TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

31’inci Birleşim

8 Aralık 2011 Perşembe

 

                                                                                                              

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88)

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ankara Milletvekili Bülent Gedikli’nin, partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Bülent Gedikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Ankara Milletvekili Bülent Gedikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.-Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Bülent Gedikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ankara Milletvekili Bülent Gedikli ve Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın konuşmasına ilişkin açıklaması

 

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanının tutumu hakkında

 

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Zühal Topçu’nun, kurum yurtlarında barınma imkanı bulamayan gençlere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/786)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya-Hisarcık’taki futbol sahasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/787)

3.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, ulusal deprem stratejisine ve hazırlıklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/848)

4.- İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, et ithalatı ve et fiyatlarına,

      - Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, bazı köylerdeki fındık yetiştiricilerinin teşvik kapsamına alınmamasına,

      - Edirne Milletvekili Recep Gürkan’ın, çeltik taban fiyatlarının açıklanmasına,

      - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, genetik yapısı değiştirilmiş organizma içeren ürünlerin ithalatına

      İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/878), (7/879), (7/880), (7/881)

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, vergi borcu olan ve haciz işlemi yapılan belediyelere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/897)

6.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Düden Çayı üzerinde kurulacağı iddia edilen hidroelektrik santraline ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/914)

7.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, lisanslı kadın sporculara ve Bakanlık bünyesinde çalışan kadın yönetici sayısına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/922)

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminde ağır hasar gören konut sahiplerine kira yardımı yapılacağı haberlerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı   (7/926)

9.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Van depreminde toplanan yardımlara ve bazı yardımların kabul edilmediği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı   (7/933)

10.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun, Zeytin Genetik Merkezi yerine okul yapılacağı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı   (7/942)

11.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Van depreminde yıkılan ve zarar gören kamu binalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/945)

12.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, olası İzmir depremine karşı alınması gereken önlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı  (7/949)

13.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Van’daki depremde zarar gören kamu binalarına ve depremle ilgili çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/951)

14.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, depreme dayanıklı olmayan binalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/954)

15.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Van de premi sebebiyle meydana gelen zararların sorumlularına ve doğal afetlere karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/971)

 

16.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Mersinli çiftçilerin yaban hayvanları ile ilgili sorunlarına,

         - Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, nişasta bazlı şeker üretiminde uygulanan kota ve yaşanan sorunlara,

         - Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, kaçak hayvan ve etin ekonomiye etkisine,

         Türkiye Hayvancılık Kongresinin yapılacağı yerin değiştirilmesine,

         - Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı, canlı hayvan ve et ithalatı ile meraların son durumuna,

         - Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, tarım ve hayvancılığa verilen destek tutarlarına,

         - Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, ithal mısır nedeniyle mısır üreticilerinin yaşadığı mağduriyete ve GDO’lu mısırın hayvan ve insan sağlığı açısından doğuracağı risklere,

      İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı    (7/979), (7/980), (7/981), (7/982), (7/983), (7/984), (7/985)

17.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, iki cenazenin ailelerine teslim edilmediği iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı  (7/996)

18.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın, Van’da meydana gelen deprem sonrasında çeşitli ülkelerin yardım tekliflerinin reddedildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı   (7/1011)

19.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de yapılan TOKİ konutlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/1019)

20.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, ruhsatsız ve depreme dayanıksız olduğu iddia edilen Antalya İl Özel idaresine ait bir binaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/1029)

21.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, Van depremi ile ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/1063)

22.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, kamuoyunda N.Ç. davası olarak bilinen davanın sanıklarından bir kamu görevlisine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1133)

23.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Bakanlık bünyesinde kurulan Denetim Hizmetleri Başkanlığına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın cevabı   (7/1149)

24.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Sayıştay denetçileri tarafından büyükşehir belediyeleri ile bunlara bağlı kuruluş ve şirketlerde yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı  (7/1170)

25.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Van depremi sonrasında yaptığı bir açıklamasına ve yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı  (7/1185)

26.- Ankara Milletvekili Zühal Topçu’nun, uzman yardımcılığı mülakat sınavlarına ve bu sınavlara yapılan itirazlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı  (7/1215)

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yabancılara satılan taşınmaz mallara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/1216)

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kentsel planlama ve kadastro çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/1217)

29.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’na ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı   (7/1303)

30.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, elektrik kullanımında kayıp-kaçak oranına ve kayıp-kaçak bedeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/1318)

31.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, elektrik faturalarındaki kayıp-kaçak bedeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/1319)

32.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kaçak elektrik kullanımına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/1320)

33.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, elektrik abonelerinden tahsil edilen sayaç okuma bedeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/1321)

34.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/1387)

35.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/1389)

36.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, kaçak elektrik kullanımına ve bunun faturaya yansıtılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/1393)

 

08 Aralık 2011 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşimini açıyorum. 00

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

 

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (X)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, komisyon raporları 87 ve 88 sıra sayılarıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, Hükûmetin sunuş konuşmasını yapmak üzere Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’e söz vereceğim.

Buyurun Sayın Şimşek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

17 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri yoğun bir çalışma sonucunda tamamlanmıştır.

Öncelikle, yaptıkları çalışmalar ve değerli katkıları için Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, bu sürece önemli katkılarda bulunan bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin temsilcilerine çok teşekkür ediyorum.

Sunumuma, dünya ve Türkiye ekonomisinin görünümüyle ilgili bir değerlendirme yaparak başlamak istiyorum. Daha sonra 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ve 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı konusunda sizleri bilgilendireceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya ekonomisinde küresel kriz sonrası olağanüstü para ve maliye politikası destekleriyle başlayan ekonomik toparlanma, 2011'in ikinci çeyreğinden itibaren ivme kaybetmiştir. Küresel ekonomi, Avro Bölgesi’nde derinleşen borç krizinin etkisiyle tekrar belirsizliklerin önemli ölçüde arttığı bir döneme girmiştir.

Plan ve Bütçe Komisyonundaki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, küresel ekonominin karşı karşıya olduğu riskleri 4 ana başlık altında özetleyebiliriz:

- Birincisi, Avro Bölgesi kamu borç krizi derinleşmiştir, İtalya gibi büyük ekonomilere yayılmıştır.

- Kamu borç krizinin zaten zayıf olan bankacılık sistemini olumsuz yönde etkilemesi muhtemeldir.

- Gelişmiş ülkelerde büyüme zayıf kalmış ve yeterli istihdam sağlayamamıştır.

- Global büyümeye ilişkin beklentilerdeki bozulmaya rağmen, global emtia fiyatları hâlâ yüksek seyretmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı başında açığa çıkan Avro Bölgesi kamu borç sorunu, siyasi iradenin piyasaları tatmin edici bir çözüm üretememesinden dolayı Avrupa Birliğindeki diğer ülkelere sıçramıştır. Son aylarda dünyanın en borçlu 3’üncü ülkesi İtalya'yı etkisi altına alan kriz küresel ekonomi açısından büyük bir tehdide dönüşmüştür. Bu kapsamda, yarın yani 9 Aralıkta Brüksel'de gerçekleşecek olan Avrupa Birliği Liderler Zirvesi çok büyük önem taşımaktadır.

Küresel krizden dolayı bilançoları zaten zayıflamış olan bankalar, şimdi de portföylerinde tuttukları problemli ülke tahvillerinin piyasa değerindeki düşüşler nedeniyle önemli kayıplarla karşı karşıyadırlar.

Gelişmiş ülkelerin kriz sonrası potansiyelin altında büyümesi ve yeterli düzeyde istihdam yaratamaması global büyüme beklentilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Dünya ekonomisinin yarısından fazlasını oluşturan gelişmiş ülkelerdeki bu sorunun, gelişmekte olan ülkeleri ticaret ve sermaye kanalıyla olumsuz etkilemesi de muhtemeldir. Ayrıca, gelişmiş ülkelerin güven veren bir orta vadeli mali plan ortaya koyamamaları, finansal piyasalar ile yatırımcı ve tüketici beklentilerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Küresel büyüme beklentilerindeki zayıflamaya rağmen, emtia fiyatlarının göreceli yüksek düzeyini koruması küresel ekonomi açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Bu durum, özellikle doğal kaynaklar açısından dışa bağımlı ülkelerin enflasyon ve büyüme dinamikleri açısından olumsuz bir gelişmedir.

Bu çerçeveden baktığımızda, dünya ekonomisinin 2011 ve 2012 yılları büyüme tahminlerini IMF yüzde 4, OECD ise yüzde 3,8 ve yüzde 3,4 olarak açıklamıştır.

Her ne kadar yüzde 4'lük bir büyüme oranı makul görünse de aslında büyüme, ülke grupları arasında çok önemli farklılıklar arz edecektir. Küresel büyümenin dörtte 3’ünden fazlasını, başta Çin ve Hindistan olmak üzere gelişmekte olan ülkeler sağlayacaktır. Bu ülkelerin 2011 ve 2012 yıllarında, sırasıyla yüzde 6,4 ve yüzde 6,1 büyümesi beklenmektedir. Ancak, gelişmekte olan ülkeler arasında, Çin ve Hindistan’ı hariç tuttuğumuzda büyüme, yani bu büyüme rakamları, sırasıyla yüzde 4,6'ya ve yüzde 4,2'ye düşmektedir. Gelişmiş ülkelerde büyüme yüzde 1,6 ve yüzde 1,9 olarak öngörülmektedir. Ancak Avro Bölgesinde ise devam eden borç krizi nedeniyle global büyümeye ilişkin aşağı yönlü riskler hem Avro Bölgesi hem de dünya ekonomisi için artmıştır.

Türkiye, dünyada güçlü büyüme performansı ile öne çıkmaktadır. 2010 yılında yüzde 9 büyüyen Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 7,5 büyümesi beklenmektedir. Bu büyüme oranlarıyla Türkiye, AB ülkeleri içerisinde ilk sırayı alırken, dünya büyüme liginde de üst sıralarda yer almaktadır. Dünya ekonomisindeki yavaşlamaya paralel olarak ülkemizin gelecek yıl yüzde 4 civarında büyümesi beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi küresel kriz en yıkıcı etkisini istihdam üzerinde göstermiştir. Dünyada 2007’den bu yana işsiz sayısı 26 milyondan fazla artmıştır. Küresel ekonomideki, yani 2010 ve 2011’in ilk yarısındaki toparlanma maalesef bu istihdam kayıplarını telafi edememiştir. İşsizlik oranları hâlen kriz öncesi seviyelerin üzerindedir.

Mukayese etmek için Aralık 2007 tarihindeki işsizlik oranını 100’e eşitlersek, yani 100 olarak kabul edersek, 2011 Ekim ayı itibarıyla işsizlik seviyesi Amerika Birleşik Devletleri’nde 180'e, gelişmiş ve Avro Bölgesi’ndeki ülkelerde ise 140 seviyesine çıkmıştır.

İstihdam yaratmada Türkiye, dünyadan pozitif yönde ayrışmıştır. Uygulamaya koyduğumuz aktif iş gücü politikaları ve güçlü büyüme sayesinde Türkiye, rekor düzeyde istihdam yaratmıştır. Aralık 2007'deki işsizlik oranını 100 kabul edersek, 2011 Ağustos itibarıyla işsizlik seviyesi kriz öncesi seviyenin altına, yani 94'de kadar inmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, gelişmiş ülkeler, borçların sürdürülebilirliği sorunuyla karşı karşıyadır. Gelişmiş ülkelerde kriz öncesi dönemde ortalama yüzde 1,1 olan genel devlet bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2009 ve 2010’da 8-9 kat artarak yüzde 8,7’ye ve yüzde 7,5’e kadar çıkmıştır. 2011-2012’de ise bu oranın yüzde 6,5 ve yüzde 5,2 olacağı öngörülmektedir.

Benzer şekilde, Avro Bölgesi’nde, kriz öncesi dönemde sadece binde 7 olan bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, 2009 ve 2010 yılında sırasıyla yüzde 6,3'e ve yüzde 6'ya yükselmiştir. Alınan önlemlerin etkisiyle bu oranın 2011 ve 2012'de sırasıyla yüzde 4,1'e ve yüzde 3,1'e düşeceği tahmin edilmektedir.

Özellikle gelişmiş ülkelerde yükselen bütçe açıkları, kamu borç stokunun da artmasına neden olmuştur. 2007-2011 döneminde gelişmiş ülkelerde kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, ortalama 30 puan artarak yüzde 104 seviyesine ulaşmıştır.

Avro Bölgesi’nde ortalama borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2007'de yüzde 66,4 iken bu oranın 2011 itibarıyla yüzde 88,6'ya, 2012'de ise yüzde 90'a çıkması   beklenmektedir.   Yapılan   akademik   çalışmalar,   yüzde 90 seviyesindeki bir kamu borç stokunun uzun vadeli büyüme oranları üzerinde çok ciddi olumsuz etki yarattığını ortaya koymuştur.

Gelişmekte olan ülkelerde ise kamu finansman dengeleri daha sağlıklı bir görünüme sahiptir. Bu ülkeler, her ne kadar krizle birlikte bütçe açığı vermiş olsalar da, kriz sonrası uyguladıkları mali sıkılaştırma sayesinde bütçe açıklarını azaltmışlardır. Gelişmekte olan ülkeler kriz öncesi dönemde gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak yüzde 1,2 genel devlet bütçe fazlası veriyorken 2009 ve 2010 yıllarında sırasıyla yüzde 4,1 ve yüzde 2,9 oranında açık vermişlerdir. Gelişmiş ülkelerdeki genel devlet açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının bu sene ve gelecek sene yüzde 2’nin biraz altında olması bekleniyor.

Gelişmekte olan ülkeler, borç stoku bakımından da gelişmiş ülkelere göre çok daha iyi durumdalar. Bu ülkelerde kriz öncesi yüzde 35 civarında olan borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı her ne kadar 2009 ve 2010'da sırasıyla yüzde 35 ve yüzde 39’un biraz üstüne çıktıysa da, 2011 ve 2012 yıllarında bu oranın yüzde 36 ve yüzde 35 civarına gerilemesi beklenmektedir.

Türkiye'de ise uyguladığımız doğru politikalar sayesinde mali dengelerimizde kriz öncesi seviyeleri yakaladık. Ülkemizde krizden önce yüzde 0,2 olan genel devlet bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, küresel krizin etkisiyle önce yüzde 5,5'e kadar yükselmiştir, ancak Hükûmetimizin aldığı tedbirler sayesinde 2010 yılında yüzde 2,9'a gerileyen bütçe açığının, 2011'de yüzde 1 civarına düşeceği tahmin edilmektedir. Bu oranın 2012 yılında ise yüzde 0,8 olarak gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Benzer şekilde kriz öncesinde yaklaşık yüzde 40 olan yani 39,9 olan Türkiye'nin brüt kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı krizle birlikte 2009 yılında yüzde 46,1’e yükselmiş, ancak sağladığımız bütçe disiplini sayesinde 2010 yılında yüzde 42,2’ye gerilemiş, bu oranın 2011 yılında yüzde 39,8’e düştüğünü öngörüyoruz, 2012’de ise yüzde 37’ye düşeceğini tahmin ediyoruz. Program dönemi sonu olan 2014 yılında da Türkiye'nin brüt kamu borç stokunun millî gelire oranını yüzde 32’ye kadar düşürmeyi hedefliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz sonrasında ekonomik toparlanma ve yüksek emtia fiyatlarıyla beraber gelişmekte olan ülkelerde enflasyonda bir artış gözlenmiştir. 2010 yılında yüzde 6,7 olan gelişmekte olan ülkelerdeki enflasyonun, 2011 yılında yüzde 7’ye yükseleceği tahmin edilmektedir. Küresel ekonomideki yavaşlama ve emtia fiyatlarındaki nispi yumuşama beklentisiyle 2012 yılında enflasyonun gelişmekte olan ülkelerde yüzde 5,5’e gerilemesi görülmektedir.

Türkiye’de son zamanlarda gözlemlenen enflasyondaki artış sadece tabii ki bize özgü değildir. Örneğin, ekim itibarıyla enflasyon Brezilya’da yüzde 7, Rusya’da yüzde 7,2; Hindistan’da yüzde 9,4; Arjantin’de yüzde 9,7 olarak gerçekleşmiştir. 2010 yılında hedeflerimiz doğrultusunda yüzde 6,4 olarak gerçekleşen yıl sonu enflasyonunun Merkez Bankası tahminlerine göre 2011 yıl sonu itibarıyla yüzde 8,3’e çıkacağı beklenmektedir. Bu artışta, daha önce bahsettiğim emtia fiyatlarındaki artışın yanı sıra, güçlü iç talep, Türk lirasındaki değer kaybı ve ekim ayında yaptığımız vergi artışları etkili olmuştur. Yavaşlama sürecine giren iç talep ile enflasyonu yukarı iten dış faktörlerin etkisinin geçici olacağı dikkate alındığında enflasyonun 2012’de yüzde 5’lik hedefe yaklaşacağını tahmin ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi sizlere Türkiye ekonomisine ilişkin bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Küresel kriz sonrası dönemde Türkiye ekonomisi sürekli iyileşen kamu finansman dengeleri ve istihdam yaratan güçlü büyümesi ile birçok ülkeden pozitif yönde ayrışmıştır. Bu ayrışmada, Hükûmetimizin ortaya koyduğu güçlü siyasi irade, kredibilitesi yüksek olan Orta Vadeli Program ve sağlam bankacılık sektörü büyük rol oynamıştır.

Türkiye ekonomisi, kriz sonrası dönemde özel sektör dinamizmiyle çok güçlü bir büyüme sürecine girmiştir. Küresel krizin etkisiyle 2009 yılında daralan Türkiye ekonomisi, 2010 yılında yüzde 9, 2011 yılının ilk yarısında ise yüzde 10,2 büyümüştür. Kriz sonrası dönemde büyüme performansı ile Türkiye, küresel büyüme liginde en üst sıralarda yerini almıştır. Birçok ülke, henüz kriz öncesi gayrisafi yurt içi hasıla seviyesine ulaşamamışken, Türkiye ekonomisi, haziran sonu itibarıyla, sabit fiyatlarla kriz öncesi seviyesini neredeyse yüzde 9 oranında aşmıştır. Yani Türkiye, krizin etkilerini telafi etmekle kalmamış, kriz öncesi hem büyümede hem istihdamdaki seviyenin de ötesinde bir performans göstermiştir.

Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 7,5; gelecek yıl ise dünya ekonomisine ilişkin artan belirsizlikler ve en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliğindeki kriz nedeniyle yüzde 4 civarında büyüyeceği öngörülmektedir.

Türkiye ekonomisinin güçlü performansı bir tesadüf değildir. Gerek küresel kriz öncesi dönemde gerekse küresel kriz sürecinde ve sonrasında Hükûmetimiz, tüm politika araçlarını orta vadeli bir perspektifle zamanında ve kararlı bir şekilde kullanmıştır. Türkiye, krizle mücadelede birçok bakımdan dünyaya örnek bir ülke olmuştur. AK PARTİ hükûmetleri döneminde, yani 2003-2011 yılları arasında Türkiye ekonomisi, 2009’da yaşanan son altmış yılın en büyük küresel krizine rağmen yüzde 5,1 büyümüştür. Kriz öncesi dönemdeyse, yani AK PARTİ’nin iktidar olduğu 2003-2007 dönemindeyse ortalama büyüme yüzde 6,9 olmuştur. Bu performans, hem AK PARTİ hükûmetleri öncesindeki dokuz yıllık dönemin, yani 1994-2002 dönemindeki yüzde 2,4’lük hem de 1924-2002 döneminin yüzde 4,5’luk büyümesinden çok daha güçlüdür. Yani, gerek AK PARTİ’den önceki cumhuriyet tarihindeki ortalama büyümeden gerekse bizden önceki dokuz yıllık ortalama büyümeden daha iyi bir performans ortaya koymuşuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kriz sonrası ekonomik toparlanmanın en çarpıcı özelliklerinden biri, yüksek istihdam yaratan bir büyüme olmasıdır. 2007 yılında yüzde 10,3 olan işsizlik oranı krizin etkisiyle Şubat 2009’da yüzde 16,1’e kadar yükselmiş, ancak uygulamaya koyduğumuz aktif iş gücü politikaları ve büyümede yakaladığımız güçlü performans sayesinde Ağustos 2011 itibarıyla işsizlik oranı yüzde 9,2’ye kadar düşmüştür. Böylece Türkiye, işsizlik oranını kriz öncesi dönemin altına indiren nadir ülkelerden birisi olmuştur. Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı ise ağustos ayı itibarıyla yüzde 9,6’ya kadar gerileyerek bu serinin tutulmaya başlandığı 2005’ten bu yana en düşük seviyeye gerilemiştir. Oysa bugün işsizlik oranları, Avrupa Birliği üyelerinde son on beş yılın, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise son yirmi dokuz yılın en yüksek seviyesindedir. Ayrıca, istihdamdaki bu performans iş gücüne katılım oranının 4,8 puan arttığı bir dönemde gerçekleşmiştir. 2007 sonundan bu yana Hükûmetimiz net 4,1 milyon vatandaşımıza iş, aş imkânı yaratmıştır. Oysa aynı dönemde Avrupa Birliğini oluşturan yirmi yedi ülkede iş gücüne katılım oranı sadece 0,7 artmış ve istihdam ise net 1,6 milyon kişi azalmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise iş gücüne katılım oranı 2,1 puan düşmüş ve buna rağmen net 5 milyon istihdam kaybı yaşanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avro Bölgesi’nde derinleşen kamu borç krizi tüm dünyada olduğu gibi bizim ekonomimiz için de önemli bir risk teşkil etmektedir. İhracatımızın yaklaşık yarısı, doğrudan küresel yatırımların yaklaşık yüzde 80’i, yabancı turistlerin yaklaşık yüzde 60’ı Avrupa Birliği kaynaklıdır. Ancak sağlam makroekonomik temelleri ve hızlı karar alma kabiliyetine sahip Hükûmetiyle ülkemiz, dış şoklara karşı daha önce hiç olmadığı kadar dirençlidir. Türkiye'nin istihdam yaratan güçlü büyüme performansı, sürekli iyileşen kamu finansman dengeleri, sağlıklı bankacılık sektörü ve hane halkı bilançosu ile kredibilitesi yüksek olan Orta Vadeli Program’ı bize potansiyel risklere karşı güçlü bir manevra alanı sağlamaktadır. Türkiye'nin kamu finansman dengeleri son derece sağlıklıdır. Daha önce de ifade ettim, kriz sonrası dönemde bütçe açıklarını ve kamu borçlarını hızlı bir şekilde iyileştirdik ve küresel kriz öncesi dönemin altına indirdik. Orta Vadeli Program dönemi sonunda biz Türkiye'nin genel devlet açığını gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak yüzde 0,4; kamu brüt borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranını ise yüzde 32 olarak öngörüyoruz.

Şurada bir noktayı özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum. Kamu net dış borç stokunu haziran sonu itibarıyla sıfırladık. Hatta dış dünyadan net olarak 300 milyon TL devlet alacaklı konuma geldi. Yani devletin dış borcu ile devletin elindeki rezervleri karşılaştırdığımız zaman ilk defa Haziran 2011 tarihinde dış dünyaya karşı net borcumuzu sıfırlamış durumdayız. Benzer şekilde, genel devlet bütçe açığını da neredeyse kriz öncesi seviyelere indirdik.

Ben burada rakamları daha önce ifade ettiğim için detaya girmek istemiyorum ama şunu ifade etmek istiyorum: Şayet küresel krize 2000’li yılların başındaki gibi yüksek bütçe açıkları ve borç stokuyla yakalansaydık küresel krize karşı hareket alanımız olmayacaktı ve kriz ülkemizde yıkıcı bir etki gösterebilecekti. 2002 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10,8’i olan bütçe açığını, yani genel devlet açığını 2007 yılında, hatırlarsanız, neredeyse sıfıra kadar indirdik. Aynı şekilde 2002 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 74’ü olan kamu borç stokunu 34 puan düşürerek yüzde 40’ın altına indirdik. Bu güçlü mali dengeler sayesinde ülkemiz ilk defa bir krizi kendi imkân ve programıyla aşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avro Bölgesi kamu borç krizinin global bankacılık sistemini tehdit ettiği bugünlerde, Türk bankacılık sektörü, dünyadaki birçok ülke ile karşılaştırılamayacak kadar sağlıklıdır. Her şeyden önce, bankacılık sektörümüzün sermaye yapısı oldukça güçlüdür. Hükûmetlerimiz döneminde, Türk bankacılık sektörünün öz kaynakları yani sermayesi yaklaşık 5 kat artarak 26 milyar liradan, Eylül 2011 itibarıyla 142 milyar liraya çıkmıştır. Bankacılık sistemimizin sermaye yeterlilik oranı yüzde 16,4 ile asgari yasal sınır olan yüzde 8’in 2 katından fazladır.

İkinci olarak, bankacılık sektörümüzün aktif kalitesi oldukça yüksektir. Eylül 2011 itibarıyla problemli kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 2,7’ye gerilemiştir; bu oran 2002 yılında yüzde 17’ler civarındaydı.

Üçüncü olarak, dünyada birçok bankanın battığı 2007-2010 döneminde, bankacılık sektörümüzün ortalama yıllık öz kaynak kârlılığı yüzde 21,6 olmuştur. Yani bankalar 100 liralık sermayelerine karşı, neredeyse, bu dönemde 22 lira civarında para kazanmışlardır. Bu dönemde, bankacılık sektörünün güçlü öz kaynak yapısını korumak amacıyla bankaların hissedarlarına kâr dağıtımını da sınırladık.

AK PARTİ hükûmetleri öncesinde zayıf bankacılık sektörü, sadece ekonomik istikrar programlarının başarısını engellemekle kalmamış, 1994 ve 2001 krizlerini tetikleyen çok önemli bir etken olmuştur. Oysa bugün bankacılık sektörü, küresel kriz sonrası dönemde Türkiye’nin güçlü çıkışını destekleyen en önemli unsur olmuştur.

Kriz döneminde batık banka problemi yaşamayan ve bu anlamda vatandaşına yük getirmeyen çok nadir ülkelerden birisiyiz çünkü gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin ancak kriz sonrası dönemde başlattığı bankacılık sektörü stres testlerini, bizim Hükûmetimiz 2004’ten itibaren yapmaya başlamıştır. Yine küresel kriz sonrasında gündeme gelen, alınan risklere karşı yüksek sermaye gereği konusunda biz 2006'da adım atmışız ve yüzde 12’lik hedef sermaye yeterlilik oranı uygulamasını başlatmışız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'yi küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde diğer ülkelerden ayıran önemli faktörlerden birisi de güçlü hane halkı bilançosudur. Ülkemizde hane halkının borçluluk düzeyi son yıllarda yükselse de hâlen nispeten düşüktür. Bundan da önemlisi, hane halkının borcunu döndürebilme kabiliyeti yükselmiştir.

Kriz öncesi yüzde 12,3 olan hane halkı yükümlülüklerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı Haziran 2011 itibarıyla yüzde 18,8'e ulaşmıştır. Bu oran, bünyesinde birçok gelişmekte olan ülkenin bulunduğu Avrupa Birliği-27 içinde ortalama yüzde 60 düzeyindedir. Ayrıca, hane halkının harcanabilir geliri de göz önünde tutulduğunda, faiz ödemelerinin harcanabilir gelir içerisindeki payı, kriz yılı olan 2009'da yüzde 5,2 iken, bu oran 2011 Eylül ayı itibarıyla yüzde 4,2'ye kadar düşmüştür.

Diğer taraftan, hane halkı kredilerinin hemen hemen büyük bir kısmı sabit faizli olduğundan dolayı hane halkının faiz riski de düşüktür.

Son olarak, hane halkı bilançosunda kur riski yok denecek kadar azdır çünkü Hükûmetimiz makro ihtiyati bir tedbir olarak hane halkının döviz cinsinden borçlanmasına izin vermemektedir. 2002'de tüketici kredileri içerisinde döviz ve dövize endeksli kredilerin payı yüzde 15 iken, Eylül 2011 itibarıyla bu oran yüzde 1'e kadar inmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz dönemi ve sonrasında kredibilitesi yüksek Orta Vadeli Program geliştirip, bunu uygulamaya koyan nadir ülkelerden birisiyiz. Her ne kadar küresel şokları öngörmek zor olsa da belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçtiğimizin farkındayız. Bu nedenle, 2012-2014 Orta Vadeli Programı’nı ihtiyati bir yaklaşımla yaptık.

Türkiye'nin yakın dönem makroekonomik tarihine baktığımızda gerçekçi ve güven veren orta vadeli programın önemi daha iyi bir şekilde anlaşılacaktır. Ülkemiz geçmişte uygulanan popülist politikalardan çok çekmiş ve bu yüzden halkımız ağır bedeller ödemiştir. Nitekim AK PARTİ hükûmetlerinden önceki dokuz yıllık dönemde neredeyse üç büyük kriz yaşanmıştır yani 1994, 1998-99, 2001.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunlardan daha önemlisi, ülkemizde istikrar ve güçlü bir Hükûmet vardır yani siyasi istikrar her şeyin başında gelmektedir. AK PARTİ hükûmetlerinden önceki yetmiş dokuz yıllık cumhuriyet tarihimizde elli yedi hükûmet kurulduğu dikkate alınırsa bizden önceki hükûmetlerin ortalama ömrünün yaklaşık on altı ay olduğu görülecektir. Böyle bir ortamda sorunlara orta ve uzun vadeli bir perspektifle yaklaşmanın, yapısal sorunlara çözüm üretmenin ne kadar zor olduğu ortadadır. Son dokuz yıllık dönemde elde edilen kazanımların arkasındaki en temel faktör siyasi istikrar ve güçlü iradedir. Oysa bugün gerek Avrupa'da borç krizinin büyümesi gerekse istikrarın beşiği gibi görünen ABD'deki sıkıntılar esas itibarıyla siyasidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; makroekonomik temellerimizin sağlam olduğunun bir diğer göstergesi ülkemizin uluslararası piyasalardan bugün itibarıyla on beş Avrupa Birliği üyesinden daha ucuza borçlanabilmesidir. Hazinemiz, bugün yüzde 1'in altında bir reel faiz oranıyla borçlanabilmektedir. Oysaki 2002 yılında reel faiz oranı yüzde 25 civarındaydı. Benzer şekilde, 2002'de yüzde 10'un üzerinde olan on yıllık avro cinsinden borçlanma faizimiz, 2011 Kasım sonu itibarıyla yüzde 5,6 düzeyindedir. Özetle, yüksek cari açık problemimize rağmen ülkemizin risk primi oldukça düşüktür. Bu, içeride ve dışarıda ülkemize olan güvenin açık bir göstergesidir. Ayrıca, küresel kriz döneminde birçok ülkenin kredi notları birkaç kademe düşürülürken Türkiye, kredi notu iki kademe artırılan ender ülkelerden biri olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiidir ki ülkemizde her şey mükemmel değil, bazı konjonktürel ve yapısal problemlerimiz bulunmaktadır. Türkiye ekonomisinin en önemli iki yapısal sorunu yüksek cari işlemler açığı ve işsizliktir. Müsaade ederseniz, önce cari işlemler açığının sebeplerini ve bizim çözüm için attığımız adımları ve önerilerimizi anlatmak istiyorum; sonra da işsizliğe ilişkin yine geldiğimiz noktayı ve çözüm tedbirlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlk olarak, ülkemizde cari işlemler açığı, dediğim gibi, önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. 2010 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın  yüzde 6,5’u olan cari açık, bu yıl muhtemelen yüzde 10 civarına varacaktır. Cari açığın, 2012'de 65,4 milyar dolar ile gayrisafi yurt içi hasılanın  yüzde 8'ine inmesini öngörüyoruz.

Yüksek cari işlemler açığımız, kısmen konjonktürel, kısmen yapısal sebeplerden kaynaklanmaktadır. Konjonktürel sebepler arasında, “Arap Baharı” nedeniyle dış ticaret fazlası verdiğimiz bazı ülkelerde yaşanan sıkıntıları, avro bölgesindeki borç krizi nedeniyle en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliğindeki iç talebin zayıf olmasını ve nispeten yüksek emtia fiyatlarını saymak istiyorum. Bu konjonktürel etkileri iyi anlamak açısından sizlerle birkaç rakamı paylaşmak istiyorum.

Ülkemiz, 2010 yılının ilk on ayında Avrupa Birliği ülkeleriyle 14,3 milyar dolarlık dış ticaret açığı vermişken, 2011 yılının aynı döneminde bu açık 24,2 milyar dolara çıkmıştır. Sadece Libya'da siyasi kargaşa öncesinde şirketlerimizin üstlendiği projelerin değeri yaklaşık 16 milyar dolar civarındaydı.

Yine, 2009'da ortalama 61 dolar olan Brent tipi ham petrol varil fiyatının 2011 yılında 110 dolara çıkmış olması, toplam enerji ithalatımızı en az 20 milyar dolar artırmıştır.

Az önce değindiğim konjonktürel faktörlerin yanında, cari açığın uzun vadeli politika tedbirleri gerektiren yapısal boyutları da vardır. Bu bağlamda üç soruna değinmek istiyorum: Ulusal tasarruf oranlarımızın düşük olması, enerjide dışa bağımlılığımızın yüksek olması, katma değer zincirinde nispeten alt sıralarda olmamız.

Cari işlemler açığındaki kötüleşmenin sebebi son yıllarda azalan yurt içi tasarruflarımız ve artan yatırımlardır. 2002 yılında yüzde 18,6 olan ulusal tasarruf oranımız, 2011 yılında yüzde 13'e gerilemiştir. Bu dönemde yatırımlar ise ciddi oranda artmıştır. Toplam yatırımların gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2002 yılında yüzde 18 iken, 2011 yılında yüzde 22,5'a kadar yükselmiştir. Bütün bu gelişmeler dış kaynak ihtiyacını yani cari açığımızı artırmıştır. Tasarruflardaki düşüş tamamen özel sektör tasarruflarının erimesinden kaynaklanmaktadır. Bunda faiz oranlarındaki düşüş ve krediye erişimin kolaylaşması oldukça etkili olmuştur. Ayrıca yoğun uluslararası rekabet ve markalaşmada henüz arzulanan noktaya erişememiş olmamız gibi nedenlerle birçok sektör düşük kâr marjıyla çalışmakta, bu da özel sektör tasarruflarını sınırlamaktadır.

Ayrıca ülkemiz çok büyük ölçüde enerjide dışa bağımlıdır ve son yıllarda doğal gaz, petrol fiyatlarında çok yüksek artışlar yaşanmıştır. 2002 yılında Türkiye’nin enerji ithalatı 9,2 milyar dolardı, oysa bu yıl muhtemelen 50 milyar doları aşmış olacaktır. 2002 yılından bu yana toplam 279,3 milyar dolarlık cari açık veren Türkiye'nin aynı dönemde enerjiye ödediği tutar yani enerji ithalatı 275,1 milyar dolardır. Bunların yanı sıra Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye’de yüksek ve orta üstü teknoloji sektörlerinin hem üretimdeki hem ihracattaki payı oldukça düşüktür. Üretimde ileri teknoloji yoğunluğu sadece yüzde 4,2; ihracatta ise yüzde 4,3 düzeyindedir. Düşük teknoloji sektörlerinin üretimdeki payı yüzde 38,5; ihracattaki payı ise yüzde 32,6’dır.

Orta ve uzun vadede cari işlemler açığını daha makul düzeye düşürmek için ülkemizin tabii ki tasarruf oranlarını artırması, enerjide dışa bağımlılığı azaltması, katma değeri yüksek mal ve hizmet üretiminde yoğunlaşması ve beşeri sermayesini güçlendirmesi gerekiyor. Bu sorunların çözümü için gereken bütün tedbirleri aldık, almaya devam ediyoruz. Nitekim orta vadeli programımız, cari açığa kalıcı çözüme yönelik birçok yapısal düzenlemeyi içeriyor.

Bu meyanda, ilk olarak hükûmetlerimiz döneminde kamu tasarruf artışını sağladık. Yani birinci sorun, Türkiye’deki tasarrufların düşük olması. Kamu olarak ne yapmışız? 2002 yılında kamu tasarruflarının GSYH içerisindeki payı eksi, yani negatif yüzde 4,8 iken 2005’ten itibaren kriz yılı hariç pozitif olarak gerçekleşmiştir. Kamu tasarruflarının 2011 yılında artı yüzde 2,9'a ulaşacağı tahmin edilmektedir. Yani kamu tasarruflarındaki açığı kapatmakla kalmamışız, kamu tasarruflarını çok ciddi bir şekilde artırmışız, artıya geçirmişiz. Kamu tasarruflarındaki bu artışları sürekli kılacak politikaları geliştirdik ve uygulamaya koyduk. Özel kesim tasarruflarını artırmaya yönelik çabalarımız devam ediyor. Bu çerçevede önümüzdeki dönemde bireysel emekliliğe yönelik teşvikleri gözden geçireceğiz. Ayrıca istihdam ve dolayısıyla tasarrufları artırmak için bir iş gücü piyasası reformu üzerinde çalışacağız. Finansal piyasalardaki derinliği ve enstrüman çeşitliliğini artırmak için ise İstanbul Finans Merkezi Projesi’ni hızlandıracağız. Dolayısıyla birinci sorun tasarruf. Tasarrufları artırmaya yönelik çok ciddi bir şekilde tedbir aldık, almaya devam ediyoruz.

İkinci olarak, iktidara geldiğimizden bu yana araştırma ve geliştirme faaliyetlerine büyük önem verdik ve büyük oranda kaynak ayırdık. 2008 yılında ARGE faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik çok önemli bir reformu uygulamaya koyduk. Bu reform ile ARGE merkezlerinde yapılan harcamaların yüzde 200'ünün, gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılmasına imkân sağladık. Ayrıca ARGE ve destek personeli için yüzde 90'a varan gelir vergisi, damga vergisi istisnaları ile beş yıl süreyle işveren sigorta prim desteğini sağladık. Bu çabalarımızın bir sonucu olarak ARGE harcamalarının millî gelire oranı 2002'de binde 5,3 iken bugün yüzde 1 düzeyine yaklaşmıştır. Hedefimiz orta vadede bu oranı yüzde 2'ye, 2023 yılında ise yüzde 3'e yükseltmektir.

ARGE’yi artırmaya yönelik çabalarımıza ek olarak markalaşmayı, özgün ürün geliştirmeyi ve geleneksel sektörlerin fiyat avantajı sağlayacağı bölgelere taşınmasını teşvik ediyoruz. Bu sayede 2005-2006 yıllarında yurt içinde yaklaşık 6 bin mağazaya sahip olan Türk markaları, 2011 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla Türkiye dâhil doksan sekiz ülkede 50 binden fazla satış noktasında faaliyet göstermektedir. Türkiye son yıllarda marka ve endüstriyel tasarım başvurularında Avrupa'da en çok başvuru yapılan ilk üç ülke arasına girmiştir. Dolayısıyla Türkiye'nin katma değer zincirinde de yükselmesi için ne gerekiyorsa uygulamaya koyduk, gerekli destekleri verdik. Bu çabalar orta, uzun vadede sonuç verecektir.

Üçüncü olarak, enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmak için yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını harekete geçirdik. Enerji arz güvenliğini sağlamak için yerli ve yenilenebilir enerjiyi teşvik ve desteklemek için Yenilenebilir Enerji Kanunu’nu çıkardık. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Ülkemizin suyunu, rüzgârını, güneşini enerjiye dönüştürüyoruz.

Dördüncü olarak, uluslararası rekabet gücü endeksinde Türkiye 2002 yılında 80 ülke arasında 65'inci sırada iken 2011'de 142 ülke arasında 59'uncu sırada yer almıştır. Her ne kadar uluslararası rekabet gücü sıralamasında bir iyileşme söz konusu ise de daha katedeceğimiz çok mesafe vardır. Bu nedenledir ki ülkemizin rekabet gücünü daha da artırmak için altyapı yatırımlarını önceliklendirerek gelişmiş ülkelerle bu alandaki farkı azalttık, azaltmaya devam ediyoruz.

Ben şimdi detaylara girmek istemiyorum ama gerek demir yollarında gerek kara yollarında gerekse hava yollarında, bütün alanlarda şu son dokuz yılda katedilen mesafe ortadadır. Hakikaten Türkiye'nin rekabet gücünü artırmak için çok ciddi yatırımlar söz konusudur.

Basit bir rakam, yani Türk havacılık sektörünün yıllık cirosu dolar cinsinden 2,2 milyardan 12 milyar dolara çıkmıştır; en basit göstergelerden bir tanesi.

Son olarak, uluslararası rekabet gücümüzü artırmak ve bilgi yoğun, teknoloji yoğun ürünlere geçişi sağlamak için beşerî sermayemizin kalitesini artırıyoruz. Bu önemli bir konu. Hükûmetimiz döneminde gerek brüt okullaşma oranlarında gerekse eğitimde kalite anlamında çok önemli adımlar attık, mesafeler katediyoruz.

Yine sizleri burada rakamlara boğmak istemiyorum, elinizdeki kitapçıkta bütün detayları var. Ancak, şunu ifade etmek istiyorum: Ülkemizde özellikle eğitimin kalitesinin artırılması için başlattığımız FATİH Projesi ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim okullarındaki derslikleri İnternet, akıllı tahta ve diğer bilgi teknoloji ekipmanlarıyla donatıyoruz. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerini sağlamak üzere uzaktan eğitim merkezleri açıyoruz, öğrencilere ise tablet bilgisayar vermeye başlıyoruz. İnşallah bu, ülkemizin en ücra bölgesindeki okullar ile en gelişmiş okullar arasındaki mesafeyi kapatmakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye ile Batı’nın en gelişmiş ülkeleri arasında eğitim kalitesindeki farkı da kapatmaya katkısı olacak.

Son olarak, ihracatı artırmak ve cari işlemler açığının finansman kalitesini yükseltmek için küresel doğrudan yatırımları ülkemize çekecek birçok yapısal düzenlemeyi hayata geçirdik. Dünya Bankasının iş yapma kolaylığını baz alarak yaptığı uluslararası bir sıralama var. Bu sıralamada Türkiye 2006 yılında 155 ülke arasında 93’üncü sıradaydı. Hâlbuki 2011’de 183 ülke arasında 71’inci sıraya kadar yükselmiştir. Ayrıca yüksek dış ticaret açığı verdiğimiz ürünlerin ülkemizde üretilmesine yönelik teşvikleri gözden geçiriyoruz. Bunun yanında küresel tedarik zincirinde daha fazla katma değerin Türkiye’de kalması için girdi tedarik stratejisinde sektörel değerlendirmelerimizi tamamladık. Hazırlanan eylem planını 2012’de uygulamaya koyacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda özetlediğim yapısal tedbirler orta ve uzun vadede cari açığı daha makul, daha yönetilebilir bir düzeye çekecektir ancak kısa vadede cari açığı kontrol altına almak için yani bunun için de adım attık, atmaya devam ediyoruz.

Yılın ilk yarısında yüzde 40-50 aralığında olan kredi hacmindeki genişleme BDDK ve Merkez Bankamızın aldığı tedbirlerle ciddi bir yavaşlama sürecine girmiştir. Kredi büyümesindeki normalleşmenin iç talebi yumuşatmada önemli etkisi olacaktır.

Ayrıca son bir yıldır Türk lirası önemli ölçüde değer kaybetmiştir. 2003 yılında 100 olan reel efektif kur endeksi bugün, gelişmekte olan ülkelerle kıyasla yani gelişmekte olan ülkelerle bir reel efektif kur endeksini inşa etsek 2003’ü 100 alsak bugün 90’ın altına düşmüştür yani yoğun rekabet içerisinde olduğumuz ülkelere karşı avantajlı bir duruma gelmiş bulunuyoruz.

Ayrıca 2012 yılında mali disiplini güçlendirerek sürdüreceğiz. Daha önce de söyledim, genel devlet bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını yüzde 1’e kadar indirdik, yüzde 0,8’e kadar indirmeyi hedefliyoruz. Bütün bu tedbirler sayesinde ekonomide önümüzdeki aylarda cari açığın daralması başlayacaktır. Bu bizim öngörümüzdür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda rekor düzeyde istihdam artışına rağmen işsizlik oranı hâlâ arzuladığımız seviyelerde değildir. bu durum iş gücü piyasamızın bazı yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Şimdi, sizlerle bu özellikleri paylaşayım ve bu problemleri, yapısal problemleri aşmak için Hükûmet olarak ne yaptığımızı açıklayayım:

İlk olarak, ülkemizde çalışma çağındaki nüfus artışı birçok ülkeye göre yüksek, iş gücüne katılım oranı ise düşüktür. Mesela son bir yıl içerisinde çalışma çağındaki nüfustaki artış diyelim ki 800 bin kişi ise iş gücüne katılım oranındaki artışı da dikkate alırsanız -çünkü düşük seviyede- 1,1 milyon kişi iş gücü piyasasına bir şekilde girmiştir.

Genç nüfus ve hızla artan iş gücüne katılım oranı işsizlik oranını aşağıya çekmeyi zorlaştırmaktadır ama bildiğiniz gibi ona rağmen başarılı olduk.

İkinci olarak, gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizde tarımda çalışan nüfusun toplam istihdamdaki payı oldukça yüksektir. Son yıllardaki düşüşe rağmen Türkiye’de nüfusun dörtte 1’i tarım sektöründe istihdam edilmektedir veya öyle görünmektedir. Türkiye nüfusunun bu kadar yüksek bir kısmının tarımda istihdam ediliyor olması, aslında bir anlamda gizli işsizliğe de işaret etmektedir. Oysa, tarımda çalışan nüfusun toplam istihdamdaki payı Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 1,6, Avro bölgesinde yüzde 3,6, otuz dört üyesi olan OECD’de ise ortalama 5,1’dir. Dolayısıyla tarımdan diğer sektörlere geçişin önümüzdeki yıllarda devam etmesi beklenmektedir. Bu dönüşüm Türkiye’de işsizlik oranlarını aşağıya çekmeyi zorlaştıran bir faktördür.

Diğer taraftan, 2002’den bu yana istihdamın kalitesinin arttığı hususunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Ücretsiz aile işçiliğinin istihdamdaki payı, aslında gizli işsizlerin istihdamdaki payı 2002’de yüzde 21 iken Ağustos 2011 itibarıyla yüzde 15’e kadar düşmüştür yani gizli işsiz sayısı azalmıştır.

Üçüncü olarak, yirmi beş yaş üstü nüfusumuzun ortalama eğitim düzeyinin düşük olması. Bu arada onu da söyleyeyim, yirmi beş yaş üstü nüfusumuzun ortalama okulda geçirdiği süre 6,5 yıl yani orta terk. Tarımdan tarım dışı sektörlere geçişin yoğun olması, iş gücü piyasasında arz-talep uyuşmazlığını beraberinde getirmektedir. Türkiye’de toplam iş gücünün neredeyse üçte 2’si -az önce ifade ettiğim gibi- lise altı eğitime sahiptir. Bu hususların işsizliği azaltmada eğitim ve özellikle mesleki eğitimin önemini ortaya koyduğunu vurgulamak istiyorum.

Son olarak, ülkemizde istihdamı sınırlayan en önemli faktörlerden bir tanesi iş gücü piyasasındaki katılıklardır. Türkiye, iş gücü piyasası esneklik göstergeleri açısından 34 OECD üyesi ülke arasında en son sıradadır. Bu nedenle, Türkiye'de ortalama çalışma süresi çok yüksek, haftada kırk dokuz saattir. Ayrıca toplam istihdamın sadece yüzde 11,5’u kısmi zamanlı olarak çalışmaktadır, oysa bu oran OECD'de ortalama yüzde 16,6'dır.

Türkiye ekonomisini istihdam odaklı sürdürülebilir büyüme hedefine ulaştırmak üzere, iş gücü niteliğini, iş gücü piyasasının esnekliğini ve iş gücüne katılımı artıracak politikalara ağırlık vermeye devam edeceğiz. Orta Vadeli Program’ımız işsizlik sorununun çözümünde bütüncül bir yaklaşımı benimsemiş ve işsizliği azaltmaya yönelik kısa, orta ve uzun vadeli tedbir ve politikaları ortaya koymuştur.

Kısa vadede istihdamı artırmanın en etkin yollarından biri aktif iş gücü politikalarının hayata geçirilmesidir. Nitekim biz de bunu yapmışız. İş gücünün nitelikli hâle gelmesi için son yıllarda yoğun bir çaba içerisindeyiz. Son üç yıldır aktif iş gücü programlarını ülke çapında uygulamaya koyduk. Bu programlardan yararlanan kişi sayısı 2008 yılında 32 bin kişiyken 2010 yılında 212 bin kişiye çıkmış, 2011 Ekim sonu itibarıyla söz konusu programdan 200 binden fazla vatandaşımız yararlanmıştır. Bu, kısa vadede tabii ki yapılacak önemli bir adımdır, atılacak önemli bir adımdır; bunu attık.

Orta vadede istihdamı artırmak için birçok tedbiri benzer bir şekilde uygulamaya koyduk. Bunların başında, 2009 yılında yeni bir yatırım teşvik sistemiyle tabii ki 9.616 adet teşvik belgesi verdik. Bu teşvik belgeleriyle yaklaşık 133 milyar liralık yatırım yapılması ve bu yatırımlarla 322 bin kişilik istihdam sağlanması öngörülmektedir yani yatırım olacak, üretim olacak, istihdam olacak. Bunun için ne yaptık? Teşvik sistemini rasyonelleştirdik.

Ayrıca, yine orta vadeli perspektifle Hükûmetimiz bir karar aldı: Bölgesel kalkınma projelerine, özellikle GAP olsun, DAP olsun, KOP olsun, DOKAP olsun, bunların hepsine daha fazla kaynak ayırma kararını verdi ve son yıllarda da bu kaynaklar ciddi bir şekilde artırıldı. Bu projeler arasında hem bölge hem de ülke ekonomisi açısından büyük önem taşıyan GAP’ın istihdam yaratma potansiyeli çok yüksektir. Uluslararası çalışmalara göre, sulu tarıma geçişle birlikte, hektar başına doğrudan ve dolaylı olarak 2 kişiye istihdam yaratılmaktadır. Ülkemizde, tabii ki önümüzdeki dönemde GAP bölgesinde 1 milyon 68 bin hektarlık alana su ulaştırılması hedeflenmektedir. Bunu gerçekleştirdiğimiz varsayımıyla -ki o hedefe ulaşmak için kaynak var, çabalar yoğun bir şekilde devam ediyor, bir iki yıla da tamamlanacak- basit bir hesapla, GAP projesiyle 2 milyondan fazla kişiye istihdam yaratılabilecektir. Kalkınma Bakanlığımızın verilerine göre, GAP bölgesinde 2009 yılında 1 milyon 329 bin olan istihdam edilen kişi sayısı, 2010 yılında 218 bin kişi artarak 1 milyon 547 bine çıkmıştır. Bu artış, 2011 yılında da devam etmiştir. Dolayısıyla bu söylediklerim teorik değildir, gerçekten de uygulamaya konulmuştur. Tabii orta vadede önemli adımlar bunlar. Peki, uzun vadede ne yapmamız lazım, ne yapıyoruz?

İşsizlik sorununun uzun vadede çözümü için, beşerî sermaye stokumuzun kalitesini artırıyoruz. Bu amaçla, iktidara geldiğimiz günden beri eğitimi hep önceliklendirdik. Gerek nicelik gerek nitelik olarak eğitim konusunda yoğun bir çaba içerisindeyiz. Bütçeden bu yıllarda en fazla kaynağı hep eğitime ayırdık. Uygulamaya başladığımız FATİH Projesi’yle de inşallah eğitimin kalitesini yükselteceğiz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; şimdi sizlere 2010 yılı kesin hesabı hakkında bilgi vermek istiyorum. Kesin Hesap Kanun Tasarısı görüşülecek olan 2010 yılı bütçesinde bütçe giderleri 294,4 milyar lira, bütçe gelirleri 254,3 milyar lira ve bütçe açığı 40,1 milyar lira düzeyinde gerçekleşmiştir.

2010'da faiz giderleri 48,3 milyar lira, faiz dışı fazla ise 8,1 milyar lira olarak gerçekleşmiştir.

Tabii ki 2010 yılında bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı da yüzde 3,6 düzeyinde gerçekleşirken faiz dışı fazlanın gayrisafi yurt içi hasılaya oranı binde 7 olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de size özetle 2011 yılı bütçesi yıl sonu gerçekleşme tahminlerini açıklamak istiyorum. 2011 yıl sonunda merkezî yönetim bütçe giderlerinin 313,2 milyar lira, merkezî yönetim bütçe gelirlerinin 290,9 milyar lira, bütçe açığının 22,2 milyar lira, faiz dışı fazlanın 20,4 milyar lira olarak gerçekleşeceğini tahmin etmekteyiz.

Yukarıdaki tahminlerimiz çerçevesinde 2011 yılı başlangıç bütçesine oranla bütçe giderleri sadece binde 2 oranında, yani 599 milyon lira sapmıştır. Bu, aslında harcamaları kontrol altında tuttuğumuzu, mali disiplini güçlü bir şekilde devam ettirdiğimizi gösteriyor. Bütçe gelirleri ise başlangıç tahminine göre yüzde 4,3 oranında yani 11,9 milyar lira artmıştır.

Faiz hariç giderler ise başlangıç ödeneklerine kıyasla yüzde 2,1 oranında artış olurken vergi gelirlerinde yüzde 7,4 oranında artış beklemekteyiz. Şimdi, faiz dışı harcamalardaki artış bir miktar yüksek ama niye? Çünkü biz altyapı yatırım harcamalarına ekstra, yani ilave kaynak aktardık. Bakın, 2011 yılında yatırımlar için başlangıç bütçe ödeneklerine ilaveten 9,1 milyar lira kaynak ayırdık. Bu kaynağı başta ulaştırma sektörü olmak üzere altyapı yatırımlarına tahsis ettik. Gelirlerdeki artış ise güçlü ekonomik büyüme ve yapılandırmaya bağlı olarak vergi gelirlerinde sağlanan olumlu sonuçtan kaynaklanmaktadır ancak şunun altını çizmek istiyorum, 2011'de yapılandırmadan net 5 milyar TL gelir elde etmeyi hedefliyoruz. Her ne kadar şu ana kadar 13 milyar lira geldiyse de şunu açıklamak istiyorum: Genelde Maliye kendi borç stoku üzerinden her sene takip yoluyla zaten yaklaşık 7-8 milyar lira tahsilat yapıyor. Dolayısıyla, onu düştüğünüz zaman net etki yaklaşık 5 milyar lira civarındadır.

2011 yıl sonu bütçe açığının, başlangıç bütçesinde yer alan 33,5 milyar lira yerine, yani biz 2011 yılı bütçesinin 33,5 milyar lira açık vereceğini öngörmüştük, şimdi ise bu açığın üçte 1 oranında azalarak 22,2 milyar lira olarak gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1,7’sine tekabül etmektedir. Aslında bizim başlangıçta hedefimiz açığın 2,8’i yani gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2,8’i düzeyindeydi fakat biz ortaya çok daha iyi bir performans koyduk ve açık yüzde 1,7 olarak gerçekleşti.

Tabii, AK PARTİ hükûmetleri döneminde hazırlanan bütçeler hep gerçekçi olmuştur. Küresel krizin yaşandığı 2009 yılı hariç, bütçe açığı hedeflenenin hep altında kalmıştır. Bizden önceki dokuz yıllık dönemde, mesela, 1994-2002 dönemine bakarsanız, uygulanan bütçelerin sadece üçünde açığın hedefin altında kaldığını görürsünüz. Gerçekleşen bütçe açığının ise, ortalama bahsediyorum, bu bizden önceki dokuz yıllık dönemde, hedeflenen açığın ortalama 2 katı düzeyinde olduğunu görüyoruz. 1994-2002 döneminde bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ortalama yüzde 7,7 seviyesindeyken AK PARTİ hükûmetleri döneminde yani 2003-2011 yılları arasında, ortalama bütçe açığı yüzde 3,3'e düşmüştür. Bu başarıda, sağlanan siyasi istikrar ve güven veren doğru politikalarımızın tabii ki katkısı büyüktür ve bunun sonucudur.

2011’de merkezî yönetimde yüzde 1,7 olacağını tahmin ettiğimiz bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını, daha kapsamlı olan genel devlette yüzde 1 olarak öngörüyoruz yani genel devlet açığı, merkezî yönetim bütçe açığını, yerel yönetimler ve sosyal güvenlik kurumlarını da içeriyor. Yani geniş manada Türkiye’deki bütçe açığına baktığınız zaman, açığın yüzde 1 düzeyinde olacağını öngörüyoruz. Bu oran ile Avrupa'da yüzde 3'lük Maastricht Kriteri’ni sağlayan nadir ülkelerden biri olmayı sürdürüyoruz. Yatırımlara ilave ettiğimiz 9,1 milyar lira olmasaydı yani ekstradan yatırımlara para aktarmasaydık bu sene genel devlet açığımız yüzde 1 yerine yüzde 0,3 düzeyinde gerçekleşmiş olacaktı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de size 2012 yılı bütçesi hakkında bilgi vermek istiyorum. 2012 yılı bütçesi AK PARTİ hükûmetlerinin hazırladığı 10’uncu, 61’inci Hükûmetimizin ise ilk bütçesi olma özelliğini taşımaktadır.

2012 yılı bütçesi ile istihdamı artırmayı, yurt içi tasarruf seviyesini yükseltmeyi, cari açığı azaltmayı ve mali disiplini güçlendirmeyi hedefliyoruz.

2012 yılı bütçesine baz oluşturan temel makroekonomik varsayımlarımızı Ekim ayı içerisinde Orta Vadeli Program’da kamuoyuyla paylaşmıştık. Şimdi bunlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

2012 yılı için, gayrisafi yurt içi hasıla büyüklüğü 1 trilyon 426 milyar lira, büyüme oranı yüzde 4, deflatör yüzde 7, 2012 TÜFE yıl sonu yüzde 5,2; ihracat 148,5 milyar dolar, ithalat 248,7 milyar dolar olarak hedeflenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçe tasarısının büyüklüklerine geçmeden önce sizlere bu bütçenin bazı temel özelliklerinden bahsetmek istiyorum.

2012 yılı bütçesi reel sektörü güçlü bir şekilde destekleyen, desteklemeye devam eden bir bütçedir. Esnaf kredi faiz desteği, tarımsal kredi faiz desteği, ihracat desteği, KOBİ destekleri, teşvik ödemeleri ve işveren prim desteği için ayırdığımız kaynağı yüzde 13,5 oranında artırarak 8,3 milyar liraya çıkarıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yatırımları hızla tamamlıyoruz. 2012’de toplam yatırım ödeneklerini 2011 yılı başlangıç ödeneklerine göre yüzde 24 artırarak 32,7 milyar liraya çıkarıyoruz.

Tabii, Plan Bütçe Komisyonunda gelen önemli eleştirilerden bir tanesi şuydu, denildi ki: “2012 yılı ödenekleri 2011 yıl sonu gerçekleşme tahminlerine göre yüzde 7,5 bir düşüş göstermektedir, niye?” Şimdi, değerli arkadaşlar, bunun temel nedeni şu: Son yıllarda bütçede üstü örtük bir mali kural uyguluyoruz. Yani şunu yapıyoruz: Bütçenin gelir performansına bağlı olarak yatırımlara yıl içerisinde daha ciddi miktarlarda ilave kaynak aktarıyoruz. Örneğin, 2010 yılında yatırımların başlangıç ödeneği 22,7 milyar liraydı, yıl içerisinde verdiğimiz ilave ödeneklerle -yatırımlarda- 2010 yılında 22,7 milyar lira yerine 32,8 milyar liralık yatırım yapmışız. Yani başlangıç ödeneğine göre gerçekleşme 2010 yılında yüzde 145 olmuştur. Benzer şekilde, 2011 yılında yatırım gerçekleşmelerinin başlangıç ödeneğine oranla en az yüzde 134 düzeyinde olacağını tahmin ediyoruz. 2012 yılında da daha önceki yıllarda olduğu gibi bütçe gelirlerimizde öngörülenden fazla bir artış olursa, bu kaynağı kısmen tasarruf, kısmen yatırımlara yönlendireceğimizi şimdiden söyleyebilirim.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde yatırım harcamalarının bütçe içindeki payı 2011 itibarıyla neredeyse 2 katına çıkmış durumdadır.

Burası önemli değerli arkadaşlar. 2002 yılında 8,5 yıl olan kamu yatırım stokunun ortalama tamamlanma süresini 2011 yılında sağladığımız ilave ödeneklerin de katkısıyla 3,3 yıla kadar düşürdük. Yani yatırımın başlamasıyla bitmesi eskiden 8,5 yıl alırken şimdi 3,3 yılda bitiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılında bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmak için bölgesel kalkınma projelerini destekliyoruz. Bunu cari açıkta açıkladım, tekrar detaylarına girmek istemiyorum.

Yine, 2012 yılı bütçesini ARGE faaliyetlerini daha çok destekleyen bir bütçe olarak yaptık. Burası da önemli çünkü bir yandan tabii ki ARGE projelerine 1,5 milyar lira ödenek öngörmüşüz ama bunun ötesinde ARGE faaliyetleri için çok ciddi vergi ve prim desteği sağlıyoruz. Bu prim ve vergi desteklerini yüzde 20 oranında artırıyoruz ve muhtemelen 840 milyon lira civarına kadar çıkacaktır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; yerel yönetimler bizim için önemli. Yerel yönetimlere daha fazla kaynak ayırıyoruz. 2012 yılı bütçesinde mahallî idare paylarını 27,6 milyar lira olarak öngördük. Bu, önceki yıla göre yüzde 16,5’luk bir artışı ifade etmektedir. Ayrıca, KÖYDES, SUKAP, denkleştirme ödeneği ve benzeri diğer destekleri hesaba kattığımızda 2012’de mahallî idarelere toplamda 31,5 milyar liralık bir kaynak sağlamayı öngörüyoruz.

1999-2001 yıllarında afetler nedeniyle zarar gören belediyelere yardım ettik. Bu afetler dolayısıyla altyapısı hasara uğrayan belediyelerin zamanında ödenmeyen zararlarının karşılanabilmesi için -hatırlarsanız- burada bir kanuni düzenleme yaptık ve 1999-2001’den kalan yani bu kapsamda 2011 yılı içerisinde 136,3 milyon liralık kaynağı belediyelere aktarılmak üzere İller Bankasına bu sene aktardık.

Tabii sadece geçmişin yaralarını sarmakla,  sorunlarını çözmekle kalmıyoruz aynı zamanda bugün yaşanan afetlere hızlı bir şekilde müdahale ediyoruz. 2011 yılında başta Van ve Kütahya olmak üzere ülkemizin değişik yörelerinde meydana gelen afetler nedeniyle ortaya çıkan ihtiyaçlar için Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına kendi bütçesine ilave olarak 110 milyon lira aktardık, önümüzdeki dönemde aktarmaya devam edeceğiz. Özellikle önümüzdeki aylarda bu ve benzeri afetler nedeniyle ortaya çıkacak ihtiyaçları ivedi olarak karşılamaya hazırız. Bu konuda gereken desteği vereceğiz.

2012 yılı bütçesi, aynı zamanda tarımsal destekleri artıran bir bütçedir. Çiftçimizi alan ve ürün bazında desteklemeye devam ediyoruz. Bu kapsamda destekleri 2012'de 2011 başlangıç ödeneğine göre yüzde 19,7 oranında artırıyoruz. Destekleme ödeneklerine kredi faiz desteği ve tarımsal ürünlerin alımına ilişkin sübvansiyonlar gibi diğer destekleme ödeneklerini de dâhil ettiğimizde tarım kesimine toplamda 11 milyar lira düzeyinde destek öngörüyoruz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; sosyal harcamalar için de daha fazla kaynak ayırıp dezavantajlı kesimleri desteklemeyi sürdürüyoruz. Bu kapsamda, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonuna aktarılan kaynağı 2011 yılı başlangıç ödeneğine göre yüzde 39 oranında artırarak yaklaşık 3 milyar liraya çıkartıyoruz.

Terörden zarar gören vatandaşlarımızın zararlarını tazmin etmeye devam ederek sosyal barışı ve devlete güveni pekiştiriyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakan, on sekiz yıl geçti, ne zaman ödenecek?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - Özürlü vatandaşlarımıza desteği artırıyoruz. Özürlü eğitimi için ayrılan kaynağı yüzde 20,4 oranında artırarak 1,2 milyar liraya yükseltiyoruz. 2012'de yaklaşık 240 bin özürlü vatandaşımızın eğitim masraflarını karşılamayı öngörüyoruz.

Özürlü evde bakımı için ayrılan kaynağı da yüzde 28,7 oranında artırarak 2,9 milyar liraya yükseltiyoruz. 2012'de ortalama 385 bin kişinin evde bakım giderlerini karşılamayı hedefliyoruz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; kızlarımızın okumasını ve kadınların istihdamını teşvik amacıyla 2012 bütçesinde daha fazla kaynak ayırdık. Yine benzer şekilde, geçmişte olduğu gibi, kamu çalışanlarını enflasyona ezdirmiyoruz.

İktidara geldiğimiz 2002 yılı sonundan bu yana memurlarımızı, işçilerimizi ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik, hep enflasyonun çok üzerinde ücret ve maaş artışı yaptık.

2010 yılında aile yardımı ödeneği dâhil 1.300 lira olan en düşük memur maaşını, 2011 yılında yüzde 18,3 oranında artırarak 1.538 liraya yükselttik. Benzer şekilde ortalama memur maaşını ise 1.577 liradan 1.799 liraya çıkartarak yüzde 14,1’lik bir artış sağladık. 2011 Kasım ayı itibarıyla on iki aylık enflasyon oranı yüzde 9,5’tur. 2011 yılı ikinci altı aylık dönemde enflasyon oranının yüzde 4’ü aşması hâlinde -ki aştı- Kasım yani aşan kısım için 2012 yılı Ocak ayında maaşlara tabii ki bir artış yapacağız. 2002 yıl sonundan 2011 Kasım ayına kadarki dönemde enflasyonda yani TÜFE’deki kümülatif artış yüzde 126,9 olmuştur yani iktidara geldiğimiz 2002 yıl sonundan bugüne kadar enflasyon yaklaşık yüzde 127’ye artmış.

Şimdi buna göre söz konusu dönemde aynı bazlı ne tür artışlar yapmışız onları sizlerle paylaşmak istiyorum.

En düşük memur maaşı 2002 yılında 392 lira iken 2011 yılında 1.538 liraya çıkmış, artış yüzde 292,3.

Net asgari ücret 2002 Aralık ayında 184 lira iken yine bu dönemde artış 257,6 olmuştur.

En düşük SSK emekli aylığı 2002 Aralık ayında 257 lira iken 2011 Kasım ayında 814 liraya çıkmış, artış yüzde 216,5.

En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı 2002 Aralık ayında 149 lira iken 2011 Kasım ayında 660 liraya çıkmış, artış oranı yüzde 344.

En düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığı 2002 Aralık ayında 66 lira iken 2011 yılında 492 liraya çıkmış, artış yüzde 647.

En düşük memur emekli aylığı 2002 Aralık ayında 377 lira iken bu sene 976 liraya çıkmış, artış yüzde 159,3.

Altmış beş yaş aylığı 2002 Aralık ayında 24 lira iken 2011 yılında 110 liraya çıkmış, artış yüzde 347,8.

Muhtar aylığı Aralık 2002 yılında 97 lira iken 2011 yılında 384 liraya çıkmış, artış yüzde 294,6.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maaş tutarları ve artış oranları, çalışan, emekli ve dar gelirli vatandaşlarımızın mali durumlarının 2002'ye göre ciddi bir şekilde iyileştiğini, gelirlerinde önemli oranda reel artışların olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Önceki yıllarda olduğu gibi, 2012 yılında da kamu çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz.

2011 Kasım ayı itibarıyla en düşük devlet memuru maaşı ile 2002 Aralık ayına göre daha fazla mal ve hizmet satın alınabilmektedir.

Şimdi sizlere en düşük devlet memuru maaşı ile satın alınabilen bazı ürünlere ilişkin mukayeseli bilgiler vermek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, aşağıdaki tablo, geçen yıl Genel Kurulda yaptığım sunumdaki aynı ürünleri içermektedir. Zaten kitapçıklarda da var ama sadece bir iki tanesinden bahsetmek istiyorum.

En çok tartışılan konulardan bir tanesi, örneğin et. 2002 Aralık ayında en düşük memur maaşı ile 45 kilo dana eti alınabiliyordu, 2011 Kasım ayı itibarıyla 63 kilo alınabiliyor.

Yine elektrik… Elektriğe zam yapıldı diye çok tartışıldı. Hatırlarsanız, 2002 Aralık ayında en düşük devlet memuru maaşıyla 2.438 kilovat elektrik satın alabiliyordunuz, şimdi 5.199 kilovat saat elektrik alabiliyorsunuz.

Doğal gaz… Yine, doğal gaza zam yapıldı diye çok tartışıldı. 2002 yılının Aralık ayında 1.047 metreküp doğal gaz alınabilirken bugün 1.874 metreküp doğal gaz satın alınabiliyor.

Yine mazot, en çok tartışılan konulardan bir tanesi. En düşük devlet memuru maaşıyla 2002 yılında 310 litre mazot alınabilirken bugün 401 litre alınabilmektedir. Aynı rakamları zaten tabloya da koydum.

Net asgari ücret açısından da karşılaştırdığınız zaman, bütün ürünlerde net asgari ücretle daha fazla ünite ürün, yani birim ürün alınabileceğini gösteriyoruz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; kamuda ücret dengesizliğine son verdik. Bilindiği gibi bazı kamu idarelerindeki personele genel düzenlemeler dışında tazminat, ek ödeme, ek tazminat, döner sermaye katkı payı, teşvik primi ve ikramiye gibi değişik adlarda ve tutarlarda ilave ödemeler yapılmaktaydı. Bu nedenle, Hükûmetimizin öncelikli hedefleri arasında yer alan “eşit işe eşit ücret” politikasının gereği olarak 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi çıkardık. Bu Kararnameyle, aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer kadrolarda bulunan personel arasındaki ek ödemelerden kaynaklanan ücret dengesizliğini ortadan kaldırdık. Dün bazı basın yayın organlarında tabii ki bu konu biraz yanlış bir şekilde aksettirildi.

Değerli arkadaşlar, biz aynı unvan, aynı görevde olan bütün devlet memurlarını en üst düzeye çıkardık. Yani hiçbir genel müdürün maaşını doğrudan doğruya artırma gibi bir çabamız olmadı ama bütün genel müdürlere eşit davranalım dedik, genel müdürlerin maaşını en üstte eşitledik. Aynı şekilde müsteşarları, aynı şekilde mühendisleri, aynı şekilde teknik elemanları, aynı şekilde bütün memurları bu şekilde… Dolayısıyla, bence bu çok önemli bir reformdur ve bütçede tabii ki bunun kaynağı vardır. Gerçekten AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde gerçekleştirdiğimiz önemli reformlardan bir tanesi bu eşit işe eşit ücret reformudur.

Sayın Başkan, değerli üyeler; tabii ki 2012 yılı bütçesinde eğitime daha fazla kaynak ayırdık. Beşerî sermayemizin kalitesini artırmak için 2012'de Millî Eğitim Bakanlığı bütçe ödeneklerini yüzde 14,8 oranında artırarak 39,2 milyar liraya çıkartıyoruz. Böylece Millî Eğitim Bakanlığı en büyük bütçeye sahip icracı bakanlık olma özelliğini sürdürmektedir. AK PARTİ hükûmetleri döneminde, 2002'de 11,3 milyar lira olan toplam eğitim bütçesini ise yaklaşık 5 katına çıkararak -bunun içinde üniversiteler de var- 56,3 milyar liraya yükseltiyoruz, yani 2012 yılında 56, 3 milyar lirayı biz, eğitime harcayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılında üniversite harçlarında hiçbir artış yapmıyoruz. 2012’de öğrencilere sağlanan burs desteği ödeneklerini, öğrenci artışlarını da dikkate alarak bir önceki yıla göre yüzde 20,9 oranında, öğrenim ve harç kredisi desteği ödeneklerini de yüzde 17,3 oranında, ilköğretim ve ortaöğretimde taşımalı eğitime yapılan desteği de yüzde 37,1 oranında artırıyoruz. 2002'den bu yana yükseköğretim öğrencilerinin burs ve öğrenim kredilerinde yapılan artış, düşük enflasyona rağmen yüzde 433 olmuştur.

İlköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine ücretsiz ders kitabı desteğine tabii ki devam ediyoruz. Daha önce bahsettiğim FATİH Projesi’ni de hayata geçiriyoruz.

Yükseköğretime de daha fazla kaynak ayırıyoruz. Bu bütçe ile yüz üç devlet üniversitesine kaynak sağlıyoruz.

Üniversitelerimizin fiziki kapasitesini, öğrenci sayısını esas alan objektif bir bütçeleme yapıyoruz. Üniversitelerimizin toplam ödeneğini, 2012 yılında yüzde 15,6 oranında artırarak 12,7 milyar liraya çıkartıyoruz. Özellikle yeni kurulan üniversitelerimizin ödeneklerini ise daha fazla artırarak kurumsal altyapılarını, fiziki altyapılarını güçlendiriyoruz.

Bu kapsamda, kırk bir yeni üniversitenin ödeneklerini 2012 yılında yüzde 27,3 oranında artırarak 2,1 milyar liraya çıkartıyoruz.

Başta yeni kurulan üniversiteler olmak üzere, üniversitelerimizin öğretim elemanı ihtiyacını hızlı bir şekilde karşılayabilmek için, 2012 yılında ilave 9 bin adet akademik kadro atama izni veriyoruz. Küresel krize rağmen üniversitelerimize 2012 yılı dâhil, son dört yılda toplam 36 bin akademik personel atama izni verilmiş olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık hizmetlerini yaygınlaştırıyoruz, kalitesini artırıyoruz. 2002'de iktidara geldiğimizde, yeşil kart ödemeleri hariç, Sağlık Bakanlığının harcama tutarı sadece 2,4 milyar liraydı. İktidarda olduğumuz dokuz sene içerisinde bu kaynağı, yani Sağlık Bakanlığına verdiğimiz kaynağı 6 katına çıkararak 2012’de 13,8 milyar liraya yükseltiyoruz. 2002’de 9,9 milyar lira olan aile hekimliği hariç toplam sağlık harcamalarını 2012’de yaklaşık 4,5 katına çıkararak 44,3 milyar liraya yükseltiyoruz, 2010 yılı sonunda aile hekimliği uygulamasını tüm illeri kapsayacak şekilde genişlettik. 2012’de aile hekimliği ödeneklerini 3,5 milyar liraya yükseltiyoruz. 2010 yılı sonunda başlatılan hava ambulansı uygulamasını da genişletiyoruz. Bugün itibarıyla iki uçak ve on sekiz helikopterden oluşan hava ambulans filomuzu önümüzdeki aylarda beş uçak ve yirmi helikoptere çıkartıyoruz. Son Van depreminde gerçekten bunun faydasını gördük.

Daha fazla detaya girmek istemiyorum. Yani sağlıkla ilgili aslında 2012’de yapacağımız daha çok şey var. Zamanım biraz daralıyor. Daha doğrusu sizleri daha çok tutmamak için.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Daralmıyor, geçti, yirmi dakika geçtiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yirmi dakika aştınız.

Biz de isteriz Sayın Başkan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – 2012 yılı bütçesinde sosyal güvenlik sistemini destekliyoruz. Sosyal güvenlik sistemine yüzde 31 artışla 2012 yılında 69,1 milyar lira aktaracağız.

Türkiye'nin dünya turizm pazarında en çok turist çeken ilk beş ülke arasında yer almasını sağlamak için ülkemizin yurt dışında tanıtımına daha fazla kaynak ayıracağız. Yeni temsilciliklerle dünyaya yayılıyoruz. Dış politikada genişleyen etki alanımızın bir gereği olarak 2010 ve 2011 yılında Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında yer alan on altı ülkeye yeni temsilcilikler açtık, ayrıca on yedi farklı ülke ve şehirde ise en kısa süre içerisinde yeni temsilcilikler açılacaktır. Bunların tabii ki kaynağını ayırdık.

Sinema sektörünün gelişimi, ülkemizin film çekimi için bir cazibe merkezi hâline gelmesi için yabancı veya yerli-yabancı ortak film yapımlarını destekliyoruz.

Vergi denetimini güçlendiriyoruz. Denetimi tek bir çatı altında topladık.

2012 yılında tabii ki özelleştirme uygulamalarına devam ediyoruz. 2011 yılında bütçede 9,5 milyar liralık özelleştirme hedeflemiştik. Ancak doğal gaz ve elektrik dağıtım şirketlerinin ihalelerine katılan yatırımcı firmaların gerekli finansmanı temin edememelerinden dolayı tahsilat öngörülenin çok altında kalmıştır. Ancak hâlen onay aşamasında bekleyen ve özelleştirilmesi planlanan kamu varlıklarından tabii ki 2012’de yüzde 10,5 milyar liralık özelleştirme geliri öngörüyoruz.

Özetle, 2012 yılı bütçesi, istihdam ve büyümeyi destekleyen, tasarrufları artırmaya ve cari açığı azaltmaya yardımcı olan, ekonomik ve sosyal kalkınmaya odaklanmış, kamu finansman dengelerini iyileştiren ve ülkemizi daha ileriye taşıyacak yatırımlara kaynak ayıran bir bütçedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; şimdi, sizlere 2012 yılı bütçe büyüklüklerini açıklamak istiyorum: 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinde bütçe giderleri 350,9 milyar, faiz hariç giderler 300,7 milyar, bütçe gelirleri 329,8 milyar, vergi gelirleri 277,7 milyar, bütçe açığı 21,1 milyar, faiz dışı fazla 29,1 milyar lira olarak öngörülmüştür.

2012'de bütçe giderlerinin 2011 yıl sonuna göre yüzde 12,1 oranında artması öngörülürken bütçe gelirlerinin yüzde 13,4 artacağı tahmin edilmektedir. 2012'de, 2011 yıl sonu gerçekleşme tahminine göre vergi gelirlerinin yüzde 11,4 artacağını öngörüyoruz. 2012 yılı için nominal gayrisafi yurt içi hasıla artış oranının yüzde 11,3 olacağı göz önüne alındığında, aldığımız tedbirleri de dikkate alırsanız, vergi gelirlerindeki artış oranının gerçekçi olduğunu göreceksiniz.

Ancak şu hususu da ifade etmek istiyorum. Son bir iki aydır Avro Bölgesi’nde kriz derinleşmiş, tabii ki global ekonomiye ilişkin aşağı doğru riskler yükselmiştir. Bu nedenle 2012 yılı bütçesine temel oluşturan büyüme gibi bazı makroekonomik tahminlerimize yönelik kaygılar da ifade edilmiştir. Ancak biz Orta Vadeli Program’ı hazırlarken tabii ki temkinli davrandık. Buna rağmen eğer büyüme yüzde 4 yerine yüzde 3 olarak gerçekleşirse hedeflediğimizden yaklaşık 2,5 milyar lira daha az gelir elde edeceğiz. Bu tutar, gayrisafi yurt içi hasılanın binde 1,8'ine tekabül etmekte olup kolaylıkla telafi edilebilir. Kaldı ki biz bütçeyi yaparken muhtemel 2B düzenlemesinden herhangi bir gelir de öngörmedik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dediğim gibi biz bu bütçeyle mali disiplini güçlendiriyoruz. 2012 yılı bütçesi mali disiplin anlayışı çerçevesinde hazırlanmış, harcamalarımızı sağlam kaynaklara dayandırıyoruz, kaynakları ülkemizin uzun dönem refahını artıracak alanlara yönlendiriyoruz.

Burada sadece önemli iki noktayı daha ifade etmek istiyorum. Bu noktada hakikaten faiz giderleriyle ilgili çarpıcı bir tabloyu sizlerle paylaşmak istiyorum. 2002 yılında faiz giderlerimizin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 14,8 gibi sürdürülemez bir düzeye ulaşmıştı. Memnuniyetle ifade etmek isterim ki küresel kriz yılı hariç, 2002'den bu yana bu oranı her sene aşağı çekmeyi başardık. Geçen sene yüzde 4,4'e düşen faiz harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payını bu yıl sonu itibarıyla yüzde 3,3'e indiriyoruz ve 2012-2014, yani Program döneminde yüzde 3-3,5 düzeyinde tutmayı hedefliyoruz.

Bu ne anlama geliyor? Bu yıl yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz faiz giderlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, 1987'den bu yana en düşük oranı göstermektedir. Aynı şekilde, 2012'de yüzde 14,3 olarak öngördüğümüz faiz giderlerinin bütçe içerisindeki payı, 1985'den bu yana en düşük düzeydedir.

2002 yılında 100 liralık vergi toplarken 86 lira faiz giderimiz vardı, yani 100 liralık verginin 86’sı faize gidiyordu. Oysa, bu yıl 100 liralık vergi gelirinin sadece 17,1 lirası faize gidecek ve Program döneminde bunun 16,1’e düşmesini de hedefliyoruz. Dolayısıyla, biz faiz bütçeleri değil, hizmet bütçeleri hazırladık. O nedenledir ki -daha önce de ifade ettim- yatırımların bütçe içerisindeki payı neredeyse 2 kata yakın artıyor. Personel giderlerinin bütçe içerisindeki payı yüzde 18,4’ten yüzde 27’ye yükselmiş. Yine, sağlık ve sosyal harcamaların bütçe içindeki payını 2’ye katlamış durumdayız çünkü, 2002 yılında bütçenin yüzde 43,2’sini oluşturan faiz harcamalarını 2012 yılında yüzde 14,3’e kadar düşürüyoruz.

Tüm bu rakamlar açık bir şekilde gösteriyor ki, AK PARTİ hükûmetleri vatandaştan topladığı vergileri faize değil, vatandaşına hizmet için harcamıştır ve harcamaya devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki, gelir politikalarıyla ilgili de çok geniş bir sunum hazırlamıştım. Sadece şunu ifade etmek istiyorum: Bizim dönemimizde biz aslında birçok vergiyi düşürdük. Kurumlar vergisini yüzde 33’ten yüzde 20’ye düşürdük, gelir vergisinin üst dilimini aslında fon dâhil yüzde 49’un üzerinden yüzde 35’e kadar düşürdük, alt dilimini yüzde 22’den yüzde 15’e kadar düşürdük. Birçok sektörde katma değeri düşürdük. Hatta akaryakıt ürünlerinde dahi vergi yükü artmamıştır, azalmıştır. 2002 yılının Aralık ayında arabanızla bir benzinliğe gitseydiniz, 100 liralık benzin alsaydınız 70 lirası vergiye gidiyordu; bugün gitseniz 60 lirası vergiye gitmiş olacak. Benzer şekilde, diğer vergilerde de ciddi bir şekilde bu dönemde tabii ki indirim sağladık ama çok yaygın, aynı zamanda yanlış olan Türkiye’de vergi yükünün çok yüksek olduğuna dair bir kanı vardır. Dağıttığım kitapçıkta aslında bunu çok detaylı bir şekilde ifade ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi Orta Vadeli Program hedeflerimizle uyumlu, şeffaf, samimi ve gerçekçidir. Bu bütçe, ülkemizi 2023 vizyonuna daha da yaklaştıran bir bütçedir.

Önümüzdeki dönemde küresel gelişmeleri yakından izlemeye devam ederek, mali disiplinden ve yapısal reformlardan taviz vermeden gerekli tüm tedbirleri almaya devam edeceğiz.

Hükûmet olarak hedefimiz, bilgi toplumuna dönüşmüş, Avrupa Birliği standartlarını yakalamış ve dünyayla rekabet edebilen güçlü bir Türkiye'dir. Hazırladığımız 2012 yılı bütçesi bu hedeflere ulaşmamıza katkı sağlayacaktır.

Biz, bu yola aziz milletimize hizmet etme sevdası ve devleti halkımızın hizmetkârı yapma şiarıyla çıktık. Bunu, dokuz yıllık iktidarımız döneminde Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde başardık. İnanıyorum ki Türkiye, sahip olduğu istikrar ve güvenle bütün hayallerini ve hedeflerini gerçeğe dönüştürecektir. Milletimiz bu vizyona, güce, potansiyele ve dinamizme sahiptir.

2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Yapacağınız yoğun ve yorucu çalışmalar, katkı ve yapıcı eleştirileriniz için Hükûmetim ve şahsım adına sizlere şimdiden teşekkür ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri 06/12/2011 tarihli 29’uncu Birleşimde alınan karara uygun olarak bastırılıp dağıtılan programa göre yapılacaktır.

Başlangıçta, bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları ve Hükûmet adına yapılacak konuşmalarda süre -Hükûmetin sunuş konuşması hariç- birer saat, bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir ve kişisel konuşmalar da onar dakikadır. Ancak sayın genel başkanlara ve gruplara, tüm grupların anlaşması üzerine, altışar dakika ek süre verilecektir.

Kişisel konuşmalarda bütçenin tümü üzerinde şahsı adına iki milletvekiline söz verilecektir.

Şimdi, bütçenin tümü üzerinde grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin adlarını sırasıyla okuyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Genel Başkan ve İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Kurt ve Şırnak Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Hasip Kaplan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş ve Ankara Milletvekili Sayın Bülent Gedikli.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Genel Başkan ve Osmaniye Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli.

Şahısları adına; lehinde, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mahir Ünal; aleyhinde, Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan.

Şimdi, gruplar adına ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Başkan ve İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bütçeler, sadece bizim ülkemiz için değil, bütün ülkeler için, demokrasisi gelişmiş olsun olmasın, önemli belgelerdir. Bütçeler üzerinde, hükûmet, muhalefetin gözüyle eleştiriyi görür ve o çerçevede olayları irdeler, eleştirilere yanıt verir, muhalefetin olayları nasıl gördüğünü, bizzat onları dinleyerek gözden geçirir.

Kuşkusuz, bu bütçede Sayın Başbakanımızın burada olmasını ve eleştirilerimizi dinlemesini isterdik. Kendisinin rahatsızlığı nedeniyle kendisine Allah’tan şifalar diliyorum. Umarım bir an önce sağlığına kavuşur, Parlamentodaki, Başbakanlıktaki görevine devam eder. Kendisini telefonla aradım, şifa dileklerimi, geçmiş olsun dileklerimi aktardım. Bu vesileyle bir kez daha aktarmayı bir görev sayıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bütçelerin önemli olduğunu söyledik. Bütçelerin önemi, toplanan vergilerin nerelere, nasıl harcandığının Parlamentonun iradesi olarak ortaya çıkmış olmasından kaynaklanıyor. Eğer bu ülkede yaşayan her yurttaş doğduğu andan itibaren vergi ödüyorsa, ödedikleri vergilerin nereye harcandığını görmek, bilmek ve hesabını sormak durumundadır. Demokrasinin varlık nedeni, özgürlüklerin varlık nedeni, ortaya çıkış nedeni, ödenen vergilerin hesaplarının sorulmasından kaynaklanıyor.

Ve bir başka önemli nokta, her ülkenin anayasasında, normal yasaların yapım sürecinden ayrı olarak, bütçelerin yapımıyla ilgili olarak da özel hükümler var. Bizde de özel hükümler var, özel düzenleme var, özel bir takvim var, hükûmetin hangi tarihte Parlamentoya bütçeyi sevk edeceği yazılıdır, nasıl görüşüleceği var ve dolayısıyla bütçe yasası önemli bir yasadır.

Önemli kılan bir başka nokta daha var: Bütçenin hazırlanma prosedürüdür. Diğer yasalardan farklı olarak, bütün bakanlıkları, bağımsız kuruluşları, kamunun bütün kuruluşlarını bu sürece dâhil eder ve bütçe hazırlanırken, görüşülürken bütün bu süreçler değerlendirilir.

Bu dönem Parlamentoya gelen arkadaşlarımı bilmiyorum ama geçen dönem gelen arkadaşlarıma bir şey söylemiştim. “5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu” dediğimiz bir kanun var, buna “mali anayasa” denir. Bu Yasa, geçen yasama döneminde Parlamentoda âdeta oy birliğiyle çıktı çünkü ülkenin yeni bir mali yapılanmaya ihtiyacı vardı ve bu Yasa’ya göre Orta Vadeli Program mayıs sonunda açıklanmak zorundadır, Orta Vadeli Mali Plan da en geç 15 Haziranda açıklanmak zorundadır ki bütçeler sağlıklı yapılabilsin.

Şimdi bir hükûmet düşünün, bütçeye önem verdiğini söylüyor; güzel. Bütçeye önem vermek ne demektir? Bu Parlamentonun çıkardığı yasalara uymak demektir. Eğer bir hükûmet parlamentonun çıkardığı yasalara uymuyorsa, Allah aşkına vatandaştan nasıl bekleyeceğiz yasalara uymasını? Örnek vereceğim size: Orta Vadeli Program Yasa’nın öngördüğü süreden tam yüz otuz beş gün sonra, Orta Vadeli Mali Plan tam yüz yirmi gün sonra, Bütçe Çağrısı ve Bütçe Hazırlama Rehberi ile Yatırım Genelgesi ve eki, Yatırım Programı tam yüz beş gün sonra 13 Ekim 2011 tarihinde hepsi birleştirildi ve Resmî Gazete’de yayınlandı. Uzun yıllar Maliye Bakanlığında çalışmış bir kişi olarak bütçelerin nasıl hazırlandığını biliriz, gelen yazılar vardır, o yazılara göre hazırlıklar yapılır. Düşünün, kendi çıkardığınız yasalara uymuyorsunuz, bir günde hepsini yayınlıyorsunuz, ayın 13’ünde ve ayın 17’sinde de bütçe hazırmış gibi Parlamentoya sevk ediyorsunuz. Kime, nasıl güveneceğiz ve bu bütçenin samimiyetini nasıl göreceğiz? Eğer bir Hükûmet Orta Vadeli Mali Plan’ı, programı zamanında yayınlamazsa biz bu bütçenin samimiyetinden nasıl emin olacağız? O nedenle, Hükûmet, kendi çıkardığı yasalara uymama konusunda bir rekor kırmıştır; ne kadar övünse yeridir. Ama bu, Türkiye’de hukuk tarihinin bir ayıbı olarak bir köşeye yazılmak durumundadır.

Ekonomi yönetiminde bir kaos var arkadaşlar ve çok başlılık var. Bakınız, ben size çok başlılıktan örnek vereyim: Ekonomi Bakanlığı var, Kalkınma Bakanlığı var, Hazineden sorumlu Başbakan Yardımcılığı var, Maliye Bakanlığı var; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı var, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı var.

Çok başlılık sadece bunlarla sınırlı değil, söylemlere de yansıyor. Örnek vereceğim size, ekonomik kriz konusunda örnek vereceğim: Sayın Başbakan, Türkiye İhracatçılar Meclisinde bir konuşma yaptı ve orada krizle ilgili olarak da “Geçin bunları, arkadaşlar geçin bunları. Türkiye şu anda sağlam zeminde yürüyor, krizle mırizle bizim bir işimiz yok.” dedi. Başbakan, kendi görüşü, söylüyor; 26 Haziran. Sonra AKP’nin Sayın Genel Başkan Yardımcısı televizyona çıkıyor ve şu açıklamayı yapıyor: “Ekonomik kriz yolda, fazla para harcamayın.” Kime inanacağız; Başbakana mı, Genel Başkan Yardımcısına mı? Sonra bir başka Bakan çıkıyor, Sayın Çağlayan “Vatandaşa ‘harcamayın’ yönünde bir telkinimiz yok.” diyor. Kime inanacağız? Birisi “Harcamayın” diyor, öbürü “’Harcamayın’ deme yönünde bir telkinimiz yok.” diyor. Ve yine Sayın Başbakan Hükûmet programını sunarken burada “Ekonomi soğutulmaya devam edecek.” diyordu, yani önlem alıyoruz, ekonomiyi soğutmaya devam ediyoruz. Ee, demek ki “Krizle mırizle ilişkimiz yok.” demek doğru bir söylem değil. Ve Sayın Babacan “İlgili kurumlara üç ay önce talimat verdik, bütün kötü senaryolara hazır olmalarını istedik.” diyor. Ve Sayın Başbakan “Dalgalı kur rejimi devam edecek” diyor. Sayın Çağlayan “Cari açığın problem olmasının en önemli nedenlerinden birisi Türk lirasının aşırı değerli olmasıdır” diyor, yani karşı çıkıyor. “Dalgalı kur bizim programımızın önemli vazgeçilmez unsurlarından birisi” diyor birisi. Bir başka bakan çıkıyor “Cari açığı sıkı para politikası uygulayarak çözeceğiz.” diyor. Bir başka bakan çıkıyor “Cari açık Türkiye için bir tehlike oluşturmuyor.” diyor. Bu çok başlılık sağlıklı kararların alınmasını engelliyor.

Değerli arkadaşlarım, bütçeyi niye çıkarırız? Topladığımız vergilerle sağlıklı ve düzgün bir ekonomi, üretimi sağlayan bir ekonomi, istihdamı geliştiren bir ekonomi için bütçeyi çıkarırız. Bütçenin varlığı, mutlu bir toplum yaratmaktır, kendi içinde barışık bir toplum yaratmaktır, herkesin kazandığı, toplumun ürettiği, evine helal ekmek götürdüğü bir toplumu yaratmaktır.

İşsizlik rekorundan söz edeceğim size, AKP’nin işsizlik rekoru. 1980’le 2002 arasında işsizlik oranı yüzde 8,3; 2003-2011 arasında yüzde 11. Şimdi, bir başarı öyküsü anlatılacaksa, o başarı öyküsünün arkasında işsiz sayısının azaltılması yatar. İşsizlik azalacak ki, biz diyelim ki; evet, önemli bir başarı elde ettiler, işsizlik azaldı mesele bitti. Dokuz yıl iktidar, dokuz yıldır kronik bir sürece dönmüş işsizlik, bu çözülecek bir şey değil, böyle giderse tabii. Bu anlayışla işsizlik çözülemez değerli arkadaşlarım.

Bakın şimdi, Kalkınma Bakanlığının verilerine bakalım: Değerli arkadaşlarım, 8,3 az önce söyledim, işsizlik oranı 8,3. Azalmıyor, 2,8 puan artıyor ve 11’e çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, dünya sıralaması, ülkeler sıralamasına baktığınızda, işsizlikte on dört basamak gerilemişiz. On dört ülke bizim önümüze geçmiş, biz daha da geriye düşmüşüz ve işsizliğin getirdiği bir başka vahim tablo var: Kadın adım adım çalışma yaşamının dışına itiliyor. Tarlada kocasıyla beraber çalışan bir kadın, üretimin içinde olan bir kadın kente geldiği zaman çalışmak istiyor ama iş alanı yok. Kadın adım adım çalışma alanının dışına çıkarılıyor.

2010 OECD verilerine bakıyoruz, 100 kadından 62’si çalışıyor, bizim ülkemizde 100 kadından ancak 30’u çalışabiliyor. 34 ülke içerisinde sondan 1’inciyiz. Kadının çalışmadığı, üretmediği, üretim zincirinin içinde hakkı olan yeri almadığı bir sistemde siz mutlu, barışık bir toplum yaratabilir misiniz? Kadının çalışmaya hakkı yok mudur? Onun da çalışması gerekir.

Bu nereye yansıyor değerli arkadaşlarım? AKP’nin bir başka rekoru daha var: Toplumun moral değerlerini tahrip rekoru. Kadın cinayetlerinde olağanüstü artış var. Bütün kadın milletvekili arkadaşlarımdan rica ediyorum, Adalet Bakanlığına sorsunlar, son dokuz yılda kadın cinayetlerinde görülen rakam gerçekten de bu toplum için ayıplı bir rakamdır. Kadına yönelik şiddet yüzde 1.400 arttı. Bu nasıl bir bütçe, bu nasıl bir ekonomi politikası, bu nasıl bir sosyal politikadır ki kadına yönelik şiddet yüzde 1.400 artıyor? Her şey para demek değildir, her şeyi para gözlüğüyle görürseniz sorunu çözemezsiniz. İnsan unsurunu ekonominin odağına almayan bir ekonomi başarılı bir ekonomi değildir. Eğer bir toplumda kadına yönelik şiddet bu kadar artıyorsa bunun altındaki ekonomik, sosyal, psikolojik göstergelere bakmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, sorun sadece de bununla sınırlı olsa gene neyse, AKP’nin bir başka rekoru daha var: Genç işsizlerde rekor. İnsanlar belli bir yaşa geldikten sonra çalışmak isterler, anne ve babasının eline bakmak istemez, üniversite bitirmiştir, çalışmak ister. Geldiğimiz nokta: Her 100 gençten 22’si işsiz. Hani sizin ekonominiz çok başarılıydı hani Türkiye büyük patlamalar gösteriyordu büyümede? Nasıl oluyor da her 100 gençten 22’si işsiz oluyor? Bu bir rekor değerli arkadaşlarım.

Bakın şimdi, bu Hükûmet 2011 yılında şöyle bir açıklama yaptı: “2011’de 1 milyon 331 bin kişiye iş alanı yarattık…” dedi. Güzel, bir yılda 1 milyon 311 bin kişiye istihdam yarattık… Plan açıkladılar ya, oraya bakıyoruz, önümüzdeki üç yılda yaratacakları istihdam 1 milyon 339 bin. Önümüzdeki yıldan itibaren ciddi bir işsizlik tablosunu Hükûmet de kabul ediyor. Ve şunu söylüyor Hükûmet: “İşsizlik benim derdim değil.” diyor, “Millet işsiz kalabilir.” diyor. İşsizlik konusunda bu, Hükûmetin havlu atması demektir.

Sadece bununla da kalsa gene iyi AKP’nin rekorları. Dış borç rekoruna gelelim. Büyüyoruz büyüyoruz da nasıl büyüyoruz, o tabloyu bir görelim. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca aldığımız borç miktarı 129,6 milyar dolardır. Son sekiz buçukta aldığımız borç 180 milyar dolar. Elin parasıyla büyüme, elin parasıyla kalkınma. Üretmiyorsun, borç alarak büyüyorsun. Bir gün bunları ödeyeceksin, sırası gelecek ödeyeceksin, senden isteyecekler. Yurt dışı borçlanma böyle. Yurttaşa borçlanmaya gelelim, orada da bir başka rekoru var: 2002, her doğan çocuk 1.963 lira borçla doğuyordu, 1.963 lira. 2011, her doğan çocuk 4.187 dolarla doğuyor. Buna siz “Bir başarı öyküsüdür.” diyebilir misiniz?

Şimdi, Hükûmetin en büyük telaşı “Kriz geliyor, sıcak para ya kaçarsa!” Bütün ekonomi politikasının odaklandığı nokta sıcak parayı yurt dışından gelip burada tutmaktır çünkü hiçbir şey yok, doğru dürüst tasarruf da yok. Öyle “Yatırımlar falan yapıyoruz…” Bunlar da gerçekçi değil. Rakamlara bakın, kamu yatırımlarına bakın.

Değerli arkadaşlarım, bu bir ekonomik model değildir, bu bir ekonomi yönetimi de değildir; bu, egemen güçlerin “Borçlandırarak yönet.” anlayışının sonucudur.

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Kim o egemen güçler?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Birileri borçlandırıyor, birileri her şeyi söylüyor ve biz yapıyoruz.

O egemen güçlere biraz sonra geleceğim değerli arkadaşım, göreceksin, sen de bana hak vereceksin.

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Onların borçlarını da söyle. (CHP sıralarından “Dinle, dinle!” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ve yine bir başka rekor: Çiftçiye bakın; dünyanın en pahalı mazotunu verirsin, dünyanın en pahalı gübresini verirsin. Mazot teşvikiniz ne kadar biliyor musunuz? 550 milyon lira. Peki, çiftçiye kullandırdığınız mazot karşılığında kaç lira vergi alıyorsunuz? 8 milyar lira. 8 milyar lira alıyorsunuz 550 milyonunu veriyorsunuz “Ben mazota teşvik verdim.” diye.

Buğday ithal eden bir ülke olduk arkadaşlar, pamuk ithal eden bir ülke olduk. Son AKP iktidarı döneminde, son dokuz yılda tarım ürünlerine ödediğimiz para 100 milyar dolar civarında. Siz hiç düşündünüz mü acaba, 100 milyar dolar biz kendi çiftçimize destek verdik mi?

Şimdi soruyorum Hükûmete, siz kimin Hükûmetisiniz, kimi teşvik ediyorsunuz? Bu ülkede buğday ekilmez mi, bu ülkede pamuk ekilmez mi, bu ülkede yağlı tohum ekilmez mi? (CHP sıralarından alkışlar) Bu ülkenin insanı mı yok, çiftçisi mi yok, güneşi mi yok, suyu mu yok? Her şeyi var. O zaman ne eksiğimiz var? Niye bu ülke buğday ithal eder, pamuk ithal eder? Gidin pamuk üreticisine sorun, keyfi yerinde mi diye.

Değerli arkadaşlarım, dünyanın tarım, hayvancılık merkezlerinden biri, ilk merkezlerinden birisi Anadolu coğrafyasıdır. Bu coğrafyada, siz kalkıyorsunuz yurt dışından ithal kurbanlık hayvan getiriyorsunuz. Hiç kendinize sordunuz mu, acaba cumhuriyet tarihinde hangi Hükûmet bunu yaptı? Bu rekor da AKP Hükûmetine aittir eğer buna “rekor” diyorsanız. Besicilerin yanına gidin, sorun bakalım. Yazık, günah değil mi bu ülkenin insanına? Angusları, limuzinleri buraya getireceksiniz, köylü orada perişan olacak, besici perişan olacak.

Değerli arkadaşlarım, hiçbir cumhuriyet hükûmetine nasip olmayan bu rekor bu Hükûmete nasip olmuştur. Deniyor ki: “Çok önemli başarılar elde ediyoruz, büyük gelişmelerimiz var, şöyle büyüdük, şöyle yaptık, şunu yaptık, tabletler dağıttık, vesaire, vesaire.”

Bir ülkenin gelişmesinin, çağdaş uygarlığa ulaşmasının ölçütü vardır. Bu ölçüt bizim bulduğumuz bir ölçüt de değildir; insanlığın, ortak değerlerin bir araya gelip bulduğu bir ölçüttür. Birleşmiş Milletlerin İnsani Gelişme Endeksi vardır. Bu Endekse bakıyoruz, 2000 yılında dünya sıralamasında Türkiye 80’inci sırada. 2010 yılında 80’inci sıradan 92’nci sıraya gerilemiş. Niye bunu görmüyoruz arkadaşlar? Yazık, günah değil mi bu ülkeye? O kadar borçlandınız, dünyanın malını sattınız, geldiğiniz insani gelişmişlikteki noktanız bu, 80’den 92’ye gerilediniz.

Bu rakamları biz bulsak, diyecektiniz ki: “Muhalefet buldu.” Birleşmiş Milletlerin girersiniz İnternet sitesine, orada bütün rakamları, tümünü orada görürsünüz. Yaşam kalitesi, yaşam süresi, eğitim, bütün bunların hepsi dikkate alınarak bu ölçü bulunuyor.

Demek ki bizim daha, çağdaş uygarlığı yakalamak için çok yol almamız gerekiyor. Siz bakmayın, öyle, bazı valilerin “Ben artık ‘Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmayı hedefliyorum.’ lafını kullanmayacağım”a… Merak ediyorum, Sayın İçişleri Bakanı ne yapacak acaba?

Değerli arkadaşlarım, bir başka rekor daha: Cumhuriyet tarihinde hiçbir AKP Hükûmeti dışında hiçbir Hükûmete nasip olmamıştır, dokuz yılda altı tane mali af. Niye mali af çıkar? Vatandaş borcunu ödeyemiyor diye. Bir çıkarıyorsun gene ödeyemiyor, iki çıkarıyorsun gene ödeyemiyor, üç çıkarıyorsun ödeyemiyor, 6 kez çıkarıyorsun… Bütün AKP milletvekillerinden istirham ediyorum, yurt dışına gittiklerinde sorsunlar: Hangi hükûmet kendi döneminde bu kadar mali af çıkarmıştır? Bu kadar affın anlamı nedir biliyor musunuz? Ekonomi iyi yönetilmiyor. Ekonomi iyi yönetilseydi herkes gider parasını öderdi. İyi yönetilmeyen bir ekonomide bu kadar mali affın çıkması vatandaşla devlet arasında güven bunalımını doğuruyor ve şu alışkanlık çıkıyor bir süre sonra: “Niye ödeyeyim arkadaş? Niye faiz ödeyeyim, nasıl olsa af çıkacak.” Bu beklenti artık toplumda oluşmaya başladı. Bu beklentiyi oluşturan da bu Hükûmettir ve bu Hükûmet bu açıdan defolu bir hükûmettir.

Değerli arkadaşlarım, bu Parlamentonun işlevi nedir? Adımız üstünde, yasama organı. Yasa çıkaracağız. Oturuyoruz, ya milletvekilleri teklif ediyor ya Hükûmet hazırlıyor tasarı olarak geliyor, komisyonlarda görüşülüyor. Parlamentoda görüşülür, demokratik bir ortamda görüşülür. Lehte ve aleyhte insanlar düşüncelerini açıklarlar. Komisyonlarda uzmanlar, sivil toplum örgütleri gelir düşüncelerini açıklarlar ve ondan sonra yasa oylanır, Sayın Cumhurbaşkanına sunulur, uygun görüldüğünde de imzalanır ve Resmî Gazete’de yayınlanır. Hiçbir cumhuriyet hükûmeti, tek başına Parlamentoda çoğunluğu varken otuz beş kanun hükmünde kararname çıkarmamıştır. Üstelik geçmiş Parlamentonun verdiği yetkiyi bu Parlamento döneminde kullanmıştır. Ee, bu bir ayıp değil mi? Siz bir yasa getirdiniz de ne oldu? Oturacağız konuşacağız, komisyonlarda konuşacağız.

Şimdi, bakın, ne diyor Anayasa: “İvedi ve zorunlu hâllerde çıkarılır kanun hükmünde kararname.” diyor. Allah aşkına, Türkiye’de hangi ivedi ve zorunlu durum var? Yani Kalkınma Bakanlığını kurmak için çok ivedi ve zorunlu bir durum mu vardı? İnsanlar mı ölüyordu? Felaket mi olmuştu? Deprem mi olmuştu bir yerde? Hiçbir şey yok. Ama Hükûmet “Efendim, biz Parlamentoyu baypas edelim.” Buna itirazı biz yaparız ama bizden fazla bu itirazı bu Parlamentonun her bir üyesinin yapması lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Ve buradan Sayın Meclis Başkanına bir çağrım var. Anayasa diyor ki: “Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.” Sayın Başkan, Parlamentoya saygınız varsa, Parlamentonun iradesine güveniyorsanız, bu Parlamento yasa yapma konusunda bir iradeyi halkın oylarıyla gösterip buraya gelmişse, o kanun hükmünde kararnameleri öncelik ve ivedilikle bu Parlamentoya getirin ve Türkiye’yi bu ayıptan kurtarın. (CHP sıralarından alkışlar) Yargıyı dizayn ediyorsunuz kanun hükmünde kararnamelerle, bakanlıklar kuruyorsunuz, bakanlıklar kapatıyorsunuz. Böyle şey olur mu arkadaşlar?

Ve siz bir ayıba daha imza atıyorsunuz. KİT’ler özelleştirildi, orada arpalıklar bitti, şimdi bakanlıklarda arpalıklar oluşturuyorsunuz. Yan bakanlar kurdunuz oralara. (CHP sıralarından alkışlar) Neymiş, eski milletvekili seçilememiş, şimdi bakanın yardımcısı olacak. Para verecek başka bir yol mu bulamadınız arkadaşlar? Orada müsteşar yok mu? Bakan yok mu? Ne iş yapacak bu, neye müdahale edecek, görevi ne bunun? Bir masa, bir sandalye, bir sekreter, bir araba ve dolgun aylık. Bu ayıp değil mi arkadaşlar ve bunu siz kanun hükmünde kararnameyle yapıyorsunuz. Bu millette, bu memlekette çocuklar aç ölürken, onların dertleriyle ilgilenilmezken, siz kalkıyorsunuz, yandaşlarınıza koltuk ayarlamaya başlıyorsunuz kanun hükmünde kararnamelerle. (CHP sıralarından alkışlar)

Ve bir başka ayıp daha değerli arkadaşlarım. Her şey siyaset konusu olabilir ama öyle konular vardır ki siyaset oraya girmez. Bunu sadece biz değil, bu evrensel bir kuraldır, siyaset oraya burnunu sokmaz. Nedir? Bilim dünyasıdır, bilim dünyasına siyaset girmez. Biz ne yaptık? TÜBA, Türkiye Bilimler Akademisine kanun hükmünde kararname çıkardık, dedik ki oraya atamayı biz yapacağız. Bu şuna benzer değerli arkadaşlarım: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasındaki çalgı çalanlardan üçünü ben atayacağım sen atama diyeceksiniz. “Ama onu çalmıyor…” Önemli değil, “Siyaset kurumu olarak ben seni atadım oraya…” Ve düşünün dünyadaki -altını çiziyorum- bütün saygın bilim kuruluşları bunu protesto ettiler. Sayın Cumhurbaşkanı Londra seyahatinde bir bilim adamı çıktı ve bu konuda Sayın Cumhurbaşkanına “Bu ayıbı mutlaka temizleyin.” dedi.

Niye biz kendimizi bu duruma sokuyoruz? Bilim adamından ne istiyoruz? Onlar kendileri seçsinler. Şimdi düşünün, bir uluslararası toplantı olacak, bilim adamları orada. Herkesi bilim adamları seçmiş o kurula, bize soruyorlar, bizim bilim adamına, “Sizi kim seçti?”, “Efendim, bizi benim hükûmetim seçti.” Ona kimse bilim adamısın sen diyebilir mi? Biz bunu dahi yeteri kadar dillendiremedik değerli arkadaşlar. Ayıptır, günahtır! Bilim insanlarıyla oynamayalım. O insanların eli öpülür. O insanlar oturup düşünüyorlar, çaba harcıyorlar, yeni buluşların altına imza atıyorlar, dergiler yayınlıyorlar. Ne işim var benim orada? Siyaset kurumunun ne işi var orada? Bırak onlar yapsınlar işlerini.

Ve değerli arkadaşlarım, Van Erciş depreminde Hükûmet çuvallama rekoru kırdı, ilk kez bir hükûmet bir depremde bu kadar çuvalladı, hiç tanık olmadığımız kadarıyla. Size çok kısa örneklerini vereceğim.

Birinci depremde 604 yurttaşımız, daha sonraki depremde yaklaşık 40 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz. Bakın, depremin olduğu gün, gece bizim iki genel başkan yardımcımız oradaydı. Olaylara baktık. Hiç olayları siyasallaştırmadık. Talepler geldi, talepleri… Daha sonra, ertesi gün gittim, buraya geldiğimde de Hükûmet şunu yaptı, bunu yaptı da hiçbir zaman demedik. Söylediğimiz şuydu: “Vatandaşın çadıra ihtiyacı var. Umarım, Hükûmet bir an önce bu talepleri yerine getirir.” Ama bakın, 24 Ekim, bir bakan şunu söylüyor: “Ulaşılmadık hiçbir yer kalmadı. 7 bin çadır kuruldu. Bugün itibarıyla hiç eksik kalmamıştır.” Sayın Beşir Atalay, Sayın Hüseyin Çelik. Soruyorlar “Dışarıdan yardım geliyor, yardımları alalım bari.” “Dışarıdan gelen yardımlar kabul edilmedi mi?” diye soruyor. “Hayır, biz kabul etmedik zira biz, kendi imkânlarımızla bu felaketin üstesinden gelebiliriz. Allah’ın izniyle öyle bir şeye ihtiyaç duymayacağız.”

Sayın Başbakan, 26 Ekim, bölgeye gitti. “İlk yirmi dört saatte birtakım eksiklikler oldu.” diyor. Kim doğruyu söylüyor? Sayın Atalay mı, Sayın Başbakan mı? Ve Sayın Bakan, Maliye Bakanımız da baltayı taşa vurdu, g“Efendim, ne demek deprem vergileri? Biz onları aldık, yol yaptık, köprü yaptık.” Millet o vergileri size deprem yaralarını sarın diye verdi. Yol yapın diye özel vergi mi çıkardınız? Ve bunu söyleyen bir Sayın Bakan, kusura bakmasın ama verginin ve bütçenin, bütçedeki birlik prensibinin ne olduğunu bilmeyen bir bakandır. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu da çok samimi söylüyorum. Açsın, bütün üniversitelerde okutulan bütçe kitaplarına baksın, benim bu söylediğime hak verecektir. Maliye kitabı, bütçe kitabını okuyan her yurttaş bunu böyle bilir.

Ve yine Sayın Beşir Atalay söylüyor, insanlar enkaz altında ölüyorlar, yardım gelmiş, onları kurtaracağız, “Tabii öncelikle kendi potansiyelimizi görmek amacıyla kurtarma ve yardım ekipleri bekletildi.” diyor. Allah aşkına böyle bir şey olabilir mi? İnsan enkaz altında, orada ölüyor, gelmişler kaldırmaya, “Hayır efendim, önce biz bir kendi potansiyelimizi görelim; bakalım biz kurtaracak mıyız, kurtarmayacak mıyız, sonra bir bakarız.” Siz ne dersiniz buna arkadaşlar? İnsan hayatı bu kadar ucuz mu? Bunu söyleyen kişinin yüreğinde insan sevgisi var mı? Böyle bir şey olabilir mi? Ve yine bakın değerli arkadaşlar, Sayın Bakan, bir başka Bakan Van’a gidiyor, basın toplantısı yapıyor: “Büyük depremlerden sonra deprem olmaz, herkes evine gidebilir.” diyor. Arkasından deprem oluyor, 40 yurttaşımız hayatını kaybediyor. Bir başka Bakan gidiyor; o insanlar perişan vaziyette, sular soğuk, perişan vaziyette: “Oo, ne kadar güzel çadırlar, sarayda yaşıyorsunuz. Ya, biz de acaba buraya bir çadır mı kursak?” Bu anlayış ne anlayışıdır arkadaşlar?

Ben size Japonya’dan bir örnek vermek isterim. Japonya’da deprem oluyor, depremden sonra bir bakan, yaptığı açıklamayla depremzedeleri kızdırdığı için görevinden istifa ediyor. Bizde görevinden istifa eden var mı bu laflardan sonra? Hayır, hepsi koltuğunda daha fazla çivilenmiş vaziyette, asla gitmezler. Asla gitmezler. Böyle bir anlayış olabilir mi?

Ve değerli arkadaşlarım, önlem alıyoruz, kumdan kaleler, binalar, vesaire, şunlar bunlar… “Kim bilir kim izin verdi.” diyor Sayın Başbakan. Allah aşkına, kimin izin verdiğini, ruhsatı verdiğini Sayın Başbakan bilmez mi? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı. Bu inşaat ruhsatlarını herhâlde Tabip Odası vermiyordur, Uganda’daki belediye vermiyordur herhâlde, Londra Belediyesi vermiyordur. (CHP sıralarından alkışlar) Veren belediye başkanı nerede, sorsana bir kendine. Ve yine sormak lazım, o yargıya sormak lazım: On dört tane kuruluş şikâyet ediyorlar dönemin Erciş Belediye Başkanını savcılığa. Ne oldu? Depremden önce üstelik. Üç katlı yere yedi katlı izin veriyorsun. Değerli arkadaşlarım, söylenecek çok söz var ama süremizin yetersizliği nedeniyle burada izin verirseniz kesmek isterim.

Eğitim kalitesi… Nasıl ölçülür eğitim kalitesi? Bizim kuşağımız “kerrat cetveli” derdi, şimdi “çarpım tablosu” diyorlar, herhâlde çarpım tablosunu çok iyi bilen birisi “çok iyi eğitilmiş” anlamına gelmiyor. Bunun da evrensel anlamda ölçüleri var. “PISA” denen, OECD’nin yaptığı, her beş yılda bir yaptığı rakamlar var. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı yapıyor bunu. Türkiye OECD üyesi ülkeleri arasında sondan 3’üncü. Hiç değişmiyor, ya sondan 2’nci ya sonuncu ya sondan 3’üncü. Hangi kaliteden söz ediyoruz biz? Matematik kalitesinden mi söz ediyoruz? Fen bilimleri kalitesinden mi söz ediyoruz? Yoksa ezbercilik kalitesinden mi söz ediyoruz? Yoksa test çözen bir kuşak yetiştirdiğimiz için bundan ayrı bir gurur mu duyuyoruz?

Ve bu Hükûmetin rekorlarından birisi de cari açık, arkadaşlar. 1950 ile 2002 arasında cari açığın gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 1’dir. 2003-2011 arasında gayrisafi millî hasılanın cari açığa oranı yüzde 5,2. Dikkat ediniz, yüzde 5,2, AKP’nin dokuz yıllık dönemdeki ortalama büyüme hızıdır. Cari açık veriyorsunuz, büyüyorsunuz; cari açık daralıyor, küçülüyorsunuz. Kendi kaynağınızla değil, kendi sermayenizle değil, kendi emeğinizle değil, kendi fabrikalarınızla değil, başkalarının kaynaklarıyla ya büyüyorsunuz ya küçülüyorsunuz. Bu rakam bunu gösteriyor. Şimdi sormak gerekiyor: Cari açıkla büyüyorsunuz. Peki, siz dünya kadar özelleştirme yaptınız -30 milyar dolar- nereye gitti bu paralar? Ciğer buysa kedi nerede? E, kedi buysa ciğer nerede? Herhâlde bunu soracağız. (CHP sıralarından alkışlar) Ve cari açık açısından uluslararası rakamlara bakıyoruz, istatistiklere bakıyoruz, Türkiye 54 basamak daha pozisyon kaybetmiş, 54 basamak. Bu ayıp da bize yeter; bunun da sorumlusu şu arkamda oturan Hükûmet. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir başka şey daha söyleyeyim size. AKP’nin bir rekoru daha var, Hükûmeti kastediyorum, öngörüsüzlük rekoru. Diyeceksiniz ki: “Öngörüsüzlük nedir?” Hükûmet çıkar, zaman zaman açıklamalar yapar, “Efendim, biz vizyon sahibiyiz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, 2023’te şunu yapacağız.” der. Ne kadar güzel. Ben öyle 2023’e değil, 2011’e bakacağım: Program yaptılar, programda öngörülen cari açık 42,2 milyar dolar. Gerçekleşene bakıyoruz, bir yıl sonra, daha bir yıl bile dolmadı, 78 milyar dolar. Neredeyse 2 katı. Yüzde 1 değil, 2 değil, 10 değil, 50 değil, yüzde 100 değil, yüzde 200 fark. Bu mu sizin öngörünüz? Bu mu Hükûmet?

Haydi bunda diyelim ki bir yanlışlık olmuştur, daktilo hatasına bağlayalım onu, enflasyona geliyorum, öngörülen enflasyon yüzde 5,3. Orta Vadeli Plan’da -13 Ekimde Resmî Gazetede yayımlandı- “5,3 olmaz ama bu 7,8 olur.” dediler, böyle açıklandı. On üç gün geçti aradan, ayın 26’sında bir açıklama daha yaptılar “8,3 olacak.” Gerçekleşen ne? 9,4. Bu hükûmete mi güveneceksiniz değerli milletvekilleri, öngörüsüz bu Hükûmete mi güveneceksiniz? Hedefleri tutmayan, hedeflerinin arkasında durmayan bu Hükûmete mi güvenilecek? Bu Hükûmetin yaptığı bütçeye mi güvenilecek? Bu rakamlar yanlışsa desinler “yanlıştır.” Biz de diyelim ki: “Yahu özür dileriz, başka bir yerden baktık.” Devletin resmî rakamları.

Bir başka rekor daha: Bir ülkeye enerji açısından bu kadar yüksek oranda bağlanan bir ülke hâline getirdiler Türkiye’yi. Rusya’ya enerji açısından olağanüstü bir bağlılığımız var. En son biliyorsunuz nükleer santral anlaşması da yaptılar. Yarın Rusya’yla aramız bozulursa ne olacak bu ülkenin hâli? Hangi ülke -bana bir örnek göstersinler, gelişmiş, gelişmemiş- enerji açısından bir ülkeye bu kadar yüksek oranda bağımlı hâle gelir? İnsanda bir yurt sevgisi olur, bir gelecek kaygısı olur, ya bu ülke yarın, olur da bir başka ülkeyle çatışır, başka bir şey olur, ben nasıl olur da enerji kaynaklarımı tamamen getirir bu ülkeye bağımlı hâle getiririm?

Değerli arkadaşlarım, 20’nci rekorundan da söz edeyim bu Hükûmetin; dış politikada bilgisizlik. Diyeceksiniz ki: “Ya nasıl olur da bilgisiz?” Sayın Dışişleri Bakanı, eğitim görmüş, kitaplar yazmış, doktora tezleri olan birisi, olabilir ama kusura bakmayın benim elimdeki veriler tam bunun aksini söylüyor.

Geçen yılın bütçe görüşmeleri. Sayın Hüseyin Pazarcı Sayın Bakana soruyor, diyor ki: “Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi münhasır ekonomik bölge ilan etti. Mısır var, Lübnan var. Ne diyorsunuz Sayın Bakan? Önlem almak lazım. Eğer önlem almazsanız ileride Türkiye için bu ciddi risk oluşturur.” Sayın Bakanın yanıtını Meclis tutanaklarından aynen okuyorum: “Şimdi Sayın Pazarcı zikretti, münhasır ekonomik bölge. Bunu yakından takip ediyoruz. Şu ana kadar Doğu Akdeniz’de -sizdeki bilgi yanlış- münhasır ekonomik bölge ilan edilmiş hiçbir devlet yok. Bir tek Libya ilan etti, o da şu şekilde: ‘Münhasır ekonomik bölge ilan edeceğim, bunu taraflarla müzakere edeceğim.’ Bunun üzerine şimdi de Libya’yla müzakere etmek için müracaatta bulunuyoruz ve Mısır da yaptı ama Sayın Abdullah Gül devreye girdi.” açıklaması var.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletlerin resmî sitesine girdiğinizde şu tabloyu görürsünüz: 17 Şubat 2003; Mısır’la münhasır ekonomik bölge anlaşması yapıldı. Dışişleri Bakanının haberi yok, Dışişleri Bakanlığının da haberi yok, olsa bilgi verirler, belki de bilgi vermediler. 17 Ocak 2007; Lübnan’la münhasır ekonomik bölge anlaşması yapıldı. 26 Ocak 2007; 13 bölge münhasır ekonomik bölge belirlendi, 11’i için uluslararası ihaleye çıkıldı. 17 Aralık 2010; İsrail’le münhasır ekonomik bölge sözleşmesi yapıldı.

Sayın Hüseyin Pazarcı Bakanın bu cevabından tatmin olmuyor ve bir soru önergesi veriyor, 21/12/2010, diyor ki: “Sayın Bakan, ben size şunu sordum, siz de bana şu yanıtı verdiniz ama Birleşmiş Milletler sizin söylediğinizi söylemiyor. Acaba, Birleşmiş Milletler mi yanlış bilgi veriyor, yoksa siz mi bize yanlış bilgi verdiniz?” 2010… 2011’i bitiriyoruz, tık yok Dışişleri Bakanlığından, cevap yok.

Şimdi, ben, değerli milletvekilleri, size soruyorum: Bir milletvekilinin bir soru önergesine normalde on beş gün içinde yanıt verilmesi lazım. Yanıt vermemek ne demektir? Hata yaptım, kabul ediyorum demektir ve siz ne yaptınız? Güney Kıbrıs Rum kesimi Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ilan etti, sözleşmeyi yaptı, imzaları attı, platformu da getirdi, arıyor, petrol ve doğal gaz arıyor. Biz ne yaptık? Biz bağırdık, çağırdık “Yapamazsınız, edemezsiniz.” dedik. Güney Kıbrıs Rum yönetiminden bir yetkilinin açıklaması şöyle: “Siz onlara bakmayın. Onlar konuşurlar, bağırır çağırırlar, hiçbir şey yapmazlar, biz yolumuza devam edelim.” Aynen öyle oldu. Bağırdılar, çağırdılar, yerlerine oturdular, onlar da şimdi orada, Doğu Akdeniz’de doğal gaz ve petrol arıyorlar. Şimdi, bu egemen güçler kim diye ben sorduğumda arkadaşım söyledi. Kim bunlar?

Suriye’yi biliyoruz. Hükûmet gitti, Suriye’yle bir stratejik anlaşma yaptı, ekinde 50 tane de sözleşme var Suriye’yle. Efendim, vizeler kaldırıldı, ortak bakanlar kurulu, ortak yatırımlar, banka şubeleri, teknik yardımlar, donanımlar, her şey var, sanki iki ülke tek ülkeymiş gibi! Sayın Başbakan gitti, Şam sokaklarında Türk bayraklarıyla karşılandı, alkışlar alındı, gazeteler yayınlar yaptılar, vizeler kalktı, Gaziantep’teki oteller tamamen dolu, bütün Ege, güney son derece hayatından mutlu esnaf fakat bir sabah kalktık, tam tersi oldu. Ne oldu? Suriye’yi düşman ilan ettik. Ne diye ilan ettik: “Efendim, bıçak kemiğe dayandı.” Ben merak ettim, bir Başbakan “Bıçak kemiğe dayandı.” diyorsa arkası artık savaştır bunun. “Var mı böyle bir şey?” diye sorduk, soruşturduk, yok efendim, öyle bir şey yok. Şimdi, ben merak ediyorum, hangi güçlerin isteği üzerine biz bir başka ülkeyi düşman ilan ettik? (CHP sıralarından alkışlar) Hangi güçlerin isteği üzerine biz kendi topraklarımızda başka bir ülkeye saldırsın diye silahlı kuvvetler yetiştiriyoruz? Bunu da ben söylemiyorum, gidin, bakın, Batılı bütün gazeteler yazıyor. Nasıl oluyor arkadaşlar bu? Bizim en uzun sınır komşumuz Suriye, yarın bunların tamamı gidecek, biz onlarla yan yana olacağız, niye düşman ilan ediyoruz? Demokrasi istiyor muyuz? Elbette istiyoruz, özgürlük de isteriz, daha çağdaş bir devlet isteriz, çok partili rejim isteriz. Elbette ki bu konuda Hükûmet ne yaparsa sonuna kadar desteğimiz var ama savaşa yok, kusura bakmasın kimse. (CHP sıralarından alkışlar) Savaş olur mu arkadaşlar, hangi gerekçeyle savaşacağız, hangi akılla, mantıkla savaşacağız? Birileri sırtımızı sıvazladı diye koşa koşa onu mu yapacağız? Egemen güçler…

Allah aşkına söyler misiniz, Libya’ya ilk saldırılar olduğunda Sayın Başbakan ne demişti? “NATO’nun Libya’da ne işi var?” demişti, biz de demiştik ki: “Doğru, ne işi var?” Aynı Başbakan, tam tersi…

Değerli arkadaşlarım, Libya’nın bizim tarihimizde önemli bir yeri vardır, ahde vefa denen bir kural vardır. Kıbrıs çıkarmasında uçak benzinimizi, uçakların tekerleklerini, silahları her türlü desteği, kapılarını bize sonuna kadar açan bir ülkeydi. Kaddafi, kendi ülkesinde çadırda yaşayan bütün o insanların hepsini ev bark sahibi yaptı. “Baskıcıdır.” evet, “Düzelmesi lazım.” evet, hiçbir derdimiz yok o konuda, “Özgürlükler gelsin.” evet ama değerli arkadaşlarım, elinizi vicdanınıza koyun ve şu sorunun yanıtını bana verin: Bir lideri beğenmezsiniz, o liderin linç edilmesine kim alkış tutabilir? Hangi demokrasi, hangi ahlak, hangi Müslümanlık buna “Evet.” diyebilir? Bana çıkıp birisi söylesin. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben bunu bu Parlamentoda söylemedim, ben bunu Brüksel’de de söyledim, onların yüzüne karşı söyledim. Siz “Demokrasi, özgürlük.” diyorsunuz, sizin demokrasi anlayışınızda, özgürlük anlayışınızda, bir liderin linç edilmesi var mıdır? Beğenmeyebilirsiniz, yargının önüne çıkarırsınız. “Doğu Akdeniz’e gitmeyeceğiz, savaş gemileri gitmeyecek.” E gittiler, ne oldu? Libya’yı altın tabak içinde Fransa’ya sundunuz, altın tabak içinde Fransa’ya sundunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Gazze ablukası, 9 yurttaşımız öldürüldü. Ne oldu? Sayın Başbakan çıktı “Gazze’ye bundan sonra gidecek yardım gemilerine Türk donanması eşlik edecektir.” dedi. Ben de şunu söyledim: “Eğer Türk donanması Gazze’ye kadar eşlik edecekse Başbakanın alnından öpeceğim.” dedim, kutlamak istedim. Böyle kararlı duruyorsan helal olsun. Ne oldu?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Başbakan ne dedi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ne oldu? Sayın Başbakan, kendisine yakışanı söyledi, benim dudaklarım kirliymiş, onun alnı temizmiş. Bu laf mı arkadaşlar?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Seninki laf mı?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi bakın, benimki şöyle laf Değerli Milletvekili…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bir söz verirsiniz, adam gibi adamsanız, verdiğiniz sözün arkasında durursunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Başbakan, adam gibi adam.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gazze’ye gidecek mi yardım gemisi, Türk donanması eşlik edecek. Ben söylemedim bunu, bunu ben söylemedim, bu ülkenin Başbakanı söylüyor bunu.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Vatandaş söylüyor ne olduğunu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sonra geliyoruz bir başka konuya. Birleşmiş Milletlere gittik, ne oldu rapor? Çıkan raporda diyor ki “Gazze ablukası meşrudur.” Türk dışişleri politikasının hezimetlerinden birisidir. Gazze ablukasını meşrulaştırdınız. İsrail’e altın tabak içinde Gazze’yi sundunuz. Böyle bir şey olabilir mi! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, “Nedir bu?” diyordunuz, söyleyeyim: Sayın Başbakan gitti Amerika’ya. Gazetelerde 1’inci sayfalar, 3’üncü sayfalar, 5’inci sayfalar baştan sona Obama’yla Sayın Erdoğan’ın kucaklaşmasını veriyor. Kucaklaştılar, o onun sırtını sıvazlıyor vesaire böyle, ne kadar güzel.

Bir ülkenin lideri bir başka ülkenin liderinin sırtını niye sıvazlar? “Gazze’ye gemi göndermeyeceksin.” dedi, “Olur.” dedi. İki: “Suriye’ye dişini göstereceksin. Aslansın, kaplansın.” dedi, “Olur.” dedi. Üç: “Güney Kıbrıs Rum Kesimi Doğu Akdeniz’de petrol arıyor, arayan da benim şirketim. Oraya müdahale etmeyeceksin.” dedi, “Olur.” dedi. “Malatya’ya Kürecik’e radar sistemini kuracağım.” dedi, “Olur.” dedi. “E, ben kucaklamayım da kim kucaklasın!” dedi Obama. (CHP sıralarından alkışlar) Her şeyi aldı. Bana söyler misiniz, neye itiraz etti? Her şeyi aldı.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Yanında mıydın?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Öyle olduğuna dair belge var mı Başkan?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ya dünyayı takip etmiyorsunuz, bilmiyorsunuz…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Arzu ettiğiniz her türlü belgeyi veririz Değerli Milletvekilim, yeter ki onları değerlendirin.

Dış politikada Türkiye Cumhuriyeti’nin temel tezleri şu AKP’yle beraber yani bu Hükûmetle beraber: Türkiye Cumhuriyeti yanlıştır, dış politikası yanlıştır. Bütün önceliklerinde ve hassasiyetlerinde Türkiye'nin tezleri yanlıştır. Dış dünyayla yaşanan problemler Türkiye'nin bu tezlerinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, sorun çıkaran ülke Türkiye’dir. Eğer sorun çıkarmazsak zaten ortada sıfır sorun oluruz.

“Sıfır sorun” diyorlardı değil mi? Suriye’yle mi? İran’la mı? Ermenistan’la mı? Azerbaycan’la mı?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Halklarıyla.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Kimlerle bizim sıfır sorunumuz var?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Amerika’yla!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Yok, değil mi arkadaşlar?

Dış politika kendi içinde tutarlılık ister. Dış politikada ülkelerin çıkarları vardır. Dış politika ülkelerin çıkarları üzerine mücadele edilir, kurgulanır ve çıkarların denk olmasına özen gösterilir. Dış politika budur. Her dediğine “Evet.”, sırtını sıvazlıyorlar. Olmaz, yanlıştır bunlar. Dolayısıyla “NATO’nun Libya’da ne işi var?” deyip ertesi gün NATO’ya gidecek…

Buraya geldiler biliyorsunuz “Doğu Akdeniz’e Türk donanması açılsın.” diye, biz de izin verdik. Niye verdik? Çünkü Türkiye NATO’da oy birliğiyle karar alındığını biliyor, belki orada etkin olur, elini güçlendirelim diye. Gitti bizim Hükûmet, orada teslim oldu, geldi.

Değerli arkadaşlarım, “Arap baharı” dedik. Arap baharı o ülkelere demokrasi mi getirdi?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Asker getirdi, asker.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Uluslararası bir toplantıda Arap baharını başlatan öğrencilerden birisi gelmişti, “Biz genç bir yönetim istiyorduk, özgürlük istiyorduk, demokrasi istiyorduk ama beklentilerimizin hiçbirisi olmadı…” O baharın arkasında enerji kaynaklarının paylaşımı vardır ve biz arkadan nal toplayan bir ülke konumuna geldik.

Değerli arkadaşlarım, bütçeler güzel olabilir, herkesin karnı da doyabilir ama insanlığın tarihinde temel bir nokta vardır: Özgürlükler ve adalet. Adaletin ve özgürlüğün olmadığı yerde paranızın olmasının hiçbir önemi yoktur; adaletin ve özgürlüğün olmadığı bir yerde toplumda barışı sağlayamazsınız, huzuru sağlayamazsınız.

Ben şu sorunun yanıtını merak ediyorum ve bütün milletvekili arkadaşlarıma soruyorum: Dünyanın hangi ülkesinde iktidar eleştirildi diye bir milletvekili hakkında fezleke düzenlenir? Bunu, geçen gün “Kılıçdaroğlu bizden özür dilesin.” diyen yargıçlara da söylüyorum. Bana dünyada bir örnek göstersinler, şu ülkede iktidarı eleştirdi diye milletvekili hakkında fezleke düzenlendi. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine bana bir örnek göstersinler, dünyanın hangi ülkesinde 2 üniversite öğrencisi çıkıp “Parasız eğitim istiyorum.” diyor, on dokuz ay tutuklu kalıyor, on dokuz ay, yargı önüne bile çıkarılmıyorlar. Bana demokrasiden bir tane örnek göstersinler. Ancak totaliter rejimlerde olur bu.

Yine onlar bana bir örnek göstersinler, bana dünyada saygın bir ülke göstersinler, basılmamış kitap hakkında toplama ve imha kararı veren bir yargı göstersinler bana. (CHP sıralarından alkışlar) Çağ dışı bir yargıdır, çağ dışı bir anlayıştır. Kitap yasaklanır mı ya? Bu ülkede kitaplar yasaklandı da ne oldu? Yıllar yılı yasaklandı da ne oldu? Bunları bitirmemiz lazım, bunlara son vermemiz lazım, kitaptan korkmamamız lazım. “Geçmişte şu oldu, efendim siz de yasakladınız.” O da, hepsi yanlış, hepsi yanlış. (CHP sıralarından alkışlar) Doğruları artık görmemiz lazım.

Bakın, düşünün, kişi geliyor diyor ki mahkemeye: “Efendim beni aramışsınız, yurt dışında görevdeydim, aramışsınız geldim.” Kaçacak diye tutukluyorlar. Yahu, kaçsa zaten yurt dışından gelmez. Bana o yargıçlar söylesinler: Dünyanın hangi ülkesinde, hangi demokrasisinde aranan bir insan hâkime gelecek, “Kaçacaksın.” diye tutuklayacak. Böyle bir anlayış olabilir mi?

Bana yine, iktidar ve onların arka bahçesi konumunda olan yargıçlar söylesinler: Dünyanın hangi ülkesinde 70 tane gazeteci hapistedir? Çin’i geçtik arkadaşlar, Çin’den daha fazla gazeteci bizde tutuklu. Bu ayıp bile bu ülkenin kaldıramayacağı ayıptır, demokrasimiz bunu kaldırmaz.

Ve bana bir tane uygar ülke göstersinler hülleyle Anayasa Mahkemesine yargıç atanacak, hiçbir yargıçtan tık çıkmayacak. (CHP sıralarından alkışlar) Ben, sana nasıl güveneyim? Hülleyle yargıcın atandığı bir mahkeme, mahkeme olur mu? Ben, bunu eleştirmeyecek miyim? Bunu eleştirmemek, bizatihi adalete saygısızlık demek değil midir? (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, daha garip bir şey anlatayım arkadaşlar. Hepimizin dokunulmazlıkları var. Dokunulmazlığımız olduğu için bizim dosyalarımız işlem görmez ama ben, 3 AKP milletvekilinin dokunulmazlıkları olduğu hâlde dosyalarının işlemden kaldırıldığını biliyorum. Bu ayıp bu adalete yakışır mı? Nasıl oluyor bu arkadaşlar? Arzu edenlere o isimleri ve dosya numaralarını da verebilirim. Doğru değil bunlar. Dokunulmazlığı zaten var.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Açıklayın…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gelin size açıklarım.

Yine, bakın, bir AKP milletvekili, hayalî ihracat dosyası var, hayalî ihracat dosyası var. Milletvekili dosyası zaman aşımından kaldırıldı. Nasıl oluyor arkadaşlar bu? Bu adalete güven olur mu şimdi?

Şimdi, ben, o Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna sesleniyorum: Bu savcılar hakkında siz ne yaptınız? (CHP sıralarından alkışlar) Ben söyleyeyim, büyük bir ihtimalle önümüzdeki günlerde Yargıtaya üye seçileceklerdir.

Bakın, değerli arkadaşlar, tutuklu milletvekillerimiz var, o da bir başka demokrasi ayıbı. “Millî irade” diyoruz, halk seçmiş, yargı izin vermiş, seçime girmiş. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” Güzel… Milletlerarası anlaşma hükümleri; Birleşmiş Milletlerin var, Avrupa İnsan Haklarının var, ikisine de imza atmışız. İkisine göre de bu milletvekillerinin serbest bırakılması lazım.

Şimdi, ben, o yargıçlara soruyorum: Anayasa’nın bu hükmünü görmemezlikten gelmek, hangi adalete, hangi vicdana, hangi ahlaka, hangi hukuk kitabına sığar? (CHP sıralarından alkışlar) Bana çıkıp birisi söylesin, desin ki: Bu anlaşmada bu yok. Ya, Parlamento kabul etmiş, milletin iradesinden geçmiş. Artık bu uluslararası anlaşmanın gereğini yapacaksın sen. Mahkûm olsa eyvallah diyeceğiz; mahkûm, ne yapalım. Mahkûm değil. Parlamentonun iradesine bir kişi el koyabilir mi?

Değerli arkadaşlar, bakınız, Deniz Feneri yolsuzluğunu biliyorsunuz, yüzyılın yolsuzluğu dediler. Bu savcılar görev yaptılar, eğridir doğrudur. Bir şikâyet  olmadan bile bir başka başvuruyla müfettiş görevlendirildi, 3 savcı görevden alındı. Neden? Bir mahkeme kararının belli bölümlerini kapatmışlar diye, suç bu. Peki, bu kapatan belgenin altında kimin imzası var? Bir savcının. Sormayacak mıyız, niye 3 savcıyı birden aldınız? Hangi ahlak, hangi vicdan, hangi hukuk, hangi adalet, hangi yasaya göre siz bu kararı aldınız? (CHP sıralarından alkışlar) Bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna biz bunu sormayacak mıyız? Adalet dağıtan makamın başındasın  sen, adaletsizlik dağıtıyorsun, kamu vicdanını rahatsız ediyorsun. Birisini aldın, 3’ünü niye alıyorsun? Peki, aynı şikâyetler, benzer şikâyetler tonlarca yapıldı, hiçbirisine bir şey yapılmadı.

Değerli arkadaşlar, bakın, çok tipik bir örnek daha vereceğim. El Maktum’u bilirsiniz, İstanbul’da bir arsanın ihalesine girdi ve aldı. Teminat mektubu da verildi. İhale sonuçlandı, on beş gün geçti, parayı yatırmadı, vergisini ödemedi. Teminatın normalde paraya dönüştürülüp belediyeye irat kaydedilmesi lazım, o da yapılmadı. Şikâyet edildi Sayın Kadir Topbaş. Bu, görevi kötüye kullanmadır, mutlaka bu teminat mektubunun çözülüp belediyeye gelir yazılması lazım. İçişleri Bakanlığı izin vermedi. Olabilir, vermeyebilir. İtiraz edildi, Danıştay izin verdi. Soruşturma aşamasında İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu tekrar “Soruşturma açılmasına gerek yoktur.” dedi fakat bir savcı çıktı, dedi ki: “Olmaz, soruşturma açılması lazım.” Gidildi Danıştaya, Danıştay da “Evet, soruşturma açılması lazım.” dedi. Ne yaptılar biliyor musunuz, değerli arkadaşlarım? O “Soruşturma açılması” diyen savcının elinden o dosyayı aldılar, başka bir savcıya verdiler ve o savcı “Soruşturmaya gerek yoktur.” kararını verdi. Şimdi, ben, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna soruyorum, o sırça köşkte oturanlara soruyorum: Siz bu savcı hakkında ne yaptınız? Yazık, günah değil mi? Aradan dört yıl geçmiş, bir ay değil, on beş gün değil, bir yıl değil, iki yıl değil, dört yıl geçmiş, hâlâ teminat mektubu paraya çevrilecek. Siz kimi koruyorsunuz? El Maktum’u mu, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını mı? Siz kimi koruyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti yasalarını mı yoksa yasa dışı iş ve eylem yapmayı mı? “Benim arkamda hükûmet var, kanunlar bana çalışmaz.” demeyi mi? Değerli arkadaşlarım, bunlar doğru değil.

Bakın değerli arkadaşlar, iddianameler çarşaf çarşaf yayınlandı gazetelerde. Hiç kimse çıkıp da “Ya, bu gazetelerde iddianame yayınlama gizlilik kararı vardır.” demedi.

Daha garip bir olay anlatayım size: Yandaşla yandaş olmayan arasındaki farkı, hukukun çifte standardını, adaletin çifte standardını. Birisi aranıyor özel yetkili mahkeme tarafından. Polise diyorlar: “Gelecek, ifadesini alacağız.” Bir sefer polis yanına uğramıyor. Normalde polisle beraber gidip doktordan rapor olması lazım, sağlam olduğuna dair. Beyefendi onu da kabul etmiyor. Arabasına biniyor, doktora gidiyor, raporunu alıyor, getirip mahkemeye veriyor. İnsani midir? İnsanidir, bakın. Peki, yandaş olmayan için ne yapılıyor? Sabahın köründe evi basılıyor, çoluk çocuğunun önünde kaldırılıyor, evi talan ediliyor, polis gözetiminde ve kameraların eşliğinde doktora götürülüyor. Sonra çıkarılıyor hâkimin huzuruna, hâkim saatlerce bekletiyor orada ve o yandaş dediğim kişi karakola giderken de, emniyete giderken de İstanbul Valisi de oraya gidiyor beyefendiye bir şey olmasın diye. Bu çifte standarda hangi vicdan evet diyebilir? Bu doğru mudur arkadaşlar? Birincisi doğrudur, bakın, onu söyleyeyim ama ikincisi nedir? İkincisi bir işkence değil midir?

Değerli arkadaşlar, yandaşsanız işiniz var; yandaşsanız değil, işiniz zor ama biz zorluklarla mücadele edeceğiz.

Yargıtaya 160 üye atandı, 160 üye… 160 üye, ilk tur seçim yapılıyor, ilk turda boş oy kullandı. Yani, kendimizi bir görelim bakalım! Bu nedir? Yargının militanlaşması demektir. Yargının militanlaşması demektir.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Geçmişte de yapıldı.

AHMET YENİ (Samsun) – Özür bekliyorlar, özür…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Onlar benden ve adalet isteyen herkesten özür dilemek zorundadırlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Güçlünün hukuku hukuk olmaz. Bakın, özel yetkili mahkemeler… Bu özel yetkili mahkemeler operasyon mahkemeleridir, siyasal iktidarın kendi gücünü kanıtlama mahkemeleridir. Niye sıkıyönetim mahkemeleriydi bunlar? Bu özel yetkili mahkemelerde özel hukuk uygulanır devlet gücünü garibanın ensesinde boza pişirsin diye. Böyle bir şey olabilir mi? Özel yetkili mahkemeler kalkmadığı sürece bu ülkeye demokrasi gelmez, bu ülkeye özgürlük gelmez. (CHP sıralarından alkışlar)

Hangi özel yetkili mahkeme? Adı üstünde, bunlar özel görevli mahkemeler. Bu mahkemeler yarın sizi de yargılayabilir. Emin olun, önce karşı biz çıkacağız “Böyle saçmalık olmaz.” diyeceğiz, olur mu böyle şey?

Adalet herkes için olmalı, bizim için de sizin için de sokakta kâğıt toplayan vatandaş için de adalet olmalı. Adaleti bunun için yapmak zorundayız. Adalet birileri içinse olmaz. Adalet güçlülerin delip geçtiği, güçsüzlerin de takılıp kaldığı bir ağ olmamalıdır. Adalet herkes için olmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Tutuklama olabilir mi? Elbette olabilir. Gözaltı olabilir mi? Elbette olabilir ama hukuk içinde olur, rencide etmeden olacak.

Değerli arkadaşlarım, 160 Yargıtay üyesi seçildi, biliyorsunuz, bir de referandum yapıldı.

AHMET YENİ (Samsun) – Özür bekliyorlar, özür.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sayın Ertekin’in kitabı, bu bir yargıç. Referandumun yargıdaki perde arkasını anlatıyor ve bu arkadaşımız, referandumda “Evet.” oyu verilmesi çağrısında bulundu. Kitabın özelliği odur, yargının kokuşmuşluğunu anlatır ve bir yerini, bir sayfadaki, bir yargıcın söylediğini, izin verirseniz size okumak isterim. Kıdemli bir hâkim, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçim sürecindeki trajedisini sergilerken şöyle diyor: “Adalet Bakanlığı eşeği aday gösterse eşeğe de oy verir.” (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Ne kadar ayıp...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bu bir yargıç. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Eğer adaleti sağlayacaksak, hukuku sağlayacaksak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) – Hiç yakışmıyor, özür dilemeniz lazım.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, ek süreniz de tamamlandı. Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - ...adaleti ve eşitliği sağlayacaksak herkes için adalet, herkes için özgürlük olmalı. Adaletin olmadığı yerde tuz kokar, tuzun koktuğu yerde de zaten bereket olmaz.

MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, dakikanız bitti iç barıştan hiç bahsetmediniz; onlarca asker, polis, gerillalar öldürüldü, onları da söyleyin.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekilli...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - 2011 bütçesini tamamladık, 2012 bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını isterim.

İç barış hepimiz için geçerlidir. İç barışı sağlamak için çıkıp meydanlarda şunu söyledim: Bu Parlamentoda komisyon kuralım iç barışı sağlamak için, akil adamlar olsun dedim ama Sayın Başbakan kabul etmedi ve ben şu çağrıyı yaptım: Olabilir, bizim teklifimiz eksik olabilir, yanlış da olabilir, siz bir öneri getirin, söz veriyorum, yine söz veriyorum, bu kürsüden söz veriyorum, iç barışı sağlamak için Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna ne düşüyorsa hepsini yapmaya hazırız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.40

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati:16.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili.

Buyurun Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

Sayın Kaplan, altı dakikalık süreyi paylaşacak mısınız, siz mi kullanacaksınız, ona göre?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bize altışar altışar verirsiniz Başkanım. Başkanlara yirmi beş verince öyle oluyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kurt.

BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Merkezî Yönetim Bütçe Yasa Tasarısı görüşmelerinin geneli üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 2012 bütçesini konuştuğumuz bu dönemde hâlâ milletvekillerinin cezaevinde bulunmuş olmalarından dolayı üzüntülerimi başta ifade etmek istiyorum. Şu anda cezaevinde bulunan değerli milletvekili arkadaşlarıma, buradan, Meclis kürsüsünden saygı ve selamlarımı iletiyorum. Umarım, şu anda cezaevlerinde Meclis TV’den bu görüşmeleri izleme şansına sahiplerdir.

Buradan, Meclis kürsüsünden tutuklu milletvekillerine ilişkin olarak şunu ifade etmek isterim: Tutuklu milletvekilleri, ya demokrasi galip gelecek, gelip bu Meclis çatısı altında kendi görevlerini yerine getirme şansına sahip olacaklardır ya da onurlu bir direniş sergileyip, çocuklarımıza bir direniş destanı hediye edip, bizler de onların yanına gideceğiz; bu o milletvekili arkadaşlarımıza vermiş olduğumuz sözümüzdür, bu sözümüzün sürekli arkasında duracağız.

İkinci olarak, Van depremine değinmek istiyorum. Van halkına Meclis kürsüsünden şunu ifade etmek isterim ki AKP Hükûmetinin önümüze koymuş olduğu bu bütçede Van halkının payına düşen hiçbir şey yoktur. Van, yok hükmünde sayılmıştır. Van, üşümeye devam ediyor. Van, AKP Hükûmetinin kobay kenti olmaya devam ediyor. Maalesef ki Hükûmet üyeleri Van’ın Canikli köyüne kurmuş oldukları sirk çadırına zaman zaman gidip halka gülücükler dağıtıp geri dönerler, bunun dışında Van’a yaptıkları hiçbir şey yoktur. Van depreminin üzerinden bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen, hâlen Van’ın afet bölgesi ilan edilmemiş olması bu Hükûmetin ayıbıdır. Bu ayıbı paylaşmak istemediğimizi buradan bir kez daha ifade ediyor ve kendi payımıza, Van halkının meramını, dertlerini, sıkıntılarını yeterince dile getirmeyip, Hükûmetin boğazına yeterince sarılmadığımız için, yakasına yeterince sarılmadığımız için Van halkından peşinen özür diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, içinden geçtiğimiz çağ insanoğlunun yaratmış olduğu maddi ve zihinsel üretimin doruk noktalarını temsil ediyor. Bin yıllarla ifade edilen insanoğlunun tarihindeki sosyal, kültürel, iktisadi ve siyasal kültür bugün geldiği nokta itibarıyla devasa bir stok değeri ifade ederken, aynı zamanda, büyük çıkmazlar ve tehditler barındırıyor. İnsanoğlunun her alanda yarattığı bu muazzam birikim yine insanoğlunun kendisini vuracak nitelikte ve tehlikededir çünkü bu düzen, son tahlilde, insanın insana kulluğunu dayatıyor. Bizler, Şeyh Ahmedi Hani’nin felsefesiyle büyüyen nesil olarak köleye asla kölelik etmeyeceğimizi buradan bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Bu düzene, bu sistem çarkına karşı çıkacağımızı… Her fırsatta, her koşulda karşı çıkmayı devam ettireceğiz, ona karşı direneceğiz.

Tarihsel ve güncel konulara sağlıklı bir yaklaşım sergilemek için öncelikle biat edilen küresel hegemon sistemin doğru bir karakter tahlilinin ortaya konulması gerekiyor. Küresel ekonomi, bugün girmedik alan bırakmamak üzere kendisine stratejik ve taktiksel hedefler belirliyor.

Kapitalizmin ilk büyük krizlerinden biri olan “1929 Bunalımı”nın ardından devletçileşen sistem kendi düzenleyici kurumlarını da yarattı. Bunların başında IMF ve Dünya Bankası gelmektedir.

Bu kurumlar, 1970’lerden sonra en büyük saldırılarını halklara karşı gerçekleştirerek, tüm kamucu çalışma zeminlerini tahrip ederek, ülkeleri sermayenin kolaylıkla at koşturabilecekleri bir alan olarak dizayn ettiler. Buna “küreselleşme” dediler. 2000’li yılların başında bu senaryo Türkiye’de de oynandı ve çok sayıda “reform” adı altında düzenleme yapılarak, Türkiye de kolay para kazanma ve ucuz iş gücü cennetine dönüştürülerek, bu durum emek cephesi açısından ise tam bir karanlık çağın başlangıcı, karanlık dönemin başlangıcı durumuna geldi.

1980’lerde başlatılan piyasacı neoliberal dönüşüm, AKP eliyle içinde bulunduğumuz dönemde de gerçekleştirilmiş durumda. AKP olarak orta vadeli ekonomik planlarla, daraltıcı maliye ve özelleştirmeci politikalarını halka reva görüp, özel teşebbüslere kapılarını sonuna kadar açarak milyonlarca insanı vahşi kapitalizmin insafına terk ettiniz. Köyleri boşaltıp, kentlerde yedek işçi, ucuz iş gücü ordusu yarattınız. Metropolleri ucuz iş gücü deposuna çevirdiniz.

Şimdi de ulusal istihdam stratejileri kapsamında esnek çalışma koşullarıyla iş güvencesini ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz.

Bugün gelinen noktada kapitalizmin maddi uygarlığı çok ciddi bir çöküş sinyallerini veriyor. Dünyanın bolluk içinde yüzen kesiminde de işler yolunda gitmiyor. 2000’lerde ABD’de emlak balonuyla başlayan ekonomik kriz 2008’de mali kriz olarak devam ederek pek çok ülkede ciddi çöküşlere neden olmuştur. 2010 yılında ABD borsasının çökmesi ve Yunanistan gibi ülkelerin iflas bayrağını çekmesi, bu çöküşün boyutlarını bize göstermiş bulunmaktadır. Ancak, asıl olarak, başlayan bu kapitalizmin krizi Avrupa ülkelerine sıçradığında balon patladı. 2008’den sonra Türkiye’de, Türkiye’deki iktidar dâhil, krizin  teğet geçeceğini söylerken 2011 yılına geldiğimizde bu durumun hiç de öyle olmadığı görüldü. Artan cari açıklar ve borçlanma, ülkelerdeki krizi daha da derinleştirdi. Gelinen noktada, Yunanistan, Avrupa’nın en büyük 3’üncü ekonomisi olan İtalya ve Portekiz, aşırı borçlanmadan dolayı ciddi ekonomik kriz içerisine girdi ve insanlar sokaklara döküldü.

Bugün, Avrupa’da, Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere, mevcut birtakım hükûmetlerin istifa ederek geri çekilmesi neoliberal sistemin son hamlesi olarak tarihe geçiyor. AB’nin bir sosyal ve siyasal birlik olmasından kaynaklı sosyal hakları daha da önceleyen Yunanistan gibi ülkeler, tembellikle suçlanarak terbiye edilmeye çalışılıyor. Oysa Yunanistan tembel bir ülke değil, sosyal hakları görece olarak daha ileri olan bir ülkeydi. Şimdi, Hükûmet kanadı, fırsat bulduğunda komşusunun hâline gülüyor. Size tavsiyemiz, kendinize bakın ve kendinize gülün. Yunanistan’da bugün başlayan operasyon, Türkiye’de, 2000’li yılların başında, AKP Hükûmetinin eliyle başlamıştı zaten. Süreç aynen benzemektedir. Sonrasında ortaya çıkan, Türkiye’de işsizliğin ve yoksulluğun gittikçe derinleştiği ancak birilerinin çok daha iyi para kazandığı ülkelere dönüştürüldü.

Şimdi, bu ülkelerde kurulan hükümetlere “teknokrat hükûmetleri” deniyor. Bizde de bu teknokrat hükûmet tasarrufu şimdi de işbaşındadır. Bu zihniyetle ülkemiz yönetiliyor. Hükûmeti, birçok konuda olduğu gibi, iktisadi konuda da uyarmayı bir ödev olarak görüyoruz çünkü ortaya çıkacak ve hatta çıkmasına kesin gözüyle bakılan durumdan etkilenecek olan yoksul Türkiye halkları olacak, şimdiden önlem almak durumundayız. Dünyada krizi tetikleyen ve ülkeleri iflasa sürükleyen cari açığa dikkat çekmek önem arz ediyor.

Şimdi burada Türkiye ve Yunanistan’ın birbirine ne kadar benzediğine ilişkin bazı verileri siz değerli milletvekilleriyle paylaşacağım. Bakınız, iflas eden Yunanistan’da millî gelir artış hızı yüzde 5,1, bizde yani Türkiye’de bu oran 5,6. Cari açık Yunanistan’da eksi 9,6 iken Türkiye’de eksi 9,7. Bütçe açığı Yunanistan’da eksi 99,1, Türkiye’de eksi 1,7. Krizin en büyük göstergesi olan cari açıkta Yunanistan’la benzeriz. Bütçe açığında ise Türkiye'nin daha iyi durumda… Bütçe açığında Türkiye’den göreceli olarak Yunanistan kısmen daha iyi gözükse bile bunun bir tek nedeni var, Türkiye’ye giren gizemli, kaynağı belli olmayan paralardan kaynaklanıyor, Merkez Bankası kendi raporlarında bu para akışını bu şekilde tanımlıyor. Yani sıcak parayla ekonomiyi ayakta tutma arayışındasınız ve bu da beyhude bir çabadır. Bize sürekli olarak yüzde 1,5-2 bütçe açığı ve yüzde 40 borç stoku ile ne kadar şanslı olduğumuzu ifade ediyorsunuz. Şimdi, mevcut durumdaki cari açığı ne yapacaksınız? Ona ilişkin Hükûmetin, Bakanın sunmuş olduğu bu programda herhangi bir ipucu yok ancak tekrar ülkenin başka kaynaklarını satarak, farklı isimler altında yeni vergilendirmeler yaparak, zam yaparak bu bütçe açığını kısmen kapatmaya çalışacaksınız ama bu da sonuç alıcı değildir. Mevcut durumda Türkiye'nin bütçe açığı 90 milyar TL’dir. Bu rakam yüz yüze olduğumuz tehlikenin boyutlarını yeterince bize tanımlıyor. 2000’li yılların başında dünyada artan likidite bolluğunu arkanıza alarak ekonomide güya başarılı bir tablo çizdiniz. İşte dünya kötüye gidiyor, faizler yükseliyor, büyüme düşüyor, enflasyon çift haneli rakamlara doğru koşuyor. Mevcut durumda bu soruna karşı cevabınız, bu gidişata cevabınız nedir? Doğrusu merak ediyoruz.

Dünyada giderek artan gıda krizi, kapitalizmin başka bir krizi olarak önümüze çıkmaktadır. Türkiye’de Kasım 2011’de kendini daha da çok hissettiren enflasyon artışının en büyük nedeni, gıdalardan kaynaklanmaktadır. En temel gıdalarda giderek bağımlı hâle gelen Türkiye’de gıda fiyatları, 2005 yılı baz alındığında yıllık olarak yüzde 65 oranında artmıştır. Dünyada da durum farklı değildir. Dünya genelinde ise ortalama yüzde 82’lik bir artış söz konusudur.

Sonuç olarak, AKP Hükûmeti krizi yönetmemiştir, krizi finanse etmiştir. Krizi nasıl finanse ettiği de ortadadır. Sıcak para girişini sağlamak, yüksek faiz ve içeride yüksek vergi oranlarıyla bunu yapmıştır. 2009’da bütçe açığı millî gelirin yüzde 6’sına çıktı ama bu oran, sıcak paranın geri dönüşüyle gerçekleşen 2010-2011 büyüme yıllarında dolaylı vergilerin artışıyla yeniden yüzde 1,5-2 basamağına çekildi. AKP’nin bu makyajı, yangını ertelemeyi sağlarken tüm yükünü, vergilerle, emeğin esnek piyasa koşullarına göre şekillendirilmesiyle yoksul emekçi halkın omuzlarına yükledi.

Değerli milletvekilleri, burada değerli şairimiz Nazım Hikmet’in bir sözünü sizlere hatırlatmak isterim: “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.” Bugünkü Türkçesiyle de söyleyeyim, belki anlaşılmamıştır: “O balıklar ki suda yüzer, suyu bilmezler.” Bu cümle, bugün siyaset ve çıkar arenasına uygulandığında oldukça manidar bir durum ortaya çıkıyor. Herkes artık içinde yüzdüğü saltanatın, rantın, rahatlığın denizinden kafasını bir an önce çıkarmalı ve ülkenin gerçek durumuna bakabilmelidir. Artık, kendi kâr bilançolarına bakarak ülkede her şey iyi gidiyor demek ahlaki bir yaklaşım değildir. Bu söylemi ve halkı manipüle etmeyi bırakınız lütfen. Dünyada iyi gitmeyen işler Türkiye’de de iyi gitmeyecektir. Sen, dünya ekonomik ve siyasal sisteminde her alanda olabildiğince eklemleneceksin, küresel kapitalist sistemin jandarmalığına giden yolda hiç durmadan yürüyeceksin, yani sisteme göbekten bağlanacaksın, sonra da dünyada kriz çıktığında, kendi halkına “Merak etmeyin, bize bir şey olmaz.” diyeceksin. Bu, ancak Türk filmlerindeki bir repliği andırır, başka hiçbir şey değildir, güler geçer insanlar buna.

BDDK verilerine göre, Türkiye’de bulunan 666 milyar liralık mevduatın yarısı milyonerlerin hesabındadır. Milyoner sayısı bir yılda 9.599 arttı. Peki bu artışlar nasıl oluyor? Halkın büyük bir kesiminin yoksullaşması uğruna elbette ki. Halkı yoksullaştırarak bunu yapıyorsunuz. Türkiye’de milyonerler bu kadar artarken, 3,5 milyon asgari ücretli ve onların aileleriyle birlikte yaklaşık 13 milyon yurttaş asgari ücrete bağımlı hâlde yaşıyor. Asgari denilen ucube ücret, bugün, bir işçinin ailesiyle birlikte beslenebilmek, yani yaşamak için alması gereken zorunlu gıda giderlerinin, diğer bir deyişle açlık sınırının üçte 2’si kadardır ancak. İnsanca bir yaşam sürdürebilmesi için de alması gereken ücretin, yoksulluk sınırının ise ancak beşte 1’idir.

Değerli milletvekilleri, sadece ekonomik parametrelere bakılmaksızın, sosyal yaşam, çalışma koşulları, sağlık gibi alanlar da incelendiğinde, OECD Hayat Nasıl 2011 Raporu, Türkiye’deki vatandaşların durumunu görmemiz açısından önemli sonuçlar içeriyor.

Bakınız, 40 OECD ülkesi içerisinde “Bu ülkede yaşamaktan memnunum.” diyen insanların oranı bu sıralamada bizi 32’nci sıraya düşürüyor. İnsanlar “Memnun değilim, kendimi iyi hissetmiyorum.” der durumdalar.

Türkiye, yeşil çevrenin olmamasından dolayı mutsuz olan 2’nci ülke durumundadır, en ucuz çalışma saatlerinin olduğu ülkeler sıralamasında ise -bakınız bu çok önemli- 1’inci sıradayız, 1’inci sırada bulunuyoruz.

Diğer ilginç bir sonuç ise Türkiye’de işe gitmek için en fazla süreyi bizim ülkemizde çalışan insanlar kat ediyor. Ortalama bir işçi, bir memur işe gitmek için kırk dakika zamanını harcıyor. Pek çok şeyle övüneceksiniz, bunun cevabı ne olacak onu da doğrusu merak ediyoruz.

Verilerle devam edeceğim. Türkiye de OECD ülkeleri arasında bölgesel eşitsizliğin en yüksek olduğu ülkelerden bir tanesidir. Başka bir deyişle OECD’nin Bir Bakışta Toplum Raporu’na göre gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu üç ülke Şili, Meksika ve Türkiye’dir. İstihdamda ise en düşük istihdamın sağlandığı ülkeler arasında yine 1’inci sıradayız. Gelir eşitsizliğini göstermek için kullanılan Gini katsayısına göre baktığımızda OECD ülkeleri katsayısı 0,31 ortalamadır ancak Şili’de 0,50, Meksika’da 0,48, Türkiye’de 0,41’dir. Bu veriler bakanların işine gelmediği için, torba bakanlıkların işine gelmediği için bu verilere hiç değinmezler, burada tozpembe tablolar çizerler. Size bir tavsiyemizdir… Anadolu’da bir halk deyimidir, derler ya, aç tavuk rüyasında darı ambarı görür ya, bize sunulan rapor biraz o. Türkiye gerçekliğiyle örtüşen, Türkiye gerçekliğini ifade eden bir rapor değil, bir bütçe planı değil bu. Hükûmet üyeleri rüyalarında darı ambarı görebilirler ama biz hiç o niyette değiliz. Biz, ülkenin gerçeklerini konuşmaya devam edeceğiz.

Bakın, bölgeler arası eşitsizliğe devam edeyim, verilerle devam edeyim. Burada, bir kamyoncunun kamyon kasasının arkasına yazdığı veciz bir sözü sizinle paylaşmak istiyorum: “Batıya fabrika, yol; doğuya jandarma, karakol.”

Bu bütçe planlamasında bu vardır. Ülkenin batı yakasına yol yaparsınız, hızlı tren rayları döşersiniz, İstanbul’a çılgın proje düşünürsünüz; bu ülkenin doğusuna geldiğiniz zaman da yaptığınız bir şey var, karakol yaparsınız, kışla yaparsınız, ondan sonra Başbakan çıkar buradan veriler gösterir: “Biz doğuya bu kadar yatırım yapıyoruz.” Yalanın bu kadarı da fazla.

Bakınız…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın konuşmacı ifadelerinize dikkat edin lütfen.

ADİL KURT (Devamla) – Ben dikkat ederim, siz de çıktığınız zaman dilediğiniz gibi konuşursunuz Sayın Vekilim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – İfadelerinize dikkat ediniz. Sayın Başbakan hakkında konuşuyorsunuz.

ADİL KURT (Devamla) – Bakınız…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Eleştiremeyecek mi?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Yalan.” ifadesi doğru bir ifade değil.

ADİL KURT (Devamla) – Bakınız, halkın sağlıklı bir…

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen müdahale etmeyin.

ADİL KURT (Devamla) – Mevcut Hükûmet, evet, doğuya karakol yapmaktan başka, kışla yapmaktan başka bir şey daha yapıyor Sayın Vekilim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Cezaevi, yeni cezaevi yapıyor.

ADİL KURT (Devamla) – Cezaevi yapıyor, ikincisi ise 100 kilometrelik Şırnak-Hakkâri arasında 11 tane güvenlik barajı yapıyorsunuz. Bunun adına da “yatırım” diyorsunuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yolları yapan kepçeleri yakanlar…

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, lütfen…

ADİL KURT (Devamla) – Devam edeceğim, devam edeceğim. Size sürprizlerim çok, merak etmeyin, daha çok hoplayacaksınız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yapan kepçeleri yakıyorlar.

ADİL KURT (Devamla) – Siz daha çok hoplayacaksınız. Merak etmeyin, size sürprizlerim çok. İfade edeceğim, hepsini ifade edeceğim. Size daha sürpriz çok. Yalan dolanlarla bu ülke yönetilmez. 

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - O yolları yapan kepçeleri yakarken…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)– Sen yalan söylüyorsun.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, lütfen…

ADİL KURT (Devamla) – OECD 2010 Yoksulluk Raporu’na göre tüm OECD ülkeleri arasında ortalama yoksulluk oranı yüzde 11 iken bizde yüzde 18’dir. Bu

rakamı niye paylaşmıyorsunuz? Bakın, araştırırsınız, size verebilirim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Nereden aldınız?

ADİL KURT (Devamla) – Kaynağı size veririm, kaynağı görürsünüz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kim veriyor, kim, onu söyle.

ADİL KURT (Devamla) – Merak ederseniz, kafanızı kumdan çıkarırsanız görürsünüz.

Bir taraftan dünyanın 17’nci ekonomisi olmakla övüneceksiniz, bir taraftan yoksul kitleleri rencide edici, dışlayıcı tutumlardan uzak durmayacaksınız. İnsanların vatandaşlık hakkına bile saygı gösterilmediği bir ortamdayız. Bunları görmezseniz, bunları merak etmezseniz, halkın içine girmezseniz….

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bize kim oy veriyor acaba?

ADİL KURT (Devamla) – …Kızılay’ın dışına çıkarsanız görürsünüz. Bu tablolar orada var, Kızılay’da var. Kızılay’ı bir adım öte geçin, göreceksiniz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Nasıl iktidar olduk bilmem.

ADİL KURT (Devamla) – Bakınız, bu çark nereye kadar dönecek, hep birlikte göreceğiz. Bizden yine size iyi niyetli bir tavsiye: Sakın, yüzde 50’lere kanmayın. Bu ülkede Kenan Evren anayasasına yüzde 90’ın üzerinde oy veren oldu. Kenan Evren anayasasına sizden başka rahmet okuyan başka kimse kalmadı bu ülkede. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ondan mı oy verdiler?

ADİL KURT (Devamla) – Evet, sizden başka rahmet okuyan çıkmadı.

Evet, AKP statükocu bir partidir. Bugün gerek Kürt meselesi olsun gerekse de iktisadi mevzular olsun bütün alanlarda statükonun temsilcisi durumundadır. Demokrasi nutukları atarak, inanç ve geleneğimize karşı yapılan darbeleri kalkan edinerek iktidara yürüdünüz. İktidarı tam olarak ele aldıktan sonra da kendi sosyal ve siyasal tabanınızın en önemli talebi olan türban sorununu çözmekten korktunuz, kaçındınız. Yalan mı bu da?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok komiksin, çok!

ADİL KURT (Devamla) – Komik miyiz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gerçekten komiksin.

ADİL KURT (Devamla) – Komikler orada, karşıda duruyor.

BAŞKAN – Sayın Kurt, lütfen Genel Kurula hitap edin, karşılıklı konuşmayın.

ADİL KURT (Devamla) – Size bakarak gülmeye devam edeceğim, merak etmeyin.

“Alevilerin hakkını da savunacak kadar demokratız.” dediniz. Alevileri, açılım turlarında kendi katilleriyle buluşturma cüretinde bile bulundunuz. Bunların hepsini halk izliyor, takip ediyor, merak etmeyin.

Şoven, ırkçı ve kapitalist sistemin önce el birliği edip Dersim’de 90 bine yakın Kızılbaş’ı katlettiği yetmedi, Çorum’da, Maraş’ta insanlık tarihinin en karanlık sayfalarını oluşturacak kadar gözünü kan bürüdü. Arkasından, bu da yetmedi, Kenan Evren dönemine…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – CHP’ye…

ADİL KURT (Devamla) – Üzerine alınan alır. Bizim bu konuda muhatabımız partiler değildir, devlet politikalarıdır. Devletin devlet halkına hitap ediyoruz, o devlet halkını da bugün sizler temsil ediyorsunuz. Sözümüzü üzerinize alın lütfen.

Alevi köylerine Sünnileştirme projelerini dayattınız. Bu da yetmedi bu köhnemiş zihniyetin halefliğine soyunanlar Sivas’ta Alevi aydınlarını diri diri yakarak tarihe bir utanç sayfasını daha eklediler. Şimdi, size söylüyorum: Alevi, Sivas katliamının katillerinin avukatlarını siz getirdiniz burada milletvekili yaptınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakan, bakan. Bakan da var!

ADİL KURT (Devamla) - Buna da yalan mı dersiniz, buna da iftira mı dersiniz? Buna demezler. İşlerine gelmeyince işinize gelmeyince “Yok.” Omzunuzu çok çabuk eğiyorsunuz. Taş nasılsa duvara çarpıyor.

Bakınız, sayın milletvekilleri, Kürt sorununa eksik ve tutarsız bir algı düzeyiyle harekete geçtiniz. Kürtleri yedeğinize alabileceğinizi düşündünüz ama gözden kaçırdığınız bir nokta vardır ki o da Kürtlerin asla kimsenin yedeğine düşmeyeceğidir. Kürtler sizin yedeğinize düşmeyecektir, düşmemişlerdir de.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yedeğinizden çıkıyorlar şu anda.

ADİL KURT (Devamla) – Şimdi, özellikle son otuz yılda devlet terörüne karşı diğer halkların demokrasi güçleriyle birlikte göstermiş oldukları direniş bugün Kürt siyasal hareketinin demokratik bir modernite perspektifini yeniden yaratmasını bilmiştir bu süreç, merak etmeyin. Bu süreç bu şekilde devam edecektir. Sizler uykunuzdan uyandığınızda bu ülkeye demokrasi gelmiş olacaktır, hiç merak etmeyin.

AKP’nin politikalarını deşifre etmeye devam edeceğiz. Halkımıza anlatmaya devam edeceğiz. İşte, bu hırsla, cemaatler koalisyonu şimdi KCK operasyonları adı altında saldırdığı ve siyasal soykırıma uğratmaya çalıştığı Orta Doğu’nun en büyük demokrasi hareketi şimdi cezaevine tıkılmaya çalışıyor. Size ancak “Hadi oradan!” derim. Bunu yapamazsınız, buna gücünüz yetmez. Emin olun, buna gücünüz yetmez. Siz pişman olacaksınız. Siz pişman olacaksınız. Siz yaptığınız, alnınıza sürdüğünüz bu lekeyle yarın öbür gün halkın karşısına çıkamayacaksınız.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen konuşmacı seçtiği kelimelere dikkat etsin.

ADİL KURT (Devamla) – AKP’nin akil adamları, stratejistler, akademisyenler, danışmanlar, köşe yazarları, onlara da sesleniyorum: Kürt sorununda baltayı taşa vurdunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Tehdit ediyor.

ADİL KURT (Devamla) – Parlatıp, cilalayıp Başbakana sattığınız terörle mücadele, siyasetle müzakere stratejisi çoktan tarihin çöp sepetinde yerini bulmuştur.

Bakınız, bir tüccar Başbakanın ancak tüccar danışmanları olur, ancak bunu yapabilirler. Bugün yaşadığımız tablo budur, önümüze koyduğunuz şeyler  budur. Dersim özrüyle bugün halkın karşısına çıkıp övünüyorsunuz. Biz önemsedik. Bu kürsüden de söyledik. Dersim özrü önemli bir özürdür ama on sekiz aylık Mehmet Uytun’dan, Mehmet Uytun’un babasından kim özür dileyecek? Başbakan şunu söylüyor: “Dersimli çocuklar süngülenip babalarına gönderildi.” Mehmet Uytun’u, on sekiz aylık Mehmet Uytun’u gaz bombasıyla kim katletti? Uğur Kaymaz’a, on iki yaşındaki Uğur Kaymaz’a 13 kurşun sıkıldı. Babasının yanında…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bingöl’deki askerlerden kim özür dileyecek? Canlı bombanın karşısındakilerden kim özür dileyecek? 3 tane çocuğunu öldürdüler.

ADİL KURT (Devamla) – Müsaade edersen, sabredersen onlara da geleceğim, onları da söyleyeceğim.

Uğur Kaymaz’a 12 kurşun sıkıldığında, işten dönen, kamyonuyla işten dönen babasının yanında katledilirken Başbakan ne demişti biliyor musunuz? “Kızıltepe’de teröristler öldürüldü.” dedi. Bunun İsmet Paşanın sözüyle hiçbir farkı yoktur.  İsmet Paşa ne demişti? Onu da size söyleyeyim, onu da size anımsatayım. 1938’de İsmet Paşa “Dersim’de şakileri öldürdük.” diyordu. Sayın Başbakan, 2006’da Kızıltepe’de işten dönen babasını karşılayan Uğur Kaymaz’ı öldürürken “Teröristleri öldürdük.” demişti. Bu ayıp da size yeter.

Bakınız değerli arkadaşlar…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Güneydoğuda siviller öldürüldüğü için kim özür diledi?

ADİL KURT (Devamla) – Şimdi, siz getirirsiniz, biliyorum. Bir saniye… Şimdi bu durumda ana muhalefet partisine seslenmek istiyorum. Siz biraz müsaade edin, sonra sözünüzü söylersiniz.

Bakınız, şu anda Meclis gündemine getirilmeye çalışılan yeni bir varlık vergisiyle karşı karşıyayız. Terör finansmanları adı altında yeni bir varlık vergisi Meclis gündemine taşınıyor. Bu varlık vergisine karşı çıkmazsak, bu terör finansmanı adı altında getirilen yasaya karşı çıkmazsak sadece biz Kürtler yanmayacağız, sadece Kürt siyaseti yanmayacaktır, çok sevdiğinizi söylediğiniz Türkan Hoca’nın derneğine el konulacaktır, siz Silivri’de gidip mahkeme izlediğiniz için sizlerin de mal varlığına el konulabilecektir. Buna karşı çıkın. Buna karşı çıkmak bir demokrasi borcudur, insanlık borcudur. Buna cevaz vermemek lazım.

Bu Hükûmet geçmiş dönemlerle benzeşmeyi aklına çok koymuştur. Aslında ben geriye dönüp baktığımda 1994’te burada oturan DYP Hükûmetinden başka bir şey görmüyorum. Örnek mi istiyorsunuz bu yasayla bağlantılı olarak? Bakınız, 4 Kasım 1993. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in sözü: “Teröre haraç veren iş adamları ve sanatçıları biliyoruz.” Bugüne geliyoruz. Sizden de bir örnek vereyim. Başbakanın sözü: “PKK’nin zorla haraç aldığı iş adamlarını biliyoruz.” Ne garip, ne kadar tesadüf. Ne çok birbirinize benzemeye başladınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yalan mı?

ADİL KURT (Devamla) – Bir saniye…

O zaman gereğini yaparsınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yalansa söyle.

ADİL KURT (Devamla) – Dur, ona geleceğim.

Tansu Çiller ne yaptı? Tansu Çiller’in sözünden sonra…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Başbakanın söylediği yalansa söylersiniz.

ADİL KURT (Devamla) – Tansu Çiller’in sözünden sonra bu ülkede, bakın bu ülkede… Bu dergi kapağı, Nokta dergisi 1993 Haziran ayının dergi kapağı. Tansu Çiller’in sözünden üç ay önce yapılmış bir kapaktır. “100 Kürt zengini.” diyor burada. Bu 100 Kürt zengini içerisinde Türkiye’de ilk 10’un içerisinde 6 tanesinin ismi geçer.

Bakınız, size bir dergi kapağı daha göstereceğim. Bu da Ekonomist dergisinin son sayısı, yani bu ay çıkan sayısı. “Türkiye’nin en zengin 100’ü.” Bunların içinde ise burada adı geçen Kürt iş adamlarından hiçbir tanesi yok. Tasfiye edildiler.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok mu üzüldünüz?

ADİL KURT (Devamla) – Tasfiye edildiler.

SIRRI SAKIK (Muş) – Onlar sermayeyi millîleştiriyorlar.

ADİL KURT (Devamla) – Kürt sermayesini, Kürt halkının halk olma bilincini bertaraf etmek için bunu göze aldınız, bu politikayı yaptınız. Bu tarz soykırıma gidildi. İş adamları bir bir katledildiler, sindirilmeye çalıştılar. Sayın Halis Toprak, iş adamı, siz çok iyi tanırsınız. On yedi yaşında bir kızla evlendiği için mi o hâle getirildi, paçavraya döndürüldü? Yok, hiç de öyle değil. Siz dersiniz ya “Doğuya yatırım yapılmıyor, terörden dolayı kimse gidip yatırım yapmıyor.” Halis Toprak gitti, Lice’de fabrika kurduğu için ve bu listede ilk 10’un içerisinde olan bir Halis Toprak tasfiye edildi, yok edildi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bankayı batırdı, bankayı.

ADİL KURT (Devamla) – Daha örnekler mi söyleyeyim mi size? Behçet Cantürk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – Eşi aramızda parlamenter, Savaş Buldan. Bunları kim katletti? Bunların hepsi iş adamıydı.

BAŞKAN – Sayın Kurt, lütfen sözlerinizi tamamlayın.

Teşekkür için açıyorum.

ADİL KURT (Devamla) – Evet, öyle bir bütçe yapmışsınız ki yani insanın dönüp “Hayırlı olsun.” diyesi gelmiyor. Biz, sizin bütçenizden umutlu değiliz. Sizin bütçeniz bu ülkenin gerçekliğini yansıtan bir bütçe değildir, asla bu ülkenin gerçekliğiyle örtüşen bir bütçe değildir ama biz bu ülkenin geleceğinden umutluyuz. Bu ülkede halklar birlikte yaşamaya devam edecek, halklar birlikte yaşamalarına engel olacak olan bütün unsurları bir bir yok edecektir, ortadan kaldıracaktır. Bundan emin olabilirsiniz.

Sizler, ya demokratik ruhu olan Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap veren bir bütçeyle önümüzdeki döneme bakarsınız ya da demin tarihten örnekler verdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – O örneklerde olduğu gibi sizler de onların yanına gidersiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

ADİL KURT (Devamla) – Hepinizi en içten saygıyla selamlıyorum. Bütçenin yine de her şeye rağmen hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu süreçte bütçe görüşmelerinin çok çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü önümüzdeki günler yaşayacaklarımız vatandaşın vergisinin kuruş kuruş nereye harcandığının iyice denetlenmesi açısından son derece önemlidir. Türkiye'nin bu kriz ortamında daha maceracı bir yola düşmemesi açısından da son derece önemlidir.

Ancak sözlerime başlarken şunu hemen ifade etmek istiyorum: “Orta Vadeli Program” diye bir program var. Bu, üç yıllık olarak hazırlanıyor ve her yıl olduğu gibi Mayıs ayında çıkması gereken bu Orta Vadeli Program’ı yasalara, Anayasa’ya aykırı olarak Ekim ayında Resmî Gazete’de basıyor Bakanlık. Bunu alışkanlık hâline getirdi. Burada üç yıllık rakamlar var dikkat ederseniz, 2012’nin bütçesi, 2013’ün, 2014’ün. Yalnız, bunun bir istisnası var arkadaşlar, bir tek istisnası var: Askerî harcamalar, silah alımları, örtülü ödenek gibi konular burada gözükmüyor.

Şimdi burada bu hukuksuzluğun üstüne bir tane daha ifade etmek istiyorum: Şu raporu hepiniz aldınız, üç dört gün önce geldi zaten bütçe raporu. Bunun bir ikinci cildi var, dört beş tane daha var, şu kadar eder.

Ben Kur'an’a el basarım burada, milletvekillerinin -komisyon üyeleri hariç veya ilgili birkaç kişi- yüzde 90’ı bunu okumamıştır. Ben Kur'an üzerine ant içerim, yüzde 90’ı bu raporu okumamıştır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yemin içilir, yemin.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yemin, ant değil.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yemin de içerim ve şunu da söylerim: Eğer okumuş olsalar, birinci sayfasında kanunsuzluğun başladığını görürlerdi. Birinci sayfada başlıyor arkadaşlar. Cumhuriyet tarihi Meclisinde, kanun hükmünde kararnameyle bakanlık ihdas edildiğini, onlarca bakanlığın bütçesinin tanzim edildiğini, tanzim edilen bu bütçelerin hiçbirinin de Mecliste görüşülmediğini, onaylanmadığını ve Mecliste görüşülmeyen bu bakanlıkların hepsinin hayalî olarak bütçesinin hazırlandığını görürsünüz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hasip Bey, ben de yemin ederim ki ilk sayfadan başka tümünü sen de okumadın. (Gülüşmeler)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi bakın, ben şuna yemin ederim ki, Sayın İnce yemin ederim ki bütün sayfalarda çiziklerim vardır. Senin yeminin çarpsın seni, ben iyi okurum. (Gülüşmeler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki, tamam.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu, Ziya Gökalp Lisesinin Müdürünün yeminine benzedi. Berberde tıraş olurken biri “Üç ayda Kur'an-ı Kerim’i hıfzettim.” demişti, o da bir yangını anlatmıştı “Köye giderken atladım ata, dört nala gidiyordum. Sicim gibi kar yağıyordu, yağmur yağıyordu. Çakmağımı çıkaracağım, yok. Cigaramı sardım. Atımın nalından bir kıvılcım çaktı, sigaramı yaktım. İnanmadıysan üç ayda hıfzettiğin Kur'an-ı Kerim çarpsın beni.” diye. Ben de iktidara bunu söylüyorum. Eğer okudunuzsa bunu o üç ayda hıfzedilen Kur'an-ı Kerim de ya beni çarpsın ya sizi çarpsın. (Gülüşmeler)

AHMET YENİ (Samsun) – Millet çarpmış sizi!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Allah hepinizi esirgesin Hasip Bey.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, ben bunu niye söyledim? Bakın, arkadaşlar, kanun Mecliste bir enstrümantal değildir. Yani siz kanunu, bu hani her telden çalan kanun gibi çalamazsınız. Bunu anlatmak istiyorum. Kanun çıkartmanın bir usulü, adabı vardı. Kanun nasıl çıkarılır? Mecliste bir İç Tüzük adabı vardır, bir komisyonları vardır ve ona göre çıkarılır. Ama siz çoğunluksunuz, sayı kriziniz yok, üstelik üç dönemdir iktidarsınız. Bakın, başlamışsınız daha seçimler olmadan -yangından mal kaçırırcasına- 3 Haziran, 633, Bakanlıklar ihdas etme… Arkasından yine 643 sayılı kararname, Bakanlık ihdas etmişsiniz. Şimdi, bakanlıkların da yerini değiştirmişsiniz, yerine de yardımcılıklar koymuşsunuz.

Şimdi, Orta Vadeli Program’a göre, bakın açık söylüyorum, Sayın Maliye Bakanının, Hükûmetin hiçbir şey yapmasına gerek yok, bürokratları bizi yönetiyor. Bu Meclis bürokratlar tarafından yönetilen bir meclis durumuna geldi arkadaşlar.

MUSA ÇAM (İzmir) – Doğru!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hükûmeti yönlendiriyorlar, bizi yönlendiriyorlar. Hani biz vesayetten şikâyet ediyorduk ya -askerî vesayet- e, generallerin hepsi nerede? Ne cezaeviydi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Silivri!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Silivri değil, Hasdal!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, orada, bir de Silivri’de. Şimdi, Hasdal, 12 Eylülde tutukluları da oraya koyuyorlardı, avukatken gitmiştim, Silivri de. Askerî vesayet olayı vardı, Hükûmet bununla dert geçindi. Sonra yargı vesayetinden şikâyet etmeye başladı. Şimdi o yargıyı da ele geçirdi. Bürokrasi… Ya, devleti bürokratlarla yöneten bir zihniyet hâkimiyetiyle bir bütçe yapılıyor.

Şimdi, burada Maliye Bakanının keyfi yerinde, hiçbir şey yapmasına gerek yok, üç yıllık bütçe rakamları belli. Arkadaşlar, üç yıllık bütçe rakamları belli olan hiçbir devlet yok. Diyeceksiniz “Var.” Bu krizde olmaz, arkadaşlar, bu krizde siz üç yıl önceden rakam belirleyemezsiniz. E, bu Orta Vadeli Program’a göre bir tek şey kalıyor, Sayın Bakanım, yine, rakamlar aynı, vergiler, ÖTV, KDV, damga vergisi, harç, haraç… Vatandaştan alıyorsunuz yine yüzde 80. Ee, zenginden ne alıyorsunuz? Çıkıyorsunuz kürsüye “Vallahi, kurumlar vergisini yüzde 35’ten yüzde 20’ye indirdim.” diyorsunuz. Aferin size! Aferin ya! Zenginden vergi alma, fakirden al! Var mı böyle bir adalet ya?

Sayın Bakanın yine keyfi yerinde. Yani gelmese bile göreve, gitsin memleketi Hasankeyf’e, -Hasankeyf’in tarihi zaten sular altında kalacak- o tarihî köprünün altında oltasını atsın, sazan avlamaya başlasın ama Meclise gelip sazan avına çıkmasın. Bakın açık söylüyorum, burada, Mecliste sazan yok. O bürokratları da Meclisteki milletvekillerini sazan zannediyorsa demokrasinin sazanlara ne yaptığını, bürokratlara haddini bildirerek, demokrasiler hesap sorarak göstermiştir.

Bakın arkadaşlar, bütçe açığı rakamlarına bakın, bu rakamlar sanal. Bu rakamlara siz güvenmeyin. Bana çıkıp Maliye Bakanı şunu söyleyecek: “Ben beş aydır Kandil’e, Kuzey Irak’a her gün 10 tane, 20 tane jet uçağı kaldırıyorum, bu kadar bomba atıyorum. Bunun her uçuşu şu kadar lira, şu kadar bomba şu kadar para eder. Şunun parası bu bütçenin içinde, burada bu kadar.” Çıkıp bunu söyleyecek, bütçe budur. Vatandaş “Verdiğim vergiyle, sen, o hangi silah şirketlerini doyuruyorsun? Hangi silah şirketlerine vergimi peşkeş çekiyorsun?” diye bakacak. “Hangi silah şirketleriyle iş birliği yaptın? Skorsky’i kimden alıyorsun? En son insansız hava araçlarını kimden aldın? İsrail’den alıyordun, şimdi Amerika’dan mı alacaksın?” Bunun hesabını sorar. Sonra şunu sorar: “Ne kadar para harcadın oraya bu bütçeden?”

Şimdi, bakın, bu bütçenin en bariz özelliğini söyleyeyim size arkadaşlar: Bu bütçede Orta Vadeli Program delinmiştir. Delinmiştir Orta Vadeli Program. Nasıl mı? Çok basit, güvenlik harcamaları. Bakın, polis artmış, asker artmış, sözleşmeli artmış, yüzde 30. Bakın, dikkat edin ama, tek bir bütçe artıyor: Millî Savunma Bakanlığından İçişleri Bakanlığına. İdris’in keyfi yerinde, Temel buna niye kızmasın kardeşim, söyler misiniz? Temel niye kızmasın, her şeyi vermişsiniz? 2 milyon silahlı güç de emrinde, astığım astık, kestiğim kestik bu memlekette istediği hukuku uyguluyor.

Şimdi, ben dünya krizlerine girmeyeceğim. Çok açık söylüyorum: Elimde şöyle bir şey var, demin Sayın Bakan burada konuşurken “Bütçemiz şeffaftır.” dedi. Ben demiyorum, şeffaf değildir, eğer şeffafsa Sayıştayın gizli genelgesiyle bu Meclis adına denetim olmazdı. Siz şeffaf değilsiniz, siz kapalı bir kutusunuz, o kutunun içinde ne yapıldığını biz araştırmaya çalışıyoruz. Bakın açık konuşayım.

“Samimidir.” Yahu bütçenin samimisi olur mu arkadaşlar ya? Muhabbet mi ediyoruz ya? Vatandaşın parasını alıyoruz, harcıyoruz, denetliyoruz ya. Muhabbet kuşu mu besliyoruz, samimi olacak ya? Böyle bir alışkanlık olur mu arkadaşlar? “Bütçe gerçekçidir.” Dünyadaki kriz ne kadar gerçekse, bu bütçe de o kadar gerçektir.

Şimdi, bakın zam konusunda birkaç şey söylemek istiyorum, bu bütçe rakamlarına geçmeden önce. Şimdi bu bütçede dikkat ettiniz mi arkadaşlar, okuyun dedim raporu, boşuna demiyorum. Diyanet İşlerine 2011’de 3 milyar 178 milyon nokta, bakın Millî Savunma Bakanlığına 16 milyar 975 milyon, İçişlerine 2 milyar 362, Emniyet Genel Müdürlüğüne 10 milyar 578 -dikkat edin diğer iki kaleme ama dikkat edin- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına 688 milyon lira. Son on yılda afetlerde ve depremlerde 1 milyon insanımızı yitirdik, 1 milyon insanımızı arkadaşlar! Otuz yılda yaşanan çatışmalarda 40 binin üstünde insanımızı yitirdik. Şimdi, doğal afetlerin kaçınılmaz olduğu ikliminde Türkiye'nin, depremlerinin, sel baskınlarının, sen - bu Afet ve Acil Durum Başkanlığı ki Başbakana bağlı- 600 lira göstermelik ve sembolik bir para ararsan, Van depreminde böyle enkaz altında kalırsın çünkü oraya gidecek memurun bile olmaz bu parayla. Bu parayla olmaz.

Bakın, GAP’a ne ayırmışsınız? GAP’a, GAP’a… “GAP” diye durup konuşuyorlar, her geldiklerinde “GAP, GAP, GAP…” Arkadaşlar, bütçeden ayrılan para 63 milyon lira -63 milyon 631 bin- yani İşsizlik Fonu’ndan tırtıklamasalar, 1,3 milyar lirayı oraya koymasalar 9 milyar etmezdi. 9 milyar lirayla dört senede AKP Hükûmeti ne yaptı biliyor musunuz GAP’ta? Yüzde 16 olan tarım arazisinin sulanma oranı yüzde 17 oldu; bir puan arttınız. Tebrik ederim sizi efendim, tebrikler, başarıya da başarı deriz. Allah! Bu vekil şaşkın! Yüzde 1; 16’dan 17’ye yükseltmişsiniz, olmaz arkadaşlar.

Bakın, Elektrik Mühendisleri Odası elektrik zamlarıyla ilgili -elektrikle ilgili rakamlar var, zamla ilgili- diyor ki… Doğal gazdan elektrik üretiyorsunuz; doğal gaza zam oluyor, elektriğe otomatikman zam oluyor, hadi buyurun. Hem doğal gazdan vatandaş tırtıklanıyor KDV, ÖTV’yle. Elektriği özel şirketlere verdiniz hepsini, geliyor bir de oradan vatandaşı soyuyorlar, soğana çeviriyorlar. Elektrik kaç para biliyor musunuz? Takip ediyor musunuz? Son altı ay içinde dağıtım şirketlerini özelleştirip verdiğiniz şirketlere neler verdiğinizi biliyor musunuz? Bilmezsiniz. Bakın, bir rakam çıkarmış Elektrik Mühendisleri Odası ve bu rakamda -zamanım yok, dökmeyeceğim- 100 lirada 25 liradan sonraki vergileri kalem kalem sayıyor, 75 bilmem ne kadar oranında vergiyle 20 liranın nasıl 100 lira olduğunu anlatıyor.

Arkadaşlar, şimdi, hastaneye elektrik lazım, okula lazım, camiye lazım, her şeye lazım ama bu, maalesef böyle devam ediyor hâlâ. Bakın, doğal gaz zammı da aynı. “Yakın zamanda doğal gaz, elektrik zammıyla beraber ayarlama yapıldı.” diyor. “Zam” vardı eskiden, sonra “Otomatik zam” oldu, Hükûmet o kadar uyanık ki zammın adını “Uyarlama” diye ayarladı. “Uyarlama” diye ayarladı zammın adını. Bu kadar pişkinlik de hiçbir hükûmette görülmedi arkadaşlar. “Ayarlama” zammın adı “Ayarlama.”

Şimdi, bakın, bazı şeyler var, bilim insanlarının bu zamlarla ilgili, kriz sonrası, akademisyenler, herkes bir isim veriyor “Namert zammı” diyen bile var çünkü direkt vatandaşı vuruyor, direkt çalışanı vuruyor, direkt emekçiyi vuruyor. Vaktimiz yok, cari ağı kapamak için yapılan bu oyunlardan kaç milyar kazanılmak istendiğinin de farkındayız ama şu yeni kriz olayı var: Teşvikler olayı. Bu krizi fırsata çevirip yeni teşviklere ne diyorsunuz? Allah aşkına, yüzde 5 işveren primini hazineden ödeyip 4,5 milyar lirayı cukka ettiniz, vergilerini vatandaşın.

Asgari ücret alan vatandaşa niye bu kıyağı yapmıyorsunuz? Yapmazsınız çünkü siz patrondan yanasınız, aramızdaki fark bu, onun için birbirimizi anlamak daha kolay. Siz, sermayeden, iş birlikçi sermaye ve holdinglerden yanasınız; biz, emekçi halktan, ezilenlerden, çalışanlardan, esnaftan, köylüden, tarımdan yana olanlardanız.

Sekiz yıllık özelleştirme gelirini bir senede cukka ettiniz, 50 milyar. Özelleştirdiğiniz şirketlerin hepsi Türkiye’de TÜPRAŞ gibi vergi rekortmeni oldu. Böyle kârlı yatırımları yandaşlarınıza satarsınız tabii, satmasını iyi bilirsiniz ama PTT’ye müşteri bulamazsınız.

Bakın, teşvik yatırımlarındaki kriz olayına ayrıca girmeyeceğim ama önümüzdeki günlerin sürprizi bu teşviklere dikkat edin diyorum.

“GAP yalan.” dedik. Bu GAP’ın… Allah aşkına, GAP, DAP, KOP bunları birleştirip Kalkınma Bakanlığı yapmışlar. Sonra bir Ekonomi Bakanı var, sonra Maliye Bakanı var, bir de Maliye Bakan Yardımcısı var, 7 kocalı Hürmüz gibi bakanlıklar, alın, buyurun. Bu kadar ekonominin başında bu kadar çok bakan olur mu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ali Babacan Bey’i unuttun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu kadar bakan, bu kadar ekonominin başında bu kadar baş olur mu arkadaşlar, böyle mi yönetilir ekonomi?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Siz gelince düzeltin.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi bakın, size deminki rakamlar üzerinden bilimsel biraz tahliller yapalım ama ondan önce şunu söyleyeyim: Elektrik zamlarını kapatacağım. İnanın, bu elektriği var ya 12 Eylül darbesinde cereyan yemiş birisi olarak işkencede, Edison’un kemiklerinin nasıl sızlatıldığını bilirim, şimdi de uygulanıyor işkencede. Bir de elektriğin aydınlanma aracı olarak insanlık hizmetinde olması gerekmiyor mu? Siz kalkıp bu aydınlanma aracını, zamlarla, ÖTV’yle, KDV’yle vatandaşı soğana çevirmeye çalışmak için, vatandaşı sömürmek için, vatandaşın cebindeki kuruşunu almak için kullanıyorsunuz. Bu, zulüm değil mi arkadaşlar? Vallahi billahi, Edison mezardan kalksa yakanıza yapışır, partinizin amblemindeki ampulü de patlatır, size de bir tane çakardı. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, enflasyon bu ay nereye fırladı, haberiniz var değil mi arkadaşlar? Sayın Elitaş, iş adamı olarak biliyorsun, enflasyon bu ay iki haneli rakamı buldu. Ben bundan keyif almam ülkem adına, halkım adına, halkımız adına. Tek rakamdan iki rakama, kriz nedeniyle... Ben bundan asla, hiçbir partili bir milletvekili almaz ama çıkıp burada kimseyi uyutmayın. İşte, kasım ayı 1,73 arttı, TEFE 9,48, ÜFE 13,67, Hükûmetin hedefi 5,5. Maşallah, maşallah! Çift rakama gelmişsin, hedef 5,5.

Ya işte, bu kadar enteresan bakanlar var ki Hükûmette, bu Hükûmetteki bazı bakanlar, inanın insanı şaşkına çeviriyor. Bakın, bir Avrupa Birliği Bakanı var. Avrupa Birliği Bakanı “Geçen gün kamyon sürdüm, Leonardo Da Vinci.” diyor. Şoför kafası, bu kafayla Avrupa Birliğine… Kamyonla Avrupa Birliğine girmeye çalışan, tırla Avrupa Birliğine girmeye çalışan bir bakan var.

Arkadaşlar, şimdi “Kopenhag Kriterleri.” diyor “Kopenhag için Şırnak’ta güvenlik lazım.” Dön biraz da hukuk ver ya, biraz da insan hakları, biraz da demokrasi ver yani Şırnak’ta insan hakları, hukuk, demokrasi olmasa Ankara’da olur mu? Kopenhag’da mı olacak ondan sonra? “Hatayı kendimizde aramayın.” diyor. Valla Sadullah, Adalet Bakanı Hataylı, onda arayın o zaman mı diyeceğiz? Böyle gayriciddi siyasetle Avrupa Birliğine girilmez arkadaşlar, kamyonla Avrupa Birliğine girilmez. Avrupa Birliğinin Kopenhag Kriterleri vardır, demokrasi kriteri var, insan hakları, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük, güvenlik, bunu öğreneceksiniz kamyon sürmesinden önce.

Şimdi, döviz kurları üzerinde bir yükseliş var. Diyor ki Hükûmet: “Çok açık, biz krizden etkilenmedik.” Bu bana hep Elâzığ’da anlatılan bir fıkrayı hatırlatır. Kabadayı böyle atmış ceketi, gidiyor, tespihi sallıyor. Bir tane araç vuruyor, düşüyor yere. Korkuyor şoför: “Gelmiş olsun, bir hasar?” Böyle yapıyor, “Tövbe tövbe!” diyor, ”Bizde hasar yok, sizde varsa ödeyek.” Hükûmet de öyle bir durumda kardeşim. Yani şimdi ben Hükûmete ne diyeyim? “Krizden etkilenmedik.” Niye? Senin lira yerinde sayıyor mu? Sayıyor. Dolar ne oldu? Dolar 1.400’den 1.800’e çıktı. E, senin lira yerinde. Peki, euro? 1.900’den 2.045’e çıkmış. E, lira yerinde. E, şimdi, sen ithalat yapıyorsun. Alırken, bu liraları dolara çevirirken, o dolarları o kurdan almayacak mısın? O parayı bayılmayacak mısın? Nasıl etkilemiyor senin ithalatını, ihracatını? Yani bununla da biraz dalga geçmemek gerekir diye düşünüyoruz.

Gelir dağılımı çok ayrı bir konu. Ama şunu açık söylemek istiyorum ve samimi olarak söyleyeceğim duygumu, partimin, arkadaşlarımın görüşü olarak: Dış politikada sıfır sorundan sırf soruna geçtik. Ya şöyle bir bakın, Yunanistan, Kıbrıs, Suriye, Irak, İran, Ermenistan… Öbür tarafta da deniz var, Karadeniz’le de sorun yaşayacak hâlimiz yok ya. Şimdi, Allah aşkına, Suriye’ye ikide bir Başbakan rest çekiyor. Daha önce Mavi Marmara’da İsrail’e çekti. Ya bu dış politika böyle yapılmaz. Diplomasinin kuralları var, öyle duygu, his, romantizm, şu bu araya girmez. Sayın Başbakan, cebinde iki sinek ası, rest çekiyor. Görürler blöfünü kardeşim, görürler senin! Ama sen zarar görsen sorun değil, memleket görecek, memleket; biz göreceğiz! Bu bütçe allak bullak olacak, savaşa dünyanın parası gidecek. Kardeş kardeşi, Suriye’yle kavga edersen vuracak, İran’la kavga edersen vuracak, Irak’la kavga edersen vuracak. Onun için, iki sinek asıyla rest çeken poker edasından vazgeçmek lazım.

Bakın, güvenlik devleti konusunda elimizde öyle rakamlar var ki… Bu Hükûmet, nereden keşfettiyse, imamlarla, jandarmayla, polisle memleketi yönetmeyi kafaya koymuş. Bu bütçenin rakamlarına bakın, öyle. Yani imamla yönetecek, jandarmayla yönetecek, polisle… Niye? Bunlar her köyde var, her yerde varlar ya… Ee? “2 milyon sayı.” Ee? “Vallahi, artıralım yüzde 30.” Ee, silah? “Silah da alalım.” Ee? Kardeşim, bu ülkeye hiç hukuk lazım değil mi, demokrasi lazım değil mi, insan hakları lazım değil mi? Yani bunun içinde bütçe yok mu? Allah aşkına, hep size, hep güvenliğe olur mu; bu halka da biraz bütçe yok mu? Poşu takan gençleri, bir slogan atan gençleri, hepsini otuz ay içeride tutuyorsunuz. Yarın Hopa’nın duruşması var. Hopalıya da yapıyorsunuz, Şırnaklıya da yapıyorsunuz, İzmirliye de yapıyorsunuz, İstanbulluya da yapıyorsunuz.

Ben size bir şey söyleyeyim mi? Siz bu kafayla 2023 stratejileri çizmeyin. 2013’e, evvel Allah, siz kendinizi zar zor atarsınız bu kafayla, seçim geliyor. 2013’te yerel seçim var; Cumhurbaşkanı Gül de kafaya koydu yedi sene, bir de 2014’te seçim var, bir de oraya görüşeceğiz; bir de arkasından 2015 milletvekili seçimi var. Vallahi, bu üç hendeği de atlatırsanız, biz de bir daha vekillik yaparsak namerdiz, istifayı basıp eve gideceğiz!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Unutma bu sözünü.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Unutma, unutma, bu sözünü unutma.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yazıyorum buraya.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu sözü yazıyor musun?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Tarih 8 Aralık, unutma.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ama siz de iktidar olamazsınız benim gibi sözünüzde durursunuz değil mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz yedi hendek atladık, yedi hendek; yedi seçim geçirdik.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bunu unutma, unutma.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu sözünü unutma, arkasında dur.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Tamam, peki, peki.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Epeyce eğleneceğiz çünkü bu sözünü tutacağın zaman.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – 2015’te görüşürüz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi bakın, Sayıştayı gizli, dinlemesi gizli, tanığı gizli, soruşturmacısı gizli, delili gizli, devletin sırları gizli, Hükûmetin kendisi de gizli gizli yönetiyor ülkeyi. Böyle bir yönetim anlayışı olabilir mi?

Şimdi en fazla tutuklu nerede? Bakın, ben anlatırsam dersiniz “Hasip Kaplan’dır, zaten muhaliftir, böyle diyor.” Ben bunu dünya kuruluşlarından okuyacağım: Terör suçundan en fazla kim hükümlü? Dünyada 35 bin kişi. Ee Türkiye? 11 Eylül 2009 tarihi… 12.089.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bugün de 23 kişi tutuklandı.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bugünküleri katmıyorum.

Sonra Çin 7 binle 2’nci sırada, 1 milyarlık Çin’den önde gidiyoruz. Niye? Ağzını açanı, rüya göreni, düşüneni, kitap yazanı yazmayanı, makale yazanı  yazmayanı herkesi terörist diye içeri atıyoruz, üç sene sonra mahkemeye çıkıyor. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi bakın, Şırnak’ta benim bütün belediye başkanlarımı, encümenlerimi hepsini aldı Başbakan,    Hükûmetiyle aldı, hepsi içeride. Eğer bir dosyada bir olay varsa birinin burnu kanamışsa bir belediye başkanım, bakın, bir tane yöneticim birine en ufak bir şiddet de uygulamışsa hesabını vermeye hazırız. Ama o dosyalarda eğer bir çakı yoksa bir olay yoksa bir mağdur yoksa, bir müşteki yoksa halkımız da bunun hesabını soracak. Bunu bilesiniz, bu hesap işidir. Gücünüz yeter bugün ama bir yanlış yapıyorsunuz yanlış, Şırnaklıların hepsini almaya gerek yok gelin  beni alın. Bakın burada benden ne çekiyorsunuz? Gelin beni alın kestirmeden bitirin bu işi demokrasiniz tamamlansın.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sana da sıra gelecek.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – O da olur, o da olur.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi bakın, basın özgürlüğünde yine uluslararası sınır tanımayan gazeteciler Türkiye’yi 122’nci sırada sayıyor dünyada. Sendikalaşma oranına gelelim, biraz çalışma hayatına  çark edelim. Türkiye OECD rakamlarına göre 34 üye ülke arasında Türkiye'nin 5,9 oranla sırası… Arkadaşlar, 12 Eylül Kenan Evren darbesi döneminde bu oran daha yüksekti. İşte sendikacılar sizde de var, bizim partide de, MHP’de de var. 12 Eylül darbesi döneminde bunun 2 katıydı sendikalaşma oranı.

Bakın, eğitim konusu, Sayın Kılıçdaroğlu da açıkladı… Bu rakamlar tabii evrensel, OECD’nin raporlarında var. Türkiye’de yıllık harcama, öğrenci başına yıllık 1.246 dolar. Gerçek OECD rakamları ne? 8.070 dolar. Hadi buyurun! Çok iyi, dünyanın 16’ncı ekonomisi ama dikkat ha, aman aman aman, nazar değmesin, 16’ncı büyük ekonomisiyiz (!) Bu rakam da şaşmasın diye ben biraz gerçekleri…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Kaplan, 2002’de ne kadar?

HASİP KAPLAN (Devamla) – İnsani gelişmişlik konusuna gelelim. Bakın, insani gelişmişlik konusunda Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütünün… 2011 Kasım -yeni, daha taze- haberlerine göre de Türkiye, raporda, 173 ülke, bölge arasında 85’inci sırada. Vay, vay, vay, 16’ncı büyük ekonomimize bakın (!) Demek ki sağlıkta, sanatta, siyasette, eğitimde, insanca yaşamada, konuşmada, lokantaya gitmede, tiyatroya gitmede biz 85 ülkenin gerisindeyiz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – 2002’de ne kadar?

HASİP KAPLAN (Devamla) – 16 değil 1’inci olsak ekonomide ne yazar yahu? Böyle bir ekonomi batsın ya, batsın böyle bir ekonomi! Böyle bir bütçe de batsın daha iyidir!

CEVDET ERDÖL (Ankara) – Ülke batmasın, hayır, ülke batar mı? 

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, batsın böyle bir politika, ekonomi. Bakın…

CEVDET ERDÖL (Ankara) – “Ülke batsın.” denir mi Sayın Kaplan?

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Ülke batsın.” demedim ha!

CEVDET ERDÖL (Ankara) – Öyle dedin.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sağlık Komisyonu Başkanım, sağlığın yerinde, iyi algıla.

Şimdi, bakın, cinsiyet eşitsizliği ve kadına şiddet konusunda da Allah var sizin devriniz rekor kırıyor. Her gün bir kadın sokakta öldürülüyor. Ya, 2 milyon asker var, 2 milyon polis, asker var, nasıl kadınlar ölüyor sokakta hâlâ açık açık, bunu da siz düşüneceksiniz.

Bakın, silahlanma ve devlet şiddeti konusunda Türkiye, 2010-2011 yıllarında resmî olmayan verilere göre, askerî harcama ve silah alımında dünya sıralamasında ilk 5 ülke içinde. Savaşa mı gidiyoruz arkadaşlar? Nereye? Kırk yıldır içimizde kardeş kardeşi öldürüyor, yetmedi mi? Biz kendi içimizde barışamadık, kucaklaşamadık. Öyle bir noktaya gelmişiz ki birbirimize en ufak kelimede tahammül edemez duruma geldik. Şimdi biz dünyaya savaş açma potansiyeliyle hareket ediyoruz ve silah alımında 154 devlet arasında İran’dan sonra 17’nci sıradayız. O paraları çocuklarımıza harcasak, okullar yapsak, hastaneler yapsak.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bırakın silahları o zaman.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Van’da üşüyen çocuklara, o çadırlarda açlıktan, soğuktan ölen çocuklara ev yapsak, aş yapsak, yuva yapsak, öğretmen yapsak, doktor yapsak, silah almaktan, bomba almaktan, uçakla bomba yağdırmaktan, insan öldürmekten daha onurlu, daha şerefli, daha asil bir davranış… (BDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Başbakan… Ben şunu çok açık söyleyeyim: Tutuklamalarınızı, her şeyinizi biliyoruz. Çok şey var, konuşamadım ama itiraf edeceğim, bu içimde kalmasın. Bakın, Başbakan diyor ki: Bir çıraklık, bir kalfalık, bir de ustalık dönemi. Eğer ustalık döneminin bütçesi buysa vay Türkiye’nin hâline. Sizin birinci döneminiz var ya 2002, mağduriyeti en çok oynadığınız, mazoşist bir siyaset uyguladığınız dönemdir, çıraklık döneminiz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Sen kendini tarif ediyorsun, nasıl dersin Hükûmete mazoşist!

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Darbeciler” dediniz, “başörtüsü” dediniz, geldiniz. 2007’de geldik, bu sefer aynı edebiyatla geldiniz, aynı propagandayla geldiniz. Bu sefer siyasette sadomazoşizm yani hem acı çektirme hem acı alma siyaseti gelişti. Bu kalfalık dönemi kararsızlıktı. Hangi tarafa meyledelim? Sonra geldik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) - …12 Haziran seçimlerinde yüzde 49 oy alınca sadist siyaset dönemi başladı, bu da ustalık dönemidir. Bu tehlikelidir, çok tehlikelidir arkadaşlar, vallahi billahi tehlikelidir. Türkiye iyiye gitmiyor, bu bütçeyle de iyi gitmez.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ediyorum.

Şimdi söz sırası, AK PARTİ Grubu adına Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce burada konuşan arkadaşımızı dinledik. Orada da bir sanatçı arkadaşımız var. Yönetmen olduğunu öğrendim Sayın Sırrı Süreyya Önder’in.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sataşma var, söz istiyorum!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İlk çevireceği filmde başrol oyuncusunu buldu, hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “İmaj maker” konusunda yardımlarını alıyorum, onu da söyleyeyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani kendi kafasına göre bir senaryo üretmiş. Bu senaryo içerisinde Türkiye ekonomisini ve Türkiye’yi tanımlamaya çalışırken o hayal âleminde de o kadar kendisi inanmış ki en sonunda yaptığı işi, açıkçası son cümlelerini aşırı derecede yadırgadığımı ifade ediyorum. 2002 yılında Türkiye’yi idare eden, bu milletten aldığı yetkiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulmuş bir iktidarı “mazoşist” diye ifade edip, arkasından farklı farklı tanımlamalarla ifade etmek Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine yakışmayan bir davranıştır. Bu, millete yapılmış bir hakarettir (AK PARTİ sıralarından alkışlar) çünkü -Türkiye’de yaşayan herkes- Türkiye’de seçmen olan herkesin analarının ak sütü gibi helal oylarıyla seçilmiş Parlamentoyu, o Parlamentonun içerisinden çıkmış -Türkiye Büyük Millet Meclisi- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini bu şekilde yani amiyane bir tabirle ifade etmek herhâlde milletvekili arkadaşlarımıza yakışmaz ama kendisine yakıştırıyor mu bilmiyorum. Kendi grubunda da bu konuda gülümsemelerin olmadığını gördüm, herhâlde onlar da bundan rahatsız olmuş olabilirler.

Değerli milletvekilleri, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçede emeği geçen, başta Maliye Bakanımız olmak üzere Maliye Bakanlığının bürokratlarına, tüm bakanlıklarımıza, bakanlıklarımızın bürokratlarına ve uzun bir süre, bir aya yakın bir süre içerisinde Plan ve Bütçe Komisyonunda cumartesi, pazar, hafta sonu, gece gündüz yoğun bir mesaiyle, muhalefet olarak arkadaşlarımızın yaptığı eleştirel katkılarla, AK PARTİ Grubu olarak milletvekili arkadaşlarımızın bu bütçenin doğruluğuyla ilgili yaptığı tartışmalar içerisinde sonuçlanmasında emeği geçen Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanımız başta olmak üzere tüm siyasi parti gruplarına mensup Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi ve komisyon üyesi harici olarak da yine Komisyonda milletvekili olarak katkılarını sunan değerli arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Muhakkak ki muhalefet bu bütçeyle ilgili meseleleri eleştirecek. Onun eleştirileri yapıcı eleştiri olduğu sürece, düzgün bir anlam ifade ettiği sürece iktidar tarafından da değerlendirilip belki bu bütçede olmazsa bundan sonraki bütçelerde de dikkate alınıp Türkiye’yi huzura ve refaha götürecek bütçe yapma imkânını sağlayacaktır.

Bakınız değerli arkadaşlar, 2002 yılında 3 Kasım seçimlerinde AK PARTİ iktidara geldiği dönemdeki bütçe yapısı ile ondan önceki dönemdeki bütçe yapılarını iyi değerlendirmek gerekir. Türkiye ekonomisindeki ortaya çıkan güzelleşmeleri, Türkiye’deki huzuru, Türkiye’deki refahı, Türkiye’deki güven ve istikrarı “AK PARTİ’den önce” ve “AK PARTİ’den sonra” diye tanımlamak gerekir.

AK PARTİ’den sonra olanlar nedir? Sayın Bakan anlattı ama AK PARTİ’den önce olanları biz dokuz yıl önce yaşadık. Bunu bir siyasi partiyi eleştirmek adına söylemiyorum, sadece 57’nci Hükûmet adına yapılanları söylemiyorum, ondan önceki dönemlerde gelen hükûmetlerin yaptıkları meseleleri de yetmiş dokuz yıldır, seksen yıldır bu Türkiye'nin bazı kamburları, makûs talihi hâline getirilmiş, az gelişmiş ülke süreci içerisinde boğdurulmuş ve o sınırın dışarısına çıkarılmamış bir ülke konumuna getiren kim varsa bunda hep beraber sorumluluğumuzun var olduğunu düşünüyoruz. Belki biz o dönemde siyasetin içinde bulunmayabiliriz ama o partileri iktidara getirirken verdiğimiz oylarla bu ülkede yaşayan 74 milyonun yetmiş dokuz yıllık, yani AK PARTİ öncesi dönemdeki, süreçteki herkesin sorumluluğu vardır ama ne zaman ki 3 Kasım 2002 tarihinde milletin ruhuna, milletin gönlüne hitap ederek onlardan aldığı oylarla birlikte, yine millete hizmet etmeyi kendisine şiar edinmiş bir iktidarın ülkede var olmasıyla birlikte istikrar, güven, huzur ve refah beraberinde gelmiştir.

Bakınız, değerli arkadaşlar, biraz önceki konuşan Sayın Konuşmacı Millî Savunma Bakanlığına ayrılan bütçeyle, emniyet teşkilatına ayrılan bütçeyle bu bütçelerden ne kadar silah alındığını ve bu silahların ne olduğuyla ilgili ifadelerde bulundu.

İlk defa cumhuriyet döneminde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından hazırlanan bütçelerde Millî Eğitim Bakanlığı bütçeleri birinci sıraya yerleşmiştir. Ondan önceki dönemlerde Millî Savunma Bakanlığının, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütçeleri hep ön sıradadır, hatta bazı dönemlerde bütçenin üçte 1’e yakın kısmının Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Millî Savunma Bakanlığının bütçesi olduğunu görürüz.

Şimdi, soruyor yine Sayın Bakana, diyor ki: “Siz bu bütçe içerisindeki kaynaklardan ne kadarını Kandil’e bomba atarak kullanıyorsunuz?”

Senin savunduğun, bu ülkenin huzuruna, bekasına, geleceğine kastetmiş...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Rakamı açıkla. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...bu ülkenin birliğini, beraberliğini yok etmek için gayret gösteren...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu bütçeyi açıklamamanın gerekçesi olamaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...çalışan teröristleri savunuyorsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz terörü durdurmak için, bu ülkenin 74 milyon insanı...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bütçeyi açıklamamanın gerekçesi olamaz ama. Bütçeyi açıklayacaksın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...teröristle mücadele etmek için bütün gayretini hep beraber yapacaktır ve terörü durdurmak için...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O bahaneyle de başka yere götürmeyeceksin malı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...bütün muhalefet partileriyle birlikte, seçilmiş bütün milletvekilleriyle birlikte...

HASİP KAPLAN (Şırnak) –Yani böyle bir gerekçe olur mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...terörü durdurmak için ne yapmamız gerekiyorsa onları da yapmak bizim en önemli meselelerimizden birisidir. Terörle mücadele...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kandil’e gönder, Kandil’e, Suriye’ye değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Senin yapman gereken şu olabilir: Silahlar sussun, doğru. Mademki Kandil’le bu kadar yakın ilişkin var, onlara söyle, de ki: Sustur şu silahları, yeter artık kardeş kanına girdiğin.” diye bunları ifade et...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz daha çok yakın temas görüşüyorsunuz, onun için siz yapın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...varsa cesaretin ama bu cesareti bulamıyorsun. Kandil’den aldığın talimatla, KCK’dan aldığın talimatla gelip burada...

SIRRI SAKIK (Muş) – Doğru konuş ya, ayıp sana be!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - ...Türkiye'nin barışına ve huzuruna katkı sağlamıyorsun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yakın temasla on iki mektup taşıdınız, bari siz yapsaydınız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Türkiye'nin huzursuzluğunu katbekat üstüne doğru getiriyorsun.

Değerli milletvekilleri, bu yaptığımız bütçeler, 2002 yılı öncesi bütçeler, hatırlayın bir Allah aşkına, en önemli sorunlarımızdan birisi devlet memurlarının maaşlarını nasıl tahsil edeceği, hak ettiği haklarını hangi bankadan sabah namazında kuyruklara girerek alabilecekleri çilesiyle geçerdi. AK PARTİ iktidarlarından önceki dönemlerde vatandaş tüp gaz kuyruğundaydı, vatandaş telefon sırasına kaydolma kuyruğundaydı, vatandaş emekli maaşlarını alabilme kuyruğundaydı, akrabalıkların oluştuğu dönemleri yaşadı. Yine 2002 yılı öncesinde, AK PARTİ İktidarı öncesindeki dönemlerde…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Elitaş, 2011’i konuş Sayın Elitaş!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …vatandaş sağlığını taneye bağlamıştı. İlaç alırken bütçe yetmediğinden dolayı tane tane ilaçları alarak ancak bu imkânlarla sağlayabilirdi. Bakın, o dönemin bakanlarından birisinin ifadesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O dönemde Necmettin Erbakan başbakandı, kendi hocanıza laf ediyorsunuz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hocanın kemiklerini sızlatıyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Aynen okuyorum: 15/7/1999 günü dönemin Çalışma Bakanı Sayın Yaşar Okuyan Mecliste yaptığı bir konuşmada “Sisteme müdahale edilmezse azami beş yıl sonra emeklilere maaş ödeyemeyecek duruma gelinecektir. Emekli maaşları yüreğimizi parçalıyor. Bu sistem en fazla beş yıl sonra bu gülünç rakamları da veremeyecek duruma gelecektir.” Neyi söylüyor? Sosyal Güvenlik Kurumunun, SSK’nın içinde bulunduğu durumu ifade etmeye çalışıyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Şu an çok daha kötü.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yine devam ediyor, diyor ki Sayın Yaşar Okuyan 27 Mayıs 2002 tarihindeki Antalya’daki yaptığı bir konuşmada: “SSK’nın iflas derecesine gelmesinde en büyük etken geçmiş hükûmetlerin SSK’yı babalarının çiftliği gibi görmüş olmalarıdır. Şu anda SSK emeklilerinin maaşlarını ve ilaç paralarını ödeyememekteyiz, bunları hazineden aldığımız paralarla ödeyebilmekteyiz.”

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Şu an çok daha kötü.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar, vatandaşın, bu ülkedeki yaşayan insanların sağlığını iyi bir şekilde takip etmekle sorumlu olan SSK’nın içinde bulunduğu pozisyonu o dönemin bakanı açık ve net bir şekilde ifade ediyor.

Yine Sayın Ercan Kumcu 1 Ağustos 2002 tarihindeki bir yazısında diyor ki: “Bu kuruluşlar yakın bir gelecekte emeklisine hiç yardım yapamayacak hâle gelecektir. Emeklisine maaş veremeyen devlet emeklisini daha da aç bırakan bir devlet hâline dönüşeceği kaçınılmaz bir noktaya gelecektir.”

Şimdi, değerli arkadaşlar, AK PARTİ’den önceki dönem, yetmiş dokuz yıllık süre içerisindeki yaşanan ve üst üste birikmiş kamburları telafi etmek için, bu kamburları teker teker yok edebilmek için Sayın Genel Başkanımız, Başbakanımız, Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, bu hükûmetler, Türkiye’yi huzura ve refaha, gelişmiş ülkeler seviyesinde önemli bir noktaya çıkarmakta gayret gösteriyorlar.

2002 tarihinden önceki dönemde 26’ncı büyük ekonomi olan Türkiye ekonomisi, 2011 yılında dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi hâline gelmiş. İnşallah, 2023 hedefimizde Türkiye ekonomisinin gelişmiş 10 ülke içerisinde bulunacağını ifade ediyorum çünkü yaptığımız planlar, yaptığımız programlar, hedeflerimiz o çerçevede.

Biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu burada konuşurken dedi ki: “Ben 2023’le ilgili konuşmuyorum, 2023’le ilgili değerlendirme yapmak istemiyorum. 2011’i değerlendireceğim.” Ben de Sayın Genel Başkana şunu tavsiye ediyorum: Ne olur, ufkunuzu geniş tutun…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen kendi haddini bil, sen öyle bir tavsiyede bulunamazsın. Sen kendi grubuna konuş, sen bunu söyleyemezsin. Haddini bil!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …vizyonunuzu ileriye doğru dönük tutun, eğer vizyonunuzu geniş tutarsanız, ufkunuzu açık tutarsanız bu millet size iktidara gelmek için oy verebilir ama siz sadece Hükûmeti eleştirmek bazlı yaptığınız sözlerle…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Söylediğin her şey yanlış sosyal güvenlikten bilmem neye kadar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …vizyonunuzu küçük anlamda tutarsanız… Sadece geçmişe yönelerek değil gelecekle ilgili bir ufuk çizgisini önüne koyarsanız işte, o zaman bu millet size iktidar yolunu açabilir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Hedef” askerî bir terimdir, yok edilmek için kullanılır o. “Hedef 2023” demek, “Yok edeceğiz 2023’te” demek. Askerî bir tanım kullanıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir öz eleştiri yapmanız gerekir. Siz 1950’den sonra niye tek başına iktidara gelmediniz? Bunun öz eleştirisini yapmanız gerekir.  Tek parti iktidarı döneminde…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Anlıyorum ben seni.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben sana hitap etmiyorum. Sayın Genel Başkanla biz burada diyalog kuruyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama yanlış konuşuyorsun, verdiğin rakamlar hatalı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Genel Başkan bu konuyla ilgili bir şey varsa biraz sonra gelir, Sayın Elitaş bana sataşmadan diye söylemiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen genel başkan değilsin ki Genel Başkana konuşuyorsun, sen grup başkan vekiline konuşursun ancak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Peki, Sayın Genel Başkan da der ki, Sayın İnce, Sayın Genel Başkan eğer gerek duyarsa sizin kulağınıza der ki…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakan gelsin, Başbakan konuşsun.

BAŞKAN – Sayın İnce lütfen, lütfen Sayın İnce…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Sayın İnce, siz Sayın Elitaş’a grup başkan vekili olarak cevap verirsiniz diye söyler.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Senin haddine mi düşmüş Genel Başkana cevap vermek? Sen ancak grup başkan vekiline cevap verirsin. Başbakan cevap verir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bak, Sayın Genel Başkan sana bile bakmıyor, bu senin yaptığın hareketleri Sayın Genel Başkan değerlemeye bile tabi tutmuyor. Lütfen, lütfen Sayın İnce, bırakın ben konuşmalarıma devam edeyim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen kendi konuşmanı yap!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Grup başkan vekiline cevap verebilirsin ancak, Genel Başkana cevap veremezsin! Senin ayarında ben varım!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibe müdahale etmeyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bu kürsüde kimin kime cevap vereceğini, bu kürsüde nasıl konuşulacağıyla ilgili, sistem içerisinde, İç Tüzük’e sadık kalarak, kişilik haklarıyla oynamadığımız sürece, şahsiyetlere hitap etmediğimiz sürece, hakaret etmediğimiz sürece her şeyi ifade edebiliriz.

Ben, burada Sayın Genel Başkanın bir cümlesinden alarak diyorum ki, Sayın Genel Başkan, siz de 2011 seçimlerine giderken, 2023 vizyonunu ortaya koymuştunuz. AK PARTİ İktidarının kopyasını çekerek, AK PARTİ İktidarının ortaya koyduğu programlar çerçevesinde, Haziran 2011 seçimlerinde 2023 vizyonunu ortaya koymuştunuz. O vizyonların hepsinin içi boş muydu Allah aşkına? Onları dolduramamış mıydınız?

İşte, o anlamda diyorum ki, biz, 2023 vizyonu içerisinde, bugüne kadarki yaptığımız işlemler, bugüne kadarki yaptığımız politikalar çerçevesinde, 2023 vizyonunda Adalet ve Kalkınma Partisinin İktidarı içerisinde, dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisinde yer alacağımızı iddia ediyoruz. İşte, biz de size diyoruz ki iddialı olun diyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, 87’de 16’ydık, şimdi 17’yiz, çok daha kötü! Kimi kandırıyorsunuz! Neyi kandırıyorsunuz! Aptal mı sanıyorsun bizi! 87’de çok daha iyiydik biz! Kimi kandırıyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben sizi aptal falan zannetmiyorum Değerli Milletvekilim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bil konuş, bilmeden konuşma! Sen bizi cahil mi sandın kendin gibi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli Milletvekilim, ben sizi aptal olarak değerlendirme mükellefiyetinde değilim, ama siz kendinizi nasıl görürsünüz, bilmiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, söylediğin doğru değil! 87 sırasına bak!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama şunu diyorum. Şunu diyorum. Ben diyorum ki bu milletin seçtiği her milletvekili, bu millete yakışan bir şekildedir diye ifade ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Söylediklerin yanlış, sadece cahiller alkışlar, sen bizi onlarla karıştırma!

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, lütfen… Sayın Erdoğdu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakınız, AK PARTİ İktidarından önce satın alma gücü paritelerine göre, satın alma gücü değerlerine göre vatandaşımızın içinde bulunduğu pozisyonu ifade etmek istiyorum. Asgari ücret 2002 yılında 184 lira olabilir, 2011 yılında asgari ücret 650 lira olabilir, ama bu asgari ücretle alınıp insanların mutluluğuna, refahına ne gibi katkılar sağlamış, onu değerlendirebilmek gerekir.

Bakın, 2002 yılının Aralık ayında en düşük emekli aylığı alan bir vatandaşımız 174 kilogram pirinç alabilirken, bugün 215 kilogram pirinç alabilir hâle gelmiş. 2002 yılının Aralık ayında en düşük emekli aylığı alan bir memurumuz 370 kilogram ekmek alabilirken, 438 kilogram ekmek alabilir hâle gelmiş.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dünyanın hangi ülkesinde 5,6’lık depremde 40 kişi öldü Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yine 2002 yılında 2.803 kilogram peynir alabilirken, bugün 3.438 kilogram peynir alabilir hâle gelmiş.

Bakınız, 2003 yılında, 2002 yılının Aralık ayında en düşük emekli maaşı ile ücret alan, emekli aylığı alan bir değerli kardeşimiz bu maaşıyla 2.345 kilovat elektrik tüketebilirken, bugün, çok yüksek olduğunu ifade ettiğimiz süreç içerisinde 3.688 kilovat elektrik tüketebilmektedir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne kadar kira ödüyor? Bir de onu hesaplar mısınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın değerli arkadaşlar, 2002 yılında bir emekli memur ancak iki aylık, iki buçuk aylık maaşıyla bir buzdolabı satın alabilirken…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kira bedelini açıklar mısınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - … bugün en düşük emekli maaşıyla çalışan bir memur…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – 2002 yılı için bakıyorsan, başta kendi partine bak. Kendi Hoca Efendi’ne hakaret ediyorsun sen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …emekli aylığı alan bir memur bir aylık maaşıyla buzdolabı alabilir hâle gelmiş.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – 95’ten beri Necmettin Erbakan’la birlikte yönettiler bu ülkeyi. Sanki biz yönettik 2002’de.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yine 2002 yılında bir emekli memur iki buçuk aylık maaşıyla çamaşır makinesi alabilirken, bugün 28 günlük maaşıyla çamaşır makinesi alabilir hâle gelmiş.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen Anavatan Partisinden değil misin? 2002 yılına Anavatan Partisi getirmedi mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, bunu niye söylüyorum? Bunu sizin anlayabilmeniz için söylüyorum. Siz anlayamıyorsunuz. Haa, bizi millet anlıyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen anla. Sen Anavatan Partiliydin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sen anlayamadığın için zaten problem çıkıyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen anlamıyorsun. Sen yalan söylüyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bunu bizim millet anlıyor. Bunu nasıl anlıyor?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu hâle getiren senin Anavatan Partindi.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yüzde 34 oy aldığımız 2002 seçimlerinde “Beni bu hâle getiren, yetmiş dokuz yıldır sırtımdaki kamburları almayıp, kambur üstüne kambur yükleyen iktidarlardan bıktım, onları bir tarafa attım, ben AK PARTİ İktidarını istiyorum.” dedi ve 2002 yılında AK PARTİ’yi iktidara getirdi. Arkasından, 2004 yılında tekrar bir seçim oldu, fazla bir zaman geçmedi. Yine burada muhalefetin acımasız eleştirileri karşısında, kantarın topuzunu kaçıran, hiç de gerçek olmayan iddiaları karşısında 2004 yılı Mahallî İdareler seçimine geçtik. 2004 yılı Mahalli İdareler seçiminde yine çok büyük bir başarıyla bu millet, bizi çok iyi anlayan, bizi çok yakından tanıyan ve bilen millet AK PARTİ’ye tekrar dedi ki: “Sen genel idarede bu kadar başarılısın. Zaten geçmişte de yerel yönetimlerde başarını tasdik etmiştin. Ben tekrar sana bu tasdiki veriyorum. 2004 yılından itibaren beş yıllık süreyle de mahallî idarelerde sen bizi idare et.” diye yetkiyi verdi. Arkasından bir seçim daha yaptık. Neydi o seçim? 2007 seçimleriydi.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Masal anlatma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - 2007 seçimlerine gitmeden önce cumhurbaşkanını seçememişti bu Parlamento. Biraz önce, siyasi parti grupları adaletten yakınırken, yargının yandaşlığından yakınırken “Yargı yandaş; şöyledir böyledir.” diye ifade ederken, Anayasa’nın 102’nci maddesi net olarak ifade ederken 367 garabetini Anayasa Mahkemesine götüren zihniyetle karşı karşıyayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Siz, milletin seçtiği iradeyi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sında bizden önceki dönemlerde konulmuş ve ondan önceki dönemlerde seçilmiş cumhurbaşkanlarının seçildiği usul ve esaslar çerçevesinde seçilmesine engel olmaya çalışıp ve hatta üç tane kapıya üç tane grup başkan vekilini nöbetçi dikerek, Parlamento içerisine, Genel Kurul içerisine girmesini engellemeye çalıştığınız günleri herhâlde unutmazsınız diye düşünüyorum.

Bakın değerli arkadaşlar, yargıyı şu anda “militarize” diye ifade etmeye çalışan “Militan bir yargı.” diye ifade etmeye çalıştığınız süreçte bu 367 garabetiyle ilgili ve Adalet ve Kalkınma Partisinin 2007 seçimlerinden sonra, halktan aldığı yüzde 47’lik destekten sonra aldığı kapatma davasından ve emekli olduktan sonra sizin de başucu kitabı olarak koyduğunuz “Militan Demokrasi” kitabını nereye koymanız gerekir? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yargının yaptığı eylemleri, yargının bağımsızlaşmasını, yargının tarafsızlaşmasıyla ilgili 12 Eylül darbe Anayasası döneminde yapılan ve hepimizin de kabul etmediği, elimizin tersiyle ittiği “Bu Anayasa değiştirilmelidir.” diye söylediği ve bizden önceki iktidarların bize gelene kadar süre içerisinde çokça Anayasa’yı değiştirdiği süreçte, 1982 darbe Anayasası’nı elimizin tersiyle itecek 2010 yılı 12 Eylül Anayasası’nı, halkın anayasasını çıkarmamak için elinizden gelen gayreti gösterdiniz. Şimdi de -ha, mutlulukla ifade ediyor, sevinerek söylüyorum- diyorum ki: Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kuruldu, Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Niye kuruldu? Çünkü, 2011 yılında aldığımız yetki çerçevesinde, milletin bize verdiği mesaj doğrultusunda, dedi ki vatandaşlarımız, seçmenlerimiz, Türk milleti: “2012 yılında, benim sana verdiğim yetki çerçevesinde, 1982 darbe Anayasası’nı değiştirmekle görevlendiriyorum. Bu görevinizi yerine getireceksiniz.” ve tüm siyasi partiler, umuyorum, diliyorum ve öyle olduğuna inanıyorum, o mesajı doğru şekilde algıladılar ve Meclis Başkanımızın Başkanlığında Anayasa Uzlaşma Komisyonunu kurdular. İnşallah, diliyorum, 2012 yılında…

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, Siyasi Partiler Yasası’nı ve Seçim Kanunu’nu niye değiştirmiyorsunuz? Yüzde 10, Kenan Evren yasaları değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …2012 yılında, bu Anayasa’yı değiştirmek 24’üncü Dönem Parlamentosunun en önemli icraatlarından, demokrasiye yaptığı en büyük katkılarından biri olacaktır diye inanıyorum. Bu şeref madalyasını, hep beraber, 2011 yılındaki yapılan seçimlerde seçilmiş milletvekillerinin göğüslerine takacağını ve evlatlarına, ondan sonraki geleceklerine, saygıyla yâd edecekleri bir hatıra bırakacaklarına inanıyorum. İnşallah bu dileğimiz, Komisyon üyesi arkadaşlarımızın samimi çalışmaları çerçevesinde bu şekilde devam edecektir diye düşünüyorum.

Bakınız değerli milletvekilleri, 2002 yılında, iktidara geldiğimiz dönemde yaptığımız bütçe farklı bir bütçeydi çünkü 2002 yılının süreci içerisindeki bütçeyi yaparken, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sıkıntıları dikkate alarak, dünyanın Türkiye’ye bakışını, algısını iyi okuyarak o çerçevede bir bütçe yapmaya çalıştık. Yani, 2002 yılına gelene kadar süre içerisindeki yapılan tüm bütçeler, esnekliği az olan bütçelerdi. Ufacık bir rüzgârla, kelebek etkisi, kelebek kanatlarının ortaya çıkardığı rüzgâr etkisiyle bütçemizin dengesinin bozulduğu bir süreci yaşadık. Az önce söyledim, ilaç taneyle veriliyordu ki SSK’nın bütçe açıklarını, aktüeryal dengesinin bozulmasını engellemek adına, taneyle ilaçlar veriliyordu ama sıradan, ilaçları almaya veya doktorun size bakma sırasından, bu sağlık hizmetlerinden faydalanmaya imkân bulamazdınız, insanların ömrü ya maaş kuyruğunda geçerdi ya SSK’da doktor kuyruğunda geçerdi ya da eczanede ilaç kuyruğunda geçerdi. 2002 yılındaki yaptığımız bütçeyle birlikte geçmişteki kırılganlığı ortadan kaldırabilmek için, bu kırılganlığı azaltabilmek için yaptığımız bütçe ve dünyadaki bütün piyasa algılayıcıları tarafından okunarak, iyi okunarak Türkiye’deki güven ve istikrarın sağlanacağını, milletin içinden çıkmış Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına yetkiyi vermesiyle birlikte, bu imkânları, bu kaynakları iyi değerlendirecek hem iç dünyada hem Türkiye'nin içindeki hem de dış âlemdeki bu konuyla ilgili kişilerin Türkiye’ye bakışlarının değişmesiyle birlikte Türkiye ekonomisi 2004’ten itibaren raylarına girmeye başladı.

Bakın, değerli arkadaşlar, yetmiş dokuz yılda bu ülkede 334 bin derslik yapıldı, yetmiş dokuz yıllık cumhuriyet tarihi döneminde, Türkiye Cumhuriyeti tarihi döneminde 334 bin derslik yapıldı ama dokuz yıllık AK PARTİ İktidarı döneminde 169 bin derslik yapıldı; işte fark bu, fark bu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Senin ANAP döneminde de öyle değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bırak sen ANAP’ı manapı. Ben, rahmetli Özal zamanında ANAP’ın içindeydim ve o dönemde bulunduğumla da gurur duyuyorum, geçmişimle de ilgili hiçbir eziyetim, sıkıntım yok. Sayın Genel Başkanın Demokratik Sol Partiden, ona sor ne olacağını, beni o taraflara götürme. Bırak bu işleri, ne söyleyeceğini.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ne ilgisi var ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Aslanoğlu, ne yapacaklarını, bırak bu… Ben, Anavatan Partisinin rahmetli Özal’la birlikte yaptığı süreçte bulundum, belediye başkanı adayı oldum, il yönetim kurulu üyesi oldum ve onunla da gurur duyuyorum, onur duyuyorum. Ne zamanki rahmetli Sayın Özal on gitti, Cumhurbaşkanı oldu, o zamanki Genel Başkan “Bütün siyasi partilerin, dört eğilimin partisi kurulmuştur, her parti…” diye yerine gönderdikten sonra biz de yerimizi bulduk. O zaman, AK PARTİ vardı da girmedik mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ o zaman kurulsaydı biz Anavatan Partisinde değil, AK PARTİ’de olurduk.

SIRRI SAKIK (Muş) – İktidara oynuyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Oradan “İktidara oynuyorsun.” diyen arkadaşa ben söyleyeyim, benim Refah Partisine girdiğim dönem 28 Şubat öncesidir. Herkesin fareler gibi kaçtığı, çil tavuk gibi dağıldığı dönemde ben Refah Partisine girdim Sayın Sakık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Cesaretle girdim. Niye girdim biliyor musunuz? Türkiye’de millet iradesine karşı durulmakla, milletin verdiği iradeye birilerinin egemen güçler vasıtasıyla, dipçikle, namluyla korkuttuğu dönemde ben korkmadım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Bravo Başkan!

SIRRI SAKIK (Muş) – O zaman bize niye saldırıyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Çünkü “Benim geleceğimle ilgili, benim yavrularımla ilgili geleceği tayin emek dipçikle değildir, demokrasiyle olur.” dedim. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diye ifadeye… (CHP ve BDP sıralarından gürültüler)

SIRRI SAKIK (Muş) – Bize anlatma! Ateş çemberinden geliyoruz biz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – 114 sene hapis yatmış…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, Sayın Sakık ve Sayın Önder sataşmasın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen ama…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Önder sataşıyor bana, sataşmasın.

BAŞKAN – Söz atmayınız lütfen yerinizden.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ateş çemberinden geliyoruz biz.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın milletvekilleri, oturur musunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Elitaş, cesaretle girmişsin, inanarak girmedin.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – 114 yıl hapis yatmış…

BAŞKAN – Sayın Önder, lütfen oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Elitaş, niye cesaretle girdin? İnsan inanarak girer bir partiye. Ben CHP’ye inanarak girdim, cesaretle girmedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, 28 Şubat döneminde yargı mensuplarının otobüsle Çevik Bir Paşanın karşısında esas duruşa gelip “Dikkat!” diye ayağa kaldıran dönemi alkışladınız. Bunları unutmayın, bunları unutmayın! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

28 Şubat döneminde partilerin kapatma süreci içerisinde, o dönemdeki yargı mensuplarını ikna odalarına alıp onları farklı yöntemlerle ikna ettikleri dönemleri alkışladınız.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Hac organizasyonu yapıyor şimdi, size danışmanlık yapıyor şimdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 14 Mart 2008 tarihinde milletten yüzde 47 oy almış bir siyasi partinin kapatılmasında -günlerden Cuma, saat 16.35- Başsavcıya soruyorlar, “Niye kapatma davasını Cuma günü 16.35’te açtınız?” deyince, “Piyasalar kapansın ondan sonra.” Çünkü piyasalar kapanmadan eğer bunu açarsa Türkiye ekonomisinin gireceği krizin ne olacağını çok iyi biliyor. Nitekim, o günkü faiz oranları yüzde 16’dan yüzde 21’e fırladı. Türk ekonomisinin faiz oranlarının 1 puan artmasının hangi noktaya geldiğini, herhâlde içimizde ekonomist arkadaşlar, tüm siyasi partilerden olan arkadaşlar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Elitaş, şimdi otomatik olarak artıyor, otomatik olarak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Haydar Bey, Allah aşkına, Allah aşkına yeter! Otur sen, otur Allah aşkına, otur!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Otomatik olarak… Onu da bil, öyle söyle!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bak, burada konuşacak arkadaşların var. Yani, bak burada arkadaşlarımız…

Sayın Aslanoğlu, sayın konuşmacıya bir şeyi düzeltmek için yaptığı ifadede “Grup Başkan Vekili Sayın Aydın, arkadaşımız laf atıyor.” dedi. Sayın Aslanoğlu, lütfen sizi göreve davet ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Haydar Beye söyleyin, artık bizim konuşmamıza müdahale etmesin.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen Genel Kurula hitap edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, beni uyarana kadar, benim sözümü…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence, Elitaş o filmde sen de başrol yardımcısı olabilirsin.

BAŞKAN – Uyarıyorum efendim uyarıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ama konuşmanızı çok sevdikleri için cevap veriyorlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın İnce’yi de uyarın Sayın Başkanım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence sen de rol alabilirsin o filmde.

BAŞKAN – Sayın İnce lütfen…

Uyardım efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, Sayın İnce, ince ince laf atıyor.

Bakın değerli arkadaşlar, bu kaynak nereden bulundu? 2002 yılında Türkiye borç batağı içerisinde, Türkiye faiz batağı içerisindeydi. Faiz batağı nereden? Güven olmazsa, istikrar olmazsa, verdiğini geri alamayacağı kaygısı olursa bu rakamlar yüksek noktalara doğru çıkar. Türkiye, dünyadaki en yüksek borçlanan ülkeydi.

Bakın değerli arkadaşlarım, 2001 yılında kendi içimizden ortaya çıkan kriz süreci içerisinde, 2001 yılında toplanan vergilerin tamamı faiz giderlerini ödemeye yetmiyordu, üste 3 lira daha borç para bulmamız gerekiyordu. Kimden? Ya iç âlemden ya dış âlemden. Yani, faiz giderleri 103 lira, bütçenin vergi gelirleri 100 lira. Bu kaynağı bulamayan bir noktadaydı. 2002 yılında Türkiye, bütçesinde yüzde 84 civarında faiz ödemelerine ayırmaya başladı. Şu anda bütçe içerisindeki faiz giderlerimizin oranı yüzde 5 civarında.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Niye arkaya bakıyorsun, bilmiyor musunuz Elitaş, arkaya bakıp onay istiyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Size bakayım üstat, peki size bakayım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Elitaş, 2011’e gel 2011’e, 2002’yi bırak artık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli milletvekilleri, gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki faiz giderlerinin çok yüksek olması bu memleketin belini büküyordu.

Yine, Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu burada borçlarla ilgili bir meseleyi gündeme getirdi. Tahmin ediyorum yanlış hesaplamadan kaynaklanan bir konuyu ifade etti. “Kişi başına borcu 1.790 dolar” söylediniz diye hatırlıyorum. Ama siz, eskale edilmiş, yeni hesaplara döndürülmüş 231 milyar dolarlık gayrisafi yurt içi hasılada borçları orantılarsanız ve onu da eskale edip kişi başına gelire böldüğünüz takdirde 1.790 dolar değil, 2.300 dolar kişi başına borcun 2002 yılında olduğunu görürsünüz diye tahmin ediyorum.

Bakın değerli arkadaşlar, 2002 yılında kişi başına gelirimiz 3.431 dolar, yeni rakamlarla hesaplanmış kişi başına gelirimiz 3.431 dolar, o zamanki kişi başına borcumuz 2.300 dolar. Şu anda en son rakamlar, tahminî rakamlara göre kişi başına gelirimiz 10.313 dolar, kişi başına borcumuz 3 bin dolar. Borçlarla ilgili kamu net borç stok konusunu da söylüyorum Sayın Hamzaçebi, bu konuyu.

Bakın değerli arkadaşlar, borçlarla ilgili insanlarımız… Gayrisafi yurt içi hasıla nedir? Bir ülkede bir yıl içerisinde ortaya çıkarılan katma değerdir; işçinin maaşı, memurun maaşı, işletmecinin kârı neyse bu artı değerlerdir. Bu değerlerin kişi başına bölünmesiyle kişi başına gelir bulunur. Bunun ancak 3.431 dolardan 2.300 doları borç yani yüzde 70’e, yüzde 84’e yakın. Yüzde 73’lük kısmı borca gitmiş ama AK PARTİ iktidarı döneminde kişi başına gelirle gayrisafi yurt içi hasıla arasında büyük bir oran var, büyük bir farklılaşma ortaya çıkmış. Gayrisafi millî hasılanın, yurt içi hasılanın ancak yüzde 28’i borç noktasına gelmiş.

Bakın değerli arkadaşlar, biraz önce yine Sayın Genel Başkan bir konuyla ilgili meseleyi gündeme getirdi, Sayın İnce’nin seçim dönemindeki yaptığı bir konuşmadan yapılan tutanakla ilgili. Ben de bu tutanağı incelettim, istettim ve inceledim. Hakkında inceleme yapılan kişi Muharrem İnce, Cumhuriyet Halk Partisi Yalova Milletvekili.

“Muhabere evrakı incelendi.” Pamukova Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Bürosunun metni. “Pamukova İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Pamukova Kaymakamlığının Cumhuriyet Başsavcılığımıza yapmış olduğu müracaatla ve tutulan 25/5/2011 tarihli tutanakta…” Tırnak içine almış ve orada da “Çevrede toplanan halka iktidarın icraatlarını eleştirmek suretiyle mikrofonda propaganda yaptığı, bu propaganda sırasında meydanda minibüslerin trafiği olumsuz yönde etkilediği, trafik akışını engellediği, konuşmacı olarak sadece milletvekili adayı Muharrem İnce’nin konuşma yaptığı, ilçe teşkilatı ya da diğer iktidarı eleştirir nitelikte olduğu tespit edilmiştir.”

Bunu, polis veya oradaki görevli kimse, tutanağı tutan kişi bu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İktidarı eleştirmek suç mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, yapılan…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Suç mu iktidarı eleştirmek?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Açıkça söylüyorum Sayın İnce.

Oradaki polis, işgüzarlık yapmış ama buradaki…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Savcı ne yapmış?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bak, bak, bugün bir saat önce Cemil Çiçek bana gönderdi bunu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın İnce, müsaade et.

Sayın Başkan, Sayın İnce zamanımdan çok çalıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir saat önce…

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen ama… Sayın İnce, böyle bir usul yok ki.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bakın, işgüzarlık yaptıysa… Bir saat önce… Bu yenisi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, burada bir polis işgüzarlık yapmış ama kendi yaptığınız işin Siyasi Partiler Kanunu’na, Seçimlerin Temel Hükümleri Kanunu’na muhalefetten dolayı olduğunu ifade edebilmek için, sohbet yapmıyorsunuz, siyasi bir eylem içerisinde bulunuyorsunuz, o eylemi ifade edebilmek adına polis memuru veya tutanağı tutan kimse, bunu pekiştirebilmek için…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir saat önce geldi dokunulmazlığımın kaldırılması.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …bunu daha etkili hâle getirebilmek için böylesine bir yanlışlığı yapmış ama bunu cumhuriyet savcılarına gönderip cumhuriyet savcılarını bu şekilde, “Haksızlık yaptı.” diye ifade etmek, herhâlde doğru değildir diye düşünüyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir saat önce geldi. Cemil Çiçek’in imzası var onda Sayın Meclis Başkanı.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Seçim Kanunu’na muhalefet, yoksa başka bir şey değil, eleştiri için değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Hükûmeti eleştirdi.” diye yazıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Seçim Kanunu’na muhalefet…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekili arkadaşlarım…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bak, orada ne yazıyor? Hükûmeti eleştirmek suç mu?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, suç değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, bakın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hepimizin var ondan dosyası.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Seçim Kanunu’na muhalefet etmekten…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır, “Hükûmeti eleştirmek.” diyor Ahmet Bey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, biraz önce Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına konuşan milletvekili arkadaşımız, doğuya, güneydoğuya yatırım yapılmadığını ifade etti.

Bizim iktidarımız döneminde ve bizden önceki iktidarlar döneminde doğuda ve güneydoğuda ekonomik istikrarı sağlayabilmek için, ekonomiyi güçlendirerek oradaki insanların daha iyi gelir seviyesinden faydalanabilmelerine imkân kılabilmek için yatırım yapmak üzere bütün iktidarlar teşvik ettiler ama sizin savunduğunuz Kandil’dekiler ne yaptı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ikide bir sataşma imkânı veriyor, not alın lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Fabrikaları yaktılar, işçileri dövdüler, iş adamlarını oraya götürtmediler.

Ama şunu söylüyoruz: Barış ve kardeşliği sağladığımız sürece, terörün belini hep beraber yıktığımız sürece biz bu yükün altından kalkacağız, Türkiye'nin 780 bin kilometrekarelik coğrafyasında, her bir noktasında eşit bir dağılımı sağlamak için gayret göstereceğiz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz yapamazsınız, biz yapacağız, merak etmeyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bütçenin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bizim grubumuzu Kandil’den ve KCK’dan talimat aldığını söyleyerek itham etmiş...

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Elitaş, bir saat önce geldi. Madem polis işgüzarlık yaptı, Meclis Başkanı niye işgüzarlık yaptı o zaman? Bak, bir saat önce geldi.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kandil’den talimat aldığımızı söyledi, bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Sakık, yeni bir sataşmaya mahal vermeden iki dakika süre veriyorum. İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi, biraz önce Grup Başkan Vekilimiz bir durum tespiti yaptı yani Kandil’e giden sortileri sormak her milletvekilinin hakkıdır ama ucuz yoldan siyaset yapmak da sizin işiniz. Siz Kandil’den ve KCK’dan talimat aldığımızı… Bizi böyle itham ettiniz. Biz sizin hilelerinize rağmen üç milyona yakın oy almış bir siyasi partiyiz. Eğer bu 3 milyon insanı KCK’li ve Kandilli olarak kabul ediyorsanız, evet, biz onlardan talimat alıyoruz.

Şimdi, biraz önce burada çıkıp bize demokrasi dersi veriyorsunuz: “Ben şu gelenekten geliyorum, şu gelenekten…” Bütün geleneğin iktidardır. Ne zaman Refah Partisi zayıflamış, AKP’ye oynamışsınız; Anavatan Partisi iktidar, ona oynamışsınız. Hele hele dönüp şu gruba demokrasi dersi vermeye hakkınız yok çünkü ateş çemberinden gelen bir gruptur ve bu grup yüz on yıla yakın cezaevinde kalmış bir gruptur. Demokrasi ve özgürlük için bedel ödeyen bir gruptur. Şu anda komisyonlarda bekleyen iki bin küsur yıl bu grup için isteniyor. Hiçbirimizin yolsuzluklardan, rüşvetten dolayı bir tek dosyası yok. İki bin küsur yıl demokrasi mücadelesi verdiğimiz içindir bizi dost da iyi tanır, düşman da iyi tanır. Hiçbir dönem iktidarlara, güçlere boyun eğmedik. Hele 1994 yılında burada ellerimize kelepçe vurulurken de biz Parlamentoyu elimizin tersiyle iten bir gelenekten geliyoruz.

Biraz, eleştirirken, vicdan dozunu kaçırmamanız gerekir ve eleştirilere de tahammülünüz olması gerekir çünkü iktidarsınız, muhalefet de sizi eleştirmek zorundadır.

Ben hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş ismimi vererek tahkir etti.

BAŞKAN - Hayır, grup adına Sayın Sakık konuştu, tamam.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – O ayrı bir şey…

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Lütfen tutanaklara bakın…

BAŞKAN - Bir saniye, Sayın İnce’yi dinleyeyim. Şahsınızla ilgili…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Benim sanatıma söz etti. Lütfen tutanaklara bakın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sayın Önder, laf atmayın.” dedim.

BAŞKAN - Dinledim, herhangi bir… Ne söyledi Sayın Önder?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye Sayın İnce.

Sayın Önder, ne söyledi Sayın Elitaş sizinle ilgili?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – İsmimi vererek “Yönetmen olduğunu öğrendiğimiz Sırrı Süreyya Önder’e de bir senaryo malzemesi çıktı.” dedi.

BAŞKAN – Sataşma neresinde var?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – “…bir senaryo malzemesi çıktı.” diyerek sataşmada bulundu.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Önder. Lütfen, oturun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Bu tahkir etmektir, sataşmadır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşmayla ne alakası var bunun?

BAŞKAN - Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş şahsıma sataşmıştır. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın İnce? Ne söyledi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hakkımda düzenlenen fezlekeyle ilgili.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşmadım ben. Olur mu? Onu açıkladım.

BAŞKAN – Hayır, hakkınızda tutulan fezlekeyi okudu burada.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, doğru bilgi vermedi.

BAŞKAN – Fezlekeyi okudu yani. Yanlış bilgi neresinde Sayın İnce?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Efendim, az önce, bir saat önce Meclis Başkanlığından tarafıma gönderilen…

BAŞKAN – Sayın İnce, bütçe görüşmeleri yapıyoruz. Bak, her siyasi parti grubunun sayın genel başkanları, sayın temsilcileri çıkacaklar, diğer partileri eleştirecekler. Sayın Elitaş’ı hep birlikte burada dinledik.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir saniye efendim…

Sizin hakkınızda polis tarafından tutulan tutanağı “tırnak içerisinde” diyerek okudu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki. Sonra ne dedi?

BAŞKAN - Sataşma bunun neresindeyse söyleyin söz vereyim size.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakınız Sayın Başkan… O zaman açıklayayım.

Bir, dedi ki: “Polis bir işgüzarlık yapmış.” Peki, madem polis işgüzarlık yaptı, savcı da mı işgüzarlık yaptı? Onu da anladık. Diyelim savcı da işgüzarlık yaptı. O zaman Meclis Başkanı niye işgüzarlık yaptı?

BAŞKAN – Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bir saat önce… Bakın, Sayın Cemil Çiçek’in imzası var burada, diyor ki: “Dokunulmazlığının kaldırılması için karma komisyona…” Ben de diyorum ki…

BAŞKAN – Sayın İnce, böyle bir usulümüz yok. Teşekkür ediyorum. Sözleriniz…

MUHARREM İNCE (Yalova) - …hazır yargı da elinizde kaldırmazsanız namertsiniz diyorum! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İstediğiniz kadar sesinizi yükseltin Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hadi, buyur gel!

BAŞKAN - Yani ses yükseltmekle çözüm bulunacak konular değiller ki bunlar. Lütfen ama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, kusura bakmayın ama iki dakika bu sözü vermeniz lazım.

BAŞKAN – Hayır, vermiyorum canım, niye vereyim? Sataşma yok ki vereyim yani. Lütfen ama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nasıl sataşma yok? Daha nasıl sataşacak? Bu milletvekilini korkutmak için uydurulmuş bir dosyadır, sindirmek için.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yeter ama!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Metiner, sen bu işlere karışma!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Ben sataşma görmüyorum efendim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sataşma yok efendim. Bunu bir yol olarak kullanamayız. Eğer tutumum hakkında söz istiyorsanız, buyurun. Onun haricinde sataşma vermiyorum efendim. Sataşma olmayan bir şeyi siz mi belirleyeceksiniz? O zaman muhalefet partilerinin de, iktidar partilerinin de hiçbir şey söylememesi lazım.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen efendim.

BAŞKAN - Bütçe görüşülüyor efendim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Bütçede benim yönetmenliğimin ne yeri var Sayın Başkan?

BAŞKAN - Burada her partinin temsilcisi çıkıp karşıdaki partiyi eleştirecek tabii. En tabii hakkı.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ama bu partiye değil ki. “Sırrı Süreyya Önder.” diyor. “Yönetmen olduğunu öğrendiğimiz.” diyor.

BAŞKAN - Biraz önce sizin konuşmacınız “Lütfen, eleştiriye tahammüllü olun.” dedi.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Efendim, eleştiriye tahammül konusunda…

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:18.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaş şahsımı işaret ederek bana sataşma yapmıştır.

BAŞKAN – Bir saniye… Lütfen ama… Bir Meclisi açalım, ondan sonra.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Elitaş 2-3 defa ismimi anarak bana sataşma yaptı, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, biraz önce bunun açıklamasını yaptık. Bu bir bütçe görüşmesi, tabii ki her hatip belli sınırlar içerisinde diğer partileri, partilerin temsilcilerini eleştirecek. Bu, eleştiri sınırları içerisinde yapılmış bir konuşma.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Benim ismimi anarak bana sataştı, şahsıma sataştı Sayın Elitaş.

BAŞKAN – Soruyorum: Ne diye sataştı size, ne söyledi de sataştı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 3 defa ismimi anarak…

BAŞKAN – E, tamam isminizi anmış olabilir yani bunda bir şey yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Beni göreve davet etti, birtakım…

BAŞKAN – Ama ben hatırlıyorum, size “Sayın Aslanoğlu, arkadaşlarınızı susturun.” dedi. Bu bir sataşma değil yani.

Şimdi söz sırası AK PARTİ Grubu adına Bülent Gedikli, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Gedikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin geneli üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmelerine başladığımız 2012 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Bu vesileyle buradan Sayın Başbakanımıza acil şifalar diliyorum, “Geçmiş olsun.” diyorum. İnşallah kısa zamanda da aramıza dönmesini Allah’tan niyaz ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, 2011 yılı sona ererken dünyada genel manzara şudur: Türkiye'nin doğusundaki ülkeler siyasi krizlerle çalkalanırken batısındaki ülkeler ise ekonomik krizler içerisinde kıvranıyor. Eskiden böyle ortamlarda Türkiye âdeta ahşap bir köprü gibi sallanırdı. Ahşap köprü sallanınca siyaset kurumu başta olmak üzere ekonomi gemisi de süratle alabora olurdu. Allah’a şükür ki şimdi ülkemiz kaya gibi dimdik ayakta ve doğu ile batı arasında gücüne güç katmaya, etkinliğini artırmaya, itibarını yükseltmeye devam ediyor.

Bakınız, 2012 yılı bütçesi AK PARTİ iktidarlarının 10’uncu bütçesi olarak huzurunuzdadır. Dokuz yıl üst üste gelişen ve kalkınan Türkiye’mizin onuncu bütçesini gerçekleştirmek tek başına tarihî bir başarıdır. Bu mazhariyet bizden önce hiçbir iktidara nasip olmamıştır. Bu istikrar tablosu hem bizim için hem de ülkemiz için onur vericidir. Peki, dünya ekonomisi niye bu hâle geldi? Düne kadar güçlü olan devletler neden sarsılıyor? Gelişmiş ekonomilerin bu noktaya gelmesi, cari fazla veren Çin, Japonya ile petrol üreten ülkelerin paralarının değerini sürekli düşük tutarak rekabet avantajı sağlamalarından kaynaklandı. Bir başka deyişle, ticaret savaşları kur üzerinden yapıldı. Bu durum dünyadaki gelir dağılımını bozdu, zamanla bir gelir ve talep krizine dönüştü. En nihayetinde bir borç krizi olarak ortaya çıktı. Bankalarla başlayan bu zincirleme kazalar bugün artık ülkeleri de sarmış durumdadır.

Eskiden, batan bankaları devletler kurtarabilirdi ama bugün artık devletler borç batağında. Devletler kurtarılmaya muhtaç. Peki, bu devletleri kim kurtaracak? İşte tartışmanın geldiği son nokta bu.

Böyle bir ortamda biz, hızlı ve doğru kararlar alan bir iktidar olarak sağlam bir bütçe yapıyor, proaktif bir para politikası sayesinde belirsizlikleri başarıyla yönetiyoruz. İşte bu sayede, dünyada son sekiz dokuz yılı en iyi yöneten iktidarlardan biri biz olduk ve Türkiye'nin 2023 vizyonuna giden yolu açmayı başardık. Ülkemizde ilk defa on iki yıl sonrası için hedefler belirlenmiş ve ilk kez kalkınma temel bir hedef hâline gelmiştir. Çünkü ilk kez ülkemiz bu kadar uzun soluklu siyasi istikrarı yakalamayı başarmıştır. Bizden önce birçok hükûmet kendi akıbetlerini düşünmekten ülkenin geleceğini düşünmeye fırsat bulamadı. Kaosun, istikrarsızlığın hâkim olduğu bu dönemlerde tabiidir ki hiçbir hedef, hiçbir vizyon ortaya koyamadı.

Bölgenin en büyük ekonomisi ve en güçlü aktörü olan Türkiye, bir istikrar adası olarak sadece siyasi etkinliğiyle değil, büyüyen ekonomik imkânları ve sunduğu fırsatlarla dünyada en önemli cazibe merkezlerinden biri hâline geldi. Ülkemizin gerçekleştirdiği başarılar bölge için de ilham kaynağı olmaya başladı.

Bugün Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğu küresel kriz karşısında havlu atmış, bazı ülkeler de iflasla karşı karşıya kalmıştır. Sosyal patlamaların yaşandığı, hükûmetlerin devrildiği ve yerlerine teknokrat hükûmetlerin iş başına geldiği bu ülkelerin geleceğini kapkara bulutlar sarmış durumdadır. Daha geçen hafta İngiltere’de 2 milyon kamu çalışanı Londra meydanlarında protesto gösterileri yapmış, iş bırakmışlardır. Brüksel’de, Paris’te, Atina’da, Roma’da, Madrid’de 100 binlerce insan benzeri gösterilerle meydanlardadır. Hatta Amerika’da yapılan Wall Street eylemleri artık bir dönemin sonunu haber vermektedir. Dünyada bunlar olurken Türkiye ekonomisiyle, istikrarıyla, güçlü liderliğiyle dimdik ayaktadır. Bugün Avrupa’da herhangi bir insana “Türkiye’de mi yoksa Avrupa’da mı yaşamak istersiniz?” diye sorulacak olsa çoğu insan herhâlde “Türkiye.” diyecektir.

Bununla ilgili size bir de belge göstereyim. Bakın, bir gazetede çıkan haber: “Yunanlılar Türkiye’de iş arıyor. Ekonomik kriz ve kemer sıkma paketleri nedeniyle iş sıkıntısı yaşayan Yunanlılar Türkiye’de iş peşine düştü.”

SIRRI SAKIK (Muş) – Her gün bize seçim bölgelerimizden gelip iş talep edenler iş bulabiliyor mu?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani bütçeden mi bahsediyorsun, neden bahsediyorsun kardeşim!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Belge mi, haber mi?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Her yerde çıkmış bir haber, ajanslarda çıkmış bir haber.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yok, belge mi, haber mi?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Belge.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Haber mi, belge mi?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Belge.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Haber ne zamandan beri belge oldu?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ya, sözü anlamıyor musun, belge diyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Haber” dedin az önce!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – İşte, belge haberdir ya, haber belgedir.

BAŞKAN – Sayın Gedikli, lütfen, Genel Kurula hitap edin lütfen, karşılıklı konuşmayın.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Hayır, arkadaşa anlatmaya çalışıyoruz, bir sorunu var herhâlde.

BAŞKAN – Sayın İnce…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen, Hatip mümkünse bütçeyle ilgili konuşmalar yapsın! Yani İngiltere veya Yunanistan’la ne işimiz var bizim ya!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ya, hicri yılın birinci ayı Muharrem ayı biliyorum da beşinci ayı cemaziyelevvele giriyor. Cemaziyelevvelinize sonra geleceğim, acele etme! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Anlayamıyorum ne dediğini ya!

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Adamdaki şeye bak! Cemaziyelevveline ne zaman gelecekmiş! Şu söylediği söze bak, “Cemaziyelevveline geleceğim.” diyor. 

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, “Gazeteye konuşan konsolosluk yetkilileri, Yunan Konsolosluğu yetkilileri bu başvuruların konsolosluk tarihinde bir ilk olduğunu, geçen yıla kadar bir Yunanlının…”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Cemaziyelevvelime gelmezsen namertsin!

BAŞKAN – Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gelmezsen namertsin! Gel de göreyim!

 BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen, siz Grup Başkan Vekilisiniz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Tamam geliyorum. Sen çocukluğunda yalan söyledin mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gel göreyim!

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen, siz Grup Başkan Vekilisiniz, böyle bir usul yok.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Televizyon görmeye gitmişsin, televizyonu görmediğin hâlde “Gördüm.” demişsin ya. Var değil mi öyle bir durum? Bak, kendi röportajın yani. 

BAŞKAN – Sayın Gedikli, lütfen, Genel Kurula hitap edin, Sayın Gedikli…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Senden milletvekili olacak! Tüh!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bak, o zaman görmediklerine “Gördüm” diyordun, şimdi gördüklerine “Görmedim.” diyorsun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şuraya bak, çocukken söylediğim…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bak, AK PARTİ o kadar icraat yapıyor, hizmet yapıyor, görüyorsun, “Görmedim.” diyorsun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sekiz yaşında bir çocuğun…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Senin çocukluğundan belli yani durum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen onu söyleyemeyecek kadar samimiyetsiz bir adamsın!

BAŞKAN – Sayın İnce…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Hacca gitmeden hacı olmuşsun; okumadan alim, yazmadan kâtipsin! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Senden milletvekili olacak!

BAŞKAN – Lütfen, Sayın İnce…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, “Gazeteye konuşan konsolosluk yetkilileri bu başvuruların konsolosluk tarihinde bir ilk olduğunu, geçen yıla kadar bir Yunanlının iş bulma amacıyla kendilerine başvurmasının söz konusu olmadığını belirttiler. Kathimerini’nin haberi Yunan televizyonlarında da ilginç yorumlara neden oldu. Skai TV’de yayınlanan haber programda Kathimerini’nin haberine dikkat çekilirken ‘Gülme komşuna gelir başına!’, ‘Eskiden Türkiye’yi ti’ye alırdık, şimdi başımıza gelene bak, orada iş arıyoruz!’ yorumları yapıldı.”

Buna benzer başka haberler de var yani sen buna inanmadın galiba. Bak, başka haberleri de buradan hemen gösterelim size…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İnsani gelişmişlik endeksini anlat.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ona da geleyim, olur.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yahu, ne zaman geleceksin? Ona geleceğim, buna geleceğim…”

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – “Avrupalı gençler Türkiye’de iş arıyor.” Bakın, Yunanistan değil sadece, Avrupalı gençler. Sizin anlattığınız gibi değil durum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Türkiye’de gençlerde işsizlik oranı yüzde 27.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Türkiye’deki gençler de iş arıyor.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bakın, elli yıl önce Türk işçiler Almanya’ya trenlerle çalışmaya uğurlanırken Avrupa ve Amerika’da yaşanan kriz yabancıları Türkiye’de iş arar hâle getirdi. 120 bin yabancı uyruklu aday başvurmuş, tam 120 bin yabancı uyruklu aday. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen hangi ülkede yaşıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Akar…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Başka belgeler de gösteririz.

Bu arkadaşlara, bu iş arayanlara “Türkiye’de niye çalışmak istiyorsunuz?” sorusu sorulmuş, onlar da “Çünkü Türkiye geleceği parlak ve yaşanabilir ülke.” diye cevap vermişler. Evet, küresel tablo içindeki yerimiz budur.

Bu bütçe de gösteriyor ki artık devletimizin iki yakası bir araya gelmiştir. Bütçemizin iki yakası bir araya gelmiştir. Tabii, Cumhuriyet Halk Partisinin de iki yakası ne zaman bir araya gelecek merakla bekliyoruz!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sen kendi işine bak ya! Sen kendi işine bak ya!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bu, Türkiye’nin iyi ve kaliteli yönetildiğini gösteren en önemli delildir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Türkçe bilen birini bulamadınız mı, Türkçe bilen birini?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bakın, şurada bunu tespit edelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Anlamıyorum ki ya, ne dediğini anlamıyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Konuşmacı çok zeki! Acayip laf söyledi ha!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Oradan şeyiniz geldiği için… Laf atarsanız size cevap veririz Cumhuriyet Halk Partisi.

BAŞKAN – Sayın Gedikli, niye karşılıklı konuşuyorsunuz? Lütfen Genel Kurula hitap edin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “İki yakası bir araya gelmezmiş.” Vay vay vay vay!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yakam iki, bak, iki yakam bir arada Sayın Gedikli.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, AK PARTİ dönemi bütçelerinin diğer dönemlerden temel farkı şudur: AK PARTİ Türkiye’nin imkân ve kaynaklarını Türkiye’ye kazandırıyor. Biz faizleri azaltıyoruz, yatırımları artırıyoruz ve sosyal devlet anlayışını güçlendiriyoruz. E, iş bilenin, kılıç kuşananın. Maalesef, bu istikrar döneminden önce Türkiye korkular, krizler, kaoslar ülkesiydi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Kim indirdi faizleri, sen mi indirdin Bülent Bey?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Yıllarca enflasyon, kronik yüksek faiz, kamu borçlarının döndürülmesi gibi sorunlarını bir türlü çözememişti. “Bütçe açıkları, ek bütçe” gibi kavramlar gündemin baş meseleleriydi ve başka bir gündem yoktu.

 Eskiden Türkiye koyu bir vesayet altındaydı. IMF komiserleri, siyasi ve ekonomik gündemimizin başrolündeydi. Ekonomiyi yöneten bakanlarımızdan, bürokratlarımızdan ziyade IMF komiserlerini tanırdık. Ekonominin bütün aktörlerinin gözü, kulağı onlardaydı. Vesayet dönemi komiser ekonomisi artık bitti. Bugün artık onları tanıyan, adlarını bilen bile yok. Biz o kavramları, o aktörleri ülkemizin gündeminden kaldırdık. Ekonomik programlarımızı, bütçelerimizi artık stand by anlaşmalarının gölgesinde yapmıyoruz.

Bakın, burada demin de bazı arkadaşlar bahsettiler, dediler ki: “Orta vadeli program zamanında çıkmadı, gecikti.” Evet, doğrudur, bir zaman kayması oldu, belki onunla ilgili yeni bir düzenleme de yapılabilir. Fakat değerli arkadaşlarım, şunu sizlerle paylaşmamız lazım: Evet, orta vadeli programlar biraz gecikmeli çıktı ama IMF komiserlerinin gözetiminde de çıkmadı. Bağımsız bir ülke olarak biz bu programları yaptık, hazırladık.

MUSA ÇAM (İzmir) – Siz onun devamısınız, IMF’nin devamısınız.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bürokrat arkadaşlarımız çalıştılar. Eskiden IMF komiserlerinin gözetiminde yapardık bu çalışmaları.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya Bülent Bey, biz o zaman iktidar değildik. Necmettin Erbakan’a, kendi hocanıza söylüyorsunuz, var mı böyle bir şey?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bugün artık, hatırlamak istemediğimiz bu olumsuzlukları şimdi dünyanın gelişmiş ekonomileri farklı şekillerde yaşıyor. Bakın size bir başka belge daha göstereyim, enteresan, bunlar tabii geçmişte Türkiye’de yaşadığımız hadiselerdi: “Euro bölgesi IMF’den destek istiyor.” Görüyor musunuz? “Euro bölgesi IMF’den destek istiyor.” Eskiden Türkiye destek isterdi değil mi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya IMF’nin yerini NATO aldı bugün. Biz bunu söylesek sizin hoşunuza gider mi? Talimatla Libya’dasınız…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bakın, nerelerden iş, nerelere gelmiş. Bugün Avrupa Birliğinin durumu bu. Yani bugün Avrupa vesayet altında.

30 Kasım 2011 tarihli gazetede şöyle bir haber geçti: “Hollanda Maliye Bakanı Avrupa Finansal İstikrar Fonu’na ek kaynak yaratılabilmesi için IMF’ye yönelmek gerektiğini belirterek, ‘Avrupa’daki ya da Avrupa dışındaki ülkelerin IMF’ye daha fazla para vermeye hazır olması gerektiğini düşünüyorum.’ dedi. Avrupa Birliği kaynakları da avro bölgesi merkez bankalarının IMF’ye kredi vermesi ve IMF’nin de kendi borçlanma koşullarını uygulayarak İtalya ve İspanya’ya kredi verebilmesi gibi bir seçeneğin ortada olduğunu söylediler.

Evet, daha düne kadar gıptayla, hayranlıkla bakılan bu ülkelerin hâlini görüyorsunuz. Kim konuşsa “Adamlar sistemlerini oturtmuş.” derlerdi, Avrupa’ya hayranlıkla bakardı. Artık, gıptayla baktığımız bu ülkeler âdeta bütçe hakkını kaybetme noktasına gelmişlerdir. Avrupa Birliği ülkelerinin, artık, bütçe hakkını yapmaktan feragat ettiği bir noktaya doğru gelinmiş vaziyette.

MUSA ÇAM (İzmir) – Böyle bir zulüm görmedik.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bak görmediysen bir fotoğraf daha göstereyim o zaman, şöyle bir fotoğraf: “İtalyan Bakan kurtarma paketini açıklarken ağladı.”

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir şey anlamıyoruz, birtakım resimler gösteriyor, gerçekten anlamıyoruz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bakın, ağlayan bir bakan görüyorsunuz değil mi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bülent Bey anlayamıyoruz, cidden anlayamıyoruz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ama bakın, bizim sayın bakanlarımızın yüzü gülüyor.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Bak bak! Ne kadar kolay gösteriyorum sana bak! Bak, bak! Hangi fotoğrafı gösteriyorum sana bak!

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, lütfen…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bu fotoğrafı gördünüz mü?

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Gedikli, böyle bir zulüm görmedik biz ya!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bak, maalesef… Ülke vesayet altına düşünce böyle oluyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Geçmişe ilişkin faturaları muhasebe etmişsin! Bak bak!

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Geçmişe ilişkin faturaları muhasebe etmişsin! Bak kardeşim!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – İtalya’nın durumu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Alsana bunu! Bak!

BAŞKAN – Sayın Tanal…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – İtalya ve Yunanistan kayyuma devredildi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Anlayamıyoruz Sayın Gedikli.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Kayyuma devredilen bakanlar böyle oluyor, evet.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakar mısın! Geçmişe yönelik faturaları muhasebe etmişsin buraya! Bütçeye bakar mısın! Bunu bir okuyup öyle gelseydin karşımıza!

BAŞKAN – Sayın Tanal, bırakınız lütfen Sayın Gedikli icraatları anlatsın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, lütfen…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Şimdi, Avrupa Birliği ülkeleriyle bir mukayese yaparak bu söylediklerimizi daha net ortaya koyalım. Türkiye, büyüme performansıyla âdeta göz kamaştırmaktadır; 2010’da yüzde 9 oranında büyüdük, 2011’de de yüzde 7,5 civarında büyüyeceğimiz netleşti. Dolayısıyla Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeleri de kapsayan gelişmekte olan ülkeler ortalamasının bile üzerinde bir büyüme performansı sergiledik.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Gedikli, 5.6 şiddetinde depremde 40 kişinin öldüğü başka bir ülke var mı?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bu performans, artık, gelişmiş ülkeler için bile örnek teşkil ediyor. Bakın, burada Amerika’nın 2010 büyümesi yüzde 3, 2011 yüzde 1,5 tahmin edilen; Rusya’nın 2010’da yüzde 4; 2011’de yüzde 4,3; Hindistan’ın 2010’da yüzde 10,1; 2011’de 7,8; Brezilya yüzde 7,5; Türkiye ise 2010’da yüzde 9 büyüdü, 2011’de ise yüzde 7,5 oranında bir büyüme bekleniyor…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dünyanın hangi ülkesinde on üç yaşında bir çocuğa tecavüz edene hoşgörü gösterilir ya!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – …ki dünyayla ilgili bu rakamlar, Avrupa ülkelerinin bu rakamları da sürekli aşağıya doğru revize edilmek durumunda, sürekli de yenileniyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Resmi göster bize, resmi!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Yaşanan bütün bu olumsuzluklara rağmen…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dünyanın hangi ülkesinde kurtarma ekibi ölüyor?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – …ülkemiz 2009’un son çeyreğinden itibaren hızla büyümeye başlamış, en hızlı büyüyen ekonomilerden biri olmuştur. 2011 yılının birinci çeyreğinde…

MUSA ÇAM (İzmir) – Grafiği gösterir misin!

BAŞKAN – Siz konuşuyorsunuz Sayın Milletvekilim, ondan sonra da duyulmuyor diyorsunuz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bu rakamlar TÜİK’te var.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hayır, duymuyor değiliz, anlamıyoruz. Duyuyoruz da bir gürültü geliyor.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Anlayamıyoruz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – TÜİK’te var.

BAŞKAN – Ama susarsanız anlaşılır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Anlayamıyoruz, anlaşılabilir bir Türkçe değil.

BAŞKAN - Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Cevap hakkımızı sonra tutanaklara bakarak kullanacağız. Anlayamıyoruz yani.

BAŞKAN – Ama sizin grup konuşuyor Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır efendim, Türkçeyi anlayamıyoruz.

BAŞKAN - Lütfen… Başka, konuşan grup yok burada. El insaf yani!

Bak, şimdi anlaşılıyor. Sustunuz, anlaşılıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan benim sizden istirhamım var. Bakın, bize iki cilt…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Benim sizden istirhamım.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen oturur musun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - İki cilt kitap bize verdiniz.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen oturur musunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bunlarla ilgili konuşmayı yapsın. Bana Yunanistan’dan, İngiltere’den, başka yerden bahsetmesin. Sizden istirhamım bu.

BAŞKAN – Konuşturmayalım o zaman Sayın Hatibi!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Sayın Başkan, arkadaşlar anlıyor da anlamak istemiyorlar benim gördüğüm kadarıyla.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gedikli.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Anlaşılmayacak hiçbir şey yok.

Bu olumsuzluklara rağmen, ülkemiz 2009’un son çeyreğinden itibaren hızla büyümeye başlamış, en hızlı büyüyen ekonomilerden biri olmuştur. 2011 yılının birinci çeyreğinde yüzde 11,6; 2011 yılının ikinci çeyreğinde ise yüzde 8,8 oranında büyüme gerçekleştirerek tarihî bir başarıya imza atmıştır. Peki, bu işin sırrı nerede? Biz bu büyüme performansını nasıl yakaladık? Bu işin sırrı sağlam bütçe politikasında, mali disiplinde. Diğer ülkelere baktığımızda, bütçe açığı konusunda da ülkemizin çok iyi bir durumda olduğu net bir şekilde görülmektedir. Bütçe açığından örnek verirsek İspanya yüzde 9,2; Amerika yüzde 10,6… Bunlar anlaşılıyor mu? (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, laf atıyor!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – İngiltere yüzde 10,4; Fransa yüzde 7,7. Bakın, Türkiye yüzde 2,1.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, soru soruyor, cevap veriyoruz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Anladığınız anlaşıldı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - 2,1’i anladık, gerisi…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Yine birçok ülkenin işsizlik oranı artma eğilimindeyken Türkiye’de işsizlik oranı ağustos ayı itibarıyla yüzde 9,2’ye geriledi.

Bakın, burada Sayın Genel Başkanınız kadın istihdamının azaldığına dair bazı şeyler söyledi.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O söylemedi ki…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - TÜİK’in verilerine bakarsanız kadınların hem iş gücüne katılım oranının arttığını görürsünüz…

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Ne zaman? Hangi dönemde?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla)  - …hem de kadın istihdamının arttığını görürsünüz. Bunları görmek zor şeyler değil, çok basit. Birkaç doküman açacaksınız, bakacaksınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Burada hakikate aykırı beyanda bulunuyorsun.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Sanayi sektöründe sadece 152 bin kadın istihdamı artışı var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hakikate aykırı beyanda bulunuyorsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Atanamayan öğretmenleri söyle, 800 liraya çalışan işçileri söyle.

BAŞKAN – Sayın Akar, Sayın Tanal…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Burada verileri doğru kullanalım. Yani veriler yerli yerinde kullanılsın.

Evet, öte taraftan Uluslararası Çalışma Örgütünün bu yıl yayımlanan raporuna göre G20 ülkeleri içinde küresel krize rağmen, 2008 yılından bu yana geçen üç yıl içinde, 2011 yılı ilk çeyreği itibarıyla istihdamı artıran ülkeler sıralamasında Türkiye 1’inci geliyor, istihdam artışında bu rakam.

 Bir de sözü edilen borç stoku rakamlarına bakalım. Borç stoku, biliyorsunuz, zaten, borcun millî gelire oranı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Üniversite mezunu gençlerde yüzde 27 işsizlik oranı, yüzde 27. Bunu söyle.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

Sayın Hamzaçebi…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Borç stoku Amerika’da yüzde 100, Fransa’da yüzde 87, İtalya’da yüzde 121…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben anlayamıyorum.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – …İspanya’da yüzde 67, Japonya’da yüzde 233, Türkiye’de ise yüzde 40, yani borç rakamları böyle.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Borcun vadesi ne, vadesi?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, burada abartılacak herhangi bir şey yok. Bakın sadece…

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Vadesi ne, vadesini de söyle.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne dediğini anlayamıyorum. Gidip tutanaklara bakacağım.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Şimdi, kaçmayın, gelin, gelin, daha CHP’yle…

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Gedikli…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – …ilgili bazı şeyler söyleyeceğim, gelin, kaçmayın.

Bakın, bu uluslararası borcun 577 milyon doları Cumhuriyet Halk Partisine ait, onu biliyor musunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yuh be!

BAŞKAN – Sayın Akar, yakışıyor mu size?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – CHP’nin piyasa değerinden haberin var mı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Beyefendi, konuşmanı yapsana, adam gibi konuşun orada. Neyi konuşuyorsun sen orada? Bana bütçeden bahsetsene sen, laf atıyorsun.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – 5 Katrilyon sizin piyasa değeriniz, İş Bankasından dolayı. Bak, borsadan al değerleri, rakamları. Sizden başka dünyada bankası olan tek bir parti yok, tek parti sizsiniz. (CHP sıralarından gürültüler) Üç tane bankanız var ve aldığınız temettüleri de ilgili kurumlara aktarmıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şu banka hisselerinizi artık devredin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) –  Bakın, İş Bankası-CHP ilişkileri de masaya yatacak, bunları unutmayın, daha yatacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Size versek siz peşkeş çekersiniz, peşkeş!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bakın, birkaç gündür yayın yapılıyor. İş Bankasındaki toplantı tutanakları yayınladığında göreceğiz bakalım, İş Bankası üzerinden CHP hangi siyaseti yapmış.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bizim arkadaşlarımızı uyarıyorsunuz, hatibi neden uyarmıyorsunuz efendim?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Siz böyle bir siyaset yapıyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak, elektriği anlat, elektriği. Elektrikte kaç para vergi olduğunu anlat.

BAŞKAN – Sayın Akar…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bakın, İtalya’nın borç durumunun detayını vereyim size. İtalya, 2 trilyon… (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak, elektrik… Bunları anlat, bağcının sırtına nasıl bindiğinizi anlat.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen oturun.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bir dinleyin, öğrenin. Bizim söylediklerimizin hepsinin temeli var, merak etme.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İş Bankası bizde olmasaydı öbürleri gibi peşkeş çekerdiniz onlar gibi.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) –  Rahat ol sen, rahat ol, otur, dinle. Otur, dinle, rahat ol.

VELİ AĞBABA (Malatya) – En iyi yaptığın şey peşkeş.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bak, sizin her biriniz bir bankersiniz, farkında mısınız?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya sen konuşmanı yapsana, niye bize sataşıyorsun?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bankanız var. Yok mu?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, sırayla konuşalım.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bakın, siz, partisi 1 trilyon kayıptan dolayı… Kayıp trilyon, öyle eski şeylere özgü değil, size de özgü…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kayıp trilyon ne oldu, kayıp trilyon?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Kayıp trilyondan dolayı savcılığa intikal etmiş hesaplarınız var sizin.

BAŞKAN – Sayın Gedikli, lütfen…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Orada öyle boş konuşmakla olmaz bu iş.

MUSA ÇAM (İzmir) – Biraz YİMPAŞ’tan bahset, KOMBASSAN’dan bahset biraz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Buraya gelip kadrolaşmadan bahsediyorsunuz, kadrolaştığımızı söylüyorsunuz.

MUSA ÇAM (İzmir) – KOMBASSAN’dan bahset biraz. Bak, Bakan bile gülüyor, Bakan bile gülüyor.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ya bu kadrolaşmayı sizin eski Adalet Bakanınız çok daha iyi bilir be! O Seyfi Oktay’a sorun. “Kendi militanlarımı almayacaktım da MHP’nin militanlarını mı alacaktım.” diyen kim, kimin bakanları? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

MUSA ÇAM (İzmir) – Siz! Sen, sen! Sen daha iyi bilirsin!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Sizin bakanlarınız. Kadrolaşma öyle olur. Kadrolaşma ona denir.

MUSA ÇAM (İzmir) - Acayip bir laf ettin.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Belgeli, bir sürü de yayın var onunla alakalı. Niye bunlara cevap veremiyorsunuz?

MUSA ÇAM (İzmir) - Yapma, etme eyleme ya!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ondan sonra, depremden bahsediyorsunuz. Siz deprem sözünü hiç ağzınıza almayın, mahcup olursunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siz depremden mahcup olursunuz. Dünyanın hangi ülkesinde 5,6 depremden 40 kişi öldü, cevap versene!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – 98 depreminin altında kalırsınız. Sayın Başbakanımız Van’da deprem olduktan dört saat sonra oradaydı, cumhuriyet tarihinde ilk kez bu görüldü.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne oldu? “Kendimizi test ettik.” İnsanlar öldü.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bir Başbakan depremden sonra merkez üssüne dört saat içerisinde hareket etti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizin yüzünüzden insanlar öldü.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bunları görmeden… Ben huzurunuzda, Sayın Başbakanımıza da bakanlarımıza da çok teşekkür ediyorum depremde gösterdikleri üstün başarıdan dolayı. Bunlar cumhuriyet tarihinde ilk kez oluyor. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Evet, ilk kez. Kendinizi test ediyorsunuz!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ha, ama bakın, bunları siz anlamamakta mazursunuz, onu anlıyorum, mazursunuz. Bak, sizi mazur görüyorum, niye biliyor musunuz çünkü siz hiç böyle bir Hükûmet görmediniz be, siz hiç böyle Başbakan görmediniz be! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Doğru söylüyorsun! Doğru söylüyorsun!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Daha göreceksiniz, daha neler göreceksiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Doğru söylüyorsunuz! Bu kadar ihaleye fesat karıştıran, bu kadar suç dosyası olan üyeler görmedik.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Egemen güçlerden bahsediyorsunuz. O egemen güçler sizin eski genel başkanlarınızın Amerikan başkanları karşısındaki duruşuyla herhâlde ortaya çıkıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu kadar suç dosyası olan üyeler görmedik, doğru söylüyorsunuz!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Böyle bir şey var mı? Bunlara, kendi hâlinize bakacaksınız önce.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu kadar ihaleye fesat karıştıran, dosyası olan milletvekillerini görmedik, doğru!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Dosyası… Ya güzel bir söz “Herkes için adalet, herkes için özgürlük.” Ne güzel, buna katılmamak mümkün mü, hepimiz katılırız. Peki, sizin özgürlük ve adalet anlayışınız, bizim partimize kapatma davası açıldığında neredeydi? E-muhtıra verildiğinde neredeydi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Dersim konusunda nerede peki? Nerede? Dersim konusunda nerede? (CHP sıralarından gürültüler) Ne oldu Dersim konusu?

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen…

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – 2002’de Sayın Başbakan…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Dersim’de baltayı taşa vurdunuz tabii, normal. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizde her şeyi yapanlar geziyor dışarıda.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Adalet ve özgürlük anlayışı, ne güzel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E-muhtıra verene araba hediye ettiniz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – O zaman neredeydiniz? Niye hiç ağzınızı açıp söylemediniz, konuşmadınız?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Anayasa referandumunda neredeydiniz? Parti kapatmayla ilgili madde burada konuşulurken niye destek vermediniz?

MUSA ÇAM (İzmir) – Biz 12 Eylülün kapattığı partiyiz, sen bırak!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – 12 Eylülle ilgili yargılamaya ilişkin maddeye niye destek vermediniz?

MUSA ÇAM (İzmir) – 12 Eylülün kapattığı partiyiz biz!

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Kenan Evren ne oldu, Kenan Evren?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kenan Evren nerede? Yani onu unuttunuz. Nerede resim yapıyor?

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Hesap soracaktınız, ne oldu?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, dünyada son yüzyılın en büyük ekonomik krizi var. Bakın, son yüzyılın en büyük ekonomik krizinden bahsediyoruz. Son dört yıldır bu devam ediyor. Böyle bir ortamda bütçeyi konuşuyoruz, böyle bir ortamda müzakere ediyoruz, böyle bir ortamda bütçeleri değerlendiriyoruz ve bu krizin nereye varacağı da meçhul. Bakın, sadece Amerika’da batan banka sayısı ne biliyor musunuz?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya biraz da oraya konuş kardeşim, biraz da o tarafa bak! O tarafa bak biraz da!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Niye ya? Size konuşmamdan rahatsız mı oldunuz? Ne güzel, size, muhalefete anlatıyorum işte.

424 banka Amerika’da battı. Bunun 161’i 2010’da, 90 tanesi de 2011 yılında battı. Evet, eskiden olsaydı tabii, böyle bir ortamda hemen IMF’ye koşa koşa giderdik biliyorsunuz, hemen para isterdik: “Aman IMF, canım IMF, gel ne olur, senin şartlarında anlaşalım.” Bunlar yıllarca Türkiye’de böyle oldu.

Şimdi, “Özelleştirme paraları nereye harcanıyor?” diye soruyorlar değil mi? Özelleştirmeden elde edilen paralar nereye harcanıyormuş? IMF’ye vaktiyle yaptığınız borçları ödüyoruz hâlâ yahu özelleştirme paralarıyla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) IMF’ye borç yaptınız ya! 23,5 milyar dolar devraldık IMF’den.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Buraya niye söylüyorsun?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bugün ne biliyor musunuz? 3,7 milyar dolara indi IMF’ye borç.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kim borçlandı, kim?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Haa, bak, bu özelleştirme paralarıyla ödendi değerli arkadaşlarım. Bütçeden de ödeniyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kim borçlandı? Biz mi borçlandık?

MUSA ÇAM (İzmir) – Ya bize değil, Metiner’e söyle sen bunları, bize değil!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bize niye söylüyorsun?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Hayır, siz soruyorsunuz. Bunları burada siz söylediniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ya, bize niye söylüyorsun? Kim borçlandı? Biz mi borçlandık?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Sizin Genel Başkanınız söylüyor bunları burada. Bu kürsüde ifade etti, hep beraber dinledik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Biz mi borçlandık?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, küresel finans krizi ortamında iyi yönetimin nasıl sonuç verdiğini de yatırımlardan anlamak mümkün.

Değerli arkadaşlarım, öyle bizde boş konuşmak yok. Bakın, geçmişte yılan hikâyesine dönen birçok proje bizim dönemimizde tamamlandı. Neler var? Karadeniz sahil yolu. Hepiniz gidiyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Rize’de gördük, Rize’de!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Karadeniz sahil yolu, yahu 12 hükûmet eskitti, 16 bakan eskitti Karadeniz otoyolu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Rize’yi söylesene, Rize’yi!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – On altı yılda yüzde 40’ı tamamlandı Karadeniz otoyolunun. Biz geldik, altı yılda tamamını bitirdik. Bak, yapınca oluyor, siyasi irade olunca oluyor, adam gibi adam olunca oluyor. Hepsi olur, hiç korkmayın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Rize’de ne oldu, Rize’de? Rize’de ne oldu?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bolu Dağı Tüneli… Size soruyorum, yılan hikâyesi değil miydi Bolu Dağı Tüneli? Defalarca konuşulmadı mı, üzerine fıkralar üretilmedi mi? E, biz geldik, bitti. Oluyor demek ki. Bolu Dağı Tüneli, bak ne güzel… Ha, patates deposu Ayaş Tüneli olacak. Birileri de Ayaş yolu yaptılar. Biliyorsunuz, sürat treni inşa ediyorlardı, Ayaş Tüneli’ne girdiler, bir daha da çıkamadılar. Hâlâ bekliyoruz ne zaman çıkacaklar diye. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sen onların zamanında bürokrattın, onları niye ilgilendirmedin o zaman?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ankara-Konya hızlı treni, Ankara-Eskişehir hızlı treni… Ankara-İstanbul hızlı treni de 2013 sonunda bitiyor değerli arkadaşlarım, 2013 sonunda İstanbul-Ankara üç saate iniyor.

Bakın, size bir örnek vereyim: 91’de zamanın Başbakanı konuşma yapıyor, diyor ki: “Türkiye’de 40 bin yerleşim birimi var, 20 bin tanesinde içme suyu şebekesi yok.” 91, yirmi sene önce, çok fazla değil.

Bir başka örnek daha veriyor: “Ankara-İstanbul arasında bir tren var ama ortalama 40 kilometre hızla gidiyor, on saatte İstanbul’a varılabiliyor. Bu bütçeyle bunları nasıl yapacağız?” diyor, hâlinden şikâyet ediyor. Demek ki yapılabiliyormuş değerli arkadaşlarım; bakın, hepsi tamamlanabiliyormuş.

Bakın, size bir de Konya Ovası Projesi’nden bahsedeyim. Yakında devreye girecek. Buğday ithal ettiğimizi söylediniz. Evet, biz buğday ithal ediyoruz ama unu da ihraç ediyoruz. Niye hep tek taraflı söylüyorsunuz? Un da ihraç ediliyor, yani ondan un yapılıyor. Ve yakında göreceksiniz, hem Konya Ovası Projesi hem Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)… Öyle sizin söylediğiniz gibi değil, yılda 4 milyar lira  ödenek tahsis ediliyor GAP’a.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nerede, nerede? Göster, göster… Nerede? Boru hatlarını görelim, üzerinde yükselen sanayiyi görelim. Söylemekle olmuyor. On yılda yüzde 1 artmışsınız.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – 2012’nin sonunda da GAP ana hedeflerini bitiriyor, tamamlıyor. Ondan sonra her türlü bereketli üretim buralarda yapılacak.

Bakın, asrın projesi Marmaray, kentsel dönüşüm projeleri, on sekiz yeni şehir inşa eden TOKİ’nin projeleri, barajlar, elektrik üretim santralleri… Sayısını vereyim: 78’i termik, 524’ü hidrolik, 115’i de yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yani jeotermale dayalı 717 elektrik üretim santrali inşa ediliyor şu anda. E, bunların hepsi hayal gibiydi vaktiyle değerli arkadaşlarım, hepsi gerçek oldu. Oluyor demek ki; çalışınca, üretince oluyor; olmayacak bir şey yok. Çalış senin de olsun. Evet, güzel söylüyor değerli arkadaşlarım.

Kârlara baktığınız zaman 2010’da, 2011’de -birinci  500, ikinci 500, hiç fark etmez- bunlar gayet iyi durumda. Finansman giderlerinde özel sektörün müthiş bir düşüş var, kredi faizlerinin düşmesinden dolayı. Finansman giderlerinden muazzam bir tasarruf yapıyorlar, kârlılıklarının temel sebebi bu.

Ücretleri Değerli Maliye Bakanı arkadaşım anlattı, söyledi, o yüzden girmiyorum.

Evet, bu bütçenin de, 2012 bütçesinin de bazı temel özellikleri var.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Altı dakika kaldı.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Ben, altı dakikaya çok şey sığdırırım, sen hiç endişe etme. Daha geleyim mi başka şeylere, cemaziyelevvele dönelim mi? Bak, bir tanesi kaçtı gitti Genel Kuruldan.

BAŞKAN – Sayın Gedikli, lütfen… Lütfen…

MUSA ÇAM (İzmir) – Anlasak altı saat de konuş, altı saat de konuş…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – 2012 bütçemizin temel özellikleri var. Bunları da öğrenmiş olursunuz, ne gibi temel özellikleri var. Bu bütçe, ülkemizin sorunlarını daha da hafifleten bir hizmet bütçesidir, sosyal devlet anlayışını daha da derinleştiren bir bütçedir ve halkımıza refahı yansıtan ve dağıtan bir bütçedir.

Biz, bu bütçeleri yaparken popülizm de yapmıyoruz değerli arkadaşlarım; popülizm bitti, siyasi hayatımızdan çekildi, gitti. Bakın, bütçenin hedeflerine baktığınız zaman, gerçekleşmelerine baktığınız zaman popülizm yapılmadığını görürsünüz. 2011’de bütçe yapıldı değil mi, seçim yapıldı değil mi? Seçimde, seçim yapılmasına rağmen, ortaya çıkan bütçe açığı son derece küçük, on aylık rakam 1,7 -eski rakamla söyleyelim- katrilyon. Açık, öngörülen açık 33’tü biliyorsunuz, 33 katrilyondu. Demek ki popülizm falan yapmamışız, yapsaydık aradaki farkları da harcardık. 30 milyar para var, niye harcamamışız yani?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Önceden kim yapıyordu?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, şimdi bir de faiz yüküne bakalım. Ağır faiz yükünün de artık hafiflediği bir bütçe bu. Bakın, 2002’de, örnek veriyorum, faizin bütçe içindeki payı yüzde 43,2’ydi.

Değerli arkadaşlarım, inanabiliyor musunuz böyle bir rakama? Bütçenin yarısı faize gidiyor. Böyle bir bütçeyle de hizmet üretmeye çalışıyorlar, olacak şey mi? Ama şimdi bu oran, bakın bütçe harcamaları içindeki payını diyorum, yüzde 14,3.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Önceki libor kaçtı? Sen liboru bilmezsin (!)

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, dolayısıyla artık faizin de bütçe içindeki payı, hem de vergi gelirlerinden karşılanan payı son derece düştü. Vergiden örnek vereyim, daha iyi anlaşılır. Eskiden 100 liralık vergi gelirlerinin 85 lirası faize gidiyordu, şimdi 100 liralık vergi gelirinin 18 lirası faize gidiyor. Aradaki fark bu.

Evet, nereden nereye?  Sayın Başbakanımızın söylemiyle, değil mi, nereden nereye ya! İşte oradan buraya!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bunu anladık, bunu anladık.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, IMF komiserlerinden bugünlere, aydınlık günlere geldik. IMF vesayeti bitti, değil mi?

Evet, herkes emin olsun, milletimiz müsterih olsun, ülke emin ellerde oldukça, milletimiz demokratik güven ve istikrarı korudukça yarınlar daha da aydınlık olacak, daha da güçlü olacak, bundan hiç kimsenin endişesi olmasın.

Evet, deminki faiz hesabıyla bir hesap yapsak yaptığımız tasarruf da aşağı yukarı 60 milyar dolara tekabül ediyor, o faiz hesabıyla. Peki, bu 60 milyar dolar nereye gidiyor acaba? Evet, bu kaynak, 60 milyar dolar nereye gidiyor hemen söyleyeyim size: Personele gidiyor, emeklilere gidiyor, yatırımlara, sosyal harcamalara, sosyal güvenliğe, eğitime, sağlığa, esnafımıza, çiftçimize, KÖYDES’e, BELDES’e, SUKAP’a, buralara gidiyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çalık’a, Çelikler’e, Telekom’a…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bizde böyle; KÖYDES biter, BELDES başlar; BELDES biter, SUKAP başlar; SUKAP biter, başka bir hizmet başlar; biz hizmetkârız, kendimizi öyle tanımlıyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bravo (!)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bravo Sayın Gedikli (!)

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - İşte, bakın, bu, milleti anlamak; siz de anlayacaksınız bir gün eminim, belki doksan dokuz yıl sonra, geç olacak ama bir gün anlarsınız milleti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Özür dileyeceğiniz makamları bile öğrenememişsiniz, İnönü’den özür diliyorsunuz, ya siz milletten özür dileyin be! Milletten özür dileyin, milletten!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ya Bülent Bey ya, insanlarla dürüstçe konuş, alay etme ya, alay etme!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Bu milleti hangi konuma düşürdüğünüzü seçimlerden sonra gördük.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Haddin değil senin ya! Alay etme! Alay etme! Ayıptır ya!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, bu bütçeyle…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ayıptır ya! “Doksan dokuz yıl sonra…” Ayıptır ya!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Siyaseti germe! Orada arkadaşlarımız var diye bir şey demiyoruz ama  cehalet gösterme, Ortaçağ’dan sadece bir gürültü geliyor senin konuşmandan, hiçbir şey anlaşılmıyor, ne dediğin belli değil.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama sataşma var Sayın Başkan. Biraz sorumluluk sahibi olur kürsüdeki hatip.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Deminden beri can kulağıyla dinliyorsun yalnız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, kimseye hakaret etmeye hakkı yoktur. Niye müdahale etmiyorsunuz Sayın Başkan! Kimseyle alay etmeye hakkı yoktur.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, 2011 yılında 15,4 milyar lira olan sosyal yardımlar 2012 yılında 19,1 milyar liraya çıkıyor.

Bakın, “sosyal yardımlar” diyorum değerli arkadaşlarım, yüzde 24 artış demektir bu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sosyal yardımlardaki çalıntıyı söyle! Kömür hırsızları!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – 2002 yılında sosyal yardımlar neymiş biliyor musunuz? Devede kulak, 2 milyar bile değil. Tam kaç kat artmış biliyor musunuz sosyal yardımlar bizim dönemimizde? Tam 10 kat artmış, 10.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biz biliyoruz ne kadar para aktarıldığını!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, bu bütçeden reel kesime, esnafımıza, çiftçimize de ne düşüyor, onlara bir bakalım. Esnafımız bizim omurgamızı teşkil ediyor. Reel destekler 2011 yılında 7,3 milyar lira iken, 2012 yılında 8,3 milyar liraya çıkıyor. Bu da yüzde 14 bir artışa tekabül eder.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – TOKİ’den, vergiden çaldığınız paraların miktarını söyler misiniz? Kentsel dönüşümden aldığınız paraları söyler misiniz?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, esnafımıza sağlanan destekler… Bakın, birkaç örnek vereyim hemen. Halk Bankası esnaf kredileri: 2002’de 153 milyon lira. Değerli arkadaşlarım, şu rakamlara bir dikkat edin: 2002’de 153 milyon lira Halk Bankasının esnafa verdiği kredi. 2011 Eylül sonunda 3,7 milyar lira, yani 24 kat artmış. Faiz ne peki o zaman? Yüzde 47. Bugün yüzde 5. Buna tabii KOSGEB tarafından verilen destekleri de eklemek lazım. 2003 yılından bugüne kadar KOBİ’lerimize 415 milyon lira destek verilmiş. 203 bine yakın KOBİ için 11,3 milyar lira kredi hacmi oluşturulmuş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Halk Bankasına, Çalık Grubuna verilenleri söyle!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, KOBİ’ler için 11,3 milyar lira kredi hacmi oluşturulmuş. Daha önce on iki yılda, 90 ile 2002 arasında KOBİ’lere verilen destek sadece 14,5 milyon lira.

Evet, tarıma da yüzde 12 artış öngördük bu bütçede. Önemli destekler devam ediyor. Ziraat Bankasının yine 2002’de kullandırdığı kredilere göre en son kullanılan kredi hacmi -değerli arkadaşlarım, sadece kaç kat arttığını söylüyorum size- Ziraat Bankası kredileri tam 58 kat artmış, 2002’den bugüne kadar 58 kat. Evet, o zaman 67 bin çiftçi kredi kullanıyormuş, 2010’da tam 813 bin çiftçi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul)- Kaç tane çiftçiyi icraya verdiniz, onların dosya sayısını söyler misiniz? Kaç tane çiftçiyi icraya verdiniz?

BAŞKAN – Sayın Gedikli, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet, bunun yanında savunma sanayisinde yerli üretimin payı arttı. ARGE Kanunu çıktı, artık Türkiye kendi silahını üretiyor; insansız hava aracı Anka’yı, helikopterimiz ATAK’ı, savaş gemimizi -Heybeliada’yı- tankımız Altay’ı üretiyoruz. Hastanede kuyruklar, rehinler bitti, hava ambulans sistemi kuruldu, kamu hastaneleri tek çatı altında birleşti, 2023 vizyon projelerine start verildi. Evet, işte bunlar Türkiye’de artık oluyor. Oluyor mu? Oluyor.

Devlet olmak bu, iktidar olmak bu, aradaki fark da bu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Nereden nereye?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Evet çok güzel, nereden nereye? Bak çok güzel öğrenmişsin, devam et. Bizim sloganlarımızın hepsini öğreneceksin, öyle görünüyor.

Evet, yoksullukta yüzde 28’den yüzde 18’e indik, biliyorsunuz yoksulluk oranlarında…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu anlattıklarınızı Kızılay Meydanı’nda halka anlatabilir misiniz?

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – …ve şu andaki yatırım bütçemizde de tam 2.534 adet yatırım projesi var. Bu projeler de tam 4,2 yıl içerisinde bitecek. Evet, hedefimiz 2023 yılında her alanda dünya standartlarını yakalayan büyük 10 ekonomide olan bir Türkiye oluşturmak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gedikli, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

AHMET YENİ (Samsun) – Aranızda anlaşın.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın  Gedikli konuşmasında doğal olarak iktidarı öne çıkaran ve eski iktidarları eleştiren bu çerçevede muhalefet partilerine, bize yönelik eleştiriler yaptı. Bunlara ilişkin olarak söyleyeceğim herhangi bir şey yok. Bir bütçe konuşmasında bu konuşmalar, eleştiriler gayet doğaldır. Ancak konuşmasının bir yerinde bunun ötesine geçerek, Cumhuriyet Halk Partisinin tüzel kişiliğine bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Hamzaçebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partisinin, İş Bankası hisselerinden hareketle, piyasa değerini ifade eden, siyasetle uygun olmayacak bir üslupla sataşmada bulundu efendim.

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – Yalan mı?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Gedikli, lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yalan, hem de kuyruklu.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri.

Sayın Hamzaçebi, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum ama lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin. Bütçe görüşmesi herkes tabii ki birbirini eleştirecek.

 Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ankara Milletvekili Bülent Gedikli’nin, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki güzel cümleyle başlamak isterim: “Söz ola kese başı, söz ola kestire başı.”, “Kim güzel söz söylerse kötü söz işitmez.” Buradaki konuşma üslubu daima bir sonraki konuşmanın üslubunu belirler veya bir sonraki konuşmacıyı etkiler.

Sayın Gedikli’nin konuşmasına bir açıdan teşekkür ediyorum. İktidar partisi ancak bu kadar kötü bir konuşmacıyı buraya çıkarabilirdi ki muhalefet partileri puan kazansın. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu açıdan teşekkür ediyorum, sağ olun ama birkaç şeyi düzeltme ihtiyacı duyuyorum. Sayın Gedikli, herhâlde genel merkezde çokça kaldığından olacak, Parlamento gündemini izleyemediğinden olacak, ekonomi gündemini izleyemediğinden olacak ve kendi anlayışının gereği olarak her şeyi piyasayla ölçen bir anlayışla Cumhuriyet Halk Partisinin piyasa değerini ifade eden bir cümle söyledi.

Biz, cumhuriyetten beri ayakta olan partiyiz, bugün hâlâ varız. Siz, iki üç seçimdir varsınız, bir sonraki seçimde ne olacağınız belli değil. Sayın Başbakan hastalandı, sendeledi; birbirinize düştünüz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – O sizde olur, bizim öyle bir âdetimiz yoktur.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, 28 Şubata gidiyorsunuz, darbelere gidiyorsunuz; Sayın Gedikli de buradaki konuşmasında 28 Şubata gitti “Neredeydiniz bize kapatma davası açılırken?” dedi. Ben bir soru sormak istiyorum: Dört yıl önce 27 Nisan e-Muhtırasını bir darbe olarak nitelediniz ve “Bunu yapanlar hesap verecek.” dediniz ama siz, o Genelkurmay Başkanına Üstün Hizmet Madalyası verdiniz. Sizin, değerinizi biz bununla ölçüyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

Sayın milletvekilleri, bir saniye…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Gedikli şahsıma hakaret etti, “Hacca gitmeden hacı olan.” diye beni aşağıladı. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Gedikli, söylediniz mi? (CHP sıralarından “Söyledi, söyledi.” sesleri)

Buyurun Sayın İnce, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince; sataşma nedeniyle yeni bir sataşmaya mahal vermeden yalnız.

Buyurun.

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Bülent Gedikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce şunu söylemek lazım: Bir gazete röportajımda çocukluk anılarımı söyledim. Sekiz yaşındayken televizyonu görmeden arkadaşlarıma görmüş gibi anlattığımı, büyük bir samimiyetle sekiz yaşındaki hâlimi söyleyince, onu buraya ancak sekiz yaşındaki bir zihniyet taşıyabilir; birincisi bu. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi: Üniversite yıllarımda yine o röportajda şöyle dedim: “Ben sol grubun içerisindeydim ama dinî duyarlılıkları yüksek bir çocuktum. Arkadaşlarım bana ‘hacı’ derlerdi.” dedim, röportaj da böyleydi. Bu da doğru. [(AK PARTİ sıralarından “Bravo(!) sesleri ve “alkışlar(!)”] İkincisi: Bazıları gitmeden oldu gibi görünür ama bazıları gitse de hacı olamaz. İsterse 10 kere gitsin hiç hacı olamaz onlar. Bak, Keçecizade İzzet Molla şöyle diyor: “İnsan hacı olsaydı gitme ile Mekke’ye, eşek derviş olurdu taş çekmeyle tekkeye.” (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, bunlar, bu siyaset değil. Burada kırk yaşın üzerinde, elli yaşında, altmış yaşında insanlar, çocukluk anıları bir röportajı alıp buralara… Kimseye böyle bir sahtekârlık yaptığımız falan yok, kimseye de böyle bir şey demedik. Arkadaşlarımızın bir lakabını bir gazetede dürüstçe, içtenlikle, samimiyetle söylemişiz. Yani anlayamadım ne söylediğini, yukarıya çıktım, tutanakları da alamadım, izleyen arkadaşlarımızdan aldım çünkü bozuk bir Türkçeyle konuşulduğu için ne dediğini anlayamadım. Ya tutanaklardan ya televizyonlardan izleyenlerden söylemem gerekiyordu onun için bir süreliğine ayrıldım yoksa buradan kaçmadım yani. Bunu söylemek istiyorum.

Ayrıca, bir de düzeltme yapayım: Deprem 98’de olmadı Sayın Gedikli, 17 Ağustos 1999’da oldu. O, yüzyılın büyük acısının tarihini bile bilmiyorsunuz, doğrusu çok yadırgadım.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gedikli.

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – Sayın Başkanım, “Sekiz yaşındaki çocuk gibi.” dedi, ona cevap vermem gerekir.

BAŞKAN – Ne söyledi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tutanaklara bakın da ondan sonra söz verirsiniz.

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – “Sekiz yaşındaki çocuk gibi konuşuyor.” dedi.

BAŞKAN – Sayın Gedikli, lütfen, bunu devam ettirecek değiliz.

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – İki dakika Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gedikli, iki dakika ama lütfen yeni bir sataşma olmasın.

4.- Ankara Milletvekili Bülent Gedikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) –Sayın Başkanım, tabii, piyasa değeriyle ilgili sözümüz Cumhuriyet Halk Partisinin İş Bankası ortaklığıyla alakalı. Siz İş Bankasının ortağı mısınız, değil misiniz? (CHP sıralarından gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ortağı değiliz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Yüzde 28 ortak mısınız, değil misiniz? Buna bir cevap verin. (CHP sıralarından gürültüler)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ortağı falan değiliz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ortağı falan değiliz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Dolayısıyla, ortak olduğunuza göre piyasa değeri ortaya çıkıyor. Bakın, bunu bir daha burada söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Gedikli, lütfen sataşmayla ilgili konuşun, soru sormaya çıkmadınız buraya.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ortağı değiliz, Türk Dil Kurumunun temsilcisiyiz.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) -  Bir başka şey daha söyledim: Bir de “Türkçe bozuk falan filan.” dediniz. Gayet iyi anladığınızı da görüyorum. Bakın, burada gelip hepiniz onlara cevap verdiniz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu biz ortağı değiliz. Cahillik etme!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Nasıl Türkçe bozukmuş bu yahu? Belki mikrofonda bir sorun olmuştur. Ben gayet güzel Türkçe konuşurum, tam da yerli yerinde konuşurum. Her hafta da buraya gelir, konuşuruz ve hepiniz de rahatsız olursunuz. Biz bu işi iyi biliriz.

 “Sekiz yaşındaki çocuk gibi.” diyor. Müthiş bir düzeltme yaptın, sağ ol, teşekkür ediyoruz tarihini de öğrenmiş olduk. O peki kaç yaşına uygun oluyor? Yani bununla mı bize burada bir siyaset yapıyorsunuz, yapmış oluyorsunuz? Kendiniz röportaj vermişsiniz, kendiniz yalancı olduğunuzu söylemişsiniz, yalan söylediğinizi söylüyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bak, yalancı olduğumu söyleyemezsin!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Söylüyorsun… “Televizyonu görmediğim hâlde görmüş gibi anlattım.” diyor. Çocukluğundan belli zaten durum. Yani bunu ben söylemiyorum, kendiniz söylüyorsunuz.

Bir başka şey daha söyleyeceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman, bu ifadeleri oy verenler de hak etmiyor yani.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Aynı röportajda şunu da söylüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Ben dini siyasete alet etmem.” Değil mi? Yaklaşım bu. “Cuma namazından beraber çıktığım AK PARTİ’li grup başkan vekili arkadaşım hemen kameralara koştu.” diyorsunuz. Zannediyorum Sayın Elitaş. Siz arka kapıdan kaçmışsınız. Herhâlde cumayı da gizli kılıyorsunuz, öyle anlaşılıyor. (CHP sıralarından “Ayıp, ayıp!” sesleri, gürültüler)

Peki, bunları daha sonra röportaj olarak niye verme ihtiyacı duyuyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Gedikli…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Niye röportaj veriyorsunuz bunlarla ilgili? Madem dini siyasete alet etmiyorsunuz niye bunu yapıyorsunuz? Bu röportajı niye veriyorsunuz? “Çocukluğumda bana ‘hacı’ derlerdi.”, “Cumaya gittim, umreye gittim...” Hepsini anlatmışsınız maşallah.

BAŞKAN – Sayın Gedikli, lütfen… Herkesin hayat tarzı kendisini ilgilendirir.  Lütfen…

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) – Muhafazakâr demokratı biliyorduk da muhafazakâr sosyal demokratı da yeni öğrendik.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bana açıkça “yalancı” dedi. Herhâlde siz de duydunuz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

Anlaşılan sabaha kadar devam edecek.

5.-Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Bülent Gedikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dokuz yıldır milletvekilliğimde şu kürsüye çıkıp da hiç cevap vermeden indiğimi hatırlamıyorum. Bu kadar düzeysiz, bu kadar ucuz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, lütfen konuşurken, düzeysizliği tarif ederken düzeysizlik yapmasın.

MUHARREM İNCE (Devamla) -  …bu kadar böyle yani hiçbir şeyi olmayan bir konuşmaya gerçekten cevap vermeye tenezzül etmiyorum.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın İnce… Bir saniye Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yani buna tenezzül etmiyorum.

BAŞKAN – Ben ne bir sayın hatibi ne de bir sayın grup başkan vekilini usulü dairesinde konuşmaya davet etmek durumunda değilim. Herkes nasıl konuşacağını kendisi bilir.

Lütfen, niye bana bakıyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Kaba, yaralayıcı bir söz…

BAŞKAN – Çıkan hatip lütfen sataşma yapmasın, Sayın İnce de cevap vermesin. Lütfen ama… (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – O zaman biz de söz istiyoruz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir: İş Bankasında ortaklık başka bir şeydir, yönetim hakkı başka bir şeydir. Daha bu kadar basit bir bilgiyi bile öğrenememişsiniz.

İkincisi: Bir gazete röportajına insanın çocukluğunu anlatması, anılarını anlatması, bunu alıp diline dolaman… Bu kadar, ucuz olabilir mi siyaset? Ya bu kadar, Maliyede bu kadar önemli görevlerde bulunmuşsunuz; yazık ülkenin hâline! Yazık, vallahi yazık!

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – Sana yazık!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şu gelip buraya bütçeyi şöyle bir maliyeci edasıyla, bu işi bilen edasıyla anlatsaydınız keşke.

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – Sana yazık! Düzeysiz diyor, seviyesiz diyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunları bilmediğiniz için, ne dediğiniz de anlaşılmadığı için hiç kimse anlamadı. AKP’liler de anlamadı sizin ne dediğinizi.

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – Gayet güzel anlamışsın. Bak, cevap veriyorsun.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Biz her şeyi anladık.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Allah aşkına bir dahakine bütçeyi bilen, bütçe tekniğini bilen ve ne dediği anlaşılan bir temsilciyi çıkarın da biz de burada polemiğe girmeyelim. Gerek duymuyorum bunlara cevap vermeye. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ama, demin düzeysiz bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Bir oturun. Grup başkan vekili söz istedi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak istiyorum, İş Bankasıyla ilgili bir düzeltme yapacağım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, tutanakları isteyin süreci işletin.

BAŞKAN – Aranızda anlaşın. Önce kime vereceğim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Elitaş, siz hitap edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Hamzaçebi, biraz önceki…

BAŞKAN – Anlaşılmıyor Sayın Elitaş.

Sayın milletvekilleri bir susarsa, lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Düzeyiniz bu sizin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Biz düzeyimizi biliriz,senden öğrenecek değiliz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen çok şey öğreneceksin Mevlüt Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Biz düzeyimizi biliriz, sen karışma oradan.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Düzey ortada, görünüyor.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen ama…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “Düzeysiz” diyor Sayın Başkan. Duymuyor musun?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Hamzaçebi sataşmadan aldığı konuşma içerisinde  “Sayın Başbakanın hastalığından dolayı birbirinize düştünüz.” diye -hiçbir siyasi partinin başka bir siyasi partiyle ilgisi olmayan bir konu hakkında- ifade etti. Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş, sizden sonra da Sayın Hamzaçebi’ye vereceğim, devam edecek bu anlaşılan.

İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince –uyarma gereği de duymuyorum artık “Sataşma olmasın.” diye çünkü sataşıyorsunuz- buyurun.

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum ama İç Tüzük’ün 67’nci maddesince sizin bu kürsüde konuşan milletvekillerini uyarma salahiyetiniz var çünkü o kürsüye, o makama oturduğunuz takdirde İç Tüzük’ün 67’nci maddesini uygulamanız gerekir. Biraz önce Sayın Grup Başkan Vekili Genel Başkan Yardımcımızla ilgili sataşmaya cevap verirken gereksiz gördüğünü “böyle düzeysiz bir konuşma” diye ifade ederken açıkçası yadırgadığımı ifade ediyorum çünkü yaptığı bir konuşma… Genel Başkan Yardımcımızın konuşmasından rahatsızlık hissedebilir, incinme duyabilir ama onu düzeysizlikle veya sekiz yaşındaki çocuk aklıyla ifade etmek açıkçası milletvekiline yakışmayan, özellikle de grup başkan vekiline yakışmayan bir davranış şeklidir. Biz grup başkan vekilleri olarak grubumuzu muhakkak ki temsil ediyoruz, temsil ettiğimiz kitlenin aynasıyız, yansımasıyız. Açıkçası ben hiçbir milletvekilini -burada konuşurken, özellikle de grup başkan vekilleri konuşurken- “düzeysiz” diye ifade etme yetkisini kendimde görmüyorum çünkü benim grubum bütün seçilmiş milletvekillerini, halktan oy almış milletvekillerini düzeyli ve seviyeli olarak görür. Biz o kültürden geldik, yetiştik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkincisi: İş Bankası meselesi. Siyasi Partiler Kanunu’na aykırıdır ama Ulu Önder Atatürk’ün verasetine ve onun vasiyetine saygı duyduğumuzdan dolayı bu konuyu hiç kimse gündeme getirmemiş. 12 Eylülde İş Bankasının hisseleri alınmış, mahkemeyle kazanmışsınız. Türkiye'nin en büyük kredi kuruluşunun yönetiminde olmak ve bu kredi dağıtılırken de burada siyasi etki yapmak herhâlde Siyasi Partiler Kanunu’nda da yeni anayasada da düzenlenmesi gereken bir husustur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, nereden biliyorsun siyasi etki yaptığımızı? Bu nasıl bir ithamdır? Sen Çalık bankla mı karıştırıyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İkinci: Bir siyasi partinin genel başkanının hastalığıyla ilgili “Birbirinize düştünüz.” diye ifade etmek yakışıksızdır. İktidar susuzluğunda çölde serap görmeye başladınız. Kendinize bakın, hakikati en iyi şekilde görürsünüz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hem Sayın Gedikli hem de Sayın Elitaş biraz önce…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, hiç dinlemeye gerek yok, buyurun, iki dakika veriyorum. Ama son olsun lütfen, istirham ediyorum çünkü Sayın Genel Başkan bekliyor konuşmak için.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, yönetiminiz hakkında söz isteriz biz de.

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ankara Milletvekili Bülent Gedikli ve Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Toleransınızı kötüye kullanmayacağımı peşinen ifade edeyim.

Değerli arkadaşlar, şu çok açık ve net olarak bilindiği hâlde, bu kürsüye çıkan iktidar partisi sözcüleri maalesef gerçeğe aykırı beyanda bulunmaya devam ediyorlar. Sayın Elitaş biraz önce bir cümle söyledi ama cümlelerin arkasında gizli bir tehdit de saklı. Yani “Biz Atatürk’e duyduğumuz saygıya binaen Atatürk’ün vasiyetine karışmıyoruz yoksa karışabiliriz ha!” diyor, öyle anlıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bu bir miras hukuku meselesidir, bir vasiyet meselesidir. Birisi, burada Atatürk mal varlığını vasiyet etmiş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siyasi partiler ticaret yapamaz diyoruz, ticari kuruluşlara ortak olamaz diyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – “İş Bankası hisselerinin mülkiyetini Cumhuriyet Halk Partisine bırakıyorum, ama intifasını, yani buradan elde edilen kâr payını Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna bırakıyorum, vasiyet ediyorum.” demiş. Yani siz şunu mu demek istiyorsunuz: “Biz gerekirse kanun çıkarırız, miras hukukuna müdahale ederiz, vasiyeti ortadan kaldırırız.” Bu, bu demektir. Bir hukuk devletinde böyle bir düşünce olabilir mi? Bu hisselerin piyasa değeri sıfırdır arkadaşlar. Burada milyarlarca lira değer biçen kişiler çıkıyor, konuşuyor. Piyasa değeri sıfırdır. Kâr payı olmayan bir hisse senedine kim, ne kadar lira verecektir söyler misiniz?

BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) – Hazineye devredin o zaman.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Buraya polemik yapmak için çıkmak için bile bir altyapı lazım, bir birikim, bir hazırlık lazım. Yani polemik yapılır, bu kürsüde polemiğin hakkını veren arkadaşlar vardır ama bir hazırlıkla çıkarlar. Hazırlıksız çıkarsanız polemik bile yapamazsınız.

Sekiz yaşındaki çocuklara da saygısızlık etmeyelim. Sekiz yaşındaki çocuk, her şeyi çok iyi değerlendiren bir çocuktur. Keşke büyükler o çocuk yanlarını muhafaza edebilseler, kaybetmeseler.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Önder, tutanakları getirttim, “Orada bir sanatçı arkadaşımız var, yönetmen olduğunu öğrendim, Sayın Sırrı Süreyya Önder…” O sırada siz “Sataşma var.” diyorsunuz efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, kürsüden söz verseniz…

BAŞKAN – Bir saniye, efendim, lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani kürsüden verseniz, arkadaşımızın sesi çıkmıyor diye…

BAŞKAN – Ben özgeçmişinize baktım Sayın Önder, film yönetmeni ve senarist… Burada ben sataşma görmüyorum ama söz talebiniz var. İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince, esprili konuşmanızla biraz da gergin ortamı yumuşatmanız için, buyurun. (Gülüşmeler)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Onun için iki dakika isterim, bu hasta iyileşmez.

BAŞKAN – Buyurun, bu işin pazarlığı olmaz Sayın Önder.

İki dakika süre verdim, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın konuşmasına ilişkin açıklaması

 

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Şimdi, Sayın Elitaş konuşmasında devamla “İyi bir artist buldu.” dedi, Hasip Kaplan’ı kastetti. Hasip Kardeşimiz sireti suretinde gözüken biridir, içi neyse dışı odur, bu itibarla rol yapma yeteneği zayıftır. Bu bir yönetmen için zor bir oyuncudur ama Elitaş ve birçok kıymetli AK PARTİ milletvekili, mesela, hem Seyit Rıza’ya ağlayıp hem torunlarını ketmetmeye dönük bir sürü iş yapmakta mahirler. Onun için izin verirse Sayın Elitaş’ı oynatmak isterim, rol yeteneği daha fazladır. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar) Bu yaptığınızı, değil Mevlüt Aslanoğlu, Adnan Keskin bile yapmaz. İki sataşma yapıyorum.

Demokrasinin nasıl zor bir süreçten geçtiğini anlatırken hep iktidardaydı Sayın Elitaş. Bir Erzurumluyu çağrıştırdı, bir cardını öldürmüş, yani farenin büyüğünü -yüzünüze güller- başında da kasıntılı bir şekilde bekliyormuş. Erzurumlu ihtiyar dadaş “Breh, breh, kim öldürdü bu aslanı?”, “Men öldürmüşem özüm, kanun neyse versin cezamı.” demiş. Biraz statükoya bu denli yaslanıp bu kabadayılık karşılık bulmuyor Sayın Elitaş.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder. (BDP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Önder sataşmaya cevap verirken -aslında sataşma yoktu ama- sataştı. Fakat Sayın Genel Başkanın konuşması var. Ben Sayın Genel Başkana saygısızlık yapmamak adına, sataşmaya cevap vermek istemiyorum, Sayın Genel Başkan konuşsun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu ana kadar neredesiniz? Sizin lütfunuza gerek yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neredesiniz şimdiye kadar ya?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası, Sayın Genel Başkan ve Osmaniye Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli’ye aittir.

Buyurun Sayın Bahçeli. (MHP sıralarından ayakta alkışlar)

MHP GRUBU ADINA DEVLET BAHÇELİ (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak ve Türkiye’nin iç ve dış temel meselelerine ilişkin değerlendirmelerini sizlerle paylaşmak maksadıyla huzurlarınızda bulunuyorum. Konuşmamın başında Parti Meclis Grubumuz ve şahsım adına muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, onuncu yılına giren Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin onuncu bütçesini müzakere ediyoruz. Sırf hazırlanan bu bütçe sayısı bile iktidar partisi tarafından dillendirilen vaatlerin yerine getirilmesi ve verilen sözlerin tutulması için ne kadar geniş bir zaman aralığının var olduğunu ortaya koyacaktır.

Değerlendirmelerime geçmeden önce bir hususu sizlerle paylaşmayı hem insani hem de manevi bir gereklilik olarak addediyorum: Bugün yaptığımız bütçe görüşmelerine Sayın Başbakan rahatsızlığından dolayı maalesef katılamamıştır. İyi niyet ve rekabet prensipleri doğrultusunda karşılıklı siyasi mücadele içinde olduğumuz Sayın Başbakanı böylesi bir dönemde burada görmeyi samimi bir şekilde arzuladığımı ifade etmek isterim. Kendisinin geçirmiş olduğu rahatsızlıktan kurtularak bir an önce aramıza dönmesi ve sağlığına tam olarak kavuşmuş bir hâlde görevinin başına geçmesi, en içten dileğimizdir. Bu itibarla, başta Sayın Başbakanın şahsı ve ailesi olmak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Cenabı Allah’tan acil şifalar temenni ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, parlamenter demokrasilerde bütçelerin çok önemli ve hayati bir özelliği vardır. Bu yönüyle bütçe iktidarların vizyonunu, bir yıl içinde atacağı adımları, tercih edeceği politikaları ve ekonomik seçenekleri ihtiva eder. Bütçeye bakarak hükûmetlerin niyetini, ufkunu, belirlediği icraatlarını ve neleri önceliğine aldığını ve hangi hedeflere odaklandığını anlamak imkân dâhilindedir. Bütçe görüşmeleri aynı zamanda muhalefetin millet adına düşüncelerini aktaracağı, izlenecek politikalar hakkında tespit ve ikazlarını paylaşacağı demokratik bir ortam da sunmaktadır.

Ne var ki, tıpkı öncekilerde olduğu gibi 2012 bütçesinin gerek muhteviyatı gerekse amaçları yönünden umut verici olmaktan çok uzak olduğunu itiraf etmek lazımdır. AKP’nin bütçeye bakışı bütçe sürecini sıradanlaştırması, heyecanını ve iş yapma hevesini kaybetmesi karşı karşıya olduğumuz sorunların başlıcaları olmuştur. Bu hâliyle çok gergin ve hassas bir dönemde hazırlanan 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçesi’nin beklentileri karşılamasının ve beliren ihtiyaçları gidermesinin çok zor olduğunu söylemek isterim.

Bildiğiniz üzere, 2012 bütçe sürecinde çok talihsiz ve elem verici hadiselerle karşılaştık ve milletçe birçok acıya muhatap olduk. Özellikle, bölücü terör saldırıları ve deprem felaketi nedeniyle canımız yanmış ve ciddi düzeyde kaybımız olmuştur.

Sözlerimin bu aşamasında, kanlı terör örgütünün saldırılarıyla şehit düşen kahraman güvenlik görevlilerimize ve aziz vatandaşlarımıza Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizi yasa boğan Van depremi nedeniyle Hakk’a uğurladığımız kardeşlerimize yüce Allah’tan bir kez daha rahmet niyaz ediyor, ailelerine ve milletimize tekraren başsağlığı temennilerimi iletiyorum. İnşallah, hâlâ tedavi gören felaketzedelerimiz de bir an önce sağlıklarına kavuşurlar.

İnanıyorum ki devletimiz ortaya çıkan viraneyi ve tahribatı giderecek güçte ve kudrette, milletimiz ise zor durumda kalan, sıkıntı içinde olan vatandaşlarımızı kucaklayacak, bağrına basacak, destekleyecek âlicenaplıktadır. Kış aylarını, soğuk günleri yaşadığımız şu zaman diliminde depremin vahim sonuçlarını, içimizi sızlatan yıkımını ve yol açtığı feryatları duymak ve hissetmek hepimizin ve en başta da Hükûmetin bir vazifesidir. Ancak, bugüne kadar depremle mücadelede açığa çıkan zafiyetin, acziyetin ve karmaşanın hazırlayıcısı ve sorumluluğu da, hiç şüphesiz, AKP Hükûmetidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin yakından şahit olduğu gibi, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı, hem ülkemizde hem de komşu coğrafyalarda yaşanan sorunların ve tehlikeli gidişatın üst üste çakıştığı bir dönemde görüşülmektedir. İlave olarak, küresel ekonomideki yangın, Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerdeki ekonomik gerilim, bunların sosyal ve siyasal sistemlerdeki tıkanıklıkları da bu sürece paralel gitmiştir. Neresinden bakarsak bakalım, bölgesel ve küresel dinamiklerin kritik ve engebelerle dolu bir güzergâhta ilerlediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

AKP  Hükûmeti bu ortamda siyasi, ekonomik ve dış politikalarına yön vermeye çalışmakta, girdiği sancılı ilişkiler ağında bir denge kurmaya çabalamaktadır. Niyeti ve sahip olduğu bulanık zihniyet iktidara sürekli olarak ayak bağı olmakta, fırsat olarak gördüğü ne varsa bir süre sonra kriz, açmaz ve tehlike hâlinde milletimize fatura edilmektedir. Gerek ülkemizin gerekse de dünyanın deneyimlerinden çıkardığımız dersler ekonomik problemlerin siyasal, sosyal ve ahlaki sorunlara kapı araladığı gerçeğidir. Bunu görmeden, bu tespiti yapmadan, bu doğru orantının altını çizmeden, söyleyeceğimiz sözlerin bir hükmü ve inandırıcılığı doğal olarak olmayacaktır. Birçok ülkede belirli aralıklarla tekerrür eden önce ekonomik kriz, arkasından siyasal kaos ve en nihayetinde toplumsal bunalım kısır döngüsü her şeyden önce demokrasinin yayılmasında ve taban tutmasında en büyük engellerdendir.

Bu itibarla, dengeli, eşitlik temeline dayalı, adil, sosyal ve ekonomik gelişmenin toplumsal istikrar için vazgeçilmez bir önem taşıdığı hepinizin hak vereceği bir husustur. Dış tesir ve tahriklere karşı psikolojik olarak hazırlıklı, millî ve manevi güvenlik duvarlarını pusuda bekleyen mihrakların muvaffak olamayacağı şekilde yükseltmiş milletler için elbette kaygı duyulacak bir durum yoktur ve tarih bunun sayısız misalleriyle doludur. Bu nedenle, ekonomideki sorunlara kararlılıkla eğilmek, bize bir şey olmaz kolaycılığına ve basitliğine teslim olmamak çok önemlidir.

Bugün, etrafımız hakikaten ateş çemberine alınmıştır. Avrupa ülkelerinde ekonomik kriz, yakın coğrafyalardaki halk hareketleri Türkiye'nin hiç olmadığı kadar tehditlerle burun buruna olduğunu göstermektedir. En büyük ticaret ortağımız olan ve yabancı sermayenin en fazla geldiği Avrupa Birliği, bugün ekonomik, sosyal ve siyasal problemlerle boğuşmaktadır. Seçilmiş siyasi yönetimler borç krizinin neden olduğu dalganın altında kalmakta ve uzaktan kumandalı hükûmetler ardı ardına kurulmaktadır. İflasla yüz yüze kalan Yunanistan’ı ekonomik yıkımın darbesini ağır bir şekilde alan İtalya takip etmiş ve Avrupa Birliği kurumsal olarak tartışmalı bir eşiğe dayanmıştır. Başlayan ekonomik kriz siyasal etkilerini gecikmeksizin göstermiş ve az önce vurguladığım döngü bir kez daha vasat bulmuştur. Açıktır ki Avrupa Birliğinin merkez yapılanması dışında tansiyon gittikçe artmakta, ekonomideki kara delikler sosyal kesimlerin hayat standartlarını cepheden vurmaktadır ve Yunanistan’da olduğu gibi demokrasi dışı arayışlar bile başını kaldırmış ve kendisini hatırlatmıştır. Atina’dan Roma’ya kadar yaşanılan travmanın özü ve esası aslında bu şekildedir.

Ekonomik krizler, gelir dağılımındaki facia düzeyindeki adaletsizlikler jeopolitik fay hatlarının çatlamasına, güç kayıplarına ve toplumsal kaynamalara sebep olmaktadır. Sokaklar küresel kapitalizmin tek taraflı ve insanı dışlayan mekanizmasına itirazlarla dolup taşmaktadır. Ahlaktan yoksun, sosyal kaygıları istenilen boyutta gözetmeyen ekonomik kurum ve kurullar bütünü geniş halk kesimleri tarafından eleştirilmekte ve yeni arayışlar varlığını göstermektedir. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi bir tarafta servet ve gelirin toplandığı mutlu azınlık, diğer tarafta sefaletin ve yoksulluğun kol gezdiği mahkûm çoğunluk arasında ciddiye ve dikkate alınması gereken bir karşıtlık devamlı takip edilmektedir. Elbette, ne inancımız ne de taşıdığımız insanlık idealleri gereğince böyle bir çelişkiye onay vermemiz ve sıradan kabul etmemiz söz konusu değildir.

İletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişme farkındalık düzeyini artırmış, ilgi ve merak seviyesi bir hayli fazlalaşmıştır. Şüphesiz, mal ve sermayenin küreselleşmesinin yanı sıra bilgi ve haber alma imkânları da gelişmekte ve kitlelere mal olmaktadır. Bundan dolayı haksızlıklar, adaletsizlikler ve kuralsızlıklar yerkürenin her köşesine anında yayılmakta ve ulaşmaktadır. Ekonomik sorunlara ve gelirin belirli ellerde toplanmasına yönelik bir dip dalgası mesafe almakta ve dünyayı hızlı bir karmaşanın içine sürüklemektedir. Daha çok kâr elde etme üzerine kurulan ekonomik düzenin tökezlemesi ve çıkmaza girmesi, sosyal kesimleri katlanılamaz maliyetlere ve trajedilere sevk etmektedir. Bundan kaynaklı travmalar, siyasal sistemleri, yönetimleri ileri düzeyde tehdit etmektedir.

Yunanistan’da başlayan çözülmeyi, sıçradığı yerleri ve dünyanın değişik ülkelerindeki protestoları bu hâliyle iyi okumak ve gerekli sonuçları çıkarmak gerekmektedir. Elbette yaşananların kaynağı ekonomik kriz olmakla birlikte gelişme seyri ve ilerleyiş şekli sosyal ve siyasal niteliktedir. Banka ve şirket kurtarmaları biçim ve kılık değiştirmiş, artık iş devletlerin kurtarılmasına kadar gelmiştir. Küresel ekonomik sistemin büyük oyuncularının düşüncesizliklerini, israflarını, utanmazlıklarını, sahtekârlıklarını ve kalabalıklarını, hiçbir suçu, günahı olmayan insanlar, bugün geldiğimiz bu aşamada sineye çekmemektedir. Toplumsal direnç ve tepki dalga dalga yayılmakta ve hiçbir ülkenin emniyette olmadığını ispatlamaktadır.

Bugün ekonomik sorunlardan dolayı Avrupa Birliğinin geleceğine ve devamlılığına umutsuz ve olumsuz bakılıyorsa bunu en başta ülke olarak biz dikkatle irdelemeli ve üzerinde durmalıyız. Borçların sürdürülebilirliği ve ekonomik yavaşlama ile ilgili kötümser gelişmeler küresel dengesizliklerin ve risklerin yüksek düzeyde seyretmeye devam ettiğini açıkça göstermektedir.

Dikkatlerinizi çekmek isterim ki Avrupa’daki çalkantıların Türkiye ekonomisini -başta sermaye hareketleri olmak üzere- reel sektörün daralması yoluyla olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdır. Geleneksel ihraç pazarımız olan Avrupa Birliğindeki kriz, ihracat potansiyelimizi tehlikeye düşürecek bir risk taşımaktadır. Diğer ihracat pazarlarımız olan Orta Doğu ve komşularımızda yaşanan olaylar nedeniyle, ihracatımızı bu bölgelere kaydırmak da tabiatıyla zor olacaktır. Üzülerek söylemeliyim ki Türkiye kriz ve kaosla baskılanmış ülkelerin hem yanı başında ve doğrudan tesir alanındadır.

Kendimize has sorunların zirve yaptığı bugünkü şartlarda dış etkilerin ve bölgesel dengesizliklerin -dilemeyiz ama- ülkemizi içinden çıkılmaz bir alana sokacağı güçlü ihtimaldir. AKP Hükûmetinin vizyonsuzluğu ve meselelere kastı aşan, yanlış yaklaşımı beka düzeyinde problemlere davetiye çıkaracak ve bunun vebali de elbette iktidarın omuzlarında olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ve yakın coğrafyalardaki ülkeleri çevreleyerek kök salan riskler, son yılların en karamsar ve anormal gelişmelerinin habercisi olmuştur. Yaklaşık bir yıl önce Tunus’ta başlayan halk hareketlerinin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı baştan başa kontrolü altına aldığı ve bu sürede geleneksel otoriter simaların birer birer koltuklarından olduğu görülmüştür. “Arap baharı” diye adlandırılan gelişmelerin aslında istikrarsızlık ve isyan dalgalarıyla birlikte yürüdüğü ve Büyük Orta Doğu Projesi’nin emir ve denetiminde yayıldığı tüm çıplaklığıyla ortadadır. Kitlelerin memnuniyetsizliği tahrik ve provoke edilerek Tunus’tan Şam’a kadar tüm rejimler, yönetimler baskı altına alınmıştır. Genç bir işsizin kendini yakmasıyla tetiklediği olayların bugün çok farklı bir mecraya dayanması, işin aslına bakarsanız, tesadüf değildir. Bu, biriken ve bir karar aşamasına gelen sömürgeci hevesler için fırsat kapısı olmuştur; bir asrı aşan süredir haritalar üzerinde oynayan, kaynak ve varlıklar üzerinde hesaplar yapan emperyalist çevrelerin aradıkları mazereti vermiştir. 1916’dan beri yabancı başkentlerde, karanlık odalarda, kirli mekânlarda paylaşıma, bölüşüme konu olan Orta Doğu’nun bir kez daha masaya yatırılması için uygun iklim beklenmiş ve sonunda da elde edilmiştir.

Esasen, Irak’ın işgalini, Afganistan’daki cinayetleri ve milyonlarca Müslüman’ın kanına giren vahşi kıyımları ifadeye çalıştığım bu tablodan ayrı düşünmemek gerekmektedir. Demokrasi, barış ve özgürlük beyanatlarıyla hazırladıkları zehri Türk-İslam âlemine içirmeye çalışanlar bugüne kadar ne yazık ki amaçlarına ulaşmışlardır. Yıllarca kullandıkları Saddam’ı görevini tamamladıktan sonra ipe çeken, destek verdikleri Binali’yi ülkesinden atan, arkasında durdukları Hüsnü Mübarek’i cam kafese koyup yargılatan ve çadırında konuk oldukları Kaddafi’yi insanlık dışı vasıtalarla yok eden yine aynı malum zihniyet ve taraflardır ve bin yıldır varmak istedikleri hedefleri gayet net olarak ve bilhassa Müslümanlar tarafından iyi bilinmektedir.

 “Haçlı zihniyeti” demek olan bu kutsal ittifakın insafı, merhameti ve acıma duygusu yoktur. Bunların Müslüman âlemi, Arap toplumu için iyi niyet taşıması da eşyanın tabiatına aykırıdır. Ancak bu çevrelere çanak tutan, Batı’nın gölgesinde yaşamayı içlerine sindiren, iş birlikçilikte, tavizde gözleri kamaştıran emirleri, şeyhleri, sultanları, kralları şüphesiz ihmal etmemek lazımdır. Az gelişmiş bir ekonomi, çözüm üretmekten uzak siyasi yapı, eşitsizliğin korkutucu noktalarda bulunduğu devlet ve toplum sistemi sorunların temelindeki bazı unsurlardır. Bunları yok farz etmek, iyimser ifadelerle üstünü örtmek, sanal söylemlerle pembe tablolar çizmek, bu coğrafyanın önüne çıkan gerçekleri asla değiştirmeyecektir. “Arap baharı” ismiyle şirinleştirilmeye ve masumlaştırılmaya çalışılan büyük karışıklıkların ve kaos zincirinin bundan sonraki durakları, yere sereceği ülkelerin hangileri olacağı merak edilen ve tahminlerde bulunulan hususlar arasındadır. Ancak tüm bahisler hâlen Suriye üzerine oynanmakta, gerçeklerle bu ülkenin işgali ve yönetim değişikliği planlanmaktadır ve maalesef AKP İktidarı da göz göre göre buna alet olmaktadır.

Dün Irak’ı işgal edenlere başarılar dileyenler, bugün Suriye için yapılan açık artırımda kendi hisselerine düşeni almışlardır. Dış güçlerin, emperyalist ruhun gönüllü temsilciliğine, elçiliğine ve sözcülüğüne soyunmuşlardır. Bununla birlikte kanlı senaryonun uygulanması için de Hükûmet sürekli teşvik edilmekte, tahrik edilmekte, bölgesel dizayn için etki altında tutulmakta, dün ekseninin kaydığını iddia edenler tarafından tezahüratlarla karşılanmaktadır.

AKP, Suriye çıkmazına itilmektedir. Büyük Orta Doğu Projesi’nin Müslüman toplumlarına kabul ettirilmesi ve toplumsal dönüşümün sağlanması için AKP Hükûmeti kullanılmak istenmektedir. Vicdanına, irfanına ve basiretine güvendiğim Adalet ve Kalkınma Partisindeki değerli milletvekili arkadaşlarım bunun mutlaka muhasebesini yapacaklardır. Tehlike ciddidir. Bu itibarla, hafife almamız, görmezden gelmemiz mümkün değildir.

Eminim üzülerek şahit oldunuz, önce Bağdat düştü, arkasından katliamlar, tecavüzler, saldırılar, canlı bombalar, iç çatışmalar insanlığımızdan utanır hâle getirdi. Öksüz kalan Iraklı masumları, dul kalan Necefli, Felluceli, Ramadili ve Tikritli kadınları vicdanını kaybetmemiş herkes gördü, hissetti ve uzaktan da olsa feryadını paylaştı. Arkasından Kabil düştü, Tora Bora Dağları’nda El Kaide militanı avlamak bahanesiyle masumların kanına girildi, ocaklar söndü ve yüz binlerce insan mağdur edildi.

Bu yılın başında Tunus düştü, Orta Doğu’daki tüm denge ve ölçüler bozuldu ve ayaklanmalar sınırları yerle bir etti, meydanlar BOP’un farkında olmadan bayraktarlığını yaptı ve Kahire, hemen sonra da Trablus düştü, insanlıktan bahsedenler, insan haklarından dem vuranlar Kaddafi’yi âdeta parçalayarak katlettiler ve İskenderiye’den Sana’ya kadar yıktılar, yaktılar ve düzensizliğin fitilini ateşlediler.

Biliyorsunuz bugün de sırayı Şam almış ve tüm oklar oraya çevrilmiştir. AKP Hükûmeti, başından beridir suflörü Batı, kılavuzu BOP olan kanlı bir oyunun dişlileri arasında kalmış ve olaylara yabancı başkentlerin gözüyle ve bakış açısıyla yaklaşmıştır. Haklar ile yönetimler arasına set çekilme çabaları da bir şeyi değiştirmemiş, taşan öfke seli, artan şikâyetler, kabaran memnuniyetsizlikler, rejim aleyhtarlığına ve BOP’a koz vermiştir. Bugün halkların ısmarlama özgürlük taleplerini öven, “zulme başkaldırı” diyerek takdir eden sömürgeci zihniyet, yıllarca bu diktatörleri stratejik amaçları doğrultusunda desteklemiş ve kucağında büyütmüştür. İşte böylesi bir haksızlığın ve izansızlığın temsilciliğine AKP Hükûmeti heveslenmiş ve küresel ihaleyi de üstüne almıştır. Şam’ın düşmesi ya da düşürülmesi, beraberinde telafisi ve ikamesi zor olacak vahamet derecesi yüksek hadiselere kapı aralayacaktır. Biliniz ki Şam’dan sonra BOP depremi durmayacak, bu Haçlı fitnesi ve şiddeti görüş alanına Tahran ve Ankara’yı alarak ilerleyecektir. Amaç, sınırların, yönetimlerin ve haritaların yeniden tanzimidir. Amaç, yeni kanlı yüzlerin, otoriter anlayışların yeniden kurulmasıdır. Ve amaç, ekonomik menfaatlerin yeniden gözden geçirilmesi, Orta Doğu’nun ve İslam âleminin hayat damarlarının kurutulmasıdır. Önümüzdeki süreçte etnik ve mezhep ayrılıkları daha da körüklenecek, suni bölünmeler oluşturulacak, farklılıklar toplumsal yapının hücrelerine yedirilecektir. Diyebiliriz ki, 1910’lu yıllarda Orta Doğu’da hangi şeytanlıklar yapıldıysa bugün bunlar yerli iş birlikçi ve teslimiyetçilerin katılımıyla yenilenecektir. AKP’nin Suriye’de izlediği politika işte böylesi niyet ve düşünce sahiplerinin değirmenine su taşımaktadır.

Kaygıyla izliyoruz ki, Suriye ile Türkiye fiilî savaş şartlarının sınırına gelmiş ve dayanmıştır. Karşılıklı yaptırım kararları, sınırlardaki gerginlikler hep bu sürecin bir neticesidir. Başbakan Erdoğan’ın kardeşi, dostu, birlikte tatile çıktığı Esad şimdi düşman hâline gelmiş ve iddialara göre halkını katleden bir vahşiye dönüşmüştür. Arap Birliğinin yaptırım kararları, insan hakları örgütlerinin bildirileri, Batı çevrelerinden yükselen sesler hep bu duruma atıf yapmaktadır. Bu çerçevede, bilhassa 22 üyeden oluşan Arap Birliğinin demokrasi ve özgürlük konusundaki izahatları ve çağrıları komedidir. Sorarım sizlere: Bu ülkelerin hangisinde tam olarak demokrasi vardır? Bu ülkelerin hangisinde özgürlükler teminat altındadır ve muhalefete izin vardır? Ve bu ülkelerin hangisinde düşünce ve fikir belirtme serbestliği ve rahatlığı bulunmaktadır? Arap Birliği kimi kandırmaktadır? Kimleri ve hangi saldırıları meşrulaştırmaya çalışmakta ve neyi önüne almaktadır? Eğer varsa demokrasi ayıbı, hak ihlalleri, şiddet sahneleri, bir tek Suriye’de mi görülmektedir? Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e kadar olan bütün bölgenin batağa saplanmasının sorumlusu Şam yönetimi midir? Sudan’daki insanlıkla bağdaşmayan manzaraları, Somali’deki dramları ve işgal girişimlerini, Bahreyn’deki kıyımları, yakın zaman içinde Tahrir Meydanı’ndaki olumsuzlukları, sanıyorum demokrasi ve insan hakları teşkilatları ya görmüyor ya da gördükleri hâlde aldıkları talimat gereğince seslerini dahi çıkarmıyorlar.

Suriye’ye ulaşan fırtına, emin olun, Şam’ın çatısını uçursa da bölgemiz bağlamında çok sıkıntılı ve kontrol edilemeyen gelişmeler vücut bulacaktır. Ülkemiz açısından, komşu devletlerin toprak bütünlüğü, toplumsal istikrarı ve kendi meselelerini kendilerinin çözmeleri esas olmalıdır.

“Zalimlerle birlikte olmayacağız.” derken, gerçek zulümlere zemin hazırlamak, bölünmelere, kavgalara ön ayak olmak, affedilemeyecek bir ahlaksızlık ve kötü niyetlilik olacaktır.

Kaddafi’nin devrilmesinin arkasından zorla işgal ve yaptırım kanallarıyla Suriye’nin diz çökeceğini zannedenler, sonrasında meydana gelecek tehlikeli ve bu ülke ölçeğinin çok ötesindeki gelişmeleri görmedikleri gibi anlamak da istememektedirler. Şam’ı takip eden sürede Ankara’ya ve Tahran’a dayanma ihtimali bulunan BOP’un gelişim seyri milletimizi de derinden etkileyecektir.

Buradan sağduyulu değerli milletvekili arkadaşlarıma sormak istiyorum: Komşu ülkelerin iç işlerine karışanlar, muhaliflerini besleyerek silahlandıranlar, aynısının başkaları tarafından ülkemize karşı uygulanması hâlinde Hükûmet ne yapacaktır ve hangi yolu izleyecektir?

Etnik bölücülüğün kendisine emsal teşkil edecek hadiseler karşısında dışarıdan destek bulması ve himaye görmesi hâlinde bugünden bir tedbiri ve düşüncesi var mıdır?

Hükümeti uyarıyorum, girdiği karanlık yoldan dönmesi için çağrıda bulunuyorum. Bölgemizde doğu sorunu kapsamında İran, Türkiye, Irak ve Suriye topraklarında dört parçalı bir devletçik planlanmaktadır ve bu adım adım ilerletilmektedir. Bağdat ve Şam’dan sonra Ankara ve Tahran’ın dönüşmesi bunun için öncelikli hedeftir. Şundan herkes emin olsun ki kulun bir hesabı varsa Cenabıallah’ın da bir bildiği vardır. (MHP sıralarından alkışlar) Sömürgeci zihniyetin bir planı varsa büyük Türk milletinin de aşılmaz, yenilmez ve geçilmez bir kudreti bulunmaktadır. (MHP sıralarından alkışlar) Bunun için AKP Hükûmetine duyurmak isterim ki Ankara’nın jeopolitik ve jeostratejik gerçeklerinden savrulmayın. BOP’un uydusu, küresel hedeflerin taşıyıcısı olmayın. İsyana katliam demeyin. Kahramanlarla canileri aynı kefeye koymayın. Şehitle teröristi bir görmeyin. Cumhuriyete ve kurucu kahramanlara hakaret edenleri heyecanlandırmayın, korumayın. 1919’daki teslimiyetçi yabancı hayranlarına özenmeyin, onları değil kutlu ceddimizin iftihar edilecek davranışlarını örnek alın. (MHP sıralarından alkışlar) Tarihimize küfredenlere, Türk milletinden, neredeyse yaşadığından, soluk aldığından dolayı özür bekleyenlere göz açtırmayın ve onurluca mücadele edin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu gündem ve şartlar altında Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni anayasa yapmak için bir komisyon marifetiyle çalışmalarına başlamıştır. Bu anayasanın içeriği, uzlaşılan hususlar, Türk milletinin geleceği, Türkiye’nin bütünlüğü bakımından önemli olacaktır. Lütfen, dikkat ediniz, Orta Doğu sokaklarında, meydanlarında değiştirilen yönetimlerin ve sallanan rejimlerin bir benzeri ümit ederim ki ülkemizde anayasa yoluyla olmaz ve böylesi bir düşüklüğün tarafı olmayı inşallah kimse tercih etmez. Dağılarak güçlenmiş, parçalanarak itibarı artmış, teröristlere, bozgunculara boyun eğerek ayakta kalmış bir millete ya da devlete henüz rastlanmış değildir. Birliğini kaybetmiş, birlikte yaşama idealini yitirmiş, kardeşlik bağlarını zayıflatmış toplumların da varlıklarını uzun süre devam ettirebildiklerini söylemek hemen hemen imkânsızdır.

Bu itibarla, yapacağımız anayasa Türk milletinin millî ve manevi ilkelerini teminat altına alan bir görüş derinliğiyle, cumhuriyeti koruyan ve gelişmesine destek veren fikir zenginliğiyle, bin yıllık kardeşlik bağlarını sarsmayan, millî kimliğimize sahip çıkan berrak bir iradeyle temellendirilmelidir.

Millet olmamızı sakatlayacak sosyolojik kırılmaya, cumhuriyetimizi yıkacak ve adım adım yürütülen stratejik çözülmeye, vatanımızı bölecek siyasal bunalıma, bölücülere ve terör örgütüne kucak açacak her türlü sapmaya, ihanetle aynı anlama gelecek ayrımcılığın meşrulaştırılmasına, Türkiyeliliğin benimsetilmesine karşı hepimiz uyanık ve hassas olmalıyız.

Vatandaşlık kavramı üzerinden başlatılan ve ana dil eğitim taleplerinin içeriğini alan tartışmaların, meydan okumaların ve dayatmaların nerede duracağı ve hangi karanlık isteklere ortam sağlayacağı gerçekte herkesçe bilinmektedir.

Türk milletinin sürekliliğinden, bin yıllık bağlayıcılığından ve sağlamış olduğu cazibeden vazgeçmek, değersiz bulmak ve önemsizleştirmeye yeltenmek kimsenin haddi olmadığı gibi yapabileceği bir şey de değildir.

Bu coğrafyadaki gelecek Türk milletiyledir. Türk vatanının teminatı büyük Türk milletidir. Bunun dışında her yol, düşünce ve yaklaşım, macera ve sonu olmayan hayalperestliktir.

Başta Anayasa olmak üzere gazi Meclisimizin karşımızdaki her meseleye odaklanırken ilham kaynağı, esasları 29 Ekim 1923 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları tarafından belirlenmiş inanç ve kurallar bütünü olmalıdır. Başka da bir çıkış ve çare yoktur.

Her türlü anayasal çalışmanın, hazırlığın ve çerçevenin özü ve ilkesi devletimizin Türkiye Cumhuriyeti, adımızın Türk milleti, başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe,bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, millî marşımızın İstiklal Marşı olduğu kararlılığına, sözüne ve değiştirilemeyecek iradesine bağlı olmalıdır.

Millî birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı temellerin tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ülküsü olduğu benimsenmelidir. Bunun dışındaki her yol, yöntem, teklif, ayrılıkta, bölünmede, çözülmede, dağılmada mutabakat arayışıdır ki bizim de buna sıcak bakmamız, rıza göstermemiz ve tahammül etmemiz söz konusu bile olmayacaktır.

Bugün de karşımızdaki ayrılma ve bölünme tehlikelerine karşı yegane direnç ve dayanma noktası, yürekleri vatan ve millet sevgisiyle dolu olduğuna inanmak istediğim muhterem milletvekillerinin direnme gücüyle eş değerdir. Bunu gazi Meclisin muhterem üyeleri, aziz milletimizin değerli temsilcileri mutlaka gösterecekler, Türk milletine sahip çıkacaklar ve Türkiye’yi belalardan, kem gözlerden ve musallat olan kanlı ellerden kesinlikle koruyacaklardır. Buna inanıyorum ve sizlere samimiyetle güveniyorum.

Muhterem milletvekilleri, bildiğiniz üzere 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Tasarısı AKP hükûmetlerinin 10’uncu, 61’inci AKP Hükûmetinin 1’inci bütçesidir. Dokuz yıldır tek başına Türkiye’yi yönetme sorumluluğu taşıyan AKP, milletten aldığı yetkiyi huzura, kardeşliğe, ekonomik ve sosyal refaha harcayacak yerde maalesef çatışmanın, kutuplaşmanın, krizlerin ve ele geçirme ihtiraslarının aracı yapmıştır.

Türkiye ekonomisi son dokuz yıldır hiçbir yapısal önlem almadan göstermelik tedbirlerle, düşük kur yüksek faize dayalı sıcak paraya bağımlı bir anlayışla idare edilmiştir. Gerekli ve yeterli tedbirleri zamanında almayarak başta cari açık olmak üzere birçok sorunu kalıcı ve kronik hâle getirmiştir.

AKP bugüne kadar uyguladığı yanlış politikaların Türkiye ekonomisini sürüklediği açmazı kamuoyundan gizlemek için ise sürekli hesap ve rakam oyunlarına başvurmuştur. 2002 yılında 224,8 milyar dolar olan toplam iç ve dış borç stoku 2010 sonu itibarıyla 510,3 milyar dolara yükselmiştir. Cari açık ve dış ticaret açığında da cumhuriyet tarihinin rekorları kırılmıştır. 2002 yılında cari işlemler açığı 1,5 milyar dolar, dış ticaret açığı da 15,5 milyar dolar iken 2011 yılında dış ticaret açığı 102,1 milyar dolar, cari açık 2002 yılına göre yaklaşık 50 kat artarak 71,7 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye’deki rekor düzeylerde seyreden cari açık en önemli sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. 2002 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın sadece yüzde 0,3’ü kadar cari açık veren ülkemiz, 2011 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 9,4’ü kadar cari açık verecektir.

AKP’yle birlikte yapısal hâle gelmiş bulunan cari açık sorununun, bugün uygulanmakta olan üretim yapısı ve kur politikasıyla da çözülmesi mümkün görülmemektedir.

Dış talepteki daralma da dikkate alındığında Türkiye ekonomisinin 2012 yılında ciddi sorunlar yaşaması kaçınılmaz olacaktır. İthalata dayalı büyüme modeli cari açığı artırmaktadır. Türkiye’nin, sürdürülebilir büyüme ve makroekonomik istikrarı zayıflatan sorunların önüne geçebilmesi için cari açığı azaltacak tedbirlerin süratle devreye sokulması gerekmektedir. Unutmayınız ki cari açık uzun vadede büyümenin sürdürülebilirliği açısından önemli bir risk faktörü, ekonomik krizlerin en önemli tetikçilerinden birisi ve yapısal bir problem olarak ekonomide önemli bir kırılganlık unsurudur.

İstikrarsız büyüme trendi, artan enflasyon, çoğalan yoksulluk ve bağımlı ekonomik sistemle Türkiye’nin, bölgesinde sözü dinlenir ve itibarlı bir ülke olması çok zordur. Dünya ekonomisindeki sıralamaya takılmış plak gibi sık sık ifade ederek gelişmek ve zenginleşmek mümkün olmamaktadır.

Krizin iyi yönetildiği ve bunun Avrupa ülkeleri tarafından örnek alınması gerektiğini iddia etmek de bulanık suda balık avlamaktan ve basireti bağlanmış bir siyasetin çarpıklıklarından başka bir şey değildir. Bizim, ülke olarak ekonomide yeni ufuklara, yeni yollara ve millî çarelere ihtiyacımız vardır. Ülkeme, üretime sırt çevirmiş, ithalata kucak açmış, aşırı derecede finanslanmış bir ekonomik sistemin aş, iş ve umut üretmesi imkânsızdır. Teknoloji geliştirebilen, yenilikçiliği, girişimciliği ödüllendiren, ekonomik alan hâkimiyetini kurmak için küreği kavrayan ve bilgi üretebilen bir ekonomik atılıma ihtiyaç bulunmaktadır. Ezberlerin tekrarıyla, bildik önerilere tutunmakla ve başkalarının insafıyla Türkiye ekonomisine kalıcı bir dinamizm ve istikrar kazandırmak bizce nafile bir çırpınıştır. İşte bu çerçevede 2012 merkezî yönetim bütçesi bu söylediklerimden uzak, geçmiş yıllarda olduğu gibi heyecansız ve iddiasız bir özellikle hazırlanmış ve Genel Kurulumuza intikal ettirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin daha ayrıntılı değerlendirmesini parti grubumuzun değerli üyeleri yapacaklarsa da 2012 merkezî yönetim bütçesi için kısaca şunları söylemem mümkündür:

2012 yılı programı ve bütçesi birlikte değerlendirildiğinde hedeflerin dünya ekonomisindeki gelişmeler ile Türk ekonomisindeki risklerin göz ardı edilerek hazırlandığı ve tahminlerin yıl sonunda tutturulamayacağı anlaşılmaktadır.

2012 yılı merkezî yönetim bütçe giderleri 350 milyar 948 milyon, bütçe gelirleri 329 milyar 800 milyon, bütçe açığı 21 milyar 103 milyon, faiz dışı fazla da 29 milyar 146 milyon lira olarak öngörülmüştür. Bütçe gelirlerinin 277 milyar 700 milyonu vergi gelirleri, 52 milyar 200 milyonu vergi dışı gelirlerden oluşmaktadır. Bütçe giderlerindeki artış yüzde 12, gelirlerdeki artış ise yüzde 13,4 düzeyindedir. Vergi gelirlerinde öngörülen artışın vergi artışları yoluyla ya da yeni vergiler koymak suretiyle sağlanacağı anlaşılmaktadır. Öngörülen vergi gelirlerinin 2012 bütçe gelirinin yaklaşık yüzde 85’ini oluşturması, ekonomik krizin yatırım ve üretim üzerinde yarattığı tahribat karşısında gerçekleşmesi zor görülmektedir. Görüldüğü kadarıyla, bu bütçe, belirlenmiş makro büyüklüklerle paralel olmayan gelir elde edileceği varsayımı üzerine inşa edilmiştir. Tahminlerin tutmayacağı baştan kabul edilmiş ve vergiler yoluyla vatandaşlarımızın cebine el uzatılmış ve göz koyulmuştur.

Gider ve gelir yapısı incelendiğinde, 2012 yılında bütçenin finansmanında özelleştirme, bedelli askerlik ve 2/B gelirleri gibi bir defalık kaynaklara ağırlık verileceği anlaşılmaktadır. 2012 yılı için gayrisafi yurt içi hasıla 1 trilyon 426 milyar lira, büyüme oranı yüzde 4, ihracat hedefi 148,5 milyar dolar, ithalat hedefi 248,7 milyar dolar, dış ticaret açığı 100,2 milyar dolar, cari açık ise gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 8’i olarak öngörülmüştür. İşsizlik oranı 10,4, tüketici fiyatları endeksi yüzde 5,2 olarak hedeflenmiştir.

Açıktır ki AKP Hükûmetinin ekonomi politikasında üretim perspektifi yoktur. Türkiye, üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan bir ülke hâline gelmiş durumdadır. Ülkenin kalkınmasında önemli olan kamu yatırımları AKP hükûmetleri döneminde geri planda kalmış, istenilen artış oranları sağlanamamış, yatırımların millî gelir içerisindeki payında ciddi bir iyileşme görülmemiştir.

Bütçede personel giderleriyle ilgili tahminlerde, hedeflenen enflasyon civarında bir artış yapıldığı dikkate alındığında, memurların toplu sözleşme haklarının maaş artışında etkili olmayacağını görmek mümkündür. Emeklilerimizin yıllarca hizmet verdikten sonra geçim kaygısı duymadan, onuruna yaraşır bir hayat sürmesini temin etmek Hükûmetin önemli ve öncelikli görevlerinden biridir. Ancak, emeklilerin tamamına yakını açlık sınırının altında maaş almaktadır. Emeklilerin enflasyona ezdirilmediği söylense de, halkın gerçek enflasyonu yansıtan gıda, kira, ulaşım, su, elektrik ve gaz gibi kalemler açısından değerlendirme yapıldığında durumun söylendiği gibi olmadığı gün gibi ortadadır. Bu gerçekler ışığında 2012 bütçesi rakamları da çalışan, emekli, dul ve yetim aylıklarında herhangi bir iyileşmeyi öngörmemektedir.

Bütçede eğitime ayrılan pay da azalmıştır. 2011 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2,81’i düzeyinde olan eğitim bütçesi, 2012 yılı için yüzde 2,75 olarak öngörülmüştür. Yükseköğretime ayrılan payın da yetersiz olması yükseköğretimin bilimsel faaliyetlerine sekte vuracaktır.

2012 yılı bütçesinde tarımsal destek için ayrılan pay, bütçenin çiftçimizi es geçtiğini, kendi kaderleriyle baş başa bıraktığını göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç itibarıyla 2012 bütçesi bize güven vermemektedir. Gerçeklerden uzak, sanal beklentilerle hazırlanan 2012 bütçesinde işçiye, memura, çiftçiye, emekliye, esnafa, işsize, yoksula, dar ve sabit gelirlilere yeni bir umut yoktur; yatırıma, üretime ve istihdama ışık yoktur; eğitime, sağlığa, huzura ve kardeşliğe pay yoktur. Bütçenin ülkemizin ve milletimizin geleceğini şekillendirecek tercihleri ve öncelikleri dikkate alan ve ortaya koyan bir vizyonu da yoktur.

Bu duygu ve düşüncelerle 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Ekranları başında bizi izleyen aziz vatandaşlarıma saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından ayakta alkışlar, CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bahçeli.

Sayın milletvekilleri, birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.37

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:21.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

 

Şimdi söz sırası, şahsı adına Mahir Ünal, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçesinin tümü üzerinde görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerimin başında yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli bir bütçe tasarısı üzerinde konuşuyoruz. Bütçe görüşmeleri bir yönüyle de ülke gündeminin ele alındığı, partilerin vizyonlarının, ufuklarının ortaya konulduğu, yapılanların, yapılacakların, teklif ve önerilerin değerlendirildiği görüşmelerdir. Aziz milletimizin yapılan bu değerlendirmeleri, söylenen her sözü, ortaya konan üslup ve düzeyi en iyi şekilde değerlendireceğine, adalet terazisinde herkesin notunu vereceğine inancımız tamdır.

Tıpkı önceki bütçeler gibi bu bütçemiz de Türkiye’nin potansiyelini açığa çıkaran, Türkiye’nin zenginliğini, dinamizmini, imkânlarını, kaynaklarını, fırsatlarını yine Türkiye’ye kazandıracak bir bütçedir. On yıl boyunca AK PARTİ bütçelerinin temel bir karakteristiği vardır. Bu temel karakteristiklere baktığımızda, öncelikle AK PARTİ bütçeleri, insanımızın en temel eğitim ve sağlık ihtiyacını karşılamayı öncelikli görür. Yoksullukla mücadeleyi hız kesmeden sürdürür. Devletimizin imkânları ölçüsünde, çiftçinin ekip biçtiği mahsulün, köylümüzün yol, su ve diğer altyapı hizmetlerinin hakkını veren, işçinin, memurun alın terini karşılıksız bırakmayan, emeklinin geçimini ön planda tutan, öğrencinin eğitim, barınma, yiyecek ihtiyaçlarını karşılayan, özürlü ve bakıma muhtaç vatandaşlarımıza destek olan bir karakteristiği vardır.

Yine AK PARTİ bütçelerinin bir diğer temel karakteristiği, ülkemizin dört bir tarafına ihtiyaç duyduğu yatırımları götüren, reel kesimi destekleyen, bilime, araştırmaya, geliştirmeye önemli paylar ayıran, mahallî idarelerimizi destekleyen bir özelliği vardır. İşte bu yüzden biz, Türkiye’yi ülkelerden bir ülke olarak görmeyiz, Türkiye bizim için bir sevdadır ve işte bu yüzden milletimize aşkla hizmet ederiz. Bizim tek derdimiz ülkeyi büyütmektir. Bizim milliyetçilikten anladığımız ülkenin itibarını büyütmektir, millete hizmet üretmektir, proje üretmektir, plan üretmektir, ekonomiyi geliştirmektir, iç ve dış politikaya vizyon kazandırmak, millî değerleri yüceltmek, millî kültürü yaşatmak bizi biz yapan değerleri muhafaza etmektir; yol yapmaktır, okul açmaktır, hastane inşa etmektir, konut inşa etmektir; şehirleri, evleri doğal gaza kavuşturmaktır; hızlı tren hatları döşemek, Türkiye’ye ufuk açmak, aydınlık bir kapı aralamaktır. AK PARTİ bütçeleri işte bu anlayışla hazırlanır. Bu anlayış sayesinde Türkiye, her alanda tarihinde görülmemiş gelişmelere imza atmaktadır ve aynı zamanda Türkiye, bölgesel roller üstlenmekte, takdirle adından bahsedilen bir ülke konumuna gelmektedir. Bu anlayış, çalışmayı, hele hele dersine çok çalışmayı gerektirir, gecesini gündüzüne katmayı gerektirir, rahatından, konforundan vazgeçmeyi gerektirir, kendini millete adamayı gerektirir ve milletten aldığı emaneti yüreği tir tir titreyerek muhafaza etmeyi gerektirir. Eğer buna yüreğiniz yetmiyorsa kelimelerin gölgesine sığınırsınız ve maalesef kelimeler insanı kurtarmaz. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” der büyüklerimiz. Bu aziz millet ariftir, sözün hakikatini bilir. İşte bu yüzden, bu aziz millet her seçimde bugüne kadar bize teveccühünü göstermiştir. Özümüz, sözümüz bir olduğu için bize emanetini gönül rahatlığıyla teslim etmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Cebinizi doldurdunuz, gidin, gidin.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Milletimiz bizi bugüne kadarki performansımız ile değerlendirmiştir ve biz çok çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz.

Dokuz yılda ulaştığımız tarihî başarıların, kırılan rekorların, sessiz devrim olarak nitelendirilen dönüşümün arkasında büyük bir hazırlık vardır, ciddi bir çalışma vardır, vizyon vardır, azim ve kararlılık vardır, aşk vardır, cesaret vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Büyük bir soygun vardır!

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte bu anlayışla, biz AK PARTİ’yi bir güven ve istikrar adası hâline getirdik, Türkiye’yi bir güven ve istikrar adası hâline getirdik. Güven ve istikrarı sağladığımız oranda Türkiye hamdolsun gelişti, büyüdü, kalkındı, çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkma yolunda emin adımlarla ilerledi. Sağlanan bu güven ve istikrar ortamında, Türkiye'nin, milletimizin özgüveni yeniden tesis edildi. Artık, önünü görebilen bir Türkiye var. 2023’ü hedefleyen, planlayan, güven ve istikrarın yanına istikbali de eklemiş, geleceğini gören bir Türkiye var bugün, hamdolsun.

Bugün, çok şükür, milletimiz artık sorunlarının çözümsüz olmadığına, hiçbir hedefin hayal olmadığına, Türkiye'nin güçlü bir devlet olduğuna inanmıştır. Geçmişte öğrenilmiş çaresizlik dediğimiz prangadan Türkiye kurtulmuş, kendi özgüvenine, cesaretine yeniden kavuşmuştur. Türkiye'nin güçlü bir devlet olduğuna inancımızla birlikte, ileriye doğru yürüyen ve aynı inancı, aynı umudu kalbinde taşıyan AK PARTİ olarak, biz Türkiye ekonomisini daha iyi ve ileri noktalara taşıdık taşımaya devam ediyoruz. Sadece bununla yetinmedik siyasete, siyasetçiye güven kat sayısı yerlerde sürünüyordu, bu güveni yeniden tesis ettik. Umutlar, beklentiler, hayaller yitirilmişti, Türkiye’yi yeniden hayal kurabilen ve hedeflerini gerçekleştirebilen bir ülke hâline getirdik. Türkiye dışarıda itibarını kaybetmişti, Türkiye'nin saygınlığını, itibarını iade ettik, uluslararası gücünü ileri noktalara taşıdık. Demokrasiyi, insan haklarını, istikrarı, güveni, hamdolsun güçlendirdik. Son derece dirençli, son derece sağlam, sağlıklı, geleceğe güvenle bakan, gelecek güzel günlere inanan insanların ülkesi artık Türkiye.

Türkiye'nin nereden nereye geldiğini halkımızla birlikte bütün dünya da çok iyi görüyor. Bugünkü Türkiye'nin dünkü Türkiye olmadığını, ezberlerin  bozulduğunu, kronik sorunların hâl yoluna konulduğunu, değişim ve dönüşümün hız kazandığını, büyük Türkiye idealinin tüm bölgemizde hissedildiğini herkes yakından müşahede etmektedir. Türkiye bugün geçmiş dönemlere kıyasla, hamdolsun daha önce hiç tecrübe etmediği güvenli, istikrarlı ve güçlü bir durumda.

Türkiye'nin bugün arz ettiği manzara budur. Eğer bu manzarayı göremiyorlarsa, eğer bu manzaraya ilişkin farklı söylemler, farklı bir dil, farklı bir üslup kullanılıyorsa o zaman üretilen evhamlara, vehimlere bakarak karanlık tablolar çizmekten vazgeçip birazcık başımızı başka taraflara çevirmek ve Türkiye'nin hakikatini görmek durumundayız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, bütçemizin ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

Şimdi, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Ali Babacan söz istemişlerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Babacan, süreniz elli dakikadır, on altı dakikasını Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin kullanacaklardır.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; 2012 mali yılı bütçesinin Meclis Genel Kurulu görüşmelerinin açılışı vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti 61’inci Hükûmetinin ilk bütçesi olan 2012 Mali Yılı Bütçe Kanunu’nun görüşmelerinin ülkemize, milletimize ve ekonomimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sözlerimin başında, Sayın Genel Başkanımız, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a tekrar buradan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum, Allah’tan kendisine acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi, bozulan dış dünya konjonktürü dikkate alınarak mali disiplini güçlendirecek ve Orta Vadeli Program'da ortaya koyduğumuz perspektife destek verecek bir yapıda hazırlanmıştır.

Burada, şu hususları özellikle hatırlatmak istiyorum:

2012 yılı bütçesi, AK PARTİ hükûmetleri tarafından hazırlanan 10'uncu bütçedir. Diğer 9 bütçemizde olduğu gibi, 2012 yılı bütçesinde de bir yandan küresel şartlar dikkate alınırken diğer yandan da sosyal politikalar, özellikle istihdam artışı özenle gözetilmiştir.

Diğer 9 bütçemizde olduğu gibi, bu bütçede de halka hizmeti en öncelikli hedef olarak benimsiyor, ekonomik kalkınmaya odaklanıyor, bireysel ve toplumsal refahı gözetiyoruz.

Yine bu bütçe ile gerekli olan kamu yatırımlarını sürdürmeyi, özel sektörün üretim ve yatırımlarını desteklemeyi, ihtiyacı olan toplum kesimlerine el uzatmayı, kamu çalışanlarının, tarım üreticisinin alın terinin karşılığını vermeyi ve vatandaşlarımızın sağlık ve eğitim gibi en önemli kamu hizmetlerinden yeterince yararlanmalarını hedefliyoruz.

Hiç kuşkusuz, bu bütçe AK PARTİ İktidarında dokuz yıldır devam eden ekonomik ve siyasi istikrara yeni bir halka teşkil edecektir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi bir zamanlar ekonomik krizlerin siyasi krizleri, siyasi krizlerin ekonomik krizleri körüklediği, belirsizlik, ümitsizlik, güvensizlik ortamından bugünlere ulaşmıştır.

Üç haneli rakamlara kadar yükselen enflasyon, yüksek kamu açıkları ve kamu borç yükü gibi unsurlar yıllarca tüm ekonomik birimlerde ciddi bir güven zafiyeti oluşturmuştur. Türkiye o günlerden bugüne büyük yol katetmiştir. Ekonomik istikrar kalıcı olarak sağlanmış, üreticinin ve yatırımcının önünü açan bir anlayışla ekonomik programlar uygulanmaya konulmuş, şeffaflık ve öngörülebilirlik garanti altına alınmış ve Türkiye her alanda tarihinde görülmemiş başarılara imza atarak küresel ölçekte takdirle bahsedilen bir ülke konumuna yükselmiştir.

Türk dış politikası artık uluslararası kamuoyunda dikkatle izlenir hâle gelmiştir. Küresel gelişmelere ve ulusal önceliklerimize paralel olarak Orta Asya, Kafkaslar, Orta Doğu, Balkanlar ve Afrika'da yeni açılımlar gerçekleştirilmiş, dünyanın her noktasını dikkatle izleyen, kucaklayıcı, bütünleştirici bir yaklaşım benimsenmiştir. Dış politika alanındaki bu açılımlara paralel olarak gerçekleştirilen iş birliği projeleri beş kıtaya yaygınlaştırılmıştır.

Burada ekonomideki gelişmelerin detaylarına girmeden önce dış ve iç politikaya dair bazı görüşlerimizi de sizlerle paylaşmak isterim.

AK PARTİ 12 Haziran seçimlerinde Türkiye genelinde hemen hemen her 2 seçmenden 1’inin oyunu alarak, yüzde 49,8 gibi yüksek bir oranla ve 3’üncü kez 1’inci parti olarak, demokrasi tarihimizde örneği az görülür bir başarı elde etmiştir.

12 Haziran seçimlerinde milletimiz AK PARTİ'nin dokuz yıldır yaptığı icraatları onayladığını, aynı zamanda 2023 yılı hedeflerine de gönülden inandığını sandık yoluyla ilan etmiştir.

Milletimiz AK PARTİ hükûmetlerinin politikalarına güvendiğini, bu politikaların sürdürülmesi gerektiğini, istikrar ve güven zemininin muhafazasını 12 Haziranda çok net bir şekilde ifade etmiştir.

12 Haziran seçimleri bütün siyasi partiler kadar AK PARTİ Hükûmeti için âdeta politikaların, plan ve projelerin test edildiği, sınandığı bir seçim olmuştur. İç politikadan dış politikaya, ekonomiden demokratikleşmeye kadar her alanda milletimiz AK PARTİ politikalarına duyduğu güveni ortaya koymuştur.

Bu bütçe görüşmelerinde şu hususları özellikle vurgulamak durumundayız: İç politika dış politikadan ayrı değildir. Ekonomi, demokratikleşmeden bağımsız değildir. İçine kapanmış, dünya ile arasına duvarlar örmüş bir ülkenin, iç politikada istikrarı, ekonomide büyümeyi, demokratikleşmede reformları gerçekleştirmesi beklenemez. Aynı şekilde, ekonomisi zayıf, istikrarsız, güven zemininden uzak bir ülkenin dış politikada elinin güçlü olması da beklenemez. AK PARTİ hükûmetleri dokuz yıl boyunca işte bu hassas dengeyi gözetmiş, tek alanda değil, her alanda koordineli, uyumlu bir çalışmayla topyekûn gelişmeyi Türkiye'ye yaşatmıştır.

AK PARTİ İktidarı dış politikada “sıfır sorun” ilkesinden asla vazgeçmemiştir, asla taviz vermemiştir. Aktif dış politikamızın ve “sıfır sorun” ilkemizin, başta ekonomi olmak üzere, Türkiye'de her alanda ne boyutta yansımalarının olduğu açıktır, nettir.

Bakınız, sıfır sorun susmak değildir, onaylamak değildir, sessiz, tepkisiz kalmak asla değildir. Biz, başta bölgemiz olmak üzere, barışı tesis etmek için her zeminde ve her fırsatta azami gayret gösterdik. Bütün komşularımızla sorunları masaya yatırdık ve aktif şekilde sorunların çözümü için çaba sarf ettik. Ancak bunu yaparken, bölgemizde olsun, dünyada olsun haksızlıklara, zulme, çatışmalara, katliamlara, yoksulluğa ve gelir adaletsizliğine, hukuksuzluğa göz yummadık. Afganistan'daki insanı da, Gazze'deki insanı da bir can olarak gördük. Afrika için, Somali için, Libya, Mısır, Tunus, Filistin için seferber olduk. Haiti için, Şili için, Gürcistan için de seferber olduk. Dinine, mezhebine, derisinin rengine, yaşadığı toprağın altındaki madenlere, petrole, elmasa bakmadan, insana sadece insan olduğu için sahip çıktık, hakkını savunduk. Birileriyle ters düşeriz diye bakmadık, birilerini karşımıza alırız diye tedirgin olmadık. Diyalog, uzlaşma, barış ne kadar ilkelerimiz olduysa, insan hakları ve hukuk da o kadar temel ilkelerimiz oldu.

İşte şu anda da, Ortadoğu'da yaşanan hadiselere aynı ilkelerden bakıyoruz. Libya'ya, Tunus'a, Mısır'a nasıl insaniyet gözlüğüyle, vicdan nazarıyla baktıysak, Suriye'ye de sadece insaniyet gözlüğüyle, vicdan nazarıyla bakıyoruz.

Biz, dokuz yıl boyunca, Suriye ile iyi ilişkiler tesis etmenin gayreti içinde olduk. Bir yandan iki ülkenin karşılıklı istifadesine olacak adımları atarken, bir yandan da ülkelerimizin ve bölgelerimizin refahı adına reformların üzerinde dikkatle durduk.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu söylediklerine sen inanıyor musun ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Suriye yönetimine, en üst düzeyde gereken reformların yapılması tavsiyesini her fırsatta ifade ettik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu söylediklerine sen inanıyor musun ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Suriye'nin uluslararası sisteme entegre olabilmesi, sorunları çözebilmesi, halkının refahını artıracak reformları gerçekleştirmesi için yönetimi her zaman teşvik ettik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 300 milyon doları nasıl verdin Ali Bey, izah et? Bu 300 milyon doları senin burnundan getireceğiz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Genel Başkanın burada, biraz saygı göster!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sana ne yahu! Senin aklın varsa kendine sakla!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Tunus, Mısır ve Libya'nın ardından, Suriye'de olaylar başladığında, son derece soğukkanlı biçimde yine Suriye yönetimine tavsiyelerimizi ilettik. Ne var ki Suriye yönetimi, reformları cesaretle, kararlılıkla gerçekleştirmek yerine, hem bize hem tüm dünyaya doğruları söylememiştir, verdiği sözlerde durmamıştır. Suriye yönetimi, muhalefetin taleplerine, halkın isteklerine kulak vermek yerine, şiddeti, öldürmeyi, sindirmeyi, susturmayı tercih etmiştir.

Suriye'de kan akarken, Suriye'de masum insanlar öldürülürken, yanı başımızda açık bir zulüm yaşanırken, hiç kimse bizden susmamızı, tepkisiz kalmamızı bekleyemez. Türkiye'nin Suriye'ye karşı tavrı tamamen insanidir, tamamen hukukidir. Kan ve gözyaşının dinmesinden, Suriye'de ve bölgede huzur ve barışın sağlanmasından başka hiçbir arzumuzun olmadığı bilinmelidir. Tüm bölge ülkeleri de, bizim Suriye konusundaki barışçı, insani tutumumuzu görmekte ve bunu desteklemektedir.

Ana muhalefet lideri, bir sabah kalktığımızda Suriye’yi düşman ilan ettiğimizi ileri sürdü. Biz bir sabah değil, her  sabah yeni bir dünyaya uyanıyoruz. Biz her sabah dünyadaki gelişmeleri, uluslararası alanda  savunduğumuz insan odaklı evrensel değerler ile uluslararası gerçekler perspektifinden yeniden değerlendiriyoruz. Biz her sabah jeopolitiğimizi, beşerî coğrafyamızı yeniden yorumluyoruz. Biz bazılarının temsil ettiği gibi geçmişi yorumlamak için değil geleceğimizi şekillendirmek için gece gündüz çaba gösteriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz dünyadaki ve bölgemizdeki koşullar değişirken önceki hükûmetlerin ve özellikle 1990’lı yıllardaki koalisyon hükûmetlerinin yaptığı gibi statükocu, pasif ve edilgen değil, hemen her konuda Türkiye eksenli, zamanın ruhuna uygun, sorun değil çözüm odaklı, özgün ve vizyoner bir dış politika izliyoruz. Bundan bazıları rahatsız olsa da Türkiye bugün kendi sözünü söyleyen, kendi sözüyle hareket eden, söylediği dinlenen, takip eden değil takip edilen bir ülke konumuna gelmiştir.

Suriye’deki duruma gelince, bu durum, Ana Muhalefet Liderinin bahsettiği gibi, bir sabah ortaya çıkmış değildir. Biz, dokuz aydır her sabah kalktığımızda o gün Suriye’de rejim tarafından kaç insanın daha öldürüldüğünün ıstırabını yaşıyoruz. Biz, her sabah binlerce insanın maruz kaldığı baskı ve zulme şahit oluyoruz ve dokuz ay zarfında kendi halkına silah doğrultan bir rejimi, 4.500 insanın öldürüldüğünü, on binlerce insanın kaybolduğunu ve daha binlercesinin hapishanelerde çürütüldüğünü görüyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Irak’taki ölenler ne olacak? 

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bugün Suriye’de halka yönelik şiddetin durması, mezhepsel bölünmeleri körükleyebilecek bir iç savaşın engellenmesi ve ülkenin demokratik bir yönetime kavuşması için verdiğimiz çaba da esasen bu durumun bir sonucudur.

Bundan sonra yapılması gereken, değişim sürecinin önünü açmak ve Suriye halkına bu yönde destek vermektir. Hiç kimse bizden kendi halkına silah doğrultan bir rejimin yanında olmamızı beklememelidir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Müslüman Kardeşler’e ne kadar para yardım ettiniz, söyle bakalım?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Türkiye, bugüne kadar hiçbir ülkenin rejimini zorla değiştirmeye kalkmamıştır. Türkiye, bugüne kadar hiçbir zaman savaş peşinde koşmamıştır, koşmayacaktır. Bir ülkenin nasıl yönetileceğine ancak o ülkenin insanları karar verir ancak bugünün dünyasında 1990’lı yıllarda Bosna’da, Kosova’da yaşanan zulmün bir benzerinin Suriye’de tekrarlanması mazur görülemez. Bizimki bir savaş çağrısı değil, ilkesel bir tutumdur. Ayrıca biz şunu da bilmekteyiz ki meşruiyetin temel kaynağı halktır, halkın iradesidir. Halkın iradesinin serbest bir şekilde tecelli etmesine karşı silah kullanan bir anlayışa Türkiye'nin destek vermesi söz konusu olamaz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Halka giderken Suriye politikamız böyle olacak deseydiniz, halk size oy vermeyecekti.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bizim belirlediğimiz dış politika ilkeleri her şeyden önce insan odaklıdır. Bugün Suriye konusunda izlediğimiz politikayı “Bir sabah kalktık, her şey değişti, başka güçlerin isteği üzerine bir ülkeyi düşman ilan ettik.” diyerek eleştirenler, evrensel insani değerleri, benimsediğimiz ilkeleri ve Suriye’deki koşulları idrakten yoksun olduklarını, dahası dokuz aydır her sabah yaşanan zulme gözlerini, kalplerini ve vicdanlarını kapadıklarını ortaya koymaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, bazı Cumhuriyet Halk Partisi mensuplarının Suriye ziyaretlerini ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözleriyle beraber düşündüğümüzde şöyle bir algı oluşuyor korkarım ki: Cumhuriyet Halk Partisi içinde bazıları Baas rejimiyle bir gönül birliği hissediyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Çok ayıp Sayın Bakan, çok ayıp!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Azınlığın çoğunluğa tahakkümü, tek parti rejimi, bunları özleyenler kendilerini Suriye’deki rejimle özdeşleştiriyorlar herhâlde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hezeyan görüyorsun, hezeyan!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, çok ayıp!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Libya konusuna gelince, ahde vefa uluslararası hukukun en önemli bir ilkesidir ancak hiçbir ilke en kutsal hak olan insanın yaşam hakkından üstün değildir. Nitekim, biz, Libya lideri Kaddafi’ye de aynen Esad’a yaptığımız gibi zamanlıca gereken uyarılarda bulunduk ancak dinlememekte ısrar etti. Bizim vefamız Libya halkınadır, rejimine değildir. Kendi halkına silah doğrultan, kitlesel katliama girişerek halkıyla arasındaki her türlü vicdani, ahlaki ve akli meşruiyet ilkesini tarumar eden bir lidere vefa gösterilmesini beklemek vefanın kendisine ihanettir. Kaddafi’nin linç edilmesi karşısındaki tutumumuzu aynı gün Dışişleri Bakanımız net bir şekilde açıkladı, bu tür bir olayı kimsenin tasvip etmesi mümkün değildir ancak dokuz yıldır devam eden AK PARTİ iktidarında bizim için en temel gösterge halkın tercihi ve meydanların sesi olmuştur. Sayın Başbakanımız eylül ayında Libya’yı ziyaret ettiğinde Trablus’ta, Misrata’da, Tacura’da ve Bingazi’de Türk Bayrakları ile meydanlara dökülen on binlerce Libyalının coşkulu teveccühü ve tezahüratı, bu, Libya halkının sesidir, vicdanıdır oysa sizin bahsettiğiniz bazı Avrupa ülkelerinin liderleri Libya’ya gittiğinde nasıl karşılandıklarını hepimiz gördük, izledik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yüzde 35’i kim aldı, onu söyle!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – 2010 yılında Birleşmiş Milletler  Güvenlik Konseyinde İran’a karşı yaptırımlara ilişkin kararın oylamasında koyduğumuz tavır ise her denilene “evet” dendiği iddiasını peşinen çürütmektedir. O gün bu tavrı aldığımız için bizi herkesten önce bugün her denilene “evet” dediğimizi iddia edenler eleştirmişti hatırlayacak olursanız. Ayrıca, bütün bu yaptıklarımızı “egemenlerin güdümünde” diye takdim etmek, dış politikamızı daha kalıplı, statik bir çıkar algılamasıyla tanımlamak her şeyden önce Türkiye'nin çıkarının nerede yattığını görmemektir, bölgeye ilişkin vizyonumuzu anlamamaktır ve dahası zamanın ruhunu ve tarihinin seyrini okumaktan uzak, basmakalıp ve sığ bir anlayışın tezahürüdür.

2008 yılında, şöyle bir hatırlayacak olursanız, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi seçimleri oldu. Türkiye 192 ülkenin 151’inin oyunu alarak seçildi. Son on yıldır benzer ortamlarda benzer sayıda ülkenin katıldığı seçimlerde en yüksek oyu Türkiye aldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kaç tane aday vardı ya? İnsan biraz sıkılır ya! 75 trilyon para harcadınız 75 trilyon!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Ve biz buraya seçildikten sonra onlarca ülkenin temsilcisi geldi bizleri tebrik etti, bazıları boynumuza sarıldı, ağladı. Dedikleri şuydu: “Biz size niye oy verdik, biliyor musunuz? Siz dik duruyorsunuz. Siz kimsenin etkisi altında kalmadan doğru neyse onu yapıyorsunuz.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 53 Afrika ülkesinden 51’inin oyunu aldık. Dünyada ne kadar ezilmiş, ne kadar sıkıntıda ülke varsa büyük bir çoğunlukla bizi destekledi. “Siz hep ‘uluslararası hukuk’ diyorsunuz, siz hep ‘insan’ diyorsunuz, biz sizi onun için destekliyoruz.” dediler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, Bahreyn’e niye müdahale etmiyorsunuz Bahreyn’e? Bahreyn’de olan katliama niye müdahale etmiyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile Mısır Arasında Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşmasıyla ilgili olarak Mısır nezdinde gerekli her türlü girişimler yapılmıştır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler nezdinde girişimde bulunulmuş, Anlaşma’nın kendisinin ve Kıbrıs Türklerinin Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarını haleldar ettiği itirazımız kayıtlara geçirilmiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başka kâğıtları okuyor ya! Burada yazmıyor bunun söyledikleri. Başka kâğıdı okuyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Ayrıca, Mısır ile Türkiye arasında da ikili bir görüşme trafiği şu anda başlamış durumdadır. Müteakiben 2007 yılında Lübnan’la benzeri bir anlaşma yapmıştır Güney Kıbrıs Rum Yönetimi. Lübnan Hükûmeti nezdinde o tarihten beri yapılan en üst düzeyde girişimlerle Lübnan’ın şimdiye kadar bu Anlaşma’yı onaylamaması sağlanmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bunu niye bize dağıtmışlar! Burada yok bir şey.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Dolayısıyla, bu Anlaşma onaylanmış bir anlaşma değildir; Hükûmette dahi onaylanmamıştır, Meclise dahi gelmemiştir ve bu konudaki girişimlerimiz de sürmektedir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, burada yazmıyor söyledikleriniz. Oradan okuyorsunuz ama burada yazmıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi son olarak 17 Aralık 2010 tarihinde Lefkoşa’da İsrail’le bir

Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması imzalamıştır ancak dikkatinizi çekmek istiyorum, bu anlaşma, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bahsetmiş olduğu Dışişleri Bakanımızın konuşmasından daha sonra imzalanan bir anlaşmadır. Dolayısıyla burada da bir tutarsızlık yoktur.

Hükûmetimiz, Türkiye’nin karada, havada veya denizde her türlü hakkının korunması konusunda son derece hassastır. Ayrıca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek taraflı bu girişimleri, ülkemiz açısından bir hüküm ifade etmemektedir. Zira Kıbrıs Adası’nın tek sahibi Rumlar değildir, Kıbrıs Türkleri de adanın sahibidir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Nihayet kabul ettiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs konusunda Türkiye aynı şekilde yapıcı ve aktif bir tutum izlemiştir, izlemeye de devam etmektedir. Kıbrıs’ta tarafların ikna olacağı kalıcı bir barışı desteklemeyi sürdürüyoruz. Kıbrıs’ta müzakerelerin ilanihaye devam etmeyeceğini de muhataplarımıza her fırsatta ifade ediyoruz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne her alanda desteklerimiz de sürüyor. Avrupa Birliği müzakerelerinde Türkiye, tüm olumsuzluklara, liderlerin tüm popülist tavırlarına rağmen, kararlılığını ilk günkü gibi muhafaza ediyor.

Tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik kriz konusunda, G-20 platformunda görüş, öneri ve tavsiyelerimizi güçlü şekilde dile getiriyoruz. G-20’de alınan tüm kararlara etkili bir şekilde katkı veriyoruz.

Türkiye’nin girişimleriyle başlatılan, eş başkanlığını Sayın Başbakanımızın yürüttüğü Medeniyetler İttifakı Projesi de aynı heyecanla yolunda ilerliyor. Şu anda 100’ün üzerinde ülke Medeniyetler İttifakı’nın dostlar grubu içerisindedir ve pek çok uluslararası kuruluş da bu yapının içine girmiştir.

Mısır, Tunus ve Libya’daki gelişmeleri de kuşkusuz yakından takip ediyoruz ve bu ülkelerde de parlamenter ve anayasal sisteme dayalı rejimlerin bir an önce oluşturulması ve sağlıklı şekilde işletilmesi için girişimlerimizi sürdürüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güçlü bir ekonomi, güçlü bir ülke için iç huzurun ve güvenliğin ne kadar önemli ve elzem olduğunu son dokuz yılda bir kez daha teyit ettik.

Zor bir coğrafyada bulunan Türkiye, maalesef istikrar, huzur ve güvenliğine yönelik olarak terör saldırılarına maruz kalan bir ülkedir. Bugün artık terörist faaliyetlerin, tamamıyla Türkiye’nin huzurunu kastettiği daha net olarak ortaya çıkmıştır.

Terör örgütünün, iddia edildiği gibi bir hak mücadelesi veren örgüt değil, taşeron bir örgüt olduğu daha net olarak görülmüştür.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Günaydın!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Hükûmetimizin dokuz yıl boyunca doğu ve güneydoğuya yaptığı yatırımlar, demokratikleşmede attığı cesur adımlar terör örgütünü zeminsiz bırakmış, istismarı önlemiş, örgütün niyetlerini âdeta iyot gibi açığa çıkartmıştır.

Şunu bugün artık çok net görüyoruz: Terör örgütü demokratikleşme adımlarından çok ciddi şekilde rahatsızlık görüyor. Terör örgütü, ülkede artan kardeşlik ikliminden ciddi şekilde rahatsızlık duyuyor. Terör örgütü, bataklığın kurutulmasından, istismar araçlarının ortadan kalkmasından büyük rahatsızlık duyuyor. Son dönemde artan saldırılar, terör örgütünün bu rahatsızlığını açıkça göstermiştir.

Ayrıca, bu saldırılar, terör örgütünün yeni bir ihale alarak taşeronluk yaptığını da tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde netleştirmiştir.

Şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Doğu ve güneydoğuya yapılan devasa yatırımlar, eğitim, sağlık, adalet ve emniyet hizmetleri, terör örgütünün istismar alanlarını yok etmiştir.

Tüm tahriklere, tüm senaryolara rağmen, Hükûmetimiz, demokrasi güvenlik dengesinden asla taviz vermemiştir, vermeyecektir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsim söyle, isim…

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Terörle kararlılıkla mücadele ederken, sivil halkın hukukunu gözetiyor…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Gittin, oy almak için Barzani’yle anlaşıp oyu aldıktan sonra… Adamla ne anlaştıysanız onun hakkını verin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - …bölgenin refahını en üst düzeyde geliştirmek için yatırımlarımızı sürdürüyoruz.

Nitekim bugün, bölge halkı da terör örgütünün gerçek yüzünü görmekte ve arasına mesafe koymaktadır.

Terör örgütünün son dönemde masum sivillere, çocuklara, hatta doğmamış bebeklere yönelik saldırıları, en önce bölge halkı tarafından nefretle karşılanmıştır. Terör örgütünün, kendi militanlarına dahi acımasız bir şiddet uyguladığı görülmüş, terörün maskesi düşmüştür.

Hükûmet olarak, terörle mücadeleyi hız kesmeden sürdüreceğiz. Gerek güvenlik tedbirleriyle gerek diplomatik girişimlerle gerekse demokratikleşme adımlarıyla terörü minimize etme çabalarımızı kararlılıkla yürüteceğiz.

Türkiye, bir yandan tarihin karanlık hadiselerini aydınlatmaya bir yandan da aydınlık bir gelecek inşasına aynı ivmeyle devam edecektir.

3’üncü AK PARTİ İktidarı dönemi, demokratikleşme adımlarının hız kazanacağı, Türkiye'nin bölgesinde demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak yükseleceği bir dönem olacaktır.

Hiç şüphesiz, yeni bir anayasa, bu 3’üncü dönemimizin en önemli adımlarından birisi olacaktır. Bölgesinde ve dünyada bir ilham kaynağı olan Türkiye'ye, mevcut Anayasa’nın artık dar geldiği herkes tarafından kabul edilmektedir. Yeni bir anayasanın yapılması için çalışmalar başlatılmıştır. İnşallah bu Meclis, sivil, demokratik, katılımcı bir anayasa yapabileceğimizi milletimize ve tüm dünyaya ispat edecektir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Önce kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye’nin yapısını değiştirdiniz, katılımcılık anlayışınız bu mu sizin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yılki bütçe dönemiyle kıyaslandığında maalesef bu yıl küresel ekonomiyle ilgili iyimserliğin biraz daha azaldığı ve özellikle Avrupa Birliği bölgesindeki borç ve bankacılık sektörü sorunları nedeniyle karamsarlığın arttığı bir dönemden geçmekteyiz.

Krize yüksek borçluluk oranlarıyla yakalanan ülkeler genişletici politikalar nedeniyle, kamu açıklarının artması ve büyüme performanslarının azalması nedeniyle sürdürülmesi mümkün olmayan borçluluk oranlarına ulaşmışlardır. Kamu borcuna ilişkin endişelerin bankacılık sistemine ilişkin görünümü kötüleştirmesi sorunu daha da ağırlaştırmıştır. Bunun sonucunda hem piyasalarda hem de reel sektörde güven ortamı ciddi şekilde zarar görmüş, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde büyüme yavaşlamış, özellikle avro bölgesi ekonomisine ilişkin resesyon beklentileri gittikçe kuvvetlenmiştir.

Avrupa Birliği Komisyonunun en son tahminlerine göre önümüzdeki dönemlerde avro bölgesi ekonomisinde neredeyse sıfır büyüme beklenmektedir. Geçtiğimiz hafta yayınlanan son OECD tahminlerine göre ise avro bölgesi ekonomisinde bu yılın son çeyreğinden 2012 yılının ikinci çeyreğine kadar daralma beklenmekte, sonraki dönemlerde ise büyümenin çok zayıf seyretmesi öngörülmektedir.

Avro bölgesine ilişkin düşük büyüme beklentilerine paralel olarak küresel büyüme beklentileri de her geçen ay bozulmaktadır. Eylül ayındaki Uluslararası Para Fonu tahminlerine göre 2011 ve 2012 yılları küresel büyüme tahminleri yüzde 4 seviyesindeyken, Kasım ayındaki OECD tahminlerine göre küresel ekonominin daha da yavaşlayarak 2011 yılında yüzde 3,8; 2012 yılında ise yüzde 3,4 oranında büyümesi öngörülmektedir.

Avro bölgesindeki borç krizi Almanya hariç neredeyse tüm bölge ülkelerine sirayet etmiş durumdadır. Eğer gereken tedbirler en kısa zamanda alınmazsa krizin daha da derinleşerek sistemik bir hâl alması ve bankacılık kanalıyla küresel boyutlara ulaşması sürpriz olmayacaktır.

Avro bölgesinde ortak bir para politikası vardır. Bu nedenle münferit ülkelerin para ve kur politikaları işlerliğini yitirmiştir. Bu ülkelerde, raydan çıkan kamu dengelerini ve dış dengeleri düzeltecek tek mekanizma olarak geriye maliye politikaları kalmaktadır. Bu mekanizma aracılığıyla yapılacak düzeltmenin sancısı ve sosyal maliyeti ise büyük olmaktadır. Pek çok hükûmet zayıflamıştır. İnanılır ve güvenilir planlar ortaya konulamamaktadır. Bu durum, özellikle avro bölgesinde borç sorununu derinleştirici bir rol oynamaktadır. Avro bölgesinde güçlü, ortak bir kamu maliyesi çerçevesinin acilen oluşturulması gerekmektedir. Bu çerçevenin etkili yaptırım mekanizmalarını da içermesi şarttır.

Öte yandan, Avrupa'da borç kriziyle beraber bankacılık sektörünün bilanço yapısının zayıflığı da küresel ekonominin karşı karşıya kaldığı önemli risklerden biridir. Bu nedenle, bölgedeki bankaların sermaye yeterliliklerinin artırılması gerekmektedir.

Pek çok Avrupa ülkesinde yapısal reformlar kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bununla beraber Avrupa Merkez Bankası, avro bölgesinde olan hiçbir ülkede finansal bir çöküşe izin vermemelidir.

Son dönemde yaşanan gelişmeler, ülkelerin birlikte, kararlı ve eş güdümlü hareket etmelerini zorunlu hâle getirmiştir. Türkiye'nin, gelişmekte olan ülkelerin de dâhil olduğu G-20 gibi yapıların önemi artmıştır. Küreselleşmenin getirdiği ticari ve finansal ilişkilerin boyutu, küresel iş birliğinin yanında bölgesel iş birliğinin de önemini gün yüzüne çıkarmıştır.

Genel olarak Avrupa'nın, özel olarak ise avro bölgesinin ekonomimiz için taşıdığı önem bizim bölgeyi yakından takip ederek, gerektiği noktalarda hızlı bir şekilde tepki vermemiz ihtiyacını doğurmaktadır. Katıldığımız uluslararası platformlarda, iyi düşünülmüş plan ve programlar hazırlanması, yapısal zafiyetleri giderecek politikalar geliştirilmesi ve bunların dirayetle uygulanması ihtiyacını üzerine basarak dile getiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz ortamında, Türkiye ekonomisinin diğer pek çok gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeye göre çok daha sağlam bir zemin üzerinde durduğunu görüyoruz. Türkiye'nin 2010 yılında kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 42,2 olarak gerçekleşmiştir. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri için bu oran, sırasıyla yüzde 80,1 ve 94,4 seviyesindedir. Biz, önümüzdeki dönemde de sürdürülecek mali disiplinin sonucu olarak bu oranın daha da gerileyerek 2014 itibarıyla yüzde 32 olarak gerçekleşmesini hedeflemekteyiz.

Sayın Kılıçdaroğlu, doğan her çocuğun borç miktarından bahsetti. Bu borç miktarından bahsedince, o zaman birilerinin de herhâlde doğan her çocuğun gelirinden de bahsetmesi gerekir ve doğan her çocuğun da gelirinin 10 bin dolar olduğunu herhâlde birilerinin de söylemesi gerekir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz milletin çocuklarından bahsediyoruz, sizin çocuklardan değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Borç gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak ölçülür. Bu bütün dünyada böyledir. Dokuz yıldır maalesef biz bunu burada anlatmakta ve sizler de anlamakta güçlük çekiyorsunuz.

Rakamlarla oynayarak borcu daha farklı göstermek mümkün değildir. Bakın, bugün itibarıyla Türkiye’nin risk dilimi Avrupa Birliğine üye olan 15 ülkeden daha düşüktür. Türkiye’nin borçlanma faizi Avrupa Birliğine üye pek çok ülkeden daha düşüktür. Bu durum bize Türkiye’de kamu borcunun artık bir sorun olmaktan çıktığını göstermektedir. Hatta Haziran 2011 itibarıyla kamunun net dış borcu artık sıfır mertebelerinde seyretmektedir. Yani tüm kamu sektörünün, merkezî hükûmet, belediyeler, KİT’ler, bunların tümünün dış borcuyla, döviz borcuyla Türkiye Cumhuriyeti’nin toplam döviz varlıkları artık başa baş noktaya gelmiştir. Borç noktasında bu kadar iyi noktaya gelmemize rağmen hâlâ bu konunun çok basit rakamlarla farklı bir şekilde gösterilmeye çalışılmasına da zaten pek kimse inanmamakta, değer vermemektedir.

Türkiye'nin sağlam kamu mali dengeleri, bu kriz döneminde bizi diğer ülkelerden ayrıştıran en önemli unsurlardan biri olmuştur. Bu konuda orta vadeli program çerçevesinde koyduğumuz irade de çok açıktır, nettir. Kazanımlarımızı riske atacak her türlü eğilimden uzak duracağımızın altını bir kez daha burada ben vurgulamak istiyorum.

Bugün Türkiye ekonomisinin ayaklarını yere sağlam basmasını sağlayan bir başka önemli alan ise örnek bir bankacılık sektörü ile güçlü bir düzenleme ve denetleme çerçevesidir. Günümüzde pek çok gelişmiş ülkenin bankacılık sektörünün karşı karşıya kalmış olduğu zafiyetler, vakitlice alınan tedbir ve düzenlemeler sayesinde Türk bankacılık sektörü için söz konusu bile değildir. Yüksek sermaye yeterliliği, kredilerdeki düşük takibe düşme oranı, piyasa risklerine karşı dayanıklı bilanço yapısı ve kârlılık performansı ile Türk bankacılık sektörü tüm dünya tarafından takdirle izlenmektedir.

Özellikle dikkatinizi çekmek isterim ki Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avrupa Birliğinde yaşanan ekonomik sorunların iki önemli ayağı olan kamu maliyesi ve bankacılık Türkiye'nin en güçlü olduğu alanlardır.

Değerli milletvekilleri, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere pek çok ülkenin yüksek işsizlik, düşük büyüme, kırılgan bankacılık sistemi, yüksek bütçe açıkları ve artan kamu borç stokları gibi sorunlarla mücadele ettiği bu dönemde, Türkiye krizden en hızlı çıkan ülkelerden biri olarak takdir toplamaktadır. Temel ekonomik göstergelerin uluslararası karşılaştırmaları bu durumu açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Özellikle büyüme performansı açısından Türkiye, dünyada önde gelen ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye, 2010 yılında yüzde 9 büyüme oranıyla tüm Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer almıştır. 2011 yılının ilk yarısında da yüzde 10,2'lik büyüme oranıyla hem G-20 ülkeleri arasında hem de Avrupa ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomi olmuştur.

2011 yılı için orta vadeli program'daki büyüme tahminimiz yüzde 7,5 idi. Son açıklanan bazı öncü göstergeler ışığında bu yılın büyüme oranının yüzde 7,5'un da üzerinde gerçekleşmesini beklemekteyiz. 2012 yılında ise küresel ekonomideki yavaşlamaya bağlı olarak büyümenin yüzde 4 olacağını tahmin ediyoruz.

Uygulamaya koyduğumuz zamanlı politikalar ve güçlü büyüme sayesinde, son dönemde yüksek oranda istihdam artışı yaşanmıştır. 2010 yılında, istihdamda, bir önceki yıla göre 1 milyon 317 bin kişilik artış sağlanmıştır. Bu sayede, 2009 yılında yıl ortalaması olarak yüzde 14 düzeyinde bulunan işsizlik oranı, 2010 yılında yüzde 11,9'a gerilemiştir. Söz konusu düşüş, OECD verilerine göre 2010 yılındaki en hızlı düşüştür.

2011 yılında, güçlü büyüme sürecinin sürmesi iş gücü piyasasına olumlu yansımalara devam etmiştir. Yılın ilk üç çeyreği itibarıyla 1 milyon 689 bin kişilik istihdam artışı sağlanırken, işsizlik oranı da yüzde 9,2 olarak gerçekleşmiştir. Şöyle bir mukayese edecek olursak, Avrupa Birliğinde Ağustos 2011 itibarıyla ortalama işsizlik 9,7, yani bizden yarım puan yüksek; avro bölgesinde de ortalama yine 9,7’dir, yani bizden yarım puan yüksektir.

Gençlerdeki işsizlik oranına geldiğimizde, yine ağustos itibarıyla           -Eurostat verilerinden söylüyorum- avro bölgesinde yüzde 21, Avrupa Birliğinin tümünde yüzde 21,5, Türkiye’de ise yüzde 18,6’dır, yani gençlerdeki işsizlik sadece Türkiye’de değil, pek çok ülkede problemdir ama Türkiye bu oranda da Avrupa ortalamalarının şu anda altındadır. İspanya gibi ülkelerde şu anda gençlerin yüzde 40’ı işsizdir.

Kadınların istihdamı konusuna gelince, aslında bu konu Sayın Kılıçdaroğlu’nun bahsettiğinin tam tersine son yıllarda çok ciddi mesafe aldığımız bir konudur. Bakın, küresel krize rağmen 2008 yılında Türkiye'de çalışan kadınların sayısı 239 bin kişi artmıştır. 2009’da bunun üzerine bir 276 bin kişi daha eklenmiştir, 2010’da 554 bin kişi daha eklenmiştir, 2011 Ağustos ayı itibarıyla 611 bin kişi daha eklenmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çalışmayan kadın kalmamış evde yahu!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Küresel krize rağmen Türkiye'deki toplam istihdam edilen kadınların sayısı her yıl artış göstermektedir, son yıllarda da bu artış hızlanmıştır.

Ülkelerin küresel krizin iş gücü piyasası üzerindeki etkilerinin en yoğun düzeyde hissedildiği 2009 yılının ilk çeyreğinden bugüne kadarki performansı incelendiğinde Türkiye'nin iş gücü piyasasında diğer ülkelere kıyasla elde ettiği başarı daha da ön plana çıkmaktadır. OECD verilerine göre Türkiye, 2009 yılı ilk çeyreği ile 2011 yılının ilk çeyreğini kapsayan dönemde -yani tam iki yıllık dönemde- en fazla istihdam artışı sağlayan ülkedir yani tüm OECD ülkeleri içerisinde istihdamın en hızlı arttığı ülkedir. İşsizlik oranını da en hızlı düşüren ülkeler arasındadır.

Hükûmetlerimiz döneminde Türkiye tekrar tek haneli enflasyon rakamlarıyla tanışmıştır. Enflasyon 2010 yılında son kırk yılın en düşük seviyesine inmiş ve yüzde 6,4 olarak gerçekleşmiştir.

Kriz sonrasında iç talepteki güçlü seyir, küresel emtia fiyatlarındaki artış, döviz kurundaki yükselme ve bazı ürünlerdeki vergi-fiyat ayarlamaları enflasyonun artmasına sebep olmuştur. Önümüzdeki dönemde bu faktörlerin etkisinin giderek azalacağını ve 2012 yılı sonu itibarıyla enflasyonun yüzde 5 olan hedef ile uyumlu bir patikada seyredeceğini bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ihracat pazarlarımızdaki durgunluğa rağmen ihracatımız bu yılın ilk on ayında yüzde 20,2 oranında artmıştır. İhracatımızın 2011 yılı sonu itibarıyla bugüne kadarki en yüksek düzeye çıkarak 134,8 milyar dolar olmasını bekliyoruz. Diğer yandan yurt içi tüketim ve yatırım talebindeki canlanmaya bağlı olarak ithalatta da hızlı bir artış gözlenmiştir. Bu faktörlere ilave olarak, emtia ve enerji fiyatlarındaki artışlar ve dış talebin zayıf seyretmesi 2010 ve 2011 yıllarında cari açığın artmasına yol açmıştır.

Cari işlemler açığı ve enflasyondaki gelişmelerin makroekonomik ve finansal istikrar üzerindeki etkilerini sınırlandırmaya yönelik olarak para politikası, makro ihtiyati tedbirler ve maliye politikası alanında gerekli adımlar atılmaktadır. Bu çerçevede 2010 yılının sonundan itibaren para politikası araçları ile kredi büyümesinin kontrol altına alınması, mevduatın vadesinin uzatılması ve cari işlemler açığının finansmanında uzun vadeli kaynakların payının artırılması hedeflenmiştir. Öte yandan, konut kredilerinde teminat oranı, kredi kartlarındaki asgari ödeme oranı ve ihtiyaç kredilerinde genel karşılık oranları artırılmıştır. Sermaye yeterlilik oranı hesaplamalarında ihtiyaç kredilerinin risk ağırlığı vadeye göre farklılaştırılmış ve kâr dağıtımının izne tabi tutulması uygulaması sürdürülmüştür. Bu düzenlemelerle bankacılık sisteminin güçlü yapısı korunmuştur.

Diğer taraftan, cari açığın kalıcı olarak makul seviyelere düşürülmesi amacıyla yapısal önlemlerin hayata geçirilmesine devam edeceğiz. Bu kapsamda, sanayi ve hizmetlerde ileri teknoloji içeren ve yüksek yurt içi katma değerli üretim yapısına geçişin sağlanmasına yönelik politikalar üzerinde çalışmaktayız. Ayrıca, orta ve uzun vadede yurt içi tasarrufların artırılmasına ve girdi tedarikinde yerli ürün payının yükseltilmesine yönelik çalışmaları da sürdürmekteyiz. Büyük oranda dışa bağımlı olduğumuz enerji sektöründe ise yerli, yenilenebilir ve nükleer enerji öncelik verdiğimiz diğer politika alanları olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılından itibaren uygulamaya konulan yapısal reformlar Türkiye'de mali disiplinin güçlenmesini ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin orta ve uzun vadede bir sorun olmaktan çıkmasını sağlamıştır. Kriz sonrası dönemde gelişmiş ülkelerden zaten daha iyi durumda olan kamu finansman dengelerimiz daha da güçlenmektedir. 2010 yılında yüzde 3,6 olan merkezî yönetim bütçe açığımızın, 2011 yılında mali disiplinden taviz verilmemesi ve güçlü büyümenin etkisiyle, öngörümüz olan yüzde 2,8'in de altında, yüzde 1,7 oranında gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu oranı 2012 yılında daha da düşürerek yüzde 1,5'e getirmeyi hedefliyoruz. Orta Vadeli Program dönemi sonunda da açığın millî gelire oranının yüzde 1'e düşeceğini öngörüyoruz.

2002 yılında yüzde 14,8 olan faiz giderlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, küresel kriz yılı olan 2009 hariç, her sene düşürülmüştür. 2010 yılında yüzde 4,4'e inmiştir, bu yıl ise bu rakamın 3,3 olacağını bekliyoruz. Yani faiz ödemeleri millî gelirimizin yüzde 14,8’i iken 2002’de, bu yıl yüzde 3,3’üne düşecek.

Bütün bu olumlu gelişmeler Türkiye'deki siyasi istikrar zemini üzerine inşa edilmiştir. Ekonomik istikrar için ne gerekiyorsa, bunu cesaretle yapabilen güçlü bir siyasi irade bu başarıların en önemli faktörüdür.

Muhalefet partilerimizin değindiği bazı konularla ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşabilmek için ve aynı zamanda vakit de sınırlı olduğu için konuşma metnindeki bazı bölümlere değinmeyeceğim ama dağıttığımız kitapçıkta bu bölümleri de bulacaksınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım sektöründe 2002 yılında kişi başına gelir bin dolar civarındayken 2010 yılında 3.500 doları geçmiştir. Türkiye 2002 yılında 23,7 milyar dolarlık tarım hasılasına sahip ve 190 ülke içerisinde tarımsal ekonomik büyüklük açısından 11’inci sırada yer alırken bugün 61,8 milyar dolarlık tarım hasılası ile dünyanın 7’nci büyük tarımsal gücü hâline gelmiştir. Dikkatinizi çekiyorum, 11’inci sıradan 7’nci sıraya yükselmiş durumdayız tarımsal üretimde ve bu dönemde Fransa, İspanya, İtalya gibi Avrupa ülkelerini geride bırakmış durumdayız.

Ülkemizde içerisinde 50’den fazla büyükbaş hayvan bulunan işletme sayısı 2002’de 4.300 iken yaklaşık 6 kat artmıştır, 24 bine ulaşmıştır. Türkiye'nin 2002 yılında toplam tarım ürünü ihracatı 4 milyar dolar iken 2010’da tarımsal ihracatın 12,7 milyar dolara ulaştığını görmekteyiz.

İktidara geldiğimizden bu yana çiftçimize sürekli destek olmayı temel bir öncelik olarak belirledik, her yıl bütçeden daha fazla kaynağı çiftçilerimize tahsis ettik, yaşanan kuraklık ve doğal afetler karşısında hep çiftçimizin yanında olduk. Oluşan zararları telafi edecek şekilde kaynak aktardık ve kredi borçlarının ertelemesini sağladık. Bundan doğan faiz yükünü de üstlendik.

Tarım sigortalarının kapsamını genişlettik ve kırsal alanda gelir düzeyinin yükseltilmesi ve tarımsal altyapının güçlendirilmesi amacıyla uyguladığımız kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi için ayrılan ödenekleri yüzde 40 civarında artırdık.

Tarımsal kredilerin toplam boyutunu 19,8 milyar TL’ye ulaştırdık ve 2012 bütçemizde sadece bu kredilerin sübvansiyonu için 1,2 milyar TL bütçe ayırdık.

Yine, Sayın Ana Muhalefet Liderinin bir iddiası, “Türkiye buğday bile ithal ediyor.” diyor. Şöyle bir baktığımızda, 2010 yılında Türkiye'nin buğday ithalatı 2 milyon 565 bin ton. Doğru, buğday ithal ediyoruz ama ne kadar ihraç ediyoruz diye baktığımızda 4,700 bin ton da ihracatımız var. İthalata ödediğimiz 688 milyon, ihracattan gelirimiz 1,570 milyon. Herhâlde buğdayın dış ticaretini konuşacaksak bunun dengesine bakmamızda da büyük fayda var. Üstelik ithal ettiğimiz buğdayın da yüzde 80’ini işliyoruz, dâhilde işleme rejimi çerçevesinde ithal ediyoruz, işleyip ürünlerini ihraç ediyoruz.

Yine “Tarım ithalatına 100 milyar ödendi.” dedi Sayın Kılıçdaroğlu.

Rakamları söyleyelim: 2003 ile 2010 arası tarımsal ürünlerin ithalatı toplam 70,4 milyar, ihracat 73,8 milyar. Bir de işlenmiş gıda ürünlerine de tabii burada bakmak gerekiyor: 2003-2010 yılları arasında evet ithalat yapmışız, 39,8 milyar ancak ihracatımız 68,4 milyar.

Yani tarımdan ve tarımdaki dış ticaretten bahsederken sadece ithalat kalemlerine değil, hemen sayfanın karşısındaki ihracat kalemlerine de bakıp beraber ele almakta büyük fayda var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Toplamda açık veriyoruz ama.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biz zaten tarım ihracatçısıyız Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yine bir başka rakam. Maalesef rakamlar söz konusu olduğunda daha dikkatli, daha kontrol ederek, böyle, verdiğimiz rakam gerçekten sağlam bir veri mi değil diye keşke bunlara bakarak konuşsak çok daha isabetli olacak.

Bakın, yine bir iddia: “Çiftçimizin tükettiği mazottan 8 milyar TL alıyorsunuz.”

Çiftçimizin geçen yıl kullandığı mazot miktarı 1,4 milyon ton. Fiyatı da bugünün fiyatıyla çarpalım haydi, geçen sene belki biraz daha düşük, 3,87. 1,4 milyon tonla 3,87’yi çarptığımda ben 5,4 milyar buluyorum. Ama bu tüm ödenen para yani vergisiyle, ürünüyle, her şeyiyle 5,4 milyar. Şimdi, toplam alınan 5,4 milyar lira vergi dâhil fiyatın nasıl 8 milyarı vergi, ben bunu da yine hesap etmekte güçlük çekiyorum ve rakamların bir kontrol edilmesinde de büyük fayda görüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerji de gerçekten çok önemli bir konumuz, hem dış politika açısından hem jeopolitik dengeler açısından hem de ödemeler dengesi ve bütçemiz açısından son derece önemli bir konu. Enerjide mutlaka çeşitlendirmemiz gerekiyor. Enerjide mutlaka ülkelere ve enerji çeşitlerine olan bağımlılığımızı dağıtmamız ve yumurtanın bir sepete koymamamız gerekiyor. İşte, aslında bizim nükleer enerjiye geçişimiz de ana hedef olarak doğal gaz ihtiyacımızı azaltmaktır. Yani biz nükleer santralleri devreye soktuğumuzda satın almakta olduğumuz doğal gazı bu ikame edecektir. Dolayısıyla, risk hesabını yaparken kuşkusuz bunun da dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Ulaştırma konusunda gerçekten Türkiye artık bir destan yazıyor. Türkiye’nin tamamlamış olduğu çift yol, duble yol miktarına bakacak olursak, biliyorsunuz 15 bin kilometreyi geçtik ki, bu 15 bin kilometre eskiye ilavedir, toplam 21 bin kilometreyi geçtik. Hızlı tren projelerimiz devam ediyor ve Marmaray, Boğaz’ın altındaki tüp geçit, üçüncü köprü projemiz, İstanbul-İzmir Otoyol Projesi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yalnız o durduruldu, haberiniz var değil mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bütün bunlar gerçekten Türkiye’nin çehresini değiştirecek projeler ve denizcilikle ilgili çok güzel adımlarımız atıldı. Hâlihazırda 182 tane limanımız oldu, 220 tane balıkçı barınağımız, 45 tane marina, 71 tersane, 518 tane kıyı tesisimiz tamamlanmış durumda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu yatırımları hem temel altyapı hem de insan kaynaklarını geliştirme yoluyla gerçekten ülkemiz için son derece önemli ve cari fiyatlarla 2012 bütçemizi 2011’in başlangıç ödeneğine göre yüzde 17 oranında artırdık ve gayrisafi yurt içi hasılaya oranı da yüzde 4,3 oldu ve 2012-2014 döneminde özellikle GAP, DAP, KOP, DOKAP projeleri son derece önemli olacak. KÖYDES, BELDES, SUKAP, SODES cazibe merkezleri destekleme programları da kesintisiz bir şekilde devam edecek. Bunlarla ilgili detaylar yine dağıttığımız metinlerde var, ben vaktimiz sınırlı olduğu için onlara girmiyorum ama farklı rakamlarla bunları görebilirsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda Türkiye, inanın bütün dünyada parmakla gösteriliyor. Bir yandan ekonomisinde elde etmiş olduğu başarı… Bütün bu küresel krize rağmen, Avrupa’da yaşanan sorunlara rağmen, Türkiye, çok şükür bu krizin etkilerini en az hasarla 2009 yılında geçirdi ve 2010 yılında, 2011 yılında da güçlü büyüme performansıyla dünyadan ayrıştı ve bu bütün dünya tarafından taktir ediliyor. Sayın Başbakanımız, gittiği bütün uluslararası toplantılarda çok farklı bir şekilde karşılanıyor ve âdeta diğer ülkelere bizim yaptıklarımızı anlatarak, bizim başarılarımızı anlatarak, nasıl bu noktaya geldiğimizi anlatarak onlara güzel dersler veriyor, güzel örnekler teşkil ediyor.

Ben ümit ederdim ki Sayın Kılıçdaroğlu’nun altmış sekiz dakikalık konuşmasında bir yeni teklif gelsin fakat yeni teklif olmadığı için maalesef onların üzerinde de görüşlerimizi şu anda söylememiz mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, inanın şu anda Avrupa’da pek çok parlamentoda bütçe görüşmeleri var, bugünlerde yaşanıyor ve neler görüşülüyor bu bütçe görüşmelerinde diye şöyle bakacak olursanız: Ödenemez boyutlara ulaşmış borçların ana parasını artık bir kenara bırakın da faizini nasıl biz bütçemize yerleştiririz, bunun derdindeler. Sıfıra düşmüş, eksiye düşmüş büyüme oranlarını acaba yüzde yarıma, yüzde 1’e çıkarabilir miyiz, bunun derdindeler. Emekli maaşlarının dondurulmasını, düşürülmesini konuşuyorlar, memur maaşlarının dondurulmasını, düşürülmesini konuşuyorlar, kaç tane memuru işten çıkaracaklarının tartışmasını yapıyorlar; biz ise çok şükür bu bütçe tartışmalarında yüzde 9’luk büyümeyi konuşuyoruz, gelecek yıl Avrupa’nın yerinde sayacağı bir yıl, yüzde 4’lük bir büyümeyi konuşuyoruz, yatırımları konuşuyoruz, refah artışını konuşuyoruz, eğitime, sağlığa, adalete, güvenliğe, ulaştırmaya geçen yıla göre ne kadar fazla kaynak ayıracağımızı konuşuyoruz. Çok şükür gelmiş olduğumuz bu nokta diğer parlamentoların Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna, Büyük Millet Meclisine gıptayla bakmasını gerektirecek bir nokta.

Yine şöyle kısa kısa gündeme getirilen konulara değinmek istiyorum. Bir konu neydi? Orta Vadeli Program yüz beş gün sonra açıklandı diye… Bakın, ben öncelikle şunu söyleyeyim ki biz bununla ilgili yasal düzenlemeyi yaptık ve Resmî Gazete’de yayımlandı. Orta vadeli programlar, artık, bundan sonra eylül ayının ilk haftasında açıklanacak; Orta Vadeli Mali Plan 15 Eylülde açıklanacak ve özellikle dünyadaki belirsizliklerin çok olduğu ve ileriye doğru projeksiyonları yapmanın zor olduğu bir  dönemde Orta Vadeli Program’la bütçe arasındaki zamanın kısa tutulması gerektiğini düşünüyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kanun hükmünde kararnameyle yaparsınız!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Çünkü aradaki altı ayda dünyada neler neler olabiliyor ve hazırlanan Orta Vadeli Program’la bütçenin tutarsızlıkları söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla biz bu kriz döneminde 2009, 2010, 2011’de de böyle yaptık ve bundan sonra da böyle olacağının artık yasal düzenlemesini gerekli şekilde oluşturmuş olduk.

“Açıklamalarda çelişkiler var.” deniyor. Aslında, açıklamalara şöyle topluca bakacak olursanız, bunların hepsi doğru ve bir bütüne yönelik açıklamalar. Evet, doğru, küresel bir kriz var. Bu küresel kriz Avrupa’da hissediliyor. Bundan Türkiye belki sınırlı miktarlarda 2009’da da etkilendi, önümüzdeki dönemde de sınırlı miktarlarda etkilenebilir ama Türkiye'nin ekonomisinin zeminini sağlamlaştırdığımız için ve Türkiye'nin kamu maliyesini, bankacılık sistemini güçlendirdiğimiz için, Sayın Başbakanımızın tabiriyle “Bu kriz inşallah bizi teğet bile geçmeyecektir.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü biz, önlemlerimizi önden aldık. Önlemlerimizi testi kırılmadan aldık. Testi kırıldıktan sonra çare yok. İşlerin en iyi gittiği 2004, 2005, 2006 yılında bankacılıkla ilgili yasalarımızı çıkarttık. Bankalarımızı çok farklı, sağlam bir çerçeveye oturttuk. 2009 yılında, İspanya, İtalya, Yunanistan, İrlanda, Portekiz, bunların hepsi ekonomik tedbir adına bütçe açıklarını artırırken biz, 2009 yılında Orta Vadeli Program’la bütçe açıklarımızı nasıl daha da azaltacağımızı açıkladık. Herkes önümüzdeki yıl ne yapacağını daha ortaya koyamamışken biz üç yıllık Orta Vadeli Program ortaya koyduk ve çok şükür, zamanında aldığımız bu tedbirler bizi koruyacaktır. Kuşkusuz, deprem olduğunda, hele hele yanı başınızda, yakın bir yerde deprem olduğunda bu hissedilir, “Ben bunu hiç hissetmeyeceğim.” diyemezsiniz ancak önemli olan, binanızı sağlamlaştırıp depremler karşısında sapasağlam ayakta durabilmektir. Dolayısıyla bizim bakışımız budur ve bu yolda da gidiyoruz.

Şimdi, dendi ki “Harcama olsun, olmasın.” Bunları çok konuştuk. Bakın, Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ve ekonomimiz bir israf ekonomisi olmamalıdır, bir verim ekonomisi olmalıdır, herkes ayağını yorganına göre uzatmalıdır ama bu hiçbir zaman “Harcamaları kes, durdur.” demek değildir ama “Alabildiğine harca” demek de değildir. Bu ikisi arasındaki dengeyi de en doğru şekilde bulacağız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onun için dört özel uçak aldınız değil mi? Özel helikopter pisti kurdunuz siz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Dolayısıyla, farklı zamanlarda farklı arkadaşlarımızın yaptığı açıklamaları bir araya getirip de “tutarsızlıklar” demeyi de ben doğru görmüyorum. Bunlar bir bütünün sadece parçasıdır.

Bakın, gelir dağılımı: OECD yeni bir rapor açıkladı, 2011 raporu ve karşılaştırıyor, bütün OECD ülkelerini karşılaştırıyor “OECD ülkelerinde gelir dağılımı ne oldu?” diye bakıyor. Bu raporun adı da “2011 Divided We Stand…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Babacan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Üç dakikada tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakikalık süre veriyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bu araştırmada çıkan şu: Tüm OECD ülkeleri içerisinde, bu ülkelerin çoğunda gelir dağılımı bozuluyor. Gelir dağılımı düzelen sadece iki ülke var, bunlardan birisi de Türkiye. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) OECD’nin raporu ve grafikleriyle, her şeyiyle web sitesinde görebilirsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İhaleleri kime veriyorsunuz bir söylesene?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bakın, Sayın Bahçeli, tabii, bizim ekonomimizden, bazı şeylerin kötü gittiğinden bahsetti ama sadece üç rakam vereceğim ve bu rakam DSP-MHP-ANAP koalisyon dönemi, kırk iki aylık bir dönem. Kırk iki aylık dönemin başında Türkiye Cumhuriyeti’nin borcu 28 milyar, sonunda 235 milyar, 8 kat artmış.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onların içindeki milletvekilleri şu anda sizin aranızda var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Dolar 395 binden 1 milyon 646 bine çıkmış, yani dolar kuru 4’e katlamış, Türk lirasının değeri dörtte 1’ine düşmüş, toplam millî gelirimiz de 262 milyar dolardan 215 milyar dolara düşmüş. Yani kırk iki ayda yüzde 17 Türkiye küçülmüş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) –  Dolayısıyla, ekonomiden bahsederken önceki dönemlere de bakmak gerektiğini ifade ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Babacan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan, söz talebiniz var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmasında kürsüde şunu itiraf etti… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Babacan mı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan Babacan.

Kürsüde şöyle bir  itirafta bulundu, dedi ki: “Orta Vadeli Program’ı gerçekten biz zamanında çıkarmıyoruz ve bundan sonra da eylül ayında çıkarılması gerekiyor.” 5018 sayılı Yasa’ya göre mayıs ayında çıkması gereken Orta Vadeli Program’ın 10 Ekim 2011’de çıkarılması yasaya aykırıdır, suç ve görevi ihmal ve kötüye kullanmaya girer. Burada açıkça yasayı ihlal ettiğini söyleyen Sayın Bakanı Genel Kuruldan özür dilemeye davet ediyorum.

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan, böyle bir usulümüz yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Yasayı ihlal ettim.” dedi “Yanlış yaptık, özür diliyorum.” diye Genel Kurulda kürsüye davet ediyorum Sayın Bakanı.

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet adına ikinci konuşmacı Adalet Bakanı Sadullah Ergin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım….

BAŞKAN – Açıklamanızı yaptınız, tutanaklara geçti Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, yani suç işleme ayrıcalığı mı var bakanların?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Suç işleme ayrıcalığı var mı bakanların? “Suç işledim” dedi kürsüden.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, tutanaklara geçti, ne yapmamı istiyorsunuz yani?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Genel Kuruldan özür dilemesi gerekir. Yani, her isteyen suç işleyemez.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – 2012 bütçesinin Türkiye’mize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim,  Hükûmet adına bir kişi konuşur Sayın Başkan. Nereden çıktı bu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …önümüzdeki süreçte Türkiye'nin ilerlemesinin devamını Allah’tan temenni ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, bir kişi konuşur Hükûmet adına, iki kişi konuşmaz ki.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Sayın Başkanım, benden önce konuşan Değerli Başbakan Yardımcımız ve grup adına konuşan sözcülerimiz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle olmaz ya! Hükûmet adına bir kişi konuşur.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) –…2012 bütçesiyle ilgili partimizin görüşlerini, Hükûmetimizin görüşlerini, grubumuzun görüşlerini aktardılar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nereden çıkarıyorsunuz bunu? Konuşturmayın bunu canım.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Ben burada, adalet politikalarına dair birtakım eleştirileri cevaplamak ve…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, Hükûmet adına bir kişi konuşur.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …Genel Kurulumuzu ve izleyenleri bir miktar doğru enforme etmek üzere söz aldım.

BAŞKAN – Sayın Ergin, bir saniye…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Süremi tutarsanız Sayın Başkanım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, Hükûmet adına bir kişi konuşur.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Genç.

Lütfen, Danışma Kurulu önerisini bir okuyun Sayın Genç.

Buyurun Sayın Bakanım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Danışma Kurulu böyle bir karar veremez.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama, Danışma Kurulu Tüzük’ü değiştiremez ki.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Sayın Başkanım, umarım bu müdahaleleri süreme eklersiniz.

Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hükûmeti bölemez yani.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Sayın Kılıçdaroğlu, bu kürsüden partisinin görüşlerini ifade ederken kadın cinayetlerinin yüzde 1.400 arttığına değindi. 2002-2009 yılları arasında bir soru önergesine verilen cevaplara göre…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Şiddet o, şiddet.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …Sayın Kılıçdaroğlu’nun belirttiği rakam doğrudur, ona itirazım yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şiddet, şiddet; cinayet değil.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Ancak ben burada 2002-2009 arasındaki verilerin sağlıklı olmadığına dönük bir tespitimi paylaşmak için ifade ediyorum: Türkiye’de 135 ağır ceza merkezi var. Bu ağır ceza merkezlerimiz aşama aşama UYAP sistemine dâhil oldular. 2004 yılında 4 merkezimiz UYAP’a dâhil olmuştu, 2005’te 16 merkezimiz dâhil oldu, 2006’da 86 merkezimiz dâhil oldu, 2007’de 24 merkez, 2008’de 4 merkez ve 2009’da son 1 merkez kalmıştı, bununla beraber tamamlandı. Dolayısıyla, süreç içerisinde illerden gelen veriler hep eksik geliyordu. 2009 rakamları ile 2002 rakamları arasında uçurum olmasının sebebi, ağır ceza merkezlerinden gelen verilerin eksik gelmesine dayalıdır. Türkiye’de kadın cinayetlerine karşı duyarlılık artmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Cinayet değil Sayın Bakan, cinayet değil!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu sevindiricidir. Bununla mücadele noktasında kadın ve aileden sorumlu Bakanlığımız ile müşterek çalışmalarımız devam etmektedir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, cinayet demedik; şiddet dedik, şiddet!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Sayın Kılıçdaroğlu, bir tespitini de şöyle paylaştı: “Dünyanın hangi ülkesinde iktidarı eleştirdiği için bir milletvekili hakkında fezleke düzenlenir?” dedi ve Sayın İnce hakkında düzenlenen fezlekeye atıfta bulundu.

Değerli milletvekilleri, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkındaki Yasa’ya muhalefetten birçok milletvekili için fezleke düzenleniyor. Sayın İnce’ye ilişkin düzenlenen fezleke de burada. Bu fezlekede de Sayın İnce’nin 298 sayılı Yasa’nın 50 ve 156’ncı maddelerine muhalefetten kaynaklı bir fezleke olduğunu ifade etmiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Hükûmeti eleştirdi.” diyor, Sayın Bakan!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Aynı maddelerden hakkında fezleke düzenlenen milletvekillerimiz var. Başta benimle ilgili fezleke düzenlenmiştir. İktidar partisinin 6 milletvekiliyle ilgili, benzer maddelerden fezleke düzenlenmiştir. Muhalefet partileri içerisinde MHP’den, BDP’den çok sayıda milletvekili arkadaşımızla ilgili, aynı Kanun’a muhalefetten fezleke düzenlenmiştir. Bu düzenleme, seçim yasalarının…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, “Hükûmeti eleştirmek” yazıyor orada, eleştirmek!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Seçim öncesindeki dönemde seçim kurullarının almış olduğu kararlara aykırı eylemlerden, ihlallerden kaynaklı fezlekelerdir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Elitaş kabul etti zaten.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Dolayısıyla, bunu Hükûmeti eleştirmeyle irtibatlandırmanın doğru olmadığını ifade etmek istiyorum.

Bir diğer konu: Hükûmetler dönemlerine göre yetki kanunlarına dönük eleştiriler yapıldı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, hangi fezlekede “iktidarı eleştirmek” diye var? Şu ana kadar Türkiye Cumhuriyeti’nde var mı böyle bir şey?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Deniz Fenerinde niye hiç çalışmadı? Niye hep milletvekillerine hukuk var? Deniz Fenerinde hukuk nerede?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - AK PARTİ  hükûmetleri döneminde KHK’lar çıkarıldı ama AK PARTİ İktidarından önce var olan iktidarlar döneminde, bakınız, bizden önceki dönemde 51 adet KHK çıkarılmış, DSP-MHP-ANAP döneminde. DYP-SHP döneminde 14 tane KHK çıkarılmış, rahmetli Bülent Ecevit’in 80 öncesindeki iktidarı döneminde 21 tane KHK çıkarılmış.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Savcıları niye görevden aldın Sadullah! Sadullah, savcıları niye görevden aldın! Deniz Feneri savcılarını niye görevden aldın Sadullah!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Ayrıca, tutuklu gazeteciler konusunda Sayın Kılıçdaroğlu’nun bahsetmiş olduğu… Türkiye’de 70 gazeteciyle ilgili, tutuklu bulunmasından kaynaklı birtakım tespitlerde bulundu.

Değerli arkadaşlar, bu konu çokça istismar ediliyor. Bu konuyla ilgili birtakım gerçekleri sizinle paylaşmak istiyorum. Bu “70 gazeteci” tabiri Türkiye Gazeteciler Sendikasının yayınlamış olduğu listeden kaynaklandı, “72 gazeteci” olarak yayınladılar. Bu 3 kişi, 72’nin 3’ü hiç cezaevine girmemiş, kayıtları yok. Geriye kalan 69’un 6 tanesi tahliye olmuş, 63 kişi var.

Değerli milletvekilleri, bu 63 kişiyi gazeteci olarak tanımlayabilecekseniz, ben şimdi size birkaç örnek vereceğim, hiçbir itirazım yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz mi karar veriyorsunuz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - “63 tane gazeteci” denilen isme ait olarak 48 tanesi bölücü terör örgütü ile Türkiye’nin ve Avrupa’nın terör örgütü listesinde saymış olduğu değişik silahlı terör örgütlerine mensup olmaktan… İsimler var. Bir tanesini, ilk birinci sıradakini söylüyorum: Polis memurundan gasbettiği silahla bir kişiyi öldürmek, polisle çatışmaya girerek ateş açmak.

AHMET YENİ (Samsun) – Bunu mu müdafaa ediyorsunuz? Muhalefet bunu mu müdafaa ediyor?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Bu fiillerden dolayı müebbet ağır hapse mahkûm olmuş, dosyası temyizden de onanmış. Şimdi, bunu “gazeteci” diye önümüze koyuyorlar, bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, Nedim Şener kimi öldürdü?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - İki: İkinci sıradaki isim, bir kişinin kaçırılarak örgüt evine götürülmesi eylemine katılmak, eylem sırasında tabanca ve sahte polis kimliği kullanmak, TEM şubesinde görevli polismiş gibi davranmak, yasa dışı örgüt üyeliğine mensubiyet. Bunun da yargısı bitmiş, bunun da müebbet hapsine hükmedilmiş, cezası kesinleşmiş, bu da gazeteci olarak önümüze getiriliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – İhaleye fesat karıştırmak, rüşvet, zimmet, bu dosyası olan milletvekilleri  var mı burada? Onlar var mı? (AK PARTİ sıralarından “dinle dinle” sesleri)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Üçüncü sıradaki ismi söylüyorum: Yasadışı silahlı Devrimci Yol isimli terör örgütünün üst yöneticisi olmak, polis aracına silahlı saldırı yapmak, örgüt adına banka soymak…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Resmî bilet de kalpazanlık var mı? Evrakta sahtecilik var mı? İhaleye fesat karıştırmaktan sanık milletvekili var mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, örgüt adına banka soymak ve polis aracına silahlı saldırı yapmaktan yargılanmış sekiz yıl dokuz ay ağır hapse mahkûm olmuş cezası kesinleşmiş.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evrakta sahtecilik var mı? Resmî bilette kalpazanlık var mı?

BAŞKAN –  Sayın İnce, terör örgütünden bahsedince niye rahatsız oluyorsun? Lütfen ama… Doğru değil yaptığınız.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bütün bunlar gazeteci olarak önümüze getiriliyor ve “Türkiye’de gazeteciler hapishanede” deniliyor.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nedim Şener kimi öldürdü? Ahmet Şık kimi öldürdü?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nedim Şener kimi öldürdü? Ahmet Şık kimi öldürdü?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bir başkası: Tehlikeli madde bulundurmak, ruhsatsız silah bulundurmak, resmî belgede sahtecilik ama isminin önünde gazeteci unvanı var. Bunlar bize gazeteci olarak getiriliyor ve Türkiye, yurt içinde ve yurt dışında gazetecilerini cezaevine koyan bir ülke olarak takdim ediliyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Öylesiniz…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bırak gazetecisini, milletvekili hapse koyan bir ülke Türkiye! Ne gazetecisi? Milletvekilleri hapiste daha ne konuşuyorsun?

 ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Burada gazetecilik faaliyetinden dolayı cezaevinde bulunanlar var ise onlara da haksızlıktır bu Gazeteciler Sendikasının yaptığı sıralama.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Türk siyasi tarihinde kara bir nokta olarak… Zavallı gazetecileri içeri attınız, sadece Türkiye’deki gerçekleri yazdılar.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, burada Sayın Kılıçdaroğlu…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Ergin, yüzümüze bak yüzümüze, AKP sıralarına bakıyorsun korkudan.

 ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …HSYK seçimlerinde yapılanlara ilişkin, HSYK’nın oluşumuna ilişkin çok sayıda eleştirilerde bulundu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Niye ağzınız kurudu Sayın Bakan?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hatay’daki ihaleleri kim verdi size? Hatay’daki ihalelerin hesabını ver. O ihaleleri sen vermedin mi?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Ben şunu ifade ediyorum: Sayın Kılıçdaroğlu, HSYK’nın bu hâle gelmesinin baş sorumlusu Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu başvurudur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Atamaları kim yaptı, atamaları?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Şu gördüğünüz Milliyet gazetesindeki bir kupür, fotoğraf, bu fotoğrafta CHP grup yönetim kurulu odasında Anayasa Mahkemesine başvuru hazırlandığına dair bir haber yapılmış, Milliyet gazetesi de davet edilerek bu görüntü haberleştirilmiş. Burada YARSAV’ın dönemin genel sekreteri ile grup başkan vekili dönemin gene Cumhuriyet Halk Partisinden bir değerli milletvekilimiz var. Bu müracaat ile bizim Anayasa’da düzenlemiş olduğumuz 159’uncu maddede her seçmenin tek oy kullanma hükmü vardı. Bununla şunu amaçlamıştık: Çoğulcu bir yapı oluşsun HSYK’da, çoğunlukçu bir tablo çıkmasın diye bunu düzenledik. Bunu Anayasa Komisyonundaki görüşmelerde ifade ettik, bu kürsüden çok ifade ettik ama o gün nasıl olsa örgütlü bir yargı kuruluşu var, bütün üyeleri alırız diye mi düşündüler, nasıl değerlendirdiler, Anayasa Mahkemesine iptal için gidildi. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği günün akşamında bütün televizyon kanallarında şunu ifade ettim: “Çoğulculuğu iptal etti Anayasa Mahkemesi, çoğunlukçu bir yapıyı getirdi. Umarım, bunu iptal ettirenler, yarın bir gün bundan şikâyet etmezler.” demiştim. Maalesef itirazlar, şikâyetler gelmeye başladı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Anayasa Mahkemesine giderek neyi niçin iptal ettirdiğini öngöremeyen bir yapıyla Türkiye nereye gidecek Allah aşkına? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben, sizinle bunları paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, çok sayıda cevabım var ancak sürem çok sınırlı. Burada El Maktum olayıyla ilgili Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir tespiti oldu.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sen söyleyeceğini söyledin!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Burada, bu El Maktum meselesiyle ilgili olarak, değerli milletvekilleri, konunun Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla en ufak bir alakası yoktur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 12 Eylülün yapmadığını yaptın sen!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Söyleyeceğini söyledin sen “63 gazeteci teröristtir.” dedin.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Konu, İstanbul Başsavcılığında başsavcı yardımcılarının sayısının 6’dan 10’a çıkartılmasıyla ilgilidir. 6 tane başsavcı yardımcısı 10’a çıkartılınca görev dağılımları yeniden yapılmıştır. Bunun ötesinde herhangi bir kasıt söz konusu değildir. Kaldı ki o meselede idare mahkemesi ihalenin yürütmesini durdurduğu için Büyükşehir Belediyesi herhangi bir adım atamamıştır. İhaleyi alan firma da 1/5.000’lik plan iptali için dava açıldığından ihalenin ve yürütmeyi durdurmanın sonucunu beklemiştir.

Burada, değerli milletvekilleri, en son idari yargı kararından sonra, Büyükşehir Belediyesi, ilgili firmaya süresini vermiş, firma getirip sözleşmeyi yapmadığı için de 34,5 milyon civarındaki teminat paraya çevrilerek Büyükşehir kasasına girmiştir, onuncu ay itibarıyla.

Dolayısıyla, Sayın Kılıçdaroğlu, o teminatlar belediyeye  irat olarak kaydedilmiştir. Bunu da tavzih etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, son olarak, burada yeni seçilen 160 Yargıtay üyesine Sayın Kılıçdaroğlu, İzmir’de “militan” ifadesini kullandı, ne yazık ki bu kürsüden bu ifadesini tekrar etti, gerekçe olarak da Yargıtayda bu seçilmiş olanların boş oy kullandığını söyledi, bunun yargıyı militanlaştırmak olduğunu ifade etti ve onların kendisinden özür dilemesini beklediğini söyledi.

Sayın Kılıçdaroğlu, Yargıtay 250 üyeli iken yani bu yeni üyeler seçilmemiş iken Yargıtayda boş oy kullanma geleneği var dersem ne dersiniz bana? 2000 yılı ile 2010 yılı arasında Ceylani Tuğrul 1. Ceza Dairesi Başkanının seçiminde 68 oy boş, 60 oy boş, 62 oy boş.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kendi hemşehrinizi siz HSYK Daire Başkanı yaptınız mı, yapmadınız mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Bakınız, Fahri Yıldız, 8. Hukuk Dairesi Başkanının seçiminde 81 oy boş, 74 oy boş, 73 oy boş, şunların hepsi boş oy kullanma. Bu şu anlama mı geliyor Sayın Kılıçdaroğlu: Hasan Gerçeker Başkanlığındaki 250 üyeli Yargıtay döneminde de acaba militan mıydı Yargıtay üyeleri? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gene, Sayın Kılıçdaroğlu, tamamı birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından seçilen ve birçoğu ağır ceza mahkemesi başkanı, Yargıtay Başsavcısı, ticaret mahkemesi başkanı olan 160 Yargıtay üyesine “militan” şeklinde hitap ederek açıkça hakaret ve iftira ettiniz. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olmak size bu şekilde bir hakaret ve iftirada bulunma hakkı vermez. Bu 160 üyenin hiçbir tanesi AK PARTİ döneminde mesleğe alınmış değildir, en genç olanı on sekiz yıl önce mesleğe başlamıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – On sekiz yıl Yargıtay üyeliği için çok erken. Sen daha bilmiyorsun, senin daha ağzın süt kokuyor.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Maalesef önce konuşup sonra düşünenlerden oldunuz. Yanı başınızda oturan Değerli Grup Başkan Vekilinize bir sorunuz, HSYK’nın Yargıtay ve Danıştaya seçmiş olduğu üyeler içerisinde YARSAV Dönem Başkanı Sayın Emine Ülker Tarhan’ın 7 kişilik Yönetim Kurulundan 2 tane Yönetim Kurulu üyesi Yargıtay ve Danıştaya üye seçilmiştir. Ayrıca, 19 tane YARSAV üyesi de Yargıtay ve Danıştaya üye seçilmiştir. 21 kişi. Soruyorum Sayın Kılıçdaroğlu: Bu 21 kişi de bu militanların içerisine giriyor mu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şayet giriyor ise lütfen Grup Başkan Vekilinize sorun ve deyin ki: “Niçin militanları yanı başınızda istihdam ettiniz, YARSAV’a üye yaptınız?” Sayın Kılıçdaroğlu, çok büyük bir gaf işlediniz. Özür dilemek sizi küçültmez, büyütür. Ama siz bundan da kaçtınız.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –Sen kendine bak! Sen milletten özür dile. İhaleye fesat karıştırdın, milletten özür dile.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen önce Ali Dibo’nun hesabını ver! Sen yolsuzluk yapmışsın, Adalet Bakanısın!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Ali Dibo, Ali Dibo!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Uzun, meşakkatli ve onurlu bir meslek yaşamından sonra bileğinin hakkıyla yüksek mahkemelere üye olmuş ve fedakârca mevcut iş yükünü eritmek için gece gündüz demeden çalışan yüksek yargıçlara yaptığınız iftiradan dönünüz ve özür dileyiniz Sayın Kılıçdaroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu üyeler ki, Yargıtayın çok ağır iş yükü altına girdiler. Yılda Yargıtaya 650 bin dosya geliyor. Bir önceki yıldan devreden 650 binle beraber 1 milyon 300 bin dosya var Yargıtayda her yıl. Yıllık çıkan iş sayısı 550 bin. Bu şu demek: Her yıl 100 bin yeni dosya yükün üstüne geliyor idi. Ayrıca, Yargıtaya gelen, Başsavcılığa gelen dosyalar altı ay kapakları bile açılamadan, poşetleri bile açılamadan bekletiliyor ve ön inceleme yapılması mümkün olamıyordu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ankara’daki kömür yolsuzluğu üç yıldır… Ne oldu! Kömür yolsuzluğu… Üç yıldır, üç yıldır…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Bugün itibarıyla alınan tedbirlerle beraber Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gelen dosyalar aynı gün kayda geçmekte ve derhâl ön incelemeleri yapılmaktadır. Bu kapsamda tutukluluk süreleri dahi incelenememiş olan 100 bin dosya tüm personel seferber edilerek hafta sonları çalışılmış, on beş gün içerisinde bu dosyalar kayıt altına alınmıştır. Daha önceden Yargıtay Başsavcılığında bekleyen dosyalar hakkında ilgililere hiçbir bilgi verilmezken, yeni dönemde dosyalar hakkında verilebilecek bilgiler İnternet  ortamında vatandaşın erişimine açılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

Bütün bu çabaların sonunda ilk defa Yargıtaya gelen dosyalardan daha fazla dosya karara bağlanarak gönderilmeye başlanmıştır. Bu da şu demektir; depolarda bekleyen, stoklarda bekleyen dosyalar erimeye başlamıştır ilk kez. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Yargıtay Başkanlar Kurulunun yapmış olduğu toplantı ile Yargıtayda hukuk dairelerinde bekleyen dosyaların iki sene içerisinde, ceza dairelerinde bekleyen dosyaların üç yıl içerisinde sıfırlanması, tüketilmesi planlanmıştır. Bu gerçekleştiği anda, taşradan gelen dosyalar iki ila üç ay içerisinde karara bağlanacak ve milletimizin uzun yıllardan beri beklediği, özlediği güven veren adalet gerçekleşecektir inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin gözünüzde biten yargı bugün ayağa kalkıyor. Bu memlekette biten şey yargı değil, bekleyen dosya yığınlarıdır, yargıda vesayet sistemidir, üstünlerin hukuku anlayışıdır, şapkadan tavşan çıkarma hadisesidir, yüzde 47 oy almış partiyi kapatma garabetinden başka bir şey değildir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 2012 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, burası stadyum değil, Meclis. Stadyum mu burası? Yani stadyuma çevirdiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, benim sesim iyi çıkıyor da, duymak istemiyorsunuz. Burası stadyum değil. Stadyum olmadığını milletvekillerine hatırlatmak göreviniz var.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, bir saniye.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, siz… (AK PARTİ  sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) –  Ne konuşacaksınız? Özür dileyecekler. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akar, Grup Başkan Vekiliniz söz istiyor, siz oradan çağırıyorsunuz, anlaşılır gibi değil yani.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, önce AKP Grubuna bakın. O  kadar taraflı olmayın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, şahsıma…

BAŞKAN – Sayın İnce, isterseniz milletvekili arkadaşlar konuşsunlar, siz dinleyin, sonra bana anlatırsınız. Lütfen ya… Lütfen… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Bakan kürsüdeyken bana atfen dediniz ki: “Terör deyince niye rahatsız oluyorsunuz?”

BAŞKAN – Evet, terörden bahsetti yani.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir: Bunu açmanızı istiyorum. Bildiğiniz bir şey mi var? Yoksa, tutumunuz hakkında söz isteyeceğim.

BAŞKAN – Hayır, laf atıyorsunuz hep…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz benim terörle aramda…

BAŞKAN – Buyurun, veriyorum Sayın İnce, konuşun tutumum hakkında.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki.

BAŞKAN - Söyledim, tekrar ediyorum sözümü. Sayın Bakan terörden bahsedince siz söz attınız, onun için söyledim. Tekrar ediyorum, niye rahatsız oldunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben sizinle, Cumhuriyet Halk Partisiyle bağdaştıramadığım için söyledim bu sözü, tekrar ediyorum.

Buyurun.

Öncelikle soruyorum, lehinde mi aleyhin de mi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aleyhte söz istiyorum Sayın Başkan.

AHMET YENİ (Samsun) – Lehinde, lehinde… Söyle bakalım…

BAŞKAN – Evet, Sayın İnce, lehte mi aleyhte mi, yeniden başlatacağım sürenizi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tutumunuzun aleyhinde.

BAŞKAN - Buyurun.

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanının tutumu hakkında

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, öncelikle terörle, terör örgütüyle beni imalı da olsa bir şekilde konuşmak sizin haddiniz değil. Bir kere, haddinizi bileceksiniz. Bir kere, bu bir. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Konuşun Sayın İnce, konuşun.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben ömrümün hiçbir döneminde milletvekili olmak için…

BAŞKAN – O zaman söz atmayacaksınız, terörden bahsedilince Sayın Bakana söz atmayacaksınız Sayın İnce. (CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben, ömrümün hiçbir döneminde…

BAŞKAN – Siz, Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekilisiniz, terörden söz edilince laf atmayacaksınız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ayıp ya, ayıp!

MUHARREM İNCE (Devamla) – …milletvekili olmak için parti değiştirmiş birisi değilim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Lider değiştirdin ama.

BAŞKAN – Ben parti değiştirmedim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ömrümün hiçbir döneminde bu ülkede eline silah almış güçlere destek olmuş birisi değilim. Çoluk çocuğu öldüren terör örgütüne sözle, düşünceyle, herhangi bir şekilde, ekonomik, düşünsel, hiçbir şekilde desteği olmuş birisi değilim, her zaman mesafesini koymuş birisiyim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Niye rahatsız oldun?

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Terör deyince niye rahatsız oluyormuşsunuz?” Rahatsız olduğum falan yok. Hükûmetin terörle mücadelesinden rahatsızım ben, rahatsızlığım budur. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi: Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Genel Başkanımız, özür dileyecekmiş HSYK’dan. Başka işiniz yok mu sizin? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Başbakan “Ulemaya soralım.” Dediğinde Danıştaydan özür diledi mi Başbakan? Diledi mi, diledi mi? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yalan mı, yalan mı? “Hükûmet eşeği aday gösterse, ona oy veririm.” diyenler, yalan mı? Vatan gazetesinin kupürü orada Sayın Bakan, o Vatan gazetesinin kupürü orada.(AK PARTİ sıralarından gürültüler) Geçmişte savunduğunuz insanlara, referans olduğunuz insanlara bugün Genel Başkanımız atıfta bulunmuşsa niye rahatsız oluyorsunuz, niye rahatsız oluyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Özür dileyeceksiniz, özür! Genel Başkanınız özür dileyecek.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sayın Başkan, bir daha terör ve Cumhuriyet Halk Partisi arasında hiçbir şekilde bağ kurmamanızı, hele hele şahsıma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) - …bu yönde bir atıfta bulunmamanızı bir arkadaşınız olarak size tavsiyede bulunuyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnce, benim hangi maksatla söylediğim sözü kusura kalmayın, kavrayamamışsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben Cumhuriyet Halk Partisini ve Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekilini, bir hatip terörden bahsedince söz attığı için söyledim, sözümün de arkasındayım. Yoksa…(CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Kavrayamamışsınız” diyemezsiniz bana. Kavrayıp kavramama hakkı size ait değil. (CHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye dinle…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bana “Kavrayamamışsınız” diyemezsiniz.

BAŞKAN – Derim ben.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Diyemezsiniz. Haddiniz değil sizin!

BAŞKAN – Benim haddimi de siz bildiremezsiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Haddin değil! Kimsin sen, kimsin sen!

BAŞKAN – Oturunuz yerinize! Otur yerine, otur!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Oturmuyorum. Kimsin sen!

BAŞKAN – Oturmazsan bekle ayakta.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Kavrayamamışsın” diyorsun, senin haddine mi düşmüş kavrayıp kavramamam. Kimsin sen!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

Tutumum aleyhinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Kavrayamamışsın” diyor ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Kimsin sen!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yaptığın açıklama bunu gösteriyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Haddini bileceksin. Babanın çiftliği değil orası, Atatürk’ün koltuğu orası.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O koltuğa yakışacaksın Sayın Başkan. Atatürk’ün koltuğunda oturuyorsun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ne komplekstir bu ya.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yeniden başlatın.

BAŞKAN – Birkaç saniye için de itiraz ediyorsunuz.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, gerçekten zaman zaman kürsüyü yönetmede, bu tür önemli genel kurullarda, biraz daha herkesin özenli olması gerektiğini düşünüyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Burada Sayın Başkan… Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, herkesin sözüne müdahale  edemezsiniz siz orada.

BAŞKAN – Otur yerine, otur!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Terör suçlamasıyla bugün Türkiye’de 200 bini aşkın soruşturma açılmış durumda, bakın, dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunun içinde milletvekilleri var, belediye başkanları var, seçilmişler var ve gazeteciler var. Sayın Bakan basın suçlularını söyledi. Azadiya Welat gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Vedat Kurşun tam yüz altmış altı buçuk sene hüküm giydi ve kesinleşti. “O da mı silahlıydı, teröristti?” diye soracağım.

Birleşmiş Milletlerin tam 196 tane terör tanımı var. Türkiye’deki terör tanımı da bu 196’nın 196’sını kapsadığı için, bakın, dünya terör hükümleri listesinde Çin’den önde sırada yer alıyor. Niye? Bir yanlışlık var. Eğer böyle bunu, herkese “terörist” deyip muhalefetine şey ederseniz, El Kaide’si de, Hizbullah’ı da, Taliban’ı da, sayarız hepsini. Hepsi dâhil, cümle âlem hepsini konuşursunuz. (AK PARTİ sıralarından “PKK’yı da…” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) - Konuşursunuz ve bunun altında yasalar karar vermeyene kadar kesinleşen bir karar olmadığı sürece de hiç kimse hakkında bu tür suçlamaları bir hukuk devletinde kimse kullanamaz. Ragıp Zarakolu’na “terörist” diyemezsiniz. Büşra Ersanlı Hoca’ya, anayasa profesörü, Anayasa Komisyonunda görüşüp bir gün sonra “terörist” diyemezsiniz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – PKK’ya der misin?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Benim belediye başkanlarıma da diyemezsiniz, milletvekillerime de diyemezsiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - …kitap yazana da, aydına da, sanatçıya da, yarın Hopa’da yargılanacak gençlere de, poşu takana da, saçını kestirene de…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bu ülkede terörizmi o kadar ucuz kullanıp burada diktatorya kuramazsınız. Bu diktatorya kurma hevesinden herkesin vazgeçmesi lazım.

BAŞKAN - Sayın Kaplan, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) - Uyarıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tutumunuzun lehinde efendim.

BAŞKAN – Tutumumun lehinde söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlık Divanının tutumu lehinde söz almış bulunuyorum.

Tabii az önce Sayın Adalet Bakanımızın konuşması oldukça herhâlde rahatsız etti birilerini. Yerinde oturamayarak arkadaşlar müdahale etmeye başladı. Biz de onu izledik, gördük. (CHP sıralarından gürültüler)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – İhaleye fesat karıştırandan rahatsız oluyoruz evet.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Gazetecilerin hepsine “terörist” dedi. Herhâlde rahatsız olduk.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, burada yapılacak konuşmaların hiçbiri kişilik haklarına saldırı olmadığı müddetçe serbestiz, serbest kürsü, herkes konuşma durumunda. Siz en ağır kelimeleri, hakarete varacak söylemleri konuştuğunuz hâlde gruptaki arkadaşlarımız sakince dinliyor ama Adalet Bakanımız burada doğruları ifade ettikçe hop oturup hop kalkmaya başladınız.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Savunma Ali Dibo’yu.

AHMET AYDIN (Devamla) – Kusura bakmayın, Başkanlık Divanı da oradaki düzeni kurmakla mükelleftir. Bu Meclisi idare etmekle yükümlüdür.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Savunamıyor mu kendisini?

AHMET AYDIN (Devamla) – İç Tüzük’ümüz çok açık. İç Tüzük’ümüz diyor ki, “Görüşmelerde genel düzen” diyor. Madde 65. “Genel Kurulda söz kesmek, şahsiyetle uğraşmak ve çalışma düzenini bozucu hareketlerde bulunmak yasaktır.”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başkanın kendisi yapıyor bunları.

AHMET AYDIN (Devamla) – Her konuşmacının sözüne oradan bir müdahale geliyor. Hiç İç Tüzük’e bakmadan, hiçbir kural tanımadan her bir arkadaş oradan maalesef hop oturup hop kalkıyor. Buradaki konuşmacıya saldırıda bulunmaya çalışıyor, müdahale etmeye çalışıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başkan kendisi sataşıyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Başkanın da yaptığı oradaki konuşmacıyı yerine oturtmak, buradaki konuşmacının da özgür bir şekilde konuşmasını sağlamak. Başkanın yaptığı budur.

Tutumu lehinde söz almış bulunuyorum.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de tutumunuzun lehinde söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir anımı anlatarak söze başlamak istiyorum.

Bürokrasideyken bütçeyi izlemeye geliyorduk Maliye Bakanlığındaki görevim nedeniyle. Bir dönem sizde milletvekili olan, o dönem de milletvekili olan Sayın Ali Er böyle bir tabloda kürsüye çıktı. Bütçenin son konuşmasıydı lehinde söz istedi ama kendisi muhalefet partisinden. Ben de şaşırmıştım, Sayın Ali Er hem muhalefet partisinden hem de bütçenin lehinde konuşacak. Uzun uzun aleyhte konuştu, Sayın Başkan “Lütfen konuya gelin, lehinde konuşacaksınız.” dedi. “Ya çok uğraştım ama bu bütçede lehte konuşacak hiçbir şey bulamadım.” dedi.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Çok komik!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, yani tutumunuzun lehinde konuşmak isterdim ama maalesef konuşamayacağım. Maalesef konuşamayacağım. (AKP sıralarından gürültüler) Çünkü bakın, yerimden söz istesem bana vermeyecektiniz ama siz, şimdi “Terör deyince niye rahatsız oluyorsunuz?” cümlesini masum bir yere oturtamazsınız. Bunu geçtik. Sayın Muharrem İnce çıktı, söz aldı. Diyorsunuz ki: “Kavrayamamışsınız.”

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Doğru.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, bunlar Başkanlık makamına yakışmıyor. Bunları size düzeltmenizi tavsiye ediyorum. Burayı germeye çıkmadım ama Sayın Başkan, bunu düzeltmenizi öneriyorum. Bu ortamda sükûneti sağlayabilmek için.

Sayın Adalet Bakanına da bir önerim var. Bir örnek vereceğim. Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı yetki kanunlarının iptaline kadar bugüne kadar toplam sekiz yetki kanununun iptalinde oy kullanmış. İlk başta bir tanesini Anavatan Partisinin iktidar olduğu dönemde, “hayır” oyu vermiş; sonraki dönemlerde altı tane kanunun iptali yönünde oy kullanmış; şimdi bizim iptal talebimizin reddi yönünde oy kullanmış. Şimdi, sizin övündüğünüz yargı, yüksek yargı bu durumda Sayın Bakan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Benim tutumum değişmedi ancak biraz önce açıklamayı yaptım. Ben terörle Cumhuriyet Halk Partisini ve Sayın Grup Başkan Vekilini bağdaştıramadığım için Sayın Adalet Bakanı, terörden bahsederken tepki koyduğu için söyledim o sözü.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tarhan, buyurun.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, sataşma var.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Adalet Bakanı konuşması sırasında adımı zikrederek sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Biraz önceki söylediğim söz, yani tekrar ediyorum.

Sayın Akar, bir dursun orada.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Beyefendi, uzaktan laf atmayın. Laf atan insansa gelin o zaman yani. Uzaktan laf atıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, lütfen yerinizden sisteme girin, ne için söz istediğinizi oradan dinleyelim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, önce, ne için istiyorsunuz onu bir dinleyelim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, sataşma…

BAŞKAN – Sayın Tarhan, anlaşılmıyor, burada duymuyoruz, ne yapalım yani duymuyoruz.

Buyurun Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Adalet Bakanı kürsüde ismimi zikrederek sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı Sayın Tarhan, ne söyledi sataştı yani size?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, YARSAV’la ilgili… Eskiden Başkanı olduğum “YARSAV” ve “Emine Ülker Tarhan” adı zikredildiğine göre bununla ilgili bir açıklama gereği olduğunu düşünüyorum Sayın Başkan, iyi niyetle yapılmış bir açıklama değil.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Tarhan, ben İç Tüzük gereği sormak zorundayım, sayın grup başkan vekillerine sorduğum zaman niye o şekilde cevap veriyorlar anlamış değilim. Bunu çok defa söyledim ben burada. Ben İç Tüzük gereği “Ne söyledi de size sataştı?” diye sormak zorundayım.

Şimdi soruyorum tekraren: Sayın Adalet Bakanı size ne söyledi de sataştı? Bunu tekrar edin, sataştığı kelimeyi söyleyin, söz verip vermemeyi takdir edeyim Sayın Tarhan. Sadece isminizin zikredilmesi sataşma anlamına gelmez ki.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Emine Ülker Tarhan’ın Başkanı olduğu YARSAV Yönetim Kurulunun da bu seçime dâhil olduğunu ve Sayın Genel Başkanın tutumunun aslında onlara da yönelik olduğu yolunda bir ifadede bulundu. Ben bu konuya açıklık getirmek istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Anladım da burada bir sataşma söz konusu değil ama açıklama istiyorsanız o ayrı bir konu, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince söz veririm ama sataşma bunun neresinde? Bir seçim yapılmış, siz de oranın Başkanıymışsınız, onu anlatmak istedi.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok açık ve net, kötü niyetli bir ifade olduğunu kabul etmelisiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tarhan.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Teşekkürler.

Millî iradeye saygı duyduğunuzu söylemiştiniz bir zamanlar (AK PARTİ sıralarından gürültüler) ancak, anayasa referandumundan iki ay önce bir liste yaptınız ve bu listeyi bütün adliyelerde dağıttınız.

AHMET YENİ (Samsun) – Saygıyla başlayın!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bu adliyelerde baskı ve vaatlerle bir eşeğe bile oy verilmesini -birinin deyimiyle, benim deyimim değildir bu- sağlamak için her tür tehdit ve baskıyı yaptınız. (AK PARTİ sıralarından “Çok ayıp” sesleri, gürültüler) İktidara ram olanlar, iktidara ram olanlar yargının tepesinde konuşlandırıldı. Kendi yargıç ve savcı ordularınızı kurdunuz. Bugün onlarla, iktidarın kamçısına göre kişneyen bir yargıyla bu ülkeyi baskı altına almaya çalışıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp, rezalet bu!

AHMET YENİ (Samsun) – Bir de Yargıtaya üyeydiniz, yazıklar olsun!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bakın, Sibirya’da binlerce kişinin ölümüne yol açan Hitler Almanya’sında, İtalya’da Mussolini’nin bacağından asılıncaya kadarki süreçte ölüm imzasını atanlar, onların politik yargıçlarıdır, politik yargıçlarıdır. Sizin yarattığınız politik yargıçlar bugün bu halk üzerinde ağır baskılar yaratıyorlar. Diktatörlükler diktatörlerden ibaret değildir. Diktatörlerin hepsi birbirine benzer ve hepsinin sonu da aynıdır, aynıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, biraz önce Sadullah Ergin, Danıştaya seçilen üyelerle ilgili bir şey söyledi.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, sadece bir dakika yeter.

BAŞKAN – Ne diye vereceğim?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, benim söylemediğim bir şeyi söyledi.

BAŞKAN – Yerinizden buyurun Sayın Bakan.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre…

9.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim. (CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

Ben konuşmamda Sayın Emine Ülker Tarhan’a incitici, hakaret edici bir tek söz söylemedim. Söylediğim şey şudur: “YARSAV üyesi 21 kişi seçilmiştir. Madem bu yeni seçilenlere ‘militan’ dedi Sayın Kılıçdaroğlu, bunlar da o kapsama giriyor mu?” diye sordum. Sayın Tarhan 18 Ekim 2010 tarihinde bir televizyon programında şunu söylüyor…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, o zarar verdiğiniz devletin malı, bu devletin malı. Yazıktır, günahtır yani!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – HSYK seçimlerinde baskı yapıldığından söz ediyor televizyonda. Program yapımcısı “Direkt soracağım, 11 bin hâkim ve savcı korktu mu?” diye soruyor. Sayın Tarhan şunu cevap olarak kullanıyor, önce sessiz kalıyor, arkasından “11 bin hâkim ve savcının korkuyla hareket ettiğini söylemek bu camiaya haksızlık olur.” diyor. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, elektronik sistem arıza görebilir, söz isteyemeyebilirsiniz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bu sözler Sayın Emine Ülker Tarhan’a ait. 18 Ekim 2010 tarihinde televizyon programında söylenmiş sözler.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kaç dakika veriyorsun Başkan, kaç dakika!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – HSYK seçimlerinde herhangi bir korku ve baskının olmadığını ifade ediyor. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ahmet Bey, ben senden önce söz aldım.

BAŞKAN – Sayın Genç, bir saniye, oturur musunuz lütfen. Sayın Aydın’ı bir dinleyelim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce Sadullah Ergin Yargıtay ve Danıştay üyeliğine seçilenlerden çok objektif bahsetti.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Tayyip Erdoğan’ın yakın akrabası Danıştay üyeliğine seçildi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İmam hatip okulu mezunu, Millî Eğitimde iki sene genel müdürlük yapmış, Danıştay üyesi seçildi.

Sadullah Bey, bu hangi hukuk bilgisini aldı da Danıştayda Türk milleti adına karar verecek? Söyle bakalım, söyle, böyle Danıştay üyeliği olur mu! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, imam hatip okulu mezunu…

BAŞKAN – Sayın Genç, tutanaklara geçti, anlaşıldı konu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – …Millî Eğitimde iki sene genel müdürlük yapmış…

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle bir usul var mı yani!

KAMER GENÇ (Tunceli) – …ondan sonra Abdullah Gül getirmiş, Danıştay üyeliğine seçmiş.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, hangi sıfatla konuşuyor Sayın Milletvekili?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, böyle yüksek mahkeme üyeliği olur mu? Böyle şey olur mu ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

Mikrofonunuz açık, Sayın Aydın, ne için istediğinizi söyler misiniz oradan, anlaşılmıyor çünkü gürültüden.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Az önce Sayın Grup Başkan Vekili, CHP’nin, konuşurken diktatörlük gibi çok ağır bir suçlamada bulunmuştur grubumuza. 69’a göre açıklama istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

İki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, az önce konuşmacıyı yerimde dinlerken emin olun çok üzüldüm.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Üzülme, üzülme!

AHMET AYDIN (Devamla) – Şu manada üzüldüm: Kendisi de yargıçlık geleneğinden gelmesine rağmen burada yargıçların seçimini artık ağza alınamayacak sözlerle ifade eden…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Hayır canım, “Eşekli yargıç” dedi. Sen yargıç mısın?

AHMET AYDIN (Devamla) - …başka başka mahlukların yerine koyan   -ben açıklayamıyorum, o sözü dahi kullanamıyorum- kendisi yargıç olmasına karşın böyle bir ifade kullanıp tırnak içerisinde “Eşek” ifadesini kullanan Sayın Grup Başkan Vekilini üzülerek dinledim, bu çok yanlıştır.

(CHP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Artı, “Diktatörlük” ifadesini kullandı. Diktatörlüğü kullananlar öncelikle kendi içinden geldiği siyasi geleneğe baksınlar, kendi partilerinin geçmişine baksınlar, diktatörlük neymiş o zaman anlarlar.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – “Eşekli yargıç” dedi. Niye alındın? Sen yargıç mısın?

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz yargı üzerindeki vesayeti kaldırmak için geldik, biz yargıdaki bütün vesayetleri kaldıralım diye çaba sarf ettik. O kadar gayret sarf ettik, yargı ne birilerinin ön bahçesi ne birilerinin de arka bahçesi olsun dedik ve sizler elinizdeki o bahçeden olduğunuz için bu kadar feryat figan koparıyorsunuz. Yargı artık tam bağımsızdır, yargı tarafsızdır. Yargı bu manada da hiç kimsenin ne ön bahçesidir ne arka bahçesidir. Elinizden gittiği için bu kadar feryat figan koparıyorsunuz, biliyoruz, farkındayız ama kusura bakmayın Türkiye artık bir hukuk devleti, hukuk işleyecek, güçlülerin değil, haklının güçlü olduğu bir ülke olacak.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Milletvekili.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan konuşmasında Sayın Genel Başkanımızın aslında AKP’nin çiftçiyi destelemediğini…

(CHP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Anlaşılmıyor Sayın Milletvekilim, anlaşılmıyor.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Anlaşılmadığımın farkındayım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleriniz yani!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan yani!

BAŞKAN – Evet Sayın Milletvekilim, dinliyorum sizi, buyurun.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başbakan Yardımcısı Ali Babacan konuşmasında Sayın Genel Başkanımızın yaptığı konuşmada aslında AKP’nin çiftçiyi desteklemediği, tersine, vergilendirdiği ve mazot üzerinden desteğin tam 8 katı vergi aldığını söylediğinde rakamın doğru olmadığını söyledi. Bu açıkça bir çarpıtmadır ve bunun düzeltilmesi talebimiz vardır.

BAŞKAN – Anladım da, bunu sayın grup başkan vekilleri istediği takdirde veririz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, grup başkan vekilleri söz aldı, cevap verdi efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, bu kısma söz almadık efendim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Bu kısımla ilgili söz alınmamıştır, ben bu kısmı düzeltmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekillerinin talebi, teşekkür ediyorum Sayın Milletvekilim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Efendim, bakın, bu tablo çok açıktır, Türkiye’de mazotun maliyeti 1,5 milyar liradır… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Peki, yerimden düzelteyim.

BAŞKAN - Sayın Milletvekilim, yerinize geçin lütfen, açacağım sistemi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yani, konuşmacının konuşmasını düzeltmekle mi görevli Sayın Başkanım?

BAŞKAN - Buyurun…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın grup başkan vekilleri ekonomiyi bilmeyince, arkadaş ona cevap verecek herhâlde.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sen kendi işine bak!

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Sen çok biliyorsun! Çok biliyorsun sen, çok!

BAŞKAN -  Lütfen, sayın milletvekilleri…

Buyurun.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bütçeyle ilgili cevap konuşmasında Sayın Genel Başkanımızın yaptığı konuşmada verdiği bazı verileri güya düzeltmiştir ama bu düzeltme içerisinde açık bir çarpıtma vardır, bu nedenle söz almış bulunuyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Türkiye’de mazotun litresi 1,5 liraya mal olmaktadır ama AKP Hükûmeti çiftçiye 3,8 liradan mazotu satmaktadır. Dolayısıyla, litre başına 2,3 lira çiftçiden vergi alınmaktadır. Türkiye’de kullanılan 13,5 milyar litre mazotun 3,5 milyar litresi tarımda kullanılmaktadır ve matematik hesabını bilen herkes bu çarpımı yapabilir. 3,5 milyar litre mazot…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Milletvekili.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, sözümü bitirmedim.

BAŞKAN -  Bütçenin aleyhinde söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen Sayın Tanal, yok böyle bir usulümüz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, sözümü bitirmedim, böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN - Sözünüz bitti, tamam Sayın Milletvekilim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, ben sözümü bitirmedim nasıl bir şey bu? Ne bitti, sözüm bitmedi?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bayraktutan. (Gürültüler) Sayın Bayraktutan buyurun siz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Böyle bir usul var mı, sözüm bitmedi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN -  Lütfen, Sayın Milletvekilim, oturun.

Buyurun Sayın Bayraktutan.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi üzerinde aleyhte söz almış bulunmaktayım. Yüce makamınızı ve Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

2002 yılından beri iktidarda bulunan AKP Hükûmeti, yeni bir bütçeyle karşımıza çıkmaktadır. Bütçeye geçmeden önce halkımızın birtakım gerçek verileri bilmesi gerekliliğine yürekten inanıyorum.

Öncelikle, sözlerime başlamadan evvel, biraz önce burada sözlerini ifade eden Sayın Babacan’ı bir konuda uyarmak istiyorum. Sayın Babacan, Cumhuriyet Halk Partisini Baasçı rejimle özdeşleştirmeye çalıştı. Muhtemelen aynaya bakarak konuştu diye düşünüyorum. Neden? Çünkü o “Baasçı rejim” dediğiniz partinin liderini bundan daha geçen sene kırmızı halılarla karşıladınız, Bodrum’da ailece tatil yaptınız, onu bir kere burada anlatmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, o Libya’nın, bugün “diktatör” dediğiniz Libya’nın Başkanından, Devlet Başkanından İnsan Hakları Ödülü’nü Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı almadı, sizin Başbakanınız aldı! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) [AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

AHMET YENİ (Samsun) – Bütçeyle ilgili bilgin var mı, bütçe!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Çok değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; her ne kadar Türkiye ekonomisi dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi gibi gösterilmeye çalışılıyor olsa da işsizlik, yoksulluk ve açlık gibi halkı ilgilendiren konularda dünya sıralamasında sonda bulunmaktayız. Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri işsizliktir. Devletin resmî rakamları işsizlik oranını yüzde 9 seviyelerinde gösterse de çalışmaya hazır olup iş aramayanlar ve mevsimlik işsizler eklendiğinde aslında gizlenen rakamın yüzde 19’lar civarında olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kanayan yaraya bir an önce çare bulunmasını Hükûmetten bekliyoruz.

Ülkemizde uygulanan asgari ücret politikası vatandaşı doyurmaya değil, hayatta tutmaya yani öldürmemeye göre ayarlanmaktadır. On altı yaşından büyük işçiler için aylık 659 TL asgari ücretin yanında DİSK Araştırma Enstitüsünün kasım ayı açlık ve yoksulluk sınırı rakamına göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için gerekli olan yoksulluk sınırı 3.136 TL’ye, açlık sınırı ise 992 TL’ye yükselmiştir.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, AKP İktidarı maalesef ekonomide kendisine bir hayal dünyası kurmuş, orada yaşamaktadır. Spekülatif sermayenin ve sıcak paranın getirdiği suni canlılık AKP İktidarını gereğinden fazla memnun etmiştir.

AHMET YENİ (Samsun) – Yanlış cevap verdin, yanlış!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, gerçekte ise olan şudur: Türkiye'nin dokuz yıl öncesine göre bugün daha az toplumsal mal varlığı bulunmaktadır. Bankaların yüzde 50’si blok satış yoluyla özelleştirilen Telekom gibi kamu yatırımlarının, imalat sanayisinde kârlı işletmelerin  yüzde 61’i yabancılara satılmış ve yabancıların kontrolüne girmiştir. Bunların ve sıcak paranın kârı her yıl 6 milyar dolardan fazla bir kâr olarak yurt dışına çıkmaktadır. Bu, her Türk vatandaşının olduğu gibi bizim de canımızı yakmaktadır.

2002’de AKP iktidara geldiğinde, ülkemizin dış borcu 130 milyar  dolar civarındaydı, şu andaysa toplam dış borcumuz 310 milyar dolardır. Bu borç için de yılda 15-20 milyar dolar faiz ödemekteyiz ve bu borç her gün katlanarak artmaktadır.

Dünya petrol rezervine çok yakın konumda bulunan bir ülke olarak akaryakıtın çok ucuz olması beklenirken, rafineri çıkış fiyatının üzerine konan vergiler sayesinde vatandaşlarımız dünyanın en pahalı benzinini kullanmakta, küçük bir ülke olan ve petrol rezervi bulunmayan Gürcistan’da bile benzin ülkemize kıyasla 1,5 ile 2 TL arası daha ucuz olarak o ülkenin yurttaşlarına satılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi alma ve tabana yayma konusunda oldukça başarısız olan AKP Hükûmeti, dolaylı vergilere yüklenerek elini vatandaşın cebine sokmuş bulunmaktadır. Tütünden alkole, benzinden iletişime kadar her konuda halkın sırtından geçinen İktidar, her ne hikmetse pırlantadan, özel yat benzininden vergi almamaktadır. Örneğin halkın vazgeçilmez ihtiyacı olan elektriğe, tüketim bedeli dışında kaynak kullanım, satış hizmet, sayaç okuma, iletim sistemi, dağıtım, enerji fonu, TRT payı, elektrik tüketim vergisi ve katma değer vergisi altında dokuz ayrı tüketimin dışında vergi ve bedel ödemekteyiz. Bu vergiyi, dolaylı vergi olduğu için, Türkiye'nin en zengin aileleri Koç ve Sabancı ile en fakir vatandaşımız aynı oranda ödemektedir. Bunda adalet var mıdır? Bunu sizlere soruyorum.

2011 yılının enflasyon rakamı yüzde 9,5 olarak çıkmıştır. Biz, bu gidişle çift haneli rakamları göreceğiz. Aslında, bu enflasyon rakamlarının nasıl hesaplandığını biliyoruz. Hiçbir kullanımı olmayan bazı mallar bu sepette kendine yer bulmakta, pazar enflasyonundan kimse bahsetmemektedir.

AKP İktidarında 6 kez mali af çıkmıştır sayın milletvekilleri. Yılda bir mali af çıkartan bir hükûmet bugüne kadar görülmüş müdür? Af çıkması demek ya vatandaşın ödeme gücünün olmadığı anlamını çıkarır ya da “Nasılsa af çıkacak, biz de af çıkınca öderiz.” mantığını ortaya koyar.

Çok değerli milletvekilleri, dünyanın hiçbir ülkesinde örneğine rastlanmayan tutuklu milletvekilleri sorunu ve bunun yanında, Silivri’deki esaret devam etmektedir. Sizlerin “rehine” ve “esir” diye gördüğünüz milletvekillerimiz bizler için bir onur timsali ve bir çağdaşlık şövalyeleridir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu hukuk komedisine bir an evvel müdahale etmeli, siyasi davaların verdiği mağduriyetler bütün tutsaklar için kaldırılmalıdır.

Bunun yanında, ekonomik anlamdaki bu baskılar yetmiyormuş gibi muhalif medyaya yönelik yargısal ve polisiye sindirme operasyonları da sürmektedir. En son Aydınlık gazetesi ve Ulusal kanal gibi muhalefeti siyasal anlamda çok sert sürdüren medya, birtakım polis operasyonlarıyla ezdirilmeye çalışılmaktadır.

Yine bunun yanında, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar vahşice sürdürülmektedir. AKP İktidarının bir tek ölçüsü vardır, demokrasi kisvesi altında iktidarına ve kendi kurmuş olduğu korku imparatorluğuna muhalefet eden herkesi susturmak ve diz çöktürmektir. Bilinmelidir ki Cumhuriyet Halk Partisi gerektiğinde esir düşenlerin ama asla teslim olmayanların, gerektiğinde kırılanların ama asla eğilmeyenlerin partisidir. AKP’nin bu açık baskısına direnmeye, onun yarattığı korku imparatorluğunu tarihe gömmeye kararlıyız. Bütün bu yukarıda belirtmiş olduğumuz karanlık tabloya karşın özgürlüğün ve umudun ülkesi hepimizin Türkiye’si rüyamızı mutlaka gerçekleştireceğiz.

12 Eylül 2010 tarihinde daha özgür ve mutlu bir ülkede yaşayacağımız vaadi ile Sayın Başbakanın bir hap olarak topluma yutturmaya çalıştığı Anayasa değişikliğinde 12 Eylül darbecilerini yargılayacağı iddiası bazı ikinci cumhuriyetçileri ve “Yetmez ama ‘Evet.’”çileri kandırmıştır. Bilinmelidir ki tarihin hiçbir döneminde çocuğun babayı yargıladığı bir sürece uygarlık şahit olmamıştır. 12 Eylülün çocukları 12 Eylülün babasını, darbenin liderini asla yargılayamazlar. Nitekim, Kenan Evren’i sorgulayan savcı büyük bir mahcubiyet içerisinde “Sayın Cumhurbaşkanım, neden darbeyi yaptınız?” şeklinde, kahve eşliğinde soru sormuş, bugün itibari ile bir iddianame bile tanzim edilmemiştir. Önemli olan, 12 Eylülün yasalarını değiştirmek değil, 12 Eylülün kafalarını değiştirmektir.

Yine bu 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan yargıyı sindirme operasyonunda HSYK yeniden dizayn edilmiş, özel yetkili mahkemeler iktidarın bir yaptırım aracı hâline sokulmuştur. Özel yetkili  Adalet Bakanının bütün bürokratları bağımsız bir kurul olması gereken HSYK’ya taşınmıştır. İktidarın yargıyı ele geçirme ayağı başarı ile tamamlanmıştır. Öyle ki Habur’da mobil mahkemeleri kuranların, terör örgütü ile ve onun temsilcileri ile pazarlık edenlerin, Sayın Başbakan adına terör örgütü ile görüşen MİT Müsteşarının terör örgütü liderine görüşmede “Sayın” diye hitap etmesindeki alçalmayı Türk milletinin büyük vicdanına bırakıyorum.

Ne yazıktır ki kara yollarını, bölünmüş yolları, hava alanlarını, barajları, adalet saraylarını Tayyip Bey yapmış, PKK ile görüşen ise devlet olmuştur. Bu iktidar tarafından Hükûmet terörle mücadelede gel git politikasını sürdürmekte, mücadele ile müzakere arasında gidip gelmektedir. Şu anda yapılacak olan Anayasa ile alakalı değişiklik çalışmasında devletin üniter yapısını, ulus devlet kavramını, cumhuriyetin kazanımlarını asla tartıştırmayacağımızı, bazılarının rüyalarında derin bir hülya olarak gördükleri Sevr Anlaşması’nın 62’nci maddesinde öngörülen yeni bir federatif çözüm talebini asla kabul etmeyeceğimizi, bunu yırtıp atacağımızın bilinmesini isterim.

3 Kasım 2002 tarihinde sıfır terör ile anılan Türkiye’yi bugün her evine ateş düşen, şehit kanlarımızla sulanan bir Türkiye hâline getirdiniz.

Son günlerde yaşamış olduğumuz Van depreminde canlarını kaybeden tüm yurttaşlarıma rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar temenni ediyorum. Hükûmet ekonomideki ve terörle ilgili mücadeledeki başarısızlık ve basiretsizliğini depremde de göstermiştir. Başbakan Yardımcısı Sayın Atalay “Kendi potansiyelimizi görmek amacı ile dışarıdan yapılan arama kurtarma yardım teklifini beklettik, gönderilen yardıma vize vermedik.” demiştir. Sayın Bakan insan hayatıyla oynamıştır. Kendisini kınıyorum burada.

Değerli milletvekilleri, her şeyden önce, AKP İktidarı Van depreminde hayatını kaybeden ve yaralanan öğretmenleri de bir madde olarak görmüştür, büyük bir ayıp yaşatmıştır.

Sözlerimi fazla uzatmıyorum; burada bitirirken diyorum ki bugün Sabiha Gökçen’e, İsmet İnönü’ye laf atma, dil uzatma cüretinde olanlara, Atatürk’e hakaret özlemi içerisinde olanlara söyleyeceğimiz bir söz vardır: Bizim yol göstericimiz bazen gelmiştir İsmet İnönü olmuştur, bazen gelmiştir Bülent Ecevit olmuştur, bazen Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – …ama her zaman yol göstericimiz, cumhuriyetin banisi, ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın önderi, varlık nedenimiz Mustafa Kemal Atatürk olmuştur ama bilinmelidir ki asla cumhuriyet düşmanları olmamıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktutan.

Sayın milletvekilleri, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi sırasıyla her iki tasarının da 1’inci maddelerini okutuyorum:

2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir, Finansman ve Denge

Gider

MADDE 1 - (1) Bu Kanuna bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a)   (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 344.512.858.921 Türk Lirası,

b)   (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 38.944.870.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 2.027.897.000 Türk Lirası,
ödenek verilmiştir.

2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 5944 sayılı 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 281.907.405.110 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 17.799.895.100 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 1.949.287.082 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

         (2) 2010 yılı merkezi yönetim konsolide ödenek toplamı 286.981.303.810 Türk Lirasıdır.

         (3) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2010 yılı bütçe giderleri toplamı 288.191.563.587,45 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2010 yılı bütçe giderleri toplamı 20.069.022.550,19 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2010 yılı bütçe giderleri toplamı 1.794.151.438,17 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

         (4) 2010 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gideri toplamı 294.358.723.518,41 Türk Lirasıdır.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın 164'üncü maddesi uyarınca Bütçe Kanunu Tasarısı'yla Kesin Hesap Kanunu Tasarısı'nın görüşmeleri birlikte yapılacağından, okunmuş bulunan 1'inci maddeler kapsamına giren kuruluşların 2012 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesaplarının görüşmelerine yarınki birleşimde başlanacaktır.

Programa göre kuruluşların bütçe ve kesin hesaplarını görüşmek için, alınan karar gereğince, 9 Aralık 2011 Cuma günü -yarın- saat 11.00'de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.15

 

 

 

 

 

 



(X) 87 ve 88 S. Sayılı Basmayazılar  ve Ödenek Cetvelleri  Tutanağa eklidir.