DÖNEM: 24 YASAMA
YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 37
37’nci Birleşim
11 Aralık 2012 Salı
(TBMM Tutanak
Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve
kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar
tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına
uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- YOKLAMA
III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- Millî Savunma
Komisyonu ve İçişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Bölgesel
Silahların Kontrolü, Doğrulama ve Uygulama Yardım Merkezi ve Bosna Hersek
Parlamentosunun ortaklaşa düzenlediği “Savunma ve Güvenlik Komiteleri: Bölgesel
Parlamenter Konferans” konulu toplantıya vaki davete icabetle Hırvatistan’a
resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı
tezkeresi (3/1069)
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2013 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/698) (S. Sayısı: 361)
2.- 2011 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi
Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu
Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI
1)
Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2)
Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI
1) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1) Sayıştay
Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Sayıştay
Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ç) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU
1) Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1) Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) YARGITAY
1) Yargıtay 2013
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Yargıtay 2011
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY
1) Danıştay 2013
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Danıştay 2011
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK
1) Başbakanlık
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Başbakanlık
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI
1) Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ
1) Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
I) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
1) Radyo ve Televizyon
Üst Kurulu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
İ) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1) Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
J) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1) Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
K) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
1) Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
L) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
1) Atatürk
Araştırma Merkezi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk
Araştırma Merkezi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
M) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
1) Atatürk Kültür
Merkezi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk Kültür
Merkezi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
N) TÜRK DİL KURUMU
1) Türk Dil
Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türk Dil
Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
O) TÜRK TARİH KURUMU
1) Türk Tarih
Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türk Tarih
Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Adıyaman
Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in AK PARTİ Grup
Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın
Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
4.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
5.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın CHP
Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
6.- Başbakan
Yardımcısı Beşir Atalay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
7.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mahir Ünal’ın, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın Adalet ve
Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
8.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir
Ünal’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
9.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın CHP
Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması
10.- Ankara
Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
11.- Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
12.- Antalya
Milletvekili Gürkut Acar’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
13.- Hakkâri
Milletvekili Adil Kurt’un, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
14.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
15.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
16.- Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
17.- Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara
Milletvekili Aylin Nazlıaka ve Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
18.- Ankara
Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili
İzmir Milletvekili Oktay Vural’a annesinin vefatı nedeniyle başsağlığı
dilediğine ilişkin açıklaması
2.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında sarf ettiği bazı ifadelerini
düzelttiğine ilişkin açıklaması
3.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili
İzmir Milletvekili Oktay Vural’a annesinin vefatı nedeniyle başsağlığı
dilediğine ilişkin açıklaması
4.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan
Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’a annesinin vefatı nedeniyle başsağlığı
dilediğine ilişkin açıklaması
5.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, acıları paylaşmanın insani bir şey olduğuna ama
BDP Grubundan yakınlarını kaybedenlere aynı hassasiyetin gösterilmediğine
ilişkin açıklaması
VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın, Başkanlık Divanı olarak Milliyetçi
Hareket Partisi Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’a annesinin
vefatı nedeniyle başsağlığı dilediklerine ilişkin konuşması
VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bankacılık sektörüne yönelik vergi
politikalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı
(7/12025)
2.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde EPDK’ya yapılan
termik santral başvurusuna ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı (7/12140)
3.- Adana
Milletvekili Ali Halaman’ın, kayıt dışı ekonominin önlenmesine ilişkin sorusu
ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/12309)
4.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Dubai
Temsilciliğine ataması yapılan bir kişiyle ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu
ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/12401)
5.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kuzey Afrika ve Arap ülkelerindeki gelişmelerin Türk
şirketlerine olumsuz etkisine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali
Babacan’ın cevabı (7/12402)
6.- Antalya
Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, yabancılara yapılan toprak satışlarına ilişkin
sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12428)
7.- Niğde
Milletvekili Doğan Şafak’ın, Enerji Kimlik Belgesi alımlarında yaşanan
sorunlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
cevabı (7/12431)
8.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hakkındaki suç duyuruları ile soruşturmalara ve
yargılandığı davalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir
Bozdağ’ın cevabı (7/12543)
9.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Başbakanın kendisi tarafından ve kendisi hakkında
açılan davalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir
Bozdağ’ın cevabı (7/12544)
10.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, taraf olduğu davalara ilişkin Başbakandan sorusu
ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/12559)
11.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Van depreminden sonra inşa edilen TOKİ konutlarının
metrekare birim maliyetlerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı
Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12594)
12.- İzmir
Milletvekili Hülya Güven’in, yabancılara gayrimenkul satışı ile ilgili gizli
ibareli bir belgenin basında yer almasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik
Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12597)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
14.00’te açılarak iki oturum yaptı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün
davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud
Abbas’ın Genel Kurula hitaben bir konuşma yapma isteği kabul edildi.
Sayıştay Başkanlığının
denetim raporlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmadığı gerekçesiyle 2011
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin yapılıp
yapılmayacağına ilişkin usul görüşmesi yapıldı. Görüşmelere devam edilmesi kabul
edildi.
2013 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı (1/698) (S. Sayısı: 361) ve 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu
İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu’nun (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi ve tasarıların 1’inci maddeleri
okundu.
İstanbul Milletvekili Mahmut
Tanal, 6 Aralık 2012 tarihli 35’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine
ilişkin bir konuşma yaptı.
Genel Kurulu teşrif etmiş
bulunan Kenya Cumhuriyeti Parlamenter Hizmetleri Komisyonu Heyetine,
Genel Kurulu teşrif etmiş
bulunan Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’a,
Başkanlıkça “Hoş geldiniz”
denildi.
Alınan karar gereğince,
Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas Genel Kurula hitaben bir konuşma yaptı.
İstanbul Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Grubuna ve Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Başkanına,
Bingöl Milletvekili İdris
Baluken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın BDP Grubuna,
Yalova Milletvekili Muharrem
İnce, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına,
Kayseri Milletvekili Mustafa
Elitaş, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Bingöl Milletvekili İdris
Baluken ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin Adalet ve Kalkınma Partisi
Genel Başkanına,
Sataşmaları nedeniyle birer
konuşma yaptılar.
Alınan karar gereğince, 11
Aralık 2012 Salı günü saat 11.00’de toplanmak üzere 22.21’de birleşime son
verildi.
Cemil
ÇİÇEK
Başkan
Muhammet
Rıza YALÇINKAYA Özlem
YEMİŞÇİ
Bartın Tekirdağ
Kâtip Üye Kâtip
Üye
11 Aralık 2012 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet
SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT
(Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37’nci Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır, okutuyorum:
III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A)
Tezkereler
1.- Millî Savunma Komisyonu ve
İçişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Bölgesel Silahların
Kontrolü, Doğrulama ve Uygulama Yardım Merkezi ve Bosna Hersek Parlamentosunun
ortaklaşa düzenlediği “Savunma ve Güvenlik Komiteleri: Bölgesel Parlamenter
Konferans” konulu toplantıya vaki davete icabetle Hırvatistan’a resmî bir
ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi
(3/1069)
06/12/2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Bölgesel Silahların Kontrolü, Doğrulama ve Uygulamaya Yardım
Merkezi ve Bosna Hersek Parlamentosunun ortaklaşa düzenlediği "Savunma ve
Güvenlik Komiteleri: Bölgesel Parlamenter Konferans" konulu toplantı
davetine icabetle, Milli Savunma ve İçişleri komisyonları üyelerinden oluşan
bir heyetin Hırvatistan'a resmî bir ziyarette bulunması öngörülmektedir.
Söz konusu heyetin anılan davete katılması hususu, 28/3/1990
tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun
tasviplerine sunulur.
Cemil
Çiçek
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2013 yılı Merkezi Yönetim
Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki
görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca, bugün iki tur görüşme yapacağız. Birinci turda
Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçe ve kesin hesapları ile Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu kesin hesabı yer almaktadır.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı:
361) (x)
2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu
İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (x)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI
1) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
BAŞKANLIĞI
1) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1) Sayıştay Başkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ç) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME
KURULU
1) Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) YARGITAY
1) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Yargıtay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY
1) Danıştay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Danıştay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK
1) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2) Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
MÜSTEŞARLIĞI
1) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
(x) 361 ve 362 S. Sayılı
Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 10/12/2012 tarihli 36’ncı Birleşim
Tutanağı’na eklidir.
H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL
SEKRETERLİĞİ
1) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Sayın milletvekilleri, 5/12/2012 tarihli 34’üncü Birleşimde, bütçe
görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için
soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda
yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme
girmeleri gerekmektedir. Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru
sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru
sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de on dakika
süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri
kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize sunulur.
Birinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin
isimlerini okuyorum:
Gruplar:
Milliyetçi Hareket Partisi: Edip Semih Yalçın, Gaziantep
Milletvekili, on dakika; Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili, on
dakika; Faruk Bal, Konya Milletvekili, on beş dakika; İsmet Büyükataman, Bursa
Milletvekili, on beş dakika.
Cumhuriyet Halk Partisi: Atilla Kart, Konya Milletvekili, dokuz
dakika; Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili, sekiz dakika; Bedii Süheyl Batum,
Eskişehir Milletvekili, sekiz dakika; Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili,
sekiz dakika; Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili, sekiz dakika; Kamer Genç,
Tunceli Milletvekili, dokuz dakika.
Barış ve Demokrasi Partisi: Sırrı Sakık, Muş Milletvekili, yirmi
dakika; Murat Bozlak, Adana Milletvekili, on beş dakika; Altan Tan, Diyarbakır
Milletvekili, on beş dakika.
AK PARTİ: Muhammet Bilal Macit, İstanbul Milletvekili, beş dakika;
Nevzat Pakdil, Kahramanmaraş Milletvekili, beş dakika; Mustafa Kabakcı, Konya
Milletvekili, beş dakika; Alpaslan Kavaklıoğlu, Niğde Milletvekili, beş dakika;
Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili, beş dakika; Yahya Akman, Şanlıurfa
Milletvekili, beş dakika; Mevlüt Akgün, Karaman Milletvekili, beş dakika;
Mehmet Necati Çetinkaya, Adana Milletvekili, beş dakika; Hilmi Bilgin, Sivas
Milletvekili, beş dakika; Fatih Şahin, Ankara Milletvekili, beş dakika.
Şahısları adına: Zülfü Demirbağ, Elâzığ Milletvekili, beş dakika,
lehinde.
Aleyhinde Tufan Köse, Çorum Milletvekili, beş dakika.
Soru-cevap işlemi yirmi dakika.
Şimdi, Edip Semih Yalçın, Gaziantep Milletvekili.
Buyurun efendim.
Süreniz on dakika. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA EDİP SEMİH YALÇIN (Gaziantep) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesinin bugün burada görüşülmesi
vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, son günlerde iktidar partisinin sözcüleri
tarafından kamuoyunda sıcak tutulmaya çalışılan gündem maddelerinin ilk
sırasında başkanlık sistemi gelmektedir. Bu, doğrudan Cumhurbaşkanlığı makamını
alakadar eden bir konudur, ancak meselenin muhatabı olan Sayın
Cumhurbaşkanından şimdiye kadar bu hususta herhangi bir açıklama gelmemiştir.
Mevcut iktidarın tam da yeni anayasa oluşturma sürecinde bu
meseleyi ortaya atması, bizce dikkat çekicidir. Bildiğiniz gibi Türkiye Büyük
Millet Meclisi Anayasa Uzlaşma Komisyonunda yeni anayasa yazma çalışmaları
devam etmektedir. Tabiatıyla, rejimin şeklini tayin edecek olan başkanlık
sistemi tartışmaları da komisyona gelecektir. Bu durumda yeni anayasa
çalışmaları sekteye uğrayacak ve rejim tartışmalarının gölgesinde kalacaktır.
Rejim tartışmalarının gündem oluşturduğu bir zamanda, anayasa yazımının
beraberinde bir siyasi kriz getirme ihtimali bu sebeple yüksektir. Bu yüzden
öncelikle rejim tartışmaları sonlandırılmalı, anayasa bilahare nihai şeklini
almalıdır.
Türkiye'de temel hak ve hürriyetlerle ilgili ihlallerin
yaygınlaştığı bir zamanda, her türlü insani ve demokratik hakkın teminat altına
alınmasının yolları aranacak yerde, başkanlık sisteminin derde deva gibi
gösterilmeye çalışılmasında, doğrusu biz iyi niyet aramıyoruz, başkanlık
modelinin, Türkiye’nin sorunlarına çare olacağı yönündeki değerlendirmelere de
katılmıyoruz.
Saygıdeğer milletvekilleri, siyasi rejim bir siyasi binadır. Bir
toplumun yönetim yapısını, geniş anlamda, yönetenlerle yönetilenler arasındaki
ilişkileri düzenleyen bir sistemdir. Toplumda birlik ve bütünlük olgusunu
sürekli kılacak olan ortak dil, kültür, coğrafya, vatan ve inanç birliği gibi
değerler ise, bu değerleri bir arada tutacak olan da siyasi rejimdir. Toplumsal
ahenk ve dengeyi sağlayamayan rejimler devletleri yıkıma götürür. Dünya yüzünde
çok sayıda siyasi rejim anlayışı ve uygulaması bulunmaktadır. Her ülke kendi
toplum yapısına uyan yönetim tarzını benimseyip uygulamaktadır. Teorik açıdan
en az kusurlu görülen rejimler bile uygulamada mutlaka yeni sorunlar
çıkarmaktadır. Hele de bir toplumun yapısına, kültürel dinamiklerine uygun
olmayan siyasi rejim modeli benimsendiğinde sosyal doku onu reddedecektir.
Başkanlık sistemiyle ilgili tartışmalarda en çok Amerika Birleşik Devletleri
akla gelmektedir ancak Amerikan modelinin bir başka ülkede işleyip
işlemeyeceği, bu modelin başka sosyal yapılara uyup uymayacağı çok da fazla
dikkate alınmamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık sisteminin
kendine has tarihî bir süreci vardır. Amerikan toplumunun yapısı, dinamikleri
ve federal devletin kuruluşu esnasındaki sancılar sadece ve sadece bu ülkeye
özgüdür, bu millete ait değil.
Sayın milletvekilleri, klasik parlamenter rejim, millet
temsilcilerinin seçtiği cumhurbaşkanına temsilî görevler yüklemektedir. Bu
sistemde, başbakanların yetkileri yarı başkanlık modelini aratmaz. Buna
karşılık yarı başkanlık seçiminde başkanın yetki sahası oldukça geniştir.
Başkanın, meclisi dağıtabilme, referandum isteyebilme, olağanüstü durum ilan
ederek yasama, yürütme ve hatta yargı gücünü elinde toplayabilme gibi
hükümdarlığa özgü yetkileri de vardır. Başkan, hem yasamanın hem de yürütmenin
üstünde bir kraldır. Bu nedenle ünlü siyaset bilimci Marcus Duverger, başkanlık
sisteminde yürütmenin başını “seçilmiş kral” olarak nitelendirmiştir. Yarı
başkanlık modelini, Türkiye'nin sorunlarını çözecek, dertlere deva bir sistem
gibi sunmak doğrusu doğru değildir. ABD dışındaki ülkelerde, bu modelin
avantajlarından çok dezavantajları bulunmaktadır. Dünyada İngiltere, Almanya,
İtalya, Japonya, Hindistan ve Avustralya başta olmak üzere, Türkiye gibi
parlamenter demokrasiyle yönetilen ülke sayısı başkanlıkla yönetilenden çok
daha fazladır. Ayrıca, herhangi bir ülkedeki demokrasinin seviyesiyle başkanlık
sistemi arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu gösteren hiçbir delil, hiçbir
bilimsel veri yoktur.
Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanın başkanlık hayalleri bir
AKP milletvekili tarafından kitaplaştırılmış ve kamuoyuna sunulmuştur.
Başkanlık sistemini savunan kitapta, iktidar partisinin hayata geçirmeye
çalıştığı başkanlık sisteminin hükümdarlığa benzediği itiraf edilmektedir.
Bakınız, Sayın Başbakan da ne diyor bu hususta, yani Başkanlık
sistemi hakkında: “Başkanlık sistemini tartışıp faydalı yanlarını alalım. Öyle
çalışalım ki Türk sistemi olsun.” Sayın Başbakan, bir kere, rejimin bir Türk
yönetim tarzı olmasının birinci şartı, üniter devlet yapısının ve “millî
egemenlik” ilkesinin mutlaka korunmasıdır. Anayasa’dan “Türk” adını ve millî
egemenlik vurgusunu kaldırmaya çalışan, millet kavramının içini boşaltan bir
zihniyetin Türk milletinin dokusuna ve Türk kültürüne uygun bir başkanlık
sistemi oluşturacağına inanmamız asla mümkün değildir.
Nitekim, bir süre önce bir araştırma şirketi tarafından yapılan
bir kamuoyu yoklaması, başkanlık sistemine yönelik desteğin halk indinde
oldukça düşük olduğunu ortaya koymuştur.
Şurası bir gerçektir ki bir ülkedeki hak ve özgürlüklerin durumu,
demokrasinin sağlıklı işleyişi sistemin türüne değil, nasıl çalıştığına ve
tasarlandığına bağlıdır. O zaman Türkiye için sorun nerededir? Sorun rejimde
değil, rejimi yönetenlerin mantalitesinde, bakış açısında ve uygulamadaki
eksiklerin belirlenmesindedir. Türkiye'nin öncelik ve ihtiyaçlarını tayin
etmekte siyasi iktidarın maalesef sıkıntısı vardır. Türkiye, bölge ateş çemberi
içindeyken ve sınırlarımızın güvenliği tehdit altındayken Sayın Başbakanın tek
adamlık ihtirasları doğrultusunda belirlenen gündem maddeleriyle maalesef zaman
kaybetmektedir.
Değerli arkadaşlar, demokrasi çoğunluğun mutlak ve keyfî iradesi
üzerine bina edilmiş bir rejim değildir. Demokrasi çoğunluğun tahakkümü
karşısında azınlıkta kalanların haklarının da garanti altına alındığı yönetim
biçimidir. Demokrasiyi halkın seçimlerle iradesini belirlemesinden ibaret saymak yanlıştır.
Dikta rejimlerinde de halk sandığa gitmekte, diktatöre oy vermektedir. Demek ki
esas olan, halkın bütün kesimlerinin hukukunu eşit düzeyde koruyan, adil ve özgürlükçü
bir rejimin kurulmasıdır. Sözünü ettiğimiz modern demokrasiye en yakın sistem
çok partili parlamenter sistemdir, çoğulcu demokrasidir. Bu itibarla, başkanlık
sistemini çare olarak lanse etmek akla uygun değildir. Aslolan, eksiklik ve
kusurları giderecek gerekli anayasal ve yasal düzenlemelerin yapılması ve
sistemin sağlıklı işletilmesidir.
O bakımdan, Türkiye’de mevcut parlamenter sistemi değiştirmeye
değil, bilakis güçlendirmeye ve iyileştirmeye odaklanılmalıdır. Nasrettin
Hoca’nın göle maya çalması misali “Ya tutarsa!” diyerek milletimizin kültür
gölüne rejim ithal etmenin veya birkaç farklı rejimi karıştırarak devlet ve
toplum bünyesinde yabancı bir karışım denemenin ne yararı ne de gereği vardır.
Türkiye’de başkanlık sistemini getirmek için şartlar henüz
olgunlaşmamıştır. Başkanlık sistemini istemeden önce, Türkiye’yi yönetenlerin
bu toprakların sahiplerinin kim olduğu noktasında mutabakata varmaları, Türk
milletinin ebedî egemenliğini kabullenmeleri zaruridir.
Saygıdeğer milletvekilleri, başkanlık tartışmaları vesilesiyle bir
gerçek daha ortaya çıkmıştır. O da Sayın Başbakanın partimizin fikir babası
olan merhum Alparslan Türkeş Bey’in “Dokuz Işık” adlı kitabını zaman zaman
okuması ve açıklamalarında onu esas almasıdır. Sayın Başbakanın “Dokuz Işık”ı
başkanlık sistemi için referans göstermesi bizi ziyadesiyle memnun etmiştir
ancak Sayın Erdoğan “Dokuz Işık”tan başkanlık hayallerine uyan kısmı almakta,
geri kalan onca değerli bilgiyi ise görmezden gelmektedir. Başkanlık sistemi
için “Dokuz Işık”ı örnek veren AKP yöneticileri bu hâlleriyle boşuna
çırpınmaktadırlar. O kitabı yazan anlayış, Türkiye'nin Türk milletine ait
olduğu gerçeklerine dayanmaktadır; Türk devletinin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünü, millî ve üniter devlet yapısını esas almaktadır.
Sıkışınca MHP’nin fikriyatına sarılan AKP’lilerin “Dokuz Işık”tan işine gelen
yerleri kullanmakla yetinmeyip onun ruhuna vâkıf olmasını temenni ediyoruz.
Bu dilek ve temennilerimle sözlerime son veriyor, yüce Meclisi en
derin saygılarımla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçın.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Süleyman
Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.
Sayın Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Sayıştay
Başkanlığının bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tarih yapan bir Meclisin değerli üyeleri, bildiğiniz gibi, önce
Büyük Millet Meclisinin önderliğinde istiklal mücadelesi verilmiş, sonra da
devletimiz kurulmuştur. Bunun için de bu Meclis, Gazi Meclistir; Türk
milletinin yegâne çare kapısıdır; kıymeti, Meclisin ortadan kaldırıldığı darbe
dönemlerinde daha iyi anlaşılmıştır çünkü her askerî darbe Meclisi hedef
almıştır. Ancak, Meclis olmadan meşruluklarını anlatamayacakları için askerî
cuntalar dahi kendi iradelerini yasalaştıran, göstermelik de olsa, bir meclis
oluşturmak zorunluluğunu hissetmişlerdir. Bu bakımdan, bu yüce çatı, Türk
milletinin birliğini, beraberliğini temsil ettiği kadar, çoğulcu parlamenter
sistem içerisinde yaşama arzusunu da ifade eder. Bu çatı altında görev yapan
herkes bu görevin mesuliyetinin ve ettiği yeminle de niçin burada bulunduğunun
şuurunda olmalıdır. Herkes gelip geçicidir, baki olan millettir. Sosyologlar
“millet” kavramını sadece bugün yaşayan insanların oluşturduğu bir topluluk
olarak tarif etmezler. Geçmişi ve geleceğiyle bir bütündür millet. İşte bu
nedenle Meclisteki iradenin mutlaka kurucu iradeyi ve milletin bekasını
gözetmesi zorunluluğu vardır. Hiç kimse ve hiçbir parti, kuruluş hukukunun
üzerinde değildir ve kimse de bunun dışında bir talepte bulunamaz. Bunun
dışında davranmayı, dayatmayı bir yöntem olarak benimsemiş hiç kimsenin de
milletvekili dokunulmazlığı gibi bir ayrıcalığa sahip olması düşünülemez. Çünkü
bu yüce çatı millet düşmanlarının, bebek katillerinin, kanun kaçaklarının
altında yer bulduğu, korunduğu bir mekân değildir. Bu hususlara herkesin dikkat
etmesi gerekir, özellikle Meclisi yönetenlerin.
Meclis Başkanlığı sadece yurt dışı seyahatler yapan yahut heyet
kabul eden, Mecliste kimlerin tayin edileceği yahut da Mecliste kimlerin
istihdam edileceğini belirleyen bir makam değildir. Anayasal sistemimize,
devlet bütünlüğüne, millî birliğimizin korunmasına refakat eden bir kurumdur.
Anayasa’mızın lafzı ve ruhuna uygun olmayan birçok tasarı ve teklifler, bu
Mecliste Milliyetçi Hareket Partisinin muhalefetine rağmen görüşülmüş ve
yasalaşmıştır. Bu hassasiyetlere sırtını dönen, kılını kıpırdatmayan bir Meclis
yönetimiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi âdeta hükûmetin noteri gibi
çalıştırılmıştır. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözü dahi “ Çoğunluğuz,
her istediğimizi yaparız.” şekline dönüştürülmüştür. Türkiye Büyük Millet
Meclisi iktidarı ve muhalefetiyle birlikte milletimizin tamamının iradesini
yansıtır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin çoğunluğunundur denilmemiştir. Bu
sistemi demokratik kılan da iktidarın gücü değil, muhalefetin mevcudiyetidir.
Meclis Başkanı ancak sistemde azınlığın hukukunu koruyarak demokrasiye hizmet
edebileceğini bilmelidir.
Değerli milletvekilleri, AKP tarafından seçilmiş ne bugünkü ne de
önceki Meclis Başkanları maalesef bu yönde bir duruş sergilememişlerdir. AKP
iktidarının muhalefeti ezme planlarına,
demokratik kültür adına hangi Meclis Başkanı direnmiştir, soruyorum. Sembolik
kurullar ve oylamalar dışında Meclisin idaresine muhalefetin katılmasına ne
zaman müsaade edilmiştir? Şu son ombudsmanlık seçiminde dahi Meclis itibarının
ayaklar altına alınmasına seyirci kalınmıştır kargaların dahi güldüğü bir
oylama ile, prosedüre uygun ama vicdanlara aykırı, maalesef, hiçbir AKP
milletvekili de bundan rahatsızlık duymamıştır. Bu kurul da pekâlâ, RTÜK’te
olduğu gibi, partilerin aldığı oy oranına göre temsil edildiği karma bir kurul
olabilirdi. Zaten çoğunluk sizde, neden farklı fikirlere hayat hakkı
tanınmamış, basit bir nezaket gösterisi bu Meclise neden çok görülmüştür? Bu ve
benzeri tüm iktidar dayatmalarını kılıfına uyduran bir Meclis yaratılmasında,
yönetenlerin, konuşması gerekenlerin ihmali, sorumlulukları yok mu? Meclisi
AKP’nin muhalefeti yok saydığı bir zemin olmaktan çıkarma hususunda Meclis
Başkanının acil görevleri bulunduğunu ve sorumluluktan kaçmaması gerektiğini
bir kez daha bu vesileyle hatırlatmak istiyorum. Elbette, bu eleştirilerin
yanında, gece gündüz demeden milletvekillerine hizmet tedarik eden, başta
Destek Hizmetleri olmak üzere tüm birimlerine, bürokratlarına ve tüm
çalışanlarına teşekkürlerimi iletmeyi de bir borç olarak görüyorum.
Değerli milletvekilleri, on yıllık AKP iktidarı döneminde içi
boşaltılan, devletin temel direkleri arasındaki kurumlardan birisi olan
Sayıştaydan bahsetmek istiyorum. Gerçek demokrasilerin belirgin ölçütlerinden
birisi, kamu gücünü ve kaynağını kullanan iktidarın hesap verebilirliğidir.
Hükûmet elbette kamu gücü ve kamu kaynağı kullanacaktır çünkü hizmet etmeleri
için vatandaş tarafından yetkilendirilmiştir. Ancak bu yetkiyi ona veren millî
irade, muhalefete de kendisi adına hükûmeti denetleme görevini vermiştir. Hesap
sorulamayan iktidarlar ancak diktatörlüklerde olur. Kamu gücü ve milletin
parasını milletin menfaatlerine uygun olarak kullanan iktidarlar denetimden korkmaz,
hesap vermekten kaçmaz. Ancak AKP, gizlediği şeyler olmalı ki on yıldır hesap
vermekten kaçıyor. Teşbihte hata olmaz, işgal kuvvetlerinin topraklarımızı terk
ederken yaptığı gibi, kendisine bugün ya da yarın hesap sorabilecek hangi kurum
varsa yakıyor, yıkıyor, talan edip içini boşaltıyor. AKP, on yıllık iktidarı
döneminde, her yıl 150 milyar dolar olmak üzere toplam en az 1,5 trilyon dolar
kamu kaynağı kullanmıştır. Övündüğü duble yol maliyeti toplamı yaklaşık 20
milyar dolar yani kullandığı kaynakların yüzde 1’i, 1,5’idir. Sağlık giderleri
üçe katlanmış ancak Hükûmet halkın kaynaklarını vatandaşın sırtındaki yükü
almak için değil de yandaşı, özel hastaneleri ve ilaç kartellerini zengin etmek
üzere heba etmiştir. Bu tür sorgulanması gereken milyarlarca dolarlık
harcamalar maalesef denetlenemiyor. AKP, teftiş kurullarının içini boşaltmış,
en önemli dış denetim kurumu Sayıştayı sıradanlaştırıp denetimde kural koyucu
olmaktan çıkarıp tavsiye merci hâline dönüştürmüştür. Yani, siyasal
sistemimizdeki bütün ağırlığını ortadan kaldırmıştır.
Şu rakamlar da maalesef bu söylediklerimizi teyit ediyor.
Sayıştayın geçen yılki bütçesi 142 milyon yani 142 trilyon lira. Denetlemesi
gereken bütçe büyüklüğü -KİT’ler hariç- 920 milyar yani 920 katrilyon lira.
Denetlemesi gereken kurum sayısı 6.700. Lütfen dikkat buyurun, 2012’de
denetlediği kurum sayısı sadece 132 yani yüzde 2’si bile değil. Üstelik, neredeyse,
yol geçen hanına dönmüş iktidar belediyeleri, kalkınma ajansları, kurumların
araç ve gayrimenkul kiralamaları gibi alanlarda denetim yapılmamış. Meclis
denetimine gönderilen rapor sayısı ise sıfır. Evet, yanlış duymadınız, sıfır.
Her rapor 1,1 trilyon liraya mal olmuş. 2011 yılında Meclise bir rapor
gönderilmediğine göre, çöpe atılan halkın parası 142 trilyon lira. Meclisimizin
tarihinde ilk kez kamu kurumlarının kullandığı bütçenin akıbeti
öğrenilememiştir. Bu en basit hâliyle görevi ihmal, devleti zarara uğratmaktır.
Devletin zarara uğrayıp uğramadığını denetlemesi gereken Sayıştay, bizzat,
devleti zarara uğratan kurum hâline gelmiştir. Nereden nereye değil mi beyler!
Yasalar ortadayken, 6353 sayılı Yasa’ya eklenen maddeyi bahane ederek, bu raporları
Meclise göndermeyen Sayıştay yönetimi suç işlemiştir. Sayıştayın siyasi
sorumluluğunu taşıyan Hükûmet, Meclise derhâl bir izahat getirmekle
mükelleftir. Vergiden kaçan işletmenin evraklarını yangın, su basması gibi
sebeplerle ortadan kaldırması misali, Sayıştay bu raporları ortadan kaldırmış,
milletin iradesinden kaçırmıştır. Bu nedenle, cumhuriyet savcıları da bu açık
kanunsuzluğun üzerine mutlaka gitmelidir. Sadece muhalefet milletvekilleri
değil, vicdanı, insafı olan AKP’li milletvekilleri de milletin iradesini hiçe
sayan bu emrivakiden rahatsız olmalıdır.
Hükûmetin denetimden kaçması rezaletinin yankıları sınırlarımızı
aşmıştır. Avrupa Komisyonunun son ilerleme raporuna bakıyoruz. Bu raporda,
Sayıştay denetimi ve kontrolünün bağımsızlığı ve etkinliğinin tehlikeye
atıldığı belirtilmekte, AKP’nin Meclisten çıkardığı yasal değişikliklerin ciddi
endişelere sebep olduğu söylenmektedir. AKP, kendisini tanımladığı şekliyle
hakikaten ak parti ise Sayıştayın yaptığı kanunsuz ve Meclisi ciddiye almayan
bu fiilin üzerine gitmelidir. Aksi takdirde, yarın bu hesap Yüce Divanda
görülecektir.
Netice itibarıyla, raporlarını dahi göremediğimiz kurumların
bütçesi ve kesin hesabı üzerine konuşmanın bir anlamı olmadığını görüyor ve
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, Konya
Milletvekili Sayın Faruk Bal.
Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on beş dakika.
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; demokrasi ve hukukun üstünlüğünün özünü teşkil eden üç önemli
kurumumuzla ilgili, 2013 bütçe görüşmelerinde, Milliyetçi Hareket Partisinin
düşüncelerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Bu vesileyle, Anayasa Mahkemesinin, Yargıtayın, Danıştayın ve ilk
derece mahkemelerinde görev yapan değerli hâkimlerin, savcıların, kâtiplerin,
mübaşirlerin, yazı işleri müdürlerinin, seçim personelinin daha iyi bir yılda,
yargıya daha iyi hizmet edebilecek bir imkâna kavuşmalarını dileyerek sözlerime
başlamak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, “Demokrasi” dediğimiz kavram yasama,
yürütme ve yargı organları arasındaki bir denge ve denetim mekanizmasından
ibarettir. Yasama, yürütme ve yargı her siyasi rejimde vardır ancak denge ve
denetim mekanizmaları sadece ve sadece demokrasilerde vardır. Bu denge ve
denetim mekanizmaları kuvvetler arasında, birbirleri arasında bir uyum
içerisinde gerçekleştirilirken, güçlerin denetlenmesi sadece yargı organı
marifetiyle yapılmaktadır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay,
rejim ile, hukukun üstünlüğü ile ve hukuk devleti ile doğrudan bağlantılı ve
günlük siyasi hayatımızı da doğrudan etkileyen üç önemli kurum hâline
gelmektedir.
Değerli arkadaşlarım, yasama organını Anayasa Mahkemesi, yürütme
organını ise Danıştay ve idare mahkemeleri dengeler ve denetler iken, tarihi
içerisinde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmış Yargıtayı da ilave ettiğimiz
zaman yargı sistemimiz bütünüyle sorunlar yumağı hâline dönüşmüş ve Türkiye'nin
önünde çözüm bekleyen en ciddi problem olarak bulunmaktadır. Bu kapsam
içerisinde değerlendirdiğimizde, Adalet ve Kalkınma Partisi on yıldır bu ülkeyi
yönetmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi yargının on yıl içerisinde temel
sorunlarına çözüm bulacak etkiye, yetkiye ve imkâna sahipti. Yargının sorunlarına
çözüm bulmak yerine, Adalet ve Kalkınma Partisi, on yılda yeni sorunlar
eklemiştir. Yargının elbette ki eskiden sorunları vardı. Bu sorunların çözümü
gerekirdi. Bu sorunların içerisinde yargının “ideolojik karar verme” şeklinde
ifade edilen, tarafsızlığını etkileyen sorunu vardı, yargının güven duygusunu
rencide edici kararlar verdiğine ilişkin sorunlar vardı, yargının
tarafsızlığıyla ilgili sorunlar vardı ve bu sorunların çözümü için de Adalet ve
Kalkınma Partisi, sadece hakkı, hukuku ve adaleti gözeterek bunlara cevap
araması gerekirken, bu sorunları katmerleştirerek 2013 yılına geldiğimiz
süreçte maalesef yargıyı içinden çıkılmaz bir noktaya getirmiştir.
Değerli arkadaşlarım, yargının bir iş yükü sorunu vardı. On yıl
önce Yargıtaya, Danıştaya, Anayasa Mahkemesine, ilk derece mahkemelerine gelen
davalara baktığımızda, o tarihteki bütçe görüşmelerinde bunun vahim boyuta
ulaştığını ifade ediyorduk. Şimdi o “vahim” olarak ifade edilen boyuttan 2013’e
adım atacağımız bu süreçte vaziyetin ne kadar daha vahamet noktasına ulaştığını
sizlere yüzde rakamlarını vererek ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Yargıtay Başsavcılığına 2011 yılında gelen
iş miktarı, 2002 rakamlarına göre, yüzde 105 oranında artmıştır. Yargıtay hukuk
dairelerine gelen iş miktarı, 2002 rakamlarına göre, 2011 yılındaki rakamlar
itibarıyla yüzde 82 oranında artmıştır. Yargıtay ceza dairelerine gelen iş
miktarı, 2002’ye göre, 2011 yılı itibarıyla yüzde 210 oranında artmıştır. Bu
oranların artışı gelen iş miktarına göredir, devreden dosyalar itibarıyla
baktığımızda vaziyet daha da vahimdir.
Değerli milletvekilleri, hukuk ve ceza dairelerine gelen iş
miktarı 2002 yılından 2011 yılına devredilen süreç içerisinde yüzde 348
oranında artmıştır. Zaman aşımı nedeniyle ortadan kaldırılan dava dosyası ise
yüzde 983 oranında artmıştır. Buradan ortaya çıkan sonuç şudur: Vatandaş
birbirleriyle mahkemeliktir. Vatandaş mahkemeye güvenli bir liman olarak
sığındığında hakkını elde edememektedir. Vatandaşın adil yargılanma hakkı ihlal
edilmektedir. Vatandaş makul sürede hakkına kavuşamamaktadır.
Danıştaya baktığımızda, Danıştayın iç durumuna ve idare
mahkemelerinin iç durumuna baktığımızda durum değişik değildir. Burada da bölge
idare mahkemelerinde, 2002 yılından 2011 yılına gelinen süreçte, iş durumundaki
artış yüzde 93, idare mahkemelerinde yüzde 135, vergi mahkemelerinde yüzde 67,
Danıştayda ise yüzde 259’a ulaşmıştır.
Buradan ortaya çıkan sonuç, Danıştay yürütme organını
denetlediğine ve dengelediğine göre, yürütme organı da Adalet ve Kalkınma
Partisinin siyasi sorumluluğunda yürütüldüğüne göre vatandaş, Adalet ve
Kalkınma Partisinin hizmetlerinden, siyasetinden ve devletin işleyişinden
şikâyetçidir. Vatandaş devlet ile kavgalıdır, vatandaş devlet ile nizalıdır; bu
nizanın da doğrudan siyasi muhatabı Adalet ve Kalkınma Partisidir.
Değerli arkadaşlarım, yargıdan hep şikâyet ettik. Ben de bir yargı
mensubu olarak bu şikâyetleri hüzünle ve kaygıyla ve endişeyle izledim.
Yargıdan öncelikle Adalet ve Kalkınma Partisi şikâyetçiydi ve yargıyı hedef
hâline getirdi. Şikâyetlerine hakkı, hukuku, adaleti gözeterek bir çözüm bulmak
yerine AKP, yargıda kanı kanla yıkayarak bir sonuca ulaşmak istedi ve geldiği
sonuç da şöyle: Önce, yargının siyasi karar verdiğini söyledi. Yargının zaman
zaman siyasal kararlar verdiği doğruydu 367 kararı gibi, parti kapatma kararı
gibi ama şimdi yargı katmerli siyasi kararlar vermektedir Deniz Feneri
davasında olduğu gibi, yine, özel yetkili mahkemelerin birer adalet grubu olmak
yerine yandaş olmayanları bastırmak açısından birer silah olarak kullanıldığı
gibi. Yargının güvenilmezliği noktasında şikâyeti vardı, bizzat Başbakan bunu
ifade ediyordu, kamuoyunda da böyle bir kanaat hâkimdi ancak şimdi, bu katmerli
bir şekilde ortaya çıkmış ve kamuoyu yoklamalarına kadar, sonuçları itibarıyla
yansımıştır.
Değerli arkadaşlarım, yargıya güvenin sarsılması sonucunu birlikte
değerlendirdiğimizde, şimdi yargıya sizden başka güvenen yok çünkü siz yargıyı
siyasallaştırdınız, siyasallaşan yargıyı silah olarak kullanmaya başladınız.
Bu on yıllık süre içerisinde yargı üzerine bu kadar titremeniz ya
da yargı üzerinde bu kadar oynamanızın sebebi elbette vardı. On yıllık süre
içerisinde AKP yandaş sermaye yaratmıştır, AKP on yıllık süreç içerisinde
yandaş olmayanlarını korkutmuştur. On yıllık süre içerisinde AKP yandaş basın
yaratmıştır, on yıllık süreç içerisinde yandaş olmayan basını AKP korkutmuştur.
On yıllık AKP iktidarında yandaş bürokratlar devleti ele geçirmiştir ve on
yıllık süre içerisinde AKP iktidarında yandaş olmayan bürokratlar korkutulmuştur.
On yıllık süre içerisinde yargı, yargıyla korkutulmuştur. On yıllık süre
içerisinde, değerli arkadaşlarım, hâkimler korkutulmuştur, Yargıtay üyeleri
korkutulmuştur, savcılar korkutulmuştur, kâtipler korkutulmuştur, sanıklar
korkutulmuştur, müdahiller korkutulmuştur, mübaşirine kadar yargının her
kademesi korkutulmuştur. Nasıl 28 Şubatta Sacit Adalı korkusundan brifing
almaya gitmiş ise bugün korkusundan kendi telefonunu dinlemeye karar veren
hâkimler ortaya çıkmıştır. Bugün, AKP yandaşlarının yolsuzluklarını Almanya’dan
gelen bir mahkeme kararıyla soruşturmaya kalkan savcılar, yargının bir başka
unsuru marifetiyle korkutulmuştur, işlerinden edilmiştir ve mahkemelerde
süründürülmüştür. İşte, siz yargıyı sadece siyasallaştırmakla kalmadınız, 2007
yılında Yargıtayın 250 olan üye sayısını içtihat mahkemesine dönüştürmek
amacıyla 150’ye indirmek ve Danıştayın da üye sayısını indirmek üzere kanun
tasarısı hazırladığınız hâlde bunu Mecliste uyuttunuz. 2010’lu yıllara
geldiğimizde Yargıtayı dünyanın en obez mahkemesi hâline getirerek 387 üyeli
bir obez mahkemeye dönüştürdünüz, Danıştayı da yine dünyanın en obez Danıştayı
hâline getirerek 180 üyeli hâle getirdiniz. Bunu yapmakta amacınız neydi? Bunu
yapmakta amacınız gayet açıktı ve netti; o da yandaşlarınızı Yargıtaya,
yandaşlarınızı Danıştaya üye seçtirmekti. Anayasa Mahkemesinde de aynı oyunu
oynadınız ve sonuç itibarıyla Türkiye'nin demokrasi ve hukuk devleti açısından
en ciddi, en temel sorununu siz yarattınız.
Siz on yıllık AKP iktidarında sermayeyi yandaş hâle getirerek,
basını yandaş hâle getirerek, yargıyı yandaş hâle getirerek şiddetle
eleştirmeye çalıştığınız 1930’lu yıllardaki tek parti devletinden daha fazla,
daha sert ve daha acımasız bir parti devletine dönüştürdünüz. Bunu sadece biz
söylemiyoruz, bunu artık, Türkiye’yi de izleyen Avrupa Hâkimler Birliği ifade
ediyor. Onların vermiş olduğu, altı aylık bir incelemeden sonra yayımlamış
oldukları, 11 Kasım 2012 tarihi itibarıyla da herkesin bilgisine sunulmuş olan
Avrupa Yargıçlar Birliğinin raporları ortadadır. Burada aynen ifade
edilmektedir ki hâkimler, savcılar Türkiye’de korkmaktadır. Burada aynen ifade
edilmektedir ki hâkimler ve savcılar disiplin ve mahkemeye verilme şeklindeki
uygulamalarınızdan tedirgin olmaktadır ve bu, hâkimlerin bağımsız ve tarafsız
olma ve bu, adaletin adil bir şekilde, makul sürede gerçekleştirilmesi
ilkelerini ortadan kaldıran, evrensel değerleri ortadan kaldıran çok ciddi bir
şekilde diktaya yönelişin en önemli işaretleridir.
Değerli arkadaşlarım, bu çerçeve içerisinde, bu kadar, rejimle,
demokrasiyle, hukuk devletiyle ilgili sorunları yaratırken yargı mensuplarının
çözüm bekleyen sorunlarının hiçbirisine çare getirmediniz. Yargının iş yükünü
azaltacak, yargıya teknolojik destek sağlayacak, yargı personelini işe motive
edecek, onların iş riski, adalet tazminatı, teknik hizmet tazminatı, yargı
mensuplarının fazla mesai ücreti, servis, kreş sorunları gibi sorunlarının
hiçbirine çare olmadığınız gibi şimdi onların ulaşım haklarını da elinden
alıyorsunuz, ulaşım tazminatı olarak verilen paralarını da kesiyorsunuz.
Yargıda en önemli görevleri ifa eden yazı işleri müdürleri bir
sefalet ücretine köle muamelesiyle çalıştırılmaktadır. Yargıda sadece dosyada
taşıma değil, aynı zamanda kalem işlerinde de görevli olan mübaşirleri genel
idare hizmetleri sınıfına almaktan ve onlara bir nebze olsun sosyal hayatlarını
geliştirebilme imkânından mahrum ediyorsunuz. Bu mahrumiyetlerin hepsi ve
çözümsüz bırakılan sorunlarının hepsi sadece yargının sorunları değildir.
Bunlar, yargıdan hizmet bekleyen vatandaşların temel sorunlarıdır çünkü
yargının sorunu sadece yargının değil, yargı hizmetini bekleyen vatandaşların
da sorunu hâline gelmiştir. Yargı hizmetlerinin uzun sürmesi, makul sürede
davalarının sonuçlandırılamaması bir yandan yargının sorunu iken…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FARUK BAL (Devamla) - …
diğer taraftan adalet bekleyen insanların sorunudur. Dolayısıyla, bu sorun, on
yıllık AKP iktidarında devasa hâle getirilmiştir ve ayrılan bütçelerle bunun
çözülmesi mümkün değildir diyoruz ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Bal.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Sayın İsmet
Büyükataman, Bursa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Ataman, buyurun.
Süreniz on beş dakika.
MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce vefatının seneidevriyesinde, ömrünü
Türk milliyetçiliği fikrine adamış dava adamı Hüseyin Nihal Atsız Bey’i,
rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum; ruhu şad, mekânı cennet olsun.
“Bir kış günü uçmağa vardı zamansız / Bir cephede süngüler sustu
apansız / Kaldık işte Kürşatsız, kaldık Pusatsız / Türk eli çıplak şimdi, Türk
eli hatsız.”
Değerli milletvekilleri, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu
Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın
Başbakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ile Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi en derin saygılarımla
selamlıyorum.
Muhterem milletvekilleri, 2013 bütçesi sosyal ve adil değildir.
Adaletsizlik ve vicdansızlık sadece vergi toplamada değil bütçenin dağılımında
da kendisini göstermektedir. Sosyal ve demokratik devletlerin asli görevi,
sosyal ve kamu hizmetlerini halkına eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir
şekilde sunmak iken; AKP Hükûmeti, vergilerimizi kamu hizmetlerine aktarmak
yerine yandaşlarına aktarmayı hedefleyen bir bütçe yapmayı hedeflemiştir. AKP,
yoksulların yükünü kaldırmak yerine zenginlerin daha çok kazanmasını teşvik
eden bir bütçe politikası izlemektedir. Gelir dağılımındaki uçurum ve
adaletsizlik her geçen gün artmaktadır. Zengin, daha zengin olurken, fakir, her
geçen gün daha zor şartlarda hayatını idame ettirme gayreti içerisindedir.
Değerli milletvekilleri, Teşkilât-ı Mahsusadan Millî Amele
Hizmetlerine, Millî Amele Hizmetlerinden 1965 tarihinde Millî İstihbarat
Teşkilatına gelinen süreçte, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne
büyük katkılar sunan Millî İstihbarat Teşkilatının, hepimiz için asla inkâr
edilemez önemde bulunan mevcudiyetinin daha da pekiştirilmesi ortak amacımız
olmalıdır. Millî İstihbarat Teşkilatı, savaşta ve barışta, Türkiye üzerinde
gözü olan tüm iç ve dış menfi unsurlara karşı psikolojik harekât ve propaganda
savaşını yürütmektedir. Her devlette olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti devleti
de ülkenin iç ve dış güvenliğini sağlayarak vatandaşların huzurunu, mal ve can
emniyetlerini tesis etmek, iç ve dış kaynaklı tehdit unsurları hakkında gerekli
bilgiyi sağlamak amacıyla istihbarat faaliyetleri düzenlemek zorundadır. Son
yapılan bir düzenlemeyle, MİT mensuplarının veya belirli bir görevi yerine
getirmek amacıyla kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından
görevlendirilenlerin görevlerini yerine getirirken görevin niteliğinden doğan
veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı
soruşturulabilmeleri Başbakanın iznine tabi kılınmıştır.
Oslo’da PKK ile yürütülen pazarlıkları önce inkâr eden, ardından
kabullenmek durumunda kalan Başbakan, anlaşıldığı kadarıyla, MİT’i bölünmenin
vasıtası ve tetik çeken eli olarak kullanmıştır; gerçeklerin ortaya çıkmasının
önüne geçmek için de kendisini yargıdan da yüce sayarak demokrasi dışı
tavırlara girişmektedir.
İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı marifetince şüpheli
olarak ifadeye çağrılan MİT mensuplarının korunması için acele olarak yasal
değişikliğe gidilmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi
hukuki sürecin kesilmesi için yeniden düzenlenmiştir. Bu adım, yasal bir
ilkelliktir, kabine zihniyetinin bir ürünüdür. Deyim yerindeyse, yavuz hırsız
ev sahibini bastırmıştır.
MİT mensuplarından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin
işledikleri suçlardan dolayı soruşturulmalarına izin verilmesi Başbakanın
keyfiyetine bırakılmıştır. Hukukun temel prensiplerinden biri olan “Kişiye özel
kanun çıkarılamaz.” ilkesi de hukuk hiçe sayılarak çiğnenmiştir.
Burada Sayın Başbakana birkaç hususu sormak istiyorum: Açlık
grevleri, MİT-Öcalan görüşmeleri ile mi sona erdirilmiştir? Hükûmet, MİT
eliyle, örgüt içerisinde Öcalan’ın liderlik konumunu muhafazaya mı
çalışmaktadır? MİT tarafından Oslo’da PKK ile gerçekleştirilen görüşmelerin
Başbakan tarafından inkâr edilip daha sonra kabul edilmesindeki amaç nedir? Bu
görüşmeler kim tarafından kayıt altına alınmış ve basına sızdırılmıştır?
Konuyla ilgili olarak kurum içinde soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmışsa
sonuçları ne olmuştur?
İktidara tavsiyemiz şudur: Büyük Türk milletinin emrinde olan
Millî İstihbarat Teşkilatının üstün millî çıkarlarımıza dönük çalışmaları
desteklenmelidir. Bölücülüğe ve her türlü ayrışmaya karşı icraat yaparak açılım
politikalarından vazgeçmek gerekir. Teröre karşı topyekûn bir mücadele
başlatılmalıdır. Türk milletinin cepheden ve doğrudan doğruya hedefte olduğunu
idrak ederek millî güç unsurları takviye edilmelidir. Millet ve devlet bekasına
yönelik saldırılar bertaraf edilmelidir.
Saygıdeğer milletvekilleri, 2012 yılında MİT’in bütçesi 750 milyon
942 bin lira olarak gerçekleşmiş, 2012 bütçesi ise 665 milyon 568 bin lira
olmuştur. Millî İstihbarat Teşkilatının 2013 yılı bütçesi bir önceki yıla göre
yüzde 32,2 oranında artırılarak 995 milyon 569 bin liraya çıkarılmıştır.
Millî İstihbarat Teşkilatının Başbakanın özel hizmetlerini
görmesinin önüne geçilmelidir. Başbakan, kendisine haber taşıyan, kendi iç
siyasetinin malzemelerini toplayan bir teşkilat hayal ediyorsa, kendi
partisinin mensuplarından bunu oluşturmak için kendi parti bütçesi ile yola
çıkmalıdır. Milletin emanet parası ile kişisel hırsların tatmini, her iki
cihanda da cezası büyük olan bir utanç vesilesidir.
Terörün yeniden hortladığı Adalet ve Kalkınma Partisinin
iktidarında PKK’lılar gruplar hâlinde karakol basmaya gelmekte ve bu acı
durumu, Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç: “Teröristler çok kalabalıklardı
ve ağır silahları vardı.” gibi acziyet ihtiva eden, utanç verici sözlerle ifade
etmektedir. Gaziantep’te 10 kişinin şehit olmasına ve 67 kişinin de çeşitli
yerlerinden yaralanmasına sebep olan bombalı araç saldırısında kullanılan
aracın çalıntı ihbarının bulunmasına rağmen dört ay -otobanlar da dâhil olmak
üzere- trafikte aktif bir şekilde kullanıldığı hâlde bulunamaması da istihbarat
eksikliğimizi ve ne yazık ki geldiği boyutu göstermektedir.
Suriye meselesinde de istihbarat birimlerimizin ya eksik ya yanlış
tespitleri söz konusudur ya da Sayın Başbakan, kendisine verilen istihbari
bilgilere göre değil, ABD’nin dayatmalarına göre politikalar belirlemektedir.
Yoksa kardeş kavgasının zirveye çıktığı, Müslüman kanının oluk gibi aktığı bu
olaylara Müslüman bir ülkenin Başbakanının sebep olması akıl işi değildir.
İstihbarat eksikliklerimize dair daha pek çok şeyler söylemek mümkünken, Oslo batağı bir yerde,
bir kenarda dururken merak ettiğimiz şudur: İstihbarat birimlerimizin bütçesi
bu derece artarken, istihbaratımızın kuvvetlenmesi gerekmez miydi? Yoksa Sayın
Başbakan, istihbarat servislerini sadece vatandaşı, rakiplerini ve gazetecileri
dinlemek için mi finanse etmekte ve kullanmaktadır?
Değerli milletvekilleri, Millî Güvenlik Kurulu, devleti bütün
organlarıyla yüksek moralli, her hâl ve şartta hazırlıklı tutar ama etkinliği
yok edilmiş, acze ve bedbinliğe itilmiş, vizyon ve misyonu tüketilmiş bir Millî
Güvenlik Kurulundan ne beklenebilir? Millî Güvenlik Kurulu, devletin millî
güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulamasıyla ilgili konularda tavsiye
kararları alır. Koordinasyonun sağlanması için görüş tespit eder, tavsiye
kararını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir ve kanunlarla verilen
görevleri yerine getirir.
Türkiye’nin etkin bir hava savunma sistemi ne yazık ki
bulunmamaktadır. Bu sorun sürekli ertelenmiştir. Sözde millî savunma sanayisini
inşa etmekle övünen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı dişe dokunur bir başarı
gösterebilmiş değildir. Açılan ihaleler sonlandırılamamıştır. Şimdi ülkemiz,
Başbakan Erdoğan’ın gereksiz bir şekilde tırmandırdığı Suriye iç savaşına taraf
olduğu için, açık bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Suriye krizi gibi bir krize
hava savunma sistemi olmadan taraf olmak, çıplak elle kor ateşi tutmak gibidir.
NATO’dan talep edilen Patriotların sayısı azdır ve maalesef yeterli korumayı
sağlayacak durumda olmadığı gibi varlığı da yalnızca görüntüden ibarettir.
Hükûmet, yeni ve acil tedbirler almak zorundadır. Esad rejimi
düşerken tek bir füze bile herhangi bir şehrimizi vursa fiilî ve psikolojik
etkisi sanılandan çok büyük olur. Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenlerin
milletimize bu kötü talihi yaşatmak gibi bir lüksleri yoktur. Türkiye’ye bir
füze düştükten sonra bu yüce Mecliste hep birlikte ah vah etsek, sabahlara
kadar oturumlar tertip etsek devletimizin ve milletimizin uğradığı kaybı telafi
etmek imkânsız olacaktır.
On yıldır iktidar sorumluluğunu üstlenenler, yerli bir hava
savunma sistemimiz yokken nasıl olur da boyundan büyük işlere kalkışır, anlamak
mümkün değildir. İktidar sahiplerine sormak istiyorum: On yıllık iktidarınızda
yerli hava savunma sistemi kurma hususunda hangi çalışmaları yaptınız? Millî
güvenliğimizle ilgili yaşanabilecek muhtemel bir saldırı karşısında hangi
tedbirleri aldınız?
Değerli milletvekilleri, cumhuriyet tarihinin örtülü ödenek
rekorunu bu Hükûmet kırmıştır. Örtülü ödenekten Sayın Çiller 5,3 milyon lira,
Sayın Erbakan 6,3 milyon lira, Sayın Yılmaz 8,8 milyon lira, Sayın Ecevit 170
milyon liralık ödenek kullanmışlardır. Örtülü ödenekte harcama rekoru kıran
Sayın Başbakan Erdoğan, 2011’de 391 milyon lira, 2012’nin ilk sekiz ayında 587
milyon lira harcamıştır.
Bütçe açığı gerekçe gösterilerek zam üstüne zam yapılırken
Başbakanın harcadığı milyonlarca liranın nereye gittiği ise gizli olduğu
gerekçesiyle açıklanmamaktadır. Bu paralar nereye gitmektedir? Bu fahiş artışın
sebebi nedir? Örtülü ödenekten harcanan milyonlar Oslo görüşmelerine mi
gitmiştir, yoksa birilerine mi verilmiştir?
Ayrıca, Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine inşa edilecek olan
Başbakanlık sarayı neyin hevesidir? Mevcut Başbakanlık binası yetersiz mi
gelmektedir? İmparatorluğun son devirlerinde görülen lüks saray merakı,
Türkiye’yi, umuyorum ki yüce Osmanlı Devleti’nin sonuna uğratmaz.
ABD’nin Orta Doğu’yu parçalama, İslam dünyasını yok etme projesi
olan Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir ürünü olan çakma Osmanlı projesinin, yeni
Osmanlıcılığın çakma sarayı da bu şekilde mi inşa edilecektir? Anlaşılan odur
ki Başbakan Erdoğan meşruti monarşinin tekrar kurulmasını ve kendisinin de
seçilmiş sultan olmasını beklemekte ve bunun altyapısını oluşturabilmek için
gayret göstermektedir.
Saygıdeğer milletvekilleri, iç güvenlik alanındaki kurumların
yetki ve sorumlulukları yeniden tanımlanmak suretiyle hizmetin uyum içinde
yerine getirilmesi sağlanarak çağdaş yöntemlerle çalışır hâle getirilmelidir.
Kurumsal yapılanmada, istihbarat faaliyetlerinde, bilgi akışında ve suçla
mücadelede birimler arasında etkili bir eş güdüm sağlanmalıdır. Sınır ve kıyı
güvenliği, gerektiğinde sınır ötesi tedbirlere de başvurularak sağlanmalıdır.
Sözlerime son verirken 2013 bütçesinin aziz milletimize hayırlar
getirmesini temenni ediyor, yüce heyetinizi en derin saygı ve hürmetlerimle
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Büyükataman.
Şimdi sıra, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda.
Sayın Atilla Kart, Konya Milletvekili.
Sayın Kart, buyurun.
Süreniz dokuz dakika. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Cumhurbaşkanlığı ve Meclis bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 28 Ağustos 2007’den bu yana geçen beş
yılın ortaya çıkardığı gerçek şudur: Cumhurun başkanı, devletin başı olması
gereken Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları arasında ayrımcılık
yaptığı gibi işlem ve uygulamalarında onay mercisi olmaktan öteye gidememiştir.
Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığını, ağırlığını ve sorumluluğunu
taşıyamamıştır. Bunları hemen somut olaylarla, örneklerle sizlerle paylaşmak
istiyorum: Aradan geçen beş yılın sonunda Sayın Cumhurbaşkanı 674 kanunu
onamış, 6 kanunu veto etmiştir. Tam anlamıyla onay mercisi olarak görev
yapmıştır. Evrensel hukuk, toplum hassasiyetleri, çoğulcu yapılanma anlamında
hiçbir demokratik ölçüyü esas alma sorumluluğunu gösterememiştir. Bir taraftan
iktidar grubuna mesaj verme gayreti içinde olmuş, bir taraftan da Başbakanın
tepkisini çekmemek için azami dikkat içinde olmuştur. Kişisel konumunu ve
beklentilerini Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarının üstünde tutmuştur.
Rektör seçimlerinde tam bir keyfîlik, adaletsizlik ve sorumsuzluk
yaşanmıştır. Çok örnek var, bir örnek veriyorum: Gazi Üniversitesi rektör
seçimlerinde yüzde 9 oy alan aday, toplam yüzde 60 oy alan adaya tercih
edilmiştir. Birinci sırada gelen kadın aday bu göreve atanmamış, yüzde 10’un
altında oyu alan ve belli bir cemaate mensubiyetini açıkça ifade eden, “Yeter
ki ilk altıya gireyim benim seçilmem garanti.” diyerek propaganda yapmaktan kaçınmayan
bir kişiyi Cumhurbaşkanı neden rektör olarak atar? Ne pahasına ve neyin bedeli
olarak atar? Böylesine adaletsiz bir seçim yaptıktan sonra da kendince
sızlanarak “Efendim, YÖK mevzuatından ben de şikâyetçiyim, elimi kolumu
bağlıyor.” demenin inandırıcı ve tutarlı bir açıklaması olabilir mi? Böylesine
ucuz siyaset yapmak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına yakışır mı?
Cumhurbaşkanının Suudi Arabistan ve Katar’a yaptığı gayriresmî
ziyaretleri bir türlü öğrenemiyoruz. Yasal yollarla soruyoruz, önergelerle
soruyoruz, cevap alamıyoruz. Sorumluluk ve karartma anlayışının burada da hâkim
olduğunu görüyorsunuz. Gayriresmî ziyaretlerde kamuoyundan gizlediğiniz bir
şeyler mi var? Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Kralından aldığı hediyeleri
açıklamadığı gibi, 10 Kasım günü Suudi Arabistan Kralının ayağına giderek
devlet şeref madalyası vermesinin gerekçesini de bir türlü açıklayamamaktadır.
Suudi Kralı hangi üstün feragati, hangi üstün başarıyı, hangi üstün yararlılığı
göstermiştir? Cumhurbaşkanı ve Başbakanın 10 Kasım günü Suudi Arabistan
Kralının karşısında ezik bir konumda ve bir otel ziyaretiyle ortaya koydukları
fotoğraf Türkiye Cumhuriyeti’nin saygınlığı, temsili ve egemenliği konularında
büyük bir ızdırap ve acıya yol açmıştır. Cumhurbaşkanı, Katar ve Suudi Arabistan’a
yaptığı gayriresmî ziyaretleri ve aldığı hediyeleri neden gizler?
Cumhurbaşkanına bunları gizlemek yakışır mı?
Gazeteci Ahmet Şık’ın kitabı daha taslak aşamasında imha ediliyor.
Cumhurbaşkanının yorumu: “Efendim, ülkemizde fikir ve düşünce özgürlüğü ileri
düzeydedir. Böyle münferit olaylar olabilir. Zaten kitap on bin satacaktı,
şimdi yüz bin satar.” mealinde olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm
yurttaşlarının izleme yoluyla, dinleme yoluyla, görüntülenme yoluyla temel hak
ve özgürlüklerinin tehdit altında olduğu, fail ve sorumluların bir türlü
bulunamadığı, otosansürün sadece medyada değil toplumun tümünde egemen olduğu
bir dönemde Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığı makamına yakışmayacak sığ ve
sorumsuz tavrına bakar mısınız? Bu tavır başlı başına ayrımcılık anlamına
gelmez mi?
Bakın değerli milletvekilleri, bir ülke, iletişimiyle,
güvenliğiyle nasıl kuşatılır? Bir ülkenin medyası, sporu, ekonomisi reklam
pastası yoluyla nasıl teslim alınır? Bunun örneği nedir biliyor musunuz? Bunun
örneği TELEKOM’dur değerli milletvekilleri. Bakın, o TELEKOM’da, Başbakanlık
Müsteşarı, TRT Genel Müdürü, Sivil Havacılık Genel Müdürü dâhil olmak üzere,
üst düzey bürokratlarına kanunsuz emir ve talimat yoluyla suç işletilmesine ve
bu yolla kamu düzeninin bozulmasına Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı neden
seyirci kalır, neden ağzını açmaz, neden görmezden gelir, neden duymazdan
gelir? Kendi sorumluluğu altında rapor hazırlayan Devlet Denetleme Kurulunun bu
konudaki raporlarının gereğini neden yapmaz, neden takip etmez, neden hesap
sormaz?
Kraliçe II. Elizabeth’ten Mayıs 2008’de Büyük Şövalye Nişanı’nı
Dolmabahçe önünde demirleyen İngiliz uçak gemisinde alıyorsunuz. Olabilir.
Bunun anlamını ayrıca sorgulamıyoruz. Bu nişanı alırken Türkiye Cumhuriyeti
kara sularında bulunan bir uçak gemisinde Türk Bayrağı'nın bulunmamasından
Cumhurbaşkanı nasıl rahatsız olmaz? Cumhurbaşkanı için bu sembollerin, bu
jestlerin, bu kavramların, bu değerlerin bir anlamı yok mudur?
Cumhurbaşkanı, 2010 “Chatham House” ödülünü 9 Kasım tarihinde
alırken, yine Kraliçe’den alırken, bu tarihin 1918 yılında İngilizlerin
Çanakkale Boğazı’nı işgal ve İskenderun, Antakya’ya asker çıkardığı tarih
olduğunu bilmez mi? Cumhurbaşkanı, siyasal bilinçten, siyasal duyarlılıktan bu
kadar yoksun olabilir mi ya da bu değerlerin Cumhurbaşkanı için bir önemi yok
mudur?
Türkiye Cumhuriyeti’nde ÖSYM odaklı merkezî sınavlarda son üç dört
yıldan bu yana sorular bir yerlere servis ediliyor, Cumhurbaşkanı bu tablodan
son derece rahatsız, böyle ifade ediyor ancak teatral gösteri yapmayı
sürdürüyor. Bu tablonun sorumlusu olduğunu bir türlü hatırlamıyor. Zannediyor
ki kamuoyu o söylenenlere inanıyor. Böylesine bir ciddiyetsizlik Türkiye
Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına yakışmıyor.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
cumhurun başkanı olamamıştır, devletin başı olamamıştır. Devlet organlarının
düzenli ve uyumlu çalışması sorumluluğunu yerine getirememiştir. Partili bir
cumhurbaşkanı olmaktan öteye gidememiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi için çok kısa bir değerlendirme
yapmak istiyorum zamanım yettiğince. Söylenecek çok şey var ama Meclisin iç
işleri ve yazışmalarına Meclis dışından müdahale edilmektedir. Meclis, Meclis
dışından yönetilir, yönlendirilir hâle gelmiştir. Kamu başdenetçiliği seçimi
sürecinde bunu gördük. Meclis personeli kendi bünyesindeki özlük hakları ve
kadro adaletsizliğinin giderilmesini beklemektedir. Meclis personelinin moral
ve desteğe ihtiyacı vardır. Ayrımcılığa tabi tutulmaktan rahatsızdırlar.
Ve nihayet kaygı verici olan bir husus, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin arşivini, hafızasını yok edecek, tahrif edecek bir girişimden söz
ediyorum: Bakın, tutanaklara dışarıdan müdahale edilmesinin süreci başlamıştır.
Meclisin en yetkin, en özverili, en sorumlu, en teknik, en liyakatli kadroları
olan stenograflara yönelik olarak yeni bir sürecin başladığını görüyoruz
değerli arkadaşlarım. Bu arkadaşlarımızın yerine Meclis dışından, yine o malum
ilişkiler içinde yeni bir yapılanmanın gerçekleştirilmesi girişiminin
başladığını görüyoruz. Meclis Başkanını buradan uyarıyorum. Meclisin kurumsal
kimliğini, güvenilirliğini, saygınlığını tümden yok edebilecek bir girişimden
söz ediyoruz. Bu tahribata, o müdahaleye, bu girişime seyirci kalmayınız. (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki, böyle bir anlayışla
icraat sergileyen Cumhurbaşkanının ve Meclis Başkanının bütçelerine karşı
da, doğal olarak, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak “hayır” oyu vereceğimizi beyan ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kart.
İkinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara
Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Kuşoğlu, buyurun.
Süreniz sekiz dakika.
CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sayıştay bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu Sayıştay konusunda klasik bir konuşma
yapmak isterdim; Sayıştayın 2013 bütçesinin az olduğunu, çok olduğunu, Sayıştay
faaliyetlerinin yeterli olduğunu, yetersiz olduğunu söylemek isterdim ama böyle
bir durum maalesef söz konusu değil, çok hayati bir durum var, hem Sayıştay
adına hem Meclisimiz adına hem halkımız adına çok sıkıntılı bir durum var
maalesef. Dolayısıyla, öncelikle bunu konuşmak zorundayım.
Dün burada da konuşuldu, muhalefete mensup 3 genel başkan da bu
konuyu dile getirdi. Özellikle ana muhalefet lideri Sayın Kılıçdaroğlu,
konuşmasının en az on iki dakikalık bir bölümünü bu konuya ayırdı ve dedi ki:
“Demokrasinin en önemli konusu, burada bulunmamızın, burada milletvekili olarak
bulunmamızın sebebi, seçilmemizin sebebi, kendimizi bir anlamda inkâr noktasına
kadar gidiyor. Bütçe hakkıyla ilgili, Magna Carta’yla ilgili, 1200’lerle
ilgili, demokrasiyle ilgili bu kadar önemli bir konunun yerine gelmemesi bizim
için utançtır, ayıptır.” Bunun sebeplerini sordu on iki dakikalık konuşmasında.
Ve Sayın Başbakan çıktı sucuktan bahsetti, bilmem neden bahsetti, tek bir kelime
bununla ilgili etmedi. Ben utandım. Hâlbuki bu konu hakikaten çok önemlidir,
hepimiz için önemlidir, varlık sebebimizdir. Biz hükûmetin harcamalarını, bu
ülkede devlet adına yapılan harcamaları denetlemek üzere buradayız, varlık
sebebimiz budur. Bununla ilgili bir usulsüzlük varsa, sıkıntı varsa, burada,
Sayın Başbakanın gelip öncelikle bu konuya cevap vermesi gerekirdi. Hepimizin
adına ayıp, zül olan bir konudur bu maalesef. Ben bu konuya, bütçe hakkı
konusuna çok fazla girmeyeceğim, ama bazı sorularım var bu kısa sürede.
Özellikle bunların kayıtlara geçmesini ve bu konunun cevaplanmasını istiyorum.
Bir: Neden, biraz önce söylediğim gibi, Sayın Başbakan 3 partinin
de dile getirdiği, ana muhalefet liderinin dakikalarca üzerinde durduğu bu
konuyla ilgili, bu kadar önemli bir konuyla ilgili hiçbir şey söylememiştir?
Bugün de basına bakıyorum, basında bu konunun ne kadar önemli olduğu
kavranamamış maalesef, yeterince anlatmıyorlar. Belki halk da anlayamamıştır
ama çok değerli milletvekillerinin, vicdanı olan, halka ve Hakk’a güvenen,
inanan insanların bu konuyu dile getirmesi lazımdır. “Neden cevap verilememiş?”
sorusunu tekrar sormak istiyorum.
İki: Bu konuyla ilgili, raporların buraya gelmemesiyle ilgili
gerekçe gösterilen temmuz ayında yaptığımız Sayıştay 35’inci madde değişikliği,
kanunda olduğu hâlde neden Sayıştay Genel Kurulunun görüşü alınmadan buraya
getirilmiştir? Kanun apaçık söylüyor: “Sayıştayla ilgili bir kanun değişikliği,
Sayıştay Genel Kurulunun görüşü alınarak getirilir.” diyor. Görüşü alınmadan
neden alelacele buraya bir torba kanunla getirilmiştir bir temel kanun?
Üç: O tarihte 132 performans raporu düzenlenmişti kamu
kuruluşlarıyla ilgili. Neden düzenlenen o raporlar şimdi işleme konmamıştır,
alelacele o 35’inci madde getirilmiştir, bütün bunların üstü örtülmüştür? Bir
sıkıntılı durum mu vardı? Şimdi sormamız gerekir, hepimizin sorması gerekir.
Neyin üstü kapatılmıştır?
Bir de o tarihte, yani madem böyle bir ihtiyaç hissediliyor, bir
geçici madde konulur, böyle alelacele getirilmez ve denilir ki: “2011’le ilgili
olarak yapılan çalışmalar aynen devam edecektir ya da 2011’le ilgili şöyle bir
çalışma yapılacak.” Bu da yok. Neden bunun getirilmediğini de anlamak mümkün
değil.
Sayıştay, yüz elli yıllık bir kurum, cumhuriyetten daha eski bir
kurum. Bütün ülkelerde, devlet olan her yerde vardır. O tarihte, yüz elli
yıllık tarihinde ilk defa bir duyuruda bulunuyor, şunu söylüyor; bakın değerli
arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, diyor ki: “Böyle böyle bir yasa
değişikliği hazırladınız. Maddenin hazırlanmasından önce ve hazırlık safhasında
Sayıştay Başkanlığına herhangi bir bilgi verilmemiş, görüş sorulmamış;
dolayısıyla bu teklif metnine hiçbir katkımız olmamıştır. Komisyonda bu
teklifin görüşülmeye başlanmasından sonra, bir gün önce akşamüstü gelen bir
faks mesajıyla, ertesi gün komisyonda olmamız istenmiştir. Teklifin hazırlanma
yöntemine ve ayrıca içeriğine katılmamızın mümkün olmaması nedeniyle
komisyondaki görüşmelere iştirak edilmemiştir.” Yani “Türkiye Büyük Millet
Meclisini bu tutumundan dolayı protesto ettik.” diyor; bu kadar ağır. Bir kamu
kuruluşu bunu söylüyor. Bu Meclisin bununla ilgili olanlarının buna cevap
vermesi lazım. Bununla ilgili olarak da ben, öncelikle, iktidar grubunun Meclis
başkan vekillerini ve Sayın Başbakanı sorumlu tutuyorum. Öncelikle onların bu
konuyla ilgili cevap vermesi gerekir. Bu kadar önemli bir konunun, bu Meclisin
haysiyetini ilgilendiren bir konunun cevaplanması şarttır.
Değerli arkadaşlarım, bu konuyla ilgili olarak Anayasa’da da bir
hüküm var. Anayasa’ya göre, bu konunun bu şekilde kapanmaması lazım. Biz 2011
yılıyla ilgili kesin hesabı onaylasak dahi Sayıştayın bu raporları düzenlemesi
ve buraya göndermesi gerekir.
Sayın Başkan, size de özellikle hitap ediyorum. Bu kesin hesabı
biz onaylarken özellikle bu konuyla ilgili bir şerh düşmemiz lazım. “Sayıştayın
bu raporları Anayasa’ya göre bize prosedüre uygun bir şekilde göndermesi
gerekir.” şeklinde bir şerh de düşmemiz lazım, görevimizi ihmal etmememiz
lazım.
Değerli arkadaşlar, bir de bu konu var, şöyle bir konu var:
Sayıştay denetimi dışında da denetim yapılmıyor. Ben geçen yıl gündem dışı
olarak söz almıştım. Bu 35 kanun hükmünde kararnamenin çıkarılmasından sonra
devletin yok edilmek üzere olduğunu, birkaç sene sonra devleti göremeyeceğimizi
anlatmıştım. Denetim aşağı yukarı zaten yok edildi, teftiş kurulları yok Maliye
Bakanlığı başta olmak üzere, işte Sayıştaydaki durumu görüyorsunuz iki senedir
raporlar gelmiyor, iç denetim de yok. Denetimin olmadığı bir yerde devlet de
olamaz, bunları görmemiz lazım. Ben, Sayıştay denetimi yok, iç denetim yapılmış
mıdır diye kayıtlara baktım. Beş yıl içerisinde sadece 500 küsur denetim
yapılmış, onların da sonuçları yok. Devlet böyle yönetilmez, devlet böyle
devamlılık arz etmez. Bu hepimizin utancı olmalıdır. Bu konuyla ilgili karar
verirken hepimizin vicdanımızı öne alıp düşünmemiz gerekiyor.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarında alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Sayın Bedii
Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili.
Sayın Batum, buyurun.
Süreniz sekiz dakika.
CHP GRUBU ADINA BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2013 mali yılı Anayasa Mahkemesi bütçesi üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubum
adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Anayasa mahkemeleri niçin vardır, niçin
kurulur? Dünyada Anayasa mahkemelerinin bir tek işlevi vardır; siyasal
iktidarları denetleyerek temel hak ve özgürlükleri korumak ve güvence altına
almak. Siyasal iktidarların işlemlerinin hukukun kıskacı içerisinde olmasını
sağlamak. Aynen bu ifade kullanılır anayasa hukukunda: “Siyaseti hukuk
kıskacına almak.” Sayın Adalet Bakanımız da 2013 bütçe sunuş konuşmasında bunu
farklı bir yönde, farklı bir biçimde tanımlamış; üstün nitelikli yargı hizmetinden,
adalet hizmetlerinde kaliteden söz etmiş, hatta bunun yararlanıcıların
memnuniyeti anlamına geldiğini söylemiş. “Yararlanıcıların memnuniyeti” bu
doğru, beğendik bu kavramı ancak bir gördük ki Sayın Bakan da, maalesef iktidar
çoğunluğu da bundan, yararlanıcıların memnuniyetinden tamamıyla farklı bir şey
anlamışlar. Anladıkları “müşteri memnuniyeti.” Müşteri memnuniyeti hani
“müşteri velinimetimdir” olsa yine bir anlamda kabul ederdik ama anladığınız,
Sayın Bakanın anladığı da şu: Sanki yargı iktisadi bir faaliyet, bir hak sorunu
değil de bir ekonomi sorunu, Anayasa Mahkemesi de bir iktisadi işletme, bir
kuruluş. Sakın “hayır” demeyin.
Değerli dostlarım, gerçekten, Anayasa Mahkemesini iktisadi bir
kuruluş olarak algılamışsınız, yaptığını da iktisadi bir faaliyet olarak
algılamışsınız. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki
Kanun’u yeniden yaptınız, 47’nci maddesinde “Bireysel başvurular harca
tabidir.” demişsiniz, harç alıyorsunuz, 150 TL. Aynı yasanın 51’inci maddesinde
şöyle bir şey getirmişsiniz, eğer başvuru kabul edilmezse, kabul edilmez
öngörülürse 2 bin lira da ceza alıyorsunuz. Şimdi, bu nasıl bir hak arama
hürriyeti, nasıl bir Anayasa Mahkemesi? Bir kişi “Hakkım, hürriyetim ihlal
edildi.” diye başvuracak “Ver 150 lira.” Kabul etmediniz “Ver 2 bin lira.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine o birey başvuru yaptığında parasız yapıyor.
Başvurusu kabul edilmez bulunursa herhangi bir ceza alınmıyor. Anayasa
Mahkemesine başvuru ise 150 lira. Eğer kabul edilmezse sunturlusu 2 bin lira.
Çünkü size göre bu hak arama hürriyeti falan değil, iktisadi bir faaliyet,
Anayasa Mahkemesi de ticari bir işletme! Hadi, siz anlasanız öyle, kabul
edeceğim, diyeceğim ki: “İktidar çoğunluğu böyle algıladı.” Mahkeme de, Anayasa
Mahkemesi, Haşim Kılıç’ın mahkemesi kendini ciddi ciddi ticari bir işletme
zannediyor. Sakın ona da “hayır” demeyin.
Değerli dostlar, arkadaşlar, hâkimi reddetmişsiz. Reddetme
gerekçemiz de son derece açık, net bir gerekçe. Oturmuşuz yazmışız, “Bu
mahkemenin başkanı hakkında” demişiz Wikileaks belgelerinde: “03 ANKARA 4862”
kodlu yazıda aynen şu yazılmış, Amerikan Büyükelçisi yazmış: “Haşim Kılıç 1
Ağustos tarihinde bize özel olarak geldi, CHP’nin, mevcut problemleri için
kendini suçlaması gerektiğini anlattı ve ‘Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir şeyi
doğru yapmıyor, tek işi sanki AKP Hükûmetinin yaptığı her şeyi –pardon ‘AKP’
dememiş Haşim Kılıç- AK PARTİ Hükûmetinin yaptığı her şeyi suçlamak’ diye
anlattı.” demiş. Bunu söyleyen büyükelçi. Arkasından şunu söylemiş: “CHP bir
kolaycılığa kaçıyor. Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme
kolaycılığı var.” demiş ve bir şey daha söylemiş: “Çoğunluk dışındaki görüş
sahiplerinin iktidar gücünü bloke etme, etkisizleştirme gibi bir davranış
sergilemelerine izin verilemez.” demiş. Bunları söylemiş bir kişiyi biz
reddetmişiz hâkim olarak. Nasıl yaparsın bunu! “Bu iktisadi bir kuruluş,
iktisadi kuruluş hiç itibarsızlaştırılır mı?” demiş, aynen böyle söylemiş! (CHP
sıralarından alkışlar) Ve 50’nci maddeye göre, hâkimin reddi istemimizden
dolayı bizi 6 bin lira para cezasına çarptırmış. Değerli basın mensupları
burada var mı yok mu bilmem ama en azından, milletvekilleri, şuraya bakın:
1’inci, 2’nci makbuz, 3’üncü makbuz, 4’üncü makbuz… Bunun gibi 12 tane
makbuzumuz var. Neden? Hakkımızı aramışız, hâkimi reddetmişiz diye, ticari
kuruluşun, pardon, Anayasa Mahkemesinin bize biçtiği ceza bu. Bu Anayasa
Mahkemesinin bütçesini konuşuyoruz bugün. Değerli arkadaşlar, 6 bin lira… İşte
böyle bir ticari işletme.
Değerli arkadaşlar, bir şey daha söyleyeceğim. Şimdi,
yararlanıcıların mecburiyeti sanmış, yararlanıcıların memnuniyetini tutmuş
müşteri memnuniyeti olarak algılamış. Bunların hepsini kabul ediyorduk,
diyorduk ki: “İşte ticari işletmedir. Bunun da sonuçları böyle olur.” Bari
müdebbir tüccar olsa. Hani “müdebbir tüccar” deriz. Müdebbir tüccar olsa, onu
da kabul edeceğiz.
Dikkat edin arkadaşlar, bizden Mahmut Tanal ve Ali Rıza Öztürk
soru sormuşlar “Bu Haşim Kılıç’a ne kadarlık araba tahsis edildi, paraları
nedir?” diye. Bunlar da cevap vermiş. İlk önce cevap vermemiş. Bekir Bozdağ
demiş ki: “Size ne ya. Size mi kaldı bunların paraları, arabaları.” Sonra
Mahmut Tanal Bilgi Edinme Yasası vasıtasıyla başvurmuş. Vermişler cevap.
Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; sıkı durun -müdebbir tüccar, hadi
ticari işletmeyi anladık- diyor ki: “Kendisine araba aldık. 7.600 avro para
veriyoruz ayda bu arabaya.”
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kiralama mı?
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Mercedes. Kiralık… Kiralık… Ayda
7.600 avro. Burada…
Şimdi, 7.600 avroyu günlük kurla bir çarpın bakayım, ayda 20
milyara yakın eder.
Sevgili arkadaşlar, müdebbir tüccar bir yılda 220 milyar para
veriyor. Bu nasıl bir Anayasa Mahkemesi? Bu nasıl bir ticari işletme? (CHP ve
MHP sıralarından alkışlar) Bu ne biçim bir müdebbir tüccar?
Değerli dostlar, son kalan noktamda şunu söyleyeceğim: Bari
kararlarında müdebbir tüccar gibi davransaydı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Arabayı satın alsalarmış…
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Keşke alsalarmış…
“4+4+4” kararında otuz yıllık içtihadını değiştirdi.
Cumhurbaşkanlığı kararında hepimizi güldürdü, iki statüyü bir araya koydu. Bunu
yaparken sevgili arkadaşlar -bir şeyi söylüyorum- bir taraftan Recep Tayyip
Erdoğan’ı bir taraftan Abdullah Gül’ü mutlu etmek istedi. Ee, tabii, müdebbir
tüccar, parayı verenin, yatırımı yapanın lehinde karar verecek. Biz, bu Anayasa
Mahkemesinin bütçesini konuşuyoruz arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Batum, teşekkür ediyorum efendim. Süreniz doldu.
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – O yüzden, bu bütçeye “hayır” oyu
vereceğimizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir kez daha beyan ediyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu 7.600 euro, hem Danıştay Başkanı hem
Yargıtay Başkanı… Onu da söyle.
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Aynen, onlar da var. Yargıtay
geldiğinde onları da söyleyeceğiz.
BAŞKAN – Sayın Batum, teşekkür ederim.
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Ben teşekkür ederim.
BAŞKAN – Dördüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Dilek Akagün Yılmaz.
Sayın Yılmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz sekiz dakika.
CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Yargıtay bütçesi üzerinde CHP Grubu adına görüşlerimi
bildirmek üzere söz almış bulunuyorum.
Sözlerime, bu ülkede ilkeleri ve kendisi unutturulmaya çalışılan
Büyük Önder Atatürk’ün sözleriyle başlamak istiyorum: “Devlet hâlinde
teşkilatlanmış bir toplumun anayasasında, adalet kuvvetinin bağımsızlığının
önemini açıklamaya gerek yoktur. Milletlerin yargı hakkı, bağımsızlığının
birinci şartıdır. Adalet kuvveti bağımsız olmayan bir milletin devlet olarak
varlığı kabul edilemez.”
1920 yılında söylenen bu sözlerle ortaya konan ilkeler ne yazık ki
artık ülkemizde yok edilmiştir. Bu ülkede artık yargının bağımsızlığından ve
tarafsızlığından eser kalmamıştır. Hâlen yaşanan kavga ise “Yargının sahibi
kim?” kavgasıdır. Gerçekten sizlere soruyorum: Yargının sahibi kim? Cemaat mi,
Başbakan mı? İşte, bu soru, Türk yargısının, Yargıtayın içinde bulunduğu durumu
çok net bir şekilde özetliyor. Ama şunu iyi biliniz ki, ne Cumhuriyet Halk Partisi
ne de Türk halkı bu saltanatın sürmesine, yargının bu şekilde ayaklar altına
alınmasına izin vermeyecektir. Artık bu ülkede hukukun üstünlüğü yok, yargı
bağımsızlığı yok, adalet duygusu yok, hiç kimsenin can güvenliği ve
özgürlüğünün güvencesi de yok.
12 Eylül 2010 Anayasa referandumu ülkemizde bir kırılma noktasıdır
çünkü bu referandum sonucunda Anayasa Mahkemesinin, Hâkimler Savcılar Yüksek
Kurulunun yapısı tamamen değiştirilmiş, yargı bağımsızlığı sona ermiş, yargı
siyasallaşmıştır. Siyasallaşan ve âdeta bakanlığa bağlı bir genel müdürlük
konumuna indirgenen Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu, yaptığı atamalarla,
iktidara yakın görünen yargıç ve savcıları ödüllendirmiş, ancak bağımsız ve
tarafsız, gerçekten yargıçlık ve savcılık yapanları ise hallaç pamuğu gibi
atmış, dağıtmıştır. Hatta Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcıların
elinden soruşturma dosyası alındığı gibi, tüm yargı camiasına gözdağı vermek
için savcılar yargılanmıştır. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu bugün yargıç ve
savcıların üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. Bırakınız tarafsız
ve bağımsız karar vermeyi, korku imparatorluğu ne yazık ki bütün yargı
camiasını sarmıştır.
Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun yeni oluşumu ve Yargıtay
Kanunu’nda yapılan değişiklikle Yargıtaya yeni atanan 192 yargıç Yargıtayın tüm
seçimlerinde, talimatla, bakanlığın istediği doğrultuda blok oy kullanmaktadır.
Yargıtay Başkanından daire başkanlarına, divan oluşumuna kadar her konuda
iktidara yakınlık ölçütü dikkate alınarak seçimler yapılmaktadır. Artık Sayın
Başbakan mutlu olabilir; yargı, ayağında pranga değildir, aksine iktidarın tüm
hukuk dışı işlemleri ve diktatörlük heveslerinin yolunu açmaktadır. Ancak bu
uygulamalarla Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti olmadığını, diktatörlükle
yönetilen bir devlet olduğunu dünyaya ilan etmiştir.
Yargının içine düştüğü bu durum dünyanın gözünden kaçmadı elbette.
Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda olduğu gibi, geçen ay ülkemizi ziyaret eden
Avrupa Yargıçlar Birliği de ülkemizdeki yargının konumunu aynen şöyle tespit
etmiştir: “Öyle görünüyor ki Türk Hükûmeti HSYK’nın yeniden yapılandırılması
sürecinde kurula Türk yargısını temsil eden kişilerin değil, Hükûmetin
görüşlerini ifade eden kişilerin dâhil edilmesini sağlamıştır. Yüksek Kurulun
şu anki yapısının bağımsız yargıyı etkin bir şekilde desteklemediği yönünde
endişeler gündeme gelmiştir. Avrupa Yargıçlar Birliği şunu hatırlatır ki:
Kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının güvenceleri, diğer iki erkin
yargıya neyin gerekli olduğu konusunda talimat vermesine müsaade etmez.
Bağımsız yargı anayasa ve hukuka dayanır, diğer erklerin emir ve direktiflerine
değil.” Doğru söze ne söylenir?
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; burada Yargıtay bütçesini
görüşüyorsak Yargıtay binasının yetersizliğini, pek çok değişik binada hizmet
verilmeye çalışıldığını, binanın fiziki yetersizliği nedeniyle birçok tetkik
hâkiminin tuvaletten bozma küçücük odalarda çalıştırıldığını görmezden
gelemeyiz. Yargıtaydaki yargıçların karar çıkarma baskısı altında âdeta
mobbinge maruz kaldıklarının, yoğun iş yüküne rağmen maaş ve özlük haklarının
çok geride olduğunun buradan konuşulması gerekmektedir ancak Yargıtaya ayrılan
bütçe genel bütçenin on binde 3,5’udur arkadaşlar.
Bu sorunları bu bütçeyle çözebilecek miyiz, çözebilecek mi
hükûmet? Adalet Bakanlığı ya da Yargıtayla ilgilenen birimler bu konuda ciddi
atımlar atıyorlar mı? Bakanlık gerçekten yargının hızlanmasını ve Yargıtayda
yıllarca dosyaların beklemesini istemiyorsa, yıllardır kurulacağı belirtilen
ancak bir türlü kurulamayan istinaf mahkemelerinin bu bütçeyle kurulması mümkün
müdür?
Bakanlığın yargının hızlandırılmasından anladığı bir başka yöntem
de, sanırım, vatandaşların dava açmasının engellenmesidir çünkü artık Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle dava açarken giderler peşin olarak
alınmaktadır. İşçilik alacaklarında dahi bir iş davasında 500-600 lira peşin
harç alınmakta, masraflar alınmaktadır. Vatandaş dava açamamakta, böylece
yargının işi azalmaktadır. “Paran yoksa dava açma, hakkını arama ki işler
azalsın.” Bakanlık ne kadar güzel bir çözüm yolu bulmuş, değil mi?
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu yılın temmuz ayında üçüncü
yargı paketiyle özel yetkili mahkemeleri lağvettiniz. Bu işler boşluk kabul
etmez tabii, yerini hemen terör mahkemeleriyle doldurdunuz. Bir de, üstüne
üstlük, cemaatin hâkim olduğu özel yetkili mahkemelerdeki davalar bitinceye
kadar “O mahkemeler görevlerine devam etsinler.” dediniz ve cemaat yargısına
kurbanlar bıraktınız. Bu engizisyon mahkemeleri tarihî görevini yapıyor. Gizli
tanıklarla, uydurma CD’lerle, imzasız ihbar mektupları ile kanıtları
toplamadan, tanıkları dinlemeden, dosyaları bilirkişiye dahi göndermeden
yargısız infazlarını yapıyorlar.
13 Aralıkta, milletvekillerimiz Sayın Mustafa Balbay ve Mehmet
Haberal’ın yargısız infazlarının yapılacağı duruşmaya halkımızla birlikte, tüm
Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak katılacağız. Ancak, şimdiden
orada olacakları biliyoruz. Daha müzekkerenin cevapları gelmeden, deliller
değerlendirilmeden, terörist gizli tanıklara dayanılarak mütalaa hazırlanıyorsa
orada adil yargılanma asla söz konusu olamaz. Orada yargılanan
milletvekillerimiz değil, adalet ve millet iradesidir. İnanın ki Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi bu konularda Türkiye Cumhuriyetini gerçekten ciddi
tazminatlara mahkûm edecektir. Bu, bizim için övünülecek bir şey değildir ama
bu arkadaşlarımızın karşılaştığı bu yargılama süreci, bu mahkûmiyeti sonuç
olarak getirecektir.
Artık bu ülkede tek parti diktatörlüğü yaşanmaktadır ne yazık ki.
Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmış, yargı dizayn edilmiştir. Yargının
bağımsız olmadığı, hukuk devletinin hiçe sayıldığı bu ülkede korku
imparatorluğu yaratılmıştır. Yolsuzlukların, partizanlığın ayyuka çıktığı,
muhalif tüm seslerin susturulduğu, ülkemizin bütünlüğünün yok edilmeye
çalışıldığı bu dönemin, elbet bir gün hesabı sorulacaktır. Bağımsız ve tarafsız
yargı bir gün sizlere de lazım olacaktır ama bunu anladığınızda çok geç
kalacaksınız arkadaşlar.
Hepinize sevgiler sunuyorum, teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir sonraki konuşmacı
Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek.
Sayın Dibek buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz sekiz dakika.
CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, Danıştay bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisinin görüşlerini paylaşmak üzere söz aldım. Öncelikle sizleri
saygılarımla selamlıyorum.
Danıştay -az önce Bülent Bey’in de belirttiği gibi- Sayıştay gibi
yüz elli yılı aşkın geçmişi olan bir kurum. Ta 1868’den Şûrâ-yı Devletten
geliyor. 1924, 61 ve 82 anayasalarında da yer almış bir kurum. Yani bizim
devlet işleyişimizin içerisinde çok önemli fonksiyonları olan ve çok önemli
görevleri üstlenmiş olan bir kurum. Bir yüksek mahkeme, yargı görevi yapıyor,
yürütmenin hukuka aykırı olan işlemlerini yargılıyor, denetliyor; inceleme
görevi var, danışma görevi var ama şunu belirtmek istiyorum yani bu yüz elli
yılı -cumhuriyet dönemini- konuşursak, herhâlde Danıştay Danıştay olalı bu son
iki yıl çektiğini hiçbir hükûmetten, hiçbir iktidardan çekmedi, bunu açıkça
ifade etmek istiyorum. Burada Danıştaydan yetkili arkadaşlar var, onlar da
izliyorlar, dinliyorlar bizi yani anlayan anlayacak benim söylediklerimi.
Bakın, değerli arkadaşlar, referandum sonrası yani 2010’daki
referandum sonrası -ben geçen dönem de buradaydım, yaşadığımız sürecin canlı
şahidiyim, takipçisiyim, milletvekili arkadaşlarımız da var- AKP sözcüleri,
-özellikle referandum sonrası- Sayın Bakan, diğer yetkililer hep şunu
söylediler: “Yüksek yargıda -Yargıtay için de Danıştay için de geçerli bu
söylem- işte dosyalar yığıldı, Yargıtayda 1,5 milyon dosya bekliyor, Danıştayda
200 bin dosya bekliyor; işte vatandaşımız mağdur oluyor, dosyalar zaman aşımına
uğruyor.” Bunu idari yargı için söyleyenler de vardı yani zaman aşımı sanki
idari yargıda varmış gibi.
Etkin ve adil, hızlı bir yargılamanın yapılması için de birtakım
değişikliklere ihtiyaç var, reformlara ihtiyaç var. Bunlar hep sihirli
sözcükler, güzel sözcüklerdi; bunları hep duyduk, dinledik fakat değerli
arkadaşlar, 2011’in Şubat ayında 6110 sayılı Kanunla, hem Yargıtayın hem
Danıştayın tümüyle yapısını değiştiren kanunla zaten süreç başlatıldı; o
yetmedi, ardından 2011 Ağustos ayında bir kanun hükmünde kararname çıkarıldı
-ki AKP iktidarı kanun hükmünde kararnamelerle düzenlemeler yapmayı çok seviyor
biliyorsunuz- o da yetmedi, en son 3’üncü Yargı Paketi içerisinde idari yargıda
da birtakım değişiklikler yapılırken aslında Danıştayın da yapısını değiştirmek
üzere son operasyonla da onun içerisine konuldu. Ben, Yargıtayla ilgili,
Anayasa Mahkemesiyle ilgili bir şey anlatmak istemiyorum çünkü konu Danıştay.
Bakın, değerli arkadaşlar, Danıştayın daha önce daire sayısı
13’tü, bu az önce bahsetmiş olduğum 6110 sayılı Yasa’yla 2 daire ilave edildi.
Danıştayda 95 üye vardı, buna 61 tane ilave yapıldı. Az önce belirttiğim
gerekçelerle; “İşte, yargı hızlanmalı, çift heyete geçeceğiz; işte, 2 daire
ilave edeceğiz, bu dosyaları eriteceğiz.” söylemiyle bu yapıldı. 2010 yılından
2011’e yaklaşık 200 bin dosya, 197.500 dosya devretmişti. Bu söylem içerisinde
o değişiklikler yapıldı 2011’in Şubat ayında fakat rakamlar burada, ben
bakıyorum -rakamlardan da birazdan bahsedeceğim- aslında 2010’dan 2011’e
devredilen dosya 200 bin. Zannedersiniz ki bu değişikliklerden sonra, işte
2011’den 2012’ye dosya sayısı azalmış; 2012’den de 2013 yılına yani şu an,
önümüzdeki yıla -henüz aralık ayındayız ama- devreden dosya sayısı azalmıştır
diye düşünebilirsiniz; hiç öyle değil, bunlarla hiç alakası yok, işin özü başka
değerli arkadaşlar. Aslında, Danıştayda davaların dosya sayılarının azalması
için hangi işlemlerin yapılması gerekiyor? “Danıştay Kanunu’nda, Bölge İdare
Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri
Hakkında Kanun’da, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda şu şu değişiklikleri
yapın.” diye, Danıştay daha 2010 yılının -hatırladığım kadarıyla- Şubat ayında
8-10 maddelik, belki 12 maddelik bir taslağı bakanlığa göndermişti yani “Şu
değişiklikleri yaparsanız bizim dosyalarımız zaten yüzde 40, yüzde 50 oranında
azalacak; bir sorun yok, başka bir değişikliğe gerek yok.” demişti. Bunların
bir kısmını, bu son yargı paketiyle 2012 Temmuz ayında -ki yargı paketi
içerisinde yaptılar yani yapıldı, bizler de destek verdik- bazı dosyaların
bölge idare mahkemesinde kesin itirazla sonuçlanması sağlandı çünkü gerçekten,
Danıştaya gelmemesi gereken çok sayıda dosya vardı. Ama bakın, bu arada neler
oldu? Kısaca bunları belirteyim çünkü süre gerçekten çok kısa.
Değerli arkadaşlar, bu son değişiklikte yani yargı paketinde,
Danıştayla ilgili olarak… AKP iktidarının yıllardır aslında içinde sakladığı
kızgınlıkları vardı, aslında zaman zaman saklamıyordu. Sayın Başbakan, -gerek
katsayıyla ilgili Danıştayın verdiği kararlar vardı, hatırlıyorsunuz, tam günle
ilgili kararları vardı- ben çok iyi hatırlıyorum, “Bu kararlar bizi
çıldırtıyordu.” diyordu, işte “Bu kararlar ideolojik kararlar, bunları kabul
etmemiz mümkün değil.” diyordu. Ve talimatı vermiş bakanlık yetkililerine,
Adalet Bakanlığına “Ne yapın ne edin, işte bu Danıştayı, artık bizi rahatsız
edecek, bizi sıkıntıya sokacak kararları vermekten alıkoyun.” demiş.
Bakın, neler oldu Danıştayda, onu söyleyeyim size: Bu son yasada,
değerli arkadaşlar, Danıştay savcılarını baypas ettik; ettiniz daha doğrusu.
Danıştay savcıları artık, Danıştayda “ilk derece mahkemesi” sıfatıyla açılan
davaların ancak esas hakkındaki kısmında görüş beyan ediyor.
Danıştay savcıları çok önemli bir kurumdu aslında. Yani “savcı”
demek de aslında doğru değil çünkü Danıştay savcısı tarafsız, davada taraf
olmayan bir noktada görev yapıyor; raportör gibi düşünebilirsiniz, sözcü gibi
düşünebilirsiniz.
İdari yargıda, değerli arkadaşlar, davalar yazılı yargılama
sistemine tabi olduğu için -bu Fransa’da da böyle, dünyanın her yerinde böyle-
o evrakların, gelen yazılı belgelerin farklı kişiler tarafından, uzmanlar
tarafından incelenmesi, görüş belirtilmesi istendiğinden, bunun adil
yargılamanın da bir gereği olacağı düşünüldüğünden, Danıştay savcıları çok uzun
yıllardır görev yapıyorlar değerli arkadaşlar. Ama ne yaptınız? Danıştay
savcılarının bundan sonra o görev yapma yetkilerini bu yasayla kaldırdık.
Onun dışında ne yaptık yani ne yaptınız? Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulu var; çok önemli bir kurul, içtihat üretiyor yani onun
kararları “içtihat” anlamında daha sonra gerek idari yargıdaki mahkemelere
gerek Danıştaya yol gösteriyor.
İdari Dava Daireleri Kurulunu 2 kez değiştirdiniz. Bir, 6110
sayılı Yasa’da 31 kişiye döndürdünüz, 31 kişilik bir üye yapısına getirdiniz.
Bu yetmedi, son yargı paketi içerisinde de bunu 21 kişiye düşürdünüz ve üç yıl
değişmeyecek şekilde İdari Dava Daireleri Kurulunu görev yapacak hâle
getirdiniz ve orada da amaç şuydu aslında: Bugüne kadar Danıştayın verdiği
İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihatları var, kararları var. Bunlar bir
anlamda, dediğim gibi, bağlayıcı nitelikte kararlar; gerek idari yargıda yani
idare mahkemelerinde, bölge idare mahkemelerinde ve Danıştayın dairelerinde bu
kararlar emsal teşkil ediyor. Bu üç yıllık süre içerisinde, bu emsal teşkil
eden, AKP iktidarını rahatsız eden, huzursuz eden ve bugüne kadar sizleri
kızdıran kararların da ortadan kaldırılmasını sağlayacak bir yapıya
kavuşturdunuz.
Aslında söyleyecek o kadar çok şeyim var ki, sürem yetmiyor
maalesef; inşallah, başka bir fırsatta bunları dile getirebilirim.
Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bir sözü vardı -Danıştay
Başkanı arkadaşı kendisinin- bir toplantıda işte “Allah verdikçe veriyor.” gibi
bir şey söyledi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURGUT DİBEK (Devamla) – Danıştayla ilgili olarak ben şunu
belirtebilirim sözlerimin sonunda: Geldiğimiz noktada bence muradınıza
ermişsiniz, ermiş durumdasınız. Bundan sonra, zannediyorum, yeni değişikliklere
ihtiyaç duymadan, rahat bir şekilde, sizleri kızdırmadan, AKP iktidarını
rahatsız etmeden, sizin istemediğiniz kararları vermeyecek bir Danıştay
yapısıyla bundan sonra karşılaşacağız diye düşünüyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Dibek, teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi adına son konuşmacı, Tunceli Milletvekili
Sayın Kamer Genç.
Buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz dokuz dakika.
CHP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Başbakanlık, buna bağlı kuruluşların 2011 kesin hesap, 2013
bütçe programı üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, aslında, tabii, Başbakanlığın 2011-2015
Başbakanlık Stratejik Planı var, bir de 2013 Performans Programı var. Bunları
okuduğunuz zaman, hakikaten güzel şeyler yazılmış, çok cafcaflı laflar yapılmış
ama önemli olan işin özü.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bir parlamentoda, bir kurumda
insanların birbirlerine karşı saygı duyabilmesi için orada hak ve adalet
duygularının hâkim olması lazım, orada söylenen haksızlıkların kirli parmaklar
kararı ile -kaldırılması suretiyle- yok edilmemesi lazım. Şimdi, burada en
haklı konuları dile getiriyoruz ama maalesef, siz parmak kaldırıyorsunuz,
kanunsuzlukları yok ediyorsunuz. Böyle bir toplumda, böyle bir mecliste saygı
duyularak konuşulmaz.
Şimdi, bu Başbakanlıkta bir “Tayyip Erdoğan” diye birisi var.
İstanbul Belediye Başkanı iken oğlu bir kadını ezdi, öldürdü. Ne yaptı? Orada
belediye onun suç unsurlarını, izlerini sildi, onu tek bir gün tevkif bile
etmediler, onu beraat ettiren hâkim ve savcılar şimdi Yargıtayda.
Şimdi, Deniz Feneri davasında, Deniz Fenerinde yapılan
yolsuzluklar kendisine ve ailesine gelince savcıları görevden aldı.
Şimdi, değerli milletvekilleri, öyle bir kişi ki bu Tayyip
Erdoğan… Beyanatları var: “Benim için demokrasi araçtır, amaç olamaz” diyor.
Demokrasi kendisi için araç olan bir kişi demokrat olabilir mi? Demokrasiye
saygısı olabilir mi?
“Efendim, laiklik de ne demektir? Bir kişi hem dindar hem laik
olamaz” diyor. Böyle bir laf olur mu? O senin kafandaki şey.
Diyor ki: “Meclisin kürsüsünde ‘Egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir’ diyor; hayır efendim, egemenlik kayıtsız şartsız milletin
değildir, Allah’ındır.” Yarına başkanlık sistemini kabul ettiği zaman diyecek
ki “Egemenlik kayıtsız şartsız ne Allah’ındır ne milletindir; Tayyip’indir”
diyecek, onu dediği zaman da bir psikolojicinin herhâlde muayenesine gidecek.
(CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, bakın değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti
Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’le beraber çökertilmek isteniyor. Nasıl
çökertilmek isteniyor? Bir defa, Türk Silahlı Kuvvetleri ortadan yok edilmeye
çalışılıyor. Silahlı kuvvetlerin başına çuval geçiren Amerikan generalini
bunlar davet ettiler ve kırmızı halılarla bunu karşıladılar. Türk donanması
NATO içinde, Karadeniz’in hâkimiyetinin Türk komutanlardan alınıp da NATO’daki
başka komutanlara verilmesi konusunda yapılan çabaya donanma karşı çıktığı için
ve aynı zamanda güney Kıbrıs sınırları içinde petrol aramasına da engel olduğu
için donanmanın bütün kuvvet komutanlarını içeriye aldılar.
Şimdi bakın, bir memlekette, memleketini düşünen, insanını seven,
devletin onurunu koruyan bir hükûmet, böyle bir aşağılık muamele yapan kişileri
bu kadar başının üzerinde taşır mı? Bunun bir anlamı var. Zaten Tayyip Erdoğan
ilk defa iktidara geldiği zaman 2001 yıllarında, 2002 yıllarında korkaktı,
gitti Amerikalı yetkililere “Beni bu Genelkurmay Başkanımızla bir araya
getirin” dedi, sonra korkaklığı da geçince, bakıyoruz şimdi efeleniyor.
Şimdi, devri iktidarınızda ne hukuk kaldı ne hak kaldı ne adalet
kaldı ne dürüstlük kaldı; hırsızlık alabildiğine gidiyor, yolsuzluk alabildiğine
gidiyor.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Dün cevabını aldın burada.
KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi bakın, dün Tayyip Erdoğan burada
diyor ki: “Kayseri Belediye Başkanımız sizden tazminat kazandı.” Yahu sen,
bizim Kayseri Belediye Başkanıyla ilgili ortaya attığımız iddiaları inceledin
mi? Hayır. Kendi yandaşlarına onlar beraat kararını verdiler, hâkimler dava
açıyorlar, davada hâkimler korkuyorlar, size tazminat hükmediyorlar. Tayyip
benimle ilgili de 4 tane tazminat açtı, 3’ünü kazandı, şimdi 1 tanesi de yargıda.
Yahu Tayyip, ben mecbur muyum senin çoluk çocuğuna bakmaya? (CHP sıralarından
alkışlar) Ben şimdi üniversitede okuyan çocuklara burs veriyorum. Ya, insan
biraz vicdan sahibi olur ya! Yeter artık! Zaten her tarafta paraları alıyorsun
da bir de… Yani, hiç olmazsa bizim hakkımızda tazminat açma.
Şimdi değerli milletvekilleri, bakın, bu Hükûmetin yaptığı
şeylerden birisi de… MİT Müsteşarlığını nedense bu Tayyip Bey çok koruyor.
Bununla ilgili nesi var bilmiyorum. Bakın, Genelkurmay emrindeki GES tesislerini
Genelkurmaydan aldı, MİT’e verdi. Ondan sonra ne oldu biliyor musunuz? Niye
bunları aldı, verdi? Tayyip diyor ki: “Tek seçici benim.” Tek seçici sensin ama
Genelkurmaydaki istihbarat birimlerini alıp da MİT’e verince, MİT bu defa,
ordunun zor duruma çıkması için -ben bunu böyle anlıyorum- orada elde edilen
istihbarat bilgileri orduya zamanında intikal etmedi. Bakın, Hakkâri’de bir
günde 27 tane er şehit oldu. Millet de zannediyor ki bu 27 er hakikaten vatan
uğruna şehit oldu. Hayır efendim, AKP’nin kaprisleri uğruna oldu. Orada
zamanında bilgiyi, istihbaratı, Genelkurmayın kendisi alıp da kullanmazsa…
MİT’e niye veriyorsunuz? Bir sebebini açıklayın. Diyorlar ki: “Efendim, bütün
yetki bende.” Ya, senin yetkin olur mu? Tayyip Erdoğan korkan bir adam. Diyor ki:
“Herkesi ben dinleyeyim.” Herkesi sen dinliyorsun ama kardeşim, senin gücün ne,
senin kabiliyetin ne? Sen gelmişsin… Şimdi, Başbakanlığı beğenmiyor; efendime
söyleyeyim, cumhurbaşkanlığını da beğenmiyor. Diyor ki: “Bütün yetki bende
olacak, herkesi ben atayacağım.” Ya, şimdi, hakikaten normal, akli melekeleri
yerinde olan insanların düşünebileceği bir yönetim tarzı değil. İnsanların gücü
her şeye yetmez değerli milletvekilleri.
Şimdi, deniliyor ki… Efendim, Türkiye’de hukuktan bahsediliyor.
Ya, hukuktan bahsedilebilmesi için yargı bağımsızlığı olması lazım. Şimdi, siz
hâkimlere korku verirseniz, ondan sonra hangi hâkim sizin aleyhinize karar
verebilir. İhalelere… Yolsuzluk alabildiğine gidiyor. İşte Ahmet Bey burada
gülüyor. Biz KİT Komisyonunda inceleme yapıyoruz. Yahu, şimdi, KİT’te öyle
yolsuzluklar var ki… Adam mesela İtalya’da… Bakın, Türkiye’de TÜRKSAT Genel
Müdürü İtalya’nın bir şehrinde bir yer açıyor, oranın masrafları senede 25
milyon euro arkadaşlar, genel giderler… “Bu nereden alındı?” diyoruz, hesap yok.
Şimdi, karşımıza bir bütçe gelmiş, bu bütçe nasıl hazırlanmış
belli değil, denetim yok. Tayyip Bey kendisinin, yandaşlarının, bürokratlarının
hemşehrilerini bürokrasiye atamış, onlar da… Fakir fukaranın canından kestiği,
ekmeğinden kestiği paralarla ödediği vergiler, nereye harcandığı belli değil,
bunlar nereye gidiyor?
Bakın, bu ihaleler yapıyor, en basiti bir ihale söyleyeyim size:
Arkadaşlar, bu hızlı tren projesinde Devlet Demiryollarının elinde gerekli
tesisler var, bu travers fabrikası, traversleri yapan. Bu Devlet Demiryolunun
traversini imal etmediler, efendime söyleyeyim, Tayyip Erdoğan’ın dünürüne özel
travers fabrikasını kurdular, senede 150 trilyon para veriyorlar. Değerli
milletvekilleri, böyle bir şey olur mu? Yani, bunlar hep yandaşlara yaratılan,
maalesef, kaynaklardır.
Şimdi, Türkiye’nin şu anda en büyük tehlikesinden birisi de Suriye
meselesi. Yahu, aklı başında olan herkes sormalı: Yahu, biz bu Suriye’yle niye
savaş aşamasına geldik arkadaşlar? Niye yani geldik? Şu anda, şimdi her an Suriye’yle
bir savaşın eşiğine geliyoruz. Bunun sebebi ne? Tayyip Erdoğan’ın kaprisi.
Bakın, bugün gazetelerde var; efendim, El Kaide’den 200 kişi Türk Hava
Yollarıyla Hatay’a gidiyor, orada özel arabalara bindiriliyor, Suriye’ye
gidiyor. Yahu, beyler, yani biz, bize böyle bir şey yapılsa, başka bir ülke
bizim üzerimizde böyle bir düşmanca tavırlar koysa biz buna karşı koyamaz
mıyız?
Olay şu: Tayyip Erdoğan ne yapıp yapıp bir harp çıkarmaya
çalışıyor, dolayısıyla cesaret edemiyor. Harp çıktığı zaman da olağanüstü hâl
ilan edecek, komutanlara güvenemiyor çünkü komutanlar olağanüstü komutan olarak
onu da içeri alacağından korkuyor. Dolayısıyla böyle karmaşık bir hâletiruhiye
içinde bir insan. Ama Türkiye'nin artık bugünkü iktidarı iktidardan düşürmesi
yani sizin düşürmeniz lazım. Yoksa Türkiye yarın çok kötü şeylerle karşı
karşıya kalacak, göreceksiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) - Bu kadar kurum… Zaten dokuz dakikayla nasıl
cevaplayalım, her biri büyük kurumlar. İşte, Millî İstihbarat Teşkilatı, Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Afet İşleri… Bu Afet İşlerinde dönen
oyunlar, komik tutumlar, hepsi ortada ama nasıl söyleyelim bunları? Bütçe zaten
hayalî bir bütçedir. Bu hayalî bütçenin millete hayrı olmaz. (CHP sıralarından
alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) – Millet size inanmadığı için oylarını bize
attılar.
BAŞKAN – Sayın Genç teşekkür ediyorum.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hatip konuşmasında Grup Başkanımız,
Başbakanımız hakkında ağza alınmayacak hakarette bulundu. Cevap vermek
istiyorum.
İZZET ÇETİN (Ankara) – Hiçbir şey söylemedi.
BAŞKAN – Ya, buna başlamasak iyi olur yani.
Buyurun, iki dakika içinde.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in AK PARTİ Grup Başkanına sataşması
nedeniyle konuşması
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
Evet, muhatap olmaya değmez, gerçekten ben de bunun farkındayım.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Niye çıktın o zaman?
MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Hiçbir şey söylemedi.
AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi, bütçeyi
görüşüyoruz. Dokuz dakikayı az buldu. Allah aşkına, dokuz dakikada bu bütçeyle
alakalı ne söyledin? Her kürsüye çıktığında ağız dolusu hakaretlerle,
iftiralarla bu milleti uyutacağını mı zannediyorsun, bu milleti kandıracağını
mı zannediyorsun? Millet her seferinde zaten cevabını veriyor. Dün Sayın
Başbakanımız, burada, bangır bangır cevabını da verdi, hepsinin tek tek de
cevabını verdi. Millet de zaten sizi de izliyor, bizi de izliyor. Belki burada,
zannediyorum, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanına söylemek lazım, herhâlde 5
kilo sucuğu da Sayın Kamer Genç’e gönderse rahat ederdi. Bu kadar iftira
atacaksın, bu kadar karalama kampanyasına başlayacaksın ondan sonra “Bari bana
dava açmayın.” diyeceksiniz.
Bakın, değerli arkadaşlar, demokrasi bir araçtır. Evet, ben de
söylüyorum, sadece ben değil herkes söylüyor. Demokrasi ne için araçtır? Bu
milletin, bu memleketin refah ve mutluluğu için bir araçtır. Araçtır, bunu
bilmen lazım. Eğer sen bunu idrak edememişsen kalkıp demokrasiden, siyasetten
bahsetmene bence hakkın dahi yoktur.
İkincisi, Allah’tan korkusu olmayan, kuldan utanması olmayan bir
insan kalkar bunu der, “Egemenlik kayıtsız şartsız ne Allah’ındır ne
milletindir, benimdir.” diyebilir. Bunu ancak, Allah’tan korkusu olmayan, kuldan
utanması olmayan bir insan diyebilir, bu iddiayı da ancak böyle bir insan
diyebilir. Ayıp be, yazık be! Hakikaten yazık yahu! Allah’tan bari kork,
insanlardan utan!
BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Nasıl bağlayacaksın merak
ediyorum.
AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, NATO, Türk Silahlı Kuvvetleri,
bilumum bütün kurumları burada -af buyur- böyle, ağzına ne geldiyse, bütün
hakaretlerini saydı. Şunu bilmen lazım ki Tayyip Erdoğan dün de cesurdu, bugün
de cesur. Bu cesaretiyle yüzde 50 oy aldı ve bu cesaretiyle Türkiye’yi, aldığı
noktadan senin hayalinin dahi alamayacağı noktaya taşıdı. Türkiye’yi dünyada
büyük, güçlü, lider ülkeler hâlinden birine getirdi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET AYDIN (Devamla) – Sen bunu anlayamazsın zaten! Ancak bu
hakaretlere yol açarak… (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ediyorum.
AHMET AYDIN (Devamla) - Hırsızlık, yolsuzluk diyorsun ancak derler
ya “Hırsız herkesi hırsız zanneder…” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana sataştı. Dedi ki:
“Kendisi cevap verilmeye değer bir insan değil.” Ben bir parlamenterim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – E, öylesin!
KAMER GENÇ (Tunceli) – Başka sözlerimi de çarpıttı. Müsaade ederseniz
ben de cevap vereyim efendim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerçeği söyledi efendim.
BAŞKAN – Sayın Genç, size, şahsınıza bir hakarette mi bulundu?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Var, var efendim. Galiba dinlemediniz, dedi
ki… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Bir dakika sayın milletvekilleri…
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Cevap vermeye değer değil.” dedi.
BAŞKAN – Bir dakika… Sayın milletvekilleri, niye bağrışıyorsunuz?
Soruyorum ki işiteyim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, diyorum ki yani…
BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakikada cevap verin.
2.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tabii benim konuşmalarımı anlayacak kapasitede olmayan insanlar, âcizliklerinin
ifadesi olarak “Buna cevap vermeye değmez.” derler. Zaten bu, en basit,
insanların başvurabileceği bir yoldur.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne konuşuyorsun?
KAMER GENÇ (Devamla) - Benim konuşmalarımı halk iyi anlıyor.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizi de halk anlıyor!
KAMER GENÇ (Devamla) - Eğer sen, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan,
yiğitliğiniz varsa, şu sokaklarda bir yürüyelim.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yürüyoruz.
KAMER GENÇ (Devamla) - Yürüyelim, hayır, yürüyelim.
Bakın, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, 5 bin polisle korunuyor
arkadaşlar, 5 bin polisle.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – O kadar abartma!
KAMER GENÇ (Devamla) - Amerika’dan özel getirdikleri zırhlı
araçlarla korunuyorlar. Bu memlekette insanlar ekmek bulamazken onlar zırhlı
araçlarla, milyon dolarlar seviyesindeki zırhlı araçlarla dolanıyorlar. Dün
burada bütçe vardı -Allah aşkına- şu salonlarda en azından 200-300 tane koruma
vardı. Yahu, kimden korkuyor bu Tayyip’le bakanları arkadaşlar? Böyle bir şey
olur mu?
Beyler, bakın, siz, hâlâ, ülkeyi felakete götüren Tayyip
Erdoğan’ın bu memlekete yaptığı kötülüklerin farkında değilsiniz.
AHMET YENİ (Samsun) – Millet karar veriyor, millet.
KAMER GENÇ (Devamla) - Bu kişi, bakın, gazeteciye ne diyor biliyor
musun? “Kalemi… Pislik akıyor.” diyor. Diyor ki gazetecilere…
MEHMET ERSOY (Sinop) – Ne diyor?
KAMER GENÇ (Devamla) - “Bundan önce askerler boynunuza tasma
takmışlardı, ben bu tasmayı boynunuzdan çıkardım.” diyor. Şimdi, uluslararası
kuruluşlar sizin boynunuza tasma taktı.
Peki, Tayyip Bey, yani birisi sana dese ki “Ya, Tayyip Bey, senin
boynuna tasma takmışlar.” deseler acaba Tayyip Bey bunu kabul eder mi? Demek
ki, kendinin kabul etmeyeceği lafları başkalarına söyleme. Tayyip Bey ağzından
çıkan kelimenin anlamını bilmiyor. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Gelsin, kendisine nasıl konuşulacağını, nerede ne davranacağını öğretelim.
Obama kendisine sopayı gösterdi, ondan sonra Amerika’ya gitti, senin adamın
dedi ki…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) – “Bunu deliğe süpürmeyin, bundan yararlanın”
dedi… Arkadaşlar biz ne yapalım ya? (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim. Sağ olun.
Buyurun Sayın Aydın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, Sayın Hatip zaten aynı
şeyleri konuşuyor. Yine aynı şeyleri konuşarak benim söylediklerimi haklı
çıkardı. Ben kendilerine teşekkür ediyorum, o yüzden muhatap almıyorum, cevap
vermiyorum kendisine.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın milletvekilleri, 45 dakika oturuma ara veriyorum.
Kapanma Saati: 12.59
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.46
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet
SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT
(Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
37’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
2013 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerine devam
edeceğiz.
Komisyon yerinde.
Hükûmet yerinde.
Şimdi, söz sırası AK PARTİ Grubu adına Muhammet Bilal Macit,
İstanbul Milletvekili.
Sayın Macit, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı:
361) (Devam)
2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu
İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
BAŞKANLIĞI (Devam)
1) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1) Sayıştay Başkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ç) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME
KURULU (Devam)
1) Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
(Devam)
1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) YARGITAY (Devam)
1) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Yargıtay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY (Devam)
1) Danıştay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Danıştay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK (Devam)
1) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL
SEKRETERLİĞİ (Devam)
1) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine AK
PARTİ Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinize iyi günler diliyorum.
Cumhurbaşkanlığı makamı, ülkemizin en önemli temsil makamı olarak
kabul edilmektedir. Bir ülkenin en üst makamının, Türkiye özelinde
Cumhurbaşkanlığı makamının etkinlikleri ve konumu hakkında bilgi sahibi olmak,
aslında o ülkenin prestiji hakkında bilgi sahibi olmamız anlamına gelir.
Kurumların fiziki şartları, teknik altyapısı, kurumsal logoları, mimarisi ve
gerçekleştirdiği etkinlikler siyasetiyle ve prestijiyle ilgili çok şey söyler.
Belki de bu yüzden dünyanın gelişmiş ülkelerinde temsilî makamların sembol
hâline gelmiş binaları vardır. Örneğin Amerika dediğimizde aklımıza Beyaz Saray
ya da Rusya’da Kremlin ya da Fransa’da Elysee Sarayı gelmektedir. Bu binalar
ülkeleri için devlet geleneğini temsil eden ve güven uyandıran imajlardır.
Ülkemizde de Çankaya Köşkü devletin kurumsal kimliğini temsil etmektedir. 2002
yılında, AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle beraber Türkiye’de bir paradigma
değişikliği, bir mantalite değişikliği yaşanmaya başlandı. İşte, toplum talepli
ve toplum merkezli bu paradigma değişikliğinin Cumhurbaşkanlığı makamına
yansıması ise 2007 yılında Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesiyle
başladı. Bu değişim kendisini Köşk’ün fiziki ve teknik altyapısıyla,
etkinlikleriyle ve bu alanlardaki değişimlerle de göstermektedir. 2007
öncesinde yıpranmış, masraf olur gerekçesiyle yurt içi ve yurt dışı davetlerin
sınırlı olduğu gri bir köşk portresi vardı. Çankaya Köşkü dediğimizde aklımıza
Ankara’nın en yüksek yerlerinden birine konumlandırılmış, demir parmaklıkların
arkasında, ağaçların arasına gizlenmiş ve halka uzak bir imaj gelmekteydi. Ve
Çankaya Köşkü için kullanılan görüntüler, demir kapıların arasından içeriye
giren kırmızı plakalı arabalardan ibaretti. Siyasetense toplumsal değişime ayak
uyduran değil âdeta değişimin olmaması için mücadele eden statükocu bir görüntü
söz konusuydu. Aslında bu değişime dair en güzel örnek belki de üniversitelerin
öğrencilerine ücretsiz dizüstü bilgisayar dağıttığı, İnternet kafelerde bile
hızlı İnternetin ve Pentium bilgisayarların olduğu 2007 öncesi yıllarda Çankaya
Köşkü’nde ise İnternet’in mesai saatleriyle ve 256 bilgisayarlarla
sınırlandırılmış olmasıydı. 2007 sonrası ise Köşk’te anlayış değişikliği
kendisini fiziki şartlarıyla, davetleriyle göstermeye başladı. Köşk’ün teknik
altyapıları, ağırlama mekânları yenilendi; Köşk’ün imaj çalışmalarına hız
verildi, TSE belgeli ilk dijital arşiv oluşturuldu. İnternet’in bile tasarruf
adına kesildiği eski dönemlere inat sosyal medyada Cumhurbaşkanlığı makamı
aktif bir şekilde kullanılmaya başlandı. Çankaya, yalnızca kırmızı plakaların
girdiği değil, sivil toplum temsilcilerinin, gazetecilerin, sıradan
vatandaşların, iş adamlarının ve siyasilerin girebildiği bir kurum hâline
geldi. Yalnızca ulusal değil, bölgesel ve küresel anlamda geziler, toplantılar
ve resepsiyonlar düzenlendi.
Buradaki amaç önemli bağlantılar ve ilişkiler geliştirmekti. Bu
adımlar, ülkenin yalnızca kısa vadede değil, orta ve uzun vadede de etki
alanını genişletecek ve siyasi gücüne, ekonomik refahına ve uluslararası
prestijine güç katacak adımlardır.
Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse, Cumhurbaşkanımız 2012
yılında 38’i yurt içi, 7 de yurt dışı ziyaret gerçekleştirmiş ve yaklaşık 30
devlet başkanını da ülkemizde ağırlamıştır ve yine yapılan bir araştırmaya
göre, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu çalışmaları neticesinde dolaylı olarak 35
milyar dolarlık iş anlaşmaları geliştirilmiştir.
İşte, Amerikan Başkanının çalışma masasını, Oval Ofisi’ni medya
erişimi olan her dünya vatandaşı bilir. Aynısını biz pekâlâ Türkiye için de
yapabiliriz. Hızla büyüyen, uluslararası arenada etkisi, gücü artan ülkenin bu
alanda yaşadığı değişimlere paralel olarak pekâlâ Çankaya Köşkü’nü de bu
anlamda dizayn edebiliriz.
Son olarak, bir ülkenin kurumsal kimliğini ortaya koyan
Cumhurbaşkanlığı makamı için doğru bir şekilde harcanan her rakamın ülkenin
huzuruna, uluslararası prestijine, ekonomik refahına katkı sağlayacağını
düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Macit.
AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı Sayın Nevzat Pakdil, Kahramanmaraş
Milletvekili.
Sayın Pakdil, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 2013 Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi
üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin
yapacağı ve yaptığı bazı çalışmalara burada değinmek istiyorum.
Şu anda anayasa yapımıyla ilgili olarak bütün partilerimizin
katıldığı komisyonun çalışmaları var. Türkiye'de şu an itibarıyla bizzat sivil
temsilcilerin, milletvekillerinin ve halkın yaptığı bir anayasa yoktur. Sadece
2010 yılında, Meclisimizin aldığı referandum kararı ile halkoyuna gitmiş ve
kabul edilmiş anayasanın küçük bir parçası vardır. Şunu ifade etmek isterim ki,
bu Meclise yakışan husus, yeni bir anayasayı, sivil bir anayasayı bütün
partilerimizin ortaklaşa çabalarıyla, mutabakatıyla milletimizin önüne getirmek
ve milletimizin onayına sunmaktır.
İkinci bir husus, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde
yapılacak olan değişikliklerdir. Şu anda hakikaten, yasama çalışmalarında,
mevcut İç Tüzük büyük problemler ihtiva etmektedir ve Meclisin, yasama
organının çalışmalarını ciddi ölçüde aksatmaktadır, Meclisimizin verimini
düşürmektedir. Burada, daha önceden grupların müştereken yapmış olduğu bir
çalışma vardır ve şu anda da AK PARTİ grup başkan vekillerinin ve bir kısım
milletvekili arkadaşlarımızın Meclise sunmuş olduğu İç Tüzük değişiklik teklifleri
mevcuttur. İç Tüzük’ümüzü değiştirmek, Meclisimizi daha verimli bir hâle
getirmek için çalışmak hepimizin görevidir ve bunu yapacağımıza samimiyetle
inanıyorum. Böylece, Meclis çalışmalarını daha itinalı, daha verimli ve daha
saygın bir hâle getirebiliriz ve bu hususta her birimize düşen görevler vardır
ve bu husus da anlaşmamız da çok zor olan bir husus değildir. Burada grup
başkan vekillerimize, Meclis Başkanımıza ve parlamenterler olarak, milletin
temsilcileri olarak bizlere de büyük bir görev düşmektedir ve bu olmazsa olmaz
bir husustur ve bu çalışma mutlaka yapılıp neticelendirilmelidir.
Diğer bir konu, parlamenter diplomasi alanında yapılacak olan
çalışmalardır. Bugün sadece hükûmetlerin yaptığı veya bir kısım ülkelerde
olduğu gibi, yetkili başkanların yaptığı çalışmaların dışında, parlamenterlerin
yapmış olduğu siyasi çalışmalar da o ülkeler için son derece önem arz
etmektedir. Bu vesileyle bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum: Kanada’dan
gelen bir heyet Türk Parlamenterler Birliğini ziyaret ettiğinde, orada daha
önce milletvekilliği görevinde bulunmuş olan bir Kanadalı milletvekilinin
söylediği şu konudur, diyor ki: “Ermeni yasa tasarısını -yani o şeyi, katliam
veya soykırım, onların nitelemeleriyle, her neyse- kabul etmek bizim için çok
olağan bir hâl gibiydi. Bizim önümüze geldi ve buna oy kullandık. Ben de olumlu
oy kullandım. Ama daha sonra Türkiye’ye geldiğimde, bir kısım gerçekleri fark
ettiğimde, o hususları araştırdığımda gördüm ki bizim yaptığımız iş doğru
değilmiş. Bu sıradan bir olay değil. Yani bu olay tarihçilere bırakılacak,
tarihçilerin ortaya koyacağı görüşlerle netleşecek olan bir hususmuş. Ama biz
siyasiler olarak, bu konudan habersiz bu kararı aldık ve geçtik. Ama bugün, bu
aşamada, geldiğimiz şu noktada düşünüyorum ki bu yaptığımız iş doğru bir iş
değildi. Eğer bugün böyle bir husus önümüze gelecek olsaydı ve milletvekili
olsaydım buna kesinlikle olumlu bir oy kullanmazdım.”
Aynı şekilde, Fransa Anayasa Mahkemesinin reddettiği o yasa
tasarısı geldiğinde, bütün milletvekillerimizin, her partiden
milletvekillerinin yapmış olduğu yoğun parlamenter diplomasiyle ve aynı zamanda
Hükûmetin büyük katkılarıyla, sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla, Fransa
Anayasa Mahkemesi gelmiş olan o yasa tasarısını iptal etti ve geriye gönderdi. Bu
da parlamenter diplomasinin ne kadar önemli olduğunu bizlere gayet açık bir
şekilde göstermektedir. O hâlde bizler bu sorumluluğu yerine getirmeliyiz.
Diğer bir hususta da şunu ifade edeyim: Sayın milletvekilleri,
herkesin bir kanunu var, kamu görevlilerinin var, sivil toplum kuruluşlarının
var ama milletvekillerinin şu anda mali ve sosyal haklarını içeren bir
kanunları mevcut değildir. Burada hepimize görevler düşmektedir. Biz, kanunu
olmayan bir statüde istisnai, seçilmiş bir organın üyeleri olarak çalışmak
mecburiyetinde değiliz. Bütün milletvekilleri olarak, bu konuyla ilgili olarak
her birimiz, bütün gruplar üzerine düşen görevi yerine getirmeli ve bu dönem
içerisinde, mutlaka, milletvekillerine, kendilerine özgü olan kanunu
çıkarmalıyız.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSA ÇAM (İzmir) – Başkan olarak biz de bekliyoruz.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Pakdil.
Şimdi, AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı, Konya Milletvekili
Sayın Mustafa Kabakcı.
Sayın Kabakcı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2013 yılı
bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime
başlamadan önce yüce Meclisimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak
üzere, günümüze kadar bu çatı altında görev yapmış devlet ve siyaset
adamlarımızı şükranla, minnetle anarak, ebediyete göç eden arkadaşlarımıza da
rahmet dileyerek hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; cumhuriyetimizin
89’uncu yılını kutladığımız bir zamanda istiklal mücadelesini sürdürmüş ve
“Gazi” unvanını almış tek Parlamento olma özelliğine sahip Meclisimize hak
ettiği saygınlığı kazandırmak elbette hepimizin görevidir. Bu görevin ancak
Büyük Atatürk’ün hepimiz için millî hedef olarak ortaya koyduğu muasır medeniyet
seviyesini yakalamak, onun üstüne çıkma noktasındaki çabalara Meclis olarak da
geçmişte olduğundan çok daha fazla katkı vererek halkımızın beklentilerini
karşılamakla olacağı malumlarınızdır.
İşleyen bir demokrasi ve Meclisimizde hayat bulan millî irade
bizim en büyük güç kaynağımızdır. Meclisimizin gücü ülkemizin ve iyi işleyen
bir demokrasinin gücü olarak ülkemizi geleceğe taşıyacaktır. Yapacağımız 2013
bütçesi Meclisimizin daha etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasını
sağlayacaktır.
Bilindiği üzere, gerek 2011 yılı bütçemizin gerekse 2012 yılı
bütçemizin yüzde 70’ler dolayındaki kısmı personel, sağlık gibi rutin
harcamalara, bunun dışındaki önemli bir bölümü de Meclisimizin fiziki
mekânlarının iyileştirilmesine, bilgi ve teknoloji altyapısının güçlendirilmesine
harcanmıştır. Bu kapsamda, milletvekillerimizin anayasal ve yasal görevlerini
daha etkin ve verimli bir şekilde yerine getirebilmesi için çağdaş
parlamentolardaki uygulamalar da dikkate alınarak yapımı planlanan
parlamenterler hizmet binasının inşaatı hızla devam etmektedir. Allah nasip
ederse 2013 yılının ilk aylarında hizmete açmayı planlamaktayız. Daha önceden
Muhafız ve Tören Tabur Komutanlığı tarafından kullanılan binanın hâlen devam
eden onarım ve tadilatları bitme noktasına gelmiştir. Kampüsümüz içindeki
yollar, kaldırımlar, parklar ve binalar engellilerin kullanabileceği hâle
getirilmiş, şeref merdivenlerini taşıyan betonarme sistemi de
güçlendirilmiştir.
Fiziki mekânların iyileştirilmesi yönünde ana binada kapsamlı
çalışmalar yapılmış, parti gruplarının bulunduğu mekânlar, tören salonu, üyeler
lokantası ve mutfağı, Genel Kurul salonu, basın toplantı salonu ve diğer
mekânlarda gerekli onarım ve bakımlar yapılmıştır.
Personelin ve milletvekillerimizin en büyük sıkıntılarından olan
otopark ve hizmet binası ihtiyacını karşılamak için çok katlı otopark ve
üzerine personel hizmet binası yapılması hedeflenmektedir. Yaklaşık 25.000
metrekare otopark ve 8.000 metrekare personel hizmet binası olacaktır.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığından alınacak yaklaşık 50 dönüm
arazi üzerinde 15.000 metrekare alana sahip arşiv, eğitim ve kongre merkezi
tesisi de yapılacaktır.
2013 yılı bütçesiyle milletvekillerimizin çalışma şartlarını
iyileştirmek, yasama sürecini ve kalitesini geliştirmek için 2013 yılı bütçemiz,
2012 yılı bütçe başlangıç ödeneği olan 651 milyon 252 bin TL’ye göre yüzde 18,7
artış ile 773 milyon 60 bin TL olarak teklif edilmiştir. Bütçe teklifimiz
içinde personel giderleri yüzde 51, sosyal güvenlik primleri yüzde 6, mal ve
hizmet alımı giderleri yüzde 14, cari transferler yüzde 10, sermaye giderleri
ise yüzde 19 oranında ağırlığa sahiptir.
Meclisimiz ziyaretçi sayısı açısından da önemli bir rakama
sahiptir. Ziyaretçi kabul salonu verilerine göre günlük ortalama 3.000 kişi
Meclisimizi ziyaret etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24’üncü Dönemde Meclisimiz,
geçmiş dönemlerde olduğu gibi yoğun bir çalışma içinde bulunmaktadır. Mali
disiplinden ve yapısal reformlardan taviz vermeden titizlikle hazırlanan 2013
yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, siz
değerli heyeti saygı ve hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kabakcı.
Bir sonraki konuşmacı, AK PARTİ Grubu adına Sayın Alpaslan
Kavaklıoğlu, Niğde Milletvekili.
Sayın Kavaklıoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Sayın Başkan,
yüce Meclisin değerli üyeleri; Sayıştayın 2013 bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu
adına söz almış buluyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan yüksek bir
denetim kurumu olan Sayıştay, tarafsızlığını bağımsızlığından alan anayasal bir
kurumdur. Sayıştay, kamu kurumlarının hesap ve işlemlerini denetleme, yasalara
uygun olmayan işlemlerde sorumlu kişileri tespit etme, yargılama ve kesin hüküm
verme görev ve yetkisiyle donatılmıştır.
1862 yılında “Divan-ı Ali-i
Muhasebe” adıyla kurulan Sayıştayımız, yüz elli yıllık bir tarihe
sahiptir. Köklü tarihi boyunca denetim, yargı ve diğer fonksiyonlarını çağdaş
yaklaşımlar ve günün şartları çerçevesinde sürekli geliştirerek en etkin
şekilde yürütmektedir. Sayıştay, yeni düzenlemelerle kendisine verilen görev ve
sorumlulukları da en iyi şekilde yerine getirmek için yoğun bir şekilde
çalışmaktadır.
Sayın milletvekilleri, Sayıştay, denetim ve yargı hizmetlerini en
etkin şekilde sunmayı hedeflemekle beraber sürekli gelişim ve değişime
odaklanmıştır. Uluslararası yüksek denetim örgütleriyle ortak ve paralel
denetimlerle küresel sorunlara cevap arama yolunda çalışmalar yürütmektedir.
Yeni eğilimleri de dikkate alarak sadece ulusal değil, uluslararası alanda da
önemli bir aktör olarak denetimini gerçekleştirmekte ve denetim yöntemlerinin
gelişmesine katkı sağlamaktadır.
6085 sayılı yeni Sayıştay Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle önceki
yıllarda başlayan denetim çalışmaları
tamamlanmış, denetim alanı kütüğü güncellenmiş, teşkilatlanma çalışmaları
tamamlanmış, denetim rehberleri hazırlanmıştır. 6085 sayılı Kanun’un öngördüğü
ikincil mevzuat çalışmaları tamamlanmış, uluslararası denetim standartlarının
Türkçeye çevrilmesine başlanmış, eğitim faaliyetleri düzenlenmiş, bilişim
altyapı çalışmalarına başlanmış ve yeni Sayıştay Kanunu diğer dillere
çevrilmiştir.
Denetim faaliyetleriyle ilgili olarak ise cari yıl esaslı denetim
sistemine geçilmiş, denetim kütüğünün güncellenmesi tamamlanmıştır. Ayrıca,
denetim plan ve programları hazırlanmış, uluslararası denetim çalışmaları,
uygunluk bildirimi ve siyasi partilere ilişkin denetim çalışmaları yapılmıştır.
Bütün bunların yapılması millet adına çok sevindiricidir.
Değerli milletvekilleri, Sayıştayın 2013 mali yılı bütçe
teklifinde, ödeneklerinin yüzde 63’ü personel gideri, yüzde 9’u sosyal güvenlik
gideri, yüzde 23’ü mal ve hizmet alım gideri ile cari transferler, yüzde 5’i
ise sermaye giderlerinden oluşmaktadır. Bu ödenek teklifinin yüzde 63’ünün
personel gideri olması, Sayıştayın yaptığı hizmetlerin, işlerin insan hizmeti
ağırlıklı olduğunu göstermektedir. Sayıştayımızın en büyük sermayesi güvenilirliktir.
Sayıştay, tüm çalışmalarında bağımsız ve tarafsız olarak güvenilir ve doğru iş
üretmeye çalışmaktadır. Kamu kaynaklarının hukuka, kurallara, amaçlara uygun
harcanıp harcanmadığını denetleyen, yolsuzluğa ve usulsüzlüğe karşı mücadele
eden Sayıştayın güvenilir ve tarafsız olması bir zorunluluktur.
Sayın üyeler, kamuda saydamlığı engelleyen ve yolsuzluğa neden
olan faktörlerin ortadan kaldırılması suretiyle daha adil, hesap verebilir,
saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesi çerçevesinde
Hükûmetimiz tarafından hazırlanan Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla
Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi Sayıştaya önemli görevler vermektedir.
Meclisimiz adına, dolayısıyla millî irade adına denetim yapan Sayıştaydan
beklentimiz, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri en iyi şekilde içselleştirerek
uluslararası standartlar çerçevesinde dünyaya örnek olacak bir denetim
kapasitesine ulaşmasıdır; bu sayede, bizim de yasamadan sonra en önemli
işlevimiz olan denetim çalışmalarımıza güç vermesidir.
Bu görüş ve düşüncelerle, 2013 yılı bütçesinin hayırlı olmasını
diliyor, şahsım ve grubum adına yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavaklıoğlu.
AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı, Yozgat Milletvekili
Yusuf Başer.
Buyurun Sayın Başer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin 2013 mali yılı bütçesi üzerinde, AK PARTİ
Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Anayasa mahkemeleri, temsilî demokrasilerde siyasal iktidarları
temel hak ve özgürlükler açısından denetlemek ve yasama organının anayasaya
uygun davranmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Anayasa Mahkemesinin Türk
hukuk sistemine, 27 Mayıs darbesi sonrası yapılan 1961 Anayasası ile darbe
ürünü olarak girmesi ve kurucu üyelerinin Yassıada Yüksek Adalet Divanı üyeleri
olması manidardır.
Modern dünyanın aksine bizde anayasa mahkemeleri, millî iradeyi
denetlemek, sınırlamak ve başkalaştırmak amacıyla var edilmiş vesayet
düzeneklerinin başında gelmektedir. İleri demokrasilerde çoğunluğun azınlığa
tahakkümünü engelleme amaçlı olarak tasarlanan anayasa mahkemeleri, bizde dar
bir bürokratik oligarşik elitin millete ve millet iradesine karşı kalesi olarak
tahkim edilmiştir.
Türkiye’de 1961’den 2010 anayasa referandumuna kadar gelinen
süreçte Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar ve geliştirdiği içtihatlara
baktığımızda, yasama fonksiyonunu gasbettiğini, Türkiye Büyük Millet Meclisi
iradesine müdahale ettiğini, anayasal olarak görevli ve yetkili olmadığı hâlde
norm denetimi yaptığı ve yetkili olmadığı hâlde norm ihdasına gittiği, bazen
kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisi yerine koyarak bağlayıcı kararlar almak
suretiyle kanun yapmaya kalkıştığı, 367 vakasında olduğu gibi Meclis
kararlarını iptal ettiği görülmüştür. Parti kapatmaları, siyasi liderlere
siyasi yasak getirme, anayasa değişikliklerini iptal etme gibi uygulamalarıyla
Anayasa Mahkemesi, yıllarca siyaset kurumu içerisinde en belirleyici aktör
olmayı sürdürmüş ve bürokratik oligarşi,
bu şekilde, siyaseti dizayn etme ve siyasete müdahil olma imkânına sahip
olmuştur.
Anayasa Mahkemesi, Türk hukuk tarihine çok tartışmalı kararlarıyla
geçerken, bazen aritmetiğin temel kurallarını da altüst etmeyi başarmıştır, 7
üyenin 411 üyeden de büyük olduğuna dahi karar verebilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, “Türk milleti adına” diyerek verdiği kararlarla
siyaset alanını daraltmış ve siyaset kurumunun içini boşaltarak Türkiye Büyük
Millet Meclisini yetkisiz ve bağımlı bir organ hâline getirmiştir, bürokratik
oligarşinin halka ve halk iradesine karşı bir nevi kalkanı ve kılıcı olmuştur.
Dünyanın her yerinde meşruiyetini halk iradesine dayandıran yüksek
mahkemelerden farklı olarak Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin derin ekonomik ve
sosyal krizlere düşmesine sebep olmuş, hiç olmadığı kadar tartışmaların odağı
içerisinde olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarının 2010
yılında halkoyuna sunduğu Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesi, asli görevi
olan hukuk devletini, temel hak ve özgürlükler ile demokratik sistemi koruma ve
kollamak görevine döndürülmüş, Anayasa Mahkemesinde yapısal ve fonksiyonel
anlamda değişiklikler yapılarak günlük siyasi tartışmaların dışına çıkarılmıştır.
Anayasa Mahkemesine, özgürlüklerin mahkemesi işlevini yerine
getirebilmesi ve vatandaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı
başvuru ve bunun sonunda verilen ihlal kararlarının azaltılabilmesi için
bireysel başvuru hakkı getirilmiştir. AK PARTİ olarak vatandaşlarımızın Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi yerine milletin mahkemesi olan Anayasa Mahkemesinde
hakkını aramasının yolunu açtık.
AK PARTİ tüm bunları, sadece yasama ve yürütme organlarının
tasarruflarının değil, egemenlik yetkisini kullanan ve insan onurunu korumakla
görevli yargı organlarının da sebep olduğu hak ihlallerinin denetimsiz
kalmaması için yaptı.
Bireysel başvuru, anayasa yargısının gelişmesine katkı sağlayacak,
temel haklar konusunda Türkiye’deki uygulama ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararlarındaki anlayış farkının ortadan kalkmasına imkân sağlayacaktır.
Anayasa Mahkemesini, siyaset kurumunu işlevsiz hâle getiren,
siyaseti daraltan ve halk iradesini geçersiz kılan bir merci olmaktan
çıkarmıştır AK PARTİ, temel hak ve hürriyetleri ve hukuk devletini koruyan ve
kollayan bir üst yargı hâline getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, Türk
demokrasisinin ve hukuk devletinin temel bir aktörü olarak vereceği özgürlükçü
ve çoğulcu kararlar ile geliştireceği içtihatlarla başta yasama olmak üzere,
yürütme ve yargı organlarına yol göstereceğine inanıyor, 2013 bütçesinin
hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başer.
Şimdi de AK PARTİ Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya
Akman.
Sayın Akman, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Yargıtay Başkanlığı 2013 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu
adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, AK PARTİ iktidarlarından önce Yargıtay,
adliye, hukuk, mahkeme kavramları üzerine bu kürsüde söz alındığı zaman çok
büyük bir çoğunlukla, özellikle muhalefet cenahından, vicdanla cüzdan arasına
sıkışmış olan hâkim ve savcılardan bahsedildiğini, nesiller boyu süren
davalardan bahsedildiğini, merdiven altı adliye binalarında hizmet
verildiğinden bahsedildiğini, farelerin cirit attığı arşiv odalarından
bahsedildiğini; yine, kırık dökük malzemelerle ve asırlık daktilolarla hizmet
verilmeye çalışıldığını çokça duyar idik. Bugün, 2013 yılı bütçesini konuşurken
bunların hiçbirisinin konuşulmadığını görmek, gerçekten memnuniyet verici.
Bugün, hakikaten, tam tersine, Türkiye şartlarında özlük hakları olabildiğince
iyileştirilmiş olan hâkim ve savcılarımızdan söz edebiliyoruz. Aynı şekilde,
isimlerine yakışır şekilde adliye saraylarının hizmete açılmış olduğunu, hâkim
ve savcılarımızın bu saraylarda hizmet vermeye başladığını iftiharla
söyleyebiliyoruz.
Yine, UYAP gibi çok modern sistemler sayesinde, artık, kâğıt
kalemin dahi çoğunlukla kullanılmadığı bir adliye dağıtım sisteminin işlemeye
başladığını iftiharla söyleyebiliyoruz. Bunlar çok güzel gelişmeler ama belki
de bu gelişmelerin tamamını taçlandıran en önemli gelişme -kanaatimce- 12 Eylül
2010 tarihinde yapılmış olan referandum neticesi değiştirdiğimiz kısmi Anayasa
değişikliğiyle yargının kavuşmuş olduğu rahatlık oldu.
Özellikle Yargıtay bazında baktığımız zaman, senede yüz binlerce
dosyayla boğuşmakta olan Yargıtayın, artan hâkim sayısı, artan üye sayısı –ki
bunun 250’den 387’ye çıkmış olduğunu belirtmemiz gerekiyor- ve daire sayısıyla
beraber ciddi şekilde bu sayıyı eritmeye başladığını gözlemliyoruz. Öyle
zannediyorum ve ümit ediyorum ki istinaf mahkemelerinin de devreye girmesiyle
beraber, Yargıtay, tıpkı isminden anlaşıldığı üzere ve yüz kırk dört yıl önce
“Divanı Ahkâmı Adliye” ismiyle kurulduğu günden bu yana hep kendisine atfedilen
o içtihat mahkemesi olma, o yüksek mahkeme olma özelliğine daha kolay bir
şekilde kavuşabilecektir. Çünkü bugünkü tarihte dahi bu ağır iş yükü nedeniyle
birçok dosyanın gerektiği ciddiyette, gerektiği özende incelenemediğini,
bunlara vakit ayrılamadığını hep beraber biliyoruz ve kabul ediyoruz ama -ifade
ettiğim gibi- istinaf mahkemeleri devreye girdikten sonra meydana gelecek ciddi
iş yükü azalmasıyla beraber, ben, Yargıtayın ciddi bir içtihat mahkemesi hâline
dönüşeceğine inanıyorum ve ümit ediyorum. O tarihten sonra, artık, belki bugün
hukuk çevrelerinde zaman zaman eleştirilen Yargıtay daireleri arasındaki bir
kısım içtihat farklılıklarından, değişik bazı yargısal çelişkilerden de çok
fazla söz etmiyor olacağız.
Yine, 2010 yılında yapılmış olan referandumla beraber hem
Yargıtayda hem Danıştayda hem Anayasa Mahkemesinde çok ciddi bir demokratik
ortam oluşturulduğunu, üye sayılarının artmasıyla beraber, bunların çalışma
şekillerinin değişmesiyle beraber gerçekten bu mahkemelerin asli hüviyetlerine
kavuştuğunu iftiharla söyleyebiliriz.
Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru hakkının tanınmasıyla beraber
Türkiye’de artık, insanlar, en üst merciye gitme hakkını da elde etmiş
oluyorlar ve -öyle zannediyorum ki- bu yıldan itibaren Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine giden dava sayısında da çok ciddi azalmalar meydana gelecek ve
topyekûn olarak yargımız, artık her açıdan iftihar ettiğimiz bir noktaya doğru
gelmiş olacak diye inanıyorum ve ümit ediyorum aynı şekilde.
Bu duygu ve düşüncelerle, ben, Yargıtay Başkanlığı bütçesinin,
başta Yargıtay camiası olmak üzere bütün milletimize hayırlar getirmesini ümit
ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akman.
Şimdi sıra, AK PARTİ Grubu adına Mevlüt Akgün’de, Karaman
Milletvekili.
Sayın Akgün, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Danıştay bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz
almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, demokratik hukuk devletinin ve insan
haklarının temel güvencesi bağımsız ve tarafsız yargıdır. Yargı bağımsızlığının
temel amacı, vatandaşa adaletin her türlü etkiden, yönetme ve yönlendirmeden
uzak, kendi kurum ve kuralları çerçevesinde gerçekleşeceği güven ve inancını
verebilmektir. Bir ülkede Danıştayın varlığı, bu nedenle, hukuk devleti
olabilmenin ön koşullarından birisidir. Ülkemizde Danıştay, Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’yla görevlendirilmiş yüksek idare mahkemesi, danışma ve inceleme
mercisidir.
Danıştay, 1868 yılında “Şûrâ-yı Devlet” adıyla kurulmuş, 1924
Anayasası ile de anayasal bir kurum hâline getirilmiştir. 1961 ve 1982
anayasalarında da yüksek idare mahkemesi olarak .yerini almıştır.
Danıştay, yargı ve danışma mercisi olarak bireyler ve idare için
koruyucu ve düzenleyici bir rol oynamaktadır. Bugün için Danıştay 14’ü dava,
1’i danışma ve inceleme fonksiyonu ifa eden idari dava dairesi olmak üzere 15
daireden oluşmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bugüne kadar bir yüksek yargı organı olarak
Danıştayın en başta gelen sorunu, aradan geçen yıllarda hızla artan iş yükü
olmuştur. Bu problem nedeniyle yargılamalar uzamış, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesince Türkiye aleyhine ihlal kararları verilmesine yol açılmıştır. Bunun
yanında, Danıştayda davası olan tarafların adalet duygusu zedelenmiş, kişilerin
yargıya olan güveni azalmış, ülkenin ufkunu açacak içtihatlar
oluşturulamamıştır.
Bu sorunun çözümü için Danıştay Kanunu’nda değişiklik öngören ve
14/2/2011 günlü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6110 sayılı Kanun
ile büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Bu kanun ile Danıştayda 2 idari dava
dairesi daha kurulmuş, müzakerelerin her dairede çift heyetle yapılabilmesi
imkân dâhiline girmiştir. Danıştaya 66 yeni üye ataması yapılmış, bu sayede
Danıştay daha da güçlendirilmiştir. Dava dosyalarının daha hızlı
sonuçlandırılmasının önü açılmıştır.
Bu bağlamda, kamuoyunda “üçüncü yargı paketi” olarak bilinen yasa
değişikliğiyle Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu üyeleri üç yıllığına
başkanlık kurulunca seçilmiştir. Böylelikle kurul, haftanın her iş günü
çalışabilecek hâle getirilerek yüzlerce dava dosyasını karara bağlayabilecek
bir yapıya kavuşmuştur.
Ayrıca, anılan yasa değişikliklerinden başka, Danıştaydaki
yargılama sürecinin hızlı ve sağlıklı yürütülebilmesi için yeni hizmet binası
tamamlanmış, kurum yeni hizmet binasına taşınmış ve faaliyetine başlamıştır.
Bütün bu olumlu gelişmelerin sonucu olarak yargılama faaliyeti hızlanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Danıştayımızın yeni dönemdeki hedefi, hizmet
kalitesini artıran çabalar sürdürülmek suretiyle hukukun üstünlüğü ve hukuk
devleti ilkesinin gerekleri çerçevesinde yargılama sürecinin hızlı, adil,
güvenli ve isabetli şekilde işlemesini sağlayacak hukuksal ve kurumsal
düzenlemelerin yapılması olmalıdır. Ayrıca, yeni yapılacak yasal düzenlemelerde
yargının iş yükünü azaltacak alternatif çözüm yöntemlerinin de geliştirilmesi
öncelik hâline gelmelidir.
Değerli arkadaşlarım, yasama ve özellikle yürütme karşısında
kurumsal olarak bağımsızlık, adil ve tarafsız yargılamanın ön koşuludur.
Yargıyı, bir siyasi görüşün arka bahçesi olarak gören düşüncenin etkisinden
kurtarmak ve gerçek bağımsızlığına kavuşturmak için hükûmetimizce gerekli
anayasal ve yasal adımlar atılmıştır. Bağımsız olmayan bir yargının,
tarafsızlığından da söz edilemez.
Yargı mensubu, hukuka ve adalete önce kendisi inanmalı, yasaların
kendisine tanıdığı yetkileri kullanırken özenli davranmalı, yorum ya da kıyas
yoluyla özgürlük alanını daraltıcı uygulamalardan kaçınmalıdır. Anayasal
hakları ihlal eden hukuka aykırı keyfî işlem ve kararlar, kimden gelirse gelsin
hukuk devletinde koruma ve himaye görmemelidir. Yönetim ve temsili, Danıştay
başkanına ait olan Danıştay, yargı görevinde bağımsızdır.
Bu düşüncelerle Danıştayın 2013 bütçesinin hayırlı olmasını
diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akgün.
Şimdi sıra, AK PARTİ Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Mehmet
Necati Çetinkaya’da.
Sayın Çetinkaya, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Adana) – Sayın
Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Başbakanlık bütçesi üzerinde grubum
adına konuşma yapmadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, AK PARTİ’yi kurduğumuz günden itibaren
hedefimiz, büyük Türkiye hedefiydi. Herkes cumhuriyetçi kesilir fakat 3 Kasım
2002 seçimlerinden itibaren… Sayın Başbakanımız o sırada henüz milletvekili
bile değildi, Genel Merkez toplantı salonunda ulusa şöyle seslendi: “Hedefimiz,
Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesine çıkarmaktır.” “Muasır medeniyet
seviyesi” neydi? Özellikle, muhalefetteki arkadaşlarıma bu konuyu hatırlatmak
istiyorum, cumhuriyetin 10’uncu yılında Büyük Atatürk: “Türk’ün unutulmuş üstün
medeni vasfı ve kabiliyeti, atinin, geleceğin medeniyet ufkunda yeni bir güneş
gibi doğacaktır.” İşte, bütün mesele, o kalkınma hedefine ulaşmak ve o güneşi
doğurmaktır, yoksa hiçbir zaman lafla o güneşi doğuramazsınız. Bu hedefe
ulaşmak için AK PARTİ iktidarı olarak gündüzümüzü geceye kattık ve gece gündüz
demeden, uzun ince bir yoldayız diyerek bu millete hizmetin en büyük ibadet
olduğunu düşünerek bu şekilde yola çıktık ve şükürler olsun ki…
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – AK PARTİ’den önce hiç yapılmadı mı
yani?
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Dinleyin, Sayın Valim
dinleyin…
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – AK PARTİ’den evvel yapılmadı mı?
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Dinleyin, bak valilik
yaptınız, meslektaşımsınız, dinleme erdemine ulaşın.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yazık değil mi size?.. Yazık değil mi
size, AK PARTİ’den önceki görevinizi inkâr mı ediyorsunuz?
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Evet, o büyük medeniyet
hamlesinde şunu açık ve net olarak söylüyorum ki, bu partinin bir mensubu
olarak müftehirim. İftihar ediyorum ki, bugün, işte, o millete hizmet etmede
gösterilen başarı dünyaya gıpta ettirmiştir. Bugün sağlıkta kaydettiğimiz
başarı, Amerika Başkanının bile ilgisini çekmiş ve aynı projeyi Senatosunda
kabul ettirmiştir. Ben inanıyorum ki muhalefet de kendi iç dünyasında bunu
kabul ediyor ve takdir ediyor. Onun için iç dünyanıza teşekkür ediyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli dostlar, bakınız, işte, o gün, 3 Kasım 2002’de akşam seçim
neticeleri belli olduğunda Sayın Başbakanımız şöyle seslendi ulusa: “Hedef 15
bin kilometre duble yol.” Bugün, 16.380 kilometre duble yolu gerçekleştirmişiz.
“Hedef, her ile bir üniversite.” Bugün, her ilde bir üniversite var, ilave
olarak birçok ilde birkaç tane üniversiteyi gerçekleştirdik. Şu anda Adana’da
ikinci üniversiteyi gerçekleştirdik, üçüncü vakıf üniversitesinde de hazırlık
hâlindeyiz. “Her ile bir havaalanı.” Şu anda 48 ilde havaalanı var. Çukurova
Havalimanı’na ilave olarak şu anda Adana Çukurova bölge havalimanını yapıyoruz.
Adana, Mersin ve Osmaniye havaalanlarını gerçekleştirdiğimizde, turizme bir
yılda asgari 5 milyon ilave olacaktır çünkü güneyde turizm projesiyle Türkiye,
yeni bir Antalya meydana getiriyor.
Değerli dostlar, hızlı tren bir hayaldi.
İZZET ÇETİN (Ankara) – Adana’da amele pazarını açtınız mı?
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Hızlı tren bir hayaldi.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yahu ihalesini ben yaptım ya.
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – O hayali bizimle siz
gerçekleştirdiniz. Şükürler olsun ki, bugün…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yahu ihalesini yaptım.
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – …Ankara-Konya hızlı treni…
OKTAY VURAL (İzmir) – İhalesini yaptım, Necati Bey…
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Bugün,
Ankara-Eskişehir-İstanbul hızlı treni ve Marmaray’la birlikte…
OKTAY VURAL (İzmir) – Marmaray’ı da ben yaptım ya, ne söylüyorsun!
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Marmaray, bir yatırımın,
kalkınmanın mucizesidir. Bunu hiç hayal edebilir muydunuz? İşte bugün,
Marmaray’la birlikte üçüncü boğaz tünelini de gerçekleştiriyoruz, boğaz
köprüsünü de gerçekleştiriyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Çetinkaya, siz hayal ediyordunuz, biz
yapıyorduk o zaman.
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Körfez üzerinde dünyanın
üçüncü en büyük köprüsünü yapıyoruz…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu bir nutuktur Sayın Başkan. Bu sadece bir
nutuktur.
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – …ve böylelikle İstanbul-İzmir
arası üç buçuk saate iniyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Ben o bölgelerde valilik
yaptım, vatandaşın ne çile çektiğini bilirim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çetinkaya.
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Değerli dostlar, biz hizmeti
şöyle anladık, diyoruz ki: Yüksel ki yerin bura değildir, dünyaya gelmek hüner
değildir! Öyleyse yükselmek ve dolayısıyla ülkenin, dünyanın en büyük medeniyet
güneşini Allah’ın izniyle doğuracak ve yaşasın büyük medeniyet diyeceğiz! (AK
PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çetinkaya, sağ olun.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Korkudan Güneydoğu’ya gidemedin!
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum ve bütçemizin -inşallah- 2023’te büyük
Türkiye’nin kalkınmasına vesile olmasını diliyorum.
BAŞKAN – Sayın Çetinkaya, teşekkür ederim, bir sonraki konuşmacı…
MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tabii, Sayın Çetinkaya,
heyecanla ifade ederken, zannederim, tarihleri şaşırdı çünkü Ankara-İstanbul
hızlı tren ihalesinin Ankara-Eskişehir bölümünü ihale eden, kredisini bulan
biziz, ihaleyi veren de biziz. Ayrıca, Marmaray’ın da kredisini bulan,
ihalesini yapan da biziz. Dolayısıyla, zannederim, Sayın Çetinkaya, o zaman bunları,
“hayal” dediklerini biz gerçekleştiriyorduk.
AHMET ARSLAN (Kars) – Yüksek hızlı tren olarak değil ama.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu yönde adım attıkları için de elbette
kendilerine de teşekkür ediyoruz ama Milliyetçi Hareket Partisinin vizyonunu
takip etmeye devam etsinler.
BAŞKAN – Teşekkürler.
MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, Sayın Çetinkaya Adana
Milletvekili. Adana’da hızlı tren ne durumda, onu bir anlatsın ya!
Adana ne oldu Adana, Sayın Çetinkaya? Adana hizmet bekliyor
sizden.
BAŞKAN – Şimdi, AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Sivas
Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Bilgin, buyurun.
AK PARTİ GRUBU ADINA HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, Millî İstihbarat Teşkilatı, devletin
istihbarat ihtiyacının karşılanması, devletin millî güvenlik politikasının
hazırlanmasıyla ilgili her konuda istihbaratın tek elde toplanması amacıyla ilk
defa 25 Temmuz 1965 tarihinde 644 sayılı Kanun ile kurulmuştur. Millî
İstihbarat Teşkilatı yaklaşık on dokuz yıl boyunca faaliyetlerini 644 sayılı
Kanun doğrultusunda yürütmüş, yeni bir yasal düzenleme ihtiyacıyla 1 Kasım 1983
tarihinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat
Teşkilatı Kanunu çıkarılmış olup kanun 1 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğe
girmiştir ve yapılan çeşitli değişikliklerle hâlen yürürlüktedir.
Millî İstihbarat Teşkilatının temel görevi, millî güvenliğimize
yönelik iç ve dış mevcut ve muhtemel tehditleri tespit ederek ilgili makamlara
zamanında bildirmektir. 2937 sayılı Kanun’da ifade edildiği üzere, Millî
İstihbarat Teşkilatı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına ve güvenliğine, ayrıca anayasal düzenine
ve millî gücünü meydana getiren unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen
mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını
oluşturmakta ve bu istihbaratı başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere
ilgili kurum ve kuruluşlara ulaştırmaktadır.
Ülkemiz tarihî, coğrafi, beşerî ve doğal kaynaklar bakımından
dünyanın en stratejik ülkesi konumundadır. Ülkemizin stratejik ağırlığı, soğuk
savaş döneminin bitişiyle birlikte daha da artmıştır. Ülkemizin de içinde
bulunduğu bölgede terörün, iç çatışmaların, savaşların önü bir türlü
alınamamıştır. Küresel çatışmaların ve tehditlerin daha tehlikeli ve daha
komplike hâle geldiği dünyada istihbarat teşkilatlarına olan ihtiyaç da,
istihbarat servislerinin önemi de, etkinliği de gitgide artmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılından itibaren on
yıldır iktidarda bulunan AK PARTİ hükûmetleri, devletimizin ve milletimizin
güvenliği, güncel ve gelecekteki millî çıkarlarımızın korunması, ülkemizin
dünyadaki siyasal etkinliğinin artırılması ve ülkemize yönelik iç ve dış
tehditlerin bertaraf edilmesi için Millî İstihbarat Teşkilatının
güçlendirilmesi ve etkinliğinin artırılması konusuna özel önem vermiştir.
Ülkemizin 21’inci yüzyılda varlığını güven içinde sürdürebilmesi, bölgesinde ve
dünyada lider ülke olabilmesi için yönlendirme amaçlı bilgilerin aşılarak millî
çıkarlara göre şekillendirilen stratejik istihbarat ağının oluşturulması,
mevcut ve olası sorun alanları hakkında derinlemesine bilgi üretilmesi ve bu
bilgilere dayanılarak stratejik gelecek planlamasını yapabilecek dinamik kadro
ve birimlerin oluşturulması ve bu planlamanın uygulama politikalarına
dönüştürülmesi öncelik arz etmektedir.
İşte bu yenilenen vizyon doğrultusunda Millî İstihbarat Teşkilatı
insan kaynakları kalitesini artırırken teknik ve fiziksel anlamda da
kapasitesini artırmaktadır. Yenilenen vizyonu, nitelikli personel profili ve
gelişmiş teknik imkânlarıyla, Millî İstihbarat Teşkilatı, uluslararası alanda
emsalleri arasında muteber bir konuma yükselmiştir. Millî İstihbarat
Teşkilatının yenilenen vizyonu doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmesi ve
teknik imkânlarını günün gelişen şartlarına uygun şekilde artırmaya devam
etmesi için yeterli bütçe imkânlarının tanınması bir zorunluluk, bir
gerekliliktir.
İşte bu anlayışla hareket eden hükûmetimiz Millî İstihbarat
Teşkilatı bütçelerine, bütçesine her zaman gerekli önemi vermiştir ve vermeye
de devam edecektir. Bu kapsamda da Millî İstihbarat Teşkilatının 2013 yılı
bütçesi, 2012 yılı bütçesine göre yaklaşık yüzde 30 oranında artırılarak 995
milyon 560 bin TL olarak öngörülmüştür.
Değerli milletvekilleri, kurulduğu günden itibaren ülkemizin
güvenliği ve menfaatleri için özveriyle çalışan, kendi alındaki başarılı
hizmetleriyle milletimizin gurur kaynağı olan Millî İstihbarat Teşkilatı
mensuplarını, başta MİT Müsteşarımız olmak üzere kutluyorum.
Bu vesileyle sözlerimi tamamlarken, 2013 yılı bütçesinin
milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sivas
Milletvekilimiz Sayın Hilmi Bilgin’e teşekkür ediyorum.
Şimdi, AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı Ankara Milletvekili
Fatih Şahin.
Sayın Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013
Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
“Millî güvenlik” kavramı ve Millî Güvenlik Kurumu benzeri yapılar,
daha çok İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra soğuk savaş döneminde NATO üyesi
ülkelerde yeni savunma ve güvenlik konseptine uygun olarak üretilmiş kavram ve
kurumlardır. Soğuk savaş döneminin ürünü olan bu kavram ve kurumlar Türkiye’de
daha farklı ve özgün bir tarihî arka plana sahiptir.
1949’da Millî Savunma Yüksek Kurulu adı altında asker-sivil
karmasından oluşan bir kurul kurulmuşsa da 1960’a kadar bu kurulun siyasette
çok etkin olmadığını, sivil siyaset alanına çok fazla müdahil olmadığını
görmekteyiz.
27 Mayıs darbesini yapanlar iktidarı bir süre sonra sivillere bırakmak zorunda
kalınca, bunu yaparken “İktidarda olmasak da nasıl iktidarı kullanırız?”
düşüncesiyle Millî Güvenlik Kurulunu anayasal sisteme dâhil etmişlerdir.
Gerek Anayasa ve yasalarda “millî güvenlik” kavramının çok muğlak
ve geniş yorumlanmaya açık olarak yer alması, gerekse Millî Güvenlik Kurulunun
yapısı ve bileşimi kurulun fiilî bir yürütme organı olması sonucunu
doğurmuştur. Üye kompozisyonuyla, teşkilatıyla, teşkilat kanunuyla ve
ilgilendiği konularla birlikte değerlendirdiğimizde Türkiye’de bir dönem fiilî
iktidarın Millî Güvenlik Kurulunda olduğunu söylemek mümkündür. Limanların
korunmasından, başörtüsünün nasıl takılacağına değin her alanda söz söyleyen ve
karar alan bu kurul, vesayet sisteminin ve bürokratik oligarşinin en somut
örneği olarak ön plana çıkmıştır. Normal şartlar altında, ülke savunması ve
güvenliğinin temini amacıyla asker ve sivil bürokratların siyasal iktidara
danışmanlık yapması gerekir fakat bizde “millî güvenlik” kavramı, siyaset
alanını daraltan, sivil siyaset alanını tamamen kuşatan, hatta siyasete tamamen
rakip olan bir kavram olarak gelişmiştir. Millî Güvenlik Kurulu ise bu anlamda,
bazen Meclise direktif veren fiilî yasama organı, bazen de Bakanlar Kurulu üstü
bir vesayet mercisi olarak ön plana çıkmıştır. 28 Şubat süreci bürokratik
oligarşinin Millî Güvenlik Kurulu aracılığıyla sivil siyasete yaptığı
müdahalelerin en açık örneği olmuştur. Bakanlar Kuruluna karar dayatan, Meclise
kanun taslağı dayatan, gerekirse Bakanlar Kurulunu istifaya zorlayarak yeni
hükûmetler kurdurtan bu yapı, bazen Meclisin ve çoğunlukla da Bakanlar
Kurulunun görev ve yetkilerini gasbetmiştir. Bu ülkede çok uzun yıllar
iktidarın fiilen Millî Güvenlik Kurulunda temerküz ettiğini söylemek sanırım
mümkündür.
AK PARTİ iktidarları döneminde yapılan mevzuat değişiklikleri
neticesinde Millî Güvenlik Kurulunun kompozisyonu değişmiş ve sivil ağırlıklı
bir hâle gelmiştir. Kurulun icrai yetkileri kaldırılmıştır. Ülke çapında
örgütlenmesinin önüne geçilmiş ve gerçek bir danışma organına dönüştürülmesi
için gerekli olan şartlar hazırlanmıştır. Böylece, kurul, temsilî demokrasinin
gereklerini yerine getiren, gerçek anlamda bir istişare ve danışma organı
hâline dönüşmüştür. Artık Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği halktan oy almadan iktidar olmanın bir aracı değildirler. Bu
kurumlar birilerinin fikriyatının iktidarda sürekli kalmasının teminatı da
değildirler. Bu organlar ve teşkilatlar, bütün medeni dünyada olduğu gibi,
halka karşı sorumlu olan siyasal iktidarın emrinde ve denetimindedirler.
Demokrasilerde siyasal iktidarların asker ve sivil bürokratların
ve uzmanların fikirlerinden yararlanması ve karar alıcıların karar alma
aşamasında gerekli ve yeterli bilgiyle donatılmaları zorunlu bir husustur. Bu
bağlamda anayasal olarak millî güvenliği sağlamakla sorumlu ve yetkili olan
Bakanlar Kurulunun emrinde gerekli bilgileri toplamak ve üretmekle görevli bir
organın olması kaçınılmazdır. Bu anlamda, Millî Güvenlik Kurulu, demokratik
sistemler için oldukça gerekli ve aynı zamanda yararlı bir kurumdur fakat
temsilî demokrasinin lafzına ve ruhuna uygun davranmak şartıyla yani gerçek
manada bir istişari organ olması ve siyasal iktidarın kendine verdiği direktif
ve talimatlara göre gerekli bilgileri üretmesi şartıyla. Bugün Millî Güvenlik
Kurulu, artık, çok şükür, bu duruma, bu yapıya yaklaşmış durumdadır yani
Bakanlar Kurulunun üstünde, Meclisin karşısında değil, millet iradesinin
emrinde çalışmaktadır.
Bu nedenlerle, AK PARTİ Grubu olarak, Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2013 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı lehinde oy kullanmayı uygun
görmekteyiz.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Şahin, teşekkür ediyorum.
AK PARTİ adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili
Sayın Sırrı Sakık.
Sayın Sakık, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakika.
BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanlık, Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği kurumları üzerinde Barış ve Demokrasi
Partisinin düşüncelerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Keşke bu önemli görüşmelerde arkadaşlarımız bir miktar
Parlamentoda gelip bizi dinleseydiler; ne demek istiyoruz, ne söylüyoruz,
taleplerimiz nelerdir, bizi dinlemiş olsaydılar mutlu olurduk.
Şimdi, genelde tabii ki biz çok böyle rakamlarla filan konuşmayız,
bizi de çok fazla ilgilendirmez ama bütçeler önemlidir. Uzun yıllardır bütçeler
hazırlanır. Biz sürekli bu kürsüde bütçelerin barışa hizmet etmesini umut
ederiz ama ne hikmetse, bu ülkede bütçeler sürekli savaşa, sürekli çatışmalara
hizmet etmiştir. Ben, bu dileğimi ve bu temennimi yeniden seslendireceğim.
Diliyorum, umuyorum, 2013 yılı bütçesi Orta Doğu’da ve ülkemizde savaş
bulutlarını, savaş rüzgârlarını barış meltemlerine dönüştürecek bir bütçe
olsun, buna vesile olsun diyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Cumhurbaşkanımızın
seçildiği günden bugüne kadar sürekli kamuoyuyla paylaştığı olumlu mesajlarına
kamuoyunda hep birlikte tanıklık ediyoruz. Bu ülkenin temel sorunlarından olan
Kürt sorununun çözümü için kardeşlik projesi öneren, “İyi şeyler olacak,
farklılıklar bizim zenginliğimizdir.” diyen bir Cumhurbaşkanı ve seçildiği
günden bugüne kadar grubumuz, sürekli Cumhurbaşkanını kollayan, koruyan, halkın
iradesi olduğu için de bu söylemlerini önemseyen bir grubuz. Cumhurbaşkanına
haksızlık yapıldığı zaman da bu Parlamentoda kürsüye çıkıp ilk buna karşı duruş
sergileyen yine biziz.
Bakın, 2008, 2009, 2010 yılı bütçelerinde biz özellikle Sayın
Cumhurbaşkanın Çankaya’da kuşatma altında olduğunu söylediğimizde AKP Grubundan
bir tek ses çıkmıyordu, diğer muhalefet gruplarından da çıkmıyordu ve biz bir
şeyi görmüştük ve Cumhurbaşkanını Köşk’te kuşatma altına almışlardı. O tarihte
bizim yaptığımız konuşmalarda Sayın Cumhurbaşkanının eşinin ve çocuklarının
Çankaya Köşkü’ne alınmadığını burada seslendirdik ama hiçbiri, bu noktada
sizler bir hassasiyet göstermediniz. En son, bizi teyit eden, Hayrünisa Gül
Hanımefendi’nin bir açıklaması oldu. Diyor ki: “Köşk’ün birkaç kapısı vardı.
Resmî törenler, resmî karşılamalar A kapısından yapılırdı. Eğer konuk
cumhurbaşkanı eşiyle birlikte gelmişse bizim Cumhurbaşkanımız ve eşi beraber
karşılar. Bize kadar böyleydi ama biz geldikten sonra bu uygulama bize farklı
uygulandı; bizi A kapısından almazlardı, C kapısından içeri alırlardı.” Yani C
kapısı dediğiniz nedir? Ötekileştirme kapısıdır. “Oradan alırlardı ve bu bana,
bu Türkiye’de bize ve kadınlara yapılan en büyük haksızlıktır.” Aslında
Hanımefendi çok kibar davranıyor, olup bitenlerin belki c kısmını anlatıyor ama
a, b kısmını anlatmıyor. Ve biz o tarihte ne demişiz? “Sayın Cumhurbaşkanının
eşi ve çocukları niye Köşk’te yok?” demişiz. Sizin grubunuzdan hemen haber,
hemen ona laf yetiştirmeye çalışmışlar: “Efendim, yok böyle bir şey, Köşk
tadilatta.” Bakın, 2007 ve bugün hâlâ Sayın Cumhurbaşkanı, eşi ve çocukları
Dışişleri konutunda ikamet ediyor çünkü Sayın Cumhurbaşkanını, eşini ve
çocuklarını orada ikamet ettirtmiyorlardı. Bu kadar netti ve buna da sahip
çıkan bizdik. Gelinen bu noktada kapıların açılması olumludur ama bu kapılar
sadece Cumhurbaşkanı, eşi ve çocukları için açılmamalıdır, bu ülkenin ötekileri
için de bütün kapılar açılmalıdır. Yani 29 Ekim kutlamalarında bir resepsiyonda
sadece türbana özgürlük anlamında olmamalı; diğer halkların haklarına gem
vurulmuş, bunun gereği de yapılmalıdır. Ve Sayın Cumhurbaşkanının son
dönemlerde özellikle Sivas olaylarıyla ilgili Devlet Denetleme Kurulunu
faaliyete sokması çok önemlidir. Bizim buradan çağrımızdır. Yargı görevini
yapmıyor ve Roboski olaylarında yargı arpa boyu kadar yol almadı. Onun için,
sığınacağımız son limandır, Sayın Cumhurbaşkanımıza çağrıdır. Siz, Devlet
Denetleme Kurulunu Roboski’de lütfen görevlendirin çünkü Roboski’nin yaraları
sarılmadığı müddetçe… Yani Kürtlerin Kudüs’ü Roboski olacaktır, bunu böyle
biliniz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben Sayın Meclis Başkanımıza da
bir teşekkür ederek başlamak istiyorum. Yani yıllarca tanıdığımız bu şahsiyet,
genellikle hep böyle milliyetçi damarlardan beslenerek siyaset yapan bir
şahsiyetti. Seçildikten sonra uzlaşı tavırlarıyla, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda
göstermiş olduğu o çabadan dolayı, bazı yasal değişikliklerden ve hatta
milletvekillerinin özgürlüklerine kavuşması adına göstermiş olduğu çabadan
dolayı da kendisine teşekkür ediyoruz ve bu çalışmaların, bu çabaların devam
etmesini diliyoruz ve umuyoruz.
Sevgili arkadaşlar, bizim açımızdan biz bütünlük içerisinde
bunları değerlendirirken, burada, bizlere karşı, Kürtlere ve diğer halklara
karşı, farklı inanç gruplarına karşı sömürgeci bir hukuk anlayışı bu ülkede
egemendir, diğerlerini ötekileştiriyor. Geçmişte aynı sıkıntıyı, siz bu hukuk
sisteminden bu sıkıntıları çekerken, bu hukuk sistemini hem ön hem arka
bahçesine dönüştürerek, hukuk burada halklara zulmediyor.
Şimdi size birkaç örnek vereceğim. Bu, özellikle Sayın Başbakanın
son dönemlerde “Parlamento had bildirecek.” sözünden yola çıkarak… Aslında, bu
Parlamento had bildirecekse, ilk önce bu Parlamento dönmeli, haksızlıklara
karşı bir duruş sergilemelidir. Bakın, puşi takan, pankart açan, halay çeken,
Kürtçe konuşan, yazan, siyaset yapan sivil toplum örgütleri, hukukçular bugün
cezaevindedirler. Sizler, sizin iktidarınız, daha birkaç gün önce, ölen 2
gerillanın cenazesine tazyikli suyla… İçişleri Bakanının talimatıyla,
iktidarınızın talimatıyla cenazelerimize bile saygısızlık yapıldı, gaz
bombaları atıldı. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir hukukunda, hiçbir dininde
cenazeye saygısızlık yoktur ama bizim
ülkemizde vardır. Yargı bu isimlerini saydığım Kürt çocuklarının, Kürt
gençlerinin katillerini aramıyor; yargı Roboski’de 34 tane masum Kürt’ü
katledenlerin katillerini aramıyor. Ne yapıyor? Bu Roboski’de katliamcıların
kimliklerini beklerken, bunların yargının karşısına çıkmasını beklerken ne
oluyor? 32 kişinin ölümüyle sonuçlanan “Hayata Dönüş” operasyonunda daha önce
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olan adama bu Meclis “Üstün Hizmet Madalyası”
ödülü veriyor. Bakın, bu Meclis ve sizin iktidarınız döneminde bu veriliyor.
Roboski’de 34 kişinin katliamından sorumlu olan ve itham edilen şahsa, Türk
Silahlı Kuvvetleri buna yine üstün şeref madalyaları veriyor. Bu madalyalar ne
kadar şerefliyse de anlamıyorum. Yani, birileri 32 kişinin, görevde olduğu
dönemde bu insanların ölümünden sorumlu olacaklar -görev yapıyorsunuz- buna bu
Parlamento madalya verecek ve Roboski’de birinci derecede sorumlu olan Mehmet
Erten -yani iddialar bu- Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da buna madalya
veriyorlar. İşte bizim açımızdan sömürgeci hukuk anlayışı budur. Yani bu ülke
hukukunu dizayn ederken diğer halklara eğer kapılarını açmazsa hukukun kapılarını
açmazsa iç barışımızı sağlayamayız.
Bakın, bu Parlamento ne yaptı? Bu Parlamento, cezaevinde bulunan 8
milletvekilini özgürleştirmek için bir çaba içerisinde olmadı. Ama bu
Parlamento 12 Eylülde 7 tane TİP’li öğrenciyi boğarak öldüren, katleden
katilleri bir gecede özgürleştirdi. Şimdi, bize dönüp laf söyleyenler dönüp bir
de aynaya gidip baksınlar. Siz kimi özgürleştirdiniz, kimin adına bu kararları
verdiniz. Eğer Parlamento had bildirecekse ilk önce dönüp aynadan kendisine
bakmalıdır. O katillerden biri Cumhuriyet Halk Partisinin 2 belediye başkanını
katletmişti. 7 tane de işçi… Türkiye İşçi Partisinden gençleri katledenleri bu
Parlamento akladı. Şimdi, onun için bu Parlamento gerçekten eğer sorunların
çözümü için çaba sarf edecekse derhâl bir toplumsal uzlaşıya yani üçüncü yargı
paketini getirerek, etrafından dolanarak, katilleri kollayan koruyan bir
anlayış değil, açık ve net olarak gereğini bir an önce yapmalısınız.
Bakın, sadece hukuk değil siz sistem olarak da ayrımcısınız,
bölücüsünüz, tekçisiniz ve ırkçısınız. Türkiye'nin bütün kurumları, elimde tek
tek araştırdım, Anayasa Mahkemesinde 17 tane üye vardır, bir tek tanesi Kürt,
Alevi ve muhalif üye bulamazsınız. Hâkimler ve Savcılar Üst Kurulunda kaç üye
varsa bir tane Kürt, Alevi, muhalif bulamazsınız. Siz, Danıştayda, Sayıştayda,
Yüksek Seçim Kurulunda, hiçbir bakanlığın müsteşarlığında bir Kürt
bulamazsınız; Cumhurbaşkanlığında bulamazsınız, Başbakanlıkta bulamazsınız,
Alevi bulamazsınız.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – İstanbul Büyükşehir Belediyesinde bile
yok.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz, Türk ve Sünni ararsınız. Elimden
belgelerle konuşuyorum, belgelerle, bende hilaf yok. Siz böyle davranırsanız,
sömürgeci anlayış budur. Siz eğer, bakın -İsterseniz okuyayım, Kayseri’den
Hatay’a, Ordu’ya kadar onlarcası genel müdüründen bilmem neyine kadar, tek tek,
oturdum ve araştırdım, boş konuşmuyorum- hukuktan bahsediyorsanız, ilk önce bu
hukuksuzluğunuzu ortadan kaldıracaksınız, bunları, bunları kaldıracaksınız. Biz
böyle bir hukuk tanımıyoruz. Eğer, siz, Kürtlere ve muhaliflere karşı böyle
acımasızsanız, biz -Anayasa’da da, yasada da bize karşı uygulanan zalimane
politikaları- ne Anayasa’yı tanırız ne yasaları tanırız. Böyle bir uygulama
dünyanın hiçbir yerinde yoktur ve bize uygulanıyor ve yıllardır, bu, uygulanıyor.
Genelkurmayda bir tane Kürt bulamazsınız, hiçbir yerde ve sonra
dönersiniz dolaşırsınız dersiniz ki: “Aman aman, bu Kürtler ne istiyor?”
Vallahi, şimdi size söyleyeyim arkadaşlar: Kürtler sizinle eşit olmak istiyor,
birlikte yaşamak istiyor yani Sayın Başbakanın sahip olduğu bütün haklara
Kürtler de sahip olmak istiyor. Burada otururken buraya ters bakacak bir hukuk
istemiyoruz. Hepimiz eşit bir hukuk istiyoruz ve tarih size bir fırsat sundu,
hayat da size bir fırsat sunuyor; bakın, Orta Doğu’da ciddi çatışmaların ve
kavgaların olduğu bir yerde, size, tarih bir fırsat sunuyor. Bu tarihî
fırsattan yararlanın. Ne yapın? Gelin, Türkiyeli Kürtlerle barışınızı sağlayın,
gelin… Nasıl daha önce güney Kürdistan’daki gelişmelere karşı bir bütün olarak
ayaktaydınız, “kırmızı çizgilerimiz” diyordunuz, gidiyordunuz, yani “Merkezî
Hükûmette Sayın Celal Talabani Cumhurbaşkanı olmasın.” diye kıyametleri
koparıyordunuz ve Mesut Barzani ve oradaki yönetime karşı gidip Kerkük’te
Türkmenleri destekleyip, Musul’da Arapları desteklediğiniz ve “kırmızı çizgilerimiz” dediğiniz bu
çizgiler, hayat bu çizgilerinizi yerle bir etti ve sonra ne yaptınız? Gittiniz,
güney Kürdistan’daki oluşumla, oturdunuz -doğru yol buydu- 12 milyar dolar anlaşma
yaptınız. Kötü mü oldu? Hayır. Oradaki Kürtlerin size bir zararı mı var? Hayır.
Peki, niye, şimdi kendi Kürt’ünüzle de bu barışı sağlayıp Orta Doğu’da ciddi
bir devlet olmak, daha güçlü bir devlet olmak zor mudur? Aslında zor da değil
ama bizi siyasetin kurbanı ettiniz, bizi… Cumhurbaşkanlığı seçimleri için
elinizden ne geldiyse yaptınız. Bakın, bugün ne yaptınız? Bugün sizin medyanız,
yani yarı resmî gazetelerinizde Eş Başkanımız Gülten Kışanak’la ilgili, yok
“KCK’den dağa götürülüyor.” Yok böyle bir şey kardeşim, yok böyle bir şey.
Asparagas haberlerle bizim üzerimize yargıyı, kolluk kuvvetlerini salmayın. Bu
yol çıkmaz yoldur, bu yolla siz sonuç alamazsınız. Demokratik kanalları
tıkamayın, bizi yok hükmünde sayarak bunları yapmayın.
Eğer siz gerçekten Suriye’deki Kürtlerle dostça ilişki içerisinde
olursanız, Suriye de güney Kürdistan kadar önemli bir yer, buradan da dostlukla
köprüler kurup onlarla da güney Kürdistan’da oluşturduğunuz hukuku
oluşturabilirsiniz ama ilk önce buradan başlayan bir mücadeleyle… Oslo’da
başlayıp ve sonra askıya aldığınız süreci yeniden gündeme getirin, bundan
korkmayın. Oslo görüşmeleri önemliydi ama Kürt sorunu sadece bir asayiş, bir
terör sorunu olarak algılanmamalıdır; Kürt sorunu bir hak, hukuk ve adalet
sorunudur. Kürt sorununa sadece istihbarat birimleriyle yaklaşmak doğru
değildir. Evet, ben, içinde MİT’in de olduğu önemli şahsiyetler var, biliyorum.
Vallahi, siyaset dünyasından, çok daha ileride olan şahsiyetleri de biliyorum,
nasıl vicdan sahibi olduklarını, onların da bu süreçte yer alması gerektiğine inanıyorum
ama asıl önemli olan mekanizma burasıdır. Yani siz burada Parlamentoyu çekim
adresi olarak görürseniz, yani demokratik kanalları tıkamazsanız Kürt sorununun
çözülmemesi için de hiçbir neden yoktur.
Bakın, başka bir şey söyleyeyim size. Dün Sayın Başbakan da
söyledi. Buradan diyor ki: “Biz 27 Nisana karşı dik durduk.” İyi ettiniz,
burada kötü bir şey yok ama 27 Nisan var, 28 Şubat var. Ee, 28 Şubat ile Nisan
arasında bir ay var, adı da mart ayıdır. Ee, bu mart ayında da bir darbe oldu
burada; yani askerler talimat verdi, siyasetçiler de bunu yerine getirdiler. O
tarihte sizin milletvekilleriniz, 28 Şubatta kimse tutuklanmadı ki. Biz hepimiz
gittik, acı dolu yıllar yaşadık ve biz gittik, cezaevlerinde kaldık. Biz
tutuklandığımız için Anayasa değişti, yoksa sizin o dönem Refah Partisinde olan
bütün vekillerin vekilliği düşecekti. Ödediğimiz bedelden dolayı siz vekil
oldunuz, iktidar oldunuz, cumhurbaşkanı oldunuz ama Darbeleri Araştırma
Komisyonu çünkü Kürdü insandan saymıyor, Kürtlere uygulanan zulüm
politikalarını araştırma ve bunu soruşturma hiç mi hiç akıllarına gelmiyor.
Geliyor, 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs, hepsini araştırıyor. Allah evinizi
yıksın! Peki, yok muydu 2 Mart darbesi, yok muydu? O insanlar on yıl cezaevinde
kaldı, partileri kapatıldı, milletvekillikleri düştü. Bir kısım milletvekili şu
anda yurt dışında. Yok mular? Onlar da orada sizin ve bizim gibi halkın
iradesiyle gelmişti ve bugün de yurt dışındalar ama bu Darbeleri Araştırma
Komisyonu bunu bile araştırmıyor, buna bile ihtiyaç duymuyor.
Yine, Sayın Başbakanın işte Gazze’yle ilgili açıklamaları vardı.
Çok da zamanım kısaldı, onun için… Doğru, iyi yaptınız, Gazze’deki barış
çabalarınız ama bu, sizin Orta Doğu’da barışçıl bir kimliğinizin olduğunun
göstergesi değil ki! Keşke siz Orta Doğu’da bir barışçıl politika izleseydiniz.
İşte söylüyoruz, Kürtlere karşı düşmanlıklar var. Onları hayata geçirin ama
bunu yapmayıp, Gazze’de barışçıl, kendi topraklarında savaş nutukları atmak,
savaş naraları atmak; vallaha, bunlara artık hepimiz doyduk. Sayın Başbakan
diyor ki: “Yıl 1994 değil.” Evet, yıl 1994 değil ama Allah adına söylüyorum ki,
1994’teki devletin ret ve inkâr politikaları neyse, 1924’lerin ret ve inkâr
politikaları neyse, biz Kürtler açısından, yıl 2012, ret ve inkâr
politikalarınız bir bütün olarak devam ediyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne
kadar yani şeklen, zaman zaman bir şeyler söylüyorsunuz ama karşılığı hukukta
yoktur, karşılığı demokraside yoktur, karşılığı halkta yoktur. Onun için,
1994’ün 2012’nin ruhu 1924’lerin ret ve inkâr ruhunda geçiyor.
Şimdi, son olarak şunu söyleyeyim: Roboski bizim için kapanmaz
yara. Roboski’nin failleri… Bakın, birkaç gün sonra hep birlikte Roboski’de
olacağız ve bu Roboskili ailelerin yaralarını sarmak hepimizin görevidir;
insanlık adına, İslamiyet adına, insanlık adına hepimizin görevidir. Biz
Kürtler için, özellikle Roboski’de yaşayan aileler için evimiz mezara,
mezarlarımız eve dönüşmüştür. Her gün, aileler şafakta uyanır, gider mezarlığa
çocuklarıyla, akşama kadar mezarda dualar okur ve onun için, zalimin yanında
yer almayın. Siz de zulme uğradınız. Bu yaraları hep birlikte sarabiliriz,
biraz vicdan, biraz sağduyu.
Ben tekrar bu bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. Bu ülkemiz
üzerinde esen rüzgârların barış meltemine dönüşmesine diliyorum, hepinize
teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın
Sakık.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Adana
Milletvekili Sayın Murat Bozlak.
Sayın Bozlak buyurun.
Süreniz on beş dakika.
BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nda yer alan
Sayıştaş, Yargıtay ve Danıştay bütçeleri üzerinde Barış ve Demokrasi Grubu
adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sayın Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de yargı bağımsızlığı sorunu
gündemdeki yerini korumaya devam etmektedir. Anayasal düzlemde ilke olarak
yargı bağımsızlığı kabul edilmiş olmasına rağmen, uygulamada bu ilkenin tam
anlamıyla karşılık bulduğu söylenemez. Yürütmenin yasama ve yargı üzerinde
ciddi bir etkisi ve müdahalesi olduğu bir gerçekliktir. AKP hükûmeti de, iktidar gücünü kendi çıkarları
doğrultusunda kullanarak yargıyı siyasallaştırma konusunda önceki hükûmetlerden
farklı bir tutum içine ne yazık ki girmemiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
içtihatlarında yargı bağımsızlığı, mahkemenin başka bir kişiden emir almaması,
özellikle yürütme erki ve davadaki tarafların etki alanı dışında olması
şeklinde tanımlanmaktadır. Tarafsızlık ise davanın çözümünü etkileyecek bir ön
yargıya sahip olmamayı, özellikle mahkemenin veya mahkeme üyelerinden bazısının
taraflar düzeyinde, onların leh ve aleyhine bir duyguya, bir çıkara sahip
olmaması olarak açıklanmaktadır. Türkiye'de bu kriterlere uygun bir yargıdan,
yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığından söz etmek ne yazık ki mümkün değildir,
yargı âdeta hükûmetin emrindedir. Sayın Başbakan kameralar karşısında,
gözlerimizin içine baka baka, yargıya talimat verdiğini itiraf etmekte,
dokunulmazlıklara ilişkin olarak ”Yargıya söyledik, yargı da gerekeni yapacak.”
diyebilmektedir. Bu durumda demokrasiden, kuvvetlerin ayrılığı ilkesinden,
yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığından söz edilebilir mi?
Değerli milletvekilleri, Anayasa ve Sayıştay Yasası’na göre
Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile
mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap
ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme
ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. Yine, yasalarımıza göre Sayıştay
tarafsız ve bağımsızdır, Sayıştaya talimat da verilemez. Dün, muhalefet
partileri “2011 yılı kesin hesaplarına ilişkin Sayıştay raporu yok.” diye yoğun
itirazlarda bulundular, bu rapor olmayınca 2013 yılı bütçesinin
görüşülemeyeceğini iddia ettiler. Muhalefet partilerinin bu iddiaları sonuç
verdi mi? Hayır. Bütçe görüşmelerine bak ne güzel devam ediyoruz! Yargı
bağımsızlığının olmadığı yerde bu gibi ön koşullara uyulmasını istemek de bana
göre desteksiz kalıyor. Yargı AKP’ye karşı bağımsız değildir, AKP’yi ciddiye
almayan yargıya anında gerekli ders de verilir. Bunu biz bu ülkede yaşamadık
mı? Gayet güzel yaşadık. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin savcıları
AKP’nin hoşuna gitmeyen tutum içerisine girince, AKP bir günde bu mahkemeleri
ortadan kaldırıp yerine aynı işlevi görecek özel bölge mahkemelerini kurmadı
mı? Kurdu. O zaman, Sayıştaydan da AKP’ye rağmen bir rapor beklemek doğru
değil, gereksiz bir bekleyiş olur.
Değerli milletvekilleri, 6085 sayılı Sayıştay Yasası’nda yapılan
değişiklik sonucu Sayıştay, askerî ve sivil kurumlar üzerindeki denetimini tam
anlamıyla yapamaz hâle getirilmiştir. İktidar partisi, sayısal çoğunluğuna
dayanarak bir gece yarısı operasyonuyla gerçekleştirdiği değişiklikle kamu
kurumlarının Sayıştay tarafından denetimini önemli ölçüde ortadan kaldırdığı
gibi, Sayıştayın bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine de darbe indirmiştir.
Sayıştayın denetim alanları genişletilmiş ancak ek 35’inci maddede yapılan
değişiklik ile yasada denetçilerin denetim yetkisi de demokratik standartlarla
bağdaşmaz hâle getirilmiş, bir önceki, 832 sayılı Sayıştay Yasası’ndan bile
geriye gidilmiştir.
AKP, yasada performans denetimiyle ilgili yaptığı değişiklikle
kamu kaynaklarının etkin, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp
kullanılmadığını Sayıştayın denetim kapsamı dışına çıkarmıştır. Sayıştayın
denetimi kamu kurumlarının faaliyet raporlarıyla sınırlandırılmış, denetçilerin
görev alanları daraltılmıştır. Sayıştayın denetimini yapmakla yükümlü olduğu
kamu kurumları arasında askerî kurum ve kuruluşlar da yer almaktadır ancak
Sayıştayın askerî harcamalara ilişkin denetimi, denetimini yaptığı diğer kamu kuruluşlarından
farklı olarak daha da sınırlı hâle getirilmiştir.
Bilindiği gibi, Sayıştay denetim görevini yaparken Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına yetkili kılınmakta ve Sayıştay denetçilerinin herhangi bir
kurumda denetim yapmak için Türkiye Büyük Millet Meclisinden ayrıca bir izin
alması gerekmemektedir fakat yeni Sayıştay Yasası, özel bir yasaya tabi olan
Ordu Yardımlaşma Kurumunun, yani OYAK’ın denetimini öngörmemektedir. Ordu
Yardımlaşma Kurumu bu yasaya göre denetime tabi olmadığı için, Sayıştay denetçileri
kendiliğinden değil ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonunun
talebi üzerine bu kurumda denetim yapabilmektedirler.
Öte yandan, denetçiler, kamu idaresinin koyduğu politikaya göre
denetim yapabilmekte, Türk Silahlı Kuvvetleri dâhil hiçbir kurumu
harcamalarının nedeni, amacı ve gerçekten bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı
konusunda sorgulayamamaktadırlar.
Askerî harcamaların şeffaf ve hesap verilebilir olması meselesi
demokratik bir siyasal sistemin gereği olduğu kadar, aynı zamanda Türkiye’nin
Avrupa Birliğine tam üyelik müzakereleri çerçevesinde yerine getirilmesi
gereken demokratik kriterler arasında da yer almaktadır.
Değerli arkadaşlar, kısıtlayıcı hükümler nedeniyle denetlenemeyen
askerî harcamalar bütçe içerisinde önemli bir miktarı oluşturmaktadır. 2013
Yılı Bütçe Yasa Tasarısı’nda Türkiye’nin güvenlik, asayiş ve istihbaratından
sorumlu kurumlarına aktarılan kaynak 2012 yılına göre yüzde 16,2 artışla 45
milyar 297 milyon TL’ye ulaşmıştır. Bütçe rakamları arasında gösterilmeyen
diğer kaynaklarla bu miktar aslında çok daha yüksektir. Askerî harcamaların bu
kadar yüksek olmasının temel nedeni Kürt sorunun demokratik, barışçıl yollarla
bir çözüme kavuşturulmamasıdır.
Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım, 28 Şubat 2010 tarihinde
Van’da katıldığı bir toplantıda, devletin Kürt sorununun güvenlikçi çözümünden
kaynaklı askerî harcamalarının 1 trilyon dolar olduğunu belirterek şunları
söylemiştir: “Eğer bu kaynağımızı buraya harcamamış olsaydık, 15.000 adet 24
derslikli okul, 9.000 adet 400 yataklı tam teşekküllü eğitim araştırma
hastanesi, 200 Boğaz Köprüsü, 120 Atatürk Barajı ve 450 bin kilometre bölünmüş
yol yapabilirdik. İşte, bu kaynak boşa gitti.” diyor sayın bakan.
Kürt sorunun çözümsüzlüğünden dolayı sayın bakanın verdiği bilgiye
göre 2010 yılına kadar 1 trilyon dolar para harcandı ama daha da önemlisi,
resmî verilere göre 40.000’den fazla insanımız öldü, 3.500 köy boşalttı, 17.000
faili meçhul cinayet yaşandı, doğa da ayrıca tahrip edildi. Bu sorunun çözümünü
Türkiye Büyük Millet Meclisinden insanlarımız beklerken, Sayın Başbakanın dünkü
ayrımcı ve ötekileştirici tutumu, birey olarak bende, bu Parlamentonun Kürt sorununu
çözmekten çok uzak olduğu izlenimini ne yazık ki oluşturdu.
Sayın Başbakan, seçim yasalarındaki tüm yasaklayıcı ve engelleyici
hükümlere rağmen, yüzde 10 Türkiye barajına rağmen, en olumsuz koşullarda
bağımsız adaylarla seçime girip 3 milyon dolayında oy almış 36 parlamenter
adına, 3 milyon seçmenin iradesini temsilen kürsüye çıkıp düşüncelerini ifade
eden Sayın Eş Genel Başkanımız Gültan Kışanak’ın konuşmasını dinlememek için
Genel Kurul salonunu ne yazık ki terk etmiştir, Sayın Eş Genel Başkanımızdan
sonraki diğer iki muhalefet partisinin liderlerinin konuşmasını ise baştan sona
izlemiştir. Geçmişte, askerler “BDP’liler var.” diye Genel Kurul salonunu terk
ediyordu, şimdi de ne yazık ki, Sayın Başbakan terk ediyor. Bu tutum,
Türkiye’nin temel sorunu olan Kürt sorununu çözmeye hizmet edecek bir tutum
değildir. Halk iradesine saygı duyulmayan bir yerde barış asla olmaz. Sayın
Başbakanı bir an önce bu tutumundan vazgeçmeye davet ediyorum.
Değerli milletvekilleri, diğer yüksek mahkemelerle birlikte Yargıtay,
farklı kimlik ve inançların yok sayıldığı, asimile edildiği, Türk kimliğine
dayalı tek tip ulus yaratma projesinin en önemli ideolojik aygıtlarından biri
olmuştur. Yargıtay, bütün cumhuriyet tarihi boyunca kendini devletin otoriter,
baskıcı ve asimilasyoncu politikalarına hukuki kılıf uydurmakla yükümlü
saymıştır.
Yargının bu işlevinin yaşama geçirilmesinde devletin yargı
politikalarının organizasyonu ile görevli bir kurum olan Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu büyük bir rol oynamaktadır. Hükûmet, 12 Haziran referandumunda
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve yüksek yargının yapısını büyük ölçüde
değiştirdi. O zaman söylenen, bu değişimle yargının tarafsız ve bağımsızlığının
sağlanacağı, bürokratik ve askerî vesayetin kırılarak hukukun üstünlüğü prensibinin
pratiğe aktarılacağıydı. Ancak, gelinen aşamada iktidarın “reform” olarak
adlandırdığı Anayasa referandumunun devlet içerisinde iktidar mücadelesi veren
gruplardan birinin diğerini tasfiye sürecinden başka bir şey olmadığı her geçen
gün daha iyi anlaşılıyor. Despotik, otoriter bir yönetimin tasfiyesiyle yerine
bir başkasının ikame edilmesini, vesayet düzeninden kurtulma veya demokratik
yeni bir yapılanma olarak sunma kandırmacası hiç kimseyi ikna edememektedir.
Yeni yapılanmayla, yargıyla devlet arasında özdeşlik kuran zihniyet aynen
sürdürüldüğü gibi, yargı iktidarın açık biçimde kadrolaştığı tek sesli bir
baskı aracına ne yazık ki dönüştürülmüştür.
Değerli milletvekilleri, Yargıtay verdiği kararlarla yargının
bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle hep çatışma içinde olmuştur. Resmî
devlet ideolojisiyle, siyasi iktidarla, askerî ve sivil bürokrasisiyle
karşılıklı etkileşim içindeki bir yargı kurumunun yargı bağımsızlığı ilkesiyle
bir arada düşünülmesi mümkün olmadığı gibi, devleti korumak misyonunu üstlenen
bir yüksek yargı makamının tarafsız olabilmesi de olanaksızdır. Yargıtay,
geçmişte olduğu gibi bugün de, Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların, kadınların
taraf oldukları davalarda hemen, daima tartışmalı olmaktan öte, insan
haklarının açık ihlaline yol açan kararlara imza atmaktadır. Kadın cinayetleri,
kadına yönelik şiddet ve tecavüz davalarında kadın aleyhine ayrımcı kararlar
verildiği kamuoyunca bilinmektedir. Ermeni, Rum, Süryani vakıf mallarıyla
ilgili verilen kararlar ile Hrant Dink kararı, Müslüman olmayanlara yönelik bu
tür sayısız kararların tipik örnekleri olarak hafızalarımızda yerini almıştır.
Günümüzde, özellikle Kürtlerin yargılandığı davalarda bu yaklaşımın kural
hâline geldiğini görüyoruz. Devletin güvenlik güçlerince işlenen cinayetler,
Yargıtayın karar ve içtihatlarıyla tam bir cezasızlık şemsiyesi altına
alınmıştır. Devletin güvenlik güçlerince sivillere, gençlere, çocuklara karşı
işlenen cinayetlerden hemen hiçbirinin faili cezalandırılmamıştır. Kürt sorunu,
Kürt kimliğinin korunması ile ilgili her tür ifade açıklamaları, Yargıtayın
içtihatlarıyla evrensel insan hakları standartlarına açıkça aykırı olarak dava
konusu yapılmakta ve ifade sahipleri cezalandırılmaktadır. Yargıtay, yasamanın
bilinçli olarak esnek ve muğlak tanımlamakta ısrar ettiği yasa maddelerini, tüm
hukuk ve insan hakları kurallarını bir yana bırakarak Kürtlere siyasi faaliyet
alanlarının tümünü kapatacak biçimde yorumlamaktadır. Özellikle Kürt sorunu
bağlamındaki davalarda Yargıtayın karar ve içtihatlarıyla Kürtlerin siyasi
faaliyetlerinin hemen hemen tümü yasa dışı örgüt tanımı içine hapsedilmektedir.
Yargının araç olarak kullanıldığı çeşitli mühendislik çalışmaları ile hapisteki
Kürtlerin sayısı dünyada örneği görülmeyen bir biçimde, tahammül edilemez
boyutlara ulaşmıştır. Kürt sorununun bugüne kadar çözülmemesinin en önemli pay
sahiplerinden birinin de Yargıtay olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Değerli milletvekilleri, Danıştay da Yargıtay gibi, Kürtler,
gayrimüslimler ve Alevilerle ilgili kararlarında gerek iç hukuku gerekse
uluslararası hukuku çiğneyen, hukukun üstünlüğünü hiçe sayan kararlar
vermektedir. BDP’li belediyelerin görevden alınma kararlarını onaylayan
Danıştay, belediye başkanlarımızın belediyecilik faaliyetlerinde Türkçenin yanı
sıra Kürtçeyi de kullanmaları ve park, sokak, cadde gibi yerlere verilen Kürtçe
adlar nedeniyle haklarında açılan davalarda ise yapılan itirazları reddetmeyi
kural hâline getirmiştir. Danıştayın farklı inanç gruplarına ilişkin kararları
da zaten insan haklarına aykırı niteliktedir. Zorunlu din dersleriyle ilgili
verdiği kararlarda da aynı şeyi görmek mümkündür. Vatandaşlıktan çıkarılmaya
ilişkin davalarda da Danıştay insan haklarını yok sayan, devleti vatandaşın
haklarından üstün tutan kararlara imza atmıştır.
Değerli milletvekilleri, yargının bağımsız ve tarafsız olduğu bir
Türkiye dileğiyle, barışa, adalete, kardeşliğe hizmet etmeyen, şeffaflıktan
uzak bir bütçeye “ret” oyu vereceğimizi belirtiyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar).
BAŞKAN – Sayın Bozlak, teşekkür ediyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına 3’üncü konuşmacı Sayın
Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili.
Sayın Tan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz on beş dakika.
BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; partim adına Anayasa Mahkemesinin bütçesi hakkında görüşlerimi
bildirmek üzere huzurlarınızdayım.
Sayın milletvekilleri, öncelikle Anayasa Mahkemesinin kuruluş
amacı üzerinde durmak istiyorum. Benden önce söz alan bir milletvekili
arkadaşımız kısaca bir tanımlamada bulundu, ben aynen bu tanıma katılıyorum:
“Siyaseti hukukun kıskacına almak.” Peki, işte bizim Meclisimizin de hemen
arkasında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Meclis Başkanının oturduğu
kürsünün hemen üzerinde, benim de arkamda bu yazılar yazıyor. O zaman, milletin
egemenliğinin tecelli ettiği bir Meclisi kıskaç altına almak ne demektir, bunun
üzerinde birkaç şey söylemek istiyorum.
Öncelikle, bize öyle şeyler anlatılıyor ki sanki “Anayasa
Mahkemesi de dâhil olmak üzere, devletin birçok kurum ve kuruluşu tarihin ilk
çağlarından beri var ve bunlar olmazsa kıyamet kopar.” gibi bir anlayış ortaya
koyuluyor. Çok açık ve seçik bir şekilde, hepinizin de bildiği gibi, 1961
Anayasası yapılana kadar, yani 27 Mayıs 1960 darbesi dönemine kadar, sürecine
kadar Türkiye’de bir Anayasa Mahkemesi yok. Mustafa Kemal Atatürk döneminde de
yok, İsmet İnönü döneminde de yok, Celal Bayar döneminde de yok, bu dönemlerin
hiçbirisinde böyle bir kurum Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısında yok. Peki, ne
oldu da ondan sonra böyle bir mahkemeye ihtiyaç duyuldu? Bu konuda da sayısız
yazı, makale, kitap, görüş var. Bunları tek tek burada sizlere saymak
istemiyorum. İşte bu “Siyaseti hukukun kıskacı altına alma.” cümlesi bunların
hepsini özetliyor.
Anayasa Mahkemesinin kuruluş tarihi 22 Nisan 1962 ve resmî olarak
faaliyete başlama tarihi ise 28/8/1962 ve bugün, dünyanın birçok ülkesinde
Anayasa Mahkemesi yok.
Şimdi, bu kısa özeti yaptıktan sonra, gelelim Anayasa Mahkemesinin
kurulduktan sonraki serencamına. Peki, Anayasa Mahkemesinin yetkileri ne? Böyle
bir kurum kuruldu, üstüne üstlük -yine biliyorsunuz- 1961 Anayasası’yla birlikte
Türkiye’de bir Cumhuriyet Senatosu da kuruldu. Genç nesillerin büyük bir kısmı
Cumhuriyet Senatosu nedir, bilmiyor. Bu Cumhuriyet Senatosu da 12 Eylül 1980
darbesiyle lağvedildi, ortadan kaldırıldı, sona erdi. Şimdi, hem Cumhuriyet
Senatosunu kuruyor 1961’den sonraki darbe iradesi hem bu da yeterli olmuyor,
bunları kontrol edecek bir Anayasa Mahkemesi kuruyor. Anayasa Mahkemesinin
yetkileri ne? Anayasa Mahkemesinin esas yetkisi, yapılan kanunların mevcut
anayasaya -yapılış şekli olarak- usulden ve esastan uygun olup olmadığını
denetlemek. Buraya kadar tamam yani tırnak içinde kuruluş amacına “Tamam.”
diyorum, yoksa Anayasa Mahkemesinin varlığına “Tamam.” demiyorum. Anayasa
değişikliklerinde yetkisi ne? Anayasa değişikliklerinde ise yetkisi, sadece bu yapılan
anayasa değişikliğinin usul yönünden doğru yapılıp yapılmadığını denetlemek,
yoksa esastan, sen bu anayasa değişikliğini yapabilirsin, yapamazsın diye bir
yetkisi veya esastan bir yorum yapma salahiyeti de kesinlikle yok ama neler
oldu, biliyorsunuz. Cumhuriyet döneminde, bugüne kadar 61 siyasi parti
kapatıldı, bunlardan 25 tanesini Anayasa Mahkemesi kapattı. Bunun içinde,
tırnak içinde dinci, milliyetçi, solcu, sağcı, Kürt, sosyalist, aklınıza ne
gelirse, her kesimden, her ideolojiden ve her tabandan oy alan, onların
oylarına talip olan siyasi partiler var. Bu yönüyle de, yine, AK PARTİ’li bir
arkadaşımızın şu cümleleri enteresan, Anayasa Mahkemesini tanımlarken: “Dar bir
oligarşik yönetim anlayışı, bürokratik oligarşinin tezahürü.” Peki, bu sosyalist
söylemleri söyleyen AK PARTİ’si bugün hangi noktada? Bugün, Anayasa
Mahkemesinin -suçladığı bu anlayışına karşılık- sadece üyelerini değiştirerek,
yerine yeni üyeler atayarak, yine aynı şekilde bu yapıyı devam ettirmeyi tercih
etti. Sanki bir sosyalist parti milletvekili konuşuyor gibi, bir an için,
kendimi böyle bir ortamda farz ettim ama maalesef, gelinen bir noktada, yine bu
Anayasa Mahkemesinin pozisyonunda ciddi bir değişiklik yok. Siyasi partilerin
kapatılması yine yetkisinde, siyasi partilerin mali yönden denetimi de
yetkisinde. Bir de bu yapılan yorumlarda, mesela geçmiş dönemde bir “367
kararı” var. Ayrıca, 411 oyla bu Meclisin karar aldığı başörtüsü yasağını
kaldıran ve yine maalesef, bedbaht bir elin, zihnin attığı manşetle “411 el
kaosa kalktı.” diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesini hiçe sayan
zihniyetin doğrultusunda yine bir iptal kararı var. Yani geçmişine baktığımız
vakit, bu Anayasa Mahkemesi ne yapmak istiyor, niçin var, kimlerin hizmetinde;
bunu anlamak, tırnak içinde, çok zor ama esasında, yaptıklarına ettiklerine
bakarsanız bu da çok çok açık ve net bir şekilde ortada.
Bütün bu yetkisini aşan müdahalelerde ve kararlarda bir de bir
“kurucu irade” yalanı var ortada: “Efendim, cumhuriyetin bir kuruluş felsefesi
var. İşte kurucu irade şöyle buyurdu, kurucu irade şöyle kurdu ve kurucu
iradenin kuruluş felsefesi doğrultusunda bu maddeleri şöyle, şöyle, şöyle
yorumlama mecburiyeti var.” yalanı var ortada.
Sevgili arkadaşlar, tek bir yalanı yani burada sizlere arz etmek
istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti’nin bir 1924 Anayasası var. 1924’ten 1928’e
kadar o “kurucu irade” denilen devletin Anayasası'nda “Devletin dini
İslam’dır.” ibaresi var 1928’e kadar. Laikliğin resmen Anayasa'ya girmesi ise
1937. Bunlar sadece bir hatırlatma.
Siyasi parti kapatma kriterlerine gelince. Bugün, bir siyasi parti
“Diyanet İşleri Başkanlığı gereksizdir veya bu şekliyle doğru değildir,
kaldırılsın.” dese, bu, kapatılma gerekçesi olarak değerlendiriliyor veya yine,
bizim gibiler demokratik özerklikten, yerinden yönetimden, bölgesel idarelerin
yetkilerinin artırılmasından, eyalet sisteminden, seçilmiş validen
bahsettikleri zaman, yine ziller çalıyor ama aynı Anayasa Mahkemesinin KADEP
partisiyle ilgili bir kararı var, federasyonu resmen savunan bir partiyle ilgili
olarak “Bu fikirleri savunmanın kapatılma gerekçesi olamayacağı”yla ilgili de
bir kararı var. Yani bu kararlarda neye göre hareket ediyor, neye göre karar
veriyor, hangi kriterleri uyguluyor? Sadece kendi keyfinin kriterlerini
uyguluyor.
Bir diğer önemli şey, Anayasa Mahkemesinin, işte, 17 üyeye
çıkarılan bu yeni temsil durumunun neye göre olduğu? Şu an, değişik kurum ve
kuruluşların -bunları tek tek saymıyorum, vaktim çok sınırlı- teklifleriyle bu
17 üyenin nihai olarak 14’ünü Cumhurbaşkanı belirliyor, 3 tanesini de yine bu
kurum ve kuruluşların teklifiyle Meclis belirliyor ama diğer ülkelere
baktığımız zaman -mesela bir Amerika Birleşik Devletleri’ne, Almanya’ya,
Fransa’ya, İspanya’ya, İtalya’ya- bu seçimlerin farklı olduğunu ve yine burada,
seçilmişlerin, Meclisin çok daha egemen olduğunu görüyoruz. Mesela Almanya’da 8
üyeyi Federal Meclis, 8 üyeyi de Federal Konsey atıyor. Yine, Fransa’da 3 üyeyi
Devlet Başkanı, 3 üyeyi Meclis Başkanı, 3 üyeyi de Senato Başkanı atıyor.
Şimdi siz, işte “Egemenlik kayıtsız şartız milletindir.” deyip
bunun üzerine tekrar bir kelepçe vurmaya kalktığınız zaman, bunun varacağı bir
yer yok. Kendi Meclisinize güvenmek zorundasınız, Meclisimize güvenmek
zorundayız. Bunun üzerine bir kurum daha, kurumun üzerine bir kurum daha, onun üzerine
bir kurum daha… Peki, bunları kim belirleyecek? “Yine siyasi erk sahibi
belirleyecek.” derseniz, o zaman niye gerek var? İşte, Meclis burada zaten,
siyasi erk ortada, Anayasa Mahkemesine hiçbir gerek bu anlamıyla yok çünkü
Meclisin kendi Anayasa Komisyonu, Adalet Komisyonu, birçok komisyonları var.
Bütün bu değişiklikleri ve uygulamaları fiilen zaten Meclis yapabiliyor. Eğer
suistimal söz konusuysa, bu, değişik vesilelerle atanmışlar açısından da aynı
şekilde caridir.
Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin acilen bir yargı reformuna
ihtiyacı var. Bir sağlık reformu yaptı Türkiye artılarıyla, eksileriyle, ayrı
bir konu ama acilen bir eğitim reformu ve yargı reformu… Eğitime girmiyorum
çünkü konumuz yargı. Bugün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan 120.000
başvurunun 20.000 tanesi tek başına Türkiye’ye ait. Bu bile, içinde
bulunduğumuz durumu açık ve seçik bir şekilde ortaya koyuyor. Bugün, KCK davası
başta olmak üzere, birçok davadan üç buçuk yıldır, dört yıldır, tutuklanan,
içeride tutulan, henüz bir ifade bile veremeyen, ifadesi bile alınamayan
binlerce insan var; böyle bir hukuk skandalı, rezaleti olmaz. Mutlaka, Anayasa
Mahkemesinden de başlayarak aşağıya kadar, Türkiye’nin acilen bir hukuk
reformuna ihtiyacı var.
Yeni anayasa elzem. Sayın Başbakan “15 Aralık 2007 tarihinde, en
geç 15 Aralık 2007 tarihinde yeni anayasa teklifimiz Meclise gelecek.” dedi.
İşte, 15 Aralık 2007, 15 Aralık 2012; beş yıl bitiyor. Beş yıldır bekliyoruz,
komisyonlarda da Adalet ve Kalkınma Partisi öyle bir politika izliyor ki ne şiş
yansın ne kebap; neyi açık seçik olarak söylüyor, neyi savunuyor, nereye varmak
istiyor, anlayabilene aşk olsun! Bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi olarak
bunu da burada, bu cümlelerle ifade etme zarureti farz oldu benim açımdan.
Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesinin bütçesi bu yıl yüzde 50
artırılmış. Peki, niye artırılmış? Yani, Türkiye’nin bütün kurum ve
kuruluşlarının yatırımlarının tamamı yüzde 50 artmış mı? Yok. Yine, Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda 150 milyon yani yeni parayla 150 TL talep ediliyor.
Bu müracaatınız haksız görüldüğü vakit, reddedildiği vakit de 2.000 TL yani
eski parayla 2 milyar bir ceza ödüyorsunuz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
ise ne başvuruda ne redde hiçbir bedel alınmıyor. Yani, bir arkadaşımız daha
söyledi, burası bir ticari müessese midir, yoksa mazlumun, mağdurun, çaresizin,
parasızın, herkesin hakkını arama durumunda olduğu bir kapı mıdır?
Bütçe yüzde 50 arttırılıyor –biraz evvel altını çizdim- niye
arttırılıyor? Sadece makam aracı olarak aylık bir araca 7.600 avro, yani TL
cinsinden ifade edersek, aylık 17 milyarın üzerinde, 17 bin TL’nin üzerinde bir
para ödeniyor. Peki, bu araç niye satın alınmıyor, bunu da bilen yok.
Değerli arkadaşlar, son olarak… Anayasa Mahkemesi, bakanları,
başbakanları da yargılayan bir kurum. Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan
hakkında bir suç duyurusu ile konuşmamı sonlandırmak istiyorum.
Dün, Sayın Başbakanın bizzat okuduğu, 10 Aralık 2012 tarihli
konuşmasının 9’uncu sayfasının son kısmı: “27 Nisan bildirisi AK PARTİ
Hükûmetinin dik duruşu sayesinde sadece beyhude bir girişim olarak kalmış,
akamete uğratılmıştır. Buna rağmen, bu e-bildirinin Türkiye'ye sadece faiz
yoluyla maliyeti yıllık 2 milyar dolar olmuştur. 28 Şubatın bu ülkeye
maliyetinin ne olduğunu varın siz kıyaslayın.”
Bunu kim söylüyor? Sayın Başbakan diyor; ki, bakın açık seçik bir suç
duyurusu bu. E-muhtıra, 27 Nisan muhtırası, Yaşar Büyükanıt’ın “Ben yazdım, ben
imzaladım, ben okudum.” dediği muhtıra, yıllık 2 milyar dolara mal olmuş. Bunun
müsebbibi hakkında, sorumlusu hakkında ne yapılmış?
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Zırhlı araç alınmış.
ALTAN TAN (Devamla) - Zırhlı araç alınmış, taltif edilmiş, inşallah
madalya da verilir.
Yaşar Büyükanıt hakkında da suç duyurusunda bulunuyorum 2 milyar
dolar zarar verdiği için, Başbakan hakkında da.
Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın
Tan.
Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şahısları adına, lehinde olmak üzere Zülfü Demirbağ, Elâzığ
Milletvekili.
Buyurun Sayın Demirbağ. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2013-2015 dönemi bütçesi lehinde görüşlerimi
belirtmek üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sizleri ve yüce milletimizi
saygıyla selamlıyorum.
Bütçe tekliflerine geçmeden önce sizleri yapılan çalışmalarla
ilgili bilgilendirmek istiyorum:
Hepinizin bildiği gibi, tüm partilerimizin desteğiyle kurulup 19
Ekim 2011 tarihinde çalışmalarına başlayan Anayasa Uzlaşma Komisyonu,
milletimizin beklentisi ve siyasi iradenin desteğiyle, olabildiğince geniş
katılımlı görüş alma sürecini sona erdirmiş, gelen görüşler ve siyasi
partilerimizin katkıları doğrultusunda çalışmalarını sürdürmektedir.
Tedavi Yönetmeliği değiştirilerek sağlık karnesi kullanım
uygulaması kaldırılıp, milletvekillerine sağlık kuruluşlarında T.C. kimlik
numarasıyla işlem yapabilme imkânı sağlanmıştır.
Milletvekili kimlik belgesi, yapılan yasal değişiklikler sonucu
resmî kimlik belgesi hükmü kazanmıştır.
Ayrıca, yapılmakta olan yeni halkla ilişkiler binası inşaatı hızla
devam etmekte olup bu yasama yılında hizmete açılması milletvekillerimize daha
kullanışlı ve teknolojik çalışma imkânı sağlanmış olacaktır.
Bütçe rakamlarına, Grup İdare Amirimiz Mustafa Bey tarafından
ifade edildiği için, ayrıca girmek istemiyorum.
Kıymetli arkadaşlarım, kalan sürede genel bütçe ve doğu ve
güneydoğuya yapılan yatırımlar üzerinde kısaca durmaya çalışacağım.
Daha önceki konuşmacıların da dile getirdiği gibi, bölgesel
gelişmişlik ve kalkınmışlık farkını asgariye indirmek amacıyla, AK PARTİ’miz
iktidara geldikten sonra öncelikle 15 bin kilometre duble yol ve her ile
üniversite hedefini gerçekleştirmiş; yine ihtiyaç doğrultusunda, hemen her ile
veya 2 ilden 1’ine havaalanı inşa edilmiştir, inşa edilmeye devam edilmektedir.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Kaçıncı kere dinleyeceğiz bunları!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) - Yine, demir yolları rehabilite edilerek
ve gerekse hızlı tren ağı yaygınlaştırılarak insanlarımıza çok alternatifli,
konforlu yolculuk yapma imkânı sağlanmıştır.
İktidarımızın ilk yıllarında çıkarılan KÖYDES kanunu ile hizmette
geri kalmış illerimize büyük ödenekler aktarılmıştır. Hatta Elâzığ’ın takriben
üçte 1’i olan Bingöl ve beşte 1’i olan Tunceli’ye Elâzığ kadar yani yılda 25-26
trilyon ödenek verilerek yıllarca ihmal edilen bu illerimiz ihtiyaç duyduğu
hizmetlere kavuşmuştur; tabii, doğu, güneydoğudaki bütün illerimiz de. Van
depremi sonrası âdeta yeni bir şehir inşa edilerek yaklaşık 5,5 katrilyon
civarında kaynak aktarılmıştır.
İşte, bütün bu hizmetler ve yatırımlar yapılırken bir taraftan da
dünyada ender olarak uygulanan Teşvik Yasası çıkarılarak Doğu ve Güneydoğu
Bölgesi azami ölçüde teşvik imkânlarından yararlandırılmıştır, yani 6’ncı
bölge. Ancak bütün bu yatırım ve hizmetler devam ederken Kürt halkının ve bölge
insanının hakkının savunucusu olduğunu iddia eden PKK ve yandaşları, gelen
yatırımları engellemekte; şantiyeleri, iş makinelerini yakarak, çalışanları
kaçırarak huzursuz ve güvensiz bir ortam hazırlamak suretiyle Teşvik Yasası’nın
sunduğu büyük avantaj ve fırsatlardan istifade ederek bölgeye gelecek
yatırımlara ve yatırımcılara engel olmuş, bölge insanına yapılabilecek en büyük
kötülüğü yapmış ve yapmaktadır.
Yine, buradan bölge insanına, Kürt kardeşlerime seslenmek ve çok
önemli bir konuya vurgu yapmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, yüce milletimizin kıymetli mensupları;
hepimiz çocuk sahibiyiz ve evlatlarımızı en azından iyi bir devlet okulunda,
eğer imkânımız varsa özel okulda, kolejde, imkânı olanlar yurt dışında okutarak
istikbale en iyi şekilde hazırlamak ister. Peki, güneydoğu insanımızın, Kürt
kardeşlerimizin buna hakkı yok mu? Salâhaddin Eyyubi’nin, Ahmedi Hani’nin
Bediüzzaman Saidi Nursi’nin manevi torunlarının mühendis olmaya, hukukçu
olmaya, doktor olmaya, ilim adamı, iş adamı olmaya hakları yok mu?
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Var, var!
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Var, cezaevine atmazsanız var!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Var tabii.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kendi dillerinde eğitim hakları da var!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Ama maalesef terör örgütü tarafından
bölgedeki zeki ve parlak gelecek vaat eden çocuklar -dikkat edin, çocuklar-
okullarına molotoflar atılarak, yakılarak, öğretmenleri kaçırılarak okuldan
uzaklaştırılıp uyuşturucuya alıştırılıyor ve âdeta dağa çıkmaya teşvik ediliyor
veya kaçırılıyor.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Uyuşturucuyu emniyete sor, Diyarbakır
Emniyetine sor!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Bu arada dağa çıkma yaşı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – …18-20’den 12’ye kadar indi ve dağdaki
silahlı resimleri gazetelerde yayınlanıyor. Bu, bölge insanına ve Kürt
toplumuna yapılacak en büyük kötülük ve ihanettir. (CHP ve MHP sıralarından
“Bitti, bitti!” sesleri)
Yine, 80’li yıllardan bu yana bu sorun için heba edilen 1 trilyon
dolar kaynak da işin maddi boyutu. Bu kaynakla doğu ve güneydoğu yeniden inşa
edilebilirdi.
BAŞKAN – Sayın Demirbağ, teşekkür ediyorum, süreniz tamam.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Bu duygularla hepinizi saygılarla
selamlıyor, yüce Meclise de saygılarımı arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Şimdi, Hükûmet adına Başbakan Yardımcımız Sayın Beşir Atalay.
Buyurun Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; önce şahsım ve Hükûmetimiz adına sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Bugün, Başbakanlık merkez teşkilatı ile Başbakanlığa bağlı
kuruluşlardan MİT Müsteşarlığı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013
yılı Bütçe Kanunu ile 2011 yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarıları üzerinde
Hükûmetimizin görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım.
Başbakanlık çalışmalarıyla ilgili bazı bilgileri sunacağım. Burada
değerli konuşmacıların dile getirdikleri hususlarla ilgili bazı düşüncelerimi
ifade edeceğim.
Konuşmama başlarken bugün önemli kurumlarımızın,
Cumhurbaşkanlığından başlayarak yüksek yargı ve Başbakanlık, Meclis bütçesi
üzerinde söz alan, burada konuşma yapan bütün iktidar ve muhalefet partisinden
arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık olarak, güçlü
bir ülke olma yolunda değişime, dönüşüme öncülük eden bir kurum olma vizyonu
ile hareket ediyoruz. Başbakanlığın görevi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve
hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde Başbakan ve Bakanlar Kuruluna, Hükûmetin genel
siyasetinin yürütülmesinde her türlü desteği sunmak, bakanlıklar arasında
etkili bir iş birliği ve koordinasyon sağlamak ve devlet teşkilatının düzenli
ve uyumlu bir şekilde işlemesine önderlik etmektir. Ve Başbakanlık örgütlenmesi
Başbakanımızın liderliğinde bu çalışmalarını en etkili şekilde yürütmektedir.
Bildiğiniz gibi, Hükûmetimiz
on yılını doldurmuştur ve bugün biz, 11’inci bütçemizi yüce Meclise
sunmuş durumdayız. Geçen ay, iki hafta önce, Bakanlar Kurulumuz 11’inci yılın
ilk Bakanlar Kurulu toplantısını yaptı, orada da değerlendirmelerde bulunduk.
19 Kasım 2002 tarihinde ilk AK PARTİ Hükûmetinin Bakanlar Kurulu toplanmıştı ve
işte, 26 Kasımda da 11’inci yılımızın ilk Bakanlar Kuruluydu. Ve hamdolsun, bu
on yılı AK PARTİ, AK PARTİ Hükûmeti Türkiye için çok iyi değerlendirdi. Tek
parti hükûmetinin sağladığı bu on yıllık istikrardan Türkiye her açıdan
kazançlı çıktı. Dünyada örneği az olan gerçekten güçlü bir istikrar dönemini
Türkiye yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Uzun süredir, 1991 yılıyla başlayan ve
2002’ye kadar süren çok sorunlu koalisyon dönemleri Türkiye’ye çok
kaybettirmişti. Bu on yıllık huzur ve istikrar dönemi ise Türkiye’ye çok şey
kazandırdı ve her açıdan Türkiye bugün daha güçlü.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye son on yılda, her
alanda çok büyük başarılara imza attı. Hükûmet olarak, ülkemizin on yıllardır
süren kronik sorunlarını tek tek çözüyoruz, engelleri aşıyoruz.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Terörü çözdünüz mü, terörü?
Terörü nasıl çözeceksiniz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ekonomide, demokratik
hak ve özgürlüklerin genişletilmesinde ortak bir heyecan ve coşkuyla, hep
birlikte, 2023 hedeflerine doğru kararlılıkla ilerliyoruz. Çok zor bir
coğrafyada yer alan Türkiye, çevresinde yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen,
bir istikrar, huzur ve güvenlik adası olma vasfını muhafaza ediyor.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – İstanbul’da yine terör
saldırısı vardı, haberiniz yok herhâlde!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bir yandan ülkemizin yurt dışındaki itibarını yükseltirken
diğer yandan yurt içindeki faaliyetlerimize, kalkınma girişimimize de devam
ediyoruz. On yıldır, bu ülkenin daha yaşanılır, daha müreffeh, daha itibarlı
bir ülke olması için durmadan, dinlenmeden yoğun bir mücadele sürdürüyoruz.
Milletimize hizmeti sadece bir görev ve sorumluluğun gereği olarak değil, aynı
zamanda vatanımıza, milletimize olan sevdamızın, aşkımızın bir gereği olarak
görüyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, güçlü ve kararlı
adımlarla daha mutlu, daha müreffeh bir geleceğe doğru ilerlemektedir. Bundan
önce hazırladığımız 10’uncu bütçemiz gibi 11’inci bütçemiz de milletimize söz
verdiğimiz “Yeniden Büyük Türkiye” vizyonuyla uyumlu bir bütçedir. 2013
bütçesi, toplumsal duyarlılığı olan, sosyal yönü kuvvetli, mağduriyetleri
gözeten; üretimi, yatırımı, ticareti, ihracatı destekleyen; sosyal politikaları
önemseyen, popülizme tevessül etmeyen, mali disiplinden taviz vermeyen bir
bütçe olarak hazırlanmıştır.
Başbakanlık olarak, bilindiği gibi -bir konuşmacı da burada ifade
etti- 2011-2015 yıllarını kapsayan Başbakanlık Stratejik Planı’mız mevcuttur ve
şu anda onu uyguluyoruz. Bu plana göre ulusal ve uluslararası stratejilerin
belirlenmesinde ve politikaların uygulanmasında kurumun etkinliğini artırma,
vatandaşa daha hızlı, kaliteli ve güvenilir kamu hizmeti verilmesini sağlama;
şeffaf, hesap verebilir, verimli ve etkili çalışan bir kamu yönetiminin
gerçekleşmesine öncülük etme, karar alma süreçlerine toplumsal unsurların ve
bireylerin daha fazla katılımına imkân veren bir yönetim yapısının kurulması ve
Başbakanlık merkez teşkilatının kurumsal kapasitesini geliştirme başlıklarında
bir dizi ilke yer almaktadır ve bu doğrultuda çalışmalarımız sürmektedir.
Bütçemizin rakamlarıyla ilgili şunu ifade edeyim: Bu sene 2013
bütçemizde 2012’ye göre biraz azalma vardır. 2013 yılı bütçe tasarısında bizim
teklifimiz 769 milyon 789 bin TL’dir, 2012 yılı toplam ödeneği ise 861 milyon
757 bin TL idi. Buradaki azalma… Barışı destekleme ve koruma harekâtları için
ayrılan ödenekte ve diğer idarelere yapılan transferlerde düşme nedeniyle
Başbakanlık bütçesinde bir miktar azalma olmuştur.
Tabii, Başbakanlığın temel özelliklerinden, görevlerinden birisi
hükûmet programının hayata geçirilmesinin takibidir. Başbakanlık bünyesinde
kurulan bir mekanizmayla, bakanlarımızın da, bizlerin de rol aldığı bu
mekanizmayla hükûmet programımız takip edilmektedir. Biliyorsunuz, AK PARTİ
hükûmet programlarını -4’üncü hükûmet programımızdır bu 61’inci Hükûmet
Programı- biz özenle takip ederiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmet programlarımızı
hazırlarken seçim beyanlarında ne söylediysek, seçim beyannamelerimizde ne yer
alıyorsa mutlaka bunları hükûmet programımıza yerleştiririz ve onları
hedeflerimiz olarak koyarız. Vatandaşımıza ne taahhüt ettiysek mutlaka onlar
hükûmetin kendi programında ve ajandasında vardır. Onun için de bizim hükûmet
programlarımız sadece bir formaliteyi yerine getiren metinler değildir ve
onları biz eylem planı hâline getiririz, hangi bakanlığımız hangi konudaki
taahhüdümüzü ne zaman yerine getiriyor, onun da takibini yaparız. İşte, bu
manada da çok verimli, başarılı bir çalışma yürütülmektedir.
Başbakanlık bünyesindeki birimlerden ve bunların çalışmalarından kısaca
bahsettikten sonra, değerli milletvekillerimizin buradaki konuşmalarına
değineceğim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık bünyesindeki
birimlerden başlıcalarını şöyle ifade edebilirim:
Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı; önemli çalışmalar yapan bir
birimimizdir ve yabancı sermayenin Türkiye’ye yatırımlarını teşvik için, onlara
destek için çalışan bir birimimizdir. Uluslararası alanda ciddi çalışmalar
yapar ve Türkiye’ye gelen yatırımcıların Türkiye’de tek merkezden işlerinin
takibini sağlar. İşte, bu sebeple, biliyorsunuz, iktidarlarımız döneminde
yabancı sermayenin Türkiye’ye gelişi çok ciddi şekilde artmıştır. Bizim
dönemimize kadar, bütün cumhuriyet tarihi boyunca, yıllık yabancı sermaye
yatırımının 1 milyarı aştığı çok istisnai dönem vardır. Onun dışında 1 milyarı
aşamamıştır ama 2008 ve sonrasında küresel ekonomik kriz nedeniyle tüm dünyada
uluslararası yatırımlarda önemli miktarda azalma olduğu hâlde, Türkiye,
2007 yılında 22 milyar dolar, 2008
yılında 19,5 milyar dolar, 2009 yılında 8,4 milyar dolar, 2010 yılında 9 milyar
dolar yatırım çekmiştir. Geçtiğimiz yıl Türkiye’ye 16 milyar dolar tutarında
uluslararası yatırım yapılmıştır.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Reel sektöre mi, yoksa finans
kuruluşlarına mı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Çünkü Türkiye, şu
anda geleceğine güvenilen bir ülkedir.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – İstihdamı artırmış mı bu
yabancı yatırımlar?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Yatırım yapılacak bir
ülkedir…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) –Öyle, öyle!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …ve uluslararası
kuruluşlar da zaten bunu ifade ediyorlar.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Tefecilik yapıyorsunuz,
tefecileri besliyorsunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Türkiye, geleceği çok
güvenli, en fazla yatırım yapılabilir ülkelerden biridir. Bu manada ilk defa bu
dönemde yabancı sermaye yatırımlarında ciddi artış olmuştur.
Yürütülen diğer bir faaliyet biliyorsunuz, Resmî Gazete’dir.
Sadece şu bilgiyi sizlere sunmak için Resmî Gazete konusuna değiniyorum. Tabii,
Resmî Gazete, devletin işleyişi, hükûmetlerin icraatı açısından çok önemli;
aynı zamanda bütün düzenlemelerin yayınlandığı çok önemli bir belgedir, resmî
bir belgedir. İşte, bunun takibinde, özellikle geçmiş dönemlerinin takibinde
zorluklar çekiliyordu. 7/2/1921 tarihinden bugüne yayımlanmış resmî gazeteler
elektronik ortama aktarılmış, fihristi çıkartılarak kullanıcıların hizmetine
sunulmasına ilişkin yürütülen proje tamamlanmıştır. Söz konusu projeyle, şu
anda 1921 yılından itibaren 950.000 sayfa Resmî Gazete elektronik ortama
aktarılmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla kodifiye edilen bütün
mevzuatımız Başbakanlık İnternet sitesinde yer alan mevzuat bilgi sistemine
aktarılmaktadır. Biliyorsunuz bu konuda da takipte zorluklar olmaktaydı. Şu
anda, bu sistemle, vatandaşın ücretsiz olarak yürürlükteki her türlü mevzuata
hızla ve güvenilir bir şekilde ulaşabilmesine imkân sağlanmıştır.
Arşivlerimiz, tabii, Başbakanlık bünyesinde yürütülen diğer önemli
bir çalışmadır. Hem arşivlerimizin korunması hem bunların ayıklanması, elektronik ortama
aktarılması hem yeni arşivlerimizin oluşturulması, geçmişteki çok büyük
kapsamdaki arşivlerimizin kullanıma açılması çalışmaları en ileri şekilde devam
etmektedir. Özellikle Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün bu yöndeki önemli
çalışmaları vardır. Şu anda -özellikle Osmanlı arşivleri çok dağınıktı,
elverişsiz binalardaydı- verileri daha iyi koruyacak, her türlü tehlikeye karşı
ülke tarihine ait belgelerin güvenliğini sağlayacak, teknik donanıma sahip
modern bir millî arşiv sitesi yapılması çalışmalarında sona yaklaşılmıştır ve
bu yıl sonuna kadar millî arşiv sitesinin hizmete geçirilmesi de hedeflenmektedir.
Ayrıca, tabii, arşiv belgelerinin elektronik ortamda kullanıma açılması
çalışmaları da sürdürülmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca “Kamu hizmetlerinin
sunumunda idari basitleştirme.” diye niteleyebileceğimiz çalışmalarımız devam etmektedir.
Kamu hizmetlerinin tanımlanması ve sınıflandırılmasına ilişkin yürütülmekte
olan Hizmet Envanteri Projesi, devlet teşkilatı ve sunulan hizmetlerde
yaşanabilecek değişiklikler doğrultusunda gerekli güncelleme çalışmalarına
devam edilmektedir. Bugün, gerçekten devletle olan, kamuyla olan işlerin büyük
bir kısmı İnternet üzerinden kolaylıkla yapılabilmektedir. Okul kaydından vergi
ödemelerine, araç satışından tapu muamelelerine, ihracat, ithalattan trafik
işlemlerine kadar birçok hizmet elektronik ortamda verilebilir hâle
getirilmiştir. Kamudaki işlemlerin resmî olarak elektronik ortamda
gerçekleşmesine imkân sağlayan e-imza uygulaması da birçok alanda hayata
geçirilmeye devam etmektedir.
Ayrıca, Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) ile şu ana kadar
gerçekten hiç olmamış bir çalışma yürütülüyor. Başbakanlığa bütün
vatandaşlarımızın en uzaktan, her şekilde, yazılı veya elektronik ortamda
ulaşımı kolayca sağlanıyor ve hepsine mutlaka geri dönülüyor ve BİMER’de halkla
ilişkiler çok etkili şekilde yürütülüyor. Bu da bizim hükûmetimizin önemli
halkla ilişkiler faaliyetlerinden birisidir.
Millî İstihbarat Teşkilatı, millî güvenliğimize yönelik iç ve dış,
mevcut ve muhtemel tehditler hakkında bilgi sahibi olabilmek, alınacak
tedbirler yönünden gelişmeleri ilgili makamlara zamanında bildirmekle
görevlidir. MİT’in görevi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle
bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî
gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen
mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet
çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay
Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara
ulaştırmaktır.
Burada, bütçesinde bir miktar artış var. Bu artışın sebebi: Tabii,
bilindiği gibi -biraz önce konuşmacılar da gündeme getirdi- iki tesis MİT
bünyesine katılmış oldu. Bunlardan birisi Gölbaşı’ndaki GES Komutanlığı ve bir
de Saray’da şu anda MİT’e teslim edilen, MİT’e geçen tesisler var. Tabii,
bunların tadiliyle ilgili işlemler falan var, onun için bütçesinde belli bir
miktar artış söz konusu.
Ayrıca, GES’in MİT’e katılmasıyla, silahlı kuvvetlerden,
Genelkurmay Başkanlığından MİT bünyesine geçmesiyle ilgili burada ifadelerde
bulunuldu. Bu, tabii, iki kurumun karşılıklı irtibatıyla ve muvafakatiyle,
anlaşmasıyla olmuş bir çalışmadır. Burada ikili bir işlem yürüyordu. Bir
anlamda bir tasarruftur, daha az kaynakla daha etkin faaliyetlerin
gösterilmesidir. Yani, bu işten, istihbarat faaliyetlerinden sorumlu kurumumuz
MİT olduğu için, orada bunun yürütülmesi daha uygun olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada söz alan değerli
konuşmacıların ifade ettiği hususlara gelince tabii önce şunu ifade edeyim:
Başkanlık sistemiyle ilgili tartışma Anayasa Uzlaşma Komisyonuna sunulan bir
tekliftir. Şu anda Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmasını sürdürüyor. Orada 4
partinin 3’er temsilcisi var ve bu temsilciler partilerinin her konu başlığıyla
ilgili görüşlerini Uzlaşma Komisyonuna sunuyorlar. Bizim Uzlaşma Komisyonundaki
üyelerimiz de partimizin oraya görüşünü sunmuştur. Orada -doğrudur- başkanlık
sistemi söz konusudur ama her konuda partilerin farklı sunumları olabilmekte,
bunlar daha sonra tabii Uzlaşma Komisyonu içinde değerlendirilecektir.
Burada, Sayın Cumhurbaşkanının -oradan başlayayım- şahsıyla ilgili
yakışıksız, tabii Meclis ortamında, yüce Mecliste devletin Cumhurbaşkanıyla
ilgili kullanılmaz, kullanılamayacak bazı ifadeler kullanıldı. Bunları
onaylamak mümkün değil. O arkadaşlarımız bilirler bunun ne kadar yanlış
olduğunu ama o kendilerine aittir, o kendilerinin üslubudur, onlara yakışır,
ona bir şey demiyorum. Ama şunu ifade edeyim: Burada işte “onay mercisi” gibi,
“imza onay mercisi” gibi nitelemelerde bulunuldu. Değerli milletvekilleri,
Cumhurbaşkanlığı illa hükûmetten ve Meclisten gelen kararları ve tasarıları
reddetme makamı değildir. Cumhurbaşkanı kendisine gelen, yürütmeden veya
yasamadan gelen, imzaya gelen belgeleri, kararname veya yasaları hukuk
açısından Anayasa’ya uygun olup olmadığı, hukuki açıdan sorun olup olmadığı
yönünden inceler, keyfîlik içinde incelemez.
Tabii, şuna alışıldığı için Türkiye’de, işte, gerek
Cumhurbaşkanının imzalarında gerek yargının kararlarında keyfîlik arzu edildiği
için veya zamanında o manada uygulamalar olduğu için yani yerindelik kararları
verildiği için ”Bugün niye bu olmuyor?” diye soruluyor. Yani Cumhurbaşkanlığı
makamı kendine gelen belgelerle ilgili yerindelik kararı verme yeri değildir.
Hükûmet o işin sahibidir, Meclis bu yasamanın sahibidir. Buradan gelen,
imzasına gelen belgelerde, evrakta, kâğıtlarda eğer hukuka aykırı, Anayasa’ya
aykırı, hukuk dışı bir şey varsa Cumhurbaşkanı onları geri gönderir ama
yerindelik kararı veremez.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Başbakan “Onaylayacak.” dedi.
Milletin huzurunda çıktı Başbakan, “Onaylayacak.” dedi, o da onayladı. Bunun
adı noterlik değil mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Yerindelik kararı
konusunda Anayasa Mahkemesinin de bir kararı vardır. Sayın Demirel zamanında
Anayasa Mahkemesi vermiştir bu kararı, “Cumhurbaşkanı yerindelik kararı
veremez.” diye. Cumhurbaşkanımız o manada gerekeni yapmaktadır ve burada…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Cumhurbaşkanına iyi bir
hukukçu lazım. Bir hukuk fakültesi öğrencisi gönderelim!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - …AK PARTİ
Milletvekilimiz Sayın Sacit de ifade etti, Çankaya ilk defa bu dönemde milletle
buluşmuştur bakın, bunu kabul edelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hep,
bugüne kadar, millete rağmenlerin odağıydı Cumhurbaşkanlığı.
GÜRKUT ACAR (Antalya) - Ayıp ediyorsun, ayıp ediyorsun!
Saygısızlık yapmayın!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Bugün
Cumhurbaşkanlığı milletle buluşmuştur.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Turgut Özal da öyle mi, Turgut
Özal?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - O bir istisna.
GÜRKUT ACAR (Antalya) - Yazıklar olsun, yazıklar olsun!
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Sana göre istisna Sayın Bakan, sana
göre istisna.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ve zaten bundan sonra
da…
TURGUT DİBEK (Kırklareli) - Sayın Demirel görevini yaptı.
Söyledikleriniz yakışıyor mu size?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Bundan sonra da
Demirel’in dönemi 28 Şubat dönemidir. Bundan sonra da zaten cumhurbaşkanını
millet seçecek, olması gerekeni yaptık ve bütün bu tartışmalar külliyen bitmiş
olacak.
MUHARREM VARLI (Adana) – 28 Şubatta ne oldu Sayın Bakan?
Yaptığınız işlemlerle 28 Şubata dua okuttunuz dua, dua. Allahtan korkun biraz
ya!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Tabii, burada başka
şeyler de var, Sayın Genel Sekreterimizin verdiği notlar da var bende ama
Cumhurbaşkanımız görevini mevzuatla belirtilen çerçeve içinde, halkımızın büyük
teveccühüne mazhar olarak devam ettirmektedir. Halkımızın ona ne kadar büyük
ilgisi olduğunu da görüyoruz her vesileyle.
Burada defalarca sorulmuş sorulara cevap yerine şunu ifade edeyim:
Cumhurbaşkanımız çok da aktif bir görev yürütüyor.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Swissotel’de Suudi Kralının
ayağına gitmek mi Cumhurbaşkanlığı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın, sadece son
otuz günde Cumhurbaşkanımızın kabul ettiği yabancı devlet başkanı sayısı 8’dir;
devlet başkanı. Bu kadar da Türkiye büyük bir, aktif bir politika yürütüyor,
Cumhurbaşkanımız böyle bir politika yürütüyor; bunu da ifade etmiş olayım.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Onun için mi Irak’a gidemedi
Enerji Bakanı? Onun için mi uçağına havada tur attırdılar?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; burada, tabii, karneden bahsedildi, yandaşlıktan bahsedildi,
bir sürü şey hükûmetle ilgili, dünden beri…
Başbakanımız da dün akşam burada ifade etti. Biz, milletimizin
oyuyla 11’inci yılımızı şu anda hamdolsun yaşıyoruz hükûmet olarak;
milletimizin, 2 kişiden 1’inin oyuyla, yüzde 50’nin oyuyla. Her şey…
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Son günleriniz, son günleriniz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Yeni yaptırdığımız
son araştırmada, daha birkaç gün önce, buradan da söyleyeyim…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Korkudan yazamıyor gerçekleri onlar.
Korkudan yazamıyorlar.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – KONDA’nın son
araştırmasında yüzde 51,5; aldığımız oyun üzerinde. Bunu da burada söyleyeyim
size.
AHMET YENİ (Samsun) – 60’a doğru gidiyoruz.
ALİM IŞIK (Kütahya) - Hangi şirket o, hangi şirket?
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – O sizin şirketiniz Sayın Bakan.
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Kendi kendine şirket kur, kendi
kendine araştırma yap.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben burada şirketin
ismini de veriyorum: KONDA. Takip edin, arayın, bulun.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Korkudan yazamayan şirket o.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada, tabii, örtülü
ödenekle ilgili bir şeyler söylendi, onu da burada verilen nottan okuyarak
cevaplamak istiyorum. Daha önce mülga 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu ile
düzenlenen örtülü ödenek uygulaması, 2003 yılından sonra 5018 sayılı Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 24’üncü maddesinde yeniden düzenlenmiştir.
Kanunda örtülü ödenek “Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, Devletin
millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri, siyasi,
sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükümet icapları
için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenek” olarak
tanımlanmıştır. Kanunlarla verilen görevlerin gerektirdiği istihbarat
hizmetlerini yürüten diğer kamu idarelerinin bütçelerine de kısmen örtülü
ödenek konulmaktadır. Örtülü ödeneklere ilişkin giderler Başbakan, Maliye
Bakanı ve ilgili bakan tarafından imzalanan kararname esaslarına göre
gerçekleştirilmekte ödenmektedir. Örtülü ödenek bütçe başlangıç ödenekleri,
yılları bütçe kanunlarında; yıl sonu harcamaları ise kesin hesaplarda açıkça
yer almakta ve Türkiye Büyük Millet Meclisine arz edilmektedir. Ayrıca,
hükûmetimizin açıklık ve şeffaflık politikası gereğince söz konusu harcamalara
2006 yılından itibaren yayımlanan Başbakanlık faaliyet raporlarında yer
verilmekte olup bu bilgiler kamuoyuyla da paylaşılmaktadır.
Burada bir konuşmacımız aynen şu ifadeyi kullandı, cevap hakkı
doğmasın diye bazen isim zikretmiyorum, bende konuşmacıların isimleri de var:
“Millî Güvenlik Kurulu acze düştü, zayıflatıldı.” Şimdi, tabii Başbakanlığın
kuruluşlarından biri, ilgili. Burada Fatih Şahin arkadaşımız, Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği eskiden neydi, şimdi ne, biraz önceki konuşmasında
ifade etti. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve Millî Güvenlik Kurulu
eskiden alternatif bir hükûmetti arkadaşlar ve bizim 2004 yılında ilk
değiştirdiğimiz yasalardan biri olmuştur ve burada ne kadar değişiklik olduğunu
herkes biliyor. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği orada âdeta alternatif
hükûmet çalışmaları yürütürdü, psikolojik harekât birimleri vardı ülke
genelinde. Bugün sadece Millî Güvenlik Kurulunun sekretaryasını yürütüyor ve
Millî Güvenlik Kurulu yine eski Millî Güvenlik Kurulu olarak görevlerine devam
ediyor.
Tabii, burada bir ifade kullanıldı ki onu ben Meclis Başkanlığına
da havale ediyorum. Bir konuşmacı burada “kirli parmaklar” ifadesini kullandı,
“kirli parmaklar kararıyla, kaldırılması suretiyle” diye, yani burada,
Parlamentoda milletvekillerinin kullandığı oyları, kaldırdıkları ellerini
“kirli parmaklar” olarak niteledi. Bu tutanak burada, elimde, tutanaktan
bakılabilir. Ben kınıyorum. Böyle bir Millet Meclisinde, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde “kirli parmaklar” ifadesi ve böyle bir Mecliste “Saygı duyularak
konuşulamaz.” ifadesi de aynı konuşmada yer alıyor. Bunu sadece, Meclis
Başkanlığına hatırlatıyorum.
Ayrıca, burada “Tayyip Erdoğan”, “Abdullah Gül” isimlerini anarak
falan bir şeyler söylendi. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül Türkiye Cumhuriyeti’ni
yükselten, Türkiye’yi yücelten, bu dönemin en başarılı siyasi liderleridir. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
TUFAN KÖSE (Çorum) – Hayırlı olsun!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tarih bunu böyle
anacak.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, anacak tarih; uçağı da anacak…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Evet.. Yani şunu…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) - …Irak semalarından dönen uçağı, çuvalı da
anacak, düşen uçağı da anacak, hepsini anacak tarih.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Hele, aklı olan bunu
bir daha düşünür: “Tayyip Erdoğan korkak.” diyor. Gülerler buna, gülerler. Yani
Tayyip Erdoğan’a “korkak” diyor birisi. Bunu düşünebiliyor musunuz?
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Niye, Amerika’dan korkmuyor mu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben Tayyip Erdoğan’la
on bir yıldır çalışıyorum ve 2002 19 Kasımından beri de bu kabinenin içindeyim.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Çuval ne oldu, çuval? Mavi Marmara ne
oldu, onu da söyle!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tayyip Erdoğan
omurgalı bir adamdır, dik duran bir siyasi liderdir ve biz öyle laf olsun diye
söz söylemeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiç kimsenin şuna buna
yalakalığa da ihtiyacı yoktur. Biz yaşadığımızı biliriz, tespitimizi söyleriz,
dosdoğru da konuşuruz.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Beyzbol sopası ne olacak, beyzbol sopası,
onu söyle!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ve Tayyip Erdoğan’ın
ne kadar dik duran, inandığı yolda korkusuzca hareket eden bir lider olduğunu
dünya bilir, bunu herkes bilir! (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
TUFAN KÖSE (Çorum) – Mavi Marmara ne oldu, Mavi Marmara?
YILDIRAY SAPAN (Antalya) – İsrail’de gördük!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bunu siz de
bilirsiniz, çok iyi bilirsiniz, “Şöyle bir liderimiz olsaydı.” diye gıpta da
edersiniz, ondan eminim! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
RECEP ÖZEL (Isparta) – Aynen öyle.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ama buraya gelip
“Tayyip Erdoğan korkaktı.” diyor birisi.
TUFAN KÖSE (Çorum) – Mavi Marmara!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Şu on yıla bakarsanız
bunun kararını en iyi siz verirsiniz. Benim burada örnekler vermeme de esasen
çok gerek yok değerli milletvekilleri.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Tayyip Erdoğan’ı bilmem ama
sizinle ilgili çok fikir oluştu.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ve işte, “Korumayla
çıkıyorlar toplumun içine…” vesaire.
TUFAN KÖSE (Çorum) – Doğru! Yalan mı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar,
bakın, biz on yıldır iktidarız…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ölümden mi korkuyorsunuz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …Başbakanıyla,
bakanlarıyla, vekilleriyle. Öyle dönemler vardı, iki üç yıl iktidarda kaldıktan
sonra bakanları sokağa çıkamıyordu.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – E şimdi de çıkamıyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bizim, hamdolsun,
alnımız ak, başımız dik! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye'nin her
yerinde vatandaşın arasındayız ve vatandaşımız Başbakanımızı kucaklamak için
seferber oluyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
ALTAN TAN (Diyarbakır) – 500 muhafızla, 500 polisle…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 20 tane korumayla geziyor.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Diyarbakır valisi 20 tane korumayla
geziyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Siz bunu kendiniz de
biliyorsunuz aslında. Bunu sizler de biliyorsunuz.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Diyarbakır’da vali 15 tane araçla
geziyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ne kadar cahilce bir
söylem; “koruma”. Başbakanın koruması olmayacak mı!
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Milletvekillerinin niye var,
milletvekillerinin?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Böyle bir şey olur
mu!
MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Bakan, kaç tane bakanın burnu
kırıldı? Sizden önce kaç tane bakanın burnu kırıldı, bana bir söyler misin onu?
Sizden önce kaç tane bakanın burnu kırıldı?
CAHİT BAĞCI (Çorum) – Niye bağırıyorsun!
HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sadi Somuncuoğlu’na sor onu sen!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada, tabii,
Sayıştayla ilgili, Meclis başkan vekilimiz sorular sorulurken cevap verir ama
sadece şunu söyleyeyim, Hükûmete suçlama olarak: “Sayıştay zayıflatıldı.” gibi
ifadeler kullanılıyor.
Bakın, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yani hükûmetin
demokratikleşme adımlarıyla ilgili çalışmalarda çok rol alan birisiyim ben.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Belli oluyor!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ve bizim
demokratikleşme adımlarımızdan biridir…
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Niye demokratikleşemediğiniz belli oldu!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - …2 yasa, mali yönden;
1’incisi 5018 sayılı Kamu Mali Denetim Kanunu’dur, 2’ncisi Sayıştay Kanunu’dur
ve bunlar birbirini tamamlar. İlk defa, iktidarımız döneminde bütün
kurumlarımızda tek elden -evvelden dağınıktı; müfettişler, maliyeciler,
başkaları- mali denetim sağlanmıştır ve bu bir reformdur. Bu bir reformdur,
bunu herkes biliyor, birazcık bu konulara aklı erenler bilir. İstisna kurum
kalmamıştır.
Sonra, Sayıştay suçlanıyor, dün tabii burada konuşuldu, “İşte,
Başbakan niye cevap vermedi?” diyorlar. Burada Grup Başkan Vekilimiz Canikli
cevap verdi; 2 tane sözcümüz, Lütfi Elvan ve Mustafa Elitaş cevap verdi.
“Efendim, niye gelmemiş denetleme raporları?” Başbakanımız çıkıp da o usuli,
konuyu tekrar mı burada konuşmalıydı? Hayır, şu; onun cevabı verildi ama burada
Sayıştaya da haksızlık yapılıyor. Temmuz ayının ortasında bir yasa değişikliği
oluyor, bir yöntem değişikliği oluyor ve bütün bu söz konusu edilen denetleme
raporlarıyla ilgili gecikme de ondan oluyor. Bunu hepimiz biliyoruz.
Şimdi, ben sordum -Sayın Başkan burada, Sayıştay Başkanı- 2012
denetlemesiyle ilgili, “Ne kadarını denetlediniz?” dedim. Bana ifadesi şu oldu:
“Bu sene, 2012’de, bütçenin yüzde 91’i denetlenmiş durumda şu anda.”
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Raporlar nerede, raporlar?
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Raporlar nerede, raporlar?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Evet, gelecek sene o
raporlar gelecek ama bu seneki o yasal değişiklik sebebiyle gecikme oldu.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Geçmiş olsun!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Dolayısıyla Sayıştay
bugün daha güçlü, yetkileri daha artırılmış; Türkiye’nin bütün kurumlarının
mali denetimini yapan bir kurumumuz.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ancak kendini kandırırsın
Sayın Bakan, bizi kandıramazsın.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Burada, yargıyla
ilgili, tabii çok konuşuldu.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Biz saf değiliz, sen sadece
safları kandırabilirsin.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Eminim, yargıyla
ilgili Adalet Bakanımız, Adalet Bakanlığı bütçesinin görüşüldüğü gün bunların
yine birçoğu gündeme gelecek, yargıyla ilgili değerlendirmelerde bulunacaktır
ama ben şunu söyleyeyim: Yargı, AK PARTİ zamanında esas kendi kimliğine,
bağımsızlığına, rahat çalışmasına ve gücüne kavuşmuştur.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Onun için mi talimat
veriyorsunuz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Yargı mensuplarının
özlük haklarıyla, adalet saraylarıyla…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ne oldu Deniz Feneri
savcıları? MİT davasına hangi savcı bakıyor, hangi savcı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ben avukatlık
günlerimde –kısa- o izbe adliyeleri görerek Ankara’da bile üzülüyordum,
Ankara’da bile. Bugün, Türkiye’nin her yerinde adliyeler, rahat çalışılır
yerler oldu.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakan, saflara söyle
bunu, bana söyleme.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Bakın, adliye
saraylarıyla bugün...
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Başbakan “Talimat verdik.”
diyor.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayenizde gazeteci hapsetmede dünya
şampiyonu olduk.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …Sayıştay, Danıştay,
Anayasa Mahkemesi, Ankara’da ilk defa bütünlük içinde çalışacakları binalara
sahip oldular; şimdi Yargıtay sahip olacak, onun için çalışıyoruz. Yargının
çalışma şartlarını rahatlatmak için bu Hükûmet elinden geleni yapıyor. Burada
Değerli Milletvekilimiz Yahya Akman da genişçe ifade ettiği için çok girmeyeyim
ama yargı bu dönemde daha özgürleşmiştir ama…
ATİLLA KART (Konya) – Köstebeklik yapan Bakan yargıdan söz ediyor,
öyle mi!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Zaten sebep bu.
Yargının özgürleşmesi birilerini rahatsız ediyor.
ATİLLA KART (Konya) – Hem köstebeklik yapacak hem de adaletten söz
edecek, öyle mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bütün sebep bu.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, Deniz Fenerinden söz et, Deniz
Fenerinden!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii, şunu önemli
görüyorum: Anayasa Mahkemesi…
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, Deniz Fenerinden söz et.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …bugün insan hakları
mahkemesi hâline gelmiştir.
ATİLLA KART (Konya) – Deniz Feneri’nden söz et Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bir yandan burada
çıkıp…
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, duymuyorsunuz herhâlde. Sayın
Bakan, Deniz Fenerinden söz et.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bir yandan burada
çıkıp “Efendim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde şu kadar dava var. Türkiye en
çok dava sahibidir.” deniliyor, ondan sonra bu Anayasa değişikliğinden şikâyet
ediliyor.
ATİLLA KART (Konya) – Bu tarafa bakacak yüzün yok, bu tarafa
bakacak cesaretin yok.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Türkiye ilk defa bir
Anayasa Mahkemesine kavuşmuştur. Bu bireysel başvuru hakları o kadar önemlidir
ki, bundan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine değil…
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, Deniz Fenerinden biraz söz et.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …vatandaşlarımız
Anayasa Mahkemesine gidecektir ve…
AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, dinleyemiyoruz; Sayın Başkan,
duyamıyoruz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …bunları, hiç kimse,
burada yargıyla ilgili ifade etmiyor.
ATİLLA KART (Konya) – Deniz Fenerinden niye bu kadar rahatsız
oluyorsunuz Sayın Bakan?
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Deniz Fenerini bir anlatsana?
Bu fitre ve zekâtı üzerine geçiren Deniz Fenercileri nerede, nerede? Anlat,
gemi mi aldınız, televizyon mu kurdunuz Deniz Fenerinin paralarıyla?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; burada… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahale eder
misiniz lütfen? Dinleyemiyoruz.
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım… Lütfen dinler misiniz değerli
arkadaşlar, lütfen dinleyelim.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii, sayın… Burada,
“Bu iktidarın artık indirilmesi gereği…” vesaire gibi sözler… Yine tutanaklardan
bakılabilir. Bir sözcü… Yani AK PARTİ’nin diktatörlüğünden falan söz ediliyor.
Yani bu CHP bunu derse çok üzülüyorum. Yani 1940’lı yılların CHP’si, bugünün
Türkiyesi’nde demokratikleşmeyi âdeta rehber edinmiş AK PARTİ Hükûmetini
diktatörlükle suçluyor. Bu hayretler edici bir şey, hayretler edici bir şey!
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, bugünün hesabını ver.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İkinci Dünya Savaşı vardı. Allah’tan
korkun, seksen sene önceden bahsediyorsun.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, taşeron bakanlık mı yapıyorsun?
Sayın Bakan, neden taşeron bakanlık yapıyorsun?
RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya Başkanım, ne bu ya böyle! Başkanım,
“Taşeron bakanlık yapıyor.” diyor ya!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii, Sayın Sakık
burada bir şeyler ifade etti.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan duymuyor, taşeronluğu duymuyor,
taşeron bakanlığı duymuyor, köstebekliği duymuyor; işine geleni duyuyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın, şunu ifade
edeyim tekrar: Burada, işte, “Atamalarda Kürt-Türk ayrımı yapılıyor, Kürtlere
görev verilmiyor.” falan gibi… Külliyen yanlıştır. Bu ayrımcılığı yapmak da çok
ayıptır.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Açıkla, kaç tane Kürt general var, kaç
tane? Laga luga yapma! Kaç tane vali var? İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 1
tane genel müdür var mı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti
bünyesinde, AK PARTİ hükûmetlerinde böyle bir ayrım asla söz konusu değildir,
yapılmamıştır, yapılmamaktadır. Bunlar yanlıştır.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hikaye! Kaç tane Karadenizli vali var,
kaç tane Rizeli vali var?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz, bunu yapan
olursa karşı çıkarız, biz karşı çıkarız, biz.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ilısu Barajı’ndan Erbil Havaalanı’na
kadar bütün ihaleleri Karadenizliler aldı.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Türkiye’de, böyle bir
şeyi gelip de Mecliste nasıl söylersiniz?
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Karadenizli olmayan bürokrasiye
giremiyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ama siz şunu kabul
etmiyorsanız; sizin kafanızda olmayan, sizin partiliniz olmayanları Kürt kabul
etmezseniz bilmem. Pek çok bürokratımız var bizim bu hayatın içinde,
bürokraside, her yerde görev alan ve hiç kimsenin kimliğine, etnik yapısına,
geldiği kökene falan da bakılmaz, böyle bir şey olmaz, böyle bir şey olmaz.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tesadüfen 1 tane Kürt general yok. Kürt
orgeneral var mı?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yaptıklarınız ortada, nasıl ayrımcılık
yaptığınızı biliyoruz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada ben şunu
söyleyeyim, Sayın Sakık’a şunu söyleyeyim, arkadaşlarına: Bakın, AK PARTİ
Türkiye’de, Türkiye'nin birliğinin, bütünlüğünün, kardeşliğinin çimentosudur,
garantisidir, garantisidir.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Böldünüz, böldünüz, siz böldünüz!
KAMER GENÇ (Tunceli) – Kırıkkale Üniversitesinden niye atıldın
sen?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz ülkemizin birliğinin çimentosuyuz. 1 tane
vatandaşımızı feda etmeyiz, kimseyi ayırmayız, kimseyi ayırmayız ve Kürt
vatandaşlarımız da bunu bilir, AK PARTİ’nin bu politikasını çok iyi bilir.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, Deniz Fenerinin telefon dinleme
kayıtları neden silindi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu ülkede ret ve
inkâr politikalarını biz elimizin tersiyle ittik ilk defa.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Bakın Sayın Bakan, bürokratların içinde kaç tane kadın var? Ayrımcılık
ortada işte.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bugün, devlet
geçmişiyle hesaplaşıyor…
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen dinleyelim… Lütfen dinleyelim.
ATİLLA KART (Konya) – Deniz Fenerindeki telefon kayıtları ne oldu,
neden silindi Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …ve yanlışların
üzerine gidiyoruz ama siz bunları görmüyorsunuz. Bunu, tabii görülür, görülmez…
ATİLLA KART (Konya) – Suç delillerini neden yok ediyorsunuz Sayın
Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Sakık görmez,
birileri görmez ama millet görüyor, millet görüyor bunu…
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Rakam verin rakam, sayın.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …ve biz bunu zaten
birileri için yapmadık, milletimiz için yaptık, vatandaşlarımız için yaptık;
devletin kendi ile hesaplaşmasını, ret ve inkâr politikalarının kaldırılmasını,
vatandaşlarımızın hak ve hukukunun iadesini. Biz terörle, terör örgütüyle
vatandaşımızı tam olarak ayıran bir partiyiz.
Bütün vatandaşlarımızın aksamış, ihmal edilmiş hak ve hukuku varsa
onların garantisi biziz ve AK PARTİ olarak biz bu yolda devam edeceğiz, bunu
burada rahatlıkla… Ama, ne olur sizler de insaflı bakın. Burada eleştirmek…
Tamam, muhalefet eleştirir…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu kadar gerçek dışı nasıl konuşuyorsun?
Sende Allah korkusu yok mu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …ama muhalefet bir
tane de der ki: “Şu da iyi.” On yıl, arkadaşlar, on birinci yılımızdayız,
Türkiye nereden nereye geldi? Uluslararası alanda Türkiye’ye övgüler
yağdırılıyor.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kim yağdırdı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …ve her gün bu, bunu
sizler de görüyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Körler, sağırlar birbirini ağırlar!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bir de, Türkiye
Cumhuriyeti’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefet bunun bir tanesini
söylese kâr eder, kendisi güçlenir, yaptığı eleştiriler daha haklılık kazanır,
bundan emin olun.
TUFAN KÖSE (Çorum) – Yalan mı söyleyelim yani yalan mı konuşalım?
EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Uçağı anlat uçağı, uçağı. Uçağı anlat.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben, burada, az bir
vaktim var, vaktimi kullanacağım. Önce kısa kesmek istiyordum ama yani burada,
sık sık, partimizin, işte…
TUFAN KÖSE (Çorum) – Ortam müsait Sayın Bakan.
ATİLLA KART (Konya) – Deniz Fenerinden başla Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …hükûmetimizin
giderek muhalefeti susturduğu, işte, efendim, baskı uyguladığı, gittikçe
otoriterleştiği gibi ifadelerde bulunuldu.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yalan mı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben hükûmetimizin
onuncu yılını doldurması sebebiyle hükûmetlerimiz döneminde, on yılda, sadece
atılan demokratik adımları kitaplaştırdım, bu çalışmayı sağladım ve oraya
baktığımızda sadece -bunların da tamamı Meclisten geçmiş, buradan, Yüce
Meclisten- onlardan bazılarını bu kalan süremde hatırlatacağım.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Deniz Feneri ne olmuştu Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY
(Devamla) – Türkiye’ye “Demokratikleşmiyor” diyenlere, ben bunu şimdi
başlıklarıyla sadece okuyorum:
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Deniz Feneri ne oldu, Deniz Feneri?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY
(Devamla) – Biz, 19 Kasım 2002’de
hükûmet olduk. İlk icraatlarımızdan biri Türkiye’de 30 Kasım 2002’de olağanüstü
hâlin kaldırılmasıdır. Hükûmet olduğumuzdan on gün sonra ve 19 Temmuz 1987
tarihinde geçici olarak başlayan ancak 46 kez uzatılan olağanüstü hâli biz
uzatmayarak 30 Kasım 2002’de kaldırdık. Olağanüstü hâl, olağanüstülük -adından
işte- normalin dışında bir hukukun, uygulamanın devreye girmesidir çünkü o
bölgede, Güneydoğu’da bizden en çok bu isteniyordu. Yıllardır bu olağanüstü
dönem vatandaşı canından bezdirmişti ve biz o olağanüstü hâli kaldırdık.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Valileriniz olağanüstü hâl valilerinden
beter oldu, beter!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY
(Devamla) – Faili meçhul
cinayetler dönemine son verildi. Halkın iradesi dışında güç odağı tanımayan AK
PARTİ, yargısız infaz…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Faili belli cinayetler var Sayın Bakan,
faili belli cinayetler!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY
(Devamla) – …ve faili meçhul
cinayetler gibi yaşam hakkı ihlallerini Türkiye'nin gündeminden çıkardı. Bu tür
gayrimeşru işlere karışan kamu görevlileri hakkında da adli makamlarca gerekli
yasal süreçler başlatıldı.
Geçmişin üzerindeki sis perdesinin kaldırılması, karanlık
olayların aydınlatılması ve suçluların yakalanmasında büyük mesafeler alındı.
Sivilleşme yönünde çok sayıda düzenleme yapıldı. Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği örneğini biraz önce burada verdim, buna benzer birçok
kurumda, YÖK, RTÜK ve benzeri birçok kurumda Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliğinin temsilcileri vardı, hepsi oralardan çıkarıldı.
İşkenceye sıfır tolerans… Bakın, işkence Türkiye'nin yüz karasıydı
ve uluslararası alanda her zaman Türkiye’nin önüne çıkardı.
MUHARREM IŞIK (Erzincan) – İşkencede birincisiniz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - İşte, işkencenin,
kötü muamelenin tanımı genişletildi, cezaları artırıldı, cezaların tecili veya
paraya çevrilme imkânı kalmadı ve işkenceye sıfır tolerans politikamızla
Türkiye’nin gündeminden işkence çıktı.
TUFAN KÖSE (Çorum) – Kaç kişi gözaltında kayboldu Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Bunun yanında, daha
etkin ve güçlü bir sivil toplum iktidarımızın daima desteklediği en önemli toplumsal unsur olmuştur. Bakın,
Dernekler Kanunu; 12 Eylül ideolojisinin bir ürünü olan eski Dernekler
Kanunu’nda örgütlü toplum kontrol altında tutulması gereken potansiyel bir
tehlike olarak görülüyordu. Hepimiz yaşadık, biz o tehlikelerin içinde… (CHP
sıralarından gürültüler) Tehlike olarak görülenler şeklinde yaşarak geldik
buraya arkadaşlar, hepiniz biliyorsunuz ve biz, yaptığımız değişiklerle bütün
bunları kaldırdık ve örgütlenmenin önünü açtık. Bugün hiçbir sınır yok,
çocuklar bile dernek kurabiliyor. Bütün sınırları kaldırdık; bildiri yayınlama
vesaire. Bunları o dönemleri yaşamış olanlar bilirler. Ve 2004 yılında yaptık
bunları, daha iktidar olduğumuzun hemen ikinci yılında, üçüncü yılında bu
önemli reformları yaptık biz.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bizim haberimiz yok, Diyarbakır Valisinin
de haberi yok bunlardan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ve herkesin toplantı
ve gösteri hakkını kullanabilmesine imkân sağlama; bu, keyfîliklerle iptal
ediliyordu, buna standart getirildi. Sadece suç işleneceğine dair açık ve yakın
tehlike varsa o zaman…
Vakıflarla ilgili, cemaat vakıflarıyla ilgili her şey
rahatlatıldı. (CHP sıralarından gürültüler)
SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Doğru söylüyorsun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Siyasi partilerin
kapatılması… Muhalefet oy verseydi Türkiye’de bir daha siyasi parti
kapatılamayacaktı. Şu anda 20’nin üzerinde kapatıldı ama yine de bizim
çabalarımızla kapatma nisabı artırıldı, milletvekilliği düşmüyor parti
kapatılsa bile, bunun gibi önemli değişiklikler getirdik.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Kendi vekillerinize soracaksın onu, kendi
vekillerinize.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Bütün bunlar bu
dönemde, daha ilk yıllarımızda yapılanlar.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Şike kanununu da geçirdi
milletvekilleriniz, buna niye “evet” demediniz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ve kolluk merkezleri
modernleştirildi. Ben burada hep söylerim, İçişleri Bakanlığım döneminde bunu
sağladım. Bugün karakollarımızın hepsi, polis merkezleri, karakollar, gidin bir
uğrayın, hepsi kameralı. Evvelden beri konuşuldu: “İşte, şeffaf, camdan yapılı
karakollar var.”
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne yaptınız milletvekilinize, ne yaptınız?
Polisleri sıraya dizen milletvekiline ne yaptınız, onu söyleyin!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Şimdi hepsi şeffaf arkadaşlar, hepsi şeffaf,
hepsi kameralı ve her polis, her jandarma, oraya bir vatandaş gelince nasıl
davranacağını gayet iyi bilir, hangi insani tutumlar içinde davranacağını gayet
iyi bilir.
Özel kurslarda farklı dil ve lehçelerin öğretilmesi. Bunlar ta
2004’lerin, daha bu yıllara gelemiyorum, vaktim bitti. Efendim, farklı dil ve
lehçelerde yayın hakkı. Herkes çocuğuna istediği ismi… Bu bile yoktu Türkiye’de
arkadaşlar. Nüfus memuru çocuğunuzun ismine müdahale ediyordu. Böyle bir şey
olur mu, böyle bir ülke olur mu? Anne cezaevine gidiyordu, çocuğuyla kendi ana
dilinde konuşamıyordu; başka dil de bilmiyor, Türkçe de bilmiyor, tercümanla
konuşuyor.
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Başbakan yardımcısı kimdi o zaman?
Ankara valisi kimdi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Bu ilkellikleri bu
hükûmet kaldırdı, bu hükûmet kaldırdı ve tabii, bütün, özellikle temel haklarla
ilgili falan diğer şeylere gelemiyorum, Anayasa değişikliklerine ama yüzlerce,
bunu bastırıp milletvekillerimize de yakında göndereceğim. Orada inşallah bakma
fırsatınız olur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçemize desteğiniz için
teşekkür ediyorum. İnşallah buradaki kurumlarımızın bütçeleri, 2013 yılı
bütçeleri hayırlı olsun diyorum, hepinizi en içten duygularla saygılarımla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atalay.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Sakık, bir saniye…
Efendim, Sayın Şandır daha önce söz istemişti, vereceğim size de.
Buyurun.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan
konuşmasında…
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, “Sayın Şandır” dedim. Lütfen…
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili
Oktay Vural’a annesinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediğine ilişkin
açıklaması
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.
Şu an aldığım bir haber dolayısıyla söz istedim, arkadaşlarıma ve
size çok teşekkür ederim. Grup Başkan Vekilimiz Sayın Oktay Vural’ın annesi
vefat etmiştir. Başsağlığı diliyorum, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak
üzüntülerimizi ifade ediyorum. Meclisimize duyurmak, milletvekillerimize
duyurmak gerekliliğini duydum. Merhumeye Yüce Allah’tan rahmetler diliyor, aile
yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Söz verdiğiniz için de sizlere saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
VII.- OTURUM BAŞKANLARININ
KONUŞMALARI
1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan
Vekili Mehmet Sağlam’ın, Başkanlık Divanı olarak Milliyetçi Hareket Partisi
Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’a annesinin vefatı nedeniyle
başsağlığı dilediklerine ilişkin konuşması
BAŞKAN – Ben de heyetimiz adına başsağlığı diliyorum Sayın
Vural’a. Kalanlara Allah sağlık versin, mekânı cennet olsun diyorum.
Sayın Hamzaçebi, buyurun.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan
konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, partimizin manevi şahsiyetine
yönelik olarak sataşmada bulunmuştur. “1940’lı yılların Cumhuriyet Halk Partisi
anlayışı”yla demokrasi anlayışımızı eleştirmek gibi bir cümle etmiştir efendim.
Bu nedenle söz istiyorum.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Hiçbir şey
söylemedim.
BAŞKAN – Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz iki dakika.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
(Devam)
3.- İstanbul Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebi’nin, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Cumhuriyet Halk
Partisine ve CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sayın Bakan, sorulara ve eleştirilere cevap verirken arzu
ederdim ki kendi akademik kariyerini öne çıkarsın, güzel değerlendirmeler
yapsın, bütün Parlamento da bundan yararlansın ama o başka bir yolu tercih
etti, polemik yapmaya çalıştı ama onda da başarılı olabilmiş değil,
söyledikleri her şey birbiriyle çelişiyor.
Sayın Bakan, şuna cevap vermenizi beklerdik: Deniz Feneri
davasında siz ciddi bir ithamla karşılaştınız, Parlamentoda hakkınızda gensoru
verildi. İlk defa bir Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti Bakanı bir soruşturma
konusunu, soruşturmaya konu olan bir hususu, gizli kalması gereken bir bilgiyi
soruşturma muhataplarıyla paylaştığı gerekçesiyle gensoruya muhatap oldu. Ciddi bir sıfat kullanıldı sizin için,
tekrar etmek istemiyorum burada, çok üzücü bir sıfat, bundan herhâlde yeteri
kadar üzülmediniz. Bir cumhuriyet hükûmeti bakanı, bir soruşturmayı, soruşturma
konusu olan kişilere sızdırmaz, böyle bir şey olmaz. Soruşturmaya ilişkin
telefon kayıtları ortadan kaldırıldı, silindi, hiçbir açıklama yapmadınız.
Bir şey söylediniz: “Eski hükûmetlerin bazı bakanları gün geliyor
sokağa çıkamıyor.” Buradan söylüyorum: Sizler bir gün sokağa çıkamayacak hâle
geleceksiniz Türkiye’de, gidiş ona doğrudur. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Başbakan dün bir şey söyledi, o konuda bir değerlendirme
yapmanızı isterdim. “Şey haram yemektir.” dedi, “Günahtır” dedi,
değerlendirmeler yaptı dokunulmazlıkla ilgili, birtakım suçlarla ilgili olarak
birtakım değerlendirmeler yaptı. Gelin, Sayın Başbakanın dokunulmazlığı dâhil
bunları kaldıralım…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …aksi takdirde bunlar da haram
yemek olacaktır, günah olacaktır.
Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.
Sayın Sakık, buyurun.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, biraz önce yaptığım
açıklamalardan dolayı Sayın Bakan “Külliyen yalan.” demişti, mümkünse…
BAŞKAN – Peki, lütfen, iki dakika içinde ve bir şeye de meydan
vermeden.
4.- Muş Milletvekili Sırrı
Sakık’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben biraz
önce bir durum tespiti yaptım. Sayın Bakanım, yani bizi herkes iyi tanır, çok
yalan malan bizim hayatımızda yok, size de asla böyle bir dille hiç bugüne
kadar, kimseye, böyle hitap mitap da etmedim ve ben belgelerle konuştum. Şimdi
size söylüyorum, hani bizim Kürt’ümüz yoksa da dönün kendi Kürt’ünüz bu
kurumlarda varsa ben yalancı olayım. Anayasa Mahkemesinin üyelerine bakın bir
bütün olarak: Samsun, Sarıkamış, Ankara, Elbistan, İstanbul, Ankara, Konya,
Çorum, İstanbul, Ankara, Beyrut -Bilmem nere. Nedense Beyrut’tan da transfer
yapılmış- Afyon, Isparta. Şimdi birkaç kurum saydım ve siz dönüp hep eşitlikten
bahsedersiniz ya, bir tek Kürt’ün bu kurumlarda olmadığını söyledim. Ve ben
size daha açık bir şey söyleyeyim: 2010 yılında burada bir seçim yapıldı
Anayasa Mahkemesi için, buradan 2 arkadaşımız adaydı, Kürt coğrafyasında bir
avukat arkadaşımız bütün baroların ortak adayı olarak -bizden biri de değildi-
ve burada AKP’li arkadaşların büyük bir çoğunluğu ona oy verdiler. Oy verdikten
sonra bütün AKP’li o dönemin milletvekilleri, hiçbiri aday gösterilmedi, bakın,
bu bile… Kapalı kapılar ardından ne konuşulduğunu, neler yapıldığını da çok
açıkça biliyoruz yani biz buraya çıkıp söylediğimizde ezbere şeyler
getirmiyoruz. Size 20 kurum sayabilirim, 20 kurumun içerisinde bir tane Kürt,
Alevi ve muhalif insan yoktur Sayın Bakanım. Elimdeki belgeyi birazdan size
sunacağım çünkü bu sadece sizin politikalarınız değil, cumhuriyetten bugüne
kadar uygulanan zalimane politika budur. Onun için “Buradan kardeşlik çıkmaz,
kavga çıkar.” dedim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, benim “kirli parmak”
ifademi Atalay yanlış anlamış. Bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Şimdi, zabıtlara bakacağım ama ben de duydum, siz “kirli
parmaklar” dediniz çoğunluğun parmaklarına.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır ama yanlış anlaşıldı. Hayır, bir şey
söyleyeceğim yani maksadımı aşan…
BAŞKAN – Zabıtları getirtip bakacağım. Lütfen oturun yerinize.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, Sayın Başkan, bir dakika. Eğer öyle
geçmişse tutanağa, yanlış…
BAŞKAN – Hayır, bakacağım zabıtları getirtip, öyle bir şey var mı,
ne söylemişsiniz, Sayın Atalay ne söylemiş?
Lütfen…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani diyorum ki “Kirli parmak” kelimesi
yanlış geçmiş. Bir dakika açıklama yapayım.
BAŞKAN – Hayır, zabıtları getirteceğim, ondan sonra.
Lütfen…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, beni dinler misiniz…
BAŞKAN – Dinledim, sizi dinledim.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, milletvekili olarak diyorum ki benim
burada kullandığım o “kirli parmak” meselesi yanlış ifade edilmiş veya tutanağa
yanlış geçmiş, düzeltme yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Düzeltmek istiyorsunuz...
Buyurun yerinizden düzeltin.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, buradan yapayım.
BAŞKAN – Hayır, buyurun yerinizden, düzeltme yerinizden olur.
Buyurun. (Gürültüler)
Bir dakikada düzeltin, nedir “kirli parmak”tan maksadınız.
VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, konuşmasında sarf ettiği bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin
açıklaması
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi, tabii, burada Beşir
Atalay konuşmalarımın hiçbirisine cevap vermedi, o bir.
İkincisi, ben, aslında “kirli parmaklar” değil, “Kirli işleri o
parmaklarınızla düzeltiyorsunuz.” dedim. “Kirli işleri parmak kaldırarak
düzeltemezsiniz.” dedim. “Kirli parmak” demişim, biraz yanlış bir ifade olmuş.
Yani benim orada dediğim, AKP’nin, burada bütün kirli işleri parmaklarıyla
düzeltiyoruz zannediyorlar, bu olmaz çünkü burada açıkça gelen bütçe de, Bütçe
Kanunu, Sayıştay Kanunu’na, Kamu Mali Yönetim Kanunu’na açıkça aykırı,
Anayasa’ya aykırı. Buna rağmen, bu kesin hesap kanunu ve bütçe tasarısı
kanununun görüşülmemesi lazım, çok açık. Buna rağmen, parmaklarla, kaldırıp
bunu düzeltiyorlar. Bu olmaz ki yani bunlar düzgün işler değildir.
Sonra, yani, Beşir Atalay’a hatırlatmak istiyorum: Kırıkkale
Rektörlüğünde niye görevden alındın? İrticanın rektörü olarak görevden alındın.
Şimdi de geldiniz, irticayı suç olmaktan çıkardınız…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkürler. Zapta geçti konuşmanız.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ben “irticacı” diye
anladım.
BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.
3.- Kayseri Milletvekili Mustafa
Elitaş’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili
Oktay Vural’a annesinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediğine ilişkin
açıklaması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Biraz önce Sayın Şandır’ın ifadelerinden öğrendiğimize göre
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Sayın Oktay
Vural’ın annesi rahmetli olmuş, merhumeye Allah’tan rahmet diliyoruz. Biraz
önce yine kendisinden öğrendiğimiz kadarıyla da yarın Ankara Kocatepe
Camisi’nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazıyla birlikte defnedilecek.
Aslında, bir önceki şeyde, Sayın Meclis Başkan Vekilimiz Sadık Bey’in babası
rahmetli olduğunda bir temennide bulunmuştuk. Meclis Başkanlığımızın,
milletvekili arkadaşlarımızın yakınlarıyla ilgili cenaze gibi meseleleri bir
mesajla tüm milletvekillerine duyurdukları takdirde hepimiz herhâlde bu manevi
görevi yerine getirmiş oluruz çünkü ancak bu şekilde öğrenme imkânımız
bulunuyor. Rekabet yapabiliriz, burada farklı şeyler konuşabiliriz ama insanlar
birbirleriyle acılı günlerini, neşeli günlerini, acılarını paylaşmakla herhâlde
Meclis Başkanlığımıza duyurarak bize bu konuda katkı sağlar.
Ben merhumeye Allah’tan rahmet diliyorum, makamı cennet olsun.
Vural ailesine de sabırlar temenni ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Gereğinin yapılması için Sayın Başkanlığa bildirilecek.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de aynı
konuda söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
4.- İstanbul Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebi’nin, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili İzmir
Milletvekili Oktay Vural’a annesinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediğine
ilişkin açıklaması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Milliyetçi Hareket Partisi
İzmir Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Oktay Vural’ın annesinin Hakk’ın
rahmetine kavuşması nedeniyle Sayın Oktay Vural’a, ailesine, Milliyetçi Hareket
Partisi Grubuna ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sabır ve başsağlığı
diliyoruz. Annelerine Allah’tan rahmet diliyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.
5.- Muş Milletvekili Sırrı
Sakık’ın, acıları paylaşmanın insani bir şey olduğuna ama BDP Grubundan
yakınlarını kaybedenlere aynı hassasiyetin gösterilmediğine ilişkin açıklaması
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum söz verdiğiniz
için.
Aslında çok insani bir şey, yani bu tür acıları paylaşmak çok çok
insani bir şeydir ama bu bile gösteriyor ki… Yaramı deştiniz, siz Meclis olarak
deştiniz, siz Grup Başkan Vekili olarak deştiniz. Ben sizden bir parçayım. Biz,
bu arkadaşlarımız, bir grubumuz yakınlarımızı kaybettiğimizde aynı hassasiyeti
niye göstermiyorsunuz, Meclis olarak niye göstermiyorsunuz? Herkese
gösterdiğiniz bunu Kürtlerden niye esirgiyorsunuz ve “İslam’ız” diyorsunuz.
Ayıptır ayıp, günahtır günah!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bırak Kürt edebiyatı yapmayı! Kürtçülük
yapma!
SIRRI SAKIK (Muş) – Siz yapıyorsunuz! Sen yapıyorsun! Ayıptır,
günahtır!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürtçülük yapıyorsun. Başından beri
Kürtçülük yapıyorsun!
SIRRI SAKIK (Muş) – Bırak be, insanlıktan pay almamışsınız!
BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…
OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen almamışsın asıl, edepsiz!
SIRRI SAKIK (Muş) – Sen almamışsın be, edepsiz!
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı:
361) (Devam)
2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu
İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
BAŞKANLIĞI (Devam)
1) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1) Sayıştay Başkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ç) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME
KURULU (Devam)
1) Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
(Devam)
1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) YARGITAY (Devam)
1) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Yargıtay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY (Devam)
1) Danıştay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Danıştay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK (Devam)
1) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL
SEKRETERLİĞİ (Devam)
1) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şahısları adına, aleyhinde olmak
suretiyle Tufan Köse, Çorum Milletvekili.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin ölünüz ölü de bizim ölümüz ölü değil mi?
Edepsizler!
TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii
bu bütçeyi…
SIRRI SAKIK (Muş) – Düşman hukukuysa düşman hukuku uygulayın!
Ayıptır be!..
BAŞKAN – Lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başbakan seni arıyor, başsağlığı
diliyor.
SIRRI SAKIK (Muş) – Başbakan insan gibi davranıyor. Sen insan ol!
BAŞKAN – Lütfen beyler, lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben yurt dışındaydım o zaman,
bilmiyordum. İşte “duyurulsun” diyoruz.
TUFAN KÖSE (Devamla) – Sayın Başkan, süremi baştan başlatırsanız.
BAŞKAN – Tamam.
TUFAN KÖSE (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
bütçeyi birçok yönden eleştirmek mümkün ama Alman mahkemelerinin…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cenaze üzerinden Kürtçülük
yapıyorsunuz.
SIRRI SAKIK (Muş)- Bırak be! Konuşma be edepsiz adam!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne demek?.. Terbiyesiz!
SIRRI SAKIK (Muş) – Terbiyesiz sensin! Ahlaksız da sensin!
TUFAN KÖSE (Devamla) – Sayın Başkan, süreyi…
BAŞKAN – Evet, lütfen…
Süreyi yeniden başlatıyorum.
Buyurun.
TUFAN KÖSE (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
bütçeyi birçok yönden eleştirmek mümkün, arkadaşlarımız eleştirecekti ama bugün
bir şey daha ortaya çıktı. Alman mahkemelerinin “Yüzyılın yolsuzluğu, yüzyılın
hırsızlığı” olarak saptadığı bir davanın sanıklarına köstebeklik yapan bir
bakanın bu bütçeyi savunması da bu bütçenin güvenilirliğini sarsmıştır, baştan
sakat hâle getirmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bir AKP’li grup başkan vekili bir Cumhuriyet
Halk Partili milletvekilinin üzerinden “Cumhuriyet Halk Partili bu
milletvekilinde Allah korkusu yoktur, utanma duygusu yoktur, kuldan utanma
yoktur.” diye bir söz söyledi, talihsiz bir laf etti. Cumhuriyet Halk
Partililerde Allah korkusu da vardır, kuldan utanma da vardır, hata yaparsa
hatadan dönme de vardır ama Cumhuriyet Halk Partisinde kul hakkı yemek yoktur,
yetim hakkı yemek hiç yoktur, köstebeklik yapmak hiç yoktur. (CHP sıralarından
“Bravo!” sesleri, alkışlar) Baskı, zulüm ve haksızlığa isyan etmek vardır ama
güçlülerin karşısında kuyruk sallamak yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi, esir
düştüğünde bile asla teslim olmayanların, gerektiğinde kırılanların ama asla
eğilmeyenlerin partisidir. Son on yılda Türkiye’de bir korku imparatorluğu
yarattınız. Yargıyı, üniversiteleri, basın-yayın organlarını hatta Parlamentoyu
baskı altına aldınız ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, bu korku
imparatorluğunuzu tarihe gömmeye kararlıyız. Emin olun, yaşayanlar, o güzel
günleri çok yakında göreceklerdir.
Değerli arkadaşlarım, bu bütçe, milletin bütçesi olmadığı için;
yoksul halkımızın değil, etrafınızdaki üç beş rantiyecinin bütçesi olduğu için;
yoksullukla da yolsuzlukla da mücadele etmediği için; bu bütçe gelir dağılımını
düzeltmediği için; dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olmasına karşın dünyada
gelir dağılımı bozuk en kötü 6’ncı ülke olduğu için; zengini daha zengin,
fakiri de yoksulu da daha yoksul yaptığı için; bu bütçe köylüyü, işçiyi,
emekliyi, esnafı, hayvancıyı yani gerçek üreticiyi dolaylı vergilerle,
harçlarla, cezalarla ezdiği için; asgari ücrette vergiyi kaldırmadığı için;
soğandan, sarımsaktan, patatesten, çeltikten, gübreden yüzde 18 katma değer
vergisi alırken pırlantadan, zümrütten, elmastan vergi almadığı için; bu bütçe
dünyanın en pahalı elektriğini, mazotunu, doğal gazını, telefonunu, otomobilini
bu yoksul halka dayattığı için; kepenk kapatan esnaf sayısını, tarlasını
ekemeyen çiftçi sayısını, hayvanını besleyemeyen üretici sayısını katladığı
için; mezarda emekliliği kabul ettiği için; işçinin alın terini taşeron
şirketlere peşkeş çektiği için; Cumhuriyet Halk Partili İzmir Belediyesinin 3
katı maliyetle metro yapan AKP’li belediyeleri koruduğu için; yoksula dağıttığı
kömürde bile yolsuzluk yaptığı için; değerli arkadaşlarım, ekonomide pembe
tablolar çizmesine, rakamlara takla attırmasına karşın yalnızca ekonomik çöküş
yıllarında sayıları anormal artan hayat kadını sayısını son on yılda 25 binden
110 bine çıkardığı için; çocuğuna süt alamadığından annelerin intihar etmesine
olan bir ekonomiyi bu halka reva gördüğü için; “one minute” diyerek, “Mavi
Marmara’nın hesabını soracağım.” diyerek halkımızın duygularını sömürüp, İsrail
ile anlaşamıyoruz görüntüsü verip, İsrail’i korumak için; komşularımız İran,
Irak, Suriye ile kötü olmak pahasına Kürecik Radar İstasyonu’nu kurduğu,
Patriot füzelerini de bu topraklara yerleştireceği için; Myanmar’a, Suriyeli
muhaliflere, Libyalı, Mısırlı muhaliflere verdiği desteği yoksul halkımızdan,
bilimsel çalışmalardan, emeklilerden, emekçilerden, çiftçiden, köylülerden
esirgediği için; dış politikayı sıfır sorun ile alıp ülkemizi etrafı
düşmanlarla çevrili bir coğrafyaya dönüştürdüğü için; sıfır terörle aldığı
Anadolu’yu ağlayan analar dolu bir coğrafyaya çevirdiği için; birkaç orduya
komuta edecek kadar yurtsever subay, astsubay ve generali, birkaç gazete,
televizyon çıkartacak kadar gazeteciyi, birkaç üniversiteye hayat verecek kadar
bilim adamını cezaevlerine doldurduğu için; Deniz Feneri sanıklarını
yargılamadan Deniz Fenerinin savcılarını yargılayarak hukuksuzluğu ve keyfîliği
Türk adalet sistemine yaygın bir hastalık gibi, salgın bir hastalık gibi
soktuğu için; Amerika’dan, İsrail’den korkanların hazırladığı bir bütçe olduğu
için; bu bütçeye “hayır” diyoruz.
Yoksul halkımıza saygıyla duyurulur. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Köse, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, birinci turda grupları ve şahısları adına
söz alan milletvekillerinin konuşmaları tamamlanmıştır.
Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz.
Yirmi dakika süreyle soru-cevap yapacağız. Sisteme girmiş olan
arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.
Sayın Kaptan…
OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; Sayın
Cumhurbaşkanınca Büyükşehir Yasa Tasarısı imzalanmıştır. Turizm yörelerindeki
belde belediyeleri de bu durumda kaldırılmış oluyor. Örneğin Kaş Kalkan,
Antalya’da yine Side, Belek, Alanya’daki Mahmutlar, Konaklı, Avsallar,
Okurcalar belediyeleri kaldırılıyor. Bunun anlamı turizmde bindiğimiz dalın
kesilmesi değil midir? Sayın Cumhurbaşkanı “Kanunu imzalarken Anayasa Mahkemesi
kararlarıyla bir çelişki olup olmadığını inceledim.” diyor. Hâlbuki Anayasa
Mahkemesinin 31 Ekim 2008 tarih ve 153 sayılı Karar’ı turizm beldelerinin
kapatılmaması yönündedir. Bu çelişkiyi Sayın Cumhurbaşkanı niye görmemiştir?
Turizm bölgelerindeki belde belediyeleri neden kapatılmıştır?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaptan.
Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Sekreteri ve genel sekreter yardımcıları ve birim başkanlarının
tüm hizmet araçlarına, diğer hizmet araçlarına araç takip sisteminin kurulması
hususunda katkısı geçenlere, başta Meclis Başkanlığına ve özellikle Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliğine teşekkür ederim.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterinin örnek başlattığı
bu davranışın diğer kurumlarda yaygınlaştırılmasını düşünüyor musunuz?
İki: Cumhuriyet başsavcılığı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında,
Başbakanlıktan, soruşturma yapılmak üzere izin istemiş midir; izin istemişse
Başbakanlık bu konuda ne tür karar vermiştir?
Üç: Başbakana verilen hediyelerin listesi nedir? Bunlar hep
kamuoyundan gizleniyor. Öğrenmek için soruyorum.
Soru dört…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.
Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Meclis Başkan Vekilim,
TRT 3, bu Meclisin aynasıydı, halkın Mecliste olan biteni öğrenmesinin en doğal
yoluydu. “TRT kapattı.” dediniz, “Protokol bu şekilde.” dediniz. Acaba Meclis
Başkanlığı, TRT yayınlarının Meclisin çalıştığı süreçte verilmesi konusunda ne
gibi girişim yaptı? Bu konuda hiçbir girişim yaptı mı veya yaptığı girişim
yarım yamalık mı? Meclis, iradesini ortaya koydu mu? Net bir şekilde öğrenmek
istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İlk sorum: Meclis Başkanlığına. Mecliste geçici görevli olup da
sözleşmeli olan personelin sözleşmeye geçtiği dönemde ödenmeyen maaş
farklarının, bazı personel tarafından verilen mahkeme kararıyla alındığı
haberleri doğru mudur? Doğruysa, bu uygulama tüm sözleşmeli personele
uygulanacak mıdır ve ne zaman bu ödemeler yapılacaktır?
İki: Sayın Başbakanın BOP eş başkanlığı devam etmekte midir? Devam
etmekteyse, bu görev kim tarafından, ne zaman verilmiştir?
Bir diğer soru: Sayın Başbakan, geçen hafta il başkanlarıyla
yaptığı toplantıda Simav depreminin ardından Simav Devlet Hastanesinin
yapıldığı yönünde bir ifadede bulunmuştur. Simav Devlet Hastanesinin yeri bile
belli olmamıştır. Sayın Başbakana bu bilgiyi kim vermiştir? Kamuoyuna bu yanlış
bilginin verilmesinin sebebi nedir? Sorumlular hakkında bir işlem yapılacak
mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.
Sayın Varlı…
MUHARREM VARLI (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bir: Mecliste çalışan 4/C’lilerin özlük haklarıyla ilgili
düzenleme, iyileştirme yapmayı düşünüyor musunuz?
İki: Bu Deniz Feneri davasıyla ilgili Alman basınında çok değişik
haberler yayınlandı. İşte bu paraların yardım maksatlı toplandığı ancak kişisel
amaçlar ve siyasi amaçlar doğrultusunda kullanıldığıyla alakalı çok geniş
bilgiler yansıdı. Deniz Feneri soruşturması ne aşamadadır? Alınan savcıların
yerine atanan savcılar bu soruşturmayı devam ettirmekte midirler? Bu konuyla
alakalı aydınlatıcı bilgi verirseniz memnun oluruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Varlı.
Sayın Erdoğan…
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle Gaziosmanpaşa’da biraz önce polise yapılan terörist
saldırıda şehit olan polis memuru Mücahit Daştan’a Allah’tan rahmet diliyorum,
yakınlarına başsağlığı diliyorum.
1’inci sorum: Sayıştay, denetlemesi gereken kurumların ne kadarını
denetlemektedir? Bu yeterli midir? Sayıştay yaptığı denetimin ne kadarını
yerinden, ne kadarını merkezden yapmaktadır? Yerinden veya merkezden denetim
yapmanın kriteri nedir?
Şimdi, “Eşit işe eşit ücret” ilkesini hep savundular. Mecliste
çalışan 4/C’li personel 1.800 lira, aynı işi yapan sözleşmeli personel 2.800
lira almaktadır. Bu adaletsizliği ne zaman ortadan kaldıracaksınız?
Sayın Başbakana BOP eş başkanlığı görevini kim vermiştir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğan.
Sayın Akçay…
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayıştay 2011 yılı denetim raporlarını Türkiye Büyük Millet
Meclisine sunamamıştır ve şu anda Sayıştay denetimi için 2011 yılına ait evrak
ve hesaplar çuvallar içinde bütün Türkiye’de saymanlıklarda beklemektedir. Bu
çuvalları koyacak depo, arşiv, servis dahi kalmamıştır. Sayıştay bu hesapların
incelemesini ne zaman yapacaktır?
2’nci sorum: 2012 yılı içerisinde Başbakanlık bütçesinden kaç adet
taşıt alımı gerçekleşmiştir? Tutarı nedir? Yine aynı dönemde Başbakanlık
bütçesinden kiralanan araç sayısı nedir ve bu kiralama için ne kadar ödeme
yapılmıştır?
Yine, Sayın Başbakanın kullanımına tahsis edilmek üzere satın
alınan araç sayısı ve bunların tutarları nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.
Sayın Yeniçeri…
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Deniz Feneri davasına bakan mahkeme heyeti, hukuki
sınırları aşarak suç işlediği iddiasıyla görev yapmaktan alıkonmuştu. Bu
mahkeme heyetinin haklarında soruşturma açılmış, yapılan yargılama sonrası,
Deniz Fenerinin görevden alınan savcılarının hukuka aykırı davranmadığı,
görevini hakkıyla yürüttükleri, haklarında açılan davaların yanlış olduğu
beraat etmeleriyle ortaya çıkmıştır. Deniz Feneri davasının savcılarının haklı
olduğu ortaya çıktığına ve bu savcıların yalnızca görevlerini yapması nedeniyle
görevlerinden alındıkları anlaşıldığına göre, Deniz Feneri davasını yürütmek
üzere görevlerine iade etmek için ne bekliyorsunuz?
İktidara yakın çevrelerin işlediği suçları yargılamaya kalkanların
görevden alınmış olması yargının tarafsız ve bağımsızlığına indirilmiş bir
darbe değil midir? Deniz Feneri davasında sanıkları yargılayanların
yargılanması, tam da bu sırada sanıkların tahliye edilmesi yargının
siyasallaşması anlamına gelmez mi? Bu durumda yargının tarafsız ve
bağımsızlığından söz edilebilir mi?
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
2012 yılı 9’uncu ayı sonu itibarıyla Danıştayda kaç tane bekleyen
dosya vardır? Bu dosyaların sonuçlandırılması için personel ihtiyacı var mıdır?
Biriken dosyalar ne zaman sonuçlandırılacaktır?
2’nci sorum: Millî İstihbarat Teşkilatında geçtiğimiz yıllar
itibarıyla görevinde yapmış olduğu hatalardan dolayı yargılanmış personel var
mıdır; varsa, kaç kişi ceza almıştır? Öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN –Teşekkürler Sayın Doğru.
Sayın Türkoğlu…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, terör örgütü KCK yapılanması ile yasa dışı ilişkiye
girmiş olan MİT mensuplarının soruşturma talebi ne olmuştur? Bu soruşturmayı
takip eden savcıların kim olacağı hususundaki akıbet ne aşamadadır, ne
olmuştur?
Diğer yandan, “Deniz Feneri” diye bilinen asrın yolsuzluğu yani
fitre, zekât ve kurban paralarını yardım yapılmış gibi gösteren, ancak
zimmetine geçiren, kendilerine gemi alan, televizyon kuran, siyasi faaliyette
bulunan arsız ve hırsızların tespiti davası görülmeden, davaya bakan savcılar
yargılanmışlardır. Yargılanan savcılar, bu davada bir hırsızlar imparatoru
olduğunu ve her şekilde korunduğunu ifade etmişlerdir. Bu hırsızlar imparatoru
kimdir? Acaba, KPSS yolsuzluğunda olduğu gibi, MİT bu konuda da bir görev
yapacak mıdır?
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkoğlu.
Sayın Gürsoy Erol…
GÜRSOY EROL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Aracılığınızla, öncelikle, Sayın Başkan Vekilimiz ve Genel
Sekreterimiz buradayken Meclisimize bir teşekkürü iletmek istiyorum. Özellikle
yasayı yapan kurum olarak, engellilerin rahatlıkla Meclis içerisinde gezmeleri,
her yere girip çıkmaları noktasında gösterdikleri hassasiyet açısından
kendilerine teşekkürlerimi arz ediyorum engelliler adına.
Yalnız, burada gerekli uyarıcı levhaları koymadığımız için o
yapılmış olan güzellikleri, maalesef, otoparklarla kapatıyorlar. Bu noktada
özellikle hatırlatmak istiyorum. Bir de, genellikle milletvekili
arkadaşlarımızın buralara arabalarını park etmelerinden dolayı, bu kültürün
oturması adına özellikle park etmemelerini istirham ediyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erol.
Sayın Yakut, on dakikayı beşer dakika herhâlde paylaşacaksınız,
buyurun efendim.
TBMM BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Öncelikle, bugün uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden
şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum. Aynı zamanda, Milliyetçi Hareket Partisi
Grup Başkan Vekili Sayın Oktay Vural’ın da annesi için Allah’tan rahmet,
yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Sayın Tanal’ın sorusu… Türkiye Büyük Millet Meclisindeki idari
teşkilat tarafından kullanılan resmî araçlara araç takip sistemi kuruldu. Diğer
kurumlara ilişkin bizim yapacağımız bir şey yoktur fakat umarım bu uygulama
yaygınlaşır.
Sayın Aslanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde televizyon
yayınları TRT’yle daha önceki dönemde yapılan protokol gereği yürütülmektedir.
Yani protokol ne ise o uygulanmaktadır. Bütçe süresince bütün görüşmeler canlı
yayınlanmaktadır. Ayrıca, diğer zamanlarda web sayfası üzerinden görüşmelerin
tamamı da yayınlanmaktadır.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Protokolün süresi ne kadardı? Ömür boyu mu
dinleyeceğiz bunları?
TBMM BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) – Sayın Işık’ın sorusu,
4/C’li personelin özlük hakları kısa bir süre önce Başkanlık Divanı kararıyla
bir miktar iyileştirilmiştir. 4/C uygulaması sadece Türkiye Büyük Millet
Meclisine mahsus bir uygulama değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki
4/C’li personel kamudaki diğer 4/C’lilerin 2 katı tutarında maaş almaktadır.
Sayın Atilla Kart’ın konuşma sırasında belirttiği konu, personele
ayrımcılık yapıldığı iddiası doğru değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde
ilk defa çalıştaylar, anketler, görüşmeler yapılmak suretiyle personel, karar
alma süreçlerine etkin bir şekilde dâhil edilmiştir. “Bir Projem Var! Bir Önerim
Var!” uygulamasıyla personelden yüzlerce görüş ve öneri alınmış, en çok
beğenilen ilk 5 proje ve öneri sahibine bizzat Meclis Başkanı Sayın Cemil
Çiçek’in katıldığı törenle ödül verilmiştir. Yönetmeliklerin tamamı personelin
görüşüne sunulmuş ve birlikte hazırlanmıştır. Nitekim personele yapılan anket
sonuçları da bu memnuniyeti göstermektedir.
Tutanaklara hiçbir şekilde müdahale edilmesi söz konusu değildir.
Bunun şahidi de grup başkan vekilleri olup, çoğu defa ses kayıtları ile
tutanaklar karşılaştırıldığında ne kadar hassas olunduğu görülmüştür. Tutanak
Hizmetleri Başkanlığında farklı bir yapılanma iddiasından ne kastedildiğini
anlamak mümkün değildir. Sayın Kart, mevcut stenografların yerine Meclis
dışından, yine, o malum ilişkiler içinde bir yapılanmanın gerçekleştirilmesi
girişiminin başladığını ifade etti. Bırakın kurum dışını, Türkiye Büyük Millet
Meclisi içinde başka birimde çalışan bir personelin dahi stenograf olarak
görevlendirilmesi hem yasal hem de teknik olarak mümkün değildir. Stenograf
yardımcıları Kamu Personeli Seçme Sınavı’yla alınmakta ve yaklaşık bir yıl
süren steno eğitimine tabi tutulmaktadır. Mesnetsiz iddialarla çalışan
arkadaşlarımızın zan altında bırakılmasını da doğru bulmuyorum.
Sayın Korkmaz’ın konuşma sırasında, Sayın Kuşoğlu’nun ve Sayın
Kavaklıoğlu’nun bahsettiği konular ile Sayın Akçay’ın sorusu, Sayıştayın 2012
yılında Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmeyen raporları yeni Sayıştay
Kanununa göre ilk defa gönderilmesi gereken raporlardır yani daha önce bu
raporlar zaten hiç gönderilmemiştir. Sayıştay, 2012 yılında tüm görevlerini
-denetim, inceleme, yargılama görevlerini- en iyi şekilde yerine getirmiştir.
2012 yılında ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi gereken
raporlar, sadece hukuki gerekçeleri ile teknik imkânsızlık nedeniyle Türkiye
Büyük Millet Meclisine gönderilememiştir.
12 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6353 sayılı Kanunun
yürürlük tarihi bağımsız hesap mahkemesi olan daireler ve yine bağımsız olan
Rapor Değerlendirme Kurulunun raporları değerlendirme aşamasına rastlamıştır.
Sayıştayın hazırladığı raporlar, 6353 sayılı Kanunun getirdiği usul ve esaslar
uygun olmadığı gerekçesiyle bu daire ve kurul tarafından uygun görülmemiştir.
Yeni değişime uygun raporları yeniden düzenlemek yasanın belirlediği 13 Eylül
2012 tarihine yetişmemiştir.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, buyursunlar efendim.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayıştay Başkanı niye cevap vermiyor
efendim? Başkan Vekili cevap veriyor. Sayıştay Başkanının cevap verme yetkisi
var.
BAŞKAN – Başkan vekili de cevap verebilir, Başbakan da verebilir.
Buyurun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – …ben de önce Sayın
Oktay Vural’ın annesine Allah’tan rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun,
ailesine de başsağlığı diliyorum, Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna da
başsağlığı diliyorum.
İstanbul’da bugün bir şehidimiz var, Allah’tan rahmet diliyorum.
Önce tabii soruların dışında bir iki şey söylendi -son konuşmacılar- onları da
buraya eklemek istiyorum Başkanım, vaktin izin verdiği kadar.
Tabii, Sayın Sakık “yalan” dedi. Ben “yalan” kelimesini
kullandığımı sanmıyorum, “yanlış” dedim ama eğer öyle bir şey varsa
düzeltiyorum. “Yalan” demedim “yanlış” dedim. Söz almıştı onun üzerine.
Tabii, Cumhuriyet Halk Partisinin grup başkan vekili… Tabii
Cumhuriyet Halk Partisinin gösterdiği bir acizlik aslında. Konuşulan konularda
söyleyecek bir şeyi olmadığı, kendi iftiralarına, tekrar Deniz Fenerine
sarılmak başka bir şey değil.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aciz olan sizsiniz, size sorular
soruyoruz, sorulara cevap vermeniz gerekirken Cumhuriyet Halk Partisine
çatıyorsunuz. Aciz olan sizsiniz!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ben o konuda her
şeyi söyledim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hiçbir şey söylemediniz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın
Kılıçdaroğlu’nun iftirasıdır ve o gün de söyledim bugün de söylüyorum. O gün
şunu da söyledim NTV’de, daha o grup toplantısını yaptığı gün: “Onuruna düşkün
olmayanlar başkalarının onuruyla kolay oynar.” dedim. Bunu da o gün söyledim
Genel Başkanınız için.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Çok ayıp! Çok ayıp!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yine söylüyorum…
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, koruma müdürünüz…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – “Benim o davanın
hiçbir yerinde ismim geçmemiştir, CHP Genel Başkanının ve CHP’nin iftirasıdır…
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O eyleme ortaksınız.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – …ispatlarlarsa her
şeye hazırım.” dedim.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sizin aradığınızı söylemedim.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – CHP Genel Başkanı,
eline altı boş dosyalar verilip onlarla ekranlara çıkmayı çok sever. Yine
birileri, eline öyle altı boş iftira dosyası verdi.
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sucuk dosyasıdır!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Benim alnım ak
başım dik; biz hayatı böyle yaşadık. Öyle sizin iftiralarınız falan da bize
bulaşmaz, kalmaz, gerçek olmayanlar kalmaz. (CHP sıralarından alkışlar!)
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Pislikte batıyorsunuz, pislikte.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Gerçek olmayanlar kalmaz
ve müfteriye geri döner. Bunu burada tekrar söylüyorum ve o davanın hiçbir
yerinde olmadım, değilim.
Davayla ilgili sorular var burada, Adalet Bakanına sorun.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sorular nereye gitti?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Onu Adalet Bakanına
sorun, o şeyleri ve şu anda da dava açtım CHP Genel Başkanı için, o çok davalar
var ya, onlardan birini de ben açtım.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sorulara cevap verin Sayın Bakan.
MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, sorulara cevap
vermiyor Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sorulara geliyorum.
Biraz önce burada birisi de dedi, evet, 28 Şubat sürecinde
rektörlükten alındım, irtica suçlamasıyla alındım. Hayatımın her safhası için
Rabb’ime şükrediyorum, her safhasından memnunum, onu da burada ifade edeyim.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Şeref belgesi o, şeref belgesi.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Korkuyorsun tabii.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Kaplan,
sorularınıza cevaplar, Büyükşehir Yasası’yla ilgili. O, bu yasada daha iyi
düzenlendi yani turizm bölgelerine özel bir itina gösterilecek. Eminim, o sorun
orada giderilir.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Nerede gösterildi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Burada MİT
Müsteşarıyla ilgili süreç ve ona benzer bir iki soru var “MİT’te önce görev
yapıp da şu anda yargılanan var mı?” gibi. Burada müsteşar yardımcısı var ama
bilgi olarak bana verecekler, yazılı göndereceğiz.
Sayın Işık, Milliyetçi Hareket Partisinden, Sayın Başbakanımız,
sadece, “Medeniyetler İttifakı” diye bir uluslararası oluşum var Birleşmiş
Milletler şemsiyesi altında, onun eş başkanıdır. İspanya Başbakanı ve
Başbakanımız Medeniyetler İttifakı’nın eş başkanlarıdır. Başka o manada bir şey
söz konusu… Sizin söylediğiniz manada “BOP” falan, öyle bir şeyin eş başkanlığı
gibi bir şey de söz konusu değildir.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Kendisi söyledi Sayın Bakan, kendisi
söyledi, Başbakanın kendisi söyledi.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Efendim, Başbakanı
yalanlıyorsunuz siz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Simav’la ilgili…
Simav’da o açıklamayı yaptığında ben Simav’daydım. Başbakan orada şunu dedi:
“Hastane yapılacak, talimat veriyorum.” Hastane yapılmış, açılmış, öyle bir
ifade kullanmadı. Sadece, kaymakama da talimat verdi, “Araziyi hazırlayın.”
dedi. Ben de oradaydım. Onu da düzeltmiş olayım.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Kendi il başkanlarınız toplantıda “Hastane
yapıyoruz.” dedi Sayın Başkan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Burada, biraz önce
ifade ettiğim gibi, Deniz Feneri davasıyla ilgili sorular var, bilmem mümkün
değil, Adalet Bakanlığına… Diğer sorulara da yazılı cevap vereceğim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Şimdi, sırası ile 1’inci turda yer alan…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye efendim.
Sayın Bakan konuşmasında “Onuruna düşkün olmayanlar başkalarının onuruna
saldırırlar.” cümlesini Sayın Genel Başkanımız için kullanmıştır.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Daha önce
kullandım, NTV’de aynı programda kamuoyuna açıkladım.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Daha önce NTV’de kullandığını
söylüyor. Parlamentoda kullandınız.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bana “köstebek”
dediğini itiraf etti.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sataşma vardır, söz istiyorum.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Siz hani ”köstebek”
kelimesini zikretmiyordunuz ya… (CHP sıralarından gürültüler) ”Köstebek” dediği
için onu söyledim, yine söylüyorum. Tamam mı?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Genel Başkanımıza,
Grup Başkanımıza çok açık bir saldırıda bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdi mi söyledi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkanım,
bunlar eskide kaldı. Hiçbir saldırıda bulunmadım.
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, lütfen, bir başka sataşmaya meydan
vermeden açıklamanızı yapın lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan,
bunlar eskiden kalmış konuşmalar. Kendileri açtılar, ben açmadım.
BAŞKAN – Doğru, haklısınız.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ben de söz hakkı
isterim.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
(Devam)
5.- İstanbul Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebi’nin, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın CHP Grup Başkanına
sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, onuruyla siyaset yapan düzgün bir
siyaset insanıdır. Onun onurunu değerlendirmek Sayın Başkanın görev alanına,
yaşam alanına girmez. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Bakan onu en son
değerlendirecek kişidir.
Sayın Bakan, konu Deniz Feneri’nden açılmışken ve siz yargıya
yönelik, yargı kurumları çerçevesinde birtakım değerlendirmeler yaparken şunu
bir kez daha sormak istiyorum: Asrın en büyük yolsuzluğu olan Deniz Feneri
davasına konu olan yolsuzlukta Alman makamları, Alman mahkemeleri karar
verdiler, kendi ülkelerinde bulunan sanıkları yargıladılar, mahkûm ettiler ve
dediler ki: “Bunun asıl elebaşları Türkiye’de.” Türkiye’deki yargı, savcılık,
iddia makamı, kamu makamları nedense kaplumbağa hızıyla hareket ettiler ve üç
yıla yakın süreyle soruşturma tamamlanamadı, iddianame düzenlenemedi. Bu
soruşturmayı yapan cumhuriyet savcıları görevden alındılar, mahkemelere sevk
edilip yargılandılar ve beraat ettiler.
Bakın ama öbür soruşturma kaplumbağa hızıyla gitti, zar zor
yargıya intikal etti ve suçun vasfı değiştirildi; organize bir suçtan
çıkarıldı, bireysel bir suça dönüştürüldü. Hangi güç bunu başarıyor? Bunun
arkasında sizin Hükûmetiniz var, Hükûmetinizin kollaması var, koruması var.
Şimdi, biraz önceki konuşmamda Sayın Başbakanın bir cümlesini
eksik söyledim. Dün şöyle söylüyordu: “Yolsuzluk kul hakkı yemektir, yolsuzluk
haramdır, yolsuzluk yetim hakkı yemektir.”
Gelin, bu yolsuzlukları
yapanların hesabını soralım, gelin Sayın Başbakanın dokunulmazlık dosyası dâhil
bütün dokunulmazlıkları kaldıralım.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.
Sayın Bakan, konuşmak ister misiniz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Evet.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
Bir cümle lütfen, oturduğunuz yerden.
6.- Başbakan Yardımcısı Beşir
Atalay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan,
“Hükûmetin kolladığı” vesaire yönünde sözlerini reddediyorum, yalandır.
Hükûmetimiz, nerede bir yolsuzluk varsa onun üzerine korkusuzca
gider, gitmiştir.
Sadece bunu ifade ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şehircilik Bakanı itiraf etti.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Buna kim inanır ya!
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı:
361) (Devam)
2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu
İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
BAŞKANLIĞI (Devam)
1) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1) Sayıştay Başkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ç) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME
KURULU (Devam)
1) Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
(Devam)
1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E) YARGITAY (Devam)
1) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Yargıtay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY (Devam)
1) Danıştay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Danıştay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK (Devam)
1) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2) Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL
SEKRETERLİĞİ (Devam)
1) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla birinci turda yer alan bütçelerin
bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza
sunacağım:
Cumhurbaşkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
01) CUMHURBAŞKANLIĞI
1) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 157.560.000
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
TOPLAM 157.560.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri
kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2) Cumhurbaşkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 164.600.000,00
Bütçe Gideri 159.212.921,77
İptal Edilen Ödenek 5.387.078,23
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
02) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
1) Türkiye Büyük Millet Meclisi
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 773.260.000
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
TOPLAM 773.260.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2) Türkiye Büyük Millet Meclisi
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 522.084.501,32
Bütçe Gideri 470.697.701,70
İptal Edilen Ödenek 37.070.372,41
Ertesi Yıla Devredilen Ödenek 14.811.169,88
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
06) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1) Sayıştay Başkanlığı 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 22.017.500
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 30.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 139.539.700
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 3.000.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 164.587.200
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri
kabul edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığının 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2) Sayıştay Başkanlığı 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 142.218.928,37
Bütçe Gideri 120.950.823,20
İptal Edilen Ödenek 21.268.105,17
Ertesi Yıla Devredilen Ödenek 1.237.343,47
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2011 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2) Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Genel Toplam 0.00
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2011 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
03) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 7.324.000
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve Güvenlik
Hizmetleri 30.275.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 37.599.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 19.224.000,00
Bütçe Gideri 14.088.377,25
İptal Edilen Ödenek 5.135.622,75
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Yargıtay 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
04) YARGITAY
1) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 26.459.000
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve Güvenlik
Hizmetleri 116.827.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 143.286.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Yargıtay 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Yargıtay 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2) Yargıtay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 89.902.000,00
Bütçe Gideri 85.801.237,31
İptal Edilen Ödenek 4.100.762,69
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Yargıtay 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Danıştay 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
05) DANIŞTAY
1) Danıştay 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 16.187.000
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve Güvenlik
Hizmetleri 73.273.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 80.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 89.540.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danıştay 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Danıştay 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2) Danıştay 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 67.549.500,00
Bütçe Gideri 58.050.449,61
İptal Edilen Ödenek 9.499.050,39
Ertesi Yıla Devredilen Ödenek 8.830.776,74
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Danıştay 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Başbakanlık 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07) BAŞBAKANLIK
1) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 692.540.000
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 1.771.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 5.961.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 47.045.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 737.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 Sosyal Güvenlik ve
Sosyal Yardım Hizmetleri 21.735.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 769.789.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Başbakanlık 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir
Başbakanlık 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2) Başbakanlık 2011 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 6.282.222.522,44
Bütçe Gideri 5.922.517.395,18
İptal Edilen Ödenek 359.705.127,26
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Başbakanlık 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri
kabul edilmiştir.
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.75) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
MÜŞTEŞARLIĞI
1) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
03 Kamu Düzeni ve
Güvenlik Hizmetleri 995.569.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 995.569.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Millî İstihbarat Teşkilatı 2011 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2) Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 620.788.853,50
Bütçe Gideri 609.794.074,95
İptal Edilen Ödenek 10.994.778,55
Ertesi Yıla Devredilen Ödenek 3.902.106,50
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.76) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL
SEKRETERLİĞİ
1) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel Kamu
Hizmetleri 19.025.500
BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
TOPLAM 19.025.500
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2011 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2) Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
(A) CETVELİ
(TL)
Toplam Ödenek 13.640.400,00
Bütçe Gideri 13.109.344,69
İptal Edilen Ödenek 531.055,31
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2011 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, böylece birinci turda yer alan tüm
bölümlerin bütçelerine geçilmesi ve bu bölümlerin ayrı ayrı oylandıktan sonra
Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2013 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile
2011 yılı merkezî yönetim kesin hesapları ve Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulunun 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabı kabul edilmiştir. Hayırlı
olmasını temenni ederim.
Sayın milletvekilleri, birinci tur görüşmeler tamamlanmıştır.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.26
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.42
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet
SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT
(Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
37’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerine
başlayacağız.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı:
361) (Devam)
2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu
İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)
I) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
İ) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1) Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
J) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
K) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH
YÜKSEK KURUMU
1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
L) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
1) Atatürk Araştırma Merkezi 2013
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk Araştırma Merkezi 2011
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
M) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
1) Atatürk Kültür Merkezi 2013
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk Kültür Merkezi 2011
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
N) TÜRK DİL KURUMU
1) Türk Dil Kurumu 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türk Dil Kurumu 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
O) TÜRK TARİH KURUMU
1) Türk Tarih Kurumu 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türk Tarih Kurumu 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
İkinci turda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk
Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu bütçeleri yer almaktadır.
Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak
soru sormak isteyen milletvekilleri sisteme girebilirler. İkinci turda grupları
ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi: Turgay Develi, Adana Milletvekili; Osman
Oktay Ekşi, İstanbul Milletvekili; Aylin Nazlıaka, Ankara Milletvekili; Ali
Haydar Öner, Isparta Milletvekili; Sakine Öz, Manisa Milletvekili; Gürkut Acar,
Antalya Milletvekili.
AK PARTİ: İhsan Şener, Ordu Milletvekili; Tülay Kaynarca, İstanbul
Milletvekili; İlhan Yerlikaya, Konya Milletvekili; Ahmet Yeni, Samsun
Milletvekili; Mustafa Ataş, İstanbul Milletvekili; Hamza Dağ, İzmir
Milletvekili; Selçuk Özdağ, Manisa Milletvekili; Osman Çakır, Düzce
Milletvekili; Mehmet Naci Bostancı, Amasya Milletvekili; Osman Ören, Siirt
Milletvekili.
Barış ve Demokrasi Partisi: Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili; Erol
Dora, Mardin Milletvekili; Mülkiye Birtane, Kars Milletvekili; Hüsamettin
Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili.
Milliyetçi Hareket Partisi: Tunca Toskay, Antalya Milletvekili;
Mustafa Erdem, Ankara Milletvekili; Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekili; Yusuf
Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili.
Şahısları adına: Lehinde Ertuğrul Soysal, Yozgat Milletvekili;
aleyhinde Ali Halaman, Adana Milletvekili.
Soru-cevap işlemi yirmi dakika.
Şimdi, gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Turgay Develi, Adana Milletvekili.
Sayın Develi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz sekiz dakika.
CHP GRUBU ADINA TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli
üyeler; RTÜK bütçesiyle ilgili olarak grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Adana Milletvekilimiz Sayın Necati Çetinkaya burada, Sayın
Başbakana yaptığı güzelleme yerine Adana’ya ne yaptıklarını anlatan cümleler
kurarak zamanını değerlendirseydi çok daha memnun olurduk. Çünkü, Adana, AK
PARTİ’ye 6 milletvekili verdi ama AK PARTİ iktidarı döneminde ekonomik
gelişmişlik düzeyi açısından 4’üncü sıradan 18’inci sıraya geriledi. Sadece
ekonomik olarak değil sosyal alanda da çok ciddi olarak gerilemeler yaşanıyor.
Türkiye’de işsizliğin resmî rakamlarla yüzde 26, yüzde 27 olduğu bir ilden
bahsediyoruz. Şimdi Sayın Milletvekili çıkmış, Başbakana güzelleme yapıyor
burada.
Tabii, Adana’da bir demokrasi kusuru daha işleniyor. Yerel
seçimlerde şaibeli olarak seçimi kazanan, Yüksek Seçim Kurulu Başkanının “Adana
seçimlerinde şaibe vardır, seçimler yenilenmelidir.” demesine rağmen her
nasılsa adliyeden mazbata alan Belediye Başkanı Aytaç Durak, tam üç yıldan bu
yana, o ne bitmez tükenmez soruşturmalarmış ki her iki ayda bir süresi
uzatılarak görevine iade edilmiyor. Haksız şekilde geldiği, oturduğu koltuktan
yine haksız şekilde uzaklaştırılarak Adana’da bir demokrasi ayıbı işleniyor tam
üç yıldan bu yana.
Sevgili milletvekilleri, değerli milletvekilleri, Meclis
Televizyonu, 11 Haziran 2011 yılında, hukuki hiçbir temeli olmadığı hâlde,
ayıplı bir şekilde, dünya parlamentoları önünde bizi kusurlu ve ayıplı hâle
getirecek bir işlemle yayınlarını kesti. 3984 sayılı Radyo ve Televizyon
Yasası’na göre imzalanan bir protokole dayanılarak yapılan yayınlar, 6112
sayılı RTÜK Yasası değiştiği hâlde, protokol şu anda kadük olduğu hâlde sanki
protokol varmış gibi davranılarak Meclis Televizyonunun yayınları haftada üç
gün dört saate düşürüldü. Bu, ayıp. Dünya parlamentoları arasında 3’üncü sırada
yayına geçen bir parlamento için kanuna, yasaya dayanmayan bir işlem, hukuksuz
bir işlem tesis edilerek Meclis Televizyonunun yayını kesilmiştir.
6112 sayılı Yasa’da şu andaki protokolün dayanağı yok arkadaşlar,
hukuki değil. Sadece TRT Yasası’na dayanılarak yapılan bir işlem ve TRT Genel
Müdürünün iki dudağının arasındaki bir yayınla tüm Meclis iradesi ipotek altına
alınıyor. Bu, Sayın Arınç’ın şahsında da, AK PARTİ’nin şahsında da, Meclisin
şahsında da bu iktidara yakışmıyor, ayıplı bir durum, kusurlu bir durum. Sayın
Meclis Başkanından randevumuzu aldık, yarın arkadaşlarımızla beraber bunun
hukuki temellerini de anlatacağız ve Meclis Televizyonunun yirmi dört saat, bir
an önce yayına geçmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu konuda AK
PARTİ’den, iktidar milletvekillerinden destek bekliyoruz.
Arkadaşlar, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu sayesinde Türkiye bir
AKP stüdyosuna dönüştürüldü. Her taraf AK PARTİ’nin stüdyosu, bütün
televizyonlar, bütün Türkiye coğrafyası. Sayın Başbakanın istemediği hiçbir şey
vizyona girmiyor, gündeme getirilmiyor. Sayenizde Behzat Ç.’nin alkol sorununu
çözdük, Demet Akbağ’ın nişan yüzüğü sorununu da çözdük ama bazı televizyonlarda
kızların bakireliğinin pazarlığı yapılıyor. Her nasılsa AK PARTİ iktidarı, RTÜK
bunları ıskalıyor. Bu ayıbın da düzeltilmesi gerekiyor. Küçük yaştaki kızların
sabah programlarında, evlenme programlarında yaşlı yaşlı adamlarla
eşleştirilmeleri AK PARTİ’nin muhafazakârlık anlayışına nasıl yakışıyor, ben de
anlamıyorum.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda, tabii, Türkiye AK PARTİ’nin
senaryosuna dönüştürülünce bunu sağlamak için de Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunda görev yapan Üst Kurul üyelerinin de kendilerine dönük bazı
uygulamaları da yapmalarının önü açılıyor.
Arkadaşlar, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun lisans verme, lisans
ihalesi yapma ve yayınları denetleme gibi bir yetkisi var. Bu bir kurul, kurum
değil. Bu kurul şu anda Türkiye’de istediği televizyona yayın yapma yetkisi
veriyor, istediği televizyonlara vermiyor. Örneğin, şu çok meşhur TV 24 var,
biliyorsunuz, AK PARTİ’nin yayın organı gibi çalışıyor. Biliyorsunuz, TÜRKSAT
bundan para da alamıyor, kablolu yayın iletişiminden aktardığı ücret
karşılığında hazineye yine yük geliyor. Bu televizyon, Türkiye’de hiçbir
televizyona uygulanmayan bir özellikle, sadece 1 ilden yayın yapması gerekirken,
RTÜK’e bildirimde bulunmadan 36 tane ilden yayın yapıyor, verici kurmuş
durumda. Kanal 24 de buna benzer, aynı şekilde özel muamele görüyorlar. Bu 2
televizyon, AK PARTİ himayesinde, TÜRKSAT’a ödemeleri gereken kablolu yayın
ücretlerini de ödemiyorlar. TÜRKSAT Genel Müdürü çırpınıyor, “Verin paramızı.”
diyor ama alamıyorlar. Ama bunun yanında, Türkiye’deki 371 tane yerel ve
bölgesel televizyon, bir aylık ücretlerini dahi ödemedikleri zaman kapılarına
kilit vuruluyor, yayınları kesiliyor.
Bir de, çok ucube bir şekilde, 662 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 11’inci maddesiyle anayasal kurum olan RTÜK’ün görevi, hakkı
bakanlıklara veriliyor. Bakanlıklar kendi uygun gördükleri spotları yaptırma ve
yayınlatma görevini Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna veriyor. Arkadaşlar,
Anayasa’nın üzerinde bir kanun hükmünde kararname düzenlenmesi hukuka ne kadar
uygundur, orasını sizlere bırakıyorum.
Şimdi, Muhteşem Yüzyıl’la ilgili ben de birkaç kelime
söyleyeceğim. Muhteşem Yüzyıl’a, Sayın Başbakan çaktıktan sonra işler
çığırından çıktı. Aslında Muhteşem Yüzyıl’la ilgili ya da ecdadımızla ilgili… Biliyorsunuz, ecdatla
ilgili şeyler faşist hareketlerin, ya bugüne ilişkin sorunları çözemedikleri
zaman, yarına ilişkin gelecek kuramadıkları zaman, hep ecdatla ilgili geriye
dönüp baktıkları süreçlere ilişkindir.
Şimdi, benim buradan bir önerim var: Oya Baydar’ın, Mine
Kırıkkanat’ın, Murat Bardakçı’nın ecdadımızın yaşam öyküsüyle ilgili,
Osmanlının cinsellik ve seks düşkünlükleriyle ilgili yazdıkları kitapları bir
okusunlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURGAY DEVELİ (Devamla) – Sırrı Süreyya Önder burada yok, ona da
Fatih Sultan Mehmet’in babası II. Murad’ın iç oğlanının filmini çekmeyi
önerecektim ama tüm Türkiye de görsün ecdadımızın durumu o zaman neymiş. O
zaman açıklığa kavuşmuş, herkes öğrenmiş olacaktır.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Develi.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci söz, Sayın Osman Oktay
Ekşi’nin.
Buyurun Sayın Ekşi.
Süreniz on dakika. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Saygıdeğer
arkadaşlar, size, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun, Basın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü 2013 yılı bütçesi hakkındaki görüşlerini sunmak için huzurunuza
geldim.
O nedenle, konuya izninizle Genel Müdürlüğün aynaya düşen
görüntüsünden başlayarak gireceğim. Basın-Yayın Genel Müdürlüğünün, resmî web
sitesinde geçen yıl, dünyada gerçekçi bir Türkiye algısının yerleşmesine ve bir
de güçlü ve özgür basın ortamının sağlanmasına katkıda bulunan referans kurum
olmayı amaçladıkları yazılıydı. Referans yani güvenilir kaynak olma
iddiasındaymışlar. Baktım, bu yıl o ifadeyi kaldırmışlar, herhâlde gerçekçi bir
Türkiye algısının kendilerini utandıracağını düşünmüş olmalılar dedim.
İkincisini yani güçlü ve özgür basın ortamının sağlanmasına
katkıda bulunamayacaklarını anlayınca siteden onu da kaldırmışlar. Doğrusu, bu
gerçekçi tavırları nedeniyle Genel Müdürlüğün yetkililerini kutlamak gerek.
Öyle ya, gerçekçi bir Türkiye algısından söz edince, dünyada en çok gazetecinin
bu ülkede hapsedildiğini söylemek lazım. Gerçi yetkilileriniz, 70 küsur insan
arasında birkaç isim gösterip “Onlar teröristtir, cinsel taciz suçlusudur.”
diyorlar, diyorlar ama yetkililerin bu sözlerini dinleyenler, sonra bizimle
konuşuyor ve kendilerini aptal yerine koyanlarla alay ediyorlar. Gerçekçi
Türkiye algısından söz mü ediyorduk? Gerçekçi Türkiye’yi anlatabilmek için,
henüz bilgisayarından çıkmamış kitap taslağı yüzünden bir insanın bir yıl
hapiste nasıl tutulabildiğini izah etmek lazım. Sırf Başbakanın karşısına
“Parasız üniversite eğitimi istiyoruz.” diye afişle çıktıkları için üniversite
gençlerinin on dokuz ay tutuklu kalmasını, ifade özgürlüğü yönünden açıklamak
lazım.
Bu örnekler ortada iken siz, Başbakan Erdoğan’ın Corriere Della
Sera gazetesine “Benim için fikir özgürlüğü dokunulmaz bir haktır.” şeklindeki
demeciyle kimi inandıracaksınız? Sayın Başbakanın sözleri gerçeği yansıtsa idi,
kendisi dünyada gazeteciler hakkında en çok dava açan siyasetçi unvanını
kazanır mıydı? Provokatif sayılsa da sonuç itibarıyla bir şiir okuduğu için
dört ay –bence haksız yere- hapis yatan bir siyasi liderin iktidar döneminde…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir de “Provokatif.” demiştiniz.
OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) – Yazdım, bakarsan yazdım.
…Ömer Hayyam’ın bir şiirini Twitter’da başkasına ileten tanınmış
sanatçı Fazıl Say hakkında bir buçuk yıl hapis istemiyle dava açılır mıydı?
Bugünkü Cumhuriyet’te de vardı, ifade özgürlüğünü sizin
istediğiniz gibi kullanmadığı için sırf 2012 yılında 301 kişiye verilen hapis
cezaları toplamı dokuz yüz sekiz yılı bulur muydu? Devam edeyim mi? Türk
basınının özgürlük düzeyi 178 ülke arasında 148’inciliğe düşer miydi?
Muhterem arkadaşlar, Meclis kütüphanesinde bir süre önce bir
araştırma yaptırdım. 3 Kasım 2002 tarihinden -yani Adalet ve Kalkınma
Partisinin iktidara geldiği günden- geçen yılın 13 Kasım gününe kadar -yani
dokuz yılda- Sayın Başbakan medyaya saldırı niteliğinde tam 185 konuşma yapmış.
Zaten, o yüzden Sayın Başbakan gerçek bir medya düşmanı olarak tanınıyor. Bunu
dikkate alınca, insanın aklına ister istemez gazetecilerin yıpranma payının,
bir diğer deyişle fiilî hizmet zammının, yoksa, Sayın Başbakanın gazetecilere
olan husumeti yüzünden mi kaldırıldığı sorusu geliyor.
Hafızalarınızdan henüz silinmediğini umduğum birkaç örnek vereyim:
Gazetecilerin yıpranma payını kaldıranlar, Van depreminde görev yaparken ölen
Sebahattin Yılmaz ile Cem Emir’in, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazasında ölen
İsmail Güneş’in, Suriye’de kaçırıldıktan seksen gün sonra özgürlüğüne kavuşan
Cüneyt Ünal’ın, her tehlikeli olaya koşan, her toplumsal olayda itilen kakılan,
kimi yerde sırf görevini yaptığı için saldırıya uğrayan; saat, zaman,
mahrumiyet dinlemeden sizlere haber ulaştıran gazetecilerin yıpranma payını hak
etmediklerini mi düşünüyorsunuz?
Daha vahimi şu muhterem arkadaşlarım: Bugün, Türkiye’de 80 bin
kadar bilfiil gazetecilik yapan var. Birkaç ciddi yayın kuruluşunu ayırarak
söylüyorum, bu gazetecilerin pek çoğu yıpranma payı bir yana, iş sözleşmesiyle
bile çalışmıyor. Bunlar, yani 80 bin gazetecinin yaklaşık yirmide 1’i hariç, 70
küsur bini işverenin elinde esirdir. Bu gazetecilerin görevlerini bihakkın
yapabilmeleri için, önce işverenle 212 sayılı Yasa’ya göre yapılmış bir
sözleşmeye dayalı olarak çalışmaları lazım. Oysa 212 sayılı Yasa uygulanmıyor
çünkü uygulamayan işvereni hizaya çekecek ağırlıkta yaptırımı yok. İşveren,
kalitesi düşük fakat ucuz insan gücüyle işini yürütmeye çalışıyor. Sonra siz de
medyanın kalitesizliğinden yakınıyorsunuz. Oysa 212 sayılı Yasa’nın
değiştirilmesi için Meclise sunulmuş önerileri raftan indirseniz, eksiklerini
giderip yanlışlarını düzelterek tekrar yürürlüğe koysanız kendi
şikâyetlerinizin pek çoğu ortadan kalkacak. Ama ne bu işlerle meşgul olması
gereken Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü sizi uyarıyor ne de siz
gözünüzün önündeki çözümü çok kolay olan probleme ilgi gösteriyorsunuz. Zaten
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün medya dünyasına hizmeti,
gazetecilere basın kartı vermek, birkaç yerde seminer, toplantı ve benzeri
etkinlik düzenleyip onları buluşturmak, yabancı gazeteci gelince ona sahip
çıkıyormuş gibi yaparak yönlendirmekle sınırlı desem fazla haksızlık yapmış
sayılmam. Oysa yapılması gereken pek çok şey var; vaktim dar, ayrıntılara girmiyorum.
Özellikle yerel medyanın içinde bulunduğu vahim durumun sorumlusu,
bence, doğrudan doğruya Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğüdür. Yerel
medya bugün yoğun bakımdaki hasta gibidir. Kullandığı teknoloji geridir,
yenilenmesi için ithal ettikleri makine vesaireye vergi, resim, harç muafiyeti
sağlanması gerekir. Düşük faizli, uzun vadeli kredilerle işletme ve finansman
yapısı güçlendirilmelidir. Mali gücü zayıf gazetelerden aynı kesime hitap
edenleri birleştirmeye yönelik teşvik önlemleri uygulanmalıdır. Teşvik
önlemleri en zayıfa en çok, en güçlüye en az verilecek şekilde düzenlenmelidir.
Yerel basın için bir yerel medya destekleme fonu oluşturulmalı, gazete kâğıdı
bir şekilde sübvanse edilmelidir. Enerji, iletişim, posta giderlerinde özel
tarife uygulanmalıdır. Basın -Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü yerel
medyayla ilişkilerini göstermelik törenler, seminerler, ödüllerle götürmek
yerine, yerel medya mensuplarına yönelik ciddi eğitim süreçlerini devreye
sokmalıdır.
Muhterem arkadaşlar, bu konuları dikkatinize sunduktan sonra başa
dönmek istiyorum. Türkiye'nin gerçekleri Basın -Yayın Genel Müdürlüğü yüzünden
değil, siyasi iktidarınız yüzünden maalesef vahimdir. Gazeteciler, aydınlar, iş
dünyası, kısaca herkesin ifade özgürlüğü kısıtlı da, sizin, yani Türk ulusu
adına egemenlik yetkisini kullanan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin
ifade özgürlüğü geniş mi? Sayın Başbakan bugünlerde çok kızdığı Barış ve
Demokrasi Partisine mensup milletvekillerine “Yeri geldiği zaman haddini
herkese yine bu Parlamento, Parlamento diliyle bildirir.” demiyor muydu? O
hâlde bana açıklayabilir misiniz, bu kadar güçlü olan Büyük Millet Meclisinin
gücü TRT’nin topu topu bir fiskelik fiyakası olan TRT Genel Müdürüne neden
yetmiyor? Bu zata haddini Parlamento diliyle bildirmeye cesaretiniz mi yok?
Neden sizin millet meselelerini tartıştığınız bu saatlerde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) - Sizlere saygı sunmaktan başka benim
de sözüm kalmadı. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ekşi.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Ankara
Milletvekili Sayın Aylin Nazlıaka.
Sayın Nazlıaka, buyurun.
CHP GRUBU ADINA AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2013 bütçesi üzerine Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce divanı saygıyla
selamlarım.
Sahip olduğu kültür mirası ve gayrimenkuller ile ülkemizin dört
bir yanında faaliyet gösteren, hizmet alanı nedeniyle çok geniş kitleleri
ilgilendiren Vakıflar Genel Müdürlüğü bu özelliklerine karşın kamuoyuna kapalı
olan kurumlarımızdan birisidir maalesef. Kaç vakfın denetlendiği, kaç mütevelli
heyetinin görevden alındığı, ne gibi usulsüzlük dosyalarının saptandığı, vakıf mallarının
hangi bedellerle kimlere kiralandığı gibi bilgilerin bugüne kadar kamuoyuyla
paylaşıldığına hiç şahitlik etmedik.
Değerli milletvekilleri, Vakıflar Genel Müdürlüğüyle ilgili son
günlerde konuşulan konulardan bir tanesi de Vakıfbank hisselerinin hazineye
devriyle ilgilidir. Eylül 2012 tarihinde Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan
yapmış olduğu bir açıklamada Vakıfbank’ın yüzde 58,51 oranındaki hisselerini
bedeli karşılığında hazineye devredeceğini söylemiştir. Daha sonra da Vakıflar
Genel Müdürlüğü yine bir açıklama yapmıştır, amaç tabii, kamuoyunu ısıtmaktır.
Yapılan bu açıklamada hisse devri konusunda yasal bir engel olmadığı ve bu
devirle birlikte Vakıfbank’ın hukuki statüsü ve sermaye yapısına ilişkin
belirsizliklerin, tereddütlerin ortadan kaldırılacağı söylenmiştir. Şimdi
buradan sormak istiyorum Sayın Bakan: Vakıfbank’ın hisse devriyle ilgili bir
görüş bildirmek siyasi otoritenin mi, yoksa bürokratların mı işidir?
Bürokratlar hangi yetkiyle böyle bir açıklama yapmaktadır?
Yine, Sayın Bakan, Plan ve Bütçe görüşmesi esnasında da size
benzer bir soru yöneltildi, orada siz de yapmış olduğunuz açıklamada, şu anda
bu yönde birtakım görüşmeler olduğunu söyleyerek Vakıfbank’ın bir kamu
bankasına dönüştürülebileceğine yönelik olarak bazı sinyaller verdiniz. Yani
Halk Bankasını satmak için gün sayan Hükûmet, anlaşılan o ki yeni bir kamu
bankası daha yaratarak onu da satmanın yollarını aramaktadır.
Şimdi, Sayın Bakan, ben sizin çok zeki ve hafızası çok güçlü biri
olduğunuzu gayet iyi biliyorum, hepimiz biliyoruz. Bir tutanak göstermek
isteyeceğim, hemen hatırlayacaksınız, 2000 yılında Fazilet Partisi Manisa
Milletvekiliyken yapmış olduğunuz bir açıklamayla ilgili. Bakın neler
demişsiniz Sayın Bakan: “Vakıflar Bankasının sermayesinde devletin bir kuruşluk
katkısı yoktur. -çok doğru- Bu durumda devletin kendisinin olmayan bir bankayı
satışa çıkarması hem Anayasa’mızın 2’nci maddesinde ifade bulan hukuk devleti
ilkesine hem de evrensel hukuk kurallarına aykırıdır.” Böyle demişsiniz. Sormak
istiyorum size, bu sözlerinizin arkasında mısınız?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Bana bakmanıza gerek
yok.
AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Rahatsız oluyorsanız size bakmadan da
konuşabilirim elbette.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Hayır, ikide bir bana
bakıyorsunuz, Genel Kurula konuşsanız...
AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Peki.
Vakıfbank hisselerinin hazineye devrinin hukuka uygun olmadığı
ortadadır ama şunu öğrenmek istiyoruz: O zaman bu devir işlemiyle ne yapılmak
isteniyor, kimlere peşkeş çekilmek isteniyor, bunu bilmek istiyoruz elbette.
Anlaşılan o ki devletin elinde ne varsa öldüm pahasına satan iktidar şimdi de
gözünü vakıf mallarına dikmiştir.
Gene yaz aylarında Sayın Bakan bir açıklama daha yaptı ve dedi ki:
“Kapatılan ve mal varlıklarına el konulan yaklaşık 20 kadar vakfa iadeiitibar
yapılacaktır.” Elbette hiç kimsenin hukuk kuralları içinde faaliyet gösteren
bir vakfın kapatılmasıyla ilgili olarak farklı bir görüşü olamaz, biz buna
saygı duyarız, hele hele demokrasi dışı bazı güçlerin baskısıyla eğer bu
vakıflar kapatıldıysa bundan biz de rahatsızlık duyarız çünkü siz 1990-2010
yılları arasındaki vakıflardan bahsetmiştiniz. Ve tabii ki iadeiitibar
yapılması da bu anlamda olumludur ama şunu belirtmek gerekiyor: Sizler
kurumlara iadeiitibar yapabilirsiniz ama asla ve asla kendi kaybettiğiniz
itibar için iadeiitibar yapamayacaksınız. Bu mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, Vakıflar Genel Müdürlüğünün denetlediği
vakıflardan biri de sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarıdır. İktidarın
yardım bürosu gibi çalışan, özellikle seçimlerde AKP’nin başarısı için önemli
görevler verilen bu vakıfların denetlenmesi 3 ayrı organ tarafından
yapılmaktadır: İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve
Vakıflar Genel Müdürlüğü.
Şimdi, ilk başta bu, kulağa çok hoş geliyor, 3 ayrı kurum
denetliyor, çok daha saydam, çok daha hesap verilebilirliğin olduğu bir ortam
söz konusuymuş gibi düşündürüyor ancak maalesef pratikte bu böyle
yürümemektedir. Baktığımızda, görüş ayrılıkları nedeniyle bekletilen dosyalar
vardır, beş altı yıla kadar dayanan denetim süreleri vardır. Onun için, burada
birçok konunun kilitlendiğini, denetimin tam olarak yapılmadığını görüyoruz.
Onun için, gene buradan Sayın Bakana sormak istiyorum: Sosyal yardımlaşma ve
dayanışma vakıfları kanalıyla son beş yılda kaç proje için, ne kadar nakdî
kredi verilmiştir? Tahsil edilmeyen kredilerin miktarı nedir? Eşe dosta peşkeş
çekilen ne kadar kredi bataktır? Bu kapsamda müfettişleriniz tarafından kaç
vakıf ve dosya işlemi yapılmıştır?
Şimdi size bir hukuk katliamından daha bahsetmek istiyorum. Bu da
Vakıflar Kanunu’nun 11’inci maddesiyle ilgilidir. Bu maddenin yaptığı
düzenleme, aslında, yöneticilerin kanunda öngörülen bilgi ve belgeleri
zamanında vermemesi, gerçeğe aykırı beyanda bulunması hâlinde verilecek
cezaları düzenlemektedir. Ancak, ne yaptı Vakıflar Meclisi? 07/02/2012
tarihinde bir düzenleme yapma gereği duydu. Herhâlde bu cezai işlemler
birisinin canını yakmış olmalı ya da birileri bundan çıkarları engellendiği
için rahatsız olmuş olmalı ki yapılan yeni düzenlemeye göre kanunda bir
değişiklik yapılabileceğini ifade etti, hatta yakın zamanda bir değişiklik
yapılacağı ifade edildi ve vakıf yöneticilerinin görevden alınmasına ilişkin
dosyaların bekletilmesine karar verildi. Sorarım size: Bu uygulamayla kimleri
koruyorsunuz, kimler koruma altına alınmıştır?
Peki, aradan on ay gibi bir süre geçmiştir, siz yakın dönemde bir
düzenleme değişikliği yapacağınızı, o yüzden kanunun bu maddesinin beklemeye
alınmasını bir nevi garantilemiştiniz. Peki, on aydır bir kanun maddesi de
çıkarmadınız. O hâlde, neden böyle bir değişiklik yaptınız ve Vakıflar Meclisi
kendini, millet iradesiyle seçilen milletvekillerinin bulunduğu Türkiye Büyük
Millet Meclisinden daha mı üstte konumlandırmaktadır, kendini daha mı yukarıda
pozisyonlandırmaktadır, bunu da bilmek istiyoruz.
Sayın Bakan, yaşanan bu hukuksuzluğun siyasi sorumluluğu kime
aittir? Böylesi bir hukuk skandalına imza atan Vakıflar Genel Müdürü başta
olmak üzere, Vakıflar Meclisinin derhâl ve derhâl istifa etmesi gerekmektedir.
“İleri demokrasi” ve “millet iradesi”ni dilinden düşürmeyen AKP
iktidarının ülkeyi getirdiği manzara budur. Bunun adı “tek parti diktası”dır,
“AKP diktası”dır, sahibinin sesi olan “bürokrasi diktası”dır.
Ben, bütçemizin, 2013 bütçemizin vatanımıza hayırlı olmasını
diliyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Nazlıaka.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Sayın Ali
Haydar Öner, Isparta Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Öner, buyurun.
Süreniz sekiz dakika.
CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım,
değerli milletvekillerimiz; 2013 yılı bütçesiyle ilgili, Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi
konularında konuşma yapmayacağım, sadece sorular soracağım.
Gerçi, soru ünlü, nere doğru ki? Bu bütçe Türkiye Büyük Millet
Meclisine getirilirken 5018 sayılı Mali Kontrol Kanunu hükümleri yerine
getirildi mi? Sayıştay Kanunu hükümleri yerine getirildi mi? Mali saydamlık
esası gözetildi mi? Şeffaflık, verimlilik, denetlenebilirlik, hesap
verebilirlik ilkelerine uyuldu mu? Sayıştay denetiminden niye vazgeçildi?
Sayıştayla ilgili kanun hükmünde kararnamede Sayıştayın yetkileri niye
kısıtlandı? Önce, Sayıştayı muhafazakâr bir yapıya dönüştürdüğünüzü düşünerek
bakanlıkların teftiş kurullarını devre dışında bırakmıştınız, herhâlde
muhafazakâr yapı içindeki dürüst denetçiler de size dokunur oldu ki bu defa
Sayıştayın yetkilerini bu nedenle mi kısıtladınız?
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 664 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname doğrultusunda yönetiliyor. Kanun hükmünde kararnamenin
tarihi 11 Ekim 2011. Bu tarihte Türkiye Büyük Millet Meclisi kapalı mıydı?
Hâkimiyet kayıtsız şartsız Türkiye Büyük Millet Meclisinden Hükûmete mi geçti?
Türkiye Büyük Millet Meclisi açıkken KHK ne demek? Buna kahkahalarla gülünür
ancak. Su varken teyemmümle namaz kılınabiliyor mu? Sadece Atatürk Kültür, Dil
ve Tarih Yüksek Kurumu değil, 633’ten 666’ya kadar kanun hükmünde
kararnamelerle memleketi yönetmeye çalışıyorsunuz, bir tanesini Meclise getirme
erdemini, cesaretini gösteremiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu sadece kanunsuz değil,
aynı zamanda işlevsiz de bırakılmamış mıdır? Atadığınız yüksek kurum
başkanının, yönetim kurulu üyelerinin Atatürk’le ilgili herhangi bir
çalışmaları var mıydı? Bir tanesi istifa etti gitti, o herhâlde ötekilerden
daha erdemliydi. Bir istisnayla daha önce görevini devam ettiren bir sayın
Danışma Kurulu üyesini istisna tutuyorum. Yüksek Danışma Kurulu hangi
aralıklarla toplanması gerekir, bugüne kadar niye toplantıya çağrılmamışlardır?
Atatürk ödüllerinin verilmesinden niye vazgeçilmiştir? Bu ülkenin iftiharı,
mazlum milletlerin önderi Atatürk adına ödül vermekten niçin vazgeçilmiştir?
Uluslararası kuruluşlara üyelikler niçin dondurulmuştur? Her türlü görev ihmali
görev namusuyla nasıl bağdaştırılacaktır? Atatürk’ün mirasıyla yaşatılan yüksek
kurum gelirlerini İş Bankasından alıyor, mevduatı nereye transfer ediyor? Ayıp
değil mi? O bankadan nemalanacaksın, o bankaya, Atatürk’ün mirasına, miras
bırakana ihanet edeceksin. Bu, hukuk bakımından da büyük bir ayıp değil midir?
38’inci ICANAS -Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları
Kongresi- toplandı; 10-15 Eylül 2007’de, 1.800 kişinin katıldığı muhteşem bir
kongre yapıldı. 11 başlık vardı, 4 başlığın kitapları 11 cilt hâlinde
yayımlandı. 2007’den bu yana beş yıl geçti, ötekiler niye hâlâ yayımlanmadı?
24-30 Eylül tarihlerinde -2012’de bu da, bu da bir başka konu- Uluslararası
Türk Dili Kurultayı Ankara’da düşük katılımla toplandı. Bu toplantılara daha
önce yaklaşık 400 kişi katılırdı, son toplantıya 206 kişi katıldı. Otele kaç
kişilik ödeme yapıldı; lüks, 5 yıldızlı otele? Sonra, daha önce bir günlük gezi
yapılırken, toplantı, kongre kısa tutuldu; üç günlük Kapadokya gezisi yapıldı.
Yaklaşık 150 kişi katılmışken, kaç kişilik yol ve konaklama gideri ödendi?
Ayrı bir konu: Plan ve Bütçe Komisyonunda Hükûmet yetkilileri
konuşurken antidemokratik uygulamalar yapıldı. Plan ve Bütçe Komisyonunda
Hükûmet yetkilileri konuşurken kameramanlar orada, basın mensupları orada
cilalı taş devri anlatılırken var; sıra eleştirilere gelince, Komisyonun
antidemokratik Başkanı, Komisyona katılan milletvekillerine hakaret eden
Başkanı, onu kendisinde yetki sayan Sayın Başkanı nerede? Ne zaman özür
dileyecek merak ediyorum. Gazetecileri çıkarıyor, fotoğraf çekmek yasak, kamera
kullanmak yasak. Bu ne biçim ileri demokrasi? Böyle uygulamalar daha ne kadar
devam edecek? Eleştiriye tahammül yoksa, kim ileri demokrasiden bahsedebilir?
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çalışanları arasında
ücret ve statü farkı var mıdır?
Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanla ilgili, Plan Bütçe
Komisyonunda “Muhteşem bir Başbakanımız var.” dedik, gitti Muhteşem Yüzyıl’a
çattı ama Muhteşem Yüzyıl’ın danışmanı da Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumunun yönetim kurulu üyeliğine atanmış. Bu ne çelişki bilmiyorum. Ayrıca,
cehaletime bağışlayın, Bizanslı hanımların Büyük Fatih’e ne dediğini
bilmiyordum, Sayın Başbakanın konuşmasını da kaçırdım, onu da öğrenmeye
çalışacağım. Keşke Bizanslı Ortodoks papazların da ne dediğini bilebilseydik.
Son sorum sayın milletvekillerimize: Değerli milletvekillerimiz,
yönetim partilerinin milletvekilleri, denetim partilerinin milletvekilleri;
burada bir çoğunluk diktası yürütülüyor. Sayın milletvekillerimizden sorum şu:
Yeminimize sadık kalabiliyor muyuz? Aklımız ve vicdanımız doğrultusunda oy
kullanıyor muyuz?
Milletimize sadakatle hizmet eden milletvekillerimize saygılar sunuyor,
2013 bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar).
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öner.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir sonraki konuşmacı Manisa
Milletvekili Sayın Sakine Öz.
Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar).
Süreniz sekiz dakika.
CHP GRUBU ADINA SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Türk Dil
Kurumu bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bütçe, bilindiği üzere Anayasa’mızda
güvenceye alınmış bir haktır. Bu hak sayesinde yurttaşlar kamu kaynaklarının
elde edilme usul ve miktarını, bu kaynakların nasıl harcandığını öğrenir.
Parlamentolar, hükûmetleri temelde bütçe kanunu üzerinden denetler, bütçe hakkı
ulusal egemenliğin maddi temeli ve demokrasilerdeki kuvvetler ayrılığının,
hesap veren şeffaf bir yönetim ilkesinin en somut göstergelerindendir. Şeffaf
olmayan bütçelerin sağlıklı sonuçlar vermesi beklenemez. Hükûmetler gerekçesini
yeterince açıklamadıkları gelir kaynakları ve harcamalarla tam bir kaosa imza
atarlar. Bütçe hazırlığının hükûmetler tarafından basit bir demokratik sürece
indirgenmeye çalışıldığı ortamda millet iradesi hafife alınmış demektir.
Milletin Meclisinin açık, net, şeffaf, hukuka uygun denetimden geçmeyen,
Parlamentonun zamanında ve yeterince bilgilendirilmediği süreçte, deyim
yerindeyse oldubittiye getirilen harcama ve gelir kalemleri kim bilir hangi
partizan çıkarlar adına düzenlenir, hangi sofradan kesilip hangi sofraya
aktarılır, hangi yeni zenginleri yaratmak, dış politikada hangi rejimleri
değiştirmek için kullanılır?
Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz yıl 2012 bütçesini görüşürken de
söyledik, biraz önceki arkadaşım da söyledi, bir kez de ben söylemek istiyorum,
AKP iktidarına ve Sayın Meclis Başkanına şu uyarıda bulunuyorum: Meclisimiz
adına denetleme yetkisini kullanan Sayıştayın bütçe sürecinde Genel Kurul
aşamasından önce Plan Bütçe Komisyonuna sunması gereken üç denetim raporu henüz
elimizde değil. Kamu harcamalarının sağlıklı yapılıp yapılmayacağına dair
elimizde nitelikli bilgi ve görüş yok. İstememize rağmen bu raporlar
ulaştırılamadı. Gerçi biraz önce Bakanımız bununla ilgili açıklama yaptı ama
sanırım kendisi de inanmadı. Bu şartlar altında Türk Dil Kurumu bütçesi dâhil
olmak üzere bütçe, genel bir saydamlık, hesap verme sorunuyla karşı karşıyadır.
Meclisimiz denetim yetkisini kullanamıyorsa, bütçe yapımı sırasında bir
bürokratik süreç ya da gereksiz ayrıntı
olarak görüyorsa demokrasimiz için açık bir tehlikeyle yüz yüzeyiz demektir.
Değerli milletvekilleri, Türk Dil Kurumu, Ulu Önder Mustafa Kemal
Atatürk’ün cumhuriyet değerlerinde özel bir görev yüklediği ulusal bilinç ve
kültürün en önemli simgelerinden olan Türkçemizin tarihini araştırmak, gelecek
nesillere en doğru ve nitelikli biçimde yaymak üzere kurulmuş, tarihsel değeri
olan bir yapı taşıdır. 12 Eylül sürecinde, cumhuriyetin tüm kurumlarının anlam
ve önemi unutturulmak istenirken bu işe öncelikli olarak Türk Dil Kurumu gibi
simge kurumlardan başlanmıştır. Göstermelik bir Atatürkçülükle Türk Dil
Kurumunun devrimci, çağdaş hedefleri silikleştirilmeye, Türk Dil Kurumunun
edilgen çağının anlayışından uzak bir konuma yerleştirilmeye çalışılmıştır.
Bugün bu süreç AKP iktidarında devam ediyor.
Değerli milletvekilleri, 2013 bütçe kanun tasarısında özel bütçeli
kuruluşlar arasında sayılan Türk Dil Kurumuna, özel bütçeli kurumlara ayrılan
toplam 45 milyar 2 milyon 167 bin 100 liralık ödeneğin 12 milyon 793 bin
liralık kısmı ayrılmıştır. Bu rakam, toplam ödenek içinde yaklaşık binde 3,5’e
denk gelmektedir. Bütçeden ayrılan bu pay, geçtiğimiz yıl verileriyle
karşılaştırdığımızda bir miktar düzelmişse de yeterli değildir. Türk dilinin
geliştirilmesi adına kamu yayıncılığı ve araştırmacı faaliyetlerini yürüten,
Atatürk’ün ulusal kültür alanında görevler yüklediği kurumun bugün bulunduğu
konum bizi üzmektedir. Türk Dil Kurumu nitelikli, çağa uygun bir araştırma ve
yayım faaliyetinin uzağında kalmaktadır. Anlaşılan o ki Türk Dil Kurumuna
ayrılan ödenek kurumun çağımızın kamu araştırmacılığı ve yayıncılığı düzeyine
erişmesine yetmeyecek hatta aradaki fark açılacaktır.
Sayın Başbakan 2023 hedeflerini andığı dünkü bütçe konuşmasında
yüksek teknoloji standartlarından bahsetmişti. O hâlde Türk Dil Kurumunun
araştırmacılık ve yayıncılık anlayışı neden ileri teknolojiden mahrum
bırakılmaktadır?
Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti, 12 Eylül referandum
sürecinde sürekli yakındığı vesayetçi, otoriter tutumdan bugün kendisi
vazgeçmiyor. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Dil Kurumunu kurarken
koyduğu hedefleri buduyor. 12 Eylülün yarattığı kültürel yıkımı sürdürüyor.
Evet, AKP, 12 Eylülün vesayetçi, otoriter, ayrımcı kültür politikalarını
derinleştiriyor. Türk Dil Kurumuna 12 Eylülde beraber giydirilen Türk-İslam
ideoloji elbisesi bugün var gücüyle muhafazakâr nesil yetiştirmek uğruna
genişletiliyor, farklı düşünceler dışlanıyor, etiketleniyor. Atatürk’ün, Türk
Dil Kurumunu kurarken hedeflediği çağdaş, laik, farklı kimliklere vatandaşlık
temelinde saygı duyan düşüncenin, ulusal değerlerimizin simgesi Türkçeyi
araştırma ve yayma anlayışının içi boşaltılıyor.
Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz aylarda basında büyük yankı
uyandırmıştı. Kurumun bazı yayınlarında açıkça dil, din, kimlik, cinsiyet
ayrımcılığı taşıyan deyim, atasözü ve sözcük açıklamaları yoluyla Türk Dil
Kurumunun kuruluş hedefleri iyiden iyiye yıpratılmıştır. Bu anlayış Türk Dil
Kurumunun kamuoyunda itibarını düşürmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türk Dil Kurumundaki kadrolaşmalar,
araştırma ve yayın faaliyeti niteliğini arka plana itiyor, partizan bir anlayış
hüküm sürüyor. Denetim raporlarında kendilerine yüksek ödeme yapıldığı
belirlenen kişiler, kuruma yönetici olarak atanıyor. “Liyakat” sözcüğü bu
gidişle yakında Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nden çıkarılacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 bütçesinde Türk Dil
Kurumuna ayrılan ödeneği görüştüğümüz şu günlerde, AKP, anlaşılan “adalet”i
kendine alıp bu sözcüğü Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nden bir gecede silmiştir.
Sadece düşüncesini ifade eden, dilini en güzel biçimde kullanan yazarlarımız,
gazetecilerimiz, siyasetçilerimiz ise hapistedir.
Makam, mevki hırsıyla yanıp tutuşmayan, ekmeğini kalemiyle
kazanan, sırf düşündüğü ve mesleğini yürüttüğü için senelerdir tutuklu
bırakılan, adalet arayan vatandaşlarımıza buradan selam ediyorum. Tutuklu
milletvekili arkadaşlarımızla 13 Aralıkta Silivri’de özgürlükte buluşmayı
diliyorum.
2013 bütçesinin tüm halkımıza adalet, eşitlik, refah ve özgürlük
talebini bir nebze de olsa karşılamasını umuyor, yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı Antalya
Milletvekili Sayın Gürkut Acar.
Sayın Acar, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz sekiz dakika.
CHP GRUBU ADINA GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türk Tarih Kurumunun 2013 bütçesi üzerine görüşlerimi
paylaşmak için söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Türkiye, bir kırılmanın eşiğindedir. Bu nedenle bütçesi üzerine konuştuğum
Türk Tarih Kurumuna ciddi görevler ve sorumluluklar düşüyor ama bu duyarlılığın
olup olmadığı tartışmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti bir aydınlanma devrimidir, çağdaşlığa,
akılcılığa doğru atılmış bir adımdır ve bugün Türkiye, bölgesindeki birçok ülkeden
farklı bir konumda ise bu, kuruluşundaki seçimin doğru yapıldığının bir
göstergesidir. Eğer Türkiye, çağdaş, bağımsız ve onurlu bir ülke olarak yoluna
devam edecekse bunu ancak yine cumhuriyetin değiştirilemez niteliklerini
koruyarak yapabilecektir, bunun başka yolu yoktur. Cumhuriyetin niteliklerini
eğip bükerek; cumhuriyeti ters düz ederek; Atatürk’ü, Atatürk ilkelerini
kanunlardan, eğitim kurumlarından kazıyarak; halkın, milletin gönlünden silmeye
çalışarak varılacak hiçbir yer yoktur. Bu kafayla gidilecek tek yer yıkımdır,
buna izin vermeyeceğiz.
Değerli arkadaşlar, 2000 yılından bu yana Anıtkabir’e giden,
Atatürk’ü ziyaret eden, ona şükranlarını sunanların sayısı 70 milyondur. Aynı
dönemde Anıtkabir’i ziyaret eden yabancıların sayısı da 4 milyonu bulmaktadır.
Anıtkabir komutanlığı, son 29 Ekim ve 10 Kasım’da sayım yapılmadığını bildirdi
ama 100 binler oradaydı, 100 binler Ata’sına gitti. Bunun bir anlamı var,
iktidar bunu anlamak istemiyor olabilir, bunun anlamını bilmiyor olabilir. İşte
bu noktada Türk Tarih Kurumuna bir görev düşüyor: Bu görev, Mustafa Kemal
Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı, cumhuriyeti, bugünkü iktidara anlatma görevidir.
Atatürk adını eğitimden, eğitim kurumlarından, İnternet sitelerinden silenlere,
UNESCO’nun, Atatürk’ü “Ulusal Mücadele ve Çağdaşlaşma Lideri” olarak
tanımladığını anlatın. Yabancı devlet adamlarının “Atatürk gibi dahiler yüz
yılda bir gelir.” dediklerini anlatın. Norveçlilerin “Atatürk gibi düşünmek.”
diye bir deyim ürettiklerini ve bunu örnek aldıklarını anlatın.
İngiltere Başbakanı Lloyd George 1922’de diyor ki: “Yüz yıllar
nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi
çağımızda Türk milletine nasip oldu.” Ben de doksan yıl sonra diyorum ki: Şu
talihsizliğimize bakın ki bugün Türkiye’yi yönetenler, büyük dahinin adını,
anlamını silmek için uğraşıyor. Evet, Türkiye böyle bir talihsizliği yaşıyor.
Atatürk’ün kurdurduğu ve mirasından pay ayırdığı kurumlardan birinden
Atatürk’ün adı siliniyor. Bunu anlamak mümkün değil. Bu, talihsizlik değilse
nedir?
Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu söylemek istiyorum: Atatürk’ün
İş Bankasındaki paylarından Cumhuriyet Halk Partisine bir kuruş bile
verilmemektedir. Pay geliri, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna tahsis
edilmiştir o yüce insan tarafından. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu gibi
büyük Atatürk’ün kurduğu, mirasından pay bıraktığı, aklın ve bilimin
aydınlığında çalışmasını istediği bir kurumdur. Ancak 12 Eylül darbecileri, bu
iki kurumu devlet dairesine dönüştürmüştür. AKP de kanun hükmünde kararnameyle
bu saygısızlığı bir adım daha öteye taşımıştır. Darbeciler, bu iki kurumu
devlet dairesi yaparken, kanuna “Bunlar Atatürk tarafından kurulmuş.” diye
yazmışlar ama AKP’nin kararnamesinde bu da yok. Atamalarda da kadrolaşma
anlayışı -biraz önce arkadaşlarım söyledi- aynen sürmektedir. Her yerde olduğu
gibi Atatürk’ün kurumlarında da AKP anlayışı egemen kılınıyor ve bu egemenlik
tayinlerde açıkça kendini gösteriyor, Atatürk ile bu kurumlar arasındaki bağ
kopartılıyor. “Atatürkçülük bağnazlıktır.” diyenler bu kurumlara yönetici
olarak atanıyor. Ama atanan o yönetici, Türk halkı tepki gösterince Atatürk’ün
kurumundan istifa etmek zorunda kaldı. Deniyor ki: “Başka alanlardan bu
kurumlara daha önce de yapıldı.” Yapıldı ama o zaman “Atatürkçülük
bağnazlıktır.” diyenler atanmadı, aradaki fark budur.
Değerli arkadaşlar, sadece bu kurumların gelirleri sayılırken
Atatürk adı geçiyor. Atatürk yok ama parası var. Atatürk’ün parasıyla
Atatürk’ün izlerini silmeye çalışmak tek kelimeyle ayıptır. Bakınız, bütün
dünya hukukçularının bildiği bir gerçek vardır: Vasiyetname özel hukuka ilişkin
hukuksal bir düzenlemedir. Bir kişi, kendi mal varlığının öldükten sonra kime
ait olacağına kendisi karar verir. Vasiyetnameler mahkemelerce itiraz üzerine
iptal edilebilir veya kısmen değiştirilebilir ama kanunla değiştirilemez.
Kanunla vasiyetname ihlal edilemez. Vasiyetname ile Ahmet’e verilen mal, kanun
çıkarılarak Mehmet’e verilemez ama AKP bunu yaptı, darbeciler bunu yaptı. Bu
iki zihniyeti de kınıyorum buradan.
Değerli arkadaşlar, bakın, bir nokta daha var: Türk Dil Kurumu ve
Türk Tarih Kurumuna Atatürk’ün mirasından kaynak bulunan gelir İş Bankası
hisselerinden sağlanıyor. Biraz önce arkadaşım söyledi, İş Bankası çalışıyor,
üretiyor, kazanıyor bu kurumlara kaynak aktarıyor ve bu kurumların neredeyse
tüm finansmanı buradan sağlanıyor. Ama bugünkü yönetim, bu parayı İş
Bankasından alıp diğer bankalara aktarıyor. Buna ne denir? Buna vefasızlık
denir, buna saygısızlık denir, buna nankörlük denir. Mustafa Kemal Atatürk
vasiyetnamesinde ne diyor? “Tahsis edilecektir.” diyor. Tahsis nedir? Bu
kurumlar için para ayrılır, amacına göre, kurallara göre harcama yapıldıkça
ayrılan miktardan ödeme yapılır. Devlet bütçesinde de bu böyledir ama İş
Bankasına gelince vasiyet bir kez daha çiğneniyor. Bu tutum ayıplı bir
tutumdur, vasiyete ve Atatürk’e saygısızlıktır.
Değerli arkadaşlar, şimdi, bunların üzerine yeni adımların
atılacağı iddiaları var. AKP iktidarında her çeşit sahte evrak kullanmak,
yaratmak, her çeşit CD’yle asılsız iddia ile insanları tutuklatmalar olağan
uygulamalar hâline geldi. İş Bankasıyla ilgili de benzer sahteciliklerin
hazırlandığına ilişkin duyumlar alıyoruz. Unutmayın ki Türkiye İş Bankası
Türkiye'nin bankasıdır. Türkiye'ye ciddi katkılar sağlamış, üreten, istihdam
sağlayan ciddi bir bankadır, Türkiye'nin en büyük bankasıdır. Tüm Atatürk
kurumları gibi Hükûmetin, İş Bankasını da hedef alması gereken bir adımdır ama
asla kabul edilebilecek bir adım değildir. İş Bankası, önce Türkiye Büyük
Millet Meclisinden çıkarıldı, sürüldü. Sonra, Atatürk’ün mirası buradan alınıp
başka bankalara kaydırıldı, şimdi de hilelerle bankayı ele geçirmeye
çalışıyorsunuz. Buradan uyarıyoruz, elinizi Atatürk’ten ve Atatürk’ün
kurumlarından çekin. Cumhuriyet Halk Partisi, İş Bankasındaki Mustafa Kemal
paylarının vasiyetnamesine uygun şekilde kullanılması ve korunmasıyla
görevlidir ve bununla görevlendirilmiş bir tüzel kişidir. Buradan uyarıyoruz,
elinizi çekin, eliniz yanar.
Değerli arkadaşlar, AKP’nin çekirdek kadrosuna bakınız, tümü
Mustafa Kemal Atatürk düşmanı. Atatürk’ün bütün eserlerini yıkmaya ant içmiş
yeminli cumhuriyet düşmanlarıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) – İstismar etmeyin, istismar! Kızarıp
duruyorsunuz.
GÜRKUT ACAR (Devamla) – Çekirdek kadro, tıpkı ortasında zehir
bulunan bir çikolata gibi etrafı sağ seçmen ile sarılmış, laiklik ve Atatürk
düşmanlarından oluşmuş, emperyalizmle anlaşıncaya kadar yüzde 7,5’tan daha
fazla oy almamış devrim düşmanlarından oluşmaktadır.
Değerli arkadaşlarım…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ (Samsun) – Bitti, bitti, sesiniz kesildi be!
GÜRKUT ACAR (Devamla) – Evet, sesimiz kesildi ama asla
kısılamayacak…
Bu bütçe, Türkiye’de maalesef hayırlara vesile olacak bir bütçe
değildir. Türk halkı olanı biteni görüyor ve Türk halkı -keser döner sap döner,
bir gün hesap döner- bu halk sizden mutlaka bir gün hesap soracaktır.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Acar, teşekkürler.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…
AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan…
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, grubumuzun, partimizin
yönetimiyle ilgili sayın konuşmacının ifadeleri son derece çirkindir. Bu konuda
söz istiyorum efendim.
BAŞKAN – Buyurun, iki dakika lütfen. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
(Devam)
7.- Kahramanmaraş Milletvekili
Mahir Ünal’ın, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın Adalet ve Kalkınma Partisine
ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; maalesef Atatürk’ten bir türlü elinizi çekmediniz.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Siz de diyemiyorsunuz, “Atatürk”
diyemiyorsunuz.
MAHİR ÜNAL (Devamla) -
Daha, dün, Sayın Başbakanımızın burada ifadesi var. Bizim her zaman
söylediğimiz… Bizim cumhuriyetimizle, cumhuriyetin değerleriyle hiçbir zaman
sorunumuz olmadı.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İyi ki olmadı!
MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bizim, kendisini cumhuriyetin sahibi
zannedenlerle sorunumuz var. Bizim sizinle sorunumuz var. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Çünkü siz boş bir Atatürkçülükle ve maalesef… Bana
söyler misiniz, biz iyi kötü Türk siyasi tarihini okuduk, sizler de okudunuz.
Nur Hocam, sen okudun, Süheyl Hocam, siz okudunuz. Allah aşkına, Türk siyasi
tarihinde, ne zaman Atatürk’ün mirasına sahip çıktınız? Bu ülkede ne zaman taş
üstüne taş koydunuz? Atatürk’ün manevi mirasına da Türkiye Cumhuriyetini yüceltme
idealini de AK PARTİ gerçekleştirmiştir, bu sıralarda oturan cumhuriyetin
evlatları gerçekleştirmiştir.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Siz Atatürk’ten elinizi çekin, siz önce kendinizle bir hesaplaşın
ve sonra biraz ders çalışın ders.
Saygılar sunuyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Özgürlük ve bağımsızlık
karakterimdir.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın konuşmacı “İçi boş bir
Atatürkçülüğü Cumhuriyet Halk Partisinin savunduğunu.” söylemek suretiyle
grubumuza sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
İki dakika içerisinde lütfen.
8.- İstanbul Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebi’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın CHP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Amerikalı ünlü siyaset bilimcisi Samuel Huntington’ın
Medeniyetler Çatışması diye bir tezi vardır. Kendisi Türkiye’ye de geldi, bir
röportajı da gazetelerde yayınlandı. Hem o kitapta hem Türkiye'de yayınlanan
röportajında Türkiye için şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye medeniyetler
arasında bölünmüş bir ülkedir. Ne doğulu olabilmiş ne batılı olabilmiş,
ikisinin arasında yönünü kaybetmiş bir ülkedir. Kemalizm başarısızlığa uğramıştır.”
Türkiye’nin bu nedenle Atatürkçülüğü, Kemalizmi bir kenara bırakıp İslam
dünyasına örnek olmasını önerir. İşleyen bir demokrasisi olsun, Parlamentosu
olsun, bunun için laikliği bir kenara bıraksın. Çünkü, laik bir Türkiye’nin
İslam dünyasına örnek olması mümkün değildir. Huntington’ın bunu önermesinin
nedeni de Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Batı’ya en büyük tehlike İslam
dünyasından gelecektir. Dolayısıyla İslam dünyasını ehlileştirmek, Batı
karşısına bir tehlike olmaktan çıkarmak için Türkiye’nin laikliği,
Atatürkçülüğü bir kenara bırakıp, İslam dünyasına örnek olması gerekmektedir.
İşte, AKP, tam böyle bir projenin partisidir, tam böyle bir süreçte ortaya
çıkmış olan bir partidir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu görevinizi AKP olarak
başarıyla yerine getiriyorsunuz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, AK PARTİ, bir proje
partisi değildir, milletin partisidir. Bu milletle bugüne kadar kimlerin
mücadele ettiği de siyasi tarihin konusudur; milletin takdirine bırakıyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler. Zapta geçti sözleriniz.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı:
361) (Devam)
2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu
İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)
I) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
(Devam)
1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
İ) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1) Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
J) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
(Devam)
1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
K) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH
YÜKSEK KURUMU (Devam)
1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
L) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
(Devam)
1) Atatürk Araştırma Merkezi 2013
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk Araştırma Merkezi 2011
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
M) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)
1) Atatürk Kültür Merkezi 2013
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Atatürk Kültür Merkezi 2011
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
N) TÜRK DİL KURUMU (Devam)
1) Türk Dil Kurumu 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türk Dil Kurumu 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
O) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)
1) Türk Tarih Kurumu 2013 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2) Türk Tarih Kurumu 2011 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, şimdi, AK PARTİ Grubu adına birinci
konuşmacı Ordu Milletvekili Sayın İhsan Şener.
Buyurun Sayın Şener.
Süreniz beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA İHSAN ŞENER (Ordu) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2013 yılı bütçesi üzerine AK
PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama geçmeden önce, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Komisyonunca 10 Aralık 1948 yılında İnsan Hakları Günü olarak kabul edilen 10
Aralık İnsan Hakları Günü’nün adalet, eşitlik, özgürlük temelinde mutlu bir
Türkiye oluşturması dileğiyle sözlerime başlıyorum.
Ülkemizde radyo, televizyon yayınlarının düzenlenmesi ve
denetlenmesi görevi 1994 yılında 3984 sayılı Kanun’la Radyo ve Televizyon Üst
Kuruluna verilmiştir.
İletişim alanındaki teknolojik gelişmelerin görsel, işitsel
yayıncılık sektörü üzerindeki etkileri yeni imkânlar sunarken, yeni
beklentileri ve ihtiyaçları karşılayacak düzenlemelerin yapılması da zorunlu
hâle gelmişti. Bu nedenle 3 Mart 2011 tarihinde yeni bir düzenlemeyle, 6112
sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun ile
yayıncılık mevzuatımız günün şartlarına, halkımızın ve sektörün ihtiyaç ve
beklentilerine ve ayrıca içinde bulunduğumuz yayın coğrafyası olan Avrupa
Birliği normlarına uygun hâle getirilmiştir. Bu kanunla, yeni teknolojinin kullanılmasına
imkân sağlayarak yasal çerçeve oluşturulmuş, ulusal frekans planlamasını yapma
yetkisi yeniden Radyo Televizyon Üst Kurulu’na verilmiştir. İletişim ve
yayıncılık sektöründeki son gelişmeleri de kapsayacak şekilde hazırlanan kanun,
İnternet protokollü televizyon, sayısal yayıncılık ve yüksek çözünürlü
televizyon yayını gibi yeni yayın teknolojilerinin uygulanmasına yönelik
belirsizlikleri ortadan kaldıracak yeni açılımlar getirmiş, kanun kapsamında
karasal sayısal yayına geçiş takvimi de belirlenmiştir.
Ülkemizde aslında 1994 yılından beri karasal yayın lisansını
verebilmek için gerekli sıralama ihalesi gerçekleştirilememişti. İlk defa, 6112
sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle yıllardır sürüncemede kalan bu konu
inşallah hâl yoluna girmiştir. Çünkü kanunla düzenlenen izleme ve dinleme
ölçümleriyle ilgili ulus ve uluslararası esasları belirleme yetkisi Radyo
Televizyon Üst Kuruluna verilmiş; bu amaçla -üst kurul tarafından- 17 Ekim 2012
tarihinde Yayın Hizmetlerinin İzlenme ve Dinlenme Oranı Ölçümlerinin
Yapılmasına ve Denetlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik
yürürlüğe girmiştir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, şikâyetlerin denetimini
şikâyetlere bağlı ve resen kendi uzmanları aracılığıyla yapmaktadır. Bu arada
web sayfası üzerinden gelen şikâyetler ve e-postalar da dikkate alınmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo Televizyon Üst
Kurulunun önemli faaliyetlerinden biri de çocukların olumsuz yayın
içeriklerinden korunmasına ve kamuoyunun bilinçlendirilmesine yönelik
çalışmalardır. Bu amaçla yürütülen faaliyetlerden medya okuryazarlığı dersinin
özel bir önemi vardır. 2003 yılında düzenlenen İletişim Şûrasıyla RTÜK’ün
gündemine gelmiş olan medya okuryazarlığı dersi, daha sonra millî eğitimle
yapılan ortak proje çalışmalarıyla seçmeli ders hâlinde okullarımızda
okutulmaktadır. Aslında Radyo Televizyon Üst Kurulunun gelişmiş
demokrasilerdeki partnerleri bağımsız ve özerk kurumlardır, Türkiye’de resmî
kurum hâlinde yürütülmektedir. Eğer Türkiye'de basın yayın organları kendi iç
denetimlerini başarıyla sürdürürler ve bu hususta belli bir mesafe alırlarsa
umarız ki önümüzdeki yıllarda da resmî bir kurumun radyo ve televizyon
yayınlarını denetlemesine ihtiyaç kalmayacak ve otokontrol sistemi kurumsal
hâle gelecektir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun başarılı çalışmalarından dolayı
başkan ile orada bulunan çalışma arkadaşlarını kutluyor, 2013 yılı Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu bütçesinin milletimize, memleketimize hayırlı olmasını
temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.
AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın
Tülay Kaynarca.
Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Radyo Televizyon Üst Kurulu 2013 yılı bütçesi üzerine
AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Radyo Televizyon Üst Kurulu, Türkiye’de
radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesi ve de denetlenmesini sağlayan bir
kuruluştur. Dolayısıyla konuşmamda sektörün düzenlenmesine yönelik çalışmalara
ve bu kapsamda yapılan faaliyetlere dikkat çekmek istiyorum.
Radyo-televizyon yayınları iletildikleri ortama göre karasal,
kablo ve uydu ortamında yapılan yayınlar olarak sınıflanır ve üst kurulca
kablolu yayın lisansı verilen 120 televizyon, 1 radyo; uydu yayını lisansı
verilen 225 televizyon ve 74 radyo; karasal ortamda ise toplam 247 televizyon ile
1.059 radyo kuruluşunun lisans başvurusu vardır. Ancak bütün bu kuruluşlara
1994 yılından beri lisans verebilmek için gerekli sıralama ihalesi ise
yapılamamıştır. 2006 yılında ise Türkiye, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği
toplantısında diğer ülkelerle birlikte karasal yayıncılığa geçme ve 2015 yılı
itibarıyla analog yayınları sonlandırma kararına imza atmıştır. Dolayısıyla
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun
ile de sayısal geçiş çalışmaları başlatılmıştır. Elbette bu bir süreçtir. İlk
bir yıl içinde frekans planlaması yapılmıştır. Devamında 2013 yılı Mart ayında
sıralama ihalelerinin tamamlanması öngörülmektedir. Yine vericileri kurmak ve
işletmek üzere verici tesis ve işletme şirketinin yetkilendirilmesi sonrasında
şirket tarafından aynı yılın kasım ayında Ankara, Bursa ve İstanbul olmak üzere
sayısal televizyon vericileri tesis edilecek ve bu işlemler Aralık 2014’e kadar
tamamlanacaktır. Aralık 2014, altını dikkatle çiziyorum. Analog vericilerinin
kapatılması ise 2015 yılı Mart ayında tamamlanması planlanmaktadır. Yani bütün
bunlar kanunda öngörülen süreler çerçevesinde çözüme ulaştırılacaktır.
Değerli milletvekilleri, RTÜK’ün denetleme faaliyetleriyle ilgili
de birkaç hususun altını çizmek istiyorum. Üst Kurul, Ankara merkezinde
yaklaşık 110 televizyon ve 80 radyo yayını 7 gün 24 saat kesintisiz izlenip,
arşivlenip analiz edilmektedir. Denetim ise şu şekildedir: Uzmanlar tarafından
doğrudan denetim iletişim merkezi kanalıyla, web sitesi ve e-posta
kanallarıyla.
Ocak-Eylül döneminde 892 müeyyide kararı alınmıştır ama ilginçtir,
bu kararın yüzde 81’i reklam ihlalleriyle ilgilidir. RTÜK İletişim Merkezine
yapılan şikâyetlerin çoğu yayınların genel ahlaka, ailenin korunması ilkesine
aykırılıkla ilgilidir. Son dokuz ayda 55.884 bildirim ise konuya karşı
duyarlılığın da bir göstergesidir. Önemle belirtelim ki Üst Kurulun programları
önceden izleyip denetleme ya da yayından kaldırma yetkisi yoktur. Sadece
denetler ve gerekirse müeyyide uygular.
Son olarak, Üst Kurulun çocukların olumsuz yayın içeriğinden
korunmasına ve kamuoyunun bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalarının önemine
de işaret etmek isterim. Yapılan son araştırmalar, öğrencilerin günde ortalama
tam üç saat televizyon seyrettiği, bunların yüzde 52’sinin televizyonu önemli
iletişim aracı olarak gördüğü ve yaklaşık yüzde 81’inin de televizyonu
ailesiyle birlikte izlediği ortaya konulmuştur.
Dolayısıyla, Milli Eğitim Bakanlığının iş birliğiyle hayata
geçirilen medya okuryazarlığı derslerinin önemi de gözler önüne serilmiştir.
Değerli milletvekilleri, yukarıda ana başlıklarıyla çerçevesini
çizdiğimiz çalışmalar doğrultusunda Radyo Televizyon Üst Kurulunun 2013 bütçesi
162 milyon lira ödenek olarak öngörülmüştür.
Hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.
AK PARTİ Grubu adına 3’üncü konuşmacı Konya Milletvekili Sayın
İlhan Yerlikaya.
Buyurun Sayın Yerlikaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA İLHAN YERLİKAYA (Konya) – Sayın Başkan ve
değerli milletvekilleri; 2013 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı, Basın-Yayın
Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında, Hazreti Mevlânâ’nın vefatının 739’uncu yılı
münasebetiyle her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen Mevlânâ
Haftası’nın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1920’de kurulan ve 1984
yılında çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle bugünkü adını alan Basın-Yayın
Enformasyon Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı, 17 il müdürlüğü, 39 yurt dışı
teşkilatı ile faaliyetlerine devam etmektedir.
Kurumun haber merkezi her gün 08.00-21.00 saatleri arasında üç
vardiya olarak görev yapmaktadır. Önemli gelişmelerin yaşandığı durumlarda
haber merkezi daha uzun bir çalışma saati belirlemekte ve yirmi dört saatlik
çalışma sistemine geçmektedir.
Mütercimler, İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Rusça olmak
üzere toplam 21 dilde, her gün yaklaşık 350 İnternet sitesi taramakta, ayrıca
bu dillerde yayın yapan televizyon kanallarının haber bültenlerini, Reuters,
AFP, AP ajanslarını da yirmi dört saat takip etmektedirler.
Haber merkezinde görevli mütercimler, 92 ülkede 48 dilde
yayımlanan 1.700 gazetenin ilk baskılarına ulaşabilmekte ve bu gazetelerde 21
dilde tarama yaparak Türkiye’yle ilgili haberleri kaydedebilmektedirler.
Bütün bu haber kaynaklarından haber merkezine ulaşan günlük
yaklaşık 5 bin civarındaki haber, yorum, güncel gelişmeler dikkate alınarak
özenle değerlendirilmekte, içlerinden Türkiye’yi ilgilendiren önemli haber
yorumlarının çevirisi yapılmaktadır.
Radyo ve televizyon kayıtları taranmakta, Türkiye’ye ilişkin olan
haber ve programlar kırpılarak klip hâline getirilmekte ve çevirisi yapılarak
devletin en üst makamlarına anında ulaştırılabilmektedir.
Devletin üst yönetimini bilgilendirmede kullanılan tüm haber
yorumları içinden yapılan değerlendirmeler sonucu seçilen “Dış Basında Türkiye
Bülteni” adı altında web sayfasında yayınlanmaktadır.
Ayrıca, Türk basınında önemli haber ve yorumlar İngilizce,
Fransızca, Almanca ve Rusçaya çevrilmektedir. Ülkemizin tanıtımına katkı
sağlamak amacıyla kurumun İnternet sayfasına konulmaktadır. Güncel gelişmeler
ve önemli ziyaretler esnasında ise özel bültenler hazırlanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Müdürlüğümüz yerel
medyayla yurdun değişik bölgelerinde yerel ve bölgesel medya buluşmaları
düzenlemektedir. Yine, Genel Müdürlüğümüz, Anadolu’daki gazetelere haber
kaynağı oluşturmak amacıyla aylık olarak Anadolu’nun Sesi gazetesi
yayımlamaktadır.
Yine, Genel Müdürlüğümüz, geleneksel hâle gelen yarışmalar da
düzenlemektedir. Ayrıca, yurt dışında en az günlük veya haftalık Türkçe yayın
yapan yazılı basında Türkiye’nin tanıtımıyla “Türkçenin Doğru Kullanımı”
dallarında ödüller vermektedir.
Genel Müdürlüğümüzün diğer bir faaliyet alanı ise Basın Kartı
Yönetmeliği uyarınca basın kartları düzenlemesidir. Basın mensuplarının ulaşım,
iletişim ve benzeri gibi alanlarda mal ve hizmetlerden yararlanırken avantaj
sağlamaları amacıyla çeşitli kurumlarla anlaşmalar yapılmaktadır.
1 Kasım 2012 tarihi itibarıyla basın kartı taşıyan basın
mensuplarının sayısı 14.164 adedi bulmuştur. Basın-Yayın Enformasyon Genel
Müdürlüğü, ayrıca 1925 yılından beri yayınlanan “Türkiye” almanak kitabı, bu
yıl 12 dilde yayınlanmıştır. Kurum, devlet ve hükûmet faaliyetlerinin
tanıtılması, kamusal iletişim ve kamu diplomasisi faaliyetleri çerçevesinde de
yabancı kamuoyunun ülkemizle ilgili güncel genel konularda doğru ve ilk elden
bilgilendirilmesi amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Basın-Yayın
Enformasyon Genel Müdürlüğünün bu tür hizmetleri, ülkemiz adına gerçekten dışa
açık bir pencere olduğunu göstermektedir.
Bütçemiz 154 milyon 117 bin 500 Türk lirası şeklindedir.
Ve bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Yerlikaya.
Samsun Milletvekili Sayın Ahmet Yeni.
Buyurun Sayın Yeni. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün sizlere batan bankalardan bahsetmeyeceğim. Kimler
batırdı, ne etti? Bunları her yıl huzurlarınızda konuştuk, ettik ama idaresinde
bulunduğumuz bankaların da hangi noktalara geldiğini BDDK konusundaki konuşmacı
arkadaşımız sizlerle paylaşacak.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
kapsamında Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2013 yılı bütçesi üzerinde söz aldım. Bu
vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü, merkezî yönetim
kapsamındaki kamu idaresi arasında özel bütçeli bir kurum olup, bütçesi 5018
sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 15’inci maddesi kapsamında
hazırlanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, nasıl ki atalarımız insan odaklı bir
medeniyet kurmuşlarsa, biz de, onlardan devraldığımız “İnsanı yaşat ki devlet
yaşasın.” şuuruyla hizmete devam ediyoruz. Biz, insanı ve canı hayatın
merkezine alarak çalışan bir medeniyetin evlatları olmaktan gurur duyuyoruz.
Ecdadımız fakir fukarayı, kimsesizi, yolda kalmışı düşündüğü gibi göçmen
kuşları da düşünmüş, bir vakıf medeniyeti inşa etmiştir. Bize düşen, bu
anlayışı güncellemek ve onlardan kalan eserlere sahip çıkmaktır. Bunun için,
biz, tarihimize, geçip gitmiş bir zaman dilimi olarak asla bakmadık, tarihimize
ve tarihî mirasımıza sırtımızı dönmedik; ülke ve millet olarak bizi var eden en
önemli şeyin tarihimiz olduğunu asla unutmadık. Bu sebeple, iktidarımız,
vakıflar meselesini ülkenin en önemli meselelerinden biri olarak görmüştür.
Değerli milletvekilleri, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından daha
kapsamlı ve çeşitlilik arz eden faaliyetleriyle dikkat çeken Vakıflar Genel
Müdürlüğü, temsilcisi olduğu ve yöneticileri hayatta kalmamış 42 bin vakıf
adına ülkemiz genelinde yatırımlar yapmakta, vakıf eski eserlerini restore
etmekte ve vakıfların hayır şartlarını yerine getirmektedir. Vakıflar Genel
Müdürlüğü son on yılda ekonomiye 2 milyar 600 milyon TL katkı sağlamış, 70 bin
kişiye istihdam oluşturmuştur. 3.750 vakıf eserini ayağa kaldırmış, 250 adet
eserin restorasyonu da devam etmektedir. Şu anda, kurucusu olduğu Bezmiâlem
Vakıf Üniversitesi Hastanesinde, muhtaçlar, katkı payı alınmadan tedavi
ediliyor, sosyal güvencesi olmayan yüzde 40 ve üzeri engelli muhtaç vatandaşlar
ile yetim çocuklardan oluşan 5 bin kişiye, 383 TL tutarında muhtaç aylığı
vermeye devam etmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü ilkokul, ortaokul ve lise
düzeyinde eğitim gören ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarından 15 bin öğrenciye
eğitim yardımı yapıyor. 20 binden fazla aile 15 kalemden oluşan ve Genel
Müdürlükçe doğrudan adreslerine teslim edilen kuru gıda yardımından
faydalanıyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çürümeye terk edilen ata
yadigârı eserleri, şükürler olsun, restore etme şerefi bize nasip oldu. Mimar
Sinan’ın dünya mimarisine kazandırdığı en seçkin örneklerden biri olan
Süleymaniye Camii, Fatih Sultan Mehmet’in bizzat yaptırdığı Fatih Camii, 4
yangın sonrası neredeyse kül hâline gelen Yenikapı Mevlevihanesi, asırların
getirdiği yıpranmışlıkla zorla ayakta duran Yavuz Sultan Selim Camii,
Nuruosmaniye, Mihrimah Sultan, Orta Camii ve daha çok sayıda abide eserler
bizim dönemimizde restore edilmiştir.
Seçim bölgem olan Samsun’da da 19 adet camimizin yanında hanlar,
bedestenler, kütüphane, aşevi ve kümbetler restore edilmiş; harabe olmaya terk
edilen, baktığımızda içimizin burkulduğu ecdat yadigârı eserler ayağa
kaldırılmıştır. Sadece Samsun’da restore çalışmalarında 4 milyon 551 bin TL
-eski parayla 4 trilyon 551 milyar- harcama yapılmış; İlkadım ilçemizde Seyyid
Kudbettin Camisi ve Türbesi, Terme’de Pazar Camisi, Çarşamba’da Ordu Köyü
Camisi ve birçok eserler tamir edilmiştir.
On yılda 3.750 eseri konuşuyoruz sayın milletvekilleri ve bu,
yılda 375 esere tekabül etmektedir. Biz bu çalışmaları gece gündüz demeden
devam ettiriyoruz ve vakıf hizmetini sürdürmeye de devam edeceğiz. Tüm bunları
yaparken tek gayemiz, ileride milletimiz “AK PARTİ geldi, hükûmeti devraldı,
büyük bir özveriyle, tükenmez bir şevkle ülkeyi karış karış gezdi ve hizmet
etti. Hizmet ettiler, ürettiler, eser bıraktılar; Allah onlardan razı olsun.”
desin, dualarını almak bize yeterli olacaktır.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeni.
AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Sayın Mustafa Ataş,
İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Ataş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2013 yılı bütçesi hakkında
söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hepinizin malumu olduğu üzere, AK PARTİ
Hükûmetimizin hazırladığı ilk bütçeden şu an görüşmelerini yaptığımız 2013
bütçesine kadar çok önemli icraatlar kaydettik. 2023 hedeflerini açıkladık
ve hepsini bir bir gerçekleştiriyoruz,
hatta bazen de planlanan süresinden önce hedefleri icraata dönüştürüyoruz.
Şimdi de bütçesini görüştüğümüz Vakıflar Genel Müdürlüğünün görevleri, bugüne
kadar gerçekleştirdiği icraatları ve hedeflerinden bahsetmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, “vakıf” kavramı toplumsal hayatın her
alanında etkisini ve varlığını gösteren bir yardımlaşma ve dayanışma biçiminin
kurumsallaşmış hâlidir. Bu kurumun yaşatılabilmesinin en temel hareket noktası
da vakıf bilincinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilmesidir. Bizler insanı ve
insana sevgiyi her şeyin merkezine koyan bir düşünce dünyasının, bir gönüller
medeniyetinin mirasçısıyız çünkü bizim atalarımızdan devraldığımız medeniyet
bir vakıf medeniyetidir. Şüphesiz her medeniyeti ayakta tutan temel dinamikler
olduğu gibi, bizim de vakıf medeniyetimizin temel taşlarını yardımlaşma ve
dayanışma oluşturur. Batı toplumlarının yeni yeni keşfetmeye başladığı sivil
toplum kavramını atalarımız bin yıl önce keşfetmişlerdir.
Değerli arkadaşlar, dün yani 10 Aralık, Dünya İnsan Hakları
Günü’ydü. Şahsımın da bir dönem üyelik yaptığı İnsan Hakları Komisyonundan
edindiğim tecrübe ile şunu açıkça söyleyebilirim ki: Bugünün anlamı dünyanın
her neresinde yaşarsanız yaşayın insan olmaktan doğan haklarımızı tam olarak
almaktır. Bugün Batı medeniyetinin sivil medeniyet olarak adlandırdığı, insani
değerlerin ön şart olarak tutulduğu medeniyetin ta kendisi, aslında
ecdadımızdan bize miras kalan vakıf medeniyetidir çünkü bizim vakıf
medeniyetimizde dil, din, ırk ve milliyet ayrımı gözetmeksizin insana hizmet
vardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu amaçlar doğrultusunda
Vakıflar Genel Müdürlüğünün başlıca görevlerine -yüce heyetinize hatırlatmak
maksadıyla- kısaca değineceğim. Bu görevler, ülkemizde ve dünyada vakıf
düşüncesinin yaygınlaştırılmasını sağlamak, vakıf taşınmazlarının çağımız
gereklerine uygun, en yüksek gelir getirecek şekilde değerlendirilmesini
sağlamak, Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalar da göz önünde bulundurularak
vakıflarımızın yeniden yapılandırılması ve amaçlarına uygun faaliyetlerde
bulunmalarını sağlamak. Vakfiyeler ile vakıf senetlerinde yazılı hayır şartlarını
ve hizmetlerini sağlıklı bir biçimde yerine getirmek, vakıflarımızı çağdaş bir
yapıya kavuşturmak. Mimari ve tarihî değere sahip vakıf, abide ve sanat
eserlerinin muhafazasını, onarımını ve yaşatılmasını sağlamaktır.
Değerli milletvekilleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Osmanlı ve
Selçuklu Dönemi’nde kurulmuş ve günümüzde yöneticileri hayatta olmayan
vakıfların tüzel kişiliklerini sürdürerek, kurucularının öngördükleri amaçlar
doğrultusunda günümüzde de faaliyetlerini sürdürmelerini sağlamaktadır. Dünden
bugüne gelmiş ve geleceğimize intikal edecek çok önemli bir emanet olduğuna
inandığımız vakıf olgusunun canlı tutulması, vakfın temelinde bulunan şuura
uygun hareket etmekle mümkündür. Vakıflar Genel Müdürlüğü işte bu şuurla,
temsil ettiği vakıfların kuruluş amaçları doğrultusunda, çok sayıda hayır
hizmeti gerçekleştirmektedir. Öğrencilere burs verilmekte, hiçbir sosyal
güvencesi olmayan muhtaç vatandaşlara aylık bağlanmakta, ihtiyaç sahibi
ailelere gıda yardımı yapılmakta ve binlerce yıllık vakıf eserinin
restorasyonları gerçekleştirilmektedir.
Benden önce konuşan Samsun Milletvekilimiz Ahmet Yeni Bey’in ifade
ettiği gibi 3.750 vakıf eseri restore edilmişti bizim dönemimizde. Bizden
önceki dönemdeki iktidarlar bunun onda 1’ini dahi restore edebilme becerisini
gösterememişlerdir. Vakıflar var mıydı yok muydu, AK PARTİ iktidarları
döneminde kendisini göstermiştir. İşte bizim hayata geçirmek istediğimiz, vakıf
medeniyetini bu ülkede yeniden hakim kılmak, biraz önce ifade ettiğim gibi dil,
din, ırk ve mezhep ayrımı gözetmeden herkese bu hizmetleri sunmak olmuştur.
Değerli dostlar, AK PARTİ iktidarları döneminde bu icraatlarımızı
başarıyla sürdürüyoruz ve bunun karşılığını da milletimizden hamdolsun
alıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ATAŞ (Devamla) – Bugüne kadar üç genel seçim, iki yerel
seçim, iki referandum yapmış bir siyasi partiyiz ve milletimizden karnemizi
başarıyla almış bir siyasi partiyiz. Hiç kimse kalkıp AK PARTİ’nin başarılarını
küçümsemeye kalkmasın. Millet, AK PARTİ'nin karnesini sandıkta her seçim
döneminde vermektedir.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ataş.
MUSTAFA ATAŞ (Devamla) – Bu duygu ve düşünceler içerisinde, 2013
yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kırık dolu karne bu sefer! İkmal bile
yok, doğrudan kalıyorsunuz.
BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Sayın Hamza
Dağ, İzmir Milletvekili.
Sayın Dağ, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında,
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığının bütçesi üzerinde AK
PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kurulması 1982
Anayasası’nın 134’üncü maddesiyle öngörülmüştür; 1931 yılında kurulan Türk
Tarih Kurumu, 1932 yılında kurulan Türk Dil Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi
ve Atatürk Kültür Merkezini bünyesine katarak 2876 sayılı Kanun’la 17/08/1983
tarihinde kurulmuştur.
3 Kasım 2011 tarihinde çıkarılan 664 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’ndaki
boşluklardan kaynaklanan sorunlar giderilmiş, kurum ve bünyesinde yer alan
kurumların sağlam bir hukuki ve teknolojik altyapı ile nitelikli insan
kaynağına sahip olması sağlanmıştır.
Kurum bütçesi 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda 8 milyon
olarak belirlenmiş iken 2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda 8 milyon 260
bin olarak belirlenmiş ve yüzde 3,5 arttırılmıştır.
Yapılan kanuni düzenlemelerle ve artan bütçesi ile sağlanan
kurumsal yapı sayesinde kurum başarılı çalışmalara imza atmakta ve her geçen
gün amacına uygun projeler geliştirmektedir. Bu çerçevede, 2011 yılında
başlayan ve 2013 yılında devam edecek olan Orta Asya’nın, Kafkasların, Orta
Doğu’nun, Balkanların sosyal ve kültürel tarihleri, Akdeniz dünyası, tarihî
kaynak, din ve dinî düşünce, bilim ve düşünce, Türk hukuk tarihi, 19 ve 20’nci
yüzyıl Osmanlı araştırmaları kümeleri oluşturulması sağlanmıştır.
AK PARTİ iktidarı, önceki iktidarlar gibi dünyadaki gelişmeleri
seyredip “bekle gör” politikası uygulamak yerine bütün kurumlarımızın proaktif
bir vizyonla çalışmasını sağlamaktadır. Bunun için, Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu gibi birçok kurumumuz Balkanlardan Kafkaslara, Orta
Doğu’dan Avrupa’ya kadar birçok alanda çalışmalar yapmakta, Türkiye vizyonuna
katkı sunmaktadır.
2011 yılında donanım kısmı tamamlanan Yüksek Kurum Bilişim
Altyapısı ve Bütünleşik Bilgi Sistemi Projesi ile ilgili çalışmalara devam
edilmektedir. Bu proje sayesinde hizmet kalitesi yüksek, sürdürülebilir,
genişleyebilir, e-devlet kapsamında vatandaş, araştırmacı ve diğer kurum ve
kuruluşlara yönetilebilir hizmetler verilmesi sağlanmış olacaktır. Ülkemiz için
önem ve öncelik arz eden belli konularda veri tabanları, tasarımları ve
yazılımların gerçekleştirilmesi, ayrıca bütün bunların mevcut ulusal ve
uluslararası sistemlere entegre edilmesi hedeflenmiştir. Böylece yüksek kurum
portalının Türkiye, Türk dünyası, Türk medeniyeti ve Türk milletinin dünyaya
açılan kapısı olması gerçekleştirilecektir.
2011 yılında başlatılan ve sürdürülen Burs Sistemi Projesi’yle
kurumun amaç ve ilkelerine uygun kollarda eğitim gören, üniversitelerde yüksek
lisans, doktora ve doktora sonrası araştırmacılar ile lisans öğrencilerine yurt
içinde ve yurt dışında burs verilmeye devam edilmektedir. 2012 yılında kurum,
lisans, yüksek lisans, doktora ve daha sonrasında yapılan çalışmalar için 265
kişiye burs imkânı tanımış iken, 2013 yılında devam eden burslar ile bu sayı
420’yi bulacaktır.
Farklı Kültürlerin Temel Düşünce, Bilim ve Sanat Eserlerini
Türkçeye Çevirme Projesi kapsamında, üniversitenin önerdiği 972 eser için de
tercüme çalışmaları devam etmektedir. Kurum ve bünyesinde yer alan kurumların
bütün doküman ve belgelerin yönetilmesi, saklanması ve arşivlenmesini sağlamak,
çalışma verimini artırmak, çalışanların ve diğer kurumların erişimini,
paylaşımını kolaylaştırmak amacıyla Elektronik Belge Yönetim Sistemi Projesi
2012 yılı Aralık ayı sonuna kadar tamamlanacak ve 2013 yılında uygulamaya
geçilecektir.
Kuruma yapılan atamaları eleştirenlere de yine en iyi cevabı
kurumun kendisi vermektedir. Kurum, her geçen yıl başarılarına yenilerini
eklemekte, yeni projeler üretmektedir.
Evet, muhalefet her ne kadar bu kurumun anlamını ve amacını
anlamamış olsa da çok şükür ki artık anlayan ve bu kuruma hak ettiği değeri
veren bir iktidar vardır.
Ülkemizin tarihi, dili ve kültürü açısından büyük önem taşıyan
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun bütçesinin ve 2013 yılı
bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce Meclisimizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağ.
AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Manisa Milletvekili
Sayın Selçuk Özdağ.
Sayın Özdağ, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Atatürk Araştırma Merkezi bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Milletler kahramanlarıyla yaşarlar. “Kahramanlık”tan sadece savaş
meydanlarında yiğitlik, alplık yapılması anlaşılmamalıdır. Edebiyatın,
insanlığın, gönül ve inanç dünyamızın ve de siyaset alanımızın da kahramanları
vardır. Gazi Mustafa Kemal, Alparslan gibi, Yavuz gibi, Fatih gibi, Kanuni gibi
milletimizin önemli tarihî şahsiyetlerinden biridir. Önemi, hem verdiği
mücadeleden hem de yeni bir devlet inşacısı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
banisi olmasından gelmektedir. Onu kalıcı yapan da, arkadaşlarıyla beraber,
bugün üzerinde yaşadığımız ülkeyi emperyalizm canavarının ağzından alarak
millete emanet etmesidir. Gazi Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti devletini
başka bir gezegenden veya ülkeden gelerek kurmadı; Selçuklu ve Osmanlı gibi
büyük bir tarihin ve medeniyetin yüzyıllardır süregelen geleneklerinden
beslenen bir asker ve siyaset adamıydı. Elli yedi yıllık hayatının yirmi beş
senesini Osmanlının askerî öğrencisi ve subayı olarak yaşamış, bu sürenin on üç
senesi Trablusgarp, Balkanlar ve Çanakkale gibi savaş meydanlarında geçmiştir.
Değerli milletvekilleri, tarihî şahsiyetleri bekleyen en önemli
tehlikelerden biri, doğru anlaşılmamak veya doğru anlaşılma yollarının
tıkanmasıdır. Tarihe nefret zemininde bakarsanız hiçbir şey göremezsiniz.
Nefret doğruları, tabulaştırma yanlışları görmeye engel olur; oysa, doğru da,
yanlış da her tarihî şahsiyetin kaderinde vardır. İyi işler yapmış bir insanın
hataları onun değerini düşürmeyeceği gibi, başka bir şahsiyetin istisna iyileri
de onu ibra etmeye yetmez. Onun için, Gazi Mustafa Kemal’in hayatını,
yaşadıklarını, yaptıklarını sadece 1919 sonrasıyla algılamak kendisine
yapılacak en büyük haksızlıklardan birisidir.
Atatürk, iyi işler yapmış ama her tarihî şahsiyet gibi zaman zaman
da eleştirilmiş olan bir büyük devlet adamıdır. Cumhuriyet döneminin en çok
konuşulan, en çok anlatılan kişisi olmasına rağmen, aynı zamanda en az
anlaşılan kişisidir; çünkü, onu anlatanlar, onu anlatmak yerine ya kendi
vehimleriyle yonttukları hayalî bir kişiyi anlatmışlar ya da etrafında bir
dokunulmaz alan oluşturarak anlaşılmasına mâni olmuşlardır. Eleştirel bir gözle
anlatılmayan hiçbir tarihî şahsiyet gerçek manada anlaşılmış sayılmaz; çünkü,
bilinen kaidedir, eleştirilemeyen kutsallaştırılır, kutsallaştırılan da
eleştirilemez.
Tarihî bir şahsiyetin tek cephesini görüp öteki yönlerini
ıskalamak da doğru bir anlatım biçimi değildir. Atatürk, hem etrafında duvarlar
örülerek anlaşılması engellenen bir kişi hem de ideolojik mücadelelerin aracı
hâline getirilerek yanlış takdim edilmiş bir şahsiyettir. Atatürk, nevi şahsına
münhasır, milletine sevdalı, yaşadığı çağın eğilimlerini iyi okuyan, itikaden
Müslüman, cesur, kararlı bir devlet adamıdır. Üstün meziyetleri vardı, ama
zaafları da vardı; doğruları vardı, ama hataları da vardı; cüret ve cesareti
vardı, ama korkuları da vardı; alkışlanacak, taklit edilecek yönleri vardı, ama
eleştirilecek yönleri de vardı; yumruğu vardı, ama kalbi de vardı. Böyle bir
Atatürk, tabulaştırılarak toplumdan koparılmış bir Atatürk’ten bin defa daha
evladır. Unutulmamalıdır ki layüsellik sadece ve sadece Allah’a aittir.
Türk gençliğinin, tüm tarihî değerlerden olduğu gibi ondan ve
hayatından öğreneceği çok şey vardır. Bir tarihî şahsiyetin bir millet için
değer olması için illa bizim gibi inanması, bizim gibi düşünmesi gerekmez, bu
necip millete hizmet etmesi kâfidir. İşte Atatürk Araştırma Merkezinin yapmakla
mükellef olduğu görev budur. Onu doğru anlamak, doğru anlatmak ve onu sevmenin
hiçbir ideolojik eğilime bağlı olmadığını ortaya koymak, bir başka ifadeyle,
Atatürk’ü heykel bekçiliği yaparak değil, emanetlerinin bekçiliğini yaparak
takdim etmektir. Yani tabulaştırmaktan emanet bekçiliğine evrilen bir anlatım
ve takdim mantığı.
Sayın milletvekilleri, demokrasilerde tabular yoktur, hür ve eşit
vatandaşlar vardır. Demokrasi, herkesin düşüncelerini şiddete bulaşmamak ve
şiddeti teşvik etmemek şartıyla rahatlıkla söyleyebileceği rejimdir. Bunun bir
yönü de eleştiridir. Demokratik toplum eleştiri toplumudur, her düşüncenin
kendine hayat sahası bulabildiği toplumdur. Böyle toplumlarda tabulaştırılmış
insanlar ve fikirler olmaz. Bu çerçeveden bakarak Atatürk Araştırma Merkezine
çok önemli görevler düşmektedir.
Batılılar mitolojiden gerçek çıkarırlar, doğulular gerçeği
mitolojiye dönüştürürler. Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ü insan yönüyle,
komutan yönüyle ve siyasetçi yönüyle araştırıp ortaya çıkaracak bir kurum
olarak çalışmalıdır. Atatürk Araştırma Merkezi 2012 yılında 31 adet ulusal, 6
adet uluslararası bilimsel etkinlik gerçekleştirmiştir. 2013 senesindeyse
cumhuriyetimizin 90’ıncı yılı çerçevesinde yoğun bir bilimsel faaliyet programı
planlamaktadır. 2012 yılında toplam 25 adet kitap basılmış, 2013 için ise 30
kitap basılması planlanmaktadır. 2012’de 6’sı yüksek lisans, 3’ü doktora olmak
üzere toplam 9 öğrenciye 126 bin TL burs verilmiştir.
Atatürk Araştırma Merkezi bütçesinin ve genel anlamda 2012
bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özdağ.
Şimdi, Düzce Milletvekili Sayın Osman Çakır.
Buyurun Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Atatürk Kültür
Merkezinin bütçesi ve faaliyetleriyle ilgili söz almış bulunuyorum. Öncelikle
değerli üyeleri saygıyla selamlıyorum.
Anayasa’nın 134’üncü maddesi gereği 1983 yılında kurulan merkez,
Türk kültürü üzerinde araştırma, yayın, tanıtım, teşvik, destekleme ve
ödüllendirme faaliyetlerini sürdüren; görev alanıyla ilgili farklı disiplinlere
mensup yetkin bilim insanlarını bir araya getiren bir araştırma kurumudur.
Merkez, kuruluşundan bugüne ulusal ve uluslararası düzeyde kongreler,
sempozyumlar, paneller, çalıştay ve konferanslar düzenlemiş; süreli ve süresiz
yayınlar çıkarmış, kültür araştırmalarını teşvik amacıyla araştırma bursları ve
ödüller vermiş ve gerçekleştirdiği projelerle kültürümüzün araştırılmasına,
tanıtılmasına ve yayılmasına hizmet etmesinin yanında e-mağaza, yayın satış
faaliyetleri, bilim ve sanat insanlarına ait özel koleksiyonlar ve 70 binin
üzerinde kitap ve süreli yayına sahip kütüphanesiyle hizmet vermektedir. Merkez
2012’de Türk kültürünün farklı alanlarıyla ilgili 17 adet eser yayınlamış,
araştırma dergisi “Erdem”in 61, 62 ve 63’üncü, halı dokuma ve işleme sanatları
dergisi “Arış”ın 6’ncı ve 7’nci sayılarını yayınlamıştır.
Merkezimiz 2012 yılında yüksek lisans ve doktora öğrencilerine
burs vermiştir. Bu burslarla Türkiye'nin toplumsal yapısı, kültürel miras
araştırmaları, din ve düşünce araştırmaları, Balkan araştırmaları, Orta Asya
araştırmaları, Orta Doğu araştırmaları, Kafkas araştırmaları ve Van ve çevresi
araştırmaları çerçevesinde çalışmalar sürdürmektedirler.
Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının 20’nci yılı vesilesiyle
“Avrasya’da Yeniden Çizilen Sınırlar ve İnşa Edilen Kimlikler” başlıklı proje
hazırlanmıştır. Proje Sovyetler Birliği’nin dağılmasının akabinde Azerbaycan,
Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan başta olmak üzere Tacikistan,
Gürcistan, Ukrayna ve Rusya Federasyonu’nda yaşanan siyasal ve toplumsal
değişmeleri, bu ülkelerdeki devlet ve ulus inşa süreçlerini irdelemiştir.
Merkez, kurum bünyesinde de uluslararası nitelikte kapsamlı
projeler yürütmektedir, Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü Projesi, Bilimsel Kent
Monografileri Projesi gibi. “Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü” adlı projenin
Atatürk dönemine ait olan ilk çalışması 2010 yılında tamamlanmıştır, projenin
1938-1960 ve 1960-1980 dönemleri de 2013 yılında tamamlanacaktır. Bilimsel Kent
Monografileri Projesi’yle mekânın kültürle etkileşmesinin bilimsel olarak
araştırılması amaçlanmaktadır. 2009 yılında Isparta’yla başlayan proje, 2013
yılında devam edecektir.
Sayın milletvekilleri, 2012 yılında Ahi Evran’ın ölümünün 750’nci
yılı vesilesiyle “Ahiliğe Genç Bakışlar Sempozyumu” düzenlenmiştir. 2012
yılında üniversiteler ile iş birliği, güncel konularla ilgili 3’ü ulusal, 9’u
uluslararası olmak üzere 12 bilimsel toplantı düzenlenmiştir. Bu toplantılara
örnek olarak, UNESCO’nun 2012 yılını “Nabi ve Itrî Yılı” ilan etmesi
münasebetiyle 23-24 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da “Büyük Bestekâr Itrî
Uluslararası Sempozyumu” 7-8 Aralık 2012 tarihleri arasında Şanlıurfa’da
“Vefatının 300’üncü Yılında Şair Nabi Sempozyumu” düzenlenmiştir. Atatürk
Kültür Merkezi ve Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi iş
birliği ile “Türk Kültürünün Gelişmesi Çağları-2, Yeni Açılımlar” konulu
uluslararası sempozyum düzenlenmiştir.
Değerli milletvekilleri, yapılan çalışmalardan biri de, Atatürk
Kültür Merkezince dört yılda bir düzenlenen uluslararası Türk kültür
kongrelerinden 8’incisi olacaktır. “Kültürel miras” konusuna ayrılmış kongrenin
amacı, ülkeler arasındaki büyük rekabette kültürün siyasi ve ekonomik güç
olarak önem kazanmaya başladığı bu süreçte, batıdan doğuya geniş bir alana
yayılan Türk kültür coğrafyasında disiplinler arası bir yaklaşımla, kültürel ve
doğal mirası bekleyen tehdit ve fırsatları ortaya koymak, kültürün ekonomik ve
endüstriyel boyutunu ele almak, kültürel ve doğal mirasın korunması,
yaşatılması, tanıtılması, araştırılması konusundaki tarihî ve güncel tecrübeyi
tartışarak günümüze ve geleceğe ışık tutmaktır. İnşallah önümüzdeki yıl
içerisinde Eskişehir’de düzenlenecek olan “2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti”
sempozyumuyla, somut olmayan kültürel miras başkenti ilan edilmiş olan
Eskişehir’de bu çalışmalar devam edecektir.
2013 yılı mali bütçesinin, bu önümüzdeki süreç içerisinde inşallah
hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.
AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Sayın Mehmet Naci
Bostancı, Amasya Milletvekili.
Sayın Bostancı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan,
değerli vekil arkadaşlar; adına konuşacağım Türk Dil Kurumu seksen yaşında. Bu
seksen yıllık süre içerisinde çok önemli işler yaptı. Bundan sonra da kendi
alanıyla ilgili faaliyetlerini sürdürecek. Mesela, geçen yıl 18 ulusal,
uluslararası toplantı düzenlemiş, bu yıl, önümüzdeki yıl için 33 tane planlıyor.
Çok çeşitli kitapları destekliyorlar, araştırmacıları destekliyorlar. Bütün bu işleri
de 12,8 milyon parayla yapacaklar; 56 da kadroları var, bunlar çalışarak
yapacaklar.
Elbette, bir ülkenin dili sadece bir kurumu marifetiyle
zenginleşmez, gelişmez. Ülkelerin dilleri ülkelerin zenginlikleriyle ve
gelişmişlikleriyle ilgilidir. Mesela, Alman felsefesinden bahsediyoruz, Marx
Almanca yazmıştı. Alman felsefesinin arkasında 19’uncu yüzyılda Almanya’nın
büyük gelişmesi, tiyatrosunun canlılığı vardır. İngiliz ekonomi politiğinden
bahsederiz. Orada da yine, 15-16’ncı yüzyıldan bu yana İngiltere’nin canlı,
siyasi, ticari, iktisadi hayatı vardır. Fransa edebiyatı için de öyledir.
Aklımıza hangi isim gelse, Lawrence Durrell’den, İngiliz Robert Musil’e yahut
da Albert Camus’a kadar, bunların hepsinin arkasında zengin, güçlü ülkeler
vardır. “Batı medeniyeti” dediğimiz, esasen o dilsel anlatım repertuarı önemli
ölçüde salonların ürünüdür, salonlar, kültür salonları...
Demek ki dil meselesi de aslında ülkelerin gelişmişlikleriyle çok
yakından alakalı ve Türkiye'nin özellikle son on yılda yaşadığı gelişmeyi
sadece iktisadi, istatistiğe dayalı bilgiler olarak değil, aynı zamanda Türk
diline yapılmış olan yatırım olarak görmek gerekir. Mademki dile ilişkin
iddiamız var, bunu sanat, edebiyat ürünleriyle ortaya koymamız gerekiyorsa
bunun arkasında zengin bir toplumun olması gerekir. Eğer zengin değilseniz, dil
konusunda da bir iddianız olmaz. Türkiye’de de Allah’a şükür yazarlar çizerler
yetişiyor. Herkesin görevidir. Her alanda, mutlak surette, o dile katkı
sağlayacak tarzda, rafine, estetik bir dil oluşturmak lazım.
Dil meselesi önemli. Dilin uzun bir tarihi var, yeryüzündeki
maceramıza eşlik eden bir tarih. Dil aslında bu dünyanın avatarıdır ve insanın
en müthiş icadıdır. Dil marifetiyle dünyanın duplikasyonunu yapıyorsunuz, bir
benzerini kuruyorsunuz. O yüzden, Wittgenstein o meşhur “Tractatus” kitabını
bitirdiğinde son cümle olarak “Konuşulmayanın hakkında susulmalı.” diye dile
ilişkin ilginç bir laf eder. Bir başka sözü de “Dil üzerine konuşmak maşayı
maşayla tutmaya benzer.” der. Alman felsefeci Heidegger’in “Dil varlığın
evidir.” lafını herkes bilir veyahut da Frankfurt Okulu’ndan Benjamin’in “Dil
iletişim aracı değil bir varlığın kendisidir.” Dil üzerinde düşünürsek aslında
dil insana kafayı da yedirebilir çünkü dil marifetiyle her şeyi anlatabiliriz,
her şey üzerine konuşabiliriz. Shakespeare o yüzden “kelimeler, kelimeler,
kelimeler…” diyor.
Değerli arkadaşlar, bir örnek vermek istiyorum: İngilizce “person”
kelimesi, Latince “personare”den gelir. Dilin de bir tarihi var, kelimelerin de
bir tarihi var. “Personare”, “per sonare”, adam başına derinlik demektir.
Kişilik iç derinlikle alakalıdır. İçinizin derinliğini davulun boşluğu gibi
yapmayacaksınız, içinizin derinliğini dünyanın avatarı olan kelimelerle
dolduracaksınız. Eğer davulun boşluğu gibi bir iç derinliğiniz varsa o derinlik
ölçüsünde güçlü bir davul sesi, kös davulu gibi bir ses çıkar. O yüzden, iç
derinliği olanlar meramlarını çok böyle bağırarak anlatırlar. Türkçede
biliyorsunuz, “bağırmak”la “böğürmek” aynı kökten gelir. Burada bağıranların
muhakkak dikkat etmesinde fayda var. Bağırarak medeniyetler kurulmaz ama
savaşlar yapılır. Büyük medeniyetler ise zarafetle, kelimelerle kurulur. Büyük
medeniyetler kurmak için birbirimizi anlayacağımız, üretim yapacağımız zengin,
güçlü bir Türkiye’ye ihtiyacımız var.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başbakan da çok bağırıyor ama. Nasıl
yapacağız?
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Grup konuşmalarınızda…
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – İnşallah, bu Türkiye’yi hep
birlikte kuracağız.
Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.
AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı Siirt Milletvekili Osman Ören.
Buyurun Sayın Ören. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN ÖREN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türk Tarih Kurumu bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle grubum ve şahsım adına hepinize saygılar
sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, 28 Nisan 1930 tarihinde Atatürk’ün
direktifleriyle kurulan Türk Tarih Kurumunun amacı, Türk tarih ve medeniyetini
bilimsel yollardan incelemek, faaliyetlerini bu doğrultuda ulusal ve uluslararası
düzeyde gerçekleştirmeye çalışmaktır. Türkiye tarihi üzerinde özgün ve evrensel
yetkinlikte bilimsel araştırmalar yapılmasını sağlamak, bilimsel tarih
araştırmaları temelinde bilimde ve eğitimde mükemmelliği özendirmek, toplumda
tarih şuurunu ve kültürünü geliştirmek, uluslararası platformlarda etkin bir
konuma getirmek bu kurumun asli görevleri arasındadır.
Kurum, 2012 yılında 5’i ulusal, 4’ü uluslararası olmak üzere
toplam 9 adet bilimsel toplantı düzenlemiştir. Ayrıca yerli ve yabancı diğer
kurumlar tarafından düzenlenen 7 toplantıya da bildirilerle katılmak suretiyle
katkı sağlamıştır. Kurumun çalışma alanlarıyla ilgili olarak da 2012 yılından
bugüne kadar 15 araştırma eseri yayınlanmıştır. Yıl sonuna kadar 10 adet
araştırma eseri daha basılacaktır. Ayrıca daha önce basılmış olup, mevcudu
biten 7 araştırma eserinin tıpkıbasımları yayınlanmış, yıl sonuna kadar 2 adet
tıpkıbasım eser daha basılacaktır.
Kıymetli arkadaşlar, Türk Tarih Kurumunun görev alanına giren
konularda 2012 yılında 29 yüksek lisans, 18 doktora ve 3 doktora sonrası olmak
üzere toplam 50 öğrenciye burs sağlanmıştır. 2012 yılı içinde Türk Tarih Kurumu
kütüphanesinden 4.260 araştırmacı yararlanmış, 22.569 adet materyal
kullanılmıştır. Belge arşivinden 39 araştırmacı, 15 bin adet belgeden, 550 adet
fotoğraftan yararlanmıştır. Kurul tarafından daha önceki yıllarda başlanılan
fakat sonuçlandırılamayan yurt dışındaki tarihî Türk eserlerinin tespitiyle
Türkiye’nin sosyal, kültürel ve ekonomik tarihi projeleri için 2013 yılında
yeniden harekete geçirilecektir. Ayrıca sosyal bilimler bilgi bankası projesi
çalışmaları kapsamında internet üzerinden iletişimi sağlayacak bir portal da
oluşturulacaktır. Ortaokul, lise, üniversite ve yüksek lisans öğrencilerine
tarih şuuru oluşturması amacıyla yurt içinde ve yurt dışında tarihî yerlerin
tanıtımı amacıyla organizasyonlar düzenlenecektir. Türk Tarih Kurumu kütüphanesinde
bulunan materyallerin yönetimini yeni teknolojiler yardımıyla daha hızlı ve
daha etkin gerçekleştirmek üzere koleksiyon ve renovasyon projesine devam
edilecektir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türk Tarih Kurumumuzun 2013 yılı
faaliyetleri arasında Osmanlı Devleti’nin tasfiyesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluşu sürecinde yaşanan dramları ortaya koyacak çalışmalar yapılması,
uluslararası kamuoyunda Türkiye aleyhine gündeme getirilen Ermeni meselesini
tarihî gerçeklere uygun bir şekilde anlatacak ve dünya kamuoyunda ses getirecek
sinema filmi ve belgeseli hazırlatılması, Çanakkale Zaferi ve Millî Mücadele
gibi tarihimizin dönüm noktalarını simgeleyen panoramik ve tematik müzeler
kurulması, valilik-belediye iş birliğiyle yerleşim merkezlerinde tarihî
parkların düzenlenmesi için çalışmalar başlatılması, önemli günler ve
şahsiyetler esas alınarak ülke barışına yönelik anma etkinlikleri için program
yapılması konuları yer almaktadır.
Yine, 2013 yılında 10 lisans, 20 yüksek lisans, 30 doktora ve 5
doktora sonrası olmak üzere 65 öğrenciye burs sağlanması; ayrıca, yurt dışında
5 araştırmacıya da doktora sonrası araştırma bursu verilmesi hedeflenmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türk Tarih Kurumunun bu manada, daha geniş bir açıyla, ülkemizin yakın dönemine ilişkin sosyal, politik çalışmalar yapmasını temenni ediyorum. Bu çalışmaları yaparken şu ilkenin de önemli olduğunu düşünüyorum: Partimiz, kimsesizlerin kimsesi olmak meselesinin altını hassasiyetle çizen bir parti. Ünlü bir düşünür “Tarih, galiplerin tarihidir; mağlup olanların tarihte çok fazla yeri olmaz.” demektedir. Ancak, AK PARTİ tarihçiliğe yeni bir soluk getirip, bugün, kimsesizlerin kimsesi olmak için çalışıyorsa, tarihte de hem galip gelenlerin hem de mağlup olanların sesi olacak ve toplumumuzun gerçek toplumsal ve siyasi tarihini ortaya koyma yolunda güçlü bir irade gösterecektir. Ayrıca, toplumumuzun sahip olduğu tarihsel ve kültü