DÖNEM: 24 YASAMA YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 2
4’üncü Birleşim
4 Ekim 2012 Perşembe
(TBMM Tutanak Hizmetleri
Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip
üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMA
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Rize
Milletvekili Hasan Karal’ın, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin
gündem dışı konuşması
2.- Giresun
Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, fındık fiyatlarına ilişkin gündem
dışı konuşması
3.- Hakkâri
Milletvekili Adil Kurt’un, Hakkâri’nin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 19 milletvekilinin, engelli vatandaşlarımızın
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/358)
2.-
Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz ve 22 milletvekilinin,
Afyonkarahisar ilindeki jeotermal kaynakların etkin kullanımı ve jeotermal
kaynakların çok amaçlı kullanılabilmesi ile ilgili sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/359)
3.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay ve 19 milletvekilinin, su kaynaklarının tespiti ile
etkin idare ve koruma yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/360)
B) Önergeler
1.- Ankara
Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, İçişleri Komisyonu üyeliğinden istifa
ettiğine ilişkin önergesi (4/59)
2.- Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Suriye ile ilgili Başbakanlık tezkeresi
görüşmelerinin kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi
C) Gensoru Önergeleri
1.- Kocaeli
Milletvekili Hurşit Güneş ve 103 milletvekilinin, izlemekte olduğu dış
politikanın tehlikeli ve gerçeklerden uzak olduğu, ulusal çıkarlarla
bağdaşmadığı ve yasama organı ile halktan gizlendiği iddiasıyla Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/13)
D) Tezkereler
1.- Suriye’deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde
hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi
ile gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre
yapılması için, Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin
verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1008)
2.- Dışişleri
Bakanlığının, isim ve unvanları belirtilen bazı görevlilerinin Bakanlığı
temsilen kapalı oturum süresinde salonda bulunmalarına dair tezkeresi
3.- Millî Savunma
Bakanlığının, isim ve unvanları belirtilen bazı görevlilerinin Bakanlığı
temsilen kapalı oturum süresinde salonda bulunmalarına dair tezkeresi
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 3 Ekim 2012 Çarşamba
günü kabul edilen Danışma Kurulu önerisini, bugünkü birleşimde görüşülecek
Başbakanlık tezkeresiyle ilgili olduğunu düşünmedikleri için imzaladıklarına ve
parti olarak savaş tezkerelerini hiçbir zaman kabul etmediklerine, her zaman
barış yanlısı olduklarına ilişkin bir açıklaması
VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Suriye’yle ilgili Başbakanlık tezkeresinin
kapalı oturumda görüşülmesine ilişkin talebin yerine getirilmesinin İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin CHP
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
IX.- KAPALI OTURUMLAR
X.- SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık Bulunan
Üyeliklere Seçim
1.- İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük
Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa
Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
3.- Toplu İş
İlişkileri Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporları (1/567) (S. Sayısı: 197)
XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul
Milletvekili Celal Adan'ın, Kasım 2002'den bu yana
ülkemizde yapılan imar değişikliklerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve
Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/8739)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
14.00’te açılarak üç oturum yaptı.
Malatya Milletvekili Öznur
Çalık, 3 Ekim Dünya Çocuk Günü’ne,
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, kayısı ve kayısı üreticilerinin sorunlarına,
Kütahya Milletvekili Alim Işık, 2012 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavı sonucuna
göre yapılan öğretmen atamalarına,
İlişkin gündem dışı birer
konuşma yaptılar.
Bursa Milletvekili Aykan
Erdemir,
Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri,
Yeni yasama yılına;
İstanbul Milletvekili Mahmut
Tanal, destek kredisi uygulamaları nedeniyle çiftçilerin mağdur olduklarına ve
bu mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine,
Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, yeni yasama yılının hayırlı olmasını dilediğine,
Gaziantep esnafının ve üreticisinin zor durumda olduğuna ve bu mağduriyetlerini
giderecek önlemlerin alınması gerektiğine,
Tokat Milletvekili Reşat
Doğru, yeni yasama yılının hayırlı olmasını dilediğine, 1 Ekim Dünya Çocuklar
Günü’ne ve çocukları sigara, alkol, uyuşturucu ve İnternet bağımlılığından
korumak gerektiğine,
Bolu Milletvekili Tanju
Özcan, Bolu’da gübreden elektrik üretme amaçlı tesis kurmak isteyen firmaya,
Bursa Milletvekili İlhan
Demiröz, 2012 yılında yapılan ahududu ithaliyle ilgili bilgi almak istediğine,
İstanbul Milletvekili Türkan
Dağoğlu, çocuklara aydınlık bir gelecek bırakmak için tüm ulusların dayanışma
içinde olması ve sivil toplum kuruluşlarının uzmanlığından yararlanılması
gerektiğine,
Erzincan Milletvekili
Muharrem Işık, yeni deprem riski haritasına göre en riskli bölge olarak görülen
Erzincan’da kamu binalarının, özellikle hastane binasının güçlendirilmesi
gerektiğine,
Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır, Mersin’deki kayısı üreticilerinin de zor durumda olduğuna ve kayısı
üreticilerine destek verilmesi gerektiğine,
İlişkin birer açıklamada
bulundular.
Tekirdağ Milletvekili Emre
Köprülü ve 19 milletvekilinin, Ergene Nehri’ndeki kirliliğin boyutlarının
(10/355),
Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, 2000 yılındaki “Hayata
Dönüş” olarak adlandırılan operasyonların gerçek boyutlarının ve sorumlularının
(10/356),
Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve 24 milletvekilinin, elektrik enerjisi
alanında yanlış uygulanan politikalar nedeniyle yaşanan sıkıntıların,
hidroelektrik santrali projeleri ve Oymapınar Hidroelektrik Santrali’nin
durumunun ve özelleştirme uygulamalarının yol açtığı sorunların (10/357),
Araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında yer alan ve
görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci
maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S.
Sayısı: 156),
2’nci sırasında yer alan ve
görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci
maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının
(1/484) (S. Sayısı: 287),
Görüşmeleri, Komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
3’üncü sırasında yer alan ve
İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak
görüşülmesi kabul edilen, Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği
Uyum Komisyonu ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporlarının
(1/567) (S. Sayısı: 197) görüşmelerine başlanarak 4’üncü maddesine kadar kabul
edildi, 4’üncü maddesi üzerinde görüşmelere başlandı.
İzmir Milletvekili Oktay
Vural,
Yalova Milletvekili Muharrem
İnce,
Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli,
Bingöl Milletvekili İdris Baluken,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Faruk Çelik,
Oturum Başkanı TBMM Başkan
Vekili Mehmet Sağlam,
Şanlıurfa'nın Akçakale
ilçesinde Suriye’ye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen ve
yaralanan vatandaşlara ilişkin birer açıklamada bulundular.
Danışma Kurulunun, Genel
Kurulun 4 Ekim 2012 Perşembe günü saat 10.00’da toplanmasına ilişkin önerisi
kabul edildi.
Çalışma süresi sona
erdiğinden, alınan karar gereğince, 4 Ekim 2012 Perşembe günü saat 10.00’da
toplanmak üzere 19.50’de birleşime son verildi.
Mehmet
SAĞLAM
Başkan
Vekili
Muhammet
Rıza YALÇINKAYA Fatih
ŞAHİN
Bartın Ankara
Kâtip Üye Kâtip
Üye
II.-
GELEN KâĞITLAR
No:
4
4 Ekim 2012 Perşembe
Tezkere
1.- Suriye’deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde
hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi
ile gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre
yapılması için, Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca
bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1008)
(Başkanlığa geliş tarihi: 04.10.2012)
No:
4’e Ek
4 Ekim 2012 Perşembe
Gensoru
Önergesi
1.- Kocaeli Milletvekili
Hurşit Güneş ve 103 Milletvekilinin; izlemekte olduğu dış politikanın tehlikeli
ve gerçeklerden uzak olduğu, ulusal çıkarlarla bağdaşmadığı ve yasama organı
ile halktan gizlendiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında bir
gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/13) (Başkanlığa geliş tarihi:
01.10.2012) (Dağıtım tarihi: 04.10.2012)
4 Ekim 2012
Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
10.00
BAŞKAN: Başkan
Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER:
Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A
M A
BAŞKAN – Elektronik cihazla
yoklama yapacağız.
Yoklama için üç dakika süre
vereceğim.
Sayın milletvekillerinin oy
düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde
elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik
personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise
yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç
sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim; konuşma süreleri beşer
dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir; Hükûmetin süresi yirmi
dakikadır.
Gündem dışı ilk söz, Camiler
Haftası münasebetiyle söz isteyen Rize Milletvekili Hasan Karal’a aittir.
Buyurun Sayın Karal. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM
DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Rize
Milletvekili Hasan Karal’ın, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin
gündem dışı konuşması
HASAN KARAL (Rize) – Sayın
Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Camiler ve Din Görevlileri Haftası’yla
ilgili grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle bu haftanın ülkemiz, milletimiz ve tüm din görevlilerimiz için hayırlı
ve başarılı hizmetlere vesile olmasını Cenabıallah’tan
niyaz ediyorum.
Camiler, Sevgili
Peygamberimizin yaşadığı dönemden bugüne kadar, İslam tarihi boyunca, yediden
yetmişe her yaştan kadın ve erkek Müslüman’ın bir araya geldikleri, ibadetin
yanı sıra ilim öğrendikleri, toplumun meselelerinin ele alınarak çözüme
kavuşturulduğu yerler olmuştur. Bu sebeple, camilerin sosyal hayatın merkezinde
yer aldığını, bir diğer deyişle, hayatın kalbinin camilerde attığını
söyleyebiliriz. Bu sebeple, camiler hayatın çevresinde daire daire toplandığı öz yuvalar olmuş, hayatın her şubesine ilk
ışık camiden tutulmuştur. İnancımızdan ibadetimize, ahlakımıza kadar sahip
olduğumuz tüm değerlerimiz ve bu değerler çerçevesindeki yaşam biçimimizin
temelini oluşturan Kur’an ve sünnet, en köklü müesseselerimiz olan camiler
vasıtasıyla günümüze ulaşmıştır.
Cami, mümin ve Müslüman
kalplerin birbirine kaynaşmasından doğan bir kutsal varlık, kutlu bir bütündür.
Camiler, halk ruhunun sağlığını koruyan ilahi kuruluşlardır. Cami, mihrabıyla
bir mabet, minberiyle bir toplum, kürsüsüyle bir okuldur. Cami, halkın hayatına
kök salmış ulu bir çınardır. Cami, İslam toplumunun yaşayışında bütün hayat
faaliyetlerinin açıldığı bir kaynaktır, temel müessesedir yani camiler herkesi
çatısı altında toplamanın ötesinde, tüm hayırlı hizmetleri bünyesinde toplayan
en etkin ve yaygın sosyal hizmet kurumlarıdır. Bu sebeple, ecdadımız camiyi
merkeze alarak, sıbyan mektebinden kütüphaneye,
kervansaraydan hamama, aşevinden hastaneye, çarşıya kadar hayatın bütün
ihtiyaçlarını cami etrafına serpiştirmiş ve bunun adına da “külliye” demiştir.
Bugün camilerimiz mimari ve
estetik yapısıyla erkeği kadını, büyüğü küçüğü, toplumun her kesimine hitap
eden düzenlemeleriyle, iç-dış temizlik, tertip ve düzeniyle ibadetinden
eğitimine insana huzur ve mutluluk veren faaliyetleriyle bir cazibe merkezi
hâline dönüştürülmelidir.
Bilindiği üzere, genel idare
içerisinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı bütün siyasi görüş ve
düşünüşlerin dışında kalarak İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esaslarıyla
ilgili işleri yürütme, din konusunda toplumu aydınlatma ve ibadet yerlerini
yönetme görevini yerine getiren bir kamu kurumudur. Bu ulvi
görevin yerine getirilmesinde vatanımızın her köşesinde ve yurt dışında en zor
şartlarda bile olsa mesai kavramı tanımadan görev yapan, insanlarımızla iç içe
yaşayarak dertleriyle dertlenen, aralarında uzlaştırıcı ve bütünleştirici bir
tutum sergileyen, dinî konularda onları aydınlatan ve sosyal problemlerine
çözüm arayan, sorumluluk bilincini hiçbir zaman kaybetmeyen din
görevlilerimizin de önemli bir yeri vardır. Bu nedenle, bütün din
görevlilerimizi takdir ediyor, onların toplumun her kesiminden teşvik ve saygı
görmesine, hayat standartlarının sosyal ve ekonomik yönden iyileştirilmesine ve
toplum içinde hak ettikleri yeri almalarına olan ihtiyacımızı bu vesileyle bir
kez daha dile getirmeyi gerekli görüyorum.
Din görevlisi bu alanda
görevini ifa ederken insanlarımızı oldukları gibi kabul etmeye ve onların
düşüncelerine saygı göstermeye, mezhep, eğitim, kültür ve cinsiyet ayrımı
yapmadan toplumun her kesimine eşit hizmet sunmaya, toplumun bütün kesimlerinin
beklediği ve ihtiyaç duyduğu sevgiyi vermeye, itici ve bıkkınlık verici söz ve
davranışlardan uzak durmaya, kendisi ve toplumuyla barışık ve tutarlı yaşamaya
azami hassasiyet göstermelidir. Din görevlisi “Beşikten
mezara kadar ilim öğreniniz.” düsturunu en iyi anlayarak kendisini sürekli
öğrenmeye ve geliştirmeye kilitlemeli, öğrenim seviyesini yükseltmeli, zihnini
çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatmalıdır.
Din görevlilerimizin ülke
genelinde toplumun bütün kesimlerine yönelik olarak gerçekleştirdikleri ve
giderek yoğunluk kazanan sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin yanında
çevre bilinci oluşturma, insan hakları, eşitlik, hoşgörü, sevgi ve barış gibi
evrensel değerleri pekiştirme yönünde harcadıkları her türlü çaba takdir ve
iftiharla izlenmektedir.
Ülkemizin aydınlık dolu
yarınlarının inşasında İslam dininin samimiyet dini olduğunu içtenlikle
benimseyen ve buna uygun davranışlar içinde bulunan, misyonuna
sahip çıkarak gelişmeler ışığında vizyonunu oluşturan din görevlilerine önemli
görevler düştüğünü bir kez daha vurguluyor, ülkemiz, milletimiz ve tüm din
görevlilerimiz için Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın hayırlı ve başarılı
hizmetlere vesile olmasını Cenabıallah’tan niyaz
ediyor, yüce heyetinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Karal,
teşekkür ediyorum.
Gündem dışı ikinci söz,
fındık fiyatları hakkında söz isteyen Giresun Milletvekili Selahattin
Karaahmetoğlu’na aittir.
Buyurun Karaahmetoğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
2.- Giresun
Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, fındık fiyatlarına ilişkin gündem
dışı konuşması
SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU
(Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni yasama yılının hayırlı
olması dileklerimle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Fındık konusunda, fındık
üreticilerinin sorunları konusunda söz aldım. Bugünkü gündem gereği konuşmamı
ikiye bölmek durumundayım. Önce fındık üreticisinin sorunlarıyla ilgili
konuşmak istiyorum.
Geçen sezon fındık 7 liradan
kapandı, bu yıl da fındık sezonu 4 liradan açıldı. Ne oldu da arada üretici
aleyhine 3 liralık bir kayıp ortaya çıktı? Fındık fiyatları açıklandıktan sonra
gerçekten bölgemizde iktidar partisinin milletvekillerinin de bu fiyatlardan
rahatsız olduğunu gördük. Partilerini koruma refleksiyle, kafa karıştıran,
bilgi kirliliği yaratan açıklamalarda bulundular. Örneğin, Giresun Milletvekili
Sayın Canikli on yıldır gizli bir elin fındık üzerinde oyun oynadığını anlattı.
Bu gizli el kimdir? On yıldır iktidarda kim var? On yıldır iktidarda siz değil
misiniz? Gizli eli niye bulmadınız? Biz de gizli elin olduğunu on yıldır
söylüyoruz ve bu konuda bulunması için de size destek vermeye hazırız. Gizli el
kimdir? Gizli el, üreticinin sigortası olan, güvencesi olan FİSKOBİRLİK’i
ortadan kaldıranlardır, gizli el odur.
Yine Sayın Canikli “Fındık
fiyatları belli bir miktarın altına düştüğünde müdahale ederiz” diyor. Siz
iktidara geldiğinizde fındık fiyatları 1,6 liraydı yani müdahale etmeniz için
fındık fiyatının 1,5 liraya mı düşmesi gerekiyor? Farklı kuruluşların yaptığı
değerlendirmelerde 1 kilogram fındığın üretim maliyetinin 4 lira olduğunu
biliyoruz ve bugün fındık 4 liradan satılıyor. Peki, bu üreticiler ne yiyip ne
içecekler? Bunu düşünmemiz gerekiyor. Evet, gizli el net bir şekilde ortadadır.
FİSKOBİRLİK’i, fındık üreticilerinin hakkını hukukunu koruyan, onların
güvencesi ve sigortası olan FİSKOBİRLİK’i tasfiye sürecine sokanlar ve onu
tasfiye edenler gizli elin kendisidir.
Bugün erken toplandık, gündem
belli. Başını ABD’nin çektiği kapitalist emperyalist sistemlerin bunalımını
çözmek için yapılan senaryolar var. ABD’nin geçirdiği ekonomik bunalım dünyada
tüm ülkeleri de etkiliyor ve ülkemiz de bundan etkilenmiş durumda. Hükûmetin,
siyasal iktidarın da bu ekonomik bunalımlar karşısında sağlıklı ekonomik
tedbirler aldığını söylemek mümkün değildir. Onun için de ülkemizde derinleşen
ekonomik sıkıntıları çözmek adına demokratik yapıdan biz de totaliter, otoriter
bir yapıya geçtik ve dünyanın bütün ülkelerinde, faşizmin yaşandığı bütün
ülkelerde de burjuva demokrasisinden faşizme geçişin en büyük nedeni de büyük
sermayenin, finans kapitalin sorunlarının derinleşmesidir. Bu da bugün
Türkiye’de uygulanmaktadır ve bu sorunları çözmek için iki klasik yöntem
kullanılmaktadır. Birisi, geniş emekçi halk kitlelerinin üstüne ağır vergi ve
zam yükleriyle sistemin tüm sorunlarını yüklemektir. Eğer bu da başarılı olmazsa
kapıda savaş var demektir ve bugün de ülke savaşla karşı karşıyadır. Hiç kimse
bu ülkeyi savaşa taşıma hakkına sahip değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Ve
bugün Suriye sınırında yaşanan olaylarda kendi iç sorunlarıyla uğraşan
Suriye’nin bilinçli olarak Türkiye’ye saldırması söz konusu olamaz. Eğer bugün
bir sınır ihlali olduysa bu sınır ihlalinin arkasında olan güçler, Özgür Suriye
Ordusunu destekleyen kimlerse bu sınır ihlalini yapanlar da onlardır. Dünyada
haklı olan bir savaş türü vardır. Bu da emperyalizme karşı verilen savaş mı?
Örnek mi istiyorsunuz? Bizim Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızdır. (CHP sıralarından
alkışlar) Onun için diyorum ki: Kahrolsun emperyalizm ve iş birlikçileri,
kahrolsun faşizm. Yaşasın barış, savaşa hayır diyorum, hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Karaahmetoğlu.
Gündem dışı üçüncü söz
Hakkâri’nin sorunları hakkında söz isteyen Hakkâri Milletvekili Sayın Adil
Kurt’a aittir.
Buyurun Sayın Kurt.
3.- Hakkâri
Milletvekili Adil Kurt’un, Hakkâri’nin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
ADİL KURT (Hakkâri) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Hakkâri ilimizin sorunları üzerine söz almış
bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, savaşa ve tezkereye bu
kadar şartlanmış bir ortamda bir kentin sorunları ne kadar dikkatle dinlenir,
ilgililer o sorunları ne kadar not alırlar doğrusu merak ediyorum ama yine de
her hâlükârda Hakkâri’nin sorunlarının, buradan, kürsüden, bilinir olmasını
içtenlikle arzuluyorum.
Ülkemizin olağanüstü hâl
koşullarında yönetilen tek ilinden söz ediyorum hatta. Devlet, son iki yıldır
Hakkâri’yi olağanüstü hâl koşullarında yönetiyor. Sadece bir örneğini vereyim:
Hakkâri Çukurca ilçemizin nüfusu 5 bindir. Çukurca ilçemiz ve çevresinde
konuşlandırılmış, sabit ve geçici güvenlik gücü sayısı 28 binin üzerindedir.
Yani, her bir sivile 3 güvenlik görevlisinin düştüğü bir ilçe. Hakkâri merkezin
bundan farkı yok, Yüksekova’nın buradan farkı yok, Şemdinli’nin bundan farkı
yok. Ama orada devletin güvenlik güçlerinin zırhlı araçlara ve karakollara
sabitlendiğini, oradan çıktığı andan itibaren sıcak temasın ve çatışmaların
olduğu bir ortam.
Hükûmet, devlet yetkilileri
gerçekleri gizlemeye çalışsalar da gerçek şu ki, Hakkâri’de geride bıraktığımız
iki buçuk ay içerisinde yani 19 Hazirandan bugüne ortalama her gün 10 kişi
yaşamını yitiriyor. Siz bu gerçekleri görmezden gelebilirsiniz, bu gerçekleri
kamuoyundan gizleyebilirsiniz ama Hakkârili çok iyi biliyor ki, Yenimahalle’nin
yarısının trafik ulaşımı devlet tarafından engellenmiş; gerekçe, güvenlik. Kent
imar planı içerisindeki yollar devletin valisinin talimatıyla kum, çakıl
doldurularak trafiğe kapatılıyor ve o kentin mahallelisi kendi evinin önüne
aracıyla gidemiyor. Siz bu gerçeği görmezden gelebilirsiniz.
Bakan çıkıp diyor ki:
“Hakkâri’de biz petrol bulduk ama güvenlik nedenleriyle yerini açıklamıyoruz,
güvenlik nedeniyle çıkarmıyoruz.”
Sayın Bakan, günaydın! Siz
yerini görmemiş olabilirsiniz, açıklamıyor olabilirsiniz ama gidin, Hakkâri’de
yaşı on beşin üzerinde olan herkes sizi o petrolün olduğu bölgeye götürür,
herkes biliyor. Hakkâri’nin Berçelan bölgesinde
petrol olduğu 1970’li yıllarda tespit edildi. Kırk yıldır devlet güvenlik
gerekçeleriyle Hakkâri’den petrolü çıkarmıyor, madenler hakeza. Her tarafa
karakol yapmak yerine yatırım yapmayı tercih etmiş olsaydınız, eğer her tarafa
karakol yapıp sonradan “Oraya yatırım yapıyoruz.” demeyi tercih etmemiş
olsaydınız, yüzünüzü biraz gerçeklere dönmüş olsaydınız, eğer devletin yüz
yıllık süre içerisinde… Bakınız 1936’da Hakkâri il olarak ilan edilmiş, vali
tayin edilmiş Hakkâri’ye. Bu süre içerisinde devletin Hakkâri’ye yaptığı tek
bir yatırım var: Et Balık kombinası, Yüksekova’da. İstihdam amaçlı başka hiçbir
yatırım yapılmamıştır Hakkâri’de. Orada şimdi ne var? Et kombinasını devlet 97
yılından bugüne kadar “efeler” taburu olarak kullanıyor. Fabrikayı kışlaya
çevirmişsiniz. 10 milyon küçükbaş hayvan potansiyelinin olduğu bir yeri siz bu
şekilde değerlendirirseniz ve güvenlik konseptiyle
yaklaşırsanız, olağanüstü hâl koşullarında yönetirseniz, kusura bakmayın,
oradaki halk da size teveccüh göstermez ki son tablo da bunu gösteriyor.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kurt, teşekkür
ediyorum.
Gündem dışı konuşmalar
tamamlanmıştır, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Meclis araştırmasına ilişkin
üç önerge vardır, okutuyorum:
V.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 19 milletvekilinin, engelli
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/358)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Engelli vatandaşlarımızın
yaşadıkları sorunların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla, Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca
Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.
1) Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)
2) Ali Uzunırmak (Aydın)
3) Oktay Vural (İzmir)
4) Mehmet Şandır (Mersin)
5) Emin Çınar (Kastamonu)
6) Ali Öz (Mersin)
7) Celal Adan (İstanbul)
8) Reşat Doğru (Tokat)
9) Seyfettin Yılmaz (Adana)
10) Hasan Hüseyin Türkoğlu (Osmaniye)
11) Ali Halaman (Adana)
12) Durmuş Ali Torlak (İstanbul)
13) Enver Erdem (Elâzığ)
14) Necati Özensoy (Bursa)
15) Lütfü Türkkan (Kocaeli)
16) Mehmet Erdoğan (Muğla)
17) Özcan Yeniçeri (Ankara)
18) Alim
Işık (Kütahya)
19) Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar)
20) Muharrem Varlı (Adana)
Gerekçe:
Türkiye nüfusunun önemli bir
bölümü engelli vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. En son açıklanan verilere göre,
ülke nüfusumuzun yüzde 12,29'u yani 8,5 milyonu engelli olarak yaşamını
sürdürmektedir.
Ülkemizdeki 8,5 milyon
engelli nüfusun 3 milyon 783 bin kişisi erkek ve 4 milyon 648 bin kişisi de
kadın engelli vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Erkek engellilerin toplam nüfusa
oranı yüzde 11,1 ve kadın engellilerin oranı da 13,4 tür. Ayrıca, engelli
nüfusun yüzde 12,69'u kentlerde, yüzde 11,67'si de kırsal kesimde yaşamaktadır.
Dünyadaki engelli sayısı 500
milyonu aşmıştır. Veriler, dünyada birçok ülkede her 10 kişiden birinin
fiziksel ve zihinsel bozukluklar nedeniyle engelli olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle, engellilerle ilgili düzenlemeler bütün ülkeler için sınırları aşmış
durumdadır. Bu nedenle, engellilerle ilgili düzenlemeler; seyahat ve turizm
gibi hareketlilikler göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.
Engellilerimizin toplumla
bütünleşmesini sadece engelliler ve aileleri ile sağlayamaz. Bu bütünleşme,
başta devletimiz olmak üzere toplumun bütün kesimlerinin katılımı ile ancak
sağlanabilir. Ülkemizde bu bütünleşme, bugüne kadar maalesef tam anlamıyla
sağlanamamıştır. Çünkü engellilere yönelik ülkemizde gerçekleştirilen eğitim,
istihdam ve rehabilitasyon gibi hizmetler çok cılız
yatırımlar olarak kalmaktadır.
Engelli vatandaşlarımızın
toplum içerisinde yaşamalarını kolaylaştıracak imkân ve olanakların acilen
hayata geçirilmesi çok büyük önem arz etmektedir. Engelli vatandaşlarımız
sokakta ve günlük hayatta her gün çok büyük engellerle karşılaşmaktadır.
Ülkemizde gerçekleştirilen yetersiz düzenlemeler, engelli vatandaşlarımızın
kaldırımlarda bile tek başına hareket etmelerini zorlaştırmaktadır.
Toplu taşım araçları,
havalimanları, alt geçit ve üst geçitler başta olmak üzere, park ve bahçelerde
yapılan düzenlemeler iyileştirilmelidir. Resmi ve özel kurumlardaki
düzenlemelere de hız verilmelidir. Böylece, engelli vatandaşlarımızın yaşam
çevrelerinde rahat hareket etmeleri sağlanmalıdır.
Engelli vatandaşlarımız
eğitim, rehabilitasyon ve yaşam çevresi düzenlemesinin
yanı sıra en büyük problemi istihdam konusunda yaşamaktadır. Engelli
vatandaşlarımızın büyük bir bölümü bugün işsiz durumdadır. Engelli
vatandaşlarımızın istihdamı için devlette ve özel sektörde boş bulunan engelli
kadroları tespit edilmeli ve buralara gerekli atamalar yapılmalıdır.
Bu nedenle, engelli
vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların araştırılarak, gerekli önlemlerin
alınması konusunda Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi
uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yerinde olacaktır.
2.-
Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz ve 22 milletvekilinin,
Afyonkarahisar ilindeki jeotermal kaynakların etkin kullanımı ve jeotermal
kaynakların çok amaçlı kullanılabilmesi ile ilgili sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/359)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Afyonkarahisar ilinde
jeotermal kaynakların etkin kullanımı ve jeotermal kaynakların çok amaçla
kullanılabilmesi ile ilgili sorunların ve çözüm yollarının belirlenmesi,
destekleme yollarının araştırılması, idari ve kurumsal yasal düzenlemelerin
yapılması amacıyla Anayasa'mızın 98'inci, İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri
gereğince ekte yer alan gerekçeye istinaden bir Meclis Araştırması açılmasını
arz ve teklif ederiz.
1) Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar)
2) D. Ali Torlak (İstanbul)
3) Mustafa Kalaycı (Konya)
4) Oktay Vural (İzmir)
5) Mehmet Şandır (Mersin)
6) Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)
7) Lütfü Türkkan (Kocaeli)
8) Hasan Hüseyin Türkoğlu (Osmaniye)
9) Emin Çınar (Kastamonu)
10) Bahattin Şeker (Bilecik)
11) Erkan Akçay (Manisa)
12) Yıldırım Tuğrul Türkeş (Ankara)
13) Mehmet Günal (Antalya)
14) Ali Uzunırmak (Aydın)
15) Seyfettin Yılmaz (Adana)
16) Ali Öz (Mersin)
17) Ruhsar Demirel (Eskişehir)
18) Özcan Yeniçeri (Ankara)
19) Ali Halaman (Adana)
20) Alim
Işık (Kütahya)
21) Yusuf Halaçoğlu (Kayseri)
22) Bülent Belen (Tekirdağ)
23) Reşat Doğru (Tokat)
Gerekçe:
Jeotermal; yenilenebilir,
sürdürülebilir, tükenmez bir enerji kaynağı olması; Türkiye gibi jeotermal
enerji açısından şanslı ülkeler için bir özkaynak
teşkil etmesi; temiz ve çevre dostu olması; yanma teknolojisi kullanılmadığı
için sıfıra yakın emisyona sebebiyet vermesi; konutlarda, tarımda, endüstride,
sera ısıtmasında ve benzeri alanlarda çok amaçlı ısıtma uygulamaları için ideal
şartlar sunması; rüzgar, yağmur, güneş gibi meteoroloji şartlarından bağımsız
olması; kullanıma hazır niteliği; fosil enerji veya diğer enerji kaynaklarına
göre çok daha ucuz olması; arama kuyularının doğrudan üretim tesislerine ve
bazen de reenjeksiyon alanlarına dönüştürülebilmesi;
yangın, patlama, zehirleme gibi risk faktörleri taşımadığından güvenilir
olması; % 95'in üzerinde verimlilik sağlaması; diğer enerji türleri üretiminin
(hidroelektrik, güneş, rüzgar, fosil enerji) aksine tesis alanı ihtiyacının
asgari düzeylerde kalması; yerel niteliği nedeniyle ithalinin ve ihracının
uluslararası konjonktür, krizler, savaşlar gibi faktörlerden
etkilenmemesi; konutlara fuel-oil, mazot, kömür, odun
taşınması gibi problematikler içermediği için yerleşim alanlarında kullanımının
rahatlığı; gibi nedenlerle büyük avantajlar sağlamaktadır. Ülkemizde olduğu
gibi Afyonkarahisar ilimizde de ciddi jeotermal kaynaklar bulunmaktadır. Ancak
İtalya'da Larderello sahasında 1904 yılından beri,
Kaliforniya'da Geyser sahasından 48 yıldır jeotermal
elektrik enerjisi üretilmektedir. 1890'dan beri Boise,
Idaho'da (ABD) ve 1934'den bu yana Reykjavik'de (İzlanda
başkenti) jeotermal kaynaklı merkezi ısıtma sistemi bulunmasına rağmen
Afyonkarahisar ilimizde cüzi bir miktarda konut ısıtmasında, çok az miktarda
seracılık faaliyetlerinde kullanılabilmektedir. Elektrik üretimi ve diğer
alanlarda kullanımı ise maalesef hiç yoktur. Dünyada bu konuda ciddi bir kaynak
kullanımı yapılmakta Jeotermal kaynaklar ile;
1) Elektrik enerjisi üretimi,
2) Merkezi ısıtma, merkezi
soğutma, sera ısıtması vb. ısıtma/soğutma uygulamaları,
3) Proses ısısı temini,
kurutma işlemleri gibi endüstriyel amaçlı kullanımlar,
4) Karbondioksit, gübre,
lityum, ağır su, hidrojen gibi kimyasal maddelerin ve minerallerin üretimi,
5) Termal turizm'de
kaplıca amaçlı kullanım,
6) Düşük sıcaklıklarda (30
°C'ye kadar) kültür balıkçılığı,
7) Mineraller içeren içme
suyu üretimi,
Yapılmaktadır. Afyonkarahisar ilimizde bu alanlardan hangilerinin kullanımının
mümkün olduğu, su yönetimi başta olmak üzere; kullanımı için gerekli altyapılar
ve bununla ilgili yasal düzenlemelerin yapılması, fizibilite ve araştırma
raporlarının oluşturulabilmesi sorunların ve alınacak tedbirlerin tespiti ve
doğal kaynaklarımızın israf edilmeden insanlarımızın kullanımına sunulabilmesi
amacıyla, anayasanın 98. ve TBMM iç tüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince
meclis araştırması açılmasını arz ederim.
3.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay ve 19 milletvekilinin, su kaynaklarının tespiti ile
etkin idare ve koruma yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/360)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye iddia edildiği gibi
su açısından zengin bir ülke değildir. Bu durum ise su konusunda daha bir
hassas olmayı, su kaynaklarını daha bir özenle kullanmayı gerektirmektedir.
Ülkemizdeki su kaynaklarının
tespit ile etkin idare ve koruma yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi için Anayasa’nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç
Tüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereği Meclis Araştırması açılmasını arz
ederim. 05.12.2011
1) Erkan Akçay (Manisa)
2) Oktay Vural (İzmir)
3) Edip Semih Yalçın (Gaziantep)
4) Özcan Yeniçeri (Ankara)
5) Münir Kutluata (Sakarya)
6) Sadir
Durmaz (Yozgat)
7) Alim
Işık (Kütahya)
8) Enver Erdem (Elâzığ)
9) Mustafa Kalaycı (Konya)
10) Bülent Belen (Tekirdağ)
11) Bahattin Şeker (Bilecik)
12) Mustafa Erdem (Ankara)
13) Necati Özensoy (Bursa)
14) Adnan Şefik Çirkin (Hatay)
15) Emin Çınar (Kastamonu)
16) Mehmet Erdoğan (Muğla)
17) Muharrem Varlı (Adana)
18) Mehmet Günal (Antalya)
19) Lütfü Türkkan (Kocaeli)
20) Ali Halaman (Adana)
Gerekçe:
21 inci yüzyılın dünyada su
üzerinden küresel politika ve stratejilerin artacağı bir yüzyıl olması
kaçınılmazdır. Bu da hidropolitik çalışma ve
değerlendirmelerin önemini artırmaktadır.
Dünya su miktarı 1,4 milyar
kilometreküptür. Bunun yüzde 25’i tatlı sudur. Bu kadar az olan tatlı su
kaynaklarının yüzde 90’ının kutuplarda ve yeraltında olması suyun önemini daha
da artırmaktadır. Dünyada kişi başına su tüketimi yılda ortalama 800 m3
civarında iken 1,4 milyar insan yeterli içme suyundan yoksundur. 2,6 milyar
insan arıtma tesislerinden geçirilmemiş su kullanmaktadır. Her yıl 7 milyona
yakın insan dizanteri, kolera, ishal gibi temiz suya ulaşamamaktan kaynaklanan
hastalıklardan yaşamını yitirmekte, her 30 saniyede bir çocuk temiz içme
suyundan yoksun olduğu için ölmektedir. 2025 yılında dünya nüfusunun tahminen
üçte ikisi temiz ve içilebilir sudan mahrum kalacaktır.
Ülkemiz su kaynakları, su
toplama ve boşaltma alanları 25 büyük havzaya ayrılmıştır. Kullanılabilir bu su
potansiyelimizin 53 milyar m3'ü (% 28,5'i) Dicle ve Fırat havzalarında yer
almaktadır. Dolayısıyla ülkemizin birçok bölgesi su kaynakları açısından yetersizlik
göstermektedir.
Kullanılabilir toplam su
potansiyelimiz 112 milyar m3, yıllık su tüketimimiz 44 milyar m3'tür.
Uluslararası standartlara göre; su sıkıntısı ile karşı karşıya olan ülkeler,
yıllık kişi başına düşen su miktarı 1.000 m3 ile 2.000 m3 arasında olan ülkeler
olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı
1.519 m3'tür. 2030 yılına kadar nüfusumuzun 100 milyona ulaşacağı tahmin
edilmektedir. Bu durumda kişi başına kullanılabilir su miktarımız 1.120 m3'e
düşecek ve Türkiye suyu kıt ülkeler sınıfında yer alacaktır. Ayrıca 2025'te
Türkiye'de yağışların yüzde 25 azalması beklenmektedir. Bu karamsar ve kötü
tablonun ortadan kalkmasının yolu; devletlerin su yatırımlarına ağırlık
vermesi, mevcut suların en iyi biçimde kullanılması, içme ve kullanma suyunun
çoğaltılması, sağlıklı koşullarda taşınmasını sağlamasından geçmektedir.
Ülkemizdeki kullanılabilir
suyun yüzde 12'si sanayide, yüzde 15'i içme suyu olarak kullanırken, yüzde 73'ü
tarımsal sulamada kullanılmaktadır. Ülkemizde tarımsal sulamanın yaklaşık yüzde
17'si basınçlı (yağmurlama, damlama) sulamadır. Klasik sulama yerine basınçlı
sulama yöntemi kullanılması yüzde 20-30'luk su tasarrufu anlamına gelmektedir.
Gerek su kaynaklarımızın limitleri dışında kullanımı gerek iklim değişikliklerinin
etkileri, su kaynaklarında azalmaya yol açmaktadır. Küresel ısınma sonucu
akarsu havzalarında yıllık akımlarda meydana gelecek azalma sonucunda tarımsal
su gereksinimi artacak ve bu azalma, tarımsal üretim üzerinde olumsuz etki
yapacaktır. Kurak ve yarı kurak alanların genişlemesine ek olarak, yıllık
ortalama sıcaklığın artması çölleşmeyi, tuzlanmayı ve erozyonu artıracaktır.
Mevsimlik kar ve kar örtüsünün kapladığı alan azalacak karla örtülü dönem
kısalacaktır. Kar erimesinden kaynaklanan akış zamanı ve hacmindeki değişiklik,
su kaynakları üzerinde olumsuz etki yapacaktır.
Ülkemizin su kaynakları
yönetimi politikası taleplere rasyonel bir şekilde yanıt verememektedir.
Ülkemizde su yönetiminden sorumlu 14 farklı kurum bulunmaktadır. Su yönetimi,
bu çok başlı, çok parçalı ve koordinasyon eksikliği içerisindeki yapısından bir
an önce uzaklaştırılarak tek şemsiye altında toplanmalıdır. Suyun rasyonel ve
etkili kullanımını sağlamak için AB Su Çerçeve Direktifine uyumlu ancak
Türkiye'nin çıkarlarının göz ardı edilmediği bir Su Yasası çıkarılmalıdır.
Ülkemizin su kaynakları hızlı
nüfus artışı ve endüstriyel gelişim, artan tarımsal üretim ve kirlilik
unsurlarının baskıları altındadır. Bugün çoğu ülkede olduğu gibi Türkiye'de de
yaşanan su sorunlarının temelinde yönetim, politika ve yatırım eksiklikleri
yatmaktadır. Susuz bir geleceğin olmayacağı göz önünde bulundurularak, gerekli
politika değişikliğine gidilmelidir.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Meclis araştırması açılmasına dair önergeler bilgilerinize
sunulmuştur.
Önergeler, gündemdeki
yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Şimdi, komisyonlardan istifa
tezkeresi vardır, okutuyorum:
B) Önergeler
1.- Ankara
Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, İçişleri Komisyonu üyeliğinden istifa
ettiğine ilişkin önergesi (4/59)
TBMM Başkanlığı’na
Üyesi bulunduğum İçişleri
Komisyonu’ndan istifa ediyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim. 3/10/2012
Sinan
Aydın Aygün
Ankara
BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur.
Şimdi, İç Tüzük’ün
69’uncu maddesine göre, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip
Kaplan, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına bir açıklamada bulunmak
istemektedir.
Buyurun Sayın Kaplan.
VI.-
AÇIKLAMALAR
1.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 3 Ekim 2012 Çarşamba
günü kabul edilen Danışma Kurulu önerisini, bugünkü birleşimde görüşülecek
Başbakanlık tezkeresiyle ilgili olduğunu düşünmedikleri için imzaladıklarına ve
parti olarak savaş tezkerelerini hiçbir zaman kabul etmediklerine, her zaman
barış yanlısı olduklarına ilişkin bir açıklaması
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, tarihî bir gün. Antakya’dan Habur’a
kadar güney komşumuz, kadim dostumuz, akrabamız, birlikte uzun yıllar
yaşadığımız Suriye halkının, halklarının kaderini, Türkiye halkının kaderini çok
yakından ilgilendiren bir konuda, birazdan, Suriye hakkında sınır ötesi savaş
tezkeresini konuşacağız. Bunu da kapalı oturum olarak İktidar Partisi istemiş. Böylesine önemli, böylesine halkımızı yakından ilgilendiren, savaş
gibi hayati, siyasetin artık en yoğun tartışıldığı bir noktada, 21’inci
yüzyılda, Orta Doğu’da güç dengelerinin, ittifaklarının, ABD’nin, Avrupa
Birliğinin, dünya kutuplaşmasının; bir yanda ABD, Avrupa Birliği, bir yanda
Uzak Doğu, Şanghay Beşlisi olarak Rusya’dan Çin’e, İran’a kadar güç
dengelerinin olduğu bir ortamda, doğrusunu isterseniz, vicdanımızın sesini
dinlememiz gereken tarihî bir günü yaşıyoruz. Bu, şu veya bu partinin
değil, hepimizin, bütün partilerin, İktidar Partisi dâhil bütün
milletvekillerinin, çünkü unutmayın ki bu Meclis, 1 Mart tezkeresine onay
vermemiş bir meclistir.
Şimdi biz, dün arkadaşlarımız
bir Danışma Kurulu imzaladılar, saat ona aldılar, AK PARTİ’nin
MYK’sı vardı, böyle bir gerekçeyle. Yanlış anlaşılmasın, biz, bir savaş
tezkeresi gelsin diye asla ve asla saatleri, tarihleri, zamanları erkene
çekecek bir parti değiliz. Biz, hayatımızda, buraya geldiğimiz beş yıl boyunca
bütün savaş tezkerelerine “Hayır.” dedik. Burada da tavrımız nettir. Barış ve
Demokrasi Partisi, Arap halkının, oradaki Sünnilerin, Nusayrilerin, orada
yaşayan Kürt halkının, orada yaşayan Süryanilerin, orada yaşayan Ermenilerin,
farklı toplulukların hepsini, binlerce yıl birlikte yaşanmışlığın kardeşlik
hukuku içinde görür. Burada tartışmamız gereken bir konu varsa açık açık, dobra
dobra halkın karşısında Meclisin TV’lerini sonuna
kadar açarak, hangi partinin, hangi milletvekilinin savaştan yana, hangisinin
barıştan ve hayattan yana olduğunu ortaya koymak demokrasinin en büyük
erdemidir. Biz bunu başaramıyoruz.
Sabah Danışma Kurulu istedi
grubumuz. Sayın Meclis Başkanı dediler ki: “Danışma Kurulu olmaz çünkü kırk beş
dakika önce gelmesi lazım, grupların bir araya gelmesi için. Saat 10.00’da
Meclis toplanıyor. Kardeşim zaten 09.00’da Meclis açılıyor. Bu
acil bir durum. Fakat, biz yine de Meclisin bu tarihî konuya odaklanması
için Danışma Kurulu kararını grubumuz geri çekmiştir. Bu açıklamayı yapma
nedenimizin bir parçası budur. Ama şunu unutmayınız: Akçakale’de düşen topun
mermisi yüreklerimizi yakarken, 20 Eylülden bu yana top mermileri, silah mermileri
Akçakale’de dururken Meclis İnsan Hakları Komisyonu Akçakale’ye gitmemiştir.
Parti grupları gitmemiştir, bakanlar gitmemiştir. Akçakale’de insanlarımız
kaymakamlığa yürürken gaz bombalarıyla önlerine dikilmiştir. Bir taraftan
savaşın mermileri, bir taraftan Hükûmetin gaz bombaları; bir taraftan Esed’ın topları, bir taraftan da Hükûmetin, Erdoğan’ın gaz
bombaları halkımızın tepesine inerken burada Meclis tarihî bir gün de, tarihî
bir karar verecek.
Hiç birinizin savaş yanlısı
olduğunu düşünmüyorum. Vicdanım isyan hâlindedir. Partimin, insanlarımızın,
Kürtlerin, Türklerin, Arapların hepsinin kardeş olduğunu haykırmak istiyorum.
Lütfen biraz daha akıl, sağduyu, diplomasi, kardeşlik, komşuluk, tarih,
sosyoloji, kültür, din kardeşliği bu ortak değerlerimizi öne çıkaracak bir Orta
Doğu… Orta Doğu coğrafyasında gelin Türkiye’yi hak ettiği yere oturtalım. Bütün
partiler böyle bir tarihî sorumlulukla karşı karşıyayız.
Sayın Başkanım, ben burada
savaşın ne kadar kötü olduğunu, devletler arası
savaşlar açıldığı zaman Orta Doğu’daki Suriye savaşının nasıl bir Şii-Sünni
kamplaşmasına yol açacağını bırakın, dünyada İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra
-ABD, Avrupa Birliği; Şanghay Beşlisi, Rusya, Çin, İran- iki bloklaşmanın
arasında bir üçüncü dünya savaşının tohumlarının, fitnelerinin atılacağı bir
coğrafyada bütün toplar, bütün ateş, bütün kimyasallar ve asimetrik savaşın
bütün katliam silahlarının hepsinin yönünün Türkiye'nin üzerine döneceğini,
Suriye’deki kardeşlerimizin üzerine döneceğini hepimiz görmeliyiz.
Ve buradan son bir söz, son
bir çağrıda bulunmak istiyorum: Dış politika, savaş hukuku, uluslararası hukuk,
diplomasi ne öfke kaldırır ne hissiyat kaldırır ne kin kaldırır ne düşmanlık
kaldırır. Hele hele kadim bir komşu, kadim bir akraba halk, Suriye halkı gibi
bir halk söz konusu olduğu zaman bizim binlerce yıllık beraberliğimiz, bin yıl
daha stratejik olarak bir arada yaşamışlığımız üzerine kuracağımız politikalar
bu Meclisten onur bulur. Buradan savaş kararı çıkarsa savaş kararının arkasında
kimler durabilir? Ben bunu düşünmek istemiyorum.
Ve gelin, önce içimizde
diyaloga, önce içimizde müzakereye ve sınır komşumuz güzelim Suriye’deki
kardeşlerimize de barış ve demokrasi getirmek için el ele verelim.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Kaplan.
Sayın milletvekilleri, bir
gensoru önergesi vardır, okutuyorum.
V.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) Gensoru Önergeleri
1.- Kocaeli
Milletvekili Hurşit Güneş ve 103 milletvekilinin, izlemekte olduğu dış
politikanın tehlikeli ve gerçeklerden uzak olduğu, ulusal çıkarlarla
bağdaşmadığı ve yasama organı ile halktan gizlendiği iddiasıyla Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/13)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'yi komşularıyla
sorunlu, hatta savaşacak düzeyde çatışmalı hale getiren, barış, demokrasi,
istikrar ve uzlaşıdan yana tavır almak yerine başka ülkelerin iç işlerine
karışıp, ulusal çıkarlarımızla hiçbir biçimde bağdaşmayan, tarihin
derinliklerinden alına hayallere dayalı ve hepsinden önemlisi Türkiye'yi savaş
tehlikesiyle karşı karşıya getirdiği gibi, halkımızı da kendi içinde
gerginliklere sokma eğilimi taşıyan, tehlikeli ve maceracı bir dış politika
yürüten, üstelik bunu yaparken birçok gerçeği gerek halkımızın temsilcisi olan
yasama organından, gerek bizzat halktan gizleyen Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu hakkında Anayasa'nın 98,99 ve TBMM İçtüzüğünün 106. maddesi uyarınca
gensoru açılması için gereğini arz ve talep ederiz. (CHP
sıralarından alkışlar)
1) Hurşit Güneş (Kocaeli)
2) İlhan Cihaner (Denizli)
3) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
4) Aykut Erdoğdu (İstanbul)
5) Celal Dinçer (İstanbul)
6) Engin Özkoç (Sakarya)
7) Mehmet Volkan Canalioğlu (Trabzon)
8) Turgay Develi (Adana)
9) Süleyman Çelebi (İstanbul)
10) Musa Çam (İzmir)
11) Kamer Genç (Tunceli)
12) Bülent Kuşoğlu (Ankara)
13) Tufan Köse (Çorum)
14) Rıza Türmen (İzmir)
15) Melda Onur (İstanbul)
16) Hüseyin Aygün (Tunceli)
17) Bihlun
Tamaylıgil (İstanbul)
18) Sedef Küçük (İstanbul)
19) Ayşe Eser Danışoğlu (İstanbul)
20) Atilla Kart (Konya)
21) İzzet Çetin (Ankara)
22) Haluk Eyidoğan (İstanbul)
23) Erdal Aksünger (İzmir)
24) Malik Ecder
Özdemir (Sivas)
25) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
26) İhsan Özkes (İstanbul)
27) Süleyman Sencer Ayata (Ankara)
28) Mevlüt
Dudu (Hatay)
29) Hasan Ören (Manisa)
30) Gürsel Tekin (İstanbul)
31) Müslim Sarı (İstanbul)
32) Ali Demirçalı (Adana)
33) Ayşe Nedret Akova (Balıkesir)
34) Namık Havutça (Balıkesir)
35) Haydar Akar (Kocaeli)
36) Ahmet İhsan Kalkavan (Samsun)
37) Tanju Özcan (Bolu)
38) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
39) Fatma Nur Serter (İstanbul)
40) Uğur Bayraktutan (Artvin)
41) Osman Oktay Ekşi (İstanbul)
42) Refik Eryılmaz (Hatay)
43) Osman Taney
Korutürk (İstanbul)
44) Mustafa Moroğlu (İzmir)
45) Haluk Ahmet Gümüş (Balıkesir)
46) Mehmet Şeker (Gaziantep)
47) Engin Altay (Sinop)
48) Aytun Çıray (İzmir)
49) Kemal Değirmendereli (Edirne)
50) Kazım Kurt (Eskişehir)
51) Doğan Şafak (Niğde)
52) Candan Yüceer (Tekirdağ)
53) Mehmet Hilal Kaplan (Kocaeli)
54) Mahmut Tanal (İstanbul)
55) Salih Fırat (Adıyaman)
56) Ayşe Gülsün Bilgehan (Ankara)
57) Osman Aydın (Aydın)
58) Mehmet Ali Susam (İzmir)
59) Rahmi Aşkın Türeli (İzmir)
60) Ali Sarıbaş (Çanakkale)
61) Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)
62) Ali Haydar Öner (Isparta)
63) Turhan Tayan (Bursa)
64) Ali Özgündüz (İstanbul)
65) İsa Gök (Mersin)
66) Deniz Baykal (Antalya)
67) Arif Bulut (Antalya)
68) Ümit Özgümüş (Adana)
69) Ömer Süha Aldan (Muğla)
70) Veli Ağbaba (Malatya)
71) Özgür Özel (Manisa)
72) Nurettin Demir (Muğla)
73) Bedii Süheyl Batum (Eskişehir)
74) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
75) Aydın Ağan Ayaydın (İstanbul)
76) Ahmet Toptaş (Afyonkarahisar)
77) Mehmet Emrehan Halıcı (Ankara)
78) İdris Yıldız (Ordu)
79) Kemal Ekinci (Bursa)
80) Binnaz Toprak (İstanbul)
81) Mehmet Siyam Kesimoğlu (Kırklareli)
82) Recep Gürkan (Edirne)
83) Faik Öztrak
(Tekirdağ)
84) Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (İstanbul)
85) Ensar Öğüt (Ardahan)
86) Oğuz Oyan (İzmir)
87) Turgut Dibek (Kırklareli)
88) Vahap Seçer (Mersin)
89) Şafak Pavey
(İstanbul)
90) Umut Oran (İstanbul)
91) Ahmet Haluk Koç (Samsun)
92) Levent Gök (Ankara)
93) Bülent Tezcan (Aydın)
94) İlhan Demiröz (Bursa)
95) Sena Kaleli (Bursa)
96) Birgül Ayman Güler (İzmir)
97) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
98) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
99) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
100) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
101) Dilek Akagün Yılmaz (Uşak)
102) Sinan Aydın Aygün (Ankara)
103) Orhan Düzgün (Tokat)
104) Ali Serindağ (Gaziantep)
Gerekçe:
25 Ağustos 2012 tarihinde
bazı milletvekilleri de dâhil olmak üzere CHP'li bir heyet Hatay'da Suriye'den
gelen geçici sığınmacı kamplarını ziyaret ve bilgi almak amacıyla Afet ve Acil
Durum Yönetimi Daire Başkanlığına resmen müracaat etmiş ve iznin alınması
üzerine Apaydın köyünde bulunan kampı ziyaret etmek istemiştir. Bu kampın
farklı olduğu ve ziyaret edilemeyeceği belirtilince Türk dış politikasında uzun
süredir iddia düzeyinde kalan bazı savlar da geçerlik kazanmıştır.
Yetkililer kampta Suriye
ordusundan ayrılan subayların aileleriyle birlikte kaldığını savunmaktadır.
Ancak bu kampın aynı zamanda öteden beri Suriye'de silahlı mücadeleyle rejimi
devirmek isteyen ve kimi zaman birçok katliamı yapan Özgür Suriye Ordusunun
karargâhı olduğu, komutanlarının da burada kaldığı iddiası vardır. Nitekim
komutanların isimleri sayılmakta ve bazı yabancı gazeteciler içeriye sızarak
bunlarla mülakatlar yapabilmektedir.
Aileleriyle kalan ve
yetkililere göre artık sivil olan eski subayların bulunduğu bir kampı
milletvekillerinin bile ziyaretine izni verilmemesi bu iddiaların gerçek
olduğunu göstermiştir. Hatay'da askeri giysili kişilerin kol gezmesi, bunun
yerli ve yabancı medyada konu olması, sınır kapılarının kontrolsüz hâle gelmesi
Türkiye'nin Suriye'nin içinde silahlı bir mücadeleyi açıkça desteklediğinin
göstergeleridir. Bu bağlamda Türkiye'nin silahsız bir keşif uçağının
düşürülmesi karşısında hiçbir karşılık veremeyip ciddi bir tepki gösterememesi,
hem ulusal itibarımızı ve bölgedeki caydırıcılığımızı önemli ölçüde zedelemiş,
hem de ulusal güvenliğimizi riske sokmuştur.
Bugün Suriye içindeki çeşitli
silahlı muhalefet güçleri kurtarılmış bölgeler oluşturmakta, bu gelişme bir
taraftan Suriye'nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldırırken, diğer yandan da
Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü ve güvenliğini tehdit etmektedir.
Ulusal güvenlik konusunun
öneminin bu hükümet ve Sayın Bakan tarafından hiçbir biçimde kavranamadığı
anlaşılmaktadır. NATO'nun "Füze Kalkanı" sistemi bahane edilerek,
(aslında daha sonra NATO'ya ait olmadığı ortaya çıkan ve esas itibarıyla bir
başka ülkenin savunulmasına yönelik) erken ikaz radarının, özellikle üçüncü bir
ülkenin istemiyle TBMM'nin denetim mekanizmasından geçirilmeden ikili anlaşma
yoluyla Türkiye'de konuşlandırılması, bazı yakın komşularımızda tehdit
algılamalarına yol açmıştır. Bu komşularımızın konuyla bağlantılı olarak bir
süredir bize yöneltmeye başladıkları hasmane beyanlar
da, bunun ulusal güvenliğimizi tehdit eden bir gelişme olduğunu göstermiştir.
Yine önceleri her düzeyde iyi ilişkiler içinde olduğumuz bir komşu ülkenin
merkezi yönetimini yok sayan, onun başbakanının âdeta ülkemize hakaret
boyutlarındaki suçlamalar yöneltmesine yol açan kışkırtıcı politikalar
izlenmesi de ulusal güvenlik kavramıyla bağdaşmamaktadır.
Ermenistan ile bazı protokoller
imzalanmış, ancak hazırlık çalışmalarının yetersizliği nedeniyle Azerbaycan ile
ilişkilerimizde gerginlikler yaşanmış, nihayet bu protokoller hayata
geçirilememiştir. Yine ulusal itibarımızı olumsuz etkileyen
ve dokuz vatandaşımızın öldürülmesine varan malum talihsiz gelişmeler sonucunda
İsrail ile ilişkilerimiz sıfır noktasına indirilmiş, Orta-Doğu barış süreci
çerçevesinde Arap-İsrail ihtilafının tüm taraftarıyla ilişkiye girebilme
özelliğimiz yitirilmiştir, öte yandan Hükûmet İsrail ile ilişkilerin telafisi
için yüksek sesle belli koşullar ileri sürer gözükürken, erken ikaz radarı
konuşlandırılmasında görüldüğü gibi, İsrail'in savunması için Türkiye'nin
ulusal güvenliğini tehdit eden taleplere onay vermiştir.
Karmaşık bir etnik ve dinî
yapısı olan Ortadoğu coğrafyasında Türkiye tarihi boyunca bu etmenlerin
ötesinde durarak, demokratik ve laik bir ülke olarak parlamıştır. Türkiye
tarihsel olarak izlediği dış politikada silahlanmaya karşı durmuş ve barışçıl
bir doğrultu izlemiş ve asla başka bir ülkenin içişlerini karıştırmaya tevessül
etmemiştir. Hele bir silahlanmanın aracısı hiç olmamıştır. Bugün böylesine
maceraperest bir serüvenin peşine takılarak, özellikle de uluslararası camianın
sürdürdüğü barışçı yollardan çözüm bulma çabalarının dışına sürüklenerek bu
zeminlerde tek kalması Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla bağdaşmayan bir
durumdur.
Batının demokrasi ve
çağdaşlık birliği olan Avrupa Birliğinden uzaklaşarak, Ortadoğu'da etki alanı
arayan maceracı dış politika nihayet ulusal güvenliğimizi tehdit edecek düzeye
varmıştır. Bu politikanın mimarı olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında
Anayasanın 98, 99 ve TBMM İçtüzüğünün 106. maddesi uyarınca gensoru açılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşme
Danışma Kurulunun önerisi üzerine Genel Kurulca kararlaştırılacaktır.
Şimdi, Başbakanlığın
Anayasa’nın 92’nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır, okutuyorum:
D) Tezkereler
1.- Suriye’deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde
hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi
ile gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre
yapılması için, Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin
verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1008)
3/10/2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Suriye'de devam etmekte olan
krizin bölgesel istikrar ve güvenliğe olduğu kadar, ulusal güvenliğimize menfi
etkisi giderek artan şekilde görülmektedir.
Suriye Arap Cumhuriyeti
Silahlı Kuvvetlerince yürütülen askeri harekatlar
kapsamında, 20 Eylül 2012 tarihinden itibaren ülkemiz topraklarına da saldırgan
eylemler yönelmiş ve müteaddit uyarılarımıza ve diplomatik girişimlerimize
rağmen bu eylemler devam etmiştir. Ülkemiz topraklarına yönelik sözkonusu saldırgan eylemler silahlı saldırı eşiğindedir.
Bu durum, ulusal
güvenliğimize ciddi tehdit ve riskler oluşturan bir aşamaya ulaşmıştır. Bu
itibarla, ülkemize yönelebilecek ilave risk ve tehditlere karşı zamanında ve
süratle hareket etmek ve gerekli tedbirleri almak ihtiyacı hasıl
olmuştur. Bu çerçevede, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe takdir ve
tespit edilmek kaydıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
gönderilmesi ve görevlendirilmesi ile bununla ilgili gerekli düzenlemelerin
Hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için bir yıl süreyle
izin verilmesini Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca
arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresinin kapalı oturumda görüşülmesine dair…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, bir dakika… Sayın Başkanım…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Başkan, geçmeden önce…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, bu önemli sunuşla ilgili, Başkanlığın sunuşuyla ilgili usul açısından
bir değerlendirme yapmak üzere bir usul tartışması açılmasını istirham
ediyorum.
BAŞKAN – Kapalı…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Usul tartışması açalım Sayın Başkan.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Başkan, önemli bir konuyu görüşüyoruz. Kapalı oturum gerekçesi kapalı
oturumda açıklanacağı için, izninizle önce bir usul tartışmasıyla konuyu
netleştirelim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte
efendim…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Aleyhte…
BAŞKAN – Müsaade eder
misiniz…
Kapalı oturumla ilgili…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Hayır… Bir dakika…
BAŞKAN – Bir saniye efendim…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Geçmeden…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, okunan sunuşla ilgili bizimki. Kapalı oturuma geçmeden…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Kapalı oturuma geçmeden bir usul tartışması açalım.
BAŞKAN – Yani teklifin
okunmasını istemiyor musunuz?
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Hayır efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır…
BAŞKAN – Geçmeden…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Teklif okunsun efendim, teklif okunsun. Oylamadan önce…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Başkanlığın sunuşu öne almasıyla ilgili…
BAŞKAN – Bir dakika… Kapalı
oturuma geçme tezkeresi var, onu diyorum, onu okutsak sonra yapsak…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Hayır efendim. Olmaz o zaman.
OKTAY VURAL (İzmir) – Olmaz
o.
BAŞKAN – Peki, oldu efendim,
oldu.
Usul tartışması…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Aleyhte…
OKTAY VURAL (İzmir) – Usul
açısından, kapalı oturum şeyi geldiği zaman kapalı oturuma geçmek
durumundasınız, gerekçe açıklanmadan.
BAŞKAN – Gerekçe
açıklanmadan…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Usul tartışması…
OKTAY VURAL (İzmir) – İstemi
açık okutuyorsunuz.
BAŞKAN – Evet, onu diyorum.
İstemi açık okutuyoruz,
okutalım, sonra.
Sayın milletvekilleri,
Başbakanlık tezkeresinin kapalı oturumda görüşülmesine dair İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.
Kapalı oturum istemine dair önergeyi okutuyorum:
B) Önergeler (Devam)
2.- Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Suriye ile ilgili Başbakanlık tezkeresi
görüşmelerinin kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulun bugünkü
birleşiminde Suriye ile ilgili Başbakanlık tezkeresi görüşmelerinin İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasını
arz ve teklif ederim.
Ahmet
Davutoğlu
Dışişleri Bakanı
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Aleyhte.
OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte
efendim.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın
Başkan ben de aleyhte söz istiyorum.
BAŞKAN – Lehte konuşma
konusunda bir teklif gelmemiş durumda.
Aleyhteki konuşmalar…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Fark
etmez, dört gruba birer söz verin.
BAŞKAN – Dört gruba birer
tane. Tamam efendim.
Şimdi, aleyhte Sayın İnce,
Sayın Vural…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Lehte Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Lehte Sayın Canikli…
PERVİN BULDAN (Iğdır) –
Aleyhte istiyorum Başkan ama usulen lehte olacak!
BAŞKAN – Sayın Buldan…
Şimdi, aleyhte Sayın İnce,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Beşer dakika veriyoruz.
VII.- USUL
HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Suriye’yle ilgili Başbakanlık tezkeresinin
kapalı oturumda görüşülmesine ilişkin talebin yerine getirilmesinin İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri,
Hükûmetin kapalı bir oturumda gizli bilgi vermesini anlayabiliriz. Hükûmetin
vereceği bilgiler kapalı oturumda olsun; bizim söyleyeceklerimiz gizli değil,
bizim söyleyeceklerimiz açıkta olsun, millet bilsin. Sonra, niye milletten
saklayacağız bunu? Yani bu ülkeyi savaşa soktuğunuz zaman sizin çocuklarınız mı
savaşa gidecek, fakir fukaranın çocukları mı savaşa gidecek? (CHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar) Yani hangi AKP’linin çocuğu gidecek? Hangi
milletvekilinin çocuğu, hangi bakanın çocuğu gidecek? Bu millet çocuklarını
savaşa gönderecek ama ne için göndereceğini bilmeyecek. Bu bir kere doğru
değil, millet bunu bilmeli.
Siz bu Meclisten 8 kez
tezkere aldınız. Ne işe yaradıysa o tezkereler, bir kez daha getiriyorsunuz.
Ben bu Parlamentoda çok az
sayıdaki milletvekilinden birisiyim. O, 1 Mart tezkeresini, Sayın Arınç, o
kapalı oturumu burada Meclis Başkanı olarak yönetti. O kapalı oturumda,
Türkiye’nin en tarihî kapalı oturumunda bulunmuş bir milletvekiliyim. Yani bu
millet de şöyle zannetmesin: Kapalı oturumda çok özel bilgiler veriliyor
milletvekillerine. Böyle bir şey yok, bu palavra. O 1 Mart tezkeresinde Sayın
Canikli siz de vardınız bu Mecliste. Hangi özel bilgiyi paylaştı bizimle
Hükûmet? Sayın Gül Başbakandı o zaman, Parlamentoya hangi özel bilgiyi verdi?
Bunların hiçbirisi olmadı.
Milleti kandırmaya gerek yok.
Tartışmalar halkın önünde yapılsın, hatta televizyon yayınları canlı olsun.
Neden böyle saat 10.00’a alıp da canlı yayınlardan kaçma derdine giriyoruz? Biz
burada bir kapalı oturumda TRT Genel Müdürünün maaşını bile öğrenemedik. Sayın
Bakan Mehmet Aydın -kapalı oturum istedik biz CHP olarak- orada TRT Genel
Müdürünün maaşını bile söyleyemedi ki siz bize savaşla ilgili konuları
söyleyeceksiniz.
Bakın, elimde iki tane
tezkere var. Biri Kuzey Irak’la ilgili tezkere. Her
şey net, belli, yazıyor, “Irak’ın kuzeyi” diyor; mücavir alanlarını falan tek
tek sayıyor. Şimdi ise bugün gelen tezkere. 1) Diyor
ki: “Eylemler silahlı saldırı eşiğindedir.” O zaman bu tezkere Anayasa’ya
aykırıdır çünkü bir silahlı saldırı yok, eşiğindeymiş. Yani Anayasa 92 diyor
ki: “Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde…” Demek ki bir saldırıyla
karşı karşıya değiliz, saldırı gerçekleşmemiş, “Saldırının eşiğindedir.” diyor.
O zaman milletlerarası hukukun meşru saydığı hâl değildir, Anayasa 92’ye
aykırıdır bu tezkere.
2) Diyor ki: “Suriye Arap
Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerince yürütülen…” Yani siz suçluyu bulmuşsunuz,
Suriye Hükûmeti bunu yapan, kesin. Nerede bu kesin? Bunu yapan kesin Suriye
Hükûmeti mi? Bu kadar net mi? Karşımızda bir devlet mi yaptı bunu? Bu kadar belli
mi?
3) Sınırı belli değil,
sınırı! Siz bu tezkereyle cihan savaşı yapabilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler) Aynen öyle. Okuma yazman varsa bir oku! Okuma yazman varsa bir oku!
Okuma yazmanın olduğunu biliyorum da okuduğunu anlayıp anlamadığını bilmiyorum!
(CHP sıralarından alkışlar)
Bak, diyor ki: “Türk Silahlı
Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi…” Kim bu yabancı ülkeler? 200 tane
ülke var, hangisi? Bundan önceki tezkerelerde “Irak’ın kuzeyi” diye net bir
şekilde belirtilmiştir. Burada bir belirsizlik vardır. “Saldırı” değil,
“eşiğindedir” diyor. “Hükûmet güçleri, kesindir.” diyorsunuz bu tezkerede.
Sınırı belli değil. Ayrıca, Suriye Hükûmeti de açıklama yapıyor: “Saldırdım.”
demiyor, “Olayları araştırıyorum.” diyor. Ayrıca özür de diliyor, şimdi, az
önce. Bütün bunları söyledikten sonra siz Türkiye'nin, bu ülkenin gelmiş geçmiş
en çapsız Dışişleri Bakanının maceralarıyla başını belaya sokuyorsunuz. “Dostum
Esad” diyordunuz, dostum Esad’dan kanlım Esad’a geldiniz. (CHP sıralarından
alkışlar) Ortak bakanlar kurulu toplantılarınız vardı, onlar ne oldu? Siz,
Kaddafi’den ödül aldınız, sonra Kaddafi’nin linç edilmesine ortak da oldunuz.
Türkiye’nin başını belaya
sokmayın sayın milletvekilleri, 1 Mart 2003 tezkeresindeki milletvekilleri gibi
dik durun, onurlu durun, milletin vekili olun diyorum, hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın İnce.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın
Başkan, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre…
BAŞKAN - Şimdi yine aleyhte
olmak üzere İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.
Buyurun Sayın Vural.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre bu
tezkereyi görüşemeyiz çünkü 49’uncu madde diyor ki: “Başkan birleşimi
kapatırken gelecek birleşimde hangi konuların görüşüleceğini deklare eder.”
Şimdi, siz geçen, dünkü birleşimi kapatırken bu tezkereyi görüşeceğimize dair
bir deklare yapmadınız. İç Tüzük’ün 49’uncu maddesi
çok açık. Dolayısıyla, ya grup önerisi olacak veyahut da siz geçen birleşimde
deklare etmediğinize göre bu konuyu görüşemezsiniz efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Zabıtlara geçti.
Sayın Vural, buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok değerli milletvekilleri,
tabii, Türkiye’nin çok kritik bir dönemden geçtiği açık. Türk dış
politikasının Türkiye’ye nasıl tehdit olarak geri döndüğünü, maalesef,
Türkiye’ye yönelik tehditleri ortadan kaldırmak yerine, aksine, ilave tehdit ve
riskleri Türkiye’ye yönlendirdiği gayet açık ve net. Aslında, bir bakıma,
bugünkü tezkere bunu ortaya koyuyor. Dış politika başarısız olmuştur, iflas
etmiştir, stratejik derinliklerin içerisindedir. Bu, maalesef, bir yumuşak güç
ve bir diplomasi ile halledilemeyen bir konunun kaba güç ve silah gücüne
dönüşmesi, maalesef, Türk dış politikasının Türkiye’ye yönlendirdiği bir tehdit
karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir irade isteniyor. Aslında
sorgulamamız gereken bence, böylesine fiilî bir tehdidin Türkiye’ye yönelmesini
engellemeyen bir diplomasi iflası. Bunu şey için söylemiyorum ama bugün
diplomasinin halletmesi gereken hususları tehdit olarak geçiyorsa, PKK terör
örgütüne karşı etkili bir mücadele sürdürüp onlarla bir müzakereyi seçenlerin
bu ikilemi millete açıklaması gerçekten çok zordur. Terör örgütüyle müzakereye
gidenler, bugün, Türk dış politikasının oluşturduğu bir tehdit karşısında
Türkiye Büyük Millet Meclisinden yetki istiyor. Milliyetçi Hareket Partisi
olarak, şu ya da bu, hiçbir komplekse kapılmadan
sadece Türkiye'nin millî menfaati olarak bu meseleyle ilgili görüşlerimizi
açıklayacağız, tavrımızı da ortaya koyacağız.
Türkiye her şeyden önemlidir
ama bugün geldiğimiz bu noktaya getirenlerin de sorumlulukları olduğu gayet
açık. O bakımdan, bu gelen tezkere, şu gerekçeyle istenen teklifle ilgili
elbette Milliyetçi Hareket Partisi olarak görüşlerimizi burada da -kapalı
oturum dediler- kapalı oturumda da ifade edeceğiz ama bütün milletimizin
huzurunda da ifade etmekten çekinmeyiz.
Bu süreç içerisinde herhangi
bir bilgilendirme devletimiz tarafından yapılmış da değildir. Bu gelen
gerekçeyle bizim bir tavır oluşturmamız isteniyorsa, Milliyetçi Hareket Partisi
olarak bu gerekçeyi, Türkiye'nin geleceğini, Suriye’de olan bitenleri,
oldubittileri, şeref konuğu olarak karşılananların Suriye’nin kuzeyinde
oluşturmak istediği oldubittileri, hepsini bir değerlendireceğiz elbette. Onun
için, millete karşı hesap vereceğimiz, tarihin tanıklık edeceği bir süreç ama
ben bu görüşlerimi sizlerle paylaşırım, açık bir şekilde paylaşmak istiyorum
vatandaşlarımla.
Hükûmetin bu konuyla ilgili
bilgileri olabilir çünkü 20 Eylülden bu yana yapılıyor, saldırıldı, El Cezire
şunu diyor, bunu diyor, bir sürü bilgiler var- bu konuda kamuoyuyla
paylaşılmamış birtakım ilave bilgiler vermek ihtiyacı içerisinde olabilir, bunu
saygıyla karşılarım. Milletim bilmesin de, millet bilmesin. Zaten millet
bilmesin diye, devlet işiyle ilgili birtakım hususlar Sayın Bakan tarafından
ifade edilebilir ama biz milletimizin bizim görüşlerimizi izlemesini istiyoruz.
Bizi niye kısıtlıyorsunuz?
O bakımdan bu tezkere,
görüşmelerin kapalı oturumda yapılmasıdır. Oysa görüşmeler, Hükûmetin
açıklaması ve siyasi parti gruplarının açıklamaları olarak iki bölümdür.
Hükûmet açıklasın kapalı oturumda. Biz de milletimizin huzurunda şeffaf bir
politika takip ediyoruz; Partimizin tavrı, görüş ve düşüncelerini
vatandaşlarımız paylaşsın. O bakımdan Milliyetçi Hareket Partisini millete
kapatmak doğru değildir, Parlamentoyu millete kapatmak doğru değildir. Bu
görüşmeler bu yönüyle açık olmalıdır. Kaldı ki elimizi vicdanımıza koyalım,
kapalı oturum yapıldı değerli arkadaşlarım…
İZZET ÇETİN (Ankara) –
Görüşün ne, açık söyle, öyle mi böyle mi?
OKTAY VURAL (Devamla) -
...açılımla ilgili kapalı oturum yapıldı, ne söylendi? Hiçbir şey. Irak’ın
kuzeyine asker göndermeyle ilgili kapalı oturum yaptık, ne söylendi? Elinizi
vicdanınıza koyun; ey milletvekilleri, gazetelerden öğrendiklerinizin dışında,
bakanlardan duyduğunuz…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
OKTAY VURAL (Devamla) – …oldu
mu? Olmadı. O zaman, Hükûmetin ilave bilgi vermesi ihtiyacına saygıyla bakmakla
birlikte, partilerin görüşlerinin açıklandığı oturumun açık olması gerektiğini
ve bu Parlamentoyu halka kapatmanın doğru olmadığını, müzakerenin bu şekilde
sürdürülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Saygılarımla arz ediyorum
efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Vural.
Şimdi, aleyhte olmak üzere
Sayın Buldan.
Buyurun efendim.
Süreniz beş dakika
PERVİN BULDAN (Iğdır) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Usulen lehte konuşuyorum.
Aslında AKP’nin hiçbir konuda lehte yanında olmadığımızı buradan ifade etmek
istiyorum ama usulen lehte konuşuyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Bunun altını çiziyorum.
Değerli arkadaşlar, dün Sayın
Canikli bugün için Genel Kurulun saat 10.00’da açılmasını imzaya açtı. Biz de
rica üzerine, MYK toplantıları olduğu için bunu kabul ettik ama daha sonra
-basından öğrendiğimiz- bugün buraya, Genel Kurula tezkerenin geleceği
konusunda bir anlaşma sağlandığı ve Genel Kurulun bu yüzden saat 10.00’da
açılacağına dair bir bilgi ulaştı bize ve bugün burada tezkerenin kapalı
oturumda konuşulacağını öğrendik.
Değerli arkadaşlar, Suriye’ye
bir savaş çıkaracaksınız, Suriye’ye yoksul Anadolu çocuklarını ölüme
göndereceksiniz, savaşa göndereceksiniz ve bundan hiç kimsenin haberi
olmayacak. Kamuoyu burada neler konuşulduğunu, neler tartışıldığını hiçbir
şekilde öğrenmeyecek. On yıl sonra ancak bu konuşmalar ortaya çıkacak.
Değerli arkadaşlar, savaş
ölüm demektir, savaş gözyaşı demektir, savaş kan demektir, savaş tekrar
anaların ağlaması demektir ama savaşa karşı çıkmak onurdur, savaşa karşı çıkmak
insanlıktır, savaşa karşı çıkmak şereftir diyoruz. Bu yüzden Barış ve Demokrasi
Partisi olarak bugün burada tezkereye “hayır” oyu kullanacağımızı buradan ifade
etmek istiyoruz çünkü biz bu ülkede savaşların neye mal olduğunu çok iyi bilen
insanlarız.
Bugün, hâlâ, Roboski’de katledilen 34 insanımızın Türkiye’den havalanan
savaş uçaklarının attığı bombalarla parçalandığını hepimiz çok iyi biliyoruz.
Dolayısıyla bugün çıkacak olan tezkereden hangi bombaların, hangi savaş
uçaklarının nereye bomba atacağını ve kaç kişinin yaşamını yitireceğini hâlâ
bilmiyoruz. Dolayısıyla, tezkerenin kapalı oturumda da değil, açık bir şekilde
buradan tezkerenin geri çekilmesini, eğer geri çekilmezse bile açık bir
şekilde, kamuoyuna açık, Türkiye’ye açık, herkese açık bir şekilde neler
yapacağınızı lütfen açıkça söyleyin. Nasıl bir politika izleyeceğinizi,
Suriye’ye nasıl bir savaş açacağınızı açık ve şeffaf bir şekilde açıklamanızı
istiyoruz. Evet, demokrasinin gereğidir şeffaflık, demokrasinin gereğidir
açıklık, bunun için sizi bir kez daha açıklığa ve şeffaflığa davet ediyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi
olarak tezkereye karşı olduğumuzu ve “Hayır” oyu kullanacağımızı bir kez daha
ifade ediyor, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Buldan.
AK PARTİ Grubu adına Sayın
Canikli.
Buyurun Sayın Canikli. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ülkemize bir saldırı
yapılıyor.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – On
gün önce başladı saldırı, on gün önce başladı top atışları.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Bu saldırıyı Suriye Hükûmeti üstleniyor.
VAHAP SEÇER (Mersin) – Kim
yapmış? Kim yapıyor?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ülkeye saldırı yapılıyor, Türkiye devletine, Türk milletine bir saldırı
yapılıyor ve Suriye Hükûmeti “Bu saldırıyı biz yaptık.” diyor. Açıklaması var
Suriye Enformasyon Bakanının, “Bu saldırıyı biz yaptık.” diyor. Ama çıkılıyor
burada, “Hayır, Suriye yapmadı.” diyor bir arkadaşımız.
Arkadaşlar, herkesin safını
seçmesi gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Türkiye’den mi yanasınız,
yoksa zalim Esed’den mi yanasınız? (CHP ve MHP
sıralarından gürültüler) Çoluk çocuk demeden, kendi halkını tankla, topla,
uçakla bombalayan Esed’den mi yanasınız? Bunun
kararını vermeniz gerekiyor, açıkça vermeniz gerekiyor. (CHP ve MHP sıralarından
gürültüler)
Suriye’nin bir bakanı diyor
ki “Biz bu saldırıyı yaptık, özür diliyoruz, kusura bakmayın.” diyor ama bir
arkadaşımız çıkıyor diyor ki: “Hayır, Suriye yapmadı.” diyor. Böyle bir mantık
olabilir mi değerli arkadaşlar? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Türkiye Büyük Millet Meclisinde hiç kimse, bu
millete saldırı yapan bir ülkenin politikasını savunamaz.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
1,5 milyon Müslüman öldü.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Burada hepimizin görevi bu milleti savunmaktır, bu milletin menfaatlerini
savunmaktır. Görevimiz budur, ettiğimiz yeminin gereği budur. (CHP sıralarından
gürültüler)
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)
– Ayıp! Ayıp!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, bakın, geçtiğimiz hafta sonu AK PARTİ kongresini yaptı ve o
kongreyi yarısından fazla yabancı yayın olmak üzere yüzden fazla haber kanalı
izledi.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)
– Bırak haber kanallarını!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Bütün belli başlı gazetelerde hem kongreyle ilgili hem de orada yapılan
konuşmalarla ilgili haberler yer aldı, haberler çıktı değerli arkadaşlar. (CHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Arkadaşlar…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Dış politikanın başarısı bu gibi hususlarla ortaya çıkabilir.
Bir de düşünün, Cumhuriyet
Halk Partisinin veya herhangi bir partinin, geçmiş dönemlerde iktidar olduğunda
onun kongresini kimler izliyordu? Dünyanın herhangi bir ülkesinde bir tane
haber görebiliyor muydunuz? Bırakın haberi, dipnot olarak bile bir açıklama
göremezdiniz.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ne
alakası var? Türkiye’yi savaşa götürüyorsunuz!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Türk dış politikasının son on yılda ne kadar başarılı olduğu ve bunun teknik
mimarının da Hükûmetimiz ve elbette Dışişleri Bakanımız olduğu çok açıktır.
(CHP sıralarından gürültüler)
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Yazıktır!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Bunu biz söylemiyoruz, bütün dünya söylüyor. Devlet başkanları geliyor, bütün
dünyaya diyor ki: “Türkiye, bugün, artık kendi topraklarını aşmış bir ülkedir.”
Bunu biz söylemiyoruz, başkaları söylüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP
ve MHP sıralarından gürültüler)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Daha kendi topraklarında güvenliği sağlayamamışsın sen. Her gün şehit geliyor,
sen kendi topraklarında güvenliği sağlayamamışsın daha.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Biz söylediğimiz zaman subjektif olarak
algılanabiliyor ama bir Mısır Cumhurbaşkanının ya da onlarca devlet başkanı ve
cumhurbaşkanı yardımcısının Türkiye’de, gelip bu kongrede bu konuda Türkiye’ye
nasıl baktıklarını, Türkiye konusundaki düşüncelerini söyledikleri zaman… (CHP
sıralarından gürültüler)
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)
– Sen inanıyor musun anlattıklarına?
BAŞKAN – Lütfen, lütfen…
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Tamam arkadaşlar, rahatsızlık olabilir, kıskançlık olabilir, bunu anlayışla,
saygıyla karşılıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından
gürültüler) Ama kabul edin…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Türkiye sizinle gurur duyuyor(!)
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Yazık o masum insanlara!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
Ayrıca, bakın, bu onur Türk milletinin her evladı içindir, sadece AK PARTİ’liler için değil, bütün Türk milleti içindir, Türkiye
içindir.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Türkiye sizinle gurur duyuyor(!)
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -
Hepimiz bununla gurur duyabiliriz. Zaten yurt dışına çıktığınız zaman bu
değişimi, bu farklılığı, bu ayrıcalığı sizler de yaşıyorsunuz ve bunu özel
sohbetlerde paylaşıyorsunuz, paylaşıyoruz değerli arkadaşlar. Tamam, siyaseten
burada bunları söyleyemeyebilirsiniz, onu da anlayışla karşılıyoruz.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Biz, sizi hatadan alıkoymaya çalışıyoruz!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -
Ama bu bir gerçeği değiştirmez, Türkiye bugün her zamankinden çok daha fazla,
hem bölgede hem de dünyada çok daha oyun belirleyici, kural koyucu bir ülke
konumundadır. Her alanda, siyasette, diplomaside, ekonomide bunun izlerini,
işaretlerini görmek mümkündür.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Atma!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -
Bütün dünyanın kabul ettiği gibi, bütün dünyanın söylediği gibi değerli
arkadaşlar.
Bakın, kapalı oturumun
gerekçesi şu: Biz, milletimizden hiçbir şeyi saklamıyoruz fakat açık oturum
yapıldığı zaman bu toplantıları sadece milletimiz izlemeyecek, bütün dünya
izleyecek. Milletimizden saklamıyoruz ama başkalarından sakladığımız,
saklamamız gereken, saklayacağımız şeyler var. Biraz sonra kapalı bölümde Sayın
Bakanımız onları açıklayacak.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Ne olduğunu bilmiyoruz be! Düştü mü, düşürüldü mü, daha onu bilmiyoruz.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -
Ayrıca, arkadaşlar, siyasi partiler, onların temsilcileri düşüncelerini,
kanaatlerini…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Hafta sonu referandum yapın, yüzde 80 hayır oyu kullanır.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –
…her ortamda, her platformda her zaman söylüyorsunuz. Bu konuda en ufak bir
engelleme yok. Dolayısıyla “Biz, düşüncelerimizi söyleyemiyoruz.” gibi bir
gerekçenin kesinlikle doğru olmadığını burada ifade ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Canikli.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Sayın Canikli, kendi grubun bile inanmıyor sana, kendi grubun bile!
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.
Arkadaşlar, sükûneti temin
ederseniz…
Buyurun.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Başkan, Sayın Canikli konuşmasında “Tarafınızı seçin, Esad’tan
yana mısınız, Türkiye’den yana mısınız?” diye ağır bir hakarette bulundu.
İzninizle cevap vermek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen iki dakikayı
geçmesin.
Buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) - Açıkla
bakalım tarafını
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin CHP
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Teşekkür ederim.
Evet, tarafımı açıklayacağım:
Esad’ın canı cehenneme, bana ne Esad’tan, ben Türkiye
Cumhuriyeti’nden yanayım. Onu anlatıyoruz biz, bağımsız Türkiye
Cumhuriyeti’nden yana. (CHP sıralarından alkışlar) Biz, bu ülkenin onurlu bir
ülke olmasını istiyoruz, taşeron bir ülke olmasını istemiyoruz.
Ben size soruyorum: Siz
Türkiye’den yana mısınız, Obama’dan yana mısınız? Siz onun cevabını verin. (CHP
sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Kimden yanasınız, siz
kimden yanasınız? Siz Türkiye’yi Amerika’nın jandarması yaptınız, siz
Türkiye’yi taşeron yaptınız, siz Türkiye’nin çıkarlarını değil,
emperyalistlerin çıkarlarını düşünüyorsunuz, sizin derdiniz bu. Bizim Esad’la
falan işimiz yok. Orada bir devletin başkanı. O sizin
beraber tatile gittiğiniz zaman da diktatördü, ortak Bakanlar Kurulu
topladığınız zaman, Bodrum’da tatil yaptığınız zaman, Boğaz’da tekne turu
yaptığınız zaman Esad diktatör değildi de sonradan mı diktatör oldu? (CHP
sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) –
Tarafını söyle.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Taraf…
O zaman bilmiyor muydunuz?
Siz Kaddafi’den insan hakları ödülü alırken bilmiyor muydunuz? Sonra onun linç
edilmesine, gittiniz, ortak oldunuz.
Değerli arkadaşlarım, bizim
isteğimiz şu: Biz bu ülkenin savaşa girmesini konuşuyoruz, Sayın Canikli gelmiş
AKP Kurultayını konuşuyor burada. Ne alakası var! Siz… Şunun cevabını
vermeliler: Bu bir kaza mıdır, bir saldırı mıdır? Diyor ki: ”Bu bir kazadır.”
Diyor, “Özür dilerim.” diyor, “Araştırıyorum.” diyorsa... Araştırıyor.
Siz çiftçiye efelenirsiniz,
öğrenciye efelenirsiniz; doktora, sendikacıya, onların hepsine
efelenebilirsiniz, gazetecilere efelenebilirsiniz ama Türkiye’nin dış
politikası efelenmekle olmaz. Bakın memleketi ne hâle getirdiniz. Fakir fukara
çocukları… Şu anda anneler, herkes kara kara düşünüyor; acaba Türkiye savaşa
girecek mi, benim çocuğum ne yapacak diye merak ediyor. (CHP sıralarından
alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz
rahatsınız, sizin çocuklarınız savaşa gitmeyecek, onun için rahatsınız.
SONER AKSOY (Kütahya) – Otur
yerine!
MUHARREM İNCE (Devamla) - O
metni bir kere daha okuyun, elinizi vicdanınıza koyun, 1 Mart 2003 Meclisinin
onurlu milletvekilleri gibi davranın. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
İnce.
Lütfen… Lütfen…(AK PARTİ ve
CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
lütfen… Lütfen yerinize oturun.
(AK PARTİ ve CHP sıralarından
karşılıklı laf atmalar, gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, ara ara Genel Kurulu sükûnete davet etmemiz gerekiyor. Lütfen…
Görüşlere katılmayabilirsiniz fakat hatipleri anlayabilmemiz için lütfen
sükûnete davet ediyorum arkadaşları.
(AK PARTİ ve CHP sıralarından
karşılıklı laf atmalar, gürültüler)
BAŞKAN – Değerli
arkadaşlarım, lütfen… Lütfen…
(AK PARTİ ve CHP sıralarından
karşılıklı laf atmalar, gürültüler)
BAŞKAN – Efendim, maalesef
sükûnete davet etmek zorundayım.
Birleşime beş dakika ara
veriyorum.