TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               103’üncü Birleşim

                                                                                               8 Mayıs 2012 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, Denizli iline ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’ın, Dünya Beyaz Baston Görme Engelliler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmelerinin 40’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinin 40’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hükûmetin halkın gündemini değil kendi gündemini dayatarak milletin geleceği bakımından hayati önemdeki değişiklikleri kamuoyundan sakladığına ilişkin açıklaması

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 19 Mayıs 2011 tarihinde yaşanan Simav depreminden bu yana artçı sarsıntıların sürmesine rağmen Hükûmetin ilgisizliğinin devam ettiğine ve kamyon şoförlerine fazla yükten dolayı uygulanan cezaların vatandaşı mağdur ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan ilinde inşaat sektöründeki sıkıntılara ve sulama sularına yapılan zamların çiftçileri zor durumda bıraktığına ilişkin açıklaması

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların bakanlıklar ve kamu kuruluşlarında boş olan engelli kadrolarına atanmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’ın, Adanalı çiftçilerin buğday fiyatları konusunda Hükûmetten çözüm beklediğine ve İran karpuzunun ülkemize gelmesiyle Adanalı karpuz üreticilerinin zarar ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesinin Bucak bölgesinde yaşanan sel felaketinin nedenlerine ilişkin açıklaması

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Hükûmetin hayvancılığa yatırım yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’na ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Moldova-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubunun ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/849)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Arnavutluk Parlamentosu Başkanı Jozefina Topalli Çoba ve Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoski'nin vaki davetlerine icabet etmek üzere 15-17 Mayıs 2012 tarihleri arasında Arnavutluk’a ve 17-18 Mayıs 2012 tarihleri arasında Makedonya'ya resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/850)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi İçişleri Komisyonu üyelerinden müteşekkil bir heyetin, Bosna-Hersek Parlamentosu İstihbarat Denetleme Komitesi Başkanı Mirsad Djugum'un vaki davetine icabet etmek üzere 21-24 Mayıs 2012 tarihlerinde Bosna-Hersek'e gitmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/851)

4.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Türkmenistan Anayasası'nın 20’nci yıl dönümü vesilesiyle Türkmenistan Meclisi tarafından 18-19 Mayıs 2012 tarihlerinde Aşkabat'ta düzenlenecek uluslararası bir konferansa katılmak üzere Türkmenistan'a gitmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/852)

5.- TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin, Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu Uluslararası İlişkiler ve Parlamentolararası İşbirliği Komitesi Başkanı Almazbek Baatırbekov'un vaki davetine icabetle Kırgızistan'a resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/853)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 25 milletvekilinin, bağcılık ve üzüm yetiştiriciliğindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/268)

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 milletvekilinin, bor madenciliğindeki sorunların ve bor kaynaklarının etkin değerlendirilmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/269)

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 23 milletvekilinin, 12 Haziran 1980 tarihinde İnciraltı Öğrenci Yurdunda meydana gelen olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/270)

 

C) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, (2/34) esas numaralı 5464 Sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/43)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun gündemindeki sıralama ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi ile 224 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ve Genel Kurulun 9 Mayıs 2012 Çarşamba günkü birleşiminde 224 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Niksar-Erbaa arasındaki tarihî Talazan Köprüsüne ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/23) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Damal’a bağlı bir köyün cemevinin elektrik borcuna ilişkin sözlü soru önergesi (6/61) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, hac ve umre ziyaretlerinde görevlendirilen personel hakkındaki iddialara ilişkin sözlü soru önergesi (6/220) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, il ve ilçe müftülüklerinde sözleşmeli olarak görev yapan Kur’an kursu personeline ilişkin sözlü soru önergesi (6/222) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, umre ve hac ücretlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/231) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

6.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, baz istasyonlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/243) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

7.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, cuma namazına giden Devlet erkânına yönelik bir uygulamaya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/327) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

8.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Van-Erciş’teki depremde kamu binalarında ölenlerin ve yaralananların sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/411) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

9.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, 1 Ocak 2002 tarihinden bu yana intihar eden öğretmen adayı ve işsizlik nedeniyle intihar edenlerin sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/412) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

10.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Kızılayın yardım ve müdahale kapasitesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/419) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

11.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, olası İstanbul depreminde çadır alanı olarak kullanılması planlanan sahaların konut ve iş yeri alanına dönüştürüldüğü iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/420) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı köy camilerinin eksikliklerinin giderilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/429) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücrete yapılan zamma ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/440) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

14.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Körfez ilçesindeki bir mahallin cami ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/537) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yüksekokul sekreterleri ve öğretim elemanlarının ek ödemelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/645) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, SSK ve BAĞ-KUR prim borçlularına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/687) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars Merkez, ilçe ve köylerindeki camilerin bakım ve onarımlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/711) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’taki bazı köy camilerindeki eksikliklere ilişkin sözlü soru önergesi (6/715) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

19.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kızılayın Düzce depreminde aldığı çadırlara  ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/757) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, toplu sözleşme hakkının kullanılmasıyla ilgili hukukî düzenlemelere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/796) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kamu personel sisteminin değiştirilmesi doğrultusunda yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/798) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, İller Bankasının anonim şirket olmasının yol açtığı sorunlara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/828) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

23.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, bir köy camisinin imam ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/986) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

24.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Merkez ve ilçelerindeki cami ve Kur’an kurslarının tabelalarının değiştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1056) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, vekil imamların mağduriyetine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1106) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

26.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gümüşhane ve Bayburt’taki cami tabelalarının yenilenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1222) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

27.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta din hizmetlerini yürüten personel ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1368) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

28.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’a hizmet içi eğitim amacıyla külliye yapılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1369) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

29.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın din görevlileri misafirhanesi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1370) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak ve Hakkâri’de cami ve Kur’an kurslarının tabelalarının değiştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1417) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Anayasa Komisyonu Raporları (1/564) (S. Sayısı: 201)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Kahramanmaraş’ta termik santrallerin neden olduğu hava kirliliğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/5725)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TRT’de iki personel arasında yaşandığı iddia edilen bir olaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/5727)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlıkça şehit yakınları ve gazilerle ilgili yürütülen çalışmalara,

- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, özürlüler, çocuklar, yaşlılar ve fakirler için ayrılan fonlara ve çeşitli firmalara banka promosyonlarından aktarılan paraya,

İlişkin soruları ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/5751), (7/5752)

4.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara Resim ve Heykel Müzesindeki sanat eserleriyle ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/5831)

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türk vatandaşlarına vize uygulayan AB ülkelerine ve AB ile olan müzakere sürecine ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/5880)

6.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğünün gelirleri ve harcamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/5884)

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Bakanlıktaki bazı kadroların idari statü ve özlük haklarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/5980)

8.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, bazı kadroların Teknik Hizmetler Sınıfı olarak değiştirilmesine rağmen zam ve tazminatlardan yararlanamamasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/5981)

9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, okullardaki şiddet olaylarının önlenmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/5990)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ücretsiz kitap dağıtımı uygulamasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/5995)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, okullarda bazı internet sitelerine erişimin engellenmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/5998)

12.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, TRT 6’da yayınlanan bir klibe ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/6022)

13.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya-Karaman bölgesindeki istihdam oranlarına ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/6024)

14.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2005-2011 yılları arasında İzmir’e yapılan TOKİ yatırımlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/6032)

15.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Siirt-Baykan’daki Veysel Karani Türbesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/6062)

16.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Siirt-Tillo’daki cami, medrese, tekke ve zaviyelerle ilgili yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/6064)

17.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, son yıllarda inşa edilen yüksekliği 60 metre ve üstü binalar ile bu binalara uygulanan düzenleme ve denetimlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/6090)

18.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, 2012’de Balıkesir’e yapılan kamu yatırım tahsisine ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/6136)

19.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Siirt’in Tillo ve Baykan ilçelerinde inanç turizminin canlandırılması çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/6138)

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye’nin ulus marka stratejisine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/6139)

21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Aizonai Antik Kenti kazı çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/6140)

22.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, tarihi evlerin restorasyonu için bir fon ayrıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/6141)

23.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Tescilli Yapılara Yardım Fonu’ndan yararlananlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/6143)

24.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’taki tarihi yapıların koruması için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/6144)

25.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Marka Destek Programı ve Turquality Destek Programı kapsamında yıllar itibariyle yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/6388)

 

8 Mayıs 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

_____0_____

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşimini açıyorum.

 

III – Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Denizli hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, Denizli iline ilişkin gündem dışı konuşması

 

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Denizli iline ilişkin söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Denizli’yi ziyaretten sonra Denizli’nin sorunlarını gelip burada anlatır, eksiklikleri ortaya koyardım, bu defa “Denizli hakkında” diye söz aldım, iyilikleri anlatacaktım ancak mümkün olmadı.

Bakın, Denizli’de neler olmuş? Üniversite sınavlarında Denizli irtifa kaybetmiş. Ne olmuş? 2006’da birinci basamakta Türkiye 1’incisi; 2007, 2008 Türkiye 1’incisi; 2009 Türkiye 3’üncüsü; 2010’da 4’üncü; 2011’de 7’nci; 2012’de ilk 10’da yok. Denizli eğitimde irtifa kaybetmiş.

Belde belediyelerinin yetkilerini, milletin başkanlara verdiği yetkiyi AKP ne yapmış? Gasbetmiş durumda. Onlara mülki idareden yazılar geliyor, işlem yapamayacaklarını beyan ediyorlar; böyle bir şey olmaz. Milletin verdiği yetki gasbedilmez. Kıralan Belediye Başkanı Bayram Gümüş’ü kim seçti? Millet seçti. Orada duruyor yukarıda, siz onun neyini gasbediyorsunuz? İşlem yapmasını gasbediyorsunuz; böyle bir şey olamaz.

Bir diğer husus: Nisanda ihracat azalmaya başlamış, tekstilin payı azalıyor. Ocakta bir önceki aya göre ne düşmüş? Aktif ve zorunlu sigortalı sayısı azalmış. Bölgede 5 ton yağ yakalanmış. Doğuda katırla maktu vergiler alınmaya başlıyor mazot üzerinden ama Denizli’de her yerde, yağ açıkta net bir şekilde satılıyor.

Zaten Denizli’de icra daireleri vatandaşın işi kolaylaşsın diye 2’den 9’a çıkarılmıştı, vatandaş harap olmuştu. Şimdi Standard and Poor’s’a Denizlililer de benim gibi üzülmüş ama AKP’liler kızıyor. Gerçekten dış ticarette, gerçekten cari işlemlerde büyük sıkıntılar var. Bunların kırılganlık yaratması kaçınılmaz. Dolayısıyla Denizlililer de bizim gibi, ortaya çıkan bu sonuca ne yapmışlar? Üzülmüşler.

Bakın, Denizli Sanayi Odası her sene bir genel görünüm anketi düzenler. Bu sene biraz daha iyi olması lazım değil mi? Biraz sizlerle onu paylaşmaya çalışacağım. Genel olarak baktığınızda, Denizli’de ankete katılanlardan “Enerjide maliyetler arttı.” diyenler yüzde 86, “Ham madde ara malında arttı.” diyenler yüzde 74, “Yatırım malında maliyetler arttı.” diyenler yüzde 54, “İstihdamda arttı.” diyenler yüzde 60.

Bunu kablo ve bakır tel -Denizli için önemli bir sektör- için söylediğinizde “Enerjide maliyetler arttı.” diyenler yüzde 100, “Ham madde ara mallarında arttı.” diyenler yüzde 80, “Yatırım mallarında maliyet arttı.” diyenler yüzde 80, “İstihdamda maliyetler arttı.” diyenler yüzde 100.

“Taş, toprakta enerji maliyeti arttı.” diyenler yine yüzde 100, “Ham madde ara malında arttı.” diyenler yine yüzde 100, “Yatırım malında maliyet arttı.” diyenler yine yüzde 100, “İstihdam maliyeti arttı.” diyenler de yüzde 50. Dolayısıyla, Denizli’de hayat ne yapmış? Pahalılaşmış, sıkıntıya girmiş.

Ankete katılanların yüzde 70’i yurt içinde yatırım düşünmüyor, “Olmaz.” diyorlar. Yeni bir sektöre yatırım yapan yüzde 1.

Yabancı para cinsinden borçların toplam kredilere oranı ne yapıyor? Yükseliyor. Kullandığı krediyi yenileyenler yarı yarıya. Aksi takdirde faaliyetlerini sürdürmeleri mümkün gözükmüyor.

Kredi vadesinin değişmediğine katılanların oranı, ankete katılanlardan 100 kişiden 64’ü. Bunların toplam krediler içindeki payına baktığınızda da yüzde 60 civarında seyrediyor. Demek ki Denizlili finansman açısından da sıkıntıya girmiş.

Faizlerin arttığını zaten söylüyorlar. Ankete katılan her 100 kişiden 79’u ne diyor? “Kullandığımız kredilerin faizleri arttı.” diyor. “Ucuzluk oldu.” diyenlerin dikkatine!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ankete katılanların yaklaşık yüzde 40’ı ne diyor?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ayhan.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - “Kâr marjı azaldı.” veya “Zarar ettik.” diyor.

Şimdilik bu kadar; daha sonra inşallah devam etme imkânını buluruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Ayhan.

Gündem dışı ikinci söz, Dünya Beyaz Baston Görme Engelliler Günü münasebetiyle söz isteyen Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Soysal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.- Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’ın, Dünya Beyaz Baston Görme Engelliler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;11 Mayıs Dünya Görme Engelliler Günü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Tüm insanlar eşit doğar ve toplumsal yaşamın her alanında, eğitim, sağlık ve çalışma hayatında, topluma katılımda eşit haklara sahip olur. Ancak gerçek yaşamda kimi özel gruplar, bilişsel ve fiziksel farklılıkları açısından söz konusu haklara çeşitli nedenlerle sahip olamamaktadır. Engelliler de bu grubun bir kategorisini oluşturmakta ve toplumun diğer üyeleri gibi, günlük yaşamlarında her türlü desteğe ilgi duymaktadır. Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde toplumun tüm bireylerinin sağlık, eğitim, ulaşım, istihdam ve diğer hizmetlerden yeterli olarak yararlanıp yararlanmadığı önemli bir husustur. Yani toplumun bir ferdi olan engelli vatandaşlarımıza verilen hizmetler insan hakları bakımından önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu anlamda, dünya örneklerine bakıldığında, 1784 yılında Fransa’da, 1791 ve 1802’de İngiltere’de görme engelliler için eğitim anlamında olmak üzere faaliyetlere başlanmış, ülkemizde ise 1889 yılında ilk kez işitme engelli ve görme engelliler için eğitim kurumu oluşturulmuş, cumhuriyet tarihimizde ise bu çalışmalar devam etmiştir. Ancak günümüz şartlarında toplumumuzun tüm kesimlerinin her türlü hizmetten yararlanabilmesi için gerekli tedbirlerin alınması artık bir zorunluluk hâline gelmiştir. Engelli bireylerimizin bu hizmetlerden yararlanabilmesi açısından sayısal ve ulaşılabilirlik bakımından geliştirilmeye çalışılmış, engelli bireylerimizin sağlık ve sosyal hizmetlerden faydalanabilmesi için önemli hizmetler başlatılmıştır. Ülke genelinde çeşitli nedenlerle sosyal devletin gereği hizmeti alamayan engelli bireylerimizin de topluma kazandırılması için önemli sosyal projelerin yürütülmesi de gerekmektedir. Özellikle eğitim sistemi dışında kalan görme engelli vatandaşlarımızın sesli yayın sistemi ile eğitim sistemine dâhil edilmesi, aynı şekilde eğitim almasına rağmen çeşitli nedenlerle işsiz kalan engellilerimizin de özürlü seçme sınavları ile hem kamu alanında hem de özel sektörde istihdam edilmesi gereklidir. Yine kültür, sanat ve spor dallarında toplumun tüm kesimi gibi görme engelli vatandaşlarımızın da katılımı için devletimizin öncülüğünde ve sosyal sorumluluk kapsamında önemli çalışmalar başlatılması da gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bir diğer önemli husus ise artık büyük şehirlerimizde görmeye başladığımız trafikte sesli uyarı sistemi ve görmeyenler için düzenlenmiş kaldırımların artık tüm şehirlerimize yaygınlaştırılması bu vatandaşlarımızın sosyal yaşama katılmalarında önemli bir destek olacaktır.

Önemle vurgulamak gerekirse, son yıllarda toplumsal yaşamdaki ve teknolojideki gelişmeler tüm bireylerde olduğu gibi görme engellilerde de bu imkânlardan yararlanma isteğini artırmıştır. Ne var ki devletçe sunulan bu hizmetlerin tek başına yeterli olması beklenemez, başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere toplumun tüm kesiminin bu hizmet için destek olması gerekmektedir.

Özürlülük, gelir düzeyi, statüsü ne olursa olsun toplumun tüm kesimlerini etkileyen toplumsal bir sorun alanıdır. Dünyanın değişik yerlerinde yapılan istatistik çalışmaları her dört aileden bir tanesinin özürlü bir yakını bulunduğunu göstermektedir.

Türkiye’de nüfusun yüzde 12,29’unu oluşturan özürlü yurttaşlarımızın başta Anayasa’mız olmak üzere 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve uluslararası sözleşmelerle tüm yurttaşlarımızın eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkı güvence altına alınmıştır. Toplumumuzun ayrılmaz bir parçası olan özürlülerimizin yaşamın her alanında karşılaştıkları sorunları çözümleyerek toplumsal yaşama aktif olarak katılımlarının sağlanması ve desteklenmesi sosyal hukuk devlet anlayışının bir gereğidir. İlgili bakanlığımıza bağlı Özürlüler İdaresi Başkanlığı “Özürlülük Eğitimi: Toplum Özürlülüğü Nasıl Anlıyor?” temel araştırmasıyla birlikte Türkiye genelinde özürlülükle ilgili ulusal politikalar oluşturmak amacıyla birçok projeye de imza atmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken özellikle yapılan bütün proje ve çalışmaların, toplumun özürlülükle ilgili bilgisini, algısını, tutumunu bir bütünlük içinde kamuoyuna sunarak alanında önemli bir boşluğu doldurduğu temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Soysal.

Gündem dışı üçüncü söz, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilişlerinin yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’e aittir.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmelerinin 40’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son hedefleri hakça bir düzenin, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun kurulması mücadelesi olan "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!” sözleriyle darağacında can veren Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 40’ıncı ölüm yıl dönümü nedeniyle hepinizi selamlıyorum; ölen devrimci önderlerin önünde de saygıyla eğiliyorum.

Bundan tam kırk yıl iki gün önce 6 Mayıs 1972’de, 1968 kuşağının devrimci önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, hiç kan dökmedikleri ve mevcut 1961 Anayasası'nı savundukları çok açık olmasına rağmen, intikamcı ve vicdan sınırlarını zorlayan bir hukuk anlayışıyla asılmışlardır.

1968 sadece Türkiye'de değil, dünyada da hareketli bir dönemin adıydı. Gerçekten o dönem Avrupa’da, Amerika’da olmak üzere dünya çapında gençlik hareketleri, mevcut kurulu düzene karşı olan tepkilerini dile getirmişlerdi.

68 hareketi, Amerika Birleşik Devletleri’nde ırkçılığa, üniversite yönetimine, silahlanma harcamalarına, yoksulluğa, eşitsizliğe ve adaletsizliğe, Vietnam Savaşına karşı verilmişti. Avrupa’daki eylemlere önderlik yapan devrimci önderler bugün Avrupa’da lider durumuna gelmişlerdir, kendi ülkelerini yönetmektedirler ama kendi devrimci önderlerini, kendi gençliğini idam etme utancı ve vahşeti sadece Türkiye'de yaşanmaktadır. Deniz Gezmiş ve arkadaşları 61 Anayasası’nın uygulanması için Ankara’ya kadar yürümüşler ve buna rağmen, Anayasa’nın 146’ncı maddesini yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı tağyir, tebdil ve ilgadan yargılanmasını gerektirecek en küçük bir eylem olmadığı hâlde, somut olgu bulunmadığı hâlde, o suçun maddi unsurları oluşmadığı hâlde bugün tüm hukukçular tarafından lanetle anılan bir kararla idam edilmişlerdir.

Deniz Gezmiş devrimci, sosyalist bir kişidir. “Boş zamanlarını değil, boylu boyunca ömrünü vereceksin devrime.” sözünü sık sık tekrarlayan, kişisel hiçbir kaygı taşımadan ölümü göze alan bir kişiliktir. Halkımız böylelerinin heykellerini hafızasında dikiyor ve hiç unutmuyor.

Deniz Gezmiş neden öldürüldü? Deniz Gezmiş’in neden öldürüldüğü bakın nasıl tanımlanıyor: “Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık; mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık; yazlık-kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük. Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük.”

Değerli milletvekilleri, bugün, darbeyle yüzleşme ve hesaplaşma sürecinin yaşandığı bir günde darbeyle hesaplaşmanın ilk koşulu darbe hukukunu ortadan kaldırmaktır, darbe hukukunu kazımaktır. Bunun da yolu 12 Mart 1971 darbesinden sonra olağanüstü hukuk mahkemeleri tarafından idama mahkûm edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerine ilişkin kanunu yürürlükten kaldırmakla başlar. Bu konuda bir kanun teklifi verdik. Bu kanun teklifimizin amacı, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın itibarlarının iadesi değildir. Zaten onların itibarlarının iadesine ihtiyaç yoktur. Bu kanun teklifinin amacı, darbeyle ölenlerin arkasından sahte göz yaşları dökmeye son verip, gerçekten olağanüstü hukuksuzluğu ortadan kaldırmaya yöneliktir ve bunların idam edilişlerine ilişkin yasal dayanağı ortadan kaldırmaktır. Bu kanun teklifi 23’üncü Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisine verildi ve hiçbir işlem görmedi. 37’nci maddeye göre buraya getirdik, Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla reddedildi. 24’üncü Dönem, yine Adalet Komisyonunun raflarında beklemektedir.

Şimdi Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarıma sesleniyorum: Darbeyle hesaplaşmaktan, darbe hukukuyla hesaplaşmaktan bahseden arkadaşlarım, bu kanun teklifine destek vererek, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerine ilişkin kanunu yürürlükten kaldırarak 12 Mart 1971 darbe hukukunun hukuksuzluğunu tespit edelim diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş olan sayın milletvekillerimize birer dakika söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Aygün.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinin 40’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, değerli üyeler; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın katledilmelerinin üzerinden kırk yıl geçti. O gün sıralara vurarak iştahla idam cezasını onaylayanlar bugün derin bir sessizlik ve utanç içindeler ve bu 3 genç “halk kahramanı” olarak kırk yıl sonra meydanlarda anılıyorlar. Ancak, ne yazık ki Denizlerin idama giderken “Kahrolsun emperyalizm!” diyerek canlarını feda ettiği bağımlı ülke olgusu değişmiş değil. Kısa bir zaman evvel, bu Parlamentonun bile bilgisi dışında Kürecik’e bir Amerikan radar üssü kuruldu ve Türkiye'nin zaten bağımlı olan siyasal yapısı, askerî yapısı daha fazla bağımlı hâle getirildi. Bu bakımdan onları halk kahramanı olarak anmanın yeterli bir tutum olduğunu düşünmüyoruz. Emperyalizmle bağların kesilmesi ve tam bağımsız bir Türkiye'nin kurulması gerekir. Denizler eğer kahramansa, Türk Meclisinin bu vasiyeti yerine getirmesi gerekir.

Herkese saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Sayın Yeniçeri….

 

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hükûmetin halkın gündemini değil kendi gündemini dayatarak milletin geleceği bakımından hayati önemdeki değişiklikleri kamuoyundan sakladığına ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye, gündemi çalınan bir ülke, gündemi sabote edilen bir ülke hâline geldi. Bir hafta önce orman vasfını kaybeden arazilerin satışıyla ilgili tasarı yasalaştı. Ardından yabancılara karşılıksız toprak satışı yasası gündeme sokuldu. Devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi tartışmaları açıldı. Ardından darbeleri araştırma komisyonu, onun ardından 19 Mayıs ve millî bayramları formaliteye indirgeyen yönetmelik yayımlandı. Tam bu sırada başkanlık sistemi gündeme sokularak tartışmaya açıldı. Bütün bunlar hem tesadüf hem de doğal değildir. Halkın gündemi çalınıyor. AK PARTİ, gündem terörü yaratarak milletin olanın bitenin farkına varmasını engelliyor. Milletin geleceği bakımından hayati önemdeki değişiklikleri kamuoyundan saklamış oluyor. Bunun için topluma şok üstüne şok gündem yaratan maddeler ortaya atıyor. Hükûmet cari açığı, iç ve dış borçları, kırdığı ithalat rekorunu, iki haneli enflasyon rakamlarını, yüzde 20’lere varan elektrik ve doğal gaz zamlarını, işsizlik, yoksulluk ve üretimsizlik gibi halkın sorunlarını değil, kendi gündemini topluma dayatıyor.

İktidarı, Suriye’den sorun ithal etmeyi bir kenara bırakmaya, Obama’nın gündemini takip etmeyi terk etmeye çağırıyor, Türk milletinin gündemine dönmesi için uyarıyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Işık…

 

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 19 Mayıs 2011 tarihinde yaşanan Simav depreminden bu yana artçı sarsıntıların sürmesine rağmen Hükûmetin ilgisizliğinin devam ettiğine ve kamyon şoförlerine fazla yükten dolayı uygulanan cezaların vatandaşı mağdur ettiğine ilişkin açıklaması

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kütahya ilinde 19 Mayıs 2011 tarihinde yaşanan Simav depreminden bu yana yaklaşık bir yıldır devam eden artçı sarsıntılar son günlerde tekrar şiddetlenmiştir ancak Hükûmetin bir yıldır bu deprem bölgesine olan ilgisizliği devam etmektedir. Deprem bölgesindeki bürokratlar oradaki acı tabloyu korkularından yukarıya iletememektedirler. Hükûmetin değerli bakanlarını bu depremi ve fay hattını teknik açıdan incelemeye ve bölgede yaşanan mağduriyete ses vermeye davet ediyorum.

İkinci bir konu: Yük taşımacılığı yapan birçok kamyon şoförümüz 10-15 kilogramı aşması nedeniyle fazla yükten dolayı 1.400 liradan başlayan, 5 bin TL’ye kadar varan cezalarla muhatap olmaktadır. Vatandaşlarımızı ezen bu uygulamaya karşı ilgili bakanlığın hassasiyet göstermesini temenni ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Işık, buyurunuz.

 

4.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan ilinde inşaat sektöründeki sıkıntılara ve sulama sularına yapılan zamların çiftçileri zor durumda bıraktığına ilişkin açıklaması

 

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ben de Denizlerin ölüm yıl dönümü dolayısıyla saygılarımla anıyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Erzincan ilinin lokomotifi olan inşaat sektörü 3 firmadan 2’sinin cezalandırılması dolayısıyla bu sene hiçbir iş yapamadılar. 300 inşaat, 5 bin çalışan, müteahhitler, inşaat malzemesi satıcıları, beton firmaları şu anda çok zor durumdalar. İşçiler göç etmeye başladılar. Bu konunun bir an önce çözülmesi gerekiyor çünkü inşaat sezonu kapanmak üzere.

Bir de ayrıyeten son günlerde çiftçilerin sulama sularına yüzde 100’den fazla zam yapıldı. Zaten zor durumda olan çiftçilerimiz iyice zor duruma girmiştir. Bu konuda gerekli önlemlerin alınarak zammın geri alınmasını, hatta düşürülmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Dedeoğlu…

 

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların bakanlıklar ve kamu kuruluşlarında boş olan engelli kadrolarına atanmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türkiye’de yaşayan 8,5 milyon engelli vatandaşımız var; bunlar, görme engelli, bedensel engelli, zihinsel engelli ve işitme engelli olarak dört ayrı kategoride değerlendiriliyor. Türkiye’de yaşayan engellilerimiz çok zor şartlar altında tahsillerini yapabiliyorlar, onu idame ettirebiliyorlar. Bakanlıklarımızda ve kamu kuruluşlarımızda bulunan boş kadrolara, engelli boş kadrolarına bunların atanmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

Sayın Varlı…

 

6.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’ın, Adanalı çiftçilerin buğday fiyatları konusunda Hükûmetten çözüm beklediğine ve İran karpuzunun ülkemize gelmesiyle Adanalı karpuz üreticilerinin zarar ettiğine ilişkin açıklaması

 

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aşağı yukarı on beş yirmi gün sonra Çukurova’da buğday hasadı başlayacak, yine aynı tarihlerde Çukurova’nın karpuzu çıkacak. Buğdayla ilgili fiyat belirsizliği devam ediyor, geçen seneki fiyatların altında şu anda buğday fiyatları. Mazot ve gübre fiyatları bir hayli artmasına rağmen buğday fiyatları ne yazık ki geçen yılın altında. Hükûmetin buna bir an önce çözüm üretmesini bekliyoruz Adanalı çiftçiler ve onların temsilcileri olarak.

Yine dışarıdan “İran karpuzu” diye bilinen karpuz girmeye devam ediyor -Adana’nın karpuzunun çıkmasına şurada bir hafta on gün kaldı- bunun da Hükûmet tarafından bir an önce engellenmesi gerekmekte; yoksa karpuz üreticilerimiz zaten zarar ediyorlar, zararları bir hayli artacak. Bu konuda Hükûmeti hem bilgilendirmek hem de uyarmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Sayın Halaman…

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesinin Bucak bölgesinde yaşanan sel felaketinin nedenlerine ilişkin açıklaması

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım teşekkür ediyorum.

Ben şöyle bir şeyi gündeme getirmek istedim: Pazar günü akşam, Adana’nın Kozan ilçesinde, Bucak bölgesinde müthiş bir sel felaketi oldu. Bu sel felaketinden dolayı bir sürü insanın ekini, bağı,  bostanı, bahçesi, arıları, balık çiftlikleri sel altında kaldı, mağdur oldular. Bundan önce, bu bölgenin afet ve heyelan bölgesi ilan edilip Meletmez Deresi’nin önünde bir gölet kurulması projesi vardı. On senedir, Hükûmet bu gölet projesini yapmadığı için, bugünkü sel felaketlerinden dolayı o bölgenin insanı sürekli mağdur oluyor. Meclisin ve bakanlarımızın, bürokrasinin dikkatini çekmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaman.

Sayın Öğüt…

 

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Hükûmetin hayvancılığa yatırım yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Değerli Başkanım,  dün, İstanbul Eyüp Göktürk’te at eti kasaplarda yakalandı. Vatandaşlarımıza at etini bu Hükûmetin yedirdiği ortaya çıktı.

Ben şimdi buradan sesleniyorum: Bir yandan ithal eti, bir yandan domuz etini, bir yandan at etini, bir yandan da eşek etini bu halkımıza yediriyorsunuz. Niçin, kendi köylümüzü destekleyip de kendi saf ırkımız olan hayvanları, hayvancılığı geliştirmiyorsunuz? Kars, Ardahan, Erzurum, Ağrı, Iğdır başta olmak üzere, Doğu Anadolu’daki hayvan potansiyelini geliştirmiyorsunuz da niçin dışarıdan et getiriyorsunuz veya at etini yiyecek duruma getiriyorsunuz ülkeyi?

Bu anlamda, ben istirham ediyorum: Doğu Anadolu’ya, Güneydoğu’ya, hayvancılığa Hükûmet yatırım yapsın ve bu at etinden, eşek etinden, domuz etinden Türkiye kurtulsun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öğüt.

Buyurunuz Sayın Öğüt.

 

9.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’na ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bu hafta İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası. Uluslararası Çalışma Örgütünün son araştırmalarına göre, dünyada her yıl 270 milyon iş kazası olmakta, her 11 saniyede 1 işçi ve her gün yaklaşık 6.300 kişi iş kazası nedeniyle yaşamını yitirmektedir.

Şimdi Türkiye'nin iş kazaları karnesine bakalım: Türkiye’de günde 172 iş kazası geliyor. Bunlardan 4’ü ölüm, 6’sı da iş göremezlik durumuyla sonuçlanıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Temsilciliği, Türkiye'nin iş kazalarında Avrupa 1’incisi, dünya 3’üncüsü olduğunu açıklıyor. Mimarlar odası “Kamuoyuna yansıyanlar dışında son on yılda iş kazaları sonucunda hayatını kaybeden işçilerin sayısı 10 binin üzerindedir.” diyor. AB istatistikleri ise Türkiye’de ölen işçilerin oranının AB ortalamasının 7 katı olduğunu işaret ediyor. Üstelik, bu veriler içinde kayıt dışı çalışmanın neden olduğu kazaların büyük çoğunluğu yok. Hükûmetimizin bir daha dikkatini çekiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öğüt.

Gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 15, 116, 117, 123, 130, 173, 221, 222, 225, 226, 232, 237, 295, 366, 394, 411, 415, 455, 492, 494, 523, 671, 740, 786, 899, 1045, 1046, 1047 ve 1094’üncü sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Moldova-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubunun ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/849)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 2/5/2012 tarihli ve 23 sayılı Kararı ile Moldova-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu'nun ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7’nci maddesi uyarınca Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                     Cemil Çiçek

                                                                                                                                  TBMM Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum.

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 25 milletvekilinin, bağcılık ve üzüm yetiştiriciliğindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/268)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye; üzüm üretiminde geniş bağ alanlarına sahip olması, üretilen şaraplık üzümün çeşitliliği ve niteliği bakımından dünyanın sayılı ülkeleri arasında bulunmaktadır. Şaraplık üzüm üretiminde Ülkemiz, İspanya, Fransa ve İtalya'dan sonra 4. sırada yer almaktadır. Yaş üzüm üretimi yaklaşık 4 milyon ton olmasına karşın, bu miktarın ancak % 2'si şarap üretiminde değerlendirilmektedir. Bu oran, adı geçen ülkelerde % 90'a ulaşmaktadır. 150 milyar dolar büyüklüğündeki şarap dış satımında Türkiye'nin payı 4 milyon dolar civarındadır.

Mevcut potansiyelimizin saptanarak etkin ve verimli şekilde değerlendirilmesi için siyasi iktidarlara göre değişmeyen bir devlet politikası derhâl oluşturulmalıdır. Oluşturulacak politikalarda, başta üzüm yetiştiricilerimiz ve sanayicilerimiz olmak üzere, sektörlerde yer alan çalışanların ve gerekli teknik elemanlar için bilimsel ve istenilen nitelikte üretim için eğitim mutlaka yer almalıdır.

Bağcılığın ve şarap işletmelerinin sorunları bilinmektedir. Gerekli destekleme, yönlendirme ve gerekli yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır. Mevcut uygulamalar, sektörün yaşadığı sorunların çözümü noktasında ve bu alanlardaki mevcut potansiyelimizin AB sürecinde ve Dünyadaki gelişmeler karşısında, sektörün sürdürülebilirliğini, geleceğini ve rekabet şansını tehlikeye atmaktadır.

Ülkemizin, yaş üzüm üretimi için uygun toprak ve iklime sahip olması çok büyük bir ülkesel avantajımızdır. Ancak şaraplık üzüm çeşitlerinin istenilen miktar ve kalitede bulunmaması da başka bir gerçektir. Şarapçılığa uygun üzüm türlerinin bölgesel tespiti yapılarak kaliteli şarap üretimine elverişli çeşitlerin üretiminin artırılması gerekmektedir. Ülkemizde hâlâ şarap üretimi ile ilgili, coğrafi bölge tanımı tam olarak yapılmamıştır.

Bugün dünya şarap pazarında pay sahibi birçok ülke, gerekli üzümü dışarıdan alırken, ülkemiz dünyanın 4. bağcılık ülkesidir. Ama bu zenginliğimizi geliştirecek mevcut ulusal politikalarımız ve hedefimiz yoktur. Bir taraftan şarap üreticisi yüksek vergilerle sıkıştırılırken, bir yandan da bağcılığımız kendi hâline bırakılmaktadır. Bugün ülkemizde neredeyse şarapçılığa ideolojik bir yaklaşımla bakılmakta olup satış ve tüketim yerleri kısıtlanmaktadır. Şarap sektörü cezalandırılmaktadır.

Ülkemizde modern bağcılık ve kaliteli üzüm üretimi için, üretici desteklenmeli, teşvik edilmeli, yönlendirilmeli ve eğitilmelidir. Bağcılık geliştikçe kaliteli şarap üretimi de gelişecektir. Şarap sanayisi modern makinelerle donatılarak şarap üretimi için, en modern teknikler uygulanmaktadır. Şarap; kalitesine, üzümüne, bağına ve bölgesine göre markalaşmaktadır. Bu markalaşmayı sofra şarabından kaliteli şaraba geçiş olarak da adlandırmak olasıdır. Türkiye Şarap Üretimini Geliştirilmesine Etkili Olan Başlıca Faktörler; üzüm fiyatları, girdi fiyatları, şarapçılıkta vergilendirme, pazarlama ve organizasyon, ileri teknoloji seçimi ve eğitim, çeşitlere uygun yer ve yöney seçimi ve çeşitlere uygun kültürel işlemlerin seçimidir.

İçki ruhsatının İçişleri Bakanlığından alınarak Belediyelere verilmesi, bu ruhsatın her yıl yenileme zorunluluğunun olması, İnternet üzerinden şarap satışının yasaklanması da şarap üretimini ve satışını azaltmakta ve kayıt dışı ekonomiyi teşvik etmektedir. Önümüzdeki yıllarda küresel ısınma ile değişmesi tahmin edilen dünya ikliminden, mevcut bulunan bağ alanları olumsuz yönde etkilenirken, bazı bölgeler bulundukları konum itibarıyla bağcılık için daha elverişli hâle gelecektir. Avrupa'daki şaraplık üzüm üretimi yapılan bağlar dünyadaki şaraplık bağların yaklaşık % 45'ini; üretimin ise % 60'ını oluşturmaktadır. Küresel ısınmanın gelecekte Avrupa ülkelerinde ortaya çıkaracağı olumsuzluklar sebebiyle şarapçılık sektöründe bir boşluk yaşanacaktır.

Ulusal bağ alanlarımızın tümü henüz tam kayıt altına alınamamış olup, bağ alanlarının yer aldıkları bölgelerin klimatolojik koşulları ve toprak yapısının bilimsel incelemeleri tamamlanamamıştır. Hangi bölgede en iyi hangi üzümün yetişeceği, OlV'in (Organisation İnternationale de la Vigne et du Vin - Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü) öngördüğü tarzda bağ kurma, bakım yöntemleri ve üretim usulleri üreticilere gereğince aktarılmadığından, önemli şarap üretici AB ülkelerinin yıllardır benimsediği "Kökeni Kontrollü İsimlendirme Sistemi" henüz Türkiye'de yeterince uygulanmamakta, bu olumsuzluk ise Türkiye şaraplarının iç ve dış piyasalarda BB kalite şarapları ve coğrafi işarete sahip sofra şarapları karşısında rekabet gücünü zayıflatmaktadır.

Ülkemizde sürdürülebilir şarap tüketim kültürü olmadığı, bu konuda yanlış, yetersiz bilgi ve yaklaşımlar olduğu bir gerçektir. Ülkemizde bağcılığın geliştirilmesi, bağcılığın daha bilinçli yapılabilmesi, kaliteli üzüm yetiştirilmesi için yapılması gerekenlerin tespiti, üzüm yetiştiricilerinin ve şarap üreticilerinin karşılaştığı sorunlar ve şarabın pazarlanmasında yaşanan sorunların saptanması ve bu sorunların ivedilikle giderilmesi, bu sektörde istihdamın artırılması, daha kaliteli şarap üretimi ve dış satımında daha büyük pay sahibi olmak için alınması lazım gelen önlemlerin saptanması için Anayasanın 98 ve Meclis İç Tüzüğünün 104. maddeleri uyarınca Meclis araştırması yapılması saygılarımızla arz ederiz.

1) Ali Rıza Öztürk                                                      (Mersin)

2) Aykan Erdemir                                                      (Bursa)

3) Aylin Nazlıaka                                                      (Ankara)

4) Mahmut Tanal                                                       (İstanbul)

5) Muhammet Rıza Yalçınkaya                                   (Bartın)

6) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

7) Mehmet Volkan Canalioğlu                                    (Trabzon)

8) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

9) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

10) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                         (İstanbul)

11) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

12) Mehmet Ali Susam                                              (İzmir)

13) Şafak Pavey                                                       (İstanbul)

14) Sedef Küçük                                                       (İstanbul)

15) Yıldıray Sapan                                                    (Antalya)

16) Metin Lütfi Baydar                                               (Aydın)

17) Ümit Özgümüş                                                    (Adana)

18) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

19) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

20) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

21) Sena Kaleli                                                         (Bursa)

22) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

23) Ali Demirçalı                                                      (Adana)

24) Hasan Akgöl                                                       (Hatay)

25) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

26) Melda Onur                                                         (İstanbul)

 

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 milletvekilinin, bor madenciliğindeki sorunların ve bor kaynaklarının etkin değerlendirilmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/269)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bor madenlerimiz, ülkemizin en önemli yer altı kaynaklarıdır. Dünya bor rezervlerinin % 80'i ülkemizdedir. Bor, stratejik bir maden olduğundan herhangi bir ticari meta şeklinde düşünülmesi ve serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle 1978 yılına kadar özel şirketler eliyle işletilen bor yatakları, 2172 sayılı Kanun ile Etibank'a devredilmiştir. Bor stratejik bir maden olduğundan 1983 yılında, 2840 sayılı Kanun ile bor tuzlarının aranması ve işletilmesinin devlet eliyle yapılacağı hükme bağlanmıştır. Dünya bor talebinin % 70'i, US Borax ve Eti Maden işletmeleri adlı iki tekelin denetimindedir. Eti Maden İşletmelerinin tek rakibi US Borax'ın bağlı olduğu dünya madencilik devi Rio Tinto, karşısında, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki küçük ölçekli madencilik şirketleri tutunamamakta, genellikle söz konusu tekelin içerisinde erimek durumunda kalmaktadırlar. Dünya bor pazarının önemli bir bölümüne sahip olan RTZ US Borax firması; üretim, depolama, dağıtım ve pazarlama faaliyetlerini son derece büyük bir örgütsel yapı içerisinde tek elden kontrol etmektedir. Bor minerali ve ürünlerinin bir kamu tekeli tarafından üretilip pazarlanması son derece doğaldır. Dağınık ve birbirleriyle rekabet halindeki küçük ölçekli firmalar yerine, üretim, depolama, dağıtım ve pazarlama faaliyetlerinin tek bir elden yürütülmesi bor pazarında fiyatlandırma disiplininin sağlanması bakımından en akılcı yöntemdir. Bu durum, bor rezervi bulunan diğer ülkeler için de geçerli olup, uygulama bu şekildedir. Bor minerallerinin, 250'yi aşkın kullanım alanı mevcuttur.

Bor mineralleri, katıldıkları malzemelerin katma değerlerini yükseltmekte, bu nedenle sanayinin tuzu olarak adlandırılmaktadırlar. Gelişen teknolojiler, bor kullanımını ve bor minerallerine olan bağımlılığı artırmaktadır. Bu gerçekler ortadayken; madencilik çevrelerinde bor madenlerimizle BH Billiton şirketinin ilgilendiği, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünün özerkleştirileceği ve bunun sonucunda özelleştirilmesinin önünün açılacağı iddiaları vardır. Avrupa Birliği (AB), bor madeninden üretilen bor kimyasallarını "üremeye olumsuz etkili toksik madde" listesine almıştır. Bu listedeki ürünler, ticaret sırasında önemli kısıtlayıcı uygulamalara maruz kalmakta olup bor ürünleri, kuru kafa sembollü etiketleme yapılmadan Avrupa'ya ve dolayısıyla ikinci aşamada dünyaya ihraç edilemeyecektir.

Bu durum, hiç kuşku yok ki madenciliğimize indirilmiş ağır bir darbedir. AB, 67/548/ECC sayılı AB Komisyonu direktifi doğrultusunda, tehlikeli maddelerin sınıflandırılması, ambalajlanması ve etiketlenmesine yönelik bu çalışmalara 2000 yılında başlamıştır.

Bu kararların uygulanmasından ülkemiz olumsuz etkileneceğinden, siyasi iktidara önemli görevler düşmektedir. İlgililer, meslek odaları ve üniversitelerle birlikte çalışarak bu konuda acilen çözüm üretmelidir. O nedenle bor yataklarımızın en etkin ve verimli şekilde işletilmesi, bor minerallerinin üretilmesi, pazarlanması için öncelikle karşılaşılan sorunların ve bu sektörün çalışanların sorunlarının objektif olarak tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması için Anayasanın 98., Meclis İçtüzüğünün 104. ve ilgili madde hükümleri uyarınca Meclis araştırmasının yapılmasını talep ederiz.

1) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

2) Aykan Erdemir                                                      (Bursa)

3) Aylin Nazlıaka                                                      (Ankara)

4) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

5) Muhammet Rıza Yalçınkaya                                   (Bartın)

6) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

7) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

8) Mehmet Volkan Canalioğlu                                    (Trabzon)

9) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

10) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

11) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

12) Metin Lütfi Baydar                                              (Aydın)

13) Yıldıray Sapan                                                    (Antalya)

14) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                        (İstanbul)

15) Ümit Özgümüş                                                    (Adana)

16) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

17) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

18) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

19) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

20) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

21) Sena Kaleli                                                        (Bursa)

22) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

23) Ali Demirçalı                                                      (Adana)

24) Hasan Akgöl                                                       (Hatay)

25) Mehmet Ali Susam                                              (İzmir)

 

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 23 milletvekilinin, 12 Haziran 1980 tarihinde İnciraltı Öğrenci Yurdunda meydana gelen olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/270)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

13 Haziran 1980 tarihinde yapılacak Üniversite Seçme Sınavına girmek için İzmir'e gelen öğrencilerin konaklama ve barınma ihtiyaçları, Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı öğrenci yurtlarında karşılanmıştır.

İzmir İnciraltı Öğrenci Yurdundaki öğrenciler, Üniversite Seçme Sınavına girecek öğrenci arkadaşları için sınavdan bir gece önce, 12 Haziran 1980 tarihinde yurt bahçesinde bir moral gecesi düzenlediler. Bu gecede, çeşitli yörelere ait folklor oyunları sergilenmiş ve türküler söylenmiştir.

Şenliğin devam ettiği sırada, saat 21.00 ile 21.30 sıralarında yurt bahçe kapısından içeri giren silahlı askerler, bahçede bulunan öğrencilerin üzerine ateş açmışlar ve resmi açıklamalara göre 5 öğrenciyi öldürüp onlarca öğrenciyi de yaralamışlardır.

Bu saldırı nedeniyle; İsmail Baytak, Mehmet Ali Arun, Mustafa Uslu, A. İhsan Tan ve Hüseyin Akdağ isimli öğrencilerin öldükleri,

Erhan Üstbaş, Emel Şahin Toprak, Sait Cacur, Hüseyin Özbaş, Orhan Zahur, Mahmut Çalışkan, Ömer Sarıtoprak, Oğuz Sayır, Murat Çalıkuşu, Bekir Sıtkı Şenyurt, Oğuz Şahin, Orhan Zabun, Hasan Nergis, Ahmet Kamil Utkan, Hakan Erez, Cevdet İnci, İbrahim Morkacı, İbrahim Toy, Harun Azyit, Lütfü Zafer Demirel, Selahattin Öcal, Muhsin Okuyan, Sahir Erdoğan, Berkan Usbaş isimli öğrencilerin de yaralandıkları gazete haberlerine yansımıştır.

Olayın ardından açılan dava 3,5 yıl sürmüştür. Ancak, sadece iki ailenin ifadesi alınmış, avukatlar baskı nedeniyle davadan çekilmiş, sonunda sıkıyönetim dönemindeki faaliyetlerinden dolayı askerlerin yargılanamayacağı hükmünü getiren yasayla dosya ortadan kaldırılmıştır.

Katliama ilişkin gerçeklerin açığa çıkartılması ve sorumlularının yargılanması için uzunca bir süredir çalışma yürüten İzmir 78'liler Dayanışma ve Araştırma Derneği, katliamın 30. yılında dosyayı yeniden gündeme getirerek, geçtiğimiz yıl katliamın tanıklarına çağrı yaparak, memur suçlarına bakan savcılığa suç duyurusunda bulunmak istemiş ancak dilekçeleri kabul edilmemişti.

Davanın zaman aşımına uğramaması için suç duyurusunda bulunan İzmir 78'liler Dayanışma ve Araştırma Derneği, yarım saat süren katliam anını şöyle anlatıyor:

"Bir grup asker jandarma panzerleriyle öğrencilerin kaldıkları blokların çevresini sarmış, yurtların kapı önüne kadar girmiş, sirenlerini sürekli açık tutmuş ve 1.000'in üzerinde yurt bahçesinde şarkı söyleyip, halay çeken öğrenciyi kuşatmışlardır. Saat 21.00 gibi megafonla anons yaparak öğrencilere genel arama yapılacağını duyurmuşlardır. Anonsun yapılmasından sonra araçlardan inen jandarma çavuşun verdiği emir ile bahçedeki öğrencileri 3 dakika süreyle taramışlardır. Bir anda savaş alanına dönen öğrenci yurtlarında kurşun yağmuru altında öğrenciler kaçışmaya başlamışlardır."

Devleti esas alan "devletin hukuku" yerine, yurttaşı esas alan "hukuk devleti"nin önündeki engellerin kaldırılması için 12 Haziran 1980 tarihindeki İnciraltı Öğrenci Yurdundaki öğrenci katliamının; neden, nasıl, kimler tarafından ve hangi yöntemlerle yapıldığının; faillerin neden bulunamadığının, devletin sorumluluktan nasıl sıyrıldığının, yargısal sürecin nasıl ve hangi yöntemlerle tıkandığının, ülkemizdeki faaliyeti ile hükûmetleri devirip, sivil ya da askeri darbelerle anayasal demokratik düzeni işlemez hâle getirdiği; sosyal, kültürel, etnik, dini, mezhepsel gibi farklılıkları ve yaraları kaşıyarak halkı birbiriyle çatıştırıp, cinayet ve katliamlarla ülkede kaos yaratıp, istediği yönetimleri işbaşına geçirdiği söylenen emperyalizmin, 12 Haziran 1980'deki İnciraltı Öğrenci Yurdundaki öğrenci katliamı öncesinde, oluşunda, sonrasında olaylardaki bağlantısı ve rolünün araştırılması ve tespiti demokratik hukuk devletinin asli görevidir. Demokratik hukuk devletinde, hangi nedenle olursa olsun demokrasiye ve halkın iradesine yönelik tüm müdahalelere karşı çıkmak, demokrasiyi ve hukuku savunmak herkesin asli ödevidir. Demokrasiye müdahaleyi zemin hazırlayan karanlık olayların aydınlatılması, devlet içindeki yasa dışı örgütlenme ve yapıların açığa çıkarılması; TBMM'nin öncelikli ödevidir. Açıklanan nedenlerle Anayasanın ve İçtüzüğün ilgili hükümleri uyarınca 12 Haziran 1980 İnciraltı Öğrenci Yurdundaki öğrenci katliamı hakkında Meclis Araştırması yapılmasını dileriz.

1)  Ali Rıza Öztürk                                                                      (Mersin)

2)  Muhammet Rıza Yalçınkaya                                                  (Bartın)

3)  Ümit Özgümüş                                                                      (Adana)

4)  Uğur Bayraktutan                                      (Artvin)

5)  Dilek Akagün Yılmaz                                (Uşak)

6)  Nurettin Demir                                                                      (Muğla)

7)  Kadir Gökmen Öğüt                                  (İstanbul)

8)  İlhan Demiröz                                                                       (Bursa)

9)  Ali Özgündüz                                                                        (İstanbul)

10) Ayşe Nedret Akova                                  (Balıkesir)

11) Erdal Aksünger                                                                    (İzmir)

12) Ali Demirçalı                                                                        (Adana)

13) Hasan Akgöl                                                                        (Hatay)

14) Ali Serindağ                                                                         (Gaziantep)

15) İhsan Özkes                                                                         (İstanbul)

16) Mahmut Tanal                                                                      (İstanbul)

17) Kazım Kurt                                                                           (Eskişehir)

18) Aylin Nazlıaka                                                                      (Ankara)

19) Aykan Erdemir                                                                     (Bursa)

20) Ali Sarıbaş                                                                           (Çanakkale)

21) Mehmet Volkan Canalioğlu                                                 (Trabzon)

22) Ramazan Kerim Özkan                                                        (Burdur)

23) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                                         (İstanbul)

24) Gürkut Acar                                                                          (Antalya)

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının dört tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

 

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Arnavutluk Parlamentosu Başkanı Jozefina Topalli Çoba ve Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoski'nin vaki davetlerine icabet etmek üzere 15-17 Mayıs 2012 tarihleri arasında Arnavutluk’a ve 17-18 Mayıs 2012 tarihleri arasında Makedonya'ya resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/850)

 

07/Mayıs/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetin; Arnavutluk Parlamentosu Başkanı Jozefina Topalli Çoba ve Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoski'nin vaki davetlerine icabet etmek üzere 15-17 Mayıs 2012 tarihleri arasında Arnavutluk’a ve 17-18 Mayıs 2012 tarihleri arasında Makedonya'ya resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                     Cemil Çiçek

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi İçişleri Komisyonu üyelerinden müteşekkil bir heyetin, Bosna-Hersek Parlamentosu İstihbarat Denetleme Komitesi Başkanı Mirsad Djugum'un vaki davetine icabet etmek üzere 21-24 Mayıs 2012 tarihlerinde Bosna-Hersek'e gitmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/851)

 

03/Mayıs/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Bosna-Hersek Parlamentosu İstihbarat Denetleme Komitesi Başkanı Mirsad Djugum'un vaki davetine icabet etmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi İçişleri Komisyonu üyelerinden müteşekkil bir heyetin 21-24 Mayıs 2012 tarihlerinde Bosna-Hersek'e gitmesi hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

TBMM Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı efendim…

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.51

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU (İzmir)

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

 

4.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Türkmenistan Anayasası'nın 20’nci yıl dönümü vesilesiyle Türkmenistan Meclisi tarafından 18-19 Mayıs 2012 tarihlerinde Aşkabat'ta düzenlenecek uluslararası bir konferansa katılmak üzere Türkmenistan'a gitmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/852)

 

4/5/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkmenistan Anayasası'nın 20. Yıldönümü vesilesiyle, Türkmenistan Meclisi tarafından, 18-19 Mayıs 2012 tarihlerinde Aşkabat'ta düzenlenecek "Türkmenistan Anayasası'nın 20. Yılı: Güçlü Devlet Kurmanın Tarihî Deneyimi" konulu uluslararası konferansa katılmak üzere Konya Milletvekili Ayşe TÜRKMENOĞLU'nun Türkmenistan'a gitmesi hususu, 28/3/1990 tarihli 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                     Cemil Çiçek

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

5.- TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin, Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu Uluslararası İlişkiler ve Parlamentolararası İşbirliği Komitesi Başkanı Almazbek Baatırbekov'un vaki davetine icabetle Kırgızistan'a resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/853)

3/5/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin, Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu Uluslararası İlişkiler ve Parlamentolararası İşbirliği Komitesi Başkanı Almazbek Baatırbekov'un vaki davetine icabetle Kırgızistan'a resmî bir ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir.

Söz konusu parlamenter heyetin Kırgızistan'ı ziyareti, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                               Başkanı

BAŞKAN -  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun gündemindeki sıralama ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi ile 224 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ve Genel Kurulun 9 Mayıs 2012 Çarşamba günkü birleşiminde 224 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

                                                                               Tarih: 08/05/2012

Danışma Kurulunun 08/05/2012 Salı günü yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                               Başkanı

          Mahir Ünal                                                         Muharrem İnce

Adalet ve Kalkınma Partisi                                        Cumhuriyet Halk Partisi

Grubu Başkanvekili                                                     Grubu Başkanvekili

    Mehmet Şandır                                                       Hasip Kaplan

Milliyetçi Hareket Partisi                           Barış ve Demokrasi Partisi

  Grubu Başkanvekili                                                   Grubu Başkanvekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 201 ve 224 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 3 üncü ve 4 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; 9 Mayıs 2012 Çarşamba günkü Birleşiminde 224 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, gece 24:00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde, günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

224 Sıra sayılı kanun tasarısının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

 

 

224 Sıra Sayılı Afet Sigortaları KanunuTasarısı (1/583)

 

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ M4DDE SAYISI

 

1. BÖLÜM

1 ila 9 uncu maddeler

9

 

2. BÖLÜM

10 ila 18 inci maddeler (Geçici 1 ve geçici 2 nci maddeler dahil)

11

 

TOPLAM MADDE SAYISI

20

 

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, (2/34) esas numaralı 5464 Sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/43)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/34 Esas Numaralı Kanun Teklifim 45 gün içinde Komisyonda görüşülmediğinden İç Tüzüğün 37. Maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 24.11.2011

                                                                               Ensar Öğüt

                                                                               Ardahan

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt.

Buyurunuz Sayın Öğüt.

ENSAR ÖGÜT (Ardahan) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; banka kredi kartlarının faizlerinin düşürülmesi için vermiş olduğum kanun teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, bazı rakamlar vereceğim şimdi. Kredi kartı sayısı 52 milyon 180 bin. Kredi kartı harcaması 102 milyar 532 milyon. Kredi kartı borcu 57 milyar 705 milyon; taksitli borç 27 milyar, taksitsiz borç 29 milyar lira ve en önemlisi arkadaşlar, bu kredi kartlarına uygulanan faizler ve faizlere karşı olan Adalet ve Kalkınma Partisi bakalım bu oylamada nasıl bir el kaldıracak?

Şimdi, yıllık enflasyon, TÜFE ortalaması 2011 yılında 10,45. Bakın, TÜFE ortalaması 10,45. Kredi kartı faizi, yıllık yüzde 28,8. Ne oluyor? 2 katı.

Bir de kredi kartı gecikme faizi olanlar var; yani parasını ödemeyip gecikme olanlar var ya, onlar da yıllık yüzde 34,8.

Arkadaşlar, TÜFE 10,45, biz 34,8 ödüyoruz. Sizde faize karşı bir partisiniz. Bu nasıl adalet ben anlayamadım? Adalet ve kalkınma böyle olmaz arkadaşlar. Bakın, benim vermiş olduğum kanun teklifini şimdi, lütfen, siz kabul ederseniz, o zaman bu TEFE, TÜFE’ye göre kredi kartları faizleri inecek yüzde 10’a ve adaletli bir şey olacak değerli arkadaşlar.

Bu arada, Türkiye’de icra dosyalarını söylüyorum arkadaşlar: 2001’de biliyorsunuz çok ağır ekonomik koşullar geldi, gecelik faiz yüzde 7’ye çıkmıştı. 2001’de 10 milyon insan icradayken -2001’de bakın- şimdi Adalet ve Kalkınma Partisinin döneminde, değerli milletvekilleri, 2012’de 20 milyona çıkartmışsınız, gözünüz aydın! 10 milyon icra dosyasını 20 milyona çıkartmışsınız. Bu nedir? Bu yüksek faizden dolayıdır. Bu yüksek faizin mutlak suretle durdurulması lazım. Normal TEFE, TÜFE ortalaması alındığı zaman adaletli bir şey yapmış oluruz değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, biraz önce beni Ardahan Göle’den Cafer Zilek aradı. İsmini de “Ver.” dediği için veriyorum. Cafer Zilek Tahtakıran köyünde oturuyor. Bana dedi ki: “Başakkart’la ben 32 milyon lira kredi aldım.” Sayın Başkanım “32 milyon lira kredi aldım Başakkart’la ama ben borcumu ödedim, borcum da yok, gecikmeye de kalmadı. Şimdi gidiyorum Ziraat Bankasına, diyorlar ki: ‘Sana ikinci bir krediyi vermeyiz.’ Ya ben borcumu ödedim kardeşim, niye vermiyorsunuz?” diyor. Şimdi böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Ben buradan sesleniyorum Ziraat Bankası Genel Müdürümüz Sayın Hüseyin Bey’e, rica ediyorum buna el koysun.

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, ne oluyor biliyor musunuz? Kredi kartları veya alınan kredi faizleri yüksek olduğu için vatandaşlarımız eziliyor. Şimdi bir köylü gitsin bir bankadan kredi istesin “Hemen 2 tane devlet memuru getir, 3 tane esnaf getir.” diyorlar, 5 milyon lira krediyi zor veriyorlar, o da vermiyorlar. Ne oluyor o zaman? Bu köylüyü batırıyor. Köylü artık tarım ve hayvancılık yapmak istemiyor. Köylü hayvancılık yapmak istemediği için, yapamadığı için de ne oluyor? Bugün televizyonda dinledim, İstanbul’un Eyüp’ün Göktürk beldesinde at eti sattılar. Bir kamyon dolusu et; at eti satıyorlar. Ya, Allah aşkına, at eti, eşek eti, domuz eti yediriyorsunuz bize, köylümüze kredi verip gerçek hayvan eti yedirmiyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?

İşte gidin, Erzurum’da hayvancılık dibe vurdu, Kars’ta dibe vurdu, Ardahan’da dibe vurdu, Ağrı’da, Iğdır’da, hayvancılık yapan bütün bölgelerde hayvancılık dibe vurdu değerli arkadaşlar. Tamam, kalkınıyor, ülkemizin kalkınması lazım ama köylümüzü de düşünmemiz lazım. Yani bir yandan kredi kartlarının faizleri, bir yandan çiftçiye uygulanan faizler maalesef Türkiye’yi belli bir duruma getirdi ve ben şunu söylüyorum, sizden de istirham ediyorum: Bu kredi kartlarının faizlerinin ve diğer faizlerin ucuzlaması ve …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha…

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

Buyurunuz.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Kredi kartlarının faizlerinin TEFE-TÜFE ortalaması olması için Merkez Bankasının ilgili kanununun 26’ncı maddesinin değişmesi lazım.

Onun dışında, aile işletmeciliğini geliştirmemiz için köylüye, çiftçiye kredi verelim, imkân verelim, tarımı ve hayvancılığı geliştirelim diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam.

Buyurunuz Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Ensar Öğüt’ün vermiş olduğu kanun teklifiyle ilgili olarak söz aldım.

Önemli bir konuyu gündeme getirdi Sayın Öğüt. Kredi kartları uygulamasında kredi kartının borcunu yani tamamını ödeyemeyip zorunlu şartı ödeyip geri kalanını ödeyemeyen vatandaşlarımıza uygulanan faiz oranları gerçekten yüksektir. Bu konuda yasal bir düzenlemeye ihtiyaç vardır ve bu yasal düzenlemenin yapılması da bu Parlamentonun görevlerinden bir tanesidir.

Neden Parlamentonun görevlerinden bir tanesidir? Değerli arkadaşlar, kredi kartı aslında bir ödeme aracıdır, peşin para yerine kullanılır ama ülkemizde bugün kredi kartı bir kredi gibi kullanılmak durumundadır ve bundan dolayı da vatandaşımız büyük oranda kredi kartıyla gelecek gelirini harcama noktasında olmaktadır. Buna ihtiyaç duymasının nedeni de, vatandaşımızın içinde bulunduğu koşullarda alım gücünün düşüklüğüdür. Nasıl Hükûmet cari açıkla uğraşıyorsa, vatandaşın da cari açığı kredi kartlarıdır. Cari açığını kapatmayı kredi kartıyla yapmaktadır vatandaş. Bu anlamıyla işini döndürmek noktasındadır. Bankacılık sektörü kredi kartı vermekte çok bonkör ama kredi kartına faiz uygulamakta da aynı şekilde vatandaşın aleyhine çok bonkör bir durumdadır. Şimdi, vatandaşın ihtiyacından doğan bu uygulama karşısında biz şunu diyemeyiz: “Kredi kartı çağdaş bir uygulamadır, evet. Kredi kartı bu ülkede kayıt dışı ekonomiyi kayda almaktadır, evet. O zaman kredi kartıyla doğacak sorunların hepsine katlanmak zorundasınız.” diye vatandaşlara söyleme durumunda değiliz. Devlet olarak bu iyi bir ödeme aracının vatandaşın aleyhine yönlerini de düzenlemek bu Parlamentonun görevlerinden bir tanesidir.

Onun için, uygulanan faiz oranlarının bir yasal üst limiti olmalı ve tüketici kredisi kullandıran bankalar tüketici kredisine  uygulamış oldukları faiz oranını aynı şekilde bu kredi kartlarına uygulamalıdır. Bunu bu Parlamento bir yasal düzenlemeyle gerçekleştirmek durumundadır.

İkinci bir konunun da altını çizmek istiyorum, hiç konuşulmayan bir konu: Kredi kartı uygulaması nedeniyle haksız bir rekabet doğmaktadır. Bakın, nedir o haksız rekabet? Kredi kartını büyük alışveriş merkezleri ve büyükler banka sistemiyle birlikte istedikleri gibi kullanmakta, kendilerine istedikleri oranlarda taksitlendirme yapabilmektedir. Bir büyük mağaza bir bankayla anlaşıp on ay, on iki ay, hatta yirmi dört aya kadar varan kredi kartına faiz almadan uygulama yapabilmekte ama bir küçük işletme bankaya gidip bu koşulları istediği zaman kesinlikle hiçbir taviz alamamaktadır. Peki, onun alım gücü yüksek, bankadaki parası yüksek, o, bankayla anlaşıyor, istediği kadar faizsiz taksit yaptırıyor, yaptırsın diyebilir misiniz? Haksız rekabetin bir başka yolu da budur. Onun için bu konuyu da düzenlemek zorundayız. Böylece küçük işletmelere POS cihazı vermeyen, şu kadar para bulundurmazsan sana POS cihazı vermem diyen, aylık geri dönüşlerde küçük işletmelere yüksek faiz uygulayan bankacılık sistemini bu konuda düzenlemeye ve denetlemeye bu Meclisin gereği vardır.

Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısı bunun için Parlamentoya verilmiş ve bugün direkt görüşülerek onaylanması için huzurlarınıza getirilmiştir. Birçok kredi kartı borçlusu ciddi şekilde borcun çıkmazı içerisindedir ve intihar edenler vardır. 2 milyona yakın kredi kartı borçlusu vardır ve küçük işletmeler kredi kartı uygulamasından ciddi bir haksız rekabetle karşı karşıyadırlar.

Parlamentonun değerli üyeleri olarak, bu konuya dikkatinizi çekiyor ve bu sorunun çözümünde bugün bu yasal düzenlemeye desteklerinizi bekliyor, huzurlarınızı saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Susam.

Oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım efendim.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                             Kapanma Saati: 16.19

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU (İzmir)

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün kanun teklifinin doğrudan gündeme alınma önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri “Sunuşlar” bölümünde belirttiğim Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini okutuyorum:

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Niksar-Erbaa arasındaki tarihî Talazan Köprüsüne ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/23) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

                                                                                                   Reşat Doğru

                                                                                                       Tokat

Soru: Niksar - Erbaa arasında eski yol olarak tarif edilen yol üzerindeki tarihi Talazan köprüsünde çalışmalar ne zaman bitirilerek, faaliyete geçecektir?

 

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Damal’a bağlı bir köyün cemevinin elektrik borcuna ilişkin sözlü soru önergesi (6/61) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 16.8.2011

                                                                                                   Ensar Öğüt

                                                                                                      Ardahan

Ardahan Damal ilçesi Seyitören köyünde hemşehrilerimizin dini ibadetlerini yaptıkları cemevinin elektrik parası ödenemediğinden hemşehrilerimiz bu cemevini kullanmamaktadırlar. Bu durumda da tam anlamıyla dini vecibelerini yerine getirememektedirler.

1- Ardahan Damal İlçesi Seyitören köyümüz ilçemize bağlı nüfus yoğunluğu açısından büyük köylerimizden birisidir. Burada bulunan cemevinin elektrik parası ödenemediğinden dolayı dini ibadetlerini tam anlamıyla yapamamaktadırlar. Bunun için cem evinin elektrik parası ödenerek cemevi ibadete açılacak mı?

 

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, hac ve umre ziyaretlerinde görevlendirilen personel hakkındaki iddialara ilişkin sözlü soru önergesi (6/220) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

                                                                                                         10.10.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Aşağıda belirtilen sorularımın, Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                   Prof. Dr.Alim Işık

                                                                                                         Kütahya

Umre veya hac görevini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı veya özel şirketler tarafından Suudi Arabistan'a götürülen vatandaşlarımıza yardımcı olmak üzere kafilelerde görevlendirilen bazı din görevlilerinin görevlerini aksattıkları yönündeki şikayetlerle ilgili olarak;

1. Her yıl umre ya da hacca giden vatandaşlarımıza yardımcı olmak üzere görevlendirilen personel hangi kriterlere göre ve kimler tarafından belirlenmektedir?

2. Umre veya hac döneminde görevlendirilen personelin seçiminde siyasi tercihlerin öne çıktığı ve AKP'ye yakın görüşlülere öncelik verildiği iddiaları doğru mudur?

3. Her yıl DİB tarafından görevli olarak umre veya hacca gönderilen personel sayısının dönemlere ve görev gruplarına göre dağılımları nasıldır?

4. Kafilelerde görevli bazı din görevlilerinin görevlerini aksattıkları yönündeki şikâyetler hakkında şimdiye kadar Hükûmetinizce ne gibi işlemler yapılmış ve hangi tedbirler alınmıştır?

 

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, il ve ilçe müftülüklerinde sözleşmeli olarak görev yapan Kur’an kursu personeline ilişkin sözlü soru önergesi (6/222) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

                                                                               11.10.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın, Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                               Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                    Kütahya

Bakanlığınız Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatlarında sözleşmeli olarak görev yapan Kur’an kursu personelinin, bağlı bulundukları müftülüklerle her yıl yeniden sözleşme yaparak çalışmak zorunda olduğu bilinmektedir. Bu durumdaki personelin gerek psikolojik gerekse çalışma verimi açısından olumsuz yönde etkilendiği ve sosyal haklarının bulunmadığı yönündeki iddialarla ilgili olarak;

1. Bakanlığınıza bağlı il veya ilçe müftülüklerinde sözleşmeli olarak görev yapan Kur’an kursu personelinin sayısı ne kadardır?

2. Bu tür personelin işe alınmasında ne tür kriterler dikkate alınmaktadır? İşe alımlarda siyasi tercihlerin öne çıktığı iddiaları doğru mudur?

3. Bu durumdaki personelin sosyal haklarının bulunmadığı iddiaları doğru mudur?

4. Doğru ise çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve sosyal haklarının verilmesi yönünde Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma var mıdır? Varsa çalışma ne aşamadadır?

 

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, umre ve hac ücretlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/231) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

                                                                               10.10.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın, Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                               Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                       Kütahya

Hacı adaylarının dinimizin önemli vecibelerinden biri olan hac farizası için Mekke veya Medine'ye gitmeye başladıkları bugünlerde vatandaşlarımızdan gelen şikâyetler de artmıştır. Çekilen kuralarla hacı adayı olma şansını yakalayan vatandaşlarımız Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından istenen yüksek umre ve hac ücretlerini karşılamakta güçlük çekmektedirler. Bu konuyla ilgili olarak;

1. Hacca gidecek vatandaşlarımızdan alınan umre ve hac ücretleri her yıl hangi esaslara göre, kimler tarafından belirlenmektedir?

2. 2002-2011 yılları arasında kişi başına belirlenen umre ve hac ücretlerinin yıllara göre değişimi nasıl olmuştur?

3. AKP iktidarları döneminde kişi başına belirlenen ücretlerin döviz bazında her yıl artırılmasının gerekçesi nedir? Bu uygulamanın dini ticarileştirdiği iddiaları doğru mudur?

4. Ülkemizdeki umre ve hac ücretleri diğer ülkelerle kıyaslandığında nasıldır?

 

6.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, baz istasyonlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/243) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 11.10.2011

                                                                               İhsan Özkes

                                                                                  İstanbul

1- Ülke sınırları içinde baz istasyonu kurulan camilerin illere göre sayısı nedir?

2- 2010 yılında baz istasyonlarından alınan kira bedeli toplam miktarı nedir? Alınan bu kiranın kurumlara göre dağılım payları nedir?

 

7.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, cuma namazına giden Devlet erkânına yönelik bir uygulamaya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/327) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 07.10.2011

                                                                               İhsan Özkes

                                                                                  İstanbul

30 Eylül 2011'de Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç'ın Bursa'da Cuma günü Cuma namazı için camiye girmesinden sonra, cami dışında korumaların Sayın Arınç ve Sayın Vali'nin ayakkabıları başında nöbet tutması görüntüleri basına aksetmiştir.

Buna benzer uygulamaları zaman zaman görmekteyiz.

Bu uygulamalar hakkında ne düşünülüyor? Benzer görüntüler devam edecek midir?

 

8.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Van-Erciş’teki depremde kamu binalarında ölenlerin ve yaralananların sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/411) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 25.10.2011

                                                                               İhsan Özkes

                                                                                  İstanbul

23 Ekim 2011'de vuku bulan Van-Erciş depreminde kamu binalarında ölenlerin ve yaralananların sayısı nedir?

Kamu binalarında ölenlerin ve yaralananların kurumlara göre dağılım listesi nedir?

 

9.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, 1 Ocak 2002 tarihinden bu yana intihar eden öğretmen adayı ve işsizlik nedeniyle intihar edenlerin sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/412) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması İçin gereğini arz ederim. 24.10.2011

                                                                               İhsan Özkes

                                                                                  İstanbul

1 Ocak 2002'den beri atama beklerken intihar eden öğretmen adaylarının sayısı nedir?

1 Ocak 2002'den itibaren işsizlik nedeniyle intihar eden vatandaşlarımızın sayısı nedir?

 

10.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Kızılayın yardım ve müdahale kapasitesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/419) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                              

Prof. Dr. Nurettin Demir

                                                                                            Muğla

Van'da yaşanan deprem felaketi sonrası gerek Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay gerekse AKP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Hüseyin Çelik Kızılay'ın bu depremde sınıfta kaldığını ima etmiş ve çadırlar konusunda hata yapıldığı itiraf edilmiştir.

1- KızıIayın depolarında kaç tane çadır vardır?

2- Bu çadırlardan kaçı Van ve çevresine gönderilmiştir?

3- Kızılay tarafından Somali'ye gönderilen yardım malzemelerinin tutarı kaç liradır?

4- Kızılay tarafından Van'a gönderilen yardım malzemelerinin tutarı kaç liradır?

5- Olası bir İstanbul depremine ve başka bir depreme karşı Kızılay hazırlıklı mıdır?

6- Siyasi kararlar nedeniyle Kızılay'a yapılan müdahalelerin bu başarısızlıkta etkisi var mıdır?

 

11.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, olası İstanbul depreminde çadır alanı olarak kullanılması planlanan sahaların konut ve iş yeri alanına dönüştürüldüğü iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/420) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğon tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim. 26.10.2011

                                                                               İhsan Özkes

                                                                                 İstanbul

17 Ağustos 1999 depreminden sonra İstanbul'da olası depremde kurulmak üzere çadır alanı olarak tespit edilen sahalardan konut ve işyerine dönüştürülen yerler var mıdır? Varsa gerekçesi nedir?

 

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı köy camilerinin eksikliklerinin giderilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/429) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 21.10.2011

                                                                               Ensar Öğüt

                                                                                 Ardahan

Ardahan Hanak ilçesinde bu yıl bir kez daha huşu içinde geçirdiğimiz Mübarek Ramazan ayı boyunca camilerimizde abdesthane bulunmamakla beraber birçok camimizin çatısından su akmakta, birçok camimizin taban döşemesi çürümüş durumdadır. Camide ibadet yapan hemşehrilerimiz kış girmeden eksikliklerin giderilmesini ve gönül rahatlığı içinde ibadet yapmaları sağlanmalıdır.

1- Ardahan Hanak ilçesi Sazlıçayır, Karakale, Altınemek, Baştoklu, Alaçam, Börk köylerimizin camilerinde abdesthane bulunmamaktadır. Bu köylerimizin camilerine abdesthane yapılacak mı?

2- Yukarıda isimleri yazılı köylerimizin bakım ve onarımı ile iç boyaları yapılacak mı?

 

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücrete yapılan zamma ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/440) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Mesut Dedeoğlu

                                                                               Kahramanmaraş

Kahramanmaraş'ta halka hitap ederken "2023 yılında 2 milyon dolar millî gelir, 500 milyar dolar ihracat ve 25 bin dolar da kişi başına millî gelir hesaplıyoruz" şeklinde açıklamanız olmuştu.

Bu bilgiler ışığında;

1- Hükûmetiniz, 2012 yılı için asgari ücretliye 3+3 şeklinde yani günlük 66 kuruş zam öngörmektedir. Bu zamlarla asgari ücretli kesim kişi başı 25 bin dolarlık millî gelire hangi yıl ulaşabilecektir? Bu konu da bir çalışmanız oldu mu?

2- Yüzde 65'lere varan orandaki Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) düzenlemesinin hemen ardından asgari ücretliye yapılan 3+3'lük zam yerinde olmuş mudur? Zam bu kesim üzerinde bir mağduriyet doğurur mu? Doğurur ise, bu mağduriyeti nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz?

 

14.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Körfez ilçesindeki bir mahallin cami ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/537) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soru önergemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                               Lütfü Türkkan

                                                                                  Kocaeli

Kocaeli'ne bağlı Körfez İlçesi "Site 76" olarak bilinen mahalde cami bulunmaması nedeniyle özellikle yaşlıların ibadet için uzun bir mesafe kat etmek zorunda kalmalarından doğan mağduriyeti gidermek için Site 76 bölgesinde cami yapılması mümkün müdür?

 

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yüksekokul sekreterleri ve öğretim elemanlarının ek ödemelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/645) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                  Mesut Dedeoğlu

                                                                                                                                  Kahramanmaraş

Eşit işe eşit ücret konusunda hazırlanan ve Kanun Hükmünde Kararname olarak yayınlanan düzenleme ile ilgili tartışmalar bir bitmek bilmiyor.

Bu bilgiler ışığında;

1. Bu düzenleme ile yüksekokul sekreterleri ek ödeme kapsamına alınırken, öğretim elemanları niçin ek ödeme kapsamına alınmamıştır?

2. Bu konuda bir düzenlemeniz var mıdır? Bu konuda yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

 

16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, SSK ve BAĞ-KUR prim borçlularına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/687) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan R. Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak yanıtlanması için gereğini arz ederim. 09.12.2011

                                                                                                                                 Av. Gürkut Acar

                                                                                                                                        Antalya

SSK ve BAĞ-KUR prim borçları için getirilen yeniden yapılandırma düzenlemeleri kapsamında, Halk Bankası ve Ziraat Bankasından Bağ-Kur prim borçlularına kredi olanağı sağlanarak, emeklilik işlemleri kolaylaştırılmıştır.

1- SSK ve BAĞ-KUR prim borçluları için 2008 ve 2011 yılında da 6111 sayılı yasa ile getirilen düzenleme kapsamında ayrı ayrı kaç kişi yeniden yapılandırma için başvurmuştur? Benzer durumda olup, başvuru yapmayan borçlu sayısı statülerine göre nedir?

2-      Başvuru yapanlardan statülerine göre kaçı emekli olabilmiştir?

3- Bu kişilerden kaçı Halk Bankası ve Ziraat Bankasından söz konusu ödemeler için ne kadar kredi kullanmış ve emekli olmuştur? BAĞ-KUR borçluları için sağlanan olanak, SSK borçlularına neden tanınmamıştır?

 

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars Merkez, ilçe ve köylerindeki camilerin bakım ve onarımlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/711) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılması hususunu saygılarımla arz ederim.

7/12/2011

                                                        

                                                                                                                                     Ensar Öğüt

                                                                                                                                       Ardahan

Kars il merkezi ve ilçelerine bağlı köylerde yağan yoğun kar ve yağmur yağışı nedeniyle hemşehrilerimize hizmet veren camilerimizin çatıları bozulmuş ve camilerimizin dış sıvalarıyla beraber içerisinde boya ve badanaları da akmıştır. Bu durum karşısında vatandaşlarımız ibadetlerini yapmakta sıkıntı çekmektedirler. Bir an evvel camilerin gerekli bakım ve onarımları yapılmalıdır.

1- Kars il merkezi ve ilçelerine bağlı köylerde mevcut şartlar altında hemşehrilerimiz ibadetlerini yapmakta ancak yoğun kar ve yağmur yağışı nedeniyle camilerimizin dış sıvaları ile içerisinin badana ve boyaları akmıştır. Kars il merkezi ve ilçelerine bağlı köylerin camilerinin dış sıvaları ile iç badana ve boyalarının yapılması için bir çalışmanız olacak mı?

 

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’taki bazı köy camilerindeki eksikliklere ilişkin sözlü soru önergesi (6/715) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 6/12/2011

                                                                                          Ensar Öğüt

                                                                                            Ardahan

Kars il bazındaki köylerdeki camilerin bir bölümünde abdesthane bulunmadığı gibi köylerdeki camilerde morg da yoktur. Hemşehrilerimiz ibadetlerini yerine getirirken çok zorlanmaktadırlar.

1- Kars iline bağlı köylerdeki camilerin bir bölümünde abdesthane bulunmamaktadır. Köylerde dinî vecibelerini yerine getiren hemşehrilerimiz sıkıntı yaşamaktadırlar. Abdesthanesi olmayan camilere abdesthane yapılacak mı?

2-     Kars il genelinde morgu olmayan köylerimize morg yapılacak mı?

 

19.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kızılayın Düzce depreminde aldığı çadırlara  ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/757) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 27/12/2011

                                                                                         Kamer Genç

                                                                                             Tunceli

Düzce depreminde 10 milyon dolarlık kış şartlarına göre Kızılay tarafından çadır alınmıştı.

1- Bu çadırlar şimdi nerede?

2- Bu çadırları neden Van'daki depremzedelere vermiyorsunuz?

 

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, toplu sözleşme hakkının kullanılmasıyla ilgili hukukî düzenlemelere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/796) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                      Mesut Dedeoğlu

                                                                                      Kahramanmaraş

Toplu sözleşme hakkının nasıl kullanılacağı hâlen belirsizliğini korumaktadır. Anayasa değişikliğinin üzerinden neredeyse 1 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen uyum yasaları bir türlü çıkarılamamıştır.

Bu bilgiler ışığında;

1- Bu durum karşısında, sendikalar toplu sözleşme hakkını nasıl kullanacaklardır?

2-    Bu konudaki uyum yasalarını ne zaman çıkarmayı düşünüyorsunuz?

3- Bugüne kadar niçin çıkarılmamıştır?

 

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kamu personel sisteminin değiştirilmesi doğrultusunda yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/798) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                      Mesut Dedeoğlu

                                                                                      Kahramanmaraş

Kamu personel sisteminin tamamen değiştirileceği konusunda yapılan açıklamalar hem sendikaları, hem de kamu çalışanları huzursuz etmektedir.

Bu bilgiler ışığında;

1- Kamu personel sisteminin tamamen değiştirilmesi konusunda bir çalışmanız var mıdır?

2- Var ise, bu çalışma kamu çalışanlarının güvencesini, tayin hakkını ve aile bütünlüğünü eskisi gibi korumakta mıdır?

3- Yoksa her türlü istismara açık, sendikasız, güvensiz ve güvencesiz bir model mi olacaktır?

 

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, İller Bankasının anonim şirket olmasının yol açtığı sorunlara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/828) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                      Mesut Dedeoğlu

                                                                                      Kahramanmaraş

İller Bankası'nın A.Ş. olması nedeniyle kadrolarında yeniden yapılanmaya gidildiği ve bu nedenle, çok sayıda çalışanın mağdur edildiği belirtilmektedir.

Bu bilgiler ışığında;

1- Bu doğru mudur? Yeni yapılandırma yüzünden mağduriyet söz konusu olmuş mudur?

2- Toplam kaç personel başka kurumlara gönderilmek üzere havuza gönderilmiş ve kurumla irtibatı kesilmiştir?

3.- Uzmanlık kadrosu sınavı niçin yapılamamıştır? Havuza gönderilen personel için hangi ölçüler dikkate alınmıştır?

 

23.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, bir köy camisinin imam ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/986) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın, Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim. 20.01.2012

                                                                                                                                            

                                                                                                                                  İbrahim Binici

                                                                                                                                      Şanlıurfa

Şanlıurfa Merkeze (Akziyaret Bucağı) bağlı Bölücek Köyü camisine imam ataması yapılmamıştır. Bu durum ibadet etme ve dinî vecibe gerektiren durumlarda köy sakinlerinin sıkıntı yaşamasına neden olmaktadır. Bu itibarla;

1- Yaklaşık 250 nüfusun yaşadığı 50 haneli Bölücek Köyüne cami imamı atanmasıyla ilgili olarak herhangi bir çalışmanız var mıdır? Varsa atamaya ilişkin bir tarih verebilir misiniz?

 

24.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Merkez ve ilçelerindeki cami ve Kur’an kurslarının tabelalarının değiştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1056) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 12.1.2012

                                                                                                                                     Ensar Öğüt

                                                                                                                                       Ardahan

Ardahan il merkezi ile ilçe merkezleri ve köylerde bulunan camilerimizle yine başta ilçe merkezleri olmak üzere bazı köylerimizde Kur’an kursları bulunmaktadır. Camilerimizin ve Kur’an kurslarımızın dış cephelerinde bulunan yazılar çok eski olduğundan dolayı okunamamaktadır.

1- Ardahan il ve ilçe merkezlerine bağlı camilerimiz ve Kur’an kurslarının dış cephelerinde bulunan tabelalar okunmamaktadır. Tabelaların yeniden yazılması sağlanacak mı?

 

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, vekil imamların mağduriyetine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1106) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                 Mesut Dedeoğlu

                                                                                                                                Kahramanmaraş

Vekil imamlar mağdur olduklarını belirterek, yeterlilik yılı aranmaksızın önümüzdeki günlerde yapılacak olan kadroya alımlara müracaat etmek istemektedir.

Bu bilgiler ışığında;

1. Vekil imamlarımızla ilgili böyle bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda çalışmanız var mıdır?

2. Ellerinde yeterlilik belgesi bulunan ve müftülüklerin inceleme ve değerlendirmesinden sonra göreve başlayan vekil imamlarımızın mağduriyetlerini ne zaman gidermeyi planlıyorsunuz?

 

26.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gümüşhane ve Bayburt’taki cami tabelalarının yenilenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1222) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 6.2.2012

                                                                                                                                     Ensar Öğüt

                                                                                                                                       Ardahan

Gümüşhane ve Bayburt il merkezleri ile ilçe merkezleri ve köylerde bulunan camilerimizle yine başta ilçe merkezleri olmak üzere bazı köylerimizde Kur’an kursları bulunmaktadır. Camilerimizin ve Kur’an kurslarımızın dış cephelerinde bulunan yazılar çok eski olduğundan dolayı okunamamaktadır.

1- Gümüşhane ve Bayburt il ve ilçe merkezlerine bağlı camilerimiz ve Kur’an kurslarının dış cephelerinde bulunan tabelalar çok eski olduğundan yazıları silinmiş ve çerçeveleri bozulmuştur. Tabelaların yeniden yazılması sağlanacak mı?

 

27.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta din hizmetlerini yürüten personel ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1368) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                  Mesut Dedeoğlu

                                                                                                                                  Kahramanmaraş

Kahramanmaraş ilimizde, Din hizmetlerinin daha iyi yürütüle bilmesi için çok sayıda personele ihtiyaç vardır. İlimizin çeşitli unvan ve görevlerde çok sayıda personel ihtiyacı bulunmaktadır.

Bu bilgiler ışığında;

1- Kahramanmaraş ilimizin, vaiz, Kur’an kursu öğretmeni, imam-hatip ve müezzin, kayyım gibi çok sayıdaki ihtiyaçlarını ne zaman karşılamayı planlıyorsunuz?

2. Bu konuda çalışmanız var mıdır? Yakın zamanda Kahramanmaraş ilimize personel ataması yapılmış mıdır? Yapılmış ise toplam kaç personel ataması yapılmıştır?

 

28.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’a hizmet içi eğitim amacıyla külliye yapılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1369) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                  Mesut Dedeoğlu

                                                                                                                                  Kahramanmaraş

Kahramanmaraş ilimizde, 12 Şubat Parkı karşısında 10 dönümlük arsa üzerine hizmet içi eğitim ihtiyacına da cevap verecek şekilde bir diyanet külliyesi yapılması gerekmektedir.

Bu bilgiler ışığında;

1- Kahramanmaraş ilimizde, bu 10 dönümlük arsa üzerinde hizmet içi eğitimlere cevap verebilecek bir şekilde külliye yapmayı planlıyor musunuz?.

2- Bu konuda çalışmanız var mıdır? Çalışma yapmayı., planlıyor musunuz?

 

29.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın din görevlileri misafirhanesi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1370) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                  Mesut Dedeoğlu

                                                                                                                                  Kahramanmaraş

Kahramanmaraş'ta, ilimize misafir veya eğitim amaçlı gelen diyanet personelinin konaklayabilecekleri bir din görevlileri misafirhanesi bulunmamaktadır.

Bu bilgiler ışığında;

1- Kahramanmaraş ilimizin ihtiyacı olan din görevlileri misafirhanesini ne zaman yapmayı planlıyorsunuz?

2- Kahramanmaraş'a misafirhane konusunda bir çalışmanız var mıdır?

 

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak ve Hakkâri’de cami ve Kur’an kurslarının tabelalarının değiştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1417) ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Ensar Öğüt

                                                                                                                                       Ardahan

Şırnak ve Hakkâri il merkezleri ile ilçe merkezleri ve köylerde bulunan camilerimizle yine başta ilçe merkezleri olmak üzere bazı köylerimizde Kur’an kursları bulunmaktadır. Camilerimizin ve Kur’an kurslarımızın dış cephelerinde bulunan yazılar çok eski olduğundan dolayı okunamamaktadır.

1- Şırnak ve Hakkâri il ve ilçe merkezlerine bağlı camilerimiz ve Kur’an kurslarının dış cephelerinde bulunan tabelalar çok eski olduğundan yazıları silinmiş ve çerçeveleri bozulmuştur. Tabelaların yeniden yazılması sağlanacak mı?

BAŞKAN – Sözlü soru önergelerini cevaplandırmak üzere Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ.

Buyurunuz Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri tarafından şahsıma, Sayın Başbakanımıza ve İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin’e yöneltilen sorular hakkında sözlü cevapları arz etmek üzere huzurunuzdayım. Cevapları sıra sayısına göre vereceğim takip açısından belki daha kolay olur diye.

Birinci cevabım, Sayın İdris Naim Şahin’e Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun sorduğu (6/23) sayılı sorusunun cevabıdır:

Niksar-Erbaa arasındaki tarihî Talazan Köprüsü’ne ilişkin bir soru. Konu Tokat Valiliğine incelettirilmiş olup Niksar ve Erbaa ilçeleri arasındaki tarihî Talazan Köprüsü’nün bakım ve onarım çalışmalarına, Samsun Karayolları 7’nci Bölge Müdürlüğünce yapılan ihale doğrultusunda 11/10/2010 tarihinde başlanılmış, 31/12/2012 tarihinde köprü tamamlanarak faaliyete geçeceği planlanmaktadır ve çalışmalar devam etmektedir.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/61) sayılı sorusu. Ardahan ili Damal ilçesi Seyitören köyü ve orayla alakalı bir  soru. Soruyu okumuyorum, cevabı paylaşmak istiyorum:

Bilindiği üzere, 24/5/1985 gün ve 18763 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Camilerin Bakım Onarım Temizlik ve Çevre Tanzimi Yönetmeliği’nin 8’inci maddesi uyarınca cami ve mescitlerin iç ve dış aydınlatmaları ile ses ve ışık düzenlemeleri, elektrik tüketimleri Türkiye Elektrik Kurumu Genel Müdürlüğünce ücretsiz olarak karşılanmakta idi. 19 Ocak 2002 tarih ve 24645 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1’inci maddesinin birinci fıkrasında: “Kamu kurum ve kuruluşlarınca üretilen mal ve hizmet bedellerinde işletmecilik gereği yapılması gereken ticari indirimler hariç herhangi bir kişi veya kuruma ücretsiz ve indirimli tarife uygulanamaz.” Son fıkrasında da: “Bu Kanunun yayımı tarihinden önce üçüncü fıkrada belirtilen kanunlar dışında; kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik, genelge ve benzeri  düzenleyici işlemler ile diğer işlemlerle tesis edilmiş bulunan ücretsiz ve indirimli tarife uygulamalarına 31.12.2001 tarihinden itibaren son verilir.” hükümleri getirilmiştir. Ancak 4736 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak çıkartılan ve 23/5/2002 tarih 24763 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulan 12/4/2002 tarihli 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu kararı eki kararın 2’nci maddesinin (f) fıkrasıyla ibadethaneler, cami, mescit, kilise, havra ve sinagog ile ilgili genel aydınlatma yerleri ile il, ilçe, belde ve köylerdeki cadde ve sokak ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka ait açık yerler 4736 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinin 1’inci fıkrası hükmünden muaf tutulmuştur. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na 26/7/2008 tarih ve 26948 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 5784 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 17’nci maddesinde “Güvenlik amacıyla yapılan sınır aydınlatmalarına ait tüketim giderleri İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten toplumun ibadetine açılmış ve ücretsiz girilen ibadethanelere ilişkin aydınlatma giderleri ise Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu geçici maddede de ifade edildiği gibi, ibadethanelerin aydınlatmaya ilişkin elektrik giderlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Yine, yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, ibadethane kapsamına cami, mescit, kilise, havra ve sinagog girmektedir ancak yıllık bütçeye konulan ödeneklerle ibadethanenin elektrik giderlerinin cüzi bir miktarının karşılanabildiğini de ifade etmek isterim.

Bir diğer soru, Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın (6/220) sayılı sorusu: Hac ve umre organizasyonlarının çeşitli kademelerinde kafile başkanı, din görevlisi, bayan irşat görevlisi, ekip personeli, idari personel, muhasebe ve bilgisayar personeli, yemekhane kontrol memuru gibi unvanlarda görevlendirilecek personelle ilgili her yıl Diyanet İşleri Başkanlığınca personel seçimine ilişkin kriterleri içeren bir talimat düzenlenmektedir. Nitekim, “2011 Yılı Haccı Personel Seçimine İlişkin Kriterler” adıyla yayınlanan talimatta, müracaat edecek personelde yaş, hizmet, bir önceki yılda hac ve umre organizasyonları ile yurt dışında bir aydan fazla görev almamaları gibi kriterler yer almaktadır. Söz konusu talimatta yer alan kriterleri haiz personelden hac ve umre organizasyonlarında görev almak üzere müracaat eden personel, Bakanlıkça oluşturulan komisyonlar tarafından mülakat ve değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Personelin mülakat ve değerlendirme sonucu performansı, toplam hizmet yılı ve daha önceki yurt dışı görevlendirmeleri ve görevin özelliği de dikkate alınarak belirlenen kriterleri haiz olan personel arasından seçim yapılmaktadır.

İki: Umre ve hac döneminde görevlendirilen personelin seçiminde siyasi tercihlerin öne çıktığı ve AK PARTİ’ye yakın kişilere öncelik verildiği iddiaları gerçek dışıdır, asılsızdır. Öncelik, yapılan sınavda elde edilen başarıya göredir. Kimsenin lehine veya aleyhine subjektif bir değerlendirme yapılması söz konusu değildir.

Üç: 2011 yılı hac ve umre organizasyonlarında görevlendirilen personelin sayısı ve görevlendirildiği grubu gösterir listeyi ve rakamları paylaşmak istiyorum:

2011 yılı hac organizasyonunda görevlendirilen personelin sayısal listesi, ekip adıyla beraber: Hac idare merkezinde 23; protokol görevlileri 6; denetim, gözetim ve rehberlik ekibi 31; fetva, irşat ve eğitim ekibi 62; Mekke kiralama, iskân ve koordinasyon ekibi 40; Medine kiralama, iskân ve koordinasyon ekibi 25; basın görevlileri 17; Mekke karşılama ve yer personeli 121; Medine karşılama ve yer personeli 61; Medine havalimanı karşılama, uğurlama personeli 17; Mekke servis ekibi 142; Mekke sağlık ekibi 66; Medine sağlık ekibi 33; Mekke’ye ayniyat ekibi 639; Medine’ye ayniyat ekibi 225; Cidde havalimanı ekibi 28; hacı eşyalarını nakil ekibi 54; sağlık ekibi 581; kafile başkanı 435; din görevlisi 1.978, toplam 4.584.

2011 yılı umre organizasyonlarında görevlendirilen personel sayısı, unvanlarıyla beraber: Ekip başkanı 8, sorumlu 20, denetim ekibi 20, ekip personeli yani tercüman 122, ekip idari personeli 133, teniysen 2, irşat sorumlusu 21, irşat görevlisi 202, sağlık personeli doktor olarak 25, sağlık personeli hemşire olarak 24, sağlık Medine hastanesi 2, kargo sorumlusu 3, kargo personeli 40, kargo gümrük 6, kargo PTT’yle ilgili 6, anket ramazan ayıyla ilgili 4, aşçı 10, şoför 24, hizmetli 16, din görevlisi 3.850, kafile başkanı 712, muhasebe personeli 8 olmak üzere, toplam 5.258.

Dört: Kafilelerde görevli din görevlileriyle ilgili Diyanet İşleri Başkanlığına ulaşan şikâyetler hakkında gerekli inceleme ve soruşturmalar yapılmakta, ilgili yasal mevzuatta öngörülen disiplin hükümleri titizlikle uygulanmaktadır.

Yine, Kütahya Milletvekilimiz Sayın Alim Işık’ın (6/222) sayılı sorusuna ilişkin cevaplarım aşağıdaki şekildedir:

1) 26/10/2011 tarihi itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur'an kurslarında 870 sözleşmeli Kur'an kursu öğreticisi görev yapmaktadır.

2) Söz konusu Kur'an kursu öğreticiliği alımları KPSS puanı baz alınmak ve en yüksek puandan başlanmak suretiyle adayların tercihleri dikkate alınarak öncelikle hafızlık belgesine sahip ilahiyat fakültesi mezunları arasından, dolmaması hâlinde ilahiyat fakültesi mezunları arasından, dolmaması hâlinde yine, hafızlık belgesine sahip en az ilahiyat ön lisans mezunları arasından, yine kontenjanın dolmaması hâlinde en az ilahiyat ön lisans mezunları arasından, yine dolmaması hâlinde öncelik hafızlık belgesine sahip en az imam-hatip lisesi mezunları arasından, bunlardan da dolmaması hâlinde en az imam-hatip lisesi mezunları arasından yapılmaktadır. İşe alımlarda siyasi tercihlerin öne çıkması söz konusu değildir, bu yöndeki iddialar yukarıdaki kriterler de dikkate alındığında gerçek dışı bir iddiadır, aslı yoktur.

3) Sözleşmeli Kur'an kursu öğreticilerinin sosyal haklarının bulunmadığı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Bu personelin sosyal hakları 06/06/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar’da belirtilmiştir. Bu esaslar çerçevesinde hazırlanan sözleşme metnine göre kişilerle sözleşme imzalanmaktadır, herhangi bir ayrım söz konusu değildir.

4) Bilindiği gibi, Hükûmetimizce sadece Kur'an kursu öğreticileriyle ilgili değil genel olarak sözleşmeli personel lehinde düzenlemeler yapılmış, 2/6/2011 tarihli ve 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kamuda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (b) fıkrası ile 4924 sayılı Kanun uyarınca sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışanların memur kadrolarına atanması sağlanmıştır. Kur'an kursu öğreticileriyle ilgili olarak ise 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a 653 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 13’üncü maddesiyle eklenen geçici 17’nci maddede, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur'an kurslarında valilik veya kaymakamlık onayı ile eğitim öğretim dönemi içinde fahri olarak veya ek ders ücreti karşılığında görev yapan ve maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde müracaat edenlerden, Başkanlıkça verilmiş yeterlilik belgesine sahip olmak şartıyla toplam beş yıl ve daha fazla hizmeti bulunanlar ile 1/1/2005 tarihinden itibaren toplam bir yıl ve daha fazla hizmeti bulunanların doğrudan, 1/1/2005 tarihinden itibaren toplam bir yıl ve daha fazla hizmeti bulunduğu hâlde yeterlilik belgesi olmayanların ise Başkanlıkça açılacak mesleki yeterlilik sınavına katılarak başarılı olmaları hâlinde Kur'an kursu öğreticisi kadrolarına atanabilmeleri imkânı getirilmiştir.

Yine, Kütahya Milletvekilimiz Sayın Alim Işık’ın (6/231) no.lu sorularına cevaplarımız:

1) Diyanet İşleri Başkanlığı, hac organizasyonunda, konaklama türlerine göre tespit edilen hac ücretleri, Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu tarafından tespit edilen tavan ücretler baz alınarak, Suudi Arabistan’a gidiş-dönüş uçak bileti, Mekke ve Medine bina otel kirası, Mekke ve Medine’de verilecek yemek bedeli; Cidde, Mekke, Medine ve Meşair intikal ücreti; görevlendirilen çeşitli görev ve unvandaki personelin harcırahı, sağlık hizmetleri, hac malzemeleri ile yurt içinde ve yurt dışında kendilerine verilen diğer hizmetler karşılığı olarak Hac ve Umre Komisyonu tarafından belirlenmekte olup, bu hususta Diyanet İşleri Başkanlığının kâr etme ve kazanç sağlama gibi bir amaç ve düşüncesi bulunmamaktadır.

2) Hac ve umre fiyatları yıllar itibarıyla aşağıdaki tabloda gösterildiği şekilde uygulanmıştır:

2002 yılında 1.620 dolar artı 210 milyon TL, 2003 yılında 2 bin Amerikan doları, 2004 yılında 2 bin Amerikan doları, 2005 yılında 2.030 Amerikan doları, 2006 yılında 1.900 avro, 2006-2007’de 2.100 avro, 2007 yılında 2.200 avro, 2008 yılında 2.200 avro, 2009 yılında 2.465 avro, 2010 yılında 2.465 avro, 2011 yılındaysa 2.730 avro olarak uygulanmıştır.

Umre fiyatları ise 2002 yılında on dört günlük müstakil umre 690 Amerikan doları, 2003’te yine on dört günlük umre 625 Amerikan doları, 2004 yılında on beş gün normal umre 530 Amerikan doları, 2005 yılında on sekiz günlük umre 530 avro, 2006 yılında 4 kişilik odada 690 avro, 2007 yılında 4 kişilik odada 860 avro, 2008 yılında 4 kişilik odada 860 avro, 2009’da yine 4 kişilik odada 860 avro, 2010 yılında 4 kişilik odada 860 avro, 2011 yılında 3 kişilik odada 985 avro olarak uygulanmıştır.

3) Hac ve umre ücretleriyle ilgili olarak hac ve umre fiyatlarını etkileyen en önemli unsurlar yurt dışı harcamalarıdır. Özellikle son yıllarda Mekke’de Harem’in çevresindeki bazı bina ve otellerin yıkılması nedeniyle hacıların iskân edilecekleri bina ve otellerin kira ücretlerinde önemli artışlar meydana gelmiştir. Ayrıca, her yıl hac ve umre organizasyonlarında sunulan hizmet kalitesi artmaktadır. Ayrıca, uçak bilet ücretlerinde de döviz bazında artışlar olmaktadır. Döviz bazında gerçekleşen bu artışlara rağmen, Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu hac ve umre ücretlerinde zorunlu artışı makul bir düzeyde tutmaya özen göstermiş ve zorunlu olmadıkça hac ve umre ücretlerine zam yapılmamıştır.

4) Yapılan araştırmalarda, hac ve umre ücretlerinde devlet tarafından vatandaşlarına sübvanse uygulayan ülkeler dışarıda bırakıldığında, hacılara sunulan hizmet standardı ve servis kalitesi itibarıyla ülkemizden daha ucuza hac ve umre organizasyonu düzenleyen ülke bulunmamaktadır.

Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün (6/429) no.lu sorusuna cevabımız: Burada Ardahan ili Hanak ilçesinin bazı köylerindeki camilerdeki abdesthanelerle ilgili sorusu var, Sayın Vekilim bizden daha iyi biliyorlar sorusunu.

Diyanet İşleri Başkanlığına söz konusu köylerdeki camilere abdesthane yapılmasıyla ilgili herhangi bir talep bugüne kadar gelmemiştir. Ancak adı geçen köylerdeki camilerin ihtiyaçlarının giderilmesi için talepte bulunulması hâlinde gerekli yardımlar yapılacaktır.

Ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığı yetkililerine de konuyla ilgilenmeleri hususunda gerekli talimat verilmiştir.

Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Lütfü Türkkan’ın (6/537) sayılı sorusuna cevabımız: Ülkemiz genelinde cami ve mescitlerin tamamı hayır işleri kapsamında şahıslar, dernekler ve benzeri kuruluşlar tarafından yapılmakta, mülkiyeti de hazineye veya köy tüzel kişiliklerine veya derneklere veya vakıflara veya şahıslara ait olabilmektedir.

3194 sayılı İmar Kanunu ile imar planları ve yapılaşma konularında ilgili belediyeler, köyler, şehirlerde ise valilik, çevre ve şehircilik il müdürlüğü ve 4928 sayılı Kanun’la da cami yapımı hususlarında mülki idare amirleri de yetkili kılınmıştır. Ancak bugüne kadar Türkiye’de cami yapım uygulamalarına baktığınızda, camileri vatandaşların kurdukları dernekler, vakıflar tarafından yaptırdıkları veya özel şahıslar vasıtasıyla yapıldığı veya köy muhtarlarının kendi topladıkları köydeki imece usulüyle yaptırıldığı görülmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından doğrudan yapılan cami bulunmamaktadır, ancak Diyanet İşleri Başkanlığı yapımı devam eden camilere, derneklere zaman zaman cüzi yardımlarda bulunabilmektedir.

Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün (6/711) sayılı sorusuna cevabımız: Yine Kars ilimizin merkez ve ilçelerinin bazı köylerindeki camilerin boya badanasıyla alakalı bir husus. Söz konusu ilimiz ve ilçelerdeki camilerimizin badana boya, bakım ve onarımlarıyla ilgili taleplerini bu noktada da yoklattırdık. Diyanet İşleri Başkanlığına bu yönden bir talep iletilmemiş, talepleri mutlaka iletirlerse ilgilenilecek. Ancak buna rağmen, buradaki talep iletilmesine bakılmaksızın ihtiyaçların bulunması hâlinde yardım yapılması konusunda talimat verildi, zannedersem onun takibi yapılıyordur, Sayın Milletvekilimiz de takibini yapabilir onun.

Bir diğer sorumuz, yine Sayın Ensar Öğüt’ün (6/715) sayılı sorusu. Yine Kars ilinin bazı köylerindeki camilerin bir bölümünde abdesthane bulunmamasıyla alakalı soruları var; söz konusu ilimiz, Kars ilimiz ve ilçelerindeki camilerimizin boya badana, bakım ve onarımlarıyla ilgili ihtiyaçlar… Yine aynı cevaplar, çünkü bu konuda bir talep olduğunda Diyanet bakıyor. Bugüne kadar müftülüklerimize bu yönde bir talep iletilmemiştir, ancak sorunuz üzerine bu konularla alakadar olunması hususunda gerekli talimatlar verilmiştir.

Camilerde morg hizmetleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülmemektedir. Bu konudaki hizmetler belediyeler, köy tüzel kişilikleri, sağlık kuruluşları ve diğer ilgililer tarafından yapılmaktadır; camilerde böyle bir hizmet sunumu şu an bulunmamaktadır.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici’nin (6/986) numaralı sorusuna cevabımız: 05/07/2011 tarih ve 2429 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı yazısına istinaden Şanlıurfa iline tahsis edilen toplam 477 sözleşmeli imam-hatip, boş bulunan ve durumu müsait olan köy ve mezralara yerleştirilmiştir. Akziyaret bucağı Bölücek köyüne ise o tarihte imamın ikamet edebileceği bir mesken temin edilemediğinden imam-hatip verilememiştir ancak Şanlıurfa İl Müftülüğü yetkilileri köy muhtarıyla ivedi olarak temasa geçip ikamet edebileceği bir imkân sağlandığında, oraya imam verilebilecektir. Yani maalesef, burada imamın kalabileceği bir konut temin edilememesi nedeniyle verilmemektedir. Eğer buradan köylü kardeşlerimiz bizi izliyorlarsa, bu konuda yardımcı olurlarsa, oraya yeni atamalarda derhâl yeni bir arkadaşı görevlendireceğimizi duyurmak isterim.

Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1056) numaralı sorusu: Yine Ardahan il ve ilçelerinde müftülüklerimize bağlı cami ve Kur’an kurslarımızın birçoğunun tanıtıcı tabelaları okunmakta olup Posof ve Çıldır ilçe müftülüklerinde tanıtıcı tabelaları okunmayan cami ve Kur’an kurslarına yeniden tabela yazılması hususunda gerekli talimat verilmiştir. Oradaki sıkıntıları arkadaşlarımız giderecektir.

Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1106) numaralı sorusuna cevabımız: İlk defa imam-hatip ve müezzin-kayyımlığa atanacakların hangi usullerle atanacağı, 23/12/2011 tarih ve 28151 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vaizlik, Kur’an Kursu Öğreticiliği, İmam-Hatiplik ve Müezzin-Kayyımlık Kadrolarına Atama ve Bu Kadroların Kariyer Basamaklarında Yükselme Yönetmeliği ile belirlenmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 86’ncı maddesine göre kanuni izin, geçici görev, askerlik, disiplin cezası uygulaması veya görevden uzaklaştırma gibi nedenlerle görevden ayrılan imam-hatiplilerin yerine vekâleten, asil imam görevine dönünceye kadar geçici süreyle görevlendirme yapılmaktadır. Dolayısıyla, bu kadrolar esasen dolu kadrolar olup Bakanlığın da söz konusu personelin kadroya geçirilmesiyle ilgili şu anda herhangi bir çalışması yoktur.

2010 yılında, hatırlanacağı üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarımızın da iştirakiyle, görev yapan vekil imam-hatiplere, belli şartları taşımak kaydıyla kadro verilmesine ilişkin kanun çıkmıştı; en son çıkan kanun 2010 yılı. Onlardan geriye kalan zannedersem 300 civarında bu durumda olan görevlimiz var ama onların kadroları dolu kadrolar, yurt dışından veya askerden döndüğü zaman o görevler sona ermektedir. Şu anda da vekil imam-hatiplere kadro verilmesine ilişkin bir çalışmamız bulunmamaktadır.

Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1222) sayılı sorusuna cevabımız: Gümüşhane ve Bayburt il ve ilçelerimize bağlı camilerimiz ve Kur'an kurslarının tabelalarında, tespitlerimize göre herhangi bir problem bulunmamaktadır.

Bayburt merkez ve ilçe müftülüklerine bağlı cami ve Kur'an kurslarında, kış şartları nedeniyle soğuktan boyaları bozulmuş olan tanıtım tabelaları yeniden yazdırılarak standart hâle getirilmesi çalışmalarının talimatı verilmiştir.

Düzeltiyorum, Gümüşhane merkez ve ilçe müftülüklerine bağlı cami ve Kur'an kurslarının tabelalarında herhangi bir sorun yok; Bayburt’ta sorunu olanlar var, bunlarla ilgili de çalışma talimatı verilmiştir.

Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1368) numaralı sorusuna cevabımızdır: Kahramanmaraş ili genelinde 25 vaiz görev yapmakta olup vaizi olmayan ilçesi bulunmamaktadır. 2011 yılında il genelinde 5 vaizin ataması yapılmıştır. Ayrıca, Çağlayancerit ilçesine 1 vaizin atama işlemi de devam etmektedir.

Kahramanmaraş ili genelinde 23 açıktan imam-hatip, 7 Kur'an kursu öğreticisi, 78 sözleşmeli imam-hatip, 25 sözleşmeli Kur'an kursu öğreticisi, 5 sözleşmeli müezzin-kayyım, 3 açıktan sabık imam-hatip ataması yapılmıştır. 2012 yılında 186 adet fahri Kur'an kursu öğreticilerinin kadroya atanmaları için teklifleri yapılmıştır. Kahramanmaraş Müftülüğünün 70 adet imam-hatip kadrosuna ihtiyaç olduğu bilgi notu dâhilinde bildirilmektedir. 2012 yılında yapılacak atamalarda ihtiyaç oranında atamalar tamamlanacaktır. 2012 yılında ramazan ayına kadar bizim 9 bin civarında, 3 bini kadrolu, diğeri sözleşmeli olarak imam-hatip ataması yapılacaktır. Ramazan ayından önce de bu yapılacak atamalar görevlerine başlayacaklardır. Büyük bir ihtimalle ramazan ayı başlamadan önce şu anda görevlisi bulunmayan camilerimizin büyük bir kısmının görevlilerinin ataması yapılacaktır. Yıl sonuna doğru da, yine, ekim, kasım gibi 3 bin civarı ilave atama yapılması planlanmaktadır.

Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1369) sayılı sorusuna cevabımız: Kahramanmaraş ilinde hizmet içi eğitim ihtiyacına cevap verecek diyanet külliyesi yapımı için mahallinden bugüne kadar herhangi bir talepte bulunulmamıştır. Bu konuda da herhangi bir planlama şu  anda bulunmamaktadır. Söz konusu binanın yapımı için bütçeye ödenek konulması ve talep edilmesi hâlinde, ayrıca bu konuların takibi yapılacaktır ama şu anda Kahramanmaraş ilimizde diyanet külliyesi yapılmasına ilişkin bir planlama bulunmamaktadır.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1370) no.lu sorusuna cevabımız: Kahramanmaraş ilinde din görevlilerinin konaklayabilecekleri misafirhane yapımı için herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Misafirhanelerin yapımı tamamıyla dernekler, vakıflar, özel şahıslar tarafından yapılmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığının bu yönde bir çalışması bulunmamaktadır. Ayrıca, misafirhane, lojman ve benzeri sosyal tesis yapımı için bütçede herhangi bir ödenek de bulunmamaktadır.

Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1417) numaralı sorusuna cevabımız: Diyanet İşleri Başkanlığının 2007 no.lu genelgesinin 203’üncü maddesinde belirtilen özelliklere göre cami ve Kur’an kurslarının dış cephelerinde bulunan tabelalar yenilenmiş olup mahallince yapılan denetimler esnasında silinmiş veya okunmayan cami ve Kur’an kursu levhası tespit edilememiştir. Şırnak ve Hakkâri il merkezleriyle ilgili Sayın Vekilimiz sormuş. Ona ilişkin cevabımız. Detay anlaşılsın diye ifade etmek istedim. Ancak camilerin isimleri okunur şekilde değişik malzemeler üzerinde yazılı isim tabelaları mevcuttur. Cami ve Kur’an kursu tabelalarında bundan böyle tespit edilecek eksiklikler giderilecektir. Şu anda tespit edilmiş bir eksiklik bulunmamaktadır.

İstanbul Milletvekili Sayın İhsan Özkes’in (6/243) numaralı sorusuna cevabımız: 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 37’nci maddesi gereği Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu Başkanlığı tarafından çıkarılan ve 21/4/2011 tarihli ve 27912 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik çerçevesinde işletmeye alınacak olan her bir elektronik haberleşme cihazına güvenlik sertifikası düzenlenmekte olup insanların bulunduğu yerler ile verici antenler arasında güvenlik mesafesi oluşturulmuş bulunmaktadır. Böylelikle insanların yaşadığı alanlarda elektrik alan değerlerinin en az seviyede olması sağlanmıştır.

Türkiye’de hâlihazırda 65 bin civarında baz istasyonu bulunmakta olup kurulu bulunan veya kurulacak olan baz istasyonlarının kiralık alanlarının resmî ya da üçüncü şahıslardan kiralama yapabildikleri için işletmecilerin baz istasyonlarına ne kadar kira bedeli ödediklerine dair Bilgi Teknolojileri İletişim Kurulu Başkanlığında herhangi bir istatistiki veri bulunmamaktadır.

Yine İstanbul Milletvekilimiz Sayın İhsan Özkes’in Sayın Başbakanımızdan cevaplandırması istemiyle sorduğu (6/327) sayılı sorusuna cevabı: Burada cuma namazı için camiye giriş esnasında korumaların Sayın Bülent Arınç ve Sayın Valinin ayakkabıları başında nöbet tutmasıyla ilgili görüntülere ilişkin bir sorusu var. Korumaların görevleri ilgili kanun ve yönetmelikler çerçevesinde yapılmaktadır. Bu konuda anılan görevlilerin böyle bir durum takınmasına ilişkin ne Sayın Validen ne Sayın Başbakan Yardımcısından herhangi bir talimat verilmemiştir.

İstanbul Milletvekilimiz Sayın İhsan Özkes’in (6/411) sayılı sorusuna ilişkin -Sayın Başbakanımızdan cevaplandırılmasını istiyor- cevabımız şu şekildedir: 23 Ekim 2011’de meydana gelen depremde kamu binalarında ölen veya yararlanan vatandaşımız bulunmamaktadır.

Yine İstanbul Milletvekilimiz Sayın İhsan Özkes’in (6/412) sayılı sorusuna cevabımız: Önergede belirtilen hususlarla ilgili Bakanlığımız kayıtları arasında herhangi bir istatistiki veri bulunmamaktadır ancak İçişleri Bakanlığınca, konuya ilişkin olarak, ülkemizdeki intihar olaylarının hastalık, ailevi geçimsizlik, geçim zorluğu, ticari başarısızlık, olumsuz hissi ilişkiler ve öğrenimde başarılı olamama gibi nedenlerden kaynaklanan ruhi bunalımlar neticesinde meydana geldiği ve 2002-2011 yılları arasında çeşitli nedenlerden dolayı intihar edenlerin sayısal verilerinin aşağıda verilen tablodaki bilgilerden ibaret olduğu belirtilmektedir: 2002 yılında intihar olayı 1.831, 2003’te 1.661, 2004’te 1.674, 2005’te 1.617, 2006’da 1.576, 2007’de 1.572, 2008’de 1.603, 2009’da 1.796, 2010’da 1.943, 2011 yılı 1.373; toplamda 16.646.

Muğla Milletvekilimiz Sayın Nurettin Demir’in sorularına -Sayın Başbakanımızdan sormuşlar- cevabımız: Van depremi öncesi Türk Kızılayı stoklarında 44.723 adet çadır ve 3.794 Mevlânâ evi bulunmaktadır. Deprem bölgesine Türk Kızılayının kendi stoklarından 40.892, uluslararası paydaşlardan 12.643 olmak üzere 53.535 çadır ve 3.794 Mevlânâ evi gönderilerek afetzede vatandaşların ibate ihtiyaçları karşılanmıştır. Türk Kızılayı tarafından 24/2/2012 tarihi itibarıyla Somali’de yürütülen uluslararası insani yardım projesi kapsamında bölgeye 12 milyon 666 bin 696,86 TL, Van depreminden etkilenen bölgeye ise 22/02/2012 tarihi itibarıyla 113 milyon 596 bin 333,54 TL tutarında yardım malzemesi gönderilmiştir. Olası bir İstanbul depremine ilişkin olarak Türk Kızılayı hazırlıklarını sürdürmektedir. Bu kapsamda, barınmaya ilişkin kaynakların tamamlanması amacıyla çadır üretim işletmelerinden ve yurt dışından çadır alınması çalışmalarının yanı sıra, afetten etkilenebilecek muhtemel insan sayısı dikkate alınarak iaşe sisteminin de buna göre planlanması çalışmaları devam etmektedir. Ayrıca, Toplum Liderlerini Teşkilatlandırma Projesi ile zarar azaltma, korunma kültürü ve sosyal sorumluluk bilinci oluşturma çalışmaları yürütülmektedir. Türk Kızılayı Van depreminde kamu otoritesinin yardımcı kuruluşu olarak acil barınma ve beslenme alanındaki rolünü başarıyla yerine getirmektedir.

İstanbul Milletvekilimiz Sayın İhsan Özkes’in, Sayın Başbakanımızdan cevaplandırılması istemiyle sorduğu (6/420) numaralı sorusuna cevabımız: İstanbul ilinde olası bir depremde kullanılmak üzere (88/12777) sayılı Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik gereği hazırlanan planlarda hâlen 238 adet çadır kent alanı mevcut olup, bu alanlar kamu ve özel mülke ait boş arazilerden seçilmiştir. Seçilen çadır kent alanları belli periyotlar hâlinde kontrol edilerek güncellenmektedir. Ayrıca, mevcut yapı yönetmeliğine göre yapılmış veya güçlendirilmiş kamu binalarıyla spor alanlarında da geçici barınma imkânı bulunduğundan yapılan planlamalarda bu hususa da yer verilmektedir.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/440) sayılı, Sayın Başbakanımızdan cevaplandırılması istemiyle sorduğu soruya cevabımızdır: Asgari ücret on altı yaşını doldurmuş işçiler için -aylık brüt ücret olarak- ilk altı ay için 886,50 TL, ikinci altı ay için 940,50 TL; aylık net ücret ilk altı ay için 701,13 TL, ikinci altı ay içinse 739,79 TL; on altı yaşını doldurmamış işçiler için aylık brüt ücret ilk altı ay için 760,50 TL, ikinci altı ay için 805,50 TL; aylık net ücret ilk altı ay için 610,93 TL, ikinci altı ay için 643,14 TL olarak tespit edilmiştir. Böylelikle asgari ücret yılın ilk altı ayı için yüzde 5,91; ikinci altı ayı için ise yüzde 6,09 artırılmış; 2012 yılında ortalama toplam artış yüzde 12,37 olmuştur.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun, Başbakanımızdan cevaplandırılması istemiyle sorduğu (6/645) sayılı sorusuna cevabımız: Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca konuya ilişkin olarak yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik ve idari personelin mali ve özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik başlatılan çalışmalara devam edildiği, konuya ilişkin olarak, Maliye Bakanlığı ile mutabakat sağlanması hâlinde gerekli düzenlemelerin çıkartılması sürecinin Bakanlığımızla müşterek olarak yürütüleceği belirtilmektedir. Bu konuda bir çalışma yapıldığını özellikle bilmenizi isterim, çalışmalar devam ediyor. Çalışmalar tamamlandıktan sonra kamuoyuyla paylaşılacaktır.

Antalya Milletvekili Sayın Gürkut Acar’ın Sayın Başbakanımızdan cevaplandırması istemiyle sorduğu (6/687) numaralı sorusuna cevabımız: 2011 Eylül itibarıyla Sosyal Güvenlik Kurumunda kayıtlı bulunan 4/A SSK iş yeri sayısı 1 milyon 413 bin 666, 4/B BAĞ-KUR aktif sigortalı sayısı 3 milyon 315 bin 491’dir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – 28/11/2011 itibarıyla, 6111 sayılı Kanun’a göre borçlarını yapılandırmak amacıyla başvuruda bulunan 4/A SSK işveren başvuru sayısı 714.308, 4/B BAĞ-KUR sigortalı başvuru sayısı ise 1 milyon 634 bin 948’dir.

2008-2009 yıllarında BAĞ-KUR’dan emekli olan -diğer bankalar da dâhil- 75.467 kişidir. 2011 yılında 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeden yararlanarak 85.110 kişi emekli olmuştur.

Borçlarını yapılandırarak 2008 yılında Halk Bankasından, 2011 yılında Ziraat Bankasından kredi kullanan sigortalı sayıları ile kullanılan kredi tutarları aşağıdaki gibidir:

Sigortalılarca kredi kullanılan yıl, sigorta sayısı ve kredi miktarı:

2008 yılında Halk Bankasından kredi kullanan sigortalı sayısı ve kredi tutarı: Sigortalı sayısı 44.184 kişi, kredi tutarı 669 milyon 831 bin 706 TL. 30/06/2011 tarihi itibarıyla Ziraat Bankasından kredi kullanan sigortalı sayısı 93.523 kişi, kredi miktarı 1 milyar 533 milyon 826 bin 358 TL’dir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 87’nci maddesi uyarınca 4/A kapsamında bulunan sigortalıların prim ödeme yükümlüsünün, bunların işverenleri olduğu görülmektedir. Bu kapsamda Sosyal Güvenlik Kurumu ile Ziraat Bankası arasında yapılan protokol uyarınca borçlu işverenlerin de ticari kredi kullanmalarına imkân getirilmiştir. Bu kapsamda 21/06/2011 tarihi itibarıyla 4 milyon 357 bin 453 TL tutarında 63 adet ticari kredi kullandırılmıştır.

Sayın Kamer Genç’in Sayın Başbakanımızdan cevaplandırılması istemiyle sorduğu (6/757) numaralı sorusu: 12 Kasım 1999 tarihli Düzce depreminden sonra satın alınan 10 bin adet kışlık çadırın meydana gelebilecek afet ve acil durumlarda kullanılmak üzere valiliklere dağıtımı yapılmıştır. Söz konusu çadırlar 2000 yılından günümüze kadar, Van depremi de dâhil olmak üzere, ihtiyaçlar doğrultusunda kullanılmıştır.

Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun Başbakanımızdan cevaplandırılması istemiyle sorduğu (6/796) numaralı sorusuna cevabımız: 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda yapılması öngörülen kanun tasarısı çalışmaları tamamlanmış, Meclisimize sevk edilmiş, Meclisimizde de yasalaşmıştır. Şu anda kamu görevlilerinin toplu sözleşme görüşmeleri devam etmektedir. Önümüzdeki günlerde, zannedersem, bu konu neticelenecektir. Tabii, soru, kanun Meclise gelmeden önce sorulduğu için cevabı biraz gecikti, kanun çıktı.

Yine, Maraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun Başbakanımızdan cevaplandırılması istemiyle sorduğu (6/798) numaralı sorusuna cevabımız: Kamu personel sisteminin tamamen değiştirilmesine yönelik olarak hâlihazırda yapılan bir çalışma bulunmamaktadır ancak kamu hizmetlerinde etkinliği, verimliliği ve vatandaş memnuniyetini artırmak, personel sisteminin aksayan yönlerini düzeltmek, kamu çalışanlarının beklentilerini karşılamak ve özlük haklarında iyileştirme sağlamak, personel sisteminin gelişen ve değişen şartlarına uyumunu kolaylaştırmak amacıyla, Anayasa’da yer alan ilkelere uygun olarak personel sisteminde değişiklik yapılması her zaman mümkün olmaktadır.

Son olarak, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun Sayın Başbakanımız tarafından cevaplandırılması istemiyle sorduğu (6/828) numaralı sorusuna cevabımız aşağıdaki şekildedir:

1) İller Bankası AŞ Hakkında Kanun’un 11’inci maddesi uyarınca hazırlanmış olan Banka İnsan Kaynakları Yönetmeliği’yle mevcut personelin istihdamının sağlanması amaçlanmış ve personelin mağduriyetinin önlenmesi için yeni pozisyonlar eklenmek suretiyle kadro sayısı artırılmıştır.

Personelin öğrenim durumu, kıdemi gibi özel şartları da dikkate alınarak eski kadrolarına denk veya daha üstü pozisyonlara ataması yapılmak üzere tüm personele sözleşme sunulmuştur. Bu itibarla, yeniden yapılanma sonucunda banka personelinin herhangi bir mağduriyeti söz konusu değildir.

2) İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünde sözleşmeli olarak çalışmayı kabul etmeyen 418 personel Devlet Personel Başkanlığına bildirilerek, anılan Başkanlık tarafından atamaları, ihtiyaç olan diğer kamu kurumlarına yapılmıştır. Toplam 382 personelin İller Bankası AŞ ile ilişiği kesilmiş olup 36 personelin ayrılış işlemleri ise hâlen devam etmektedir.

3) İller Bankası AŞ Yönetim Kurulu tarafından alınan karar uyarınca Banka personeli için 28 Ocak 2012 ve 14 Nisan 2012 tarihlerinde uzmanlık ve teknik uzmanlık sınavı gerçekleştirilmiştir.

6107 sayılı İller Bankası AŞ Kanunu’nun geçici 4’üncü maddesine göre, sözleşme imzalamak tamamen personelin isteğine bırakılmış olup sözleşmeli olarak çalışmayı kabul etmeyen personel Devlet Personel Başkanlığına bildirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, cevaplandırmak istediğim sorulara ilişkin cevaplarım arz ettiğim şekildedir. Beni sabırla dinlediğiniz için hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Lütfen, beş dakikanızı daha rica edeceğim.

Sayın Işık’ın ek açıklama talebi var.

Buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan Yardımcısına sorularımıza verdiği özellikle istatistiki veriler açısından teşekkür ediyorum ancak diğer sorularımızın cevabı tam verilmemiştir.

Özellikle hac ve umrede görev alan, örneğin, 2011 yılında 10 binden fazla personelin seçiminde tamamen müftülerin yakınları, AKP il ve ilçe başkanlıklarından gelen listelerden seçim yapılmıştır. Bunu Diyanet personeli çok iyi bilmektedir.

Sayın Bakanım, özellikle bu bürokratlardan aldığınız bilgileri bir de müracaat edip de gidemeyen insanlarla bir doğrulayınız. Burada çok ciddi siyasi ayrımlar yapılmaktadır ve Diyanet personeli bundan son derece rahatsızdır.

Diğer taraftan, Kur'an kursu öğreticilerinin özellikle 623 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin çıkmasından sonra KPSS ve yeterlik şartı aranmadan doğrudan ilçe ve il müftülerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Kütahya) – …akrabaları, yakınları arasından atanmaları bu camiaya yakışmamıştır. Özellikle bu konunun incelenmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben, Sayın Alim Işık’a bir teşekkür yapmak istiyorum, özellikle, sorulara cevap veren bakanlardan biri olarak, gerçekten çok düzgün soru soran milletvekillerimizden birisi. Biz de sorduğu sorularla, işin doğrusu, konuları araştırıyoruz, bilgi sahibi oluyoruz. O yüzden teşekkür ediyorum.

İkincisi, tabii, bu din görevlilerinin seçimiyle ilgili hususta belli bir kural var, usul var, ona göre yapılıyor. Sayın Vekilim, bu konuda eğer elinizde bilgi, belge varsa bunu bana verdiğinizde benim bununla ilgili gerekli işleri ve işlemleri yaptıracağımdan emin olabilirsiniz. Bir siyasi kayırmacılık hele ibadet konusunda, hele böylesi bir konuda yapılmasına asla gönlümüz razı olmaz, yapanın da karşısında dururuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Mülakat sınavları düzgün yapılacak Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Liyakat, ehliyet esastır.

Öte yandan, tabii, Kur'an kursu öğreticilerine kadro verilmesiyle ilgili husus daha önce de hatırlarsanız, burada Diyanet Teşkilat Kanunu görüşülürken o zaman hem CHP’nin hem MHP’nin hem de BDP’nin “Bunu da yapalım.” dediği ama yapamadığımız bir konuydu. Bu kanun hükmünde kararnameyle buradaki eksikliği tamamladık ve müftülerin yakınları falan değil, bunlar yıllar yılı orada çalışan, beş yıldan fazla çalışan, belli bir süredir çalışan görevliler. Fahri olarak veya geçici olarak çalışanlardan, yeterlik belgesi olanlardan veya belli bir süre çalışmış olanlardan doğrudan ama yeterlik belgesi olmayanlarla ilgili de bir sınav yapıldı. Rakam tam hatırımda değil ama, 1.500 civarında veya 1.600 civarında vekil Kur'an kursu öğreticisi buna girdi, bunun da yarıya yakını bu sınavda başarılı oldu. Burada kesinlikle bir siyasi kayırmacılık yok çünkü kanun geneldir, kimlerin yararlanacağını -6 binden fazla insan yararlandı bundan- bizim tadat etmemiz, ayırmamız mümkün değil, objektif bir düzenleme yaptık.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu’nun bir ek açıklama isteği var.

Buyurunuz.

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başbakan Yardımcımıza teşekkür ediyorum verdiğimiz sorulara cevabından dolayı. Ancak Kahramanmaraş Türkiye'nin 18’inci büyük şehri. Sizin de teyit ettiğiniz gibi devlet yatırımlarını pek alamamış bir şehirdir maalesef. Bununla beraber, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde çalışan ve Türkiye’deki tüm üniversitelerimizde çalışan öğretim görevlilerinin ve orada yardımcı personel olarak çalışan, iş istihdamı sağlayan personelin zamlarıyla ilgili net bir açıklama alamadım. “Çalışmalar devam ediyor.” dediniz. Ne zaman sonuçlanacak acaba?

Bir de geçici din görevlilerimiz, geçici imamlarla ilgili sorum vardı. Demin Alim Bey’le de beraber aynı şeyi cevapladınız ama net bir cevap alamadık. O geçici din görevlilerimiz ne zaman kadroya geçecek acaba?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum.

Bir defa, bir hususu düzelteyim. Ben, ifade ettiğim hususlar içerisinde “Kahramanmaraş’a yatırım yapılmadı.” demedim, Kahramanmaraş’a bizim dönemimizde fevkalade büyük yatırımlar yapıldı. Her alanda Kahramanmaraşlıların bunu takdir ettiğini ben biliyorum. Onu özellikle ifade edeyim.

Diğer konuya gelince, vekil imamlarla alakalı, 2010 yılında Diyanetin 6002 sayılı Teşkilat Kanunu’nda değişiklik yapan tasarı buradan çıktığında beraber kadro verdik oraya. O kadrolarda da bir de sınav konuldu. O sınavda başarılı olamayan belli sayıda vekil imam-hatip kaldı. Bunlara bir sınav hakkı daha verildi daha sonra. Bunların bir kısmı da verilen bu sınavda başarılı oldular, görev aldılar ve bunlardan -sayısını tam bilemiyorum, rakamda yanıltmayayım ama- 300 civarında bir vekil imam-hatip var. Onlarla ilgili, şu anda, 3 bin tane imam-hatip alımı için ilan ettiğimiz sınav var. Bundan sonra gene ilan edeceğimiz 7 bin civarında... Önümüzdeki günlerde ilana çıkacak, şimdi yeterlik belgesi sınavı yapılıyor; hemen bu ayın sonunda da 7 bin ilanı yapılacak. Oraya da bu arkadaşlarımızın müracaat etme hakları var. Başarılı oldukları takdirde bunlar sözleşmeli veya kadrolu olarak göreve başlama imkânı bulacaklardır.

Tabii, yükseköğrenimle alakalı konuda bir çalışma yapıldığını biliyorum. Şu anda bu çalışma devam ediyor, ilgili bakanlıklar arasındaki görüşmeler, müzakereler sürüyor. Ben şu anda çalışma neticelenmediği için, hangi aşamada olduğu, tam aşaması -hazırlık çalışması var ama- somut olarak kime ne yapılacağı netleşmediği için ancak onu ifade edebiliyorum. Şu anda bu konuda yürüyen bir çalışma var ve önümüzdeki günlerde bittiği zaman detayları kamuoyuyla paylaşılacaktır ama henüz bunun detayları netleşmemiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Öğüt…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli Bakanım, öncelikle çok teşekkür ederim açıklamalarınız için. Ancak Doğu ve Güneydoğu’da çok sayıda ilde kış ağır geçtiği için don yapıyor, don yaptığı için de sular donuyor, sular donduğu için de bütün abdest alma yerleri bozuluyor. Şimdi, tabii, belki talep gelmemiş olabilir ama ben bunların üzerinde duracağım ve benden talep eden vatandaşlarımın talebini zatıalinize ileteceğim; inşallah, o zaman camilerdeki abdesthaneler de yapılmış olacak.

Bir de boya-badana hakikaten bazı camilerimizde, köy camilerinde özellikle, köylünün geliri olmadığı için camiler böyle son derece harabe şeklinde gözüküyor. Hatta kısmen biz de yardımcı oluyoruz elimizden geldiği kadar, bazen sponsor da buluyoruz. Bu konuda ben listeyi zatıalinize vereceğim.

Bir de efendim, bizim Alevi köylerimiz var, Doğu ve Güneydoğu’da ağırlıklı. Bizim Ardahan’ın Damal ilçemiz var, burada Alevi köylerimizde cemevleri yok bazılarında, bazılarında cami de yok tabii. Şimdi insanlar cenazelerini kaldıramıyor, cenazelerini kaldıramadığı gibi yıkayamıyor da. Bu anlamda cemevlerinin mutlak surette ibadethane kabul edilip, devletin oraya yardım etmesi gerektiğine inanıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Öğüt’e de teşekkür ediyorum.

Sorularından sonra biz gerekli talimatları ilgili yerlere verdik, onlar da incelemeleri yaptı. Bir kısımda hakikaten boyada, badanada, abdesthane gibi yerlerde sorunlar olduğunu onlar da tespit ettiler, bazılarında yok. Olanlarla ilgili ilgilenmeleri, gereğini yapmalarına ilişkin benim talimatım oldu, ben de ayrıca takip edeceğim.

Tabii, diğer, bu cami yapımlarıyla ilgili konuda... Tamamıyla vatandaşlar yapıyor. Bizim Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi, herkesin bildiği gibi büyük bir bütçe esasında, ama bu bütçenin yüzde 97,5’u personel giderlerine giden bir bütçe. Maalesef, geriye kalan cari giderler için -o da diğer yatırım maksadıyla- kullanılacak para neredeyse yok denecek kadar az olan bir şey. Kamuoyunda herkes camileri Diyanetin yaptığını bilir ama doğrudan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkiye’de yaptırılan bir cami yoktur, yapılan camilere, vatandaşın yaptırdığı camilere zaman zaman Diyanetten cüzi, elimizdeki imkânlar ölçüsünde destek veriyoruz. Bütün camiler halk tarafından yapılıyor, dernekler, vakıflar veya başka şekilde yapılıyor, biz de zaman zaman onlara destek veriyoruz. Şimdi biliyorsunuz, yeni gelecek bir tasarı var, cami yapımlarıyla ilgili, ibadethanelerle ilgili daha doğrusu, vergi indirimi de getiriyoruz ki bu ihtiyaçlar biraz daha böyle hayırsever insanları teşvik ederek çözülsün diye.

Cemevlerinin bir statüye kavuşturulması konusunda hemfikiriz. Bu noktada bir statünün belirlenmesine ihtiyaç var, ama onunla ilgili de, tabii, konunun siyasi boyutu var, teolojik boyutu var. Teolojik kısmı bizi ilgilendirmez, ona bizim karar vermemiz de doğru değil. Siyasi olan kısmıyla ilgili buranın bir statüye kavuşturulması gerektiğini biz de düşünüyoruz. Böyle bir statünün özellikle Alevi anlayışını, inanışını benimseyen kardeşlerimizin ortak kabulüne uygun bir statünün daha  doğru olacağını, biz de elbette doğru olduğunu düşünüyoruz. Yani bu konuda hemfikiriz ama şu anda ibadethane denildiği zaman bu ibadethane konusunda ayrı  tartışmalar çıkıyor çünkü teolojiye konu kayıyor.

BAŞKAN – Süremiz çok az kaldı Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Devamla) –  Ama başka bir statü konusunda bir adım atılabilir, bir çalışma yapılabilir.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – İnanın Sayın Bakanım…

BAŞKAN – Sayın Öğüt, lütfen…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Özür diliyorum Sayın Başkanım, ben tutanaklara geçmesi için bir şey söyleyebilir miyim? Özür diliyorum.

BAŞKAN – Lütfen, bu, karşılıklı konuşma değil Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – İnanın samimi söylüyorum, Alevi vatandaşlarımız Sünni vatandaşlarımızdan daha sıkıntı çekiyor hem ibadetlerini görmekte hem de cenazelerini kaldırmakta. Bu konuda dikkatinizi çekmek istiyorum.

BAŞKAN – Soru sahiplerinden Sayın Genç’e en son olarak söz vereceğim. Sisteme girmiş diğer arkadaşlarıma şunu söylemeliyim ki, bu sadece soruya tekrar açıklama isteme talebi sözlü soru önergesini vermiş olan milletvekillerine aittir.

Sayın Genç, en son siz de açıklama talebinizi alınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, bu AKP iktidarıyla ilgili en azından altmışın üzerinde verdiğim yolsuzlukla -ihale yolsuzluğu, belediye yolsuzluğu- ilgili soru önergelerimin hiçbirisine cevap verilmiyor. Özel güvenlikle ilgili görev yapan vatandaşlarımızın sorunlarına cevap verilmiyor,  4/C’deki sıkıntılar giderilmiyor. Maalesef getirilip böyle fasa fiso sorulara cevap veriyorlar.

Benim sorum şu aslında: Biliyorsunuz Düzce’de bir deprem oldu kış şartlarında. O zaman 10 milyon dolarlık çadır alınmıştı, kış şartlarına uygun çadır alınmıştı. Van ve Erciyes’te deprem meydana geldiği zaman bu çadırlar ortada yoktu.

Şimdi, Sayın Bakan bana doğru dürüst cevap vermedi. Bu çadırları nereye koydunuz? Şimdi kış şartlarına uygun olarak -pahalı- 10 milyon dolarlık çadır alınmış ve depremzedelere evleri de verildikten sonra bunların toplanıp tekrar devletin arşivlerinde, deposunda olması lazım. Hâlbuki Van’da siz nasıl insanları barındırdınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,  yani sorumuza en azından iki dakikalık bir konuşma hakkı verin. Yahu, burada iki saattir Bakan konuşuyor, hiç…

BAŞKAN - Sayın Genç, siz sorunuzu sordunuz, ek açıklama talebinde bulundunuz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama efendim yani böyle bir şey yok ki yani biz de bir cevap verelim yani kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Siz cevap vermeyeceksiniz, siz soru soracaksınız efendim.

Buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, İç Tüzük’te diyor ki: “Kısa açıklama yapar.” Kısa açıklama da bir dakikada yapılamaz ki.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Evet, Sayın Genç, tabii ilave açıklama istedi ama tabii sorulara “fasa fiso” demesi işin doğrusu, milletvekili arkadaşlarımız açısından uygun bir yaklaşım olmadı ama keşke bu fasa fiso soruyu sormasaydınız daha iyi olurdu. Bu soru size ait bir soru. Ben ona cevap verdim ve on bin çadır o  zaman kalmış 2000’de…

KAMER GENÇ (Tunceli) – 10 milyon dolarlık dedim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Efendim, bakın ben size cevap veriyorum, on bin çadır -milyon dolar demiyorum-  kalmış ve bu çadır 2000 yılından bu yana da değişik vesilelerle, meydana gelen deprem ve benzeri afetlerde vatandaşımızın ihtiyaçları için kullanılmak üzere illere dağıtılmış ve buralarda da kullanılmıştır.

Arz ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Böylece, sözlü soru önergeleri cevaplandırılmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim sorduğum soruya diyor ki: “Keşke bu fasa fiso soruyu sormasaydınız.” Şimdi bakın bu, bir defa, Devlet Bakanıdır, Başbakan Yardımcısıdır bu ağırlıkta bir ifade kullanamaz; bir.

İkincisi, benim sorduğum soruda, 10 milyon dolarlık, Düzce depreminde alınan kışlık çadırlar var. Bunlar nerede? Soruyu saptırıyor ve altmışın üzerinde, AKP İktidarı zamanında yapılan soygunlarla ilgili ihale yolsuzluğu, efendime söyleyeyim devletteki kayırmalarla ilgili sorularımın bir tanesine cevap vermiyorlar! Böyle bir şey olur mu efendim? Olmaz.

BAŞKAN – Sayın Genç, beyan etmişler, soruları sormuşsunuz, o soruları seçip konuşmuşlar, cevap vermişler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama doğru dürüst cevap versin efendim. Bir de fasa fiso soru… Zaten benim hiçbir soruma cevap vermiyorlar çünkü altından kalkamıyorlar ki.

BAŞKAN – Ama Sayın Genç, soru sormuşsunuz, Bakanlar da cevap veriyorlar. Lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, Sayın Genç’in demek istediği şu…

BAŞKAN – Ne demek istediği anlaşılıyor efendim, net.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Genç, millî irade adına soruları sormuştur. Sayın Başbakan Yardımcısı şunu söylüyor: Sorduğunuz sorular fasa fiso. Bu millî iradeye saygısızlıktır. Sorulan soru fasa fiso görülmez ki.

BAŞKAN – “Fasa fiso”yu Sayın Bakan söylemedi efendim.

Şimdi gündemimize tekrar geçiyoruz.

Alınan karar gereğince diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Anayasa Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

 

3.- Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Anayasa Komisyonu Raporları (1/564) (S. Sayısı: 201)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 201 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi tasarının tümü üzerinde, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan konuşacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Bayraktutan.

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, önünüze gelen kanun tasarısı konusunda 5 milletvekilinden oluşan alt komisyonda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görev almış bulunuyorum. Alt komisyonda hem Adalet ve Kalkınma Partisinden hem de Milliyetçi Hareket Partisinden gelen arkadaşlarımızla ciddi bir çalışma yaptık.

Kanun tasarısının tümüne ilişkin herhangi bir diyeceğimiz olmamakla beraber bazı kaygılarımızı alt komisyonda da dile getirdik, komisyonda da yapmış olduğumuz bu çalışmada bu kaygılarımızı dile getirdik.

Burada, bu kanun tasarısının üç ana amacı var, üç temel amacı var değerli arkadaşlarım. Bunlardan bir tanesi, bu kanun tasarısı yasalaştığı takdirde bunun temel amaçlarından bir tanesi siyasal katılımı sağlamaktır. Eğer kanun Meclisten geçtiğinde siyasal katılımın en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlarsak bu konudaki asıl amaçlardan bir tanesine ulaşırız diye düşünüyoruz. Bunlardan bir diğeri ise, Türk Vatandaşlığı Kanunu’ndan kaynaklanan bazı sorunlar vardır, bu sorunları ortadan kaldırma amacını gütmekteyiz değerli arkadaşlarım. Bir diğer amacımız ise, yurt dışında bulunan vatandaşların ülkemizde yapılan seçimlerde oy kullanmalarının kolaylaştırılmasını sağlamaktır. Buradaki rakam 2,5-3 milyon olabilir. Burada yurt dışında bulunup ama daha önceden seçme hakkını kullanmayan vatandaşlarımızın bir anlamda siyasal katılım amacıyla mevcut Parlamento seçimlerine katılmalarını sağlamayı millî iradenin Parlamentoya yansımasının gerçekleştirilmesi açısından bir mihenk taşı olarak gördüğümüzü öncelikle ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Maddelerine ilişkin, biraz önce de ifade ettiğim gibi, tümüne ilişkin bazı kaygılarımız var. Bu kaygılarımızı alt komisyonda da dile getirdik, daha sonra komisyonda da bizim ve Milliyetçi Hareket Partisinden gelen arkadaşlarımızın da ortak olduğu bazı konulardaki çekincelerimiz var. Bu konuları da yüce heyetinizle paylaşmak istiyorum.

Tasarının 5’inci maddesinde, değerli arkadaşlarım, şöyle bir hüküm var, bu 5’inci maddeyle getirilmek istenen düzenlemede “298 sayılı Kanun’un 94/a maddesinin birinci fıkrasında belirtilen değişikliğe ilişkin olarak yurt dışı seçmenlerinin oy kullanmasında sandık, gümrük kapılarında oy kullanma veya elektronik oyla oylama yöntemlerinin birlikte veya ayrı ayrı uygulanmasına, seçim türüne ve yabancı ülkenin durumuna göre Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulunca karar verilir.” ibaresi yer almaktadır. Biz buradaki ibarenin soyut bir durum olduğunu, hangi ülkede oy kullanma yönteminin uygulanacağına, hangi ülkede elektronik oylama yönteminin gündeme alınacağına ilişkin böyle sabit, ülkeleri ayıran bir yöntemin olmadığı kanısındayız. Bu nedenle buradaki getirilen düzenlemenin subjektif olduğunu, genel bir hüküm içerdiğini, o nedenle bu düzenlemenin daha ayrıntılı şekilde Komisyonda incelenmesi ve irdelenmesi gerektiğini ileriye sürmemize rağmen ne yazık ki bu itirazlarımız alt komisyonda yapmış olduğumuz çalışmalarda gündeme alınmamıştır. Bu konudaki çekincemizi, hangi ülkede oylamanın ne şekilde yapılacağı konusundaki kaygılarımızı burada öncelikle belirtmek istiyoruz.

Yine, tasarının değerli arkadaşlarım, 6’ncı maddesinde aynen şöyle bir hüküm var, 298 sayılı Kanun’un 94/c maddesini düzenleyen fıkrada “Ancak, yabancı ülkedeki seçmen sayısı gözetilerek oy kullanma süresi Dışişleri Bakanlığının da görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulunca kısaltılabilir.” hükmü var. Bu fıkranın, oy kullanma hakkının kullanılması açısından bir oyun bile önemli ve kutsal olduğu ve asıl yasanın amacına bir aykırılık taşıdığı kanısındayız. Buradaki değerlendirmeyi de şöyle düşünmekteyiz: Burada, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak eğer o ülkede, o yabancı ülkede oy kullanacak olan seçmen sayısında bir azlık varsa, o seçmen sayısı -geleceği rakamlar- seçimi değiştirebilecek olan nitelikteki bir sayısal çoğunluğu ifade etmiyorsa, bu nedenle bir değişikliğin de gündeme gelebileceğini ileri sürmekteyiz. Bu da bize göre, yasanın amir hükmüne aykırıdır.

Neden aykırıdır değerli arkadaşlarım? O da şundan dolayı: Çünkü biz bir oyun bile, yurt dışında yaşayanların bir oyunun bile kutsal olduğuna inanan ve bu oyun da kullanılması gerektiğine inanan bir siyasal düşünceden geliyoruz. Madem yasayı yapmaktaki amacımız bu oyların kullanılmasıdır, bir tek oyu bile heba etmememiz gerçeğidir, bu gerçeğin varlığına rağmen yine de böyle bir ölçeği nazarıitibara almamızı doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Neden? Çünkü burada yürütme organı kapsamındaki Dışişleri Bakanlığının da görüşü alınarak Yüksek Seçim Kurulu herhangi bir ülkede oy sayımı bitmeden mevcut düzenlemeyi getirebilir ve oy sayımını kısaltabilir. Bunun da çok objektif olmadığı kanısındayız, idareye bir takdir yetkisinin verildiğini düşünüyoruz. Bu nedenle, bu hususu alt komisyonda ve üst komisyonlarda ileri sürmemize rağmen dikkate alınmamasını ve nazarıitibara alınmamasını paylaşmadığımızı burada ifade etmek istiyorum.

Yine aynı maddede “Yurt dışı ilçe seçim kurulu sandık kurulu bir başkan, bir kamu görevlisi üye ve son milletvekili genel seçiminde Türkiye genelinde en çok oy alan üç siyasi partinin bildirdikleri isimlerden oluşur.” hükmü yer almaktadır değerli arkadaşlarım.

Bu fıkrada şöyle bir hüküm vardı... Bunu, hem alt komisyonda yapmış olduğumuz çalışmada hem de Anayasa Komisyonunda milletvekili arkadaşlarımız da dile getirdiler. Buradaki ısrarımız, gerekirse kamu görevlisi olan üyenin -1 tane kamu görevlisi üye var- sandık kurulundan çıkartılması ve 3 olan siyasi partilerin üye sayısının gerekirse 5 olarak değerlendirilmesinde bir yarar olduğunu görmekteyiz. Bu 5 olan milletvekili sayısının, en son seçimde en çok oyu alan beş siyasi partinin olması gerektiği kanısındayız. O da neden dolayı?

Buradaki sandık kurulundaki amaç, değerli arkadaşlarım, bir anlamda denetimi ve kontrolü sağlamaktır. Denetimi ve kontrolü eğer sağlıyorsanız, burada sandık kurulundaki kamu görevlisi olan üye sayısını bir kenara koyarak, gerekirse siyasi partilerin temsilcilerinin sandık kurullarında görev almasının hem bir objektif seçimin hem de genel seçimin en önemli kıstaslarından birisi olacağına inanıyoruz. Neden? Çünkü siyasi partiler en azından seçimin taraflarıdır, o nedenle, kamu görevlilerinin buradaki sayısını gerekirse azaltabiliriz, burada sandık görevlilerini siyasi partilerden alarak 3 olan sayıyı 5 olarak da çoğaltabiliriz. Önümüzdeki dakikalarda veya saatlerde yapacağımız görüşmelerde bunun yararlı olabileceğine inanıyoruz.

Bunun dışında da yurt içinde yapmış olduğumuz seçim kurullarında siyasi partilerin müşahit ve gözlemci olarak görevlendirme… İsimleri var biliyorsunuz. Müşahit görevlendirmesini de mutlaka yapabiliriz diye düşünüyoruz. Yani üyelerin dışında sandık kurullarında müşahitlerin de olabileceğine, burada gerekirse 5’inci maddeye veya 6’ncı maddeye bu konuda bir ek koyarak, sandık kurullarında, seçimle ilgili kurullarda müşahitlerin de bulunmasının bir zararı olmayacağına, aksine, seçim güvenliği açısından yarar sağlayacağına ve yasanın amacına ve ruhuna uygun bir düzenlemenin ön şartlarından bir tanesi olacağına inanmaktayız.

Yine, değerli arkadaşlarım, burada seçimlerle ilgili, oy kullanmayla ilgili bütün sonuçların ülkeye bildirilmesinde Dışişleri Bakanlığının bilişim ağından yararlanılmasıyla ilgili bir düzenleme var. Bu konuda da çekincelerimiz bulunmaktadır. Bu konunun da mutlaka düzenlenmesi gerektiğine inanmaktayız. Neden? Çünkü hatırlarsanız, mevcut seçim sistemimizde, seçimlere belli bir süre kala, hem Adalet Bakanlığı hem İçişleri Bakanlığı hem Ulaştırma Bakanlığıyla ilgili bakanlıklar, seçimlerin genel ve objektif şekilde yürütülmesi için, hassas bir durumda oldukları için -ilgili bakanlıklar, seçimlere belli bir süre kala- istifa etmektedirler. Bundaki amaç nedir? İcrai bakanlıklar olarak en önemli mevkilerde bulunan bakanlıklardaki kişilerin tarafsız bakanlıklarla değiştirilmesi gerçeğidir. Bu nedenle, biz, bunun, yurt dışında yürütülecek olan bu seçim sistemiyle ilgili bilişim ağının mutlaka Yüksek Seçim Kurulunun kontrolünde olması gereken yani bir bağımsız kurulun kontrolünde olması gereken bir sistem tarafından yürütülmesi gerektiğine inanmaktayız. Neden? Çünkü Dışişleri Bakanlığı, ne derseniz deyin, hangi iktidar gelirse gelsin, yürütmenin gücünde olan, yürütmenin erkinde olan bir bakanlıktır. Yürütmenin emrinde olan bir bakanlığın objektif bir uygulama içerisinde olmasını beklemek de ancak iyi niyetlilik olur diye düşünüyoruz. O nedenle, biz, mevcut düzenlemenin mutlaka Yüksek Seçim Kurulu tarafından yürütülmesinde, Yüksek Seçim Kurulunun bilişim ağında gerekli teknik altyapının oluşturulmasının da seçim sistemi açısından ve mevcut kanunun ruhu açısından ve onun amaçladığı, kanun koyucunun amaçlamış olduğu asıl saik ve amaç açısından çok önemli olduğuna inandığımızı belirtmek istiyoruz. Bu nedenle, bu çok önemlidir. Bunu da yüce heyetinizin takdirlerine sunmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Burada yine en önemli hususlardan bir tanesi tasarıyla getirilen 8’inci maddedeki değişikliktir. 8’inci maddedeki değişiklikle ilgili olarak, değerli arkadaşlarım, daha önceden Komisyonda bu şekilde kendimiz de belki bir sakınca olmaz diye düşündük ama ilerleyen dakikalarda ve saatlerde bu alt komisyona geldikten sonra 8’inci maddede bazı değişikliklerimiz var, endişelerimiz var. Bu konuda -Sayın Bakan da buradalar- kendisiyle de Komisyonda yaptığımız görüşmelerde Sayın Bakan da açık olarak ifade ettiler, 4 grup başkan vekilinin veya 3 grup başkan vekilinin anlaşamadığı 8’inci maddeyle ilgili “Eğer bir çekince varsa, gerekirse bunu çıkartabiliriz.” dediler. Ahmet Bey de şimdi buradan onu ifade ediyor; herhâlde çıkartıyoruz. Ama ben yine de bu konudaki kaygımızın nedenini burada söylemek istiyorum. Bu konuda ortak konsensüs oluşacak herhâlde önümüzdeki dakikalarda.

Değerli arkadaşlarım, burada getirilen husus şuydu: Şimdi aldığım bilgiye sevindim. Eğer bunu geri çekersek bütün grupların ortak önerisiyle, yasanın amacına uygun olan ve yasadan getirmek istediğimiz, amaçladığımız bir hususta da bir kaygı duymadığımızı da ifade etmek isterim.

Mevcut yasada, dava süresiyle ilgili 180’inci maddede “Seçim suçlarından doğan kamu davası, seçimin bittiği tarihten itibaren iki yıl içinde açılmadığı takdirde kovuşturma yapılamaz.” hükmü var. Biz alt komisyonda ve normal komisyon çalışmalarımızda buna ilişkin kaygılarımızı dile getiriyorken, Adalet Bakanlığından, yıllar itibarıyla seçim suçlarına ilişkin olarak, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri ile buna ilişkin kanuna muhalefetten dolayı açılan davalar ve sanık sayıları nelerdir diye resmî rakamlar istedik.

2006 yılında buna ilişkin açılan dava sayısı, değerli arkadaşlarım, 429, sanık sayısı toplam 1.515. Adalet Bakanlığından almış olduğumuz verileri, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün verilerini sizlerle paylaşıyorum. 2007 yılında 500 dava açılmış, 1.110 sanık var toplam. 2008 yılında 434 dava açılmış, 717 sanık var değerli arkadaşlarım. 2009 yılında 2.951 dava açılmış, toplam sanık sayısı 2.942. 2010 yılında 1.636 dava açılmış, toplam sanık sayısı 1.634.

UYAP üzerinden Komisyonda almış olduğumuz rakamlara göre ise 2011 yılında 1.253 açılan dava olduğu -tabii bu, benim almış olduğum gayriresmî- bunların içerisinde 1.204 takipsizlik kararı verildiği ama belli sayıda da derdest dosyanın olduğuna ilişkin Adalet Bakanlığı bize bilgi verdi. Adalet Bakanlığının vermiş olduğu bilgide, değerli arkadaşlarım, ne yazık ki 2011 yılına ilişkin istatistikler yoktur. Sayın Bakanla bunu paylaştık, kendi duyarlılığına da teşekkür ediyorum. O konuda Sayın Bakan da “Eğer bu konuda bir konsensüs oluşmazsa bunu çekeriz.” dedi.

Buradaki ortak amacımız da şudur: Biraz önce de okuduğum gibi, buradaki süre, mevcut yasada, değerli arkadaşlarım, şöyle: “Seçim suçlarından doğan kamu davası seçimin bittiği tarihten itibaren iki yıl içinde açılmadığı takdirde kovuşturma yapılamaz.” Burada da hukukun en genel ilkelerinden, en doğru ilkelerinden bir tanesi, eşitlik ilkesine açık bir aykırılık teşkil ettiğine ilişkin kaygımız vardı. O kaygımız da şuydu: Çünkü yarın bir gün, burada, cumhuriyet savcıları, yasal süre içerisinde, yani yasanın amir görmüş olduğu süre içerisinde dava açmış olabilirler. Dava açılmış olan şahıslara karşı da soruşturma aşaması, kovuşturma aşamasına geçmiş olabilir; dosyalar belki Yargıtay aşamasına intikal etmiş olsa bile, derdest olmuş olsa bile, hürriyeti bağlayıcı cezalarla karşılaşmış olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımız olabilir. O nedenle, burada vatandaşları şu şekilde cezalandırmanın doğru olmadığına inanıyorum: Bir taraftan kamu davası açılmış olanlarla ilgili olarak “E, ne yapalım sizin hakkınızda dava açıldı.”, bir taraftan da kamu davası açılmayanlarla ilgili olarak da böyle bir kısmi af yolunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmaması gerektiği…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bunların lehine de yapabiliriz, “Yapmayız.” demedim.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Tabii, yani ama en azından bunu komple geri çektiğimiz zaman… Çünkü buradaki temel hedef, en önemli davalardan bir tanesi olan 12 Haziran 2011 tarihiyle ilgili suçlarla ilgilidir. Çünkü bundan önce yapılmış olan 12 Eylül 2010 tarihindeki halk oylaması, 2009 seçimleri ve hemen arkasından 2007 seçimleriyle ilgili olarak cumhuriyet savcılıklarının elinde herhangi bir şekilde bir derdest dosyanın olma ihtimali çok azdır. Buradaki düzenlemenin temel amacı, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan seçimlere ilişkin düzenlemedir. Cumhuriyet savcılıklarının elinde o tarihten bu tarafa doğru gelen ve devam etmekte olan soruşturmalar olabilir. Bu soruşturmaları etkileyebilecek olan bir yasal düzenlemeyi burada yaparsak, biraz önce de dediğimiz gibi, hukukun en genel kurallarından bir tanesi olan aynı suçu işleyen kişiler arasında eşitlik ilkesine aykırı bir davranışımız söz konusu olabilir ki bu da bir anlamda, dediğim gibi, kısmi aftır.

Bu düzenlemenin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, grupların, bütün grupların önerileriyle önümüzdeki saatlerde geri çekilmesiyle bu garabetin ortadan kaldırılacağına inanıyoruz. Çünkü bu, biraz önce de ifade ettiğim gibi, 4+4+4’teki Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkartılan bu ilgili alımlara ilişkin, yaklaşık 15-20 milyar doları bulan alımlar nasıl ki 4+4’ün içerisinde ayrıca duruyordu, bunun da bu kanun tasarısı içerisinde aynı şekilde sırıttığını düşünüyorum ve buradan çıkartılması gerektiğine inanıyorum. Bu konuda da inanıyorum ki önümüzdeki saatlerde ortak bir konsensüs oluşabilir.

Değerli arkadaşlarım, bunun dışında, Vatandaşlık Kanunu’yla ilgili olarak da Mavi Kart’la ilgili düzenlemeler var. Biliyorsunuz, bu tasarı ile Mavi Kart’la ilgili de bir düzenleme getirilmektedir. Mavi Kart, doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve bunların 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 28’inci maddesinde belirtilen alt soylarına verilen ve söz konusu maddede de belirtilen haklardan faydalanabileceğini gösteren resmî belgeyi ifade etmektedir. Bu durum yabancı ülkeler tarafından öğrenildiğinde, kendi ülkelerinde yaşayan soydaşlarımıza vatandaşlığı kaybettirme gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalabileceğimizi de buradan uyarmak isterim. Bu durum, muhatap ülkenin izleyeceği kendi ülke vatandaşlık iç mevzuatına göre bizim açımızdan bir olumsuzluk yaratabilir. En azından mütekabiliyet konusunda, karşılıklılık konusunda bizim açımızdan bir sorunla karşı karşıya kalabileceğimizi düşünüyorum. Vatandaşlarımızın bu konuda mağduriyetleri olabilir.

Biraz önce de ifade ettiğim gibi, bu konudaki çekincelerimizi kenara koyarak, kanunun Türk vatandaşlarının, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarımızın genel seçimlerde, seçimlerde oy kullanması açısından bir anlamda millî iradeye yansımasıdır. Bunu, bir anlamda yasanın temel ruhunu doğru gördüğümüzü ifade etmek istiyorum. Meclisteki görüşmelerde önergelerle bu kaygılarımızın giderileceğine yürekten inanıyorum ve yasaya karşı diyeceklerim budur.

Bu vesileyle de sözlerimin sonunda, seçim bölgem Artvin’le ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Daha önce burada yapmış olduğumuz görüşmede… Artık, beni burada dinleyen arkadaşlarımız da bıktılar. Biliyorsunuz, Artvin’de -Artvin’in çatısında- Cerattepe diye bir maden işletmesi var. Burada bizi hemşehrilerimiz de Artvin’den dinliyorlar. Cerattepe’deki maden işletmesiyle ilgili olarak ihale süreci tamamlandı ve ihale sürecinin sonucunda bir firmaya ihale yapıldı. Bu ihalenin kimlere nasıl yapılacağına, hangi firmanın nasıl alacağına ilişkin ve bu ihalenin daha sonra noter tarafından tarafımca tespit edileceğine ilişkin uyarılarıma karşı, yazılı uyarılarıma karşı, Sayın Enerji Bakanı bana vermiş olduğu yazılı cevapta, haksız, bu uyarlarımın yersiz olduğunu ve ihalenin tarafsız ve objektif şekilde yapıldığını, benim adres verdiğim şirket tarafından alınmadığını yazılı şekilde bana söyledi. Ben de şimdi burada Meclis tutanaklarına bunları geçiriyorum. Önümüzdeki günlerde, bu ihalenin kimler tarafından alındığını, bu ihaleyi hangi firmanın aldığını hep beraber burada göreceğiz, ben de Sayın Bakana buradan sesleneceğim. Sayın Bakana -kendisi keşke burada olsaydı- şunu da ifade etmek isterdim: İhaleye aldığın firmanın uçaklarıyla gezene kadar, bundan sonra, ihalesini vermiş olduğun Artvinlilerin de kayığına bineceğini Sayın Bakana hatırlatmak isterim; Artvinlilerin kayığına nasıl binecek, Sayın Bakana buradan hatırlatmak isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıntılarını söylemek istemiyorum, önümüzdeki günlerde bu ihalenin kokularının nasıl çıkacağını, bu ihalenin bir firmayı nasıl tarif ettiğini, bir firmaya paket olarak nasıl verildiğini Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleriyle hep beraber paylaşacağız ama bir kere daha burada ifade etmekten mutluluk duyuyorum: İhaleyi ne şekilde gerçekleştirirse gerçekleştirsin, hangi firma tarafından alınırsa alınsın -ki hangi firmanın aldığı da hiçbir şekilde bizi, Artvinlileri ilgilendirmemektedir. Ben, burada daha önce yapmış olduğu Meclis konuşmasında ihale şartnamesini yırtmıştım, büyük bir onur ve gururla bütün Artvinliler adına yırtmıştım- önümüzdeki günlerde de bu ihaleyi alan firmanın Artvin’de maden çıkarmasına hiçbir şekilde izin vermeyeceğimizi, Artvin’e hiçbir şekilde el uzatmasına izin vermeyeceğimizi, bu maden çıkarılmasının Artvin’e yapılacak en büyük tecavüz olduğunu, Artvin’e yapılacak en büyük saldırı olduğunu bir kere daha Türkiye Büyük Millet Meclisinden, Mustafa Kemal’in kürsüsünden ifade etmekten büyük onur ve mutluluk duyduğumu bir kere daha söylemek istiyorum.

Bu duygularla, sözlerimi fazla uzatmıyor, yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum; sağ olun, var olun diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 201 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’la ilgili tasarı konusunda Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun görüşlerini açıklayacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, seçimler demokrasinin mihenk taşıdır. Özgür, adil, eşit seçimler yapıldığı zaman, demokrasilerde milletin, halkın özgür iradesi parlamentoya yansıdığı zamanlarda demokrasi gerçek anlamda vardır.

Yeni bir anayasa yapma sürecindeyiz hepimiz. Yeni bir anayasa yapma sürecinde demokrasiyi istiyorsak, Siyasi Partiler Yasası’nı, seçim yasalarını, yüzde 10 barajını, yüzde 10 hazine yardımı barajını, bütün bunları konuşmamız gereken bir süreçten geçiyoruz.

2011 seçimlerini geride bıraktık. Yurt dışındaki seçmenlerin, sayıları 5 milyonu bulan ve 3 milyona yakın seçmenin bulunduğu yurt dışındaki vatandaşlarımızın oylarını kullanabilmesi için geçmiş dönemde çıkarılan yasa tasarısı üzerinde konuştuğumuz zaman, biz, mutlaka yurt dışındaki vatandaşlarımızın da tamamının özgür iradesinin sandıklarda gözükmesini istemiştik, arzulamıştık. Ancak bunun da çok adil bir seçim sistemiyle yapılmasını söylemiştik.

Şimdi, önümüze gelen bu tasarıya bakıyorum. 12 Haziran seçimlerinde AK PARTİ yurt dışındaki seçmenlerin oyunu kullandırtamamıştır. Yasa çıkmasına rağmen, yasa çıktıktan sonra da nasıl oy kullanılacağına dair yönetmelik çıkmasına rağmen bunu sağlayamamıştır. Yurt dışında sadece ve sadece yüzde 5 seçmenimiz, yani şöyle baktığımız zaman rakamlara, 2 milyon 568 bin 979 yurttaşımızdan 129.283’ü oy kullanabilmiştir. On yıllık iktidar olmanın ustalığı buysa vay hâlimize, vay Türkiye’nin hâline.

Şimdi, yeni bir sistem getiriyoruz. Yurt dışı seçmen kütüklerini oluşturacağız ve yeni bir sistemde üçlü bir sistemle adrese kayıtlı yurttaşlarımızın oluşturacağı seçmen kütüklerini baz alacağız ve Ankara’da da Yüksek Seçim Kuruluna bağlı ilçe seçim kurulu, bir kurul tarafından -yurt dışı- bizim Dışişleri Bakanlığının bürokratlarıyla beraber sandık kurulları oluşturacak ve oradaki vatandaşlarımıza nerede oy kullanacakları söylenecek.

Peki, nasıl oy kullanacaklar? Bir sandıkta, iki gümrükte, üç de elektronik oylamayla. İşte burada Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yakın bir süreçte 3 milyon seçmenin oylarıyla oynama, oylarını yanlış yönlendirme, kullanılmayan oyları kullanma, seçimlere hile karıştırma, hile katma gibi binbir açığı olan bir yasa tasarısı şu an Mecliste görüşülüyor. Çok tehlikeli bir yasa tasarısı Mecliste görüşülüyor. Öyle iyi niyetle bakabileceğimiz bir yasa tasarısı değil bu.

Bakın, daha 2’nci maddede, Türkiye’deki seçimlerde, seçim kurullarında grubu olan partiler asil ve yedek üye bulundurabiliyor. Hemen bakıyoruz daha 2’nci maddede deniliyor ki: “En çok oy alan üç partinin asil ve yedek üyeleri yurt dışı seçim kurullarında görev yapabilir.” Bunun adı nedir biliyor musunuz? Mecliste dört tane grubu olan parti var. Barış ve Demokrasi Partisi var. Barış ve Demokrasi Partisi oraya asil üye vermesin, yedek üye vermesin demektir bunun adı. Bunun başka adı yok arkadaşlar. İnsan bu kadar ayırımcı, bu kadar denetimden korkmaz... Yani ne demek istiyorsunuz? 2014’te Cumhurbaşkanlığı seçimi var, biz girmeyecek miyiz? Öne alınırsa, bir öncesi yerel seçimler var, orada da oy kullanabilecekler yurt dışı seçmenlerimiz, biz ona katılmayacak mıyız? 2015 var arkasından, yine seçime kadar bizim partimiz bu Mecliste bu grup olarak çalışacak, katılmayacak mıyız? Yani üç tane seçim var, yurt dışı seçmenler oy kullanırken en çok oy alan üç parti, sistemin partileri gidecek orada asil ve yedek üye verecek, Barış ve Demokrasi Partisinin asil ve yedek temsilcisi olmayacak, siz buna seçim ve demokrasi diyeceksiniz.

Bakın, arkadaşlar, birbirimizi kandıracak zamanda ve çağda değiliz. 21’inci yüzyılda konuşuyoruz. 21’inci yüzyılda çokça kriter var. Bu çokça kriterin içinde Venedik Komisyonunun var, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1’inci Protokolü’nün yine 3’üncü fıkrasında yer alan hür seçimler var, yine Türkiye’nin vicdanında, insanının vicdanında eşit ve özgür seçimlerin yapılması var. Niye korkuyorsunuz Barış ve Demokrasi Partisinin yurt dışı seçimlerde sandık kurulunda -oy verilmesi esnasında- 1 asil ve 1 yedek üyesinin bulunmasından? Bu ayrımcılığın anlamı ne? Ne yapmak istiyorsunuz gerçekten? Bunu anlamak istiyoruz. Hadi, geçmiş seçimlerde biz bağımsız adaydık, yurt dışındaki seçmenler sadece partilere oy kullandı, bağımsız adaylara oy verebildi mi? Veremediler. Dikkat edin, o zaman da ayrımcılık yapılmıştı. Hatta ve hatta, Hakkâri’de bizim 1 milletvekilliğimiz, 40 tane gümrük oyuyla AK PARTİ’ye geçmişti. Milletin iradesine böyle saygısızlık yapıldığı zaman Hakkâri halkı da 3-0 yapar, AKP’nin de dersini verir ve verdi de. Bunu mu istiyorsunuz, yani istenen bu mu? Ne yapmak istiyorsunuz arkadaşlar?

6’ncı maddede sandıkların nereye kurulacağı konusu tartışmalı. Her yere kurulacak mı? Nereye kurulacak belli değil. Diğer maddelere de hemen geçiyoruz, bakıyoruz, üç siyasi partinin temsilcilerinin, üyelerinin olacağı kurullar farklı farklı şeyler yapacak. Mavi Kart’a “5,00 TL” ibaresi ekliyorsunuz. Yetmiyor, çok geniş yetki verildiği anlaşılan bürokratlara veriyorsunuz.

Seçimi Yüksek Seçim Kurulu, bağımsız yargı gözetiminde mi yapacaksınız, İçişleri Bakanlığıyla Dışişleri Bakanlığının gözetiminde mi yapacaksınız? Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü kime bağlı? İdris Naim Şahin’e. E, böyle bir bakana yurt dışı vatandaşlık adrese dayalı sisteminde burayı emanet ederseniz yine Türkiye'nin vay hâline! Nasıl emanet edebilirsiniz? Bu Meclis, bu ülkenin vatandaşının iradesini, daha görevinin altı ayında üç tane, dört tane gensoru yemiş bir bakana nasıl teslim edebilir? İçişleri Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulunun ancak ve ancak emrinde olabilir arkadaşlar, onun emirlerini yerine getirebilir; ona dizayn veremez. Ama bu kütükler oluşturulurken Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü konsolosluklardan aldığı adresleri ikamet ve adres olarak sayıyor. Bizdeki ikametgâh kanunu Avrupa’nın ve dünyanın yüz elli beş ülkesinde yok ki arkadaşlar, kim kimi kandırıyor? Oralarda ikametgâh mı var? Oraya giden, yerleşen, çalışan, çoğunluğu da Almanya’da olan, Avrupa’da olan, yurt dışında vatandaşlarımız var, mülteciler var, 12 Eylül darbesiyle gidip hâlâ orada, vatandaşlık hakkı olan, oyunu kullanamayan mülteci kardeşlerimiz var. Onların cüzdanları cebinde, vatandaşlık numaraları cebinde; onlar bile oy kullanamazken, adrese dayalı sistemde mülteciler yer almazken, bunların da sayısı yüz binlerleyken, sağcısı da solcusu da bunların içinde varken bunları dışlamanın adil bir seçim sisteminin ruhu olmadığını burada ifade etmek istiyorum.

Sadece bu değil, burada konuşulacak çokça nokta var.

Bir yönetmelik var, bu yönetmelik hazırlanmış; yurt dışı seçmen kütüğü. Yurt dışı seçmen kütüğünün denetimi nasıl olacak, Meclise bir bilgi var mı? Yok.  Kim, nerede kayıtlı? Yüksek Seçim Kurulu sitesinde bir liste yayınlanıyor, neye göre düzenlediği belirsiz. Vatandaşlarımız nasıl oy kullanacak, bilmiyorlar.

Şimdi, bu yönetmelik eskidi arkadaşlar, bu seçim sistemi eskidi. Yeni bir anayasa yapıyoruz. Yeni bir anayasa yaparken, yeniden siyasi partiler rejimini, yeniden seçimlerin temel hükümlerini, yeniden seçmen kütüklerini, yeniden nasıl seçimlerin yapılacağını da bu yeni anayasayla beraber belirlemek zorundayız. Yoksa, isteyen katakulli yapar, oyun yapar, hile yapar. Çalıntı oylarla geçmiş dönemde sadece İstanbul’da 2,5 milyon seçmenin silindiğini burada hatırlatmak istiyorum. 2,5 milyon seçmen sadece İstanbul’da silindi. Nereye gitti bunlar? Buhar mı oldu? Nereye gittiler? Kim kullandı bu oyları? Bizim kullanmadığımız garanti ama kim o dönemlerde seçilmişse, bu 2,5 milyon çalıntı oydan nasibini almış ve parmağı bu işin içindedir.

Şimdi, biz burada size bir iki örnek daha sunmak istiyoruz: Gümrükte oy kullanmayı anladık; gümrükte bir sandık var, sandık kurulu var, gidersiniz oyunuzu kullanırsınız. En klasik yöntemdir bu. Mektupla oylamayı Anayasa Mahkemesi iptal etti zaten. Gümrükteki oyda sandık var, ona bir şey demiyoruz. Peki, soruyorum: Almanya’da her yerde konsolosluk yok, siz nereye sandığı kuracaksınız, söyler misiniz bize. Siz bu yasanın içinde diyorsunuz ki: “Dış ülkelerde, o ülkelerin göstereceği diplomatik ilişkiler ve yardımlar sonucu seçim güvenliği sağlanacak.” Seçim güvenliğini siz nasıl sağlarsınız bu mantıkla arkadaşlar? Herkes örgütlüdür, herkes yurt dışında örgütlüdür arkadaşlar. Bizim Washington’da temsilciliğimiz var, Brüksel’de temsilciliğimiz var, Erbil’de temsilciliğimiz var, bütün partilerin yurt dışında temsilcilikleri var ve orada çalışıyorlar, örgütlüler. Bırakın, biraz da onları dinleyerek -Almanya için nasıl bir oylama, İngiltere için nasıl bir oylama, küçük ülkeler için nasıl bir oylama- biraz da onların fikirlerini alarak katkılarını alalım.

Şimdi, en önemli noktaya geleceğim. Bizi Türkiye tarihinin en hileli, en karmaşık, en tartışılır seçim sistemine götürecek olan elektronik oylamaya getireceğim sizi. Elektronik oylamayı incelediniz mi arkadaşlar? TÜBİTAK hangi proje üzerinden elektronik oylamayla oy kullanılacağını size söyledi mi? Hangi projeyi kullanacaksınız? İnternet üzerinden mi? On tane proje var. Bakın, Avustralya ilk kullanmış. Avustralya kullanmış bunu ve ilk elektronik oylamayı 2006 eyalet seçimlerinde kullanabilmiş. Ne olmuş? Mavi Kartlar gibi bozulmuş, 300 bin oy bozulmuş orada. Hack’lemişler arkadaşlar daha ilk denemelerde. Hack’lemişler yani anlayacağınız, kısacası.

Şimdi, İnternet oyu olayına geliyoruz. Avustralya savunma sanayi ve savunma sivil personeli için Irak, Afganistan, Doğu Timor ve Solomon adalarında bu sistemi getirmişler. Bir oyun maliyeti ne kadar biliyor musunuz? 521 dolar. Buyurun, sizin Yüksek Seçim Kuruluna ayırdığınız bütçe ne kadar, bana söyler misiniz? Yabancı ülkede 3 milyon seçmenimiz var. Belçika kullanmış -Belçika gibi gelişmiş ülkeler- fakat sistemi oturtamamış. En iyi kullanan ülke Brezilya arkadaşlar. Brezilya elektronik oylama için 400 binden fazla elektronik oy makinesi kurmuş seçim sandığı olarak. Hadi buyurun, Türkiye'nin 400 tane elektronik oy makinesi var mı? Bana bir oy makinesi göstersin Sayın Bakan, bir tane oy makinesi koysun şu kürsünün üstüne, “Ey vatandaş, işte bu elektronik oy sistemi, böyle oy kullanacaksın.” desin de millet anlasın. Var mı böyle bir şey arkadaşlar? Gördünüz mü? Alt komisyonda, üst komisyonda, burada var mı böyle bir şey? Yok. O zaman getirirsiniz Zati Sungur icadı bir şey, koyarsınız oraya, dersiniz işte “Elektronik oy kullanma makinesi de budur.”

Şimdi, Brezilya’yı anlayabiliriz arkadaşlar, Brezilya bütün seçimlerini elektronik sayımla yapmış. Orada gerillalar Cumhurbaşkanı oldu da… Lula ile Dilma dağdan indi, cumhurbaşkanı oldu, ülkeyi dünyanın en büyük 8’inci ekonomisi yaptı, yoksulluk sınırı altında 30 milyonu orta sınıfa sıçrattı, sosyal devlet politikasıyla da elektronik oylamayla da kendini dünyaya fark attırdı. Bunun iki istisnası var: Hindistan ve İrlanda. Bakın, bilişim endüstrisinin en önde gelen ülkesi Hindistan’dır. Hindistan bile doğru dürüst oturtamadı ama Hindistan, Çin’den sonra dünyanın en büyük ülkesidir ve en iyi uygulayan ülkelerden biri durumuna geçmiş durumda ama İrlanda geçemedi. Niye geçemedi? Çünkü federal seçimlerde mesela Kanada’da hâlâ kâğıt kullanılıyor. Fransa’da 750 sandıkta oy kullanılabilmiş, 230 binin üzerinde oy kullanılabilmiş. Almanya’da seçimler hacklendi ve Federal Anayasa Mahkemesinde şu an mahkeme konusu. Hindistan en başarılı dedik çünkü Hint ölçekte oylama makinelerinin kullanımında, elektronik oylama konusunda en az itirazın olduğu ülke durumunda. Şimdi, Hindistan’dan biz ne kadar ders aldık? Biliyor musunuz, Hindistanlılar bu noktaya gelmek için tam yirmi yıl elektronik oylama üzerinde çalışmışlar, siz de yirmi gün içinde elektronik oylamayı hayata geçirmeye çalışıyorsunuz. Arkadaşlar, kabak çekirdeğini toprağa gömün, yirmi günde kabak yetişmez. Yirmi günde elektronik oylamaya nasıl geçersiniz? Allah aşkına, bir uzman çıkıp bunu burada anlatsın bana.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Elektronik boya yapacaklarmış!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Elektronik oylama için Hindistan yirmi yıl çalışmış, biz yirmi günde elektronik oylama makinesi yapacağız! Bir tane makine gösterin Allah aşkına!

Oylama makinelerinin ne kadar olduğunu biliyor musunuz? İrlanda’da, Nedap 40 milyon euro yaklaşık. Makineler için üç seçim bölgesi pilot seçilmiş, çok pahalı. Bütçede bu kadar para var mı? Yok.

Şimdi, tabii bu tartışmaların daha fazla biçimleri de var: Güvenlik boyutu var, oylama boyutu var, burada teknik sorunlar, hatalı kullanım, elektronik oy verme sistemlerinde yapılacak sahtekârlıklar, seçim öncesi telsizden uzaktan denetim, oy sayımı, aygıtların hatalı ayarlanması, seçimlerin, seçmenlerin oylarının değiştirilmesi… Arkadaşlar, hacklemek o kadar kolay ki bugün Twitter’a bakın, Melih Gökçek’in Twitter hesabını hacklemişler, çökertmişler. İki tane grup, kafadar, çat diye yapıyor bunu. Sizin kuracağınız elektronik oylama sandıklarında bunu yapabilecek 1 milyonun üstünde hack grubu var. Ne yapacaksınız? Ondan sonra, Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu oyları karşımıza çıkardığınız zaman, Türkiye birbirine karışır arkadaşlar. Bu kadar oy kullanıldı, bu kadar kullanılmadı… Çünkü İktidarsınız, İçişleri sizde, Dışişleri sizde, oylama makineleri sizde, oylamaları sayacak uzmanlar sizde, her şey sizde, her şey iktidarda, muhalefet ne yapacak? Olmadı arkadaşlar.

Size bir şey daha söyleyeceğim ve son söz: Şu ayrımcılığınızı ne zaman bırakacaksınız Allah aşkına? Niye 3 parti sandık kurulunda? Niye grubu olan 4’üncü parti yok? Niye dışlıyorsunuz? Niye korkuyorsunuz seçimlerden, özgür seçimlerden? Bu ayıp da size yeter. Bu ayıpla beraber, biz de ret diyoruz. Bu hileli seçim sistemine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız lütfen.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …seçim kütüklerine şiddetle karşı çıkıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Faruk Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Bal.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 201 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile ilgili olmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın seçimlerde oy kullanmalarına imkân sağlayan ve bir başka açıdan ise doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış fakat daha sonra vatandaşlıktan çıkmış olan yurt dışında yaşayan kişilere Türkiye ile ekonomik, sosyal ve kültürel bağlarının güçlendirilmesine imkân veren bir düzenleme. Tasarının bu iki yönüne Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz iki açıdan yaklaşmaktayız: Bunlardan birincisi, Avrupa Türklüğünün sorunları, ikincisi de demokrasinin sorunları.

Değerli milletvekilleri, 5,5 milyonu bulmuştur Avrupa Türklüğünün sorunu ve Avrupa Türklüğünün Avrupa’ya seyahati Aralık 1961 yılında Sirkeci’den kalkan bir trenle başlamıştır. Birinci nesil oraya bilek gücünü, alın terini paraya çevirerek dönüşünde ülkesinde bir traktör kazanmak, bir dükkân açmak hayaliyle bu yolculuğa başlamıştır ve Avrupa’da dil farkı, din farkı, kültür farkı nedeniyle bir getto hayatına mahkûm olmuştur, bulunduğu ülkelerde sosyal hayatın içine girememiştir, çalışmıştır, didinmiştir, tasarruf etmiştir ve Türkiye'nin o yıllarda çok ihtiyacı bulunduğu döviz ihtiyacını karşılamıştır. İşte Avrupa Türklüğünün vatan hasretiyle, aile hasretiyle bütünleşen alın teri ve göz nuruyla paraya dönüşen emeğine birileri musallat olmuştur. 1960’lı ve 70’li yıllarda kurulan işçi şirketleri, Avrupa Türklüğünün hayalindeki bir traktör parasını, bir dükkân parasını hortumlamış, netice itibarıyla, orada yaşayan insanlarımız alın terinin karşılığında hüsrana uğramışlardır. Bugün, o tarihlerde onlarcası kurulan işçi şirketlerinden bir tanesi ayakta yoktur ama o tarihte alın terini ve emeğini vermiş olan insanların acısı ve ahı onların üzerindedir.

Değerli arkadaşlarım, ikinci nesil, 1980’li yıllardan itibaren o ülkedeki getto hayatından çıkmaya, sosyal hayata intibak etmeye, bulundukları ülkenin ekonomik ve sosyal kuruluşlarına girmeye, hatta siyasete atılmaya çaba göstermiştir ve netice itibarıyla da daha verimli alanlarda çalışabilme imkânına kavuşmuştur, hizmet sektöründe ve ticaret sektöründe de önemli adımlar atmışlardır, dil öğrenmeye başlamışlardır, dernek kurmaya başlamışlardır, vakıf kurmaya başlamışlardır. Dolayısıyla, birikimleri biraz daha fazla olmuştur. Bu defa, bunların birikimlerine bir başka görüntü altında yine kirli eller musallat olmuştur. Bu musallat olanlar da bankerlerdir. On binlerce insanımızın alın teri, göz nuruna musallat olan bankerler, Avrupa Türklüğünün birikimlerini, tasarruflarını yok etmişler, hortumlamışlar ve bugün karşımızda, bir tane, Avrupa Türklüğünün tasarrufunu hortumlayan yaşayan banker bulunmamaktadır.

Üçüncü nesil, Avrupa Türklüğünün üçüncü nesli, artık esnafı tüccar olmuştur, hizmet sektöründe bulunan sosyal hayatın o kadar içine girmiştir ki mahallî derneklerde, mahallî kültür kuruluşlarında ve siyasette başarılı olmaya başlamış yerel yönetimlerde, hatta milletvekili olabilme yollarını açmışlardır. Dolayısıyla, bunların oluşturduğu ticari organizasyonlar, sınai organizasyonlar önemli bir cesamete ulaşmış ve tasarrufları da bir hayli artmıştır. İşte bunlara da üçüncü bir el atma hadisesi yaşanmıştır ve 1990’lı yıllarda Avrupa Türklüğüne musallat olan üçüncü kirli el “holding” diye ortaya çıkan, dini ticaret aracı olarak kullanan, “Allah” ile aldatan bir kitledir. Bugün bu kitle yani bu holdinglerden bir tanesi hayatta yoktur. Holding olarak yoktur ama kişi olarak vardır ve bu kişiler, maalesef, Türk siyasi hayatında da çok önemli ve çok etkili olabilmektedirler.

Değerli arkadaşlarım, işte Avrupa Türklüğünün 1961 yılında başlayan bu Avrupa seyahati artık Avrupa’da bir değer olarak ifadesini bulmuştur ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu 5,5 milyonu aşan insanımızı bir kültür değeri, bir varlık değeri olarak görmekte ve adına da “Avrupa Türklüğü” ismini vermekteyiz.

İşte, biz, hem Avrupa Türklüğü içerisinde bulunan ve bulundukları ülkeler de çifte vatandaşlığı kabul etmediği için Türk vatandaşlığından ayrılmak zorunda kalan insanlarımızın Türkiye ile ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi ilişkisini daha da güçlendirerek devam ettirmelerine imkân sağlamak amacıyla bu kanuna destek olmaktayız. Bu kanuna daha doğru bir şekilde çıkabilmesi için yol gösterici bir anlayış ile bakmaktayız.

Değerli arkadaşlarım, işte bu kanunun Avrupa Türklüğüyle ilgili kısmını kısaca bu şekilde özetledikten sonra ikinci bölümüne geçmek istiyorum. İkinci bölümde de önümüzde bulunan 201 sıra sayılı Tasarı’yı biz bir demokrasi meselesi olarak görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, “demokrasi” dediğimiz zaman o ülkenin siyasi rejimini belirleyen ana kural, anayasa, ana kanunda adı ne kadar demokratik olursa olsun ya da adı ne kadar demokrasiyle örtüşürse örtüşsün, eğer o ülkenin seçim kanununda, seçim mevzuatında, siyasi partiler kanununda belirli ilkeler kabul edilmemiş ise, uygulanamıyor ise o ülkenin kendisi demokrasi olamaz. Adı demokrasi olmasına rağmen kendisi demokrasi olamaz. O zaman, bir ülkenin demokrat olabilmesi için seçim mevzuatında olması gereken ana kurallar nedir, bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, demokrasi, kaba bir ifadeyle halkın kendi kendini yönetim rejimi olarak ifade edildiğine göre, kendini yönetecek olan halkın önce seçmen listesine yazılması lazım oy kullanabilmesi için. Dolayısıyla, demokrasinin birinci kuralı, seçmen olarak yazılacak olan kişilerin çok açık seçik ve net bir şekilde önünde hiçbir yasal, hiçbir maddi engel bulunmadan seçmen kütüğüne yazılabilmesi gerekmektedir. Oysa Türkiye’de vatandaşın seçmen olarak yazılabilmesi, siyasi iktidarın kontrolünde bulunan İçişleri Bakanlığının elinde bulunmaktadır. Dolayısıyla, yaşadığımız seçimlerde ortaya çıkan vahim hileler, vahim hatalar, Türkiye’nin, adı demokrasi olmasına rağmen kendi demokrasi olmayan bir seçim sistemiyle idare edildiğini ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, demokrasinin seçim mevzuatındaki ikinci göstergesi ise, seçmenin serbest iradesinin oluşmasıdır. Seçmen siyasi kanaatini serbestçe oluşturabilmelidir ki oyunu buna göre kullanabilmelidir. Ancak ülkemizde, maalesef, baskı, tehdit, şantaj ve yaratılan korkular ile seçmenin serbest iradesinin oluşmasının önünde engeller vardır, bu engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Üçüncü demokrasi kuralı seçim mevzuatında, vatandaşın oyunu gizli bir şekilde kullanmasıdır.

Değerli milletvekilleri, pek çok yerde bu kurala riayet edilmektedir. Ancak bilmekteyiz ki, bir köyde sandık seçmen listesinde 200 tane seçmen varsa, o köyde 200 tane seçmenin bilaistisna 200 tanesinin ve hatta bazı yerlerde seçmen listesinden daha fazla insanın oy kullanmış gibi zabıtlar tutulduğuna, yani topluca oy kullanıldığına şahit olmaktayız. Bu, topluca oy kullanma işi demokrasi kültürünün yerleşmediğinin bir işareti olmakla birlikte aynı zamanda o bölgede, o köyde, o mahallede belirli unsurların şiddet kullanmak suretiyle vatandaşlarımızın  serbestçe oyunu kullanmasına engel oldukları ve kendi istikametleri doğrultusunda oy kullanmaya mecbur ettikleri bir gerçektir.

Değerli arkadaşlarım, dördüncü kural ise, kullanılan oyların açık bir şekilde tasnifidir. Açık  bir şekilde tasnif edilen oyların değiştirilmeden, hile yapılmadan aynen tutanaklara geçirilmesi ve sandık kurullarında tutulan bu tutanakların ilçe seçim kurullarında yine aslına uygun  bir şekilde rakamlar değiştirilmeden birleştirilmesi, il seçim kurullarında birleştirilmesi ve Yüksek Seçim Kurulunda birleştirilmesidir.

Değerli arkadaşlarım, burada da Türkiye çok ciddi  sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlardan bir tanesini geçtiğimiz milletvekilleri seçimlerinde biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yaşadık. Tam da bu konuyla ilgili olmak üzere, İstanbul Milletvekili adayımız Hayrettin Nuhoğlu elimizdeki Seçim Kanunu’na göre milletvekili seçilmiştir. Ancak Yüksek Seçim Kurulunun, birleştirme tutanaklarıyla ilgili çıkarmış olduğu bir genelgedeki kanuna aykırı yanlış uygulaması nedeniyle bugün aramızda yoktur. On yedi oy farkını, genelge ile Kanun arasındaki farklılıktan dolayı, bir başka milletvekili, seçilmemiş olmasına rağmen bugün aranızda bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, beşinci demokrasi kuralı ise seçim mevzuatında, seçimlerin yargının denetim ve gözetimi altında yapılmasıdır. Yargının da, eline verilen kurallara, seçim kanunlarına aynen uymasıyla ilgilidir. Maalesef, bu çerçeve içerisinde baktığımızda yargının, seçim işleriyle ilgili olmak üzere bu mantıktan hareketle düzgün bir şekilde çalışamadığına şahit olmaktayız.

Değerli arkadaşlarım, altıncı kural ise, iktidarın, seçim süreci içerisinde kamunun kaynaklarını ve kamunun gücünü seçmen iradesinin lehine oluşturulması şeklinde kullanmaması ve devlet memurlarının seçimlerle ilgili olmak üzere tarafsızlığına gölge düşürücü iş ve işlemlerden kaçınması gerekmektedir. Maalesef bugün seçimlerde yaşadığımız temel yanlışlardan bir tanesi de budur. O kadar yanlıştır ki bir kısım sayın valiler iktidar partisi lehine oy toplayabilmek için kış gününde buzdolabını rüşvet olarak vatandaşa dağıtabilmekte, yine bir kısım valiler bazı illerde milletvekili seçilebilmesi için bazı bakanlara resmen valilik antetli kâğıtlarıyla mitingler tertip edebilmektedir. Bazı kaymakamlar, Fak Fuk Fon diye bilinen fakir fukaraya, yetime, garibe gurebaya bu milletin tasarrufuyla, vergisiyle toplanmış olan paraları sanki iktidar partisinin ikramıymış gibi rüşvet olarak verip onun yerine, onun karşılığında oy toplamaktadır. Bunlar açık seçik Türk demokrasisinin ayıbıdır.

İşte bu ayıplardan kurtulmak için, 12 Eylül ürünü olan Siyasi Partiler Kanunu’nun, 12 Eylül ürünü olarak önemli değişikliklere uğramış olan seçim mevzuatının bir an önce değiştirilmesi ve bugün uyguladığımız seçim mevzuatında Avrupa Türklüğüne de imkân sağlayabilecek bir yolun, bir yöntemin açılmasıdır.

İşte o kapsam içerisinde, değerli milletvekilleri, 5,5 milyonu aşmış olan Avrupa Türklüğünün, her ne kadar bugün Anayasa’mıza, Anayasa ilkelerimize uygun değilse de bir seçim çevresi olarak değerlendirilmesi burada bulunan bütün siyasi partilerin üzerinde bulunan bir vecibe olarak değerlendiriyoruz. Biz Milletçi Hareket Partisi olarak, Avrupa Türklüğünün bir seçim çevresi içerisinde bu Mecliste temsil edilebilmesi için gerekli temaslarda bulunduk, gerekli önerilerde bulunduk ancak bir konsensüs sağlanamadı. Konsensüs sağlanamamasının sebebi hikmeti mevcut siyasi parti gruplarının buna karşı olmasından değil Anayasa nedeniyle birtakım engellerin bulunmasından ibarettir. Ancak biz yine Milliyetçi Hareket Partisi olarak Avrupa Türklüğünün burada temsil edilebilmesi için en azından Ankara’da bulunan yurt dışı ilçe seçim kurulu çerçevesi içerisinde bir seçim bölgesi oluşturularak bu seçim bölgesine belirli bir milletvekili kontenjanı tanınmak suretiyle Mecliste temsillerine imkân sağlamak istiyoruz. Bu da mümkün olmadığı takdirde Milliyetçi Hareket Partisi olarak Avrupa Türklüğünü temsil edebilecek ve siyasette Milliyetçi Hareket Partisi saflarında yer alabilecek ehliyet ve liyakatte arkadaşlarımızı seçimlerde aday gösterme şeklinde bir düşüncemizi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün görüştüğümüz kanun tasarısının gerek alt komisyonlarda gerek Anayasa Komisyonunda olgunlaştırılmasına, daha iyi, daha ileri hakların Avrupa Türklüğü seçmenine tanınmasına imkân sağlayacak önemli önerilerde bulunduk. Bu önerilerimizin büyük bir bölümü kabul edilmiştir. Bu önerileri kabul eden siyasi partilerimizin alt  komisyon ve Anayasa Komisyonundaki değerli üyelerine teşekkür ediyorum. Ancak bazı önerilerimiz reddedilmiştir. Reddedilen önerilerimizi tekrar burada Avrupa Türklüğünün hizmetine daha fazla temsil edilebilmesine imkân sağlamak üzere önerge olarak Mecliste huzurlarınıza getireceğiz.

Bu kapsam içerisinde değerli arkadaşlarım, her ne kadar eleştiriyor isek de seçim mevzuatı bir bütündür ve belirli bir sistematik ile ilçe seçim kurullarını ve sandık kurullarını düzenlemiştir. Bu düzenleme çerçevesi içerisinde sandık kurullarının oluşumu, buraya üye ve başkan seçilmesi, yurt dışı ilçe seçim kurulunun oluşması, gümrük kapılarındaki geçici ilçe seçim kurullarıyla ilgili düzenlemeler mevcut Seçim Kanunu’muzda yazılı sandık kurullarıyla ve ilçe seçim kurulları ile çelişmektedir. Bu çelişkinin giderilmesi gerekmektedir. Kanun oy vermenin usulünü 298 sayılı Kanun’da yurt içinde belirlemiştir. Yurt dışından gelen seçmenlerimiz için ayrı bir usul belirlemeye gerek yoktur. Gümrüklerde oy kullanmaya gelen vatandaşlarımız için ayrı bir usul belirlemeye gerek yoktur. Yurt dışında bulunan seçmenlerimizin oy kullanacağı sandık kurullarıyla ilgili ayrı bir düzenlemeye gerek yoktur. Yine, yurt dışı ilçe seçim kurulunun ayrı bir şekilde tanzimine gerek yoktur.

Değerli arkadaşlarım, burada iki hususa daha değinmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, elektronik oylama ile ilgili ciddi bir hile yapıldığına dair kaygı vardır ve bu kaygı giderilememiştir. Şimdi, giderilememiş olan bu kaygının üzerine, Dışişleri Bakanlığı gibi iktidar partisinin siyasi sorumluluğunda ve talimatı doğrultusunda hareket eden Dışişleri Bakanlığının Bilgi İşlem Ünitesinin seçmen oylarının naklinde kullanılmasını biz doğrusu yanlış bulmaktayız. Bununla ilgili izleme, gözleme, denetleme yetkisinin Yüksek Seçim Kurulunda bulunan siyasi partilerin temsilcilerine verilmesine ilişkin talebimiz Anayasa Komisyonunda reddedilmiştir. Bu önergeyi burada bir kez daha tekrarlayacağız.

Değerli arkadaşlarım, bir başka sorun ise tasarının 8’inci maddesiyle getirilen örtülü bir aftır. Bu örtülü aftan yararlanacak, dava açma süresini iki yıldan altı aya indiren ve altı ay içerisinde açılmış davalarla ilgili sayı ve rakamların bize ulaştırılmadığı, altı aydan sonra açılmamış davalarla ilgili olarak da yani bu yasa tasarısından yararlanacak rakamları, sayıları bilmediğimiz için, bir bilinmeze doğru, örtülü bir affa Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz karşıyız.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsam içerisinde düzenlemenin, hem yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türk demokrasisine yapacağı katkı ve hem de Mavi Kart ve bunun uygulamaları şeklinde vatandaşlığımızdan ayrılmış, doğumla Türk vatandaşı olan kardeşlerimizin Türkiye’yle ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerini devam ettirmesine ilişkin bu tasarıyı biz olumlu yönde destekleyeceğiz ancak önerilerimiz ile düzeltilmesini talep ettiğimiz hususları da yüce heyetin takdirine sunmaktayız.

Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay.

Buyurunuz Sayın Alpay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 201 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun tasarısı üzerinde görüşlerime geçmeden önce bir sevincimizi yüce heyetinizle ve aziz milletimizle paylaşmak istiyorum. Bank Asya Birinci Lig’inde yaklaşık yirmi haftadır lider olarak devam eden gururumuz Elâzığspor’umuz Bank Asya Birinci Lig’in bitmesine bir hafta kala Süper Toto Süper Lig’e çıkma başarısı gösterdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Teşekkür ediyorum.

1967 yılında kurulmuş köklü bir kulüptür Elâzığspor ve Anadolu’nun köklü kulüplerinden biridir.

SIRRI SAKIK (Muş) – İnşallah şikeye karışmaz!

ŞUAY ALPAY (Devamla) – İnşallah, inşallah...

Sekiz şampiyonluk yaşadı, 2001-2002 sezonunda, bugünkü Süper Lig’e denk gelen Birinci Lig’de de iki sezon oynama başarısını o tarihte yükselerek gösterdi ve bugün bu başarıyı, Elâzığspor’un gururunu birlikte yaşıyoruz.

Tabii, buradan öncelikle Elâzığlı ve Elâzığ Milletvekili olarak herkes için çok özel yerde duran, güzel, aziz ve mübarek şehir Elâzığ’a bu şampiyonluğun çok yakıştığını ifade etmek istiyorum. Dileriz ki bu başarı şampiyonlukla taçlansın, bununla birlikte Elâzığspor’un, Elâzığ’la birlikte özellikle centilmen taraftarıyla birlikte futbola katkı adına, centilmenlik adına bu katkıları sağlasın, bu giderek barış ve kardeşliğe katkı sağlasın, buna yürekten inanıyorum. Bu sebeple bu başarıda emeği olan, başta Sayın Valimiz olmak üzere, teknik heyetinden futbolcusuna, taraftarından tüm şehir insanına, basın mensuplarına, bütün teknik heyete, Elazığlılara, milletvekillerine ve bu başarıda emeği olan herkese yürekten teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yönetim Kurulunu unuttun, Yönetim Kurulunu, Başkanını.

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Başkan ve yöneticileri özellikle ifade ettim. Çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, tasarı üç ana konuya ayrılmış ve üç alanda düzenleme yapmıştır. Birinci bölümde yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının oy kullanmasıyla ilgili uygulamada yaşanan sıkıntıların giderilmesi amaçlanmış; ikinci bölümde çifte vatandaşlık hakkı tanınmadığı için yaşadığı ülkenin vatandaşlığını seçen ve vatandaşlıktan çıkma izni almak suretiyle vatandaşlığını kaybedenlerin, bunlarla ilgili sorunların ve bunlara Mavi Kart verilmesi, bunlarla ilgili kütük oluşturulması ve Türkiye’ye dönük ileride yaşanacak sorunların çözülmesiyle ilgili alan düzenlemesi yapılmış; üçüncü olarak da Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığının daha verimli çalışması için düzenlemeler yapılmış ve bu düzenlemede yer almıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçme hakkı, demokrasinin ve “demokrasi” kavramının olmazsa olmazlarındandır. Tarih boyunca seçmen olmanın yurttaşlık, yaş, cinsiyet, eğitim, ikametgâh, ırk, toprak sahipliği gibi ölçütleri olmuştur. Demokrasinin tarihi, bir bakıma seçmenliğin ve meşru olarak siyaset yapma hakkının, eşitlik temelinde ayrımların kalkmasına paralel genişleyen tanımın tarihidir. Böyle bir tariflemeyi yapabilmek mümkündür. Siyasal iktidarların belirlenmesinde anahtar kelime “seçimler” olmuştur. Devletin demokratik devlet, cumhuriyetin demokratik cumhuriyet olabilmesinin temel şartı yönetenlerin yönetilenler tarafından eşit, serbest ve dürüst seçimlerle belirlenmesidir. Bu itibarla, vatandaşların seçme hakkı ve özgürlüğü, demokratik devlet yönetiminin vazgeçilmez unsurudur.

Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın İkinci Kısmının Dördüncü Bölümünde, seçme ve seçilme hakkı temel siyasi hak ve ödevler arasında sayılmıştır.

1960’lı yıllardan itibaren, biliyorsunuz, özellikle iş alanı bulmak, istihdamı sağlamak ve ekmek parası kazanmak için Anadolu’nun her noktasından Avrupa’nın çeşitli noktalarına göçler başlamış ve bunlarla birlikte, gittikleri yerlerde, vatandaşlarımızın bulundukları mekânlarda trajik ve hüzünlü hikâyeler oluşmuştur. Süreç içerisinde, sayıları 5 milyondan fazla vatandaşımızın farklı ülkelerde yeni yaşam alanları edinmeleri ve kalıcı olarak bu ülkelerde ikametleriyle sonuçlanmıştır. Vatandaşlarımızın yurt dışı iş piyasalarında istihdam edilmeleri, gelir sahibi olarak dönmek üzere gittikleri yurt dışında yerleşik hâle gelmeleri, çocuklarının oralarda eğitim ve öğretime başlayıp yeni hayatlar edinerek oluşturdukları kuşak farkları, sosyal, hukuki ve siyasal alanlarda yeni alanlar, yenilikler ve bunlarla birlikte de yeni sorunlar oluşturmuştur.

Vatandaşlarımızın başka ülkelerde elli yılı aşkın hüzünlü ve trajik hikâyelerinin, ikametlerinin siyasi ve hukuki niteliği de dikkate alınarak mevzuatımızda yeni düzenlemeler yapılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Yurt dışında bulunan ve seçmen kütüğüne kaydolmadıkları için 1986 yılına kadar oy kullanamayan Türk vatandaşlarının seçme haklarının kullanılması noktasında, yaşadıkları bu sıkıntıya çözüm getirilebilmesi amacıyla, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 94’üncü maddesinde 1986 yılında değişiklik yapılmış ve bu değişiklikle, Türk vatandaşı yurt dışı seçmenlerin gümrük kapılarında oy kullanmaları mümkün hâle getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, daha sonraki süreçte, Türk vatandaşı yurt dışı seçmenlerin seçme haklarını anayasal güvence altına almak ve anayasal güvenceye bağlamak açısından Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 67’nci maddesinde, 1995 tarihli ve 4121 sayılı Kanun’la değişiklik yapılarak yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla “Kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.” hükmü yer almıştır ve bu düzenleme yapılmıştır ancak yapılan bu düzenlemeler yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, evrensel hak ve özgürlük olarak sahip oldukları, üstelik anayasal güvenceye kavuşturulan seçme hak ve özgürlüğünden yeterince yararlanmalarına imkân tanımamış, maalesef vatandaşlarımızın maddi ve manevi büyük fedakârlıklar yaparak, ciddi eziyetlere katlanarak ancak gümrük kapılarında oy kullanabilmelerinin yönünü ve yolunu açmıştır.

Ağırlıklı yirmi bir ülke olmak üzere Türk vatandaşı yurt dışı seçmen sayısı şu an 2 milyon 600 civarındadır; seçmen sayısı itibarıyla söylüyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, imparatorluk bakiyesi ve medeniyet temsilcisi büyük ve güçlü bir ülke ve devlettir. Dünyanın dört bir tarafında yaşayan vatandaşlarına en temel haklar olan seçme hak ve özgürlüğünü kolaylaştırıp seçimlere mutlak surette katılmalarının yollarını bulmak zorundaydı ve bulmak durumundaydı. Bu çerçevede, yurt dışındaki seçmenlerimizin büyük ve güçlü Türkiye Cumhuriyeti devletiyle siyasi ve hukuki ilişkilerinin daha sağlıklı ve düzenli yürütülebilmesi için daha ileri adımlar atmak gerekliydi, zaruret olarak karşımızda durmaktaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı bunun gereğini yaparak, öncelikle seçim mevzuatının Anayasa’ya uygunluğunun sağlanması için adım atmış, 13 Mart 2008 tarih ve 5749 sayılı Kanun’la, 298 sayılı Kanun’a yurt dışı seçmenlerin oy verme yöntemlerini ve genel ilkelerini belirleyen düzenlemeyi getirmiştir. Buna bağlı olarak gümrüklerde oy verme yanında mektupla oy vermeyi, sandıkta oy kullanmayı, elektronik ortamda oy kullanmayı hüküm altına almıştır. Ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partisi bu yasal düzenleme aleyhine Anayasa Mahkemesine müracaat etmiş ve bildik süreç yaşanmıştır. Anayasa Mahkemesi 29 Mayıs 2008 tarihli kararı ile 298 sayılı Kanun’da yapılan düzenlemeyle getirilen mektupla oy kullanmayı düzenleyen 94/B maddesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin bu kararından sonra tabir yerinde ise gözler Yüksek Seçim Kuruluna çevriliyor tabii. Kurulun gerekli çalışmaları yaparak ve tedbirleri alarak yurt dışı seçmenlerin bulundukları ülkelerde sandık kurmak yolu ile oy kullanmalarını temin için bütün projeksiyonlar Yüksek Seçim Kuruluna çevrildi. Zira, hepimizin yakından bildiği gibi, yurt dışı seçmen vatandaşlarımız binbir çileye katlanarak, maddi ve manevi yükler ve külfetler altına girerek gümrük kapılarında oy verme işlemlerini gerçekleştiriyorlar. Hepimizin bildiği gerçeklik bu. Bulundukları yabancı ülkelerde yaşadıkları zor şartlara rağmen vatandaşlık ve gönül bağı ile bu büyük ülkeye bağlı olan vatandaşlarımız, Türkiye’de yapılan her türlü tasarrufu yakından takip etmek durumundaydılar ve bu, onlar için özel bir önem arz ediyordu. Özellikle seçme hakkına bağlı olarak bulundukları ülkede oy verme arzuları en üst noktada idi ve bu, sadece iktidar partisi mensuplarına ve onların temsilcilerine değil, yurt dışında ziyarette bulunan diğer siyasi parti temsilcilerine de orada bulunan vatandaşlarımız tarafından sürekli anlatıldı ve bu konudaki arzuların en üst noktada olduğu ifade edildi ve bu talep en öne çıkan taleplerden biri hâline geldi.

Ancak, Yüksek Seçim Kurulu, Dışişleri Bakanlığı ile yaptığı yazışma ve görüşmeler ve kendine göre yapmış olduğu inceleme ve değerlendirmeler sonrasında teknik altyapı çalışmalarının tamamlanamamış olması, ilk defa olarak uygulanacak bu yöntemin planlamasında ve uygulamasında çıkabilecek muhtemel sorunlar ve bu muhtemel sorunlara bağlı olarak yaşanacak sorunların seçim sonuçlarını tartışmalı hâle getireceğine dair endişelerle birlikte 24’üncü Dönem milletvekili genel seçimlerinde yurt dışında sandık kurulmayıp, gümrük kapılarında oy kullanmaları gerektiği noktasında bir karar verdi. Bu karar, aslında çok beklenmeyen bir karar değildi ama talepleri de karşılama noktasında çok yetersizdi, tereddütleri de beraberinde getirdi. Bu kararda ayrıca yurt dışı seçmenlerle ilgili olarak sandıkta oy kullanma ve elektronik oylama yöntemlerinin ileriki seçimlerde uygulanabilmesi için mevcut komisyonun vakit geçirmeksizin çalışmalarına devam etmesi noktasında da aynı kararda hüküm altına alınmıştır ve belirlenmiştir.

Belirtilen nedenlerle 2011 milletvekili genel seçimlerinde yurt dışı seçmenlerimiz maalesef sadece gümrük kapılarında oy kullanabilmiş. Ne yazık ki sayısı yaklaşık 2 milyon 600 bin civarında olan yurt dışı seçmenden sadece 129 bin vatandaşımız oyunu kullanabilmiştir. Mevcut verilerle birlikte bakıldığında, mevcut yurt dışı seçmen vatandaşımızın yüzde 5’i gibi bir oranın bu haktan yararlandığını, çok arzu etmelerine rağmen geriye kalan ağırlıklı kısmın bu hakkı kullanamadığını üzülerek müşahede ediyoruz.

Bütün bu izah ve gerekçelerden ortaya çıkan aslında muhalefet partilerinin de yakından takip ettiği gerçeklik bizi yeniden bu konuda yasal düzenleme yapma işine getirmiştir. Bu çerçevede yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti devleti ile siyasi ve hukuki ilişkilerinin daha sağlıklı ve düzenli yürütülmesini temin etmek üzere bu tasarı hazırlanmıştır.

Kanun tasarısı ile yapılması düşünülen en önemli şey, oy kullanma hakkı olduğu hâlde belirttiğimiz bazı nedenlerden dolayı oy kullanma hakkından vazgeçen vatandaşlarımıza anayasal hakları olan seçme hakkının en pratik ve demokratik olarak kullandırılabilmesi en öncelikli olarak hedeflenen şeydir.

Yine bu kanun tasarısıyla ilgili vatandaşlarımızın Türkiye’deki seçimlere ilişkin oy kullanmasını kolaylaştırmaya yönelik siyasal katılma haklarının kullanılması ile vatandaşlık hukukundan kaynaklanan sorunların ortadan kaldırılması hedeflenen amaçlardan bir başkasıdır.

Değerli milletvekilleri, 201 sıra sayılı Kanun Tasarısı Anayasa Komisyonuna 23 Şubat 2012 tarihinde gelmiş ve o Komisyonda görüşmeler yapılmış, alt komisyon kurulması kararlaştırılmış ve Alt Komisyon Başkanlığına da arkadaşlar bizi uygun gördüler. Alt Komisyon Başkanı olarak çalışmalara başladığımızda komisyon çalışmaları sırasında çalışmalarından büyük oranda yararlandığımız Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulu, Türkiye İstatistik Kurumu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının değerli temsilcileriyle çalışmalar yaptık. Ben, bu çalışmalar sırasında, özellikle CHP ve MHP’nin Komisyon üyelerinin yaptığı ciddi katkıları ve çalışmaları yakından müşahede ettim. Bu sebeple onlara yaptıkları bu katkılardan dolayı özellikle de teşekkür etmek istiyorum.

201 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Anayasa Komisyonuna geldiğinde, bu konuda örnekler nedir, yurt dışındaki örnekler, özellikle Amerika, Almanya, Avusturya, Bosna-Hersek, Danimarka, Fransa, Estonya, Hırvatistan, İngiltere, İspanya, İsveç, İsviçre İtalya, Roma gibi 14 ülkenin bu konuda ne tür uygulamalar yaptığını arkadaşlarımızla birlikte inceledik. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarına bu ülkeler ne tür imkânlar tanıyor ve oy kullanmayla ilgili hangi yöntemleri ve ilkeleri benimsemişler?

Şimdi, tabii gönül arzu ederdi ki bu konuda çok daha detaylı çalışma yapılabilsin ve bu konuda gerekli adımları daha sağlıklı olarak atabilelim. Ancak alt komisyon çalışmalarını tabii ciddiyetle tamamladı. Üst komisyonda, Anayasa Komisyonumuzda da bu konuda çalışmaları sağlıklı bir zeminde yürüttük. Bu çalışmalar sonrasında dünya ülkelerinin değişik sistemleri benimsediğini, bir kısmının elektronik oy kullanma yöntemini belirlerken, bir kısmının mektupla oy kullanma yöntemini belirlediğini, bir kısmının sandık kurmak suretiyle oy kullanmayı tercih ettiğini de müşahede etmiş olduk.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı, bahse konu ihtiyaçlara binaen düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine yasalaşmak üzere gelmiştir. Tasarıyla, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye’deki seçimlerle ilgili oy kullanmasını kolaylaştırmaya yönelik, siyasal katılma haklarının kullanılmasıyla ilgili, ayrıca vatandaşlık hukukundan kaynaklanan sorunların ortadan kaldırılması da amaçlanmıştır. Bu çerçevede, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye’de yapılan seçimlere katılım oranını artırmak ve uygulamadaki teknik ve idari yetersizlikleri aşmak amacıyla, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da değişiklik öngörülmekte ve bu anlamda yurt dışı ilçe seçim kuruluna seçim takvimi süresince Dışişleri Bakanlığından en az daire başkanı seviyesinde ve bu statüde bir kamu görevlisini görevlendirme imkânı tanınmakta, yurt dışı ilçe seçim kuruluna diğer ilçe seçim kurulundan farklı nitelikte yeni görev ve yetkiler de verilmektedir.

Bu tasarıyla birlikte, daha evvelki 298 sayılı Kanun kapsamındaki düzenlemelere paralel düzenlemeler getirilmiştir. Komisyonlar sandık kurullarına dönüştürülmüş, sandık kurullarının oluşumu, demin ifade ettiğim gibi 298 sayılı Kanun’a paralel olarak yeniden düzenlenmiştir. Tabii, buradaki en temel hedef ve amaç yurt dışındaki vatandaşlarımızın en üst düzeyde güvenli ve rahat oy vermelerinin teminine yönelik yaklaşımlar dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir.

Yabancı ülkede yaşayan seçmen sayısının fazlalığı hâlinde seçmenlerin kendisi için belirlenen günde ve sandıkta oy kullanmasıyla ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Yine bu tasarıda, yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı bulunan seçmenlerimizin yurt dışı temsilciliklerimizde ve ihtiyaç duyulması hâlinde yerel makamların uygun göreceği diğer yerlerde kurulacak seçim sandıklarında, seçimin yapılacağı günün kırk beş gün öncesinden başlamak üzere, Yüksek Seçim Kurulunca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde düzenlenen oy verme gün takvimine göre, seçim gününden önceki beşinci gün saat 17.00’ye kadar oy kullanabilmeleri ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.

Bu tasarı, yurt dışında kullanılan oyların tasnif ve dökümünün ise Türkiye’de yapılmasını esas olarak almıştır. Komisyonda bununla ilgili kısmi tartışmalar oldu. Yurt dışında sandık kuruyoruz, yurt dışında kurulan sandıklarda kullanılan oyların dökümü ve tasnifi de yurt dışında yapılsın… Ancak çeşitli görüşler ortaya çıktı, mahzurlar ifade edildi ve sonuç itibarıyla yurt dışında oy kullanacak vatandaşlarımızın kullandıkları oyların döküm ve tasnifinin Türkiye'de yapılması ana esas olarak bu tasarıda belirlendi.

Bunun dışında, 298 sayılı Kanun’un 180’inci maddesinde düzenlenmiş olan “Seçim suçlarından doğan kamu davası, seçimin bittiği tarihten itibaren iki yıl içinde açılmadığı takdirde kovuşturma yapılamaz.” hükmünü hepimiz biliyoruz, hukukçu arkadaşlarımız özellikle bu konuyu yakından takip ediyor. Ancak, buradaki “iki yıl” ibaresi, bu tasarıda getirilen düzenlemeyle altı ay olarak değiştirilmiştir.

Öte yandan, yurt dışında göçler neticesinde ortaya çıkan vatandaşlık merkezli sorunların yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı olumsuz etkilememesi amacı doğrultusunda, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ikamet ve nüfus kayıt sistemi içerisindeki konumları ile buna bağlı olarak 5901 sayılı Kanun ve 5904 sayılı Kanun’da değişiklikler yapılmaktadır.  Mavi kartlar kütüğü oluşturulmaktadır. Mavi kartlar, bilindiği gibi, 1996 yılından beri uygulaması yapılan bir husustur. Bunun için de, özellikle, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının daha faal çalışabilmesi için teşkilat yapısıyla ilgili bazı düzenlemeler yapılmıştır.

Ben, sonuç itibarıyla, yapılacak bu düzenlemelerin milletimize ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyor ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Alpay.

Şahsı adına, Bolu Milletvekili Tanju Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Özcan. 

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli üyeler; ben de şahsım adına, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Benden önceki hatiplerin de dile getirdiği gibi, bu yasa, yurt dışındaki Türk vatandaşlarının oy kullanabilmeleri için, genel seçimlerde oy kullanabilmeleri için yapılmış olan bir düzenleme. Bugün, adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin güncel verilerine göre, arkadaşlar, dünya genelinde 155 ülkede 5 milyon civarında Türk vatandaşı yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının verilerine göre ise bu vatandaşlarımızın yaklaşık 4 milyonu Avrupa Birliği ülkelerinde, 300 bini Kuzey Amerika’da, 200 bini Orta Doğu’da, 150 bini de Avustralya’da yaşıyor. Özellikle 1960’lı yıllardan sonra, hepinizin bildiği gibi, Batı Avrupa ülkelerinde yaşanan yoğun sanayi üretiminin sonucunda Türk vatandaşlarının Türkiye dışına gitmeleri ve yerleşmeleri söz konusu olmuştur.

Tabii değerli arkadaşlar, ilk etapta Türkiye’den ayrılan Türk vatandaşlarımız, oralarda çalışmak ve belli süre sonra Türkiye’ye geri dönmek amacıyla hareket etmişler. Ancak, sayın milletvekilleri, geçen sürede vatandaşlarımızın fikri değişmiş, yurt dışına gidenlerin önemli bir kısmı yurt dışına yerleşip orada iş kuran insanlar hâline gelmişler. Özellikle Batı Avrupa ülkelerinde bugün dördüncü nesil Türk vatandaşlarımızın olduğu hepimizin malumu.

Tabii, özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın en önemli istemlerinden bir tanesi seçimlerde oy kullanmaktı. Gerçekten de, üç hafta önce ben de Almanya’da bulundum bir vesileyle, oradaki vatandaşlarımızla sohbet ederken bu konu gündeme geldi. “Bütün resmî işlerimizi Avrupa’da yapabiliyoruz ancak her nedense, iş oy kullanmaya gelince biz bunu gerçekleştiremiyoruz.” diye bir serzenişleri vardı. Gerçekten de oradaki vatandaşlarımızın ben oy kullanma noktasında son derece hevesli olduklarını gördüm. Bu da bana şu intibayı edinmemi sağladı: Eğer gerçekten bu yasa sonrasında Avrupa’daki vatandaşlarımız yerlerinde oy kullandıklarında, tahmin ediyorum, Türkiye’deki seçmenden daha yüksek bir katılım olacağı, en azından ilk seçimler itibarıyla, ortaya çıkmaktadır.

Az önce temel kanunun bütünü hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına görüşlerimizi açıklayan Artvin Milletvekilimiz Sayın Uğur Bayraktutan değindiler, “Biz esas itibarıyla bu yasanın çıkmasından rahatsız değiliz ancak belli konularda çekincelerimiz, şerhlerimiz var.” dediler. Eğer bunlarla ilgili de -birazdan görüşmeler yapılacak birinci bölüm ve ikinci bölüm olarak- düşüncelerimiz alınırsa, gerçekten hep birlikte önemli bir yasayı çıkartmış oluruz, önemli bir eksikliği dile getirmiş, gidermiş oluruz.

Değerli arkadaşlar, tasarının 5’inci maddesi gerçekten önemli çünkü biz seçimleri bugüne kadar hep yargı gözetiminde yaptık. İlçe seçim kurulu başkanları hâkim, il seçim kurulu üyelerinin 3’ü de hâkim, Yüksek Seçim Kurulundaki üyelerimizin tamamı yüksek yargıç yani “Seçimlerde adaleti sağlayalım, kimsenin hakkını yemeyelim.” düşüncesiyle böyle bir sistem oturmuş Türkiye’de. Bugüne kadar da eksikleri olmasına rağmen önemli ölçüde başarılı olmuş ancak 5’inci maddede bazı hususlarla ilgili Dışişleri Bakanlığına takdir yetkisi verilerek -ki Dışişleri Bakanlığı, malumunuz, yürütmenin organlarından bir tanesi- seçimlere yürütmenin doğrudan müdahil olma şansı ve imkânı tanınmış. Bu da bizim seçim kanunumuzun özüne aykırı, Anayasa’ya da aykırı. Eğer bu, bu şekilde geçerse ben seçimlerin tarafsızlığına bugünden gölge düşürüleceği uyarısında bulunmak istiyorum sizlere.

Tasarının 6’ncı maddesinde seçim süresinin Yüksek Seçim Kurulu tarafından kısaltılabilmesi ve en çok oyu alan üç partinin temsilcilerinin seçim kurullarında bulunabilmesi düzenlenmiş. Biz, Yüksek Seçim Kurulunun süreye ilişkin oynama yetkisinin olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Yine, en fazla oy alan üç siyasi partinin değil, en fazla oy alan beş siyasi partinin -ki ilçe seçim kurullarında bu böyledir- o seçim kurullarında yer almasının daha adil olacağı kanaatindeyiz.

Tasarının 8’inci maddesi gerçekten çok önemli. Bakın, 8’inci maddesiyle gizli gizli değil, açık açık bir af çıkarıyorsunuz belli bir konuda. Seçim kanunumuzda eskiden bu süre iki yıldı yani seçim döneminde işlenen suçlarla ilgili iki yıl içerisinde kovuşturmaya başlanması gerekiyordu. Şimdi siz bunu altı aya düşürüyorsunuz. Neden altı aya düşürdüğünüz aslında belli. En son yapılan 12 Haziran seçimlerinin üzerinden daha bir yıl geçmedi. İki yılın geçmesine bir yıldan daha fazla zaman var. Şimdi siz bu süreyi altı aya düşürerek 2011 seçimlerinde yapılmış olan usulsüzlüklerin, 2011 seçimlerinde usulsüzlük yapmış olanların açıkça korunmasını sağlıyorsunuz. Bu konuyla ilgili, 2011 seçimleriyle ilgili Türkiye genelinde açılmış davalar var, bu davaların da önemli bir kısmının düşmesini sağlayacaksınız. Bu, açıkça Unakıtan afları gibi bir yasal düzenleme arkadaşlar. Bilmiyorum bunlarla kimi veya kimleri korumak istiyorsunuz? Ama bundan yararlanacak insanlara -bu yasa çıktıktan sonra- baktığımızda önemli bir kısmının AKP’li olduğunu da göreceksiniz. Ben bunu iddia ediyorum ve yasa çıktıktan sonra bu konuda gelip sizlere de bu bilgileri vereceğim.

Değerli arkadaşlar, tabii, bir konu daha var, seçme hakkı muhakkak önemli ancak bir de seçme hakkına paralel olarak seçilme hakkı var. Ben seçilme hakkı konusunda daha dikkatli davranmamız gerekir diye düşünüyorum.

Arkadaşlar, bakın, Vatandaşlık Kanunu ile ilgili de az önce değerlendirmeler yapıldı. Bunlardan bir tanesi bizim açımızdan ve sizler açısından son derece önemli. Bir başka ülke vatandaşlığını iktisap etmiş olanların Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunda yeri olmaması gerektiğini düşünüyorum.

Burada hep tartışıldı: “Efendim, işte, Devlet Bakanı Egemen Bağış aynı zamanda Amerikan vatandaşı mı?”, “Sayın Mehmet Şimşek aynı zamanda İngiliz vatandaşı mı?”

Biz “Sayın milletvekilimiz Amerikan vatandaşlığına geçerken Amerikan ulusunun menfaatlerini koruyacağına dair namusu ve şerefi üzerine yemin etti mi, etmedi mi?” bunlar hep tartışıldı.

Hatta, arkadaşlar, somut bir olay da yaşandı burada 1999’da, hatırlıyorsunuz, bunu yeniden gündeme getirmek istiyorum, Sayın Merve Safa Kavakçı ile ilgili konu. Bu konuyu niçin burada gündeme getiriyorum? Bakın, geçtiğimiz aylarda Merve Safa Kavakçı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına bir dilekçe verdi avukatı aracılığıyla, “Ben milletvekili seçildim. Ondan sonra, benim milletvekilliğimi bir şekilde düşürdüler. Ben, şimdi -üç yıl sekiz ay o Parlamento görev yaptı- üç yıl sekiz aylık maaşımı istiyorum. Yetmez, ben bu arada emekliliğe hak kazandım, emeklilikle ilgili haklarımın tamamını istiyorum. Hem de yasal faiziyle istiyorum.” diyor.

Peki, arkadaşlar, ben sizlerin hafızasını tazelemek bakımından Merve Safa Kavakçı’nın niçin milletvekilliğinin düştüğünü hatırlatmak istiyorum: Bazılarının anlattığı gibi türbanından veya baş örtüsünden dolayı değil, Merve Safa Kavakçı’nın Mart 1999’da Dallas’ta yemin ederek Amerikan vatandaşı olması ve bunu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinden gizlemesinden dolayı 13 Mayıs 1999’da vatandaşlığı düşürüldü. Biliyorsunuz, Milletvekili Seçim Kanunu’nda milletvekili seçilebilmek için başvuru tarihi itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ve başka ülke vatandaşıysa da Bakanlar Kurulu izniyle bunu sağlamış olmak gerekir. Merve Safa Kavakçı bunu sağlamadığı için vatandaşlığı düşürüldü, buna karşın yargı yoluna gitti. Yargı dedi ki: “Hayır, bu yapılan işlem doğrudur, usule ve yasalara, mevzuatımıza uygundur.” Yine Meclisten özlük haklarını istedi, Meclis Başkanlığı bunu reddetti, bunu da yargıya taşıdı Merve Safa Kavakçı ve bunun sonucunda yargı kararıyla böyle bir hakkının olmadığı da ortaya çıktı. Bugün aynı kişi “Ben yeniden Türk vatandaşlığını kazandım.” düşüncesiyle, iddiasıyla yine haklarını talep ediyor. Önümüzdeki günlerde ben Başkanlık Divanı tarafından bu taleplerin de kabul edilmeyeceğini, kabul görmeyeceğini düşünüyorum.

Ancak, değerli arkadaşlar, bakınız bir başka ülke vatandaşlığını da aynı zamanda iktisap etmiş kişi, hatta başka bir ülkenin hakkını hukukunu her şeyden üstün tutacağına dair namusu ve şerefi üzerine söz vermiş kişiler Türkiye Cumhuriyeti milletvekilliğini yapmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Yarın o ülkeyle Türkiye Cumhuriyeti arasında herhangi bir uyuşmazlık çıktığında arkadaşlar, çifte vatandaş olan ve hatta o ülkenin vatandaşlığını kazanırken o ülkenin hakkını hukukunu çok üstün tutacağına dair yemin etmiş olan bir sayın milletvekilinin, hatta bir sayın bakanın o iki ülke arasındaki uyumsuzlukta ne yönde tavır alacağını dahi bilemeyiz.

İşte ben o yüzden bu konuda da ayrı bir düzenleme yapılıp, artık, Merve Safa Kavakçı gibi çifte vatandaşların Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunda milletvekilliği yapabilmelerinin, hatta bakan olabilmelerinin önüne bugünden geçelim diyorum. Ben bu konuda bir yasa teklifi de verdim. Eğer sizler de buna sahip çıkarsanız zannediyorum bundan sonra baş ağrıtan konular gündeme gelmez diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ.

Buyurunuz Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısı hakkında görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, çok önemli tasarılardan bir tanesini daha müzakere ediyoruz. Yurt dışında bulunan yaklaşık 6,5 milyon insanımızın gözü bu müzakerelerde, onlar da bizi izliyorlar çünkü kendileri lehine birtakım düzenlemeler, birtakım imkânlar Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından getirilecektir.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakan, televizyondan izleyemiyorlar, televizyon vermiyor efendim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu tasarının içerisinde üç tane ana konu düzenleniyor: Bir tanesi, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın milletvekili genel seçimlerinde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmalarına ilişkin yaşadıkları sorunları aza indirmeyi hedefliyor. Bir diğer yönüyle de çifte vatandaşlık imkânı vermeyen ülkelerde kendi çıkma izni almak suretiyle vatandaşlığımızdan çıkmış bulunan insanlarımızın Mavi Kart uygulamasına ilişkin yaşadıkları sorunları azaltan bir başka kısmı var. Bir diğer yönüyle de Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının daha etkin, daha iyi çalışabilmesi için ihtiyaç duyulan düzenlemeleri içermektedir.

Benden önce konuşan değerli konuşmacılar bu tasarıya ilişkin değişik eleştirilerde bulundular, tasarıyla alakalı görüşlerini sizlerle paylaştılar. Uygun görürseniz, bunlara hem cevap vermek hem tasarının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmak amacıyla, eleştiriler üzerinden giderek cevap verirsek, konuşursak, o zaman belki daha faydalı bir neticeyi elde etmiş bulunuruz.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın büyük bir kısmı maalesef bugüne kadar oy kullanamamış. Baktığımız zaman, 95 genel seçiminde 87.677 vatandaşımız, 99 genel seçiminde 66.097 vatandaşımız, 2002 genel seçiminde 115.459 vatandaşımız, 2007 genel seçiminde 228.019 vatandaşımız -ki, bu seçimler yaz tatiline rastladığı için bu artışın biraz oradan kaynaklandığını tahmin ediyoruz- 2011 genel seçiminde de 129.283 vatandaşımızın oy kullandığını görüyoruz. Bunun anlamı şu: Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çok ama çok az bir kısmının sandığa gidip Türkiye'nin yönetimine dair söz söyleme hakkı bulunuyor. Demokrasilerde bu hakkı genişletmek, herkese vermek ve herkesin uygun ortamda, arzu ettiği biçimde oy kullanmasının tedbirini almak ilgili ülkenin görevidir, Anayasa’mız da bize bunu görev olarak yüklemiştir ama maalesef, bugüne kadar gümrük kapılarında kurulan sandıklarda vatandaşlarımız giriş ve çıkışlarda oy kullanmış, gelemeyenler oy kullanma hakkından mahrum kalmıştı. 2008 yılında yapılan düzenleme ile yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları mahallerde oy kullanmalarına, mektupla veya elektronik ortamda veya sandık mahallinde kurulmak suretiyle oy kullanmalarına imkân veren yasal değişikliği Parlamentoda yaptık ancak Anayasa Mahkemesi mektupla oy kullanmayı gizlilik ilkesine aykırı görerek iptal etti. Şu anda elimizde 2008’deki düzenleme itibarıyla mahallinde kurulacak sandıkta, elektronik ortamda veya gümrük kapılarında ayrı ayrı veya birlikte bunların uygulanması suretiyle yurt dışındaki vatandaşlarımızın oy kullanmasına imkân veren yasal altyapı var ancak Yüksek Seçimi Kurulu 2011 seçimlerinde bunu uygulamadı. 2010’da halk oylamasında da bunu uygulamadı çünkü halk oylamasında da vatandaşın oy hakkı var. Gerekçesi ise “Bu yasal altyapıyla benim bunu uygulamaya fiilen imkânım yok.” Hakikaten konuyu incelediğimiz zaman, biz, yurt dışı seçmenlerin oy kullanmasına ilişkin düzenlemeler yapmışız ama bu düzenlemelerin altını, ortaya çıkabilecek aksaklıkları giderecek biçimde düzenlememişiz, büyük eksiklikler var. Esasında, bu düzenleme, bu eksiklikleri gidermek, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın daha fazla oy kullanmalarını temin etmek amacını taşımaktadır.

Bir defa, burada, Dışişleri Bakanlığının bilişim altyapısından istifadeyi getiriyoruz. Neden getiriyoruz? Çünkü yurt dışında ne kadar vatandaşımız var, nerede vatandaşımız var, bunun kayıtları Dışişleri Bakanlığının elinde. Tıpkı, Türkiye’de ne kadar insanımız var, bunun kayıtları Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün elinde ise yurt dışındaki vatandaşlarımızın kayıtları da orada. Bundan yararlanmak kadar doğal bir şey olamaz. Bizim, nerede kim var, bunları bilebilme imkânımız var mı? Yok. Öyleyse, bundan istifade edeceğiz ancak burada sorun çıkmaması için, seçim güvenliği aleyhine bir husus olmaması için, ilgili maddede diyor ki burada: “Yüksek Seçim Kurulunun belirleyeceği usul ve esaslar doğrultusunda kullanılacak olan bilişim altyapısının oluşturulması ve güvenliği için gerekli tedbirleri alır.” Kim alır? Yüksek Seçim Kurulu ile Dışişleri Bakanlığı birlikte alır. Esasları, usulleri Yüksek Seçim Kurulu belirleyecek ve bu çerçevede bilişim altyapısından istifade edilecek, yoksa Dışişleri Bakanlığının kendi tasarrufuna göre bir hareketin içerisine girilmeyecek. Orada Dışişleri Bakanlığı görevlileri var, kamu görevlileri olacak, 1 tane başkan, 1 tane kamu görevlisi. Türkiye’de de baktığınızda 1 başkan, 2 tane memur var sandıkta. Türkiye’deki sandıklarda da kamu görevlileri var. O zaman, kamu görevlisi olduğu zaman, her seçime “Bunlar hile karıştırdı.” diyor muyuz? Demiyoruz. Neden demiyoruz? Çünkü seçimin yürütülmesini bizim sistem esasında siyasi partilere bırakmış. Sandıklarda 3 tane kamu görevlisi var ama aynı zamanda siyasi partilerin temsilcileri de var, müşahitleri de var, vatandaşın gözlemi de var; hep beraber bu işin güvenlik içerisinde yürütülmesini denetliyoruz, takip ediyoruz, kontrol ediyoruz. Yurt dışında da orada görevlilerin bulunması zaruretten kaynaklanıyor, ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Aynı yerde siyasi partilerimizin temsilcileri de olacak ve onlar da bu işi takip edecek. Türkiye'nin içinde yapılan seçimlerde seçim güvenliğine ilişkin bir sorun nasıl yaşanmıyorsa orada yapılacak seçimlerde de seçim güvenliğine ilişkin herhangi bir sorun yaşanmayacaktır.

Yurt dışında kurulacak sandıklarda en fazla oyu alan üç siyasi partinin temsilcisi bulunacak. Bu çok eleştirildi, sanki bir ayrımcılık yapılıyormuş gibi de dile getirildi. İşin doğrusu, uygulamaya bakmak lazım. “Şu anda gümrük kapılarında vatandaşımız oy kullandığında gümrük kapılarındaki sandıklarda kim var?” diye baktığınızda, 1 başkan var, 2 tane memur üye var, 2 tane de siyasi partinin temsilcisi var. Biz ne yapıyoruz burada? 2 olan siyasi parti temsilcisini 3’e çıkarıyoruz, lehe bir düzenleme yapıyoruz. Daha fazla da artırma imkânı var, artırılabilir ama yurt dışında sadece konsolosluklarda oy kullanıldığı zaman -çünkü oyun nerede kullanılacağına ilgili ülkeyle varılacak mutabakat çerçevesinde karar verilecek- mekân darlığı nedeniyle ciddi sıkıntılar var, ciddi sorunlar var. Bu nedenle, bu sorunları minimize etmek adına biz mevcut uygulamadan daha ileri bir adımı attık, 2 olan sayıyı 3’e çıkardık. Bu nedenle de bu önemli bir değişikliktir, iyileştirmedir; ayrımcılık değil, ihtiyaca göre atılmış bir adımdır.

Bir başka konu elektronik ortamda oy kullanmayla alakalı. Elektronik ortamda oy kullanma konusu bir imkân meselesidir. Biz yasaya bunu 2008’de koyduk, bu tasarıyla gelmiyor bu, mevzuatımızda var. Ne zaman uygulanacaktır? Tabii Yüksek Seçim Kurulunun karar vermesi hâlinde. Bunun finans boyutuyla ilgili Hükûmet açısından herhangi bir sorun, sıkıntı bulunmamaktadır. Yüksek Seçim Kurulu bunun teknik altyapısıyla ilgili çalışmaları yapıp, “Türkiye buna hazır, ben bunun kullanılmasına karar veriyorum.” dediği zaman yasada bu imkân var. Anayasa Mahkemesine de bu konu gitti ama Anayasa Mahkemesi bu hususu Anayasa’ya aykırı bulmadı. Ne zaman karar verir Yüksek Seçim Kurulu, onu bilemiyoruz ama karar verdiği zaman bu uygulanabilir. Ama önümüzdeki seçimde uygulanır mı diye sorduğunuzda… Bana göre yetişmez, çünkü bu çok büyük bir teknik altyapıyı, önemli oranda bilimsel çalışmayı gerektiriyor ve bu çalışmaların kısa sürede bitmesi mümkün değil. Ama yasada böyle bir hüküm bulunmazsa Yüksek Seçim Kurulunun bu yönde çalışma yapması, kendini hazırlaması, günün birinde “Ben böyle bir imkânı da kullanabilirim” diye kendine durumdan vazife çıkarması mümkün olmazdı. Şimdi bu bir nevi talimattır, Türkiye’de bu sistemi sağlıklı ve güvenli bir şekilde kurup işletebilecek mekanizmayı oluşturma noktasında Yüksek Seçim Kuruluna bir imkân veriyoruz.

Bir başka konu: 8’inci maddede iki yıllık olan dava açma süresini biz altı aya çekiyoruz burada, böyle bir düzenleme getirdik. Bunu getirirken de düşüncemiz şuydu: Açılan davalara baktığınız zaman, rakamları buradan CHP adına konuşan arkadaşımız verdi, 2009’da rakam yüksek ama diğerlerine baktığınızda, vekil seçimlerinde, halk oylamasında rakam düşük. 2009’da niye yüksek? Mahalli seçimler, muhtar seçimleri var, belediye seçimleri var.

Seçim Kanunu’na muhalefetten yargılanan kişilerin dağılımına baktığınız zaman, bunların büyük bir kısmının köylerde yaşayan vatandaşlarımızdan, diğer bir kısmının beldelerde yaşayan vatandaşlarımızdan… Ve daha çok muhtarlık seçimi ve beldelerdeki akrabalar arası belediye yarışlarında akrabalardan birinin başkan seçilmesi konusunda kullanılan oylardan kaynaklanan problemler var. Pek çok dram yaşanıyor. Gariban var, orada cahil insanları kandırıyor birisi, aldatıyor, oy kullandırıyor, sonra şikâyet ediyor. Bir sürü sıkıntı var bu noktada. Şehirlerde baktığınızda bu yönden yaşanan ciddi bir sorun söz konusu değil. Daha ziyade gariban kesimde, maalesef o küçük yerlerde birtakım yarışlar ve gayretler nedeniyle birbirlerini şikâyetle bir oy yüzünden insanlar herhangi bir partiye veya şeye değil, şahıslar kazansın diye yapılan yanlışlardan çok ağır bedeller ödüyorlar.

Bu düzenleme, böylesi gariban insanları bu tür rekabet nedeniyle hapse yollayan kişilerin oyununa bir son vermek, bir nevi devleti kullanarak birilerini cezalandırma anlayışına son vererek bu noktada bir imkân getirmek. Eğer zaten gene bir suç varsa altı ay içerisinde soruşturma yapılabilir, dava açılabilir, cezasız kalacak diye bir şey yok ama altı ay içinde şikâyet etmiyor, yedinci ay gidip şikâyet ediyor, sekizinci ay gidip şikâyet ediyor, bir sene sonra gidip şikâyet ediyor, arası bozuluyor gidip şikâyet ediyor, tehdit ediyor. Başka türlü bunu kötüye kullanan da bir yapı var. Onun için dedik ki biz: “Bunu koyalım suçlu olanlar cezasını alsın, savcılar bu süre içerisinde soruşturma yapıp dava açabilir. Eğer açamazlarsa o zaman dava düşer ama bu süre kâfi bir süredir, açabilir.” Ama siyasi partilerimiz buradan birilerine af getiriyormuşuz gibi çıkardılar. Ben Komisyonda da söyledim: “Bu konuda uzlaşma olmazsa biz geri çekeriz.” dedik. Nitekim partiler arasında uzlaşma yok, BDP, MHP ve CHP bu düzenlemeye karşı. O yüzden, ben de Komisyonda söz verdim: “Biz bu maddeyi geri çekeceğiz. Eğer bir mutabakat olursa o çerçevede bunu koyacağız. Kimseye örtülü af getirme düşüncemiz kesinlikle yok.”

“Devam eden davalara uygulanmıyor da, dava açılanlara sadece uygulanacak, adaletsizlik var, biz o yüzden karşıyız.” argümanı da doğru değil. Lehe olan  hüküm uygulanır ama eğer bir tereddüt varsa geçici bir madde koyup devam eden davalara uygulanmasını da biz bunun, temin edebiliriz, bu bizim elimizde, aksi takdirde biz bunu çıkaracağız.

Tabii, çifte vatandaşlıkla ilgili konuda da şunu ifade etmem lazım: Bizim yasalarımız çifte vatandaşlığa imkân veriyor. Çifte vatandaşlıktan korkmamak lazım. Biz, Avrupa’da Türklere çifte vatandaşlık konusunda yapılan ayrımcılıktan şikâyet ediyoruz. Almanya’da, Avusturya’da bugün bu ayrımcılık yapılıyor, başka ülkelerin vatandaşlarına çifte vatandaşlık verilirken Türklere çifte vatandaşlık verilmiyor. Biz, bunun insan hakları ihlali olduğunu söylüyoruz, hukuk devletine aykırı olduğunu söylüyoruz ve bunun düzeltilmesini istiyoruz. Bizim yasalarımızda çifte vatandaşlık var. Bundan rahatsız olmamak lazım.

Bugün Almanya’da Türk asıllı milletvekilleri var mı? Var. Avusturya’da Türk asıllı milletvekilleri var mı? Var. Belçika’da Türk asıllı milletvekilleri var mı? Var. Hollanda’da Türk asıllı milletvekilleri var mı? Var. Peki, niye oluyor? Demokrasi var, ondan oluyor, vatandaş olmuş, orada imkân veriyor, ülke kendine güveniyor ve “Buyurun, burada siyaset yapın.” diyor.

Türkiye’de, başka ülkenin vatandaşıyken vatandaş olanlardan burada milletvekili var mı, Parlamentoda? Yok. Bizim kendi vatandaşımıza, Hükûmet olarak, devlet olarak, sadece AK PARTİ döneminde değil, bizden önceki hükûmetler döneminde de yabancı ülke vatandaşlığına geçme tavsiye edilmiş en üst düzeyde, teşvik edilmiş ve vatandaşlıktan çıkma izinleri verilerek insanlarımız vatandaş yapılmış. Sonra buraya gelip burada onlara ayrımcı bir muameleyi savunmak millî iradeye, millete karşı saygılı bir yaklaşım olmaz. Böyle şey olur mu? Ayrımcılık yapacağız kendi vatandaşlarımız arasında, “Sen başka ülkenin vatandaşı olmuşsun…” Aynı zamanda benim kanunum çifte vatandaşlığa izin verecek “Sen git oranın vatandaşı ol, ben sana benim vatandaşlarımın sahip olduğu hakları da tanıyacağım.” diyecek, sonra da kalkacaksınız “Bu yanlış.” diyeceksiniz. Olacak iş değil. Türkiye'nin bütün tezlerine aykırı şey. Biz dünyanın her yerinde çifte vatandaşlığı savunuyoruz, savunmaya da devam edeceğiz.

Egemen Bağış’ın da, Sayın Mehmet Şimşek’in de, Sayın Merve Kavakçı’nın da bu millete, bu devlete sadakatini, sevgisini, saygısını herhâlde bu Mecliste kimse tartışmaz, tartışamaz, tartışmamalıdır da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sonra Sayın Merve Kavakçı’nın başına gelen hadiseyi de demokrasiyle, hukukla izah etmeyiz, edemeyiz de. Vatandaşlığın iptalinin seçimden  sonra nasıl hukuksuz ve keyfî bir şekilde yapıldığını, o dönemde mahkemenin nasıl keyfî bir şekilde karar verdiğini cümle âlem biliyor. Vatandaş seçiliyor, yemin yapacak, yaptırılmıyor milletin temsilcisine, ondan sonra araya birileri giriyor, Bakanlar Kurulu çıkıyor vatandaşlığı kaybetme kararı veriyor, sonra mahkemeye gidiyor, mahkeme bunu onaylıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu bir hakkın zorla, demokrasiye rağmen, hukuka rağmen, insan haklarına rağmen gasbıdır, ayıptır.  Bu Meclisin yaşadığı ayıplardan bir tanesidir o. Onun için de onu savunmak, bunların doğru olduğunu söylemek fevkalade yanlıştır. Biz bunun yanlışlığını ifade ettik, etmeye de devam edeceğiz çünkü Türkiye demokrasi olacaksa, hukuk devleti olacaksa demokrasi dışı, hukuk dışı her şeyin karşısında beraber durmamız lazım.

Mavi Kartla ilgili konuya gelince: Biz Mavi Kartla ilgili konuyu niye getirdik? Tam da bu çifte vatandaşlık sorunu nedeniyle getirdik. Bazı ülkeler çifte vatandaşlığa izin vermiyor. Türklere zulmediyor tabiri caizse bu yönüyle. Öyle olunca biz vatandaşlıktan insanlarımızın çıkmasına ülke olarak muvafakat ediyoruz. Çıkma izni alıyor Alman vatandaşı oluyor, çıkma izni alıyor Avusturya vatandaşı oluyor veya çifte vatandaşlığı tanımayan başka ülkelerin vatandaşı oluyor. Ama bizim insanımızın burada birtakım işleri var, onları kullanmakta problemleri var. Türkiye’yle bağları güçlü olsun istiyoruz. Onun için de bizden önceki dönemlerde Pembe Kart uygulaması başlatılmış ama bu sorunları çözmekte yeterli kalmamış, yeteri kadar sorunları çözücü olmamış. Biz Mavi Kart veriyoruz şimdi, yurt dışında yaşayan vatandaşlıktan çıkan insanlarımıza. Çıktığı anda kim varsa ona veriyoruz. Daha sonra evlendi, eşine vermiyoruz. Çocukları oldu, çocuklarına vermiyoruz. Daha sonra başka şeyler oldu, torunları oldu, onlara da vermiyoruz. Bunların bir kimlik numarası da yok. Ailelerin birleşmesi zorlanıyor, başkaca problemler oluyor. Şimdi diyoruz ki: “Biz bunların üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarına Mavi Kart verebilelim.” Bu imkânı getiriyoruz, daha fazlasına verme konusunda da Bakanlar Kurulunu yetkilendiriyoruz. Bunların, vatandaşlıktan çıktığı için kimlik numaraları kapatılıyor, nüfus kütükleri kapatılıyor, Türkiye’de bir kaydı yok; bankada işlem yapacak, bilgi isteniyor, yok; noterde işlem yapacak, bilgi isteniyor, yok; tapuda işlem yapacak, sorunlu; başka sorunlar var, problemli, bir sürü sıkıntılar yaşıyorlar. Dedik ki: “Bir kimlik numarası verelim, bunların kayıtları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum.

…orada olsun, Türkiye’de yapacakları işlemlerde rahatlasınlar, işlemleri vatandaşlarımız gibi yapsınlar.”

Ayrıca çalışma imkânı da getiriyoruz. Kamuda sözleşmeli işçi olarak ve başka şekillerde -memur olması hariç, o Anayasa’ya aykırı- çalışma imkânı da getiriyoruz ve onların durumlarını güçlendiriyor, Türkiye’yle irtibatlarını daha kuvvetli hâle getiriyoruz, doğru bir adım atıyoruz.

Ben, bu vesileyle bu yasaya destek veren herkese, çünkü muhalefet partileri de destek verdiler, onlara, bütün Genel Kurala ayrı ayrı  teşekkür ediyor, yasanın hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bozdağ.

Şahsı adına Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bozdağ, o bahsettiğin demokrasilerde tutuklu milletvekili var mı acaba? Bir de orayı anlatsaydınız. O Avrupa’daki demokrasilerden söz ettiniz ya, tutuklu milletvekili var mıydı, o kısmını bir anlat, eksik kaldı yani.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Süresi yetmedi, süresi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hocası Burhan Hoca olursa süre yetmez yani.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, bugün TRT ile Diyanet arasında ramazan ayında yayına başlayacak olan bir Diyanet kanalının protokolü yapıldı. Sayın Bakan da sabah oradaydı, o törendeydi. Tabii, ramazan ayından itibaren vatandaşlarımıza doğru dinî bilgiler vermek üzere böyle bir kanalın kurulmasını yerinde buluyor, bu kanalın hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyoruz. TRT, TRT Diyanet, TRT Çocuk, TRT Avaz, TRT Şeş, TRT Müzik, on altı tane kanalın sahibi ama maalesef şu anda TRT’nin Meclis yayını yok. Bunların hepsi kadar, bugün ya da burada sürekli olarak yapılan yasama faaliyetleri de, burada yapılan görüşmeler de bu toplumun her kesimini ilgilendiriyor çünkü Türkiye'nin her yerini ilgilendiren kararlar, kanunlar bu Mecliste alınıyor. Dolayısıyla ben, bu TRT3 yayınlarının durdurulmasını buradan tekrar kınıyorum ve bu eksikliğin en kısa zamanda giderilmesini tekrar hatırlatarak sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisin görevi yasa yapmak. Tabii yasayı niçin yapacağız? Vatandaşlarımızın sorunlarını çözmek için. Ama görüşmekte olduğumuz bu kanun tasarısı, tamam, birçok güzellikleri ifade etmekle beraber çok da eksikler içermektedir. Şimdi, bir defa, görüşmekte olduğumuz bu kanun üç temel konuyu gündeme getirmektedir.

Birincisi: 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da yapılan yeni düzenlemelerle, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın oy kullanma işleminin nasıl gerçekleştirileceği düzenlenmektedir.

İkincisi: Yurt dışında yaşayan ve bulundukları ülkenin vatandaşlığını kazanan vatandaşlarımıza Mavi Kart verilmesi işlemini düzenlemektedir.

Üçüncüsü: Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Kanunu’na yeni ilaveler yapmaktadır.

Şimdi, aslında bu üç konu birbirinden ayrı konular olduğu için böyle bir kanunun içerisinde torba kanun gibi getirip burada kafaları karıştırmak yerine bunu üç ayrı kanun olarak buraya getirip ilgili komisyonlarda da daha fazla tartışılmasını sağlayarak bu meselelerin çözülmesinde fayda olduğuna inanıyorum ama tabii ki AKP’de torba kanun yapma alışkanlığı olduğu için maalesef bunlar mümkün olmuyor.

Şimdi, konuları sırasıyla ele alacak olursak, tasarının 1’inci maddesiyle yurt dışı ilçe seçim kurulu başkanlığı kuruluyor. Şimdi, arkadaşlar, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nda ilçenin tarifi var. İlçe, bizim ülkemizde bir idari birim. Sanki şimdi bizim Türkiye'nin dışında kalan bütün dünya toprakları da ayrı bir ilçeymiş gibi bir saçmalıkla karşı karşıyayız.

Şimdi, seçim kurullarımızın, bizim seçim sistemimizin yapılanması nedir? Sandık kurulu, ilçe seçim kurulu, il seçim kurulu, Yüksek Seçim Kurulu. Şimdi burada Ankara İl Seçim Kuruluna bağlı bir ilçe seçim kurulu üzerinden yurt dışındaki bu kadar geniş coğrafyayı, bu faaliyetleri yürütmek, yurt dışındaki oy kullanacak milyonlarca vatandaşımızın seçim faaliyetleriyle ilgili birçok şaibeyi de beraberinde getirecektir.

Bu eksikliğin ortadan kaldırılması için birinci olarak yapılması gereken, bir yurt dışı seçim kurulu başkanlığı ve bunun altında -yani bunu il seçim kurulu seviyesinde düşünürsek- hiç olmazsa her kıtaya bir ilçe seçim kurulu başkanlığına karşılık gelecek bir alt seçim kurulu başkanlıklarının kurulması lazım. Bunlar kurulmadığı zaman Ankara’daki bir ilçe seçim kurulu başkanlığı Amerika’da oy kullanacak vatandaşımızın sandık kurulunun oluşmasını da sağlayacak, Almanya’dakini, Balkanlardakini, Kafkaslardakini, Uzak Doğu’dakini… Bu, akılla, mantıkla izah edilebilir bir şey değil.

Bu kadar geniş coğrafyadaki işlemlerin Ankara’da kurulacak olan bir ilçe seçim kurulu üzerinden yapılması, maalesef ki bence bir defa bu işin eksikliğini şimdiden oluşturmuştur ve bundan sonra yapılacak seçimlerin güvenliğini de şimdiden tehlikeye sokmuştur çünkü bir ilçe seçim kurulunun bu kadar geniş coğrafyada… Her ülkenin mevzuatı ayrı. Almanya bizim oradaki vatandaşlarımızın oy kullanmasında nasıl bir prensibi benimseyecek, Balkan ülkelerindeki her ülke nasıl bir prensibi belirleyecek? O bakımdan, her ülkedeki, hiç olmazsa her kıtadaki işlemleri takip edecek, ayrı bir ilçe seçim kuruluna karşı gelecek bölgesel seçim kurulu başkanlıklarının kurulması lazım.

Bu kanun yeni bir tartışmayı da başlatacak. Yine yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız kendilerini temsil etmek için kimi, nasıl seçecek? Hem milyonlarca seçmenden bahsediyoruz ama onlar sadece burada partilere oy verecekler, kendilerini temsil edecek herhangi bir kimseyi seçme imkânları da maalesef yok.

Şimdi arkadaşlar, bu kanundaki en önemli meselelerden, düzenlemelerden bir tanesi de –ikinci olarak- Mavi Kart meselesi. Mavi Kart meselesi tabii ki Türkiye’de kanayan bir yarayı çözecek, görünüş böyle. Ama geçmişte Pembe Kart bunu çözemedi. Geçmişte biz vatandaşlarımıza vatandaşlıktan çıkma izni verdik. Onlar bulundukları ülkenin vatandaşlığını aldıktan sonra buradaki vatandaşlığını aktive ettik. Her ikisinde de, başta Almanya olmak üzere Avusturya ve diğer bazı çifte vatandaşlığı kabul etmeyen ülkeler bizim bu uygulamamızı öğrendiklerinde oradaki vatandaşlarımızı vatandaşlıktan çıkarttılar.

Şimdi, bu konunun çözülmesi tabii ki güzel. İnsan kendi ülkesine geldiğinde… Buradan Almanya’ya gitmiş, Avusturya’ya gitmiş, başka ülkelere gitmiş. Çifte vatandaşlığı kabul etmeyen ülkelerde yaşamak zorunda kalan vatandaşlarımızın Türkiye’ye geldiğinde yabancı muamelesi görmesi elbette ki onları incitmektedir. Bu sorunun çözülmesi lazım. Ama bu sorunun çözümü bizce bu değil. Yani yarın bu konu da öğrenildiği zaman, Almanya ya da Avusturya, çifte vatandaşlığı kabul etmeyen diğer ülkeler bizim bu vatandaşlarımızın vatandaşlıklarını iptal etme yoluna gidebilirler. Bu da vatandaşlarımızın yeniden, ya burada ya orada vatandaşlık işlemlerini yürütememesi anlamına gelir.

Şimdi buradan iktidar milletvekillerine seslenmek istiyorum: Sizin tabirinizle dünya lideri bir Başbakan var. Bütün Kuzey Afrika coğrafyasını yeniden yapılandırıyor, Suriye vatandaşlarının derdiyle dertleniyor, İsrail’e meydan okuyor. Bu durumda, Mavi Kartla vatandaşlarımıza umut vermeyelim. Çünkü bu gene bizi yarı yolda bırakabilir. Sayın Başbakan Sayın Merkel’i çağırsın, oturalım masaya, çifte vatandaşlık meselesini çözelim, bu vatandaşlarımızın duygularıyla oynamayalım. Çünkü hakikaten o insanlar psikolojik olarak sıkıntıdalar. Ben İçişleri Bakanlığında yedi yıl hukuk müşavirliği yaptım. Vatandaşlığı iptal edilen, tekrar geriye vatandaşlığını kazandığında Almanya tarafından vatandaşlığı iptal edilen vatandaşlarımızın nasıl ağladıklarını, buraya gelip tekrar, istemeye istemeye “Haberimiz olmadan bizi tekrar vatandaş yapmış.” diye davalar açtıklarının ben canlı şahidiyim. Bu davalarda ben bakanlığımı idari mahkemelerde, Danıştayda temsil ettim.

Onun için bu dünya lideri Başbakanımızın bu meseleyi çözmesi lazım. O zaman kendi vatandaşının derdini çözemeyenlerin de başkalarının derdiyle pek fazla uğraşmaması lazım.

Gene Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı diye bir başkanlığımız var. Adı çok güzel. Fonksiyonlarının da çok güzel olmasını elbette gönlümüz arzu ediyor çünkü dünyanın dört bir tarafında yaşayan Türklerin yaşadığı sıkıntıları biliyoruz. Ahıskalıların, Azeri kardeşlerimizin dünyada nasıl sıkıntılarla karşılaştıklarını biliyoruz ama öyle bir teşkilat kuruldu ki arkadaşlar, bu teşkilatın görev tanımı somut değil. Yani bazı işleri Dışişleri Bakanlığı mı yapacak, Millî Eğitim Bakanlığı mı yapacak, TİKA mı yapacak yoksa bu Başkanlık mı yapacak? Bu Başkanlık yapacaksa bunları nasıl yapacak? Bu Başkanlığın diğer kurumlar üzerindeki fonksiyonu nedir?

İşin doğrusu kanunun tümünü incelediğinizde ortada bir karmaşa var. Bu karmaşayı ortadan kaldırmanın yolu, bir kere öncelikle bu tanımı doğru yapmak ama bakıyoruz ki bu tanım maalesef doğru yapılmadı. Gene buraya yeni yeni kadrolar ekleniyor. Bu kadrolardan maksat yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının, Türk topluluklarının, akraba topluluklarının sorunlarını çözmenin ötesinde yeni yeni kadrolar ihdas ederek kamudaki kadrolaşmaya yeni kapılar açmak gibi gözüküyor.

Bu işlerle uğraşacağımıza, vatandaşlarımızın, dünyada bu sıkıntıları paylaşan, Azerbaycan’da, Ahıska’da, Amerika’da, Almanya’da yaşayan soydaşlarımızın, Türk kardeşlerimizin, Kerkük’te yaşayan kardeşlerimizin sorunlarını çözecek bir yapı üzerinde uğraşalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Bu yapı bunları çözmekten âciz. Bunları çözebilecek güce getirelim. Biz bu yapının nasıl işlediğini biliyoruz arkadaşlar. Yani burada bize bunları tarif etmeyin.

Onun için, ben gene de zaman varken bazı eksikliklerin bu kanunun maddeleri üzerinde verilecek önergelerle çözülebileceğine inanıyorum. İnşallah bu kanundaki aksaklıklar verilecek önergelerle çözülür.

Şimdiden bu kanunun hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Hepinizi bu vesileyle tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin sonuna geldiğimiz için, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Mayıs 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.00



(x) 201 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.