DÖNEM: 24 YASAMA YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 40
50’nci
Birleşim
9 Ocak 2013 Çarşamba
(TBMM Tutanak
Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve
kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar
tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına
uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Bursa
Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Enerji Tasarrufu Haftası’na ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santralinin satışına ilişkin gündem
dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı
3.- İstanbul
Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Boğaz Köprüsü ve otoyolların satışına
ilişkin gündem dışı konuşması
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Kütahya
Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
3.- Adalet Bakanı
Sadullah Ergin’in, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
4.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in CHP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya ilinin Arguvan ilçesinde Merkez
Cumhuriyet İlköğretim Okulundaki yemekhane sorununun çözümü için Meclisin
desteğini beklediğine ilişkin açıklaması
2.- Adana
Milletvekili Ali Halaman’ın, Hakkâri’de karakol baskını sonucu şehit düşen ve
hemşehrisi olan askerin ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması
3.- Giresun
Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun’dan Trabzon Havalimanı’na
yolcu taşımacılığı yapan TÜRSAB ve D2 yetki belgeli bir firmanın araçlarının
havaalanının girişinden içeriye alınmaması nedeniyle yolcuların mağdur olduğuna
ilişkin açıklaması
4.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, UYAP sistemi altyapısının yeterli olmaması
nedeniyle icra dairelerinde dosya ödemelerinin bankalar kanalıyla yapılması
uygulamasında sorunlar yaşandığına ilişkin açıklaması
5.- İstanbul
Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, AFAD ve Kandilli Rasathanesinin neden
depremlerin büyüklük değerlerini global ölçekte vermediğini öğrenmek istediğine
ilişkin açıklaması
6.- İstanbul
Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Topkapı Cam İşletmesinde çalışan
işçilerin direnişine ve kazanılmış haklarıyla ilgili taleplerinin karşılanması
için çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması
7.- İstanbul
Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Afganistan’daki çatışmadan kaçarak ülkemize gelen
sığınmacıların durumuna ilişkin açıklaması
8.- İstanbul
Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, bazı Kamu Hastaneleri Birliği genel
sekreterlerinin keyfî uygulamalarına ilişkin açıklaması
9.- Tunceli
Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin
açıklaması
10.- Muş
Milletvekili Demir Çelik’in, Enerji Tasarrufu Haftası’na ve yenilenebilir
enerji kaynaklarının insanlığın hizmetine sunulması gerektiğine ilişkin
açıklaması
11.- Bursa
Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 6 Ocak 2013
tarihinde Bursa projeleriyle ilgili verdiği bilgilere ve son iki yılda hangi
projelerle 35.690 hektar arazinin suya kavuştuğu konusunda proje bazında bilgi
verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması
12.- Bursa
Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Bursa’da kendisi ile bir polis memuru arasında
yaşanan ve basına yansıyan olaya ilişkin açıklaması
13.- Manisa
Milletvekili Özgür Özel’in, kamu-özel hastane ortaklığıyla ilgili kanuni
düzenlemenin Sağlık Komisyonunda görüşülmeden Plan ve Bütçe Komisyonuna
gönderilmesine ilişkin açıklaması
14.- İstanbul
Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Bolu Tüneli’nin kapalı olması nedeniyle binlerce
yolcunun Ankara-İstanbul yolunda mahsur kaldığına ve Ulaştırma Bakanının bu
konuyla ilgilenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Denizli
Milletvekili Emin Haluk Ayhan ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
10/10/2012 tarih ve (2/905) esas numarası ile vermiş oldukları Denizli İlinde
Kızılcabölük Adıyla İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’ni geri aldıklarına
ilişkin önergesi (4/50)
B) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören ve 27 milletvekilinin, organize sanayi bölgelerindeki
yatırımların ve yatırımcıların sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/453)
2.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören ve 26 milletvekilinin, çekirdeksiz kuru üzüm
üretiminde, pazarlanmasında, ihracatında ve depolanmasında yaşanan sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/454)
3.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören ve 28 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı
üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/455)
VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
2.- Devlet Sırrı
Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları
(1/484) (S. Sayısı: 287)
3.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği
Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)
4.- Yargılama
Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya
da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet
Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342)
5.- Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Milliyetçi Hareket Partisi
Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ile 3 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/717, 2/1030) (S. Sayısı: 370)
IX.- OYLAMALAR
1.- (S. Sayısı:
342) Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen
İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun
Tasarısı’nın oylaması
X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Aydın
Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, elektrik dağıtım şirketlerinin ihalelerine
ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/12745)
2.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Eskişehir’de 2012-2013 yıllarına ait planlanan
ve gerçekleştirilen kamu yatırımları ile projelere ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/12746)
3.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan’ın, kömür madenlerinde yaşanan göçük olaylarına
ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı
(7/12878)
4.- Artvin
Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı bir köyde
yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/12882)
5.- Artvin
Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı bir köyde
yaşanan elektrik kesintilerine ve aydınlatma sorununa ilişkin sorusu ve Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/12883)
6.- Manisa
Milletvekili Sakine Öz’ün, Ovacık Yaylası’na elektrik hattı çekilmesine ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/12884)
7.- Manisa
Milletvekili Özgür Özel’in, Osmaniye Çatak Barajı’nın ne zaman yapılacağına
ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13149)
8.- Mersin
Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Kırklareli’nin bir beldesindeki longoz
ormanlarının Dünya Kültür Mirası listesine alınması çalışmalarına ilişkin
sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13745)
9.- İstanbul
Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Turgutlu Çaldağı’nda nikel madeni
çıkaran bir şirkete ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel
Eroğlu’nun cevabı (7/13747)
10.- Artvin
Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çoruh Havzası’ndaki endemik bitki ve hayvan
türlerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
(7/14071)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak dört oturum yaptı.
Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Ağrı Doğubeyazıt’ta meydana gelen
mayın patlamalarına,
Osmaniye Milletvekili Suat Önal, Osmaniye’nin düşman işgalinden
kurtuluş yıl dönümüne,
Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana’nın düşman işgalinden
kurtuluş yıl dönümüne,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, CHP Grubu olarak Zonguldak
Kozlu’daki maden kazasında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet,
yakınlarına başsağlığı dilediklerine, Sayıştay raporlarındaki uyarılara rağmen
bu iş yerindeki eksikliklerin giderilmediğine ve Hükûmeti iş kazalarına karşı
önlem almaya davet ettiklerine,
İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, huzurlu ve savaşsız
bir yıl dilediğine, Zonguldak Kozlu’daki maden kazasında 8 madencinin ölümü
nedeniyle bütün işçi sınıfına başsağlığı dilediğine ve ülkemizin barış ve
demokratikleşme ihtiyacına yanıt verecek yeni bir dönemin başlamasının olumlu
bir gelişme olduğuna,
Kütahya Milletvekili Alim Işık, Zonguldak Kozlu’daki maden
kazasında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı
dilediğine, şaibeli olan 2012 yılı KPSS sonuçlarına göre kamu kurum ve
kuruluşlarına personel alımına devam edildiğine ve Hükûmeti bu konuda duyarlı
olmaya davet ettiğine,
Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Hükûmetin terör örgütünün
lideriyle görüşme yapmasına ve bir terör örgütünün başının muhatap alınmasının
Türkiye’de fiilen iki başlı bir otoritenin oluştuğu anlamına geldiğine,
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Malatya’nın Doğanşehir ilçesine
bağlı Erkenek beldesinde yaşanan depremler nedeniyle vatandaşlara geçmiş olsun
dileğinde bulunduğuna ve Türkiye İş Kurumu bünyesinde çalışan 817 iş ve meslek
danışmanının sözleşmelerinin feshedilmesine,
Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu, 5084 sayılı
Kanun’la uygulanan teşvikin 31/12/2012 tarihinde son bulduğuna ve bu konuda
ciddi mağduriyetler yaşanacağına,
Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Afşin-Elbistan Termik
Santrali’nin özelleştirilmesine ve orada çalışan işçilerin hak kaybına
uğramaması için Hükûmetin tedbir almasını istirham ettiğine,
Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, Zonguldak Kozlu’daki
maden kazasında hayatını kaybeden madencilere Allah’tan rahmet dilediğine ve Osmaniye’nin
kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne,
Adana Milletvekili Muharrem Varlı, bu toprakların kolay vatan
olmadığına, her metrekaresinde şehit kanı, alın teri ve gözyaşı bulunduğuna ve
terör örgütünün lideri ile müzakere yapanlara şehitlerimizin hakkını helal
etmediğine inandığına,
İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, son dönemlerde kitaplarda
sansür iddialarına ve millî eğitim kadrolarının asıl işlerini
savsakladıklarına,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Zonguldak Kozlu’daki maden
kazası sonucu hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet, yaralılara acil
şifalar dilediğine ve gerekli incelemelerin yapılıp varsa sorumlularının
üzerine gidilmesi gerektiğine,
İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, Zonguldak Kozlu’daki maden
kazasında hayatını kaybeden madencilere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı
dilediğine, Sayıştay raporlarındaki uyarılara rağmen gerekli önlemlerin
alınmadığına ve taşeron sisteminin kaldırılması gerektiğine,
İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, son yıllarda madencilik
sektöründeki yapılanmanın çok sayıda ölümlü iş kazalarına ve maden
kaynaklarının heba edilmesine yol açtığına ve hayatını kaybeden madencilere
Allah’tan rahmet dilediğine,
İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Şanlıurfa’nın Viranşehir
ilçesi köylerinin çoğunda dört günden beri elektriklerin kesik olduğuna,
ihaleler tekrarlansın diye kötü malzeme kullanıldığına ve siyasi yandaşlara
verilen bu ihalelere son verilmesi gerektiğine,
Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu, Karadeniz Teknik
Üniversitesi Tıp Fakültesinde yaklaşık altı yıldır çalışan 68 taşeron işçisinin
işlerine son verildiğine ve bu konunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğine,
Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, 2010 yılında Orhangazi, İznik,
Gemlik ve Mudanya’daki zeytin üreticilerine afetten dolayı ödenmesi gereken
paranın 4.100 çiftçiye hâlen ödenmediğine,
Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç, Zonguldak Kozlu’daki maden
kazasında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı
dilediğine ve Millî Eğitim Bakanlığının İnternet bağımlığının önlenmesi, okuma
alışkanlığının kazandırılması için ne gibi tedbirler almayı düşündüğünü
öğrenmek istediğine,
Muş Milletvekili Demir Çelik, 2013 yılının ülke halklarına ve
insanlığa barış ve özgürlük getirmesini dilediğine ve şiddetli kış şartları
nedeniyle Muş ilinde yaşanan mağduriyetlere,
Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, Zonguldak Kozlu’daki maden
kazasında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı
dilediğine ve sınıf öğretmenlerinin yan alan veya eğitim almadıkları alanlara
geçmelerine,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 19 milletvekilinin, Adana’nın
sorunlarının (10/450),
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 30 milletvekilinin,
uyuşturucunun ülkemize hangi yollardan ve nasıl transit giriş-çıkış yaptığının,
buna neden engel olunamadığının, son yıllarda Türkiye’nin neden önemli bir
üretici ülke hâline geldiğinin, uyuşturucu kullanımının neden ve nasıl
yaygınlaştığının (10/451),
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 26 milletvekilinin, kayısı
üretimi, hasadı, kurutulması, ihracatı ve ekonomik değerinin artırılabilmesi
için yapılması gereken çalışmaların (10/452),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, (2/245) esas numaralı
31/12/1960 Tarihli ve 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki
sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 370 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç
Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde
görüşülmesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan (6/36),
14’üncü ” ” (6/83),
28’inci ” ” (6/121),
30’uncu ” ” (6/123),
37’nci ” ” (6/139),
43’üncü ” ” (6/147),
61’inci ” ” (6/212),
63’üncü ” ” (6/216),
66’ncı ” ” (6/223),
94’üncü ” ” (6/299),
104’üncü ” ” (6/319),
112’nci ” ” (6/332),
115’inci ” ” (6/335),
116’ncı ” ” (6/336),
117’nci ” ” (6/337),
151’inci ” ” (6/414),
157’nci ” ” (6/428),
167’nci ” ” (6/453),
172’nci ” ” (6/458),
185’inci ” ” (6/489),
191’inci ” ” (6/501),
194’üncü ” ” (6/510),
196’ncı ” ” (6/512),
198’inci ” ” (6/514),
199’uncu ” ” (6/515),
204’üncü ” ” (6/521),
205’inci ” ” (6/522),
211’inci ” ” (6/534),
235’inci sırasında
bulunan (6/579),
241’inci ” ” (6/591),
243’üncü ” ” (6/596),
244’üncü ” ” (6/599),
249’uncu ” ” (6/617),
266’ncı ” ” (6/639),
270’inci ” ” (6/652),
276’ncı ” ” (6/661),
277’nci ” ” (6/662),
290’ıncı ” ” (6/692),
299’uncu ” ” (6/707),
301’inci ” ” (6/709),
384’üncü ” ” (6/823),
422’nci ” ” (6/867),
430’uncu ” ” (6/876),
592’nci ” ” (6/1058),
Esas numaralı sözlü sorulara, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer
cevap verdi.
Soru sahiplerinden Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu,
Kütahya Milletvekili Alim Işık, Ankara Milletvekili Zühal Topcu, İstanbul
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Adana Milletvekili Ali Halaman, cevaplara
karşı görüşlerini açıkladılar.
Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de bu görüşlerle ilgili açıklamada
bulundu.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün
91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),
2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün
91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet
Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu
Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),
3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği
Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/650) (S. Sayısı: 339),
4’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Yargılama
Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya
da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet
Komisyonu Raporu’nun (1/625) (S. Sayısı: 342),
6’ncı sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Mısır
Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Eğitim İşbirliği Alanında Mutabakat Zaptının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu
Raporu’nun (1/581) (S. Sayısı: 291),
7’nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna
Bakanlar Kabinesi Arasında Bitki Koruma ve Bitki Karantina Alanında İşbirliği
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun (1/629) (S. Sayısı: 309),
Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından ertelendi.
5’inci sırasına alınan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel
kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ile 3
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu’nun (1/717, 2/1030) (S. Sayısı: 370) tümü üzerindeki
görüşmeleri tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi.
Alınan karar gereğince, 9 Ocak 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te
toplanmak üzere 21.28’de birleşime son verildi.
Şükran
Güldal MUMCU
Başkan
Vekili
Muhammet
Bilal MACİT Fatih ŞAHİN Mine LÖK BEYAZ
İstanbul Ankara Diyarbakır
Kâtip Üye Kâtip Üye Kâtip Üye
II.- GELEN KÂĞITLAR
No: 68
9 Ocak 2013 Çarşamba
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da hayvan hastalıklarının önlenmesine yönelik
çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2619) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
2.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, işsizlik fonuna ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
sözlü soru önergesi (6/2620) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
3.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, psikolojik hastalıklarda yaşanan artışın önlenmesine ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2621) (Başkanlığa geliş tarihi:
19.12.2012)
4.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Kars’ta bir köyün su sorununa ilişkin İçişleri Bakanından sözlü
soru önergesi (6/2622) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
5.- İstanbul Milletvekili Celal
Dinçer’in, Sancaktepe’de su depolarının bulunduğu bir alanda maden arama
çalışmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2623) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
6.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Göle ilçesindeki bir kavşağa uyarı tabelası ve
ışıklandırma yapılmasına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2624) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
7.- İstanbul Milletvekili
Celal Dinçer’in, İstanbul-Ankara TEM Otoyolu üzerindeki reklam panolarına
ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2625) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
8.- Antalya Milletvekili Arif
Bulut’un, tarım sektöründe yaşanan bazı sorunlara ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2626) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
9.- İstanbul Milletvekili Ali
Özgündüz’ün, İstanbul’da satılan belediyeye ait gayrimenkullere ve elde edilen
gelire ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2627) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
10.- Antalya Milletvekili
Arif Bulut’un, Antalya toptancı hal kompleksine ilişkin Gümrük ve Ticaret
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2628) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
11.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türkiye tarafından Filistin’in Gazze şehrinde
bir hastane inşa edileceği iddiasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/2629) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
12.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türkiye tarafından Irak’ta inşa edilen bir hastaneye
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2630) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türkiye tarafından
Kazakistan’da inşa edilen bir liseye ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/2631) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türkiye tarafından
Özbekistan’da inşa edilen bir yeni doğan birimine ilişkin Başbakandan sözlü
soru önergesi (6/2632) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
15.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2011 ve 2012 yıllarında protestolu senet
miktarlarına ve bunların değerlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/2633) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
16.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında iş kazalarından etkilenen
işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2634) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
17.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasındaki geçici iş göremezlik ödeneği
başvurularına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2635) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
18.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2012 yılları arasında yanan veya zarar gören ormanlara
ve ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2636) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
19.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, orman vasfını yitirmiş arazi miktarına ve bunların
satışından elde edilen gelire ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2637) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
20.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında paralı köprü ve otoyollardan
elde edilen gelire ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü
soru önergesi (6/2638) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
21.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında gözaltına alınan gazetecilere
ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/2639) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
22.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2012-2013 öğretim yılında kayıtlı olan ve Kürtçe dersini
seçmeli ders olarak tercih eden öğrenci sayılarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2640) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
23.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında hidrokarbon arama amaçlı yapılan
sondajlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2641) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
24.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, 2011-2012 yıllarında Osmaniye’de yapılan
ormanlaştırma çalışmalarına ve 2013 yılı hedeflerine ilişkin Orman ve Su İşleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2642) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
25.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Adana’daki okullarda derslik başına düşen öğrenci sayısına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2643) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
26.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Adana’daki okullarda ek derslik ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2644) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
27.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’daki okullarda görev yapan
öğretmenlerin lojman ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2645) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
28.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Bakanlıkta görev yapan
sözleşmeli personele ve bunların kadroya geçirilmesi çalışmalarına ilişkin
Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/2646) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
29.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da engelli öğrencilere
hizmet verecek okul ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2647) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
30.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, okullardaki öğrenci
tuvaletlerinde sigara içilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/2648) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
31.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, okul ve çevresinde
yaşanan güvenlik sorunlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2649)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
32.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ticari araç
sahiplerinin piyasada yeterli miktarda kar lastiği olmamasından kaynaklanan
mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2650) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
33.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2012 yılında açılan
ve kapanan iş yeri sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2651)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
34.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Suriyeli mültecilere
ve kaldıkları bölgelerde yaşanan olaylara ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi (6/2652) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
35.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, huzurevlerinde
çalışan yaşlı bakım elemanı sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/2653) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
36.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, işsizlere ve
çalışanlara meslek edindirme projesi kapsamında Gürcistan’ın Batum şehrinde
başlatılan kurslara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2654)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
37.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, özel eğitim
kurumlarında görev yapan öğretmenlerin ek ders ücretlerine ilişkin Başbakandan
sözlü soru önergesi (6/2655) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
38.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık kadroları
için görevde yükselme sınavına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2656) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
39.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, serbest kıyafet
uygulaması ile birlikte okullarda yaşanması muhtemel güvenlik sorunlarına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2657) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
40.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yeni eğitim sistemi sonrasında ikili eğitim
yapılan okullarda yaşanan sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2658) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
41.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş-Nurhak yolunun yapımı için
bütçeden ayrılan kaynak miktarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2659) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
42.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş-Göksun yolunun yapımı için
bütçeden ayrılan kaynak miktarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2660) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
43.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yem fiyatlarındaki
artışa ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2661) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
44.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sağlıkta sevk
sisteminin yeniden uygulanmaya başlanacağı iddialarına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2662) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
45.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, emeklilik yaşı ile
ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2663) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
46.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Türk Milli Eğitimini Geliştirme
Projesi kapsamında yapılan harcamalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü
soru önergesi (6/2664) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
47.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Türk Milli Eğitimini Geliştirme
Projesi yararlanıcılarına ve projenin sonucuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından
sözlü soru önergesi (6/2665) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
48.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, eğitim konulu projelere, bu
projeler için kullanılan kaynaklara ve projelerin sonuçlarına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2666) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
49.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ilköğretim okullarına öğretmen
yetiştirilmesi amacıyla Eskişehir Anadolu Üniversitesi ile imzalanan protokole
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2667) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
50.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2002-2012 yılları arasında yurt
dışında Devlet bursu ile yüksek lisans ve doktora yapanlara ilişkin Milli
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2668) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
51.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, engelli öğretmenlere ilişkin
Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2669) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
52.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Bakanlık kadrolarında görev
yapan eğitim uzmanı ve şube müdürlerinin ek göstergelerine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/2670) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
53.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, eğitim projelerinin
sorumlularına ve mali kaynaklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2671) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
54.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, eğitim projelerinin denetimine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2672) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
55.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta yapılan şehir ormanlarına
ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2673) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
56.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 ve 2012 yıllarında
Tokat’ta yapılan ormanlaştırma çalışmalarına ve 2013 hedeflerine ilişkin Orman
ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2674) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
57.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ilinde orman yangınları
ile mücadele kapsamında yangın göletleri ve su havuzları inşasına ilişkin Orman
ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2675) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
58.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, orman yangınları ile mücadele
kapsamındaki çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/2676) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
59.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 ve 2012 yıllarında müze ve
ören yerlerinden elde edilen gelire ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü
soru önergesi (6/2677) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
60.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, yabancı arkeolojik enstitüler
tarafından gerçekleştirilen kazılara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü
soru önergesi (6/2678) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
61.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Bakanlık tarafından desteklenen
dergi ve gazetelere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2679) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
62.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 ve 2012 yıllarında yurt
dışında yapılan opera ve bale turnelerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
sözlü soru önergesi (6/2680) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
63.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, son 10 yılda şehit ailelerinden
işe alınan kişilere ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2681)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
64.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Başbakanlık ve bakanlıklarda
yeniden yapılanma sonrası unvanı kaldırılan personele ilişkin Başbakandan sözlü
soru önergesi (6/2682) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
65.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İç Anadolu Bölgesi’ndeki demir
yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü
soru önergesi (6/2683) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
66.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Karadeniz sahillerinde bulunan
içi zehirli madde dolu varillere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü
soru önergesi (6/2684) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
67.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Ankara’nın Çankaya ilçesinde
tam teşekküllü hastane ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi
(6/2685) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
68.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında
su baskınları nedeniyle zarar gören tarım arazilerine ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Beşir Atalay) sözlü soru önergesi (6/2686) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
69.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, kendisine yönelik suikast
iddiasıyla açılan soruşturmaya ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç)
sözlü soru önergesi (6/2687) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’nın ve mesir macununun tanıtılması ve desteklenmesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14782) (Başkanlığa geliş tarihi:
19.12.2012)
2.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Rize ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili bazı
verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14783) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
3.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Osmaniye ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili
bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14784) (Başkanlığa
geliş tarihi: 20.12.2012)
4.- Uşak Milletvekili Dilek
Akagün Yılmaz’ın, özelleştirilen köprü ve otoyollara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14785) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
5.- Niğde Milletvekili Doğan
Şafak’ın, Niğde’nin Bor ilçesindeki bir fabrikanın kapatılacağı iddiasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14786) (Başkanlığa geliş tarihi:
20.12.2012)
6.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Ordu ilinde toplumsal gösterilerle ilgili bazı
verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14787) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
7.- İstanbul Milletvekili
Süleyman Çelebi’nin, Göktürk 1 ve 2 uyduları ile ilgili bazı iddialara ilişin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14788) (Başkanlığa geliş tarihi:
20.12.2012)
8.- Malatya Milletvekili Veli
Ağbaba’nın, Göktürk-2 uydusunun fırlatılması esnasında ODTÜ Kampüsünde yaşanan
olaylara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14789) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
9.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Göktürk 1 ve 2 uyduları ile ilgili bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14790) (Başkanlığa geliş tarihi:
20.12.2012)
10.- Gaziantep Milletvekili
Mehmet Şeker’in, kadına yönelik şiddete karşı alınan tedbirlere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14791) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
11.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Filistin Devlet Başkanının
TBMM’de yaptığı konuşmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14792)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
12.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, bazı yabancı şirketlerin
ülkemizde rüşvetle iş yaptırdığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14793) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
13.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, bazı kurumlarda tuvaletlerin
değiştirildiği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14794)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
14.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Başbakanlığın kadına
yönelik bir genelgesinin uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14795) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
15.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Haydarpaşa Garı ile
Kadıköy Meydanında yapılacak düzenlemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14796) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Karadağ Rojaye ve
Bukovitsa köprülerinin yapımı ve dere
ıslahıyla ilgili proje hazırlanıp hazırlanmadığına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14797) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Karadağ’daki bir
ilköğretim okulunun onarımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14798) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
18.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Lübnan’da bir
hastane yapıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14799)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
19.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Makedonya’da Kalkandelen Köprüsünün
yenilenmesi çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14800)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Makedonya’da bazı
köy okullarının inşa ve tadilat işleri için yapılan harcamalara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14801) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki ekmek
israfına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14802) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2011-2012 yıllarında
ülkemizde öğrenim gören yabancı uyruklu öğrenci sayısına ve yapılan harcamalara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14803) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
23.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Başbakanlık ile bağlı
kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14804) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
24.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında
özelleştirilen kamu yatırımlarına ve satılan hazine taşınmazlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14805) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
25.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, kamu kurumlarındaki
engelli kadrolarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14806)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
26.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, 2002 yılından bu yana
açılan, onarımı yapılan ve onarımı süren kilise sayısına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14807) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
27.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Roman açılımına ve
Romanlara yönelik ayrımcılık iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14808) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
28.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Mersin ilinde
toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14809) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
29.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Muğla ilinde
toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14810) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
30.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Muş ilinde
toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14811) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Nevşehir ilinde
toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14812) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
32.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Niğde ilinde
toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14813) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
33.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, kamuda uygulanan ek gösterge
sistemine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14814) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
34.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, THY’nin aynı bilet
düzenlemesinde iktidar ve muhalefet milletvekillerine farklı uygulama yaptığı
iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14815) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
35.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, tüzel kişiliği kaldırılan
köylere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14816) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
36.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, azınlık cemaat vakıflarına
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/14817)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bir cemaat vakfının 5737 sayılı
Kanun gereği taşınmaz iade talebi bulunup bulunmadığına ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/14818) (Başkanlığa geliş
tarihi: 19.12.2012)
38.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Basın Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğünde yurtdışı müşavirliğine atanan bir kişiye ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/14819) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
39.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme
Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent
Arınç) yazılı soru önergesi (7/14820) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
40.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, bağlı kuruluşlarda kamu
hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent
Arınç) yazılı soru önergesi (7/14821) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
41.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’daki Halkbank şube
sayısına ve faaliyetlerinin yetersizliğine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali
Babacan) yazılı soru önergesi (7/14822) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kredi kartı kullanımına ilişkin
Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14823)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
43.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2002-2012 yılları için ülkemiz
ve AB ülkelerinin tasarruf tutarlarına ve kayıt dışı ekonomiye ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14824) (Başkanlığa geliş
tarihi: 19.12.2012)
44.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yabancı bankalara ve
çiftçilerin bankalara borçlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/14825) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
45.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2002-2012 yılları için
ülkemizin ve AB ülkelerinin borç stokuna ve faiz ödemelerine ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14826) (Başkanlığa geliş
tarihi: 19.12.2012)
46.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, su kotası uygulamasına
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14827)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
47.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, 24 Kasım 2012 tarihinde
Ziraat Bankası tarafından yapılan personel alım sınavına ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14828) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
48.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadeleye
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14829)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
49.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme
Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/14830) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
50.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin bağlı kuruluşlarda kamu
hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/14831) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
51.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, belediyeler ve belediyelere
bağlı kuruluşların hazineye olan borçlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından
(Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14832) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
52.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, belediyeler ve belediyelere
bağlı kuruluşların hazineye olan borçlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından
(Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14833) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
53.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, esnaf ve sanatkarların
kredi borçlarının yapılandırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14834) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
54.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, kredi kartı borçlarına
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/14835) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
55.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, köprü ve otoyolların işletme
haklarının özelleştirilmesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/14836) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
56.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme
Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir
Atalay) yazılı soru önergesi (7/14837) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
57.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, bağlı kuruluşlarda Kamu
hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir
Atalay) yazılı soru önergesi (7/14838) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
58.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Suriyeli mülteciler için
oluşturulan kamplarda sağlanan hizmetlere ilişkin Başbakan Yardımcısından
(Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/14839) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
59.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, gayrimüslimlere ait
ibadethanelere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru
önergesi (7/14840) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
60.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme
Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir
Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/14841) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
61.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, bağlı kuruluşlarda kamu
hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir
Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/14842) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
62.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, tutuklu gazetecilere ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/14843) (Başkanlığa geliş tarihi:
19.12.2012)
63.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, tutuklu ve hükümlü çocuklara ve
bunların cezaevi şartlarının iyileştirilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14844) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
64.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Şakran Cezaevinde
tutuklu ve hükümlülerin tahliyelerinde yaşanan sorunlara ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14845) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
65.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, internette sosyal ağlar
vasıtasıyla işlenen suçlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14846) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
66.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, nefret suçları ve ayrımcılığın
önlenmesine dair bir mekanizma tesis edilmesine ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14847) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
67.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, adalet bölümü mezunlarına kadro
tahsisi yapılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/14848)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
68.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya Cumhuriyet Savcısının
bazı uygulamaları ile ilgili iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14849) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
69.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Bülent Arınç’a suikast
girişimi iddiası ile başlayan sürece ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14850) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
70.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme
Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14851) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
71.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı
kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14852) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
72.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, ailenin korunması ve
kadına karşı şiddetin önlenmesi konulu eğitimlere ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14853) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
73.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’nun İnebolu
ilçesine adliye sarayı inşa edilip edilmeyeceğine ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14854) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
74.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı M Tipi Kapalı Cezaevinde
yaşanan sorunlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/14855)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
75.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye ayrılan
bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14856) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
76.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir’de bazı adliyelerin
kapatılmasından sonra diğer adliyelerde devam eden davalara ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14857) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
77.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, internette sosyal ağlar
nedeniyle mağdur olan kadın ve çocuklara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14858) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
78.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Van’da tacize
uğradığı iddia edilen bir kadın ile ilgili iddialara ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14859) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
79.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme
Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14860) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
80.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı
kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14861) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
81.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, ihtiyaç sahiplerine kömür
dağıtılmasına ve dağıtılan kömürlerin kalitesine ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14862) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
82.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, engelli sporcuların desteklenmesi
amacıyla yapılan çalışmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14863) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
83.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, koruyucu aile hizmeti
kapsamına alınan çocuklara ve koruyucu ailelere yapılan ödemelere ilişkin Aile
ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14864) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
84.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, akraba evliliğine ilişkin
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14865)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
85.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme
Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14866) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
86.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı
kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Avrupa Birliği
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14867) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
87.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, 5084 sayılı Yatırımların
ve İstihdamın Teşviki ile İlgili Kanunun süresinin uzatılmasına ilişkin Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/14868) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
88.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadeleye
ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/14869)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
89.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme
Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14870) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
90.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ile bağlı
kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/14871) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
91.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar Organize Sanayi
Bölgesine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14872) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
92.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Salihli OSB’nin 2. Etap
kamulaştırma işlemlerine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14873) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
93.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, OSB’de üretim yapan firmaların
daha fazla elektrik bedeli ödemesine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14874) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
94.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, OSB’lerde yatırımın cazip hale
getirilmesine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14875) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
95.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, 2012 yılında Bilecik’e
aktarılan yardım ve ödenek miktarı ile 2013 yılında Bilecik’te
gerçekleştirilmesi planlanan yatırımlara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14876) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
96.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2003-2012 yılları arasındaki
kayıt dışı istihdama ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14877) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
97.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Salihli’ye yeni bir Sosyal
Güvenlik Merkezi binası yapılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14878) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
98.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İŞKUR tarafından İstihdam
Garantili Kurs Hizmeti Satın Alımı İhalesi kapsamında yapılan ihalelere ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14879)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
99.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, işsiz sayısına ve işsizlik
fonuna ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14880) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
100.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, fiili hizmet süresi zammına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14881) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
101.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2000 yılından
önceki vergi mükellefiyet sürelerinin sigortalılık süresi olarak tanınmasına ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14882)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
102.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14883) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
103.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14884) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
104.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, esnaf ve
sanatkarların SGK borçlarının yapılandırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14885)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
105.- Ankara Milletvekili
Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele
tahsis edilen araçlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14886) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
106.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, SYDV tarafından dağıtılan kömürlerin kalitesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14887) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
107.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14888) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
108.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14889) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
109.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, 2002-2012
yılları arasında yabancılara taşınmaz satışına ve Bilecik’teki kentsel dönüşüm
çalışmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14890) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
110.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Antalya’daki
kentsel dönüşüm çalışmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14891) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
111.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’nun
İnebolu ilçesinde TOKİ tarafından yapılması planlanan çalışmalara ilişkin Çevre
ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14892) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
112.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Antalya’da
yer alan bir bölgenin imar sorununa ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14893) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
113.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Ergene
Nehrinde yaşanan kirliliğin önlenmesine yönelik projeye ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14894) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
114.- Kocaeli Milletvekili
Mehmet Hilal Kaplan’ın, Suriyeli muhalifler ile gizli anlaşma yapıldığı
iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14895) (Başkanlığa
geliş tarihi: 20.12.2012)
115.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Taliban
örgütünün Türkiye’de afiş açacağı iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14896) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
116.- Kahramanmaraş Milletvekili
Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14897) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
117.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Dışişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14898) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
118.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Türk
Büyükelçiliklerine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14899)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
119.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Suriye’deki
rejime muhalif güçlerin desteklenmesi amacıyla bir uluslararası toplantı
düzenlendiği ve İsrail’e su satışı gerçekleştirileceği iddialarına ilişkin Dışişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14900) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
120.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14901) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
121.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, su kotası
uygulamasına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/14902)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
122.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadeleye ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14903) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
123.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Ekonomi Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14904) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
124.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde
kullanılan araçlara ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/14905)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
125.- Bilecik Milletvekili
Bahattin Şeker’in, cari açığın azaltılması için yapılan çalışmalara ve
Bilecik’e yönelik projelere ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14906) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
126.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, Narenciye Tanıtım Grubu tarafından çekilen tanıtım filmi ile
ilgili iddialara ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/14907)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
127.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, kayıp kaçak ve sayaç okuma bedellerine ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14908) (Başkanlığa geliş tarihi:
19.12.2012)
128.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Irak’a
girişine izin verilmemesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14909) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
129.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, elektrik
fiyatlarına ve sayaç okuma bedeline ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14910) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
130.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2010-2012
yılları arasında Manisa’da ödenen elektrik kesme/bağlama bedellerine ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14911) (Başkanlığa
geliş tarihi: 19.12.2012)
131.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, elektrik
sayaçlarının değiştirilmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14912) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
132.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, ETİ Maden Bor
İşletmesinin özelleştirileceği iddiasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14913) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
133.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, Salihli’deki elektrik hatlarına ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14914) (Başkanlığa geliş tarihi:
19.12.2012)
134.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da
radyoaktif hammadde bulunup bulunmadığına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14915) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
135.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Soma TS 1 ve 2
Ünite Kazan Rehabilitasyonu ve Yanma Optimizasyonu Rehabilitasyon Projesine
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14916)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
136.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Soma EÜT 3. ve 4.
Ünite İç İhtiyaç Panelleri Rehabilitasyon Projesine ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14917) (Başkanlığa geliş tarihi:
19.12.2012)
137.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, Soma EÜT 3. ve 4. Üniteler Döner Hava Isı Rehabilitasyon
Projesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14918) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
138.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da yapılan
jeotermal enerji aramalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14919) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
139.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın,
Diyarbakır’ın Merkez ve ilçelerindeki elektrik dağıtım hatlarına ilişkin Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14920) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
140.- İstanbul Milletvekili
Celal Dinçer’in, Rusya, İran ve Azerbaycan’dan alınan doğal gaza ilişkin Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14921) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
141.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Erbil’e
gitmek üzere havalanan uçağa iniş izni verilmemesi ile ilgili iddialara ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14922) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
142.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’nın Kaş
ilçesinde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14923) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
143.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı
ile mücadeleye ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14924) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
144.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14925) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
145.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14926) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
146.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, kaçak
elektrik kullanımına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14927) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
147.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’da yaşanan
elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14928) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
148.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’da çıkarılan
madenlere ve maden arama çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14929) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
149.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’da yer alan
jeotermal enerji kaynaklarına ve bunların kullanımına ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14930) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
150.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Hakkâri’nin
elektrik konusunda yaşadığı sorunlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14931) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
151.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14932) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
152.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Devlet
sporcusu unvanı verilen sporculara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14933) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
153.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Gençlik ve Spor
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14934) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
154.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Gençlik ve
Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/14935) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
155.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, engelli sporcuların desteklenmesi amacıyla yapılan çalışmalara ilişkin
Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/14936) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
156.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/14937) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
157.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’daki
pamuk üretimine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14938) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
158.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, pamuk üretimi
ile ithali ve ihracına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14939) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
159.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İran üzümünün
kaçak olarak ülkemize girmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14940) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
160.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar’daki
zeytin üreticilerinin sorunlarına ve sofralık zeytine destekleme primi
verilmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14941) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
161.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’nın Kula
ilçesindeki bir köydeki gölet projesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14942) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
162.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Ege Bölgesinde
kaçak zeytinyağı satıldığı iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14943) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
163.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, su kotası
uygulamasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14944) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
164.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Turgutlu Çaldağı
bölgesinde bir maden şirketine ruhsat verilmesine ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14945) (Başkanlığa geliş tarihi:
20.12.2012)
165.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, çiftçilerden dosya
tesliminde alınan ücretlere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14946) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
166.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, çiftçilerin
borçlarının yapılandırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14947) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
167.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, bazı tarım
ürünlerinin 2003-2012 yılları arasındaki ithalatına ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14948) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
168.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14949) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
169.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14950) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
170.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 ve 2012
yıllarında Tokat’ta tarım sigortası yaptıran ve sigortadan faydalanan
çiftçilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14951) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
171.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, pancar
üreticilerinin sorunlarına ve Bilecik’e yönelik projelere ilişkin Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14952) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
172.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun,
yem fiyatlarındaki artışa ve besi hayvanlarının verimlerinin artırılması için
yapılan çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14953) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
173.- Kastamonu Milletvekili
Emin Çınar’ın, Kastamonu’da Tarımsal Yayımı Geliştirme Projesi kapsamında
çalışan personele ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14954) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
174.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, çiftçilerin girdi
maliyetlerindeki artış nedeniyle yaşadıkları sorunlara ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14955) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
175.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14956)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
176.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Ergene Nehrinde
yaşanan kirliliğin önlenmesine yönelik projeye ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14957) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
177.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, hal kayıt
sistemine ve hallerde yaşanan sorunlara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14958) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
178.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı
ile mücadeleye ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14959) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
179.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Gümrük ve Ticaret
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14960) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
180.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Gümrük ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/14961) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
181.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2013 yılında
Karadeniz Bölgesinde ve Tokat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası fuar ve
kongrelere ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/14962)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
182.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Türkiye’den
Yemen’e yasa dışı yollarla silah gönderildiği iddialarına ve Türkiye gümrük
noktasındaki kamera kayıtlarının silinmesine ilişkin Gümrük ve Ticaret
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14963) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
183.- Iğdır Milletvekili
Pervin Buldan’ın, suçlularla mücadele amacıyla geçici körlüğe yol açan el
feneri alınacağı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14964) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
184.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, toplumsal olaylarla mücadele amacıyla geçici
körlüğe yol açan el feneri alınacağı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14965) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
185.- Ordu Milletvekili İdris
Yıldız’ın, toplumsal olaylara müdahale amacıyla geçici körlüğe yol açan el
feneri alınacağı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14966) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
186.- Erzincan Milletvekili
Muharrem Işık’ın, ülkemizdeki silah sayısına ve silah kullanılan olaylara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14967) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
187.- Manisa Milletvekili
Sakine Öz’ün, Manisa’nın Gölmarmara ilçesindeki bazı köylerin su sorununa
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14968) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
188.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’nın Salihli
ilçesindeki bazı mahallelerin su sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14969) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
189.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Antalya İl Özel
İdaresinin bir projeye izin vermediği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14970) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
190.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, kaçak
yollarla ülkemize sokulmak istenirken yakalanan ve el konulan mallara ilişkin
Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/14971) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
191.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı
ile mücadeleye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14972)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
192.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14973) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
193.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
2011-2012 yıllarında kesilen toplam trafik cezalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14974) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
194.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2005-2012 yıllarında yaşanan onur intiharlarına ve bunların
nedenlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14975)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
195.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde
kullanılan araçlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14976)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
196.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa
Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile özel halk otobüsleri arasında yaşanan
sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14977)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
197.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, otomobillerde
çocuklar için güvenlik koltukları bulundurulması uygulamasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14978) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
198.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, ihlal edilen trafik kurallarına ve uygulanan cezai işlemlere ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14979) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
199.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, özel güvenlik hizmetleri sektörü ile ilgili verilere ve yapılan
çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14980)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
200.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, kolluk
güçleri arasında ortak bir veri tabanı kullanılıp kullanılmadığına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14981) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
201.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, ailenin
korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi konulu eğitimlere ve kadın sığınma
evlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14982) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
202.- Yozgat Milletvekili
Sadir Durmaz’ın, Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesindeki bir köyün su sorununa
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14983) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
203.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, şehir
dışına taşınması zorunlu kılınan oto galericilerinin sorunlarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14984) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
204.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’da kar yağışı
nedeniyle kapanan ilçe ve köy yollarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14985) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
205.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’daki ihtiyaç
sahiplerine kömür dağıtılmasına ve dağıtılan kömürlerin kalitesine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14986) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
206.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’nun
İnebolu ilçesine bağlı bir köyün su sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14987) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
207.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’nun
İnebolu ilçesine bağlı köylerin yol sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14988) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
208.- Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, Maraş
olaylarının 34. yıldönümü dolayısıyla düzenlenmek istenen etkinliğe izin
verilmemesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14989)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
209.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14990) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
210.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, ODTÜ’de yaşanan
olaylara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14991) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
211.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın,
Bakanlık tarafından yapılan SEGE araştırmasının adaletsiz olduğu iddiasına
ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/14992) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
212.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, su kotası
uygulamasına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/14993)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
213.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli
kadrosuna ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/14994)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
214.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Kalkınma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14995) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
215.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Turgutlu Çaldağı
bölgesinde bir maden şirketine ruhsat verilmesine ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14996) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
216.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, turizm gelirlerinin ve turist sayısının artırılmasına yönelik
çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/14997)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
217.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14998) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
218.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/14999) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
219.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa ve
İzmir’in U-20 Dünya Futbol Şampiyonası programından çıkartılmasına ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/15000) (Başkanlığa geliş
tarihi: 19.12.2012)
220.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2008-2012
yılları arasında belediyelere altyapı uygulama projeleri kapsamında yapılan
mali yardımlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15001) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
221.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, termal turizm
alanındaki çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15002) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
222.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 ve 2012
yıllarında desteklenen özel tiyatrolara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15003) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
223.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 ve 2012
yıllarında sinema sektörüne verilen destek miktarına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15004) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
224.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 ve 2012
yıllarında ülkemize gelen turist sayısına ve elde edilen turizm gelirine
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/15005) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
225.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, ülkemizde turizm işletme belgeli tesislerin yatak
kapasitelerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15006) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
226.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta
yapılması planlanan arkeolojik kazı çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15007) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
227.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Antalya’da
yer alan Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde yapılacak tadilata ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/15008) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
228.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, dolaysız
vergilerin payının düşmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15009) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
229.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, su kotası
uygulamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/15010)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
230.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, bireysel
emeklilik ve şahıs sigorta poliçelerinden yapılan vergi kesintilerine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/15011) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
231.- İstanbul Milletvekili
Ali Özgündüz’ün, bir dizinin THY eğlence sisteminden kaldırıldığı iddiasına
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/15012) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
232.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, 2-B
arazilerinin değer takdirlerinde yaşanan sorunlara ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15013) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
233.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Suriye’de
yaşanan kriz nedeniyle oluşan ekonomik kayba ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/15014) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
234.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı
ile mücadeleye ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/15015)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
235.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/15016) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
236.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde
kullanılan araçlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/15017)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
237.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İngiltere’de
yayımlanan bir dergideki Türkiye ekonomisi ile ilgili bir habere ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15018) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
238.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, esnaf ve
sanatkarların vergi borçlarının yapılandırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/15019) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
239.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/15020) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
240.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın
Salihli ilçesindeki bir ilköğretim okuluna ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15021) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
241.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Salihli Anadolu
Sağlık Meslek Lisesine bina yapılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/15022) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
242.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’de
bir okul binasının zemin etüdüne ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15023) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
243.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, Denizli
Pamukkale Üniversitesi ile ilgili bazı iddialara ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15024) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
244.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, Denizli
Pamukkale Üniversitesi Hastanesi ile ilgili bazı iddialara ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15025) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
245.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’da bir
ilkokulun imam hatip ortaokuluna dönüştürüleceği iddiasına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15026) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
246.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, öğretmen sayısına
ve atanamayan öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15027) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
247.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, Ankara
Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde yaşanan olaylara ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/15028) (Başkanlığa geliş tarihi:
20.12.2012)
248.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, Akdeniz
Üniversitesinin bazı ihalelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15029) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
249.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, ikinci
öğretim harç ücretlerinin kaldırılmamış olmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15030) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
250.- Edirne Milletvekili Recep Gürkan’ın, Bakanlığın
yaptığı öğretmen adaylarına yönelik bir yönerge değişikliğine ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/15031) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
251.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15032) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
252.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15033) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
253.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, okullarda
yaşanan kazalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/15034)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
254.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın,
dershanelerin kapatılması ile ilgili çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15035) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
255.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, halk eğitim
merkezlerine yapılan atamalara ve halk eğitim merkezlerine aktarılan ödeneğe
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/15036) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
256.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2002-2012
yılları arasında yurt dışında Devlet bursu ile yüksek lisans ve doktora
yapanlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/15037)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
257.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik Şeyh
Edebali Üniversitesine aktarılan ödeneğe ve Bilecik’teki okulların yurt
kapasitelerinin artırılması ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/15038) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
258.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in,
Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı bir köydeki öğrencilerin okul servisi
tahsis edilmemesinden kaynaklanan mağduriyetine ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15039) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
259.- Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, ders
kitaplarındaki bazı ifadelere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15040) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
260.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/15041) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
261.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, engelli çocukların okullara erişiminin sağlanması için yapılan
çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/15042)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
262.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, askerde yaşanan
intihar olaylarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15043) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
263.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, intihar eden askerlere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15044) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
264.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, silah altına
alınan gayrimüslim vatandaşlara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15045) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
265.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli
kadrosuna ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/15046)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
266.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Milli Savunma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15047) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
267.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, astsubayların özlük haklarına ilişkin Milli Savunma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15048) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
268.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Diyarbakır’ın
Ergani ilçesinde görevli bir erin intiharına ilişkin Milli Savunma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15049) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
269.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Suriye’deki
rejime muhalif güçlerin desteklenmesi amacıyla bir uluslararası toplantı
düzenlendiği ve bu toplantıda Türkiye’den yetkililerin de yer aldığı
iddialarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/15050)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
270.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/15051) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
271.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Bergama’da
askerliğini yapmakta iken intihar eden bir erin ölümü ile ilgili iddialara
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/15052) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
272.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, ahlaki durum
gerekçesiyle ordudan ilişiği kesilen personele ve bir üsteğmenin intiharına
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/15053) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
273.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, Türkiye’ye patriot füzeleri yerleştirilmesine ilişkin Milli
Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/15054) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
274.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa-Güneşli
Projesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15055)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
275.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, DSİ tarafından
Manisa’da yapılan Küçük Su İşleri Projesine ilişkin Orman ve Su İşleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15056) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
276.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, DSİ tarafından
Manisa’da yapılan projelere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15057) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
277.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, açılışı
yapılan 112 esere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15058) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
278.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, sulamada kuyu
suyu kullanan vatandaşlardan alınan ücretlere ilişkin Orman ve Su İşleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15059) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
279.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, su kotası
uygulamasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15060) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
280.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Turgutlu Çaldağı
bölgesinde bir maden şirketine ruhsat verilmesine ilişkin Orman ve Su İşleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15061) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
281.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin,
ağaçlandırma çalışmalarına ve “çam kesmeyin fidan dikin” kampanyasına ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15062) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.12.2012)
282.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli
kadrosuna ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15063)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
283.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15064) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
284.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, emekli olan ve göreve
yeni başlayan orman işçileri ile orman işçisi ihtiyacına ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15065) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
285.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, odun dışı orman
ürünleri ile ilgili çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/15066) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
286.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta
kurulması planlanan bal ormanlarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15067) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
287.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, 2011 ve 2012 yıllarında yapılan orman kaçakçılıklarına ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15068) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
288.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun,
Osmaniye’de özel sektöre tahsis edilen orman alanlarına ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15069) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
289.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’da meydana
gelen orman yangınlarına ve ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15070) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
290.- Eskişehir Milletvekili
Kazım Kurt’un, Eskişehir’deki sulama kanalları ve kuyularına ilişkin Orman ve
Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/15071) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
291.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’da engelli
vatandaşların yaşadıkları sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15072) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
292.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ
Saray Devlet Hastanesinin eksikliklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15073) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
293.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/15074) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
294.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
2011-2012 yıllarında ülkemizde yapılan hastane sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15075) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
295.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2012
yılında Devlet hastanelerinde tedavi gören hasta sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15076) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
296.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
ülkemizde organ bekleyen hasta sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15077) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
297.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15078) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
298.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, kürtaj sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/15079)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
299.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, radyasyon yayan ithal bir granit türünün ülkemizdeki kullanımına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/15080) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
300.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Ankara’nın Etlik
ve Bilkent semtlerinde sağlık kampüsü inşa edilip edilmeyeceğine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15081) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
301.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Sağlık
Bakanlığı İletişim Merkezine (SABİM) yapılan başvurulara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15082) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
302.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Sağlıkta
Dönüşüm Projesi kapsamında yaşanan sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/15083) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
303.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/15084) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.12.2012)
304.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın,
Salihli-Gölmarmara-Akhisar yoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15085) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
305.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Kıyı Emniyeti Genel
Müdürlüğünün kapasitesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15086) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
306.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Salihli OSB’ye
demir yolu hattıyla bağlantı sağlanmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15087) (Başkanlığa geliş tarihi:
19.12.2012)
307.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ankara-İzmir hızlı
tren hattına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15088) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
308.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da trafik
kazalarının yaşandığı bölgelere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15089) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
309.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın
ulaşım yatırımlarından aldığı paya ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15090) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2012)
310.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın,
Bakanlığın zorunlu kış lastiği uygulamasından kaynaklanan sorunlara ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15091)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2012)
311.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı
ile mücadeleye ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı
soru önergesi (7/15092) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
312.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun,
Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15093) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
313.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve
bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15094) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
314.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, ülkemizdeki baz istasyonlarına, bunların zararlarına ve Yargıtay’ın baz
istasyonlarının şehir dışına çıkarılması kararına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15095) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21.12.2012)
315.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, 2003-2012
yılları arasında otoyol ve köprülerden elde edilen gelir miktarına ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15096)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
316.- Eskişehir Milletvekili
Ruhsar Demirel’in, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünde görevli bazı yetkililer ile
ilgili iddialara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı
soru önergesi (7/15097) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
317.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in,
İstanbul’da batan bir gemi mürettebatını kurtarma çalışmaları sırasında yaşanan
kazaya ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru
önergesi (7/15098) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
318.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, nakliyeci
esnafının sahip olması zorunlu K-1 belgesinin ücretine ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15099) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
319.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın,
Yozgat-Sorgun-Sarıkaya-Boğazlıyan duble yol çalışmasına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15100) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
320.- Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın,
Süleyman Demirel Havalimanına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15101) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
321.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, emekliye
ayrılan bakanlar ile diğer üst düzey personele tahsis edilen araçlara ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15102)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
322.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, kamyoncu
esnafının yetki belgesi yenilemesinde yaşadıkları sorunlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15103) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.12.2012)
323.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Niğde-Tepeköy
Çiftlik İl Yolu Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/15104) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
324.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun,
otoyol ve köprü geçişlerinde uygulanmaya başlanan HGS sistemine ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/15105)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
325.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, ODTÜ
kampüsünde yaşanan olaylar ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/15106) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
326.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Van’ın
Muradiye ilçesine bağlı bir köyde kuduz vakasına rastlandığı iddiasına ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/15107)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
327.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, hava
sahasının savunmasına yönelik çalışmalara ve Türkiye’ye patriot füzeleri
yerleştirilmesine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/15108) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
328.- Kocaeli Milletvekili Lütfü
Türkkan’ın, Deniz Feneri Derneği ile ilgili davada yargılanan bir savcının
açıklamasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/15109)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
329.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun,
18 Aralık günü ODTÜ kampüsünde yaşanan olaylara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/15110) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2012)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Manisa Milletvekili Hasan
Ören ve 27 Milletvekilinin, OSB'lerdeki yatırım ve yatırımcıların sorunlarının
araştırılarak yatırım olanaklarının geliştirilmesi için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/453) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2012)
2. - Manisa Milletvekili
Hasan Ören ve 26 Milletvekilinin, çekirdeksiz kuru üzüm üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/454) (Başkanlığa geliş
tarihi: 11.01.2012)
3.- Manisa Milletvekili Hasan
Ören ve 28 Milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretimindeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/455) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2012)
9 Ocak 2013 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’inci Birleşimini açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN - Elektronik cihazla
yoklama yapacağız.
Üç dakika süre
veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, Enerji
Tasarrufu Haftası nedeniyle söz isteyen Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’e
aittir.
Buyurunuz Sayın Öztürk. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları
1.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Enerji Tasarrufu Haftası’na
ilişkin gündem dışı konuşması
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Verimliliği Haftası münasebetiyle
söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizin on yıldır büyüyen
ekonomisine paralel sanayi üretimi de artmıştır. Sanayi üretimiyle birlikte
artan refah düzeyi enerji kullanımını da artırmıştır. Ülkemiz, dünyada enerji
talebi en fazla olan ülke konumuna gelmiştir. Ülkemizin artan enerji ihtiyacını
karşılamak AK PARTİ hükûmetlerinin önceliği olmuştur. Gerek kamu gerekse özel
sektör vasıtasıyla yenilenebilir alternatif enerji kaynaklarının tümü
değerlendirilmektedir; Su, kömür, rüzgâr, güneş, termal, biyoenerji ve nükleer
enerji gibi. Bununla ilgili bütün projelerimiz de devam ediyor. Kaldı ki özel
sektörün enerji üretimindeki payı yüzde 61’e yükselmiştir.
Burada, bütün bunlara rağmen
iki hususa dikkat çekmek istiyorum. Bunlardan birincisi; hâlâ daha, bütün bu
çalışmalara rağmen enerjide yüzde 70 oranında dışa bağımlıyız. İkincisi de,
büyümeye paralel olarak artan enerji ihtiyacımıza binaen arz güvenliğinin
önemine dikkat çekmek istiyorum. 2012 yılında 59 milyar dolarlık enerji
ithalatı yaptık. 2013 yılı bütçe açığı 34 milyar olarak öngörülmektedir.
Enerjiye aktardığımız miktarı çıkardığımızda bütçe fazlası vereceğimiz
ortadadır.
Dışa bağımlılıktan kurtulmak
ve artan enerji ihtiyacı talebini karşılamak için her türlü enerji kaynaklarını
kullanmanın yanında, enerji verimliliği ve tasarrufunun da ne kadar önemli
olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum.
Verimlilik ve tasarruf
alanlarını dört ana grupta toplayabiliriz. Bunlardan birincisi, toplu taşıma.
İthal ettiğimiz petrolün büyük çoğunluğunu motorlu araçlarda kullandığımızı
hepimiz biliyoruz. Minimum yüzde 15 tasarruf imkânına sahip olduğumuz bu alanda
toplu taşıma araçlarına yönelmemiz kaçınılmazdır. Bu nedenle, AK PARTİ olarak,
özellikle toplu taşıma araçlarına, hızlı tren projelerine, metro, tramvay,
metrobüs ve deniz taşımacılığı gibi toplu taşıma araçlarına önem veriyoruz ve
kaynak aktarıyoruz. Kişisel otomobillerimizdeki kullanım alışkanlıklarımızı da
değiştirerek bu tasarrufa hepimiz katkı
sağlayabiliriz.
İkinci alan, binalardaki
yalıtım alanı. İthal kalemimizin büyük kısmını oluşturan ve yüzde 95 oranında
dışa bağımlı olduğumuz doğal gazın çok önemli bir kısmını konutlarda ısınma
amaçlı kullanmaktayız. Konutların ısı yalıtımının sağlanması sonucunda yüzde 30
tasarruf sağlayabiliriz. Çıkarılan kanun ve yönetmeliklerin uygulanmasını
sağlamamızın önemine dikkat çekmek istiyorum. Bu konuda herkese, özellikle
meslek odalarına, bina sahiplerine çok ciddi iş düşmektedir.
Üçüncü alınımız
aydınlatma:.Ev, iş yeri, AVM, sokak ve parkların aydınlatılması için
kullandığımız ampulleri tasarruflu ve LED teknoloji ampullerle değiştirirsek
özellikle LED’de yüzde 40’lık tasarruf sağlayabileceğimiz ölçümlerle tespit
edilmiştir. Her evde 100 vatlık 3 ampulün yerine 20 vatlık tasarruflu ampuller
kullanırsak Keban Barajı’nın ürettiği elektriğin 2 misli tasarruf elde etmiş
oluyoruz ki bunları da dikkatinize sunmak istiyorum.
Dördüncü alanımız, sanayi ve
evler. Kullandığımız makinelerin ve evde
kullandığımız beyaz eşyaların -buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi
gibi- enerji verimliliği yüksek tasarruflu cihazlarla değiştirilmesi ile çok
büyük tasarruf sağlayacağımızı ifade etmek istiyorum. Şöyle ki: 14-15 milyon
eski buzdolabının “A” sınıfı enerji sağlayan buzdolaplarıyla değiştirilmesi
neticesinde bir Keban Barajı, yine “two plus”
dediğimiz enerji sistemleriyle değiştirilmesiyle 1 Atatürk Barajı, yine
daha yüksek enerji verimliliği sağlayan cihazlara dönüştürülmesi sonucunda 2
Keban Barajı’nın ürettiği enerji kadar tasarruf sağlamış oluyoruz.
Toplam, bu anlamda,
verimlilik ve tasarruf anlamında 12 adet Keban Barajı enerjisini bilinçsiz ve
verimsiz kullandığımız tespit
edilmiştir, bunu da dikkatinize sunmak istiyorum. Dolayısıyla yapabileceğimiz
tüm bu tasarruflarla yılda 7,5-10 milyar TL arasında ülke ekonomisine katkı
yapabiliriz.
Bir başka husus da
yapacağımız bu enerji verimliliği ile atmosfere salınan gazlar da
önleneceğinden çevre temizliğine de çok büyük bir katkı sağlamış olacağız. Bu
hususu da çevreci derneklerin özellikle dikkatine sunmak istiyorum.
Her sene, farkındalık
oluşturma, bilgilendirme ve yeni projelerin tanıtımının yapıldığı enerji
verimliliği etkinliğini önemsiyor, ülkemizin gelecek yarınlara hazırlanması
için tüm vatandaşlarımızın duyarlı davranacağına ve katkı sağlayacağına
inancımı ifade etmek istiyorum.
Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Öztürk.
Gündem dışı ikinci söz,
Seyitömer Termik Santralinin satışı hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili
Alim Işık’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Işık.
2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santralinin
satışına ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız’ın cevabı
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizleri ve bizleri izleyen değerli
hemşehrilerim başta olmak üzere tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Bugün sizlere AKP
hükûmetlerinin “özelleştirme” adı altında kendisinden önceki cumhuriyet
hükûmetleri döneminde yapılmış kamu yatırımlarının birer birer nasıl
satıldığının çok tipik bir örneği olan ve özelleştirme tarihine âdeta bir kara
leke olarak geçecek bir satıştan söz etmek istiyorum. Bu satış, Özelleştirme
İdaresi Başkanlığının 6 Kasım 2012 tarihli ve 28459 sayılı Resmî Gazete’de
Kangal Termik Santraliyle birlikte ihale ilanı yayınlanan Seyitömer Termik
Santralinin satışıdır. Daha altı ay öncesine kadar Hükûmetin gündeminde olmayan
ancak son altı ay içerisinde yapılan, Anayasa ve yasalara aykırı düzenlemelerle
ihale sürecinin sonuçlanması aşamasına gelinen söz konusu satış, Hükûmetin
Kütahya iline 2012 yılı sonunda attığı son gol olarak tarihe geçecek bir
satıştır. Çünkü Seyitömer Termik Santrali ihalesi, sadece elektrik üretimi
yapan yaklaşık kırk yıllık bir santralin tüm varlıklarıyla birlikte satışı
ihalesi değil, aynı zamanda elli yıldır ülkemiz ve ilimiz ekonomisine ve
istihdamına çok ciddi katkılar sağlamış, kısaca “SLİ” olarak bilinen Seyitömer
Linyit İşletmesinin de kömür sahalarının 2054 yılına kadar işletme hakkının
devriyle 2 işletmenin bir bütün hâlinde ihaleye çıkıldığı ve bu işe AKP’nin
yine Kütahya’dan başladığı ilk örnek olacak bir satıştır. Söz konusu satış, 600
megavatlık kurulu güçle her yıl yaklaşık 4 milyar kilovatsaat elektrik
enerjisinin üretildiği 4 üniteli bir santral ile her yıl bu santrale verdiği 6
milyon ton kömürle birlikte, toplam 7 milyon tona yakın linyit kömürünün
üretildiği ve toplam rezervi 174 milyon
tona yakın olan bir işletmenin yani söz konusu santrali yaklaşık otuz yıl
süreyle çalıştırmaya yetecek bir potansiyele sahip bir kömür işletmesinin
satışıdır. Bu iki işletmede hâlen 3 bin dolayında insanımız çalışarak her gün
evine ekmek götürmektedir. 2 işletme birlikte değerlendirildiğinde, bugünkü
fiyatlarla bu 2 işletmenin yıllık gelirleri, 1,2 milyar TL’si enerji geliri,
800 milyon TL’si de kömür geliri olmak üzere yıllık toplam 2 milyar Türk lirası
dolayındadır.
Peki, değerli
milletvekilleri, bu satışta bu 2 işletmeye birlikte ne kadar teklif verildi
biliyor musunuz? Hemen açıklayayım, toplam 2 milyar 248 milyon Amerikan doları,
bu da yaklaşık 4 milyar Türk lirası ediyor. Bir başka deyişle, işletmelerin
sadece iki yıllık geliriyle âdeta peşkeş çekilen bir satıştan bahsediyorum.
El insaf arkadaşlar! On
yıldır 1 megavatlık bile bir enerji tesisi yapmayan AKP Hükûmetinin, önceki
hükûmetler döneminde yapılmış bir tesisi nasıl peşkeş çektiğinin bir örneğinden
bahsediyorum. Kendisinden önce kim ne yaptıysa hepsini bir an evvel satmanın
peşinde olan AKP Hükûmetinin bu satışla ilimizin milletvekillerini ve il
yöneticilerini de kullanmış olması ayrıca bir tartışma konusudur. Burada aktif
rol alan ve sessiz kalarak satışı hızlandıran milletvekillerini ve iktidar
partisi yöneticilerini de kendi vicdanlarına ve Allah’a havale ediyorum.
Bu sürece nasıl gelindiğini
de kısaca Meclis tutanaklarına geçmesi açısından sizlerle paylaşmak istiyorum.
15/11/2000 tarihli bir önergemize verilen Maliye Bakanının cevabında aynen
“Elektrik üretim tesislerinin özelleştirme çalışmaları yapılmakla beraber,
kömür temin edilen işletmelerin özelleştirilmesiyle ilgili herhangi bir
kararımız bulunmamaktadır.” denmiştir. Yine, Sayın Enerji Bakanının 29 Mayıs
2012 tarihli yazısında da, Seyitömer Linyit İşletmelerinin özelleştirme kapsamı
içinde olmadığı ifade edilmiştir. Peki, ne oldu? Bu arada, siz de çok iyi
biliyorsunuz, temmuz ayında çıkan bir kanunla beraber şimdi bu süreç
tamamlanmak üzere.
Değerli milletvekilleri, bu
süreç derhâl durdurulmalıdır ve Anayasa’ya aykırı olan bu sürece karşı, başta
sendikalar ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere tüm Kütahyalı hemşehrilerimi
mücadeleye davet ediyorum. Kandil’de değil, Seyitömer dağında ekmek mücadelesi
veren işçilere destek olmaya davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu
süreç mutlaka durdurulmalıdır.
Teşekkür ediyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Işık.
Hükûmet adına, Enerji Ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız.
Buyurunuz Sayın Yıldız. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
ENERJİ ve TABİİ KAYNAKLAR
BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de
heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Öncelikle, Enerji Tasarrufu
Haftamızın bütün ülkemizde bir kültür hâline gelmesiyle alakalı çalışmalara
öncülük etmesini temenni ediyorum. Milletvekilimiz de bahsettiler, aslında
bunun yediden yetmişe, tüm yapımız içerisinde mutlaka değerlendirilmesi lazım
çünkü hitap etmediği herhangi bir alan, herhangi bir bölge, herhangi bir
insanımız, vatandaşımız bulunmamaktadır.
Bizim enerji tasarrufuyla
alakalı çok fazla yapacak işimiz var ve bununla alakalı bütün yapılan
işlemlerin karşılığını bulacağı, somut sonuç odaklı işlerimiz var ve 2023
yılına kadar -şu anda çıkardığımız takvim gereği- bizim 15 milyar TL’lik,
yıllık bir tasarruf kapasitemiz olacak, bu önemli bir kapasite. Sayın Vekilimiz
de anlattılar, ulaşımdan tutun aydınlatmaya varıncaya kadar, evlerimizden tutun
sanayiye varıncaya kadar, tarım alanlarından tutun farklı sektörlere varıncaya
kadar tasarruf edebileceğimiz bir yapı var.
Seyitömer’i özelleştirmeyle
alakalı da birkaç konuya değinmek isterim.
Vekilimiz bazı bilgiler
verdiler ama bunların son derece popülizmden kaynaklandığını söylemek
zorundayım. Hele hele, bir işletmenin kârından daha ziyade, artırdığı değerden
daha ziyade, tasarruf miktarından daha ziyade yalnızca gelirinden bahsederek o
şirketin, o kurumun, öyle bir tesisin değerini belirlemek şu ana kadar
işletmecilik tarihinde pek yapılmadı arkadaşlar. Giderinden bahsetmediğiniz bir
kalemin yalnızca gelirinden bahsedemezsiniz. Ben size onlarca örnek vereyim.
Geliri çok fazla…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Hepsi
kâr eden kuruluşlar Sayın Bakanım.
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR
BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –Kârla gelirin aynı şey olmadığını, özellikle bir
hocamızın çok iyi bilmesi lazım. Öyle işletmeler vardır ki geliri 100 liradır
gideri 120 liradır. Siz, orada “100 liralık gelir vardır.” diye ondan bahsedemezsiniz.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Bunların her ikisi de kâr ediyor, kârları siz çok iyi biliyorsunuz.
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR
BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, ben sizi sözünüzü kesmeden
dinledim, aynı harekete davet ediyorum Sayın Vekilim. Ben sizi saygıyla
dinledim.
Şimdi, arkadaşlar, siz yanlış
şeylerden bahsediyor olmanıza rağmen, rahatlıkla konuşabiliyorsunuz, ben doğru
şeylerden bahsedeceğim ama sözüm kesiliyor. Böyle şey olmaz.
O yüzden, Seyitömer’le
alakalı konunun kârlılığı nedir, yatırımı nedir, bununla alakalı tarihçesi
nedir, kısaca bilgi vermek isterim.
Değerli arkadaşlar, 30 Mayıs
2003 tarih ve 2003/34 sayılı karar ile Seyitömer Termik Santralinin de içinde
bulunduğu… Hani “son dakika, son an, 2012’nin sonu” falan deniyor ya tarih veriyorum:
30 Mayıs 2003 ve 2003/ 34 sayılı kararı ile Özelleştirme Yüksek Kurulu,
Seyitömer’in de içinde bulunduğu 11 adet termik ve 16 adet de hidrolik olmak
üzere 27 tane santralle alakalı bir karar alıyor ve bunun kapsamını açıklıyor.
Daha sonra, Elektrik Üretim
Anonim Şirketi müesseseleri, bağlı, ortak, iştirak, işletme, işletme birimleri
de dâhil olmak üzere bunların varlıklarını tesisleriyle beraber 4628 sayılı
Elektrik Piyasası Kanunu ve 5784 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde, 4046
sayılı Özelleştirme Uygulaması Kanunu çerçevesinde, bir dizi kanun ve
yönetmelikler çerçevesinde bunların tekrar değerlemesi yapılıyor, danışmanlar
tutuluyor -yani bu süreç hemen bugünden başlayan bir süreç değil- ve
Özelleştirme Yüksek Kurulu, aynen bu dediğimiz modelle beraber 30/10/2012
tarihli ve ilgili sayılı kararıyla beraber Seyitömer’i programına alıyor ve 20
Aralık 2012 tarihinde de teklif verme tarihini belirliyor. Bildiğiniz gibi,
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Maliye Bakanlığının bünyesindeki bir kuruluş
ama enerji sektörü olması hasebiyle ben de bu konuda birkaç şey söyleme
ihtiyacı hissediyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar,
elimizde on yıl önce 20 yaşında olan bir santralin şu anda 30 yaşında olduğunu
bilmemiz lazım; on yıl sonra da 40 yaşına varacak. Biz, mümkün olduğu kadar,
kamunun enerji üretim santralleriyle alakalı –olabildiğince ama- olabildiğince
yatırım yapmamasını tercih ediyoruz, özel sektör eliyle bunların yapılmasını
tercih ediyoruz. Bunun istisnaları yok mudur? Bunun istisnaları olacaktır ama
ana moderatörün, ister nükleer güç santralleri, isterse termik santraller
hangisi olursa olsun bunların mutlaka özel sektör marifetiyle olmasını temenni
ediyoruz.
Bu santralin bir yatırımcı
için pozitif yanları var, negatif yanları var, yani hem olumlu hem olumsuz
yanları var. Mesela, santralin ilk yatırım maliyeti bir pozitif değerlemedir
ama santralin rehabilitasyon maliyeti bir negatif değerlemedir. Bu santrallerin
yalnızca gelirleri, yalnızca giderleri üzerinden aradaki farkı çarpıp, bölerek
böyle bir santrale teklif veremezsiniz, bunun şartları var. Santralin baca gazı
arıtma tesisi yatırım maliyeti de yine yatırımcı için negatif bir maliyettir.
Başka pozitif şeyler yok mu? Var. Maden sahasının ilk yatırım maliyeti bir
yatırımcı için pozitiftir çünkü maden sahasında, SLİ’de bu tür yatırımlar
mevcut. Maden sahasındaki işletme maliyetleriyle alakalı pozitif durum var mı?
Evet, var çünkü orada bir işletme var. Maden sahasındaki linyit rezervi, Sayın
Vekilimizin de söylediği gibi, var mı? Evet var, o rezervi de zaten kullanacak.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye’nin büyüme hızı şu ana kadar ekonominin büyüme hızından daha hızlı
seyrediyor enerji sektöründe. Yani daha bizim yapacak çok fazla işimiz var. Şu
anda biz, bu yatırımlardan bahsettiğimizde bazı arkadaşlar diyorlar ki “Ee,
sizin arz güvenliğiyle alakalı bugün bir sıkıntınız mı var?” Yo hayır, bugün
bir sıkıntımız yok ama aldığınız kararlar, türüne göre, enerji sektörünün
türüne göre iki yılda, üç buçuk yılda, beş yılda hatta nükleer gibi on yılda
faz farkıyla size yatırım olarak dönecek işletmeler var. O zaman ne demektir?
Bugünden aldığınız kararın bundan beş altı yıl sonra realize edildiğini,
gerçekleştiğini görmek demek, sizi şimdiden bu kararları almaya zorlamaktadır.
Rehavete kapılmak yok. Biz, 2016 yılıyla alakalı, 2017 yılıyla alakalı da o
anki arz güvenliğini, Türkiye’nin olası büyüme rakamlarını karşılayabilmek
açısından bizim bu yatırımları yapmamız lazım, bu kararları almamız lazım.
Değerli arkadaşlar, son on
yılda OECD ülkelerine baktığımızda, oran olarak en fazla büyüme rakamına sahip
olan -enerji sektöründe- Türkiye’dir ve bu büyümeyi karşılayacak olan
yatırımları da mutlaka yapabiliyor olmamız lazım.
Değerli arkadaşlar, şu anda
sıfırdan inşaat maliyetlerinden tutun, burada 16 tane firmanın, 17 tane
firmanın katılarak şeffaf ihalecilik anlayışıyla beraber yapılan bir ihalesi
var. Daha yüksek teklif vermek isteyen arkadaşlarımız tabii ki olabilir, 4
milyar dolar da verecek olan olabilir. Gelip ihaleye girerler, tekliflerini
verirler, ondan sonra da ihalenin sonucunu hep beraber görürüz ve razı oluruz.
O yüzden, bunlarla alakalı ihale olduktan sonra “Acaba bunun değeri 10 lira
mıydı yoksa 100 lira mıydı?” demek çok doğru değil. Biz kamu olarak öyle
ihaleler görüyoruz ki -yorum yapmamak kaydıyla- bir kısım rakamlar yüksek
gidiyor, bir kısım rakamlar da düşük gidebiliyor ama aldığınız teklif o ihale
şartnamesiyle beraber de sınırlı oluyor.
Değerli arkadaşlar, bizim
işçi kardeşlerimizle alakalı her zaman olduğu gibi sıkıntımızın olmadığını ve
işçi kardeşlerimizin üzerinden de popülizm yapmanın doğru olmadığını birçok
kereler söylüyoruz; Özelleştirme İdaresinin bu manada izlenen bir politikası
var. Biz eğer bunu bir mücadele olarak, hele hele şu anda -o kelimeyi ağzıma
almayacağım- yani bahsettiğiniz bir mukayesenin kesinlikle bu konuyu sınırı
dışına taşımak anlamına geldiğini söylemek isterim. Böyle bir mücadele falan
söz konusu olabilemez, böyle bir şey doğru değil.
Bizim Hükûmetimizin
gündeminde yalnızca Seyitömer Termik Santrallerinin özelleştirmesi yok
arkadaşlar, bundan sonra Kangal’daki termik santralin özelleştirmesi de var;
bunların rehabilitasyonu,
Afşin-Elbistan’daki yerli kömürümüzün daha verimli kullanılması, bunlarla
alakalı uluslararası yaptığımız anlaşmalar, yatırımlar… 12 milyar dolarlık bir
yatırım kararı alındı orada -Birleşik Arap Emirlikleri’yle beraber- onu da yine
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getireceğiz ve burada hep beraber onu
sizlerin onayına sunacağız.
Ben, özellikle Enerji
Tasarrufu Haftası’yla alakalı iktidar-muhalefet ayrımı gözetmeksizin bütün
vatandaşlarımızın, toplumun her katmanının mutlaka bu konuya hassasiyet
göstereceğini ve bunun 6’ncı yakıt olarak en büyük yakıt tedarikimizin olduğunu
ve bununla alakalı Türkiye'nin, ülkemizin tasarruf kapasitesinin olduğunu bu
vesileyle bir kez daha belirtmek isterim.
Bu duygu ve düşüncelerle
hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Yıldız.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Başkan…
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Işık.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Başkan, popülist bir yaklaşım sergilediğimi, bilgileri çarpıttığımı ifade etti.
Müsaade ederseniz sataşmadan söz almak istiyorum.
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Sayın Başkanım, öncelikle ben söz alabilir miyim? Zira kendisi Kütahya
milletvekilleriyle ilgili de sataşmada bulundular.
BAŞKAN – Bir dakika efendim.
Sayın Işık konuşmacı olarak
-ona Sayın Bakan cevap verdi- o kendi sözlerinin çarpıtıldığını söylüyor. Ona
söz vereceğim ama siz ne için söz istiyorsunuz?
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Ayrıca Sayın Işık biraz evvel yapmış olduğu konuşmada Kütahya
milletvekillerinin kullanıldığını ifade ettiler. Bu sebeple sataşmada
bulundukları için söz hakkı istiyorum efendim.
BAŞKAN – Önce Sayın Işık’a
söz vereyim, sonra da size söz vereceğim.
Buyurunuz Sayın Işık.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, siz de çok iyi
biliyorsunuz ki bu her 2 işletme de kâr eden işletmedir. Sizlere defalarca
yazmama rağmen cevabını alamadığım ama geçmiş tarihlere ilişkin işletmenin
kârlarını da paylaşmak isterim. Örneğin, 2008 yılı kârı Seyitömer Linyit
İşletmesi Müdürlüğünün, yaklaşık 74 milyon TL’dir. Bu 2 işletme de kâr eden
işletmedir. Şimdi, kâr eden işletmeyi siz Anayasa’ya ve yasalara aykırı bir
düzenlemeyle, buradan geçirdiğiniz bir gece yarısı önergesiyle, Özelleştirme
İdaresi Başkanlığının linyit sahalarını özelleştirebileceği bir önergeyle
kanuna ekleyeceksiniz, arkasından Yüksek Planlama Kurulu kararıyla Seyitömer
Linyit İşletmesini EÜAŞ’a devredeceksiniz, hemen arkasından özelleştirme ilanına
çıkacaksınız. Bunu anlatmanız mümkün değil. Bu, Anayasa’ya aykırıdır.
Dolayısıyla burada işletmenin her 2’sinin birlikte kâr etmesine rağmen...
“Gelir rakamları üzerinden...” Elbette ki gelir rakamları üzerinden
konuşacağım. Bu 2 işletmenin yıllık geliri 2 milyar TL. Sizin sattığınız para
iki yıllık para. Kârlı işletmeyi neden önce Kütahya’dan başlamak üzere
özelleştirdiğinizi açıklamanız lazım.
Gelelim “Kütahya
milletvekillerinin kullanıldığı” ifademe. Evet, Sayın Milletvekilim, siz de çok
iyi biliyorsunuz, gittiniz, Kütahya’da, burada çalışan işçilerin mağdur
edilmeyeceğini ve Enerji Bakanlığının diğer tesislerine aktarılacağını
söylediniz. Sayın Bakan burada, buradan sözü versin: “Oradaki 3 bin kişiyi
başka işletmelere biz aktaracağız, hiçbirisinin ekmeğiyle oynamayacağız.”
diyorsanız sözümü geri alıyorum. Demeçleriniz var.
CHP’nin ve MHP’nin de seçim
beyannamelerinde özelleştirmenin olduğunu söylediniz. Doğrudur, Milliyetçi
Hareket Partisinin özelleştirme ile ilgili sözleri kâr eden işletmelerin peşkeş
çekileceği anlamındaki sözler değildir, vatandaşa, halka arz yöntemiyle önce
zarar edenlerden başlamak üzeredir. Dolayısıyla bunu kamunun vicdanına
bırakıyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Işık.
Buyurunuz Sayın Kinay.
2.- Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Saygıdeğer milletvekilleri,
biraz önce yapmış olduğu konuşmada Sayın Alim Işık, Kütahya milletvekillerinin
Seyitömer Termik Santralinin özelleştirilme sürecinde kullanıldığına ilişkin
çok yersiz, mesnetsiz ifadelerde bulundular, kendilerini öncelikle kınıyorum.
Diğer taraftan, kendilerinin
de ifade ettiği gibi Milliyetçi Hareket Partisi de CHP’de -bakınız parti
programlarına- özelleştirmeyle ilgili kendilerinin de destek olduğu, eğer
hükûmet olabilselerdi kendilerinin de bu özelleştirme sürecini devam ettireceğine
ilişkin kayıtlarını bizzat kendi parti programlarında bulabilirler.
Ben bu talihsiz beyanatı
özellikle kınamak için söz aldım. Diğer taraftan, burada bir çarpık
değerlendirmede daha bulundular. Seyitömer Termik Santralinin toplam
gelirlerinin yani yapmış olduğu hasılanın satış değeriyle ilişkisini kurmak
suretiyle, yine kanaatimce, son derece yanlış bir değerlendirmede bulundular.
Bir işletmenin kârıyla ancak bu değerlendirme yapılabilir. Kârlılıklarına
baktığımızda Özelleştirmenin yapmış olduğu 2 milyar 248 milyon liralık satış
toplam yirmi yıllık kârına eş değer bir değerlendirmedir.
Elbette ki Özelleştirme
İdaresi bizden önce çıkarılmış kanunlar ve Anayasa çerçevesi içerisinde
özelleştirmeyi gerçekleştiriyor. Bu doğrultuda o gün ne yapıldıysa
özelleştirmeyle ilgili bugün de aynı şekilde, aynı yasalarla özelleştirme
süreci yönetiliyor. Yapılan değerlendirmeye de toplam on altı firma girmiştir,
birbiriyle de fevkalade ciddi rakamlarda yarışmışlardır, sonuçta bir firma en
yüksek değeri vermiştir. Henüz özelleştirme tamamlanmış değil, bu süreç devam
ediyor. Bize göre, işçilerle ilgili herhangi bir mağduriyetde söz konusu
olmayacaktır, bunu da çok yakından takip ediyoruz. Başta Sayın Bakanımız olmak
üzere tüm milletvekilleri de bu süreçte elinden gelen gayreti gösteriyor.
Hiçbir işçi de mağdur olmayacaktır değerli arkadaşlarım. Bu vesileyle saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Kinay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Başkanım, mesnetsiz ifadelerde bulunduğumu ifade etti, mesnedini göstermek
istiyorum.
BAŞKAN – Tamam, kayda geçti
efendim.
Teşekkür ederiz.
Gündem dışı üçüncü söz, Boğaz
Köprüsü ve otoyolların satışı hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Kadir
Gökmen Öğüt’e aittir.
Buyurunuz Sayın Öğüt. (CHP
sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları (Devam)
3.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Boğaz Köprüsü ve
otoyolların satışına ilişkin gündem dışı konuşması
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul)
– Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; Türkiye’de özelleştirmeler ve köprü
ve otoyolların kiralanması için görüşlerimi aktaracağım. AKP’nin “seksen yıldır
yapılmayanı yaptığı” söyleminden yola çıkarak memleketin bir bir nasıl elden
çıkarıldığının tablosunu çizeceğim.
Dedelerimiz bir karış toprağı
yabancılara vermemek uğruna canını siper ederken, AKP toprak dâhil seksen yılda
yapılan her şeyi satmaktadır. Birtakım hesap oyunlarıyla "Kişi başına
düşen millî gelir 3 misli arttı." söylemine sığınan AKP, özelleştirme
politikalarıyla birilerini zengin edip faturasını vatandaşa yüklemektedir,
zengin-fakir arası uçurum yükselmektedir.
TELEKOM bu özelleştirmelerin
en çarpıcılarından biriydi. Yılda 2,5 milyar dolar kâr eden TELEKOM'un çoğunluk
hissesi 6,5 milyar dolara satılmış, bir başka deyişle peşkeş çekilmiştir.
O TELEKOM ki ülkemizin millî
varlıklarını, gazetelere verdiği isimsiz ilanlarla, arsaları, arazileri ve
binaları satmaktadır. Üstelik devir sözleşmesi 2026 yılında sona erecektir ve
sözleşme gereği TELEKOM, bu tarihte kuruma ait her türlü varlığı Türk devletine
devretmek zorundadır. Ancak o gün geldiğinde TELEKOM’un içi boşaltılmış
olacaktır. Dünyanın ileri gelen devletleri ulusal güvenlik açısından son derece
önemli olan iletişim ağlarını satmayı akıllarının ucundan geçirmezken bizim
sürekli olarak kâr eden haberleşme ağımızı yabancılara kiralamamız hangi mantığın
ürünüdür?
Bakınız, bir TÜPRAŞ… Ülke
vergi gelirinin yüzde 12’sini karşılayan ve cirosu 4,5 milyar dolar olan
TÜPRAŞ'ın 2004 yılında önce yüzde 66'sı iki yıllık kârına, yani 1,3 milyar
dolara Zorlu-Efremov Grubuna, ardından da 2005'te yüzde 15'i İMKB'de İsrailli
iş adamı Sami Ofer adına hareket eden yatırım fonlarına satılmıştır. Bu her iki
satış da PETROL-İŞ’in yasal girişimleriyle iptal edilmiştir. 2006'da şirket
hisselerinin yüzde 51’i 4 milyar dolar civarına, yani iptal edilen satışın
yaklaşık 3 misline satılmıştır.
Geçtiğimiz haziran ayına
gelelim. Kendini hukukun üzerinde gören AKP, Bakanlar Kurulu kararı ile
defalarca yargıya taşınan 5 özelleştirmede yargının verdiği kararların
uygulanmayacağına hükmetmiştir. Böylelikle yargı kararıyla iptal edilen
TÜPRAŞ’ın yaklaşık yüzde 15’lik hissesi hem de o hiç sevmedikleri İsrail’in en
büyük iş adamlarından Ofer’e satılmış olmaktadır. Anayasa’nın 2, 125 ve
138’inci maddelerine tamamen aykırı bir şekilde verilen bu kararlara ilişkin
gerek partimin gerekse meslek odalarının açtığı davalar vardır.
İDO da AKP'nin "Ne varsa
özelleştir." mantığıyla, çöpsüz üzüm olarak elden çıkarılmıştır. Hizmette
kalite artması gerekirken tekelleşme yaratılmış, mağduriyetler had safhaya
ulaşmıştır. AKP iktidarında yapılan hiçbir özelleştirme vatandaşa yaramamıştır.
Değerli milletvekilleri, AKP
Hükûmetiyle kamuya ait kârlı işletmelerin yağmasından sonra şimdi yüzde 90
oranında bağımlı olduğumuz otoyollara sıra gelmiştir. Günü kurtarmak için, üç
buçuk yıllık geliri ortalama 2-2,5 milyar dolar olan köprü ve otoyollar 5,7
milyar dolara kiralanmıştır. Ortadaki vahim tabloyu Karayollarının örgütlü gücü
olan YOL-İŞ ve İnşaat Mühendisleri Odası ibret verici rakamlarla açıklamıştır.
Karayollarının yaptığı iki yıllık harcama 5,5 milyar dolar iken yirmi beş
yıllık kiralamanın 5,7 milyar dolar olması peşkeşin hesabını ortaya
koymaktadır. Bu basit hesabı yapmak için ülke yönetmeye gerek yoktur. Son on
yılda köprü ve otoyollardan geçen araç sayısı yüzde 76, gelirler de yüzde 250
artış kaydetmiştir. Özetle, yüksek kâr marjlı bir kamu işletmesi daha elden
çıkartılarak sermaye gruplarına hediye edilmiştir.
Tüm bunların yanında bir
diğer önemli konu da 16 bin Karayolu çalışanının akıbetinin ne olacağıdır.
Unutmayın TELEKOM’un kiralanmasından sonraki süreçte 35 binden fazla kişi işsiz
kalmış, hizmet kalitesindeki düşüş neticesinde şikâyetler artmıştır.
Karayolları şubelerinde de yıllarca bu işi yapan deneyimli kadrolar devre dışı
bırakılacak ve taşeron sistemine emanet edilecektir. Karayollarında taşeron
demek insan hayatı üzerinde tasarruf demektir. Taşeronlaşmanın en son
felaketini iki gün önce Kozlu'da yaşamışken hâlâ aynı ısrarı sürdürmekteki
mantığı anlamakta güçlük çekiyorum.
Bir başka aldatmaca da tüm
bunların özelleştirme adı altında yapılıyor olmasıdır. Osmanlının bütçesini
denklemek için yaptığı kiralamalar ve imtiyazlar kendisini Avrupa'nın hasta
adamı durumuna düşürmüştür. Aynı şey bugün yine yapılmaktadır.
Köprü ve otoyollardan elde
edilen gelirin birkaç yandaş patrona değil, halk yararına kullanılması için şu
soruları soruyorum:
Daha önceleri “Zarar ediyor.”
bahanesine sığınan AKP kâr eden kurumları neden elden çıkarmıştır?
Kiralanan alanlarda ne tür
ticari işletmeler yapılacağı belirlenmiş midir?
Tecrübeli Karayolu
emekçilerinin iş güvencesi ne olacaktır?
Halkın zarar görmemesi için
bundan sonraki süreçte köprü ve otoyolların ücret politikası nasıl
belirlenecektir?
Teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Öğüt.
Sayın milletvekilleri,
vaktimiz elverdiği ölçüde, sisteme girmiş sayın milletvekillerinin her birine
birer dakika söz vereceğim.
Sayın Ağbaba, buyurunuz.
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya ilinin Arguvan
ilçesinde Merkez Cumhuriyet İlköğretim Okulundaki yemekhane sorununun çözümü
için Meclisin desteğini beklediğine ilişkin açıklaması
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın
Başkan teşekkür ederim.
Malatya’nın Arguvan ilçesinde
150 öğrencinin haykırışını Mecliste aktarmak istiyorum. Malatya’nın Arguvan
ilçesi Merkez Cumhuriyet İlköğretim Okulunda taşımalı eğitimle okuyan 150
öğrenci, iki yılı aşkın bir süredir yemeklerini okulun kalorifer kazanının ve kömürlüğünün
yanında yiyorlar. Öğrenciler iki yıldır “Ekmek arası kömür yemek istemiyoruz.”
diye yetkililere sesleniyor ancak kimse seslerine kulak vermiyor.
Okula yemekhane yapılması
için okul aile birliği, ellerinde avuçlarında ne varsa vermeye hazırlar. Ancak
kalan paranın, İl Özel İdaresinden veya Millî Eğitim Bakanlığından karşılanması
gerekiyor.
Buradan, Millî Eğitim
Bakanına sesleniyorum: 2013 yılında bir ilköğretim okulunda öğrenciler,
kömürlüğün yanında yemek yemek zorunda bırakılıyor. Çocuklar hastalıkla karşı
karşıya kalıyorlar. Bu sorunun çözümü için sizlerin desteğini bekliyorum,
Meclisin desteğini bekliyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Ağbaba.
Sayın Halaman…
2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Hakkâri’de karakol baskını sonucu
şehit düşen ve hemşehrisi olan askerin ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin
açıklaması
ALİ HALAMAN (Adana) –
Başkanım, teşekkür ediyorum.
Dün Hakkâri’de karakol
baskını sonucu, hainler tarafından Adana Saimbeyli’den bir hemşehrimiz, bir
kardeşimiz şehit düşmüştür. Ailesine, dolayısıyla milletimize başsağlığı
diliyorum, rahmetli olanın mekânı cennet olsun diyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Halaman.
Sayın Karaahmetoğlu…
3.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun’dan
Trabzon Havalimanı’na yolcu taşımacılığı yapan TÜRSAB ve D2 yetki belgeli bir
firmanın araçlarının havaalanının girişinden içeriye alınmaması nedeniyle
yolcuların mağdur olduğuna ilişkin açıklaması
SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU
(Giresun) – Sayın Başkan, Giresun’dan Trabzon Havalimanına yolcu taşımacılığı
yapan TÜRSAB ve D2 yetki belgeli bir firmanın araçlarının havaalanının
girişinden içeriye alınmaması sonucunda yolcular, bagajlarıyla birlikte
yaklaşık 1 kilometre yürümek zorunda kalıyor. Bu sebeple uçağını kaçıran
yolcuların şikâyetlerini duyuyorum. Havalimanında görev yapan güvenlik
güçlerinin başka bir firmanın kolluk gücü gibi kullandırılması, onların yolcu
taşımacılığından elde edecekleri kârı artırmak ve rakip firmaları aradan
çıkarmak gibi bir göreve zorlanmaları kabul edilemez bir durumdur.
Bu hususta, yetki sahibi
olanların görev ve sorumluluk bilinci içinde davranmaları gereğini paylaşmak
istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Karaahmetoğlu.
Sayın Tanal…
4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, UYAP sistemi altyapısının
yeterli olmaması nedeniyle icra dairelerinde dosya ödemelerinin bankalar
kanalıyla yapılması uygulamasında sorunlar yaşandığına ilişkin açıklaması
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Adalet Bakanlığına
sesleniyorum: İcra dairelerinde, dosya ödemelerinin tamamen bankalar kanalıyla
yapılması uygulamasına geçilmesiyle UYAP sistemi yeterli altyapıya sahip
olmadığı için şimdiden büyük sorunlar yaşanmaya başlandı. 6352 sayılı Kanun’la,
icra daireleri kanalıyla ödeme yapılabilmesi için ilgililerin, yasanın
yürürlüğünden itibaren altı ay içinde icra dairelerine banka hesap bilgisi
bırakması gerekmektedir. Ancak yasayla, yürürlük tarihinden önce açılan
takipler, değişiklikten önceki hükümler saklı tutulmuştur. Bu düzenlemeye
rağmen Adalet Bakanlığı 4 Ocak 2013 tarihli genelgesiyle, kanuna aykırı olarak,
icra dairelerinin şu anda ödeme yapmasına engel olmakta ve icra daireleri kanun
ve genelge arasında iş yapamaz duruma gelmişlerdir. Bu durumun düzeltilmesi
için bir an önce girişimde bulunulmalı ve icra dairelerinin ödeme
yapabilmelerinin önü açılmalıdır.
Saygılarımla.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tanal.
Sayın Eyidoğan…
5.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, AFAD ve Kandilli
Rasathanesinin neden depremlerin büyüklük değerlerini global ölçekte
vermediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) –
Teşekkür ederim Başkan.
Dün Ege Denizi’nde kuvvetli
bir deprem oldu, deprem merkezi Türkiye kıyılarına 50 kilometre uzaktaydı.
Deprem geniş bir alanda hissedildi. Depremin büyüklüğü Avrupa merkezlerine göre
5,8, ABD merkezine göre 5,7, Türkiye’de AFAD’a ve Kandilli’ye göre Richter
büyüklüğü 6,2 olarak verildi. AFAD ve Kandilli büyüklük değerini ortak
verdiler, büyüklük konusunda halkı yanılttılar. Bu tür depremlerde global
ölçek, Avrupa ve ABD’nin verdiği gibi sismik moment büyüklüğüdür. AFAD ve
Kandilli, ajanslara neden global büyüklük değerini verememektedir? Deprem
istasyon altyapımız bu ölçekte hesap yapmaya uygundur. AFAD bu ölçekte neden
hesap yapmıyor? İdari mi yoksa teknik bir sorun mu vardır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Eyidoğan.
Sayın Tüzel…
6.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Topkapı Cam
İşletmesinde çalışan işçilerin direnişine ve kazanılmış haklarıyla ilgili
taleplerinin karşılanması için çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması
ABDULLAH LEVENT TÜZEL
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sizlere, yeni yıla kapatılan
fabrikalarında aileleri ve çocuklarıyla birlikte giren Topkapı Cam işçilerinden
söz etmek istiyorum.
Türkiye’nin en zenginleri
içinde yer alan ve İş Bankasının ortaklıklarından biri olan Anadolu Şişe Cam
İşletmesi daha çok üretmek ve kazanmak için Eskişehir’de fabrika açıyor ancak
her biri on beş-yirmi yıl çalışmış ve işletmeye yeni fabrikalar kazandırmış
işçilere de kazanılmış haklarını çok görüyor. Onların yeni sözleşmeye ve
sefalet ücretine boyun eğmelerini istiyor. Bu gözü doymaz aç gözlülüğe karşı
işçiler de on günü aşan bir süredir direniyor. 200 işçinin işletmenin değişik
fabrikalarına haklarıyla birlikte gitmesi için KRİSTAL-İŞ Sendikası, işverenle
görüşmeleri sürdürüyor ve biz de İş Bankası ve Şişe Cam işverenine işçilerin
taleplerini karşılaması yönünde çağrıda bulunmak istiyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tüzel.
Sayın Özgündüz…
7.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Afganistan’daki çatışmadan
kaçarak ülkemize gelen sığınmacıların durumuna ilişkin açıklaması
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, bir dakika
sohbeti kesip buraya kulak verirseniz memnun olacağım. Yani Hükûmeti temsilen
tek bir bakan bulunmakta şu anda Parlamentoda, Sayın Bakan da sohbet ediyor
anlaşılan. Sayın Bakan, dikkatinizi çekiyorum tekrar.
Sayın Bakan duymuyor Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Siz söyleyin
efendim.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Evet, Sayın Bakan, Afganistan’daki çatışmadan kaçarak ülkemize gelen bir kısım
sığınmacı Kars’ta bulunmaktadır. Kars’taki kapatılan Süt Endüstrisi Kurumu
lojmanlarında, kapısız, camsız, penceresiz yerde vatandaşların yardımıyla
geçinen yaklaşık 800-900 sığınmacı var. Suriye’den ülkemize sığınanlara
gösterdiğiniz ilgi, alakayı Kars’taki Afgan mültecilere niye göstermiyorsunuz?
Bu konudan haberiniz var mı?
İkinci bir nokta Ulaştırma
Bakanıyla ilgili. Dün İstanbul’dan Ankara’ya gelmek için uçağa bindik, tam üç
saat…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Özgündüz.
Sayın Öğüt…
8.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, bazı Kamu Hastaneleri
Birliği genel sekreterlerinin keyfî uygulamalarına ilişkin açıklaması
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Kamu Hastaneler Birliği
Yasası gereği, genel sekreterlik makamı Birliğin en üst karar ve yürütme
organıdır ancak bazı kentlerdeki genel sekreterlerin görevlerini suistimal
ettiğine ilişkin şikâyetler tarafıma ulaşmaktadır. Öyle ki bazılarının, sağlık
kurum ve kuruluşlarında Tam Gün Yasası’yla verilmiş olan gönüllü mesai sonrası
çalışma hakkını hiçbir gerekçe göstermeden kaldırdığı duyumunu aldım. Bu
uygulama, tüm sağlık çalışanlarını bir ek gelirden yoksun bıraktığı gibi
vatandaşı da mağdur duruma düşürmüştür.
Aynı şekilde yine Tam Gün
Yasası’yla belirlenen haftalık kırk saatlik çalışma süresinin de yine genel
sekreterler tarafından günlük sekiz saate, dolayısıyla haftada kırkbeş saate
çıkarıldığı belirtilmektedir.
Yasa ile verilen hakların,
yasa değişikliği olmadan ve gerekçesiz alınması hukuka aykırı değil midir?
Böyle keyfî uygulamalara ilişkin size ulaşan şikâyetler var mıdır, Sayın Hükûmete
soruyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayan Öğüt.
Sayın Aygün…
9.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler
Günü’ne ilişkin açıklaması
HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkanım, yarın “10
Ocak Çalışan Gazeteciler Günü”. Dün de Metin Göktepe’nin öldürülüşünün 17’nci
yıl dönümüydü. Metin Göktepe, Uğur Mumcu’nun da öldürüldüğü ocak ayı içerisinde
katledildi ve on yedinci yılda yine, özgür basın geleneğinden gelen
gazeteciler, arkadaşları, olayın tanıkları Metin’in mezarı başında buluştular
ve özgür gazetecilik geleneğine, onun yarattığı mirasa sahip çıkacaklarını
ifade ettiler.
2013 yılında da ne yazık ki,
Mumcuların, Göktepelerin temsil ettiği “özgür basın” geleneği ağır baskılarla
yüz yüze. Şu anda 70’i aşkın gazeteci hapishanelerde çürütülüyor. AKP döneminde
belki gazeteciler öldürülmüyor ama
Balbaylar, Tuncay Özkanlar tutukluluklarının dördüncü yılında hücrelerde
kalıyorlar.
Yeni yılda Metin Göktepe’yi,
Uğur Mumcu’yu saygıyla anarken, özgür basın geleneğinin bir gereği olarak
“Bütün tutuklu gazetecilere özgürlük.” diyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Aygün.
Sayın Çelik…
10.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Enerji Tasarrufu Haftası’na ve
yenilenebilir enerji kaynaklarının insanlığın hizmetine sunulması gerektiğine
ilişkin açıklaması
DEMİR ÇELİK (Muş) –
Teşekkürler Sayın Başkanım.
İçinde bulunduğumuz hafta
Enerji Haftası’dır. Küremiz ve güneş sistemi sonsuz değildir. Nükleer
santrallerin, HES’lerin ve fosil yakıtların gezegenimiz ve yaşamımız üzerindeki
olumsuz etkileri bilinen bir gerçekliktir. Ülkenin dört bir yanında mantar gibi
yükselen HES’ler, floramızı, faunamızı, tarihî ve kültürel değerlerimizi yok
ediyor.
Çare, HES’lerde, nükleer
santrallerde değil, çare yenilenebilir enerji kaynaklarını insanlığın hizmetine
sunmaktadır diyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Çelik.
Sayın Demiröz…
11.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç’ın 6 Ocak 2013 tarihinde Bursa projeleriyle ilgili verdiği bilgilere ve
son iki yılda hangi projelerle 35.690 hektar arazinin suya kavuştuğu konusunda
proje bazında bilgi verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
6 Ocak Pazar günü AKP Bursa
İl Başkanlığında basın mensuplarıyla bir araya gelen Başbakan Yardımcısı ve
Hükûmet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç Bursa projeleri konusunda bilgi sunarken,
Bursa’da 290 bin hektar olan tarım arazilerinin yakında su ile
buluşturulacağını ifade ederek son iki yılda 35.690 hektar arazinin sulandığını
ifade etmiştir. Bugüne kadar, AKP iktidarı dâhil, Bursa’da sulanabilen tarım
arazilerinin 136 bin hektar olduğu ifadesinden hareketle son iki yılda hangi
projelerle 35.690 hektar arazinin suya kavuştuğunu, proje bazında bilgi
verilmesini talep ediyorum. Kanımca, Sayın Bakana bu konuda yanlış bilgi
veriliyor.
Saygılarımla.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Demiröz.
Sayın Demir… Yok herhâlde.
Sayın Öztürk…
12.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Bursa’da kendisi ile bir
polis memuru arasında yaşanan ve basına yansıyan olaya ilişkin açıklaması
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) –
Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Hafta sonu Bursa’da
yaşadığımız “Polisi azarladı” haberi üzerine söz aldım.
Bu haber tamamen yanlış,
içeriği ve başlığı olarak taraflı, art niyetli servis edilmiştir. Amaç, siyaset
kurumunun ve siyasetçinin kamuoyu nezdinde itibarını zayıflatmaktır.
Olay şöyle gelişmiştir: Sokak
başına geldiğimiz zaman, polis memuru arkadaşımız içeri almak istemedi.
Danışman arkadaşım da “Milletvekilimiz var.” deyince ondan sonra şunu söyledi
polis memurumuz: “Zaten girseniz de dönemezsiniz.” Ben bunun üzerine indim,
arkamdan “Beyefendi… Beyefendi…” diye bir arkadaşımız yaklaştı. “Buyurun.”
dedim. “Ben polis arkadaşlarımızın müdürüyüm. Sizi tanıyabilir miyiz? Bir
problem var mı?” dedi. Ben de dedim ki: “AK PARTİ Bursa Milletvekiliyim. Bir
problem yok. Ben programa gidiyorum.” Bunun üzerine şunu söyledi, altını
ısrarla çizerek söylüyorum: “Sizi tanımak mecburiyetinde değiliz.” şeklinde bir
ifade kullanınca ben kendisine muhatap olarak, yani bir yönetici olduğu, müdür
olduğu için, dedim ki bu muhatap soruya: “Bir buçuk sene geçti, sizin tanımanız
lazım.” Dolayısıyla, olay muhatap olmamam gereken bir soruya verdiğim cevaptan
ibarettir.
Dolayısıyla, polis
arkadaşlarımızın da baskı altında, zor ve fedakârca görev yaptıklarını
biliyorum. Fakat şunu söylüyorum: Benim tanınmaya ihtiyacım yok ama
güvenilirliğini ve tarafsızlığını kaybeden, okurunu kaybeden bazı medya
organlarının reytinge ihtiyacı var, bu nedenle sansasyona ihtiyacı var.
Kamuoyunun bilgilerine
sunuyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Öztürk.
Sayın Özel…
13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, kamu-özel hastane ortaklığıyla
ilgili kanuni düzenlemenin Sağlık Komisyonunda görüşülmeden Plan ve Bütçe
Komisyonuna gönderilmesine ilişkin açıklaması
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bilindiği gibi, iktidar
partisinin büyük şehir hastaneleri projesi için, kamuoyunda yap-kirala-devret
olarak bilinen kamu-özel ortaklığına ilişkin düzenleme, denetim görevini yapan
Danıştay tarafından kuvvetler ayrılığı ilkesi gereği iptal edilmişti.
Anayasa’ya son derece aykırı bir şekilde maalesef bu konuda bu iptal
gerekçesini boşa çıkaracak bir kanuni düzenleme yapılmak üzere Meclise sevk
edildi, Plan ve Bütçe Komisyonuna yollandı.
Oysa, sağlık alanını
ilgilendiren ve kırk dokuz yıllığına da ülkenin kaynaklarını çok ciddi şekilde
israf edecek olan böyle bir düzenlemenin, sağlığın uzmanı olan, her partiden
üyesi bulunan Sağlık Komisyonunda görüşülmesi gerekirdi. Ancak Sağlık Komisyonu
Başkanlığı, biz neredeyse üç aydır hiçbir toplantı yapmadığımız, komisyonumuzun
gündemi son derece müsait, her birimiz boş, hatta Mecliste de gündemimizin
yoğun olmadığı bir dönemde, gündem yoğunluğu gerekçesiyle bunu görüştürmeyip
Plan ve Bütçe Komisyonuna rapor sunmuştur.
Yüce Meclisin takdirlerine
arz ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Özel.
Sayın Özgündüz, size süre
vermiştim daha önce, gündeme getirdiniz.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Önemli bir konu şu anda.
BAŞKAN – Buyurun.
14.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Bolu Tüneli’nin kapalı
olması nedeniyle binlerce yolcunun Ankara-İstanbul yolunda mahsur kaldığına ve
Ulaştırma Bakanının bu konuyla ilgilenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Çok
teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Çok önemli bir konu. Şu anda
bir gazeteci arkadaşım aradı, Ankara’dan İstanbul’a otobüsle hareket ederken
Bolu Tüneli kapalı şu anda, eski yol tıkalı, binlerce yolcu mahsur durumda.
Diyor ki: “Ulaştırma Bakanı büyükelçiler toplantısında stand up yapacağına bu
konuyla ilgilensin.”
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Özgündüz.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Kanun teklifinin geri
alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum:
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ve Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın, 10/10/2012 tarih ve (2/905) esas numarası ile vermiş oldukları
Denizli İlinde Kızılcabölük Adıyla İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’ni
geri aldıklarına ilişkin önergesi (4/50)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
10.10.2012 tarih ve (2/905)
Esas Numarası ile vermiş olduğumuz “Denizli İlinde Kızılcabölük Adıyla İlçe
Kurulması Hakkında Kanun Teklifini” geri çekmek istiyoruz.
Gereğini saygılarımızla arz
ederiz.
Emin Haluk Ayhan Mehmet
Şandır
Denizli Mersin
BAŞKAN – İçişleri
Komisyonunda bulunan teklif geri verilmiştir.
Meclis araştırması açılmasına
ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 27 milletvekilinin, organize
sanayi bölgelerindeki yatırımların ve yatırımcıların sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/453)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Organize Sanayi Bölgeleri
(OSB) sanayimizin gelişmesine büyük katkı sağlamaktadır. Son yıllarda gerek
yatırımcıların artan talepleri gerekse bölgesel kalkınma çabalan OSB'lerin
önemini daha da artırmıştır.
Manisa, yerli ve yabancı
yatırımcılara sağladığı kolaylıklarla önceki yıllarda en güvenilir yatırım
kenti seçilmiştir. Manisa, ülke ve bölge ekonomisine de önemli katkı
sağlamaktadır. Gayri safi yurt içi hasıladaki yüzde 2'lik payı ile 81 il
içerisinde ekonomik büyüklük bakımından 7. sırada olan Manisa yarattığı 1
katrilyon liralık artı değer ile tarım sektöründe Türkiye'de 1. sırada bulunan
ilimizde, tarımsal sanayiye de gereken önem verilmelidir.
Yerli ve yabancı
yatırımcıların, yatırım yapma kriterlerinin hemen hemen hepsini bünyesinde
taşıyan Manisa bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Çevre kirliliğini önleme,
kaliteli insan gücü, alt yapısı, ucuz arsa, ulaşım ve iletişim, enerji ve
gümrük gibi yatırımcılara sağlanan kolaylıklar sağlamasına rağmen Manisa ve ilçeleri
yatırım pastasından payına düşeni ne yazık ki alamamaktadır.
Çünkü organize sanayi
bölgelerinin yönetim zafiyetleri ve belediyelerin siyasi istismarları OSB'lerin
yatırım, üretim, istihdam, kalkınma gibi gerçek amaçlarının dışına çıkarılarak
sadece rant aracı olarak görülmeleri sanayiye büyük darbe vurmaktadır.
Bu nedenle sanayi gelişiminde
istenilen düzeyi yakalayamamıştır. OSB'lerde tahsisi yapılan parseller boş
durmakta, yatırım yapılmamaktadır.
OSB’lerinde yatırım ve
yatırımcı soranlarının tespiti, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliğinin
sağlanması, Manisa merkez ve ilçelerinde devam eden OSB yatırımlarının en kısa
zamanda tamamlanması, yatırım olanaklarının geliştirilmesi, gerekli tanıtımın
yapılması, istihdamın artırılması için çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105.inci maddeleri gereğince bir Meclis
Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Hasan Ören (Manisa)
2) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
3) Veli Ağbaba (Malatya)
4) Hasan Akgöl (Hatay)
5) İlhan Demiröz (Bursa)
6) Aylin Nazlıaka (Ankara)
7) Haluk Ahmet Gümüş (Balıkesir)
8) Rahmi Aşkın Türeli (İzmir)
9) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
10) Mahmut Tanal (İstanbul)
11) Muharrem Işık (Erzincan)
12) İhsan Özkes (İstanbul)
13) Ali Demirçalı (Adana)
14) Ali Serindağ (Gaziantep)
15) Haluk Eyidoğan (İstanbul)
16) Sabahat Akkiray (İstanbul)
17) Mehmet Ali Susam (İzmir)
18) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
19) Kadir Gökmen Öğüt (İstanbul)
20) Bülent Tezcan (Aydın)
21) Sedef Küçük (İstanbul)
22) Recep Gürkan (Edirne)
23) Emre Köprülü (Tekirdağ)
24) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
25) Ayşe Nedret Akova (Balıkesir)
26) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
27) Gürkut Acar (Antalya)
28) Doğan Şafak (Niğde)
2.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 26 milletvekilinin, çekirdeksiz
kuru üzüm üretiminde, pazarlanmasında, ihracatında ve depolanmasında yaşanan
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/454)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Çekirdeksiz kuru üzüm
üretiminin yüzde 95'i Manisa'da yapılmaktadır. 655 bin dekar bağda üzüm üretimi
yapılmakta ve yaklaşık 60 bin aile geçimini bu yolla sağlamaktadır.
Ülkemizde tarımsal üretimde
en fazla artı değer yaratan il Manisa'dır ve tarım sektörü istihdamda önemli
bir yere sahiptir. Bu nedenle tarım, Manisa ekonomisinin temelini
oluşturmaktadır.
Yıllık ortalama 250 bin ton
dolayında rekolte gerçekleşmektedir. Üretilen sultaniye çekirdeksiz üzümün
büyük çoğunluğu yaş veya kuru olarak ihraç edilmektedir. Ancak her yıl
ihracatta yaşanan sorunlar bu yıl da tekrarlanmıştır. Devletin denetimsizliği
ve bazı fırsatçı ihracatçıların, tam olgunlaşmamış, tatlanmamış, tadı ekşi,
rengi yeşil üzümü ihraç etmeleri dış piyasada memnuniyetsizlik yaratmış ve
fiyatların düşmesine neden olmuştur.
Dünyanın en büyük çekirdeksiz
kuru üzüm üreticisi olmamız bu ürünü stratejik bakımdan önemli hâle
getirmektedir. Ancak bu fırsatı ne yazık ki uluslararası piyasa koşullarında
değerlendiremediğimiz için üreticimiz hak ettiği geliri elde edememektedir.
En önemli sorunlar ise; bağ
sahalarındaki plansız artış, girdi maliyetlerindeki artış ve bu artışın
çekirdeksiz kuru üzüm fiyatlarına yansımaması, ihracat fiyatlarındaki artışın
üretici satış fiyatlarına yansımaması, TARİŞ'in sezon başında üzüm alım
fiyatını açıklamaması ve dolayısıyla fiyatı tüccarın belirlemesi. Bu da
fiyatların maliyetin altında seyretmesine neden olması, stoklama sorunu
nedeniyle üreticinin üzümünü elinde tutamaması, iç tüketimin azlığı, İran'dan
kaçak giren üzümün Türk üzümü olarak yurt dışına ihraç edilmesi olarak
sıralanmaktadır.
Arz dönemlerinde bazı
kesimlerce hasat öncesinde yüksek rekolte ve arz fazlası olacağı şeklinde
söylenti çıkarılarak fiyatlar düşürülmektedir.
Üzüm üretiminde,
pazarlanmasına, ihracatında, depolanmasında ve yaşanan sorunların tespiti,
üretim planlaması yapılarak ve üreticilerin gelirlerinin ve refah düzeylerinin
geliştirilmesi, örgütlenmelerinin desteklenmesi, tüketimin ve ihracatın
artırılması için çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98’inci
TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105’inci, maddeleri gereğince bir Meclis araştırması
açılmasını arz ve teklif ederiz
1) Hasan
Ören (Manisa)
2) Ferit
Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
3) Haluk
Ahmet Gümüş (Balıkesir)
4) Veli
Ağbaba (Malatya)
5) Hasan
Akgöl (Hatay)
6) Rahmi
Aşkın Türeli (İzmir)
7) Mehmet
Ali Ediboğlu (Hatay)
8) Aylin
Nazlıaka (Ankara)
9) İlhan
Demiröz (Bursa)
10)
Mahmut Tanal (İstanbul)
11)
Muharrem Işık (Erzincan)
12) İhsan
Özkes (İstanbul)
13) Ali
Demirçalı (Adana)
14) Ali
Serindağ (Gaziantep)
15) Haluk
Eyidoğan (İstanbul)
16)
Sabahat Akkiray (İstanbul)
17)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
18) Kadir
Gökmen Öğüt (İstanbul)
19)
Bülent Tezcan (Aydın)
20) Sedef
Küçük (İstanbul)
21) Emre
Köprülü (Tekirdağ)
22) Recep
Gürkan (Edirne)
23) Ayşe
Nedret Akova (Balıkesir)
24) Ali
İhsan Köktürk (Zonguldak)
25)
Gürkut Acar (Antalya)
26) Doğan
Şafak (Niğde)
27) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
3.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 28 milletvekilinin, zeytin ve
zeytinyağı üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/455)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Zeytin ve zeytinyağı ülkemiz
bitkisel üretimi ve tarımsal sanayisi içerisinde önemli bir yere sahiptir.
Bölgesel bir ürün olması sebebiyle özellikle Akdeniz ticaretinin de temelini
oluşturmuştur.
Zeytin yetiştiriciliğinin ilk
insanlarla birlikte başladığı kabul edilmekte ve "zeytin bütün ağaçların
ilkidir" kabul edilmektedir. Zeytin tarih boyunca barış, dostluk ve
bereketi simgelemiştir. Akdeniz uygarlığının sembolü olan zeytin ağacı, tarih
boyunca bu bölgede kurulan tüm uygarlıklarda önemli bir figür olmuştur. Hâlâ bu
özelliği nedeniyle toplumsal ve uluslararası ilişkilerde simge olarak
kullanılmaktadır.
Günümüzde özellikle Marmara,
Ege ve Akdeniz Bölgelerimiz zeytin yetiştiriciliği konusunda dünya çapında isim
yapmış yerler arasında bulunmaktadır.
Planlı tarım politikaları
oluşturulmadığı için zeytin üreticileri, başta üretim olmak üzere, üretimin her
aşamasında zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır.
Zeytin üretimi genellikle
küçük arazilerde az sayıda ağaçla yapılmaktadır. Bu yüzden üretici geçimini
sağlayacak kazancı elde edememektedir. Bugüne kadar yapılan desteklemeler
üretim miktarını ve kalitesini artırmaya hiçbir katkı sağlamamıştır. Ülkenin
her tarafında yeni dikilen milyonlarca ağaca destek verilmiş, ancak üretim aynı
şekilde artmadığından verilen destekler boşa gitmiştir.
İhracatımız içinde en çok pay
tarım ürünlerine aittir. Ama bu konuda ihracatı artırmak yerine ithalat
kolaylaştırıldığı için, tarım ürünleri ithalatı her yıl artmakta, buna karşın
ihracat yerinde saymaktadır.
Dünya ve ülkemiz açısından
hem çok değerli bir besin maddesi hem de çok zengin ekonomik potansiyele sahip
bir ticaret maddesi olan zeytine hak ettiği değer mutlaka verilmelidir.
İç ve dış piyasada rekabet
şansını artıracak tedbirler alınarak, sağlıklı kaliteli ürün üretimi
desteklenmelidir. Bölgesel özelliklere göre yetiştirilen zeytinlerin en uygun
biçimde değerlendirilerek, gerekli işlemlerin sonunda, kayıp olmadan üreticinin
verdiği emekler ve alın teri hak ettiği değeri bulmalıdır. Zeytincilik
desteklenerek, üreticilerin sorunları çözümlenmelidir.
Dünya nüfusunun artması,
ihtiyaçların farklılaşması, gelişen ve değişen dünya koşulları, tarım
ürünlerini stratejik öneme sahip bir konuma getirmiştir. Bu nedenle zeytin ve
zeytinyağı üretimindeki sorunlara çözüm önerilerinin de stratejik bir anlayışla
ele alınması gereği ortaya çıkmaktadır.
Zeytin ve zeytinyağı
üretimindeki sorunların tespiti, tüketimin artırılması, ihracat olanaklarının
geliştirilmesi çözüm önerilerinin bulunması amacıyla Anayasanın 98, TBMM
İçtüzüğünün 104 ve 105 nci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması
açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Hasan
Ören (Manisa)
2) Ferit
Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
3) Rahmi
Aşkın Türeli (İzmir)
4) Doğan
Şafak (Niğde)
5) Aylin
Nazlıaka (Ankara)
6) Haluk
Ahmet Gümüş (Balıkesir)
7) Veli
Ağbaba (Malatya)
8) İlhan
Demiröz (Bursa)
9) Mehmet
Ali Ediboğlu (Hatay)
10)
Mahmut Tanal (İstanbul)
11) Ahmet
Toptaş (Afyonkarahisar)
12) Faik
Tunay (İstanbul)
13)
Muharrem Işık (Erzincan)
14) İhsan
Özkes (İstanbul)
15) Ali
Demirçalı (Adana)
16) Ali
Serindağ (Gaziantep)
17) Haluk
Eyidoğan (İstanbul)
18)
Sabahat Akkiray (İstanbul)
19)
Mehmet Ali Susam (İzmir)
20)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
21) Kadir
Gökmen Öğüt (İstanbul)
22)
Bülent Tezcan (Aydın)
23) Sedef
Küçük (İstanbul)
24) Recep
Gürkan (Edirne)
25) Emre
Köprülü (Tekirdağ)
26) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
27) Ayşe
Nedret Akova (Balıkesir)
28) Ali
İhsan Köktürk (Zonguldak)
29)
Gürkut Acar (Antalya)
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki
yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.02
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.14
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince sözlü
soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan,
Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’ünde Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük
Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı:
156)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan, Devlet
Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyon ile Adalet Komisyonu
raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile
Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer alan,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş
Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri
Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer alan,
Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra
Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun
Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya
Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair
Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet
yerinde.
29/11/2012 tarihli 31’inci
Birleşim’de tasarının 7’nci maddesi kabul edilmişti.
Şimdi, 8’inci maddeyi okutuyorum:
Kararın ilgili adlî veya
idarî mercie bildirimi
MADDE 8 - (1) Komisyona
yapılan müracaat sonucunda Komisyonun kesinleşen kararlarının bir örneği
müracaata konu işlemin yapıldığı adlî veya idarî mercie gönderilir.
(2) Müracaata konu işlem
henüz sonuçlandırılmamışsa ilgili adlî veya idarî merci tarafından bu işlem
ivedilikle sonuçlandırılır.
BAŞKAN – Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler.
Buyurunuz Sayın Güler. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BİRGÜL AYMAN
GÜLER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı
Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra
Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun
Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.
Daha önce görüşmeleri ilk 7
madde itibarıyla yapılan, şimdi 8’inci maddeden 11’inci maddeye kadar bugün
yasalaşması gerçekleştirilecek olan bu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılan başvuruları kapsamına alan bir düzenleme.
Yasa tasarısının gerekçesinde
söylendiğine göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaklaşık 16 bin başvuru var.
Bunlardan 2.500’ü yargılama süresi makul sürenin daha üstündedir ya da mahkeme
karar vermiştir ama mahkemenin kararı uygulanmamış ya da geç uygulanmıştır
şikâyetiyle ilgili. Yasa tasarısının gerekçesi diyor ki: “Bu yıl sonuna kadar
3.500’ü bulabilir.” Kabaca bir hesapla, öyle görünüyor ki, ülkemiz Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin önünde açılan davalar bakımından yüzde 20’si itibarıyla
işini iyi yapmayan bir ülke diye değerlendirilmiştir.
Biz, bu tasarı görüşülürken
Adalet Bakanına sormuştuk: “Bu 3.500 başvurunun konu itibarıyla dağılımı nedir?
Mülkiyet hakları, yaşam ihlali itibarıyla bir sınıflandırma yapabilir misiniz?”
Sayın Bakanın bize verdiği cevap şu oldu: “Bilmiyoruz, 3.500 davadaki bu
gecikmeler hangi alanlara ilişkindir, buna ilişkin Türkiye Cumhuriyeti olarak
bizim bir bilgimiz yoktur.” Hükûmetin bilgisi olmadığına göre, bizi
bilgilendiremediğine göre yüce Meclisin de bu konuda akıl yürütmesi mümkün
değildir ama bir ipucu olabilir mi acaba? Bu tasarının hazırlanmasına neden
olan şey, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye bakımından aşırı iş yükü
karşısında bulunduğu ve bu iş yükünün hafifletilmesi için Türkiye
Cumhuriyeti’nin harekete geçmesi gereği.
Bir pilot davadan söz
ediliyor. Bu pilot davayı incelediğinizde, davanın 1972 tarihli olduğu, Türkiye
ve Avrupa açısından da 1987 tarihi esas alınacak olursa kırk ya da yirmi beş
yıllık süreler itibarıyla bir gecikmeye konu olduğu görülüyor. Dava, bir
kadastro davası; dava bir mülkiyet davası. Şimdi oluşturulan komisyon, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin de ilkeleri gereğince, bu davayı emsal olarak
kullanacak ve konusunu bilmediğimiz bu 3.500 dosyaya, bu emsal karar
doğrultusunda ilkeler belirleyerek karar verecek, öyle yaklaşacak. Bu, bizim
için önemli bir soru işareti olmaya devam ediyor.
Sayın Bakandan bir kez daha
talep ediyorum, uzun yargılama süresi ve mahkeme kararının uygulanmaması ya da
geç uygulanmasıyla ilgili olan bu davalar, konusu bakımından nasıl
dağılmaktadır? Bunların ne kadarı taşınmaz davalarıdır, ne kadarı mülkiyet
davalarıdır? Ve bu mülkiyet davaları içerisinde acaba çeşitli azınlık
vakıflarının, Türkiye'nin Adalar çerçevesindeki mülkiyet problemlerinin ya da
KKTC’yle ilgili olanların yeri var mıdır?
Bu davalara ilişkin olarak
elimizdeki tasarı bir komisyon kurmayı öngörmüş. Komisyon, 4 Adalet Bakanlığı
hâkim, savcısı ve 1 Maliye Bakanlığı temsilcisinden oluşacak. Elbette üyeleri
hâkim ve savcı olsa da komisyon bir yargı organı unsuru değil, bir idari
yapılanma ve öyle görünüyor ki madde 8 itibarıyla bir idari komisyon yargı
organlarının üzerine çıkmış, yargı organlarına emir verme pozisyonuna
getirilmiştir.
8’inci maddeyi kâtip
arkadaşım okudu, ama bir kere de ben dikkatinize sunmak istiyorum. Bu maddeye
göre “Müracaata konu işlem henüz sonuçlandırılmamışsa, ilgili adli veya idari
merci -yani mahkeme- tarafından bu işlem ivedilikle sonuçlandırılır.” Yani
komisyon tazminata karar verdiğinde mahkeme henüz o davayı belli bir sonuca
getirmemişse, mahkemenin iş sıralaması idarenin talebiyle değiştirilmiş oluyor.
Bu işleyiş tarzı doğru değildir. Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yükü
hafifletilmek isteniyorsa, bunun için bir yapılanmaya gidilmek isteniyorsa
herhâlde doğru yol; mahkemeye idare tarafından emir veren bir mekanizma kurmak
değil, yargı sistemi içerisinde öncelikli ve belki de tek görevi bu olan bir
mahkeme heyeti organize etmektir ve Yargıtay, Danıştay, bölge idare mahkemesi,
yerel idari mahkemelerden oluşan yargı sistemi hiyerarşisi içerisinde bu
meseleyi çözmenin yollarını aramaktır.
Gerçekte bu tasarının
gerekçesinde tasarıyı hazırlayan Hükûmet öyle şeyler söylüyor ki yargı
sisteminin böyle pansumanlarla başa çıkılamayacak kadar kötü durumda olduğunu
itiraf ediyor. Nitekim, her ne kadar Hükûmet “Biz onu beğenmiyoruz.”dediyse de
Avrupa Birliğinin İlerleme Raporu’nda da 2012 yılı itibarıyla çok önemli
sözcükler kullanılıyor. Deniyor ki: “Türkiye yargı, adalet, ceza sisteminde
temel eksikleri ele almakta yetersiz kalmıştır. Türkiye’nin yargı, adalet, ceza
sisteminin soranları yapısal ve sistematiktir.” Yapısal ve sistematik olan
yargılama sorunlarını yargının üzerine idari iradeyi geçirerek düzeltmeyi
hangimiz düşünebiliriz?
Avrupa Birliği İlerleme
Raporu; Türkiye’de adli kolluk olmadığını, o yüzden savcılıkların ve mahkeme
heyetlerinin emniyet tarafından hesapsızca yönlendirildiklerini yazmış. Aynı
rapor; savunma savcılık dosyalarına erişemiyor, dolayısıyla savunma hakkı
temelden ihlal edilmektedir saptamasında bulunmuş, tutuklama ve tutukluluğun
devam kararlarında gerekçeli karar verilmediği için kamu vicdanının
yaralandığından söz ediyor, yargılama öncesinde tutukluluğa itiraz
mekanizmasının olmamasından yakınıyor, iddianame süreci ve iddianamelerin
niteliğinin savunma hakkı ve adil yargılama bakımından sorunlu olduğunu dile
getiriyor. Bunun yargılamaları geciktiren en temel özelliklerden biri olduğu
söyleniyor. Şimdi, biz, geciken yargılamaları bir idari komisyon marifetiyle, o
da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olma şartıyla düzeltmeyi, bu
yanlışı ortadan kaldırmayı öngörüyoruz. Bu pansuman bu hastaya yetmez. Biz
böyle, yargılama sisteminin yanlışlarını düzeltemeyiz. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine de yardımımız olacağını söylemek son derece güçtür.
Ben burada, yargılama
sisteminin yapısal ve sistematik sorunları nedeniyle, bütün kalbimle inanıyorum
ki haksız yere tutuklu bulunanlara selam göndererek sözlerimi tamamlamak
isterim. Burada yalnızca siyasi, idari başka değerlerle değil, temelde insani
değerlerle düşünmeye yüce Meclisi davet ederim. Profesör Doktor Fatih
Hilmioğlu’nun ivedilikle özgür bırakılması için yüce Meclisin harekete
geçmesini talep ederim.
Tüm tutuklu arkadaşlarımıza
özgürlük, ülkemize adil yargılama ve adalet sistemi talep ediyorum.
Saygılar sunarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Güler.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora…
Buyurunuz Sayın Dora. (BPD
sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA EROL DORA
(Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Yargılama
Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya
da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı’nda,
8’inci madde üzerinde verilen değişiklikle ilgili olarak söz almış
bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, 7
Ocak tarihinde, Zonguldak Kozlu’daki maden ocağında yüksek oranda metan gazı
çıkışı nedeniyle meydana gelen patlamada hayatını kaybeden işçilerimize
Allah’tan rahmet, işçilerimizin aileleri ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yargılamanın uzun sürmesi problemi hukukun tüm alanlarında
şüphesiz ki önemli olmakla birlikte ceza davalarında ayrı bir öneme haizdir.
Zira ceza yargılaması, bireylerin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına veya tamamen
kaldırılmasına neden olabilen ve şeklî değil, maddi gerçeğin ortaya
çıkarılmasına hizmet eden bir faaliyettir.
“Adil yargılanma hakkı”
kavram olarak mevzuatımıza 2001 tarihli anayasa değişiklikleri ile girmiştir.
Ancak belirtmek gerekir ki bunun öncesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
imzalanıp yürürlüğe girmesiyle Anayasa’nın 90’ıncı maddesi hükmü uyarınca adil
yargılanma hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki tüm temel hak
ve özgürlükler zaten iç hukukumuzun bir parçası hâline getirilmiştir. Ceza
hukuku alanında makul sürede yargılanma hakkı, yine, ceza hukukunun temel
ilkelerinden olan yargılamanın çabukluğu ilkesinde de kendini gösterir. Zira
yargılamanın çabukluğu ilkesi gereğince toplumda suç işlendiğinde bu durum en
kısa sürede açıklığa kavuşturulmalıdır
ki delillerin toplanması ve değerlendirilmesini kolaylaştırabilsin, sanık suç
töhmeti altında uzun bir süre kalmasın ve mağdur aleyhine bozulan adalet
dengesi düzelebilsin.
Ceza yargılanmasında
davaların uzun sürmesindeki önemli faktörlerden biri davaya konu eylem ya da
işlemin soruşturulması aşamasıdır. Zira etkisiz soruşturma, etkisiz kamu davası
anlamına gelmektedir. Soruşturmanın etkin ve yeterli yapılması hâli, gerçekten
kuvvetli bir şüpheye ulaşılması için tüm delilerin toplanması anlamına gelecek
ki bu da yargılama sürecini oldukça kısaltacaktır. Öte yandan, yeterli bir
soruşturmanın ardından kuvvetli bir şüpheye varamayan savcı, dava
açamayacağından mahkemeler gereksiz davalarla uğraşmayacak, iş yükleri azalacak
ve bu sonuç da diğer davalar açısından yine yargılama sürecini kısaltacaktır.
Ancak, uygulamada savcılar soruşturma aşamasında etkin rol oynamamakta, çoğu
kez delilleri dahi toplamadan kamu davasını açmaktadırlar. Yargılama uzun bir
süre devam ettikten sonra, yargılama sonucu bireylerin lehine de olsa, bu
noktada, bireyin insan haklarına uygun olarak tam bir hukuki korumadan
yararlandığı kabul edilemez. Zira, birey uzun bir süre davanın nasıl
sonuçlanacağı endişesiyle yaşamaktadır. Esasen yargılamanın makul sürede
sonuçlandırılması hakkı kavramının var oluş sebebi de budur. Amaç, davaların
sürüncemede kalmasının önüne geçilerek bireylere davanın sonucuna ilişkin tasa,
kaygı ve elem yaşatmamak ve uzun süren dava nedeniyle bireylerin mal varlığında
da önemli azalmalara sebebiyet vermemektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öte yandan yargılama süresinin makul sınırların ötesinde
uzaması söz konusu yargılamaya ilişkin delillere ulaşabilirlik derecesini de
azaltmakta ve suç ile deliller arasında kurulması gereken nedensellik
ilişkisini de olumsuz etkilemektedir. Zira, uzun süren yargılama sürecinde
olayın tarafları olayın ayrıntılarını unutabilmekte ve yaşanan gecikme ve süreç
nedeniyle bireyler ümitsizliğe düşerek davalarını takip etmekten dahi
kaçınabilmektedirler.
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi önüne getirilen başvuruların en büyük kısmı makul sürede yargılanma
hakkı ihlaline ilişkindir. Uygulamaya bakıldığında, davaların makul sürede
sonuçlanmadığı, yargılamanın uzun sürdüğü görülmektedir. Nitekim, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhinde açılan birçok davada Mahkeme, makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini karara bağlamıştır.
Yargılama süresinin hangi
koşul ve şartlar altında makul sayılacağı konusunda Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nde bir açıklama getirilmiş olmamakla birlikte bu husus Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla doldurulmuş durumdadır. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, davaların makul sürede sonuçlandırılmasını devletin görevleri
arasında görmekte ve bu konuda devlet tarafından ileri sürülen genel nedenleri
kabul etmemektedir.
Yargı bağımsızlığı ilkesi
hukuk devleti olmanın bir getirisi olmakla birlikte, bu ilkenin tam olarak
uygulanamaması yargılamanın uzun sürmesinde rol oynayan bir etmen olarak da
karşımıza çıkmaktadır. Zira, bağımsız olmayan ve yürütmeye bağımlı olan bir
hukuk sisteminde bürokrasi önemli yer kaplamaktadır. Bu konuya değinmişken,
bildiğiniz gibi, şu anda 8 milletvekilimiz uzun tutukluluk ve yargılama
nedeniyle uzun süredir içeride bulunmaktadırlar. Bana göre bu, Meclisin
meşruiyetine de gölge düşüren bir durumdur. Bildiğiniz gibi, Türkiye Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış ve bu konudaki uluslararası anlaşmaların,
Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereğince, ulusal hukukumuzun da üstünde olduğu
vurgulanmıştır. Dolayısıyla, Türkiye'nin teorik anlamda, Anayasa’da da laik,
demokratik bir sosyal devlet olduğu belirtiliyor ancak bana göre pratikte bunun
tezahür etmesi için de öncelikle bütün Meclise ve bütün partilerimize büyük
görevler düşmektedir. Bu uzun yargılamaları giderecek ve içeride uzun
tutukluluktan dolayı büyük mağduriyetlere uğratmış olan -hiç ayrım yapmaksızın-
bütün davalarla ilgili olarak gereken düzenlemelerin bir an önce yapılması,
Türkiye'nin aynı zamanda Avrupa Birliğinin tam üyesi olmasına yönelik olarak da
atılacak bu adımlarla Türkiye’nin Avrupa Birliğinin de onurlu bir üyesi olma
durumunu yaratacaktır ve Türkiye'nin de gerçek anlamda, yalnız sözde değil,
pratikte de bir hukuk devleti olmasının önünü açacaktır.
Bu açıdan, 2013 yılında
Türkiye’de bütün partiler tarafından bir evrensel hukuk düşüncesinin
gelişmesiyle artık insanlarımızın bu şekilde mağduriyetlerini önleyecek, bu
uzun yargılamaları da bertaraf edecek bir düzenlemenin yapılmasını bu vesileyle
yine bütün Meclisten talep ediyorum, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Dora.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Şandır.
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi
şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Geçen yıldan kalan bir kanunu
görüşüyoruz. Dolayısıyla, kanunun gerekçesini hatırlatmakta fayda olduğu
kanaatindeyim. Kanun bir tasarı, sayın Hükûmetin gerekli gördüğü, önem verdiği
bir tasarı. Kanunun ismi, yargılama sürelerinin uzunluğuyla, mahkeme
kararlarının geç veya kısmen icra edilmesi ya da icra edilmemesi nedeniyle
tazminat ödenmesine dair bir kanun. Yani bir ihtiyacın, bir mecburiyetin
karşılanması için Hükûmetin öngördüğü bir hukuk kurulmaktadır.
Değerli milletvekilleri,
Hükûmetin getirdiği bu yasanın gerekçesinde de çok dürüstçe, samimiyetle bir
husus ifade edilmektedir, denilmektedir ki: “Son yıllarda hızla sürdürülen
yargı reformu çalışmalarına rağmen -yani bir savunma da oluşturarak, biz yargı
reformunu kurmaya çalışıyoruz, hızla kurmaya çalışıyoruz ama buna rağmen-
çeşitli sebeplerle yargılama süreleri bazen uzayabilmekte ve makul sürelerin
dışına taşabilmektedir.” İşte “bazen” kelimesi ve “çeşitli sebepler” sığınması
Hükûmetin bu noktada samimi itiraflarıdır.
Değerli arkadaşlar,
milletimize hatırlatmak veya birlikte hatırlamak gerekiyor. Adalet ve Kalkınma
Partisi iktidarı onuncu yılını tamamladı, ne “bazen” ne “çeşitli sebepler” bir
haklı mazeret olması imkânı vermez. “Tek başına iş başına” diyerek iktidar olan
Adalet ve Kalkınma Partisi, adalet duygusu gibi toplumun en değerli ortak
paydasının yaşandığı yargılamada eğer hâlâ uzun yargılama süreleri ve
mahkûmiyete dönüşen uzun tutukluluk sürelerinden dolayı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde mahkûm ediliyorsa ve bu mahkûmiyet artık taşınamaz bir noktaya
geldiyse, Türkiye açısından bir utanç noktasına ulaştıysa, Hükûmetin on yıl
sonra kalkıp da böyle masum birkaç kelimenin arkasına saklanarak mazeret
üretmek gibi bir hakkı yoktur. Bir suçlama olarak söylemiyorum, bir sonucu
analiz etmek için söylüyorum. Soruna dönüşen bir sonucun çözümü için hukuk
kuruluyor burada. Bu sonuç uzun dönemlere ait olabilir, bu sonuç işte, çeşitli
bakanlıklar dönemine ait olabilir, bir şey söylemiyorum ama on yıl bir ülkeyi
yöneteceksiniz, kendi döneminizden kaynaklanan veya daha önceki dönemlerden
kaynaklanan sebeplerle artık utanca dönüşen sonuçlara tedbir
geliştiremiyorsanız bu bir acziyetin ifadesidir.
Hangi sonuç? Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi diyor ki: “Artık siz kronikleştiniz, yapısal ve sistematik
bir sorun oldu sizde uzun yargılama. Mahkûmiyete dönüşen uzun tutukluluk
hâlleri artık yakışmıyor yani hukuk devleti olma ilkesine, demokrasiyle
yönetilme ilkesine, adil yargılanmaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
normlarına, bu mahkemeye üye olan, bu sözleşmeye imza atan bir ülkeye
yakışmıyor. Siz artık kronikleştiniz, yapısal ve sistematik bir sorun hâline
döndü. Bu durumda, bir teknik geliştiriyoruz, pilot dava olarak bir davada
karar veriyoruz ve bundan sonra tüm müracaatları o karar doğrultusunda
değerlendireceğiz. Yani bu bir cezalandırma. Artık sizin uslanmanız mümkün
değil. Kendi iç hukukunuzda bu soruna çözüm üretecek bir yapı kuruncaya kadar
sizden gelen bu türlü davaları bekleteceğim.”
Değerli arkadaşlar, değerli
milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleri; bu
sonuç Türkiye’ye yakışmamaktadır. Her ikisi, Sayın Cemil Çiçek, Sayın hemşehrim
Sadullah Ergin saygı duyduğum, kişiliklerine saygı duyduğum insanlar; onları
suçlamak anlamında söylemiyorum. Neyle meşgul oluyorsanız, ülkeyi yönettiğiniz
şu on yılın sonucunda vardığınız bu sonuç… Gelin burada itiraf edin başarısız
olduğunuzu, başaramadığınızı. Adalet duygusu gibi bu toplumun en değerli ortak
paydasını yaraladığınızı kabul etmek durumundasınız.
Şimdi inanıyorum ki Sayın
Bakan bir şeyler söyleyecektir burada ama her defasında söylediğiniz gibi, hep
atıfta bulunduğunuz o 2002 yılı değerleriyle kendinizi mukayese etme
alışkanlığınızı bence burada da yapmanız lazım.
Değerli milletvekilleri,
bakınız, Türk Ceza Kanunu’nu 2004 tarihinde buraya getirdiğinizde, daha sonra
Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu’nu buraya getirdiğinizde -Meclisteydik o
zaman- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak canhıraş çığlıklarla bir şey
söyledik. Dedik ki: “Hukukun dilini değiştirirseniz, özellikle Ceza Kanunu
hukukunun dilini değiştirirseniz, hiyerarşisini, maddi sistematiğini değiştirirseniz
yargıda çok ciddi sıkıntıya sebep olursunuz. Yargı bu kanunları yeniden
öğrenmek için oturup talebelik yapar. Bu yığılmaları engelleyemezsiniz.” O
zaman mazeretiniz “Medeni Kanun’a uyum sağladık, Medeni Kanun’u da siz
çıkarttınız.” dediniz. Doğru olabilirdi. Teklif ettik “Gelin Medeni Kanun’un da
dilini değiştirelim, gerekiyorsa madde hiyerarşisini değiştirelim.”, itiraz
ettiniz. Ama bugün bir sonuç olarak, yargılama sürelerinin uzunluğu konusunda
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en çok mahkûm edilen, en çok dava
edilen ülke sıralamasında en başa geçti. 16.650 dosyayla vatandaşlarımız
Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet etmiştir. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi işi gücü bırakmış, 440 davada karar vermiş, mahkûm etmiş Türkiye’yi. Şu anda hâlâ bekleyen 3.500 dosya var. Yani
bu sonuç, Türkiye’ye, evet, Türk milletine, bana göre bu ülkeye, bu milletin
oylarıyla iktidar olan AKP’ye de yakışmıyor.
Şimdi, bu noktada
diyeceksiniz ki: “2002’den kalan, daha önceki dönemden kalan davalar.” Bakın,
Sayın Bakanım, Aziz Hemşehrim, değerli milletvekilleri; 2002’de cumhuriyet
savcılıklarına gelen soruşturma dosyası adedi 2 milyon 935 bin; 2012’de yüzde
105 oranında artmış, 6 milyon 15 bine çıkmıştır. Ceza mahkemelerinde yargılama
süresi 2002 yılında iki yüz otuz iki günmüş. 2012 yılında -on yıldır yargıya
işte reform yaptığınızı da ifade ediyorsunuz, bununla da övünüyorsunuz- on yıl
sonrasında bu iki yüz otuz iki gün iki yüz doksan bir güne çıkmış, yargılama
süresi. Hukuk mahkemelerinde bu süre yüz yetmiş dört günden iki yüz on dört
güne çıkmış. İcra davalarında beş yüz kırk dört günden yedi yüz seksen üç güne
çıkmış yargılama süresi.
Şimdi, çok beylik bir söz
vardır: “Geç tahakkuk eden adalet adalet getirmez, zulüm getirir.” diye. Biz
sizi “Zulüm iktidarına dönüştünüz.” diye suçlarken mesnetsiz atmıyoruz,
sonucunuz bu. Dolayısıyla, bu kanunla bir sonucu, eseriniz olan bir sonucu
telafi etmek için bir çözüm öneriyorsunuz. Duruşunuz yanlış, sonuçları
düzeltmek değil, sebepleri düzeltmektir maharet. Sebepleri düzeltmeden
sonuçları düzeltemeyeceğinizi bilmeniz gerekiyor. Dolayısıyla getirdiğiniz
tedbir de doğru değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin talebi doğrultusunda
getirdiğiniz bu kanunla önerdiğiniz tedbir de doğru değil. Bundan sonraki maddede
bu konudaki tenkidimizi ve Milliyetçi Hareket Partisinin önerisini arz
edeceğim.
Saygılar sunuyorum efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Şandır.
Şahsı adına Bolu Milletvekili
Fehmi Küpçü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Küpçü.
FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci
maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, heyetinizi ve aziz
milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil
yargılanma hakkına ilişkin 6’ncı maddesi kapsamında, uzun yargılamaya ilişkin
ihlallerin ülkemizde uzun yıllardır devam ettiğini ve konunun iç hukuk
düzeninde yapısal ve sistematik bir problem oluşturduğunu, bu konuya ilişkin
önünde bulunan çok sayıda davanın askıda olduğu, bu sebeple pilot karar
prosedürünü uygulayacağını belirtmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2011
yılı sonu itibarıyla ülkemiz aleyhine toplam derdest başvuru sayısı 15.940 olup
bunların yaklaşık 2.500 adedi uzun yargılama iddiasına ilişkindir. 2012
itibarıyla da 3.500’ü bulacağı tahmin edilmektedir.
Değerli milletvekilleri,
güncelliğini de koruyan bu davalarla ilgili 3 Mart 2012 tarihinde Taha Akyol’un
“İşte pilot dava” başlıklı yazısında da belirtildiği gibi, otuz beş yıllık
kadastro davası devam eden Ümmühan Kaplan ve benzeri davalar da maalesef mevcut
olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindedir. İşte bu kanun tasarısıyla bu
aksaklıkları iç hukukumuzda çözüme bağlamak ve gereğini yerine getirmek için bu
kanun tasarısı hazırlanmıştır.
Son yıllarda hızla sürdürülen
yargı reformuna rağmen yargılamalar makul sürede sonuçlanmamaktadır. Ümmühan
Kaplan örneğinde olduğu gibi ilgililer AİHM’e başvurarak yine Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkına ilişkin 6’ncı maddesini gerekçe
göstermektedirler ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine çok sayıda ihlal kararı
bulunmaktadır. Dolayısıyla, tasarıyla ihlal kararı verilmeden önce uyuşmazlığın
çözülmesine ilişkin bir model geliştirilmektedir.
Böylece;
1) Her yıl önemli miktarlarda
tazminat ödeme yükümlülüğünün önüne geçilecek,
2) İnsan hakları alanında
uluslararası toplumda oluşan ülkemizle ilgili olumsuz görüşler izale edilmiş
olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 39’uncu maddesi “Dostane Çözümler” başlığını taşımaktadır.
Tasarıyla öngörülen modelde, uyuşmazlık hakkında AİHM bir karar vermeden iç
hukukta iz düşüm oluşturularak uyuşmazlıkların çözülmesi amaçlanmaktadır.
Komisyonun etkin bir şekilde
çalışabilmesi ve vatandaşlarımızın en kısa sürede haklarına kavuşabilmesi
amacıyla yine komisyonun idari bir kurul şeklinde teşekkül ettirilmesi
amaçlanmaktadır. Zira, sıkıntı, zaten yargının makul süreler içerisinde
uyuşmazlıkları çözümlendirememesinden kaynaklıdır. Komisyonun yargıyı denetleme
yetkisi olmayıp AİHM’in emsal kararlarını gözetmek suretiyle tazminata
hükmedecek, yargılama mercisinin kararıyla ilgili herhangi bir kararı
vermeyecek ve değerlendirmede bulunmayacak, tabiri caizse, sonuç odaklı, hızlı
işleyen bir usulü benimsemesi söz konusudur.
Yine, komisyon inceleme
yaparken yargılama fonksiyonu ifa etmeyeceğinden taraf teşkili ve husumete
ilişkin bir inceleme de yapmayacaktır. Tasarı ile AİHM kıstası temelinde
yargılama sürelerinin uzunluğu ile sınırlı olacaktır. Tazminat ödeme suretiyle başvuruların
neticelendirilmesi modelidir.
Benim söz aldığım 8’inci
madde de, komisyona yapılan müracaat ve müracaatın sonucunda komisyonun
kesinleşen kararının bir örneğinin ilgili adli veya idari merciye
gönderilmesini düzenlemiştir.
Değerli milletvekilleri,
ezcümle, bu kanun tasarısı ile uluslararası platformda oluşan olumsuz
kanaatleri izale etmek, hızlı, adil ve makul sürede yargılanmaya ilişkin sonuç
odaklı bir iç hukuk düzeni ve çözümü öngörülmüştür. Şüphesiz bu kanun
tasarısıyla ilgili takdir, taltif yüce Meclise aittir.
Ben, şahsım adına bu kanun
tasarısının yasalaşmasını murat eder, tekraren bu vesileyle heyetinizi ve aziz
milletimizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Küpçü.
Şahsı adına Adana
Milletvekili Fatoş Gürkan.
Buyurunuz Sayın Gürkan. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 342 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum,
yüce heyetinizi ve bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün cenazesi defnedilen,
Hakkâri Çukurca’da şehit olan Adanalı Mehmet Doğan kardeşimize Allah’tan
rahmet, ailesine ve yüce milletimize başsağlığı diliyorum. Ruhu şad olsun.
Tasarının 8’inci maddesi ile
komisyona yapılan müracaatlar ve müracaat sonucunda komisyonun kesinleşen
kararlarının bir örneğinin müracaata konu işlemin yapıldığı adli veya idari
merciye gönderilmesiyle müracaata konu işlem henüz sonuçlandırılmamışsa ilgili
adli veya idari merci tarafından bu işlemin ivedilikle sonuçlandırılması
düzenlenmiştir.
Milletvekilliğinden önce
yaptığımız meslek gereği de, avukatlık mesleği gereği de en çok şikâyet
ettiğimiz konu, maalesef, yargının uzun süreli olmasıydı. Vatandaşın, adaletin
tecellisi yanında, adaletin geç tecellisi de en çok şikâyet ettiği konulardan biriydi.
Değerli milletvekilleri, son
yıllarda hızla sürdürülen yargı reformu çalışmalarına rağmen, çeşitli
sebeplerle, maalesef, yargılama süreleri uzayabilmekte ve makul sürelerin
dışına taşabilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınan, yargı
sistemimize ilişkin sorunlardan dolayı, ülkemiz aleyhine verilmiş bulunan çok
sayıda ihlal kararı bulunmaktadır. Bu ihlal kararları ülkemizin bir yandan her
yıl önemli miktarlarda tazminat ödemesi yanında bir yandan da -biraz önce
arkadaşlarımızın bahsettiği gibi- ülkemizin uluslararası platformda prestijini
de olumsuz etkilemektedir. Tabii, yargılamaların makul sürede sonuçlanmaması
kişi ve kurumların yargıya güvenini de olumsuz yönde etkilemektedir. Biz
Anayasa Komisyonunda görüştük, kanunlaştı da; Türkiye’de yargı yollarının
tüketilip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidilmesi yerine Anayasa Mahkemesine
bağlı bireysel başvuruları alacak bir İnsan Hakları Kurumu kuruldu. 23 Eylül
2012 tarihinde de çalışmalarına başladı. Bundan sonraki bireysel başvuruları
İnsan Hakları Kurumu alıyor ama bu kanundaki konu, daha önce verilmiş, müracaat
edilmiş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giden dosyalarla ilgili.
Tabii, AK PARTİ iktidarı
döneminde aslında yargıyla ilgili çok önemli çalışmalar yapıldı. Baktığımızda,
yüzde 34 oranında özellikle hâkim ve savcı sayısı artırıldı, yüzde 35’ten fazla
mahkeme sayısı artırıldı. Yine, ihtisas mahkemelerinin sayısı yüzde 23’lük
artışla 984’e ulaştı. Yine, 7 Haziran 2011 tarihli HSYK kararı ile 15 ilde
bölge adliye mahkemelerinin kurulması kararı verildi. Bunun gibi, yine
Yargıtayda, Danıştayda özellikle daire sayıları da artırıldı ama daha önce
biriken dosyalar nedeniyle maalesef, yargı hizmetleri önemli bir ölçüde
yığılmış görünüyor.
Örnek bir karar var, Ümmühan
Kaplan kararı. Biraz önce arkadaşlarımız bahsetti ben bahsetmeyeceğim. Bu
kararla -pilot alınan bir karardı bu- bir yıl içinde iç hukuk yolları kurularak
Türkiye’de birikmiş dosyaların, tazminatı ödenmek suretiyle bu dosyaların
sonuçlandırılması planlanıyor. Kanundaki maksatta, bu belirtilen kriterler
sağlandığı takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iç hukuk yolunun etkin
olduğunu kabul etmesi bekleniyor, özellikle, komisyon kurulup komisyonun
çalışmalarından sonra. Tabii, bu kanun kapsamında yapılacak müracaatlar
hakkında karar vermek üzere Adalet Bakanlığımız tarafından atanacak 4 kişiyle,
Maliye Bakanlığımız tarafından atanacak 1 kişiden oluşan toplam 5 kişilik
komisyon kurulması öngörülüyor ve tasarının kanunlaşması hâlinde özellikle
birçok vatandaşımızı ilgilendiren önemli bir sorun da böylelikle çözülmüş
olacak.
Tabii, görüşülmekte olan
tasarıyla ilgili önemli bir çalışma yapıldı. Bu tasarının hazırlanmasında emeği
geçen, başta Sayın Bakanımıza, bürokratlara, komisyondaki tüm arkadaşlarımıza
teşekkür ediyor, kanunlaşması hâlinde ülkemiz ve milletimiz için hayırlı uğurlu
olsun diyorum, yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Gürkan.
Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Ülkemizde bu ay itibarıyla
cezaevlerinde kaç tane tutuklu ve hükümlü vardır? Bunların kaç tanesi 18 yaşın
altındadır? Mahkûmlardan kaç tanesi uyuşturucu ve madde kullanımıyla ilgili
suçlardan cezaevinde yatmaktadır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Doğru.
Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, icra dairelerine
dosya ödemelerinin tamamen bankalar kanalıyla yapılması uygulamasına geçilmesiyle
UYAP sistemi yeterli altyapıya sahip olmadığı için şimdiden büyük sorunlar
yaşanmaya başlandı. 6352 sayılı Kanun’la, icra daireleri kanalıyla ödeme
yapılabilmesi için ilgililerin yasanın yürürlüğünden itibaren altı ay içinde
icra dairelerine banka hesap bilgisi bırakması gerekmektedir ancak yasayla,
yürürlük tarihinden önce açılan takipler için değişiklikten önceki hükümler
saklı tutulmuştur. Bu düzenlemeye rağmen, Adalet Bakanlığı 4 Ocak 2013 tarihli
genelgesiyle kanuna aykırı olarak icra dairelerinin şu anda ödeme yapmasına
engel olmakta ve icra daireleri kanun ve genelge arasında iş yapamaz duruma
gelmiştir. Bu durumun düzeltilmesi için bir an önce girişimde bulunulmalı. İcra
dairelerinin ödeme yapabilmelerinin önünü açmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tanal.
Sayın Öğüt… Yok.
Sayın Özgündüz…
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, müsteşarınızın
başkanlığını yaptığı Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı var biliyorsunuz. Bu
vakfın bir amacı da hâkim, savcıların lojman ihtiyacını karşılamak. Fakat
atama, nakil, emeklilik nedeniyle lojmanı iki ay içinde boşaltmayan hâkim,
savcılardan lojman kira bedelinin yüzde 1.000 katı -dikkatinizi çekiyorum,
yüzde 1.000 katı- fazla kira bedeli ve ayda 110, senede yüzde 120 tefecilik
faizi gibi bir faiz alınmaktadır. Bu uygulamayı değiştirmeyi düşünüyor musunuz?
Özellikle atama ve sürgünlerde itiraz hâlinde itiraz süresi sonuçlanmadan
boşaltmaları isteniyor hâkim, savcıların. Bu ciddi bir mağduriyete neden
olmaktadır. Adalet Bakanlığının bağlı kuruluşu olan ATGV’nin tefecilik yapması
pek uygun değil bizce. Siz nasıl düşünüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Özgündüz.
Sayın Yılmaz…
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, görüşmüş
olduğumuz tasarıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 23 Eylül 2012 tarihine
kadar olan başvurularla ilgili yapılacak başvurular değerlendirilebiliyor.
Peki, bu tarihten önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine hiç başvurmamış
insanlar var; uzun yargılamalardan, uzun tutukluluklardan bunlar da
şikâyetçiler. İşte, bu insanların bu komisyona başvuramamalarının, bu yasadan
yararlanamamalarının nedenini uluslararası kuruluşlara başvurmaması olarak
görürsek bu insanları cezalandırmış gibi olmuyor muyuz biz? Uzun
yargılamalardan ve uzun tutukluluklardan şikâyetçi olan kişilere de Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine başvurmasalar bile bu komisyona başvurup bu yasadan
yararlanma hakkı verilmesi konusunda bir düzenlemeniz, bir önergeniz olabilecek
mi?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Yılmaz.
Sayın Köse…
TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Binlerce vatandaşımız İcra ve
İflas Kanunu’nda düzenlenen taahhüdü ihlal suçundan dolayı mağdur durumdadır.
Her gün birçok milletvekili arkadaşımız gibi ben de birçok telefon almaktayım.
Terör örgütünün yöneticisi Apo’nun bile affedilmesinin ev hapsine
çıkartılmasının gündemde olduğu bu günlerde, taahhüdü ihlal suçunu işleyen zor
durumdaki vatandaşlarımız için Bakanlığınız bir çalışma yapmakta mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Köse.
Sayın Tanal, tekrar
buyurunuz.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Adalet
Teşkilatını Güçlendirme Vakfının araçlarıyla hacizlere gidilmektedir. Ancak
araçlara taksimetre takılmadığı için çok yüksek ücretler borçlulardan tahsis
edilmektedir ve bu bir insan hakkı ihlali değil midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tanal.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
İlk soru Sayın Reşat
Doğru’nun; cezaevlerinde bu ay itibarıyla kaç hükümlü-tutuklu vardır, bunların
detaylarını sordu. Bugün itibarıyla cezaevlerimizde 136 bin civarında tutuklu,
hükümlü toplamımız var. Bunların tutuklusu 32.169, 104 bini de hükümlü
pozisyonunda. Tutuklu oranı da yüzde 23,5. Bu oran, 2000 ve 2001 yıllarında
yüzde 49’la 51 arasında değişen bir orandı. Tabii, bu süre içerisinde gelinmiş
olan nokta önemli bir noktadır. Yüzde 49’dan, yüzde 51’den tutuklu oranını
yüzde 23,5’a indirebilmek kolay değildi. Biz bu yüzde 23,5 tutuklu oranını da
yeterli görmüyoruz, bunu daha da aşağılara indirecek tedbirler, çözümler
getirdik, bunların da takipçisiyiz. Bu oran Avrupa Konseyi üyesi ülkeler
arasında kabul edilebilir bir oran. Baktığınız zaman Fransa’da tutuklu oranı
yüzde 24’ün üzerinde, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 23,5. Yani Türkiye, AB
üyesi ülkelerin cezaevlerinde bulunan hükümlü, tutuklu oranlarını yakalamış,
onun altına inmiş durumdadır. Biz bunu yeterli görmüyoruz, daha da ileriye
taşıyacak çalışmaları yapıyoruz.
Sayın Doğru’nun sorusunda
detay bilgiler var, talep ediyor. Onları kendisine yazılı olarak ayrıca
ileteceğim.
Sayın Tanal’ın… Son çıkarmış
olduğumuz 3’üncü yargı paketi içerisinde yer alan ve icra dairelerinde
tarafların para alışverişini ortadan kaldıran ve tüm parasal işlemlerin banka
kaydı üzerinden geçirilmesini zorunlu kılan hükümler gereğince ocak ayının
başından itibaren bir uygulama başladı. Bu uygulamanın maksadı noktasında bir
ittifak var, burada herhangi bir ihtilaf yok. Ancak uygulamanın sağlıklı
yürüyebilmesi için birtakım şikâyetler biz de aldık. Sabah Barolar Birliği
Başkan ve yöneticileriyle bu konuyla ilgili bir toplantı yaptık. O görüşmeler
doğrultusunda ilave tedbirler çalışılıyor, bunları en kısa sürede telafi
edeceğiz Sayın Tanal.
Sayın Özgündüz’ün bir sorusu:
ATGV lojmanlarında barınan hâkim, savcıların lojmanları boşaltma yükümlülüğünü
yerine getirmediği takdirde onlara uygulanan kiranın çok fahiş olduğunu ve çok
fahiş miktarda faiz uygulaması yapıldığını ifade ettiler.
Değerli milletvekilleri,
elbette ki hâkim, savcıların yılın belli dönemlerinde yer değişikliği
kararnameleri hazırlanıyor. Kararnameyle başka bir görev yerine atanan hâkim,
savcılarımız kendi oturdukları lojmanları boşaltmadıkları takdirde onların
yerine başka bir bölgeden atanan hâkim, savcılarımız da onların lojman
boşaltmasını bekliyorlar.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Sayın Bakan, itiraz süresi beklenmiyor. Bakın, itiraz kabul edildiği takdirde
orada devam edecek görevine.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Evet.
Dolayısıyla bu, tamamen
işleyişin sağlıklı olması açısından uygulanan bir önlemdir.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Yüzde 1000...
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Zaman zaman burada bu süreyi belki maksadı aşan şekilde kullanmak
isteyen uygulamalara karşı alınmış tedbirdir diye düşünüyoruz.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama
yüzde 1000 Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Ancak bu çerçevede, sizin sorunuz çerçevesinde yeniden uygulamaları
bir gözden geçirelim, yapılabilecek daha iyileştirmeler var ise ona da bakalım
Sayın Özgündüz.
Onun dışında, Sayın Yılmaz’ın
bir sorusu: “23 Eylül 2012 tarihi öncesinde başvurması gerektiği hâlde ya da
başvurmamış olanlar, uzun yargılamalardan dolayı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine Türkiye aleyhine başvuru yapmamış olanlar bundan istifade
edemeyecek mi?” Şöyle edemeyecek: Bu kanunun yapılış amacı, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde var olan dosyaların tazmin komisyonu marifetiyle iç hukuk
yoluyla çözüme kavuşturulmasına ilişkin bir kanundur. Şimdi, terörün
zararlarını önlemek maksadıyla kurulmuş olan komisyonların geçmişte yaptığı
çalışmalara bakınız. Orada da bu zararlardan dolayı mağdur olduğunu beyan eden
ve bu konuda konumunu, zararını ispat etmiş olanların kullanabileceği bir yoldu
o. Bu açıdan bir başlangıç noktası almak zorundasınız ve Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuruyu kabul ettiğimiz 23 Eylül 2012 tarihi öncesinde iç hukuk
yolları tükenmiş ve AİHM’e başvurmuş olanların uzun yargılamadan kaynaklı
şikâyetlerini baz alan bir yasa tasarısı önünüze getirdik.
Değerli arkadaşlar, biz bir
sıkıntıyı telafi etme noktasında bir çalışma yaptık. Onunla ilgili benzer
talepler gelirse, onları da ayrıca karşılayıp karşılayamayacağımızı
değerlendiririz.
BAŞKAN – Süremiz doldu.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Peki. Cevap veremediğim soruları yazılı cevaplayayım Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
Şimdi madde üzerindeki
önergelere geçiyoruz.
3 önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun
Tasarısı’nın 8’inci maddesinde bulunan “Komisyon” kelimesinin “Anayasa
Mahkemesi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk Bal Ali Halaman Mehmet
Şandır
Konya Adana Mersin
Tunca Toskay Oktay Öztürk Cemalettin
Şimşek
Antalya Erzurum Samsun
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek Akagün Yılmaz Gürkut Acar Malik
Ecder Özdemir
Uşak Antalya Sivas
Mustafa Moroğlu Birgül Ayman Güler Kamer
Genç
İzmir İzmir Tunceli
(2) Müracaata konu işlem henüz
sonuçlandırılmamışsa ya da geç sonuçlandırılmışsa, mahkeme kararları geç veya
kısmen icra edilmiş ya da icra edilmemişse ilgili adli veya idari merci
tarafından bu işlem ivedilikle sonuçlandırılır. Ayrıca komisyon sorumlular
hakkında disiplin işlemi yapılıp yapılmayacağı ve tazminatın rücu edilip
edilmeyeceğine ilişkin ilgili kurumlara bildirimde bulunur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı Tasarı’nın 8’inci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
Hasip Kaplan İdris Baluken Mülkiye
Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Erol Dora Hüsamettin Zenderlioğlu
Mardin Bitlis
BAŞKAN – Komisyon son
önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN
VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Kim konuşacak acaba?
DEMİR ÇELİK (Muş) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi mi
okutacağım?
Gerekçe:
Anayasa’nın 90’ıncı maddesi
uyarınca tarafı olduğumuz başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere
Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin
iç hukukta uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların
cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini
okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı Kanun Tasarısı'nın 8’inci maddesinin 2’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları
(2) Müracaata konu işlem
henüz sonuçlandırılmamışsa ya da geç sonuçlandırılmışsa, mahkeme kararları geç
veya kısmen icra edilmiş ya da icra edilmemişse, ilgili adli veya idari merci
tarafından bu işlem ivedilikle sonuçlandırılır. Ayrıca komisyon, sorumlular
hakkında disiplin işlemi yapılıp yapılmayacağı ve tazminatın rücu edilip
edilmeyeceğine ilişkin ilgili kurumlara bildirimde bulunur.
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN
VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Kim konuşacak?
Sayın Köse buyurunuz. (CHP
sıralarından alkışlar)
TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Tasarı’nın 8’inci maddesindeki
değişiklik önergesi için söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle hepinizi
saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
yargılama sürelerinin uzun sürmesi, uzun süren yargılamalarda iktidarın gözüyle
bakmayan, diliyle konuşmayan yurtseverlerin, aydınların, gazetecilerin,
askerlerin, öğrencilerin, siyasetçilerin tutuklu olması ülkemizin kanayan bir
yarasıdır.
Yaşam hakkından sonra en
büyük ve en önemli insan hakkı özgürlüktür. Özgürlüğü kısıtlayan ve yalnızca
bir tedbir olan tutukluluğun gelişigüzel kullanılması tedbir olmaktan çıkıp bir
cezaya dönüştüğü hususu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ve
uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına yansıyıp saklanamaz hâle
geldiğinde iktidar tarafından bu tasarı gündeme alınmıştır. Ancak bu tasarıda
da herhangi bir zihniyet değişikliği bulunmamaktadır. Yani kafa hep aynı kafa,
on yıldır iktidarda olan AKP kafası. Hak ihlallerini, uzun yargılamayı, haksız
tutukluluğu engellemeye dönük değil, bu ihlallere devam edip ama para ile
tazminat ile gönül almaya, uluslararası kuruluşları ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesini teskin etmeye yönelik bir tasarı. Dahası uzun yargılamaları yapan
iktidara yakın, cemaate yakın hâkimleri, savcıları korumaya, onları “ali kıran
baş kesen kadı” konumuna getirmeye dönük bir düzenleme.
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarıda, hak ihlali yapanlarla ilgili bir yaptırım yok. Rücu konusunda dahi
bir düzenleme yapılmamış. Bu hâliyle bu tasarı, uzun süren yargılamalarda
ihmalî davranışı olan kamu görevlileri açısından hiçbir caydırıcılık
taşımayacaktır ve hiçbir caydırıcılık taşımayacağı için de iç hukuktaki uzun süren
yargılamaları da engellemesi söz konusu olmayacaktır. Her fırsatta, karanlıkta
kalan, üzeri örtülen, soruşturulmayan hak ihlalleri de yeni ihlallerin
habercisi olacaktır. İnsan hakları ihlalini gerçekleştiren veya ihlalden
sorumlu olanların soruşturulmaması, yargılanmaması ve cezalandırılmaması,
dahası ülkemizde sorumluların daha üst rütbelere terfi ettirilmesi bu ihlalleri
gerçekleştirenler için de teşvik edici ve cesaretlendirici olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bu
kanun bir yaptırım öngörmediği ve rücu hususunu da düzenlemediği için,
cemaatlere emir kulluğu yapan savcıya, cemaatlerden aldığı emirleri iki etmeden
tutukluluk kararı veren yargıca engel olamaz. Deniz Feneri sanıklarını
yargılamadan savcılarını yargılamaya engel olamaz. Oda TV davasında İnternet
sitesinin sahibi, editörleri, muhabirleri tutuksuz yargılanırken onlara yardım
ettiği iddia edilen 75 yaşındaki Profesör Yalçın Küçük’ün ve yine onlara yardım
ettiği söylenen emniyet müdürü Hanefi Avcı’nın tutuklu yargılanmasındaki
keyfîliği ve hukuksuzluğu da ortadan kaldıramaz, engelleyemez.
Bu tasarı bu hâliyle
yasalaşırsa bir oğlunu cezaevindeyken kaybeden, kendisi de ölümcül bir
hastalıkla cezaevinin dört duvarı arasında pençeleşen Profesör Doktor Fatih
Hilmioğlu’nun tahliyesine karar vermeyen hâkimin de bu keyfîliğini maalesef
engelleyemez.
Yine bu tasarı bu hâliyle
yasalaşırsa Sivas davasının ve benzeri davaların zamanaşımına uğratılmasını
engelleyemez.
Bu kanun bu hâliyle
yasalaşırsa Balyoz davasında bir orgeneralin hastalığını darbe yapamamaya
gerekçe göstererek gerekçeli kararında bu hususu geçiren hâkimin de bu
keyfîliğini ve gaddarlığını da engelleyemez.
Yine bu kanun bu hâliyle
yasalaşırsa sendikacılık yapmaktan başka suçları olmayan KESK’e bağlı
sendikacıların yöneticilerini de terör örgütü üyesi olarak tutuklu
yargılanmaktan alıkoyamaz.
Değerli arkadaşlarım,
konuşmama son verirken, bugünlerde, az evvel söz ettiğim Profesör Doktor Fatih
Hilmioğlu, bir oğlunu cezaevindeyken trafik kazasında kaybeden ve şu anda da
ölümle pençeleşen dostumuzun, arkadaşımızın ve değerli aydınımızın cezaevinden
tahliye edilmesi yönünde bu Meclise büyük görevler düşmektedir. Bunu da sizlere
hatırlatmayı bir borç biliyorum.
Hepinize teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Köse.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun
Tasarısının 8’inci maddesinde bulunan “Komisyon” kelimesinin “Anayasa
Mahkemesi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN
VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Gerekçe.
BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Hukuk devletinin gereği
olarak yargı ile ilgili tazminat talebine daha yüksek yetkili yargı makamı olan
Anayasa Mahkemesi karar vermelidir.
BAŞKAN – Gerekçesini
okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmemiştir.
8’inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.
9’uncu maddeyi okutuyorum:
Süre
MADDE 9 - (1) Bu Kanun,
23/9/2012 tarihi itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kaydedilmiş
başvurular hakkında uygulanır.
(2) Birinci fıkradaki süre
Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca uzatılabilir.
BAŞKAN - 9’uncu madde
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır.
Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekraren yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Maddenin içeriği üzerinde
konuşamadığım için de üzgünüm ama kanunun tümü üzerinde konuşmak bana göre
içeriği içerisinde maddeler üzerinde konuşmaktan daha önemlidir diye
düşünüyorum. Bir önceki madde de yaptığım konuşmanın devamı mahiyetinde
söyleyeyim, bu kanunun gerekçesinde çok samimiyetle ifade edildiği gibi Türkiye
uzun yargılama sürelerinden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından
yapısal ve sistematik bir özür, bir sorun yaşamaktadır. Buna bir çözüm
üretilmesi gerekir. Bu çözümün üretilmesi için Hükûmete süre verdiler mi,
bilmiyorum ama iç hukukta bir yapı kurulması bir zorunluluk hâline
getirilmiştir. Söylenen husus, gerekçede de ifade edilen husus; Türkiye artık
bu konuda özürlüdür, Türkiye bu konuda dünya ölçeğinde sorunlu bir ülkedir ve Türkiye’ye
yakışmaz bir mahkûmiyete müstahak bir ülkedir, buna bir çözüm geliştirilmesi
gerekmektedir. Söylenen hadise budur.
Hükûmetin bu yasayı buraya
getirmekle bunu kabul ettiklerini, ikrar ettiklerini bir nevi itiraf
ettiklerinin de belgesidir bu yasa. Ayrıca, uzun tutukluluk sorunu ile kendi
insanına da zulmettiğinin, haksızlık yaptığının itirafıdır bu yasa. Bu noktada
bugün yaklaşık iki yıla yakın milletvekili seçilmiş olmalarına rağmen hâlâ
tutuklulukları mahkûmiyete dönüştürülen milletvekillerini, seçilmiş
milletvekillerini de buradan saygıyla selamlıyorum. Onlara da yapılanı
kınıyorum.
Değerli arkadaşlar, demin de
söylediğim gibi, bu yasa bir sonuca, ulaşılan sonuca -kaldı ki on yıldır
ülkemizi yöneten AKP iktidarının sonucu- bu sonuca tedbir olarak getirilen bir
yasadır. Sebepleri sorgulamayan bir yasayla muhatabız. Onun için, biz,
öncelikle, yani sonuca tedbir getirmeden önce sebepleri sorgulamak gerektiği
kanaatindeyiz. Sizin sivrisineklerle mücadelenin bataklığı kurutmadan bir etkin
yol olmadığını bilecek durumda olduğunuzu biliyoruz. Bu sebeple, biz,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sonucu oluşturan sebeplerde görüşümüzü ve
tedbir paketimizi veya çözümümüzü de ifade etmek durumundayız.
Bize göre, yargının bu kadar
uzun sürede devam etmesi ve bunun bir haksızlığa, bir zulme dönüşmesinin temel
sebebi, yargıda elektronik sistemin, tekniğin yeterince ve etkin biçimde
maalesef kullanılamamış olmasına bağlıyoruz. Sebep bu. Yani yargıda karar veren
hâkim delil toplamayı, delil değerlendirmeyi, derleme yapmayı… Bunların böyle
bildiğimiz o klasik metotlarla, dosyalar üzerinden yapılması hâlinde karar
vermek çok uzuyor. Hızlı karar vermenin de yanlışa sebep olacağı varsayımıyla
uzun süreli yargılamalar ortaya çıkıyor. Bu tekniğin kullanılması konusunda Milliyetçi
Hareket Partisinin ifade ettiği millî yargı sistemini, yapay zekâ, yargının
hızlandırılması, yargı mensuplarının, daha doğrusu hâkimlerin usul yapmasını
engelleyecek yapay zekâ sisteminin yargıya kazandırılması gerektiğini uzun uzun
programlarımızda, konuşmalarımızda ifade ettik. Ama bugüne kadar yargının
teknolojinin tüm ihtiyaçlarından yeterince faydalandığını, yeterince bu konuda
bir altyapı kurulduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Bu sonucun bir sebebi
budur.
İkinci sebebi, personel
sorunlarının bir türlü çözülememiş olmasıdır. Bugün yargı görevlilerinin, yargı
çalışanlarının -hâkimiyle, mübaşiriyle- özlük haklarından başlayan, çok başka
alanlarda da sıralayabileceğimiz birçok sorunu bulunmaktadır. Yani kendi söküğünü
dikemeyen bir terzi misali, kendine adaletli, kendine gerçekten hak, hukuk,
evrensel hukuk anlamında bir statü kazandıramayan yargı, bir de bu hızlı
değişimlerle…
Yani sonuç itibarıyla yargıda
çalışan insanlar da insan. Siyasetin baskısı, idari baskılar, sayabileceğimiz
daha birçok şeyler var. Tüm bunların sonunda bir motivasyon kaybıyla, korkuyla,
yargı teminatı, hâkim teminatı, tüm bu konularda yaşanan sorunların sonucunda
yargılamanın hızı maalesef bizi böyle mahkûmiyet noktasına taşımıştır. Bu iki
sebebin sonucu olarak da suç ortamı genişlemiş ve derinleşmiştir. Türkiye, bir
suçlular cenneti hâline gelmiştir veya bir toplumsal cinnet hâli yaşanır hâle
gelmiştir. Bugün toplumda gerçekten yaşanan o suçları kabul edebilmek mümkün değil. 2 çocuğunu
öldürüyor, intihar ediyor insanlar.
Dolayısıyla suç ortamının
genişlemesi ve derinleşmesiyle hukuki ve idari davaların genişlemesi ve
derinleşmesi, demin saydığımız o iki sebebin tabii sonucudur. Tüm bunların
sonucunda da, maalesef, uzun yargılama sürelerinden dolayı Türkiye Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi nezdinde mahkûm, özürlü bir ülke, cezaya müstahak bir ülke
hâline gelmiş durumdadır. Yani Türkiye’yi Hükûmet yönetiyor. Tabii ki bu
suçlamanın muhatabı Hükûmettir ama bu, Türkiye olarak hepimizin meselesidir,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin meselesidir, milletimizin meselesidir. Yani
Kanuni Sultan Süleyman… Bizim büyüklüğümüz hep Kanunî olmakla, Tüzükât-ı Timur
yani hukuka, tüzüğe, kanuna dayalı bir yönetim biçimini bir medeniyet hâline
getiren bu milletin bugünkü nesillerine bu sonuç yakışmamaktadır, sebepleri de
bana göre bunlardır.
Niye böyle olmuştur? Sayın
Bakanım itiraz edecek ama bakınız, bazı kanunlarla fazla oynamamak lazım. Türk
Ceza Kanunu’nu 10 defa değiştirdiniz 2004’ten bu yana, Ceza Muhakemeleri
Kanunu’nu, Kabahatler Kanunu’nu birçok defa değiştirdiniz. Her değişiklikten
sonra sanığın lehine gelişen hükümlerin yeniden yargılanma sebebi sayılması
dolayısıyla bir davanın 4 defa görüldüğü olmuştur. Şimdi, hâkim, önünde aynı
davayı 4 defa görürse yargılamanın bitebilmesi mümkün mü? Bir anlamda suç
artmış, suç derinleşmiş ve genişlemiş, Türkiye yaşanan sorunlardan dolayı bir
suç ülkesi hâline, suçlular ülkesi hâline gelmiş, toplum cinnet geçiriyor, bir
de ceza kanunlarıyla bu kadar çok sık oynarsanız, sürekli kuralı
değiştirirseniz ve o kuralın lehe olan durumunu tekrar yargılama sebebi
sayarsanız, sonuçta yargılamayı kısa sürede bitirebilmeniz mümkün değildir.
Bu sonuçtan sonra, değerli
arkadaşlarım, bir hususu da dikkatinize sunmak istiyorum. Toplum adına yetki
kullanan siyasetin, toplum adına yetki kullanan yargının, tüm insanlarımızın
temel bir sorumluluğu vardır, adalet duygusunu geliştirmek. Eğer bu toplum veya
bu toplumu oluşturan fertler olarak bizler adalet duygusunu kaybeder, bu
noktada devlete, yargıya olan güvenimizi kaybedersek birlikte yaşama irademizi
veya birlikte büyük olmak gayretimizi, amacımızı, hedefimizi
gerçekleştiremeyiz.
Değerli arkadaşlar, bunlar
bir sorun ama bu soruna getirdiğiniz çözüm bana göre doğru değil. Ne yapıyorsunuz?
Yargıya diyorsunuz ki: “Sen bunu beceremedin, ben idare olarak kuracağım bir
kurulla bunu becereceğim, başaracağım.” Yargıya hakaret ediyorsunuz. Yargının
konusunu Bakanlar Kurulu uhdesine taşıyarak hem yasamanın yetkisine müdahale
ediyorsunuz hem yargıya müdahale ediyorsunuz. Bu demokrasinin, bu bizim
demokratik sistemimizin özüne aykırı, bu Anayasa’ya aykırı, bu kuvvetler
ayrılığına aykırı. Değerli milletvekilleri, burada hukuk kuruyoruz. “Hukuk
bozuculuğu” görevinde bulunuyorsunuz, parmaklarınızla onayladığınız kanunlarla
siz Anayasa’ya aykırı, evrensel hukuka aykırı, demokratik sistemimize aykırı
bir düzenleme yapıyorsunuz.
Yargıdaki yanlışı;
Başbakanlığa, Hükûmete bağlı… Hükûmete genişletme yetkisi veriyorsunuz yani yargının işlevine müdahale
eden, yasamanın çıkarttığı kanunu genişletme hakkına sahip bir yürütme,
parlamenter demokratik sistemde olmaz. Eğer kuvvetler ayrılığı bizim
sistemimizin özü, hukuk devleti olmak, demokratik bir sistemle yönetilmek
iddiasındaysak bu bütünüyle yanlış. Yani yanlış yaparak doğruyu bulmanız mümkün
değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bu
sebeple bu kanunu doğrultmak bir zorunluluktur. İnanıyorum ki Sayın Hükûmet
vereceği önergelerle bu durumu düzeltecektir.
Bu ümitle, bu temenniyle
hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Şandır.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Yılmaz.
CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN
YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; sözlerime başlarken Zonguldak’ta maden kazası sonucunda vefat
eden 8 işçimiz için başsağlığı diliyorum ailelerine, tüm ulusumuza, emek
dünyasına.
Ancak bu, başsağlığı dilemek
yetmiyor biliyorsunuz. Sayın Genel Başkanımızın da açıkladığı gibi o madene
ilişkin Sayıştay raporları var ise ve o madenle ilgili iş güvenliği önlemleri
alınmadıysa bunda devletin çok ciddi bir kusuru vardır. Onun için başsağlığı
dilemekle yetinmiyorum. Ben buradan tüm yetkililere… Sayın Bakan yok, sosyal
güvenlik ve iş güvenliğiyle ilgilenen Bakanımız yok burada ama mutlaka bu
türden, madenlerde çok ağır kazalar geçiriliyorsa bunların önlemlerinin
alınması lazım, bu konuda verilen iş güvenliği uzmanlarının raporlarının
gereğinin yerine getirilmesi lazım. Eğer gereği de yerine getirilmiyorsa bu
madenlerin kapatılması lazım. Artık, daha fazla insanımızın oralarda göz göre
göre ölüme terk edilmesine asla izin vermemek lazım. Bunu buradan bildirmeyi
bir borç biliyorum.
Aynı zamanda, yine Hakkâri
Çukurca’da 110 teröristin saldırısı sonucunda vefat eden Mehmet Doğan’ın
ailesine ve tüm ulusumuza başsağlığı diliyorum, 2 yaralı askerimize de acil
şifalar diliyorum.
Bugünlerde hem İmralı hem
Kandil muhatap kabul edilerek, meşrulaştırma yoluna gidilerek, terörle pazarlık
yoluna gidilerek, böylesine bir duygu yaratılarak, sanki ülkede terörün
sonlandırılmasına doğru bir adım atılmış gibi bir duygu ve umut yaratıldığı
bugünlerde, terörün terörizmden vazgeçmeyeceğini bugün yine yaşayarak gördük.
Bunu da ben bütün halkımızın takdirlerine sunuyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu 342 sayılı Tasarı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili
görüşlerimizi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum. Biz, bu maddenin
yanlışlığını, eksikliğini dile getirdik. Biraz sonra da önergemiz okunacak
zaten, o çerçevede bu maddenin değiştirilmesini istiyoruz.
Aslında, bu kanunun pek çok
yönünde eksiklik var, sakıncalar var ve bu kanun geçici bir kanun yani kanunun
isminden de belli zaten. Komisyona geldiğinde Komisyonda ismi aynen şöyle
değiştirildi: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların
Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun Tasarısı.” Yani geçici bir kanun
düzenliyoruz burada biz. Sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurular
yapıldıysa onlarla ilgili bir tazminat ödemek suretiyle, bir komisyon eliyle
tazminat ödemek suretiyle bu insan hakları ihlalini ortadan kaldırmaya
çalışıyoruz. Böylesine geçici bir durum söz konusu. Oysaki olması gereken
nedir? Burada bu geçici düzenlemeyle biz bu sorunu çözümleyemeyiz. Biz burada
neyi düzenliyoruz sevgili arkadaşlar? “İdare hukukunda, özel hukuk davalarında,
ceza soruşturma ve yargılamalarında uzun yargılamalardan kaynaklanan hak
ihlalleriyle ilgili söz konusu hak ihlallerinin olmaması için çaba sarf
edeceğiz.” diyoruz ve “Bu konudaki hak ihlallerini ortadan kaldıracağız.”
diyoruz, bir de “Mahkeme kararlarının
yerine getirilmemesi, geç getirilmesi ya da hiç getirilmemesiyle ilgili hak
ihlalleri var ise bu konudaki sorunları çözümleyeceğiz.” diyoruz ama bunu ancak
23 Eylül 2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurularda
bulunmuş olan kişilerin yeniden bir komisyona başvurarak, Türkiye içinde
oluşturulan bir komisyona başvurarak, tazminat ödeyerek bu sorunları çözeceğiz,
hak ihlallerini tazminat ödeyerek çözeceğimizi söylüyoruz.
Bu yasanın amacına
baktığımızda da yani “uzun yargılamalar nedeniyle oluşan hak ihlallerinin
giderilmesi” deniyor amacında, insan haklarına saygının gereği bunun yapıldığı
söyleniyor. “Çıkan aksaklıkları kendi iç hukukumuzda çözüme bağlayacağız.”
diyoruz, aynı zamanda pilot dava olarak seçilen Ümmühan Kaplan davasının
gereğinin yerine getirileceği söyleniyor.
Ümmühan Kaplan davası, uzun
yargılamalar nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş bir
vatandaşımızın… Bu konuda çok sayıda dava olması nedeniyle örnek bir dava
olarak görülmesi ve bu örnek davadan kaynaklanan da diğer 2.500 civarındaki
örnek davanın da kendi iç hukukumuzda etkin bir yol bularak Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin de bu yükten kurtulması gibi bir amaç güdüldüğü
söyleniyor. Ancak geçici nitelikteki bu yasal düzenlemeyle biz bunu ne kadar
çözebileceğiz? Gerçekten insan hakları ihlallerini ortadan kaldırabilecek
miyiz?
23/9/2012 tarihine kadar
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olan kişilerin hakları düzenlemeye
tabi tutulacak, tazminat ödenerek belki kısmen bu konudaki hakları yerine
getirilmeye çalışılacak ama ben biraz önce de Sayın Bakana sordum. “23/9/2012
tarihinden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmamış ama gerçekten uzun
yargılamalardan, uzun tutukluluklardan dolayı zorda kalmış, hak ihlallerine
uğramış kişilerle ilgili nasıl bir düzenleme yapmayı düşünüyorsunuz?” diye -hem
komisyonda sorduk hem burada sorduk-. Sayın Bakanın ifadesi çok açık: “Biz
sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki o 2.500 davayı eritmeye yönelik
böylesi bir düzenleme yapıyoruz.” Böylesi bir düzenleme olabilir mi arkadaşlar?
Bu şekilde, insan hakları ihlalleri geçici çözümlerle ortadan kaldırılabilir
mi? Ne yazık ki bu konudaki, bizim ülkemizin insan hakları konusundaki kötü
notunun bu yasal düzenlemeyle de çözümlenebileceği kanaatinde değiliz.
Oysaki olması gereken nedir
sevgili arkadaşlar? Bu uzun yargılamalara, uzun tutukluluklara, hem idare
hukukundaki hem ceza hukukundaki hem de diğer hukuk mahkemelerindeki uzun
yargılamalara bir neşter vurmak lazım. Bu uzun yargılamalara neden olabilecek
iç hukukumuzdaki bazı hataları, yanlışları, yanlış uygulamaları düzeltmek
lazım. Tabii, bu konudaki en önemli şey de yargının bağımsızlığını ve yargının
tarafsızlığını sağlamak lazım ama ne yazık ki biz, AKP iktidarında böylesi bir
yaklaşım görmüyoruz. Onun için de işte, bizim ülkemizin var olan insan hakları
ihlalleri konusundaki kötü izlenimini dağıtmak için böyle geçici çözümler bulmaya
çalışıyoruz. Yani kendi iç hukuk yollarımızı eğer bu şekilde, etkin bir şekilde
düzenlemezsek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yine bu konular gitmeye devam
edecek sevgili arkadaşlar.
Şimdi, 23/9/2012 tarihi bu
konuda bir başlangıç olarak kabul ediliyor; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de
bunu bir başlangıç olarak kabul ediyor her nedense. Bunun gerekçesi şu:
23/9/2012 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanındığı
için, uzun yargılamalar nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulabileceği
düşünüldüğü için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da deniliyor ki:
“23/9/2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bünyesindeki bu hak
ihlallerine yönelik başvurmuş olan 2.500 dosyayı siz eritin.” Ama gerçek
anlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda yanılıyor sevgili arkadaşlar.
Yani bireysel başvuru hakkında, hepimiz biliyoruz ki Anayasa’nın 148’inci
maddesinde düzenlenen -12 Eylül 2010 tarihinde düzenlenen- bu bireysel başvuru
hakkında, bir kere, iç hukuk yollarının tüketilmiş olması gerekiyor. Yani iç
hukuk yollarının tüketilmiş olması demek, Yargıtay safhasından da geçecek ve
kesinleşmiş olacak.
Şimdi, uzun yargılamalardan
kaynaklanan bu türden bir ihlal varsa, Yargıtaydan geçip de Anayasa Mahkemesine
gitmesine kadar kim nereye başvuracak, hangi merci var, etkin bir iç hukuk yolu
var mı, etkin bir şikâyet mercisi var mı? O zaman ne olacak sevgili arkadaşlar?
Anayasa Mahkemesi bunu kabul edilebilir görmeyecek çünkü “Sen iç hukuk
yollarını tüketmemişsin, bu karar kesinleşmemiş.” diyecek. O zaman insanlar
yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeye başlayacaklar ve o zaman da
yeniden bizim hakkımızdaki dosyalar yoğunlaşmaya başlayacak sevgili arkadaşlar.
Onun için, bu yasal düzenleme gerçek anlamda etkin bir iç hukuk yolu
niteliğinde olmadığından dolayı da bu istenilen amaca hiçbir zaman
ulaşmayacaktır diyoruz.
Şimdi, ben -sürem bitmek
üzere- bir de şundan bahsetmek istiyorum: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden
bundan sonra Türkiye gerçekten çok daha fazla ceza alacak çünkü son olarak
Balyoz davasının gerekçesi dahi bu ülkedeki yargının ne hâle düşürüldüğünü,
gerekçenin dahi tutarlı olmadığını, gerekçede pek çok yanlışın, pek çok hatanın
ve olmayan şeylerin varmış gibi yazıldığını gösteriyor. Bunlar, arkadaşlar,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden dönecek ve Türkiye Cumhuriyeti çok ciddi
cezalar ödemek durumunda kalacak. Asıl bunlarla ilgili, asıl olarak yargının
tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili düzenlemeler yapılması gerekirken Sayın
Başbakan diyor ki: “26 maddeye dokundurtmam.” O zaman Türkiye Cumhuriyeti
devleti de hiçbir zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki bu kötü
izleniminden, insan haklarını ihlal eden bu konumundan hiçbir zaman
kurtulamayacaktır.
Hepinize sevgiler, saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Yılmaz.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Kaplan.
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
“Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç Uygulanması”
kanunun adı ve bu maddede yürürlük tarihi olarak 23 Eylül yani Anayasa
Mahkemesinin bireysel başvuru tarihi esas alınmış. Aslında, bu yasanın amacı
çok açık: Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en çok mahkûm olan
ülkeydi, en çok aleyhinde karar çıkan ülkeydi ve 16.650 tane başvuru vardı,
bunun önünü nasıl kesebiliriz?
Bunun önünü iki türlü
kesebilirsiniz arkadaşlar: Bir, gerçekten hukuku işletirsiniz, tarafı olduğunuz
sözleşmeleri uygularsınız, adalet tecelli eder. Gizli dinlemelere son
verirsiniz, kanunsuz operasyonları durdurursunuz, kötü uygulamalara son
verirsiniz, yaşam hakkına saygılı olursunuz, kişilik haklarına saygılı
olursunuz, ayrımcılık yasağını uygularsınız; mülkiyet hakkına, konut hakkına,
aile hakkına hepsine saygı gösterirsiniz; hukukunuzu buna göre tanzim edersiniz
ve en önemlisi kişi güvenliği ve özgürlüğünü sağlarsınız, kötü muameleyi
önlersiniz ve angarya yasağına son verirsiniz. Şimdi bu kadar açık.
Şimdi bunları yapmak zor
geliyor, bunları uygulamak zor geliyor. Ne yapalım? Önce davaların önüne bir
set koyalım. Nasıl? Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu açalım. Yani
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu üstelik ücretli olarak vatandaşınıza
açıyorsunuz. Tarafı olduğunuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde başvurular
ücretsizdir. Ücretsiz, avukatsız, bir mektup bile bir başvuru sebebi olarak
algılanıyor, ona göre başvuru formları gönderiliyor, vatandaş mağdur edilmiyor;
ama Anayasa Mahkemesi, şimdiden başvuruların formatına, şekline, tarihine,
süresine bakarak bugüne kadar ciddi bir karar dahi vermiş değil. Bakın dikkat
edin, 23 Eylül, bugün ocak 2013’teyiz ve başvuru sayısı çok az, çünkü avukatlar
daha barolarda bunun stajını almış değil.
Geriye bir yol daha kalıyor:
Bu süreçte beş sene kazanıldı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki davaları
nasıl eritiriz? Şimdi Avrupa yargısının, ulusal üstü yargının iki özelliği var.
Birisi, ihlal kararı verdiği zaman mevzuat değişikliğine gidersiniz, yasalarınızı
buna uydurursunuz, zihniyetinizi, işleyişinizi buna uydurursunuz; doğru olan
budur, önemli olan da budur. İkinci derecede gider ve tazminatlar gelir.
Birinci derecede o mevzuatın gereğini, sözleşmenin, saygının gereğini yerine
getirirsiniz. Bütün ülkeler bunu böyle yapar, Bakanlar Komitesi de bunu denetler.
Şimdi, soracağım –tabii,
Sayın Adalet Bakanı yok- Bakanlar Komitesinde bekleyip Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin kararlarının uygulanmadığı kaç tane karar var? Soracaktım, Sayın
Bakan yok ama Bakanlık yetkilileri burada, cevap verebilirler. Kaç tane Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararı var sizin uygulamadığınız? Bu sorunun cevabını
bekliyorum.
Şimdi, bu yasayla deniliyor
ki: “Yargılama süresi uzunluğunu ve uygulanmayan kararlar…” Burada, pilot dava
olan Ümmühan Kaplan davasında, araziyle ilgili, kadastroyla ilgili, mülkiyetle
ilgili uzun bir yargılama süreci var. Genelde de öyledir; babadan, dededen
kalan davalar devam eder, sonuçlandırılmaz. Bu davalar torunlara intikal eder,
ihtilaflara neden olur, kan davalarına neden olur ve ülkemizin bir gerçeğidir ama
yalnız Türkiye’nin değil, İtalya da bunda aynısını yaşadı, başka ülkelerde de
vardı. Bu tür davalarda sizin etkin bir çözüm, kısa bir çözümü getirmenizi
anlayabiliriz. Ümmühan Kaplan davasında, pilot davasında konu mülkiyet olduğu
için bu konudaki bir çabayı hızlandırma anlaşılabilir. Peki, kişilik haklarında
özgürlük söz konusu olduğunda, ayrımcılık söz konusu olduğunda hangi şekilde
gidereceksiniz? Şimdi, Adalet Bakanlığının üzerinde düşünmesi gereken bir konu
bu. Siz özgürlükleri tazminle mi telafi edeceksiniz? Adil olmayan yargılamalar
sonucu verilen kararları sabıkadan düşmek için tazminle mi kapatacaksınız?
Çünkü AİHM kararlarının karşısında yeniden yargılama şansınız vardı eskiden,
bunu kullanırdınız, giderdiniz yeniden yargılanır ve beraat ederdiniz; belki
siyasi yasağınız, hele hele iktidar partisi mensubuysanız ihalelerde önünüze
çıkacak yasakları kaldırırdınız. Şimdi bu şansı da yitireceksiniz, böyle bir
tehlike de söz konusu.
Şimdi, burada benim çok açık
ve net söyleyeceğim bir iki söz olacak: 75 milyon nüfusuyla, Adalet
Bakanlığının bu bütçesiyle Türkiye adalet veremez arkadaşlar. Adalet
Bakanlığının bütçesinin güvenlik bütçelerinin en az dörtte 1’i olması lazım.
Güvenlik içinden adli zabıtayı, kolluğu almanız lazım yani Adalet Bakanlığı
eğer gerçekten adaletli bir iş yapmak istiyorsa stratejik olarak yargı
reformunun içine adliye kolluğunu koyması lazım. Adliyenin kolluğu ayrı
olmalıdır arkadaşlar, cezaevlerinin içindeki zabıta olayını jandarmadan alması
lazım, yine kendi adalet akademilerinde olduğu gibi, okulundan başlayarak,
eğitimine kadar bunu sağlaması lazım. Yine bir şey daha söyleyeyim: Mevcut
hâkim ve savcı açıklarını, personel açıklarını… En az 3 katı artırması lazım,
buna da para lazım arkadaşlar, bütçe lazım. Bu bütçeyi koymadan siz bu ülkeye
adaleti getiremezsiniz. Sayın Bakanlığın gayretleri ne kadar çok olursa olsun
bu şekilde bunları önlemez.
Kişisel dinlemeyi
geçiştirebilir misiniz, gizli dinlemeyi? Geçen derler ki -Bu anlatılıyor, doğru
mu değil mi?- “Başbakanın orada böcek bulunmuş.” “E, canım ilaçlayıversinler.”
demişler. Bu şekilde çözebilir misiniz arkadaşlar? İlaçlanarak gizli dinlemeyi
önleyebilirseniz onun da yasasını yapalım; olmuyor.
Bir şey daha var tabii, onu
açıkça ifade etmekte yarar var. Eğer Adalet Bakanlığının bütçesi polisin,
jandarmanın, Millî Savunma Bakanlığının, askerin, elinde silahı bulunduranların
üstünde olmazsa, yasalar o anlamda güç vermezse, siz bu ülkede adaleti
sağlayamazsınız. Elinde silahı olan sizden daha güçlü olur, bu da bir gerçek.
Sayın Adalet Bakanı ayrıca
tarihî bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Gerçekten ülkemize barışın,
demokrasinin gelmesi konusunda en kilit bakanlık konumundadır. Güney Afrika’da
93, 94, 95 dönemi adalet bakanlarını okuyoruz, sizler de okuyorsunuz ve
gerçekten adalet bakanlığının o ülkenin barışında, demokrasisinde, hukuk
devleti olmasında ve en zor sorunların çözülmesinde son derece etkili olduğunu
görüyoruz.
Bu son günlerdeki görüşme
süreçleri, İmralı süreci, yeniden sorunların silahsız çözümü, Türkiye’nin
silahının gündemden çıkarılması, Türkiye’de barış ortamının sağlanması, bugün
Türkiye kamuoyunun yüzde 95’inin talebidir arkadaşlar. Bu konuda sivil
toplumdan, bu konuda medyadan, bu konuda her kesimden bir destek var. Sayın
Adalet Bakanını da Hükûmetin, Başbakanın güçlendirmesi gerekiyor. Bu bütçeyle
gerçekten Sayın Bakanın işi zor. Bu konuda, eğer, gerçekten, Türkiye’de bir
reforma gitmek istiyorsak Hükûmetin stratejisinde yeni dönemi kurarken
bütçesini ona göre organize etmesi lazım. Bütçenin bu hâliyle bu çalışmaları
karşılaması, bu faaliyetleri yürütmesi mümkün değildir. Tazmin komisyonlarıyla
bu sorunu çözmek palyatif çözümlerdir, gerçek çözümler konusunda başarılar
diliyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Kaplan.
Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz.
Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Adalet
Teşkilatını Güçlendirme Vakfının araçlarına taksimetre takılmadığı için,
burada, Türk Hava Yolları Ankara-İstanbul tarifnamesine eş değer olarak hacze
giden araçlarla borçlulardan ücret alınmaktadır. Bu gerçekten büyük bir insan
hakkı ihlalidir. Bunu gözden geçirmeyi düşünüyor musunuz veya taksimetre
takmayı düşünüyor musunuz?
İkinci sorum: Aynı şekilde,
Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfının araçları, şehir içerisinde geçimini
ticari taksicilikle yapan insanlar için bir haksız rekabet teşkil etmiyor mu?
Taksimetre açılırsa borçlular için de bu adil olmaz mı? Aynı zamanda, ticari
esnafımızın yani ticari taksicilerin hak ve hukukunu korumuş olmaz mıyız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tanal.
Sayın Dibek…
TURGUT DİBEK (Kırklareli) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, daha önce bir
soru önergesi vermiştim, ona bir yanıt vermiştiniz. O yanıtın içerisinde
değişik şeyler vardı, dava açılanlarla ilgili kriterler. 18 yaşından küçük,
“çocuk” dediğimiz sanıklarla ilgili, 2002 yılındaki dava sayısının 100 bin
olduğunu -yuvarlıyorum rakamı- 2010 yılında da bu sayının 199 bin küsur, 200
bin olduğunu bildirmiştiniz. Ben bunun üzerine bir soru önergesi daha verdim
size, nisan ayının 4’ünde, 5’inde, tam dokuz ay önce. Dokuz aydır bana yazılı
olarak bir yanıt vermediniz. Orada şunu istemiştim: Bu 18 yaşından küçük
çocuklarla ilgili olarak Terörle Mücadele Kanunu kapsamında ve diğer tüm
suçları da kapsayacak şekilde, yıllara göre dağılımlarını istemiştim ve 2011
yılını da istemiştim. 18 yaşından küçükler için açılan dava sayısı kaçtır 2011
yılı için? Bu sayılar bana gelmedi. Bugüne kadar çok kısa zaman içerisinde
önergelerime yanıt veriyordunuz ama bu önergeye dokuz aydır yanıt
vermiyorsunuz. Neden vermiyorsunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Dibek.
Sayın Yılmaz…
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, şimdi, kanun
içerisinde düzenlenen konuda, komisyona, uzun yargılamalar nedeniyle AİHM’e
başvurup da daha sonra komisyona başvurma hakkı olanlarla ilgili, bu konuda
komisyonda karar verildiğinde adli ve idari merciye karar bildirilir ve eğer
olay sonuçlandırılmadıysa ivedilikle sonuçlandırılır deniyor ancak bir yaptırım
konulmuyor. Bir yaptırım konulmadığı zaman da bunun hiçbir şekilde bir anlamı
olmayacak. Örnek yasalarda -siz de biliyorsunuz- bu konuda, hem rücu konusunda
hem de eğer bir ihmalî davranış varsa soruşturma açılması konusunda
düzenlemeler var. Bunu bu yasaya koymayı düşünmüyor musunuz? Yani bu nihai
olarak bizim açımızdan önemli bir şey olduğu için, uzun yargılamalara neden
olan kişilerin bundan mutlaka bir şekilde etkilenmeleri gerekiyor, bir şekilde
yaptırımla karşılaşmaları gerekiyor. Aksi takdire, bu düzenlemenin hiçbir önemi
olmayacak. Bu konuda bir yaptırım olacak mı?
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Yılmaz.
Sayın Ağbaba.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın
Bakan, İnönü Üniversitesinin önceki rektörü Profesör Doktor Fatih Hilmioğlu’nun
yaşadığı sorunları defalarca buradan, Meclisten dile getirdik. Hilmioğlu dört
yıldan beri Ergenekon davasından tutuklu.
Karaciğer kanseri başlangıcı
tanısı konulan Hilmioğlu’na, uzmanlar üniversite hastanesinde tedavi edilmesi
gerektiğine dair rapor vermelerine rağmen, Adli Tıp Kurumu, devlet hastanesinde
tedavi edilmesini kararlaştırdı. Yetersiz şartlarda, şimdi bir devlet
hastanesinde dört jandarma, iki infaz koruma memurunun gözetimi altında tedavi
olmaya çalışıyor.
Türkiye'nin yetiştirdiği en
önemli tıp doktorlarından biri olan ve Malatya’daki Karaciğer Nakil Merkezinin
açılmasında çok büyük emeği geçen Fatih Hilmioğlu, Jandarma Genel Komutanlığını
ziyaret edip 8 generalle yemek yediği için, İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay’la
birlikte yemek yediği için tam dört yıldan beri cezaevinde yatmaktadır.
Hilmioğlu “iki yemek iki müebbet” diyor. Böyle bir adalet anlayışı olur mu? Bu,
hasta tutuklularla ilgili düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ağbaba.
Sayın Dedeoğlu.
MESUT DEDEOĞLU
(Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Adalet Bakanımıza sorum şu:
Kahramanmaraş, Türkiye'nin on sekizinci büyük şehri ama maalesef ki idare ve
vergi mahkemeleri yok. Etrafımızda bulunan illere gidiyor bu gibi davalar, bu
gibi konular. Kahramanmaraş’a idare ve vergi mahkemeleri açmayı düşünüyor
musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Dedeoğlu.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Şimdi, Sayın Tanal’ın ATGV
araçlarının adliyelerde, icralarda yüksek fiyatlarla hizmet görmesine dair bir
önceki turdan sorusu olmuştu, süre yetmediği için cevaplayamadım.
Şimdi, Sayın Tanal, burada
makul dışı bir ücretlendirme var ise, buna ilişkin spesifik başvurularda biz
kesinlikle üzerine ciddiyetle gidiyoruz ama genel itibarıyla uygulamalarda bize
yansıyan, bu şekilde, münferit hadiseler dışında bir genel şikâyet yok ama
sizin bildiğiniz hususları sizinle paylaşmaya ve bunun gereğini yapmaya
hazırız. Onu hemen ifade edeyim.
Sayın Dibek’in “18 yaşından
küçükler için açılmış davaların 2002-2011, 2012 yıllarını kapsayan sayılarına
ilişkin bir soru önergesi vermiştim, dönmedi…”
Sayın Dibek bilecektir, soru
önergelerini mümkün olduğunca kısa sürede cevaplamaya çalışıyorum.
TURGUT DİBEK (Kırklareli) –
Dokuz ay oldu Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Bu konuda kendisinin de çok sayıda önergesini cevaplamış durumdayım
ancak bizim İstatistik Yasamızdan kaynaklanan bir sorun var, onu da belirterek
cevap vermemiz gerekiyordu eğer ondan kaynaklıysa, araştıracağım. O yıla ait
veriler bir sonraki yılın sonuna doğru ortaya çıkar biliyorsunuz. Siz o 2012’yi
istediyseniz…
TURGUT DİBEK (Kırklareli) –
2011’i istedim.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – 2011’i istediyseniz, 2012’nin sonuna doğru çıkıyor bunlar. Bunu
inceleyip, ayrıca size döneceğim Sayın Dibek. Özel bir sebebi olmadığını
düşünüyorum.
Sayın Akagün Yılmaz, “9’uncu
maddenin ikinci fıkrasında ‘İlgili organlar, kurumlar, mahkeme bu uyuşmazlığın
bitirilmesi için gayret gösterirler.’ diyor. Bunu bir yaptırıma bağlamıyorsunuz
bu düzenlemede.” diyor.
Değerli arkadaşlar,
mahkemelerin ya da ilgili organların keyfî olarak görevi ihmal, görevi kötüye
kullanma babındaki bir davranışları varsa genel denetim içerisinde zaten
bunların hesabı soruluyor. Bunlara ilişkin görevi ihmal ya da kötüye kullanmadan
dolayı işlemler yapılıyor ve bir mahkûmiyet çıkması hâlinde de tazminatı
ilgiliye rücu eden düzenlemelerimiz de var. Dolayısıyla, o düzenlemeler bu
kanunun düzenleme alanı dışında ama bu kanunun içerisine yazılmamış olması o
alanın denetimsiz bırakıldığı anlamına gelmiyor. Buna ilişkin sorumluluk
hukukunun gerektirdiği düzenlemeler daha önce yasalarımızda yapılmış idi.
Sayın Ağbaba Fatih
Hilmioğlu’nun tutukluluğuna ilişkin ve Adli Tıp Kurumunun uygulamalarına
ilişkin bir soru yönelttiler.
Değerli arkadaşlar,
tutukluluk konusunu defalarca buradan sizlerle paylaştık. Burada yasama
organının içerisinden çıkmış yürütme organının da yapabileceği şeyler sınırlı,
Anayasa’mızın sınırlamaları da ortada, biz yasaları yaparız, uygulamalarını
takip ederiz, aksaklıklar varsa bu aksaklığı giderecek düzeltme hareketlerini
yine bu Parlamentoda yaparız ama onun ötesinde mahkemelere, soruşturma ve
kovuşturma yapan makamlara “Şunu şöyle yapın ya da yapmayın.” şeklinde bir
talimat verme, bir telkinde bulunma imkânımız yok.
Yine, Adli Tıp Kurumunun
çalışmaları tamamen bilim komisyonlarının ve bilim adamlarının oluşturduğu
heyetler çerçevesinde yapılan çalışmalardır, hazırlanan raporlar o
çerçevededir. O raporlara da bizim dışarıdan müdahale etme şansımız söz konusu
değil.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Öyle
bir talebimiz yok Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Her iki tasarrufa da kendi düzenlemesi içerisinde, uygulaması
içerisinde başka mercilerde itiraz ve dava hakları söz konusudur. Bu konuyla
ilgili söyleyebileceğim bunlar.
Sayın Dedeoğlu’nun
“Kahramanmaraş’a idare ve vergi mahkemeleri kurmayı düşünüyor musunuz?” sorusu…
Değerli milletvekilleri, bir ilde bu şekildeki ihtisas mahkemelerinin
kurulmasına dair Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun uyguladığı kriterler
var. O ilde açılmış olan idari ve vergi davalarının belli bir limite ulaşması
hâlinde o ilde vergi mahkemeleri ve idare mahkemeleri kurulabilmektedir. Ancak
Kahramanmaraş’tan başka illerdeki idare ve vergi mahkemelerine giden dosya
sayılarını inceleyelim, hakikaten o limitler içerisinde ise bu mahkemelerin
kurulmaması için bir neden yok Sayın Dedeoğlu, onu inceleyeceğim.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
Madde üzerinde 2 önerge
vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı kanun tasarısının 9. maddesinin 1. Fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek Akagün Yılmaz Gürkut Acar Malik
Ecder Özdemir
Uşak Antalya Sivas
Ferit Mevlüt Aslanoğlu Mustafa Moroğlu Birgül Ayman Güler
İstanbul İzmir İzmir
Kamer
Genç Mahmut Tanal
Tunceli İstanbul
“(1) Bu
Kanun 23.9.2012 tarihi itibariyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde
kaydedilmiş başvurular ile bu tarih öncesini ve sonrasını da kapsayacak şekilde
makul sürede sonuçlandırılmayan uzun yargılama süreçlerine ilişkin başvurular
hakkında da uygulanır."
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 342 sıra sayılı tasarının 9’uncu maddesinin 1’inci fıkrasındaki
“23.09.2012” ibaresinin “31.12.2012" olarak değiştirilmesini, 2’nci
fıkrasının tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Hasip Kaplan İdris Baluken Mülkiye Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Hüsamettin
Zenderlioğlu Erol Dora
Bitlis Mardin
BAŞKAN – Komisyon son
okuttuğum önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) –
Gerekçe.
BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasanın 90’ıncı maddesi
uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar
Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta uygulanması, uygulamadan doğan
mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini
okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı kanun tasarısının 9. maddesinin 1. Fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları
"(1) Bu Kanun 23.9.2012
tarihi itibariyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kaydedilmiş
başvurular ile bu tarih öncesini ve sonrasını da kapsayacak şekilde makul
sürede sonuçlandırılmayan uzun yargılama süreçlerine ilişkin başvurular
hakkında da uygulanır."
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu,
buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar
sunarım.
Değerli arkadaşlar, bir
ülkede hukuk vicdanların üzerinde olamaz. Eğer bir ülkede kanun yapıcılar
vicdanları yaralayan yasa yapıyorsa, o, hukuk değildir. Önce vicdanlar
konuşmalı ve her şey vicdanların içine sığmalı, bir ülkedeki tüm değerler, tüm
hukuk kuralları önce vicdanlarımıza sığmalı. Eğer ülkedeki tüm insanların
vicdanına sığmayan bir yasa varsa, bu yasa da uygulanmıyorsa, insan vicdanını
yaralıyorsa ben bunun adına “hukuk” demem.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın
Bakan da demez zaten!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz, Avrupa’dan ders alacak değiliz. Kendi
hukukumuzu, kendi değerlerimizi, insana saygıyı, özgürlükleri, demokrasiyi biz
kendimiz yaratmalıyız. Bizim kimseden ders alacak hâlimiz yok. Bu yasa, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesiyle ilgili bir yasa ama önce değerlerimizi biz
yaratmalıyız.
Sayın Bakanım, biraz önce
Fatih Hilmioğlu ile ilgili bir cevap verdiniz. Bir insan 19 yaşındaki oğlunu
kaybetmişse, bir insan kanserse… Ben, geçen hafta Avcılar’da hastanede ziyaret
ettim ve hem siroz hem de artık böbrek yetmezliği -artık her tarafı atmış- pek
yakında diyalize girmek zorunda. Lenflerinden ameliyat oldu. Bu insan dört
yıldır yatıyorsa, hangi vicdan… Suçu varsa çeksin. Biz, kimin suçu varsa… Ama
bir vicdan vardır hukukta, önce vicdanlar konuşmalı.
Adli Tıp Kurumu ve Adli Tıp
yüksek kurulu “Bu insanın hapishanede yatması sorundur, yatmaması gerekir.”
diyorsa, eğer bunu… “Biz karışmayız.” diyorsunuz ama bunu uygulamayan kişiler
varsa, ben, o kişilere lanet okuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Vicdanlara sesleniyorum. Ben
size, o insanı orada tutan, o insana çile çektiren, ölümünü bekleten o
hâkimleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu… Acaba, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunu da kime şikâyet edeceğimi de bilmiyorum.
Sayın Bakan, burası yasama
organı. Böyle bir sorun varsa, böyle bir dert varsa, böyle bir rapor varsa bunu
görmemek vicdansızlıktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Ben, geçen hafta kendisini
ziyaret ettim, göz yaşlarımı tutamadım. Suçu varsa… Biz, hiç kimseye suçundan
dolayı herhangi bir yetki kullanın demiyoruz, asla. Eğer burası hukuk
devletiyse sonuna kadar biz buna varız ama ölüme terk edilmek cezaevinde,
vicdansızlıktır. Ben hepinizin vicdanlarına sunuyorum.
Önce sizi, sonra Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunu, daha sonra da o mahkemenin tüm heyetini hangi vicdana
şikâyet edeceğimi bilmiyorum.
Hepinize saygılar sunarım.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Aslanoğlu.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
9’uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.
Beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.03
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.14
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
342 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Geçici 1’inci maddede
kalmıştık. Maddeyi okutuyorum:
Geçici
Madde 1 - (1) Komisyon üyeleri, bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren en
geç bir ay içinde atanır.
BAŞKAN – Gruplar adına,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir
Milletvekili Rıza Türmen.
(CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Türmen.
CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN
(İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; uzun yargılama süresinin genel yargılamadan ayrılarak ayrı bir
başvuru konusu yapılmasının hikâyesi şöyle gidiyor: 2002 yılında Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, Kudla Kararı’yla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde uzun
yargılama süresi davalarının çok sayıda olduğu devletlerin ayrı bir başvuru
yolu ihdas etmeleri için bir karar aldı ve onun üzerine İtalyanlar, işte,
Slovenler, Almanlar -hukuk davaları bakımından- Yunanlılar ve Polonyalılar,
başka birkaç bu devlet ayrı bir başvuru yolu kurdular. Aynı durumda Türkiye de
bulunuyor. Türkiye’nin de uzun yargılama süresi nedeniyle çok sayıda davası
var. Türkiye için de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önce Daneshpayeh davası,
arkasından da Ümmühan Kaplan davasıyla Türkiye'nin, bir yıl içinde bu uzun
yargılama nedeniyle ayrı bir başvuru yolu kurmasını önerdi ve şimdi
karşımızdaki, bu tartıştığımız 342 sayılı Kanun Tasarısı, bu Ümmühan Kaplan
kararında Türkiye’den isteneni yerine getiriyor. Yerine getiriyor ama bu,
istenenle ne kadar tam bağdaşıyor bunu görmek lazım.
Bir kere, bu Kanun Tasarısı,
iki tane çok büyük sakıncayı içinde barındırıyor. Birincisi şu: Uzun yargılama
süreleri için kurulacak yargı yolunun ya da başvuru yolunun etkili olması
lazım. Etkili olabilmesi, sadece kâğıt üzerinde değil, uygulamada da etkili
olabilmesi lazım. Etkili olabilmesi için birinci koşul, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin adil yargılama kurallarına uygun olması lazım ki bunların
başında da tarafsız ve bağımsız bir organ olması gerekiyor. Sadece tazminat
verileceği için bunun yargısal bir yol olması şart değildir. Yargısal bir yol…
Nitekim bu Kanun Tasarısında da yargısal bir yol diye bir tazmin komisyonu
kuruluyor ama kurulacak olan tazmin komisyonunun mutlaka bağımsız ve tarafsız
olması lazım. Kimden bağımsız ve tarafsız olacak? Tabii ki devletten. Oysa,
bakıyoruz ki bu kurulacak komisyon 5 kişiden oluşuyor. Bu 5 kişiden 4 kişi,
Adalet Bakanlığı tarafından tayin edilecek, 1 kişi de Maliye Bakanlığı
tarafından tayin edilecek. Şimdi, böyle bir komisyonun tarafsız ve bağımsız
olduğundan söz edilebilir mi? Birinci problem bu. Bununla da kalmıyor tabii.
Başkanını Adalet Bakanı seçecek, sekretarya hizmetlerini Adalet Bakanlığı
verecek yani bu, etkili bir başvuru yolu olmaktan uzaktır. Şimdi, etkili bir
başvuru yolu değilse bağımsız ve tarafsız olmadığı için, o zaman Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin bu kurulan komisyonu etkili bir başvuru yolu olarak kabul
etmesini beklememek gerekir. Bu kanun böyle bir risk taşıyor yani komisyonu
kuracaksınız, davalar görülecek, tazminatlar verilecek fakat bu nedenle,
bağımsız bir komisyon olmadığı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Bu olmamış;
bu, benim standartlarıma, benim kriterlerime uymuyor.” diyebilir ve bu ihtimal
yüksektir bu kurulan komisyonla.
İkinci sorun da şu: Tasarının
2’nci maddesinin 2’nci fıkrasında diyor ki: “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve
Türkiye'nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda Ülkemiz
aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle, Adalet
Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu
kararıyla bu Kanun hükümleri uygulanabilir.” Yani sadece yargılama süresi
değil, yargılama süresi dışındaki problemler için de bu komisyon harekete
geçirilebilir. Bu, bir kere, Ümmühan Kaplan kararıyla Türkiye’den istenen
komisyona… Ümmühan Kaplan kararı, böyle bir şey istememektedir. Ümmühan Kaplan
kararı, Türkiye’den sadece ve sadece uzun yargılama süreleri için bir komisyon
kurulmasını istemektedir ama diğer ihlal konuları için de bu komisyonun
görevlendirilmesi yolunda bir talep yoktur. Ama bunun başka bir sakıncası var.
Bir kere, hangi ihlaller gelecek buraya, bu belli değildir ve son derece geniş
bir yetki verilmektedir hükûmete. İkincisi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
önündeki ihlaller sadece tazminat vererek giderilemez ki. Bu komisyonun
yetkisi, sadece tazminat vermektir. Tazminat vermekten başka bir yetkisi yoktur
bu komisyonun ama Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlalleri tazminat ödenerek
giderilmiyor ki.
Bu ihlallerin giderilmesi
için birtakım tedbirler alınması isteniyor, o ihlali ortadan kaldıracak
birtakım tedbirler alınması isteniyor. Bu komisyon buna yetkili değildir
elbette. O zaman nasıl olacak? Parayı verecek fakat ihlal devam edecek. Yani
burada bir gariplik var, bir tuhaflık var, bu tuhaflığın giderilmesi doğru
olurdu.
Burada anlaşılan, bu Adalet
Komisyonu raporundan da anlaşılan, bu tasarıyı yazanlar dostane çözüm yolunu
akılda tutarak yazmışlar. Yani, Türkiye’de fazla ihlal çıkıyorsa bunlar işte
dostane çözümlenebilir, bu komisyon çerçevesinde gibi. Bu dostane çözüme
uymuyor bu komisyon yapısı çünkü dostane çözümde iki taraf vardır: Davalı taraf
burada –devlettir- ve davacı taraf, üçüncü bir taraf yoktur. Oysa burada üç
taraf var, davalı, davacı ve bir de komisyon var yani dostane çözümün yapısına
da uygun değildir bu. O bakımdan yanlış bir düzenlemedir.
Tabii, bütün bunlar niçin
yapılıyor? Bütün bunlar şunun için yapılıyor: Türkiye, insan haklarına saygılı,
hukuk devletinin geçerli olduğu bir ülke hâline gelsin isteniyor, bunun için
yapılıyor. Oysa bu kanun tasarısı gerçekleşirken, başka bir tarafta çok büyük
hukuksuzlukların, çok büyük adaletsizliklerin olduğunu görüyoruz. Bu son Balyoz
davasının gerekçeli kararı, bu adaletsizliklerin, hukuksuzlukların ortaya
dökülmesidir, açığa kavuşturulmasıdır. Burada bu Balyoz kararını okuduğunuz
zaman, gerekçesini de okuduğunuz zaman, 2 tane problem görüyorsunuz.
Birincisi: Unsurları
oluşmamış bir suça dayanarak insanlar mahkûm edilmiştir. Yani, insanlar…
Burada, efendim, deniyor ki: “Bunlar örgüt kurmuşlardır, bu örgüt birtakım
planlar yapmıştır, listeler hazırlamıştır, kim gözaltına alınacak, kim
tutuklanacak, kim işinden, görevinden alınacak böyle uzun listeler
yapmışlardır, o yüzden teşebbüs suçu oluşmuştur.” Arkadaşlar, teşebbüs suçu
böyle olmaz. Teşebbüs suçunun oluşması için icra hareketleri gerekir, dışarı
vurulmuş icra hareketleri gerekir. Bu, şuna benziyor: Bir arkadaşımla ben
otursam kahvede, desem ki “Şu bankayı soysak ne iyi olur. Sen arka kapıdan gir,
ben ön kapıdan gireyim, bankadaki paraları alıp çıkalım.” Bu, bir teşebbüs suçu
mudur? Değildir. Bu, bir düşünce aşamasında, planlama aşamasında kalmıştır,
suçun unsurları burada yoktur. Kaldı ki icra hareketlerinin meydana geldiğini
kabul etsek bile Türk Ceza Kanunu’nun 36’ncı maddesi vardır. Türk Ceza
Kanunu’nun 36’ncı maddesi ne demektedir? “Gönüllü vazgeçme”den söz etmektedir,
demektedir ki: “Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçerse teşebbüsten
dolayı cezalandırılamaz.” Burada, icra hareketleri olsa bile -ki yoktur- suçtan
vazgeçmişlerdir. O zaman, teşebbüs suçundan dolayı cezalandırılamazlar. Ne
olabilirdi? Örgüt kurmak suçu olabilirdi, o, ayrı bir şey ama onun cezası
ayrıdır, o, suç ayrıdır. Bir, bu problem var.
İkinci problem, delillerin
değerlendirilmesi. Delillerin değerlendirilmesi, elbette ki hâkimin takdirine
kalmıştır ama hâkim bunu, bu takdir yetkisini keyfî bir şekilde kullanamaz.
Burada, mahkeme heyeti, takdir yetkisini keyfî bir şekilde kullanmıştır.
Burada, çok açık bir biçimde, üretilmiş deliller vardır. Bunlarla ilgili hiçbir
bilirkişi incelemesi yaptırmadan bunları doğru olarak kabul etmiştir, kararı bunun
üzerine kurmuştur. Bir bakıyorsunuz, Genelkurmay diyor ki: “Bu şeylerin
asılları bende yoktur, böyle bir şey yoktur…” diyor “kararda yazıldığı gibi.”
Bir de bakıyorsunuz, Millî Savunma Bakanı burada söyledi: “Bu dokümanlar
Genelkurmayda yazılmış olamaz.” dedi.
Bunun dışında, efendim,
dışarıda olanlar da mahkûm oluyor o sırada, 2003 yılında. Kararda deniyor ki:
“Bu iletişim asrında, iletişim yüzyılında böyle şeyler olabilir.”
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
RIZA TÜRMEN (Devamla) – Peki,
onların suça katıldığı yolunda bir kayıt var mıdır, bir kanıt var mıdır? Yani
bütün bunlar, Türkiye’deki adaletsizliği ortaya koymuştur ve Balyoz davası
mahkemesinin başına iki gün önce geçirilen mahkeme başkanının niçin iki gün
sonra değiştirildiğini şimdi daha iyi anlıyoruz.
Çok teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Türmen.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Kaplan.
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
“Gerçekten, bu yasa ile yapılmak istenen nedir? diye sorulduğu zaman, 16.500
davayı nasıl eritirim ve bunun için de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Başkanlığıyla, Avrupa Konseyiyle, Bakanlar Komitesiyle bunun pazarlığını nasıl
yaparım, nasıl çözerim?..”
Şimdi, burada, “Yargılama
Sürelerinin Uzunluğu ile İlgili, Mahkeme Kararlarıyla İlgili Tazminat
Ödenmesine Dair Kanun” deniyor. Şimdi, bir ay sonra bu maddeye göre idari
komisyonlar kurulacak, güzel. Başvurular gelecek. Nereden gelecek? Avrupa
Mahkemesinden. Avrupa Mahkemesindeki başvurular buraya nasıl geri gelecek? Bu
yasa Köşk’ten döndükten sonra, hemen oradan buraya mı gelecek? Hayır, oradan
bir kararla gelir. Peki, Anayasa 90’ıncı maddeye göre Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi, bir ulusal üstü sözleşme mi? Evet. Bu Mecliste bu Sözleşme
onaylandı mı? Onaylandı. Tasdik edildi mi? Edildi, depo edildi ve yürürlükte.
Bu 16 bin davanın farzımuhal mahkeme kararını verdi ve Türkiye’ye geri gelecek.
47 tane Avrupa Konseyi üyesi devlet var, hepsi bu yargının tarafı ve devlet
başvuruları var. Şimdi soruyorum: Madde 36’ya göre üçüncü bir tarafın, devletin
müdahil olduğu bir davada, siz, yabancı bir başvurucunun davasını -Türkiye
aleyhine- nasıl getireceksiniz Türkiye’ye? Yani, şimdi, bu… Kanunla Anayasa
değiştirilmez, kanunla sözleşme değiştirilmez, kanunla Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine karar verdirilmez; sorun burada, bunu anlatmak istiyoruz.
“Yargılama süreleri uzundur.”
diyorsunuz, kabul. Şimdi, komisyonu bir ay sonra kuracaksınız, güzel. Bu
komisyon, dokuz ayda karar verecek. Hangi dosyada? Önüne gelen dosyada. Önüne
dosya ne zaman gelecek? Bir sene dokuz ay sonra. Bu komisyonun verdiği kararı
beğenmezse vatandaş ne yapacak? İdari yargıya gidecek. İdare mahkemesinin kaç
senede karar verdiğini bütün hukukçular bilir. Yani idari yargıya intikal eden
bir dava altı yedi seneden önce sonuçlanmıyor. Yani ister istemez insanın
aklına şu soru geliyor: Yargıda da 2023 hedefiniz bu mu? Bu olmamalı, bu,
yanlış bir hedeftir.
Bakın, kadastro davaları,
tapulama davaları, gayrimenkul davaları, kamulaştırma davaları, mülkiyet
davaları, konusu akçe olan bütün davaları eğer çözebiliyorsanız komisyonda,
evet, çözün, size destek verelim, konusu akçe olan ama konusu kişiye bağlı,
kişi hürriyeti olan, kişi hürriyeti, kişilik hakları ve kişilik haklarıyla
bağlantılı hakları siz bu tazmin komisyonlarına hapsedemezsiniz. Şimdi, zaten
yargılama yapmışsınız, sonuç almamışsınız; vatandaş gitmiş, Avrupa Mahkemesine
başvurmuş.
Şimdi bir şey daha soracağım
yani hakikaten merak ediyorum, bütün milletvekilleri arkadaşlarıma da
soracağım. Meclis, Türk Ceza Kanunu’nu çıkardı, temel kanun. Sonra neyi
çıkardı? Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu çıkardı. Kaçtı? Sene 2005'ti. Şimdi kaç?
Sene 2013. Kaç sene geçti? Sekiz. Sayın Bakan, bu istinaf mahkemeleri ne oldu
Allah aşkına? Sekiz senedir çalışmayan istinaf mahkemeleri var, kurulmamış.
Ataması yapıldı bölge mahkemeleriyle, makamlar oluşturuldu ama istinaf
mahkemeleri yok. Şimdi, istinaf mahkemelerini de kurduğunuz zaman siz
yargılamayı kısaltmış mı olacaksınız?
Şimdi, Türkiye’nin gerçeğini
görmemiz lazım. Vatandaş polis tarafından yakalanıyor, karakolu geçiyor,
savcının önüne geliyor. Savcının önünden tutuklama hâkimine gidiyor. Tutuklama
hâkiminden sonra dosyası hazırlıkta bekliyor. Bekleyen dosyanın iki sene, üç
sene sonra iddianamesi düzenleniyor -özel yetkili mahkemelere özgü özellikle bu
durum- ve üç sene yargı önüne çıkmadan tutuklu kalan binlerce sanık var.
Örneğin, bazı KCK davalarında da ana dilde savunma nedeniyle yargılama
sürmüyor. Başka davada savunma hakkı kısıtlandığı için sürmüyor. Yani
olağanüstü mahkemelerde mutlaka bir arıza var. Bu arızalar bir tek şeyle
giderilir: Bunları kapatacaksınız arkadaşlar. Bunun bir tek çözümü var.
Olağanüstü yargıyı, olağanüstü mahkemeleri kapatmanın dışında çözüm yoktur. Bu
mahkemeler bir gün gelir sizi de… Ki
bulmuştur geçmişte; sizinle de uğraştılar, size de yargılamalar yaptılar, sizin
de partinizi kapatmaya çalıştılar. Aynı durum bütün partiler için de söz
konusu.
Şimdi, buradan şunu açıkça
söylemek istiyoruz: Burada vatandaş -sözleşmenin 17’nci maddesinde- Hükûmete
diyecek ki “Yüksek sözleşmeci taraf olarak siz hakları kötüye kullanamazsınız.”
Bunu sorgulayacak, “Siz bu yasayla bunu kötüye kullanıyorsunuz.” diyecek. Yani
yeni bir problem çıkaracaksınız. Üçüncü tarafın müdahalesinin önüne
geçemeyeceksiniz. Bir Alman vatandaşın davasına Alman hükûmeti taraf olup
müdahil olduğu zaman siz onu idari komisyonunuza getiremeyeceksiniz. Bırakın
onu, madde 53’te -bu çok açık bir hüküm- “Tanınan insan haklarının korunması”
denen bir hüküm var. Bunun üzerine, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni, 2
sözleşme olarak, ekonomik, sosyal sözleşmeyi Türkiye kabul etti, orada da adil
yargılanma olayı var. Şimdi, hem bölgesel sözleşmede hem uluslararası
sözleşmede bunlar var. Şimdi soruyorum: Bu yasa çıkınca gizli dinleme bitecek
mi, gizli tanık bitecek mi, gizli delil bitecek mi, böcekler gidecek mi? Soruyoruz
çok net: Bu ön yargılı, siyasallaşmış yargı, ideolojik ve düşman hukukunu
uygulayan yargı siyasi tutuklulara 12 Eylül darbesinden daha zalim davranmaya
devam edecek mi? Ya, bir ülkede toplumsal barışın, demokratikleşmenin ölçütleri
var. Eğer sen vatandaşına karşı adil davranmazsan toplumsal barışı
sağlayamazsın. Bunun da 2 yolu var; adalet için de para ve güç gereklidir.
Bütçeniz bu kadarsa, sizin bütçenizin üstünde bütçesi olan polisin, emniyetin,
jandarmanın, komutanlığın, İçişleri Bakanlığının, TSK’nın, Millî Savunma
Bakanlığının sizin 10 katı bütçesi var. Silah onlarda, para onlarda, sizi niye
adalet olarak düşünsünler ki? Yani hakikaten, para, güç kimdeyse “Adaleti de
ben uygularım.” diyor. O zaman bunun yer değiştirmesi lazım. Yani bu ülkede
rotanın sağlanmasının bir tek yolu var: Adalet Bakanlığı bütçesini
düzenleyeceksiniz, güvenliğe harcadığınız paranın, bütçenin büyük bir bölümünü
Adalet Bakanlığına aktaracaksınız; Adalet Bakanlığının kolluğunu
oluşturacaksınız, onun bağımsız kolluğu kendi görevini yapacak, ceza infaz
kurumunu jandarmadan alacaksınız, jandarma cezaevinden mahkemeye götürme,
getirme işlerinde artık olmayacak ama o boşluğu doldururken de eğitimli,
akademi okumuş, Adalet Akademisi mezunu, yeni bir görevli nesli
yetiştireceksiniz; ücreti, ekonomisi, konutu, imkânı, güvenliği olacak personel
yetiştireceksiniz. Siz, bu personelle o zaman adaleti daha iyi
sağlayabilirsiniz. Şu anki koşullarda, mevcut olağanüstü mahkemelerde, F tipi
cezaevlerinde adalet yoktur; zulüm vardır, tecrit vardır, burada izolasyon
vardır. Oradaki koşullarla ilgili her gün her milletvekiline onlarca mektup
geliyor. Bunların çözümü üzerinde kafa yorarsak sonuç alırız. Bunun çözümü
üzerinde yorulmazsa kafalar, aynı, her gün periyodik olarak devam eder;
Şanlıurfa Cezaevinde yangın çıkar, bir gün bir başka cezaevinde… Şimdi de İzmir
Şakran Cezaevinden sürekli şikâyet mektupları geliyor. Bunların çözümü için
doğru bir strateji izlenmesi gerekiyor. “Portatif çözümler, perakendeci
çözümler çözüm değildir.” diyoruz, bunu da yanlış bir yasa olarak görüyoruz.
Saygılarımla… (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Kaplan.
Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz.
Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Anayasa’mızın
138’inci maddesinin (3)’üncü fıkrası uyarınca görülmekte olan bir dava hakkında
Mecliste dahi görüşme yapılamaz. “Görüşülmekte olan bu yasa Anayasa’mız 138/3’e
aykırı.” diyelim; bir.
İkincisi: Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’ne göre makul uygun sürede yargılama hakkı ne anlama
geliyor? Şu anda Türkiye’de buna uygun bir yargılama yapılıyor mu?
Üçüncü sorum: Aliağa Şakran
Cezaevine geçen hafta ziyaretlerde bulunduk. Orada insan haysiyetiyle
bağdaşmayacak bir şekilde, tutuklu ve mahkûmların üzerinde arama yapılmakta;
aynı şekilde, verilen yemekler kalitesiz. Cezaevine uzak yerlerde bulunan
tutuklu ve hükümlüler nakille karşı karşıya kalmakta, dış dünyayla ilgili bağlantıları
kesilmekte. Bu bir insan hakkı ihlali değil midir? Bu uygulamaya son vermeyi
düşünüyor musunuz?
Son sorum: Sohbet hakkıyla
ilgili bir genelgeniz var.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu
genelge uygulanıyor mu? Aykırı uygulamaları görülüyor, “İşte bu sizin sohbet
hakkınızdır.” deniliyor, kanuna karşı hile tatbik ediliyor. Onunla ilgili bir
tedbir alacak mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Oğan…
SİNAN OĞAN (Iğdır) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Iğdır’da cezaevi
şehrin ortasında sıkışıp kalmış, orada mahkûmlar son derece kötü şartlarda
cezalarını çekmekte ve yaşam şartları da cezaevinin eski olması sebebiyle son
derece kötü. Iğdır’da cezaevini hem iyi şartlarda hem de şehrin daha uygun bir
noktasına taşımayı düşünüyor musunuz? Zannedersem bununla ilgili bir arazi
tahsisi var ama herhangi bir girişim yok. Bu konuda bilgi verirseniz memnun
olurum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Ağan.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, gerek sizin
gerekse sizden önceki Sayın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin Bey’in Kütahya’da
vergi mahkemesi ve idare mahkemesi kurulması yönünde Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun kararı olduğunu ancak açılması için biraz zamana ihtiyacı olduğunu
daha önce sizlerden duymuştuk.
Şimdi, kapatılan adliyeler de
dikkate alındığında, Eskişehir’e birçok insanımızın gidemediği göz önünde
bulundurulursa bu mahkemelerin bir an önce Kütahya’ya açılması konusunda bir
hizmetiniz, çalışmanız olacak mı?
İkincisi de: Hâlen, taahhüdü
ihlal suçu nedeniyle ceza almış ama kaçak durumda olan kaç kişi var? Bu
taahhüdü ihlal suçuna adli para cezası uygulanması yönünde bir çalışmanız var
mı? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ve Anayasa’ya aykırı olan bu uygulamanın
kaldırılması yönünde bir çalışmanız olacak mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Işık.
Sayın Akgün…
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, Hükûmetimiz
döneminde ülkemizin her yerine modern adliye binaları kazandırdınız.
Adliyeleri, deyim yerindeyse, apartman dairelerinden ve izbe köşelerden
kurtardınız. Karaman ilimizin de adliye ihtiyacını biliyorsunuz. 2013 yılında
yeni adliye binamızın yapılacağını sizden öğrenmiş bulunmaktayım. Karaman halkı
adına teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Akgün.
Sayın Ağbaba…
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın
Bakan, cezaevlerinde iki tür mahkûm var; bir, mahkeme yoluyla cezaevlerinde
yatanlar, bir de maaşlı çalışanlar yani infaz koruma memurları.
İnfaz koruma memurları
diyorlar ki Sayın Bakan: “Polisin içişleri bakanı var, jandarmanın jandarma
komutanı var, bizim sahibimiz yok.” Yıpranma hakları, maalesef, polisle,
jandarmayla… Üniforma giydikleri hâlde infaz koruma memurlarının yıpranma payı
yok. İnfaz koruma memurlarının giymiş oldukları gömlek nevresim bezinden,
giydikleri pantolon en kalitesiz pantolon.
Şimdi, emekli olunca
silahları ellerinden alınıyor, maalesef hiçbir hak tanınmıyor. Cezaevlerindeki
müdürler emekli olmak istemiyorlar, maaşları üçte 1 oranında düşüyor. Siz,
infaz koruma memurlarına sahip çıkmayı düşünüyor musunuz? 2013 yılında
haklarının düzeltileceği konusunda bütçe konuşmanızda söz vermiştiniz. Bu
2013’te bir çaba gösterecek misiniz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Ağbaba.
Sayın Yılmaz…
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, ben yine
tasarıyla ilgili bir konuyu size sormak istiyorum. Şimdi, 23 Eylül tarihi
itibarıyla zaten AİHM’e başvuranlar başvuracaklar ama 23 Eylülden sonra uzun
yargılamalardan kaynaklanan hak ihlalleri olduğunu iddia eden kişiler Anayasa
Mahkemesine başvurabilecekler mi? Bireysel başvuru hakkı orada onlar için
geçerli olabilecek mi? Yani kesinleşmiş karar gerekiyor. Uzun yargılamalarda
kesinleşmiş karar engeli nasıl aşılacak? Bir bunu sormak istiyorum.
Bir de, biraz önce Mevlüt
Aslanoğlu görüşürken dediniz ki: İşte “Tutukluluklarla ilgili bizim
yapabileceğimiz herhangi bir şey yok. Biz yürütme organıyız. Yasama ve yürütme,
mahkemelerin bağımsızlığı nedeniyle talimat veremez.” Ama ben size şunu
hatırlatıyorum: Hakan Fidan için, biliyorsunuz, bir haftada koruma kollama
yasası çıkartıldı. O zaman, Fatih Hilmioğlu, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, bu
arkadaşlarımızın da ismini bizim “Hakan Fidan” olarak mı değiştirmemiz
gerekiyor bir düzenleme yapılması için?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Yılmaz.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
İlk olarak Sayın Tanal’ın
sorusu: Anayasa 138’inci maddeye dair bir tespit yaptınız ama sorusunu
algılayamadık burada, arkadaşlarım da not edemediler. Onu sonraya bırakıyorum.
“Türkiye’de makul sürede
yargılama yapılıyor mu?” Sayın Tanal, Türkiye’de yargılamaların uzun olduğuna
dair öteden beri bir şikâyet var, bunu kabul ediyoruz ancak Türkiye'nin son
yıllarda almış olduğu tedbirlerle -biraz önce Sayın Şandır da buna atıfta
bulundu- belli mahkemelerde yargılama sürelerinde kısalmalar var, belli
mahkemelerde de sürenin uzaması var. Size bunlardan örnekler vereceğim: Asliye
ticaret mahkemelerinde yargılama süreleri 2002’de 434 gün iken 2011’de 323 güne
inmiş. İcra hukuklarda 2002’de 111 günmüş yargılamalar, 2011’de 105 güne inmiş.
Özel yetkili mahkemelerde 364 günmüş ortalama, 2011 itibarıyla 325 güne gelmiş.
Çocuk ceza mahkemelerinde 557 günmüş ortalama yargılama süresi, 2011 sonu
itibarıyla 557 günlük süre 306 güne inmiş. Yine, ağır ceza mahkemelerinde 347
gün olan ortalama yargılama süresi 2011 sonu itibarıyla 297 güne inmiş. Asliye
ceza mahkemelerinde 427 gün olan ortalama yargılama süreleri 358 güne inmiş.
İcra ceza mahkemelerinde de 147 günlük süre 99 güne inmiş.
Ancak, buna karşın yargılama
süreleri artan mahkemeler de var; sulh ceza mahkemeleri bunlardan, kadastro
mahkemeleri bunlardan. Tabii, bunların nedenlerini araştırdığımızda, kadastro…
Türkiye’de, şu anda, 25-30 köy dışında kadastrosu yapılmamış yer kalmadı. Bu
25-30 köy de tamamlandıktan sonda Türkiye’nin tüm kadastral işlemleri bitmiş
olacak. On yıllık süreçte çok sayıda kadastro hizmeti verildiği için buradan
kaynaklı ihtilaflarda bir artış var. Diğer, genel itibarıyla artışlara
baktığımızda da Türkiye’de, ticarette, ihracatta, millî gelirde, ticari
ilişkide meydana gelen artışlardan kaynaklı ihtilaflar var, yansımalar var.
Ancak, bunların da önlenebilmesi için yeni tedbirler geliştiriliyor. O açıdan
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi makul sürede yargılamayı her dava tipi için ayrı
değerlendiriyor yani bir yıl, iki yıl, üç yıl gibi bir fiks süreyi kabul
etmiyor. Davanın taraflarının sayısı, yargılama konusunun girift olup olmaması,
efendim, davanın içeriği makul sürenin tespitinde etken ancak şu anda
Türkiye’nin AİHM’de bekleyen, yaklaşık 3.000 ila 3.500 arasında olmasını
beklediğimiz uzun yargılamalardan mütevellit başvurular iki türlü önleme yoluna
gidiliyor: Bugüne kadar yapılmış olanlar tazmin komisyonu yoluyla tüketilecek,
bundan sonraki şikâyetler de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmak
suretiyle giderilecek. Onu biraz sonra daha detaylı aktarmaya çalışacağım.
Şakran Cezaevine ilişkin
sorunuz: Daha bu hafta Meclis İnsan Hakları Komisyonumuz Şakran Cezaevini
ziyaret etti. Diğer cezaevlerinde olduğu gibi, denetim mekanizmaları işliyor.
Onların raporlamalarını dikkatle takip ediyoruz. Varsa eksiklerimiz bu konuda,
bunların ikmaline çalışıyoruz. Ancak Şakran Ceza İnfaz Kurumumuz Türkiye'nin şu
anda en yeni, en modern ve imkânları geniş cezaevlerinden bir tanesi hâline
geldi. Uygulamalarda aksaklık varsa İnsan Hakları Komisyonumuzun tavsiyeleri de
dikkatle karşılanacaktır.
Sayın Oğan, Iğdır Cezaevine
ilişkin olarak: 2013 Yatırım Programı’nda var ve proje aşamasında şu anda. Arsa
tahsisi konusunda çok zorluk yaşadık.
SİNAN OĞAN (Iğdır) –
Yediemindeydi Sayın Bakanım.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Ama inşallah 2013’te bir mesafe aldırarak bu sıkıntıyı çözmeyi
amaçlıyoruz.
BAŞKAN – Süremiz doldu
efendim.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Diğer cevapları -Sayın Işık’ın süresi kalmadı- ben yazılı olarak
bildireyim.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Biraz
sonra yine sorarız, o zaman cevap verirsiniz.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz.
Geçici madde 1 üzerinde iki
önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı kanun tasarısının geçici 1. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek Akagün Yılmaz Gürkut Acar Malik Ecder Özdemir
Uşak Antalya Sivas
Mustafa Moroğlu Birgül Ayman Güler
İzmir İzmir
"Geçici
Madde 1- (1) Komisyon üyeleri, bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren 15 gün
içinde seçilir ve atanır."
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 342 sıra sayılı tasarının Geçici madde 1’in tasarıdan çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
Hasip Kaplan İdris Baluken Mülkiye Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Hüsamettin
Zenderlioğlu Erol Dora
Bitlis Mardin
BAŞKAN – Evet, Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) –
Gerekçe okutulsun.
BAŞKAN – Gerekçe…
Gerekçe:
Anayasanın 90’ıncı maddesi
uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar
Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta uygulanması,uygulamadan doğan
mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini
okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı kanun tasarısının geçici 1. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları
"Geçici Madde 1- (1)
Komisyon üyeleri, bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren 15 gün içinde
seçilir ve atanır"
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Tezcan,
buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüştüğümüz yasa tasarısı, makul sürede sonuçlandırılmayan
soruşturma ve kovuşturmalardan kaynaklanan problemleri, haksızlıkları gidermeye
dönük olarak hazırlandığı ileri sürülen bir tasarı. Bununla ilgili bir
düzenleme yapma ihtiyacı doğmuş ve bu düzenleme yapma ihtiyacı çerçevesinde
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gündemindeki bir kısım davaların makul sürede
bitirilmemesi nedeniyle uğranan haksızlıkları nasıl gideririz diye bir kanun tasarısı
gelmiş.
Değerli arkadaşlar, Türkiye,
uzun zamandan bu yana, makul sürede sonuçlandırılamayan dava ya da soruşturma
nedeniyle haksızlığa uğramış çok sayıda mağdurun bulunduğu bir ülke hâline
geldi. Bakın, beş yıl, altı yıl devam eden davalardan tutuklu olan, tutuklu
yargılanan, haksızlığa uğrayan sanıklar var.
Şimdi, son iki gün içerisinde
ilginç bir şeyle karşılaştık. Bir taraftan Türkiye Büyük Millet Meclisinde
makul sürede yargılaması bitirilmeyen davalardaki haksızlıkları konuşurken, bir
başka taraftan, özellikle kurgulanmış delillerle, kurgulanmış ve bu çerçevede
yürütülmüş siyasi nitelikteki davaların sonucunda ortaya çıkan haksızlıkların
çarpıcı bir örneğini tasfiye hâlindeki bir mahkemenin gerekçeli kararında
gördük. “Balyoz davası” diye kamuoyunda bilinen davanın gerekçeli kararı
açıklandı.
Değerli arkadaşlar, bakın,
sayın mahkeme ne diyor gerekçeli kararında? Bu davanın gerekçeli kararında
sayın mahkeme diyor ki: “Sahteliği iddia edilen deliller aslında sahte değildir
çünkü Genelkurmay Başkanlığında bunların orijinallerinin olduğu anlaşılmıştır.”
Yani mahkeme şunu söylüyor: “Ben karar verirken bu CD’lere dayanarak karar
verdim. Ama bu CD’ler iddia edildiği gibi sahte değildir, gerçektir.”
Genelkurmay Başkanlığı da bir açıklama yaptı hemen arkasından, dedi ki: “Yok
böyle bir şey, böyle bir şey yok. Biz mahkemeye daha önce yazı yazdık.
Yazdığımız yazıda dedik ki: ‘Böyle bir orijinal belge, böyle bir plan yok bizim
elimizde.’” Yani mahkeme sahte delillerle kurgulanmış, sahte delillerle
yürütülmüş, sahte delillerle tamamlanmış bir davada sahte gerekçeyle bir karar
verdi.
Değerli arkadaşlar, 3’üncü
yargı paketi görüşülürken gırtlağımız patladı, anlatmaya çalıştık, “Bu
mahkemeler tasfiye hâlindeki mahkemeler, özel olarak bunların görevlerine devam
edin demeniz, bu mahkemelere verilen görevin, önceden, peşinen yazılan kararı tebliğ
görevi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu mahkemeleri tamamen kaldıralım.”
dedik. Geldiğimiz noktayı hep beraber görüyoruz. Bugün gelinen noktada, bu
tasarıda, makul sürede yargılamaların yapılmaması nedeniyle Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesindeki davalardan paçamızı kurtarmaya çalışırken, açıkça,
Türkiye’de, kuvvet komutanlarını, ordu komutanlarını, aydınları, yazarları
kurgulanmış delillerle üç yıl, dört yıl, beş yıl mahkemelerde tutuklu bıraktık,
şimdi de bizzat mahkemenin gerekçeli kararıyla bu tescil edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
bu sorumluluğu üzerinden atamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda şunu
deme hakkına sahip değildir: “Bu yargı bağımsızlığı meselesidir, buna müdahale
edemiyoruz.” deme hakkına sahip değildir. Hakan Fidan’ı kurtarmak için
alelacele, gece yarısı operasyonuyla kanun çıkarıyorsa, böylesi bir
adaletsizliğe “Dur.” demek Türkiye Büyük Millet Meclisinin namus borcudur.
Hepinize saygılar sunuyorum,
teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tezcan.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Geçici madde 1’i oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Geçici madde 1 kabul edilmiştir.
10’uncu maddeyi okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 10- (1) Bu Kanunun;
a) 5 inci maddesi yayımı
tarihinden itibaren bir ay sonra,
b) Diğer maddeleri yayımı
tarihinde,
yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Dibek.
CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK
(Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, tasarının
son iki maddesine geldik, yani “yürürlük” ve “yürütme”. Aslında, tasarıyla
ilgili olarak kürsüye çıkan çok sayıda arkadaşımız, tasarının hangi amaçla
getirildiğini burada anlattılar çünkü bunun bir de önceki, yıl öncesi kısmı da
var. 7’nci maddeye kadar olan kısmını biliyorsunuz aralık ayı içerisinde
görüşmüştük, tasarı bölünmüştü.
Ben, bu maddede bir özet
yapmak istiyorum. Aslında teknik bir kanun. Belki anlaşılması zor oluyor biraz
ama ana hatlarıyla, biraz sonra kabul edilecek olan bu kanun neyi getirecek
Türkiye’ye veya bu kanunla aslında Türkiye’de biz neyin var olduğunu,
Türkiye'nin koşullarının, özellikle adalet ve yargının Türkiye’de hangi noktada
olduğunu da bir anlamda görmüş oluyoruz bu kanunun gelmesiyle.
Bakın, ben daha önce burada
kürsüde konuşurken de rakamları vermiştim. Sayın Bakan da Komisyonda bu
rakamları vermek zorunda, yapacağı bir şey de yok, ne yapsın? Yani geçtiğimiz
konuşmamda da belirttim “Rakamlarda, değişik konularda, özellikle ekonomik konularda,
işte Türkiye’deki cari açıkta, işte ticaret hacminde, efendim ihracat
rakamlarında, büyüme rakamlarında, istediğiniz gibi onlar üzerinde
oynayabiliyorsunuz, oynanıyor, onlara takla attırılabiliyor.” demiştim. Fakat
burada kral çıplak yani burada yapacak bir şey yok. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi rakamları koymuş önümüze. 47 tane ülke var bu sözleşmeye taraf olan.
1’inci Rusya. 30 bin dosyası var şu an Rusya’nın Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde, ihlal nedeniyle. Vatandaşların, oradaki Rus vatandaşların
başvurusu olan 30 bin dosya var; arkadan biz geliyoruz, 17 bin dosya var.
Şimdi, öyle ama -bizim 17 bin
dosyamız var Rusya’ya karşı- biz ihlal kararlarında 1’inciyiz. Yani, aradaki
orana baktığımızda, 30 bine 17 bin oranına rağmen Türkiye, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinden çıkan ihlal kararlarında, arkadaşlar, 1’inci sırada. Böyle bir
sabıkamız var.
Şimdi, rakamlar bu. Niye bu
yasa tasarısı geldi? Bu tasarıyla neyi çözeceğiz? Aslında çözülecek olanlar
belki sivrisinekler diyebiliriz çünkü sistem, bataklık -öyle diyebiliriz-
Türkiye’de sivrisinek üretiyor. İnsanlar adalete, yargıya gittiklerinde
haklarını elde edemiyorlar, uzun yıllar mahkemelerde sürünüyorlar. Bunlar
filmlere dahi konu oluyor. Zaman zaman tekrar edilen filmler var, izliyorsunuz,
Kemal Sunal’ın, rahmetlinin oynadığı, diğer sanatçıların oynadığı çok güzel
filmler var; orada çocuktan başlayan veya babadan başlayan, dedeye kadar giden
ve uzun yıllar devam eden davalar var. Vatandaşlar haklarını alamayınca
yargıdan ne yapıyorlar? En son yol, ister istemez Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine gidiyorlar çünkü tarafız, uluslararası bir anlaşma gereği taraf
olmuşuz ve yetkileri de kabul etmişiz orada.
Değerli arkadaşlar, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi bu davalar nedeniyle mahkûm ediyor. Şu anda
bizim yaklaşık 17 bin dosyamız var, bunun 3.500’ü bir paket olarak bu yasa
tasarısının konusunu kapsıyor, uzun yargılamaları kapsıyor. Yaklaşık 3.500
dosya birikmiş orada. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de diyor ki Türkiye’ye:
“Bakın, ben bunlarla uğraşmayayım. Sizin iç hukukunuzda bu sorunu çözecek bir
mekanizma yok. Sözleşmenin de bir 13’üncü maddesi var -Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin- bu maddeye göre ben size bir süre veriyorum -bir süre vermiş
bize- bu 3.500 dosyayı -yani bu paket dosyayı- benim önümden alın. Ben bir
tanesine baktım.” İşte, adı sık geçen bir dosya var, Ümmühan Kaplan dosyası,
biliyorsunuz. “Onu emsal olarak bitirdim, buna göre, bu 3.500 dosyayla ilgili
olarak kendi iç mekanizmanızda bir çözüm üretin.” Bir de süre vermiş. Tasarı da
bu niyetle geliyor değerli arkadaşlar. Geliyor da… Şimdi, gerçi, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi “Bu 3.500 dosyayı çözün.” demiyor yani “Bu paketi çözün,
ondan sonra, efendim, bu konuyu gündeminizden kaldırın; benzer, uzun
yargılamalarla ilgili, insanların haklarını elde edemediği bu yargılamalarla
ilgili yine bana başvursunlar.” demiyor fakat her nedense, Bakanlık veya
Hükûmet böyle bir tasarı hazırlamış. Yani onlar öyle algılamışlar. Çünkü,
biliyorsunuz, geçtiğimiz referandum döneminde Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuru hakkıyla ilgili bir süreç başladı, işte, 23 Eylül 2012’den itibaren
vatandaşlarımız başvurabiliyor. Onu baz almışlar, diyorlar ki: “Türkiye’de
artık bu sorunlar olursa Anayasa Mahkemesine gidecek, biz 23 Eylüle kadar olan,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki bu dosyaları çözelim, eritelim.” Yani işin
özü bu. Bir komisyon kuruluyor. Arkadaşlarımız belirtti, ben daha önce de
söyledim, bu komisyon çözüm değil. Bu komisyon yeni ihlaller yaratacak diyelim.
Yani şimdi, siz düşünebiliyor musunuz değerli arkadaşlar, Türkiye’de davalar
otuz yıl, kırk yıl uzuyor. Vatandaş, neyse hakkı elde edememiş, karar verilmiş,
infaz edilememiş yani kararın gereği yerine getirilememiş, bir şekilde Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine gidiyor “Ben mağdur oldum, hakkımı elde edemedim,
adalet tecelli etmedi.” diyor, bir dava açıyor. Başvurusunda, davasında; Sayın
Bakana da sormuştum yani “Davalı kim?” demiştim, bizim Türkiye Cumhuriyeti
devletini, bakanlığımızı, işte Adalet
Bakanlığını davalı olarak gösteriyor. O davada davalı olan kurum, şimdi
geliyor, bakanlık “Ben bir komisyon kuracağım, ben kuracağım.” diyor o davanın
davalısı, yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen davanın davalısı!
“Komisyonun 4 üyesini ben belirliyorum merkez ve taşra teşkilatından, 1 tane de
Maliye Bakanlığından gelecek -o da işte işin mali kısmını, parasal kısmını
çözecek.- 5 kişilik bir komisyon kurduk.” diyor ve “Bu komisyon idari bir
komisyondur.” diyor Sayın Bakan. Yani ben onu da anlamadım Nasıl idari
komisyon?
Değerli arkadaşlar, bu
komisyon dosya alacak, bir mahkeme dosyası var yani hukukçu arkadaşlarımız var
burada… Hele hele öyle otuz kırk yıllık dosyalar şöyle incecik dosyalar
değildir yani şu kadar dosyalardır, birikmiştir, taşıması zordur o dosyaları. O
dosyayı alacak bu komisyon, niçin uzamış, kusur kimde, bu dava niye bu kadar
gecikmiş, bunlara bakacak, yani nihayetinde birçok görevi var.
Şimdi, bu komisyonun yaptığı
görev… Yani bir haklı, haksız, burada davanın uzamasının gerekçelerini bulurken
bir idari işlem mi yapacak yani bu komisyon baktığımızda? Bu komisyonun idari
komisyon olduğunu düşünmek mümkün değil ama böyle de bir durum var değerli
arkadaşlar.
Bakın, bu yasayla ilgili, bu
tasarıyla ilgili söylediğimiz hiçbir öneri, gerekçe maalesef dikkate alınmadı.
İşte, Sayın Bakan bir varsayıma dayalı olarak, bizim Anayasa Mahkememizin
Anayasa’nın 148’inci maddesindeki “İç hukukun tüketilmesi gerekir.” maddesini
belki gündeme alınmayacağını, daha doğrusu değerlendirilmeyeceğini… Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, biliyorsunuz, uzun tutukluluk süresinde bunları
yapıyor. Yani iç hukukta o konuda bir yol yoksa “Ben, uzun tutukluluklarla
ilgili olan başvurulara bakarım.” diyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Anayasa
Mahkemesinin de emsal bir düşünceyle, bu bireysel başvurularda, iç hukukla
ilgili, daha dava bitmeden yani düşünün, bir dava otuz sene sürmüş, daha iç
hukuk bitmemiş, Yargıtaya gitmemiş, kesinleşmemiş veya idari yargıda
kesinleşmemiş; Danıştay bakacak mı,
bakmayacak mı; Anayasa Mahkemesi bakacak mı, bakmayacak mı tartışması var.
Sayın Bakan diyor ki: “İşte, Anayasa Mahkemesiyle biz şifahi olarak istişarede
bulunduk. Onlar da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin düşüncesi gibi bu konuda
bu başvuruları değerlendirebilir.” Böyle de bir varsayım var. Biz diyoruz ki:
Bu komisyon kalıcı olmalı, bataklığı kurutmalı, yani 23/9/2012 baz alınmamalı,
kalıcı bir görev yapmalı. Bundan sonraki ihlallerin de değerli arkadaşlar, bu
komisyonun gündeminde olması gerekir diyoruz ama Hükûmet, Sayın Bakan maalesef
bu düşüncemizi dikkate almadılar.
Bazı arkadaşlarımız, az önce
Sayın Tezcan da belirtti. Bakın, Türkiye’nin başka bir sorunu var değerli
arkadaşlar. Bir taraftan davalar otuz yıl, kırk yıl sürüyor, insanlar haklarını
elde edemiyor ama Türkiye’nin gündeminde 2 tane dava var, çok ilginçtir, bir
tanesi -geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz kararı çıkmıştı- Balyoz davası, çok
sanıklı bir dava. Öyle bir dava tabii ki ne kadar süre içerisinde
sonuçlandırılır, o da tartışılır ama onunla ilgili mahkeme karar verdi;
sanıkların hemen hemen tümünü mahkûm etti, biliyorsunuz, gerekçeli kararını da
geçtiğimiz hafta yayımladı ve tartışılıyor. Öyle bir dava! Şimdi, bir taraftan
işte davalar uzun sürüyor, bir taraftan da yüzlerce sanığın, 300-400 sanığın
yargılandığı bir davada insanlar “Adil yargılanmıyoruz, bizim taleplerimiz
dikkate alınmıyor. Birçok uzmanın düşüncesi var, dijital veriler sahte, dijital
verilere girilmiş” diye mahkemeden yalvarırcasına bilirkişi incelemesi istiyor.
Mahkeme diyor ki: “Yok, ben bilirkişi incelemesi yapmam.” ve gerekçeli
kararında da belirtmiş niye yapmadığını çünkü son kararı, bir daha o mahkeme
yok, o mahkeme bir görev yaptı. İşte “Dijital verilerin, içindekilerin
Genelkurmay Başkanlığında asılları vardır.” diyor, Genelkurmay Başkanlığı
“Bende yok.” diyor. Ya, böyle bir karar, böyle bir mahkeme olur mu arkadaşlar?
Yani Yargıtay ne yapacak merak ediyorum, nasıl bir karar verecek?
Sayın Bakan, dijital
verilerin 2003-2007 yılıyla ilgili farklı bir düşünce belirtiyor Savunma
Bakanı. Mahkeme diyor ki: “Yok, öyle olmaz.” Bakın, bu Türkiye’nin yüz karası
bir karar da olabilir, şu an çok erken ama Yargıtaya gittiğinde, geldiğinde,
ben çok merak ediyorum. Aynı olay Ergenekon davasında var; aralık ayında o dava
bitecek diye mahkeme kendini hazırlamıştı. Bakın, dava yeniden başlamış gibi
devam ediyor. Yani böyle bir yargılama olabilir mi değerli arkadaşlar?
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
TURGUT DİBEK (Devamla) –
Bitti mi?
Peki, saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Dibek.
Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, şahsım adına söz istiyorum.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Şahıs adına taleplerimiz var efendim. Bir yanlışlık oldu herhâlde
bizim taleplerimiz vardı şahıslar adına.
BAŞKAN – Efendim?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır
böyle olmaz. Bakın Sayın Başkan, deminki maddede de ben bekledim, baktım,
geldiler grup başkan vekilleri size şey ettiler, bizimkiler vazgeçtiler. Ben
şimdi şahsım adına söz istiyorum. Burada sizin oynadığınız.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Sayın Başkan…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Siz
daha dün geldiniz buraya, ben otuz senedir buradayım.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Ben kendisini muhatap almıyorum efendim. Size söylüyorum, bizim
şahıs adına taleplerimiz vardır, bu doğrultuda karar vermenizi istiyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir dakika…
“Soru-cevap bölümüne geçtim.” dedim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır
“geçtim” demediniz ama…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Dediniz efendim.
BAŞKAN - “Geçtim” dedim.
“Soru-cevap bölümüne geçiyorum.” dedim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, bakın efendim, soru-cevap bölümüne geçemezsiniz. Her madde üzerinde
gruplar ve 2 milletvekilinin kişisel konuşma hakkı var. Şimdi 1 grup konuştu,
benim kişisel konuşma hakkım var. Bana söz vermek zorundasınız.
BAŞKAN – Şimdi bakın Sayın
Genç…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır
efendim, söz vermek zorundasınız. Yani AKP’lilerin talimatıyla niye hareket
ediyorsunuz?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Talebimiz var. Kaldı ki siz “Soru-cevap işlemine geçiyorum.”
dediniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın,
burada milletvekillerine söz vermek zorundasınız. Demin, burada, Elitaş,
geçerken size işaret etti “Bizimkiler konuşmuyor.” dedi. Ben burada her şeyin
farkındayım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Bana mı işaret etti?
Sayın Genç lütfen, rica ederim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın,
lütfen, ben söz istiyorum.
BAŞKAN – Çok rica ederim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır
söz vermek zorundasınız.
BAŞKAN – Siz…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Çünkü
benim söz hakkım var.
BAŞKAN – Neyin zorunda olup
olmadığıma ben burada karar veririm. Lütfen, bir dakika… (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Efendim, vereceksiniz ama Meclisi doğru yönetmek zorundasınız.
BAŞKAN – Bir dakika Sayın
Genç, beni bir dinleyiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğru
yönetmek zorundasınız. Ben şimdi… Daha 1 tane grup konuştu, öbür gruplar
konuşmuyorsa bana söz vermek zorundasınız.
BAŞKAN – Bir dakika
susarsanız, bir şey söyleyeceğim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz
vermek zorundasınız.
BAŞKAN – Hiçbir şeyin zorunda
değilim.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Vereceksiniz!
BAŞKAN – Lütfen beni bir
dinleyiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Efendim, bu İç Tüzük’ün gerektirdiği zorunluluktur.
BAŞKAN – Siz de beni dinlemek
zorundasınız.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, ben sizi dinlemeye…
BAŞKAN – Lütfen, beni bir
dinleyiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın,
keyfî hareket ederseniz sizi dinlemem.
Ama burada benim söz hakkım var,
söz hakkımı vereceksiniz.
BAŞKAN – Ben de sizi
dinlemem! Böyle bir konuşma olabilir mi Genel Kurulda Sayın Genç?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Olur
mu? Söz hakkımı neye göre… İç Tüzük’e göre her madde üzerinde grupların…
BAŞKAN – Sayın Genç, bir
dakika beni bir dinleyiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Dinleyeyim peki sizi.
BAŞKAN – Lütfettiniz!
Şimdi, siz de gayet iyi
bilirsiniz ki Genel Kurulda, yönetirken gruplar söz talebinde
bulunmayabilirler. “Neden bulunulmadı?” diye bizim soru sorma hakkımız yoktur.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok
efendim, hayır. Gayet doğru.
BAŞKAN – Şahıslar adına da
burada söz hakkını gruplar ya da milletvekilleri, şahıslar çekebilirler. Bunu
da gayet iyi biliyorsunuz.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Çekmişler. Ben şimdi söz istiyorum.
BAŞKAN – Çekmişlerse ben
soru-cevap işlemine direkt olarak geçerim.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Geçmeden önce verebilirsiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın,
geçmeden önce ben söz istedim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şimdi, lütfen…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Başkan, müdahale edebilir miyim?
BAŞKAN – Sayın Grup Başkan
Vekili, lütfen.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Şimdi, efendim, şahısları kapatmış iktidar partisi fakat kullanmıyor hakkını. O
arada, siz tam geçeceğiniz anda Sayın Genç söz istedi.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Öyle bir beyanımız yok ki bizim.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama
henüz geçmemiştiniz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Geçmiştiniz efendim.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir
dakika efendim… Doğruyu bulmaya çalışayım.
Eğer AKP milletvekili
arkadaşımız şunu yapsaydı haklı olurdu: Kürsüye çıkardı, teşekkür ederdi,
inerdi, konuşmasını kullanmış olurdu fakat o hakkını kullanmadan vazgeçiyor,
vazgeçtiği anda siz “Soru-cevaba geçiyorum.” dediğiniz anda Sayın Genç söz
istemişse vermek zorundasınız.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Hayır efendim…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Olay
böyle yani, doğrusu bu.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır…
Daha önce de yaptık Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şimdi, ben size
doğrusunu söyleyeyim mi sayın milletvekilleri?
Şimdi, eğer söz hakkını
çekmişlerse sizin, söz hakkını onlarla konuşabilmeniz gerekirdi, birbirinizle
gruplar olarak.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye
konuşayım ki!
BAŞKAN - Şahıslar adına
konuşuyorsanız söz hakkı talebinde bulunabilirsiniz. Bunu da hep yapıyorsunuz.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Söz
hakkı talebini önceden kapatmışlar zaten. Hem kapatmış, hem geri çekiyorsa…
BAŞKAN – Yani kapatır ya da
kapatmaz, onu biz bilemeyiz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, bakın, geçen gün…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Lütfen, onu biz
bilemeyiz.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Sayın Başkan, bu hakkın kötüye kullanılmasıdır. Kanun koyucu hakkın kötüye
kullanılmasını ifa etmez, Sayın Genç bu konuda haklıdır. Yani bu anlamda, kanun
hakkın kötüye kullanılmasını ihtiva etmez. (Gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Tanal… Bir
dakika…
Bu şahıslar adına söz
haklarını, uzun zamandır, Genel Kurulda -bütün grup başkan vekilleri bilirler
ki- icabında birbirinizle değiştirebiliyorsunuz. Bu değiştirme hakkınızı grup
başkan vekilleriyle kullanmalısınız diye düşünüyorum ben. Bana burada söz
hakkını kullanmadıklarını beyan edince ben direkt soru-cevaba geçerim.
MUHARRREM İNCE (Yalova) –
Bakın, o arada söz istedi Sayın Genç.
BAŞKAN – Onun için, lütfen,
siz, bir dahaki …
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir dakika beni dinler misiniz.
BAŞKAN - …maddede şahıslar
adına olanda gruplar adına anlaşınız…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
bir dahaki maddede falan söz vermezler, onlar konuşurlar.
BAŞKAN - …ve söz hakkınızı
oradan…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi,
Sayın Başkan, geçen birleşimde de böyle oldu.
BAŞKAN -…normal olarak talep
ediniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın
Sayın Başkan, Sayın Meral Akşener burada Başkanlığı yönetirken o “Sorulara
geçiyoruz.” deyince ben söz istedim, tekrar bana sözü verdi.
BAŞKAN – Şimdi…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, bakın…
BAŞKAN – Yönetmeyi
başkalarıyla kıyaslayarak yapamazsınız. Bir kural vardır, ben bu şekilde
uyguladım.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Kuralı
siz ihlal ediyorsunuz.
BAŞKAN – Siz…
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Efendim İç Tüzük’ün 87’nci maddesinde ne diyor, pardon 80… Yani maddelerin tümü
üzerindeki görüşmelerde her madde üzerinde 2 milletvekilinin konuşma hakkı var…
BAŞKAN – “Gruplar adına da
söz hakkı var.” diyor Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Kimse
konuşmuyorsa ben konuşurum efendim.
BAŞKAN – “Gruplar adına da
söz hakkı var.” diyor, konuşmak istemiyorlar…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Sayın Başkan, siz soru-cevaba geçtiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani
bu kadar, AKP’nin emrine göre bu Meclisi yönetemezsiniz! Böyle bir şey olur mu?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Sayın Başkan, siz soru-cevaba geçtikten sonra şahsı adına söz
aldı. Lütfen…
KAMER GENÇ (Tunceli) –
AKP’nin direktiflerine göre Meclisi yönetiyorsunuz. Böyle bir şey olmaz!
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Uygulamanıza katılıyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Lütfen, benim söz hakkımı vermek zorundasınız.
BAŞKAN – Ben “Bundan sonraki
maddede anlaşın ve söz hakkınızı alın.” diyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim
söz hakkımı vermek zorundasınız, yoksa devam edemezsiniz!
BAŞKAN – Buyurunuz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Soru-cevap…
Sayın Doğru...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, benim söz hakkımı kullanmak…
BAŞKAN – Sayın Doğru, lütfen…
REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Hükûmet olarak
milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili bir kanun çalışması
var mıdır? Ayrıca, dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili…
KAMER GENÇ (Tunceli) –
AKP’nin emrine girerek böyle Meclis mi yönetilir yahu!
REŞAT DOĞRU (Tokat) -
…dosyası bulunan milletvekillerinin…
BAŞKAN – Çok rica ediyorum
Sayın Genç...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
rica etmene gerek yok! Bu Meclisi doğru yöneteceksiniz!
REŞAT DOĞRU (Tokat) -
…yargılanma isteklerinin…
BAŞKAN – Lütfen yerinize
oturunuz, çok rica ediyorum.
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın
Başkanım, anlaşılmadı, yeni baştan konuşayım.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Demin
Elitaş “Kimseye söz verme.” dedi, ben gördüm buradan.
BAŞKAN – Sayın Genç, çok rica
ediyorum…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani,
muhalefet partisi Başkan Vekili de muhalefet partisinin sözünü böyle keserse
biz kimden söz alacağız canım?
BAŞKAN – Sayın Tanal,
buyurunuz.
Size sonra söz vereceğim
Sayın Doğru, sisteme giriniz lütfen.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Sayın Başbakan
bugüne kadar kaç vatandaşımız aleyhine cumhuriyet başsavcılığına suç
duyurusunda bulunmuştur?
İki: Şikâyet sonuçlarında kaç
kişi aleyhine dava açılmıştır? Kaç vatandaşımız mahkûm olmuştur? Kaç
vatandaşımız beraat etmiştir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tanal.
Sayın Demiröz…
Sayın Demiröz yok.
Sayın Bayraktutan…
UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, adliye
personelinin servis araçları, biliyorsunuz yakın bir zamanda kaldırıldı. Bu
servis araçlarını kaldırdıktan sonra, özellikle büyük şehirlerde adliye
personelinin adliyeye ulaşımını sağlamak için
daha önce ulaşım yardımı yapılıyordu, ulaşım yardımını da kaldırdınız.
Bu konuda adliye personelinden yoğun şikâyetler almaktayız. Bu uygulamayı
yeniden eski hâline getirmeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda adliye personelinin
yaşamış olduğu mağduriyeti gidermeyi düşünüyor musunuz? Özellikle büyük
şehirlerdeki adliye çalışanları çok mağdur durumdadırlar. Bu uygulamadan
vazgeçmeyi düşünüyor musunuz? Adliye personeli bu konuda ciddi bir şekilde
karar almanızı bekliyor.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Bayraktutan.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakandan öğrenmek
istiyorum: Hükûmet olarak, milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasıyla
ilgili bir kanun çalışması var mıdır?
İkincisi: Dokunulmazlığının
kaldırılmasıyla ilgili dosyası bulunan milletvekillerinin yargılanma
isteklerinin kabul edilmesiyle ilgili ayrıca bir kanun çalışması var mıdır?
Üçüncü sorum: Tokat ilinde
cezaevi ve adliyelerin bazıları kapanmıştır, bazı ilçelerde çalışmalar olduğu
söylenmektedir. Bu yönde Tokatla ilgili bir bilgi almak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Doğru.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Bakanım, önceki sorularıma ilave olarak, Kütahya ili Simav ilçesindeki kapalı
cezaevinin kapatılmasıyla ilgili kararınızda bir değişiklik var mı?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Simav mı dediniz?
ALİM IŞIK (Kütahya) – Simav
Cezaevinin kapatılmasıyla ilgili, daha önce 2013 yılında kapatılacağıyla ilgili
bir beyanatınız olmuştu. Bunun yerine, mağduriyetin önlenmesi adına ne
düşünüyorsunuz?
İkincisi: Şaphane ve Domaniç
adliyelerini kapattınız; oradaki yargı nedeniyle mağduriyetler had safhaya
ulaştı. Buna nasıl bir çözüm düşünüyorsunuz? Açıklarsanız sevinirim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Işık.
Sayın Köprülü…
EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Tekirdağ ili
ekim ayı içerisinde ciddi bir sel felaketi yaşadı. Bu sel felaketinden dolayı
da en ciddi mağduriyetlerden bir tanesi de Çerkezköy Adliyesinde gerçekleşti.
Ödenek yetersizliğinden dolayı tamamlanamadığı için, hükûmet binasının alt
katlarında hizmet veren adliye binasını su bastı ve burada 6 bin dosya hamur
hâline dönüştü. Adliye faaliyetleri durdu, mahkemelerde duruşmalar yapılamıyor.
Ancak buradaki aksaklıklar, dosyaların çamaşır gibi iplere serilmesi ve
kurutulması faaliyetiyle giderilmeye çalışıldı.
Bakanlığınız olarak,
Çerkezköy’de adliyede yaşanan bu sıkıntıyı gidermek için bir girişiminiz olacak
mı? Artı bir kaynak ya da personel bu konuda ayırmayı düşünüyor musunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Köprülü.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Doğru “Milletvekili
dokunulmazlığının kaldırılmasına dönük bir yasa çalışması var mı?” diye
sordular. Şu anda, bilindiği gibi milletvekili dokunulmazlığı Anayasa’mızda
düzenlenmiş bir husustur. Anayasa Uzlaşma Komisyonunda grupların üzerinde
mutabakata vardığı ya da varmaya çalıştığı bir metin var. O çalışmanın
sonuçlanmasını beklemek lazım diye düşünüyorum.
Yine dokunulmazlık… Tezlekesi
olan milletvekilleri yargılanmak isterlerse bunların durumuna ilişkin bir
çalışmanız var mı?” Aslında mevzuat buna engel değil, Meclis karma komisyonu ve
Genel Kurul bunun önünü açabilir. Şu anda bu sorunuz da Uzlaşma Komisyonunun
önündeki tartışmaların konusudur. Dolayısıyla oradan çıkacak neticeyi
beklememiz gerekir diye düşünüyorum.
Tokat’taki ve ilçelerdeki
cezaevlerine ilişkin ise: Türkiye’de şu anda 195 cezaevinin kapatılmasına dair
kararımız var. Ancak bu 195 cezaevi 2017 sonuna kadar, bir takvim çerçevesinde
kapatılacak. Kapatılan cezaevlerinin yerine sosyal donatı alanları ve asgari
standartları, uluslararası kriterleri karşılayacak, insani standartları karşılayacak
kampüsler inşa edilmesine paralel kapatılacak. O açıdan, buna ancak sizin ilçe
cezaevlerinin hangi takvimde kapatılması öngörülüyor kayıtlara bakarak cevap
verebilirim, onu da yazılı bildireyim.
Sayın Tanal Sayın Başbakanın
kaç vatandaşa suç duyurusunda bulunduğu, kaçına dava açıldığı, kaçının mahkûm
olduğu, kaçının beraat ettiğine dair sorular tevcih etti. Buna yazılı cevap
vereyim. Buna ilişkin kayıtlarımızı inceleyelim Sayın Tanal.
Sayın Bayraktutan “Adliye
personelinin servis araçları kaldırıldı.” dedi. Aslında kaldırılan servis
araçları değil, bizim yaygın bir servis aracı uygulamamız yok ancak personel
için taşıma bileti veriyor idik. Bu taşıma bileti temin etme uygulamamız
Sayıştay denetimlerinde eleştiriye konu oldu ve bunun giderilmemesi hâlinde
bunun uygulayıcılara zimmet olarak çıkarılacağına dair raporlar üzerine,
zorunlu olarak bu tedbire başvurulmuştur, keyfî bir uygulama söz konusu
değildir.
Sayın Işık’ın Kütahya Simav
Cezaevinin kapatılmasıyla ilgili sorusu, Sayın Doğru’nun sorusuna verdiğim
cevapla paraleldir. O takvim içerisinde bakıp size bilgi verelim.
Ayrıca, Kütahya’da “İdare ve
vergi mahkemesi kurulacak mı?” diye bir önceki turdan sorunuz vardı. Bu
limitleri karşılıyor ise elbette kurulacaktır. Gene ona, kayıtlarımıza bakarak…
Kaç dosya ilgili Eskişehir mahkemesine gidiyor, limitine bakmamız lazım.
ALİM IŞIK (Kütahya) - Beş yıl
önce kuruldu Sayın Bakan. Açılmad yani HSYK’nın kararı var ama…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Yine, icradaki birtakım uygulamalardan dolayı bir çalışmamızın olup
olmadığını ifade etti bir önceki turda.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Taahhüdü ihlal, tazyik hapsinin kaldırılması…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
((Hatay) – Taahhüdü ihlal suçlarına dönük bir çalışmamız var mı? Bunu defalarca
cevapladığımı düşünüyorum. Taahhüdü ihlal suçlarının kaldırılmasına dönük şu an
için bir çalışma söz konusu değil Sayın Işık.
Bunun dışında, Tekirdağ
Milletvekilimiz Sayın Köprülü “Çerkezköy Adliyesini su bastı.” dedi. Bu,
Çerkezköy açısından sadece adliyeye dönük bir afet değildi, o bölgede birçok
birim bundan mağdur oldu. Dosyaların da tellere asılarak kurutulmasının
alternatif bir yöntemini bulduğumuzda beraberce onu tartışırız ama Çerkezköy
Adliyemizin şartlarının iyileştirilmesi ve kendisine yakışır bir adliye
yapılması noktasında çalışmalar belli bir mesafe almıştır. Bununla ilgili arsa
tahsisi yapılmıştır, proje çalışması yapılmaktadır. En kısa sürede inşallah
ihalesi yapılıp Çerkezköy’e yakışır bir adliye sarayını hizmete açmak
programımızda vardır.
EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) –
Binanın yarısı oldu Sayın Bakan, yanlış söylüyorsunuz. Binanın yarısı oldu
zaten. İhale falan bitti.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) –
Çorlu’yla karıştırdınız Sayın Bakanım, Çorlu’yla.
BAŞKAN – Sayın Bulut’un bir
sorusu vardı, onu da alalım.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir)
– Sayın Bakanım, infaz koruma memurlarının özlük haklarının iyileştirilmesiyle
ilgili bir çalışmanız var mı?
Bir de, cezaevlerinde stajyer
olarak görev yapan memurların kadroya ne zaman alınacağı konusunda bilgi
verirseniz memnun olurum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Ceza infaz personeliyle ilgili olarak, şu anda, belki önümüzdeki
hafta Türkiye Büyük Millet Meclisine dış güvenlik yasa tasarısı sevk edilecek,
o tasarıda bir miktar, onların silah edinmelerine dönük, onların harçlarına
dönük iyileştirmeler söz konusu olabilecek ancak diğer, özlüğe ilişkin
hususlarda Maliye Bakanlığıyla birtakım görüşmeler yapılıyor, gerçekleşir ise
komisyon ve Genel Kurul aşamalarında birtakım değişiklikler olabilecektir Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz.
Madde üzerinde iki önerge
vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı tasarısının 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Hasip Kaplan İdris Baluken Mülkiye Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Hüsamettin Zenderlioğlu Erol Dora
Bitlis Mardin
“Madde 10 (2) Bu Kanun hükümleri AİHM
davalarında yeniden yargılanma kararından bir ay sonra yürürlüğe girer.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı tasarının 10. maddesinin 1. Fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz Gürkut Acar Malik Ecder Özdemir
Uşak Antalya Sivas
Mustafa Moroğlu Birgül Ayman Güler Bülent Tezcan
İzmir İzmir Aydın
Kamer Genç Mahmut Tanal
Tunceli İstanbul
“a) 5. maddesi yayımı
tarihinden 15 gün sonra yürürlüğe”
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Tezcan,
buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; biraz önce de söyledim, makul sürede bitirilemeyen soruşturma
ya da kovuşturmalar nedeniyle ortaya çıkan haksızlıkları gidermeye dönük bir
yasa tasarısını görüşüyoruz. Türkiye’de makul sürede yürütülemeyen
soruşturmalar, bitirilemeyen soruşturmalar ve kovuşturmalar, davalar, maalesef,
son dönemde, özellikle siyasi davalarda artık had safhaya ulaştı. Dolayısıyla,
bunlardan doğan hak kayıpları ve mağduriyetler de artık, bunun başlı başına bir
edebiyatı oluşacak dereceye geldi ve bu noktaya dayandı. Bakın, Ergenekon
davası beş yıldır devam ediyor, 94 tutuklu var ve hâlâ devam ediyor. Balyoz,
biraz önce söyledim, üç yıl devam etti, şu anda hüküm verildi, gerekçeli
kararında dahi mahkeme sahte gerekçeye dayanmak zorunda kaldı. Şimdi, devam
eden bir soruşturma var: Askerî casusluk soruşturması; yedi aydan bu yana
soruşturması devam ediyor; 320 sanıklı, bu 320 sanığın 58’i tutuklu, 58
tutuklunun 56’sı asker, 2 tanesi sivil ve 320 sanığın büyük çoğunluğu asker.
Sayın milletvekilleri, çok
ilginçtir geçen günlerde, Cezaevi İzleme Komisyonumuz gitti, görüştüler bu
sanıklarla. Komutanlardan bir tanesinin söylediği şey, hiç unutmamamız gereken
bir söz. Diyor ki bir F16 pilotu subay: “Şehit olacağımız aklımıza gelirdi ama
casuslukla itham edileceğimiz aklımıza hiçbir zaman gelmezdi.” Bu, tarihe
düşülecek bir utançtır bu yaşattığımız soruşturmalarla.
Değerli arkadaşlar, Sayın
Bakan biraz önceki konuşmasında önemli bir şey söyledi, dedi ki: “Biz doğrudan
yargıya müdahale edemeyiz. Eğer bir aksaklık varsa düzenleme yaparız, o
düzenlemenin uygulamasını takip ederiz, uygulamada yine aksaklık olduğunu
görürsek ona da yeniden döner müdahale ederiz düzenlemeyle.” dedi. Evet, doğru
söylüyor. Ben de Sayın Bakana diyorum ki: Evet, Sayın Bakan, uygulamada
aksaklık var, yapılan düzenlemelere rağmen uygulamada aksaklık var. 3’üncü
Yargı Paketinde haksız tutuklamaları, gerekçesiz tutuklamaları önlemek için
getirilen ayrıntılı, somut olgularla ilişkilendirmeye ilişkin Ceza Muhakemeleri
Kanunu değişikliği göz göre göre uygulanmıyor. Mahkemelerde siyasallaşan
hâkimler var.
Geçenlerde girdiğim,
izlediğim bir duruşmada yine Ergenekon davasının mahkemesinin hâkimlerinden bir
tanesi Üye Hâkim Sami Haşıloğlu Mustafa Balbay’a, Türkiye Büyük Millet Meclisi
üyesi milletvekilimize diyor ki: “Hani, sen milletvekili olmayacağını
söylemiştin.” Kürsüden söylüyor, dikkat edin, kürsüden. Bir kürsü hâkimi, sanık
sandalyesindeki sanığa dönüp diyor ki: “Sen siyasete girmeyeceğini,
milletvekili olmayacağını söylemiştin.
Niye oldun?” Sana ne! Sana ne! Sen bunu soracak makamda mısın? Bu soruyu
soran bir hâkim adil yargılama yapabilir mi? Bu soruyu soran bir hâkim hukuku
uygulayabilir mi?
Evet, Sayın Bakan, uygulamada
ciddi haksızlıklar var, ciddi biçimde siyasallaşan bir yargı var ve buna karşı
önlem almak zorunluluğu var. Bakın, sahte delileri üreten bir yargılama süreci
var. Başbakanın dinlendiğinden şikâyet ediliyor. Yani Türkiye’de Başbakanı
dinleyebilen güçler var, Türkiye’de sahte deliller üretip soruşturma yapılıp, o
sahte delillere dayalı sahte gerekçelerle hüküm veren bir yargı süreci var.
Böylesi derin ilişkiler varsa hiç şüphe etmeyin ki o sahte delili üretenle
Başbakanı dinleyenler aynı güçlerdir. Gelin, hep beraber buna karşı duralım.
Gelin, bununla mücadele edelim. Neden çekiniyorsunuz? Neden korkuyorsunuz?
Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sahteciliğe el koymak zorundadır, böyle bir
tarihî sorumluluğu vardır.
Hepinize saygılar sunuyorum,
teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tezcan.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı tasarısının 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve
teklif ederiz.
Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları
“Madde 10 (2) Bu Kanun
hükümleri AİHM davalarında yeniden yargılanma kararından bir ay sonra yürürlüğe
girer.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kaplan,
buyurunuz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Arkadaşlar, Türk Ceza
Kanunu’nda, sonra Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda biliyorsunuz bir değişiklik
yapıldı 2005’te ve Avrupa Mahkemesi kararları kesinleştikten sonra yeniden
yargılamanın yolu açılıyor.
Şimdi, bu düzenlemeyle, bu
kanunla o kanun arasında bir çelişki doğuyor, bu çelişkinin giderilmesini hedef
almıştık. Ancak, ben başka bir konuya dikkatleri çekmek istiyorum.
Yargılama söz konusu olunca
yargılamanın üçlü sacayağı vardır: İddia, savunma ve yargı. Avrupa
Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde, iddia ve savunmanın “silahların eşitliği”
denen çok önemli bir kuralı var.
Savunma hakkı kutsaldır
arkadaşlar. Yargılamalarda da son söz savunmanındır. Şimdi, savunmanın bu kadar
önemli olduğu bu sistem içinde, buradan bu yasalarla savunma yok ediliyor;
idari komisyonlara, vekil düzeyinde herhangi birisi de takip edebilir konumlara
düşürülüyor.
Ben buradan şuna geleceğim:
Sayın Adalet Bakanı, sizin hassasiyetlerinizi, çabalarınızı, barış konusunda,
çözüm konusunda, diyalog konusunda niyetlerinizi az çok bilen ve katkılarınızı
da bilen birisi olarak söylüyorum. Sizler bir avukatsınız, bir hukukçusunuz;
ben de bir avukatım, bir hukukçuyum ve ikimiz milletvekiliyiz; ben muhalefet
milletvekiliyim, sizler bakansınız. İmralı adasında bir görüşme oldu. Bu
görüşmeye 3 türlü gidiş vardır: Bir, Adalet Bakanlığının personeli gider; iki,
İçişleri Bakanlığına bağlı jandarma ve Millî Savunma Bakanlığına bağlı asker
gider. 10 mil yasak vardır orada uygulanan 99’dan bu yana. Oraya cezaevi infaz
memurları, müdürleri yanında bir de avukatlar gider. Oraya da giden 40 tane
avukat bir seneyi aşkın süredir tutukludur ve duruşmaları bir hafta önce 28
Marta ertelendi. Şimdi, soruyorum: Burada görüşme yapılıyor. Avukat olarak
gidiyorlar, vekâletleri var ve o avukat görüşmesinde, yasayla, Adalet Bakanının
bir memuru bulunuyor. O tutanak anında size ulaşıyor, Adalet Bakanlığına. O
görüşme konularında denildi ki: “Bilgi eriştiriyor bu avukatlar.”
Tutuklandılar.” Sonra Hakan Fidan olayı gündeme getirildi ve burada bir yasayla
soruşturma izne bağlandı. Avukatların özel yasaları vardı. Ancak son olarak da
bir görüşme daha oldu. Daha öncesi, daha önce de görüşmeler oldu. Devlet adına
MİT mensupları gidip görüşebiliyor, haber alıp getirebiliyor. Sonra partimizden
de 2 milletvekili arkadaşımız; Sayın Ahmet Türk, Ayla Akat Ata, onlar da
gittiler, görüştüler, geldiler. Peki, soruyorum: Sayın Bakanım, 40 tane avukat
neden içeride Allah aşkına, söyler misiniz; neden 40 avukatı içeride
tutuyorsunuz? Gidişse giden gidiyor, görüşse görüşme yapılıyor, bilgiyse bilgi
alınıyor. Bu avukatlar niye içeride? Bu
avukatların davasının konusu kaldı mı? Bunlar sırf görevini yaptı diye, vekâlet
aldı diye -bir kere İmralı’ya giden avukatlar var- bir seneyi aşkın süredir
tutuklu. Yahu, bu zulümdür, bunun izahı yoktur, bunun anlatımı olamaz; bunun
hukukta yeri yoktur, vicdanda yeri yoktur, Allah katında yeri yoktur. Böyle, bu
basit bahanelerle özel yetkili mahkemeler 40 tane avukatı örgüt üyeliğinden,
bilmem, bilgi taşımaktan içeride tutuyor. Şimdi, burada “vicdan” denen bir olay
var. Adalet Bakanlığının bu avukatlar için devreye girmesi lazım. Oradaki
bilgileri eriştirmesi lazım. O bilgilerin dışında bir tek kelime dahi dışarıda
bir işlemi olmadığı hâlde bu avukatların bu şekilde tutuklu kalması zulümdür.
Davanın konusu bitmiştir, bu dava devam edemez, bu dava yürüyemez, bu avukatlar
tutuklu kalamaz. Bu avukatları tutuklu tutmak ve diğer işlemleri yapmak
birbirine tezat teşkil eder. Bu, adalet değil arkadaşlar; bu, adalet değil ve
Sayın Adalet Bakanından bu konuyla ilgilenmesini talep ediyoruz.
Saygılarımla. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Kaplan.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
10’uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.
11’inci maddeyi okutuyorum:
Yürütme
MADDE 11 - Bu Kanunun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
görüşmekte olduğumuz tasarının adı “Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme
Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle
Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı”dır. Bu kanunun amacına da
baktığımızda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış olan bazı başvuruların
tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair esas ve usullerin belirlenmesine
ilişkindir.
Değerli milletvekilleri,
adından da anlaşılacağı üzere, bu kanun tasarısı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılmış başvurular nedeniyle ödenecek tazminatların usul ve
esaslarını belirliyor. O zaman bu tazminatın ödenmesini gerektiren olay nedir
yani başvuru yapılmasını gerektiren olay nedir? Yargılama sürelerinin uzunluğu
ile mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra edilmemesi. Demek ki yargılama
süreleri uzun olmamış olsa yani makul süre olsa ve mahkeme kararları geç icra
edilmemiş olsa ya da icra edilmiş olsa böyle bir tazminatı doğuran olay
olmayacak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru olmayacak; dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde dosyalar da birikmeyecek, böyle bir tasarıyı da Adalet Bakanlığı
hazırlayıp bu Meclise getirmeyecekti. O zaman, sonuçlarla uğraşmak yerine
olayın nedenleriyle uğraşmak lazım. Eğer gerçekten, biz, bu kanun tasarısının
kapsamında olan sorunu kökten çözmek istiyorsak bunun nedeni olan olayları
çözmemiz gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye’de bugün, temel sorun… Elbette işsizlik, açlık, yokluk, yoksulluk
vardır; buna bir itirazım yok ama bunlar öteden beri olan sorunlardır; dün
azdı, bugün çoktur ya da dün çoktu, bugün azdır ama bugün temel sorun bireyin
hukuk güvenliğinin olmayışıdır, bugün temel sorun Türkiye’de haksızlık,
hukuksuzluk ve keyfîliğin olağan bir yönetim biçimi hâline gelmiş olmasıdır;
temel sorun adaletsizliktir, adaletin olmayışıdır. Öylesine ki bu haksızlık,
hukuksuzluk mahkeme kürsülerine kadar tırmanmıştır. Asli görevi adaleti
gerçekleştirmek olan mahkemeler, artık kendileri âdeta hukuksuzluk ve haksızlık
yapan organlar hâline gelmiştir. Bugün, bu sorunların temelinde, gerçekten,
yasa yapma özensizliğini kural hâline getiren bir yasama organı söz konusu.
Öbür taraftan, hukuk ve yasa
kurallarına, özellikle de yasa kurallarına uymamayı kural hâline getirmiş ve
hukuk yerine siyaseti referans almış bir yargı sistemi; hukuk devletinin temel
ilkesi olan hukukun üstünlüğü ilkesini hâkim ve savcıların üstünlüğü olarak
gören yargıç ve savcıların bulunması ve hukuk devleti anlayışından kopmuş,
hukuk devletinin temel ilkesi olan yasama ve yürütmenin eylem ve işlemlerinin
yargı tarafından denetlenmesini millî iradenin vesayet altına alınması olarak
gören bir siyasal iktidar vardır. Temel sorunlarımız bunlardır. Eğer bu
sorunlar çözülmediği müddetçe yani hakîm ve savcılarımız, tarihsel
misyonlarının, temel görevlerinin adalet olduğunu kavramadıkları müddetçe…
Hâlen daha bu yargıda, gerçekten hukukun üstünlüğünü, bu hukuk kurallarını
uygulamakla görevli hâkim ve savcıların üstünlüğü olarak gören yargıç ve
savcıların anlayışını devam ettirmeleri ve siyasi iktidarın da bir türlü
kuvvetler ayrılığı ilkesini hazmetmemiş olması, bizim çözülmesi gereken temel
sorunlarımızdır arkadaşlar.
Eğer biz bunları çözmez isek
bugün bu kanun tasarısını getiririz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, Anayasa
Mahkemesinde çuval çuval dosyalar birikir ve yeniden palyatif çözümler peşinde
koştururuz. Önemli olan bataklıkları kurutmaktır, sivrisineklerle uğraşmak
değildir.
Bugün, yargıya güvenin
giderek azalmasının temel nedenlerinden bir tanesi, artık yargının,
hukuksuzlukta yürütme organıyla yarışır hâle gelmesidir. Hepimiz yargı
kararlarına saygı duymaktan bahsederiz. Saygı duyulacak yargı kararı, yargılama
sürecindeki herkesin eylem ve işlemlerinin hukuka ve yasaya uygun olarak
oluşması sonucunda meydana gelen yargı kararıdır; yoksa 1 hâkim, zabıt kâtibi
ya da 1 başkan, 2 üye, zabıt kâtibi, mübaşirin imzaladığı şeklî anlamdaki
mahkeme kararları saygı duyulacak mahkeme kararları değildir hukuki anlamda.
Hâkim ve savcıların, bir davada, o davaya ilişkin delilleri değerlendirmek
yerine, kamuoyunda kendilerinin haksız ve hukuksuz uygulamalarına yönelik
eleştirileri bertaraf edebilmek için gerekçe oluşturmaları ilk defa görülen olaylardır.
Umuyorum, yargıdaki bu olaylar Adalet Bakanımızın da dikkatindedir, onu da
rahatsız ediyordur çünkü kendisi de bir hukukçudur.
Bugün, gerçekten, Türkiye'de
yaşanan sorunların temelindeki en büyük pay, artık bu yargıda oluşan siyasal
anlayış yani siyasete yaranmak için, siyaset kurumuna yaranmak için karar
vermeye eğilimli anlayıştır. Bu çok tehlikelidir değerli arkadaşlarım, bu
anlayıştan vazgeçilmek durumundadır.
Hâkim ve savcılar, gerçekten
adaleti gerçekleştirecek temel ögelerdir. Bir yargılama sürecinde nasıl hareket
edilmesine ilişkin usul hukuku, sadece oradaki taraflar için, sanık için,
avukatlar için değildir; usul hukukunda kurallar, her şeyden önce, yargılama
yapan hâkim ve savcılar için uyulması öncelikle gerekli temel hukuk kurallarıdır.
Hâkim ve savcılar, bu hukuk kurallarına uymamakta kendilerinin imtiyazlı
olduğunu düşünüyorlar ise işte böylesine -kamu- toplumsal vicdanı sızlatan
kararlarla karşı karşıya geliriz. “Canım, ben bugün iktidarım. Nasıl olsa bu
iktidar dönemimde bana uygun karar verilir, bana aykırı karar verilemez.”
anlayışı doğru bir anlayış değildir.
Gerçekten Türkiye’deki
geçmişimize baktığımız zaman, yargı, her dönem ister sivil iktidar ister askerî
iktidar olsun, mevcut iktidardan yana eğilim göstermiştir. Bu, işte yargının da
bir türlü yürütmeden kendisini kurtaramayışıdır yani kendisinin bağımsız ve
tarafsız olduğunu içselleştirememiş olmasıdır. Son yargılamaları da bu
çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Yani, ben hukukçu arkadaşlarımıza
söylüyorum, hangi partiden olursa olsun, hangi davada -hepimiz davalara girdik-
hâkimler işini gücünü bırakıp gerekçeli karar yazarken kamuoyundaki
eleştirilere cevap verecek şekilde karar yazmaya çalışırlar? Böyle bir şey
olabilir mi? Yani, hâkim, bir yargılama sürecindeki olayları değerlendirir,
delilleri değerlendirir, ona göre karar vermesini gerektiren neyse onu yazar.
Ama, bir bakıyoruz, son malum davada, hâkim, gerekçesinde bu delillerin aslını
Genelkurmaydan aldığını söylüyor; Genelkurmay açıklama yapıyor, “Böyle bir şey
yoktur.” diyor. Şimdi, ben, aslında bu kararı veren hâkim ve savcıların hâlâ o
görevde neden durdurulduğunu soruyorum Adalet Bakanına. Hâkim ve Savcılar
Yüksek Kurulunun görevi işte budur. Burada hâkim ve savcıların yargı yetkisini
kullanmasına ilişkin bir olay söz konusu değildir, aksine mevcut hukuk kuralına
ve yasaya uymama konusundaki ısrardır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çıkardığı yasaları hâkim ve savcılar uygulamakla görevlidirler. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin çıkardığı yasalara…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) -
…hâkim ve savcıların uyup uymama konusunda takdir hakları yoktur.
Değerli arkadaşlarım, bu
yasanın sorunları çözmeyeceğinin bilincindeyiz ancak yasanın hayırlı olmasını
diliyorum. Umuyorum ve diliyorum ki artık bundan böyle geçici çözümler getiren
yasa tasarıları gelmez.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Öztürk.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.
Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli milletvekilleri,
Sayın Başkanım; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir ihtiyaca binaen, gerekli
olan, zorunlu olan bir kanunu çıkarıyoruz. Ümit ederim ki bu çıkarılacak
kanunla Türkiye'nin bir problemi aşılmış olacaktır. Hükûmetin bu yöndeki
beklentisine, öngörüsüne Parlamento olarak saygı göstermemiz gerektiğini
düşünüyorum. Bu sebeple, hayırlı olmasını diliyorum ama yine de bir talebimi
ifade etmek istiyorum: Yani bir doğruyu, bir gerekliliği, lazımeyi yerine
getirirken bir başka yanlışa da kapı aralamamak gerektiği kanaatindeyim.
Daha önceki iki madde
üzerindeki görüşmede ifade ettim, bir sonuç var. Bu sonucun sebeplerini
sorgulamadan, o sebepleri aşacak hukuk düzenlemesini yapmadan sonuçlara tedbir
olarak getirdiğiniz hukuk sadre şifa olmayacaktır. Yani, şimdi bu çıkardığınız
kanunla yargılama sürelerinin kısalması mümkün olacak mı Sayın Bakanım?
Değerli milletvekilleri,
bundan dolayı Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde -bana göre-
aşağılayıcı birtakım tanımlarla suçlanmasının önü kesilecek mi? Bence,
sebepleri sorgulayarak o sebeplere tedbir geliştirecek, hukuk kuracak bir
başarıyı birlikte yapmamız gerekirdi. O noktada Sayın Hükûmetin gerçekten ne
düşündüğünü de bilmek istiyorum.
İkinci husus: Getirdiğiniz
tedbir doğru değil Sayın Bakan. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin talebi
doğrultusunda iç hukukta bir yapı kuruyorsunuz ama kurduğunuz yapı bizim en
büyük, en değerli ortak paydamız olan demokratik sistem, hukuk devleti olmak
iddiamızı yaralıyor. Yargının sorunlarını, idari bir yapı kurarak aşmaya
çalışıyorsunuz. Yargı -sebebi kendine ait; haklı, haksız- yargılama süresini
kısaltamıyor. Uzun tutukluluk süresi bir nevi cezalandırmaya dönüşüyor. Bundan
dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde suçlanıyoruz, tazminata mahkûm
ediliyoruz. Bunu aşabilmek için Adalet Bakanlığına bağlı kurduğunuz yapı,
yargının bu uzun yargılama sürecini kısaltmaya yetecek mi veya işte
tazminatların önünü kesecek “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeyin, gelin
size tazminat verelim, bir anlamda rüşvet verelim, gelin bizi dışarıya şikâyet
etmeyin. Bunun için Bakanlık bünyesinde böyle bir yapı kuruyoruz, yargının
yanlışını telafi edeceğiz.” yaklaşımı bu sistemin özünü, temel mantığını
yaralamayacak mı Sayın Bakanım?
Bakınız, bu noktada,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu kanunun tümü üzerinde yaptığımız
konuşmada da bir teklif getirdik. Dedik ki: Geliniz, bu konuda eğer bir kurum,
bir iç hukuk kurumu kurmak zorunlu hâle geliyorsa bunu yargının içinde kuralım.
İdari davalarda bu görevi Danıştaya verelim, bu görevi Danıştay yapsın. Hukuk
davalarında, ceza davalarında bu görevi Yargıtay yapsın.; Yargıtay içerisinde
bir yapı oluşturalım.” Deniliyorsa ki: “Bu ikisi yetmez, doğru değil.” E,
Anayasa Mahkemesi bünyesinde yapalım. Zaten Anayasa Mahkemesine vatandaşların
müracaat etmelerini bir iç hukuk hâline getirdiniz yani Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine müracaat etmeden önce, bir iç hukuk aşaması olarak, Anayasa
Mahkemesine de bireylerin müracaat etmesini hukuk hâline getirdiniz. E, şimdi,
aynı konu bir zorunluluksa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu noktada bize
bir çözüm olarak, bir zorunluluk olarak böyle bir kararı varsa gelin bunu yargı
içerisinde yapalım. Yürütmeye bağlı bir yargı yapılanması kuvvetler ayrılığı
ilkesine aykırıdır. Siz, yalnız yargıya değil yasamaya da müdahale ediyorsunuz.
Yani, bu konuda yasamanın yetkisi olan hukuk genişletmeyi, yetki genişletmeyi
Bakanlar Kurulu kararına bırakıyorsunuz.
Sayın Bakanım, değerli
milletvekilleri, iktidar partisinin değerli yöneticileri; Sayın Başbakan
Yardımcımız da burada, hukukçu kimliğine söylüyorum: Yani bir gerekliliği, bir
yanlışı düzeltirken daha büyük sonuçlar oluşturacak bir yanlışa niye kapı
aralıyoruz? Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin talebi olarak iç
hukukta bir yapı kurmak gerekiyorsa bu yapıyı, mevcut sistemimizin kendi
dengeleri içerisinde, kendi dinamikleri içerisinde, yargının içerisinde
kurmamız lazım. Yargının eksik kaldığı ve bundan dolayı Türkiye’nin suçlandığı
bir konuda “Yargı, sen bunu beceremiyorsun, bırak; ben bunu Adalet Bakanlığı
olarak kendi bünyemde oluşturduğum bir bağlı daireyle yapacağım.” demeniz,
kuvvetler ayrılığı sistemine, dolayısıyla Anayasa’mıza aykırı olur. Bu, daha
ileri zamanlarda çok daha büyük tehlikelere ve risklere sebep olur. “Ben yaptım
oldu.” demek, “Ben büyüğüm, kural koyucuyum.” demek, inanınız ki, demokratik
bir anlayışa, zihniyete, olgunluğa yakışmaz.
Bu sebeple, hukukçu
kimliğinize duyduğum saygının gereği bu konunun yanlış olduğunu, demokratik
anlayışa duyduğunuz saygıdan emin olarak, sizi bir daha düşünmeye davet
ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi
olarak biz, Türkiye’nin ihtiyacı olan, bir anlamda mecburiyeti olan ancak
-parantez içerisinde- sizin eseriniz olan bu sonuca “tedbir” diye getirdiğiniz
bu kanunu hayırlı olsun diyoruz. Gereklidir, yapın ama doğru yapmanızı da size
tavsiye ediyoruz. Aranızda çok sayıda hukukçu var, bu konuda söylediğim konularda
bir yanlışlık, bir çelişki varsa izah edilmesini beklerim ama yargının
kısaltamadığı süreyi, yargılama süresini, Adalet Bakanlığı bünyesinde bunun
sonuçlarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde cezaya sebep olan
sonuçlarını izale edebilmek, ortadan kaldırabilmek için yargının dışında,
yargının eksiğini tamamlamak üzere Bakanlık bünyesinde oluşturacağınız bu idari
yapı bence fayda getirmeyecektir. Çünkü, Sayın Bakan, kurduğunuz idari yapının
verdiği karardan vatandaş tatmin olmazsa, ikna olmazsa, “Benim hakkım yeniyor.”
derse ne yapacaksınız yani önünü nasıl keseceksiniz, adalet duygusunu nasıl
temin edeceksiniz? Ama, bırakın, yargıyı yargı versin. Vatandaş vicdanında,
insan vicdanında adalet duygusunun kararını yargı versin. Bunu siyasetin emrinde,
bürokrasinin emrinde bir yapıya bağlarsanız bana göre Dimyat’a pirince giderken
evdeki bulgurdan olursunuz. Bunun maliyeti sosyal mahiyette çok daha ağır
olacaktır. Bir yanlışı, bir gerekliliği tanzim ederken ileri zamanlar açısından
telafisi zor bir yanlışa parmak kaldırmayınız. Bu kadar süre beklenilmiş.
Doğrusunu yapmak, bu endişelerimiz doğrultusunda gereğini yapmak üzere bu
kanunu tekrar değerlendirip tekrar Genel Kurula getirin, birlikte oy verelim;
bu kanun Meclisin kanunu olsun, Türkiye’nin önünü açan bir kanun olsun.
Bu endişelerimi ve bu
beklentilerimi, bu temennilerimizi ifade ederek, her şeye rağmen -bana göre
Türkiye’ye, Türk milletine yakışmaz- böyle bir suçlamaya muhatap olmamıza sebep
olan bu yargılama sürelerinin kısaltılması konusuna kalıcı bir çözüm üretmek
sorumluluğunu tekrar hatırlatarak kanunun hayırlı olmasını, ümit ediyorum ki
düzeltilerek getirilmesi hâlinde hayırlı olacağına da inancımı ifade ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Şandır.
Konya Milletvekili Harun
Tüfekci.
Buyurunuz Sayın Tüfekci. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile
Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi
Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerine
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
ülkemizde, dönemimizde gerçekten adaletle alakalı, adil yargılamayla alakalı ve
yargılama usulünün hızlandırılmasıyla alakalı çok önemli yasal düzenlemeler
oldu. Bu düzenleme de bunlardan biri. Tabii, yürütme maddesinde konuştuğum için
çok uzatma taraftarı değilim ama şunun iyi bilinmesi gerekiyor ki, Avrupa
Birliği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye'nin ciddi anlamda
itibar kaybettiği, özellikle bu tür tazminat ödemek zorunda kaldığı alanlarda
yeni bir yasal düzenlemenin gelmesi, yapılması gerekiyordu. İşte, Adalet
Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmaya bizler de komisyon olarak katkı verdik.
İnşallah, bu yasanın olumlu
sonuçlar doğuracağını düşünüyor, yüce heyetinizi saygı ve hürmetle
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Tüfekci.
Hükûmet adına, Adalet Bakanı
Sadullah Ergin.
Buyurunuz Sayın Ergin. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli milletvekilleri,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Huzurlarınızda bulunan 342 sıra sayılı
Tasarı’nın geneliyle ilgili Genel Kurulumuza birtakım bilgileri arz etmek üzere
söz aldım.
Bu tasarının getiriliş
amacına ilişkin birkaç tespitte bulunma ihtiyacı hasıl oldu. Zira, burada
yapılan değerlendirmelere baktığımızda, sanki bir mahkeme kuruyoruz da bir
yargılama yapacağız gibi algılamalar var ve bunun yürütmeye bağlı bir şekilde
kurulması eleştiriliyor; bu oluşan yapının bağımsız olmadığı, tarafsız
olmayacağı değerlendirmeleri yapılıyor. Tasarı iyice incelenirse, gerekçesine
bakılır ise ve özellikle Avrupa Konseyi üyesi ülkeler içerisinde başka ülkelerdeki
uygulama örneklerine bakılır ise bu komisyonun amacı daha iyi anlaşılacaktır.
Uzun yargılamalar sadece
Türkiye’nin problemi değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargılama
yetkisini tanımış birçok ülkenin benzer sorunları var idi. Bu sorunları aşabilmek
için, yine Konsey üyesi ülkeler, benzer yöntemlerle iç hukuk yolları
oluşturarak bu uzun yargılamalardan doğan zararları karşılamak üzere komisyon
kurdular. Bu komisyonlar kesinlikle ihtilaf konusu yargılamaların özüne dönük
bir tespit yapmayacaklar, yargılamaları sonlandırmayacaklar, yargılamayı yapan
mahkemelere bir telkinde bulunamayacaklar. Sadece, bu uzun yargılamalardan
mağdur olanlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giderek şunu söylüyorlar:
“Ben, mağdur oldum. Bu mağduriyetimi tespit et ve benim mağduriyetimi giderecek
bir tazminat ver.”
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bunu
yargı yapsın Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Vatandaşın talebi de bu AİHM mahkemesinden. AİHM de, bir uzun
yargılama süreci varsa bununla ilgili ihlal kararı veriyor ve Türkiye’ye diyor
ki: “Vatandaşına şu kadar tazminat öde.”
Şimdi, bizim getirdiğimiz
düzenleme şu: Bu uzun yargılamadan dolayı bu tespiti Strazburg Mahkemesi
yapacağına içte oluşturulan idari nitelikli bir komisyon yapsın.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Yargıtay yapsın.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Bu komisyon bu tespiti neye göre yapacak, kendi kafasına göre mi
yapacak? Hayır. Her konuda yapabilecek mi? Hayır. Sadece ve sadece -yasanın
içerisinde kriterleri koyulmuş- İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihat
oluşturduğu ihtilaflarla bakabilecek. Ne demek o? İnsan Hakları Mahkemesinin
çok sayılı hâkimlerle verdiği kararları değil, 3 hâkimle değerlendirme
yapabildiği ve üzerinde tartışmasız içtihatların oluştuğu basit türden ihtilafları
karara bağlayan kurulların yetkisini bu idari kurula veriyoruz. “Ey vatandaşım!
Evet, Ümmühan Kaplan dosyası pilot dosyasıdır. 1970’li yıllardan gelen bir
ihtilaftır ve hâlâ çözülmemiştir. Ve sen bundan dolayı mağdursun. Bu
mağduriyetini teslim ediyorum, sana şu kadar da tazminat öngörüyorum.” diyecek
bu komisyon. Bu tazminatı neye göre öngörecek? İnsan Hakları Mahkemesinin
bugüne kadar oluşturmuş olduğu içtihatlara paralel olarak ödeyecek ve bu karar,
yine, idari yargının denetimine tabi olacak. Yaptığımız iş yargılama faaliyeti
değil.
Değerli arkadaşlar,
bakarsanız, Kıbrıs’taki Loizidou davasından sonra, taşınmaz mal komisyonu
kurmak suretiyle bir iç hukuk yolu oluşturuldu Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu komisyonu etkin bir iç
hukuk yolu olarak kabul ettiği için “Bu mal komisyonundan geçmeden başvurular
AİHM bu başvuruları kabul etmez.”lik kararı verdi, böyle bir ilke oluşturdu.
Yine, doğu, güneydoğuda
yaşanan terör hadiselerinden mağdur olan vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin
karşılanması maksadıyla geçmişte benzer komisyonlar kuruldu. Bu komisyonların
da tamamı idari mahiyette komisyonlardı. Aksine, bizim bugün kurduğumuz
komisyonun 5 üyesinin 4 tanesi hâkim, savcı sıfatı taşıyan kişilerden oluşacak
ama yapacakları iş yargılama değil, idari nitelikli bir faaliyettir. Geçmişte
kurduğumuz bu komisyonların faaliyeti Strazburg mahkemeleri tarafından etkin
bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmiştir ve bu komisyonlardan geçmedikçe,
müracaatlar o mahkeme tarafından kabul edilmemiştir.
Bugün getirdiğimiz,
huzurlarınızda görüşmesini tamamlayacağımız bu tasarı da benzer bir iç hukuk
yolu oluşturma çalışmasıdır. Bundan maksadımız, İnsan Hakları Mahkemesi önünde
Türkiye’den yapılmış bulunan başvuruların bu şekilde yerleşik içtihat
oluşturanlarını vatandaşlarımızla kendi aramızda uzlaşarak çözmektir.
Strazburg’daki hâkimlerin vereceği karar yerine, Ankara’da kendi vatandaşımızla
barışmanın yoludur. Bu vesileyle, vatandaşımız, yıllarca, Strazburg’da hak
arama zahmetine girmeyecektir. Türkiye, Strazburg mahkemelerinde, ilave yeni
ihlaller almış olmayacaktır ve vatandaşımızın mağduriyetleri burada kurulacak
bir idari komisyon marifetiyle daha kolay, daha ucuz karşılanacaktır. Burada,
hakkı mağdur olan, ihlal edilen vatandaşımız kazançlıdır, uzun süre beklemeden
hakkıyla buluşacaktır. Devlet kazançlı olacaktır, aleyhine ihlalleri
önleyecektir ama AİHM kazançlıdır, önündeki dosya sayısı eksilecektir.
Bu tasarıya şu gözle
bakmadık, bu şekilde takdim etmedik değerli milletvekilleri: “Bu tasarı geçince
Türkiye’de uzun yargılamalardan kaynaklı sorunlar ortadan kalkacaktır.” diye
bir iddiamız olmadı. Bu sadece sonuçları ortadan kaldırmanın bir yolu, yöntemi
ama esas itibarıyla Türkiye’de uzun yargılamaları önleyecek tedbirlerimiz çok
daha kapsamlı ve adım adım hayata geçiriliyor.
Yargı Reformu Stratejisi’nin
üç yılda yüzde 70’ini hayata geçirdiğimizi ifade etmiştim bu kürsüden. Değerli
milletvekilleri, ona ilaveten, yargıyı hızlandırmaya dönük 3 tane tasarı bu
Parlamentoda yasalaştı. Yine, yargılamaların uzamasında en büyük zaman kaybının
yaşandığı Yargıtay ve Danıştayımızda hem üye sayısı hem daire sayısı artırılmak
suretiyle çıkan kararlar arttı ve sadece 2011-2012 yılında, bir yıllık süre
içerisinde Yargıtay kendi iş yükünün yaklaşık üçte 1’ini tasfiye etti.
İnşallah, hukuk dairelerinde bir sene, ceza dairelerinde bir buçuk, iki sene
içerisinde stokta bekleyen dosyalar tükendiğinde Yargıtay postaya çalışmaya
başlıyor. Bu çok önemli bir netice bizim açımızdan ve Türkiye'nin iki sene, üç
sene önce hayal bile edemediği bir noktaya doğru gidiyoruz.
Yine, Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuru hakkı getirilmek suretiyle, bundan sonra Strazburg Mahkemesine
gidilmeden önce, kendi insan hakları mahkememiz sıfatıyla vatandaşlarımız
Anayasa Mahkemesinde haklarını arayabilecektir. Bu da Strazburg mahkemelerine
gidişi belli ölçüde filtre edecektir, süzecektir.
Onun dışında, yüksek yargının
güçlendirilmesi ve yargının hızlandırılması tedbirlerine ilaveten, bugün
yasalaştıracağımız -inşallah, oylarınızla kabul edilirse- yürürlüğe
Cumhurbaşkanımızın onayıyla girmesi gereken bu tasarı ile önemli mesafeler
almış olacağız. Önemli olan yargıya gelen iş yükünü azaltacak tedbirlerin
alınması idi, buna dönük de bu Parlamentoda sizlerle beraber çok önemli tedbirler
aldık. Bir tanesi Arabuluculuk Kanunu Tasarısı’ydı. Bu, yasalaştı. 2013 yılının
Haziran ayından itibaren ihtilaflar mahkemelere gitmeden önce ya da mahkemeye
gitmiş olsa bile o aşamada ara bulucular vasıtasıyla mahkemelerin gündeminden
çıkartılabilecektir. Bu, alternatif uyuşmazlık yollarının Türk hukuk sistemine
etkin bir şekilde girişinin adımlarından bir tanesidir. Cezada uzlaşmanın daha
rahat uygulanabilmesi için ilave tedbirleri de peşi peşine getirmeye gayret
ediyoruz. Buna ilaveten, idari uyuşmazlıkların filtre edilmesinde Kamu
Denetçiliği Kurumunu getirdik, Anayasa’mızda düzenlemesini yaptık, yasasını
çıkarttık, seçimlerini yaptık. İnşallah kısa süre içerisinde teşkilatlanmasını
tamamlayıp o da müracaat almaya başladığında alternatif bir uyuşmazlık çözüm
yolu daha hayata girmiş olacak, vatandaşlarımızın hak arama kanalları
çeşitlenecek.
Değerli milletvekilleri, bu
çerçevede, Türkiye, tarihinde ilk kez, yurt dışında vatandaşlarının çokça
yaşadığı merkezler ile kurumsal menfaatlerimizin korunacağı merkezlere adli
müşavirler atadı. 2012 yılının Eylül ayından itibaren Avrupa Konseyinde, oradaki
daimî temsilciliğimizde, Brüksel’de, Londra’da, Berlin’de, Paris’te, New
York’ta, Washington’da, dış temsilciliklerimizde artık uluslararası hukuku
bilen, iyi dil bilen hâkim ve savcılarımız Türkiye’nin menfaatlerini,
vatandaşlarımızın menfaatlerini korumak için göreve başladılar ve üç aylık bir
görev süresi icra ettiler. Türkiye’nin menfaatlerini, vatandaşlarımızın
menfaatlerini korumak için çok önemli adımlar attık. Bundan sonra inşallah
bunların devamı gelecek.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Ben, tasarının hayırlara vesile olmasını dileyerek…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Beş sene hapiste çürüterek Sayın Bakanım.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) – …yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Beş sene hapislerde çürüterek vatandaş menfaati.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ergin.
Isparta Milletvekili Recep
Özel.
Buyurunuz Sayın Özel. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın
Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan kanun tasarısının son maddesinin son konuşmacısı olarak
huzurlarınızdayım.
Biraz önceki konuşmalarda
birkaç konu vardı, onlara kısaca değinmek istiyorum. Sahte gerekçe diye
mahkemeler… Bugüne kadar yargı hayatında, hukuk hayatında ben sahte gerekçe
diye… Deliller sahte olabilir ama bir sahte gerekçe hiç duymadım, bu nereden
çıktı hiç anlayabilmiş de değilim.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Uyduruk gerekçe.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Öğrenirsin, öğrenirsin!
RECEP ÖZEL (Devamla) - Yargı
paketlerinin uygulanmadığından bir şikâyet oldu. Evet, yargı paketlerini yasama
organı olarak, iyi niyetli bir şekilde, “Yargı daha iyi işlesin.” anlamında
çıkartmış bulunmaktayız ama uygulayıcılar bunu yanlış uyguluyor, eksik
uyguluyor olabilirler. Bir mahkeme yanlış karar veriyor olabilir, bizim burada
çıkarmış olduğumuz bir hükmü yanlış uyguluyor olabilir…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Hesabını sor.
RECEP ÖZEL (Devamla) - …eksik
uyguluyor olabilir ama yargının denetim yeri yasama değil, yargının denetim
yeri yine yargıdır.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
HSYK Başkanı Adalet Bakanı ama haberin yok mu Sayın Özel? HSYK’nın Başkanı
Adalet Bakanı.
RECEP ÖZEL (Devamla) - Bizim
yasama olarak yargının üzerinde bir denetim yapma görevimiz yoktur. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Mevzuatı, hükümleri değiştirebiliriz, bunun için burada
bir yasal düzenleme yapabiliriz ama çıkarmış olduğumuz bir yasanın uygulanması
noktasında kendi içerisindeki uygulanmasının denetimini yine yargının kendisi
yapacaktır.
Bakın, burada, devam etmekte
olan davalarla ilgili, gerek Balyoz gerek Ergenekon’la ilgili olarak hâkimleri,
görev yapan savcıları, delillerin değerlendirilmesine kadar varan
değerlendirmeleri bu kürsüde yapıyoruz. Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü
fıkrası aynen ne diyor?
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
“Görülmekte olan dava” demek. Karar verildi, bitti, Balyoz davası bitti.
RECEP ÖZEL (Devamla) -
Okuyayım da, birlikte bir daha bir bakalım da arkadaşlar bu hatalara birlikte
düşmeyelim. Bakın: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı
yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya
herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Lütfen, Türkiye’deki erklerin saygınlığını
biz yasama olarak gözetmek zorundayız.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) –
Başbakan “Yargıya talimatı verdik.” diyor ya, gereğini...
AYTUĞ ATICI (Mersin) –
Başbakan ne diyor Başbakan? Başbakan kuvvetler ayrılığına ne diyor?
RECEP ÖZEL (Devamla) –
Yargının burada ayaklar altına alınmamasına -yasamanın da, yürütmenin de,
yargının da- milletvekili olarak öncelikle bizim dikkat etmemiz gerekiyor
diyorum.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O
zaman Meclis araştırma komisyonları nedir? Görülmekte olan davayla ilgili
Meclis araştırması yapıyor!
RECEP ÖZEL (Devamla) -
Yasanın vatanımıza, milletimize, bu mağdur olanların mağduriyetinin bir an önce
giderilmesi anlamında da hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – 28
Şubat davası görülüyor, Meclis araştırması var. Böyle bir şey olur mu ya!
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Özel.
Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz.
Sayın Genç… Sayın Genç…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim
yok efendim.
BAŞKAN – Burada görünüyor ama
şey yok. Ne taraftaysanız, size daha sonra söz vereyim. Sistemi kurana kadar…
Sayın Tanal, buyurunuz.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Efendim, Sayın Bakan,
Türkiye’de polis karakolları sınıflandırması, 3 sınıflandırma var. Takdir
edersiniz A sınıflandırma, B sınıflandırma, C sınıflandırma. Bu, nüfusa göre
yapılan bir sınıflandırma ancak Türkiye’deki bu karakollar sınıflandırmalara
uygun bir yapıda değil, binalar uygun değil.
Ayrıca, İzmir’de yapılan
karakol incelememizde, bazı ifade odalarında, şüphelilerin ifade verdiği yerin
arkasında gizli kameraların bulunduğunu biz komisyon olarak gözlerimizle tespit
ettik. Acaba bu konuyla ilgili bir tedbir, bir araştırma yapacak mısınız? Ve
karakollardaki işkence, eziyet ve kötü muamelenin sonlandırılması açısından
bazı kör noktalar var. Bu kör noktaların giderilmesi açısından ne tür tedbirler
alacaksınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Tanal.
Sayın Köprülü…
EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, az önce soruma
verdiğiniz cevapta zannediyorum ilçeleri karıştırdınız. Ben Çerkezköy
Adliyesini sordum ama siz Çorlu Adliyesiyle ilgili durumu bana anlattınız. Ben
bir kez daha hatırlatmak istiyorum: Çerkezköy Adliyesinin, özellikle sel
baskınından sonra dosyaların durumu ve adliye hizmetlerinin tıkanmasıyla ilgili
olarak bir önleminiz var mıdır? Bu vesileyle, yılan hikâyesine dönen Çorlu
Adliyesini de tekrardan sorayım: Biliyorsunuz iki kez proje iptal oldu,
devamında yüz binlerce lira para harcandı ancak Çorlu’ya adliye konusunda şu an
için bir çivi dahi çakılmadı. Çorlu’ya adliye binasını da ne zaman yapıp
tamamlamayı düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederiz Sayın Köprülü.
Sayın Özkan…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)
– Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Bakan, Burdur Adliye
Sarayı şu anda hizmet verme anlamında yetersizdir. Yeni adliye sarayının yeri
ayrılmış, planı, projesi yapılmış olmasına rağmen ihaleye çıkılıp gerekli
ödenek gönderilmemiştir. Ekonomi iyi ve de Merkez Bankası kasası dolu olduğuna
göre Burdur Adliye Sarayı inşaatını niçin ihaleye çıkarıp başlatmıyorsunuz?
Bunun için bir tarih vermeyi düşünür müsünüz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Özkan.
Sayın Dibek…
TURGUT DİBEK (Kırklareli) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, az önce burada
otururken de telefon geldi bir cezaevinden. Biliyorsunuz -komisyondan geçti de,
şu anda Meclis gündeminde- açık cezaevinde altı ay kalma süresi vardı daha
önce, onu kaldırdık bu “ana dilde savunma” dediğimiz maddenin de bulunduğu
tasarı içerisinde. Soruyor vatandaşlar -yani cezaevinde bir yılın altında ve
ondan faydalanacak olan çok sayıda hükümlü var- diyorlar: “Ne zaman çıkacak bu
yasa? Niçin komisyondan geçmiş olan ama Meclis gündemine gelmiş olan bu
tasarıyı Meclise getirmiyorsunuz?” Yani bu tasarının içerisinde farklı maddeler
de var. Son günlerde İmralı’yla yapılan bu görüşmelerin neticesi midir bu
yasanın gecikmesi, tasarının gecikmesi, onu da merak ediyorum. Bu konuya
açıklık getirirseniz… İnsanlar bizi takip ediyorlar.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Dibek.
Sayın Genç, buyurunuz,
mikrofonunuz açık önünüzde.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
aslında ben Sadullah Ergin’e soru sormak da istemiyorum çünkü adalet
teşkilatını bu duruma getiren, adaleti bu kadar kişiliksizleştiren, keyfî
uygulamalar yapan bir kişi olduğunu devamlı söylüyorum. Deniz Feneri davasında
yaptığı keyfî uygulamaları, ondan sonra, mahkemelere yaptığı müdahaleleri çok
yakından bilen bir kişidir. Dolayısıyla ben burada soru soracak nitelikte bir
bakan görmediğim için soru sormuyorum.
MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN
(Balıkesir) – Bravo, bravo!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu
tavrı kınamanız gerekir Sayın Başkan.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana
“bravo” diyeceğinize ona söyleyin “bravo” diye.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli milletvekilleri, biz
de burada gerçekten cevap vermeye değecek milletvekillerimize cevap vermeye
çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için, hayıflanmaya gerek
yok.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Eğer
kürsüye çıksaydım sana gerekli şeyleri söylerdim.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Burada Sayın Tanal’ın sormuş olduğu… Karakolların
sınıflandırılmasından bahsetti Sayın Tanal, bu karakollardaki nezarethanelerde
gizli kamera sistemleri olduğuna dair tespitleri olduğunu ifade etti, Meclis
komisyonuyla bunları tespit ettiğinden bahsetti.
Değerli milletvekilleri, tüm
bunlara ilişkin olarak Parlamentoya sevk edilmiş olan bir tasarı var, bağımsız
kolluk gözetim komisyonu kurulmasına dair bir tasarımız var. İnşallah, bu
tasarı yasalaştığında da bu tür iddialar daha da etkin araştırılacak. Ancak,
Hükûmetin “İşkenceye karşı sıfır tolerans” çerçevesinde 2002’den bu yana
uyguladığı politikalarla bu tür iddialar en aza inmiş durumda ve Türkiye hem
içeride hem uluslararası alanda bu konuda netice almış, başarı sağlamış
ülkelerin başında geliyor. Bununla, münferit uygulamalar olmadığını
söylemiyorum. Zaman zaman televizyonlara da, görüntülere de yansıyan
uygulamalar maalesef olabiliyor. Ancak, önemli olan bu tür hukuk dışı
uygulamalarla mücadele iradesidir. Siyaset kurumu da bu uygulamalarla mücadele
etme noktasında kararlı bir duruş sergilemektedir.
Sayın Köprülü’nün Çerkezköy
Adliyesine ya da Çorlu Adliyesine ilişkin tespitleri. Bir öncekinde sordu,
benim ne maksatla söylediğimi biliyor, tekrardan gündeme getirmek istedi.
Kendisinin bileceği bir şey. Çorlu Adliye Sarayıyla ilgili olarak, ilk
planlanan yerde adliye sarayı yapılması hâlinde otopark sorunu yaşanacağı
şeklinde şikâyetler geldi. Daha geniş bir mekânda, daha geniş bir arsa üzerine
ve daha rahat bir proje tatbik edilebileceği müracaatı gelince, bu defa bu arsa
üzerine proje işlemleri başlatıldı ve projesi bitmek üzere, en kısa sürede
ihale edilecek. Bunu da bilgilerinize aktarayım.
Sayın Özkan: “Burdur Adliye
Sarayıyla ilgili durum nedir?”
Bununla ilgili olarak da,
adliye sarayları içerisinde yapımını önceleyeceğimiz adliye saraylarından bir
tanesi de Burdur Adliye Sarayı. Merak etmeyin, inşallah 2013 içerisinde belli
bir noktaya gelecek.
Sayın Dibek “Komisyondan
geçen ve Genel Kurulun gündeminde bulunan İnfaz Yasası’nda değişiklik öngören
tasarının akıbeti ne oldu?” diye soruyor.
Bildiğiniz gibi, o tasarı da
bugün görüştüğümüz tasarının hemen arkasından gelmişti Genel Kurula. Bugün
yarım kalan işimizi tamamladık. İnşallah, Meclisin gündeminin elverdiği ölçüde,
kısa süre içerisinde o tasarının da Parlamentodan geçeceğini ümit ediyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
Sayın Gürkan sisteme girmiş.
Buyurun.
RECEP GÜRKAN (Edirne) – Sayın
Başkan teşekkür ederim.
Sayın Bakan, Edirne ilinde
Havsa, Meriç ve Lalapaşa ilçelerindeki adliyeler kapatıldı. Bu durumda yaklaşık
60 bin yurttaşımız mağdur durumda. Çünkü, bir yurttaş tanıklık için dahi bir
minibüsle köyden önce ilçeye, ilçeden tekrar Edirne’ye ya da Uzunköprü’ye
gitmek zorunda. Bununla ilgili yeni bir düzenleme düşünüyor musunuz, bir çözüm
öneriniz var mı?
Yine, Edirne Keşan ilçemize
yeni bir adliye binası yapılması gündemdeydi ama bununla ilgili somut bir bilgiye ulaşamadık, bununla ilgili bir
bilgi verir misiniz?
Teşekkürler.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürkan.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH
ERGİN (Hatay) – Değerli milletvekilleri, kapatılan
adliyelerle ilgili olarak, bu adliyeler en yakındaki yargı merkezlerine
bağlandı, orası üzerinden ihtiyaçlar, yargı hizmetleri yürütülmeye çalışılıyor.
Onun dışında, Keşan’a adalet
sarayı elbette ki düşündüğümüz çalışmalar içerisinde var. Ancak, Yargıtaydaki
yargılamaların hızlanmasından kaynaklı olarak cezaevine gelişler bir miktar
arttı. Yargıtay daha önceki yıllarda bakmış olduğu ceza dosyalarının neredeyse
2,5-3 katı bir yılda ceza dosyasını karara bağlamaya başladı. Bundan mütevellit
yatırımların önceliğinde cezaevi yatırımları konusu biraz daha öne çıktı. Bu
anlamda Keşan ilçemizin bu ihtiyacı da elbette ki gündemimizde. Ancak ehem,
mühim sıralamasına göre sırasını beklediğini ifade edeyim ve Genel Kurulu
tekrar saygıyla selamlayayım efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
Madde üzerinde iki önerge
vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı Kanun Tasarısının 11. maddesindeki “yürütür” ibaresinin “yürütmekle
yetkilidir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek Akagün Yılmaz Gürkut Acar Malik Ecder Özdemir
Uşak Antalya Sivas
Mustafa Moroğlu Birgül Ayman Güler Ali Özgündüz
İzmir İzmir İstanbul
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı tasarının 11 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
Hasip Kaplan İdris Baluken Mülkiye Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Erol
Dora Hüsamettin
Zenderlioğlu
Mardin Bitlis
“Madde 11 – Bu kanun
hükümlerini yargı kararı kesinleştikten sonra Bakanlar Kurulu yürütür.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, siz
konuşacaksınız, buyurun.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) –
Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi mi
istiyorsunuz? Peki, gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasa’nın 90’ıncı maddesi
uyarınca tarafı olduğumuz, başta AİHS olmak üzere BM Medeni ve Siyasi Haklar
Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta uygulanması, uygulamadan doğan
mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini
okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra
sayılı Kanun Tasarısının 11. maddesindeki “yürütür” ibaresinin “yürütmekle
yetkilidir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Özgündüz,
buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, hukukçu
olmayan milletvekilleri fark etmeyebilir, bu yasa Türkiye’nin insan hakları
ihlallerini önleyecek bir yasa tasarısı değil, öncelikle bunu söyleyeyim.
2012 itibarıyla Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin önünde 30.100 dosyayla Rusya 1’inci, 17.100 dosyayla
Türkiye 2’nci sırada fakat Rusya hakkındaki müracaatların çoğu, yüzde 90’ı
kabul edilmezlik kararı verilebilir nitelikte. Dolayısıyla, bu durumda,
ülkemiz, ne yazık ki en fazla şikâyete konu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni
ihlal iddiasıyla bugün mahkemenin önünde 1’inci sırada yer almaktadır.
Geçen sene, sayın Bakanlığa
verdiğim bir soru önergesine verilen cevapta, 2010 yılında 159 ihlal kararı
verildiği söyleniyor. Bunun 53 tanesi makul sürede yargılama hakkının ihlaline
ilişkin. Uzun yargılama sebepleri dışında adil yargılama hakkının ihlaline
ilişkin de 30 karar olduğu söyleniyor. Dolayısıyla ülkemiz ne yazık ki Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde tarif edilen adil yargılama
hakkını ihlal eden 1’inci ülke konumunda ve bu tasarısıyla bir nevi dostane
çözüm yani “Ey vatandaş, ben senin hakkını ihlal ettim, uzun yargıladım, uzun
tutukladım, sana gel bu miktarda tazminat vereyim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden davanı geri al.”
demektir, bu yasanın özü budur. Bu şekilde bir düzenleme, aslında ülkemizin,
tabiri caizse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki sabıka kaydını düzeltmeye
dönük ama içeride insan hakları ihlallerini sonlandırıcı, düzeltici bir
düzenleme değil.
Değerli arkadaşlar, tarihten
bir olay anlatayım, bir örnek anlatayım size, Türkiye'nin, bugün yargının
içinde bulunduğu durum daha iyi anlaşılsın diye düşünüyorum. Duymuşsunuzdur, Hazreti Ali’nin halife olduğu
dönemde Şam’da Muaviye vali. Kûfe’den bir tüccar Şam’a geliyor, Şam pazar
yerine. Şamlı bir vatandaş, Kûfelinin devesi hoşuna gidiyor “Bu deve benim.”
diyor. “Ya, olur mu kardeş, bu deve benim.” Neyse, ihtilaf büyüyor. Şam’ın
valisi, aynı zamanda kadı. Konu Muâviye’ye intikal ediyor. Muâviye diyor ki:
“Ben konuyu inceledim, bu deve Şamlının.” Halk toplanmış, demiş ki: “Ey halk,
bu dişi deve Şamlının mı, Kûfelinin mi? Bence Şamlının.” Halk da tabii ki
“Sayın Vali, senin dediğin doğrudur, bu dişi deve Şamlınındır.” demiş. Sonra
Kûfelinin kulağına eğilmiş demiş ki: “Ben de biliyorum ki bu deve dişi değil
erkek deve ve bu deve senin deven ama git Ali’ye de ki ‘Muaviye’nin dişi
deveyle erkek deveyi ayırt edemeyen, ne derse doğru kabul eden 10 bin tane
yandaşı var.’ Ayağını denk alsın!” Şu anda Türkiye’deki yargı aynen Muaviye’nin
yargısı gibi bir durumda.
Gidin, rica ediyorum, yarın
Ergenekon davası var. Bakın, siz diyorsunuz ki: “Bu Ergenekon çetesi, terör
örgütü -size göre- AKP Hükûmetini devirmek için oluştu.” E, siz burada
mağdursunuz, davaya da müdahilsiniz. Bir grup milletvekilini gönderin, yarın duruşmaya
gelsin; biz orada olacağız, bu duruşmayı bir izleyin. Yani komediyi bir görün
yani orada nasıl bir mahkemecilik oynanıyor, onu bir görün. Hukukçu arkadaşlar
gelsin, korkmayın, size karşı protestoyu falan biz önleriz orada, biz sizi
koruruz öyle bir sıkıntınız varsa. Bir gelin, rica ediyorum yani bir hukukçu
olarak, bir heyet olarak. AKP Hükûmeti mağduru konumundadır bu davanın; gelin,
bir izleyin, komediyi görün. Şu anda ne yazık ki Türkiye’de özel yetkili
mahkemeler kanalıyla, adaleti icra etmesi gereken hukuk, zulüm aracı olarak
kullanılmaktadır, bir sürü mağduriyete neden olmaktadır.
Efendim, Balyoz davası, işte
gerekçeli kararı açıklandı. Az önce arkadaş diyor ki, işte, nasıl oluyor
uydurma gerekçe, sahte gerekçe? İşte onu da ayırt edemiyorsunuz anlaşılan yani
uydurma gerekçe, mahkeme kendisini zorluyor. Rıza Türmen söyledi, teşebbüs
suçunun unsurları oluşmadığı hâlde, icrai hareket olmadığı hâlde hazırlık
hareketini teşebbüs suçu olmuş gibi mahkeme gerekçelendirdi ve yarın büyük
ihtimalle Ergenekon’da da buna benzer uyduruk bir karar çıkacaktır. Sizden
ricam, vicdanı olan, bu ülkenin hakikaten hukuk devleti olmasını isteyen
hukukçu milletvekilleri yarın gelsin, Silivri’de Ergenekon duruşmasını bir
izlesin ve partinize de rapor sunsun diyorum.
Bu nedenle, bu yasa insan
hakları ihlallerini önlemeyeceği için, sadece kamuoyunu aldatmaya dönük bir
yasa olduğu için “ret” oyu vereceğimizi açıklıyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Özgündüz.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
11’inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.
Tasarının tümünün oylamasına
geçmeden önce lehte ve aleyhte birer milletvekiline söz vereceğim.
Lehte, Tunceli Milletvekili
Kamer Genç.
Buyurunuz Sayın Genç. (CHP
sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; aslında, tabii ki zaruri nedenlerle yargılama faaliyetleri
geç, davaları uzayan insanlara devletin tazminat ödemesi yerinde bir
davranıştır. Bunu desteklememek mümkün değil. Ama niye Türkiye’de davalar
uzuyor? Bakın, “Musa’nın Çocukları” kitabını yazan Ergün Poyraz yani Tayyip
Erdoğan ve Abdullah Gül ile ilgili “Musa’nın çocukları” kitabını yazan Ergün
Poyraz bugün sekiz yıldır içeride. Bu, hâlâ doğru dürüst yargı karşısına
çıkmamış. Sebebi ne? Bu bakanın talimatlarıyla. Çünkü bakan istediği adamı,
istediği anda şeye çıkarıyorlar. Deniz Feneri davasını hatırlayın bakalım.
Deniz Feneri’nde savcılar görevden alındı “Görevini suistimal etti.” diye,
arkasından da Yargıtaya gitti. Bu 3 savcının masum olduğu, görevini suistimal
etmediği ortaya çıktı. E peki, burada bu bakanlık makamındaki kişiye düşen
görev nedir? Yargı kararıyla görevini suistimal etmediği, bu savcıları tekrar o
davada savcı olarak belirlenmesi, onun yerine geçen ve o günkü Deniz Feneri
davasının sanıklarını koruyan kişilerin iddianamesini hükümsüz sayması ve
yeniden o iddianameyi onlara hazırlatması lazımken… Ama neye yarar?
Bursa’da Faruk Çelik’in
kardeşi içeriye girdi, iki gün sonra dışarı çıktı. Efendim, Tayyip Erdoğan’ın
karısının akrabası şike soruşturmasından içeri girdi, hemen dışarı çıktı. Şimdi
yani Türkiye’de adaletin bu duruma gelmesinin tek nedeni AKP, Tayyip Erdoğan ve
Sadullah Ergin ve tabii ki Abdullah Gül’e de dayanıyor bu.
Şimdi değerli
milletvekilleri, ne kadar mükemmel kanun yaparsanız yapın, eğer insanlar
Allah’tan korkmuyorsa, vicdanlarından yoksunlarsa bunları uygulayan insanlar
her türlü keyfîlikleri yapar. Türkiye’de adaleti yok eden işte bu kadrolar.
Adalet yok ediliyor. Hâkimler tehdit altında, doğru dürüst karar veremiyorlar.
Vermedikleri için de hemen lehlerine bir karar verildi mi işte derhâl içeriye
alıyorlar. Bugün 8 tane milletvekilimiz içeride. Niye bu kişiler içeride? Bu
Parlamentonun birer elemanı. Hakikaten bunların eğer bir suçları varsa zaten
özel mahkeme kurmuşsunuz iki ayda, üç ayda bütün delilleri toplarsınız bunları
yargılarsınız, ceza alması gereken fiilden dolayı cezasını verirsiniz ama yoksa
üç sene, beş sene tutmanın bir anlamı var mı? Bugün Türk ordusunu kim çökertmek
istiyor? Emperyalist güçler. Emperyalist güçlerin Türkiye’deki uşakları kim?
Maalesef, iktidarın içindeki uzantıları var. Bunlar Türk ordusunu evet…
Generaller içinde suç işleyen varsa kurarsınız bir özel mahkeme -mahkeme de
özel- hemen onları yargılarsınız, en kısa zamanda suçlu ve suçluyu ararsınız ve
bu insanlar dışarı çıkar. Böyle bir şey olur mu? Bu memleketin efendim… Bugün
Genelkurmayın elindeki GES’i niye alıp da MİT’e verdiniz ve ondan sonra
askerlerin içinde niye bu kadar şehit oldu? Bunların hepsini düşünmeniz lazım
yani Türkiye'de Türkiye'ye dost, Türkiye Cumhuriyeti devletine, kurumlarına
dost bir yönetim yok maalesef. Olmadığı için bütün kurumları yok edilmiş.
Geçen gün Tunceli’ye gittim,
öğrenciler bir pankart asmışlar: “Rektör efendisinin, öğrenciler ODTÜ’nün
yanında.” Bu pankartı indirmek için Rektör polis çağırıyor üniversiteye
arkadaşlar. Üniversiteye polis çağırıyor ve muazzam darptan sonra 20 tane
öğrenci içeri alınıyor. Şimdi, böyle bir şey olur mu? Arkadaşlar, peki, Tayyip
Erdoğan Orta Doğu’ya 3.500 tane polis ve 80 zırhlıyla niye girdi? Yabancı bir
düşman memlekete mi giriyordu? Gidip orada bir uydu fırlatmanın bu kadar şeyi
gerektiriyor muydu? Yani Türkiye'de AKP iktidarıyla devlet düzeni yok edildi,
devlet dönüştürüldü ama siz de bunlara seyirci kalıyorsunuz. Onun için yani ben
şurada Hükûmet sırasında oturan kişiyi ben bakan kabul etmiyorum. Onun için
devletin herhangi bir makamında sizin iktidarınız zamanında bir yerlere gelen
kişiler tarafsız olmadıkları için, bu millete ve bu halka sevgi ve saygı
beslemedikleri için, dürüstlük duygularını bir tarafa bıraktıkları için ben
bunları kendime muhatap almıyorum. Ama yazık, bu memleketin bir an önce bu
sıkıntılardan kurtulması lazım. Kurtulacağına inanıyorum. Aksi taktirde Türkiye
çok büyük felaketlere doğru gidiyor arkadaşlar, Türkiye parçalanıyor.
Türkiye'de sorumlu iktidar yok. Bunun sorumsuzluğunun nedeni AKP’nin 325
milletvekilidir. Siz her şeye parmak kaldırıyorsunuz. Sormuyorsunuz, “Arkadaş bu
memleket niye böyle yönetiliyor?” demiyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (devamla) –
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Genç.
Aleyhte…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurunuz.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Sayın konuşmacı konuşmasında “Bir bakan istediğini cezaevinde tutuyor
istediğini bırakıyor.” diye bir iftirada bulundu. Müsaade ederseniz sataşmaya
cevap vereceğim.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN
(Balıkesir) – Ya, onunla niye muhatap oluyorsun? O kim ki cevap vereceksin?
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Ergin.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Ben, burada, gerçek dışı
beyanları tek tek cevaplamayacağım ama adaleti bitiren bu bakanın icraatlarına
dönük yapılan söylemlere bir iki şey söylemek istiyorum, o da şudur: Bu kürsüden
“Yargıya güvenimiz kalmadı.” diye konuşanlara ve bunu ifade edenlere şunu
hatırlatmayalım: Bu endişeleri dile getirenler, aynı şekilde, zaman zaman
“Orduya da güvenimiz kalmadı.” demektedirler. Yıllar yılı, bu ülkede, orduya ve
yargıya yaslanarak siyaset yapmaya çalışanlar…
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Hiçbir zaman sığınmadık, orduya hiçbir zaman sığınmadık.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) – …endişe etmekte haklıdırlar değerli milletvekilleri.
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) –
Bunlar ucuz laflar, bir bakana yakışmıyor.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Böyle düşünenler için ifade ediyorum ki bundan sonra orduya ve
yargıya yaslanarak siyaset yapma dönemi bitmiştir. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Siyasetçi, demokrasilerde, halkına dayanır, evrensel hukuka dayanır,
sandık sonuçlarına dayanır. Bu ülkede milletten alamadığı yetkiyi, sandıktan
alamadığı desteği ordu ve yargıya yaslanarak devşirme devri artık sona
ermiştir, bunu bilelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Artık, çocuklarımıza,
her sekiz-on yılda bir muhtıra verilen, darbe yapılan bir ülke bırakmak
istemiyorsak demokrasimizin kurumsallaşma sürecine hepimizin katkı vermesi
gerekir diye düşünüyorum. Demokrasimizin kesintisiz ve sürdürülebilir olmasını
istiyorsak bu sürece destek vermemiz gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, yine
bu kürsüde yargıya güven erozyonundan, kaybından bahsedildi. 1992 yılında
baypas yasası çıkartılarak bakanlık kadrolarının dağıtılması yargıya güvenimizi
sarsmadı, darbe ve muhtıraları alkışlayan hâkim, savcılar yargıya güvenimizi
sarsmadı, “Ben tarafım, devletten yana tarafım.” diyen hâkimler, savcılar
güvenimizi sarsmadı, şiir okuduğu için hapse atılan siyasetçiler güvenimizi
sarsmadı bu yargıya! Anayasa Mahkemesinin meşhur 367 kararı yargıya güvenimizi
sarsmadı öyle mi? Yüzde 47 oy almış AK PARTİ’ye sekiz ay sonra kapatma davası
açılması bu ülkede yargıya güvenimizi, güveninizi sarsmadı! “Onamamı istersin,
bozma mı?” diyen yüksek yargıcın tavrı güvenimizi sarsmadı öyle mi? “Bize rapor
yazacak hâkim, savcı değil, militan lazım, o da yetmez, yok ediciler lazım.”
diyen anlayış güvenimizi sarsmadı.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Sayın Bakan, o zaman da sorun vardı, o zamanda biz eleştiriyorduk ama siz şimdi
tamamen yargıyı hükûmetin sopası konumuna getirdiniz. Allah’tan korkun.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Toplum mühendisliği yapan yargı güvenimizi sarsmadı! Bütün bunlar
güvenimizi sarsmazken geniş tabanlı Anayasa Mahkemesi birilerine güven
vermiyor, geniş tabanlı HSYK birilerine güven vermiyor.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kimin
atadığı HSYK? Kim atadı HSYK’yı?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Kooptasyon sistemi ortadan kalktı, yeni yapı birilerine güven
vermiyor ve gece gündüz uzun yargılamaları sona erdirmek isteyen Yargıtayın
çalışmaları birilerine güven vermiyor.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Sayın Bakan, beş yıldan fazla tutuklu olan insanlar var, soru önergesine cevap
verdiniz. 700 kişi beş yıldan fazladır tutuklu. Neden bahsediyorsunuz?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, biraz önce saydığım ve güveni
zedelenmeyen, o çarpık uygulamalara güven duyanların bugün güvensizlik duyması
yargının doğru istikamette ilerlediğinin en bariz ispatıdır.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Ergin.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Bakan “Orduya ve yargıya yaslananlar.” diyerek grubumuza hakaret
etmiştir. İzin verirseniz söz istiyorum.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – İsim de söylemedim, parti de söylemedim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Yok efendim, öyle bir şey yok.
HALİDE İNCEKARA (İstanbul) –
İsim kullanmadı efendim, isim kullanmadı.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, aynı konu… Ben cevap vermek istiyorum kendisine.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
İnce.
Yeni sataşmalara mahal
vermeyiniz lütfen.
4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu ülkenin yargısında sorun
vardı sizden önce, doğrusunuz, haklısınız. Bu ülkede ihtilaller oldu, darbeler
oldu, doğru, haklısınız ama bu darbelerden biz de çektik, hatta sizden fazla
çektik. 12 Eylülde bizim partimiz kapatıldı, genel başkanımız hapse atıldı,
partimizin mallarına el konuldu. O yıllarda sizin genel başkanınız İETT’de top
oynuyordu.
MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN
(Balıkesir) – Sen ne yapıyordun?
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Sizin hiçbiriniz hapse girmediniz ama Cumhuriyet Halk Partililer hapse girdi.
Bakın, işkenceyi biz gördük. Bizim darbeyi falan alkışladığımız yok fakat siz
bugün yargıyı iktidarın sopası hâline getirdiniz. Yargı sizin emrinizde.
BÜLENT TURAN (İstanbul) –
“Ankara’da hâkimler var.” Kim dedi?
MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın
Bakan, ben sizin yerinizde olsam o Silivri’deki duruşmaları bir gün izlerim.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –
Yarın gelin yarın, davet ediyoruz. Yarın oradayız.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Bakın, karga sesiyle bülbül sesini ayırt etmek için müzisyen olmaya gerek yoksa
Silivri’de yaşanan hukuk rezaletini, adaletin ayaklar altına alındığını görmek
için de hukuk fakültesini bitirmeye gerek yok. Bir gün bu yargı size de lazım
olabilir.
Bundan otuz sene önce sizin
iktidar olacağınızı söyleselerdi millet buna gülerdi ama bugün Mecliste ezici
bir çoğunluğunuz var. Çankaya’yı siz seçtiniz, rektörleri siz atadınız,
valileri siz atadınız. Bunların hepsi gün gelir geçer. 300 milletvekilli bir
ANAP vardı ama bugün ANAP tabela partisi bile değil.
Yargı geçmişte hata yaptı mı?
Evet yaptı ama siz bugün yargıyı kuklanız hâline getirdiniz.
MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN
(Balıkesir) – Yok öyle bir şey!
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Yargı sizin sopanız bugün.
Sayın Bakan, siz bu kürsüye
gelin şunun cevabını verin: Eğer bu ülkede bir hâkim “Hükûmet eşeği aday
gösterse ben oy veririm.” diyorsa…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Çarpıtma!
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Dedi mi bunu? Bunu dedi mi?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Onu öyle demedi.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
“Hükûmet eşeği aday gösterse ben oy veririm.” diyen bir hâkimden hâkim olur mu?
Bu hâkim adil olabilir mi?
Bakın arkadaşlar, sayın
milletvekilleri, ben burada bir siyaset yapmıyorum, inanın ki, siyaset
yapmıyorum. Bakın “Oh ne güzel, bizim yargımız oldu.” derseniz, o yargı var ya
bir gün sizin de canınızı okur.
Yetiştiremediniz, MİT
Müsteşarını kurtarmak için sabaha kadar çalıştırıp kanun çıkarttınız burada.
Niye? Ne korkunuz vardı? Yargı hiç kimsenin askeri olmamalıdır. Yargı, adil
olmalıdır. Yargı dürüst olmalıdır, tarafsız olmalıdır. Siz için ele geçirmiş
olabilirsiniz ama merak etmeyin, kendi canavarınızı yaratmış da olabilirsiniz.
Bunu unutmayın.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Yani geçmişte bakın, Afganistan’da kimler sonra karşı karşıya geldi. Dünyanın
her yerinde böyle olmuştur. Kim kimi desteklemişse ve bir canavar yaratmışsa o
canavar gelip önce onu yok etmiştir.
Hepinize teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın İnce.
Aleyhte Şırnak Milletvekili
Hasip Kaplan.
Buyurunuz Sayın Kaplan.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Efendim?
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Efendim, benim sözümü yanlış yorumladı. Ben “Orduyu içeriye…” “Sırtınızı orduya
dayadınız.” Benim söylediğim laf o değil.
BAŞKAN – Neydi?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben,
onu yanlış anladı, kendisine kürsüden söyleyeyim.
BAŞKAN – Düzeltin lütfen.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Efendim, sözümü yanlış anladı, ben açıklamak istiyorum. Yani “Orduyu neden
dolayı böyle yaptınız?..” O benim… Sırtımızı orduya dayayarak iktidara
geldiğimizi söyledi. Ben hâlbuki onu kastetmedim, başka bir şey kastettim, onu
izah edeyim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Anladık biz efendim, anladık.
BAŞKAN – Kastettiğinizi
söyleyin lütfen, kayıtlara geçirelim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
orada kürsüden söyleyeyim.
BAŞKAN – Yani…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
sataşmadan söz istiyorum benim konuşmamı ters yorumladı diye. Kendisi de biraz
önce sayın grup başkan vekilimiz çıktığı zaman “Ben grubu kastetmedim, Kamer
Genç’i kastettim.” dedi zaten.
BAŞKAN – Evet, sayın grup
başkan vekili açıklamada bulundu.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama
benim düşüncemi ayrı kastetti.
BAŞKAN – Siz de onun sizin
sözlerinizi yanlış yorumladığını söylüyorsunuz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
grup başkanımız doğru söyledi de, benim sözlerimi Sadullah Ergin yanlış
yorumladı.
BAŞKAN – Tamam, yanlış
yorumladı, düzelt.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama
açıklayayım nasıl yanlış yorumladığını efendim.
BAŞKAN – Tamam “Yanlış
yorumladı.” dediniz tutanaklara geçti. Lütfen.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Efendim olur mu, açıklayayım ama Sayın Başkan.
BAŞKAN – Yeterince açıklandı
her şey.
Aleyhte Sayın Kaplan,
buyurunuz.
VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya
Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair
Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342) (Devam)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Barış
ve Demokrasi Partisi olarak neden bu yasaya “hayır” dediğimizi, ret oyu
verdiğimizi son söz olarak açıklamak istiyorum.
AK PARTİ olarak on yıldır
iktidarsınız.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – AK
PARTİ değil AKP.
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Mağduriyetin en güzelini yaptınız. Mağduriyeti her dönemde yaparken de askerî
vesayetten şikâyet ettiniz, yargı vesayetinden şikâyet ettiniz, bürokratik
vesayetten şikâyet ettiniz ve en önemlisi yargılama süreçlerinde ulusal
yargıdan, siyasallaşan yargıdan, olağanüstü mahkemelerden, tabii hâkim
ilkesinden uzaklaşan, ön yargılı, ideolojik bakan yargıdan şikâyet ettiniz. On
yılda nereye geldiniz arkadaşlar? Şöyle bir dönün kendinize bakın. On yılda bir
ülke değiştirilir, on yılda bir devrim yapılır. On yılda adalet sisteminin
başından sonuna kadar değişme gücünü elde ettiniz. Mecliste çoğunluktunuz.
Geldiğiniz noktada en fazla milletvekili sizin zamanınızda tutuklu. En fazla
belediye başkanı, en fazla seçilmiş, en fazla siyasetçi, en fazla partili, 10
bini aşkın siyasi tutsak şu an sizin döneminizde tutuklu. Sizin döneminizde en
fazla gazeteci tutuklu. Sizin döneminizde “Savunma hakkı kutsaldır.” deyip en
fazla avukatın tutuklu olduğu bir dönemi yaşıyorsunuz. Sizin döneminizde en
fazla aydın, sanatçı, gazeteci düşünceleri nedeniyle Terörle Mücadele
Kanunu’ndan tutuklandı.
Sizin Başbakanınız bir şiir
okudu diye bir DGM’den mahkûm oldu. Sizin Başbakanınızın tutuklandığı DGM’leri
kaldırmak için Avrupa mahkemesinde biz avukat olarak mücadele ettik, o DGM’leri
biz kaldırdık aldığımız AİHM kararlarıyla. O zaman AİHM kararlarının bir anlamı
vardı. AİHM’in (Avrupa Mahkemesinin) ulusal üstü yargının bu siyasallaşan yargı
üzerinde şöyle bir etkisi vardı: Uzun gözaltıları kısalttık, on beş günden dört
güne 93’te aldığımız kararlarla getirdik. Dış dinamik olarak etkiliydi bunlar.
İşkence evlerini, gözaltıları, nezarethaneleri… Adil yargılama, savunma
hakkıyla ilgili çokça karar aldık. Ama gelinen noktada küresel kriz Avrupa’yı
da kirletiyor arkadaşlar, kriz ekonomik değil sadece. Kriz moral değerleri, insani
değerleri, ahlaki değerleri, hepsini aşındırmaya başladı. Bugün, tartıştığımız
bu yasa sadece AK PARTİ Hükûmetinin bir yasa çıkarıp Avrupa Mahkemesindeki
16.650 davadan kurtulma, bu süreçte davaları açma sürecini on yıl yani
hedeflediğiniz 2023 yılına öteleme, 2023’e kadar adaletsiz bir yargının
kıskacında, bağımlı, taraflı, siyasi, ön yargılı, ideolojik, düşman hukuku
uygulayan mahkemelerin devamında… Birilerinin elindeydi önceleri bu mahkemeler,
bugün de sizin elinizde ise değişen bir şey yok. Kürt için değişmedi, Alevi
için değişmedi, işçi için değişmedi, memur için değişmedi, fikrini söyleyen,
resmini çizen, bunlar için hiç değişmedi bu. Bu konuda kendi kendimizi
aldatmayalım.
Avrupa Birliğiyle, İnsan
Hakları Mahkemesiyle pazarlık yapabilirsiniz. Ekonomik kriz nedeniyle onlar 16
bin davadan kurtulmanın hedefine girebilir. Soruyorum Sayın Bakan: Kadınlara
şiddet uygulanırken, yaşam hakları ihlal edilirken, ırza geçilirken, tecavüz
edilirken, işkence yapılırken insanlara, uzun süre haksız yere adaletsiz
tutuklanırken bunları nasıl parayla tatmin edeceksiniz? Para her şey değil
arkadaşlar.
İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ne
alakası var?
HASİP KAPLAN (Devamla) –
Biraz insanlık, biraz vicdan! Vicdanın olduğu yerde, adaletin, duyguların
olduğu yerde tazmin komisyonlarının, idari komisyonların parayla adaleti
tecelli edemeyeceği anlar vardır. Siz özgürlükleri parayla alamazsınız, kişilik
haklarını parayla alamazsınız, adil yargılanmayı parayla alamazsınız. İnsanın
kimliği nedeniyle, etnisitesi nedeniyle, inancı nedeniyle aşağılanmasını,
alınmasını, içeri atılmasını, bunları parayla gideremezsiniz. Adalet herkese
lazım arkadaşlar.
Barış ve Demokrasi Partisi bu
Meclisin onurudur, onun için dimdik ayakta “ret” oyu veriyoruz ve karşı
duruyoruz ve diyoruz ki: Adaletin olmadığı yerde -Duverger’in sözünü hep
anımsayın- herkes suçlu duruma düşebilir.
Hepinize kolaylıklar
diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Kaplan.
Tasarının tümü açık oylamaya
tabidir.
Açık oylamanın elektronik
oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:
“Oy
sayısı : 287
Kabul : 234
Ret :
53 (x)
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Fatih Şahin Muhammet
Bilal Macit
Ankara İstanbul”
Böylece, tasarı kabul edilmiş
ve kanunlaşmıştır.
Hayırlı olmasını diliyorum.
Bir saat ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.52
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.54
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
5’inci sırada yer alan,
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Milliyetçi Hareket Partisi
Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ile 3 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
5.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Milliyetçi
Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İstanbul
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ile 3 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/717, 2/1030) (S. Sayısı:
370) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet
yerinde.
Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün
91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmış idi. Şimdi birinci bölüm üzerindeki görüşmelere
başlıyoruz.
Birinci bölüm 1 ila 8’inci
maddeleri kapsamaktadır.
Birinci bölüm üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu
konuşacaktır.
Buyurunuz Sayın Kuşoğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BÜLENT
KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; 370 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı hakkında
söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunarım.
Değerli arkadaşlar, bu sene
galiba en fazla sosyal güvenlik kanunlarıyla ilgili olarak toplandık. Bugün de
Genel Kurulumuz bununla ilgili bir tasarıyı görüşmek üzere toplanmış bulunuyor
ama maalesef çoğunluğumuz da yok gördüğüm kadarıyla. Özellikle iktidar pek
ilgilenmemiş ama sosyal güvenlik çok önemli bir konu; burada bulunan sayının
tersine, çok çok önemli bir konu, 75 milyonla ilgili bir konu, geleceğimizle
ilgili bir konu, geçmişimizle ilgili bir konu. Onun için ben bu konunun çok
daha fazla ilgi toplamasını dilerdim, bu konuyla milletvekillerimizin çok daha
fazla ilgilenmesini düşünürdüm çünkü sosyal güvenlik bir toplumun, bir sistemin
sigortasıdır, emniyet supabıdır. Şu anda 75 milyonun içerisinde yaklaşık 12
milyon yoksul var. Bu insanlar bir sıkıntıyla karşılaşmadan, çok düşük
maaşlarla -ki en az 2 milyon 600 bin de resmî rakamlara göre işsizimiz var-
toplumda bir patlama olmadan, sıkıntı olmadan bu toplum bu günlere geldiyse bu
sosyal güvenlik sayesindedir, böyle bir müessese sayesindedir. Bu konuya çok
daha fazla ilgi gösterilmesi gerekirdi diye düşünüyorum.
Şimdi, bugün görüşeceğimiz
konu şöyle bir konu: Sosyal güvenlikle ilgili uygulamada karşılaştığımız ama
çözümünde kurumun sıkıntı duyduğu birçok konunun derlenip toparlanıp bir paket
hâlinde Meclisimizde çözüme kavuşturulmasına yönelik bir tasarı. Önemli konular
var ama ben bunun yanı sıra, bununla birlikte, buna benzer birçok konunun da
gündeme gelmesini beklerdim.
Mesela sağlıkla ilgili çok
önemli konular vardı. Özellikle sendikacı arkadaşlarımıza karşı,Sayın
Bakanımızın şiddetli tavırları var; bizim komisyonumuzda, Sayın İzzet Çetin’e
karşı, onların savunduğu görüşlere, Musa Bey’e karşı ama Sayın Bakan, özellikle
bu sağlıkla ilgili olarak, siz, Sosyal Güvenlik Kurumu olarak Türkiye’de en
büyük sağlık finansmanı sunucususunuz, tedarikçisisiniz, en fazla sağlık
hizmeti alan kurum sizsiniz. Ben beklerdim ki sağlık hizmetleriyle ilgili
olarak da bir düzenleme yapın yani belirleyici olun. Ben de bu kurumda -hasbelkader yönetiminde bulundum-
çalıştım, bu kurumun Türkiye’deki sağlık sistemiyle ilgili olarak çok daha
fazla söz söyleyebilmeye hakkı olması lazım, sağlık konusuyla ilgili
düzenlemeler yapabilmesi lazım.
Bugün özel sektör
hastaneleriyle ilgili olarak bölümlere ayırıyorsunuz, o bölümlere göre,
sınıflamaya göre onlara ödeme yapılıyor ama bunu üniversiteler için
yapamıyorsunuz. Üniversite hastanelerini, evet, bir, kamu üniversiteleri
hastaneleri, bir de vakıf üniversiteleri diye ayırmışsınız ama bunların
kalitelerine göre özel sektör hastanelerine yaptığınız düzenlemeyi burada
yapamıyorsunuz, Sağlık Bakanlığı hastaneleri için yapamıyorsunuz ve aldığınız
hizmet, sigortalıların aldığı hizmet, maalesef, birçok yerde çok seviyesiz
kalıyor.
Bugün, bakın, Sağlık
Bakanlığı -kamu hastaneleri birliği- bir düzenleme yaptı. Özel sektör
mantığıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor ve oradaki CEO’lar ki öyle bir düzene
geçildi… Bir şehirdeki bütün kamu hastaneleri bir araya getiriliyor, Kamu
Hastaneleri Birliği kuruluyor, onun başına da Sağlık Bakanlığından birileri
atanıyor. En az 12 bin lira aylık alıyor bunlar ama buraya…
Bu sene 2013’te galiba 48-49
milyar liralık bir sağlık bütçeniz var. Sizin çok daha etkili bir şekilde bu
konuda söz sahibi olmanız lazımdı. Bu tasarıyla da bu konuyla ilgili bazı
düzenlemeler yapabilmeniz lazımdı diye düşünüyorum. Bu sene 49-50 milyarlık
Sağlık Bakanlığına ya da sağlık kuruluşlarına ödeme yapacaksınız ama sağlık
konusunda söz sahibi olmayacaksınız. Ben böyle bir Sosyal Güvenlik Kurumu
düşünemiyorum. Bu konuda çok daha atak olması gerekir Sayın Bakanımın. Kurumun
da bu yönde düşünceleri olduğunu ben gayet iyi biliyorum, düşünüyorum.
Yine intibaklarla ilgili
olarak şu anda, geçen yıl çıkardığınız kanun, biz o zaman da uyarmıştık, kimse
memnun olmayacak ve maalesef emeklilerin yirmi yıldan beri beklentisi olan
İntibak Kanunu “Dağ fare doğurdu.” misali sıkıntılara sebep olacak demiştik. Şu
uygulamaları görüyoruz. Emekliler, maalesef perişan vaziyette, beklentileri
suya düştü, havuza düştü hepsinin, sıkıntılı vaziyetteler.
Değerli arkadaşlarım, bu
kanunla, önemli olan yedi tane düzenleme yapılmış vaziyette. Bunları biz Plan
ve Bütçe Komisyonunda, alt komisyonda düzenledik. Çok önemli sekiz tane düzenleme
var ama bunlar arasında bir de -olmaması gerekirdi- kurumlarla ilgili
düzenlemeler var; bazı personelin yeniden atanmasıyla ilgili, Türkiye İş
Kurumuyla ilgili. Bunu bir nebze olsun anlıyorum ama onun haricinde kurumla
ilgili olarak yapılanın anlaşılır tarafı yok maalesef.
Çok önemli bir düzenleme de
Sosyal Güvenlik Kurumu yönetimine esnafların katılabilmesi; bu çok önemli,
bizim de çok desteklediğimiz bir düzenleme, bu yönde Cumhuriyet Halk Partisi
olarak önerge verdiğimiz bir düzenleme. Bunu da çok yerli yerinde olarak
görüyoruz, yapılan bir eksikliğin düzeltilmesi ama burada şöyle bir şey var
Sayın Bakanım, özellikle bunu söyleme ihtiyacı hissediyorum: Şimdiye kadar
emekliler Sosyal Güvenlik Kurumu yönetimindeydi. İşçi temsilcisi vardı ama
bunlar, olmalarına rağmen, maalesef bastırılmış vaziyette sıkıntılarını,
dertlerini anlatamaz ve kamuoyuyla paylaşamaz durumdaydılar. Esnafın da bu
şekilde olmamasını diliyorum yani dışarıda olmaları aslında onların daha fazla
konuşabilmeleri, dertlerini anlatabilmeleri, sıkıntılarını kamuoyuyla, basınla
paylaşabilmelerini getiriyor, Kurum yönetimine girince maalesef sesleri
solukları çıkmıyor.
Düşünüyorum da bundan yirmi
yıl önce, on beş yıl önce işçi emeklilerinin genel kurullarına ya da işçi
sendikalarının genel kurullarına gidildiğinde bakanların eli ayağı titrerdi,
şimdi çok rahatlıkla gidiliyor ya da gidilmeye bile gerek görülmüyor, çok rahat
bir ortam var. Hâlbuki, bu baskılandığı için böyledir diye düşünüyorum yani
“Yönetimde bundan sonra yer alamazsınız.” baskısıyla herhâlde böyle oluyor. Bir
taraftan yani esnafın girmesini biz destekledik, böyle önergeler verdik, bundan
çok memnunuz, bunu destekliyoruz ama öbür taraftan da esnafın bundan sonra sesi
çıkmayacak, soluğu çıkmayacak diye korkuyorum inanın. İnşallah, böyle bir sonla
karşılaşmayız.
Sosyal güvenlik destek
primiyle ilgili bir düzenleme yapıldı, böyle bir maddemiz de var. Bunları
almamız artık mümkün değil değerli arkadaşlar. Sosyal güvenlik destek primi,
işte emekli olduktan sonra çalışmaya başlıyor ama bu insanlar mevzuatı da
bilmiyorlar. Maalesef, bunların, yüzde 15 ilave olarak sosyal güvenlik destek
primi ödemesi gerekiyormuş. Geriye doğru bir tespit yapılıyor, çok büyük
meblağlar, ödeyemeyecekleri meblağlar söz konusu oluyor. Zorunluluktan zaten
böyle bir düzenleme tasarıya konuldu. Bunlardan alabilmemiz mümkün olmadığı
için, kurumun tahsilat yapabilmesi mümkün olmadığı için af niteliğinde böyle
bir madde getirildi maalesef.
Yine çok önemli bir konu, bu
18 yaş üstündeki öğrenciliği bitmiş kişilerin gelir testi yapılamadığı için
tekrar 20 yaşına kadar olan sürede sağlık yardımlarından istifade edebilmesi
getirildi. Bu da olumlu bir düzenleme ama daha yüksek yaşlara kadar söz konusu
olsaydı uygulamada da sorun olmazdı çünkü bundan sonra da benzer sorunların
olabileceğini tahmin ediyorum.
Bir de -notlarıma bakmadan
konuştum- sosyal güvenlik sisteminin “kara delik” olarak tabir edilmemesi
gerekir diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Kuşoğlu.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.
Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, 370
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Tasarının 3, 4 ve 6’ncı
maddelerinde esnaf ve sanatkârların Sosyal Güvenlik Yönetim Kurulunda temsil
edilmesine yönelik düzenlemeler yapılmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim
Kurulunda işçi, işveren, kamu görevlileri ve emeklilere doğrudan temsil imkânı
sağlanmıştır. Tarımda çalışanlar ile kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlar
aynı statüde değerlendirildiği için esnaf ve sanatkârlarımız Sosyal Güvenlik
Kurumu Yönetim Kurulunda bugüne kadar temsil imkânı bulamamışlardır. Esnaf ve
sanatkârlarımızın Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunda temsil edilmesi
Milliyetçi Hareket Partisinin uzun süredir gündeme getirdiği de bir konudur.
Geç de olsa esnaf ve sanatkârların Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunda yer
almasına yönelik getirilen bu düzenlemeyi destekliyoruz.
Ancak, esnaf ve
sanatkârlarımızın birçok sorunları bulunmaktadır. Esnaf ve sanatkârlarımızın
sorunlarının çözümüne yönelik olarak vermiş olduğumuz kanun teklifleri maalesef
komisyonlarda bekletilmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Sayın Çelik bu kanunun yaklaşık 4,5 milyon kişiyi ilgilendirdiğini ifade
etmiştir; doğrudur ancak komisyonlarda bekleyen bizim tekliflerimiz 74 milyonu
ilgilendiren tekliflerdir ve Hükûmet tarafından da maalesef henüz dikkate
alınmamıştır.
Bu kanun tasarısının Plan ve
Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında vermiş olduğumuz ancak Adalet Kalkınma
Partisi çoğunluğu tarafından dikkate alınmayan bazı tekliflerimizi burada
sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre, emekli olduktan sonra
4/B’li olarak çalışan 13.264 esnaf ve sanatkârımızdan yüzde 15 oranında sosyal
güvenlik destek primi kesilmektedir. Emekli çalışanlardan sosyal güvenlik
destek primi kesilmesindeki amaç, iş gücüne katılması beklenen gençlerin önünün
açılmasıdır ancak esnaf ve sanatkârlar birer işçi değil, tersine, işverendir;
bu göz ardı edilmektedir. Bir başka ifadeyle, emekli olduğu hâlde hâlen
çalışmakta olan esnaf ve sanatkâr genç iş gücünün önünü tıkayan değil, tersine,
onlara iş imkânı yaratan kişiler durumundadır. Bu nedenle, emekli esnaf ve
sanatkârlardan sosyal güvenlik destek primi almak, gençlere iş imkânı sağlayan
bir kesimin ödüllendirilmesi gereken yerde cezalandırılması anlamına
gelmektedir. Bu uygulama esnaf ve sanatkârın sıkıntılarını daha da
artırmaktadır.
Bu nedenle, esnaf ve
sanatkârların yaşlılık aylıklarından sosyal güvenlik destek primi
kesilmemelidir. Oysa bu tasarının 11’inci maddesiyle, bugüne kadar emekli
aylıklarından sosyal güvenlik destek primi kesilmeyen esnafın prim borçları
yapılandırılmakta, güya bu kesime bir kolaylık sağlanmaktadır.
Diğer bir husus, 4/A
kapsamındaki sigortalılara yani SSK’lılara hastalıkları sebebiyle geçici iş
göremezlik ödeneği verilmektedir. Ancak 4/B kapsamındaki esnaf ve sanatkârlar,
sadece yatarak tedavi süresince veya yatarak tedavi sonrası bu tedavinin gereği
olarak istirahat raporu aldıkları süre için geçici iş göremezlik ödeneği
alabilmektedirler. Bu eşitsizliğin giderilerek esnaf ve sanatkârlarımıza da
hastalık ve ayakta tedavi süresinde geçici iş göremezlik ödeneği verilmelidir.
2000 yılı öncesi vergi
mükellefi olan esnaf ve sanatkârlarımız bu sürelerini sigortaya
işletememektedir. Bu nedenle 31/12/2000 tarihinden önce vergi mükellefiyet
süreleri bulunan esnafların, daha önce kuruma sigortalılığı tescil edilmiş
olması şartı aranmadan bu sürelerin sigortalılık süresi olarak
değerlendirilmesi ve bu sürelerin tamamının borçlanılmasına imkân verilmesi
gerekmektedir.
Tabii, bu saydığım hususlarla
ilgili daha önce bizim kanun tekliflerimiz mevcut olduğu gibi, gerek
komisyonlarda, şimdi de Genel Kurulda da bu madde ilavesi şeklinde
önergelerimiz, tekliflerimiz olacaktır.
5510 sayılı Kanun’un 4/a
maddesi kapsamındaki sigortalı kadınlar, 2 defaya mahsus olmak üzere, doğum
tarihinden sonra iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine istinaden iş
yerinde çalışması ve çocuğunun yaşaması şartıyla talepte bulunulan süreleri
doğum borçlanması yapabilmektedir. Ancak 5510 sayılı Kanun’un 41’inci maddesine
göre, esnaf ya da tarım BAĞ-KUR’lu kadın sigortalıların doğum borçlanma hakkı
bulunmamaktadır. 41’inci maddeye göre, kadınlar işe girmeden evvel yaptıkları
doğum nedeniyle çalışma hayatından ayrı kaldıkları süreyi borçlanma imkânına
kavuşmaları gerekir. Oysa erkekler işe girmeden önce askerlikte geçen süreleri
borçlanabilmektedir. Bu haksızlığın giderilmesi amacıyla işe girmeden önce
doğum yapan kadınlara doğum nedeniyle çalışma hayatından ayrı kaldıkları süre
kadar borçlanma hakkı tanınmalıdır.
Ülkemizde, yaş haddinden
emeklilik hakkını kazandığı hâlde hizmet süresi eksik olduğu için emekli
olamayanların sayılarının 300 binden fazla olduğunu tahmin ediyoruz. 2009
yılında yaşanan ekonomik kriz ve son dönemlerdeki ekonomik durgunluk sonunda
binlerce iş yeri kapanmış, bunun neticesinde yüz binlere varan kişi işsiz
kalmıştır. İşsiz kalanların bir bölümü de, yaş haddinden emeklilik hakkını
kazandığı hâlde hizmet süresi noksan olan sigortalılardır. Üniversite mezunu
gençlerin dahi iş bulmakta zorlandığı bir dönemde belli yaşın üzerindeki
sigortalı vatandaşlarımızın iş bulma şansı neredeyse yok denecek kadar azdır.
Yaş haddinden emeklilik hakkını kazandığı hâlde hizmet süresi noksan olduğu
için emekli olamayan vatandaşlarımız bir mağduriyet yaşamaktadır. Bu
vatandaşlarımıza, beş yıla kadar eksik hizmet sürelerinin borçlandırılarak
emeklilik imkânının sağlanması oldukça yerinde olacaktır.
Diğer bir husus, 29 Mart 2009
yerel seçimlerinde ilk defa seçilen belediye başkanlarının Emekli Sandığı
kademeleri, BAĞ-KUR ve SSK hizmetleri dikkate alınmaksızın 5510 sayılı Kanun’un
yürürlüğe girdiği 15 Ekim 2008 tarihinden sonraki yerel seçim tarihinden bu
yana hesap edilmektedir. Bu durum, yaşlılık aylığı ve diğer mali haklar
bakımından hak kayıplarına neden olmaktadır. BAĞ-KUR ve SSK hizmet sürelerinin
kazanılmış hak aylığı ve emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınması
yönünde yasal düzenleme yapılması zorunlu hâle gelmiştir.
Bir diğer husus değerli
milletvekilleri, AKP Hükûmetinin öğretmenlere yönelik hakarete varan
itibarsızlaştırma söylemleri, öğretmenlerin yaşadığı maddi sıkıntılar, eğitim
çalışanlarının özlük ve sosyal haklarının gün geçtikçe tırpanlanması, özür
grubu tayinlerinin yapılamaması, öğretmenlere yönelik artan şiddet olayları,
okullarda yaşanan güvenlik sorunu, öğretmen ve derslik açığı, okullarımızdaki teknik
ve fizikî alt yapı imkânlarının yetersizliği, kalabalık sınıflar gibi daha
sayabileceğimiz pek çok sorun altında fedakârca görevlerini yapan
öğretmenlerimiz her geçen gün yıpranmaktadır. Bu nedenle öğretmenlerimize de
fiilî hizmet süresi zammı verilmelidir. Ayrıca, 5510 sayılı Kanun’da 2008
yılında yapılan değişiklik ile başta basın çalışanları olmak üzere birçok
çalışanın fiilî hizmet süresi zammı kaldırılmıştır ve bu çalışanların hakları
geçmişe dönük olarak iade edilmelidir.
2007 ve 2011 yıllarında
yaklaşık 418 bin sözleşmeli personel memur kadrolarına atanmıştır ancak başta
il özel idareleri ve belediyeler olmak üzere birçok kamu kuruluşundaki
sözleşmeli personel ve 22 bin 4/C mağduru kadroya alınmamıştır. Bu
mağduriyetlerin de giderilmesi gerekmektedir.
Bu düşüncelerle hepinize
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Akçay.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel.
Buyurunuz Sayın Tuncel. (BDP
sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA SEBAHAT
TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 370 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Barış
ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bu kanun teklifi üzerine
genel olarak gruplar ortaklaştı. Bu önemli bir konu ve bir an önce çıkartılması
isteniyor ki gecenin bu saatinde mesai yapıyoruz. Dolayısıyla, kanun üzerinde
genel bir değerlendirme yapmak üzere, aslında AKP Hükûmetinin genel olarak
sağlık politikalarına, çalışma yaşamındaki politikalarına ilişkin bu kürsüde
defalarca ifade ettiğimiz ama hâla AKP Hükûmetinin bir türlü vazgeçmediği
neoliberal politikalara, özellikle işçiler, emekçiler üzerinde yarattığı
sorunlara ilişkin birkaç şey ifade edeceğim.
Diğer bir konu, değerli
arkadaşlar, bu yasa tasarısı düzenlenirken daha çok, işte, pratik sorunları,
pratikte ortaya çıkan sorunları gidermek üzerine… Bu bile aslında yasaların bu
Mecliste nasıl hazırlandığını çok net olarak gösteriyor. Bu bir eleştiri konusu
çünkü bir kanun teklifi hazırlanırken, bir kanun maddesi görüşülürken bunun
toplumsal yaşamda nasıl etkisi olacak, uygulamalarda ne tip sorunlarla
karşılaşılacak… Bunun için illa pratikte uygulamaya gerek yok çünkü pratikte
olan işçiler var, emekçiler var, meslek örgütleri var. Bu meslek örgütleriyle
birlikte bütün bunlar değerlendirilip, aslında şimdi yapılması gerekeni daha
önce yapsaydı Sayın Bakan, meslek örgütleriyle, bu alanda çalışanlarla yapmış
olsaydı, belki de böyle bir yasaya gerek kalmayacaktı.
Bu çok ciddi bir sorun. Yani
Türkiye’de yasalar düzenlenirken o alanda çalışan işçi, emekçi ya da kadınlar
ya da gençler yani kimi ilgilendiriyorsa yasa tasarısı, buna ilişkin bir
değerlendirme yapmak, onların görüşünü almak, yaşama değen noktadan bir
düzenleme yapmak yerine, daha çok Hükûmetin ihtiyaçları ne, kâr-zarar tablosuna
göre nereden daha çok kâr elde edilebilinir noktasında bir değerlendirme
içerisine giriliyor. O yüzden de çok ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz.
Değerli milletvekilleri, bu
Hükûmetin genel olarak sosyal devlet anlayışı ya da sosyal güvenlik anlayışı
problemli. Yani kendi yurttaşının yaşam hakkını, sağlık hakkını, barınma
hakkını, eğitim hakkını güvence altına alamayan, bütün bunları bile “Nasıl
buradan bir kâr elde edebilirim?” üzerinden yaklaşan bir yerden demokrasinin
çıkması ya da sosyal bir devlet olgusunun olması mümkün değil. Bunlar çok ciddi
sorunlar. AKP Hükûmeti neoliberal politikalar çerçevesinde, Avrupa Birliği
sürecine de kendisi üzerinden Avrupa Birliğinin ortaya koyduğu normlar, ölçüler
üzerinden bir yasa düzenliyor. Bu ciddi anlamda sorunlara neden oluyor çünkü bu
yasalar yani AKP ya da buradan çıkan yasalar, toplumda çok ciddi sorunları
beraberinde getiriyor.
Mesela, önümüzdeki dönem
“taşeronlaşma yasası” diye ifade edilen yasa da bunlardan birisi yani
Türkiye’de esnek çalışmayı artıracak, taşeronlaşmayı artıracak, diyelim ki
güvencesiz işçiliği artıracak bir noktada bu çok ciddi bir sorun. İşte, daha
dün Zonguldak’ta bir iş kazası, daha doğrusu iş cinayeti yaşandı; her gün iş
cinayetleri yaşanıyor Tuzla’da, inşaat firmalarında, tersanelerde. Bütün
bunlara baktığınızda, aslında bu kazaların neredeyse yüzde 90’ını bu taşeron
firmalarda çalışan işçiler oluşturuyor. Bu çok ciddi bir sorun. Yani, böyle bir
sorunumuz varken, taşeronlaşma gibi bir sorun varken, taşeron firmalarda
çalışan işçilerin güvenlik sorunu, örgütlenme sorunu gibi sorunları varken biz
önümüzdeki dönem yeni bir taşeronlaşmayla esnek çalışmayı ve güvencesiz
çalışmayı devlet güvencesi altına almak gibi bir durumla karşı karşıya
kalıyoruz. Bu çok ciddi anlamda tepkiye neden oluyor.
Şimdi, meslek örgütleri,
sendikalar bu konuda itirazlarını ifade ediyor. Sayın Bakan acaba bu kanuna
ilişkin bu meslek örgütlerinin ne kadar görüşlerini alacak? Ve bu taşeronlaşma
yasası, diyelim ki, gerçekten oradaki işçilerin hak ve özgürlüklerini güvence
altına alacak bir noktada düzenleyecek, ama yaklaşım bu olmadığı için daha çok
her yeri taşeronlaştırma, işte, esnek çalıştırmayı geliştirme, ki bunu bir övünç
kaynağı olarak görüyor bu Hükûmet. Esnek çalışma meselesini, güvencesiz çalışma
meselesini esnek güvence olarak görüyor, çok ciddi bir sorun.
Yine, mesela, önümüzde
gelecek olan yasalardan birisi YÖK yasa tasarısı. YÖK yasa tasarısı da yine
böyle. Üniversiteleri neredeyse iş yerlerine dönüştüren, öğrencileri müşteri
olarak gören -bir noktada- demokratik, bilimsel eğitimi ortadan kaldıracak bir
yaklaşım içerisinde.
Bütün uygulamalara
baktığınızda aslında burada çıkartılan yasalarda işçiler, emekçiler zarar
görüyor. Aslında yararlandıkları bir durum yok. Ama burada çıkarırken süslü
sözlerle bunun çok önemli yasalar olduğunu, işçilerin, emekçilerin hak ve
özgürlüklerini düzenlediği gibi yaklaşımlar içerisinde olduğumuzu ifade ediyor.
Bu tamamen toplumsal yaşam açısından, işçiler, emekçiler açısından kocaman bir
yalan. Gerçek çünkü böyle değil. Gerçek daha çok hak gasbı, daha çok güvencesiz
çalışma, daha çok işçi cinayetleri, daha çok patronun cebini koruyan bir
noktada.
Değerli milletvekilleri,
dünyada ekonomik kriz yaşandığını herkes biliyor. Her ne kadar Sayın Başbakan
bu ülkeye teğet geçtiğini ifade etse de, belki patronlar açısından, Hükûmete
yakın çevreler açısından teğet geçmiş olabilir ama işçiler ve emekçiler açısından
teğet geçmediği, yaşamın tam da onları etkilediğini çok net görüyoruz. Yani,
bugün ekonomik krizin yükünü AKP Hükûmeti yeniden emekçilerin sırtına yüklemek
istemektedir.
Bakın, İstanbul’da Şişecam
işçileri direniyor. Diyelim ki, buradaki milletvekilleri bu işçilerin
direnişine ne kadar anlam veriyor? Şimdi, Şişecam İstanbul’daki fabrikasını
kapatıp bunu Eskişehir’e taşıyacak ama işçilerini taşımıyor. İşçilerini
taşımıyor ve sadece, başka alanlarda bunu da ifade ederken “Eskişehir’de yeni
insanlara yeni iş olanakları tanıyacağız.” diye, diğer insanlara, bu 200 işçiye
yeni bir iş olanağı tanımıyor, bunların gelecekte nasıl bir yaşam içerisinde
olacağını ifade etmiyor.
Biz bunu mesela TEKEL
işçileri direnişinde de gördük, Şişecam işçileri direnişinde de bunu görüyoruz
ama burada “Bu işçilerin sorunlarını nasıl çözebiliriz?” meselesini
konuşmuyoruz. Önümüzdeki dönem bu tip şeyler artacak, fabrika işgalleri
artacak; insanların, işçilerin iş yerini terk etmeme konusundaki ısrarı
artacak. Acaba bu Hükûmet bunu görüyor mu, bunun tedbirini şimdiden alıyor mu?
Aksine, AKP Hükûmeti, buradan bir şekilde, devletin bütün kurumlarını, hatta
güvenlik güçlerini de işçilerin fabrikadan çıkması konusunda özel bir çaba
içerisine almış durumda. Bütün bunlar ciddi sorunlar.
Diğer bir sorun alanı
örgütlenme alanı. Biz buradan Sendikalar Yasası’nı geçirdik, “Örgütleniyoruz.”
diye ifade ettik, sözde. Oysa örgütlenmek çok ciddi bir problem. Eğer işçiler
gerçekten sendikalarda örgütlenmek istiyorsa, örgütlü yapılarda kendisini ifade
etmek istiyorsa ya iktidara yakın olan çevrede sendikal mücadele içerisinde yer
alacak, o da Hükûmetin politikalarını eleştirme ya da bu yasalara karşı bir
örgütlenme, itiraz etme hakkı yerine, mevcut olanı kabul etmek, “Evet, bu çok
güzel.” diye ifade eden… Ama bunun karşısında, toplumsal muhalefeti ifade
edenlere karşı da devletin bütün baskı, zor araçları kullanılmak istenmektedir.
İşte, önümüzdeki dönem temel yaşanacak sorunlardan birisi, aslında, daha çok,
işçilerin, emekçilerin sokakta olduğu, direndiği, bugün bütün hak gasplarına
yönelik plan ve projelere karşı daha çok sokakta olduğu bir dönem olacak.
Değerli milletvekilleri, bu
şeyden en çok etkilenen yine kadınlar oluyor. Diyorum ki genel olarak
işçilerin, AKP Hükûmetinin bu neoliberal politikaları çerçevesinde hak
gasplarına yönelik uygulamalarından kadınlar 2 kat etkileniyor. Yine, esnek
çalışma meselesinde kadınlar 2 kat etkileniyor. Önümüzdeki dönem kadınlar da
özellikle bu çalışma yaşamına ilişkin konularda daha çok sokakta olacak, daha
çok bu durumlara itiraz edecek.
Şimdi, biz buradan Hükûmeti
uyarıyoruz. Bu itirazları, sokaktaki bu talepleri doğru değerlendirmek ve
halkın taleplerini gerçekleştirmek, hem demokrasinin bir gereği hem de insanca
yaşamın koşullarından birisidir. Sayın Bakana da buradan çağrımızdır: Lütfen,
yasaları düzenlerken, özellikle çalışma yaşamına ilişkin yasalar düzenlenirken
çalışma alanında örgütlü olan sivil toplum örgütleri, sendikalar, bireyler, bu
konuda çalışma yapan akademisyenlerle ortak çalışma yürütünüz çünkü yaşamın
nasıl olduğunu, işçiler üzerinde çıkartılan kanunun yerelde nasıl
uygulandığını, pratikte ne tip sorunlarla karşılaşacağını en iyi onlar bilir.
Yani biz yasa çıkartıp sonra pratikte direnişle karşılaştığımızda bütün bunları
yeniden, yeni bir yasayla ortadan kaldırmak yerine baştan bu işi yapalım.
İşçilerin, emekçilerin hak ve özgürlüklerini garanti altına alalım. Bu,
demokrasinin de bir gereği, özgürlüklerin de bir gereği.
Eğer bir toplumda işçiler,
emekçiler mutlu değilse -ki mutsuzluğun temel nedeni haklarını alamamasıdır,
emeğin karşılığını alamamasıdır- eğer bizim şöyle bir yaklaşımımız varsa
“Üreten kimse yöneten de o olacaksa” -ki bu burada gerçekleşmiyor- o zaman
üretenler yönetimlerde yer almak, en azından bu yönetim kademelerine kendi sesini
duyurmak durumundadır. Aksi takdirde, yaşanan kriz ve kaostan işçiler,
emekçiler sorumlu olmayacaktır, bu yasaları çıkaranlar sorumlu olacaktır diyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tuncel.
Şahsı adına İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Susam.
MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nda
yapılan değişikliklerle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Kanunu dünden ve komisyonda
görüşüldüğü andan itibaren izliyorum. Öncelikle bir şeyin altını çizmek
isterim: Bu kürsüye çıkıp konuşan birçok arkadaşım BAĞ-KUR’dan emekli olmuş
insanların veya esnaf, sanatkârların Sosyal Güvenlik Kurumundaki sıkıntılarını
dillendirerek çok önemli bir şekilde önerileriyle Sayın Bakanlığa bu konuda
çeşitli teklifler getirdiler ve şu gün, hem benim şahsımın hem partimizin diğer
milletvekillerinin ve diğer muhalefet partilerinin Sosyal Güvenlik Kurumuyla
ilgili, BAĞ-KUR’luların hak ve menfaatlerini korumaya yönelik çok da önemli
kanun değişiklikleri var fakat nedense bunların çoğu buraya gelmedi.
Öncelikle, herkesin dediği
gibi, Sosyal Güvenlik Kurumunun Genel Kurulunda esnaf, sanatkârlarla kamu kurumu
niteliğindeki meslek örgütlerinin temsili sağlanmış olmasından dolayı teşekkür
ediyoruz ama Sayın Bakandan şunu rica ediyorum: Şu an Sosyal Güvenlik Kurumuna
bağlı BAĞ-KUR’lular, Türkiye’de siyaseten moda deyim olan ötekileştirilmiş
sigortalılardır. Ötekileştirilmiş sigortalılar olarak onları dikkate almak
zorundasınız. Bir kere yüzde 15 sosyal güvenlik destek priminin kesilmesinin
anayasal bir izahı olamaz. Yirmi beş yıl anlaşmış, prim gününü doldurmuş,
primin sonucunda emekliliği hak etmiş insana: “Sen işini devam ettiriyorsun,
ondan dolayı senin maaşının yüzde 15’ini kesiyorum.” demek adalet değildir,
bir. İki: BAĞ-KUR’luların ödediği primin karşılında aldığı maaş, hak ettiği bir
maaş değildir. Açın, İnternete girin, Ali Tezel diyor ki: “BAĞ-KUR’luların
emeklilik hak edişlerinin bugünkü değeri hem Yaşar Okuyan zamanında hem Faruk
Çelik zamanında yapılan indirimlerle bugün hak ettiği noktadan aşağı
düşürülmüştür.” Bu kardeşimiz de sosyal güvenlik uzmanlarından bir tanesidir.
Değerli Bakanım, iyi bir şekilde
incelerseniz BAĞ-KUR’lular sizin döneminizde, evet, iki ay prim ödemeden muaf
tutuldular ama BAĞ-KUR’lu, üçüncü ay primi ödemedi mi sağlık hizmetlerinden
yararlanamıyor. Neden? İşçi yararlanıyor, memur yararlanıyor da esnaf niye
yararlanamıyor? Esnaf ve sanatkâra borcunu ödeyeceği noktasında bir güveniniz
yok mu? O, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, işi zora girdiği zaman BAĞ-KUR
primini ödemeyip daha sonra tahsilat yapma, ödeme hakkına ama bu sürede sağlık
hizmeti alma hakkına sahip değil mi? Borcunu aldığınız zaman, onun kullanmadığı
sağlık hizmetlerinden dolayı kesinti yapmadan tüm borcunu tahsil ediyorsunuz.
Tüm bunlara baktığınız zaman
-başka birçok arkadaşımızın söylediği, zaman kısıtlamam nedeniyle
söyleyemeyeceğim- birçok esnafın, BAĞ-KUR’lunun Sosyal Güvenlik Kurumuyla
ilgili problemleri var. Sosyal Güvenlik Kurumundan yararlanan BAĞ-KUR’luların,
Sosyal Sigortalardan yararlanan işçiler gibi ayakta tedavide rapor almalarında
alabilecekleri tazminatları alamamaları, BAĞ-KUR’lu kadınların sağlık
hizmetlerinde ve doğumlarında borçlanma yapamamaları ve benzeri birçok hizmet
alımından yoksun olmaları, bu kanunun görüşülmesinde çözümü gereken
noktalardır.
Ben bu anlamıyla şunu bir kez
daha söylemek istiyorum: BAĞ-KUR’luyu Sosyal Güvenlik Kurumunda ötekileştirmeden
eşit bir sosyal güvenlik hizmeti alan konuma getirmeniz hepimizin arzusudur.
Bu duygularla Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Susam.
Hükûmet adına Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Çelik.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum. Yeni yılınızı
kutluyorum, tüm insanlığa barış, mutluluk getirmesini diliyorum. Zonguldak’ta
hayatını kaybeden kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum.
Şimdi efendim, son derece
önemli bir yasayı görüşüyoruz. Gerek Komisyonda gerekse Genel Kurulda katkı
sunan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Burada, yasa ile ilgili,
grubumuza mensup -AK PARTİ Grubuna mensup- değerli arkadaşlarımız çok ayrıntılı
bir şekilde bütün maddelerle ilgili değerlendirmeler yaptılar. Dolayısıyla,
yasanın ne getirdiği konusunda kamuoyu da günlerdir bilgi sahibi, milletvekili
arkadaşlarımız da, özellikle Komisyonda yoğun çalışmaya katılan arkadaşlarımız
da bilgi sahibi. Dolayısıyla, burada yapılan değerlendirmeler üzerinde ben
durmak istiyorum.
Öncelikle, bu tasarıda birçok
şeyin olması gerektiğini söyleyen arkadaşlarımız var. Doğru söylüyorlar. Yani
bu düzenleme daha kapsamlı yapılabilir, sosyal güvenlik sistemi… Tabii 2008 öncesi
var yani reform öncesinde 3 ayaklı bir sistem, 2008 sonrasında, referandum
sonrasında bu 3 sistemin tekleştirilmesi, bir şemsiye altına alınması…
Dolayısıyla, geçmişinden koparılması mümkün değil. Bundan dolayı, yeni yeni
değerlendirmelerin, gelişen şartlara göre yeni düzenlemelerin yapılma
zorunluluğu var. Dolayısıyla, “Yasa neden şunları kapsamıyor?” gibi, “Şu
hususlar da var, bunları neden dikkate almıyorsunuz?” gibi yaklaşımları
saygıyla karşılıyoruz ama bunlar bir ihtiyaç olarak mutfakta değerlendiriliyor.
Bu bilgiler, muhalefetin eleştirileri de, kamuoyunun da, sivil toplum
örgütlerinin talepleri de dikkate alınarak peyderpey buraya getirilip bu
düzenlemeler gerçekleştiriliyor.
Mesela burada yapılan
değerlendirmelerde, “Sendikalar Kanunu’yla ilgili değişiklik, efendim, dün
geldi, bugün hemen neden değiştiriyorsunuz?” Böyle değil.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Daha bir ay olmadı, bir ay.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Böyle değil, bakınız, böyle değil. Bu
düzenlemede işletme barajını yüzde 50’den yüzde 40’a çektik ama yasa burada
çıkarılırken sivil toplum örgütleriyle, sendikalarla yoğun bir değerlendirme
yapıldı. O değerlendirmede yasa metnine yansıyan… Yani yasanın metni, vuzuha
kavuşturulma ihtiyacı duyuyor. Bugün yani yüzde 40 barajına indirmemize rağmen,
bu, 2009 yılında yetkili olan sendikaları kapsamadığı için, böyle bir yorum
yapıldığı için, bunu açıklığa kavuşturmaya dönük bir düzenlemedir; yoksa
yasayla ilgili, özüyle ilgili bir değişiklik değil, bir yanlış anlamayı ortadan
kaldırmaya dönük bir düzenlemedir. Bu yasa “üç beş konu” değil arkadaşlar, 4
milyonun üzerinde, 4,5 milyon vatandaşımızın sorununun çözümüne dönük bir
düzenlemedir.
Ayrıca, yine, buradan -mesela
çok enteresan- yaşlılık aylığı gündeme getirildi ve yaşlılık aylığı 24 TL’den
122 TL’ye çıktı diye… Ama bunun altınla mukayesesini ben anlamakta zorlandım
yani 70 yaşında bir ağabeyimizin altın alması değil de, daha başka ihtiyaçlar
şeklinde örnek verilebilirdi diye düşünüyorum.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Torunlara altın takıyor, torunlara.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Fiilî hizmet süresi zammıyla ilgili başka bir
önemli ifade kullanıldı, dendi ki “Fiilî hizmet süresi zammı madencilerde bile
düşürüldü.” diye söylendi. Tam tersi. 2008 öncesinde doksan gün olan
madencilerdeki fiilî hizmet süresi zammı, yüz seksen güne çıkarıldı yani yılın
yarısı fiilî hizmet zammı kapsamına alındı, üç yüz altmış günün yüz seksen günü
madenciler için fiilî hizmet zammı kapsamına alındı.
“Sosyal güvenlik destek primi
alınmasın.” gibi bir yaklaşım oldu. Bildiğiniz gibi, sosyal güvenlik destek
primi, 1447 sayılı Yasa 1999 yılında yürürlüğe girdi. O gün 57’nci Hükûmet iş
başındaydı. Ben buradan Bakan olarak söylüyorum: İsabetli bir karar çünkü
Türkiye’de siz o dönemlerde 42 yaşında emekliliği getiriyorsanız, bu çerçevede,
sosyal devlet olarak, Sosyal Güvenlik Kurumunda yapılan büyük tahribatı, geçmiş
yıllara dönük tahribatı önlemeye dönük bazı önlemler almanız gerekiyor ve bu
çerçevede alınmış olan bir karardır. Bugün, burada, meydana gelen, teknik
olarak tespitte zorlanılan ama bugün itibarıyla artık o teknik arızaların,
sıkıntıların ortadan kalktığı ama kendi nam ve hesabına çalışan
vatandaşlarımızda oluşan sıkıntıyı gidermeye dönük bir düzenlemeyi, geçmişe
dönük sıkıntıları ortadan kaldıran bir düzenlemeyi getirdiğimizi ifade etmek
istiyorum.
Yine, dün yapılan
değerlendirmelerde emeklilerle ilgili bir değerlendirme yapıldı. Hatta Sayın
Çetin bana döndü, dedi ki: “Bu emekliler işte, AK PARTİ’ye oluk oluk oy
veriyorlar.” gibi bir eleştiride bulundu. Emekliler, bildiğiniz gibi, alın teri
dökmüş olan insanlar, ülkenin geleceği açısından, ülkenin kalkınması açısından.
Bence hep beraber…
İZZET ÇETİN (Ankara) – Onun
için cezalandırılmalılar.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Zaten saygı duyuyorsunuz da belki sürçülisan
oldu. Yani hepimizin o alın terine saygı duyması gerekiyor. Bence bir de
tecrübelerinden istifade etmek gerekiyor, “Neden acaba AK PARTİ’ye oy
veriyorsunuz?” diye belki de emeklilere sormakta da yarar var diye düşünüyorum.
Az önce burada yapılan
değerlendirmede BAĞ-KUR’luların ötekileştirildiği şeklinde bir ifade kullandı
değerli milletvekilimiz. Şimdi, bir örnek verirsem ne yaptığımız çok daha iyi
anlaşılacak. Yani bugün esnafımızın Sosyal Güvenlik Kurumu yönetimine
alınmasıyla ilgili düzenleme getiriyoruz. 1 milyon 900 bin esnafımızı Sosyal
Güvenlik Kurumu yönetimine dâhil ediyoruz. Bu, önemli bir talepti ve bütün
grupların da bunda mutabakatı var. Güzel, ama bakın, BAĞ-KUR’lu esnaflarımız
ötekileştirilmiş idi. Nasıl? İki yüz kırk gün prim ödemeyen bir BAĞ-KUR’lunun,
bir esnafın sağlıktan yararlanma imkânı yoktu. Doğru mu? Sekiz ay prim ödeyecek
ki dokuzuncu ay sağlıktan yararlanabilsin. Bir örnek… Yüzlerce örnek
verebilirim bakın, “onlarca” demiyorum. Biz ne yaptık? “Hayır efendim.” dedik.
“BAĞKUR’lu da birinci sınıf vatandaştır, SSK’lı da birinci sınıf vatandaştır,
Emekli Sandığına mensup vatandaş da birinci sınıf vatandaştır. Dolayısıyla,
otuz gün prim ödeyen herkes, eşit şekilde sağlıktan yararlanır.” dedik. Bu mu
ötekileştirmek? Böyle bir şey olabilir mi? Aksine buradaki ötekileştirmeleri
ortadan kaldırmaya dönük son derece önemli düzenlemeler yaptık.
Bir başka eleştiri: “Yasalar
hazırlanırken hedef kitle dikkate alınıyor mu?” Vallahi, yani bunu en iyi sivil
toplum örgütleri biliyor. Kimi ilgilendiren bir düzenleme yapılıyor ise
Bakanlığımız bünyesinde, onlarla, o kesimlerle ilgili enine boyuna günlerce,
saatlerce, hiçbir tahdit koymadan değerlendirmeler yaptığımızı belirtmek
istiyorum. Kâr, bu yasanın kârı yok. Bu yasanın kârı millete. Vatandaşın
çektiği sıkıntıları ortadan kaldırmaya dönük son derece önemli düzenlemeler
içerdiğini burada belirtmek istiyorum.
Bir başka değerlendirme:
Efendim, grev yasakları daraltılmadığı AB İlerleme Raporu’nda yer almış. Grev
yasakları daraltıldı. Yani daha çok alanda Sendikalar Yasası’yla grev yapma
imkânı sağlandı; bunu da düzeltme ihtiyacı duydum.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) –
Yapmayın ya Sayın Bakan!
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – “Şehit ve
gazi aylıkları yetersiz.” diye bir ifade kullanıldı. Terör kapsamında er,
erbaşlara bağlanan aylıklar yani hak sahiplerine bağlanan aylıklar 2002-2012
döneminde yüzde 167 artırıldı, asayiş ve iç güvenlik kapsamında şehitlerin hak
sahiplerine bağlanan maaşlarda yüzde 159 artış sağlandı, harp malulü kapsamında
şehit olanların hak sahiplerine bağlanan maaşlarda ise bu on yıllık süreç
içerisinde yüzde 165 artış sağlandığını belirtmek istiyorum.
İntibakla ilgili bazı
değerlendirmeler yapıldı. Değerli arkadaşlar, intibakla ilgili değerlendirme
şu: Eşit şartlara sahip emeklilerin aylıkları arasındaki farklılıkların
giderilmesidir. Yani intibakı böyle anlamamız gerekiyor. Eşit şartlarda
çalışılmış, eşit ücret almaları gerekirken, süreç içerisindeki sistemde
oynamaların getirmiş olduğu farklılıkları ortadan kaldırmaya dönük bir
düzenleme yaptık ve doğru bir düzenlemedir. 2000 öncesindeki 2 milyon 700 bin
emekliyi ilgilendiren ve 1 milyon 780 bin emeklimizin belli oranlarda şimdi
intibaktan maaşlarına ayın 16’sından itibaren yansımalar olacak. Bu düzenleme
doğru bir düzenlemedir. Üstelik 2000’den sonra ülkenin gelişme payından yani
kalkınma hızından bir pay veriliyor iken 2000 öncesinde verilmiyor idi. Bu
adaletsizliği de giderdik.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – 2000 öncesindeki emeklilere de gelişme hızından
pay verir noktaya geldik. Ödenmesi gereken kurumlar şu: Az önce arkadaşlar
ifade etti…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Peki, o refah payıyla ilgili…
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sosyal güvenlik gerçekten son derece…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Bakan, bu “refah payından emeklilere pay verilmez” kanununu kim çıkardı
ya? Sanki başkası çıkardı, siz çıkarmadınız mı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Öyle bir kanun yok, “pay verilmez” diye bir şey
yok.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Çelik.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Onu özellikle aylık bağlanırken…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) –
Bağlanırken veriyorsunuz da sonraki yıl vermiyorsunuz bir daha.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika verirseniz…
BAŞKAN – Bir dakika daha süre
vereyim, izah etmek istiyorsunuz galiba.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İş ve meslek danışmanlarının, kamu istihdam hizmetlerinin
sunumunda en pahalı yöntem olduğu ifade edildi burada. Bunu da çok önemli
olduğu için belirtmek istiyorum: İş ve meslek danışmanları en pahalı yöntem
değil, en modern yöntem. Bakınız, iş ve meslek danışmanları göreve başladıktan
sonra ne oldu? Açık iş, 2011 Mayıs ile Kasım arasında 403 bin iken 2012’nin
aynı döneminde 650 bin olarak çıktı. İşe yerleştirme 229 bin iken 341 bine
çıktı. İş yeri ziyareti 42 bin iken 148 bine çıktı. Bireysel görüşme 108 bin
iken 674 bine çıktı. Yani bu, iş ve meslek danışmanları sürekli arazide, iş
dünyamızdaki açık işleri belirliyorlar ve bu çerçevede işsizle
uyumlaştırıyorlar. Onun için son derece önemli görev. Bugünkü düzenlememiz de
onların işe alınmasını sağlıyor. Buna katkı sunacağınız için çok teşekkür
ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Hayırlı olması temennisiyle saygılar sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Çelik.
Denizli Milletvekili Mehmet
Yüksel… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Yüksel.
MEHMET YÜKSEL (Denizli) –
Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 370 sıra sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, bu kanunla, dönem
içerisinde ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap vermek, uygulamadaki yaşanan
sıkıntıları giderebilmek gayesiyle sigortalıların lehine bazı düzenlemeler
yapılmıştır. Dünyadaki hızlı değişim, bilişim ve teknoloji çağındaki hızlı
değişim ekonomiyi de, ticareti de, sosyal hayatımızı da aynı şekilde hızlı
olarak değiştirmektedir. Eğer siz bu değişime ayak uyduramazsanız hem toplum
olarak hem ülke olarak hem ticarette hem ekonomide hem de sosyal hayatta
gelişmiş ülkelerin çok çok gerilerinde kalırsınız.
Bu anlamda, geçtiğimiz dönem
üç sosyal güvenlik kurumunun birleştirilerek tek çatı altında toplanmış
olmasıyla bugünden yaşanılması öngörülen tehlikelerin önüne geçilmiş oldu.
Yoksa eğer üç kurum birleştirilmemiş olsaydı belki bugün emeklilerimize ödemede
dahi zorluk çekilebilir hâle gelirdik çünkü önemli kara delikler oluşmuş. Bu
oluşan önemli kara deliklere baktığımız zaman, en başında, gelişmiş ülkelerde
emeklilik yaşı 65 iken Türkiye’de ise bugün emeklilik ortalama yaşı 44’tür.
Onun dışında, yine gelişmiş ülkelerde 3 veya 4 çalışan 1 emekliye bakıyor iken
ülkemizde 1,7 çalışan -2 dahi değil- 1 emekliye bakmaktadır. Dolayısıyla bunun
ucu açık, çok örnekler verebiliriz. Eğer bir toparlanma yapılmasaydı bu
konularda, bu konularda çıkarılan yasalarla iyi bir düzenleme yapılmamış
olsaydı, önümüzdeki günlerde ciddi sıkıntılar yaşayabilirdik.
Bu arada, Sayın Bakanım da ve
diğer konuşmacılar da… Bu yasayla gelen gerek şehit ve gazilerimizle ilgili,
kamuda çalışan emeklilerle ilgili, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme
Kurumunda çalışan görevlilerin dil şartıyla ilgili pek çok konu var ama bence
hepsi önemli. Bunların içinde bir önemlisi daha da istihdamı çok yakından
ilgilendiren işsizlikle mücadelede “iş ve meslek danışmanlığı” adı altında,
İŞKUR bünyesinde hizmet vermeye başlayan bu iş ve meslek danışmanlarıyla ilgili
konudur. Bu iş ve meslek danışmanlarımız doğru işsizin doğru işe, doğru
kursiyerin doğru kursa gitmelerinden sorumlu.
Ayrıca, işsiz
vatandaşlarımızın meslek edinme, iş arama, iş bulma, işte kalma konularında da
iş ve meslek danışmanlarımıza önemli görevler düşüyor. Bu amaçla İŞKUR’da
toplamda 4 bin sözleşmeli iş ve meslek danışmanı istihdamı öngörülmüş fakat
alım sırasında idari yargıda açılan davalar sebebiyle oluşan hukuki sorunların
giderilmesine yönelik bir madde değişikliğine gidilmiştir.
Bu arada, sanayisi gelişmiş
illerimize baktığımız zaman kendi ilim Denizli başta olmak üzere işsizliğin
yanında eleman arayan iş yeri sayısı da hızla artmaktadır. Denizli’den örnek
veriyorum: Açık iş pozisyonları noktasında, 2010 yılında açık iş pozisyonu
Denizli’de 6.973, o yıl işe yerleştirme de 1.924. 2011 yılında açık iş
pozisyonu 6.631, işe yerleştirme 3.096. Ancak meslek edinme ve meslek-iş
danışmanlarının göreve başladığı nisan ayından itibaren de Denizli’de bu fark
görülmüş ve açık iş pozisyonu 11.770’e çıkmış. Eleman arayan iş yeri sayısı ve
o dönem yani 2012’de işe yerleştirilen işsizlerin sayısı da 7.993’tür. Bu da iş
ve meslek danışmanlığının çok doğru bir karar olduğunu, çok doğru bir çalışma
olduğunu göstermektedir.
Onun yanında, bugün başlayan
dünya tekstil fuarında yine ülkemiz 174 firmayla -46 firmayla da Denizli’miz
3’üncü sırada- temsil edilmekte. Oradan aldığımız haberlere göre bugün
itibarıyla tekstil firmalarımız çok iyi bağlantılar yapmakta, inşallah, 2013
yılı içerisinde de ihracatta da ülkemizde olumlu gelişmeler sağlanacaktır.
Yatırımda, ihracatda, üretimde, istihdamda hepsi baş başadır.
Bu düşüncelerle hepinizi
sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Yasanın hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Yüksel.
Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz.
On beş dakikadır süremiz.
Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre, Türkiye’de sosyal güvenlik
kapsamında olan kaç kişi vardır? Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre
Türkiye’de sosyal güvenlik kapsamında olmayan kaç kişi vardır? 3816 sayılı
Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek
Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca ülkemizde yeşil kart
alarak sağlık hizmetlerinden yararlanan kaç kişi vardır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tanal.
Sayın Kaleli…
SENA KALELİ (Bursa) –
Teşekkür ederim.
Çalışırken düşük ücret alıp
emeklilikte yüzde 42 eksik ücret alan emekli eşlerinden, emekli olunca kesilen
aile geliri emekliler için büyük kayıp olmaktadır. Emeklilerin alım güçlerini
iyileştirmeyi düşünüyor musunuz? Risk grubundaki 400 bin özel güvenlik
görevlileri için risk tazminatı vermeyi düşünüyor musunuz? Geniş kesimlerin
eksik hakları, milletvekillerinin kendi özlük haklarını da savunmalarına engel
olmaktadır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Kaleli.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, geçen yıl
uygulamaya giren gelir testi uygulamasını herhangi bir nedenle zamanında
yaptıramayan birçok vatandaşımız ortaya çıktı. Şimdi bunların genel sağlık
sigortasında yaşadıkları sorunun çözümü adına bir düzenleme yapılabilir mi?
Bunlar ne yapmalı? Şu anda çok sayıda vatandaş bu konuda mağdur olduğunu ifade
etti. Bu konuyu gündeme getirmeyi arzu ettim, cevaplarsanız sevinirim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Işık.
Sayın Öz…
ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakan, BAĞ-KUR’lular
işe başladıkları zaman vergi kayıtları esas alınıyor. Emekli oldukları zaman
vergi kayıtlarından düştükten sonra odada kayıtları devam ettiği için emeklilik
sonrası aradan geçen yıllarda Sosyal Güvenlik Destek Primi borcu çıkıyor bu
insanlara. Onun için odadan kayıtlarını sildirmeyi ihmal eden, unutan insanlara
faiziyle bu borçların silinmesi noktasında odadan aldıkları “Herhangi bir işte
çalışmamışlardır.” beyanını yeterli bulmak doğru bir yaklaşım olmaz mı? Birinci
soru bu.
Bir diğer sorum da: SGK
kapsamında BAĞ-KUR ve SSK’lıları ayırt etmediğinizi söylüyorsunuz. Ancak doğum
borçlanması, ayaktan tedavi sonrasında iş göremezlik ücreti alması noktasında
ayrımlar var. Bu kanun görüşülürken bunları gidermek mümkün değil mi?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Öz.
Sayın Şandır…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, engelliler
için tahsis edilen kadro sayısı açıklandı. 5 bin kadro zannediyorum, 5.250
kadro, 2013 yılı için. Şimdi, sürekli olarak her defasında bu kesime sahip
çıkacağınızı ifade ediyorsunuz. Resmî kayıtlara göre yaklaşık yüzde 10’u engelli
insanlardan oluşan Türkiye'de bu 5.250 kadro sizce yeterli midir? Engelli
vatandaşlarımıza verdiğimiz değer bu kadar mıdır?
İkinci husus: Bu taşeron
işçilerle ilgili, taşeronların çalıştırdığı personelle ilgili sorunlar hâlâ
devam etmektedir. Hizmet alım ihaleleri yaklaştıkça taşeronların çalıştırdığı
insanlarımız işten atılıp atılmayacakları korkusuyla tir tir titriyorlar. Bu
konuda her defasında bir müjde bekleniliyor sizden. Ne zaman çözeceğiz bu
sorunu?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Şandır.
Sayın Öğüt…
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sağlık Bakanlığının bütçesi
48 milyardan 63 milyara çıkartıldı. Yetersiz ama çok olumlu bir artış oldu.
Yalnız, anlamadığım bir şey var, o da sizin ve Sağlık Bakanının onayladığı, bu
yılın başında başlanacağına söz verilen serbest diş hekimi muayenehanelerinden
hizmet satın alınması Maliye Bakanının “1 milyara mal olacak” diye itiraz
etmesi sonucu engel olunmasıdır. Sizin, aynı Hükûmetteki bakan olarak, kendi
projenizi 1 milyarlık artış için Maliye Bakanına anlatamamanızın sebebi nedir?
Bunu öğrenmek istiyorum.
Bir de, en başından itibaren
bütün sakıncalarını defalarca dile getirdiğimiz taşeron sisteminin en son
faciasını Kozlu’da yaşadık diyorum. Bu konuda taşeron sisteminde ısrar etmeyi
düşünüyor musunuz? Bunu öğrenmek istiyorum. Bu acı tecrübeler, bu ülkenin kaderi
mi olacak? Taşeronun adının bile olmaması gereken, tecrübe isteyen bölümlerde
taşeron hâlâ devam edecek mi? Bu madencilik, taşımacılık gibi dalları, sağlık
gibi dalları özellikle vurgulamak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın
Öğüt.
<