet ve Demokrasi Haftası’nı kutlarken ülkemizin adalet ve demokrasi manzarası, özgürlük manzarası hiç de iç açıcı değildi. Rosa Luxemburg’un bir sözü var, diyor ki: “Özgürlük, sadece iktidar yandaşlarının ya da ne kadar kalabalık olurlarsa olsunlar bir partinin üyelerinin özgürlüğü değil, farklı düşünenlerin özgürlüğüdür.” Yüz yıldan daha uzun bir süre önce söylenmiş bu sözün bugünün Türkiye’sinde hâlâ karşılık bulamamasından büyük üzüntü duyduğumu belirtiyor, yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Küçük.

Gündeme geçmeden önce sisteme girmiş sayın milletvekillerimize İç Tüzük 60’a göre kısa söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Doğru.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, süpermarketlerle ilgili kanunun çıkarılmamasından dolayı küçük esnafın zor durumda olduğuna ve bu yasanın bir an önce çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Milletvekili olduğum Tokat ili gibi ülkemizin her yerinde küçük esnaf dediğimiz bakkal, manav, kasap vesaire meslek grubu, süpermarketler kanununun Meclisimizce kanunlaştırılmamasından dolayı çok mağdur durumdadır. Birçoğu yabancı sermaye tröstlerinin elinde bulunan hiper ve süper marketler grubu şehirlerde, bırakın mahalleleri, her sokağa bile şubelerini açmaktadırlar. Bu konuda sınırlayıcı bir kanun olmadığı için de açılan her süpermarket şubesi korumasız olan 60-70 esnaf grubunun kapanmasına, işsiz kalmasına sebep olmaktadır. “Bizim manav”, “bizim bakkal”, “bizim kasap” dediğimiz bu grup kapanmamalıdır. Bunun için de acil süpermarketler kanununun çıkartılması gerekir diyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Sayın Tüzel...

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada ölen işçilerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediğine, sermaye hizmetinde ve denetiminde bir çalışma hayatının işçiler için ölüm ve yoksulluk olacağına ve son bir ayda Samatya’da Ermeni yurttaşlara yapılan saldırılara ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Antep Organizede galvaniz fabrikasındaki patlamada içlerinde kaçak çalıştırılan Suriyelilerin de olduğu 8 işçi ölmüş, onlarcası da yaralanmıştır. İşçi sınıfımıza, ailelerine başsağlığı, yaralılara şifalar diliyorum.

Türkiye’de iş cinayetleri, işçiler için cehennem hayatı sürüyor. Yılbaşında yürürlüğe giren İş Sağlığı Güvenliği Yasası’nın bir işe yaramayacağını, sermaye hizmetinde ve denetiminde bir çalışma hayatının işçiler için ölüm, yoksulluk ve işsizlik olacağını hep söyledik. Sadece işçi ölümleri dahi isyan edip sermayeye ders için harekete geçmenin nedeni olmalıdır.

Günlerdir ülkemiz halklarının bir arada yaşamının sorunları ve önündeki tehditleri konuşuyoruz. Çocukluğumun geçtiği Samatya’da yaşayan Ermeni yurttaşlara son bir ayda 5 saldırı yapıldı, bir kadın vahşice öldürüldü. Bu saldırıların ardında ilk akla gelen, ırkçılık ve nefret söylemlerinin toplumdaki kışkırtıcılığıdır. Kanla, düşmanlıkla, korku ve endişeler içinde yaşayan bir ülke olamayız. Böyle bir tekçiliğe dayalı ulus ve yurt bizim olamaz. Böyle bir yurt istemiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tüzel.

Sayın Öğüt…

3.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, üniversite sınavlarında ağırlıklı ortaöğrenim başarı puanı yerine bireysel başarı esasına dayanan sistemin dikkate alınmasının eşitlik ilkesine aykırı olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Geçtiğimiz yıl lise yerleştirme sınavına sadece bir hafta kala puanların hesaplanmasında yer alan ağırlıklı ortaöğrenim başarı puanı kaldırılarak yerine bireysel başarı esasına dayanan sistemin getirilmek istenmesi haklı tepkiler doğurmuş ve uygulamanın 2012-2013 eğitim yılına ertelendiği açıklanmıştı. Şimdilerdeyse YÖK’ün bu kararının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Türkiye çapında kendini kanıtlamış bazı okullar ve öğrenci velileri yürütmenin durdurulması istemiyle peş peşe dava açıyor. Diğer yandan, konunun uzmanı bazı kişiler Bakanlar Kurulunda bu yönde bir karar çıkmadığını, bu sebeple uygulamanın bu seneyi kapsamasının mümkün olmadığını söylüyor. Sayın Avcı’ya da hayırlı olsun diyerek konuyla ilgili düşüncelerini sormak istiyorum. Üniversite sınavlarında okulların gösterdiği başarının göz ardı edilerek sadece notların dikkate alınması eşitlik ilkesine aykırı değil midir? Bununla ilgili bir çalışma planlıyor musunuz? Ayrıca millî eğitimde…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Dibek…

4.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele sözleşmesi gereği göç etmek zorunda kalan ve göç yolunda ölen soydaşlarımıza Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bundan doksan yıl önce 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında karşılıklı bir mübadele sözleşmesi imzalanmıştı. Her yıl 30 Ocak Türkiye’nin birçok ilinde mübadele şehitlerinin anılması olarak kutlanılıyor. Çünkü, o mübadele sırasında göç yolunda çok sayıda insanımız maalesef yaşamını kaybetmiş ve şehit olmuştu. Ben de o tarihlerde Türkiye’ye göç etmiş olan mübadil bir ailenin evladı olarak, o tarihlerde şehit olan, yaşamlarını yitiren tüm soydaşlarımıza, yurttaşlarımıza buradan Allah’tan rahmet diliyorum, onları saygıyla anıyorum ve ailelerine başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Sayın Yeniçeri…

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Millî Eğitim Bakanlığına atanan Nabi Avcı’yı kutladığına, yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlere gereken kolaylıkların gösterilmesi ve eş durumundan tayin bekleyen öğretmenlerin ayrılıklarına son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığına atanan Sayın Nabi Avcı’yı kutluyorum. Çalışmalarının milletimize, ülkemize ve eğitim camiasına hayırlar getirmesini diliyorum.

Sayın Bakan ilk iş olarak, öğretmenlerin kendilerini geliştirme ve yetiştirmelerinin önündeki engelleri kaldırmalıdır. Nitekim Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nde 2 defa tayin isteme hakkı olan eş, sağlık ve öğrenim özür gruplarından öğrenim, yani yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlerden yasal hakları esirgenmektedir. Öğrenim gören öğretmenlerin İzin Yönetmeliği’nde de daha önce iki yarım gün olan yükseköğretim izin hakları da kaldırılmıştır. Kendini yetiştirme gayreti içinde olan öğretmenlere gereken kolaylıkların gösterilmesi ve öğretmenlerin kendilerini yetiştirmelerinin özendirilmesi gerekmektedir.

Bakanlığın ikinci iş olarak da eş durumundan tayin bekleyen öğretmenlerin ayrılıklarına son vermesi gerekmektedir. Hiçbir mazeret evli insanların ayrı kalmalarını haklı göstermez. Bu bir çeşit zulümdür. Ailenin okuldan da, eğitimden de önemli olduğu bilinmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Erdemir…

6.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, doçent unvanını alan fakat kadroya ataması yapılmayan öğretim elemanlarının maddi hak kayıplarına uğradıklarına ve bu mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doçent unvanını alan fakat henüz kadroya ataması yapılmayan yardımcı doçent, öğretim görevlisi veya araştırma görevlisi kadrosunda bulunan öğretim elemanları maddi noktada büyük hak kayıplarına uğramaktadır. Yüzlerce mahkeme kararı bu statüdeki öğretim elemanlarının doçent unvanını aldıkları tarihten itibaren kadrolu doçentlere uygulanan ek gösterge üzerinden maaşlarını almaları gerektiğini teyit etmiştir.

Son olarak İstanbul 3. İdare Mahkemesi 19 Aralık 2012 tarihinde oy birliğiyle aldığı kararında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinde görev yapan Doç. Dr. Hüseyin Barış Doster’in Marmara Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine açtığı davada ilgili öğretim üyesinin mali kayıplarının tazminine karar vermiştir.

AKP’nin on yıldır çözüm bulamadığı bu hukuksuzluğun ve mağduriyetin bir an önce giderilmesini ve bilim insanlarımızın haklarının eksiksiz teslim edilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Çelik…

7.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada ölen işçilerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediğine ve bireye insan ve insan hakları çerçevesinde yaklaşılmadığı sürece bu acıların yaşanmaya devam edeceğine ilişkin açıklaması

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Fabrikada, limanda, dağda ve kentte, kısaca her yerde ve her zaman ölümlerin yaşandığı bir ülke hâline gelmiş bulunmaktayız. En son Antep’te bir galvaniz fabrikasındaki patlama sonucu 8 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, onlarcası ise yaralı bulunmaktadır. Ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Bireye insan ve insan hakları çerçevesinde yaklaşmadığımız sürece bu acılar yaşanmaya devam edecektir.

Ölümlerin yaşanmadığı, özgür, eşit vatandaşlar olarak demokratik ortak vatanda barış içinde bir arada yaşadığımız bir gelecek diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Sayın Sarıbaş…

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, sel felaketi nedeniyle Çanakkale ve ilçelerinde uğranılan zararın giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, sizlerin aracılığıyla Tarım ve Hayvancılık Bakanıma sormak istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde yağan yağmur sonrası oluşan sel Çanakkale ve ilçelerimizde can ve mal kaybına sebep olurken, ekili arazilerimiz ve seralarımız su altında kalmış, hayvanlarımız telef, köylü ve çiftçilerimiz perişan olmuştur. Afet dolayısıyla meydan gelen zarar ve ziyan tespiti yapılmış mıdır? Tespit sonuçları nedir? Çanakkale ve 11 ilçemizde vatandaşların ifadesi ve yerel basınımızın tespitlerine göre milyarlarca lira zararın olmasına karşın, âdeta dalga geçer gibi tüm yerleşim birimlerimize valiliğe dağıtılmak üzere toplam 110 bin TL gönderildiği iddia edilmektedir. Bunları ilçelerimize göre dağıtsak bile 9.166 lira gibi bir para düşmektedir. Bu doğru ise bu parayla hangi yarayı kapatacaklardır? Acıların dindirilmesi ve zarar, ziyanların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Topal…

9.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Hükûmetin zor durumda olan besicilere saman, yem desteği verip vermeyeceğini ve kredi borçlarının yeniden yapılandırılıp yapılandırılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

RAMİS TOPAL (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

On bir yıldır AKP Hükûmeti, besicileri ne duruma düşürdüğü ortadadır. Besicilerin yem ve saman girdileri zaten pahalı. Bu yıl bir de saman sıkıntısı oldu. Ben buradan Hükûmet yetkililerine, besicilere saman, yem desteği verecek mi… Zor durumda olan besicilerin kredi borçlarını yeniden yapılandıracak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Topal.

Sayın Öz…

10.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, taşeron çalıştırmanın acilen çözümlenmesi gereken bir sorun olduğuna ve EÜAŞ Van İşletme Müdürlüğünün güvenlik hizmet alımı ihalesine ilişkin açıklaması

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Taşeron çalıştırma, ülkemizin acilen çözümlenmesi gereken emek sömürüsü sorunlarından birisidir. Bir süre önce EÜAŞ Van İşletme Müdürlüğü güvenlik hizmet alım ihalesi açmış, her ne hikmetse, önce en yüksek teklifi veren firma bu ihaleyi kazanmıştır. İtirazlar üzerine Kamu İhale Kurumu devreye girmiş, en düşük teklifi veren firma ihaleyi almıştır. 43 güvenlik görevlisiyle Van EÜAŞ güvenlik hizmeti sağlayacak İDA Güvenlik, elemanlarını 14 Ocakta işletmeye getirdiğinde bir şokla karşılaşmıştır. İddialara göre EÜAŞ İşletme Müdürü kendilerine AKP il başkanlığından 43 kişilik bir liste verildiğini ve parti listesi dışında kimsenin güvenlik işinde çalıştırılmayacağını belirtmiştir. İDA Güvenlik Müdürü İŞKUR’a başvurmuş ve işçilerinin İŞKUR’dan gönderilmesini talep etmişse de başvurusu dikkate alınmamıştır. Sonuçta İDA güvenlik firması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Yüksel…

11.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Antalya ve Eskişehir büyükşehir belediyelerine yapılan operasyonlara ilişkin açıklaması

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İzmir Büyükşehir Belediyesinden sonra dün de Eskişehir Büyükşehir Belediyemize sabaha karşı altıda bir operasyon düzenlenmiştir. Bugün de Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız üç buçuk saat süren bir ifadeye çağrılmıştır.

Cumhuriyet Halk Partili büyükşehir belediyeleri Hükûmetin her türlü ayrımcı yaklaşımına, ötekileştirmesine rağmen, her türlü engellemesine rağmen elini bağlasanız koluyla, kolunu bağlasanız beyniyle çalışmaya ve hizmet üretmeye devam etmektedirler. İzmir Büyükşehir Belediyesi yerelde kalkınma modeliyle dünyada örnek olmuştur. Geçen ay İngiltere’de yapılan araştırmada ayın belediye başkanı seçilmiştir. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız, yarattığı güzel kentle bütün Türkiye’de yerli ve yabancı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

Sayın Şandır…

12.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak Kâzım Karabekir Paşa’ya ölümünün 65’inci yıl dönümünde Allah’tan rahmet dilediklerine ve Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediklerine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, bugün Kâzım Karabekir Paşa’nın ölümünün 65’inci yıl dönümü. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de Paşamıza yüce Allah’tan rahmetler diliyoruz. Kâzım Karabekir Paşa, Türk milletinin ateşle imtihan edildiği bir süreci başarıyla yönetmiş, Millî Mücadele’nin başlamasında ve kazanılmasında büyük emeği olan bir askerdir. Kendisine yüce Allah’tan rahmetler diliyorum.

İkinci bir husus; yine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Gaziantep’te yaşanan patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmetler, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Baluken…

13.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde yaşanan iş kazasına ve iş cinayetlerinin önlenebilmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Antep ili Organize Sanayi Bölgesi’nde bugün meydana gelen elim kazada 8 işçi kardeşimizin yaşamını yitirdiğini, 15’ten fazla işçi kardeşimizin de yaralandığını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.

2013 yılının başından beri özellikle Zonguldak’taki maden ocaklarında meydana gelen grizu patlamalarından sonra, yaşamını yitiren 11 işçinin acısı henüz yüreğimizdeyken yeni gelen bu haber artık bu iş cinayetlerinin bizim açımızdan katlanılamaz bir noktaya geldiğini göstermektedir. Biz, bu iş cinayetlerinin önlenebilir olduğunu, gerekli denetimlerin ve gerekli tedbirlerin alınması durumunda yaşanamayabileceğine inanıyoruz. Bu inançla, dün de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna iş cinayetleri ve taşeronlaşmayla ilgili Meclis araştırması getirmiştik. Ne yazık ki Meclisin irade almasının yolunu açacak, bu konuda Meclisin ön açıcı çalışmalar yapmasını sağlayacak olan önergemiz kabul edilmemişti. Bu konuda tekrar Meclisi daha duyarlı olmaya ve irade almaya davet ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Özdağ…

14.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, son DHKP-C operasyonları karşısında bazı milletvekillerinin davranışlarının yasama göreviyle bağdaşmadığına, destek vermeye gidenlerin bu çatıya yakışmadığına ilişkin açıklaması

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Siyaset yapanların görevi, her zaman millete karşı sorumlu davranmaktır. Son DHKP-C operasyonları karşısında bazı milletvekillerinin davranışları yasama göreviyle bağdaşmamaktadır. Soruşturmanın ve iddiaların muhtevasına vâkıf olmadan, örgüt militanı gibi emniyet müdürlükleri önünde nöbet tutanlar, o örgütlerin eylemlerine ortak olmaktadırlar. DHKP-C’nin öldürdüğü polislerimizin kanları kurumadı. Ailelerinin, yetim kalan çocuklarının figanları sürerken DHKP-C örgütüne destek vermeye gidenlerin bu çatıya yakışmadığı görülmektedir. Bu milletvekilleri şehit cenazelerinde yoklar ama terörist cenazelerinde, örgüt operasyonlarında en öndeler. Bir taraftan demokrasiden bahsedip, bir taraftan da demokrasiye kasteden örgütlerin değirmenine su taşımak samimiyetsizliktir, demokrasiyi gayrimeşru hedeflere ulaşmanın aracı hâline getirmektedir. Çocuklarını örgüte kaptıran ailelerin feryatları gözlerimizin önünden gitmemektedir. Fransa’daki cinayetler de büyük oranda aydınlanmış, katilin PKK olduğu ortaya çıkmıştır. Dün, milleti sokağa çağırıp güya cenazelere sahip çıkanlara düşen görev şimdi onların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdağ.

Sayın Halaman? Yok.

Sayın Tanal…

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Antalya ve Eskişehir büyükşehir belediyelerine yapılan operasyonlara ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP iktidarı, belediye seçim propagandası amacıyla iki gün önce Eskişehir Belediyesinde, bugün ise Antalya Belediyesinde, hukuku sopa olarak kullanarak haksız, hukuksuz soruşturmaları ve belediyeleri itibarsızlaştırma propagandası yapmaktadır.

Halkımızın AKP’nin bu haksız eylemlerine “Dur.” diyeceği günleri bekler, hepinizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Yılmaz…

16.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yasal dinleme kayıtlarına takılmış konuşmasıyla ilgili ne yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, öncelikle şunu söylemek istiyorum: Eskişehir Büyükşehir Belediyesinde yapılmaya çalışılan operasyonla ilgili, eski Antalya Belediye Başkanı ve şu anda AKP Milletvekili Menderes Türel dedi ki: “Daha iyi ya, arkadaşlarımız aklanacaklar.” Biz, aynı eşitlik ilkesi çerçevesinde AKP belediyelerine de aklanma olanağının tanınmasını istiyoruz.

Bunun yanında, bugün Mecliste Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu bir açıklama yaptı. Sayın Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ın yasal dinleme kayıtlarına takılmış bir konuşması var; o konuşmasında bir yargıca nasıl müdahale ettiğini -bir imam kanalıyla- çok açık seçik gösteriyordu.

Ben, AKP Grubundan bu konuda bir açıklama istiyorum. Mustafa Elitaş adil yargılanmayı etkilemek adına nasıl böyle bir çaba içine girebilmiştir? Bunun hesabını kendileri verebilecekler midir? Mustafa Elitaş’a aklanma hakkını vermeyi düşünürler mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

Sayın Aygün…

17.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Çağdaş Hukukçular Derneği’ne düzenlenen operasyonu protesto ettiğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, 3 bin üyesi bulunan Çağdaş Hukukçular Derneği geçen hafta bir operasyona uğradı ve 9 avukat tutuklandı. Bu avukatların içinde hem Genel Başkanları Selçuk Kozağaçlı hem de İstanbul Şube Başkanı Avukat Taylan Tanay bulunuyor.

Bu hukukçular, burada da ifade edildiği gibi terörist falan değildir, yüksek perdeden atılıp demagoji yapılacak kişiler değildir. Bunlar, başta iş cinayetleri olmak üzere toplumun, ezilenlerin sorunlarıyla ilgili davalara bakan insanlardır.

Eğer siz Hükûmet olarak biraz sorumluysanız, bugün Antep’teki iş cinayetlerini engellemek için çağdaş önlemler alırdınız, adında “Çağdaş” olan Hukukçular Derneğine düşmanlık etmezdiniz.

Onlara yapılan operasyonu buradan protesto ediyorum ve hücrelere selam söylüyorum.

Çok teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Sayın Gök…

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak savunmayı savunmak için Çağdaş Hukukçular Derneği’ne destek olduklarına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, ben de bir farklı konuda konuşacaktım ama az önce konuşan bir AKP’li arkadaşımızın Çağdaş Hukukçular Derneğiyle ilgili yaptığı yorumlar tamamen gerçek dışıdır. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri demokrasiden, özgürlükten, hukuktan ve savunmanın kutsallığından yanadır.

Avukatların, kanunlarda yazılı olduğu şekilde nasıl aranacakları ve burada aramaya kimlerin katılacağı bellidir.

Biz burada Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri olarak savunmayı savunmak için onların yanında, destek olduk. Avukatlar hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmışlardır. Adalet bir gün herkese lazımdır. Kanunda yazılı gerekçelerle yapılması gereken soruşturma yürütülmemiştir. Bu konu önümüzdeki günlerde zaten yeteri kadar aydınlanacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Ağbaba…

19.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak kim hukuksuzluğa uğrarsa her zaman onların yanında olacaklarına ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, 12 Eylül idaresine “faşizm” diyorsak bugünkü yaşananlara ne dediğimizi AKP milletvekillerine sormak istiyorum. 10 binin üzerinde seçilmiş siyasetçi, belediye başkanı, belediye meclis üyesi, 80’in üzerinde gazeteci, 8 tane seçilmiş milletvekili, bine yakın üniversite öğrencisi, bilim adamları, gazeteciler -12 Eylülü geçen bu uygulamalarda- ve bugün 100’e yakın avukat cezaevlerinde. 12 Eylüle “faşist rejim” diyorsak bugünkü rejime ne dendiğini merak ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri olarak her zaman, kim gözaltına alınırsa, kim hukuksuzluğa uğrarsa onların yanında olacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum. Ayrıca bu kafaları destekleyenleri, 8 tane öğrencinin katillerini serbest bırakanları da burada kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Özel…

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, suçluyu savunan avukatın o suçluyla özdeşleştirildiği bakış açısını kınadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Bakırköy’de, Kandıra’da Çağdaş Hukukçular Derneği davalarından dolayı tutuklu olan avukatlarla görüştük. Bugün burada bir milletvekilimiz tarafından daha -bir ilkokul çocuğunun bakış açısıyla- suçluyu savunan avukatın da o suçluyla özdeşleştirildiği bakış açısını gerçekten kınadığımı ve üzüldüğümü ifade etmek isterim.

Masumiyet karinesi, bir kişinin suçu ispatlanana kadar suçsuz muamelesi görmesini ve adil yargılanma için savunma hakkından yararlanmasını ortaya koyar. Siz, girdiği davalara göre avukatları kafanızda kategorize eder ve onları o suçla bitiştirirseniz çok çağ dışı bir yaklaşımda bulunmuş olursunuz.

Bunları duyduğum için yer altı kaynak sularına ilişkin vermiş olduğum önergeyle ilgili vereceğim bilgilendirmeyi yapmıyorum, üzüntümü ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Hamzaçebi…

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada ölen işçilerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediğine ve iş kazalarının araştırılması ve önlenmesi için bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Gaziantep’teki bir sanayi tesisinde meydana gelen iş kazasında 8 işçimiz hayatını kaybetti, 15 işçimiz de yaralandı. Hayatını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum, yaralılarımıza şifa diliyorum.

Ancak şunu da ifade etmek istiyorum: Türkiye, iş kazalarında dünya ülkeleri itibarıyla yapılan sıralamada en üst sıralarda yer alan bir ülkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, iş kazalarının araştırılması ve önlenmesi için alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak bir araştırma komisyonu kurulmasına yönelik olarak birçok kez Cumhuriyet Halk Partisi olarak öneri getirdik ancak bunlar kabul görmedi. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum özellikle iktidar partisine; gelin, bu araştırma komisyonunu kuralım ve iş kazalarını, işçi ölümlerini önleyelim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Aydın…

22.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen patlamada ölen işçilerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediğine, bugüne kadar iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili birçok yasal düzenleme çıkarıldığına, belediyelerle ilgili iddiaların şu anda yargı konusu olduğuna ve Kâzım Karabekir Paşa’nın ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biz de, AK PARTİ Grubu olarak, bugün Gaziantep Organize Sanayi Bölgesinde meydana gelen faciada hayatını kaybeden 8 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, yakınlarına başsağlığı diliyoruz, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

Tabii, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili bugüne kadar birçok yasal düzenlemeyi burada hep birlikte geçirdik. Yapılacak şeyler, yapılması gereken konularla alakalı gene bugün Sayın Bakanımız ve beraberinde Gaziantep milletvekillerimiz derhâl olay yerine intikal ettiler. Olayla ilgili soruşturma başlatılıp devam edecek, inşallah bundan sonraki süreçte de böyle kazalarla karşılaşmayız diye ümit ediyoruz.

Yine aynı şekilde, belediyelerde ileri sürülen iddiaların tamamı yargıda olan hususlardır. Yargıdaki tüm bu hususlarla ilgili hepimizin daha dikkatli konuşması lazım ve bunları özellikle partimizle ve Hükûmetimizle ilişkilendirmek de hiç doğru değildir.

Aynı şekilde, bugün, İstiklal Harbimizin büyük komutanı Kâzım Karabekir’in vefat yıldönümü, tekrar, bir kez daha rahmetle anıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, kültürel zenginliğimizin besleyenleri olan farklı dillerin korunması ve gelişmelerinin sağlanması konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/485)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

21 Şubat günü 2000 yılından itibaren Birleşmiş Milletler tarafından çok dilliliği ve kültürlülüğü desteklemek, dilleri korumak ve gelişmelerine katkı sağlamak amacıyla “Uluslararası Anadil Günü” ilan edilmiştir. Birleşmiş Milletlerin hazırladığı rapora göre dünyada konuşulan 6 bin dilden 2.500’ü yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Aynı rapora göre 30 civarında dilin konuşulduğu Türkiye’de, 15 dilin yok olmanın eşiğine geldiği, 3 dilin ise kaybolduğu belirtilmektedir. Türkiye’de konuşulan dillerin korunması ve geliştirilmesinin sağlanması sahip olduğumuz kültürel zenginliğimizin devamı için oldukça önemlidir. Bu bakımdan tekçi zihniyetin uygulamakta olduğu baskı ve politikaların, Türkiye’nin kültürel zenginliğinin ana unsuru olan diller üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa’mızın 98, TBMM İçtüzüğü’müzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince araştırma komisyonu kurularak sorunun araştırılmasını arz ve talep ederiz.

1) İbrahim Binici                         (Şanlıurfa)

2) Pervin Buldan                         (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                          (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                              (Muş)

5) Murat Bozlak                          (Adana)

6) Halil Aksoy                            (Ağrı)

7) Ayla Akat                               (Batman)

8) İdris Baluken                          (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu        (Bitlis)

10) Emine Ayna                          (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                   (Diyarbakır)

12) Altan Tan                              (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                              (Hakkâri)

14) Esat Canan                            (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder             (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                     (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                    (Kars)

18) Erol Dora                              (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                   (Mersin)

20) Demir Çelik                          (Muş)

21) Nazmi Gür                            (Van)

22) Özdal Üçer                           (Van)

Gerekçe:

Dil, insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan, duygu, düşünce ve dileklerimizi anlatmaya yarayan, kısacası insanın kendisi dışındaki dünyaya açılmasının aracıdır. Dil, insanlar için iletişim kurma aracı olmanın ötesinde, düşünmesi, çıkarımlar yapması, kavramlar ve önermeler arasında bağlantılar kurması, yaratıcı düşünceler üretmesi, soyut kavramları özümsemesi ve yazı aracılığı ile edindiği kazanımlarını geleceğe aktarmasının yegâne yoludur.

21 Şubat günü 2000 yılından itibaren UNESCO tarafından çok dilliliği ve kültürlülüğü desteklemek, dilleri korumak ve gelişmelerine katkı sağlamak amacıyla “Uluslararası Anadili Günü” ilan edilmiştir. Anadili Günü olarak 21 Şubat tarihinin belirlenmesi, Bangladeş halkının ana dilleri için verdiği mücadeleye dayanmaktadır. 21 Şubat 1952 yılında Bangladeş Dil Eylemleri Komitesi’nin çağrısına uyan Dakka Üniversitesi gençliğinin yaptığı eylemler insanlığın bilincine kazınmış ve bu mücadeleyi anmak için 21 Şubat Dünya Anadili Günü olarak kabul edilmiştir.

Ana dili; çocuğun, başta annesi olmak üzere, ailesi ve soyca bağlı olduğu yakın çevresinden öğrendiği, bilinçaltına inen ve insanın toplumla arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dildir. Böylece kişi kendi kültürüne ait ilk birikimlerini elde etmekte ve kendisini tanımlayacağı kimlik oluşmaya başlamaktadır. Çocukların nesneleri ve olayları ilk adlandırmaları, tanımaları ve algılamaları ana dilinde oluşmaktadır. Ana dili çocuğun, algılama, muhakeme etme, problem çözme gibi zihinsel süreçlerinin şekillenmesinde önemli roller üstlenmektedir. Çocuğun daha anne karnında iken annesinin sesine karşı duyarlılık kazandığı ve doğduğu günden itibaren ise annesinin sesini diğer seslerden ayırt ettiği yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konmuştur. Dolayısıyla kişi ile ana dili arasında yaşam boyu sürecek olan duygusal ilişkinin temelleri kişinin anne karnında yaşama tutunmaya başladığı ana kadar dayanmaktadır. Çocuğun henüz annesinin karnındayken ana diliyle başlayan ilişkisi okul çağına geldiğinde temel dil yeteneklerini kazanmasıyla devam etmektedir. Okula başladığında ise ana dili dışında farklı bir dille eğitimin dayatılması, çocuğun gelişimine ket vurmakta, bocalamasına ve kendini önemsemeyip kendinden kaçmasına neden olmaktadır. Toronto Üniversitesi öğretim görevlisi Profesör Jim Cummins’e göre farklı kültürlerden gelen çocuklar baskın dilde eğitime başladığında çocukla ebeveyn arasındaki iletişim kesiliyor ve pedagojinin temel kuralı olan, çocuğun deneyimlerle kazandığı bilgiler üzerinden öğretim yürütülmesi ilkesi ihlal ediliyor. Çocuğa doğrudan ya da ima yoluyla “kendi kültürünü okul kapısının dışında bırakacaksın” dendiği için çocuk kendisini reddedilmiş olarak hissetmekte ve çocuğun öğrenme ortamına aktif katılımı engellenmiş olmaktadır.

Toplumsal varlık olan insanın kendi dışındaki dünya ile ilişki kurduğu ana kanalın kapatılması anlamına gelecek bu durumla karşılaşan insanların sayısı ne yazık ki milyonlarla ifade edilmektedir. İnsanın savrulduğu bu nokta uluslaşma süreci ile başlamış, ulus devlet yaratma anlayışıyla oluşturulan baskı, yasak ve kısıtlamalarla birçok insan ana dilinden koparılmıştır. 20’nci yüzyılın ortalarından itibaren gerek küreselleşmenin etkisi gerekse toplumsal gerçeklikle uyuşmayan katı ulus-devlet yapılanmalarında yaşanan kırılmalar neticesinde ana dili üzerindeki baskı ve yasaklarda ciddi esnemeler görülmektedir. Ulus-devlet modelinin en katı biçimde uygulandığı Fransa’da yerel diller, anaokullarından üniversiteye kadar resmî ve özel okullarda okutulmaktadır.

Farklı dil ve kültür bileşenlerinden oluşan demokratik devletler, kültürel zenginliklerinin vazgeçilmezi olan farklılıkları koruyup kollamaları gerektiği konusunda hemfikirdirler. Farklılıkların korunmasının yolu da o kültürün yaratıcılarının dillerini koruyup geliştirmek ve yaşamasını sağlamakla mümkündür. Türkiye’de kültürel zenginliğimizin parçaları olan 30 civarında dilin 3’ü yok olmuş, 15’i ise yok olmanın eşiğine gelmiştir. Bu itibarla kültürel zenginliğimizin besleyenleri olan farklı dillerin gelişmeleri ve yaşamaları için Meclis araştırma komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu ve 22 milletvekilinin, genetiğiyle oynanmış ürünlerin insan sağlığına olumsuz etkilerinin ve zararlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/486)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Genetiği değiştirilmiş organizmaların insan ve çevre sağlığı açısından büyük risk oluşturacağı birçok bilim adamı tarafından ifade edilirken Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri, yaptıkları açıklamalarda yeni GDO’lar gelecek diyor! Şu anda 16 tane GDO’lu ürüne izin verildiği, bunlardan 3’ünün soya fasulyesi 13’ünün de mısır olduğu biliniyor. Şimdilik bunların hayvan yemi olarak kullanılması amaçlanıyor. Yani GDO’lu ürünleri tavuğa, danaya, ineğe yedirecekler. Bu hayvanlardan elde edilen sütü, eti, peyniri, yumurtayı, yoğurdu alarak biz de çocuklarımız da yiyecek ve dolaylı GDO’lu mısırdan da nasibimizi alacağız.

Hayvan yemi olarak kullanılan, biz o hayvansal ürünleri yediğimiz zaman (yumurtadan tavuğa, kırmızı ete, balığa kadar) bize de geçen GDO’ların olduğu daha önceki bilimsel çalışmalarla kanıtlandı. Şimdi bu GDO’ların kullanımından bu yana, Amerikan hastalık denetleme dairesinin açıklamasına göre, hem alerji hem de alerjiye bağlı ölümlerin birkaç misli arttığı, tarımda her türlü yapay unsur, yapay gübre, tarım ilacı, GDO’lu ürünlerin bütün insanlık için büyük bir risk taşıdığı ve bu tür gıdaların insanlara vereceği zararları bilinmektedir. Ayrıca gıda güvenliğinde şöyle bir ilkenin olduğu da biliniyor; yani eğer emin değilseniz, kuşkunuz varsa o gıdayı piyasaya sürmemelisiniz ve bu ilke ne yazık ki Türkiye’de işletilmiyor. GDO’lu yemle beslenmiş hayvanların sütünde, değişime uğramış genin daha önce bulunduğu Avrupa’da açıklandı. Ayrıca GDO’lu yemle beslenen hayvanların dışkısında değişime uğramış genlerin aktif bir şekilde var olduğu, dolayısıyla bu hayvan gübrelerini tarımda kullandığınızda kendi yediğiniz ürünlerinizin de GDO’luya dönüşme olasılığının olduğu bilimsel olarak kanıtlandı.

Yiyeceklerimiz, çevremiz ve elimizdeki türlerimize çaktırmadan yapılan genetik değişiklikler sonucunda genetiği değiştirilmiş ürünler, büyük tarımsal biyoteknoloji şirketlerinin özel çıkarlarına hizmet ederken, şu anda tüketicilere hiçbir fayda sunmamakta ve çok önemli sağlık ve çevre riskleri oluşturmaktadır.

Günümüzde yonca, kanola, pamuk, keten, mercimek, mısır, kavun, erik, patates, pirinç, soya, şeker pancarı, ayçiçeği, tütün, domates ve buğday başta olmak üzere pek çok tarım ürününün genetiği değiştirilmiş durumda.

Genetiğiyle oynanmış bu ürünlerin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerini ve zararlarını araştırmak amacıyla, Anayasanın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Mehmet Ali Ediboğlu          (Hatay)

2) Namık Havutça                    (Balıkesir)

3) Gürkut Acar                         (Antalya)

4) Erdal Aksünger                    (İzmir)

5) Ali Demirçalı                       (Adana)

6) Bülent Tezcan                      (Aydın)

7) Hasan Akgöl                        (Hatay)

8) Sena Kaleli                           (Bursa)

9) Aykan Erdemir                    (Bursa)

10) Hurşit Güneş                     (Kocaeli)

11) Ahmet İhsan Kalkavan      (Samsun)

12) Mehmet Şeker                    (Gaziantep)

13) Ramazan Kerim Özkan      (Burdur)

14) İhsan Özkes                       (İstanbul)

15) Ali Sarıbaş                         (Çanakkale)

16) Ali Haydar Öner                (Isparta)

17) Durdu Özbolat                   (Kahramanmaraş)

18) Fatma Nur Serter               (İstanbul)

19) Ferit Mevlüt Aslanoğlu      (İstanbul)

20) Haluk Eyidoğan                 (İstanbul)

21) Osman Aydın                    (Aydın)

22) Recep Gürkan                    (Edirne)

23) Ali Serindağ                       (Gaziantep)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, kışlalarda askerlerin maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/487)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kışlalarda askerlerin maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetin nedenlerinin araştırılarak önlem alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılması arz ve teklif ederiz.

1) Mülkiye Birtane                   (Kars)

2) Pervin Buldan                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                            (Muş)

5) Murat Bozlak                       (Adana)

6) Halil Aksoy                         (Ağrı)

7) Ayla Akat                            (Batman)

8) İdris Baluken                       (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu      (Bitlis)

10) Emine Ayna                       (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                (Diyarbakır)

12) Altan Tan                           (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                           (Hakkâri)

14) Esat Canan                         (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder           (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                   (İstanbul)

17) Erol Dora                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                 (Mersin)

19) Demir Çelik                       (Muş)

20) İbrahim Binici                    (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                         (Van)

22) Özdal Üçer                         (Van)

Gerekçe

Türkiye’de 20 yaşını dolduran her erkek belli bir süre orduda görev yapmakla yükümlüdür. Çoğu ülkede uygulanan vicdani ret hakkı Türkiye’de hâlâ tanınmadığı gibi, bedelli askerlik düzenlemesi de ekonomik imkânı olanların yararlandırıldığı bir hak olmaktan ileri gidemedi. Her ay onlarca asker, artık cinayet olduğuna şüphe bıraktırmayacak şekilde kışlalarda hayatını kaybederken, birçoğu ise mevcut koşullardan dolayı psikolojik sorunlar yaşamaktadır.

Askerlik kurumlarında yaşanan şiddet ve baskı kimi zaman kamuoyuna yansısa da şiddetin gerçek boyutu gizli tutulmaktadır. Askerlik yaptığı dönemde şiddet görmeyen asker yok denecek kadar azdır. Ölüm olaylarının da sıkça yaşandığı kışlalarda, şiddet olaylarını ise çoğunlukla üstün asta uyguladığı sözlü ve fiziksel şiddet oluşturmaktadır. Mevcut kurumsal ve hukuksal kurallarda şiddetin tanımının net olmaması; şiddet olgusu hakkında istatistiklerin tutulmasını, denetimin tarafsız bir şekilde yapılmasını ve yaşanan şiddetin su yüzüne çıkmasını engellemektedir.

Kışlalarda yaşanan fiziksel ve psikolojik şiddet giderek boyutlanmaktadır. Neredeyse her askerin “sözlü hakarete ya da fiziksel şiddete maruz kaldığı” en az bir öyküsü bulunurken, askerlerin gördükleri şiddet sonucunda hayatını kaybettiği olaylar da yaşanmıştır. Üstün asta uyguladığı şiddet, Askeri Ceza Kanunu’nda açık bir şekilde suç teşkil etmesine rağmen, şiddet uygulayanlar hakkında hiç bir işlem yapılmamaktadır.

Hukuksal haklarının farkında olmayan ve bu hakları konusunda bilgilendirilmeyen askerler, maruz kaldıkları sözlü hakaretleri ve fiziksel şiddeti gizlemektedirler. Diğer taraftan, açılan kimi davalarda çıkan kararlarda, üstün uyguladığı şiddet suç olarak görülmemiş, sadece bir hizmet kusuru olduğu görüşüne varılmıştır.

Askeri Ceza Kanunu’nun 115’inci maddesinde “Emir vermek yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak mevzuatın tayin ettiği ahvalden başka bir suretle herhangi bir gerçek veya tüzel kişi yahut astı hakkında keyfî bir işlem yapan yahut yapılmasını emreden amir veya üst, bir aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmü; aynı kanunun 117’nci maddesinde ise “Madununu kasten itip kakan, döven veya sair suretlerle cismen eza verecek veya sıhhatini bozacak hâllerde bulunan veyahut tazip maksadıyla madunun hizmetini lüzumsuz yere güçleştiren veya onun diğer askerler tarafından tazip edilmesine veya suimuamelede bulunulmasına müsamaha eden amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur.” hükmü bulunmaktadır.

Ancak aynı kanunun 119’uncu maddesinde “Bir madunun fiilî taarruzlarını defetmek yahut mübrem ve müstacel bir zaruret ve tehlike hâlinde verdiği emirlere itaat ettirmek için bir mafevk tarafından yapılan müessir fiiller makam ve memuriyet nüfuzunu suiistimal telakki edilmez ve suç sayılmaz.” şeklindeki ibare 115’inci ve 117’nci maddeyi işlevsiz kılmaktadır. 119’uncu maddede hangi fiilin suç olarak sayılabileceği açık bir şekilde belirtilmediği için üste geniş bir yetki alanı açmaktadır.

Bütün bunlar göz önünde bulundurularak, kışlalarda yaşanan sözlü ve fiziksel şiddetin bir an önce gündeme alınması, şiddeti besleyen nedenlerin tespit edilerek ortadan kaldırılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasını gerekli bulmaktayız.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Çevre Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Çevre Komisyonunda boşalan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Bursa Milletvekili Sena Kaleli aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.57
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 32 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 32 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1137, 2/739) (S. Sayısı: 396) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde 1’inci madde üzerindeki önerge işlemlerinde kalınmıştı.

Şimdi, 1’inci madde üzerindeki önerge işlemlerini yapacağız. Toplam beş önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sıra sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                       Mehmet Şandır                         Ahmet Aydın

                 Giresun                                    Mersin                                  Adıyaman

                 Ali Boğa                       Mehmet Doğan Kubat                  Bayram Özçelik

                   Muğla                                    İstanbul                                    Burdur

                                     Harun Karaca                        Seyfettin Yılmaz          

                                         İstanbul                                     Adana                  

“Madde 1- 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“(4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli; dört yüz metrekareye kadar olan kısmı için rayiç bedelin yüzde ellisi, fazlası için rayiç bedelin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanır. Birden fazla taşınmazda hak sahibi olunması hâlinde yüzde elli satış bedeli hesaplaması, hak sahibinin tercih edeceği sadece bir taşınmaz için uygulanır. Bir taşınmazdaki hak sahipliğinin devredilmesi hâlinde yüzde elli satış bedeli hesaplaması, taşınmazın sadece dört yüz metrekaresi için ve hak sahiplerinin hisselerine oranlanarak uygulanır.”

“Daha önce başvuru bedeli yatırmadan yapılan başvurular ile bundan sonra yapılacak başvurular başvuru bedeli alınmaksızın geçerli kabul edilir.”

                             

(x) 396 S. Sayılı Basmayazı 29/01/2013 tarihli 58’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin birinci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekildeki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                              Halil Aksoy

                  Bingöl                                       Muş                                         Ağrı

              Demir Çelik                              Esat Canan                    Hüsamettin Zenderlioğlu

                    Muş                                      Hakkâri                                      Bitlis

“(4) Orman köyü sınırları içerisinde kalan taşınmazlar, hak sahibi köylülere bedelsiz olarak devredilir. Diğer hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli; büyükşehir sınırları içerisinde beş yüz metrekareye kadar, belediye sınırları içerisinde kalan yerler için bin metrekareye kadar olan kısmı için rayiç bedelin yüzde ellisi, fazlası için rayiç bedelin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanır. Büyükşehir sınırları birden fazla taşınmazda hak sahibi olunması hâlinde yüzde elli satış bedeli hesaplaması, hak sahibinin tercih edeceği sadece bir taşınmaz için uygulanır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sıra sayılı Kanunun 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Sadir Durmaz                          Lütfü Türkkan                         Tunca Toskay

                  Yozgat                                    Kocaeli                                    Antalya

            Mehmet Günal                        Mehmet Şandır                    Adnan Şefik Çirkin

                  Antalya                                    Mersin                                      Hatay

                                        Alim Işık                           Seyfettin Yılmaz

                                         Kütahya                                    Adana

Madde 1- 19.04.2012 tarihli 6292 sayılı kanunun 6. maddesinin 4. fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli; tarım alanlarında kullanılan 10.000 m2’ye kadar, meskun yerlerde kullanılanlarda 2.000 m2’ye kadar olan kısmı için rayiç bedelin % 50’si, Orman Kanununun 31’inci maddesi kapsamına giren köylerde rayiç bedelin % 15’i, 32’inci madde kapsamına giren köylerde rayiç bedelin % 25’i üzerinden hesaplanır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 Sıra Sayılı Tasarının Çerçeve 1’inci maddesinde yer alan 6292 Sayılı Kanunun 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasındaki “dört yüz metrekareye kadar olan kısmı için rayiç bedelin yüzde ellisi” ibaresinin “bin metrekareye kadar olan kısmı ile tarım ve hayvancılık faaliyeti yapılan taşınmazlar için rayiç bedelin yüzde ellisi (bu bedel emlak vergi değerini aşamaz)” olarak değiştirilmesi ile maddeye (5) numaralı fıkra olarak aşağıdaki düzenlemenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Akif Hamzaçebi          Ramazan Kerim Özkan                  Osman Kaptan

                 İstanbul                                    Burdur                                    Antalya

              Vahap Seçer                         Haluk Eyidoğan                         Ramis Topal

                  Mersin                                    İstanbul                                   Amasya

      Kemal Değirmendereli                    Kamer Genç                        Ömer Süha Aldan

                   Edirne                                     Tunceli                                     Muğla

5) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde bulunan ve 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman vasfını kaybetmesine rağmen, 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesinin (B) bendi uygulaması ile Hazine adına orman sınırı dışına çıkartılma işlemi henüz yapılamayan yerlerin orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (B) bendi uygulaması ile 3402 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesine göre kadastro çalışması, öncelikle büyükşehir belediyesi olan yerlerden başlanılmak üzere en geç bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde tamamlanır. Bu yerler de, bu maddede belirtilen bedeller üzerinden bu Kanun hükümleri çerçevesinde hak sahiplerine satılır.

Türkiye Büyük Millet Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sıra sayılı Tasarının çerçeve 1’inci maddesinde yer alan (4) numaralı fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Akif Hamzaçebi                  Vahap Seçer                    Ramazan Kerim Özkan

                 İstanbul                                    Mersin                                     Burdur

              Ramis Topal                            Kamer Genç                           Mahmut Tanal

                 Amasya                                    Tunceli                                    İstanbul

                                 Ömer Süha Aldan                Kemal Değirmendereli

                                           Muğla                                      Edirne

(4) Hak sahiplerime doğrudan satılacak taşınmazlarda aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde olan, üzerinde konut bulunan taşınmazlar; hak sahibinin satışa konu taşınmazın bulunduğu büyükşehir belediyesi ve/veya belediye sınırları içerinde tapuda adına kayıtlı tam mülkiyetine sahip olduğu konutunun bulunmaması halinde emlak vergi değeri üzerinden, diğer hak sahiplerine rayiç bedel üzerinden satılır.

b) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde olan ve üzerinde tarım ve hayvancılık amaçlı bina ve tesisler ile sanayi, ticaret, vb. işyeri amaçlı bina ve tesisler bulunan taşınmazlar; esnaf ile tarım ve hayvancılık faaliyetinde bulunanlara emlak vergi değeri, diğerlerine rayiç bedel üzerinden satılır.

c) Belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan, münhasıran bahçe ya da tarım veya hayvancılık amacıyla kullanılan taşınmazlar hak sahiplerine emlak vergi değeri üzerinden satılır.

d) Orman köyü sınırları içerisinde bulunan taşınmazlar orman köylülerine bedelsiz olarak devredilir.

Bu fıkranın (c) ve (d) bentlerine göre; münhasıran tarım veya hayvancılık amacıyla kullanıldığı için hak sahiplerine emlak vergi değeri üzerinden satılan taşınmazlar ile orman köyü sınırları içerisinde bulunan ve münhasıran yerleşim veya tarım ya da hayvancılık amacıyla kullanıldığı için hak sahiplerine bedelsiz olarak devredilen taşınmazların tapu kütüklerine, satış ve devir işlemi sırasında, on yıl süreyle satış ve devir amacı dışında kullanılamayacağı yönünde şerh konulur.”

BAŞKAN – Komisyon bu son okuttuğum önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 19 Nisan 2012 tarihinde kabul edilen 6292 sayılı Kanun, 2/B arazisi üzerinde yapısı bulunan veya bu arazi üzerinde tarımsal faaliyette bulunan kişilere rayiç bedelin yüzde 70’i üzerinden hesaplanacak bir bedel üzerinden bu taşınmazların satışını öngörüyordu. O tasarı görüşmeleri sırasında, ben kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yaptığım son konuşmada tasarının bedel hükmünün yanlış olduğunu görerek şunları söylemiştim, bunu bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum: “İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde siz bu yasada değişiklikler getireceksiniz. İnşallah yanılırım, yanılmayı arzu ederim ama yanılacağımı sanmıyorum ama geç de olsa bizim söylediğimiz noktaya gelmenizden mutlu oluruz.” diye bir cümleyle de bitiriyorum.

Yasanın kabulünden bu yana dokuz ayı aşkın bir süre geçti, 500 bine yakın vatandaşımızın başvurusu oldu ve bu vatandaşlarımız dokuz aydır bekliyor. Dokuz ay süreyle bu fiyatları tarttınız, ettiniz. Baktınız ki bu rakam fazla, şimdi bir düzeltme, kanun teklifi getirdiniz buraya. Diyorsunuz ki: “Bari 400 metrekareye kadar olan kısmı için rayiç bedelin yüzde 70’i değil de yüzde 50’si üzerinden bir bedel üzerinden satalım.”

Değerli milletvekilleri, hiç şüphesiz, nisan ayında kabul edilen kanuna göre bu bir adımdır ama derde deva değildir, sorunu çözecek nitelikte değildir, yine on binlerce, yüz binlerce vatandaşımızın sorunu bu düzenlemeye rağmen çözülmemiş olarak kalacaktır.

Orman köylüsünün desteklenmesi hakkındaki 1983 tarihli ve 2924 sayılı Kanun, bu nisan ayında kabul edilen kanunla yürürlükten kaldırılmıştı. Böyle bir kanunun, 2/B kanununun ilk hedefinin orman köylüsünü desteklemek olması gerekirdi ama orman köylüsünün desteklenmesi adına bu teklifte hiçbir şey yoktur. Nisan ayında kabul edilen kanunda bir şey yok, burada da bir şey yok. 7 milyon orman köylüsü var, şu rayiç bedelin yüzde 50’si oranındaki düzeltmeyi orman köylüsüne bile uygulamıyorsunuz, orman köylüsünden esirgiyorsunuz bunu. Oysa bu arazilerin asıl hak sahibi orman köylüsüdür; Anayasa bunu emrediyor. Bu hesap, yine, evdeki hesap çarşıya uymayacaktır.

Dün Beykoz’dan birkaç örnek vermiştim, bugün bir kez daha örnek veriyorum. Beykoz, bütün 2/B sorunlarının bir arada görülebileceği, örnek bir ilçedir; o nedenle Beykoz’dan örnek veriyorum. Zaman kısıtlı olduğu için diğer ilçelerden örnek verme imkânım yok. Beykoz’da toplam 18.506 adet 2/B parseli var. Bunun 12.241’i yani yüzde 66’sı bin metrekareye kadar; bin metrekareye kadar, yüzde 66’sını oluşturuyor parsellerin. Siz getirdiğiniz teklifte “400 metrekare” diye bir ölçü koydunuz. Şimdi vatandaşı bu hesabın içine atacaksınız: 450 mi, 500 mü, 600 mü? “Ver aradaki 150 metrekarenin farkını yüzde 20 oranında.”

Bu hesaba değmez arkadaşlar, kestirip atalım. Bizim bu önergemizi kabul etmeyeceksiniz, biliyorum -biz “emlak vergisi değeri” diyoruz hâlâ; ısrarla emlak vergisi değeridir, esas olan budur- bari yatırım amacıyla bu yerleri almış, kapatmış insanlardan da rayiç bedel üzerinden alalım bedelini, piyasa fiyatı neyse o. Araziyi adam kapatmış, 10 dönüm araziyi, onunla orman köylüsünü, Beykoz’da, Sultanbeyli’de yerleşik vatandaşı aynı kefeye koyuyorsunuz. Beykoz’daki vatandaşımız bunu satın alabilir mi bedeli düşürmenize rağmen? Alamaz. Beykoz Belediyesinin yaptığı bir çalışma var. Bakın, bin liraya kadar geliri olan vatandaşımız -2/B arazisi üzerinde yaşayan vatandaşlarımızın gelirini söylüyorum- toplam nüfusun yüzde 42’si. Beykoz’daki vatandaşımızın yüzde 42’sinin geliri aylık bin liranın altında. Şimdi, siz bu rakamlarla hesap edin, bu vatandaşımız alabilir mi. Bu ortalama gelir, bunun altında geliri olanlar var, işsiz olanlar var, işini kaybetmiş olanlar var, emekli olanlar var. Ayrıca, Beykoz sit alanıdır, zannetmeyin ki burayı alacak, hemen buraya gökdelen dikecek bu vatandaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu teklifin bu yönünü eksik buluyorum. O nedenle bizim önergemizin kabulünü takdirinize sunuyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 Sıra Sayılı Tasarının Çerçeve 1’inci maddesinde yer alan 6292 Sayılı Kanunun 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasındaki “dört yüz metrekareye kadar olan kısmı için rayiç bedelin yüzde ellisi” ibaresinin “bin metrekareye kadar olan kısmı için ile tarım ve hayvancılık faaliyeti yapılan taşınmazlar rayiç bedelin yüzde ellisi (bu bedel emlak vergi değerini aşamaz)” olarak değiştirilmesi ile maddeye (5) numaralı fıkra olarak aşağıdaki düzenlemenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                     Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

5) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde bulunan ve 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman vasfını kaybetmesine rağmen, 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesinin (B) bendi uygulaması ile Hazine adına orman sınırı dışına çıkartılma işlemi henüz yapılamayan yerlerin orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (B) bendi uygulaması ile 3402 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesine göre kadastro çalışması, öncelikle büyükşehir belediyesi olan yerlerden başlanılmak üzere en geç bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde tamamlanır. Bu yerler de, bu maddede belirtilen bedeller üzerinden bu Kanun hükümleri çerçevesinde hak sahiplerine satılır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önceki önergemizi kabul etmediğiniz için bu önergemizde biraz daha farklı bir şey öneriyoruz. Getirmiş olduğunuz teklifi biraz daha iyileştirelim, 400 metrekareyi bin metrekareye çıkaralım. Bir de biz “emlak vergisi değeri” diyorduk ama ona rağmen emlak vergisi değerinin yüksek olduğu yerler olabilir. O nedenle “Rayiç bedelin yüzde 50’si oranında hesaplanacak olan bedel emlak vergi değerini geçemez.” şeklinde bir hükmü de buraya ilave ediyoruz.

Bakın, Zonguldak’tan bir muhtarımız bana mektup yazmış, Mustafa Akkaya, diyor ki: “Zonguldak’taki mahallelerde emlak vergi değeri bile bizim satın alma gücümüzün çok üzerinde ve bazı birbirine bitişik, yakın sokaklar arasında emlak vergi değerleri açısından olağanüstü fark var.” O zaman, gelin “Rayiç değerin yüzde 50’si oranında hesaplanacak bedel emlak vergi değerini geçemez.” diye bir güvenlik hükmünü de buraya ilave edelim.

Şimdi, bu teklif veya nisan ayında kabul edilmiş olan kanun bütün 2/B arazileri üzerindeki yapılaşma sorunlarını çözmüyor, mülkiyet sorunlarını çözmüyor veya orman vasfını kaybettiği hâlde orman sınırı dışına çıkarılmamış olan arazilerdeki yapılaşmaların, binaların mülkiyet sorununu, tapu sorununu çözmüyor. Örnek vereceğim: Sultanbeyli. Sultanbeyli’nin Hasanpaşa Mahallesi çok iyi bir örnektir, başka mahalleler vardır. Bir sokağın bir tarafı 2/B arazisi, diğer tarafı orman arazisi. Hukuken orman, fiilen burası yapılaşmış durumda. 2/B yasasıyla, sokağın bir tarafı eğer alabilirse bu bedeller üzerinden tapusunu alacak ama öbür tarafı orman olduğu için alamayacak. Bu önergemiz, o sorunu da çözüyor. Gelin, bu önergeyi popülizme, Hükûmetin anlayışına kurban etmeyelim, değerlendirelim, Sultanbeyli ve benzeri yerlerdeki bu vatandaşlarımızın sorunlarını da çözelim.

Bitmedi, daha başka sorunlar var. Yine, bu teklifin veya nisan ayında kabul edilmiş olan 6292 sayılı Kanun’un çözemediği, çözümde yetersiz kalacağı yerler var. İstanbul’da Ümraniye’nin Cemil Meriç, Ihlamurkuyu, Hekimbaşı, Dumlupınar, Topağacı ve Kazım Karabekir mahallelerini ilgilendiren olağanüstü büyük bir sorun var. On binlerce vatandaşımızın yaşadığı bu mahallelerde, hazine ile şahıslar arasında süren bir dava nedeniyle -ki bu dava otuz, otuz beş yıldır sürmektedir- bu vatandaşlarımızın arazisinden kadastro geçmemiş ve kendilerinin hak sahipliği tespiti yapılmamıştır. Yasa, onların sorununu çözmüyor. Ta Osmanlı döneminden bu yana kalan birtakım belgeler var gerekçesiyle hazine adına orman olarak tespit edilmiş olan bu yere, bir kısım şahıslar dava açmış, dava hâlen yargıda devam ediyor. Mahkemede bu davaların önemli bir kısmını bu kişiler kaybetmiş. Arazinin büyük ölçüde 2/B olduğu tespit edilmiş ama 2/B olmayan, yine orman sınırı dışına çıkarılan ama 2/B olmayan bölümler de var. Bu mahallelerin üzerindeki o binlerce yapının sorununu çözmüyor. Saydığım bu 6 mahalle, bu yasanın da dışında kaldı, teklifin de dışında kaldı. On binlerce insan orada merakla, endişeyle bekliyor “Bu yasa bizim sorunumuza çözüm getirecek mi?” Gelin, bu sorunu da çözelim; Sultanbeyli’nin sorununu çözelim, Sultangazi’nin sorununu çözelim, bu tasarının kavramadığı alanların sorununu çözelim. Orman köylüsünün çözümü bu tasarıda, bu teklifte yok, gelin onları çözelim. Elde edilen gelirden orman köylüsüne ciddi bir kaynak aktaralım. Gelin, onların sorunlarını çözelim ama bu sorunlar dağ gibi bir kenarda duruyor. Tasarı bir şablonu, bir ölçüyü benimsemiş: “Rayiç değerin yüzde 70’i”, hadi şimdi “400 metrekareye kadar yüzde 50’si” diyor. “Bunun dışına çıkmam, ben o sorunları tartışmam.” demek vatandaşın sorununa yabancı kalmak demektir, on yıl süreyle iktidarda kalan bir parti artık vatandaşın sorunlarına yabancılaşmış demektir. Ben, sayın bakanlara, sayın milletvekillerine tavsiye ediyorum; 2/B arazilerinde oturan vatandaşlarımızı gitsinler, dolaşsınlar, gezsinler. Sultanbeyli’nin Hasanpaşa Mahallesi’ne gitsinler, Ümraniye’nin Cemil Meriç Mahallesi’ne gitsinler; muhtarlarla, vatandaşlarla otursunlar. Bakalım bu yasa onların sorununu çözüyor mu çözmüyor mu?

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sıra sayılı Kanunun 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

Madde 1- 19.04.2012 tarihli 6292 sayılı kanunun 6. maddesinin 4. fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli; tarım alanlarında kullanılan 10.000 m2’ye kadar, meskun yerlerde kullanılanlarda 2.000 m2’ye kadar olan kısmı için rayiç bedelin %50’si, Orman Kanununun 31’inci maddesi kapsamına giren köylerde rayiç bedelin %15’i, 32’nci madde kapsamına giren köylerde rayiç bedelin %25’i üzerinden hesaplanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletimizin sebep olduğu sorunları çözmek için burada hukuk kuruyoruz. Kurduğumuz hukukla sorun çözülmüyor, yeni sorunlar çıkıyor, tekrar bir hukuk kurmaya çalışıyoruz ki sorunları çözelim diye.

Değerli arkadaşlar, devlet milletin en üst örgütüdür, devlet millete aittir, devlet millet için vardır ama milletten aldığı yetkiyi kullanan devlet uygulamalarıyla adaleti temin edemiyorsa o devletin meşruiyeti tartışılır.

Şimdi, bir orman mühendisi olarak, ormancı olarak, devletle millet arasında, orman idaresiyle millet arasında yıllara dayalı yani dededen babaya, babadan toruna kalmış o kadar çok sorun var ki bu sorunların çözümü konusunda, maalesef, siyaset, iktidarıyla muhalefetiyle Meclis çözüm üretmekte acze düşüyor. 2/B sorunu diye isimlendirdiğimiz bu konunun, bizim için, sıradan bir kanun olmanın çok ötesinde bir anlam taşıması gerekir çünkü vatandaşımız açısından, ilgili vatandaşlarımız açısından -ki sayısı azımsanmayacak kadar çoktur- o kadar önemli bir mesele ki… Yani dünyada mekân, ahirette iman. Mülkiyet meselesi çok önemli. Mülkiyet olmazsa hürriyet, hürriyet olmazsa şahsiyet olmaz. Dolayısıyla, böyle derin, anlamlı ve uzun süre kangrene dönüşmüş ve sebebi de devlet olan bir sorunun çözümünde, maalesef, bugün Genel Kurulumuzda muhatap yok.

Değerli arkadaşlar, yani bu kanunla ilgili, işte, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi önerge veriyor, biz kabul ediyoruz, biz önerge veriyoruz… Hepsine hayır diyorsunuz neye hayır dediğinizi de bilmeden.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Talimat gelmemiştir.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani -Komisyon olarak tenzih ederim Sayın Başkanı, Sayın Bakanı ama yani üzülerek ifade ediyorum- gelin, bu sorunu çözmek için bir ortak akıl üretelim, doğruyu yapalım diyoruz ama meselenin muhatabı yok, bileni yok ortalıkta.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Muhatap burada işte.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu konuyu en iyi bilen Sayın Orman Yüksek Mühendisi, eski Orman Genel Müdürü meselenin dışında, devre dışı; Komisyon üyesi bile değil. Yani sizi millete şikâyet ediyorum. Bu konuyu en iyi bilen AKP milletvekili bu konuyla ilgili devre dışı; Komisyonda bile değil, kendisine fikir bile sorulduğunu zannetmiyorum. Bu kadar olmaz bu ya, bu olmaz böyle.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye İstanbul’dan ibaret değil. Bu sorun Beykoz’dan ibaret değil, bu sorun Türkiye’nin her bölgesinde -biraz önce Kandıra’dan muhtarlar aradı beni- yani hemen İstanbul’un yanı başında, Kocaeli’de, Sakarya’da, Kastamonu’da, Balıkesir’de, Çanakkale’de; Türkiye’nin her bölgesinde. Sebebi devlet, bu sorunun çıkmasında. Dolayısıyla, bu sorunu böyle çözemezsiniz, doğru çözmüyorsunuz. 400 metrekarede bir fiyat indirimi yapıyorsunuz ama niye 500 metrekarede değil, niye 1.000 metrekarede değil?

Bakın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz -biraz sonra Sayın Seyfettin Yılmaz konuşacak- bir ay sonra uygulamaya geçelim, gelin biraz daha düşünelim, bir fırsat verelim diye bir önerge daha vereceğiz. Yani, şu meseleyi, yılların biriktirdiği bu sorunu… Bundan dolayı sizi suçlamıyoruz ama çözümünüz yanlış, çözüm metodunuz yanlış, usulünüz, üslubunuz yanlış. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, özellikle orman içi ve kenarı köylerinde yaşayan insanlarımızın dişiyle tırnağıyla… Yani, bunlar böyle altın tepsiyle sunulmamış ki, bu köylü bunları imar etmiş, bu 2/B arazilerini ekilebilir hâle getirmiş, bir emeği var. Siz bu emeği yok sayarak, ben buranın rayiç değeri üzerinden bunu sizden tahsil edeceğim dayatmasını yaparsanız, yaptığınızın adı “zulüm” olur, “zulüm” değerli milletvekilleri. Zulme oylarınızla, parmaklarımızla destek vermeniz sizi Allah indinde sorumlu hâle getirir. Gelin, bu meseleyi doğru çözelim, tümünde yüzde 50’ye indirelim rayiç bedeli, toptancı bir çözüm olur veya orman içi ve kenarı köylerinde 2/B arazilerini kullanan, eken, süren, geçimini temin eden, bunun ticaretini yapmayanlardan hiç bedel almayalım.

Değerli arkadaşlar, sözün sonunda şunu da söyleyeceğim, dün söyledim, bugün de söylüyorum: Gelin, devletle millet arasındaki bu kangrenleşmiş sorunu çözmek için burada bir sosyal barış hukuku, bir kanun getirelim, af değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Ormancı olarak orman suçlarının affını teklif etmem ama gelin, orman idaresiyle vatandaşlar arasındaki bu sorunu toptan çözecek bir hukuk kuralım, onu birlikte geçirelim diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin birinci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekildeki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

“(4) Orman köyü sınırları içerisinde kalan taşınmazlar, hak sahibi köylülere bedelsiz olarak devredilir. Diğer hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli; büyükşehir sınırları içerisinde beş yüz metrekareye kadar, belediye sınırları içerisinde kalan yerler için bin metrekareye kadar olan kısmı için rayiç bedelin yüzde ellisi, fazlası için rayiç bedelin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanır. Büyükşehir sınırları birden fazla taşınmazda hak sahibi olunması hâlinde yüzde elli satış bedeli hesaplaması, hak sahibinin tercih edeceği sadece bir taşınmaz için uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

396 sıra sayılı Yasa Teklifi üzerine verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, kamuoyunda 2/B yasası olarak bilinen bu 6292 sayılı Kanun, bildiğimiz gibi, Nisan ayı 2012 tarihinde kabul edilmişti. O dönemde de biz muhalefet olarak mümkün olduğunca sizi doğruya çekmeye çalışmıştık; buradan görüşlerimizi, önerilerimizi sunmuştuk, değişiklik önergeleri vermiştik ama bütün o önergelerin, önerilerin hiçbirisine maalesef siz dikkat etmediniz, dikkate değer bulmadınız ve sayısal çoğunlukla, parmak çoğunluğuyla yasayı geçirdiniz. Aradan bir yıl geçmeden, daha dokuz ay dolunca tekrar Genel Kurula getirdiniz. Niye böyle oluyor? Çünkü, adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir yasa yapınca bunu mutlaka tekrar bir toparlama ihtiyacı doğuyor. Dolayısıyla, bugün getirmiş olduğunuz bu teklifin de adalete ve hakkaniyete uygun olması beklenirdi, hepimizin beklentisi oydu ama içeriğine baktığımızda, mevcut yetersizlikler, adaletsizlikler aynı şekilde duruyor.

Her şeyden önce şunu belirtelim ki biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak, ormanların, sadece insanlığın değil tüm canlıların yaşadığı, mutlaka korunması ve geliştirilmesi gereken alanlar olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Hükûmetinizin bakış açısının bu olmadığını çok iyi biliyoruz; daha çok, bütçe açığını kapatmaya yönelik bir kaynak olarak bakan, ormanla ilgili –maalesef- sermayeyi kayıran bazı düzenlemeleri yaparken son derece pervasız davranan bir noktadasınız.

Değer vermediğiniz için, işte, iki gündür 8 milyon yurttaşı da ilgilendiren bir tasarıyı görüşüyoruz, burada Orman Bakanı oturmuyor; dün Kalkınma Bakanı vardı, bugün Millî Savunma Bakanı var. Ormanla ilgili, eminim ki bu yasa değişikliklerinden çok fazla bir şey de anlamıyorlar ama bu önergelerimiz, bu önerilerimiz en azından milletvekilleri tarafından değerlendirilsin diyoruz, öyle de bir gayreti sizlerde görmüyoruz.

Bakın, bu yaz döneminde, seçim bölgem olan Bingöl’de, Dersim’de, Hakkâri’de, Şırnak’ta binlerce hektarlık orman alanları kül oldu. Askerî birtakım gerekçelerle, güvenlik gerekçeleriyle ormanlar yakılırken biz ne bir bürokrata ne de bu Hükûmetin yetkililerine ulaşabilme fırsatını maalesef yakalayamadık.

Sadece ormanlar için değil, meralar, akarsular, göller, bu ülkenin doğal, tabii kaynaklarının tamamına bakış açısı bu olduğu sürece herhangi bir değişiklik de beklemiyoruz. Bir bakıyorsunuz, korunması gereken alanlardan beş yıldızlı oteller, golf sahaları, lüks villa siteleri fışkırıyor.

Şimdi, bütün bunları yaparken, bir yasa teklifi buraya getirdiniz, 8 milyon vatandaşı ilgilendiren bir düzenleme. Burada adalete ve hakkaniyete uygun bir şekilde, en azından bu 8 milyon vatandaşın mağduriyetini giderecek şekilde bir düzenleme yapmanız gerekiyorken, bakıyoruz, siz yine herkesi aynı kefeye koymuşsunuz. Yani orman içi köylüsüyle orman sahasında fabrika yapanı, beş yıldızlı otel yapanı, golf sahası yapanı aynı kefeye koyarsanız orada herhangi bir adaletten bahsetmek mümkün değil.

Diğer taraftan, getirdiğiniz düzenlemede, mevcut ücret üzerinden rayiç bedelinin yüzde 70’i gibi bir düzenleme getirmişsiniz; peşin ödeyene yüzde 20, yarısını ödeyene yüzde 10 düzenleme. Peki, parası olmayanlar ne yapacak? Şimdi, bu 8 milyon köylü yurttaşımızın ekonomik durumunu inceleyen bir araştırma yaptınız mı? Bunlardan ne kadarının bu parayı ödeyecek güçte olduğunu biliyor musunuz? Buraya getirdiğimiz bu değişiklik teklifi, bu orman içi köylülerine hak ettikleri bu alanları bedelsiz olarak vermeyi; fabrika sahiplerini, sermaye sahiplerini, otel sahiplerini ise hem ekonomik kazançları üzerinden hem de kullanım amaçlarına uygun olarak bir fiyatlandırma üzerinden değerlendirmeyi öngörüyor. Adalete ve hakkaniyete uygun olan ve yıllardır var olan sorunun çözümüne katkı sağlayan yaklaşımın bu olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu nedenle, değişiklik önergemize destek vermenizi bekleyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.(BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                    Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“Madde 1- 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“(4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli; dört yüz metrekareye kadar olan kısmı için rayiç bedelin yüzde ellisi, fazlası için rayiç bedelin yüzde yetmişi üzerinden hesaplanır. Birden fazla taşınmazda hak sahibi olunması hâlinde yüzde elli satış bedeli hesaplaması, hak sahibinin tercih edeceği sadece bir taşınmaz için uygulanır. Bir taşınmazdaki hak sahipliğinin devredilmesi hâlinde yüzde elli satış bedeli hesaplaması, taşınmazın sadece dört yüz metrekaresi için ve hak sahiplerinin hisselerine oranlanarak uygulanır.”

“Daha önce başvuru bedeli yatırmadan yapılan başvurular ile bundan sonra yapılacak başvurular başvuru bedeli alınmaksızın geçerli kabul edilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, 6292 sayılı Kanunun;

- 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle; 2/B alanlarında bulunan taşınmazların hak sahiplerince bu taşınmazlardaki hak sahipliğinin birden fazla kişiye devredilmesi hâlinde, yüzde elli satış bedeli hesaplamasının nasıl yapılacağı konusunda uygulamada meydana gelebilecek tereddütlerin giderilmesi bakımından; bu durumda, yüzde elli satış bedeli hesaplamasının, taşınmazın sadece dört yüz metre karesi için ve hak sahiplerinin hisselerine oranlanarak uygulanması suretiyle, bu konuda meydana gelebilecek ihtilafların giderilmesi,

- 6 ncı maddesinin beşinci fıkrasına eklenen cümle ile; 6292 sayılı Kanundan yararlanmak için başvuru sahipleri tarafından yatırılması gereken başvuru bedellerinin ödenmesi konusunda dar gelirli bir çok vatandaşımızın yaşadığı sıkıntıların giderilmesi bakımından; cümlenin yürürlüğe girdiği tarihten önce başvuru bedeli yatırmadan yapılan başvurular ile yine bu cümlenin yürürlüğe girdiği sonra yapılacak başvuruların başvuru bedeli alınmaksızın geçerli kabul edilmesi,

Amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önerge doğrultusunda madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde 1 kabul edilmiştir.

Şimdi, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin ihdas edilmesini, diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Ramazan Kerim Özkan                    Ramis Topal                            Vahap Seçer

                  Burdur                                    Amasya                                    Mersin

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Kamer Genç                        Ömer Süha Aldan

                 İstanbul                                    Tunceli                                     Muğla

                                                      Kemal Değirmendereli

                                                                   Edirne

Madde 2- 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışına İlişkin İşlemler başlıklı 12’nci maddesinin 2’nci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

2) Bu madde kapsamında doğrudan hak sahiplerine satılacak Hazineye ait tarım arazilerinin satış bedeli rayiç bedelin yüzde ellisidir. Bu tarım arazilerinin satışında da, bu Kanunda belirtilen satış ve ödeme şartları uygulanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğu için önergeyi işlemden kaldırıyorum.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Erdoğan.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 396 sıra sayılı kanunun 2’nci maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, Antep’te meydana gelen iş kazasında hayatını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralı işçilerimize acil şifalar diliyorum.

Şimdi, arkadaşlar, 2/B kanununu, biliyorsunuz, geçen yıl nisan ayında burada görüştük. O zamanki hiçbir eleştirimiz dikkate alınmadı. Şimdi, yeniden, üzerinde birtakım değişiklikler buraya getirildi, bunları konuşuyoruz bugün. Muhtemeldir ki önümüzdeki günlerde istesek de istemesek de bununla ilgili yeni değişiklikleri mecburen konuşacağız çünkü kanunun hâlâ tartışmalı çok hükmü bulunmaktadır. Bunun sebebi de, Hükûmet bu kanunu Meclise getirirken kanunla ilgili yeterli çalışmanın yapılmaması, kadastro çalışmalarının, hak sahipliği tespitlerinin, efendim, rayiç bedellerin hiçbirinin üzerinde hiçbir çalışma yapılmadan kanunun Mecliste görüşülmesidir.

Kanun Mecliste görüşüldüğünden bu yana yaklaşık on ay geçti. Bugüne kadar, çıkartılan 2/B kanunuyla hiçbir vatandaşın sorunu çözülmemiştir çünkü ortada hâlâ hak sahipliği ve rayiç bedel tartışmaları devam etmektedir. Rayiç bedellerle ilgili ortada her gün yeni spekülasyonlar konuşulmakta: Efendim, şu köyde şu fiyatlar tespit edilmiş, şu köyde şöyle olacakmış, bu köyde böyle olacakmış. Efendim, işte, Gökbel’deki zeytinlikler -bizim Ortaca’nın Gökbel köyündeki zeytinlikler- denizi görüyor, bunların fiyatları yüksek olacakmış. Efendim, diğer yerlerdeki zeytinlikler farklı fiyatlandırılacakmış. Ama, sonuçta, bunların hepsi dedikodu; ortada somut olarak bugüne kadar tespit edilmiş hiçbir fiyat yok. Bu fiyatlar tespit edilmediği için de vatandaşımız hâlâ uykusuz kalmaya devam ediyor.

Şimdi, bugün görüştüğümüz bu 400 metrekareye kadar olan yerlerin rayiç bedelinin yüzde 50’si üzerinden satılması, tamamen kişiye özel uygulamaları aklımıza getirmektedir. Sizin, İstanbul’da ya da belli, rant değeri yüksek yerlerde kimler için bunu buraya getirdiğiniz, işin doğrusu önümüzdeki günlerde isteseniz de istemeseniz de ortaya çıkacak, konuşulacak. Ama, dediğim gibi esas sorun nedir? Esas sorun, üreticinin, köylünün, orman köyünde yaşayan vatandaşın sorunudur. Bugüne kadar, orman köylerinde yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının tespit edilmesiyle ilgili ve onların sorunlarının çözülmesiyle ilgili ortada bir adım yok.

Arkadaşlar, bu köylü AKP iktidarına çok destek verdi ama siz, bu köylüyü maalesef, sürekli eziyorsunuz. Şimdi, köylerdeki vatandaş zaten perişan. Bugün, Milas’taki üretici zeytinini toplatamıyor çünkü zeytinyağı fiyatları 3,5 liraya düşmüş, zeytinini toplayacak yarıcı bulamıyor üretici. Gene, seracı güzlük domatesini 25 kuruşa sattı. Limon fiyatları, portakal fiyatları, nar fiyatları, hepsi ortada. Zaten, bu köylünün bu arazilere verebilecek fazla bir parası yok. Neyse, bugünkü işte, değişiklikte köylü için faydalı bir tek şey geldi, hiç olmazsa köylü için müracaat parası ortadan kalkmış oldu ama bu rayiç bedeller belli değil. Rayiç bedellerin çok yüksek olacağı hâlâ spekülasyon hâlinde köylerimizde dolaşmakta.

Bugün, Sarıgerme köyünde fiyatlarınız ne olacak? Bugün, Fethiye’deki köylerimizde, Göcek’te fiyatlar ne olacak, belli değil. Dalaman’ın köylerinde fiyatlar ne olacak, belli değil. Milas’ın köylerinde fiyatlar ne olacak, belli değil. Bir de İstanbul’da 400 metrekare yeri olan vatandaşa sağladığınız rayiç bedelin yüzde 50’si üzerinden yerini satın alma hakkını, siz, maalesef, bizim, Muğla’da üretim yapan orman köylülerine bu fırsatı vermiyorsunuz.

Yine, arkadaşlar, biliyorsunuz, Büyükşehir Kanunu’yla 16 bin köy kapatıldı, bunun yarıdan fazlası orman köyü. Şimdi, bu kanunu niye çıkarttık? Orman köylerine buradan elde edilen gelirlerin bir kısmının aktarılmasıyla ilgili. Dolayısıyla, orman köylerimize de bu 2/B kanunundan elde edilen gelirlerin bir çoğunun harcanması mümkün olmayacak.

2/B ile bir başka sorun: Muğla’daki birçok vatandaşımız bize soruyor. “Efendim, buralarda dedikodular var. Sit alanlarının, denizi gören bazı yerlerin, 2/B kapsamında, bize, müracaat etsek bile satılmayacağı söyleniyor.” diyorlar. Bununla ilgili de Hükûmetin bugüne kadar yaptığı somut bir açıklama maalesef bulunmamaktadır.

Yine, arkadaşlar, biliyorsunuz, 2/B kanunundaki en önemli konulardan bir tanesi de Muğla’daki üreticilerin durumlarıdır. Tabii, 2/B kanunuyla birlikte hazine arazilerinin de, tarımda kullanılan hazine arazilerinin de satışı düzenlenmişti. Büyükşehir Kanunu’ndan sonra, Muğla’daki vatandaşlarımız, özellikle hazineden ecri misil yoluyla kiralayıp kullandıkları arazileri bundan sonra satın alabilecek mi, alamayacak mı? Dün, burada sorulan bir soru üzerine Kalkınma Bakanımız dedi ki: “Bunlarda bir engel yok çünkü Büyükşehir Kanunu seçimde yürürlülüğe girecek.” Ama vatandaş mal müdürlüklerine gittiği zaman, kendilerine bugüne kadar hiçbir mal müdürlüğü somut olarak “Siz bu yerleri alabileceksiniz.” ya da “Alamayacaksınız.” diye cevap vermedi. Bu da gösteriyor ki -dün, her ne kadar burada bu cevap verildiyse de- Maliye Bakanlığı bugüne kadar mal müdürlüklerine, hazine arazilerinin satışıyla ilgili, Büyükşehir Kanunu’ndan dolayı yeni bir genelge, yeni bir açıklayıcı bilgi göndermemiş.

Dolayısıyla, tabii ki bizim açımızdan en önemli şey tarımdaki 2/B arazilerinin, orman köylüsünün kullandığı 2/B arazilerinin, üretim için kullanılan 2/B arazilerinin satışında yeni kolaylıklar getirilmesi. Biz, üretim yapan bu insanlara bu arazilerin bedava verilmesini savunurken Milliyetçi Hareket Partisi olarak, siz şehirdeki rantı ve arazilerin fiyatlarını düşürüyorsunuz, köylünün -maalesef- kullandığı bu arazilerdeki fiyatlarda herhangi bir değişiklik yapmıyorsunuz.

Tabii ki Muğla’da, gene başka bir sorun: Muğla, 1.100 kilometre kıyısıyla Türkiye’deki en uzun kıyıya sahip vilayetimiz. Tabii ki deniz kıyısındaki koylar, deniz kıyısındaki 2/B arazileriyle ilgili de vatandaşın kafasında ciddi kargaşa var. Bununla ilgili ekim ayında Zaman gazetesinin yaptığı bir araştırma, Muğla’ya özel bir çalışma var. Şimdi, bu çalışmada birçok köyümüzdeki vatandaşlarımız “Acaba, bu fiyatlar çok yüksek olursa biz ne yapacağız?” diye tereddüt içerisindeler ve Hükûmetimizin bir bakanı da çıktı dedi ki: “Yarısını satın, gerisini alın.”

Şimdi, bu, tabii nasıl bir bakış açısıdır köydeki vatandaşlarımıza, bilmiyorum. Ben bunu daha önce 2/B kanununu ilk burada görüştüğümüzde de söyledim, acaba, Hükûmet, bazı koylardaki, orada yıllardır yaşayan, dededen atadan kalan vatandaşlarımızın oradan çıkartılmasını mı istiyor burada çok yüksek fiyatlar belirleyerek? İşte Ekincik koyunda, Gökbel köyünde, Göcek’te, Ölüdeniz’de, başka yerlerdeki 2/B arazileriyle ilgili böyle bir niyeti mi vardır? Çünkü, burada, basın mensuplarının görüştüğü muhtarlarımızın, köylülerimizin bu konuda çok ciddi endişeleri var. Bu endişeleri bertaraf edecek bir çalışma bugüne kadar maalesef yapılmadı.

Yine tabii ki Hamitköy, Döğüşbelen, Zaferler gibi bizim, narenciye bahçelerinden oluşan çok büyük 2/B arazilerinin olduğu köylerimiz var. Bu köylerdeki vatandaşlarımızın da bugüne kadar tabii ki bir kısmı müracaat etti, bir kısmı edemedi. Bu müracaatlarının sonucunda hangi tabloyla karşılaşacaklarını bilemiyorlar çünkü bu vatandaşlarımız, kendilerinin yetiştirdiği bahçelerinin, kendi emeklerinin, kendilerine araziyle birlikte bahçe değerinin de tahsil edilmesinden çok ciddi endişe duyuyorlar. Kırk yıldır o köylerdeki bahçelerde emek çeken bu vatandaşlarımızın, şimdi, kendi yetiştirdikleri ağaçları sanki birileri yetiştirmiş gibi yeniden para vererek satın almaları da gerçekten o vatandaşlarımızı oldukça tedirgin etmektedir.

Biz, tekrar ediyorum, burada, kişiye özel değişiklik yerine, hiç olmazsa yüzde 50’nin bütün köylerimizdeki üreticileri de kapsayacak şekilde değiştirilmesini hâlâ zaman geçmeden öneriyoruz ve ben, bu vesileyle hepinize tekrar saygılarımı sunuyorum, bu kanunun hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili İlhan Demiröz.

Buyurunuz Sayın Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 396 sıra sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’da değişiklik teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime Gaziantep’te elim bir kaza sonucu hayatlarını kaybeden işçi kardeşlerime Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, yaralılara da geçmiş olsun dileyerek başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yasa tasarısı ve yasa tekliflerinde her zaman olduğu gibi, bugün de bir değişiklik teklifiyle karşı karşıyayız çünkü bu yasa tasarısı ve yasa teklifleri bir işaretle herhangi bir noktadan geliyor; meslek odaları, ilgili sivil toplum örgütleri, milletvekilleri veya kurumlardan görüş alınmadan, hızla Meclise gelmekte, ilgili diğer tali komisyonlara gönderilmemekte ve bu noksanlıklar komisyonda önerge verilerek düzeltilmeye çalışılmaktadır. Ancak, doğru yolu gösteren ana muhalefet önergelerinin -az önce de komisyon üyelerinin salt çoğunluğu sağlamak üzere orada bulunmalarına rağmen- her zaman olduğu gibi, yine iktidarın oy çoğunluğuyla reddedildiğini ve böylece, noksan kanunların Meclisten geçtiğini ifade etmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi de bugün, bu değişiklik teklifinde bulunduğunuz bu yasa teklifidir arkadaşlar.

6292 sayılı bu Yasa’nın ilgili maddesinde hazineye ait tarım arazilerinin satışı amaçlanmıştır. 2/B kapsamında 410 bin hektar büyüklüğünde arazi olduğu bilinmektedir ancak dünkü konuşmalarda bu miktarın 288 bin hektar alan olduğu, bunun da çok yanlış olduğunu, böyle konuların başlangıcında tüm tespitlerin yapılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Ancak, 2/B arazilerinin yanında 925 bin hektar olan tarım arazileri de var, bu araziler de satılmaktadır. Ayrıca 2/B arazilerinde yapılan çalışmalarda, yalnızca yüzde 4,7’sinde yapılanma, yüzde 33’ünün tarımsal amaçlı ve geri kalanın boş olduğu tarafımızdan bilinmektedir.

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu, Büyükşehir Yasası ile tarım alanları üzerindeki koruma kalkmaktadır arkadaşlar. Zira, bu yasalarda tarım topraklarının amaç dışı kullanılması, Mera Kanunu, vesaire, hepsi kapsam dışı bırakılmıştır. “Hazineye ait tarım arazileri, satıştan sonra on yıl süreyle tarım dışı amaçlarda kullanılamaz.” ibaresinin tapuya konulması talebi bundandır, tarım alanlarının korunması içindir. Zira, bu Hükûmet, ulusal gelire yüzde 9, istihdama yüzde 25 katkı koyan, doyuran, barındıran bir sektör olan tarımı maalesef bitirmiştir. Köylünün bugünün koşullarında bu yerleri alma olanağı yoktur çünkü çiftçi devletten destek almıyor, devlete destek veriyor; mazota ÖTV ve KDV’yle yüzde 100, gübre ve elektriğe yüzde 18, ilaç ve yeme yüzde 8 KDV ödüyor.

Değerli milletvekilleri, dikkatinizi çekmek isterim: Çiftçi, mazot kullanarak Maliyeye, gübre, ilaç kullanarak tüccara, elektrik kullanarak TEDAŞ’a çalışmaktadır. Hâl böyle olunca, bu değişiklik önerimizle, köylülerimizin buraları almaması durumunda en azından bu arazilerinin on yıl süreyle tarım dışına çıkmasının engellenmesinden başka bir amacımız yoktur.

Değerli milletvekilleri, arkadaşlarımız da ifade ettiler, bu rayiç bedelleri çok yüksek ve bununla ilgili komisyonlarda alınan yüzde 50 teklifine rağmen, komisyonlardaki çalışan arkadaşlarımızın çalışmaları dikkate alınmadan ve onlar hiçe sayılarak, maalesef, Genel Kurulda tekrar yüzde 70’e çıkarıldı. Gelinen noktada, AKP Hükûmetinin “Görüşmedim”, “Zam yok”, “Süre uzatmayacağım”, “Değişiklik yapmayacağım.” gibi ifadelerinin ne kadar anlamsız olduğu bu değişiklik teklifiyle bir kez daha ortaya çıkmıştır. “Süre uzatılmayacaktır.” ifadelerine rağmen süreler uzatılmış ve bugün de kanun değişikliği teklifiyle karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, bir konuyu daha sizinle paylaşmak istiyor ve bu konunun altını özellikle çizmek istiyorum: Bugün belli olan 2/B arazilerinin tümü, yasa çıktıktan sonra, TOKİ, büyükşehir ve şehir belediyelerine yazı ile gönderildi ve kendilerine burada istedikleri yerleri beğenmeleri, yandaşları için uygun yer varsa bunları almaları şeklinde bir tablo ortaya çıktı; bunu açık ve net olarak söylüyorum. Ben Bursa Milletvekiliyim, Bursa’da da bu yasa çıktıktan sonra üç ay teklifler alınmadı, TOKİ’den ve Büyükşehirden gelecek yazıların cevapları beklendi. Sayın yetkililer burada, dün akşam, 15 binin üzerinde parselin TOKİ tarafından, büyükşehir belediyeleri tarafından imar izninin alındığı ifade edildi. Bu rakam az değil. Bizim, bu konuda daha da açık ve şeffaf olarak, nerelerde neler yapılacağının bilinmesini istediğimizi ifade etmek istiyorum. İstenilen sonuç alınmış mıdır? Hayır alınmamıştır. Bana göre, bugünkü tarih itibarıyla, istenilen sonuca ulaşılmamıştır. Sayın Orman ve Su İşleri Bakanını, zaten hiç bugünlerde göremiyoruz…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Ormanları satıyoruz, Orman Bakanı yok, olacak iş mi!

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – …hele yasa teklifleri görüşülürken kesinlikle burada olması gerektiğine de inanıyoruz. Mutlaka, hakkını yemiyorum arkadaşlar, doğrudur, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmiş olan yüzde 90’lık gelir aktarması henüz tamamlanamamıştır. Bir kez daha, orman köylülerinin ve çiftçilerin kalkınmasında kullanılması gereken bu gelirin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına aktarılmasının yanlış olduğunun altını çiziyorum.

Değerli milletvekilleri, bölgem Bursa’da kanun çıktığında kesinleşmiş olan 2/B arazilerinin 14 bin 294 adet parsel olduğunu, 50 milyon 903 bin metrekarelik bir alanı kapsadığını, bu parsellerden 12 bin 112 adet parselin kullanıcısının tespit edildiğini ifade etmek istiyorum ancak bu konuda millî emlak müdürlerini ve memurlarını da takdir etmek lazım çünkü bizzat vatandaşlarımızın ayağına giderek bu müracaat işlemlerini yaptırmışlardır. Kanun çıktıktan sonra hâlâ ölçümlemesi tamamlanmayan Bursa’da 5.190 adet parsel var ve bunun toplam alanı 51 milyon 312 bin 785 metrekare yani toplarsanız 100 milyon metrekarelik bir alanda 2/B arazimiz var ve Bursa gibi bir kentte 100 milyon metrekarelik bu alanları önce TOKİ ve Büyükşehir Belediyesinin beğenisine sunduğunuzu ifade etmek istiyorum. Ayrıca, bugün bazı köylerden aldığım telefonlarda, ölçümlerle ilgili sıkıntı olduğunu da ifade ettiklerini söylemek istiyorum.

Sözlerimin sonuna geliyorum ancak pazartesi günü Afyon’daydım. Sayın Bakan burada olsaydı kendisine ifade edecektim ama burada olmadığı için Sayın Bakan aracılığıyla, Afyon’daki vatandaşlarımızın selamlarını getirdim, Bayat’ın, Dazkırı’nın, Başmakçı’nın, Evciler’in. Yalnız, oradaki arkadaşlar selamlarını gönderirken bir dokunup bin ah işittim. Özellikle Şuhutlu hemşehrileri Sayın Bakandan çok şikâyetçi. Diyorlar ki “AKP Türkiye’ye, Veysel Bey de Afyon’a çok zarar verdi.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Afyon’a neler yapıldığını gördün mü sen?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen konuşma oradan Recep!

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Ancak şu durum daha çok zarar veriyor: Patates üreticileri 50 kuruşa mal ettiklerini 25 kuruşa satamadığını ifade ediyor. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Afyon’a neler yapıldığının cevabını veremiyorsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, ses duyulmuyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Sayın Başkan, sadece teşekkür edeceğim başka bir şey söylemeyeceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz, süremiz bitti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sözünü tamamlasın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bitti efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Selam verecek Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Selamünaleyküm de!

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Evet, teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Kürsüden mi konuşmak istiyorsunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Hayır, buradan.

BAŞKAN – Komisyon Başkanının bir düzeltme talebi vardır, buyurun.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı biraz önce konuşmasında yeni madde ihdası konusunda “Salt çoğunluğumuz olduğu hâlde Komisyon Başkanı kabul etmedi…” Hâlbuki burada 5 kişi vardı, salt çoğunluğun olabilmesi için 14 üyenin burada bulunması gerekiyordu, bulunmadığı için kabul edilmedi.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Salt çoğunluk…

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Bunu düzeltmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Demir Çelik.

Buyurunuz Sayın Çelik. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 396 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne ilişkin Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve partim adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Nisan 2012’de, 2/B yasasının yeniden Genel Kurula tartışılmak üzere getirildiği dönemde, itirazımızı dile getirmiştik. O zaman da demiştik ki “Bu yasa bir kısım palyatif çözümleri öngörmekten öteye bir anlam ve ifade arz etmemektedir.” Her şeyden önce, kanun Meclis Genel Kuruluna taşınmazdan önce, ondan etkilenen kesimleri dikkate almalı, sürece katmalı onların eleştirileri, beklentileri, talepleri ortaklaştırıldıktan sonra komisyona intikal etmeli, komisyondan sonra Genel Kurula gelmeliydi. Bu süreçler yaşanmadı, yaşatılmadı. Görünen o ki yapılan yanlışlığın yeniden düzeltilmesine fırsat vermek yerine alelacele bu kanun yeniden Genel Kurulun dikkatine sunulmuş bulunmaktadır.

Biz, elbette ki yasama organı olarak, her şeyden önce, toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek yasaları, kanunları amacına uygun harekete geçirmek ve zamanından önce de yasal mevzuata uygun bir şekle, konuma getirmek durumundayız. Ancak, her kanunda olduğu gibi 2/B yasasından da beklenen, tarihsel gelişmişliğe uygun olması, toplumsal ihtiyaçlara cevap veriyor olması, bir üçüncü kriter olarak evrensel hukuka uygunluk aranmalıdır. Bütün bu özellikleri dikkate almadan, sadece bir kesimi ve daha çok da arsa spekülatörlerinin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir kısım değişiklikleri yapmak, Meclisin görevi olmasa gerekir. Kaldı ki Türkiye’nin gerek bulunduğu yarım küre özelliğinden gerek içinde bulunduğu enlem ve boylamlar itibarıyla 780 bin metrekarelik yüz ölçümünün yüzde 80’inde nitelikli ormanın yetişebilme potansiyeli varken, bu ve benzeri yanlışlıklarla bu nitelikli orman vasfı bugün yüzde 11’lere inmiş durumdadır. Sorun, yüzde 11’e inmiş olan ormanı tüketip bitirmek midir, çoğaltıp toplumun ve canlı organizmanın hizmetine sunmak mıdır? Çünkü, orman dediğiniz, sadece ve tek başına insanın yaşadığı, insanın yararlandığı bir mekân değildir ama aynı zamanda orman canlı organizmadan mikroorganizmaya, floradan faunaya, her türlü canlının hayat bulduğu, yaşamını sürdürdüğü bir mekândır. Tek başına insani ihtiyaçları karşılamak adına ormana müdahale ettiğinizde doğayı yadsırsınız, doğal toplumun ekolojik yanını es geçersiniz ve onun sayesindedir ki bugün “küresel ısınma” denilen belayla, felaketle insanlığı ve canlı âlemi karşı karşıya bıraktırırsınız. Karbondioksit salımının ortaya çıkardığı ozon tabakasındaki delinmenin yol açtığı küresel ısınma ancak ve tek başına yeşilin çoğaltılması, ormanın çoğaltılmasıyla giderilebilecek bir konumdayken onu elimine eden, yerine oksijeni salıveren ormanı yok etmeye başladığımızda, kaybederiz. Bu açıdan da orman vasfını yitirmiş alanların yerleşime ve dönüşüme tabi tutulmasından anlaşılması gereken öncelikli ilke, buranın rehabilite edilmesi yani insanın ve canlı âlemin hizmetine sunulabilecek noktada yeniden yeşertilmesidir. Kaldı ki orman, sadece görünebildiği şekliyle ağaçlardan, ağaççıklardan, otlardan ibaret değildir, o aynı zamanda sağlıktan eğitime, sanayi toplumunun temel ihtiyaçlarının girdisinden yaşamın bizatihi yeniden filizlenmesine dair her alanda kendisini mevcut kılan, ihtiyaçları karşılayan bir özelliğe sahiptir.

O nedenle, öncelikli olması gereken, bu ihtiyaçların yeniden tüketime sunulmadığı, ormanların çoğaltılıp büyütüldüğü, Karadeniz’den Toroslara, Ege’den doğuya bir bütün olarak orman köylüsünün, orman çiftçisinin çıkarlarına hizmet edecek bir anlayışı esirgemeden harekete koymaktır. Bu açıdan da Meclis, öncelikle yüzde 80 potansiyele sahip ormanları çoğaltan yeni yasal mevzuatları harekete geçiren bir görev görmelidir.

İkincisi ise eğer ki yüzyıllardır ormanlarda yaşamını idame ettiren orman köylüsü başta olmak üzere, bir kısım hak sahiplerinin emekleri, zamanları, bedelleri boşa gitsin istenmiyorsa onları arsa spekülatörlerinin, fabrikatörlerinin, villa ve mekâna dönüştürmek isteyen bir kısım çıkar gruplarıyla aynılaştırmamak lazım. O anlamıyla, 2/B yasasında yapılmak istenen, adaletsiz, hakkaniyetten uzak, herkesi bir torbada aynılaştırma anlayışıdır. Bu, doksan yıllık cumhuriyet tarihinin de bizatihi genlerinden esinlenerek yapılan bir yanlış uygulamadır. Düşününüz ki geleceğimizi çalmak adına, fabrikasına alan açmak adına, geleceğimizi yok etmek adına, villasına mekân oluşturmak adına ya da arsa spekülasyonuna hizmet edecek bir kısım mekânları bu 2/B yasasıyla gasbetmek isteyenlerle, dişini tırnağına takarak Torosların, Karadeniz’in zirvesinde yüzyıllardır emek sarf eden köylüleri aynılaştırmamak lazım. Kaldı ki toplumun en geri ve yoksul kesimi, orman köylüsü. Orman köylüsünün satın alamayacağı, satın alma gücünden yoksun olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalı ve onların her şekliyle hak sahibi oldukları gerçeği unutulmadan, bedelsiz ve karşılıksız, sadece ve tek başına, 400 metrekare de değil, asgari düzeyde kullanabilecekleri 1 dönüm yani bin metrekareye tekabül eden bedelsiz, karşılıksız arsaları sağlamaktır.

Ötesi, İstanbul başta olmak üzere, öncelikle kent ve kentleşmenin yok ettiği ormanları peşkeş çeken çıkar ve menfaat sahibi grup ve kesimlere olanak sağlayan algıdan kendimizi kurtarmalı, varsa orman vasfını yitiren alanları ormanlaştırmalı, rehabiliteye tabi tutmalı, yeşertmeliyiz; değilse, imkânsızsa ve orman vasfını tümüyle bilimsel verilerle kaybettiği sonucuna vardıysak o durumda da kentte ve kentsel dokuda yaşayan herkesin çıkarını gözeten, bireye ve kesime çıkar ve menfaat sağlamayan bir duyarlılıkla onların da yine ilgili komisyonların belirlediği rayiç üzerinden soruna yaklaşıp satışını sağlamalı, yine adalet temelinde yaklaşılmalıdır diye düşünüyoruz. İşte, Nisan 2012’deki itirazımız bunaydı. Bu itiraz dikkate alınmamış olduğundandır, bir kez daha aynı şeyi tartışıyoruz. Hâlbuki, bugün toplumumuz iş cinayetlerinden trafik kazalarına, eğitimden sağlığa, yoksulluktan işsizliğe, üretimsizlikten tüketime dair öylesine ciddi sorunlar yaşamaktadır ki siyasal ve sosyal travmalarla neredeyse bir bütün olarak, toplum psikolojik kırılmayı yaşamaktadır. Bu psikolojik kırılmayı siyasal ve sosyal tedbirlerle gidermeye çalışmak, ekolojik dengeyi insanlık lehine, toplum lehine çözüme kavuşturmak gibi bir çabanın içerisinde olmamız gerekirken, bizim, yine, bir kısım dar grupların çıkarlarına hizmet edecek yasalarla bu Meclisi oyalamamamız gerekiyor.

Her şeyden önce, başta emekçiler, çalışanlar, yoksullar olmak üzere Türkiye halklarının, ezilenlerinin temel meşru taleplerini karşılayan bir görevi ve onun yasal ve anayasal faaliyetini yürüten bir konumda bu Meclisi görmek, en büyük arzumuzdur.

Bu yönlü çabamızı esirgemeden sürdüreceğimizi bildiriyor, bu açıdan da 2/B yasasındaki haksızlık ve hukuksuzluğun giderilmesi, adalet temelli, hak sahiplerine bedelsiz arsalarının verilmesi temel taleplerimizi dile getiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Şahsı adına Mersin Milletvekili Vahap Seçer.

Buyurun Sayın Seçer. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün Gaziantep’te sanayi bölgesinde bir fabrikada meydana gelen patlama sonucu 8 işçi hayatını kaybetti ve 15 işçi de yaralandı.

Türkiye’de iş kazaları artık iş cinayetlerine dönüşmeye başladı. Bunlar mukadderat olmasa gerek. İlgili bakanlar, özellikle maden alanlarında meydana gelen kazalardan sonra bu işi mukadderat olarak değerlendiriyorlar ama Avrupa Birliğine girecek olan Türkiye’ye, gelişmiş Türkiye’ye, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi Türkiye’ye bu ülkeye herhâlde bu tablolar yakışmıyor. Her yıl 1.100 civarında işçimiz iş kazalarında, iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor. Gelişmiş ülkelere bakıyorsunuz, aynı nüfus oranına sahip ülkelerde bu rakam yarısı civarında. Demek ki Sayın Bakanın dediği gibi… Sayın Faruk Çelik “İş kazalarından sonra yerin dibine batıyorum.” diyor. Tabii, bakanlık makamları şikâyet etme makamları değildir, sorun çözme makamlarıdır. Bu tedbirleri almak zorundasınız. İşletmelerde, fabrikalarda, iş sahalarında fiziki koşulları düzenlemek zorundasınız; denetimleri arttırmak zorundasınız; 21’inci yüzyıl 2013 Türkiye’sine, dünyasına yakışır bir çalışma ortamı sağlamak zorundasınız. Tabii ki bu görev bizlere ait değil, bu görev iktidara ait, Hükûmete ait.

Değerli arkadaşlarım, dünden bu yana 2/B konusunu konuşuyoruz. Aslında konuşulan aynı şeyler, sorunlar belli. Dokuz ay önce çıkardığımız 6292 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden bu yana fiiliyatta ortaya çıkan sorunlar belli, bize ulaşan şikâyetler belli ama bugün sizlerin Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdiği kanun teklifiyle, o, bize ulaştırılan sorunların çok küçük bir kısmını çözmek için burada mesai harcıyoruz. Dün de konuşmamda söyledim, bu düzenleme elbette ki olması gereken bir düzenleme ama eksik bir düzenleme. Ortalama 300 bin hektarın, 2/B alanları içerisinde çok az bir miktarda alanın sorunlarını çözmeye yönelik bir düzenleme. Sadece İstanbul’da; Beykoz’da, Sarıyer’de, Ümraniye’de, Sultanbeyli’de, o bölgede küçük alanların ama buna mukabil de rantı yüksek, fiyatı yüksek alanların sorunlarını çözmeye yönelik bir teklif. Oysaki 2/B alanlarıyla ilgili ortaya çıkan sorunlardan muzdarip olan sadece İstanbul’daki bu bölgede yaşayan yurttaşlarımız değil, Türkiye’nin birçok yerinde, özellikle sosyal sınıflar içerisinde en yoksul olan orman köylülerinin de önemli sorunları var. 2/B alanları üzerinde tarımsal faaliyet yapan, hayvancılık yapan üreticilerimizin de sorunları var. 2/B alanları üzerinde işletmeler kurmuş, küçük sanayi tesisleri kurmuş, atölyeler kurmuş esnaflarımızın, küçük orta boy işletme sahiplerimizin de sorunları var. Eğer ki 2/B’yle ilgili sorunları çözmeye yönelik bir kanun teklifi yapacaksak bunu bu kadar dar tutmamamız gerekiyordu. Dün söyledim, yine söylüyorum: Yarın başka bir kanun teklifiyle geleceksiniz ama bir ay sonra, ama üç ay sonra diyeceksiniz ki: “Yine yaptığımız kanun tam anlamıyla işimizi görmedi, fiiliyatta sorunlar var, şu şu şu düzenlemeleri tekrar yapmak zorundayız.”

Bakın, gruplar -Barış ve Demokrasi Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi- üç muhalefet grubu da bu konuya yönelik önergeler verdiler yani sorunların çözümüne ilişkin önergeler verdiler ama yine bunları reddettiniz. Bir konsensüs sağlama peşinde değilsiniz. Sorunlar size göre, çözüm yolları da size göre.

Hayırlı olsun yasanız. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Seçer.

Antalya Milletvekili Hüseyin Samani.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanunun 2’nci maddesiyle ilgili olarak, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün konuşmasında Antalya Milletvekili Sayın Kaptan, Antalya’nın, Demre ilçesinde olan sel felaketiyle ilgili bazı hususları aktarmıştı buradan ve akabinde de önümüzdeki hafta sonunda oraya gideceğini, olayı yerinde göreceğini söylemişti. Ben geçtiğimiz hafta sonu Demre ilçesindeydim. Kendisini de bilgilendirmek adına, kendisi gitmeden önce bilgi vermek adına bazı hususları paylaşmak istiyorum. Bir alıntı yapmıştı orada. On yıldır eğer orada her sene 100 metre sorun çözülmüş olsaydı, bugüne kadar o ilçenin taşkınla alakalı sorunlarının çözülebileceğini söylemiş vatandaşın birisi, onu ifade etmişti burada.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Belediye başkanı, belediye başkanı…

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Ben isim vermek istemiyorum.

Şimdi, on yılda bir şey yapılmadığını ifade etti dolayısıyla.

Sayın Kaptan, burada, daha önce Demre bölgesinde en önemli husus Demre Çayı’nın ıslahıydı, bilirsiniz. Demre Çayı’nın geçtiğimiz yıl içerisinde ıslahı tamamlandı. Bu yaklaşık 12 milyon TL’lik bir projeydi ve ıslahı yapılarak bitirildi. Eğer bahsetmiş olduğunuz Köşkerler köyünde, Demre Çayı ıslahı yapılmadan oradaki çayların ıslahının yapılmasına girişilmiş olsaydı onun akıntısını, drenajını verecek orada bir çay olmayacağından dolayı buna imkân yoktu. Öncelikle Demre Çayı’nın yapılması gerekiyordu ve o yapıldı. Şimdi önümüzdeki dönemde programda olan, Devlet Su İşlerinden almış olduğum bilgiye göre de orada, en önemlisi, o dağın eteğinden geçen Sakar Çayı ve tüneli projesi var. İnşallah, önümüzdeki günlerde bu proje de hayata geçirilerek oranın, o Köşkerler köyünün belki yüz yıllık sorununa neşter atılmış olacağını burada ifade etmek istiyorum.

Görüşülmekte olan yasayla ilgili olarak da biraz önce konuşan sayın milletvekili “Genelde hep aynı şeyleri söylüyoruz.” dedi. Ben, aslında, belki burada daha önce, bu yasanın başlangıç aşamasında dillendirilen, bu yasayla alakalı çözüm bulan bir kısmından bahsetmek istiyorum, o da şu: Aslında alım satıma konu olan kısımlar kadar, bu yasayla alakalı olarak tapuların üzerine konan 2/B şerhlerinin kaldırılması ve tapu iptal davalarının sonlandırılarak tapu iadelerinin yapılması söz konusu; bu çok önemli bir husus.

Benim şehrim Antalya’da, Kepez bölgesinde, yaklaşık 14 mahallede tapuların üzerinde 2/B şerhleri vardı. Buralara herhangi bir şekilde -tapusu vatandaşın kendisine ait olduğu hâlde- inşaat yapmak söz konusu değildi. Şimdi, bu şerhler resen kaldırılarak, bu imkân o bölgede yaşayan insanlara verilmiş oluyor. Dolayısıyla, paraya, alım satıma konu olmadan bir sorun çözülmüş oluyor.

Diğer bir husus da tapu iptal davaları. Çok eski dönemde orman tahditleri dikkate alınmadığı gerekçesiyle, kadastronun yapmış olduğu tapulama çalışmalarına yapılan itirazlar sonucu tapular iptal edilmişti. Yine, Antalya bölgesi için söyleyecek olursak tapulara konan şerh ve tapu iptalleri ve şimdi iadesi… Antalya’da toplam 2/B alanı 30 bin hektar, tapu iadesi yapılacak olan yer ve şerhleri kaldırılacak olan yer de 15 bin hektar yani tam onun yarısı kadar çünkü tapu iptalleri son derece sıkıntılı bir durumdu. Düşünün, toplumda da en güvenilir belge olan tapular -herkesin ifade ettiği gibi “Tapu gibi belge.” diyoruz- çok önceki tahdit çalışmaları dikkate alınmadığı gerekçesiyle iptal ediliyordu ve bu, o bölgede çok ciddi sıkıntılar oluşturmuştu. Şimdi, buna Antalya bölgesinden yine örnek verecek olursak Antalya Kepez’den sallandığınız zaman, o karşınızda görmüş olduğunuz Masa Dağı’ndaki o büyük kooperatif yerleri, o büyük binaların tamamı 2/B gerekçesiyle tapusu iptal edilen alanlardı, binalardı. Şimdi bu tapu iadeleri yapılarak, belki oradaki hemşerilerimizin on yıllar boyu çözüm bekleyen sorunlarına da bu çerçevede çözüm gelmiş oldu.

Bu 2/B tartışmaları esnasında, bu iki husus burada çok dillendirilmediği için bunları ifade etmek istedim.

Yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Samani.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Özkoç… Sayın Özkoç yok.

Sayın Seçer.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Gökçeada ve Bozcaada’nın özel durumları nedeniyle, oradaki orman vasfını yitirmiş alanların Millî Güvenlik Kurulu kararıyla 2/B kapsamı dışına çıkarıldığı iddiaları var. Eğer bu doğru ise oradaki hak sahibi vatandaşlarımızın durumu ne olacak? Onlara dönük uygulamanız ne olacak?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Seçer.

Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce Kozan ilçemizin Doğanalan köyü Muhtarı aradı. Burada hazine arazileriyle ilgili ecri misillerden dolayı ödeyemedikleri için -tarım desteklemeleri dâhil olmak üzere- traktörlerine, arabalarına haciz gelmiş. Şimdi, bu köylülerimiz zaten fakir fukara köylüler, bir de bu hacizle artık yiyecek ekmek dahi bulamıyorlar. Buna bir çözüm bulmayı düşünüyor musunuz? Bu noktada bir cevap bekliyorlar.

Yine, ikinci bir sorum: Fakirliği devlet raporlarına girmiş orman köylülerine bu kanunda herhangi bir hak getirilmiyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Görüşlerinizi almak istiyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Orman Bakanım, çok özür dilerim Millî Savunma Bakanım… Şimdi neyi anlatacağım Sayın Bakanıma bilmiyorum, neyi soracağım? Ormanla ilgili bir konu var, 2/B arazilerini görüşüyoruz ve Sakarya’dan, Sapanca’dan, Karasu’dan, Sakarya’nın bütün kırsal kesimlerinden insanlar, heyecanla soracağım sorunun cevabını bekliyorlar. İnsanlar tarımda bitmişler, çiftçilikte yok olmuşlar, ürünlerini satamıyorlar, sahip oldukları arazileri de kendilerine satmak isteyen devlete karşı “Dededen kalma, babadan kalma arazilerimize biz nasıl sahip olacağız?” diye soruyorlar. Acaba Millî Savunma Bakanımız bu konuda, bize bir cephe açarak, başka bir alanda bir savunmaya mı geçmelerini önerecek, nasıl bir strateji önerecek; kendisine soruyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkoç.

Sayın Öz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, 2/B’yle alakalı yeni çıkarmış olduğunuz yasa, gerçekten orman vasfını yitirmiş arazilerin orman köylüsüne geri kazandırılması adına düzenlenmiş bir yasa değildir; bunu tüm milletimiz bilmektedir. Burada 400 metrekarelik bir alan sıralaması yaparak, İstanbul’da zengin olanların villalarını koruma kapsamında düzenlenmiş bir yasadır. Özellikle de rayiç bedel tespitinde, Anadolu’da, köylerde normal arazilerin rayicinin 2-3 misli kadar oranda rayiç bedeller tespit etmektesiniz. Örneğin, Erdemli’nin Sinap Yaylası’nın en ücra yerinde 11 bin lira olarak belirlenmiş olan yerde normal tapulu arazinin bedeli 5 bin liradır; bu, adalet değildir. Partinizin adına uygun olarak adaletli bir düzenleme yaparsanız tüm Türk milleti memnun olacaktır.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İstanbul ili Ataşehir ilçesi Yeniçamlıca Mahallesi, Mevlana Mahallesi, Mimarsinan Mahallesi’nde bugüne kadar Ataşehir ilçesinin yaptığı planlamaları Büyükşehir Belediyesi kabul etmemekte ve sürekli vatandaşımız mağdur edilmekte ve sadece Ataşehir Belediyesini halkın gözünde itibarsızlaştırmak için bu şekilde yanlı olarak hareket etmektedir. Lütfen, Hükûmet olarak, AKP’nin büyükşehir belediyesi bulunduğu yerlerde, muhalefet partilerinin belediyelerine tek yanlı olan bu baskılardan, bu itibarsızlaştırma politikalarından vazgeçilmesini talep ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Adana ilimizin Pozantı ilçesinin Kamışlı köyünde, taşlık, kayalık alanların dönümüne 30 bin lira, 20 bin lira belirlemişler. Şimdi, orada yapılan araştırmalarda, bırakın 30 bin lira, 20 bin lirayı, bin lira, 500 lira etmeyen yerleri bu fiyatlarla bu köylülerin alması nasıl mümkün olacak? Bunlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

İkinci bir sorum da: Özellikle buradan elde edilecek 14-15 milyarlık bir gelirden bahsediliyor. Şimdi, bunların normalde ormanlara geri dönmesi gerekiyor. Genç ormanlarımız için orman mühendisine ihtiyaç var, orman mühendisi almayı düşünüyor musunuz? Orman işçilerini beş ay yirmi dokuz gün çalıştırıyorsunuz; bunlara on iki ay boyunca iş var, ormanlarda on iki ay boyunca çalışılması lazım. Bu orman işçilerini ne zaman kadroya almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, orman köylüsünün eğer 2/B’si var ise o da 400 metrekareye yüzde 50 indirimli satış bedeli uygulanmak suretiyle faydalanabilecektir.

Yine, emlak vergi değeri rayiç bedelden yüksek olsa dahi bu, Adana’da, Pozantı’da olduğu gibi uygulamaya esas olan rayiç bedeldir. Rayiç bedel de emlak vergi değerinin yarısına kadar düşürülebilecektir.

Yine, gerek tasarı gerek teklifte bu konuyla ilgili olarak bilenin bilgisi alınarak, 75 milyonun hakkı da korunarak bir kanun hazırlanmıştır.

Yine, tarım arazilerinin ne zaman satışı yapılacak diye de soru vardı. Önce 2/B arazilerinin, daha sonra ise tarım arazilerinin satışı yapılacaktır. Tarım arazilerinin satışı için 2014 yılının Nisan ayının sonuna kadar da başvuru süresi vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi Kanunu kapsamında, 2/B kapsamında olan toplam 591.913 parsel var ve burada kullanıcı sayısı 671.980. Burada, şu ana kadar başvuru ne kadar olmuştur? 480.748 kişi. Devlet vatandaşıyla kavgalı olmaz, devlet vatandaşıyla davalı olmaz; şu ana kadar başvuru sayısı yüzde 70’in üzerine çıkmıştır. Bir rakam vermek isterim; bu kanun mevcut hâliyle vatandaşın ilgisini çekmiş midir? Adana’da yüzde 80’in üzerinde başvuru, Antalya’da yüzde 80’in üzerinde başvuru, Aydın’da yüzde 80’in üzerinde başvuru, Balıkesir’de yüzde 80’in üzerinde başvuru, Bilecik’te yüzde 80’in üzerinde başvuru, yine Hatay’da yüzde 98’in üzerinde başvuru, İstanbul’da hemen hemen yüzde 100’e yakın bir başvuru var; yine İzmir’de yüzde 80’in üzerinde başvuru, Kocaeli’de yüzde 80’in üzerinde başvuru, Muğla’da yüzde 80’in üzerinde başvuru, Sakarya’da –Sakaryalı sayın vekilim söyledi- mevcut kullanıcının yüzde 92’si başvurmuş durumda ve Yozgat’ta da yüzde 100’e yakın bir başvuru yapılmış durumdadır.

Yine, Sayın Başkanım, değerli vekiller; sayın vekilimizin, ecri misilleri ödeneceklerden traktörlerine haciz gelmiş orman köylülerine imkân sağlanır mı? Dediğim gibi, 400 metrekareye kadar indirimli yararlanıyor. Aynı zamanda, 6292 sayılı Kanun’un 12’nci maddesine göre hazineye ait tarım arazileri de köylülere satılabilecektir. Bu satıştan ödenmiş ecrimisiller de mahsup edilebilecektir.

Yine, orman köylülerine… Yine, bir milletvekilimiz “Bu, villalara yöneliktir.” dedi. El insaf derim. Bakın, siz dediniz ki “Adalet ve Kalkınma Partisinden de ismine yakışır, adalete yakışır karar çıkar.” diye; ondan hiç şüpheniz olmasın. Bizim bu 400 metrekare hassasiyetimiz, Sultanbeyli’deki gecekonduda mağdurun, mazlumun yanında, fakirin yanında olmamızdan dolayıdır. Yoksa hiç kimse 400 metrekareye bir villa yapmaz; zengin adamı 400 metrekare kesmez, yetmez.

Yine, rayiç bedel tespiti, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca belediye, ticaret odası, sanayi odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden soruşturulmak suretiyle taşınmazın imar durumu, belediye hizmetlerinden yararlanma durumu gibi özellikleri dikkate alınarak illerde defterdarlıklar, ilçelerde mal müdürlüklerince ve 4706 sayılı Kanun uyarınca Maliye uzmanlarınca yapılmaktadır. Rayiç bedelin tespiti ve buna ilişkin gerekli kontroller objektif kriterler uygulanarak yapılmaktadır. Gördüğünüz gibi, rayiç bedelin dahi eğer vatandaşımızı mağdur ettiğini düşünürlerse de o zaman da çözüm Millet Meclisinde aranmaktadır.

Evet, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum Sayın Başkanım. Eğer ki arkadaşlarımdan cevap alamamış olanlar varsa arkadaşlarımın da sonra tutanakları okumasıyla ilgilisine yazılı cevap gönderilecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sıra sayılı kanun teklifinin 2. maddesinde geçen yayımı tarihinde yürürlüğe girer ibaresinin yayımından 1 ay sonra yürürlüğe girer şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Seyfettin Yılmaz                       Mehmet Şandır                         Tunca Toskay

                   Adana                                     Mersin                                    Antalya

                                  Mehmet Erdoğan                         Emin Çınar

                                           Muğla                                  Kastamonu

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sayılı kanun teklifinin 2. maddesinde geçen “yayımı tarihinde yürürlüğe girer” ifadesinin “yayımından 15 gün sonra yürürlüğe girer” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                            Demir Çelik                               Erol Dora

                  Bingöl                                       Muş                                       Mardin

                              Abdullah Levent Tüzel                      Sırrı Sakık

                                         İstanbul                                      Muş

BAŞKAN – Son okuttuğum önergeye Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Katılmıyorsunuz.

Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Demin 396 sıra sayılı teklif üzerine vermiş olduğumuz önergede, kanunla ilgili genel görüşlerimizi bildirmiştik. Şimdi ben bu kanunun etkilerini, seçim bölgem olan Bingöl’le ilgili birkaç hususu, yaşanan birkaç sorunu sizlerle paylaşmak istiyorum ve bu konuda da artık bir çözüm beklediğimizi tekrar vurgulamak istiyorum.

Seçim bölgem olan Bingöl ilimizin yarısında şu anda tapu ve ruhsat sorunu var. 20 binden fazla konutun olduğu Düzağaç mevkisinde Karşıyaka Mahallesi, Uydukent Mahallesi ve Saray Mahallesi’nde vatandaşlarımız yaşadıkları yerde tapu ve ruhsat sorunuyla karşı karşıya kalıyorlar. Belediye buraya doğrusu hizmet götüremiyor, götürmesi gerekirken götüremiyor. Bu vatandaşlarımız belediyeye katkı payı veriyorlar, vergi veriyorlar ama yirmi yılı aşkın bir süredir yaşanan tapu ve ruhsat sorunu çözülmedi ve bunun on yılı da Hükûmetinizi ilgilendiren bir süreç içerisinde gelişti.

Bakın, Bingöl, 2003 yılında kentin yüzde 50’den fazlasını etkileyen bir deprem yaşadı. Kenti yüzde 50’den fazla etkileyen depremden sonra Bingöl afet bölgesi ilan edilmedi ve ilan edilmediği için insanlar her gün büyüyen sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyorlar. Şu anda hâlâ Bingöl deprem açısından birinci derece riskli bir deprem bölgesidir. Düşünün ki birinci derece riskli bir deprem bölgesinde 20 binden fazla konut sahibi tapusu olmadığı için depremle ilgili zorunlu olan deprem sigortasını bile yaptıramıyor. Yine aynı şekilde, burada yaşayan vatandaşlarımız, buradaki evlerini acil olarak satma durumu söz konusu olduğunda bununla ilgili mağduriyet yaşıyorlar. Konutu ipotek karşılığı gösterip kredi çekerek ticari faaliyet yürütmek isteyen esnaflarımız, vatandaşlarımız çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar.

Bu konuyu defalarca Meclis kürsüsünde, soru önergelerinde, araştırma önergelerinde dile getirdik, sayın bakanlarla görüşmeler yaptık. Çevre Bakanlığı topu Orman Bakanlığına atıyor, Orman Bakanlığı topu AKP’li Bingöl Belediyesine atıyor; ortada da çözülmeyen bir sorun var, 20 binin üstünde vatandaşımız hâlâ bir çözüm bekliyor. Gelen cevapların çoğunda da “2/B yasa tasarısı görüşülsün, biz bir formül getireceğiz.” diyorlar. Şimdi, geldi; sorun çözüldü mü diye halkımıza gidiyoruz, sorunun çözülmesini bırakın Bingöl Defterdarlığı orada bir çalışma yürütmüş, orada belirlenen arsa birim fiyatı 400 TL olarak belirlenmiş. Türkiye genelinde arsa birim fiyatı 8,5 TL, Bingöl’de 400 TL yani ne Bursa’da ne Beykoz’da ne Kemer’de ne Marmaris’te olmayan birim fiyatları Bingöl üzerinde şu anda AKP Hükûmeti tarafından devreye sokulmak isteniyor. Milyonlarca dolarlık turizm geliri olan kentlerle, yüzlerce fabrikası olan kentlerle tek bir fabrikanın olmadığı, devletin en az bütçe, kaynak ayırdığı Bingöl kentinin bu şekilde eş değer tutulması kabul edilebilir değil.

Zaten bu düzenleme yapılsa bile Bingöl’deki Düzağaç mevkisinde yaşayan vatandaşların hiçbirisi ortaya çıkan bu bedeli ödeyecek durumda değil. Sadece arsa bedeli üzerinden çıkacak satış miktarı 40 ile 50 bin. Çelişkiye bakın, orada TOKİ’nin yapmış olduğu konut fiyatlarının şu anda vatandaşa maliyeti 42 bin. TOKİ’nin yaptığı konutlarda çevre düzenlemesi, altyapı ve benzeri farklı hizmetlerin de içinde olduğu 42 bine karşılık, siz 20 bin vatandaşa hiçbir hizmetin sunulmadığı arsa bedelini 40-50 bin üzerinden getirirseniz burada sorunu çözmüş olmazsanız. Vatandaşa ikinci bir mağduriyet getirirsiniz ki bu da sosyal devlet olmanın gereğiyle uyuşmaz. Mahalle sakini tepkili. Bingöl’e gidin, Düzağaç mevkisine milletvekilleri gitsinler. Orada vatandaşın tepkisini, dile getirdiği sıkıntıları not alıp, bir an önce çözüm için adım atmanız gerekiyor. Sadece belediye sınırları içerisinde değil, Bingöl’ün köylerinde de aynı sorun yaşanıyor. Kurudere köyünü Bakanlık yetkilileri not alsınlar. Kurudere köyü başta olmak üzere, Bingöl’de orman vasfını yitirmiş köylerde yaşayan vatandaşların tümü, bu 2/B yasa tasarısından sonra, mevcut arazilerin kendilerine bedelsiz verilmesini beklemektedirler.

Dolayısıyla, genel olarak Türkiye penceresinden dile getirmiş olduğumuz hususları Bingöl üzerinden tekrar burada gündemleştirmeyi önemli buluyorum. Önergemize de bu konuda destek istiyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sıra sayılı kanun teklifinin 2. maddesinde geçen yayımı tarihinde yürürlüğe girer ifadesinin yayımından 1 ay sonra yürürlüğe girer şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                     Seyfettin Yılmaz (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Yılmaz, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Dün akşam başladığımız bu kanun teklifini –dün de söyledim, ne yazık ki yine ne Orman Bakanı burada ne Maliye Bakanı burada ne de kanun teklifini getiren Grup Başkan Vekili Canikli burada- yani bu işi ne kadar ciddiye aldığınız ortada ama sizin bütün işleriniz böyle. Ben bakıyorum, Afyon’da patlama oldu, birçok askerimizin hayatını kaybettiği patlamayla ilgili bizim Orman Bakanı açıklama yapıyor; şimdi ormanla ilgili, 7 milyon, 10 milyon kişiyi ilgilendiren husus var, Orman Bakanı yok. Sordum Orman Bakanı nerede diye. Yurt dışından aldığı traktörlere binmiş, orada gazetecilere demeç ve beyanat veriyor, reklam veriyor. Hâlbuki burada 7 milyon orman köylüsünü ilgilendiren bir haksız uygulamadan bahsediyoruz. Sayın milletvekilleri, bakın, nisan ayında…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sadede gel…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Geliyorum sadede Sayın Vekil, sen bunları dinlersen anlayacaksın ama anlamayacaksan ben ne yapayım. Otur, otur; laf verme, otur yerine!

Şimdi, bakın, bu kanun ne diyor biliyor musun Sayın Milletvekili? Sen, orman köylülerinin sıkıntısını biliyor musun? Bakın, burada diyor ki: “Orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi…”

Evet, peki, Sayın Bakan size soruyorum: Bu getirdiğiniz kanun teklifiyle ilgili bir tane orman köylülerini ilgilendiren husus var mı? Biraz önce diyorsunuz ki: “400 metrekareye kadar getirdik.” 400 metrekare nereyi ilgilendiriyor? Hangi orman köyünde 400 metrekarenin altında yer var da onu getiriyorsunuz? Siz, İstanbul’da birtakım insanların taleplerine, onların güçlerine dayanamadınız onu getirdiniz, onu da doğru dürüst getiremiyorsunuz.

Bakın, fakir fukara, garip gureba arıyorsanız gidin orman köylülerine bakın, orada fakir fukara orman köylülerine bakın ama eğer sizin fakir fukara, garip gurebadan anladığınız şuysa; Etiler’deki kat sahibi, Florya’daki yat sahibi, efendime söyleyeyim Bebek’teki zenginleri fakir fukarayla karıştırıyorsanız buna yapılacak bir şey yok. Yani, hiç laf atmayın Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri, hiç laf atmayın. Bakın, fakir fukara ve garip gureba orman köylerinde.

Şimdi, bu yasa görüşülürken nisan ayında biz dedik ki: Yanlış yapıyorsunuz. Yıllardır süren, elli yıldır, yüz yıldır süren bir problemi, bu kangreni, gelin Adalet ve Kalkınma Partisi, CHP, MHP olarak el birliğiyle çözelim. Çözdük mü? Çözdük ama bir sürü önerge getirdik, bir sürü doğru uygulamayı getirdik fakat dinleme noktasında dinleme yok; “Yaptığımız yaptık, dediğimiz dedik.” anlayışıyla getirdiniz ne oldu? Hani, Sayın Maliye Bakanı diyordu: “Altı ay sonra -altı ay- son müracaat tarihi.” Baktınız ki müracaatlar yeterince gelmiyor iki ay uzattınız, yine olmuyor bir ay uzattınız, 26 Şubata aldınız. Şimdi, siz 26 Şubatta bu işin çözüleceğini mi düşünüyorsunuz? Yine çözülmeyecek.

Bakın, biraz önce Ahmet Aydın getirdi; evet, doğru da yaptı. Neydi? Biz o zaman bas bas bağırdık dedik ki: 2 bin lira müracaat parasından bahsediyorsunuz, 2 bin lira sizin için önemli olmayabilir ama orman köylülerimizin bir yılda kazandığı para 2 bin lira değil. Bu 2 bin lirayı neye göre bulacaklar, verecekler? Bunu burada defalar kere söyledik, bas bas bağırdık. Yaptınız mı? Yapmadınız. Şimdi, önergeyle getirdiniz, düzelttik. Ne oldu? Kaldırdık da ne oldu? Kötü mü yaptık? İyi yaptık.

Peki, müracaat eden oldu, 200 bin kişi müracaat etmedi, 200 bin-300 bin kişi de bankadan kredi çekti, komşusundan borç aldı, altınını sattı, bir şeyini sattı, ödedi. Onların suçu neydi? Dokuz ay sonra mı dediğimiz noktaya geliyorsunuz?

Şimdi, gene beş altı ay sonra dediğimiz noktaya geleceksiniz.

Bakın, Sayın Bakan…

Bakanlar değişiyor çünkü öyle…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Bizde bakan çok.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakan çok sizde ama bu konuya, orman köylüsüne gelince kimsenin ilgilendiği yok. Eğer burada sarrafları, altıncıları konuşsaydık Maliye Bakanı ve ilgili bakanlar otururdu ama burada ilgili bakanlar yok, reklam peşindeler.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Bakan var orada.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Sayın Vekil, sen ikide bir laf atma, sen orman köylüsünden de anlamazsın, orman köyünün derdinden de anlamazsın.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Ben de orman köylüsüyüm.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Buradan soruyorum, Sayın Vekil, sana soruyorum: Şimdi… (AK PARTİ sıralardan “Bağırmadan konuş” sesleri)

Bağırırım, orman köylüsünün hakkı olursa bağırırım. Orman köylüsünün hakkını savunacağım.

Ben sana soruyorum: Kamışlı’da 30 bin lira dönümüne belirlenen yeri o orman köylüsü nasıl alacak? Haberin var mı?

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Ben orman köylüsüyüm.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen zengin köylüsün!

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Ben orman köylüsüyüm.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Senin tuzun kuru. Sen orman köylüsü olsan bu şekilde davranmazdın. Evet, hiç sen germe. Sen benim muhatabım değilsin.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, karşılıklı konuşmayın.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Ben orman köylüsünün hakkını savunacağım.

30 bin lira dönümüne belirlenmiş. Bunu nasıl alacak bu orman köylüsü? Yazıktır. Eğer vicdanınız varsa, Kamışlı’da, Gedikli’de, Torosların dağ köylerinde, Antalya’da, Muğla’da yiyeceği ekmeği bulamayan insanlara 30 bin lira, 40 bin lira dönümüne para koyuyorsunuz, ondan sonra bir de oturduğunuz yerden laf atıyorsunuz. Fakir fukaralık, garip gurebalık bu mudur? Bu mudur sizin anlayışınız?

Biraz sonra, beş dakika sonra yine konuşacağım, yine aynı şeyleri söyleyeceğim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Oradan laf atacağına, bildiğin bir şey varsa gel buradan konuş. Haydi işine! Haydi işine! (MHP sıralarından alkışlar)

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Senin gibi bölge müdürlüğünden gelmedim ben, orman köylüsüyüm.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kürsüden konuş.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Çıksın da o, orman köylüsüyle ilgili cevap versin yerinden laf atana kadar Sayın Başkan. Çıksın da görelim.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Ben orman köylüsüyüm.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Haydi oradan! Haydi oradan!

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin.

Buyurunuz Sayın Çirkin. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyorum.

Şimdi, değerli iktidar milletvekilleri, belki bugün bu iktidar koltuklarında oturmanızın orman köylülerine verdiğiniz bu 2/B yasasıyla çok büyük ilgisi var. 2010 referandumunda -biz Hataylıyız, bizim orman köylerimiz var- bu orman köylerine gittik, güya “hayır” isteyeceğiz; köylülerimiz direkt “Bize hiç dokunmayın, biz ‘evet’ vereceğiz.” dediler.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Pişman değiller.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Neden? Biz de sandık ki oradaki köylülerimiz gerçekten bu 22 maddeyi incelemiş, Anayasa Mahkemesinde, şurada, buradaki birtakım yapılanmalara siyasi açıdan bir değer biçmiş ve “evet” verecek. “Neden?” dedik. İktidar partisinin yetkililerinin köye geldiğini, bu 2/B yasasını bir türlü çıkaramadıklarını dolayısıyla orman köylülerine bu arazilerini veremediklerini, bu Anayasa Mahkemesinin başlarına bela olduğunu ve bu yapıyı değiştirmek için “evet” oyu istediklerini ifade ettiler. Hiçbir şey demedik, arkamıza baka baka gittik. Bu orman köylerinden yüzde 80-90 “evet” aldınız değerli arkadaşlar. Bazı köyler sandık kapattı. Tabii, ekmek meselesi yani biz de bir şey diyemedik, ya doğru söylüyorsanız! Aradan iki seneye yakın bir müddet geçti, geldik 2011 mahallî seçimlerine. Yine gittik, “Verin şu oyumuzu arkadaş…” Bunların içinde bizim arkadaşlarımız da var, Milliyetçi Hareket Partili, dediler ki: “Yok.” Neden? “Vakitleri yetmemiş bu iktidar partisinin, bu yasayı çıkaramamışlar. ‘Bir daha verirseniz çıkaracağız, söz.’ dediler.”

Yine, arkadaşlar, arkamıza baka baka gittik, yine bu orman köylülerinden yüzde 75-80 oy aldınız. Bu yasa tam manasıyla uygulamaya geçtiğinde, umuyorum ki ilk seçimlerde siz de o köylerden inşallah arkanıza baka baka gidersiniz çünkü görünüş o.

Milliyetçi Hareket Partisi, diğer muhalefet partileri bu yasaya çıkışından beri yardımcı olmaya çalıştı. Yani 7 milyon civarında orman köylümüzün bu dertlerinin hallolması noktasında -seksen yüz yıldır emek verdiği, sırtında toprak taşıdığı, elleriyle, geliniyle, kızıyla, torunuyla, dedesiyle taşlarını ayıkladığı bu arazilerin- neticede mal sahibi olmak durumunda olması adına biz de destek verdik ama siz, her yasada olduğu gibi bunda da orman köylüsünün menfaatini, aslında devletin de menfaatini gütmeden ve muhalefeti dinlemeden dikine gittiniz ve çıkardınız.

Şimdi, 19 Nisanda âlâyı vâlâyla bir yasa çıkarmışsınız, hemen 26 Nisanda Sayın Cumhurbaşkanı bekletmeden onaylamış. Dokuz ay geçmiş, ilgili genel müdürlüğe soruyorum, sayın genel müdüre -tutanaklarda var, Komisyonda sordum, herhâlde burada şimdi- “1 metre bir yer sattınız mı veyahut tapuladınız mı?” diye 1 metrekareye bir muamele yaptınız mı dokuz aydır? Yok. Kimsenin alacak hâli yok, siz farkında değilsiniz. Yani doğru bir yasaysa dokuz aydır ne bekliyorsunuz? On dokuz ay, yirmi dokuz ay da bekleseniz orman köylüsünde ümit yok, cebinde para yok, 7 milyon orman köylüsü mağdur olacak ve 1 metrekare bir yer alamayacak bu gidişle.

Değerli arkadaşlar, bu yasayı 7 milyon orman köylüsünün menfaatleri, onların mağduriyetlerini ortadan kaldırma adına çıkarttığınızı iddia ediyorsunuz ama yasanın hiçbir yerinde orman köylüsünün menfaatlerine uygun tek bir madde göremiyoruz. Şimdi, rayiç bedel oluşturma komisyonu kuruyorsunuz, bunun içinde bir tane ormancı var mı? Yine, dün Sayın Bakana sorduk, bir tane ormancı yok. Orman Genel Müdürlüğünden bir kişi yok. Hâlbuki olsa, orman köylüsünün, bu aziz orman köylüsünün elli yıldır, yüz yıldır oraya ettiği emeği bilir, acır. Milli Emlakle, Maliyeyle orman köylüsünü barıştırabilir misiniz? Maliyenin işi para toplamak. Yani Maliyedeki bu yeni anlayış -Allah selamet versin, Allah şifa versin- Sayın Unakıtan’a rahmet okutuyor, rahmet okutuyor. Tarım Bakanlığında da böyle. Bir ürün destekleme deseni ve kilo şeyi çıkarttırdınız TÜİK’e -ortada kaldı zaten- meğer öğrendik ki iş yine Maliye Bakanlığından çıkmış. 525 kilo pamuk, 500 kilo buğday, 800 kilo mısır, 235 kilo ayçiçeği. Soruyoruz Tarım Bakanlığına, kimin arkadaş, bunu kim çıkardı, nasıl yaptınız Sayın Tarım Bakanı bunu? Cevap veremiyor. En son, sağ olsun, ağzından santim santim de çıksa, komisyonda sözünü aldık, inşallah yeniden değerlendirilecek. Kim yapmış? TÜİK. TÜİK’e kim söylemiş? Maliye. Yahu, kapatın Tarım Bakanlığını, kapatın Orman Bakanlığını, her şeyi Maliyeye teslim edin, Orman Genel Müdürlüğü, Tarım Genel Müdürlüğü yapın olsun bitsin. Yani maliyecilerle baş edilebilir mi? Edilemez. Burada vicdan yok ama özelleştirmede; TÜPRAŞ, TEDAŞ, TELEKOM, yol, otoyol hiç buralara parmak basmıyorsunuz. O zaman çok vicdanlısınız, bunu alacak olan insanlara karşı çok müşfiksiniz. Ucuz, kaça gittiği belli değil. Arada, TÜPRAŞ’ta mahkemeler sizi yakaladı ve devlete ettirdiğiniz zararı gördü. Mahkeme kararıyla sabitlendi. Garibim orman köylüsüne gelince ortada bir şey yok. 10 milyar, 20 milyar, 30 milyar değer biçiyorsunuz.

Adana milletvekili var mı burada iktidar partisinden bilmiyorum. Adana Havaalanı’nda gariban bir görevli var. 7 dönüm arazisi var. Oyunu da size vermiş. 54 milyar değer biçmişsiniz, insaf ya, 54 milyar! Bu, bunu nasıl ödeyecek yani burada vicdani bakımdan çok rahatsız olacağınız bir yasa çıkarıyorsunuz. Lütfen, bunu bir yerinde düzeltin.

Siz her yasada böyle yapıyorsunuz. Geçen sene burada, bedelli yasasında “Etmeyin, tutmayın, bu rakamı burada bu kadar yüksek bırakmayın, bu kadar yüksek tutmayın.” dedik, ben dedim konuşmacı olarak. “Bak, mahcup olursunuz. Bu, ne askerlik görevini bedelli yapmak isteyene yarar ne de size yarar. Para da toplayamazsınız, millet de hâlâ firar olur.” dedik. Buyurun, haydi, alın rakamları, bedelli yasasında da çamura çöktünüz. Bu anlayışla iktidar olunmaz. İktidar biraz muhalefetle de oturur, düşünür, tartışır yani netice itibarıyla, biz de sizin gibi orman köylüsünün menfaati için burada sizlere yardım etmeye hazırız sayın milletvekilleri.

Hatay’ın Belen ilçesi… 12-15 milyar rakam biçiyorsunuz buradaki arazilere. Mesela, içinde Soğukoluk da var. Soğukoluk, eski Soğukoluk değil; barı, pavyonu, oteli kalmamış Allah’a şükür. Soğukoluk gariban bir yer. Şimdiki adı Güzelyayla. Nereden bulacak 15 milyarı adam, dönümüne? Bu, bir kısım zengine gidecek, bir kısım arsa spekülatörüne gidecek, bunlar alacak. Belki devlet buradan bir miktar para kazanacak ama para kazanma anlayışıyla yani orman köylüsünün menfaatlerini, onun elli, yüz senelik emeğini, onun vicdanını karşılamayan, sadece ve sadece devlete para kazandırmak amacıyla çıkardığınız bu yasa, inşallah, size yol, su ve elektrik olarak dönecek! Bunu ümit ediyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Oy olarak dönmeyecektir.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Onlarla yol, su yapıyoruz.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Anlayamadım efendim.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Yol, su yapıyoruz.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – E, şimdi elli yıllık, yüz yıllık emeğinin üzerine yol, su yapıyorsunuz orman köylüsünün, değil mi efendim? Yok, siz söylüyorsunuz yani.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Altyapı yapacağız.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Evet, evet.

Siz altyapı yapacaksınız, orman köylüsü de acından ölecek, önemli değil!

Tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum, anlayış belli oldu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum efendim, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çirkin.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan.

Buyurunuz Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında İç Tüzük gereği yürürlük maddesinde konuşulmaz ama bu madde en zor madde. Neden? Kanunları yürütecek olan Bakanlar Kurulu ama bu kanunu…

Yıl 1982, ben Antalya’da veteriner hekim olarak göreve başladım. O bölgenin halkının sorunu 2/B’ydi. 2002’ye kadar -1994 yılında ben Antalya’da İl Genel Meclisi üyeliği yaptım- Antalya’nın Karaöz’ünden tutun, Duacı’sından, Aşağıoba’sından Korkuteli’nin köylerine; Yazır’ından, Esenyurt’undan, Güzle’sinden, Antalya’nın Finike’sinden, Kumluca’sından, nereye giderseniz gidin 2/B konuşuldu.

Yıl 2002, Burdur’a geldim, Burdur Milletvekili oldum. Burdur’umuzun Bucak’ında, Elsazı’nda, Kargı’sında, Yazır’ında, Kocaaliler’inde, Dirmil’inde… Burdur’u kurak bilirsiniz, Burdur’un dörtte 3’ü ormanlarla kaplıdır, orman köylüsü vardır.

Biraz önce Elsazı Muhtarımızla görüştüm: “Ne var sorun olarak?” Dedi ki: “Elli yıldır atalarımın ektiği, biçtiği yerleri orman dışına çıkaramadık. Bununla ilgili bir düzenleme yapılmadı. Biz, buralarda iştigal ediyoruz, buralarda Türkiye’nin en güzel salatalığını, en güzel biberini, en güzel domatesini üretiyoruz ama elimizden tutan yok.”

Değerli arkadaşlarım, ne diyor Yunus Emre: “Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi/ Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan/ Elinle verdiğin, üzerine giydiğin, bir de yediğindir sana kalan/ Âdem Baba da girmişti bin yaşına, onun da başı kondu en sonunda musalla taşına.”

Musalla taşına konmadan bu insanlar mal sahibi olmak istiyor, kendi doğduğu topraklarda doymak istiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bazıları topraklarını terk etmiş, İstanbul’a yerleşmiş, Antalya’nın varoşlarına yerleşmiş, İzmir’e yerleşmiş, Bolu’nun yaylalarına yerleşmiş. Bunlar da bu orman köyü içinde bir mal sahibi olmak istiyor.

Bu kanunu yaptık -yürürlük maddesi- dedik, sizlere anlattık, bu yürümüyor, bu işlemiyor. 1 dönüm satamadınız, gözünüzü ekonomiye diktiniz. O, kırsalın, Antalya’nın Pınarlı’sında taşı kaldırmış, yerine alın terini seranın üzerine yazmış: “Yapıncaya kadar çok çektim zoru, Allah’ım cümleyle koru.” diyor. Korunmak istiyor o çiftçi. O çiftçi korunmak istiyor ama o çiftçinin, o köylünün elinden ne yazık ki on yıllık iktidarınızda tutmadınız.

Kanun yürümüyor, yürütme maddesinde “Bakanlar Kurulu yürütür.” diyoruz ama kanun yürümüyor. Onun için biz diyoruz ki… Bakın, biraz önce Sayın Hamzaçebi’ye Sultanbeyli’den bir telefon geldi, Sultanbeyli’nin Fatih Mahallesi’nden, “Bu rayiç fiyatlarla yine biz ödemeyiz, bunu on yıla yayın.” diyor.

Siyaset ne? Siyaset sorun çözme sanatı. Niçin toplanıyoruz burada? Bu sorunları çözmek için. Çözdük mü? Dokuz ay önce biz bunu dedik, sanki çocuk doğumu bekler gibi dokuz ay on gün bekledik, yasa tekrar geldi. Kaçıncı gelişi? Yıl 2002’de biz oturduk, dedik ki: “Cumhuriyet Halk Partisinin barış projesi var, 2/B projesi, bu olayı çözelim diyoruz. Gelin -iki siyasi partiydik o dönemde- bu sorunu çözelim.” Nasıl çözeriz? Bu sorunu çözmek için “Orman köylüsünün tarımsal amaçlı kullandığı, ekip diktiği, ürettiği, atasının yadigârı yerleri -çünkü onlar ormanı koruyorlar- bedelsiz orman köylüsüne verelim. Diğer yerleri, turizm beldelerini, sahilleri tekrar bir değerlendirmeye alalım. Bu değerlendirme sonucunda fiyatlarını belirleyelim, rayiç değeri veya emlak değeri üzerinden bunları bu topraklarla kavuşturalım, üretimlerini yapsınlar; turizmciler turizmlerini yapsınlar.” dedik. Ama ne yaptınız? Bizim dediğimizi yapmadınız, Anayasa Mahkemesinden döndü, tekrar kanun geldi, tekrar değiştirdik. Rayiç değerin yüzde 50’si üzerinden fiyatlandırma Komisyonda yer almasına rağmen Genel Kurulda Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla tekrar yüzde 70’e çıkarıldı. Tekrar, bu kanun yine geldi. Bakın, şu anda da önergeler verdik, çok güzel önergeler verdik. Neden? Sorun çözülsün, kanun yürüsün, vatandaşımız bu toprakla buluşsun. 400 metrekare üzerinde direttiniz, bin metrekare olsun dedik kabul etmediniz. Bunun öncesinde Burdur’umuzun köylerini dolaştım, pazarlarını dolaştım. Çavdır’ımızda, Gölhisar’ımızda, Kemer’imizde, Çeltikçi’mizde vatandaşlar peşinat olarak alınan bin liranın, 1.500 liranın, 2 bin liranın niçin alındığını soruyordu.

Şimdi, bu paraları aldık, bir kısmı bu paraları ödedi. Her zaman olduğu gibi ödeyen suçlu. Şimdi, bir yasal düzenleme yaptık, önergeyle değiştirildi, bundan sonra bu peşinat paraları alınmayacak diye. Güzel bir yaklaşım, tebrik ediyoruz. Ama, verenler hakkında… Bu insanların kimisi bileziğini bozdurdu, kimisi tarlasını sattı, kimisi ineğini sattı, kimisi yıpranmış traktörünü sattı, bu parayı ödedi. Şimdi, bu vatandaşın mağduriyeti nasıl giderilecek? Bir kanun yapıyorsak vatandaşlara eşit uygulamamız gerekiyor. Onlara ne yapabiliriz? Ödediği paranın en azından kanuni faizini -maliyecilerimiz var- yapıyoruz ve günlük faizini tespit ediyoruz -faizleri şu anda komisyona döndürdük- ona mutlaka bir güzelleştirme yapmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, konu açılmışken sayaçlarla ilgili de sorunlar var bölgelerimizde. Vatandaşın gündemi şu anda aş, ekmek, iş… Vatandaş diyor ki: “Ben, yıllardır atamdan kaldığım yerlerde, hanımımı kefil yaptım, Ziraat Bankasından, tarım krediden kredi aldım, sondaj yaptım ama Hükûmet geldi, bu sondajıma sayaç takmak istiyor. 2,5’luk su çıkıyor, 3,5 milyar sayaç parası isteniyor.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Erteleyeceğiz, erteleyeceğiz...

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – 3,5 ertelenecek…

Bakın, işte, siyaset sorun çözme sanatı. Bu zamanımızı boşa harcamamak için, o vatandaşın sesine kulak vermemiz gerekiyor. Vatandaş ne diyor, orman köylüsü ne diyor, Sultanbeyli’deki vatandaşlarımız ne diyor, Antalya’nın Pınarlı’sındaki vatandaşlarımız ne diyor, Burdur’un Sala’sındaki vatandaşlarımız ne diyor, dinlememiz gerekiyor.

Sulak araziyi alıp satan yok şu anda değerli arkadaşlarım. Bu orman köylülerinin kullandığı yerler zaten kıraç arazi yani, onlar attıkları üründe 1’e 1,5 ancak alabilirler. Yani, 3-4 alan ürünler var ama onlar ancak 1’e 1,5 alabilirler. Buralarda arpa vardır, buğday vardır ama onların ürettiği arpa da buğday da zaten para etmiyor. Onlar, o topraklarda, bir çoban ateşi gibi oraları bekliyor. Ne yaptık onlara da zaten? Keçisini dağdan ettik, dağları domuzlara teslim ettik, bunun üzüntüsünü yaşıyorlar. Ovaları farelere teslim ettik, ekip biçmiyor artık vatandaşımız. Onun için, bakın, buğdayı ithal ediyoruz, canlı hayvanı ithal ediyoruz, gübreyi yurt dışından alıyoruz, yaş meyve sebzenin çoğunu -elmasını, armudunu, kirazını- yurt dışından getiriyorsunuz zaman zaman. Bunlar olmamalı. Bu ülkede insanlarımız doğduğu topraklarda doymalı, bunun mücadelesini veriyoruz, bunun için burada siyaset yapıyoruz, ekmeğimizi artırmak için siyaset yapıyoruz ama ne yazık ki bunları dinleyen yok.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Pir Sultan Abdal şöyle diyor: “Demiri demirle dövdüler; biri sıcak biri soğuktu/İnsanı insanla kırdılar; biri aç biri toktu.” Aç, tokun hâlinden anlamaz; tok, açın hâlinden anlamaz. Biz ne diyoruz? Aç, tokun hâlinden anlamalı; tok da açın hâlinden anlamalı; birbirimizi dinlemeliyiz. Burada ufak tefek tartışmalar oluyor, üzülüyoruz. Kendimiz sorun oluyoruz burada. Birbirimize dişleri kenetlenmiş, yumrukları sıkılmış olarak bakıyoruz. Niçin? Niçin? Kendi sorununu çözemeyen, başkasının sorununu hiç çözemez. Burada, valilik yapmış, yöneticilik yapmış arkadaşlarımı görüyorum, zaman zaman büyük tartışmalar oluyor, bunları hiçbir zaman bu Parlamento hak etmiyor. Buraya sorun çözmeye geldiysek, siyaset de sorun çözme sanatı olduğuna göre, bakın, biraz sonra yine bir önergemiz daha olacak, bunları kabul etmeniz gerekiyor.

Ayrıca, yine, biraz önce “sayaçlar” demiştim, o sayaçlarla ilgili yarın bir kanun gelecekmiş, orada önergelerimiz olacak.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Müjdeler olsun, müjdeler…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – İnşallah müjde olur.

Bugün vatandaş trafoları çalıyor arkadaşlarım. Geçen ben Niğde-Aksaray bölgesindeydim, en az 400-500 kilo olan trafolar yerinden sökülüp yer değiştiriyor, çalınıyor ki bu sayaçlar 8-10 kilo ağırlığında bir metal parçası olacak. Onlara TARSİM kapsamında sigorta yapılması lazım; bir yerde, başka bir yerde kullanılmaması lazım; devlet tarafından verilmesi lazım. Bu konuda da önergelerimiz olacak, vatandaşı rahatlatma, rahat bir nefes aldırma yönünde önergelerimiz olacak. Bunların, bu önergelerin kabul edilmesini talep ediyoruz.

“Orman köylüsü” dedik. 7 milyon orman köylüsü var, 3 milyon da… Şu çıkaracağımız kanun 10 milyon vatandaşımızı ilgilendiriyor yani yedide 1. Yedide 1 vatandaşımız bu sorunla karşı karşıya. Yine bu yasa yarım oldu. İnşallah, sizin dedikleriniz olur fakat vatandaşımız bu paraları ödeyemeyecek çünkü doğal yağışlardan zarar görüyor, doğal afetlerden zarar görüyor, dondan zarar görüyor, selden zarar görüyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) - …yangından zarar görüyor, bunların elinden tutmamız gerekiyor.

Bu duygularla hepinize saygılar sunuyor, yasanın hayırlı olmasını temenni ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkan.

Şahsı adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.

Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten bu konuda çok konuştuk, biliyorum ama görülüyor ki daha çok konuşacağız çünkü sorunu adaletli, kalıcı, uygulanabilir şekilde çözemediğimiz ortada. Hâlbuki bu konu, toplumun en alt gelir seviyesine sahip olan orman içi ve kenarı köylülerimizin yıllardır devam eden ve sebebi kendilerinin olmadığı bir sorun; kangrenleşmiş, dededen toruna kalan bir sorun. Bu sorunun çözümü için -işte bir uzlaşma da temin edildi siyasette- daha önce de bir çok teşebbüs oldu ama bu defa bir şans, bir uzlaşmayla, iktidarıyla muhalefetiyle bir çözüm arayışı, bir çözüm geliştirme gayreti var. Bunun iyi kullanılması gerekir. İktidar tarafından böyle bir uzlaşmanın, gerçekten, toplumdan, milletten, halktan yana, sorunun kalıcı çözümünden yana iyi kullanılması gerekirdi ama kullanılmadığı kanaatindeyim. Çünkü, dünden bu yana sürekli telefonlar alıyoruz -sizlere de geliyordur- ve ısrarla diyorlar ki: “Biz bu bedelleri ödeyemeyiz. İşte, dişimiz, tırnağımızla varlık hâline getirdiğimiz bu alanların, bu arazilerin, tarlanın, arsanın şimdi tapusunu almak gibi bir imkân yakaladık ama takip edilen yolla bu imkânımız da olmayacak.”

Değerli arkadaşlar, biraz önce bir muhtar aradı, bizim Mersin’in Çamlıyayla’sının Belçınar Köyü Muhtarı, dedi ki: “Sayın Milletvekilim, orman içi köyü deyip duruyorsunuz. Orman içi köy mü kaldı, köy mü kaldı ki yani köyleri mahalleye dönüştürdünüz.” Böyle de bir garabet yaşıyoruz yani. Sahilden –Sayın Vahap Seçer bilir- 100 kilometre ileridedir, Toros Dağları’nın içinde gömülü bir köydür bu Belçınar köyü ama köy değil artık, mahalle. Nasıl hukukta bir ortak zemin oluşturacaksınız, bir ayrı hadise.

Size kısaca bir husus anlatayım: Bu getirdiğiniz yasayla orman içi yani 2/B, ormandan dışarıya çıkartılan araziler orman içi köylülerinin birinci derecede meselesi. Ama bu kanunla orman içi köylüsüne zırnık bir şey getirmiyorsunuz, Anayasa’ya aykırı olarak. Anayasa’da 2/B arazilerinin değerlendirilmesi orman içi ve kenarı köylülerinin kalkındırılmalarında kullanılır, diye bir amir hüküm var. Getirdiğiniz yasada, çıkarttığınız yasada, yüzde 10’unu ancak o köylülere aktarmak gibi bir karar aldınız, Anayasa’ya aykırı bir şekilde. Ama şimdi, ben, size bir iki örnek vereceğim, benim kendi seçim bölgemden örnek vereceğim: Erdemli’nin Üçtepe köyü, Harfilli köyü, Güneyli köyü. İnanınız -değerli Mersin milletvekilleri vardır aranızda, bakıyorum göremiyorum- bu insanlar taşı düzeltiyorlar, büyük makinelerle taşları düzeltiyorlar; bu taşların üzerine duvar örüp, toprak taşıyıp, üzerine sera kurup meyve yetiştiriyorlar, meyve, sebzeden vazgeçtik. Gerçi her sene satamıyorlar, zarar ediyorlar ama. Bu “2/B arazisi” dediğiniz arazilerde inanınız ki ancak -toprak yok- keçi yaşayabilir. Ama, buraları ekonomiye kazandırmak, en azından kendi çoluk çocuklarının geçimi için kullanmak isteyen bu insanlara, şimdi, siz, yüzde 70 gibi kabul edilemez bir rayiç bedelle “Kendi emeğinizle, dişiniz tırnağınızla elli yılda var ettiğiniz bu toprakları tekrar satın alacaksınız.” diye dayatıyorsunuz. Bu adalet değil değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleri, bunun adı “adalet” değil, bunun adı “zulüm”. Ya partinizin adını değiştirin ya bu işten vazgeçin, adaletli davranın, lütfen.

Ben size Hatay’dan bir örnek vereyim: Hatay’ın Yayladağı Topraktutan, işte Tumama yani öyle köyler var ki yukarıdaki incir ağacına belinden kendini iple bağlar, aşağıya sarkar -Sayın Genel Müdürüm bilir bunları- oradaki kayanın düzlüğünü düzeltir, tütün ekerdi. Şimdi tütün de yok, bu 2/B arazisini de adamın elinden alıyorsunuz. Bu doğru değil. Yaptığımız iş, gerçekten yılların oluşturduğu devletin kusuru bir sorunu çözmek ama bunun adı “çözüm” değil, bunun adı “zulüm”.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Yanlış yapıyorsunuz, bu yanlışı bir daha konuşacağımızı ümit ediyorum, inşallah iyi olur diyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.

Bursa Milletvekili Bedrettin Yıldırım…

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda kısaca “2/B” olarak bilinen kanunda değişiklik yapılması hakkındaki kanun teklifinin 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, Gaziantep’te elim bir iş kazası sonucu hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına da sabır diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Hükûmetimizin bugüne kadar yaptıkları ve halk nezdinde gördüğü takdir hepimizin malumudur. Çok uzun yıllardır devam eden, ülkemizin büyümesi ve gelişmesine engel olan ya da sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkıp vatandaşlarımızı huzursuz eden birçok problemi AK PARTİ iktidarı çözmüştür, çözmeye devam edecektir. Bu sorun da onlardan bir tanesidir. Tam altmış yıldır milletin gündeminde olan bu sorunu işte bugün yüce Meclis çözüyor.

On birinci yılında bulunduğumuz iktidarımız süresince, bir zamanlar ekonomimizin baş belası enflasyon canavarı iktidarımızla birlikte yok edilmiştir -tek haneli hâle düşmüş- 1969’dan bu tarafa enflasyon bitmiş, paramıza itibar kazandırmışız, çok sıfırlı paraların yerine itibarlı bir Türk lirası bugün cebimizde taşınmaktadır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen 2/B’den bahset, 2/B’den, geç onları!

BEDRETTİN YILDIRIM (Devamla) - Sağlık ve millî eğitim alanında çok büyük dönüşümlere AK PARTİ iktidarı imza atmıştır. Özellikle, her ile bir üniversite kurmuşuzdur. Bu da ülkemizin gelişim ve dönüşümünün bir göstergesidir.

Bölünmüş yollar, Marmaray, ikinci tüp geçit, hızlı tren, kara ve hava ulaşımında ciddi bir dönüşüm AK PARTİ iktidarlarında artık herkesin gıpta ettiği bir anlayıştır.

Gemi inşaatında dünya 5’inciliğine yükselen ülkemizde yeni bir demir yolu endüstrisi kurulmuştur. Kendi savaş gemisi, savunma uydusu, insansız hava aracı, silahı, tankı, helikopteri, ve inşallah yakında, kendi savaş uçağını yapacak bir endüstri AK PARTİ iktidarında Türkiye’yle buluşmuştur.

Türkiye’nin bütün illeri doğal gazla tanıştırılmıştır. Ankara’da, İstanbul’da, Bursa’da, Türkiye’nin her ilinde hava kirliliğinden âdeta bitap olan insanımız, bugün temiz bir şehirde yaşamanın hazzını yaşamaktadır.

Yerel yönetimleri güçlendirmek, yerinden yönetmek, destek ve katkı sağlamak amacıyla Belediye Kanunu, Büyükşehir Belediyesi Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Mahallî İdare Birlikleri Kanunu gibi yüzlerce kanunu yüce Meclis çıkararak ülkemizin sorunlarını tek tek çözmüştür.

Sayın milletvekilleri, genel sağlık sigortası hayata geçirilmiş, hiçbir sosyal güvencesi olmayan, hatta yeşil kart uygulamasından yararlanamayan yaklaşık 3 milyon vatandaşımız da devlet güvencesine kavuşmuştur. “2/B” olarak adlandırılan düzenleme de bu adımların en önemlilerinden birisi olmuştur. Devlet ile milletin yıllardır ihtilaflı olduğu bir alanın düzenlenmesi, devlet-millet kaynaşması ve barıştırması projesidir 2/B yasası. Vatandaşlarımızın -devam eden başvurularla birlikte- ekip biçtiği, barındığı, çocuklarına gelecek olarak gördüğü alanlar artık gönül rahatlığıyla kendi sahiplerine kavuşacaktır. 2/B çözümüyle orman köylülerinin kalkındırılması ve mahallinde kalkındırma imkânı olmayan orman köylülerinin 2/A alanlarına taşınması da sağlanacaktır.

Düzenlemenin sonucu olarak, aralarında Bursa’nın da bulunduğu birkaç ilimizde üniversitelerimizin geleceği gençlerin uygun ortamlarda eğitim görmelerine imkân sağlayacak alanlar da bu yasayla yeniden düzenlenmiştir.

Yıllardan beri tartışılan ve bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkan mülkiyet problemi devlet ile vatandaşı olumsuz olarak karşı karşıya getirmiş, bu yasayla bu çözümlenmiştir.

Kısaca, büyük bir sosyal problem daha çözüme kavuşturulurken, diğer yandan da elde edilecek kaynakla ülkemizin orman kapasitesi artırılıp sağlıklı konutlar, sağlıklı kentler temel hedefinde ilerlemeler olacaktır. Böylece, milletimiz, devletimiz barışacak ve ülkemiz her bakımdan ileriye dönük çalışmaları sürdürecektir.

Değerli milletvekilleri, bu bilgilendirmeyle birlikte düzenlemenin milletimize hayırlı olmasını diliyorum. 2/B yasası milletimizle devletimizin bir barış projesidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu orman köylülerinin fakirliği devlet raporlarına geçmiş. Bunları bilmemize rağmen… Biliyorsunuz ki ORKÖY Genel Müdürlüğümüz vardı ama Sayın Bakan zamanında kanun hükmünde kararnamelerle ORKÖY Genel Müdürlüğü kapatıldı. Türkiye’de 7 milyona yakın orman köylümüzü ilgilendiren, bunların sıkıntısına çözüm bulmaya çalışan ORKÖY Genel Müdürlüğünün kapatılmasının gerekçesi nedir? 2010, 2011, 2012 yıllarında orman köylülerine ORKÖY vasıtasıyla ne kadar kaynak aktarılmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, daha önce komisyonda sizden önce oturan Sayın Bakana sordum, cevabını alamadım. Gerçekten orman köylüleri… Anamur’un örneklerini vereyim: Ovabaşı, Emirşah, Karadere, Ortaköy, Nasrattın, Bozdoğan gibi köylerin hepsinde 2/B arazisi var. Şu andaki, oradaki oturan köylüler, parsel başına, iki üç ayrı parselleri varsa bir parsele bunların indirilip tek bir aşamada bunların parasını ödemek istiyorlar; bir. İkincisi de rayiç bedellerin yüksekliğinden orman köylüleri gerçekten şikâyetçi. Bu şikâyetler bize tüm köylülerden gelirken buna gözümüzü kapatıp sadece İstanbul için bu yasayı yeniden düzenlemek doğru bir yaklaşım mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarının önceki hâlinde yani bugün değiştirmeden önceki hâlinde, nisan ayında çıkan hâlinde yayla mevzuatı da ilk defa Orman Kanunu’nun içine girdi ve 6831 sayılı Kanun’un 17’nci maddesine yapılan bir eklemeyle -Hükûmet tasarısıyla bana ait olan bir teklifin birleştirilmesiyle- yayla mevzuatımıza girdi. Ancak, bir yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen yayla mevzuatıyla ilgili alt düzenlemeler, yönetmelikler çıkarılmadı ve geçtiğimiz yaz yine Osmaniye’de yayla evi olan insanlar büyük ızdırap çektiler, sıkıntı çektiler; tutanaklara, savcılara, jandarmaya, ormancılara muhatap oldular. Önümüzdeki dönem de yaklaşıyor. Yine aynı şeylere, aynı olaylara muhatap olacaklar mı? Bu yönetmelik ne zaman çıkacak, ne zaman yürürlüğe girecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Sayın Yılmaz...

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Bakana sormak istiyorum, biraz önce Millî Savunma Bakanı olduğu için cevap vermedi. Türkiye’de ormanlarımızın birçoğu genç. 5 milyon hektara yakın genç ormanımız var. Yılda 1 milyon 250 bin hektar ormanın bakıma ihtiyacı var ve bu ormanların bakımlarını yapabilmek için 2.500’e yakın mühendise ihtiyaç var ve 2-3 bine yakın genç orman mühendisi işsiz duruyor. Bu 2/B’den dolayı çok ciddi manada gelir gelecek. Bunlarla bu orman mühendislerini almayı düşünüyor musunuz?

Yine, beş ay yirmi dokuz gün ormanda çalışan geçici işçiler var. Bunlar yazın yirmi dört saat-kırk sekiz saat uyumadan yangın işinde görev yapıyor ama beş ay yirmi dokuz gün sonra işten çıkarılıyorlar. Bunları kadroya almayı düşünüyor musunuz?

Bir üçüncü sorum da: Sayın Orman Bakanına sorduğum da baktım ki Afyon işletmesi bizim ufak işletmelerimizden bir tanesi olmasına rağmen, neredeyse yirmi beş tane ilin yatırımı kadar yatırım oraya yapılmış. Her bakanın kendi iline karşı, bakanlık yaptığı ile karşı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu 400 metrekare için çıkan şimdiki yasa özel bir yasaya benziyor, sırf İstanbul’a has gibi. Bu ecrimisil ödeyerek, bir de 2/B’den dolayı tarımla, çiftçilikle uğraşanlar için bir yasa çıkartmayı, fiyatları düşürmeyi Sayın Bakanımız düşünüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Yılmaz’ın ORKÖY Genel Müdürlüğünün kapatılmasıyla ilgili sorusu var. Tabii, ORKÖY Genel Müdürlüğü kapatıldı ama orada yürüyen hizmetler yeni yapılanma içerisinde tek elden yürütülecek. Eskiden çok farklı ellerde yürüyen hizmetler şimdi tek elden yürüyor. Orada devam eden hizmetlerin hiçbirisi geri kalmıyor, bugün daha iyi bir biçimde yürütülmesi için yeni bir yapılanma yapıldı ve şu ana kadar da gayet başarılı bir şekilde bu yapılanma devam ediyor.

2010 yılında 53 milyon TL, 2011 yılında da 70 milyon TL bir destek var. Onu ifade edeyim.

Sayın Öz’ün rayiç bedellerin yüksekliğiyle ilgili bir sorusu var. Tabii, rayiç bedellerin yüksekliğini herkes kendi açısından değerlendirebilir ama burada rayiç bedel tespiti, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca belediye, ticaret odası, sanayi odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden soruşturulmak suretiyle, taşınmazın imar durumu, belediye hizmetlerinden yararlanma durumu gibi özellikleri dikkate alınarak illerde defterdarlıklar, ilçelerde mal müdürlüklerince ve 4706 sayılı Kanun uyarınca Maliye uzmanlarınca yapılmaktadır. Rayiç bedelin tespiti ve buna ilişkin gerekli kontroller objektif kriterler uygulanmak suretiyle yapılmaktadır. Rayiç bedelin Türkiye’nin her yerinde aynı olması söz konusu değildir. Bazı yerde çok kıymetli bir yer vardır, oranın rayici ona göredir; bazı yerde kıymeti düşüktür, ona göredir. Özellikle tarım arazileriyle ilgili köylerde...

ALİ ÖZ (Mersin) – Aynı bölge için Sayın Bakanım. Ayrı bölge elbette farklı olacak.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …bulunan yerlerle alakalı rayiç bedeller de oranının durumuna göre tespit edilmiştir. Onlar oldukça düşük bedeller diğerlerine nazaran. Ona göre tespitleri yapılmıştır.

Sayın Türkoğlu yaylalarla ilgili mevzuatı söyledi. Geçen dönem yani yasama yılı içerisinde bu konuda yasayı çıkardık, adımı attık. Orada yaşanan sorunları çözmek, yasal altyapıyı oluşturmak için yönetmelik çalışması da yasanın öngördüğü şekilde devam ediyor. Şu anda taslak hazırlanmış durumda. En kısa zamanda yönetmelik yayınlanacaktır.

“Genç ormanların bakımları için…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Orman mühendisi istihdam edilecek mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …orman mühendisi alınacak mı?” diye bir soru var Sayın Yılmaz tarafından. Tabii, 2003 yılından itibaren 1.511 adet orman mühendisi alınmıştır, bundan sonraki süreçte de yeni orman mühendisleri elbette ihtiyaçlar çerçevesinde alınacaktır.

Sayın Halaman “400 metrekare sadece İstanbul’a mahsus gibi gözüküyor.” dedi. Bu genel bir düzenleme, İstanbul’a has bir düzenleme değil. Türkiye’nin neresinde 400 metrekarelik -bu kapsamda- yere sahip vatandaşımız varsa, tamamı bundan istifade edecektir; İstanbullular bunun içerisinde varsa onlar da istifade edecektir. O yüzden, bu düzenleme, özel bir düzenleme değil, ülkemizin genelinde uygulanacak olan genel bir düzenlemedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 3’üncü maddesinde yer alan “Kanun hükümlerini” ibaresinin “Kanunu” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Akif Hamzaçebi                  Vahap Seçer                    Ramazan Kerim Özkan

                 İstanbul                                    Mersin                                     Burdur

                                 Ali İhsan Köktürk                      Mahmut Tanal

                                       Zonguldak                                 İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 396 sıra sayılı kanun teklifinin 3’üncü maddesinde geçen “Bakanlar Kurulu yürütür” ifadesinin “Maliye Bakanı yürütür” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Seyfettin Yılmaz                             Ali Öz                               Mehmet Şandır

                   Adana                                     Mersin                                     Mersin

                                      Reşat Doğru                          Mehmet Günal

                                           Tokat                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Yılmaz konuşacaklar.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verdiğimiz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, bir kavram kargaşası yaşıyoruz. Eğer bu 2/B’lerin nereden nasıl geldiğini bilmezsek neticesini de doğru ortaya koyamayız.

Şimdi, çıkıp “Altmış, yetmiş, seksen yıldır çözülemeyen sıkıntıyı biz çözdük.” dersek doğru bir yaklaşım olmaz. Hepimiz biliyoruz ki en doğru çözüm, kadastronun tamamlanmasıyla beraber. Hâlbuki, bakın, 1960 ihtilalinden önce, dönemin hükûmetleri zamanında 2/B çalışması yapılmış, 2/B’yle ilgili çalışmalar gerçekleşmiş; ihtilal olmuş ve ihtilal hükûmeti yapılan çalışmaların tamamını iptal etmiş. Daha sonra, 2000’li yıllarda yine mevcut hükûmetler bu yasayı getirmişler, çözümünü ortaya koymuşlar, Anayasa Mahkemesi iptal etmiş.

Şimdi, bir çalışma yapıldı, doğrudur ama bu çalışma da Sayın Bakan, Anayasa’ya aykırı. Anayasa’nın 169 ve 170’inci maddesine baktığınız zaman orada orman köylülerinden bahseder, orman köylülerinin korunmasından bahseder. Ama bu yasada orman köylülerine ve ormana verilen herhangi bir şey yok. Şimdi, anayasal çoğunluğunuzla, Parlamento çoğunluğunuzla bunları geçirebilirsiniz ama bir suç işliyorsunuz. Eğer siz orman köylerini korumadığınız müddetçe, orman köylerine buradaki kaynakları aktarmadığınız müddetçe ve buradan gelen kaynakları ormanlara aktarmadığınız müddetçe Anayasa suçu işlemeye devam edeceksiniz. Şimdi çoğunluğunuz olabilir ama yarın bunların sorgulanamayacağının garantisi yok. Nasıl bugün siz, geçmişe dönük on-on beş yıllık olayları sorguluyorsanız, emin olun bunlar da sorgulanacak çünkü 169 ve 170 açık, tamamen buradan elde edilen gelirlerin orman köylüsüne aktarılması gibi bir zorunluluk var. Ama burada orman köylüsüne bir şey var mı? Yok.

Peki, Sayın Bakan, ben size bir şey soracağım: Bu ormanları kim koruyor? Sanıyor musunuz ki sadece orman teşkilatı koruyor. Orman teşkilatı yüz yetmiş yıldır özveriyle çalışıyor ama burada orman mühendisleri var, ben bu teşkilatta yirmi iki yıl boyunca çalıştım, hep söylüyorum, sizin dört saatte ulaşamadığınız yerlere ilk önce oradaki orman köylüsü geliyor o orman yangınlarını söndürmeye. Ormana yapılan yasal olmayan bir müdahale olduğu zaman o orman köylüsü gelip orada koruyor. Ormanlarda kaçak olduğu zaman, otlatma olduğu zaman ilk önce ormanları koruyan, gözü gibi koruyan orman köylüsü. Peki, orman köylüsü bu kadar ormanları korurken orman köylüsüne niye hiç imkân getirmiyorsunuz Sayın Bakan? Burada bir imkân var mı? Ama sizin grup başkan vekiliniz çıkıyor, bunları sadece “işgalci” olarak değerlendiriyor.

Şimdi, ben size soruyorum, yüz yıldır size dedenizden atanızdan kalmış bir yer, Toroslarda, dağın başında 2-3 dönüm taşlık alanı, kayalık alanı açmış, orayı ekmiş biçmiş -babasından dedesinden kalmış- ancak karnını doyurabiliyor, ancak karnını doyurabiliyor. Biz İstanbul’la ilgili düzenlemede diyoruz ki: Aylık gelirleri 2 milyarın altında olduğu için bu düzenlemeyi getiriyoruz. Emin olun, orman köylerine gidin yıllık gelirleri 2 bin lira yok, yıllık geliri 2 bin lira yok. Ben Adana’nın Feke’sini, Kozan’ını, Saimbeyli’sini, Pozantı’sını, Aladağ’ını köylerine kadar tek tek bilirim. Gidin, Saimbeyli’nin Eyüplü köyüne, Aladağ’ın Küp köyüne. Küp köyünde altı ay yollar açılamıyor, yiyecek ekmeğe muhtaç insanlarımız var. Bunlarla ilgili yalvarıyoruz, diyoruz ki: Ya, şu gelen haktan orman köylüsüne bir imkân tanıyın. Şimdi, biraz önce de söyledim, bakın, Aladağ’da, Pozantı’da, Feke’de, Saimbeyli’de, Antalya’da, Muğla’da 20 bin lira, 30 bin lira, dönümüne, fiyat koymuşsunuz. Nasıl alacaklar bunu? Soruyorum: Müracaat ettiniz mi? Eden var, etmeyen var. “Vekilim, biz müracaat ettik ama bizim burada toprak namustur. Ama biz bunları bu şartlarda alma şartına sahip değiliz.” diyor.

Sizin bu getirdiğiniz yasadan kim yararlanıyor, biliyor musunuz Sayın Bakan? Arsa spekülatörleri yararlanıyor, emlakçılar yararlanıyor, zenginler yararlanıyor. Ya, nerede, hani fakir fukara, garip gureba? İşte, fakir fukara, garip gureba arıyorsanız o orman köylerine bakın. İsyanımız bu. Bunu defalar kere söyledik, gene yok, gene yok. Getirdiniz bir tane düzenleme.

Bakın, buradan açık ve net söylüyorum: Satamayacaksınız, satamayacaksınız, satamayacaksınız! Siz buna, sadece “Bütçe açığını kapatayım, cari açığı kapatayım.” mantığıyla bakarsanız, sosyal problemleri göz önüne almazsanız yarın o Aladağ’ın köyüne kime gidip satacaksınız orada alamadığı zaman? Alamayacaklar, bak, göreceksiniz, bunların yarısından fazlası bu dağ köylerinde, Torosların eteklerindeki o fakir fukara bunları alamayacak ama birtakım zenginler buradan rantı vuracaklar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – …köşeyi dönecekler, onların işi görülmüş olacak. Biz o zaman hangi problemi çözmekten bahsedeceğiz Sayın Bakan? Amacımız problem çözmekse gelin doğru çözelim, vaktimiz var.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 3’üncü maddesinde yer alan “Kanun hükümlerini” ibaresinin “Kanunu” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                     Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Seçer, buyurunuz.

VAHAP SEÇER (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

3’üncü madde üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bir tarafta iktidar, bir tarafta muhalefet, ortada bir sorun var, bu sorundan muzdarip bir kitle var, bu sorunu çözmeye çalışıyoruz. İktidar milletvekilleri daha çok bu topluluğun aleyhine olacak şekilde düzenlemeler yapmak için uğraşıyor, muhalefet milletvekilleri de bu sorun sahibi kesime daha cazip şartlarla bu sorunu çözmeyi teklif ediyor ya da uğraşıyor.

Şimdi, baştan beri konuştuğumuz şu: Ortada yaklaşık olarak 300 bin hektar arazi var. Bu arazileri -bu sorun ki elli altmış yıllık, kangren olmuş sorun- hak sahiplerine satacağız, bir denge kurmaya uğraşıyoruz. Bu araziler üzerindeki hak sahiplerinin sosyoekonomik durumunu göz önüne alacağız, Türkiye’nin ekonomik koşullarını göz önüne alacağız ve belirli şartlarda bu arazileri, bu alanları hak sahiplerine vereceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim değişik önerilerimiz oldu “Hak sahiplerinde farklı sosyal sınıflara farklı şartlar uygulayalım.” dedik, kabul etmediniz. “Peki, o zaman, satış bedeli rayiç bedelin -ki şikâyetimiz rayiç bedel yüksek belirleniyor- yüzde 50’si olsun.” dedik, yine kabul etmediniz. Şimdi, bir düzenlemeyle geliyorsunuz, kısmen bir iyileştirme yapıyorsunuz, toplam sorunun çok ufak bir miktarını, çok eser bir miktarını çözmeye uğraşıyorsunuz. Şimdi, yeni bir öneriyle geliyorum. Gruplar anlaşsın, yeni bir madde ihdas edelim. 6292 sayılı Kanun’un -daha önce yaptığımız 2/B’yle ilgili düzenlemenin- 6’ncı maddesinin sekizinci fıkrasıyla ilgili yeni bir madde ihdası olsun ve ödeme koşullarını iyileştirelim. Yine dediğiniz gibi olsun. Netice itibarıyla bizim değiştireceğimiz bir şey yok anlaşıldığı gibi. Uğraşıyoruz, daha iyi koşullarda verelim. Orman köylüsü var, üretici var, yoksul insan var, bunlar daha rahat bir ödeme planında ödeme yapsın, daha makul fiyatlarla bu alanları onlara devredelim diye uğraşıyoruz ama fikirlerinizi değiştiremiyoruz.

Bilindiği gibi, 6292 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinin sekizinci fıkrasında ödeme koşulları düzenlenmiş. Burada belediye ve mücavir alanlar içerisinde eğer peşin almayacaksa hak sahibi bu alanları, bu taşınmazları üç yıl, altı taksit öngörülmüş. Eğer belediye ve mücavir alanlar dışarısındaysa dört yıl, sekiz taksit öngörülmüş ödeme planı olarak. Hiç olmazsa bunda bir iyileştirme yapalım.

Bakın, bu müzakereyi izleyen vatandaşlar arıyor, 2/B mağdurları arıyor, bu talep onlara ait. Israrla satış bedelleri konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi bir iyileştirmeye gitmiyor, muhalefetin bütün gayretine rağmen iktidar bu konuda olumlu bir yaklaşım sergilemiyor, hiç olmazsa ödeme koşullarında bir düzenlemeye gidelim. Ne yapalım? Belediye ve mücavir alanlar içerisinde üç yıl, altı eşit taksit olmasın da beş yıl, on eşit takside çıkartalım ya da belediye ve mücavir alanlar dışında dört yıl, sekiz taksit yerine, altı yıl, on iki eşit taksit yapalım. Hiç olmazsa yurttaşlarımızın ödeme konusunda rahatlamalarını sağlayalım. Yoksa, yarın bu sorun yine önümüze gelecek, yine şikâyetler olacak. Bütün burada buna ilişkin değerlendirme yapan, bu konuda değerlendirme yapan arkadaşlarım söyledi, bu tasarı bu sorunun tümünü çözmeyecek, kısmen bir çözüm getirecek. Gelin, bu düzenlemeyle hiç olmazsa kısmi bir rahatlama sağlayalım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Seçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Şimdi, teklifin tümünü oylarınıza sunmadan önce oyunun rengini belirtmek üzere lehte İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal.

Buyurunuz Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önümüzdeki kanun teklifi 2/B diye tabir edilen, bedellerin takdiri ve ödenmesiyle ilgilidir. Bedelin takdiri 6’ncı maddede tabii, düzenlenmiş ancak bedelin takdirine ilişkin eğer bir hata yapılabilir ise, bir yanlışlık yapılabilir ise buna ilişkin itiraz yolu tanınmamış durumda. İnsanoğlu -beşer şaşar- hata yapabilir. Milletvekili olmadan önce avukattım, Sayın Bakanımız bir avukat, kararlarının ne kadar hatalı olduğunu hepimiz biliyoruz ancak bu değer tespitinde yapılabilecek olan bilirkişilerin değer tespitinde itiraz yolu kapalı olduğu için hak arama özgürlüğünün alanı daraltılmıştır. Bu anlamda gerçekten vatandaşımız mağdur durumda olacak ve öncelikle bu kanun bu açıdan hatalıdır, hâlen bu hatanın başındayız, bu düzeltilebilir, bu bir.

İkinci bir husus, burada bedellerle ilgili mücavir alanın içerisinde kalan yerlerle ilgili, evet, geçmişte üç yıl altı taksit vardı, mücavir alanın dışında ise dört yıl sekiz ay idi. Ancak, “Büyükşehir Yasası” dediğimiz yasa yürürlüğe girdikten sonra Türkiye’de 29 tane ilimiz mücavir alanın içerisine girmiş oldu. Hükûmet, vatandaş farkına varmadan vatandaşı kandırıyor aslında. Madem öyle ise Büyükşehir Yasası’nı önceden çıkarmış olsaydınız, bu 2/B yasasını sonradan çıkarmış olsaydınız vatandaş bu yüzde 50 indirimden gerçekten yararlanmış olacak idi. Kanunların önceliği ve sonralığı ilkesi var. Sonra yürürlüğe giren kanun, o tatbik edilir. Ne yaptınız siz? Mücavir alanı sonra çıkardınız ve 2/B yasasıyla ilgili yüzde 50 indirimi yani yüzde 70, yüzde 50 indirimini daha önceden yaptınız; ancak…

Peki şöyle bir kaos ortaya çıkıyor: Vatandaşlarımız için 2/B yasası, 6292 sayılı Yasa yürürlüğe girdiği zaman, o dönemde bütünşehir olmayan illerle ilgili onlar, şimdi yüzde 50’den yararlanacak mı yararlanmayacak mı? Büyük bir soru işareti bu. Kanun’da bu anlamda bir açıklık olmadığı için maalesef vatandaşın bir cebinden aldığınızı diğer cebe koyuyorsunuz, değişen bir şey yok. Sadece bir oy alma açısından, şirin görünme açısından halk kandırılıyor.

Geliyoruz bir başka sorun: Efendim “Ey vatandaş, bizim takdir ettiğimiz değeri siz kabul etmek zorundasınız.” Sayın Bakan, siz hukukçusunuz. Borçlar Kanunu’nun 1’inci maddesinde “Rızaların birleştiği andan itibaren sözleşme meydana gelir.” denilir. Devlet olarak, Hükûmet olarak, vatandaşa yapmış olduğunuz tespiti teklif ettiniz. “Sen kabul etmezsen senin bu satış talebin, alım talebin düşer.” deniliyor. Peki bu Borçlar Kanunu’ndaki “hata, hile, ikrah” dediğimiz, “müzayaka altında” dediğimiz baskı altında olması nedeniyle vatandaşın bu hak arama özgürlüğünü yine sekteye uğratmış olmuyor muyuz? Bu, aynı zamanda ne olur? “Borçların kaynağı nedir?” deriz biz. Bir “sözleşme” deriz, “haksız fiil” deriz, “sebepsiz zenginleşme” deriz. Peki burada itiraz hakkını tanımamakla bu, aynı zamanda bir sebepsiz zenginleşme olmuyor mu?

En önemli hususlardan bir tanesi, Sayın Bakan dün açıklama yaptı, 30 bine yakın dava var. “Efendim, idare lehine herkes açtığı davadan vazgeçecek.” Bu, devletin ayıbıdır. Devlet haksızsa, bizim Anayasa’mızın 138’inci maddesi uyarınca mahkeme kararını kimse değiştiremez. “Bu mahkeme kararları yasama, yürütme, yargıyı bağlar.” der. Bu hukuk devletini itibarsızlaştırmadır, yasama organını itibarsızlaştırmadır. Mahkeme kararları hani herkesi bağlıyordu? Yani mahkeme kararlarını etkisiz hâle getirmek için böyle bir kanun yapacaksınız. Efendim, sizin lehinize sonuçlanan bu kararlardan ya vazgeçeceksiniz ya ben bu gayrimenkulü size satmam diyeceksiniz. Bu vatandaşlarımız, bu 2/B alanında kalan yerleri alırken ya borçla almışlardır ya eşinin takısını satarak almışlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

MAHMUT TANAL (Devamla) - Hiç kimse işgalci değildir, hepsi hak sahibidir. Aslında bunların vatandaşa beleş verilmesi gerekir.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Aleyhte Tunceli Milletvekili Kamer Genç? Yok.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece teklif kabul edilip kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.01


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

4’üncü sırada yer alan Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı ile Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve 34 Milletvekilinin Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Milli Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı ile Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve 34 Milletvekilinin Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/730, 2/680, 2/1056, 2/1084) (S. Sayısı: 394) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 394 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Münir Kutluata konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Kutluata. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu’na bedelli askerliği düzenleyen geçici 46’ncı maddeye ilaveten geçici 51’inci madde eklenmesi hususundaki yasal düzenleme konusunda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Bu kanun tasarısı ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nda ve 447 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun’da dağınık şekilde bulunan askerî disiplin düzenlemeleriyle ilgili hükümlerin bir kanunda toplanması arzu edildiği ifade edilmektedir.

                             

(x) 394 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Diğer taraftan, geçen yıl Askerlik Kanunu’na eklenen geçici 46’ncı madde ile getirilen bedelli askerlik uygulamasının düzenlemenin aceleye getirilmiş olması ve o zamanki ikazlarımızın dikkate alınmamasından ötürü Askerlik Kanunu’na “51” başlığı ile yeni bir geçici madde eklenmektedir.

Önce şunu ifade edelim ki: Bu iktidar döneminde getirilen kanunlar daha yılını doldurmadan tekrar yüce Meclisin huzuruna gelmektedir. Bu, şu anda görüştüğümüz kanun için geçerlidir, biraz önce bitirdiğimiz yasal düzenleme için ve dünden beri devam eden 2/B’nin ek düzenlemeleriyle ilgili yasa hakkında geçerlidir ve sık başvurulan bir yoldur. En fazla torba kanun uygulamasına başvuran bir iktidar olmasına rağmen iktidar partisinin bu düzensizliği devam etmektedir. Bunlara ilaveten Meclisteki büyük çoğunluğa rağmen kanun hükmünde kararname çıkarma yoluna da başvurulduğunu biliyoruz.

Bu yasa tasarısının temel gerekçelerini birkaç başlık altında toplamak mümkündür:

Birincisi, biraz önce ifade ettiğimiz gibi, farklı kanunlarda düzenlenmiş bulunan mevzuatın bir araya getirilmesi.

İkincisi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan davalar ve bunların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesinde esas olan hususların gözden geçirilmesi. Bu vesileyle disiplin suçları ve cezalarının yeni baştan gözden geçirilerek yeni hükümler ihdas edilmesi,

Üçüncüsü, hâlen askerî disiplin mevzuatına tabi olan sivil memurların sadece 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun disiplin hükümlerine tabi kılınması,

Dördüncüsü ise, 2011 yılı sonunda yapılmış bulunan dördüncü bedelli askerlik düzenlemesinde aceleye getirilmekten ötürü gözden kaçan hususların telafisi.

29 Kasım 2011 tarihinde bu kürsüden yaptığımız konuşmada yani dördüncü bedelli askerlik düzenlemesi yapılırken bu kürsüden yaptığımız konuşmada çok özet olarak şunları söylemiştik: “Sahip olunan ordunun gücü ülkenin durumuyla yakından ilgilidir. O bakımdan, Türkiye güçlü orduya sahip olması gereken ülkelerin başında gelmektedir. Türk milletinin çağlar aşıp gelmesi güçlü orduları sayesinde olmuştur. Bundan sonra da ordunun gücünün, varlık mücadelesinde en önemli dayanağı olacağı açık şekilde görülmektedir.

Askerliğin hangi ülkede nasıl olduğu, hangi ülkenin ne çapta bir orduya sahip olmak istediği bilinmesi gereken önemli hususlardır. Ama bunların hiçbiri Türk ordusunu zayıf düşürecek sinsi tekliflerin gerekçesi yapılmamalı, tam tersi ‘hedefi olan milletlerin güçlü orduları olur’ anlayışı hâkim kılınmalıdır.

Bu nedenledir ki ordumuzun modernizasyonu, yüksek teknolojiye dayalı savaş gücüne ulaşması, tarihin birçok döneminde olduğu gibi bugün de önümüze çıkmış olan ateş çemberi içinde kalma hâllerinde milletimizi salimen düze çıkaracak güce sahip olması gerekiyor. Bu anlayışla ordumuzun teknik özellikleri en üst düzeye çıkarılıp hareket kabiliyeti geliştirilip gücü artırılırken ihtiyaç duyulan asker sayısı yeniden hesaplanabilir.

Bölücülük tehdidinin ve bölgesel çatışma riskinin üst düzeyde şekillendiği bugünkü zaman aralığında Türk ordusunun hırpalanması ve kötü niyetlilerin tacizine maruz bırakılması çok acı ve vahim neticelere sebep olacaktır. Bu olumsuzlukların önüne geçilebilmesi amacıyla partimiz, yeni askerlik sisteminin samimiyetle ve ihtiyaçlara uygun şekilde hayata geçirilmesini arzulamaktadır.

Bu itibarla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel rejimi sağlam ve güvenli esaslara bağlanmalı ve artık siyasi gündemin tamamen dışına çıkarılmalıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin Türk Silahlı Kuvvetleriyle iş birliği ve diyalog hâlinde yapacağı çalışmalar sonucunda askerlik süresi ve kapsamıyla ilgili belirlenen ihtiyaçların giderilmesi mümkün olmalıdır. Şüphesiz askerlik görevinin ifasında eşitlik ilkesi vazgeçilmez ve asla ikamesi olmayan bir konudur.”

Bu tespitler ışığında Milliyetçi Hareket Partisi, askerlik sistemiyle ilgili tekliflerini 4 madde hâlinde kamuoyuyla paylaşmıştı. “Son olarak da ortaya koyduğumuz köklü çözüm esaslarının dikkate alınarak hem ordumuzun güçlendirilmesi hem de askerlik yapma hakkı ve şerefi üzerinde tartışmaların sonlandırılmasını istiyoruz. Geçici bir çözüm olarak gündeme getirilmiş olan bu yasanın eksiklerini ve adaletsizliklerini giderme şansımız vardır.” demiştik. Nitekim, o şansımızı geçen yıl kullanmadığımız için şimdi bu yasa tekrar önümüze gelmiştir.

Bizim “Adil olalım.”, “İyi bir düzenleme yapalım.” taleplerimize rağmen, âdeta yapılan düzenlemenin kapsadığı yükümlü sayısının çok kabarık olmasına güvenilerek bu yasa aceleye getirilmişti. Nitekim, şimdi, yanlış hesap döndü, önümüze geldi. O tarihte yani bir yıl önce, on üç ay önce, Türkiye’de 460 bin yükümlünün bundan faydalanabileceği, 180 bininin faydalanma yolunu tercih edeceğinin tahmin edildiği ve bundan da 5,5 milyar lira gelir elde edileceği ifade ediliyordu ama son resmî açıklamalara göre, faydalanmak için başvuran sayısı 70 binde kalmış, elde edilen gelir de 2 milyar lira civarında olmuştur.

Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yönelik bu düzenlemenin zamanlamasıyla ilgili de bazı noktaları ifade etmek istiyorum sayın milletvekilleri. Bu düzenlemenin şimdi gündeme getirilmesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir ihtiyacını karşılamaktan çok Türk ordusu üzerinde oynanan oyunların dikkatten kaçırılması, meşru gösterilmeye çalışılması arzularına hizmet edeceği endişesini taşıyoruz. Türk milletinin ayrıştırılması süreci ile Türk ordusunun itibarıyla oynanması sürecindeki paralellik apaçık ortada iken, bütün bunların PKK’nın bölücü taleplerini karşılamak üzere müzakere masasına oturmak için yapıldığına dair ipuçları bir bir ortaya çıkarken, kimse “Türk ordusunun kala kala yeni bir disiplin kanununa ihtiyacı kalmıştı.” diyemeyecektir.

Gelinen nokta planlı bir sürecin dört koldan koordineli şekilde yürütüldüğünü göstermektedir. Bunlardan bir tanesi, Türk ordusuna uygulanan yıpratma ve itibarsızlaştırma kampanyasıdır. İkincisi, Türk milletinin ayrıştırılması kampanyası ve Türk milletinin reddi çabalarıdır. Üçüncüsü, terör örgütüne alan açma, etkili kılma, baş edilemezmiş gibi gösterme ve bölücü taleplerini karşılama çalışmalarıdır. Dördüncüsü, varlıklarının ve gelir alanlarının yabancılara devri ile gayrisafi yurt içi hasılasını yabancılarla bölüşmesi yani bir diğer ifadesiyle Türk halkının borçlandırılması ve fakirleştirilmesi sürecidir. Bu dört adımın aşamalı şekilde ama düzenli şekilde bir arada götürüldüğünü görmekteyiz.

Bunlardan Türk ordusuna uygulanan yıpratma kampanyası, bilindiği gibi, 4 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk askerlerinin başına Amerika Birleşik Devletleri tarafından çuval geçirilmesi rezaletinin yaşanmasıyla başlanmış ve bugünlere gelinmişti. Bildiğiniz gibi, bu süreç bilinçli ve düzenli bir şekilde işletilmişti.

Bugün bir tarafta hapse atılmış bir ordu vardır, terörle mücadelede baskı altına alınmış durumdadır; diğer tarafta Hükûmetin kendisiyle müzakere masasına oturduğu bir terör örgütü vardır. Komuta kademesi zafiyete uğratılmış, Türk ordusu her gün bölücü mihrakların ve şuursuz siyasetçilerin hakaretlerine maruz kalmaktadır.

Türk ordusunun kendi emrinde olduğunu sürekli vurgulayanlarla, kendilerinin başkomutan sayıldığını ifade edenlerin, Türk ordusuna uygulanan itibarsızlaştırma politikalarına sessiz kaldıkları dikkat çekmektedir.

Mesele darbe hazırlığı yapanların yargılanması olsa idi, şimdiye kadar varsa suçları cezalarını alırlardı; buna ne Türk milletinin ne de Türk ordusunun bir itirazı olurdu. Mesele Türk ordusunu yıpratmak olunca ortaya bugünkü tablo çıkmıştır ve millet vicdanı kanamaktadır.

Şu sözlerin sahibini Türk milleti tanımaktadır; kullanmaktan hicap ediyorum ama Türk ordusunun nasıl bir baskı altında tutulmaya çalışıldığının, nasıl hakaretlere maruz kaldığının hatırlanması ve bilinmesi bakımından da ifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum: “Türkiye -affedersiniz- bağırsaklarını temizliyor.” “Patagonya ordusunun zavallı generalleri”, “Yunan ordusu gibi”, “Sırp katillerinden farksız.”, “Allah’ın evini bombalayacaklar, millete ateş açacaklar.”, “Lağvedilsin.”, “Muz cumhuriyetinin paşaları.” Bu ifade çok yetkin, bu milletin en önemli görevlerinden birini emanet ettiği bir şahsa aittir, hepiniz biliyorsunuz. Ama bununla sınırlı da değildir, Türk ordusu bu tarz galiz hakaretlere ve Türk ordusu üzerinde yürütülen operasyonlarla ilgili çirkin kutlamalara maruz kalmaktadır; bu herkesin malumudur.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadele eden kahraman subaylarının hapiste tutulmasının terör örgütüyle görüşme masalarında konu yapıldığını hepimiz biliyoruz. Çok uzatmak istemiyorum çünkü bu, çok incitici, üzücü ve yıpratıcı bir süreçtir. Bunun tek başına bir süreç olmadığını, Türk milletini ayrıştırma süreciyle birlikte yürüdüğünü tekrar ifade etmek istiyorum. Ancak şurada, yine ordumuzla ilgili olduğu için, konuşma metnimin çoğunu geride bırakarak şunu ifade etmek istiyorum, bir konuda iktidara bir sorum var: “Türk ordusu yapamaz.” gerekçesiyle Suriye sınırındaki, bütün sınır boyundaki mayınlı alanların bir İsrail firmasına temizlettirilerek kırk dokuz yıllığına İsraillilere verilmesi konusunda, bu Meclis baskı altında tutulup böyle bir kanun çıkarılırken Suriye’nin başına bu işlerin geleceği biliniyor muydu? Bu konuyla ilgili sorumlular niçin açıklama yapmıyorlar? Nereden çıkmıştı İsrail firması, nereden çıkmıştı? Türkiye Büyük Millet Meclisinin 810 kilometrelik vatan toprağını bir bütün hâlinde bir yabancıya verme mecburiyeti nereden gelmişti? Arkadan, şu anda Suriye’nin içinde bulunduğu durumla o gün Orta Doğu’yu planlayanların bir arada düşündüğü bir konu muydu? Hükûmet bundan habersiz miydi, haberdardı da mı bunu yapıyordu? Bunu Türk milletine açıklama mecburiyeti var çünkü biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Meclisimizde, çok büyük ekseriyeti itibarıyla, bu baskı altında, o dönem ciddi sıkıntı çekmiştik.

Değerli milletvekilleri, Türk milletinin ayrıştırılma süreci ve Türk milletinin varlığının reddedilmesi meselesi, gerçekten Türkiye için bir yüz karasıdır. Merak ediyorum, iktidarımız yurt dışına gittiği zaman hangi sıfatla yabancılar tarafından karşılanıyor ve nasıl muhatap oluyor? Herhâlde “Türk Hükûmeti”, “Türk bakanı”, “Türk heyeti” deniliyor. Şimdi, bugün iktidar yetkililerinin ifadelerinden yeniden gördüğümüze göre, Anayasa’dan “Türk” sözünün çıkarılacağı, “Türk” ifadesinin çıkarılacağı, “Türkiyelilik” kavramı üzerine birtakım gelişmelerin planlandığı bugün de ilan edilmiş bulunduğuna göre, bu nasıl bir iştir ki Türk milletinin varlığı reddediliyor?

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu ne anlama geliyor? Dünyanın bugününde var olabilmek için, yarınından pay alabilmek için millet olmak mecburiyetindesiniz. “İngiliz değiliz.” diyen bir İngiltere olamaz, komik olur ve dünyada varlığını sürdüremez; “Fransız değiliz.” diyen bir Fransa olmaz, “Alman değiliz.” diyen bir Almanya olamaz, “Amerikan değiliz.” diyen bir Amerika olamaz, “Yunan değiliz.” diyen bir Yunanistan olamaz ama “Türk değiliz.” diyen bir Türkiye olur, öyle mi? Bunu, nereye gidildiğini, ne yapılmak istendiğini, hangi yükün altına girmekte olduğunu iktidarın çok iyi hesap etmesi gerekmektedir.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Türk milletinin varlığını reddetmek, bu toprakların fethini, vatan yapılmasını reddetmektir. Hristiyan âleminin bin senedir yapmaya çalıştığı ama kabullenmek zorunda kaldığı bir gerçeği, bugün Haçlı fitnesini uyandırmak pahasına Türkiye’yi idare edenler kullanamazlar, ifade edemezler.

Türk milletinin varlığından şeref duymak, İslam’ın bayraktarı olmuş bir milletin adını almak, kendi milletinin menfaatlerini önde tuttuğunu ilan etmek yani milliyetçilik yapmak bir iktidar tarafından örselenir, yanlış bir davranış olarak ifade edilir ve bunu yapanlar hakarete uğrarsa, bunu yapanlar yani milletini sevenler, milletine ihanet etmeyenler, milletine sadık olanlar “şeytan”lıkla itham edilirlerse biz bunun takdirini Allah’a ve yüce milletimize bırakıyoruz.

Bu anlamda söylenecek çok şey var. Daha, son çıkan mahkemelerin ayrıştırılması kanunu. Evet, o kanun -ana dilde kanun filan- mahkemelerin ayrıştırılması kanunuydu. Yani, bugün “Türkçeyi kullanmayı reddediyorum.” diyecek, bir başka dilde, sözüm ona, savunma yapacak, arkadan hâkim de onu… Hâkimin ana dili esastır. Hâkim, olup biteni iyi anlamak zorundadır adil karar verebilmek için. O hâlde hâkim de Türkçeyi reddedenin dilinde olacaktır. Bu, mahkemeleri ayrıştırmaktır. Televizyonları ayrıştırırsınız, mahkemeleri ayrıştırırsınız, “yabancı, başka dilde eğitim” deyip okulları ayrıştırırsınız, devlet dairelerini ayrıştırırsınız ama “Millet buna ses çıkarmıyor, bana oy veriyor.” diye bu ayrıştırmayı ve bu gidişi devam ettirirsiniz; bu mümkün değildir. Bunu yapacak olanlar dürüstçe millete “Ben senin varlığını reddediyorum, ben Türk milletinin varlığından rahatsızım ve yeni bir yola girdim.” diyerek oy istemelidirler.

Şimdi, vaktimin sonuna geliyorum, değerli milletvekilleri, iktidara, Sakarya milletvekili olduğum için Sakarya’dan bir örnek vermek istiyorum. “Sakarya” adıyla, şehrin adıyla zafer bölgemiz Sakarya Nehri’nin adı aynıdır. Sakarya Nehri, Bayat Yaylası’ndan doğar, Ankara’ya doğru yönelir, Eskişehir’e gider; yüzlerce akarsuyu alır, Eskişehir’de Porsuk Çayı’nı alır, gider Mudurnu Çayı’nı alır, yüzlerce ilave dereyi bünyesinde toplar, Sapanca Gölü’nün suyunu alır, başka suları da alır Karasu’nun Yenimahalle’sinde denize dökülür. Oraya gidip baktığınız zaman Sakarya Nehri muazzam bir güzelliktir. “Bu nasıl bir güzellik?” dediğiniz zaman “Bu Sakarya Nehri’dir, içinde Porsuk Çayı, Mudurnu Çayı, Sapanca Gölü’nün suyu vardır.” dersiniz ama Sakarya Nehri’nin varlığını reddedemezsiniz. Oraya gidip “Ben bu suyu ayrıştıracağım.” derseniz komik duruma düşersiniz, üstünüz başınız ıslanır, ısrar ederseniz boğulup gidersiniz.

Ben Türk milletini ayrıştırma sevdasına düşenlere, Sakarya Nehri’ne ve… (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – …büyük nehirlere bakmalarını tavsiye ediyorum ve bu düzenlemenin, her şeye rağmen, zamanlamasının yanlış olmasına rağmen gözden kaçan birtakım eksiklikleri telafi etmesi gerektiği düşüncesiyle milletimize hayırlı olmasını arzu ediyor ve temenni ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kutluata.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu.

Buyurunuz Sayın Moroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin Disiplin Kanunu Tasarısı’nı ve Askerlik Kanunu’nda, İstanbul Milletvekilimiz Aydın Ayaydın’ın verdiği kanun teklifini ve AKP Grubu adına teklif veren arkadaşımızın kanun teklifini görüşmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Bu kanunla ilgili görüşlerimizi tek tek maddeler üzerinde vereceğimiz önergelerle arkadaşlarımız ifade edecekler. Biz de, kanunun bütünü hakkındaki görüşlerimizi, yani Türk Silahlı Kuvvetlerindeki disiplinin ve onların daha iyi görev yapma şartlarının ve görevlerini yerine getirirken huzur içerisinde ve moral değerlerinin yüksek bir biçimde tezahür edebilmesi için neler yapılması gerektiğine ilişkin düşüncelerimizi anlatacağız. Arkadaşlarımızla, önergelerle, komisyonlarda bugüne kadar ilettiğimiz ama bir kısım ufak tefek kelime ve cümle değişiklikleri dışında esasa ilişkin değişiklik önergelerimizin kabul edilmeden, önergelerimiz üzerinde hem önerilerimizi sunacak hem de görüşlerimizi anlatacağız.

Bu kanunun bütünü üzerindeki görüşlerimize geçmeden önce bir konuyu daha hem yüce Meclisimizle hem de bizi izleyen yurttaşlarımızla paylaşmak istiyorum. O konu da şudur: Eğer, AKP iktidarının ve AKP Grubunun Meclisi çalıştırma yöntemleriyle, kanun tasarılarını hazırlama ve çıkarma yöntemleriyle hareket edersek, biz, daha çok, Askerlik Kanunu’yla ilgili kanun çıkarırız, biz, daha çok, 2/B yasasıyla ilgili kanun çıkarırız. Çünkü, benimsenen ve uygulanan yöntem şudur: Tasarılar, kanunlar bir yerde hazırlanır, kanunu ve tasarıyı ilgilendiren sivil toplum örgütleriyle, derneklerle, halkın değişik temsilcileriyle, özellikle de milletvekilleriyle ve muhalefet partileriyle herhangi bir diyalog içinde olmadan tasarı getirilir, bir günde komisyonda görüşülür, sonra oylanır ama uygulamada bakılır ki yurttaşlar huzursuz, rahatsız, tekrar bir makyajla halkın bu yasaların karşısında karşılaştıkları sorunları gizlemek için yeni bir tasarı daha gündeme gelir.

Askerlik Kanunu’ndaki disiplinle ilgili konuların, sanırım AKP iktidarının inandığından değil, sadece AB kriterlerine uygun olarak bir disiplin yönetmeliği, bir disiplin kanunu çıkarmaktan ötürü olduğuna inanıyoruz. Çünkü eğer inanarak bu disiplin yönetmeliğine olumlu yönde… Bizce de olumlu yönde bir sivilleşme var, 657 sayılı Yasa’ya tabi olarak çalışan sivil memurlara uygulanan disiplin yönetmeliğine uygun hâle getiriliyor ama disiplini sadece yönetmeliklerle ve kanunlarla sağlayamayacağımızı bilmeleri gerekiyordu. Bugüne kadar yaptığı uygulamalarla da Türk Silahlı Kuvvetlerini huzursuz, moral değerleri düşük, darmadağın bir şekilde görev yapmak zorunda bırakmazlardı diye düşünüyorum. Onun için, inanarak değil, bir AB kriterlerine uyum göstermek için getirilen bir yasa olduğunu düşünüyoruz.

Bu yönteme ilişkin birkaç örnek vermek istiyorum hatırlatmak amacıyla. Biz, toplumun ve ülkemizin karşılaştığı birçok sorunla ilgili önceden, daha tehlikeler yaşanmadan, daha cinayetler işlenmeden, daha sel felaketleri, deprem felaketleri olmadan, daha doktorlar öldürülmeden, kadınlar öldürülmeden bu sorunlarla ilgili birtakım araştırma önergeleri getiriyoruz; bizden ve diğer muhalefet partilerinden de bu önergeler geliyor ama bir felaket oluncaya kadar, bir cinayet işleninceye kadar bütün önergelerimiz reddediliyor. Bu sağlık çalışanlarının sorunlarıyla ilgili bir önerge getirdik, reddedildi. Ne zaman bir doktor öldürüldü, AKP tarafından önerge getirildi, kabul edildi. Ne zaman bir sel felaketi oldu, ne zaman deprem oldu… Onun için, AKP’li milletvekili arkadaşların ve onları izleyen yurttaşların bilmesi gerekiyor ki, siyasetçinin görevi sorun çıkmadan önce sorun hakkında araştırma yapıp bu sorunun yaratacağı zararları önlemek için öneriler getirmek, kanun çıkarmak, tedbir almaktır. Bugüne kadar bu yapılmadı.

AKP’nin önerileriyle gelen, yine felaketler sonrası gelen iki önerge vardı, bu iki önergeyle ilgili düşüncemizi belirtmek istiyorum:

Bunlardan birisi Darbeleri Araştırma Komisyonuydu. Ne çıktı değerli arkadaşlarım, koskoca Darbeleri Araştırma Komisyonunun raporlarından ne çıktı? Sayfalarca, binlerce sayfa rapor ve sadece 28 Şubat sürecine ilişkin, AKP’nin kurmak istediği ve devam ettirmek istediği diktatörlüğü devam ettirmek amacına yönelik televizyon programları ve PR çalışmaları. Onun dışında 12 Eylülde cezaevlerine atılanların, 12 Eylülde işkencede öldürülenlerin, 12 Eylülde köyleri boşaltılan köylülerin, 1402 Yasası’yla uzaklaştırılan memurların haklarını mı iade ettiniz bu rapor sonucunda, bunların haklarını iade edecek bir düzenleme mi yaptınız? 12 Eylülde bütün uygulamaları yapan valilerin, emniyet müdürlerinin isimlerini açığa çıkardınız da yargıladınız mı? Hiçbir şey yapmadınız.

Bir başka önerge, yine bir felaket oldu Roboski’de, 34 yurttaş Türk Silahlı Kuvvetlerine ait uçaklarca bombalandı; yine bir araştırma komisyonu kurdunuz. Dikkat ederseniz, hep felaketlerden sonra kuruyorsunuz, ya felaketlerden sonra kuruyorsunuz ya da kendinize dokunan bir tarafı varsa o tarafı açığa çıkarır gibi yapıp kendinize dokunmayacak hâle getirmek için kanun çıkarmak için yapıyorsunuz. Bir komisyon kurdunuz, komisyon çalıştı. Ne oldu sonuçta çıkan rapor? Hiç. Üç cümleyle “Evet, bu emri veren şudur, şu kurumdur; sorumlusunu yargı önüne çıkarıyoruz; bu istihbaratı şuradan aldık, çıkarıyoruz.” dediniz mi? Demediniz. Bütün muhalefet partilerinin, bütün sivil toplum örgütlerinin, bütün yurttaşların taleplerine rağmen bunu yapmadınız.

Yani özeti şu: Siz bu kanun çıkarma mantığıyla, bu tasarıyı getirme mantığıyla TSK’daki disiplini sağlayamazsınız. İlk önce bir şeyden vazgeçmeniz lazım ve şunu bilmeniz lazım: Bir kurumda, özellikle, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi ülkenin savunmasında çok önemli olan ve ülkemizin birliği için, kardeşliği için ve barışı için yapacağı işlerde çok önemli bir kurum olan Türk Silahlı Kuvvetlerinde disiplini sağlamak bizce de önemlidir. Ama disiplini yönetmeliklerle sağlayamayacağınızı bilmeniz lazım. Çünkü, kanunun amacında böyle deniyor, deniyor ki: “TSK’daki en hayati konunun başında disiplin gelmektedir.” Evet, TSK’daki en önemli konunun başında disiplin gelmektedir. Peki, TSK’da eşitsizlikler, adaletsizlikler yaparak, Türk Silahlı Kuvvetlerine düzmece delillerle operasyonlar yapılmasına, bu delillerle hazırlanan iddianamelerle ve o iddianamelere göre günlerce, aylarca, yıllarca Türk Silahlı Kuvvetleri komutanlarının içeride kalmasını engelleyecek düzenlemeler yapmak yerine, aksine, son güne kadar -son günde bazı değişiklikler oldu, o niye oldu, onu da çok merak ediyorum- bunları teşvik eden bir tutum içinde davranırsanız Türk Silahlı Kuvvetlerinde disiplini, moral değerini, huzuru nasıl sağlarsınız? Yani, milletvekillerinin tümünün burada sadece yasaları görüşerek ya da el kaldırarak, indirerek bu birliği, bu dirliği, bu düzeni sağlayamayacağını, sadece Türk Silahlı Kuvvetlerinde değil bütün toplumda, devletin bütün kurumlarında sağlayamayacağımızı bilmemiz lazım değerli arkadaşlarım.

Komisyonda da, görev yapanların hakları ve hukukları ile ilgili, sorumlulukları ile ilgili bazı düzenlemeleri önerdik ama kabul görmedi. Bunların en başında, en önemsediğimiz konulardan birisi, bu disiplin yönetmeliği değişirken, yine, bu kurumda çalışan sivil memurların disiplin yönetmeliğine uygun olarak aldıkları cezalara itiraz etme hakları yine Askerî Yüksek İdare mahkemelerine veriliyordu, bunu değiştirin dedik. Madem sivilleşmek istiyorsunuz, madem bu sivil memur arkadaşlarımız cezayı gerektiren konularda Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde yargılanmak değil de sivil mahkemelerde yargılanıyor -ki Anayasa Mahkemesinin bu konuda 2 kararı var- bırakın, disiplin cezaları nedeniyle itiraz edecekleri kurum yine sivil mahkemeler olsun dedik; bunu da kabul ettiremedik.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde disiplini sağlamamız için en başta yapmamız gereken işin şu olduğuna inanıyoruz ve bunu bir kez daha vurgulayarak ifade etmek istiyoruz: Eğer Türk Silahlı Kuvvetlerini -başka kurumlarda olduğu gibi, onu da birazdan anlatacağım- Türkiye halkının çıkarlarını savunacak bir kurum yerine, başka ülkelerin ya da başka mihrakların emellerine hizmet edecek bir kurum hâline getirmek için yapılan operasyonlara, iddianamelere, delillere son vermek için bir düzenleme yapmazsanız, bu delillere ve bu iddialara göre iddianameleri hazırlayan savcılar ve özel yetkili mahkemeler hakkında, bu uygulamaları yok etmek için bir düzenleme yapmazsanız, ne kanun çıkarırsanız çıkarın, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki disiplini, moral değerleri ve huzuru sağlayamazsınız. Konu bu olduğu için, sadece Türk Silahlı Kuvvetlerinde yapılan hukuksuzluğu anlatmak istiyorum.

Bunun dışında, KCK davalarında da, parasız eğitim isteyen öğrencilere de, büyükşehir belediyelerine yapılan -birazdan anlatacağım- son günlerde yapılan, İzmir’le başlayan, Eskişehir, Antalya ile devam eden, belediyelere karşı yaptığınız davalarda da, bunları kim hazırlıyor, hangi çete bu düzmece delilleri yapıyor, hangi çete bu iddianameleri hazırlıyor, bunu bulup ortaya çıkarmazsanız ve bunları yapan, devam ettiren özel yetkili mahkemeleri kapatmazsanız -çünkü adını değiştirerek devam ettiriyorsunuz hâlâ- hiçbir yerde, ne TSK’da ne diğer devlet kurumlarında disiplini ve huzur içinde görev yapmayı sağlayamazsınız değerli arkadaşlarım.

Şimdi, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki disiplini yine bu yönetmelikle sağlayacağını iddia edenlere bir şey daha hatırlatmak istiyorum. Sahi ne oldu bu Bakanımız Bülent Arınç Manisa’dayken Ankara Çukurambar’da suikast peşinde koşan ve bunun için senaryoya göre hazırlanan film tedavülden kalktı mı? Sırf onu bahane ederek Türk Silahlı Kuvvetlerinde yarattığınız huzursuzluğu, disiplinsizliği neyle engelleyeceksiniz?

Şimdi, bizim bütün bu uyarılarımızı dikkate almayan açıklamaları uzun uzun anlatmayacağım ama son günlerde hepimizi hayrete düşüren ve bizim haklı olduğumuzu ifade eden -tırnak içerisinde- gerçekten “Tavşana kaç, tazıya tut.” değilse, bütün Türkiye’deki yurttaşların ibret verici bir açıklamanın karşısında ne hâle düştüklerini düşünmeleri gereken bir açıklamayla karşı karşıya kaldık. Başbakanımız bir televizyon programına katılıyor ve aynen şöyle diyor, hiç yorum katmadan okuyorum değerli arkadaşlarım, bizi izleyen sevgili yurttaşlarım: “Bakın, bunların içerisinde -tutuklanan subayları kastediyor- karacısı var, denizcisi var. Şimdi, bizim bu kadar fırkateynlerimiz, gemilerimiz vesaire, yani neredeyse komuta kademesinde oralara gönderecek subayımız kalmıyor yahu. Böyle şey olmaz.”

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bülent Arınç’ı göndersin.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Devam ediyor Başbakan: “Bakın, şu anda içeride 400’e yakın emekli, muvazzaf subay, astsubayımız var, bunların hemen hemen ağırlıklı kısmı tutuklu. Bir ara bir ajan meselesi çıktı. Şimdi, hele hele çok daha ağır olanı, yani örgüt kurmaktan, örgüt elemanı olmaktan. Şimdi, böyle bir şeyin delilleri kesinse ver hükmünü işi bitir ama elinde kesin hükümler yoksa sen yüzlerce subayı, astsubayı örgüt elemanı olarak veya örgüt kuran olarak, hele hele Genelkurmay Başkanını kalkar da bu şekilde değerlendirirsen burası silahlı kuvvetlerin moral değerlerini altüst eder. O zaman, terörle nasıl mücadele edecek bu insanlarımız?” diyor. Kim diyor bunu? Ben demiyorum. Bir yıllık değil, iki yıllık değil, üç yıllık değil, on bir yıllık Başbakan. Şimdi, arkadaşlar, bir ülkenin Başbakanı böyle diyorsa biz ne yapalım? Bu yurttaş ne yapsın? Bu AKP milletvekilleri ne yapsın? Herhâlde yapmaları gereken şeyi akşam düşünüp bu halkın çıkarlarına uygun bir kararı kendileri hep beraber verirler.

Sizlere bir ibret vesikası daha anlatmak istiyorum. Geçenlerde Cezaevleri İnceleme Komisyonumuz, Veli Ağbaba, Özgür Özel, Nurettin Demir yaptıkları ziyaretlerde İzmir’de casusluk davasıyla ilgili tutuklu olan hükümlülerimizi de ziyaret etti; 350 kişi arkadaşlar, 350 kişi; 1 değil, 2 değil, 50 değil, 350 kişi ve bu tarihe kadar, bu dava açılıncaya kadar sadece 1 kişi casusluk davasıyla yargılanmış Türkiye’de. Eğer 350 kişi bu Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinde casusluk yaptıysa ve on bir yıldır da sen iktidardaysan -kötü bir şey söylemek istemiyorum- çok yazık, çok yazık -yani ağzıma kötü bir şey geldi- çok yazık.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ordunun yarısı casus olmuş o zaman.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) - Yani nasıl savunacak, bu ülke kendi dirliğini, düzenini nasıl kuracak, bunları da çok merak ediyorum değerli arkadaşlarım.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ya da onlara “casus” diyenler casus.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) - Bir kez daha soruyoruz: Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan, adaletli, eşitlikli, liyakate göre terfi etmeyi bekleyen bütün Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu adına, bütün yurttaşlarımız adına bütün CHP’li milletvekilleri olarak soruyoruz değerli arkadaşlarım: Şimdi, bütün bunların sorumlusu kim? Biz miyiz, ana muhalefet partisi mi, BDP mi, MHP mi, sivil toplum örgütleri mi? Kim düzeltecek bu işi? Bunları düzeltmeden -tekrar ediyorum- konuşacağımız 40 maddelik, 45 maddelik, 50 maddelik disiplin yönetmeliğinin herhangi bir yerde huzuru, disiplini sağlayacağına inanmıyoruz. Her kurumda olduğu gibi, toplumun bütün kısımlarında olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetlerini de huzursuz, moral değerleri düşük, darmadağın, istediğiniz zaman kullanacağınız bir hâle getirmek için her şeyi yapıyorsunuz. Bu vebal sizin omzunuzda ömür boyu asılı kalacaktır değerli arkadaşlarım.

Bir de intiharlarla ilgili söz etmek istiyorum. Geçenlerde bir soru önergesi verdik, cevap geldi. Son on yılda 965 kişi intihar etmiş Türk Silahlı Kuvvetlerinde. 85 kişi de kaza sonucu ölmüş yani ortalama her yıl 100’ü aşkın insanımız intihar ediyor ya da ettiği iddia ediliyor. Bizce birçoğu intihar değil. Son günlerde İzmir Narlıdere’de oturan Nihat Bakır diye bir askerimiz Tekirdağ Çorlu’da 105’inci Alayda “Askerlik yaparken intihar etti.” diye cenazesi babasına teslim edilmiş. Okudum dosyasını, raporunu. Alnından girmiş kurşun, boynundan çıkmış. Bilmiyorum, askerlik yapanlar bilir herhâlde G-3 tüfeği mi, hangi tüfekse, nasıl alıp ateş edecek? Onun öncesinde de bir sürü istenmedik olay olmuş. Şimdi, bu intiharların sorumlusu kim? Yani birçok kaybettiğimiz askerimizin sorumlusu PKK diyebilirsiniz. Bunun sorumlusu da mı PKK? Bunun sorumlusu CHP mi, BDP mi, MHP mi? Çıksın, bir gün, Allah aşkına, herhangi bir bakanımız: “Ya bunun sorumluları şunlardır.” desin. Bu intihar edenler durup dururken oraya askerlik yapmaya geliyorlar. Açlıktan mı, susuzluktan mı, işsizlikten mi? Oraya gelirken güle oynaya geliyorlar, davulla zurnayla geliyorlar, siz ölülerini teslim ediyorsunuz. Bu da başka bir intihar vesikası.

Konuşacak çok şeyimiz var ama resen emeklilikte arkadaşlarımız bir önerge verecekler, bu önergeyle ilgili düşüncelerimizi daha önce de açıkladık. Adaletsizliği ve eşitsizliği burada da gösteriyorsunuz. YAŞ kararlarıyla, irticai bir iktidar kurmak isteyen, şeriat düzeni getirmek istediği gerekçesiyle Cumhurbaşkanının, bakanların, Başbakanın imzasının olduğu kararlarla atılanları orduya geri aldınız. 71 darbesiyle, 12 Mart darbesiyle, 12 Eylül darbesiyle ordudan atılanları geri almamak için her şeyi yapıyorsunuz. On defa Komisyonda ilettik, bir düzenleme yapacağız, bir araştıralım. Geçen, Komisyonda da aynı şey söylendi. Bir daha Komisyonda “Bir araştıralım.” kelimesinin yerine “Araştırdık, bu konuda şu cinayet işleyenleri kenarda bıraktık, bu hak mağduriyetini gideriyoruz.” dememiz lazım.

Zamanımız yine yetmedi değerli arkadaşlarım ama Orta Çağ’daki hukuk düzenini anlatan bir sözü ve bugünle kıyaslamanızı bütün milletvekillerinin vicdanlarına ve akıllarına bırakmak istiyorum o da şuydu: O dönemde geliştirilen ve yarı hukuki bir işlev yerine getiren kurum olan polis sayesinde insanlar bir mahkemeden geçmeden doğru hapse gidiyordu. Evet, bugün biz de sanki Orta Çağ’dayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Polis savcı, hâkim olmuş; hâkim, savcı polis olmuş. Bu düzeni değiştirmediğiniz müddetçe hiçbir yerde disiplin sağlayamazsınız.

Saygılarla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Moroğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurunuz Sayın Zenderlioğlu. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi adına 394 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Ayrıca, Gaziantep’te iş kazasında yaşamını yitiren işçilere Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine de başsağlığı diliyorum.

1111 sayılı Kanun’a uygun 30/11/2011 tarihli 6252 sayılı Kanun’la getirilen bedelli askerlik hizmetine ilişkin uygulamada karşılaşılan yetersizlikleri, aksamaları giderici düzenlemeler yapılmak istenmektedir. Bu çerçevede, madde ile geçici 46’ncı madde ile belirlenen bedelin yarısını ödemek suretiyle başvurusu kabul edilenlerden 2’nci taksit için öngörülen altı aylık süreyi geçirenler veya ilk taksiti geriye alanlar, şartları taşıdığı hâlde 15/6/2012 tarihine kadar başvuruda bulunmamış olanlarla hizmete başvurmuş bulunmakla ilk taksiti ödemiş olanlar için kalan taksiti, diğerleri için ise maddede öngörülen miktarın tamamını 1 aylık süre içerisinde defaten ödemesi gerekir talepleri tartışıyoruz.

Bedelli askerlik 1927’den günümüze dek birkaç kez gündeme getirilmiş ve bu düzenlemeler de yapılmıştır. Bilindiği gibi, Anayasa’nın 72’nci maddesinde belirtildiği gibi, her sağlıklı vatandaş vatan hizmetini yapmakla görevlidir. Askerlik hizmetinin yerine getirileceğine ilişkin hususlar 1076 sayılı Yasa’da açık ve net konulmuştur. Bu yasaya dayanarak 1111 sayılı Askerlik Kanunu’yla, Yedeksubaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu düzenlenmiştir. Bu kanuna göre iki yöntem geçerlidir: Bedel ödeyerek veya döviz ödeyerek askerlik görevini ifa etmektir.

Biliyoruz ki 1927 yılından sonra bedelli askerlik yasası çıkmıştır. Ancak bu son dönemlerde, 1987’de 3358 sayılı Yasa’ya göre 18.433 kişi bundan yararlanmıştır. 1993’te ise 3802 sayılı Yasa’ya göre 35 bin vatandaş yararlanmıştır. 1999 yılında ise 4459 sayılı Kanun’a göre 72 bin kişi bedelli askerlikten yararlanmıştır. Son yapılan düzenleme ise beklentilere cevap olmamıştır. Hedeflenen 460 bin kişinin sadece yüzde 10’u başvurmuştur, bu da yaklaşık 50 bin kişiye tekabül etmektedir.

Aslında geldiğimiz bu nokta, en son düzenlemeyle bedelli uygulamasındaki rakamların çok yüksek olması nedeniyle sorunun hâlâ çözülmemiş olması toplumda bazı kaygılara da neden olmuştur. Mali gücü olmayanlara da bir şans tanımak gerekir çünkü sosyal devlet olma ilkesinin gereği, yaşın 26-27 olması ve ödenmesi gereken bedelin de 20 bine çekilerek askerlik çağına gelen gençlerimizin yararlanması gerektiğini düşünüyoruz.

Geçtiğimiz yılda çıkarılan 6252 sayılı Kanun’da bedel 30 bin, yaş sınırı ise 30 yapılarak sınır yüksek tutulmuştur. Burada amaçlanan hedefe ulaşılmamıştır. Yapılan bütün ikazlarımız ve önerilerimiz hiçbir şekilde dikkate alınmadı. Şimdi, aynı yerde yerimizde sayıyoruz çünkü amacına uygun bir kanun tasarısı hazırlanmamıştı ve bu kanun tasarısındaki yetersizlikleri bugün ne hikmetse tekrar burada tartışmaktayız. Zaten aslında problem de buradadır. Eğer bir yıl önce bu yasa ile ilgili tartışmalar dikkate alınmış olsaydı bugün çok daha fazla yurttaş bu haktan faydalanacaktı. Tahminen 390 bin kişinin bu yasadan faydalanması söz konusu idi. Başvuru sayısının ne kadar düşük olduğu, başvuranların bir kısmının da bu taksitleri ödeyemediği ortadadır.

Yani, kanuna getirilen ek maddenin yeterli olacağını da düşünmüyoruz. Sadece taksitleri ödeyemeyenlere bir kolaylık sağlarken erteleme sonucu oluşan yığılmaları önlemek, parası olmayan, mali gücü olmayan vatandaşların bedel ödemeden, Van depreminde zarar gören gençlerin hiçbir bedel ödemeden, sosyal devlet, eşitlik ilkesi ve adalet anlayışı içinde askerlik hizmetinin bir defaya mahsus yerine getirilmesini ısrarla ifade ediyoruz. Bu anlamda, yaşanan mağduriyeti de bu yasayla ortadan kaldıracaktır.

En son bedelli askerlik ile ilgili getirilen düzenlemede hem yaş sınırının yüksek olması hem de ödenecek miktarın yüksek olması, bedelli askerlik yapmak isteyen insanları zor durumda bırakmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bedelli askerlik yasasının gündeme alındığı tarihlerde biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu yasanın içerisinde askerliğin zorunlu olmaktan çıkarılmasını ve vicdani reddin anayasal güvenceye kavuşturulmasını talep etmemize rağmen, bu konuda hiçbir çalışma yapılmamış, halkın talebi ve isteği olan vicdani ret göz ardı edilmiştir.

Bugün Türkiye’nin önemli sorunlarından biri de zorunlu askerliktir. On beş aylık zorunlu askerlik süresi bu ülke vatandaşı için bir eziyet durumuna getirilmiştir. Yeniçeri Ocağının kaldırılmasıyla bundan önceki yıllarda halkın tabiriyle askerlik “Peygamber ocağı” olarak tabir ediliyordu ama günümüzde bu güven zedelenmiştir.

Birçok kimse çocuğunu askere göndermek istememekte, hatta tereddüt etmektedir. Türkiye’de insanlar askerlik zorunlu olmazsa gitmek istemediklerini her hâlükârda ifade ediyorlar. Hiç kimseye iradesi dışında askerlik hizmeti yaptırılmamalıdır. Askerlik zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Kuşkusuz, asker alımında yaşanan eşitsizlikler, otuz yıldır yaşanan çatışmalı süreç, kışlalardaki şüpheli asker ölümleri, toplumda giderek artan bu endişelerden dolayı askere gitmeme ve askerliği reddetme noktasına getirmiştir.

Vicdani ret hakkı günümüzde de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Parlamentosu tarafından temel insani hak olarak kabul edilmiştir. Fakat vicdani reddi iç hukukunda tanımayan Avrupa Konseyine üye tek ülke de yine Türkiye’dir. Toplumda bazı kişilerin askerliği reddetmesi demokratik ve insani bir haktır. Vicdani reddin kabul edilmemesi toplumda rahatsızlıklara neden olmaktadır. Türkiye’de vicdani reddini açıklayanlar sürekli olarak askere alınıp bırakılmakta, askerî cezaevlerinde işkenceye maruz kalmaktadırlar, sosyal hayatta ikinci sınıf vatandaş muamelesi görerek yaşamaya zorlanmaktadırlar.

Bir insan kan dökmek istemiyor, öldürmek istemiyor, düşüncelerinden dolayı veya dinsel bakışından dolayı emirle askerlik yapmak istemiyor ise Parlamento öncelikle bu sese kulak vermelidir. Toplumun bu yönlü demokratik talepleri ve istekleri dikkate alınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yirmi yılda, kışlalarda yaşanan asker ölümleri başlı başına bir sorun hâline gelmiş durumdadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde hemen her gün bir şüpheli asker ölümü haberi gelmektedir. Ölümlerin nedenine ise intihar ya da kaza süsü adı verilmektedir. Son bir hafta içinde 6 kişinin naaşı ailelerine teslim edildi.

Son olay da Isparta’da yaşandı. Bir uzman çavuş, tartıştığı jandarma eri Birkay Çetinkaya’yı beylik tabancasıyla vurdu. Vurulan erin hayati tehlikesi devam etmektedir. 19 Ocakta Kandıra F Tipi Cezaevinde Er Emre Ersöz; 21 Ocak, Gaziantep Lojistik Destek Komutanlığında Er İbrahim Acar; 22 Ocak, İzmir Yenifoça, Yasin Şimşek, tüfekle intihar; 23 Ocak, Manisa Turgutlu’da Er Selim Kara, G-3 piyade tüfeğiyle intihar; 23 Ocak Manisa Sarıgöl ilçesi, Adem Sarıkaya; 26 Ocak, Hakkâri’de paralı askerlik yapan Uzman Çavuş Ragıp Selin Ankara’da kaldığı misafirhanede intihar etmiştir. Şüpheli ölümler için Türk Silahlı Kuvvetlerinden ve Hükûmetten bugüne kadar ciddi bir açıklama yapılmamıştır.

Geriye dönüp de baktığımızda, yalnız son beş yılda 491 askerin intihar ettiği ve aynı süre içerisinde 129 askerin silah kazalarında hayatını kaybettiği söylenmektedir. Son beş yıl içerisinde yaşanan çatışmalı sürecin dışında 1.108 askerin görevi başında hayatını kaybettiği, bunlardan 263’ünün subay, astsubay, 845’inin ise er ve erbaş olduğu belirtilmektedir. Yalnız, şüpheli bir şekilde hayatını kaybedenlerin çoğunun Kürt olması ise daha da dikkat çekicidir.

2012 yılında silah kazaları nedeniyle ölen asker sayısının 2007 yılına oranla yaklaşık 2 kat, 2011 yılına oranla ise yaklaşık 4 kat artmış olduğu söylenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı’nın Avrupa silahlı kuvvetlerinin standartlarının altında olduğu bilinmektedir. Aslında yapılan kanun değişikliğinde hiçbir şey değişmemiştir, değişen tek şey maddelerin yerini değiştirmek veya cümleleri daha da kurnazca değişik maddelere monte etmedir. Amaç yine aynı kalmıştır.

Bu getirilen yasada her ne kadar “oda cezası kaldırılacak” tanımlaması getirilmiş ise de disiplin zafiyeti yaşanmaması için daha ağır uygulamalar getirilmiştir. Askerî ceza ve disiplin hukuku o kadar katı kurallar ihtiva ediyor ki dayanma noktası tartışma konusudur. Otorite adı altında ve emir komuta anlayışı o kadar sakat ki insanların kişiliğini zedelemekte, onurunu kırmakta, hatta hakarete dayanamayan birçok asker ve personel psikolojik rahatsızlıklar yaşayarak bunalıma girmektedir. Askerlikte uygulanan disiplinin hukukla, insanlıkla ilgisi yoktur çünkü askerlikte o kadar katı kanunlar vardır ki bunlar saymakla bitmez.

Evlatlarını davul zurnayla Türk subaylarına teslim eden aileler dönüşte çocuklarını tanımadıklarını ifade etmektedirler. Hatta bazıları askerden döndükten sonra uzun süre hiçlik duygusundan kurtulamadıklarını, kendisine ricayla söylenenler karşısında bile neredeyse hazır ola geçip selam çakan, her cümlesinin sonunda “komutanım” diye hitap etmemek için büyük bir uğraş veren binlerce gencin psikolojisinin sağlam olduğunu kim iddia edebilir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular sonucunda Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan asker ve sivil personele verilen disiplin cezaları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulunarak, “Kişinin güvenliği ve özgürlük hakkı ihlal edilmiş.” denilerek Türkiye’yi tazminata mahkûm etmiştir. Askerî ceza ve disiplin hukuku o kadar katı kurallar ihtiva ediyor ki dayanma noktası tartışmanın ötesinde artık şüpheyle karşılanmaktadır. Hâlbuki hiçbir araştırma, inceleme yapılmadan “emir demiri keser” anlayışı ile yaklaşılmaktadır. Tasarının 35’inci maddesinde yer alan disiplin kurullarında 1 disiplin subayı değil, en az 3 disiplin subayını öneriyoruz.

Her seçilen disiplin subayı mutlaka hâkim sınıfından seçilmelidir. Hâkim sınıfından olmayanlar disiplin subayı olarak atanmamalıdır. Örneğin er ve erbaşlara verilecek hizmetten men cezasının askerlik hizmet süresinden sayılmayacağı esası benimsenmiştir. Askerî idare mahkemesinde iptal davası açma hakkı her ne kadar tanınıyorsa da o da görecelidir.

Askerlik yapan vatandaşlar bilinçli olarak suç işlemezler, disiplinsizlik ve benzeri yetersizliklerin içine girmezler. Kişiyi suça veya disiplinsizliğe iten nedenler vardır. Disiplin suçu işlendi, kurallara uymadı, oda hapsini ya da başka bir cezayı uygun görmek caydırıcı bir çözüm değildir. Aslında, kurallara uymadı diye ona pişmanlık dayatarak sorunu çözmekten çok daha karışık bir hâle getirirsiniz. O nedenle, oda hapsi gibi cezalandırma şekilleri tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Bu, savaş döneminde olabilir, barış döneminde de olabilir. Bu tam bir yüz kızartıcı bir eylem biçimidir, bir disiplin suçudur.

Birinin disiplinsizlik yapacak bir fiil işlemesi, o fiilin işleniş biçimini, neden kaynaklandığını, neden ve sonuçları ile ortaya koymalıdır. Askerlikte ast üst ilişkileri elbette olacaktır fakat bu ilişkiler katı kurallar ve katı temelde olmaması gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; askerliğin temel sorunlarından biri olan vicdani reddi kabul etmeden, asker ölümlerinin nedenlerini araştırıp önlem almadan, halkın askerlikle ilgili istek ve taleplerine cevap vermeden, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu değiştirilmeden, sorun ne olursa olsun bu konuda vatandaşlar çocuklarını askere göndermekte tereddüt edecekleri belirtileri ve özellikleridir ve ilkeleridir daha doğrusu. Bu nedenle…

Herkesin mutlaka askerlik yapması gerektiğini biliyoruz ama bu zorla, dayatmayla değildir. Bugün yapılan da biraz ona benzemektedir. Çünkü 30 bin lira ödeyebilecek bir vatandaş veya bir öğrenci veya diğer kesimin de bu konuda hâlen kaygıları olduğu bilinen bir gerçektir.

Ben de bu kanunların değişebileceği inancımı ifade ederken, tekrar sayın yüce Meclise saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Zenderlioğlu.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.16


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Tasarının tümü üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Şirin Ünal konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu hakkında söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün Gaziantep’te patlama sonucu hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Allah bir daha böyle acılar göstermesin.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti devletini içten ve dıştan gelebilecek olan her türlü tehdide karşı savunma görevini üstlenmiş olan silahlı devlet kuvvetidir. Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgesindeki krizlerin yanı sıra politik kararlara bağlı olarak dünya barışını tehdit eden krizlere de müdahaleye hazır durumdadır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine bağlı olan Türkiye Cumhuriyeti devleti saldırgan emeller gütmez. Ancak, bağımsızlığı, ülkesi, milleti, onuru tehlikeye maruz kaldığında ve üyesi bulunduğu uluslararası kuruluşların müşterek idealleri doğrultusunda gücünü kullanır.

Türkiye, belirsiz tehdit ve risklerin bulunduğu bir bölgede barış zamanından itibaren millî savunma olanaklarını güçlü bulundurmak ve silahlı kuvvetlerini olası tehditlere karşı hazır ve güçlü bir yapıda bulundurmak zorundadır.

Değerli milletvekilleri, “Ya istiklal ya ölüm!” diyerek Millî Mücadele’yi başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk millî ve bağımsız bir devlet oluşturarak milletini çağdaş medeniyetler düzeyine taşımada Türk ordusunu bir teminat olarak göstermiştir. Dolayısıyla ordumuz birliğimizin, kudret ve kabiliyetimizin, vatanseverliğimizin çelikleşmiş bir ifadesidir. Aynı zamanda ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız teminatıdır.

Değerli milletvekilleri, ordumuzu oluşturan kahraman askerlerimiz de bizlerin göz bebeğidir. Onlar Çanakkale’de, İstiklal Savaşı’nda ülkemizin bütünlüğü uğrunda nasıl kahramanca savaştılarsa bugün de birliğimize, beraberliğimize ve ülke bütünlüğümüze kasteden bölücü teröre karşı yürütülen mücadelede daima ön saflarda yer alan, bu uğurda canlarını ve kanlarını çekinmeden feda eden ve edecek olan isimsiz kahramanlardır. Onlar barışta ve savaşta, karada, havada ve denizde vatanın birliğini koruyacağına namusu üzerine ant içerek Türk sancağının şanını canından daha aziz bilen değerlerimizdir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ Hükûmeti olarak Türk ordusuna ve ordu mensubu tüm kardeşlerimize aidiyet duygusunu sürekli aşılamaya ve motive etmeye yönelik çalışmalarda bulunacağımız gayretlerini göstermekteyiz. 2023 vizyonu kapsamında orduda profesyonelleşmede kararlı tutumumuz devam ettirilecektir. Buradan yola çıkılarak, hazırlanan Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı kanunlaştığı takdirde Türk Silahlı Kuvvetlerinde etkin bir disiplin sisteminin tesisi, muhafazası ve idamesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında uygulanan disiplin hükümleri 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu ile 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanun’da değişik ve dağınık bir biçimde düzenlenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında uygulanan disiplin hükümleri değişik tarihlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde dava konusu olmuş, özellikle asker kişilere verilen oda hapsi cezalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Askeri Ceza Kanunu’nun 162 ila 191’inci maddeleri uyarınca hakkında disiplin amiri tarafından oda hapsi cezası verilen asker kişilerin başvurularını kabul ettiği Darıcı-Türkiye (2005) ve Polatlı-Türkiye (2011) davalarında kişinin özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği, ayrıca 477 sayılı Kanun uyarınca disiplin suçu işleyen ve disiplin mahkemesince oda hapsi cezasıyla cezalandırılan asker kişinin başvurusunu kabul ettiği Bayrak-Türkiye (2007) davasında da adil yargılama hakkının ihlal edildiği gerekçeleriyle ülkemizi tazminata mahkûm etmiştir. Bu kanun neticesinde bu olumsuzlukların tamamının önüne geçilmesi düşünülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinde en hayati konuların başında disiplin gelmektedir. Bu açıdan disiplin konusunda alınan tedbirlerin diğer kurum ve kuruluşlara göre mahiyet bakımından farklılıklar arz edeceği hususu göz önünde bulundurulmalıdır. Zira, disiplinin sağlanması, muhafazası ve devam ettirilmesi Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesini yerine getirmesi için olmazsa olmaz bir kuraldır.

Değerli milletvekilleri, yüksek müsaadenizle, kanunun maddelerinden de kısaca bahsetmek istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu mülki idare amirlerinin Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeliyle ilgili mülki görevlerinden doğan yetkileri saklı kalmak kaydıyla askerî hâkimler hariç subaylar, astsubaylar, uzman jandarmalar, uzman erbaşlar, sözleşmeli erbaş ve erler, erbaş ve erler ile askerî öğrencileri kapsar, sivil memurlar ise bu kapsamın dışında tutulmuştur. Bu kanununda disiplin hukukundaki takdir hakkının nasıl kullanılacağına ilişkin esaslar ve disiplin cezası vermeye yetkili makamlar belirlenmiştir. Bunlara ilave olarak disiplin amiri yerine, üst disiplin amirlerinin disiplin cezası verebileceği durumlar ve amirlerin disiplin cezası verme yetkisi haricinde disiplini tesis ve muhafazası adına sahip olduğu diğer yetkiler de düzenlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, yedek subaylar dâhil olmak üzere tüm subaylar, astsubaylar, uzman jandarmalar, uzman erbaşlar ile sözleşmeli erbaş ve erlere verilebilecek disiplin cezalarının türleriyle bu cezaları vermeye yetkili makamlar ve cezaların yerine getirilme şekilleri yeniden düzenlenmiştir.

Disiplin kurulu tarafından verilen cezalara karşı itiraz usulü, cezanın kesinleşmesi ve itiraz sonucunda verilecek karara ilişkin hususlar ve cezalara karşı yargı yoluna yapılabilecek başvuru yoluyla ilgili esaslar da düzenlenmiştir.

Ayrıca, 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 77’nci maddesinde yer alan “disiplin mahkemesi” ibaresi “disiplin kurulu” olarak değiştirilmiş, yine, ayrıca, 1111 sayılı Kanun’a bir geçici madde eklenmek suretiyle 30 Kasım 2011 tarihli ve 6252 sayılı Kanun’la getirilen bedelli askerlik hizmetine ilişkin uygulamada karşılaşılan aksaklıkları giderici düzenleme yapılarak vatandaşlarımızın mağduriyetleri giderilmiştir.

Değerli milletvekilleri, özetle, disiplin mevzuatı tek bir kanunda toplanmış, sivil memurlar kapsam dışında bırakılmış ve sivil memurlarımıza 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümlerinin uygulanması esası belirlenmiş, disiplin cezası verme konusunda subaylar ile astsubaylar arasındaki ayrım kaldırılarak sicil verme yetkisi olan astsubaylar da disiplin amiri olarak tanımlanmış, “disiplin mahkemesi” ibaresi “disiplin kurulu” olarak değiştirilmiş, disiplin kurullarının vereceği cezalar yeniden belirlenmiş, disiplinsizlik teşkil eden tüm suç ve eylemler tek tek tanımlanmış, personele verilen hizmetten men cezasının askerlik hizmeti süresinden sayılmayacağı belirlenmiş, disiplin kurulları tarafından barış zamanında verilmiş olan aylıktan kesme, hizmet yerini terk etmeme ve oda hapsi cezalarına karşı Askerî Yüksek İdare Mahkemesine iptal davası açılabilme imkânı verilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetlerindeki itaat hissini sağlamlaştıran ve hukuka uygun olarak hareket etmeye yönelik usul ve esasları belirleyen bu tasarının kanunlaşmasını temenni ediyor, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünal.

Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 394 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı ile Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi hakkında Hükûmetimizin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınıza gelmiş bulunmaktayım.

Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında uygulanan disiplin hükümleri, 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu ile 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanunu’nda dağınık biçimde düzenlenmiştir. Mevcut düzenlemeler için disiplin amirleri veya disiplin mahkemelerince oda veya göz hapsi cezası verilmesine imkân tanıyan düzenlemeler de yer almaktadır. Mevcut mevzuat çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında disiplin hükümleri uygulamaları yargıya taşınmış, buradan alınan neticeler de değişik tarihlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, taşınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, asker kişilere verilen oda hapsi cezasının Avrupa İnsan Hakları Sözlemesi’ne aykırı olduğu yolunda kararlar vermiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine açılmış dava sayısı 60’tır. Bu davalardan 10’u ülkemiz aleyhine sonuçlanmış olup diğerleri mahkeme gündemindedir. Tasarı yasalaşırsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulardan, kaynaklanan hak ihlallerinin gereği de yerine getirilmiş olmaktadır.

Bir sayın milletvekilimiz “Bu yasanın ne acelesi var?” diyor. Her gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine mahkûm olmanın Türkiye’ye kazandıracağı ne olabilir? Biz, mahkûmiyete yol açan hukuk kurallarını değiştirirsek Türkiye’nin itibarı yükselmez mi? Milletvekillerinin asli vazifesi Türkiye’nin itibarını yükseltmek değil midir? Dolayısıyla da bu kanun bir ihtiyaçtan doğmuştur.

İdareye güven ve kanunilik ilkeleri dikkate alınarak mevcut sistemde tanımlı olmayan disiplinsizlik teşkil eden eylemler Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları da dikkate alınarak tek tek tanımlanmaktadır.

Yine, disiplin amirleri tarafından verilen disiplin cezalarına karşı bir üst disiplin amirine, disiplin kurulu tarafından verilen disiplin cezalarına karşı da bir üst komutanlığın disiplin kuruluna itiraz imkânı getirilmiştir. Mevcut sistemde yer alan disiplin cezalarına karşı yargı yolu kapalıydı. Ancak mevcut düzenlemeyle verilen disiplin cezalarına karşı Askerî Yüksek İdare Mahkemesine iptal davası açabilme hakkı tanınmıştır. Anayasa’mızın 129’uncu maddesinde “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz. Silahlı kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.” denilerek bir farklı uygulama getirilebileceği Anayasa’yla hüküm altına alınmıştır.

21’inci maddede de mevcut tasarının disiplin cezası puanına bağlı olarak ayırma cezası verilebilmektedir. Bu ceza da yargı denetimine tabidir. Bu konuda önüne dosya gelen hâkim her bir verilmiş olan uyarı ve kınama cezaları dâhil tek tek inceleyecek hukuka uygun şekilde bir ceza verilmiş mi, verilmemiş mi? Hukuka aykırı ceza verilmişse iptal edecek. Dolayısıyla askeriyeden ayrılmak için gereken puanı doldurmadığı için yine bu askerî personelin Silahlı Kuvvetlerde hizmetine devamı doğrultusunda karar verecektir.

Bir başka düzenleme ise bedelli askerlikle ilgilidir. Bildiğiniz gibi, 6252 sayılı Kanun’la yükümlülere istekleri hâlinde 30 bin TL bedelli, yarısını başvuru sırasında, kalan yarısını da başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde olmak üzere iki taksitte ödeme imkânı getirilmişti. Ancak ikinci taksitin ödeme süresini geçiren yaklaşık 2.500 vatandaşımız yasa gereği bedelli askerlik kapsamından çıkarılmıştır. Bu durumun vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açtığı da kesindir. Düzenlemeyle belirlenen bedelin yarısını ödemek suretiyle başvurusu kabul edilenlerden ikinci taksit için öngörülen altı aylık süreyi geçirenler ve ilk taksitini geri alanlar ile şartları taşıdığı hâlde 15 Haziran 2012 tarihine kadar başvuruda bulunmamış olanlara bedelli askerlik hizmetinden yararlanmak için yeni haklar tanınmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradaki hatiplerin birçoğu Türk Silahlı Kuvvetlerindeki intiharlar konusunda açıklamalar yaptı. Onlarla ilgili biz şunu söylüyoruz: Türk Silahlı Kuvvetleri bu milletin ordusudur, bu milletin içinden çıkmıştır. Türk toplumunun içinde ne gibi bir hastalık varsa, bilin ki aynı hastalık Türk Silahlı Kuvvetleri içinde de vardır çünkü milletinin bir parçasıdır, onun dışında değildir.

Türkiye İstatistik Kurumunun Türkiye geneline ilişkin yayınlamış olduğu intihar istatistikleri incelendiğinde, ülke genelindeki intihar eğilimi ve davranışlarının -yaş grubu, eğitim seviyesi, coğrafi bölge, il dağılımı gibi- Türkiye Cumhuriyeti devletinin ayrılmaz bir parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerine de taşındığı görülmektedir. İntihar davranışı açısından Türk Silahlı Kuvvetleri personelinde benzer yaş ve cinsiyet grupları açısından sivil örneklerden daha farklı bir epidemiyolojik veri bulunmamaktadır. Türkiye genelinde 20-24 yaş aralığının en fazla intiharın meydana geldiği yaş aralıklarından birisi olduğu, askerlik hizmetinin de bu yaş grubunda yapılması nedeniyle intihar davranışının askerî ortama taşınabileceği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, yıllara bağlı olarak son on yılda intihar oranlarında yüz binde 32’den yüz binde 15’e, yaklaşık yüzde 50’lik bir azalma söz konusudur.

Alınan tüm tedbirlere rağmen, birliklerde vefatla sonuçlanan herhangi bir kaza, olay meydana geldiğinde vefat eden personelin ailesine garnizon komutanlıkları vasıtasıyla bilgi verilmekte, ailenin talep etmesi durumunda olayın gerçekleştiği birliğe davet edilerek kaza olayının oluş şeklini ilk ağızdan dinlemeleri temin edilmekte ve mümkün olduğunca, zihinlerde bir şüphe kalmamasına çalışılmaktadır.

Ölümle sonuçlanan tüm olaylarda adli soruşturmanın yanı sıra idari soruşturma da yapılmakta, her olay kayıt altına alınmaktadır. Ayrıca, ailenin verilen bilgiler dışında belge talep etmesi hâlinde otopsi raporu ve savcılık incelemesi, bahse konu belgelerin adli makamlardan talep edilmesi konusunda bilgilendirme yapılmakta ve adli soruşturmanın yapıldığı makamın iletişim bilgileri verilmektedir. Müteveffanın ailesine yasal haklarının neler olduğu anlatılarak, takip etmeleri gereken hususlar ve hazırlamaları gereken evraklar hususunda da yardımcı olunmaktadır. Bugüne kadar kayıtlarımızda inceleme yapılmayan, şüpheli durumda bırakılan herhangi bir olay bulunmamaktadır. Bulaşıcı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olan intiharların, günümüzdeki iletişim ve haberleşme imkânları göz önüne alındığında, toplumun diğer kesimleri tarafından süratle öğrenilmesi ve etkilenmesi de söz konusudur. Bu durum Türk Silahlı Kuvvetlerinin olduğu kadar ülke geneli için de intihar bulaşıcılığı riskini artırmaktadır. İntihar bulaşıcılığına olabildiğince engel olabilmek maksadıyla intihar ve intihar olaylarının medyada yer alması konusunda da dikkatli olunması gerektiği değerlendirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukuk yaşayan bir olgudur. Bu nedenle herhangi bir normun, herhangi bir düzenlemenin bu canlılığa uyum gösterememesi hâlinde değiştirilmesinden daha doğal bir şey de yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz darbeyle ilgili ve açılan davalarla ilgili suçlanmaktadır. Öncelikle Meclis araştırma komisyonu raporunda da açıkça belirtildiği üzere, darbe milletin vermediği yönetim hakkının milletten çalınması ve gasbedilmesidir. Milletin en güvendiği kurumlardan birisi olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin milletin hakkını çalacağı veya gasbedeceği düşünülemez. Darbeyi bir çete yapar. Bu çetenin içerisinde basın vardır, üniversite vardır, iş adamı vardır, siyasetçi vardır ve Türk Silahlı Kuvvetleri içinde görev yapan kimseler de vardır. Çetenin diğer unsurları, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde görev yapanları öne sürerekten, milletin darbeyi Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığı zannına kapılmasını isterler ancak millet basiretli sağduyusuyla her zaman göstermiştir ki bu yapılan doğru değildir ve cuntaya destek veren siyasetçilere de hiçbir zaman yönetim hakkını ve iktidar hakkını vermemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1960’da da günümüzde de “Şartlar tamam olursa ihtilal meşru olur.” diyenlerle “Darbeler baskıların arttığı dönemde ortaya çıkıyor.” diyen zihniyetin arasında hiçbir fark yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Siz darbe yapıyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Biz millî birlik ve kardeşlik projesiyle Türkiye’yi güçlendirmek istiyoruz. Bu, milletin unsurlarını eşit, bir, kardeş görme projesidir. Milleti farklı görenlerin ırkçılık ve cahiliye dönemi gibi asabiyetini öne sürenleri milletimiz çok iyi tanımakta ve onları da hak ettiği yere koymaktadır.

Darbeleri Araştırma Komisyonunda da var; “Darbeci, siyasetçiyi itibarsızlaştırır. Darbecileri savunanları da aynı netice beklemektedir.” Yine, oradaki görüş “Meclis araştırması, suçluları saptamak gibi yargısal nitelikte sonuçlar elde etmeye yönelemez.” Doğru mu? “Meclis araştırmasıyla suçlu aranmaz, bazı kişilerin adalete teslim edilmesi söz konusu olmaz.” Bu raporda söyleniyor. Ama burada, gelen hatip “Hani araştırma yaptınız, nerede zanlılar? Savcıya teslim etmediniz.” diyerek, raporda farklı söyleyenler, burada farklı söylemektedir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Siz 12 Eylül ürünüsünüz, tamam mı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Dolayısıyla, bizim milletimiz de her ortamda kendi işine geldiği gibi konuşanları çok iyi tanımakta ve sandık önüne geldiğinde de özüyle sözü bir olanları, halka ve Hakk’a hizmet yolunda kimin hizmetkârlık rütbesine talip olduğunu çok iyi bilmekte ve ona göre de notunu vermektedir.

Bu yasanın milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sevgili Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Moroğlu, efendim.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Benim söylediklerim üzerine Sevgili Bakanımız bir açıklama yaptı, bir düzeltme yapmak istiyorum. Çünkü benim sözlerimde –tutanaklara da bakabilirsiniz- hiçbir zaman “Siz bunları yargı önüne niye çıkarmadınız?” demedik. Dediğimiz şudur: “Bu araştırmanın sonucunda görev yapan valiler, emniyet müdürleri, işkenceciler isim isim ve uygulamalarıyla tespit edilmiş midir? Bu görevi dahi yerine getirmediniz ve bunların açığa çıkarılması için gerekli düzenlemeleri yapmadınız.” Bu konuda bir düzeltme yapmak istiyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Tutanaklara geçti efendim.

BAŞKAN – Geçti efendim, tutanaklara geçirdiniz, biz de hepimiz öğrendik. Teşekkür ederiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, biz duymadık ama burada.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Duyduk, anladık.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, neyse bizim arkadaşımız düzeltir, konuşmacı arkadaşımız düzeltir.

BAŞKAN – Düzelttiniz efendim.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Yasa Tasarısı ve benim tarafımdan verilen bedelli askerlik teklifi birleştirildiği için bunun üzerine kişisel olarak söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuya girmeden önce şunu belirtmek isterim ki, Cumhuriyet Halk Partisi, her türlü işkencelerin ve işkencecilerin karşısındadır, her türlü örgütlerin, her türlü ihtilallerin karşısındadır ve her zaman da karşısında olmaya devam edecektir ancak Cumhuriyet Halk Partisinin adil yargılamayla ilgili çok hassas olduğunu da herkesin bilmesini istiyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bedelli askerlik beş yılda bir, altı yılda bir hep önümüze gelir, gündeme oturur. Bugüne kadar dördüncüsü çıkarıldı bedelli askerliğin ve bu bedelli askerlik, daha en son bir yıl öncesinde -2011 yılında- çıkarıldığı vakit bizim kanun teklifimiz vardı; hem benim kişisel kanun teklifim vardı hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Akif Hamzaçebi’nin bu konuda verilmiş bir kanun teklifi vardı. O gün komisyonda da söyledik, Genel Kurulda da dile getirdik sizin oylarınızla yasalaşan Bedelli Askerlik Yasası’nda belirlenmiş olan 30 yaş ve 30 bin Türk lirasının arzu edilen sonucu doğurmayacağını ve bu Bedelli Askerlik Yasası’ndan sizin öngörmüş olduğunuz gelirin gelmeyeceğini. Çünkü 12’yle 15 milyar Türk lirası bir gelir bekliyordunuz ve 400 bin kişinin Bedelli Askerlik Yasası’ndan faydalanacağını umuyordunuz ancak uygulamada görüldü ki bu hesaplar tutmadı. 30 yaş ve 30 bin Türk lirası ile çıkarılan Bedelli Askerlik Yasası’na 400 bin kişi değil ancak 70 bin kişi başvurabildi çünkü hem yaş olarak 30 yüksek bir sınırdı ve tespit edilmiş olan 30 bin liralık ücret de herkesin ödeyebileceği bir ücret değildi. Bu bakımdan, sizin çıkarmış olduğunuz Bedelli Askerlik Yasası ne yazık ki amacına ulaşamamıştır. Dördüncüsü oldu, başarısız oldu; şimdi tekrar gündeme getirdiniz, diyorsunuz ki: “Bu yasadan faydalanmak isteyip de başvuramayanlar ve başvurup da ancak belli bir ücret, belli bir taksitini ödeyip de geri kalan bölümlerini ödemeyenlere bir daha hak veriyoruz.” Fakat yaş aynı yaş, ücret de aynı ücret.

Biz yine bir kanun teklifi verdik, dedik ki: “Bu çıkarılan Bedelli Askerlik Yasası başarılı olamadı; başarılı olamamasının da nedeni ücretinin, fiyatının çok yüksek olması. 30 bin lirayı bugün herkes bulamaz, herkes bu parayı götürüp hazinenin kasasına -taksitle bile olsa- bunu ödeyecek durumda değildir.” Bir de yaşın 30 olarak değil, 28 veyahut da 27’ye çekilmesi hâlinde, o zaman Hükûmetin beklemiş olduğu 400 bin dolayında kişinin bundan faydalanma imkânı olabilecekti. Ancak buna da sıcak yaklaşmadığınızı komisyonda gördük. Bu konuda bizim önergemiz olacaktır. Gerçekten bu birikimi önlemek istiyorsak -bu askere gitmek isteyen gençlerde bir yığılma var- bu yığılmayı eritmek istiyorsak yaşı 28’e veyahut da 27’ye çekmemiz lazım. Bir de sizin talep etmiş olduğunuz 30 bin Türk lirası yüksek bir meblağdır, bu meblağı da bizim kanun teklifimizde öngördüğümüz gibi, 21 bin Türk lirası ve üç eşit taksite bölünmesini istiyor, sizin buna olumlu oylarınızı bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9 Eylül 2011 tarihinde ve sonra da 11 Aralık 2012 tarihinde vermiş olduğumuz Bedelli Askerlik Yasası’nda önerimiz, yaş sınırının 28, ücretin 21 bin Türk lirası; geliri 12 bin liradan düşük olanların veyahut da hiç geliri olmayanların da Anayasa’nın eşitlik maddesi gereğince ücretsiz olarak bedelli askerlik yapmasını öngörmektedir çünkü şöyle bir kanı vardır: “Parası olan para ödeyerek askere gitmiyor, bedelli yapıyor ama parası olmayanlar da mecburen gidip askerlik yapmak durumunda kalıyor.”

Eğer bir yığılma varsa –ki bu yığılma vardır- o zaman, parası olmayanların yani 10 bin Türk lirasından aşağı geliri olan ailelerin çocuklarının da hiçbir bedel ödemeden askerlik görevlerini bedelli olarak yapmış olmalarına imkân sağlamamız gerekmektedir.

Kanun teklifimizi verdikten sonra bana bu konuda birçok “mail” geldi; Mardin’den Abdullah Güneş, Şırnak’tan Hamit Ay, Kırşehir’den Faruk Yılmaz, Trabzon’dan Saffet Gül aynen -ortak talepleri- şöyle diyorlar: “Bizim paralarımız yok ama biz de bu yasadan faydalanmak istiyoruz. Eğer Anayasa’da bir eşitlik varsa o zaman parası olan değil, herkesin Anayasa’nın eşitlik ilkesinden faydalanması gerekiyor.” Ben de bunların görüşlerine katılıyorum; parası olan da parası olmayan da Türkiye Cumhuriyeti kanunları karşısında ve Anayasa karşısında eşittir, bunlara eşit muamele yapılması lazımdır. Parası olanın parasını ödeyerek bedelli askerlikten faydalanması, parası olmayanın, -Cumhuriyet Halk Partisinin Seçim Beyannamesi’nde de yazıldığı gibi- geliri düşük olanın veyahut da hiç geliri olmayanın, hiçbir bedel ödemeden Bedelli Askerlik Yasası’ndan faydalanması öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; herkes üniversiteyi bitirdikten sonra askere gitmek istiyor ama askerlik şubelerine başvurdukları vakit hemen askere alınamıyor çünkü birikim vardır. Onun için insanlar, o gençlerimiz ya kendi işini kuruyorlar veyahut da bir işe girip çalışıyorlar. Sonra askerlikte askerlik sırası bunlara geldiğinde artık işini kurmuş veyahut da bir işte çalışıyor, ailesinin geçimini sağlıyor, çocuklarının geçimini sağlıyor tam o aşamada da “Gelin askere gidin.” diyorsunuz.

Madem bir taraftan profesyonel askerliğe geçişi benimsedik ve bunu uygulamaya geçirdik, öte taraftan askere gitmek isteyip de sıra bekleyen gençlerimiz var, o zaman bu bedelli yasasının mutlaka çıkarılmasında yarar vardır ama eğer bugünkü yaptığımız gibi yaparsak, bedelli yaşını 30’da tutarsak ve bedelli askerlikten faydalanabilmek için 30 bin lira şartını diretmeye çalışırsak emin olunuz ki bu da amacına ulaşmayacaktır. Siz 400 bin kişi beklediğinizde 70 bin kişi başvurdu, bu sefer de 20-30 bin kişi, 40 bin kişi eğer bekliyorsanız en fazla başvuracak olan kişi sayısı bini geçmeyecektir. Bin kişi için de böyle bir yasanın çıkarılması bence son derece yanlıştır, doğru değildir.

Gelin, askere gitmek isteyen gençlerimizin önündeki bu engelleri kaldıralım. Askere herhangi bir nedenden ötürü gidememiş, işini kurmuş, çoluk çocuk sahibi olmuş veyahut da bir işe girmiş, artık bunların tekrar o işleriyle bağlarını kesmeyelim, o gençlerimizi bir bedel karşılığında… Bunların yaş sınırını 30 olarak değil, 28 olarak geriye çekelim. 30 bin Türk lirası da değil, bunu 21 bin lira yapıp üç eşit taksite bölelim. Böylelikle hem biriken o yığılmayı ortadan kaldırmış oluruz hem de işini kurmuş veyahut da bir işe girmiş o gençlerimizin önündeki o engeli kaldıralım, nasıl olsa profesyonel askerliğe geçişe başladık. Bir de, askere gitmek isteyen yeni mezun olan genç arkadaşlarımız, genç kardeşlerimiz, çocuklarımız var, onların da önünü açalım ve bu yasadaki bu değişikliği bizim vereceğimiz önergelerle değiştirmeye, bizim bu önergelerimize sizler de katkı verin.

Bu yasanın ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayaydın.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Serindağ? Yok.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon Merkezindeki arkadaşlarımız soruyorlar: Şehitlik ve gaziliğin tanımı yapılacak mı? Şehit aileleri, gaziler ve malullerle ilgili düzenlemeler birçok kanunda, bunları bir çatı altında toplamayı düşünüyor musunuz? Mevzuatı tekleştirmeyi düşünüyor musunuz? Bunların 39-40 çeşit hakları var. Bu hakları kullanabilecekleri bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar çok farklı. Bunları tek çatı altında toplamayı düşünüyor musunuz?

Diğer taraftan, bir uzman erbaşlar, uzman jandarmalar sorunu var. Bu insanlar Türk Silahlı Kuvvetlerine şerefle hizmet etmekte ama ne emirlerde, kutlamalarda isimleri sayılmakta ne rütbe sıralamasında varlar ne hastanelerde itibar görüyorlar ne de mesleği bıraktıkları zaman sorunları giderilebiliyor. Bu uzman jandarmalar, uzman erbaşlar, bunlarla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Ne olacak bu insanların hâli?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türk Silahlı Kuvvetlerinden, YAŞ kararları dışında bakan onayı veya kararnameler ile yargı kararı olmadan ilişiği kesilen askerlerin mağduriyetini gidermek için kapsamlı bir çalışma içinde olduğunuzu belirtmiştiniz. Sözünü ettiğiniz bu çalışma sonuçlandı mı? Bu konudaki mağduriyetleri gidermek için yasal bir düzenlemeyi ne zaman Meclis gündemine getirmeyi düşünüyorsunuz?

Sayın Bakan, bir Hükûmet üyesi olarak… Muğla’da dün toplu bir intihar girişimi oldu. 15-17 yaş arasında 6 genç intihar teşebbüsünde bulunmuştur. Bunun sebebi nedir, niçin olmuştur? Bu konuda bir açıklama veya bir öngörünüz var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de aynı soruyu soracaktım ama ilave olarak şunu sormuş olayım: Bu uzman çavuşlar, uzman erbaşlar OYAK’ın asli üyesi oldukları hâlde Ordu Yardımlaşma Kurumunda temsil edilememektedir. Bununla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce kürsüde yaptığınız konuşmada, sözde “millî birlik ve kardeşlik projesi” adı altında çok ciddi işler yaptığınızı ifade ettiniz. 2009 yılında bu projeyle başlayan açılım çalışmalarınızın bugün hangi noktaya geldiği aziz Türk milleti tarafından çok dikkatle takip edilmektedir.

Geçenlerde bir Sayın Başbakan Yardımcısının son dönemde verilen sözlerin ne olduğunu bilmediğini bir yeminle kamuoyuna ifade ettiği medyada yer aldı. Siz bu ülkenin Millî Savunma Bakanı olarak şu anda AKP’yle PKK arasında yapılan müzakere görüşmelerinde hangi sözlerin verildiğini biliyor musunuz? Biliyorsanız bu aziz milletimize açık yüreklilikle bunları söyleyebilir misiniz?

İkinci sorum da… Muvazzaf ve emekli askerlerin özlük haklarıyla ilgili yaptığınız çalışmayı Başbakanlığa sundunuz. Bu çalışmanın hangi aşamada olduğunu söyleyebilir misiniz? Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, Malatya Kürecik’e geçtiğimiz yıl Dışişleri Bakanı ile Amerikan Büyükelçisinin imzasıyla bir üs kuruldu. Bu üssün kime ait olduğu konusunda Hükûmet maalesef önce inkâr etti, sonra Chicago’da ABD Devlet Başkanı Dışişleri Bakanımıza bunun NATO’ya 2014’te devredileceğini söyledi ancak her türlü başvuruya rağmen en son sizin Bakanlığınız NATO’nun olduğunu iddia ettiğiniz üsse girişimize izin vermedi. Seçilmiş bir milletvekili olarak -ki siz bu “millî irade” lafını çok kullanıyorsunuz- ilin milletvekili olarak Kürecik’teki üsse girmemize neden izin vermiyorsunuz, gizlediğiniz bir şey mi var? Geçtiğimiz yıl da 10 kadın milletvekiliyle orayı ziyarete gitmiştik yine izin verilmemişti, Millî Savunma Bakanlığı “Yetkimiz yok.” demişti. Şimdi, bu konuda milletvekillerinden gizlediğiniz ne var o üste? Onu merak ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bir iki konuyu… Özellikle yurt dışında çalışan vatandaşlarımız için dövizle askerlik hizmeti 10 bin euroya çıktı. Kriz var, bunu ödeme konusunda ciddi problemleri var ve Türk vatandaşlığından çıkma gibi bir mecburiyetle karşılaşıyorlar. Bunu düşürmek konusunda bir girişiminiz olacak mı?

Diğer taraftan da, korucular terörle mücadelede gerçekten önemli kahramanlıklar sergilediler. Dolayısıyla bu korucuların sıkıntılarını kapsamlı bir şekilde giderecek bir çalışmanız var mıdır?

Ayrıca, bu Patriotlar yerleştirildi ama Türkiye Büyük Millet Meclisine, özellikle tehdit ve risk konusunda herhangi bir sunum olmadı. Bu Patriotların yerleştirilmesiyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisine bir bilgi vermeyi düşünüyor musunuz, risk ve tehditler nereden kaynaklanıyor? Çünkü, diğer ülkeler kendi parlamentolarında kararla asker gönderirken kendi Parlamentomuzda bununla ilgili bir değerlendirme ve bilgilendirme yapılmamış olmasını da açıkçası millî irade bakımından eksiklik olarak görüyoruz. Bu konuda, Parlamentoyu bilgilendirmeniz konusunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, NATO’nun 2010 Lizbon Zirvesi’nde NATO’nun yeni güvenlik konsepti “Bütüncül güvenlik” kavramıyla ifade edildi. Bütüncül güvenlik -sizin de bildiğiniz gibi ya da bildiğinizi umduğum gibi- devlet güvenliği ile insan güvenliğini dengeleyen ve bir arada ilerletmeye çalışan bir yaklaşım. Ne yazık ki, ülkemizde AKP Hükûmetinin son yıllarda artan güvenlikçi yaklaşımının insan güvenliğinden uzaklaşan, temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran, otoriter ve baskıcı bir hâle büründüğünü görüyoruz. Sizin Bakanlığınız çerçevesinde, insan güvenliğini merkeze alan ve dolayısıyla NATO’nun bütünlükçü güvenlik anlayışını hayata geçirecek girişimleriniz, öngörüleriniz, planlarınız bulunmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın İrbeç…

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Uluslararası alanda terör örgütlerine silah temini ile ilgili önlemler alabilmek için Birleşmiş Milletlerde uluslararası silah ticaret anlaşması gündemde. İkinci oturumu mart ayının sonunda olacak Birleşmiş Milletlerde. Şimdi, bu anlaşmayı Türkiye destekliyor. Ben de Küresel Hareket Parlamenterleri İcra Kurulu üyesi olarak oraya katılıyorum. Yalnız, son günlerde aldığım raporlarda Sudan dâhil olmak üzere bazı yerlerde Türkiye’nin denetim dışı silah temin ettiği yönünde haberler var. Bunun kayıtlara geçmesi yönünde Sayın Bakandan bir açıklama bekliyoruz. Çünkü, bu çok önemli, Türkiye’yi rencide edici bir durum. Onunla ilgili de, burada alınacak bu cevabı ben ilgililere ulaştırma imkânı bulmuş olacağım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrbeç.

Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanın intiharlarla ilgili açıklamaları gerçekten ilginçti. Sayın Bakanımıza şöyle bir şey öneriyorum ve bunu açıklamasını istiyorum: On yıldır askere alınanların sayısı, Türkiye nüfusuna ortalaması ve on yıl içinde Türkiye’de kaç kişi intihar etmiş, askerde kaç kişi intihar etmiş? Bu oranın ne kadar yansıdığını bilmek hepimizin hakkı.

Bir de “İntihar bulaşıcı bir hastalıktır.”gibi bir ifade kullandı. Bu bulaşıcı hastalıktan korunmak için bize ne tavsiye eder? Onu da öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2002 yılından bugüne kadar yıllara göre Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibar yükselmesi veya itibar kaybı söz konusu mudur? Eğer itibar kaybı söz konusu ise siyasal iktidarın payı bunda nedir?

Soru iki: Patriotlar bir silahtır. Ve Anayasa’mıza göre yurt içine veya yurt dışına yabancı askerlerin ve silahın getirilip götürülmesi Meclisin iznine tabidir ve ülkemize bu Patriotların gelmesiyle ilgili, Parlamentonun görüşü, onayı, muvafakati alınmamıştır. Bu, anayasal anlamda bir suç değil midir? Bu anlamda, Meclis iznini gerektirmeyen yasal bir dayanak söyler misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer Millet Meclisimizin milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sorulara sürem el verdiği ölçüde cevap vermeye çalışacağım. Tabii, Patriot füzeleriyle ilgili olarak önce bilgi vermek isterim. Ülkemizde Patriot bataryaları konuşlandırılması talebi Suriye’den kaynaklanabilecek balistik füze tehdidine karşı ihtiyati bir tedbir olarak öngörülmüş olup tamamen savunma amaçlıdır. Patriotlar NATO Konseyinin onayına bağlı usul, esas, kural ve kısıtlamalar kapsamında sevk ve idare edilecektir. Patriot bataryalarının konuşlandırılmaları NATO kapsamında yapılacaktır. Bu itibarla, geçmişte, daha önce de Türkiye’de yapılan uygulamalarla aynı doğrultuda olarak ayrı bir Meclis kararı istihsaline gerek bulunmamaktadır.

Amerika’dan 2 batarya, Almanya’dan 2 batarya, Hollanda’dan 2 batarya olmak üzere toplam 6 batarya gelecektir. Bu 6 bataryadan Amerikan bataryaları Gaziantep’e, Almanya bataryaları Kahramanmaraş’a, Hollanda bataryaları ise İncirlik ve Adana’ya konuşlandırılacaktır. Bu bataryaları çalıştırmak için gereken personel sayısı da yaklaşık 1.100 civarındadır.

“Bunları siz niye talep ettiniz?” Düşüncesi bu. Bakın, Akçakale’de 5 tane vatandaşımız Suriye tarafından açılan bir ateşle şehit edildi. Biz Suriye’nin hangi imkânlara sahip olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla yüzde 1 ihtimal veya binde 1 ihtimal dahi olsa… Oradan kendi vatandaşına karşı füze kullanıyor mu? Kullanıyor. Türkiye’ye karşı kullanır mı kullanmaz mı? Akçakale örneğini gördük. Binde 1 dahi olsa, 1 füze gelse, 1 vatandaşımız şehit olsa, sorulmaz mı, “NATO’da böyle bir imkân vardı ve NATO’ya 1952’den bu yana da üyeydin, eğer NATO’nun imkânlarını böyle zamanlarda kullanmayacaksan hangi zamanda kullanacaksın?” diye sorulmaz mı? NATO ortak bir savunma sistemidir. Ortak savunma sistemi içerisinde bu silahları kullanmak Türkiye’nin hakkıdır, bundan hiçbir kimsenin rahatsızlık duymasına gerek yoktur. Türkiye’ye bir saldırı niyeti yoksa dolayısıyla bu bataryaların kullanılma ihtimali de yoktur. Daha önceki uygulamalarda da böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır. Türkiye’nin niyetinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye yurt içinde olduğu gibi, bu coğrafyada da, dünyada da barışı istemektedir.

İrbeç Hoca’nın söylediğine cevap olmak üzere: Biz uluslararası hukuka aykırı, hiçbir ülkeye silah ihracatı yapmamaktayız. Dolayısıyla, ne Yemen’e ne Sudan’a ne de bir başka ülkeye uluslararası hukuka aykırı olarak bir silah ihracatımız söz konusu değildir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Suriye’ye gönderiyorsunuz. Suriye’deki bütün silahları, teröristlerin kullandığı silahları siz gönderiyorsunuz. Dürüst olun, “Destekliyoruz.” deyin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka soru ise… Daha önce, bildiğiniz gibi, 6191 sayılı Yasa’yla -10 Mart 2011 tarihinde çıkarıldı- Türk Silahlı Kuvvetlerinin 926 sayılı Personel Kanunu’na geçici 32’nci madde eklendi. Bu maddeyle: 12 Mart 1971 tarihinden bu kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin ilişiklerinin kesildiği tarihten bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süreleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde geçmiş kabul edilir, fiilî hizmet süresi zammı ve itibari hizmet süresi zammı verilir. Aynı neşetli emsali subay ve astsubayın sınıf, rütbe ve kıdemi üzerinden Millî Savunma Bakanlığına müracaat ettikleri tarihteki katsayı esas alınmak suretiyle hesaplanarak primleri güvenlik kurumuna ödenir. Bu kişilerden statüsüne göre aynı neşetli emsali subay ve astsubaylara emekli ikramiyesi ödenir kendi emsalleri gibi. Emekliliği kazanamamış olanlar da kamu kurum ve kuruluşlarının araştırmacı unvanlı kadrolarına atanırlar. Bunlara statüsüne göre, bu kanun hükümleri uyarınca karargâhta görevli emsali sınıf, rütbe ve kıdemdeki subay veya astsubaya ödenmekte olan aylık ve diğer mali haklar ödenir. Şimdi, bunlarda diyoruz ki: Yargı yolu kapalı işlemler için Meclis bir yasa çıkardı, bunun hükmü uygulandı.

Şimdi, arkadaşlarımızın diğer talepleri “Yargı yolu açık işlemlere karşı da bir af getirecek misiniz, bir çalışma yapacak mısınız?” diye. Bu o kadar, diğeri kadar kolay değil. Yargı yolu kapalı işlemler için bir yasal düzenleme yapabilmek kolay çünkü diyorsunuz ki: “Bu kişiye savunma hakkı vermiyorsunuz. Savunma hakkı kutsaldır. Doğru mu, yanlış mı? Haklı mı, haksız mı? Yargı önünde gitsin kendisini savunsun.” Dolayısıyla, Şûra’yla veya sıkıyönetim zamanlarında sıkıyönetim komutanlarının emriyle ilişiği kesilenlere yargı yolu kapalı olduğundan biz bu hakkı getirdik 6191’le. Yargı yolu açık olan işlemlere karşı kendileri yargıya gittiler, bu kararlara karşı itiraz ettiler, dolayısıyla yargı reddetti. Bundan sonra ne yapılması lazım? Bunun üzerinde uzun düşünülmesi lazım, Silahlı Kuvvetlere ne getirecek ne götürecek onun düşünülmesi, çalışılması lazım. Ondan sonra bir karar verilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bir başka husus… Yine kaç sefer veya birçok sefer hep yineledim çünkü Ağbaba’dan da hep aynı sorular geliyor.

Kürecik Malatya’da konuşlu radar, 2010 yılı NATO Lizbon Zirvesi’nde alınan kararlar doğrultusunda farklı unsurlardan oluşan NATO balistik füze savunması mimarisine katkıda bulunmak maksadıyla kurulmuştur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – NATO’nun sitesinde yok hâlâ.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Eğer öyle olmasaydı NATO’nun Chicago Zirvesi’nde NATO bunlara, geçici uygulamaya geçti yeteneğini kazandığını deklare etmezdi. Ne Almanya’nın kabiliyetlerini NATO üstlenir ne de… Söz konusu radar…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Amerikan üssü, bu NATO üssü değil Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bak, idarede bulunan benim, NATO’yla görüşmeleri yapan benim, NATO’nun toplantılarına katılan benim, NATO’nun uluslararası toplantılarına da katılan benim. Ondan sonra…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu konuda doğruları mı söylediniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Güzel… Eğer bu konuyu biliyorsanız soruya gerek yok çünkü soru sorarak diyorsunuz ki: “Biz bu konuyu bilmiyoruz, idarede olmanız gereğiyle siz bu bilgileri verin.”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biliyoruz Sayın Bakan, sizden iyi bildiğimiz gerçek.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Biz bu bilgileri veriyoruz…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ülkemizin dağlarında gezemiyor milletvekilleri.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - …buna rağmen diyorsunuz ki: “Siz biliyorsanız…” O hâlde bilinen soruların cevaplandırılması söz konusu olamaz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siz bu memleketi, bu toprakları İsrail’e teslim ettiniz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Kimin İsraillilerle görüştüğünü bu millet biliyor, dolayısıyla bu millet…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu milleti kandırıyorsunuz, bu milleti aldatıyorsunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Güzel bir söz var: Bizim kendi abdestimizden hiç şüphemiz yok. O bakımdan, şüphesi olanlar düşünsün. İsrail’in yanında kimin olduğu da biliniyor, bu millet de biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz her zaman hakkın, hukukun yanında olduk.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizsiniz siz, bizzat sizsiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Söz konusu radar çalışma prensibi gereği…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kürecik kalkanı kimi koruyor? Mazlum halkları mı koruyor?

BAŞKAN – Sakin olun lütfen, cevapları dinleyin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, gördüğünüz gibi, bunlar soruyla bilgi almak için değil de kendi sözlerini ilave olarak duyurmak istiyorlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Katillerle iş birliği içerisindesiniz, katilleri koruyorsunuz katilleri. Filistinli insanları katledenleri koruyorsunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Oysa basın toplantısı var, istediğin kadar gidip yapabilirsin, dışarıda basına konuşabilirsin ama Mecliste soru sorduysan cevabını da dinlersin. Sen soru sorarken ben müdahale ettim mi? O hâlde ben cevabını verirken, doğru veya yanlış, sen niye müdahale ediyorsun? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu doğru değil bak. Benim sizin soru sormanıza saygı gösterdiğim kadar sizin de benim soruya vermiş olduğum cevaba saygı göstermeniz lazım. Eğer biliyorsanız, bildiğiniz hususta cevaba gerek yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya Sayın Bakan, gün gibi açık bir gerçeği niye saptırıyorsunuz? Bu Kürecik üssü İsrail’i korumak için değil mi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus: Uzman erbaşlar OYAK Genel Kurulunda temsil edilmektedir.

Bir başka husus “Uzman erbaşlara ne haklar getiriyorsunuz?” diye. Bakın, şu anda görüşülmekte olan kanunun içinde dahi… Disiplin Kanunu değil, disiplin kanununun ekindeki kanunlardan okuyorum: “Uzman Erbaş Kanununun 10’uncu maddesinin birinci fıkrasına cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki beşinci cümle eklenmiştir: “Ayrıca, kanser, tüberküloz, kronik böbrek yetmezliği ile ruh, sinir hastalıkları gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığa yakalananlar, sağlık kurulları raporlarında gösterilecek lüzum üzerine, toplam olarak ve fiilen üç yılı geçmemek şartıyla…” Eskiden bunlar doksan gündü, doksan günden fazla rapor alamazlardı. Kanser olmuş -Allah göstermesin- “Kusura bakma, senden faydalanamayacağım.” diye bir şekilde sözleşmesi sona erdiriliyordu. Şimdi öyle bir durum yok. “Kanser, tüberküloz gibi durumlarda fiilen üç yılı geçmemek şartıyla tedavi, istirahat veya hava değişimine tabi tutulabilir ve bunların ilişikleri kesilmez.”

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Afyon’da gitti 25 tane gariban. Kim onların suçlusu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine, astsubaylar hakkında da diğer sözleşmeli subaylar hakkında da “Kanser, tüberküloz, kronik böbrek yetmezliği ile ruh ve sinir hastalıkları gibi sağlık kurulları raporlarında uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösterdiği belirtilen bir hastalığa yakalananlardan, toplam olarak ve fiilen üç yılı geçmemek şartıyla, tedavi, istirahat ve hava değişimine tabi tutulanlar, yine, tedavi kurumlarında yatarak tedavi olanlar ile aylıklı veya aylıksız doğum izni alanlar hariç olmak kaydıyla bir sözleşme yılı içinde alınan hava değişiminde doksan günü geçmek şartı getirilmiştir.

Yine şehitlik ve gazilik... Şehitlik Sayın Türkoğlu’nun sorusuydu. Şehitlik ve gaziliğin tanımını yapabilmek kolay değil, hissedersiniz. Neden? Senin “şehit” dediğine… Nedir o? Allah tarafından… Yani biz şuna inanıyoruz: Karşılığında cennet verilen ölüm şehitliktir, karşılığında cennet verilmeyen bir ölüm bir şehitlik olmaz diye düşünüyoruz. Bizim inancımız budur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nereden bileceksiniz cennet mi değil mi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İşte hiçbir yerde yazmaz bu. Kimseye de şehit unvanı… Bu manevi bir unsur. Hani “Din kurallarını diğer kurallar içine dâhil etmeyeceksiniz.” derdiniz ya…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Onu Allah bilir, siz mi bileceksiniz!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Şehitliğin tanımı kişinin inancıyla Rabb’i arasındaki bir hukuktur.

Mevzuat çok dağınıktır, çok doğru. Çok yerde haklar vermek, çok doğru ancak bizim Hükûmetimiz zamanında yapılan işlemle bütün bu şehit ve gazilerle ilgili Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında tek daire başkanlığı kurulmuştur ve onun kapsamı içerisinde ve o Bakanlık çerçevesinde bütün bu düzenlemeler gerçekleştiriliyor, takibi de oradan yapılacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, son cümle olarak da şunu söylüyorum: PKK’yla AK PARTİ arasında bir görüşme yoktur. Devletin, asli görevi, vazifesi bu olan ilgili kurumlar tarafından terörle mücadele kapsamında müzakerede, diğer uzantılarıyla da müzakere, görüşme tarafından yapılır, AK PARTİ’yle yapılmaz.

Bakın, millete sulh getirmek, barış getirmek… Barışı isteyen zaferi istemiş demektir. Bakın, kavgadan uzak durmak… Ya, takip etmiyor musunuz? Millet şu durumda, ümitvar durumda. Niçin? Gelecekle ilgili bir umut besliyor. Niye? Kavga olmasın diye. Bakın, çok net söyledik: Etkisiz hâle getirdiğin insanın evladı da, babası da Türk Bayrağı altında taziye kabul ediyor. Etkisiz hâle getirdiğin insanın annesi, babası senin, senin kardeşin, senin ayrılmaz bir parçan. Dolayısıyla, bu mücadeleyi yaparsın da…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, neyin karşılığında yapıyorsunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …mücadeleyi yaptığın zaman da evlatlarını öldürdüğün kimselerin üzüntüsünü de anlayabilmek lazım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onlar herkesin bildiği şeyler, sizin bildiğiniz ne var Sayın Bakan, onları söyleyin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’nde 75 milyonu bir görmek vardır, kardeşlik vardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, hukuka aykırı işlemler yapanlar yargıya gider, geri kalanlar ise, milletimizle bir ve beraber olarak 21’inci yüzyıla bu coğrafyanın lider ülkesi olarak Türkiye’yi hep beraber taşırız.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben Sayın Bakan’a… Patriotlarla ilgili 1.100 tane yabancı asker geliyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Doğrudur, 1100’e yakın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, ben size… NATO anlaşması çerçevesinde bununla ilgili yapabilirsiniz ama bu askerlerin -Türkiye Büyük Millet Meclisi açıkçası egemenliğimizi temsil etmektedir- yabancı askerlerin gelmesi konusunda hiç olmazsa Parlamentoya bir bilgi vererek bir saygı göstermek… Ben bunu söyledim. Dolayısıyla, Hollanda Meclisinde askerlerini göndermek için karar alınırken Türkiye Büyük Millet Meclisinde bilgi verilmemiş olmasını ben sayın milletvekillerine ve millî egemenliğe yönelik açıkçası bir eksiklik olarak görüyorum. Bunlar önemli konulardır, bir soru vasıtasıyla değil doğrudan doğruya bir bilgi verilmesini temin etmeniz çok iyi olacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Önümüzdeki hafta Hükümetimiz -muhtemelen salı günü- bu konuda bir bilgi verecektir. Hatırlattığınız için teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Moroğlu, buyurun.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, demin ifade ettiğim konuda bir düzeltme yapmak istiyorum ve doğru bilgilenmek için bir açıklama istiyorum. Onun için iki dakikalık söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; evet, Sayın Bakanımız doğru söylüyor; biz sorular sorduk, Bakanımızın da cevap vermesi lazımdı ama bizim sorduğumuz sorulara cevap vermek yerine bizim sormadığımız sorulara cevap verme ve açıklama yapmadığımız konularda açıklama yapma gereğini duydu.

Birincisi şu: Biz, resen emeklilik konusunda yargıya intikal etme hakkı olduğu hâlde ordudan atılan arkadaşlarımızın tekrar orduya dönme haklarının tanınmasını istedik. Bunun için iki üç defa da “Bir çalışma yapıyoruz.” dendi, hâl⠓Çalışma yapıyoruz.” deniyor. Demek ki çalışma yapılırsa bu sorun çözülebiliyor demektir. Bir MİT Başkanı için bir günde yasa çıkarıyorsunuz yargıya intikal ettirmemek için, 12 Eylül darbesi gibi bir darbeden sonra mahkemeye başvuramayacak olanların… Başvuranların bile o mahkemelerde nasıl yargılandığını, işte bu çelişkiyi anlatmak istedik. Bize ve bu arkadaşlarımıza, hak bekleyenlere deyin ki: Evet, bu konuda bir çalışma yapılıyor. Sizin aranızdaki eşitsizliği gidereceğiz. Bunu söyleyin.

İkincisi, intiharlarla ilgili bir soru sorduk “Bu oranı bir ortaya çıkarın, bize söyleyin.” diye. O konuda da cevap vermediniz. Sorduğumuz her konuda cevap vermediniz. Arkadaşlarımız bir soru soruyor, bunun gerekçelerini anlatmak yerine, bu konuda doğru bilgi vermek yerine kendi yaptığınız yanlış işin cevabını vermeye çalışıyorsunuz. Evet, Meclisin görevi doğru soru sormak ve doğru cevap vermektir. Afyon meselesiyle ilgili bir soru soruyoruz, “Afyon’da 25 tane askerimiz göz göre göre gitti.” diyoruz, hâlâ ses yok. Bunun cevaplarını bekliyoruz.

Ve bu bizim sorduğumuz sorularla ilgili de… Darbe Komisyonuyla ilgili, araştırmayla ilgili ben hiçbir zaman “Bu Hükûmet bunları niye yargı önüne çıkarmıyor?” demedim. “Bunları yargı önüne çıkaracak düzenlemeleri niye yapmıyorsunuz?” dedim, aynı MİT Kanunu’nda olduğu gibi. Demek ki suçluların yargı önüne çıkarılmasını engelleyen bir düzenleme varsa yok etmek hükûmetin görevidir. Onları yargı önüne çıkaracak düzenlemeleri bulmak, yapmak ve onları da yargı önüne çıkaracak yolu açmak sizin görevinizdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 21’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu konuşacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Türkoğlu.

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, bugün milletvekili arkadaşlarımızla cezaevinde ziyaret ettiğimiz İstanbul Milletvekili Engin Alan Beyefendi’nin Türk milletinin milletvekillerine göndermiş olduğu selamı iletmek istiyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan muvazzafların, emeklilerin, şehit ailelerinin ve gazilerimizin bazı sorunlarını da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Astsubaylarımızın ek göstergeleri, akademik çalışmalarının değerlendirilememesi, hukukçu kimliklerinin dikkate alınmaması, teknik görevlere atanmaları hâlinde bir derece verilmemesi, emekli maaşlarının hak ettikleri seviyede olmaması temel problemleridir. Uzman jandarmaların, erbaşların, sözleşmeli erbaş ve erlerin aylık gösterge tablosunun başka rütbelere endeksli olması, temsil tazminatı alamamaları, sağlık kuruluşları ve TSK tarafından yapılan birçok düzenlemede unvanlarının olmaması yani yok sayılmaları ve üyesi oldukları hâlde OYAK’ta temsil edilmemeleri bir ayıptan öte ciddi bir haksızlıktır.

Diğer taraftan, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde şehit ya da gazi olanlarla ilgili tanımların muğlak, mevzuatın dağınık olması sıkıntılara sebep olmaktadır. Bu sorunların çözümü için, bu durumda olan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına yönelik olarak mevzuatın ve yetkili idarenin tek hâle getirilmesi hususu önem arz etmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, AKP hükûmetleri önce yargıyı dizayn etmiştir, sonra “Askerî vesayeti kaldırıyoruz.” diyerek yargı eliyle Türk Silahlı Kuvvetlerini itibarsızlaştırarak tasfiyeye başlamıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki sözde “Darbeci subayları temizleyeceğiz.” diyerek Amerika Birleşik Devletleri’nin “Avrasyacı” diye tanımladığı generalleri, terörle mücadelede üstün kahramanlıklar gösteren komutanları birer birer toplamaya başlamış, kimine “Ergenekoncu” kimine “Balyozcu” kimine “Andıççı” denilmiş, hatta bunlarla ilişkilendiremediklerine de ajanlık yaftası yapıştırıp hepsinin defteri dürülmüştür.

Başbakan, siyaseten sıkıntılı her karar ve icraatından önce yargıya işareti vermiş ve düğmeye basılıp askerlere yönelik sansasyonel operasyonlar başlatılmış, tutuklama dalgaları ortaya çıkmıştır. Maşallah, orduda o kadar çok sözde darbeci, sözde terör örgütü yöneticisi ve sözde ajanlık yapan hain muvazzaf varmış ki, topla topla bitmemiş, ordu bitmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri tükenmiş ama cuntacıların kökü bir türlü kazınamamıştır.

Biz ise, sürekli bu garabet durumu kamuoyuna saf saf şikâyet etmiştik. Duyarlı kesimler gazetelerde, televizyonlarda bu haksızlıkları dile getirmeye çalışmıştı. Hatta Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli “terörist” diye suçlanan Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’u ziyaret edip kamuoyunun dikkatini çekmeye ve meseleye el koymaya çalışmıştı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin haksız yere yıpratılmasının sadece orduya değil, ülkeye zarar vereceğini, silahlı kuvvetlerin moral bozukluğunun Türkiye’yi telafisi güç sorunlarla karşı karşıya bırakacağını anlatmıştı. Ama Başbakan bu hukuksuzluğu ve tehlikeli gelişmeyi görmezden gelmiş, tutuklamalar, sindirme ve itibarsızlaştırmalar aralıksız devam etmiştir.

İktidar yalakaları da tam da “Oh, askerî vesayetten kurtulduk, yıllardır özlediğimiz sivil vesayete sonunda kavuştuk.” derken Başbakan “Terörle mücadele edecek, savaşacak komutan bulamıyoruz.” deyip asıl bombayı patlatmıştır. Başbakan bu Ergenekon dalgalarını meğerse şaka olsun diye estirip dururmuş. Aslında o da ordunun komuta heyetsiz kalmasından rahatsızmış. İmralı’yla kucaklaşmış olsa da İmralı’yı pazarlığa razı etmek için güneydoğuda çarpışacak kahramanlara ihtiyacı varmış. Başbakan bütün bu haksızlık ve zulümlerin akıllıca hazırlanmış bir şaka olduğunu televizyonlardaki açıklamalarıyla ifade etmiştir. İşin ilginç yanı, şakasını sona erdirmek için de Genel Başkanımızın Silivri’ye gitmesini bekliyormuş. Şimdi Başbakan hepimize nanik yapıp gülüyor, “Ben milleti kandırdım, bu Ergenekon, Balyoz falan benim tezgâhladığım birer oyundur.” diyor. Keşke mesele bu kadar basit olsaydı da biz de Başbakan gibi gülebilseydik.

Sayın Başbakan Türk Silahlı Kuvvetleri ve devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü kendi siyaset oyununa kurban etmiştir. Aileler yıkılmış, ocaklar sönmüş, itibarlar katledilmiştir. Kırk yıldır kahraman gözüyle baktığımız şahsiyetler “şeytan” diye damgalanırken, kırk yıldır şeytan olan bebek katiline ise melek kanatları takılıp uçurulmuştur. Başbakan iktidarını mutlak ve kayıtsız kılmak için orduyu ve onun şerefli mensuplarını harcamaktan kaçınmamıştır.

Bugün Başbakan, ordusu yıpranmış, morali çökmüş ve geleceğinden kaygı duyan bir ülkeyi yönetmektedir. Sıfır sorun politikasıyla çevresindeki bütün dostları kaybedip birer azılı düşmana dönüştürmüş bir ülkenin güçlü bir orduya her zaman olduğundan daha fazla ihtiyacının olduğunu anlamak ve öğrenmek durumunda kalmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, yaşadığımız bu mübarek vatan, güçlü devlet ve milletlerin varlığını zorunlu kılan bir coğrafyadır. Anadolu, hiçbir zaman zayıflığa ve güçsüzlüğe tahammül göstermemiş, bitmez tükenmez bir biçimde üzerindeki hükümranlıkları elemiş ve sadece güçlü milletlere ve devletlere yaşama hakkı tanımıştır. Gücünü ve kudretini kaybedenler, kısa zamanda tarihin tozlu sayfalarında yok olmuşlardır. Devletleri güçlü kılanlar ise milletin bağrından çıkan nitelikli siyasal irade ve güçlü ordulardır. Siyasal iradesi ipotek altına alınmış, bu coğrafyada tarihî emelleri olanların küresel hesaplarına teslim olmuş, toplumda gerilim, kutuplaşma ve ayrışmaları körükleyen hükûmetlerce yönetilen, ordusu kendi hükûmetleri eliyle sürekli hırpalanan, yıpratılan, sindirilen, etkisizleştirilen bir devletin bu topraklarda bir ve bütün olarak hükümranlığını devam ettirmesi oldukça zorlaşmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri bizim ordumuzdur, bu toprakları bin yıl önce Türk milletine vatan yapan ve bu vatanı bin yıldır koruyan ve kollayan bu ordudur. Allah’ın dini İslam’ı Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Afrika çöllerinden Asya steplerine kadar taşıyan yine bu ordudur. Peygamber sancağı altında kılıç ve şehadetlerle kelimetullahı üç kıtaya hâkim kılan bizim ordumuzdur. Doğu Roma’nın fatihi, Bizans’ın kalbine Türk İslam mührünü kazıyan, Resulullah’ın şefkat ve övgüsüne mazhar olan ordu, bu ordu, bizim ordumuzdur.

Aziz milletimizin dün bu orduya biçtiği kutsal vazife ilâyi kelimetullahtı, bugün yüklediğimiz vazife ise siyasal iradenin sorumluluğu altında ve yasal çerçevede milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamak, uluslararası çıkarlarını hasımlarına karşı korumak, son vatanımız olan Türkiye’mizin toprak bütünlüğünü korumak; bölünmesine, parçalanmasına, ufalanmasına engel olmaktır. Buna karşılık siyasal iktidarın görevi ise kendi ordusuna sahip çıkmak, onun itibarını korumak ve millî varlığımız için hayati önemi haiz olan bu kurumun görevini tam, eksiksiz ve layıkıyla yapabilmesi için gerekli siyasal ve psikolojik desteği sağlamaktır. Mevcut kadro ve yapılar tarafından bunun icra edilmesi mümkün görünmemektedir.

Başbakanın güvenebileceği ve sığınabileceği tek liman Türk Silahlı Kuvvetleri kalmıştır. Kendisini ordunun sağlayabileceği güvenli ortamda güvenli hissedebilmektedir ancak bugün karşılaştığımız tablo çağdaş, demokratik ve güçlü Türkiye adına tasvip edemeyeceğimiz bir durumdur. Türkiye devleti Hükûmetinin kendi ordusuyla hesaplaşması kabul edilemez. Romalı düşünür Tacitus diyor ki: “Kendi ordularına tahammül edemeyen milletler başka milletlerin ordularına tahammül etmek zorunda kalırlar.”

Diğer yandan, ordu bünyesindeki demokratik olmayan oluşumların tasfiye edildiği, askerî vesayetin sona erdirildiği söylenirken AKP’nin parti vesayeti tesis edilmiştir. 12 Eylülün kurduğu garnizon devlet enkazının arasından AKP’nin partizan devleti inşa edilmiştir. TSK da artık “aklaşarak” aklanmıştır. Başbakan “şak” diye emretmekte, Genelkurmay “tak” diye yapmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri anayasal görev alanını dahi Hükûmete terk etmiş durumdadır. Ordunun Türkiye’nin millî güvenliği konusunda Anayasa tarafından verilmiş yetki ve sorumlulukları vardır ancak bugüne kadar ne PKK açılımı, İmralı canisiyle pazarlık masasına oturulması konusunda ne füze kalkanı ne İran ne de Suriye tehdidi konusunda tek bir cümle edip kamuoyunu bilgilendirmemektedirler. Sanki çocuklarımızı onlara değil de Millî Piyango İdaresine emanet etmişiz, sanki 8 bin şehidimiz Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutasında değil, TOKİ’nin inşaatlarında hayatını kaybetmiştir.

Ordunun üst komuta heyeti umursamazlık içerisinde, teröristle müzakereyi tribünden seyretmektedir. Bu millete, bu milletin evlatlarına yazık olmuştur. Kırk yıldır teröre verdiğimiz canlar Başbakan için şaka gibi görünebilir ama bizim için şaka değil, can yakıcı, içimizi acıtan, haysiyet, onur ve namusumuzu koruyan gerçek kahramanlardır. Buradan tekrar aziz şehitlerimizin hatıralarını minnet ve şükranla anarken onlara Allah’tan rahmet, ailelerine ve gazilerimize de yaşamak zorunda kaldıkları bu teröristle müzakere sürecinde sabır ve metanet diliyorum.

Bu duygularla, uydurma davalarla, suçlama ve isnatlarla cezaevinde ve mahkeme salonlarında zulme uğrayan Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensuplarına, başta İstanbul Milletvekilimiz Engin Alan Beyefendi olmak üzere hepsine sevgi ve selamlarımı gönderirken Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar…

Buyurunuz Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım.

Tasarıyla getirilmek istenen disiplin cezalarının birçoğunda muğlak ifadeler bulunmaktadır. Bunların hukukun genel mantığı çerçevesinde netleştirilerek içerisinin doldurulması gerekmektedir.

Sayın Bakan, birkaç kez sormamıza rağmen cevap alamadığımız, en son bütçede size tekrar sorup yine cevap alamadığımız soruyu tekrar sorarak sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Bakan, 2002 yılından daha yeni bir hücumbotumuz yok mudur? 2002 yılından bu yana yapılmış bir hücumbot ihalesi var mıdır? Varsa ihaleye hangi firmalar katılmıştır? İhale hangi firmada kalmıştır? İhalenin verildiği firma yetkilisi Hükûmete akrabalık bağıyla bağlı mıdır? Tekrar soruyorum Sayın Bakan.

Bir soru da silah satışlarıyla ilgili. Hillary Clinton’un Senato komisyonundaki sorgusunda kendisine “Libya’ya silahları Türkiye üzerinden mi gönderdiniz?” diye soruldu. Hillary Clinton buna cevap olarak “Yan odaya sorun.” dedi. Yan oda sanıyorum ya Savunma Bakanlığı ya da CIA olacak. Tekrar soruyorum ve açık olarak soruyorum Sayın Bakan: Libya’ya ve Özgür Suriye Ordusu aracılığıyla El Kaide’ye silah sağladığınız doğru mudur? Bu iddialar için ne diyorsunuz? Lütfen, açıkça bunlara cevap vermenizi rica ediyorum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Saçma” diyoruz.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanın terörle…

Sayın Bakan “Saçma” diyerek cevap veriyorsunuz ama Hillary Clinton’a Amerika’da soruyorlar.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanın terörle mücadeleye gönderecek subay kalmadığı açıklamasıyla daha önceden ilan etmiş olduğu Ergenekon’un savcılığından müdahil avukatlığa geçişini kutluyor ama atı alanın Üsküdar’ı çoktan geçtiğini ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanın açıklamaları gündemi değiştirmenin bir gayreti olarak görülmekte, basında bu yönde bir yayın yapılmaktadır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gündemi değiştirmek CHP’ye yarar.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Ama Başbakan bu konuda gayet ciddi çünkü geçen hafta içerisinde İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine gönderilen genelgeyle, hizmette on beş yılını dolduran emniyet mensuplarının terör olaylarının yoğun olarak yaşandığı bölgelere tekrar gönderileceği belirtildi. Bölgeyi bilen, birikimli ve tecrübeli personelin istihdam edileceği açıklandı. Gerçi bu karar ne kadar geçerli olur, orası şüpheli. Çünkü Başbakan söylediklerinin arkasında duramamakta, aldığı kararları sıklıkla değiştirmektedir. “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyen bir kişinin bir ay geçmeden ülkesinin bir ilini Libya müdahalesinin merkezi durumuna getirmesinin bir açıklaması yoktur.

7 Kasım 2012 tarihinde “Sağır duymaz uydurur, bizim böyle bir talebimiz yok, şu anda para ödemek suretiyle Patriot alma durumunda, düşüncesinde değiliz.” diyen bir Başbakandan, 21 Kasım 2012 tarihinde, iki hafta sonra “Talepse talep, bütün bunlar yapılacak, ona göre adım atacağız. Çünkü orada tehdit altında olan bölge Türkiye’nin toprakları olduğu kadar NATO’nun da topraklarıdır.” diyen bir Başbakana nasıl geçiş yapıldığının açıklaması yoktur.

Değerli milletvekilleri, NATO’nun olduğu iddia edilen ama aslında Hollanda, Almanya ve Amerika’ya ait olduğu ortaya çıkan füzeler askerleriyle ülkemize gelmiş bulunmakta. Hükûmete göre ülkemiz tehdit altında ve onun için ülkemizdeler ama NATO’nun değiller; parasını biz ödeyeceğiz, ne kadar kalacakları da belli değil. Çünkü Başbakana göre kendi topraklarındalar.

Değerli milletvekilleri, Başbakanın açıklamalarını, İçişleri Bakanlığının genelgesini, donanmamızın son yıllarda yaşadığı bitmeyen soruşturmalar, iddialar, tutuklamalar ve de subay, komutanların istifalarıyla birlikte düşündüğümüzde ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır: AKP Hükûmeti yakında yabancı bir donanmayla yabancı komutanlar talep ederse şaşırmamak gerekir. Görünen budur değerli dostlarım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, çok uçuk konuşuyorsun.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, II. Abdülhamit’in sürekli, darbe yapılacak korkusuyla otuz üç yıl boyunca Osmanlı donanmasını Haliç’te kilitli tutmasının bedeli, ilk önce Ertuğrul firkateyninin 533 şehit vererek Japonya kıyılarında batmasıyla, daha sonra da Trablusgarp Savaşı’nın kaybedilmesiyle ödenmiştir. Tarihi okumak önemlidir ama asıl önemlisi olayları sebebiyle ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirebilmek, analizleri doğru yapabilmek ve olayları doğru okuyabilmektir. Okuyamadığınız takdirde “Tarih tekerrürden ibarettir.” sözünün ne demek istediğini anlayamaz, politikalarınızı tarihî hatalar üzerine inşa etmeye devam eder, kendi topraklarınızı yabancı ülkelerin toprağı olarak görme yanılgısına düşersiniz.

Değerli milletvekilleri, 2009 yılında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturma ordunun kozmik odasına kadar ulaştı. Yirmi altı gün arama yapıldı. Sonuç? Yıl 2012’nin son günleri, Başbakan Yardımcısı açıklama yaptı: “Bunun bir suikast girişimi olduğunu düşünmüyorum.” Peki, üç yıl süresince ne oldu? Kozmik oda aramaları sonucunda, olası bir savaş durumunda devletin zirvesinde yer alan kişilerin hangi askerler tarafından, hangi yöntemlerle, nereye saklanacağına ilişkin plan kullanılamaz hâle geldiği için iptal edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin olası bir savaş durumunda kullanacağı ve ülkenin belirli yerlerinde bulunan gizli cephaneliklerin olduğu noktalar deşifre oldu. Irak’ın kuzeyinde PKK yapılanmasına ilişkin belgeler, bunları elde edenler ve bilgi alınan kaynaklar deşifre oldu. Yani –ülkemiz- olmayan bir suikast iddiasının peşinde, Başbakanın savcılığında, Başbakan Yardımcısının gözetiminde, terörle mücadeleye gönderecek subaylarımızın kalmamasına neden oldu. Terörle mücadelede etkin görev alan, 2011 yılında 872, 2012 yılında 1.227 subayımız kendi isteğiyle ya istifa etti ya da emekli oldu. Başbakan subay bulamadığı için de Genelkurmay Başkanını PKK’ya karşı yapılan operasyonları bizzat yönetmesi için gönderdi.

Değerli milletvekilleri, askerî casusluk operasyonunda adı geçen bir binbaşımız için, evinde yapılan aramalarda ele geçirildiği iddia edilen hayvan ve çocuk pornoları için ayrı dava açılmıştı. Mahkeme binbaşı hakkında şu kararı verdi: “Binlerce CD ve DVD inceleme işlemi sırasında, sanığın savunduğu gibi DVD’nin karışmış olabileceği gibi, kötü niyetli kişi ya da kurumlar tarafından sanığı aşağılayıcı bir suçla suçlamak isteyenler tarafından bu DVD’nin diğer el konulmuş eşyalar arasına koyulmuş olabileceği görüşüyle beraatına karar verilmiştir.”

Şimdi de bir kahraman askerimizden söz etmek istiyorum sizlere. Adı Mustafa Levent Göktaş; 1959 Tokat doğumlu, Türk askeri, emekli subay. TSK’da çalıştığı dönemde PKK örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması ve Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesinde görev aldı.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Amerika size teslim etti, Amerika!

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Genelkurmay Başkanlığına bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesindeki Muhabere Arama Kurtarma Birliğinde görev yaptı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde 3 adet üstün cesaret ve feragat madalyasına sahip tek Türk subayı. 2004’te askerlikten emekli olduktan sonra serbest avukatlık yapmaya başladı. 7 Ocak 2009’da Ergenekon soruşturmasının 10’uncu dalga operasyonunda gözaltına alındı ve birkaç gün sonra “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Tüm suçlamaları reddetti. Kararı ve değerlendirmeyi kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerine yıllardır yapılan saldırılarda son dönemece girmiş bulunmaktayız. Bunun tek sorumlusu da on yıllık AKP hükûmetleridir, tarih de bunları yazmaya devam etmektedir.

Dinlediğiniz için teşekkür eder, sevgi ve saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baydar.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora…

Buyurunuz Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 394 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı’yla ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’yla ilgili yasa değişikliği tasarısında kamuoyunca sıkça bilinen oda ve göz hapsi yani “disko” cezasının kaldırılmış olmasını olumlu bir değişiklik olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyorum. Ancak Türkiye’de askerlik derken akla gelen iki temel konu üzerinde konuşmanın son derece önemli olduğunu düşünüyorum: Bunlardan biri vicdani ret, diğeri ise asker intiharlarıdır.

Vicdani ret dinî, ahlaki ya da politik gerekçelere dayalı olarak zorunlu askerlik hizmetini reddetme durumudur. Vicdani ret ile ilgili en büyük gelişme ise Almanya’da yaşanmıştır. Nazi deneyiminden sonra 1949’da vicdani ret hakkı yasalaşmış, 1959’da çıkan kanunla da “Devletler arasındaki silahlı karmaşaya karşı olan her kişi alternatif sivil servislerde yer alacaktır ve eğer ki kişi isterse, silahsız serviste de çalışabilecektir.” denmiştir.

Özellikle Vietnam Savaşı’na karşı geliştirilen savaş karşıtı çalışmalarda vicdani retçilerin sayısında yaşanan büyük artış, ülkelerin askerlikle ilgili yasalarında değişimi zorunlu kılmıştır. Gelişen süreçte bugün, Avrupa Birliği üyesi bütün ülkelerde ve Avrupa Konseyine üye 47 ülkeden yalnızca Türkiye ve Azerbaycan dışında bütün ülkelerde vicdani ret yasalarda yer almış durumdadır.

Güney Amerika ülkelerinin birçoğunda da II. Dünya Savaşı sonrası vicdani ret hakkı tanınmış ve zorunlu askerliğin kaldırılmasına geçilmiştir.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibi uluslararası birlikler zorunlu askerliğe karşı vicdani reddi benimseyerek üyelerine bu yönde yasal düzenlemeler yapmaları ve uygulamalarda da özenli olmaları konusunda sürekli uyarılar yapmaktadırlar.

Uluslararası Af Örgütü ise vicdani retçiyi şöyle tanımlamaktadır: “Vicdani ya da geçerli bağlılığından dolayı silahlı kuvvetlerde görev almayı ya da savaşlarda veya silahlı çatışmalarda doğrudan ya da dolaylı görev yapmayı reddeden kişidir.” Bu, bütün savaşlara katılmayı reddetmese bile bir savaşın amaçları ya da yürütülme biçimine katılmadığı için reddetmesini içerir. Ayrıca Uluslararası Af Örgütü vicdani reddini kaydedemeyen ya da kaydetmeyi reddeden ve sivil alternatif hizmetini yapamayan ya da yapmayı reddedenleri de düşünce mahkûmu olarak kabul etmektedir. Vicdani nedenlerden dolayı askerlik hizmetinden muaf olmayı sağlayacak makul adımları atmasına rağmen izinsiz olarak silahlı kuvvetlerden ayrıldıkları için hapsedilenleri de düşünce mahkûmu olarak kabul etmektedir.

Türkiye’de ilk kez görüldüğü 1999 yılından bu yana yirmi yıllık bir geçmişi olan vicdani ret oldukça yeni bir olgudur. Türkiye’de bu olgunun görünür hâle gelmesi esas olarak bazı vicdani retçilerin tutuklanması ve tutukluluk süreçleriyle ilgili uluslararası ve ulusal kamuoyunun oluşturduğu baskı sayesinde mümkün olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de vicdani retçilerin cezalandırılmasını öngören Türk Ceza Kanunu’nun 318’inci maddesi “Halkı askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.” demekte ve vicdani retçileri bu kapsama almaktadır. Vicdani retçiler herhangi bir şekilde tutuklandıklarında askerî cezaevlerinde, askerî emir ve disiplin altında yaşamaya zorlanmakta, bu nedenle birçok baskı ve işkenceyle karşılaşmakta ve askerî mahkemelerde yargılanmaktadırlar. Bütün bunların yanında, asker kaçaklarından farklı olarak vicdani retlerini açıkladıklarından dolayı “halkı askerlikten soğutma” gibi bir suçlamayla da karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu suçlama geçmişte Askeri Ceza Kanunu madde 155 ile yeni TCK 318’inci maddeyle birtakım değişiklikler geçirmesine rağmen sürdürülmektedir. Kaldı ki bu suçlamadan yalnızca vicdani retçiler değil vicdani retçilere destek eylemi yapan aktivistler, vicdani ret ya da benzer bir konuyu ele alıp yazanlar ya da askerlikle ilişkili bir eleştiride bulunanlar da paylarına düşeni mahkemelerde yargılanarak almaktadırlar. Ancak bilinmesi gerekir ki vicdani ret uluslararası literatürdeki ele alınış biçimiyle daha çok hukuki niteliktedir ve din ve vicdan özgürlüğü kapsamında bir insan hakkı olarak tanımlanmaktadır. Hukuki bir hak olarak ele alınan vicdani ret İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 18’inci maddesinde, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 18’inci maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesinde düşünce, vicdan ve din özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir.

Vicdani reddini açıklayan ve bu yüzden cezalandırılan Halil Savda isimli vatandaşın yaptığı başvuruyu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kötü muamelenin yasaklanmasıyla ilgili 3’üncü, ifade özgürlüğüyle ilgili 9’uncu ve adil yargılanma hakkıyla ilgili 6’ncı maddelerini ihlal ettiğine hükmetmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gerekçeli kararında vicdani ret hakkının tanınmasının reddinin demokratik toplumlarda gerekli bir önlem olmadığı yorumu yapılmıştır.

Vicdani ret savaş karşıtı bir tutum olup bireyin ahlaki, politik ya da dinî gerekçelerle askerlik yapmayı reddetmesidir. Savaş karşıtı olmanın onun bir unsuru olmamaktan geçtiğini, “savaş çıkmış giden yok” ütopyasının gerçeğe de dönüşebileceğini, barışın ötelenemeyecek, büyük zaferlerin sonrasına bırakılamayacak bir şey olduğunu ve özellikle de gidilen yolun kendisi olduğunu göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan erler arasında intihar vakaları gün geçtikçe artmış, endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz konuyla ilgili verilen bir soru önergesine verdiği yanıtta TSK bünyesinde intihar eden askerlerin yaş aralığının 20-24 olduğunu, bunun Türkiye İstatistik Kurumu verileriyle uyuştuğunu ifade etmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu gençlerde intihar yaşının ağırlıklı olarak bu yaş aralığında gerçekleştiğini tespit etmiş, bunu eğitim seviyesi, bölge farklılıkları ve il dağılımı olarak ortaya koymuştur. “TSK bünyesinde görev yapan askerlerle asker olmayanların intihar koşulları ve nedenleri örtüşmektedir.” düşüncesini içeren Sayın Bakanın yaklaşımı en hafif tabiriyle sorumsuzluktur. Unutulmaması gereken nokta, gençlerin askerliğe başladıktan sonra devletin sorumluluğu altında olduklarıdır.

Genç erkeklerin, özellikle üniversite mezunu olmayan ve askerliğini er olarak yapanların, askerlik deneyimleri sırasında karşılaştıkları kötü muameleler herkes tarafından bilinen ama sesli bir şekilde dillendirilmeyen, bu nedenle de iyileşme belirtisi göstermeyen bir konudur.

Millî Savunma Bakanı Sayın Yılmaz, mayıs ayında, partimiz vekillerinin kışlalarda yaşanan şüpheli asker ölümleriyle ilgili verdikleri soru önergesine, son yirmi iki yıl içerisinde kışlalarda zorunlu askerlik sırasında 2.221 asker intiharı yaşandığı yanıtını vermiştir. Son on yıl içerisinde kışlalarda intihar eden asker sayısı 934, çatışmalarda hayatını kaybeden asker sayısı ise 818’dir. Bu rakamlar Avrupa ortalaması ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2’nci maddesinde, taraf devletlere, bir kimseyi yetkililerin sorumluluğu altında bulunurken üçüncü kişilerin ölümcül eylemlerine ya da bazı özel koşullarda kendi eylemlerine karşı korumaları amacıyla uygulamaya ilişkin tüm tedbirleri almalarını içeren pozitif yükümlülükler yüklenmiştir. Bu yükümlülük hiç şüphesiz zorunlu askerlik hizmeti için de geçerlidir ve devletler bu hayati önem taşıyan görevlerini yerine getirirken etkili yasal ve idari bir sistemi uygulamaya koymak durumundadır.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki intihar önleme merkezleri, Ankara’daki Krize Müdahale Merkezi gibi, intiharları engelleme işlevini üstlenmiş bir organizasyon Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bulunmamakta, ancak TSK’da birlik komutanı-kıta tabibi-hastane zinciri içinde bu olgulara yardım edilmeye çalışılmaktadır. Bu da intiharları önlemekte yetersiz kalmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genelkurmay, askerlerin “kötü muamele”, “uyuşturucu kullanımı”, “ailevi sorunlar”, “aşırı borçlanma”, “yüz kızartıcı olaylar” ve “uyumsuzluk” gibi gerekçelerle intihar ettiğini söylese de, bu sebeplerin taraf devletlerin askerlerin yaşam hakkı üzerindeki sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı unutulmamalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının etkili bir şekilde hayata geçirilip geçirilmediğini denetleyen Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin mahkûmiyet kararları karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini incelemeli, başta vicdani ret hakkının tanınması olmak üzere zorunlu askerlik hizmeti kaldırılmalı, şeffaflık ve denetim mekanizmaları hayata geçirilerek, AİHM’in öngördüğü tedbirler doğrultusunda, şüpheli asker ölümlerinin ve zorunlu askerlik hizmeti sırasında yaşanan her türlü insan hakkı ihlallerinin önüne geçilmelidir diyor, Genel Kurulu yeniden saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Şahsı adına Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri… Yok.

Şahsı adına Bursa Milletvekili Sena Kaleli.

Buyurunuz Sayın Kaleli. (CHP sıralarından alkışlar)

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na ilişkin söz almış bulunuyorum. Sözlerime, iş cinayetine kurban giden Gaziantep’teki 8 işçimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileyerek başlamak istiyorum. Sivil ve siyasi şiddet seri hâlde, sistematik bir şekilde devam ediyorken iş yerlerinin disipline edilememesi, önlem alınamıyor olması gerçekten manidar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren subay ve astsubaylarımızı yetiştirmek üzere ortaokul, lise, üniversite düzeyinde okullar açılmış, sürece bağlı olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan subay ve astsubayların öğrenim düzeyleri de sürekli arttırılmıştır. Ancak, bu öğrenim düzeyinin artması ne yazık ki subay ve astsubayların özlük ve sosyal haklarına yansıtılamamıştır. Öte yandan, emekli ve göreve devam eden meslek ve yüksekokul mezunu olmayan astsubayların, diğer astsubaylarla aynı risk grubundaki astsubayların haklarının verilmemesi hem ayrımcılık hem de eşitsizlik doğurmaktadır. Bizi birleştirmeye, tek başına, ne ırk ne mezhep ne maddi ne manevi değerlerimiz yeterlidir. Bizi, insani ve vicdani değerlerimiz, insafımız, ahlakımız, çifte standartsız demokrasiye olan inancımız, eşit haklarımız ve özgürlüklerimiz, ortak yaşama irademiz, yok saymayan, reddetmeyen var etme anlayışımız, duygularımızı paylaşarak anlamamız ve iyi niyetimiz birleştirir. Gerçek özgürlükçü anlayış, karşılıklı hakların teslim edildiği, kimsenin kimseyi kendine benzetmek telaşına düşmediği, üstünlük taslamadığı, eksiltmediği, karşılıklı endişelerinin olmadığı bir zemini gerektirir. Bu gerçeklik ve zemin olmadıkça yine karşılıklı yasaklar, baskılar, dayatmalar, tekçi anlayış egemen olmak durumunda kalır. Hınçlı ve hırslı, intikam duygusu ağır basan, eleştiriye kapalı toplumsal ayrışmalar beslenir. Hak ve özgürlükler teslim edildikçe çoğalır, eşitleniriz ve birlikte yaşayabiliriz. Bunun için, arayış ve anlamayı akıl ve bilimle temellendirmeli, özgür mantığa ve hakikatin, ideal ahlakın daha üst düzeyde kavranmasına uygun zeminler oluşturulmalıdır. İdeolojilerimizi, anlayışımızı, hak ve özgürlük zemininde konuşursak ne taviz vermiş ne de taklitçi konumunda oluruz. Eşitlikçi ve özgürlükçü anlayışımızı engel tanımadan, kavramlara takılmadan hep savunacağız, geliştireceğiz, mücadele edeceğiz ve vazgeçmeyeceğiz.

Bu anlamda, konuyla ilgili olarak vermiş olduğum soru önergeme Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz tarafından verilen yazılı yanıtta astsubayların özlük haklarında bazı değişiklikler yapıldığı, bazılarının ise çalışma aşamasında olduğu belirtilmiştir. Ancak astsubaylar bu konuda geçmiş yıllarda sürekli vaatler verildiği hâlde bugüne kadar hiçbir adım atılmadığını belirtmektedirler. Nitekim, bütçe görüşmeleri sırasında Millî Savunma Bakanının açıklamasıyla ilgili soru sorduğum Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek bu konuda hiçbir hazırlıklarının olmadığını belirtmiştir. Yani ya bakanlar birbirlerinden habersiz ya da koordinasyonsuzluk söz konusudur. Kendilerini ordunun ötekileştirilmiş grubu olarak gören astsubayların bekleyişi sürmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde subaylar gibi risk grubunda görev yapan astsubayların mesleki motivasyonunu yükseltmeyi, aidiyet duygularını geliştirmeyi, özlük haklarından kaynaklanan eşitsizliği gidermeyi ve uygulama birliğini sağlamayı mutlaka becermeliyiz. Kendilerine eşitlikçi, insancıl yaklaşılmayan ortamlarda disiplin ve insani ve vicdani yaklaşımlardan da söz edilemez.

Bu vesileyle yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaleli.

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yeniçeri.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anadolu’da bir tabir var: “Sürü elden gidince alaca dana hesabı yapılmaz.” Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik saldırı, itibar infazı ve tutuklamaların alabildiğine devam ettiği bir zamanda, bunca subayın hapishanelerde bulunduğu bir anda disiplin yasasıyla uğraşmak biraz artistik bir yaklaşım biçimi oluyor, biraz fuzuli bir yaklaşım biçimi oluyor.

Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili manzarayı umumiye şöyledir: Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ terör örgütü mensubu ve terör örgütü kurmaktan Silivri’de tutuklu. Yine, Genelkurmay eski başkanlarından Işık Koşaner’in en mahrem yerlerde sarf ettiği sözler çarşaf çarşaf medyada yer almış ve yayınlanmıştır. Her 6 generalden birisi tutuklu olarak hapishanede bulunmaktadır. Silah arkadaşlığının gidip yerini ihbar ve itham arkadaşlığının aldığı bir olgu ile Türk Silahlı Kuvvetleri karşı karşıyadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, belgeleri bavullarla karargâhlardan dışarıya taşınan, ihbar ve ithamlarla yıpratılan bir silahlı karargâha sahip duruma ve konuma gelmiştir. Kendi hukukunu koruyamayan bir Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülkeyi nasıl koruyacağını vicdan sahibi herkese buradan yüksek sesle sormak istiyorum. Acaba bu ihtiyaç mıdır ki Türk Silahlı Kuvvetleri kendi hava savunma sistemini koruyabilecek bir durumda değil de Suriye gibi bir ülkeye -kolu kanadı kırılmış, kendi içerisinde çelişkili bir ülkeye- karşı Amerika Birleşik Devletleri’nden, NATO’dan ve diğer ülkelerden Patriotlar ithal etmeye kalkıyor? Ve oradan gelen Hollanda askerlerinin Srebrenica’daki yapmış oldukları ortadayken bunu biz gerçekleştirmiş oluyoruz.

Karşımızda, millî mukavemeti kırılmış, her türlü istihbarat ve şer operasyonuna açık bir silahlı kuvvetler var. Eli kolu bağlanmış, moral ve motivasyonu tahrip edilmiş ve dağıtılmış silahlı kuvvetlerin Osmanlı tarihinde de örneği vardır. Biz 1826 yılında çürümüş yeniçeri ocağını kaldırdık, dağıttık. Bu ocak aslında kara kuvvetlerinin dağıtılması anlamına geliyordu. 1827’de de Navarin’de Fransız ve Rus, İngiliz donanması donanmamızı yok etti. 1828’de Rusya’nın saldırısıyla Türkiye karşı karşıya kaldı ve James Brown isimli bir İngiliz zabiti bu savaşı “Ordusuz Osmanlı milletinin bir imparatorlukla savaşı” olarak tasvir ve tarif etmiştir ve Sultan Mahmud sonuçta yenilmiş ve kendi valisi karşısında darmadağın olmuş, “Denize düşen yılana sarılır.” demek durumuyla karşı karşıya kalmıştır.

Değerli milletvekilleri, iktidarın her türlü süslü söylemine ve abartılı konuşmalarına rağmen Türk Silahlı Kuvvetlerinin beşeri motivasyonu yoktur. Subaylar, teröristle mücadelede ya da düşman karşısında bugün nasıl davranacaklarının kararsızlığı içindeler.

Bugünün Türkiye’sinde, PKK’nın iki numaralı ismi, eli kanlı, faşist, katil Şemdin Sakık’ın, PKK’nın Marmara sorumlusunun ve diğer birçok PKK’lı katilin TSK mensuplarının yargılandığı davalarda gizli, açık tanık olarak dinlenmesi her şeyi özetliyor.

Silivri’de tutulan kahraman subayların içinde bulunduğu şartlara üzülmeyen devlet yetkilileri, dağda ölen PKK’lılar için ağlıyorsa; eli kanlı teröristleri kastederek “Onlara yapılan bana da yapılsa ben de dağa çıkardım.” sözleri ediliyorsa bu eli kanlı teröristlerle mücadele eden silahlı kuvvet mensuplarının içine düştüğü durumu tahmin etmek hiç de zor değil.

Nihayet Başbakan konuştu, dedi ki: “Neredeyse komuta kademesinde kimse kalmadı, böyle şey olmaz, Genelkurmay Başkanı’nı bile terör örgütü mensubu yapıyorsunuz; bu, morali altüst eder.” dedi. Yani Başbakan Erdoğan’ın hiçbir konuşması bir öncekiyle tutarlı olmadığı için bu sözlerini de biz yadırgamıyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi canım sen de!

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Başbakan Erdoğan hem döven hem de ağlayan bir insan pozisyonuna bürünmüş durumdadır. Sanki özel yetkili mahkemeleri AKP Hükûmeti değil de bir başka hükûmet kurdu. Sanki TSK’ya yönelik itibar infazlarını AKP medyası değil de Yunanistan medyası yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Sanki “Bu davanın savcısı benim.” sözünü Başbakan Erdoğan değil de bir başkası söyledi. Sanki gereğini yapması için “Yargıya ben de gerekeni söyledim.” sözü Başbakan Erdoğan’a ait değil de bir Japon’a ait.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Başbakan bu sözlerinde samimi olsa MİT Müsteşarı için çıkardığı yasaya benzer bir yasa çıkararak bu konuyu bir günde gündemden kaldırır ve dolayısıyla da yakınma da ortadan kendiliğinden kalkmış olur.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Şu an işgalci konumundasın, kürsüyü işgal ediyorsun.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Türkiye’nin hava savunma sistemini yabancılara teslim etmesi ve aynı zamanda da yarın da denizde vuku bulacak 12 mil veyahut Yunanistan’ın sözünü ettiği doğal gaz ve petrol arama faaliyetlerinde hangi donanmayı kullanacağınızı da burada yüce millet merak ediyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, zaman zaman soruldu bunlar ama bir türlü açıklığa kavuşmadığı için ben bir defa daha sorma lüzumunu hissettim. Bu uzman jandarma, uzman erbaşlar var. Bu uzman erbaş olmak, uzman jandarma olmak hem fiziki hem fikrî gücü gerektiriyor, çok sıkı imtihandan sonra alınıyor ama bunlar alındıktan sonra, bir miktar sonra kendilerini mutlu hissetmiyorlar. “Yeni bir kanun çıktı, bizi işte 657’ye göre personel yapacaklar.” diyerek ayrılıyorlar. Bunların hepsi ortada dolaşıp duruyor. Çocuklarının ezgin olduğu, kendilerinin psikolojisinin bozuk olduğunu söylüyorlar. Eğer kanunen böyle bir hakları varsa bunlar siyasi tercihlerine göre mi alınıyor, yoksa, öyle bir kanun yok, bunlar başıboş mu gezmeye tahammül ediliyor? Buna bir cevap verirseniz memnun olurum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önceki sorularımıza verdiğiniz cevaplarla, PKK’yla AKP’nin görüşmelerde bulunmadığını, bunun devlet eliyle yapıldığını söylediniz. Bu devlet kurumları içerisinde, şu ana kadar, MİT Müsteşarının dışında devletin adamı kimdir? Sadece MİT midir devlet? Eğer buysa bunları kim yönetiyor? Bu devleti yöneten Hükûmet, o zaman, bu işin içinde değil de neresinde? Hükûmeti saymayan bir MİT Müsteşarı mı vardır? Bu müzakerelerde neyin karşılığında ne veriyoruz? Bunu aziz Türk milletine bir kez daha açıklamanızı istirham ediyorum özellikle bir Bakan olarak.

İkincisi; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli olan sivil memurların gerek özlük gerek sosyal hakları gerekse çalışma şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili Bakanlığınız çalışmaları ne düzeydedir? Böyle bir çalışma var mı? Varsa içeriği nedir ve ne aşamadadır? Cevaplarsanız sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın İrbeç…

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce sorduğum soruya verilen cevabın ikna edici olabilmesi için ek açıklamaya ihtiyaç vardır. Konuyla ilgili haberler sıradan basın organları tarafından verilmemiştir. Söz konusu haberin kaynağı, Reuters ve Agence France-Presse’dir. 26 Ocak 2013 tarihinde, yerel saatle saat 12.47’de geçtiği haber aynen şöyle: “Sana; Yemenli otoriteler, Aden’in güney limanında gemiyle sevk edilen saldırı tüfeklerini yakaladı. Aynı ayda 2’nci defa olduğunu cuma günü medya rapor etti. Bir konteynerde tespit edilen silahlar arasında 115 T-14 Türk yapımı saldırı tüfekleri olduğunu Gümrükler Şefi Muhammed Zumam’ın bilgisine dayandırarak Saba Haber Ajansı haber yapmıştır. Sayın Zumam şöyle demektedir: ‘3.780 otomatik tüfek konteynerde bulundu. Plastik ev eşyası olarak etiketlenen bu kalemler, limana, geçen yıl Türkiye’den 16 Kasımda geldi.’ Sayın Zumam göndericinin ve alıcının ismini vermedi.” Sayın Bakan, Türkiye’nin itibarını uluslararası alanda olumsuz yönde etkileyen bu tür haberlere karşı Hükûmetiniz uluslararası alanda hangi ikna edici adımları atmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İrbeç.

Sayın Yeniçeri…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, 12 Eylül 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğinde “Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin sicil ve özlük işlemleriyle hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı kanunla düzenlenir.” hükmünü getirmiş ancak sözü edilen uyum yasası henüz Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmemiştir. Sicil işlemleri Genelkurmay Başkanlığınca yürütülen, hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı tam olarak sağlanmamış bir mahkemenin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden yargı yolu açık idari işlemle ilişiği kesilenler için bir yargı yolu olarak gösterilmesi ne kadar adaletlidir? Mademki Askerî Yüksek İdare Mahkemesi adil bir yargı yoluydu, YAŞ kararlarına yargı yolu açılmasına rağmen, neden bu kararlarla ilişiği kesilenlere mahkemeye başvurma yerine geçici 32’nci maddeyle özlük hakları verilmiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, az önce Darbeleri Araştırma Komisyonu Raporu’ndan örnekler verdiniz. O hâlde, söz konusu komisyon raporunda, Türk Silahlı Kuvvetleri, YAŞ kararları dışında bakan onayı veya kararnameler ile tasfiye işlemlerinin yapıldığını ve bunların YAŞ kararlarından bir farkının olmadığını, aynı türden bir mağduriyet olduğunu da okumuştunuz. YAŞ kararları ile ayrılanlara iadeiitibar yaparken kararname mağdurlarını ayrı tutmanız ve bu konuda somut bir adım atmamanız bir çelişki değil midir? Sizin adalet anlayışınıza uygun mudur? Kararname mağdurları için bir düzenleme yapacak mısınız?

Ayrıca, bu silah kaçakçılığıyla ilgili, Hükûmetiniz bu kaçakçıları ortaya çıkaracak mı, bunun üzerine gidecek misiniz? Bu konuda görüşleriniz var mıdır? Özellikle basındaki bu haberler bizleri ve Türk halkını üzmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu İmralı’daki bebek katiliyle görüşenin kim olduğu konusundaki ifadenizin düzeltilmesine ihtiyaç var. Şimdi, “AKP görüşmüyor.” dediniz. Biz “AKP görüşüyor.” demedik, Hükûmet görüşüyor; Hükûmetin başındaki zat, özel temsilcisini gönderdiğini söylüyor. Eğer “Devlet görüşüyor.” derseniz, “Devletin görevlileri görüşüyor.” derseniz, MİT Müsteşarı görüşmüşse ana dilde eğitim, ana dilde savunma gibi konularda da bir hâkimin ya da bir millî eğitim müdürünün kendiliğinden gitmesi gerekir.

Oysa biliyoruz ki Hükûmet, bu işin siyasi kararının arkasında duran organdır, devlet memurları bu çerçevede gider görüşürler. Zaten Sayın Başbakan da Strasbourg’da “İktidar benim, oraya gönderilen adamlar benim, dolayısıyla, biz gönderdik.” demiştir. Dolayısıyla, ifadenizi düzeltmenizi tavsiye ediyorum efendim.

Diğer taraftan, bu uzman jandarmalarla ilgili sorunlar var. Bunlar subay ve astsubaylar gibi okullarda okudukları hâlde okulda geçen süreleri emekliliğe sayılmıyor. Ek göstergeleriyle ilgili ciddi sıkıntılar var; astsubay ek göstergelerine endeksli olarak ücret alıyorlar. Bunların düzeltilmesini düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, bebek katiliyle İmralı’da yapılan görüşmeler konusunda Millî Güvenlik Kurulunda alınmış bir karar var mıdır, değerlendirme yapılmış mıdır?

Ayrıca, İsrail’in, Lübnan’ın hava sahasını ihlal ettiği ve Suriye tarafında bir hedefi ortadan kaldırdığına ilişkin haberler vardır. Bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyim? Suriye’ye İsrail’in bu tavırları karşısında bununla ilgili bir tepkiyi Hükûmetiniz ortaya koydu mu?

Ayrıca dövizli askerlik konusunda yurt dışındaki vatandaşların mükellefiyetiyle ilgili bir soru sormuştum, “Azaltmayı düşünüyor musunuz?” Bir de “Korucularla ilgili bir çalışmanız var mı?” diye sormuştum. Onlarla ilgili bir değerlendirme yapmadınız. Eğer mümkünse bu konudaki değerlendirmenizi istirham ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle Sayın Yeniçeri, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri sicil almamaktadırlar. Dolayısıyla, sicil almadığından yani sicil verilip de “Özgür müdür, değil midir?” diye sorgulamaya gerek yok. Eğer Anayasa Mahkemesinin son kararlarını dikkatli takip ederseniz -ben bizzat takip ediyorum hem kurumun başında olarak hem de bizimle ilgili bölümlerini- son zamanlardaki bütün “Anayasa’ya aykırı” diye Askerî Ceza Mahkemesinin birçok kanununu Anayasa Mahkemesine bizim Askerî Yüksek İdare Mahkemesi veya Askerî Yargıtay gönderiyor. Mesela -zaten Anayasa değişikliği yapıldı da- sivil memurlar pekâlâ İç Hizmet Kanunu ve diğer birçok kanunda askerî personel içerisinde sayılmış olmasına rağmen yine bizim askerî mahkemelerin Anayasa Mahkemesine “Bu, Anayasa’ya aykırıdır.” demesi üzerine Anayasa Mahkemesi “Sivil memurların sivil mahkemelerde yargılanması gerekir.” diye hüküm verdi. Dolayısıyla, ceza yargılaması açısından buradaki hâkimlere güvenmemiz lazım. Bunlar da bizim, Silahlı Kuvvetler milletimizin bir parçası. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Askerî Yargıtay da Silahlı Kuvvetlerimizin adli hususlarını yerine getiren -bence de hakkıyla da yerine getiren- özgürlükçü, demokratik, sistemin daha da gelişmesi doğrultusunda çalışan mahkemelerdir. Bundan hiçbir şikâyetim yok.

“Sivil memurların özlük haklarına yönelik çalışma var mı?” diye Sayın Işık’ın sorusu. Tüm devlet memurları gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli olan ve 657 sayılı Kanun’a tabi sivil memurların özlük haklarını iyileştirmeye yönelik çalışmalar bütçe olanakları çerçevesinde devam etmektedir. Bu tabiri birçok yerler için, hem astsubaylar için söylüyoruz hem subaylar için söylüyoruz ama bütçeyi de dikkate alarak bunu söylediğimizde hemen bir dahaki toplantı veya oturumda “Öyle söylemiştiniz, hani ne oldu?” diye de talep geliyor. Ancak bütçe imkânları doğrultusunda, bütçemiz iyi oldukça geçmişte verilmeyen birçok imkân verildi, bundan sonra da bir çalışma var.

Yine bir Sayın Vekil “Siz böyle söylediniz ama Maliye vermedi.” diye… Biz birisine bir hak verdiğimizde işte uzman erbaşa verirsek astsubayla arasındaki statünün bozulmaması lazım. Astsubaya verdiğimiz zaman, subaylarla arasındaki statünün bozulmaması lazım. Dolayısıyla hassas bir denge var; bu hassas dengeyi tutarak, önce kendi içerimizde, kuvvet komutanlıklarımız, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı bir çerçeve oluşturur, kendi kurumları arasında bir noktaya geldikten sonra da bakanlarımızın görüşüne sunarız.

Yine, Sayın Halaman’ın uzman erbaşların kamu kurumlarına geçişiyle ilgili bir sorusu vardı. Bildiğiniz gibi, Uzman Erbaşlar Yasası’nda, 92’nci maddesi uyarınca 657 sayılı Kanun’un, boş kadro bulunmak ve gireceği sınıfın niteliklerini taşımak kaydıyla memurluğa atanabileceği belirtilmektedir. Bir süreye kadar, gerçekten iki yıl görev yapıp da buradan ayrılanlar, çoğunluğu güvenlik olmak üzere devlette istihdam edildi. Fakat son iki yıldır artık bu istihdam yapılmamakta, çünkü sayı çok büyük miktara ulaştı. Bizim şimdi yeni bir çalışmamız var, muhtemelen çok yakın bir zamanda gelir. İki yıl çalışmakta olanlara bu imkânı değil de, yedi veya sekiz yıl olarak çalışanlara bu imkânı getirmeyi düşünüyoruz ki, en azından Silahlı Kuvvetlerde de bu hizmetten faydalansınlar. Ha bunların sayısını da vermek isterim: Uzman jandarmanın sayısı 24.418, uzman erbaşın sayısı 46.394. Şu anda, ayrılıp da kamu kuruluşuna girmek için bekleyenlerin sayısının da 5.000’e yaklaştığı ifade edilmektedir.

Yine Sayın Türkoğlu’na: Uzman jandarmalar birinci dereceye yükseltilmeli ve 2.200 ek göstergeye ulaşabilmeleri yönündeki tasarı, geçen yasama döneminde, yılbaşından önceki dönemde, yine bizim dönemimizde yasalaşmıştır.

Yine, MİT’le ilgili görüşmelerde… Bakın, MİT’in, herkesin bildiğinin dışında olağanüstü görevleri vardır ve devletin de bir organıdır. Muhakkak Hükûmetin de emrindedir, onda şüphe yok, ama görüşmeyi yapan MİT elemanlarıdır ama MİT’in bu asli vazifesi. Eğer MİT bunu da yapmayacaksa, o zaman sorar yani…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sizin bilginiz dâhilinde gerçekleşti değil mi?

MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, MİT’in bu ülkeye hizmetinin bir sınırı yoktur. Devletin, milletin lehine olacak çalışmaları yapar…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kendi kendine mi yapıyor?

MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - …ondan sonra da ilgili makamlara sunar, ilgili makamlar da değerlendirir. Kendisi karar verme makamında değildir, devlete bilgi ulaştırma makamındadır.

Sayın Vural’ın “MGK’da böyle bir karar alınmış mıdır?” diye bir sorusu var. MGK kararları gizli. Dolayısıyla, alınsa da bir şey denemez, alınmasa da bir şey denemez. Gizlidir, o gizliliğin ifşa edilmemesi gereklidir diye düşünüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bu alındığına yönelik bir şey midir? Yoksa yoktur.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır hayır, ben ne alındığına ne alınmadığına… Hiçbir şey söylemiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Millî Güvenlik Kurulunu bebek katilinin muhatabı hâline dönüştürmeyin, yoksa yoktur.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, yok. Biz öyle demiyoruz, siz öyle…

İki, bir başka… Sayın İrbeç’in…

OKTAY VURAL (İzmir) – İfadeniz çok yanlış Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Efendim, bakın, biz “MGK kararları gizlidir.” diyoruz. Dolayısıyla da bu konuda size hiçbir bilgi açıklama yapmak durumunda değiliz diyoruz. Bunun üzerine siz istediğinizi yapın.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Başka kurumu var mı devletin, devlet sadece MİT mi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın İrbeç, Yemen’e gerçekten, Türkiye’den böyle çok amaçlı kullanılabilen silahların gittiğinin ve gümrüklerde el konulduğunun, bunun da sıkıntıya yol açtığının farkındayız ancak bunlar buradan çıkarken… Bunlar “çift amaçlı” deyince yani kurusıkı olarak da kullanılabilen şeyler ancak gümrükten çıkarken bunlar gıda maddeleri olarak çıkıyor. Dolayısıyla, burada bir kaçakçılık var ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın da bu konuda soruşturmaları devam ediyor ancak şu çok net: Hem Dışişleri Bakanlığımızın yetkilileri Yemenli yetkililerle çok… Yemen’in Türkiye’ye güveni tamdır. Bizim de Yemen’de barıştan başka hiçbir şey istemediğimiz herkesin tartışmasız kabulüdür ancak böyle bir kaçakçılık veya Türkiye’den çıkarken gıda olarak gümrüğe bildirilip de Yemen’e böyle çift amaçlı kullanılan -ihracat diyelim artık- konteyner yükleri olmuştur, bunlar hakkındaki incelemeler devam ediyordur.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Önüne gelen silah gönderebiliyor mu bu ülkeden dışarıya?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gıda olarak gönderebiliyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Gıda olarak bahsediliyor. Şimdi, dediği gibi, bu kadar, 150 milyar dolarlık bir ihracat yapıyorsunuz, konteynerlere yükleniyor. E, konteynerlerin denetimi de ihbara mı bağlıdır yoksa her birisini tek tek mi kontrol ediyor? Hem dünyadaki uygulamalarına bakın. Eski bir Denizcilik Müsteşarı olarak diyorum ki: Dünyadaki konteynerlerin hepsinin yüzde 3’ü geçmez kontrolü. Siz her konteyneri açarsanız hiçbir 150 milyarlık ihracata ulaşamazsınız, ticaretiniz aksar. Dolayısıyla da “random” derler, rastgele bir kontrol ve ihbara dayalı bir kontrol yapılabilir diye düşünüyorum ancak soruşturma neticelensin, onun üzerine gerekenler yapılır.

Bir başkası… Hep aynı şeyi söyledik ama yani Türk yargısına güvenmek lazım. Biraz önce, işte kalktı arkadaşınız söyledi “Yargı böyle karar verdi.” E, peki, dediği gibi düşüncenizdeki fikre uygun yargı karar verince… Bakın, yargı karar verdi, işte “Yürütmenin yaptığı bir kısım işlemler yanlıştır.” deme hakkını görüyorsunuz ama bir başka da, işte diyelim ki o Yüksek Askerî Şûra kararları olmadan üçlü kararnameyle Silahlı Kuvvetlerden ilişiği kesilenler yargı denetimine tabi oldu ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …bu sefer de “Bu yargı kararı değil, dolayısıyla bunu da dikkate almayın.” demek… Esas, yargının bir kararını kabul edip diğerini kabul etmemek ayrı bir konudur.

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, yine korucuları unuttunuz. Özellikle mi pas geçiyorsunuz onları, dövizli askerliği?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Doğrudur da onlar hakkında daha yazılı bilgi vermek için geçiyorum. Birkaç tane talebiniz var dediğim gibi, onları gözden kaçırdığımızdan değil, yazılı, daha dört başı mamur cevap vermek için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sadece durumu düzeltmek için bir çalışma var mı, yok mu? Ben bir özel bilgi istemedim yani.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Çalışma yapılması lazım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Daha o bölüme gelmedik efendim.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Şimdi, 1’inci maddeyi oylarınıza sunacağım. Karar yeter sayısı istendi ve arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.01


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/394 sıra sayılı kanun tasarısının 4’üncü maddesinin 5’inci fıkrasından sonra gelmek üzere;

(b) “Askerlik görevinin gereklerini vicdani yahut dinsel inancı gereği ifa etmek istemeyen ancak zorunlu askerlik görevi kapsamında bulunanlar hariç tutulurlar.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                            Demir Çelik                               Adil Kurt

                  Bingöl                                       Muş                                      Hakkâri

                              Abdullah Levent Tüzel                      Sırrı Sakık

                                         İstanbul                                      Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

“Vicdani ret”; kişinin dinen, ahlaken bu hizmeti yapmak istememesi ve bu nedenle de askerlik görevinin gereklerinden olan silahlı hizmet vermeyi reddetmesidir. Bu hak Avrupa Konseyi üyelerince kabul edilmiş olup tek kabul etmeyen ülke ise Türkiye’dir. Ancak askerî ceza mahkemelerinin de “vicdani ret” hakkını tanıyan kararları mevcut olup bu bağlamda vicdani retçilerin kapsam dışı tutularak vicdani yahut inancı gereği silahlı hizmeti kabul etmeyen bireye disiplin cezası uygulanmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin 3’üncü fıkrasının “f” bendinden sonra gelmek üzere;

“h) Vicdani ret hususu göz önünde bulundurulur.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                            Demir Çelik                               Adil Kurt

                  Bingöl                                       Muş                                      Hakkâri

                              Abdullah Levent Tüzel                      Sırrı Sakık

                                         İstanbul                                      Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

“Vicdani ret”; kişinin dinen, ahlaken bu hizmeti yapmak istememesi ve bu nedenle de askerlik görevinin gereklerinden olan silahlı hizmet vermeyi reddetmesidir. Bu nedenle yapılan değişiklik ile takdir hakkının vicdani retçiler hakkında en geniş biçimiyle kullanılarak, vicdani retçilerin haklarına halel getirilmesi önlenmek istenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 394 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mustafa Moroğlu                  Rahmi Aşkın Türeli                        Ali Sarıbaş

                    İzmir                                        İzmir                                    Çanakkale

            Mahmut Tanal                           Aytun Çıray                      Kadir Gökmen Öğüt

                 İstanbul                                      İzmir                                     İstanbul

“Disiplin soruşturması ve yetkiler

Madde 7- (1) Maiyetinden birinin disiplinsizlik teşkil edebilecek bir fiilini veya mesleğe aykırı tutum ve davranışını herhangi bir şekilde öğrenen disiplin amirleri, olayın araştırılması gerektiğine kanaat getirirse, yazılı olarak görevlendireceği soruşturmacılar vasıtasıyla disiplin soruşturması yaptırır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çıray, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamentoya milletvekili olarak gelmeden önce bürokrat olarak da çoğu zaman gelmiştim. Burada gördüğüm, öğrendiğim bir gelenek vardı, muhalefet sert eleştirilerde bulunsa dahi bakanlar yatıştırıcı ve sakin davranırdı. Buradaysa tam aksine oluyor, muhalefet gayet beyefendi, sakin konuşmalar yaparken bakanlar gelip burada ajitasyon yapıyorlar.

Şimdi, esasen, Uludere ve Afyon olayından sonra normal demokratik ülkelerde Sayın Bakanın burada olmaması gerekir çünkü bu tür büyük can kayıplarıyla ortaya çıkmış büyük olaylardan sonra çağdaş, demokratik ülkelerde bakanlar istifa ederler.

Değerli arkadaşlar, şimdi moda oldu, sürekli bir darbe mağduriyeti içerisindesiniz. 27 Mayıs darbesi yapıldığı zaman -esasen darbeler milletin bütününe karşı yapılır- sizin esameniz okunmuyordu. 12 Eylül darbesine gelince esasen siz onun ürünüsünüz, 12 Eylül darbesinin ürünüsünüz. Eğer ürünü olmasaydınız bugün hâl⠓Kenan Evren’i yargılayalım mı, yargılamayalım mı?” tartışmalarını yapmazdınız.

Şimdi, Sayın Başbakan geçen gün televizyonda yaptığı konuşmada askerlerle ilgili tutuklamaların normalleşme olduğuna dair iddiaları tekzip etti. Yani bugüne kadar iddianız neydi? “Biz, Türk subaylarını tutukluyoruz çünkü darbeleri engelliyoruz, Türkiye’yi normalleştiriyoruz.” Ama Sayın Başbakan, şimdi öyle söylemiyor “Türk askerini tutukluyorlar -her kimse o üçüncü şahıs- ve Türk ordusunu çalışamaz, savaşamaz hâle getirdiler.” diyor. Bu, aslında sizin kendi kendinizi tekzibinizdir. Bundan sonraki konuşmalarda bunu dikkate almanızı öneririm.

Değerli arkadaşlar, 28 Şubat sürecine gelince, çok sık dile getirdiniz, ben 28 Şubat sürecinde bürokrattım, zaman zaman bazı gazetecilerin tehditlerine de maruz kaldım ama AKP Grubuna bakınca 28 Şubattan hiçbir kahraman göremiyorum. İçinizden bir tanesinin tankın üstüne çıktığını da hatırlamıyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen çıktın mı?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi, bakınız değerli arkadaşlar; 28 Şubat Millî Güvenlik Kurulunda alınan…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Tankın üstüne sen mi çıkmıştın?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – ...18 maddelik karar burada, 18 maddelik karar. Bu kararın altında merhum Sayın Başbakan Erbakan’ın ve o zaman Millî Güvenlik Kuruluna girenlerin imzası var.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen 28 Şubatta ne yaptın, bürokrattın ya?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bakın, ne diyor biliyor musunuz o kararda? “TSK’dan ilişiği kesilen personelin kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamına imkân verilmemelidir.” diyor. Madde 9 da diyor ki: “Aşırı dinci kesimlerin…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen müsteşarken ne yaptın, onu söyle.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – …kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite, eğitim kurumları, bürokrasi ve yargıya sızmaları önlenmelidir.” Buna, bu Millî Güvenlik Kurulu kararına imza atmakla kalmadı dönemin hükûmeti, aynı zamanda hükûmet bunu bir genelge hâline getirdi. Yani hükûmet bunu uyguladı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O zaman kim hükûmetteydi? Kim vardı burada?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz hükûmetin bürokratıydınız!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Son topladığınız ve 28 Şubat darbesini soruşturduğunuz o Komisyonda, Karadayı, geldi, yüzünüze karşı dedi ki: “Erbakan, bize bu kararlar konusunda çok yardımcı oldu.” Çıt çıkarmadınız.

Değerli arkadaşlar, şimdi, burada cevabını vermediğiniz, veremediğiniz bir soruyu daha sormak istiyorum. Değerli Milletvekilimiz Ali Özgündüz bu soruyu sormuştu, hâlâ sizden çıt çıkmadı. Bakınız, 2004 yılında Hükûmetiniz, AKP Hükûmeti “İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Ek Eylem Planı” adı altında 28 Ekim 2004’te Türk Silahlı Kuvvetlerine bir talimat yazdı ve devletin diğer organlarına da yazdı. Bu ek eylem planını açıklamadığınız sürece darbeci sizsiniz. Tamam mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah! Var mı öyle bir şey?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bir başka meseleye gelince: Şimdi, “12 Eylül” filan diyorsunuz ya, bakın, Kenan Evren ne diyor: “Abdullah Gül Başbakan olmuştu ya işte ondan sonra beni ziyaret etmek istemişti Sayın Erdoğan. Ben de kendisine randevu verdim, arka kapıdan Kalender Orduevine aldık.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sen şimdi hangi taraftasın CHP’de, onu söyle?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – “Orada dedi ki Sayın Erdoğan, bana saygılarını sundu, sevgilerini sundu, bu ülkeye yaptığım iyiliklerden söz etti.”

Değerli arkadaşlar, sizin darbelerle marbelerle alakanız olmaz. Siz 12 Eylül darbesinin provokatörüsünüz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sen şimdi ne taraftasın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Darbecilerin avukatlığını yap, ondan sonra da “Darbeci sizsiniz.” de.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – 12 Eylülden bir gün önce “darbe yapılsın” diye provokasyon yaptınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Darbelerle siz meşgulsünüz.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Konya yürüyüşünüz 12 Eylül darbesinin provokasyonudur. Allah günahlarınızı affetsin. Şimdi de ortaya çıkmışsınız, MİT Müsteşarı görüşür, haberiniz olmaz; genel müdür görüşür, haberiniz olmaz. Ya, sizin MİT Müsteşarından haberiniz yoksa, genel müdürün ne yaptığından haberiniz yoksa o hâlde siz iktidar değilsiniz, muktedir değilsiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çıray.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8 nci maddesinin (2) nci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ve teklif ederim.

             Kemal Ekinci                    Haluk Ahmet Gümüş               Rahmi Aşkın Türeli

                   Bursa                                    Balıkesir                                     İzmir

         Ali İhsan Köktürk                Aydın Ağan Ayaydın                 Mustafa Moroğlu

               Zonguldak                                 İstanbul                                      İzmir

            Mahmut Tanal                         Ahmet Toptaş                            Ali Sarıbaş

                 İstanbul                             Afyonkarahisar                            Çanakkale

                                                               Özgür Özel

                                                                  Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz üzerinde söz almış durumdayım.

Uzun süredir, Cumhuriyet Halk Partisinden Veli Ağbaba, Nurettin Demir ve benden oluşan cezaevi inceleme komisyonu Türkiye’deki bütün cezaevlerinde incelemeler yapıyoruz. Bunun yanında askerî cezaevlerinde de incelemeler yapıyoruz.

Askerî cezaevlerindeki şartlarla ilgili, bundan birkaç yıl önce, bu, çok sayıda muvazzaf asker tutuklandığı zaman, iktidar partisine yakın kaynaklarca sanki askerî cezaevleri yedi yıldızlı otelmişçesine yaratılan algının aksine, bütün cezaevlerinde olan, insanın seyahat özgürlüğünü kısıtlama dışında daha pek çok evrensel anlamda hapis cezasında yer almaması gereken ama ülkemizde yapılan uygulamaların hepsinin bütün cezaevlerinde, askerî cezaevlerinde de uygulandığını ifade etmek isterim. Kişiye bağlı hataların, kişiye bağlı istismarların daha az olduğu konusunda bir olumlu görüş bildirebilirim ancak kamuoyundaki, askerî personel cezaevinde, cezaevi şartlarında yaşamıyor, lüks orduevlerinde yaşıyormuş.” gibi yaratılan algının da maksatlı olduğunun altını çizmek isterim.

Son olarak, İzmir’de, askerî casusluk davası olarak bilinen, kamuoyunun gündemine taşınması için önemli gayret sarf ettiğimiz, zaman zaman Meclis kürsüsünden zaman zaman yerimizden bir dakikalık sözlerle de ifade etmeye çalıştığım hususta o sekiz aydır beklenen iddianame nihayet ortaya çıktı ve o iddianameden sonra da yine birtakım medya tarafından, birtakım basın-yayın kuruluşları tarafından burada tutuklu olan askerlerin itibarsızlaştırılması, -daha önce de ifade etmiştim- annelerinin, babalarının, eşlerinin, çocuklarının insanların yüzüne bakamayacak duruma geldiği bir iddianame söz konusu. Dokuz ay boyunca burada acımasızca yayınlar yapıldı ama gelinen noktada, iddianamede, bir örgütün olduğu, bu örgütün kişilerin belli görüntülerini temin ettiği, bunun üzerinden şantaj yoluyla bilgi sızdırdığı söyleniyor ama bir “Pandora’nın Kutusu” diye bir kutu olduğu, hâlâ daha o kutunun açılamadığı, eğer açılacaksa içeriden böyle şeylerin olduğu savlanarak bu kişilerin yine somut delillerle suçlanma noktasında ve bu konuda savunma haklarını kullanma noktalarındaki beklentileri boşa çıkmış durumda.

Belki de Türk yargı sisteminde ilk kez karşı karşıya olduğumuz, iddianamenin içinde bir kutucuk var, kutucuğun şifreleri açılmaya çalışılıyor. Önce, insanlar geneli üzerine savunmalarını yapacaklar; ondan sonra, artık kim kutucuğun neredeki şifresini çözerse yeni iddialar ortaya konacak. Ama daha önce de söylemiştim, oradan, deniz üs komutanları, F16 filo komutanları, GATA’nın seçkin bilim adamları, hastanelerin başhekimleri; astsubayların, subayların terfileriyle ilgilenenler, tayinleriyle ilgilenen kişilerin hepsi de inanılmaz derecede çirkin ithamlarla kamuoyunun nezdinde küçük düşürülür durumdalar.

Bu durumla ilgili yapmış olduğumuz bütün çabalara rağmen, örneğin, bugün Sayın Arınç, komutanın istifasıyla ilgili meselede… Zaten insanlar iddianamede isimlerinin geçmesinden ve ispata muhtaç olan bu iddiaların kimsenin arkasında durmadığı, “Bir yerlerde var.” denip iddiaların olduğu yere, bu eksikliğe bir de Hükûmet katıldı bugün... Donanma Komutanının istifasıyla ilgili konuda -biraz da yayının olmamasından dolayı rahat konuşacağım; aslında, ben bile bunu ifade etmek istemem buradan- Sayın Arınç çıktı, Donanma Komutanının niçin istifa etmiş olabileceğini, sanki kendince vicdanlı davranarak “İddianamede kendisi suçlanmıyor, yani herhangi bir suçlamaya muhatap değil ama…” deyip ailesinin çok kıymetli bir üyesine orada atılan çamuru ülkenin gündemine taşıma noktasına kadar gelebildi. Sonra da bunu sanki bir vicdanla söylüyormuş gibi davranıyor. Ama bu ayrılıkçı dilin, bu ötekileştiren dilin, bu hedefe koyan dilin, bu itibarsızlaştıran dilin zaten sorunu da buradadır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Önergeyle ilgili bir kelime konuş ya! Önergede var mı bu?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Öyle bir şey ki, bu kürsüde şöyle şeyler söylendiğine şahit oluyoruz: “Deprem o kadar kötü bir şeydir ki Türk-Kürt ayırmaz, Alevi-Sünni ayırmaz.” diyor buradan arkadaşlar. İşte, bu dilin kendisi sorunlu çünkü deprem iyi bir şey olsa bu ayrımları yapmasını beklersiniz. Sayın Arınç da o kadar vicdanlı birisi ki komutanın niçin istifa etmiş olabileceğine yönelik 900 sayfalık iddianamenin içinden bulduğu iki satırlık şeyi ülke gündeminin en tepesine taşıyor. Bunun, sadece ve sadece orduya karşı yürütülen bu itibarsızlaştırmanın bir Hükûmet desteği aldığı noktasındaki şüpheler ağır şüphe hâlini bir ispatla da taçlandırmış durumda.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 394 sıra sayılı kanun tasarısının 10. maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan “Bu kapsamda verilen görevler hizmete yönelik emir olarak kabul edilir.” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ve teklif ederim.

               Ali Sarıbaş                       Rahmi Aşkın Türeli                  Mustafa Moroğlu

                Çanakkale                                    İzmir                                        İzmir

            Mahmut Tanal                       Ali Haydar Öner                         Veli Ağbaba

                 İstanbul                                    Isparta                                    Malatya

       Kadir Gökmen Öğüt             Ramazan Kerim Özkan             Aydın Ağan Ayaydın

                 İstanbul                                    Burdur                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Veli Ağbaba…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

Buyurunuz Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Sayın Bakana soru sordum ama Sayın Bakan da çok cevaplayamadı. Tabii, maalesef, bu 24’üncü Dönem başladığından beri tartıştığımız konu Kürecik meselesi. Kürecik meselesinde AKP’nin politikasını aslında bir sözle özetleyebiliriz: Kurtla yiyip, kuzuyla meleşmektedir AKP. Bunun kısaca özeti budur.

Şöyle ki, biliyorsunuz bu, Amerika’nın saygın diplomatları tarafından ve Amerika’nın saygın gazeteleri tarafından Türkiye’yle son otuz, kırk yılın Amerika Birleşik Devletleri’nin imzalamış olduğu en stratejik anlaşma olduğu söylenilen bu anlaşma maalesef Meclisin gündemine, Meclise getirilmeden bir gece yarısı, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisiyle Dışişleri Müsteşarının kapalı kapılar ardında bir anlaşma yaparak, kamuoyuna gizliden duyurarak, yapılan bir anlaşmayla Türkiye’nin gündemine geldi ve bunu, ne Başbakan ne ilgili bakanlar kamuoyuna açıklayamadılar.

Bakın, Türkiye’ye Patriotlar geliyor, Hollanda Parlamentosunda, Almanya Parlamentosunda “Türkiye’ye Patriotlar gönderilsin mi, gönderilmesin mi; asker gönderilsin mi, gönderilmesin mi?” diye tartışma yapılıyor ve bu kabul ediliyor. Ancak maalesef bizim ülkemiz o kadar dışa bağımlı, egemen ülkelerin o kadar askerî taşeronu olmuş ki AKP döneminde, biz, burada, Türkiye’nin önümüzdeki dönemini, Türkiye’nin güvenliğini, maalesef geleceğimizi belirleyen bir üssün kurulmasından maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan hiçbir milletvekilinin haberi olmuyor. Bundan sadece muhalefet partisi milletvekillerinin değil, AKP milletvekillerinin, hatta bakanların dahi haberi olmuyor. Bunlar maalesef Türkiye’nin egemenlik haklarının başkalarına kullandırılmasıdır.

Bakın, değerli arkadaşlar, AKP, bir taraftan İsrail’e karşıymış gibi duruyor, bir taraftan hunharca katledilen 9 tane yurttaşımızın hesabını sormaya çalışıyor, bir taraftan da İran’a karşı İsrail’i korumaya yönelik füze kalkanı anlaşmasını imzalıyor.

Biz -Sayın Bakan burada, ilgili müsteşarlar burada- o üsse girmek için, o üste neler yapıldığını görmek için defalarca izin istedik ancak Genelkurmay Başkanlığı “Yetkimiz yok.” dedi, Dışişleri Bakanlığı “Bizim ilgimiz yok.” dedi. Geçen yıl 10 kadın milletvekiliyle Kürecik’e gitmek için izin istedik, Millî Savunma Bakanlığı cevap veremedi. Geçtiğimiz günlerde Pentagon’a başvurduk, ardından NATO’ya başvurduk. NATO’ya sorduğumuz soruya cevap Sayın Bakandan geldi, dedi ki: “O üsse giremezsiniz.”

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Bakan da giremiyor, Bakan!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakan da giremiyor.

Şimdi, soru sorduk, “Burası NATO üssü” diyorlar ya, bu tamamen yalandır. Değerli arkadaşlar, NATO’nun İnternet sitesinde Kürecik’te bulunan füze kalkanı, radar üssü maalesef gözükmemektedir, bu da Hükûmeti yalanlamaktadır. Burası bir ABD üssüdür ve Türkiye’yi Orta Doğu’da bir savaşın aracı hâline getirmektedir. Yani soru sorduk, “NATO üssü dedikleri üste ne kadar asker var, hangi ülkelerin askeri var?” diye soru sorduk, Millî Savunma Bakanının vermiş olduğu cevap: “150 tane ABD askeri bulunmaktadır.” demektedir ve bizim her gittiğimizde -geçen yıl 10 kadın milletvekiliyle gittik- orada bir yabancı bayrak asılı olduğunu gördük –ki tekrar kutluyorum, başta grup başkan vekilimiz olmak üzere milletvekillerimizi- oradaki bayrağı indirerek Türk Bayrağı’nın asılmasına sebep olduk, sebep olduk buna ve verilen cevapta “150 tane ABD askerinin olduğunu söylüyor Sayın Bakan ama değerli arkadaşlar, bunu dünya âlem biliyor ki burası İran’a karşı İsrail’i korumak için kurulan bir kalkan, burası yoksul Anadolu insanını, burası barışsever Anadolu insanını hedef yapmak için kurulan bir kalkan ama tarih bunun hesabını sizden soracak.

Bakın, nasıl ki 1960’larda kurulan o kalkan emperyalizmin simgesiyse bugün Kürecik’te kurulan o kalkan da emperyalizmin simgesidir. Eğer AKP milletvekilleri Filistin konusunda samimilerse derhâl zaman geçirilmeden bu kalkanın kaldırılması için destek vermeleri lazım yoksa her akan Filistinlinin kanında AKP’lilerin de katkısı vardır. (AK PARTİ sıralarında gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynaya bak, aynaya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağbaba.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 394 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısının 11’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ve disiplin amirleri” ibaresinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Mustafa Moroğlu                  Rahmi Aşkın Türeli                      Ali Sarıbaş

                    İzmir                                        İzmir                                    Çanakkale

       Aydın Ağan Ayaydın            Ramazan Kerim Özkan               Ömer Süha Aldan

                 İstanbul                                    Burdur                                     Muğla

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/394 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesinin 1 inci fıkrasının “e” bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                            Demir Çelik                               Adil Kurt

                  Bingöl                                       Muş                                      Hakkâri

                              Abdullah Levent Tüzel                      Sırrı Sakık

                                         İstanbul                                      Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülen yasa tasarısı üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi için söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizim, grup olarak özellikle bu yasa tasarısında dile getirilmesini istediğimiz hususlar var; bunlar -demin konuşan arkadaşımız da dile getirdi- vicdani ret hakkı ve bununla ilişkili olarak zorunlu askerlik uygulaması. Milyonlara varan asker sayısının mutlaka düzenlenmesi gerekliliği, askerî mahkemelerin getirmiş olduğu çifte yargı sistemi, siyaset ve ordu ilişkisiyle ilgili hâlâ var olan mevcut düzenlemeleri mutlaka ele alınması gereken konular olarak, biz BDP Grubu olarak vurguluyoruz.

Diğer taraftan, yine, kışlalarda yaşanan şüpheli asker ölümleri son derece kaygı verici boyutlara gelmiş durumda. Bununla ilgili Meclisin gerekli iradeyi ortaya koymadığını, gerekli önlemleri almadığını düşünüyoruz. Özellikle vicdani retle ilgili tabii bazı hususları burada belirtmek gerekiyor. Vicdani retle ilgili Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 26 Ocak 1967’de aldığı 337 sayılı Kararı’nı paylaşmak istiyorum: “Askerlik hizmeti yapmakla yükümlü ancak vicdani ya da dinî, etik, ahlaki, insani, felsefi ya da benzer gerekçelere dayanan güçlü kanaatleri nedeniyle silahlı hizmet vermeyi reddeden kişiler bu hizmeti yapmaktan muaf tutulma hakkına sahiptir.” denmiş. Yani Avrupa Birliğiyle ilgili hâlâ bir bakanlığı olan, o doğrultuda bir perspektif belirleyen ülkede vicdani retle ilgili tartışmaların bile tabu sayılmasını doğrusu biz son derece yadırgıyoruz. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesinde yine bireyin en temel haklarından biri olarak bu vicdani ret hakkının tanımlandığını buradan belirtmek istiyorum.

Avrupa ülkelerinden Almanya’da, Çek Cumhuriyeti’nde, Slovakya’da, Avusturya’da, Danimarka’da, Finlandiya’da, İsveç’te şu anda, askerlik hizmetini yapmak istemeyen, vicdani ret hakkına sahip olan vatandaşlara alternatif hizmet noktasında devlet tarafından bu imkân tanınmaktadır. Dolayısıyla, bununla ilgili mutlaka ülkemizde de farklı süreçlerin işlemesi gerekiyor.

Bakın vicdani ret hakkını kullanmak isteyen Mehmet Tarhan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş 2006 yılında ve mahkeme Türkiye’yi 12 bin euro tazminat ödemeye mahkûm etmiş yani artık uluslararası sözleşmelerin bağlayıcı olduğu bir dünyada biz değişimi istemesek bile, biz kendi içimizde tartışmanın önüne geçmek istesek bile bir süre sonra bununla yüzleşeceğiz, bununla karşı karşıya geleceğiz. Dolayısıyla bundan artık vazgeçmemiz gerekiyor. Vicdani ret hakkını kullanmak isteyenlerin bu ülkede hâlâ cezaevlerine girdiği, çok ağır işkencelere maruz bırakıldığı Osman Murat Ülke örneğinden de anlaşılabilir. Çok detaylarına girmeyeceğim ancak Türkiye’de hâlâ vicdani ret hakkıyla ilgili daha çok sağlık kuruluşlarına yönlendirip “Akıl sağlığı yerinde değildir.” gibi birtakım arayışların olduğu duyumları bize geliyor. Bu şekilde dolambaçlı davranmanın hiçbir anlamı yoktur. Vicdani ret hakkını bu Mecliste özgürce tartışıp mutlaka bir hak olarak tanımamız gerektiği inancındayım.

Diğer taraftan, kışladaki şüpheli asker ölümleri: Özellikle 2002 ile 2012 yılları arasında 934 asker bu şekilde yaşamını yitirmiştir. Buraya baktığımız zaman çoğunlukla Kürt ve Alevi kökenlilerin, etnik köken ve inanç üzerinden böylesi şüpheli asker ölümlerine maruz kaldığını görüyoruz. MAZLUMDER’in 2012 yılındaki istatistiklerinde intihar ettiği iddia edilen 42 askerden 1 kişinin Ermeni, 39 kişinin de Kürt olduğunu ifade eden bir raporu var. Bu, son derece vahim bir durumdur. Bununla ilgili bizim de bölgede gözlemlerimiz var. En son ben kendi seçim bölgemde, Bingöl’de Sancak beldesinde “mayına bastı” şeklinde ailesine teslim edilen bir askerin defin törenine katılmıştım. Ailenin ısrarıyla cenazeye bakıldığında Sezer Altındağ adlı askerin Ergani’de mayına basma sonucu değil, alnındaki tek bir kurşun yarasından yaşamını yitirdiğinin canlı tanığıyım.

Dolayısıyla burada böyle resmî birtakım bilgilerle olayları geçiştirmek yerine bu süreçlerle ilgili bir yüzleşme ve gerekli tedbirleri almaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 394 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısının 11’inci maddesini ikinci fıkrasında yer alan “ve disiplin amirleri” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Mustafa Moroğlu (İzmir) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Aldan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç edilenlerle ilgili ayrımcı anlayışın giderilmesine yönelik olarak verdiğimiz ihdas maddesi iktidar partisinin yaklaşımıyla reddedildiğinden konuya dair görüşlerimi bu maddede kullanmak istiyorum.

1972 yılından bu yana YAŞ kararlarıyla resen emekliye sevk edilenlerin özlük haklarına kavuşmalarına, istiyorlarsa kendi görevlerine devam etmelerine olanak sağlandı. Ne yazık ki bu hak sadece YAŞ kararlarıyla sınırlı tutuldu. Lakin idari kararlarla, disiplin kurulu kararlarıyla, bakan onayıyla ya da kararnamelerle emekliliğe sevk edilmek zorunda kalan ya da askerlikle ilişiği kesilen kişilerin görevlerine dönme olanakları ve resen görevden ayrılmak zorunda bırakılanların özlük haklarına kavuşmaları ve istemleri hâlinde görevlerine dönebilmeleri bu yasayla engellendi.

Şimdi, bunun bir eşitsizlik olduğunu bütün milletvekillerinin çok açık bir şekilde görmeleri lazımdır. Şu soruyu soralım: YAŞ’ta alınan kararlarda mı eşitsizlik ya da haksızlık daha çok olur yoksa bir disiplin kurulunda bakan onayıyla ya da kararnamelerle alınan kararlarda mı? YAŞ’ta cumhurbaşkanı var, hükûmet yetkilileri var, komutanlar var, orada bütün dosyalar önlerine geliyor ve hep beraber karar alıyorlar ancak, diğer hâllerde böyle bir detay yoktur. Keza disiplin kurulu kararıyla ya da idari bir kararla ya da kararnameyle, bakan onayıyla görevden uzaklaştırılan subay ve astsubayların daha çok olduğunu bilmemiz lazım. Burada, ister istemez akla şu soru geliyor: Acaba, bu yasa çıkarılırken ideolojik mi davranıldı yani işin içinde bir cinlik mi vardır?

12 Mart muhtırasına ve 12 Eylül darbesine karşı çıkanlar bu kapsamda özlük haklarını elde etme olanağından yoksun kalıyorlar. Her kararında her sözünde “İdeolojik davranıyorsunuz.” diye eleştiride bulunanların bu konuda ideolojik davrandığını düşünmek gibi bir fikri ne yazık ki kafamızdan atamıyoruz. Çünkü, bu dönemde atılanların çoğunun sol görüşlü olduğunu herhâlde hepimiz biliyoruz. Keza, bu kapsamda olanları göreve döndürmemek de “İşte, bunlar komutanlarına silah çektiler, Anayasa’ya karşı silahlı ayaklanma suçunu işlediler.” diyenler olabilir. Lakin şunu unutmayalım ki içeriği tartışılır -doğru ya da yanlış noktasında değiliz ama- YAŞ kararlarıyla irticai nedenlerle ordudan atılanların da anayasal düzeni zorla yıkmak suçundan ihraç edildiklerini de gözden ırak tutmamak lazımdır.

Darbecilere her demokrat karşı olmalıdır Sayın Bakanım. Lakin “Darbecilerle mücadele ediyoruz.” derken hukuk dışı her yolu mübah gören veya görev yapacak kalmayacak ölçüde gerçekleştirilen tasfiye girişimlerine ortam sağlayanlara da her “demokratım” diyenin karşı çıkması gerekir. Öte yandan, darbelere karşı duyarlı lakin evrensel hukuk değerlerine duyarsız bir anlayışın da samimiyetinden ne yazık ki söz edemeyiz.

Son sözüm değerli hemşehrim Ali Kırca’ya. Bu düzenleme de eğer böyle çıkarsa kendisi bir hak yoksunu olacak. Bu düzenleme nedeniyle haksız bir ayrımcılığa tabi olacağı da açık. Acaba, Ali Kırca, kendine yönelik haksızlığı da haberleştirebilecek midir?

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aldan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Karar yetersayısı…

BAŞKAN – Geçti…

Kabul edilmemiştir.

11’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12 nci maddesinin 6 ncı fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                            Demir Çelik                               Adil Kurt

                  Bingöl                                       Muş                                      Hakkâri

                              Abdullah Levent Tüzel                      Sırrı Sakık

                                         İstanbul                                      Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Demin Sezer Altındağ’la ilgili verdiğim bilgilerin benzerlerini bölgede çok çok görmek mümkün.

Ertuğrul Dokuyucu’nun Kuzey Kıbrıs’ta zorunlu askerlik yaparken 4 Kasım 2012 tarihinde G3 tüfeğiyle çenesine eğilip intihar ettiği şeklinde bilgiler vardı. Ancak bu intiharda bazı tuhaflıklar vardı. Bu G3’ten çıkan merminin giriş ve çıkış deliklerinin nasıl olması gerektiğini tıpla ilgili olan herkes bilir. Dokuyucu’nun babası Tayyip Dokuyucu, oğlunun alnının üstünde kurşun kalem genişliğinde bir delik olmasına rağmen çenesinin paramparça olduğunu yani merminin başının üstünden girdiğinin aşikâr olduğunu belirtti. Dolayısıyla bu şüpheli asker ölümleriyle ilgili iddialar sadece basında yer alan ya da bizim burada dile getirdiğimiz iddialar değil. Bu kayıpları yaşayan ailelerle temasa geçildiğinde son derece vahim iddialar şeklinde ortada durduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Bu şüpheli asker ölümlerine Sayın Bakanın daha önce vermiş olduğumuz soru önergelerine verdiği cevaplar var. Bu cevaplarla hiçbir yere varılmayacağını belirtmem gerekiyor. Şöyle diyor Sayın Bakan: “Bugüne kadar kayıtlarımızda ölümü şüpheli olan, müsebbibi belli olmayan, kayıt altına alınmayan, soruşturma ve araştırma yapılmayan hiçbir vaka bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, yine ülke genelindeki intihar eğilimi ve davranışları yaş grubu, eğitim seviyesi, coğrafi bölge ve il dağılımı açısından dikkate alındığında Türkiye Cumhuriyeti devletinin ayrılmaz bir parçası olan TSK’ya da taşındığı görülmektedir.” Yani burada var olan bu şüpheli asker ölümlerini meşrulaştıran, görmezden gelen, sorunun üstüne gitmeyen bir yaklaşım olduğunu belirtmek istiyorum. Sayın Bakanın bu konudaki bir duyarlılığını bütün Türkiye toplumunun, Türkiye halkının beklediğini vurgulamak istiyorum.

Bu konuda yine Genelkurmayın yaptığı açıklamalar var: “Askerlerin kötü muamele, uyuşturucu kullanımı, ailevi sorunlar, aşırı borçlanma, yüz kızartıcı olaylar ve uyumsuzluk gibi gerekçelerle intihar ettiğini” belirten açıklamadır. Bunların hiçbirisinin kamu vicdanında, halkın vicdanında var olan sorunları gidermediğini belirtmek istiyorum.

Bizim bu Türk Silahlı Kuvvetlerinin, bununla ilgili yasa değişikliklerinde belirtmek istediğimiz bir diğer husus, ordu-siyaset ilişkisidir. Tabii, AKP Hükûmeti, özellikle gerek Ergenekon davası sürecinde gerekse son yıllardaki ileri demokrasi adı altında yürüttüğü süreçlerde farklı birtakım şeyleri söyledi, sivilleşme sürecinden bahsetti ama bu sivilleşmeden anlaşıldığı kadarıyla ordunun siyasetten çekilmesi değil, ordunun siyasetin denetimine girmesi, AKP’nin denetimine girmesi hedeflendi. Bunu nereden biliyoruz? Çünkü 12 Eylülün kurumları aynı yerinde duruyorlar. Millî Güvenlik Kurulu aynı yerde duruyor. Millî Güvenlik Strateji Belgesi gizli bir anayasa belgesi şeklinde hâlâ aynı yerde duruyor. Eğer bu ülkede gerçekten darbelerle yüzleşmeye gidilecekse, bu ülkede ordu-siyaset ilişkisi gerçekten normalleşecekse Millî Güvenlik Kurulu, Millî Güvenlik Strateji Belgesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin İç Hizmet Kanunu’ndaki darbelere cevaz veren 35’inci maddenin mutlaka ele alınması gerektiğini burada vurgulamak istiyorum.

Diğer taraftan, özellikle kendi içerisindeki iç işleyişte bütçenin aslan payını alan ordunun kapalı lojmanlar dünyası, silah altına alınan erlerin görev tanımlarında bile işte birtakım özel işlerde kullanılabilmesi bununla ilgili hâlâ hiçbir düzenlemenin yapılmamış olması bizim açımızdan kaygı verici ve ele alınması gereken şeylerdir.

Yargı sistemiyle ilgili, modern demokrasilerde tek bir yargı sistemi olur. Bir taraftan sivil bir yargı sistemi varken diğer taraftan hiyerarşik bir düzen içerisindeki yetkililerin bulunduğu bir askerî yargı sisteminin çok sağlıklı olmadığı kanaatindeyiz. Eğer demokrasi varsa bu ikili yargı sisteminin mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Biz bunları Türkiye’nin sivilleşmesi, normalleşmesi ve gerçek bir demokrasiye kavuşması açısından önemsiyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 22 ila 44’üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Korkmaz.

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, her zaman söylüyoruz; bu coğrafyanın vicdanı ya da müktesep hak kabulü yok, “pardon”u yok. Macera tutkusunun para etmediği topraklarda yaşıyoruz. Yalnızca bir kere hata yapıyorsun ve yok olup gitmek gibi çok ağır bir bedel ödüyorsun. Bir şans daha vermiyor tarih, uyanık kalacak ve tedbiri elden bırakmayacaksın. Tüm bunların yolu, güçlü bir orduyu sürekli hazır tutmaktan geçiyor. Güçlü bir ordu için ise fiziki kapasitenin ve hareket kabiliyetinin gelişmiş olması tek başına yeterli değil. Bunlar kadar iç huzurunun, moral ve motivasyon zenginliğinin de büyük önemi var.

AKP dönemi gelecekte planlı bir biçimde silahlı kuvvetlerin hırpalandığı ve mensupları arasına huzursuzlukların sokulmaya çalışıldığı yıllar olarak hatırlanacaktır. Vicdansızca kurunun yanında yaşın da yakıldığı, teröristlerle Mehmetçik’in aynı kefeye konularak, zihin karmaşasının yaşatıldığı, yıpratıldığı yıllardır 2002-2012 yılları. Ordu siyasetin öznesi yapılarak demokrasi ve millet düşmanı gibi gösterilmiş, terörle mücadele eden komutanlar zalimane suçlamalarla tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Ast ve üst büyük bir kaos ve karmaşanın içine atılmış, ordudaki tüm dengeler tepetaklak edilmiştir. Ordunun en tepesindeki komutanlardan en alttaki erine kadar herkes mutsuzluk ve büyük bir şaşkınlık içerisindedir çünkü dünyanın hiçbir ülkesinde, kendi ordusunu bizim Hükûmetimiz kadar hırpalayan başka bir olaya şahit olunmamıştır.

Aziz milletimiz ve onun bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri, artık kendi üzerinden yürütülen siyasal hesap ve istismarların son bulmasını beklemektedir. Ülkemizin AKP’nin yanlış dış politikası ile geldiği nokta da bunu zorunlu kılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, milletimizin göz bebeği ordumuzun her düzeydeki mensuplarının ciddi sorunları ve beklentileri vardır. Komuta kademesinde bulunan üst rütbeli subaylar yarın hangi düzmece ve ısmarlama iddia ve belgelerle suçlanacakları konusunda kaygılıdırlar. Yarın endişesi ile zihinleri meşgul, hizmet ettikleri devletin mücadele ettikleri terör örgütü ile müzakere içine girmiş olmasından dolayı arkalarında devletin desteği ve Hükûmetin siyasi kararlılığını görememekte, saldım çayıra Mevla’m kayıra anlayışıyla, sahipsiz bırakılmalarının üzüntüsü ile vatan bekçiliğine devam etmektedirler.

Orduda istifalar ve intihar vakaları artmıştır. Ast rütbeli subaylar da hem sosyal statüleri hem de özlük hakları dolayısıyla kendilerini itilmiş, kakılmış ve ihmal edilmiş kamu görevlileri olarak görmektedirler. Komutanları terörle mücadelede ortada bırakıldığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendilerine sahip çıkacak bir konumda bulunmadığı inancıyla, herkes çareyi kendi tedbirlerini üretmekte ya da stabil kalmakta bulmuşlardır. Komutanların vereceği acil emirler için bile, neredeyse iki hukukçunun tasvibi ile yazılı emir bekler hâle gelmişlerdir.

Gelelim çözüm bekleyen yıllanmış sıkıntıları ile astsubaylarımıza. Astsubaylar iki yıllık yüksekokul, subaylar ise dört yıllık fakülte mezunu sayılıyorlar. Subaylar mezun olur olmaz “mühendis” unvanı alırken astsubayların alması gereken “tekniker” unvanı onlardan esirgeniyor. Bu hakkın kendilerine verilmesini talep ediyorlar.

Yarbay ve daha üst rütbedeki subaylar görev tazminatı aldıklarından maaşlarının yüzde 85’ini, astsubaylar ise yüzde 45’ini emekli maaşı olarak almaktadırlar. Yirmi beş yıllık bir astsubay göreve yeni başlamış bir üsteğmen ile aynı maaşı almakta, aynı ortamlarda çalışan her türlü teçhizattan sorumlu astsubayın aleyhine olan maaş farklarının bir an önce düzeltilmesini beklemektedirler.

3600 olan ek göstergelerinin 4000’in üzerine çıkarılmasını, askeri kamplar ve orduevlerinden adil bir şekilde faydalanma hakkını talep ediyorlar. Ordudaki astsubaylarımızın sayısı 96 bin, subaylarımızın ise 30 bindir ancak sosyal tesislerden faydalanma imkânı astsubayların aleyhine üçte 1’idir. Hâl böyle ise, bu tesislerin sosyalliği nerede kalmıştır diye sormak lazım.

Aynı ayrımcılık askeri hastanelerde de var, poliklinikleri ayrılmış. İnsan silah arkadaşı ile hastalandığında da sağlığında da beraber olmak ister. Bu ayrışmanın doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum.

Jandarma Genel Komutanlığının yüzde 45’ini oluşturan uzman jandarmaların da sorunları var. Ülkenin en zor şartlarında, en ücra köşelerinde görev yapan uzman jandarmalar, astsubaylar gibi yüksekokul mezunu, hemen hemen aynı görevleri ifa etmekte, hatta astsubay eksikliği yüzünden onlara vekâleten ikiz, üçüz atamalara tabi tutulmakta, ancak astsubaylara verilen tazminat ve haklardan yoksun çalışmaktadırlar. Hiçbir uzmanlığı olmadığı hâlde beyaz ekmek mi yoksa çavdar ekmeği mi yiyeceğimize; 3 mü, 5 mi çocuk yapacağımıza kadar özel hayata müdahaleyi hak bilen Sayın Başbakan, önemli sorunlardan biri olan ve ordunun iç huzurunu doğrudan etkileyen uzman erbaş ve astsubay ayrımını ve uzmanlar aleyhindeki haksız uygulamaları yıllardır görmezlikten gelmeye devam etmektedir.

Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde, trafik, asayiş, komando timlerinde astsubaylarla aynı görevi yapan bir uzman jandarmanın ek göstergesi 2200 iken kurumdaki diğer personelin göstergesi 3600’dür. Aynı timde görevli personel ile arasında 350 liraya yakın tazminat farkı vardır. Bu fark, emekli ikramiyesi ve maaş farkı olarak ayrıca mağduriyete sebep olmaktadır. Hâlen daha uzman jandarmanın okuduğu askerî okul süresi fiilî hizmetten sayılmamakta, lojmanlardan yeteri kadar faydalandırılmamaktadır. Ordu içerisinde en düşük ücret uzman jandarmalarındır. Yaşı ne olursa olsun nöbetten düşürülmeyen de onlardır. Anlayacağınız, ücretleri az ama sorumlulukları dev gibidir. Hakikaten bu ayrımın, emredilecek bir alt kademe yaratma dışında Türk Silahlı Kuvvetlerine getirdiği bir faydanın olmadığını, adaletsizliklere yol açtığını düşünüyorum.

Bu sorunun çözümü yok mu? Var. Nasıl ki emniyet teşkilatında özlük hakları sıkıntılı olan bekçi sınıfı, emniyet hizmetleri sınıfına dâhil edilerek bu ayrımcılık kanun marifetiyle giderilmişse, açılacak hizmet içi kurslar ve sınavlarla, kademeli olarak, uzman jandarmalar astsubay sınıfına alınmalı, bu iki kadro sınıfı birleştirilmelidir. Önemli sayılara ulaşan uzman jandarmaların yeniden motive edilmesi ordu içerisindeki iç huzurun sağlanmasına da büyük bir katkı sağlayacaktır.

Uzman çavuş ve erbaşların da sorunlarına bir kulak vermek lazım. Bu kardeşlerimizin emeklilikleri yani yarınları yoktur. Yirmi beş yıllık uzman erbaş ile bir yıllık uzman erbaş ek göstergeleri olmadığından aynı maaşı almaktadırlar. Üç aydan fazla hasta olup rapor aldıklarında görevlerine son verilmekte, mağdur edilmektedirler. En küçük hatalarında ordu ile ilişikleri kesilmekte, herhangi bir telafisi de bulunmamaktadır. Sosyal tesislere alınmaz, er muameleleri görürler.

Daha sayalım mı? Bu ilgisizlik ve itilmişlikten nasıl hizmet bekleyeceksiniz, sorarım sizlere. Bunları düzeltmek ve insanca çalışma şartları temin etmek bu kadar mı zor?

Silahlı kuvvetlerde bir de sivil memurlar var. Artık, haklı şikâyetlerini, sıkıntılarını duymayan kalmamıştır. Bu sıkıntıları kimlere iletseniz, çözümü için bir uğraş, bir gayret içerisinde olur. Tabiri caizse “Taş olsa dile gelir.” AKP gelmedi. Üç defa bu sorunları kürsüye taşıyan Milliyetçi Hareket Partisi bu girişimlerine bir cevap bulamamıştır. Ne asker sayılırlar Türk Silahlı Kuvvetlerindeki memurlar ne de sivilliğin getirdiği avantajlardan istifade ederler. Mihneti çekerken ordu personeli, nimetinden istifade etme konusunda yad ile yabancı. Kendinizi onların yerine koyun. Dışlanmak sizde nasıl bir hissiyat yaratır ise onlar da aynı duygular içerisindeler. Devletini, ordusunu sevdiklerinden dolayı da çözümü hep meşru, hep şık yöntemlerde arıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin çözüm üretmesini bekliyorlar.

Nedir bu sorunlar? Bizzat Sayın Bakan söz verdi bu kürsüden “Diğer bakanlıklara geçişte muvafakatlerine yardımcı olacağım.” diye. Değişen hiçbir şey yok, maalesef bu muvafakat sorunu kökten çözülmedi. Sayın Bakanla biraz önce konuştum, kendisinin kişisel gayretleri olduğunu ifade etti ancak bunun, takdir edersiniz ki, bir çözüme ulaştırılması gerekiyor.

Özellikle sivil memurlarımızla ilgili vereceğim önergede onların sorunlarını daha da sizlerle paylaşacağım.

Sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz.

Buyurunuz Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde burada olduğunuz için, sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, öncelikle, bu kanun üzerinde görüşlerimi açıklamadan önce, benim bu Kürecik’te bulunan radar üssündeki ABD askerleriyle ilgili sorduğum (7/12193) sayılı soru önergeme verdiğiniz cevapta, söz konusu radar üssünde ABD askerlerinin bulunduğunu, bu anlaşmanın 14 Eylül 2010 tarihinde Türkiye ile ABD arasında imzalanan anlaşma gereği olduğunu ve bu radarın NATO’ya tahsisli olduğunu belirttiniz. Az önce de diyorsunuz ki: “Bu, NATO’nun bir radarıdır.” Hâlbuki sizin imzanızla bana gelen cevapta öncelikle Türkiye ve ABD arasında yapılan bir anlaşma olduğunu söylüyorsunuz. Dolayısıyla, yaklaşık sekiz ay sonra bu NATO’ya devredildi. Bu durumda, yaklaşık sekiz ay, on ay kadar ABD askerleri ülkemizde Anayasa’ya aykırı olarak bulundu. Bunu da kabul etmiş oluyorsunuz.

Yine verdiğiniz cevapta, Sayın Bakanım, bizim ABD’yle askerî ilişkilerimizin NATO ortaklığı dışında, 29 Mart 1980 tarihinde imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması’yla da düzenlendiğini ve bu anlaşma çerçevesinde İncirlik, Ankara, İstanbul ve İzmir’de yer alan askerî tesislerde ABD askerlerinin bulunduğunu söylediniz. Şimdi, bu durum karşısında -Anayasa’mıza göre, ülkemizde yabancı askerlerin bulunması Meclisin onayına tabidir- sizin de verdiğiniz bu cevaptan anlaşılıyor ki NATO kapsamı dışında, başlangıçta NATO anlaşması dışında, 14 Eylül 2011 tarihinde ABD’yle ülkemiz arasında yapılan, daha doğrusu Dışişleri Bakanı Müsteşarıyla ABD Büyükelçisinin karşılıklı imzasıyla yapılan bu Radar Sisteminin Türkiye Topraklarında Konuşlandırılması Anlaşması gereği ABD askerleri, Meclisin onayı olmadan ve NATO’ya da devredilmeden belli bir süre bulunmuş oldular. Yine, bu şekilde bulunan ABD askerleri, Sayın Bakanım, yılbaşında, biliyorsunuz, İncirlik Üssü’nde bir mescide girerek orada mihrabı tahrip ettiler, kamuoyuna yansıdı. O konuda soruşturma olduğunu ben öğrendim ancak ne aşamada bilmiyorum.

Şimdi, az önce siz konuşmanızda yine şehitlikle ilgili konuya girerek “İşte, bizim inancımız budur efendim.” dini terminoloji kullandınız. Geçenlerde de yaptığınız bir konuşmada, Sayın Bakanım, yine, Kâfirûn sûresine atıfta bulunarak “…”(x) “Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyerek bir eleştiride bulundunuz, hatta hiç olmaması gereken, kime hitabı belli olan Kâfirûn sûresini bize karşı kullandınız. Şimdi bunun üzerine ben diyorum ki: Evet, Sayın Bakan, sizin dininiz size, bizim dinimiz bize. Biz doğrudan yanayız, biz haklıdan yanayız, biz tam bağımsızlıktan yanayız; siz zorbadan, zalimden, emperyalistlerden yanasınız; sizin dininiz size, bizim dinimiz bize. Biz yoksuldan, öğrenciden, işçiden, memurdan yanayız; siz öğrencinin, yoksulun, işçinin, memurun, hak arayanın üzerine gaz sıkıyorsunuz, göz yaşartıcı bomba atıyorsunuz; sizin dininiz size, bizim dinimiz bize.

Biz bugün “Suriye, halkıyla birlikte Halep’iyle, Şam’ıyla, Lazkiye’siyle, toprağıyla birlikte mazlumdur, mağdurdur, efendim, bırakın, Suriye’nin kaderine Suriye halkı karar versin. Orada silahlı bir grubu desteklemeyin, iç savaşı körüklemeyin.” diyoruz.

BAŞKAN – Genel Kurula hitaben konuşunuz lütfen.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Efendim, siz bir grubu destekleyerek, özgürlük savaşı veren Taliban, El Kaide, Selefi unsurları destekleyerek (xx) bu yolu seçiyorsunuz. Evet, sizin dininiz size, bizim dinimiz bize.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelelim üzerinde konuştuğumuz bu Askerî Disiplin Kanunu’na. Değerli arkadaşlar, tasarının 15’inci maddesinde uyarma cezası gerektiren disiplinsizlik hâlleri arasında –ki bu cezaları disiplin amiri verebiliyor- mesela 15’inci maddenin (h) bendi “saygısız davranmak” diyor. Nedir? Muğlak. Kime göre saygısız davranmak?

Efendim “hizmet haricinde yalan söylemek” yani özel yaşamında yalan söylemek midir Sayın Bakan? Bu da muğlak bir ifade.

“Mesai dışında aşırı alkol kullanımı” nedir kriteri, kime göre ne kadar alkol kullanmak aşırıdır? Ya da size göre ya da amire göre, bu cezayı verecek disiplin amirine göre kaç kadeh aşırı kullanmaktır? Hiç olmazsa burada hani, alkollü araç kullanırken bir ölçüm cihazı var ya promil ölçülüyor, bari ona göre bir ölçü deseniz de işte 50 promil, 100 promil, daha anlaşılır olsun. Çok muğlaktır, keyfîliğe yol açacaktır.

Yine “kişisel ve çevre temizliğine dikkat etmemek” diye bir madde var. Çevre temizliğinden kastınız nedir? Yani bildiğimiz şu andaki mıntıka temizliği midir? Yani yine askerler ot mu yolacak bu çağda, bunu mu kastediyorsunuz? Bu temizliği yapmayanlara disiplin amiri uyarma cezası mı verecek?

Yine “kendini geliştirmede yetersiz kalmak” diye bir ibare var. Nedir yani bu kendini geliştirmek, kime göre kendini geliştirme? Subjektiftir, dolayısıyla objektif değildir, yeni sıkıntılara yol açacaktır.

Yine, tasarının 16’ncı maddesinde kınama cezasını gerektiren eylemler arasında “küfürlü konuşmak” (c) bendinde. Küfürlü konuşmak, nedir küfür, kime göre küfür? Çok muğlak bir ifadedir ve keyfîliğe yol açacaktır.

                             

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(xx) Bu ifadeye ilişkin açıklama 31/01/2013 tarihli 60’ıncı Birleşim Tutanağı’nın 75’inci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

Yine, değerli arkadaşlar, 18’inci maddede aylıktan kesme cezasını gerektiren eylemler arasında “ayrımcılık yapmak” deniyor. 18’inci madde (e) bendi, ayrımcılık yapmak. Ayrımcılık yapma konusunda da değerli arkadaşlar, kanun diyor ki: “Görevdeyken dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım yaparak işlem tesis etmek -dikkatinizi çekiyorum, ayrım yaparak işlem tesis etmek- ve bu suretle görev yerinde huzursuzluğa neden olmaktır.” Şimdi, yani işlem yoksa, davranış biçimiyle bir ayrımcılık yapmışsa ceza verilemeyecek demektir. Bana göre, orada “ayrımcılık yaparak herhangi bir işlem ve eylemde bulunmak” daha uygun olur, daha mantıklı olur çünkü “işlem tesis etmek ve -bu işlemle de bir başka şart daha getiriyorsunuz, cezalandırma şartı gibi- görev yerinde huzursuzluğa neden olmak” yani herhangi bir amir, askerler arasında bu sebeplerle, renk, din, dil, ırk, mezhep, siyasi düşünce nedeniyle ayrımcılık yaparsa, bu, huzursuzluğa neden olmazsa yine ceza yok. Sayın Bakan, değerli Komisyon üyeleri; umarım, bunu düzeltirsiniz, yapıcı bir eleştiri getirdim.

Yine, değerli arkadaşlar, 18’inci maddede “Yasaklanmış faaliyetlere katılmak.” Bakın, bu da çok tehlikeli bir şey. Ne diyor? Devam ediyor, işte sayıyor, efendim, 18’inci maddenin (j) bendi: “Yasaklanmış faaliyetlere katılmak: Yetkili makamlarca yasaklanmış olan toplantı, gösteri ve yürüyüşlere iştirak etmektir.” Yani sizin bu mantığınızla 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yasaklandı Ankara Valiliği tarafından. Yetkili makamdır, doğru mu? Yani bir asker, bir subay, uzman çavuş, astsubay, 29 Ekimi, cumhuriyetin kuruluşunu kutlamak için Ulus’a gelse, sizin bu mantığınıza göre, yetkili makamlar tarafından yasaklanmış bir eyleme katılmak olarak değerlendirilecek ve bu arkadaşa aylıktan kesme cezası verilecektir. Bu durum, aslında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının da ihlalidir; yapamazsınız. Bu konunun düzeltilmesi lazım.

Yine, (i) bendinde “Hoşnutsuzluk yaratmak.” gibi muğlak bir ifade var.

Yine, 20’nci maddede -çok önemli- Silahlı Kuvvetlerden ayırma, ihraç cezasını gerektiren bir eylem var: “Ahlaki zayıflık.” Nedir bu ahlaki zayıflık? Devam ediyor, saymış, “…veya toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiillerde bulunmaktır.” Kime göre Sayın Bakan, Sayın Komisyon? Kime göre toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiillerde bulunmak?

Yine, (h) bendinde “İffetsiz bir kadınla evlenmek veya böyle bir kimseyle yaşamak.” Açıklamasında diyorsunuz ki: “Böyle bir kadınla evlenmek veya evli kalmak.” Yani boşanmaya itiyorsunuz yani komutana göre, disiplin amirine göre “Senin eşin iffetsizdir kardeşim, bununla yaşayamazsın, çok tehlikeli bir durumdur.” Lütfen, bunları daha açık bir hâle getirin, yoksa başka keyfîliğe neden olacaktır diyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özgündüz.

Şahsı adına Düzce Milletvekili Fevai Arslan.

Buyurunuz efendim.

FEVAİ ARSLAN (Düzce) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 394 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

TSK’da en hayati konuların başında disiplin gelmektedir. Bu açıdan, disiplin konusunda alınan tedbirlerin diğer kurum ve kuruluşlara göre mahiyet bakımından farklılıklar arz ettiği hususu göz önünde bulundurulmalıdır. Zira, disiplinin sağlanması, muhafazası ve devam ettirilmesi TSK’nın vazifesini yerine getirebilmesi için olmazsa olmaz konulardan birisidir.

TSK’da yerleşmiş tanıma göre, disiplinin en temel iki unsuru, itaat ve astın üstün hukukuna riayettir. Kanunun temel amacı, TSK’daki itaat hissini sağlamlaştırma ve hukuka uygun olarak hareket etmeye yönelik usul ve esasların belirlenmesi şeklinde de ifade edilebilir.

TSK personeli hakkında uygulanan disiplin hükümleri, değişik tarihlerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde dava konusu olmuş, özellikle asker kişilere verilen oda hapsi cezalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Neden “TSK” diyorsunuz, açsanıza.

FEVAİ ARSLAN (Devamla) – Bu kapsamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2005, 2007 ve 2011 tarihlerinde kişinin özgürlüğü, güvenliği ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçeleriyle ülkemizi tazminata mahkûm etmiştir.

Disiplin hukukuna ilişkin sorunların, disiplin amirlerinin otoritesinde ve emir komuta sisteminde zafiyet meydana getirmeden, değişen ve gelişen günümüz hukuk anlayışına uygun bir şekilde çözülmesi amacıyla hazırlanan bu tasarıyla, dağınık biçimde bulunan disiplin mevzuatı tek bir kanunda toplanmış olacaktır.

Hâlen askerî disiplin mevzuatına tabi olan sivil memurlar kapsam dışına çıkarılmış ve bu personel hakkında yalnızca 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümlerinin uygulanması esası benimsenmiş, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu paralelinde, askerî ceza ve disiplin hukuku sistemleri birbirinden bağımsız kılınmış ve asker kişiler hakkında, eylemleri dolayısıyla ceza soruşturması açılsa dahi disiplin cezası verilebilmesi imkânı tanınmış, disiplin cezası verme konusunda subaylar ve astsubaylar arasındaki ayrım kaldırılmış, sicil verme yetkisi olan astsubaylar da disiplin amiri olarak tanımlanmış, disiplin amirlerinin verebilecekleri cezalar, rütbe ve makamları dikkate alınarak yeniden belirlenmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda, seferberlik ve savaş zamanı ile barış zamanında Türk kara suları dışında bulunan gemilerde işlenen disiplinsizlikler hariç, oda hapsi cezası kaldırılmıştır.

İdareye güven ve kanunilik ilkeleri dikkate alınarak, mevcut sistemde tanımlı olmayan disiplinsizlik teşkil eden eylemler, silahlı kuvvetlerin ihtiyaçları dikkate alınarak 657 sayılı Kanun’da olduğu gibi tek tek tanımlanmış, oda hapsi cezalarının kaldırılması nedeniyle disiplin zafiyeti doğmaması için erbaş ve erlere verilecek hizmetten men cezasının askerlik hizmet süresinden sayılmayacağı esası benimsenmiş, barış zamanı için disiplin mahkemeleri kapatılmış, bunların yerine asgari tugay seviyesinde görev yapacak disiplin kurulları ve silahlı kuvvetlerden ayırma disiplin cezası vermek üzere kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında da yüksek disiplin kurulları kurulmuştur.

Kuvvet komutanlıklarınca disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle silahlı kuvvetlerden çıkarılma uygulamasına son verilerek, bu yetki yüksek disiplin kurullarına bırakılmış, disiplinsizliği alışkanlık hâline getirenlere ceza puanına bağlı olarak yüksek disiplin kurullarınca ayırma cezası verilebilmesi uygulaması getirilmiştir.

Disiplin amirleri tarafından verilen disiplin cezalarına karşı, bir üst disiplin amirine disiplin kurulu tarafından verilen disiplin cezalarına karşı da üst komutanlığın disiplin kuralına itiraz imkânı getirilmiştir.

Tasarının tüm değerli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına, personeline ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Arslan.

Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz.

Buyurunuz Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tekrar yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, ikinci bölüm üzerine yapmış olduğum konuşmada süre yetersizliği dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerindeki sivil memurların sorunlarına çok fazla zaman kalmamış idi. Bu şahsi konuşmamı da onların sorunlarına ayırmak istiyorum.

Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde çeşitli meslek dallarında, 657 sayılı Yasa ile yaklaşık 55 bin çalışan sivil memur vardır. Bu memurlar, asker kişiler olmadığı hâlde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde yargılanmaktadırlar; temyizi kabil olmayan kararlar dolayısıyla da mağdur olmaktadırlar. Kendileriyle görüşüyoruz, bütün siyasi parti gruplarını da -Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu da dâhil olmak üzere- ziyaret ettiler. Türkiye Büyük Millet Meclisine soruyor bu arkadaşlarımız, diyorlar ki: “Türk Silahlı Kuvvetleri beni özlük hakları açısından yahut statü açısından askerî personel kabul etmiyor ama yargılama hususuna gelince askerî mahkemeye çıkarıyor. Artık bir karar versin, ben asker miyim yoksa sivil miyim?” Doğrusu, bu eleştiri çok yanlış bir eleştiri değil ve bu sorunun bir an önce çözülmesi gerekiyor. Çözülmesini zorunlu kılan, Anayasa Mahkemesinin de 20 Eylül 2012’de verdiği bir karar var -ki bu karar 1 Aralık 2012’de Resmî Gazete’de yayımlandı- bu kararda da sivil memurların sivil kişilikleri vurgulanıyor.

Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 31 Mayıs 2012’de verilen bir kararla da, sivil kişilerin askerî mahkemelerde yargılanamayacağı hükmünden hareketle Türkiye Cumhuriyeti’ni 15 bin euro tazminata mahkûm etmiş.

Anayasa’nın 145’inci maddesinde, savaş zamanı dışında sivil kişilerin yine askerî mahkemelerde yargılanmayacağı belirtiliyor.

Tüm bunları bir araya getirdiğimizde ciddi bir yanlışlık var. Bu yanlışlığın ortadan kaldırılması için biz bir önerge verdik Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biraz sonra bu önerge de gündeme gelecek. Tabii, İç Tüzük’e göre yeni bir madde ihdası olarak algılanıyor ve Komisyonda Komisyon çoğunluğu Adalet ve Kalkınma Partisinde olduğundan, Komisyonda muhtemelen bu çoğunluğun, eğer Adalet ve Kalkınma Partisi destek vermezse sağlanamayacağı gözüküyor. Ancak, biz buradan bir kez daha Adalet ve Kalkınma Partisine sesleniyoruz: Bu değişikliği bir an önce lütfen getirin, biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu değişikliğe destek olalım. Aileleriyle birlikte yaklaşık 250-300 bin kişiyi bulan bu sivil memur ailesini bir an önce hak etmiş oldukları bu statüye kavuşturalım. Kıymetli arkadaşlar, gerçekten çok ciddi sorunları var. Ben, Milliyetçi Hareket Partisi adına bu kürsüden üç kez sivil memurların sorunlarını dile getirdim. Zaman zaman Sayın Millî Savunma Bakanımıza da şifahi olarak aktarıyoruz, Milli Savunma Komisyonu Başkanımız Sayın Oğuz Kağan Köksal Beyefendi’ye de aktarıyoruz ancak maalesef bugüne kadar bu sorunların aşılması konusunda gözle görülür bir ilerleme sağlanmadı. Kendileri de zaman zaman iyi niyetlerini, temennilerini iletiyorlar ama maalesef bir adım atılmış değil. Artık bu arkadaşlarımız, hiç olmazsa kanun çıkarmakla çözülebilecek sorunları bir tarafa bırakmışlar, Bakanlık tebliğleriyle, Bakanlık talimatlarıyla çözülecek çok basit sorunlarının çözüldüğünü görmek istiyorlar ve Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı, kendi bakanlığına karşı ümitvar olmak istiyorlar. Sanıyorum, beklentileri de çok büyük beklentiler değil. Millî Savunma Bakanlığının özellikle bu kardeşlerimizin moral ve motivasyonunu temin etmek üzere, bu konuya bundan sonra biraz daha fazla eğileceği inancını taşıyorum. Bu konuda kendilerinden de Milliyetçi Hareket Partisi olarak talebimizi yineliyoruz.

Sözlerime burada son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Korkmaz.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, 2010 yılında Anayasa değişikliğinde “Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin sicil ve özlük işlemleriyle hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı kanunla düzenlenir.” hükmü getirilmiş ancak sözü edilen uyum yasası henüz Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmemiştir. Sicil işlemleri Genelkurmay Başkanlığınca yürütülen hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı tam olarak sağlanmamış bir mahkemenin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden yargı yolu açık idari işlemle ilişiği kesilenler için yargı yolu olarak gösterilmesi ne kadar adaletlidir? Madem ki AYİM adil bir yargı yolu idi, YAŞ kararlarına yargı yolu açılmasına rağmen, neden bu kararla ilişiği kesilenlere mahkemeye başvurma yerine geçici 32’nci maddeyle özlük hakları verilmiştir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Amerika Birleşik Devletleri 10 Aralık 2012’de El Nusra Cephesini terörist örgütler listesine eklemiş, El Nusra Cephesinin El Kaide tarafından kullanılan müstear isimlerden biri olduğunu belirtmiştir. AKP Hükûmeti ise El Nusra Cephesini terörist örgüt olarak nitelendirmemekte ısrarcıdır. Türkiye’nin El Nusra’ya sağladığı mali, askerî ve lojistik destek ise uluslararası basında yer almaktadır.

Sayın Bakan, siz El Nusra Cephesini terörist örgüt olarak görüyor musunuz? El Nusra Cephesine sizin bilginiz dâhilinde mali, askerî, lojistik destek sağlanmış mıdır? El Nusra Cephesinin Türkiye topraklarında veya Türkiye vatandaşlarına karşı eylem gerçekleştirmeyeceğine ilişkin aldığınız herhangi bir güvence ya da garanti var mıdır? Türkiye’nin El Nusra Cephesine sağladığı desteğin bir gün vatandaşlarımıza yönelik terör eylemlerini finanse etme olasılığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayır Erdemir.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, cumhuriyet tarihi boyunca Türk Silahlı Kuvvetlerinden sadece 1 askerî personelin casusluk suçlamasıyla ilişkisinin kesildiğini biliyoruz. Oysa şu anda İzmir’de ikincisi görülmekte olan askerî casusluk ve şantaj davasında birincisiyle birlikte 400’ün üzerinde personel casuslukla suçlanmaktadır.

Siz Millî Savunma Bakanısınız, Genelkurmay Başkanımız hâlihazırda görevde, yanınızda bu konuda çok deneyimli askerî bürokrasi var. Bir orduda 400 tane casus var da bundan bu ordunun haberinin olmaması mümkün mü? Haberiniz varsa bu konuda bir soruşturma başlatmış mıydınız, yasal işlem yapmış mıydınız? Yok, haberiniz yoksa siz Millî Savunma Bakanı olarak bütün çağdaş ülkelerdeki gibi istifa mekanizmasını işleterek ve size bağlı olan bir ordunun 400 casusu bir savcıdan önce belirleyememiş olmasını bir zafiyet olarak görüp istifa edecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, Sayın Başbakan bir televizyon programında “Boş verin Avrupa Birliğini, ben Putin’le konuştum, Şanghay Beşlisine girerim.” gibi bir şey söyledi. Şimdi, Türkiye’de bu kadar önemli bir güvenlik politikası değişikliğini daha önce yetkili kurullarda konuştunuz mu? Eğer konuştuysanız Sayın Başbakan “Şanghay İşbirliği Örgütü” adında olan 6 üyeli bir uluslararası kurumun adını “Şanghay Beşlisi” olarak hangi bilgiye dayanarak söylüyor, yani biz bunları nasıl ciddiye alırız? Bu kadar önemli konular böyle basit mi konuşulur? Nasıl oldu bu iş, bir anlatabilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğdu.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, 22 Ekim 2012 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 1900-299557-12 sayılı bir Genelge yayımlandı. Bu genelgede “Disipline ve ahlaka aykırı unsur taşıyan bir eylemden dolayı adli mahkemeler tarafından haklarında beraat, kovuşturmaya yer olmadığı, görevsizlik, davanın düşmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve benzeri karar verilen personel hakkında, disiplinsizlik veya ahlaka aykırı davranışın fiilen işlendiğini kanıtlayan bilgi ve belgeler (iddianame, sanık, mağdur ifadeleri, tutanak, bilirkişi raporları) varsa ayırma işlemi yapılacaktır.” deniyor, yani ihraç edilecek. Şu anda getirdiğiniz bu kanunla, bu genelge biraz çelişiyor gibi. Bu genelge aynı zamanda komuta katı, baş emir imzalı bir genelge. Dolayısıyla, bu genelgeden bilginiz var mı? Bu genelge acaba fuhuş ve şantaj iddiasıyla suçlanan ve bize göre millî ordu unsurlarının tasfiyesi…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

Sayın Aldan…

ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Suriye’de iç savaş başladığından bu yana, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Millî İstihbarat Teşkilatından Özgür Suriye Ordusu veya başka bir muhalif gruba askerî veya istihbari eğitim veren personel var mıdır?

İki: YAŞ ve diğer tasarruflarla TSK’dan ilişiği kesilenlerin ayrı ayrı olarak sayıları kaçtır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aldan.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan “Türkiye toprakları, NATO topraklarıdır.” dendi ve Patriotlar geldi, ülkemizin değişik yerlerine yerleştirildi. Hollanda Dostluk Grubu olarak bizi ziyaret eden Hollanda Temsilciler Meclisi Savunma Komitesi Başkanı, Patriotların kendi ülkelerine ait olduğunu, dolayısıyla bu Patriotlardan kullanmamız hâlinde bazı masrafların tarafımızdan ödenmesi gerektiğini benim de dâhil olduğum bu komisyonda yüzümüze karşı söyledi. Merak ediyorum, bu topraklar NATO toprağı ise, Patriotlar NATO’ya ait ise sorun yok ama Patriotlar Hollanda’ya ait ise bu silahlı gücün topraklarımız üzerinde bulunmasının Türkiye Büyük Millet Meclisinin iznine tabi olduğunu hepimiz biliyoruz; dolayısıyla bu karmaşık durumu izah edebilir misiniz?

Bir de boğazlar üzerinde kesin hâkimiyetimizi temin öden Montrö Antlaşması’nın delinmesi yönünde, müttefikimiz olduğunu zannettiğimiz devletlerden talep var mıdır? Deniz kuvvetlerindeki istifaların bu taleplerle bir ilgisi var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, PKK terör örgütünün en önemli finans kaynaklarından bazılarını oluşturan uyuşturucu ve hayalî ticaretin en yoğun yapıldığı sınır kapılarından birisinin Hakkâri Yüksekova’daki Esendere Sınır Kapısı olduğu devletin resmî müfettişleri tarafından tespit edilmiş. Bunun kapatılması yönünde Bakanlığınıza herhangi bir rapor geldi mi ve güvenliğinin sağlanması konusunda şu ana kadar bu konuyla ilgili ne yapıldı?

İkincisi de, Kütahya’da bulunan Hava Er Eğitim Tugayının tümene dönüştürülmesi yönünde Bakanlığınızın bir çalışması var mı? Varsa bu çalışma ne aşamadadır? Cevaplarsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, öncelikle, mevcut getirmiş olduğumuz düzenleme -bizim ilk açıklamamızda söylediğimiz gibi- dağınık olan mevzuatın toplanması, yeni getirilmiş olan hiçbir şey yok. “Aşırı borçlanma ve borçlarını ödeyememek” mevcut mevzuatta var, “Ahlaki zayıflık” mevcut mevzuatta var, “Hizmete engel davranışlarda bulunmak” mevcut mevzuatta var, “Gizli bilgileri açıklamak” mevcut mevzuatta var, “İdeolojik ve siyasi amaçlı faaliyetler” mevcut mevzuatta var, “Uzun süreli firar etmek” var, “Disiplinsizliği alışkanlık hâline getirmek…”

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Değiştiriyor Sayın Bakan, Allah’tan korkun yani. “Eski mevzuatta var, eski mevzuatta var…”

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz topluyoruz dağınık olanları, bunu da söyledik. Yeni bir şey getirmedik. Bakın, çok net…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hangisini getiriyorsunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Ya dinleyeceksin ya dinlemeyeceksin; iki şey… Eğer söylediğime konuşuyorsanız demek ki bu konuyu biliyorsunuz, dinlemek istemiyorsunuz. O hâlde lütfen dinleyin. Ondan sonra yeniden soru sorma hakkınız var.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ben başka bir şey söylüyorum, siz başka bir şey söylüyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, sizin söylediğinizi söylemek durumunda değilim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Dinliyorum Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Güzel.

Önümde 657 sayılı Kanun var. Eğer sizin dediğiniz gibi aynı mantığı yürütürsek 657 sayılı Kanun yıllardır devlet memurunun sahip olduğu ve bağlı olduğu kanun. “Göreve sarhoş gelmek.” Sizin mantığınızdan gidince… E, ne kadar sarhoş? Sarhoşluğu kim bilecek? “Görev yerinde alkol içmek.” İçmek ama ne kadar içecek?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – “Görevde sarhoş olmak” değil Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Görev mahallinde genel ahlak dışı davranışlarda bulunmak…” Hangisi ahlaktır, hangisi ahlak dışıdır? Dolayısıyla da, gerek 657’yle devlet memurunun yine devlet memuruna çıkardığı… “İdeolojik ve siyasi amaçlarla kurumun huzur ve sükûnunu bozmak” mevcut 657’de devlet memurluğundan çıkarmayı gerektiriyor. Dolayısıyla, bizim getirdiğimiz, hukuka aykırı hiçbir şey yoktur, hepsi gerek 657’yle gerekse de şu anki mevcut mevzuatımızla uyumludur. Değişik yerlerde olan mevzuatımızı bir metin altında topladık. Dolayısıyla burada hukuka…

İki: İdarenin her türlü eylem ve işlemleri yargı denetimine tabi. Bizim burada getirdiğimiz disiplin cezalarının hiçbirisi önceden yargı denetimine tabi değildi, şimdi hepsini yargı denetimine tabi tutuyoruz. Uyarmayla kınamada ise onlardan verilecek disiplin cezalarının belli bir miktarı aşması durumunda o zaman da kurumdan uzaklaştırılacak, bu da Askerî Yüksek İdare Mahkemesi denetimine tabi. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi bu durumda hangi cezanın hangi gerekçeyle verildiğini, bu gerekçenin hukuka uygun olup olmadığını da inceleyip gerekirse cezaları iptal etme yetkisine sahiptir. Eskisinde yargı yoluna gitme hakkı yokken yenisinde yargı yoluna gitme hakkı var. Dolayısıyla, daha demokratik, daha uygun bir husustur.

Bir başka husus: Efendim, silahlı kuvvetlerimizin…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, rica ediyorum, 15’inci maddenin (k) fıkrasını okuyorum: “Görev mahallinde” demiyor, “Mesai dışında aşırı alkol kullanımı” diyor, mesai dışında. Yanıltıyorlar sizi.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Yahu, şu adamı boş ver, alkolik birisi.” gibi bir tabiri, böyle bir sıfatı Silahlı Kuvvetlerimizin hiçbir mensubu taşımak istemez. Çok doğrudur.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Öyle demeyin, “alkolik” deyin o zaman, “alkolik” deyin.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Terörist bile yaptınız.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 1984-2009 yılları arasında YAŞ kararıyla 1.543 personelin ilişiği kesilmiştir.

Bir başka soruya cevabımız: 22/05/2012 tarihli ve 6318 sayılı Kanun ile askerî hâkimler ve savcılara idari sicil verilmesi uygulamasına son verilmiştir. Dolayısıyla, askerî hâkimlere bir sicil verilme uygulaması yoktur. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerine de mahkemenin kurulduğu 1972 tarihinden bu yana zaten herhangi bir sicil verilmemektedir.

Yine, 2001-2012 yılları arasında firar, aşırı borçlanma, ahlaki nedenler, hırsızlık, rüşvet, uyuşturucu ve genel disiplinsizlik nedeniyle 2.604 personelin ilişiği kesilmiştir. Bu arada bir bilgi daha vermek isterim. Bu, 6191 sayılı Yasa kapsamında olan 4.607 kişi başvurdu; bu başvuranlardan 1.544’ü kabul edilmiş, 3.063’ü reddedilmiş. Ret kararı verilen 3.063 başvurudan 2.838’inin gerekçesi yargı yolu açık işlemle Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişiklerinin kesilmesidir. 225’inin gerekçesi ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48’inci, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 50 ve 94’üncü maddeleri kapsamında haklarında tesis edilen işlemin dayanağı fiillerin vasıf ve mahiyetidir. Bunlar arasında, silahlı çatışmaya giren, uyuşturucu kaçakçılığına giren kimseler de var, onların listesi var yanımda ama bunları da söylemiyoruz.

Bir başka… Haklarında Millî Savunma Bakanı tarafından verilen karara karşı -bizim verdiğimiz- 851 personel dava açtı; bu davalardan 394’ü reddedildi, 10 personel ise açtığı davayı kazandı. Davaları kazanan bu personel için de daha sonra yasanın gereği yerine getirilmiştir. Yargı kararları sonucunda 4.607 başvurudan 1.554’ü kabul edilmiş, 3.050 başvuru reddedilmiş, başvurusu kabul edilenlerden 691’i Devlet Personel Başkanlığınca kamu kurum ve kuruluşlarına araştırmacı olarak atanmıştır. Başvurusu kabul edilen personelden emsalleri emekli olanlara emeklilik hakkı tanınmış, emekli olmayanlara ise kamu kurumunca çalışma hakkı tanınmıştır. Ayrıca, bu personele silah, kimlik kartı, silah taşıma ruhsatı ve pasaport da verilmiştir. Bu kişilere yine emekli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının sosyal hakları da tanınmıştır.

Bir başka husus: Biz Suriye halkının destekçisiyiz, hiçbir terör örgütünün veya teröre destek veren hiç kimsenin destekçisi değiliz.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – El Nusra terör örgütü değil mi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Çok net olarak, dolayısıyla, terör örgütü olarak hiçbir kurumun, şeyin destekçisi değiliz.

Bir başkası “Türkiye NATO toprağı mıdır?” Bununla ifade edilen husus şu: NATO müşterek bir güvenlik sistemidir. NATO’nun amacında Washington Sözleşmesi 5’inci maddede “Eğer bu ülkelerden birisine yapılmış bir saldırı hepsine yapılmış saldırı durumundadır.” Biz, NATO içerisinde diyoruz ki, bir tehdit, bir risk var; bu tehdit, bu risk algılamasına karşı NATO’nun imkânlarından faydalanalım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Türkiye, NATO toprağı mı Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bir başka husus: Bakın, biz hiçbir yere parayı verip de Patriot füzesi almadık. Parayı verip almadık. Bu NATO imkânlarındandır, NATO imkânlarından olduğundan biz talebimizi Hollanda’dan yapmadık, biz talebimizi Almanya’dan yapmadık, biz talebimizi Amerika’dan yapmadık; biz talebimiz NATO’dan yaptık. Bakın, NATO’nun kendi silahı, kendi topu yoktur ancak NATO’ya dâhil ülkelerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - …NATO’nun amaçları doğrultusunda tesis etmiş olduğu imkânları vardır. Dolayısıyla, Türkiye’nin korunması gereken sınırları NATO’nun korunması gereken sınırlarıdır.

Teşekkür ederim.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Türkiye’yi kimden korumak istiyorsunuz Sayın Bakan? Sayın Bakan, Türkiye’yi kimden korumak istiyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, bir şey…

BAŞKAN - Sayın Moroğlu, buyurun.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Meclisimizin bu kararı verirken doğru karar verebilmesi için çok net bir soru sordum, cevabı başka türlü alındı. Çok net bir daha soruyorum: El Nusra örgütünü terör örgütü olarak tanıyor musunuz, tanımıyor musunuz? ABD tanıyor, siz tanıyor musunuz, tanımıyor musunuz? Bunu soruyorum. Buna bir cevap istiyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Cevap vermek zorunda değil.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Yok cevap.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Size sormuyoruz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Yani buna bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Sorunuza cevap vermemişse vermemiştir, bunu biz şey yapamayız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, burada müsteşar var.

BAŞKAN - Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım, benim konuşmama atıfta bulunarak, Sayın Bakan şu anda disiplinsizlik hareketleri olarak sayılan eylemlerin önceki kanunda da olduğu, hatta Devlet Memurları Kanunu’nda da dâhil olduğunu söyledi. Bu konuda müsaade ederseniz bir dakika açıklama yapayım çünkü yanlış bilgi edindi Sayın Bakan.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başkanım, bir şey yok, “Sataşma var.” diyorlar.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Efendim, “göreve sarhoş gelmek” diye bir şeyden bahsetmedim çünkü burada kanun diyor ki: “Mesai dışında aşırı alkol kullanımı.” Sayın Bakanı yanılttılar. Yine, efendim, Devlet Memurları Kanunu’nda ihraçla ilgili yani “iffetsiz bir kadınla evlenmek veya böyle kalmak veya böyle yaşamak” diye bir ibare yok ama Sayın Bakan yine bunu söyledi.

Lütfen, ben rica ediyorum, yani bu, askerlerin ve buradaki arkadaşların da lehine bir düzenleme. Açıklığa kavuşturun, yoksa keyfîlik olur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, El Nusra Cephesiyle ilgili susma hakkını kullanmak mı istiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza sunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İstifa sorusuna cevap vermediniz efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bu millet teröristleri kimin desteklediğini iyi bilir, hiç merak etmeyin.

BAŞKAN - Madde 22’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 23’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 24’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/394 sıra sayılı kanun tasarısının 25 inci maddesinin 1 inci fıkrasının “c” bendinin madde metninden çıkarılmasını;

2 inci fıkradan sonra gelmek üzere,

“(3) Vicdani retçilerin durumu kapsam dışında tutulur.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                            Demir Çelik                               Adil Kurt

                  Bingöl