DÖNEM: 24
CİLT:
32 YASAMA
YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
17’nci
Birleşim
7 Kasım 2012 Çarşamba
(TBMM Tutanak
Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve
kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar
tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına
uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) MİLLETVEKİLLERİNİN
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören’in, üzüm üreticilerinin ve tarım sektörünün sorunlarına
ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Konya
Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun, Dünya Şehircilik Günü’ne ilişkin gündem dışı
konuşması
3.- Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, millî değerlerin tahribatına ilişkin gündem
dışı konuşması
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Manisa
Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Manisa Milletvekili Hasan Ören’in şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
2.- Osmaniye
Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın
MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Antalya Milletvekili Menderes Türel’in
Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması
4.- Antalya
Milletvekili Menderes Türel’in, Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
5.- Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz’un, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün AK PARTİ
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Sinop
Milletvekili Engin Altay ve 29 milletvekilinin, Türk eğitim sisteminin içinde
bulunduğu nitelik sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394)
2.- Sinop
Milletvekili Engin Altay ve 28 milletvekilinin, Türkiye ormanlarının
geliştirilmesi, genişletilmesi ve ulusal çıkarlar doğrultusunda işletilmesi
için gerekli çalışmaların belirlenmesi, toplumsal çıkarlara ters düşmemek
kaydıyla orman köylüsünün millî gelirden hakça pay alabilmesi için yapılması
gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/395)
3.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, 19-24 Aralık 1978’de
gerçekleşen Maraş katliamını kimlerin planladığının ve hazırladığının, hedef
olarak Alevilerin seçilmesinin nedenlerinin, katliamda kaç Alevi yurttaşımızın
zarar gördüğünün ve göç etmek zorunda kaldığının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/396)
B) Önergeler
1.- Adana
Milletvekili Ali Halaman ve 21 Milletvekilinin 338 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın birinci bölümü üzerindeki müzakerelerin kapalı oturumda
yapılmasına ilişkin önergesi
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti
Grubu Önerileri
1.- BDP Grubunun,
2/11/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in ana
dilde savunma hakkından mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve
yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması
önergesinin, Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda
okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi
2.- MHP Grubunun,
2/11/2012 tarihinde vermiş olduğu orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi
ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile
hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki genel görüşme önergesinin
Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
3.- CHP Grubunun,
17/4/2012 tarihinde Adana Milletvekili Ümit Özgümüş ve 30 milletvekili
tarafından kalkınma ajanslarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu
Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü
birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
VIII.- AÇIKLAMALAR
1.- Antalya
Milletvekili Mehmet Günal’ın, isminin 6/11/2012 tarihli 16’ncı Birleşim
Tutanağı’na yanlış geçtiğine ve tutanağın düzeltilmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
2.- İçişleri
Komisyonu Başkanı Muammer Güler’in, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun
Komisyon Başkanlığına verilen yetki çerçevesinde ve usulüne uygun olarak
düzenlendiğine ilişkin açıklaması
3.- Gaziantep
Milletvekili Ali Serindağ’ın, İçişleri Komisyonundaki görüşmelerde alt
komisyondan gelen raporda yasa tekniğine uygun olmayan düzenlemelerin olduğu ve
yeniden düzenlenmesi gerektiği konusunda yaptığı uyarının dikkate alınmadığına
ilişkin açıklaması
4.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Parlamentoda Türkiye’nin gündemiyle ilgili hiçbir
şey konuşulmadığına ve Parlamentonun bu şekilde yönetilemeyeceğine ilişkin
açıklaması
5.- Osmaniye
Milletvekli Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer
Güler’in 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’yla ilgili ifadelerine ilişkin
açıklaması
6.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun
görüşmelerinde esas komisyonun Plan ve Bütçe Komisyonu olması gerektiğine,
İçişleri Komisyonu Başkanının yetki tecavüzünde bulunduğuna ve Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’u taraflı tutumundan dolayı istifaya davet ettiğine
ilişkin açıklaması
7.- İzmir
Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin
büyükşehir-il kavramlarıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması
8.- Manisa
Milletvekili Özgür Özel’in, bir önergede 45 ayrı önerme bulunduğuna ve bunların
hepsinin birlikte oylanıyor olmasının yanlış olduğuna ilişkin açıklaması
9.- Hatay
Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun, Hatay ili Dörtyol ilçesinin Payas
beldesine ilişkin açıklaması
10.- Ankara
Milletvekili Levent Gök’ün, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin imzasıyla verilen
önergenin hukuksuz olduğuna ilişkin açıklaması
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
2.- Devlet Sırrı
Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları
(1/484) (S. Sayısı: 287)
3.- Finansal
Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)
4.- Büyükşehir
Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin
Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin;
Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali
Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128,
2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338)
X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- 338 sıra
sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’e ve usulüne uygun düzenlenip
düzenlenmediği hakkında
2.- 338 sıra
sayılı Komisyon Raporu’nda birleştirilen kanun teklifleriyle ilgili herhangi
bir hüküm olmadığı, dolayısıyla raporun usulüne uygun olarak düzenlenmediği
gerekçesiyle görüşülmesi imkânı olmadığı hakkında
3.- Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun
görüşmelerini İç Tüzük hükümlerine uygun olarak yürütmediği gerekçesiyle tutumu
hakkında
4.- Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Anayasa’ya
aykırılık bakımından müzakere edilmesi istenmesine rağmen bu talebi yerine
getirmediği gerekçesiyle tutumu hakkında
5.- Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un tarafsız olmadığı gerekçesiyle tutumu
hakkında
6.- Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na
yeni madde ihdasına ilişkin önergenin görüşmelerindeki tutumu hakkında
7.- 338 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin otuz altı fıkrası için tek önerge
verilebilmesinin yasama yetkisini sınırlandırdığı ve maddenin bu hâliyle
görüşülmesinin İç Tüzük hükümlerine aykırı olduğu hakkında
8.- 338 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde İçişleri Bakanı İdris Naim
Şahin imzasıyla verilen önergenin İç Tüzük hükümlerine aykırı olup olmadığı
hakkında
XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Şampiyonlar Ligi grup maçları
kapsamında Romanya takımı Cluj ile yapacağı müsabakada Galatasaray'a başarılar
dilediğine ilişkin konuşması
XII.- KAPALI OTURUMLAR
ONUNCU OTURUM (Kapalıdır)
XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Aydın
Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Van’da deprem sonrası kredi kullanan esnafa
ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı
(7/10476)
2.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak Organize Sanayi Bölgesinin sorunlarına
ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı
(7/10562)
3.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bitlis’in altyapı ve üstyapısının yenilenmesine
ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
(7/10582)
4.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, kaybolan nüfus cüzdanları nedeniyle oluşabilecek
mağduriyetlerin önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve İçişleri
Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/10675)
5.- Samsun
Milletvekili A. Haluk Koç’un, Devlet Tiyatrolarının 2012-2013 döneminde sahneye
koyacağı oyunlar arasında Nazım Hikmet’in eserlerine yer verilmemesine ilişkin
sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10710)
6.- Aydın
Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Van depremi sonrası ertelenen vergilere
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10717)
7.- İzmir
Milletvekili Hülya Güven’in, engelli araçlarının ilk iktisabında KDV
istisnasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10719)
8.- Eskişehir
Milletvekili Kazım Kurt’un, Han ilçesinin içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10825)
9.- Aydın
Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Aydın’ın orman köylülerinin mülkiyet
sorununa ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel
Eroğlu’nun cevabı (7/10876)
10.- İstanbul
Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Samsun-Ordu sınırında yürütmeyi durdurma
kararına rağmen inşaatı devam eden bir termik santrale ilişkin sorusu ve Çevre
ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10906)
11.- İstanbul
Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Sakarya-Sapanca’da bulunan bir taş
ocağının çevreye verdiği zarara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı
Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10985)
12.- Tekirdağ
Milletvekili Emre Köprülü’nün, Muratlı Atatürk Evi’nin önüne TCDD’nin çektiği
tel örgülere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/11123)
13.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, kentsel dönüşüm kapsamında Bursa’da yapılacak
çalışmalara,
Kentsel dönüşüm
kapsamında Diyarbakır’da yapılacak çalışmalara,
Kentsel dönüşüm
kapsamında Erzurum’da yapılacak çalışmalara,
İlişkin soruları
ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11270), (7/11271),
(7/11272)
I. GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.00’te açılarak sekiz oturum yaptı.
Ankara
Milletvekili Tülay Selamoğlu, Dünya Şehircilik Günü’ne,
İzmir
Milletvekili Aytun Çıray, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı
Haftası mesajına,
Iğdır
Milletvekili Sinan Oğan, Iğdır’ın sorunlarına ve Mecliste seviyeli bir üslup
kullanılması gerektiğine,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
İngiltere
Parlamentosu Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Fabian Hamilton ve beraberindeki bir
Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlık Divanının 30/10/2012 tarih ve 34 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna
ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
BDP Grubu adına
Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili
Hasip Kaplan'ın, ülkemizde bölgelere göre diş hekimi ihtiyacının ve diş
hekimlerinin yaşadıkları sorunların (10/391),
Sinop
Milletvekili Engin Altay ve 29 milletvekilinin, termik santrallerin insan
sağlığına, tarıma ve çevreye olan etkilerinin (10/392),
Sinop
Milletvekili Engin Altay ve 30 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenler
ile eğitim fakültelerinin kontenjanları ve Millî Eğitim Bakanlığının insan gücü
politikalarının (10/393),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki
yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Adana
Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin, uygulamalarında siyasi
nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesi’ni, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve
İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu
zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla, Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/15),
MHP Grubu adına,
Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili
Oktay Vural’ın;
TRT ve Anadolu
Ajansı'nın yayınlarında tarafsızlığı sağlayamadığı, üstlendiği görevin
sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamu kaynaklarını partililere aktardığı
iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergeleri (11/16),
Terör ve bölücü
terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik
güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/17),
Orta Vadeli
Program ve Orta Vadeli Mali Plan’ı zamanında yayımlamayarak TBMM'nin bütçe
hakkını doğru bir şekilde kullanmasını engellediği iddiasıyla, Kalkınma Bakanı
Cevdet Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri 500 kelimeden
fazla olduğu için özeti (11/18),
Türk tarım ve
hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına
getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla, Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergeleri (11/19),
Ülke ekonomisinin
ithalata bağımlılığını artırdığı, millî sanayinin rekabet gücünü azalttığı ve
yerli üretim konusunda çaba göstermediği iddiasıyla, Bilim, Sanayi ve Teknoloji
Bakanı Nihat Ergün hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/21),
Ankara
Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin, Bakanlığı yönetemediği, yeni
oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve
öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla, Millî Eğitim Bakanı Ömer
Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/20),
Genel Kurulun
bilgisine sunuldu; önergelerin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme
günlerinin Danışma Kurulu tarafından tespit edilip Genel Kurulun onayına
sunulacağı açıklandı.
MHP Grubu adına
verilen genel görüşme önergelerinin Genel Kurula sunulmayarak gündeme
alınmasının engellendiği gerekçesiyle,
MHP Grubu adına
verilen genel görüşme önergelerinin Gelen Kâğıtlarda derhâl yayınlanması
gerektiği hâlde yayınlanmadığı gerekçesiyle,
Usul görüşmeleri
yapıldı. Her usul görüşmesinin sonunda Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun
olduğu açıklandı.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Danimarka
Parlamentosu Başkanı Mogens Lykketoft ve Hollanda Temsilciler Meclisi Başkanı
Anouchka Van Miltenburg'un vaki davetlerine icabet etmek üzere Danimarka ve
Hollanda'ya resmî bir ziyarette bulunmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı tezkeresi kabul edildi.
BDP Grubunun,
2/11/2012 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın
cezaevlerinde 12/9/2012 tarihinde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve
tutsak ailelerinin yaşadığı sorunların araştırılması (1732 sıra no.lu),
CHP Grubunun,
30/5/2012 tarihinde Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşlarının
ülkemizdeki yaş meyve ve sebze üretimindeki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi (10/439),
Amacıyla Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması
önergelerinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer
önergelerin önüne alınarak; 6/11/2012 günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda
okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde,
MHP Grubunun,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, ataması yapılmayan
öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu
(10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin
6/11/2012 günkü (bugün) birleşiminde,
Yapılmasına
ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
AK PARTİ
Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin düzenlenmesine; “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 338
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 4’üncü sırasına alınmasına ve diğer
işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bastırılarak
dağıtılan (11/19, 11/16 ve
11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin 13 Kasım 2012
Salı günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının sırasıyla
1’inci, 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi
gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 13 Kasım 2012
Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü soruların
görüşülmemesine; bastırılarak dağıtılan (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı
gensoru önergelerinin 14 Kasım 2011 Çarşamba günkü gündeminin “Özel Gündemde
Yer Alacak İşler” kısmının sırasıyla 1’inci, 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sıralarına
alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelerin 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına;
338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler hâlinde
görüşülmesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Bingöl
Milletvekili İdris Baluken, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Isparta
Milletvekili Recep Özel’in BDP Grubuna,
Antalya
Milletvekili Mehmet Günal, Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in Milliyetçi
Hareket Partisine,
Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine,
Sataşmaları
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Millî Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın konuşmasında ifade ettiği
bazı bilgilere,
Sinop
Milletvekili Engin Altay, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in bazı ifadelerine,
İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in
dersliklerdeki öğrenci mevcuduyla ilgili verdiği bilgiye,
Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin
dersliklerle ilgili ifadelerine,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın bazı
ifadelerine,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
İstanbul
Milletvekili Umut Oran’ın, (2/303) esas numaralı 13/06/1952 tarihli ve 5953
sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin
Tanzimi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden
sonra kabul edilmedi.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel
kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa
Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir
Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir
Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),
2’nci sırasında
yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel
kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa
Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı:
287),
3’üncü sırasında
yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel
kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Finansal Kiralama, Faktoring ve
Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun
(1/601) (S. Sayısı: 239),
Görüşmeleri,
Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
4’üncü sırasına
alınan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul
edilen, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe
Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu’nun (1/690, 2/128,
2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) tümü
üzerindeki görüşmelerine başlandı.
Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un söz verme konusunda milletvekilleri arasında
ayrım yaparak taraflı davrandığı, dolayısıyla İç Tüzük hükümlerine uymadığı
gerekçesiyle usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun
olduğu açıklandı.
İzmir
Milletvekili Oktay Vural,
Ankara
Milletvekili Emine Ülker Tarhan,
338 sıra sayılı
Komisyon Raporu’nun çoğunluk iradesi alınmadığı için tekemmül etmediğine,
usulüne uygun düzenlenmediğine ve Genel Kurulda görüşülemeyeceğine;
Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli,
İçişleri
Komisyonu Başkanı Muammer Güler,
338 sıra sayılı
Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak tanzim edildiğine;
Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’ün
42’nci maddesine uygun olarak hazırlanarak Başkanlığa sunulduğuna, raporun
görüşmelerine devam edilmesinde İç Tüzük’e aykırılık olmadığına,
İçişleri
Komisyonu Başkanı Muammer Güler,
Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli,
Tekraren, 338
sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak tanzim edildiğine,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Çalışma süresi
sona erdiğinden, alınan karar gereğince, 7 Kasım 2012 Çarşamba günü saat
14.00’te toplanmak üzere 24.00’te birleşime son verildi.
Sadık
YAKUT
Başkan
Vekili
Mine
LÖK BEYAZ Fatih
ŞAHİN
Diyarbakır Ankara
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Tanju
ÖZCAN Özlem
YEMİŞÇİ
Bolu Tekirdağ
Kâtip Üye Kâtip
Üye
II.- GELEN KÂĞITLAR
No: 24
7 Kasım 2012 Çarşamba
Teklifler
1.- İzmir Milletvekili Ahmet
Kenan Tanrıkulu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir
Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 5233 Sayılı
Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun
Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/940) (İçişleri ile
Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.10.2012)
2.- Barış ve Demokrasi
Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; Türkiye'de Adı
Değiştirilen Mezra, Köy, Bucak, İlçe, İl ve Coğrafi Yerler ile Yerleşim
Birimlerinin Eski Adlarının İadesi Hakkında Kanun Teklifi (2/941) (İçişleri
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.10.2012)
3.- Kars Milletvekili Mülkiye
Birtane'nin; 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına
Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/942) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.10.2012)
4.- Mersin Milletvekili Aytuğ
Atıcı'nın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/943) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor;
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.10.2012)
5.- Ankara Milletvekili
Levent Gök'ün; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/944) (İçişleri; Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)
6.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun; Hatay İli Erzin İlçesinin Osmaniye İline Bağlanması
Hakkında Kanun Teklifi (2/945) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
31.10.2012)
7.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun; Kahramanmaraş İli Andırın İlçesinin Osmaniye İline
Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi (2/946) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.10.2012)
8.- Diyarbakır Milletvekili
Altan Tan'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında
İçtüzük Teklifi (2/947) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
31.10.2012)
9.- Diyarbakır Milletvekili
Altan Tan'ın; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi (2/948) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Adalet Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)
10.- Isparta Milletvekili Ali
Haydar Öner ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili
Muharrem İnce ile 17 Milletvekilinin; İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel
Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile Köy Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/949) (İçişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)
11.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi (2/950) (İnsan Haklarını İnceleme ile Adalet Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Sinop Milletvekili Engin
Altay ve 29 Milletvekilinin, eğitim sisteminin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/394) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.12.2011)
2.- Sinop Milletvekili Engin
Altay ve 28 Milletvekilinin, orman köylülerinin ve ormancılık kooperatiflerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/395) (Başkanlığa geliş
tarihi: 19.12.2011)
3.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel ve 21 Milletvekilinin, 1978 yılındaki Maraş olaylarının
araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/396) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2011)
07 Kasım 2012 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 17’nci birleşimini açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN - Elektronik cihazla
yoklama yapacağız.
Beş dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç
sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, üzüm
üreticilerinin ve tarım sektörünün sorunları hakkında söz isteyen Manisa
Milletvekili Hasan Ören’e aittir.
Buyurun Sayın Ören.(CHP
sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları
1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, üzüm üreticilerinin ve tarım
sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın en verimli topraklarının bulunduğu
Manisa’daki çiftçilerin sorunlarını dile getirmek için söz almış bulunuyorum.
Gerçekten, bu verimli
topraklarda, köylere gittiğimizde müthiş bir şikâyet duyuyoruz. Manisa
Türkiye’deki tarıma, Türkiye’deki tarım ihracatına en fazla katkıyı koyan
illerden birisidir ama bu koyduğu katkı kadar da Manisalı çiftçi bugünkü
İktidardan istediğini alamamaktadır. Akhisar tarafı 12 milyona yaklaşan, zeytin
dikimi gerçekleştirmiştir ama zeytinle ilgili, zeytinyağıyla ilgili dış
piyasayla rekabet edebilmenin koşullarını Adalet ve Kalkınma Partisi maalesef
ki hazırlayamamıştır.
Dibimizdeki İspanya, 1
kilogram zeytinyağının ihracatında -İspanya Hükûmetinin verdiği 3 lira 15
kuruşluk prim- 1 lira 50 kuruşu zeytin ağacını dikene, 1 lira 65 kuruşunu da
sanayiciye vererek dünyaya zeytinyağı satmayı başaran ülkelerden birisidir. Biz
rekabet etmek istiyor isek bu teşviki uygulamak durumundayız. Ya dünyaya
zeytinyağı satacağız, Manisa Akhisar’da zeytin üreticisinin ürettiği para
edecek veya evlerimizde birer güreşçi besleyeceğiz, Edirne’ye göndereceğiz, Kırkpınar’da
güreş yapacaklar, zeytinyağını orada tüketeceğiz; tükettiğimizden dolayı da
zeytinyağı para edecek ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak birincisini
yeğliyoruz.
Bir ikinci konu ise Manisa’da
100 bin aileyi ilgilendiren üzümdür arkadaşlar. Kuru üzüm, artık her yıl
üreticinin kâbusu hâline gelmiştir. Kuru üzümde de dünyada bizimle rekabet
edebilecek hiçbir ülke bulunmamaktadır çünkü kuru üzümü dünyada Türkiye kadar
üreten ülke yoktur ve fiyatını da Türkiye'nin belirlediği bir üründür. 15
Ağustosta başlar, 15 Eylülde hasat dönemi biter. Her yıl aynı tiyatro aynı
sahnede uygulanmaktadır. 15 Ağustosa kadar, üzüm çıkmadan, üzümün fiyatı
yüksektir; üzüm çıktıktan, hasadı yapıldıktan sonra üzüm fiyatları aşağı
çekilmektedir. Haziran ayında, üzümün fiyatı 4 lira 20 kuruştur, kuru üzümün
fiyatı. Her ne hikmetse, AKP’li tüccar arkadaşlarımız, AKP’li sanayici
arkadaşlarımız, bu 4 lira 20 kuruşluk üzümü bir anda 2 lira 70 kuruşlara, 2
lira 80 kuruşlara indirmektedir.
Ben, Manisa milletvekillerine
buradan çağrıda bulunuyorum: Kaymakamlık ve belediye başkanlığı açılışlarına
katılmayın, gelin biraz halkın içerisine. İsim de vereyim ki gelip burada söz
hakkı olsun, Sayın Muzaffer Yurttaş, kameralara da almıştık, demiştiniz ki:
“3.500 liranın altında üzüm olur ise gelin bana, ben alacağım.” Şimdi,
Manisa’da 100 bin ailenin üzümü 2 lira 70 kuruşla 2 lira 80 kuruş arasında
satılıyor. Hangi üzüm? İki ay önce 4 lira 20 kuruş olan üzümü satıyorsunuz.
Şimdi köylünün içerisine giremiyorsunuz. Yaptığınız iş, hastane açılışlarına gitmek,
belediye başkanlığının açılışlarına gitmek, kaymakamların kokteylinde bulunmak.
Gidin köylüye.
Şimdi, bir öneriniz daha oldu
galiba, onu da hatırlatmakta yarar var. Manisa’da Turgutlu, Salihli, Ahmetli,
Alaşehir, Sarıgöl’deki üzüm üreticileri de duysun. Bu 3,5 makası tutmayınca
Sayın Milletvekilimiz dedi ki: “ Şekerle çay içmeyin, çayın yanında üzüm
yiyin.” Hani biraz evvel dedim ya “Zeytinyağını tüketmek için Kırkpınar’da
güreşçi yetiştirmemiz lazım.” Sayın Muzaffer Yurttaş da dedi ki: “Üzümü çok fazlasıyla
tüketir isek tükettiğimizde fiyatı yükselir, fiyatı yükseldiğinde de üreticimiz
memnun olur. Bunun için de kesme şekeri kaldırın, çayın yanında üzüm yiyin.”
Ama söylediğini ilk önce kendisi uygulamıyor. Çiftçi şikâyetçi, çiftçinin
girdileri çok yüksek düzeyde, 4 bin liraya aldığı mazotla çiftçi bu işin
altından kalkamaz. Eğer gerçekten çiftçiyle ilgili sorunları dinlemek ister
iseniz, Kızılcahamam’da değil o sorunlar, o sorunlar Manisa’nın Akhisar’ında,
Salihli’sinde, Turgutlu’sunda, Alaşehir’inde.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HASAN ÖREN (Devamla) –
Oralara gidip bu çiftçinin bugünkü durumunu görmeniz gerekli.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Yurttaş.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Üzümlerin hepsini mi alacakmış?
HASAN ÖREN (Manisa) – Evet,
kayıtlarda var. Kayıtlara çekilmiş vaziyette, CD’si de var.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söz vermiş, üzümleri alsın.
MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) –
Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı ismimi zikrederek sataşmada bulundu; o yüzden söz
talep ediyorum.
BAŞKAN – İki dakika süre veriyorum Sayın Yurttaş
sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Yalnız, yeni bir sataşmaya
mahal vermeyin lütfen.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Manisa Milletvekili Hasan
Ören’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) –
Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Sayın Konuşmacı, benden önce,
ismimi kullanarak sataşmada bulundu.
Biz, Manisa’da, bizden önceki
iktidarların yaptığı gibi, halkın içine çıkamayan bir iktidar değiliz. Biz
devamlı halkın arasındayız, köylünün yanındayız, milletimizin yanındayız.
Bizim, bizden önceki iktidarlardan en önemli farkımız, biz insanlara fil dişi
kulelerden bakmıyoruz.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) –
Üzümleri alacak mısın, onu söyle. Söz vermiştin.
MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) –
Biz, insanların arasında yaşıyoruz. Ben de üzümü üreten ve aynı zamanda bağı
olan bir aileyim.
HASAN ÖREN (Manisa) – Alacak
mısın, almayacak mısın? Söyledin mi, söylemedin mi?
MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) –
Şimdi, Sayın Konuşmacı üzümün fiyatını
bilerek ya da daha önceki fiyatları söyledi. Şu anda, 9 numara üzüm 3.100
liradır, 10 numara üzüm ise 3.250 liradan alıcı bulmaktadır.
Şimdi, sadece, biz üzümün
fiyatını… Evet, üzümlü ekmek projesi benim
projemdir, çayın yanında üzüm yemek de benim projemdir. Bu, insanların
üzüm yemesini artırmaktır. Türk insanı ortalama 250 gram üzüm tüketirken
İngiltere’de 1,8 kilo üzüm tüketilmektedir. Evet, Türk insanının üzüm
tüketiminin artırılması gereklidir.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Para yok, para! Neyle tüketecek üzümü?
MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) –
Ama biz sadece ona destek vermiyoruz. İşte Manisa’mızın sulu tarımını artırabilmek için Manisa’mızda
kırk altı tane gölet projemiz var. Bu projeyi hayata geçirdiğimiz takdirde
Manisa’nın hem üzümcüsü hem kirazcısı hem çileği hem tarım ürününü…
HASAN ÖREN (Manisa) –
Üzümleri alacak mısın, almayacak mısın 3,5 liradan?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Alacak mısın üzümleri?
MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) –
Biraz önce zeytinden bahsettiniz, zeytini de daha fazla değer kazanacaktır.
Bunlarla ilgili projelerim…
HASAN ÖREN (Manisa) – Alacak
mısın, almayacak mısın üzümü? Söyledin mi söylemedin mi?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sözünün arkasında duracak mısın?
HASAN ÖREN (Manisa) – Bunu
söyledin mi, söylemedin mi?
MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) –
Şimdi, biz Manisa’nın… Manisa, ihracatta 7’nci sırada yer alan, önümüzdeki
seçimlerde de inşallah büyükşehir olacak illerimizden bir tanesidir ve
ihracatta 7’nci sırada yer alan bu ilimizde üzüm en önemli ürün
kaynaklarımızdan biridir. En önemli ürün üreticilerimizden birisi olarak üzümün,
üzümcünün, ihracatçının her zaman yanında olduğumuzu bildiriyorum,
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
HASAN ÖREN (Manisa) –
Manisalı üretici size gelsin mi? 3,5 liradan alacak mısın üzümü?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Gündem dışı ikinci söz Dünya
Şehircilik Günü münasebetiyle söz isteyen Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’na
aittir.
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları (Devam)
2.- Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun, Dünya Şehircilik Günü’ne
ilişkin gündem dışı konuşması
MUSTAFA BALOĞLU (Konya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzüm tartışmasından sonra şehircilik
nasıl gider, bilmiyorum ama Dünya Şehircilik Günü dolayısıyla şahsım adına
gündem dışı söz aldım, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Şehirler, toplumların
gelişmişlik düzeyinin göstergeleridir. İnsanların daha kaliteli çevre ve
şehirlerde yaşamaları için gerekli çalışmaları yapmak üzere kurulan Çevre ve
Şehircilik Bakanlığımız yaşanabilir çevre ve marka şehirler vizyonu ile yola
çıkmış ve büyük mesafeler katetmiştir. Şu anda da gelecek nesillerin kültürel
ve tarihî değerlere sahip sağlıklı ve çağdaş şehirlerde mutlu ve huzurlu
yaşamaları için çalışmalarını sürdürmektedir.
Günümüzde, bir çok kentin,
özellikle de küçük ve orta ölçekli kentlerin kendi olanaklarıyla ve içe dönük
bir yaklaşımla değişen dünyanın hızına ayak uydurması artık olanaksız
görülmektedir. Kentlerin düşledikleri kalkınma düzeyine ulaşması için yalnızca
kendi kaynakları ve olanakları yeterli olamamaktadır.
Son yıllarda dünyada egemen
olan karşılıklı bağımlılık ilkesi ortak hareket etmeyi, iş birliklerini ve
ittifakları öne çıkarırken aynı coğrafyayı paylaşan kentlerin ihtiyaç
duydukları ivme ve çözüm seçenekleri, bölgesel dayanışma ve paylaşma
politikalarında gizlidir.
Benzer doğal kaynakları ve
kültürel ögeleri paylaşan, benzer tarihsel süreçlerden geçmiş, çok çeşitli
yollarla birbirine bağlanmış sınırdaş kentlerin oluşturacakları iş birlikleri,
içinde bulundukları bölgenin potansiyelini harekete geçirme, kentsel ve bölgesel
kalkınmaya ivme kazandırma gücü taşımaktadır. Bu nedenle, bölgesel ve yerel
kaynakların fırsata dönüştürülmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri,
bugüne kadar şehircilikte hep kent ölçeğinde stratejiler geliştirdik,. bugün
ise bölge ölçeğinde stratejiler geliştirmek zorundayız. Ekonomik dayanıklılık,
kentsel kalite, toplumsal bütünlük, tarihî ve kültürel koruma, ekonomik ve
kültürel kümelenme ve kültürel mirasın entegre yönetimi mutlaka dikkate
alınmalıdır.
AK PARTİ İktidarı ile çevre
ve şehircilikte önemli adımlar atılmıştır. Afet Riski Altındaki Alanların
Dönüştürülmesi Hakkında Kanun çıkarılarak deprem riski taşıyan binaların
yıkılması ve yerlerine güvenli ve kaliteli yapılar inşa edilmesinin kararı
alınmış ve ilk adımları Sayın Başbakanımızın öncülüğünde atılmıştır. Artık
ülkemizin her noktasından, gayrimenkulün bulunduğu yere gidilmeksizin tüm tapu
işlemleri yapılabilir hâle gelmiştir.
81 ilde 122 hava kalitesi
izleme istasyonları kurulmuş, tüm ülke sathında hava kalitesi ölçümü yapma
imkânına kavuşulmuştur. İllerimizin yüzde 90'ında çevre düzeni planları
tamamlanmıştır. Ülkemizin katı atık düzenli depolama tesis sayısı on yılda
15'ten 59'a çıkarılmıştır. Teknolojinin nimetlerinden çevre ve şehircilik
konusunda da yararlanılmış, çevre izin ve lisansları tek izin uygulamasıyla
elektronik ortamda verilebilir hâle gelmiştir.
Belediyelerimizin de
şehircilik adına yapılan çalışmaları artmıştır. 2003 yılında belediye nüfusunun
ancak yüzde 38'inin atık suları arıtılırken 2012 yılında bu oran yüzde 72'ye
çıkmıştır. Belediyelerimize ayrıca katı atık toplama hizmetlerinde kullanılmak
üzere, Bakanlığımız tarafından, yaklaşık 730 çöp toplama aracı verilmiştir.
Şehircilikte yerel
yönetimlerin rolü oldukça büyüktür. Bu sebeple, şehircilik konusunda yerel yönetimlerin
sorumlu olduğu eylemler Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından 11 ayrı
hedef başlığı altında toplanmıştır; bunlar: Yerleşmelerde sürdürülebilir bir
mekânsal gelişme sağlamak. Sürdürülebilir kentsel ulaşım sistemi oluşturmak.
Kentsel altyapı planı, proje ve yatırımlarını mekânsal planlarla
bütünleştirmek. Kentleşmelerde sosyal donatı ve hizmetlerin dengeli dağılımını
sağlamak. Sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla bütünleşik bir kentsel
yenileme ve dönüşümü sağlamak. Afet ve yerleşme risklerini azaltmak. Kent
kimliğini korumak ve geliştirmek. Kentlerde çevreye duyarlı bir yaşamı ortamı
oluşturmak. Kentlerde toplumsal dayanışmayı, bütünleşmeyi ve hoşgörüyü arttırmak. Muhtaçların ve dezavantajlı
grupların kentsel hizmetlerden yararlanabilmesi için gerekli önlemleri almak.
Kent kültürü, kentlilik bilinci ve aidiyet duygusunu geliştirmek ve kentli
hakları konusunda farkındalık oluşturmak. İnanıyoruz ki bu çalışmalar ışığında
ülkemiz yaşanılabilir ve marka şehirler hedefine en kısa sürede ulaşacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şehircilik alanında gerçekleşen tüm bu yenilikler ve
yatırımlar şehirciliğe verdiğimiz değerin açık bir göstergesidir. Tüm
illerimizde yaşayan herkes modern bir şehir hayatı yaşamayı hak etmektedir.
Tarih, doğa ve kültürün korunması ve geliştirilmesi kentlerde yaşayan bizler
için kutsal bir görevdir. Yerel yönetimler kadar bizler de, her birimiz
kentlerimize sahip çıkmalıyız. Bu anlayış içerisinde 8 Kasım Dünya Şehircilik
Günü’nüzü kutluyor, herkesi daha huzurlu, mutlu, sağlık dolu ketlerde yaşamak
için el ele vermeye davet ediyorum.
Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Gündem dışı üçüncü söz, millî
değerlerin tahribatı hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’ye
aittir. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, millî değerlerin
tahribatına ilişkin gündem dışı konuşması
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, üzüm, kayısı derken
ayaklarımızın altından bir ülkenin çekildiğinin farkına varmamız gerekiyor.
Zihinsel faaliyetleri için midesel faaliyetlerini durduran bir toplumu
kurtaracak hiçbir mekanizmanın olmadığını bilmek gerekiyor.
Son zamanlarda, Türk
milletinin millî ve insani değerleri büyük bir tahribat altına alınmıştır. Türk
milletinin aidiyet, birlik ve beraberlik içeren değerleri aşağılanırken bölücü,
yıkıcı, ayırıcı, ötekici değerleri kutsanmaktadır. Hükûmet edenlerin millî
değerleri tartışmaya açan ve tahribe varan davranışları hız kesmeden devam
ediyor. On yıllık AKP İktidarında, cumhuriyetin banisi Atatürk’ün “Ey Türk
Gençliği” hitabı tartışmaya açılmıştır. “Türküm, doğruyum, çalışkanım” ile
başlayan ant eleştiri konusu yapılmıştır. “Ne mutlu Türküm diyene” sözüne olmadık
anlam yüklenir olmuştur. Millî bayramlar, yeni düzenlemelerle kamplaşmanın
aracı hâline getirilmiştir. Kurtuluş günü kutlamalarında “bayrak çekme” konusu
krize dönüştürülmüştür.
Adında “millî” olan, “millî”
kavramı bulunan Eğitim Bakanlığı bugün tam anlamıyla millî yıkım bakanlığına
dönüştürülmüştür. Bakanlık, eğitimin devasa sorunlarıyla uğraşmak yerine millî
değerlerle uğraşır hâle gelmiştir. Bakanlık Ders Kitapları Yönetmeliği’ni
değiştirerek, ders kitapları hazırlanırken millî kültür, Türk milleti, aile,
vatan, Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkeler ölçüt olmaktan çıkarılmıştır.
Millî Eğitim Bakanlığı, Türk millî değerlerine kapalı, masonik ve kozmopolit
değerlere açık bir Bakanlık hüviyetine bürünmüştür. Milletin
yabancılaştırılması ve kozmopolitleştirilmesi sürecinde Arif Nihat Asya’nın
“Bayrak” şiiri bile nasibini almıştır. Bakanlığın, bayrağın şiirine bile
tahammülü yoktur.
“Türk milleti” kavramını
Anayasa’dan çıkarma teşebbüsleri ise alabildiğine sürmektedir. Anayasa’dan
“Türk milleti” kavramını çıkarmaya teşebbüs edenlere bir kez daha
hatırlatıyorum: Türk milletini Anadolu’dan çıkarmadan “Türk” kavramını
Anayasa’dan çıkaramazsınız. Türk milletini Anadolu’dan çıkarmaya yedi düvelin
gücü yetmemiştir, sizin gibi yabancılaşmış yerli iş birlikçilerin gücü de
yetmeyecektir. Masonik odaklar bayrak düşmanlığı, bayram karşıtlığı, Atatürk
alerjisi, Türk fobisi konusunda sınır tanımamaktadır. Gaflet, dalalet ve
hıyanet kol kola girmiş, millî değerlere karşı pozisyon almıştır. Bir kez daha
hatırlatmalıyım ki Türk milleti ne dilini ne dinini ne bayrağını ne milletini
ne de devletini pazarda bulmamıştır, pazarlık konusu da yapmayacaktır.
Cumhuriyet Bayramı’nın
ilanının 10’uncu yıl dönümü nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün millî değerlere
ve Türklüğe yönelik olarak verdiği bugünkü kadar güncel olan mesajını, onun
ebediyete irtihalinin 74’üncü yıl dönümünü andığımız şu günlerde bize emanet ettiği
bu kürsüden inadına bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
“Türk Milleti!
Bugün cumhuriyetimizin
10’uncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Şu anda büyük Türk milletinin
bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı
içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler
yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü
olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun
değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat
yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü daha çok, daha büyük işler yapmak
mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni
memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve
kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin
üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici
zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre
düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda,
daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.
Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır; Türk
milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri
yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve
medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir.
Şunu da ehemmiyetle tebarüz
ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir
vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki
milletimizin yüksek karakterlerini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını,
ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini ve millî birlik duygusunu
mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek
ülkümüzdür. Türk milletine çok yakışan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette, hakiki
huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta muvaffak
kılacaktır.
Bugün, aynı iman ve katiyetle
söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin
büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda ve bir kere daha
tanıyacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı.)
ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) Asla
şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni
kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni
bir güneş gibi doğacaktır.
Türk milleti!
Ebediyete akıp giden her on
senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle…
BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…
ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) -
Saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene!”
Tanrı sizi korusun diyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Meclis araştırması açılmasına
ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29 milletvekilinin, Türk eğitim
sisteminin içinde bulunduğu nitelik sorununun araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/394)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Toplumların gerek ekonomik
gerekse sosyal taleplerine yanıt verebilecek düzeyde iyi kurgulanmış, ihtiyaç
analizleri belirlenerek uzun vadeli insan gücü planlamalarının yapılarak
işleyen etkili bir eğitim sistemine sahip olması beklenir. Çünkü eğitim sistemi
öğrencileri erken yaşlarda formal bir süreçten geçirerek davranışlarını
değiştirme görevi görür. Eğitim-öğretim sürecinde verilen davranışların hayatın
her alanında kendisini göstermesi de eğitimin etkililiğinin doğal bir sonucu olmalıdır.
Bütün bu süreçler eğitim sisteminin niteliği ile ilintilidir.
Nitelikli bir eğitim sistemi
sonucunda "toplumda suç oranları düşer, ahlak ve etik değerler yükselir,
sağlıklı mutlu ailelerin sayısı artar, dayanışma her katmanda görülür, iletişim
ve gelişmişlik artar" gibi sayısız dışsallıkların yanında eğitimin bireye
kazandıracağı donanımlarla nitelikli insan gücünün artmasıyla ekonomimiz
gelişir, toplumsal refah artar, kalkınma sağlanır. Nitelik, öğrenilen kuru
bilgilerin beyinde saklanması değil, davranışa dönüşerek hayatında
kullanabilmesidir.
Oysa Türk eğitim sistemi uzun
yıllardır nitelik sorununu çözememiştir. Halkımız okula, öğretmene üst düzeyde
güven duyarken, o okullarda o öğretmenlerin verdikleri eğitimden hoşnut
değildir. Bugün eğitim sisteminin niteliği son derece düşüktür ve sonucunda
eğitimin paydaşlarıyla bir güven bunalımı da yaşanmaktadır.
Bölgeleri, illeri, ilçeleri,
okulları, şubeleri, cinsiyetleri alanlarında katbekat niteliksel farklılıkların
yaşandığı devletin kalkınma planlarında ve yıllık programlarında her yıl yer
almaktadır. Bu gerçeği AKP Hükûmetleri döneminde görev yapmış bir Talim Terbiye
Kurulu Başkanı "okullarımız hatta şubelerimiz arasında 85 kat nitelik
farkı var" diye dile getirebilmiştir.
Eğitim sistemindeki niteliksel
düşüş öğrencilerimizin ilköğretim birinci kademesinden yükseköğretim sonu ve
lisansüstü eğitim süreçlerinde bile görülebilmektedir. Eğitim sistemimizde bazı
veriler incelendiğinde sistemin içinde bulunduğu nitelik bunalımının boyutu net
bir şekilde anlaşılacaktır.
Temel amacı, öğrencilerin
temel eğitimin sonunda yetişkinliklerinde gereksinim duyacakları temel
becerilerin ne kadar edinilebildiğini ölçmek olan OECD'ye üye ülkelerin yer
aldığı PİSA sınavlarında Türkiye 2006 yılında tüm testlerde 30 üye ülke arasında
29, 2009 PİSA' da ise 34 üye ülke arasında 32. sırada yer almıştır.
Öğrencilerin % 25'inin okuma becerilerinden, % 42'sinin temel matematik
becerilerinden yoksun olması düşündürücüdür.
2011 yılı Seviye Belirleme
Sınavları diğer niteliksel bir göstergedir. 8. sınıflar SBS sınavlarına
1.054.508 öğrenci katılmış, iyi bir Fen ve Anadolu liselerine girebilmek için
gerekli an az puan olan 475 ve üzeri puanı adayların binde 1’i ( 12.900
öğrenci) alabilmiştir. Bu sayı bir önceki yılda aynı oranda yer almıştır
(12.727 öğrenci). Ayrıca test ortalamaları incelendiğinde durumun çok daha
vahim olduğu görülmektedir. Öğrencilerimiz 23 Türkçe sorusundan 10, 20
matematik sorusundan 3,1; 20 Fen
sorusundan 7,1; 20 Sosyal Bilgiler
sorusundan 9,3 ve 17 İngilizce sorusundan 5,2 net yapabilmişlerdir.
2011 YGS sonuçlarına göre 38
269 aday sıfır puan almıştır.
Bu örnekler Millî Eğitim
Bakanlığının ve ÖSYM'nin yaptığı her sınavda değişik boyutlarda yaşanmaktadır.
KPS sınavları için kursların her gün sayıca çoğalması üniversite eğitiminin
niteliğini de göstermektedir.
Nitelik sorunu eğitimde
fırsat eşitsizliğine yola açan bir pedagojik döngüdür. Türkiye'nin en büyük
serveti ve sermayesi yetişmiş nitelikli insan gücü olacaktır. Niteliği düşük
bir eğitim sisteminin yol açacağı sorunlarla Türkiye'nin hedeflerine ulaşması
mümkün değildir.
Türk Eğitim Sisteminin içinde
bulunduğu nitelik sorununun tüm boyutlarıyla araştırılarak gerekli önlemlerin
alınması için Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca
bir meclis araştırması açılması hususunu arz ve teklif ederiz.
1) Engin
Altay (Sinop)
2) Ercan
Cengiz (İstanbul)
3) Aydın
Ağan Ayaydın (İstanbul
4) Gürkut
Acar (Antalya)
5) Arif
Bulut (Antalya)
6)Ramis
Topal (Amasya)
7)
Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)
8) İdris
Yıldız (Ordu)
9) Salih
Fırat (Adıyaman)
10)
Sakine Öz (Manisa)
11) Tanju
Özcan (Bolu)
12)
Bülent Tezcan (Aydın)
13) Ali
Haydar Öner (İsparta)
14)
Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
15) Aykan
Erdemir (Bursa)
16) Osman
Oktay Ekşi (İstanbul)
17) Aykut
Erdoğdu (İstanbul)
18) Ümit
Özgümüş (Adana)
19) Ali
Serindağ (Gaziantep)
20) Veli
Ağbaba (Malatya)
21) Kemal
Ekinci (Bursa)
22)
Turhan Tayan (Bursa)
23) Aylin
Nazlıaka (Ankara)
24)
Bülent Kuşoğlu (Ankara)
25)
Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
26) Celal
Dinçer (İstanbul)
27) Sena
Kaleli (Bursa)
28) Bedii
Süheyl Batum (Eskişehir)
29) İhsan
Özkes (İstanbul)
30) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
2.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 28 milletvekilinin, Türkiye
ormanlarının geliştirilmesi, genişletilmesi ve ulusal çıkarlar doğrultusunda
işletilmesi için gerekli çalışmaların belirlenmesi, toplumsal çıkarlara ters
düşmemek kaydıyla orman köylüsünün millî gelirden hakça pay alabilmesi için
yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/395)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye de 2009 yılı adrese
dayalı nüfus verilerine göre; 7.180 orman içi, 14.027 si orman bitişiği köyünde
olmak üzere toplam 21.207 orman köyünde, 2.167 milyon orman içi, 4.897 milyonu
orman bitişiği köyünde toplam 7.064 milyon civarında nüfus yaşamakta olup,
toplam nüfusun % 9,75 ini, kırsal nüfusun ise yaklaşık % 39,79 unu teşkil
etmektedir. Orman köylerinin altyapı, sağlık ve eğitim imkanları toplumun diğer
kesimlerine nazaran düşük ve yetersiz durumdadır.
Günümüzde kırsal kesim ve
özellikle orman köylerindeki geçim sıkıntıları, eğitim, iletişim ile ulaşımın
gelişimi sonucu, son 10-15 yıl içinde büyük oranda yaşanan göçü, ülkemizde
halen uygulanan ekonomik politikalarla durdurmak mümkün değildir.
Orman köylerine yönelik,
özellikle son kırk yılda yürütülen ve anlamlı bir çaba olarak değerlendirilen
kırsal kalkınma faaliyetlerinin yetersizliği nedeniyle, göç engellenememiş ve
hızlı kentleşmenin olumsuz sonuçları önlenememiştir. Günümüz Türkiye'sinin
hızlı ve kontrolsüz kentleşme sorunu bulunuyorsa, bu sorunun büyümesini
engelleyen faktörler arasında kırsal nüfusa sağlanacak diğer Devlet yardım ve
yatırımları yanında, ormancılık aracılığıyla sağlanacak ekonomik ve sosyal
katkıları da dikkate almak gereklidir.
TC. Anayasası'nın, 169.
Maddesiyle "Ormanların korunması ve geliştirilmesi", 170. Maddesiyle,
"Orman köylüsünün korunması", 171. Maddesiyle de
"Kooperatifçiliğin geliştirilmesi" güvence altına alınmıştır.
Bütün bu anayasal ve yasal
tedbirlere ve dayanaklara rağmen, gerek orman köylüsünün gerekse ormancılık
kooperatifleri merkez birliği başta olmak üzere kırsal kalkınma amaçlı
kooperatiflerin sorunlarının çığ gibi büyüdüğü yadsınamaz bir gerçektir.
Kooperatifçilik
uygulamalarının günümüz koşullarına uyarlanması açısından olumlu katkılar
sağlayacağı düşünülen ve Kamu Teşkilatlanması ve Hizmet Sunumunun Yeniden
Yapılandırılması amacıyla, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı öncülüğünde, Türkiye Millî Kooperatifler Birliği ve bağlı Merkez
Birlikleri temsilcilerinin katılımıyla başlatılan, "Kooperatifçilik
Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2010-2014) Taslağı" iki yıllık çalışmayla
tamamlanmasına rağmen günümüze kadar uygulamaya konulamamıştır. Bu belgenin ve
buna bağlı olarak düzenlenen eylem planının kooperatifçiliğimiz için büyük
önemi olduğu açıktır.
1163 sayılı Kooperatifler
kanununda yapılan değişikliklerle ve 6831 sayılı Orman Kanununda yapılan
değişikliklerle orman köylümüzün yaşamsal sorunları hızla artmaktadır.
Orman Genel Müdürlüğü 2010
yılı verilerine göre hane başına yıllık gelirleri 3.936 TL'dir. Yani kişi başı
1.000 TL'den azdır.
Orman Köylülerine ve
kooperatiflerine sağlanacak projeli kredi imkânlarının arttırılması,
Orman Köylerinde
kooperatifçiliğin desteklenmesi ve mesleki eğitim çalışmalarına önem verilmesi,
Orman işçilerinin "Orman
İşçiliği Eğitim Merkezleri”nde eğitilmesi, sertifikaya bağlanması,
Orman kaynaklarına gerçekten
bağımlı ve bu kaynaklar üzerinde doğrudan etkileşim içerisinde olan orman
köylüleri ile OGM'nin mevcut politika, strateji ve uygulamalarının
eksiklikleri, yetersizlikleri ve geliştirme ihtiyaçlarının belirlenmesi,
Yerinde kalkındırılması
mümkün olmayan orman köylerinin belirlenerek bu köylerde ikamet eden orman
köylülerinin en yakın potansiyel gelişme merkezlerinde ikametinin ve
istihdamlarının özendirilmesine yönelik planlı, koordineli yatırımların
gerçekleştirilmesi,
Odun dışı orman ürünlerinin
köylüler tarafından toplanması, değerlendirilmesi ve pazarlanması konusunda
kapasite yaratılması yoluyla köylülere ek gelir kaynağı yaratılması,
Kırsal alanlardan devam
etmekte olan hızlı göç nedeniyle orman köylerinde meydana gelen demografik
değişmeler ve bunları orman eko sistemleri üzerindeki bugünkü ve gelecekte
beklenen etkileri,
Türkiye ormanlarının
geliştirilmesi, genişletilmesi ve ulusal çıkarlar doğrultusunda işletilmesi
için gerekli çalışmaların belirlenmesi, toplumsal çıkarlara ters düşmemek
kaydıyla orman köylüsünün millî gelirden hakça pay alabilmesi için alınacak
tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105.
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunu arz ve teklif ederiz.
19.12.2011
1) Engin Altay (Sinop)
2) Muharrem Işık (Erzincan)
3) Erdal Aksünger (İzmir)
4) Hurşit Güneş (Kocaeli)
5) Bedii Süheyl Batum (Eskişehir)
6) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
7) Orhan
Düzgün (Tokat)
8) İdris
Yıldız (Ordu)
9) Adnan
Keskin (Denizli)
10) Veli
Ağbaba (Malatya)
11) Sena
Kaleli (Bursa)
12) Kemal
Ekinci (Bursa)
13) Ercan
Cengiz (İstanbul)
14) Sedef
Küçük (İstanbul)
15) Aykut
Erdoğdu (İstanbul)
16) Kamer
Genç (Tunceli)
17)
Turgut Dibek (Kırklareli)
18) Ahmet
Toptaş (Afyonkarahisar)
19) Ayşe
Nedret Akova (Balıkesir)
20)
Gürkut Acar (Antalya)
21) Sinan
Aydın Aygün (Ankara)
22)
Mahmut Tanal (İstanbul)
23) İlhan
Demiröz (Bursa)
24)
Haydar Akar (Kocaeli)
25)
Binnaz Toprak (İstanbul)
26)
Nurettin Demir (Muğla)
27) Haluk
Eyidoğan (İstanbul)
28) Ali
Demirçalı (Adana)
29) Aytuğ
Atıcı (Mersin)
3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, 19-24
Aralık 1978’de gerçekleşen Maraş katliamını kimlerin planladığının ve
hazırladığının, hedef olarak Alevilerin seçilmesinin nedenlerinin, katliamda
kaç Alevi yurttaşımızın zarar gördüğünün ve göç etmek zorunda kaldığının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/396)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye'de 19-24 Aralık 1978
tarihlerinde gerçekleşen Maraş katliamını kimlerin planladığının ve
hazırladığının ortaya çıkarılması, hedef olarak niye Alevilerin seçilmesinin
nedenleri, katliamda kaç Alevi yurttaşımızın zarar gördüğünü ve sonrasında göç
etmek zorunda kaldığının araştırılması için bir meclis araştırma komisyonu
kurulması amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri
gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz. 19.12.2011
1)
Sebahat Tuncel (İstanbul)
2) Pervin
Buldan (Iğdır)
3) Hasip
Kaplan (Şırnak)
4) Sırrı
Sakik (Muş)
5) Murat
Bozlak (Adana)
6) Halil
Aksoy (Ağrı)
7) Ayla
Akat (Batman)
8) İdris
Baluken (Bingöl)
9)
Hüsamettin Zenderlioğlu (Bitlis)
10) Emine
Ayna (Diyarbakır)
11)
Nursel Aydoğan (Diyarbakır)
12) Altan
Tan (Diyarbakır)
13) Adil
Kurt (Hakkâri)
14) Esat
Canan (Hakkâri)
15) Sırrı
Süreyya Önder (İstanbul)
16)
Mülkiye Birtane (Kars)
17) Erol
Dora (Mardin)
18)
Ertuğrul Kürkçü (Mersin)
19) Demir
Çelik (Muş)
20)
İbrahim Binici (Şanlıurfa)
21) Nazmi
Gür (Van)
22) Özdal
Üçer (Van)
Gerekçe
19-24 Aralık 1978 yılında
gerçekleşen Maraş katliamı toplumsal tarihin aydınlatılmamış olaylarından
biridir. 19 Aralık 1978 yılında Kahramanmaraş ilinde, Çiçek Sinemasına bomba
atılmasıyla başlayan saldırılar 24 Aralık gününe kadar devam etmiştir. Daha sonradan
sinemaya atılan bombanın provokasyon amaçlı atıldığı ortaya çıkmıştır.
Alevilerin yoğunlukla oturduğu Yörükselim Mahallesi'nde bir kıraathane
bombalanmıştır, bombalama sonucu kahvehanede bulunan bir Alevi dedesi yaşamını
yitirirken iki gün boyunca çocuk, hamile demeden 100'den fazla kişi
katledilmiştir.
Saldırılar sonucunda resmi
verilere göre 105 kişi ölmüştür, 176 kişi yaralanmıştır, 210 ev ve 70 işyeri
tahrip edilmiştir. Resmi olmayan beyanlara göre ise ölü sayısı 500'e yakındır.
Katliam sonrası Alevilerin büyük çoğunluğu işlerini, evlerini bırakarak, âdeta
kaçarak kentten göç etmek zorunda kalmıştır. Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan
davalar 1991 yılına kadar sürmüş, çoğunlukla sağ ve aşırı sağ görüşlü olarak
nitelenen toplam 804 kişi hakkında dava açılmıştır. Sanıklardan 29 kişi idam, 7
kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapis cezaları ile
cezalandırılmıştır. Ceza alanların cezaları 1991 yılında çıkarılan Terörle
Mücadele Yasası nedeniyle ertelenmiş daha sonra da serbest bırakılmışlardır.
Ancak katliamın perde arkası aydınlatılamamıştır. Geçmişle yüzleşmek ve planlı
olarak Alevi yurttaşlara yönelik yapılan bu katliamla Devletin yüzleşmesi
gerekmektedir. Yüzleşmenin gerçekleşebilmesi için Meclis'in bu konuda
sorumluluk alarak çalışmalar ve politikalar yürütmesi gerekmektedir.
Katliamları araştırırken sadece sonuçların ortaya çıkarılması değil, aynı
zamanda bu katliamlara neden olan zihniyetin, politik arka planın araştırılması
ve bir daha bu katliamların gerçekleşmemesi için önlemlerin alınması
gerekmektedir. Bunun sağlanması için sivil toplum örgütleri, akademisyenler,
mağdurlar da komisyona dâhil edilmelidir. Bu nedenle Meclis çatısı altında
Maraş katliamının faillerinin araştırılmasının öneminin yanı sıra, Türkiye
zaman zaman körüklenen Milliyetçilik, Kürt-Türk düşmanlığı yada Maraş
Katliamında olduğu gibi Sünni-Alevi düşmanlığıyla yüzleşmiş olacaktır. Dünya'da
devletler insanlık suçları ve katliamlarla yüzleşmek için Hakikat ve Adalet
Komisyonları kurmuştur ve Türkiye'nin de ihtiyacı bu tür komisyonlardır. Ancak
bu bir siyasi iradeyi gerektirir. Devletin geçmişiyle yüzleşerek bir daha böyle
karanlık olayların yaşanmaması için ikna olması gerekmektedir. Bu nedenle de
oluşturulacak araştırma komisyonunun dünya örneklerinde olduğu gibi bir
Hakikatler Komisyonu gibi çalışması esas alınmalıdır ve devletin askerî dâhil
tüm arşivlerinin açılması, hakikate ulaşmanın önündeki tüm engellerin
kaldırılması gerekmektedir. Bu nedenle Maraş katliamını kimlerin planladığının
ve gerçekleştirdiğinin ortaya çıkarılması, kişilerin hedef olarak Alevilerin
seçilmesi göz önünde bulundurularak asıl amacının tespit edilmesi, katliamda
kaç Alevi yurttaşımızın zarar gördüğünün ve sonrasında göç etmek zorunda
kaldığının araştırılması üzerine bir meclis araştırma komisyonu kurulmasını
önermekteyiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki
yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan
Vekili İdris Baluken’in ana dilde savunma hakkından mahrum bırakılan
vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi
amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/11/2012
Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı
tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
07.11.2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu’nun 07.11.2012
Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy
birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu
maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Pervin
Buldan
Iğdır
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
02 Kasım 2012 tarihinde,
Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından verilen (1734 sıra nolu),
“Anadilde Savunma Hakkı”ndan mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve yaşadıkları mağduriyetin
giderilmesi” amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis
Araştırma Önergesinin, Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer
önergelerin önüne alınarak, 07.11.2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda
okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN –Barış ve Demokrasi
Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Pervin Buldan, Iğdır Milletvekili.
PERVİN BULDAN (Iğdır) –
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Ana dilde savunma
hakkından mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve yaşadıkları
mağduriyetin giderilmesi ve hâlihazırda açlık grevlerinin elli yedinci gününde
bulunan tutsakların talepleri arasında olan bu hususun çözümüne ilişkin
araştırma yapmak amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulmasına ilişkin verdik
önergemizi.
Dolayısıyla, bu önergenin
gündeme alınması ve bir araştırma komisyonunun kurulmasının da bugün Türkiye’de
yaşanan açlık grevlerindeki taleplerden bir tanesi olduğunun da altını çizmek
isterim. Bugün Türkiye’nin birçok cezaevinde elli yedinci gününe girilen açlık
grevleri artık kritik bir sürece gelmiş durumda. 707 arkadaşımız bugün
bedenlerini ölüme yatırmış, bedenlerini açlığa yatırmış ve bu talepleri hem ana
dilde savunma hakkı hem ana dilde yaşam hakkı hem de İmralı’daki tecrit
politikasının bir an önce bitirilmesi ve müzakere süreçlerinin başlatılması
yönünde. Bu taleplerin dikkate alınmasıyla birlikte, hayata geçirilmesiyle
birlikte, ben inanıyorum ki bugün süregelen açlık grevleri bitecek, en azından
cezaevlerinden tabutların çıkmaması konusunda da önlem alınmış olacak. Siyasal
iradenin bir an önce hareket etmesi, bu konuda AKP’nin, CHP’nin ve MHP’nin
üzerine düşen sorumlulukları bir an önce yerine getirmesi gerektiği
düşüncesindeyiz.
Sayın Bülent Arınç’ın yapmış
olduğu açıklamanın, biz, önemli olduğunu dün de ifade ettik, bugün de ifade
etmek istiyoruz ama yapılan açıklamayla sadece sınırlı olunmaması gerektiğini
ve bu konuda Hükûmetin ne yapacağı, en azından adım atıp atmayacağı konusunda
da bir açıklamanın yapılması gerektiğini düşünüyoruz.
Bu görüşlerimi ifade ettikten
sonra, dille ilgili bir tanımlama yapmak isterim. Dil, genelde toplumların,
özelde bireylerin vatandaşlık hakkından gelen bir doğal hakkıdır. Hiçbir makam,
bu hakka, keyfî, yasal olmayan, adaletsiz bir biçimde müdahale edemez. Dilsel farklılık
dünyanın kültürel mirasının bir elementi ve geleceğidir. Dünya üzerinde
konuşulan tüm diller bunda hayati öneme sahiptir. Bu kapsamda dile atfedilen
önem, çok kullanılan dillerin kullanılarak uluslararası iletişimin
kolaylaştırılması değil, farklı dillerin yaşatılması kaygısındandır.
Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti
devletinin kuruluş anlaşması Lozan Anlaşması’nın 3’üncü bölümünde, kültürel
hakların korunmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerin bir kısmı
Türkiye'deki Müslüman olmayan azınlıkların korunmasına yönelik olmakla
birlikte, bazı hükümleri aralarında Kürtlerin de bulunduğu, gayrimüslim azınlık
statüsünde olmayan farklı kültürlerin haklarını da güvence altına almaktadır.
Lozan Antlaşması’nın 39’uncu
maddesinin dördüncü fıkrası “Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse
ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık
toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama
konulmayacaktır.” şeklindedir. Bu fıkra, bütün Türk yurttaşlarına, istedikleri
herhangi bir dili, herhangi bir yerde ve herhangi bir zaman kullanma hakkını
vermektedir. Bu fıkranın hak sahibi kıldığı kişiler, bütün yurttaşlardır; bunun
pratikteki karşılığı ise ana dili Türkçe olmayan yurttaşlardır.
Lozan Antlaşması’nın 39’uncu
maddesinin beşinci fıkrası ise “Devletin resmî dili bulunmasına rağmen,
Türkçe’den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini
sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar
sağlanacaktır.” Bu fıkra da gayrimüslim azınlıkların haklarından farklı olarak,
ana dili Türkçe olmayan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının mahkemede kendi
dillerini kullanmalarına olanak tanımıştır. “Devletin resmî dili bulunmasına
rağmen” tanımlamasıyla da resmî dilin diğer dillerin kullanılmasına engel
olmaması gerektiğine işaret edilmiştir. Nitekim, madde metninde geçen “kendi
dilleri”nden kasıt, tarafların ana dilidir. Duruşma dilini, resmî dili ne kadar
iyi anlarsa anlasın veya konuşursa konuşsun ilgili tarafın kendini en iyi ifade
edebileceği dil, ilke olarak ana dilidir. Bu hükmün amacı, savunma hakkının
duruşma sırasında en iyi biçimde icra edilmesini sağlamaktır. Ancak
mahkemelerde süren yargılamalarda kişilerin ana dilde savunma yapmak yönündeki
talepleri çeşitli gerekçelerle reddedilmiş ve kişilerin savunma hakkı hukuksuz
bir biçimde yok sayılmıştır. “Başka dilde savunma yapmakta ısrar ederse susma
hakkını kullanmış sayılacaktır.” hükmü bir süredir mahkemelerimizde ara karar
veya mahkeme kararı biçiminde görülmektedir. Hatta bazı mahkemeler aynı suçtan
yargılanan 2 sanıktan 1’ine Türkçe savunma yaptığı için duruşmadaki iyi hâl
indirimini uygularken 2’ncisine sırf Kürtçe savunma yaptığı için aynı indirimi
uygulamaktan kaçınmaktadırlar. Yani hukuk eliyle hukuksuzluk yaratılmış,
kişilerin hakları hiçbir dayanağı olmaksızın açıkça gasbedilmiştir. Hak
gasbının hukuk eliyle gerçekleştirilmiş olması ise işin diğer bir boyutudur.
Ana dilde savunma hakkı
duruşma tutanaklarına “bilinmeyen dil”, “duruşma dışı dil” gibi tanımlarla
yansıtılmıştır. Otuz altı farklı dilin konuşulduğu Türkiye coğrafyasında
bireyin en doğal hakkının nasıl yok sayıldığının bir delili de bu tutanaklar
olmuştur. Mahkemeler Lozan Anlaşması’nı açıkça ihlal etmektedirler.
Mahkemelerin bu tutumları sadece Lozan 39/5’i ihlalle kalmamakta, Anayasa’nın
“Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesinde yer alan “savunma hakkını
engelleme” hükmünü de ihlal etmektedir. Ana dilde savunma hakkı yasal zeminde
mevcut olan bir hak iken siyasi iradenin ve yargının tutumuyla yok sayılmış,
kullanımı ise illegal zemine taşınmıştır. Özünde yasal olan bu hakkın
kullanımını keyfiyete bırakmamak adına, çözüme kavuşturulması amacıyla vermiş
olduğumuz önergeyle bu araştırma komisyonunun bir an önce kurulmasını talep
ediyoruz.
Dün yine Asrın Hukuk Bürosuna
ait avukatların duruşması vardı ve bu avukat arkadaşlarımızın duruşması 3 Ocak
2013 tarihine ertelendi ve bu arkadaşlarımızın yine kendi ana dillerinde
savunma yapma hakları ellerinden alındı ve duruşma, ne yazık ki ertelenmek
durumunda kaldı.
Sayın Bülent Arınç’ın ifade
ettiği CMK’da değişiklikle birlikte ana dilde savunma hakkının gündeme
alınacağı konusu var ama biz bir an önce bu konunun mutlaka gündeme alınması,
Genel Kurulda tartışmaya açılması ve yasal olanaklara kavuşması talebimizi bir
kez daha yineliyoruz ve elli yedinci gününde olan açlık grevindeki
arkadaşlarımızı buradan selamlıyoruz ve en azından Hükûmetin tekrar bu konuda
gerekli iradeyi göstererek bir an önce adım atması gerektiği taleplerimizi dile
getiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi
grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali İhsan Yavuz, Sakarya Milletvekili. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin ana dilde
savunma hakkından mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve
yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi ve bu hususun çözümüne ilişkin
araştırma yapmak amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesi
aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Cezaevinde açlık grevinde
bulunanların gerekçelerinden bir tanesi de ana dilde savunma hakkından mahrum
bırakılmalarıdır. Görüyoruz ki bu konuya ilişkin BDP Grubu Meclis araştırması
açılmasını istemiştir. Oysa AK PARTİ İktidarı ile birlikte, Türkiye, tam bir
ileri demokrasi yolculuğuna başlamış, temel hak ve özgürlükler noktasında peş
peşe adımlar atmıştır.
14 Ağustos 2011’de kurulan
Adalet ve Kalkınma Partisi daha baştan “3Y” yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla
mücadele ile göreve ve işe başlamıştır. Bu üç konuda gece gündüz çalışmak
suretiyle Türkiye’ye büyük mesafeler katettirmiştir. Geldiğimiz nokta ve bu
anlamda vadettiği hedeflere doğru yürüme kararlılığı anlamında gıpta ile
izlenen bir ülke konumundayız çok şükür.
Özellikle, demokrasinin
derinleşmesi ve kökleşmesi anlamında yapılanlar âdeta devrim niteliğindedir. AK
PARTİ İktidarıyla birlikte temel hak ve özgürlük alanları fevkalade bir şekilde
genişlemiştir. Örnek verecek olursak, ret, inkâr ve asimilasyon politikalarına
son verilmiştir. AK PARTİ, bu sorunun toplum hayatımızda neden olduğu
olumsuzlukların bilinci ile bölge halkının mutluluğu, refahı, hak ve
özgürlüklerini gözeten, Türkiye’nin bütünlüğünü ve üniter devlet yapısıyla
birlikte bölgeyi tehdit eden terörün önlenmesinde zaaf yaratmayacak bir
şekilde, gerçeğin tespitinin ötesinde kalıcı, tüm toplumun duyarlılıklarına
saygılı, etkili ve sorunları kökünden çözmeye yönelik bir politika izliyor ve
bundan böyle de inşallah izlemeye devam edecektir.
Farklılıkların zenginlik
olarak kabulü de yine temel politikalarımızın arasındadır.
Ayrıca, OHAL uygulamasına son verilmiştir. 19
Temmuz 1987 tarihinde geçici olarak başlayan ancak kırk altı kez uzatılan
olağanüstü hâl uygulamasına, AK PARTİ’nin demokratikleşme adımlarının ilk büyük
hamlesi olarak, AK PARTİ Hükûmetinin kurulmasından sadece on iki gün sonra 30
Kasım 2002’de son verilmiştir. Bölge böylece rahat bir nefes almış, ikili
yönetim sisteminden kurtulmuş, normalleşmiş ve vatandaşın günlük yaşamı
kolaylaşmıştır.
İşkenceye karşı yasal
mücadele güçlendirildi. Türkiye, AK PARTİ İktidarından önce işkence ve kötü
muamele iddialarıyla birlikte anılan, soruşturulmayan ve cezasız kalan işkence
olayları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince mahkûm edilen bir ülke
görünümündeydi. İşkence ve kötü muamele konularına ilişkin mahkûmiyet
kararlarının tecil edilmesini ve para cezasına çevrilmesini önlemek amacıyla
Türk Ceza Kanunu’nun 243 ve 245’inci maddeleri değiştirildi. Bu çerçevede
işkence ve kötü muamele suçunun tanımı genişletilerek cezaları artırıldı, bu
cezaların tecili ve paraya çevrilmesi de önlendi.
İşkence davalarının zaman
aşımına uğramasının önüne geçildi. Türkiye’deki birçok işkence davası zaman
aşımı nedeniyle düşmüş, sorumlu kamu görevlileri cezalandırılamamıştı. Yapılan
değişiklikle, davaların acele ve öncelikli olarak görülmesi, davaların otuz
günden daha uzun bir süre ile ertelenmemesi ve davalara adli tatilde de devam
edilmesi sağlanmış oldu.
Özel kurslarda farklı dil ve
lehçelerin öğretilmesinin yolu açıldı. Ülkemizin kültürel zenginliğinin bir
göstergesi olarak farklı dil ve lehçeler uzun yıllar tam bir inkâr ve ret
politikasına tabi tutulmuşlardı. Farklı dil ve lehçelerin öğretilmesi amacıyla
kurs açılması serbest bırakıldı. Bununla ilgili yasal düzenlemeler yapılarak
yönetmelik ve müfredat hazırlandı.
Farklı dil ve lehçelerde
radyo ve televizyon yayını yapılmasına imkân tanındı. Türk vatandaşının günlük
yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yapılacak
radyo ve televizyon yayınları hakkında yönetmelik hazırlanarak yürürlüğe konmuş
oldu. Farklı dil ve lehçelerde yayın hakkı yasal güvence altına alındı.
Vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı
dil ve lehçelerde yayın yapma imkânının hem kamu hem de özel radyo ve televizyon kuruluşları
aracılığıyla sağlanması yasal güvenceye kavuşturuldu. Böylece, özel televizyonlarla
birlikte TRT’nin de bu alanda yayın yapmasının önündeki yasal engeller
kaldırılarak yayın hakkı güvence altına alındı.
Herkesin çocuğuna istediği
ismi verebilmesinin önü açıldı. Yıl 1993. Bir dostum Sakarya Akyazı’da
çocuğunun adını “Musab” olarak koyamıyor. İlkokula yazılıyor ve yazıldığı
esnada ancak bir dava açmak suretiyle bu meseleyi çözüyor. Şimdi o Musab
kardeşimiz on dokuz yaşında ve o gün yaşadığı bu sorun sebebiyle hukuk
fakültesini tercih ederek hukuk fakültesinde öğrenimine devam etmektedir.
Türkiye bu derece mesafe katetmiş ve basamak atlamıştır.
Sayın Başkan ve değerli
milletvekilleri, tekrar başa dönecek olursak ana dilde savunma hakkıyla ilgili
bir yasal düzenleme ihtiyacı olduğu aşikârdır. Görüldüğü üzere, bu kapsamda AK
PARTİ İktidarı bundan önce birtakım adımlar da atmıştır. 30 Eylül 2012
tarihinde yapılan AK PARTİ 4’üncü Olağan Büyük Kongresi’nde 2023 siyaset
vizyonu çerçevesinde 63 maddelik bir liste yayınlamıştır. Burada “Millî birlik
ve kardeşlik süreci” başlığı altında “Ana dilde savunma konusunu yasal bir
düzenleme ile sorun olmaktan çıkaracağız.” demek suretiyle, bu konuya ilişkin
çözüm irademizi net bir şekilde ortaya koymuş bulunuyoruz.
Esasen 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesinde “Sanık ve mağdur meramını anlatacak
ölçüde Türkçe bilmiyorsa mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla
duruşmadaki iddiaları ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.”
denilmiştir. Ancak, bu konuda uygulamada birtakım sorunlar ortaya çıkmış,
dolayısıyla bu sorunları ortadan kaldırmak üzere AK PARTİ İktidarı,
Başbakanımızın da birçok kez belirttiği gibi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 202’nci maddesine yeni bir fıkra ekleyerek bu meseleyi sorun
olmaktan çıkarmaya kararlıdır.
Bu hususta gerekli çalışmalar
yapılmaya çoktan başlanmış olup dolayısıyla Meclis araştırması açılmasına gerek
olmadığı kanaatini tekrar ifade ediyor, bir kez daha yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi
grup önerisi lehinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP
sıralarından alkışlar)
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; BDP’nin grup önerisinin lehine söz almış
bulunuyorum. Ölen insanların arkasından sevinç naraları atmayan, ölüme yatan
insanlarla dalga geçmeyen, kısacası, içinde hâlâ insanlık kırıntıları
barındıran milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Orada
gülüyorlar Vekilim, işte ciddiyetleri bu kadar!
AYTUĞ ATICI (Devamla) –
İnsanlar ölürken, insanlar ölüme yatarken, siyasi görüşleri ne olursa olsun,
düşünceleri ne olursa olsun, ister kabul edin ister karşı çıkın, ne olursa
olsun, ölümler kapıdayken şu kürsüye çıkıp AKP politikalarını övmenin de nasıl
bir ruh hâli olduğunu anlamam mümkün değil, insanlığım buna engel oluyor.
Şimdi, milletvekilleri birkaç
gündür “Kürt vatandaşlarımızın bazı istekleri var. Kürt vatandaşlarımızın bazı
sorunları var -hoşunuza gidebilir, gitmeyebilir; kabul edebilirsiniz, karşı
çıkabilirsiniz- gelin bunları konuşalım.” diyorlar. Siz ne diyorsunuz? Her
gelen önergeye “Hayır.” diyorsunuz, “Konuşmayalım, hayır konuşmayalım.” Bugüne
kadar kabul ettiğiniz bir tane önerge oldu mu? Milletvekilleri ne konuşmak
isteseler “Hayır gerek yok.” diyorsunuz. Bu kürsüden defalarca “Sağlıkta yaşanan
şiddeti masaya yatıralım, bakın, ölümler kapıda, doktorlar öldürülecek.” dedik,
kılınız bile kıpırdamadı, bize gülüp geçtiniz. Ne zaman ki bir doktor
öldürüldü, katledildi, aklınız başınıza geldi, bir komisyon kurdunuz. Şimdi, bu
sorunları konuşmak için illa tekrar insanların ölmesi mi gerekiyor?
Değerli arkadaşlar, akıllı
insanlar geçmişten ders alırlar; daha akıllı olanlar, başkalarının
yaşadıklarından ders alırlar. Ben, bu Meclis çatısı altında akılsız bir insan
olduğunu düşünmüyorum. O yüzden, geçmişte yaşananlardan mutlaka ve mutlaka ders
almak lazım. İnsanlar Avrupa’da ne yaşamışlar, dünyada ne yaşamışlar? Bugün
bize, önümüze getirilen sorunlara nasıl yaklaşmışlar? Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ne diyor? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nasıl uygulamalarda
bulunmuş? Bunları masaya yatırmanın, bunları konuşmanın ne mahzuru var
bilmiyorum.
Şimdi, yakın bir zamanda, 31
Ekim 2012 tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisinin cezaevlerini inceleme ve
çalışma grubu olarak bazı ziyaretler yaptık. Bolu F Tipi Cezaevine gittik,
Kandıra 1 ve 2 no.lu F Tipi Cezaevine gittik. Gittiğimiz günde açlık grevinin
ellinci gününde olan -arkadaşlar, yanlış duymadınız, ellinci gününde olan- 28
kişiyle görüştük. Siz burada bir öğle yemeğini kaçırdığınız zaman içine
düştüğünüz durumu bir hatırlayın, bir öğünü kaçırdığınız zaman, sabah kahvaltı
yapmayarak buraya geldiğinizde ne durumda olduğunuzu bir hatırlayın. Bu
insanlar tam elli gündür -o zaman- şu anda oldu elli yedi gün, bir direniş
içerisindeler. Bu insanların fikirlerine katılabilirsiniz veya
katılmayabilirsiniz, bunların yanlış yolda olduğunu düşünebilirsiniz ama…
HAMZA DAĞ (İzmir) – Açık
söyleyin, serbest mi bırakalım onu söyleyin!
AYTUĞ ATICI (Devamla) – Neyi
söyleyeyim?
HAMZA DAĞ (İzmir) – Serbest
mi bırakalım?
BAŞKAN – Sayın Milletvekili,
lütfen…
AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın
Milletvekili, konu iki boyutta incelenir. Seni vatandaşlarımız duymamıştır, ben
duysunlar diye söylüyorum.
BAŞKAN – Sayın Aytuğ, lütfen,
Genel Kurula hitap edin, karşılıklı konuşmayalım.
AYTUĞ ATICI (Devamla) –
Konunun siyasi yönü vardır, insani yönü vardır. Eğer senin içinde insanlık
kırıntısı kalmışsa bana bu soruyu sormazdın. (CHP sıralarından alkışlar) Ben
burada olayın insani boyutunu anlatmaya çalışıyorum, 3 kere de üstüne basa basa
söylüyorum. Siz bu fikirleri reddedebilirsiniz, hepimiz reddedebiliriz, bu
fikirler bize uygun olmayabilir ama birilerine uygun. Birilerine uygunsa
bunları aşağılamaya, hakir görmeye hakkınız yoktur.
MUHAMMET BİLAL MACİT
(İstanbul) – Siyaseten tartışılabilir.
AYTUĞ ATICI (Devamla) -
İnsanlar elli yedi gündür, artık ölüm orucuna gelmişler ise kalkıp da…
BÜLENT TURAN (İstanbul) –
Bıraksınlar.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Biraz
saygılı olun ya, biraz saygılı olun, ölümlerden bahsediliyor burada!
AYTUĞ ATICI (Devamla) -
…sizin Başbakanınızın kalkıp da “Bunlar dalga geçiyorlar, yiyip içiyorlar.”
demeye hakkı yoktur. Bakın, biz bu insanlarla görüştük. Başbakan böyle
söylediği için çok kızgınlar. Belki bu ölüm oruçları bitecekti, belki bu
insanlar bir orta nokta bulup bu işi bitireceklerdi; sırf Başbakan böyle
söylediği için, ne kadar ciddi olduklarını anlatmak üzere ölmeye yemin
etmişler. Bunun sebebi Başbakandır. Ne zaman ki bu ülkede açlık grevi, ölüm
orucu oldu, o dönemin siyasileri “Geçin bunları, dalga geçiyorlar.” dedi,
arkasından tabutlar çıkmaya başladı. “Tüh tüh!” “Vah vah!” demenin bir anlamı
yok. Hadisenin büyüğü küçüğü olmaz.
Bakın, şimdi size bir hekim
olarak gördüklerimi anlatacağım. Cumhuriyet Halk Partisinin siyasi çizgisi
bellidir, Cumhuriyet Halk Partisinin siyasi çizgisinin dışında konuşmuyorum.
Bir hekim olarak, oradaki insanların çok yakın zamanda öleceklerini size anlatmak
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
insanları gördüğünüz zaman bu insanların ölmek üzere olduklarını anlamak için
hekim olmanıza gerek yok. Artık, konuştuklarınızı anlamayacak duruma gelmişler.
Soru soruyoruz, anlamakta güçlük çekiyorlar. Defalarca soruyoruz, “Kısık sesle
sorun, kulağımız yankılanıyor. Işığı kapatın.” diyorlar. Bunların da numara
olduğunu söylemek gerçekten ahlaksızlıktır.
O insanlar konuşurken
yüzlerindeki seyirmeleri görüyoruz. Keşke elimizde kamera olsaydı da çekseydik,
sizlere burada gösterseydik. Arkadaşlar, içinizde hekim olan milletvekilleri
var, bunların ne demek olduğunu bilirler. Bu insanlarda burun kanamaları
başlamış, ağızlarından kan geliyor, makatlarından kan geliyor. Bakın, bunların
hepsi geçicidir -bir hekim olarak söyleyeyim-
bu insanlar yaşarlarsa eğer bu bulgular geçebilir fakat ölmeye başlayan
beyin hücreleri yerine gelmez. Siz bu insanları kurtarsanız bile beyin
hücreleri öleceğinden dolayı, bunlarda “Wernicke-Korsakoff sendromu” denilen
bir sendrom ortaya çıkacak. Yani, ömür boyu sakat kalacaklar. Sizin bu
insanlarla dalga geçmeye hakkınız yok. Fikirlerine tamamen karşı çıksanız bile,
bunlarla bir başbakanın dalga geçmeye hakkı yok, bir bakanın “Bırakın şu işi
artık, bizi üzmeyin.” demeye hakkı yok. Sağlık Bakanı olmuş bir doktorun “Dışarıdakiler
açlık grevi yapsın.” demeye hakkı yok. Bunları söyleyemezsiniz, bunların
hiçbirisi insanlığa sığmaz. (BDP sıralarından alkışlar) Siyaseten her şeyi
söyleyebilirsiniz arkadaşlar ama insani duygularla hiç kimsenin ama hiç
kimsenin oynamaya hakkı yok. Bakın, iki isim vereceğim, tanımam etmem,
hayatımda ilk defa gördüm. Birisi Emrah Kaplan, birisi, Suphi Yalçınkaya. 28
insanla görüştüm yedi gün önce, bu ikisi ölüme en yakın insanlardı. Kandıra 2
no.lu F Tipi Cezaevindeler. Çıkarken Cezaevi Müdürüne rica ettim, dedim ki: “24
saat ambulans burada beklesin.” Böyle bir durumda siz, ölüme yatan insanlara
disiplin cezası veriyorsunuz, iaşe bedellerini ödemiyorsunuz. 4 liraya
-Allah’tan korkun!- bunlar B vitamini alacaklar, tuz alacaklar, limon alacaklar.
“Hayır, vermeyeceğim; gidin cebinizden alın.” diyorsunuz ve bu insanlar B
vitamini, B1 vitamini bulamadıkları için demin size söylediğim Korsakoff
sendromuna yakalanacaklar, eğer yaşarlarsa. O yüzden, çok geç olmadan olayın
sadece insani boyutuna bakın hiç olmazsa. Şu ölümler bitsin, gelin bunu
Mecliste konuşalım. Çözüm yerinin Meclis olduğunu tekrar hatırlatıyorum.
Hepinize iyi günler
diliyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi
grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mustafa Şahin, Malatya Milletvekili. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP’nin vermiş olduğu grup önerisinin
aleyhinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Biraz önce konuşmacı
arkadaşımızı dinledik, elbette ki işin insani boyutuna biz de katılıyoruz ancak
bunun arka planında hiçbir şey yokmuş gibi, bölgede yaşananları görmezden gelip
burada tamamen AK PARTİ Grubuna ve Başbakanımıza yapılan söylemleri de
kınadığımı ifade etmek istiyorum. Elbette ki, gönül ister ki, bölgede
çocuklarımız ölmesin, evlatlarımız ölmesin; askerimiz, polisimiz, memurumuz,
işçimiz, esnafımız ölmesin, kepenkler inmesin ancak bunun hiçbirisinde AK
PARTİ’nin dahlinin olduğunu söylemek de bühtandır diye düşünüyorum.
Özellikle bizim ve ülkemizin
gündeminde olan büyükşehir belediyesiyle alakalı -ki ilimiz de bu illerden
birisi olacak-…
SIRRI SAKIK (Muş) –
Büyükşehir insan hayatından önemli mi?
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne büyükşehri
ya! Bu kadar vicdansızlık olmaz ya!
MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) –
…büyükşehir belediyesinin gündeme alınması için iki gündür yapılmaya çalışılan
bütün engellemelerin vatandaşlarımız tarafından esefle izlendiğine biz de şahit
olmaktayız.
Onun için, şu anda Büyükşehir
Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın bir an önce gündeme gelmesi için,
gündemimizi işgal etmeye yönelik, buna matuf birtakım önergeleri elbette ki kabul
etmiyoruz.
SIRRI SAKIK (Muş) – Ya, insan
hayatı var, ne gündem işgali? Ayıp, ayıp! Biz insan hayatından bahsediyoruz…
MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) –
Ayıp olan sensin! Ayıp olan sensin! Dinlersin, cevap verirsin burada!
BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…
SIRRI SAKIK (Muş) – Ama el
vicdan! El vicdan!
BAŞKAN – Lütfen Sayın Sakık…
SIRRI SAKIK (Muş) – İnsanlar
ölüyor. Bak, bir doktor oradaki gözlemlerini sizinle paylaşıyor…
MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Biz
bir şey demedik, niye zoruna gidiyor peki?
BAŞKAN – Sayın Şahin…
SIRRI SAKIK (Muş) – İnsanlar
ölüyor, siz büyükşehirden bahsediyorsunuz, gündem değişikliğinden
bahsediyorsunuz.
MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) –
Dinlersin arkadaşım, dinlersin cevabını verirsin.
BAŞKAN – Genel Kurula hitap
edin Sayın Şahin.
MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) –
Onun için, ülke gündemimizi meşgul eden kanunların bir an önce çıkması için
-bunları engellemeye yönelik muhalefetin yapmış olduğu dünden beri
engellemeleri elbette ki yüce milletimiz bir bir izlemekte- asıl gündemimize
dönmek için şu anda verilen önergenin aleyhinde oy kullanacağımı bildiriyor,
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Hayırlı olsun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) – Size de
bu yakışır! Bravo!
Sayın Başkan, Sevgili
Başkanım, biz insan hayatından bahsediyoruz. Buradaki grup sözcüsü insanların
ölümle yüz yüze olduğunu söylüyor, ama hâlâ çıkıp gündem değiştirmek ne
ahlakidir ne vicdanidir. Eğer bu insanlar ölürse nasıl buralarda oturacaksınız?
Biraz vicdan edin ya! Vicdan edin ya!
PERVİN BULDAN (Iğdır) –
Saygılı olun biraz! Ayıp, ayıp!
BAŞKAN – Kendi görüşleri
Sayın Sakık, herkesin görüşüne saygımız var.
Evet, Barış ve Demokrasi
Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime on dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 15.14
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.26
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
2.- MHP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde vermiş olduğu orman köylülerinin
kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan
yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışı
hakkındaki genel görüşme önergesinin Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü
birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
Tarih:
07.11.2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu’nun 07.11.2012
Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy
birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
2 Kasım 2012 tarih ve 6544
sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz “6292
sayılı orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman
sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin
satışı hakkında“ verdiğimiz genel görüşme önergemizin 07.11.2012 Çarşamba günü
(bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket
Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.
(MHP sıralarından alkışlar)
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 25 Nisan 2012 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan,
Resmî Gazete’de 26 Nisan 2012 tarihinde yayımlanan 6292 sayılı Orman
Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları
Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin
Satışı Hakkında Kanun’un uygulanmasındaki aksaklıkların araştırılması için
Anayasa’nın 98’inci maddesi ve İç Tüzük’ün 102 ve 103’üncü maddeleri gereğince
genel görüşme açılması talebimizle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Evet, değerli
milletvekilleri, biliyorsunuz, bu kanun Mecliste görüşülürken aksaklıkları,
taleplerimizi ilettik ama ne yazık ki dikkate alınmadı. Şunu söyledik, dedik
ki… İlk defa Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 24’üncü Dönemde, özellikle bir
kanun hakkında -gerek Milliyetçi Hareket Partisi gerekse Cumhuriyet Halk
Partisi gerekse AK PARTİ- üç partinin de seçim beyannamesinde olmasından
kaynaklanan ve üç partinin de bu sorunu çözme noktasındaki iradesini beyan
etmesi noktasında, bir noktada birleşmiş bulunduk, dedik ki: “Gelin, üç parti
bu konuda birleştiyse, en azından, bu kanunu vatandaşların beklentileri
doğrultusunda çıkaralım.” Yıllarca süren ve kanayan bir yarayı el birliğiyle
ortadan kaldıralım istedik. Ama ne yazık ki yine Meclisteki çoğunluğunuza
dayanarak, getirdiğimiz bütün önerileri, talepleri, önergeleri oy çoğunluğunuzla
reddettiniz ve bugün uygulamalardaki aksaklıkları hepinizin görmesini isterim.
Bakın, Gerek Komisyonda
gerekse Meclis Kurulunda MHP Grubu olarak görüşlerimizi ısrarla belirttik,
doğru olanları belirttik ama ısrarla yerine getirmeme noktasında gayretin
içerisinde bulundunuz. Bunu söyledik.
Şimdi, burada birçok konuyu
dile getirdik ama üç tane ana şey üzerinde duralım dedik. Neydi bunlar?
Bunlardan bir tanesi şuydu, dedik ki: “Dünyada ve Türkiye’de ormansızlaşma,
küresel ısınma ve iklim değişikliği dünyanın en önemli problemiyken ve dünya
buna çözüm bulmaya çalışırken buradan elde edilecek gelirleri gelin, yeniden,
ormanlarımızın ihyasında ve orman köylülerimizin kalkındırılması noktasında
harcayalım.” Hepiniz biliyorsunuz ki, bakın, kanunun özü nedir? Orman
köylülerinin kalkındırılması; Ne yazık ki sadece kanunun adında kaldı.
Bugün Türkiye’nin yüz
ölçümünün yüzde 27’si ormanlarla kaplı ama çok acı olan bir şey var: Yüzde
27’nin, ne yazık ki yüzde 50’si verimli, yüzde 50’si ise bozuk vasıflı ormanlar.
Yani taşlık, kayalık, çalılık, çırpılık olan yerlerin, açıklıkların orman
sayıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Fakat orada cüzi bir miktarda kaynak
aktarılması öngörüldü ama ben bunun da olmayacağını düşünüyorum.
İkinci husus neydi? İkinci
husus da şuydu: Bu ormanlarımızı canı pahasına koruyan köylülerimiz, bir yangın
çıktığında -burada orman köyünden birçok milletvekili var- ilk defa, gece de
olsa, gündüz de olsa tüm imkânlarını seferber eden orman köylüleri, ormanları
koruyan orman köylüleri. Dedik ki: “Bu orman köylülerinin kalkındırılmasına
destek sağlansın.” Çünkü bunlar yüzyıllardır bu ormanları koruyor,
yüzyıllardır. Çünkü orada dedesinin hatırası var, babasının hatırası var, canı
pahasına korumuş. Ama bırakın orman köylüsünü korumayı, orman köylüsünü mağdur
edecek noktaya getirdiniz.
Üçüncü hususumuz da şuydu:
Dedik ki bir hukuk oluşturuyoruz. Bu hukuku düzgün oluşturalım, ama hukuku da
ortadan kaldırdınız, hukuk da ortadan kalktı.
Bunları niye anlatıyorum?
Bunların hepsini anlattık, buradan saatlerce anlattık. Şimdi, bu yaz döneminde
-benim bölgem Torosların bir dağ köyü, bir orman köyü- Adana’nın Toroslardaki
tüm köylerini gezdim, dağ köylerini gezdim, yetinmedim, 2/B’yle ilgili, Mersin,
Antalya, Muğla gibi özellikle 2/B’nin yoğun olduğu yerleri gezdim, her yerde
aynı sıkıntı.
Değerli milletvekilleri,
bakın, eğer gezdiyseniz bu sıkıntılarla karşılaşmışsınızdır. Ana sıkıntı şu:
Şimdi biz burada söyledik, getirdiniz bir yasa. Orman Bakanlığı bu yasayı
getirmesine rağmen Orman Bakanlığı bu yasada yok. Tamamen para kazanmaya
yönelik, bütçe açığının giderilmesine yönelik, cari açığı dengelemeye yönelik
bir çalışma hâline getirdiniz. Şimdi ben size buradan soruyorum. Yani günü
kurtarabilirsiniz... “Şimdi, buradan 15-20 milyar, 9,8 milyar para bekliyoruz,
27 milyar para bekliyoruz.” gibi Maliye Bakanının ve Ali Babacan’ın çeşitli
açıklamaları var. Bugün bu paralarla günü kurtarabilirsiniz. Zaten satılmadık
hiçbir şey bırakmadınız, çok açık söylüyorum. Hazine arazilerini satıyorsunuz,
yabancıya toprak satışını getirdiniz, Türkiye'nin stratejik tüm kurumlarını,
Cumhuriyet döneminde kazanılan tüm kurumlarını sattınız. Bu sattıklarınızla
günü kurtarabilirsiniz ama geleceği nasıl kuracaksınız? Çocuklarımıza neyi
bırakacaksınız? Şimdi burada da tamamen Orman Bakanlığı ve orman köylülerinin
kalkındırılması bu işin içinde olması gerekirken tamamen parasal olarak bakıldı
ve orman köylüsünün bırakın kalkındırılmasını, mağdur edildiği bir süreci
yaşıyoruz.
Şimdi size soruyorum: Sayın
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek “30 Ekim tarihi son. Biz çok güzel bir kanun
çıkardık, kesinlikle taviz vermeyeceğiz. Bütün vatandaşlarımız gelecekler, bu
imkânlar içerisinde bunları alacaklar.” dediler. Defalar kere soruldu
kendisine, biz de sorduk. Dedi ki: “30 Ekim tarihi son.” Ne oldu da peki, 30
Ekim tarihini üç ay ileriye almak zorunda kaldınız? Ben size söyleyeyim: Çünkü
gerçek hak sahipleri müracaat edemediler, gerçek hak sahiplerinin müracaatı
olmadı, açık söylüyorum.
Bakın, orman köylülerinin
kalkındırılması olması gerekirken mağduriyetiyle karşı karşıyayız. Fiyatları
açıklamadınız, rayiç bedelleri öyle bir açıklamışsınız ki o kadar çok tutarsız.
Aynı ilçenin bir tarafında 5 katı, bir tarafında 1 katı. Bunu kendi
milletvekilleriniz çok iyi bilir, almaları mümkün değil. Ya, şunu söyledim,
buradan şunu söyledik Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak: “Ya, bu
köylülerin çay içmeye paraları yok, siz 2 milyar lira müracaat parası
koymuşsunuz. Bundan dolayı bunlar müracaat edemez.” Dediniz ki: “Efendim, bu
işe bir resmiyet kazandıralım.” Biz de dedik ki: “Bir resmiyet
kazandıracaksanız, o zaman 100 lira koyun.”
Evet, değerli
milletvekilleri, bakın, orman köylerinde 2 milyar lirayı veremediği için
müracaat edemeyen binlerce orman köylüsü var, binlerce orman köylüsü var, açık
söylüyorum ve bu fiyatlardan dolayı alamayan binlerce orman köylüsü var.
Şimdi, Adana’nın Gedikli
köyünde seçimden önce Milliyetçi Hareket Partisinin toplantı talebine cevap
verilmemiş ve bu yasa çıktıktan sonra baktım ki o köyün muhtarı ve vatandaşları
bizi arıyor, diyorlar ki: “Gelin, yandık.” “Ne oldu?” 500’e yakın vatandaş,
Gedikli’de, Durmuşlu’yu, Horzum’u toplamışlar, bizi bekliyorlar. Aynı
söylediğim sıkıntıları söylüyorlar, “Bizim bu fiyatlarla bunları almamız mümkün
değil.” diyorlar. Çözüldü mü? Çözülmedi.
Bakın, Mersin’de gezdim,
Muğla’da gezdim, Antalya’da gezdim. Mersin’de bu vatandaşlarımıza bunlar elli,
altmış, yüzyıldır dedelerinden kalmış. Dedelerinden kalan yerlerde dedeleri,
babaları sırtlarında çuvalla toprak taşıyarak bir-iki dönüm bir ekebilecek arazi
ortaya çıkarmış ama bugün bunu alamıyor. Peki, alamayınca ne yapacaksınız?
Genel hükümlere göre üçüncü şahıs vatandaşlara satacaksınız, belki yabancılara
satacaksınız. Hani nerede orman köylüsünü düşündünüz, hani nerede orman
köylüsünün kalkındırılması? Yazık değil mi bu orman köylüsüne?
Şunu açık söyleyeyim, bakın,
o köylerden yüzde 50-60 oranında oy aldınız yani bu vatandaşlar sizin “garip
gureba, fakir fukara” gibi söylemlerinize inanarak bu oyları verdi ama siz
burada… Bakın, araştırın, gelin, işte, bu araştırma önergemize destek verelim.
Bu 2/B’den yararlananlar kimler biliyor musunuz? 2/B’den yararlananlar tuzu
kurular, müteahhitler, turizm avcılığı yapan, fırsatı ganimet bilen insanlar.
Bakın, gelin, araştırmalarını yapalım ama şu ana kadar parasını yatırıp
şartlarını tam yerine getiren yüzde 31. Yarın, üç ay sonra da bu tabloyla
karşılaşacaksınız. Peki, bu vatandaşların durumu ne olacak?
Muğla’ya geçtik, Muğla’ya.
Muğla’da 1.100 kilometre sahil bandı var. Burada vatandaşlarımız ta
dedelerinden, atalarından beri zeytincilik yapıyor. Şimdi, öyle fiyatlar konmuş
ki bu vatandaşların Muğla’da bunu alması mümkün değil. Peki, almayınca kim
alacak? Üçüncü şahıslar alacak. Kim alacak? Yabancılar alacak. Kim alacak?
Zenginler alacak. Ya, zaten orman köylüsü perişan vaziyette, orman köylülerinin
fakirliği Meclis raporlarına girmiş, araştırmalara girmiş, Türkiye’nin millî
gelirden en az payı alan kesimi. Yani bu kanunla orman köylülerini korumamız
gerekirken şu anda orman köylülerini bırakın korumayı, mağdur ediyorsunuz.
Aladağ’da emin olun, araştırın, bakın, gelin, bunu, araştırmayı yapalım
görelim. 20 milyar lira para birimi belirlemişler, 20 milyar lira. Oraya 2-3
tane arsacı, emlakçıyla gittim, aldım
gittim, üşünmeden hem o yöredekilerle hem hemşehrilerle, sizin
bürokratlarınızın 20 milyar lira belirlediği yere kaç lira belirliyorlar
biliyor musunuz? 500 lira, 1 milyar lira. Ya, yazık değil mi, zaten bunu on beş
yıldır, yirmi yıldır, elli yıldır, yüz yıldır kullanıyor. Yani 500 lira, 1
milyar lira olan yeri 20 milyar liraya verdiğiniz zaman bu vatandaş nasıl
alacak? İnanmıyorsanız gelin…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
SEYFETTİN YILMAZ (Devamla)-
…şu şeyimize bir destek verin, bu gerçeklerin hepsini ortaya çıkaralım.
Hepinize teşekkür ediyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerisi aleyhinde söz isteyen Osman Kahveci, Karabük Milletvekili. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
OSMAN KAHVECİ (Karabük) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6292 sayılı orman köylülerinin
kalkındırılmaların desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına
çıkarılan yerlerin değerlendirilmesiyle ilgili olarak genel görüşme açılmasının
önergesinin aleyhine söz almış buluyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu Kanun’un ana amacı; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci
maddesi gereğince hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin
değerlendirilmesiyle, nakline karar verilen devlet ormanları içinde veya bitişiğinde
bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin
kalkındırılmasının desteklenmesine ilişkin usul ve esasları kapsamaktadır.
Yani, kanunun içeriğinde 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (a) ve
(b) bentleriyle, “orman dışına çıkarılan ve çıkarılacak alanlar” yer
almaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; insanlık medeniyetinde, insanların ormanlara karşı, ormanlara
tarım alanı kazanmak ve yerleşmek maksatlı müdahaleleri hep olmuş ve
olmaktadır. Bu bir süreçtir. Bazı ülkelerde bu süreç de yaşanmış ve bitmiş,
bazı ülkelerde ise hâlen devam etmektedir. Ülkemizde de bu süreç yaşanmış ve
inşallah orman ve arazi kadastrosunun bitmesiyle sona erecektir. Ülkemizde
orman ve arazi kadastrosunun yüzde 95’inin tamamlanmış olması da, bu sürecin
neresinde olduğumuzun en bariz ifadesidir. Orman vasfını kaybetmiş yerlerin
orman dışına çıkarılmasının hukuksal sürecinin ilk başlangıcı da ilk orman
kanununun çıktığı, 1937’de çıkarılan, 3116 sayılı Orman Kanunu’dur. Bunu, 1961
ve 82 Anayasaları izlemiştir. Daha sonra birçok hukuksal düzenleme yapılmış ve
bunların da Anayasa Mahkemesince iptal edilmesiyle hukuksal süreç tıkanmıştır.
Yani, bu konu altmış beş yıldır ülkemizin gündeminde olmuştur. Bu süreçte,
hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış yüz binlerce hektar hazine
arazisi ve bu arazileri yıllarca kullanan yüz binlerce vatandaşımızın kangren
olmuş birçok hukuksal, sosyal sorunları olmuş ve bu sorunların bir an evvel
çözülmesi istenmiştir. Ancak, son anayasal düzenlemeden sonra otuz yıl
geçmesine rağmen, iktidar olanların hiçbiri bu sorunun çözümünde gerekli
duyarlılığı ve cesareti gösterememiştir. AK PARTİ her alanda olduğu gibi, bu
alanda da gerekli duyarlılığı ve cesaretiyle milletin derdine derman olmuş ve
yıllarca kangren olmuş bu sorunu da çözerek devlet ile milleti barıştırmış ve
millete verdiği sözü yerine getirmiştir. Bu kanunla, devlet ormanları içinde ve
bitişiğinde bulunup yerinde kalkındırılması mümkün olmayan köyler halkının,
orman sınırları dışına çıkartılan alanlara nakli ve yerleştirilmesi işlemlerine
ilişkin husus ve esaslar düzenlenmiştir. Bu paralelde, deprem, heyelan, sel
gibi doğal afete maruz kalan vatandaşlar ile baraj ve gölet gibi devlet
yatırımı sebebiyle başka yerlere yerleştirilmeleri zorunlu olan orman içi veya
bitişiğindeki köyler halkının da mağduriyetlerinin giderilmesi sağlanmıştır.
Yine bu Kanun’la, nakledilen
orman köyleri halkına ait arazilerin gerektiğinde kamulaştırılarak devlet
ormanı olarak ağaçlandırılmak suretiyle ormana kazandırılmasının önü açılmış ve
böylece orman alanlarının daraltılmasına engel olunmuştur.
Yine bu Kanun’la, 2/B
uygulaması ile orman sınırları dışına çıkartılmış olmasına rağmen
kullanıcıların terk etmesi veya kullanımdan vazgeçmesi sonucu orman örtüsüyle
kaplanan yerlerin tekrar ormana kazandırılması sağlanmıştır. Bu şekilde sadece
İstanbul’da 11 bin dekar alan ormana geri döndürülmüştü.
Yine bu Kanun’la, bilim ve
fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve ormana geri dönüşümü artık
mümkün olmayan yerlerin kullanıcıları belirlenmiş ve bu yerlerin hak
sahiplerine rayiç bedel üzerinden doğrudan satılması hükmü getirilmiştir. Bedel
tespitinde belediye, ticaret odası, sanayi odası, borsa gibi kuruluşlardan veya
bilirkişilerden faydalanılmış, taşınmazların mahallinde gerekli incelemeler
yapılarak konumu, emsal taşınmazların birim değerleri, imar ve kullanım
durumları, verim gücü ve altyapı imkânları gibi unsurlar dikkate alınmıştır.
Vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamaması için, gerektiğinde ilgili komisyonlarca
mahalline kadar gidilerek bedellerin emsallerine göre farklılık arz edip
etmediğine ilişkin çeşitli açılardan kontrol ve test çalışmaları
sürdürülmektedir. Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış
bedeli rayiç bedelinin yüzde 70’idir yani rayiç bedelinden yüzde 30 indirim
yapılmıştır. Alınan başvuru bedelleri ise emaneten alınmakta ve satışa mahsup
edilmekte veya iade edilmektedir. Burada da köylerdeki hak sahiplerine önemli
bir ayrıcalık tanınmıştır. Satış bedeli peşin veya taksitle ödenebilmekte,
tamamen peşin ödenmesi hâlinde yüzde 20, en az yarısının ödenmesi hâlinde yüzde
10 oranında indirim uygulanmaktadır.Böylece peşin ödemelerde rayiç bedelinin
yarıya yakını kadar bir ödeme yapılmaktadır. Taksitli satışlarda ise satış
bedelinin yüzde 10’u en geç üç ay içinde, kalanı ise belediye ve mücavir alan
sınırları içerisinde en fazla üç yılda altı eşit taksitle, belediye ve mücavir
alan sınırı dışında ise en fazla dört yılda sekiz eşit taksitle faizsiz olarak
ödenmektedir. Bunun dışında, yapılan düzenlemeyle bedelin yetkili kredi
kuruluşlarından kredi sağlanarak ödenebilmesi imkânı da sağlanmıştır. Görüldüğü
gibi ödemelerde hem süre hem de faizsiz olması açısından büyük kolaylıklar
getirilirken kırsal alanlarda oturanlara farklı kolaylıklar getirilmiştir.
Yine bu Kanun’la, devlet
olmanın bir gereği olarak özel kanunları gereğince devlet tarafından kişilere
geçerli olarak satılan taşınmazların tapu kayıtlarının geçerli kabul edilmesi,
bu yerler hakkında açılmış davalardan vazgeçilmesi hükmü getirilmiştir. Yine bu
Kanun’la, 2/B alanları hakkında hazine tarafından kişiler aleyhine açılması
gereken davaların açılmaması ve açılmış davaların da devam edenlerin de
durdurulması hükmü getirilmiştir.
Sonuç olarak, 2/B
taşınmazların yoğun olarak bulunduğu 38 ilde toplam 450 bin kullanıcı
mevcuttur. Bunlardan başvuru sayısı 30 Ekim 2012 tarihi itibarıyla 390.651’dir.
Yani, yaklaşık yüzde 86’ya tekabül etmektedir. Başvuru süresinin üç ay
uzatılmasının amacı da bu kolaylıklara rağmen başvuruda bulunmamış vatandaşlarımızın
mağduriyetinin giderilmesidir. Bu Kanun özel bütçeye gelir elde etmek için
çıkarılmamıştır, yıllardır kangren olmuş sosyal bir sorunun çözülmesi
amaçlanmıştır. Bu alanlardan hiçbir bedel alınmaması ise sosyal bir devlet
anlayışıyla da bağdaşmamaktadır. Orman köylerinin kalkındırılması ve onların
orman kaynaklarından en yüksek seviyede faydalandırılması çalışmaları
sürdürülmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizde 2/B ile son otuz yılda orman dışına çıkarılan alan
410 bin hektardır. Buna karşılık ülkemizde son otuz yılda orman alanı 1,4
milyon hektar artmıştır. Yani otuz yılda 2/B’yle kaybedilen alan, orman
alanımızın yüzde 2’si, buna karşılık orman alanımızın artışı da yüzde 7’dir.
Diğer yandan ülkemizde her yıl 2/B’yle kaybedilen alan kadar bir bozuk ve
çıplak alan imarla ıslah edilmekte ve ağaçlandırılmaktadır. Bu konuda hiçbir
kaynak sıkıntısı yaşanmamaktadır. Ülkemiz
son beş yılda dünyada orman varlığını artıran nadir ülkelerden birisi
hâline gelmiştir. Bu da AK PARTİ Hükûmetinin orman köylümüze, ormanlarımızın
gelişmesine verdiği önemin bir sonucudur.
Bu Kanun’un amacı devlet
bütçesine gelir elde etmek değil, sosyal bir yarayı tedavi etmektir. Bundan
dolayı da bu genel görüşme önergesinin aleyhine olduğumuzu bildiriyor, yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerisi lehinde söz isteyen İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP
sıralarından alkışlar)
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 25 Nisan 2012 tarihinde Cumhurbaşkanı
tarafından onanan, Resmî Gazete’de 26 Nisan 2012 tarihinde yayımlanan 6292
sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman
Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım
Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun, uygulamalarındaki aksaklıkların
araştırılması için Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verilen genel görüşme
açılmasıyla ilgili lehte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Zannediyorum ki bu yasa
görüşülürken Sayın Orman Bakanı, zaten konuyu kendi üzerine hiç almadı, burada
da dinleme nezaketinde de bulunmuyor bana göre. Çünkü bu bir genel görüşme ve
Orman Bakanlığını ilgilendiren bir konu ama her konuda olduğu gibi maalesef bu
konuyu da ciddiye almadıklarını ifade ederek, üzülerek sözlerime başlamak
istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bu
2/B yasasıyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve
Adalet ve Kalkınma Partisi ortaklaşa bu yasanın gerçekleşmesi konusunda
hemfikirlerdi. Hatta, bu konuyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisinin bir barış
anlamında, yıllarca kangren olan bu konunun çözülmesi için çaba sarf ettiğini
de hepimiz biliyoruz. Alt komisyondaki görüşmeleri dikkate alırsak sadece bir
konuyu hatırlatmak istiyorum: Rayiç bedellerinin yüzde 70’inin yüzde 50’ye
düşürülmesi konusunda tüm partilerin anlaşmasına rağmen komisyon üyelerinin bu
konudaki çalışmaları maalesef hiçe sayılmış ve Genel Kurulda bu tekrar yüzde
70’e çıkarılmıştır. İşte Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konulardaki
hassasiyeti burada olduğu gibi alt komisyonda da görülmüştür.
Bir hatırlatma ihtiyacı da
hissediyorum. Neden? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu barış projesini
söylediğimiz zaman bazı önerilerimiz olmuştu. Ne demiştik? “Belediye ve mücavir
alan sınırları içerisinde, üzerinde konut bulunuyorsa ve bir tane konutu varsa
bunların emlak vergisi üzerinden, birden fazla varsa rayiç bedeli üzerinden.”
demiştik. Yine demiştik ki: Belediye ve mücavir alan içerisinde bulunan tarımla
ilgili bir sanayi tesisi varsa bunlarla ilgili emlak vergisi üzerinden, eğer belediye
mücavir alanları dışında ise bu alanların, bunlar orman köylüsü ise bunlara
bedava verilmesi veya tarım yapıyorsa bunlara yine emlak vergisi üzerinden verilmesini
alt komisyonda, komisyonda ve burada saatlerce anlattık ama maalesef hiç kimse
bu konuları dikkate almadı, ellerine verilen matbunun yasalaşması için ne
gerekiyorsa onlar yapıldı değerli arkadaşlarım. Sonra, bizim yine bu konuyla
ilgili önemli itirazlarımızdan bir tanesi de, Orman Bakanlığının, Sayın Bakanın
olmadığı bir dönemde, o zaman da Orman Bakanlığını savunarak dedik ki: Buradan
elde edilecek gelirlerin büyük bir kısmını orman alanlarının yeniden tesis
edilebilmesi için bu Orman Bakanlığına verelim. Ama gelin görün ki arkadaşlar,
bu şekilde yapılmadı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına, ki o günlerde… Şimdi
de yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oldukça revaçta çünkü öyle güçlü konumda
oldular ki, aynı bu yasadaki gelirlerin haricinde istediği konularda istediğini
yapma hakkına sahip oldular. Tabii ki Orman Bakanlığı da bu konuda burada
olmadığı gibi, hiç sesini çıkarmadan hareket etti.
Değerli arkadaşlar, biz bu
yasalarla ilgili görüşmelerimizi ifade ederken bu sıkıntıların olacağını hep
beraber konuştuk, hepimiz biliyorduk ve bölgelerimize gittiğimiz zaman 2/B’yle
ilgili sıkıntıların had safhada olduğunu yine arkadaşlarımızdan, çiftçilerimizden
aldık. Neler vardı, bir de o konulara girmek istiyorum.
Ben Bursa Milletvekiliyim.
Toplam 13.593 parselimiz vardı ve 46 milyon 835 bin metrekarelik de bir alanda
2/B arazisi vardı. Ben 2/B’yle ilgili yoğun olan köylere gittim arkadaşlar ve
buradaki vatandaşlarla toplantılar yaptık, görüşmeler yaptık Gemlik’te,
Küçükkumla’da, Kumla’da, Yeniköy’de. Şunu ifade etmek istiyorum: Hiç kimse bu
konuyla ilgili neler yapılacağı konusunda, ilgililer, mal müdürleri, ve
defterdarlar ağız birliği etmişçesine cevap vermiyordu. Dilekçeler hazırladık,
hiçbir dilekçeye, o vatandaşlara cevap verilmedi çünkü rayiç bedellerinin
açıklanmasını istemiyorlardı. Rayiç bedellerini açıklarlarsa bir şeffaflık
olurdu, bu şeffaflık da AKP’nin, her zaman olduğu gibi, işine gelmiyordu.
Ne oldu arkadaşlar?
Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu dilekçelere şöyle cevap verildi, dendi
ki…Buranın altını özellikle çizmek istiyorum, değerli milletvekili
arkadaşlarımın da bu konuyu duymalarını istiyorum- “Temmuz ayının sonuna kadar”
tekrar söylüyorum “Temmuz ayının sonuna kadar, biz, 2/B arazilerini
belediyelere yazdık, TOKİ’lere yazdık. Belediye ve TOKİ’ler, imar planına
bakacak, bu alanlara bakacak, hoşuna gidenleri…” Maddede var, Kanun’da var,
itiraz etmiştik. Orada alacak veya yandaşlarına vermesi gerekiyorsa o kısımları
o 2/B satışının içinden çıkaracak, geri kalanlara müsaade edecek. Yani ağustosa
kadar –nisanda çıkan bu Yasa’ya rağmen- dilekçelere cevap verilmedi.
Sonra ne yapıldı arkadaşlar?
Bu dilekçelere cevap verilmedi, belediyelere yazıldı, rayiç bedeller şöyle
ifade edildi ama bu da anlatılmadı. Bununla ilgili, Bursa milletvekilleri de
burada, ilgililere açıp sorabilirler. “Rayiç bedelleri size anlatmak veya söylemek
durumunda değiliz. Ne yapacaksınız? Dilekçe vereceksiniz, 2 bin lira veya bin
lirayı yatıracaksınız, biz ondan sonra size belli bir süre sonra cevap
vereceğiz.” Yani bu defa çiftçi geliyor, 2/B’li arazisi olan, yıllarca olan
vatandaş “Ben nasıl hareket etmeliyim. Siz benim yerime koyun. Ben 2 bin lirayı
vereceğim, yarın benim alamayacağım bir fiyat, bir rayiç bedel çıkarsa ben ne
yaparım?” ifadesini kullanmışlardı ve bu bakımdan oldukça sıkıntılı bir durum
vardı.
Sonra ne oldu arkadaşlar?
Sayın Bakan, bu konunun hiç uzatılmayacağını ifade ediyordu ama gelin görün ki
bu kadar Maliye Bakanlığının ifadelerine rağmen tekrar bu Yasa üç ay uzatıldı.
Peki, bu üç ay içerisinde gerekenler yapılacak mı? Hayır. Çünkü ortada “Rayiç
bedellerin açıklanması” diye bir durum söz konusu değil, şeffaf bir durum söz
konusu değil. Bu bakımdan, vatandaşlarımız bekleme durumunda. Peki, o zaman,
Sayın Maliye Bakanlığı defterdarlarına talimat verin, eğer 2/B’deki vatandaşlar
size gelmekten çekiniyorsa, siz evraklarınızı alın lütfen köylere gidin. Evet,
o köylere de gittiler ama bugün Bursa’da yüzde 40 dolayında müracaat var ama bu
bir görüşme olarak değil, sadece dilekçe olarak verildiğini ifade etmek
istiyorum. Ancak, bu Hükûmetin bundan da şöyle bir avantajı olduğunu ifade etmek
istiyorum çünkü zannediyorum ki -dilerim gerçekleşmez- büyükşehir belediye
yasası gerçekleştiği zaman buradaki köylerin hepsi mahalle olacak. Arkadaşlar,
mahalle olunca da bugün bin lira olan müracaat 2 bin liraya çıkacak.
Zannediyorum ki, Hükûmetin de en fazla üzerinde durduğu konu budur. Çünkü
nedir? AKP Hükûmetinin ormanla, orman işçileriyle, tarımla ilgili düşünceleri
herkes tarafından bilinmektedir.
Bu bakımdan, bu genel
görüşmenin yapılması gerçekten, orman köylüleri için, sıkıntıda olan köylerimizin
önünü açması için önemlidir. Bu bakımdan lehte olarak konuştuğumu ifade ediyor,
hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ALİ ERCOŞKUN (Bolu) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
6292 sayılı, kısaca kamuoyu
tarafından 2/B Yasası olarak bilinen Kanun ile ilgili, MHP Grubu tarafından
verilen bu Kanun’la ilgili sıkıntıların gündeme alınmasına dair grup önerisi
aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
bildiğiniz gibi Türkiye'nin yüzde 27’si ormanlarla kaplı -biraz önceki
konuşmacıların söylediği gibi- fakat milletvekili olma onurunu, gururunu
yaşadığım Bolu’muzun yüzde 63’ü ormanlarla kaplı ve Bolu’daki 492 tane
köyümüzün çok büyük bir kısmı, bu ormanlarla, bugüne kadar bu ormanların
gelmesi noktasında çok ciddi bir vefa, cefa çekmiş köylüler ve bu köylülerin
bugüne kadar yaşadığı çok büyük bir sorundu bu 2/B olarak adlandırılan sıkıntı.
Yani orman vasfını kaybetmiş arazilerin mülkiyet sıkıntılarının çözülmesi
hepimizin, bütün partililerin ortaklaşa irade ortaya koyduğu bir sıkıntıydı ve
çıkartılan bu yasayla birlikte bu sıkıntının ortadan kalkması noktasında çok
ciddi bir adım atıldı ama sonuçta ortada Türkiye'nin tamamını ilgilendiren
ciddi bir mesele var ve bu meselenin uygulanmasıyla alakalı da bazı sıkıntıları
bizler de yapmış olduğumuz ziyaretler
esnasında çok net bir şekilde gördük.
Özellikle bu sıkıntıların
başında fiyat tutarsızlığı geliyor bazı yerlerde. Başvuru tarihi noktasında
sıkıntılar vardı çünkü başvurunun yapılmasıyla ilgili bir bedel yatırılması
gerekiyor idi ki bazı yerlerde bu bedel belirlenecek fiyatın, belirlenmeyen şu
ana kadar ama tahminen belirlenecek fiyatın da üstünde bir bedeldi.
Dolayısıyla, bununla alakalı sıkıntıları bizler de özellikle yaz aylarında köy
ziyaretlerimizde net bir şekilde gördük. Fakat geçtiğimiz günlerde Maliye
Bakanlığımızın yayınlamış olduğu bir tebliğ var hepinizin bildiği gibi. Belki
de bu tebliğden haberdar olunmadan bu gündeme alınma önerisi getirilmiş
olabilir MHP tarafından, malumunuz olduğu üzere. Çünkü Maliye Bakanlığının
yayınlamış olduğu tebliğde başvuru bedelinin başvuru süresinin sonuna kadar
yatırılması şartıyla, bedel alınmadan başvuru yapılabiliyor yani 30 Ekimde sona
eren ama üç aylığına uzatılan bir süre var hepinizin bildiği gibi. Bu süre
sonuna kadar herhangi bir başvuru bedeli yapılmadan, köylümüz, 2/B’den
yararlanmak isteyen her insan
başvurusunu yapabiliyor. Bu ne demek? Bu üç ayın sonuna kadar fiyatlar da
belirleneceği için eğer bu fiyatın altındaysa zaten üst rakam ödemeye gerek
kalmadan üstündeyse bu rakam mahsup edileceği için hiçbir başvuru bedeli
olmadan vatandaşımız bu işlemi gerçekleştirebiliyor demek. Bu tebliği Maliye
Bakanlığının hazırlama sebebi sahadan alınan bu sıkıntıların bire bir ortadan
kalkmasıyla alakalıydı.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) –
Bolu’da kaç başvuru oldu, Bolu’da?
ALİ ERCOŞKUN (Devamla) -
Çünkü burada para kazanmaya yönelik, günü kurtarmaya yönelik bir çalışmayı
değil bir sıkıntıyı, çok uzun süreden beri gündemde olan bir sıkıntıyı ortadan
kaldırmaya yönelik bir yasa çalışmasıydı bu. Bu tebliğle beraber özelikle bu
konunun çözüme kavuşması, Bolu olarak Bolu’daki birçok köylüden aldığımız bu
sıkıntıların giderilmesi bizleri sahada oldukça rahatlatmış durumda.
Fiyat tutarsızlığıyla alakalı
ise bildiğiniz gibi belirlenen fiyatlara itiraz etmek mümkün.
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) -
Fiyatları açıklamadılar ki! Fiyatları açıklamadılar daha fiyatları!
ALİ ERCOŞKUN (Devamla) -
İtiraz neticesinde tutarsızlıkları belirterek farklı yani bir yandaki ilçe ile
mevcut ilçe arasındaki fiyat farklılığını belirterek yeniden tespit ettirmek
mümkün.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) –
Bolu’da kaç tane mağdur insan var?
ALİ ERCOŞKUN (Devamla) -
Bununla ilgili mekanizmayı da bizler Bolu’da çalıştırdık, sizler de çok rahat
çalıştırabilirsiniz.
Ben gündemimizin önemine
binaen daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Bildiğiniz gibi, bir an önce
büyükşehir belediyesiyle alakalı kanunla ilgili çalışmak durumundayız.
Dolayısıyla, bu sıkıntının büyük ölçüde çözüldüğünü tekrar ifade ederek
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerisini oylarınıza sunuyorum…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN - Karar yeter sayısı
istendi, arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 16.04
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.13
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, öneriyi tekrar
oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
3.- CHP Grubunun, 17/4/2012 tarihinde Adana Milletvekili
Ümit Özgümüş ve 30 milletvekili tarafından kalkınma ajanslarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun
7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi 07.11.2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun,
07.11.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları
arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
Emin
Ülker Tarhan
Ankara
CHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
Adana Milletvekili Ümit
Özgümüş ve 30 Milletvekili tarafından, 17.04.2012 tarihinde, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına "Kalkınma ajanslarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma
Önergesinin (379 sıra nolu), Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen
diğer önergelerin önüne alınarak, 07.11.2012 Çarşamba günlü birleşimde
sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi
Grup önerisi lehinde söz isteyen Ümit Özgümüş, Adana Milletvekili. (CHP
sıralarından alkışlar)
ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Kalkınma ajanslarıyla ilgili
verdiğim önergeye geçmeden önce araştırma önergesinden ve burada çıkarılan
kanunlardan bence çok daha önemli bir konuya değinmek istiyorum.
Perşembe gecesi burada bir
sahtekârlık yapıldı. Perşembe gecesi sayım yapılırken AKP’den burada olmayan
milletvekilleri adına, olmayan milletvekillerinin adı yazılarak sahte oy
pusulasıyla bu Mecliste çoğunluk sağlanmaya çalışıldı. Bu, üzerine yatılacak ve
unutturulacak bir olay değil. Buraya çıkan sayın milletvekilleri konuşması
sırasında “Sayın Başkan ve yüce Meclisin değerli üyeleri” diyor. Burada oy pusulasında
sahtekârlık yapılan bir yerde yücelikten bahsedilemez. Onun için, bugün,
gelişen teknolojide, balistikte bu sahte imzaları, sahte isimleri kim yazdı,
onları ortaya çıkarmak on dakikalık iş. Bunlar ortaya çıkıncaya kadar ve bir
yaptırım yapılıncaya kadar, Meclis Başkanlığı makamı ve dolayısıyla Meclis
şaibe altındadır. Bunun peşinde olacağız. Öncelikle bunu söylemek istiyorum.
Ben, kalkınma ajanslarıyla
ilgili araştırma önergesi üzerine söz aldım.
Daha önceki yıllarda Türkiye
ekonomisinin önemli sorunlarından bir tanesini dile getiriyorduk ben o zaman
sanayi odası başkanıydım. Türkiye’de yatırım yapacak olan yerli ve yabancı sermayenin
Türkiye’de hangi konuda yatırım yapacağını, önümüzdeki yıllarda Türkiye
ekonomisinin hangi konularda rekabetçi olacağı yönünde, Türkiye’de, cevap
verebilecek, yerli ve yabancı yatırımcıya, girişimciye cevap verebilecek bir
tek kurum yok; Devlet Planlana Teşkilatı, valilikler, üniversiteler, Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliği veya başka kurumlar…
Bu anlamda, kalkınma
ajansları yasası taslağı hazırlandığında gerçekten çok sevindik ama taslağı ele
geçirdiğimizde kalkınma ajansları yasasının yanlış olduğunu ve çamura
batacağını söyledik. O zamanki Bakanımız Sayın Abdüllatif Şener’di, Odalar ve
Borsalar Birliğine davet ettik. Yasanın nerelerde yanlış olduğunu ve nerelerde
çamura batacağını kendisine izah ettik. Bizim eleştirilerimizi, önerilerimizi
kabul etti ve yanında bulunan bürokratlara “Sayın Başkan doğru söylüyor, yasayı
bu şekilde düzeltin.” dedi, sevinerek gittik, ama yasa çıktığı zaman bir tek
noktasının, virgülünün değişmediğini ve bürokrasiden gelen taslak şekliyle
yasalaştığını gördük ve bugün kalkınma ajansları ne yazık ki çamura batmış
durumda, kaynak israf eden bir yapı durumunda.
Kalkınma ajansları, ne
yapacağını bilmediği için, ne yazık ki mış gibi yapıyor, yapmaması gereken
işlere kaynak harcıyor.
Temel yanlışları ana
başlıklar altında söyleyeyim, zaman çok kısa.
Birincisi: Kalkınma
ajanslarının görev tanımı çok yanlış. Anonim şirketlerde “İştigal konusu” diye
bir madde vardı son Ticaret Kanunu’nda, değiştirilmeden önce, anonim şirketler
sadece o konuda faaliyet gösterebilirdi. Daha sonra ihtiyaç olur diye anonim
şirketlerin ihtiyaç konusu şöyle çıkardı: Döküm, makine, ticaret, zirai
aletleler, otelcilik, tarım ve benzeri işler. Kalkınma ajansları da aynı
şekilde, kalkınmayla ilgisi olmayan birçok konuda, devletin diğer kurumlarının
konusu olan bir çok konuda faaliyet gösterecek şekilde çıktığı için yasa, bugün
gerçekten kendi işlevinden uzaklaştı. Belediyelerin yapacağı işler, Gençlik ve
Spor İl Müdürlüğünün yapacağı işler, İl Özel İdaresinin, valiliklerin yapacağı
işler bu kanunun kapsamı içerisine alındı ve yanlışlıklar o günden bugüne diz
boyu devam ediyor. Gerçekten kalkınmayla ilgili projeler üretemediği için,
kalkınmayla ilgili şeyler yapamadığı için… Bakın, birkaç tane ana başlık
söyleyeyim. En azından benim bir dönem yönetim kurulu üyeliği yaptığım Çukurova
Kalkınma Ajansıyla ilgili bir iki örnek vereyim. Hibe para verdiği, hibe destek
verdiği projelerden bir tanesi; Ceyhan’da belediyenin teknik şartnamesini
değiştirmesi gereken “Depreme dayanıklı dükkân projesi”, Silifke’de “Bana bir
nota öğret projesi” köy kadınlarına nota öğreteceğiz! Yine “Dört mevsim
yüzüyorum projesi” yine aynı şekilde Tarsus’ta, Tarsus Tenis İhtisas Derneğine
“Raket tutan eller projesi.”
Değerli arkadaşlar, insanlar
açlıktan ölürken, -Başbakanlığın önünde bugün birisi kendisini yakmış- insanlar
açlıktan, işsizlikten kendisini yakarken, Adana’da göçle gelen sorunları
çözemezken, memleketteki tuzu kuru insanlara, Tarsus Tenis İhtisas Derneğine
kalkınma ajansları para verip, bunu da kalkınma olarak faaliyet raporuna
koymaya çalışıyor.
İnsanlar tenis de oynasın,
insanlar yüzsün de insanlar nota da öğrensinler ama bırakın bunu başka kurumlar
yapsın. Bizim Gençlik ve Spor Bakanımız restorasyon işleriyle uğraştığından,
AKP’li belediyelere araba satmaya çalıştığından, herhâlde orada eksik görüp,
bunu kalkınma ajanslarıyla tenis ve yüzme öğreterek kapatmaya çalışıyorlar.
Değerli arkadaşlar, bir örnek
daha vereyim zaman çok dar. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nin, Organize
Sanayi Bölgesi Müdürlüğünün yazılımı için kalkınma ajansları hibe desteği
veriyor. Türkiye’nin kaymak tabakası, holdinglerin bulunduğu bir Organize
Sanayi Bölgesi, yazılımı için para ayıramıyor, kalkınma ajansları para veriyor.
Bir başka yanlışlığı daha
var; o da kendin pişir, kendin ye sistemi. Kalkınma ajanslarının yönetiminde
valilikler var, belediye başkanları var, sanayi ticaret odaları var, il genel
meclisi başkanları var.
Yine kalkınma ajansının
bütçesinden bu kurumlara da sürekli olarak hibe destek veriliyor. Adana
Büyükşehir Belediyesi, kendi bütçesinin dışında, Yönetim Kurulunda olduğu
Çukurova Kalkınma Ajansından 600 bin lira destek alıyor, sanayi odaları da
alıyor. Mersin Sanayi Odası, Mersin Belediyesi de alıyor ya da o bünye
içerisinde bulunan kamu kuruluşları kalkınma ajanslarından hibe destekler alıp,
kamunun yapması gereken işleri yapıyorlar. Eğer gerçekten oradaki sağlık
müdürlüğüne, gençlik ve spor il müdürlüğüne para verilecekse, ne diye bu kadar
büyük organizasyon kuruldu kalkınma ajansları adına. Yanlışlıklar üst üste
gidiyor. Yönetim yapısında sıkıntılar var. Yerel kalkınma modeli olan bir
yapıda valiler yönetim kurulu başkanları, büyükşehir belediye başkanları,
yönetim kurulu üyeleri, il genel meclisi başkanları, sanayi ve ticaret odaları
genel başkanları…
Bakın, TR 90 bölgesi altı ili
kapsıyor; Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Giresun, Ordu. Bir yönetim kurulu
düşünün ki, aynı yetkilere sahip 6 vali, 6 büyükşehir ya da belediye başkanı,
ticaret ve sanayi odası başkanı ve il genel meclisi başkanı. Tabii, böyle bir
yönetim yapısından da ne yazık ki verimli kararlar çıkmıyor.
Genel sekreter ataması… Diyor
ki Kanun: ”Yönetim Kurulu Genel Sekreterini atar, ancak müsteşarın iznine ve
onayına tabi.” Yani bir memlekette güvenliğini, yapısını, imarını, her şeyini
teslim ettiğiniz valiler, büyükşehir belediye başkanları, il genel meclisi,
sanayi ve ticaret odası başkanları bir genel sekreteri atayamıyor,
müsteşarlığın onayına tabii. Bu da şu anlama gelir: Müsteşarlığın istemediği
kimseyi atayamazsınız, genel sekreterleri biz tarikat, cemaat esasına göre
buradan göndeririz onları atamak zorundasınız. Nitekim bugünkü uygulama da bu.
Ne yapmalı? Kalkınma
ajansları, bir defa, Ankara’dan gelen avantayı yanlış, verimsiz projelere
dağıtmak yerine, proje üreten mutfak hâline gelmeli. Yani kalkınma ajansının
tanımını bana yap derseniz eğer; ilgili ve sorumlu olduğu ilin doğal
kaynaklarını, teknoloji kaynaklarını, beşeri kaynaklarını doğrudan yatırıma
yönlendirebilecek en kısa yoldan gitmeli. Bunun için önce bir envanter yapmalı,
ondan sonra o envanter üzerinden önümüzdeki yıllarda hangi konularda rekabetçi
olabileceğini yatırımcıya, yerli veya yabancı yatırımcıya önüne proje olarak
koyabilecek bir yeni yapılanmaya gitmek zorunda. Bunun yanında mutlak surette
teşvik uygulamayla kalkınma ajanslarının da aynı otoritenin altında, aynı
bakanlıkta, aynı dairede birleşmesi lazım. Şu anda davul başkasının elinde,
tokmak başkasının elinde. Yani kalkınma ajansları, hangi konuda yatırım
yapılacağını mutfak çalışmasıyla ortaya çıkarmalı ve teşvik onun üzerine verilmeli;
bu iki kurumun da birleştirilmesi gerekir.
Değerli arkadaşlar, kalkınma
ajanslarında yolsuzluk da var, kalkınma ajanslarında usulsüzlük de var. Biraz
önce Sayın Bakanımızı, Kalkınma Bakanımızı gördüm ama şu anda burada yok -ben
bu konuşma yapacağımı kendisinin özel kalemine ilettim- onu da zaman kalmadığı
için önümüzdeki günlerde, olmadı bütçe geldiği zaman Sayın Bakanın kendi
imzasıyla, Cevdet Yılmaz Kalkınma Bakanı imzasıyla nasıl suistimal yapıldığını
da burada sizlere anlatırım.
Kalkınma ajansları meselesine
2008’den bu yana kadar 1,5 milyar Türk lirası para harcandı, getirisi yok
denecek kadar az. Onun için bu bir siyasi araştırma önergesi değil, sonuç
olarak da hepimizi ilgilendiren bir araştırma önergesi. Olumlu oy vermenizi
bekliyor ve saygılar sunuyorum.(CHP sıralarında alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi aleyhinde söz isteyen Ercan Candan, Zonguldak Milletvekili. (CHP
sıralarında alkışlar)
ERCAN CANDAN (Zonguldak) –
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisince verilen,
kalkınma ajanslarıyla ilgili Meclis araştırma önergesi hakkında AK PARTİ Grubu
adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kalkınma ajansları, 5449
sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında
Kanun çerçevesinde Bakanlar Kurulu kararıyla aşamalı şekilde yirmi altı bölgede
kurularak faaliyetlerini yürütmektedir.
Şimdi, bu kalkınma
ajanslarının gerçekteki esas amacı bölgesel gelişmişlik farklılıklarını elimine
etmek için, oradaki üniversite, sanayici ve diğer kamu kuruluşlarının bir araya
gelerek bu seviyeyi daha “uniform” hâle getirmesi için kurulmuş bir ajanstır.
Bunun esas gayesi, çeşitli alanlarda farklılaşmış destek mekanizmaları
vasıtasıyla bölgelerin gelişmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır bu.
Şimdi, tabii bu, 2006’da
çıkmasına rağmen kanun, 2008’den beri faaliyet göstermektedir yani daha dört
sene geçmiştir arkadaşlar. Dört sene, bir araştırma ve geliştirme faaliyeti
için dört sene çok kısa bir süredir. Bir doktora çalışması için bile yasal olarak
verilen süre dört yıldır. Yani herhangi bir inovasyon yapabilmeniz, bir çalışma
yapabilmeniz ve bu çalışmadan verim alabilmeniz için sizin minimum zaten dört
yıla ihtiyacınız var. Dört yıldan sonra esas çıktıları görmeye başlıyorsunuz.
Onun için bunlar üzerinde konuşmak için çok çok erken, çok çok yeni bir ajans
bu ajans. Tabii ki, kuruluşta bazı ufak tefek hatalar olmuştur.
Daha da enteresanı burada, bu
kanun çıkarken Sayın Kılıçdaroğlu da bu kanunda Plan Bütçede iken alt
komisyondaymış da ve onun da katkıları aynı zamanda bu kanunda yer almaktadır,
o da burada mevcuttur.
Tabii, ben kısaca birkaç tane
örnek vermek istiyorum, çok fazla vaktinizi almak istemiyorum bununla ilgili.
Şimdi, hep negatif yönleri konuşuldu, ben bir de pozitif yönünden bahsetmek
istiyorum. Benim bölgem Zonguldak, Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde -küçük bir
ilçedir bu ilçe- burada küçük ve orta ölçekli bir KOBİ. Bunu, kalkınma ajansı
BAKKA, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı, yaklaşık 400 bin liralık bir yardımda
bulunmuş bu kuruluşa. Bu 400 bin liraya karşılık arkadaşlar, bakın, Türkiye’de
ilk defa 8 inçlik boru profili imalatı yapılmıştır. Bunun karşılığında yıllık
1,5 milyon avroluk ihracatta bir artış meydana gelmiştir, istihdamda artış
meydana gelmiştir ve bu küçük firma şu anda 26 ülkeye ihracat yapar durumdadır.
Yani biz bardağın sadece boş tarafına bakıyoruz, bir de dolu taraflarına
bakmamız gerekiyor.
Yine benim görev yaptığım
daha önceki ilde, Bilecik’te -ben aynı zamanda oradaki BEBKA’da üst kurul
üyesiydim- Bozüyük’teki bir orta ölçekli firmaya verilen bir destekle -yaklaşık
323 bin destek verilmiş, küçük bir destek ama- bunların yıllık satış tutarında
yüzde 31’lik bir artış meydana gelmiş, yüzde 20 kârlılık oranında bir artış
meydana gelmiş, yüzde 40 istihdam artışı meydana gelmiş. Yani Anadolu’da o
kadar küçük firmalar var ki küçücük desteklerle aslında büyük işler yapabilecek
firmalar. Onun için bu kalkınma ajansları gerçekten yerinde olan, olması
gereken ajanslar ve hakikaten görevlerini yapıyorlar mı? Evet, yapıyorlar ama tabii
ki eksiklikler var. Bunların da biz zamanla üstesinden geleceğiz. Tabii ki bazı
yanlışlıklar var, olabilir ama dediğim gibi, arkadaşlar, dört yıllık süreçte bu
çok çok düşük.
Bir de arkadaşlarımızın söylediği bir şey daha
var. Diyor ki: 1,5 milyar liralık burada bir masraf yapılmış. Devletin verdiği
1,203 yani 1 milyar 203 bin lira; özelin de verdiği, yani diğer katkıların da
verdiği 500 milyon lira. Yaklaşık 1,7 milyar liralık bir harcama yapılmış
burada. Bunu Almanya’yla kıyasladığınızda bu denizde damla bile değil.
Almanya’nın eğitim ve öğretime harcadığı, araştırmaya harcadığı 2013 yılı
bütçesi yaklaşık 14 milyar avro. Yani 14 milyar avro nerede, bizim şu anda
konuştuğumuz 1,5 milyar lira yani 500 milyon avro nerede? Tabii ki vereceksiniz
çünkü vermeden almak ancak Allah’a mahsus. Dolayısıyla, bir şeyler
vereceksiniz, ihracatı artıracaksınız, bunlar çok yerinde.
Ben sözü çok fazla uzatmak
istemiyorum. Burada sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Ajanslar kuruluş
sürecini daha tamamlamamıştır arkadaşlar. Kurumsallaşma sürecinde mesafe
alınmış ve derinleşme ve uzmanlaşma sürecine geçilmiştir. Burada yaklaşık 900
kişi çalışıyor ve bunun yarısından fazlası yüksek lisans ve doktoralı insanlar
yani bir tür beyin gücü var burada. Bunlar tabii ki zamanla oralara bir tür yol
göstereceklerdir o az gelişmiş bölgelere ihracatın artışını zamanla
görüyorsunuz, 140 milyar dolarlık ihracatı biz boşuna yapmıyoruz. Buraların
etkisi çok çok fazla arkadaşlar.
Onun için ajanslar, analiz ve
strateji çalışmalarıyla bölgelerin üstünlüklerini ortaya çıkaracak, bu
potansiyelleri değerlendirecek ve 2003 hedefine ulaşması için elinden geleni bu
ajanslar yapacaktır. Ufak tefek hatalar vardır, bunlar düzeltilecektir
arkadaşlar.
Bu Kanun oldukça yeni fakat
verimli bir kanundur. Bu noktadan CHP’nin grup önerisine katılmadığımı ve
önergenin aleyhine oy kullanacağımı bildirir, yüce Meclise ve milletime
saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.(MHP
sıralarından alkışlar)
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Teşekkürler Sayın Başkan
Değerli milletvekilleri,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisinin lehinde söz aldım.
Değerli arkadaşlarım, bu
kalkınma ajansları konusu önemli bölgesel kalkınma açısından ancak hakikaten
ciddi bir araştırma, inceleme yapılması gerekiyor. Bunu sadece ben söylemiyorum
–Sayın Bakan demin buradaydı, gitmiş- daha yeni İnternet’e düşen haberde Sayın
Cumhurbaşkanımız altı tane konuda araştırma, inceleme istemiş, maddelerden bir
tanesi kalkınma ajanslarıyla ilgili.
Bizler söylüyorduk, birazdan
ayrıntılarına da değineceğim ama demek ki bu konunun araştırılıp, incelenmesi
gerekiyor ki Sayın Cumhurbaşkanı da Devlet Denetleme Kuruluna bu talimatı
vermiş. Bizim buradan biraz utanç duymamız lazım çünkü asıl denetlemesi gereken
yer biziz, bütçeyi veren biziz, o kurumları kuran biziz -biz derken, yani
yasama, siz, hepimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisini kastediyorum- o denetimleri
bizim yapmamız gerekirken Cumhurbaşkanımız bu talimatı vermiş yani herhâlde
durup dururken de “bir inceleyin” dememiştir. Kendisine de birtakım duyumlar
gitmiştir.
Şimdi, burada, personelle
ilgili de, diğer hususlarda da, harcamalarla ilgili de birtakım, kafalarda soru
işaretleri var. Dün, Sayın Konya Milletvekilimiz Mustafa Kalaycı Bey -şimdi
Komisyonda, biz Plan Bütçe, biraz aşağı inip çıkıyoruz, sağ olun. Sayenizde
hepsini bütçe sürecine sıkıştırdığınız için- aynı şekilde buradaki personel
giderlerinin yüzde kaçı olduğunu soruyor. Neden soruyor biliyor musunuz? Çünkü
kalkınma ajanslarının kuruluşunda, 2006 tarihinde çıkardığınız Kanun’un 20’nci
maddesinin ikinci fıkrasında “Yıllık personel giderleri toplamının, gerçekleşen
en son yıl bütçe gelirlerinin yüzde 15’ini aşamayacağı” hüküm altına alınmış.
Şimdi, bize de, aşırı harcama
yapıldığı ve bunların aşıldığı, sürekli olarak kadrolaşma yapıldığı, sınav
sistemlerinin normalde Kalkınma Bakanlığının denetiminde olmasına rağmen, şimdi
bakıyoruz oraya uygulanan sınav yöntemiyle… Kalkınma ajanslarına personel
alınırken uygulanan sınavla ilgili -yapılıp yapılmadığı da tam olarak belli
değil- müracaatlar alınıyor, sınava niye çağrılmadığını insanlar bilmiyor. Bir
liste açıklanıp da işte “notunuz şudur, şunları aldık” falan da denilmiyor ve
bu süreçte bu ajanslar dolduruluyor. Tabii, böyle yaptığımız zaman beklenen
amaçlara ulaşmak bu çerçevede maalesef mümkün gözükmüyor değerli arkadaşlar.
Şimdi, Sayın Bakan daha iki
gün önce bir televizyon kanalına açıklama yapmış bu kalkınma ajanslarını da
içerecek şekilde, diyor ki: “Hükûmetin özgün kurumsal yapılarından bir
tanesidir. AK PARTİ Hükûmetinin kurduğu, geliştirdiği bir modeldir.” Yani tabii
ki, bizim söylediğimiz böyle değildi ama, bunlar 57’nci Hükûmet döneminde
-bizatihi arkadaşlarımız burada- benim de Müsteşar Yardımcısı olduğum dönemde
de tartışılan, bölgesel kalkınmayı geliştirmek üzere, öncesinde de, 60’larda
da, 70’lerde de tartışılan şeyler, adı farklı olabilir. Siz başından “bölge”yi
kaldırınca, “kalkınma ajansı” olunca, size ait bir proje mi oluyor? Sayın Bakan
olsa daha farklı şeyler söyleyecektim ama, burada arkadaşlarımız her zaman
savunuyorlar, kendisi de kendisi de gelip Genel Kurulda yine bizlere hitap
edebilir. Evet, doğrudur, pozitif bir amaçla kurulmuş. “Bölgeler arası
gelişmişlik farklarını kaldıralım, oralara yatırım gitsin, bunların
koordinasyonunu da bunlar yapsın.” diye kurmuşuz ama şu anda maalesef amaca
uygun gitmiyor. Bir, personel politikası yönünden gitmiyor; iki, bugün sanki
daha çok birtakım tartışmalara konu oluyor. Artı, dün gece on ikiye kadar
tartıştığımız, biraz sonra da başlayacağımız büyükşehir belediye yasasıyla,
daha doğrusu bütünşehir belediye yasa tasarısıyla beraber böyle bir federatif
yapının altyapısının oluşturulduğu endişesini bununla birleştirince o zaman
amacından saptırıldığını düşünüyor vatandaşlarımız.
Hele hele bir haber duydum
ki, eğer bu doğruysa -Sayın Bakan veya iktidardan kim varsa, ilgili bakanlar
veya grup başkan vekilleri her zaman cevap veriyorlar- burada (DAKA) Doğu
Anadolu Kalkınma Ajansının yetkilisinin kendi başına Kuzey Irak Bölgesel
Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile görüştüğü yolunda basında haber var. Böyle
özerk bir kurum hâline mi geldi? Devletin birimlerinden habersiz, Kalkınma
Bakanlığından habersiz, validen habersiz mi görüşüldü? Bu eğer doğruysa çok
vahim bir haberdir. Daha henüz bu altyapı oluşmadan siz zaten farklı bir
uygulamaya geçmişsiniz demektir değerli arkadaşlar.
Şimdi, burada, az önce Sayın
Yılmaz’ın açıklamalarına değindim. Orada bir de kalkınma ajanslarının yanı
sıra, büyümeyle ilgili de, 2023 hedefiyle ilgili de güzel şeyler söylemiş.
Tabii, arada yanlışlar ve eksikler var ama “Herkesin 2023’e sahip çıkması güzel
bir şey.” diyor. Biz de öyle diyoruz,
“Güzel bir şey.” Sonradan da olsa, sahip çıkılsa, patenti olsa da, olmasa da
cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, kuruluşunun 100’üncü yılında hepimizin bu
vizyona sahip çıkması güzel. Aynen, güzel söylemiş. Yani 2023 geçiyor bazı
dokümanlarda elbette ama yazmak başka bir şey, yapmak başka bir şey, doğru.
Şimdi, siz bunu “Yazıp, yapalım.” derken bir taraftan cumhuriyetin 100’üncü
yılını hedeflerken, cumhuriyetin 100’üncü yılına gelmeden cumhuriyetin temelini
dinamitleyecek kanunlar çıkarırsanız, bu yapmak mı olur, yazmak mı olur, yoksa
bozmak mı olur, ben anlayamıyorum.
Açıkçası, burada, önceden
yapılanlara da teşekkür etmek gerekiyor çünkü bir hakkın teslimi her zaman
önemlidir. Dün de söyledim, her sene Türkiye’nin bütçesi de büyür, büyüklükleri
de büyür doğal olarak çünkü nominal olarak artar. Her gelen hükûmet de bir
ileriye götürmekle görevlidir zaten, yoksa yerimizde sayar dururuz. Önemli
olan, onu yaparken “Ne kadarını yaptık? Hangi alanda yaptık, hangi alanda
yapamadık? Nerede yanlış yaptık? Nerede yolsuzluk, usulsüzlük yaptık?”, bunlar
önemlidir. Yapmak zorundayız, hepimiz yapmak zorundayız. Bizim de muhalefet
olarak görevimiz burada eksiklikleri söylemek, doğru yapılmasını sağlamak,
yapıcı, yol gösterici bir şekilde bu çalışmaların yapılmasını sağlamaktır.
Dolayısıyla, şimdi burada, kul hakkı yiyerek, haksızlık ederek sonra da dün
Sayın Şandır -burada galiba, Sayın Elitaş yok- bir helalleşme hususu geçmişti
hatırlarsanız.
Şimdi, size küçük bir şey
anlatmak istiyorum: Bir derviş nefisle mücadele sürecinin sonuna gelince,
tabii, her şeyden arınıyor sadece bir ihrama girmesi, elbisesini değiştirmesi
yetmiyor, gidiyor bir berbere bütün saç, sakal ne varsa tıraş oluyor. Tam
yarısındayken bir bıçkın delikanlı geliyor “Kalk oradan kabak, ben tıraş
olacağım.” Diyor, affedersiniz. Bir daha gidiyor, geliyor, her seferinde
hakaret. Hiç ses çıkarmıyor dervişliğin şanından, oturuyor, sırasını bekliyor.
Adam dışarı çıkıyor, daha birkaç metre gitmeden gelen bir at arabasının
ortasındaki şey saplanıyor ve vefat ediyor. Berber sessizce dönüp bakıyor
“Derviş efendi, biraz fazla olmadı mı?”, o da diyor ki: “Vallahi gücenmedim,
hakkımı da helal etmiştim ama o kabağın da bir sahibi var, zannediyorum o
gücendi.” Yani kibir ve kul hakkı yemenin hakikaten Allahutaala’nın en çok önem
verdiği ve bize “Kul hakkıyla gelmeyin.” dediği konulardan bir tanesi. Onun
için gelin, böyle zorlamalarla, dayatmalarla, birtakım şeylerle 57’nci
Hükûmetin hakkını yediğinizi söyledim, burada da bizim hakkımızı yiyorsunuz.
(AK PARTİ sıralarından “Ne alakası var?” sesi)
Şu anda da yukarıda Plan ve
Bütçe Komisyonu devam ediyor. Bu, hakkın ötesine geçen bir şey aslında. Ben
size kısa bir şey anlattım, madem olmadı, bir tane daha okuyayım o zaman şimdi
size. Yani önemini herhâlde anlatamadım ki arkadaşlarımız “Ne alakası var?” diyor.
Değerli arkadaşlar, Kocadere köyünde, yine Çanakkale Savaşı sırasında bir sargı
yeri kuruluyor, birçok yerden vatandaşlar, askerler koşuşturuyor. Bir tanesi
son sıkıntıda, nefesini vermek üzere; “Ölme ihtimalim çok fazla, bir pusula
yazdım, hemen arkadaşıma ulaştırın.” diyor. O arada “Ben Lapsekili İbrahim
Onbaşıdan 1 mecit borç almıştım, kendisini göremedim, eğer görürseniz söyleyin
hakkını helal etsin, ölebilirim ben.” diyor. Arkasından, bir süre sonra
komutanının kucağında vefat ediyor. Tabii, o arada hastalar, yaralılar gelmeye
devam ediyor ve bir tanesi yine, rahmetli oluyor -Allah rahmet eylesin- ve
cebinden çıkan notu, pusulayı açıyorlar, okuyorlar; aynen şöyle yazıyor: “Ben
Beybaş köyünden Arkadaşım Halil’e 1 mecit borç vermiştim. Kendisi beni göremedi.
Biraz sonra taarruza kalkacağız, belki dönemem; söyleyin arkadaşım bana hakkını
helal etsin.” Yani “Ben hakkımı helal ettim.” diyor.
Böyle bir ortamda, o savaş
ortamında dahi 1 mecidin hesabını düşünen 2 arkadaşın acıklı hikâyesini
söyledim, ki kul hakkını zayi etmek, kul hakkına riayet etmemek en büyük
günahlardandır. Kendinize de bize de eziyet etmeyin. (MHP sıralarından
alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi aleyhinde söz isteyen Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) –
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi
aleyhine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi, kalkınma ajanslarıyla ilgili. Kalkınma ajanslarındaki görev tanımını,
yönetim yapısını ve diğer konu başlıklarını içeren bir öneri getirildi.
Zonguldak Milletvekilimiz Sayın Candan’ın açıklamaları var. Ben bu konuda
tekrara girmeyeceğim ancak bir şeyin altını çizmek istiyorum, Sayın Bakanımız
da burada, kalkınma ajanslarının bugüne kadar yaptığı çalışmalarda çok ciddi
kazanımlar var ve kalkınma ajanslarında bu yıl (2012) “Analiz Yılı” olarak
kabul edildi. Bunun neden altını çizmek istedim, ne demek analiz yılı? Hangi il
neyle anılacak, bununla ilgili çok ciddi adım demek. Yine, ticari kimlik
hazırlığıyla ilgili önemli bir adım demek analiz yılı, yine altını çiziyorum.
Yani illerin 20 yıl içerisinde nasıl bir yatırım politikası izleyeceğinin önemi
demek. Bu, Avrupa ülkelerinin her birinde var yani siz önünüzü bugüne göre
değil yıllar sonrasına göre ayarlayabilirsiniz, bunu programlayabilirsiniz bu
anlamda da kalkınma ajanslarının çok değerli bir önemi var. Bütün illerin
yatırım haritasının çıkartılması, ulusal düzeyde bölgesel stratejilerin de
belirlenmesi demek kalkınma ajanslarının varlığı.
Ancak Sayın CHP
Milletvekilimizin altını çizdiği konu başlıkları da elbette çok önemli, dedi
ki: “Yapısal anlamda değişiklikler yapılabilir, görev tanımıyla ilgili bazı
değişiklikler yapılabilir.” Saygıdeğer Bakanımız da burada, bununla ilgili
elbette dikkate alacakları olacaktır. Ben, bu konu başlığının altını çizdikten
sonra da ifade edeceğim ki, Büyükşehir Belediyesi Yasa Tasarısı var, bugün için
çok önemli, bu hafta çıkarmayı öngördüğümüz bir yasa tasarısı. On üç tane yeni
büyükşehrimizin olması gündemde, mevcutlarla birlikte tam yirmi dokuz
büyükşehir ilimizi direkt ilgilendiren, onların çalışmalarını ve programlarını
direkt ilgilendiren bir yasa tasarısı.
O anlamda Cumhuriyet Halk
Partisi grup önerisi aleyhinde görüş bildirdiğimi ifade ediyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmemiştir…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Sayın Başkanım, 58’e göre bir küçük açıklama yapmak istiyorum. Dünkü tutanakla
ilgili bir yanlış bilgi var da, müsaade ederseniz hemen ya yerimden ya da…
BAŞKAN – Buyurun yerinizden…
VIII.- AÇIKLAMALAR
1.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, isminin 6/11/2012 tarihli
16’ncı Birleşim Tutanağı’na yanlış geçtiğine ve tutanağın düzeltilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, tabii “Kul
hakkı.” dedim, arkadaşların da hakkını yiyoruz çünkü dünkü tutanağa baktım,
arkadaşlardan şimdi istedim son şeyi. Bir yerde “Hüseyin Günal” yazıyor, sonra
“Mehmet Günal” sonra tekrar “Hüseyin Günal” yazıyor. Şimdi “Sayın Tanal hiç
olmazsa ‘Ahmet’ demişti.” diyorum, şimdi “Hüseyin.” Arkadaşlarımızı tabii on
ikiye kadar çalıştırırsak olacağı bu. Yani burada, tabii, yarın açılır bu,
farklı bir şekilde değerlendirilebilir. Onun için, burada söz bana ait. Aşağıda
devam ediyor, bir “Mehmet Günal” var. Siz Mersin’e gönderdiniz beni, Mersin
Milletvekili yaptınız.
BAŞKAN – Bugün Antalya’ya
getirdik efendim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Arkadaşlara da işte bu kadar çok şey olunca herhâlde bir karışıklık olabiliyor.
Onların da hakkını yiyorsunuz. Demin soruyorlardı “Kul hakkı yiyor muyuz?”
diye.
Dolayısıyla, tutanaklarda
düzeltilmesini, sonraki arşivler açısından önemli gördüğüm için…
Çok teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Alınan karar gereğince sözlü
soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi
ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı:
156)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan Devlet
Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu
raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile
Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir
baksaydınız Başkanım, bir baksaydınız “Var mı?” diye. Hiç bakmadan “Yok.” diye
geçiyorsunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu
Komisyon ne iş yapar efendim? Bakanlar niye çalışmıyorlar?
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Belki gelmişlerdir.
BAŞKAN – 3’üncü sırada yer
alan, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yine
yok.
3.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Burada, Komisyon yukarıda çalışıyor Sayın Başkanım, Plan ve Bütçe çalışıyor.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.47
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.27
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
4’üncü sırada yer alan, Büyükşehir
Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin
Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22
Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın; Aydın
Milletvekili Ali Uzunırmak’ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in; İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14
Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan…
4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe
Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili
Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile
İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786,
2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet?
Yerinde.
Evet Sayın Vural… Buyurun
Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, dün bizim bu uygulamayla ilgili, kürsünün yanına gelerek itirazlarımız
olmuştu bu raporla ilgili.
BAŞKAN – Evet.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Dolayısıyla, bu itirazlarla ilgili olarak, bu raporla ilgili görüşlerimizin
dikkate alınmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Dün usul tartışması
istediniz ancak ben söz vermiştim Sayın Önder’e.
OKTAY VURAL (İzmir) – Dün
tutumunuz hakkında efendim, söz verme…
BAŞKAN – Bir saniye…
Tartışma “Siz mi önce usul
tartışması istediniz yoksa Sayın Önder’e mi önce söz verildi?” şeklinde
gelişti. Tutanaklara baktınız galiba? Bakmadıysanız ben okuyayım:
“Başkan- Bu nedenle, tasarı,
tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten
sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümde yer alan maddeler ayrı ayrı
oylanacaktır.
Mehmet Günal – Bakın, yanlış
yapıyorsunuz. (MHP sıralarından kapaklara vurmalar, gürültüler)”
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu
açık, usul tartışmasıdır. “Yanlış yapıyorsunuz.” demek, bir usulle ilgili
hatanız olduğunu ortaya koyar.
BAŞKAN – “Başkan – Tasarının
tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Süreyya Önder,
İstanbul Milletvekili. (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar,
gürültüler)”
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.
Ama yanlış yapıyorsunuz, usul…
BAŞKAN – “Sayın Önder,
kürsüye buyurun.”
OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar
aynı zamanda gelişti Sayın Başkan. Biliyorsunuz ben orada itiraz ederken…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın
Vural.
“Oktay Vural - Sayın Başkan, usul hakkında söz
istiyorum, aleyhinize söz istiyorum. Tutumunuz hakkında söz istiyorum Sayın
Başkan, söz istiyorum.”
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet,
aynı anda olmuş bunlar.
BAŞKAN – “Başkan – Burada bir
İç Tüzük var. Lütfen yani, İç Tüzük hükümlerine göre hareket edilir.”
“Hayır efendim, usul önce
görüşülür.” dediniz.
Benim, Sayın Önder’e söz
verdiğim, burada önceden belli.
Şimdi Sayın Önder’e sözünü
verelim, sonra usul tartışmasını yapalım.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, hayır çünkü orada aynı anda oluyor, bunlar aynı anda…
BAŞKAN – Aynı anda olur mu
Sayın Vural, tutanaklara geçti.
Peki, neye itibar etmemiz
gerekir? Ama o zaman şunu yapalım yani.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, girmeden önce biz oradaydık. Tutanaklarda bir sonra yazılması
talebimizin sonra olduğu anlamına gelmez ki. Aynı anda yazamazlar zaten.
BAŞKAN – Kürsü önünde oldu
hepsi yani burada.
OKTAY VURAL (İzmir) – Aynı
anda yazabilirler mi ya?
BAŞKAN - Hepsi kürsünün
önünde oldu diyorum, tutanaklara geçti.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yan
yana mı yazacaklar aynı anda?
BAŞKAN - Bizim burada ifade
ettiğimiz şekilde de tutanaklar tanzim ediliyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır,
Sayın Başkan orada…
BAŞKAN - Ee neye itibar
edeceğiz o zaman?
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, bakın, burada yanlış yapıyorsunuz. Ben o anda neye itiraz ediyorum? Çay
kahve içmeye gelmedik oraya herhâlde.
BAŞKAN – Ama ben “Usul
tartışması açmayalım.” demiyorum. Birinci sırada söz verdiğimiz Sayın Önder
veya birinci sıradaki konuşmacı kimse konuşturalım ondan sonra usul tartışması
açacağım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, ben neden oraya geldim?
BAŞKAN - Ama oraya bunun için
gelmediniz ki Sayın Vural?
OKTAY VURAL (İzmir) – Bunun
için geldik ya.
BAŞKAN – Hayır canım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne için
geldik?
BAŞKAN - Önce usul tartışması
istemediniz.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim?
BAŞKAN – “Önce usul
tartışması açayım.” dedim, istemediniz.
OKTAY VURAL (İzmir) – O daha
önceydi efendim. Buradakiyle ilgili yanlış yapıyorsunuz, bununla ilgili
tavrınız yanlıştır, itirazlarımız var.
BAŞKAN – Peki, ne için usul
tartışması istiyorsunuz şimdi Sayın Vural?
OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim
bu konudaki itirazlarımızla ilgili.
BAŞKAN – Dün konuşuldu. Daha
konuşulacak bir durum yok ki Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) – İtiraz
ettik sadece. Konuşulmadı.
BAŞKAN – Dün ne yaptık biz
iki saat? Dün diyorum, iki saat burada ne yaptık bu yasa tasarısı görüşülmeye
başlayınca?
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, komisyon iradesinin nerede oluştuğu bilinmeyen bir raporu nasıl
görüşeceğiz? Onu diyorum.
BAŞKAN – Evet, dün burada
konuştuk, tamam. Sayın Vural, doğrudur, “Benim komisyon raporunu geri gönderme
yetkim yok.” dedim, tekrar ediyorum, yapabileceğim bir şey yok, sadece komisyon
başkanı raporu çekerse mesele değil ama görüştük içeride.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Komisyonun var, Hükûmetin var efendim. İç Tüzük 88’inci madde, Komisyonun
yetkisi var efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkanım, bakın.
BAŞKAN – Sayın Vural, bu
konuşmalar, bu tartışmalar bitti. Ben…
OKTAY VURAL (İzmir) – Usul
tartışması açıyorum efendim. Komisyon raporu hakkında usul tartışması açıyorum.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Aleyhinde.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Aleyhinde.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Lehinde.
BAŞKAN – Kim istiyor? Siz mi
istiyorsunuz? Tamam, ikiniz de.
Lehte isteyen?
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Lehinde.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Lehte Sayın Başkan.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, efendim, komisyon raporu yanlış. Bakın, şimdi, komisyonun birinci
sayfasından…
BAŞKAN – Sayın Genç, usul
tartışması açıldı bu konuda. Usul tartışması hakkında söz isteyenler konuşacak
yani.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
ben başka bir şey söylüyorum.
Bakın, şimdi, raporun başında
diyor ki: “Hükûmetin teklifi, genel gerekçe, madde gerekçeleri metin yok. Yani
Hükûmetin metni burada gösterilmemiş, ta ilerideki bir sayfada gösterilmiş.
BAŞKAN – Evet sayın
milletvekilleri, görüştüğümüz tasarıyla ilgili çeşitli yönlerden İç Tüzük’e
aykırılık iddialarının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Tümü üzerindeki konuşmalara
başlamadan önce söz konusu iddiaları dinleyip, buna göre bir usul tartışması
açacağım.
Tasarıyla ilgili iddiaları
öncelikle dinleyeceğim.
Lehine isteyen Sayın Canikli,
buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, ben aleyhte söz istiyorum.
BAŞKAN – İki lehte, iki
aleyhte yazıldı Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben
var mıyım?
BAŞKAN – Yoksunuz efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – İyi,
benim usul tartışmam ayrı.
BAŞKAN – Beş dakika süre
veriyorum Sayın Canikli.
X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’e ve usulüne uygun
düzenlenip düzenlenmediği hakkında
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, dünden
beri bu konuyu tartışıyoruz; hem Genel Kurulda sizlerle birlikte tartışıyoruz
hem de ayrıca biraz önce Sayın Başkanın odasında da tartıştık. Esasında
söylenmedik hemen hemen hiçbir şey kalmadı, herkes bu konudaki düşüncesini, kanaatini,
ne varsa hepsini ortaya koydu.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Ve hiçbirini dikkate almadınız.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Olay o kadar çok net ve tartışmasız ki arkadaşlar, bakın, önce şunu ortaya
koyalım: Elimizde bir komisyon raporu var. Komisyon çalışmalarını yapmış,
tamamlamış, bu raporu tanzim ederek Genel Kurula göndermiş.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Komisyon usulüne göre çalışmamış. Raporu okudun mu sen? Okumamışsın.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Şimdi, önce komisyon raporu üzerinde Genel Kurulun ne yapacağını ne
yapmayacağını netleştirmemiz gerekir. Genel Kurul, bu komisyon raporunu kabul
eder, değiştirebilir ya da reddeder. Tartışır kendi usulüne uygun, İç Tüzük’te
belirtilen usul çerçevesinde tartışır, değerlendirir, kabul eder, değiştirir ya
da reddeder. Başka? Genel Kurulun bu rapor üzerinde başka bir işlem tesis
etmesi mümkün değil, hukuki değil. Yani buradan yola çıkarak “Efendim şu
vardır, bu sırada değildir, o sayfa arka sayfada olacaktı.” gibi gerekçelerle
hiçbir şekilde bu raporun geriye gönderilmesi hususunda ne Genel Kurulun ne de
Genel Kuruldaki herhangi bir milletvekili arkadaşımızın bir yetkisi
bulunmamaktadır. Ayrıca, bu noktada komisyon çalışmalarında usul olarak en ufak
bir eksiklik, yanlışlık söz konusu değildir. İki tane konu var…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Nereden biliyorsun, nereden biliyorsun? Allah Allah! Aç oku
tutanakları, okuman yazman yok mu?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Şuradan biliyorum, ben size söyleyeyim, şuradan biliyorum: Tutanaklara baktım,
tutanakları inceledim. Önce, komisyon iradesi ortaya çıkmış mı?
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Kardeşim, biz bu raporu sonra gördük, sonra. Odamıza gönderdiler.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Yani şu raporda yer alan hususların bu şekilde olması konusunda komisyon
iradesi ortaya çıkmış mı? Çıkmış.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Oylar sahte, milletvekili sahte, rapor sahte!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Neden? Çünkü komisyon tutanaklarına baktığımızda Komisyon şöyle bir oylama
yapmış: “Alt komisyon raporu ve değişikliklerini oylarınıza sunuyorum:” En sonunda,
bütün bu görüşmelerden sonra. ”Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.” Tutanak olarak var mı? Var. Tutanak olarak var mı? Var. Bu konuda
herhangi bir problem var mı? Yok. Çok net bir şekilde komisyon tutanaklarında,
çalışmalarında bunu görebiliyoruz. Dolayısıyla irade ortaya çıkmış. Komisyon
iradesi yeterli çoğunlukla ortaya çıkmış.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Yapılan çalışmayla Komisyon tutanağı farklı kardeşim!
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Ya, o bizim irademiz değil, bu Komisyonun iradesi değil.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ayrıca, bu imzalar… Şu raporun altında bu imzası bulunan arkadaşların imzası
irade beyanıdır.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – O imzalar biz raporu görmeden atılmış imzalardır.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
İmzadan daha önemli irade beyanı, şekli olabilir mi? Olamaz. Dolayısıyla…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Doğruyu söyle.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla)
–Üslubunuzu düzeltin lütfen. Böyle bir tartışma olmaz.
SİNAN OĞAN (Iğdır) - Komisyon
o rapora imza atmadı.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Biz imza atmadık o rapora, doğruyu söyle.
BAŞKAN – Sayın Türkoğlu,
lütfen…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ben ne söylediğimi biliyorum. Doğruyu söylüyorum. Her şey çok açık, açın bakın
tutanaklara.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Hayır, yalan söylüyorsun! Sen orada yoktun ki bir kere, orada biz vardık.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Olmam gerekmez. Komisyon tutanaklarını aldım baktım. Bu kadar basit. Bundan
daha kolay bir şey var mı? Komisyon tutanaklarını aldık baktık, biraz önce de
okuduk.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye)- Biz söylüyoruz doğruyu. Biz Allah’tan korkarız, başkasından değil.
Doğruyu söylüyoruz, sen de doğruyu söyle.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Biraz önce arkadaşlarınız da okudu. Komisyon tutanaklarında bu iradenin çok net
bir şekilde ortaya çıktığı belirlendi, tespit edildi. Bundan yana problem yok.
Problem şu, daha doğrusu problem olarak ortaya konulan hususlardan bir tanesi
şu: “Efendim, madde numaralarını redaksiyon çerçevesinde Genel Kurulda değiştiremezsiniz.
Ya da daha doğrusu Komisyon redaksiyon çerçevesinde bu yetkiyi kullanamaz.”
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Elli kere söyledik Komisyonda. Dedik ki: “Bunu düzgün yapalım.”
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Kullanır, yetkiyi almış. Bakın, ben size daha önce çıkan aynı şekilde, aynı
yöntemle… 12 madde olarak Komisyonda görüşülmüş, Genel Kurula 36 madde olarak
gelmiş.
ENVER ERDEM (Elazığ) –
Mantıklı mı ya?
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Eski
yanlışlarını niye bize örnek gösteriyorsun? Hiçbir şeyi doğru yapmayacak
mısınız siz?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Tarih, numarasını da veriyorum: Sıra sayısı 253, Kamu İhale Kanunu ile Kamu
İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle ilgili bir kanun.
Bakın, redaksiyon yetkisi de
alınan… Bire bir, aynı okuyorum size: Tasarının tamamı komisyon başkanına
verilen yetki dâhilinde kanun yapım tekniği ve yazım kurallarına uygunluk
üzerinde değişiklik yapılan kanunların metnine uyum ve ifade birliği ve
bütünlüğü sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur.”
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Metni kabul ettikten sonra!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Aynı, bire bir. Başkanlık redaksiyon yetkisi alıyor. Redaksiyon yetkisi
oylanıyor mu? Oylanıyor. Kabul ediliyor mu? Ediliyor Komisyonda. Tıpkı daha
önce olduğu gibi. Öncekilerden zerre kadar hiçbir fark yok, her şey aynı, her
şey aynı.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Nasıl yani?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ama olmaz ki, yani, burada hiçbir gerekçe ortaya koymadan…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Nasıl gerekçe ortaya koymadan!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ha gerekçe söyleniyor ama bunların hiçbir tanesi geçerli değil çünkü bugüne
kadar hiçbir itiraz olmamış bunlara…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Ya, bu görüşülmeye bugün
başlandı.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
…ilk defa şimdi geliyor bu konuda bir teamül çerçevesinde uygulamaya konulan,
herkesin kabul ettiği, hiçbir itirazın olmadığı sistem sorgulanmaya
çalışılıyor.
SİNAN OĞAN (Iğdır) – İtirazı
sokakta mı yapacağız, Meclis burası!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Komisyonun iradesi budur, Komisyon iradesi ortadadır, Komisyon üyeleri
imzalarıyla bu iradelerini çok net bir şekilde teyit etmişlerdir, ortaya
koymuşlardır…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yok
böyle bir şey!
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – O irade bizim değil.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
…hiçbir sorun yoktur, her şey hukukidir.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – O senin hukukun!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -
Dolayısıyla, eleştirilecek herhangi bir durum bulunmamaktadır, çalışmaların
devam etmesi gerekir.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Aleyhte söz isteyen Oktay
Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bu büyük zehir yasasının millete hayırlı
olmadığını düşünüyoruz.
Uyarıyoruz, uyarılarımızı
yapıyoruz, vicdanlara sesleniyoruz, milletimize sesleniyoruz: Ey milletim!
Sizin oy verme hakkınızı gasp ediyorlar, bölgesel yönetimlerin önünü açıyorlar,
mücadelemiz onun için, sizin için. Demokrasinin yeşil köklerini yok ediyorlar.
O bakımdan bugün yürütülen mücadele, millet adına mücadeledir.(MHP sıralarından
alkışlar) Üç saat, dört saat burada parmak kaldırıyor diye milletin hakkının
hukukunun yenmesine izin vermeyiz. Onun için herkes tahammül edecek.
İSMAİL AYDIN (Bursa) – Önce
milletten izin alın!
OKTAY VURAL (İzmir) –
Beyefendiler parmaklarını kaldırmak zahmetinden dolayı Meclisin çalışmasını
istemiyorlarsa başka yere gitsinler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Dinle!
OKTAY VURAL (İzmir) – Değerli
milletvekilleri, bir komisyon raporu, komisyonda yapılan görüşmeleri ifade eden
rapordur. Bakın, Komisyon tutanağında aynen şunu söylüyor: ”Değerli
arkadaşlarım, alt komisyon raporunun maddeleri üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi alt komisyon rapor ve
metninin ekli listelerle birlikte tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Etmeyenler…” Bu irade nerede var burada? Bu irade yok burada. Dolayısıyla…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Komisyon tutanaklarında var, irade ortaya çıkmış, siz de söylüyorsunuz.
OKTAY VURAL (Devamla) –
Burada tutanakları görüşmüyoruz Nurettin Bey, raporu görüşüyoruz.
Bakın, komisyon raporları,
madde 42 diyor ki: “Raporda konu hakkında komisyonun düşünceleri ile komisyonca
yapılan değişikliklerin gerekçeleri ve karara bağladıkları işler için bir rapor
düzenlenir.” Karara bağlanan iş alt komisyon raporudur. Siz, karara bağlanmamış
bir işi, âdeta, bağlanmış iş olarak gösteriyorsunuz. Sorun burada. Ben
istiyorum, diyorum ki: Karara bağladığın iş nedir? Bunu istiyorum, başka bir
şey istemiyorum.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Bu rapor, raporun kendisi!
OKTAY VURAL (Devamla) –
Rapor, alt komisyon metnini karara bağlıyor, redaksiyon yetkisini karara bağlamıyor.
Redaksiyon yetkisi bir düzenleme yetkisidir. Düzenleme yetkisini bir karar
olarak sunmak doğru değil. Dolayısıyla bu bakımdan, 42’nci maddeye göre
verilmiş, “Komisyonlar, karara bağladıkları işler için birer rapor düzenler.”
hükmüne aykırıdır çünkü karara bağlayan işi burada, raporda yazmamışsınız.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Redaksiyon yetkisi alınmış.
OKTAY VURAL (Devamla) -
Bakın, daha vahim şeyler var. Bunu da, daha sonra yine usulle ilgili
tartışmalar olacak tabii, burada ifade edeyim. Bakın, diyorsunuz ki: “Fıkralar
hâlinde düzenlenmiş hususların, Genel Kurulda maddelerin görüşülme usulüne
uygun olarak ayrı madde olarak düzenlenmesi.” Peki, raporda ne diyorsunuz?
Raporda diyorsunuz ki: “Ondördüncü, onbeşinci, onyedinci, onsekizinci, ondokuzuncu
fıkraları 12’nci madde olarak…” Hani? Her birini ayrı ayrı madde olarak
düzenliyorsunuz. Kendiniz yapıyorsunuz, kendiniz biçiyorsunuz, Komisyona “Böyle
karar verdi.” diye yazdırıyorsunuz. Bu Komisyon raporu görüşülemez çünkü karara
bağlanan bir iş yazılmamış. İşin özü bu. Komisyon raporu yok, irade yok.
İradenin nerede tecelli ettiği yoktur. Dolayısıyla bu rapor, bu yönüyle bakıldığı zaman, 42’nci madde
itibarıyla karara bağlanmış işi ifade etmiyor. Bu bakımdan, Sayın Başkan da
söyledi, “Yetkim olsa geri gönderirim.” dedi. Elimizi vicdanımıza koyalım,
bizim mücadelemiz…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
O anlamda söylemedi.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Hangi anlamda söyledi?
OKTAY VURAL (Devamla) - Bu
olmasaydı itiraz edeceğim ne olacaktı değerli milletvikilleri? Olmayacaktı.
İsteğimiz nedir? Diyoruz ki: “Alt komisyon metni 6+2 olarak oylandı, kabul
edildi, Başkanlığa verilen redaksiyon gereğince bu rapor şu şekilde
düzenlenerek Genel Kurula yollandı.” Bu kadar. Bu irade, karara bağlanan işin
ne olduğunu ben görmek istiyorum, tutanaklarda biz burada tutanakları
görmüyoruz, okumuyoruz, raporu görüşüyoruz. Raporu görüşüyoruz.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
İrade var mı yok mu? Onu söyleyin.
OKTAY VURAL (Devamla) - Ben
irade yok demiyorum ki.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Tamam, mesele yok o zaman.
OKTAY VURAL (Devamla) -
Karara bağladıkları işler için…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Komisyon iradesi buraya geldi.
OKTAY VURAL (Devamla) -
Hayır. Karara bağladıkları işler için rapor düzenler. Karara bağladığınız işle
ilgili bir rapor yoktur.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Ne güzel, siz de söylediniz, irade var.
OKTAY VURAL (Devamla) - Bu
bakımdan, Sayın Başkan, bu rapor yok, karar yok. Kararın ne olduğu belli değil.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Komisyon tutanaklarında hepsi var.
OKTAY VURAL (Devamla) - Bu
bakımdan, işi düzgün yapın. Ne olacak? Dün akşam alsaydınız, bugün bu
redaksiyonu yapsaydınız ne olurdu?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Milletvekillerine komisyon tutanaklarını mı dağıttınız Nurettin Bey?
OKTAY VURAL (Devamla) - Ne
olurdu yani? Hiç olmazsa milletvekillerinin yaptığı işe saygı duyun ya!
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Milletvekilleri komisyon tutanaklarını mı gördü?
OKTAY VURAL (Devamla) -
Meclis Genel Kurulunu bu şekilde neden bir dayatmayla karşı karşıya
bırakıyorsunuz? Yazık! Yazık!
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Yapmayın Allah aşkına! “İrade var.” diyorsunuz siz.
OKTAY VURAL (Devamla) -
Usulsüzlükler kabul edilemez, haksızlıklar kabul edilemez .
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
İrade varsa, bitmiştir olay. İrade var.
OKTAY VURAL (Devamla) - Bir
usulsüzlük varsa bunu düzeltirsiniz.
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Vural.
OKTAY VURAL (Devamla) – Bu
konuda talebimiz şudur, çok açık, net: 88’inci maddeye göre Komisyon Başkanı bu
raporu istesin…
BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…
OKTAY VURAL (Devamla) -
…düzeltme yapılsın, sonra bu şekilde bu rapor üzerinde görüşmeleri devam
ettirelim. Arzumuz, isteğimiz budur. Olmayan, karara bağlanmamış bir raporu
görüşmek suretiyle de siz gerçekten usulsüzlük yapıyorsunuz. Bu usulsüzlüğün
Meclis Genel Kurulu tarafından reddedilmesi gerektiğini istirham ediyorum.
Hepinize saygılarımı arz
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Lehte söz isteyen, Ahmet Aydın, Adıyaman
Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Tabii, aslında bu usul
tartışmaları aynı konuya ilişkin olarak dün akşam da yapıldı ve dün akşam
saatlerinde de Meclis Başkanlık Divanı kararını açıkladı. Aslında belki usulsüz
olan bu usul tartışmasının bugün tekrardan aynı şekilde karşımıza gelmesi.
Şimdi, değerli arkadaşlar…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Size mi
soracağız Ahmet Bey? Size mi soralım? Siz söyleyin de biz o zaman götürelim.
AHMET AYDIN (Devamla) – Bize
sormayacaksınız, şu İç Tüzük’e göre soracaksınız. İç Tüzük diyorsunuz ya, İç
Tüzük’e göre soracaksınız.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne
diyor İç Tüzükte?
ALİM IŞIK (Kütahya) – İç
Tüzük’e sen soracaksın. İç Tüzük’e uygun götüremediğin her şey burada… Sen
Komisyonun kararını almamışsın getirmişsin buraya raporu.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi bugüne kadar yapılan tüm uygulamaların aynısı,
İç Tüzük’ün emrettiği şekilde. İç Tüzük’ün 42’nci maddesi şunu söylüyor.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Bugüne kadar hep Komisyon üyelerini mi aldattınız siz? Komisyon
üyelerinden farklı rapor mu gönderdiniz? Hep sahte işleriniz!
AHMET AYDIN (Devamla) - Biz
Komisyon üyelerini aldatmadık ama siz hem Genel Kurulu yanıltmaya
çalışıyorsunuz hem de halkı aldatmaya çalışıyorsunuz. Burada da gerçek nedenini
açıkladınız. Bizim tartıştığımız konu aslında bu usul tartışması değil de “Biz
ne yaparız da bu kanunu uzağa atabiliriz, ötekileştirebiliriz, bu kanunu nasıl
yaparız da çıkartmayız?”
OKTAY VURAL (İzmir) – Ya,
Meclis Başkanı bile “Geri gönderirim yetkim olsa.” dedi be! Saygın varsa onu
yönetene bu lafı konuşmazsın. Hadi Nurettin konuşsun bakayım içeride
konuştuklarımızı.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Kendiniz de ifade ettiniz: “Biz bu kanunu size çıkarttırmayız.” diyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bakın burası milletin Meclisi, bu kürsü milletin kürsüsü ve
burada İç Tüzük bize neyi emrediyorsa, Meclis teamülleri neyi emrediyorsa,
yapılması gereken neyse o hukuk dairesi içerisinde yapılacaktır. Kimsenin
dayatmaya hakkı da yoktur, haddi de değildir. Dolayısıyla biz üzerimize düşeni
yapıyoruz, yapmaya da çalışacağız.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ben, İç
Tüzük’ten kaynaklanan hakkımı kullanıyorum, senin parmağına göre değil!
AHMET AYDIN (Devamla) –
Bakın, İç Tüzük’ün 42’nci maddesi komisyon raporlarını düzenliyor. Orada ne
diyor: “Raporda konu hakkında komisyonun düşünceleri ile komisyonca yapılan
değişikliklerin gerekçeleri yer alır. Raporlar konu hakkındaki son oylamaya
katılan komisyon üyelerince imzalanır.” Burada olduğu gibi.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
35’inci maddeyi oku Ahmet!
AHMET AYDIN (Devamla) -
Devamında ne diyor? “Komisyon raporunun tümüne veya belli kısımlarına çekimser
veya muhalif kalan komisyon üyeleri rapora çekimserlik veya aykırılık
görüşlerini eklemek hakkına sahiptirler. Bu üyeler -bu çok önemli arkadaşlar-
raporda tasarı veya teklifin hangi maddesine aykırı olduklarını yazmak
zorundadırlar.” Şimdi, bakıyoruz raporda muhalefet partileri muhalefet
şerhlerini vermişler mi? Evet, vermişler değerli arkadaşlar. Şimdi, muhalefet
şerhlerinde ne diyor? MHP’nin muhalefet şerhi “İçişleri Komisyonu tarafından
ele alınmış ve komisyon görüşmeleri tamamlanmıştır.” diyor. Bu muhalefet
şerhinde bu husus asla yok.
CHP’nin muhalefet şerhine
baktığımızda, yine, aynı şekilde, CHP’nin muhalefet şerhinde de şu diyor: “Komisyon
çalışmaları sırasında, Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyelerince verilen
100’den fazla önergenin tamamı reddedilmiş, Komisyon çalışmaları, Tasarı’nın
iktidar partisi milletvekillerince kabul edilmesiyle tamamlanmıştır.”
Evet, Komisyon çalışmaları
tamamlanmıştır. Komisyon Raporu’nda da çok açık bir şekilde “Tasarının tümü
komisyon üyelerimizin oy çokluğuyla kabul edilmiştir.” diyor. Çok net bir
şekilde ve redaksiyon yetkisine dayalı olarak maddeleri sıralıyor.
Şimdi, gelelim geçmişten
bugüne kadarki uygulamalara. Az önce Nurettin Bey bir tanesini söyledi, ama
açıp bakın, 233 sıra sayılı Kanun Tasarısı. Bunun raporunda da aynı şekilde
redaksiyon yetkisine dayalı olarak madde sıralamaları yer değiştirmiş, madde
sayısı artmış.
Yine, aynı şekilde sıra
sayısı 200, komisyon raporunu açıp bakın, aynı husus redaksiyon yetkisine
dayalı olarak yapılmış.
Sıra sayısı 239, aynı şekilde
redaksiyon yetkisine dayalı olarak madde sayısında artma olmuş, madde
sıralamaları yer değiştirmiş.
Yine, aynı şekilde, değerli
arkadaşlar -bu da 2008 tarihinde- 5812 sayılı Kanun -bu çıktı, yürürlüğe girdi-
12 maddeden 36 maddeye çıkmış. Yine, aynı şekilde redaksiyon yetkisiyle, 12
madde olan tasarıyı 36 maddeye redaksiyon yetkisini alarak çıkartmış.
Peki, bunun neresinde usulsüzlük
var? Bunun neresinde haksızlık var?
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Her yeri usulsüz! Sen bana İç Tüzük’ü anlatma, yaşadığımı biliyor
musun sen?
AHMET AYDIN (Devamla) – Asıl
haksızlık, asıl usulsüzlük sizin boş yere Meclis kürsüsünü işgal etmeniz…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Sen de doğruyu söyle, doğruyu! Çarpılırsın, yamuk yumuk gezersin
sonra!
AHMET AYDIN (Devamla) – …boş
yere, boş gerekçelerle, akıl almaz gerekçelerle Meclise zaman kaybettirmeniz,
dolayısıyla millete zaman kaybettirmeniz. Dünden beri aynı konu defalarca
tartışılıyor. Burada en ufak bir hukuksuzluk, en ufak bir İç Tüzük ihlali yok,
olduğu gibi, hepsini ifade ettik.
SADİR DURMAZ (Yozgat) –
Aceleniz mi var?
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Yarına yetişecek mi?
SADİR DURMAZ (Yozgat) – İşin
doğrusunu yapalım.
AHMET AYDIN (Devamla) – İç
Tüzük’ümüzün 42’nci maddesi çok açık. Buradaki komisyon raporları oylanmış,
oylandığı çok açık, muhalefet şerhleri bunu söylüyor ve komisyon raporlarını
düzenleyen 42’nci madde de “Muhalefet şerhlerini çok açık ve hepsini madde
madde sıralaması lazım muhalefetlerin.” diyor.
Muhalefet şerhlerinin
hiçbirinde de bu husus asla işlenmemiş, hiçbir şekilde işlenmemiş.
Zaten gerçekte de burada
nedeninizi açıkladınız. Biz bu kanunu nasıl geciktirebiliriz, hesabınız o, ama
Genel Kurul buna uymayacak, Genel Kurulun sağduyusuna güveniyoruz,
Meclisimizin, milletimizin sağduyusuna güveniyoruz, milletimizin takdirine
bırakıyoruz, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Evet, lehte söz isteyen…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Sayın Başkan, özür dilerim. Biz burada ilk başta lehte söz istemiştik ama
tutanakları incelediğimizde bizim adımız orada geçmiyor. Yani, bu anlamda
mümkünse… Arkadaşlarımız burada söz isteyenleri, tutanakları tutuyorlar ve bu
ortaya çıkacak.
BAŞKAN – Hayır, usul
tartışması bitsin söz vereceğim yerinizden Sayın Tanal, oturun yerinize.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Nasıl efendim?
BAŞKAN – Usul tartışması
bitsin, şimdi, Sayın Şandır’a söz vereceğim sonra yerinizden size söz
vereceğim.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Yerimden değil efendim, usulle ilgili ben…
BAŞKAN – Ama ne yapayım, kaç
kişiyiz?
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Burada tutanaklar var yani hukukta “Söz uçar, yazı kalır.” denilen bir ilke
var. Bu arkadaşlarımız tutanak tutuyorlar yani asıl olan arkadaşlarımızın
tutanakları.
BAŞKAN – Sayın Tanal, burada
“Dört kişiye verilir.” diyor, iki lehte, iki aleyhte. Ben, sizin isteğiniz için
yerinizden söz vereceğim size ve Sayın Genç’e. Ne yapalım yani? Arka arkaya
usul tartışması mı açmak durumundayız?
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Efendim, eşit koşullarda yararlanmak istiyorum. Arkadaşlarımız nasıl kürsüde
konuşuyorlarsa aynı koşullardan ben de yararlanmak istiyorum.
BAŞKAN – Şandır konuşacak,
söz vereceğim.
Evet, aleyhte söz isteyen
Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Yani, milletvekilleri arasında biri kürsüde biri orada, olmaz ki bu.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Sayın Başkan, bir şey söylüyorum. Söylediğim şey şu: Biraz evvel
konuşan hatip dedi ki: “Muhalefet şerhini yazan MHP’li arkadaşlar maddeler
üzerine yazmışlardır.” Hâlbuki biz öyle bir şey yapmadık. Doğruyu söylemedi, bunun
düzeltilmesi lazım, talebim bu.
OKTAY VURAL (İzmir) - Doğru
değil, dolayısıyla sataşmadan dolayı söz istiyoruz.
BAŞKAN – Buyurun, iki dakika
söz veriyorum, tutanaklara geçti yani şimdi. (MHP sıralarından alkışlar)
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Adıyaman
Milletvekili Ahmet Aydın’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletine ait olan saygıdeğer milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne
oldu, ne var? Türk milletinin egemenliğini temsil etmiyor musunuz? Buna itiraz
eden kimse, kalksın ayağa!
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Devamla) – Kendisini Türk milletinin ferdi sayanların gocunmasına hiç gerek
yok. İçinizdeki arkadaşların çoğunu tanıyorum, hepsi de aslan gibi Türk
milletinin bir ferdi ama Türk Milletinin ferdi olmayanlar var, lafım onlara.
Şimdi bu tasarı geldiğinde,
önümüze konulduğunda şunu gördük: Anayasa’ya aykırı hükümler var, İç Tüzük’e
aykırı hükümler var, kanun yapma mevzuatına aykırı, kanun yapma usul ve
tekniğine aykırı düzenlemeler var. Bunların düzeltmek için iyi niyetle hem alt
komisyonda hem de esas komisyonda -kendisi burada şahittir- komisyon başkanı ve
alt komisyon başkanına yalvardık âdeta. Dedik ki: “Bu doğru bir şey değil, bunu
düzeltelim.” Israrla bu talebimiz reddedildi, önergelerimiz reddedildi ve biz
bu komisyon raporunu yazdığımızda elimizdeki tasarı 6+2 maddeydi, 37+2 madde
değildi. Biz bu tasarının 37+2 olduğunu masamızın üzerine dağıtılan, sıra
sayısı almış hâliyle gelen ve tasarının tamamını gördüğümüzde ancak
öğrenebildik. Dolayısıyla, bu rapor bizim muhalefet şerhi yazdığımız rapor
değil. Biz kabul edilen alt komisyon raporu üzerine muhalefet şerhi yazdık.
Dolayısıyla burada bir sahte rapor vardır. Bu Meclis bu sahtekârlığı düzeltmek
zorundadır.
Arz ediyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen
Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Sayın Genç, tartışma
bitmedi henüz ya!
X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
1.- 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’e ve usulüne uygun
düzenlenip düzenlenmediği hakkında (Devam)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz, bu kanunun
muhtemel sonuçlarının…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, demin beş dakika verdiniz, Beyefendi’ye iki dakika veriyorsunuz, olmaz
ki!
BAŞKAN – Sayın Genç, bunun
kibarca söylenmesi var. Yanlışlık yapıldı, olabilir.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Yanlışlık yapma o zaman!
BAŞKAN – Düzeltiyoruz. (MHP
sıralarından alkışlar) Ama kibarca ve terbiyelice söylenme usulü vardır yani bu
işin!
MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz, bu kanunun
muhtemel sonuçlarından duyduğumuz tedirginliği, milletimizin birliği, ülkemizin
siyasi birliği açısından getireceği riskleri gerekçe göstererek, Komisyonda,
sonra basında sürekli dile getiriyoruz. Muhalefet yapacağımızı da her fırsatta
ifade ediyoruz. Dolayısıyla bizim hoşgörülü davranmamızı beklemeyiniz. Biz bu
kanunu masum bir kanun olarak görmüyoruz. Bunu engellemek için İç Tüzük’ten
kaynaklanan her türlü imkânı kullanacağımızı açık ifade ediyoruz. Burada
yanlışlıklarınızı hoşgörüyle, müsamahayla karşılamayacağız. “Efendim, geçmişte
de böyle yapıldı.” gerekçesiyle bugün yaptığınız yanlışı burada görmemezlikten
gelmemizi bizden beklemeyiniz.
Değerli arkadaşlar, aziz milletvekilleri, bakın, Adalet ve Kalkınma Partisinin temel yanlışı
şu: Kafa karışık. Nerede bir aksaklık var, bilmiyorum. Yani Başbakanlığın
Kanunlar Kararları mı, buranın Kanunlar Kararları mı? Bu kanun Başbakanlık
tarafından altı madde olarak gönderildi, bu tasarı. Tüm kurumlarla istişare
ettiniz, tüm kurumlarla görüştünüz, 6+2 olarak geldi. Sonra bir baktık ki bu
altı maddenin altında yüz elli maddelik farklılıklar var. Tek tek okuyabilirim:
1’inci madde altı fıkra, 2’nci madde otuz dört fıkra, 3’üncü madde dört fıkra, 4’üncü
madde…
OKTAY VURAL (İzmir) – Kırk
sekiz.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Hele 5’inci madde var ki kırk sekiz fıkra. Yani niye böyle düzenleniyor bu
hadise? Sonra ne yapıyorsunuz bunu? Altı maddeden Komisyonda müzakere
ediyorsunuz, altı madde üzerinden müzakere ediyorsunuz. Sayın Başkan hatırlar,
Komisyonda “Önerge verirdin, vermezdin.” o kadar çok sıkıntılı tartışmalar oldu
ki.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Komisyon düzeltti işte, Komisyon düzeltti onu.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Yani bu –affedersiniz, bağışlayın- kurnazlık niye? Yüz elli maddelik kanunu ve
çok önemli, çok temel bir kanunu altı maddeye sıkıştırıyorsunuz, Komisyonda
muhalefetin konuşmasını böyle engelliyorsunuz ve altı maddelik kanunu rapora
bağlıyorsunuz, üzerinde müzakere açıyorsunuz, muhalefet partilerinden bu altı
madde üzerinden muhalefet şerhi dercediyorsunuz, alıyorsunuz, sonra, aldığınız
bir redaksiyon yetkisiyle tutuyorsunuz bu kanunu otuz yedi maddeye
çıkarıyorsunuz. Yine onun altında da bir sürü fıkra. Sonra da tutuyorsunuz, bu
otuz yedi maddeye çıkardığınız kanunu temel kanun normuna sokuyorsunuz, tekrar
iki maddeye düşürüyorsunuz.
Bu, bu kanunun müzakere
edilmesini engellemek niyeti taşımaz mı değerli arkadaşlar? Yani buna bizim “İç
Tüzük’tür, teamüldür, geçmişte de böyle uygulandı.” diye göz mü yummamızı
bekliyorsunuz?
Bu iş yanlış Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, yanlış, doğru iş yapınız. Çok önemli, bize göre çok yanlış bir
kanun getiriyorsunuz, o zaman doğru yapacaksınız.
Bakınız, Komisyonun aldığı
karar şudur -Sayın Grup Başkan Vekilimiz açıkladı.- 21 Ekim 2012, Başkan diyor
ki “Değerli arkadaşlarım, alt komisyon raporunun maddeleri üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.” Alt komisyon dediği altı madde, altı madde
arkadaşlar. Şimdi, “Alt komisyon raporu, altı maddelik rapor ve metnin ekli
listeleri -değişiklikler demiyor, ekli listeleri- birlikte, tümünü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy çokluğuyla kabul edilmiştir.”
Şimdi, biz, bu kanunun müzakerelerini Genel Kurulda yapacaksak Komisyonun kabul
ettiği bu altı maddelik rapora dayalı kanunu burada görmek istiyoruz. Bunun
dışında 37 maddelik kanunu burada görüşürseniz hukuksuzluk yapmış olursunuz…
OKTAY VURAL (İzmir) – Madde
hakkında görüştürmeyeceksin, sonra burada madde…
MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Diyoruz ki bakın, tartışmak değil, çekişmek değil meselemiz, doğruyu yapın.
Çekin bu kanunu komisyona -37 madde mi, 47 madde mi, 57 madde mi, yine temel
kanun yapıyorsunuz- raporunuzu ona göre bağlayın, ona göre bu kanunu yeniden
bastırın ve Genel Kurula gönderin yoksa bu hâliyle görüşülmesine biz İç
Tüzük’ten kaynaklanan tüm gücümüzle engel olmaya çalışacağız çünkü bu kanun
masum bir kanun değil. Bu kanun ülkemizin ve milletimizin geleceğinde çok ciddi
tehdit ve tehlikeler oluşturacak bir kanundur. Biz böyle düşünüyoruz. Bunun
böyle olmadığına ikna etmek için bunun müzakere edilmesi lazım. Böyle
sıkıştırarak müzakere etme imkânı olmaz. Gelin bunu doğru yapalım. Gelin
Komisyona çekin…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
…yeniden tanzim edin, buraya getirin.
Arz eder, saygılar sunarım.
(MHP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan
MAHMUT TANAL (İstanbul) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın
Tanal, vereceğim dedim. Oturun lütfen ya.
Sayın Başkan, buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, benim usulsüzlük… Ayrı bir gerekçesi var efendim… Benim ileri sürdüğüm,
usulsüzlük…
SIRRI SAKIK (MUŞ) – Biz de
konuşalım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Genç, tartışma
bitmedi henüz. Bunu bitirelim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır
hayır…Şimdi burada 7 tane kanun…
BAŞKAN – Sayın Genç, Komisyon
Başkanı açıklama yapacak, söz verdim. Aceleniz niye anlamadım ki.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki
açıklama yapsın.
VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler’in, 338 sıra sayılı
Komisyon Raporu’nun Komisyon Başkanlığına verilen yetki çerçevesinde ve usulüne
uygun olarak düzenlendiğine ilişkin açıklaması
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI
MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının
4’üncü maddesiyle birden fazla kanunun ayrı ayrı maddeleri ayrı fıkralar
hâlinde değişikliğe tabi tutulmuştur. İçişleri Komisyonundaki görüşmelerde
4’üncü madde üzerinde görüşme açılmış, madde tüm fıkraları ile birlikte
bütünüyle görüşülmüştür ancak madde üzerindeki önerge işlemleri her bir fıkrada
ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. Değişiklik önergesi işlemleri sona erdikten
sonra ise maddenin kabul edilen değişiklik önergeleri ile birlikte oylanarak
kabul edildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra, Komisyonun aldığı kararla Komisyon
Başkanlığına, fıkralar hâlinde düzenlenmiş hususların Genel Kurulda maddelerin
görüşülme usulüne uygun olarak ayrı maddeler hâlinde düzenlenmesi hususunda
yetki verilmiştir. Bu yetki çerçevesinde kabul edilen metnin yazımı belirtilen
şekilde gerçekleştirilmiştir.
Raporun madde sistematiği
çerçevesinde hazırlanması, 1’inci maddeden başlayarak maddelerde yapılan
değişikliklerin ifade edilmesi, Komisyondan alınan yetki doğrultusunda
oluşturulan nihai metin baz alınarak açıklama yapılması nedeniyle rapordan
4’üncü maddenin fıkralar hâlinde kabul edildiği şeklinde bir çıkarımın
yapılabileceği görülmekle birlikte, yine Komisyon raporunda…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Çıkarımla olmaz efendim bu.
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI
MUAMMER GÜLER (Mardin) –…4’üncü maddeyle ilgili açıklamanın hemen öncesinde ve
raporun sonlarına doğru olmak üzere iki yerde, Komisyondan alınan, kanun yapım
tekniğine göre metni düzenleme yetkisiyle ilgili bilgiler durumu açıklığa
kavuşturmaktadır.
Komisyonun kabul ettiği metin
Komisyon üyelerine gönderilmiştir. Komisyon üyelerine tanınan muhalefet şerhi
hazırlama süresi içerisinde üyeler metni inceleme imkânı bulabilmişlerdir.
Rapora ekli muhalefet şerhlerinde kabul edilen metinde 4’üncü maddenin
fıkralarının ayrı maddeler hâlinde düzenlenmesine yönelik eleştiriye
rastlanamamakta, tam tersine, tasarının ilk hâlindeki kanun yapım tekniğine
aykırı niteliği eleştirilmektedir.
Bir örnek olarak 23’üncü
Dönemde 485 sıra sayılı Rapor’a bakıldığında, Komisyondaki görüşmeler 9 madde
ve 1 geçici madde üzerinden yapıldığı hâlde, alınan redaksiyon yetkisi
çerçevesinde 32 madde ve 1 geçici madde olarak düzenlenmiştir.
Bir diğer tartışma konusuna
gelince; tasarının görüşmelerinde alt komisyon kurulması ve görüşmelerin alt
komisyon metni üzerinden yapıldığı rapordan anlaşılmaktadır. Üzerinde alt
komisyon kurulan tasarı ve tekliflerin görüşme sürecinde komisyonlar, alt
komisyon metni üzerinden görüşmelerini gerçekleştirmektedirler. Alt komisyon
metni, tasarı metni niteliğindedir, metnin başlığında da tasarı ifadesi açıkça
görülmektedir, bu nedenle usule aykırı bir durum olmadığını, Komisyon
iradesinin rapora yansıdığını bilgilerinize sunuyorum.
Saygılar sunuyorum efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Çok
çelişkiler var, efendim. Bu açıklama bile daha kötü efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu
açıklama işi iyice batırdı.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Serindağ buyurun, bir
açıklamanız var galiba.
Buyurun Sayın Serindağ.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, bu açıklama kötü, “fıkralar hâlinde” diyor, “alt komisyon metni”
diyor.
BAŞKAN – Bir saniye, Sayın
Serindağ daha önce söz istedi.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Efendim, Sayın Komisyon Başkanımızın ifadelerini doğrulayacağım,
doğru hâle getireceğim. Müsaade eder misiniz?
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Serindağ.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, ben İçişleri
Komisyonunun üyesiyim. İçişleri Komisyonundaki görüşmelerle ilgili burada pek
çok görüş dile getirildi, Komisyon görüşmelerinin nasıl olduğu konusunda,
Komisyon görüşmelerinde yer almayan sayın hatipler görüş ifade ettiler. Ben İç
Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre bu konuda düzeltme yapmak istiyorum, izin
verirseniz.
BAŞKAN – Yerinize oturun, iki
dakika söz veriyorum.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
İzin verirseniz, kürsüde...
BAŞKAN – Lütfen, Sayın
Serindağ, böyle bir usulümüz yok. Usul tartışması açıldığı için verdim.
Yerinize oturun, yerinizden vereceğim sözü.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Sayın Başkan, komisyon üyesi olmayan…
BAŞKAN – Ama Sayın Serindağ,
neyi zorluyorsunuz? Söz istiyorsunuz, veriyorum yerinizden. Neyi anlatmak
istiyorsunuz?
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Neden kürsüde açıklama yapmama izin vermiyorsunuz?
BAŞKAN – Ama usulde yok
diyorum ben size, yerinizden söz vereceğim.
Sayın Serindağ buyurun.
KAMER GENÇ – Sayın Başkan,
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen, arkadaşlarınıza saygılı
olun önce.
3.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, İçişleri Komisyonundaki
görüşmelerde alt komisyondan gelen raporda yasa tekniğine uygun olmayan
düzenlemelerin olduğu ve yeniden düzenlenmesi gerektiği konusunda yaptığı
uyarının dikkate alınmadığına ilişkin açıklaması
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, şimdi, bakınız,
16 Ekim 2012 tarihli komisyon tutanağından bir bölümü okumak istiyorum. Bu
bendenizin konuşması, şöyle diyorum: “İkincisi, şimdi, alt komisyondan gelen
rapora baktığımız zaman yasa tekniğine uygun olmayan düzenlemelerin olduğunu
görüyoruz. Bir maddede zannediyorum elli civarında fıkra var.
Şimdi, hepimiz de biliyoruz
ki, bu, yasa yapma tekniğine aykırı. Siz de uygun görürseniz, Komisyonumuz
uygun görürse bunu yeniden bir düzenlemeye tabi tutalım, Genel Kurula nasıl
sevk edilecekse Komisyonda o şekilde görüşelim.” demişim.
BAŞKAN – Evet.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) -
Buna rağmen Başkanlıkça bu uygun görülmemiş.
Şimdi, redaksiyon nedir?
Redaksiyonun anlamını Türk Dil Kurumu sözlüğünden buldum. Şöyle diyor Sayın
Başkan: “Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak, yazıyı
yayıma hazır duruma getirme.” Redaksiyonun anlamı bu. Redaksiyon, redaksiyon
yetkisi, Komisyonun iradesini başka bir kişiye veya başka bir gruba…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı.)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Serindağ.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Sayın Başkan…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) -
Önemli bir şey söylüyor Efendim.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Türkoğlu
sizden önce söz isteyenler var, vereceğim söz.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Efendim doğru söylüyorsunuz, benden önce istedi arkadaşlar ama
konuyla alakalı olduğu için.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, daha önce ben söz istemiştim.
BAŞKAN - Söz vereceğim size
ama sizden önce söz isteyenler var.
Sayın Sakık, buyurun.
4.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Parlamentoda Türkiye’nin
gündemiyle ilgili hiçbir şey konuşulmadığına ve Parlamentonun bu şekilde
yönetilemeyeceğine ilişkin açıklaması
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan, iki gündür Genel Kuruldayız ve onlarca kez usul tartışması açıldı, ilk
kez buna tanıklık ediyoruz.
BAŞKAN – Doğru.
SIRRI SAKIK (Muş) – Şimdi,
Türkiye’nin gündemini çok…
BAŞKAN – Bu son tartışma
olacak zaten…
SIRRI SAKIK (Muş) – Evet, ama
bir şey söyleyeyim. Türkiye’nin gündemi çok farklı ama Parlamentoda bu gündemle
ilgili tek söz söylenmiyor. Mesela bölgesel yönetim deniliyor, oysaki biz de bu
kanuna karşıyız. Keşke bölgesel yönetim olsaydı, keşke ademimerkeziyetçi bir
ruh olmuş olsaydı. Bunların hiç biri doğru değil. Bu Parlamentoyu ya
çalıştıracaksınız veyahut da siz bedenen orada, fikren başka bir yerde
olduğunuzu düşünüyorum. Çünkü, Parlamento bu şekilde yönetilmez.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Biz de size teşekkür
ediyoruz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN - Sayın Genç, buyurun.
Yerinizden söz vereceğim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi
Efendim, bu kanun…
BAŞKAN – Sayın Genç, yerinize
oturun söz vereceğim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır
hayır, ben usul konusunda konuşmak istiyorum. Şimdi, bu tarz tasarıda yani bu
getirilen…
BAŞKAN – Olur, tamam… Oturun,
söz vereceğim Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır
hayır yerimden konuşmuyorum. Size diyorum ki “usul hatası var” onu
açıklayacağım.
Şimdi, bu kanunla hükûmetin
bir tasarısı ve dokuz tane de milletvekilinin teklifini birleştirmişler,
başında diyor. Dokuz tane kanun teklifi birleştirilmiş fakat içinde
birleştirilen dokuz tane kanunla ilgili hiçbir hüküm yok.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Hiçbir zaman olmadı.
KAMER GENÇ (Tunceli) –İç
Tüzük’ümüzün 80’inci maddesine göre eğer herhangi bir kanun tasarısı veya
teklifi Komisyon tarafından reddedilirse, ret gerekçesi gelir, Genel Kurulda
okunur, Genel Kurul o ret gerekçesini ya kabul eder veya reddeder.
Şimdi, burada, dokuz grup
milletvekilimizin verdikleri ve bu konuda birleştirdikleri kanun teklifleri
hakkında Komisyon raporunda bir hüküm yok. Ben bu konuyla ilgili usul
tartışmasının açılmasını istiyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Tutanaklara geçti Sayın Genç.
Buyurun Sayın Tanal…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu
konuda usul tartışması açılmasını istiyorum çünkü Komisyon şeyi hatalı.
BAŞKAN – Sayın Genç, baştan
ben okudum, bu konuyla ilgili, itirazlarla ilgili usul tartışması açacağımı.
İki lehte, iki aleyhte söz istendi.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bu
ayrı bir usul tartışması.
BAŞKAN - Şimdi sizin talebiniz olduğu için söz verdim.
Sayın Tanal, buyurun
yerinizden, size de söz vereceğim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, ben talebimi… Burada ayrı bir usul hatası var.
BAŞKAN – Ayrı bir husus olur
mu? Bütünüyle birlikte açtım ben.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, burada ayrı bir usulsüzlük var. Benim öteki usul tartışmasıyla ilgim
yok.
BAŞKAN - Sayın Tanal, lütfen
oturun, söz vereceğim yerinizden.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Sayın Başkan, ben usul tartışması açmak istiyorum.
BAŞKAN – Söz istememe
hakkınız yani, istemiyorsanız…
Buyurun Sayın Türkoğlu,
yerinizden vereceğim.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tüm
hatipler gibi, oradaki, kürsüdeki hakkımı kullanmak istiyorum ben.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, benim söylediğim… Bakın, ben yedi yıl o kürsüyü yönettim.
BAŞKAN – Vallahi yirmi yedi
yıl da otursanız fark etmez yani.
KAMER GENÇ (Tunceli) - O
kürsüde Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerini gayet iyi biliyorum.
Burada ben size diyorum ki, burada açık usulsüzlük var.
BAŞKAN – Efendim, yerinizden
söz istediniz. Söz istiyorsanız yerinizden veriyorum, istemiyorsanız
konuşmuyorsunuz, ne yapayım. Ben usul tartışmasını yaptım.
Sayın Tanal, sizin için de
aynı şey geçerli, yerinizden istiyorsanız vereceğim.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Bakın, Sayın Başkan, resmî tutanak elimde. Bakın, Sayın Oktay Vural “Usul
tartışması açıyorum efendim.” dedi. Mehmet Günal, Antalya, aleyhinde 2’nci
sırada; Mahmut Tanal, 3’üncü sırada. Resmî bir tutanak. Siz bu resmî tutanağın
tam aleyhine, ayrımcılık yaparak…
BAŞKAN – Sayın Tanal,
Kanunlar yazdı, ben yazmadım, lütfen…
MAHMUT TANAL (İstanbul) -
…Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna söz vermediniz.
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Türkoğlu…
MAHMUT TANAL (İstanbul) - Ben
sizin bu tutumunuzdan dolayı, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi uyarınca usul
tartışması açmak istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
5.- Osmaniye Milletvekli Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, İçişleri Komisyonu
Başkanı Muammer Güler’in 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’yla ilgili ifadelerine
ilişkin açıklaması
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Komisyon Başkanımızın
aydınlatıcı bilgisi için de kendisine teşekkür ediyorum. Ancak İçişleri
Komisyonu Başkanımızın ifadelerinin arasında, iki bölümün doğrulamaya yani
yanlışlıktan, eğrilikten doğru hâle getirilmeye ihtiyacı var.
Bunlardan birisi, bu
tasarının 4’üncü maddesi dışında hiçbir maddesinin fıkralarının tartışılmasına
müsaade edilmedi, maddeler tek tek tartışılmak zorunda kalındı. Biz altı
maddeyi tartışmak durumunda kaldık, bu bir. Sayın Başkan aksini söylüyorlar.
İkincisi, biz muhalefet
şerhimizi yazarken tasarının Meclis Genel Kuruluna gelen hâlini görmedik, biz
alt komisyon raporu hâlini gördük. Muhalefet şerhimizi de ona göre verdik.
Muhalefet şerhimizle birleşmiş hâlini de bu kırmızı gündem dediğimiz, sıra
sayısı aldıktan sonraki hâliyle gördük. Dolayısıyla, Komisyon Başkanımızın bu
ifadelerinin düzeltilmeye ihtiyacı vardır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Türkoğlu.
Evet, Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
– Sayın Başkan, şimdi bakın, biraz önceki usul tartışmasında Sayın Oktay Vural
“Usul tartışması açıyorum.” diyor.
BAŞKAN – Tamam.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Sayın Oktay Vural’ın, lehinde veya aleyhinde söz talebi yok. Sayın
Vural “Usul tartışması açıyorum.” talebinde bulunduktan sonra Sayın Mehmet
Günal “Aleyhinde” diyor. İlk söz talebi Sayın Günal’ın.
BAŞKAN – Tamam.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – İkinci söz talebi Sayın Mahmut Tanal’ın, lehinde. Şimdi, siz,
Sayın Mahmut Tanal’a usul tartışmasında lehinde söz vermek zorundasınız Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Evet, doğru
söylediniz ama Kanunlar yazdı ben yazmadım. Zaten “Usul tartışması açılıyor.”
deyince her taraftan, her gruptan üçer beşer kişi söz istedi. Hangisinin daha
önce isteyip istemediğini burada otomatik bir makine yok ki belirlesin Sayın Hamzaçebi.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama
bana dün de yaptınız Sayın Başkan. Sizin genel tavrınız.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, işte bu şekilde… Şimdi ben de yerinden söz veriyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Efendim hayır, bakın… Efendim, olmaz.
BAŞKAN – Peki ne yapmamız
gerekiyor? Usul tartışması bitti Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Eğer ısrar ederseniz bu tutumunuz hakkında usul tartışması
talebinde bulunacağım.
BAŞKAN – Hayır, maksadı
kürsüden konuşmaksa yerinden söz veriyorum. Usul tartışması bittiği için
kürsüye davet ediyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Efendim neden… Efendim, Sayın Tanal’ın kürsüden konuşma hakkı var.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Şimdi, ben…
BAŞKAN – Sayın Tanal ne
yapmak istiyorsunuz daha? Kürsü diyorum yine oradan müdahale ediyorsunuz.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Şimdi, ben sizi İç Tüzük’e uygun çalışmaya davet ediyorum.
BAŞKAN – Sizden
öğrenmeyeceğim ben.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Başkanım, usul tartışması mı açtınız?
6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 338 sıra sayılı Komisyon
Raporu’nun görüşmelerinde esas komisyonun Plan ve Bütçe Komisyonu olması
gerektiğine, İçişleri Komisyonu Başkanının yetki tecavüzünde bulunduğuna ve
Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’u taraflı tutumundan dolayı
istifaya davet ettiğine ilişkin açıklaması
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Evet… Yani, burada…
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; siz Meclis Başkan Vekili olabilirsiniz. Benim buradaki tavrım
sizin…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, usul tartışması mı efendim?
MAHMUT TANAL (Devamla) –
Bakın, Başkan olarak bizi dinlemiyorsunuz. Sizin bu tavrınız…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Mahmut Bey, bir saniye…
Efendim, İç Tüzük’ün hangi
maddesine göre söz verdiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sayın Başkanım,
Hatibe usul tartışması çerçevesinde mi söz verdiniz? Neye dayanarak söz
verdiniz efendim, onu bilelim. Neye göre, İç Tüzük’ün hangi maddesine göre…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Hangi maddeye göre söz verdiniz?
BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun
lütfen.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Efendim, o zaman ben de söz istiyorum.
BAŞKAN – Hepinize verdim
zaten, daha ne istiyorsunuz?
MAHMUT TANAL (Devamla) –
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın İçişleri Komisyonu Başkanı nasıl
İstanbul’u idare ettiyse Valiyken, İçişleri Komisyonunu da aynen o şekilde
idare ediyor. İç Tüzük’ümüzde hangi kanunun hangi komisyona havale edileceğine
ilişkin açık bir hüküm yok. İçişleri Komisyonu bu yetkiyi kendisinde nerede
buldu? Bunu bizzat yapan Meclis Başkanın ta kendisi. Hangi işin hangi
komisyonda görüleceğine ilişkin kanunun dayanağı İç Tüzük’ün 20’nci maddesinin
sadece gerekçe kısmında var.
Şimdi, konuya baktığımız
zaman, burada Sayın Bakanın yanında İçişleri Komisyonu Başkanı ve üyeleri
oturamaz. Kimin oturması gerekir? 3067 sayılı Yasa’nın 3’üncü maddesinin iki ve
üçüncü fıkrası uyarınca, oturması gereken komisyon başkanı Plan ve Bütçe Komisyon
Başkanıdır. Bu açıdan, açıkça kanuna aykırı bir şekilde İçişleri Komisyonu
Başkanı yetki tecavüzünde bulunmaktadır. İç Tüzük’ün 14’üncü maddesi uyarınca
da Meclis Başkan ve başkan vekillerinin görevi İç Tüzük’e uygun çalışması
gerekir. Meclisi İç Tüzük’e göre çalıştırması lazım ve 14’üncü maddesi uyarınca
havale edilen işlerle ilgili Meclis Başkan ve başkan vekilleri görevden
kaçınamazlar.
Size soru sorduğumuzda
“Efendim, Meclis memurları bilir.” diyorlar. Şu kitap Meclis Sekreterinin
yazdığı, size sürekli rehberlik eden kişi. Okuyorum ben: “Türk Parlamento
Hukukunun Temel Esasları.” Sayfa 205, aynen: “İl ve ilçelerin kurulmasını,
değiştirilmesini öngören tasarı ve teklifler de esas olarak Plan Bütçe
Komisyonunda görüşülmesi gerekir.” deniliyor. Aynı zamanda, bu bir amir
hükümdür. Bu size bir “yapabilir”, “edebilir” şeklinde bir hüküm değildir.
Kanunun emredici hükmünü, siz Meclis Başkan Vekili olarak ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Sayın Çiçek olarak burada parmak sayısına güvenerek…
Sizi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşımız 74 milyona şikâyet ediyorum. Burada keyfî
hareket ediyorsunuz. Bu yasayla kamu bütçesine yük getiriyor mu, getirmiyor mu?
Peki, kamu bütçesine yük getiren hususlarla ilgili Plan ve Bütçe Komisyonu
yetkili mi, yetkili değil mi? Yetkili. Plan ve Bütçe Komisyonunun esas komisyon
olması gerekir iken burada İçişleri Komisyonunun “Ben burada yetkiliyim.” demek
tamamen bir yetkisizliktir.
Sayın Başkanın tutumuyla
ilgili, dün akşamdan beri ne hikmetse Cumhuriyet Halk Partisi Gurubuna söz
vermekte âdeta direniyorsunuz. Siz ön yargılısınız, kafanızın içindeki olan
olayları aynen sözle ilgili yansıtıyorsunuz. Biraz önce Sayın Kamer Genç arkadaşımıza
“Grubunuza sahip çıkın.” dediniz. Sizin ne hakkınız var, ne yetkiniz var Meclis
içerisindeki tartışmalara giriyorsunuz? Sizin görev ve yetkiniz Meclisin
içerisindeki tartışmalara girmek mi, yoksa bağımsız ve tarafsız kalmak mı?
Sizin oradaki konumunuz gereği grubunuzla ilişkilerinizin dahi seviyeli olması
lazım ve belli bir aşamada olması lazım. Siz kendi grubunuz AKP’den aldığınız
talimat ve uyarılar doğrultusunda Meclisi idare etmeye çalışıyorsunuz. Lütfen,
eğer bu tutumunuzdan vazgeçmeyecekseniz sizi istifaya davet ediyorum.
Hepinizi saygılarla
selamlıyorum.(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Tanal.
Evet, sayın milletvekilleri,
tasarı…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, bakın ben size demin bir şey söylüyorum. Komisyon raporunda 9 tane
kanun teklifi birleştirilmiş. Bu metinlerde bakın, o arkadaşlara sorun bakalım,
o birleştirilen kanun teklifleriyle ilgili Komisyon kararında bir hüküm yok.
Şimdi, bu ne demektir? Bu ret mi edilmiştir? Bu öteki 9 tane arkadaşımızın…
Burada bakın, başlangıçta diyor: “Şu milletvekilinin şu, şu milletvekilinin şu,
şu milletvekilinin kanun teklifleriyle birleştirilerek birlikte incelenmiştir.”
diyor Hükûmetin tasarısıyla beraber. Fakat Komisyon metninde o 9 tane kanun
teklifiyle ilgili herhangi bir hüküm yok. Şimdi, bunlar eğer reddedilmişse,
bakın, İç Tüzük’ün 80’inci maddesini okursanız, orada der ki: “Eğer bir kanun
teklifi veya tasarısı komisyon tarafından reddedilirse ret gerekçesi gelir,
Genel Kurulda okunur ve ondan sonra Genel Kurul tasvip ederse reddedilmiş
sayılır. Yoksa, reddetmezse komisyona iade eder.”
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Genç. Bak, Komisyon raporunun…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada
açık bir usulsüzlük var. Bu konuda usul tartışması açıyorum efendim.
BAŞKAN – Tamam.
Komisyon raporunun 142 nci
sayfasında gerekli bilgi var.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Birleştirilen
teklifler arasından Malatya’da büyükşehir belediyesi kurulması…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
ne demek yani, benim konuşmama bir cevap verin. Ya, sen Başkansın, benim konuşmama
bir cevap ver.
BAŞKAN - … Aydın ilinde,
Efeler…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır,
konuşmama bir cevap ver.
BAŞKAN – Sayın Genç, usul
tartışması açıyorum, buyurun…
Lehte, aleyhte…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Aleyhte.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Lehte.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Aleyhte.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Aleyhte.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam,
ben aleyhte açıyorum.
BAŞKAN – Buyurun yazın,
otomatik bir makine bağlayın o zaman. Şu hâlinize bakın! Hepiniz için
söylüyorum. Sonra tutanakları getiriyorsunuz buraya. Lütfen ama… Bunun bir
usulü, bir adabı olması lazım.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Yani bu kadar Meclisi adapsız olarak mı suçluyorsunuz? Ayıp! Aynısını iade
ediyorum.
BAŞKAN – Meclisin mehabetine
niye gölge düşürüyorsunuz?
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Aynısını iade ediyorum size.
OKTAY VURAL (İzmir) -
Komisyonlar iyi çalışmalı Sayın Başkan, bu sıkıntıyı komisyonlar getirdi Genel
Kurula.
BAŞKAN – Lütfen ama… Söz
istemenin de bir usulü vardır, ilk defa istenmiyor bu Mecliste. Yerinizden
elinizi kaldırırsınız, burada, Kanunlar’daki arkadaşlar yazarlar.
OKTAY VURAL (İzmir) – Keşke
Komisyon raporu düzgün olsaydı da kanuna geçseydik.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Zaten sizin bu sürekli demirbaşlığınızdan dolayı bu Meclis bu hâle geldi. Yani
bulunmaz Bursa kumaşı mısınız siz! Sizin yerinize hiç mi başka kimse olamaz?
Yeter ya!
BAŞKAN – Evet… Lehte, Gökhan
Günaydın, Ankara Milletvekili.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, benim var mı ismim?
BAŞKAN – Verdim aleyhte Sayın
Genç…
Sayın Gökhan Günaydın. (CHP
sıralarından alkışlar)
Üç dakika süre veriyorum.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Biraz önce beş dakika dakikaydı, yapamazsınız öyle şey.
BAŞKAN – Vermiyorum…
Vermiyorum…
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Sayın Başkan…(“Babanın malını mı…” sesi)
BAŞKAN – Tüzükteki yetkiyi
kullanıyorum, babamın malı değil.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Sayın Başkan, değerli…
BAŞKAN – Hiç yakışmıyor size,
hiç yakışmıyor, yakıştıramıyorum.
Yeniden vereceğim sürenizi.
Hiç yakışmıyor, Türkiye Büyük
Millet Meclisine yakışmıyor, tüm Türkiye seyrediyor, Türk dünyası seyrediyor,
yurt dışındaki işçilerimiz seyrediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun, yeniliyorum
sürenizi.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Saat yediden sonra televizyonu onun için mi kapatıyorsunuz, millet izlemesin
diye?
X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
2.- 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nda birleştirilen kanun
teklifleriyle ilgili herhangi bir hüküm olmadığı, dolayısıyla raporun usulüne
uygun olarak düzenlenmediği gerekçesiyle görüşülmesi imkânı olmadığı hakkında
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, şu anda bizi -Sayın Başkanın
da altını çok iyi çizdiği gibi- Orta Doğu, Balkanlar ve yurt dışındaki işçiler
de takip ediyor ve buradaki ciddiyeti de takip ediyor.
Şimdi, dün Sayın Canikli
diyor ki: “Ciddi olalım.” Ben size birkaç örnek vereceğim arkadaşlar,
ciddiyetin ne derecede olduğunu ortaya koymak için. 5018 sayılı Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanunu var ve bu 5018 sayılı Kanun’un -açın lütfen, bakın
kanun içerisinde- 14’üncü maddesi ne diyor? “Eğer kamu harcamalarında azalış
veya artış gerektiren herhangi bir düzenlemeyi Meclise getirecekseniz orta
vadeli program çerçevesinde hesaplarsınız ve üç yıllık yükü tasarıya
yazarsınız.” diyor. Diyor mu, demiyor mu arkadaşlar? 5018 sayılı Kanun’un
14’üncü maddesi.
Peki, ben şimdi soruyorum
Sayın Başkan: 5018’in 14’ündeki bu amir hükme göre bir kanun yazılmış mıdır,
yazılmamış mıdır? Yazılmadığını hep beraber görüyoruz. Eğer “Kanunlara canımız
ister uyarız, canımız istemez uymayız.” dersek, bu Meclis çatısı altında bu
yasama çalışmasını meşru bir yasama çalışması olarak tanımlamak mümkün müdür?
Siz, orada milletvekillerine ayar vermek yerine, bu kanun hükümlerinin tasarıya
dercedilip edilmediğini kontrol etmek ve ona göre bir tavır almak zorundasınız.
(CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Meclis Başkanlığının da sizin ayarınıza
ihtiyacı yok Sayın Günaydın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) –
Yani, burada daha evvel bu kürsülerde söylenmiş laflar var. Bizden yukarıda
oturuyor olmanız -hadi marangoz demeyeyim- mimarı bir yapının sonucudur, yoksa
başka bir şey değildir; bunun altını çizeyim.
BAŞKAN – Bu kompleksiniz nereden… Kompleksiniz niye,
anlaşılmadı yani.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) –
Sayın Başkan “kompleks” meselesine girerseniz benim size söyleyeceğim çok şey
olur ama biz bir milletvekili ve Meclis Başkanı gibi konuşmaya devam edelim
isterseniz.
BAŞKAN – Ama siz başlattınız,
önce kompleksinizi atın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) –
İkinci hükme geleceğim. Bakın, çok açık bir şey söylüyorum size: 5018 sayılı
Kanun’un 14’üncü maddesinin amir hükmü bu tasarıda çiğnenmiştir diyorum. Bu
sizin için bir şey ifade ediyor mu?
BAŞKAN – Sayın Günaydın, siz
dün burada yoktunuz, benim sözlerimi dinlemediniz o zaman.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) –
Eğer ediyorsa…
BAŞKAN – Benim yetkim yok,
Meclis Başkanı… Buranın yetkisi yok, onu söyledik dün, konuştuk, tartıştık.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) -
Eğer ediyorsa, buna uygun davranın. Bana yön vermeye çalışmayın, ben sadece
sözlerimi söylüyorum.
İkinci konu: Arkadaşlar, 3067
sayılı Kanun var. Bu 3067 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin üçüncü fıkrası
diyor ki: “Eğer kamu harcamalarında bir artış ya da azalış gerektiren bir
düzenleme yapıyorsanız bunu Plan Bütçe Komisyonu inceler.” diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) –
Ben şimdi soruyorum: Plan Bütçe Komisyonu Başkanı yazı yazıyor İçişleri
Komisyonu Başkanına: “İşimiz yoğundur, gelemeyeceğiz.” diye. Tam da o sırada,
Plan Bütçe Komisyonu üyeleri tasarıyı öğrenmek için İçişleri Komisyonuna
gelmişler, tasarıyı dinliyorlar.
Ciddiyetten bahsediyorsanız
bunları önce inceleyin, böylesine usul hataları olurken bizden de anlayış
beklemeyin. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Günaydın,
lütfen…
Aleyhte söz isteyen Kamer
Genç, Tunceli Milletvekili…
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) –
Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşma yaptığı için müdahale etmedim ancak bir
konuda sizi uyarmak isterim.
BAŞKAN – Buyurun, uyarın.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) –
Siz az önce, bizim, usule aykırı olduğunu ileri sürerek İç Tüzük’ten
kaynaklanan haklarımızı kullandığımız bir sürece Türk dünyasını ve bütün
Türkiye’yi şahit göstererek değerli milletvekillerimizi tedip etmeye
kalkıştınız.
BAŞKAN – Hayır… Hayır…
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) –
Buna ne yetkiniz var ne hakkınız var.
BAŞKAN – Sadece sizi
kastetmedim, tüm Genel Kurulu kastettim. Sizi kastetmedim.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) –
Bu konuda kendinize gelmenizi öneriyorum ve şiddetle kınıyorum bu tavrınızı.
BAŞKAN – Ben de sizi
kınıyorum.
Sayın Genç, buyurun.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Muhalefetin tavrını kime şikâyet ediyorsunuz Sayın Başkan?
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Obama’ya şikâyet ediyor, Obama’ya.
OKTAY VURAL (İzmir) – Seçimi
kazandı diye mi?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, İç Tüzük’ümüzün 35’inci maddesi der ki:
“Komisyonlar kendiliğinden kanun teklif edemezler.” Burada, hükûmet tasarısında
gelen 6 madde.
Ayrıca bu kanunun başında
“Dokuz tane milletvekilinin de verdikleri kanun teklifleri var, bunları da
birleştirdik.” diyorsunuz. Komisyon raporunu inceliyoruz, komisyon raporu diyor
ki: “Hükûmet tasarısı, (1/690) esas numaralı Hükûmet tasarısını esas aldık.”
Peki, birleştirdiğiniz öteki kanun teklifleri nerede, onları ne yaptınız?
Arkadaşlar, şimdi,
milletvekili kanun teklifini veriyor. Sen komisyon olarak onu gündeme aldığına
göre, o milletvekilinin verdiği kanun teklifinde hangi kanunlarda değişiklik
yapıldığını, onu kendi metnine yazacaksın. Dersin ki: “Şunu uygun gördüm, şunu
uygun görmedim.” Mesela bir arkadaşımızın verdiği kanun teklifinde diyor ki:
“Mahallî seçimlerde birleşik oy pusulası kullanılır.” Var mı bununla ilgili?
Daha ötekileri zamanım yetmediği için söylemiyorum.
Şimdi, dolayısıyla, eğer bu
yola giderseniz, komisyonlar, yirmi tane kanun teklifini getirir bir rapora
alır, hiçbirisi hakkında bir hüküm vermez. Dolayısıyla milletvekillerinin de
kanun teklifleri böylece ortadan yok sayılır. Dolayısıyla, bana göre,
komisyonun bu raporunu geri alması ve bu raporunu geri aldıktan sonra burada
birleştirerek incelediği dokuz tane kanun teklifi hakkında bir hüküm vermesi
lazım, ben şu şu konuları kabul ediyorum, şunları da reddediyorum...
İç Tüzük’ümüzün 80’inci
maddesine göre, reddedilen teklifler hakkında bu redde ilişkin komisyon raporu
gelecek, Genel Kurulda müzakere edilecek. Bu, Genel Kurul tarafından ya kabul
edilecek veya reddedilecek. Bu çok açık, İç Tüzük’ümüzün hükmü. Eğer bu yola
giderseniz, demin de dediğim gibi, milletvekilinin kanun tekliflerini bu yolla
yok edeceksiniz.
O bakımdan, çok açık seçik İç
Tüzük ihlali var. İç Tüzük ihlalini ortadan kaldırmak için bu raporun geri
alınması lazım ve burada birleştirme konusu edilen dokuz -değişik-
milletvekilinin tekliflerinin ne akıbete uğratıldığının komisyon raporunda
belirtilmesi lazım. Bu yönüyle komisyon raporu çok eksik ve dolayısıyla bana
göre hem İç Tüzük’e aykırı hem İç Tüzük’ün 80’inci maddesine aykırı hem 35’inci
maddeye aykırı ama tabii siz burada hiçbir zaman kanunu, Anayasa’yı, hiçbir
şeyi takmadığınız için… Çoğunluk, parmakla maalesef bunlar olmuyor. Biraz
insanlarda vicdan olmalı, biraz insanlarda ahlak olmalı.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale)-
Ahlakı sorgulamak sana mı kaldı?
KAMER GENÇ (Devamla) - Bunlar
olmayınca hukuku da dinlemez, Anayasa’yı da dinlemez, hiçbir şeyi dinlemez.
Böyle bir kanun da yapılmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) – Ya,
ahlaklı insanlar böyle hareket etmez. (CHP sıralarından alkışlar)
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) –
Ahlakı senden mi öğreneceğiz?
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Öğrenmeniz lazım.
BAŞKAN – Evet, lehte söz
isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yalnız üç dakikaya inmiş
galiba, demin beş dakika diye gidiyordu söz hakkı.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) -
Başkan böyle istedi ya, sen de her şeyi eleştiriyorsun, şu anda canı böyle
istedi.
MEHMET GÜNAL (Devamla) –
Sayın Başkanım, şimdi, az önce teklifle ilgili Sayın Genç’in söylediği bir
husus var. Örnek olarak söylüyorum: Sayın Ali Uzunırmak’ın teklifi var. Aydın
ilinde “Efeler” adıyla bir ilçe kurulması tekliflerden bir tanesi. Açıyorum,
alt komisyon raporunun hemen başında, tasarının 2’nci maddesinin birinci,
ikinci ve üçüncü fıkraları aynen yani tasarının geldiği şekliyle. Bakın yani
nasıl usulsüzlük olduğunu Sayın Başkan da dinlerse…
OKTAY VURAL (İzmir) – Demek
ki kanun teklifi görüşülmedi.
MEHMET GÜNAL (Devamla) –
Sayın Yeni, müsaade ederseniz dinlesin Sayın Başkan, birazdan cevap verecek.
Şimdi dönüyorum, bakıyorum,
Sayın Uzunırmak’ın teklifinde…
Arkadaşlarımız dinlemiyor
Sayın Yeni, birazdan kalkacaklar.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Komisyonu meşgul etmeyin, Komisyon dinliyor konuşmaları.
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI
MUAMMER GÜLER (Mardin) – Dinliyorum.
MEHMET GÜNAL (Devamla) –
Bakın, aynen diyor ki ekinde, Sayın Uzunırmak’ın teklifinde: “Ekli 1” sayılı
listede yer alan köyler, mahalleler…” Komisyon raporunu okudum “aynen”
diyorsunuz, tasarının “aynen…” Tasarıya bakıyorum, en sonundaki yere geliyorum
çıkmış. Metinden ne var? Ek diye bir şey yok sizinkinde. İkincisinde var,
üçüncüsünde var, birinci fıkrasında, tasarının orijinalinde ek falan yok.
Şimdi, Sayın Uzunırmak’ın
söylediği ekteki köyler, mahalleler ne oldu? Herhangi bir şey var mı
raporunuzda? Yok. Sayın Genç’in söylediği bunlar için de dercedilmemiş zaten.
Siz tasarı metnini aynen kabul etmişsiniz ama burada bizim milletvekilimizin
verdiği şey içerisinde yok.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Acele ettiler. Acele vardı, birisi bekliyor.
MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani
şimdi bir şey söylemeniz lazım. Bakın, burada eki var, ekinde köyler, mahalleler
var. Teklifte ne oldu, bunlar görüşüldü mü, o köyler mi dâhil oldu? Yok, bakın,
kabul ettiğiniz metin yok yani içinde yok.
Görüşülmedi; demek ki o
tekliflerin hiçbirisi -her zaman olduğu gibi- dikkate alınmıyor. Diğer bir
husus -az önce Sayın Tanal söyledi- ben Sayın Başkana ifade ettim: Siz yetkisiz
görüşüyorsunuz. Plan ve Bütçe Komisyonunun yetkisini gasb ediyorsunuz diye.
Bakın, Anayasa, İç Tüzük,
3067, 5018, tamamı bu konuların Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi
gerektiğini, hatta tali komisyonlarda görüşüldükten sonra en son Plan ve Bütçe
Komisyonuna gelmesi gerektiğini söylüyor. Yani Anayasa’ya aykırılık varsa,
diğer şeyler varsa…
Son olarak -bizi ilgilendiren
hususların tamamı- yirmi üç tane ilçe kuruyorsunuz. Bir sürü yerleri
kapatıyorsunuz. Şimdi, siz bunu görüşebilirsiniz ama siz tali komisyon olarak
görüşmeniz gerekiyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Geri
göndermesi gerekiyor “başka komisyonla ilgili” diye.
MEHMET GÜNAL (Devamla) –
Başkanlık, yetkisini İç Tüzük’e, Anayasa’ya, 5018’e, 3067’ye aykırı olarak
kullanıyor. Bu da en doğal hakkımız olan yasama hakkının, denetim hakkının
elimizden alınması anlamına geliyor. Lütfen, bu esastan yani usulü tartıştık
ama esastan zaten bu rapor yok hükmündedir. Bu komisyondan geri çekilip Plan ve
Bütçe Komisyonunda asli komisyon olarak görüşülmesi gerekir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Kanunun raporu yok, yok hükmünde değil, rapor yok zaten.
MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani
rapor yok… Yani herhangi bir şey yok zaten onun için tekrar görüşülmesi gerekir
diye düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Aleyhte, Birgül Ayman Güler,
İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) –
Sayın Başkan, milletvekillerine karşı hiç koruyucu kollayıcı değilsiniz ama
sizi selamlayarak başlıyorum efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının içi de kötü, dışı da
kötü. Bu tasarının içi kötü. Bu tasarı yerel yönetimleri sevmiyor, köyleri ve
belediyeleri kapatıyor. Bu tasarı eyalet seviyor, eyalet.
BÜLENT TURAN (İstanbul) –
Tasarıyı okudunuz mu Allah aşkına.
BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla)
– Bölgeleri seviyor. Bu tasarı bölgecilik tasarısı. Bu tasarı kırsal rant
paylaşımı tasarısı…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne
alakası var?
BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla)
– …ve bu tasarı başkanlık sistemi tasarısı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak
bu tasarının içini sevmedik.
Bu tasarının dışına gelince,
hukuksuzluk, gerçekten, diz boyu. Plan Bütçe Komisyonuna görüşülmek üzere
gittiğinde hızlı bitsin işler diye Komisyon “İşimiz var, görüşemeyiz.” dedi.
Sonra öğrendik ki Komisyonun meğer gündemi boşmuş.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Komisyon Başkanı; Komisyon değil, Komisyonun haberi yok.
BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla)
– Maliye Bakanı Sayın Şimşek’in kızdığını televizyonlardan gördüm, “3 milyar
dolar, 4 milyar dolar yıllık yük getiren bir tasarı; benim haberim yok.”
diyordu. “Anayasa Komisyonuna gitmek zorunda bu, Anayasa’ya aykırı.” diye iddia
ettik, İçişleri Komisyonu Başkanlık Divanımız bizi asla dinlemedi. Biz toplam 6
madde tartıştık, karşımızda şu anda 39 madde var. Ben, tam bir günümü -alt
komisyonun CHP temsilcisi olmama rağmen- “Acaba, bizim görüştüğümüz ile bu yeni
gelen ne kadar benzer ne kadar farklı.” incelemesine harcamak zorunda
kaldıysam, biz 6 maddeyi görüşüp burada 39 maddeyi tartışmak zorunda
bırakıldıysak, bu tasarının içi gibi dışı da kötü. Bu tasarı tüm geleneklere
aykırı; yasama geleneklerine aykırı, hukuki geleneklere aykırı.
Biz, bu tasarının yasama
tekniğini altüst eden yapısına susarak içini tartışmayı reddediyoruz. Bu
tasarı, birleştirilen teklifler bakımından problemlidir. Birleştirilmeyenlerin
neden birleştirilmediği konusunda ısrarlı taleplerimize rağmen Komisyonda cevap
alamadık. Biz, bu tasarının, bu ülkeye mali portesini merak eden İçişleri
Komisyonu üyeleriyiz. Bu tasarı, memlekete iktisadi olarak ne yük getirir,
halka ne yük getirir, nimeti nasıl bölüştürür, bilmiyoruz değerli arkadaşlarım.
Plan ve Bütçe Komisyonu bize bunu anlatmalıydı.
Herkesi göreve davet
ediyorum. Bu tasarıyı, Sayın Canikli, geri çekin, geri çekin, daha iyi
çalışalım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Tutumumda bir
değişiklik yok.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe
Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili
Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri
Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820,
2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Devam)
BAŞKAN - Tasarının tümü
üzerinde söz isteyen Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Kafayı kaldır…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, bir dakika ya, bir dakika ya!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Komisyon Başkanı…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, ne oldu? Hayır, usulle ilgili tartışma açtık ne oldu sonucu?
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Aynısını dün akşam da yaptınız ya!
BAŞKAN – Tutumumda bir
değişiklik olmadığını söyledim.
MEHMET GÜNAL (Antalya)
–Burada birisi konuşurken kafayı eğip okuyorsun, ondan sonra…
BAŞKAN – Ne yapmam gerekir?
İki saatten bu tarafa görüşüyoruz.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir
şey söylüyoruz, bir kaldır kafanı baksana ya!
BAŞKAN – Sayın Günal, niye
çağırıyorsunuz?
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Aynısını gece de yaptın, bunu tartıştık.
BAŞKAN - Sisteme girmedi,
girsin.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Sayın Başkanım, kanun tekliflerim var benim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sor,
Grup Başkan Vekili ayağa kalkmış ya, ayıp ya!
BAŞKAN – Görmedim ki ben
gerçekten.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Bakacaksın, kafayı kaldırmıyorsun ki Allah Allah!
BAŞKAN – Kaldırmadım doğru.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Görmemek için kafayı eğersen tabii göremezsin!
BAŞKAN – Ama ne yapmamı
istiyorsunuz? O zaman sabaha kadar bunu konuşmamız gerekir. Esasa girmememiz mi
lazım?
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Kaldır kafanı Genel Kurula bak. Dün de aynısını yaptın, saat 12’ye doğru aynı
şeyi yaptın.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, bir usul tartışması açıldı; sonunda siz bununla ilgili bir
değerlendirme yapmadan çağırdınız.
BAŞKAN – Tutanakları isteyip
gösterebilirim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır
hayır, siz sonra yaptınız.
BAŞKAN – “Tutumumda bir
değişiklik olmadı.” dedim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın,
daha raporu görüşüyoruz, raporla ilgili bu iddiamızı…
BAŞKAN – Hayır efendim, dün
görüştük biz raporu. Lütfen…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, siz, bakın şunun için diyorum…
BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu,
buyurun siz.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hâlâ
“Buyurun.” diyor ya, böyle bir şey var mı? (MHP sıralarından sıra kapaklarına
vurmalar, gürültüler)
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU
(Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi
adına…
(MHP ve CHP milletvekilleri Başkanlık Divanı
kürsüsü önünde toplandı)
BAŞKAN – Böyle bir usul yok.
Ama Sayın Hatibe söz verdim. Dün verdim
Sayın Hatibe sözü.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Hayır, böyle paslaşıyorsunuz karşılıklı. Güzel, tabii ne güzel!
BAŞKAN – Siz bilirsiniz
vallahi!
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU
(Devamla) – …338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Yerel Yönetim Yasası’yla
ilgili söz almış bulunmaktayım…
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne
güzel, ne güzel! Dün de burada Sayın Canikli diyordu “Konuş.” diye hatibe.
BAŞKAN – Biraz önce de
BDP’den Sayın Sakık benim sizinle paslaştığımı söyledi. Şimdi siz paslaştığımı
söylüyorsunuz.
Sayın Zenderlioğlu, lütfen…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, yapamazsınız.
BAŞKAN – Dün verdim sözü ben.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz
konuşurken yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Yapıyorum, buyurun.
Kürsüyü işgal edebilirsiniz, orayı işgal edin.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, raporla ilgili itirazlarımız devam ediyor.
(Gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
Ne demek yani! Dövecek
misiniz?
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Burada konuşuyoruz. Neden onu konuşturuyorsun? Ne dedin de konuşturuyorsun, ne
dedin de konuşturuyorsun söyle bakalım?
BAŞKAN – Kürsüyü verdim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Usul
hakkında karar verdin.
BAŞKAN – Hayır, usul hakkında
karar vermedim, önce sözü oraya verdim ben.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Vermediniz daha.
BAŞKAN – Dün verdim önce sözü
oraya.
ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Oldu bittiye mi getiriliyor!
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan karar vermediniz daha. Karar oluşmadı, yok.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Öyle
bir şey yok!
BAŞKAN – Ne demek öyle bir
şey yok.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
İtiraz ediyor grup başkan vekilleri.
BAŞKAN – Edebilirsiniz.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ayıp
ya!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Raporla ilgili tartışmalar bitmedi.
BAŞKAN – Dün bitti efendim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Nasıl bitti! Onu konuşuyoruz.
BAŞKAN – Daha ne konuşacağız?
Ben on saatten bu tarafa…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Böyle saygısızlık olmaz.
BAŞKAN – Ne konuşursanız
konuşun, ben söz verdim. Komisyonda konuşacaktınız efendim. Burada ben dün açık
açık söyledim. Komisyon Başkanı çekerse olur, benim yetkim yok, yetkimin
olmadığını söyledim. Bu, kürsü işgali, kürsü işgali bu! Bu kürsü işgali, tekrar
ediyorum. Edin efendim, edebilirsiniz, kavga da yapabilir, konuşmacıyı da
dövebilirsiniz, her şeyi yapabilirsiniz!
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Kamuoyu her şeyi görüyor.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Bizim konuşmamızı sınırlandıramazsınız.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Tartışmalara nokta konulmadı.
BAŞKAN – Hayır, niye konulmasın
canım? Tutumumu söyledim, değişmediğini. Olur mu? Tartışma bitiyor, aynı şey
tekrar başlatılıyor.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Siz bizim konuşmamızı
sınırlandıramazsınız.
BAŞKAN – Sizin konuşmanızı
sınırlandıran yok Sayın Korkmaz. Bu işleri şahsileştirmeyin; konuşmanızı
sınırlandıran yok.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Sınırlandıramazsınız.
BAŞKAN - Dünden bu tarafa hiç
kimse bu kadar müsaade etmezdi; gereğini yaptım ben.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Hayır efendim. Bu müsaade, müsamaha meselesi değil Sayın Başkan.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – İç
Tüzük’ten kaynaklanan haklarımızı kullanıyoruz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Bir
tartışma var. Bu tartışmada…
BAŞKAN – Tartışma bitti,
sonuçlandı.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir
Grup Başkan Vekili el kaldırıyor…
BAŞKAN – Ben ara verdim; tüm
sayın grup başkan vekillerini davet ettim içeride Komisyon Başkanıyla.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Tamam, uzlaştınız mı?
BAŞKAN – Uzlaşıp uzlaşmamak
grup başkan vekillerinin meselesi, benim meselem değil.
OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyonda
6 madde üzerinde…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, bir tartışma…
BAŞKAN – Lütfen Sayın Hatibe
müsaade edin.
OKTAY VURAL (İzmir) – Rapor
yok Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) -
Sayın Başkan, bu uygulamaya itirazımız var.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Sayın Şandır, zorla, cebir kullanarak, şiddetle yapıyorsunuz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim,
şiddetle ne alakası var?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Başkanlığı bloke ediyorsunuz ama.
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) –
Konuyla ne alakası var?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Sayın Başkan, böyle olmaz!
BAŞKAN – Kürsü işgali, lüffen
yerinize oturun! Lütfen oturun yerinize canım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, usul tartışması bitmedi.
BAŞKAN – Hayır, bitti
tartışma. Niye bitmesin canım tartışma.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, Sayın İçişleri Komisyonu bir açıklamada bulundu.
BAŞKAN – Evet.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) - O açıklamaya itirazımız var. Bunu görüşmeden
siz…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Usul tartışması açıldı ve bitti usul tartışması.
BAŞKAN – İki tane usul
tartışması açtık, kapattık. Ne yapmamı istiyorsunuz daha?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın İçişleri Komisyonu bir beyanatta bulundu.
BAŞKAN – Bitti efendim. Ben
sözü verdim Hatibe ve Hatip konuşacak efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Böyle olmaz.
BAŞKAN – Olmazsa olmaz …
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dün
de yaptınız aynı şeyi.
BAŞKAN – Hayır, dün aynı şeyi
yapmadım. Niye aynı şey…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Sayın Zenderlioğlu’nu buraya çıkardınız. Biz konuşurken ona söz verdiniz.
BAŞKAN – Sayın Günal, ne bu
şiddet? Bu hiddetiniz ne? Anlaşılır gibi değil.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yahu
saygısızlık!
BAŞKAN – Yahu mahu diye
konuşmayın! Lütfen yani!
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Saygısızlık, bize
BAŞKAN – Hayır, benim kimseye
saygısızlığım yok efendim. Cümlelere de çok dikkat ediyorum, herkesin de dikkat
etmesi gerekir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – … bu
gürültüde nasıl yapacaksınız? Biz diyoruz ki, bakın, İçişleri Komisyonu Başkanı
bir açıklama yaptı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar(!), CHP ve MHP sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Benim meselem değil
efendim. Ben sabaha kadar otururum burada efendim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Oturun efendim.
BAŞKAN – Otururum, siz de
işgal etmiş olursunuz. Ara da vermiyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Böyle olmaz.
BAŞKAN – Ee, usul değil ki
bu! Usul değil ki bu!
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Tehdit etme Sayın Başkan!
BAŞKAN – O zaman bekleyin.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Sayın Başkan, niye tehdit ediyorsun? İstersen hiç ara verme, istersen sabaha
kadar…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
İçişleri Komisyonu bir açıklama yaptı. Bu açıklama üzerinde…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, orası usul mü?
BAŞKAN – Esas üzerinde
konuşurken bütün itirazlarınızı dile getirirsiniz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Komisyon Başkanı bir açıklama yaptı. Bizim bu açıklamayı tartışmamız lazım.
BAŞKAN – Hayır efendim, öyle
bir usul yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Karara
bağlanan iş yok efendim. Karara bağlanan iş yok.
BAŞKAN – Karara bağladım
efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır,
hayır. Yok. Karara bağlanan iş yok. Karara bağlanan iş Mecliste görüşülmüyor.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz
herkesi yok sayıp kendi dediğinizi…
BAŞKAN – Hayır hayır yok
canım niye yok sayayım ben. Hiç kimseyi yok saymam hayır.
MEHMET GÜNAL – İki saattir
konuşuyoruz, hangisini dikkate aldınız?
BAŞKAN – Her el kaldırana,
sisteme giren herkese söz verdim efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, söz vermek yeterli mi?
BAŞKAN – Ne yapmam gerekir?
Hayır, ne yapmam gerekir?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Komisyon Başkanının açıklamasını tartışmamız lazım.
BAŞKAN – Ben görüşümü
söyledim efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sizin görüşünüz değil, Komisyon Başkanının görüşleri…
ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) –
Hatada ısrar etmeyin Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hayır efendim, hata
söz konusu değil ortada.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, karara bağlanan işi görüşmüyoruz burada; karara bağlanmayan iş
görüşülüyor, rapor değil.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Komisyon Başkanı yeni bir açıklama yaptı, onu bir değerlendirmemiz gerekiyor.
BAŞKAN – Efendim, her ağzını
açana bir cevap verme hakkı doğuyor o zaman.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz
kendinizi öyle görmeyin.
BAŞKAN – Sayın Şandır lütfen
dünden bu tarafa bunu konuşuyor Sayın Şandır bunun bir sonu olması lazım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, Komisyon Başkanı bir tartışmaya, bir görüş getirdi. Bu görüşü
tartışmayacak, neyi tartışacağız?
BAŞKAN – Tartışıldı efendim,
tartışıldı.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Tartışmadan yani nasıl bir…
BAŞKAN – Evet, Hüsamettin
Zenderlioğlu’nun konuşmasından sonra size söz vereyim. Olmazsa mesele yok
efendim ne yapayım, yapacak bir şey yok benim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Başkanım, şu tartışmayı lütfen sonlandırın. Bu tartışma bitmeden devam
ederseniz olmaz.
BAŞKAN – Dünden bu tarafa
tartışıyoruz efendim. Sayın Şandır, lütfen…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Yani, bu tartışmaya nokta koymak lazım.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Sayın
Başkan, bakın 7 tane kanun teklifi var…
BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu
buyurun.
Lütfen Sayın Zenderlioğlu…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın
Başkan, konuşacak ortam yok. Nasıl konuşacak?
Sayın Zenderlioğlu, buraya
gelin lütfen.
SIRRI SAKIK (Muş) – Ara ver
Başkan ara.
BAŞKAN – Vallaha tüm Genel
Kuruldaki sayın milletvekilleri buraya toplansın, benim için önemli değil.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu
tavır doğru bir tavır değil
BAŞKAN – Doğru bir tavır. Ben
dünden bu tarafa tartıştırdım sizi, açık açıkda fikrimi söyledim yetkim olsa
gönderebilirdim diye.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Olmaz efendim.
BAŞKAN – Söyledim efendim
yapacağım bir şey yok.
Sayın Zenderlioğlu, buyurun…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Komisyon Başkanı bir açıklamada bulundu, bunun üzerinde müzakere açılması
lazım.
BAŞKAN – Hayır siz diyorsunuz
ki BDP’yle paslaşıyorsunuz BDP’den Sayın Sakık diyor ki MHP’yle paslaşıyorsun.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Böyle bir şey yok.
BAŞKAN – Lütfen ama bunlar
yaralayıcı bereleyici şeyler.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Yanlış iş yapıyorsun.
BAŞKAN – Bunlar
şahsileştirmek.
Lütfen efendim, oturun
yerlerinize.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Başkanım, yanlış yapıyorsun.
BAŞKAN - Yanlış yapmıyorum efendim. Ben doğru
yaptığım kanaatindeyim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
İçişleri Komisyonu Başkanı bir açıklamada bulundu. Bu açıklama yeni bir durum
getirdi bunu müzakere etmemiz lazım. Niye “Yok” diyorsunuz. Grup başkan vekili
olarak.
BAŞKAN – Öyle bir usul yok
efendim, yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, Komisyonun karara bağladığı işi görüşmüyoruz şu anda. Dolayısıyla,
rapor yok
Maddeler hâlinde görüşmüyor,
maddeler hâlinde düzenliyor. Böyle bir şey olur mu ya? Böyle bir rezalet olur
mu?
BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu,
lütfen buyurun.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Niye ısrar ediyorsunuz Sayın Başkan?
BAŞKAN – Görevimi yapıyorum
efendim, görevimi yapmak için ısrar ediyorum.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Sayın Başkan, niye emrivaki yapmaya kalkıyorsunuz?
BAŞKAN – Emrivaki falan yapan
söz konusu değil. Usulde yok efendim, öyle bir usul yok. Şimdi esası
konuşulacak. Esası üzerinde çıkarsınız, parti grubunuz adına yirmi dakika her
şeyi söylersiniz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından
gürültüler)
Evet, efendim, maddelere
geçildiğinde önergeleri verirsiniz, zaten vermişsiniz, önergelerde beşer dakika
istediğiniz gibi sözleri söylersiniz efendim. Ne tümü üzerindeki konuşmalarda
ne de önergelerdeki konuşmalarda hiç kimse, hiçbir başkan vekili… (Gürültüler)
Söylendi efendim bunlar,
söylendi, söylersiniz bunları. Lütfen…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, bir Komisyon üyesi muhalefet şeyini yazmadığı konu hakkında, aleyhinde
konuşamaz, önerge de veremez. Siz Komisyon üyelerinin önerge verme hakkını…
Biraz önce itiraf ettiniz. Benim komisyon üyem bu durumda, maddeler…
BAŞKAN – Ben itiraf etmedim,
herhangi bir şey söylemedim ben.
OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi
söylediniz efendim.
BAŞKAN – Neyi söyledim ben
şimdi Sayın Vural?
OKTAY VURAL (İzmir) –
“Hakkınız var.” dediniz.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Gereğinden fazla usul tartışması açıldı aynı konuda.
BAŞKAN – Kendi düşüncenizi
ifade ediyorsunuz Sayın Vural.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım, Komisyon Başkanı diyor ki: “Biz alt komisyondan gelen raporu…”
BAŞKAN – Efendim, esası
üzerinde söyleyin sözlerinizi.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Esas
değil bu ya!
BAŞKAN – Lütfen Sayın Şandır.
Her şey tartışıldı usul tartışmasıyla efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani
raporu olmayan bir kanunu nasıl müzakereye açarsınız?
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, İç Tüzük ne diyor? Genel Kurulda çekimser veya aykırı olduğunu rapor
metninde yazıyla belirttiği hususlar dışında…
BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu,
geliyor musunuz?
ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın
Başkan, ara ver.
BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu…
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU
(Bitlis) – Sayın Başkan, bu ortamda konuşamam, kürsü işgal altında.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Kürsü boş, gelin konuşun.
İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) –
Kürsü işgal altında.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Neresi işgal altında! Gelin, konuşun.
BAŞKAN – İkinci sıradakine
söz vereceğim efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, tahrik etmeyin.
BAŞKAN – Lütfen, tahrik falan
yok. Oturun sayın…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç
Tüzük’ü uygulayın.
BAŞKAN – Neyini uygulayacağım
İç Tüzük’ün? Uyguluyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu
kürsüde, bu gürültüde Meclisi yönetemezsiniz.
BAŞKAN – Efendim…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç
Tüzük’ü uygulayın.
BAŞKAN – Ne demek yani?
Uyguluyorum. Sizin söylemenizle mi yürüteceğim ben.
ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın
Başkan, bu ortamda kürsüye hatip çağırmak Meclisi germektir.
BAŞKAN – Çağırırım tabii,
gürültüyü kesin siz de. Lütfen ama!
Sayın Zenderlioğlu, geliyor
musunuz?
ENGİN ALTAY (Sinop) – Ya
böyle ortamda kürsüye hatip çağırılır mı Sayın Başkan?
BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu,
lütfen… Yoksa ikinci sıradakini çağıracağım.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Sükûneti sağlamadan nereye?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, yani bu gürültüde nasıl konuşacak?
ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın
Başkan, bu ortamda kürsüye hatip çağırmak…
BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Böyle bir şey yok ya!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu
gürültüde nasıl müzakere yapacaksınız?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Meclisi çalıştırmaya çalışıyor. Meclisi çalıştırmak görevi.
BAŞKAN – Efendim ben Meclisi
açık tutmaya çalışıyorum.
Yani sıra dışı eylem yapan
ben değilim, Başkanlık değil; sıra dışı eylemi yapan sizsiniz.
Sayın Şandır…
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz
hukuka uygun çalıştıracaksınız.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, bu tartışmayı bitirmeniz lazım. Bitirmeden nasıl başlarsınız?
OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl
başlarsınız?
MEHMET GÜNAL (Antalya) – İç
Tüzük 68 ne diyor?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Bitirin bu tartışmayı.
BAŞKAN – Aykırılığı yapan
sizsiniz Sayın Şandır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Allah
Allah!
BAŞKAN – Karar verdik
efendim. İki defa usul tartışması açtık ve karar verdik efendim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – 68
ne diyor bak.
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz
böyle bir gürültüde nasıl müzakere edersiniz?
BAŞKAN – Efendim, oturun
yerinize, oturun yerinize.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – İç
Tüzük’e bakın, okuyun bir. 68’i bir okuyun.
BAŞKAN – Ona siz bakın
efendim, ben bakıyorum, biliyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Neye
bakıyorsunuz?
BAŞKAN – Bakıyorum. Oturun
yerinize lütfen.
Siz gürültüyü çıkaracaksınız…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Böyle dayatmayla olmaz.
BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu,
lütfen…
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU
(Bitlis) – Sayın Başkan, böyle bir ortamda konuşma imkânım bulunmuyor.
BAŞKAN - Sayın Zenderlioğlu,
gelmiyorsanız ikinci sıradakini çağırıyorum
ben.
Sayın Zenderlioğlu…
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yok
öyle bir şey!
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Sayın Başkan, olmaz.
BAŞKAN - İkinci sırada, Sayın
Menderes Türel Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ENGİN Altay (Sinop) – Bu ortamda
kürsüye hatip çağırmak Meclisi germektir.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben
konuşacağım o zaman. Ben konuşacağım, kürsüdeyim, haydi!
(MHP milletvekilleri hatip
kürsüsü etrafında toplandı)
BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen…
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
İdare amirini çağır o zaman. Ben buradayım, kürsüdeyim. Haydi!
(AK PARTİ milletvekilleri
hatip kürsüsüne doğru yürüdü)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Sayın Başkan, grupları birbirine düşürüyorsunuz.
BAŞKAN – Hayır, grupları
birbirine düşürmüyorum efendim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yok
öyle bir şey! Zorlama varsa attırırsın o zaman. Böyle dayatma olmaz!
BAŞKAN – Hayır efendim. Biraz
önce Sırrı Sakık’ın lafını da dinledik efendim.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Ben konuşacağım, eğer bir el süren
olursa…
BAŞKAN - Lütfen…
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben
burada konuşacağım.
BAŞKAN - Birleşime beş dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.49
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.54
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubu adına Menderes Türel, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)
ENGİN ALTAY (Sinop) – Önce
BDP’ye söz vermen lazım Başkan.
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet
yerinde.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkanım, usul tartışması açılmasını istiyorum. Komisyon ve Hükûmeti aramadan
söz verdiniz, usule aykırı…
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ya
peki, bunların burada durması normal mi Sayın Başkan! Bunların böyle durması
normal mi? Bu kadar adamın kürsünün etrafında durması normal mi burada?
BAŞKAN – Sayın Türel, lütfen
oturun.
Buyurun söz veriyorum, lehte
mi aleyhte mi?
OKTAY VURAL (İzmir) –
Aleyhinde.
BAŞKAN – Evet.
ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Sayın Başkan, lehte söz istiyorum.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan biz de söz istiyoruz, grubumuz adına, Grup Başkan Vekilimiz konuşacak.
BAŞKAN – Evet, lehte Engin
Altay, Sinop Milletvekili.
Buyurun.
X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı
Komisyon Raporu’nun görüşmelerini İç Tüzük hükümlerine uygun olarak yürütmediği
gerekçesiyle tutumu hakkında
ENGİN Altay (Sinop) –
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; şimdi öncelikle iktidar partisinin grup başkan vekillerine
seslenmek istiyorum.
Biraz önce, burada, oturumu
yöneten Başkanı çok zor duruma düşürdünüz. Burada, az daha hiç olmasını tasvip
etmeyeceğimiz olaylar cereyan edebilirdi.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Kim işgal etti kürsüyü?
ENGİN ALTAY (Devamla) – Sizin
bu tavrınızla sizin buradan bu yasanız da geçmez, bu bütçeniz de geçmez. Oturun
bir, sakin olun bir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Şov
yapma ya!
ENGİN ALTAY (Devamla) –
Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, iktidara sabır, sükûnet yakışır.
Muhalefet elbette zaman zaman biraz öfkelenebilir, biraz kendince iktidarın
getirdikleriyle ilgili çekincelerini ortaya koyma noktasında sert de olabilir,
ama yıllardır bu Parlamentoda 1920’den beri süren bir gelenek vardır. Siz bu
gelenekleri de altüst ediyorsunuz.
Şimdi, Sayın Başkan, tabii,
tutumunuzun lehinde söz almakla birlikte usul tartışması açma kararınız çok
olumluydu, çok doğruydu. Zira, biraz önce burada, kanunun görüşmelerine
geçtiğiniz esnada bu kürsüden konuşma imkânı yok idi ve siz bu kürsüde sağlıklı
konuşma imkânı yokken hatibi kürsüye çağırarak hatibi de riske attınız, Divanın
önündeki milletvekilleriyle diğer milletvekillerinin arasındaki gerginliği de
daha da arttırdınız. Ben, sizin, bunca tecrübenizle, o esnada hatibi kürsüye
çağırmadan ara vermenizi beklerdim. İkincisi…
SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş)
– Kaç defa ara versin?
ENGİN ALTAY (Devamla) – Böyle
olmaz Sayın Vekilim, söz alacaksın, buradan konuşacaksın.
SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş)
– Hem laf atıyorsunuz… Önce kendiniz uyun siz.
ENGİN ALTAY (Devamla) – Siz
bu kadar gürültü yaparsanız muhalefet ne yapmaz! (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş)
– Her zaman siz yapıyorsunuz.
ENGİN ALTAY (Devamla) – Siz
oturacaksınız. Hayret bir şey!
Öte yandan burada…
SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş)
– Hep siz yapıyorsunuz.
ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın
Başkan, şimdi, şu milletvekiline 157’yi uygulamanız lazım. 157’i bu arkadaşımıza
uygulamanız lazım.
BAŞKAN – Sayın Milletvekili,
lütfen…
ENGİN ALTAY (Devamla) –
Şimdi, kardeşim, bu işleri bilmiyorsan, bak burada eski vekiller var, öğren.
Şimdi, Sayın Başkan, ortada
ciddi iddialar var. İddialardan birisi şu: Bu kanunun Plan Bütçe Komisyonunda
görüşülmeden buraya gelmesi hukuka, Anayasa’ya aykırı. Bu bir iddia. Bir başka
iddia: Bu kanunun altı madde olarak Komisyonda bunun görüşüldüğü ama bunun otuz
küsur madde geldiği, “Benzer mahiyette, birleştirildi.” denilen kimi
milletvekillerinin kanun teklifinin ortadan kaybolduğu… Yani burada evrakta
sahtekârlıktan bahsediliyor, siz, bu işler olmamış gibi, bu kanunun görüşülmesi
için Mecliste bu ortamı açıyorsunuz. Büyük yanlış içindesiniz, tutumunuz, usul
tartışması açmanız doğruydu, bunu söylemek istiyorum. Sizi daha bir dikkate ve
hukuka davet ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Aleyhte söz isteyen Oktay
Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, bir görüşmeye başlamak için komisyon ve komisyonun yerinde olması,
bakanın yerinde olması gerekiyordu.
BAŞKAN – Doğru, fark ettik,
söyledik sonra.
OKTAY VURAL (Devamla) – Siz,
Komisyon ve Bakan yerinde olmadan görüşmelere başladığınıza göre, dolayısıyla
bu durumda aslında bu tasarıyı görüşemezsiniz, görüşmelere başlayamazsınız.
BAŞKAN – Hayır efendim.
OKTAY VURAL (Devamla) – Değil
mi?
BAŞKAN – Devam edin. Hayır,
öyle değil.
OKTAY VURAL (Devamla) –
Komisyon ve bakan olmazsa görüşebilir misiniz?
BAŞKAN – Tutanaklara bakın,
sonra komisyon ve…
OKTAY VURAL (Devamla) –
Görüşebilir misiniz? Aramadınız.
BAŞKAN – Konuşmaya başlamadan
önce…
OKTAY VURAL (Devamla) –
Aramadınız. Siz buraya çağırdınız.
BAŞKAN – Hayır.
OKTAY VURAL (Devamla) –
Bakın, Sayın Başkan, buraya çağırdınız.
BAŞKAN – Sayın Türel
konuşmaya başlamadan önce aradım.
OKTAY VURAL (Devamla) –
Hayır, aramadınız, aramadınız.
BAŞKAN – Tutanaklara
bakabilirsiniz.
OKTAY VURAL (Devamla) –
Aramadınız. Kürsüye çağırdıktan sonra baktınız.
BAŞKAN – Evet. Tamam, kürsüye
çağırdıktan sonra.
OKTAY VURAL (Devamla) –
“Görüşmelere başlıyoruz.” dediniz.
BAŞKAN – Evet.
OKTAY VURAL (Devamla) – Bu
bakımdan, bu yönetiminiz doğru değil.
BAŞKAN – Tamam!
OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın
Başkan, şimdi, burada, İç Tüzük’ün 76’ncı maddesine göre, “Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından reddedilmiş kanun tasarı veya teklifleri, ret tarihinden
itibaren bir tam yıl geçmedikçe aynı yasama döneminde yeniden verilemez.”
Şimdi, Ali Uzunırmak’ın kanun
teklifi var, ne oldu? Reddedilmiş mi olacak, kabul edilmiş mi olacak? Siz, bir
milletvekilinin yasama yetkisini kısıtlıyorsunuz vermediğiniz şeyle ilgili.
Ayrıca, komisyon üyeleri eğer bir raporda bir hususa muhalefet yazmamışlarsa
kanun üzerinde önerge veremez aleyhinde. Siz, milletvekillerinin madde
üzerindeki itirazlarını yaptırmamış olmakla, önerge verme hakkını da kısıtlamış
oluyorsunuz.
Yani bütün bunlar
hukuksuzluk. Bunlar olmasaydı bunlara itiraz edecek miydik? İstediğimiz tek şey
var. Diyoruz ki: Uygun bir rapor redaksiyonu yapılsın, sonra gelsin buraya.
Arzumuz bu, isteğimiz bu. O bakımdan, burada bu kadar tartışma içerisine sokmak
yerine -yapılacak iş bir günlük bir iş, bir saatlik bir iş- burada çekilseydi,
yapılsaydı, “Alt komisyon metni kabul edilmiştir, redaksiyona göre böyle olmuştur.”
denseydi ya da kararlaştırılmış irade buraya getirilseydi itiraz etmeyecektik.
Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edildi, ne oldu? Akıbeti belli değil. İtiraz
edilmeyecekti.
Bugün görüştüğümüz husus bu
usulsüzlükler. Usulüne uygun hazırlanmamış bir rapor görüşülemez. Rapor bu
yönüyle bakıldığı zaman yok. Karara bağladığımız bir işi görüşmüyoruz, karara
bağlamadığımız bir işi görüşüyoruz. Rapor, karara bağlanmış bir işin görüşülmesini
amirdir.
Bu bakımdan, Sayın Başkan, bu
konuda sulhla halledilmesi gereken hususlar var. Bizim muhtevayla ilgili
söyleyeceklerimiz var ama her şeyden önce, bu işin hukuksuz buraya gelmesine
ilişkin itirazlarımızın giderilmesi için bir adım atmanızı bekliyoruz, arzumuz
budur.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
OKTAY VURAL (Devamla) – Bu
bakımdan, Sayın Başkan, görüşmelere bu oturumdan sonra başlayamazsınız, ancak
ve ancak ara verdikten sonra Komisyon ve Bakanı arayacaksınız, ondan sonra
hatibi kürsüye çağıracaksınız, usulüne uygun hareket etmeniz gerekiyor. Önce
hatibi kürsüye çağırıp, görüşmelere başlayıp…
BAŞKAN – Sayın Vural teşekkür
ediyorum. Lütfen…
OKTAY VURAL (Devamla) –
…sonra Komisyon Başkanı ve Bakanı arayamazsınız.
BAŞKAN - Lehte söz isteyen
Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Aslında, tabii, az önceki
hadiseyi bütün Türkiye kamuoyu izledi,
gerçekten de Türkiye Büyük Millet Meclisi diyoruz…
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Ondan sonra televizyonu kapattınız.
AHMET AYDIN (Devamla) - …ve
milleti temsil eden vekillerin buradaki durumunu çok acı bir şekilde gördü.
(MHP sıralarından alkışlar)
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Seviyesiz seviyesiz konuşma orada! Okumuyorsun, bilmiyorsun,
anlamıyorsun; konuşma!
OKTAY VURAL (İzmir) – Kürsü
işgali yaptınız.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, bir konuya katılmayabilirsiniz, eleştirilerinizi
yapabilirsiniz, her şeyi haklı görmek zorunda değilsiniz, her şeye katılmak
zorunda değilsiniz.
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) –
Bize laf atma! Bize laf atma!
AHMET AYDIN (Devamla) – Ya,
burayı müsamere salonuna çevirdiniz, biraz biz konuşalım ya! Her şeyi
yapıyorsunuz, her şeyi kendinize reva görüyorsunuz, iktidarın konuşmasını dahi
hazmedemiyorsunuz.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Doğru
dürüst konuş!
ENVER ERDEM (Elâzığ) – Bize
bakarak konuşma, bize laf atma”
ALİM IŞIK (Kütahya) – Elini
sallama, elini sallama, doğru düzgün konuş.
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Parmak
sallayarak konuşma!
AHMET AYDIN (Devamla) – Bırakın
konuşalım, bırakın konuşalım. Dünden beri burada yaptıklarınız, kürsü
işgallerine varan birtakım dayatmalar…
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yani
biz kalabalığız diye muhalefeti yok say, ondan sonra biz de oturup seyredelim.
Var mı böyle bir şey?
AHMET AYDIN (Devamla) –
Dayatmayı kim yapıyor? İktidar mı yapıyor, muhalefet mi yapıyor? Şunu size
söylemek istiyorum: Engelleme hakkınız var yasal anlamda, İç Tüzük anlamında
engelleme hakkınız var, kullanabilirsiniz ama şunu unutmayın ki bizim de
engellemeyi engellemek gibi bir hakkımız var, biz de o hakkımızı kullanırız.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu bilin,bunu bilin.
MEHMET GÜNAL (Antalya ) –
Neye göre kullanacaksın?
AHMET AYDIN (Devamla) – Biz
makul şartlar dairesinde, değerli arkadaşlar, Türkiye’nin faydasına olacak,
ülkemizin, milletimizin istifadesine sunabileceğimiz çok önemli, yapısal
değişim dönüşüm gerektiren bir reformu burada görüşüyoruz.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Yani
eyalet sistemi Türkiye’nin faydasına mı?
AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye adına bir reformu görüşüyoruz ama
sizler değerli arkadaşlar, kanunun
içeriğine hiç girmediniz, giremediniz. Girin, siz de konuşun, biz de konuşalım,
takdiri kamuoyu yapsın.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Biz
kaç gün Komisyonda bunun içinde gezdik, senin gibi bayram tatili yapmadık!
AHMET AYDIN (Devamla) – Ama
burada Meclisi müsamere salonuna çevirmek, Mecliste kürsüye, Meclis Başkanlık
Divanına hak etmediği birtakım dayatmalarda bulunmak...
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Siz
dayatıyorsunuz hukuksuzluğu, biz mi dayatıyoruz?
AHMET AYDIN (Devamla) – Bu
yakışık almaz. Hele ki içinde bulunduğumuz geleneğe hiç de yakışmaz bu.
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) –
Sen bizim geleneğimize laf atma!
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Senin üç yıllık geleneğin var!
AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, konuşacağız, tartışacağız, her şeyi konuşacağız, her şeyi
tartışacağız ama İç Tüzük’e göre konuşacağız, kanunların, hukukun bize verdiği
ölçüde konuşacağız. Eleştirmeyin demiyoruz ama kürsü işgal etmeyin;
eleştirmeyin demiyoruz ama hakaret etmeyin. Burada her konuşmacı konuşma
hakkını kullanmak zorunda.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Kürsüyü biraz önce siz işgal ettiniz.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Bakın, dünden beri böyle bir şeyle karşı karşıyayız. Başkanlık Divanınca aynı
meseleye karşı kaç defa usul tartışması açıldı.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu
doğru dürüst kanun getirin de tartışalım…
AHMET AYDIN (Devamla) – Kaç
defa kanaatini bildirdi ve hepsinde de kanaat bildirildiği hâlde bugüne kadarki
geleneklerimiz, Meclis gelenekleri, İç Tüzük’ün bize verdiği yetki…
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Ne
yapalım, usulsüzlük ortadan kalkmıyorsa vaz mı geçeceğiz? Usulsüzlüğü kaldırın,
tartışmayalım.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, bunu kullandırtmıyorsunuz. Bu dayatmalara, kusura bakmayın,
bizler de prim vermeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Dayatma sizden geliyor,
sizden.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğru
dürüst tasarı getirin de görüşelim.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Adam gibi yap işini!
AHMET AYDIN (Devamla) – Biz,
burada bu yasanın çıkması adına elimizden geleni yaparız, otururuz, konuşuruz,
tartışırız, maddeler üzerinde görüşülür, önergeler görüşülür, makul olanlar
belki kabul edilir ki kaldı ki Komisyon raporu hukuka uygundur, haklıdır ve
bugüne kadarki bütün Meclis geleneklerindeki raporlar gibi tanzim edilmiştir,
buradaki bütün teklif sahiplerine Komisyon Başkanı söz vermiştir ama tasarı
metni üzerinden bu gitmiştir hâliyle ve bu manada da komisyon raporunda da
hiçbir olumsuzluk, hiçbir haksızlık yoktur. İç Tüzük’ün de 42’nci maddesi bunu…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
AHMET AYDIN (Devamla) –
…açıkça düzenlemiştir. Kaldı ki hiçbir muhalefet şerhinde de buna ilişkin bir
husus yoktur.
Teşekkür ederim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Evet, aleyhte söz isteyen
Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; aslında iki gündür burada çok gereksiz tartışmalara
tanıklık ediyoruz. Yani Parlamento böyle çalıştırılmaz. Biz Sayın Başkana
söyledik yani siz bedenen oradasınız ama fikren farklı yerlerdesiniz. Eğer bu
uygulamaları…
BAŞKAN – Buna cevap vereceğim
Sayın Sakık, konuşmanız bitsin.
SIRRI SAKIK (Muş) – Lütfen
Başkanım… Çünkü biz sizin uygulamalarınızı geçmişten bugüne kadar biliyoruz.
Aynı şeyi bugün yani Barış ve Demokrasi Partisi yapmış olsaydı, sizler bizi
linç ederdiniz.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Ne alakası var ya?
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizin
kültürünüz bu, geçmişte Cumhuriyet Halk Partisine karşı da… (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Hiç öyle bir şey yok.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Lütfen dinleyin, dinleyin.
Ya, bu Parlamentoyu
çalıştırırsınız…
ALİ ŞAHİN (Gaziantep) –
Meclisi çalıştırmayan kim?
SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani
burada bölgesel yönetim yok, burada ademimerkeziyetçi bir anlayış yok. Keşke
olmuş olsaydı, sizin arkanızda vallahi dururduk ama bunların hiçbiri de yok,
bunların hiçbiri yok. Siz…
RIFAT SAİT (İzmir) – Bırak
ya, bırak!
SIRRI SAKIK (Devamla) – Bize
sesinizi yükseltmeyin, biz hepimiz birbirimizi tanırız. Bize gücünüz yeter ama
haddini bileceksin, hiçbir şey bilmiyorsan haddini bileceksin.
İki gündür, bakın, iki gündür
burada, Parlamentoda biz oturmuş sizleri izliyoruz. Ne hakkınız var? Bu
Parlamentoyu ya çalıştıracaksınız veyahut da Sayın Başkan, eğer inanmıyorsan…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Düzgün konuş.
SIRRI SAKIK (Devamla) - …eğer
bu, sizin yüreğinize, beyninize hitap etmiyorsa, eğer Komisyonda olumsuz bir
şey varsa tavrınızı açık, net koyacaksınız, diyeceksiniz ki: “Komisyona iade
edilir.” Ama bunu söylemiyorsunuz, elli kezdir burada usul tartışması
açıyorsunuz. Usul tartışması bir, iki, üç açılır. Ha, gerekirse oylamaya
tutulur ve ondan sonra devam edersiniz. İki kez bizim Hatibi davet ettiniz ama
konuşturtmadınız. Bu kürsünün masuniyetinden bahsediyorsunuz ama kürsünün
masuniyetini kollayamadınız, koruyamadınız. Bu da sizin ayıbınızdır.
Ya gerçekten bu yasayı geri
çekin, komisyonlara geri gönderin veyahut da Parlamentoyu çalıştırın. Biz iki
gündür sizin bu kayıkçı kavganızı dinlemek zorunda değiliz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Tutumum hakkında herhangi bir
değişiklik yok.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın
Şandır, bir saniye…
Sayın Sakık, ikinci defa
olduğu için açıklama gereği hissettim. Benim istifa ettiğim Milliyetçi Hareket
Partisiyle ilgili kastınızsa sözünüz, ben geçmişimle, hayat tarzımla, yaşam
tarzımla gurur duyuyorum, geçmişte taşıdığım ülkücülük fikriyle de gurur
duyuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Benim eğer kafam Milliyetçi Hareket
Partisinde ise…
SIRRI SAKIK (Muş) – Yok, ben
o anlamda…
BAŞKAN – …o meşru bir parti
ama tüm millet biliyor ki, tüm dünya biliyor ki sizin kafanız nerede, ona cevap
verin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Şandır…
AYLA AKAT (Batman) – Nasıl
konuşuyorsunuz Sayın Başkan, ne demek istiyorsunuz? Ne demek kafanız nerede? Ne
biçim konuşma Sayın Başkan!
BAŞKAN – Yok öyle,
söyleyeceksiniz, ondan sonra da cevabını alacaksınız. Ya konuşmayacaksınız…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan, Allah adına, üç dönem…
AYLA AKAT (Batman) – Nasıl
böyle konuşursunuz?
SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın,
sizin tüzüğünüzde üç dönem süreci var ya, bu üç dönem süreci için siz bir
yerlere mesaj vermeye çalışıyorsunuz.
BAŞKAN – O sizin şahsi kuruntunuz,
onu zaman gösterecek.
AYLA AKAT (Batman) – Sırrı
Bey, gitmeyin ya. Bu kadar terbiyesizce bir tartışma olur mu Divan düzeyinde?
SIRRI SAKIK (Muş) – Meclis
böyle çalıştırılmaz, tam iki gündür bizi esir aldınız. Siz gerçekten başka
yerlere, evet sizin bedeniniz bu partide, ruhunuz, fikrinizde buradadır. Bu
kadar net.
AYLA AKAT (BATMAN) – Bireysel
bir tutum içerisindesiniz.
BAŞKAN – Siz kendi
kafanızdakini söyleyin.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım.
SIRRI SAKIK (Muş) – Gelsin,
gelsin, kendisi de ortaya koysun ya, bize bu kadar haksızlık etmeye hakkınız
yok.
BAŞKAN – Sayın Şandır, bir
dakika, lütfen…
Buyurun.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım, bir tartışma var ve bu tartışma tamamlanmamıştır, bu
tartışmayla ilgili siz bir kanaat beyan ettiniz. Dediniz ki: “Yetki…”
BAŞKAN – Evet ettim, bu konu
hakkındaki tutumum değişmedi. Onu söylüyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim müsaade edin lütfen, sözümü kesmeyin.
BAŞKAN – Buyurun.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir kanaat ifade ettiniz, dediniz ki: “
Yetkim olsa ben bu kanunu geri gönderirim.”
BAŞKAN – Evet, başkanlığın
yetkisi yok, söylüyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Şimdi yetkiniz olmadığını beyan ederek haklı bulmadığınız bu kanunun
görüşülmesini başlatamazsınız. Ya da o kürsüde oturmayacaksınız.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Birleşime beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma saati: 19.11
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 19.14
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın
görüşmelerine devam edeceğiz.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe
Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili
Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri
Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820,
2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet
yerinde.
Şimdi tasarının tümü üzerinde
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hüsamettin Zenderlioğlu’nu davet
etmiştim.
Buyurun.
Gelmiyorsanız Adalet ve…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Benim ifade ettiğim bir husus var. Bir kanaat ifade ettiniz, bir beyanda
bulundunuz, o beyanın gereğini yapmalısınız Sayın Başkan.
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına Menderes Türel, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın
Başkan… Sayın Başkan, lütfen…
Sayın Başkan, kim “Yok.”
dedi?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu
kanun doğru değilse görüşmemelisiniz.
BAŞKAN – Lütfen…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın
Başkan, bir saniye… Dinler misiniz Sayın Başkan! Konuşma hakkı bizde, başkasına
veremezsiniz.
BAŞKAN – Hem tartışmadan
dolayı suçluyorsunuz… Lütfen…
Buyurun Sayın Türel…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın
Başkan, bunu ikinci kez yaptınız.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU
(Bitlis) – Sayın Başkan, konuşma hakkı benim, başkasına veremezsiniz.
BAŞKAN – Sonradan vereceğim
söz efendim.
Sayın Türel, buyurun lütfen.
AK PARTİ GRUBU ADINA MENDERES
TÜREL (Antalya) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; 338 sıra sayılı
Kanun Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Değerli arkadaşlar, bu emrivakiyle nasıl yönetecek Sayın Başkan?
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, nasıl yöneteceksiniz? Bu emrivakiyle nasıl yöneteceksiniz?
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Bugün yine çok önemli bir yasa tasarısını görüşmekteyiz.
SIRRI SAKIK (Muş) – Ama bu
uygulamanız ne adil ne de…
MENDERES TÜREL (Devamla) - Bu
tasarı, yerel yönetim reformunun aslında bir kademe daha ileri götürülmesidir.
PERVİN BULDAN (Iğdır) –
Konuşma ortamı yoktu Sayın Başkan. Konuşma ortamı olmadan hatip nasıl konuşacak
orada?
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Bugün burada ne devletin yeniden yapılanmasıyla ilgili bir yasayı ne de bir
güvenlik yasasını ne de ekonomik sorunların çözümüne yönelik bir yasayı
tartışıyoruz. Tartıştığımız yasa tasarısı, tamamen bir yerel yönetim
reformundan ibarettir.
ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) –
Ne reformu?
OKTAY VURAL (İzmir) – İhanet
yasası!
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Partimizin buradaki amacı, millete, vatandaşa daha iyi hizmet götürmek, yerel
yönetimde demokrasiyi geliştirmek, yerel yönetim özerkliğini artırmak, artık
şehir merkezinden köye kadar her yerde vatandaşın yerel hizmetlerin hesabını
sormasını sağlamaktır.
Şu noktaların altını kesin
bir şekilde çizmek istiyorum: Bu reform aslında bir demokrasi reformudur.
Günümüzde demokrasinin temel şartlarından birisi yerindenlik prensibidir. Yani
kamusal sorumluluklar vatandaşa en yakın makam tarafından kullanılır demektedir.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O
zaman belde belediyelerini niye kapatıyorsunuz?
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Köydeki vatandaş sadece muhtara, il genel meclisine geçmişte oy verirken, şimdi
büyükşehir belediye başkanı, ilçe belediye başkanı, belediye meclisi ve muhtarlıklara
oy verecektir. Bu tasarıyla vatandaş hizmet almak için, hizmetin hesabını
sormak için kendi seçtiği belediye başkanını artık bu yasa sayesinde sorumlu
tutabilecektir.
Bu reform, hızlı kentleşme
karşısında geç kalmış bir reformdur. Türkiye’de kent nüfusu 1980’lerde yüzde 35
iken, bugün yüzde 80’lere ulaşmıştır. Artık ekonominin merkezi şehirlerdir. Bu
çağda şehirlerdeki yatırımlar ve hizmetlerin hızlı bir şekilde Ankara’dan
bakanlıklar eliyle yönetilmesi hem para israfıdır, hem zaman israfıdır ve
fevkalade verimsizdir. Bu çağda yönetimin vatandaşa en yakın şekilde olması,
onu dinlemesi, ona hesap vermesi zaruridir.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
Kendin bile inanmıyorsun.
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Öncelikle, bu yasaya emeği geçen, katkı sağlayan, başta Sayın İçişleri
Bakanımıza, benden önceki sayın yerel yönetimler başkanımıza, İçişleri
Komisyonumuzun Başkanına, iktidar ve muhalefet tüm üyelerine, Bakanlık
bürokratlarına şükran ve saygılarımı iletmekle birlikte yasanın hazırlanmasına
temel oluşturan anlayışa da kısaca değinmek istiyorum.
MEHMET S. KESİMOĞLU
(Kırklareli) – Bakanlık hazırlamadı ki Sayın Başkan.
MENDERES TÜREL (Devamla) - AK
PARTİ ve liderinin siyaset anlayışı ve felsefesi yerel yönetimlerde elde edilen
başarıdan ve bu başarıya gösterilen teveccühten doğmuştur. Bilindiği gibi, AK
PARTİ’nin devlet felsefesi, devletin milletine amade olduğu bir yapı üzerine
kuruludur. AK PARTİ ve ideolojisi “Önce insan” yani “İnsanı yücelt ki devlet
yücelsin, insanı yaşat ki devlet yaşasın.” ilkelerini esas almaktadır. Bu
açıdan bakıldığında millet salt anlamda yönetilen, siyasetçi de salt anlamda
yöneten pozisyonlarını değiştirmiş, siyasetçi hizmetkâr, halk da kendisine
hizmet edilen konumuna yükselmiştir. AK PARTİ ve Başbakanımız Sayın Recep
Tayyip Erdoğan, hizmeti hiçbir zaman bir lütuf olarak görmemiştir. Bunun hak
olduğunu daima vurgulamıştır.
Çok kıymetli milletvekilleri,
malumlarınız olduğu üzere, Türkiye’de ilk kez 1984 yılında, İstanbul, Ankara ve
İzmir büyükşehir belediyeleri kurulmuştur. 1986 ve 2000 yılları arasında bu
sayı 16’ya çıkarılmıştır. Bundan sonra, 2004 yılında, AK PARTİ, Sayın Genel
Başkanımızın belediye tecrübesinin de sayesinde ilk kez bir ciddi yerel yönetim
reformu gerçekleştirmiştir. 2004 yılında hem Belediyeler Kanunu 1934’ten sonra
ilk kez kapsamlı bir şekilde revize edilmiş hem de İstanbul ve Kocaeli
büyükşehir belediyeleri yetki alanı il sınırı olarak genişletilmiştir.
Kıymetli arkadaşlarım, 2004
yılındaki bu rapor, aslında Avrupa Konseyi Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nın bir
gereğidir. Türkiye, Avrupa Konseyinin Yerel Özerklik Sözleşmesi’ne 1988 yılında
imza koymuştur. Bu sözleşme 1992 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından onaylanmıştır ve 93 yılında da yürürlüğe girmiştir. Ama bu yöndeki
bütün iyi niyetlere, hazırlıklara rağmen, kanun çıkarılması için, reform
yapılması için AK PARTİ İktidarı beklenmiştir. 2004 yılında, yerel yönetimler
reformu, muhalefetin uzlaşmaz tutumuna, o zaman, bildiğiniz, Cumhurbaşkanı
vetoları ve Anayasa Mahkemesi süreçlerine rağmen yapılmıştır. Bugün bu
büyükşehir belediyesi kanunu için muhalefet tarafından söylenen bazı sözler de
o zaman aynen söylenmiştir. O zaman da yerel yönetimler reformunun Türkiye’de
federasyon için yapıldığı söylenmiştir ama reformun üzerinden sekiz yıl
geçmiştir, belediyeler de yerindedir, Türkiye de yerindedir, üniter devlet
yapısı da sapasağlam yerindedir.
Yine, Avrupa Birliği uyum
sürecinde, bizden önce gündeme gelmiş olan Kalkınma Ajansları Kanunu da bizim
dönemimizde yani 2006 yılında çıkarılmıştır. O zaman da muhalefet yine aynı
şekilde kıyameti koparmıştır. “Türkiye bölgelere bölünüyor.” denilmiştir.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) – O
muhalefetten belediye başkanı olmak istiyordun ya.
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Ama daha sonra bütün iller “Hani bizim kalkınma ajansımız?” diye muhalefet
milletvekilleri tarafından sıraya girmiştir.
Aslında, Avrupa Konseyi Yerel
Özerklik Şartı’na uyum süreci bu yeni kanunla devam etmektedir. Bu kanunun
temel amaçları, gerekçede belirtildiği gibi, Türkiye’de demokrasiyi gerek ülke
gerekse yerel düzeyde güçlendirmek, belediye hizmetlerinde verimliliği sağlamak
ve belediyelerin daha iyi hizmet götürmesini temin etmektir.
Çok tartışılan konulardan
biri de referandum meselesidir. Muhalefet, Avrupa Konseyine atıfta bulunarak
“Referandum şart.” diyor. Oysa bu söylem de tam anlamıyla gerçeği ifade
etmemektedir. Zira, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 5’inci
maddesi aynen şöyle diyor: “Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın
elverdiği durumlarda ve mümkünse…
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Mümkün değil mi Sayın Türel?
MENDERES TÜREL (Devamla) -
…bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan
değişiklik yapılamaz.”
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Mümkün değil mi?
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Yani burada özellikle “mümkünse” diye tabiri dikkatlerden kaçırılarak sanki
referandum şartmış gibi kamuoyunun nezdine sunulmaktadır.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Ayıp, ayıp, ayıp!
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Bildiğiniz gibi, kanun birkaç yenilik getirmektedir. Birincisi, nüfusu 750 binin
üzerinde olan illerde büyükşehir belediyesi kurulmaktadır. 16 mevcut büyükşehre
13 büyükşehir daha eklenmiştir. Yani 13 büyükşehre baktığımızda herhangi bir
bölgeye dönük bir düzenleme yoktur, nüfus kriteri dikkate alınmıştır. Bu 13
yeni büyükşehirde yeni ilçeler kurulmaktadır. Bu illerde büyükşehir yetki alanı
aynı İstanbul ve Kocaeli gibi il sınırlarına genişletilmektedir.
Büyükşehirlerde özel
idareler, beldeler ve köyler kaldırılmaktadır. Özel idare işleri büyükşehre
devredilmekte, beldeler ve köyler mahalleye dönüşmektedir. Büyükşehir olmayan
52 ilde nüfusu 2 binden az olan beldeler köye dönüşmektedir. Böylece toplam
1.582 belde ve 16.082 köyün tüzel kişiliği kaldırılmakta ve mahalleye
dönüştürülmektedir. Toplam sayısı 2.950 olan belediye 1.392’ye düşmektedir. Köy
sayısı 34.283’ten 18.201’e inmektedir. Aslında birim sayısında müthiş bir
azalma meydana gelmektedir. Bu bile nasıl bir tasarruf ve verimlilik
sağlanacağını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Harika! Tasarruf böyle bir şey, değil mi?
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Beldelerin hangi ilçenin mahallesi olacağına ilişkin olarak sınırdaş olmak ve
mesafe şartı getirilmiştir. Mahalleye dönüşen beldelerde belediye personeli hak
kaybına uğramayacaktır. Köylerin orman veya mera hakları olduğu gibi
korunmaktadır. Köylerde belediye vergi harçları -emlak vergisi, imar ruhsat
harcı, katılım payları gibi bedeller- beş yıl süreyle alınmayacaktır.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Emlak vergisi ertelenmiyor, doğru söyleyin.
MENDERES TÜREL (Devamla) – Su
ücreti beş yıl süreyle en düşük su tarifesinin dörtte 1’ini geçmeyecektir.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bu
kadar da yanlış bilgi vermek olur mu!
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Belediyeler mahalleye dönüşen köylere 10 yıl süreyle gelirlerinin yüzde 10’u
kadar altyapı yatırımı yapacaktır.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Yazmışlar, okuyor işte, ne yapsın?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Mahalleye dönüşen köylerde yapılar için ruhsatlandırma kolaylığı getirilecek.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Okuma, okuma! Kafanı kaldır da konuş!
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Yapılar için geleneksel mimaride proje üretilecek ve bu projeler köylülere “tip
proje” olarak ücretsiz verilecektir.
SADİR DURMAZ (Yozgat) – İmar
affı… Villalarınıza imar affı…
MENDERES TÜREL (Devamla) – Köylerdeki
evler, hayvancılık tesisleri, bakkal, fırın gibi iş yerlerine ruhsat
verilecektir. Köylerdeki yapı stoku ruhsatlı hâle gelecektir. Senelerdir
köydeki evinin başına yıkılma korkusu ile yaşayan vatandaşlarımız artık rahat
bir uyku uyuyabileceklerdir.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
Ruhsatsız gökdelen dikiyordun ya!
MENDERES TÜREL (Devamla) – 29
büyükşehirde merkezî idare yatırımlarını koordine etmek, afetle mücadele ve
başka bir sıkıntı yaşanmaması için, valiliğe bağlı yatırım izleme ve
koordinasyon başkanlığı kurulmaktadır. Böylece özel idarelerin kaldırılması
nedeniyle bir boşluk da söz konusu olmayacaktır.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
158 ihaleyi ne yapacaksın?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısıyla büyükşehirlerin bütçe payları ciddi
şekilde artmaktadır. Şu anda büyükşehir içinde tahsil edilen vergiden artırılan
pay yüzde 5’ten 6’ya çıkarılmıştır. Ayrıca, asıl önemlisi, ilçe belediyelerine
ve yine büyükşehre verilen yüzde 2,5 genel bütçe payının yüzde 4,5’a
çıkarılmasıdır. Avrupa’sı, Amerika’sı bütçe krizleri yaşarken, maaşlarda
indirime giderken, Türkiye, belediyelerin önünü açmakta ve daha fazla hizmet
imkânı sağlamaktadır.
Birkaç örnek vermem
gerekirse, mevcut büyükşehirlerde ortalama yüzde 16,06’lık bir artış olacaktır.
Erzurum’un geliri yüzde 58,80; Eskişehir’in geliri yüzde 27,93; Kayseri’nin
geliri yüzde 25,90; İzmir 14,65; İstanbul 8,95; Ankara da yüzde 5,76’lık bir
gelir artışını yaşayacaktır. Ayrıca, yeni büyükşehir yapılacak illerimizde de
ortalama yüzde 53,67’lik bir gelir artışı söz konusudur. Bunların içinde Muğla
–ki CHP’li bir belediyedir- 96,52; Aydın 53,03; Trabzon 40,39; Mardin 27,04’lük
olmak üzere, ortalama 53,67’lik, yeni büyükşehirlerde bir gelir artışı söz
konusu olacaktır.
Değerli milletvekilleri, en
çok tartışılan konulardan bir tanesi, belde belediyelerinin kapatılması
meselesi. Belde belediyelerinin önemli bir kısmı, personeli, geliri olmayan,
maalesef kâğıt üstünde tabela belediyeleridir, hizmet götürememektedirler.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye?
Para mı vermiyorsunuz?
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Side Belediyesi öyle mi? Side Belediyesi öyle mi?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
…hizmet götürememektedirler. Belediye var ama hizmet yok. Nitelikli personeli
ise arayınız ki bulasınız.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Side
Belediyesi öyle mi?
ALİM IŞIK (Kütahya) – Orada
çalışan çocuklar Yunanistan’dan mı geldi? Oradaki istihdam edilen işçiler ve
memurlar Yunan çocuğu mu? Ayıp… Ayıp…
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Birçok belediyemizde, bir şehir plancısı, bir mimar, bir mühendis bile
bulamıyor iken…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Belediye başkanının maaşı mı gözünüze battı?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
…sadece o belediyelerin bazılarında, bir tek belediye başkanını personel olarak
istihdam ediyor iken, şimdi artık, bu kapatılan belediyelere, ilçe belediyeleri
ve büyükşehir belediyelerinden hizmet alabilme imkânı sağlanacaktır.
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Niye
kapatıyorsun?
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) -
Köyleri niye kapatıyorsun köyleri?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Aslında biz, burada, bu belediyeleri kapatmıyoruz, onların, yani belediyeden
mahalleye dönüşen kurumların, ilçe belediyesinden ve büyükşehir belediyesinden
hizmet alabilmesi imkânının önünü açıyoruz. Bu belediyeleri terfi ettiriyoruz.
Biz AK PARTİ’yiz, hizmetin,
hakkın, hakkaniyetin partisiyiz. Bizim şiarımız kişilere değil, millete
hizmettir.
Ben, belde belediye
başkanları sık sık geliyorlar, soruyorum: “Sayın Başkan, nedir arzunuz?”
diyorlar ki: “Belediyemizi kapatma.” “Peki, Başkan, maaşlarını ödeyebiliyor
musun?” “Çok zor Başkanım.” Peki, sabit giderlerini karşılayabiliyor musun?”
“Sayın Başkanım, maaşları zor ödüyoruz, sabit giderleri nasıl karşılayalım?”
“Yatırıma hizmete ne kadar para harcıyorsun?”
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) -
Antalya’nın borcu kaç Antalya’nın?
YILDIRAY SAPAN (Antalya) -
Tekirova’ya bir sor bakalım, Tekirova’ya. Ne yapmış paraları?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Cevap tabii ki belli: “Sayın Başkanım, biz maaşları ödeyemiyoruz. Nasıl hizmet
edelim?” diyorlar. Dolayısıyla, burada, bu belediyeler hizmet için yatırım ve
bütçe bulamıyor iken ve Türkiye’deki belde belediyelerinin yüzde 90’ının
üzerindeki büyük bir kısmı bu durumdayken bugün hâlâ “Bu belediyeler
kapatılmasın.” demenin bir anlamını çıkartamıyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) -
Gazipaşa’ya nasıl hizmet götüreceksin? Kaş’a nasıl hizmet götüreceksin?
Antalya’nın merkezine hizmet edemedin sen. Nasıl götüreceksin?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Son günlerde, İtalya’da yürürlüğe giren yeni uygulama aslında hepimiz için iyi
bir örnek oldu.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
Bırak bunları da şu 158 ihale ne oldu onu konuşalım Başkan.
MENDERES TÜREL (Devamla) –
İtalya’da Monti liderliğindeki teknokrat hükûmetin imzaladığı kararname ile 86
olan vilayet sayısı 51’e düşürüldü.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – İtalya iflas etti, siz de mi iflas ediyorsunuz?
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ya,
Burası İtalya mı?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
İtalya’nın zor duruma düştükten sonra mecburen yaptığı uygulamayı biz, korkulu
rüya görmemek için bugünden yapıyor ve 1.582 belde belediyesini kapatıyoruz.
Köylerin mahalleye
dönüştürülmesi en isabetli hususlardan birisidir çünkü aslında köy muhtarlığı
zaten imkânı olmayan bir birimdir. Bu şekilde köy muhtarlıkları mahalle
muhtarlığına dönüşüyor.
YILDIRAY SAPAN (Antalya)
– Tekirova’yı görevden alacak mısınız?
MENDERES TÜREL (Devamla)
– Kaybetmeyecek köylerimiz, aksine
büyüyecektir. Bu şekilde köylerin daha iyi hizmet alacağı açıktır çünkü belediyelerin köyden mahalleye dönüşen bölgelerde
hizmet yapabilmesi için yüzde 10 bütçe ayrılması bu yasa tasarısıyla şart hâle
getirilmiştir. Ayrıca, köylünün tarımsal hakkı korunduğu gibi, imar imkânı yapı
stokunun ruhsatlandırılması ile önemli sorunları da çözülmüş olacaktır. Köyde
artık araziler, tarlalar arsa olacağı için köyler daha değer kazanacak, köylü
zenginleşecektir.
GÜRKUT ACAR (Antalya) –
Köylüyü de kandırıyorsunuz!
MENDERES TÜREL (Devamla) – Bu
kanun tasarısı ile bir kısım muhalefet, eski plakları pikaba koyup çalmaya
başladı. Bir kısmı diyor ki: “Federasyona gidiliyor.” Bunu diyenler yurt
dışındaki örneklere bakabilirler. Birçok ülkede bölgesel meclisler mevcuttur.
SADİR DURMAZ (Yozgat) –
Bunlarda bölücü terör mü var, Kalkışma mı var?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Dolayısıyla, bunları tek tek sizlere saymak istemiyorum ama müsaade ederseniz
bir konuya dikkat çekmek istiyorum.
Yine, kalkınma ajanslarının
bu kutlu çatı altında tartışıldığı bir oturumda Cumhuriyet Halk Partisi
Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü aynen
şu sözleri söylüyor, diyor ki: “Tasarıda bir bölgesel yönetim sistemi öngörülmektedir
-bu, 2006’da- bizi bu yargıya götüren kimi göstergeleri sizlerle paylaşıyorum.
Türkiye’yi federatif yapıya götürecek bir ön hazırlıktır bu kalkınma
ajansları.”
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Doğru
söylemiş.
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Ama ondan sonra, bakınız, CHP’li Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu
-2008 senesinde, 2006 senesinde- bir soru önergesiyle şunları söylüyor, diyor
ki: “Bölgemiz ulusal kalkınmamıza katkıda bulunacağına inandığımız Çorum
ilimize ne zaman kalkınma ajansı kuracaktır? Kurmayı düşünüyor musunuz, düşünmüyor musunuz? Nedenlerini açıklar
mısınız?”
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
Başkan, şu sözde sünnet ettirdiğiniz çocuklar nerede? Her yıl yapıyordunuz ya,
bu çocuklar nerede?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
“Federasyona gidiliyor.” diyen CHP milletvekilleri, daha sonrasında kendi illerine kalkınma
ajansları kurulmadı diye soru önergeleriyle bu talepleri zikretmişlerdir.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
Kilometrelerce balonlar aldın, onlar nerede? Paralar nerede?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Yine, MHP Milletvekili Sayın Reşat Doğru aynen şunu soruyor, diyor ki: “Tokat
ili son zamanlarda büyük göç vermektedir, Tokat ili ihtiyaçlarını, yatırım
alanlarını tespit etmek ve bu yönde çalışmalar yapmak için “Tokat Kalkınma
Ajansı”kurmayı düşünüyor musunuz?”
BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) -
Ne alakası var ya?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Önce “federasyon” diyenler daha sonra “Benim ilime neden sen kalkınma ajansı
kurmuyorsun?” diye Hükûmeti sorumlu tutarak kendi içlerinde ciddi bir çelişkiyi
de yaşamaktadırlar.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Side Belediyesini niye kapatıyorsunuz?
MENDERES TÜREL (Devamla) – Ben çok iyi
biliyorum ki bugün bu tartışmaları yapanlar ileride yeniden bu Mecliste soru
önergeleriyle de gelip “Benim ilimi büyükşehir yap.” diye sıraya gireceklerdir.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) -
2008 yılına kadar Antalya’yı borçlandırdın, seçimi o yüzden kaybettin!
SADİR DURMAZ (Yozgat) - Kimse
büyükşehre karşı değil, saptırmayın, büyükşehre karşı olan yok, bölgesel
yönetime karşıyız.
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Biz artık bu çelişkilere alıştık, milletimizin de alıştığını düşünüyoruz.
Deniliyor ki: “Bizde il
sınırları çok büyük. Konya, İsviçre’den büyük. Antalya’da kıyı şeridi 640
kilometre, bunu bir belediye nasıl yönetecek?”
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) -
Kalkan’ı niye kapatıyorsun?
MENDERES TÜREL (Devamla) – Oysa bugün aynı
şeyi valilik zaten yapıyor özel idare marifetiyle. Valilik nasıl yapıyorsa,
güçlendirilmiş ekonomisiyle belediyeler daha da iyisini yapacaklardır. Hatta
seçmene karşı belediye başkanının seçilme zorunluluğu olduğu için, fazla
koşturmak, daha fazla hizmet yapmak zorunda kalınacaktır.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Madem öyle, açıkça söyleyin.
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, “Bu tasarı AK PARTİ’ye seçim avantajı getiriyor.” sözü de
fevkalade ilginçtir. Çünkü biz şunu çok net bir şekilde söylüyoruz: Siyasi
tarihimizde seçime dönük kanunların iktidar aleyhine döndüğü çok örnek vardır,
biz bunları biliriz. Zaten AK PARTİ’nin seçim kazanmak için böyle şeylere
ihtiyacı olmadığını anketler gösteriyor. Proje üretemeyen, hizmet götüremeyen,
eğlenmekten hizmete vakit bulamayanlar şimdiden seçim yenilgilerine bahaneyi
buldular.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Ayıp, ayıp! Ağzından çıkanı kulağın duysun Menderes Türel!
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Eğlenen kimse onu açıkla lütfen!
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Bir kez daha halktan korkuyorlar, bir kez daha halkı, köydeki vatandaşımızı,
beldedeki vatandaşımızı hakir görüyorlar.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
Balonlar nerede, balonlar? Milyonlarca lira ödediniz, balonlar nerede?
MENDERES TÜREL (Devamla) –
Allah ıslah etsin, akıl fikir versin.
SADİR DURMAZ (Yozgat) - Allah
sana akıl fikir versin. Memleketi bölecek yasayı getiriyorsun, ondan sonra
başkalarına laf söylüyorsun!
MENDERES TÜREL (Devamla) – Bu
kadar seçim yenilgisinden hâlâ ders almadılar, hâlen bir öz eleştiri
yapamadılar, hâlen yenilginin suçunu halkta arıyorlar. Bu seçkinci zihniyet, bu
vesayetçi zihniyet, elinden gelse vatandaşın, köylünün, fakir fukaranın seçmen
olma hakkını bile elinden alacak, ellerinden gelse seçimi sadece İstanbul’da
Boğaz’da yapacaklar. 1930’da kalmış zihniyet, elinden gelse Türkiye’yi Kuzey
Kore yapacak.
ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) –
Geç be… Ayıp, ayıp!
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Bunlar gardrop Atatürkçülüğünde kaldılar.
ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) –
Hâlâ 30’larda mı kaldın sen?
MENDERES TÜREL (Devamla) - Ne
tarihi okuyorlar ne dünyaya bakıyorlar.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Gel de sana tarih öğreteyim, gel!
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Ama millet, Allah’tan, bu seçkinci zihniyetten daha akıllı ve daha ufuk sahibi.
ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) –
Baykal’ın kapısında kaç saat bekledin?
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Şunu unutmayalım: AK PARTİ birçok alanda Türkiye’de birçok reformlar yaptı,
sessiz devrimler yaptı, dünyaya örnek oldu. Şimdi bu reformda öncü olacaktır.
Dolayısıyla bu kanunla belediye hizmetlerinde çağ atlanacak. Bu kanunla Türkiye
medeniyet yarışında sıçrama yapacak. Bu kanunla köyler kalkınacak, köylü
zenginleşecek. Bu kanunla ilde, ilçede, beldede, köyde vatandaş gerçek hizmeti
görebilecektir. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
SADİR DURMAZ (Yozgat) –
Göreceğiz, Allah izin verirse sen de göreceksin, biz de göreceğiz!
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Hamzaçebi.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) – O
zaman niye CHP’den başkan adayı olmak istedin sen?
BAŞKAN – Sayın milletvekili,
lütfen…
Sayın Hamzaçebi söz istedi.
MENDERES TÜREL (Antalya) –
Yalan atma, yalan atma!
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
Baykal yaşıyor…
MENDERES TÜREL (Devamla) -
Git Olcay Baykal’a sor, doğruyu öğren!
YILDIRAY SAPAN (Antalya) –
Baykal yaşıyor…
MENDERES TÜREL (Antalya) –
Beni çağırdılar gitmedim. Git Olcay Hanımdan öğren. Hayatın yalancılıkla
geçiyor.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU
(Bitlis) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Zenderlioğlu,
bir saniye… Ben, Sayın Hamzaçebi’ye söz verdim. Bir saniye… Siz bir oturur
musunuz lütfen. Belki kürsüye davet edebilirim. Lütfen… Sizi anons etmedim, lütfen…
Edeceğim sizi…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı konuşmasında 2004 yılında Adalet ve
Kalkınma Partisi Hükûmetinin yapmak istediği yerel yönetim düzenlemesiyle
ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisinin o zaman “Bu, Türkiye’yi federasyona
getirir.” şeklindeki düşüncesini bu
tasarıda da Cumhuriyet Halk Partisinin ileri sürdüğünü söyleyerek iki tasarı arasında bağlantı
kurmak suretiyle…
BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi,
buyurun.
İki dakika söz veriyorum
sataşma nedeniyle.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Sayın Başkan, iki dakika değil, üç dakika veriyorsunuz.
BAŞKAN – Biliyorsunuz
usulümüz her zaman iki dakika.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Üç dakika veriyorsunuz.
BAŞKAN – Buyurun, üç dakika
veriyorum.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Antalya
Milletvekili Menderes Türel’in Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle
konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
Sayın Milletvekilinin bu dönem Parlamentoda yeni görev yapıyor olması nedeniyle
geçmişe ilişkin bilgilerinin eksik olduğunu fark ettim, eksik bilgilerle Genel
Kurulu bilgilendirmeye çalıştı. Keşke ağabeylerine sorsaydı daha iyi bilgi
edinirdi; tutanaklara baksaydı, Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarına baksaydı
daha iyi bilgi edinirdi. Kalkınma ajanslarıyla ilgili kanun 2006 yılında kabul
edilmiştir, o dönemin Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüştür. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak yoğun emek verdiğimiz bir kanun tasarısıdır. Dünyada 167
ülkede o zaman uygulanan bir modeldi. Hangi niyetle uyguladığınıza bağlıdır;
eğer federasyon niyetiyle o kanunu uygularsanız Türkiye’yi federasyona götürür,
yok, federasyon niyetiyle uygulamıyorsanız gayet yararlı bir kurumdur.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da o kanunla ilgili olarak olumlu görüş
beyan ettik. Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarından bütün bunlar görülebilir.
Sayın Konuşmacının Cumhuriyet Halk Partisine çamur atma gayretiyle hareket
etmesini yadırgamıyorum, yani Sayın Konuşmacı tecrübesiz birisi, şüphesiz,
tecrübe edinecektir burada, öğrenecektir. (CHP sıralarından alkışlar)
İkinci olarak, 2004 yılında
AKP’nin yapmak istediği düzenleme, bu yerel yönetim kanunuyla hiçbir ilgisi
olmayan bir düzenlemedir. Doğrudan doğruya merkezî yönetime ait anayasal
yetkileri, Anayasa’da bir değişiklik yapmaksızın yerel yönetimlere aktarmaya
çalışan bir düzenlemeydi, bunu gayet iyi biliyorsunuz. Nitekim, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde kabul edilen bu kanun, Cumhuriyet Halk Partisinin
muhalefetine rağmen kabul edilen bu kanun, dönemin Cumhurbaşkanı tarafından bir
kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine iade edildi, siz de
bir daha teşebbüs etmediniz. Sayın Necdet Sezer’in söylediklerine kulak verdiniz,
hak verdiniz, o günden beri bir daha o konunun etrafından geçmiyorsunuz bile.
Böyle olduğu hâlde bu tasarıya ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisinin ortaya
koyduğu görüşleri yalan yanlış bir şekilde eskiyle bağdaştırmaya çalışmak,
doğrusu, en iyimser tabirle tecrübesizlikle açıklayabileceğim bir kavram. Sayın
Milletvekilinin tutanakları daha iyi incelemesini, arkadaşlarına, ağabeylerine
kulak vermesini kendisine tavsiye ediyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe
Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili
Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri
Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820,
2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Devam)
BAŞKAN – Evet, tasarının tümü
üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hüsamettin
Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili. (BDP
sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN
ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve
Demokrasi Partisi adına 338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi -yerel yönetim-
Yasası’yla ilgili söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
aslında, içinde yaşamış olduğumuz bu süreç çok kritik ve zor bir süreçtir.
Hepinizin bildiği gibi, açlık grevi, 12 Eylül 2012 tarihinden günümüze kadar
iki aya yakın bir süredir kamuoyu tarafından titizlikle izlenen açlık grevi
eylemi bugün 57’nci gününü tamamlamış bulunmaktadır. Bu insanların siyasal
görüşü ne olursa olsun talepleri insanidir, vicdanidir. Yani 57 gün 57 gece aç
kalan, açlık grevinde olan insanlarımızın yaşadıkları durum ortadadır. Kendi
iradeleriyle bu eyleme katılmışlardır. Bu bir irade beyanıdır. 714 kişiyle 666
cezaevinde başlatılan açlık greviyle, sayıları -5 Kasım 2012’den itibaren- on
binlerle ifade edilen özgür tutsakların bulunduğu her cezaevinde, genç
bedenlerini ölüme yatırarak soruna çözüm arıyorlar.
Bu açlık grevinin başlaması
öyle kendiliğinden olmamıştır. Bu açlık grevi belli bir süreçten sonra başladı.
Talepleri ve amaçları şöyle sıraladılar: Tecridin kaldırılması, kendi ana
dilinde eğitim ve savunma hakkının verilmesi, kamusal alanda kendi ana diliyle
resmî olarak kendini ifade etmesidir. Öneriler ve talepler o kadar makul ve
demokratik taleplerdir ki öncelikle Hükûmet bu talepleri açlık grevlerinin
sonuçlandırılmasına katkı sunabilir. Oysa bunun tersi davranıyor. İnsan
hayatını hiçe sayma insanlıkla ne kadar bağdaşır, sizin vicdanınıza
bırakıyorum. Cezaevinden yükselen bu çığlığa kulak vermek zorundasınız. Bingöl
ve Bitlis Cezaevi ziyaretimde tutsakların durumu iç açıcı değildi; kilo kaybı,
kan kusma, tansiyon düşüklüğü ve sıvı almaz durumda idiler.
Cezaevinde ölecek her
vatandaştan Hükûmet sorumludur, hiç kimse kendini bu sorumluluktan kurtaramaz.
Cezaevlerinden tabutların çıkmasını istemiyoruz. Büyük bir felaket. Siyasi
tutsakların haklı olarak sunduğu öneri, tutsaklar özgürce yüreklerini ortaya koyarak
barış için çözüm arıyorlar. Ayrıca, genç bedenlerini ölüme yatırarak,
kendilerini lime lime eriterek, canından başka hiçbir olanakları olmadığını
ortaya koyarak “Halklarım kardeşçe yaşasın, bir kardeş diğer bir kardeşi
vurmasın, savaş dursun, kan akmasın…” Buna karşın, AKP Hükûmeti, hâlâ,
çözümsüzlükte ısrar ve meydan okumaya devam etmektedir ve tutsakların
taleplerini görmezlikten gelmektedir. Bu hangi anlayıştır Allah aşkına? Bu
işler tehdit, baskıyla çözülebilir mi?
Bu kürsüden çağırıyorum: Bu
ölümlere seyirci kalmayalım. Vicdanı olan insana, içinde insan sevgisi
barındıran ve bu ülkede savaş, gerginlik ortamını istemeyen, kardeşçe ve
insanca yaşamak isteyen herkese çağrımızdır: Bu konuda katkınızı sunun;
duyarsız kalmayalım, sesinizi yükseltin, barış ve kardeşliğe katkı sunun.
Sorunlar derinleşmeden, derinleşmesine neden olmadan bu sorunu sonlandıralım.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şu anda Genel Kurula getirilen ve sunulan yerel yönetimler
yasası, 12 Eylül darbesinin yasalarını çağrıştıran bir yasanın devamı
niteliğindedir. Bundan önceki yasa, 1982 Anayasası’nın 127’nci maddesine göre
düzenlenmiş bir yasadır. Demek ki 127’nci maddenin ruhu hâlen devam etmektedir.
Aynı zamanda ucube bir yasadır. Bu yasanın amacı: “Büyük yerleşim yerlerinde özel
bir yönetim biçimi oluşturulabilinir.” anlayışıyla -hükmüne uygun- 1984’te
başta İstanbul, Ankara, İzmir’de kuruldu ve her bir belediyenin başkanlığına da
bir general getirildi, bir paşa. 1986-1988’de rant cephesinin cazibesini
çektiği için beş belediye daha büyükşehir kapsamına alındı. 1993’ten sonra da
sekiz büyük kent belediyesi eklendi, bugün, toplam on altı ana kent
belediyesine “büyükşehir belediyesi” unvanı verildi. Bu ana kent belediyelerin,
diğer merkez belediyelerden avantajı nedir?
Şimdi, nüfus oranına göre
büyükşehir belediyesi sayısı, on üç büyükşehir belediyesi eklenerek yirmi
dokuza çıkarılmak istenmektedir. Yeni yasa ile büyükşehir belediyesi sayısını
artırmak neyi değiştirecektir Sayın Bakanım, sormak isterim?
Sadece isim değiştirmek yetmiyor,
birini büyüterek, diğerini küçülterek ekonomik büyüme sağlanmıyor, hizmet
sunulmuyor. Burada vatandaşın dikkatini dağıtmakla sorun çözülmüyor,
kandırmanın da bir faydası yoktur. Sözüm ona yetkiyle daha fazla hizmet
sunulacaksa amenna, ama öyle değil. Yetkiyle değil, daha çok yetenekle bu işler
yapılabilir. On üç yeni büyükşehir belediyesini oluşturmak için yeni yasanın
sunuşu, tamamen Makyavelist bir anlayışla ele alınan bir yasadır.
Burada halkın çıkarları söz
konusu değildir. Büyükşehir belediyesinin sayısını artırmanın bir avantajı
şudur: Milyonlarca insanın oyunu toplu olarak bir yerde tutmadır. Bu oransız
gücün oyu, ister istemez Türkiye Büyük Millet Meclisine de yansıyacaktır.
Tabii ki büyük kent
belediyelerinin rolünü kimse tartışamaz. Esasında bu, yasaların değişimi,
dönüşümü altında yapılıyorsa da özünde özelleştirme amacı taşıyan neoliberal
politikaların gelişimidir. Herkes biliyor ki bu politikalarının altyapısı 24
Ocak ekonomik kararlarıyla alınıp, uygulamada zorlandığında imdadına 12 Eylül
rejimi yetişmiştir.
Bu süreçte, Dünya Bankası,
büyük kent belediyelerine yatırım amaçlı destek sunarak belediye hizmetlerini
kolaylaştırmak için ortak oldu. Bununla da yetinmedi, belediye hizmetlerini
hızlandırmak için belediye ortaklığıyla taşeronluk getirildi. Büyükşehir
belediyesi bu yönetimle hizmet sektöründen kurtulmayı da başarmış oldu. Bu
nedenle, rant paylaşımına yönelik yerel yönetim anlayışı arttı. Herkes “Rant
pastasından nasıl nasibimi alabilirim?” havasına girdi.
Bu yasayla, kentsel dönüşümün
önündeki engeller bir bir kalkacaktır , ”Oh, gel keyfim, gel.” diyecektir.
Vatandaş bu tiyatroyu seyrederken ne diyecektir? “Evim gitti, malım gitti… Ah
vah!” mı edecektir? İşte, AKP Hükûmeti, iktidarını bu temele dayandırarak
kurmaya çalışmaktadır. Çünkü yasa, düşük yoğunluklu savaş nedeniyle göçleri
hızlandırmak, dolayısıyla metropol kentleri hedef göstermektedir.
Amaç, bütün belediye
hizmetlerini özelleştirmedir. Nüfus kriterleri, yüz ölçümü böyle bir proje için
de yeterli olmayabilir. Yerleşim yerinin sosyal, kültürel, ekonomik talepleri
dikkate alınmadan gerçekleştirilmek isteyen böyle bir yasa toplumda ister
istemez bazı sıkıntılara ve huzursuzluklara neden olabilir.
Yönetim, sadece kamuya ait
bir olgu değildir, aynı zamanda özel kesim için de bir alan kavramıdır. Gelişen
teknoloji, çağımızda, özel, sosyal yaşamlarda bir değişim yaratmadı. Bu
istekleri planlamaya katmadan idari ve siyasi planlama, demokratik hak ve
özgürlüklerin kullanımında engel teşkil eder. Büyük kent sınırlarını genişletmek
ve ilçe belediyelerinin yetkilerini azaltmak yeniden sorun yaratacaktır.
Bu vizyon, büyük kent
belediyesini elinde tutan iktidar partisinin lehine gelişecektir. Bu yasayla
aynı zamanda merkezi güçlendirmek uğruna belde belediyelerinin kaldırılmasını,
köylerin mahalle yapılmasını vatandaşa yapılan en büyük haksızlık olarak
görmekteyiz. Halkın doğrudan yerinden yönetime katılmasını engellemekten başka
bir şey ifade etmez bu yasa. Burada düşünce ayrılıklarını yaratmadır.
Gerçekten, yasa özel idareyi kaldırıyor, yetkileri başka bir kuruma
devrediyorsa bunun ne yararı vardır? Kim bize izah edebilir? Yatırım izleme
koordinasyon merkezi kurularak valilere yerel yönetimler üzerinde denetleme
yetkisini verecektir. Bu yetki artırımıyla ne yapmak isteniyor? Hani deniliyordu
ya “Seçilenleri atanmışlara ezdirmeyeceğim.” Bu ne anlama geliyor?
Şimdi, AKP Hükûmeti, böyle,
bu söylemin neresinde duruyor? Bu yasa, tamamen, demokratik işlevi askıya alan
bir yasa görünümündedir. Sözüm ona, yatırım izleme koordinasyon merkezi
idarenin taşradaki işlerini yerine getirecektir. Tam tersini düşünebiliyor musunuz?
Yasaya göre, tüm etkinliklerde verimliliği sağlamak için kaynakları yerinde
görmek, aksamaları denetlemek, rehberlik etmektir. Öyle bir şey yoktur bu
yasada.
Yasa yalnız ilin sınırlarını
kapsayabilirdi, özel idarenin boşluğunu doldurabilirdi ya da bir idari, siyasi,
yatırım koordinasyon izleme merkezi hâline getirmek daha anlamlı olurdu. Ama
maalesef, AKP Hükûmeti bütün bu gelişmeleri gördüğü için… Bu projeyle kendini
yerel yönetimlerde güçlü çıkaracağını sanıyorsa aldanıyor demektir.
AKP Hükûmetinin asıl amacı,
büyükşehir belediyeleri, yerelden yönetim anlayışı, demokratik özerklik
projesine neoliberalist projeyle engel olmaktan başka bir şey ifade etmiyor.
Demokratik Toplum Kongresinin geliştirmiş olduğu demokratik özerklik projesini
boşa çıkarmaktır amacı. Oysa bizim geliştirmek istediğimiz proje, sadece
bölgemizde değil, Türkiye metropollerinde istediğimiz demokratik özerklik,
-diskalifiye etmeleri, bu amacı taşımaktadır. Oysa biz diğer bölgelerde 20’ye
yakın bölgenin oluşmasını isteyip, oralardaki derin uçurumları bertaraf etme
projesidir.
Demokratik özerklik projemiz,
sadece yerel yönetimleri model olarak ele almamaktadır, aynı zamanda bir
kardeşleşme projesi ve güçlendirmedir. Bu projenin tanımlandığı yerel
yönetimler modeli ulusal, sınıfsal, cinsel, etnik, kültürel temelde bir dehadır
ve devrimci demokratik dönüşüm programının tıpkısıdır. Stratejik bir proje olan
demokratik özerklik projesi, halkın kendi kendini idare etmesi demektir. Bu
modelle belediyelerin temelde devletten hiçbir şeye ihtiyaçları olmayacaktır.
Tecrübe, yaratıcılık, yerinden yönetme, deneyim, kazanım geliştikçe güçlenme
sağlanacak, kazandıkça daha güçlü belediyeler oluşacaktır.
Gönül isterdi ki AKP
Hükûmeti, demokratik projeye benzer bir model geliştirsin. Yerel yönetimlerin
en güçlü sacayağı olan köy ve mahalle örgütlenmelerini güçlendirerek
demokrasiyi güçlendirmiş olsaydı, halkın doğrudan doğruya katılımıyla oluşacak
olan meclisler söz sahibi olacaktı. Ne yazık ki bu örgütlenme modelinden
korkuluyor. Demokratik gelişim, tabii ki, halkı aydınlatıyor. Siz halkın
örgütlülüğünden korkuyorsunuz, gelecekten korkuyorsunuz. Nafile, ne yaparsanız
yapın, hangi projeyi getiriyorsanız getirin, artık korkunun ecele faydası
yoktur.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Zenderlioğlu.
Sayın milletvekilleri,
birleşime bir saat ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.53
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.55
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Yedinci
Oturumunu açıyorum.
338 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Müzakere yapmak için yeterli çoğunluk bulunmamaktadır.
BAŞKAN – Efendim…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Yalnızca karar için değil, müzakere için de yeterli değildir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Genel
Kurul yerinde değil.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Televizyonlar da kapalı. Kime ne diyeceksiniz?
OKTAY VURAL (İzmir) –
Vicdanlar mühürlü; gözler var, görmüyor; kulaklar var, duymuyor.
BAŞKAN – Tasarının tümü
üzerinde söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Sadir
Durmaz, Yozgat Milletvekili.
Buyurun Sayın Durmaz. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA SADİR DURMAZ
(Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 338 sıra
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısı’yla ilgili Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti, Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Bugün, burada, İç Tüzük’e ve
Anayasa’ya aykırı bir tasarıyı hukuksuz bir şekilde görüştürüyorsunuz. Biz,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak haksızlık karşısında susmadık, meşru zeminde
bu yasayı engellemek için her imkânı kullandık ve kullanmaya devam edeceğiz.
Değerli milletvekilleri,
görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısına baktığımızda 1.582 belde belediyesi,
bir kısmı büyükşehir kapsamına alınarak bir kısmı da nüfusu 2 binin altında
kaldığı gerekçesiyle kapatılmaktadır. Ayrıca, büyükşehir yapılan 29 ildeki il
özel idareleriyle, bu illerdeki 16.082 köy tüzel kişiliği kaldırılarak
mahalleye dönüştürülmekte. 29 ilin, büyükşehir belediye sınırı il mülki sınırı
olacak şekilde genişletilmekte, yeni büyükşehir olacak 13 ilde 23 yeni ilçe
kurulmaktadır.
Kanun tasarısının genel
gerekçesinde, geçmişte yaptığınız pek çok düzenlemede olduğu gibi, milletimizi
aldatmaya ve kandırmaya yönelik, sloganvari
ifadelere yer verildiği gözükmektedir. Nedir bunlar: “Plan bütünlüğü”,
“Optimal ölçekte hizmet sunumu”, “Hizmetlerin eşit ve adil dağılımı”,
“Kaynakların etkin kullanımı” gibi süslü laflarla milletimiz aldatılmaya
çalışılmaktadır. Bu gerekçelerin hiçbirisi gerçeği yansıtmamaktadır. Bunlar,
esas niyetinizi kamufle etmeye dönük hamasi sözlerdir.
Bugün, yüce Meclis tarihî
önemi haiz bir konuyu görüşmektedir. Zira, gündemdeki tasarının konusu,
Türkiye'nin yönetiminde üniter yapıdan vazgeçip federatif veya kısmen federatif
bir yapıya geçilip geçilmeyeceğine karar verilmesidir.
Değerli milletvekilleri,
kaldı ki bu yasa tasarısı Anayasa’ya pek çok açıdan aykırılıklar içermektedir.
Devletin üniter niteliğinin örgütlenme şekli olan il idaresi sistemine ağır bir
darbe vurulmakta, Anayasa’nın 126’ncı maddesi ihlal edilmektedir.
Aynı şekilde, Anayasa’mızın
127’nci maddesiyle tanımlanan il, belediye ve köy tüzel kişilikleri yasayla
kaldırılıp statü değişikliğine gidilmektedir. Bu durum, Anayasa’nın 169 ve
170’inci maddesinde belirtilen orman köyleri için de geçerlidir.
Ayrıca, daha önce 2008
yılında 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması
ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la yapılan düzenlemenin
Anayasa Mahkemesinde görüşülmesi sonucunda turizm öncelikli yöre listesinde yer
alan belediyeler ile turizm alan ve merkezlerinde yer alan tarihî önemi haiz
belediyelerin kapatılamayacağına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı da yok
sayılmaktadır.
Getirilen bu yasa tasarısı, Anayasa’da
belirlenmiş idarenin bütünlüğü ve yapılanmasıyla doğrudan ilgili olduğu hâlde,
Anayasa Komisyonunda görüşülmemiştir. Aynı şekilde, bütçeye 3 milyar dolar ek
yük getirecek bu tasarının Plan ve Bütçe Komisyonunda da görüşülmemiş olması,
AKP’nin karambol siyasetinin ve merdiven altı üretim anlayışının bir sonucudur.
Değerli milletvekilleri,
tasarının en önemli gerekçesini oluşturan plan bütünlüğü konusu bir
kandırmacadan ibaret olup zaten yürürlükte olan mevzuat gereğince, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı birden fazla ili kapsayan havza ve bölge ölçeği düzeyinde
çevre planı yapmaya yetkilidir. Ayrıca, bir il ölçeğinde çevre düzeni planı
valinin koordinesinde, il belediyesi ve il özel idaresi ile ortaklaşa
yapılabilmektedir. Yine, bunların dışında, mevcut İmar Kanunu’na göre, plan
bütünlüğünü temin amacıyla, istenen köyler istendiği zaman mücavir alana
alınabilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kuruluş ve görevlerini
düzenleyen kanun hükmünde kararnameyle, eğer isterse, Bakanlık plan bütünlüğünü
sağlayacak yetkiye sahiptir. Bütün bunlar yetmiyorsa münhasıran plan
bütünlüğünü temin edecek ilave düzenlemelerin yapılması da mümkündür.
Değerli milletvekilleri,
kırsal alan yönetimi, dünyanın her yerinde ayrı uzman birimler tarafından
yerine getirilir. Belediyelerin kuruluş amacı ise kentlere ve kentsel alanlara
hizmet esaslıdır; dolayısıyla yatırımlarında fert başına düşen hizmeti bir
başka deyişle oy getirisini hedefler ancak kırsal alana yani köylere doğru
genişledikçe fert başına düşen hizmet maliyeti yükselir; bu nedenle kırsal
alandaki seçmeni görmezden gelebilir ve hizmetler mevcut durum kadar etkin
işlemeyebilir. Örneğin, belediye başkanları, merkezden 250 kilometre uzak bir
köye hizmet götürmek yerine, şehir merkezinde bir apartmana yapacağı hizmeti
daha önceliğine alabilecektir.
AKP sözcüleri, tasarıyı
savunmak için sıklıkla İstanbul ve Kocaeli örneklerini vermektedir. Van’ın
Bahçesaray ilçesiyle Kocaeli’nin Gebze’sini bir tutmak akla ve mantığa aykırı
bir değerlendirmedir.
Bir başka husus da, son
yıllarda belediyelerin borçlarındaki ciddi artışlara rağmen, yatırım
harcamalarındaki düşüşlerdir. Bu dikkate alındığında, mevcut sistemin etkinliği
hususu zaten tartışmalı olup bu mahzurları giderecek bir içerik de tasarıda yer
almamaktadır. Belediyelerin piyasaya olan borçlarında da ciddi artışların
olduğu ve bu borçlarını ödeyecek nakitlerinin yeterli olmaması nedeniyle hizmet
maliyetlerinin yükseldiği görülmektedir. Ne yazık ki tasarıda bunları giderecek
hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Ankara metrosunun tamamlanamamasını ve
Ulaştırma Bakanlığına devredilmesini bu duruma örnek gösterebiliriz.
Değerli milletvekilleri,
mevcut büyükşehir yapılanmasında münhasır yetkiler büyükşehirlerde toplandığı
için, ilçe belediyeleri fonksiyonsuz ve işlevsiz bir durumda kalmaktadır.
Büyükşehir statüsü ülkemizde ilk yürürlüğe girdiğinde, büyükşehir belediyesi
koordinatör belediye olarak öngörülmüş ancak zamanla icracı ve otorite konumuna
getirilmiştir. Mevcut 16 büyükşehir uygulamasını dikkate aldığımızda,
büyükşehir ile ilçe belediyelerinin kavgaya varan anlaşmazlıklarının
mahkemelere taşındığı herkesin malumudur. Birbiriyle aynı siyasi çizgide olan
belediyelerin yaşadığı bu olumsuzlukların, farklı siyasi partilere mensup
belediyeler açısından çok daha vahim sonuçlar doğurduğu herkesin malumudur.
Bugünkü uygulamada büyükşehir belediyeleri, büyükşehir ilçe belediyelerini şube
belediyesi konumuna sokmuş ve bu yetmezmiş gibi getirilmek istenen düzenlemeyle
ilçe belediyeleri şube belediyelerinden daha kötü bir duruma maruz bırakılmak
istenmektedir. Bu mahzurları ortadan kaldıracak bir düzenleme yapmak yerine,
getirilen düzenlemeyle ilçe belediyelerini daha da zayıflatarak işlevsiz hâle
getirecek hükümlere yer verilmiştir.
Değerli milletvekilleri,
tasarıyla 16.082 köy tüzel kişiliği kaldırılarak sosyal, ekonomik ve kültürel
açıdan ciddi sıkıntılara kapı aralanmaktadır. Köylerin mahalleye
dönüştürülmesiyle köy tüzel kişiliklerine ait olan köy varlıklarına el
konulmakla kalınmayıp, köylünün köye ait maddi ve manevi değerleri koruma
direnci yok edilerek yağma ve talana zemin hazırlanmaktadır. Aidiyetleri,
hatıraları ve manevi izleri ortadan kaldıracak bu düzenlemeyle, köylünün
şehirlilerle aynı vergi ve yükümlülüklere tabi kılınması, yoksullaşmaya ve
köylerin boşalmasına yol açacaktır. Tarım alanları imara açılacak, zaten bitmek
üzere olan tarım ve hayvancılık yok edilecek, hâlihazırda cebinde çay parası
olmayan, sofrasındaki zeytini sayarak yiyen, son zamlarla beli iyice bükülen ve
traktörüne mazot koyamadığı için tarlasına gidemeyen çiftçi ne yazık ki şehre
göçe zorlanacak ve harmandan kalkacaktır.
Bu tasarıyla köylerimiz neden
kaldırıyor? Yok, yasa gerekçesinde bu konuda yeterli açıklama yok. Dünyanın en
eski ve örnek yerel yönetim birimlerinden birini, bugüne kadar kayda değer
hiçbir maddi yükü ve sosyal sıkıntısı olmayan binlerce köy yönetimini
-neredeyse- sürpriz yaparak kaldırmak Hükûmetin sivil darbe anlayışının bir
tezahürüdür. Bu düzenleme içindeki ayrı bir sürpriz de nüfusu 500’ün altında
olan köylerin müstakil bir mahalle bile
olamayacak olmasıdır.
Hükümet temsilcileri diyorlar
ki: “Muhtarlık saltanattır.” Köy muhtarlığı saltanat değildir. Muhtar, sosyal
güvenlik primine yakın bir ödenekle her gün köyün ve köylünün dertlerini çözmek
için hükûmet dairelerinde ve parti kapılarında derman arayan, çilekeş adamdır.
Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak muhtarların maaşlarının asgari ücret
seviyesine getirilmesi hususuna seçim beyannamemizde yer vermişken AKP sosyal
güvenlik primi kadar olan maaşlarını bile çok görmektedir.
Değerli milletvekilleri,
köylü evi, tarlası, arsası, arazisi için artık emlak vergisi ödeyecek, hem de
büyükşehir tarifesi üzerinden yani yüzde 100 artırımlı emlak vergisi ödeyecek;
bu vergilerin yüzde 10’u oranında da taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına
katkı payı ödeyecek. Köylü çöp vergisi ödeyecek hem de büyükşehir tarifesi
üzerinden yani yüzde 25 artırımlı çevre temizlik vergisi ödeyecek. Köylü içme
ve kullanma suyuna para ödeyecek, kuyudan kullandığı suya bile para ödeyecek.
Köydeki esnaf ve sanatkârın vergi ve yükümlülükleri artacak. Köydeki esnaf
artık basit usulde değil mecburen gerçek usulde vergilendirilecek; yani,
ödeyeceği vergi artacak, her üç ayda KDV, üç ayda bir gelir vergisi ve en az üç
ayda bir gelir vergisi stopaj beyannamesi verecek; her beyanname için damga
vergisi ödeyecek, yazar kasa alacak, defter tutacak, bunun yanında mali
müşavirle çalışacak ve ücretini ödeyecek. Esnaf odaları üye kayıt ücreti ve
yıllık aidatlar da yüzde 100 artacak. Köy muhtarlarıyla köylerin kâtip, korucu,
imam, bekçi ve benzeri hizmetlilerine köy bütçesinden ödenen ücretler ile
çiftçi mallarını koruma bekçilerinin ücretleriyle ilgili gelir vergisi
istisnası kalkacak. Ayrıca, köylere ve köy birliklerine ait taşınmaz ve
işletmeler için emlak vergisi ve kurumlar vergisi muafiyeti kalkacak.
Değerli milletvekilleri,
köylüye başka yeni vergi ve harçlar da gelecek. Belediye Gelirleri Kanunu’nda
yer alan, şimdi sıralayacağım vergi, harç ve katılım paylarına köylüler de tabi
olacak: Çevre temizlik vergisi, ilan ve reklam vergisi, eğlence vergisi, haberleşme
vergisi, elektrik ve hava gazı tüketim vergisi, yangın sigortası vergisi; işgal
harcı, tatil günlerinde çalışma ruhsatı harcı, kaynak suları harcı, tellallık
harcı, hayvan kesimi muayene ve denetleme harcı, ölçü ve tartı aletleri muayene
harcı, bina inşaat harcı, imar harçları, parselasyon harcı, ifraz ve tefrit
harcı, plan ve proje tasdik harcı, zemin açma izni ve toprak hafriyatı harcı,
yapı kullanma izni harcı, iş yeri açma izni harcı, muayene, ruhsat ve rapor
harcı, sağlık belgesi harcı; yol harcamalarına katılma payı, kanalizasyon
harcamalarına katılma payı, su tesisleri harcamalarına katılma payı. Yirmi altı
adet ayrı vergi ve harçla karşı karşıya kalacak köylümüz.
Bu tasarının hayırlı sonuçlar
doğurmayacağı, köylümüzü perişan edeceği, köy, belde ve ilçelerimizi
boşaltacağı aşikârdır. AKP’nin köylüye yapacağı bu zulmüne karşın, partimiz
“Dokuz Işık” ilkelerinden birisi olan “köycülük” ilkesi gereğince, köy
topluluğu politikasının oluşturulması gerektiğine ve köylerden tarım kentleri
inşa etmenin önemine inanmaktadır.
Değerli milletvekilleri,
tasarıyla, 1.582 belde belediyesi lağvedilmekte, belde halkının hizmete erişimi
engellendiği gibi, en tabii hakkı olan yönetime katılma ve hesap sorabilme
hakkı da elinden alınmaktadır. Ayrıca, kapatılan bu beldelerde yaşayan
vatandaşlarımız, hizmeti en yakın birimden, hızlı, ekonomik ve kaliteli bir
şekilde alabilme imkânından da mahrum bırakılmaktadır. Özellikle kırsal kesimde
etrafını yeşerten birer pınar gibi gelişen beldeler bu düzenleme ile ne yazık ki
bir seraba dönüştürülmektedir.
Değerli milletvekilleri,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yerel yönetimlerin güçlendirilmesine, hizmet
ve mali kapasitelerinin artırılmasına, bu maksatla bazı illerimizin büyükşehir
yapılmasına kesinlikle karşı değiliz. Ancak, AKP’nin hedefinde yerel yönetimleri
reforma tabi tutmak, kaynak ve imkânlardan daha fazla istifade etmesini temin
etmek ve bu alanda var olan eksik ve ihtiyaçları gidermek yer almamaktadır.
Büyükşehir Kanun Tasarısıyla federe devlet modelinin alt yapısı oluşturulmak
istenmektedir. Bu durum Türk idare sisteminin ilke ve esaslarıyla taban tabana
zıtlıklar içermektedir. Nitekim, yapılması planlanan düzenlemeyle büyükşehir
sınırları il sınırlarını kapsayacak şekilde genişletileceğinden, il idaresi
sistemi ciddi düzeyde yara alacaktır. Büyükşehir belediye sınırlarının il
sınırına çekilmesi, fiilen bölgesel yönetim ve eyalet sistemine geçişin sondan
bir önceki durağı olacağından tehlikeli bir mecranın kilidini açacaktır.
Şüphesiz, bölücü ve yıkıcı unsurların dayattığı bölge tabanlı demokratik
özerklik ve otonomi çağrıları böylece cevap bulacak ve Türkiye adım adım
bölünmeye götürülecektir.
Bu şekilde, PKK talepleri
peşinen karşılanmış olacak, öyle ki İmralı ve Kandil şebekesi beklediği
tavizleri kısa süre içinde AKP vasıtasıyla elde edebilecektir. Hükûmetin İmralı
canisiyle görüşme merakı, Kandil’le mutabakat arayışları ve yeni Oslo niyetleri
bütünüyle bu sürecin doğal bir uzantısı ve yansımasından ibarettir. İmralı
canisiyle görüşmeleri şerefle ilişkilendirerek şiddetle inkâr eden bir Başbakan
simasından, bugün bunu ulu orta dillendirmekten ve müzakere kartını açmaktan
çekinmeyen bir Başbakan portresine ulaşılması, milletimiz adına bir gerileme,
bölücülük adına elde edilmiş stratejik bir mevzi olarak görülmelidir.
Türkiye'nin alaca karanlık bir ortama mahkûm edilmemesi ve millî varlığının
coğrafi düzlemde dağıtılmaması amacıyla, en başta AKP olmak üzere, herkes
sorumlu, duyarlı ve ahlaklı davranmak mecburiyetindedir. Bu nedenle, Hükûmet
yanlıştan dönmeli, Türk milletinin kaderiyle oynamamalı ve söz konusu tasarıyı
Türkiye'nin gündeminden çıkarmalıdır.
Rejim ve yönetim sorununa
açık davetiye demek olan büyükşehir kanun tasarısı pek çok uzman kişi
tarafından “Anayasa’nın ihlali” olarak değerlendirilmektedir. Bu düzenlemenin
kanunlaşması hâlinde, bugün başkaları için kurulan mahkemelerin, siyasi
hesaplar ters döndüğünde, buna sebebiyet verenler için de kurulacağını kimse
göz ardı etmemelidir.
Değerli milletvekilleri, bu
tasarının tartışılmaya başlanmasıyla birlikte, bu konularda uzmanlığı ve tecrübesi
olan bütün kesimler, akademisyenler, geçmişte ve hâlihazırda AKP’ye destek
veren politikacılar, bürokratlar, yazarlar bu tasarıya karşı, hakları elinden
alınan köylüler karşı, belediye başkanları karşı, il genel meclis üyeleri
karşı, sivil toplum kuruluşları karşı, AKP teşkilatları karşı, AKP’li belde
belediye başkanları karşı, her ne kadar burada ifade edemeseler de bazı AKP
milletvekilleri ve bakanlar karşı. Hülasa, toplumun çok büyük bir kesimi bu
yasaya karşı.
Peki, kimler bu yasaya “Evet”
diyor? Sayın Başbakan “Evet” diyor bir de PKK ve siyasi uzantıları da “Yetmez
ama evet” diyor. Bütün toplum kesimlerinin muhalefet ettiği, ülkemizi bölünmeye
götürecek bu düzenlemede Sayın Başbakanı PKK ile ortaklaştıran ne gibi bir
sebep vardır? Sayın Başbakanın bu kadar ısrarcı olması, üzerinde bilmediğimiz
bir baskı, tehdit ve şantaj olduğu şüphesini uyandırmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bir
kez daha ısrarla belirtmek isterim ki biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak,
il belediyelerinin büyükşehir yapılmasına karşı değiliz, büyükşehir belediye
sınırlarının il mülki sınırlarına genişletilerek bölgesel yönetimlerin
oluşturulmasına karşıyız, köylerin tüzel kişiliğinin kaldırılmasına karşıyız ve
il özel idareleriyle belde belediyelerinin kapatılmasına karşıyız.
Bu düşüncelerle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Tasarının tümü üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Gökhan Günaydın, Ankara
Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA GÖKHAN
GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. 338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktarmak üzere söz almış
bulunuyorum.
Bu kanun tasarısının adı her
ne kadar büyükşehir belediyesi kanun tasarısı olsa da teknik olarak buna
“bütünşehir tasarısı” demek gerekir. Çünkü büyükşehirler 3030 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile ilki 1984 yılında, sonuncusu da 2000 yılında olmak üzere
ilan edilmişlerdi. Türkiye’de 16 büyükşehir belediyesi var. Şimdi, siz 29
bütünşehir yapmak istiyorsunuz yani mülki idare sınırları ile belediye
sınırlarını çakıştırmak istiyorsunuz. Dolayısıyla, bunun teknik adının
öncelikle “bütünşehir” olduğunun altını çizmek gerekir.
Başlangıçta ve öncelikle
ifade etmek isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi yerel yönetimlere daha fazla
yetki ve daha fazla kaynak verilmesinden yanadır ancak elbette, bunu yaparken
Türkiye'nin üniter yapısının özelliklerinin dikkatle göz önünde bulundurulması
gerekmektedir.
Şimdi, AKP tasarısının genel
gerekçesine bakıyoruz, bir hikâye anlatılmaya devam ediliyor ve bu hikâyede şöyle söyleniyor: “Yerel yönetim
reformu yapıyoruz.” Arkadaşlar, Türkiye’deki 2.950 belediyeden 1.682’sini
kapatarak yani her iki belediyeden birini kapatarak yerel yönetim reformu
yapıyorsunuz. AKP sözcüsü de diyor ki: “Tasarruf yapıyoruz böylece.” Ya, bu
1.582’sinden 1.500’ünü de kapatın, kalsın 82 tanesi; daha iyi tasarruf olur.
Hani “Okullar kapanırsa Millî Eğitimi ne güzel idare ederim.” anlayışının
bundan ne farkı vardır?
Değerli arkadaşlarım, 34.500
köyden, 16.082’sini kapatıyorsunuz ve Anayasa’mızda bir yerel yönetim birimi
olarak köyleri 29 kentte ortadan kaldırdığınız için yerel yönetim reformu
yaptığınızdan bahsediyorsunuz. Zaten, AKP hep böyledir, neyi yapmak istiyorsa
tersini söyler. Dolayısıyla, bunun benim için bir sürpriz olmadığını ifade
etmek isterim. Şimdi, AKP’nin bugün ne yapmaya çalıştığını anlamak için, yakın
geçmişte ne yaptığını da kısaca bir gözden geçirelim.
Arkadaşlar, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığını bir buçuk ay
içerisinde iki KHK çıkararak yapılandırdınız. Birincisi 4 Temmuz 2011, ikincisi
17 Ağustos 2011. Çevre ve Şehircilik Bakanı, artık bu memlekette hem TOKİ
Başkanıdır hem Çevre ve Şehircilik Bakanıdır hem süper belediye başkanıdır hem
de -buradan kulaklarını çınlatalım- deprem uzmanıdır, biliyorsunuz. Van’da
ikinci deprem öncesi “Bundan sonra deprem olmaz, evlerinize girin.” diyebilmiş
bir Bakandır ve o ikinci depremde de Van’da yurttaşlarımızın öldüğünü
biliyoruz.
Şimdi, belediyelerin
yetkilerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığında toplayan, bir belediyenin kentsel
dönüşüm yapabilmesi için kendisinden izin almasını ferman buyuran bir
anlayıştan herhâlde yerel yönetim reformu yapmasını beklemek beyhude olur.
Şimdi, bu örnek yeterli midir
AKP’nin icraatı için? Kesinlikle değil. Bir başka önemli Bakan sırada oturuyor
işte, İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin. İdris Naim Şahin 24 Nisan 2011
tarihinde bir genelge yayımladı, siz ona deyin ki “Bir ferman buyurdu.” O
genelgede şunu söylüyor: “Ey belediye başkanları ve ey köy muhtarlıkları! Ben
bir tasarı üzerinde çalışıyorum, sizleri kapatacağım. Bundan böyle, bu nedenle,
Anayasa’dan ve yasadan aldığınız yetkileri kullanabilmeniz için, mahallin en
büyük mülki idare amirinin onayına ihtiyacınız vardır.” Başka bir deyişle,
İdris Naim Şahin ve ekibinin anlayışına göre “Seçilmiş belediye başkanı, imar
yetkisini kullanabilmek için atanmış kaymakamdan icazet almak zorundadır.”
İşte, sizin demokrasi anlayışınız budur ve çok acıdır, içim kan ağlayarak
söylemekteyim ki bu genelgenin iptali için açılmış davalarda henüz yürütmeyi
durdurma kararı verebilecek bir yürekli hâkim bulunamamıştır. Yargıyı
getirdiğiniz hâlden ne kadar övünseniz azdır. Bunun da altını özellikle çizmek
istiyorum.
Şimdi, bu tasarı Türkiye
Büyük Millet Meclisine geldi, Meclis Başkanlığı Komisyona havale etti.
Komisyonda söylüyoruz “Bu tasarı Anayasa’nın 2’nci, 3’üncü, 10’uncu, 90’ıncı,
123’üncü, 126’ncı, 127’nci maddelerine aykırıdır.” Ne yapılması gerekir? Bu
tasarının Anayasa Komisyonu tarafından incelenmesi gerekir, değil mi? Çok özür
diliyorum Sayın Valim, bunu söylemek zorundayım. İçişleri Komisyonu Başkanımız
bu sefer ferman buyuruyor: “Anayasa Komisyonuna gitmesine gerek yoktur.” Bitti.
Biz buranın adına Meclis diyoruz arkadaşlar. Üzülerek söylemek istiyorum ki bir
kişi diyor ki: “Ben Anayasa’ya aykırı görmüyorum.” Bitti.
Biraz evvel bu kürsüden
söyledim. 5018 sayılı Kanun diyor ki: “Belediye kamu harcamalarında bir artış
veya azalış olacaksa, bu düzenlemeyi Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk etmeniz
lazım.” Aynı meseleyi 3087 sayılı Kanun da 3’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında
söylüyor. Götürmüş müsünüz, Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edilmiş mi?
Cevabımız “Hayır.” Sebep ne? Meclis Başkanı sevk etmiş ama Plan ve Bütçe
Komisyonu Başkanı yazı yazmış, demiş ki: “İşimiz çok, buna bakamayacağız.”
Arkadaşlar, ben size soruyorum: Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanının işinin
çokluğunu göstererek, bunu gerekçe göstererek “Türkiye’de 56 milyon yurttaşı
ilgilendiren bir kanunu incelemeyeceğim.” deme yetkisi hangi ülkede olabilir?
Eğer bu memlekette yaşamıyor olsaydım “Demokrasinin asla yeşermediği bir Afrika
ülkesinde olabilir.” derdim. Ancak artık bu memlekette oluyor ve ne kara
mizahtır ki tam da o sırada, Plan ve Bütçe Komisyonunun üyeleri İçişleri
Komisyonunun arka sıralarında tasarıyı incelemeye çalışıyorlar. Canikli bizi
ciddiyete davet ediyor. Ben ne diyeyim arkadaşlar? Hangi ciddiyetten
bahsediyorsunuz? Böyle bir çalışma düzeni içerisinden ciddi bir kanun
çıkartabilmenin mümkünü var mıdır?
Şimdi, tasarının içeriğine
gelelim. 29 kenti bütünşehir ilan ediyor ve diyor ki: “Biz Kocaeli’nde ve
İstanbul’da bunu denedik ve olumlu sonuçlar aldık.” Ben soruyorum AKP
sıralarında oturan milletvekili arkadaşlarıma: Kocaeli ve İstanbul deneyimi
konusunda, üniversitelerin, bilim insanlarının veya kamu yönetimi organlarının
yaptığı bir tek çalışma var mıdır?
Bakın, ben size birkaç
veriden bahsedeyim: İstanbul 5.300 kilometrekare, Kocaeli 3.500 kilometrekare.
Peki, bütünşehir yaptığınız Konya kaç kilometrekare? 38.000 kilometrekare. Yani
10 tane Kocaeli ediyor bir Konya. Devam edelim, bu 5.300 kilometrekarelik
İstanbul’un, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin konsolide bütçesi ne kadar? 19,1
milyar lira. Sayın İdris Naim Şahin’in Bakanlığını yaptığı İçişleri
Bakanlığının bütçesi ne kadar? 2,5 milyar lira. Yani İstanbul 8 tane İçişleri
Bakanlığı bütçesini kontrol ediyor. Şimdi, siz, görece küçük ama bütçesi çok
büyük, nüfus yoğunluğu yüksek olan bir ille, ondan 10 katı büyük, bütçesi onun
onda 1’i kadar olmayan ve nüfus yoğunluğu da olmayan bir kenti aynı modelle
yönetebileceğinizi söylüyorsunuz. Söylersiniz, olur ama bunun bilime ve maddi
gerçekliğe dayanan bir yönünün olmayacağını azıcık vicdanı ve azıcık anlama
kapasitesi olan herkes teslim edecektir.
Değerli arkadaşlarım…
MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) - 2
milyarla Türkiye’yi…
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) -
Ben birazdan bitireyim sözlerinizi söylersiniz, istediğinizi açıklarım. Ben
burada tümüyle gerçekler üzerinden konuşuyorum. Bir siyasi konuşma değildir bu.
İsterseniz gelirsiniz hepsini teker teker konuşuruz.
Değerli arkadaşlarım, bakın,
AKP sözcüsü diyor ki: “Biz bu bütünşehir modelini getirdik çünkü plan tekniği
sağlayacağız, imar bütünlüğü sağlayacağız.” Ben size bir fotoğraf göstereyim.
Laf atan arkadaşım umarım sen de görebiliyorsundur. Bak, burası tarihî
yarımada. Ecdadımız diye övündüğünüz Osmanlının Süleymaniye Camiini yaptığı
tarihî yarımada. Bunun arkasındakiler ne? Bunun arkasındakiler gökdelen.
İstanbul’u kim yönetiyor? Büyükşehir Belediye Başkanlığı. Bu gökdelenlerin
1/1.000’liği nereden geçiyor? Zeytinburnu Belediyesinden. Zeytinburnu hangi
partiden arkadaşlar? AKP’den. İstanbul Büyükşehir hangi partiden? AKP. Sizin
plan bütünlüğü dediğiniz bu mu? Tarihî yarımadanın göğsüne hançer saplamak ne
zamandan beri plan bütünlüğü olarak tanımlanıyor? (CHP sıralarından alkışlar)
Burada çıkmış AKP Sözcüsü
diyor ki: “Bizim şiarımız halka hizmet, Hakk’a hizmettir.” Bu gökdelenler halka
mı hizmet ediyor? Hakk’a mı hizmet ediyor. Yoksa siz cebinizi halk ve Hakk
olarak mı tanımlamaya başladınız? (CHP sıralarından alkışlar)
Yani söyleyecek çok şey var
arkadaşlar. Söyleyecek çok şey var ama bunu plan bütünlüğüyle, imar
ortaklığıyla açıklayabilmenin mümkün olmadığı ortadadır. Bir de demokrasinin
bir sırrı vardır, ben size vereyim: Demokrasi müzakere sanatıdır. Yani
büyükşehir belediyesi, il belediyesi, metropol ilçe belediyesi, metropol dışı
ilçe belediyesi bir konuyu alıp, müzakere edip anlaşabilmeli.
Sayın Türel diyor ki:
“Başbakanımızın da belediye deneyimlerinden yararlanarak 2004’te ve 2005’te
devrim yaptık.” Yaptığınız devrim ne biliyor musunuz? 5216 sayılı Kanun.
Müellifi kimdir biliyor musunuz? Müellifleri Aytaç Durak ve Melih Gökçek’tir ve
5216, 5393, nerede birlikte uygulanıyorsa orada bir kaos vardır. Devrim diye
anlattığınızın aslında bir kaos olduğunun lütfen farkına varınız.
Arkadaşlar, ben size bir
başka müthiş imar bütünlüğü öyküsü anlatayım: Esenyurt Belediyesi, hangi
partide Esenyurt? AKP’de değil mi İstanbul Esenyurt. Bakın, ben size örnek veriyorum:
Symbol Karden. Kim bilir hanginizin, bilmiyorum; plan emsali 2,5; inşaat alanı
13,99. Bu mu plan bütünlüğü? Lavinya City; plan emsali 2,5; inşaat alanı 11,41.
Babil Kuleleri; plan emsali 2, inşaat alanı 7,61. Babil Kulelerini kondurmaya
devam edin ama bunun hesabı sorulacaktır, bunu da bilin. (CHP sıralarından
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, 16.082
köyü kaldırıyorsunuz, 1.591 belediyeyi de kapatıyorsunuz. Yerel Yönetimler
Özerklik Şartı burada okundu, bir kez de ben okuyayım: “Yerel yönetim sınırlarında,
mevzuatın el verdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla –mümkünse,
bakın, vurguluyorum, mümkünse- ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan
değişiklik yapılamaz.”
Şimdi, iki tane koşul
getirmiş Yerel Yönetimler Şartı. Bir: Mevzuat el veriyor mu, el vermiyor mu?
Mevzuat el veriyor değil mi arkadaşlar? Türkiye’de çok sayıda referandum
yapıldı değil mi arkadaşlar? Sorun yok. Geriye ne kalıyor? ”…mümkünse…” Mümkün
değil mi Sayın Türel? Niye mümkün değil? Kış mı var? Hâkim mi yok? Acaba Yüksek
Seçim Kurulu falan izin mi vermiyor? Derdiniz ne? Bu belediyeleri apar topar
kapatmak.
Ve çok özür diliyorum yani
kırıcı sözler söylemek istemiyorum ama Cumhuriyet Halk Partisi çıkmış, demiş
ki: “Halkın sandığını kuruyorum, gelin ey diğer partilerin belde başkanları,
belediye başkanları, muhtarlar, sandık kurulu üyesi olun. Bu beldelerimizde
yerel referandum yapalım.” Kaç yerde yapmışız arkadaşlar? 430 beldede
referandum yapmışız. Dağılımını söyleyeyim mi? 168’i CHP’li bunların…
MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul)
– Kaçı AK PARTİ’li?
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) –
152’si AKP’li.Merak ediyorsun, biraz sabretsen bak söyleyiverecektim.
152’si AKP’li, 63’ü MHP’li,
22’si DP’li, 8’i BDP’li… Liste uzuyor, toplam 430.Kaç bin yurttaşımız oy
kullanmış? 362 bin yurttaşımız oy kullanmış. Sonuç ne? 352 bin kişisi “Beldeme
dokunma kardeşim.” demiş.
Ben size soruyorum şimdi, bu
kavuniçi koltuklarda oturan milletvekilleri…
MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) –
Sen oturmuyor musun?
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) –
Buradaki 352 bin yurttaşımın “Belediyeme dokunma.” dediği bir yerde
belediyelerine dokunma yetkisini nereden alıyorsunuz?
Ben, 1889’da Aydınoğulları
Beyliği’nin başkentliğini yapmış size bir Birgi örneği vereyim. İzmir Ödemiş
Birgi, 2.125 seçmen oy kullanıyor, 1.781’i “hayır” diyor ve siz burayı
kapatıyorsunuz arkadaşlar. Siz Side’yi kapatıyorsunuz. Siz, 7.035 seçmenden
5.150’sinin oy kullandığı ve 5.115’inin “hayır” dediği Alaçatı’yı
kapatıyorsunuz. Size birkaç örnek daha vereyim: Sayın Menderes Türel “Çadır
tiyatrosu bunlar, bunlar sayılmaz.” diyor ya, bakın, İsahocalı AKP Belde
Başkanı Abdurrahman Göktaş’a -tutanağın altında imzası var- sorun bakayım: Bu,
çadır tiyatrosu mu, yoksa “Ben o rahat koltuklarında oturanlara rağmen
belediyeme sahip çıkmak istiyorum.” mu diyor? (CHP sıralarından alkışlar) Niğde
Kitreli’de AKP Belde Başkanı Metin Battal. Metin Battal’a sorun bakalım: Bu bir
çadır tiyatrosu mu, yoksa halkın sandığı mı? Burada örnekler çok, merak edene
hepsini gösteririm ama yaptığınızın usulle, adaletle, hukukla uzaktan yakından
bir alakasının olmadığının bir kez daha altını çizmek isterim.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
yerel yönetim reformu yapıyorsunuz, il özel idarelerini kapatıyorsunuz, böylece
il genel meclisi derdinden kurtulmuş oluyorsunuz. İl özel idarelerinin bir
organı validir, bir organı il genel meclisidir. İl genel meclisi seçimle gelir.
Vali bir tarafta, il genel meclisi bir tarafta. İl özel idaresini kapatırken
neden kurtuluyorsunuz? İl genel meclisi üyelerinden de kurtuluyorsunuz. Geriye
kim kalıyor? Geriye vali kalıyor; vali, devletin valisi olsa içim yanmaz,
geriye kalan vali hükûmetin memuru. Bunu nereden anlıyoruz? Tunceli’de şakır
şakır kar yağarken, 1,5 metre kar altında, elektriği olmayan evlere buzdolabı
dağıtmanızdan anlıyoruz. Bir vali bunu yapar mı? Bir vali vatandaşına elbette
yardım götürür ama bir vali sırf seçim var diye kışın kapı kapı dolaşıp
buzdolabı dağıtmaz. Bunu kim yapar? Bunu ancak hükûmetin memuru yapar. İşte,
siz de valileri -özür dileyerek söylüyorum- hükûmetin memuru konumuna düşürdünüz.
Sürem bitiyor, bir tek
noktaya değineceğim: Antakya Belediyesinin dört tane mahallesi var; Akdeniz,
Armutlu, Elektrik ve Sümerler. Bu dört mahalle Antakya’nın, Antakya ilçesinin
mahalleleri. Siz bu dört mahalleyi aldınız ve 20 kilometre ötedeki Defne Belediyesine
bağladınız. Duymayan, bilmeyen AKP milletvekillerine söylüyorum: Ayıptır ayıp!
Eğer ayıbı biliyorsanız ayıptır. Bir yasayla etnik bölücülük yapılamaz ama siz
bunu yapmakta bile bir sakınca görmüyorsunuz.
Son sözüm şudur: Köylerdeki
akan su çeşmelerine tıpa tıkayacaksınız çünkü yasa diyor ki: “Kullanma suyu ve
içme suyunda tarife üzerinden para alırız.” Yani adam, artık, ineğine su vermek
için…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) -
…sizin su sayacınıza para ödemek zorunda kalacak ve siz hâlâ köylüye hizmetten
bahsediyorsunuz.
Arkadaşlar, şunu söyleyeyim:
En az benim kadar vatan sevgisi olan AKP’li milletvekillerinin varlığına
inanıyorum. Bu söylediklerimin bir tek noktasında siyaset yoktur.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Günaydın.
Lütfen…
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) –
Eğer bu sözlerime rağmen bu tasarıya gönül rahatlığıyla el kaldıracaksanız,
buyurun verin.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Tümü üzerinde şahsı
adına söz isteyen Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli Milletvekili. (CHP
sıralarından alkışlar)
MEHMET S. KESİMOĞLU
(Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun
tasarısı üzerinde şahsi görüşlerimi paylaşmak üzere söz aldım. Bu vesileyle
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, ben de
bir polemik yaratmak istemiyorum ama en az bizim kadar önemli düşüncelere sahip
değerli iktidar partisinin milletvekillerinin vicdanlarına seslenmek istiyorum.
Bu tasarı, bu hâliyle bu kutsal çatı altında kesinlikle görüşülemez, kesinlikle
bu tasarı geri çekilmelidir çünkü bu tasarıda İç Tüzük ayaklar altına
alınmaktadır, Anayasa çiğnenmektedir, demokrasi kültürü yok edilmek
istenmektedir. Demokrasiyle, hakkaniyetle, adaletle uzaktan ya da yakından alakası
yoktur. Jandarma teşkilatı baypas edilmektedir, üniter devlet yapısını
zedeleyecek önemli hükümleri içermektedir. Şu ana kadar yaşadığımız
tartışmaları gerçekten üzüntüyle ve ibretle izledim. Türkiye, kurallar ülkesi
ama her kuralın bir istisnası, her istisnanın bir de müstesnası var ama
görüyorum ki kuralsızlık kural hâline gelmiş; bütün kurallar muhalefet
milletvekilleri için, bütün istisnalar ve müstesnalar da İktidar Partisinin
milletvekilleri için. Bundan büyük üzüntü duyuyorum.
İnanın, İçişleri Komisyonunda
görüşürken, düşüncelerimizi ortaya koyarken orada ifade ettim. Birçok
arkadaşımızla bu tasarıyı konuştuk, birçok arkadaşımızın bu tasarıyla ilgili
görüşleri, bizim görüşlerimizle örtüşüyor, tamı tamamına örtüşüyor ama
partideki o demokrasi kültürü, o iradelerdeki ipotek, gerçek düşünceleri ortaya
koymaya ciddi anlamda engel teşkil ediyor. Benim bu arkadaşlarımızın isimlerini
burada vermem elbette ki söz konusu olamaz ama bütün vicdan sahibi İktidar
Partisinin milletvekillerine sesleniyorum: Tarih sizi asla, asla affetmeyecek,
tarih sizi asla affetmeyecek; lütfen vicdanınızın sesine kulak verin ve bu
tasarının geriye çekilmesi için mücadele edin, bizlerle birlikte mücadele edin
değerli arkadaşlarım.
Öncelikli olarak, bizden
önceki, benden önceki arkadaşlarım ifade ettiler, İç Tüzük’te hüküm var:
Milletvekili olarak önümüze gelen tasarı ya da teklifi, öncelikli olarak
Anayasa’ya uygunluk açısından denetlemek durumundayız. Bu tasarı, bu hâliyle
ciddi anlamda Anayasa’ya aykırılıklar teşkil ediyor. Bu tasarı, İçişleri
Komisyonuna esas komisyon itibarıyla geldi, Plan Bütçe Komisyonunda
görüşülmeden ham hâliyle Genel Kurula geldi. Bu tasarı, kamuoyunun ve ilgili
kuruluşların bilgisine ve dikkatine sunulmadan, onların görüşleri alınmadan ham
hâliyle Genel Kurula geldi. Bu tasarı, İçişleri Komisyonuna geldiğinde tasarı
değil taslaktı. İçişleri Komisyonu gerekçesiz olarak ağır çalışma baskısı
altında bırakılarak tasarı Genel Kurula geldi ve iktidar partisinin
temsilcileri açıklama, savunma ve tartışmadan özellikle kaçındılar değerli
arkadaşlarım.
Anayasa’ya aykırı, diyorum.
İl özel idarelerini kapatıyorsunuz, 29 büyükşehirde il özel idarelerini
kapatıyorsunuz. İl özel idareleri Anayasa’yla kurulmuş, yerel seçimle organları
seçilen yerel yönetim kuruluşlarıdır; asla ve asla bir başka yerel yönetim
kuruluşuyla değiştirilmeden ortadan kaldırılamaz. Beldeleri kapatıyorsunuz 29
büyükşehirde, 52 ilde belde belediyeleri var. Anayasa’nın eşitlik ilkesine
aykırı. Köyler illerle aynı düzeydedir, yani hem yerel yönetim birimidir hem de
merkezî yönetimin bir organıdır, kuruluş esasları aynıdır, birini
kaldıramıyorsanız diğerini hiç kaldıramazsınız. Ciddi anlamda Anayasa’ya
aykırılıklar var. Ayrıca, tasarının 9’uncu maddesiyle Anayasa Mahkemesinin
2007’de iptal ettiği hükmü bir daha getiriyorsunuz. Bu, ciddi anlamda
Anayasa’ya aykırılıklar içeriyor sevgili arkadaşlarım.
Plan Bütçede görüşülmedi,
ayda 250 milyon lira, yılda 3 trilyon lira bütçeye ek külfet getiriyor. Bunu
ben söylemiyorum, Maliye Bakanlığının yetkilileri söylüyor ama siz görmezden
geliyorsunuz.
Özellikle alt komisyon raporu
bizlere dağıtıldı ve aynı anda bizim görüşlerimize başvuruldu. Zarfa değil
mazrufa bakmak lazım. İçeriğini bilmediğimiz bir konuda nasıl katkı
yapabiliriz, nasıl eleştiri getirebiliriz? Aynen son günlerdeki o popüler
deyimle, Sayın Başbakanın “Hilmi Hocam” dediği Beyefendi’nin söylediği gibi,
kasaptaki ete soğan doğramamız istendi. Böyle bir şey elbette ki söz konusu
olamayacak.
İktidar partisinin hiçbir
milletvekili görüş belirtmedi, katkı sunmadı Komisyonda, dedim ama bir
arkadaşımıza haksızlık ettiğimi düşünüyorum. O arkadaşımızı göremiyorum ama
herhâlde buradadır. Bizim o arkadaşımız, Komisyon üyesi, iktidar partisinin
değerli milletvekili arkadaşımız, Komisyonda her nedense o güzel ve değerli
fikirlerini söylemekten imtina ediyor ama İnternet ortamında bir sosyal
paylaşım sitesinde ortaya koyabiliyor. Diyor ki bizim engellemelerimize karşı:
“Evet, fark ettik, milletin hizmeti daha iyi almasının önünü on yıldır açanlara
karşı bir direnme. Bu direnmenin millet nezdinde itibarı olmadığını, CHP’ye
-yani Sayın Başbakana öykünmüş- hiçbir fayda getirmediğini anladığınızda yıl
2071 olacak.”
Sevgili arkadaşlarım, ben bu
arkadaşımıza ve bu arkadaşımız gibi düşünen arkadaşlarımıza şunu söylemek istiyorum:
Cumhuriyetin ve Cumhuriyet Halk Partisinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk,
bağımsızlık mücadelesini gerçekleştirdiğinde, İzmir’e girerken padişahın ölüm
fermanını bir çiçek buketi gibi boynunda taşıyordu. Lozan’da dünya devletlerine
kafa tutan, boyu kadar yüreği olan İsmet Paşa, onun takipçisi ve ikinci Genel
Başkanımızdır. Bu tasarıya karşı çıkmayı, Atatürk’e olan vicdani borcumun bir
gereği olarak burada ifade etmek istiyorum.
Biraz önce Sayın Genel Başkan
Yardımcımız genelgeden bahsetti. Sevgili arkadaşlarım, atanmışlar seçilmişleri
yönetemezler. Bakın, ben arşivde bir çalışma yaptım, elimde bir Millî Gazete
var, Temmuz 1994. O zaman siz daha millî görüş gömleğinizi çıkartmamış
olduğunuz için bu gazeteyi yakından takip ediyordunuz. “Seçilmişler atanmışlar
tarafından yönetilmemeli.” Kim söylüyor? Sayın Başbakan söylüyor, o gün
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken söylüyor. Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartı’ndan bahsedildi, “Halka niye gitmiyorsunuz?” denildi. Biz
gittik, rakamlar verildi. Ama Sayın Başbakanın İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanıyken söylemlerini dikkatlerinize sunmak istiyorum, zamanım daralıyor:
“Ülke hukuk devletiyse gereği yerine getirilmelidir. Eğer getirmezseniz son söz
halkındır.” Gazete burada. Komisyonda da bunları ifade ettiğimde, Sayın Bakan
“Sen mi bastın bu gazeteyi?” dedi. Öyle bir niyetim yok. Ayrıca, soruya soruyla
yanıt verilmez, ben Sayın Bakana aylardır soru önergeleri yöneltiyorum, benim
soru önergelerime nedense yanıt verme ihtiyacını hissetmiyor. Beni mi,
önemsemiyor, milletvekilini mi, parlamenter demokratik sistemi mi sizlerin
takdirlerinize bırakıyorum.
O günkü iktidar da yerel
yönetimlerle ilgili bir yasal düzenleme getirmiş. Sayın Erdoğan, İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bununla ilgili düşüncesini ortaya koyuyor. 6
Mayıs 1994, Cumhuriyet gazetesi: “Cumhurbaşkanının yasayı veto etmesini isteyen
Erdoğan, aksi hâlde halka gideceklerini ve halkla birlikte tavır belirleyeceklerini
söyledi. ‘Eğer bu teklif yasal hâle gelir ve uygulama başlarsa, bizim
yapacağımız, halka gitmek ve halkımızla birlikte tavır belirlemektir.’”
Daha örnekler var sevgili
arkadaşlarım: “Arzu ettikleri tablo çıkmayınca…” –buraya dikkatinizi çekmek
istiyorum- “…bu defa, ‘Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yerine yerel
yönetimlerin elini kolunu nasıl bağlarız?’ yanlışından hareketle, bu yasayı
çıkarma yoluna gittiler.” Bütün samimiyetimle şunu ifade etmek istiyorum: Bu
sözlerin altına, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili olarak ben imzamı atarım
ama sizler, o gün altına imzanızı attığınız bu görüşlerinizin bugün arkasında
durabilir misiniz? Bugün arkasında durabiliyorsanız, bu tasarının geriye
çekilmesini isteyebilir misiniz? İsteyemezsiniz çünkü siz samimi değilsiniz.
Sonra, biz size “takiyeci” deyince kızıyorsunuz. Bu milletin kürsüsünden
soruyorum: Bu takiye değil de nedir Allah aşkına? Nedir Allah aşkına?
Sevgili arkadaşlarım, elbette
ki paylaşacak çok şeyimiz var,
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla)
– Hemen tamamlıyorum.
Bakın, bu tasarıyla, 122
milyon 56 bin 382 dekar tarla arsa olacak, 122 milyon 56 bin 382 dekar tarla
arsa olacak. Burada ciddi anlamda bir rant var.
Bunu da sizin vicdanlarınıza
sunarak sözlerimi tamamlıyor, sizleri bir kez daha sevgiyle saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Şampiyonlar Ligi
grup maçları kapsamında Romanya takımı Cluj ile yapacağı müsabakada
Galatasaray'a başarılar dilediğine ilişkin konuşması
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Şampiyonlar Lig’i grup maçları kapsamında bugün Romanya ekibi
Cluj ile yapacağı müsabakada UEFA ve Süper Kupa şampiyonu Galatasaray’a
başarılar diliyoruz. (Alkışlar)
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe
Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili
Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri
Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820,
2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Devam)
BAŞKAN – Şimdi, tasarının
tümü üzerinde söz isteyen İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin.
Buyurun Sayın Bakan. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Hükûmetimiz tarafından yerel yönetimler alanında
bugüne kadar yapılan çok önemli reformların bir halkasını oluşturan, 13 ilde
büyükşehir belediyesi ve 23 ilçe kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile ilgili özet bilgi
vermek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Sayın Başkan sizi ve değerli
milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
kanun tasarısının içerdiği hususlara genel hatlarıyla değinmek istiyorum:
Bu tasarıyla, nüfusu 750
binin üzerinde olan illerin il belediyeleri, sınırları il mülki sınırları olmak
üzere büyükşehir belediyesine
dönüştürülmektedir. Mevcut 14 büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki
sınırı hâline getirilmektedir. Büyükşehirlerdeki 29 il özel idaresinin, 1.582
belde belediyesinin ve 16.082 köyün tüzel kişiliği sona ermektedir. Büyükşehre
dönüştürülecek illerde 23 yeni ilçe kurulmaktadır. Büyükşehir sınırlarındaki
beldeler mahalleleriyle beraber, köyler ise mahalle olarak ilçe belediyelerine
katılmaktadırlar. 52 ilde tüzel kişiliği sona erdirilen belde belediyeleri ise
köye dönüştürülmektedir.
Tüzel kişiliği kaldırılan
köylerde Belediye Gelirleri Kanunu’nca alınması gereken vergi, harç ve katılım
payları beş yıl süre ile alınmayacaktır. Yine, bu köylerde içme ve kullanma
suları için alınacak ücret beş yıl süre ile en düşük tarifenin yüzde 25’ini
geçmeyecek şekilde belirlenecektir.
Köy iken mahalleye dönüşen
yerleşim yerlerinin altyapı hizmetleri için belediye ve bağlı idarelere yatırım
bütçelerinin yüzde 10’unu on yıl süre ile ayırma zorunluluğu getirilmektedir.
Tüzel kişiliği kaldırılarak
köye dönüşen belediyelerden bu kanunu yayımlandığı tarihe kadar nüfusunu 2
binin üzerine çıkaranların tüzel kişilikleri devam edecektir. Tüzel kişiliği
kaldırılarak köye dönüşen belediyelerin komşu oldukları il, ilçe ve nüfusu 2
binin üzerindeki belde belediyelerine, belediye meclisi kararıyla, mahalle
olarak katılmaları kolaylaştırılmaktadır.
Değerli milletvekilleri,
kanun genel itibariyle ilk mahallî idareler seçiminde yürürlüğe girecek olup
mevcut köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği ilk mahallî idareler
seçimine kadar devam edecektir. Mevcut il ve ilçe belediyeleri de hâlihazır
statülerini ilk mahallî idareler seçimine kadar sürdüreceklerdir. Belediyelerin
bu kanunla sorumluluk alanına girecek olan yerleşim yerlerine seçimden önce
hizmet götürebilmelerine imkân sağlanmaktadır.
Yeni kurulan ilçe
belediyelerine merkezî bütçe yedek ödenek tertibinden, bir defaya mahsus, genel
bütçe vergi gelirlerinden alacakları aylık payın 3 katı kadar ilave kaynak
aktarılmaktadır.
İstanbul ve Kocaeli hariç,
büyükşehir, büyükşehir ilçe belediyeleri ve bağlı idarelerin yatırım
bütçelerinin en az yüzde 10’unu on yıl süre ile bu kanun kapsamında belediye
sınırlarına dâhil olan yerleşim yerlerinin altyapı hizmetleri için ayırmaları
ve kullanmaları düzenlenmektedir.
Tasarıyla, il genelinde
toplanan genel bütçe vergi gelirlerinin yüzde 6’sı büyükşehir belediye payı
olarak ayrılacaktır. Bu payın yüzde 60’ı doğrudan, kalan yüzde 40’ı ortak
hesapta toplanarak, yüzde 40’ın yüzde 30’u yüz ölçümüne göre, yüzde 70’i ise
nüfus esasına göre dağıtılacaktır.
Tasarıyla, Türkiye genelinde
toplanan genel bütçe vergi gelirlerinin yüzde 4,5’u büyükşehir sınırları
içindeki ilçe payı olarak ayrılacaktır. Bu payın yüzde 10’u yüz ölçümüne, yüzde
90’ı ise nüfusa göre hesaplanarak ilçe payları belirlenecektir. Belirlenen ilçe
payının yüzde 10’u bağlı olduğu idare payı olarak, yüzde 30’u büyükşehir
belediyesi payı olarak, yüzde 60’ı da ilçe payı olarak dağıtılacaktır.
Tasarıyla, il özel
idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından aldıkları pay, il özel
idareleri için yüzde 5’e indirilmektedir. Bu tasarıyla 29 ilde il özel idaresi
teşkilatları kaldırılmakta, kalan 52 il özel idaresine aynı usulle ödenek
dağıtılmasına devam edilmektedir.
Yine tasarıyla, 13 büyükşehir
belediyesi kurulması, 14 büyükşehir belediyesi sınırının değiştirilmesi, yüzde
5’lik payın yüzde 6’ya çıkarılması sonucu bütçeye gelecek mali yük 2011 yılı
hesaplarına göre 3 milyar liradır.
Tasarıyla, genel bütçe vergi
gelirlerinin binde 1’i, nüfusu 10 binin altındaki küçük belediyelere yüzde 65’i
seyyanen, yüzde 35’i ise nüfus esasına göre dağıtılacaktır.
Afet riski taşıyan veya can
ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları tahliye etmek ve yıkmak
görevi büyükşehir ilçe belediyelerine verilmektedir. Büyükşehir belediyesi ile
ilçe belediyeleri veya ilçe belediyelerinin kendi aralarında hizmetlerin
yürütülmesiyle ilgili ihtilaf çıkması durumunda büyükşehir belediye meclisi
yönlendirici ve düzenleyici kararlar almaya ve gerekli koordinasyonu sağlamaya
yetkili kılınmaktadır. Büyükşehir belediyeleri bazı görevlerini meclis
kararıyla ilçe belediyelerine devredebilecek veya birlikte yapabileceklerdir.
Köyden mahalleye dönüşen yerleşim yerlerini ilçe merkezine bağlayan yolların
yapım ve bakımı büyükşehir belediyesine verilmektedir.
Orman köylüsünün ve orman köylerinin
hakları korunmaktadır bu yasa tasarısıyla. Tüzel kişiliği kaldırılarak
mahalleye dönüşen köy ve beldelerin mera, yaylak ve kışlaklar üzerindeki
hakları muhafaza edilmektedir.
Köy iken mahalleye dönüşecek
yerlerdeki mevcut yapı stokları, ruhsat alma işlemlerinde ruhsatlı olarak,
ruhsatla yararlanılan hizmetlerde ruhsat hükmünde kabul edilmektedir. Tüzel
kişiliği kaldırılan köylerde yapılacak ticari amaç taşımayan yapılarla ilgili
“tip proje” uygulamaları getirilmekte, projeler ilçe belediyeleri veya talep
etmeleri hâlinde büyükşehir belediyeleri tarafından yaptırılarak başvuru
sahiplerine ücretsiz verilecektir.
Belediyeler, amatör spor
kulüplerine ayni yardım yanında nakdî yardım da yapabileceklerdir.
İl özel idarelerinin tüzel
kişiliğinin kaldırıldığı illerde Maden Kanunu ve Jeotermal Kaynaklar ve Doğal
Mineralli Sular Kanunu’na göre il özel idarelerine verilen yetki ve görevler,
valiliklerce yerine getirilecektir.
Kapanacak il özel idaresi,
belediye ve köylerin personel taşınır ve taşınmazlarıyla, hak, alacak ve
borçlarının ilgisine göre devrini yapmak, belediye ve il özel idarelerinde
oluşan istihdam fazlası personeli tespit etmek üzere illerde devir, tasfiye ve
paylaştırma komisyonları kurulacaktır. Komisyonlarca paylaştırma ve devir
işlemleri seçimden önce tamamlanacak, devir işlemi ilk mahallî idareler genel
seçimi itibarıyla uygulanacaktır.
Tüzel kişiliği kaldırılan il
özel idaresi belediye veya köy tüzel kişiliklerine şartlı olarak bağışı yapılan
taşınır ve taşınmazların devrinin yapıldığı kurum ve kuruluş, bu taşınır ve
taşınmazların bağış amacına uygun olarak kullanılmasını sağlamakla sorumlu
olacaklardır.
Tüzel kişilikleri kaldırılan
il özel idarelerinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve
borçları komisyon kararıyla, ilgisine göre, büyükşehir belediyesine veya bağlı
kuruluşuna, ilçe belediyesine, bakanlıklara veya ilgili kuruluşlarıyla bunların
taşra teşkilatına, valiliklere veya yatırım izleme ve koordinasyon
başkanlıklarına devredilecektir.
Tüzel kişilikleri kaldırılan
il özel idarelerinin personeli de komisyon kararıyla, ilgisine göre, yatırım
izleme ve koordinasyon başkanlığı, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya
ilçe belediyesine devredilecektir.
Nüfusu 2 binin altında olduğu
için kapanarak köye dönüşecek belediyelerin sahip olduğu personel, taşınır ve
taşınmazlarıyla, hak, alacak ve borçları ise il özel idarelerine
devredilecektir. Ancak köy halkının ihtiyaç duyacağı taşınır ve taşınmazlar,
komisyon kararıyla köy tüzel kişiliğine bırakılabilecektir.
Köye dönüşen belediyeler için
5779 sayılı Kanun uyarınca verilen paylar beş yıl süreyle ilgili il özel
idarelerine gönderilmeye devam edilecek, İller Bankası tarafından söz konusu
belediyelerin kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçları bu paydan ödenecektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; büyükşehre dönüştürülen il belediyelerinin her türlü taşınır
ve taşınmaz mallarıyla personeli, büyükşehir belediyesi bağlı kuruluş ve ilçe
belediyesi arasında komisyonca paylaştırılacaktır. Büyükşehirlerde tüzel kişilikleri
kaldırılan belediye ve köylerin personeli ise her türlü taşınır ve taşınmaz
malları, hak, alacak ve borçlarıyla birlikte komisyon kararıyla, ilgisine göre,
büyükşehir belediyelerine, bağlı idarelere, ilçe belediyelerine ve bakanlıklara
devredilecektir. Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki
belediyelere kadınlar ve çocuklar için konukevi açma zorunluluğu
getirilmektedir bu tasarıyla ayrıca.
Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; bu tasarıyla, diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde
yapılan değişikliklerden de kısaca bahsetmek isterim.
Valiler tarafından il genel
meclisi toplantı gündemine önerilen hususların meclisin ilk toplantısında ele
alınması sağlanmaktadır. İl özel idaresi genel sekreterinin il encümeninin
doğal üyesi olması düzenlenmektedir. Encümenin seçilmiş ve atanmış üyelerinin
sayısı azaltılarak encümen sayısı 11’den 7’ye düşürülmektedir.
Devlet İhale Kanunu’na göre
ihale komisyonu olarak eksiksiz toplanması gereken il encümeninin salt
çoğunlukla toplanıp salt çoğunlukla karar almasına imkân sağlanmaktadır. İl
özel idaresi bütçesinin süresi içerisinde kesinleşmemesi hâlinde, konunun
İçişleri Bakanlığı tarafından çözüme kavuşturulması düzeni getirilmektedir.
Muhtarlık seçimlerinde,
muhtar ve azaların isminin oy pusulasına yazılmasını bu kanunla düzenlemek
üzere bir yenilik ortaya konulmuştur. Tüzel kişiliği kaldırılan köylerde görev
yapan geçici ve gönüllü köy korucuları hâlen görev yaptıkları yerlerde görevlerini
yapmaya devam edeceklerdir.
Merkezî idarenin taşrada
yürüttüğü işlerle ilgili olarak hizmetlerin etkinliğini ve verimliliğini
artırmak, kaynakların yerinde kullanımını sağlamak ve hizmetteki aksamalara
engel olmak, denetim alanındaki boşluğu doldurmak ve rehberlik etmek, afet ve
acil yardım hizmetlerini yürütmek üzere büyükşehir belediyesi olan yirmi dokuz
ilde valilikler bünyesinde yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı
oluşturulmaktadır.
Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; sonuç olarak, bu tasarıyla, mevcut yerel yönetim yapısıyla
yerel nitelikteki kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulma
olanağı yetersiz olan bazı illerde bu hizmetlerin vatandaşlarımızın artan
beklentilerini karşılayabilecek nitelik ve kabiliyetle donatılmış, etkin hizmet
sunma potansiyeline sahip yerel yönetimlerce sağlanması öngörülmekte ve bu
doğrultuda düzenleme yapılması amaçlanmaktadır.
Söz konusu kanun tasarısının
ülkemize ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını gönülden temenni ediyor, hepinizi
bu vesileyle sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Bakan.
Evet, şahsı adına söz isteyen
Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
AKP bu tasarı hakkında iyi
niyetli değildir. Türkiye’nin idari yapısını kökten değiştiren böylesine önemli
bir yasayı, kamuoyundan gizli bir şekilde, bütün Anayasa’yı, İç Tüzük’ü, kanun
yapma tekniklerini hiçe sayarak çok süratle Parlamentodan geçirme gayreti
içerisindedir.
Tabii ki böylesine, Türk
milletinin kaderiyle yakından ilgili bir kanun tasarısı görüşülürken Meclis
yayınlarının kesilmesini sağlayan Meclis Başkanını ve TRT’den sorumlu Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç’ı şiddetle kınıyorum.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –
Ben de kınıyorum.
MEHMET ERDOĞAN (Devamla) –
Hiç olmazsa, milletin kaderini ilgilendiren bu konularda Meclis yayınının
muhakkak yirmi dört saat, Meclis çalıştığı müddetçe devam etmesi lazım.
İktidar Oslo’da verdiği
sözleri yerine getirmek için hem Komisyonu çok ağır bir zaman baskısı altında
çalıştırdı, şimdi de Genel Kurulu aynı şekilde çalıştırmaya gayret ediyor.
Tabii, biz Oslo görüşmelerinde verdikleri sözleri dile getirdiğimizde bizi hayal
görmekle, rüya görmekle suçluyorlar.
2010 yılında Sayın Genel
Başkanımız Devlet Bahçeli bu Oslo görüşmelerini ilk dile getirdiğinde Sayın
Başbakanın o gün söylediği kem sözler bugün boynuna asılmıştır. Bugün, Oslo
görüşmelerini inkâr edenler “O görüşmeleri yaptıysak biz yaptık. Bundan sonra gerekirse
tekrar yapmaya devam edeceğiz.” diyorlar. İşte biz de diyoruz ki o
görüşmelerden çıkarttığımız sonuç olarak, “Bu kanun tasarısını siz Oslo’da
verdiğiniz sözleri yerine getirmek, Oslo’dakileri memnun etmek için buraya
getirdiniz.”
Şimdi ülkenin birliğini,
dirliğini tehlikeye atıyorsunuz. Yeni oluşturacağınız şehir devletleri
aracılığıyla Türkiye’yi yönetilemez hâle getireceksiniz. Bu şehir devletleri
sizi tanımayacak, merkezî iktidarı tanımayacak.
Şimdi, bakınız, bu şehir
devletlerinin başına seçilecek olan büyükşehir belediye başkanları var ya,
onlar bakanların biraz büyüğü, Başbakanın hayalindeki devlet başkanının da
biraz küçüğü olacaklar.
FARUK BAL (Konya) – MİT
olayında olduğu gibi.
MEHMET ERDOĞAN (Devamla) –
Efendim “Yahu, siz çok abartıyorsunuz.”, her zaman olduğu gibi bunu
söyleyeceksiniz. Pekâlâ, biz abartıyorsak, biz hiçbir şey bilmiyorsak, hiçbir
şey görmüyorsak, aylardır kamuoyu kabinenin yarısının büyükşehir belediye
başkanı adaylığını konuşuyor. Bu bakanlarımız bakanlığı bırakacaklar, kasaba
belediye başkanlığına mı aday olacaklar, yoksa yeni kurulan 29 büyükşehir
belediyesinden birinin başkanlığına mı aday olacaklar? Bunu çok iyi görmek
lazım.
Tabii ki bu şehir
devletlerini kurarken köyleri, kasabaları ortadan kaldırıyorsunuz. Şu anda
köylünün sırtına, mevcut ödediği verginin, harcının en az 5-10 katını
saracaksınız. Zaten köylü, iktidarınız döneminde üretemez, ürettiğini satamaz hâle
geldi. Bu ağır vergi yükü altında da köylünün bundan sonra köyde yaşaması
mümkün değildir. Köylü artık şehirlerin varoşlarına göçecektir, bu yeni göç
dalgası, yeni dram, yeni işsizlik, yeni aşsızlık, evsizlik, barksızlık
demektir.
Şimdi, tabii ki bu kanunu
çıkartırken başka bir şeyi daha göz ardı ediyorsunuz. Ben Muğla
milletvekiliyim, Muğla’nın 1.100 kilometre kıyı şeridi var. Muğla’nın bir
tarafından bir tarafına 4-5 saatte gidemiyorsunuz. Bu kadar geniş coğrafyaya ve
yine Muğla vilayetinde nüfusun yüzde 58’i köylerde oturuyor. Siz bu kadar
dağınık bir yerleşime tek elden, Muğla’nın merkezinden hizmet etmeniz mümkün
değil. Muğla’nın merkezi, kendisine bağlı 3-4 ilçeden daha küçüktür.
Şimdi, belediyelere verilen
bu sınırsız yetkilerin sonucu olarak belediyeler, merkezi idareyi alt edecekler
başta; sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı vesaire gibi vali ve kaymakamlar
aracılığıyla devletin vatandaşa ulaşması artık mümkün değil, budan sonra
devletin belediyelere aktardığı kaynakların çok önemli bir kısmı popülist
yaklaşımlarla vatandaşa yardım adı altında çarçur edilecektir.
Şimdi, sizin kurduğunuz bu
belediyeler… Tabii, yeni belediyeleri, yeni dukalıkları tartışırken mevcut
büyükşehir uygulamasını da unutmamak lazım. Mevcut büyükşehir uygulamasında,
son yıllarda belediyelerin borçları sistematik olarak artmakta, belediyelerin
yaptıkları yatırım harcamaları ise sistematik olarak azalmaktadır. Bu göz arda
edilmemelidir. En basiti Ankara’nın göbeğinde metro yapılamadığı için trafik
hercümerçtir. Şimdi, on senedir Ankara’da bir tek metro istasyonunu faaliyete
geçiremeyen Büyükşehir Belediyesi, çözümü artık bu belediyeleri, bu yatırımları
Ulaştırma Bakanlığa devretmekte bulmuştur.
Şimdi, kurulan bu dukalıklar
mevcut bu kanunla, bugün burada verilen yetkilere razı olacaklar mı?
Olmayacaklar. Oslo’da verdiğiniz sözler gereği, merkezi idareden valilere
aktardığınız yetkileri; eğitim, sağlık, trafik, iç güvenlik gibi, kademeli
olarak belediyelere vereceksiniz. Sonuçta bu belediyelerin eksik bir yetkisi
kalır, o da para basmak, siz onu da çözersiniz. Tabii ki Türkiye’yi Amerika’nın
bir uydusu hâline getirme projeniz çerçevesinde doları da ortak para birimi
yapar, bunu da çözersiniz.
Tabii ki PKK’nın, KCK’nın bir
başka talebi var, onlar diyor ki: “Türk Bayrağı'nın yanında ikinci bir bayrak
asılsa ne olur?” Siz bu kanunla onu da çözersiniz, mahallî flamaları belirleme
yetkisini bu yeni oluşturacağınız büyükşehir dukalarına verirsiniz, onlar kendi
meclislerini toplarlar, onların o bayrak talebini de yerine getirirsiniz.
Şimdi, siz diyorsunuz ki: “Tabii ki, bunları çok abartıyorsunuz.” Benim bunları
çok abarttığım falan yok, bunların hepsi, hepsi ortada.
Sonuç olarak tabii ki şunu
söylemek lazım: Siz, bu milleti aptal sanmayın. Şimdi, vali ve kaymakamları
devre dışı bıraktığınızda, seçilmiş belediye başkanlarıyla hükûmet ve devlet
politikalarını bundan sonra nasıl uygulayacaksınız? Bakanlardan daha etkili,
yetkili, daha büyük bütçelere sahip olan bu belediye başkanlarını nasıl kontrol
edeceksiniz? Sayın İçişleri Bakanı, bu belediye başkanları üzerinde nasıl
vesayet yetkisi kullanabileceksiniz? Çünkü bunların hiçbirisi sizi muhatap
almayacak. Bunlar “Ancak bizim tek muhatabımız var.” Diyecekler, “Bir, bizi
seçenler; iki, Başbakan.” Arada başkasını muhatap almazlar. Şimdiye kadar bu
Mecliste büyükşehir belediye başkanlarının baskısıyla hangi kanunların
çıktığını herkes biliyor.
FARUK BAL (Konya) – Maydanoz
kanunu, maydanoz!
MEHMET ERDOĞAN (Devamla) –
Bundan sonra da, siz, vesayet yetkinizi bu belediye başkanları üzerinde
kullanamazsınız. Siz bu kanuna ev sahipliği yaparak kendinizin de yetkisini,
görevini ortadan kaldırıyorsunuz.
Şimdi, tabii ki bu tasarı bir
idari federalizm yasasıdır. Bunu biz söylediğimiz zaman bizim abarttığımızı
söylüyorsunuz…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Daha
önce de söylediniz, olmadı.
MEHMET ERDOĞAN (Devamla) –
…ama bu tasarının Komisyonda görüşüldüğü sırada Sayın Asaf Savaş Akat, Vatan
gazetesindeki köşesinde yazdı, “Milliyetçi Hareket Partisinin bu kanunun bir
idari federalizm olduğuyla ilgili tespiti sonuna kadar doğrudur. Ben, yıllarca
idari federalizmi savundum ama kimse bunu Meclise getirmeyi cesaret edemedi,
AKP’yi bu manada kutluyorum.” dedi.
Yani, idari federalizmin ne
olduğunu çok fazla anlatmaya gerek yok. Şimdiye kadar siz İzmit ve İstanbul
modelini bize örnek olarak gösteriyorsunuz ama İzmit ve İstanbul’un coğrafi
şartları, yerleşim biçimiyle şu anda görüşmekte olduğumuz yeni büyükşehirlerin
hiçbirinin bu olayla alakası yok. Sizin İzmit dediğiniz vilayetin tamamı,
yerleşim alanı ve İzmit’in coğrafi alanı Kayseri’ye bu kanunla dâhil edilecek
Pınarbaşı ilçesinin coğrafi alanının tam yarısı.
Önce, bu kanunu konuşurken
biraz tarih okuyun, biraz coğrafya okuyun, biraz matematik okuyun; biraz
insaflı olun. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Kendisine zulmedenleri uyarın,
onlara yardım edin.” Biz de buradan onu yapmaya çalışıyoruz. Allah rızası için,
Türk milletini bataklığa sürükleyecek bu kanun tasarısını Atatürk’ün kurduğu bu
Gazi Meclisten çıkartmadan geri çekin ve bu millete bir kötülük etmeyin, zulüm
etmeyin.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Tasarının tümü üzerinde İç
Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.
Önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 338 sıra
Sayılı Kanun Tasarısının tümü üzerindeki müzakereler, aşağıdaki gerekçede de
belirtilen hususlardan dolayı yeterince aydınlatıcı olmamıştır. Bu sebeple
Meclis İçtüzüğünün 72. maddesine göre müzakerelerin devam etmesini arz ederiz.
Mehmet Şandır Sadir Durmaz Ali
Öz
Mersin Yozgat Mersin
Mehmet Erdoğan Enver Erdem Mesut
Dedeoğlu
Muğla Elâzığ Kahramanmaraş
Hasan Hüseyin Türkoğlu Ahmet Kenan Tanrıkulu Ruhsar Demirel
Osmaniye İzmir Eskişehir
Bülent Belen Seyfettin Yılmaz Şefik Çirkin
Tekirdağ Adana Hatay
Kemalettin Yılmaz Necati Özensoy Alim
Işık
Afyonkarahisar Bursa Kütahya
Emin Haluk Ayhan Yusuf Halaçoğlu Celal
Adan
Denizli Kayseri İstanbul
Zühal
Topcu
Ankara
Gerekçe:
Tasarı bu hâliyle
Anayasamızın 3. maddesi olan devletin bütünlüğüne, 10. maddesi olan Kanun
önünde eşitliği ilkesine, 90. maddesi olan kanunların usulüne uygun olanı kabul
edilmiş anlaşmalara uygun olmasının gerektiği ilkesine, 123. maddesi olan
idarenin bütünlüğü ilkesine, 126. maddesinde belirtilen "yetki genişliği
ilkesine" 127. maddesi olan mahalli idareler olarak il belediye ve köy
şeklinde düzenlenmiş olmasına, 169 ve 170. maddelerinde orman köylerine ilişkin
düzenlemeye aykırılık teşkil ettiği.
Ayrıca tasarı ülkenin üniter
yapısını tehlikeye sokacak, vatandaşlarımıza ek yük getirecek, telafisi mümkün
olmayan zararlara neden olacağından düzenlemenin ortadan kaldırılması
amaçlanmıştır.
Diğer taraftan, Tasarı bir
bütün olarak ele alındığında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını, vatandaşlık
hukuku bakımından iki farklı statüye tabi tutmaktadır. Büyükşehir belediyesi
olan illerde yaşayan ayrı bir idari teşkilatlanmaya tabi statüde, büyükşehir
belediyesi dışında kalan illerde yaşayanlar ise ayrı bir idari teşkilatlanmaya
tabi statüde yer alacaktır.
Farklı statülerde yaşayacak
vatandaşlar, büyükşehir belediyesi olan illerdeki vatandaşlar sadece büyükşehir
belediyesi kanununa tabi, olmayan illerde yaşayanlar ise il özel idaresi,
belediye ve köy kanunlarına tabi olarak yaşayacaklardır. Bu öncelikle
Anayasanın 10. maddesinin 1. fıkrasında zikredilen "kanun önünde
eşitlik" ilkesine ve aynı maddenin son fıkrasında zikredilen "herkes,
dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb. sebeplerle
ayrım gözletilmeksizin kanun önünde eşittir." ilkesine aykırılık teşkil
eder.
Büyükşehir belediye
sınırlarının il mülki sınırı olarak belirlenmesi ve bu illerde il özel
idarelerinin ve köylerinin kamu tüzel kişiliğinin kaldırılması Anayasanın
"123. maddesinin 1. fıkrasındaki İdare, kuruluş ve görevleriyle bir
bütündür ve kanunla düzenlenir." hükmüne ve 127. maddesinin 1. fıkrasında
düzenlenen "Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli
müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve
karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek
oluşturulan kamu tüzel kişileridir." hükümlerine açıkça aykırılık teşkil
etmektedir.
İl özel idaresi, belediye ve
köy kamu tüzel kişilikleri Anayasa ile öngörülmüştür, yasa ile kaldırılmaz.
Oysaki tasarı, il özel idarelerinin kamu tüzel kişiliğini kaldırmaktadır ve bu
yönüyle Anayasanın amir hükmüne aykırıdır. Tasarı köy kamu tüzel kişiliklerini
ise kamu tüzel kişiliği olmayan mahallelere dönüştürmektedir. Bir köy kamu tüzel
kişiliğinin varlığına kanunla son verebilir ancak kamu tüzel kişiliğini ortadan
kaldıracak bir statü dönüşümüne tabi tutulamaz.
Anayasanın 123. maddesinin 2.
fıkrası "İdarenin kuruluşu ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden
yönetim esaslarına dayanır." hükmünü amirdir. Tasarı 29 büyükşehir kurulan
ilde bir denge içerisinde tesis edilmiş merkezî idare-mahalli idare ilişkisini
ve bu bağlamda idarenin bütünlüğü ilkesini ihlal etmektedir.
Anayasaya göre merkezî idare
illere ve diğer kademeli bölümlere ayrılmakta iken mahallî idareler il,
belediye ve köylere ayrılmaktadır. Yine Anayasa'ya göre bu iki yönetim esasları
arasında bütünlüğü sağlayacak araç idari vesayettir. Tasarıda yer alan
düzenleme ile sözü edilen iller açısından idari bütünlüğü sağlayacak vesayetin
ortadan kaldırıldığı görülmektedir.
Öte yandan, Köy Kanunu ile
ilgili en önemli hususlar olan mera, yayla ve otlak gibi ortak alanların
akıbetleri büyük bir belirsizliğe sürüklenmektedir. Bu ortak alanlarda
büyükşehir belediyelerine imar uygulamaları yapma yetkisi verilmektedir. Bu da
vatandaşların kanun önünde eşitlik ilkesine ve hukuk güvenliği ilkesine
aykırılık teşkil etmektedir.
RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) –
Sayın Başkan, seçim bölgem okunmadı, lütfen düzeltilerek tutanaklara geçmesini
istiyorum.
BAŞKAN –Anlaşılmadı.
RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) –
Adım, soyadımdan sonra seçim bölgemi okumadınız, düzeltilerek tutanaklara
geçmesini istiyorum.
BAŞKAN – Tamam.
“Ruhsar Demirel, Eskişehir.”
RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) –
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Tasarının tümü üzerinde yirmi
dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Yalnız, dün Sayın Belen, Sayın
Erdem, Sayın Türkoğlu, Sayın Korkmaz, Sayın Demir, Sayın Oğan, Sayın Aslanoğlu
ve Sayın Dibek sisteme girmişlerdir ancak bugün, bu isimlerini söylediğim sayın
milletvekillerinden Sayın Belen, Sayın Türkoğlu ve Sayın Oğan sisteme
girmişler. Diğer sayın milletvekillerinin sisteme girmelerini rica ediyorum,
çünkü önce dün sisteme giren sayın milletvekillerine söz verilecektir.
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın
Başkan, dün girdiğimiz ayrı, bugün de girmek istiyoruz.
BAŞKAN – Sizinki dünkü sıraya
göre efendim, bugünkü sıra olmaz.
Evet, Sayın Belen, buyurun.
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bu getirdiğiniz
büyükşehir kanunu tasarısıyla maiyet memuru ve protokolde boy gösterecek memura
çevirdiğiniz Bakanlığınıza bağlı kaymakam ve valilerin yüzüne nasıl
bakacaksınız? Çünkü bu memuriyetteki arkadaşlar aynı zamanda sizin
meslektaşınız.
Ayrıca, Meclis kulislerinde,
şahsınızın, bu kanun tasarısına karşı çıktığınız için Genel Başkanınız
tarafından aforoz edilerek kuruluşundan bu yana Genel İdare Kurulu üyeliğini
yaptığınız Partinizin Genel İdare Kuruluna alınmadığınız söylentileri vardır.
Bu doğru mudur?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Belen.
Sayın Erdem, buyurun.
ENVER ERDEM (Elâzığ) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, samimi bir
soru soracağım: Bu düzenleme samimi olarak kimin talebi? Çünkü bu,
vatandaşımızın talebi değil; belediye başkanlarının, köy muhtarlarının,
üniversitelerin, bilim çevrelerinin, Bakanlığın aslında talebi değil, bu kimin
talebi? Gerçek amacı ne? Yani kanunda yazan optimal ölçek, plan bütünlüğü, hizmetlerin
etkin ve verimliliğini geçerek bir de gerçek amacını söylerseniz… Bizim “İhanet
yasası” olarak değerlendirdiğimiz bu yasayı geri çekip milletimizi bu beladan
kurtaracak mısınız?
Diğer bir sorum: Türkiye'nin
yönetim sistemini değiştiren bir düzenlemeyi, Büyükşehir Belediye Kanunu’nda
yapılan bir değişiklikle idari sistemin tamamını ilgilendiren bu düzenlemeyi
yapmayı içinize sindiriyor musunuz?
Üçüncü sorum: Amaç başkanlık
sistemi ise neden açık ve aleni olarak milletin karşısına bir bütün olarak bu
talepleri getirmiyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Türkoğlu, buyurun.
Evet, sistem müsaade etmiyor
galiba.
Buyurun Sayın Türkoğlu.
Sistemde problem var galiba.
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Efendim,
dakika ilerliyor.
BAŞKAN – Ekleriz efendim,
merak etmeyin.
Sayın Türkoğlu başka yere
geçin, oradan verelim. Evet, oradan girin sisteme.
MEHMET GÜNAL (Antalya) -
Zaman geçiyor Sayın Başkan.
BAŞKAN – Ekleriz efendim,
merak etmeyin.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Hayır orası geçiyor yani toplam soru süresi geçiyor.
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Türkoğlu.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, polislerin özlük
haklarının iyileştirilmesi hususu ne oldu? Polislerin çalışma şartlarının
düzeltilmesi hususu ne oldu? Polislerin ek göstergesini düzeltme işi ne oldu?
Sık sık soruyoruz ama cevap alamıyoruz, bugün lütfen bu cevabı verin.
Diyarbakır’da polis
memurlarının “İl müdürümüz ağlamasın.” diye teröristlere silah sıkmadığı doğru
mu? Bu müdür hakkında hangi işlemi yaptınız? Tarihte ilk defa bir başbakan,
kamuoyu önünde yanlış bulduğu bir davranışını dile getirmesine rağmen o müdürü
görevden alamamıştır. Bu durum, Oslo’da PKK’nın hoşuna gidecek vali, kaymakam,
emniyet müdürü atanacak vaadinden mi kaynaklanmaktadır? Bu sorumuzu lütfen
cevaplayın.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Demir…
NURETTİN DEMİR (Muğla) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
Şanlıurfa-Birecik-Ziyaret köyü Suriye sınırında küçük bir köydür. Yaklaşık
olarak 150 kişi yaşamaktadır. Birecik ilçe merkezine 25 kilometre uzaklıkta bir
köydür. Görüşülmekte olan 338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasası Tasarısı
Meclisten geçerse, köy statüsünü kaybedeceği gibi, mahalle bile olamayacaktır.
Bu köyde geniş bir ormanlık alan var, keyfî ağaç kesimi yapılmaktadır. Ağaç
kesimi konusunda teknik ve idari bir karar var mıdır? Jandarma Komutanının
kesim yaptırma yetkisi var mıdır? Böyle bir yetki verilmiş midir ya da emir
verilmiş midir? Bugüne dek ne kadar ağaç
kesilmiştir? Kesilen ağaçların satışı için herhangi bir ihale yapılmış mıdır?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Oğan…
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Oslo
görüşmeleri, bildiğiniz gibi, basına yansıdı. Orada aynen şöyle bir cümle
vardı: “Yetkileri önce valilere, valilerden alarak belediye başkanlarına
devredeceğiz.” Bugün sizin bu getirdiğiniz “büyükzehir” yasasıyla da yetkilerin
valilerden alınarak belediye başkanlarına verileceğini görüyoruz. Bu yasayı siz
içinize sinerek Meclise getirdiniz mi? Lütfen, Türk milletinin önünde çıkıp
deyin ki: “Evet, bu yasa, İçişleri Bakanı olarak benim içime siniyor.”
Siz Sayın Valim, Komisyon
Başkanı olarak, Türk milletinin yüzüne bakarak -her ne kadar şimdi kesmiş
olsanız da yayını, Türk milleti sizi görmese de tutanaklara geçecektir- “Bu
yasa bizim içimize siniyor ve bu yasa bir bölünme yasası değildir.” deyin,
bizim de endişelerimizi bu şekilde giderin.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul)
– Sayın Bakanım, İstanbul Hadımköy, 500 tane sanayi firması var burada. Gündüz
çalışan işçi sayısı… 500 fabrika ve yaklaşık 50 bin civarında işçi. Hadımköy
önemli bir sanayi merkezimiz. Vergi dairesi yok, sigorta yok ve sanayisi
olmasına rağmen tüm bu insanlar Arnavutköy’e gitmek zorunda kalıyor, 35
kilometre. Bu açıdan, Hadımköy’ü ilçe yapmayı düşünür müsünüz? Hadımköy bunu
hak ediyor. Bu konuda bu insanların mağduriyetini önleyecek misiniz?
İkincisi ise, Sayın Bakan,
polisler emekliliklerinde bugün aldıkları paranın üçte 1’ini alamayacaklar,
emekli olacak polislerimiz perişan olacaklardır. Bu insanlara yapılan bir
ezadır. Şu anda tazminat olarak verdikleriniz emekli ikramiyelerine, emekli
maaşlarına yansımadığı için bu insanlar emekliliğinde perişan olmaktadır. Bu
perişanlığı giderecek…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Dibek? Yok galiba.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bilindiği gibi,
mayıs ayında 6302 sayılı Kanunla yabancı gerçek ve tüzel kişilere yapılacak
taşınmaz satışlarının ilçe sınırlarının yüzde 10’uyla sınırlandırılması söz
konusu oldu. Şimdi, bu “büyükzehir” yasasıyla bu sınırlar mülki idare
sınırlarına genişlediğine göre, yabancı gerçek ve tüzel kişilere yapılacak
satışlar da aynı şekilde yüz ölçümünün yüzde 10’una çıkacak mıdır? Bunun için
nasıl bir tedbir almayı düşünüyorsunuz? Yoksa, kötü giden ve büyüyen cari
açığı, yabancılara bu sayede yapılacak satışlarla kapatmayı mı düşünüyorsunuz?
Büyükşehir yasasını bu açıdan değerlendirir misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Akar? Yok.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Alim
Bey’den sonra ben vardım sırada.
Sayın Köprülü…
EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Türkiye’de
kurulması planlanan 29 tane büyükşehir belediyesinde 1.023 tane belde
belediyesi kapatılacak. Bu belde belediyeleri kanunen belediye olma
kriterlerini kaybetmediği hâlde ve bu yerleşim yerleri köyken belediye
olduğunda halkın iradesiyle, referandumla belediye olduğu hâlde, şu pozisyonda
hiç onlara danışılmadan, onların fikirleri alınmadan belediyeliklerinin
kaybedilmesini doğru görüyor musunuz? Kendinizi halkın iradesinden daha üst,
daha büyük bir güç olarak mı tanımlıyorsunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Evet, Sayın Erdoğan, sistem
silmiş, şimdi size söz veriyorum.
Buyurun.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bizi insan
yerine koymayan Diyarbakır Emniyet Müdürü daha ne kadar yerinde kalacak? Yine,
bölücülük yapan Tunceli Emniyet Müdürü ne kadar yerinde kalacak? Yine, bu
kanunla tüzel kişiliği kaldırılan 16 bin köyün tüzel kişiliğine ait mal varlığı
bundan sonra belediyeler tarafından nasıl korunacak? Yıllardır o köyün mal
varlığını oluşturmak için çalışan o köylülerin, o köy konaklarını yapmak için,
köyün merasını, ormanını korumak için çalışan köylülerin emekleri ne olacaktır?
Bu köy mallarının talan edilmesine karşı hangi tedbirleri bu kanundan sonra
alabileceksiniz? Bu kanundan sonra vali ve kaymakamlar ne iş yapacak? Bu
kanunla büyükşehir sınırlarına giren 500 ilçenin kaymakamını da Devlet Personelin
havuzuna göndermeyi düşünüyor musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Fırat…
SALİH FIRAT (Adıyaman) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tabii, bu kanun konuşulurken
tasarruftan dolayı belde belediyelerinin kapatılacağı söylendi. Türkiye’de il
sayısını düşürmeyi düşünüyor musunuz tasarruf olsun diye? Bir.
İkincisi: Avrupa Birliği
Yerel Yönetimler Şartı üzerindeki çekincenizi kaldırmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Özbek…
BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, büyükşehir
olmayan illerde il özel idarelerini kaldırmayı düşünüyor musunuz? Bununla
ilgili herhangi bir çalışma var mı? Yoksa da büyükşehir olmayan illerde il
merkez ve ilçe belediyeleri tarafından köylere hizmet verilmesinin verimliliği
ve hizmeti artıracağına inandığımdan bu şekilde bir çalışma yapılmasının
faydalı olacağını düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Serindağ… Yok.
Sayın Kaplan…
MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, İzmir
Barosunun İçişleri Bakanlığına müracaatı ile biber gazı kullanımının insan
sağlığına zararı ile ilgili kalıcı etkiler bırakmaması nedeniyle Bakanlığınızın
verdiği bir cevap var, iki gündür basına yansıyor. Bunun doğruluğunu, olup
olmadığını öğrenmek istiyorum. Sizin Bakanlığınızın verdiği yanıtta “Kanunsuz
olaylara karışan gruplara karşı cop ve benzeri teçhizatın kullanılarak müdahale
edilmesi hâlinde insanlara kalıcı etkisi olduğu nedeniyle fiziki zarar
verilebileceği değerlendirildiği için gazın insan sağlığına böyle kalıcı bir
zarar vermediği bilimsel olarak tespit edilmiştir….” Böyle bir söyleminiz var
mı? Doğru mudur?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Şandır…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, bu yasayla
Erzurum Büyükşehrin hizmet alanı bugünkünün 20 katı artacak. Bu oran Konya’da
50 kata çıkıyor yani büyükşehir belediye başkanlarının bugün şehir
merkezlerindeki hizmetlerini 20 kat, 50 kat artırmanın neresinde rasyonalite
vardır? Kaynakların etkin ve verimli kullanımı konusunda hangi garantiniz var?
Bir diğer husus: Diyarbakır
Emniyet Müdürüyle ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz. Devlete hakaret
eden, millete hakaret eden, hatta Sayın Başbakanın, çok acı, “Ben ağlamam.”
diyerek, Sayın Emniyet Müdürünün nitelemesine muhatap olan bu davranışı daha ne
kadar süre tahammülle karşılayacaksınız? Cevap verirseniz sevinirim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, buyurun.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimizin yönelttikleri
sorulara kısa cevaplar arz etmeye çalışacağım.
Sayın Belen’in sorusu tamamen
yasayla ilgili olmayan, şahsımla ilgili bir soru. Bunu mensup olduğum partinin
iç meselesi olarak değerlendirmek istiyorum.
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) –
Valilerle ilgili soruya cevap verin Sayın Bakan. Yetkileri ne oldu?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) – Sayın Enver Erdem Bey’in, “Bu yasa kimin talebi? Nereden
gerekti?” sorusu: Bu yasa çağın ve ihtiyaçların ortaya koyduğu sonuçlar
itibarıyla geliştirilen bir yönetim modeli ve bu modelin ülke sathına
genişletilmesi düzenlemesinden başka bir şey değildir. Herkes farklı amaçlar
yüklemek isteyebilir, yükleyebilir, bunu da saygıyla karşılarız.
Sayın Türkoğlu’nun
polislerimizin özlük haklarıyla ve çalışma şartlarıyla ilgili sorusu: Doğrudur,
polislerimizin özlük hakları, üstlenmiş oldukları, ağır sorumluluk gerektiren
ve gerektiğinde hayati tehlike içeren
görevleri karşısında yetersizdir. Polislerimiz için, güvenlik güçlerimiz için
hayati tehlike içeren görev mensupları için ne kadar ücret versek doğrusu az
kalır. Ama ülkenin bütçe imkânları itibarıyla hem çalışma şartlarının
iyileştirilmesi hem de özlük haklarının iyileştirilmesi için çalışmalar,
değerlendirmeler yapılmaktadır, zaman içerisinde bu düzelmeler inşallah
hepimizin gayretiyle gerçekleşecektir.
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) –
Sayın Bakan, nereden buluyorsunuz bu kaynağı?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) – Diyarbakır İl Emniyet Müdürümüzün, yakın tarihte bir konuşma
esnasında sarf etmiş olduğu sözle ilgili olarak Bakanlığımızın, Emniyet Genel
Müdürlüğümüzün müştereken değerlendirmesi, inceleme ve soruşturması devam etmektedir.
Sayın Demir’in Şanlıurfa’nın
Birecik ilçesine bağlı 150 nüfuslu bir köydeki ağaç kesimiyle ilgili sorusu: Bu
köy mahalleye dönüşecektir. “Mahalle olmayacak.” değerlendirmesi gerçeğe
aykırıdır.
“Jandarma Komutanlığının ağaç
kestirme yetkisi var mıdır?” sorusu: Böyle bir yetkisi doğrudan yoktur ama
Orman İdaresi bir güvenlik hizmeti talebinde bulunmuşsa, o da o alanda bizzat
veya elemanları aracılığıyla istenen görevi yapabilir, yapmak durumunda
olmuştur.
Sayın Oğan “Valilerin
yetkileri alınarak büyükşehir belediye başkanlarına devredilmektedir.” der bu
kanunda. Bu kanunun herhangi bir maddesinde, herhangi bir fıkrasında böyle bir
düzenleme söz konusu değildir. Bu bir tahmin, bir tahmin, bir hayal ürünü
değerlendirmedir; herhangi bir düzenleme bu kanunda söz konusu değildir. İl
özel idareleri kastediliyorsa, il özel idarelerinin valiler sadece encümeninin
başkanıdır ve temsil makamındadırlar. İl özel idareleri apayrı bir yerel
yönetim kurumlarıdır ve kendi organlarıyla, kendi bütçesiyle hizmet yürüten
kurumlardır. Valilere değişik kanunlarla yetkiler verilmektedir, belki bu
kanunla ilave bazı yetkilerin getirildiğini söylemek mümkündür.
Sayın Aslanoğlu’nun
Hadımköy’ün ilçe yapılmasıyla…
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın
Bakanım, sorunun devamı vardı efendim. Vicdanınız rahat mı?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) - Burada vicdan sorgusu melekliğine kimse soyunmasın. Konuyla
ilgili sorulara cevap veriyorum.
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Biz bunu
o zaman sizin vicdanınızın bunu kabul etmeyeceği şeklinde anlıyoruz.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) - Benim vicdanım bana aittir, sizin vicdanınız da size aittir. Ben
sizin vicdanınızı sorgulamıyorum, siz de burada vicdan sorgulamasına lütfen
karışmayınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
SİNAN OĞAN (Iğdır) - Sayın
Bakan, sizin vicdanınız bunu kabul ediyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) – Merak etmeyin, köşeleri olan cevaplar da alırsınız.
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın
Bakan, Türk milletinin vicdanı rahatsız.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) – Türk milleti benim mensubu olduğum millettir, onun üzerinden
spekülasyona girmeye gerek yoktur.
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Onun
üzerinden spekülasyon yapmıyoruz. Bu bir bölünme yasasıdır.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) - Sayın Aslanoğlu, Hadımköy’ü şimdilik ilçe yapmayı düşünmüyoruz;
gündüz nüfusu yoğundur, gece nüfusu azdır. Ama bahsettiğiniz vergi dairesi,
sigorta kurumunun şubeleri gibi, hizmet kurumlarının oralarda ihdası konusunda
ilgili bakanlıklarla koordine etmemiz gerektiğini düşünüyorum, belirttiğiniz
doğrultuda.
Polislerin emekliliğini
belirttiniz, emeklilikteki ücretlerinin düşüklüğünü. Doğrudur, sizinle aynı
fikirdeyiz. Ülkenin imkânları ölçüsünde orada da iyileştirme yapmak
gündemimizdedir.
Sayın Alim Işık: “Büyükşehir
yasasıyla yabancılara yapılan mülk satışında artış olacak mıdır?” Bu yasada,
yabancı uyruklu gerçek kişilerin edindikleri taşınmazlarla bağımsız ve sürekli
nitelikteki sınırlı ayni hakların toplam alanı, özel mülkiyete konu ilçe yüz
ölçümünün yüzde 10’unu ve kişi başına ülke genelinde 30 hektarı geçemez.
Dolayısıyla, Bakanlar Kurulunun kişi başına ülke genelinde edinilebilecek
miktarı 2 katına kadar artırma yetkisi saklı kalmak kaydıyla, mevcut Kanun’daki
bu düzenleme aynen geçerliliğini korumaktadır.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Bakan, ilçe sınırı şimdi mülki idare sınırına genişliyor.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) - Sayın Köprülü, 1.023 belde belediyesi yani büyükşehir sınırları
içerisinde bulunan ve tüzel kişiliği kaldırılarak ilçe belediyesine katılacak
olan belediyelerin belediye olma şartlarının devam ettiği hâlde
kaldırılmasındaki tezada vurgu yapmak istedi. Burada bir tezat yok, bu sorunun
kendinde bir tezat var. Zira o belediyeler daha büyük bir belediye yapısı
içerisinde hem teşkilat olarak hem de sorumluluk alanı olarak yer almaktadır.
Amaç, belediye teşkilatıyla hizmet vermekse daha düzenli, daha büyük bir
belediye teşkilatıyla buralara hizmet verilmeye devam edilecektir.
Sayın Erdoğan, Diyarbakır
Emniyet Müdürümüzle ilgili soruyu başka bir vesileyle cevaplandırdım. “Vali ve
kaymakamlarımız ne iş yapacaktır bundan sonra, ne işe yarayacaktır?” Bu sorunun
kendisini soru olarak, sorunun içeriği olarak biraz o meslek camiamıza yönelik
hafife alıcı bir soru olduğunu belirtmek isterim.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Yapacak iş bırakmıyorsunuz ki!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) - Cevabına gelince de vali ve kaymakamlarımız bu ülkenin kamu
yönetiminde, genel yönetiminde bugüne kadar tarihlerinde meslektaşlarının
yaptığının aynısını günümüz şartlarına uygun bir şekilde yürütmeye, yapmaya,
millete hizmet etmeye, devleti temsil etmeye ve devletin varlığını, bütünlüğünü
korumaya devam edeceklerdir, yapacak görevleri vardır. Bu yasayla da herhangi
bir görevleri ellerinden alınmamaktadır.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ya,
insaf, insaf…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) - Sayın Fırat: “İllerin sayısını düşürmeyi düşünüyor musunuz?” Bu
yasa tasarısıyla böyle bir düzenlememiz olmadığı gibi yakın tarihte de böyle
bir düşüncemiz yoktur. Sizin bir öneriniz varsa ondan yararlanmak isteriz.
Sayın Özbek, 52 ilde il özel
idarelerini kaldırmayı düşündüğümüzü veya düşünmediğimizi sorarlar. Hayır, 52
ilde il özel idarelerini kaldırmadığımızı defaatle söyledik. Kanunda da buna
yönelik düzenlemeler, ifadeler yer almaktadır. Cevabı kanun tasarısında açıktır.
Sayın Kaplan, İzmir Barosuna
verdiğimiz, kanun tasarısı dışında bir konuyla ilgili bir yazılı cevaptan
bahseder. Yazılı cevaptaki gerçeklerin sizin de itiraz etmeyeceğiniz gerçekler
olduğunu düşünüyorum. Amacımız, devletin amacı hiçbir zaman işinde gücünde,
hukuk çerçevesinde hayatını yaşayan, işine devam eden insanlarla uğraşmak
değil, hukuku bozmak isteyen, hukuk dışı eylemlere tevessül edenlere mâni
olmaktır. Bu mâni olma çalışmasında, tedbirinde devlet orantılı bir şekilde
önleyici tedbirlerini, vatandaşını yine suç işleme istidadı içinde olsa dahi en
uygun şekilde caydırma ve kontrol altına almak durumundadır. Verilen cevap
sorulan soruya göre verilmiştir. Soruyu soran başkasıdır, cevabı veren
Bakanlığımızdır. Sizin aktardığınız şekliyle de sorunun cevabı içerisindedir.
Sayın Şandır, Erzurum’un,
Konya’nın ve diğer illerin belediye hizmetleri itibarıyla, coğrafi alanlarının
il sınırları olması itibarıyla büyüdüğü bir vakıadır. Bazı yerde 10 kat ama
belirttiğiniz gibi 50 kat büyüme olduğunu sanmıyorum, mutlaka 3, 5, 10 kat
büyüme söz konusudur.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Bakanım, Konya 38 bin kilometrekare.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM
ŞAHİN (Ordu) - Zaten amaç bu kanunla coğrafi alan sorumluluğunu büyütmektir ve
oralara büyükşehir hizmetlerini daha düzenli ve daha medeni bir şekilde
götürmektir. Alanı büyütmeden büyükşehri ihdas etmek ve büyükşehir hizmetlerini
geniş alanlara yaymak mümkün değildir. Bunun rasyonelliği her ilin kendi
coğrafyasına, kendi nüfus varlığına göre şekillenmektedir ve şekillenecektir.
İmkânlar, kadro, personel ve mali imkânlar her ilin coğrafyasına ve nüfus
kriterine göre düzenlenmektedir.
Arz ederim Sayın Başkan.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Bakan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Zannediyorum kanunun tümü üzerinde müzakereler tamamlandı ancak bu kanunla ilgili
Komisyonda, basında, diğer zeminlerde Anayasa’ya aykırılık iddiası had safhada
bulunmaktadır. Kanunun tümünü oylamadan, maddelere geçilmesini temin etmeden
Anayasa’ya aykırılık konusunun müzakere edilmesini arz ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Şandır, bir saniye
lütfen.
Tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmış bulunmaktadır. Görüşmelere başladığımız sırada, dünkü
birleşim dâhil olmak üzere, tasarının İç Tüzük hükümlerine aykırılığı
iddiasıyla görüşmelerine geçilemeyeceği yönünde çok sayıda usul tartışması
yapılmıştır. Bu tartışmalarda ve tasarının tümü üzerindeki konuşmalarda
Anayasa’ya aykırılık görüşleri de ileri sürülmüştür. Bu aşamada Anayasa’ya
aykırılık, uygunluk şeklindeki bir usul tartışması açmamız mümkün
görünmemektedir. Kaldı ki Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle her maddenin
metinden çıkarma yönünde değişiklik önergesi verilebilecektir. Anayasa’ya
uygunluk denetiminin yapılacağı organ da Anayasa Mahkemesidir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım, bir yasayla ilgili yani Genel Kurulun kararı hâline gelen bir
kanunla ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiaları yeterince tartışılmadan
maddelerine geçilirse bu eksik olur, yanlış olur, kanunu sakat hâle getirir.
Sizden Anayasa’ya aykırılık konusunda bir müzakere açmanızı istiyorum.
Açmazsanız usul tartışması açacağım.
BAŞKAN – Sayın Şandır,
açmayacağımı zaten söyledim çünkü dünden bu tarafa tartışıldı ama usul
tartışması istiyorsanız buyurun.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Tavrınız hakkında usul tartışması açıyorum.
BAŞKAN – Lehte mi, aleyhte mi
istiyorsunuz söz istiyorsunuz?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Aleyhte istiyorum.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Lehte.
BAŞKAN – Aleyhte.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Lehte.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Aleyhte.
FARUK BAL (Konya) – Aleyhte.
BAŞKAN – Aleyhte.
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
İkinciyi ben söyledim.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Sayın Başkanım, ilk önce lehte ben söyledim. Herkesten önce ben söyledim,
tutanaklara bakın Sayın Başkan.
BAŞKAN – Ne yapayım yani
otomatik bir makine yok ki tespit edelim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Efendim, aleyhte, lehte sıralamasını tutanaklardan belirlemenizi istiyorum.
Sonra “Yanlış oldu.” iddialarıyla yine müzakereleri tartışmaya sürüklemeyin.
BAŞKAN – Birleşime beş dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 22.49
SEKİZİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 23.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Sekizinci
Oturumunu açıyorum.
338 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın, görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi usul tartışması
açacağız.
Evet, tutanağı okuyorum:
“Başkan – Lehte mi, aleyhte
mi söz istiyorsunuz?
Mehmet Şandır – Aleyhte
istiyorum.
Mehmet Günal – Lehte.
Başkan – Aleyhte.
Nurettin Canikli – Lehte.
Mehmet Akif Hamzaçebi –
Aleyhte.” sırasıyla…
Dolayısıyla, lehte söz
isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Faruk Bal’a devrediyor efendim.
BAŞKAN – Yok, efendim gelmedi
sıra. Burada şeyi okudum.
Buyurun…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Faruk Bal’a devrediyor Mehmet Bey.
BAŞKAN – Buyursun o zaman.
Sayın Bal, buyurun.
Sayın Günal devrediyor değil
mi?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet
efendim.
BAŞKAN – Lehte, buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar)
Üç dakika süre veriyorum.
ENVER ERDEM – Başkanım
Anayasa’ya üç dakika yetmez, hiç olmazsa beş dakika olsun.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım, çok önemli bir konuyu tartışacağız üç dakikayla…
X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın Anayasa’ya aykırılık bakımından müzakere edilmesi
istenmesine rağmen bu talebi yerine getirmediği gerekçesiyle tutumu hakkında
FARUK BAL (Konya) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa açısından incelenmesi için verdiğimiz
önergeyi reddeden tutumunuzun aleyhindeyiz. Sizin bu tutumunuzla Sayın Başkan,
Anayasa’nın değiştirilmez nitelikteki 3’üncü maddesi şöyleydi: “Türkiye Devleti,
ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” diyordu. Şimdi, bölünmüş bir
bütündür hâline geldi ya da ikiye bölünmüş bir bütün hâline geldi. Çünkü
büyükşehirler ile ilgili statü ile büyükşehir kapsamında olmayan illerin
statüsündeki vatandaşların ve buraya hizmet eden kamu kurum ve kuruluşlarının
niteliği, şekli buna göre değişti.
Anayasa’nın 10’uncu
maddesinde “Herkes kanun önünde eşittir.” hükmü vardı. Sizin bu tutumunuzla
Sayın Başkan, değişti. Artık, herkes kanun önünde eşit değildir. Nedir? Bu
kanun hükmüne göre, artık, büyükşehir belediye sınırları içerisinde yaşayan köy
hükmi şahsiyetlerinin sahip oldukları mal, mülk, mera, otlak, yaylak itibarıyla
böyle bir hakları ellerinde kalmamıştır, bunun yerine diğer illerde bulunan
köyler ve belde halkı böyle bir hakkı elde etmiştir; dolayısıyla, eşitlik
bozulmuştur.
Bu eşitlik vatandaşın temel
borçlarından, temel ödevlerinden olan vergi, resim, harç açısından da
değişmiştir çünkü büyükşehirlerin statüsünde bulunan köylerde ve mahallelerde
artık, elektrik tarifesi farklı, daha pahalı, çöp vergisi daha pahalı, emlak
vergisi daha pahalı, esnaf, ticaret odası, sanayi odası gibi kuruluşlara
ödenecek olan aidatlar daha pahalı, reklam vergisi daha pahalı, ruhsat harcı
daha pahalı, iskân harcı daha pahalı olmak üzere il statüsündeki belediyelere
karşı eşitsiz ve daha fazla mükellefiyet ödeyen, hizmet yerine cezalandırılan
bir vatandaş kitlesi Anayasa’nın eşitlik ilkesini bozmuştur.
Sayın Başkan, sizin bu
tutumunuzla, artık, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde devlete ve devleti yönetecek
olan kişilere talimat olarak verilmiş olan kanun önündeki eşitlik ilkesine
davranmak hükmü ortadan kalkmıştır. Diğer taraftan, Anayasa’nın 123’üncü
maddesindeki “İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden
yönetim esaslarına dayanır.” ilkesi ortadan kalkmış, onun yerine “İdarenin
kuruluş ve görevleri merkezden yönetim yerine talimatla, Sayın Bakanın
talimatıyla; yerinden yönetim yerine de Sayın İçişleri Bakanının yönlendirmesi
ve yorumlamasına göre yürütülür.” şeklinde bu Anayasa maddesi de değişmiştir.
Bununla birlikte 126’ncı madde, 127’nci madde, velhasılıkelam Anayasa’nın tüm
şekli, şemaili değişmiştir.
Bu tutumunuzla bundan sonra
aleyhinizde olduğumu ifade ediyorum, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Evet, aleyhte söz isteyen
Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa getirdiği hükümler itibarıyla
devletimizin üniter yapısını değiştiren, merkezî yapısını değiştiren bir temel
yasadır. Artık Türkiye’de üç başlı bir yönetim olacaktır. Halkın seçtiği
cumhurbaşkanı, halkın seçtiği başbakan, halkın seçtiği büyükşehir belediye
yasası. Yani tam bir kaos ortamına doğru ülkeyi sürüklüyorsunuz. Bu, cumhuriyetimizin
kuruluş hukuku olan üniter devlet yapısına aykırıdır. Anayasa’nın 3’üncü
maddesine, “değiştirilemez” hükümlere aykırılığın çok temel bir unsuru olarak
bu yasayla getirdiğiniz, bu üç başlılık bu cumhuriyetin veya cumhuriyetin
kuruluş hukukunun değiştirilmesidir.
Değerli arkadaşlar, bakınız,
iktidar-muhalefet yarışı içerisinde söylemiyorum, bu devlet bir millî mücadele
sonrası kurulmuştur. Bu millî mücadeleyi verenler, bu devleti kuran kahramanlar
bir hukuk ortaya koydular. Hukuk, kuruluş hukuku 1924 Anayasası’nda kendi
toplumuyla bir toplumsal sözleşme mahiyetinde belirlendi. Orada devletimizin
şekli, yönetimimiz, milletimizin adı, bayrağımız, başkentimiz, dilimiz
tanımlanmıştır; bunu değiştirmeye 550 milletvekili, 75 milyon insanın oyu yetmez.
Devletlerin kuruluş hukukunu değiştirirseniz o devletleri yıkar, yeni bir
devlet kurarsınız. Bu yasanın bu anlamda sonuçları itibarıyla buraya ulaşacak
bir karakteri var. Bunları hep tutanaklara geçmesi için söylüyorum. Allah
korusun, önümüzdeki süreçte, seçilmiş büyükşehir belediye başkanının yanına
seçilmiş valiyi de koyduğunuz andan itibaren bu ülkeyi kuruluş hukukuna aykırı
bir şekilde… Bunu çok arzu ettiğinizi biliyorum ama o zaman üniter devleti
yıkmış, federal bir devlet kurmuş olursunuz.
SADİR DURMAZ (Yozgat) –
91’den beridir onu istiyor, 91’den beri.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu
da Anayasa’ya aykırıdır.
Anayasa’ya aykırı bir kanunu
gündeme almak, bunun müzakeresine imkân vermek Sayın Meclis Başkanının
meşruiyetini tartışılır hâle getirir. Onun için, ben, Sayın Meclis Başkanını
burada bu müzakerelerin yapılmasına üç dakika vermesini de kınıyorum ve bu
konuda güvenilirliğini yitirdiği için bundan sonra yeniden bir usul...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …tartışması
açmak arzusundayım.
Teşekkür ederim. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Lehte söz isteyen Nurettin
Canikli, Giresun Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bu tasarıyla getirilen
düzenlemeler Anayasa’ya, Anayasa’mıza herhangi bir aykırılık teşkil
etmemektedir. Anayasa’mızın 127’nci maddesinin üçüncü fıkrası çok açık…
ENVER ERDEM (Elâzığ) – Oku
Sayın Başkan, orayı da oku.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Okuyacağım, evet, şimdi okuyacağım.
…bir şekilde bu tür
düzenlemeler için anayasal bir dayanak oluşturmaktadır. Anayasa’mızın 127’nci
maddesinin üçüncü fıkrasının…
ENVER ERDEM (Elâzığ) –
Başkanım, o 127’yi bir okusana. Orada ne yazıyor bir öğrenelim.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
…son cümlesi: “Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri
getirebilir.”
SADİR DURMAZ (Yozgat) –
Yerleşim merkezi bu mu, değil mi bakalım.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Dağları, bayırları da büyük yerleşim merkezleri…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Evet, yerleşim merkezleri, yerleşim merkezleri.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Bakın, dağları, bayırları değil “büyük yerleşim merkezleri” diyor.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Bunların hepsi yerleşim merkezidir.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Yerleşim merkezinden kasıt ne, yerleşim merkezinden?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Onu siz tanımlarsınız.
Elbette, yani “büyük yerleşim
merkezleri” tabiri en geniş şekilde yorumlanması gereken tabir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan, yani mülki idare hudutları nasıl yerleşim merkezi olur?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
İzin verirseniz Sayın Şandır, ben…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Dağ
taş, yerleşim merkezi.” mi diyorsunuz?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Bakın, “büyük yerleşim merkezi” ifadesi çok net bir şekilde büyük şehirleri
kapsar ya da büyükşehir ilan edilen yerleri kapsar.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Yerleşim yeri meskûn bir alandır.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Aynen öyle. Yani, büyükşehir kavramını, büyük yerleşim kavramını nasıl
oluşturuyorsunuz, içini nasıl dolduruyorsunuz? Kanunla dolduruyorsunuz. Öyle
değil mi? Kanunla dolduruyorsunuz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani
dağı taşı yerleşim merkezi mi sayıyorsunuz?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -
Yani, bu konuda anayasal bir tanım var mı?
MEHMET GÜNAL (Antalya) –
Keçiler bile otlamıyor oralarda.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Bir başka ifadeyle, büyük yerleşim merkezleri şunlardan oluşur, ya da şunlar
dâhil değildir, şunları içermez gibi bir tanımlama burada yoktur.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkan…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -
Anayasa’da yoktur, çok net.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Şu yerleşim merkezini bir tarif et lütfen ya!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -
Anayasa koyucu bunu kanuna bırakmış, dolayısıyla bunun tanımını yasa koyucu
kanunla belirler. Açık yani, bunun yorumu gerektirecek bir durumu da söz konusu
değildir.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Vay be, kafanıza göre Anayasa yorumluyorsunuz.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Dolayısıyla bu noktada herhangi bir problem, bir sıkıntı yoktur.
ENVER ERDEM (Elâzığ) – Daha
önce de kanunla değiştirmiştiniz, yine kanunla değiştirin.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Bakın, değerli arkadaşlar, bu tasarıyla belediyelerin yetkilerinde, büyükşehir
belediyelerinin mevcut yetkilerinde hiçbir artış -yetkilerinde bakın,
yetkilerinde- söz konusu değildir.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Ya arkadaş…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
İzin verin.
ENVER ERDEM (Elâzığ) – Kanunu
güzel oku.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Yetki alanlarının genişletilmesi söz konusudur.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Yetki genişliği ilkesini uygulanamaz hâle getiriyorsunuz.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Şimdi, bakın, bir saniye, ikisi çok farklı şey…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Başka şey söyle.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
…yetkilerin genişletilmesi başka şey, yetki alanlarının genişletilmesi, fiziki,
coğrafi olarak çok başka şey.
SADİR DURMAZ (Yozgat) – Hiç
inandırıcı değil.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Yetki genişliği ilkesini ayaklar altına alıyorsunuz.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Şimdi, seçilmiş valilik müessesesinin getirilmesi yetki alanının genişletilmesi
anlamına gelir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Seçilmiş belediye başkanının…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ya da bir başka ifadeyle, bu siyasi bir düzenleme olur.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Nasıl yani?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Siyasi yani valinin, valiliğin seçimle getirilen bir düzenleme hayata
konulması, yönetim yapısında siyasi bir tercih ortaya konulması anlamına gelir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Nurettin Bey, söylediğinize kendiniz inanıyor musunuz?
SADİR DURMAZ (Yozgat) –
Valinin terk ettiği yetkiler burada, bunları sayarım mahcup olursun.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ama büyükşehrin coğrafi alanının genişletilmesi bu anlamda, hiçbir şekilde,
uzaktan yakından bir tercih içermediği çok açık
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Valinin elinden yetkilerini alıp…
SADİR DURMAZ (Yozgat) –
Valilerin elinden alınan yetkiler burada.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Yani şu olmuş olsaydı, büyükşehir belediyelerinin yetki alanları…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Senin Grubunda valiler, kaymakamlar var, onlara bir danış.
BAŞKAN – Sayın Canikli,
lütfen…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Seçimler konusunda yetki vermiş olsaydı o zaman dedikleriniz doğru olurdu. Bu
yüzden aykırılıkla ilgili bir durum yoktur.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Kullandığın kavramlar yönetim bilimi jargonuna uymuyor.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Evet, aleyhte söz
isteyen Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Yerleşim yeri derken dağı taşı da mı kastediyorsunuz?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Bizim orada keçiler otlamıyor Nurettin Bey…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bu tasarıyı iki açıdan
Anayasa’ya aykırı olarak değerlendiriyorum, bazı hükümleri açısından. 29 ilde
büyükşehir belediyesi kurulması, daha doğrusu büyükşehir belediyesi sayısının
29’a çıkarılması, Cumhuriyet Halk Partisi olarak desteklediğimiz bir konudur,
bunda hiçbir tereddüt yok. Ancak Anayasa’nın 127’nci maddesinin üçüncü
fıkrasının son cümlesi “Kanunla büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim
bölgeleri kurulabilir.” Anayasa hükmü bu şekildedir. İl ve ilçe, yerleşim
merkezi değildir, bir mülki yapılanmayı tarif eder. Yerleşim merkezi, insan
yoğunluğunun, yerleşim yoğunluğunun olduğu yer demektir, tarımsal arazilerin
olduğu bir alanı yerleşim merkezi olarak kabul etmek mümkün değildir, Anayasa
bunu söylemiyor. Birinci olarak, bunu açıklığa kavuşturalım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Nurettin Bey’e yeterlilik verdiniz, böyle oldu işte.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Devamla) – Evet, yapalım, büyükşehir belediye sayısını 29’a çıkaralım ama
çıkarırken Anayasa’ya aykırı bir tutum da ortaya koymayalım.
İkinci olarak söyleyeceğim
konu şudur: Tartışmalarda pek dikkate geldiğini, kürsüden ifade edildiğini
görmedim, dikkatten kaçmış olabilir. Daha önce, 6 Mart 2008 tarihinde, Türkiye
Büyük Millet Meclisi 5747 sayılı bir kanunu kabul etti. 2009 yerel
seçimlerinden bir kadar önce kabul edilen Kanun, yeni ilçe kurulması ile nüfusu
2 binin altında olan beldelerin kapatılmasını öngörüyordu. Buna karşı, Anayasa
Mahkemesine açılan davada, Anayasa Mahkemesi bir karar verdi ve nüfusu 2 binin
altında olan belediyelerin kapatılmasını -bazı belediyelerin daha doğrusu,
hepsini değil- şu gerekçeyle iptal etti, şöyle diyor Anayasa Mahkemesi, 2008’e
153 sayılı kararında: Kültür ve turizm Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulu
kararıyla ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ile kültür ve turizm
koruma ve gelişme bölgeleri kapsamında bulunan yerler ve Bayındırlık ve İskan
Bakanlığınca saptanan turizm öncelikli yörelerde yer alan belediyelerin
kapatılması Anayasa’nın 2, 63 ve 127’nci maddelerine aykırıdır.
Şimdi, bir kere, bunu dikkate
almak gerekir. Toptancı bir anlayışla Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı
bir kenara atılıyor ama bir de Anayasa Mahkemesi kararı var; bu da dikkate
alınmış değildir.
Zamanım izin vermediği için
daha uzun konuşma imkânım yok. Bunları belirterek konuşmamı sonlandırıyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Tasarının tümü üzerindeki
görüşmelerin sonunda, Anayasa’ya aykırılık konusunda usul tartışması açılmaması
yönündeki tutumumda bir değişiklik olmamıştır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu kanunun önemi sürekli ifade ediliyor. Bu
kanunun komisyon raporu doğru tanzim edilmediği yönündeki iki gündür devam eden
tartışmalardaki tavrınız… Yani, siz yönetmekle görevlisiniz.
BAŞKAN – Evet.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Taraf olamazsınız.
BAŞKAN – Hangi taraf oldum
Sayın Şandır?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yönetmek size bu konuda yapılan tartışmaları
sonucuna ulaştırmak gibi bir yükümlülük getirir. Ama tartışmalar bitmeden
tümünün görüşmelerine başladınız, bütün itirazımıza rağmen başladınız ve bu
kürsüyü işgal etmek durumunda bıraktınız. Bu, sizin tavrınızın sonucunda oldu.
Şimdi, tümünün müzakerelerini
bana göre usulsüz yaptınız, usulsüz yürüttünüz. Sonuna geldiğinde…
BAŞKAN – Neyi usulsüz yaptım Sayın Şandır,
anlaşılmadı?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çünkü, bu kanunun komisyon raporunun usulüne
uygun tanzim edilmediği konusundaki iddialarımız yeterince tartılmadan, sonuca
ulaşılmadan…
BAŞKAN – Yeterince tartışılması için ne kadar zaman
gerekir Sayın Şandır?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ona karar veririz.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Sonucuna ulaşması lazım.
BAŞKAN – Lütfen yani… İki
günden bu tarafa bunu konuşuyoruz Sayın Şandır.