TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ
YASAMA DÖNEMİ CİLT YASAMA
YILI
24 4 3
TUTANAK DERGİSİ
16’ncı BİRLEŞİM
6 Kasım 2012 Salı
DÖNEM: 24 CİLT: 4 YASAMA YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
16’ncı Birleşim
6 Kasım 2012 Salı
(TBMM Tutanak
Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve
kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar
tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına
uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Ankara Milletvekili Tülay
Selamoğlu’nun, Dünya Şehircilik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması
2.- İzmir Milletvekili Aytun
Çıray’ın, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı Haftası
mesajına ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın sorunlarına ve Mecliste seviyeli bir üslup kullanılması
gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- İngiltere Parlamentosu
Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Fabian Hamilton ve beraberindeki bir Parlamento
heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık
Divanının 30/10/2012 tarih ve 34 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi tezkeresi (3/1031)
2.- Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Danimarka Parlamentosu
Başkanı Mogens Lykketoft ve Hollanda Temsilciler Meclisi Başkanı Anouchka Van
Miltenburg'un vaki davetlerine icabet etmek üzere Danimarka ve Hollanda'ya
resmî bir ziyarette bulunmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı tezkeresi (3/1032)
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Sinop Milletvekili Engin
Altay ve 30 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenler ile eğitim
fakültelerinin kontenjanları ve Millî Eğitim Bakanlığının insan gücü
politikalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/393)
2.- Sinop Milletvekili Engin
Altay ve 29 milletvekilinin, termik santrallerin insan sağlığına, tarıma ve
çevreye olan etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392)
3.- BDP Grubu adına Grup
Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan'ın, ülkemizde bölgelere göre diş hekimi ihtiyacının ve diş hekimlerinin
yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/391)
C) Gensoru Önergeleri
1.- Adana Milletvekili
Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin, uygulamalarında siyasi nüfuzunu
kullanarak Gazi Yerleşkesi’ni, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul
Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara
uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla, Orman ve Su İşleri Bakanı
Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15)
2.- MHP Grubu adına, Grup
Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, TRT ve Anadolu Ajansı'nın yayınlarında tarafsızlığı sağlayamadığı,
üstlendiği görevin sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamu kaynaklarını
partililere aktardığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında
gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16)
3.- MHP Grubu adına, Grup
Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle
mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla,
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi
(11/17)
4.- MHP Grubu adına, Grup
Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan’ı zamanında
yayımlamayarak TBMM'nin bütçe hakkını doğru bir şekilde kullanmasını
engellediği iddiasıyla, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/18)
5.- MHP Grubu adına, Grup
Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar
ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu
iddiasıyla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında
gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/19)
6.- Ankara Milletvekili Zühal
Topcu ve 21 milletvekilinin, Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan
sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik
mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer
hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20)
7.- MHP Grubu adına, Grup
Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, ülke ekonomisinin ithalata bağımlılığını artırdığı, millî sanayinin
rekabet gücünü azalttığı ve yerli üretim konusunda çaba göstermediği iddiasıyla,
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/21)
D) Önergeler
1.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, (2/303) esas numaralı 13/06/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın
Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi
Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/69)
VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- MHP Grubu adına verilen
genel görüşme önergelerinin Genel Kurula sunulmayarak gündeme alınmasının
engellendiği gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında
2.- MHP Grubu adına verilen
genel görüşme önergelerinin Gelen Kâğıtlarda derhâl yayınlanması gerektiği
hâlde yayınlanmadığı gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında
3.- Oturum Başkanı TBMM
Başkan Vekili Sadık Yakut’un söz verme konusunda milletvekilleri arasında ayrım
yaparak taraflı davrandığı, dolayısıyla İç Tüzük hükümlerine uymadığı
gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- BDP Grubunun, 2/11/2012
tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın cezaevlerinde
12/9/2012 tarihinde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak
ailelerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis
araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda
okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi
2.- MHP Grubunun, ataması
yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu (10/81) esas numaralı Meclis Araştırması
Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin önerisi
3.- CHP Grubunun, Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşlarının ülkemizdeki yaş meyve ve sebze
üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla vermiş olduğu (10/439) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin,
Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
4.- AK PARTİ Grubunun,
gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden
düzenlenmesine; (11/19, 11/16 ve 11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin
gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 13 Kasım
2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; bu birleşimde sözlü soruların
görüşülmemesine; (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru
önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, 14 Kasım
2012 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Bingöl Milletvekili İdris
Baluken’in, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Isparta Milletvekili Recep
Özel’in BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
2.- Millî Eğitim Bakanı Ömer
Dinçer’in, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
3.- Antalya Milletvekili
Mehmet Günal’ın, Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in Milliyetçi Hareket
Partisine sataşması nedeniyle konuşması
4.- Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle
konuşması
5.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
IX.- AÇIKLAMALAR
1.- Sinop Milletvekili Engin
Altay’ın, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in bazı ifadelerine ilişkin
açıklaması
2.- İstanbul Milletvekili
Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in dersliklerdeki
öğrenci mevcuduyla ilgili verdiği bilgiye ilişkin açıklaması
3.- Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin
dersliklerle ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması
4.- İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun çoğunluk iradesi alınmadığı için
tekemmül etmediğine, usulüne uygun düzenlenmediğine ve Genel Kurulda
görüşülemeyeceğine ilişkin açıklaması
5.- Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak
tanzim edildiğine ilişkin açıklaması
6.- Ankara Milletvekili Emine
Ülker Tarhan’ın, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun çoğunluk iradesi
alınmadığı için tekemmül etmediğine, usulüne uygun düzenlenmediğine ve Genel
Kurulda görüşülemeyeceğine ilişkin açıklaması
7.- İçişleri Komisyonu
Başkanı Muammer Güler’in, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun
olarak tanzim edildiğine ilişkin açıklaması
8.- İçişleri Komisyonu
Başkanı Muammer Güler’in, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun
olarak tanzim edildiğine ilişkin tekraren açıklaması
9.- Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak
tanzim edildiğine ilişkin tekraren açıklaması
X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük
Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
2.- Devlet Sırrı Kanunu
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları
(1/484) (S. Sayısı: 287)
3.- Finansal Kiralama,
Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)
4.- Büyükşehir Belediyesi
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20
Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin;
Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali
Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128,
2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338)
XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum Başkanı TBMM
Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’ün
42’nci maddesine uygun olarak hazırlanarak Başkanlığa sunulduğuna, raporun
görüşmelerine devam edilmesinde İç Tüzük’e aykırılık olmadığına ilişkin
konuşması
XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul Milletvekili
Abdullah Levent Tüzel’in, Akköy 2’nci HES Projesi nedeniyle yöre halkının yaşadığı
mağduriyete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/9426)
2.- Manisa Milletvekili
Sakine Öz’ün, Soma Elektrik Üretim AŞ. ’ye hizmet veren bir özel güvenlik
firması ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız’ın cevabı (7/9431)
3.- Niğde Milletvekili Doğan
Şafak’ın, Niğde merkezdeki bir beldede yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10016)
4.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, elektrik dağıtım şirketlerinin sokak ve caddeleri
aydınlatmadığı iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız’ın cevabı (7/10017)
5.- Diyarbakır Milletvekili
Altan Tan’ın, elektrik kesintileri nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu
ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10019)
6.- Ağrı Milletvekili Halil
Aksoy’un, Ağrı’nın Patnos ilçesinde elektrik kesintileri nedeniyle yaşanan
mağduriyete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/10020)
7.- İzmir Milletvekili
Alaattin Yüksel’in, Diyanet İşleri Başkanlığından Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığına geçiş yapan personele ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10023)
8.- İzmir Milletvekili Ahmet
Kenan Tanrıkulu’nun, Ödemiş ilçesindeki çiftçilerin elektrik borçlarına ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10025)
9.- Kocaeli Milletvekili
Haydar Akar’ın, cemaat vakıflarına belirli koşullarda mallarının iadesini
öngören kanun değişikliğinin uygulanmasıyla ilgili verilere ilişkin Başbakandan
sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10377)
10.- İstanbul Milletvekili
Osman Oktay Ekşi’nin, Anadolu Ajansının para karşılığı bazı firmaların
faaliyetlerini haber yaptığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10413)
11.- İstanbul Milletvekili
İhsan Özkes’in, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısının Türkiye’de kalmasına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/10461)
12.- Ankara Milletvekili
Bülent Kuşoğlu’nun, İstanbul’da Ortadoğu’da barış için dinî liderin katılımıyla
gerçekleşen toplantıya ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun
cevabı (7/10490)
13.- Balıkesir Milletvekili
Ayşe Nedret Akova’nın, yabancı gerçek ve tüzel kişilere yapılan taşınmaz
satışıyla ilgili verilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik
Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10491)
14.- İstanbul Milletvekili
Aykut Erdoğdu’nun, bir işadamıyla yaptığı görüşmeye ilişkin Başbakandan sorusu
ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/10502)
15.- Ankara Milletvekili
Aylin Nazlıaka’nın, Türk Dil Kurumunun internet sitesinde yer alan Güncel Türkçe
Sözlükteki kavram tanımlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç’ın cevabı (7/10505)
16.- Antalya Milletvekili
Gürkut Acar’ın, TRT’de yayımlanan programlar ile ilgili RTÜK’e yapılan
şikâyetlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı
(7/10508)
17.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, terörle mücadeleyle ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu
ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10509)
18.- Samsun Milletvekili
A.Haluk Koç’un, istihbarat birimleriyle terör örgütü arasında görüşmeler
yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
cevabı (7/10511)
19.- Giresun Milletvekili
Selahattin Karaahmetoğlu’nun, MİT ile PKK’nın görüşme yaptığı iddialarına
ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10512)
20.- Diyarbakır Milletvekili
Altan Tan’ın, TMSF’nin bir banka sahibine farklı muamelede bulunduğu iddiasına
ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/10514)
21.- Kocaeli Milletvekili
Haydar Akar’ın, Kilez Deresi’ndeki kirliliğe ve çevresindeki firmaların atık
denetimine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
cevabı (7/10580)
22.- İzmir Milletvekili Hülya
Güven’in, yabancılara gayrimenkul satışına ilişkin sorusu ve Çevre ve
Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
(7/10583)
23.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, uluslararası toplantılara katılan resmî heyetlerin bilgi
seviyeleri ve kıyafetleri ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/10592)
24.- İstanbul Milletvekili
Ali Özgündüz’ün, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası atanan kişilere ve bu kişilere
diplomatik pasaport verilmesine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu’nun cevabı (7/10594)
25.- Manisa Milletvekili
Özgür Özel’in, benzin ve motorine yapılan zamlara ve ülkemizin petrol
ithalatına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/10600)
26.- İstanbul Milletvekili
İhsan Özkes’in, 2002 yılından günümüze taahhüt edildiği halde alınmayan doğal
gaz için ödenen meblağa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız’ın cevabı (7/10603)
27.- Tokat Milletvekili Orhan
Düzgün’ün, Malatya’daki NATO füze savunma sistemi radarıyla ilgili radyasyon
testi yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız’ın cevabı (7/10604)
28.- Kocaeli Milletvekili
Haydar Akar’ın, Bakanlık personelinin tayin işlemlerinde yaşanan sorunlara
ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/10630)
29.- Eskişehir Milletvekili
Kazım Kurt’un, Bakanlık’ta yapılan bazı atamalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve
Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/10631)
30.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, Van’ın Muradiye ilçesindeki halk kütüphanesinin ne zaman
açılacağına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/10705)
31.- Van Milletvekili Nazmi
Gür’ün, başta Lim Manastırı ve Adır Adası olmak üzere Van’daki tarihî
yapıtların restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay’ın cevabı (7/10706)
32.- Diyarbakır Milletvekili
Emine Ayna’nın, Diyarbakır’da turizmin geliştirilmesine ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10708)
33.- Tokat Milletvekili Orhan
Düzgün’ün, Tokat ilinin kentsel dönüşüm kapsamına alınmamasına ilişkin sorusu
ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10904)
34.- Van Milletvekili Aysel
Tuğluk’un, İstanbul’un Fatih ilçesindeki Sulukule Yenileme Projesi’ne ilişkin
sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10905)
35.- İstanbul Milletvekili
Haluk Eyidoğan’ın, İstanbul’da kentsel dönüşüm kapsamında yıkılacağı iddia
edilen bazı kamu binalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı
Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10907)
36.- Antalya Milletvekili
Gürkut Acar’ın, MİT ile PKK yöneticileri arasında Oslo’da yapıldığı iddia
edilen görüşmeye dair bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç’ın cevabı (7/10982)
37.- İstanbul Milletvekili
Osman Oktay Ekşi’nin, Adalet ve Kalkınma Partisinin 4’üncü Büyük Kongresi’ne
bazı gazetelerin muhabir ve yazarlarının alınmamasına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11032)
38.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’daki taş ve maden ocağı işletmeleri için yapılan
başvurulara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
cevabı (7/11067)
39.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında TOKİ’ye devredilen arazilere ve
TOKİ tarafından yapılan projelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı
Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11068)
40.- Ankara Milletvekili
Gökhan Günaydın’ın, Afyonkarahisar Valisinin 1983-1984 yıllarında Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğünde çalışıp çalışmadığına ilişkin sorusu ve Çevre ve
Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11070)
41.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama
yoluyla hizmet veren binalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer
Çağlayan’ın cevabı (7/11073)
42.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama
yoluyla hizmet veren binalara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in
cevabı (7/11126)
43.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama
yoluyla hizmet veren binalara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu’nun cevabı (7/11204)
44.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, ülkemizde sığınmacı olarak bulunan Iraklı bir yetkiliye
ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/11278)
45.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı
birimlerinde yapılan protokol harcamalarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı
Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/11279)
46.- Hakkâri Milletvekili
Adil Kurt’un, Irak’ın kuzeyi ile gerçekleşen ticari faaliyetlerimize ilişkin
sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/11280)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 14.02’de açılarak dokuz oturum yaptı.
Tekirdağ
Milletvekili Özlem Yemişçi, Tekirdağ ilinde yaşanan sel felaketine,
Mersin
Milletvekili Aytuğ Atıcı, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı
ve Nakli Haftası mesajına,
Kütahya
Milletvekili Alim Işık, mesleki ve teknik eğitimin sorunlarına,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Çanakkale
Milletvekili Ali Sarıbaş, 18/9/2012 tarihinde Çanakkale’nin Biga ilçesindeki
sel felaketinde 3 vatandaşın yaşamını yitirdiğine ve zarar gören vatandaşların
mağduriyetlerinin hâlâ giderilmediğine,
Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında barikatların
kaldırılması olayıyla ilgili Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında kriz
çıktığına,
İstanbul
Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, büyük şehirlerde hatalı park eden araçların
yediemin otoparklarına çekilmesi uygulamasının sıkıntılara neden olduğuna ve
buradan elde edilen gelirle ne yapıldığını öğrenmek istediğine,
Uşak Milletvekili
Dilek Akagün Yılmaz, AKP’nin Atatürk’ten ve laik, demokratik, çağdaş Türkiye
Cumhuriyeti’nden korktuğuna ve Latin harflerinin kabulü ile saltanatın
kaldırılmasının yıl dönümüne,
Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in 14’üncü
Birleşimde yaptığı gündem dışı konuşmada cumhuriyetle ilgili ifadelerine ve
cumhuriyet rejimine,
Çorum
Milletvekili Tufan Köse, tarımsal kalkınmayı desteklemek adına köylerde kurulan
süt hayvancılığı kooperatifleri üyelerine borç tahakkuk ettirildiğine ve Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu konuya çözüm getirmesini talep ettiğine,
Adana
Milletvekili Muharrem Varlı, Hükûmetin pamuk fiyatlarıyla ilgili düzenleme
yapması ve akaryakıt ile gübre fiyatları konusunda da çiftçinin sesini duyması
gerektiğine,
Kocaeli
Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerinde
sağlık açısından kritik olan 50’nci günün aşıldığına ve yaşam hakkının
korunması adına herkesi daha duyarlı olmaya çağırdığına,
Erzincan
Milletvekili Muharrem Işık, Erzincan’a ambulans ve helikopter gelmesinde
sıkıntı yaşandığına ve bu nedenle hayatını kaybedenler olduğuna,
Balıkesir
Milletvekili Namık Havutça, Balıkesir’in Marmara ilçesinde yoğun yağışlar
nedeniyle büyük zararların meydana geldiğine ve bu yaraların acilen sarılmasını
talep ettiğine,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
5018 sayılı Kamu
Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 69’uncu maddesi ile 6253 sayılı Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 37’nci maddesinin
2’nci bendi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Sayıştay Başkanlığının
2011 yılı harcamalarına ilişkin dış denetim raporlarının Başkanlık Divanının
10/10/2012 tarihli toplantısında görüşüldüğüne ve inceleme sonuçlarının Genel
Kurulun bilgisine sunulmasına karar verildiğine ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Slovakya Ulusal
Meclisi Başkanı Pavol Paska’nın vaki davetine icabet etmek üzere 7 Kasım 2012
tarihinde Slovakya’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi kabul edildi.
Manisa
Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin
nedenlerinin ve havzaya yaptığı etkilerin (10/388),
İstanbul Milletvekili
Celal Adan ve 19 milletvekilinin, İstanbul esnaf ve sanatkârlarının
sorunlarının (10/389),
BDP Grup Başkan
Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve BDP Grup Başkan Vekili Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Millî Eğitim Bakanlığının neoliberal ekonomik
dönüşüm temelinde belirlediği öğretmen yetiştirme politikalarının neler
olduğunun ve ataması yapılmayan öğretmenler sorununun (10/390),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki
yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
BDP Grubunun,
8/10/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in
Türkiye cezaevlerindeki sorunlar çözülmediği ve siyasi talepler yerine
getirilmediği için başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin araştırılması
amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş olduğu Meclis araştırması
önergesinin (1568 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen
diğer önergelerin önüne alınarak 1/11/2012 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde
sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına
ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Mardin
Milletvekili Ahmet Türk, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un Barış ve Demokrasi
Partisine,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün AK PARTİ Grup
Başkanına,
Sataşmaları
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel
kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük
Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),
2’nci sırasında
yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel
kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa
Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı:
287),
Görüşmeleri,
Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
3’üncü sırasında
yer alan, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm Komisyonu Raporu’nun (2/901) (S. Sayısı: 336) görüşmeleri tamamlanarak
kabul edildi.
4’üncü sırasında
yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi
kabul edilen, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/601) (S. Sayısı: 239) tümü
üzerindeki görüşmeleri yapıldı.
336 sıra sayılı
Komisyon Raporu’nun siyasi parti gruplarına aynı zamanda dağıtılmadığı ve söz
talepleri konusunda sıkıntı yaşandığı gerekçesiyle bu kanun teklifinin
görüşülmesinin,
336 sıra sayılı
Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesine ilişkin oylamada karar yeter
sayısının aranması istenmiş olmasına rağmen karar yeter sayısının aranmadığı
gerekçesiyle Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın tutumunun,
239 sıra sayılı
Komisyon Raporu’nda tali komisyonların kararları yer almadığından bu raporun
tekemmül etmiş sayılıp üzerinde görüşme yapılmasının,
Karar yeter
sayısının aranması talebini gerçekleştirmediği gerekçesiyle Oturum Başkanı TBMM
Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın tutumunun,
239 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesine ilişkin olarak talep üzerine yapılan
açık oylama sonucuyla ilgili uygulamanın,
İç Tüzük’e uygun
olup olmadığı konularında usul görüşmeleri yapıldı. Her usul görüşmesinin
sonunda Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.
İzmir
Milletvekili Oktay Vural, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın Milliyetçi
Hareket Partisine,
Kocaeli
Milletvekili Haydar Akar, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın CHP Grubuna,
İstanbul
Milletvekili Oktay Saral, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın şahsına,
İzmir
Milletvekili Oktay Vural, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın şahsına,
Şanlıurfa
Milletvekili Abdulkerim Gök, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın şahsına,
Kocaeli
Milletvekili Haydar Akar, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün şahsına,
İstanbul
Milletvekili Aykut Erdoğdu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
şahsına,
Çevre ve
Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun
şahsına,
İstanbul
Milletvekili Aykut Erdoğdu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
Cumhuriyet Halk Partisine,
İstanbul
Milletvekili Aykut Erdoğdu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
şahsına,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin
Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grubuna,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına,
Isparta
Milletvekili Recep Özel, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına,
Isparta
Milletvekili S. Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına,
Sataşmaları
nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Gümrük ve Ticaret
Bakanı Hayati Yazıcı, Habur Gümrük Kapısı’ndaki uygulamalara,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, kendisinin
ifade etmediği bir konuyu kendisine atfetmesine,
Plan ve Bütçe
Komisyonu Sözcüsü Ahmet Öksüzkaya, 239 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun tekemmül
edip etmediğiyle ilgili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın ifadelerine,
Kayseri
Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, görüşmeler sırasında yapılan oylamada sahte oy
kullanıldığı ve Meclis Başkanlığının bu konuda herhangi bir işlem yapıp
yapmayacağını öğrenmek istediğine,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Alınan karar
gereğince, 6 Kasım 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere 03.35’te
birleşime son verildi.
Mehmet SAĞLAM
Başkan
Vekili
Muhammet Rıza YALÇINKAYA Fatih
ŞAHİN
Bartın Ankara
Kâtip Üye Kâtip
Üye
II.- GELEN KâĞITLAR
No:
21
3 Kasım 2012 Cuma
Tasarılar
1.- Türkiye Cumhuriyeti ile
Kore Cumhuriyeti Arasında Mal Ticareti Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/705) (Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret,
Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 11.10.2012)
2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Şili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği
Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
(1/706) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.10.2012)
3.- 1978 Protokolü ile
Değişik 1973 Tarihli Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine
Ait Uluslararası Sözleşmenin III ve IV üncü Eklerine Katılmamızın Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/707) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm; Çevre ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.10.2012)
Teklifler
1.- İzmir Milletvekili Musa
Çam'ın; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/935)
(Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 15.10.2012)
2.- Diyarbakır Milletvekili
Altan Tan'ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi (2/936) (Plan ve Bütçe ile Anayasa Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 16.10.2012)
3.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal'ın; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi (2/937) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.10.2012)
4.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal'ın; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/938) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.10.2012)
5.- İstanbul Milletvekili Mahmut
Tanal'ın; Tohumculuk Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/939) (Plan ve Bütçe ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.10.2012)
Raporlar
1.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Ekvator Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Turizm Alanında İşbirliği
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/631) (S. Sayısı: 330) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012)
(GÜNDEME)
2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Ekvator Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültürel ve Eğitsel
İşbirliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/634) (S. Sayısı: 331) (Dağıtma
tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)
3.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Bermuda Hükümeti Arasında Vergi Konularında Bilgi Değişimi
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/643) (S. Sayısı: 332) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012)
(GÜNDEME)
4.- Türkiye Cumhuriyeti ile
Bosna-Hersek Cumhuriyeti Arasında Kültür Alanında İşbirliği Protokolunun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/645) (S. Sayısı: 333) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)
5.- 9 Temmuz 1999 Tarihinde Singapurda İmzalanan
Türkiye Cumhuriyeti ile Singapur Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan
Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma
Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/646) (S. Sayısı: 334) (Dağıtma
tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)
6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Güney Afrika
Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İkili Ulusal Komisyon Kurulmasına İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/663) (S. Sayısı: 335) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012)
(GÜNDEME)
7.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe
Nedret Akova’nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın; Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14
Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu
Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892)
(S. Sayısı: 338) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)
No:
22
5 Kasım 2012 Pazartesi
Gensoru Önergeleri
1.- Adana Milletvekili
Seyfettin Yılmaz ve 21 Milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu
kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman
Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve
görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu
hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)
2.- Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; TRT ve Anadolu Ajansı’nın yayınlarında
tarafsızlığı sağlayamadığı, üstlendiği görevin sorumluluğunu yerine getirmediği
ve kamu kaynaklarını partililere aktardığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)
3.- Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili
yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve
azmini zayıflattığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında bir
gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17) (Başkanlığa geliş tarihi:
02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)
4.- Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali
Planı zamanında yayımlamayarak TBMM’nin bütçe hakkını doğru bir şekilde
kullanmasını engellediği iddiasıyla Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında bir
gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/18) (Başkanlığa geliş tarihi:
02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)
5.- Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini
yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve
üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı
Mehmet Mehdi Eker hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/19)
(Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)
6.- Ankara Milletvekili Zühal
Topcu ve 21 Milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan
sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik
mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer
hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili
Abdullah Levent Tüzel’in, Ankara’daki okul sayılarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
sözlü soru önergesi (6/2281) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
2.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, 2012 yılı içinde akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan zam
oranlarına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/2282) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
3.- Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri’nin, Ankara’da kamu yurtlarına başvuran öğrenciler ile Devlet ve vakıf
üniversitelerinde öğrenim gören öğrenci sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi (6/2283) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
4.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun, beden eğitimi öğretmeni sayısı ile ilgili verilere ilişkin Milli
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2284) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
5.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun, 01 Ocak-30 Eylül 2012 tarihleri arasında sezaryen ve normal doğum
yapanların sayısına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2285)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
6.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun, Tokat’ta tarımın geliştirilmesi için gerçekleştirilecek projelere
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2286)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
7.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, okullarda Andımızın kaldırılacağı iddialarına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2287) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
8.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, 2012 yılı içinde akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan zamlara
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/2288)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
9.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, 2012 yılı içinde temel tüketim maddelerine yapılan zamlara ve bütçe
hedeflerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi
(6/2289) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Hatay Milletvekili Adnan
Şefik Çirkin’in, Kuzey Iraklı bir liderin Adalet ve Kalkınma Partisi Kongresine
onur konuğu olarak katılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11544) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
2.- Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen’in, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yangından zarar gören bir
alışveriş merkezinin afet kapsamına alınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11545) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
3.- Bilecik Milletvekili
Bahattin Şeker’in, Bilecik’te sosyal yardımlardan yararlanan vatandaşlara ve
Vakıflar Genel Müdürlüğünün bu ildeki projelerine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/11546) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
4.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın,
asgari ücretten vergi alınmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11547) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
5.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in,
Suriye’den PKK’ya katılımların artmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11548) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
6.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in,
Oslo görüşmelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11549)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
7.- Hatay Milletvekili Adnan
Şefik Çirkin’in, Hatay’daki Suriyeli mültecilere ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/11550) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
8.- Hatay Milletvekili Adnan
Şefik Çirkin’in, Suriye sınırıyla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/11551) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
9.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, son dönemde yapılan zamlara ve enflasyon hedefine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11552) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
10.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, besicilerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11553) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
11.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, 2002-2011 yılları arasında Manisa’da karşılıksız çek ve senet
suçlarına ve haklarında icra takibi başlatılan kişilere ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11554) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
12.- Bilecik Milletvekili
Bahattin Şeker’in, açık ceza evlerinde gerçekleştirilen üretim faaliyetlerine
ve icra davaları ile ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11555) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
13.- Kars Milletvekili
Mülkiye Birtane’nin, 2002-2012 yılları arasında Kars’ta meydana gelen intihar
vakalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11556) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
14.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, terör saldırıları sonucu psikolojik olarak zarar gören askerlere
gazilik unvanı verilmesine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11557) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
15.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, deprem dışındaki afetlerden zarar görenlere ve bunlara yapılan
yardımlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11558) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
16.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, KOSGEB tarafından verilen destekleme kredilerine ilişkin Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/11559) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
17.- Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen’in, Tekirdağ’da bir alışveriş merkezinde çıkan yangından zarar
gören esnafın mağduriyetine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11560) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
18.- İstanbul Milletvekili
Abdullah Levent Tüzel’in, Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bazı
işçilerin sendika değiştirmeye zorlandığı ve mobbinge maruz kaldığı iddialarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11561)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
19.- Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen’in, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde bir alışveriş merkezinde çıkan
yangından zarar gören esnafın mağduriyetine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11562) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
20.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, asgari ücretin artırılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11563) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
21.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, Sosyal Güvenlik Kurumunun sağlık harcamalarındaki artışa ilişkin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11564) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
22.- İzmir Milletvekili Ahmet
Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’in Aliağa ilçesinde yaşanan hava kirliliğine ve bu
kirliliğin sebep olduğu çevre ve sağlık sorunlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11565) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
23.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, İzmit’in bir mahallesinde yaşayan vatandaşların arazilerinin
kamulaştırılmasından kaynaklanan sorunlara ilişkin Çevre ve Şehircilik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11566) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
24.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, 2002-2012 yılları arasındaki doğal gaz, elektrik ve petrol
ithalatına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11567) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
25.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyündeki trafo ve elektrik dağıtım şebekesine
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11568)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
26.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyünün elektrik telleri ile sokak
lambalarının yenilenmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11569) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
27.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, elektrik zammına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11570) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
28.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, enerji faturalarının azaltılmasına ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11571) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
29.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, doğal gaza yapılan zamlara ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11572) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
30.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, benzine yapılan zamlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11573) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
31.- Kastamonu Milletvekili
Emin Çınar’ın, Kastamonu’da faaliyet gösteren yurtlara ilişkin Gençlik ve Spor
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11574) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
32.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesine spor salonu yapılması talebine ilişkin
Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/11575) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
33.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, ot ve saman ithaline ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11576) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
34.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, Suriye’den kaçak olarak getirilen küçükbaş hayvanlara
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11577)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
35.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, yurt dışından getirilen hayvanların test edilmesine
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11578)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
36.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, şap hastalığı ile mücadeleye ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11579) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
37.- Kars Milletvekili
Mülkiye Birtane’nin, Kars ilindeki hayvancılık sektörünün durumuna ve Et ve
Balık Kurumunun yeniden yapılandırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11580) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
38.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, gümrük muayene memurlarının denetmenlik ya da uzmanlık
kadrolarına atanmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11581) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
39.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından yapılan geçici görevlendirmelere ilişkin
Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11582) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
40.- İstanbul Milletvekili
Abdullah Levent Tüzel’in, Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bazı
işçilerin sendika değiştirmeye zorlandığı ve mobbinge maruz kaldığı iddialarına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11583) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
41.- Kastamonu Milletvekili
Emin Çınar’ın, Kastamonu’nun ilçelerindeki emniyet birimlerinde personel ve
teçhizat eksikliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11584)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
42.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürünün bir açıklamasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11585) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
43.- Bilecik Milletvekili
Bahattin Şeker’in, Bilecik’teki ilçe emniyet müdürlüklerinin araç ihtiyacına ve
bazı beldelerin belediye statülerindeki belirsizliğe ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11586) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
44.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesine bağlı bir köyün beton sulama kanalı
ihtiyacına İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11587) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
45.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’da bir köye ait yolların bakım ve onarımına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11588) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
46.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyünde kum ocaklarına giden yolun
asfaltlanmasına veya alternatif yol yapılmasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11589) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
47.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın bir köyünün yollarının bakımına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11590) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
48.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesinin bir köyünün kanalizasyon sorununa
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11591) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
49.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesinin bir köyünün yol sorununa ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11592) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
50.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, bir emniyet müdürünün açıklamalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11593) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
51.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, Hatay’da bir karakolda yaşanan bir olayın emniyet camiasına etkilerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11594) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
52.- Bitlis Milletvekili
Husamettin Zenderlioğlu’nun, Tatvan Belediyesine yapılan yardımlar, hibeler ile
belediyenin borç ve alacaklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11595) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
53.- İstanbul Milletvekili
Abdullah Levent Tüzel’in, TÜİK’de görev yapan bir personelin haksız olarak işten
atıldığı iddialarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11596)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
54.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, çeşitli ülkelerden alınan kalkınma yardımlarına ilişkin
Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11597) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
55.- Bilecik Milletvekili
Bahattin Şeker’in, Bilecik’teki şehitliklerin durumu ile doğal ve kültürel
zenginliklerin turizme kazandırılması çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11598) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
56.- Bitlis Milletvekili
Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Kalesinde gerçekleştirilen kazı
çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11599) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
57.- Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen’in, Tekirdağ’da bir alışveriş merkezinde çıkan yangından zarar
gören esnafın mağduriyetine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11600) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
58.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında motorlu taşıtlar vergisi borcunu
ve trafik cezasını ödemeyen mükellef sayısına ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11601) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
59.- İstanbul Milletvekili
Abdullah Levent Tüzel’in, 2002-2012 yılları arasında atanan emekli olan ve alan
değiştiren öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11602) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
60.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, teknik öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11603) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
61.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, okullardaki izcilik faaliyetlerine ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11604) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
62.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Yurtdışı Teşkilatına Sürekli Görevle Atanacak
Personel Seçme Sınavının puan hesaplama yönteminde değişikliğe gidilmesine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11605) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
63.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye Milli Eğitim Müdürlüğünde görevlendirilen
bir öğretmene ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11606)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
64.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, 2012 yılı KPSS hakkındaki iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11607) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
65.- Kayseri Milletvekili
Yusuf Halaçoğlu’nun, Hakkâri il merkezi ve ilçelerindeki okulların sayısı ve
faaliyet durumlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11608) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
66.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, alan ve branş değiştiren öğretmenler ile ilgili
verilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11609)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
67.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de ders kitaplarının eksik dağıtıldığı
iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11610)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
68.- Osmaniye Milletvekili
Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, İzmir’de yaşanan bir olaya ve öğretmenlere yönelik
şiddetin önlenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11611) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
69.- Bilecik Milletvekili
Bahattin Şeker’in, Bilecik’teki okulların araç-gereç ve öğretmen ihtiyacı ile
kayıt döneminde velilerden para talep edilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11612) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
70.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında öğretmenlere yönelik şiddet
olaylarına ve okulların güvenlik durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11613) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
71.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun, Tokat ilindeki öğretmen sayısı ve ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11614) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
72.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, imam hatip ortaokullarında okutulan bir ders kitabına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11615) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
73.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, Bakanlık bünyesinde görevlendirme ile çalışan personele ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11616) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
74.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, özür grubu atamalarının gerçekleşmemesi nedeniyle mağdur olan
öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11617)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
75.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında öğretmen ve derslik açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11618) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
76.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, Bursa’daki okullar ve öğrencilerle ilgili verilere ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11619) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
77.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, ÖSYM tarafından yapılan sınavlara ve bu sınavlara yönelik bazı
iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11620)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
78.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, öğretmenlerin alan değişikliği atamalarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11621) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
79.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, bir alkollü içecek firmasının bazı okulların basketbol sahalarını
yaptırdığı iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11622) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
80.- Hatay Milletvekili Adnan
Şefik Çirkin’in, ders kitapları ve eğitim araçları yönetmeliğinde değişikliğe
gidilmesinin nedenlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11623) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
81.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, atanamayan öğretmenlerle ilgili bir açıklamasına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11624) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
82.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, ücretli öğretmen istihdamına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11625) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
83.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11626) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
84.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, öğretmenlere verilen önemin artırılmasına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11627) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
85.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, ikili öğretim yapılan okullarda görev yapan personelin
fazla çalışmalarının karşılığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11628) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
86.- Denizli Milletvekili
Adnan Keskin’in, öğretmenlere yönelik şiddete ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11629) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
87.- Iğdır Milletvekili
Pervin Buldan’ın, taşımalı eğitim sistemi ile ilgili bazı sorunlara ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11630) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
88.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun, 2005-2012 yılları arasında askerlik hizmetini yaparken hayatını
kaybedenlere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11631)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
89.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, TSK personelinin moralini düzeltmek için alınan tedbirlere ve
emeklilik isteyen asker sayısına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11632) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
90.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, bedelli askerlik uygulamasından elde edilen gelire ilişkin Milli Savunma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11633) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
91.- Bitlis Milletvekili
Husamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’in Mutki ilçesinde yapılması planlanan bir
baraja ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11634)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
92.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, 2002’den günümüze kadar meydana gelen orman yangınlarına ve
yeniden ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11635) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
93.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesinin bir köyünün drenaj kanalı sorununa
ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11636)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
94.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyünün sulama kanalı sorununa ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11637) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
95.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyünün beton sulama kanalı ihtiyacına
ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11638)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
96.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Tuzluca ilçesindeki iki köyün sulama kanalı sorununa ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11639) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
97.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, Iğdır’ın Tuzluca ilçesindeki bir köyün sulama kanallarının bakım ve
onarımına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11640)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
98.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’nde mikro cerrahi uzmanı ihtiyacına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11641) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
99.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, ülkemizde psikiyatrist ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11642) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
100.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, ülkemizde çalışan yabancı uyruklu sağlık personeli sayısına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11643) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
101.- Iğdır Milletvekili
Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyündeki sağlık personeli
eksikliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11644)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
102.- Hatay Milletvekili
Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay’da faaliyet gösteren sağlık kurumlarına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11645) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.10.2012)
103.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, sağlık harcamalarındaki artışa ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11646) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
104.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, geleneksel hekimlik uygulamalarının terkedilmesine ve yüksek maliyetli
tetkiklere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11647) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
105.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, temel tüketim maddelerinin denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11648) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
106.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, doğum öncesi ve sonrası alınan ücretli izin sürelerinin uzatılmasına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11649) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
107.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, gelişen teknoloji sonucu artan radyasyon oranının insan sağlığını tehdit
etmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11650) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
108.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, obezite hastalığı ile mücadelede alınacak önlemlere ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11651) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
109.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, 4-B’li statüden 4-A’lı statüye geçen sağlık çalışanlarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11652) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
110.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, başta ilaç maliyetleri olmak üzere sağlık hizmetlerinde maliyetlerdeki
artışa ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11653) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
111.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, ülkemizdeki fenilketonüri hastalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11654) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
112.- Kars Milletvekili
Mülkiye Birtane’nin, meme kanseri hastalığına yakalanan kişi sayısına ve bu
hastalıkla mücadele kapsamında gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11655) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
113.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, Salihli-Gölmarmara-Akhisar yoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11656) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.10.2012)
114.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, Marmaray Projesi kapsamında Gebze ve Osmangazi tren
istasyonları arasına bir istasyon eklenmesi ihtiyacına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11657) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
115.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, Erbaa-Niksar karayolunda meydana gelen kazalara ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11658)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
116.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, telefon şirketlerinin faturalarına yansıttıkları
vergilere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11659) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
117.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, baz istasyonlarının kaldırılmasına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11660) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.10.2012)
118.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, köprü ve otoyollarda uygulanacak yeni geçiş sistemine
ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11661) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
119.- Iğdır Milletvekili
Sinan Oğan’ın, Anadolu Ajansı tarafından düzenlenen bir sertifika programına
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/11662)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
120.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, 2002-2012 yılları arasında Manisa’da icra takibi başlatılan
esnafa ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi
(7/11663) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
121.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Suriye’deki muhalif gruplara askeri-lojistik ve
psikolojik destek sağlandığı iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11664) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)
122.- Sinop Milletvekili
Engin Altay’ın, 06 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanununa dayanarak
çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin TBMM’de görüşülmemesine ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/11665)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.10.2012)
123.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Başbakanın TBMM’deki makam odasında yapılan tadilata ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/11666)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.10.2012)
No:
23
6 Kasım 2012 Salı
Gensoru Önergesi
1.- Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; ülke ekonomisinin ithalata bağımlılığını
artırdığı, milli sanayinin rekabet gücünü azalttığı ve yerli üretim konusunda
çaba göstermediği iddiasıyla Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün
hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/21) (Başkanlığa geliş
tarihi: 05/11/2012) (Dağıtma tarihi: 06.11.2012)
Meclis Araştırması Önergeleri
1. BDP Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan'ın, diş hekimlerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/391) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/12/2011)
2. Sinop Milletvekili Engin
Altay ve 29 Milletvekilinin, termik santrallerin çevreye verdiği zararların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392) (Başkanlığa geliş tarihi:
17/12/2011)
3. Sinop Milletvekili Engin
Altay ve 30 Milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmen adaylarının
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/393) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17/12/2011)
Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, çalınan KPSS sorularıyla ilgili soruşturmanın akıbetine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7824)
2.- Mersin Milletvekili Ali
Öz’ün, ülkemizdeki adalet sistemine ve yasalara olan güvene ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/7835)
3.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğan’ın, noter işlem ücretlerinin fazlalığına ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/7836)
4.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, Kütahya’da yapılan kamu yatırımlarına ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7891)
5.- Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri’nin, zayıflama ilaçlarına ve bunların denetimine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/7892)
6.- Yozgat Milletvekili Sadir
Durmaz’ın, kene ısırması vakalarına ve alınan tedbirlere ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/7893)
7.- Erzincan Milletvekili
Muharrem Işık’ın, doğum kontrol yöntemlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/7894)
8.- Erzincan Milletvekili
Muharrem Işık’ın, sezaryen ve kürtajla ilgili açıklamalarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/7895)
9.- Bursa Milletvekili Sena
Kaleli’nin, hemşirelerin özlük haklarına ve mesleki sorunlarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/7896)
10.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, ilaçlı stentler ve bazı ilaçların bedellerinin
ödenmediği iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7897)
11.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, plastik ürünlerin kullanımının insan sağlığına olan etkilerine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8028)
12.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, hizmete açılmayan Dumlupınar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi
içerisindeki Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezine ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/8029)
13.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya Devlet Hastanesinin inşaatına başlanılmamasına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8030)
14.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, 2002-2012 yılları arasında Kütahya ili sağlık hizmetleri
verilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8031)
15.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet
olaylarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8032)
16.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, PARDUS İşletim Sistemine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/8033)
17.- Hatay Milletvekili
Mehmet Ali Ediboğlu’nun, kürtaj ve sezaryen uygulamalarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/8034)
18.- Mersin Milletvekili
Aytuğ Atıcı’nın, Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezine ve Merkeze gelen
şikâyetlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8036)
19.- Muğla Milletvekili
Nurettin Demir’in, sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirlerinde yapılan
kesintilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8037)
20.- Aydın Milletvekili Metin
Lütfi Baydar’ın, 2002-2012 yılları arasında Kırım Kongo Kanamalı Ateşi
Hastalığı verilerine ve alınan önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/8038)
21.- Aydın Milletvekili Metin
Lütfi Baydar’ın, Başbakan’ın kürtajla ilgili bir açıklamasına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/8039)
22.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, İzmit’teki iki köyün sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/8102)
23.- Kastamonu Milletvekili
Emin Çınar’ın, Şenpazar ve köylerinde içme suyundan kaynaklanan Hepatit-A
hastalığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8103)
24.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, Salihli Devlet Hastanesinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8104)
25.- Iğdır Milletvekili
Pervin Buldan’ın, yasal ve yasadışı kürtaj operasyonlarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/8105)
6 Kasım 2012 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fatih ŞAHİN (Ankara)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 16’ncı Birleşimini açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN – Elektronik cihazla
yoklama yapacağız.
Beş dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, Dünya
Şehircilik Günü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Tülay
Selamoğlu’na aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu’nun, Dünya Şehircilik Günü’ne
ilişkin gündem dışı konuşması
TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya Şehircilik Günü nedeniyle gündem
dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
8 Kasım Dünya Şehircilik
Günü, otuzdan fazla sayıda ülkede paneller, konferanslar düzenlenerek,
yaşanabilir şehirler ve bunun toplumsal yaşama etkileri üzerinde
duyarlılıkların artmasının sağlandığı gündür.
Bugün dünya nüfusunun yarıdan
fazlası şehirlerde yaşıyor ve 2050 yılına kadar dünya nüfusunun 9 milyara,
şehir nüfusunun da 6 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor.
Değerli milletvekilleri,
hızlı şehirleşme birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Onlarca yıl
şehirlerimiz herhangi bir denetim gücü olmadan, rastgele ve planlamadan uzak
biçimde büyümüştür. Estetik kaygı gözetilmeden, doğal çevre, insanların
ihtiyaçları dikkate alınmadan ve mevcut tarihî dokunun korunması düşünülmeden
gerçekleşen büyüme yerleşim birimlerinin tarihsel, kültürel ve doğal
kaynaklarının tahrip olmasına sebep olmuştur. Hükümetler Türkiye çapında doğru
ve gerçekçi yerleşme kararları almamış ve uygulamamışlardır. Planlar yapılmış
ancak bu planlar anormal büyüyen nüfusun ve ihtiyaçların gerisinde kalmış,
kentleşme planlamayı izleyeceğine, planlama kentleşmeyi izlemiştir. Ana
kararlar devlet politikasıyla saptanmamış, yönetimlerin kendi politik görüşleri
doğrultusunda seçim kaygısıyla keyfî uygulamalara dönüşmüştür.
Plansız kentleşme sonucunda
yol ağları yetersiz kalmış, kanalizasyon, içme suyu sistemleri yapılmamış,
ihtiyaç olan sosyal donatı alanları için yer bulunamayan şehirler oluşmuş ve
sistem kilitlenmeye başlamıştır.
Türkiye’nin tüm şehirlerinin
aynı oranda gelişmesini ve kalkınmasını, bölgelerin katma değerlerinin
güçlendirilme programlarının yapılmamasından dolayı bazı şehirlerde nüfus çok
fazla artmış, sorunlar daha da fazlalaşmış, konut ihtiyacı artmış, eğitim,
sağlık merkezi, karakol gibi sosyal binalara yer bulunamaz olmuştur.
Şehirlerin gelişmelerini
sağlayacak, onları birbirine bağlayacak yol ağları, havaalanları
programlanmamıştır. Konut ihtiyacının karşılanması, sosyal donatı alanları,
şehrin tarihinin korunması yani şehrin geçmişiyle geleceğe taşınması için
planlı çalışmayı AK PARTİ başlattı.
Değerli milletvekilleri,
ulaştırma alanında bölünmüş yol, otoyollar, hızlı tren hatları, havaalanları,
metrolar ile ülkenin çehresini değiştirirken şehirlerin katma değerlerinin
yükselmesini sağladık. 2002’de 6.100 kilometre ile 6 şehrimiz bölünmüş yol ile
birbirine bağlı iken, 10 yılda 15.800 kilometre yol ile 71 ilimiz birbirine
bağlandı. TOKİ aracılığıyla 81 ilimizde, 800 ilçemizde 560 bin konut
üretilmesine yönelik çalışmalar yapıldı. 438 bini çevre düzenlemesi ve sosyal
tesisleriyle sahiplerine teslim edildi. Kentsel dönüşüm kapsamında 261 bin
konutluk gecekondu dönüşüm çalışması şu anda sürüyor. Afet riski taşıyan
binaları yıkarak güvenli, sağlıklı şehirleri ortaya koyabilecek binaların
inşasını gerçekleştirecek yasal düzenlemeyi yaptık. Gerçekleştirilecek projeyle
yirmi yıllık sürede ülkemizde 6,5 milyon konutun dönüşümünü planlıyoruz.
Ankara, İstanbul, İzmir,
Bursa, Mersin, Erzurum başta olmak üzere şehirlerimizin tamamının içme suyu
sorunu çözüldü. Doğal gaz götürülen il sayısını 9 ilden 71 ile çıkardık.
2002’den önce on yılda 46 vakıf eseri restore edilirken, biz on yılda 3.750
eseri restore ederek şehirlerimizin tarihine sahip çıktık. 16 büyükşehrimizi
29’a çıkarıyoruz. Büyükşehirlerin imar bütünlüğünü sağlayarak plansız
yapılaşmaya izin vermeyeceğiz. Bugüne kadar kentsel dönüşüme ilişkin yasalarla
cumhuriyet tarihinin en büyük gecekondu dönüşüm ve kentsel yenileme programını
oluşturduk. Siyasi parti ayrımı gözetmeden dönüşüm projeleri icra ettik.
Şehirlerimizin 2014-2023 hedeflerini belirledik.
Değerli milletvekilleri,
şehri şehir yapan yalnız evler değil bütün bu faaliyetlerin içinde barındığı
yapılar, yapı grupları ve bunları birbirine bağlayan ulaşım, altyapı, sosyal
donanım sistemleri ve bunu tevzi eden, işleten kuruluşların bütünü olduğunu
unutmadan yaşadığımız şehirleri güzelleştirmek ve geleceğe taşımak hepimizin
görevidir.
Dünya Şehircilik Günü’nü
kutluyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Gündem dışı ikinci söz Zonguldak
Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı Haftası mesajı münasebetiyle söz
isteyen İzmir Milletvekili Aytun Çıray’a aittir.
Buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Zonguldak Milletvekili Mehmet
Haberal’ın Organ Bağışı Haftası mesajına ilişkin gündem dışı konuşması
AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şu anda
Silivri toplama kampında suçunun ne olduğunu bilmeden yatan Sayın Profesör
Doktor Mehmet Haberal bu şartlarda bile hastalarını düşündüğünü gösteren bir
mesaj göndermiştir. Şimdi onun bu mesajını seslendirmek istiyorum.
“Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 3 Kasımdan itibaren her hafta Organ Bağışı Haftası olarak
kabul edildiğinden bugünkü konuşmamda kronik organ hastalıklarının en etkin
tedavisi olan organ nakilleriyle ilgili sorunlara kısaca değineceğim.
3 Kasım 1975’te açılan organ
nakilleri kapısıyla bugüne dek birçok kronik organ hastası yeniden yaşam
kazanmış, gerek ülkemiz gerekse dünyada önemli mesafeler katedilmişse de pek
çok sorun hâlen mevcudiyetini devam ettirmektedir. Çok fazla sayıda hasta
olmakla beraber bunları karşılayacak yeterlikte doku ve organ bulunmamaktadır.
Dünyadaki bazı ülkelerde bu durum asgariye indirilmiş durumdadır örneğin
İspanya’da olduğu gibi. Yapılan organ nakillerinin yüzde 90’ı ölen insanlardan
alınan organlarla karşılanırken bizim ülkemizde bu oran yüzde 25 kadardır. Bu
nedenlerle birçok hasta organ bulunamadığı için yaşamını yitirirken birçok
hasta da sağlam organlarıyla değişik nedenlerle yaşamını yitirmektedir trafik
kazalarında olduğu gibi. Hâlbuki doku ve organ nakilleriyle ilgili yasalarımız
son derece çağdaş ve yeterli, imkânlarımız dünya standartlarında olmasına
rağmen başta organizasyon olmak üzere değişik nedenlerle, ölen insanlarımızın
organlarından istenilen düzeyde de faydalanılamadığı çok açıktır ve bir grup
hastamız hâlâ tedavisini yurt dışında yasal olmayan, yeterli olmayan koşullarda
sürdürmek zorunda kalmaktadır. Başka bir deyişle organ satın alınmaktadır.
1980’li yıllardan beri yasal olmayan bu uygulama bazı ülkelerde hâlen devam
etmektedir. Maalesef, yasalarımıza rağmen zaman zaman bizim ülkemizde de
yaşanmıştır. Hâlen dünyada ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Buna engel
olmak ve toplumları bilgilendirmek için 30 Nisan-2 Mayıs 2008 tarihlerinde
Dünya Organ Nakli Derneği ve Dünya Nefroloji Derneği İstanbul’da toplantı
düzenledi ki düzenleme kurulunda benim de görev aldığım bu toplantıya 78
ülkeden 152 kişi katılmış, toplantı sonunda İstanbul Deklarasyonu
yayınlanmıştır. Esas amacı, dünyadaki organ ticaretini önlemek ve
transplantasyonların insan haklarına ve etik kurallara sadık kalarak
yapılmasını sağlamak, ayrıca organ nakliyle ilgili yasası olmayan ülkelerde de
gerektiğinde ülke yönetimiyle temas kurup eğitime katkılar sağlayarak bu
yasaların çıkarılmasını teşvik etmektir.
Nasıl ki “Helsinki
Deklarasyonu” deniyorsa, organ ticaretinin önlenmesinde de “İstanbul
Deklarasyonu” ifadesi bir kural olarak kullanılmakta ve böylelikle ülkemizin de
tanıtımı yapılmaktadır. Bu konudaki çalışmalar özellikle Çin ve Hindistan başta
olmak üzere birçok ülkede Dünya Organ Nakli Derneğinin yoğun çalışmalarıyla
hemen semeresini vermiş; hem yasalar çıkmış hem de ticaret önlenebilmiş
durumdadır ancak bazı ülkelerde hâlen organ ticareti devam etmekte ve maalesef,
bizim ülkemizde de hastalarımız önemli paralar ödeyerek bu ülkelere gitmek
zorunda kalmaktadırlar. Elbette ki insanlar tedavilerini istedikleri yerlerde
yaptırabilirler ama organ ticareti konumunda bir uygulamayı kabul etmek mümkün
değildir. Doğal olarak her hasta bir an evvel sağlığına kavuşmak ister. Bu
nedenle bizlerin görevi de kendi ülkemizde vatandaşlarımızı en kısa zamanda
sağlığına kavuşturacak her türlü imkânı sağlamaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemiz dünyanın en çağdaş yasalarına sahip olmasına rağmen, maalesef,
yeteri kadar doku ve organ bağışı yapılamadığı için birçok hastamız yaşamını
yitirmekte ve yine birçok hastamız da sağlam organları ile aramızdan
ayrılmaktadır. Dolayısıyla sizlerden organlarınızı bağışlamanızı ve bu konuda
biz hekimlere inanarak ve güvenerek milletimize de bu konularda öncülük ederek
birçok kronik organ hastasının yeniden yaşam kazanmasına katkı sağlamanızı
talep ediyor ve hepinize en içten saygılarımı sunuyorum.
CHP 24’üncü Dönem Zonguldak
Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal.”
Değerli arkadaşlar, herhâlde
hapishanedeki milletvekillerinin mesajlarını aracılarla okuyan bir garabeti ilk
defa Türkiye yaşıyor. Bunu da protesto ediyorum.
Saygılar sunuyorum.(CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Biz de Sayın
Haberal’a teşekkür ediyoruz.
Gündem dışı üçüncü söz,
Iğdır’da yaşanan olaylar hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’a
aittir. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın sorunlarına ve Mecliste
seviyeli bir üslup kullanılması gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması
SİNAN OĞAN (Iğdır) – Muhterem
Başkan, saygıdeğer milletvekillerim; Türk siyasetinde maalesef seviye giderek
düşmektedir. Bugün AKP ve CHP’nin grup toplantılarında kullandıkları üslup Türk
siyasetine, Türk milletine ve Gazi Meclisimize yakışmamıştır. Birisi Başbakan,
diğeri Ana Muhalefet Partisi Başkanı, kullandıkları kelimelere bakın: “Bahtsız
bedevi, kutup ayısı, tavuk, horoz…”
Değerli milletvekilleri,
burası Gazi Meclistir. Mustafa Kemal Atatürk’ün oturduğu bir koltukta Sayın
Başkan oturmaktadır ve siz de Mustafa Kemal Atatürk’ün yönettiği bir Meclisin
milletvekillerisiniz, Başbakanısınız, Ana Muhalefet Partisi Başkanısınız.
Eğer bu Sayın Başbakana ve
Ana Muhalefet Partisi Başkanına seviye tespit sınavı yapılsa emin olunuz ki
sınıfta kalırlar. Eğer bu seviye tespit sınavını ÖSYM yapsa kopya skandalı
yaşanır ve eğer bunu siz oylamaya kalksanız AKP’nin yaptığı gibi yine sahte oy
kullanırsınız. Evet, sahte oy kullanırsınız AKP’nin daha önce kullandığı gibi.
Unutmayınız ki burası herhangi bir yer değil, burası Gazi Meclistir. Siz
herhangi bir topluluğa hitap etmiyorsunuz, Türk milletine hitap ediyorsunuz.
Sizi bu sebeple seviyeli bir üsluba davet ediyorum.
Gelelim Iğdır’a değerli
milletvekilleri. Türkiye’nin birçok yerinde hızlı üniversitelerden birisi de
Iğdır’da açıldı ve maalesef Iğdır’da açılan üniversite bugün Iğdır’a yabancı
bir üniversite vaziyetindedir. Onun Sayın Rektörü ikinci defa atandı ama sanki
o üniversitenin sadece adı “Iğdır Üniversitesi”dir, kendisi Van Üniversitesinin
veya Diyarbakır Üniversitesinin Iğdır şubesi ve Sayın Rektör de kendisini o
üniversitenin Iğdır temsilcisi olarak görmektedir.
Bu üniversiteler niye
kuruluyor sayın milletvekilleri? Iğdır’ın kalkınmasına katkı sağlasın diye
kuruluyor. Ama bu üniversitenin, Iğdır Üniversitesinin Sayın Rektörünün yanlış
uygulamaları sebebiyle Iğdır Üniversitesinin Iğdır’ın kalkınmasına hiçbir
katkısı olmadığı gibi zararı bile olmaktadır maalesef.
Bu sebeple, devri iktidarınız
döneminde atanan üniversite rektörlerinin yanlış uygulamalarının kurbanı hâline
gelen bir şehri zatıalilerinizin dikkatine sunmak istiyorum. Bu vesileyle Sayın
Cumhurbaşkanımıza da buradan çağrıda bulunmak istiyorum.
Iğdır’da patates vardır.
Van’dan patates alınmasına gerek yok. Basit örneklerle ifade ediyorum. Iğdır’da
birçok işi yapacak işsiz gençlerimiz vardır. Diyarbakır’dan insanların
getirilip Iğdır’da istihdam edilmesine gerek yoktur. Buna ya “dur” denecektir
ya Iğdır halkı Iğdır Üniversitesi Rektörünü -buradan açıkça ifade ediyorum- Iğdır’dan
kovacaktır! Bunu net şekilde ifade edeyim.
Değerli milletvekilleri,
Iğdır Ovası bir zamanlar doğunun Çukurovası olarak biliniyordu. Ama sizin
“çukur” siyasetiniz Iğdır Ovası’nı susuzluktan kırılır, kavrulur hâle
getirmiştir. Dünyada artık damlama usulü sulama sistemlerinden tutunuz da
bilmem neye kadar değişik sistemler kullanılıyor. Iğdır’daki çiftçi hâlâ çamur
kanallarla, toprak kanallarla, içini ot basmış kanallarla sulama yapmaya
çalışıyor. Ve son dönemlerde kurduğunuz HES’lerle de maalesef Iğdır artık
sulamanın yapılmadığı, susuzluktan kavrulan bir yer hâline gelmiş durumdadır.
Sulama birliklerinin de Iğdır’da durumu maalesef ve maalesef içler acısı
hâldedir, Hükûmetin ise bu umurunda değildir.
Değerli milletvekilleri, daha
önce defalarca ifade ettik, “Metsamor Nükleer Santrali Iğdır için, bölge için,
dünya için büyük bir tehdittir.” dedik, umursamadınız. Maalesef teknik ömrünü
çoktan tamamlamış Metsamor Nükleer Santrali’nin on sene daha süresi uzatıldı.
Sebebi de sizin Hükûmetinizin, sizin Enerji Bakanınızın vurdumduymaz, umursamaz
hâlidir. İlla bu ülkede bir tedbir alınması için insanların mı ölmesi lazım?
Metsamor Nükleer Santrali’ne Türkiye’deki çevrecilerin ilgi göstermesi için
illa orada insanların mı ölmesi lazım? Buradan ilan ediyorum, insanlar ölüyor.
Iğdır’da maalesef ve maalesef düşük oranları Türkiye’nin üzerinde, kanser
oranları Türkiye seviyesinin çok üzerinde. İnsanlar ölüyor, Iğdırlılar ölüyor
ama sizin umurunuzda değil.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- İngiltere Parlamentosu Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Fabian
Hamilton ve beraberindeki bir Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30/10/2012 tarih ve 34 sayılı
Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi tezkeresi
(3/1031)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kuruluna
İngiltere Parlamentosu
Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Fabian Hamilton ve beraberindeki bir Parlamento
Heyetinin ülkemizi ziyaret etmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık
Divanı'nın 30.10.2012 tarih ve 34 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.
Sözkonusu heyetin ülkemizi
ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi
Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul'un bilgilerine
sunulur.
Cemil
Çiçek
TBMM
Başkanı
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:
B) Meclis Araştırması
Önergeleri
1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 30
milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenler ile eğitim fakültelerinin
kontenjanları ve Millî Eğitim Bakanlığının insan gücü politikalarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/393)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türk eğitim
sisteminin sorun alanlarından en önemlisi öğretmen yetiştirme ve istihdamıdır.
Eğitim tarihimiz boyunca çok sayıda öğretmen yetiştirme denemesi yapılmış ancak
istihdam son 10 yılda olduğu kadar hiç bu denli sorun olmamıştır.
Eğitim
sistemimin taleplerine öğretmen yetiştirme boyutunda sistem yanıt verememiş ve
yanıt vermekte geç kalmıştır. Çok değil 30 yıl öncesine kadar 3 şekilde yetişen
(enstitü, fakülte, yüksekokul) öğretmenlerimiz, YÖK yasasıyla birlikte
üniversite bünyesine dönüştürülerek 2 ve 4 yıllık eğitimler şeklini almıştır.
1990'lı yıllarda üniversite sayısındaki artışla 2 yıllık eğitim yüksekokulu
uygulamasına son verilerek tüm eğitim fakültelerinde 4 yıllık lisans eğitimine
geçilmiştir. 6 Kasım 1981 tarihli 2547 sayılı YÖK yasasının yürürlüğe girdiği
yıllardan itibaren yapılan uygulamaların yanlışlığı günümüzde daha iyi
anlaşılabilmektedir. Örgün eğitim branşlarının eğitimini yıl ayrılabilme
başarısı ve öngörüsü YÖK'ün pedagojik yaklaşımının da bir göstergesidir.
1996
yılında ise Türk eğitim tarihine girebilecek bir uygulama ile lisans eğitimi
almış her bölüm mezunu öğretmen yapılmıştır. 1739 sayılı kanun
"öğretmenlik bir ihtisas mesleğidir" der. Bugün atama bekleyen eğitim
fakültesi mezunu 264.000 öğretmen sistem dışarısında beklerken, ziraat,
iletişim, veterinerlik, mühendislik, iktisat, işletme vb tüm lisans bölümü
mezunlarını sistemde öğretmen olarak görebiliriz. Kuşkusuz bu çarpıklığın
sorumlusu o göreve atanan öğretmenlerimiz değil, yönetsel sorumluluğun sahibi
kişilerdir. Doğal sonuç ise eğitimde yaşanılan niteliksizliktir.
Bugün
ülkemizde 87 adet eğitim fakültesi mevcuttur. Eğitim fakültelerine 2010-2011
öğretim yılında 67.853 yeni öğrenci kaydolmuş ve bir önceki yıl 47.930 öğrenci
mezun olmuştur. Hâlen eğitim fakültelerimizde 264.551 öğrenci öğretmen
olabilmek için eğitim görmektedir.
Ayrıca
eğitim fakültelerinin yanı sıra fen-edebiyat fakülteleri, dil ve tarih
fakülteleri, teknik eğitim fakülteleri, mesleki eğitim fakülteleri, güzel
sanatlar fakülteleri, spor akademileri, ilahiyat fakülteleri vb fakülteler de
öğretmen yetiştirmeye yönelik programlar da açabilmekte, mezunları öğretmen
olmak için beklemektedirler.
Milli
Eğitim Bakanının beyanıyla 264.000 öğretmen atama beklemektedir. Bakanlığın
belirttiği ihtiyaç ise 126.000'dir. AKP iktidarı öncesinde 60.000 olan sayı
bugün 5 katına çıkmıştır. Her ile açılan üniversitelerle eğitim fakültesi
kontenjan kapasiteleri son 5 yılda iki katına çıkmıştır.
Eğitim
sistemimizin her alanında öğretmen açığı vardır. Üyesi olmayı hedeflediğimiz AB
üye ülkelerinde ve OECD ülkelerindeki seviyeye ulaşabilmek için, başka bir
deyişle öğretmen başına düşen öğrenci sayısını 16'ya indirebilmek için 220.000
öğretmenin daha istihdam edilmesi gerekmektedir. En güçlü 16. ekonomi olmaktan
övünen ülkemizde ilk ve ortaöğretimde öğretmen başına 22 öğrenci düşerken
Macaristan'da 11, Yunanistan'da 11, Slovakya'da 19, Portekiz'de 11 öğrenci
düşmektedir.
Öğretmene
sistem içinde acil ihtiyaç varken atama yapılmaması anlaşılabilir bir durum
değildir. Bakanlık öğretmen ihtiyacını atama yaparak değil, ücretli öğretmen
çalıştırarak giderebilmektedir. Ücretli olarak çalıştırılan öğretmenlerin
lisanslarının eğitim dışı alanlar olması da düşündürücüdür.
Milli
Eğitim Bakanlığı ve YÖK insangücü politikalarına karşı gereken planlamayı yıllardır
yapmamış ve yapmamakta ısrar etmektedir. Öğrencilerimiz büyük umutlarla
öğretmen olabilmek için okurken, kamunun böylesine sosyal bir yaraya duyarsız
kalması anlaşılabilir değildir. Bakanın “öğretmenlik dışında iş bulsunlar”
demesi bu duyarsızlığın bir göstergesidir.
Türkiye'de
eğitim büyük oranda kamu eliyle yürütülmektedir. Özel öğretim kurumları yeteri
büyüklüğe ulaşamamıştır. Dolayısıyla öğretmen istihdamı kamunun işi ve
görevidir. Eğitim fakültesi mezunları herhangi bir lisans mezunları gibi değerlendirilemez.
Ataması
yapılmayan öğretmenlerimiz ile eğitim fakültelerinin kontenjanları ve MEB'in
insan gücü politikalarının tüm boyutlarıyla araştırılarak gerekli önlemlerin
alınması için Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca
bir Meclis araştırması açılması hususunu arz ve teklif ederiz.
1) Engin
Altay (Sinop)
2) Ercan
Cengiz (İstanbul)
3) Aydın
Ağan Ayaydın (İstanbul)
4) Gürkut
Acar (Antalya)
5) Arif
Bulut (Antalya)
6)
Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)
7) Tanju
Özcan (Bolu)
8) Ramis
Topal (Amasya)
9) İdris
Yıldız (Ordu)
10) Salih
Fırat (Adıyaman)
11)
Mustafa Moroğlu (İzmir)
12)
Sakine Öz (Manisa)
13) Ali
Haydar Öner (Isparta)
14)
Bülent Tezcan (Aydın)
15)
Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
16) Aykan
Erdemir (Bursa)
17) Osman
Oktay Ekşi (İstanbul)
18) Aykut
Erdoğdu (İstanbul)
19) Ümit
Özgümüş (Adana)
20) Ali
Serindağ (Gaziantep)
21) Veli
Ağbaba (Malatya)
22) Kemal
Ekinci (Bursa)
23)
Turhan Tayan (Bursa)
24) Aylin
Nazlıaka (Ankara)
25)
Bülent Kuşoğlu (Ankara)
26)
Mehmet Siyam Kesimoğlu (Kırklareli)
27) Celal
Dinçer (İstanbul)
28) Sena
Kaleli (Bursa)
29) Bedii
Süheyl Batum (Eskişehir)
30) İhsan
Özkes (İstanbul)
31) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
2.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29
milletvekilinin, termik santrallerin insan sağlığına, tarıma ve çevreye olan
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Termik
Santrallerin kömür kaynaklı olarak çalışanları insan ve çevre açısından en
tehlikeli olanıdır. Dünyadaki karbon salımının %41'i termik santral
kaynaklıdır. Bu hızda devam edecek olursa kömür kaynaklı karbondioksit
salımlarının 2030 yılına kadar % 60 daha artması beklenmektedir. Türkiye hızla
artan karbondioksit salımlarıyla, tüm OECD ve geçiş ekonomisi ülkeleri arasında
birinci sıradadır.
Çevresel
değerleri koruma konusunda zaafları bulunan ülkemiz mevcut 15 kömür kaynaklı
termik santrallerinin yanı sıra 46 adet santral daha yapılmasını
planlayabilmektedir. İçsel tehlikelerimizi (çevre kirliliği, kömür depolama vb)
karbon salımıyla küresel bir noktaya da ulaştıracak bir strateji içerisinde
olmak düşündürücüdür.
Ülkemizin
enerjiye ihtiyacı vardır ancak ihtiyaç doğal kaynakların yok edilmesiyle ve
küresel kirlilik yaratarak giderilemez. Ayrıca santral yapım süreçlerinin her
bir aşamasının hukuka uygun olması gerekmektedir.
Enerji
gereksinimlerimizin çevresel ve ekonomik değerlerimiz ile karşı karşıya
gelmeden çözülmesi idarenin temel görevidir. Üstelik dayatma ve baskı ile
kurulması istenen ithal kömür kaynaklı termik santraller sürecine
yurttaşlarımızın da olumsuz tavır alması da hükümetin ve bakanlığın da
dikkatini çekmelidir.
Sinop ili
Gerze ilçemize kurulması planlanan ithal kömür kaynaklı termik santral hiçbir
ekonomik, çevresel, sosyal, sağlık ve kültürel bir alanı bile ikna
edememektedir. Halkımızın da, sivil toplum örgütlerimizin de karşı duruş
noktalarının bazılarına bakılacak olunursa durumun vahameti görülebilecektir.
Santral
içme suyu kaynaklarına 700 metre uzakta, birinci derecede arkeolojik SİT
alanının yanında kurulacaktır. Samsun Tabip Odası santralin su kirliliğine
neden olacağını belirten raporu da mevcuttur.
Karadeniz
bölgemizin örnek turizm kentlerinden biri olan Gerze ilçemizin bir yılda
yaktığı kömürü, bir günde yakacak (hem de ithal kömür) bir santral, 1100 ton
uçucu kül ve cüruf çıkaracaktır.
2855 m
uzunluğunda bir kömür boşaltma iskelesi yapılarak denizdeki su sirkülasyonunu
önleyecektir.
Santral
alanı birinci derece sulu tarım alanıdır. Kırsal olmasına rağmen nüfus
yoğunluğu fazladır.
Orta
Karadeniz'in tüm balıklarının yumurtlama alanıdır. 19 Mayıs Üniversitesi bu
vole alanını belgelemiştir. Santral günde 464 000 m3 suyu denizden çekecek ve
bu suyu soğutma suyu olarak kullanacaktır. Çekilen bu suyla birlikte tüm balık,
balık yumurtası ve mikroorganizmalar yok olacaktır. Kaynamış su denize deşarj
olduğunda deniz suyu ortalama iki derece ısınacak ve ekolojik dengesi
bozulacaktır. Ayrıca Sinop Valiliği İl tarım müdürlüğü santral sahasının balık
üretim yeri olduğuna ilişkin raporu vardır.
Kuzey
Anadolu Kalkınma Ajansının Bölge Planında yer alan SWOT analizinde Termik
santral çevre ve enerji bölümün bir tehdidi olarak değerlendirilmiştir.
Santralin
etki alanı Sinop il merkezi, Bafra Ovası gibi tarımsal, kültürel, tarihi,
turizmsel alanlar olacaktır. Santrale 22 km mesafedeki Sarıkum tabiatı koruma
alanı santralden olumsuz etkilenecektir.
Halkın,
sivil toplum örgütlerinin muhalefetine, devletin çeşitli kurum ve kuruluşlarının
resmi belgelerindeki çekincelere rağmen ithal kömür kaynaklı termik
santrallerin yapımı ülkemizi her anlamda zor durumda bırakacaktır.
Hükümetin
küresel boyutu da düşünülerek enerji politikalarını yeniden gözden geçirmesi,
termik santrallerin insan sağlığına, tarıma ve çevreye olan etkilerinin
araştırılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğü’nün
104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunu arz ve
teklif ederiz.
1) Engin
Altay (Sinop)
2) Ercan
Cengiz (İstanbul)
3) Aydın
Ağan Ayaydın (İstanbul)
4) Gürkut
Acar (Antalya)
5) Arif
Bulut (Antalya)
6) Aykan
Erdemir (Bursa)
7)
Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)
8) İdris
Yıldız (Ordu)
9) Ramis
Topal (Amasya)
10) Tanju
Özcan (Bolu)
11) Salih
Fırat (Adıyaman)
12)
Mustafa Moroğlu (İzmir)
13)
Sakine Öz (Manisa)
14)
Bülent Tezcan (Aydın)
15) Ali
Haydar Öner (Isparta)
16)
Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
17) Osman
Oktay Ekşi (İstanbul)
18) Ali
Serindağ (Gaziantep)
19) Ümit
Özgümüş (Adana)
20) Veli
Ağbaba (Malatya)
21) Kemal
Ekinci (Bursa)
22)
Turhan Tayan (Bursa)
23) Aylin
Nazlıaka (Ankara)
24)
Bülent Kuşoğlu (Ankara)
25)
Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
26) Celal
Dinçer (İstanbul)
27) Sena
Kaleli (Bursa)
28) İhsan
Özkes (İstanbul)
29) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
30) Bedii
Süheyl Batum (Eskişehir)
3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın,
ülkemizde bölgelere göre diş hekimi ihtiyacının ve diş hekimlerinin yaşadıkları
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/391)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde
ağız-diş sağlığı sorunları en sık görülen ve önlenebilir hastalıklar olmasına
karşılık 74 milyon kişiye kamuda çalışan 9.322 dişhekimi ile hizmet
verilmektedir. Dişhekimlerinin bölgelere göre dağılımında büyük bir eşitsizlik
vardır. Dişhekimlerinin yaşadıkları sorunlar bugüne kadar görmezden gelinmiş,
sağlıkta dönüşüm politikaları ile de bu sorunlar katmerlenmiş, halkın nitelikli
ve eşit ağız-diş sağlığı hizmeti alması neredeyse imkânsız hale gelmiştir.
Halkın nitelikli ve eşit ağız-diş sağlığı hizmetlerine ulaşabilmesi için,
ülkemizde dişhekimi ihtiyacının bölgelere göre ne olduğunun tespit edilmesi ve
dağılımdaki eşitsizliğin giderilmesi; dişhekimlerinin yaşadıkları sorunların
neler olduğunun ve bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla
Anayasa'nın 98'inci İç Tüzüğün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.
Pervin Buldan Hasip Kaplan
Grup Başkan Vekili
Grup Başkan
Vekili
Gerekçe
Sağlık en
temel insan haklarından biridir ve bu nedenle devletin temel sorumlulukları
içinde yer almaktadır. Fakat ülkemizde özellikle 1990'lı yıllardan sonra sağlık
hizmetleri adım adım özeleştirilerek kamu hizmeti olmaktan çıkartılmıştır.
Özelleştirme sonucu sağlık çalışanlarının da yaşam koşullarını
ağırlaştırmıştır. Yaşam koşulları gittikçe ağırlaşan sağlık çalışanlarının
başında da diş hekimleri gelmektedir.
Ağız-diş
sağlığı sorunları dünyada en sık görülen ve önlenebilir hastalıklardır. Ayrıca
toplumumuzun ağız diş sağlığı verilerine baktığımızda çürük prevelansı ve
tedavi gereksinimi çok büyüktür. Avrupa’ da diş hekimine gitme sıklığı 5
yıl/kez iken ülkemizde ise 0.9 yıl/kez dir. Hükümetlerin sağlık hizmetlerinin
temel ilkesi olan koruyucu ağız diş sağlığı hizmetlerinde öncelik vermesi
gerekirken, ülkemizde devlet 74 milyon kişiye kamuda çalışan 9.322 diş hekimi
ile hizmeti vermeye çalışmaktadır. Diş hekimlerinin coğrafik dağılımı oldukça
dengesizdir. Muş'ta toplam yirmi dokuz diş hekimi varken yakın nüfusa sahip
Osmaniye'de yüz üç diş hekimi çalışmaktadır. Diş hekimlerinin coğrafik
dağılımındaki dengesizliğin ortadan kaldırılmasına yönelik yasal bir
düzenlemenin ivedilikle yapılması gerekmektedir. Türkiye Diş hekimleri
Birliği'nin ve bilim insanlarının talep etmelerine karşın ağız-diş sağlığı
alanında insan gücünden yararlanmaya yönelik akılcı bir sağlık politikasının
hükümetlerce uygulanmaması, halkın sağlık hizmetlerine ulaşımını
engellemektedir.
Bugün diş
hekimlerinin hasta yoğunluğunun fazla olması yanında birçok önemli sorunları da
bulunmaktadır. Özel hastane, poliklinik ve merkezlerde diş hekimleri düşük ücret
ve güvencesiz koşullarda çalıştırılmaktadır. Ayrıca sağlıkta dönüşüm adı
altında hayata geçirilen performans uygulaması ile;
a. Diş
hekimlerinin dayanışması zedelenmiş ve çalışma ortamında rekabet esas olmuş,
hekimler arasında ücret eşitsizliği artmış ve iş barışı bozulmuştur.
b. Kurum
içi yatay ve dikey ilişkiler olumsuz etkilenmiştir.
c.
Hekim-hasta ilişkisi olumsuz etkilenmiş, hasta başına düşen muayene ve tedavi
süresi azalmış, verilen sağlık hizmetinin niteliği azalmış, hasta yoğunluğu
artmıştır.
d. Diş
hekimlerinin kongre, sempozyum ve benzeri bilimsel etkinliklere katılımı düşmüş
bu da mesleki niteliğin gelişmesi önünde engel oluşturmuştur.
Bugünkü
hali ile performans sisteminin temel sorunu, doğrudan insan üzerinde çalışan
bir alanın verimliliğinin ölçülmesinde salt sayısal artışları ölçülmeye
kalkması, dolayısıyla niteliğin esas göstergelerini göz ardı etmesidir. Oysa
sağlıkta kaliteden ve başarıdan söz edilebilmek için nitelikli iş yapımının
arttırılması, niceliğin ön plana çıkartılmaması ve bu konuda standardı
sağlayacak gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Diş hekimlerinin diğer bir sorunu da;
hükümetlerce revize edilen sağlık mevzuatının, günümüz koşullarının doğurduğu
taleplerini karşılayamamasıdır. Ayrıca Sağlık Bakanlığı'nın uzmanlık konusunda
yapacağı düzenlemeler, diş hekimleri arasında yeni ayrışmalar yaşatma riskini
de taşımaktadır. Diş hekimlerinin önemli bir sorunu da kamuda sendikal
faaliyetlere katılamamasıdır. Bunun en önemli nedenleri arasında diş
hekimlerinin iş yoğunluğu, hastane yöneticilerinin tüm sendikalara eşit
mesafede olmaması ve bazı sendikalara üye olunması yönündeki baskılar
gösterilmektedir.
Bugün diş
hekimleri; geçim sıkıntısı çekmeyecek, insanca yaşamayı sağlayacak,
emekliliklerine de yansıyacak bir ücret; ailelerine ve kendilerine zaman
ayırabilecek bir çalışma düzeni; mesleki sorumluluğunu taşıyarak herhangi bir
baskıya maruz kalmadan iyi hekimlik yapabilmek; hastalara nitelikli sağlık
hizmeti sunabilmek için bilgilerini güncelleme olanağı bulmak; beden ve ruh
sağlığını korumak; şiddete uğramamak; çalıştıkları kurumlarda barış içinde
çalışmak ve işten atılma kaygısı yaşamamak istiyorlar.
Ülkemizde
ağız-diş sağlığı sorunları en sık görülen ve önlenebilir hastalıklardır. Fakat
hükümetin bu konuya gerekli önemi vermediği diş hekimlerinin yaşadıkları
sorunlardan anlaşılmaktadır. Devletin tüm vatandaşlara eşit ve nitelikli
ağız-diş sağlığı hizmeti sunabilmesi öncelikle bu hizmetin sunumunda görevli
olan diş hekimlerinin sorunlarının çözülmesi ve diş hekimlerinin ülke çapındaki
dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesi ile mümkündür. Bu anlamda halkın
nitelikli ve eşit ağız-diş sağlığı hizmetlerine ulaşabilmesi için, ülkemizde
diş hekimi ihtiyacının bölgelere göre ne olduğunun belirlenmesi, diş
hekimlerinin yaşadıkları sorunların neler olduğunun ve bu sorunların çözüm
yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması önem arz
etmektedir.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
Yedi
gensoru önergesi vardır. Altı önerge daha önce, bir önerge ise bugün bastırılıp
sayın üyelere dağıtılmıştır.
Önergeleri
ayrı ayrı okutacağım.
C) Gensoru Önergeleri
1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21
milletvekilinin, uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesi’ni,
Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat
alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı
iddiasıyla, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/ 15)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Orman ve
Su İşleri Bakanlığının uygulamalarında siyasi konumunu kullanarak, Gazi
yerleşkesinin tarumar edilmesi, Orman Genel Müdürlüğü arazisinin peşkeş
çekilmesi ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarının
Büyükşehir Belediyesine Devredilmesiyle, kamuyu zarar uğratan ve görevini
kötüye kullanan Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu hakkında Anayasa'nın
99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddesi uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep
ederiz.
Seyfettin Yılmaz Ahmet Duran Bulut Mustafa Kalaycı
Adana Balıkesir Konya
Bülent Belen Tunca Toskay Enver Erdem
Tekirdağ Antalya Elâzığ
Emin Haluk Ayhan Münir Kutluata Mehmet
Erdoğan
Denizli Sakarya Muğla
Mustafa Erdem Reşat Doğru Kemalettin
Yılmaz
Ankara Tokat Afyonkarahisar
Ali Uzunırmak Bahattin Şeker Oktay Öztürk
Aydın Bilecik Erzurum
Atila Kaya Ali Halaman Necati Özensoy
İstanbul Adana Bursa
Özcan Yeniçeri Zühal Topcu Nevzat Korkmaz
Ankara Ankara Isparta
Alim
Işık
Kütahya
Gerekçe:
İstanbul
ormanlarında madencilik çalışmalarıyla çukurlaşmış metruk maden ocaklarının
hafriyat toprağı ile rehabilitasyon edilerek tekrar ormanlaştırılması amacıyla
"İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünde" 1996 yılında başlayan
"rehabilitasyon ihaleleri" 2007 yılının son çeyreğine kadar büyük bir
ivmeyle devam etmiştir. Bu ihaleler "2003-2007" yılları döneminde
âdeta zirveye taşınarak ormancılık tarihinde pek örneği olmayan büyük gelirler
elde edilmiştir. Nitekim, geçmiş yıllarda genelde zarar eden İstanbul Bölge
Müdürlüğü sadece bu ihalelerden dolayı önemli miktarda kâra geçmiş, 2005
yılında da kârlılıkta Bölge Müdürlükleri arasında birinciliği yakalamıştır.
İhalelerin durdurulmasından sonra Bölge Müdürlüğü kârlılığında dramatik
düşüşler yaşanmış, 7 yıl aradan sonra 2009 yılında ilk kez tekrar zarar
ettirilmiştir. Kamuya önemli ölçüde gelir getiren bu ihalelerin, Anayasa ve
yasaların dışında yargı kararı ile de "ormancılığın mutlak gereği" ve
"kamu kaynağı" olduğu kesinlik kazanmıştır.
İstanbul'da
yıllık en az "100 milyon dolar" değerinde bir rant kaynağı olan
hafriyat toprağından dolayı İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünün kamuya gelir
sağlayan rehabilitasyon ihalelerinin durdurulması ve toplam "4-5 milyar
dolar" potansiyeldeki kamu kaynağının rantiyeye aktarılması amacıyla büyük
bir "Yetki Gaspı" yaratılmıştır. 2007 yılının son çeyreğine kadar
gerek Orman Genel Müdürlüğünün gerekse Orman ve Su İşleri Bakanlığının her
türlü destekleriyle yetki gaspının aşılmasında büyük bir gayret ve kararlılık
gösterilerek hafriyat toprağı döküm rantçılarının amaçlarına ulaşmalarına asla
izin verilmemiştir. 2007 yılının son çeyreğinden sonra, hafriyat rantının
İstanbul'da yarattığı yetki gaspını önleme gayretlerine son verilmiş, büyük bir
azim ve özveriyle yıllardır sürdürülmekte olan kurumsal mücadeleden
vazgeçilmiş, yaratılan yetki gaspına yasal olmayan işlemlerle de destek
verilmiştir. Bu durum, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünde 1996 yılından beri yapılmakta
olan ihalelerin durdurulmasına, kamunun milyonlarca dolar zarar etmesine ve
"ranta dayalı organizeli hafriyat toprağı dökümleri" ile
"İstanbul coğrafyasının" bozulmasına neden olmuştur.
İstanbul'daki
hafriyat rantından dolayı yaratılan yetki gaspıyla sadece ihaleler
durdurulmamış, yıllardan beri ihale yöntemiyle "Orman Genel
Müdürlüğü" tarafından yapılan "Eski Maden Ocaklarının Hafriyat
Toprağı ile Rehabilitasyonun" Anayasaya aykırı olarak değiştirilen
"Orman Yasası" ile tahsis yoluyla belediye başkanlıklarına, orman
yasasına aykırı olan "Uygulama Yönetmeliği" ile de kişi ya da
kurumlara devredilmesine yasal zemin hazırlanmıştır. İstanbul ilinde 2007 yılı
son çeyreğine kadar ihale yöntemi ile kamuya milyonlarca dolar gelir sağlayan
ormandaki eski maden ocaklarının hafriyat toprağı ile rehabilitasyon
çalışmaları, bu yasal değişikliğin uygulanması hâlinde rantiyeye kaynak
oluşturacaktır. Hukukun üstünlüğünü kabul etmiş kamu yönetim tarihinde gelir
getiren bir kamu kaynağının özel sektör tarafından ihaleye tabii tutulmaksızın
kullanılabilmesine ilk kez yasal zemin hazırlanmıştır.
Orman
yasasının değiştirildiği tarihlerde; TOKİ Başkanlığına ait arazideki bir taş
ocağının hafriyat toprağı ile rehabilitasyonu ihalesinden yaklaşık 170 milyon
TL gelir elde edilmiştir. TOKİ Başkanlığının bu ihalesi bütün ezberleri bozmuş,
Orman Genel Müdürlüğünün zoraki yorumları ile ortaya koyduğu orman yasasının
değiştirilme gerekçelerinin hakkını kamu zararını da göze alarak yasal
değişiklikle belediye başkanlarına devrederken, yasal hiçbir zorunluluğu
olmayan TOKİ Başkanlığı ise sadece yönetim vizyonundan dolayı kurumuna ciddi
ölçüde gelir sağlayabilmiştir.
Konuyla
ilgili tüm ayrıntılar İstanbul ilindeki hafriyat rantından dolayı değiştirilen
orman kanunu tarihin en büyük ormancılık yolsuzluklarının yaşanmasına neden
olacaktır. Bu yolsuzlukların en büyük sorumlusu ise yasal düzenleme ve
uygulamalardan sorumlu Orman ve Su İşleri Bakanlığıdır.
2.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, TRT ve
Anadolu Ajansı'nın yayınlarında tarafsızlığı sağlayamadığı, üstlendiği görevin
sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamu kaynaklarını partililere aktardığı
iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/16)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
TRT ve
Anadolu Ajansının habercilik anlayışının ve uygulamasının tarafsız olması
gerektiği, Anayasa'da ve ilgili kanunda açıkça belirtilmiştir. Hâl böyleyken bu
iki kurumun taraflı ve siyasi uygulamaları son yıllarda had safhaya ulaşmıştır.
Bu iki kurumdan sorumlu olan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da bu
uygulamalara göz yummuş, hatta desteklemiştir.
Üstlendiği
görev sorumluluğunu yerine getirmeyen, bağlı kurumların tarafsızlığını
sağlayamayan ve yandaş kadrolarla doldurulmasına seyirci kalan, kamu
kaynaklarının yandaşlara aktarılmasına göz yuman ve dolayısıyla kendisine olan
güven sarsılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında Anayasa'nın 98 ve
99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.
Saygılarımızla.
Mehmet Şandır Oktay
Vural
Mersin İzmir
Grup Başkanvekili Grup
Başkanvekili
Gerekçe
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın 132. maddesinde "Devletçe kamu tüzelkişiliği
olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım
gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır."
hükmü yer almaktadır. Türkiye Radyo Televizyon Kanunu'nun "Amaç" başlıklı
1.maddesinde de TRT'nin özerkliği ve tarafsızlığına vurgu yapılmaktadır.
Bu
çerçevede, TRT ve Anadolu Ajansının habercilik anlayışının ve uygulamasının
tarafsız olması gerektiği, Anayasa'da ve ilgili kanunda açıkça belirtilmiştir.
Hâl böyleyken bu iki kurumun taraflı ve siyasi uygulamaları son yıllarda had
safhaya ulaşmıştır. Bu iki kurumdan sorumlu olan Başbakan Yardımcısı Sayın
Bülent Arınç da bu uygulamalara göz yummuş, hatta desteklemiştir.
Bu
kurumların yöneticilerinin vatandaşın tarafsız haber alma özgürlüğünü engelleyerek
partizanca davranması, kurumlarını kişisel menfaat ve siyasi manipülasyon
amacıyla kullanması hukuka aykırıdır. Türkiye'de harcadığı her 100 liranın 80
lirasını halktan toplayan vergilerle karşılayan tek özerk kurum TRT’dir. Bu
nedenle tüm kesimlere ve siyasi partilere, iktidar muhalefet ayrımı yapmadan
eşit ve tarafsız davranmalıdır. Fakat TRT AKP iktidarının borazanı hâline
gelmiştir. TRT habercilik yapmamakta, kamuoyunu maniple ederek AKP'nin
kamuoyundaki imajını düzeltmek, reklamını yapmak için bir araç görevini
üstlenmektedir. TRT, saatlerce iktidar partisinin faaliyetlerine ilişkin çok
geniş yayın yaparken, muhalefete neredeyse hiç yer vermemektedir. AKP Hükümeti
TRT3'ün TBMM yayınını verdiği saatleri kısıtlayarak kanun görüşmelerini TBMM TV'nin
yayında olmadığı saatlere denk getirmekte ve böylece kanunlarda yer alan yanlış
ve eksikliklerin kamuoyuna duyurulmadan gece yarıları çıkarılmasına ve
muhalefetin sesinin kısılmasına çanak tutmaktadır. Anayasada ve yasada yer alan
ve Bülent Arınç'ın kendisinin de ifade ettiği, "kamu yayıncılığı yapan
kuruluşların tarafsız ve adaletli olması gerektiği" hususu maalesef lafta
kalmaktadır.
Bu
taraflı yayınların dışında, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın yakın
çevresinden kişiler de dâhil olmak üzere TRT'nin çeşitli birimlerine yüksek
maaşlarla yandaşların alındığı hususu da başka bir gerçektir.
Öte
yandan, TRT kanallarındaki iç yapımların bitme noktasına geldiği ve TRT'nin
programları dışarıdan ajanslara yaptırdığı bilinmektedir. Sayın Arınç'ın
ifadeleriyle TRT'de 6 bin 211 memur, 835 sözleşmeli olmak üzere 7 bin 46
personel çalışmaktadır. Bu durumda TRT personelinden azami ölçüde
yararlanılmadığı açıkça görülmektedir. Bu kadar kadrosu olan TRT dış yapımlara
milyonlarca TL harcamakta ve yandaşlara verilen işlerle kamu kaynakları çarçur
edilmektedir.
Kamusal
yayın sorumluluğu olan ve giderleri toplum tarafından üstlenilen bir kanalın
böylesine kötü yönetilmesinin ve taraflı yayın yapmasının sorumlusu Sayın
Bülent Arınç'tır.
Bir
gazetede yayımlanan röportajda TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin'in kendisine
yöneltilen bir soruya cevaben "Osman Öcalan'la röportaj yaptık. Çekmecemde
duruyor. Yeri ve zamanı geldiğinde yayınlayacağız" demesi TRT'nin içine
düştüğü durumun ne kadar vahim olduğunun bir başka göstergesidir. Ayrıca, TRT
ve Anadolu Ajansı, terör örgütü elebaşlarından Murat Karayılan'ın İran'da
yakalandığı konusuyla ilgili yayın yapmış, bu yayınların doğru olmadığı tespit
edilmiştir. Yine bomba yüklü araç haberine ilişkin yaşanan skandalın baş
sorumlusu da TRT ve Anadolu Ajansı olmuştur. Osman Öcalan gibi azılı bir
terörist ile röportaj yapılması ve kayıtların çekmece tutularak "zamanı
geldiğince açıklanacağının" belirtilmesi TRT'nin bir psikolojik harekât
aracı hâline geldiğini ve iktidarın manipülasyon aracı hâline geldiğini açıkça
göstermektedir.
Sonuç
olarak kendisine olan güven sarsılan ve görev ve sorumluluğunu yerine
getirmeyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında Anayasa'nın 98. ve 99.
maddeleri ile TBMM İçtüzüğü'nün 106'ncı maddesi uyarınca gensoru açılması için
gereğini arz ve talep ederiz.
3.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, terör
ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden
güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla, Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bölücü
terör örgütüne moral veren, umut aşılayan, bölücü emellere haklılık
kazandıracak konuşmalar yapan ve teröristlerle görüşmeyi, onlarla kimlik ve
Anayasa tartışmaları yapmayı normal, sıradan vak'alar olarak kamuoyuna takdim
eden açıklamalar yapan ve canı pahasına ülkesi ve milletin bölünmez bütünlüğü
için terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin psikolojisini, moralini, azmini
ve mücadele gücünü zayıflatan açıklamaları nedeniyle Başbakan Yardımcısı Sayın
Bülent Arınç hakkında Anayasa'nın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106.
maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
arz ederiz.
Saygılarımızla.
Mehmet Şandır Oktay
Vural
Mersin İzmir
Grup Başkanvekili Grup Başkanvekili
Gerekçe:
Türkiye
Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, terör örgütünün
saldırıları ve bölücü faaliyetleriyle büyük bir tehdit altındadır. Seçilmiş bir
kişinin Milletvekili olarak TBMM çatısı altına girebilmesi için "ülkesi ve
milletiyle bölünmez bir bütün olan" Türkiye Cumhuriyeti devletini korumak
için namusu ve şerefi üzerine, yemin eder.
Terörle
mücadele, millet-devlet-yargı-güvenlik bürokrasisinin ortak irade ve duruşuyla
başarılabilir. Halbuki Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç yaptığı çeşitli
konuşmalarla adeta bölücü terör örgütüne moral vermekte, umut aşılamakta ve
bölücü emellerine haklılık kazandıracak açıklamalar yapmaktadır. Sayın Bülent
Arınç'ın konuyla ilgili hemen her konuşması insanlık düşmanı, bölücü/katil
teröristlere moral vermekte ve umut aşılamaktadır. Terörle mücadele eden
güvenlik güçlerinin ise psikolojisini ve moralini bozmaktadır.
Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç'ın çeşitli zaman ve zeminlerde bölücü terör ve
örgütüyle ilgili olarak yaptığı konuşmalardan bazıları şunlardır:
2011 yılı
bütçe konuşmaları sırasında Sayın Bülent Arınç şöyle bir konuşma yapmıştır:
"Bir insanın kimliğini inkâr etmek o insanı inkâr etmek demektir.
Kendisini Kürt kimliği ile Arap kimliği ile Boşnak kimliği ile artık ne gelirse
aklınıza... Hepsi, kim, ne varsa bu topraklar üzerinde kendi kimliğini
rahatlıkla söyleyecektir. O kimliğe saygı duyacağız. O kimliğin bütün kültürel
haklarını, Anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız."
Sayın
Arınç, Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce imzalanan Sevr Antlaşmasının 60 ve
62. Maddelerinden habersiz konuşmaktadır. Misak-ı Milli ilan edilmeden önce de
faaliyet gösteren "Kürdistan Teali Cemiyeti"nin amaçlarından ise hiç
söz etmiyor.
Sayın
Arınç, nüfus ve vatandaşlık müdürü gibi terör sorununu kimlik sorununa
indirgemektedir. Kimin "Kimlik" sorunu varsa hepsine saygı
duyacaklarını ve bütün kültürel haklarını, Anayasal haklarını vereceklerini
söylüyor.
On yıldır
iktidarda olan bir hükümetin Başbakan Yardımcısı olan Sayın Bülent Arınç
birilerine hak ettiği bir şeyleri vereceği bir şey varsa, niye vermiyor da
adeta vatandaşları kışkırtırcasına konuşuyor?
Diyarbakır
Emniyet Müdürü 'önce vatan değil önce vatandaş', 'eğer siz teröriste dağda
acımıyor ve ağlamıyorsanız, insan değilsiniz' vb. konuşmasına karşı Sayın Arınç
şunları söyler: "Konuşmanın içeriğine baktığımız zaman bunu takdirle
karşılıyorum. O bölgedeki emniyet mensuplarının da bu düşünceler içinde
olmasını diliyorum".
Emniyet
müdürünün insanlığını endekslediği ve Sayın Bülent Arınç'ın da
"empati" yaparak katıldığı dağdaki teröristler, şu fiillerin
failleridir: Mehmetçikleri, polisleri şehit etmektedirler, pusu kurmaktadırlar,
yollara mayın döşemektedirler, okul basıp öğretmen kaçırmaktadırlar,
vatandaşların kamyonlarını ateşe vermektedirler, imam kurşunlamakta ve masum
insanları öldürmektedirler.
Diyarbakır
Emniyet Müdürü hakkında bu sözleri nedeniyle soruşturma açılmıştır. Bülent
Arınç bu sözleriyle de PKK/KCK'lılara moral, motivasyon ve destek sunmaktadır.
Diğer
yandan Sayın Arınç, hem Oslo'yu meşrulaştırmaya hem de Habur'daki aşağılık
görüntüleri normalleştirmeye çalışıyor.
Habur ve
Oslo ise Türkiye Devletine ve Türk Milletine diz çöktürme mahfilleridir.
Başbakan Yardımcılığı yapan Bülent Arınç, büyük bir vukufiyetle her iki süreci
de alkışlıyor ve şunları söylüyor: "Oslo türü görüşmeler şimdi de
yapılabilir, belki de yapılıyordur" diyerek, bu tavrıyla Bülent Arınç,
statüsünü kullanarak kamuoyuna karşı psikolojik operasyon yapmış oluyor.
Kamuoyunu, teröristlerle yapılan ve yapılacak olan görüşmelere tepki
göstermemesi için zemin hazırlamış oluyor.
Teröristlerle
görüşmeyi, onlarla kimlik ve anayasa tartışmaları yapmayı normal, sıradan
vakalar olarak kamuoyuna takdim etmiş oluyor. Bülent Arınç, tarihî, siyasi ve
sosyal gelişme ve gerçekleri göz ardı ederek Dersim olayını da bir
"facia" olarak nitelendiriyor. Geçmişte kalmış, zamanın şartlarıyla
malul olan olguları istismar aracı olarak kullanıyor.
İnsanlar
ölmesin, anneler ağlamasın söylemlerini de pervasızca istismar konusu yapıyor.
Anneleri ağlatan, insanları katleden teröristler olduğunu unutuyor. Şehitlerin
ruhunu sızlatıyor. Sayın Arınç PKK'lı bölücülere söylemesi gerekenleri Devlete
(kendisi de unsuru olduğu erke) ve millete söylerken tam bir çelişki içine de
düşmüş oluyor.
Yukarıda
belirtilen gerekçelerle Sayın Bülent Arınç hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu,
TBMM İçtüzüğünün 106’ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını arz ve talep
ederiz.
BAŞKAN –
Şimdi 4’üncü sırada okutacağım gensoru önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için
önergenin özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’ne
eklenecektir:
4.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Orta
Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan’ı zamanında yayımlamayarak TBMM'nin
bütçe hakkını doğru bir şekilde kullanmasını engellediği iddiasıyla, Kalkınma
Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/18) (x)
(x) (11/18) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin
tam metni tutanağa eklidir.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Kalkınma
Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında ekte sunulan gerekçeler doğrultusunda Anayasa'nın
98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.
Saygılarımızla.
Mehmet
Şandır Oktay Vural
Mersin İzmir
Grup Başkan
vekili Grup Başkan vekili
Gerekçe
Özeti:
5018
sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan Orta Vadeli Harcama Sisteminde; en önemli
aşama çok yıllı bütçelemenin politik ve mali temellerini belirleyen makro
çerçevenin oluşturulmasıdır. Makro çerçeve Orta Vadeli Program (OVP), mali
çerçeve ise Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) tarafından oluşturulmaktadır.
Orta
vadeli ekonomik ve mali programı ortaya koyan ve bütçeye yön veren OVP ve OVMP;
5018 sayılı Kanunun 16’ncı maddesinde öngörülen sürede yayımlanmamıştır. 2011 yılına kadar
bir türlü süresinde yayımlanamayan OVP ve OVMP dokümanlarının yayımlanma
tarihleri, 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı KHK'nın 17’nci maddesiyle
değiştirilmiştir. Buna göre; OVP'nin yayımlanma tarihi "Mayıs ayının
sonu" yerine "en geç Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar"
şeklinde, OVMP'nin yayımlanma tarihi "Haziran ayı sonu" yerine
"en geç Eylül ayının onbeşine kadar" şeklinde değiştirilmiştir.
Ancak, bu tarihlerde de söz konusu dokümanlar yayımlanamamış ve öngörülen
süreden bir ay sonra 9 Ekim 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Diğer
yandan 2012 Yılında bütçe dokümanlarının yayımlanma tarihlerine baktığımızda
bir garabet ortaya çıkmaktadır. Normalde, OVP'den sonra yayımlanması gereken
bütçe mantığı ve sistematiği açısından gerekli olan 2013-2015 Dönemi Yatırım
Programı Hazırlıkları ile İlgili Kalkınma Bakanlığı Genelgesi ile Bütçe Çağrısı
ve Eki Bütçe Hazırlama Rehberi de 9 Ekim 2012 tarihinde Resmi Gazetede
yayımlanmıştır. Bu durumda, Bakanlıklar ve kamu kurumlarının ellerinde makro
çerçeve olmadan bütçe tekliflerini hazırlayan keramet sahibi uzmanlara sahip
olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durum,
global bir kriz ortamının yaşandığı dünyada ekonomiye yön veren yatırımcılar
açısından; plan metinlerinin kredibilitesi açısından önemli bir konu haline
gelmektedir. Üç yıllık perspektifte hazırlanan bu metinlerin zamanında
hazırlanmaması taraflar nezdinde güvenin azalmasına yol açmaktadır. Ayrıca,
kamu politikaları açısından stratejik öncelikleri içeren OVP'nin geç
yayımlanmasından dolayı, içeriğinden haberdar olanlar açısından avantaj
yaratırken, geç haberdar olanlar açısından ise dezavantaja neden olmaktadır.
Bunun yanında, OVP ve OVMP'lerin zamanında çıkmaması Parlamentonun bütçe
hakkını kullanamaması anlamına gelmektedir. Yıllardır Orta Vadeli Programı
zamanında yayınlamayarak orta vadeli mali plan, yatırım genelgesi ile bütçe
hazırlama rehberini aynı günde ve Bütçenin Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulmasından on gün önce yayımlanması TBMM'ni hiçe saymak anlamına
gelmektedir. Orta Vadeli Programı zamanında yayınlayamayan veya yetkili olduğu
kuruma hazırlatamayan, bu nedenle hedeflerin belirlenmesinde Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetinin ve kamu kurum ve kuruluşlarının gerek yurt içi, gerekse
yurt dışındaki ilişkilerinde itibarını zaafa uğrattığı, ülkemiz için hayati
öneme sahip milli bütçenin hazırlanması sürecinden on gün önce programın
çıkartılması ile de TBMM'nin bütçe hakkının doğru bir şekilde kullanılması ve
değerlendirilmesi engellenmiştir. Bu nedenlerle yasa ve ilgili diğer mevzuatta
öngörülen mükellefiyetleri yerine getirmemiş olan Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet
Yılmaz hakkında yukarıdaki gerekçeler uyarınca Anayasanın 98 ve 99’uncu
maddeleri ile İçtüzüğün 106’ncı maddesi uyarınca gensoru açılmasını arz ve
talep ederiz.
5.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türk
tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme
noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/19)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türk
Tarımını ve Hayvancılık sektörünü bitirme noktasına getiren ve yanlış uygulanan
tarım politikaları ile çiftçilerimizi ve üreticilerimizi sıkıntıya sokan Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında Anayasa'nın 98 ve
99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.
Saygılarımızla.
Mehmet Şandır Oktay
Vural
Mersin İzmir
Grup Başkan Vekili Grup Başkan Vekili
Gerekçe:
Ülkemizde
son dönemde tanıma verilen destekler rakamsal olarak artmakla birlikte GSMH ile
paralel arttırılmamıştır. Bunun sonucu olarak, birçok üreticimiz ve çiftçimiz
üretimden vazgeçmek zorunda kalmışlar ve sektördeki istihdam düşmüştür.
Tarım
sektöründe bir milyon iki yüz bin civarında kişi işini kaybetmiş ve insanlar
tarımdan koparılmışlardır. Bu aynı zamanda kırsaldan şehre kaçış olup ilave
olarak Devletimize ek yük getirmiştir ve tarımımız acınacak hale düşmüştür.
Tarım,
ülkemiz için ekonomik ve politik bakımdan son derece önemli bir sektördür.
Milli gelire göre yüzdesi yüksek, istihdama % 35 civarında katkı sağlayan,
kırsal alanın gelir kaynağı olan ve doyuran bir sektördür. Son 10 yılda ülke
nüfusumuz yaklaşık 7,5 veya 8 milyon artarken tarım alanları hazin bir şekilde
azalmış, tarım ürünlerinin birçoğunda üretim gerilemiş veya hiç artmamıştır.
Tarımsal
girdi fiyatları aşırı şekilde artmıştır. Bunun sonucu, çiftçilerimiz gübre
alamaz, arazisini yeterince işleyemez ve sulayamaz olmuştur. Gübre, yem ve
akaryakıtta yaşanan aşırı fiyat artışlarının önlenmesi için Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı bir tedbir geliştirememiştir. Özellikle, gübrede ortaya çıkan
önlenemeyen yükseliş son bir yılda çeşitlerine göre gübrede fiyat artışları iki
katını geçmiştir.
Bugün
mazotun rafineri çıkış fiyatı 1,535 TL olup, vatandaşımıza ise 4 TL'ye
satılmaktadır.
AKP 2002
yılında iktidara geldiğinde 1 lt mazot 1 TL, 1 kg buğday 30 Kuruş ediyordu.
Yani 3,5 kilogram buğday satan üreticimiz 1 lt mazot alıyordu.
10 yıldır
ülkeyi yöneten AKP iktidarında 1 kilogram buğday 60 kuruş, 1 lt mazot 4 TL'dir.
Şimdi ise 8 kilogram buğday satan üreticimiz 1 lt mazot alabilmektedir.
2012 yılının
mevsimsel olarak kurak geçmesiyle birlikte buğday sapları yeterli boy atmamış
ve hasat zamanı saman miktarı çok düşük çıktığından saman fiyatları artmıştır.
2011 yılında 30 Kuruş olan saman % 333 oranında artarak 90 Kuruş seviyesine
çıkmıştır. Bu da samanın pahalı olması nedeniyle üretici zor duruma düşmüş olup
en kısa zamanda acil tedbir alınmalıdır.
Narenciye
ürünlerinden portakal, mandalina, limon, greyfurt ya maliyetinin altında
fiyatla alıcı bulmakta ya da dalında kalmaktadır. Emek verdiği ürünü maliyetini
bile karşılayacak fiyatta pazarlayamayan çiftçi, ürününü çaresiz şekilde
yollara dökmektedir.
Türkiye
yıllık 3,6 milyon ton civarında üretim ile dünya narenciye üretiminde ilk 10
ülke arasında yer almaktadır. Bu üretim miktarının ancak 3/1'i ihraç edilmekte
ve kalan kısmı iç piyasaya kalmaktadır. Ülkemizin narenciye ihracatında diğer
ülkelerle rekabet edebilirliliğinin artırılması için ton başına verilen
teşviklerin üreticiler açısından yeterli bir noktaya getirilmesi gerekmektedir.
Hayvancılık
sektöründe ise yurtdışından ithal edilen et ve hayvanın gelmesi, yem
fiyatlarının artması sonucunda köylümüz dişi hayvanlarını satmak zorunda
kalmıştır. Dişi hayvanın satılması demek üreticinin geleceğinin satılması
demektir. Bununda sorumlusu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanıdır. Tarım Bakanı
yurt dışından ithal edilen et ve hayvanlardan dolayı köylümüze yeterli desteği
vermemiş ve perişan bir hale getirmiştir. Hayvancılık sektörü bitme noktasına
gelmiştir.
Türk
tarımını ve hayvancılık sektörünü bitirme noktasına getiren ve yanlış uygulanan
tarım politikaları ile çiftçilerimizi ve üreticilerimizi sıkıntıya sokan Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu
ve TBMM İçtüzüğü'nün 106. maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep
ederiz.
6.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21
milletvekilinin, Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve
projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin
itibarını düşürdüğü iddiasıyla, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında
gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
07.07.2011
tarihinde Millî Eğitim Bakanı olarak atanan Ömer Dinçer, Millî Eğitim
camiasında maddi ve manevi alanda birçok olumsuz etki yaratmıştır. Millî Eğitim
Bakanlığı gibi bir bakanlığı yönetemediği gibi, birçok açıdan eğitimdeki
girdilerin ve çıktıların üzerinde tahribat yapmıştır. Merkezi sınavlarda
soruların çalınması, eksik basılması, FATİH projesi ve 4+4+4 modeli gibi
oluşturulan sistemlerin yürütülmesinde sorunların çıkması, okulların
güvenliğinin sağlanamaması, kutsal bir meslek olan öğretmenliğin toplum
nezdindeki itibarının düşmesi, suça karışan çocukların sayısının artması ve
bunun gibi birçok problemler kartopu etkisiyle büyümeye devam etmiştir.
Ülkemizin gelecek kuşaklarını yetiştirmekten sorumlu olan Millî Eğitim Bakanı
Sayın Ömer Dinçer hakkında ekte verilen gerekçeler ile Anayasanın 98 ve
99'uncu, İçtüzüğün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep
ederiz.
Zühal Topcu Münir Kutluata Erkan Akçay
Ankara Sakarya Manisa
Özcan Yeniçeri Oktay Öztürk Alim Işık
Ankara Erzurum Kütahya
Atila
Kaya Mehmet
Şandır Bülent
Belen
İstanbul Mersin Tekirdağ
Hasan Hüseyin Türkoğlu Seyfettin Yılmaz Mustafa Kalaycı
Osmaniye Adana Konya
Enver Erdem Bahattin Şeker Durmuş Ali Torlak
Elazığ Bilecik İstanbul
Oktay Vural Mehmet Erdoğan Sadir Durmaz
İzmir Muğla Yozgat
Ahmet Kenan Tanrıkulu Lütfü Türkkan Emin Haluk Ayhan
İzmir Kocaeli Denizli
Mustafa
Erdem
Ankara
Gerekçe:
07.07.2011
tarihinde Milli Eğitim Bakanı olan Ömer Dinçer'in atanmasının üzerinden bir
buçuk yıla yakın bir süre geçmiştir. Bu zaman diliminde karnesinin pek iç açıcı
olduğu söylenemez. İlk etapta Teşkilat Yasası değiştirilmiş ve bu yasanın verdiği
yetkiye dayanılarak bakanlıktaki birçok bürokrat görevden alınmıştır. "Bir
bakan güvendiği ve donanımını takdir ettiği kişilerle çalışmalıdır."
denilmiştir. Bir bakanın her şeyi (özellikle de eğitimde) bilmesi tabii ki
beklenmemektedir. Yönetim ekip işidir ve bakanın eksikliklerini ekip
tamamlamalıdır. Gelinen noktada durumun gerektiği gibi olmadığı görülmektedir.
Bakanlıkta "Ben bilirim, yaparım, söylerim, açıklarım." yaklaşımı söz
konusudur. Süreç, yapılan seçimlerin doğruluğunu ve tek adamlılığı tartışmaya
açmıştır. MEB gibi bir bakanlığın tek adamla yönetilemeyeceği, her konuya tek
kişinin yetişemeyeceği gerçekliği unutulmuştur. Bu ne yaman çelişkidir ki kendi
atadığı grup başkanlarının büyük bir kısmının görevlendirmesini iptal etmiştir.
Göreve geldiği
ilk günden bu yana Milli Eğitim camiasına güvensizliğini her platformda
belirtmiş, eğitimin bütün çalışanlarının motivasyonlarını yerle bir etmiştir.
En son işi abartıp ataması yapılmayan öğretmenleri güvercinlere benzeterek, bu
kutsal mesleğin toplum nezdindeki itibarını zedelemiştir.
Bakanlığı döneminde hazırlıksız olarak
uyguladığı projeleri ile (özellikle 4+4+4 modeli) başta öğretmenler ve
öğrenciler olmak üzere tüm toplumu sıkıntıya sokmuştur.
Eğitimde
4+4+4 modeline geçilmesi ile birlikte özellikle norm fazlası durumuna düşürülen
sınıf öğretmenleri ciddi mağduriyetler yaşamıştır. Öğretmenlerin
mağduriyetlerinin yanında özür grubu atamaları ve tayinlerde yaşanan sıkıntılar
sorunları daha da derinleşmiştir.
Öğretmenlerin
yıllık çalışma saati ortalaması OECD ülkeleri içinde 1675 saat iken, Türkiye'de
öğretmenler 1816 saat ile OECD ortalamasına göre 141 saat daha fazla
çalışmaktadır. Eğitimde 4+4+4 modeline geçilmesi ile birlikte okul öncesi
çağdaki 60-71 ay arasındaki çocukların ilkokula alınması, sınıfların aşırı
kalabalık olması, seçmeli ders sayısında ve ders saatlerindeki artış vb. gibi
çok sayıda sorun nedeniyle öğretmenlerin yıllık çalışma saatlerinin bu yıldan
itibaren belirgin bir şekilde artması kaçınılmaz görünmektedir.
Okul
öncesi eğitimin zorunlu hâle getirilmemesi, yoksul ve daha az eğitimli
ailelerin çocuklarını, eğitim ve gelir düzeyi iyi olan ailelerin çocukları ile
aynı düzeyde olmasını engellerken fırsat eşitliğini ortadan kaldırmaktadır.
TÜİK
verilerine göre suça karışan çocukların sayısı her geçen gün artmaktadır. Son
dört yılda çocuk suçlu sayısında artış oranı % 36'dır. 2011 yılında 84 bin
çocuk suçluluğu bildirilmiştir. Bu suçlar, okullara sıçrayarak öğrenci ve
öğretmenlere yönelmiştir. Bakanlığın bu döneminde bunların ıslahına yönelik
hiçbir ciddi çalışmaya rastlanmamıştır.
Sınavlarda
yapılan hatalar, eksik soru basmalar, soruların çalınması hem devlet
kurumlarının itibarını düşürmüş hem de Türkiye'nin geleceği olan gençlerin
umutlarını bitirmiş, geleceğini söndürmüştür.
Sayın Bakan
"Normal vatandaşlarımızın çoğunluğu bizi destekliyor. Bakın, biz
istemiyoruz ama vatandaşlar 60 aylık çocuğunu bile okula göndermekten yana.
Eleştirilerin bir kısmı PKK kaynaklı. Çocuklarımızı erken yaşta okula alıp
Türkçe öğreteceğiz, onları hayata hazırlayacağız. 'Rapor dahi almayın' diyenler
PKK yanlıları. Bunu önlemek istiyor. Bir de laikçi kesim bu reformdan rahatsız
oluyor." gibi ifadeleri ile kamuoyu nezdinde icraatları ile sıkıştığında,
toplumun hassasiyetlerini dile getirip toplumu bölmeye ve parçalamaya
yönelmiştir.
Ülkemizin
gelecek kuşaklarını yetiştirmekten sorumlu olan Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer
Dinçer hakkında ekte verilen gerekçeler ile Anayasanın 98 ve 99'uncu, İçtüzüğün
106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.
7.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, ülke
ekonomisinin ithalata bağımlılığını artırdığı, millî sanayinin rekabet gücünü
azalttığı ve yerli üretim konusunda çaba göstermediği iddiasıyla, Bilim, Sanayi
ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi
(11/21)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülke
ekonomisinin ithalata bağımlılığını artıran ve ülkemizi yabancı ürünlerin
cenneti hâline getirerek millî sanayinin rekabet gücünü azaltan, ülkemizde
yerli üretim konusunda çaba göstermeyen Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve
tüm bunların siyasi sorumlusu Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün
hakkında anayasanın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106'ncı Maddeleri uyarınca
Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.
Mehmet Şandır Oktay
Vural
Mersin İzmir
Grup Başkan Vekili Grup Başkan Vekili
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'nin
2002 yılından Nisan 2012 sonuna kadar, yani 10 yıl 4 ayda verdiği cari açık
toplamı 316.4 milyar dolardır. Bu cari açığın büyüklüğünün ne anlama geldiğini
görebilmemiz için, 2011 yılı milli gelirimizin (GSYH olarak) 770 milyar dolar
olduğunu hatırlamamız yeterlidir.
Cari
işlem açıklarındaki artış eğilimi, ithalat bağımlılığını, ithal girdi
oranlarını yükselterek üretim düzlemine yansımaktadır. Bu nedenle sanayi
üretimi ve ihracat arttıkça ülke dışına giderek artan oranlarda katma değer ve
istihdam taşınmaktadır.
Bu cari
açığın en önemli sebebi ülkemizin üretimsizliği ve yabancı sermayeye ve sıcak
paraya dayalı büyüme politikasıdır.
TÜİK
verilerine göre Türkiye'de toplam imalat ve hizmet üretiminin yüzde 15,4'ünü
yabancı sermaye kontrolündeki şirketler gerçekleştirmektedir. Ülke bazında
bakıldığında üretimin yüzde 2,6'sı Almanya, yüzde 2,3'ü ABD ve yüzde 2'si
Fransa kontrolündedir. Yabancılar iki sektörde kesin hâkim konumda; tütünde
payları yüzde 90,4, ilaçta payları yüzde 51. Otomotiv, telekom ve bilgisayar
sektöründe yabancı payı yüzde 50'ye gidiyor. Yabancı payı yüzde 30'u geçen
toplam 9 sektör var. Sigorta ve bankacılık da dâhil yabancıların 11 sektörde
büyük ağırlıkları var.
Yabancı
girişimler Türkiye'ye "yüksek teknoloji" yerine daha çok 'orta -
yüksek' teknoloji getiriyor. "Düşük teknolojili" girişimler oranı,
"yüksek teknolojili" girişimlerin iki katıdır.
Bu
verilerde göstermektedir ki ARGE, teknoloji geliştirme, inovasyon gibi, küresel
rekabetin ana unsurlarının, Türkiye sanayisinin gündeminde ilk sıralarda yer
alması gerekmektedir. Sanayimizi, sürdürülebilir rekabet gücü hedefine
yaklaştıracak adımların süratle atılması, içinde bulunduğumuz kritik dönemde
her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Kamu ve özel sektör işbirliği ile
Türkiye küresel ekonomideki bu sıkıntılı dönemi başarıyla aşmalı ve değişimin
kazananları arasında yer almalıdır.
Geleceği
tahmin etmenin en kolay yolu, onu şekillendirmekten geçmektedir. Sanayileşmenin
temelinin, bilgi üretebilmekten geçtiğini de dikkate alırsak, teknoloji
transferi ile kalkınma ve sanayileşmenin olamayacağı kesindir.
Türkiye'nin
kendi teknolojisini kendisi üretip, sanayileşme ile ulusal ekonomiye katkı
sağlaması, bilim ve teknolojinin, toplumun bütün kesimlerini yakından
ilgilendirdiği, bilim ve teknolojinin ülke sanayisinin yanı sıra ülkenin
uluslararası arenadaki konum ve geleceğini belirleyeceği bilinmesine rağmen
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu konularda duyarsız kalmakta ve çözüm
üretmemektedir.
Ara malı
üreten imalat sektörümüz ekonomi politikalarının gereği enerjiyi pahalı
kullandırılırken, istihdam üzerindeki vergiyi yüksek öderken, kullandığı
kredinin faizi yüksek tutulurken, pahalı üretime karşı Bilim Sanayi ve
Teknoloji Bakanlığı hiçbir önlem ve uyarıcı, tavır koyucu davranmamıştır.
Dünya
pazarlarında üretilen mallarla yerli ürünlerimiz rekabet edemez halde, düşük
kur politikası, ara malları dışarıdan almayı cazip hale getirerek ithalatın
patlaması konusunda da Sayın Bakan'ımızın engelleyici tutumu olmamıştır.
Sanayimizi,
yabancıların ülkemize yapacağı yatırımlara bağlanmasına, üretmeye değil de,
hizmet sektörlerine dayalı büyümenin önünün açılması çalışmalarına kolaylık
gösterilmesinin aracı olan politikaların uygulaması:
Ülke
ekonomisinin ithalata bağımlılığını arttıran ve ülkemizi yabancı ürünlerin
cenneti haline getirerek milli sanayinin rekabet gücünü azaltan, ülkemizde
yerli üretim konusunda çaba göstermeyen ve tüm bunların siyasi sorumlusu Bilim
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında Anayasa'nın 98 ve 99'uncu, TBMM
İçtüzüğünün 106. Maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına arz ederiz.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Gensoruların
görüşme günleri Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek oylarınıza
sunulacaktır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Buyurun.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, bizim on iki tane genel görüşme önergemiz vardı.
Bunlar Genel Kurula sunulmadı. Oysa, İç Tüzük’e göre bunların Genel Kurula
sunulması gerekiyor. Yani Başkanlığa, biz, genel görüşme, gensoru önergelerini
birlikte vermiştik.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, anlayamıyoruz Grup Başkanvekilimizin
söylediklerini.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Genel görüşmeyle ilgili…
BAŞKAN –
Mikrofonu açarız, Sayın Grup Başkanvekilimiz yerine oturursa.
Buyurun.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, bizim gensoru önergeleriyle birlikte
verdiğimiz genel görüşme taleplerimiz vardı. Bilindiği gibi, bu genel görüşme
taleplerinin öncelikle Genel Kurula sunulması gerekiyor ama bugün sunulmadı.
Dolayısıyla Başkanlığın, sunuşlarında, bir bakıma Milliyetçi Hareket Partisi
Grubuna mensup milletvekillerinin verdiği ya da grup adına verdiğimiz bu
önergeleri neden sunmadığını, bir açıklama yapması gerektiğini... Bu, açıkçası
İç Tüzük’e de aykırıdır, usule de aykırıdır.
BAŞKAN –
Tamam Sayın Vural.
Başkanlığa
verilmiş ancak geliş sırasına göre sıraya konulduğu için her gün üçer üçer
okunmak üzere sıraya konulmuş. Gelecek, okunacak efendim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, hayır, böyle bir takdir yetkisi yok.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – “Derhâl” diye bir hüküm var.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Derhâl Genel Kurula sunacaksınız…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük’ün gereği.
OKTAY
VURAL (İzmir) – …dolayısıyla, lütfen, Genel Kurul sunuşları olarak bu görevin
İç Tüzük gereğince yapılmasını istirham ediyorum. “Derhâl…”
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük öyle söylüyor efendim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – İç Tüzük…
BAŞKAN –
Ancak Sayın Vural sadece bugünkü değil, daha önce de verilen çok sayıda iş var,
onlar sıraya konuldu. Niye bugün problem oldu, onu anlamadım ben.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Meclis araştırma önergelerini siz okudunuz…
BAŞKAN –
Tamam.
OKTAY
VURAL (İzmir) – …dolayısıyla Meclis araştırma önergelerinin okunmasıyla ilgili
“derhâl” diye bir hüküm yok. Bu durumda bizim genel görüşme taleplerimizin
derhâl gereğinin yapılması lazım çünkü biz bunların gündeme alınmasını
isteyeceğiz. Okunmadan olmaz. Dolayısıyla okunmayarak bizim bunu gündeme
almamız engellenmiş oluyor, denetim hakkımız engellenmiş oluyor.
BAŞKAN –
Şimdi, Meclis Başkanlığına sunulan çok sayıda Meclis araştırması ve genel
görüşme önergesi bulunmakta. Her gün üçer adet önerge okunmakta; geçmişten bu
tarafa da yapılan bu Sayın Vural. Şimdi niye problem oldu, anlamış değilim
gerçekten.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Problem, çünkü İç Tüzük’e göre “derhâl” diyor. “Derhâl”ın amacı
sıraya değildir ki…
BAŞKAN –
Ama şimdiye kadar hep aynı şey…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Araştırma önergeleriyle ilgili bunu yapabilirsiniz…
BAŞKAN –
Tamam da, teamül, şimdiye kadar, sıraya konup burada üçer üçer okunması.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, sıraya…
BAŞKAN –
Burada bir farklılık, ayrı bir ayrıcalık yapılmıyor ki bugünkü uygulamada.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Genel görüşmenin amacı burada İç Tüzük’te
belirlenmiş, “derhâl” diyor. Yani derhâl nasıl olacak? Genel Kurula sunulması gerekiyor.
Bugün açık bir şekilde nasıl gensoruları okuduysanız genel görüşme taleplerini
de okumanız gerekiyor.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – 102’nci madde.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, 102’nci maddede “…derhal gelen kâğıtlar
listesine alınır…”
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Devamını da oku ama Nurettin Bey.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Yani “derhâl” ifadesine lafzi olarak bakıldığında o bir
yorum olur.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Devamını da oku.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Lafzi olarak bakıldığında “derhâl” ifadesi; “Bu istem
derhâl gelen kâğıtlar listesine alınır.”
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Efendim, hayır, orada nokta yok, virgül var. “Genel Kurula
sunulur.” diyor.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Hayır, bu virgül eylemle ilgili virgül Sayın Başkan.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – “Derhâl alınır, -virgül- Genel Kurula sunulur.” diyor.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Virgül eylemle ilgili; “Genel Kurula ve Hükümete.”
duyurulur. Yani “Derhâl hükûmete duyurulur.” veya “Genel Kurula duyurulur.”
demiyor. Tamam, lafzından giderek yorum yapıyoruz burada çünkü.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Ama Genel Kurula duyuracaksınız.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Bundan sonrası için yorum yapıyoruz Sayın Başkanım.
Dolayısıyla, gelen kâğıtlar listesine alındıktan sonra, derhâl alındıktan sonra
mesele yoktur.
BAŞKAN –
Efendim, İç Tüzük’ün 104’üncü maddesinin üçüncü fıkrası: “Meclis araştırmasının
açılmasında genel görüşme açılmasındaki hükümler uygulanır.”
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Açılmasında” diyor efendim, “sunulmasında” demiyor, “açılması
kararında” diyor. “Açılması” ayrıdır, “sunulması” ayrıdır.
BAŞKAN –
Gündemin altıncı bölümünde de zaten beraber işleme alınıyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim?
BAŞKAN –
Gündemin altıncı bölümünde de beraber işleme alınıyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Evet, açılması hâlinde karar verildiği zaman.
BAŞKAN –
Hayır, ayrıca gündemin altıncı bölümüne bakarsanız, beraber işleme alınıyor
zaten.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Gündemin altıncı maddesinde ne var efendim?
BAŞKAN –
Tüm süreç aynı işliyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim?
BAŞKAN –
Gündemin altıncı sırasına bakarsanız, birlikte işleme alınıyor zaten.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Gündemin altıncı maddesinde ne var efendim, ne var? Beş var,
altı yok ki.
RECEP
ÖZEL (Isparta) – Şu kapağı diyor Başkan.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bu ön görüşmeler, açılmasına karar verilmişse olur. Meclis
Genel Kurulu karar vermeden ön görüşme yapamazsınız ki zaten.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, duyurma işlemini yapmanız lazım.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Duyurma işlemi efendim.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Bu genel görüşme talebi, araştırma önergesi değil.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Efendim, eğer istenseydi “Derhâl Genel Kurula ve hükûmete
duyurulur.” ifadesi kullanılırdı.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, genel görüşme önemli bir denetim vasıtasıdır. Bunun Genel
Kurul tarafından bilinmesi gerekiyor.
BAŞKAN –
Sayın Vural, buradaki zaten “açılma” kelimesi tüm süreci kapsayan bir kelime.
Eğer istiyorsanız buyurun, tutum hakkında tartışma açabilirim yani.
Üç dakika
da süre veriyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – İstirham ediyorum, ben genel görüşme…
BAŞKAN –
Hayır, tamam, birlikte çözüm bulalım, onun için söylüyorum ben yani. Ben
“hayır” demiyorum şeye.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ben diyorum ki: Lütfen,
sunuşlarla ilgili tamamlamayın, bizim genel görüşme taleplerimizi de okuyun ki
yarın bunların bir kısmının gündeme alınmasını isteyeceğiz biz. Okunması
gerekiyor. Duyurulacak ki ben gündeme alınmasını isteyeceğim, teklif edeceğim
belki.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Burada, “derhâl” zorunluluğu, Genel Kurulda…
BAŞKAN –
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:16.21
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.34
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır),
Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin
İkinci Oturumunu açıyorum.
Sayın
Vural, istiyorsanız usul tartışması açarız.
Lehte ve
aleyhte olmak üzere…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Lehte söz…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Aleyhinde efendim.
Efendim,
eğer siz bir bilgilendirme yaparsanız bu konuda, Başkanlığın bu uygulamasının
mesnedi, İç Tüzük’teki yeriyle ilgili… Daha sonra mı yaparsınız yoksa?
BAŞKAN –
Tamam, ben bilgilendirme yapıyorum Sayın Vural.
Sayın
milletvekilleri, Başkanlığa sunulan ve hâlen okunmayı bekleyen Meclis
araştırması ve Meclis genel görüşme önerge sayısı 740’tır.
Bugüne
kadar, uygulamada, Meclis araştırması ve genel görüşme önergeleri aynı usulle
işlem görmektedir. Gündemin altıncı kısmı olan, Meclis araştırması ve genel
görüşme yapılmasına ilişkin ön görüşmeler bölümünde, Başkanlığa sunuluş
tarihlerine ve Genel Kurulda okutulma sırasına göre işleme alınmaktadır.
Okutulmamış Meclis araştırması ve genel görüşme önergeleri bugüne kadar olduğu
gibi siyasi parti gruplarının önerilerine konu olabilmektedir. Ayrıca,
okutulmasalar bile tüm Meclis araştırması ve genel görüşme önergeleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisi web sayfasında yayımlanmaktadır. İç Tüzük’ün 104’üncü
maddesine göre, Genel Kurulda okunarak gelen kâğıtlara alınan önergeler,
Başbakanlığa bu aşamada gönderilmektedir.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Okunmadı ama, bizim de itirazımız, okunmaması.
BAŞKAN –
Her birleşimde, toplamda üç adet araştırma önergesi veya sırası gelmişse, genel
görüşme önergesi okutulmaktadır. Bu, yerleşik bir teamüldür. Uygulamada İç
Tüzük’e aykırı bir durum bulunmamaktadır.
Şimdi,
söz isteyenler, buyurun.
VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- MHP Grubu adına verilen genel görüşme
önergelerinin Genel Kurula sunulmayarak gündeme alınmasının engellendiği
gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Aleyhinde efendim.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Lehte efendim, söylemiştik zaten, geçti kayıtlara.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkanım.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, aleyhte.
BAŞKAN –
Sayın Altay, lehte mi, aleyhte mi istediniz?
ENGİN ALTAY
(Sinop) – Lehte istedim Başkanım.
BAŞKAN –
Lehte istediniz.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – İlk önce Engin Bey istedi, şahidim.
BAŞKAN –
Evet, Sayın Altay, buyurun, lehte söz istediniz.
Üçer
dakika söz veriyorum.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Sayın
Vural’ın iddia ettiği İç Tüzük uygulaması yani uygulama ihlali, esasen
doğrudur. Benim, Başkanın tutumunun lehinde söz alma gerekçem şununla
ilgilidir: Yani bu yanlışlık, şu an oturumu yöneten Sayın Başkan
tarafından yapılan, süregelen bir yanlış
değil. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Dönem Parlamentosunda bu şekilde
yüzlerce İç Tüzük katliamı, ihlali zaten yapıldı Sayın Vural.
Bu
bağlamda, Sayın Başkanın tutumuyla ilgili, Sayın Başkan biraz önce dedi ki:
“Teamüller böyle.” Doğru, Başkan da
teamüllere uydu. Doğrusu nedir? Başkanın
Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’ne uymasıdır ama Bülent Arınç’ın Meclis
Başkanlığıyla başlayan, Köksal
Toptan’la, Mehmet Ali Şahin’le devam eden ve şimdi, Sayın Cemil Çiçek’le
süregelen bu beraber yaşadığımız on yıllık süre içinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü hakikaten müteaddit
defalar ihlal edilmiştir. İç Tüzük katliamı yapılmıştır.
Bakın,
sayın milletvekilleri; Sayın Vural’ın iddiası doğrudur. Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü maddesi Meclis araştırmasının tarifini ve
açılmasını belirlemiştir. Sondan bir önceki fıkrasında da “Meclis
araştırmasının açılmasında genel görüşme açılmasındaki hükümler uygulanır.”
denilmektedir.
Bu
durumda, genel görüşmenin açılmasını düzenleyen 102’nci maddeye göre bu
Parlamentonun, -yanlıştan dönmek bir erdemdir- bütün işleri bir kenara bırakıp,
bugüne kadar görüşülen bütün Meclis araştırma önergelerini, teker teker
104’üncü maddedeki öngörü çerçevesinde burada görüşüp reddetmesi ya da kabul
etmesi lazım. Şimdi, bizim Parlamentonun öncelikli işi budur. Bu işi yapmayıp
da, bu Parlamento bugün, şöyle ya da böyle, Sayın Vural’ın tespit ettiği bu İç
Tüzük ihlalinin gereğini yapmayarak parmak çoğunluğuyla yoluna devam etmesi,
AKP Grubunun öngördüğü gündemle yoluna devam etmesi tam bir hukuk katliamı ve
hukuk ayıbı olur.
Bu
sebeple ben Genel Kurulun sağduyusuna güveniyorum. Teamüller elbette ki
önemlidir ama yanlış uygulamalar, yanlış tatbikatlar teamül olmaz, içtihat
olmaz. Burada hepimizi bağlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne göre
Sayın Vural’ın iddiasının gereği yerine getirilmeden başka bir iş ve işlemi bu
Genel Kurul bana göre, benim hukuk yorumuma göre yapamaz diyorum.
Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Altay.
Şimdi,
aleyhte söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili.
Buyurun.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Anayasa’mıza
göre denetim olarak bakıldığı zaman bilgi edinme ve denetim yollarından olan
genel görüşme, toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir. Dolayısıyla
“görüşülmesi” olduğu için Genel Kurulun bilgilendirilmesi gerekiyor.
Meclis
araştırması ise belli bir konunun incelenme talebidir. Bunda Genel Kurulda,
açıkçası, belli bir konunun görüşülmesi değil, inceleme yapıldıktan sonra bir
görüşme yapılması söz konusu. Onun için İç Tüzük’te derhâl bunun Genel Kurula
duyurulması isteniyor. Sizin Meclis araştırmasıyla ilgili 3 tane önergeyi
okutmanız… 5 tane okuyun, 6 tane okuyun, 7 tane okuyun, genel görüşme
önergelerini okuyun. Toplumu ve devleti ilgilendiren bir faaliyet. Bunu
okumazsanız biz nasıl gündeme aldıracağız? Dolayısıyla bu konuda Başkanlık Divanının
muhakkak bu genel görüşme önergelerinin bir an önce Genel Kurula duyurulmasını
temin etmesi gerekiyor. Bakın, gensoruyu okudunuz, süreye tabi. Niye çünkü İç
Tüzük’te yazıyor. O zaman sizin genel görüşmeyi de muhakkak Genel Kurulun
bilgilerine arz etmeniz gerekiyor.
Şimdi
buradan bir konuda bir bilgi edinmek istiyorum. Bilemiyorum, karşılıklı
münazaraya dönüşmez ama hükûmete bunu bildirdiniz mi, bir genel görüşme?
BAŞKAN –
Az önce ben açıklamalarımda Başbakanlığa daha sonra gönderildiğini söyledim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Gönderilmiş? Şimdi…
BAŞKAN –
Daha sonra gönderileceğini söyledim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Gönderilecek, daha gönderilmedi değil mi derhal işlemiyle
ilgili? Anlıyorum.
Şimdi,
genel görüşmeyle ilgili, ben, huzurlarınıza, hem Genel Kurula hem
vatandaşlarımıza Türkiye’yi ilgilendiren böylesine önemli bir konuyu duyurmak
istiyorum. Bunun duyurulması gerekiyor. Şeffaf bir Türkiye Büyük Millet Meclisi
çalışması için bence genel görüşme önergesinin burada öncelikle okunmasını
temin etmeniz gerekiyor. Derhâl işlemi…
Bakın,
Meclis araştırmasında ifadede bulunmuyor ama burada “derhâl” diye söylüyor. O
zaman Başkanlığın bu derhâl işlemini yapması gerekiyor. Muhalefet olarak bizim
denetim günlerimizi alıyorsunuz. Salı günleri denetim yapılması lazım. Biraz
sonra çıkacak AKP Grubu, denetim yapılmaması… Vatandaşın hakkının, hukukunun
yok edilmesine karşı muhalefet sorgu yapmasın.
Şimdi, bu
sunuşlar aynı zamanda millet tarafından da “Hangi konularda muhalefet ne
istiyor?” derken bunları da takip ediyorlar. Dolayısıyla bu genel görüşme
talebinin muhakkak okunması gerekiyor.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Lehte söz
isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Şimdi,
önce şunu belirtmekte fayda var: Biraz önce de ifade edildi ama son derece
önemli, bu hüküm, bu uygulama 22’nci Dönemde başlamadı, daha önceki dönemlerde
de yani Milliyetçi Hareket Partisinin, Cumhuriyet Halk Partisinin ya da başka
herhangi bir siyasi partinin geçmişte iktidar partisi olduğu dönemlerde de bu hüküm aynen bu şekilde uygulandı, aynen.
Dolayısıyla sanki bu uygulama, ilk kez, AK PARTİ’nin iktidar olduğu dönemlerde
başlamış gibi bir algı ya da imalar söz konusu; böyle bir durum mevcut değil.
Önce onun altının çizilmesi gerekiyor, bu bir.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin ) – Bu, çok net değil ama.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Net yani çok net, bana göre çok net.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Araştırılırsa aksine uygulamaların olduğunu da
görürsünüz.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – İzin verirseniz…
Bakın…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – İç Tüzük’e daha riayet edişini göreceksiniz.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Farkında mı bilemiyorum arkadaşlar ama biraz önce Sayın
Vural’ın ifade ettiği şekilde eğer yorumlanırsa ya da Engin Bey’in ifade ettiği
şekilde, Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen bloke edilir, çalışamaz hâle
getirilebilir. Neden? Herhangi bir siyasi parti, fark etmez herhangi bir siyasi
parti grubu, her gün -örnek olarak söylüyorum- 50 tane Meclis Genel Görüşme
önergesi verebilir. Verebilir mi? Verebilir. Bir sınırlama var mı? Yok.
OKTAY
VURAL (İzmir) – İç Tüzük’te “Denetim salı günleri yapılır.” deniyor, denetimi
iptal ediyorsunuz. Siz denetimi niye iptal ediyorsunuz?
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – İzin verirseniz.
Bakın
yani neden böyle olduğunun da aslında gerekçesi bu aynı zamanda. 100 tane, 50
tane genel görüşme önergesi verebilir ve uzun olabilir, yani 500 kelimeye kadar
da olabilir. Bunun sadece okunması aşağı yukarı herhâlde bir sekiz on saat
sürer. Ne demek bu? Ve eğer bu yoruma göre diğer bütün Meclisin faaliyet
alanlarına giren konulardan önce eğer okunması gerekiyorsa, öyle yorumlanması
gerekiyorsa o zaman bu, fiilen Meclisin tatil edilmesi, milletin iradesinin
hiçbir şekilde hayata geçirilememesi anlamına gelir.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Niye, burası milletin iradesini temsil etmiyor mu?
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Kanun yapamaması, başka hiçbir şey yapamaması anlamına
gelir. Öyle değil mi? Fiilen bu mümkün. Mümkün mü?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Milletin iradesini temsil etmiyor mu? Anayasa’da benim denetim
hakkım var ya! Senin parmak çoğunluğun varsa benim de hukukum var. Hukuka,
hukuka… Önce hukuk, önce hukuk…
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla böyle bir değerlendirme, böyle bir yorum
kesinlikle ne İç Tüzük’ün bu maddesine uygun ne de aynı zamanda mantığa uygun,
çünkü bununla herhangi bir dönemde herhangi bir zamanda…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hak güçlü olanın değil, haklı olanındır.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – …Meclisin faaliyetlerini yürütememesi gibi fiilen kapanması
anlamına gelecek bir durum ortaya çıkabilir. Yani hiçbir arkadaşımızın ben
böyle bir meramının, böyle bir düşüncesinin, böyle bir arzusunun olduğunu
düşünmüyorum ama öneri buna yol açabiliyor. Herhangi bir siyasi parti herhangi
bir zamanda bugün, yarın, on sene sonra, beş sene sonra, üç sene sonra… Böyle
bir şey olabilir mi?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Siz temel kanunları istediğiniz gibi yapıyorsunuz da…
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Böyle bir önerinin savunulması mümkün olabilir mi değerli
arkadaşlar? Ayrıca biraz önce de söyledim, buradaki…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – …“derhâl” ifadesi, sadece Gelen Kâğıtlar listesine alınmaya
ilişkindir, virgülden sonrasını kapsamaz. Başkanlığın tutumu doğrudur.
Hepinize
saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Kötüye kullanılır” diye bir hak ortadan kaldırılabilir mi, yok
sayılabilir mi ya?
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Aleyhte
söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii,
burada, şu ortak paydayı ifade edeceğiz: Burada hukuk kuruyoruz, hukuku hukukun
içinde kalarak kurmak mecburiyetindeyiz. Buranın hukukunu İç Tüzük belirliyor.
İç Tüzük gayet açık ve net. Diyor ki: “Hükûmete ve Meclise derhâl sunulur.”
Bunun bir başka anlamının olmaması lazım. Bir başka denetim aracı olarak
araştırma önergelerinin derhâl sunulması gibi bir hususu kanun koyucu buraya
koymamış ama genel görüşmenin derhâl Genel Kurula ve Hükûmete sunulması
gerektiğini bir hüküm olarak yazmış. Buna uymak mecburiyetindesiniz. Buna
uymadığınız takdirde İç Tüzük’ü ihlal etmiş olursunuz. Hukuku hukuksuzlukla,
hukuka uymadan düzenlemiş olursunuz.
Değerli
arkadaşlar, bizim genel görüşme talebimiz bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Bakın,
iktidar -her defasında söylüyoruz- burada Meclisin gündemini belirleyecek ama
Meclisin gündemi, milletin gündemi olmak mecburiyetinde. Bize göre, Hükûmetin
getirdiği kanun tasarı ve teklifleri milletin öncelikli gündemi değil. Biz,
şimdi, bu genel görüşme önergelerinde 2/B uygulamalarının incelenmesini
istiyoruz. Milletimiz perişan, halkımız perişan, 2/B uygulamalarından dolayı
çok ciddi bir mağduriyet var.
Bizim bu
genel görüşme taleplerimizden biri Suriye. “Yaşanan Suriye krizinin, sınır
bölgelerindeki illerin ekonomisindeki olumsuz etkilerinin genel görüşmesini
yapalım.” diyoruz. “TOKİ uygulamalarının vatandaşlar nezdindeki olumsuz
sonuçlarını bir genel görüşme anlamında buraya getirelim, tartışalım.” diyoruz.
OKTAY
VURAL (İzmir) – 4+4…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Bunlar milletin gündemi. Şimdi, milletin gündemini siz “İşte,
teamüller…” Ben bu konuda Divanın çok doğru, çok bilgiye dayalı doğru söylediği
kanaatinde değilim, aksine uygulamalar da var.
Bakınız,
denge ve denetim, bu sistemin işleyişinin temel unsuru. Siz, muhalefet ve
iktidar arasında denge ve denetimi İç Tüzük’le sağlamak mecburiyetindesiniz. İç
Tüzük diyor ki: “Salı ve çarşamba günü denetim yapılacak.” Denetimi
kaldırıyorsunuz parmak çoğunluğunuzla. Muhalefet partileri Anayasa’nın
kendilerine yüklediği yükümlülüğün gereği, denetimi yapacaklar. Hükûmete
sunulmadığı konusundaki bilgi de doğru olmayabilir. Bu genel görüşme
önergelerinin Hükûmete gönderildiği yönünde bir duyumum da var benim ama
Meclise niye sunulmuyor? Arzu ettiğimiz şey… Biz, yarın, bu genel görüşme
önergelerimizden bir ikisinin buraya getirilmesini isteyeceğiz, okunmadan nasıl
getireceğiz değerli arkadaşlar? Dolayısıyla “Sıraya koyduk, sırası gelince
getireceğiz.” tezi doğru değil, muhalefetin engellenmesidir, İç Tüzük’ün
ihlalidir. Onun için, Sayın Başkanlığın, bu konuda İç Tüzük’e uymasını talep
ediyoruz, şu andaki uygulaması İç Tüzük’e aykırıdır. Burada bu anlayışla
yürütülecek müzakereler gayrimeşru olacaktır.
Bilgilerinize
arz ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, genel görüşme önergelerinin Meclis araştırması önergelerinden
ayrı tutularak işlem görmesi iddiası üzerine yapılan usul tartışması
sonrasındaki Başkanlığımızın tutumunu açıklıyorum:
İç
Tüzük’ün 104’üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre Meclis araştırması
açılmasında genel görüşme açılmasındaki hükümler uygulanır. 102’nci madde ise
“Genel görüşmenin açılması” başlığını taşımakta olup sürece ilişkin işlemler
gösterilmiştir. “Açılma” ifadesi sadece görüşmeyi kapsamamakta, gelen kâğıtlar
listesine alınmadan Genel Kurulun bilgisine sunma ve gündeme girişi de
içermektedir. Gündemin altıncı kısmında araştırma ve genel görüşme
önergelerinin birlikte yer alması, yerleşik teamül olarak her birleşimde
sınırlı ve belirli sayıda önerge okutulması da göz önüne alındığında
Başkanlığımızın tutumunda bir değişiklik olmamıştır.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, yani, tabii ki o kürsüden…
BAŞKAN –
O zaman, oylayalım Sayın Şandır istiyorsanız, yapacağım bu, benim başka
yapabileceğim bir şey yok ki. Şimdiye kadar yapılan uygulama karşısında…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Yani oylamayla eğriyi doğrultamayız. Parmak çoğunluğuyla
hukuku doğrultmamız yanlıştır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani oy tehdidiyle ilgili, sizin takdirinizdir.
BAŞKAN –
Hayır, şimdi, yani ne yapmamı?.. Ne yapmamız gerekiyor? Bugüne kadar bu
uygulama…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Yarın genel görüşme önergelerimizin gündeme alınması için
Danışma Kurulu alacağız. Burada okunmadan bunu nasıl sağlayacağız?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Yapabilirsiniz, bunda bir engel yok.
BAŞKAN –
Ama şimdiye kadar bu uygulama devam ederken, hiç kimse sesini çıkartmadan
gelmişken, niye bugün yapılıyor, anlaşılmış değil yani?
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Anladım da, niye İç Tüzük’ü dikkate alıp uygulama
yapmıyorsunuz da…
BAŞKAN –
Biraz önce Sayın Canikli açıkladı, “bundan önceki iktidarlar döneminde” dedi
-iktidar ismi vermeden- tüm dönemlerde geldiğini söyledi ki uygulama da o
şekilde.
ERKAN
AKÇAY (Manisa) - Sizi bundan önceki iktidarlar değil, İç Tüzük bağlar.
BAŞKAN –
Örneklerini getirelim o zaman, okutalım burada teker teker.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Bizim için, toplumun önemli gündem konusu olan konuların
Genel Kurulda görüşülmesi… Bunun yolu genel görüşme önergesi.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Burada bir engel yok Sayın Başkan.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani Oslo’nun konusu mu önemli, milletin konusu mu önemli?
Büyükşehrinkini alacaksınız da, Oslo’daki görüşmelerdeki mutabakatları buraya
getiriyorsunuz da…
BAŞKAN –
Ben de açıklamayı yaptım, sıraya koydum üçer üçer. Geçmişten bu tarafa okunduğu
gibi bundan sonra da okunacak diye.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım.
BAŞKAN –
Buyurun.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, şu suçlamanın altında kalırsınız.
BAŞKAN –
Niye kalayım canım? Lütfen…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Suçlamanın altında kalırsınız.
BAŞKAN –
Hayır, ben değil, şimdiye kadar tüm uygulamaların altında kalınacaksa, herkes
kalır yani Sayın Şandır.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük ihlali yapıyorsunuz, İç Tüzük ihlali yaparak devam
edeceğiniz müzakereler gayrimeşru olur.
BAŞKAN –
Sayın Şandır, İç Tüzük ihlali diye kastettiğiniz şey, ilk defa bugün yapılmış
olsa, tamam, doğru. Bir ihlal varsa bunun altında ben kalırım…
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, günde 10 tane adam öldürülüyor, adam öldürmek
meşru mu peki?
BAŞKAN –
Ancak, eğer bu uygulama geçmişten bugüne kadar devam ediyorsa o zaman…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Tersi var burada, karşı uygulamalar var Sayın Başkanım,
inceleyin göreceksiniz.
BAŞKAN –
Ama teamülü konuşuyoruz biz, şimdiye kadarki uygulamaları konuşuyoruz,
çıkartalım onları o zaman.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Teamül, sizin ifadenizle “teamül”.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, teamül, yasanın olmadığı yerde geçerli.
BAŞKAN –
O zaman bu İç Tüzük ihlalinin altında her iktidar ve her başkan vekili, her
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı kalır yani.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim biz, bugün
denetim günü, denetim yapılsın istiyoruz, millet adına denetim yapılsın
istiyoruz.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Yani denetim yapılması teamül değil mi? Ona niye itiraz
etmiyorsunuz? Biraz sonra iktidar grubunun grup önerisi…
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, açıklamalarınız tatmin etmedi Genel
Kurulu.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Yani bu gerekçeniz doğru değil efendim.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Madem emsal var, “Okutabiliriz.” dediniz, onları
okutun.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – O emsalleri getirin, okutun.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Emsal getirin, okutun.
BAŞKAN –
Getirelim emsalleri.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Okutun Sayın Başkan.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - Sayın Başkan, karar
veriyorsunuz ama usul hakkında, ara verin bir bakın.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) - Sıklıkla yapılırsa meşru mu olur Sayın Başkan?
BAŞKAN –
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.54
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.18
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır),
Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin
Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Sayın
milletvekilleri, geçmiş dönemlerde de genel görüşme önergelerinin Başkanlığa
sunulmasının hemen ardından Genel Kurulda okutulmadığı ve derhâl Başbakanlığa
bildirilmediği görülmektedir.
Örneğin,
21’inci Dönemde (8/18) esas numaralı Genel Görüşme Önergesi Başkanlığa
01/3/2001 tarihinde sunulmuş, Genel Kurulun 22/3/2001 tarihli Birleşiminde
okunmuş ve Başbakanlığa 27/3/2001 tarihinde gönderilmiştir.
Diğer bir
örnek ise, yine aynı dönemde (8/20) esas numaralı Genel Görüşme Önergesidir. Bu
önerge de 25/9/2001 tarihinde Başkanlığa gelmiş, 09/10/2001 tarihinde Genel
Kurulda okutulmuş ve 12/10/2001 tarihinde Başbakanlığa gönderilmiştir.
Benzer
şekilde diğer dönemlerde de benzer uygulamalar görülmektedir.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Peki, şimdi Başbakanlığa gönderildi mi efendim bunlar?
BAŞKAN –
Zaten ben açıklamamda söyledim Sayın Vural “Gönderilmedi.” diye. Biraz önce
soruldu, gönderilmediğini söyledim ben size.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Peki, Sayın Başkanım, anlaşılan tutumunuzda bir değişiklik
olmayacak.
BAŞKAN –
Evet.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Şimdi, İç Tüzük’ün 104’üncü maddesine göre bu “derhâl” konusunu
gelen kâğıtlara izafe ettiğiniz anlaşılıyor ama 5 Kasım Pazartesi günlü gelen
kâğıtların içerisinde de yok.
BAŞKAN –
O da yok, doğru.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yok.
BAŞKAN -
Doğru efendim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – O zaman bu konuda da bir…
BAŞKAN –
Okunduğu gün alınıyor efendim, okunduğu gün.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim?
BAŞKAN –
Okunduğu gün alınıyor derhâl.
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Derhâl” o zaman…
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Benim söylediğimi söylüyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Şimdi, biraz önce
Nurettin Bey dedi ki: “Derhâl gelen kâğıtlara alınması gerekiyor.”
BAŞKAN –
Sayın Vural, biraz önceki açıklamalarımız onu da kapsıyor, yani Türkiye Büyük
Millet Meclisinde bugüne kadar aynı uygulama yapılmakta. Yani bugün…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Şimdi, sizin lehinizde konuşan…
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Benim söylediğimi söylüyor, benim açıklamam.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım, bunun derhâl gelen kâğıtlara alınmaması İç
Tüzük’e aykırı değil mi?
BAŞKAN –
Sayın Vural, bugün bu konuda farklı bir uygulama yapılmış değil, ben onu
anlatmak istiyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Peki, ben aynı şekilde şu soruyu soruyorum: Biraz önce
örneklerini verdiniz. Bu genel görüşme ya da Meclis araştırması talepleri
derhâl gelen kâğıtlara alınmamış mı?
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Alınmamış.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Alınmamışsa, o zaman…
BAŞKAN –
Alınmamıştır, evet.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Nasıl alınmamış?
BAŞKAN –
Okunduktan sonra diyorum, okunmasıyla birlikte diyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, öyle bir şey olur mu?
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Hayır Başkanım, yanlıştır.
OKTAY
VURAL (İzmir) –Öyle bir şey olur mu canım ya? O ancak gündeme alınmasıdır.
BAŞKAN –
Maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne kadar aynı uygulamalar onlar
için de geçerli efendim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, o gündeme alınmasıyla ilgili husustur, şu gündem
listesine girmesiyle ilgili husustur. Okunmadan…
BAŞKAN –
Kaldı ki biraz önce açıklamalarımda da söyledim “Zaten grup önerisiyle de
getirebilirsiniz.” diye.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan...
BAŞKAN –
Buyurun.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ben Başkanlığın yaptığı uygulamadan bahsediyorum, diyorum ki…
Bakın, İç Tüzük açık, diyor ki: “Derhâl gelen kâğıtlarda yayınlanır.” Değil mi?
BAŞKAN –
Sayın Vural, ben de aynı şeyi söylüyorum, ben de diyorum ki derhâl yapılmadı
şimdiye kadar tüm uygulamalarda, teamül hâlinde bu şekilde.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır efendim, siz bildirilmemiş…
BAŞKAN –
Yani, bugün farklı bir uygulama yok bu konuda.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır, hayır, hayır, gelen kâğıtlarla ilgili bir şey
konuşmadınız.
BAŞKAN –
Evet, gelen kâğıtlarla ilgili söylüyorum, deminden bu tarafa konuştuğumuz gelen
kâğıtlarla ilgili.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır, bildirilme işini söylediniz siz, Genel Kurula bildirme
işini söylediniz.
BAŞKAN –
Siz sordunuz, ben de cevap verdim derhâl…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, siz Genel Kurul ve hükûmete bildirme tarihlerini
verdiniz, gelen kâğıtlarda yayınlanma ifade etmediniz.
BAŞKAN –
Sayın Vural, uygulama, Genel Kurulda okunduğu gün gelen kâğıtlara alınıyor ve
daha sonra da, evet, hükûmete bildiriliyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Öyle bir şey olur mu? Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu
canım? Ya İç Tüzük… Böyle bir teamül olmaz.
BAŞKAN –
Tartıştığımız şey aynı işte, onu söylüyorum ben.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sonra da Genel Kurula bilgi verir.
BAŞKAN –
Maalesef teamül bu, geçmişten…
OKTAY
VURAL (İzmir) – İyi bak.
Sayın
Başkan, biz diyoruz ki… Okunmaması konusunu tartışırken, şimdi siz gelen
kâğıtlara bile yazmam diyorsunuz.
BAŞKAN –
Yazmam demiyorum Sayın Vural, lütfen… Niye öyle söylüyorsunuz ki?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Öyle diyorsunuz.
BAŞKAN –
Hayır, öyle demiyorum ben.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Öyle diyorsunuz.
BAŞKAN –
Benim sözlerim açık.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Öyle diyorsunuz.
BAŞKAN –
Bu, 24’üncü Dönemde, bugün uygulanan bir hadise değil; 23’üncü Dönemde, 22’nci
Dönemde, 21’inci Dönemde, 20’nci Dönemde, geriye doğru ne kadar giderseniz…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hayır, hayır, hayır, öyle değil. Bakın, bu konuda
-Nurettin Bey hatırlar- gelen kâğıtlarda basılmadığı için burada tartışma oldu,
sonra siz orada gelen kâğıtlarda bastınız, ondan sonra görüşülebildi.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Bakın, Sayın Başkan, uygulama…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yok öyle şey. Gelen kâğıtlarda derhâl bastırma zorunluluğunuz
var.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Uygulama gelen kâğıtlar listesi dâhil eskiden olduğu gibi,
hiç değişen bir şey yok.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Gelen kâğıtta yok.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – 21’inci Dönemde nasılsa şu anda da öyle.
BAŞKAN –
Okunduğu gün gelen kâğıtlara alınıyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bakın, Nurettin Bey, siz dediniz ki: “Derhâl gelen kâğıtlara
alınması lazım.” İşte, pazartesi günkü gelen kâğıtlar, yok.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Bakın, ben şunu söylüyorum: 21’inci Dönemde, 20’nci Dönemde
nasılsa bugün de öyle. Gelen kâğıtlar listesine alınması da dâhil olmak üzere
söylüyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Canikli, siz biraz önce kürsüden dediniz ki: “Derhâl olan
gelen kâğıtlardır.” Şimdi sözünüzden cayıyor musunuz? Cayıyor musunuz
sözünüzden?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Vural, o benim kanaatim, o benim görüşüm.
BAŞKAN –
Evet, Sayın Vural, teşekkür ediyorum. Konu yeterince açıklanmıştır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, bizim önergelerimize ambargo koyamazsınız!
BAŞKAN –
Hayır, ambargo koyan yok efendim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Siz gelen kâğıtlarda yayınlatmayarak bizim denetim yetkimizi
fiilen kısıtlıyorsunuz, yok sayıyorsunuz. Gelen kâğıtlara basmak zorundasınız.
Bu, İç Tüzük’ün amir bir hükmüdür. Okuyup okumamayla ilgili bir teamülden
bahsettiniz ama derhâl kâğıda basmak zorundasınız. Milletten niye
saklıyorsunuz? Meclisten niye saklıyorsunuz?
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
Milletten
hiçbir şey saklanmıyor. Geçmişten gelen teamül neyse devam ediliyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Geçmişle ilgili değil. Gelen kâğıtlarda, gösterin bakalım,
geldiği zaman…
BAŞKAN –
Gensoruların görüşme günleri Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek
oylarınıza sunulacaktır.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza
sunacağım…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, gelen kâğıtlarla ilgili uygulamayla ilgili usul
tartışması istiyorum.
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Vural.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Aleyhinde.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Lehte.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Lehte.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Lehte.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Lehte.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Aleyhinde.
BAŞKAN –
Ama lehte aleyhte söz alıp da herkesin de lehte aleyhte konuşması gerekir yani
burada Başkanlık eleştirilirken…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, irademize ipotek koymayın. “Aleyhte” diye
kaldırdım.
BAŞKAN –
Hayır, Sayın Günal, niye çağırıyorsunuz ki? Anlaşılıyor sözünüz.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Hayır, niye bağırıyorsunuz? Bizim ne konuşacağımıza siz niye
karar veriyorsunuz? “Aleyhte” diye söz istedik.
BAŞKAN –
Ama yapılanda samimi olmak gerekir yani. Onu da söylemek hakkımız yani, kusura
kalmayın lütfen. Siz çıkacaksınız…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Evet, görüyoruz samimiyeti! Sırayı doldurup doldurup teşekkür
edip inenlere bir şey demiyorsun ama değil mi?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Milletvekillerinin samimiyetini test edecek konumda değilsiniz!
BAŞKAN –
Evet, lehte yazıyorum efendim.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – “Aleyhte” diye ben en önce kaldırdım.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Siz milletvekilinin samimiyetini nasıl test edersiniz?
BAŞKAN –
Siz Başkanlığın samimiyetini test…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Önce siz samimi olun!
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Tutanaklara bir bakın, önce ben söz istedim.
BAŞKAN –
Evet, aleyhte başka, Sayın Günal’dan sonra?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Lehte.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – İlk lehte ben istedim, tutanaklara bakın.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bu grup ilk önce istedi.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, 4 arkadaş bu gruptan ilk önce istedi.
BAŞKAN –
Evet, Sayın Nurettin Bey. Başka?
Evet,
usul tartışmasında lehte söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
2.- MHP Grubu adına verilen genel görüşme
önergelerinin Gelen Kâğıtlarda derhâl yayınlanması gerektiği hâlde
yayınlanmadığı gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi,
biraz önceki tartışmada arkadaşlarımız bu uygulamanın gerçekten eskiden beri bu
şekilde yürütülegeldiğinden emin olmak istediler.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – O net değil Nurettin Bey. Aksi uygulamalar var, ben bulup
onları getireceğim.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – İzin verin.
Somut
olarak, biraz ara verildi.
OKTAY
VURAL (İzmir) – İki tane buldun, topu topu iki tane buldun.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Efendim, iki tane, yani…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Yani aksi uygulamalar içinde…
OKTAY
VURAL (İzmir) – On üç yılda iki tane buldular.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Çünkü genel görüşme önergesi çok fazla kullanılan bir
mekanizma değil biliyorsunuz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, aksi uygulamaları buraya getirdiğimizde ne
diyeceksiniz?
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla olduğu kesin. Tartışmasız bir şekilde, benim
biraz önce ifadeye etmeye çalıştığım tarzda ve onu doğrulayacak şekilde, önceki
dönemlerden beri aynı uygulamanın devam ettiği çok net bir şekilde ortaya
çıkmıştır.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Doğru değil. Aksi uygulamaların örneğini getireceğim şimdi.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Burada herhangi bir tereddüt, tartışma söz konusu değil.
Yani son 22’nci , 23’üncü Dönemde yeni bir uygulama başlatılmamıştır bu konuda.
Orada herhangi bir problem yoktur. Sadece bu konuda değil, aynı zamanda gelen
kâğıtlara alınma konusunda da herhangi bir farklı uygulama söz konusu değildir.
Geçmiş dönemlerde de aynı uygulama, gelen kâğıtlara alınma itibarıyla bu şu
anda uygulandığı şekilde yürütülegelmiştir. Bir farklılık, farklı durum, arada
bir değişiklik söz konusu değildir. Benim söylediğim şu: Bakın, oradaki
“teknik” ifadesiyle “Gelen kâğıtlara alma” ifadesi Başkanlığın okunduktan sonra
alma uygulamasıyla örtüşmemektedir. Bu ikisi farklı şey. Neden farklı? Çünkü
gelen kâğıtlara atfedilen içerik farklıdır, ondandır. Yani aslında Meclis
Başkanlığınca her gün gelen kâğıtlara alınır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Almıyor, almıyor.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Fiilen alıyor aslında, bakın, fiilen alıyor. Bu benim
yorumum, benim kanaatim.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Hayır. Ama teknik anlamda, okunduktan sonra alıyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Olur mu ya? Okunduktan sonra alınır mı?
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Fakat ben şunu söylüyorum: O sıraya konulması dahi bu gelen
kâğıtlar listesine alınma anlamına gelir. Benim yorumum, kanaatim bu şekilde.
Dolayısıyla 102’nci maddedeki bu şart, bu yönüyle, “derhâl” ifadesiyle yerine
getirilmiş olmaktadır yani sunma sırasına giriyor, Başkanlığa veya Genel Kurula
sunulma sırasına giriyor -önemli olan budur- işlem sırasına giriyor. “Derhâl”
kelimesiyle bu yerine getirilmektedir.
Dolayısıyla,
bu anlamda, biraz önce Sayın Vural’ın söylediği noktada herhangi bir çelişki
söz konusu değildir. Benim açıklamalarımda da çelişki söz konusu değildir. Yani
Başkanlığın buna yüklediği, gelen kâğıtlara yüklediği anlam ile benim
kastettiğim anlam farklıdır. Benim kastettiğim anlam sadece sıraya sokulmasıdır,
işleme alınmak üzere sıraya sokulmasıdır. Bu da yapılıyor zaten ama Başkanlığın
yorumladığı, uyguladığı anlamıyla -aynen öyle, uyguladığı anlamıyla- okunduktan
sonra, Genel Kurula sunulduktan sonra gelen kâğıtlar listesine alınmaktadır.
Durum budur. Bu noktada da Başkanlığın uygulaması doğrudur.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Aleyhte
söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Sayın Vural, Sayın Günal istedi.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Vural’a sıramı devrediyorum, sonrakinde ben söz
alacağım.
BAŞKAN -
Oktay Vural, İzmir Milletvekili, buyurun.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, şüphesiz, Milliyetçi Hareket Partisi
olarak başta şunu ifade etmeliyim ki büyükşehir belediye yasasıyla milletin
seçme hakkını yok eden, köyünü ortadan kaldıran ve bölgesel yönetimlerin önünü
açan bir tasarının görüşülmesinin ne kadar ötelenirse milletimiz için o kadar
hayırlı olduğunu bu vesileyle ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla, hayırsız olan
bir işin Meclis Genel Kurulunda görüşülmemesini arzu ediyorum.
Bu konu
doğrudan doğruya İç Tüzük’ün amir hükmü. Diyor ki İç Tüzük’te: “Genel görüşme
istemi derhâl gelen kâğıtlar listesine alınır.” Biraz önce Sayın Nurettin
Canikli bu “derhâl” kelimesinin gelen kağıtlarla ilgili olduğunu ama Genel
Kurula sunumla ilgili olmadığını söyledi. Şimdi, Sayın Canikli, yani ya şimdi
söylediğiniz yanlış ya daha önce söylediğiniz yanlış.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – İzah ettim Sayın Vural, izah ettim.
OKTAY
VURAL (Devamla) - Dolayısıyla derhâl gelen kâğıtlara alınması lazım. Neden
gelen kâğıtlara? Çünkü milletvekilleri neyin gelip gelmediğini öğrenmek
istiyor.
Bakın,
gensoru önergeleri hemen alınmış. Bakın, alınmış hemen. 6 tane gensoruyu hemen
almışlar pazartesi günkü. Dolayısıyla, milletvekillerinin bu konuda Meclis
Genel Kuruluna sunulan araştırma önergeleri, soru önergeleri, bunların hepsinin
alınması gerekiyor. Milletvekilinin haberi olacak.
Şu
gündeme alınıp alınmama konusu okunmadan sonradır zaten. Gündemde olmayan bir
konunun görüşülmesi mümkün değil. Onun için, bu okunacak gündeme alınacak ki
biz de bunun görüşülmesini isteyeceğiz.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Grup önerisi getirebilirsiniz.
OKTAY
VURAL (Devamla) - Siz bir kanun teklifini gündeme almadan burada görüşülmesini
temin edebilir misiniz? Yapamazsınız. Yapamazsınız.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Danışma Kurulu grup önerisi getirebilirsiniz.
OKTAY
VURAL (Devamla) - Yapamazsınız. Gündemde olmayan bir konuyu görüşemezsiniz.
O
bakımdan, Sayın Başkan şunu söyledi, dedi ki: “Derhâl kâğıtlarda yayınlanmadı.”
Biraz önce ifade ettiğiniz hangi konu gelen kâğıtlarda yayınlanmamış da ne
zaman yayınlanmış? Burada okunduktan sonra olur mu? “Derhâl” diyor. Sizin için
“derhâl” bir yıl sonraysa, altı ay sonraysa, üç ay sonraysa… Millet, niye
atanamayan öğretmenlerin sıkıntısıyla ilgili verdiğimiz bir genel görüşme
talebini burada dinlemesin? Niye perişan olan çiftçilerin, hayvancıların
durumunu öğrenemesin? Muhalefetin de ne yaptığını öğrenmek istiyor.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Grup önerisi getirebilirsiniz Sayın Vural.
OKTAY
VURAL (Devamla) - Buradaki gündemde yer alan hususlar dışında, bunlarla ilgili
olarak bu genel görüşmelerin gelen kâğıtlara gelmesi milletvekiline saygının
gereğidir. Bu milletvekilleri nereden öğrenecek neyin ne olduğunu?
Bu
bakımdan, uygulama yanlıştır. Derhâl kâğıtlara basılmasını temin edin bunların,
derhâl.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OKTAY
VURAL (Devamla) – Derhâl basılmasını temin edin ve bugünkü gündemde de yoksa
Sayın Başkan, pazartesi günkü gelen kâğıtlarda yok. Salı günkünde var mı, yok
mu? İnternet sayfasında yok zaten. Salı günü ne geldi, ne bitti bilmiyoruz.
Yok. Milletvekilleri biliyor mu? Biliyor musunuz arkadaşlar? (MHP sıralarından
“Bilmiyoruz.” sesleri) Kapalı kapılar ardında Meclis çalışması yapılmaz.
O
bakımdan, bu uygulama yanlıştır. Derhâl, gelen her türlü milletvekili
müracaatının gelen kâğıtlara basılması gerekmektedir.
Arz
ederim.
Teşekkür
ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederim Sayın Vural.
Lehte söz
isteyen Ahmet Aydın…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, tutanakları inceletmeniz gerekir. 61’e göre söz,
istem sırasına göre verilir. Tutanaklarda bu açıktır. Herkesten önce ben söz
istedim. Bu bir söz gasbıdır. Lehte Sayın Ahmet Bey’e söz veremezsiniz.
BAŞKAN –
Sayın Altay, sizi aleyhte yazdık.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Olmaz Başkanım, ben lehte söz istedim. Tutanaklar var burada.
BAŞKAN –
Ama genel uygulama bir lehte, bir aleyhte söz olarak veriliyor.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, tutanaktan daha büyük bir şey var mı burada
sizi bağlayan, bizi bağlayan? Yok.
BAŞKAN –
Hayır, tutanaklara da bakalım ama aleyhte ikinci…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Lütfen, ara verin, tutanaklara bakın. Göreceksiniz, ben
herkesten önce söz istedim. Sözümü de kimseye yedirmem.
BAŞKAN –
Anladım da Sayın Altay, ne anlatmak istiyorsunuz, anlaşılır gibi değil ki.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Nasıl?
BAŞKAN –
Burada ikinci sırada sizi çağıracağız. Aleyhte söz isteyen…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, lehte üç konuşmacıya söz verebiliyor musunuz,
lehte?
BAŞKAN –
Ama lehte söz istedi.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Nasıl? Üçüncü konuşmacıya mı vereceksiniz? Benim sıram var,
sadece biz değiştik. Önce Sayın Oktay Vural… Beni çağırmadınız mı az önce?
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Lehte 2 tane söz verirsiniz. Lehte benim. Tutanaklara bakmadan
Sayın Aydın konuşamaz, asla.
BAŞKAN –
Ama Sayın Günal’ın yerine ben Sayın Vural’ı çağırdım sanki.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ben istedim zaten efendim. Usul tartışmasını isteyen benim,
“Aleyhte.” diyen benim zaten.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bakın, lütfen, doğru dürüst yönetin. Böyle bir şey olmaz.
BAŞKAN –
Ne demek Sayın Günal?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Milletvekilimiz devretti.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Tabii yani şimdi çağırdınız.
Sadece sıramızı becayiş yaptık.
BAŞKAN -
Bu işi niye şahsileştiriyorsunuz ki Sayın Vural?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Şimdi de diyorsunuz ki: “Aleyhte verdim.” Böyle bir şey olur
mu yahu?
BAŞKAN –
Kendi aranızdaki bir tartışmadan dolayı hemen “Bu işi doğru dürüst
yönetiyorsunuz…”
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Yahu Başkan, aleyhte ben istedim.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Evet, doğru dürüst… AKP’nin Grup Başkan Vekilinin hakkı mı
var?
BAŞKAN –
Sayın Vural, yani çok çağırmakla bu işler çok iyi hallolur zannetmeyin yani,
istediğiniz kadar bağırın.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bir defa grup başkan vekilinin hakkı mı var? Milletvekilinin
yok mu? Olur mu böyle bir şey?
BAŞKAN –
Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunun yüksekliği çok fazla,
istediğiniz kadar bağırabilirsiniz yani. Lütfen ama…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tutanaklara bakın.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, tutanaklara bakın.
BAŞKAN –
Kendi aranızda anlaşın, ona göre söz vereyim ben.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Bu gibi hâllerde tutanaklara bakılır.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Ben “Aleyhte.” diye el kaldırdım, o da “Lehte.” diye el
kaldırdı. Lehte, burada arkadaşımız kaldırdı.
BAŞKAN –
Kendi aranızdaki anlaşmazlıkları niye Başkanlığa yansıtıyorsunuz ki?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Ne anlaşması? Ben “Aleyhte.” dedim, o da “Lehte.” dedi. Size
ne nereye konuşacağımız?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu kadar tartışmaya gerek yok, tutanaklara
bakınız.
BAŞKAN –
Yani çok bağırmakla da çözülecek bir iş değil yani, lütfen, sakin olalım.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Ben esas lehte konuşacağım Başkan yani esas, harbî yani.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, bakın
siz ne dediniz?
BAŞKAN –
Bırakın televizyonları başında bizleri izleyenleri, Genel Kurul Salonunda
bizleri izleyen milletimiz var yani, lütfen…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, bakın
arkadaşımız “Lehte.” deyince dediniz ki: “Siz lehte…”
BAŞKAN –
Tutanakları getirteceğim ben. Önce lehte söz vereyim.
Sayın
Aydın…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bakın, aynen şöyle dediniz…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Bir dakika… İş işten geçmiş olur Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Niye iş işten geçsin Sayın Altay? Sizden mi öğreneceğiz biz bu işi?
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Lehte söz veremezsiniz.
BAŞKAN –
Aleyhte söz istediniz siz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Hayır…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bakın tutanaklara…
BAŞKAN –
Bakayım tutanaklara…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Aleyhte istemedi. Zorla mı aleyhte konuşturacaksınız ya!
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Başkanım, aleyhte ben istedim, lehte Engin Bey istedi.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, ayıp yahu!
BAŞKAN –
Sayın Altay, ortada “ayıp” diye bir şey varsa sizin tarzınız, sizin konuşma
tarzınız. Eğer ortada ayıp diye bir şey varsa. Bu ayıp, çirkin kelimeleri
kullanmak niye yani Türkiye Büyük Millet Meclisinde! Bir milletvekiline
yakışacak bir şey mi!
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Ben burada bir hak ihlaline uğramışken siz nasıl oraya
tutanaklara bakmadan söz verirsiniz? Veremezsiniz Sayın Başkan!
BAŞKAN –
Sayın Altay, burada partinizin Kâtip Üyesi var.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Tutanağa bakacaksın Başkan, tutanağa!
BAŞKAN –
Bağırma lütfen Sayın Altay, oturun.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN -
Arkadaşlar, sayın milletvekilleri, bağırmakla çağırmakla hiçbir şey
halledilmez.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) - Sayın Başkan, siz dediniz ki…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - Bakın, tutanağa bakın Sayın Başkan. Kendiniz aynen şöyle
dediniz: “Lehte isteyip aleyhte konuştunuz.” dediniz.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – “Aleyhte konuşmayın.” dediniz.
BAŞKAN –
Bakacağız, tamam. Niye çağırıyorsunuz? Onu söylüyorum ben, bakacağız.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - Bakın tutanağa.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Benim “aleyhte” hakkım nereye gidiyor?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - Grup Başkan Vekilinin hakkı mı var, her seferinde…
BAŞKAN –
Anladım da tutanak hemen gelmiyor ki. Niye bağırıyorsunuz, niye çağırıyorsunuz?
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sen benim hakkımı nasıl gasp ediyorsun? Ben önce istedim,
bak tutanağa.
BAŞKAN -
Beş dakika ara veriyorum. Ara verdikten sonra tutanaklara bakabilirim. Nerede
bakacağım ben tutanaklara!
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - Kendiniz söylediniz ya! Kendiniz söylediniz “Lehte niye
istiyorsunuz?” diye!
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aleyhte ben istedim. Lehte Engin Bey istedi.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Tutanaklara bakmadan buraya söz vermeniz doğru değil, o koltuğa
yakışmaz!
BAŞKAN –
Sayın Altay, siz söylediklerimi anlıyor musunuz bir defa öncelikle?
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Anlamıyorum!
BAŞKAN –
Anlamıyorsunuz.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Siz üç kere lehte söz vermeyeceksiniz!
BAŞKAN –
“Ara vereceğim, tutanaklara bakacağım.” diyorum. Yine aynı şeyi yapacağım ben.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – O zaman niye konuşuyor? Orada, konuşmacı niye duruyor?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - Konuşmacı niye duruyor! Bitti lehteki.
BAŞKAN -
Siz aleyhte istediniz çünkü.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bitti lehteki…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Bitti lehte konuşmacı. Üç defa lehte…
BAŞKAN –
Vallahi, zaman geçirmekse maksadınız, istediğiniz kadar çağırın, istediğiniz
kadar konuşun. Orada serbestsiniz Sayın Altay. Millet izliyor, millet!
Yazıktır, yazık!
ENGİN
ALTAY (Sinop) – O ne demek?
BAŞKAN –
Yazıktır tabii.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Şimdiye kadar konuşmuştu bıraksaydınız.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Başkanım, siz üç defa lehte söz verebilir misiniz?
BAŞKAN –
“Tutanaklara bakacağım, ara vereceğim.” diyorum. Siz orada çağırıp duruyorsunuz
ki kendi konuştuklarınızı kendiniz duymuyorsunuz. Kusura kalmayın, lütfen.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Ama Beyefendiyi çağırdınız kürsüye.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, benim konuşmamı…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Yok senin konuşman kardeşim! Nerede var senin konuşman!
OKTAY
VURAL (İzmir) – Tutanağa baksanız Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Sayın Aydın, lütfen oturun.
Birleşime
beş dakika ara veriyorum, tutanaklara bakacağım.
Kapanma Saati: 17.36
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.48
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır),
Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
Tutanağı
okuyorum:
“Sayın
Vural - Sayın Başkan, gelen kâğıtlarla ilgili uygulamayla ilgili usul
tartışması istiyorum.
Başkan -
Buyurun Sayın Vural.
Sayın
Vural – Aleyhinde.
Ali Rıza
Öztürk – Lehte.”
Sırasıyla
okuyorum.
“Engin Altay
- Lehte.
Nurettin
Canikli – Lehte.
Ahmet
Aydın – Lehte.
Mehmet
Günal – Aleyhte.”
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Buna göre verin işte efendim.
BAŞKAN –
Dolayısıyla ,Sayın Canikli 4’üncü sırada olmasına rağmen verdik, tabii ki
konuşmuş oldu lehte.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Ötekini de verecektiniz itiraz etmeseydik.
BAŞKAN –
6’ncı sırada Sayın Günal sizinki, sizinki hiç yok bir defa.
3’üncü
sırada Sayın Altay.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bir saniye… Bir saniye…
Nasıl
yokmuş benimki? Ne yazıyor? Ben herkesten önce istedim ama aleyhte kaç tane var
baktınız mı?
BAŞKAN –
Ama 6’ncı sırada sırasıyla buradaki listeye göre.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bir saniye…
Buradan
bakar mısınız? Sizin bu tutanağınız… Herkesten önce Sayın Vural söyleyince ben
söyledim, bir. Bir de lehinde isterse 10 tane isteyebilir, aleyhte kaç kişi
görünüyor tutanağınızda?
BAŞKAN –
Aleyhte 2’nci sırada, doğru.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – E, tamam. Yani hemen, burada yeniden başlıyorsunuz Sayın
Başkanım, böyle bir şey olur mu ya?
BAŞKAN –
Tamam, konuşularak çözülür bunlar ama yüksek sesle konuşmanıza gerek yok. Hep
söylüyorum yani çözülecek konular bunlar.
Lehte Ali
Rıza Öztürk, sıraya göre.
Buyurun.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Ben Engin Altay’a devrediyorum.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Devir olmaz Sayın Başkanım.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Konuşmuyor. Peşinde ben varım zaten, “Konuşmuyorum.” dese de
ben çıkacağım.
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Altay. Tamam.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Ondan sonra ben varım Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Hayır Sayın Aydın, sizden önce, lütfen.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – 3 tane yok Ahmet Bey, Tüzük’e bak Tüzük’e! 3 tane yok, 2 tane
var.
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Altay.
Tabii,
sözü lehte istediniz biliyorsunuz.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Lehte istedim Sayın Başkanım.
BAŞKAN –
Ben de hatırlatıyorum Sayın Altay.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, demin de dedim ki: “Başkanın yapabileceği bir şey
yok.” Burada on yıldan beri süregelen bir yanlış iş yapılıyor. Şimdi,
Başkanların oturdukları yerden, yanındaki iki Başkanlık Divanı üyesiyle bu
Mecliste istedikleri gibi bir tasarrufa da hak ve salahiyetleri yok. Bu
sebepledir ki İç Tüzük’te Danışma Kurulu diye bir müessese var, İç Tüzük’te
Başkanlık Divanı diye bir müessese var, hepsinin altında da kırmızı plakalı
arabaları var, bunlar ne işe yarar? Ve ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı makamı, müessesesi var. Şimdi, bunların da hemen hemen hepsi hukuk
fakültesi mezunu. Tabii genel bir tartışma vardır, “Hukuk fakültesinden mezun
olmakla hukukçu olunmaz.” diye.
Şimdi,
hukuk işi yorum işidir. Kanun koyucunun koyduğu yazılı bir belgeyi, metni her
neyse, çeşitli şekillerde yorumlamak mümkün yanlış algı da mümkün. Nitekim
Ahmet Günal tutanaklara göre en son söz istemiş ama Sayın Başkan biraz önce ilk
sözü Ahmet Günal’a verdi. Demek ki oradan, oturduğunuz yerden buradaki olayı
doğru tespit edemiyorsunuz. Ancak…
MEHMET
GÜNAL( Antalya) – Mehmet, Mehmet.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Mehmet Günal, özür dilerim.
Şimdi,
Sayın Başkan, esasen şunu da söylemek istiyorum. Bu aceleniz herhâlde şundan
kaynaklanıyor. Kızılcahamam kampında Başbakanın, size “On gün Ankara’dan
ayrılmayın.” diye bir talimatı var. O talimat size, bize değil. Başbakan,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini kendine göre dizayn edebilir, tanzim
etmeye kalkabilir ancak Başbakan ve onun talimatından kaynaklı, Başkan
Vekillerinin ve iktidar partisinin grup başkan vekillerinin, muhalefetin işini
yapmasını bile hazmedememesini ben anlayamıyorum. Dünyada bir siz varsınız,
dünyada. Dünyada bir siz varsınız, muhalefete dönüp dönüp “İşinizi niye
yapıyorsunuz?” diyorsunuz. Ne yapacak muhalefet? “Aferin, ne güzel
yapıyorsunuz.” mu diyecek? Bilin ki güzel –pek güzel yaptığınız bir şey yok da-
bir şey yapsanız bile, muhalefet onun daha güzelini iddia etmek ve ortaya
koymakla yükümlü bir müessesedir. Bu bakımdan, değerli arkadaşlar…
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sabahtan beri yapıyorsunuz. Sabahtan beri konuşuyorsunuz.
İHSAN
ŞENER (Ordu) – Keşke yapsanız. Niye yapmıyorsunuz!
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Şunu hep söylüyorum, buradaki çoğunluğunuz, buradaki parmak
sayınız…
İHSAN
ŞENER (Ordu) – Parmak sayısı değil, millet, millet.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – …ciddi oylarda ara sıra fire de verse bu çoğunluğunuz size
her istediğinizi yapma yetkisini vermez. Hiçbir zaman da böyle bir şey olamaz;
bunu bilin.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Bu demokrasiler bunun için var. İktidarın çoğunluğuna rağmen,
muhalefet… Sizin tek adam yönetimine, demokrasiye, oligarşiye, monarşiye,
totaliter rejimlere, teokratik rejimlere çevirmemeniz için demokrasi vardır ve
siz buna alışın, bunu biraz hazmedin.
İHSAN
ŞENER (Ordu) – Siz de millete alışın.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Muhalefeti…
BAŞKAN –
Sayın Altay, teşekkür ediyorum.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Şimdi, biraz önce…
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Bitti… Bitti…
BAŞKAN –
Sayın Altay, lütfen ama…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Oradaki süre yanıyor.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Biraz önce Sayın Canikli’nin dediği…
İHSAN
ŞENER (Ordu) – İç Tüzük’ü ihlâl ediyorsun.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – İki dakika orada duruyor orada da onun için. Önünde süre “iki
dakika” yazıyor.
BAŞKAN –
Sayın Altay, bunların hepsi İç Tüzük’ü ihlaldir efendim.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, sönmedi önündeki de onun için.
BAŞKAN –
Efendim, geçen tartışmada hep üç dakika veriyoruz. Yanlışlıkla beş dakika verilmiş;
düzelttik efendim.
Zaten
baştan sona, hep İç Tüzük’ü ihlal bunlar efendim.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – “104’e göre bu işi tatbik edersek” dedi… (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN –
Sayın arkadaşlar, lütfen…
Sayın
Altay…
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Grup Başkan Vekilinin söylediğini söylüyorum. “104’e göre bu
işe devam edersek” dedi… Ki öyle etmemiz gerekiyor bunun için biz buradan takip
edeceğiz ayrıca da… “Burada muhalefet 10 tane, 50 tane genel görüşme önergesi
verirse sonra burada kanun yapamayız.” dedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Ya, öyle
dedi, aç tutanağa bak.
BAŞKAN –
Sayın Altay, böyle bir usul yok ama… Lütfen…
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Başkanım, ben sürem var diye konuşuyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Süresi var.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Süre bitti.
BAŞKAN -
Sayın Başkan, orada “1.59” yazıyor.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Ben vallahi sürem var diye konuşuyorum.
Arkadaşlar,
104’ü, İç Tüzük’ü okuyun ve sonra muhalefetin ne kadar doğru olduğunu, haklı
olduğunu görebilirsiniz. Oradaki -hep söylüyorum- el kaldıran iki ördek bir
fili yenemez.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Evet, aleyhte…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Vural.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, biraz önce tabii AKP Grup Başkan Vekili Sayın Ahmet
Aydın kürsüye kadar çıktı, tabii istem sırası olduğu için. Eğer lehte bir şey
varsa yerinden de söz verin, nezaketsizlik olarak kabul edilmesin.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Bunun takdiri kendisine ait Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Hayır, Sayın Günal’a verelim önce.
OKTAY
VURAL (İzmir) – O bakımdan, lehte sözü varsa yerinden söz talebiyle bunu
gerçekleştirebilir efendim.
BAŞKAN –
Evet, aleyhte söz isteyen Sayın Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.
Buyurun.
SIRRI
SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, bu süre iyi kullanılamıyor. Millet
yalan yanlış konuşuyor, aynısını bana da yaptılar.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkanım, bu açık bir şekilde muhalefetin sesini kısmaktır, açık bir şekilde İç
Tüzük ihlalidir, bu yeni de değildir. Bütün derdiniz, bu büyükşehir belediye
yasa tasarısının çıkması. Komisyonda aynısını yaptınız. İtiraz ettikten sonra,
o 48 maddeyi şimdi redaksiyonla içine getirdiniz. İtiraz etmeseydik ne
olacaktı? “Efendim, uygulama böyle.” Nerede uygulama? Defalarca burada
yapıyorsunuz “İç Tüzük’ü bir sefer ihlal etsek ne olur?”a geliyorsunuz. E,
şimdi direkt İç Tüzük yazıyor. “Efendim, vallahi önceki uygulama böyle.” İtiraz
edilmediği zaman bu kabul edilmiyor, itiraz edildiği zaman… Bir sürü hak düşürücü
süre yok mu hukukta? İçinizde bir sürü hukukçu var, grup başkan vekilleri
konuşuyor. Suimisal emsal olmaz. Eksik kaldıysa o sizin hatanızdır. “Derhâl” ne
demek Türkçe’de? Anında gelir demek. E, şimdi ne yapıyorsunuz? Muhalefetin
ümüğünü sıkmak için denetim yetkisini elinden alıyorsunuz. Yani nedir derdiniz?
Nereye söz verdiniz, anlamıyorum. Yani 7 maddede arada 70’ten fazla maddeyi
geçirmeye çalışıyorsunuz. Peki, itiraz etmeseydik, o gün İçişleri Komisyonunda
tartışmasaydık 7 madde olarak getirip bizi bugün burada töhmet altında
bırakacaktınız.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – 38 olarak gelecekti.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Evet. Alt komisyondan öyle geçmedi, üst komisyondan da öyle
geçmedi. Arkadaşlar bakınca 38 oldu. Kaçtı biliyor musunuz Nurettin Bey? 7
maddeydi, 7. İtiraz etmeseydik ne olacaktı? Demek ki itiraz ediyoruz ki
yanlışınızı bazen görüp mecbur kalınca dönüyorsunuz ve burada bir hak varsa
“Derhâl gönderilir.” diyorsa “Derhâl yayınlanır.” diyorsa… “Ben bunu önce
yapmamıştım.” Şimdi yap, eksiğini düzelt, yanlışını düzelt. Böyle bir şey
olabilir mi? Siz köyleri kapatacaksınız, siz belediyeleri kapatacaksınız, sonra
televizyonu da kapatacaksınız yediden sonra. Alaca karanlıkta kimse duymadan,
köylüler uyurken, vatandaşlar sabah tarlaya gideceğiz diye erkenden yatıyor,
siz o arada bu kanunu zorlamayla çıkartacaksınız. Öyle mi? Ya, böyle bir şey
olur mu?
Bizim
sesimizi kısmayın, denetim yetkimizi, yasama yetkimizi elimizden almayın.
Sizinkini zaten Sayın Başbakan alıyor, sadece parmak kaldırıyorsunuz. Bırakın,
muhalefet olarak bari biz yapalım, siz zaten yapma yetkisinde değilsiniz.
Dolayısıyla, bu muhalefetin sesini kısmayın.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Kıstırmayız, kıstırmayız!
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - Denetleme yetkimizi verin. Hele hele, biz bunu yaparken yasal
olarak Anayasa’ya dayalı, İç Tüzük’e dayalı haklarımızı kullanıyoruz. “Ben onu
öyle istemiyorum…” Sayın Başkan, burada yazmış. Ses kayıtlarının incelenmesini
talep ediyorum. Sayın Başkanım, herkesten önce, en öne, ayağa kalkıp buraya
gelmiştim; kamera görüntülerine de bakın. Tutanakçı arkadaşlarımız o zaman
eksik kaydetmiş.
Bakıyorum
“6’ncı sıradasın.” diyor. Aleyhte zaten 2 kişi söz istemiş. Yani o ara ben…
Arkadaşlarımız niye lehte istediler sizce? “Aleyhte”yi ben zaten istediğim için
onlar lehte istemek zorunda kaldılar.
Sayın
Başkan hatta dedi ki: “Efendim, siz niye lehte istiyorsunuz? Aleyhte
konuşuyorsunuz sonra.” Bu söz sırasına göre. Kendisi de tasdik etti. Aşağısını
koymamış arkadaşlarımız. Bak, “Lehte söz alıp da herkesin lehte, aleyhte
konuşması gerekir, yani burada Başkanlık eleştirilirken…” diyor, devam ediyor.
Tutanağın sonunda da var.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET
GÜNAL (Devamla) - Lütfen, muhalefetin sesini kesmeyin. Biz yanlışları söylemeye
devam edeceğiz.
Saygılar
sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, İç Tüzük’ün “Gelen kâğıtlar listesi” başlığını taşıyan 51’inci
maddesi hangi işlerin gelen kâğıtlara alınacağını göstermiştir. Burada sayılan
işler, Başkanlığa verildiği günkü veya bir sonraki tarihli gelen kâğıtlar
listesine alınmamaktadır. Gelen kâğıtlar listesine alınma, aynı zamanda
“Anayasa ve İçtüzük’e uygun bulunarak işleme alınma.” sonucunu yansıtmaktadır.
Bu nedenle, esas numarası aldıktan sonra yasama ve denetim önergeleri gelen
kâğıtlar listesinde yayımlanmaktadır. Mesela kanun teklif ve tasarıları
Başkanlığa sunulduktan hemen sonra değil, komisyonlara havale edilip “1/” ve
“2/” şeklinde esas numarası aldıktan sonra gelen kâğıtlara alınmaktadır.
Komisyon raporları, sıra sayısı alıp dağıtıldıktan sonra gelen kâğıtlara
alınmaktadır. Meclis araştırması ve genel görüşme önergeleri ise Genel Kurulda
okutularak bilgiye sunulmakla birlikte aynı tarihteki gelen kâğıtlar listesine
alınmaktadır.
Böylece,
tutumumuzda bir değişiklik yok.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, derhâl gelen kâğıtlara almanız gerekiyor, bunlar
mazeret değildir, düzeltiniz lütfen.
BAŞKAN –
Teşekkür ederim.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Bu 51’inci maddedeki husus genel bir hükümdür. Derhâl hükmün
–başka bir madde de vardır- lütfen, İç Tüzük’ün gereğini yapınız.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani, bir konunun yazılması niye rahatsız etsin Başkanlığı?
BAŞKAN –
Yok, Başkanlığı rahatsız etmiyor efendim.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Başbakanlığı mı rahatsız ediyor?
BAŞKAN –
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup
oylarınıza sunacağım.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A) Tezkereler (Devam)
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil
Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Danimarka Parlamentosu Başkanı Mogens
Lykketoft ve Hollanda Temsilciler Meclisi Başkanı Anouchka Van Miltenburg'un
vaki davetlerine icabet etmek üzere Danimarka ve Hollanda'ya resmî bir ziyarette
bulunmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi
(3/1032)
05.11.2012
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetin; Danimarka
Parlamentosu Başkanı Mogens Lykketoft ve Hollanda Temsilciler Meclisi Başkanı
Anouchka Van Miltenburg'un vaki davetlerine icabet etmek üzere Danimarka ve
Hollanda'ya resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında
Kanun'un 6. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Cemil
Çiçek
TBMM
Başkanı
BAŞKAN –
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri
1.- BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Iğdır
Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın cezaevlerinde 12/9/2012 tarihinde
başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak ailelerinin yaşadığı
sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin,
Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
06.11.2012
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulunun 06.11.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti
grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini,
İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
Pervin
Buldan
Iğdır
Grup
Başkanvekili
Öneri:
02 Kasım
2012 tarihinde, Iğdır Milletvekili Grup Başkanvekili Pervin Buldan tarafından
verilen (1732 sıra nolu), "Cezaevlerinde 12.09.2012 tarihinde başlayan
süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak ailelerinin yaşadığı sorunların"
araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis
araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer
önergelerin önüne alınarak, 06.11.2012 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda
okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN –
Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş
Milletvekili.
SIRRI
SAKIK (Muş) – Değerli arkadaşlar, ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Üç
saattir burada tartışmalar yapılıyor ama ülkemizin temel sorunlarıyla ilgili
bir tek söz bile sarf edilmiyor.
Şimdi,
bizim amacımız bu Meclis araştırma önergelerini Genel Kurula indirirken, Genel
Kuruldaki çalışmaları engellemek değil. Bir sorun yaşanıyor ve elli altı gündür
bu insanlar cezaevlerinde açlık grevindedirler ve her saat, her dakika ölüme
yaklaşan bir süreci birlikte yaşıyoruz ama ne hikmetse bu konuda dün,
Hükûmetin, yani sözcüsünün açıklamalarından sonra Parlamentoda çok fazla bir
sese tanıklık etmedik.
Evet,
olumlu sesleri olumlu buluyoruz. Yani dün Bülent Arınç’ın Bakanlar Kurulu
sonrası yaptığı açıklamayı olumlu buluyoruz. Adalet Bakanının Sincan’daki
görüşmelerini olumlu buluyoruz. Bugün, yine Sayın Adalet Bakanının, Sayın
Cumhurbaşkanıyla şu an görüşmelerini olumlu buluyoruz ama salt görüşmeler
temelinde kalmamalıdır. Yani bu insanların talebine hepimizin kulak vermesi
gerekir. Bu insanlar elli altı gündür neden açlık grevindedirler? Üç talepleri
var ve bu taleplerin ahlaki, insani, vicdani olduğunu da hepimiz söylüyoruz.
Ana dilde eğitim talebi vardır, ana dilde savunma talebi vardır. Ve uzun
süredir İmralı’da bir tecrit politikası uygulanıyor, bu tecrit politikasını
derhâl bitirin, çünkü yasanıza, Anayasa’nıza karşı suç işliyorsunuz.
Bu
tutsaklar da dönüp diyor ki: “Bakın, bir yılı aşkın bir süredir tecrit
politikası uyguluyorsunuz ama bu tecrit politikaları ölümleri durdurmadı. Bu
tecrit politikalarından bugüne kadar 1.037 tane genç insanımız, çocuk, asker,
gerilla, polis, sivil yaşamını yitirdi. Demek ki sizin tecrit politikalarınız
sonuç vermiyor. Onun için müzakereler ve diyalogların önünü açın.” diyorlar.
Bunu yaptıklarında, Hükûmet çıkıp açıkça… Başbakanın açıklamaları: “Açlık
grevinde kimse yok, ölüm orucunda kimse yok.” diyor. Adalet Bakanının
açıklaması: “668 kişi” diyor. Bugün 707 kişi bizim verilerimize göre açlık
grevindedirler ve elli altıncı gününü yaşıyorlar. Bu sorunu çözmek yerine
gündemi farklı alanlara taşımak adına Sayın Başbakandan zaman zaman duyduğumuz
açıklamaları Kızılcahamam’daki kampta yeniden gördük. Bu sorunu çözmek, diyalog
aramak, müzakere aramak yerine yine seçim meydanlarına -daha önce yaptığı gibi,
Sayın Kılıçdaroğlu’nun da dediği gibi- elinde bir iple, bu sefer “İdam!” diye
bir süreci başlattılar.
Sevgili
arkadaşlar, bakın, bu “idam” sözcüğünü, eğer siz Öcalan’ı idam etmek üzere bunu
gündemleştiriyorsanız hukuken de doğru değil, siyaseten de doğru değil ve
kardeşlik projesi adına da doğru değil. Geçmişte devrimciler yargılanırken,
DİSK genel başkanı da sıkıyönetimlerde yargılanırken, savcı onun için de “idam”
diyor. Rahmetli Baştürk dönüp diyor ki: “Sayın savcı, siz beni asamazsınız,
ancak ceketimi asabilirsiniz.”
Şimdi, Türkiye’nin geldiği bu noktada, hâlâ
Kürtleri idamla terbiye etmek, bu, demokratik çözümü hayata geçirmek gerekirken
idam etmek yani yeniden bizim toplumsal dokularımızı bir seçime heba etmek,
yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimi için yani milliyetçi dalgalara yeniden
oynamak -gerçekten hep de söylediğimiz gibi- aramızdaki köprüleri yıkar, bizim
kardeşlik hukukumuzu zedeler. Bu çözüm, doğru bir çözüm değildir.
Bakın, bu açlık greviyle ilgili Cumhuriyet
Halk Partisinin cezaevine giden komisyonunun açıklaması şu: “Bir adım ötesi
ölümdür.” diyor ama ne hikmetse bu konuda sizin bir türlü duyarlılığınızı
göremiyoruz. Özellikle ben, bölgedeki Kürt kardeşlerime, Kürt milletvekili
kardeşlerime, AKP’deki Kürt milletvekili kardeşlerime sesleniyorum; AKP
içerisindeki vicdanlı insanlara sesleniyorum: Bu sorun, sadece bizim sorunumuz
değil yani insanlık adına, ölümleri durdurmak adına sizi göreve davet ediyoruz.
Biz, BDP olarak bir tek insanın burnunun kanamasını istemiyoruz. Bu süreci
başlatan da biz değiliz, ama biz, bütün çağrılarımızla bu süreçte ölümün
olmaması gerektiğini söylüyoruz, ama bizim çağrılarımız salt yetmiyor, sizin de
bu konuda çıkıp, Hükûmete “Ne yapmak istiyorsunuz kardeşlerim yani, bir ölüm
olursa hiç kimse bunun altından çıkamaz...”
Bakın,
Yaşar Kemal diyor ki: “Açlık grevi tutanların oğulları, babaları bu mücadelede
taraf olacak, böylelikle bir nesil yok olacak, ya ölecek ya sakat kalacak.” Bir
tehlikeye işaret ediyor.
Zülfü
Livaneli ne diyor? “İnsanların onurlarına, haysiyetlerine, şereflerine
seslenmek ayrı, ama bu kavramlarla oynamak ayrıdır.” diyor. İktidara bu çağrıda
bulunuyor.
Sanatçılar
ne diyor? “İktidarın geçici yürütücü güçleri, lütfen insan olun, tutsaklara
kulak verin, kibrinizin tutsağı olmayınız.”
Aynı şeyi
biz de söylüyoruz, mazlumun ahını almayın. Alanların ortak bir yönü vardır, er
geç kaybederler ve halka hesap verirler. Şimdi, bu kadar bir vahim süreci
birlikte yaşıyoruz.
Daha önce
burada Bursa’daki olayları da gündeme getirmiştik. Bursa’da açlık grevleriyle
ilgili, oradaki ailelerin hassasiyetleri ve aileler “Çocuklarımız ölmesin.”
diye kamuoyu oluşturmak adına sokağa çıktıklarında belli grupların saldırısına
uğramıştı. Bu saldırı gerçekleşirken Bursa Valisi aynen şöyle diyordu: “Suçlu
kim olursa olsun, benim evladım bile olsa eline kelepçeyi ben vururum, polise
veririm; bunu herkes böyle bilsin.”
Şimdi,
ben size sesleniyorum. Bakın, Bursa’da Bursa milletvekili, Cumhuriyet Halk
Partisinden, AKP’den milletvekili arkadaşlarımız var. Bursa’da olup bitenleri
bir bütün olarak gördüler. Bursa’da kimin kime karşı saldırı düzenlediğini de
hepimiz biliyoruz, medyadan da gördük.
Şimdi, bu
grubun malum işaretlerine bakın, ellerindeki sopalarla nereye saldırı
düzenlediklerini hep birlikte görüyoruz. Bakın, nereden saldırının geldiğini
görüyoruz. Şurada yine aynı malum işaretler ve tekbir sesleriyle Kürt evlerine
saldırı gerçekleşiyor. Şimdi, burada, ellerinde sallamalar, döner bıçakları…
Kimden saldırının geldiği ortada. Şimdi burada, ellerinde baltalar… Ve bunların
hiçbiri gözaltına da alınmıyor, saldırıya maruz kalan ve yaralanan insanlar
gözaltına alınıyor ve mağdur olan insanlardan 5’i de tutuklanıyor.
Şimdi,
işte Bay Vali, Bursa Valisi bu. Bu saldırıların mimarı siz ve sizin
denetiminizde olan polislerdir. Eğer adaletten… Hani “Benim çocuğum da olsa
eline kelepçeyi vuracağım.” diyorsun. İşte suçüstü yakalanmışsınız. Malum
kişiler sizin denetiminizde Kürtlerin evlerine saldırı düzenlemiş. Ve
milletvekili arkadaşlarımız gidip gördüler orada. Oradaki işyerlerinin yerle
bir edildiğini, evlerinin talan edildiğini görüyorlar ve orada bu saldırıyı
gerçekleştirenlerle ilgili bir tek kişi gözaltına alınmıyor. Ve biz de zaman
zaman, evet, bam telimize basarsanız biz de çıkıp söyleriz. “Efendim, tehdit
ettiler.” Biz kimseyi tehdit etmiyoruz, diyoruz ki: Ey devlet, ey Vali, ey
İçişleri Bakanı, ey polis, cinayeti işleten ve soruşturan sizseniz failler
bulunmuyorsa, mağdurları içeri tıkıyorsanız bir tek şeyimiz kalmıştır: Size
karşı direnmek, zulme karşı direnmektir. Bizim şu an yaptığımız budur. Biz
bunları söylerken “Devleti tehdit ediyorlar.” diyorlar. Eğer devlet benim
hukukumu korumuyorsa, devlet benim oradaki vatandaşımın can, mal güvenliğini
korumuyorsa, evet, azdan az gider, çoktan çok gider. Devlet de aklını başına toplamalıdır.
Böyle bir şey…
İHSAN
ŞENER (Ordu) – Şemdinli’de on bir yaşındaki ölen çocuğun hayatı hayat değil mi?
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Biz, bunu da tasvip etmiyoruz, asla tasvip etmiyoruz.
İHSAN
ŞENER (Ordu) – Sen “Açlık grevini bitirin.” demiyorsun! Çağrı yapsana burada.
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Bakın, asla tasvip etmiyoruz.
İHSAN
ŞENER (Ordu) – Ölmesin insanlar. Yapmayın!
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın, bunun arkasına sığınmayın. Bunu da tasvip
etmiyoruz. İnsan hayatına yönelik her türlü şiddetin karşısında olduğumuzu
yüzlerce kez söylüyoruz. Şemdinli’de…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İHSAN
ŞENER (Ordu) – “Açlık grevlerini bitirin.” diye çağrı yapsana, niye çağrı
yapmıyorsun?
ERTUĞRUL
KÜRKCÜ (Mersin) – Ne yapacak ya!
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Şimdi, burada günlerdir biz çağrı yapıyoruz.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
İHSAN
ŞENER (Ordu) – Niye “Açlık grevini bitirin.” diye çağrı yapmıyorsun?
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Şemdinli’deki olayın arkasına sığınmayın. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler) Siz Roboski’deki komisyonun Başkanıydınız, Roboski’de
ne oldu söyler misiniz?
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, lütfen…
Sayın
Sakık, teşekkür ediyorum.
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, iki dakika daha…
BAŞKAN –
Vermiyorum; hayır, öyle usul yok.
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Hayır, yok; öyle bir usul yok Sayın Sakık, biliyorsunuz.
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Peki, böyle bir usul var mı?
BAŞKAN –
Siz konuşuyorsunuz, onlar da konuşuyorlar karşılıklı. Her zaman oluyor yani.
Teşekkür
ediyorum.
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Sizde adalet yok!
BAŞKAN –
Bu da adaletsizlik değil mi hemen?
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Siz Komisyon Başkanıydınız. Roboski de bir insanlık suçudur,
Şemdinli de. Aynı şeyi söylüyoruz ama siz…
BAŞKAN –
Sayın Sakık, lütfen ama ya!
İHSAN
ŞENER (Ordu) – “Çağrı yap.” diyorum, yapmıyorsun!
ERTUĞRUL
KÜRKCÜ (Mersin) – Ya niye yapacak çağrıyı sen dedin diye? Sen Hükûmete çağrı
yap!
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Peki, Şemdinli’nin…
BAŞKAN –
Sayın Sakık, yerinize oturunuz, oradan konuşunuz lütfen.
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Ben size belgelerle konuşuyorum. Yani orada bir bomba
patlıyorsa, o bomba patlıyorsa Bursa’daki can değil mi? El vicdan ya! (BDP
sıralarından alkışlar)
ERTUĞRUL
KÜRKCÜ (Mersin) – Gel Hocam, sen gel.
BAŞKAN –
Grup önerisi lehinde söz isteyen Hilmi Bilgin, Sivas Milletvekili. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Aleyhinde Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Düzeltiyorum, aleyhinde söz isteyen.
HİLMİ
BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi
Partisi Meclis Grubunca, cezaevlerinde başlayan açlık grevi sebebiyle hükümlü,
tutuklu ve ailelerinin yaşadığı sorunların araştırılması için Anayasa’nın 98 ve
İç Tüzük’ün ilgili maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması yönündeki
taleplerin gündeme alınması için verilmiş olan grup önerisinin aleyhinde söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla
selamlıyorum.
Sözlerimin
başında, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerle iktidara gelen ve o günden
bugüne kadar ülkemize ve aziz milletimize hizmet eden, devletle millet
arasındaki tüm engelleri kaldıran, devlete hizmet eden anlayış yerine millete
hizmet eden devlet anlayışını hâkim kılan ekibe, kadrolara, başta Başbakanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bugüne kadar hizmet etmiş herkese
teşekkür ediyorum. Şunu da açıkça belirtiyorum ki, bizler AK PARTİ kadroları
olarak, 14 Ağustos 2001 ruhunu taşımaya devam ettiğimiz müddetçe daha nice on
yılları aziz milletimizle birlikte kutlayacağız.
Değerli
milletvekilleri, grup önerisinin içerisini incelediğimizde, ceza infaz
kurumlarında bulunan PKK, KCK terör örgütü hükümlülerinin, tutuklularının ceza
infaz kurumlarına vermiş oldukları dilekçelerinde ileri sürdükleri İmralı F
Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan
Abdullah Öcalan’a uygulanan sözde hukuksuz tecridin son bulması, müzakerelerin
başlaması için sağlık, güvenlik ve özgürlük şartlarının oluşturulması; askerî
operasyonlara, siyasi, yargısal ve psikolojik saldırılara son verilmesi, sözde
inkâr ve imha politikalarının son bulması, Kürt kimliği ve Kürtçe ana dilde
eğitim hakkı gibi ceza infaz kurumlarının koşullarıyla hiçbir ilgisi olmayan
taleplerle süresiz açlık grevi eylemlerine başlamışlardır. Hükümlü ve
tutukluların talepleri irdelendiğinde, ortaya koydukları nedenlerin tamamı da
kendi konumlarıyla ilgili değildir. Bu taleplerin hiçbirisi tutuklu ve
hükümlülerin kişisel durumları ve cezaevi şartlarıyla ilgili bulunmamaktadır.
Bu taleplerin tamamını siyasi ve ideolojik talepler olarak görmek mümkündür.
Yine, bu
durum, dışarıda yürütülen, kana dayalı sürdürülen siyasi hesaplar için ölüme
sürükleme oyunudur. Açlık grevine sürükleyen nedenler Hükûmetten kaynaklanan
nedenler değildir. Bu grevlerin tetikleyicisi terör örgütüdür. BDP yetkilileri
eğer samimiyseler kalksın ve açlık grevlerinin bitirilmesi yönünde samimi
iradelerini ortaya koysunlar. Biz, millet olarak, BDP yetkililerinin
samimiyetini bu çağrıyı yaptıkları anda göreceğiz.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; açlık grevi yapanların temel talepleri
irdelendiğinde, bu nedenlerle açlık grevi yapılmasının hiçbir mantıksal, hiçbir
hukuksal ve hiçbir vicdani dayanağı yoktur. Neden yoktur? İmralı F tipi yüksek güvenlikli cezaevinde hükümlü
olarak bulunan Abdullah Öcalan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm bir
kişidir. Son iki-iki buçuk yıldan beri Abdullah Öcalan aynı konumda bulunan hükümlülerle
cezasını çekmektedir. Ayrıca, hükümlü, istediği zaman yakınlarıyla görüşme
imkânına sahiptir. Bunun için ya yakınları talepte bulunacaktır ya da
kendisinin istemesi gerekmektedir. Türkiye bir hukuk devletidir, herkes aynı
haklara sahiptir. Onun için, hukuk ne gerektiriyorsa Öcalan’a da o imkânlar
tanınmaktadır.
İkinci
husus: Sözde imha ve inkâr politikalarının son bulması talebidir. Türkiye’de
2002 tarihinden itibaren her türlü inkâr politikasına son veren, vesayeti
kaldıran, devletle milleti barıştıran AK PARTİ’dir. On yıldan bu yana gerek dil
gerek kültür gerek insan hakları alanında Anayasa, yasa ve idari tedbirlerle
hemen hemen bütün inkâr ve ret politikaları ortadan kaldırılmıştır. Bugün artık
Türkiye’de Kürtçe konuşulmaya, öğrenilmeye başlanmış, radyo ve televizyonlarda
Kürtçe yayınlara başlanmış, cezaevlerinde ana dilde görüşme imkânı başlamıştır.
AK PARTİ hükûmetleri bugüne kadar her türlü ret ve inkâr politikalarını yok
etme yönünde irade koymuş ve bundan sonra da bu, böyle olacaktır.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bugün itibarıyla terör örgütü sivil - asker, Kürt - Türk ayrımı yapmadan
kan dökmeye devam etmektedir ve bunu bir amaç edinmiştir. Terör örgütünün kanlı
saldırıları sonucu sönen ocaklar karşısında tepkisiz olanların barıştan,
kardeşlikten ve insan haklarından bahsetmesinin hiçbir anlamı yoktur. Kürt –
Türk, sivil – asker demeden masum insanlara karşı işlenen cinayetleri
kınamayanlar ve açıkça terörle arasına mesafe koymayanlar bu cinayetlerin bir
parçasıdır.
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Roboski’yi de kınıyor musun, onu da söyle.
HİLMİ
BİLGİN (Devamla) – Ben bu yüce kürsüden açlık grevinde olanların anne ve
babalarına sesleniyorum...
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Roboski için ne düşünüyorsun?
HİLMİ
BİLGİN (Devamla) – Çocuklarınızı birilerinin kirli emellerine alet etmeyin.
SIRRI
SAKIK (Muş) – Senden önce Başbakan onları söylüyordu.
HİLMİ
BİLGİN (Devamla) – Onlar sizin sıkıntınız, çileniz üzerinizden parlak bir
gelecek kurmak istiyorlar. Onlar masum Kürt vatandaşlarımızın çocuklarını okula
göndermezken kendi çocuklarını yurt içinde ve yurt dışında en iyi kolejlerde
okutuyorlar. Bunu biz milletimizin takdirine sunuyoruz.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz açlık grevlerinin bitirilmesi,
sona erdirilmesi için üzerine düşeni yapmış ve yapmaya devam edecektir. İnsan
canı ortadayken herkesin samimi olarak çözüme katkı sunması gerekmektedir.
Meclis araştırma komisyonları süreli çalışan komisyonlardır. Oysa Meclis çatısı
altında çalışmalarına devam eden ve bünyesinde Cezaevlerini İnceleme Alt
Komisyonu bulunan İnsan Hakları Komisyonunun çalışmaları devam etmektedir.
Önergeye konu olan iddialar bu Komisyon tarafından araştırılabilecek
konulardır, bu nedenle grup önerisinin aleyhindeyiz.
Bu
vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SIRRI
SAKIK (Muş) – Sizin çocuklar nerede okuyordu Allah aşkına, sizin çocuklar
nerede okuyordu? Günah ya günah! Siz beyazsınız değil mi?
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Oğuz Oyan, İzmir
Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
OĞUZ OYAN
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüzlerce kişinin 12 Eylülden
bu yana yani elli altı gündür giriştiği bir açlık grevi olayıyla karşı
karşıyayız ve bu grev, bu açlık grevi hâlen hayati tehlike altında sürdürülen
bir grevdir. Meselelerin bu noktaya getirilmesinde kim sorumludur? Bugün
Başbakanı izledik grup toplantısında, “Bizim herhangi bir sorumluluğumuz
yoktur.” diyor. Olaylar bunun tam tersidir, sorumlu yani olayların müsebbibi
Adalet ve Kalkınma Partisidir ve özellikle de Başbakanın kendisidir.
Değerli
arkadaşlarım, bugüne kadar AKP’nin Kürt sorununda uyguladığı politikalara bir
bakın yani bir ileri, iki geri ya da bazen iki ileri, bir geri; bazen bir
ileri, bir geri; ne yaptığını bilmez, çelişkili, tutarsız politikalar. Bu
politikalardır ki, bugün, böylesine bir açlık grevinin zeminini oluşturmuştur.
Bu politikalar oportünist politikalardır. AKP’nin politikaları seçime endeksli,
fırsatçı politikalardır. Dolayısıyla bu politikalar sürekli hayal kırıklıkları
yaratan politikalardır. PKK’ya tutamayacağı sözler veren -Oslo’da ve başka
mekânlarda, bilmediğimiz- umut pompalayan ama arkasından sürekli olarak hayal
kırıklıkları yaratan bir politikadan bahsediyoruz. Habur’da hukuku ve yargıyı,
bağımsız yargıyı çiğneyeceksin, tepkiler üzerine bu defa KCK operasyonları
başlatacaksın. Yani böyle bir anlayış, böyle bir tutarsızlık nasıl
savunulabilir? Bir taraftan, Başbakanın kendisi “Sayın Öcalan” diyecek;
arkasından, “Sayın Öcalan” dediği için insanları tutuklayacaksın; seçilmiş
belediye başkanlarını herhangi bir şekilde bir kaçma şüpheleri olmadığı hâlde
tutuklu olarak yargılama kararı vereceksin. Bu haksız tutuklamalar, bu sürekli
olarak çaresizliğe itilmiş insanlar sonuçta nasıl yapacaklar? Bir: Terörü
azdıracaksın çünkü sürekli olarak umut ve hayal kırıklıklarını peş peşe yaratan
bir iktidarsın. Bu, terörü azdırır, ki azdırdınız geldiğinizden bu yana.
İkincisi
de bu tür çaresizlik grevlerine, insanların kendi bedenleri üzerinden bir hak
talebine yönelmelerine yol açarsınız. Yani bu zikzak politikaları, bu açlık
grevlerinin doğrudan sorumlusudur. Dolayısıyla bizzat Başbakandır bu işin
sorumlusu. Tabii, grevler, siyasi… Yani, AKP, şimdi, savunuyor “Bunlar siyasi
talep.” Tabii, siyasi olacak; senin baskın siyasi, senin baskın hukuksuzluk,
karşılığı da siyasi olacaktır.
Değerli
arkadaşlarım, ikinci bir konu: Sadece KCK davaları değil, aslında KCK ve
Ergenekon, bunun içine Balyoz’u da katın, Oda TV’yi katın, hatta İzmir
Büyükşehir Belediyesi yargılamalarını katın.; bunlar, zıtların birliğini
gösterir Türkiye’de. Yani aslında zıt gibi görünen ama aslında ortak olan…
Ortak temeli nedir? Ortak temeli, hukuksuzluktur; ortak temeli, iktidarın
yargıyı bir silah olarak kullanmasıdır. Bunların ortak temeli, aslında
tutukluğunun yargısız infaza dönüştürülmesi olayıdır. Hepsinde benzer bir
mantığı görüyorsunuz ve bu mantık aslında bir çifte standartla birlikte
gidiyor. Bir taraftan Hizbullah davasında hükümlüleri bırakacaksınız, böyle
ellerini kollarını sallaya sallaya gidecek; bir taraftan Deniz Feneri’nde, siz
uzun tutukluluk sürelerini gerekçe göstererek 6 tutukluyu serbest
bırakacaksınız, tam çelişkili ve çifte standart uygulamasına örnek olarak, öbür
taraftan da insanları ne zaman bu tutukluluk süresinin biteceğini bilmeden içerde
tutacaksınız, üstelik bunların arasına seçilmişler de dâhil olmak üzere.
Aslında bu hukuksuzluk, bu adaletsizlik adında “adalet” kelimesi de olan
AKP’nin kartviziti hâline gelmiştir. AKP, adaletsizliğin ve hukuksuzluğun
temeli olmuştur. Deniz Feneri davası bile sadece bunun örneğidir, Deniz Feneri
savcılarının yargılanması bunun tek başına örneğini oluşturur.
Değerli
arkadaşlarım, bir başka konu: Bu grevlerin sorumluluğu kadar, çözümsüzlüğünün
de iktidar partisine ait olduğunu
gösteriyor bize. Yani düşünün ki bir Başbakan alay ediyor, “Bunlar asla açlık
grevi değil, içlerinde bir kişi var açlık grevinde, diğerleri yemek yiyorlar.”
falan diyor. Yani bir iktidardan beklenen ilk önce vicdan sahibi olmasıdır.
Yani, bu tür insan hayatını içeren konularda “Acaba ben ne yaparım, nasıl ikna
ederim de bu uygulamadan bu insanları vazgeçiririm.” olmalı idi. Oysa bunu
yapmamıştır, tam tersine insanların taleplerini alaya alarak, gayriciddi bir
tavır sergileyerek, âdeta kışkırtıcı bir tavır içinde olmuştur.
Yani, şimdi,
tabii, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Şimdi de ana dilde savunma hakkıyla
ilişkili bir madde getirilmek isteniyor. Peki, yani, bu başından beri zaten
talep edilen meseleydi. Başından beri siz zaten bu KCK davasını bu şekle
getirerek… Yani bu çelişkili politikalarla, bu siyasi talebi gündeme bizzat
sizin uygulamanız getirmişti. E, şimdi, bir de böyle bir öneriyle, galiba böyle
bir hazırlıkla geliyorsunuz. Gerçekten bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.
Yani, birtakım yapılabilir şeyleri de şimdiye kadar yapmadınız. Yani,
İmralı’yla ilgili bir talep mi var, tecrit mi var, görüşme ambargosu mu var? E,
bunu çözebilirdiniz, daha ilk günden çözebilirdiniz. Varsa böyle bir şey, bunu
yapmıyorsunuz.
Değerli
arkadaşlarım, insan yaşamına karşı duyarsızlık, bir iktidarın yapabileceği en
son şeydir. Bir iktidar içeride olanların, cezaevinde olanların hayatından da
sorumludur, öncelikle sorumludur. Bunu yapmayıp da son güne kadar çözüm
aramayıp da bu insanları belki de ölmeseler bile sakat kalacakları bir sürece mahkûm
etmek, bir iktidarın görevini yapmadığının en önemli kanıtlarından biridir.
Değerli
arkadaşlarım, şimdiye kadar Kürt sorununda iktidar tutarsız, samimiyetsiz ve
fırsatçı politikalarla sorunu daha da işin içinden çıkılmaz bir hâle
getirmiştir. 2009 seçimlerinde -yerel seçimlerinde- 2010 referandumunda ve 2011
genel seçimlerinde âdeta bir ateşkes, âdeta değil bir ateşkes, örtük bir
ateşkes PKK ile sağlayarak, bunu aslında kendi seçim başarısı, kendi seçim
fırsatçılığı için bir araç olarak kullanan bir iktidarın çözümün bir parçası
olması beklenemez. “Demokratik açılım” adını verdiği bir projenin içini
dolduramazken, bundan ana muhalefet partisine bile söz etmezken; bu arada
Oslo’da görüşmeler yapıp bize bahsetmediği projelerini silah bırakmayanlarla görüşen
ve bunu dahi Habur’da yüzüne gözüne bulaştıran bir iktidar çözümün parçası
olamaz. “Çözümün yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir.” talebimiz bu koşullarda
daha da önem, haklılık ve anlam kazanmaktadır.
AKP’nin
ilkesiz siyaseti Türkiye’yi daha fazla terör batağına itmiştir. Bir süredir
Suriye’ye yönelik saldırgan politika hem Kürt sorununun uluslararasılaşmasına
zemin hazırlamıştır hem de sınır aşırı terörün hedefi olması için yeni bir
eşiğe getirmiştir Türkiye’yi.
Bugün Türkiye’de -bakın, 6 Kasım YÖK’ün
kuruluş tarihidir- üniversitelerde, bu arada Ege Üniversitesinde öğrenciler
YÖK’ü protesto ediyorlar. Sizin de YÖK’ü değiştirmek üzere bir tasarınız var
ya, onlar da YÖK’ü protesto ediyorlar. Ne yaptı iktidarınız? İktidarınız
üniversite kampüslerine girdiler, yüzlerce öğrenciye gene biber gazını layık
gördüler, gene onları gözaltına aldılar. Değerli arkadaşlarım, bu nasıl bir
demokrasi anlayışı? Bırakın çocuklarımız, bırakın sizin çocuklarınız, bizim
çocuklarımız özgürce ifade edebilsinler kendilerini. Nedir bu korku? Nedir bu
tahammülsüzlük? Eğer siz bunları çözüm yoluna sokmak istiyorsanız yapacağınız
ilk şey, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmayı öğrenmektir. İnsan hak ve
özgürlüklerine saygılı olmayı öğrenen bir iktidar -ki bu bir öğrenme sürecidir
ama bunu on yıldır öğrenemeyen nasıl öğrenecek gibi bir sorunla karşı
karşıyayız- bu insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmayı öğrenen, AB ilerleme
raporlarında olduğundan daha fazlasını yaparak öğrenen bir iktidar, ancak
Türkiye’nin önünü demokratik hak ve özgürlük açısından açabilen bir iktidardır.
AKP İktidarı, ne yazık ki şimdiye kadar bu açıdan sınıfta kalmıştır. Türkiye’de
AKP döneminde yüzlerce öğrenci tutuklanmıştır, yüzlerce insan cezaevlerine
girmiştir, gazeteciler tutukludur ve son olarak da gördüğünüz gibi, açlık
grevleriyle Türkiye’nin cezaevleri yeni bir dramın eşiğine gelmiştir. Bu
nedenle BDP’nin sunduğu önergenin lehinde konuştum, lehinde olduğumu söylemek
istiyorum.
Teşekkür
ederim. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Recep Özel, Isparta
Milletvekili.
RECEP
ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi
Partisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince vermiş olduğu grup önerisi
aleyhinde söz almış bulunmaktayım.
Bugün
gündeme getirmek istedikleri grup önerisi, geçen hafta 2 defa, aynı şekilde,
cezaevlerindeki devam etmekte olan açlık greviyle ilgili burada görüşülmüş ve
reddedilmişti, aynı konu tekrar bugün getirildi. Bizler de açlık grevinde
bulunan cezaevindekilerin son vermesini istiyoruz.
Dün
Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç Bey deklare etti “Bir an önce son verin.”
diye. Meclis kürsüsünden, kendilerinin başka kişilerin siyasi emellerine alet
olmamaları anlamında, kendi sağlıklarını düşünen… Cezaevlerindeki bu açlık
grevine katılanların son vermesini buradan talep ediyoruz. Tabii ki Hükûmet
birtakım adımlar atmakta, bunların da karşı taraftan iyi niyetli bir şekilde
karşılığını görmek istemektedir.
Biz,
bugünkü gündemimiz Büyükşehir Belediyesi Yasası’nı biraz sonra grup önerimizle
getireceğiz. Bu nedenle, Barış ve Demokrasi Partisinin önerisine
katılmadığımızı belirtiyor, saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar.)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN -
Buyurun Sayın Baluken.
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşması sırasında yani hem şu
anda bir önceki Hatip hem de ilk AKP adına konuşan Hatip grubumuzu zan altında
bırakan ithamlarda bulundu.
BAŞKAN –
Ne söyledi de zan altında kaldınız Sayın Baluken?
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Açlık grevinin talimatının BDP tarafından verildiği ve
BDP’nin çağrı yapmaması nedeniyle açlık grevinin devamını söyleyen imalar oldu,
ona bir cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN –
Karşı mısınız yani?
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Evet.
BAŞKAN -
Buyurun.
Sataşma
nedeniyle üç dakika söz veriyorum.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in,
Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Isparta Milletvekili Recep Özel’in BDP
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yani geçen haftadan
beri çok önemli bir konuyu sürekli Meclis gündemine getiriyoruz. Buradan bir
çözümün sesi, buradan bu yaşanan soruna akılla yaklaşan, mantıkla yaklaşan,
sağduyuyla yaklaşan bir sesi yakalamaya çalışıyoruz ama maalesef ezberlenmiş
gibi aynı metinlerle, AK PARTİ Grubunun genelini de temsil etmeyen, genelinin
düşüncesini belirtmeyen birtakım metinlerle burada birtakım suçlamalar
yapılıyor, deyim yerindeyse siyasi birtakım çıkar elde etmenin arayışı
yapılıyor.
Bakın,
sorun şudur, bunu açık söyleyelim: İçerideki siyasi tutuklu arkadaşlarımız bu
açlık grevi eylemine kendi iradeleriyle karar vermişlerdir, kendi iradeleriyle
bu eyleme devam etmektedirler. İçerisi boş olan bir çağrı BDP’den de gelse,
AKP’den de gelse, PKK’den de gelse, KCK’den de gelse hiçbir şekilde karşılık
bulmayacaktır, bunu biz defalarca buradan da ifade ettik. Ccezaevlerinde
yaptığımız görüşmelerde de bu arkadaşlarımız açık bir şekilde bunu ifade
etmemizi, kamuoyunu doğru bilgilendirmemizi istiyorlar. Dolayısıyla burada
böyle provoke eden, farklı birtakım tartışmalara zemin hazırlayan söylemlerden
kaçınmamız gerekiyor.
Sorun
şudur: Bir savaş politikası, bir tasfiye konseptini bir kenara bırakıp Kürt
sorununda bir müzakere ve diyalog sürecinin önünün açılmasıyla ilgili bir
çığlık vardır, bu çığlığa hepimizin sahip çıkması gerekiyor. Sadece müzakere ve
diyalog sürecinin bitmesinden bugüne kadar 1.500 kişi yaşamını yitirmiştir,
1.500 ailenin ocağına ateş düşmüştür. Şimdi, bunun savunulur hangi tarafı
vardır? AK PARTİ içerisinden, Cumhuriyet Halk Partisi içerisinden, Milliyetçi
Hareket Partisi içerisinden bu tabloyu savunan bir arkadaşımız olabilir mi?
Açlık grevi böylesi bir fırsatı önümüze getirmiştir. Eğer bu taleplerin
karşılanması noktasında birtakım adımlar atılırsa böylesi bir sürecin önünü
aralayabiliriz, aksi takdirde tarihe şu anda en fazla tutuklunun katılmış
olduğu açlık grevinin devrede olduğu bir Hükûmet olarak geçeceksiniz. İşin daha
acı boyutu, daha kötü yanı, en fazla cenazenin çıktığı bir açlık grevinin
bulunduğu bir ülkenin Hükûmeti ya da Başbakanı olarak tarihe geçme gibi bir
tehlikeyle karşı karşıyasınız. Bu nedenle, buraya gelip böyle karşılıklı siyasi
suçlamaları bir kenara bırakalım, yapıcı olan her söyleme değer biçelim.
Dün,
Bakanlar Kurulundan sonra Sayın Bülent Arınç’ın yapmış olduğu çağrı anlamlıdır.
Bu çağrının mutlaka önemsenmesi gerektiğini, AK PARTİ içerisindeki, Cumhuriyet
Halk Partisi içerisindeki, Milliyetçi Hareket Partisi içerisindeki bütün
vicdanlı arkadaşlarımızın bu çağrının gereğini yerine getirerek…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RECEP
ÖZEL (Isparta) – Biz o çağrıya katıldık.
İDRİS
BALUKEN (Devamla) – Biz o çağrıyı her zaman yapıyoruz, gittiğimiz her görüşmede
yapıyoruz, şimdi de yapalım. Rica ediyoruz, “Arkadaşlarımız kendi sağlıklarına
zarar vermeyecek şekilde bu eylemi bitirsinler.” çağrısını hep yapıyoruz.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Barış ve
Demokrasi Partisi Grubunun…
İDRİS
BALUKEN (Devamla) – Ama siyasi içeriği olmayan taleplerin dikkate alınmadığı…
BAŞKAN –
Sayın Baluken…
İDRİS
BALUKEN (Devamla) – …bir çağrının bir işe yaramadığını bilerek hepimiz mantıklı
bir çerçevede bu soruna yaklaşalım. Bu sorunun bir an önce ülke gündeminden bir
çözüm üretecek şekilde, bir çözümü getirecek şekilde çıkmasını sağlayalım. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
III.- YOKLAMA
(CHP
sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yoklama… Yoklama istedik.
RECEP
ÖZEL (Isparta) – Geç kaldın.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – “Yoklama.” dedim, duymadınız Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Yapalım Sayın Başkan.
Sayın Tarhan,
Sayın Günaydın, Sayın Serindağ, Sayın Hamzaçebi, Sayın Altay, Sayın Öner, Sayın
Çıray, Sayın Moroğlu, Sayın Atıcı, Sayın Seçer, Sayın Kaplan, Sayın Köprülü,
Sayın Öğüt, Sayın Dibek, Sayın Işık, Sayın Gök, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın
Oran, Sayın Yalçınkaya, Sayın Oyan.
Evet, beş
dakika süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri (Devam)
1.- BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Iğdır
Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın cezaevlerinde 12/9/2012
tarihinde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak ailelerinin
yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması
önergesinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına
ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
(Devam)
BAŞKAN –
Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi vardır, okutup işleme alacağım. Okutuyorum ve aynı zamanda oylarınıza
sunacağım.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Hemen, aynı zamanda sunamazsınız efendim. Okutup oylara nasıl
sunacaksınız? Görüşmelerden sonra…
BAŞKAN –
Okutuyorum…
2.- MHP Grubunun, ataması yapılmayan
öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu
(10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin,
Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulunun 06/11/2012 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti
grupları arasında oybirliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz
ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye
Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşümleler Kısmında yer alan 10/81 esas numaralı, “Ataması
yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis araştırma önergemizin 6/11/2012 Salı
günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşimde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya
Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuza ait toplam 24
milletvekilinin imzasıyla, tesadüfen tam bu tarihten on üç ay önce, yani 6 Ekim
2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğumuz, ülkemizdeki ataması
yapılamayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak gerekli çözümlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması talebimizin gündeme alınması
üzerine söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisimizi ve bizleri televizyonları
başında bekleyen, acaba bir umut, bizim de atamamız yapılabilir mi diye dört
gözle buradan çıkacak kararı gözleyen öğretmen adaylarına saygılarımı
sunuyorum.
Değerli
milletvekilleri, AKP’nin gündemi Türkiye’yi bölünmeye götürecek eyalet
sistemini nasıl yerel yönetimlerde gerçekleştirir ve millete cumhuriyet tarihi
boyunca, yüz yıldır, altmış yıldır, seksen yıldır hizmet veren belde
belediyelerini nasıl kapatırız, bir an önce bu kanunu nasıl çıkartırız, adını
güzelleştirerek, adını büyükşehir yaptığımız ama gerçekte bütün zehri bu
millete nasıl yuttururuz, onun hesabında. Ama milletin gündemi bu değil.
Milletin gündemi evine ekmek götürebilecek insanların sayısını nasıl
arttırırız, acaba bunlarla ilgili bu Meclis bir karar alır mı diye bugün burada
görüşme bekliyor.
Dolayısıyla
Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu yasama döneminin başından bu yana birkaç
kez sizlerle paylaştığımız ama bir kez daha, özellikle bugün yaşanan çileleri
de dikkate aldığımızda, Meclis gündemine alınma önerisiyle getirdiğimiz ataması
yapılmayan öğretmenlerin sorunlarıdır. Kamuoyunda her ne kadar atanamayan
öğretmenler olarak bunlar isimlendirilse de, aslında bunlar atanamayan
öğretmenler değil, AKP’nin atamalarını yapmadığı öğretmenler. Dolayısıyla
sorun, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunu.
Şimdi,
sizi tam on yıl öncesine yani AKP iktidarlarının başına götürmek istiyorum.
Sayın Başbakanın 2002 yılında miting meydanlarında bu konuyla ilgili yaptığı
açıklamalardan bazılarını paylaşarak on yılda ne değişti, önce onu sizlerle
paylaşmak istiyorum. Sayın Başbakanın 2002 yılındaki İzmit mitinginde söylediği
sözleri aynen kendi ağzından çıkan ifadelerle bir kez daha hatırlatmak
istiyorum: “Şu sisteme bakın hele. Ülkede 72 bin öğretmen açığı var. Sen
sınavla öğretmen seçiyorsun, hangi akla hizmet ediyorsunuz? Bırak da
öğretmenlerimiz okul seçsin, göreve başlasın. Önüne neden engel koyuyorsunuz?
İnşallah biz hükûmetlerimizi kurduğumuzda bütün öğretmenleri göreve
başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz.”
Değerli
milletvekilleri, bu, 2002 yılında. Şimdi gelinen on yıl sonraki noktaya
baktığımızda acaba o gün Sayın Başbakanın miting meydanlarında verdiği bu
sözlerin ne kadarı gerçekleşti? 72 bin öğretmen açığı çıktı şimdi 150 bin
öğretmen açığına, tam ikiye katladınız. Millî gelirdeki artış gibi öğretmen
açığını 2 katından fazla artırdınız. Peki, öğretmenlerimizi sınavsız işe
başlattınız mı? Hayır.
Peki,
Samsun mitinginde ne demiş? Samsun mitinginde “Buradan sözüm tüm genç öğretmen
adaylarına. Siz merak etmeyin, biz geldiğimizde, üniversiteyi bitirdiğinizde
‘Ne yapacağım, sınavı ya kazanamazsam?’ korkun olmayacak çünkü sınav
olmayacak.” Şimdi sınav var mı? Sınav var, fazlasıyla var. Çalınan soruların
tekrarlandığı sınavlar var. Hırsızlık yapılan sınav sorularıyla haksız atanan
öğretmenler var. Hani sınav olmayacaktı? On yıl sonra ileri demokrasinin
konuşulduğu Türkiye’de, on yıl önceki konuşulanların fazlası ızdıraplar
yaşanıyor.
Bitmemiş.
Sayın Başbakan Gaziantep mitinginde demiş ki: “Biz iktidar olunca inşallah
boşta öğretmen adayı olmayacak.” Var mı değerli milletvekilleri, boşta öğretmen
adayı? Sayın Millî Eğitim Bakanının 21 Mayıs 2012 tarihli resmî soru önergesine
verdiği cevapta, toplam 236.895 öğretmen adayı atama bekliyor. Hani boşta
öğretmen adayı kalmayacaktı? Sayı 300 bine dayandı.
O da
bitmedi, daha da var. İstanbul mitinginde “İnşallah biz iktidar olunca
öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla
okuluna gidecek. Hiç merak etmeyin.” Gidebiliyorlar mı acaba? Dolayısıyla
bugün, maalesef, on yıllık AKP İktidarı her alanda olduğu gibi atama bekleyen ve
ataması yapılmayan öğretmenlerde de zulüm ortamı yaratmıştır. Evlerde yuvaları
yıkmıştır. Atanan öğretmenlerin eşlerini birbirinden ayırmış, iki eşi bir araya
getirmemiş, yuvaları yıkmaya devam etmektedir.
Değerli
milletvekilleri, bu geçen on yıllık sürede sadece atanamayan ya da ataması
yapılmayan öğretmenlerin sayısı artmadı, on yıllık AKP İktidarı döneminde tam
15.961 okul kapandı. Taşımalı İlköğretim Yönetmeliği’nde bir maddeye takılarak,
eğer bunları, ortalama 15.961 okulu 10 ya da 15 derslikle çarptığınız zaman
yaklaşık 200 bin derslik bu AKP İktidarı döneminde çöplüğe döndü. Okullar
yıkıma terk edildi. Ondan sonra çıkıyorsunuz “Biz 169 bin yeni derslik
yaptırdık.” diye övünüyorsunuz. Kapattığınız derslikleri bir sayın. En az 200
bin dersliğin kapatılmasına yol açtınız.
Diğer
taraftan, bu iktidar döneminde maalesef yuvalar yıkıldı, atanamayan
öğretmenlerin özellikle hakları gasbedildi. Millî Eğitim Bakanlığının her
bakanlık döneminde uyguladığı ayrı politikalarla millî eğitim yazboz tahtasına
dönüştürüldü. Bu süreçte, 10 Eylül 2012 tarihinde yapılan 40 bin öğretmen
atamasının branşlara göre dağılımında çok büyük adaletsizlikler yapıldı. Öyle
adaletsizlikler yapıldı ki bazı branşlara başvuru yetmedi. 4 bine yakın, 3.900
civarındaki başvuruyu yeniden ek atamayla aldınız. Bu da yetmiyormuş gibi alan
değişikliği uygulaması başlattınız. Dışarıda 87-88 puan almış lise branşlarında
atama bekleyen öğretmenler dururken, işe başlamış, hasbelkader bir iş sahibi
olmuş öğretmenlere birden alan değişikliği uygulaması açtınız. “Buyurun
arkadaşlar, biz dışarıdakilere ekmek vermek istemiyoruz, size biraz daha yol
açacağız; farklı alanlara, hangi alanı istiyorsanız, geçin.” dediniz.
Böyle bir
uygulama dünyanın neresinde var değerli milletvekilleri? Bu Millî Eğitim Bakanının
uygulamaları saygıdeğer iktidar partisi milletvekilleri olarak sizleri hiç
rahatsız etmiyor mu? Bu insana hiç ulaşabileniniz yok mu içinizde? “Sayın
Bakan, sen ne yaptığının farkında mısın? Bu ülkeye nasıl bir uygulama getirdin?
Bunun uygulama sonuçlarını hiç araştırdın mı?” diye sormuyor musunuz? 4+4+4
uygulamasına başlanır başlanmaz, ne okullarda, nice öğretmenler, ne
sıkıntılarla muhatap oldu, hiç biliyor musunuz? Sınıf öğretmenlerinin birçoğu
fazlalık çıktı, onlara bir yerler bulmak için alan değişikliği koydunuz.
Bunları hep burada önerdik, “Yapmayın, en azından bir yıl uygulamayı
geciktirin.” diye söyledik ama teknik öğretmenlerle ilgili bir adım dahi
atmadınız. 2012 yılına kadar on yıllık süreçte öğretmen adayı olarak bekleyen
teknik ve mesleki eğitim fakültesi mezunlarının ancak yüzde 3’üne kadar
kontenjan verdiniz. Ağzınızı açtığınızda mesleki eğitimden bahsettiniz ama bu
eğitimi verecek öğretmenlere iş imkânı sağlamadınız. Şimdi, geliniz, hiç
olmazsa Şubat 2013’te… Sayın Millî Eğitim Bakanı, biliyorsunuz şubat dönemi
atamalarını da kaldırdı. “Ali kıran baş kesen” gibi, “Ben yaptım oldu.” diyor.
Bu yanlışı siz döndürün. Söyleyin bu Bakanınıza bu yanlıştan dönsün. 2013 Şubat
ayında yapılacak ek atamalarla şu anda kuyruğa geçmiş atama bekleyen, 90 puanla,
95 puanla yerleşememiş öğretmenlere bir iş imkânı oluşturun.
Bu
vesileyle, bu önergemize desteğinizi bekliyor, tekrar saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Şimdi,
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mülkiye Birtane,
Kars Milletvekili… (BDP sıralarından alkışlar)
MÜLKİYE
BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; binlerce siyasi Kürt
tutsağın bedenini ölüme yatırdığı böylesi bir süreçte onları yaşatmak
önceliğimiz olmalıdır. Bu nedenle, konuşmamın ilk bölümünde hepimizin
sorumluluk duyması gerektiği bu insanlık dramından kısaca bahsetmek istiyorum.
Evet,
bugün 56’ncı gündür; Türkiye cezaevlerinde açlık grevleri var, dışarıda ise
çatışma, gözyaşı, tabutların arkasında gencecik evlatlarını sonsuzluğa
uğurlayan yüreği yanık anneler, babalar, nişanlılar, eşler, çocuklar, dedeler,
nineler, kardeşler var. Bu halk binlerce evladını yitirdi; cezaevinde, askerde,
dağda, evinde, arabada, yolda, annesinin kucağında. Bugün, tesadüfen sağ kalanlar,
cezaevinde yavaş yavaş öldürülenler, işkence görenler, hücrelere kapatılanlar
meşru ve siyasi taleplerle Kürt olmalarından dolayı cezalandırılmalarına karşın
ölüme yatıp Kürt sorununa kesin, kalıcı, sorunu karşılayan bir çözümün
bulunmasını istiyorlar.
Bu
doğrultudaki talepler ise, bildiğimiz gibi, Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki
tecridin kaldırılması, Kürt sorununun çözümündeki rolünü oynaması için
özgürlük, güvenlik ve sağlık koşullarının sağlanarak müzakerelerin başlaması,
ana dilde savunma ve ana dilde eğitim hakkının tanınarak Kürtçenin kamusal
alanda kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Talepler siyasi
içerikli, meşru ve yerine getirilebilecek taleplerdir; aynı zamanda milyonlarca
Kürt tarafından talep edilen, Türkiye kamuoyunda da kabul gören taleplerdir.
Aslında anında karşılanabilecek bir talep olan Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki
tecridin kaldırılması ve müzakerelerin başlatılması, Türkiye'yi Kürt sorununun
çözümsüzlüğünden doğan bu çatışmalı ve son derece endişe verici ortamdan
kurtaracaktır. Bu nedenle, Sayın Abdullah Öcalan’ın, avukatları ile hemen
görüştürülmesi gerekmektedir. Tecridin devam ettiği her gün açlık grevi
eylemcileri de ölüme bir adım daha yaklaşmaktadır.
Taleplerin
içeriği demokratik haklardır. Kaldı ki, yüzlerce siyasi tutsak bu talepleri
dile getirdiği için içeride tutuluyor. Öğrenciler, çocuklar, kadınlar ana dilde
eğitimin talep edildiği mitinglere, gösteri ve yürüyüşlere katıldığı gerekçesi
ile suçlanıyor. Sadece ana dilinde savunma istediği için cezaevinde tutulan ve
yargılaması yapılmayan binlerce tutuklu var. Mahkemeler ana dilde savunma yapan
tutsakları dinlemiyor, tercüman talepleri reddediliyor, tutsaklar savunmaları
alınmadan mahkeme salonundan çıkarılıyor. Hükûmet soruna çözüm bulmak yerine, Türkiye
kamuoyunu bilinçli bir şekilde Kürtlere karşı düşmanca bir tutum içerisine
girmeye itmektedir. Bu nedenle birçok kentte Kürtlerin iş yerleri yakılmakta,
evleri kuşatılmakta, Kürtler sokak ortasında linç edilmekle karşı karşıya
kalmaktadırlar. Açlık grevleri, Türkiye’nin çözümsüz bırakılan Kürt sorununa,
çözümün zeminini oluşturmaya dönük, eylemcilerin canlarını ortaya koyduğu bir
eylemdir. Bu nedenle, bu taleplerin müzakereye açılması, demokratik temelde
çözüme kavuşması gerekmektedir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun ataması
yapılmayan öğretmenler hakkındaki önergesine dair söyleyeceklerime ise şunu
belirtmekle başlamak istiyorum.
Ataması
yapılmayan öğretmenler konusu yıllardır devam etmekte, gittikçe de büyümektedir.
Hükûmetin verdiği rakamlar yanıltıcı ve bir o kadar da işi zorlaştıran
türdendir.
Sayın
Başbakan, geçen gün yaptığı bir konuşmasında atanmayan öğretmenler sorununu
normalmiş gibi göstererek, hatta yaptıkları atamaları olağanüstü bir icraatmış
gibi kamuoyuna sunmuştur. Konuşmasının bir bölümünde, “Zaman zaman bazı
televizyon kanallarında veya oluşturulan bazı dernekler vasıtasıyla, ‘Ben
öğretmen oldum, atanamıyorum; şekliyle hareket edenler var. Herkes öğretmen
olabilir fakat bütün bunların atanabilmesi için de şüphesiz, devletin gerek
bütçe noktasında gerekse bunları atama noktasında diğer kamu kurumlarıyla
ilgili planlamasına müsaade etmek lazım.” diyor.
Burada
suçlu yine halk. Okuduğu hâlde atama bekleyen, çoluk çocuk perişan olan,
intihar edecek kadar büyük bir çaresizliğe itilen insanlar var. Başbakan 120
bin öğretmen atanacağını söylüyor. Sayın Bakanın da bir yıl kadar önce
söylediği “55 bin öğretmen atanacak…” Ama umarız sadece 11 bin öğretmenin
ataması durumunda kalmaz bu söylem.
300 bin
civarında öğretmen atama bekliyor. Şu an 60 bin öğretmen ücretli öğretmenlik
yapıyor. Ücretli ve vekil öğretmenlikle ucuz iş gücü olarak kullanılan
öğretmenler bu duruma “Dur.” demek için mücadelelerine devam ediyorlar. Şubat
ayında atamayı bekleyen öğretmen adaylarının talepleri mutlaka göz önünde
bulundurulmalıdır.
AKP
İktidarı döneminde Nurcan Uca, Hilal Uzunkaya, Mustafa Kaya adındaki
öğretmenler intihar ederek hayatına son verdi. Bu insanlar, 2007’nin ilk altı
ayından bu yana yaklaşık olarak sayısı 30’u bulan ve hayattan kopan
öğretmenlerin içerisinde yer alıyor. Ülkede öldürmek için her türlü yol
deneniyor; insansız hava araçları alınıyor, son teknolojik silahlara
milyonlarca dolar harcanıyor ama sorun yoksulluk, açlık, işsizlik, atanmayan
öğretmenler olunca “Bütçeden kaynak aktarılamıyor.” deniliyor.
Bütün
bunları tartışırken neden güvenlik harcamalarından bahsetmiyoruz? 2012
Ocak-Haziran döneminde güvenlik ve savunmaya yönelik mal, malzeme ve hizmet
alımları tutarı toplam 732,7 milyon lirayken temmuz ayında 473,5, ağustos
ayında ise 372,4 milyon lira olmuştur; bu rakam toplamda ise 846 milyon
liradır. Örtülü ödenekten harcanan miktar sadece temmuz, ağustos aylarında
156,5 milyon liradır; kimse nereye gittiğini bilmiyor.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; öğretmenlik mesleği, aydın kimliği ve
toplumsal zeminde yüklendiği rol gereği eleştirel düşünmeyi temel almak
zorundadır ancak mevcut politikaları eleştiren öğretmenleri öğretmenlikten
istifa etmeye davet eden, ayrıca atanmayan öğretmenlere de “Başka işler yapın.”
demeye kadar götüren Sayın Millî Eğitim Bakanının söylemlerini de halkımızın
takdirine bırakıyoruz.
Ayrıca,
bugün eğitim sistemindeki tüm çarpıklıkların kaynağı olan YÖK’ün kuruluş yıl
dönümü. Kuruluşundan bu yana bu çarpık sistemi protesto eden yüzlerce öğrenci
saldırılara maruz kalmış ve tutuklanmıştır. Bugün de yaralanan ve gözaltına
alınan öğrenciler var. Bu sistemin bir an önce değiştirilmesi gerekiyor diyor
ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi
Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Engin Altay, Sinop
Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Teşekkürler.
Sayın
Başkan, demin ben hakikaten mikrofon açık diye konuştum, fark etmemişim, tekrar
onu bilginize bir sunayım.
Sayın
milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
MHP’nin
verdiği Meclis araştırması önergesinin lehinde söz aldım. Zevkle ve
memnuniyetle de lehinde aldım, zira bu mahiyette verilmiş, son altı-yedi yıldır
Meclisin tozlu raflarında ya da hard disklerinde bekleyen 100 civarında Meclis
araştırma önergesi olduğunu biliyorum. Bu önergelerin tümünde yüce Meclisten
talep edilen şudur: “Ataması yapılmayan öğretmenlerin içinde bulundukları hâli
konuşalım.”
Sayın
milletvekilleri, zaman zaman söylersiniz “Vara yoğa muhalefet gensoru veriyor,
soruşturma önergesi veriyor, genel görüşme veriyor, yazılı soru önergesi
veriyor, araştırma önergesi veriyor…” Ya, hepinizi birer öğretmen yetiştirdi,
bugün buradaysanız öğretmenlere karşı bir minnet ve şükran borcunuz var ve bu
ülkede 300 bin civarında bu sorunu bire bir yaşayan insanı, aileleriyle beraber
1,5 milyon nüfusu ilgilendiren bir kronik, bir trajik durumla karşı karşıyayız.
Burada oturup duruyorsunuz. Bu konudan çok daha önemsiz konular için kurulmuş
Meclis araştırmaları var. Kaldı ki biraz önce MHP Grubu adına konuşan
milletvekilimiz söyledi, Sayın Başbakanın bu konuda 2002 seçimleri öncesi
Türkiye'nin dört bir yanında verdiği sözler var.
Ha,
şimdi, Başbakanın konuşmasıyla ilgili, kürsüden yaptığı konuşmalarla ilgili de
bir değerlendirme yapmak lazım bu vesileyle. Prompter’la konuştuğu zaman çok
sıkıntı yaşamayan ve kendisini dinleyenlere, kendisine bel ve umut bağlayanlara
da çok sıkıntı yaşatmayan Başbakan, prompter’dan çıktığı zaman, kendisine bel
bağlayanlara, umut bağlayanlara şok ve hayal kırıklığı yaratıyor. Bugün eminim
ki grup toplantısında birçoğunuzun -Başbakanın yaptığına ister “eğretileme”
deyin ister “açık istiare” deyin- yüzü kızarmıştır, kızarmış olmalı. Bugün 61’inci
Cumhuriyet Hükûmetinin başı olarak Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı
eğretilemeyi ya da açık istiareyi, ben Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı
olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan bir milletvekili
olarak yakıştıramadım, benim yüzüm kızardı.
Sayın
Başbakanın bu tarzı, bu üslubu aslında yeni de değil, geçmişte de bunun çok
örnekleri var ama bugünkü benzetmesi, gerçekten onun adına belki de siyasi
yaşamının en büyük talihsizliğidir.
Siyasette
nereye gelirseniz gelin hepimizin kastı aşan ifadeleri olur, istemeyerek
ağızdan çıkan sözler olur. Umarım ve dilerim ki Sayın Başbakan en kısa sürede,
bugün yaptığı büyük ayıbı, “eğretileme” ya da “açık istiare” anlamında,
niyetiyle yaptığı ama hiç yakışık almayan bu büyük ayıbı telafi etmesini de
bilir.
Sayın
milletvekilleri, konumuz AKP hükûmetlerinin atamasını yapmadığı öğretmenler.
Öğretmenlerimizden her vesileyle bu kürsüde bu konuyla ilgili müteaddit defalar
özür diledim, bir kere daha diliyorum.
Sayın
Bakan karşıda. Sayın Bakan, Haymana’da, 2012-2013 eğitim öğretim yılını açarken
“120 bin acil öğretmene ihtiyacım var.” dediniz mi? Dediniz. 40 bin aldınız mı?
Aldınız. “Şubatta atama yapmayacağım.” diyorsunuz. Peki, ben size şunu
söylemiyorum yani atama bekleyen 250 bin öğretmeni sisteme alın demiyorum,
diyemem zaten. Ancak, bir ülkede Millî Eğitim Bakanı “120 bin öğretmene
ihtiyacım var.” diyorsa, Millî Eğitim Bakanlığı iç denetim raporu bunu teyit
ediyorsa, öte yandan Başbakan çıkıp “OECD’nin en hızlı büyüyen ülkesi olduk,
dünyanın bilmem kaçıncı büyük ekonomisine sahibiz, on yılda, az zamanda çok ve
büyük işler yaptık.” diye hamaset yapıyorsa siz bu 120 bin öğretmeni derhâl
sisteme dâhil etmek zorundasınız. Tutturmuşsunuz bir “Ücretli öğretmenliğe
yönelin.” diye. Ayıptır! Ücretli öğretmenlik, dünyanın hiçbir sisteminde
olmayacak kadar komik ücrete insanların mahkûm edilmesidir, bir köleliktir.
Şimdi,
daha hazin bir şey var sayın milletvekilleri. Ben bu Parlamentoda çok millî
eğitim bakanıyla çalıştım ama böylesini hiç görmedim. Bakın, bir Millî Eğitim
Bakanına şu cümle yakışıyorsa ben bu iddiamı geri alacağım, MHP grup önerisinin
aleyhinde oy kullanacağım. Millî Eğitim Bakanı diyor ki: “Ben öğretmen olmak
isteyenleri Eminönü Camisi’nin önünde bekleyen güvercinlere benzetiyorum; biliyorlar
ki biri önlerine yem atsın… Allah’tan çocuklarım memur olmadılar.” Millî Eğitim
Bakanı bu cümleyi söylediyse -ki düşmüş İnternet’e, kayıtlara- çok ayıp
etmiştir.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Orada dalga geçiyor, gülüyor orada, bak orada gülüyor!
ENGİN ALTAY
(Devamla) - Kendisini yetiştiren öğretmenlere de ayıp etmiştir, Türkiye’de
çalışan yaklaşık 3 milyon civarındaki memur statüsündeki kamu çalışanına da
ayıp etmiştir. Çok merak ediyorum, Millî Eğitim Bakanının çocukları ne iş
yapıyor? Başbakanın ve diğer kimi bakanların çocukları gibi az zamanda çok ve
büyük mülk ve servet sahibi oldularsa ona bir lafım yok ama bu milletin
memuruyla, bu milletin çocuklarıyla dalga geçmeye de Millî Eğitim Bakanının
hakkı yok.
Gene
kampta, gene basına yansıdığı kadarıyla Sayın Başbakan eğitimle ilgili yapılan
işleri ardı ardına sıralıyor. Sonra, Meclis Başkanına, milletvekillerine fırça
atmasına alışkınız ama basına yansıyan şekliyle Millî Eğitim Bakanına da bir
fırça atıyor. Millî Eğitim Bakanının “Haberdar olmadım.” dediği bir sorunla
ilgili “Sen herkesten önce buna vâkıf olmalı ve çözmelisin.” diyor.
Millî
Eğitim Bakanının haberdar olmadığı konu nedir? Velilerden para toplanmasıdır.
Sayın Bakan, Güzelkent İlkokulu ve Ortaokulu Etimesgut Kaymakamlığına bağlı, o
ilköğretim okuluna gidin, yani gitmeyin de müdürü çağırın, “22/10/2012’de bir
yazı yazmışsın velilere.” deyin. Yazı bende Sayın Bakan. “Millî eğitimle ilgili
şu kadar iş, bu kadar iş yaptık.” diyorsunuz, esasen millî eğitimin içine
ettiniz, millî eğitim sistemini perişan ettiniz.
RAMAZAN
CAN (Kırıkkale) - Bu nasıl laf ya! Terbiyesiz.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Sizin döneminizden önce ya da…
BAŞKAN –
Sayın Altay, şu kelimeleri Meclis kürsüsünden…
Lütfen
geri alır mısınız sözünüzü, lütfen ama düzeltir misiniz?
ENGİN ALTAY
(Devamla) – Özür dilerim. Tamam Sayın Başkanım, tamam.
Bakın,
şimdi, derslik başına düşen öğrenci sayısı neydi? Derslik başına düşen öğrenci
sayısı Sayın Bakandan önce neydi, şimdi ne? Gelsin kendisi söylesin. Bak,
sataşma, cevap verme hakkı veriyorum adama ama “Yukarıda Allah var.” diye
konuşacak. Ömer Dinçer’den önce derslik başına kaç öğrenci düşüyordu, şimdi kaç
öğrenci düşüyor, onun cevabını vererek başlasın.
Çok söze
gerek yok, millî eğitim sistemini perişan ettiniz. Bakın, bir gazete… Ne kadar
garip, Maliye Bakanının seçim bölgesi Çağlı Köyü, Maliye Bakanının seçim
bölgesi. Bu da orada eğitim öğretim yapılan okul.
Şimdi,
çok önemli bir şeyi sizinle paylaşmam lazım. Bu derslik polemiği hep var, on
senedir var. Başbakan diyor ki… Kızılcahamam’da yeni, taze. Başbakan hep 180
bini kullanıyordu, dün Kızılcahamam’da, 146 bin derslik yaptığını söyledi.
Bülent Arınç “180 bin” diyor. Millî Eğitim Bakanı ne diyor? Bilmiyorum,
herhâlde ikisinin ortasını söyleyecek. Böyle bir şey olabilir mi ya?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bilmiyor ki!
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Haberi yok, haberi!
ENGİN
ALTAY (Devamla) - Bilmiyor tabii, bilmiyor tabii.
Şimdi,
bakın Sayın Bakan, size de söz hakkı doğdu zaten.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Başbakan o konuda haklı canım!
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Ama söz hakkını kullanmadan önce, Reşit Galip de bir Millî
Eğitim Bakanıydı ve Atatürk’ün aslında baştan hiç sevmediği, bazı fikirlerine
hiç katılmadığı bir Millî Eğitim Bakanı. Daha sonra Atatürk’e rağmen, Millî
Eğitim Bakanlığı yaptı ve Atatürk’le çatır çatır tartıştı. Reşit Galip kendi
tezlerini devrin Cumhurbaşkanına kabul ettirdi. Şimdiki Millî Eğitim bakanları
Başbakandan fırça yiyip duruyor. Böyle olur mu? Millî Eğitim Bakanına fırça
atılırsa okuldaki çocuk o sisteme güvenir mi? Böyle şey olmaz.
Sayın
milletvekilleri, Türk millî eğitim sistemimiz perişan edildi. (CHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar) Bir kininiz, bir öfkeniz, bir cumhuriyetin
nitelikleriyle ilgili rahatsızlığınızdan dolayı 4+4+4 sistemiyle hakikaten
millî eğitim sistemini, ilköğretimi perişan ettiniz, gelin, bu yanlıştan biran
önce dönün.
BEDRETTİN
YILDIRIM (Bursa) – Millet beğenmiyordu.
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Ne oldu biliyor musun? Senin Ankara’nda, İstanbul’unda 70
kişilik derslikler var. Sen göndersene çocuğunu 70 kişilik dersliğe!
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Onlar kolejlere yolluyorlar, kolejlere! Özel kolejlere
yolluyorlar!
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Ne oldu ya! Sen vatandaşın ne çektiğini bilmiyorsun.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Vatandaş, fakir fukara imam hatibe, kendi çocuklarını
kolejlere yolluyorlar!
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENGİN
ALTAY (Devamla) – Atamasını yapmadığınız öğretmenlere hem Başbakanın hem Millî
Eğitim Bakanının verdiği sözü yeri getirmesini bekliyorum. Daha önce de
söyledim, sözü er kişilerin sözünde er kişi durur.
Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Sayın Dinçer, söz talebiniz var. Ne için
söz istediniz?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, bana yapılan sataşma
sebebiyle.
BAŞKAN –
Yalnız yeni bir sataşmaya mahal vermeden, buyurun, iki dakika süre veriyorum
Sayın Dinçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in, Sinop
Milletvekili Engin Altay’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar; az
önceki konuşmayı dinledikten sonra bazı bilgileri tashih etme ihtiyacı
hissettim. Önce şunu söyleyeyim: Öncelikle hemen şunu teyit etmeliyim ki bizim
2003’ten beri bugüne kadar yaptığımız derslik sayısı 181 binden fazladır…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Başbakanın bugünkü konuşmasını aç…
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – …ve sadece geçen yıl yeni derslik olarak
11.600, eski proje dışı uygulamaları da dersliklere dönüştürerek yaklaşık
10.600 civarında, toplam 22 binden fazla yeni derslik kazandırarak bir önceki
yıldan çok daha iyi bir şekilde, derslik başına öğrenci sayısını azaltan bir
uygulama yaptık.
NECATİ
ÖZENSOY (Bursa) – Kaçını hayırsever yaptı, kaçını bütçeden yaptınız.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Benden önceki bakanlar döneminde
ilkokullarda öğrenci sayısı ortalama derslik başına 31 civarındayken, hâlâ o
sayıda bir değişme olmadı.
Yalnız,
arkadaşların, derslik başına öğrenci sayısı hesaplarında küçük bir hataları
var, büyük sonuçlar doğuran, büyük yanlışlar doğuran küçük bir hataları var.
Derslik sayıları, normal şartlarda, bir ildeki toplam öğrenci ile toplam
derslik sayısının bölünmesi olarak elde edilirler. Hâlbuki sınıfta ise ders esnasında
kaç öğrencinin olması şubeyle ölçülür. Bu açıdan bakıldığında, İstanbul’da bile
derslik başına 70-80 öğrenciden bahsedildiğinde, bir anda bir öğretmen
karşısında var olan öğrenci sayısı 40-44 civarındadır maksimum. Bu açıdan
bakıldığında eğitim sistemindeki uygulamalar sizi şaşırtmasın.
Daha da
önemlisi, bugün az önce kendi elinde gösterdiği haberin bütünüyle, işte benzer
durumlarda tartışmalara veya konuşmalara zemin hazırlasın diye uydurma yapılmış
bir haberdir. Batman’daki hadise aslında bütünüyle düzmecedir. O köydeki
yaklaşık 12 tane öğrencinin, ilkokul öğrencisi… Toplam 22 öğrenci var. Bu 22
öğrencinin 10 tanesi ortaokul öğrencisi, 12 tanesi ilkokul öğrencisi. 10
ortaokul öğrencisi başka ilçe merkezine taşımalı eğitim, 12 öğrenci…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Çok önemli bir bilgi Sayın Başkan,
cümlemi bitireyim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ama çok önemli bilgiler.
BAŞKAN –
Lütfen Sayın Dinçer, öyle bir uygulamamız yok.
Teşekkür
ediyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan ilkelidir o konuda!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ben şunu söylemek istiyorum: Bütün
konuşmalarda… Aslında bizim perişan ettiğimiz millî eğitim sistemi filan değil,
perişan ettiğimiz CHP zihniyetidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmasında, benim yaptığım
konuşmaya atfen yanlış bilgi verdiğimi söyledi. Müsaade ederseniz bir dakika…
BAŞKAN –
Hayır, değil.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Tutanaktan, tutanaktan. Bir dakikayı geçmemek kaydıyla. Bak,
iki dakika demiyorum.
BAŞKAN –
Ama sataşma söz konusu değil ki Sayın Altay.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Ama yanlış bilgi… Nasıl olmaz? Beni Genel Kurula yanlış bilgi
vermekle suçladı.
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Uydurma” dedi Sayın Başkan!
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, söyledi.
BAŞKAN –
Ben dinledim şeyi, gazete haberinin yanlış olduğunu söyledi. Eğer sataşma
varsa, ilgili gazete ve…
ENGİN ALTAY
(Sinop) – “Uydurma” dedi Başkanım.
BAŞKAN –
Tamam.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Ben uydurma belgeyle buraya çıkmam.
BAŞKAN –
Hayır, size söylemedi ama ben dikkatle dinledim. Gazete haberine “uydurma”
dedi.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, ben “Yanlış bilgi verdi.”
demedim, bilgiyi tashih ettim.
BAŞKAN –
Evet, biliyorum.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Başbakan kaç dedi, Başbakan ne dedi, onu söyleyeceğim ben.
BAŞKAN –
Sayın Altay, lütfen, karşılıklı böyle bir konuşma usulü yok ama lütfen.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, ama söylediğim bir bilgiyle ilgili… Bakın,
yarım dakika diyorum Sayın Başkan, iki dakika değil, rica ediyorum ama.
BAŞKAN –
Ama böyle bir usulümüz yok ki karşılıklı Sayın Altay. Konuşmayı dinledik, size
sataşma yok efendim.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Nasıl yok, nasıl yok
yani beni yanlış bilgi vermekle itham etti.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, Engin Bey, yanlış bilgi verdiyse düzeltsin.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, ben “Başbakan ‘146 bin’ derslik dedi.” dedim.
Şimdi, burada tutanaktan bir cümle okuyacağım ya.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, Genel Kurula yanlış bilgi verdiği söylendi, yanlış
bilgilendiremez Genel Kurulu.
BAŞKAN –
Lütfen Sayın Altay…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Başkanım, burada ne gerekçelerle ne sözler verdiniz, hiç
sataşma yokken söz verdiniz. Şimdi, benim konuşmama atfen Sayın Bakan çıktı,
benim Genel Kurula yanlış bilgi verdiğimi söyledi. Söyledi mi? Söyledi. Bu bana
cevap hakkı getirir.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Evet.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, söyledi.
BAŞKAN –
Hayır, Genel Kurula yanlış bilgi verdiğinizi söylemedi efendim.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – “Uydurma” dedi ya, “uydurma” dedi ya, daha ne desin!
BAŞKAN –
Gazete haberi için söyledi. Evet, dinledik efendim.
Oturun,
yerinizden bir dakika açayım o zaman.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Ben oraya çıkma meraklısı değilim, yerimden olur, tamam.
BAŞKAN –
Sataşma şeklinde değil, buyurun. Hayır, lütfen ama sataşma yok ortada, açıklama
yapmanız için, buyurun, yerinizden…
IX.- AÇIKLAMALAR
1.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Millî
Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.
Sayın
Başkan, ben bu kürsüye hiç böyle uydurma belgelerle, bilgilerle çıkmadım. Çok
kısa söylüyorum, Başbakanın Kızılcahamam konuşması, bir sürü söylüyor eğitimle
ilgili: “On altı yılda 6.326 okul açarak yepyeni bir dönem başlattık.” Bir AKP
milletvekilimiz eline kâğıt kalem alsın. “Derslik sayısını 346.666’dan -lütfen
yazarsanız- 492 bine çıkardık…” Recep Tayyip Erdoğan. Ben bu 492’den 346’yı
çıkardığımda 146 buluyorum. Demek ki Başbakan “146” demiş. Şimdi Bakan “180”
diyor. Ya Başbakan ya Bakan yalan
söylüyor kardeşim, bu kadar basit. (CHP sıralarından alkışlar) Allah Allah!
Bunu söylüyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yok, yok, Bakan bilmiyor bunu.
BAŞKAN –
Bir saniye...
Sayın
Hamzaçebi, buyurun.
2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebi’nin, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in dersliklerdeki öğrenci
mevcuduyla ilgili verdiği bilgiye ilişkin açıklaması
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, mikrofondan da konuşabilirim.
Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın
Millî Eğitim Bakanı İstanbul’la ilgili bir örnek verirken İstanbul’da bile 44
kişiyi geçen bir dersliğin olmadığını ifade ettiler. Oysa ben kendi seçim
bölgemden, İstanbul birinci bölgeden biliyorum ki Sultanbeyli’de ve
Sancaktepe’de 55-60 kişilik derslikler vardır Sayın Bakan.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bakan yanlış bilgi veriyor.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sanıyorum sizin bilginiz dâhilinde değil, İstanbul
deyince siz zannediyorsunuz ki çok düşük sayıda öğrenciye sahip derslikler var.
Sultanbeyli ve Sancaktepe gibi fakir ve dar gelirli ailelerin çocuklarını
okuttuğu okullarda sınıftaki öğrenci mevcudu 55-60 kişidir Sayın Bakan.
Bilginize sunuyorum.
Teşekkür
ederim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bakanın haberi yok odadan dışarı çıkmadığı için.
BAŞKAN –
Teşekkür ederim.
Buyurun
Sayın Canikli.
3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin,
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin dersliklerle ilgili ifadelerine
ilişkin açıklaması
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
O iki
rakam arasında esasında hiçbir çelişki yok yani son derece yüzeysel bir
yaklaşımla bu tür ağır ithamlarda bulunmanın hiçbir anlamı yok. Şimdi, bakın, o
iki rakam arasındaki farkı aldığınızda devre dışına çıkan derslikler bu rakama
dâhil değildir yani 300 küsurdan 400 bin küsura çıkmıştır, Sayın Bakanımızın
ifade ettiği gibi, ilave 180 bin derslik ilave edilmiştir, bu arada 30 bin
derslik de şu veya bu nedenle devre dışında kalmıştır yani yıkılmıştır,
vesaire. Evet, olay bu kadar net ve basittir. Dolayısıyla…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sonuçta 146 bindir.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Hayır, 180 bin ilave…
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Tamam, o zaman daha da az derslik yapmışsınız.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Bakın, bakın, çok açık, bir daha söyleyeyim yani…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu hesap konusunda gruplara da söz verin.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – …o tarihte 350 bin -yuvarlayarak söylüyorum- dersliğin
içerisinde daha sonra kullanım dışında kalan derslikler de vardır, öyle değil
mi? Her sene, her yıl binlerce derslik devre dışında kalır, ömrünü tamamlar,
vesaire. Ayrıca başka nedenlerle bu dönemde hızlanmıştır. Sayın Bakanımızın
söylediği bu rakam, 180 bin, yeni ilave edilen derslikler, yeni inşa edilen
derslikler.
ENGİN
ALTAY (Sinop) – Başbakan da onu söylüyor.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başbakanımızın söylediği de ikisi arasındaki fark.
Ona çekilenleri ilave ettiğiniz zaman toplamı bulursunuz, bu kadar basit.
Lütfen sözünüzü geri alın.
Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, Nurettin Bey Sayın Başbakanı ve Sayın Bakanı da
düzeltti, çok teşekkür ediyoruz!
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri (Devam)
2.- MHP Grubunun, ataması yapılmayan
öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu
(10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin,
Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Avni Erdemir,
Amasya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubunun ataması
yapılmayan öğretmenlerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin
belirlenmesi konusunda vermiş olduğu Meclis araştırması açılması talebiyle
ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle siz değerli arkadaşlarımı ve değerli
öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, Yunus der ki: “Sözü bilen kişinin yüzünü ak ede bir söz/Sözünü
pişirip diyenin işini sağ ede bir söz/ Söz ola kese savaşı, söz ola kestire
başı/ Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz/ Kişi bile söz demini, demeye
sözün kemini/ Bu cihan cehennemini sekiz cennet ede bir söz.” Yine belagati
tanımlarken “Sözün muktezayı hâl ve makama mutabık olmasıdır.” derler yani
“Söylenecek sözlerin duruma, mekâna, zamana uygun olarak söylenmesi gerekir.”
derler. Değerli arkadaşlarım, elbette polemik yapılır, âlâsını biz de, bizim
arkadaşlarımız da yapar ancak biz konuşmamızda mümkün olduğu kadar Yunus
Emre’nin ifade ettiği düşüncelere uygun bir tonda, tarzda konuşmaya
çalışacağız.
Değerli
arkadaşlar, elbette atanamayan her öğretmen adayı, iş bulamayan her genç bizim
yüreğimizi dağlar işsizliğin toplumda ne yaralar açabileceğini, atanamamış bir
öğretmen adayının gönlünde hangi fırtınaların estiğini, hangi dramları
yaşadıklarını elbette biliyoruz. AK PARTİ İktidarı olarak on yıldır bizim mücadelemiz
de işte asıl tam bunun içindir, gece gündüz bunun için çalışıyoruz; üretim,
kalite, ihracat diye bunun için didiniyoruz. Biliyoruz ki ülkemizi
kalkındırmadan, büyütmeden bu sorunları çözmemiz mümkün değildir, keşke sihirli
bir formül olsa da bu sorunları hemen çözüversek.
Değerli
arkadaşlar, bu konunun tekrar tekrar yüce Meclisin gündemine getirilmesinden de
şahsım adına üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum.
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Niye üzüntü duyacaksın?
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) – Elbette, muhalefetin, istediği konuyu Meclisin gündemine
getirme hakkı vardır. Ancak bu gençler bizim gençlerimiz, bunlar bizim
evlatlarımız, bunların içinde bulundukları zorluklar elbette önemli, bunların
içinde esen fırtınalar elbette önemli ancak çözüme katkı sunmayacak söylemler,
onların duygularının istismarı, iktidar ve muhalefetin birbirini yıpratmada
siyasi bir malzeme olarak kullanılmaları en çok bu gençlere haksızlık diye
düşünüyorum.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, muhalefete sorarsanız, hiçbir konuda bardağın dolu
tarafı yok.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Milletvekilim, milleti malzeme yaptınız, gençler ne?
Millet malzemeniz oldu.
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) – AK PARTİ İktidarı eğitimde, sağlıkta, ekonomide hiç doğru
iş yapmıyor…
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Siyaset malzemesi yapıyorsunuz milleti.
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) – …hep yanlış iş yapıyor, hep noksan yapıyor muhalefete göre.
Değerli
arkadaşlar, AK PARTİ İktidarına ya siz şaşı bakıyorsunuz ya millet yanlış
görüyor bizi. Ama biz inanıyoruz ki milletimiz engin ferasetiyle bizi görüyor,
bizi anlıyor. Gelin, siz de milletimizin gözüyle bakın bize, doğruya doğru,
eğriye eğri deyin.
Değerli
arkadaşlarım, biz, hiçbir zaman siyasi popülizm yapmadık, gençlerimizin
duygularını istismar etmedik, yapabileceklerimize söz verdik, ülkemizin, eğitim
camiamızın ihtiyaçlarıyla ülkemizin gerçeklerini yan yana getirdik,
yapılabilecekleri yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.
Değerli
milletvekilleri, üniversitelerin, arz-talep dengesini dikkate alarak öğrenci
alımı planlaması yapması gerektiğine biz de inanıyoruz. Bakanlığımız YÖK’le bu
konuda gerekli çalışmaları yapmış, ülkemizin ihtiyaçlarına uygun planlama
başlatılmıştır. Öğretmen İstihdam Projeksiyonları, Stratejileri ve Sistemlerin
Geliştirilmesi Projesi başlatılmıştır değerli arkadaşlar. Herhâlde, hiç kimse
bize “Siz öğretmen atamadınız.” diyemez. İktidarımızda, 2002’den günümüze 367
bin öğretmen atadık. Bu, şu anda çalışan öğretmenlerimizin, evet, yarısından
fazlası anlamına geliyor. Evet, on yılda, çalışan öğretmenlerin yarısından
fazlasını AK PARTİ İktidarı atamıştır. Bakın, bu yıl 57 bin öğretmen atadık. Bu
atamalar işe yaradı, ücretli öğretmen sayısı 12 bine düştü. Evet, 2011 yılında
53 bin olan ücretli öğretmen sayısı bugün 12 bindir. Bu iyileşme, hiç şüphesiz,
Bakanlığımızın öğretmen atama politikalarında yaptığı değişiklikle sağlandı,
norm kadroların etkin kullanımıyla sağlandı.
Değerli
milletvekilleri, AK PARTİ İktidarında 367 bin öğretmen atanacak, kendi
dönemlerinizdeki durum hiç söylenmeyecek, bütün atanmayanların hesabı AK PARTİ
İktidarından sorulacak. Gelin, arkadaşlar, biraz gerçekçi olalım. 2002’de
devrettiğiniz Türkiye’de atanamayan öğretmen yok muydu? Eğer konuya böyle
yaklaşırsak, bugün atanamayan hukukçuları ne yapacağız? Bugün atanamayan
iktisatçıları ne yapacağız? Atanamayan jeologları, arkeologları ne yapacağız?
İhtiyaca uygun bir planlamaya evet, ancak gelin, deyin ki: “Biz üniversite
mezunu herkesi kamuda istihdam edeceğiz.”
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Ona çözümü siz bulacaksınız. Elbette ki onlar da problem.
BÜLENT
BELEN (Tekirdağ) – İktidarda olan sizsiniz!
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Onları niye atamadınız? Elinizden tutan mı vardı on yıldır?
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) – “Bizim dönemimizde atanamayan öğretmen, bizim dönemimizde
atanamayan arkeolog, jeolog olmayacak, hepsini kamuda atayacağız.” deyin gelin
bu kürsüde değerli arkadaşlarım.
Değerli
arkadaşlar, hep dedik, ne aldanan olacağız, ne aldatan olacağız. Biz biliyoruz
ki dünyanın hiçbir ülkesinde üniversiteyi bitiren herkes kamuda istihdam
edilmiyor. Hatta bugün biz dünyada kamuda en fazla personel istihdam eden
ülkelerden biriyiz.
GÖKHAN
GÜNAYDIN (Ankara) – Üniversiteyi istihdam et, üniversiteyi! O çocuklara yazık!
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) - Bugün dünyanın en büyük ekonomisi olarak kabul edilen
Amerika’da bile işsizlik yüzde 8’ler civarında. Yapmamız gerekeni hep
söylüyoruz: Büyümek, gelişmek. Bizim 2023 vizyonunda ifade ettiğimiz 500 milyar
dolar ihracat, dünyanın en büyük 10 ekonomisi hedefine ulaşmaktır. Bunu
başarırsak ne atanamayan öğretmen ne atanamayan diğer meslek sahiplerinden söz
edeceğiz, sorunlar kendiliğinden çözülecek inşallah. Hükûmet olarak bugün
yaptığımız da gençlerimize gerçekleri söylemek, milletimizle birlikte bu ülkeyi
kalkındırmak ve işsizliği azaltmaktır. Bunu biz milletimizle birlikte
başaracağız.
ALİ
SERİNDAĞ (Gaziantep) – Geçen sene 13’üncü ekonomiydi, bu sene 18’inci ekonomi,
bu nasıl başarı?
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu önergeyi veren MHP’li arkadaşların
devrettikleri Türkiye’de, bankalar iflas etmiş bir Türkiye vardı. (MHP sıralarından
“Yalan söyleme.” sesleri) İnsanları, evet, fakirleşmiş bir Türkiye vardı.
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Yalanın batsın senin! Kocaman adamsın be!
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen kendinden bahset senin durum nasıl?
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) - Çalışanlarının maaşlarını ödemekte zorlanan bir Türkiye
vardı ve o dönemde de atanamayan öğretmenler vardı.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen kendinden bahset, durumun nasıl? Durumunu anlat. Nasıl,
nasıl, ihale mihale, bir götürme bir şey var mı?
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) - Gerçekte 2002’de Başbakanımızın, atanamayan öğretmenler
konusunu meydanlarda işlediği ve bu sorunun çözülmesi gerektiğine dair
ifadeleri vardır.
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Ne oldu? Tam tersi oldu.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Durumlar iyi mi?
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) - Biraz önce de ifade ettim. Demek ki devrettiğiniz
Türkiye’de en önemli meselelerden birisi atanamayan öğretmenlerdi sizin
döneminizde de. Bunu gerekçenizde de açık açık ifade ediyorsunuz. Evet,
Başbakanımız meydanlarda bunu söylemiş ve gereğini de yerine getirmiştir. Evet,
o günden bugüne 367 bin öğretmen atanmış.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Hacı, durumun nasıl Hacı?
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) - Bunu siz atamadınız. Bunu, 367 bin öğretmeni Recep Tayyip
Erdoğan’ın Başbakan olduğu AK PARTİ Hükûmeti atamıştır değerli arkadaşlar. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Evet,
çevremde olduğu için yakinen biliyorum, onun için de arz etmek istiyorum:
Arz-talep dengesi gözetilmeden, döneminizde ve daha önce açılan beden eğitimi
ve spor yüksekokullarından mezun olan binlerce genç döneminizde diğer
öğretmenlerle birlikte hep atanmayı bekledi, yok denecek kadar öğretmen atandı;
o gençlerin çoğunu atamak bize nasip oldu, AK PARTİ İktidarına nasip oldu.
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Bu kadar öğretmen nerede birikti?
AVNİ
ERDEMİR (Devamla) - Bugünkü gençlerimiz de bir gün atanacaksa, hiç şüpheniz
olmasın, onu da inşallah biz atayacağız diyorum ve tekrar hepinizi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Vural.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, Hatip 57’nci Hükûmet dönemiyle ilgili, bankaların
batırıldığına ilişkin bir ifadede bulundu, bu açık bir sataşmadır. Sataşmadan
dolayı Sayın Mehmet Günal, grup adına efendim…
BAŞKAN –
Sataşma nedeniyle söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili, iki dakika…
(MHP sıralarından alkışlar)
Yalnız,
lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın,
Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in Milliyetçi Hareket Partisine sataşması
nedeniyle konuşması
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sataşmak
için söz almadım, sadece düzeltme yapıyorum.
Bugün bu
sözleri söyleyebiliyorsanız 57’nci Hükûmetin almış olduğu önlemler
sayesindedir. Siz kendi… (AK PARTİ sıralarından “bankalar” sesleri) Bankaları söyleyeceğim şimdi. Biz onu
konuşurken Sayın Başbakan Bozüyük’te bir banka patronunun helikopteriyle
geziyordu, geldiğinizde… (MHP sıralarından alkışlar)
OKTAY
VURAL (İzmir) – Evet, Bozüyük’te, batık bankaların patronlarıyla…
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Halis Toprak’ın helikopteriyle geziyordu.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – İkincisi: Siz burada araştırma komisyonu kurdunuz; bakın,
araştırma komisyonu kurdunuz, raporlarını da arşivden çıkarın, ben de size
göndereyim. Sonra orada bunları tespit ettiniz güya kim sattı kim aldı diye,
onu cezalandıracaksınız diye beklerken ne yaptınız biliyor musunuz? Sayın
Canikli’nin konusudur. Kimin vergilerini affettiniz?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Neyi affettik?
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Kimin cezalarını affettiniz?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Ne zaman?
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – İktidara gelir gelmez kasım ve aralık aylarında. Maliyenin
yazdığı yazıların size dökümlerini birazdan getirttireceğim. O söylediğiniz
“Hortumladı.” dediğiniz bankanın patronlarına, 3 milyara yakın vergisini, bir
yabancı bankanın, 3 milyara…
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Belgesi varsa…
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Hemen ben size biraz sonra o Maliyenin yazılarını
getireceğim, arşivimde duruyor, burada da konuştum. Citibank’ın vergilerini,
birinci işiniz, gelir gelmez iktidara, 2002 yılının Kasım ayının sonunda,
aralık ayında, bakın, o günkü Gelirler Genel Müdürlüğünüze ve Maliye
Bakanlığına bakın, yaptığınız birinci iş, onların vergi cezalarını affetmek
oldu, usulsüzlüklerini affetmek oldu.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Ne biliyorsanız söyleyin.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Bankaları hortumlayanları niye cezalandırmadın? Burada
kurdun, araştırma komisyonu kurdun. Sizin raporunuz var, Sayın Salih Kapusuz’un
da imzası var. Ne yaptınız peki burada, ne yaptınız yani? Vardı da bir şey ne
buldunuz? Kim hortumladı? Hortumcuların helikopterine binip ondan sonra
geziyorsunuz. Eğer 57’nci Hükûmetin yaptığı önlemler olmasaydı, bugün kolay
kolay böyle “Biz bu krizden çok etkilenmedik.” diyemeyecektiniz. O yapılan
önlemler, alınan önlemler sayesinde bugün böyle konuşabiliyorsunuz.
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Cumhurbaşkanı içeride konuşmuyor, dışarıda söylüyor
bunları.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Hiç olmazsa teşekkür edin, hiç olmazsa hakkı teslim edin,
sonra yine devam edin, diyor saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Günal.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ne oldu, nereye?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, sataşmada bulundu.
BAŞKAN –
Ne dedi Sayın Canikli?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sataşma yok, arşivde var, arşivde var; getiririm,
araştırırsın.
BAŞKAN –
Ne söyledi de sataştı?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Efendim, hortumcuların helikopteriyle…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Evet, gezmedi mi, gezmedi mi? Halis Toprak’ın helikopteriyle
gezmedi mi?
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Halis Toprak’ın helikopteriyle gezdiler ya, gözünü seveyim.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Gezmedi mi Sayın Başkan?
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Halis Toprak’ın helikopterinden inmedi aşağıya Başbakan.
BAŞKAN –
Size “Sataşmayın.” dedim ama sataştınız Sayın Günal.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bu sataşma değil ki, gerçekleri söylüyorum. Öyle sataşma mı
olur? Sayın Başkanım, gezmediyse “Gezmedi.” deyin, şimdi bunu söyleyin burada.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Halis Toprak’ın helikopteriyle biz gezmedik.
BAŞKAN -
Buyurun Sayın Canikli.
İki
dakika süre veriyorum.
4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin,
Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına
ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bakın, böyle bir ithamda,
böyle bir töhmette bulunabilmek için önce kim hortumcudur, kim vergi
kaçırmıştır ve bu geziyle -böyle bir olay varsa- bunun arasındaki illiyet bağı
nedir? Bunun çok açık, net bir şekilde burada ortaya konabilmesi gerekir.
Çıktınız…
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Biraz önceki konuşmacına mı söylüyorsun? Biraz önceki
konuşmacına mı söylüyorsun sen onu?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Asıl siz hortumcuların bankasını kapatın.
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Oraya çıkıp masal anlatma, masal.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – İzin verin, bakın…
Çıktınız
afaki şeyler söylediniz, afaki şeyler söylediniz. Gerçek olmayan, ispat
edemediğiniz, ortaya koyamadığınız şeyler söylediniz.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Hortumcuların bankasını biz kapattık, temizledik, sana temiz
sevk ettik, temiz, temiz! Size temiz havale ettik.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Helikopter çok somut bir hadise, hiç afaki değil.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Buradan yola çıkarak böyle bir iddiada bulunmak ne kadar
doğrudur, ne kadar mantıklıdır, ne kadar vicdanidir? Yapmayın Allah aşkına!
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Arkadaşına mı söylüyorsun?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sor bakalım, sor arkadaşına.
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Elini vicdanına koyarak konuş burada.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Elinizde belgeniz, bilginiz, bir şeyiniz varsa koyun, onu
tartışalım ama yok ki. Hiçbir şey yok, hiçbir şey yok.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Arkadaşına bir sor.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Ne isim var, ne bilgi var, ne tarih var, ne rakam var.
Bunlar olmayınca iddiaların asılsız olduğunu kabul etmek zorundasınız, kabul
etmek zorundayız. (MHP sıralarından gürültüler)
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Bak isimleri verdi, isimlere bak.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Niye kapandı, niye? Toprakbank yaşıyor mu? TMSF’ye verdi…
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – İsim verdi, isim, isim!
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Bu iddiaların hepsi asılsızdır, çok net bir şekilde
söylüyorum.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – İki tane banka ismi verdim, söylesene.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Çünkü ortaya konulmuş bir iddia yok, bir belge yok, delil
yok, hiçbir şey yok.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Söylesene. Getireceğim şimdi. Maliyenin yazısını getireceğim.
Söyle bakayım yazdın mı, yazmadın mı sen maliyecisin?
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Böyle bir iddiadan yola çıkarak insanlar suçlanabilir mi?
Lütfen yapmayın ve özür dileyin. (MHP sıralarından gürültüler)
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Niye özür dileyeceğim? Ben getirirsem sen özür dileyecek
misin?
BAŞKAN –
Sayın Günal… Sayın Günal…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Maliyenin yazısını getirsem özür dileyecek misin?
BAŞKAN –
Lütfen oturur musunuz Sayın Günal.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – O zaman suçlanmayan hiç kimse kalmaz, suçlanmayan hiç kimse
kalmaz, herkes herkesi suçlar, herkes herkes hakkında bir şeyler söyler.
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz batık banka patronlarıyla enseye tokat gezeceksiniz,
biz özür dileyeceğiz! Var mı öyle bir şey? Nasıl öyle bir şey olur?
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, deniliyor ki: “O dönemde
Hükûmetin aldığı tedbirlerle bugüne gelindi.” Daha önce de IMF destekli o güne
kadar on iki-on üç tane IMF destekli tedbirler alındı…
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) - Batık bankaların patronlarının helikopteriyle gezen
sizsiniz. Biz niye özür dileyeceğiz?
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) - …ama hepsi başarısızlıkla sonuçlandı, hepsi. Aşağı yukarı
alınan tedbirlerin de mahiyeti aynıydı.
NECATİ
ÖZENSOY – O günkü tedbirlerle bugünlere geldiniz.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) - Arada bir fark var, bunların hiçbir tanesi AK PARTİ
Hükûmeti tarafından uygulanmadı.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Sayın Başkan...
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - 2005’te oldu IMF’den kredi, on milyar sen aldın; 2005
Mayısında sen al aldın IMF’den krediyi.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) - AK PARTİ Hükûmeti tarafından uygulananlar başarılı oldu.
Aradaki fark budur. Önemli olan uygulanmasıdır. Alınan kararlar önemlidir ama
daha önemlisi bunların uygulanmasıdır.
BAŞKAN –
Sayın Canikli Teşekkür ediyorum.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - 2005’te sen aldın, Hükûmetteydin.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bakın biraz önce sataşmadan dolayı Sayın Günal
bir ifadede bulundu. Bakın, gazete haberi: “Tayyip Bey Toprak’ın batık banka zirvesinde.”,
“Tayyip Erdoğan Toprak’ın helikopteriyle geldi.” diyor ya!
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, gazete haberleriyle mi konuşacağız?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Nasıl yaptınız bankacılarla birlikte yahu!
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) - Biz mi gezdik orada Sayın Başkan? O helikoptere biz mi
bindik?
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) - Ya, belge mi istiyordun Nurettin Bey? Al, al!
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) - AK PARTİ’yi helikopterde biz mi kurduk?
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) - Adamın helikopterinde ne işin vardı?
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri (Devam)
2.- MHP Grubunun, ataması yapılmayan
öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu
(10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin,
Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi önerisini oylarınıza sunuyorum… Kabul edenler…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) - Bak, burada da yazıyor Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, burada
da yazıyor: “Citibankın 3 milyarını sildi.” diyor, bak.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Citibanka veriyorsunuz 3 milyarını memleketin.
BAŞKAN –
Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime
bir saat ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.36
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.39
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır),
Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin
Beşinci Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk ve arkadaşlarının ülkemizdeki yaş meyve ve sebze üretimindeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu
(10/439) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, Genel Kurulun 6/11/2012
günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli
birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
06.11.2012
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulunun, 06.11.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti
grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin
İç Tüzük’ün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim
Emine
Ülker Tarhan
Ankara
Grup
Başkan Vekili
Öneri
Mersin
Milletvekili Ali Rıza ÖZTÜRK ve arkadaşları tarafından, 30/05/2012 tarihinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "ülkemizdeki yaş meyve ve sebze
üretimindeki sorunların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (439
sıra nolu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin
önüne alınarak, 06/11/2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN –
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Vahap Seçer, Mersin
Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
VAHAP
SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Grubumuzun
vermiş olduğu, sebze ve meyve üreticilerinin yaşadığı sorunlar, bu sektörün
yaşadığı sorunlarla ilgili bir Meclis araştırması komisyonunun kurulmasıyla
ilgili önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Aslında bu konunun tartışıldığı
dönem, sebze ve meyve sektöründe krizin yoğun yaşandığı bir döneme denk
geliyor. Bugün Türkiye’nin sebze ve meyve üretimi konusunda önemli üretim
potansiyeline sahip bölgelerine gidin, orada üreticilerle görüşün, sebze ve
meyve hallerini ziyaret edin, gerçekten sorunun şu anda çok önemli noktalarda
olduğunu göreceksiniz. Hafta sonu da Mersin’de bu konuyla ilgili bazı
çalışmalarımız oldu, orada üreticilerle görüştük. İnsanlar binbir emekle üretim
yapmış, sebze üretmiş, meyve üretmiş, hale getirmiş, satamıyorlar. Protesto
ettiler, ürettikleri ürünleri -biz siyasetçilerin önüne geldiler-
satılmadığından şikâyet ederek kamyondan aşağı boca ettiler. Türkiye’de sebze
ve meyve üretiminin önemli ölçüde yoğun emek bir sektör olduğunu hepimiz
biliyoruz. İnsanlar bu konuda yoğun emek sarf ediyor, üretim için aylarca çaba
sarf ediyor; kış demiyor, yaz demiyor, sıcak demiyor, soğuk demiyor, üretimini
en iyi şekilde, en kaliteli şekilde, en verimli şekilde sağlayabilmek için,
yaratabilmek için büyük emek sarf ediyor. Tabii, Türkiye’nin bu anlamda
ayakları yere basan politikaları olmayınca, bir bakıyorsunuz, bazı yıllar
konjonktürel olarak piyasalar olumlu olduğu zaman, üretim az olduğu zaman,
ihracat talebi olduğu zaman üretici para kazanabiliyor. Bazı yıllar
bakıyorsunuz, değişik faktörlerden dolayı üretici ürettiği ürünü
satamayabiliyor. Peki, bu istikrarı sağlayacak olan, bu istikrarı sağlayacak
mekanizmayı kuracak olan kurum neresidir? Elbette ki ülkeyi yöneten Hükûmettir,
bu konuyla ilgili bakanlıktır; sıkıntı burada.
Önemli
bir sektör, Türkiye yılda 45 milyon ton yaş sebze ve meyve üretiyor ancak bunun
yaklaşık olarak yüzde 5’ini ihraç edebiliyor. Geri kalan üretimini üretici
pazarlayabilirse yurt içinde pazarlayabilir, pazarlayamazsa çöpe dökmek zorunda
üretimi. Dolayısıyla da yaptığı üretimin de bir anlamı kalmıyor.
“Yoğun
emek sektörü” dedim konuşmama başlarken. Milyonlarca insan yaş sebze meyve
üretiminde ta sebze fidesinin toprağa dikildiği andan pazar yerine giden
noktaya kadar o süreç içerisinde önemli bir istihdam sağlıyor. Tarlada, bahçede
çalışan işçisi, bunu paketleyen işçisi, bunu pazara süren nakliyecisi, pazarda
bunu nihai tüketiciye ulaştıran pazarcısı. Dolayısıyla birçok sosyal sınıf
bundan nemalanıyor, bundan kazanç elde ediyor, çoluğunun çocuğunun rızkını
kazanıyor.
Dolayısıyla
bu sektöre ilişkin yapılması gereken ne varsa bugün yaşanan sorunlar ne ise
geçmişte alınması gereken ama bugün için alınmamış tedbirler ne ise bunları
ortaya çıkarmak için bu araştırma komisyonunun kurulmasında fayda var.
“Bu
sektörde sorun yok.” diyemeyiz, bunları görmezlikten gelemeyiz. Öyle bir şey
yaparsak bugünün sorununu yarına ötelemiş oluruz. Bundan kimse kazançlı çıkmaz,
Hükûmet de kazançlı çıkmaz, bu konuda faaliyet gösteren üretici de kazançlı
çıkmaz, nihai tüketici de kazançlı çıkmaz.
Bu
sektörde sorunlar çok. Bu konu görüşüldüğü zaman özelde, bu üretim kaleminde
genelde tarım sektöründe girdi maliyetlerinin yüksekliğinden bahsediyoruz. Hep
söylüyoruz. Temel girdi fiyatları Türk üreticisinin dünyada rekabet edemeyeceği
ölçüde yüksek. Bunun temel sebeplerinden bir tanesi, bu temel girdiler
üzerindeki akıl almaz yüksek vergiler. Bu konuda bir düzenleme yapalım, bunu
hep söylüyoruz. Girdi fiyatlarını aşağı çekme konusunda önemli bir hamle,
önemli bir tasarruf, önemli bir politika ama Hükûmet buna sürekli kulağını
tıkıyor.
Plansız
destekler var. Herhangi bir tarım üretiminin herhangi bir kolunda meydana gelen
bir krizi aşmak için, günü kurtarma adına yapacağımız desteklemeler gelecek
adına bir çözüm üretmiyor. Günü kurtarıyorsunuz, palyatif bir çözüm oluyor,
geçici bir çözüm oluyor ama aslında temelde o soruna yönelik kısa vadede, orta
vadede, uzun vadede bir planlama sonucu bir çözüm üretilmediği için, bir
bakıyorsunuz, belli bir süre sonra, kısa bir süre sonra aynı sorunla karşı
karşıya kalabiliyorsunuz.
Bakınız,
sebze sektöründe, meyve sektöründe Hükûmetiniz önemli yanlışlıklar yaptı.
Plansız programsız desteklemeler yaptı; fidan desteği yaptı, tesis desteği
yaptı. Üreticiye dedi ki: “Yeni narenciye tesisleri kurun, yeni şeftali
tesisleri kurun, yeni elma tesisleri kurun.” ama bunun sonucunda Türkiye’nin
üretimi artacak, üretimin artması durumunda bu üretim nerelere pazarlanacak,
bunun bir planlaması yapılmadı. İşte, bugün bu sektörde önemli bir miktarda
sorun yaşıyorsak bunun temel sebeplerinden bir tanesi, üreticinin ürettiği
ürünü pazarlayamaması, ihracatta yeterli destek görememesi. 45 milyon tonun
yaklaşık olarak yüzde 5’i dedim 2,5 milyon ton ihracat yapabiliyorsunuz. 12
milyar dolar tarımsal ürün ihracatınız var. Bunun 2-2,5 milyar doları tarım
ürünleri ama Sayın Tarım Bakanı buraya çıktığı zaman mangalda kül bırakmıyor.
Avrupa’nın lideriyiz, dünyanın 8’inci sırasında tarım ekonomisine sahibiz…
Bunlar rakamlara takla attırmakla olmuyor. Ortada bir gerçek var. Gelin,
Akdeniz Bölgesi’ne gidin. Bakın, bir Suriye politikası izlediniz, ülkeyi
perişan ettiniz; siyasal anlamda da perişan ettiniz, ekonomik anlamda da
perişan ettiniz, toplumun sosyal barışı anlamında, toplumun sosyal barışını
tahrip ettiniz. Gelin, Akdeniz Bölgesi’ne, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne;
Şanlıurfa’ya, Gaziantep’e, Hatay’a, Adana’ya, Osmaniye’ye, Mersin’e. Bugün
Suriye politikalarındaki yanlışlık o bölgenin ekonomisine vurdu, o bölgenin
sosyal barışını tehdit eder duruma geldi. Şimdi ihracat yapamıyoruz, sadece
Suriye’ye değil. Biz, o hattan Orta Doğu’ya 10 ülkeye ihracat yapıyorduk. Bugün
benim bölgemde yaz aylarında insanlar binbir emekle yetiştirdiği ürünlerini
satamadı, çöpe döktü. Bunun temel sebebi, o bölgeye yapılan ihracattaki
sıkıntılar. O bölgeden tırları geçiremiyorsunuz, can güvenliği sorunu var, mal
güvenliği sorunu var. Bir alternatif bulalım, ne yapalım? Mersin Limanı’ndan Mısır
İskenderiye Limanı’na Ro-Ro seferleri düzenleyelim. Bu sefer de navlun bin
dolarlardan 3 bin dolarlara çıktı. Sebze meyve öyle dayanıklı bir emtia değil,
ürün değil; kısa süre içerisinde, iki gün içerisinde, üç gün içerisinde hasat
edeceksiniz, paketleyeceksiniz, pazarlara ulaştıracaksınız; sattınız sattınız,
satamadınız çöpe dökeceksiniz.
Şimdi,
gelin, bölgemize bakın, orada durum ortada. Hem yanlış tarım politikalarından,
spesifik olarak bu konuya dayalı yanlış politikalarından bir pazarlama sorunu
yaşanıyor, üretim sorunu yaşanıyor. Ayrıca, komşu ülkelerde barış zedelendi,
komşu ülkelerde kan gövdeyi götürüyor; ateş var, barut var, savaş var. İşte,
Arap Baharı, emperyalistlerin oyunu, işte ortaya çıkan tablo. Orta Doğu insanı
ölüyor, Orta Doğu insanı ağlıyor, Orta Doğu insanının kesesine oluyor,
ekonomisine oluyor. Batılı emperyalistlere bir şey olmuyor. Onların insanları
ölmüyor, onların ekonomileri etkilenmiyor. Aksine, ekonomik olarak onlar
kazançlı çıkıyor, onlar sanayi ürünlerini satıyor, onlar oranın petrolünü
sömürüyor. İşte, yanlış politikalarınızın Türkiye’yi getirdiği nokta. Yazıktır,
günahtır! Bu yanlıştan dönün. Amerika da defterden sildi, şimdi başka
müttefikler arıyor. Baktılar ki siz beceremediniz bu işi, başka müttefikler
arıyor. Yazıktır! Orada dindaşlarımızla, soydaşlarımızla bizi birbirimize
düşürdüler, bizi birbirimize kırdırmaya çalışıyorlar. Artık, iktidar
milletvekilleri bunu uyarmalı, Başbakan uyarmalı, uyanmalı, uyandırılmalı.
Dolayısıyla, önemli bir sektör, binlerce, milyonlarca insan çalışıyor, önemli
bir ekonomik potansiyel. Bu konuda bir komisyon kurulmasının yararlı olacağını
düşünüyoruz, desteklerinizi rica ediyoruz.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet
Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hüseyin Samani, Antalya
Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN
SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk
Partisinin yaş sebze ve meyve üreticilerinin sorunlarıyla ilgili vermiş olduğu
araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bugün,
burada, biraz önce Vahap Bey’in de işaret ettiği son derece stratejik bir
sektör olan tarım sektörünün sorunlarıyla alakalı konuşuyoruz ve onun
içerisinde de aslında yaş sebze ve meyve dediğimiz, depolama imkânı olmayan,
kısa sürede tüketilmek durumunda olan veya işlenilmesi gereken kısmıyla alakalı
konuşuyoruz. Tabii, elbette ki böylesine hassas bir konuyu konuşurken mutlaka
verilerle konuşmamız gerekmekte. Gerçekten, bu sektörün beklentileri nelerdir?
Bu sektördeki çiftçilerin beklentileri nelerdir? Bu sektörde ürün üretmiş olan
üreticilerin ürünlerini satmak için hangi şartlara ihtiyaçları vardır veya
pazarın neye ihtiyacı vardır? Aslında, bunlara bakmamız gerekiyor. Üretmiş
olduğumuz politikaları da buna uygun olarak üretmemiz gerekmekte.
Gerçek
manada baktığımız zaman yaş sebze ve meyve sektöründe, aslında üretim bazında
baktığımız zaman geriye doğru bir gidiş olmadığını görüyoruz, biraz önce Vahap
Bey de onu işaret etti. 2002 yılında 39 milyon tondan bugün 45 milyon tonlara
gelmiş, meyve üretiminde dünyada 12’nci sıradan 6’ncı sıraya gelmişiz, sebze
üretiminde de dünyada 4’üncü sıraya gelmişiz. İhracat anlamında baktığımız
zaman: 534 milyonluk sebze ve meyve ihracatı bugün 2,5 milyar dolara
çıkarılmış; fındık, kuru üzüm, kuru incir gibi işlenmiş ve kurutulmuş sebze ve
meyveler bunların dışında.
Değerli
milletvekilleri, aslında “sebze ve meyve” dediğimiz zaman hepimizi ilgilendiren
bir konu çünkü acıktığımız zaman bize bu üreticilerin taze bir şekilde sunmuş
olduğu bu ürünlere ihtiyacımız var, beslenmek için bu ürünlere ihtiyacımız var.
Fakat, ne yazık ki bu ürünler hakkında da bir sürü spekülasyonlar var. Bu
ürünler hakkında konuşan çoğu konuşmacılar, televizyonlara çıkan, beyanatta
bulunan birçok insanlar bu ürünler hakkında bilgi sahibi olmayan insanlar.
İşte,
bugüne kadar Tarım Bakanlığının almış olduğu bu mesafeleri ve uygulamış olduğu
destekleri aslında bir hedefe dönük olarak yaptığı ortada. Zira, tarım sektöründeki
desteklemeleri yaptığımız zaman… Elbette ki birçok destekler var fakat bunların
çoğu spesifik destekler. Mesela sertifikalı tohuma, fidana destek yapılıyor.
Bunun amacı şu: Pazarın ihtiyaç duyduğu fidana destek yapılıyor. Yani biz
bugüne kadar meyveyi üretmişiz, tonlarca üretmişiz, pazarın kapısına dayanmışız
ama dünya bunları yemiyor artık, dünyanın istediği meyve çeşitleri farklı.
İşte, Tarım Bakanlığı bunu çok iyi tespit etmiş ve artık, dünyanın ihtiyaç
hissettiği, tüketirken ihtiyaç hissettiği fidanlara destek vererek, sertifikalı
fidan olarak onlara destek vererek onların üretilmesini, onlarla ilgili bahçe
tesisini sağlamaya dönük teşvikler veriyor.
Yine,
pazarın talepleri şu… Çok önceki dönemlerde hatırlarsınız, kalıntı problemleri
var. Bizim için de geçerli yani buradaki bütün milletvekili arkadaşlar,
evimizdeki çocuklarımız bir tane elmayı, bir tane domatesi aldığı zaman “Acaba
kalıntı var mı?” diye kafamızın içerisinde bir soru işareti var. İşte, gerek iç
pazarın gerek dış pazarın taleplerini, beklentilerini… Yaş sebze ve meyveyle
ilgili istifhamları ortadan kaldıracak birtakım adımlar atılmalıydı. İşte,
Tarım Bakanlığı bunu da yaptı. Nasıl yapıyor bunu? Tabii, yüzde 22 olan bu
ürünlerdeki kalıntı miktarı bugün takdir edersiniz ki yüzde 1.5’lar seviyesine
düştü 2002 yıllarına baktığımız zaman. Artı, bütün kriterler Avrupa Birliği
kriterleriyle de özdeş hâle getirildi.
GÖKHAN
GÜNAYDIN (Ankara) – Kaç tane numune alınıyor da bunu söylüyorsun ya. Her gün
zehirliyorsunuz ya.
HÜSEYİN
SAMANİ (Devamla) – Peki, bunlara nasıl ulaştık? Bunlara, elbette ki işte iyi
tarım uygulamalarıyla ulaştık. Bunlara, doğru ilacı doğru zamanda kullanma
uygulamalarıyla ulaştık. Çok önceki dönemde, bildiğiniz gibi zirai ilaç
kullanan faturalara destek verilirdi, ondan belli bir pay verilirdi, bunlar
ortadan kaldırıldı, reçeteli sisteme geçildi. Bunun yanında, biyolojik
mücadeleye destekler veriliyor artık, bunları hepimiz biliyoruz. Seralarda
kullanılan, özellikle serada üretilen, kış aylarında yetiştirilen ürünlere
dönük olarak biyolojik mücadele, feromon tuzaklar, tül gibi birtakım
uygulamalara Tarım Bakanlığı bugün destekler vermekte.
Dolayısıyla,
bugün zihinlerimizde “Hep hormonlu ürün mü alıyoruz acaba?” diye kafamızda bir
soru işareti var. Artık o soru işaretinin ortadan kaldırılmasına dönük olarak,
bugün seralarda, Antalya’da, Akdeniz Bölgesi’nde, “bombus terrestris” dediğimiz
arılar kullanılıyor. Biyolojik yöntemlerle döllenmeyi sağlıyor ve hormon
kullanılmadan tabii döllenmeyle o üretim sağlanabiliyor; işte pazarın da
ihtiyacı bu.
Yine
Avrupa’da çok eski dönemlerde, o Eurepgap denen, bizde iyi tarım uygulamaları
denen uygulamalara doğru bir geçiş var, kayıt sistemi var, çiftçi kayıt
sistemiyle birlikte artık kullanılan ilaçların da kayıt edildiği bir sisteme
doğru gidiliyor.
ALİ
SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya, neden bahsediyoruz? Islahiye’de üzümü çöpe attınız,
çöpe; ondan bahsedin. Siz neden bahsediyorsunuz?
HÜSEYİN
SAMANİ (Devamla) – Bütün bunların sonucunda da tarımsal üretim ve ihracat
artıyor ve bu politikaları bu şekilde sürdürerek de artmaya devam edecektir
diyorum, Tarım Bakanlığı bu konuda gerekli tedbirleri alıyor diyorum, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet
Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya
Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU
ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun hazırlamış olduğu bu önerinin
lehinde söz aldım çünkü burada zikredilen Mersin ilindeki birçok örnekler,
aynen bizim Antalya ilimizde de geçerli olan şeyler.
Sayın
Samani güzel dileklerde bulundu. Rakamların geçmişten bugüne sayısal olarak
artması şu andaki Antalya’daki gerçekleri değiştiriyor mu bilmiyorum yani
üretim her sene artar. Bugün, yukarıda bir milletvekilimiz söylüyordu, her
senenin bütçesi bir öncekinden fazla olur, cumhuriyet hükûmetlerine bakarsanız
yüzde 10 olur, yüzde 20 olur, kriz dönemi, savaş dönemi hariç. Dolayısıyla, her
sene baktığınız zaman, hangi Hükûmet olursa olsun, bir sonraki yıla artmış
olur. Olağanüstü şartlar olmasa da, cari olarak baktığınız zaman, gayrisafi
yurt içi hasıla sürekli olarak buradan artar; reel olarak bakarız, onda da çok
büyük bir gerileme yoksa o seviyeleri korur.
Şimdi,
burada, değerli arkadaşlar, güzel söylüyorsunuz da tarımda girdilerin fiyatları
kaç kat artmış o süreç içerisinde? Ürünlerin fiyatları kaç kat artmış? Şimdi,
bunlara bakmaz isek, sadece, üretim nereden artıyor, kiminki artıyor, hangi
çiftçininki artıyor, ne kadar çiftçi bunları sokağa döküyor?
Bugün
arkadaşlarımızdan -taze- Kumluca halinden fiyatları istedim yani bakıyorum,
burada salatalık 10 kuruş ve bir tanesi ağlaya ağlaya söylüyordu: “5 kuruştu,
götürdüm döktüm 40-50 ton salatalığı.” diyor yani “Sattığıma değmeyecek.”
diyor.
Şimdi,
bunlar gerçekler, henüz elimde faksları duruyor. Arkadaşlarımıza sordum: “Son
durum nedir?” dedim böyle fiyatlarla ilgili. Bakıyorum, burada domatesinki 50
kuruş, 40 kuruş, dolma, patlıcan 25 kuruş, 50 kuruş, 40 kuruş gidiyor yani 1
lira olan bir şey yok, 50 kuruşun üstünde olan bir şey yok. Peki, geriye dönüp
bakıyoruz -arkadaşlarımız soru önergesinde de yazmışlar, burada Sayın Ali Rıza
Öztürk ve arkadaşları imzalamış- fiyatlar birkaç ay öncenin fiyatları; yeni
gündeme alınmış, baktım önergenin tarihine de. Yine aynı şekilde yani sürekli
mukayese ediyorsunuz ya arkadaşlar, 3-4 misli, 5 misli, 6 misli artan girdi
fiyatları var. Fiyatlara bakıyorum, 2002 yılındaki düzeyinin ya altında ya
hemen yanında veya 30 kuruşsa 35 kuruş, 40 kuruş olmuş. Şimdi ne yapacak çiftçi
bu durumda?
Değerli
arkadaşlar, ciddi sorunlar var, değişik kesimlerden, komisyonculardan,
tüccarlardan, derneklerden gelen talepler var. Bu vesileyle sizlerin bilgisine
sunmak istiyorum. Burada önemli şeyler… Bu yasa çıktıktan sonra keşmekeş
artmış. Değişik açılardan üreticilerimizin, komisyoncularımızın,
tüccarlarımızın şikâyetleri ve talepleri var. Düzenleyici olmaktan ziyade
içinden çıkılmaz bir hâle gelmiş çünkü bir yönetmelik çıkarmışız, içinde bir
sürü eksiklik var ve kanuna dayanmıyor. Şimdi örnek vereceğim.
Artı,
işleyişte çıkan birtakım sıkıntılar… Üretici bölge halleri ortadan kalkmış,
böylece komisyoncuları mesleği neredeyse bırakılacak hâle gelmiş, cazip
olmaktan çıkmış, tüketiciyle buluşmada araya bir sürü aracılar girer olmuş.
Dolayısıyla, biz buradan, sanki halden değil de marketten veya pazardan
aldığımız zaman üretici de o kadar çok fiyata satıyormuş gibi düşünüyoruz. Hal
fiyatlarına baktığımız zaman bunun böyle olmadığı çok net bir şekilde cari
fiyatlardan anlaşılıyor.
Artı,
burada yüksek maliyetinin dışında Çek Yasası’yla ilgili de halcilerimizin ciddi
sıkıntısı var. Kabzımallar çeklerini ödemiyor. “Biz zaten sıkıntıdayız, malımız
para etmiyor.” diyorlar, “Biz bunları nasıl ödeyeceğiz? Aldığımız krediler var,
destekler var, bunları ödeyemez hâle düştük.” diyorlar. Değerli arkadaşlarım,
buradaki sıkıntı, bu kanunla beraber haller büyük ölçüde devre dışı kaldı.
Belediyelerle ilgili rüsumlar değişti, birtakım düzenlemeler yapıldı ama
“Bundan sonra çalışamaz hâle gelecektir.” diye uyardık. Hakikaten şu anda
aldığımız bilgiler bu hallerin çalışamaz hâle geldiğini gösteriyor.
Komisyonculuk
mesleğini yapan esnaflara bakıyoruz, devir hakları kiraya dönüşmüş. Diyorlar
ki: “Bu durumda bunun sürekliliğinin olup olamayacağını biz bilemiyoruz. Bu iş
babadan oğla devam eden bir meslek şeyi.” Bunun kiralama yerine yeniden tahsise
dönüştürülmesi gerektiğini arkadaşlarımız söylüyorlar ve talep ediyorlar.
Burada,
tabii onun ötesinde öyle bir şeyi koymuşuz ki komisyoncu komisyoncuya mal
satamıyor, “Gönderir.” diyor. “Gidiyorum ben bir yerden almaya kalkıyorum ‘Sen
alamazsın.’ diyorlardı ancak halde bir işlem yapılabilir. Bu hâlde komisyoncuya
tüccar olma izni de verilmiyor, ben bu sefer alım yapamıyorum.” diyor; haldeki
arkadaşlarımızın talebi.
“‘Tüccar’
unvanıyla pazarcı mal satıyor ama buradan toptan satışını yapabiliyor. Depoya
koyuyor ama bu durumda mallar hale girmiyor.” diyor. Doğrudan geçiyor, hem kayda
girmemiş oluyor bu durumda ve hem de aracılar araya girince daha farklı bir
fiyata gelmiş oluyor.
Hatta
hatta, bazı toptancı marketlerin bile hale girmeden kendilerinin tüccar olarak
alıp bu işlemi yapmaya başladıkları yolunda şikâyetler var.
En önemlisi
de “Yeni hal bildirim sistemi kurmuşuz, birçok yerde girişler yapılamıyor,
satışlar sıkıntıya düşüyor.” diyor. Arkadaşlarımızın buralarda sistemin tam
oturmadığına yönelik şikâyetleri var.
Şimdi,
Sayın Samani, “Arada destek veriyoruz.” dedi ama arkadaşlar, burada bir yanlış
yapıyoruz. Bütün bu tarımsal desteklemede araziye destek veriyoruz. Üreticinin
doğrudan üretimine destek vermemiz lazım yani kim üretip hale getiriyorsa ona
verelim. Hakikaten çok büyük haksızlıklar oluyor. Bütün illerde var bu; Mersin’de
de Antalya’da da ben konuştum üreticilerle, birileri araya giriyor siyasi
şeylerle, o arada bir yerde birinin üstüne arsa, arazi var veya müstecir olarak
veya mal sahibi olarak gidiyor ve ona teşvik veriyoruz. O üretiyor mu üretmiyor
mu, kontrolünü doğru dürüst ya yapıyoruz ya yapamıyoruz.
Dolayısıyla,
bu sistemi gelin değiştirelim, doğrudan üretimi… Fidanları vermek başka bir şey
olabilir ama bize halde kim getiriyorsa ona farklı bir ya vergi getirelim,
istisna getirelim, indirim getirelim, bir şey yapalım ve doğrudan üreticiyi
teşvik edelim. Aksi takdirde bu sefer arz planlamasını da yapamıyoruz. Eğer
üretime verirsek bu daha sağlıklı bir arz planlaması yolunu da getirebilir.
Bir de
ilaçlarla ilgili kalıntı problemini söyledik ama şu anda bitmek üzeredir ya da
bitmiştir, yukarıda Dışişleri Bakanlığımızın bütçesini görüşüyorduk, Plan Bütçe
Komisyonunda. Bitmiş herhâlde, arkadaşlar işaret ediyor. Ben in-çık yaparken bu
arada hepsini kontrol edemiyorum -sağ olun- yoğun bir gündemden dolayı.
Dolayısıyla, orada da az önce, Suriye meselesinden dolayı Rusya’yla olan
ekonomik ilişkilerimizin, Suriye ve Irak’a yaptığımız bu meyve sebze
ihracatının ciddi anlamda azaldığını konuştuk. Bu sadece fiziki olarak ilaç
kalıntısından dolayı değil, belli ülkelerin bize bir dolaylı ambargosu olarak
-örneğin, Rusya’daki şeylerin tamamı ilaçlarla ilgili değil- Antalya’dan giden
birtakım meyve sebze geri gönderildi. Siyasi olarak kriz çıkınca bu doğrudan
buraya yansıyor. Yani, Suriye meselesinin faturası sadece o sınırdaki mülteciler
için harcadığımız para değil, bize başka şekilde de bunlar fatura olarak
dönüyor.
Hakikaten
bu komisyoncularımızın sıkıntıları çok fazla. Çek Kanunu’na ilişkin de
söyledim, burada daha önce de konuşmuştuk, kaldırırken en azından bankaların
teminat miktarını belirli ölçüde artırırsak iki tarafı var diye bu konuda
şikâyetler çok fazla gelmeye başladı. Hele hele bu sektörde senedi insanlar
kabul etmiyordu çekin biraz caydırıcılığı var diye. Şimdi kabzımallar çekleri
de ödemeyince Antalya’da, batıdaki hallerin birçoğunda komisyoncular şu anda
kapanmış veya kapanma noktasına geliyor. Ciddi bir sıkıntı var. Diğer
sektörlerde de var ama onların, bu şekliyle ileriye yönelik hatta çekleri
aldıkları için sıkıntıların çok daha fazla büyümüş durumda.
Değerli arkadaşlar,
burada önemli bir husus da çıkarılan yönetmelik, İstanbul Meyve Sebze
Komisyoncuları ve Tüccarları Derneği Danıştaya dava açmış bunun iptali için
arkadaşlar. Özeti de diyor ki: “Burada çıkarılan yönetmelik yasada yer almayan
hususları içeriyor.” Sonuç olarak, diyorlar ki: “Müdürlüğümüzün bağlı bulunduğu
Bakanlıkça düzenlenen Sebze ve Meyve Ticareti Toptancı Halleri Hakkında
Yönetmelik’in 4’üncü maddesinin (m) bendinin, 32’nci maddesinin sekizinci
fıkrasının ve geçici 20’nci maddesinin yönetmelik metninden çıkarılması gerekir
çünkü dayanak kanunda buna ilişkin bir yer yok. Meslek örgütü kavramı var,
yok.”
Başka bir
husus da bu arkadaşlarımızın meslek örgütü olabilmek için de derneklere üye
olması gerekiyor. O derneklerin de federasyona üye olması gerekiyor. Yan,
anayasal olarak temel hak ve ödevlere aykırı; hiç kimseyi, gerçek veya tüzel
kişiyi bir yere, bir derneğe, bir kuruluşa üye olmaya zorlayamazsınız ama bu
durumda olmadığı zaman o haklardan faydalanamıyor. Dolayısıyla, bu derneğimizin
de açmış olduğu dava var, bu yönetmeliğin tekrar gözden geçirilmesini talep
ediyoruz ama Hükûmette kimse yok. Böyle önemli bir şey görüşülüyor, Sayın Tarım
Bakanına bakıyoruz, başka zaman gündem dışına söz veriyorlar ama maalesef bu
komisyoncuların…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – …durumları, sebze ve meyve üreticilerinin sorunları devam
ediyor. İnşallah bu değişiklikler yapılır ve bunların da nefes alması sağlanır
diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet
Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Salih Koca, Eskişehir
milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SALİH
KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk
Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi bu haftaki programında özelikle vatandaşlarımız için
hizmet kalitesini geliştirerek vatandaş memnuniyetini arttıracak, kamu
yönetimine daha fazla katılımı sağlayacak, kamu yönetiminin etkinliğini,
verimliliğini ve vatandaşın artan hizmet beklentilerini karşılayacak,
demokrasinin daha da kökleşmesine vesile olacak Büyükşehir Belediyesi Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri planlanmaktadır.
ALİ
SERİNDAĞ (Gaziantep) – Tasarının adı değişti, sizin haberiniz yok.
SALİH
KOCA (Devamla) – Ülkemizin ve milletimizin geleceği adına bu çalışmanın daha
uygun olacağını düşünüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet
Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
4.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile
Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; (11/19, 11/16 ve
11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde
yapılmasına; bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; (11/15, 11/18,
11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelerin, 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde
yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler
hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi
6/11/2012
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,
Danışma
Kurulunun 6.11.2012 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları
arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Nurettin
Canikli
Giresun
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmında bulunan 338 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4’üncü sırasına
alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;
Genel
Kurulun;
7 Kasım
2012 Çarşamba günkü birleşimde 338 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar; bu birleşimde 338 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 8 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşimde
338 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
9 Kasım
2012 Cuma günkü birleşimde 195 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
11 Kasım
2012 Pazar günkü birleşimde 237 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
12 Kasım
2012 Pazartesi günkü birleşimde 219 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan
işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
Yukarıda
belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programların tamamlanamaması
hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;
Çalışmalarına
devam etmesi,
10 Kasım
2012 Cumartesi günü Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarının tamamlanmasına kadar
çalışması;
Bastırılarak
dağıtılan (11/19, 11/16 ve 11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin 13 Kasım
2012 Salı günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının
sırasıyla 1’inci, 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınması ve Anayasanın 99’uncu
maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 13 Kasım
2012 Salı günkü Birleşiminde yapılması, bu birleşimde sözlü soruların
görüşülmemesi ve 11/19, 11/16 ve 11/17 esas numaralı gensoru önergelerinin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi;
Bastırılarak
dağıtılan (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin 14
Kasım 2012 Çarşamba günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmının sırasıyla 1’ inci, 2’ nci, 3’ üncü ve 4’ üncü sıralarına alınması ve
Anayasanın 99’ uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki
görüşmelerin 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü Birleşiminde yapılarak bu birleşimde
11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21 esas numaralı gensoru önergelerinin görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi;
338 Sıra
sayılı kanun tasarısının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak
görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,
önerilmiştir.
338 Sıra
Sayılı
Büyükşehir
Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/690)
Bölümler Bölüm Maddeleri Bölümdeki Madde Sayısı
1. Bölüm 1 ila 20 nci maddeler 20
2.Bölüm 21 ila 37 nci maddeler 19
(Geçici
1 ve geçici 2 nci
maddeler
dâhil)
Toplam Madde
Sayısı 39
BAŞKAN -
Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Nurettin Canikli,
Giresun Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Evet, biraz
önce, grup önerimizin içeriğini hep birlikte dinledik. Grup önerimizle -eğer
grup önerimiz yüce Meclis tarafından kabul edilir ise- ağırlıklı olarak bu
hafta için 338 sıra sayılı Büyükşehir Yasa Tasarısı’nın görüşmelerini
planlıyoruz ve görüşmelerinin yapılmasını öneriyoruz. Esas itibarıyla grup
önerimiz de bu çerçevede dizayn edilmiştir.
Çalışma
saatleri itibarıyla, bugün, daha önce alınan karar gereğince, yine Meclisimizin
aldığı karar gereğince, saat 24.00’e kadar çalışılacak, çalışma saati bu, bunda
herhangi bir değişiklik öngörülmüyor. 7 Kasım yani yarın, çarşamba günü, 338
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar çalışmaların yürütülmesini talep
ediyoruz.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Çok iddialısınız!
ALİ
HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sizi gönderen de gelsin!
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Talep ediyoruz, yüce Meclisten talep ediyoruz, yüce
Meclisin takdirlerine sunuyoruz.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bu sözünüzü yerine getiremezseniz ne yapacaksınız? Var mısınız?
MEHMET
ERDOĞAN (Muğla) – İnanıyor musun bunu söylerken?
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Yüce Meclisin takdirlerine sunuyoruz. Aynı şekilde eğer bu
görüşmeler çarşamba günü bitirilemez ise perşembe günü de 24.00’le sınırlı
olmaksızın yani gece 24.00’le sınırlı olmaksızın bu çalışmaların perşembe günü
de devam etmesi ve yine, 338 sıra sayılı kanun çalışmalarının tamamlanmasına
kadar çalışmaların devam etmesi.
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Nurettin Bey, grupta aklıselim hâkim olacak, göreceksin!
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – 9 Kasım 2012 Cuma günkü birleşimde 195 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerini öneriyoruz, planlıyoruz. O da, 195
sıra sayılı Kanun Tasarısı, Türkiye Cumhuriyeti ile Morityus Cumhuriyeti
Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı.
Cumartesi
günü Meclisimiz saat 14.00’te açılacak ve sadece, o gün 10 Kasım, Atatürk’ün
ölüm yıl dönümünü anma çerçevesinde gruplar, her grup, siyasi parti grubu
tarafından konuşmalar yapılacak ve sonra görüşmeleri orada bırakacağız, devam
etmeyeceğiz eğer önerimiz kabul edilirse. Cumartesi günü 14.00’te sadece o
günün anma içeriğiyle ilgili görüşmeleri yapmak üzere toplanmış olacağız ve bu
görüşmelerden sonra da cumartesi günü çalışmaya devam etmeyeceğiz.
Pazar ve
pazartesi günleri de yine… Pazar günü 237 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar
olan işlemlerin, işlerin görüşülmesini öneriyoruz, istiyoruz. O da, 237 sıra
sayılı Kanun Tasarısı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti
Hükümeti Arasında Turizm İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı. Ve pazartesi günü de 219 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’na kadar olan işlerin… Ve öncesinde doğal olarak yani bu 219 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan diğer işlerin görüşülmesine imkân
sağlayacak bir çerçevede, tarzda bir planlama yapmaya çalıştık. Bu da, 219 sıra
sayılı Kanun Tasarısı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti
Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Korunması Ve Teşvikine İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı.
Önümüzdeki
haftayla ilgili olarak da 6 bakanımız hakkında verilen 7 gensoru önergesinin
görüşmelerini yapmak üzere bir önerimiz var. Önümüzdeki hafta 13 Kasım 2012
Salı günü 3 tane 19, 16 ve 17 esas numaralı gensoru önergelerinin bitimine
kadar görüşülmesini öneriyoruz ve diğer 4 gensoru önergesinin de çarşamba günü
yine bitime kadar görüşülmesini düşünüyoruz, öneriyoruz.
Daha
sonradan bir gensoru önergesi daha geldi ama Danışma Kurulu toplantıya
çağırıldığında henüz ıttılamıza girmemişti, daha doğrusu basılıp
dağıtılmamıştı. Dolayısıyla, onun planlamasını yapamadık. Onu da ve eğer gelir
ise, başka gensoru da gelir ise onlarla birlikte… Zaten artık bundan sonra öyle
anlaşılıyor ki toplu olarak toptan bir şeyle yapacağız bu gensoru görüşmelerini.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Başbakan Kızılcahamam’da fırça çekiyor da biz burada gensoru
vermeyelim mi? Başbakanın fırçalaması haksa…
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Hayır, ben öyle bir şey… Sayın Vural, ben sadece şunu
söylüyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır, Başbakan fırça çekiyor da… Sizin de desteklemeniz lazım
gensoruyu. Onu diyoruz yani.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Öyle anlaşılıyor
ki “Bundan sonra gensoruları toptan görüşeceğiz.” diyorum. Ha bunu da elimizde
bir örnek var ona dayanarak söylüyorum. Bir tespit sadece, yorum bile değil,
tespit sadece.
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Memnun olmadığınız bazı bakanlar var, onları götürüverelim
el birliğiyle, gelin!
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla sadece bizim böyle bir yönteme, böyle bir tarza
hazırlıklı olduğumuzu ifade etmek istiyorum Sayın Vural, başka bir şey
söylemiyorum yani. Dolayısıyla, onlar da gelirse, biz onları yine aynı şekilde…
Mecburen, çünkü Meclisin aynı zamanda kanun da yapması gerekiyor, başka
çalışmaları var. Dolayısıyla, o planlamayı yapmamız gerekiyor. En optimal…
Elbette, yani işte biz de…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Tabii, tabii, bütçe de yapar aynı anda, kanun da yapar,
hepsini yapar yani, aynı anda yapar!
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Ama öyle tabii yayarsak, böyle yaygın bir vaziyette olursa
tabii diğer işleri yapmamız, esas fonksiyonu ifa etmesi mümkün değil.
Dolayısıyla, optimal bir denge bulacağız.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Çok optimal gözüküyor!
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Çünkü bu da, genelde bu tarz, toplu gensoru Türk siyasi
tarihinde benim bildiğim kadarıyla çok fazla yok.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ama bu daha başlangıç!
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, eğer yeni bir tarz olarak gelişecek ise bizim
de tabii doğal olarak Meclis çalışmaları çerçevesinde bu planlamayı buna göre
yapmamız gerekiyor ve diğer zamanlarda da bu Meclisimizin esas faaliyet
konularını, yasama faaliyetlerini…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Perşembe gecesi denedik çok verimli oluyor, sabah 4’e kadar!
OKTAY
VURAL (İzmir) – “7’de bitireceğiz.” diyerek 4’e kadar çalıştınız.
NURETTİN
CANİKLİ (Devamla) – …söylediğiniz gibi, Meclis çalışmalarını da yapma imkânımız
olacak tabii. Yani sadece gensoru görüşerek bu işleri sürdürmemiz mümkün değil.
Değerli
arkadaşlar, önümüzdeki hafta salı ve çarşamba günleri, arz etmeye çalıştığım
gibi, gensoruları toplu olarak görüşeceğiz. Perşembe günü yine sıradaki kanun
tasarı ve tekliflerini görüşmeye devam edeceğiz -önümüzdeki hafta için
söylüyorum- dolayısıyla grup önerimiz bu şekilde, bunu içermektedir. Kabul
edildiği takdirde Meclis çalışmalarımızı bu çizmeye çalıştığımız plan ve öneri
çerçevesinde yürütmeye devam edeceğiz.
Hepinize
teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Adalet ve
Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin
Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii,
her salı artık klasikleşen bir müzakereyi, bir konuşmayı gene yapmak durumunda
kaldık maalesef.
Geçen
hafta söylemiştim, iktidar grubunun hazırlamış olduğu bu Danışma Kurulu önerisi
böyle devam etmeyecektir, mutlaka değişecektir. Değişti.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Gensoru verildi.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Yalnız, Timur’un hikâyelerini bilirsiniz. Geçen defa, geçen
hafta saat 24.00’e kadar çalışmayı kararlaştırmıştık. Grup yönetimi kızdı.
“Bitime kadar çalışacaksınız artık.” “Ne zaman biter?” “Ne zaman biterse o
zaman bitecek.” Allah yardımcınız olsun, Allah yardımcımız olsun.
Değerli
arkadaşlar, insanoğlunun kendine yapacağı kötülüğü hiç kimse yapmaz.
İnsanoğlunun kendine vereceği zararı bütün dünya bir araya gelse inanın ki
yapamaz. Şimdi, bakın, yani beni bağışlayın, her defasında böyle ahkâm kesmek falan,
bu bana da huzur vermiyor ama aklın yolu bir. Bu Genel Kurulda, bu Mecliste
sizlerle beraber -çoğunuz yoktunuz ama olanlarla beraber- biz, geçen dönem
2.500 maddenin üzerindeki 5 kanun muydu, 6 kanun mu, yaklaşık on günde
uzlaşarak çıkarttık. Hem de öyle kanunlardı ki değerli AKP milletvekilleri.
Gecenin
bu saatinde dinlememek hakkınız. Hakkınız ama -dayatma kelimesi yanlış- size
reva görülen bu eziyetin sebebini arz ediyorum. İşte, değerli sayın büyükler de
burada, eski Meclis Başkanımız burada, Sayın Bakan burada, parti yöneticileri
burada, sayın bakanlar burada.
Yani her
defasında yanlışı denemek, yanlışta ısrar etmek nasıl bir maharet, bunu
anlamakta zorlanıyoruz. Kendinize eziyet ediyorsunuz. Yani bununla mı disiplin
ediyorsunuz siz bu büyük grubu? Yani kendinize eziyet ederken bizim günahımız
ne? Bu muhalefet partisi gruplarının günahı var mı? Nedir söylediğim?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Bak saat kaç, biz daha çalışmalara başlayamadık, kanun
görüşmeye başlayamadık!
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, uzlaşarak Meclisin gündemini belirlersek
hiçbir problemimiz kalmıyor. Uzlaşarak belirlediğimiz Meclis gündeminde on
günde bu Meclis 2.500 maddenin üstünde 5 tane temel kanunu bu Genel Kuruldan
geçirdi. Açın tutanakları okuyun, görüntüleri seyredin, hangi sonuçlar
alınabiliyormuş. Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, bunların uygulama
kanunlarını nasıl geçirdiğimizi hatırlayan arkadaşlarımız var.
Ee, şimdi
ne olur uzlaşsak? Ne olur yani, elifi eğri mi gelir? Saatin dokuz buçuğuna
ulaşmışız, ancak saat onda, gece saat 22.00’de gündeme geçeceğiz. Bundan sonra
görüştüğünüz kanunun bu millete ne hayrı olacak Allah aşkına? Ne olur?
Şimdi, bu
büyükşehir yasası, bütün şehir yasası. Bir yıldan bu yana konuşuyorsunuz, kendi
milletvekillerinizden sakladınız, kendi bakanlarınızdan sakladınız, Meclisten
sakladınız, basından sakladınız, kamuoyundan sakladınız, bayramdan üç gün önce
getirdiniz, alın bunu görüşün!
Değerli
arkadaşlar, Türk idare sisteminin temelini değiştiriyorsunuz. Bir başka sisteme
dönüştürüyorsunuz Türkiye’yi ama bunun konuşulmasını, bunun tartışılmasını,
bunun müzakere edilmesini istemiyorsunuz. Nasıl olacak? Geçen haftadan ilan
ettiniz, bu hafta salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi, pazar, pazartesi…
Sayın Başbakan bugün grup toplantısında, önceki gün Kızılcahamam toplantısında,
yani, ben size reva görmem ama “Bunu ölümüne çıkartacaksınız, hiç kimse Ankara
dışına çıkmayacak.” diye de bir talimat veriyor. Biraz ağır bir şey yani onur
kırıcı da bir şey bana göre.
ÜNAL
KACIR (İstanbul) – Öyle bir şey yok.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Öyle bir şey yok! Tamam, siz öyle anlıyorsanız öyle ama şu
sorunun cevabı yok.
ÜNAL
KACIR (İstanbul) – Biz öyle bir şey görmedik.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Şu sorunun cevabı yok.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Biz dinledik ekranlarda, biz dinledik.
İHSAN
ŞENER (Ordu) –Yalan, yalan.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Arkadaşlar, bu kadar önemli bir yasayı müzakere etmeden,
uzlaşma aramadan, bu Genel Kuruldan çıkartmak kararı, ısrarı işte böyle kör
testere ile ağaç kesmeye benzer bir sonuç getiriyor. Gecenin saat 10’u olmuş
hâlâ kanuna giremiyorsunuz, hâlâ da giremeyeceksiniz. Bu İç Tüzük muhalefete
iktidarın bu türlü dayatmalarına karşı her türlü direnme gücü veriyor. Ne
yapacaksınız? Niye böyle bir şey?
ÜNAL
KACIR (İstanbul) – İç Tüzük’ü değiştirmek lazım.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Önce İç Tüzüğü değiştirmek lazım. Daha kolayı var Sayın
Kacır. Yani, muhalefeti bitirmek lazım! Yani muhalefetsiz bir demokrasi sizin
açınızdan daha güzel olur!
ÜNAL
KACIR (İstanbul) – Meclisi çalıştırmak lazım.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın meselenin mecburiyeti sizi
ilgilendiriyor. Başbakan mı emretti, başka bir yerler mi emretti o beni
enterese etmiyor ama ben birlikte çalışacağımız… Sizin mecburiyetiniz benim
mecburiyetim değil. Angarya Anayasaya da aykırı insanlığa da aykırı. Sabahın
saat 4’üne 5’ine kadar bu milletvekillerini çalıştırmak hakkına sahip
değilsiniz, yok böyle bir şey. Televizyonlara konuşmuyorum, size konuşuyorum
size.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Saygıları yok ki milletvekiline.
AHMET
YENİ (Samsun) – Millete söz verdik.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Hangi millete söz verdiniz? Tartıştığınız konu milletin
gündemi değil beyefendiler. Bu, milletin talebi değil sizden. Köyleri
kapatıyorsunuz, belediyeleri kapatıyorsunuz, seçilmiş insanların kazanılmış
haklarını değiştiriyorsunuz, devletin kuruluş hukukunu değiştiriyorsunuz ve
bize göre, gelecek açısından, hem milletimizin birliği hem devletimizin
bağımsızlığı, siyasi birliği açısından çok kötü sonuçları olacak bir yasayı
getiriyorsunuz buraya.
Değerli
arkadaşlar, böyle olunca, sözümün başında söylediğim gibi, kendinize kötülük
yapıyorsunuz, millete kötülük yapıyorsunuz, haksızlık yapıyorsunuz, zulüm
yapıyorsunuz, zulüm. Bu işin aslı bu.
Değerli
arkadaşlar, ben bu yönüyle değilim meselenin. Bir de ciddiyeti var hadisenin.
Şimdi, bakınız, gensorular verdik, her gün bu gensorular gelecek. Şu anda sekiz
tane gensoru gündemde.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Çifte dikiş!
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekilinin bugün getirdiği Danışma
Kurulunda, AKP Danışma Kurulunda “Önümüzdeki hafta 13, 20, 27 Kasım
tarihlerindeki oturumlarda 15.00-20.00, 14.00-20.00 saatleri arasında
çalışılacak.” diyorsunuz. Gerçekten böyle mi çalışacağız Sayın Canikli, yoksa
önümüzdeki salı bu çalışma saatlerini değiştirecek misiniz?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Ben söyledim, bu gensoruların bitimine kadar çalışacağız.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Yani değerli arkadaşlar ya, biraz ciddiyet ya, biraz
ciddiyet!
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Şandır, hem gensoru veriyorsunuz hem görüşmeyelim mi,
ne yapalım?
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Yani bu Meclisin gündemi ciddi bir şey ya, önemli bir şey!
Bir başka
hususu daha söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar, geçen hafta Perşembe günü
bir özel sebepten dolayı burada bulunamadım. Sahibi bulunduğumuz benzin
istasyonunun yakınında bomba yüklü bir araç patladı, o sebeple bu arada
bulunamadım. Ama burada, o gecenin bu saatlerinde, benim ismim etrafında çok
ciddi, çok sıkıntılı, çok üzüntü verici tartışmalar oldu. Kendisine acil
şifalar dilediğim arkadaşım, kardeşim Mustafa Elitaş, benim de ismimi
geçirerek, “Hakkımı helal etmiyorum.” diyerek, beni de çok üzen, çok yakışıksız
beyanlarda bulundu. Doğru olmuyor. Ben “Yalan” kelimesini kullanmam, hiç
kimseye yakıştıramam. Ama doğru olmayan beyanlarda bulunmak daha ağır bir… Yani
doğru olmayanı veya doğruyu eksik söylemek bizim inancımıza göre zulümdür,
zulmün tarifi budur. Zulüm de Allah’ın lanetine tabidir.
Değerli
arkadaşlar, Sayın Elitaş’ın… Ben ona
saygılar sunuyorum. Tabii ki herkesin herkes üzerinde hakkı vardır.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Kendisi yok şu anda, kendisi varken konuşun.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, insanız, aynı mekânda çalışıyoruz.
Birbirimizin üzerinde hakkımız mutlaka olacaktır. Sayın Elitaş bana hakkını
helal etmediğini ifade ediyor. Ben yine ondan helallik diliyorum, ben ona
hakkımı da helal ediyorum. Ama garabet bir hadisedir ki, sanki babası babamdan
alacaklı “Hakkımı helal etmiyorum.” diye… Buradan tutanakları okudum, yanımda.
Çok üzüntü duydum. Muhtemeldir ki benim üzüntüm onu hasta etmiştir.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – İki hacıdan biri yalan söylüyor, iki hacıdan biri. Hangisi
acaba?
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Yani ben iyi niyetliyim. Allah gönüllerimizi biliyor.
Değerli
arkadaşlar, meselenin aslı şudur, bu konu konuşulurken benim Sayın Elitaş’a
söylediğim söz şudur: “Benim sizden hiçbir talebim yok, takdir sizindir.”
demişimdir. Sayın Mevlüt Aslanoğlu buna şahit. Benim talebim yok yani
“Kongremiz var, akşam toplantımız var, şu kadar görüşelim, bu kadar çalışalım.”
noktasındaki konuşmalarda benim ona sözüm: “Benim sizden talebim yok, takdir
sizindir.” Takdir nedir? İşte, finansal kiralama yasasını görüşmemek.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Ama Milliyetçi Hareket Partisi toplantıya gittikten sonra
Sayın Elitaş kendi takdiriyle burada o yasayı görüşmeye kalkmış, sonra çıkan
tartışmalarda da benimle görüştüğünü ve benim ona izin verdiğimi ifade
etmiştir. Bu beyan doğru değildir. Allah şahit, burada arkadaşlarımız da şahit.
Bu
bilgiyi size sunmak mecburiyetindeyim çünkü…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip çok değerli şeyler anlatıyor, mikrofonu
açar mısınız?
BAŞKAN –
Duyuyorsunuz zaten.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – …geçen hafta sizi kendi ismimle çok meşgul ettim, sizlerden
helallik diliyorum.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – AKP grup başkan vekili değil ki, o zaman…
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.(MHP sıralarından alkışlar)
Adalet ve
Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale
Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
RAMAZAN
CAN (Kırıkkale) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle,
geçen hafta yaşanan hadisede -tabii ki Grup Başkan Vekilimiz cevap verecektir-
Sayın Şandır’ın anlattığı hadisede şarta bağlı olarak hakkını helal
etmediğinden bahsetti Grup Başkan Vekilimiz. MHP Grup Başkan Vekiliyle telefon
görüşmesi yapmıştı, Sayın Şandır’la. Orada rivayette bir kopukluk olduğuna
inanıyorum ben. Tabii ki Elitaş da cevabını verecektir.
ALİ ÖZ
(Mersin) – Sen git grubunu çağır dışarıdan ya!
RAMAZAN
CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Sen niye araya giriyorsun kardeşim ya? Sayın Elitaş’ı da
dinledik, Sayın Şandır’ı da dinledik.
RAMAZAN
CAN (Devamla) – Grup Başkan Vekilimiz Sayın Canikli gündemle ilgili burada
bilgileri verdi. Ben özellikle şunu söylemek istiyorum:
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Sen ne biliyorsun ya?
LÜTFÜ
TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen arada racon mu kesiyorsun?
RAMAZAN
CAN (Devamla) - Medeni Kanun’un başlangıç kısmında “Bir hakkın suistimalini
kanun himaye etmez.”
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Yoklama var yoklama. Grubu çağır grubu, yoklama var.
RAMAZAN
CAN (Devamla) – Yani bir hak eğer istismar ediliyorsa kanunda karşılığını
göremez; Medeni Kanun’un başlangıç hükümlerindendir bu. “Hüsnü niyet şart
olunan hâllerde asil olan, onun vücududur.” demektedir Medeni Kanun. Tabii ki
muhalefet İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını kullanacaktır ama bu hakları
istismar etmek hiçbir zaman kanunda karşılığını bulamayacaktır.
Grup
önerimizle 338 sıra sayılı Büyükşehir Kanun Tasarısı’nı gündemin 4’üncü
sırasına alarak bugün görüşmelerine başlamayı öneriyoruz Genel Kurul takdir
ederse.
13 Kasım
2012 Salı günkü sözlü soruların görüşülmemesini öneriyoruz.
7 Kasım
Çarşamba günü ve bugün Büyükşehir Belediyesi Kanun Tasarısı’nın çalışmalarına
devam edeceğiz. Bitinceye kadar Genel Kurul çalışmasını Genel Kurul takdir
ederse oylarınıza sunacağız.
9 Kasım
2012 Cuma günü 195 sıra sayılı uluslararası sözleşme var. Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmetiyle Morityus Cumhuriyeti Hükûmeti arasındaki bu uluslararası
sözleşmenin tamamlanmasına kadar olan, bölümlerindeki uluslararası
antlaşmaların da tamamlanmasına kadar o aradaki kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesine devam edeceğiz.
10 Kasım,
Genel Kurul saat 2’de cumartesi günü açılacak, Atatürk’ü Anma Günü nedeniyle
konuşmalar yapıldıktan sonra Genel Kurulu kapatmayı planlıyoruz.
Pazar ve
pazartesi günü… 237 sıra sayılı -pazar günü kanun tasarısının… Uluslararası
sözleşme var. Pazartesi günü 219 sıra sayılı uluslararası sözleşme var
Azerbaycan’la Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında. Bu aradaki görüşmelerin
tamamlanmasına kadar bu aradaki kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine
devam edeceğiz.
Önümüzdeki
hafta salı günü ve çarşamba günü, Meclisin iki gününü gensoru önergelerinin
görüşülmesine ayırıyoruz. Çarşamba günü Sayın Mehmet Mehdi Eker Bakanımız,
Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç, yine Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç
hakkında verilen gensoru önergelerini salı günü görüşmeyi planlıyoruz. Çarşamba
günü Sayın Veysel Eroğlu, Sayın Cevdet Yılmaz, Sayın Ömer Dinçer, Sayın Nihat
Ergün aleyhinde verilen gensoru önergelerini inşallah Genel Kurulda
reddedeceğiz, görüşeceğiz inşallah.
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Daha dinlemeden bu kadar peşin nasıl karar veriyorsunuz?
RAMAZAN
CAN (Devamla) - Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısı’nın temel kanun olarak
iki bölüm hâlinde görüşülmesini öneriyoruz.
AK PARTİ
Grubunun grup önerisinin kabul edilmesi temennisiyle heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Efendim, Sayın Can benim de soy ismimi anarak bir başkasıyla
aramda olan meseleyle ilgili bir beyanda bulundu. Açıklama getirmek istiyorum
müsaade ederseniz.
BAŞKAN –
“Şarta bağlı, hakkımı helal etmiyorum.” diye söyledi yani size ne diye sataştı,
ne söyledi de sataştı Sayın Şandır? Benim duyduğum… (MHP sıralarından
gürültüler)
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Efendim, yani o konuya bir açıklık getirmem lazım.
BAŞKAN –
Hayır, ne söyledi de sataştı Sayın Şandır? Söz verebilmem için ne söylediğini
söylemeniz gerekir, onun için soruyorum.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Siz de dinlediniz efendim, siz de dinlediniz yani Sayın
Elitaş’la ilgili konuda benim söylediklerimin doğru olmadığını söyledi.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Doğru olmadığını söylüyor.
BAŞKAN –
O şekilde…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Evet.
BAŞKAN –
Hayır ama doğru olmadığını söylediği şeklinde bir söz söylemedi, sarf etmedi,
ben duymadım yani. (MHP sıralarından gürültüler)
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – AKP grup başkan vekilini sormadan oraya çıkarıyordunuz ama.
BAŞKAN –
Sayın Şandır, ortada sataşma falan yok, doğrusunu söyleyeyim.
Buyurun,
iki dakika söz veriyorum.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Asla bir sataşma şeyi değil.
Değerli
arkadaşlar, yani ben bunu burada dile getirmekten böyle çok keyif almadım.
MUZAFFER
YURTTAŞ (Manisa) – Bizimle ne ilgisi var bu işin, Meclisle ne ilgisi var?
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Hiç ilgisi yok ama geçen hafta…
BÜLENT
BELEN (Tekirdağ) – Sana ne oluyor!
MEHMET
GÜNAL (Antalya) –İşin mi var? İşin varsa gidebilirsin.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) - …bu konu konuşulurken hiç bu soruyu sormadınız Sayın
Milletvekili, “Ne ilgisi var?” diye.
Şimdi
tekrar ediyorum değerli arkadaşlar, yani geçen haftaki Danışma Kurulu toplantısında
Sayın Elitaş, Cumhuriyet Halk Partisi adına Sayın Mevlüt Aslanoğlu ve Barış ve
Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekiliyle aramızda geçen bir hadisede benim
beyanım şudur: Hiçbir talebim yok çünkü daha önce bir talebim oldu burada Genel
Başkanla ilgili; Sayın Elitaş’tan da değil, Sayın Meclis Başkan Vekilinden bir
talebim oldu, daha sonra o konu burada bir tartışmaya sebep oldu. O tartışmadan
dolayı da Sayın Genel Başkan çok rahatsız oldu, Sayın Grup Başkan Vekilimiz
vasıtasıyla da Genel Kuruldan özür diledi. Bu sebeple tabii
biz de azarımızı işittik. Bu sebeple söylüyorum. Yani, ben, Sayın
Canikli, sayın grup başkan vekillerinin hiçbirinden özel bir talebim olmaz
bundan sonra, olmaz çünkü taşıyamıyorlar.
Sonuç
itibarıyla, bu niyetle, bu kararla Sayın Elitaş’a söylediğim “Sizden hiçbir talebim yok, takdir sizin,
ister çalışırsınız ister çalışmazsınız.” Bunu, Mehmet Şandır “Biz gidiyoruz,
siz istediğinizi yapın.” şeklinde burada nakletmesi doğru değil, doğru bir
beyan değil. Doğru olmayanı ifade etmek veya doğruyu eksik söylemek,
dolandırarak söylemek de zulümdür, bunu söylüyorum. Bakın, bunun ispatı şudur,
işte tutanaklar; Sayın Mustafa Elitaş diyor ki: “Bakın, değerli milletvekili,
burada bir gerilim ortaya çıkıyorsa bu gerilimle ilgili, bizim milletvekili
arkadaşlarımızı bütün töhmet altında bırakıyorsanız ve her sözü, her yaptığımız
sözün arkasında bizim durmamızı bekliyorsanız, yanlış yaparsınız.”
OKTAY
VURAL (İzmir) – Doğru diyor.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – İşte, Sayın Elitaş’ın tavrının ifadesi. Kendisi, beyanında…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) - Sayın Elitaş bana ve
size haksızlık etti. Ben ona hakkımı helal ediyorum.
Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri (Devam)
4.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile
Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; (11/19, 11/16 ve
11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde
yapılmasına; bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; (11/15, 11/18,
11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelerin, 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde
yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler
hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz efendim.
BAŞKAN –
Efendim.
OKTAY
VURAL – Yoklama...
BAŞKAN –
Daha söz var.
Aleyhte
söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma
Partisinin grup önerisi üzerinde aleyhine söz aldım, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Adalet ve
Kalkınma Partisinin grup önerisi Meclis İç Tüzüğü’nün 54’üncü maddesinin ikinci
fıkrasındaki istisnaya istinaden Meclisin çalışma gün ve saatlerinin yeniden
düzenlenmesine ilişkin bir öneridir.
Değerli
arkadaşlarım, Meclisin çalışma saati, günleri kural olarak İç Tüzük’ün 54’üncü
maddesinde sayılmış. Buna göre, buradaki kurala göre, Genel Kurul salı,
çarşamba, perşembe saat 15.00 ile 19.00 arasında toplanır. İstisna olarak da
-bu istisnalar biliyorsunuz kuralın aksine- gerektiği zaman, öyle olaylar
vardır ki çalışmayı zorunlu kılabilir. Bu durumda da Danışma Kurulunun teklifi
üzerine, Genel Kurulca bu çalışma gün ve saatlerinin değiştirilebileceğine ilişkindir.
Ancak ne var ki, Türkiye’de her alanda olduğu gibi Mecliste de istisnalar kural
oldu, kurallar istisna oldu. Hukuk kurallarının ve yazılı kuralların yerini
tamamen bir keyfilik aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisinde de Anayasa ve Meclis
İçtüzüğü Meclisin çalışmasının esaslarını belirlediği hâlde, Meclis Genel
Kurulunun ve komisyonlarının çalışması Meclis İçtüzüğü ve Anayasa’ya göre
yapılması gerektiği hâlde, bunlar bırakıldı; Meclis Başkanlık Divanının, işte
Meclis Genel Kurulunun keyfine göre yönetilmeye başlandı. Deniliyor ki: “İşte,
efendim, Meclisin teamülleri böyledir.” Ya, Meclisin teamüllerini ne
yapacaksınız siz? Önce Meclis İçtüzüğü’ne bakacaksınız, Anayasa’ya
bakacaksınız. Yazılı kuralların, hukuk kurallarının olmadığı yerde teamüller
geçerlidir. Eğer bir hukuk kuralı var ise, bir yasa hükmü var ise teamül olmaz
değerli arkadaşlarım.
Şimdi, bu
grup önerisiyle, işte, “konu bakımından bitene kadar” deniliyor. E, gün yirmi
dört saat. Şimdi, üçüncü yargı paketinde gördük. Yirmi dört saati aştıktan
sonra çalışmalar devam etti. AKP ve Grup Başkan Vekili CHP sıralarına geldi
“Çalışmalara ara verelim arkadaşlar dedi.” Ya da o sırada efendim, muhalefete
“Siz, konuşmacılarınızı çekin ya da önergeler üzerinde ya da maddeler üzerinde
toplantı yeter sayısı istemeyin.” gibi talepte bulundular.
Değerli
arkadaşlarım, eğer bu Meclisin çalışma koşullarında gerçekten gayriinsani
koşullar yaratılıyorsa, bunun sorumlusu muhalefet değildir, bunun sorumlusu
iktidar partisidir. Şimdi, bir kere, bitene kadar bir şey söz konusu olmaz. Gün
yirmi dört saat, bitene kadar bir şey olmaz. Hadi şimdi koymuşsunuz, çarşamba
günü bitmedi -bütünşehir yasası, büyükşehir yasası- yirmi dört saati aştı,
perşembe günü de bitmedi yirmi dört saat, milletvekilleri uyuyacak. Şimdi ben o
fotoğrafları gelip burada göstereyim mi tek tek? AKP milletvekillerinin nasıl
uyuduğunu teşhir edeyim mi? Hepsini çıkarttım ben, çeşitli toplantılarda
gösteriyorum.
Şimdi
hepimiz burada bir yasama faaliyetinde bulunuyoruz. Niye birbirimizi
zorluyoruz? Ondan sonra arkadaşım çıkıyor, diyor ki, hakkın suistimalinden
bahsediyor.
Değerli
arkadaşlarım, bu Meclis Adalet ve Kalkınma Partisinin Meclisi değildir, bu
Meclis Cumhuriyet Halk Partisinin, MHP’nin ya da BDP’nin Meclisi de değildir.
Bu Meclis, Türk milletinin Meclisidir. Millet iradesinin yansıdığı en önemli
odak burasıdır. Dolayısıyla, burada Meclisteki çoğunluğu millet iradesi olarak
saymak yanlıştır ve Meclisi milletin Meclisi olmaktan çıkarmaya yönelik
iradeye, aslında başta milletvekilleri olarak hepimiz karşı çıkmak
durumundayız, karşı koymak durumundayız. Yani “Benim elimde çoğunluk var, ben
istediğimi yaparım.” diye dayatacaksınız, ondan sonra kalkacaksınız, muhalefet
de Meclis İçtüzüğü’nden ve Anayasa’dan kaynaklanan hakları kullanmaya
kalktığında hakkın suistimal edilip edilmediğinden söz edeceksiniz.
Sevgili
arkadaşlarım, herkes bir hakkı kullanırken o hakkı tanıyan yasa hükmünün de
üstünde yer alan iyi niyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır. İyi niyet
kurallarına göre hareket edilmesini isteyen kişi, öncelikle kendisi iyi niyetli
olacaktır. Parlamentodaki çoğunluğunu dayatarak, demokrasiyi sadece
Parlamentodaki çoğunluğun sistemi olarak kabul ederek böyle bir dayatmayla
gelmeyecek, bir kere uzlaşma yapacak.
Şimdi,
değerli arkadaşlarım, bakın, Genel Kurulu… Sayıyor, bu kanun tasarısı ne zaman
olacak, 10 Kasımla ilgili çalışılmayacak diyor. Sayın Canikli açıkladı, işte,
10 Kasım Atatürk’ün ölüm yıl dönümüyle… Ama buraya konulmuyor. Yani buraya niye
o zaman 10 Kasım 2012 Cumartesi özel gündem, “Atatürk’ün ölümü nedeniyle özel
gündem” diye niye koymuyorsunuz, niye bundan çekiniyorsunuz? “Başkanlığın Genel
Kurula sunuşlarının tamamlanmasına kadar” diyorsunuz Canikli. İyi de kardeşim,
şimdi itiraz edeceğine oradan, bir cümle
yazardın. 10 Kasım Atatürk’ün ölüm günü olduğunu sen de biliyorsun ben de
biliyorum. Buraya yazardınız onu, “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” ne demek
değerli arkadaşlarım?
Şimdi,
sevgili arkadaşlarım, öbür taraftan Adalet ve Kalkınma Partisinin önerisi,
diyor ki: “Meclis İçtüzüğü’nün 91’inci maddesine göre bu Kanun’un yani
büyükşehir bütünşehir yasasının temel kanun olarak götürülmesini öngörüyor.
Şimdi, bu talep bir kere, Anayasa’ya ve Meclis İçtüzüğü’nün 91’inci maddesine
aykırı. Neden aykırı? Burada da söylüyorum: Temel kanun bir istisnadır, bir
kural değildir ama siz -üstte Allah var, insaf edin- kalkıyorsunuz, istisna
olarak kullanmanız gereken yetkiyi, her şeyi bir tarafa itiyorsunuz; haydi
kaldır parmaklar, haydi indir parmaklar, kural olarak kullanıyorsunuz. Burada diyor
ki: “Tüzük ya da Kanun temel kanun olarak görüşülebilir.” yani Genel Kurul
temel kanun olarak görüşmesine izin verebilir. Ne demek temel kanun olarak
görüşmek? Maddeleri görüşmeyeceksin, madde metinleri bile okunmayacak. Bölümler
hâlinde okuyacaksınız.
Şimdi,
burada açık açık saymış: “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya
kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeler içermesi…” Bu Kanun içeriyor
mu bunu? “…veya kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü
ilgilendirmesi, kendi alanındaki özel kanunların dayandığı temel kavramları
göstermesi, özel kanunlar arasında uygulamada ahenk sağlanması, düzenlediği
alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması
zorunluluğunun bulunması, önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve
oylama usulüne bağlı tutulması gibi özellikleri taşıyan kanunlar temel kanun
olarak görüşülebilir.” diyor. Bir kere, demokratik hukuk devleti ilkesini içine
sindiren bir siyasal parti, bu ülkede yasamasız ve yargısız hükûmet etmek istemeyen
bir siyasi parti bu istisna hükmüne ikide bir sığınmaz. Bu yasaların demokratik
bir şekilde tartışılmasını, komisyonlarda olabildiğince tartışılmasını,
katılımın sağlanmasını, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmasını,
Genel Kurulda da maddeler dahi okunmadan sadece madde adları oylanarak
yapılmasını savunmaz arkadaşlar. Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bir yandan
kendinizin demokrat olduğunu söylüyorsunuz, bir yandan bu ülkede ileri
demokrasi türküleriyle herkesi uyutmaya kalkıyorsunuz ama bir yandan da bırakın
ileri demokrasiyi, demokrasinin “d”sinin bile uygulanmasına tahammül
etmiyorsunuz. Ondan sonra da kalkıyorsunuz, bu kürsüden Meclis İçtüzüğü’ndeki
haklarını kullanmasını kesin gözüyle gördüğünüz muhalefeti peşinen
suçluyorsunuz. Niye bunu yapıyorsunuz? Çünkü siz bunu dayattığınızın
farkındasınız, dayattığınız için de Meclisin de, muhalefetin de sizin
dayatmalarınıza karşı, direneceğini biliyorsunuz. E, bunları yapmayın
arkadaşlar. Gelin… Mademki bu yasanın memleket ve millet yararına olduğunu
düşünüyorsunuz, hep beraber tartışarak bunu geçirseydik, ilgili kurum ve
kuruluşlardan görüş alsaydık.
Yasa
yapma tekniğinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Burada hem yasanın taslak
olarak getirilmesinde hem komisyonlarda görüşülmesinde yasama sürecinin etkin
ve verimli olarak uygun yürütülmediğini hepimiz biliyoruz. Neyin yani
kaptıkaçtısını yapmak istiyoruz? Ondan sonra “Türkiye Büyük Millet Meclisi
uzlaşamıyor.” Türkiye Büyük Millet Meclisinde uzlaşmayı sağlamak benim görevim
değil. Ben muhalefet partisinin milletvekiliyim. Bu halk bana iktidar partisine
muhalefet edeceksiniz diye görev verdi, iktidar partisine övgü yapacaksınız
diye görev vermedi. Eğer iktidar partisi olarak beni milletvekili yapsaydı,
sorunların çözümü için gerekli olan devlet gücünü kullanma yetkisini bana
verseydi o zaman muhalefeti siz yapardınız.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Devamla) – Dünyanın neresinde görülmüş, bir muhalefet muhalefet
yaptığından dolayı ikide bir suçlanıyor. Muhalefet yapmak ona milletin verdiği
görevdir. Size millet iktidar olma görevi verdi, sorunları çözme görevi verdi.
Siz bu sorunları çözerken bu sorun muhalefetin sorunu, bu sorun iktidarın
sorunu ayrımı yapmaksızın, bu sorunları uzlaşma içerisinde, birlik ve bütünlük
içerisinde çözme görevi ilke olarak sizindir arkadaşlar. Eğer bu ülkenin
gerçekten demokratik hukuk devleti olduğunu savunuyorsanız, bu demokratik hukuk
devleti ilkesini içinize sindiriyorsanız öncelikle onu yapmanız lazım çünkü
demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkesi bu ülkeyi yönetenlerin, ister
siyasi ister idari herkesin denetime açık olmasıdır, denetime tahammül
edebilmesidir.
BAŞKAN –
Sayın Öztürk, lütfen…
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Devamla) – Siz denetimden kaçmak için her türlü gücü kullanıyorsunuz ve
Parlamentoyu sadece iktidar partisi milletvekillerinin parmaklarını kaldırıp
indirdiği yer hâline getiriyorsunuz.
BAŞKAN –
Sayın Öztürk…
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Devamla) - Bakın, arkadaşlar…
BAŞKAN –
Sayın Öztürk, beni oylamaya zor bırakmayın.
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Devamla) – Büyük filozof Sartori, demokrasisine…
BAŞKAN –
Sayın Öztürk…
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Devamla) – …ara verdirerek kazaya uğratan ülkeler için aynen şöyle
diyor: “Parmakların akılları olsaydı, demokrasiyi yutan ejderhalar türemezdi.
Zafer parmakların değil, milletin olacaktır.” Bu lafları söyleyen bu
kürsüde 1991 yılında şimdiki sizin
Adalet Komisyonu Başkanınız Ahmet İyimaya’dır.
Parlamentodaki
çoğunluğunuza güvenerek insanlara dayatma yapmaktan lütfen vazgeçin.
Teşekkür
ederim. (CHP sıralarından alkışlar, bravo sesleri)
BAŞKAN –
Evet…
III.- YOKLAMA
(MHP
sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yoklama talep ediyoruz.
BAŞKAN -
AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var.
Yoklama
talebinde bulunan sayın milletvekillerinin isimlerini tespit edeceğiz.
Sayın
Vural, Sayın Şandır, Sayın Bal, Sayın Durmaz, Sayın Günal, Sayın Korkmaz, Sayın
Kalaycı, Sayın Işık, Sayın Halaçoğlu, Sayın Türkkan, Sayın Öz, Sayın Yeniçeri,
Sayın Türkoğlu, Sayın Halaman, Sayın Oğan, Sayın Başesgioğlu, Sayın Ayhan,
Sayın Erdem, Sayın Şimşek, Sayın Özensoy…
Yoklama
için 3 dakika süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri (Devam)
4.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile
Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; (11/19, 11/16 ve
11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde
yapılmasına; bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; (11/15, 11/18,
11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelerin, 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde
yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler
hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN –
AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Öneri kabul edilmiştir.
İç
Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
D) Önergeler
1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın,
(2/303) esas numaralı 13/06/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde
Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/69)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/303)
esas numaralı kanun teklifim, Başkanlığınızca komisyona havale edildiği
tarihten itibaren 45 gün geçtiği halde ilgili komisyonca görüşülüp
sonuçlandırılmamıştır.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37. Maddesi uyarınca kanun teklifimin
doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için gereğini arz ve talep ederim. 12.03.2012
Umut
Oran
İstanbul
BAŞKAN –
Teklif sahibi Umut Oran, İstanbul Milletvekili… (CHP sıralarından alkışlar)
UMUT ORAN
(İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Konumuz
basın özgürlüğü, basın haklarıyla ilgili ama maalesef bu akşam, bu dönem
Parlamentoda canlı yayında bunu halkımız izleyemiyor. Böyle bir yasakla karşı
karşıyayız.
Yine,
maalesef, bu yasa teklifini Parlamentoya vereli yaklaşık bir yıl olmuş. Bir yıl
sonra bu yasayı gündeme getirme imkânı, maalesef, elde ediyoruz. Bu da sizlerin
takdirlerine...
Dün bu
konuyla ilgili biliyorsunuz, İstanbul’da Gazetecilere Özgürlük Platformu bir
yürüyüş yaptı. Bu Platform ne istedi dün? Sokaklarda, meydanlarda ne söyledi?
Özgür bir çalışma ortamı istiyorlar ve basın üzerindeki baskıların, basın
üzerindeki yasakların kaldırılmasını talep ettiler çünkü bugün gazeteciler, bu
mesleği icra edenler her yönden, her yandan baskı altında âdeta abluka altında
mesleklerini icra ediyorlar.
Başbakan,
pazar günü toplantıda “Kendilerinin de özgürlükleri söz konusu olduğunda
demokrat olanlar konu başkalarına geldiği zaman yasakçı oluyorlar.” dedi.
Esasında Başbakan bu sözleriyle tam da kendisini işaret etti. Şimdi, baktığımız
zaman on sene evvel, on bir sene evvel seçim bildirgesinde iktidar partisinin
“üç y” vardı: Yasaklar, yolsuzluklar ve yoksulluk vardı.
Bakın, o
yasaklarla ilgili mücadelede şu son bir iki aya baktığımız zaman gaziler ve
şehit aileleri barış için toplantı talep ettiler, miting talep ettiler müsaade
edilmedi. Halk, cumhuriyet mitinginde, Cumhuriyet Bayramı’nda meydanda, birinci
Parlamentoda, Ulus Meydanı’nda kutlamak istedi, maalesef kabul edilmedi.
Bakın,
öğrenciler parasız eğitim talep ediyorlar, tutuklanıyorlar. İşte orada kamu
çalışanları, Türk Hava Yolları baktığınız zaman grev talep ediyorlar, onlara da
grev yasaklanıyor.
Hatay’da,
orada yaşayan yurttaşlarımız bir şekilde barışla ilgili seslerini duyurmak
istiyor, ona izin verilmiyor ve bu yasaklar sonunda, özel yetkili mahkemeler
sonunda öyle bir hâle geldi ki Türkiye, bakın, bugün Türkiye’nin -Hükûmetin de
beraber görev yapmış olduğu- 26’ncı Genelkurmay Başkanı sanık, eli kanlı PKK
yöneticisi bugün tanık. İşte yasakların getirdiği Türkiye’nin bugün yargısı,
hukuku bu hâle geldi.
Şimdi,
biz bu yasada baktığınız zaman, bugün şu anda teklif etmiş olduğumuz bu yasada
ne talep ediyoruz? Diyoruz ki: Gazetecilere sendika zorunluluğu getirilsin.
Bilmiyorum, buna itiraz ediyor musunuz?
Diyoruz
ki: Stajyer gazeteciler en azından özlük haklarına sahip olsunlar. Buna,
bilmiyorum, itiraz ediyor musunuz?
Yine
sizlerin kaldırmış olduğu 2008 yılında, yıpranma payının tekrardan getirilmesi.
Buna itiraz ediyor musunuz, bilmiyorum.
Ve
diyoruz ki, burası çok önemli: Medya patronlarının kamu ihalelerine doğrudan
veya dolaylı olarak girmemeleri gerekiyor. Siyasetle ticaretin birbiriyle
ilişki kurmamaları gerekiyor. Bilmiyorum, bunu kabul ediyor musunuz?
Yine
diyoruz ki: 22 milyon, 23 milyonun o mecrada yer aldığı İnternet gazeteciliği
bir yasal statüye sahip olsun. Bilmiyorum, bunu kabul ediyor musunuz?
Şimdi,
değerli milletvekilleri, örgütlü basın demek, özgür basın demek. Özgür basın
demek de özgür Türkiye demek. Bizim istediğimiz, bizim talep ettiğimiz bu.
Hadi
gelin, ileri demokrasi diyorsak, daha çok demokrasi diyorsak, daha çok
özgürlükler diyorsak bu basın özgürlüğüyle ilgili yasayı hep beraber kabul
edelim.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Şimdi,
bir milletvekili adına Oktay Ekşi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın
milletvekilleri, Genel Kurulda uğultu var. Lütfen…
OSMAN
OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Umut
Oran aslında medya dünyamızın ve medya dünyamızdan şikâyet eden insanların
ortaya koyduğu meselelerin özüne taalluk eden bir öneride bulunmuştu.
Huzurunuza bu önerinin kabul edilmesi
talebiyle geldi.
Tabloya
baktığım zaman, itiraf edeyim ki, ne kadar ben 2 kere 2’nin 4 olduğunu söylesem
de, ne kadar Umut Oran veya başka bir arkadaş bunu ifade etse de, bazı
arkadaşlarımın buna ön yargıyla bakıp kabul etmeyeceklerini hissediyorum ama
yine de umutlu olmak niyetiyle sizlerin birkaç dakikanızı almak niyetindeyim.
Sevgili
dostlarım, medya dünyasından şikâyet etme, gazetecilerden şikâyet etme,
özellikle iktidar dünyasının öteden beri bilinen, kendi açısından bakınca da
haklı olduğu yer yer kabul edilebilecek olan bir husustur. Buna karşın bu
şikâyetin ortadan kalkmasını veya en azından asgari düzeye inmesini sağlayacak
tedbiri almak, yine siyasi iktidarın özellikle borcu olmak gerekir. Ne var ki
sadece sizin iktidarınızdan söz etmiyorum, sizden önceki iktidarlardan, hatta
daha da açık ifade etmem gerekirse, ta Ceride-i Havadis gazetesinin
yayınlandığı 1840 tarihinden bu yana siyasi iktidarlar, Sayın Umut Oran’ın
huzurunuza getirdiği ve benim de ayrıca bir vesileyle öneri olarak Meclise
takdim ettiğim bu konu üzerine eğilmiş değildir.
Bir
istisnayı ifade etmeden kendimi söze devamda haklı hissetmem. O istisna 1952
yılında Demokrat Parti İktidarı tarafından bu meseleye ilk defa el atılmış
olması ve arkasından da 27 Mayısı takip eden dönemde Millî Birlik Komitesinin
212 sayılı Yasa’yı çıkararak yine bu konuya değinmiş olmasıdır. Ancak sözünü
ettiğim iki yasa da maalesef uygulanmış değildir. İki yasanın da temel unsuru
gazetecilere güven içinde, güvence içinde sendikal hakları vererek yazılı
sözleşme yapmak suretiyle iş yerinde görev yapma imkânı veren yasalardır. Bu
yasaların önemi gazetecilik gibi çok cazip olan mesleğin kaliteli elemanlarla
dolmasına, o elemanların çoğalmasına imkân verme amacıdır. Maalesef, sözünü
ettiğim iki yasanın da dönemin siyasi iktidarları tarafından uygulanmaması,
sahip çıkılmaması sonuçta çok yetenekli gençlerin gazeteciliğe belirli bir süre
girip kısa sürede terk etmelerine ve daha sonra da kalitesi düşük elemanların
meslekte yoğunluk kazanmasına yol açmakta oluşudur. Bunun birinci derecede
müsebbibi doğrudan doğruya dönemin siyasi iktidarlarıdır ve üzgünüm ki bu dönem
için de sizin iktidarınızdır.
Sevgili
dostlarım, sadece gazetecilerle ilgili bu 212 sayılı yasanın tekrar yürürlüğe
girmesi, aslında yürürlükte fakat uygulanabilir hâle gelmesi birinci derecede
önemli olduğu gibi bir de yine siyasi iktidarınız, gazetecilere olan sanıyorum
ki açık düşmanca duyguları nedeniyle gazetecilerin yıpranma payını da
bildiğiniz gibi 2008 tarihinde onların elinden almıştır. Geçen nisan ayında
Sayın Bakana bu konuyla ilgili çalışmalar olup olmadığına ilişkin bir soruyu
huzurunuzda sordum. Bendenize bir bilimsel heyetin konuyla meşgul olduğunu
söyledi. Bilimsel heyet o tarihten bu tarihe sadece iki cümlelik bir yasa
tasarısının yahut yasadaki tadilatın hakkından gelemedi. Tabii, böyle bir şey
yoksa aziz dostlarım, aslında siyasi iktidarın, sizin iktidarınızın konuya
samimiyetle bakmamış olması ve gazetecileri -üzgünüm ama- düşman telakki
etmesidir. Umarım bu telakki değişir ve umarım doğru bir çizgiye siyasi
iktidarınız kavuşur.
Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Alınan
karar gereğince sözlü soru önergelerini ve diğer denetim konularını görüşmüyor
ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmına geçiyoruz.
1’inci
sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilleri…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu konuda alınan karar yok. Daha önce belirlenmiş
gündem var. Bugün alınan bir karar söz konusu değil yani bugünle ilgili alınmış
bir karar söz konusu değil.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Grup önerisi geçti efendim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır, bugünle, 6’sıyla ilgili bir karar yok.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, 7’sine ilişkin orada bir karar var ve
zaman bakımından bu yasanın görüşülmesine imkân yok çünkü ona ilişkin alınmış
bir karar yok.
BAŞKAN –
Sayın Tarhan, anlaşılmıyor sesiniz efendim, lütfen sisteme girer misiniz,
sesinizi duyamıyoruz buradan.
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Alınan karar” dediniz de yok öyle bir karar, bugün alınan bir
karar yok.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bugünle ilgili…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bir karar yok.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Hayır, var.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bugün yok.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Hayır, geçen haftadan kalan 24.00’e kadar çalışma kararı
var. Bu sıraya göre devam eder yani normal sıraya göre çalışılır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani mevcut, alınan karar değil.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, temel yasa olarak görüşülmesine ilişkin
alınmış bir karar yok, böyle bir karar görmüyorum ben. Zaman bakımından görüşme
yapılamaz. Buna ilişkin usul tartışması açılmasını öneriyorum.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Genel hükümlere göre görüşme yapacağız Sayın Başkanım, bu
sıraya göre.
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Alınan karar” dediniz efendim.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Alınmış bir karar yok Sayın Başkan bu konuda.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bugün alınan bir karar yok.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Geçen hafta alınan…
BAŞKAN –
Tamam, cevap veriyorum…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, toplu karar alınmaz, günlük karar alınır.
BAŞKAN –
Bir saniye Beyefendi… Bir saniye Sayın Vekilim…
30/10/2012
tarihli 13’üncü Birleşimde kabul edilen karar: “6 ve 7 Kasım 2012 Salı ve
Çarşamba günü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının
görüşülmeyerek gündemin ‘Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler’ kısmında yer alan işlerin görüşülmesi…”
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Gündemde var mı bu 338 Sayın Başkan?
BAŞKAN –
Evet efendim.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Hayır Sayın Başkan.
BAŞKAN –
İç kapağında var efendim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim siz “Alınan karar gereğince.” dediniz, bu gündem daha
önceden belirlenmiş onu ifade ediyorum, değil mi? Bugün alınan bir karar yok
yani.
BAŞKAN –
Evet, iç kapağında var gündemin. Daha önce alınmış bir karar var Sayın Vural.
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Hayır, onun üzerine alınmış bir başka karar var.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani sözlü soruların ve denetim konularının görüşülmemesiyle
ilgili daha önce alınmış bir karar var.
BAŞKAN –
Evet, gündemin iç sayfasında var efendim, onu okuyorum ben.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani bugünkü kararla ilgili değil bu.
BAŞKAN –
Hayır, bugünkü kararla ilgili değil, 30/12/2012 tarihinde…
EMİNE
ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bugün alınmış bir karar var Sayın Başkan.
BAŞKAN –
13’üncü Birleşimde kabul edilen bir kararı okudum efendim.
1’inci
sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili
Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman
Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş
Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün
Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
BAŞKAN
–Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci
sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu
ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa
Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Niye çalışmıyor bu komisyonlar? Milletten para, maaş
alıyorsunuz ama çalışmıyorsunuz.
BAŞKAN –
3’üncü sırada yer alan, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri
Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
3.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman
Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S.
Sayısı: 239)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yok, çalışmıyorlar. Nerede bu komisyon başkanları Sayın Başkan?
BAŞKAN –
Efendim?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Nerede? Çalışmıyorlar…
BAŞKAN –
Bilemiyorum efendim.
Komisyon?
Yok.
Ertelenmiştir.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Neredeler ya? Nerede? Burada oturuyorlar efendim ya!
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Milleti kandırmayalım, burada oturuyorlar.
BAŞKAN -
4’üncü sıraya alınan, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe
Nedret Akova’nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın; Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen’in; İstanbul Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
başlıyoruz.
4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20
Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin;
Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali
Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128,
2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (x)
BAŞKAN –
Komisyon ve Hükümet? Yerinde.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün…
BAŞKAN –
Bir saniye…
Sayın
milletvekilleri…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Efendim, sabahtan beri “Sayın Başkan” diye ben size
sesleniyorum.
BAŞKAN –
Böyle bir usul yok ki Sayın Milletvekilim yani.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Usul, 63’üncü madde
öyle diyor. Olur mu öyle şey efendim? Yanlış yapıyorsunuz.
(x) 338 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN –
Ne söyleyeceksiniz? Grup Başkan Vekili ifade etti, cevabını da verdim ben yani.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Komisyon raporu 338 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim… Sayın Başkan…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, öyle bir komisyon raporu yok. Bir dakika… Öyle
bir komisyon raporu yok. Olan bir komisyon...
BAŞKAN –
Bir okuyayım, ondan sonra efendim itirazınızı yapacaksınız.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır efendim.
BAŞKAN –
Niye?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Evet, şimdi arz edeceğim.
BAŞKAN –
Okumayacak mıyım yani?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Şimdi arz edeceğim efendim. Bir dakika…
BAŞKAN –
Bir dakika… O zaman siz bir dakika şey yapın. Ben okuyayım, ondan sonra
sözlerinizi dinleyeceğim sizin.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Bir dakika… Ben, bu komisyon raporunun
olmadığını…