DÖNEM: 24 CİLT: 35 YASAMA YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
30’uncu
Birleşim
28 Kasım 2012 Çarşamba
(TBMM Tutanak
Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve
kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar
tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına
uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Zonguldak
Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak iline yapılan yatırımlara ilişkin
gündem dışı konuşması
2.- Manisa
Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Isparta
Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta-Antalya Dereboğazı
yolunun duble yol yapılmasına ilişkin gündem dışı konuşması
V.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Hükûmet yetkililerinin Patriot
füzeleriyle ilgili konuda yaptıkları açıklamalarla ciddiyetten uzak bir tavır
sergilediklerine ilişkin açıklaması
2.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hububat destekleme primleri ödenmediği için
çiftçilerin ve on yıldan beri hiç fabrika açılmadığı için Şanlıurfa halkının
mağdur olduğuna ilişkin açıklaması
3.- Çanakkale
Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çan Linyitleri İşletme Müdürlüğünün
özelleştirilmesinin söz konusu olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
4.- Adana
Milletvekili Muharrem Varlı’nın, DSİ’nin belirlediği dönüm başına sulama
ücretlerinin yüksekliğine ilişkin açıklaması
5.- Erzincan
Milletvekili Muharrem Işık’ın, Millî Eğitim Bakanlığınca yürürlüğe konulan yeni
Kılık Kıyafet Yönetmeliği’nin okullarda ayrımcılık, mahalle baskısı,
kıskançlık, aşağılık duygusu ve kaos ortamı yaratılmasına sebep olacağına
ilişkin açıklaması
6.- Giresun
Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Türkiye Emekliler Derneğinin yaptırdığı
bir araştırmaya göre ülkemizin en yoksul kesimlerinden birinin emekliler
olduğuna ilişkin açıklaması
7.- Balıkesir
Milletvekili Namık Havutça’nın, muhalefet
partilerinin belediye başkanlarına yapılan baskıların genel seçimler
yaklaştıkça arttığına ilişkin açıklaması
8.- Adıyaman
Milletvekili Salih Fırat’ın, Hükûmetin Patriot füzesi
yerleştirme kararından ivedilikle vazgeçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
9.- Kocaeli
Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde doldurma izni
olmadan yeni bir yöntemle denizin içerisine duba koyarak liman yapan şirketler
olduğuna ilişkin açıklaması
10.- Adana
Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ilinin Kozan
ilçesinin ortasından geçen Tabak Deresi’nin ıslahı çalışmalarının yapılması
gerektiğine ilişkin açıklaması
11.- Manisa
Milletvekili Özgür Özel’in, Hükûmetin bazı konularda ikircikli bir tavır
sergilediğine ilişkin açıklaması
12.- Niğde
Milletvekili Doğan Şafak’ın, 2011 yılından beri ödenmeyen buğday destekleme
paralarının ne zaman ödeneceğini ve kuraklıktan dolayı kotayı dolduramayan
pancar üreticileri için bir tedbir alınıp alınmayacağını öğrenmek istediğine
ilişkin açıklaması
13.- Hatay
Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, ülkemizdeki en temel sorunlardan biri
işsizlik olmasına rağmen AKP’li yöneticilerin ve belediyelerin Suriyeli
sığınmacılara iş bulmak için yarış içerisine girmiş olduklarına ilişkin
açıklaması
14.- Manisa
Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa ilinin Kula ilçesindeki öğretmen lokalinin
kapatılmasına ve meslek gruplarının paylaştığı bu tür mekânların kapatılmasının
sessiz ve tepkisiz bir toplum yaratılmasının adımlarından biri olduğuna ilişkin
açıklaması
15.- Tokat
Milletvekili Orhan Düzgün’ün, emniyet teşkilatının sendika kurma girişimlerinin
engellenmek istendiğine ilişkin açıklaması
16.- İstanbul
Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, yeşil alanları ve su
havzaları yağmalanan, havası fütursuzca kirletilen kentler için Çevre ve
Şehircilik Bakanlığının ne yaptığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
17.- Antalya
Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’da turfanda
sebze üreticilerinin zor durumda olduklarına ve Hükûmetin ihracat sorununu
çözmek için acilen önlem almasını beklediklerine ilişkin açıklaması
18.- Sinop
Milletvekili Engin Altay’ın, milletvekillerinin yerinden söz taleplerinin seçim
bölgelerindeki sorunları Parlamento üzerinden Hükûmete taşımak amaçlı olduğuna
ama bu süreçte Genel Kurulda tek bir bakanın bile bulunmamasının Parlamentoya
saygısızlık olduğuna ilişkin açıklaması
19.- Kocaeli
Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli ilinin Kartepe
ilçesi Maşukiye beldesinde bir taş ocağı açılmasının Maşukiye’nin doğal güzelliğinin katli demek olduğuna
ilişkin açıklaması
20.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Mersin’in Kazanlı ilçesinde tarım
sektöründeki sorunları anlatabilmek için bir yürüyüş yapmak isteyen çiftçilere
ve onlarla birlikte olan Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’ya güvenlik güçlerinin
biber gazıyla müdahalesini kınadığına ilişkin açıklaması
21.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in MHP grup
önerisinde pamuk üreticilerinin sorunlarının çözümü için herhangi bir öneri
olmadığı yönündeki ifadelerine ilişkin açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Bursa
Milletvekili İlhan Demiröz ve 25 milletvekilinin, GDO’lu
ürünlerin doğrudan veya dolaylı gıda üretiminde kullanılması durumunda insan
sağlığı ve çevreye vereceği zararların, GDO'suz yem
kullanan üreticilerin uğrayacağı mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/427)
2.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 milletvekilinin, Şırnak-Uludere’de
35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/428)
3.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 20 milletvekilinin, ülkemizdeki şeker
pancarı sektörünün ve şeker pancarı üreticisinin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/429)
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- BDP Grubunun,
İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından Türkiye'de
üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve demokratik tepkilerini gösteren
öğrencilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması amacıyla 9/3/2012
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin Genel Kurulun 28
Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde
sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde
yapılmasına ilişkin önerisi
2.- MHP Grubunun,
Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti
ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak
önlemlerin belirlenmesi amacıyla 11/1/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel
Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Bingöl
Milletvekili İdris Baluken’in, Kırklareli
Milletvekili Şenol Gürşan’ın BDP Grubuna sataşması
nedeniyle konuşması
IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Denizli
Milletvekili Adnan Keskin’in, THY’de işten çıkarılan işçilerin sorunlarına
ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı
Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10335)
2.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, gümrük muayene memurlarının denetmenlik ya
da uzmanlık kadrolarına atanmasına,
Bakanlık
tarafından yapılan geçici görevlendirmelere,
İlişkin soruları
ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11581), (7/11582)
3.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat
Eşitliğinin Sağlanması Konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen
çalışmalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı
(7/11772)
4.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Meclis araştırma komisyonu toplantısında yaşanan
bir olaya ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet
Sağlam’ın cevabı (7/11845)
5.- Manisa
Milletvekili Özgür Özel’in, milletvekili ikinci danışmanları için hazırlanan
bir kitaba ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet
Sağlam’ın cevabı (7/11846)
6.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM eski Başkanı Köksal Toptan’a makam aracı
alınıp alınmadığına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan
Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12355)
7.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM eski Başkanı Mehmet Ali Şahin’e tahsis
edilen araca ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili
Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12359)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.00’te açılarak dört oturum yaptı.
Malatya
Milletvekili Öznur Çalık, 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’ne,
Edirne
Milletvekili Kemal Değirmendereli, 25 Kasım Edirne’nin kurtuluş yıl dönümüne,
Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri, savurganlık ve israfa,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Meclis
içerisinde kaldırımlara park edilen araçlar için milletvekillerini uyarmasını
ve Millî Eğitim Bakanlığının okullarda hem temizlik hem de güvenlik görevlisi
temin etmesini istirham ettiğine,
Adana
Milletvekili Muharrem Varlı, Suriyeli göçmenlere yerleşim alanı olarak tahsis
edilecek olan “Çotlu tepesi” denilen yerin birinci
sınıf tarım arazisi olduğuna ve göçmenler için başka bir yer tespit edilmesi
gerektiğine,
Adana
Milletvekili Ali Halaman, Adana’nın Yüreğir Ovası’na
Suriyeli göçmenlerin yerleştirilmemesini dilediğine,
Manisa
Milletvekili Özgür Özel, kamuoyunda “Redhack” davası
olarak bilinen davaya,
Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu, birçok okulda öğretmen bulunmadığına ve Millî
Eğitim Bakanlığının atanmayı bekleyen öğretmen adaylarının atamalarını derhâl
yapmasını dilediğine,
Giresun
Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu, Avrupa Yargıçlar Birliğinin yayınladığı
deklarasyonla ülkemizde yargının baskı altında olduğu hususunda uyarıda
bulunduğuna,
Ankara
Milletvekili Levent Gök, pancar üreticilerinin zor durumda olduğuna,
Trabzon
Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu, Trabzon ilinin Beşikdüzü ilçesinde 9
Ekim 2012 tarihinde yaşanan sel felaketinin büyük hasara yol açtığına ve
gönderilen ödeneğin yeterli olmadığına,
Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba, Patriot
füzelerinin Malatya’da kurulacağına ilişkin bir dedikodu olduğuna ve Hükûmetin
emperyalizmin egemen güçlerinin taşeronluğundan vazgeçerek kendi ülkesine sahip
çıkmasını istediğine,
Adıyaman
Milletvekili Salih Fırat, Adıyamanlı çiftçilerden 2006 ve 2010 yılları arasında
ödenen ürün desteğinin geri istendiğine ve bu durumun düzeltilmesi gerektiğine,
Samsun
Milletvekili Cemalettin Şimşek, Samsun’da yaşanan iş kazasında 5 işçinin
hayatını kaybetmesine ve İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çerçevesinde iş
yerlerinde gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgili Sosyal Güvenlik Bakanlığının
bir çalışma yapması gerektiğine,
Amasya
Milletvekili Ramis Topal, Amasya’da büyük araçların
şehrin içinden geçmesi nedeniyle yaşanan trafik sorununa ve çevre yolunun ne
zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine,
Antalya
Milletvekili Gürkut Acar, Suriye sınırına
yerleştirilmesi söz konusu olan Patriot füzelerini
kullanmak üzere Türkiye’ye gelecek yabancı personel için de Meclisten yetki
alınması gerektiğine,
İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’a babasının
vefatından dolayı başsağlığı dilediğine ve sorunları çözülmüş bir millî eğitim
sistemi dilediğine,
İstanbul
Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Başbakanlığın 16 Haziran 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayınladığı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının
Taşınmazlarıyla İlgili Yapılacak İşlemler Hakkında Genelge’ye,
İzmir
Milletvekili Hamza Dağ, Barış ve Demokrasi Partisi Diyarbakır Milletvekili
Nursel Aydoğan’ın Adana’da Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde yaptığı
konuşmaya,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş,
Sağlık Bakanı
Recep Akdağ,
Bingöl
Milletvekili İdris Baluken,
TBMM Başkan
Vekili Sadık Yakut’a babasının vefatından dolayı başsağlığı dilediklerine;
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
AGİT Parlamenter
Asamblesi Başkanı Riccardo Migliori
ve beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu
olarak ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık
Divanının 14/11/2012 tarihli ve 36 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine
sunuldu.
Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 20 milletvekilinin, 28 Aralık 2012’de
Şırnak-Uludere’de 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın bütün yönleriyle
(10/424),
Sakarya
Milletvekili Engin Özkoç ve 21 milletvekilinin,
Irak’ta yaşanması muhtemel bir mezhep savaşında Türkiye’nin de rolü olduğuna
dair Iraklı yetkililerce yapılan açıklamalar konusunun (10/425),
Ankara
Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 21 milletvekilinin,
erozyon, kuraklık ve çölleşmeyle ilgili durumun, erozyon ve kuraklıkla daha
etkin mücadele için gerekli politikaların (10/426),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki
yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
İstanbul
Milletvekili Aykut Erdoğdu ve 24 milletvekilinin, devlet eliyle yapılması
gereken bor tuzlarının aranması ve işletilmesi işlerini ihale ile özel
şirketlere yaptırdığı ve bu ihalelere kamu ihalelerine katılması yasaklı
kişilerin katılmasına izin verdiği iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/25) Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki
görüşme gününü de kapsayan Danışma Kurulu önerisinin Genel Kurulun onayına
sunulacağı açıklandı.
Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu, Başkanlık Divanı olarak TBMM Başkan
Vekili Sadık Yakut’a babasının vefatından dolayı başsağlığı dilediklerine
ilişkin bir konuşma yaptı.
BDP Grubunun,
10/10/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili İdris Baluken
ve arkadaşlarının Türkiye sınırlarında Suriyeli muhaliflere silahlı yardımda
bulunulduğuna dair çeşitli iddiaların ve Türkiye’nin Suriye ile özellikle Hatay
sınırında güvenliğin nasıl sağlandığının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (1589
sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin
önüne alınarak,
MHP Grubunun,
21/6/2012 tarih ve 5676 sayı ile meslek hastalıkları başta olmak üzere iş
kazaları ve bağlantılı hastalıkların tespit edilebilmesi, yaralanmaların ve
çalışanlara yönelik risklerin azaltılabilmesi veya ortadan kaldırılabilmesi
için gerekli önlemlerin alınabilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin,
CHP Grubunun,
13/11/2012 tarihinde Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşlarının
Sakarya bölgesinin elektrik dağıtımını yapan SEDAŞ’a
ilişkin iddiaların araştırılarak mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin
(564 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer
önergelerin önüne alınarak,
27/11/2012 Salı
günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul
edilmedi.
Kocaeli
Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün’ün şahsına
sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.
AK PARTİ
Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden
düzenlenmesine; Genel Kurulun 27 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde sözlü
soruların görüşülmeyerek 6328 sayılı Kanun’un 11’inci ve geçici 1’inci
maddeleri gereğince Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu
üyelerinden oluşan Karma Komisyonca bildirilen 3 aday arasından Kamu Başdenetçiliği seçiminin yapılmasına ve birinci oylamada
seçimin tamamlanamaması hâlinde diğer oylamaların art arda aynı birleşimde
yapılarak seçimin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine; (11/25)
esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 30 Kasım 2012 Cuma
günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve
Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki
görüşmelerin 30 Kasım 2012 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına; 4 Aralık 2012
Salı günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi yapılan
görüşmelerden sonra kabul edildi.
İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/401) esas numaralı Organ ve Doku Alınması,
Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi
yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Dilekçe Komisyonu
ile İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyonun nitelikli
çoğunluğu dikkate almadan adayları belirlemesi ve Genel Kurula intikal eden bu
sonuçlara göre Kamu Başdenetçiliği seçimi
yapılmasının usule uygun olup olmadığı,
Kamu Başdenetçiliği seçimi için yapılacak gizli oylamada
bakanların vekâleten oy kullanıp kullanamayacakları,
Konularında usul
görüşmeleri yapıldı. Her usul görüşmesinin sonunda Başkanlığın tutumunda bir
değişiklik olmadığı açıklandı.
6328 sayılı Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 11’inci ve geçici 1’inci maddeleri hükümlerine
göre Kamu Başdenetçiliği için yapılan gizli oylama
sonucunda Kamu Başdenetçiliğine Mehmet Nihat Ömeroğlu
seçildi.
Alınan karar
gereğince, 28 Kasım 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 23.34’te
birleşime son verildi.
Şükran
Güldal MUMCU
Başkan
Vekili
Özlem
YEMİŞÇİ Muhammet
Rıza YALÇINKAYA
Tekirdağ Bartın
Kâtip Üye Kâtip
Üye
II.- GELEN KÂĞITLAR
No: 40
28 Kasım 2012 Çarşamba
Meclis
Araştırması Önergeleri
1. Bursa Milletvekili İlhan
Demiröz ve 25 Milletvekilinin, GDO'lu ürünlerin insan
sağlığına etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/427)
(Başkanlığa geliş tarihi: 03.01.2012)
2. İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 Milletvekilinin, Şırnak-Uludere'de 35 kişinin
ölümüyle sonuçlanan olayın araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/428) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.01.2012)
3. Burdur Milletvekili
Ramazan Kerim Özkan ve 20 Milletvekilinin, şeker pancarı sektörünün
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/429) (Başkanlığa geliş
tarihi: 04.01.2012)
28 Kasım 2012 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran
Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza
YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşimini açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Üç dakika süre
veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır.
Görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, Zonguldak’a yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Zonguldak Milletvekili
Özcan Ulupınar’a aittir.
Buyurunuz Sayın
Ulupınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak
iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması
ÖZCAN ULUPINAR
(Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Zonguldak’a yapılan
yatırımlarla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
TTK Karadeniz
Ereğli Armutçuk Müessese Müdürlüğüne bağlı maden
ocağında bugün meydana gelen kazada 1 maden işçimizi kaybettik, 3 işçimiz
yaralı. Derin üzüntü içindeyiz. Hayatını kaybeden maden işçimize Allah’tan
rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaralı madencilerimize de acil
şifalar diliyorum.
AK PARTİ hükûmetlerimiz,
ilimize birçok sektörde yaptığı hizmet ve yatırımlarında, cumhuriyetimizin
kurulduğu yıldan bugüne kadar yapılanlardan daha fazlasını bu on yıllık sürede
gerçekleştirmiştir. Zonguldak’ta TTK’yı küçülten,
büyük Zonguldak’tan üç tane vilayet çıkartan, demir yollarını yenilemeyen, kara
yollarına bir kazma dâhi vurmayan, yapılan havaalanını açamayan biz değiliz.
Zonguldak’ın iklim ve coğrafyasının zorluğu, yatırım yapılacak uygun yerin
bulunmasının güçlüğü, madencilik faaliyetlerinin meydana getirdiği
hareketliliğin olumsuz sonuçları sebebiyle, yapılan yatırımlar hem uzun sürüyor
hem de gözükmüyor. Bir de buna yerel yönetimlerin yapması gereken hizmetleri
yapmayıp aksatması sonucu, ortaya kötü bir şehir görüntüsü çıkıyor. AK PARTİ
Hükûmeti bu durumdaki Zonguldak’ı tüm Türkiye gibi geleceğe hazırlayacak,
ekonomisini güçlendirecek, yatırım ve atılımları gerçekleştirecek çalışmalara
hızla devam etmektedir. On yıldan beri yaptığımız bu çalışmalar bir yıl daha
devam edecek ve ekmek parası kazanmak için gurbette çalışan Zonguldaklı hemşehrilerim tek tek memleketlerine geri gelecek, köyüne,
atasının toprağına sahip çıkacaktır.
Yatırımcıları
Zonguldak’a getirmek için önce kara, deniz, hava ve demir yollarını hızla
tamamlıyoruz. Duble yollar, İstanbul ve Ankara istikametine, bir sene içinde
tüm coğrafi zorluklara rağmen bitecektir. Mithatpaşa
Tüneli, Kilimli sahil yolu, şehir çevre yolu geçiş tünelleri ihale edilmiş,
çalışmalar başlayacaktır. Filyos’a ulaşan kara yolu
tünellerle bağlanacaktır. Açılmış olan fakat kullanılmayan havaalanı, AK PARTİ
Hükûmeti sayesinde, dağ tıraşlanarak yurt içi ve yurt dışı uçuşlarına açık hâle
getirilmiştir. Karadeniz’in en büyük limanı olacak olan Filyos
Limanı önümüzdeki günlerde ihale edilecek. Ankara-Zonguldak demir yolu hızla rehabilite edilerek hızlı tren çalışabilecek hâle
getirilmektedir.
Zonguldak’ın
zengin taş kömürü yataklarından dolayı, devlet ve özel sektör el ele vererek
enerji merkezi hâline getirdik ve büyümeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor.
Yüzlerce insanı istihdam edecek konuma gelmek üzeredir.
Şehrimiz bir
üniversite kenti olma yolunda hızla ilerliyor. Yapılan yatırımlar sayesinde on
yılda her gün gittikçe büyümüş ve okuyan öğrenci sayısı 10 binden 22 bine
ulaşmıştır. Bin yataklı yarı özel yurdu tamamlanmış, hizmete girmiştir.
İlçelerimizde de yurtlar ya tamamlanmış ya da hizmete girmek üzeredir.
Sağlıkta çok
ciddi yatırımlar gerçekleştirdik. Devrek’te 100 yataklı hastane, Çaycuma’da 100
yataklı ek proje, Ereğli’de 400 yataklı hastane inşaatı hızla devam ediyor.
Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Araştırma Hastanesi yapılan yatırım
ve artan kadrolarıyla ülke seviyesinin üzerine çıkacak duruma gelmiştir.
Zonguldak merkezde 400 yataklı hastanenin ödeneği hazır, yer tespiti
çalışmaları devam etmektedir.
TTK’nın dünya
madencileriyle yarışabilir seviyeye gelmesi için yatırımlarımız devam ediyor.
Üretimin artması için bugüne kadar 4.651 işçi alınmış, kısa sürede 2.492
işçinin alımı için çalışmalar devam etmektedir.
Sayın
Başbakanımızın Karadeniz’in çılgın projesi olarak gördüğü Filyos
Vadisi Limanı ihale edilmek üzere. Filyos Çayı’nın
sedde çalışmaları devam ediyor. Bakanlar Kurulu endüstri bölgesi ilan etmiş,
önümüzdeki yıl yatırımcılara yer tahsisleri yapılacaktır.
KÖYDES ve BELDES
ödenekleriyle köylerimiz yaşanabilir hâle gelmiş, köylerimizin çöpleri bile İl
Özel İdaresi tarafından toplanmaya başlanmıştır.
Eğitimdeki
yatırımlar sonucu il genelindeki anaokulları sayısı 4’ten 14’e, 37 olan lise
sayısı 68’e ulaşmış, ilköğretim okulu sayımız 2’ye katlanmıştır. Bu vesileyle,
eğitim konusunda devletimize yardımcı olan tüm hayırsever hemşehrilerimize
en derin saygılarımı sunarım.
İl merkez ve
ilçelerimizin öğretmenevlerinin hepsi modern hâle getirilmiştir.
Tüm ilçelerde gençlerimizi
çamur ve topraktan kurtarıp modern sentetik ve doğal çim sahalarda spor
yaptırıyoruz. Spor salonlarımızın birçoğunu yeniledik, gençlik merkezleri ve
sevgi evlerini hayata geçirdik.
Yüz seksen dokuz
yıllık geçmişi olan madenciliğimizin maden müzesini biz yaptık.
Zonguldak’ta
yapılan Doğanlı Barajı Tüneli sayesinde Zonguldak’ın su sorununu ortadan
kaldırdık, büyüklü küçüklü tüm derelerin birçoğunu ıslah ettik ve ıslah
çalışmalarına hızla devam ediyoruz.
Hükûmetimizin
ilimize yaptığı en güzel hizmetlerden biri de, nüfus olarak en büyük
beldelerimiz olan Kozlu ve Kilimli’nin ilçe
olmasıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZCAN ULUPINAR
(Devamla) - Yüce Meclisin değerli milletvekillerine, bu beldelerin ilçe
olmasında verdikleri katkılardan dolayı şehrim adına teşekkür ediyor, yüce
Parlamentoyu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Ulupınar.
Gündem dışı
ikinci söz, Manisa’nın sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Sakine
Öz’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın
Öz.
2.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’nın
sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
SAKİNE ÖZ
(Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Manisa ve ilçelerinin
sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu
saygılarımla selamlarım.
Manisa’nın güncel
sorunlarını aktarmak, taleplerimizi yinelemek, çözüm önerisini iktidara iletmek
için söz almış bulunmaktayım.
Değerli
milletvekilleri, Manisa çiftçisi binbir emekle
yetiştirdiği ürünü değerinde satmak istiyor. Ancak, bu isteği hatalı tarım
politikaları yüzünden gerçekleşmiyor. Hayatını borç içinde sürdürüyor. Toplama
maliyeti elde edilen gelirden yüksek olduğu için zeytin dalında kalıyor.
Manisalı çiftçimiz zahmetle yetiştirdiği eriği, biberi bir an önce satıp
borcunu kapatmak derdindeyken, yanlış alım politikaları çiftçilerimizi zarar
ettiriyor. Bakınız, ürün alım fiyatları TARİŞ tarafından hâlâ açıklanmamıştır.
İçeride bunlar
olurken dış politikada takip edilen yanlış yol ve yöntem komşularla
ihracatımızı düşürmüş, sıfır sorun politikası neredeyse sıfır ihracata
dönüşmüştür. Hükûmet, zor şartlar altındaki çiftçiye gereken desteği artırmalı
ve bu desteği, hasat mevsimi geçmeden, çiftçiyi daha fazla perişan etmeden
açıklamalıdır.
Değerli
milletvekilleri, Salihli’nin kuzeyinde kalan köylerin Salihli’ye ulaşımını
sağlayan Gediz ve Alaşehir nehirleri üzerindeki köprüler dar ve tek yönlüdür,
ihtiyacımızı karşılamamaktadır. Ayrıca, Salihli, Akhisar mevkisindeki
yol, yük ve yolcu taşımacılığında da kullanılmaktadır. Eskimiş olan bu köprü ve
yolların acilen genişletilmesi gerekmektedir. Biz bu konuyu uzun süredir takip
ediyoruz. Taleplerimizi yineliyor, tekrar, Salihli Belediyesi ve tarafımca
Ulaştırma Bakanlığına başvuruyoruz, bu köprülerin yapılmasını talep ediyoruz
ancak gelişmelerden bir sonuç alamıyoruz. Sayın Bakana talebimi, bir kez, bu
kürsüden tekrar iletmek istiyorum: Salihli’nin bu sorunlarıyla ilgileniniz.
Salihli-Akhisar
yolunu, özellikle yaz aylarında, ağır yüklü araçlar yoğun kullanmaktadır.
Alaşehir, Sarıgöl ve Salihli’de yetişen üzümler bu yol üzerinden İstanbul’a
taşınmaktadır, hatta Antalya ve Denizli de bu yolu kullanmaktadır. Ancak, bu
yol belirli bir yere kadar yapılmış, daha sonra yarım kalmıştır. Yolun
özellikle Gölmarmara ilçesi civarında kalan bölümü de oldukça dar ve bozuktur.
Ayrıca, Gölmarmara-Akhisar kısmındaki yolun inşaatına başlanmış ancak yol
çalışması bilinmeyen nedenlerden dolayı yarım kalmıştır. Bölge ve ülkemiz için
çok önemli olan bu yolun bir an önce bitirilerek sıkıntıların giderilmesi
gerekmektedir.
Yine,
İzmir-Ankara kara yolunun Kula-Salihli bölgesi bir türlü kalıcı çözüme
kavuşturulmamaktadır. Bu yol bir yapboz tahtasına dönüştürülmüştür; yol
çalışması yıllardır sürdürülmektedir. Bu bölgedeki kara yolu, açılan ihaleler
yoluyla, belli şirketlerin rant alanı hâline gelmiştir. AKP İktidarı duble
yollarıyla övünmektedir ancak Kula-Salihli bölgesinde bu duble yolun iki yakası
bir araya gelmemektedir.
Selendi köyleri
sulama ve ulaşım konularında sorunlar yaşarken yeni Büyükşehir Belediye Yasası
on yıllık AKP İktidarında çözüme kavuşturulmayan köylerin ihtiyaçlarını hangi
bütçeyle, hangi planla karşılayacaktır?
Sayın
milletvekilleri, Saruhanlı ilçesi Lütfiye köyünde arazilerin sulanabilmesi için
Gördes Barajı’ndan su talebi vardır. Demirköprü
Barajı’ndan belirli aylarda kısa süreli su alabilmektedirler. Ürün çeşidinin
artması ve kuraklık nedeniyle, tarımla geçinen köy sakinleri, ürünlerini yıl
boyunca sulama ihtiyacı duymaktadır. Bu nedenle, bölgede kapalı sistem
yöntemiyle sulama yapılması için gerekli çalışmaların bir an önce yapılması
gereklidir.
Değerli
milletvekilleri, Turgutlu Çal Dağı ve Gördes’teki nikel madeni ocakları çevre
katliamına sebep olmaya devam ederken, Soma’da kömür ocaklarında ise yetersiz
denetim ve iş güvenliği yüzünden son üç ayda 3 kez ölümlü kaza ile 3
yurttaşımız hayatını kaybetmiştir, hatta bunlardan 2’si aynı ailenin
çocuklarıdır. Ocaklardaki denetimler siyasi hesaplardan uzak olmalı, zengin
yaratma ve onu koruma kaygısından bağımsız yapılmalı, iş ve işçi güvenliği ön
plana alınarak kazalar en aza indirilmelidir. Bu sayede belki de ölümlü…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SAKİNE ÖZ
(Devamla) – Bir miktar daha süre verebilir misiniz, toparlayayım.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Öz.
SAKİNE ÖZ
(Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ederiz.
Gündem dışı
üçüncü söz, Isparta-Antalya Dereboğazı yolunun duble
yol yapılması hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat
Korkmaz’a aittir.
Buyurunuz Sayın
Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın,
Isparta-Antalya Dereboğazı yolunun duble yol
yapılmasına ilişkin gündem dışı konuşması
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Anadolu’yu güneye
bağlayan Dereboğazı yolunun duble yol yapılması
hususunda gündem dışı söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, bu yolun ulaşım açısından taşıdığı önem kadar hikâyesinin de
bugünkü kuşaklar tarafından bilinmesi gerekiyor.
Bahsettiğimiz
yol, Ankara, Afyon ve Antalya’yı birbirine bağlayan ve Isparta’nın çevre
yolundan geçen güzergâh. 1950’li yıllarda bir grup memleket sevdalısı hemşehrim temelini atmış ve Türkiye’de ilk kez bir yol
yapımı için dernek kurmuşlardır. Mustafa Kazak, Yorgancı Memiş,
Kadir Bozlu, Mehmet Ceyhan, Hüsnü Altıntabak ve
ismini sayamadığım birçok hemşehrimi de bu vesileyle
hayır ve minnetle yâd ediyorum.
Mustafa Kazak
adlı bir büyüğümüzün çocuklarının nafakası olan hayvanlarını yol açmanın bir
ibadet olduğunu düşünerek satıp yol inşaatında çalışan işçilerin maaşlarını
ödemesi, bu topraklara duyulan aşkın en güzel örneklerinden.
Yapılan
çalışmalar neticesinde, Dereboğazı yolu 1990’lı
yıllarda hizmete girmiş, Sayın Cumhurbaşkanı Demirel tarafından da devlet yolu
hâline getirilmiştir. Anadolu’nun ilmek ilmek inşasında bu tür fedakârlık ve
kahramanlıkları anmanın ve çocuklarımıza aktarmanın bizlerin sorumluluğu
olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, bu yol, taşıdığı avantajlar açısından da büyük önem taşıyor.
156 kilometrelik “eski yol” dediğimiz Ağlasun-Bucak-Antalya yolu, Dereboğazı yolunun açılmasıyla 115 kilometreye düşmüş, 40
kilometre kısaltılarak yakıt ve zaman tasarrufu sağlanmıştır. 2011 seçimlerinde
Sayın Erdoğan, Hükûmet Meydanı’nda tüm Ispartalılara söz vererek duble yolun Dereboğazı üzerinden yapılacağı taahhüdünde bulunmuş ve
Ispartalıların siyasal desteğini istemiştir. Isparta’nın AKP’ye bu kadar oy
vermesinde bu sözün cazibesi yadsınamaz ancak ne olduysa Başbakan -karakolda
doğruyu söyleyip mahkemede şaşması misali- verdiği bu sözü unuturken duble yol
güzergâhı değiştirilerek Ağlasun-Bucak üzerinden Antalya’ya bağlanması kararı
verilmiştir. Bu karar, her açıdan yanlış bir karardır. Dereboğazı
yolunun asıl güzergâh olmasında objektif gerekçeler mevcuttur.
Ağlasun-Çeltikçi-Bucak güzergâhında kışın don ve buzdan dolayı geçilmesi zor
olan Köroğlu Beli ve Kibrit Tepesi vardır. Dereboğazı
güzergâhı kullanılır ise Antalya Havaalanı’na, Manavgat ve Alanya’nın da yer
aldığı doğu Antalya’ya ulaşım daha kısa ve avantajlı olacaktır. “Batı Antalya”
denilen Kemer-Kaş tarafına ulaşmada kullanılan Burdur-Antalya yolu zaten duble
yoldur.
Doğu Antalya,
ülkemizin meyve sebze deposudur. Nakliye kamyonları için Dereboğazı
yolu son derece önemlidir. Tüketici için de önemlidir çünkü meyve sebze
ticaretinde en önemli maliyet nakliye olduğu için fiyatlarının da ucuzlamasına
vesile olacaktır.
Dereboğazı güzergâhında
şehir içi yollar kullanılmamakta, böylece trafik daha kolay seyretmektedir
ancak Ağlasun-Çeltikçi-Bucak güzergâhında Burdur şehir merkezini geçmek
zorunluluğu vardır.
Kış turizmi
açısından önem arz eden Isparta Davraz kayak
tesisleri ve yaz aylarında yayla turizmi açısından da Dereboğazı
güzergâhı önemlidir.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Başbakan; birçok yerde sözler vermiştir, bunları
unutturmamak yöre AKP milletvekillerine düşer. Ancak Isparta meydanında verilen
sözün unutulduğu ortada ya da Isparta’nın açıkça atlatıldığı. İnanıyorum ki
Isparta’nın tüm milletvekilleri Dereboğazı güzergâhı
için benim gibi düşünüyorlar, sadece söylemeye cesaret edemiyorlar, bunun
dillendirilmesi de biz muhalefet milletvekillerine düşüyor.
Ayrıca, bu
hususun Meclis kürsüsüne taşınmasında da kesinlikle Isparta ve Burdur arasında
bir sürtüşme olduğuna dair bir emare çıkarılmaması gerekiyor. Burdur da bizim
yöremiz, Burdur’daki hemşehriler de bizim hemşehrilerimiz, Burdur’a yapılan her şeyin de arkasında
oluruz. Tabii, Isparta milletvekili olarak Isparta’nın hukukunu, menfaatlerini
savunmak en önemli vazifemiz olsa gerek.
Değerli
milletvekilleri, AKP milletvekillerine bu yolun mücadelesinin verilmesinin
Isparta için önemli bir hizmet olduğunu hatırlatıyor, bir an önce Dereboğazı güzergâhının duble yol yapılması, duble yol
kapsamına alınması hususunu beklediğimi ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Korkmaz.
Sayın
milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın
milletvekillerimize İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi
gereğince birer dakika söz vereceğim.
Sayın Öğüt…
V.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Hükûmet
yetkililerinin Patriot füzeleriyle ilgili konuda
yaptıkları açıklamalarla ciddiyetten uzak bir tavır sergilediklerine ilişkin
açıklaması
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Siyasetin ana
gündem maddesi, Türkiye'nin NATO’dan talep ettiği Patriot
füzeleri. Ne var ki böylesine önemli bir konuda Hükûmet yetkilileri yine
yaptıkları açıklamalarla ciddiyetten uzak bir tavır sergiliyor.
AKP Genel Başkan
Yardımcısı Hüseyin Çelik, birkaç gün önceki açıklamasında “Bunun tetiği kimde
olacak diye sorarsanız, tetik bizim Genelkurmayımızda olacak, bizim askerimizde
olacak.” demişti hatırlarsınız. Oysa bugün NATO Genel Sekreteri, “Tetik kimde
olacak?” sorusunun yanıtını vererek, “Patriotların
komutası NATO’da olacak.” dedi.
Şimdi, biraz daha
geçmişe gidelim, benzer senaryo Füze Kalkanı Projesi’nde de yaşanmıştı. AKP
Hükûmeti kamuoyundan gelen tepkiler üzerine sözde şartlar ileri sürmüştü ve
bunların arasında, komutanın Türkiye'de olacağı aldatmacası da vardı.
Dün gelen 20
kişilik yabancı askerî uzman, bize göre vatan toprağı, size göre NATO
topraklarında incelemeler yaptı. Geçen hafta aynı yere, bizim milletvekilimiz
Veli Ağbaba, askerî yetkililer tarafından ve Hükûmet
tarafından sokulmamıştı. Bunu da hatırlatmak isterim.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Öğüt.
Sayın Tanal…
2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hububat
destekleme primleri ödenmediği için çiftçilerin ve on yıldan beri hiç fabrika
açılmadığı için Şanlıurfa halkının mağdur olduğuna ilişkin açıklaması
MAHMUT TANAL
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çiftçilerimize
hububat destekleme primleri ödenmediği için tüm tarım arazilerine haciz
konulmuş ve mağdur durumdadır. Bu mağduriyetin bir an önce giderilmesini talep
ediyorum.
İki: Şanlıurfa,
Türkiye’de işsizliğin en yüksek olduğu ilimizdir. Şanlıurfa da AKP’nin en
yüksek oy aldığı ildir. Şanlıurfa’da on yıldan beri işsizliği azaltmak için hiç
fabrika açılmadığı için Urfalı hemşehrilerimiz mağdur
durumdadır. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında Şanlıurfa’daki bu işsizlik
giderilecektir. Şanlıurfalı hemşehrilerimiz
unutmasınlar ki Mecliste onların tüm bu mağduriyetlerinin, hak ve hukukunun
savunucusu ve temsilcisi Cumhuriyet Halk Partisidir.
Saygılarımla.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Tanal.
Sayın Sarıbaş…
3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çan Linyitleri
İşletme Müdürlüğünün özelleştirilmesinin söz konusu olup olmadığını öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
ALİ SARIBAŞ
(Çanakkale) – Sayın Başkan, 19 Kasım 2012 Pazartesi günü Cumhuriyet Halk Partisi
KİT Komisyonu 11 milletvekiliyle Çanakkale’nin Çan ilçesinde ÇLİ ocak
işletmesine bağlı ocakları yerinde gezdiğimiz incelemede Çan halkı ve orada
çalışan tüm işçi ve personelin tedirgin olduğunu gördük. Sizlerin aracılığıyla
Sayın Taner Yıldız tarafından cevaplandırılmasını rica edeceğim soruları sormak
istiyorum: Çan Linyitleri İşletme Müdürlüğü ocağında 25-30 metre toprak
hafriyatı yapılarak çok az masrafla kömür hazır hâle getiriliyor. Kömür üretim
maliyetinin bu kadar düşük olduğu bir ocağın özelleştirme programına alınarak
yandaşlara peşkeş çekileceği duyumları almaktayız. Neredeyse sıfır üretim
maliyetli bu kömür ocağı özelleştirme programına alınmış mıdır,
özelleştirilmesi düşünülmekte midir? Ülke ekonomimize kazandırdıkları ve ocakta
çalışanların durumu göz önüne alındığında bu kadar önemli bir ocağın
özelleştirilmesi doğru mudur? Çan’da kurulup kömür ihtiyacını ve kömürü bitene
kadar buradaki ocaklardan karşılanmak üzere anlaşması sağlanan 18 Mart Termik…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Sarıbaş.
Sayın Varlı…
4.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, DSİ’nin
belirlediği dönüm başına sulama ücretlerinin yüksekliğine ilişkin açıklaması
MUHARREM VARLI
(Adana) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan,
aracılığınızla bir sıkıntıyı dile getirmek istiyorum. AKP’nin yapmış olduğu
sulama birlikleriyle alakalı yasa değişikliğinde, daha önce sulama
birliklerinin meclisine ait olan dönüm başına sulama miktarını DSİ
bürokratlarına devretmişlerdi. Bu yıl DSİ bürokratları dönüm başına
maliyetleri, dönüm başına su ücretlerini belirlemişler, şimdi Adana’da pamuğun
dönüme maliyeti geçen yıl 17 lirayken sulama ücreti, bu yıl 31 liraya
taşımışlar. Mısır geçen yılki fiyatın altındayken, buğday geçen yılki fiyatın
altındayken, pamuk geçen yılki fiyatın altındayken nasıl oluyor da yüzde 100
bir zamla çiftçiye pamuktaki sulama miktarı artışını uygun görüyorlar? Bu,
Allah’tan reva mıdır? Bu insanların vicdanı var mıdır? Bu insanlar o bölgede
yaşayan insanları yeterince tanıyorlar mı? Bu çiftçilerin ürettiklerinden para
kazanamadıklarını bilmiyorlar mı, yoksa çiftçiye resmen AKP eliyle düşmanlık mı
ediyorlar?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Varlı.
Sayın Işık…
5.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Millî Eğitim
Bakanlığınca yürürlüğe konulan yeni Kılık Kıyafet Yönetmeliği’nin okullarda
ayrımcılık, mahalle baskısı, kıskançlık, aşağılık duygusu ve kaos ortamı
yaratılmasına sebep olacağına ilişkin açıklaması
MUHARREM IŞIK
(Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım,
okullardaki yeni Kılık ve Kıyafet Yönetmeliği’yle “Öğrenim gördükleri okulun
arması ve rozeti dışında nişan, arma, sembol, rozet ve benzeri takılar
takamaz.” denmekte. Atatürk rozeti takmanın yasaklanması anlamına geliyor bu.
Vücut hatlarını belli eden şort, tayt gibi kıyafetleri, yine, diz üstünü örten
etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört ve kolsuz gömlek
giymek maddesiyle de resmen cinsellik ön plana çıkarılıyor. O yaştaki çocuklar
sanki teshircilermiş gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Kızları okula değil kocaya göndermenin alt zemini bu. Tüm dertleri, Atatürk’ü
nasıl zihinlerden sileriz? Sözde, yasaklarla mücadele etmekte ise de asıl,
baskıcı bir yapıyla yasakları gündeme getirip bir de bu yetmezmiş gibi toplumu
germektedir. Okullarda ayrımcılık, mahalle baskısı, kıskançlık, aşağılık duygusu ve kaos ortamı
yaratılacaktır.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Işık.
Sayın
Karaahmetoğlu…
6.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun,
Türkiye Emekliler Derneğinin yaptırdığı bir araştırmaya göre ülkemizin en
yoksul kesimlerinden birinin emekliler olduğuna ilişkin açıklaması
SELAHATTİN
KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan,
Türkiye Emekliler Derneğinin yaptırdığı araştırmaya göre, ülkemizin en
yoksul kesimlerinden birinin emekliler olduğu görülmektedir.
Ankete göre,
emekliler en çok ekmek tüketirken, en az kırmızı et tüketmektedir. Gıda olarak
en çok ekmek, sebze, makarna ve kuru baklagil ile
beslenmektedirler.
Boş zamanlarında
televizyon izleyen emeklilerimiz sinema ve tiyatroya ise gidememektedir.
Çalışmanın
gösterdiği bir başka sonuç da emeklilerimizin mağduriyetinin boyutunu
göstermeye yetiyor. Yüzde 30’a yakın emeklimiz geçinmek için başkalarının
yardımına muhtaç durumda. Birçoğu çocuklarının ve yakın akrabalarının
yardımıyla geçimini sürdürürken birçoğu da devletten ve derneklerden aldıkları
yardımlarla geçinmeye çalışıyorlar.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Karaahmetoğlu.
Sayın Havutça…
7.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın,
muhalefet partilerinin belediye başkanlarına yapılan baskıların genel seçimler
yaklaştıkça arttığına ilişkin açıklaması
NAMIK HAVUTÇA
(Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Hükûmetin göreve
geldiği günden bu yana muhalefete olan tahammülsüzlüğü, muhalefet partisi
belediye başkanlarına ve belediyelere yönelik yapılan operasyonlarla ve
baskınlarla, sık sık yapılan İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin denetimleriyle
somutlaşmıştır. Açıkça görülmektedir ki muhalefet belediye başkanlarına genel
seçimler yaklaştıkça yapılan baskı artmakta, hatta uzun teknik takip ve
dinlemeler sonucu başkanlar gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılarak
halkın gözünde itibarsızlaştırılmaktadır. Özellikle Balıkesir’de muhalefet
partilerinin belediyelerine yönelik müfettiş denetimleri sıklaşmış,
müfettişlerin biri gidip biri gelmeye başlamış, hatta belediye başkanlarının
maneviyatına yönelik, saldırı derecesine varılan soruşturmalar açılmıştır.
Balıkesir’de Belediye Başkanımızın annesine verdiği hayrın bile hesabı
sorulmuştur. Bandırma Belediyesinde daha yeni, müfettiş “Soruşturmaya gerek
yoktur.” raporu vermiştir ancak İçişleri Bakanlığından bir müfettiş daha
gelmiştir. Yani soruyoruz buradan: AKP İktidarı bugüne kadar AKP’li hangi
belediyeyi soruşturmuştur, kaç belediyeyi soruşturmuştur?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Havutça.
Sayın Fırat…
8.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Hükûmetin Patriot füzesi yerleştirme kararından ivedilikle vazgeçmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
SALİH FIRAT
(Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dünyada barış
özlemi çekilirken ne yazık ki ülkemizde Patriot
füzelerini yerleştirme yeri arıyoruz ve bu yer de Güneydoğu ve Doğu Anadolu.
Anlaşılan, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da ölen 50 bin insan yetmiyormuş gibi
tekrar bölgeyi savaş alanına çevirmek istiyoruz, muharebe alanı yapmak
istiyoruz. İvedilikle Hükûmetin bu karardan vazgeçmesini talep ediyorum. Artık
yeter, Güneydoğu’da savaşın sürmesini istemiyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Fırat.
Sayın Kaplan…
9.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın,
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde doldurma izni olmadan yeni bir yöntemle denizin
içerisine duba koyarak liman yapan şirketler olduğuna ilişkin açıklaması
MEHMET HİLAL
KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Kocaeli’nin
Dilovası ilçesinin hava kirliliği, kimyasal maddelerin, atıkların kirliliği ile
Türkiye gündemine geldiğini biliyoruz. Son dönemlerde Haydarpaşa Limanı’nın
kapatılması nedeniyle bu bölgedeki limanlara ağırlık verildi. Dönem dönem denizin ilgili şirketler tarafından doldurulmasının
yanı sıra, şimdi, doldurma izni olmadan, yeni bir yöntemle, denizin içerisinde,
duba koyarak liman yapan şirketler var. Dolayısıyla, Dilovası’nda, önümüzdeki
süreçte insanların yaşam alanlarının daralacağı bir bölge olduğuna dikkat
çekmek istedim.
Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Kaplan.
Sayın Halaman…
10.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın,
Adana ilinin Kozan ilçesinin ortasından geçen Tabak Deresi’nin ıslahı
çalışmalarının yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması
ALİ HALAMAN
(Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.
Adana’nın Kozan
ilçesi var. Kozan’ın ortasından bir -“Tabak Deresi” derler- dere geçiyor,
içinden su akıyor. Bunun çevresi mahalle, insanlar yaşıyor. Dolayısıyla, sağlık
şartlarını bozuyor. On senedir uğraşılmasına rağmen ıslah çalışmasıyla ilgili
taleplerimiz bir türlü yerine gelmiyor. İlgili iktidar milletvekillerinin bu
ıslah çalışmasıyla, bu Tabak Deresi’yle ilgilenmesini bekliyor, saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Halaman.
Sayın Özel…
11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Hükûmetin bazı
konularda ikircikli bir tavır sergilediğine ilişkin açıklaması
ÖZGÜR ÖZEL
(Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bugün, Darbeleri
Araştırma Komisyonu, raporunu Sayın Meclis Başkanına sundu ve Meclise yolladı.
Bir yandan da sözde 12 Eylül yargılamaları devam ediyor. Oysa bu Meclisi
yöneten, bu Meclisin içinde bulunduğu ve sürdürdüğü irade darbelerle mücadele
ederken Hükûmet ise darbelerin etinden ve sütünden yararlanmaya devam ediyor.
Seçim barajından yararlanıyor, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini
kullanıyor ve Yükseköğretim Kurumunu, çok şikâyet ettiği Yükseköğretim
Kurumunu, şimdi yasasında bir değişiklik hazırlayarak yeniden dizayn ediyor.
Geçtiğimiz hafta yapılan, saygın bir kuruluşun yapmış olduğu araştırmada halkın
yüzde 83’ü Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığın Anayasa’da yer almasını
istemişken YÖK Kanunu’ndan bunu çıkarmaya hazırlanıyorlar. Buradaki ikircikli
tavrı yüce Meclisin takdirlerine arz ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Özel.
Sayın Şafak…
12.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, 2011 yılından beri
ödenmeyen buğday destekleme paralarının ne zaman ödeneceğini ve kuraklıktan
dolayı kotayı dolduramayan pancar üreticileri için bir tedbir alınıp
alınmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
DOĞAN ŞAFAK
(Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
2011 yılından bu
yana, faturalarını teslim eden çiftçimizin buğday destekleme paraları
ödenmemiştir. Hükûmet bu paraları ne zaman ödeyecektir?
Ayrıca, pancar
üreticileri bu yıl kuraklıktan dolayı kotayı dolduramamıştır. Bu konuda Hükûmet
herhangi bir tedbir alıyor mu?
Sizin
aracılığınızla bu konuyu duyurmak istedim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Şafak.
Sayın Ediboğlu…
13.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun,
ülkemizdeki en temel sorunlardan biri işsizlik olmasına rağmen AKP’li
yöneticilerin ve belediyelerin Suriyeli sığınmacılara iş bulmak için yarış
içerisine girmiş olduklarına ilişkin açıklaması
MEHMET ALİ
EDİBOĞLU (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ülkemizin en
temel sorunlarından birisi işsizlik. Gençlerimiz, asker dönüşü iş için tüm
kapıları çalıyor ancak iş bulamıyor. Hâl böyleyken, Suriyeli sığınmacılara iş
bulmak için AKP’li belediyeler ve AKP’li yöneticiler bir yarış içerisine girmiş
durumda. İş bulmak için gençlerimizin sığınmacı mı olması gerekiyor? Bu sorunun
yanıtını bekliyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Ediboğlu.
Sayın Öz…
14.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa ilinin Kula
ilçesindeki öğretmen lokalinin kapatılmasına ve meslek gruplarının paylaştığı
bu tür mekânların kapatılmasının sessiz ve tepkisiz bir toplum yaratılmasının
adımlarından biri olduğuna ilişkin açıklaması
SAKİNE ÖZ
(Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce sözlerim yarım kalmıştı onun için tekrar
söz aldım.
Geçen hafta,
Manisa Kula ilçesini ziyarete gittiğimde, Öğretmenler Günü’nden bir gün önce,
öğretmen lokalinin kapandığını öğrendim. “Neden?” sorusuna ise “Zarar ettiği
için.” yanıtını alınca şaşkına döndüm. Bu tür lokaller meslektaşların
buluşturulması, birleştirilmesi, sosyal anlamda bir arada tutulmasının
tesisleridir. Bu tesislerin zarar ve kâr etmesi söz konusu edilemez ama AKP
İktidarı her yerde rant düşündüğü için, yurdun değişik yerlerinde öğretmen
lokallerini adliyelerde olduğu gibi kapatmaktadır.
Öğretmenler daha
rahat, güvenceli bir sosyal yaşama layıkken, onların kazanımları dahi
ellerinden alınarak, örgütlü toplum olarak yok edilmeye eş değerdir. Meslek
gruplarının birleştiği, sorunlarını paylaştığı mekânların kapatılması siyasi
baskının en somut göstergelerinden, sessiz ve tepkisiz bir toplum
yaratılmasının adımlarındandır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Öz.
Sayın Düzgün…
15.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, emniyet
teşkilatının sendika kurma girişimlerinin engellenmek istendiğine ilişkin
açıklaması
ORHAN DÜZGÜN
(Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bildiğiniz üzere,
geçtiğimiz günlerde emniyet teşkilatının sendika kurmakla ilgili bir girişimi
oldu. Fakat bu girişim maalesef emniyet teşkilatının yetkilileri tarafından,
ülkemizde var olan bütün hukuk kuralları hiçe sayılarak, ihlal edilerek
engellenmek isteniyor. Bir diğer taraftan da polislere bu kurulacak olan
sendikaya üye olmamaları için zoraki yazı imzalatılıyor.
Sayın Başkan,
biz, Sayın İçişleri Bakanının Angelina Jolie’ye gösterdiği ilginin onda 1’ini
kendi teşkilatına göstermesini ve kendi teşkilatının polisler üzerinde yaptığı
bu baskıyı ve hukuk ihlalini kaldırmasını istiyoruz.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Düzgün.
Sayın Eyidoğan…
16.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın,
yeşil alanları ve su havzaları yağmalanan, havası fütursuzca kirletilen kentler
için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ne yaptığını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
HALUK EYİDOĞAN
(İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.
Televizyonlarda
her gün “Ne yersek daha sıhhatli oluruz?” türünde programlar yapılmaktadır.
Ancak “Nasıl bir hava solursak daha sağlıklı oluruz?” konusu işlenmemekte, halk
bilgilendirilmemektedir. Kentlerde insanlar kirli havadan zehirlenmektedir.
Sağlıklı hava olmadan sağlıklı beslenme olur mu? Büyük kentlerde sanayi ve
trafik yoğunluğu insanlarımızı zehirliyor. Ana caddeler üzerinde yaşayanların
egzoz dumanlarından zehirlenmesi konusunda ne yapılıyor, hangi önlemler
alınıyor? Dünya Bankasının Dünya Kalkınma Göstergeleri 2012 Raporu’nda metreküp
başına sülfür dioksit miktarında 120 mikrogram değeri ile İstanbul dünyada
7’nci sırada yer alıyor. Havada asılı, çapı 10 mikrondan küçük maddelerin
metreküpteki miktarı sıralamasında İstanbul 111 kent arasında 39’uncu olmuştur.
Yeşil alanları ve su havzaları yağmalanan, havası fütursuzca kirletilen kentler
için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ne yapıyor? İstanbul için Sayın Topbaş ne
yapıyor?
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Eyidoğan.
Sayın Acar…
17.- Antalya Milletvekili Gürkut
Acar’ın, Antalya’da turfanda sebze üreticilerinin zor durumda olduklarına ve
Hükûmetin ihracat sorununu çözmek için acilen önlem almasını beklediklerine
ilişkin açıklaması
GÜRKUT ACAR
(Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Antalya’da
turfanda sebze üreticileri tarihinin en büyük çöküşüyle karşı karşıyadır.
Antalya halkının, bütün üreticilerin söylediği şudur: “Üretici artık öldü.” Ve
bu nedenle de yetiştirdikleri ürünleri tabut şekline getirip o ürünleri hep
beraber çaylara, derelere dökmektedirler. Bu nedenle, Hükûmetten bu ihracat
sorununun çözümlenmesi için acil önlem bekliyoruz. Bütün Antalya ayaktadır,
bütün üreticiler bunu talep etmektedir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Acar.
Sayın Altay…
18.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, milletvekillerinin
yerinden söz taleplerinin seçim bölgelerindeki sorunları Parlamento üzerinden
Hükûmete taşımak amaçlı olduğuna ama bu süreçte Genel Kurulda tek bir bakanın
bile bulunmamasının Parlamentoya saygısızlık olduğuna ilişkin açıklaması
ENGİN ALTAY
(Sinop) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, ben
aslında söz almayacaktım ama… Şimdi bu Parlamentoda, 60’a göre,
milletvekillerinin yerinden söz taleplerinin tümünün içeriği,
milletvekillerimizin seçim bölgelerindeki sorunları Parlamento üzerinden hükûmete
taşıması amaçlıdır. Ancak bugün ve geçmişte hep gördüğümüz şu var: Bu süreçte
nedense hükûmet sıralarında bir tek sayın bakanı bile göremiyoruz. Bu, doğru
bir şey değildir. Bu, Parlamentoya saygısızlıktır. Bu, ciddiyetsizliktir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Altay.
Sayın Akar…
19.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli ilinin Kartepe ilçesi Maşukiye
beldesinde bir taş ocağı açılmasının Maşukiye’nin
doğal güzelliğinin katli demek olduğuna ilişkin açıklaması
HAYDAR AKAR
(Kocaeli) – Sayın Başkan, Kocaeli Kartepe ilçesi Maşukiye beldesinde hızlı tren gerekçesiyle bir taş ocağı
açılmak istenmektedir. Bu taş ocağının açılma gerekçesi olarak da bunun bir
millî proje olduğu üzerinde durulmaktadır ve müteahhidin çok uzaklardan taş
getirmek yerine demir yollarına 2 kilometre - 3 kilometre yakınlarından taş
taşıması öngörülmektedir.
Yalnız, yapılan
ihalede böyle bir şartname ve böyle bir usul olmamasına rağmen, birilerine
devletin imkânlarıyla peşkeş çekilmeye çalışılmaktadır ve doğa güzelliğiyle
anılan Maşukiye yani İstanbul’un ve Kocaeli’nin nefes
alma alanı, yeşilliklerle dolu Maşukiye katledilmek
istenmektedir.
Bilgilerinize…
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Akar.
Gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin 3 önerge vardır, okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 25 milletvekilinin,
GDO’lu ürünlerin doğrudan veya dolaylı gıda
üretiminde kullanılması durumunda insan sağlığı ve çevreye vereceği zararların,
GDO'suz yem kullanan üreticilerin uğrayacağı
mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/427)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Biyogüvenlik Kurulu
23/12/2011 tarihinde yaptığı açıklama ile yem amaçlı kullanılmak üzere GDO‘lu 13 mısır çeşidine izin vermiştir.
Oysa aynı Biyogüvenlik Kurulu tarafından bilimsel komitelere
hazırlattırılan sosyoekonomik değerlendirme raporlarında GDO’ların
sindirim sisteminde sindirilemediği ve hücrelere kadar taşınabildiği,
marketlerden alınan süt örneklerinde GDO’lu yemlere
ait DNA'ya rastlanıldığı, pastörizasyon işleminin dahi bu DNA'yı yok edemediği
açık bir şekilde belirtilmekte, GDO'ların sağlık
riski yaratabileceği kabul edilmektedir.
GDO ile ilgili
kamuoyu görüşüne açılan bilimsel raporlara da 15 bin kişinin görüş bildirdiği Biyogüvenlik Kurulu Başkanı tarafından açıklanmıştır. Ancak
bu 15 bin görüşün kaçının GDO'Iu ürün istediği,
kaçının istemediği kamuoyuyla paylaşılmamıştır.
GDO ile ilgili
verilen bu kararla, tüm hayvancılık sektörü ve et, süt, yoğurt, peynir, yumurta
gibi hayvansal ürünler ile bu ürünlerin içeriğini oluşturduğu binlerce gıda
maddesi de risk altında bırakılmaktadır. GDO'suz yem
kullanan üreticiler de bu şekilde cezalandırılmaktadır, zira mevzuata göre GDO'lu yem ile beslenen hayvanların ürünlerinin etiketlenme
zorunluluğu bulunmamaktadır.
Bunun sonucunda
tüketici satın aldığı hayvansal ürünün GDO’lu olup
olmadığını bilemeyecektir. Oysaki Biyogüvenlik Yasası
GDO ve ürünlerinin tüketicinin tercih hakkını ortadan kaldırması hâlinde GDO
başvurularının reddedileceğini söyler. GDO’lu yemle
beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerin etiket taşımaması, tüketicinin
tercih hakkını doğrudan ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle verilen karar kanuna
da aykırıdır.
Öte yandan Biyogüvenlik Kurulunun yem amaçlı da olsa izin verdiği
mısır, ülkemizde de yetiştirilen bir üründür. Ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı mısır bitkisini desteklemek, verilen desteği artırmak yoluyla
kendimize yeterliliği yakalamak varken bunu yapmamakta, ülkemizi ithalata
mahkûm etmektedir. Mısıra sağlanan desteğin son dört yıldır aynı seviyede
kalması yüzünden ülkemize her yıl 500 bin ton ile 1 milyon ton civarında mısır
ithalatı yapılmaktadır. Ancak bu durum yine de yapılacak mısır ithalatının GDO'lu olmasını meşru kılmamaktadır. Dünyada üretilen
mısırın sadece yüzde 29'u GDO’lu tohumla
üretilmektedir, yani yüzde 71’i GDO'suzdur.
Biyogüvenlik Kurulunun
verdiği bu izinle ilgili yapılan kampanyalarda iki günlük süreçte yaklaşık 100
bin imza toplanarak Kurula iletilmiştir. Halkımızın GDO'lu
ürünleri tüketmek istemediği, imzaları ve görüşleriyle net bir şekilde
görülmüştür.
Kamuoyu iradesini
hiçe sayan bu kararın dayanağının ortaya çıkarılması ve genel olarak GDO’lu ürünlerin doğrudan veya dolaylı gıda üretiminde
kullanılması durumunda, insan sağlığı ve çevreye doğuracağı zararların, GDO'suz yem kullanan üreticilerin uğrayacağı mağduriyetlerin
tespiti ve gerekli önlemlerin alınması için Anayasa’mızın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’müzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis
araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) İlhan Demiröz (Bursa)
2) Aykan Erdemir (Bursa)
3) Turhan Tayan (Bursa)
4) Kemal Ekinci (Bursa)
5) Sena Kaleli (Bursa)
6) Veli Ağbaba (Malatya)
7) Uğur Bayraktutan (Artvin)
8) Ensar Öğüt (Ardahan)
9) Candan Yüceer (Tekirdağ)
10) İhsan Özkes (İstanbul)
11) Faik Tunay (İstanbul)
12) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
13) İdris Yıldız (Ordu)
14) Ercan Cengiz (İstanbul)
15) Tanju Özcan (Bolu)
16) Aydın Ağan Ayaydın (İstanbul)
17) Aytun Çıray (İzmir)
18) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
19) Tolga Çandar (Muğla)
20) Ahmet İhsan Kalkavan (Samsun)
21) Özgür Özel (Manisa)
22) Celal Dinçer (İstanbul)
23) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
24) Rıza Türmen (İzmir)
25) Gökhan Günaydın (Ankara)
26) Sakine Öz (Manisa)
2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25
milletvekilinin, Şırnak-Uludere’de 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/428)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
28 Aralık 2011
tarihinde Genelkurmay Başkanlığının açıklamasına göre saat 18.39'da, Türkiye-lrak sınırında bir grup insan, insansız hava aracı (İHA)
görüntüleri ile tespit edilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında bu gruba hava
kuvvetleri uçakları ile ateş açılmıştır. Açılan ateş sonucunda 35 yurttaşımız
hayatını kaybetmiştir. Şırnak ili Uludere ilçesi Türkiye-lrak
sınırında meydana gelen bu olay ülkemizde büyük bir acının yaşanmasına neden
olmuştur. Meydana gelen olay dünyada da büyük yankı uyandırmış ve yaşanan
olayın nedeni her düzeyde ve her platformda tartışılmaya başlanmıştır.
Ülkemizde ve
dünyada olay hakkında sorular sorulmakta ve önemli sorgulamalar yapılmaktadır.
Çünkü bu olayın; neden, nasıl, ne şekilde ve hangi koşullarda, hangi istihbarat
dayanakları ile yapıldığı ve bu olayın gerçekleşmesinde hangi emir komuta
zincirinin takip edildiği bilinmemektedir. Bu olayda hangi kurum ve kişilerin
sorumluluğu bulunduğu bilinmemekte ve bunların açığa çıkarılması büyük önem
taşımaktadır.
Olayın temel
dayanağı olarak gösterilen insansız hava araçlarının (İHA) nasıl çalıştığı,
elde ettikleri görüntü ve istihbaratların hangi merkezlere aktarıldığı, bu
merkezlerde kimlerin karar verdiği ve karar verilirken ne tür verileri göz önünde
tuttukları ve bu araçlardan gelen görüntülerin bir filtreleme ya da analize
tabi tutulup tutulmadığının hem bu olayın aydınlatılması için hem de bundan
sonra bu tür olayların yaşanmaması için araştırılması gerekmektedir.
Bölge insanının
sınırda ticaret yaptığı ve gruplar hâlinde sınırları aştığı bölgenin resmî
otoritelerince bilinmesine rağmen, bu grubun kimlerden oluştuğu ve ne amaçla
orada bulunduğunun yeteri derecede araştırılıp araştırılmadığı kamuoyu
tarafından bilinmemektedir. Eğer yeteri kadar araştırılmış ise neden vur
emrinin verildiği, araştırılmamış ise vur emrinin hangi gerekçeyle alındığı
önemli bir soru olarak yanıtlanmayı beklemektedir.
Olayın bütün
teknik ayrıntılarının ortaya çıkarılması, kararların kimler tarafından ve ne
şekilde verildiğinin tespit edilmesi ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir
araştırmanın yapılması tarihsel, toplumsal ve insani olarak büyük önem
taşımaktadır.
Şırnak ili resmî
otoritelerinin (sivil ve asker) bu kadar kalabalık bir grubun sınırı
geçtiğinden haberi olup olmadığı, eğer yoksa bunun nedeni ve sorumlularının
tespitinin yapılması; söz konusu otoritelerin bu kalabalık grubun sınırı
geçtiğinden haberi varsa böyle bir olayın yaşanmasını önlemek için kurumlar
arası bir bilgi paylaşımının yapılıp yapılmadığının soruşturulması ve bu
doğrultuda tüm bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması önem taşımaktadır.
Bölgede devam
eden sınır ticaretine ya da kaçakçılığa ilişkin devletin resmî ya da gayriresmî politikasının ne olduğu, bunun yerine farklı
istihdam seçeneklerinin yaratılıp yaratılmayacağının araştırılması ve
soruşturulması gerekmektedir.
Olayda hayatını
kaybedenlerin ailelerine nasıl bir açıklama yapıldığının, bundan sonraki
süreçte bu ailelere nasıl ve ne tür bir destek verileceğinin ve verilecek
desteğin belirlenmesinde hangi ölçütlerin esas alındığının öğrenilmesi ve
kamuoyu ile paylaşılması temel bir gerekliliktir.
Yaşanan
felaketin; toplumsal barışımıza, kardeşliğimize ve birlikte yaşama irademize
darbe vurmaması için, olayda yakınların kaybedenlerin acılarının hafifletilmesi
ve yaralarının sarılması için, adaletin hızlı ve etkin bir biçimde
işleyebilmesi için, tarihimizin bu kara lekesinin üstünün örtülmemesi için,
Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve
105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
2) İdris Yıldız (Ordu)
3) Erdoğan Toprak (İstanbul)
4) Hasan Akgöl (Hatay)
5) Tufan Köse (Çorum)
6) Nurettin Demir (Muğla)
7) Ensar Öğüt (Ardahan)
8) Hüseyin Aygün (Tunceli)
9) Salih Fırat (Adıyaman)
10) Veli Ağbaba (Malatya)
11) Celal Dinçer (İstanbul)
12) Aytuğ Atıcı (Mersin)
13) Melda Onur (İstanbul)
14) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
15) Muharrem Işık (Erzincan)
16) Recep Gürkan (Edirne)
17) Mustafa Moroğlu (İzmir)
18) Kemal Ekinci (Bursa)
19) Haydar Akar (Kocaeli)
20) Sena Kaleli (Bursa)
21) İhsan Özkes (İstanbul)
22) Osman Oktay Ekşi (İstanbul)
23) Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)
24) Ramis Topal (Amasya)
25) Binnaz Toprak (İstanbul)
26) Ahmet Toptaş (Afyonkarahisar)
3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 20
milletvekilinin, ülkemizdeki şeker pancarı sektörünün ve şeker pancarı
üreticisinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/429)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizdeki şeker
pancarı sektörünün ve üreticinin sorunlarının ve çözüm yollarının belirlenmesi,
destekleme yollarının araştırılması, idari kurumsal ve yasal düzenlemelerin
yapılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
2) Atilla Kart (Konya)
3) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
4) Gürkut Acar (Antalya)
5) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
6) İhsan Özkes (İstanbul)
7) Mehmet Ali Susam (İzmir)
8) Birgül Ayman Güler (İzmir)
9) Hülya Güven (İzmir)
10) Fatma Nur Serter (İstanbul)
11) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
12) Tolga Çandar (Muğla)
13) Turgut Dibek (Kırklareli)
14) Mahmut Tanal (İstanbul)
15) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
16) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
17) Haluk Eyidoğan (İstanbul)
18) Uğur Bayraktutan (Artvin)
19) Ali Özgündüz (İstanbul)
20) Mehmet Şeker (Gaziantep)
21) Ali Serindağ (Gaziantep)
Gerekçe:
Ülkemizde şeker
pancarı tarımın önemli bir parçası olup, 64 ilde yaklaşık 700 bin çiftçi ailesi
tarafından şeker pancarı tarımı yapılmaktadır. Şeker pancarı, tarım ve
endüstride ekiminden başlayan, çapasına, sökümüne, fabrikaya taşınmasına,
kantarına, şeker üretiminin her evresine, ve şeker üretiminden sonra da
melasının, kuyruğunun, posasının değerlendirmesine kadar varan büyük bir
sektördür. Ve bu sektörden sağlanan istihdam aileleriyle birlikte 11-12 milyon
kişi arasında değişiklik göstermektedir.
Şeker pancarı
üretimi dünyada bir çok ülke tarafından desteklenmektedir. Ancak ülkemizde
şeker pancarı üretimi kotalarla sınırlandırılmakta, şeker pancarı alım
fiyatları ise maliyetlerin karşılanmasına bile imkân vermeyecek düzeyde
belirlenmektedir. Şeker pancarı üreticileri ürünlerinden elde ettikleri hasılat
ile yaşamlarını sürdürmekte güçlük çekmekte, bankalardan, kooperatiflerden
kredi almak suretiyle borçlanmaktadır. Oysa pancar tarımı çiftçiyi köyde tutan
en önemi araçlardan biridir. Pancar sektörüne gereken desteğin verilmemesi,
kotalar, ürünün değerini bulamaması, NBŞ (nişasta bazlı şeker) kotalarının
artırılması, pancar tarımının yok olmasına ve pancardan geçimini sağlayan 3
milyona yakın köylünün göç etmesine yol açacaktır.
Şekerpancarı
sektörü; tarım, hayvancılık yani yem, ilaç, et, süt, nakliye ve hizmet
sektörleriyle de iç içe geçmiş durumdadır. Konu, tarım, tarımsal sanayi,
işlenmiş temel gıda ürünleri ve istihdam gibi değişik dal ve konularda da bir
bütünlük teşkil etmektedir. Şeker, alternatif ürünlere göre dış pazar değeri ve
tarıma dayalı sanayiler arasında verimlilik, kârlılık ve katma değer yönünden
karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Şeker fabrikalarının, gelişmekte olan
bölgelerimizde ve Doğu Anadolu’da bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasına,
kırsal kesimde ise istihdama olan katkıları fazladır. Taşıma sektörüne ise
yılda yaklaşık 25-30 milyon ton iş hacmi yaratmaktadır. Ülkemizin toplam
ekonomisine ise yılda yaklaşık 1,2 milyar dolar gibi oldukça önemli bir getiri
sağlamaktadır.
Şeker pancarı
tarımı, ülkemizde sözleşmeli üretimin ilk örneklerinden biri olup, tarımın
sanayiye entegre olmasını sağlamış ve gıda sanayinin temel taşını
oluşturmuştur. Şeker pancarı, çiftçiyi tarlaya ve köye bağlayan, ailenin tüm
fertlerine çalışma ve istihdam imkânı sağlayan, yan ürünlerinin tamamı
değerlendirilen bir bitki olmasının yanı sıra, üretim ve işlenme periyodu
içinde kullanılan girdiler ile birçok sektörde dolaylı olarak katma değeri
artırıcı önemli bir rol oynamaktadır.
Şeker pancarı
üretiminde ürün miktarını etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu nedenle
pancar üreticisi ekmiş olduğu şekerpancarından ne kadar mahsul elde
edebileceğini bilemez. Ancak üretici üretmiş olduğu kota fazlası veya eksiği
ürün için ceza ödemektedir. Bu haksız bir uygulamadır ve acilen
kaldırılmalıdır.
Diğer bir sorun
da uygulanan kotalardır. Örneğin, Adapazarı pancar üretiminde büyük kapasiteye
sahip olmasına karşın ihtiyacını 180 kilometre uzaklıkta olan Eskişehir'den
karşılamaktadır. Yozgat'ın en fazla pancar üretimi yapan ilçesi olan
Boğazlıyan'da çiftçiler C kotası yüzünden pancarını kendi ilçelerinde bulunan
şeker fabrikası yerine 70 kilometre uzaklıktaki Sorgun Şeker Fabrikasına
satmaktadır.
Ülkemizde pancar
sektörünün kendi ayakları üzerinde durabilmesi için fabrikalara düzenli pancar
temin edilerek şeker üretiminin sağlanması, pancar ve şeker üreticilerinin
pazarının garanti edilmesi, ülke genelinde pancar üreticileri arasında homojen
pancar üretim imkânının tanınması, NBŞ sektörünün ham maddesi olan mısırın da
pancar gibi yurt içinden temin edilmesi, üreticilere düzenli gelir sağlayacak
şekilde pancar, pancar şekeri ve nişasta bazlı şeker üretiminin
sürdürülebilirliği, şeker üretiminde ve fiyatlarında istikrarın sağlanması ve
korunması gerekmektedir.
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Şimdi, Barış ve
Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha
sonra oylarınıza sunacağım.
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- BDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve
arkadaşları tarafından Türkiye'de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve
demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların
araştırılması amacıyla 9/3/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba
günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına
ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
28/11/2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 28/11/2012 çarşamba günü (Bugün) yaptığı
toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına
sunulmasını saygılarımla arz ederim.
İdris
Baluken
Bingöl
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
09 Mart 2012
tarihinde, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından
verilen (729 sıra no.lu), Türkiye'de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve
demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların
araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis
araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer
önergelerin önüne alınarak 28/11/2012 çarşamba günlü birleşiminde, sunuşlarda
okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Lehinde,
Bingöl Milletvekili İdris Baluken.
Buyurunuz Sayın Baluken.
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Üniversite
öğrencilerinin maruz kaldıkları baskıları araştırmak üzere vermiş olduğumuz araştırma
önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, uzun süredir toplumsal muhalefetin tamamına karşı AKP’nin
yürütmüş olduğu bir baskı ve sindirme konseptiyle karşı karşıyayız.
Sendikacılardan avukatlara, siyasetçilerden öğrencilere kadar neredeyse AKP’nin
bu baskı politikalarının yönelmediği bir toplumsal kesim bulunmamakta. Bu baskı
konseptinin, tasfiye konseptinin en yoğun olarak yöneldiği kesimlerden birisini
de üniversite öğrencileri oluşturmaktadır.
Aslında, AKP’nin
kafasındaki üniversite öğrencisi profilinin düşünmeyen, sorgulamayan, tamamen
teknik olarak üniversitedeki öğrenim hayatı içerisinde bir diploma almayı
hedeflemiş, sistemle hiçbir şekilde çelişen bir unsuru taşımayan bir noktada
olduğunu biliyoruz. Sorun tam da bu noktadan, bu zihniyetin üniversitedeki
öğrencilerin özgür birey, düşüncelerini özgürce ifade eden birey olmakla ilgili
ısrarlarının çelişmesinden kaynaklanıyor. Bu duruşu, bu kişilikli yapıyı,
düşüncesiyle ilgili bu yaklaşımı sergileyen üniversite öğrencilerine, AKP
Hükûmetinin talimatıyla, hem üniversite yönetimleri ve rektörleri tarafından
hem de AKP’nin emrindeki yargı ve polis unsurları tarafından baskı
operasyonları yapılmakta. Bu baskı operasyonları yetmezmiş gibi bir de polis
koruması altında üniversitede bazı sivil çeteler örgütlenmekte, polis koruması
altında devrimci, muhalif, Kürt öğrencilere yönelik her türlü saldırılar ortaya
konmaktadır. Son olarak Elâzığ’da, Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesinde, Marmara Üniversitesinde, Giresun Şebinkarahisar’da polis koruması
altında bu sivil çetelerin yapmış olduğu saldırılarla yaralanan, hayati tehlike
atlatan öğrencilerin durumunu bütün kamuoyu bilmektedir.
Aslında, bugün
olması itibarıyla biraz da önemlidir; biliyorsunuz, Darbeleri Araştırma
Komisyonu bir sonuç bildirisi yayınladı. Aslında, AKP darbelerle yüzleşme, 12
Eylül darbesiyle yüzleşme gibi bir görüntü veriyor ancak kurumsal işleyişte
darbenin bütün unsurlarını hayatın her alanına nüfuz edecek şekilde korumayı da
bir politika olarak devam ettiriyor. Bu politikanın en fazla yöneldiği
alanlardan birisi de üniversitelerdir. Üniversitede 12 Eylül darbesinin bir
kurumu olan YÖK, aynı şekilde kurumsal yapısını sürdürmekte, akademisyenler ve
öğrenciler üzerindeki baskının temel kaynaklığını teşkil etmektedir. Genel
olarak bütün bu politikaların, YÖK’ün, polis, yargı baskısının hedeflediği bir
tek şey var: Tüketen bir öğrenci profili yaratmak; düşünmeyen, sorgulamayan,
bilimsel olarak kendini yenilemeyen, üretmeyen bir üniversite öğrencisi profili
ortaya çıkarmaktır. Yani, üniversiteyi bitirdikten sonra da ucuz iş gücü
olarak, ucuz emek olarak bu üniversite mezunlarımız için, üniversite
öğrencilerimiz için AKP tarafından bir rol ve misyon biçilmiştir. Bu
üniversitede yapılan operasyonların en yoğunlaştığı kesim Kürt ve muhalif olan
öğrencilerdir. Demin de belirttim, özellikle “KCK operasyonları” adı altında
yürütülen bu süreçlerin iddianameleriyle ilgili, Meclisteki bütün hukukçu
milletvekillerini ben bu iddianameleri bir incelemeye davet ediyorum. Eğer
hukukçu kimliğinizle bu iddianamelerde ortaya atılan, isnat edilen suçlardan
bir tanesine sahip çıkacak bir hukukçu milletvekili çıkarsa biz gerçekten bu
söylediklerimizin tamamını geri almaya hazırız. Öğrenciler üzerinde var olan bu
operasyonlarla bugüne kadar bine yakın üniversite öğrencisi cezaevlerine
atılmıştır. Bu, bir ülkenin demokrasi tarihi açısından utanç verici bir
tablodur. Bine yakın öğrenci kütüphanelerde, üniversitelerde bilimsel eğitimin
içerisinde olması gerekirken AKP Hükûmeti politikası sayesinde bunlar
cezaevlerine gönderilmektedir.
Bakın, sadece son
bir ay içerisindeki birkaç örneği vereyim, hatta son on beş gün içerisindeki:
14 Kasım, Pamukkale’de 30’un üzerinde öğrenci gözaltına alınmış. 26 Kasım,
Dersim’de 6 öğrenci; 27 Kasım, İzmir Ege Üniversitesinde 20 öğrenci gözaltına
alınmış. 27 Kasım, Şırnak’ta gözaltı operasyonlarında 16 öğrenci gözaltına
alınmış. Bu örnekleri burada saatlerce anlatabiliriz.
İddianamede
geçilen suçlamalar telefon görüşmelerine dayandırılıyor. Kürt öğrencilerin
kendi aralarında yaptığı telefon görüşmelerinde “…”(x) sözcüğü, “arkadaş”
olarak kullanılan sözcük “Bir örgüte üye olma” şeklinde iddianamelere girmiş.
Kültür Bakanlığının bandrol verdiği “Hernepeş Marşı”nı okumak bu yargıçlar tarafından veya savcılar
tarafından suç olarak kabul edilmiş. Kantinlerde fiyatların fazla olduğuna
demokratik tepkisini gösteren öğrenciler örgüt üyeliğiyle suçlanmış. Yine, afiş
asma, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 21 Mart “Nevroz”uyla
ilgili etkinliklerin tamamı bu iddianamelerde suç olarak gösterilmiş.
Van depreminde
Hükûmetinizin yaşadığı fiyaskoyu biliyoruz. Enkaz altındaki Vanlılardan tutun
da yardımların koordinasyonuna kadar ilk bir ayda Van halkının hangi
sıkıntıları yaşadığını bütün Türkiye, dünya kamuoyu biliyor. Sizin yapmış
olduğunuz bu fiyaskoları gönüllü bir çalışma üzerinden yüklenmek isteyen
öğrencilerin çoğu, yine kriminalize edilerek şu anda
cezaevlerine gönderilmiş durumdalar.
İddianamelerde,
bakın, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Gulan
Kılıçoğlu için şöyle bir tabir kullanılmış: “Normal hayatın akışına aykırı bir
hayat sürmek.” Yani hiçbir hukukçu herhâlde böyle bir suçun varlığını buraya
gelip savunacak bir durumda olamaz.
(x)
Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan dilde kelime ifade edildi.
Tabii, tıp
fakültesi öğrencileri var, onlara da özel bir parantez açmak istiyorum. Bu
ülkede ilk 500’e girerek, Türkiye’deki en yüksek dereceyi yaparak tıp
fakültesine giren 13 öğrenci şu anda tutuklu olarak Sincan Cezaevinde beş aydır
mağdur edilmiş durumda. Öğrencilerin kendi aralarında yapmış oldukları telefon
görüşmelerinin iddianameye girme şekli tam bir komedi. Sınavlara -biliyorsunuz-
tıp fakültesinde “komite” deniyor, komiteyle ilgili yapılan telefon görüşmeleri
de iddianamede “KCK komitesi” olarak geçmiş. Yani böyle bir rezalet olmaz,
böyle bir vicdansızlık, böyle bir hukuksuzluk olmaz.
Yine, Hacettepe
Üniversitesinde, rektörlüğün onay verdiği Halk Sağlığı Araştırma Derneğinde
yapılan toplantılar örgütsel toplantılar olarak değerlendirilmiş. Mahallelerde
tıp öğrencilerinin yapmış olduğu sağlık taramaları örgütsel çalışmalar
üzerinden bu iddianamelere konulmuş. Bu tıp fakültesi öğrencisi arkadaşlarımız
beş aydır cezaevindeler, mevcut hâliyle iki dönem kaybetmiş durumdalar. Burada
aramızda tıp hekimleri var, tıp fakültesi eğitiminden geçen arkadaşlar var, iki
dönemin aileler açısından ve öğrenciler açısından ne anlama geldiğini, maddi
açıdan, manevi açıdan ne anlama geldiğini hepiniz biliyorsunuz.
İddianamede ana
dilde sağlık istemek suç sayılıyor, parasız sağlık istemek suç sayılıyor.
Aslında bunlar üzerinden TTB ve SES’in mevcut
tüzüklerindeki birtakım ilkesel yaklaşımlara gözdağı verilmeye çalışılıyor.
Ben özellikle
bütün sağlıkçıları, 5 Aralıkta bu tıp öğrencilerinin davası var, bu davayı
izlemeye davet ediyorum. Bu utancın yargı tarafından bir an önce kaldırılması
gerekiyor. Bu öğrenciler Türkiye’deki en başarılı ilk 500 öğrenci arasındadır,
yargı ortadaki bu komik utancı bir an önce kaldırmayla ilgili bir süreci
işletmelidir, kamuoyunun beklentisi budur. Bütün sağlıkçı milletvekillerinin de
5 Aralıkta bu davayı izlemek üzere Ankara Adliyesinde olması gerekiyor.
Bakın, Meclis
çatısı altında biz sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik bir komisyon kurduk ve
komisyon çalışmalarına devam ediyor. Son derece iyi niyetli çalışmalar var.
Komisyon gündeminde de ben belirtmiştim. Burada tekrar kendilerini davet
ediyorum. Bu tıp öğrencilerine yapılan, devletin sağlıkçılara uygulamış olduğu
şiddetin en büyüğüdür, en âlâsıdır. Psikolojik işkence mi dersiniz, cezaevlerine
atılmakla fiziksel işkence mi dersiniz, bu uygulama şiddetin tam kendisidir.
Sağlıkta Şiddet Komisyonu, bir an önce birkaç kilometre ötedeki Sincan
Cezaevine gidip, bu arkadaşlarımızla görüşüp, mevcut durumu yerinde tespit edip
bu utancı ortadan kaldırmayla görevlidir.
Cumhuriyet Halk
Partisinden arkadaşlarımız, sağlıkçı arkadaşlarımız gidip bu öğrencilerle
görüştüler. Aynı yaklaşımı, biz, iktidar partisindeki sağlıkçı
milletvekillerinden de bekliyoruz. Oraya gidin, o öğrencilerle görüşün, hangi
utancın altında imzanızın olduğuna siz kendiniz tanıklık edeceksiniz.
Burada, süremiz
elvermediği için üniversitedeki mevcut sorunlara girmiyorum, giremiyorum ancak
özellikle üniversitedeki bu…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İDRİS BALUKEN
(Devamla) - …yargısal süreçlerle ilgili, Meclisin önünde, bir an önce, ülkenin
demokratik geleceği açısından ortadan kaldırılması gereken bir utanç sayfası
vardır. Bu nedenle bu araştırma önergemize hepinizin destek vermenizi
bekliyoruz. Bu araştırma, oluşacak bir araştırma komisyonu hem bu
hukuksuzlukları ortadan kaldıracak hem de üniversitedeki öğrencilerin yaşadığı
sıkıntıları açığa çıkaracak bir çalışmaya imza atabilir. Hepinizden duyarlılık
bekliyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Baluken.
Aleyhine,
Kırklareli Milletvekili Şenol Gürşan.
Buyurunuz Sayın Gürşan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ŞENOL GÜRŞAN
(Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi
Partisi grup önerisi üzerine aleyhte söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi, Türkiye’de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve
demokratik taleplerini, tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları
sorunların araştırılması, tespit edilmesi; özgür, özerk ve demokratik
üniversitelerin inşa edilmesi için gerekli politikaların oluşturulması amacıyla
bir önerge vermiştir.
Öncelikle bizim
şu tespiti yapmamız lazım: 2002 yılından bu yana iktidar olan AK PARTİ,
yalnızca üniversitelerde değil, toplumun her kesiminin özgürleştirilmesi ve
demokratikleştirilmesi için on yıldan bu yana gerekli düzenlemeler yapmakta ve
ileri adımlar atmaktadır ve atmaya da devam etmektedir. Bu anlamda anayasal
değişiklikler yapılmış, üç yargı paketi hayata geçirilmiş, vesayetçi anlayışla
sonuna kadar mücadele edilmiş ve en son olarak da -az önceki hatibin de hitap
ettiği gibi- Darbeleri Araştırma Komisyonu kurulmuş ve darbecilerin
yargılanmasının önü açılmıştır.
Grup önerisinde
gerekçelere baktığımızda da gerekçelerde şunu görüyoruz: Birincisi, ana dilde
savunma hakkının verilmesi, tutuklu öğrenciler ve parasız eğitim talebi.
Araştırma önergesinin gerekçesinde ifade edilen ana dilde savunma hakkına
ilişkin yasal düzenleme zaten şu anda Meclis Adalet Komisyonundadır ve
önümüzdeki günlerde de Meclise gelecektir.
Bu talep AK PARTİ
4’üncü Olağan Kongremizde Sayın Başbakanımızın yaptığı konuşmada ve yine 30
Eylül tarihli “AK PARTİ Siyaset Vizyonu 2023” kitapçığımızın içerisinde yer
alan bir taleptir. Bu bizim projemizdir ve projeyi de zaten hayata geçiriyoruz.
Tutuklu
öğrenciler meselesine gelince, şimdi, tutuklu öğrencilerle ilgili daha önce
kamuoyunda iki farklı çalışma yapılmış, bunları gündeme getireceğim ben.
Bunlardan biri, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve “Tutuklu Öğrencilerle
Dayanışma İnisiyatifi” adlı çalışmalardır. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin
Aygün tarafından 2011 yılında hazırlanan 500 tutuklu öğrenci raporu şöyledir:
Her ne kadar 500 kişi denilse de rapor ekinde verilen listede 227 kişinin
isminin bulunduğu görülmektedir. Ve bu isimler incelendiğinde 40 kişinin
cezaevinde herhangi bir kaydının olmadığı, 52 kişinin tahliye olduğu, 25
kişinin ilkokul mezunu, lise terk veya üniversite mezunu olduğu, 110 kişinin
ise üniversite mezunu olduğu görülmektedir.
Yine, ikinci,
Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifinin hazırladığı raporda 771 tutuklu
öğrenciden bahsedilmektedir ki iki rapor da birbirleriyle çelişmektedir bu
anlamda. İkinci rapordaki 771 kişilik liste incelendiğinde karşımıza şu
çıkmaktadır: 38 kişi mükerrer yazılmış, 198 kişi farklı tarihlerde tahliye
olmuş, 138 kişi cezaevine hiç girmemiş, cezaevinde kaydı yok, 20 kişi okuryazar
değil, 14 kişi açık öğretim lisesine devam ediyor, 14 kişi Açık Öğretim
Fakültesinde okuyor, 49 kişi ilkokul mezunu, 3 kişi ortaokul mezunu, 3 kişinin
okul bilgileri yok, 80 kişi üniversite eğitimini terk etmiş, 44 kişi lise
mezunu, 73 kişi diğer okullardan mezun, 87 kişi de üniversitede öğrenci.
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – Peki, cezaevinde kaç öğrenci var Şenol Bey? Hükûmetsiniz, siz
söyleyin doğruyu.
ŞENOL GÜRŞAN
(Devamla) - Şimdi, Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi tarafından
hazırlanan raporda, 65 kişi yargılanmış ve mahkûm olmuş. Haklarında mahkûmiyet
kararı verilen ve mahkûmiyetlerine konu suçlar şunlar: PKK, TKP/ML, TİKKO,
DHKP-C gibi silahlı terör örgütüne üye olma, kasten adam öldürme, uyuşturucu ve
uyarıcı madde yapma ve sağlama, nitelikli yağma, tehlikeli maddeleri izinsiz
olarak bulundurma, birden fazla kişi tarafından birlikte kişiyi hürriyetinden
yoksun kılma, birden fazla kişi tarafından birlikte yağma, cebir, tehdit veya
hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, silahlı kişiyi hürriyetinden
yoksun kılma, silahlı yağma, hırsızlık, terör örgütü propagandası yapmak, kamu
araçlarını yakma ve kamu malına zarar verme.
Şimdi, tüm bu
verilerden sonra sorulan soru şu: Acaba Adalet Bakanlığının bir soru önergesine
verdiği cevapta cezaevlerinde 2.824 öğrencinin bulunduğu dile getirilmişti. Bu
veriler nereden kaynaklanıyor? Türkiye cezaevlerinde kaç üniversite öğrencisi
var? “31 Ocak 2012 tarihi itibarıyla Türkiye cezaevlerinde 2.824 öğrenci
bulunmaktadır.” ibaresi kullanılmış. Oysa, bugün, sonuç olarak, 8 Kasım 2012
tarihi itibarıyla cezaevlerinde bulunan örgün eğitim kapsamında olan üniversite
öğrencisi sayısı 87’dir. Bunu da buradan kamuoyuna duyuruyoruz.
Yine, biz, AK
PARTİ İktidarı olarak baskı, yasaklama, kısıtlama gibi yöntemlere karşıyız.
Ancak, eylemlerin arkasında terör örgütü varsa ve bu eylemler fiziki şiddete
dönüyorsa ve sonuçta bir suç işleniyorsa bunları diğerinden ayırt etmek lazım.
Bu anlamda, sadece öğrenci değil, hangi meslekten olursa olsun Ceza Kanunu
anlamında suç işleyen herkes yargılanmaktadır ve yargılanması da gerekir.
Burada öğrencilerin bu anlamda yargılanmaktan muaf tutulması söz konusu
değildir. Ve televizyonlarda gördüğümüz gibi, gerçekten üniversitelerde bazı
öğrencilerimizin cam, çerçeve kırması, polise taş atması ve bu eylemleri fiziki
şiddete dönerek, hatta vatanı bölmeye yönelik eylemler içerisine girmesi
karşısında kesinlikle bu anlamda yasal işlem yapılması gerekir. Yapılması
konusunda da zaten mevzuat bunu öngörmektedir. Dünyanın hiçbir demokratik
ülkesinde de terör ve şiddet eylemlerini bilfiil gerçekleştirenlerin bu anlamda
bağışık tutulacağına dair bir hüküm yoktur.
Yine,
gerekçelerden biri parasız eğitim talebi. Değerli arkadaşlar, bu konuda da AK
PARTİ İktidarı olarak 2002’den bu yana gerçekten çok önemli adımlar attık.
Hepinizin bildiği gibi, bu milletin çocuklarının okuması, kaliteli ve nitelikli
insan yetişmesi için geldiğimiz günden bugüne eğitim alanında pek çok çalışmalar
yapılmaktadır. Bu amaçla da bütçeden Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ilk
defa AK PARTİ Hükûmeti tarafından eğitime en büyük pay ayrılmaktadır.
İlköğretimden üniversiteye kadar bu konuda, çocuklarımızın okuyabilmesi,
kaliteli, nitelikli insan yetişmesi için birçok adım attık. Üniversite harçları
dönemimizde kaldırılmıştır. Bu yıl 150 bin üniversite öğrencimize burs, 403 bin
öğrencimize de öğrenim kredisi verilmiştir. Daha önceden öğrenim kredisi almaya
devam edenlerle birlikte bu sayı 432.572 oldu. Toplam burs ve öğrenim kredisi
alan öğrenci sayısı da 1 milyon 304 bindir. Biliyorsunuz, bu anlamda bursları
da artırdık, 260 lira yaptık çünkü biz, bu milletin çocuklarının okumasını,
kaliteli ve nitelikli insan olmasını önemsiyoruz ve bu konuda da bugüne kadar
gerekli çalışmaları yaptık, bundan sonra da gerekli adımları atacağız. Çünkü,
eğitimin herkesin hakkı olduğuna inanıyoruz. Biz, hükümlülerin bile üniversite
sınavına girmesini sağladık. Eğitimin her kademesinde imkân ve fırsat
eşitliğinden yana olduğumuzu her zeminde dile getirdik. Seçim bildirgemizde yer
alan eğitim alanında etkili bir planlamaya dayalı fayda-maliyet analizi
yapılarak eğitime daha çok kaynak aktardık, bundan sonra da aktarmaya devam
ediyoruz.
Yine, üniversite
öğretim üyesi olarak, kısa ve orta vadede öğretim üyesi başına 20 öğrenci
düşecek şekilde öğretim üyesi sayısını 80 bine çıkaracak, 2023 yılında ise bu
sayıyı 100 bine yükselteceğiz.
Biz, iktidar
olarak, ilköğretimden üniversiteye kadar bu milletin çocuklarının okuyabilmesi,
kaliteli ve nitelikli insan yetişebilmesi için üzerimize düşeni yapmaktayız.
Bu sebeple, grup
önerisi aleyhinde oy kullanacağımı beyan eder, bu vesileyle yüce heyetinizi
sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Gürşan.
Lehinde, İstanbul
Milletvekili Ali Özgündüz.
Buyurunuz Sayın
Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ ÖZGÜNDÜZ
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Evet, Barış ve
Demokrasi Partisinin özgür, özerk, demokratik üniversitelerin inşa edilmesi
amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulması önerisi üzerine lehte söz aldık
ve destekliyoruz. Umarım, siz de buna destek vereceksiniz. Özgür, özerk,
demokratik üniversite nasıl kurulur, öğrenciler ne gibi sorunlar yaşıyor; bunun
yüce Meclis tarafından araştırılması gayet, makul, mantıklı, masum bir talep.
Herhâlde buna destek verirsiniz diye düşünüyorum.
Değerli
arkadaşlar, üniversiteler, bildiğiniz gibi, öğrencilerin herhangi bir politik,
dinî baskı olmadan, özgürce düşündükleri, düşüncelerini açıkladıkları evrensel
bilim kentini ifade eder. İnsanlık tarihine baktığınızda, gerek İslam tarihinde
Endülüs Dönemi’nde gerekse Avrupa tarihinde aydınlanma üniversiteler sayesinde
başlamıştı. Yine, Antik Yunan Dönemi’nde üniversiteler özellikle toplum
üzerindeki dinî baskıdan uzak, bilimi esas alan, özgür düşünceyi esas alan
mekânlar olmuştur.
Dolayısıyla,
bugün de ülkemizde yaşanan sorun, üniversitede yaşanan sorun bununla ilgilidir.
Öğrenciler, öğretmenler örneğin “Füze kalkanı değil; demokratik üniversite,
demokratik lise istiyoruz.” diyorlar, bunlar hakkında dava açılıyor, altı yıl
hapis cezası veriliyor. Yani, hakikaten hayret ediyorum. Ya, bunlar bizim
çocuklarımız yani hepimizin çocukları. Bir empati yapın yani çocuklarınız
üniversite okuyor, genç, delikanlı, yerinde duramayan, fikrini özgürce
açıklayan, belki de biraz radikalce açıklayan -gayet de doğaldır- bu insanları
alıyor polis, çeşitli yöntemlerle sorguluyor, hadi bakalım, örgüt üyesi, yok
“Bunu yaptın, onu yaptın, yasak yayın bulundurdun. Terör örgütü üyesisin.”
diyerek içeri atıyor. İki yıldan fazla tutuklu olan 20’nin üzerinde üniversite
öğrencisi var değerli arkadaşlar. Yani bunlar bu ülkenin evlatları, bu ülkenin
kaynakları; bunlara sahip çıkmalıyız. Empati yapmanızı istiyorum sadece.
Bakın, Sayın
Başbakan bir şiir okudu diye dört ay hapiste yattı, o mağduriyetini her ortamda
kullandı, ülkeye Başbakan oldu ve hâlen de kullanıyor, değil mi? “Efendim, ben
bir şiir okudum, ben fikrimi açıkladım; böyle bir şey olur mu!”
İşte bugün de
değerli arkadaşlar, 600’ün üzerindeki öğrencinin, tutuklu öğrencilerin çoğu
aynı hâldedir, fikrini açıklamış. Farklı düşünebilir, gayet doğaldır yani öyle
de olmalıdır üniversite öğrencisi zaten. Delikanlı, adı üstünde. Yani
bırakalım, bu çocuklar başkasına şiddet göstermediği sürece, başkasının
özgürlük alanına tecavüz etmediği sürece, bizi şoke eden, bizi rahatsız eden,
toplumu rahatsız eden fikirlerini dahi özgürce söyleyebilsinler. Buna destek
vermezsek, öğrencilerimizin önündeki bu engelleri kaldırmazsak bu ülkede ne
demokrasi gelişir ne insan hakları gelişir ne bilim gelişir. Az önce AKP Grubu
adına konuşan arkadaşımız “Biz Esed rejimine
karşıyız.” falan diyor, “Baskılara, kısıtlamalara karşıyız.” diyor ama şimdi en
büyük baskı işte üniversitelerde. Yani öğrenci arkadaşlar, Galatasaray
Üniversitesinden Cihan Kırmızıgül yirmi iki ay
tutuklu kaldı, Ege Üniversitesinden Rauf Düzsöz -isim
veriyorum- üç yıl tutuklu kaldı. “Füze kalkanı değil, özgür lise istiyoruz.”
diyen Gülşah Işıklı (öğrenci), Meral Dönmez (öğretmen) altı yıl ceza aldı.
Ben bir hukukçu
olarak gerçekten inanamıyorum. Ha, diyeceksiniz ki: “Efendim, işte, yargı karar
verdi.” falan filan. Arkadaşlar, yargı bağımsız değil, siz de biliyorsunuz ki
yargı bağımsız değil; bir. İki: Yargıyı emniyet manipüle ediyor, polis manipüle
ediyor. Savcılık yaptım ben yirmi dört yıl dokuz ay boyunca. Polis savcıya
evrakı getirir, “Efendim, bu öğrenciler bunu, bunu, bunu yaptı, konuşmalarını
dinledik, komiteden bahsetti…” Sınav komitesinden bahsediyorlar, az önce
arkadaşım söyledi, sınav komitesi. Sen “Bu, KCK komitesidir.” diye bu öğrenciyi
içeri atıyorsun.
Bakın, Türkiye'de
tıp fakültesine girmek için -tıp fakültesinde öğretim üyesi olan arkadaşlarımız
var, hocalarımız var, yine tıp doktorları var aramızda- bugün ilk bine, ilk 2
bine girmek… Bunlar pırıl pırıl çocuklar, yazık yani.
Çoğumuzun çocuğu giremiyor, benim kızım giremedi tıp fakültesine. Ee, şimdi, bu çocuklar, 13 tane tıp öğrencisi, ilk 500’e
giren çocuklar şu anda Sincan Cezaevinde tutuklu. Yazık değil mi, bu ülkenin
kaynakları değil mi? “Efendim, sen KCK üyesisin.” falan filan…
Devlete düşen
görev, biraz da bu gençleri bu şekilde cezaevine atarak ıslah etmek değil.
Islah etmiyorsunuz zaten, biliyorsunuz. Yani radikal fikirleri olabilir, KCK’nın görüşlerini savunuyor olabilir ama siz bunu oraya
attığınız anda, o zaman bunu terörist yaparsınız işte; hele orada birde baskı
yaparsanız… Çünkü, vatandaş, vicdan, insan, insan onuru haksızlığa isyan eder.
Zaten insan olmak böyle bir şeydir yani “Yeter artık!” dediği zaman insandır.
Allah’ın ona verdiği o ben, can, öz, ruh, ne derseniz deyin, o işte haksızlığa
baş kaldırmayı emrediyor. Bu öğrenci, dolayısıyla, siz haksızlık yaptığınız
anda, adil olmadığınız anda isyan eder, “Yeter.” der ve devlete karşı isyanı
kendisi açısından meşru görür.
“Devlet” demek,
zaten adalet üzerine inşa edilen bir kurumdur yani adil olmayan devletin zaten
meşruiyeti yoktur, meşruiyeti tartışılır. Yine, devletin klasik devlet fikrini
açıklayan toplum sözleşmesi gereğince de eğer devlet adil değilse insanların
ihkakıhakkı meşru olur, bu haklarını geri alıp bu haklarını kullanabilirler.
Dolayısıyla,
değerli milletvekilleri, “Efendim, bu öneri işte BDP’nin
önerisidir, CHP’nin önerisi, MHP’nin önerisi.” diye bakmayın lütfen yani bu
ciddi bir konu. Üniversitelerimizde nedir sorun? Öğrencilerimiz niye sıkıntı
yaşıyor? Bu konudaki Meclis araştırması açılması yönünde verilen önergeyi
destekleyelim, bir komisyon kurulsun. İçimizde çok değerli üniversite çalışanı
öğretim üyeleri, akademisyenler var, hukukçular var; bu arkadaşlarımız
araştırsınlar, neler yapılabilir, gençliğimizi nasıl kazanabiliriz? Size göre
birileri bu öğrencileri alıp terör örgütlerine katıyorsa bile, eğer böyle
düşünüyorsanız bile bunu nasıl önleyebiliriz, bunu bir araştıralım yani nerede
problem var, öğrenci niye oraya gidiyor?
Diyorsunuz ya
“İşte efendim, kandırılıp çıkarılıyor dağa falan, oraya.” Ee,
niye kandırılıyor? Yani sen devlet olarak bu adamı kandıramıyorsun da bir terör
örgütü niye kandırıyor? Nerede problem var? Bu konuların araştırılması için
sizin de destek vermeniz gerekir diye düşünüyorum.
Dolayısıyla, “Bu
evlatlar bizim, bu çocuklar bizim.” diyorum. Sözümü daha fazla uzatmadan Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Baluken.
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – Sayın Başkan, demin AK PARTİ Grubu adına konuşan hatip, bizim vermiş
olduğumuz sayıların doğru olmadığını, içerdeki tutuklu öğrenci sayısının
takriben 87 olduğunu belirtti. Hem
Meclisi hem de halkımızı yanıltmaya yönelik bir belirlemeydi. O nedenle ben…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Kayıtlara geçti Sayın Başkan. Bizim arkadaşımız başka bir şey
söyledi.
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – Yani bize atfolunan, yanlış bir noktayı
dile getirecek şekilde de, bir sataşma anlamına geliyor.
BAŞKAN – Buyurun,
düzeltin lütfen.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in,
Kırklareli Milletvekili Şenol Gürşan’ın BDP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, demin,
sadece 87 öğrencinin tutuklu olduğunu söyledi, ben, bine yakın öğrenci
demiştim. Bakın, 31 Ocak 2012 tarihinde Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, CHP
Manisa Milletvekili Özgür Özel’in verdiği soru önergesine vermiş olduğu cevap:
“31 Ocak 2012 tarihi itibarıyla 2.824 öğrenci cezaevlerinde, bunlardan 1.778’i
tutuklu, 1.046’sı ise hükümlü. Tutuklulardan 609’u silahlı terör örgütü üyeliği
suçundan tutuklandı, hükümlü öğrencilerin 178’i de silahlı terör örgütü üyesi
olmakla suçlanıyor.” Özgür Özel’in ve CHP Grubunun gözlemlerinde bu sayının
daha fazla olduğu belirtilmiş.
Tabii, bu örgüt
üyeliği işine açıklık getirmek lazım. Biliyorsunuz, Cihan Kırmızıgül
vardı Galatasaray Üniversitesinde okuyan, poşu takmak suretiyle örgüt üyesi
olarak kabul edilmişti. Bakın, Mersin Üniversitesinde Duygu Kerimoğlu var, Redhack Grubu’yla haber paylaştığı için örgüt üyesi olarak
tanımlanmıştı. Dicle Üniversitesinde Rıdvan Çelik var, DTP ve BDP eylemlerine
katıldığı için, bu eylemlerde slogan attığı, marş ve şarkılarla tempo tuttuğu
ve birkaç fotoğrafta da ağzı açık olduğu için örgüt üyeliğiyle suçlanmıştı.
Fransa’dan Türkiye’ye gelen son sınıf öğrencisi Sevil Sevimli var, Grup Yorum
konserine katıldığı için örgüt üyeliğiyle suçlanmıştı. Dolayısıyla, burada dile
getirilen rakamların tamamı asılsızdır, yalandır; önce Adalet Bakanlığına bir
sorsunlar, doğru bilgileri alsınlar öyle buraya gelsinler.
Ve konuşmada,
tabii, üniversitelerde öğrencilerin polise taş attığı suçlaması var. Yani bir
kere polisin üniversitede ne işi var? Sizin bunu sorgulamanız lazım. Özerk
üniversitede polisin herhangi bir işi olmaz. Bakın, Amerika’da öğrencilere
üniversite kampüsünde gaz atan polis milyonlarca dolarlık tazminat cezalarına
çarptırıldı.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İDRİS BALUKEN
(Devamla) - Her şeyde Amerika’yı örnek alıyorsunuz, bütün politikalarda
maşallah uşaklık yapıyorsunuz…
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Baluken.
İDRİS BALUKEN
(Devamla) - …ama bu tarz şeylerde de buraya gelip farklı şeyler söylüyorsunuz.
Dolayısıyla, bu bilgilerin düzeltilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- BDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve
arkadaşları tarafından Türkiye'de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve
demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların
araştırılması amacıyla 9/3/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba
günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına
ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
(Devam)
BAŞKAN –
Aleyhinde, İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu.
Buyurunuz Sayın
Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (İstanbul) – Hocam, bunlar bizim çocuklarımız; eğitimci, bunların
hepsi öğretim görüyor Hocam.
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – Tıp fakültesi öğrencilerine değinin Sayın Hocam, siz de tıp
fakültesi profesörüsünüz.
TÜRKAN DAĞOĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi
Partisinin önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.
AK PARTİ,
üniversitelerin, her alanda kalkınmanın ve demokratikleşmenin en önemli unsuru
olduğuna inanmaktadır.
Beşerî sermayeyi
etkin bir şekilde kullanmayan toplumlar rekabet şanslarını da kaybetmeye
mahkûmdurlar. Kamu kaynaklarının tahsisinde birinci önceliğin eğitime yapılacak
yatırımlara verilmesi gerektiğine inanan partimiz, eğitime işte bu bilinçle
yaklaşmaktadır.
Öte yandan AK
PARTİ olarak, eğitim sisteminin ideolojik kavgaların arenası hâline
getirilmemesi gerektiğine inanmaktayız ve inanmaktayım.
Tanımları gereği
üniversiteler, özgür aklın hâkim olduğu, muhakeme yeteneğine sahip, bilimsel
veriler ve kaynaklar üzerinden düşünen bir platform olmak zorundadırlar ancak
söz konusu ortamda tüm bireyler, siyasi düşüncelerini demokratik normlar
çerçevesinde, farklı düşünen diğer bireylere zarar vermeksizin, onların
düşüncelerini menfi yönde etkilemeksizin ve ülkenin birlik ve bütünlüğüne zarar
vermeyi, istikrarı bozmayı hedefleyen karanlık yapılara dâhil olmaksızın ifade
etmekle yükümlüdürler.
Biz, polis
mercilerinden izin alınmış ve toplantı, gösteri yürüyüşlerini düzenleyen
yasalarla uyumlu bir şekilde gerçekleşen hiçbir protestoyu engellemiş değiliz;
yeter ki söz konusu bireyler bu ülkenin birer vatandaşı olduklarını
unutmasınlar, fikirlerini medeni ve yasal kriterler dâhilinde ifade etsinler,
çevrelerine, kamu malına zarar vermesinler. Etraflarında gizli ağlar örerek
devletin dirlik düzenine halel getirmesinler. Öte yandan, zamanında, başörtülü
olduğu için, üniversitede bulunduğum yıllarda defalarca elimize yazı gelip de
“Bu öğrenciler derse girmesin.” denilirken yönetimler tarafından, hiçbir zaman
etnik bir ayrımcılık nedeniyle “Bu öğrenciyi derse alma.” gibi bir yazı otuz
beş senelik öğretim hayatımda elime hiçbir şekilde gelmedi.
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – Cezaevlerine alıyorlar Sayın Hocam.
TÜRKAN DAĞOĞLU
(Devamla) - Baskı ve zorlamalarla karşılaşan gençlerimize uygulanmış olan zulüm
karşısında susan kesimlerin şimdi bu tür önerilerle gelmesini samimi
bulmamaktayım. AK PARTİ’nin özgürlükçü uygulamaları
sayesinde üniversitelerde öğretim elemanları ve öğrenciler üzerinde ideolojik
baskı, dayatma ve antidemokratik uygulamalar tespit edildikleri anda ortadan
kaldırılmıştır. Üniversitelerde farklı düşünceler olabilir. Üniversiteler zaten
her türlü ideolojilerin tartışıldığı yerler olmalıdır, bu gayet doğaldır.
Türkiye’de yaşanmakta olan siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel tüm
gelişmelerin bu çocuklarımızı etkilemeleri de doğaldır. Keza,
üniversitelerimizde Türkiye’nin yönetici kadrosunu, siyasetçilerini, iletişim
uzmanlarını yetiştiriyorlar; ülkemiz için hayırlı hizmetler üreten bireyler
doğuyor. Biz, gençlerimize potansiyel suçlu olarak değil, beşerî sermayemiz
olarak bakmaktayız. Bu da eğitim alanına aktardığımız kaynaklar ve her
şehrimizde kurduğumuz üniversitelerle açıkça kanıtlanmaktadır. Eğer AK PARTİ
böyle özgürlükçü bir yaklaşım içerisinde olmasaydı üniversite sayılarında gözle
görünür bir artış elbette ki yaşanamazdı. 2002’de 81 ilin 41’inde üniversite
yoktu. Artık, üniversitesi olmayan il kalmadı. 2002’de devlet ve vakıf üniversitelerinin
sayısı 76 iken, kurduğumuz 92 yeni üniversite ile bu sayıyı 168’e yükselttik.
Mevlânâ’nın da çok güzel ifade ettiği gibi, biz birleştirmek için geldik,
ayırmak için değil.
Görüş farklılığı
ile aykırılık arasında sağduyu temelinden kurulmuş denge bozulduğu noktada
üniversitelerin de ahengi zarar görmektedir sayın vekillerim.
Üniversitelerimizin bu hassas dengeyi doğru bir şekilde kurup Türkiye’nin
gelişiminde üzerlerine düşen misyonları hayata geçireceklerine inanıyoruz. Biz,
hiçbir zaman gerek üniversitede gerek AK PARTİ’nin
bünyesinde “ötekileştirme” diye bir şeyi kabul etmedik, daima bunun karşısında
olduk ve daima bunun üstesinden gelmeye gayret ettik. Bu nedenle, bu
üniversitelerle ilgili, etnik ayrımcılıkla ilgili sözlerinizi ben bir üniversitenin
öğretim üyesi olarak asla ve asla kabul etmiyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Dağoğlu.
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – Tıp öğrencileri için yok mu bir görüşünüz Sayın Hocam? 13 tane tıp öğrencisi
var… Siz bir tıp profesörüsünüz.
TÜRKAN DAĞOĞLU
(İstanbul) – Hukuka aykırı hareket ediyorsa tabii ki…
İDRİS BALUKEN
(Bingöl) – İddianameyi inceleyin. Siz hukuka aykırı hareket ediyorsunuz.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Karar
yeter sayısı arayacağım.
Öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı
yoktur.
On dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 15.34
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.47
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem
YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı.
Şimdi öneriyi
tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler…
Sayıda tereddüt
vardır, oylamayı elektronik cihazla yapacağım.
İki dakika süre
veriyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Karar
yeter sayısı vardır, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisi kabul
edilmemiştir.
Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha
sonra oylarınıza sunacağım.
2.- MHP Grubunun, Çukurova bölgesindeki pamuk
üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli
araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla
11/1/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu
Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü
birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 28/11/2012 Çarşamba günü (bugün) yaptığı
toplantısında siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP Grup Başkanvekili
Öneri:
11 Ocak 2012
tarih ve 2093 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş
olduğumuz “Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu
sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna
göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis Araştırma
önergemizin 28.11.2012 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak
görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Lehinde,
Adana Milletvekili Muharrem Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın
Varlı.
MUHARREM VARLI
(Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; pamuk üreticilerinin sıkıntılarını araştırma
önergesiyle alakalı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Pamuk denilince
aklımıza ülkemizin birçok bölgesi gelmektedir. İşte Ege Bölgesi’nde Aydın,
İzmir, Manisa; Akdeniz Bölgesi’nde Antalya, Mersin, Adana; Güneydoğu Anadolu
Bölgesi’nde Şanlıurfa, Diyarbakır, Gaziantep’in bir kısmı; Doğu Anadolu
Bölgesi’nde Iğdır yani pamuk, ülkemizin birçok bölgesinde yetiştirildiği gibi,
çok da kaliteli ve istihdamı sağlayan, aynı zamanda iş imkânı sağlayan çok
önemli bir endüstri bitkisi. Geçmiş yıllarda, pamuktan para kazanan, pamuk
ekmeyi zevkle yapan çiftçilerimiz artık ne yazık ki pamuk ekmekten kaçar hâle
geldiler. Bunun tabii çok önemli sebepleri var. Biz, burada bu önergeyi
verirken gayet samimi bir şekilde AKP Grubunun da bu önergeyi ciddiye alarak
kabul etmesi ve böyle bir araştırma grubunun kurularak bunun araştırılması,
sebeplerinin ortaya çıkartılması ve bu manada da çözüm üretilmesini beklerdik
ama bakıyoruz, bizim ortaya koyduğumuz teklife AKP Grubundan ne yazık ki böyle
bir olumlu cevap gelmedi. Biz de burada hem çiftçilerimizle hem değerli
milletvekili arkadaşlarımızla bu sıkıntıları, bu problemleri paylaşmak için bu
kürsüye geldik. Pamuk üreticileri, aşırı derecede sıkıntı içerisinde,
ektiklerinden para kazanamıyorlar onun için de pamuk ekmek istemiyorlar, pamuk
ekmekten ne yazık ki vazgeçer hâle geldiler. Bunların başlıca sebepleri, işte,
girdi maliyetlerinin çok yüksek olması.
Değerli
milletvekilleri, eskiden “pamuk” denilince akla Çukurova’nın zengin pamuk
üreticileri gelirdi. Türk filmlerine konu olan pamuk üreticileri, “beyaz altın”
gelirdi, iş gelirdi, aş gelirdi ancak şu anda “pamuk” denilince akla sefalet
geliyor, ne yazık ki eziyet geliyor, ne yazık ki zarar geliyor ve eğer bankayla
çalışıyorsa bankaya ödediği faiz miktarları geliyor.
Değerli
milletvekilleri, biz Adana’da yüklü miktarda pamuk ekerdik, şu anda pamuk
ekmiyoruz. Neden? Bir kısım pamuk ekilecek alanlar narenciye bahçelerine döndü,
çoğunlukla da mısır ekiliyor. Niye? Çünkü pamuk eken insanlarımız pamuk
ekmekten mutlu değiller. Onların mutluluğunu kaçırdık, onların neşelerini
kaçırdık, onların zevklerini kaçırdık. Hep buraya çıkan konuşmacılar
desteklerden bahsediyorlar. Tarım Bakanı buraya çıktığı zaman tozpembe bir
tablo çiziyor, sanki Türkiye'de tarımın bütün problemleri çözülmüş,
çiftçilerimiz çok memnun, ektiklerinden para kazanır hâle gelmişler, isteyerek
çiftçilik yapıyorlar ve para kazanıyorlar gibi bir tablo sergiliyor, ama
baktığımız zaman, gerçekten sahaya indiğimiz zaman hiç de böyle olmadığını
görüyoruz.
Bugün pamuğun
çiftçiye kilogram başına maliyeti 1,6 TL, yani eski rakamla 1 milyon 600 bin
lira. Pamuğun şu andaki serbest piyasadaki değeri 1,1 ile 1,2 arasında, yani
eski parayla 1 milyon 100 bin lira ile 1 milyon 200 bin lira arasında. Vermiş
olduğunuz toplam prim desteği -bunu en üst seviyede söylüyorum, sertifikalı
tohumlar için söylüyorum- en üst seviyedeki prim desteği, mazot desteği, gübre
desteğiyle beraber toplam 460 bin lira, her ikisini topladığınız zaman 1 milyon
660 bin yapıyor. Yani çiftçinin bir kilogram pamuğa harcamış olduğu para…
Çiftçi sattığı pamuk, artı, desteklerle el elde baş başta kalıyor, eziyeti,
çekmiş olduğu eziyeti, kullanmış olduğu ekipmanı, traktörü ve bankayla
çalışıyorsa -ki çalışmayan çiftçi yok- ödemiş olduğu faizi de ne yazık ki
cebine kâr olarak kalıyor.
Değerli
arkadaşlarım, bu şartlarda siz olsanız pamuk eker misiniz? İşte, onun içindir
ki Türkiye, pamuk ihtiyacı 4 milyon tonken ancak 1,5 milyon ton kütlü pamuk
üretebiliyor. Neden? Çünkü çiftçi pamuk ekmiyor. Bu geriye kalan 2,5 milyon ton
kütlü pamuk ihtiyacı nereden karşılanıyor? Başka ülkelerden ithal edilerek
karşılanıyor. En büyük ithalatı nereden yapıyoruz? Yüzde 70 oranında ne yazık
ki ABD’den yapıyoruz. Yani benim çiftçim bu pamuğu yetiştiremez mi? Benim
çiftçim Amerikan pamuğu seviyesinde pamukçuluk yapamaz mı? Elbette ki yapar.
Elbette ki seve seve yapar ve Amerikalı çiftçiden, Avrupalı çiftçiden çok çok
daha iyi pamuk eker, pamuk yetiştirir ve bu ülkeye katkı sağlar. Ama biz ne
yapıyoruz? 2,5 milyon ton kütlü pamuk karşılığında pamuk ithal ediyoruz, yüzde
70 oranında ABD’den yapıyoruz bunu da.
Değerli
arkadaşlarım, yani siz, desteklerden bahsederken işte “2002 yılında şu kadardı,
biz şu kadar destek verdik.” diyorsunuz. Yahu, çiftçiden aldığınız paranın,
verginin karşılığında, çiftçiden aldığınız mazot vergisi, gübre vergisinin
karşılığında çiftçiye onda 1 oranında bile destek vermediniz bugüne kadar. Eğer
Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi çiftçisine vermiş olduğu desteği,
Avrupa’nın kendi çiftçisine vermiş olduğu desteği biz çiftçimize vermiş
olsaydık bugün çok daha iyi yerlerde olurdu çiftçimiz.
ABD’de tarımsal
mazot 1,7 lira yani eski parayla 1 milyon 700 bin lira. Hep 2002 yılında “Ucuz
mazot vereceğiz.” diyerek iktidara geldiniz. Hep o ucuz mazotu bekliyoruz, bir
türlü ucuz mazot veremediniz ama 1,2 liradan yani 1 milyon 200 bin liradan
devraldığınız mazotu 4 kat artırarak bugün 4,2 liraya getirdiniz, 4 milyon 200
bin liraya getirdiniz. İşte, hep diyorsunuz ya: “Nereden nereye.” Doğru,
nereden nereye, 1,2 liradan 4,2 liraya! Ama pamuk kaç lira? Pamuk 2002’de 1,1
lira ile 1,2 lira arasındayken yani eski parayla 1 milyon 100 bin lirayla 1
milyon 200 bin lira arasındayken yine aynı yerinde sayıyor.
Buğday, geçen
seneki fiyatın altında, mısır, geçen seneki fiyatın altında, karpuz zaten elde
kaldı. Dolayısıyla, Orta Doğu’daki yaşanan sıkıntılardan, izlenen yanlış dış
siyasetten dolayı patates, soğan üreticisi de zarar etti, onlar da elimizde
kaldı ama mazot 4,2 lira. 2002’de 20-20 taban gübresi ne kadar biliyor musunuz
değerli arkadaşlarım? 250 bin lira civarında yani bugünkü parayla 25 kuruş. Şu
anda ne kadar, 2012 yılında? 1,1 lira yani eski parayla 1 milyon 100 bin lira.
Yani bunu da 4 kat artırmışsınız, vallahi helal olsun size. Çiftçinin en ağır
girdileri olan mazotu ve gübreyi 4 kat artırırken, çiftçinin ürünü yerinde
saymaya devam etmiş, çiftçinin ürünü para etmez hâle gelmiş. Ondan sonra da
çıkıp burada, sanki her şey düzelmiş, en iyisini yapmışsınız, en güzelini
yapmışsınız gibi, böyle böbürlene böbürlene, övüne övüne de anlatıyorsunuz bunu. İnsan biraz utanır, sıkılır
ya. Yani, siz çiftçiyi ne hâlde devraldınız, ne hâle getirdiniz?
İşte, Tarım
Bakanı çıktığı zaman Ziraat Bankasının verdiği kredilerden bahsediyor. Doğru,
Ziraat Bankasının kredileri çok arttı. Bu, iyiye gidiş mi acaba? Yani bunu
övünerek anlatan bir insanın aklından şüphe ederim ben ya. Eğer çiftçinin
durumu iyi olsa niye gidip bankadan faizli kredi alsın kardeşim ya, neden alsın
yani? Denizbank’tan alıyor, Finansbank’tan alıyor, Ziraat Bankasından alıyor.
Türkiye’deki bütün tarımsal kredi veren bankalara bakın, hepsinden en fazla
krediyi çiftçi alıyor. Çiftçinin durumu iyiyse, ekonomi iyiyse neden bu kadar
krediyi alıyor çiftçi?
Bu kredilerin
birçoğunu da çiftçi ödeyemez durumda arkadaşlar şu anda. O zaman, işte 2002’den
bahsederken diyorsunuz ki: “Faiz oranları yüzde 40’larda, yüzde 50’lerdeydi.” O
zaman çiftçi rahatlıkla borcunu ödeyebiliyordu ama şu anda sizin o “Çok aşağıya
çektik.” dediğiniz faiz oranlarıyla çiftçi borcunu ödeyemiyor. Ben gidiyorum
Ahmet’ten borç para alıyorum, kapatıyorum; ondan sonra kredimi çektiğim zaman Ahmet’e
geri ödüyorum parayı.
Ne yazık ki
çiftçinin geldiği durum bu arkadaşlar şu anda. Ama çıktığınız zaman buraya,
övünerek, böbürlenerek işte “Biz şu kadar yardım ettik, biz şu kadar prim
desteği verdik, biz bu kadar destek sağladık.” diyorsunuz.
Bakın, geçen yıl
burada söylemiştim; Sulama Birlikleri Yasası değiştirilirken sulama
birlikleriyle alakalı konuda “Yapmayın, etmeyin, bu yetkiyi sulama
birliklerinden almayın. DSİ’nin bürokratları çiftçinin durumunu bilmez.” dedim,
dinlemediniz. Şu anda 17 milyon lira olan dönüm başına pamuk ücretini 31 milyon
lira yaptı DSİ’nin bürokratları.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHARREM VARLI
(Devamla) – Allah’tan reva mıdır? Siz çiftçiye ne verdiniz ki 31 milyon lirayı
yüzde 100 artırdınız birdenbire.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Varlı.
MUHARREM VARLI
(Devamla) – Önergemizin kabulünü diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Aleyhinde, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici... Yok.
Lehinde, Hatay
Milletvekili Hasan Akgöl.
Buyurunuz Sayın
Akgöl.
HASAN AKGÖL
(Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerileri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak
üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlarım.
Değerli
milletvekilleri, ne yazık ki ülkemizde pamuk üretiminin tüketimi karşılama
oranı yüzde 30’dur. Yani, ihtiyacımızın ancak ve ancak yüzde 30’unu iç
piyasadan üretmekteyiz; yüzde 70’ini ise dış piyasadan yani yabancı ülkelerden
ithal etmekteyiz. Tekstil ihracatçısı bir ülkeyiz ama en önemli olan, ham madde
olan pamuğu dışarıdan satın alıyoruz. Çukurova, Amik ve Harran Ovası dünyanın
en verimli pamuk tarımı yapılabilen bölgeleridir fakat üretici uygulanan yanlış
politikalardan ötürü pamuk üretiminden vazgeçmiştir. Öyle bir ülke düşünün ki
pamuk üretmek için tarım arazisi uygun, iklimi uygun, şartları uygun ama iç
ihtiyacının ancak yüzde 30’unu karşılamaktadır. Bu ülke 2010 yılında 890 bin
ton pamuk satın almak için 1,7 milyar dolar, 2011 yılında ise, 2011 yılının
Ağustos ayı itibarıyla, 1,4 milyar dolar sadece pamuk ithalatına para ödedi
yani köylü Mehmet Ağa’ya, Hasan Efendi’ye, Ali Ağa’ya vermekte mahsur gördüğü
parayı dış ülkelere ödedi, kendi vatandaşından esirgediği parayı dış ülkelerin
çiftçilerine hoyratça ödedi.
“Serbest piyasa”
diyorlar, “Fiyatlar bundan düşük.” diyorlar. Arkadaşım, oturur biraz düşünür
müsün, hangi serbest piyasa? Benim çiftçim mazotu -Muharrem Bey’in demin
söylediği gibi- 4,2 liradan yaksın, gübreyi 1,5 liradan alsın, ilacı dış
piyasadan 3 katı fiyattan alsın, 42 kuruş destekleme alsın, dışarıdaki çiftçi
mazotu 1 liradan kullansın, gübreyi benim dörtte 1 fiyatıma kullansın, ilacı
benden ucuz alsın, desteklemeyi 70 kuruş alsın ve sen diyorsun ki “Bununla gel
rekabet yap.” Önce sen rekabet şartlarını oluştur, ondan sonra benim çiftçim
rekabet yapmayı bilir. Biz, bunu söylemek istiyoruz.
İthal pamuk…
İthal ipliğe fon koyuyorsun, iplikçi dışarıdan iplik getirdiği zaman fon ödemek
zorunda ama pamuk ithalatına gelince fon koymuyorsun. Biz diyoruz ki: “Önce iç
piyasadaki pamuk bitsin, ihtiyacımızı görsün, eğer almamız gereken, ihtiyacımız
olan pamuk varsa fonu kaldırsın; gider dışarıdan iplikçi istediği kadar
pamuğunu ithal eder ama benim önce çiftçimin ürettiği pamuğu değerlendirmen
lazım.”
Milyonlarca
yurttaşımızı, sağladığı katma değer ve yarattığı istihdam ile yakından
ilgilendiren, Çukurova’nın, Harran’ın, Amik Ovası’ndaki insanımızın geçim
kaynağı olan pamuk, beyaz altındı. Şu anda nedir? Bakın, bu beyaz altını, bu
Hükûmet sayesinde, ne yazık ki vasıfsız bir duruma getirdiniz, kara ürün hâline
getirdiniz. Bu, beyaz altındı, yıllardır insanlar tanıtırken pamuğu “Bölgenin,
Amik Ovası’nın, Harran Ovası’nın beyaz altını.” derdi, şimdi ise çiftçi buna
“Kara ürün.” diyor, “Ben bundan nasıl kurtulurum?” diyor ve mevcut iktidar,
yarın da komisyona alternatif ürün projesini getiriyor. Yani diyor ki: “Pamuğu
ekmeyin kardeşim; gel, sana alternatif ürün öğreteyim.” Ya Türkiye, pamuk
üreten bir ülke değil mi? Sen nasıl bu çiftçiye dersin ki pamuğu ekmeyin,
getirin siz şunu ekin? Ne yapalım yani kenevir mi ekelim o zaman pamuğu
ekmeyelim de, eroin mi ekelim? Ne ekelim pamuğu ekmeyelim de? Sen “Alternatif
ürün.” diyorsun. Bana alternatif ürün çıkaramazsınız.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Olmuyor, hiç yakışmıyor size. Nedir bu üslup? Böyle bir üslup
yakışıyor mu size?
HASAN AKGÖL
(Devamla) – Bu fiyata bu üsluptur. Hükûmetin bu politikasına ancak bu üslup
dayanır.
Şimdi arkadaşlar,
ben bir çiftçiyim; ben bir çiftçi olduğum için bu kanı, bu yarayı en çok
çekenlerden bir tanesi benim. Ben üzülüyorum. Bu sıralarda en az benim kadar
onlarca pamuk üreticisi var, ne yazık ki temsil ettikleri kitlenin hakkını
savunmaktan ürküyorlar. Bölgelerine nasıl gidiyorlar, ona da hayret ediyorum
ben.
Şimdi, bakın
arkadaşlar, pamuk üreticisi, bakıyorsunuz mazot 4,2, gübre 1,5 TL, öbürüne
bakıyor ilaç pahalı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak programımızda şunlar vardı;
biz dedik ki: “Mazotu 1 lira yapalım. Gübredeki, mazottaki, ilaçtaki ÖTV’leri
yüzde 1 oranına düşürelim.” “Hayır, olmaz kardeşim.” Peki, ona olmaz da uçak
filolarına, gemi filolarına nasıl 1 liraya mazotu veriyorsun? Ona olursa, ona
da olur. “Girdilerin düşürülmesi gerekir.” diyoruz. “Girdilerin düşürülmesi
durumunda ancak bu çiftçi ayakta kalır ve dış piyasayla rekabet eder.” diyoruz.
Bizim anlatmak istediğimiz bu. Burası bir tarım ülkesi arkadaşlar, burası bir
sanayi ülkesi değil. Özellikle Amik Ovası, Harran Ovası bir tarım ülkesi,
lütfen bunu kimse göz ardı etmesin.
Demin Muharrem
arkadaşımın dediği gibi, çıkıyorsunuz bana desteklemeden bahsediyorsunuz. On
senedir verdiğiniz destekleme kaç kuruş arttı? Maliyetlere bakın. On senedir…
Muharrem arkadaşım fiyatı biraz fazla söyledi, kâğıt üzerindeki fiyatları
söyledi. Ben çiftçiyim. On sene önce ben 90 kuruşa, yani bugünün parasıyla 950
bine, sattığım pamuğu şu an 800 bine satamıyorum, 80 kuruşa satamıyorum. Siz
hangi şeyden bahsediyorsunuz?
Bakın arkadaşlar,
ben çiftçi çocuğuyum, çiftçilik yapıyorum, çiftçi olarak büyüdüm. Bir pamuk
nasıl yetişir bilir misiniz? Bir çocuk gibi büyür. Ekersin tohumu, çıkışından
hasadına kadar ilacını, gübresini, mazotunu hiçbir şeyini eksik etmezsin. Onun
evdeki çocuğu rahatsızlandığı zaman baba gidip doktora götürmez ama
ziraatçısını götürür. Pamuğunda kurt varsa ilacını atar, pamuğu gübre istiyorsa
gübrelemesini yapar, pamuğu ne istiyorsa onu verir. Bu kadar narin bir şekilde
pamuğu yetiştirir. Eskiden, biz, pamuk hasadı geldiği zaman oturur, zevkle
pamuğumuzu seyrederdik. “Ya, ürünümüz gelecek, araba alacağız, borcumuzu
ödeyeceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız…” Şimdi, pamuk tarlasına gitmiyoruz.
Stres atma organımızdı bizim eskiden pamuk. Gider tarlamızı seyrederdik,
stresimizi atardık, mutlu olurduk. Şimdi, ben bir buçuk aydır tarlama adım
atmadım. Bugün pamuğum toplanıyor. Hangi vicdan beni bundan mahrum edebilir?
Hangi vicdan o köylümü bundan mahrum edebilir, hangi vicdan? Diyeceksiniz ki:
“Ne yapalım?” Yapacağınız tek şey var: Girdileri düşürmek için vergileri
düşüreceksiniz ve nasıl ipliğe koyduysanız, onun gibi fon koyacaksınız pamuğa
da. Ne zaman iç piyasadaki pamuk bitecek, benim ihtiyacım görülecek, çiftçimin
elindeki mal değerli şekilde satılacak. Açacaksın fonu. Yapacağın tek şey bu,
sanayiciyi zengin etmek değil, çiftçimin hakkını korumak, çiftçimin.
Ben buradaki
iktidar milletvekillerine de sesleniyorum: Vicdanlı olun arkadaşlar, 70 bin-80
bin kişinin oyuyla geldik buraya; onları temsil ediyoruz burada, onların
hakkını korumamız lazım, alın terinin ne olduğunu bilmek lazım, onu görmek
lazım, alın terine saygı lazım. Bu “beyaz altın”ı
eski hâline getirmek lazım, bunu siyahlık kimliğinden kurtarmak lazım. Bizim
prestijimizdir bu dünyaya karşı, bizim onurumuzdur bu dünyaya karşı. Biz tarım
ülkesiyiz, tarım; önce tarım ülkesiyiz, daha sonra sanayi ülkesiyiz. Burada
yaşayan halk bizim halkımız. O halkın çektiklerini burada pembe koltuklarda
oturmakla göremeyiz, ancak içlerine gittiğimiz zaman, onlarla yaşadığımız
zaman, onların sıkıntısını çektiğimiz zaman görürüz. Ama benim Sayın Bakanım
-Muharrem Bey’in söylediği gibi- öyle bir tablo çiziyor ki -geçen Hatay’a
gelmiş- ya, acaba o Hatay’a geldi mi, Hatay’a gelmedi mi veya ben mi Hatay’da
değilim? İkimiz farklı ülkeyi mi konuşuyoruz, ikimiz farklı ilde miyiz? Ya o
Hatay’ı anlatmıyor ya ben Hatay’da değilim. Burada bir tezat var. Bu işi bire
bir yaşayan biriyim. Ya o Hatay’la ilgili bilgi vermiyor ya ben çok farklı bir
durumdayım.
Ya, lütfen
gerçekleri görün, elinizi vicdanınıza koyun, temsil hakkını aldığınız
insanların hakkını koruyun, şu çiftçiye biraz el atın. Sadece pamuk değil, keza
bu, buğdayda da, mısırda da, zeytinde de, hepsinde aynı.
Ben Allah katında
sizinle vicdanınızı baş başa bırakıyorum. İnanıyorum ki çiftçinin hakkını
koruyacak ve bu önergeye evet oyu vereceksiniz.
Teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Akgöl.
Sayın Hamzaçebi,
sisteme girmişsiniz.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kısa bir söz talebim var 60’ıncı maddeye göre efendim.
BAŞKAN –
Buyurunuz.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin,
Mersin’in Kazanlı ilçesinde tarım sektöründeki sorunları anlatabilmek için bir
yürüyüş yapmak isteyen çiftçilere ve onlarla birlikte olan Mersin Milletvekili
Aytuğ Atıcı’ya güvenlik güçlerinin biber gazıyla müdahalesini kınadığına
ilişkin açıklaması
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün, Mersin’in Kazanlı beldesinde yaşayan
üreticilerimiz tarım sektöründe yaşanan sorunları ve kendi ekonomik sorunlarını
anlatabilmek amacıyla bir araya geldiler, bir basın açıklaması yaptılar. Bu
açıklamaya Mersin Milletvekilimiz Sayın Aytuğ Atıcı da destek vermek amacıyla
kendileriyle beraber oldu. Sonrasında bir yürüyüş yapma arzusuyla harekete
geçen çiftçilerimize ve Mersin Milletvekilimiz Sayın Aytuğ Atıcı’ya güvenlik
güçleri biber gazıyla olmayacak şekilde bir müdahalede bulunmuşlardır. Güvenlik
güçlerinin bu şekilde, oldukça sert olan tutumunu kınıyorum.
Yasakları koyarak
insanların seslerini kısmaya çalışmak, üreticilerin sesini kısmaya çalışmak,
sorunların üstünü örtmeye çalışmak doğru bir davranış değildir, mümkün de
değildir.
Ben Sayın
İçişleri Bakanını bu konularda daha duyarlı olmaya ve bu tip, seslerini
duyurmak isteyen vatandaşlarımıza karşı güvenlik güçlerinin daha esnek bir
yaklaşım göstermesi konusunda çalışma yapmaya davet ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Hamzaçebi.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- MHP Grubunun, Çukurova bölgesindeki pamuk
üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli
araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla
11/1/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu
Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü
birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Aleyhinde Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici.
Buyurunuz Sayın
Binici.
İBRAHİM BİNİCİ
(Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket
Partisinin grup önerisi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, pamuk
sağladığı katma değer, yaptığı ihracat, istihdam ettiği nüfusla ülkenin
lokomotif sektörü tekstil ve konfeksiyon sanayisinin ham maddesidir. Tekstilden
yağ üretimine, barut ve film malzemesinden biyodizel
üretimine yaklaşık elli çeşit sanayi ürününde kullanılmasının yanı sıra, ayrıca
küspesi ve proteini yüksek bir hayvan yemi olarak da hayvancılıkta önemli bir
girdi olarak kullanılmaktadır.
Pamuk bitkisi bu
kadar geniş kullanım alanına sahip olması nedeniyle stratejik öneme de sahip
bir tarımsal ürünümüzdür.
Ekonomimiz için
bu denli önemli olan pamukta, ülkemiz dünya pamuk üretimi ve ticaretinde sahip
olduğu konumu kaybetme noktasına maalesef AKP İktidarı sayesinde gelmiştir.
Dünyada pamuk tarımı için ekolojik açıdan şanslı coğrafyaya sahip olan
ülkelerden birisiyiz. Uygulanan yanlış politikalar nedeniyle pamuk tarımı bitme
noktasına getirilmiştir.
Pamuk çiftçisinin
boğuşmak zorunda kaldığı en önemli sorunların başında üretim maliyetlerinin
yüksekliği de yer almaktadır. Türkiye’de pamuk verimi dünya ortalamasının
üzerinde olmasına rağmen girdi fiyatları, tarıma yönelik mal ve hizmetlere
uygulanan vergi oranları üretici için önemli bir maliyet unsurudur.
Değerli
arkadaşlar, hem bir pamuk üreticisi olarak, çiftçi olarak size hitap ediyorum
hem de tarım satış kooperatifi birliklerinde -yirmi üç sene gibi- ÇUKOBİRLİK’te
hizmet verdim. Ama, maalesef, pamuğu bitirme noktasında birliklerin yanlış
kullanılması, birliklerin âdeta iktidarların çiftliğiymiş gibi bir pencereden
bakışı olan iktidarlar maalesef bitirdiler. Bugün, ÇUKOBİRLİK’te devasa bir
iplik fabrikası, yağ fabrikası, yem fabrikası var; hatta hatta
Türkiye’de dokuma ve iplik sanayisinde görmeye değer tesisleri var ama bütün
iktidarlar –her iktidar için söylüyorum. Orada çalıştığım için bizzat
uygulamaları gördüm- her iktidar, kendine dönük, gerek işverenler çerçevesinde
gerekse ekonomik olanakları tarumar etmekten âdeta kaçınmamışlardır.
Dolayısıyla, başta ÇUKOBİRLİK, TARİŞ, ANTBİRLİK, FİSKOBİRLİK gibi Türkiye’de
yanlış yönetilen birlikler bitme noktasına gelmiştir. Oysa, biz, sene 2000’de
kütlü pamuğu 1.150 liradan alıyorduk. Bugün, on iki yıl geçmesine rağmen, bu
birliklerin çıkar ilişkileri sayesinde, girdiler 100 kat yükselmesine rağmen
pamuk üreticisi yani beyaz altın üreticisi bunu, 1.000 lira veyahut da 980
liraya, hatta bir benek diye tabir ettiğimiz kütlü pamuk fiyatı 750 liraya
kadar düşürülmüştür. Dolayısıyla, çiftçinin, pamuk üreticisinin durumu ortadır.
Tabiî ki, burada
takdir etmekte fayda var. Takdir ediyoruz, on iki senedir, 2002’den bugüne
kadar on senedir iktidarsınız pamuk üreticisini de bitirdiniz. Sizi tekrar
tebrik ediyoruz, yazıklar olsun! Bu ülkeye böyle mi bakacaksınız?
Şimdi, Ziraat
Odaları verilerine bakarsak, 2011 yılı içinde ortalama maliyet, kilogram başına
1,65 lira civarında gerçekleşirken, aynı yıl, ortalama kütlü satış fiyatı
kilogram başına 1,2 liradır. Bu maliyet ve satış fiyatına AKP hükûmetlerinin
verdiği destekleme, kilogram başına yalnızca 37 kuruştur. Ortaya çıkan bu durum
karşısında zarar eden pamuk çiftçisi pamuk ekiminden hızla uzaklaşmakta ve
farklı ürünlerde nafakasını çıkarmaya çalışmaktadır.
Nitekim,
2012-2013 sezonunda, pamuk ekimi alanlarının büyük bir kısmı, Çukurova, Harran,
Ege’de mısır ve buğday ekimine kaydırılmıştır. Pamuk tarımında uygulanan yanlış
politikaların devam etmesi durumunda, ekim alanları gittikçe azalacak, buna
bağlı olarak ürün arzında dalgalanmalar kaçınılmaz olacaktır.
Pamuk ekim
alanlarının azalan değişimin maliyeti, fiyat ve verilen destek gibi etkilerin
yanı sıra diğer bir etki de Avrupa Birliği ile yapılan Gümrük Birliği
Anlaşması’ndan dolayı pamukta uygulanan gümrük vergisi muafiyetidir. Gümrük
muafiyeti nedeniyle iç piyasa pamuk fiyatları, dünya fiyatlarından direkt
olarak etkilenmekte ve dünya fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı pamuk
çiftçimiz korumasız bırakılmaktadır. Pamuğun kullanılan alanın başında gelen
tekstil sektörü dış ticaretteki yüzde 26 olan payını dikkate aldığımız noktada
pamuk tarımı ve ekiminin sürdürülebilir politikalarla yeniden ele alınması
zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
AKP Hükûmetinin
uygulamaları neticesinde pamuk tarımının geldiği noktayı açıklamak adına bazı
verileri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye 1,4 milyon tonluk pamuk
tüketimiyle dünyada 4’üncü sırada yer alırken bu tüketim üretimin
desteklenmemiş ve ithal eden 2’nci ülke konumuna getirilmiştir. 2002 yılında
496 milyon dolarlık pamuk ithalatı yapılmışken 2011 yılının ilk dokuz ayında
maalesef 1 milyar 501 milyon dolarlık pamuk ithalatı yapılmıştır.
Çiftçi Kayıt
Sistemi verilerine göre pamuk üretici sayısı 2003 yılında 113 bin 500 iken 2011
yılında 77 bin 800 kişiye kadar gerilemiştir. AKP iktidarları döneminde
uygulanan yanlış tarım politikaları sonucu pamuk ekim alanlarında 2002, 2011
yılları arasında yüzde 35 azalma yaşanmıştır. 2005 yılında 1 kilogram pamuğa
sertifikalı tohum farkıyla birlikte verilen 32 kuruş iken 2009, 2010 ve 2011
yıllarında pamuğa verilen destek 42 kuruş olmuştur. 2009 yılından beri 42 kuruş
olarak da yerinde saymaktadır. 2002-2011 yılları arasında pamuk fiyatlarının
düşüklüğü üreticinin satın alma gücüne de yansımıştır; aynı dönemde pamuk
üreticisinin satın alma gücü mazotta yüzde 70, gübrede yüzde 80 azalmıştır.
Pamuk üretimi için ödenen mazot desteği son altı yılda sadece yüzde 33
azalmıştır.
Yüce heyetinizi
tekrar saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Binici.
Aleyhinde Adana
Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın
Erdinç.
MEHMET ŞÜKRÜ
ERDİNÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket
Partisi Grubunun Çukurova’daki pamuk üreticisinin sorunları ve çözüm
önerileriyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasına dair grup önerisi
aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sözlerimin
başında benden önceki hatibin burada ÇUKOBİRLİK’le ilgili sözlerine bir atıfta
bulunmak istiyorum. Kendisi de ÇUKOBİRLİK’te çalışmıştır, ÇUKOBİRLİK’in nasıl
bu hâle getirildiğini, ÇUKOBİRLİK’in bu günlere nasıl geldiğini, ÇUKOBİRLİK’in
kimler tarafından talan edildiğini hem Adanalılar hem Türkiyeliler çok iyi
biliyorlar.
Tabii, burada
pamuk üreticisinin, çiftçimizin, pamuk tarımında çalışan vatandaşlarımızın
memnuniyetlerini dile getirmeyeceğim. Zira, bu husus 12 Haziran 2012
seçimlerinde vatandaşlarımızın AK PARTİ’ye yüzde 50
oy desteğiyle açıkça ortaya çıkmıştır. Çukurova bölgemizin tarım alanında en
önemli şehirlerinden biridir Adana. Adana’mızda yılda üç ürün alınabilen
yerlerimiz vardır. Tabii, pamuk da Adana’mızın en önemli değerlerinden biridir.
Zira, hatırlarsınız, Türk filmlerinde bile her zaman konu olmuştur. Adana’mız
her zaman pamukla akla gelmiştir.
Tabii, 2000’li
yılların başından itibaren Adana’da pamuk tarımında ciddi şekilde azalmalar
olmuştur. Ama bu azalmalar 2007’den itibaren artış eğilimine girmiştir. Tabii,
bunun artış eğilimine girmesinde en önemli etkenlerden biri pamuk tarımına
özellikle fark ödemeleri çerçevesinde pirim desteklerinin verilmesiyle artmış
ve son dönemde 2010 yılından itibaren de tarım havzaları modelinin
uygulanmasıyla pamuk üretiminde ciddi artışlar meydana gelmiştir.
Tabii, bitkisel
üretim noktasında Adana verilerini de dile getirmeden edemeyeceğim. 2007
yılında 467 bin dekar alanda Adana’da pamuk ekimi yapılırken, bugün 568 bin
dekarda ekim yapılmaktadır ve bugün 2012 yılı itibarıyla Adana’mızda 350 ton
civarında pamuk üretimi yapılmaktadır. 2002 yılında Adana’da fark prim
ödemeleri, pamuk, ayçiçeği ve diğer ürünlere yapılan fark prim ödemeleri miktarı
14,7 milyon Türk lirasıyken, bugün bu rakam 184 milyon 700 bine çıkmıştır.
Değerli
milletvekilleri, bizler vatandaşlarımızın lehine, ülkemizin lehine getirilen
her öneriye açığız ama burası da biliyorsunuz bir plan ve program dâhilinde
çalışıyor. Burada öneri getirdiğinizde, bu öneriyle ilgili konuştuğunuzda, bu
kürsüden önerilerinizi de dinlemek isteriz, sadece eleştirmekle olmuyor.
Adana’yla ilgili projelerinizi duymak isteriz, Adana’yla ilgili projelerinizi
beraber yapmak isteriz ama maalesef bu kürsüden bunları dile getirmiyorsunuz,
bu kürsüden ancak eleştiriyorsunuz. Buradan eleştirileri yaparken de bazen
doğru olmayan davranışlarda bulunuyorsunuz. Az önce Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına konuşan konuşmacımız burada “Türkiye’nin beyaz altınıydı, siyah
altını yaptınız.” diye bir pamuk çıkardı, burada milletvekillerimize
vatandaşlarımıza gösterdi ama bilinmeli ki bu pamuktan bir parça aldım, bu
pamuğun siyah olanını da boyatmış getirmişler. Yani, ben burada konuşan vekile
yakıştırmadığımı düşünüyorum.
MUHARREM VARLI
(Adana) – Şükrü Bey, Adana Milletvekili olarak bu önergeye karşı mısınız değil
misiniz? Onu söyleyin.
MEHMET ŞÜKRÜ
ERDİNÇ (Devamla) – Şimdi, bunları söyledim, dinliyorsunuz.
MEHMET ERDOĞAN
(Muğla) – Dinliyoruz da bir şey yok.
MUHARREM VARLI
(Adana) – Dinliyoruz tabii.
MEHMET ŞÜKRÜ
ERDİNÇ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, ben önerilerinize değil, burada
çıktığınızda kürsüde önerilerinizi ortaya koyacaksınız.
MUHARREM VARLI
(Adana) – Pamuk üreticilerinin sorunları var mı yok mu, onu söyleyin siz
MEHMET ŞÜKRÜ
ERDİNÇ (Devamla) – Bakın, biz ne yapıyoruz Adana’da? Adana’yla ilgili tarım
alanında ne yaptığımızı da söyleyeyim.
Şimdi, Tarım
Bakanlığımızın 2010 yılında ilk defa uyguladığı bir “Tarım Havzaları Modeli”
var. Bu tarım havzaları modeliyle Adana’mızda pamuk üretimi ciddi şekilde artış
göstermiştir, bugün rekolte 350 bin ton civarlarına çıkmıştır. Bunun yanında,
bizlerin Adana’yla ilgili, özellikle AK PARTİ’li
milletvekillerinin, Adana AK PARTİ milletvekillerinin yapmış olduğu çalışmalarla
Adana’mızda tarım alanında örtü altı seracılığın tünel şeklinde, alçak örtülü
olduğu ve bunun da Adana’ya gerekli desteği sağlamadığı düşüncesiyle
Adana’mızda modern seracılığın geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapıyoruz.
MEHMET ERDOĞAN
(Muğla) – Serada domates kaç para?
MEHMET ŞÜKRÜ
ERDİNÇ (Devamla) – Bunun yanında, Adana’mızın gelişen, artan tarım
potansiyelini daha da artırmak adına…
MEHMET ERDOĞAN
(Muğla) – Sera da domates kaç para bilmiyorsunuz.
MEHMET ŞÜKRÜ
ERDİNÇ (Devamla) – Tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgesi kurulması
yönünde çalışmalarımız var.
Son üç yıldır
Adana’mızın tarım ürünlerinin üretiminde yüzde 63’lük bir artış var. 2023’e
kadar bunu çok ciddi şekilde artırmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede de, Adana’nın
tarım ürünlerini dış pazarlara pazarlarken daha kolay, daha az maliyetle
faydalanabilmesi açısından Adana’ya ve Karataş ilçemize tarım ve hayvancılığa
dayalı uluslararası bir liman projemiz var. Bu çerçevede Tarım İl Müdürlüğüyle,
Ulaştırma İl Müdürlüğümüzle çalışmalarımız yürüyor.
Değerli
milletvekilleri, bizler Adana’yı seviyoruz. Burada bir program var, bu program
dâhilinde de çalışmalarımızı yürütüyoruz. Burada, birazdan Sermaye Piyasası
Kanunu görüşülecek. Türkiye'nin yirmi yıldır çıkarılmasını beklediği çok acil
kanunlardan biri. İnşallah, burada, bugün bunun çıkacağı temennisi
içerisindeyim.
Sözlerime son
vermeden önce, burada BDP Grubu adına verilen grup önerisinde -tutanaklardan
aldığım- BDP Grup Başkan Vekili “Amerika’yı örnek alıyorsunuz, oraya uşaklık
ediyorsunuz” diye bir ibare kullanmış. Biz, hiç kimseye uşaklık etmiyoruz.
Kimin kime uşaklık ettiğini bu vatandaşlarımız biliyor.
Bizler
milletimizin hizmetkârıyız diyor, MHP Grubu önerisinin aleyhine oy
kullanacağımızı belirtiyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Erdinç.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, yerimden kısa bir söz talebim var.
Buyurunuz Sayın
Vural.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
21.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Adana Milletvekili
Mehmet Şükrü Erdinç’in MHP grup önerisinde pamuk üreticilerinin sorunlarının
çözümü için herhangi bir öneri olmadığı yönündeki ifadelerine ilişkin
açıklaması
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, sayın hatip, Milliyetçi Hareket Partisinin pamuk üretiminin
sorunları ve çözüm yollarıyla ilgili bir Meclis araştırma önergesi üzerinde
konuşurken, yani bunun çözümü için herhangi bir önerileri olmadığını ifade
etmiştir.
Milliyetçi
Hareket Partisi olarak biz, bütün çalışmalarımızda, her türlü kanunda zaten
önergelerimizi veriyoruz. Bu önergelerin hepsi bir şeyin çözümü içindir. Yani
verdiğimiz önergelerin anlamı da budur. Kaldı ki bu verdiğimiz önergeyi de
okumamışlar herhâlde çünkü bu önergede pazarlama sorunlarıyla ilgili, girdi
maliyetlerinin azaltılmasıyla ilgili, ayrıca pamuk üretiminin pazarlanmasıyla
ilgili ÇUKOBİRLİK, TARİŞ, ANTBİRLİK’in idari ve mali
yapılarının, finansman imkânlarının geliştirilmesine ilişkin de ifadeler
vardır. Zaten bu Meclis araştırmasının amacı da sorunlarının tespit ve çözüm
yollarıdır. Bu görüşmenin amacı da odur. İnşallah -madem öyle diyorlar-
zannederim, herhâlde bu öneriye “evet” diyecekler. Böylelikle bu sorunları
tespit ederek çözüm yolları konusunda iradelerini kullanacaklarını düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Vural.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz efendim.
BAŞKAN - Yoklama
talebi vardır, yerine getireceğim.
Sayın Hamzaçebi,
Sayın Moroğlu, Sayın Köktürk, Sayın Gök, Sayın Çıray, Sayın Güven, Sayın Işık, Sayın Kuşoğlu, Sayın Tunay,
Sayın Öner, Sayın Öğüt, Sayın Canalioğlu, Sayın Özdemir, Sayın Kaplan, Sayın Cihaner, Sayın Ekinci, Sayın Tanal, Sayın Özel, Sayın
Aslanoğlu, Sayın Ağbaba.
İki dakika süre
veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı
yeter sayısı yoktur, beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.37
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.45
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem
YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN -
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce yapılan
yoklamada toplantı yeter sayısı
bulunamamıştı.
Şimdi yeniden
elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Üç dakika süre
veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı
bulunamadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer
işleri sırasıyla görüşmek için 29 Kasım 2012 Perşembe günü, alınan karar
gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.