DÖNEM: 24 CİLT: 15 YASAMA YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
73’üncü Birleşim
1 Mart 2012 Perşembe
(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Malatya Milletvekili Mustafa
Şahin’in, Malatya’nın devlet geleneği ve kültürel yapısına ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Adıyaman Milletvekili Salih
Fırat’ın, köylere hizmet götürme birliklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
3.- Bingöl Milletvekili İdris
Baluken’in, eğitim destek evlerinin durumuna ilişkin gündem dışı konuşması
IV.-
AÇIKLAMALAR
1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun,
ağır kış şartlarından dolayı bozulan yolların yapımı için belediyelere ödenek
gönderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat
Korkmaz’ın, Ankara’da yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin devam
ettiğine ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu konuda hiçbir çalışma
yapmadığına ilişkin açıklaması
3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, düşünce ve ifade özgürlüğünün demokrasinin gereği olduğuna ilişkin
açıklaması
4.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in,
Muş ve Ankara illerindeki yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ve
devlet organlarının zamanında tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması
5.- Denizli Milletvekili Nihat
Zeybekci’nin, yoğun kar yağışı nedeniyle Ankara’da ana arterlerin kapalı
olmadığına, Çankaya’nın ara yollarının kapalı olduğuna ilişkin açıklaması
6.- Ardahan Milletvekili Orhan
Atalay’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a uyarma cezası verilmesini
demokratik yapıyla bağdaştıramadığına ilişkin açıklaması
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
ve 19 milletvekilinin, Antep fıstığı üretiminde, ticaretinde, tanıtımında ve
ihracatında yaşanan sorunların ve çözüm yollarının araştırılarak, alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/173)
2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
ve 19 milletvekilinin, hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve
uygulamaların toplumun bütününün çıkarına uygun olup olmadığının araştırılarak,
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/174)
3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
ve 20 milletvekilinin, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hava araçları
kiralanması için yapılan ihaleyle ilgili iddiaların araştırılarak, alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/175)
B)
TEZKERELER
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi
Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Ürdün Temsilciler Meclisi
Arap ve Uluslararası İşler Komisyonu Başkanı Mohammad Al Halaiqa’nın vaki
davetine icabet etmek üzere Ürdün’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/781)
VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük
Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi
Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S.
Sayısı: 171)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada
Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/511) (S.
Sayısı: 119)
4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin
Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında
Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/472)
(S. Sayısı: 98)
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in,
Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Başbakana sataşması nedeniyle
konuşması
3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in,
Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması
4.- Antalya Milletvekili Sadık
Badak’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
5.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın,
Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin,
Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması
7.- Ankara Milletvekili Bülent
Kuşoğlu’nun, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir
Ünal’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın partisine sataşması nedeniyle
konuşması
9.- Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
VIII.-
OYLAMALAR
1.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi
Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması
IX.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul Milletvekili Durmuşali
Torlak’ın, İstanbul’da mevcut ve yapılması planlanan onkoloji hastanelerine
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/2447)
2.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün,
doktor ve hemşirelerin nöbet sistemine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı (7/3027)
3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın,
Kozan’ın hastane ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı (7/3104)
4.- Antalya Milletvekili Tunca
Toskay’ın, Antalya’da turizm alanında yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin
sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3473)
5.- Muğla Milletvekili Nurettin
Demir’in, Muğla’daki kültürel varlıkların korunmasına ve tarihî eser
kaçakçılığının önlenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay’ın cevabı (7/3474)
6.- Muğla Milletvekili Nurettin
Demir’in, Lagina Antik Kenti Kazı Evinde hırsızlık yapıldığı iddiasına ve
alınan güvenlik önlemlerine ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3475)
7.- Artvin Milletvekili Uğur
Bayraktutan’ın, Artvin ve çevresindeki türbeler ile tarihî ve kültürel
varlıkların Deriner Barajı suları altında kalma riskine ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3476)
8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, Bakanlık teş-kilatında ve bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan
üst düzey kadın bürokrat sayısına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3587)
9.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın,
Kapalıçarşı’nın sorunlarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay’ın cevabı (7/3588)
10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün,
Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında arsa sahiplerinin yaşadığı
mağduriyete ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı (7/3653)
11.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Kars Kalesi’ndeki tarihi yapıların bakımına ilişkin sorusu ve Kültür
ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/3743)
12.- Eskişehir Milletvekili Kazım
Kurt’un, TOKİ’nin yaptığı sözleş-melerdeki ödemelerin sabit hale getirilmesine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
cevabı (7/3767)
13.- Antalya Milletvekili Yıldıray
Sapan’ın, bir millî kayakçının yaşamını yitirdiği olayda ihmal olduğu iddiasına
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3831)
14.- İstanbul Milletvekili Binnaz
Toprak’ın, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde bir idareci ile memur
arasında yaşanan tartışmaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay’ın cevabı (7/3832)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 13.03’te açılarak beş oturum yaptı.
Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu, yazar Tarık Buğra’nın 18’inci
ölüm yıl dönümüne,
Ankara Milletvekili İzzet Çetin, çalışanların sıkıntılarına ve
idarenin sendikalar üzerindeki baskılarına,
Adana Milletvekili Ali Halaman, 24 Şubat 2012 tarihinde Adana
Kozan’da baraj kapağı patlaması olayına,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tarık Buğra’nın 18’inci ölüm yıl
dönümüne,
Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz, Ankara’da yoğun kar
yağışının hayatı felç ettiğine ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin tedbir
almadığına,
Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, Adıyaman’ın Karapınar
Mahallesi’nde bazı Alevi ve Kürt vatandaşların evlerinin işaretlenmesine,
Adana Milletvekili Necdet Ünüvar, 24 Şubat 2012 tarihinde Kozan
Gökdere Barajı’nda baraj kapaklarının patlaması nedeniyle kaybolan işçilere,
İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, çoğu barajımızda deprem
sırasında maruz kalacakları ivmeleri ölçen cihazların bulunmadığına,
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Adıyaman’ın Karapınar
Mahallesi’nde bazı Alevi vatandaşların evlerinin işaretlenmesine,
Manisa Milletvekili Özgür Özel, Adana Pozantı Çocuk Cezaevinde
yaşanan cinsel istismar iddialarına,
Sinop Milletvekili Engin Altay, Hükûmet üyelerinin Genel Kurul
salonunda bulunmadıklarına,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin,
ülkemizdeki hâkim ve cumhuriyet savcılarının, çalıştıkları dönem ile emeklilik
dönemlerindeki özlük hakları açısından yaşadıkları sorunların (10/170),
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, basın
çalışanlarının çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve basın özgürlüğünü
sağlamaya yönelik önlemlerin ve kararların (10/171),
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin,
Kastamonu’nun sorunlarının ve çözüm yollarının (10/172),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu;
önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, Diyarbakır Milletvekili
Nursel Aydoğan hakkında düzenlenen 20/12/2011 tarih ve 2011/1611 sayılı
iddianamenin, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği Türkiye
Büyük Millet Meclisine bildirildiği hususu Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davetlisi olarak
ülkemizde bulunan Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov’un, 29
Şubat 2012 Çarşamba günkü birleşimde Genel Kurula hitaben bir konuşma yapma
isteği kabul edildi.
Çevre Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubuna ait üyeliğe İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan seçildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının;
1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) görüşmeleri,
Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
2’nci sırasında yer alan,
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan
Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul
Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili
Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporlarının (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlandı, 1’inci maddesi üzerindeki görüşmelere başlandı.
Çorum Milletvekili Tufan Köse, Diyarbakır Milletvekili Altan
Tan’ın şahsına,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Çorum Milletvekili Tufan
Köse’nin partisine,
Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Kahramanmaraş Milletvekili
Mahir Ünal’ın partisine,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
İzmir Milletvekili Oktay Vural, hiç kimsenin Meclis kürsüsünden
millet egemenliğine ve tarihî şahsiyetlerine hakaret etmesine izin
vermeyeceklerine,
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Meclis kürsüsünde her konunun özgürce
konuşulması gerektiğine,
Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, ifadeleriyle hiç kimsenin
şahsına hakaret etmediğine, böyle bir maksadı da olmadığına,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Diyarbakır Milletvekili Altan
Tan’ın söylediklerinin yanlış olduğuna ve cumhuriyeti kuranlara saygısızlık
yaptığına,
İzmir Milletvekili Oktay Vural,
Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan,
Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın ifadelerinin Mustafa Kemal’e
ve kurucu değerlere hakaret olduğuna ve İç Tüzük gereği işlem yapılmasını talep
ettiklerine;
Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Kurtuluş Savaşı tarihiyle
ilgili bazı gerçeklere,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin grubuna,
Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin şahsına,
Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin
grubuna,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın
şahsına ve partisine,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a, konuşması sırasında sarf
ettiği sözlerinin İç Tüzük’ün 157’nci maddesine göre şahsiyatla uğraşma
şeklinde algılanması nedeniyle uyarma cezası verildi.
Genel Kurulu ziyaret eden Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli
Berdimuhammedov’a Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.
Alınan karar gereğince, Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli
Berdimuhammedov, Genel Kurula hitaben bir konuşma yaptı.
Genel Kurulun 1 Mart 2012 Perşembe günkü birleşiminin saat
11.00’de başlamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
Alınan karar gereğince, 1 Mart 2012 Perşembe günü saat 11.00’de
toplanmak üzere, birleşime 19.55’te son verildi.
Mehmet SAĞLAM
Başkan
Vekili
Muhammet Rıza YALÇINKAYA Özlem
YEMİŞÇİ
Bartın Tekirdağ
Kâtip Üye Kâtip
Üye
No: 97
II.- GELEN KÂĞITLAR
Raporlar
1.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Jersey Hükümeti Arasında Vergi Konularında Bilgi Değişimi
Anlaşması ve Anlaşmanın Yorumlanması veya Uygulanmasına İlişkin Mutabakat
Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/459) (S. Sayısı: 174) (Dağıtma tarihi: 01/03/2012)
(GÜNDEME)
2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin
Kültürel Değişim Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri
Komisyonu Raporları (1/529) (S. Sayısı: 175) (Dağıtma tarihi: 01/03/2012)
(GÜNDEME)
3.- Türkiye Cumhuriyeti ile
Malta Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi
Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/542) (S. Sayısı: 176) (Dağıtma tarihi: 01/03/2012) (GÜNDEME)
4.- Uluslararası Para Fonu
Ana Sözleşmesinde İcra Direktörleri Kurulu Reformuna İlişkin Olarak Yapılması
Teklif Edilen Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun
Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/546) (S. Sayısı: 177) (Dağıtma tarihi:
01/03/2012) (GÜNDEME)
5.- Karadeniz Ticaret ve
Kalkınma Bankası Kuruluş Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Guvernörler Kurulu Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/551) (S. Sayısı: 178) (Dağıtma
tarihi: 01/03/2012) (GÜNDEME)
6.- Avrupa İmar ve Kalkınma
Bankası Kuruluş Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin 137 ve 138 Sayılı
Guvernörler Kurulu Kararlarının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/553) (S. Sayısı: 179) (Dağıtma
tarihi: 01/03/2012) (GÜNDEME)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 19 Milletvekilinin, Antep fıstığı üretimi ve ticaretinde
yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/173)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)
2.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 19 Milletvekilinin, hayvancılık sektörünün sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/174) (Başkanlığa geliş tarihi:
20/10/2011)
3.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 20 Milletvekilinin, yangın söndürme uçak ve helikopterlerinin
kiralanması için yapılan hizmet alım ihaleleriyle ilgili sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/175) (Başkanlığa geliş tarihi:
20/10/2011)
1 Mart 2012 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkan Vekili
Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ
(Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır.
Görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim.
Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap
verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.
Gündem dışı ilk söz Malatya’nın devlet geleneği ve kültürel yapısı
hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Mustafa Şahin’e aittir.
Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
III.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) MİLLETVEKİLLERİNİN
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Malatya Milletvekili
Mustafa Şahin’in, Malatya’nın devlet geleneği ve kültürel yapısına ilişkin
gündem dışı konuşması
MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya’nın devlet geleneği
ve kültürel yapısıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Malatya, doğu ile batı arasında geçiş görevi yapan, dünya
kayısısının başkenti olarak kabul edilen bir ilimiz. Eğitim, sağlık, sanayi,
kültür, ulaşım ve turizm alanında her geçen gün kabuğunu kırıp büyüyen ve
gelişen… Özellikle AK PARTİ iktidarlarıyla büyümeyi ve gelişmeyi sağlıklı ve
planlı sürdürdüğü için çevre illerden de önemli göç almaktadır. 30 bini aşan
üniversitesi… Dünyada en çok karaciğer naklinin yapıldığı Turgut Özal Tıp
Merkezine sahip olmamızla birlikte, sağlık turizmi noktasında yabancı
ülkelerden tercih edilen bir il konumuna gelmiştir.
Adrese dayalı nüfus sayımında büyükşehir olmak için gereken nüfus
kriterini aşan ilimizde yapılan kazılarda da çok sayıda taştan ve pişmiş
topraktan damga mühürleri ile pişmemiş toprak mühür baskıları bu yörelerin
önemli bir ticaret ve yerleşim yeri olduğunu belgelemektedir. Özellikle
Anadolu’da ilk şehir devletinin kurulduğu, ilk devlet bürokrasisinin ve ilk
muhasebe kayıtlarının tutulduğu Malatya, Hititler, Asurlar, Medler, Persler,
Roma, Bizans, Büyük Selçuklu Devleti, Danişmentliler, Anadolu Selçuklu Devleti,
Dulkadiroğulları ve Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetinde bulunan “Darül
Rifa” olarak bilinen mutluluk ve huzur şehridir.
Geçen hafta burada, Malatya halkının yeterli kültürel bilince
sahip olmadığını ifade edenleri, “Tarihî eserlerin taşlarını ev ya da değirmen
taşı yaparsınız.” düşüncesiyle imada bulunan değerli arkadaşımı Malatya’da
tarihî eserlere sahip bu bölgemizi görmeye davet etmekteyiz.
Malatya’nın kültürel hayatına baktığımızda, Selçuklular döneminde
Şahabiyyei Kübra ve Şahabiyyei Şûra medreselerinin yapıldığı, Niyazi Mısrî,
Somuncu Baba, Muhyiddin Arabî ve Mevlânâ’nın hocası Sadreddin Konevî gibi gönül
adamlarının yetiştiği, Osmanlı Devleti’ne paşa yetiştiren, Türkiye
Cumhuriyeti’ne 2 cumhurbaşkanı ve 2 başbakan yetiştiren, dünyaca ünlü bilim
adamlarıyla milletin gönlünde taht kurmuş olan, sinema, tiyatro ve ses
sanatçılarının da yetiştiğini bilmekteyiz.
Bugün, Kürt vatandaşlarımızın kültürel mirasını korumak ve
sürdürmek için TRT tarafından Kürt yazar Ahmedi Hani’nin eseri olan Mem u Zin
filminin tarihî ve doğal güzelliklere sahip Arapgir ilçemizde çekildiğini de
belirtmek isterim. Malatya’nın kültürel zenginliklerini merdivenin her
basamağına yazsak Beydağı dağlarından Nemrut’un zirvesine kadar yol olacağını
da belirtmek isterim. Malatya’nın kültürel bilinç ve şuurdan yoksun olduğunu
söyleyenleri bu kültürel zenginlikleri görmeleri için de bir kez daha Malatya’ya
davet etmekteyiz.
Değerli milletvekilleri, 1954 yılına kadar beraber ve kardeşçe
yaşadığımız Adıyaman ilimiz ile kültürel, folklorik, sosyal, ekonomik aile
bağlarımızın hâlen devam ettiğini, âdeta et ve tırnak gibi olduğumuzu burada
belirtmek istiyorum. Dünyanın ortak kültür mirası olarak Nemrut üzerinden iki
il arasında polemik yaratarak bir problem varmış gibi göstermek her iki
ilimizin insanlarına yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Geçmiş dönemlerde
insanlar arasında bölgesel, ırksal, dinsel ve kültürel değerlerle ayrımcılığı
körükleyip siyasi hükümranlık peşinde olmaya çalışan o zamanın firavunları,
şeddatları ve nemrutlarının o günün insanlarına ne tasladıklarını ve
insanlarımız tarafından da nasıl yâd edildiklerini görmekteyiz.
Bugün ise siyasi sorumluluk üstlenmiş şahsiyetler olarak, iki
güzel şehrimizin nadide insanlarının birlik ve beraberlik değerlerini gelecek
kuşaklara aktarmasını sağlamanın bizim görevimiz olduğunu düşünmekteyiz.
Unutulmamalıdır ki insanların renkleri, dilleri ve hayalleri ne kadar farklı
olursa olsun, gözyaşları elbette ki birdir.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.
Gündem dışı ikinci söz, köylere hizmet götürme birliklerindeki
sözleşmeli personel hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Sayın Salih
Fırat’a aittir.
Buyurun Sayın Fırat. (CHP sıralarından alkışlar)
2.- Adıyaman Milletvekili
Salih Fırat’ın, köylere hizmet götürme birliklerinin sorunlarına ilişkin gündem
dışı konuşması
SALİH FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
köylere hizmet götürme birliklerinin sorunları hakkında gündem dışı söz almış
bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Köylere hizmet götürme birlikleri, tek başına gereksinimlerini
göremeyen köylerin birleşerek kendi gereksinimlerini karşılamaları için,
Anayasa’nın 127’nci maddesiyle, 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun
18’inci maddesi gereğince İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu
izniyle kurulan kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlardır.
Köylere hizmet götürme birliklerinin yönetimi illerde valilere,
ilçelerde kaymakamlara verilmiştir. Yönetimi devlet tarafından yürütülen ve son
yıllarda Hükûmetin öncü projelerinden olan KÖYDES projeleriyle de etkin hâle
getirilen bu birliklerin çalışanları ise işçi statüsünde hizmet akdiyle sürekli
çalışan ama “geçici” olarak adlandırılan personellerdir. Güvencesiz, yarını
görme kaygısı olan, her an işten çıkarılma korkusu içerisinde yaşayarak, karın
tokluğuna, zor şartlarda, altyapıda, içme suyu projelerinde ve en önemlisi de
idari hizmetlerde görev yaparak, yıllık binlerce Türk lirasına ihale edilen
işlerin teknik hizmetlerinde ve idari hizmetlerinde de görev yapmaktadırlar.
İşlerini de tam ve eksiksiz olarak yapmakta, mesai gözetmeksizin hem bürokratik
işlerde hem de arazi şartlarında hizmet vermektedirler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer kurumların aksine
ülke kalkınmasında önemli desteği olan, köylü ile içli dışlı ve bire bir
onların sorunları ile karşı karşıya olan ve samimi olarak köylülerin
sorunlarıyla ilgilenen, köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan personelin
de kadroya kavuşturulmasında yarar görmekteyim.
Öyle ki köylere hizmet götürme birlikleri, ülkemiz genelinde
mahallî idare birlikleri içerisinde en fazla üyeyle -yaklaşık 909 üyesi vardır- ilk sırada yer
almaktadır. İlçeye ait tüm köylere hizmet vermesine rağmen ne hikmetse sadece
ilçe merkezlerinde hizmet eden belediyeler ya da diğer kurumlarda çalışan, Tarım,
Diyanet, Sağlık Bakanlığında çalışan sözleşmeli 4/B’li personel, 2 Kasım 2011
tarihli mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Sağlık Bakanlığında bir yıldır
çalışan vekil ebe ve hemşireler 4/B'li statüsüne alınmışlardır. Bu
arkadaşlarımız hangi gerekçeyle böyle bir statüye kavuşturulmuyorlar, anlamış
değilim.
Bu uygulamalar referans alınarak mahallî idareler içerisinde yer
alan köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan sözleşmeli personel her ne
kadar 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine göre istihdam edilmemiş olsalar da işe alınma usulleri ve
ücret belirleme yöntemleri hariç diğer tüm hususlarda 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun 4/B maddesine göre istihdam edilmektedirler.
Mahallî idareler içinde yer alan köylere hizmet götürme
birliklerinde çalışan sözleşmeli personel ile diğer kurumlardaki sözleşmeli
personele uygulanan hükümler hemen hemen aynıdır. Olaya bu açıdan bakıldığında,
köylere hizmet götürme birliklerindeki sözleşmeli çalışan personelin de bu
durumda kadrolandırılması gerekmektedir.
Yine, bu konu dışında, dünden beri Türkiye gündeminde olan
Adıyaman Karapınar Mahallesi’nde yaklaşık kırk beş evin kapısına, duvarlarına,
pencerelerine değişik şekilde yazı ve harflerle boyamalar yapılmıştır. Bunun
dikkat çekici olan özelliği, özellikle o bölgede yaşayan Alevi Kürt
yurttaşlarımızın olmasıdır. Bu konuda ilin Valisi ve Emniyet Müdürüyle
görüştüm; gerekli önlemleri aldıklarını, gerekli tahkiki yaptıklarını… Ama
oradaki yurttaşlarımızın pazartesiden bugüne dört gündür huzursuz oldukları,
geceleri yatmadıkları, nöbet tuttukları duyumlarını almaktayım. Hükûmetin bu
konuda özellikle tedbirli olması, dikkatli olması… Çünkü daha önce,
biliyorsunuz, bölgemizde yaşanan kötü örnekler vardır. Adıyaman’da da aynı
şekilde üzücü bir olayın olmaması için bu konuda tedbir alınması gerekmektedir.
Adıyaman, Türkiye’de barışın, huzurun en iyi olduğu illerimizden biridir. Bu
barışın ve huzurun bozulmaması için özellikle İçişleri Bakanımızı bu konuda
dikkatli olmaya davet ediyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.
Gündem dışı üçüncü söz, eğitim destek evlerinin durumu hakkında
söz isteyen Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken’e aittir. (BDP sıralarından
alkışlar)
Buyurun Sayın Baluken.
3.- Bingöl Milletvekili
İdris Baluken’in, eğitim destek evlerinin durumuna ilişkin gündem dışı
konuşması
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Öncelikle şunu belirteyim: Aslında bugün cezaevindeki mevcut
koşullar ve açlık grevleriyle ilgili konuşmayı istiyorduk ancak Adalet Bakanı
burada olmadığı için, bu konuyu kendisi burada olduğu zaman konuşmak istedik.
Bu nedenle, bu hafta eğitim destek evleriyle ilgili konuşalım dedik ama
gördüğüm kadarıyla Millî Eğitim Bakanımız da burada değil. Bu nedenle, burada
bazı şeyleri ifade edeceğiz ama çözüme yönelik artık Millî Eğitim Bakanının
burada olduğu bir ortamda tekrar bu konuyu gündeme getirmeyi düşünüyoruz.
Her şeyden önce şunu belirteyim ki bu Parlamentonun 4 milletvekili
şu anda açlık grevindeler ve sağlıkla ilgili de önemli birtakım sorunlar
arkadaşlarımızda yaşanmaya başladı. Ancak Parlamentoda genel bir duyarsızlık ve
bu duruma karşı kör, sağır, dilsiz bir yaklaşım söz konusu. Ben tekrar buradaki
bütün milletvekillerine, milletvekillerinin vicdanına seslenmek istiyorum.
Burada BDP Grubu dışında çıkıp da bu Parlamentonun üyelerinin açlık grevinde
olduğunu ve bunların taleplerinin ne olduğunu dile getiren bir tek milletvekili
arkadaşımız bile olmadı, bunun demokratik bir yaklaşım olmadığını tekrar
belirtmek istiyorum. Cezaevinde 400’ün üzerindeki tutuklu arkadaşımızın
başlatmış olduğu açlık grevine destek amacıyla bugün doksan sekiz belediyemizin
belediye başkanları da Diyarbakır’da iki günlük açlık grevi eylemi yapıyorlar,
bunun da tüm Türkiye kamuoyu tarafından bilinmesini istiyorum.
Şimdi, bugün eğitim destek evleriyle ilgili söz aldık. 2003
yılından beri belediyelerimize bağlı eğitim destek evleri öğrencilere birtakım
destekleyici kurslarla beraber satranç, resim, bilgisayar, halk oyunları
alanında birtakım kurslar veriyordu. 2003 yılında bu faaliyetlere başlanırken
valilik ve kaymakamlığın bilgisi dâhilinde yapılan birtakım uygulamalardı ve
2003’ten bugüne kadar bu faaliyetlerde belediyelerimize yönelik herhangi bir
yaptırım olmadı, ancak özellikle 2009 yılında “KCK operasyonu” adı altında
partimize ve kurumlarımıza, belediyelerimize yönelik olarak yapılan siyasi
operasyonlar kapsamında belediyelerimiz bünyesinde faaliyet gösteren eğitim
destek evlerine yönelik de bir operasyon dalgası başlatılmış durumda. Burada
gerekçe millî eğitim müdürlüğüyle imzalanması gereken birtakım protokoller
olarak önümüze sürülmüştü ancak belediyelerimiz bu öne sürülen protokolleri
imzaladılar ve bu protokol imzasından sonra öğrencilerimize destekleyici kurs
faaliyetleri devam etti. Ancak, aradan bir ay bir zaman geçmeden tekrar eğitim
destek evlerimize yönelik kapatma kararları gelmeye başlandı.
Şimdi, bir aylık süresi içerisinde biliyoruz ki Türkiye’de
herhangi bir hukuksal düzenleme olmadı, eğitimle ilgili yeni devreye giren bir
uygulama olmadı, bir anayasa değişikliği olmadı. Bir ay önce onay verilen,
Millî Eğitim Bakanlığının ya da valiliğin onay verdiği eğitim destek evleri bir
ay sonra hiçbir hukuki gerekçe olmadan eğer kapatılıyorsa buradaki kararın
siyasi olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Bizler, şu anda, özellikle sınava
bir ay kala, binlerce öğrenciyi mağdur eden bu uygulamanın mutlaka düzeltilmesi
gerektiğini düşünüyoruz.
Bakınız, Batman Orhan Doğan Destek Evi’ne gelen kapatma yazısında
Valilik gerekçe olarak savcılığın hazırladığı bir iddianameyi göstermiş. Yani,
henüz sonuçlanan bir mahkeme kararı yok, bitmiş bir hukuksal süreç yok. Bir
iddianameye, savcı tarafından hazırlanan bir iddianameye dayanılarak eğitim
destek evleri kapatılıyor.
Tabii, burada, sadece BDP’li belediyelere yönelik bir uygulama
olduğunu belirtmek istiyorum. Diğer partilere bağlı Maltepe Belediyesi, Fatih
Belediyesi, Bandırma, Kadıköy, Elâzığ Belediyesi, Muş Belediyesi, Osmaniye
Belediyesi, Buca, Şanlıurfa Birecik Belediyesi ve daha ismini sayamayacağım
onlarca belediyenin kapsamında bu eğitim
destek hizmetleri veriliyor, verilmesi de gerekiyor. Yani bununla ilgili Millî
Eğitim Bakanlığının bir an önce bu yanlıştan dönmesi, öğrencilerimizin sınava
yakın bu dönemde mağduriyetlerinin giderilmesini sağlaması gerekiyor.
Bu eğitim destek evlerinin çerçevesiyle ilgili, yöntemle ilgili,
metodolojiyle ilgili bizler daha sonra tartışarak bu tartışmaları bir olgunluğa
kavuşturabiliriz ancak sınava bir ay kala bütün öğrencileri mağdur edecek
böylesi bir yaklaşımın doğru olmadığını düşünüyoruz.
Hepinize teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.
Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 60’a göre sisteme giren
arkadaşlarımıza birer dakika söz vereceğim.
Buyurun Sayın Doğru.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, ağır kış şartlarından dolayı bozulan yolların yapımı için
belediyelere ödenek gönderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Ülkemizin her tarafında olduğu gibi, Tokat ilinde de ağır kış
şartlarından dolayı yollar aşırı derecede bozulmuş ve kasislerle doludur.
Köyler ve küçük ölçekli belediyelerin bu yolların tamiri ve yeniden asfalt
yapmasının imkânı yoktur. Köy yollarının yapılmasıyla ilgili KÖYDES Projesi
gibi çeşitli kaynakların acilen kullanılması gerekmektedir. Bütçeden acilen bir
pay ayrılarak köy yolları için özel idarelere ve belediyelere yeni ödenekler
gönderilmesi gerekmektedir.
Maliye Bakanlığının acilen bu konuya eğilmesini ve bütçe
ayırmasını bekliyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Korkmaz…
2.- Isparta Milletvekili S.
Nevzat Korkmaz’ın, Ankara’da yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin
devam ettiğine ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu konuda hiçbir çalışma yapmadığına
ilişkin açıklaması
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda dün de dile
getirmiştim. Ankara ve Ankaralının yoğun kardan dolayı mağduriyeti devam
ediyor. Allah’a şükür ki bugün güneş çıkmıştır. Yoğun trafikten dolayı ana
arterler erimeye başlamıştır ancak ara yollar ve yayaların kullandığı
kaldırımlar hâlâ daha kullanılamaz hâldedir. Allah muhafaza, ambulans, itfaiye
aracı ve cenaze nakil araçlarının ara sokaklara girmesi gerçekten çok zordur.
Tüm eleştirilerimize rağmen ortada Ankara Büyükşehir Belediyesi yoktur, o da
muhtemelen vatandaşlar gibi bir an önce güneş çıkmasını temenni eder hâlde
beklemektedir.
Sayın Gökçek’e iki çağrım olacak.
1) Sayın Gökçek bu ilin Belediye Başkanı olduğunu unutmadan, “Ne
yaparsam yapayım bu halk beni seçiyor.” demeden bir an önce çalışmaya
başlamalıdır.
2) Vıcık vıcık yağ ve yağdanlığın sembolü billboardlardaki
“Teşekkürler Başbakan” afişlerini indirip vatandaşın kendisine teşekkür edeceği
bir çalışma temposu içine girmelidir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Metiner…
3.- Adıyaman Milletvekili
Mehmet Metiner’in, düşünce ve ifade özgürlüğünün demokrasinin gereği olduğuna
ilişkin açıklaması
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Düşünce ve ifade özgürlüğü hepimizin bildiği gibi demokrasinin
olmazsa olmaz bir özelliğidir. Eğer bir ülkede her türlü düşünce ve kanaat en
açık, en özgür ve dolaysız bir biçimde ifade edilemiyorsa o ülkede tanımına
uygun bir demokrasinin var olduğunu söylemek mümkün değildir. Düşünce ve ifade
özgürlüğü hoşumuza giden düşüncelerin ifade edilmesi anlamına gelmez,
gelmemektedir. Tam tersine resmî ideolojiye ters düşen, belki de hepimizi şoke
edecek düşüncelerin ifade edilebilmesidir. Hakaret ve şiddet içermeyen her
türlü düşünce özgürce ifade edilebilmelidir. Hele hele Türkiye Büyük Millet
Meclisinde bu çok daha özgür bir biçimde dile getirilebilmelidir. Tabuları olan
bir ülke, eleştirilemez, tartışılamaz dogmaları olan bir ülke demokratik bir
ülke olarak addedilemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET METİNER (Devamla) – “Söyletmen, vurun” mantığını hepimizin
terk etmesi gerekiyor.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Metiner.
Sayın Çelik…
4.- Muş Milletvekili Demir
Çelik’in, Muş ve Ankara illerindeki yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan
mağduriyetlere ve devlet organlarının zamanında tedbir alması gerektiğine
ilişkin açıklaması
DEMİR ÇELİK (Muş) – Çok teşekkürler Sayın Başkanım.
Ülkemiz genelinde olduğu gibi, Muş ilimizde ve Başkentimiz
Ankara’da yoğun kar yağışından kaynaklı mağduriyetler ciddi düzeyde yaşanıyor.
Bu mağduriyetlerin zamanından önce devlet ve devlet organlarının tedbirleri
alarak, halkın her türlü hak ve taleplerini gerçekleştirilmesine fırsat vermesi
olması gerekendir. Ancak iki gündür yoğun karın Ankara ana arterleri başta
olmak üzere birçok ana cadde ve sokaklarının ulaşıma kapalı olduğu, eğitimin ve
sağlığın aksadığı günümüzde, bunu çok hak etmediğimizi belirtmek istiyor,
teşekkürlerimi sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.
Sayın Zeybekci…
5.- Denizli Milletvekili
Nihat Zeybekci’nin, yoğun kar yağışı nedeniyle Ankara’da ana arterlerin kapalı
olmadığına, Çankaya’nın ara yollarının kapalı olduğuna ilişkin açıklaması
NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Bundan tam bir sene önce bugünlerde bir belediye başkanı olarak
görevimi sürdürmem sebebiyle, bugün milletvekillerimizin belediyelerle ilgili
söyledikleri sözlere ben de ilavelerde bulunmak istiyorum.
Öncelikle, ülkemizde inanılmaz, yaklaşık kırk yıldan beri, kırk
iki yıldan beri yaşanan en yüksek kış şartlarında, Karayollarımızı vermiş
olduğu başarılı çalışmalardan dolayı tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.
Ankara’da iki üç günden beri gördüğüm ana arterlerde kapalı hiçbir
yol yoktur, kapalı olan Çankaya’nın ara yollarıdır.
Değerli arkadaşlarımıza, Çankaya Belediyemize de çalışmalara hız
vermesini, bir aydan beri benim evimin önünde buz, kaldırımlarda kar var,
onları temizlemesini de hatırlatmalarını istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zeybekci.
Sayın Atalay…
6.- Ardahan Milletvekili
Orhan Atalay’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a uyarma cezası verilmesini
demokratik yapıyla bağdaştıramadığına ilişkin açıklaması
ORHAN ATALAY (Ardahan) – Teşekkür ederim Başkanım.
Dün, bir arkadaş, bir dönemi siyasi ve hukuki süreci düşündüğü ve
inandığı gibi tanımladığı için, geçmişte Ahmet Kaya’ya yapılanın benzeri bir
neredeyse lince maruz kalmış ve akabinde bir uyarı cezası verilmiştir. Onu,
ben, düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve demokratik yapıyla
bağdaştıramıyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atalay.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır,
okutuyorum:
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A) MECLİS ARAŞTIRMASI
ÖNERGELERİ
1.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Antep fıstığı üretiminde, ticaretinde,
tanıtımında ve ihracatında yaşanan sorunların ve çözüm yollarının
araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/173)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Antepfıstığı üretimindeki, ticaretindeki, tanıtımındaki,
ihracatındaki sorunlar ve çözüm yollarını belirlemek amacıyla Anayasa'nın
98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince ekteki gerekçe
doğrultusunda Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.
Gerekçe:
Antepfıstığı, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Siirt illerinin
temel tarım ürünü ve 200.000 kişinin geçim kaynağıdır.
Türkiye'deki toplam
Antepfıstığı alanlarının %62,41’i Gaziantep ili sınırları içindedir ve Gen
merkezi de Gaziantep'tir. Gaziantep'teki çiftçilerin %26'sı Antepfıstığı
tarımıyla uğraşarak geçimini bu üründen sağlamaktadır. Antepfıstığı ticaretinin
yaklaşık %90'ı, Gaziantep ilinden yapılmaktadır.
Antepfıstığı, kıraç, taşlık arazilerde yetişebildiğinden, geniş
verimli arazilere sahip olmayan Bölgemiz ve Gaziantep için çok önemli bir
üründür. Böylece, tarıma uygun olmayan araziler değerlendirilerek ülke, bölge
ve Gaziantep ekonomisine önemli katkılar sağlanmaktadır.
Ülkemiz, dünya Antepfıstığı üretiminde İran ve ABD'den sonra
üçüncü sırada gelmektedir.
Antepfıstığı üretiminde ve ticaretinde çeşitli sorunlar mevcuttur:
Antepfıstığının verime geçmesi için uzun yılların gerekmesi, bir
yıl iyi ürün verirken diğer yıl ürünün yarıya düşmesi, iyi bakım ve sulu
tarımın yapılamaması önemli sorunlardır.
ABD ve İran sulu tarım yaparken, ülkemizde sulu tarımın
yapılamaması rekabet şahsımızı zora sokmaktadır. Üretim maliyetlerimiz yüksek
olduğundan fiyatımız dış pazardan yüksek olmakta, ihracatçı firmalar diğer
ülkelerle yarışamamaktadır. Ayrıca, İran ve ABD fıstığına göre daha lezzetli ve
yeşil içli olan Antepfıstığının, irilik ve çıtlaklık açısından zayıf olması,
kurutulduktan sonra ıslatılıp kavlatılması sonucu sert kabuğunun kararması gibi
nedenlerle albenisini zayıftır.
Antepfıstığının yeterince tanıtılamaması, tanıtıma ve ARGE'ye
yeterli kaynak ayrılmaması da önemli bir sorundur. Antepfıstığına yeni pazarlar
bulmak amacıyla etkin bir tanıtım kampanyası düzenlenmelidir. Planlı ve
istikrarlı bir şekilde yapılacak tanıtım faaliyetleri Antepfıstığının satışında
önemli bir rol oynayacaktır. Antepfıstığının kendine has aroması ve yeşil içli
olması yanında insan sağlığına olan yararları tanıtımda ön plana
çıkarılmalıdır. Ayrıca, daha düşük maliyetle üretilen İran fıstığının ülkemize
kaçak yollarla getirilip kendi çeşitlerimizle karıştırılıp satılması
engellenmelidir. İran fıstığında daha fazla aflatoksin olduğundan bu, başka
ülkelerde olumsuz tanıtıma yol açmaktadır.
Çeşitlerimizin dış pazarlarda iyi tanıtılması durumunda ülkemiz
Antepfıstığı yetiştiriciliğinin önü açıktır. Sadece AB ülkeleri 2006 yılında
İran'dan ithal ettiği 90-100 bin ton arasında Antepfıstığı tüketmektedir ki
bunun değeri 400 milyon Eurodur. Oysa ülkemizin, AB ülkelerine yakınlığı,
yetiştirme koşullarının elverişli olması ve aflatoksin riskinin İran'a göre
daha az olması ülkemizi şanslı konuma getirmektedir. Bu potansiyel
değerlendirilmelidir.
Antepfıstığının modern entegre işletme tesisleri kurularak ABD ve
İran'da olduğu gibi el değmeden işlenip ambalajlanarak iç tüketime ve ihracata
yönelik tüketicilerin hizmetine sunulması gerekmektedir.
Antepfıstığı üreticilerinin, hasattan hemen sonra ekonomik
yetersizlikten ve üretim maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı ürünlerini
aynı anda pazara çıkarması, fiyatı çok düşürmektedir. Bu sorun, o yılki ürünün
en az % 10'nu alarak fiyatın aşırı düşmesini engelleyecek bir Üretici Birliği
veya koope-ratifin kurulmasıyla çözümlenebilecektir. Bu birlik veya
kooperatifin, ürünün pazar değerini düzenleyecek miktarı elinde tutması ile
aşırı fiyat yükselmesi de önlenebilecektir. Böylece, ihracatçıların ya da
tüketicilerin Antepfıstığı alımı ve tüketimi daha cazip hale getirilecektir.
Sonuç olarak Antepfıstığı ülkemiz, bölgemiz ve Gaziantep için çok
önemlidir. Antepfıstığı, üretiminde, tanıtımında, iç tüketiminde, ihracatında
vb. gibi konularda çok acil ve ağır sorunlarla karşı karşıya bulunduğundan,
konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulacak bir Meclis araştırma
komisyonu tarafından bütün boyutlarıyla incelenmesi ve alınması gereken
tedbirlerin belirlenmesi hayati önem arz etmektedir.
1) Mehmet Şandır (Mersin)
2) Ali Uzunırmak (Aydın)
3) Mehmet Erdoğan (Muğla)
4) Alim Işık (Kütahya)
5) Enver Erdem (Elâzığ)
6) Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar)
7) Ali Öz (Mersin)
8) Seyfettin Yılmaz (Adana)
9) Yusuf Halaçoğlu (Kayseri)
10) Zühal Topcu (Ankara)
11) Mehmet Günal (Antalya)
12) Mustafa Kalaycı (Konya)
13) Durmuş Ali Torlak (İstanbul)
14) Oktay Öztürk (Erzurum)
15) Erkan Akçay (Manisa)
16) Celal Adan (İstanbul)
17) Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)
18) Atila Kaya (İstanbul)
19) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
20) Emin Çınar (Kastamonu)
2.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl
sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına uygun olup
olmadığının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/174)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hayvancılık sektöründe pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların
büyük çoğunluğu hatalı uygulamadan kaynaklanmaktadır. Küresel ısınmanın gözle
görünür etkilerini yaşadığımız bu günlerde gıda üretiminin giderek değer
kazanması, ülkemizde hayvancılığa özel bir önem verilmesini gerekli
kılmaktadır. Bundan dolayı gerekçelerini ekte sunduğumuz hayvansal
üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün
çıkarına olup olmadığının ortaya konması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince bir Meclis
Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.
Gerekçe:
İnsanlar için temel besin maddelerinden ikisi et ve süt olduğundan
hayvancılık hem ekonomik hem sosyal açıdan en önemli sektörlerdendir. Son
yıllarda kişi başı günlük hayvansal protein tüketimi gelişmekte olan ve az
gelişmiş ülkelerde artış gösterirken, ülkemizde azalmaktadır. Ülke geleceği
açısından stratejik öneme sahip bu durumun ve bunu yaratan faktörlerin çok iyi
irdelenmesi gerekmektedir.
Üretimin azalmasının ana sebebi arz-talep dengesini bozan piyasa
müdahaleleridir. Bunların başında ithalat gelmektedir. Yapılan ithalatlar insan
sağlığı da dâhil oluşturacağı olumsuzluklar düşünülmeden yapılmaktadır. Örneğin
insanlarda ölümcül bir hastalığa sebep olan Deli Dana Hastalığı (BSE) sebebiyle
ithalatın yıllardır kapalı olduğu ABD'den 2007 yılında, ABD'nin anılan
hastalıkla ilgili durumunda bir değişme olmamasına rağmen Uluslararası Salgın
Hastalıklar Ofisi'nin bu ülkeyi gruplandırmada "kontrol edilebilir riskli
ülke" statüsüne taşımasıyla damızlık sığır ithalatı açılmıştır. Canlı
hayvanda teşhisi mümkün olmayan ve insanlarda etkenin alınmasından çok uzun
yıllar sonra hastalık görülebilmesine rağmen bu hayvanların ithaline izin
verilmesi, halk sağlığı açısından onarılamaz bir hatadır. Üstelik kaçak kesim
miktarının bir hayli yüksek olduğu tahmin edilen ülkemizde, ithal edilen bu
sığırların kesimlerinin takibi ve BSE yönünden muayenelerinin sağlıklı bir
şekilde yapılacağına şüpheyle yaklaşılmaktadır.
Piyasa dengesini bozan bir diğer sebep ise hayvan kaçakçılığıdır.
Ülkemiz hayvancılığına hem taşıdığı yeni hastalıklarla, hem kayıtsız ekonomik
bir sektör oluşturarak hem de en önemlisi ülke insanımızın sağlığını riske atan
hayvan kaçakçılığı ne yazık ki devam etmektedir. Hatta Bakanlığın TÜRKVET'e
kayıt yaşındaki sınırı kaldırmasıyla teşvik edildiği bile düşünülecek
kaçakçılık üzerinde ayrıntılı biçimde durulmalıdır. Koyun kaçakçılığı sebebiyle
son 10 yıldır koyun eti fiyatları neredeyse hiç artmamış üstelik koyun sayımız
%25 azalmıştır.
Diğer yandan, gelişmenin sağlanabilmesi iyi bir planlama ve uygun
desteklemelerle mümkündür. Ülkemizde her ikisinde de hata yapılmaktadır.
Örneğin hayvancılık desteklemelerinde 2006 yılı için öngörülen destekleme
ödemesi 650 trilyon TL iken bunun iki katı tahakkuk etmiştir. Oluşan bu tabloda
2007 yılı bütçesi 2006 yılı ödemelerinde kullanılmış ve 2007 yılı için
öngörülen miktar da yeterli gelmemiştir. 2008 için de aynı tablo tekrar
edecektir. Bu desteklemelere uygun planlama yapan işletmeler de buna uyum
sağlayamayacak ve işletmelerin sürdürülebilirliği etkilenecektir. Koyunculuk
desteklemelerinde, veri tabanına kaydetmeden sadece küpe takılmasına prim
verilmesi hatalı desteklemelere örnek olarak gösterilebilir.
Planlama doğru rakamlar üzerinden yapılmadığında alınacak
sonuçların doğru olmayacağı herkes tarafından bilinmektedir. Örneğin Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Eker, süt üretimini 3 milyon ton
artırdıklarını iddia etmektedir. Oysa bu artışın, istatistiklerde kullanılan
katsayılarla oynanması sonucu ortaya çıkmış olma ihtimali oldukça yüksek
görünmektedir. Bu sebeple telaffuz edilen değerlerin Türkiye İstatistik
Kurumu'nun 2002-2005 yıllarına ait rakamlarında yapılan değişiklik sonucu
ortaya çıkıp çıkmadığı araştırılmalıdır.
Sonuç itibariyle hayvancılıkta pek çok sorun bulunmaktadır. Bu
sorunların büyük çoğunluğu hatalı uygulamadan kaynaklanmaktadır. Küresel
ısınmanın gözle görünür etkilerini yaşadığımız bu günlerde gıda üretiminin
giderek değer kazanması, ülkemizde hayvancılığa özel bir önem verilmesini
gerekli kılmaktadır. Bundan dolayı bir an önce hayvansal üretimimizdeki düşüşün
asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına olup olmadığının
ortaya konması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün
104 ve 105. Maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılması hususunda
gereğini saygılarımızla arz ederiz.
1) Mehmet Şandır (Mersin)
2) Ali Uzunırmak (Aydın)
3) Mehmet Erdoğan (Muğla)
4) Ali Öz (Mersin)
5) Alim Işık (Kütahya)
6) Enver Erdem (Elâzığ)
7) Seyfettin Yılmaz (Adana)
8) Zühal Topcu (Ankara)
9) Yusuf Halaçoğlu (Kayseri)
10) Mustafa Kalaycı (Konya)
11) Mehmet Günal (Antalya)
12) Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar)
13) Oktay Öztürk (Erzurum)
14) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
15) D.Ali Torlak (İstanbul)
16) Erkan Akçay (Manisa)
17) Celal Adan (İstanbul)
18) Atila Kaya (İstanbul)
19) Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)
20) Emin Çınar (Kastamonu)
3.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından
hava araçları kiralanması için yapılan ihaleyle ilgili iddiaların
araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/175)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından 19.01.2009 tarihinde 7
yıllığına 12 helikopter ve 4 uçak olmak üzere hava araçları kiralanması ile
ilgili olarak yapılan ihale ile ilgili iddiaların araştırılıp incelenerek, alınacak
tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98. ve İç Tüzüğün 104 ve 105.
maddeleri uyarınca bir "Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımla
arz ederim.
Gerekçe:
Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü geçtiğimiz
günlerde orman yangınlarıyla mücadele etmek maksadıyla 5 yıl süreyle 16
helikopter ve 7 yıl süreyle 5 adet amfibik (suya inip kalkabilen) uçakların
kiralanması için hizmet alım ihalesi yapmıştır. İhale şartnamesinde yer alan
Birim Fiyat Teklif Cetveli (ki teklifler buna göre verilmek zorundadır)
incelendiğinde 16 helikopter için aşağıdaki gibi teklif verilmek durumundadır.
18506 saat zorunlu teklif ve bu miktarın 2/3'ü kadar (yani 12337
saat) opsiyonel teklif ihale sonucu uçuş saat ücreti 7500 ABD doları ($)
civarında gerçekleşmiştir. Kontrat imza aşamasındadır ve bu duruma göre: 18506x
7500= 138.795.000 $ zorunlu + 92.527.000 opsiyonel olmak üzere, Toplam:
231.322.000 $.
Söz konusu helikopterlerin yenisinin fiyatı 7-8 milyon $
civarındadır. Zaten şartnamede bu hususta bir hüküm yoktur. Yeni olduğu farz
edilse bile 16 helikopter 120 milyon $ etmektedir. Alınan helikopter her yıl
sadece 4,5 aylık süre için kiralanmak üzere istenmektedir. Devletin ya da diğer
bir organizasyonun (Kızılay, Türk Hava Kurumu ya da özel şirketler gibi) kendi
filosunu oluşturması durumunda kalan 7-8 aylık sürede bu helikopterler diğer
maksatlarla (ambulans, kayak merkezlerine yolcu taşıma gibi) rahatlıkla
kullanılabilir. Yukarıdaki hesabı yeniden gözden geçirdiğimizde yılda azami 5
ay için 120 milyon $ ödenmiş oluyor, yani aylık bazda hesap yapılırsa 120:5 =
24 milyon $ yapar. Bu da demektir ki helikopterlerin gerçek ticari değeri
ihaleyi gerçekleştirenler tarafından 24x12 ay= 288 milyon $ üzerinden
hesaplanmış durumdadır.
Bu ülkenin 4,5 aylık orman yangın sezonu dışında da helikopter
ihtiyacı vardır. Şayet bu kadar kaynak harcanacak ise bir helikopter filosu
kurup belediyeler dâhil tüm ihtiyaçların bu filodan sağlanması gerekir. Aksi
takdirde geçen on yıl içerisinde yurtdışından kiralanan helikopterler ve
uçaklara verilen kiralama yıllık ve saat ücretlerindeki savurganlık önümüzdeki
yıllarda da artarak devam edecek ve ülkemizin, milletimizin kaynakları yanlış
ve plansız bir şekilde kullanılacaktır. Örneğin 1998'de saat başına kiralama
ücreti 1600 $ iken, bu bedel 10 yıl içinde katlanarak 2008 yılı itibariyle
yaklaşık 8000 dolara (7995 $) ulaşmıştır. Bu şekilde kümülatif olarak katlanan
fiyatlar ileriye dönük kaynak israfı yaratacaktır. Diğer taraftan amfibik uçak
kiralama konusunda şartname Kanada üretimi Bombardier CL-215 uçağını tarif
etmektedir. Zaten ihale sonucu da öyle olmuştur. Söz konusu uçaklar 1969-78
yıllarında üretilmiştir. Bu nedenle şartnamede de herhangi bir yaş limiti
konulmamıştır ve bu uçaklar yaşlı uçaklardır.
Ülkemizin önemli ihtiyaçlarından biri olan yangın söndürme
helikopteri ve uçakları konusunda geçtiğimiz günlerde yapılan ihale
kamuoyumuzun gündemini işgal etmiş olup halen de bu konuda bazı tereddütlerin
olduğu, ihale koşullarının yeterince kamuoyuyla paylaşılmadığı ve bilhassa
kiralama bedellerinin bazı soru işaretlerine yol açtığı aşikârdır. Yukarıda
gerekçesini izah ettiğimiz bu önemli konunun bir "Meclis Araştırma
Komisyonu" kurularak araştırılıp incelenmesi ve sonuçlarının kamuoyuyla
paylaşılmasını uygun bulmaktayız.
1) Mehmet Şandır (Mersin)
2) Ali Uzunırmak (Aydın)
3) Mehmet Erdoğan (Muğla)
4) Enver Erdem (Elazığ)
5) Alim Işık (Kütahya)
6) Ali Öz (Mersin)
7) Seyfettin Yılmaz (Adana)
8) Yusuf Halaçoğlu (Kayseri)
9) Zühal Topcu (Ankara)
10) Sümer Oral (Manisa)
1) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
12) Mustafa Kalaycı (Konya)
13) Mehmet Günal (Antalya)
14) Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar)
15) Oktay Öztürk (Erzurum)
16) Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)
17) Celal Adan (İstanbul)
18) D. Ali Torlak (İstanbul)
19) Erkan Akçay (Manisa)
20) Atila Kaya (İstanbul)
21) Emin Çınar (Kastamonu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, araştırma önergeleri bilgilerinize
sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Şimdi Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
B) TEZKERELER
1.- Türkiye Büyük Millet
Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Ürdün Temsilciler
Meclisi Arap ve Uluslararası İşler Komisyonu Başkanı Mohammad Al Halaiqa’nın
vaki davetine icabet etmek üzere Ürdün’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/781)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden
oluşan bir heyetin, Ürdün Temsilciler Meclisi Arap ve Uluslararası İşler
Komisyonu Başkanı Mohammad Al Halaiqa’nın vaki davetine icabetle Ürdün’e bir
resmî ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir.
Söz konusu heyetin Ürdün ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6. maddesi uyarınca Genel
Kurulun tasviplerine sunulur.
Cemil
Çiçek
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük
Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VI.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ
1.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük
Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün
Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili
Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin;
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi
Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S.
Sayısı: 171) (x)
BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Dünkü birleşimde 1’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına yapılan konuşma tamamlanmıştı.
Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Bülent
Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.
Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Tasarı üzerinde söz
almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunarım.
Çok değerli arkadaşlarım, hepimiz böyle çok içimize sinmeyen, ne
olduğunu çok iyi kavrayamadığımız bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Genelden
bahsediyorum; hem ekonomik sistemi kastediyorum hem de genel olarak dünyadaki
sistemden bahsediyorum. Sistemi kuran biz değiliz ama sistemi sorgulamak
zorundayız. Sistemin sıkıntıları var. Bunların nasıl giderileceğiyle ilgili bir
şeyler yapmak zorundayız. İngiliz toplum bilimci -yaşayan bir toplum bilimci
var- Anthony Giddens diyor ki: “Mevcut sistem, özellikle ekonomik sistem dört
tür sıkıntı üretiyor, zaaf üretiyor. Bunlardan bir tanesi şiddet üretiyor.
Ekonomi zayıfladığı zaman, sıkıntıya girdiği zaman toplumlar, insanlar,
bireyler şiddete başvuruyorlar. İkincisi, çevre sorunları doğuruyor, insanların
daha fazla kazanma arzusu, yatırım yapmaları çevre sorunları doğuruyor.
Üçüncüsü, sistem baskıcı bir rejim doğuruyor zamanla çünkü işsizlik arttığı
zaman, ekonomiyle ilgili problemler büyüdüğü zaman baskıcı bir rejim oluşuyor.
Dördüncüsü de sosyal riskler oluşturuyor ekonomik sistem.” Ben bunlara bir de
yolsuzluk ve ahlaksızlığı da ilave etmek istiyorum. Beş tür sosyal risk
oluşturuyor ekonomik sistemimiz fakat sistemin bu beş zaafıyla ilgili olarak
sosyal güvenlik sistemi denen bir müessesse var. Sosyal güvenlik sistemi iyi
çalışırsa bu 5 zaafın en az 3’üyle ilgili olarak çok iyi bir işlev görür, en az
3’ünü önler. Böyle bir görüş de var. Sistem iyi çalışırsa sosyal riskleri
önemli ölçüde önler, şiddeti önemli ölçüde önler ve özellikle yolsuzluk ve
ahlaksızlıkla ilgili olarak çözümler getirir. Bunu dikkate almak zorundayız.
(x) 171 S. Sayılı Basmayazı
29/02/2012 tarihli 72’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
Bizim sosyal güvenlik sistemimizi tartışıyoruz, sosyal güvenlikle
ilgili bir kanunu değerlendiriyoruz. Bizim sosyal güvenlik sistemimiz de
emeklilere aylık verme anlayışı üzerine kurulu, bu ekonomik sistemin zaaflarını
giderme üzerine kurulu değil, böyle bir anlayış yok maalesef sistem içerisinde.
Hâlbuki sistemimizin öncelikle bu anlayışla örgütlenmesi lazımdı, organize
edilmesi lazımdı. Böyle bir sıkıntı var. Sadece emeklilere, belli bir yaşa
gelince emekli olduklarında toplumun bir kesimine aylık vermek, onların sağlık
sorunlarını gidermeye çalışmak üzerine kurulu bir sistem kurduk. Bu tabii çok
yanlış. Toplumun, biraz önce konuştuğumuz gibi sistemin sorunlarını gidermesi
lazım. Toplumun sosyal güvenlik refahıyla ilgilidir, toplumun huzuruyla
ilgilidir, toplum barışıyla ilgilidir, toplumda kalkınmanın sağlanmasıyla
ilgili bir husustur. Bu taraflarına özellikle dikkat etmek lazımdı sistemi
kurarken.
Bir de bu tasarıyı değerlendirirken dikkatimi çeken bir husus daha
oldu bu konuyla ilgili. Demin de söylediğim gibi toplum bilimci Giddens’ın bir
teorisi var, diyor ki: “Baskıcı rejimler de üretiyor sistem.” Evet, üretiyor
çünkü bizde de bu ortaya çıkıyor. Bu verilen kanun tasarısı aslında emeklilerin
yıllardır beklediği sorunlara çözüm getirmediği hâlde, yirmi dört yıldır
bekledikleri intibak mevzusuyla ilgili olarak çözüm getirmediği hâlde hiçbir
emekli derneği, hiçbir sivil toplum kuruluşu bununla ilgili bir eleştiride
bulunamadı maalesef yani hem İnternet’e bakın hem derneklerin konuyla ilgili
görüşlerine bakın, bu konuyla ilgili sağlam bir eleştiri getiremediler.
Hiçbirisi bunun intibak olduğunu söylemiyor “Bu bir intibak kanunu değildir.”
diyorlar ama yine de, herhâlde, bir baskıcı rejimimiz var ki kimse buna karşı
çıkamıyor, açık açık tavır koyamıyor. Bu hususa da işaret etmek istiyorum.
Genel olarak bu konuya girmişken toplumumuzdaki artan intiharları,
psikolojik rahatsızlıkların, sorunların artmasını özellikle dikkatinize sunmak
istiyorum. Eğer bizim sosyal güvenlik sistemimiz iyi çalışıyor olsa bunlarla
ilgili çözümler üretmesi lazım yani bu psikolojik sorunların, sıkıntıların,
intihar vakalarının, bu tür sorunların azalması lazım ama sistem iyi çalışmadığı
için bunlarda önemli bir artış var son yıllarda. Dolayısıyla, sosyal güvenlik
sistemini özellikle bu anlayış üzerine çalıştırmamız gerekir.
İktidar, bu yeni dönemde -yılbaşından sonra özellikle- çok önemli
kanun tasarı ve tekliflerini gündeme getirdi. Mesela Cumhurbaşkanlığı Seçim
Kanunu’nu getirdi, mesela MİT Kanunu’nu getirdi, 4+4+4’ü getirdi. Ama bunlarla
ilgili olarak, bu önemli kanun tasarılarını ve tekliflerini getirirken bunlarla
ilgili olarak gereken ön çalışmayı, analizi gerektiği kadar yapmadığını da
görüyoruz. Bu intibak için de geçerli. Bu kanunla ilgili olarak da yeterli bir
çalışma yapılmamış; maliyeti tam olarak belli değil, ne getireceği tam olarak
belli değil, kimlere ne getireceği tam olarak belli değil.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu tasarı, kabul etmek lazım -Sayın
Bakan, tabiî ki böyle bir iddiada bulanacak ama- bir intibak tasarısı değil.
“İntibak” demek, aynı süre çalışan ve aynı oranda prim ödeyenlerin
emekliliklerinde aynı maaşı almaları demek, aynı aylığı almaları demek.
Türkiye’de bu, yıllardan beri söz konusu değildi. Bu durumun düzeltilmesi,
biliyorsunuz 2006’da büyük umutlarla çıkan sosyal güvenlik reform kanunuyla
giderilecekti, emekliler arasındaki farklılıklar, özellikle kurumlar arasındaki
farklılıklar giderilecekti, norm ve standart birliği sağlanacaktı, tek çatı
oluşacaktı. Bunlarla ilgili o dönemde bu gerçekleşmedi, o zamandan beri de bu
sorunlar devam ediyor. Bu intibak dediğimiz sorun da bunun içerisinde, hâlâ
giderilmiş değil, büyük bir sorun olarak devam ediyor.
Şimdi, emeklilere biz, özellikle bu yıl, tahminen 104 milyarın
üzerinde bir rakam ödeyeceğiz sadece maaş olarak, 104 milyar. Önemli bir meblağ
değil mi? Şimdi, intibak -yıllardan beri, yirmi dört yıldır getirmedik,
maliyeti çok yüksek diye getirilmedi bu- getire getire yüzde 2 oranında bir yük
getiriyor. Yüzde 2, her yıl yapılan zam kadar bir ilave yük getirir. İntibak
yılardan beri bunun için mi bekledi, yıllardan beri vakarla, sabırla bekleyen
emekliler bunun için mi beklediler, yüzde 2’lik bir yük için mi beklendi? Bu
tasarı, sadece 2000’den önce emekli olanların 2000’den sonra emekli olanlara
nazaran aldıkları bazı refah payı gibi hakları vardı, bunların yüzde 75’inin
alınmasıdır yoksa hiçbir şekilde, aynı süre çalışıp aynı oranda prim
ödeyenlerin emekli maaşlarının eşitlenmesi değildir, katiyen değildir. Bunu bir
kere bilmemiz lazım. Fakat, bir toplumda da yıllardan beri vakarla çalışıp…
Şimdi, sizin aynı süre çalıştığınız, aynı işi yaptığınız, aynı primi ödediğiniz
insandan daha farklı maaş almanızın, hem de öyle yüzde 1-2 oranında değil,
yüzde 50’ye varan oranlarda, yüzde 40-50 oranında farklı maaş almanızın içinize
sinebileceğini düşünebiliyor musunuz? İnsan devletine, toplumuna buğzeder. Bu
büyük bir sıkıntıdır ama emeklilerimiz bunu sabırla beklemişlerdir, vakarla
beklemişlerdir bu kanunun çıkmasını. Bugün o gündeme gelmiş. Seçimler sırasında
Cumhuriyet Halk Partisinin konuyu gündeme getirmesiyle iktidar partisi de bu
yönde söz vermiş ama bugün getirilen kanun tasarısı maalesef bu umutları yok
etmektedir, insanlarla alay etmektedir. Bunu bu yüce Meclisin yapmaması lazım.
Çok daha büyük bir riski, maliyeti, her neyse göze alıp gerçek anlamda bir
intibak kanunu yapmamız gerekir çünkü bu şekliyle gerçekten de topluma hizmet
eden önemli bir kesim devletine güvensizlik duyacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın milletvekilleri, şimdi şahısları adına Manisa Milletvekili
Sayın Uğur Aydemir.
Sayın Aydemir, buyurun.
Süreniz beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
“31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun 67 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ‘nüfus cüzdanı’
ibaresinden önce gelmek üzere ‘biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının
yapılması ve/veya’ ifadesi eklenmiştir.” Bu maddeyle ilgili olarak şahsım adına
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Kurumu kaliteli, adil,
kolay, erişilebilir, insan odaklı hizmet veren ve mali açıdan sürdürülebilir
bir sosyal güvenlik sistemini yürütmeyi ve geliştirmeyi kendisine görev edinmiş
bir kurumdur. Hiç şüphesiz ki bu hizmetlerin etkin, süratli ve adil olarak sigortalılara
yansıtılması ana amaçlarından bir tanesidir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile
sağlık hizmetlerine erişmek kolaylaşmış, sağlık hizmet sunucularına müracaatta
artış yaşanmıştır. Örneğin, 2002 yılında kişi başına hekime müracaat sayısı 2
iken, 2011 yılında kişi başına hekime müracaat sayısı 8’e yükselmiştir.
Değerli milletvekilleri, 2008 yılında sağlık karnesi uygulamasının
kaldırılmasıyla ve 2010 Ocak ayında vizite kağıdı uygulamasının kaldırılması
milletimizi rahatlatmıştır.
Değerli arkadaşlar, Sosyal Güvenlik Kurumunun amacı nasıl ki
hizmet sunucularına kaliteli, hızlı erişimi amaçlamak ve kolaylaştırmaksa,
işte, bizler de, sırasıyla, sağlık karnesini kaldırdık, vizite kâğıdını
kaldırdık ve hastalarımızın daha hızlı bir şekilde hastanelerde tedavi
görmelerini ne yapmış olduk? Rahatlatmış olduk. İşte, “Hızlı, etkin ve
kaliteli.” diyoruz. “Kalite”den kastımız ne diye baktığımızda; hastanelerimizin
fiziki şartlarına bakıyoruz, en son model teknolojik cihazlarla hastanelerimizi
donattık mı donatmadık mı, bunlara bakıyoruz ve en önemlisi de, müşteri
memnuniyetine bakıyoruz.
Tabii ki, müşteri memnuniyetini ölçen bir alet var mı diye
baktığımızda bu aleti şu anda göremiyoruz ama seçimler bize ipucu vermektedir.
Genel seçimlere baktığımızda, AK PARTİ Hükûmetinin her genel seçimde oylarını
artırarak bugünlere geldiğini görüyoruz. Yani buradan başımızı kaldırıp
baktığımızda, tabloyu gördüğümüzde müşteri memnuniyetinin de had safhada
olduğunu ve bunun en güzel şekilde de Meclise yansıdığını görüyoruz.
Müşterilerimizin de, milletimizin de, vatandaşlarımızın da yapılan bu
hizmetlerden memnun kaldığını görmekteyiz.
Tabii ki, vizite kâğıdı kalktı, sağlık karnesi kalktı, bunun
yerine Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası üzerinden sağlık hizmeti sunulmaya
başlandı. Bunun sonucu olarak sağlık hizmetlerinin elektronik ortamda, güvenli
ve güvenilir altyapılar üzerinde, vatandaş odaklı ve kaliteli olarak
sunulmasının sağlanmasının, hizmetin verilmesinde vatandaşların kimliğinin geleneksel
yöntemler ile doğru olarak saptanamamasının getirdiği usulsüzlüklerin önüne
geçmek amacıyla sağlık yardımlarından faydalanan kişilerin sağlık hizmeti
sunucularına başvurarak avuç içi, damar izi yöntemiyle biyometrik kimlik
doğrulaması yapılması kararlaştırılmıştır. Biyometrik kimlik doğrulama
sistemleri, insanları kimliklerinin yerine daha yerleşik ve dışsal kimliklerine
göre tanımayı amaçlayan ve bu yönde çalışmalar yapan otomatik sistemlerdir.
Biyometrik kimlik doğrulama sistemiyle, sağlık hizmetinin sunulması sırasında
vatandaşın gerçekten orada olup olmadığının doğrulanması yapılabilecektir. Bu
sayede kişinin gerçekten sağlık hizmetine erişimi sağlanacak ve geleneksel
kimlik doğrulama yani nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport ve benzeri kimlikler yerine
hızlı ve güvenilir olan biyometrik unsurlar kullanılarak tedaviye erişim
sağlanacaktır. Bu sayede kişi hastanede olmadan sağlık hizmetinin fatura
edilmesi gibi suistimaller de önlenmiş olacaktır yani hayalî hastaların ve
hayalî hastalıkların ortadan kaldırılması sağlanmış olacaktır.
Değerli arkadaşlar, tabii ki Hükûmetimiz her geçen gün kendisini
geliştirmeyi ve dünyada lider ülke olmayı amaçladığından dolayı sistemleri de
en son model teknolojik cihazlarla donatarak Türkiye’de uygulamaya başlamıştır.
Burada biyometrik avuç içi damar izi kimlik sorgulamanın başka ülkelerde
yapılıp yapılmadığına bakmadan, başka ülkeler ne yapıyor diye bizi
ilgilendirmeden Türkiye açısından bu sistemin doğru olup olmadığına bakmak
lazım. Bu sistem Türkiye’ye ne getiriyor…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Bu kanun tasarısının hayırlı olmasını diliyorum, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydemir.
Şimdi Hükûmet adına Çalışma ve Sosyal Güvenli Bakanı Sayın Faruk
Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika Sayın Bakanım.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz tasarının
1’inci maddesi üzerinde arkadaşlarımız değerlendirmelerde bulundular.
Kendilerine çok teşekkür ediyorum.
Bildiğiniz gibi 1’inci maddede biyometrik yöntemle kimlik
doğrulama düzenlemesi getirilmektedir. Neden bu getiriliyor? Hayalî hasta
bildiriminin önüne geçmek için, olmayan hasta kimlik numaraları alınarak kuruma
fatura ediliyor. Bu, maalesef tespitlerimiz arasında var olan bir durum.
Bildiğiniz gibi biz TC kimlik numarasıyla sağlıktan yararlanma, muayene olma,
tedavi olma imkânını getirdik, sağlık karnelerini kaldırdık ama bunun
neticesinde de, bu kolaylıkların neticesinde de istismarcıların istismarı da
söz konusu oldu, gündeme geldi. O hâlde önlem almamız gerekiyor. Önlemlerden
bir tanesi bu. Bu önlem, bütün suistimalleri önler mi, ortadan kaldırır mı?
Kaldırmayabilir ama çıkacak olan sorunlara karşı da yeni önlemleri almak gibi
bir sorumluluğumuz söz konusu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Dolandırıcılar ceza görmezse
önlem olmaz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Tabii,
sözü bunun için aldım zaten onun için söz aldım.
Şimdi, burada ifade edildi: “Bu biyometrik yöntem hangi ülkelerde
uygulanmaktadır?” Bankacılık sektöründe Almanya, Japonya, Rusya, Hindistan,
Brezilya; sağlık ve sigortacılık sektöründe ise Amerika Birleşik Devletleri’nde
Hastaneler Birliği başta olmak üzere toplam 22 grup hastane ve sigorta
sistemine bağlı hastanelerde bu uygulanmaktadır. Ayrıca, Almanya ve İsveç’te bu
sistem uygulanmaktadır.
“Sistem ithal mi, yerli mi?” şeklinde burada soru soruldu.
Sistemin sadece avuç içindeki damar haritasını çıkaran sensör kısmı ithal,
diğer tüm sistem yerli olacaktır.
“Cihazın alımıyla ilgili ihale yapılacak mı?” diye bir soru
soruldu, “Bu konuda hangi bakanlık yapacak?” diye. Cihazı SGK değil,
hastanelerin alması öngörülmektedir. Dolayısıyla, bugün, birinci etapta özel
hastaneler, akabinde üniversite hastaneleri ve diğer hastanelere yaygınlaşması
bu şekilde gerçekleşmiş olacaktır.
Şimdi, denetim sonuçlarına gelince: Yani bunları tespit ettiğimiz
için bu çözüm önerisini getiriyoruz. Rehberlik ve Teftiş Başkanlığımızın yapmış
olduğu 2011 yılı içerisindeki denetimlerde, denetlenen özel hastane 143, eczane
652; 143 özel hastaneden 3’ünde fesih gerçekleşmiş, sözleşmemiz feshedilmiş,
eczanelerde ise 652 eczaneden 188 eczanede fesih istemi gerçekleşmiş. Kurum
zararı, bu tespitler neticesinde kurumun uğradığı zarar 17 milyon 500 bin liradır
ve uygulanan cezanın ise 92 milyon 116 bin lira olduğunu ifade etmek istiyorum.
Ayrıca, il müdürlüklerimizde, bildiğiniz gibi denetim elemanları var. İl
müdürlüklerimizde yaptığımız denetimler neticesinde denetlenen hastane sayısı
1.816’dır, kesilen ceza 2 milyon 252 bin TL’dir. Eczanelerde yapılan
denetimlerde ise; 7.583 eczane denetlenmiştir il müdürlüklerimiz vasıtasıyla,
kesilen ceza 3 milyon 297 bin liradır. Demek ki denetimler gerçekleşiyor il
düzeyinde ve Teftiş Kurulu Başkanlığımız düzeyinde gerçekleşiyor ve çıkan
sorunlar ne ise bu sorunların giderilmesiyle ilgili de yasal veya idari bir
önlem almak gerekiyorsa o önlemleri de almamız gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, burada, az önce, Sayın Kuşoğlu bazı
konulara temas ettiler. Tabii ki görüşlerine saygı duyuyoruz ama şunu ifade
etmek istiyorum: Öncelikle, mevcut sosyal güvenlik sistemimizi
eleştirebilirsiniz ama unutmayalım ki siz de Genel Başkan Sayın
Kılıçdaroğlu’yla birlikte uzun süre, hatta şunu belirtmek istiyorum, sistemin
bugün intibak sorunu yaşadığı dönemlerdeki, sistemin bozulmasıyla ilgili,
sistemin düzensizleşmesiyle ilgili süreçlerde görev yaptığınıza göre, yani bunu
da dikkate alarak bunların ifade edilmesi daha doğru olurdu diye düşünüyorum.
Ayrıca, emekli dernekleri ile bir sorunumuz yok bizim, böyle bir baskı
kesinlikle hiçbir sivil toplumla ilgili söz konusu değildir ama şunu bilmemiz
gerekiyor: Sistemin karmaşıklığını Sayın Kuşoğlu da çok iyi bilmektedir, ilgili
arkadaşlarımız da, işin içinde olan arkadaşlarımız da son derece hak
vereceklerdir sistemin ne kadar karmaşık bir sistem olduğuna. Şimdi, burada
daha adil bir sistem oluşturalım derken çok daha adaletsiz bir netice elde
edebilirsiniz. Nitekim, Cumhuriyet Halk Partisinin ve ilgili milletvekili
arkadaşlarımızın tekliflerine baktığınız zaman, şu anda biz yıllık, eski
ifadeyle söylüyorum -92 milyar yeni- 92 katrilyon emekli aylığı ödüyoruz; 2011
yılında, bir yıl içerisinde emeklilere ödediğimiz aylık tutarı 92 milyar lira
ve eski rakamla 92 katrilyon. E, şimdi, bir teklif getirmişsiniz. “İntibak
sistemini gerçekleştirelim, bütün emeklilere zam verelim.” diyorsunuz ve
getirdiğiniz teklif 38 milyar, emeklilere 38 katrilyon liralık bir imkân
sağlıyor. Parlamentoda hangi milletvekilimiz burada 38 milyarın emeklilere
verilmesini istemez ki, herkes ister ama bu, ülkenin imkânlarıyla orantılı.
İkincisi: “Bu bir zam olayı değildir.” dedim ve özellikle ifade
ediyorum: 2,7 milyar, yapılacak olan emeklilerdeki bu intibak zammı, intibak
artışı sorun yaşanan alanlarla ilgilidir yani intibaksızlığın olduğu alanları
intibaklaştırmaya dönük bir düzenlemedir. Onun için, burada “Yalnız maliyet
hesabı yok.” derken bunu ifade etmek için burada bunları söylemiş oluyorum.
Kadınlarla ilgili olarak, burada özellikle doğum borçlanmasıyla
ilgili, dün, 1’inci madde üzerindeki değerlendirmeler önemliydi. O çerçevede de
şunu ifade etmek istiyorum: Kadınlarımıza her alanda olduğu gibi Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak da önemli pozitif ayrımlar getirdiğimizi
belirtmek istiyorum.
Özürlü çocuğu olan, engelli çocuğu olan kadının çalışmasına dörtte
1’ini biz ilave ediyoruz yani yirmi yıl çalışması gereken bir kadının beş
yılını engelli çocuğundan dolayı biz yaşından da düşüyoruz, emekliliğinde de
bunu yansıtıyoruz. Bu düzenlemeyi biz gerçekleştirdik.
El sanatlarıyla geçimini sağlayan kadınlar için tarım
sigortalıları gibi on beş günlük prim ödeyerek bir aylık sigortalı olma
imkânlarını getirmiş idik. Şimdi, bu yıl itibarıyla, her yıl bir yıl arttığı
için on dokuz güne tekabül etmektedir. Bu düzenlemeyi getirdik.
Ayrıca, bildiğiniz gibi, BAĞ-KUR’lu bir vatandaşımız vefat ettiği
zaman, SSK’lı vefat ettiği zaman, kızı evlenirken çeyiz yardımı alırken
BAĞ-KUR’lu vatandaşlarımızın çocukları bundan yararlanamıyor idiler.
BAĞ-KUR’lu kızlarımıza da, vefat
edenlerin kızlarına da yirmi dört aylık çeyiz yardımı düzenlemesini getirmiş
bulunuyoruz.
Yine bundan önceki Parlamentodan sizlerin desteğiyle geçen
düzenlemede tarımsal ürün satan kadınların sigortalılıklarının aile reisi,
Medeni Kanun’daki düzenleme çerçevesinde geriye doğru borçlanma imkânını
getiren düzenlemeyi de yine bu süreç içerisinde getirmiş bulunuyoruz.
Şimdi, doğum borçlanması, ilk kez mevzuata biz koyduk ve 2 çocuk,
dört yıllık bir süreç tanıdık. “Efendim, bu, sigortalılıktan önceki dönemleri
de kapsasın.” gibi bir yaklaşım var. Bu saygıdeğer bir yaklaşımdır ama sigorta
ile bağlantı kuramadığınızda nasıl bunu ilişkilendireceksiniz? Ama çalışılması
gereken bir konudur. Bunu da saygıdeğer bir görüş olarak alıyoruz ve şu anda
olmayan, sistem içerisinde olmayan bir düzenlemeyi getirdiğimiz için biz son
derece memnunuz ama süreç içerisinde bu konular ele alınabilecek konulardır
diye de ifade ediyorum.
Son olarak ifade edeceğim, bu emekliler intibak neticesinde, hangi
sayıdaki emeklilerimiz ne kadar bir zam alacaklardır, fark alacaklardır, bunu
da önümüzdeki maddelerde değerlendiririm diyorum.
Hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.
Şimdi, şahsı adına Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.
Sayın Tüzel, buyurun.
Süreniz beş dakika.
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal sigortalar ve genel
sağlık sigortası üzerine düzenlenmiş yasa tasarısı hakkında söz almış
bulunuyorum. Dün ve bugün Sayın Bakanı, Komisyon Başkanını dinledik. Kendileri
bu konuda altı aylık bir çalışmadan söz ediyorlar, yoğun bir emek sarf
ettiklerinden ama ortaya çıkana baktığımızda bu emeğin hiç de karşılığını
bulmadığını, bulmayacağını görüyoruz. On yıldan bu yana bu noktaya gelmiş bir
Hükûmet söz konusu.
Hatırlayacak olursak 2002 yılında Hükûmet iktidara geldiğinde
“Bize iki yıl süre verin.” diyerek bu sorun da dâhil olmak üzere birçok sorunu
çözeceğini vadetmişti ama on yılda gelinen nokta ortada. 75 milyon nüfusun
belki de en zorluk yaşayan kesimi hiç şüphesiz emekliler ve bugün bu getirilen
yasal düzenlemede gerçek anlamıyla bir iyileştirmeden bile söz etmek mümkün
değil; değil uyum, bu olsa olsa artık bir çöküş içerisinde olan sosyal güvenlik
sistemine bir yama arayışı ama öyle ki bu yama da tutmayacak görünüyor. Yani
milyonlarca insanın, 10 milyona yakın bir nüfusun çok acil olarak beklediği bu
intibak, aslında buna denk düşmeyen bir ağırlık, buna denk düşmeyen kapsama
dışı bir çalışma söz konusu; bakıldığında, hakikaten nereden tutsanız elinde
kalacak bir şey.
Şimdi, öyle bir sunuş var ki ortada, hani neredeyse bütün bu olan
bitenin sorumlusu emeklilerin, emekçilerin kendisi yani ortada 10 lira ile 300
lira arasında bir artış söz konusu olacak olsa olsa, bununla ne adalet ne
eşitlik sağlanmayacağı ortada ama Hükûmet demektedir ki: “İşte biz emeklimizi
enflasyona ezdirmedik.” Oysaki yani bugün yaşadığımız kriz koşulları ve gelecek
günler çoktan bunu alıp götürecek. İnsan ister istemez soruyor: “Niye 2000 ile
2008 arasındaki dönemdeki emeklileri kapsamadı?” Bütçe disiplininden, bunun
dışına çıkılamayacağından, benzeri şeylerden söz ediliyor. O hâlde sormamız
gerekiyor; bu teşviklerin çarçur edilmesi, hâlâ milyonlarca dolarlık savaş
uçakları ihaleleri… Bunlara para ayıracağımıza, gerçekten emeklilerimizin temel
ücretlerine yapılacak zamlarla ve onlar esas alınarak maaşa olduğu gibi bir
yansıtmayla, gerçek anlamıyla bugün emeklilerin beklediği, insanca yaşayacağı
oranda bir zamla bu soruna yaklaşmak en doğrusu olacaktır. Yoksa açlık sınırı,
yoksulluk sınırı açıklamaları karşısında bugün emeklilerimizin yaşam koşulları
ortadadır.
Asıl biz tehlikenin büyüğünü görelim değerli milletvekilleri,
gelecek günler neyi gösteriyor? Bu kriz koşullarında her gün işten atılan
işçiler… Öncelikle insanların çalışabileceği bir işi olacak, bu işte emekli
olabilmesi için prim ödeyebilecek -yani bugünkü koşullarda- üstüne üstlük de bu
hayat koşullarında emekli olabilecek bir hayatı, bir ömrü tamamlayabilecek;
dolayısıyla, artık gelecek günlerde emekli olabilmek bile bir şans, bir
ayrıcalık olacaktır. Dolayısıyla, 16’ncı büyük ekonomi, işte yüzde şu kadar
büyüyoruz… Ama, bu büyümeden emekliye, işçiye, emekçiye refah payı olarak ne
düşüyor dersek, sıfırdır. Önce bu gelir adaletsizliğini gidermek, ortadan
kaldırmak Hükûmetin görevidir ama bunu yapamayacak bir Hükûmet söz konusu.
Bir gerçeklik şudur: İnsanlar emekli olmak istememekte. Neden?
Çünkü, zaten bugün aldığı maaşla ancak hayatını sürdürebilmekte. Çapa’da
görüştüğümüz bir hemşire bunu söylemekte ve utana sıkıla “Biz gençlerin önünde
engel olmaktayız.” diyebilmekte.
Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, sevgili halkımız, nasıl bir
iktidar işçiye, emekçiye, emekliye güven verir? Böyle bir iktidar, böyle bir
Hükûmet değil elbette. Öncelikle emekçilerin hayatını, geleceğini, güvencesini
düşünecek bir şey; bu nedenle de başta emekliler olmak üzere bütün çalışan
işçi, emekçi nüfus birleşmeli, örgütlenmeli ve artık, bu Hükûmetin
alametifarikası olmuş “müşteri memnuniyeti” lafına aldanmamalı. “Müşteri
memnuniyeti” lafının geçtiği yerde kamu hizmetleri sıfır demektir;
ticarileştirilmiştir, piyasalaştırılmıştır, kamucu anlayıştan
uzaklaştırılmıştır; yanlışın, kabahatin, kötülüğün büyüğü de burada
başlamaktadır.
Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Tüzel, teşekkür ediyorum.
Şimdi, madde üzerinde on dakika soru-cevap işlemi yapacağız.
Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Malumunuz olduğu şekliyle ülkemizin her tarafında yoğun bir
şekilde süpermarketler ve hipermarketler açılmaktadır, hatta bu açılma mahalle
aralarına kadar gitmekte, bir mahallede üç dört tane de süpermarketle karşı
karşıya kalınmaktadır. Bu esnada da tabii esnaflar da bundan çok büyük zarar
görmektedir. Esnaflarımız da işsizlikle ilgili çok sıkıntı içerisindedirler.
Esnaflarımız diyorlar ki: “Önümüzdeki dönemde biz de işsizlik sigortasıyla
ilgili ödeme istiyoruz.”, “İşsizlik sigortasıyla ilgili bir çalışma yapılacak
mıdır?” diye soruyorlar.
Diğer bir konu da mevcut yasada ilaç katkı payı en düşüğü yüzde 10
olarak emeklilere uygulanmaktadır şu anda. Tasarıdaki yüzde 1 oranı emeklilere
de uygulanacak mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.
Sayın Belen...
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, İşsizlik Sigortası Fonu’yla
ilgili dün sorduğum soruya cevap vermediniz.
Burada toplanan paraları nasıl değerlendiriyorsunuz? Başka kurumlara
aktarma yaptınız mı?
İş sağlığı ve güvenliği kanununu ne zaman Meclise getirip
çıkarmayı düşünüyorsunuz?
İş kazalarının incelemesini eskiden Bakanlığınıza bağlı iş
müfettişleri yapıyordu. Bunlardan aldınız; sigorta müfettişlerine, SSK
müfettişlerine verdiniz bu teftişleri. Bunlar teknik olarak yeterli değiller,
iş kazalarında aynı zamanda taraflar kendileri; Sigorta Kurumunun tarafında
oldukları için, verdikleri raporlar da objektif olmuyor.
Sigortalıyken doğum yapan kadınlara 2 çocuğa kadar hizmet
borçlanma hakkını verdiniz. Sigortalı olmadan önce doğum yapan kadınlara bu
hakkı ne zaman tanıyacaksınız?
Son çıkartılan uyum yasasıyla ilgili taksitlendirmeye giden
sigorta borçlarının taksitlerinin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Çetin...
İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakanım, dün 1 milyon 905 bin SSK’lı
ve 12.186 BAĞ-KUR’lunun 10 ila 320 lira arasında zam alacağını -BAĞ-KUR’luların
100-150 lira, diğerlerinin 10-320 lira- açıkladınız. Daha evvelki açıklamanızda
“10 ila 270 lira arasında zam alacaklar.” dediğinizde Devlet Bakanımız Sayın
Arınç “30 TL de benden.” deyince, siz de “Ağa’nın her zaman verecek birkaç
kuruşu vardır.” dediniz.
Şimdi bu intibak konusu ciddi bir iş. Ağa-uşak mantığı içinde ele
alıp mı hazırladınız yoksa sosyal devlet mantığı içinde, “Gerçekten emeklilerin
böyle bir hakları var, bir adaletsizlik var, bu haksızlığı, adaletsizliği
giderelim.” deyip hak temelinde mi ele alıp kanun tasarısı hazırladınız; bunu
öğrenmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Şandır…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, Çalışma Bakanı olarak, 4/C’li statüde çalışanlar
-yani özelleştirmeden gelenlerin dışındakileri kastediyorum- aynı işi
yapmalarına rağmen maalesef kadroya alınmadılar. Kadroya almayı düşünüyor
musunuz? Özellikle Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde
çalışanların bu durumunu dikkate alacak mısınız?
Bir başka soru: Şimdi, İntibak Yasası çıkartıyoruz ama devlette
çalışan memur, memur emeklileri, dul ve yetimleri, gaziler ve şehit yakınları,
muhtarlar ve yine 4/C’lilerin 2012 yılı maaş zammı hâlâ verilmemiştir. Ne zaman
vermeyi düşünüyorsunuz? Niye gecikiyor? Sebebi nedir?
Bir başka husus: Bu gecikmenin bedelini ödeyecek misiniz? Devlet
olarak gecikme faizi istiyorsunuz. Bu insanlara, kusuru size ait, devlete ait
olmak kaydıyla bu gecikmenin bir bedeli ödenecek mi?
Teşekkür ederim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, dünkü sıraya siz
bakmıyorsunuz yani bağışlarsanız, dünkü sıraya göre yapmıyorsunuz.
BAŞKAN – Her ikisine göre bakarak yapıyorum.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben 3’üncü sıradayım Sayın
Başkan, verdiğim listeye göre 3’üncü sıradayım.
BAŞKAN – Bugünkü listede
var Sayın Aslanoğlu, sakin olun.
Sayın Uzunırmak…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, bugüne kadar İşsizlik Fonu’nda ne kadar para
birikti, toplandı; bunun ne kadarı başka alanlara kullandırıldı, fonlandı; bunu
öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, yaşa takılanlarla
ilgili soru sormuyorum, susma hakkımı kullanıyorum. Onlara saygım gereği, Sayın
Bakan bir dakika konuşmayacağım, bir dakikalık süremi, yaşa takılanlar adına,
onlara saygı adına, aç insanlar adına, onlara çözüm bulma yönünde hiçbir
girişiminiz olmaması açısından… Onlar bizim vatandaşlarımız. Çocuklar aç,
sefiller. Sosyal devlet çözüm bulur. Sosyal güvenlik sistemini bozmayın ama
geçici bir çözüm bulmak da bizim hepimizin görevi Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Öz…
ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, özellikle BAĞ-KUR’lu olan esnaflar belli bir süre
prim yatırdıktan sonra, ara dönemde bir boşluk kalınca geriye doğru
borçlanabiliyorlar. Bu borçlanma esnasında, borçlanmayı talep ederken, hem
emeklilik hem de sosyal güvenlik primi kesintisini faiziyle beraber geriye
istiyorsunuz. Bu insanlar bu arada kalan dönemde zaten sağlık hizmetlerinden
faydalanamıyorlar. Dolayısıyla, bu sizce bir haksızlık değil mi? Emeklilik primini
faiziyle yatırsınlar, faydalanamadıkları dönem için niçin bunlar aynı zamanda
da sağlık primini ödemek zorunda kalıyorlar?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Demiröz…
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, tasarıda yürürlük tarihi olarak 1/1/2013
öngörülmesinde, bu yasadan yararlanacak 243 bin kişinin dosyasının incelenmesi
zorunluluğundan kaynaklandığını, uzmanların mesai yaparak cumartesi-pazar
bunları inceleyeceğini ifade ettiniz. Bu çalışmanın Bakanlık tarafından
yapıldığı dikkate alınarak, zor durumda olan emeklilerin bir kısmı olan bu
arkadaşlara 1/1/2012 tarihi dikkate alınarak 2013’te ödemesinin yapılması
mümkün müdür?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Bakanım…
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın
Başkanım, teşekkür ediyorum.
Bu süpermarketler açılmaktadır. Esnafla ilgili bir soru soruldu.
Şu anda, İşsizlik Sigortası ve esnafla ilgili bir düzenlemenin gündemimizde
olmadığını belirtmek istiyorum.
İlaçla ilgili, yüzde 1 esneklik yani tabanın yüzde 10’dan yüzde
1’e çekilmesi konusu kurumun, Sosyal Güvenlik Kurumunun bu konuda bir
elastikiyet talebinden kaynaklanıyor yani öyle ilaçlar vardır ki, belki yüzde 5
uygulamanız gerekiyor ama yasa yüzde 10 ve yüzde 20 zorunluluk getiriyor, yüzde
15 uygulamanız gerekebilir. Bu elastikiyet açısından 1 ile 20, tavanı
artırmıyoruz ama tabanı 1’e indirerek buradaki elastikiyet Kurumun elinde olmuş
oluyor.
Bildiğiniz gibi, İŞKUR ve Bakanlık teftişini birleştirdik ve bu
şekilde şu anda hizmet sunuyoruz. İş kazalarının denetimini iş müfettişi de
sosyal güvenlik müfettişi de yapmaktadır. Biz, görev çakışması olmaması ve
soruşturmaların hızlı sonuçlanması için iş müfettişlerini, teftişleri daha çok
eğitici ve önleyici sistem denetimine yönlendirmiş bulunmaktayız.
Bunun yanında, sigortalı olmayan kadınların doğum borçlanmasıyla
ilgili, az önce ifade ettim, bununla ilgili…
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakanım, sigortalı değil,
sigortalı olmadan evvel doğum yapan…
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İlk
kez borçlanmayı getirdik ama sigortalı olmadıkları döneme dönük bir borçlanma
talebi var. Kürsüden de ifade ettiğimiz gibi, bu konuyu da Bakanlık olarak,
kurum olarak değerlendirmekteyiz. Kadınlarımıza ne kadar pozitif ayrımcılık
yaptığımızı da bütün kamuoyu ve bütün kadınlar bilmektedirler.
Vergi iadesi, ek ödeme yani… “Yapılan bu intibak düzenlemesi hak
temelli midir?” diye sordunuz. Bu düzenleme, hak temelli bir düzenlemedir, bunu
açıkça ifade ediyorum. Bunun aksini iddia edince alternatif çözümü de
getirmeniz gerekiyor. Yani alternatif çözüm, emeklilere zam yapıyoruz çözümü
intibakın alternatifi değildir. İntibakın alternatifi, sistem içerisindeki
sıkıntıların tespit edilmesi ve sıkıntıların giderilmesine dönük adımların
atılmasıdır. İfade ettiğimiz gibi, BAĞ-KUR’la ilgili 12.186 ve SSK’lılarla
ilgili de 1 milyon 905 bin kişiyi kapsayan, sistem içerisindeki adaletsizliği
gidermeye dönük bir intibak düzenlemesidir; üzerine basa basa ifade ediyorum.
İşsizlik Fonu’nda şu anda 53 milyar 521 milyon TL kaynak
bulunmaktadır.
Bunun yanında, 4/C’lilerin kadroya alınıp alınmamasıyla ilgili
durum soruldu. Personel rejimiyle ilgili -gerçekten personel rejimimiz parçalı
bulutlu- bu konuyla ilgili bir çalışmamız var. Bunu derli toplu bir hâle
getirmek istiyoruz. Bu değerlendirmelerimizde 4/C’liler de olacak, 4/B’liler de
var şu anda. Yani alfabetik sıkıntı yaşadığımız bu sistem içerisinde bir
derleme, toplama çalışması var. 4/C’liler ne şekilde bir yer alır onunla ilgili
şu anda kesin bir şey söylemeyi uygun bulmuyorum. Sistem üzerindeki çalışmamız
tamamlanınca bu açıklamayı kamuoyuna yaparız.
Memur maaşlarına zam: Evet, 1 Ocak itibarıyla yapılması gereken
zam Anayasa değişikliğinden dolayı, toplu görüşmeden toplu sözleşme sistemine
geçtiğimiz için bugüne kadar yasa, uyum yasası çıkarılamadığı için ne yazık ki
bu zammı veremedik ama şu anda komisyonlarda tasarı ve görüşmeleri sürüyor.
Umarım ki, nisan ayını da geçmeyecek şekilde toplu sözleşmeyi bitiririz ve
geriye dönük de tabii ki, ocak itibarıyla da bu 2012 zamları ödenmiş olacaktır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gecikme bedeli ödeyecek misiniz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani
geç kalmasının çeşitli nedenleri var. Bildiğiniz gibi, yalnız Bakanlığımı
ilgilendiren bir konu değildir, bütün bakanlıkları ilgilendiren bir konudur.
Bütün kamu çalışanlarının geleceğiyle ilgili ücret politikalarını içeren bu
sözleşme sistemi ister istemez yeni bir sistemdir Türkiye için. Masa başında
verilecek olan bir karar olduğu için hassasiyetler söz konusudur. Bunu saygıyla
karşıladığımı ifade ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ama
Bakanlık olarak bir an önce sonuçlanmasıyla ilgili dün de nihai görüşme
gerçekleştirdiğimizi ifade etmek istiyorum.
Diğer sorulara yazılı olarak cevap vereceğim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde bir önerge vardır,
okutuyorum:
T.B.M.M. Başkanlığı’na
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa tasarısının 1. maddesindeki
“ve/veya” ifadesinden sonra gelmek üzere
“Nüfus Cüzdanı ve Kimliğini ispat eden diğer belgeler” ibaresinin
eklenmesini arz ederiz.
Saygılarımızla
Ferit Mevlüt Aslanoğlu Müslim Sarı İzzet Çetin
İstanbul İstanbul Ankara
Sakine Öz Kazım Kurt Umut Oran
Manisa Eskişehir İstanbul
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) -
Katılamıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Efendim katılmıyoruz çünkü önergenin talep ettiği hususlar yasamızda var,
yasada var.
BAŞKAN – Önerge sahipleri söz ister misiniz, gerekçe mi?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Sarı…
BAŞKAN – Sayın Müslim Sarı, İstanbul Milletvekili.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika efendim.
MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
1’inci maddesindeki değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.
Söz konusu madde, biyometrik yöntemlerle ilgili bir madde. Ama az
önce Sayın Bakanı dinledikten sonra konuşmamın içeriğini değiştirmeye karar
verdim. Çünkü Sayın Bakan konuşmasında aslında Hükûmetin sosyal devlet
anlayışına ve sosyal sigortalara, sosyal sigorta anlayışına nasıl baktığını
anlatan; onun ruh hâlini, ruh dünyasını ve zihniyetini gösteren birtakım
açıklamalar yaptı; bu açıklamaları deşifre etmek istiyorum.
Sayın Bakan 92 milyar lira emekli aylığı verdiğinden bahsetti
Hükûmetin, 2011 yılında. Bizim teklifimizin 38 milyar liralık bir maliyeti
olduğunu söyledi, bütçe olanaklarından bahsetti. Fakat bu algının, bu
zihniyetin sosyal devlet anlayışıyla uzaktan yakından ilgisinin olmadığı son
derece açıktır. İntibak meselesi çok önemli bir meseledir ve bu mesele
matematiksel bir mesele değildir Sayın Bakanım; bir.
İkincisi: Bu bir lütuf da değildir. Emeklilere, haksızlığa uğramış
insanlara emekli maaşı ödemesi ya da geçmişe dönük birtakım düzenlemeler
yapılması meselesi, bir lütuf anlayışı içinde değerlendirilemez. Bu, bir sosyal
hakkın teslimidir ve bir sosyal hakkın teslimi gibi algılamak gerekir. Plan
Bütçe Komisyonunda da bununla ilgili birtakım eleştirilerde bulunduk ve Sayın
Bakan: “Hayır, biz maddi olanaklarımıza bakıp düzenlemeyi, kapsamı ona göre
belirlemedik. Biz, doğrudan doğruya haksızlığa uğramış olan ya da mağdur
edilmiş olan kesimlerin durumuna baktık, onların maliyetlerini hesapladık, ona
göre bütçemize baktık.” dedi ama burada anlatılanlar, yani 2 milyar liralık bir
büyüklük üzerinde. Bunun toplam maliyetinin 2 milyar olduğuna ilişkin algı ve
bunu sadece bir matematiksel olaymış gibi algılamak ve toplam bütçe üzerindeki
yükünü tartışmak, sosyal devlet anlayışına bakışı göstermesi açısından son
derece önemli.
Bütçeler, hükûmetlerin ekonomik tercihlerini, sosyal tercihlerini
ve en nihayetinde siyasal tercihlerini belirlediği metinlerdir ve hükûmetler,
bütçelerinde kendi tercihlerini yansıtırlar, hangi kaynağı, hangi toplumsal
kesimlere ne kadar kaynak yaratacaklarını kendileri belirlerler. Dolayısıyla,
bu belirlemeleri yaptıktan sonra, kendi tercihlerini yaptıktan sonra birtakım
öneriler geldiğinde, sosyal devlet anlayışının bir uzantısı olarak birtakım
öneriler geldiğinde “Ya bütçe olanaklarımız bunun için yeterli değil.” demek
çok doğru bir yaklaşım değil sosyal devlet uygulamaları açısından ve bir sosyal
hakkın teslimi açısından, çünkü bütçeyi yapan sizsiniz, ödenekleri belirleyen
sizsiniz, hangi kesime ne kadar ödenek vereceğinizi belirleyen sizsiniz, ondan
sonra da dönüyorsunuz diyorsunuz ki: “Bütçemizde bununla ilgili yeterli kaynak
yok.” Peki, bu kaynakları kim tahsis etti? Siz. Dolayısıyla, burada iyi niyet
görmüyorum Sayın Bakanım, onu baştan söylemek istiyorum.
Yasanın geneline ilişkin de çok ciddi eleştirilerimiz var: Yeni
sisteme geçişte, yeni sistemi eski sisteme uyarladığımız zaman ortaya çıkan
meseleler, 2001 ve 2008 arası uyarlama, 2013 sonrasına ilişkin belirsizlikler
gibi ama bunları maddelerde ve yeri geldiğince değerlendireceğiz; o yüzden bu
konulara girmek istemiyorum.
Son söz olarak: Maddenin ruhuna baktığımız zaman ve tasarının
ruhuna baktığımız zaman, aslında geniş toplumsal kesimlerin beklentileri olarak
ortaya çıkmış ve bütün geniş toplumsal kesimlerin beklentilerini yansıtan bir
madde olarak, bir hukuki metin olarak ve bir tasarı olarak görmüyorum ve genel
olarak şunu söyleyebilirim ki “intibak” sözcüğünü bu tasarı hak etmiyor.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
İlk önce önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
2’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasının
ikinci cümle-sinde yer alan “% 10” ibaresi “% 1” olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına Sayın Demir Çelik, Muş Milletvekili.
Sayın Çelik, buyurun.
BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer
milletvekilleri; genel sağlık sigortası ve sosyal güvenlikle ilgili 171 sıra
sayılı Tasarı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası literatürde
sağlık, bireyin, bireyin olduğu kadar toplumun bedensel, ruhsal, sosyal ve
siyasal anlamda iyilik hâlidir. Bu, bizim için, Fransız için, İngiliz için,
Amerikalı için de genelgeçer bir kaidedir. Bu yönüyle yapılacak olan yasal
değişikliklere, bu iyilik hâlinin sağlanmasına dönük radikal ve uzun soluklu
çözüm projeleri ve perspektifiyle yaklaşılmalıydı. Palyatif, günü ve günceli
kurtaran dönemsel çözümler, 30 milyonu aşkın vatandaşımızın temel problemi
olmaya başlayan, kanayan bir sosyal travma olan sağlığı iyileştirmeyecektir,
çözüme kavuşturmayacaktır, yeni ve üstesinden gelemeyeceğimiz sorun ve
problemlerle bizi karşı karşıya bıraktıracaktır.
İntibak yasasından çok, 30 milyonu aşkın, işsizlerimizle birlikte
40 milyonu yani neredeyse nüfusumuzun yüzde 60’ını teşkil eden toplum,
mağduriyetler, yoksunluklar ve yetmezliklerle karşı karşıyayken onların
sorununu, problemini çözecek yeni bir yasal düzenlemenin ve buna dair yeni bir
kanun teklifinin Hükûmet tarafından yüce heyete, yasama organına sunulması,
olması gerekendi ama maalesef, dönemsel ve toplumun açığa çıkan bir kısım
taleplerini maniple edip zamana yaymaktan alışkanlık hâline gelen benzeri bir
uygulama, bugün sağlık sektöründe de görülmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle, AKP İktidarı, on
yıllık bir kısım icraatları ve uygulamaları neticesinde halk nezdinde kabul
gören teveccühü, her seferinde pazarlama sanatına olduğundan fazla sahiptir ama
iktidarları öncesinde seksen yıl boyunca çözülemeyen, problem olan, siyasal,
sosyal travmalara neden olan bir kısım sorunları palyatif çözümlere
kavuşturuyor olmasının toplumda yarattığı memnuniyetin farkında ve bilincinde
olmak durumundadır. Biz de öyle olmak durumundayız. Bu anlamıyla, sorunu
radikal çözüme kavuşturmak her şeyden çok önemlidir, ertelenemez bir görev
olarak önümüzde durmaktadır.
Evet, devletin hantal, bürokratik, hiyerarşik ilişkilerinden
kaynaklı, aksayan ve yürütülemez bir kısım hizmetlerini etkin, verimli, hızlı
ve nitelikli hizmetlere dönüştürmek adına özelleştirme, her ülkede olduğu gibi,
ülkemizin de başvurduğu yöntemlerden biridir. Ama bu yöntem insan odaklı
olmalıdır, insanın mutluluğu ve memnuniyeti odaklı olmalıdır. Ama görünen o ki
üniversite hastanelerinin, devlet hastanelerinin içinin boşaltılıp hizmetten
alıkonulduğu, özelleştirme furyasına tabi tutulan bir sağlık sektöründe bu
memnuniyeti, kaliteyi görmek yerine, ticarileştirilmiş hastanelere dönüştürülmüş
bir sağlık politikasıyla karşı karşıyayız. Burada insan bedeni ve biyokimyası
metalaştırılmıştır ve bunun üzerinden de insanlarımız para kazanmanın denekleri hâline getirilmiş
bulunmaktadır.
Özelleştirilmiş sağlık sektörümüz Avrupa’nın en büyük 6’ncı büyük
sektörü ama sağlık harcamalarında kişi başına düşen pay sıralamasında da Avrupa
ülkelerinin en sonuncusu konumundayız. Keza aynı şekilde 16’ncı ekonomik güç
olarak övündüğümüz gelişmişliğimiz insani yaşam endeksine vurulduğunda
sıralamamızın da 92’nci olduğu paradoksu çözüme kavuşturulması gereken en temel
çözüm perspektifi olmalıdır. Bunu çözemediğinizde sadece aynı primi aynı dönem
boyunca ödeyen insanların iyileştirilmesini sağlamış olmak sorunu
çözmeyecektir. Emekliler, çalışanlar ve bir bütün olarak “orta sınıf” olarak
adlandırdığımız emekçiler ve ezilenler, sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal
alanın dışına itilmiş, dıştalanmış, yaşamdan âdeta koparılmış durumdadırlar.
Toplum her geçen gün büyüyor. Büyüyen toplumun büyüyen
ihtiyaçlarını karşılamak adına varız. O ihtiyaçları zamanından önce yine birey
lehine, toplum lehine kendisine sunmakla mükellefiz ama ne yazık ki bu
mükellefiyetimizi, Millet Meclisinin bileşeni ve bütünü içerisinde yer alan
milletvekillerinin maaşlarının iyileştirilmesi duyarlılığını, iş çalışana,
emekçiye ve ezilene geldiğinde göstermiyoruz, sakınıyoruz. Hâlbuki 4 kişilik
ailenin açlık sınırının 960, yine 4 kişilik ailenin yaşamı için olması gereken
aylık geçim kaynağının 2.500 olduğu bugünde maalesef asgari ücreti 700’de
tutuyor olmayı açıklayabilmek mümkün değildir.
Bu anlamıyla da her türlü uygulama adalet duygusundan, eşitlik
duygusundan uzaktır, toplumun büyük bir yarısını mağdur etmek demektir; onu,
toplumun var olan değişimci ruhuna katmaktan alıkoymaktır, katılımcılıktan uzak
tutmaktır. Hâlbuki olması gereken, güvenlikçi ve asayiş eksenli paradigma
yerine demokratik, özgürlükçü bir anlayışla bütçemizin büyük payını eğitime ve
sağlığa ayırmış olsaydık, çalışanlarımız ve emeklilerimizin bir aylık ihtiyacı
olan geçim kaynağı ve erişilebilir, nitelikli, ücretsiz sağlığa kavuşmasını
sağlıyor olabilseydik toplum kazanacaktı. Kazanan toplum giderek daha etkin,
verimli bir tarihsel rol ve işlevini yüklenmiş olacaktı. Ama bunu yapmak yerine
biz hâlâ uygulanagelen politikalarda ısrar ediyor, güvenlik eksenli
yaklaşımlarımızla milyar dolarları verdiğimiz F16’ları, F35’leri satın almaya
devam ediyoruz. Hâlbuki işin çok kolay bir çözüm projesi var. Eğer toplum çok
kimlikli, çok kültürlü, çok bileşenliyse, toplum dinamiklerinin ortak sağduyusuna
dayalı kolektif iradeyi harekete geçirmek hepimize kazandıracaktır.
Bu fırsatı esirgemek, ötekileştirmek, yadsımak ya da üstünü örtmek
dün olduğu gibi bugün ve yarın da bize kaybettirecektir. Kazanmak mümkünken
kayıplardan yana olmak, toplumun kaybından yana politik duruşları sergilemek de
günümüzün yükselen değeri olan demokrasiye, demokratik değere yakışmayan bir
durumdur. Hele hele müzakerenin, diyaloğun revaçta olduğu, sorun ve problemin
demokratik zeminlerde, meşru zeminlerde bileşenleri tarafından tartışılmaya
değer bulunduğu günümüz dünyasında herkesten çok Türkiye ezilenleri, halkları
bunu hak etmiştir diye düşünüyorum. Bu açıdan da bu ve benzeri kanun teklifleri
yerine, ülkemizin temel problemleri olan, başta Anayasa olmak üzere, yasal ve anayasal
problemleri tümden ele almalı, üzerine yoğunlaşmalı, çalışanların, emekçilerin,
ezilenlerin, yoksulların, mutlu ve müreffeh bir ülkenin zenginliklerini adilane
bir şekilde faydalandıkları, aldıkları bir ülkeye dönüştürebilmeliyiz.
Düşününüz ki zenginliğimizin yüzde 80’ini nüfusun yüzde 2’si
götürebiliyorsa, geriye kalan yüzde 20’den biz yüzde 98’ler yararlanmak
şanssızlığıyla karşı karşıyaysak burada huzur yoktur, güven yoktur, mutluluk
yoktur. Bunu değiştirmek de herkesten, her organdan ve her kurumdan çok yasama
organının görevidir.
Bu duyarlılıkla soruna yaklaşacağımıza olan umudumla hepinizi bir
kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.
İkinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin
Milletvekili Sayın Ali Öz.
Buyurun Sayın Öz. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci
maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak görüşlerimizi belirtmek
amacıyla söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik sistemleri tüm toplumları
kavraması ve kapsaması, diğer taraftan da kapsadığı toplum kesimlerinde mümkün
olduğunca yaşam güveni ve güvencesi vermesi gereken, “toplum barışı”, “toplum
huzur ve mutluluğu”, “toplum dinamizmi”, “kalkınma”, “refah” gibi kavramlarla
doğrudan ilgili sistemlerdir. “Sosyal güvenlik” kavramını yalnızca “aylık”,
“sağlık katkı payı” gibi kelimelere indirgemek ve bu gibi kelimelerle ifade
etmek büyük bir yanılgıdır. Sosyal güvenlik sisteminde norm ve standart
birliğinin sağlanmaması ve aylık bağlama hükümlerinde çeşitli tarihlerde
yapılan değişiklikler nedeniyle, sigortalıların sahip olduğu hak ve
yükümlülükler ile sigortalılara bağlanan emekli aylıkları arasında farklılıklar
oluşmuş, sistemde eşitlik ve adalet ilkeleri tesis edilememiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak emekli aylıkları oranındaki
eşitsizliğin giderilmesi amacıyla intibak yasasının çıkarılmasını
destekliyoruz. Çoğu teknik bilgilerden ve rakamlardan oluşan, eşitliği ve
adaleti zedeleyen farklı hesaplamaların emekli aylıklarındaki haksızlığı
gidermesini ümit ediyoruz. Ancak bu yasa ile yapılan düzenlemelerin eksik ve
yetersiz olduğunu da belirtmek istiyoruz.
SGK bünyesinde 2000 yılından önce emekli olup aylık almakta olan
emekli sayısı yaklaşık 2 milyon 700 bin kişidir. Getirilen kanun tasarısı bu
kesimin 1 milyon 913 binini ilgilendirmektedir. İntibak gerçek anlamına uygun
olarak düzenlenmemiş, SSK emeklileri ve sayıları 12 bini bulan BAĞ-KUR
emeklilerini kapsayarak Emekli Sandığı emeklileri gündeme alınmamış ve maalesef
bu şekilde sınırlandırılmıştır. Oysaki ülkemizde kamu görevi vermiş olan
emeklilerimizin maaşları arasında da ciddi farklar bulunmakta. Örneğin birinci
sınıf mülki idare amirleri, birinci kademeli subaylar ve üst düzey bürokrat
maaşları ile otuz yıllık bir uzman hekimin aldığı aylık arasındaki fark oldukça
yüksektir. Emekli olduktan sonra dahi hayat standardının devamı için çalışmak
zorunda kalan hekimlerimiz için de bir düzenleme yapılarak mağduriyetlerinin
giderilmesi gerektiğine inanmaktayız.
Bu yasa ile, 2000 öncesinde emekli olan yaklaşık 800 bin kişinin
kapsam dışı bırakılması anlaşılır gibi değildir. Oysa anlamı itibarıyla bu yasa
tüm emekliler arasındaki maaş farkını giderecek nitelikte olmalıdır. Açlık sınırının altında bulunan emekli
aylıklarında iyileştirme yapılmalı, hatta iyileştirmenin kapsamı
genişletilmelidir. Çalışan ve üreten herkesin yaşlanacağı ve emekli olacağı
gerçeği unutulmayarak bu kesimin asgari memnuniyeti mutlaka sağlanmalıdır. Tüm
emeklilerimize insanca yaşam imkânını sağlayacak maaş artışı da yapılmalıdır.
Aksi hâlde, yirmi yılı aşkın bir süredir emekliler kesiminin sabırsızlıkla
beklediği bu kanun tam bir hayal kırıklığı yaratacaktır.
İktidarın tasarıyı bu kadar dar bir yaklaşımla getirmesinin nedeni
olarak bütçe imkânlarının kısıtlılığı öne sürülmektedir. Yasa, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı ve SGK yetkililerinin ifadelerine göre bu tasarıdan
yararlanacak emeklilere 10 ila 250 lira katkı getirecek ve yürürlük tarihi de
2013 Ocak ayı olacaktır. Emeklilerin haklı taleplerinin yıllardır karşılanmamış
olması ve haklarının bir lütuf gibi veriliyor havasının yaratılması anlaşılır
gibi değildir.
Değerli milletvekilleri, öte yandan, yürürlükteki 5510 sayılı
Kanun ile getirilen yeni bir düzenlemeyle emeklilikten sonra çalışanların durumu
da yeniden gözden geçirilmelidir. Özellikle, yaşlılık aylığı alırken yeniden
çalışmaya başlayan sigortalılar açısından bu çalışmaları emekli aylığına etki
etmemesine rağmen, aylıklarından sosyal güvenlik destek primi alınması hiç de
adilane bir durum değildir. Bu uygulama emeklilerimizi oldukça zor duruma
sokmaktadır. Bu tür durumlarda çalışmaya devam eden emeklilerimizin ödedikleri
sosyal güvenlik primlerinin, öncelikle, prim ödeme gün ve sayıları açısından
dikkate alınmasının sağlanması ve bu tür durumda olan emeklilerimizin aldıkları
aylıklar dışındaki çalışmalarından dolayı yeni ve adaletli bir prim sistemi getirilmelidir.
Bir diğer konu da, esnaf ve sanatkârlarımızın emeklilik ve sağlık
primlerini çeşitli nedenlerle düzenli olarak yatıramadıklarında ileride sisteme
yeniden devamlarında sıkıntı yaşamaları durumudur. Borçlu oldukları süre
içerisinde -yani geriye dönük yapacakları ödemelerden- hem emeklilik hem de
sağlık hizmeti primlerini faiziyle ödemeleri bir haksızlıktır. En azından,
sağlık hizmetlerinden yararlanmadıkları bu dönem için sağlık hizmeti priminden
muaf olmaları sağlanmalıdır. Diğer yandan, kesintisiz primlerini düzenli olarak
ödeyen BAĞ-KUR’lulara da, ya prim indirimi ya emekli ikramiyesi artışı ya da
emekli maaşında bir artışla ödüllendirme getirilmelidir. Bu durum, diğer
esnaflara da özendirici bir örnek olabilir.
Yine, yıl olarak emekliliği hak eden BAĞ-KUR’lu esnaf yaştan
dolayı emekliliği bekliyorsa ara dönemde sağlık hizmetinden faydalanmalıdır.
Mevcut sistem içerisinde en büyük mağduriyeti yaşayan kesim BAĞ-KUR
emeklileridir. Sigorta kolları içerisinde en yüksek primi esnaf ve sanatkârlar
öderken, en az maaşı da bu kesim almaktadır. İflas eden, iş yeri kapanan,
hastalık ya da kaza sonucu geçici süreyle iş yapamayarak prim yatıramayan esnaf
ve sanatkârlarımız işsizlik sigortasından yararlandırılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, 5510 sayılı Kanun’un 68’inci maddesinin
ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde değişiklik yapılarak, ayakta tedavide
sağlanan ilaçlar ile vücut dışı protez ve ortezler için kurumca yüzde 10 ile
yüzde 20 oranları arasında katılım payı belirleme yetkisinin alt limitinin
yüzde 1’e indirilmesi öngörülmektedir, yani “Yüzde 1 ile yüzde 20 arasında
olabilir.” denilmektedir. Gerekçe olarak da, kronik hastalığı bulunmayan ancak
tedavisinde yüksek tutarlı ilaç reçete edilen
kişilerden de yüzde 10 oranında ilaç katılım payı alındığından, alt
limiti yüzde 1’e çekerek kişilerin mağduriyetini engellemek amacıyla verildiği
iddia edilmektedir.
Önergede “yüksek tutarlı ilaç” kavramı net değildir. Bu, izafi bir
yaklaşımdır. Ayrıca, muayene ücretleri ile ilaç ve tıbbi malzemelerde katılım
payı uygulamasının sürekli kapsamı ve boyutu artırılmış olup, en son olarak,
reçetelerde yer alan üç kalem/üç kutuya kadar 3 TL, ilave her bir kalem/kutu
için 1 TL katılım payı ödenmesini ve yatarak tedavide katılım payı öngören bir
yasa Meclisimizden yeni geçmiştir. Bu düzenlemeyle, sanki emekli vatandaşlardan
daha az katılım payı alınacağı imajı doğuyor. Oysaki SGK’nın uygulamalarına
baktığımızda, kronik hastalık kapsamında sağlık kurulu raporu olan bazı
hastalardan bile yüzde 10 katılım payı aldığını görüyoruz. “Osteoporoz”
dediğimiz kemik erimesi, sedef hastalığı, diyabetik nöropati, beslenme
solüsyonları ve alerjik rinit tedavisinde kullanılan ilaçlar bunlara örnektir.
Durum böyleyken, bu alt limit yüzde 1’e indirilerek kronik hastalıklar
kapsamında bazı raporlu ilaçlardan da belirlenecek bir yüzde oranında katılım
payı alınabilir endişesini duyuyoruz. Diğer taraftan, bu katılım payının iyi
niyetle yüzde 1 ile yüzde 10 arasına çekilmesi durumunda ilaç israfında artma
da olabilir diyoruz. Öncelikle kronik hastalıklarda hâlen uygulamada olan,
raporlu olanlara yüzde katılım payı muafiyeti getirilmelidir.
Bu maddenin uygulamada yansımasının takipçisi olmak gerekiyor.
Emeklilerin yararına bir düzelmeyi ve intibak yasasında emeklilere
yapılacak iyileşmeyi, ücret artışını geri alacak bir tuzak olmaması ümidiyle,
yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öz.
Üçüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili
Sayın Özgür Özel.
Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi hakkında
grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bugün bu görüştüğümüz 2’nci maddede bir değişiklik öngörülüyor.
Geçtiğimiz hafta bu, Plan ve Bütçe Komisyonuna verilen bir önergeyle metne
girdi ve hemen ardından da kamuoyunda ilaçtan alınan katılım payları sanki
azaltılıyormuş, indiriliyormuş gibi bir imaj yaratıldı ve basın-yayın
organlarına bu şekilde yansıdı. Oysa yapılmaya çalışılanın, açıkça, daha önce
katılım payı alınmayan bazı ilaçlardan, bazı tedavilerden bundan sonra katılım
payı alınacak olmasının hazırlığının yapıldığını buradan, yüce Mecliste hem
tutanaklara geçmesi hem de vatandaşlarımızı uyarmak adına ifade etmek
istiyorum.
Mesele şudur: İlgili yasanın “katılım payı alınacak hâller ve
alınmayacak hâller” maddelerinde bu düzenlemenin Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından alınmayacak hâllerle ilgili belirleneceği açıktır. Alınacak
hâllerde, alınacak katılım payının yüzde 10’la 20 arasında olması
öngörülmüştür. Hâl böyle olunca, daha önce katılım payı alınmayan, yüzde sıfır
katılım payı alınan bazı ilaçlardan ve tedavilerden katılım payı almaya
kalktığınızda alt sınır karşınıza yüzde 10 olarak çıkmaktadır. Bu durum, biraz
önce de gerekçeden Sayın Vekilimin aktardığı gibi, yüksek fiyatlı tedavilerde
katılım payının alınmasını olanaksız kılmaktadır. Fiyatları binlerce TL olan ilaçlardan
yüzde 10 katılım payını almak fiilen mümkün değildir. Yatan hastalardan katılım
payı almakta, raporlu hastalardan katılım payı almakta, iş kazası, meslek
hastalığı gibi yüksek maliyetli durumlarda katılım payı almakta alt sınır yüzde
10 olmasın diye bu sınırı yüzde 1’den başlatarak ilacın ve tedavinin durumuna
göre kademelendirme yetkisini cebine koymak istemektedir Sosyal Güvenlik Kurumu
ve bu durum basına, kamuoyuna sanki katılım payları düşürülüyormuş gibi
yansıtılmaktadır. Oysaki, kurumda yapılan hazırlıklar ve kurum hukukçularının,
bu maddedeki engelin dikkate sunulması üzerine, bugün intibak yasası gibi
emeklilerin özlemle beklediği ama fırsat olursa birazdan değineceğim şekilde
içi boşaltılmış bir yasada yine emeklilere, yine çalışanlara, yine emekçilere
yeni katılım payları getirmekle yani deyim yerindeyse, böylesi bir durumda bile
yine onların cebine el atmakla ilgili bir hazırlık meselesi vardır.
İktidar partisi geldiğinde bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de
bir çeşit katılım payı alınmaktaydı; raporludan sıfır, emekliden yüzde 10,
çalışandan yüzde 20, ortalaması yüzde 12. Reçete ortalamasının 40 TL olduğu bir
durumu düşündüğümüzde 4-4,5 lira katılım payı verirdi bir hasta Sosyal Güvenlik
Kurumu veya sosyal güvenlik sistemine. Bakın, bugün reçete ortalamasının 40
lira olduğu bir noktada hastalarımız -ki her kürsüye çıktığımda yeni katılım
payları geldiği için “Beş” dedik, “Yedi” dedik- dokuz çeşit, cepten ödeme
yapmaktadır şu anda.
Bakın, teker teker ifade etmeye çalışayım: Eskiden olan “İlaç
katılım payı.” dediğimiz uygulama aynen devam etmektedir, yüzde 10 ve 20 ama
“Muayene katılım payı”, “Muayene ücreti” diye devlet hastanelerinden ve
üniversitelerden 5, özel hastaneye giden hastalardan 12 TL bir ücret
alınmaktadır. “Reçete ücreti” adında, hangi hastaneye giderseniz gidin, dün
yeni yapılan düzenleme sonucunda, aile hekimi de olsa, bir kalem de, iki kalem
de ilaç yazılsa, üç kaleme kadar 3 TL reçete ücreti alınmaktadır. “Eş değer
ilaç fiyat farkı alınmaktadır.” Yazılan ilacın en ucuzunun yüzde 10 fazlası
ödenmekte, aradaki fark hastalardan talep edilmektedir. Kutu başına üç kalemi
geçen her ilaç için 1 TL ücret alınmaktadır. Özel hastanelerde “özel hastane
fark ücreti” alınmaktadır, “tetkik fark ücreti” alınmaktadır. Devletin Sosyal Güvenlik
Kurumunun listesinden daha pahalı bir tetkikle karşılaşıldığında “Şu kadar
farkı cebinizden öderseniz bu tetkiki yaptırırsınız.” diye fark ücreti
alınmaktadır. “Erken muayeneye gitmiş olma fark ücreti” alınmaktadır. Bir
doktora gittiniz, on gün süreyle sistem o uzmanlık dalını kapatacak ve siz eğer
bir kez daha, iyileşmediniz, aynı uzmanlık dalından bir doktora giderseniz
kurum ödemesini yapmadığı için -normalde “Gitmesin.” diyor ama sağlıktır bu,
ertelenemez bir taleptir, acil bir durumdur- gittiğinizde o fark sizden talep
edilmektedir.
Dokuzuncu olarak da “öncelikli tetkik ücreti” istenmektedir.
Hastada kanser şüphesi vardır, bulgular net değildir, bir bilgisayarlı
tomografi gerekmektedir, hastanın bir gün beklemeye tahammülü yoktur, süre altı
ay sonraya verilmiştir. Erken çekmek için “Mesai dışında gelin, cumartesi,
pazar gelin, öncelikle bu filminizi, bu tetkikinizi yapalım, parasını ödeyin.”
denmektedir. Bunların hepsi AKP İktidarı sırasında Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından ortaya çıkarılmış yeni uygulamalardır, cepten ödemeleri artıran
uygulamalardır.
Şöyle bir durum var: “Katılım payı” dediğiniz mesele, hastayı
maliyete ortak etme meselesi değildir -dünyanın hiçbir yerinde bu yok- katılım
payı meselesi “İğneyi kendine, çuvaldızı devlete, çuvaldızı Sosyal Güvenlik
Kurumuna batır; bunun bir maliyetinin olduğunu bil, bunun farkında ol.”
demektir. Oysa yüzde 12’lerden ortalama yüzde 40’lara, 44’lere, yüzde 50’lere
çıkan cepten ödemeler yani hastayla ilaç arasına, hastayla tedavi arasına
paradan ördüğünüz duvarın kalınlığı yarı yarıya noktasına gelmiştir. Bunu
açıklıkla ifade etmek istiyoruz.
Devlet yönetimi, kamu yönetimi şeffaflık ister, hele hele mesele
sağlıksa, sosyal güvenlikse alabildiğine şeffaflık ister çünkü buradaki kişi
bir hastadır, bir müşteri değildir. Biz hep söyledik: “Meseleyi
ticarileştiriyorsunuz, tedavi ve ilacı metalaştırıyorsunuz, hastayı
müşterileştiriyorsunuz.” diye ama bugün, 1’inci maddede iktidar partisinin
sayın milletvekili kendi adına söz aldığında, çıkıp burada üst üste, tam da
bizim bu nitelendirdiğimiz meselenin altını çizdi, 6 kere “Müşteri
memnuniyeti.” dedi. “müşteri memnuniyeti” dediğiniz yerde sağlık olmaz, sosyal
güvenlik olmaz, hasta hakları olmaz. Hastaya “müşteri” diyen zihniyetin hastaya
sağlık getirecek hâli olmaz.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) – O bir kavram.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Çok açıkça ve çok net olarak “Müşteri
memnuniyeti.” konusunda şunu söyleyelim: Velev ki Başbakanın dediği gibi bunlar
hasta olmasın “müşteri” olsunlar, velev ki “müşteri” olsunlar; bunların da
hakkı var, tüketici hakları diye bir şey var. Bir markette bir rafın üzerine
konulan ürünün üstünde fiyat yazma zorunluluğu var. Sağlığım için, ilacım için,
hastalığım için bir şey ödüyorum, 9 farklı bir şey ödüyorum, 3 farklı kaynaktan
kesiliyor; eczanede, hastanede, maaştan, ne olduğu belli değil. Zaman zaman
Kurum bunları kendisi karıştırıyor ama hiç olmazsa net olarak şunu söyleyin:
“Biz sizden tedavinin şu kadarını alacağız.” deyin. Aynı paranın bir kısmı özel
hastanede, bir kısmı eczanede, bir kısmı maaştan kesilir mi? Bu şudur: Şeffaf
olması gereken bu işlerin muğlak hâle getirilmesi, göze gösterilmemesi,
kafaların karıştırılması meselesidir. Devlet dediğiniz şeffaf olur. “Şu kadar
katılım payı veriyorum, gücüm bu kadar.” deyin bu insanlara. Şöyle bir şey olur
mu: “Amcacığım, cambaza bak!” Cebinden katılım payı çek. “Teyzeciğim, bakayım
cüzdana!”, “Kuş uçuyor Teyze!..” İçinden katılım payı al. Böyle bir katılım
payı anlayışı olmaz! Böyle bir sağlık finansmanı olmaz. Bu şekilde,
tırnakçılıkla, uyanıklıkla, bir şekilde insanların kafasını karıştırma
yöntemiyle böyle bir iş olmaz.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) – İnsaf ya!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Yok
mu?” diyorsunuz sayın milletvekilleri? Annenize, babanıza, tek başına doktora
giden bir yaşlıya “Sen ilaçların için ne ödedin? Eczanede ne ödedin? Hastanede
ne ödedin? Maaşın kaç para?” diye sorun. Hadi onu bıraktım, Türkiye'nin en
yaygın bankası Ziraat Bankamızda Ziraat Bankasının güvenlikçilerine sorun,
Ziraat Bankasının veznedarlarına, maaş ödeyen memurlarına sorun. Her ay birçok
hasta “Benim maaşımda eksiklik var, benim maaşımın bu kadar yatması lazım, bu
kadar yatmış.” dediğinde “İlaç parası kesilmiş, muayene ücreti kesilmiş.”
denmiyor mu? O insanlar orada gidip bütün gün haklarını arayıp da çaresiz, biçare
evlerine dönmüyorlar mı? Siyaset yapıyorsunuz, siyaseti salonda, Mecliste değil
sokakta yapan herkes, bugün bu meselenin hastanın sırtında bir kambur olduğunu
ve hastaların ne ödediklerini bilmeden ceplerinden sürekli para çıktığını
biliyor.
Sayın Bakanım, eğer samimiysek, eğer yaptığımız iş hastaya yeni
katılım payları getirmeyecekse, birazdan bir önerge vereceğiz, diyelim ki bugün
hastadan katılım payı alınmayan hiçbir tedaviden, hizmetten, ilaçtan, bu
düzenleme tarihinden sonra ilave katılım payı alınmayacak; o zaman inanırız
işte sizin yeni katılım payları getirmediğinize ama bu konuda samimi
değilsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bu konuda sizi halkımıza şikâyet ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi, şahıslar adına Sayın Cengiz Yavilioğlu, Erzurum
Milletvekili.
Sayın Yavilioğlu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Süreniz beş dakika.
CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, sosyal güvenlik
sisteminde yılların getirdiği sorunları tek bir yasayla düzeltmek tabii ki
zordur, ideal sisteme ulaşmak bir süreç işidir. Getirilen bu düzenleme ile 2000
yılı öncesinde 506 sayılı Kanun çerçevesinde emekli olmuş vatandaşlarımızın
aylık nda sistem değişiklikleri ve aylıkların artış oranlarının yansıtılmaması
nedeniyle yaşanılan mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Bilindiği
gibi, SSK emekli aylıkları arasındaki farklılaşmanın nedeni, aylık hesaplama
sisteminde yıllar içerisinde yapılan değişiklikler olagelmiştir.
Değerli arkadaşlar, sosyal devletin esas görevlerinden birisi olan
ülkenin refah düzeyini yükseltme çabası, bir kesimi belirli bir süre için mutlu
etmek isterken, daha sonra gelecek nesilleri borç altında bırakmak olmamalıdır.
Yapılan yeniliğin sürdürülebilirliği en önemli husustur.
Dünyada ekonomik kriz yaşanırken, Hükûmetimizin aldığı tedbirler
sayesinde bu süreç en az sıkıntı ve en iyi performansla yönetilmektedir.
Dolayısıyla, ekonomik ve sosyal sistemde yapılan değişiklikler de bütçe dengesi
ve yine, ekonomik ve sosyal sistemin tamamı dikkate alınarak yapılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısında gelişme
hızının neden yüzde 75 ile sınırlandığı, neden 2000 sonrası için bir düzenleme
getirilmediği ve yine, neden asgari bir taban aylığı getirilmediği noktasında
eleştiriler yapılmaktadır.
Gelişme hızının yüzde 100’ünün uygulanması hâlinde, üç bin altı
yüz günden ve asgariden prim yatıranların aylıklarında bile artış meydana
gelmektedir. Bu durumda zaten sistem tarafından alt sınır aylığı uygulanarak
desteklenmiş olan aylıklar bir kez daha desteklenerek artırılacak, bu da 2000
öncesi alt sınırdan aylık alanlar ile 2000 sonrası alt sınırdan aylık alanlar
arasında 2000 öncesi lehine yeni bir dengesizlik yaratacaktır. Yani az prim
ödediği hâlde yüksek aylık alacaklardır. 2000 sonrası sistemde, 2000 öncesi
çalışmalara ait kısmi aylık ile 2000 sonrası ödenen primler, aylık bağlama
tarihine kadar TÜFE ve gelişme hızının yüzde 100’üyle güncellenmektedir.
Dolayısıyla, bu düzenleme 2000 sonrası için uygulanmamaktadır.
Sosyal güvenlik sisteminde alt sınır uygulaması, ödenen prim
miktarına ve çalışma günlerine bakılmaksızın belli bir miktarın altında aylık
bağlanmamasını sağlamaktadır. Bu miktar, 2000 yılından önce sosyal devlet
ilkesi ön planda tutularak yüksek belirlenmiş, sonraki yıllarda da düşük
aylıklara yüksek zam yapılması uygulaması ve yapılan seyyanen zamlar nedeniyle
daha da yükseltilmiştir. Yani kişinin ödediği primler ve çalışma günleri
dikkate alındığında daha düşük aylıklar hak etmesine rağmen, bu grupta yer alan
aylıklar sistem tarafından desteklenmiştir. Eğer alt sınır uygulaması dikkate
alınarak intibak yapılır ise sistemdeki bütün aylıklarda artış meydana gelecek,
daha önemlisi, üç bin altı yüz günden emekli olan ile beş bin günden emekli
olan aynı artışı alacaktır.
Hiç şüphesiz sosyal güvenlik sistemleri hemen hemen tüm toplumu
ilgilendirmekte ve hassas dengeler üzerine oturmaktadır. Sistem üzerinde küçük
gibi görünen değişiklikler, başlangıçta makasın küçük bir açıyla başlayıp
zamanla açının büyüklüğünün artması sonucunu doğurabilmektedir. Bu nedenle,
sosyal güvenlik sisteminde yapılacak değişikliklerde çok hassas olunmalıdır.
Ülkemiz hâlen geçmişte yanlış yapılan düzenlemelerin sıkıntısını
yaşamaktadır. Şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı da önceki dönemlerde ortaya
çıkan sorunların ve sistem hatalarının düzeltilmesi içindir. AK PARTİ
Hükûmetleri sistemle ilgili düzenlemeler yaparken ileride oluşacak muhtemel
etkileri ile dünya koşullarını dikkate alarak en optimum şekilde bütçe
dengesini de gözetmektedir. Aksi hâlde günü kurtarmak üzerine kurulu yapılan
düzenlemelerin faturası katlanarak daha sonra tekrar karşımıza çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlar, SGK bünyesinde 2000 yılından önce emekli olup
aylık almakta olan emekli sayısı yaklaşık 2 milyon 700 bin kişidir. Getirilen
kanun tasarısı, bu kesimin 1 milyon 913 binini ilgilendirmektedir. Tek bir
yasal düzenlemeyle yılların kördüğüm hâline getirdiği sorunların çözülmesi, tüm
kesimlerin memnun edilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak, görüşülmekte olan tasarı, gelecek yıllarda yapılacak
iki temel amacı gerçekleştirmek için bir başlangıç, bir süreçtir. Bu amaçla,
öncelikle aylık bağlama sistemindeki değişiklikten kaynaklanan haksızlıkları
gidermek, emekli aylıklarının günümüz açısından realize edilmesi, sonrasında bu
aylıkların reel anlamda korunmasıdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yavilioğlu.
Şimdi Sayın Bakanın söz talebi var.
Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2’nci madde üzerinde değerli
arkadaşlarımızın görüşlerini dinledik. Yine teşekkür ediyorum fakat şu
açıklamaları yapmayı da uygun buldum:
Öncelikle şunu ifade edeyim: Bizim deşifre olacak bir görüşümüz
filan yok. Gerek siyasi hareket olarak gerek Hükûmet olarak şeffaflıktan yana
olduğumuzu ve buradaki tüm çalışmalarımızın, düzenlemelerimizin bütün
açıklığıyla cereyan ettiğini bütün kamuoyu da şahit, hepiniz bilmektesiniz.
Dolayısıyla, neyi gizli tuttuk bu konuyla ilgili, neyi saklı tuttuk? Burada 92
milyar lira emeklilere yıllık ödememizin olduğunu söylemek ve bunun karşısında
ülke yönetiminde sorumluluk üstlenmiş Hükûmet olarak 38 milyarlık ilave bir
yükün nasıl izah edildiğini, intibakla nasıl bağdaştırıldığını, ekonomiyle mali
yönetimin nasıl bağdaştırıldığını ifade etmek için ben bunu söyledim. Burada
sakladığımız, gizlediğimiz bir durum söz konusu değil. Belki de burada
anlaşılmayan bir şeyi belirtmekte yarar görüyorum, o da şudur: Sosyal devlet
anlayışı çerçevesindeki sosyal yardımlar ile sigortacılık mantığı
çerçevesindeki sosyal güvenlik anlayışı kavranamıyor veyahut da kavranmamaya
çalışılıyor. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Biz Hükûmet olarak sosyal
devletin gereği olarak sosyal yardımlara ne kadar önem verdiğimizi, bununla
ilgili bir bakanlık oluşturduğumuzu hatta sizin de bazen muhalefet olarak
eleştirilerinizle karşı karşıya kaldığımızı belirtmek istiyorum. “Sadaka” filan
diyorsunuz “Millete sadaka dağıtıyorsunuz.” dediğiniz hadise tam da işte
dediğiniz gibi sosyal devletin yapması gereken uygulamalardır ki biz bunun için
ciddi bir şekilde bir kaynak transferi, desteği gerçekleştiriyoruz. Ama eğer
sosyal güvenlik sistemini nimet-külfet dengesi üzerine oturtmazsanız, bu
sigortacılık mantığıyla bu işi ele almazsanız vay sigortacılık sisteminizin
hâline. Geçmişte bunu yaptılar, geçmişte bunlar yaşandı. Türkiye bunlara
dönmemek için bu yolu terk etti ve gerçekten sosyal devlet olmanın gereği
sosyal yardımları yaparken, sigortacılığın gereği de sigorta sistemini, sosyal
güvenlik sistemini sağlıklı bir zemine oturttu, ana kriterlerini koydu ve onun
üzerine yükseltmeye çalışıyor.
Şimdi, biz böyle bakmadığımız zaman ciddi yanlış yaparız düşüncesindeyim.
Halka karşı bunu savunmak da mümkün değil bakınız; savunulamaz. Artık, bu
hassas bir konu. Bütçe kalemlerine baktığınız zaman sosyal güvenliğin bütçe
transferleri de ortadadır, bütçe açıkları da ortadadır, sosyal güvenliğin
açıkları da ortadadır. Bunların süreç içerisinde nasıl sosyal devlet
çerçevesinde absorbe edileceği, nasıl azaltılacağı konusunda çalışmaları
birlikte yapmamız gerekirken popülist yaklaşımları doğru bulmuyorum.
Şimdi buna bir örnek de yine burada verildi. Mesela, değerli bir
arkadaşımız çıktı, burada konuşma yaptı, diyor ki: “BAĞ-KUR prim borçlarını
tahsil ederken sağlık primlerini almayıverelim.” Yani BAĞ-KUR’la ilgili bir
yapılandırma yok, geriye doğru bir borçlanma söz konusu değil. Peki, olan ne?
Olan, prim borcu var geçmişe dönük. Onu öderken hatırlayın, bu reform
yapılmadan önce 20 yüzde 20, yüzde 20’ydi yani sağlık primi yüzde 20’ydi, bu
reformla yüzde 12,5’a çektik. BAĞ-KUR’lularda yüzde 40 olan prim borcunun
oranını yüzde 32,5’a çektik. Şimdi, sağlık payı burada yüzde 12,5 iken geçmişe
dönük borçlarını öderken sağlığı buradan ayıralım, sağlık primini borç olarak
ödemeyelim devlete gibi bir yaklaşım nasıl izah edilir? Geçmişte bir şekilde
sağlık hizmeti almışsınızdır, o hizmeti alırken borcunuzu, priminizi
ödememişsiniz. Onu öderken “Sağlık primini ödemeyin.” yaklaşımını da ben doğru
bulmuyorum. Tam tersine, biz bu reformu gerçekleştirirken bir gün BAĞ-KUR’da
prim borcu olan bir esnafımız hastane kapılarından geri döndürülüyor idi,
gidemiyordu hastaneye. Bunu altmış güne çıkardık, iki aya çıkardık. İki ay prim
borcu olur ise ondan sonra sorunla karşı karşıya kalacak şimdi esnafımız ama
bir gün dahi prim borcu olan ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalıyor idi. Aynı
şekilde SSK’lı bir vatandaşımız yani 4/A kapsamında olan bir işçi kardeşimiz
doksan gün, üç ay prim ödemediği sürece sağlıktan yararlanamıyor idi, eş ve
çocukları yüz yirmi gün yani dört ay prim ödemeden sağlıktan yararlanamıyor
idi. Esnaf kardeşimiz iki yüz kırk gün yani sekiz ay prim ödemeden sağlıktan ve
sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor iken bunların tümü, vatandaşlar arasında
ayrımı ortadan kaldıracak şekilde gerek kamu çalışanı gerek SSK’lı gerek
BAĞ-KUR’lu bizim vatandaşımızdır, hepsi birinci sınıf vatandaştır düşüncesiyle
eşitledik ve her birine bildirim ayının neticesinde sağlıktan yararlanma imkânı
getirildi. Bunları görmezlikten gelip tekrar geriye dönmek ve sistemi bozucu
bir yaklaşım içerisinde olmak, takdir edersiniz ki hiç birimizin burada tasvip
etmeyeceği bir tablodur.
Şimdi, burada bu maddeyle ilgili getirilen ilaçtaki katılım
paylarının yüzde 10, yüzde 20 düzenlemesini, oranının, tabanını yüzde 1’e
çekiyoruz. 1’den 20’ye kadar, tavanını yükseltmiyoruz. Efendim, “Siz burada bir
şeyin hesabını mı yapıyorsunuz?” Hesap gayet açık, gizli saklı ne var Allah
aşkına? Ben eğer bir ilaçta katılım payını yüzde 5 yapmam gerekiyor ise yasa bu
fırsatı vermiyor ise bu düzenlemeyi nerede yapacağız biz? Eğer yüzde 15 yapmam
gerekiyor ise yasa bu düzenlemede bu yetkiyi vermiyor ise vatandaşa ille şu
dayatma içerisinde mi olalım: “Arkadaş, yüzde 5 katılım payı vermemiz gereken
bir ilaçta size yüzde 10 zorunlu olarak vereceğiz, yasa böyle diyor…” Böyle bir
yaklaşım, hukuk devletinde söz konusu değil.
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz getirdiniz. Efendim, yasayı çıkartan siz
değil misiniz Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Nereye,
ne kadar katılım payı yansıtmanız gerekiyorsa o esnekliği elinde bulundurmanız,
1’den 20’ye kadar... Ama şurada şunu söyleseydiniz haklı olurdunuz; biz
getirseydik, yüzde 20 değil, yüzde 30’a çıkarıyoruz bu tavanı, yüzde 40’a
çıkarıyoruz deseydik, o zaman derdiniz ki: “Burada tavanı yükseltiyorsunuz,
yeni bir haksızlığa fırsat mı veyahut da vatandaşın cebine dönük bir hesabınız
mı var?” diye ifade edebilirsiniz.
Şimdi, diğer konulara gelince:
Katılım paylarına bakınız.
Muayene katılım payı 1 milyar 173 milyon. Toplamını söylüyorum. İlaç katılım
payı 1 milyar 100 milyon. Toplam 2 milyar 273 milyon liralık bir katılım payı
var.
Şimdi, bizim toplam harcamamıza gelince, 14 milyar 144 milyon
ilaçta harcamamız var, Sosyal Güvenlik Kurumu olarak söylüyorum. Tedavi
harcamalarımız 21 milyar 848 milyon lira. Toplam ilaç ve tedavi harcamalarımız
36,5 milyar lira, 36,5 katrilyon Sosyal Güvenlik Kurumu olarak harcamalarımız.
Peki, katılım payı ne kadar ilaç ve tedavide, muayenede? 2,2 milyar veya 2,2
katrilyon katılım payı var. Yüzde 5,5-6 arasındaki bir katılım… Katılım payı
gizli saklı değil ki. Burada Özgür Arkadaşımız öyle anlatıyor ki, sanki
vatandaşların tümü, sağlıkla ilgili yeni bir düzenleme geliyor, perişan
ediliyor. Yok böyle bir şey. Vatandaşlarımız şu anda hastane koridorlarında
bizi izliyorlarsa, hastane odalarında bizi izliyorlarsa…
İZZET ÇETİN (Ankara) – Televizyonu susturdunuz, izleyemiyorlar;
Meclis TV’yi susturdunuz, izleyemiyorlar.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …yani
burada ne yaptığımızı çok iyi biliyorlar. Memnuniyetleri ortadadır, siz ne
derseniz deyin. Oy olarak bakarsanız memnuniyeti ortadadır, sağlıktaki
uygulamalara bakarsanız, hastane koridorunda, kapısında, odasında memnuniyeti
ortadadır, bunlar saklanamaz gerçeklerdir.
Bir şeyi daha ifade edeyim: Bakınız, toplam müracaatların…
OKTAY VURAL (İzmir) – Memnunsa kanunu niye değiştiriyorsunuz Sayın
Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –
Değiştiriyoruz, az önce onu izah ettim Sayın Başkan.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Vatandaş memnunsa niye değiştiriyorsunuz?
Hayır, o zaman bu söylediğiniz yanlış.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim,
böyle şey olabilir mi? Yani hayat devam ediyor, siz diyorsunuz ki: “Statik,
standart bir şekilde mevcudu muhafaza edeceğiz.”
OKTAY VURAL (İzmir) – Kanunu siz çıkarttınız, kanunu
eleştiriyorsunuz ve bu konuda yani vatandaşın…
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim,
evet, Sayın Başkan, bakınız, 1’inci maddede biyometrik sistemini getiriyoruz,
sistemde meydana gelen istismarları önlemek için. O zaman Türkiye Büyük Millet
Meclisinin çalışmasına gerek yok ki. İhtiyaçlar doğdukça ihtiyaçları çözme yeri
burasıdır, biz bunu belirtelim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yüzde 10 asgariyi siz getirdiniz, kendi
kendinizi eleştiriyorsunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –Bir diğer
konu: Toplam müracaatların yüzde 27’si acile, yüzde 37’si kronik hastalıklardan
gerçekleşiyor, toplam yüzde 64. Yatan hastalardan da yüzde 1 katılım payı alma
imkânı yasal olarak varken almıyoruz. Yüzde 64 şu anda ilaçlarda katılım payı
alınmamaktadır, yüzde 36’sında alınmaktadır. Bu kadar açık tablo ortadayken bu
rakamları görmezden gelip sanki bütün vatandaşlardan, ağır ilaçlardan, kanserli
hastalardan, herkesten katılım payı alınacakmış, alınıyormuş gibi bir
yaklaşımın haksız ve doğru olmayan bir yaklaşım olduğunu özellikle
belirtiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OKTAY VURAL (İzmir) – Emeklinin verecek gücü yok Sayın Bakan, yok.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –
Düzenleme son derece yerindedir. Ben hayırlı olmasını temenni ediyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Şeker çubuklarından bile para alıyorsunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla)
–Katkılarınızdan dolayı da teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Şahısları adına, Adana Milletvekili Sayın Necdet Ünüvar.
Sayın Ünüvar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülen kanun tasarısının 2’nci maddesi
üzerine kişisel görüşlerimi ifade için söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, biraz önce bu kürsüde gerçekten çok
talihsiz ifadelerin kullanıldığı bir konuşma yapıldı. Sağlık sistemiyle ilgili
“tırnakçılık” gibi “cambazlık” gibi, esasında bu kürsüye de yakışmayan ve konuşan
arkadaşıma da yakıştıramadığım bir konuşma oldu gerçekten. Bir yandan “Müşteri
memnuniyeti” diye ifade edilen, öteden beri kullanılan bir kavramı
eleştirirken, bir yandan da “tırnakçılık” gibi, affedersiniz, döviz bürolarında
insanların yaptığı gayrimeşru bir iş ile sağlık sistemi arasında bir ilişki
kurmayı ben konuşan arkadaşıma yakıştıramadım. Şundan dolayı söylüyorum: Ben
Sağlık Müsteşarlığı yaparken Değerli Arkadaşım da Türk Eczacılar Birliği Genel
Sekreteriydi ve beraberce, o zaman, insanların sağlık sistemine erişimiyle
ilgili çok önemli şeyler yapmıştık ve o zaman çok takdir dolu hislerini ifade
ederken…
Değerli arkadaşlar, şunu ifade edeyim: O zaman, insanların sağlığa
erişimi gerçekten çok zordu. Ben, Türkiye'nin birçok yöresinde doktorluk yaptım
ve onlarca yeşil kartlı vatandaşım için kaymakamlarla, valiler görüşerek,
onların sevki, ilacı “Fakir Fukara Fonu” diye ifade ettiğimiz Sosyal
Yardımlaşma ve Danışma Vakfından ilacının teminiyle ilgili çok uğraşmış bir
arkadaşınızım ve ben Müsteşarlığım döneminde, bir gün, Bakan Bey’e “Ben çok
yoruldum.” falan dediğim zaman, bana şu soruyu sormuştu: “Sen doktorluğun
zamanında kaç tane yeşil kartlı için uğraşmışsındır?” Ben dedim ki: “Herhâlde
10-15 tane yeşil kartlı için kaymakamlarla, valilerle konuşmuşumdur.”, “Bakın,
biz bir kanun düzenlemesiyle tam 10 milyonun üzerindeki yeşil kartlı
vatandaşımızı aynen devlet memurunun sahip olduğu güvencelere kavuşturduk.”
demişti ve o bizim aslında vicdanımızı rahatlatan husustu.
O yüzden, ben bu ifadeleri gerçekten talihsiz ifadeler olarak
değerlendiriyorum. Hükûmetimiz döneminde, gerçekten Türk insanı dünyada hiçbir
ülkede olmadığı kadar cömert sağlık hizmetlerine erişmiştir. SSK’lı işçilerimiz
sadece kendi hastaneleri veya eczanelerine mahkûm olmaktan çıkarılmıştır. Yeşil
kartlı vatandaşlarımız aynen burada oturan kardeşlerimiz gibi sağlık
hizmetlerine erişmiştir ve şüphesiz devlet, birtakım hizmetleri verirken
birtakım tedbir yollarını da alacaktır. Ama devletimizin şefkati gerçekten
vatandaşımız tarafından da takdir edilmektedir; kaldı ki, vatandaşımıza yönelik
memnuniyet anketlerinde yüzde 39’dan yüzde 73’e çıkması bunun göstergesidir.
Ayrıca, sağlık göstergelerindeki bebek ölüm oranındaki binde
28,5’tan binde 9,1’e inmesi, anne ölüm oranındaki yüz binde 66’lardan yüz binde
15,5’e inmesi. Vatandaşın finansal koruma açısından cepten yaptığı harcamaların
yüzde 32’lerden 12’lere inmesi zaten halkımızın takdir ettiği hususlardır.
O yüzden değerli arkadaşlar, şüphesiz muhalefet eleştirilerini
yapacaktır ama yapılan eleştirilerin mutlaka insaf doğrultusunda olması ve
mutlaka insanları bir yandan rencide etmemesi gerekiyor. O açıdan, gerçekten
burada sağlık hizmetlerimizin geldiği nokta hakikaten çok önemlidir.
Tabii ki, kanunla ilgili Hükûmetimiz döneminde Sosyal Güvenlik
Yasası çıkarılmıştır. Sağlık, canlı bir sistemdir ve sürekli vatandaşımızın
talepleri ve birtakım değişimler olmaktadır ve ona uygun birtakım kanuni
düzenlemelerin olması da son derece tabidir. O yüzden bakınız, üzerinde
konuştuğumuz katılım payının yüzde 10’dan yüzde 1’e indirilmesiyle ilgili
hususla ilgili konuşurken bunları ifade ediyoruz.
Esasında, Hükûmetimizden beklentinin arttığını da görüyorum; yani
biz, daha çok şey yaptıkça vatandaşımızın da daha çok şeyi talep ettiğini de
görüyoruz. Bizler de zaten onun karşılığını verdiğimiz için vatandaş da bize
hakkımızı misliyle teslim ediyor. O yüzden, vatandaşımızın daha güvenli, daha
sağlıklı ve daha müreffeh olması noktasında çalışmalara devam edeceğiz ve her
şeye rağmen vatandaşımızın daha sağlıklı olması, daha müreffeh olması
noktasında da AK PARTİ üzerine düşeni yapacaktır diyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünüvar.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Ünüvar, biraz önce
şahsımı kastettiği şüphe olmayacak, şüphe vermeyecek bir şekilde benden
bahsetti ve gerçek dışı bir ifade kullandı. Müsaade ederseniz konuya açıklık
getirmek istiyorum.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - İnşallah, o ayıp ifadenizi düzeltirsiniz.
İnşallah, onları düzeltirsiniz, o çok ayıp bir ifade.
BAŞKAN – Lütfen, iki dakika içerisinde, yeni bir tartışmaya da
meydan vermemek üzere, buyurun, efendim.
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Manisa Milletvekili
Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşbihte kusur olmaz. O ifadeleri, Sayın
Müsteşar ayıp karşılıyorsa, düzeltmeye gerek varsa düzeltiyorum; insanların
cebindeki parayı farkına varmadan, onların rızası dışında çekip almak için
kullandığımı ifade ederim.
Şimdi, ayıp olan ve… Çok net olarak bir şey söylüyorum şimdi.
Sayın Ünüvar, biraz önce burada “Ben Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı yaptığım
sırada kendisi de Türk Eczacıları Birliği Genel Sekreteriydi ve takdirle bizi
karşılardı, birlikte çalışmalar yaptı.” dedi mi efendim?
Sayın Ünüvar, Meclis albümünden anladığım kadarıyla –biliyorum ama
net- 22 Temmuz 2007 seçimlerinde Adana Milletvekili seçildiğiniz, dolayısıyla
görevinizi bundan da aylar öncesinden bırakmış olduğunuz doğru mudur? Türk
Eczacıları Birliği Genel Sekreterliğine anılan tarihten tam altı ay sonra 12
Aralık 2007 tarihinde seçildim. Sizinle birlikte müştereken, siz Müsteşarken
benim Türk Eczacıları Birliğinde görev yaptığım konusu gerçek dışıdır. Böyle
bir durum olmadığı gibi sizin hastayı ticari müşteri, ilacı bir meta, eczacıyı
da sömürebileceğiniz bir kişi olarak gördüğünüz, “sağlıkta dönüşüm” adı altında
insanları ticari birer müşteri hâline getirdiğiniz sisteme her zaman, her
yönüyle karşı oldum. Bu sistemle ilgili övgü dolu söylediğim bir şey yoktur.
Ancak sizinle birlikte çalışsaydım, nazik üslubunuzdan dolayı aynı Sayın Fatih
Acar’a, hiçbir zaman kırmak istemeyeceğim Sayın Bakanıma karşı beşerî ilişkiler
temelinde nezaket gösterirdim. Bu gösterdiğimiz nezaket, kurmuş olduğunuz
sistemin benim dünya görüşümün tam dışında ve tamamen insanların sağlığıyla
oynayan bir sistem olduğu gerçeğini değiştirmezdi.
Bu konunun Meclis kayıtlarına geçilmesini, sizinle hiçbir zaman
aynı dönemde çalışmadığımı, Hükûmetinize ve yönetiminize iltifat etmediğimi
açıkça ifade etmek isterim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler efendim.
VI.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ (Devam)
2.- Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi
Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S.
Sayısı: 171) (Devam)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde soru-cevap
işlemi yapacağız. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.
Sayın Aslanoğlu, buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, devlette
devamlılık esastır, bunu biliyoruz. Siz, 2001’den beri, gerek Grup Başkan
Vekiliyken gerek Bakanken “Muhtarlarla ilgili kanunu getirdik, getiriyoruz.”
her ne zaman burada ben konuşsam… Artık muhtarlarla ilgili kanun gelecek mi?
Muhtarların sosyal… Özellikle bir sürü muhtarın borcu var, ödeyemiyorlar. 370
lira maaş verip, 350 lira BAĞ-KUR primi aldığınız bir yapı ne zaman sona
erecek, bu kanun ne zaman gelecek?
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Belen…
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakanım, İş Kanunu’nun uygulama
yönetmeliklerini ne zaman çıkarmayı düşünüyorsunuz? İş Kanunu uygulama
yönetmelikleri çıkmadı, bu konuda sıkıntı var. Aynı şekilde, risk değerlendirme
yönetmeliği de yayımlanmadı, bu konuda sıkıntı var.
Emekli olan iş müfettişlerine kimlik belgesi verilmiyormuş, bu
konuda emekli olan müfettişlerin sitemi var.
Bir de İstanbul’daki Sosyal Güvenlik Grup Başkanlığının fiziki
yapısı çok kötü. Onları yeni bir yere taşımayı düşünüyor musunuz?
Ayrıca, nüfusumuzun yüzde 12’sini teşkil eden engellilerin işe
alınmasında, öncelikle kamu kurumları görevlerini yerine getirmiyor. Bu konuda
KİT’lerden ve kamu kurumlarından başlayarak daha zorlayıcı tedbirler almayı
düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Çetin…
İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakan, 6 Ocak 2005 tarihinde 5283
sayılı Kanun’la SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığına devretmiş idik. O Kanun’da, 4’üncü maddesinin birinci fıkrası
2 no.lu alt bendinde SSK hastanelerinin bedellerinin on yıllık bir zaman dilimi
içinde hazinece SGK’ya devri söz konusu idi. Bunun için yapılması gereken
işlemler vardı, bunların başında da bunların bedelleri belirlenecekti. Şimdi,
devir konusu taşınmazların bedelleri belirlendi mi? Belirlendiyse tutarı ne
kadardır? Bakanlar Kurulu, on yıllık zaman diliminin yedi yılı geride kaldığına
göre, böyle bir çalışmayı programına aldı mı? Yoksa bunda da hem SSK’nın, 506
sayılı Yasa’nın geçici…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İZZET ÇETİN (Ankara) – İzin verirseniz bir cümle…
BAŞKAN – Teşekkürler efendim.
Sayın Öğüt…
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Bakan, “Sağlıkta Dönüşüm
Reformu” adı altında uygulanan politikalar sonucunda binlerce doktor ve diş
hekiminin muayenehanesi kapanmıştır. Bu muayenehanelerde çalışmakta olan
doktorlar, diş hekimleri, yardımcı sağlık elemanları, sekreterler ve bunlara
bağlı olarak çalışan diş teknisyenleri, laboratuvar çalışanları birdenbire
işsiz kalmıştır. Bu mağduriyeti yaşayan binlerce kişiye kamuda iş olanağı
veyahut da prim ödemelerinde bir kolaylık sağlamayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bilindiği gibi, hastanelerde yapılan tedavi katkı
payının bir bölümünün eczaneciler tarafından tahsil edilmesi uygulaması devam
etmektedir. Bundan gerçekten hem eczacılar hem de vatandaşlar ciddi anlamda
rahatsızdırlar. Yani bu hastaneler tarafından tahsil edilecek paranın
eczanelerden tahsili konusuna son vermeyi düşünüyor musunuz?
İkincisi: Bilindiği gibi, yeşil kartlılar için gelir testi süresi
dün sona erdi. Bu arada birçok vatandaşın gelir testine tabi tutulamadığı, kış
şartları nedeniyle birçoğunun köylerden ilçelere ya da il merkezlerine
gidemediği bilinmektedir. Bu süreyi uzatmayı düşünüyor musunuz? Buradan çıkacak
mağduriyetleri nasıl yok etmeyi planlamaktasınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.
Sayın Onur…
MELDA ONUR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Az önce Sayın Bakanı dinledik. Benim, -konuyla ilgili değil de-
bir şey dikkatimi çekiyor: Buraya çıkan her sayın bakanımız, muhalefet söz
konusu olduğunda, ne kadar çok oy alındığına, vatandaşın size güvendiğine dair
bir söylem tutturuyorsunuz. Tamam, yüzde 50 bir oy alınmış olabilir ama bir
şeyi öğrenmek istiyorum: Geri kalan yüzde 50’yi vatandaştan mı saymıyorsunuz,
insandan mı saymıyorsunuz? Bu konuyla ilgili, lütfen, geri kalan yüzde 50’ye
hitaben birkaç kelime etmenizi rica ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Onur.
Sayın Bakan…
İZZET ÇETİN (Ankara) – Efendim, zaman var. Ben tekrar söze girdim.
Sorum yarım kalmıştı.
BAŞKAN – Efendim, “yarım kalma” diye bir şey yok. Herkese birer
dakika ve şu anda tam iki saniye de geçti.
Buyurun Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Efendim, teşekkür ederim.
Yüzde 50 oy, siyasi mülahazalarda, tartışmalarda önem arz eder.
Hizmette “yüzde 50” diye bir şey yok, 75 milyon vatandaşa hizmet sunulur.
Yaptığımız düzenlemeler de yüzde 70’e dönüktür ama eğer siyasi bir kulakla,
siyasi bir bakışla olay dinleniyor ve izleniyor ise yüzde 50’yi de rahatsız
etmemeli çünkü milletin iradesi tecelli etmiştir, o da muhalefette de olsak
sevindirmeli diye düşünüyorum çünkü demokrasinin gereği.
Diğer konulara gelince: Muhtarlarla ilgili… Biliyorsunuz -sosyal
güvenlikten sorumlu Bakan olduğum için- “on beş gün çalışma, bir aylık
sigortalılık” şeklinde bir düzenleme yaptık köy muhtarlarımızla ilgili. Yine,
geçtiğimiz dönem içerisinde kanun hükmünde kararnameyle muhtarların maaşını 1
katına kadar artırdık. Şimdi de İçişleri Bakanlığımız, Köy Kanunu çerçevesinde
bir düzenleme yapıyor, çalışmayı yapıyor. İnanıyorum ki bununla ilgili şu anda
gelinen nokta Sayın Bakanımız tarafından çok daha sağlıklı bir şekilde ifade
edilir.
Diğer sorular: Katkı payı eczanelerden tahsil ediliyor ama
bildiğiniz gibi, bu katılım payları özel hastanelerle ilgili kurum tarafından
tahsil ediliyor kamu ve üniversite hastaneleriyle ilgili katılım payları
eczanelerden tahsil edilmektedir. Türk Eczacıları Birliğiyle yaptığımız
protokol gayet başarılı ve güzel bir protokol oldu, her iki tarafın da
memnuniyeti çerçevesinde gerçekleşti.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Eczacılar memnun değil, Birlik olabilir.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani
bakınız, demokrasi gereği, seçilmiş Birlik bizim muhatabımız, yasa gereği de
muhatabımız. Dolayısıyla, onlara reçete başı 25 kuruş, bugüne kadar
uygulanmayan bir uygulamayı devreye koyduk. Türkiye’de bugüne kadar yıllık 350
milyon reçete var. Reçete başı 25 kuruş vererek onların yapmış olduğu bu
hizmetin karşılığını bir nebze de olsa karşılamış olduk. Bir memnuniyet
içerisinde bu anlaşmanın olduğunu ifade etmek istiyorum.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, ben eczacı ile vatandaşın
kavgasına şahit olmuş bir insanım.
BAŞKAN – Sayın Işık…
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani
lokal bazı hususlar olabilir, bu her alan için geçerlidir.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Bakın, Türkiye'nin her tarafında böyle Sayın
Bakanım, siz de biliyorsunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Efendim, ben Türkiye'nin, bakın, bu hafta da üç ilindeydim, gezdim. En çok
teşekkür ve tebriği eczacılardan alıyorum. Açıkça ifade ediyorum. Siz de
ziyaret ediniz, görürsünüz.
ALİM IŞIK (Kütahya) - O zaman siz, bu işten memnun olan eczacıları
ziyaret ediyorsunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -Yani
son derece başarılı bir anlaşma gerçekleşmiştir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi eczacılar? AKP’li eczacılar mı?
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, milletvekillerinize sorun, AK
PARTİ’li milletvekillerine sorun, her ilde bu problem.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Diğer
konulara gelince, Sağlık Bakanlığına hastanelerin devri ifade edildi.
Devredildi biliyorsunuz, hastaneleri birleştirdik, hizmette tek merkezden
hizmet sunulmaya başlandı, bütün eczanelerden de ilaç alınma devri başladı. Bu
devirle ilgili bedeller, Sağlık Bakanlığımızla birlikte çalışarak belirlendi.
Devir işlemleri şu anda devam ediyor.
İZZET ÇETİN (Ankara) – Miktarını sormuştum, kaç lira?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Gelir
testiyle ilgili sürenin uzatımından ziyade özellikle yeşil kartlılar…
Biliyorsunuz, 9 milyon 300 bin yeşil kartlı da gelir testiyle genel sağlık
sigortası kapsamına girmiş bulunuyorlar. Bunlarla ilgili vizeleri dolanlar bir
ay içerisinde vizelerini yaptırmak durumundadırlar. Yani bu “28-29 Şubat”
şeklinde bir sınırlama doğru değil. Vizesi dolanlar müracaat edebilirler ama
bunların dışında, bugüne kadar sosyal güvenlikle hiç kendisini
ilişkilendirmemiş 1 milyon 700 bin kişi var ki onlara tebliğler yapıldı. O bir
aylık süre içerisinde gelir testlerini yaptırıp bildirirlerse, ilgili
kategorilerden birisine girip sosyal güvenlikle, genel sağlıkla ilişkilendirilmiş
olacaklardır. Bildirmezlerse 212 TL prim tahakkuk ettirileceğini zaten
ilgililer de bilmektedirler.
Efendim, engellilerin işe alınmasıyla ilgili bir soru var. 29
Nisan tarihinde kamuyla ilgili olarak engelliler sınavını gerçekleştiriyoruz ve
şu anda yaklaşık 23 bin kontenjan açığı var. Bunu hızlı bir şekilde doldurma
gayreti içerisindeyiz. Bununla ilgili gerekli yönetmelikler, gerekli
düzenlemeler yeni, sil baştan yapıldı ve 29 Nisan tarihinde gerçekleştirilecek.
Özelde ise…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ederiz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Peki,
teşekkür ederim, sağ olun.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde üç önerge vardır,
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Nurettin Canikli Mahir Ünal Ahmet Aydın
Giresun Kahramanmaraş Adıyaman
Mehmet Doğan Kubat Ali Ercoşkun Zeyid Aslan
İstanbul Bolu Tokat
"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci
fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
"Yukarıdaki (b) ve (c) bentleri kapsamına giren sağlık
hizmetlerinden alınacak katılım payını % 1’e kadar indirmeye, Kurumun teklifi
üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep ederiz.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu İzzet Çetin Aytuğ Atıcı
İstanbul Ankara Mersin
Levent Gök Özgür Özel Kemal Değirmendereli
Ankara Manisa Edirne
Bülent
Kuşoğlu
Ankara
"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68. maddesinin ikinci
fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "% 10" ibaresi "% 1"
olarak değiştirilmiş ve aynı fıkranın sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Bu düzenleme tarihinde
katılım payı alınmayan ilaçlardan ya da ilaç gruplarından bu düzenleme
tarihinden sonra da katılım payı alınamaz.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 2 nci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Oktay Vural Mustafa Kalaycı Mehmet Şandır
İzmir Konya Mersin
Emin Haluk Ayhan Reşat
Doğru
Denizli Tokat
"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci
fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "% 10" ibaresi "% 1"
olarak değiştirilmiş, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci cümleleri
metinden çıkarılmıştır."
BAŞKAN – Son okunan önergeye Sayın Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) –
Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe efendim.
BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.
Gerekçe:
Muayene katılım payı ve kutu başına ilave ilaç katılım payı
ödemeleri, zaten kıt kanaat geçimini sağlayan sigortalılar ile emekli dul ve
yetimlerine önemli bir mali yük getirdiğinden kaldırılması amaçlanmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Bir sonraki önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 inci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep ederiz.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları
"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci
fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "% 10" ibaresi "% 1"
olarak değiştirilmiş ve aynı fıkranın sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Bu düzenleme tarihinde katılım payı alınmayan ilaçlardan ya da
ilaç gruplarından bu düzenleme tarihinden sonra da katılım payı alınamaz.”
BAŞKAN –Sayın Komisyon?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılamıyoruz
efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Katılmıyoruz efendim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Özel efendim.
BAŞKAN – Önerge üzerinde Manisa Milletvekili Özgür Özel, buyurun.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Saygıyla selamlıyorum yüce Meclisi.
Biz yeni milletvekilleri olarak bazen bu İç Tüzük’ün ne kadar
nimetlerle dolu olduğunun da farkına varmıyoruz. Çünkü biraz önce bir önerge
okundu. Önerge bizim önergemiz. Diyoruz ki: “Bundan önce katılım payı alınmayan
ilaçlardan bundan sonra da katılım payı alınmaz.” Sayın Bakan katılıyor mu?
Katılmıyor. Biraz önce ne dedi? “Yeni katılım payları getirmeye niyetimiz yok.”
dedi. Ben de diyorum ki: “Yüzde 10’u 1’e indirme meselesi, bir katılım payını
azaltma meselesi değil, yüzde sıfır katılım payı alınan ve kanunen katılım payı
alınması mümkün olmayan, alınacaksa en az yüzde 10 alınacaklardan yüzde 1 ile
10 arasında katılım payı almakla ilgili bir esneklik meselesidir.” Biraz önce
söylemiştim. Eğer Sayın Bakanın ifadeleri gerçeği yansıtıyorsa, bu önergeye
katılmakta veya oraya bir cümle ilave etmekte ne mahzur var? Bugüne kadar
katılım payı almadığınız yeni bir katılım payını getirmeyeceğinizi
söylüyorsunuz. Ama söyleyemiyorsunuz… Önergemizin desteklenmesi için bence
gerek, yeter şart sağlanmıştır.
Bir de Sayın Bakanın ifadelerine… Ben, tabii, Sayın Bakanla
kişisel, özel hukukum üzerine bir şey diyemem, kendisinin söylediği sözlerin
dışında bir şey söylemek de istemem ama Sayın Bakanın konuşmamın tamamını dinlemediğini
düşünerek bir düzeltme yapmak durumundayım. Sayın Bakan şimdi dedi ki: “İlaç
katılım payı 1,1 milyar TL.” Doğru. Muayene katılım payını da söyledi; 1,17
milyar TL. Doğru. İkisini topladı; 2,2 milyar TL. Tamam. Alınan toplam para,
bütün ilaç ve tedavi harcaması 36,5’un yüzde 6’sı. Böyle bir şey yok. Ben dokuz
tane şey saydım burada. Ben de devam edeyim Sayın Bakanım: Reçete ücreti 3 lira
mı ve Türkiye'de geçen sene 311 milyon reçete yazıldı mı? Her birini de 3
liradan çarptığınızda bu 1 milyar TL yapar mı? Yapar. Eş değer ilaç fiyat farkı
olarak Kurumunuzun ödemediği ilaçlara hastalar eczanelerde 1,5 milyar TL ödedi
mi? Yazalım kenara. Kutu başına ilave 1 lira para var. Türkiye'de yılda 1,5
milyar kutu ilaç satılıyor mu? Onu da satarsanız 1,5 milyar TL yapar mı? Yapar.
Bundan kesişim kümesini düşerseniz itiraz etmem, ilk üç kutu ve devam eden
kutu. Devamında, özel hastane farkı… Bunları topladığında 6 milyar TL yapıyor.
Ben ne dedim? “Toplam ilaç harcamasının yüzde 40’ını geçti.” dedim. Toplam ilaç
harcaması -siz ifade buyurdunuz- 15 milyar TL ise, 6 milyarın 15 milyara oranı
gayet açıktır. Ha, siz illa ilaç ve tedaviyi toplam söyleyecekseniz, o zaman,
ben de özel hastane fark ücretlerini toplayalım, tetkik fark ücretlerini
toplayalım, erken muayene fark ücretlerini toplayalım, öncelikli tetkik
ücretlerini toplayalım, toplamı toplama oranlayalım derim. O zaman şu çıkar
ortaya: Eğer sadece ilaca bölersem işime geldiği gibi, yüzde 80 çıkar rakam.
Sizin işinize geldiği rakama bölerseniz de orada başka bir rakam çıkar. Benim
ifadem açıktır, nettir ve tutanaklarla sabittir. O yüzden de rakamlarla
konuşmakta ve Kurumunuzun her ay yayımladığı istatistiklerden alınan rakamlarla
konuşmakta hiçbir sıkıntım yok benim.
Bu konuda küçük bir düzeltmeye daha ihtiyaç var. Biz intibak
yasası konuşuyoruz, ben Komisyonda söz alarak şunu ifade ettim: “Cumhuriyet
Halk Partisinin patentinde olan bir şeyi konuşuyoruz. Siyasette yok ama bir
tazminat hakkı olsa, Cumhuriyet Halk Partisi sizden tazminat talep eder ve
kazanır çünkü intibak yasası Cumhuriyet Halk Partisinin emekliyle arasındaki
bir gönül köprüsüdür ve Cumhuriyet Halk Partisinin patentine sahip olduğu bir
tespit ve ifadedir.”
Sayın Bakan da dedi ki daha sonra: “Öyle bir şey yok. 2007 yılında
ben intibaka niyetlendim.” Tutanaklardan bakarsanız, hatta şöyle dedi Bakan:
“1.615 kişi için intibak çalışması yaptım ama Bakanlığın süresi yetmedi.” Kendi
ifadeleriyle 2 milyon kişi, bizim ifademizle 10 milyon kişinin özlemle
beklediği bir şeyi 2007’de 1.600 kişi için ifade ettiklerini ve intibakın
gerçek sahibi olduklarını söylüyorlar, sonrasındaki dört yıllık, Bakanlık ve
Kurum açısından da hakikaten önemli bir gerileme dönemi olan Ömer Dinçer
döneminde de bu konuda parmak oynatılmadığını da altını çizerek. Kaldı ki
intibak yasasında geriye gidecek olursak, intibak yasasının ifade tarihi
Cumhuriyet Halk Partisinin “Emekli Kemal” olarak ifade edilen Genel Başkanının
siyaset yaşıyla da eşittir. Kemal Kılıçdaroğlu siyasete girdiği günden beri
emeklilerin intibak sorununun altını çizer ve bunun çözülmesi gerektiğini ifade
eder. Bir patent varsa, bize aittir.
Ben hep şaşırırım Anadolu’daki “öz”, “has” diye çeşitli, aynı
isimdeki ifadelere ama buradan kaynaklanıyormuş. Adam hakkının yendiğini
düşününce şunu ifade ediyormuş: “Ey vatandaşlarım, gerçek, öz, has intibak
yasası Cumhuriyet Halk Partisinin intibak yasasıdır.”
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Nurettin
Canikli (Giresun) ve arkadaşları
"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci
fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
"Yukarıdaki (b) ve (c) bentleri kapsamına giren sağlık
hizmetlerinden alınacak katılım payını % 1’e kadar indirmeye, Kurumun teklifi
üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir.”
BAŞKAN – Sayın Komisyon?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) –
Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Katılıyoruz efendim.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçe…
Gerekçe:
Katılım payı uygulamasına esneklik getirilmesi amaçlanmaktadır.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime yarım saat ara veriyorum.
Kapanma Saati: 13.49
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.32
BAŞKAN: Başkan Vekili
Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ
(Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
73’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
3’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının
(j) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“j) 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre
sigortalılığı sona erenlere ilişkin bildirim ile 506 sayılı Kanunun geçici 20
nci maddesinde yer alan sandıklara, sandık iştirakçiliğinin başlama veya sona
ermesine ilişkin bildirimi, süresi içinde ya da Kurumca belirlenen şekle ve
usule uygun olarak yapmayanlar veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda
göndermekle zorunlu tutulduğu halde anılan ortamda göndermeyenler hakkında, bir
takvim ayında işlenen bu fiillerden dolayı tutmakla yükümlü bulunulan defter ve
belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle verilmesi gereken ceza tutarını aşmamak
kaydıyla her bir sigortalı veya sandık iştirakçisi için asgari ücretin onda
biri tutarında idari para cezası uygulanır.”
BAŞKAN – Gruplar adına birinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.
Sayın Baluken, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz
almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama geçmeden önce demin aldığım bir haberi burada Türkiye
kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Uzun süredir partimize karşı yapılan siyasi
soykırım operasyonları kapsamında Bingöl İl Başkanımız Sayın Halis Yurtsever
gözaltına alınmıştır. Halis Yurtsever şahsında bu siyasi soykırım operasyonlarını
tekrar buradan kınıyorum.
Şimdi görüşmüş olduğumuz bu tasarıyla ilgili, aslında bütün emekli
vatandaşlarımızın yirmi yıldır bir şekilde beklediği ve umut bağladığı bir
durum söz konusuydu. Gönül isterdi ki yapılan düzenleme emekli vatandaşlarımızın
yirmi yıllık beklentisini karşılama noktasında ve bu beklenti doğrultusunda
oluşacak sosyal ve toplumsal rahatlama konusunda önemli birtakım düzenlemeler
getirseydi ancak bu yasa görüşülürken gerek siyasi partilerin gerek sivil
toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin, emekli derneklerinin veya toplumun
değişik kesimlerinin görüşlerinin alınarak ortaklaştırılması gibi bir yöntem
maalesef izlenmemiştir. Yine her zaman olduğu gibi “Ben yaptım, oldubitti.”
gibi bir anlayışla bu yasa Meclis gündemine getirilmiştir. Burada bütün
toplumsal katmanların temel isteği şuydu: Yani intibak yasası görüşülürken
özellikle Türkiye’deki açlık sınırı, yoksulluk sınırı ve asgari geçim endeksi
üzerine birtakım düzenlemelerin yapılması ve emekli maaş ücretlerinin buna göre
düzenlenmesi önemli bir sosyal rahatlama getirir yönündeydi. Bildiğimiz gibi,
Türkiye’de şu anda açlık sınırı ortalama 1.200 TL civarında belirtiliyor. Yine,
4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 2.500 ile 3.500 TL arasında
belirtilmekte. İşte, bu yasada aslında bütün emeklilerin bahsetmiş olduğumuz
noktada, açlık sınırının üstünde bir ücretle buluşturulması ve aradaki
eşitsizliklerin giderilmesi gibi bir fırsat vardı ancak bu fırsatın iyi
değerlendirilmediğini görüyoruz. Şimdi, değerlendirilmeyen fırsat şöylesi bir
durumu getiriyor: Şu anda, Türkiye’de, mevcut emekli vatandaşlarımızın -9
milyonu aşkın bir rakamdır bu- yüzde 75’i açlık sınırının altında maaş
alıyorlar ve dolayısıyla bu 9 milyon insanımızın bu yönlü çok ciddi beklentisi
söz konusuydu.
Dün, Sayın Bakan, ilgili Bakan, burada konuşma yaparken
emeklilerin enflasyona ezdirilmediğini ve yılda 2 kez TÜİK’in açıkladığı TÜFE
rakamları üzerinden birtakım düzenlemelerin yapıldığını belirtti. Biz daha önce
Meclis Genel Kurulunda da belirtmiştik, TÜİK’in özellikle bilimsel birtakım
verileri objektif tespit etmekten çok, Hükûmet politikalarını aklamaya yönelik
ve Hükûmetin mevcut ekonomik göstergelerini iyi göstermeye yönelik rakamlara,
sayılara ve formüllere takla attırma yöntemlerini denediğini hep söylemiştik.
Şimdi, burada ben konunun anlaşılması açısından sadece birkaç hususu belirtmek
istiyorum: Bakınız, verilen bu TÜFE rakamlarıyla gerçek hayattaki kesintilerin
ne kadar çeliştiğini buradan görebiliriz. Şu anda bütün ülkemizde elektrik
faturalarıyla ilgili çok ciddi bir mağduriyet var. 51 TL’lik elektrik tüketim
bedeli olan faturalarda vatandaşımız 104 TL gibi bir ödeme yapıyor. Bu rakam
arttıkça geri alınan miktar da artıyor. Örneğin, 57 TL’lik bir faturanın,
elektrik faturasının geri ödemesi 190 TL şeklinde yansıyor. Şimdi, burada
enflasyonla ilgili birtakım belirlemeler yaparken ya da emeklilerin yaşam
standardıyla ilgili, emekçilerin yaşam standardıyla ilgili birtakım
düzenlemeler yaparken TÜİK’in bahsetmiş olduğumuz formülleri elden geçirme
yaklaşımından çok böylesi gerçek kesintileri almamız toplumsal ve sosyal adalet
açısından daha verimli birtakım çalışmalar ortaya koyar. Benzinde, motorinde
Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en fazla vergi ödeyen yine Türkiye halkıdır.
Benzin için yüzde 60’ın üzerinde bir vergi yükü, motorin için yüzde 55’in
üzerinde bir vergi yükü var, doğal gaz da aynı şekilde. Bu ağır kış
koşullarında emekli maaşıyla bir doğal gaz faturası ödemek bile gerçekten
mümkün olmamaktadır.
Değerli milletvekilleri, emekli vatandaşlarımızın yaşadığı
sıkıntılar hayatın her alanında kendini hissettiriyor. Konuşmacı, hatip
arkadaşlarımız burada belirttiler, hastaneye giden bir emeklinin, bu son
yapılan düzenlemelerden sonra “muayene katkı payı”, “ilaç eşdeğer payı”, “ilaç
katkı payı”, “hastane teminat paketi farkı”, “tetkik farkı” adı altında muazzam
düzeyde giderek artan sağlık harcamaları söz konusu. Dolayısıyla, bu tarz
yasaları gündemleştirirken veya Genel Kurula getirirken ya da komisyonda
görüşürken bu bahsetmiş olduğumuz mağduriyetlerin giderilmesini temel amaç
olarak önümüze koymak gerekiyor. Burada yapılan, bir intibak yasası değildir,
2000 yılı öncesindeki SSK emeklilerinin 2000 yılı sonrasındaki emeklilerle
eşitlenmesini amaç edinmiş bir iç düzenlemedir. Kamuoyunun genel beklentisini
karşılayan bir intibak yasası olmaktan son derece uzaktır.
Şimdi, dün burada, Sayın Bakanımız, yine emeklilerle ilgili
konuşurken özellikle küresel kriz fotoğrafından, Avrupa’da durmadan emekli
maaşlarının, emekli ücretlerinin kısıtlandığını ama Türkiye’de de krizle iyi
mücadele edildiği için emeklilerle ilgili sürekli iyi düzenlemeler yapıldığını
belirtmişti. Bakın, burada, sadece birkaç ülkedeki emekli maaşlarını, en düşük
emekli maaşlarını sizlerle paylaşmak istiyorum: İrlanda’da en düşük emekli maaşı
1.300 euro, Hollanda’da 1.400 euro, Belçika’da 2.800 euro, şu anda krizin
pençesinde olan Yunanistan’da bile en düşük emekli maaşı 800 euro. Dolayısıyla,
Avrupa’yla kıyaslama yaparken resmin tamamını burada tartışmamız ve Türkiye
kamuoyuyla paylaşmamız gerekiyor. Tabii, verilen bu rakamlar eğer Sayın Bakanı
çok tatmin etmez ise Bakan Bey’i bir ay sonra Türkiye'nin turistik merkezlerine
davet edelim. Antalya’da, Kemer’de, Belek’te, Nemrut’ta, Kaz Dağlarında,
Avrupalı emeklilerin bizim ülkemize gelip bizim ülkemizin güzelliklerinde nasıl
tatil yaptıklarını gidip kendi gözleriyle görsün. Tabii, bu fotoğrafı
değerlendirirken orada bir tane Yozgatlı köylü var mı, bir tane Kırşehirli
çiftçi var mı, bir tane Bingöllü emekli var mı, onu da bir iyi değerlendirmesi
gerekiyor. Fotoğraf şudur: Kemer’de ya da Belek’te, bırakalım bizim yurdumuzda
çalışarak bir şekilde emekliliğini geçirmeye çalışan insanlarımızı, oradaki
halkımızın tamamı ucuz iş gücü üzerinden, bir emek sömürüsü üzerinden,
bahsetmiş olduğumuz -demin Bakan Bey’in burada- dün söylediğim yönüyle
getirdiğim, emeklilere hizmet etmekle meşguller! Dolayısıyla, bu adaletsizliğin
düzeltilmesi ve bununla ilgili düzenlemelerin yapılması gerekiyor.
Tekrar belirtmek istiyorum ki beklenti şuydu: Asgari geçim
endeksi, açlık sınırı veya yoksulluk sınırı üzerinden özellikle emeklilerimizin
yaşamış olduğu sorunlara yönelik ciddi birtakım revizyonların yapılması ve
halkımızın yirmi yıllık beklentilerinin karşılanmasıydı. Sayın Bakanımız tabii
bunların yapılmadığını, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu birtakım
gerçekliklerle ve rakamlarla açıklamaya çalıştı ancak buradan bunu söylemeye
hakkı olmadığını düşünüyoruz. Çünkü
bütçe görüşmelerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesi
kısıtlanırken, bütçede azaltılma yoluna gidilirken bizler burada çıkıp en
etkili şekilde sesimizi duyurmaya çalışmıştık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının ya da Sağlık Bakanlığının bütçesinin kısılmaması gerektiğini, tam
tersine mevcut adaletsizliği gidermeye yönelik, mevcut mağduriyetleri gidermeye
yönelik, güvenlik eksenli, savunma
eksenli bütçelerden çok bu tarz birtakım düzenlemelerin yapılmasını söylemiştik
ancak bütün bunların dikkate alınmadığını da hepimiz biliyoruz.
Son olarak, toplumda beklentisi çok yüksek olan bir hususu
belirterek sözlerimi sonlandıracağım. Özellikle yaş haddinden dolayı emekli
olamayan vatandaşlarımızın mağduriyetini değerli milletvekili arkadaşlarımızın
konuşmalarında gördük. Bu konuyla ilgili en azından toplumda yüksek düzeyde bir
beklenti vardır. Sayın Bakanımızın bununla ilgili bir düzenleme için çalışma
yapması hepimizin temennisidir.
Hepinize teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.
Gruplar adına ikinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına Sayın Bülent Belen, Tekirdağ Milletvekili.
Buyurun Sayın Belen. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 171 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü
maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan evvel 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın
Hocalı kasabasında meydana gelen katliamı ve katliamın bir numaralı
tertipleyicisi ve sanığı olan Ermenistan Cumhur-başkanı Sarkisyan ile tribün
dostu olan Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü ve Bursa’daki maça Azerbaycan
bayraklarını sokmayan ama stadyumda
Ermenistan bayraklarının açılmasına müsaade eden yetkilileri ve 26
Şubatta Taksim’de pazar günü Hocalı katliamını telin mitinginde “Hepimiz
Türk’üz” pankartı için köşelerinde kınama yazısı yazan yazarları ve Meclisimiz
İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Ayhan Sefer Üstün’ün Türk Ceza Kanunu’nun
ırkçılıkla ilgili maddelerinin uygulanmasını tavsiye etmesini esefle kınıyorum.
Bu arada, söz konusu mitingde hakaret içeren pankartları taşıyanları da
kınadığımı, onaylamadığımı belirtiyorum. Sayın Komisyon Başkanının Hrant Dink
davasıyla ilgili yapılan mitinglerde “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeni’yiz”
diyerek yürüyenlere de bir sözünün olup olmadığını doğrusu merak ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal devletin ana
görevlerinden biri ülkede yaşayan herkesin refah düzeyini yüksek tutmaktır.
Hayatlarının büyük bir kısmını çalışarak, bu ülkeye vergi vererek ve katma
değer katarak ülkenin kalkınmasına katkısı olan vatandaşlarımız elbette çalışma
hayatının sonunda haklı olarak rahat ve huzurlu bir emeklilik hayatı sürdürmek
ister. Esas olarak insanca yaşam standartlarına sahip olması gereken en önemli
grup da emeklilerimizdir fakat toplumumuzda en az gelirli gruplar da emekli
vatandaşlarımızdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisin gündemine
getirilen ve kamuoyunda intibak yasası olarak bilinen bu kanun teklifi birçok
açıdan hatalı ve talepleri karşılayamayacak kadar eksiktir. Sözlük anlamı
olarak intibak, uyum veya iki ölçünün birbirini tutması anlamını taşır fakat bu
yasa tasarısı emeklilerin hepsini değil sadece bir kısmını kapsayacak şekilde
sınırlamalar getirmiştir. Oysa anlamı itibarıyla bu yasa bütün emekli
vatandaşlarımızı kapsamalı ve emekliler arasındaki maaş farklarını giderecek
özellikte olmalıydı.
Sosyal Güvenlik Kurumu yetkililerinin ifadelerine göre, Sosyal
Güvenlik Kurumu bünyesinde 2000 yılından önce emekli olup aylık almakta olan
emekli sayısı 2 milyon 700 bin kişidir fakat getirilen tasarıda kapsam alanına
alınanların sayısı 1 milyon 913 bin kişidir. Bu yasayla emekli, dul ve yetim
maaşlarında belli oranda iyileştirme yapılmaktadır, ancak açlık sınırının
altında bulunan emekli aylıklarında da iyileştirme yapılması ve iyileştirme
kapsamının daha da genişletilmesi toplumun beklediği bir durumdur. Böylece 800
bin kişinin kapsam dışına çıkarılması problemi de ortadan kalkacaktır. Gerçek
anlamında intibak yasası sadece 2000 yılı öncesi emeklileri değil, 2000 yılı
sonrasını da ele almalı ve Meclise bu şekilde getirilmeliydi.
Tasarıda 2000 yılı öncesi emeklilerin yeniden hesaplanan
aylıklarının 2000 yılı Ocak ayından itibaren her yılın yıl sonu TÜFE artış
oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızı esas alınarak güncellenmek
suretiyle 2008 yılı Ocak ayına taşınması öngörülmektedir ancak gayrisafi yurt
içi gelişme hızının yüzde 75’i esas alınmaktadır. Burada yüzde 100 hesap
yapılması gerekirken emeklilerin alması gereken haklar gasbedilmektedir.
Aynı zamanda bu tasarıda BAĞ-KUR’lunun kapsamı çok dar tutulmuş,
ayrıca basamak satın alarak yüksek emekli maaşı almak isteyen BAĞ-KUR’lu
vatandaşlarımızın satın aldıkları hizmet süreleri dikkate alınmamıştır. 20
Haziran 1987 tarihli ve 3395 sayılı Kanun’a göre süper emeklilik müracaatı
yapıp şartları yerine getiren vatandaşlarımızın almaları gereken ile aldıkları
maaş farkı 75 ile 100 TL arasındadır. Bu emeklilerin de satın almış olduğu prim
günlerinin esas prim günlerine ilave edilerek değerlendirilmesi gerekmektedir.
Gerek SSK gerekse BAĞ-KUR’lu olarak 2000 yılından itibaren emekli
olanların aylıklarındaki eşitsizlikler görmezden gelinmektedir. Hele ki 2008
Ekim ayından sonraki hizmetler için bağlanan emekli aylıklarının yüksek oranda
düşmesi konusu tamamen göz ardı edilmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanının açıkladığı mevcut tasarı gereğince ödeneceği ifade edilen en yüksek
tutar olan 322 lirayı otuz sekiz yıl hizmeti olan ve üst göstergenin en yüksek
tavanından on üç bin dört yüz gün prim ödeyen emekliler alabilecektir. Mevcut
emekli vatandaşlarımızın arasında bunların sayısı çok azdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllardır emekli aylıkları
arasındaki bu eşitsizlikler giderilecek sözünü vermesine rağmen AKP Hükûmeti bu
sözünü tutmamıştır, tutmaya da niyeti yoktur. Çıkarılmak istenen yasayla ilgili
mevcut Hükûmete daha önce gelen taleplere karşılık bir önceki Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer 2010 yılı Ocak ayında yaptığı açıklamasında
“O işin içinden teknik olarak çıkmak mümkün değil, maliyet olarak 8-9 milyar TL
gibi bir rakam çıkıyor, altından kalkamayız.” demiştir ve “Rafa kaldırdık.”
demiştir. Ancak, ne gariptir ki yeni Bakan bu kapsamı daraltmış ve maliyeti
sihirli bir değnekle 2,7 milyar liraya düşürmüştür.
Yasanın 3’üncü maddesiyle ilgili getirilen hükümde sadece işten
çıkış bildirgelerini süresi içerisinde vermeyen işverenlere kesilen cezanın
asgari ücretin onda 1’ine düşürülmesi istenmektedir. Hâlbuki anılan 5510 sayılı
Yasa’nın 102’nci maddesinin diğer bentlerinde de sigortalı işe giriş
bildirgesinin süresinden sonra verilmesi, ayrıca iş yeri bildirgesinin
süresinden sonra verilmesi, diğer işten istirahat bilgilerinin geç girilmesi
gibi bir sürü -otuz dört kalemde- cezalar vardır, idari para cezaları vardır.
Bu yasayı getirirken bunlara neden Bakanlık indirim getirmemiştir, bunu anlamak
da mümkün değil. Zannedersem kişiye özel veya kurumlara özel bir uyguluma
seçilmiştir. Bu kişi veya kişilere özel uygulama yanlıştır Sayın Bakanım, bunu
düzeltin. Eğer gerçekten hakkaniyetli, adaletli bir iş yapmak istiyorsanız 5510
sayılı Yasa’nın 102’nci maddesinin bütün bentleri kapsayan bir değişiklikle
herkese doğru, dürüst, hakça bir uygulama getirin.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi,
emekli aylıkları arasındaki eşitsizlikleri giderecek intibak düzenlemesine her
türlü desteği ve katkıyı vermeye hazırdır. Bu konu, seçim beyannamemizdeki
taahhütlerimiz arasında da yer almıştır. İntibak bir lütuf değildir, emekli
aylıklarına zam talebi değildir. İntibak, bütün emekli vatandaşlarımızın
hakkıdır, bu hakkın verilmesinde de çok geç kalınmıştır. Bu nedenle, geçmiş
yıllarda aylık hesaplama sisteminde yapılan değişiklikler nedeniyle, aynı
şartları taşımakla birlikte farklı tarihlerde emekli olmalarından dolayı,
emekli aylıkları arasında oluşan eşitsizlikleri giderecek düzenleme mutlaka
yapılmalıdır.
Ben, parti grubum adına bu yasanın emekli vatandaşlarımızın hayat
standardını yükseltme noktasında çok az bir katkı sağladığını söyleyerek
yasanın ülkemize ve emeklilerimize hayırlı olmasını diler, Meclisi saygıyla
selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Belen.
Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili
Sayın Hasan Ören.
Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tasarı üzerinde söz aldım. Gerçekten, bu intibak yasasıyla
ilgili, bunu anlamak, bunu yorumlamak gerçekten çok zor.
Sayın Bakanımız “intibak yasası” diyor, Başbakan “intibak yasası”
diyor ama ne yazık ki tasarının içerisinde intibakla ilgili hiçbir kelimenin
geçtiğini görmüyoruz. İyi ki 12 Haziranda Cumhuriyet Halk Partisi intibak
yasasıyla ilgili emeklilere birtakım vaatlerde bulunmuş. Tahmin ediyorum, o 12
Haziranda yapılan seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisinin intibakla ilgili
önerileri, Adalet ve Kalkınma Partisini faaliyete geçirmiş ve intibak yasasıyla
ilgili hazırlık içerisine girmiş ama görüyoruz ki gelen yasanın intibakla
hiçbir ilgisi yok. 9 milyon emeklinin yaşadığı bu ülkede intibak adı altında 2
milyar 700 milyonluk bir iyileştirmeden söz ediyorsunuz. Aslında bu iyileştirme
emekli olan insanlarımızı kandırma, emekli olan insanlarımızın sosyal yaşam
içerisindeki zenginliğine katkı koymamayı getiriyor.
Sizler hatırlarsınız -3’üncü dönem milletvekillerinin hepsi
hatırlar, yeni arkadaşlarımızın hatırlayacağını zannetmiyorum- 2002 yılında
Acil Eylem Planı’nız vardı. Acil Eylem Planı’nda üç aylık, altı aylık, dokuz
aylık, on iki aylık önerilerinizi sunup Türkiye’de yaşayan 70 milyonun
üzerindeki insanın sosyal yaşamını nasıl zenginleştireceğinizi anlatıyordunuz.
Ama o Acil Eylem Planı’ndan şu an açıp okuduğunuzda -AKP’li milletvekili
arkadaşlarıma, yeni olanlar onu görmemiş olabilir- gerçekten bu intibak yasası
gibi ne kadar çok konuda söz vermişsiniz ve hiçbir sözünüzü yerine
getirmemişsiniz.
Bu ülkede Başbakan yardımcıları, Başbakan, Acil Eylem Planı
içerisinde tarımsal alanda üretimi artırmakla ilgili o günün koşullarında yeşil
mazot vadetmiştiniz -çok iyi hatırlarsınız- hatta rakamını bile koymuştunuz,
600 liraya tarım kesiminde çalışan insanlara yeşil mazot verecektiniz. ÖTV’si,
KDV’si kaldırılmış ilaçtan, gübreden söz ediyordunuz. Doğruydu söyledikleriniz
çünkü üretimi artırmak gerekliydi. Eğer Türkiye’de üretim artmaz ise,
Türkiye’de üretimi artıramaz isek 74 milyonun sosyal yaşamına zenginlik koymak
da mümkün değildir. Şimdi, onun arkasından, 600 liralık mazot gitti, çiftçi 4
bin liralık mazotla uğraşıyor.
Televizyonlara çıktınız; Sayın Başbakan o günkü Genel Başkanımızla
çıktığı tartışmada, iktidara gelirsek, hangimiz gelirsek emeğiyle, alın teriyle
geçinen, emeğin ve alın terinin karşılığı olan asgari ücretten vergi
alınmayacağını söylemişti ama ne yazık ki 2002’de iktidara gelen Adalet ve
Kalkınma Partisi, bugün Başbakanlık yapan Sayın Tayyip Erdoğan, asgari ücretten
vergi almamayı bırakın, asgari ücretle geçinenin üzerine birçok vergiyi
eklemiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu bir kandırmacadır. Cumhuriyet Halk
Partisinin söylediği intibak yasası değildir. Cumhuriyet Halk Partisinin
söylediği intibak yasası, yirmi beş yılını bu ülkenin gelişmesine, bu ülkenin
kalkınmasına, bu ülkenin refahına harcamış, emeğini ve alın terini dökmüş
emeklilerin daha fazla pay alabilmesini içeren bir kanun teklifiydi. Burada
vereceğimiz, dağıtacağımız rakam, emeklilere, 2 milyar 700 milyon değildir.
Cumhuriyet Halk Partisinin dağıtacağı 11 katrilyon veya bugünkü parayla en az
12-13 milyar paradır, bu emekliler de bunu hak etmektedir.
Bazen şunu söylüyorsunuz “O, Acil Eylem Planı içerisinde de var.”
O Acil Eylem Planı’nın içerisinde sizin vadettiklerinizin, bugüne kadar
söylediklerinizin hiçbirisini emeğiyle ve alın teriyle geçinen insanlar
alamamışlardır.
12 Haziran seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisinin söyledikleri
bellidir. Artık Cumhuriyet Halk Partisinin söylediğine vatandaşlarımız inanmaya
başlamıştır. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında intibak yasası böyle
olmayacak. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında emekliler en az 1 milyarın
üzerinde para alacaklar. Eğer “Bunun kaynağı nereden?” diye soruyor iseniz, ilk
önce Başbakana soracaksınız.
BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Parayı nereden bulacaksınız?
HASAN ÖREN (Devamla) – Sayın milletvekilim diyor ki, izleyenler
duymuyordur “Parayı nereden bulacaksınız?”
Cevabını vereyim: Bu vatandaş, İstanbul’da 100 milyarın üzerinde,
100 milyar doların üzerinde “Mega Proje” diye açıkladığınız, İstanbul’un
ortasından geçireceğiniz kanala parayı nereden buluyorsunuz diye sormuyor da,
Türkiye'nin bütün varlıklarını, cumhuriyetin bütün değerlerini sattınız, o
sattıklarınızdan emekliye, işçiye, köylüye biraz vermeniz doğru değil midir? Sattıklarınızın hepsi
cumhuriyet tarihinde yapılmış olanlardır.
Şimdi, 2/B yasasıyla yine para toplayacaksınız. Peki, bu 2/B
yasasıyla yani vasfını yitirmiş orman arazileriyle ilgili emeklilerin,
işçilerin, bu ülkede yaşayan çiftçilerin orada payı yok mudur? O satacağınız,
rakamının ne olacağını kestiremediğimiz, ne kadar para toplayacağınız belli
olmayan bu paralardan emekliye, işçiye, köylüye vermeniz gerekli değil mi?
Aile sigortasını söyledik. Şimdi ne yapıyorsunuz? Hani hepinizin
söylediği bir şey var: “Bir elin verdiğini bir el görmeyecek.” Sizin
verdiğinizi sokaktaki insanlar görüyor, mahalledeki insanlar görüyor.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dünya âlem görüyor.
HASAN ÖREN (Devamla) - Getiriyorsunuz Fatma teyzenin evinin önüne
10 torba kömür atıyorsunuz. Bu nasıl bir elin verdiğini bir elin görmemesi? O
insanın itibarıyla oynamaya hakkınız var mı? Şimdi, bundan sonra aile
sigortasını da getireceksiniz, getirmek zorundasınız. Adalet ve Kalkınma
Partisinin dağıttığı önemli değil, devlet anlayışıyla dağıtılmalıdır,
Cumhuriyet Halk Partisinin söylediği budur. Cumhuriyet Halk Partisinin
iktidarında Fatma teyzenin evine 10 torba kömür atılmayacaktır, onun
haysiyetiyle, şerefiyle oynanmayacaktır, onun fakirliğinin bütün mahalleye
gösterimi yapılmayacaktır. Fatma teyze için 600 lira, 700 lira yatırılacaktır
bankaya. Fatma teyze gitsin, bankadan alsın 600 lirasını. Ayşe teyze 600
lirasını alsın, nerede harcayacağını kendisi bilsin. Ama il başkanlarınız, ilçe
başkanlarınız, mahalledeki insanların isimlerini belirleyerek o kömürler
dağıtılıyor. Benim sevgili vatandaşlarımın, sevgili yurttaşlarımın, Türkiye’de
yaşayan insanlarımızın onurlu ve gururlu bir tarafı vardır, ne alırsa alsın karşılığını
vermek ister, AKP’nin kömürüne bile karşılık vermek ister, hiçbir şeyi yoksa
ölmüşlerine bir Fatiha okur veya işte sizin anladığınız, sizin düşüncenizde
olan, o kömürlerin karşılığında oy almayla ilgili o Fatma teyzenin oyuna sahip
çıkıyorsunuz. Bizim iktidarımızda bu olmayacak. Bizim iktidarımızda, aile
sigortasıyla bankaya yatan parayla, ister torununa ayakkabı alsın, ister
gelinine manto alsın, isterse kömür alsın. Onun kararını o versin. Sosyal
devlet anlayışı budur. Bu intibakla 10 lira, 20 lira, 50 lira, 70 lira, 100
lira gibi paralar ile bu ülkede yirmi beş yılını doldurmuş, yirmi beş yıl sonra
“Artık rahat edeceğim, yıllarımın sonunu rahat geçireceğim.” diyen emeklinin
verdiğiniz para hiçbir işini görmez. Bu, intibak yasası değildir. Bu, kandırma
yasasıdır. Bununla insanları kandırıyorsunuz. Bununla insanların harcamalarını,
sosyal yaşam içerisinde rahat etmelerini sağlamak mümkün değildir. Ama ne
verirseniz verin, kaç para verirseniz verin her aldıkları helaldir. 1 lira da
verseniz helaldir, 100 lira da verseniz helaldir. Emeklilerin alacağı maaşta
asla aykırı oy kullanmayız.
Bu tasarıya da, 10 lirayla, 20 lirayla, 50 lirayla, 100 lirayla
9,5 milyon emeklinin içerisinde 2 milyon emeklinin alacağı paraya da “Evet.”
diyeceğiz. Bu konuda da hiç kimsenin şüphesi olmasın. Emekliler, emeğiyle
geçinen insanlar bizim baş tacımızdır, bu ülkenin gerçek efendileridir.
İnşallah Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında, çalışanlara,
emeklilere, çiftçilere gerekli olan değer verilecektir ve bu tasarıya da
Cumhuriyet Halk Partisi olarak “Evet.” oyu kullanacağımız bildiriyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ören.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şahısları adına Sayın Mehmet Şükrü Erdinç, Adana Milletvekili.
Sayın Erdinç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
3’üncü maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlarım.
Bildiğiniz gibi 24 Şubat Cuma günü Adana’mızın Kozan ilçesi
Ergenuşağı köyü yakınındaki Göksu Deresi üzerine kurulmakta olan Gökdere
Barajı’mızda bir derivasyon tüneli kapağının patlaması sonucu 12 vatandaşımız
sel sularına kapılarak kaybolmuş ve bu 12 vatandaşımızdan 2’si yaralı olarak
kurtarılmış, 3 vatandaşımız vefat etmiş, 7 vatandaşımızın da arama
çalışmalarına devam edilmektedir. Buradan, bu elim olay dolayısıyla hayatını
kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekilleri, cumhuriyet tarihimizde SSK emekli
aylıkları, günümüze kadar altı
değişik sistemde hesaplanmıştır. Emekli aylığı hesaplama yöntemlerinde yıllar
içerisinde yapılan değişiklikler, farklı tarihlerde bağlanan SSK emekli
aylıklarının farklılaşmasına neden olmuştur. Bu farklılıkların ortadan
kaldırılması amacıyla kamuoyunda “intibak yasası” olarak bilinen bu yasa
tasarısı ile aynı gün prim ödeme sayısına sahip 2000 yılı öncesi emekli
aylıkları ile 2000 yılı sonrası emekli aylıkları arasındaki farklılıkların
ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki intibak
bir zam değildir. Dolayısıyla, görüşülmekte olan bu yasa tasarısı ile bütün
emekli aylık seviyelerinin kayıtsız ve şartsız artırılması, düşük aylık alanlara
yüksek, yüksek aylık alanlara düşük artış yapılması söz konusu değildir.
Görüşmekte olduğumuz Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile çalışma hayatı boyunca
çalışma ve prim ödeme gün koşullarını eşit düzeyde gerçekleştiren, aynı yaşta
emekli olan fakat emekli oldukları tarihin farklı olması nedeni ile aylık
hesaplama yöntemlerindeki değişiklik sebebiyle farklılaşan emekli aylıkları
arasındaki eşitsizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, intibak
düzenlemesi ile 2000 yılı öncesinde bağlanmış olan aylıklar, mevcut
göstergelerine göre, alt sınır uygulanmaksızın yeniden hesaplanacak; hesaplanan
aylıklar, 2008 Ocak ayına kadar her yılın TÜFE’sinin tamamı ve gelişme hızının
yüzde 75’i kullanılarak güncellenecek; 2008 Ekim ayına taşınan aylıklar, 2013
Ocak ayına kadar aylık artışlarıyla taşınacaktır. Bu yasa tasarısının getirdiği
yöntemin uygulanması sonucu hiç kimsenin aylığında düşüş olmayacaktır. İntibak
sonucu meydana gelecek artışlar, prim ödeme gün sayısı ve ödenen primlerin
miktarına göre değişkenlik gösterecektir. Yüksek prim ödemesi nedeniyle aylık
hesabına esas gösterge rakamı yüksek olanlar ile daha uzun süre prim
ödeyenlerin aylıklarında daha fazla artış olacaktır.
Değerli milletvekilleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu’nun 102’nci maddesine 3’üncü maddeyle eklenen bir (j)
bendi söz konusudur. Kanun’un mevcut hâlindeki düzenlemede, kanun kapsamındaki
bildirimleri süresi içerisinde yapmayanlar veya kurumca belirlenen şekle ve
usule uygun olarak yapmayanlar hakkında, her bir sigortalı ve sandık
iştirakçisi için asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanmaktadır.
Uygulanmakta olan bu idari para cezasının işverenlere çok ciddi yük
getirmesinden dolayı, Komisyonda, bu kanun tasarısına yeni bir düzenleme
eklenmiştir. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 3’üncü maddesiyle,
uygulanmakta olan idari para cezası tutarı asgari ücret yerine, asgari ücretin
onda 1’i tutarına indirilmektedir. Tasarının bu maddesiyle, idari para
cezasının indirilmesinin yanı sıra, bu idari para cezasına bir takvim ayında
işlenen bu fiillerden dolayı verilmesi gereken ceza miktarını aşmama sınırı
getirilmiştir.
Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının milletimize ve ülkemize
hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdinç.
Şimdi, şahsı adına Mersin Milletvekilimiz Sayın Mehmet Şandır.
Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Daha önce de bir başka konuda ifade etmiştim, devletin temelinde,
mülkün temelinde adalet var; bu söz çok önemli. Egemenlik kayıtsız, şartsız
milletindir ama mülkün temelinde de adaletin olduğunu da karşıya yazmak lazım;
adalet de mülkün temelidir, adalet olmazsa mülkün yani devletin devamı çok da
mümkün değildir. Dolayısıyla bugün bir adaletsizliği ortadan kaldırmak üzere
bir kanun görüşüyoruz burada. Geç kalmış ama bir hakkın teslimini amaçlayan bu
yönde bir gayret de var. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz bunu
yeterli bulmuyoruz, eksik buluyoruz yani adalet bir bütündür, bir tümdür, bir
yerde adaleti temin edip bir yerde temin etmemek toplumsal barışı da zedeliyor,
dolayısıyla “Niye benim üzerimdeki sıkıntıyı kaldırmadınız?” diye millette bir
de sızlanma oluyor ama her şeye rağmen
bu yasa bir adaletsizliğin bertaraf edilmesi, ortadan kaldırılması için bir
samimi gayrettir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak konuşmacı arkadaşlarımızla,
destek vereceğimizi ifade ettik ama yeterli bulmadığımızı da söylüyoruz.
Bu sebeple, ben biraz önce soruda da sordum, Sayın Bakanım, bir
hakkın teslimindesiniz, doğan hakkın geç ödenmesinin getirdiği bir sonuç var,
gecikme bedeli. Eğer gerçekten bu intibak yasasıyla sorumlusu şahıslar olmayan
yani işçi emeklisi olmayan bir sonuçtan sorumlu devletse, bu sorumluluğun
getirdiği bedeli de ödemek mecburiyetinde. İntibak yasası yapıyorsunuz, 2,7
milyar gibi bir büyük kaynak buluyorsunuz ama bu hakkın teslim edilmesinden
doğan gecikmenin de bedelini ödemelisiniz, işçi emeklileri sizden bunu
bekliyor, bu adaleti bekliyor. Birinci söyleyeceğim bu.
İkincisi: Sayın Bakan, yine sordum ben size ama yani cevap
veremediniz. Şimdi, 6 milyona yakın bir toplum kesimi var. Bunlar memurlar,
memurların emeklileri, bu emeklilerin dul ve yetimleri, korucular, şehit
yakınları, gazilerimiz, muhtarlar, bir kısım 4/C’liler, bunlar devlette
çalışıyorlar, devletin hizmetini görüyorlar ama 2012 yılı maaş zammını
alamadılar. Kusur kimin? Kusur Hükûmetin yani bugünü önceden öngörerek gereken
tedbiri almamış olmanın sorumlusu Hükûmet.
Bu referandumla ortaya çıkan anayasal zorunluluk on yedi aydan bu
yana sizi bekliyor. O günden bu yana bu Anayasa değişikliğinin gereğini veya
topluma verdiğiniz sözlerin gereğini yerine getirememenin bir bedeli olmalı. Bu
memurlara 1 Ocak itibarıyla maaş zammı yapacaktınız, yapmadınız. 6 milyon memur
veya memur emeklisi, bunun yakınlarıyla 20 milyonluk bir toplum kesimi; burada
da bir adaletsizlik var. Adaletin olmadığı yerin tanımı zulümdür değerli
arkadaşlar. Zulüm insana yakışmaz. Zulüm, bizim inancımıza göre yani çok ağır
bir günahtır.
Şimdi ben buradan soruyorum: Bu memurların maaş zamlarını ne zaman
vereceksiniz? Hangi gerekçeyle bekletiyorsunuz? Alt komisyonda bu kanun
bekliyor, niye bekliyor? Ne zaman bu kanun çıkacak? Bu kanundan sonra bir süreç
de var yani uzlaşma komisyonuydu, Hükûmetin kararıydı, hazirandan önce
verilemeyecek gibi gözüküyor. Şimdi, siz, kendi alacaklarınıza her geç kalmada
her gün için bir bedel ödettiriyorsunuz, gecikme faizini vatandaştan
alıyorsunuz, 2012 girer girmez hemen zamlara başladınız, memurun maaşının
zammını niye geciktiriyorsunuz Sayın Bakan, Sayın Hükûmet? Yani bu noktada
Sayın Bakana da sözüm yok; Hükümete, Sayın Başbakana, AKP Grubuna sözüm var.
Bir ayrı şey: Haziranda verdiğiniz takdirde bu gecikme zamlarını,
üstüne bir gecikme bedeli ödeyecek misiniz?
Değerli arkadaşlar, sözün sonu şudur: Adaletin olmadığı yerde
zulüm hâkimdir. Şimdi, biz, ara sıra bazı konularda “Bu İktidar zulüm
iktidarına dönüştü.” derken milletimizin adına söylüyoruz. Şimdi elinizde
gücünüz var, eksiği yok, biz de tamamlayalım ama bu adaletsizlikleri düzeltin,
memurun maaş zammını verin, intibakla yaptığınız hak iadesinde gecikme faizini,
gecikme bedelini ödeyin.
Bunun için söz aldım. Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.
Sisteme giren arkadaşlarımızdan Sayın Kuşoğlu…
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, bu ay içerisinde Urfa’da düzenlenecek olan bir
sosyal güvenlik toplantısı var, müfettişlerin denetimiyle ilgili galiba.
Bununla ilgili bazı sıkıntılar olduğunu duyduk. Yani hem kalma yeriyle ilgili
hem oraya ulaşımla ilgili olarak sıkıntılar var. Neden böyle bir… 21-25 Mart
tarihleri arasında neden Urfa, amacı nedir, maliyeti ne kadardır? Bununla
ilgili bilgi verebilirseniz memnun olurum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum. Sormuyorum.
BAŞKAN – Sormuyorsunuz.
Sayın Tüzel…
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Bakan, sizi İstanbul İşçi
Sağlığı Meclisi raporundan bilgilendirmek istiyorum:
Şubat ayında 42 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetti. Bunlar
enerji, inşaat ve gıda sektöründeydi. Özellikle bu kış koşulları içinde barınma
sorunu ve çalışma koşulları bu şartları daha da ağırlaştırmakta. HES’lerin hem
doğayı hem de işçiyi katlettiğini, özellikle bu son Adana Kozan Gökdere Köprü
Barajı’nda yaşadık. İnşaat tamamlanmadan su tutma nedeniyle baraj kapakları
patladı ve 10 işçi hayatını kaybetti. Su kaynaklarının sermaye gruplarına
peşkeşi, güvencesiz çalışma bir kez daha önümüze geldi. Barajın sahibi Enerjisa
ve yapımcı şirket, aynı zamanda Bakanlığınız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı,
Orman ve Su İşleri Bakanlığı bu iş cinayetlerinden sorumlu olsa gerek. Bununla
ilgili bir açıklama yapmanızı bekliyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, emeklilik yaşını doldurup da hizmet süresi ya da
asgari prim ödeme süresini doldurmamış olanlara geriye yönelik bir borçlanma
imkânı tanınarak emekli olabilme hakkı sağlanabilir mi? Böyle bir düzenleme
yapılması mümkün mü? Bu tasarı içerisinde bunu yerleştirebilir miyiz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Türkiye’de
belediye başkanlığı yapmış arkadaşlarımız var ama belediye başkanlığı öncesi
kimi BAĞ-KUR’lu, kimi sigortalı, kimi Emekli Sandığında çalışmış ama bunlar
arasında dağlar kadar fark var. Eğer belediye başkanlığı Türkiye’de bir
makamsa, tıpkı milletvekilliğinde olduğu gibi, büyükşehir veya il belediye
başkanlığı yapmışsa belediye başkanları arasındaki bu uçurum çok büyük bir
şekilde devam etmektedir. Acaba belediye başkanları konusunda, bu uçurumun yok
edilmesi konusunda ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Çetin…
İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakanım, ben dün gündem dışı söz
alarak Anadolu Ajansında işverenin çalışanlar üzerinde baskısından söz etmiş ve
bir temsilciye Genel Müdür Yardımcısı Ebubekir Şahin’in sinkaflı küfrettiğinden
söz etmiştim. Bugün aynı idare, söz konusu sendika TGS’nin iş yeri temsilcisini
çağırarak “Sen işten atılmayı hak ettin. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiline
nasıl şikâyette bulunursun?” diyerek tehditte bulunmuş ve işten atmakla tehdit
etmiş.
Şimdi, ben Ebubekir Şahin’i de tanımam sendikanın iş yeri
temsilcisini de tanımam ama iş yerlerinde sendikalaşan işçilere ya da sendika
temsilcilerine baskıyı göğüslemek için sizin müdahale etmeniz gerekiyor.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çetin.
Sayın Havutça…
NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; bilindiği
gibi il genel meclisi üyeleri yerel parlamento niteliğine bürünmüştür. İl genel
meclisinde görev yapan il genel meclisi üyesi arkadaşlarımız kendi
olanaklarıyla görev alanlarına gitmekte, birçok riskle karşılaşmaktadırlar.
Aynı zamanda bunların herhangi bir sigortası da yoktur. Hükûmetiniz, bu cefakâr
arkadaşlarımızın yaptıkları görevin karşılığı olarak onların sigorta
durumlarını, özlük haklarını düzenlemeyi düşünüyor mu? Buna büyük bir
gereklilik var. Bu nedenle bunun dikkate alınmasını sayın makamınızdan rica
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben bir önceki konuşmacı arkadaşımıza ilave etmek istiyorum, ben
de o hususu arz edecektim. 50 binden fazla köy ve mahalle muhtarımız var,
sosyal güvenlikleri yok, 370 lira gibi de komik bir paraya hizmet veriyorlar.
Yeni gelişmeler onların muhtar olarak yaptığı vazifeden gelir elde etmelerini
de imkânsız hâle getirdi, nüfus kayıtlarından, adresle ilgili düzenlemelerden,
vesairelerden dolayı. Dolayısıyla, muhtarların da özlük haklarını düzeltmek,
sosyal güvencelerini sağlamak adına bir hazırlıkları var mı onu öğrenmek
istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.
Sayın Bakanım…
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftişin yani müfettişlerin
Şanlıurfa’daki toplantısını ben de şimdi öğrendim, soru üzerine arkadaşlara
sordum. Yani rutin olarak, denetime çıkmadan böyle bir toplantı gerçekleşiyor.
Belki de Şanlıurfa Milletvekili olmamın etkisi de olabilir bunda ama doğrusu benim
bir dahlim kesinlikle söz konusu değil. Şu anda sorunuz çerçevesinde öğrendim.
Kaldı ki Şanlıurfa da ülkemizin şanlı illerinden bir tanesidir. Burada toplantı
yapılmasının belki de her açıdan isabetli olduğu inancı içerisindeyim.
Bir diğer konu: Bu, Adana’da meydana gelen baraj kazası
neticesinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.
Biz Çalışma Bakanlığı olarak, bildiğiniz gibi, Uluslararası İş Sağlığı ve
Güvenliği Kongresi gerçekleştirdik ve bu kongreye dünyadan 5.400 iş sağlığı,
güvenliği profesyoneli katıldı. Son derece verimli bir toplantıydı ve orada
aldığımız kararlardan bir tanesi de iş sağlığı, güvenliği alanında müstakil bir
yasaya ülkemizin kavuşması. Bu çalışmaları tamamladık ve büyük ihtimalle
pazartesi gününden itibaren yüce Meclise gelmiş olacak. Bu yasanın özelliği
bütün çalışanları kapsamasıdır. Yalnız işçileri değil tüm çalışanları bünyesine
alan bir düzenlemeyi, iş sağlığı, güvenliği alanında getiriyoruz. Hedefi nedir?
İş sağlığı, güvenliği yasasıyla hedefimiz kazalar olmadan onu önleyici
önlemleri almak yani önleyici bir özellik taşıyor. Kaza olduktan sonra
değerlendirmeler yapıp “sondan başa gitme” şeklinde değil, bu müessif olayların
gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri almaya dönük bir düzenlemedir. Son
derece önemli bir yasadır. Önümüzdeki günlerde bunu da burada yasalaştırmış
olacağız.
İlgili bakanlıklarımız Adana’daki kazayla ilgili çalışmalarını
sürdürüyorlar, Bakanlığımızın da müfettişleri görevlendirildi. Mutlaka, bu
müessif olayın sorumluları kimse onlar ortaya çıkarılacaktır.
Bu, emeklilik yaşını doldurmuş vatandaşlarımızla ilgili olarak
borçlanma konusu veya prim gün sayısı yeterli olmasına rağmen, yaşını
bekleyenlerle ilgili sık sık sorular geliyor. Bu konu, aslında, bizim, sosyal
güvenlik konusunda bir geçiş dönemi yaşamamızdan kaynaklanıyor.
Alışkanlıklarımız var -otuz sekiz, kırk yaş emekliliği- yeni sistem… Burada
soruyu soran arkadaşlarımız çok iyi biliyorlar, yani bu düzenleme, Anasol-M
Hükûmeti döneminde -değerli arkadaşlarımızın da içinde olduğu Hükûmet
tarafından- altmış yaş uygulaması getirildi ve ben kürsüden dedim ki: “Bu son
derece doğru.” Sigortacılık anlayışının, geçişin zemini oluşturan yasalardan
birisiydi 4447. Şimdi, 5510’la, bunu, daha da sağlıklı, daha da uzun vadeli kılacak
bir düzenleme noktasına taşıdık. Tekrar eski anlayışlar çerçevesinde, “tekrar
borçlanma” veya “sisteme müdahale etme” gibi yaklaşımlara sıcak bakmadığımızı
ifade ediyorum. Ama “Siz de politika yapın bu konuda.” derseniz, ben bu
koltukta, Bakanlık koltuğunda oturduğum sürece sosyal güvenlik alanıyla ilgili
politik bir yaklaşımdan, politik bir ifadeden uzak kalacağımı huzurlarınızda da
ifade ediyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Altmış beş yaşındaki adam nerede iş bulacak?
Kenara mı atacaksınız, sokağa mı atacaksınız yani sokağa mı atacaksınız?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın
Çetin’in sorduğu soru ise… Altmış beş yaşında da sistemimiz sahip çıkıyor,
altmış beş yaşındaki vatandaşımıza da sahip çıkıyor, bir yaşındakine de sahip çıkıyor,
on dokuzundan gün almamış olan bütün gençlerimize de sahip çıkıyor. Onun için,
sistemin bu konuda bir şeyi yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz “İhtiyacımız yok, altmış beş
yaşındakiler gitsin.” diyorsunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Kısmi
emeklilik de var Sayın Başkan. Kısmi emeklilik şartlarını da yerine
getirirseniz o şekilde emekliliği elde edersiniz. Yani yasa çok…
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, süre doldu.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Son,
Sayın Çetin’in ifade ettiği… Dünkü konuşmanızın ben metnini aldım. Bu konuyla
ilgili de Bakanlığımızın yetkisi çerçevesinde üzerimize düşeni yerine
getireceğimizi ifade etmek istiyorum.
Sosyal haklarla ilgili de, belediye başkanları ve il genel meclisi
üyeleriyle ilgili, bu konularla ilgili de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, intibakı getiriyorsunuz, bu sizin
için popülizm olmuyor, “İntibakı daha iyi yapın.” demek muhalefete popülizm mi
oluyor? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu ya? Madem popülizm yapmayacaksınız
niye getiriyorsunuz bu yasayı, Allah’ınızı severseniz! Getirme, madem
yaptığınız doğru, Allah’ınızı severseniz ya!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır.
Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre
işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa teklifinin 3. maddesinde
geçen (onda bir) ifadesinin (beşte bir) olarak değiştirilmesini arz ederim.
Kamer
Genç
(Tunceli)
BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette bulunduğundan
önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı
ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.
Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 3 üncü
maddesinde geçen “defter ve belgelerin” ibaresinin “evrakların” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Yılmaz
Tunç
Bartın
Diğer önerge imza sahibi:
Ali Ercoşkun
Bolu
Diğer önerge imza sahibi:
Salih Koca
Eskişehir
Diğer önerge imza sahibi:
Adem Tatlı
Giresun
Diğer önerge imza sahibi:
Ramazan Can
Kırıkkale
Diğer önerge imza sahibi:
Recep Özel
Isparta
OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar önemli efendim, AKP Grubunun önemli
önergeleri, inşallah katılırlar!
BAŞKAN – Sayın Komisyon, aynı mahiyetteki altı önergeye katılıyor
musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) –
Katılamıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Katılmıyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Aman, yapmayın ya! Yapmayın Sayın Bakan!
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Katılmıyorsunuz, iktidar partisinin
önergeleri!
BAŞKAN – Gerekçe mi?
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeleri okutuyorum:
Gerekçe: Sade bir anlatım dili kullanılması amaçlanmaktadır.
BAŞKAN – Diğer gerekçeler de aynı olduğuna göre önergeleri
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa teklifinin 3. maddesinde
geçen (onda bir) ifadesinin (beşte bir) olarak değiştirilmesini arz ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
BAŞKAN – Sayın Komisyon?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) –
Katılamıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli üyeler; görüyorsunuz
ki AKP muhalefetin konuşmaması için altı tane önerge veriyor, altısında da aynı
kelime değişikliğini istiyor.
Bizim önergemiz bu kanunda geçen “asgari ücretin onda biri”
kelimesini “beşte bir”e indirmek. Tabii, AKP iktidara geldiği günden beri
devamlı cezalarla bütçeyi beslemeye çalışıyor. Asgari ücret biliyorsunuz 886
lira, bu brüt; neti de 634 lira. Şimdi, bu net mi, brüt mü, o da belirtilmemiş.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – 886, brüt.
KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, aslında bu da fazla bir şey.
Tabii ki, bu, işçilerin girişini, çıkışını bildirmek bazen işverenler için çok
sıkıntı oluyor sigortalı olarak. Bunların çok ağır cezalarla tecziye edilmemesi
gerekir. Gerçi eskiden bunların, asgari ücretin misilleri kadardı ama o da çok
büyük bir şeydi. Hakikaten işverenler için çok büyük sıkıntı yaratıyordu.
Değerli milletvekilleri, aslında bu kanunla getirilen,
vatandaşların göz boyama işini yapmaktır. İşte 10 milyona yakın emeklilik var.
1 milyon 700 bin kişinin işte emeklilik durumunu düzenlemeye yönelik bir
şeydir. Bu, intibak değildir, sadece göz boyamaya dayalı bir uygulamadır. İşte,
Sayın Bakan biraz önce itiraf etti, 104 milyar liralık bir emekli maaşı içinde
yapılan düzenlemeyle 2,4 milyar liralık bir düzenleme getiriliyor. Bu da hiçbir
şey.
Aslında bakarsanız devri iktidarınızda o kadar çok zengin türedi
ki. Özellikle Tayyip Bey’in çevresi, onların çocuklarının iş yaptıkları
çevreler de muazzam servetler edindi. Bu servetleri de vergiye tabi tutsanız
senede 100 milyar liralık da ek gelir elde edebilirsiniz ama sizin döneminizde
hep af getiriyorsunuz. Nitekim burada da bir af, geçici madde var. Bunların
üzerinde vergi incelemesini kaldırdınız, vergiyi kaldırdınız, ondan sonra af
kanunlarını getirdiniz.
Ama devri iktidarınızda ustalık döneminde çok şey değişti. Mesela,
sizin döneminizde, işte Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucularına, Türkiye
Cumhuriyeti’nin değerlerine bu ustalık döneminizde çok büyük hakaretler oldu.
Dün işte bu devletin kurucusu olan Yüce Atatürk’e burada “katil” denildi,
Hükûmet sırasında oturan kişiden bir ses çıkmadı, sizden de bir ses çıkmadı.
Değerli arkadaşlar, ben şahsen Atatürk’e yapılan hakareti kendime yapılmış gibi
kabul ederim. Yani şimdi, o zaman Osmanlı topraklarını işgal edenlere “halife
ordusu”, bu işgalcilere karşı mücadele edenlere de “haydut” diyen zihniyetteki
insanları burada savunmak Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı olan veyahut da
vatandaşı olmayanlara dahi, vatandaş olmasa bile bu Meclise gelenlere yakışmaz.
Atatürk’ün kurduğu bu devletin kasasından maaş alarak hem de insanlar açken,
sürüm sürüm sürünürken… Bugün bana Tunceli’den bir vatandaş telefon ediyor “Ben
Kışla’da kalıyorum, 8 numarada, dört gündür evime ekmek girmedi.” diyor. Bu
durumdayken insanlar sizler, burada oturanlar yani 15-20 milyar lira para alıp
da bu devlete saldırmak hiçbir vicdana da sığmaz ama devrinizde öyle bir şey
ki… Arkadaşlar, şimdi, yani işte Sivas katliamından bahsediyorlar,
Kahramanmaraş’tan, şundan bundan… Onları, o katliamları yapan kimdi? İşte, bu
ülke için savaşan kişileri haydut ilan eden, düşman ordularını halife ordusu
kabul edenlerin zihniyetidir.
Akşam Tuncay Özkan’ın kızını dinledim televizyonda. Devri
iktidarınızda, maalesef, işte bakanların, Sayın Bakan da dâhil, kardeşleri
hapse girdiği zaman, hemen ertesi gün çıkarılıyor veya bir iki gün içinde.
İşte, Tayyip Bey’in karısının akrabası futboldan içeriye girdiği için kanun
çıkarıyorsunuz ama öte tarafta hiçbir suçu daha bulunmamış bir Tuncay Özkan, 2
tane milletvekilimiz bir seneden fazladır hücrede yaşıyor. Bir Doğu Perinçek,
İşçi Partisi Genel Başkanı, orada savunma hakkı elinden alınıyor, savunma
yaptığı için de yirmi sene ceza alıyor. Böyle hukuk nerede var? Hani istiklal
mahkemelerini kötülüyorsunuz, sizin zamanınızdaki mahkemeler insanları istiklal
mahkemesinden bin defa kötü yargılıyorlar, savunma hakkını elinden alıyorlar.
Böyle bir devlet yönetimi olur mu sayın milletvekilleri! Böyle bir şey olur mu!
Yani şimdi size gelince getiriyorsunuz, işte Tayyip’e özel, Recep’e özel kanun
çıkardınız burada.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygılı ol!
KAMER GENÇ (Devamla) – Recep’e özel, Recep’e, özel kanun
çıkarıyorsunuz, kendi insanlarınızı mahkemeden kaçırıyorsunuz ama öteki tarafta
Türkiye Cumhuriyeti …
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) - …vatandaşları büyük bir iftirayla karşı
karşıya kalıyor. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ağzını yıka öyle gel bir daha!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, önergeyi oylayın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Grup Başkanımızın ismini
zikrederken “Özel bir kanun çıkartıldı.” dedi ve saygısızca ifadeler kullandı.
Açıklama yapmak istiyorum efendim.
BAŞKAN – Buyurun, iki dakika içinde, bir şeye meydan vermeden
lütfen.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, önce oylamayı yapın.
BAŞKAN – Müsaade edin de ben yöneteyim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama sen yönetemiyorsun orayı ya,
yönetemiyorsun.
BAŞKAN – O senin fikrin, otur!
KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi önergenin oylamasını yap, ondan sonra
söz ver.
BAŞKAN – İki dakika...
Buyurun.
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
2.- Adıyaman Milletvekili
Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Başbakana sataşması
nedeniyle konuşması
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Tabii, ilgili arkadaş bir önerge verdi de önergesinde bizim cezayı
herhâlde artırdığımızı ifade ederek cezanın daha düşmesi açısından bir önerge
verdi, öyle anladım, değil mi? Siz verdiğiniz önergeyle cezayı düşürüyorsunuz,
doğru mu?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.
AHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi, vermiş olduğunuz önergeyle bu
cezanın düşmesini mi arzu ediyorsunuz?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.
AHMET AYDIN (Devamla) – Ama verdiğiniz önerge tam tersi, cezayı 2
katı artırıyorsunuz, farkında değilsiniz, verdiğiniz önergenin farkında
değilsiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben farkındayım.
AHMET AYDIN (Devamla) – Kanuna bak, kanunda ceza onda 1 oranında
gözüküyor, siz “beşte 1” diyorsunuz. İşte her hâlinizle belli, beşte 1 onda 1’e
göre daha yüksek bir ceza. Burada, işçiyi, işvereni sıkıntıya sokuyorsunuz,
cezayı 2 kat istiyorsunuz aslında ama…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim önergemi yorumlamak sana düşmez ki.
AHMET AYDIN (Devamla) – …ifade ederken de “Ben cezayı yarı
oranında düşürdüm.” dediniz. İşte sizin durumunuz bu. Ne yaptığınızı
bilmiyorsunuz, ne söylediğinizi hiç bilmiyorsunuz. Önce öğrenin, öyle gelin.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben bunu bilerek verdim.
AHMET AYDIN (Devamla) – Öğren öyle gel. Önergeye bak, bu önerge
ezkaza geçerse işçiye yazık değil mi? Kanuna bak, kanun metnine bak, onda 1 mi?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen anlamamışsın benim önergemi.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – AKP’nin önergesi buradan geçmedi.
AHMET AYDIN (Devamla) – Ben sorarım size, onda 1 mi büyük beşte 1
mi büyük? Bir hesaplama yap.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, senin önergen geçmiyor, bizim önerge
geçer mi? Sen kendi önergeni geçirtemiyorsun burada.
AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, işte bu arkadaşımız
her seferinde çıkıp konuşuyor ya, verdiği önergeler böyle, konuşmaları tamamen
akla ziyan konuşmalar.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendi önergeni geçirtemiyorsun burada, kendi
milletvekillerinin önergesini önemsemiyorsun burada.
AHMET AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla, arkadaşlarımızdan istirham
ediyorum, çok dikkate de almadığımı ifade etmek istiyorum ama lütfen, önerge
verirken daha dikkatli olun; bu birincisi.
Değerli arkadaşlar, ikincisi de yargı şu anda hiç olmadığı kadar
bağımsız ve tarafsız bir yargı. Yargı belki birilerinin elinden çıkmış
olabilir, birilerinin ön bahçesi olmaktan çıkmış olabilir. Artık millet adına
karar veren tam bağımsız bir yargı var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya) – Yargı emrinizde Ahmet Bey, yargı
emrinizde!
AHMET AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla, yargının işleyişi üzerinden
iktidara bir şekilde çamur atmak size yakışmaz, bu halk da buna itibar etmez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ahmet Bey, size Komisyon katılmıyor, Hükûmet
katılmıyor.
AHMET AYDIN (Devamla) – Ne yaptığınızı bilin, ne söylediğinizi
bilin ona göre çıkın, kürsüde doğru dürüst konuşun. İşçinin hakkını da böyle
savunamazsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hükûmet katılmıyor, Komisyon katılmıyor.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yani onda 1 yüzde 10’dur,
beşte 1 yüzde 20’dir.
BAŞKAN – Bir saniye…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır ama bana iftira attı, ben isterseniz
açıklayayım bunu.
BAŞKAN – Hayır, yerinizden açıklayın.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır niye yerimden açıklayayım? Yani bana
“Yanlış.” Diyor, “Sen verdiğin önergeyi bilmiyorsun.” diyor. Bakın, daha önceki
para cezaları misliydi, asgari ücretin misilleriydi. Ben de yüzde 10 düşük,
yüzde 20’ye çıkaralım diyorum. Daha anlamıyor musun?
AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Beşte 1” diyorsun.
KAMER GENÇ (Tunceli) – “Beşte 1” ne demek?
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne demek?
KAMER GENÇ (Tunceli) – Oku bakalım.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Okudum okudum.
BAŞKAN – Sayın Genç…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya bir müsaade edin.
BAŞKAN – Sayın Genç, söyledikleriniz zapta geçti, çok teşekkür
ediyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) – “Beşte 1…”
BAŞKAN - Teşekkürler, zapta geçti.
VI.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ (Devam)
2.- Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi
Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S.
Sayısı: 171) (Devam)
BAŞKAN - Efendim şimdi, önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar
yeter sayısı arayacağım.
Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… (CHP sıralarından “Yok
yok” sesleri)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı yok.
BAŞKAN - Efendim, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, lütfen…
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hanımefendi “Var.” mı diyor şimdi, dönüp
oraya bakıp “Var.” mı diyor hanımefendi?
BAŞKAN - Elektronik cihazla oylama yapacağız. (CHP sıralarından
gürültüler)
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pes diyorum, pes!
BAŞKAN - Lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hanımefendi “Var.” diyorsa ben de pes
diyorum.
BAŞKAN - Lütfen efendim.
Elektronik cihazla oylama yapacağız.
İki dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.41
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 15.52
BAŞKAN: Başkan Vekili
Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ
(Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
73’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde verilen
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in önergesinin oylamasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter
sayısı vardır.
Görüşmelerimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi, 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
4’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4- 5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinin birinci
fıkrasının ikinci cümle-sinde yer alan “iki yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde
değiştirilmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmacıları
sıralıyorum:
İlk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya
Milletvekili Sayın Mehmet Günal.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, önce salondaki sükûneti bir
sağlayalım efendim, dışarıya çıkanlar çıksın da…
MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, yoklama bitti, hepiniz dolaşıyorsunuz ama
önemli şeyler söyleyeceğim. Dinlemek
istemeyenler çıkabilir de, ayakta fazla hareket olmasın. Yani tekrar yoklama
istemeyeceğiz merak etmeyin ama söyleyeceklerimizi dinlerseniz faydalı olabilir.
Teşekkür ederim.
Değerli Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, burada alınan süre yetki alınarak biraz daha
uzatılıyor yani biz bu geçiş hükümlerini yetiştiremeyeceğiz, biraz daha
uzatalım diyoruz. Bu maddede Hükûmete yetki veriyoruz. Ama hâlâ burada bu
sorunun esasına ilişkin birtakım unsurlar var, bunlar giderilemedi. Bütün
bankaların emekli sandıklarından bize gelen talepler var Sayın Bakanım. Kendim
de daha önce Merkez Bankasında çalışan birisi olarak arkadaşların taleplerin
çoğunu haklı buluyorum ama maalesef burada sadece süreye ilişkin bir düzeltme
var, içeriğine ilişkin bir düzeltme yok.
Şimdi, burada adına “intibak yasası” deniyor, konuşuluyor,
arkadaşlarımız “intibak” kelimesinin ne olduğunu söylüyorlar, intibak yasası
gecikti diye tartışılıyor. Az önce Komisyon Başkanımız Sayın Elvan burada
konuşurken “Zamanlama önemli.” diye birkaç defa vurgu yaptı Sayın Bakanım.
Evet, önemli çünkü şu anda mart ayına geldik değil mi. Yani bu yılbaşından
itibaren ödenecek diye hesaplanıyordu, zamanlama önemli ama gecikme devam
ediyor. Artı, zamanlama önemli bir de Ocak 2013’ten itibaren ödemeye
başlayacağız. Arada baktım, tabii ki Komisyon Başkanımız doğal olarak belli
konularda söz alıp konuşuyor, “Başka ülkelerde bütçe açıkları verilirken,
herkes daraltılırken “Biz burada veriyoruz.” diyor. Ama öbür taraftan
bakıyoruz, yani sadece 2000 öncesini kapsıyor. Bir kere, zaten Hükûmetin kendi
bakanları da bu konuda açıklama yapmış daha önce. 2000 öncesi var, orada da
kısmen var, SSK’lılar var. Burada hani böyle çok fazla…
Şunu söylemek lazım: “Efendim, biz çok iyisini yapıyoruz, şöyle
yapıyoruz.” değil de biraz daha mahcup bir şekilde “Ya, bu kadar yapabiliyoruz,
şu anda elimizde imkân yok…” Yani burada Bakanımız daha önce açıkladı, 8-9
milyarı bulacağını Sayın Bakandan önce Sayın Dinçer açıkladı, dedi ki: “Biz
şimdilik vazgeçtik çünkü çok fazla bir maliyet var, yapamıyoruz.” diye 2010
yılında açıklamıştı, 2009’da bununla ilgili teknik çalışmalar olduğunu
söylemişti. Yani burada yapılan, 1 milyon 900 binlik kısmını kapsayan sınırlı
bir düzenleme. Bu, gerçek bir intibak yasası değil, bütün unsurları kapsamıyor.
Yani şimdi zamanla önemli diyoruz, tekrar Sayın Elvan’a referans
ederek söylüyorum, az önce Sayın Şandır da söyledi, memurlar bekliyor, bu nasıl
zamanlama?
Şimdi, neden Toplu Sözleşme Kanunu bekliyor? Değerli arkadaşlar,
ben de o Komisyonda alt komisyon üyesiyim. Memurların maaşlarıyla ilgili
artışların yapılabilmesi için, bir önceki yılda yapılan Anayasa değişikliğinin
uygulamaya geçmesi lazım ve bununla ilgili toplu sözleşmeye ilişkin kanunun
çıkması lazım; güzel, çok geç kaldı. Sayın Bakan “Gecikti.” dedi, bir daha
sorduk, bir daha sorduk. Bugün Sayın Grup Başkan Vekilimizle Sayın Mustafa
Kalaycı toplantıda bahsettiler, ben hâlâ anlayamadım, aslında anlıyorum da
biraz sonra hepsini birden söyleyeceğim, size de söyleyeceğim, onun için önemli
dedim, arkadaşlar çay, kahve içmeyi tercih ediyorlar.
Sayın Bakanım, şimdi niye bekliyor ben hâlâ anlayamadım. Alt
komisyon olarak toplantıya çağrılırız diye -o hafta da görevim vardı- Sayın
Kalaycı’yla beraber yazıldık ki birimiz olmazsak birimiz gidelim diye. Şimdi
soruyorum, “Hâlâ bir ara nokta arıyoruz.” Memurlar maaşlarını zamsız alıyor, bu
nasıl zamanlama? Sayın Elvan burada yok ama tutanaklardan baksın, “Zamanlama
önemli.” dediği için söylüyorum, zamanlama önemli.
Herhâlde bütün konular Sayın Başbakanın son onayını bekliyor. Ben
buradan bunu çıkarıyorum. “Nereden çıkarıyorsun?” demeyin çünkü bekledi, Sayın
Bakan sunum yaptı, yarım kaldı -Allah şifa versin- Sayın Başbakan hastalandı
tekrar kaldı. Bu ilk çıktığında da birinci ameliyatına denk gelmişti Sayın
Başbakanın hatırlarsanız, yine “Sunum yarım kaldı.” denildi ve gelmedi.
Şimdi, burada hakikaten intibak yasası da bu şekliyle eksik kaldı
maalesef. Para yetmiyorsa… Bakın, Sayın Bakan 8-9 milyarlık bir maliyetten
bahsetmiş daha önce, şimdi nereden geldiği, hangi ülkede ne kadar uygulandığı
belli olmayan bir sistemle, bir tablet PC “Fatih Projesi” diye getirdiniz. Yani
buraya ödeyeceğiniz parayı önce emekliye bir ödeyin, tablet PC’ye yavaş yavaş,
teknolojiyi geliştirdikçe, belki o bilgisayarları kendimiz ürettikçe yavaş
yavaş geçelim pilot uygulamaya, o kadar lazım değil. Mesela diyorum, yani o
paraya karşılık gelen bir maliyetten bahsediyorum.
Dolayısıyla, şimdi…
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Avans versinler, avans…
MEHMET GÜNAL (Devamla) – Korkudan avans da veremediler çünkü bu
bir kabul olurmuş gibi gitti Sayın Ayhan. Avans vermekten de korkuyorlar,
bütçede para yok herhâlde. “Hepsini geciktirebildiğimiz kadar geciktirelim.”
diyorlar, yoksa bütçe sıkıntıya düşecek gibi. Maliye Bakanı ya para vermiyor ya
da Hükûmet arasında, üyeler arasında böyle bir sıkıntı var gibi.
Niye her şey Sayın Başbakanı bekliyor dedim? Bugün sabahleyin bir
açıklama yapıldı -az önce Merkez Bankasında uzun yıllar çalıştığımı sandıktan
bahsederken söylemiştim- Türk lirasının simgesiyle ilgili bir açıklama yapıldı.
O da geçen hafta yapılacaktı, o da ertelendi Sayın Başbakan katılabilsin diye.
Şimdi, bir simge açıklaması var. E, Sayın Babacan açıklasaydı ne olurdu? O da
Başbakan Yardımcısı, ekonomiden sorumlu. Olmaz, zinhar, Sayın Başbakan orada
bir gözükecek! E, gözüktü... Senelerdir size söylüyorum, ısrarla da Sayın
Başbakana eksik bilgi veriyorsunuz. Yani, Türk lirasının değerli olması milliyetçilik
değil, Türk lirasından sıfır atılması bir muhasebe sonucu ve bunlar geçmişten
gelen şeylerdir, burada hakkı teslim etmek lazım diye. Şimdi, yine çıktı, yine
yanlış konuşturdunuz orada. Kimler yazıyor bilemiyorum. Yani bugün yaşadığımız
sorunların temelinde bu yüksek kur, düşük kur, yüksek faize dayalı yani TL’nin
değerli olmasına dayalı, ithalatı teşvik eden, ihracatın rekabet gücünü düşüren
sorunlar yatıyor. İstihdamımızda da aynı sorun, ihracatımızla ilgili sorun da
aynı sorun, üretimle ilgili de.
Şimdi, orada şunu anlatmaya çalışıyorum: Sayın Başbakan
dokunmadığı zaman bu anlaşmazlıklar demek ki Hükûmette hiçbir şekilde
çözülmüyor. Bir TL’nin sembol açıklaması bile Sayın Başbakanı bekliyor, Sayın
Babacan yapamıyor geçen hafta. Gerçi Sayın Babacan’a da bir şey dememek lazım,
burada, gündemde olan eğitimle ilgili teklifin ekine eklemişsiniz, Sayın
Babacan’a soruyorlar: “Efendim, TMSF’yle BDDK’nın üyelerine ilişkin düzenleme
varmış.” “Benim haberim yok.” diyor. Şimdi, bilemiyorum o teklif sahiplerinden
burada olan var mı? Böylece anlıyoruz ki her şey farklı şekilde gidiyor.
Hükûmet içerisinde bir koordinasyonsuzluk var. Sayın Başbakan hastalanınca, o
zaman Başbakan yardımcıları ne iş yapar? Ekonomiden sorumlu olan var, diğer
konularda herkesin bir görev dağılımı var, genelgeyle bütün devlet bakanlarının
sorumluluğu belirlenmiş durumda.
Yani, burada, değerli arkadaşlarım, zamanlama sorunu... Evet Lütfi
Elvan’a katılıyorum, Sayın Elvan doğru söylüyor ama zamanlamada çok
geciktiğimizi de dışarıdan bağıran işçi sendikaları da söylüyor, memur
sendikaları da söylüyor, emekliler de söylüyor, bankalarda çalışanlar da
söylüyor, kapsamda olmayan BAĞ-KUR emeklileri de söylüyor, Emekli Sandığı
emeklileri de söylüyor. Bize sayfalarca faks geliyor, sürekli olarak e-mail
geliyor, sürekli olarak doluyor. Maalesef bunların hepsini aceleyle
çıkardığımız için de eksik kalıyor.
Sayın Bakan, burada tabii ki söylüyor ama ben hâlâ tam bir cevap
alamadım, yani Toplu Sözleşme Kanunu’yla ilgili hangi mutabakatı arıyorsunuz?
Bir aydır biz “Alt komisyon olarak niye toplanmıyoruz?” diye merak ediyorum
çünkü aceleyle sanki alt komisyona bile gitmeden çözelim diye bir teklif
gelmişti. Biz de daha ayrıntılı incelenir diye koymuştuk. Hem eski Kamu-Sen
kurucusu olarak, Genel Başkan Yardımcılığını yapmış birisi olarak merakla
memurlar adına merak ediyorum.
Son bir hususa daha değinmek istiyorum, seçim bölgemle ilgili:
Yine partizan bir tutumun örneğini yaşadık. Bugün il genel meclisi üyelerimiz
aradılar bizi hem CHP’li hem MHP’li il genel meclisi üyeleri ve Antalya’da,
Manavgat-Alanya arasında, Alara Çayı üzerinde bir köprü yapılmış değerli
arkadaşlar. Sağ olsunlar, önceden yapılmıştı, yıkılmış, yeniden belli bir
şeyden sonra… Bu köprü 18 tane köyü ve 5 beldeyi birbirine bağlıyor. İki ay kadar
önce de il genel meclisi başkanının ve üyelerinin katılımıyla açılış yapılmış
ve faaliyete geçmiş. İki ay sonra, kimin aklına geldiyse, o arada herhâlde
açılıştaki fotoğrafları görmüşler, çünkü il genel meclisi başkanı CHP’li, o
köyden temsilci olan il genel meclisi üyesi de MHP’li olduğu için gelmişler,
iki ay sonra arkadaşlarımız bu köprüyü kapatmışlar. Bugün üzerinde taşlar
duruyor köprünün. Vatandaşlar zaten yapım aşamasında da geçiyor.
Şimdi, ben size soruyorum: İlköğretim okullarını, içme sularının
hepsini kabulü olduktan sonra mı yapıyorsunuz, olmadan mı yapıyorsunuz? Yani bu
biraz garip bir şey, bir partizanlık örneğidir diye düşünüyorum. Açıkça il
genel meclisi üyelerinin tamamı bu kanaatteler. Yani orada açılmış, kim açmış,
Allah razı olsun… Biz sizin yaptıklarınıza Allah razı olsun diyoruz, bizim
muhalefet olarak yapacağımız şey belli. Ama il genel meclisinde arkadaşlarımız
çoğunlukta olduğu için gitmişler, onlar inisiyatif almışlar. O açılışta AKP’li
arkadaşlarımız olsa ne olur, olmasa ne olur, kamu kaynaklarıyla yapılan bir
okul.
Herhâlde bu kaynak meselesi önemli, sıkıntı var, hazine para
bulamıyor. Dolayısıyla, şimdilik bu 2,7 milyarlık ödemeyle geçici olarak,
kısıtlı olarak idare etmek zorundayız. Memurlar da biraz daha bekleyecek çünkü
ben alt komisyon üyesi olarak hâlâ toplu sözleşmeyle ilgili alt komisyona
çağrılmadım.
Çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.
İkinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Erol
Dora, Mardin Milletvekili.
Sayın Dora, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllarca çalıştıktan sonra
rahat ve insan onuruna yaraşır bir hayat sürmek isteyen emekli
vatandaşlarımızın yaşadıkları mağduriyetler, ülkemizin temel sorunlarından
biridir. Milyonlarca emekli, çalıştıkları süre boyunca yatırdıkları prim
karşılığında sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi hak etmektedir.
Anayasa’mızın 2’nci maddesine göre Türkiye sosyal devlet olma
ilkesini benimsemiştir. Sosyal bir devlet olmanın temel ödevlerinden biri,
ülkede yaşayan herkesin, emekli-çalışan gözetmeksizin refah düzeyini
yükseltmektir. Oysa ülkemizde, yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda
bırakılan emekli vatandaşlarımız, emekliliğin keyfini çıkarmak yerine hayatta kalabilmek
için başka işler yapmak zorunda kalmaktadır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre bağlanan gelir ve
aylıkların hesaplanmasında esas alınan prime esas kazançlar ve aylık bağlama
oranlarının belirlenmesinde uygulanan yöntemler sık sık değişikliğe uğradığı
için ve bu değişiklikler daha önce bağlanan gelir ve aylıklara yansıtılmadığı
için, maalesef eşitsiz bir durum ortaya çıkmıştır.
Ülkemizde emeklilerin durumu ortadadır. Yıllardır kan ağlayan
emekli vatandaşlarımızın almış oldukları maaşlarda farkın çok daha önce
giderilmesi gerekiyordu. Ülkede yaşanan ekonomik krizlerden birinci derecede
etkilenen kesimlerin başında gelen emekli vatandaşlarımızın için geçinmek artık
mümkün görünmemektedir. Ülkede yaşanan görece refah ortamından, artış gösteren
gayrisafi millî hasıladan, belki de en çok yıllarca çalışarak ülke ekonomisine
katkıda bulunmuş emekli vatandaşlarımızın nasiplenmesi gerekmektedir, ancak şu
ana kadar emeklilerin ülke zenginliğinden nasiplenme şansı olmamıştır.
Emekliler için sembolik zamların ötesinde köklü bir düzenleme yapılması
gerekirken, şimdiye kadar sadece düşük zam oranlarıyla emeklilerin
mağduriyetleri giderilmeye çalışılmıştır. Bu durum karşısında, emekli olan
vatandaşlarımızın rahat bir yaşam sürmeleri gerekirken, gene çalışmak zorunda
kalarak ailelerinin geçim derdine düşmektedirler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumundan,
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4’üncü maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emekliler, kanun teklifinde de zikredildiği
gibi, iki ana grupta ele alınmakta ve aralarında emeklilik tarihleri bakımından
farklılıklar olduğu gibi, dengesiz bir maaş ödemesi sorunu yaşamaktadır.
Getirilen kanun teklifiyle bu sorun kısmen de olsa aşılmaya
çalışılmakta, emekli aylıkları arasında dengesiz dağılım kısmen de olsa
kapanmaktadır. Ancak söz konusu teklifin olumlu yanlarını kabul etmekle beraber
eksik taraflarını da belirtmek durumundayız.
Öncelikle emekli vatandaşlarımız arasında eşit olmayan maaş
durumlarının tam anlamıyla bir intibak dâhilinde iyileştirilmesi gerekmektedir.
Yasa teklifinde kısmi iyileştirmeler görülmekte ancak soruna köklü bir çözüm
getirilmemektedir. BAĞ-KUR emeklileri veya yüksek prim ödeyerek emekli olanlar
benzer sorunlar yaşadıkları hâlde, bütçe dengeleri gözetilerek kısmen göz ardı
edilmektedirler.
Ayrıca, 2000 yılı öncesinde emekli olan yaklaşık 900 bin emekli,
bu yasa teklifinde yerlerini bulamamıştır. Bu, her şeyden önce Anayasa’mızın
eşitlik ve sosyal devlet olma ilkesine aykırıdır. Yapılacak olan düzenlemelere
her kurumdan emekli olan vatandaşlarımızın dâhil edilmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla, anlamı itibarıyla intibak yasasının emekliler
arasındaki maaş farklarını giderecek nitelikte olması gerekirken, ayrıca
emeklilere insanca bir yaşam için gerekli zamların yapılması gerekmektedir.
Az önce de ifade ettiğim gibi, yıllarca çalışarak ülke ekonomisine
katkı sunmuş emekli vatandaşlarımızın temel derdi geçim derdidir. Bu anlamda,
yasa teklifi emekli vatandaşlarımızın geçim derdini iyileştirmekten uzak bir
yasadır.
Emekli vatandaşlarımızın aldıkları aylıkların enflasyon verileri
göz önüne alınarak gerçek anlamda korunması, en azından asgari bir temel aylık
düzenlemesinin yapılması gerekmektedir.
Öte yandan, hazırlanan yasa tasarısıyla yapılacak hesaplamada bu
prim ödeme gün sayıları da dikkate alınacağından ve asgari aylık sistemi
referans alınmayacağından emekli aylıklarının güncelleştirilmesi işlemi
sonucunda var olan aylıkların düşmesi dahi söz konusu olabilecektir.
Mevcut yasa tasarısında bu tür hâllerde emeklilerin hâlihazırdaki
aylıklarını almaya devam edecekleri belirtilmektedir. Bunun anlamı ise asıl
korunması gereken emeklilerimiz açısından herhangi bir iyileştirme
yapılmayacağıdır. Bunun önlenmesi ve gelir açısından daha düşük aylık alan bu
kişilerin korunması gerekmektedir. Bu nedenle, yasa tasarısına bu tür durumda
olan kişiler açısından ek düzenleme yapılarak asgari aylık miktarı
oluşturulmalı ya da prim ödeme gün sayılarının belirli sayıya çıkarılması gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorun sadece eskiden emekli
olan vatandaşlarımızın maaşlarının günümüze uygun olarak rasyonel hâle
getirilmesinden ziyade, gelecek açısından düşünüldüğünde de emekli aylıklarının
aynı realizasyon içinde korunmasıdır. Bu yapılmadığı taktirde önümüzdeki
yıllarda emekli aylıklarındaki dengesizlikler devam edecek, tekrardan yeni
intibak yasaları çıkarılmak zorunda kalınacaktır. Bu anlamıyla düşünüldüğünde
önümüzdeki yasa teklifinin tam bir intibaktan ziyade, kısmi bir iyileştirme
yasası olduğunu söylemek mümkündür. Ancak emeklilerin sorunları ve onların
yıllardır yaşadıkları mağduriyetler dönemsel olarak çıkarılan yasalarla değil,
köklü bir çözüm yasasıyla halledilmek zorundadır. Bu sayede, emekli
vatandaşlarımız ve onların mağduriyetleri her seçim döneminde seçim malzemesi
olmaktan çıkacaktır. Önemli olan emekliler başta olmak üzere bütün
vatandaşlarımızın insanca bir yaşam sürebilecekleri bir gelir sistemi
yaratmaktır. Bir emekli vatandaşımız eğer emekli olduktan sonra çalışmak zoruna
kalıyorsa bu sistemdeki çarpıklığı gösterir. Bu yüzden çalışmak zorunda kalan
emeklilerden kesilen prim oranlarının daha adaletli olması gerekmektedir.
Milyonlarca emekli vatandaşımız tam anlamıyla bir intibak yasası beklentisi
içindeyken yasa teklifinin herkesi kapsamaması emekli vatandaşlarımızda bir
hayal kırıklığı yaratmıştır. Yasanın bütüncül ve kapsayıcı olması gerekirken
bütçe dengeleri gözetilerek bazı emekli gruplarının çıkarılması, düşünülen
yasadan muaf tutulması eşitlik ve hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Emekli
aylıklarının hesaplanmasında ve intibak düzenlemelerinde gelişme hızı
paylarının mağduriyet yaşayan vatandaş-larımıza dağıtılması gerekmektedir.
Emeklilik ve sosyal güvenlikle ilgili iyileştirmeye yönelik olumlu
adımlar atılırken bütçe ve kaynak dengelerini düşünmek yerine, sosyal ve
eşitlikçi bir anlayışa dayanan devlet olmanın ilkeleri gereğince hareket
etmeliyiz. Yıllarca çalışarak primlerini ödeyen vatandaşlarımız, emekli
oldukları hâlde, çalışmak zorunda kaldıkları için, hiçbir zaman tam olarak
emekli olamamaktadırlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin en dar gelirli
kesimlerinden biri olan emekli vatandaşlarımızın insanca bir yaşam sürmesi,
onların en temel hakkıdır. Sağlıklı bir sosyal güvenlik anlayışının inşa
edilmesi, çalışanların olduğu kadar emeklilerin de refahını sağlayarak mümkün
olacaktır. Emekli vatandaşlarımızın yaşam standartlarında kısmi bir iyileştirme
öngören yasa teklifini olumlu bulmakla birlikte, sözünü ettiğimiz eksikliklerin
bir an önce giderilmesi gerektiğine inanmaktayız.
Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ederim. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın
Müslim Sarı.
Buyurun Sayın Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Değerli milletvekilleri, ilgili kanun tasarısının 4’üncü
maddesiyle ilgili düşüncelerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım.
Adına “intibak yasası” denen ama bence intibak yasası olmayan,
ancak kısmi bir iyileştirme diyebileceğimiz bu yasayla ilgili birçok önemli
görüş ve düşünce dile getirildi burada. Ben de tekrara girmemek üzere bazı
noktaları es geçeceğim, bazı noktalara değinmeyeceğim ama değinmek istediğim
birtakım teknik ayrıntılar var.
Şimdi biz bu yasayla ne yapmaya çalışıyoruz? Bu yasayla, sistem
değişikliğinden dolayı, 2000 yılından sonra ortaya çıkan yeni sistemi 2000
yılından önce emekli olmuş olan ve eski sisteme göre emekli olmuş olan
emeklilere teşmil etmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla, yeni sistemi eski sisteme
uydurmaya çalışıyoruz. Bu şekilde baktığımız zaman birtakım sorunlu alanlar
oluşabilir, bazı sorunlar söz konusu olabilir. Bu da yasanın önemli
aksaklıklarından ve eksikliklerinden biri. Biz, bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda
da çok sıklıkla dile getirdik.
Şimdi, yeni sistemde petek sistemi ve havuz sistemi var yani yeni
sistemde prim ödeme gün sayısı önemli, her insanın hesabı ayrı olarak
izlenebiliyor ama eski sistemde böyle bir durum söz konusu değildi.
Dolayısıyla, yeni sistemi eski sisteme göre uyarladığımız zaman eski sistemde
prim ödeme gün sayısı çok önemli olmadığından ve insanlar genellikle düşük
primler ödemeyi tercih edip emekli olduklarından onların emeklilik maaşlarında
herhangi bir düzenleme söz konusu olmayabilir, bu önemli bir teknik sorun olabilir.
İkincisi: Eski sistem ile yeni sistem arasındaki en önemli
farklardan biri, eski sistemde asgari emekli maaşının söz konusu olmasıdır.
Şimdi, biz, eğer yeni sistemden emekli olan kişileri eski sisteme taşımaya
çalıştığımızda onların ücretleri eski sistemde belirlenmiş olan asgari ücrete
eşit ya da onun altındaysa onların durumunda hiçbir düzenleme yapmıyoruz
demektir. Dolayısıyla, intibak yasası olarak bizim önümüze getirilen bu yasa
bazı kesimler için aslında hiçbir düzenleme getirmeyecektir.
Bir başka önemli sorun uyarlamayla ilgilidir. Bununla ilgili
düşüncelerimizi de sıklıkla dile getirdik. Bu yasa tasarısında, yeni sistemi
eski sisteme uyarladığımız zaman 2001 ile 2008 yılları arasında emekli olan
kişilerin ücretlerinde TÜFE, artı, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 75’i esas
alınarak hesaplanmış olan bir katsayı üzerinden bir maaş hesaplaması
yapılmaktadır ki bu bulunan katsayı da 7,1 küsurdur. Biz Sayın Bakana bunun
neden 0,75 olduğunu, neden 0,80 olmadığını ya da 1 olmadığını sorduğumuz zaman
yani “0,75 sihirli rakamı nereden geliyor?” diye sorduğumuz zaman, tek tek
yapılan hesaplamalar sonrasında ancak 0,75’in yeni bir mağduriyet yaratmaksızın
bir katsayı olabileceğini söyledi. Şimdi, bunu böyle doğru kabul etsek bile o
zaman şu söylemin yanlış olduğunu kabul etmek zorundayız Sayın Bakanım: “Biz
emeklilere 2001 ve 2008 yılları içerisinde maaş düzenlemesi yaparken onları
refah payından tam olarak yararlandırdık.” demeyelim bundan sonra. Dolayısıyla,
emekliler gayrisafi yurt içi hasılanın yani o dönem içindeki reel büyümenin
sadece yüzde 75’ini almaktadırlar, yüzde 25’ini ise almayacaklar. Dolayısıyla,
bu yüzde 25 onlar için bir refah kaybıdır, bunu kabul edelim lütfen.
Bir başka önemli husus yasayla ilgili, 2013 ve sonrasına ilişkin
belirsizliktir. Yasada, 2013’ten sonra emekli maaşlarının nasıl arttırılacağına
ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak
buraya bir mali kural konulmasından yanayız ve TÜFE artı gayrisafi yurt içi
hasıla kadar esas kabul edeceğimiz kat sayının 2013’ten sonrasına da
uydurulması ve uygulanması gerektiğini düşünüyoruz, öneriyoruz; bu da önemli
bir durum.
Yürürlük tarihiyle ilgili çok önemli tartışmalar oldu burada.
Gerçekten, madem bu yasayı bugün uyguluyoruz, niçin 1 Marttan sonra bunu
yürürlüğe koymuyoruz? Neden emeklileri 2013’e kadar bekletiyoruz, 1 Ocak’a
kadar bekletiyoruz? Bu çok anlaşılabilmiş bir şey değildir. Eğer bunlarla
ilgili birtakım düzenleme ve uygulamalarda problemler ortaya çıkacaksa
-bireysel hesaplara ulaşma konusunda, örneğin KEY ödemelerinde benzer
sıkıntılar yaşadık, belki bundan sonra bu tür hesaplara ulaşmada da benzer
sıkıntılar yaşayabiliriz- o zaman bir avans uygulaması söz konusu olabilir mi?
Bunu da değerlendirmelerinize sunmak istiyorum.
Şimdi, önümüze gelen bu yasayı biz bir intibak yasası olarak kabul
edeceksek eğer, bu yasaya daha bütüncül bakmak zorundayız. Türkiye’deki
emeklilerin sorunları sadece SSK’dan emekli olmuş 1 milyon 900 bin kişinin
sorunu değil, Türkiye'de emekliler çok daha radikal problemler ve sorunlar
yaşamaktadırlar. Dolayısıyla, bütüncül bir biçimde emeklilerin durumunu ele
alan bir bakış açısı ve bir perspektif gerçekleştirmek zorundayız, ele almak
zorundayız, bunu gündeme getirmek zorundayız. Biz Cumhuriyet Halk Partisi
olarak buna bir nebze katkı verebilmek için emekli olduktan sonra çalışanlardan
alınan yüzde 15’lik sosyal destek primi uygulamasının da kaldırılmasının, bu
getirilen yasanın çerçevesini güçlendirmek açısından önemli olduğunu
düşünüyoruz. Lütfen, bunları da dikkate alalım.
Şimdi, maddeye gelecek olursak, 4’üncü madde de sandıkların, 5510
sayılı Kanun çerçevesindeki sandıkların uygulanan tek çatı modeli içerisine
konulmasını iki sene erteliyor.
Şimdi, buna niçin ihtiyaç duyulmuştur, bunu çok anlayabilmiş
değilim. Süresi içinde sisteme giren ve süresi içinde sisteme katılan
sandıkların burada kabahati ne? Burada yeni bir mağduriyet yaratmış olmuyor
muyuz?
Sonra, bu bakış açısı bizim tek çatı uygulamamıza aykırı değil mi?
Yani tek çatı, “Bütün sosyal güvenlik sistemlerini tek bir şemsiye altında
toplayalım ve tek çatı uygulayalım, bütün kurallar herkes için aynı olsun.”
şiarıyla yola çıkmadı mı Sosyal Güvenlik Yasası? Şimdi biz tek çatı
uygulamasını niçin esnetiyoruz?
Bu sisteme katılmayanlar, 2013 tarihine kadar da katılmayacak olan
sandıklar kimlerdir? Hangi sandıklar için böyle bir yetki verilmektedir Sayın
Bakana ya da Bakanlar Kuruluna? Yani bu esneklik niye tanınmak istenmektedir?
Burada birtakım pazarlıklarla mı yapılmıştır? Mesela soruyorum, OYAK acaba bu
sistemin içinde midir? Yani OYAK 2013’e kadar bu sisteme katılacak mı
katılmayacak mı? Katılmamışsa bu OYAK için yapılmış bir düzenleme midir ya da
başka herhangi bir kuruluş için yapılmış bir düzenleme midir? Bunun arkasında
birtakım pazarlıklar, birtakım görüşmeler olmuş mudur? Bunun da tüm kamuoyuyla
paylaşılmasını rica ediyorum, istiyorum.
Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, bu yasa bütün bu
eksiklikleriyle insanlarda yani sosyal güvenlikte, SSK’dan emekli olan
emeklilerin maaşlarında kısmi bir iyileştirme sağlamış olmasına rağmen, bütün
bu eksikliklerini göz önünde bulundurduğumuz zaman, gerek kapsam gerek içerik
gerek yaratacağı yeni sorunları göz önünde bulundurduğumuzda bunun yine bir
intibak yasası olduğunu söylemek çok güç. “İntibak yasası” ibaresini bu yasa
hak etmiyor. Bu yasa, olsa olsa kısmi bir düzenleme yasası olabilir.
Dolayısıyla, lütfen, bunu kamuoyuna lanse ederken bunun adına “intibak yasası”
demeyelim.
Ben bundan önceki konuşmamda da belirttiğim üzere, bu yasanın
aslında sosyal devlet anlayışının bir uzantısı olarak, bir sosyal hakkın
teslimi olarak bu bakış açısıyla hazırlanmış ve onun ruhunu taşıyan bir yasa
olması gerekirdi ama bugün bütün bu eksikliklerini göz önünde bulundurduğumuzda
bunun böyle olduğunu söylemek çok güç. Emeklilere, büyük bir beklenti
yarattığımız bu toplumsal kesimlere, bir ulufe anlayışı içerisinde, bir lütuf
anlayışı içerisinde ve yine bir matematiksel olaymış gibi, bir bakış açısı ve
anlayışı içerisinde yaklaşıyoruz. Bu kitlelere çok büyük haksızlık ediyoruz.
Gerçekten insanlarda çok büyük beklentiler oluştu. Biz, kendi seçim
bildirgemizde de intibak yasasını çıkartacağımızı, her türlü adaletsizlikleri
gidereceğimizi söylemiştik. AKP’nin de, diğer siyasal partilerin de bu konuyla
ilgili, bu meseleye olumlu yaklaştıklarını biliyoruz. Ama varmış olduğumuz
noktada maalesef bunun bir “intibak yasası” olarak adlandırılması mümkün
değildir.
Sonuç olarak, intibak yasası olarak önümüze getirilen bu yasada
gerçekten dağ fare doğurmuştur ve insanların mağduriyetleri giderilememiştir
diyorum.
Bütün bu önerilerimizi ve düşüncelerimizi de değerlendiren bir
çerçeve içerisinde mevcut yasanın gözden geçirilmesini talep ediyorum. Herkese
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şahısları adına Sayın Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili.
Sayın Başer, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla
selamlıyorum.
Güçlü toplum, insanların
bugününü de, geleceğini de güvence altına alan toplumdur. Çalışanını kollayan,
çalışamayanını gözeten bir devlet gerçek anlamda bir sosyal devlettir. AK PARTİ
sosyal güvenliği temel bir hak olarak gördüğü için bu alanda da reformları
hayata geçirmiştir.
AK PARTİ olarak, Kasım 2002
tarihinde Acil Eylem Planı çerçevesinde öngördüğümüz vatandaşlarımızın
tamamını ve tüm riskleri güvence altına
alan sosyal güvenlik sistemini oluşturma hedefini gerçekleştirdik. BAĞ-KUR,
SSK, Emekli Sandığı kurumlarını tek çatı altına getirerek devlet tarafından
âdeta kendi vatandaşını üç sınıf vatandaş hâline getiren ayrımı ortadan
kaldırdık. Herkesi, 75 milyon vatan evladını birinci sınıf vatandaş hâline
getirdik; 75 milyon insanımızın tamamına eşit, adil, kolay ulaşılabilir ve
kaliteli sağlık hizmetini hedef alan genel sağlık sigortası sistemini
oluşturduk.
Sağlık karnesi kullanımı uygulamasına son verdik, artık
vatandaşlarımız elektronik ortamda T.C. kimlik numarasıyla sağlık hizmetinden
yararlanabilir hâle geldi.
Sosyal güvencesi olmayan tarım işçilerimizi de sosyal güvenlik
kapsamına aldık.
El emeği ile yaptıkları ürünleri satan ev kadınlarımızı da isteğe
bağlı sigortalı hâline getirerek Sosyal Güvenlik Kurumu şemsiyesi altına dâhil
ettik.
Genel Sağlık Sigortası ile dünyanın en kapsamlı ve kolay
ulaşılabilir sağlık hizmetini sunan bir ülke hâline geldik.
Emeklilik maaşlarının bağlanma süresini kısalttık. Emeklilerimizin
aylıklarını alırken çektikleri banka kuyruğu çilesine son verdik. Emekli
maaşlarında, tüm imkânlarımızı zorlayarak, enflasyonun üzerinde ciddi artışlar sağladık.
Sosyal Güvenlik Kurumundan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4’üncü maddesi kapsamındaki emekliler, aylık
bağlama sistemleri açısından 2000 yılı öncesi ve 2000 yılı sonrası emekliler
olmak üzere iki ana grupta yer alıyordu. Bu sistemler kendi içerisinde yine
aylık bağlama usullerindeki değişikliklere göre farklılaşabilmekte; her bir
sistemde aylığın miktarını belirleyen temel iki unsur, sigortalıların prime
esas kazanç tutarları ile prim ödeme gün sayılarıdır. 2000 yılı öncesinde aylık
hesaplama sistemine göre emekliler dört ayrı gruba ayrılmakta; her bir grup
kendi içerisinde farklı emekli maaşı almakta idiler.
Sosyal Sigortalar Kurumunda 2000 yılından sonra emekli aylık
hesabında gelişme hızı ve TÜFE kullanılırken, 2000 yılı öncesinde emekliler
gelişme hızından pay alamıyorlardı. 2000 öncesi SSK emeklilerine de gelişme
hızının yüzde 75’i verilmek suretiyle intibak sağlanmış olmuştur.
171 sıra sayılı Kanun ile
2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm
aylıklarının, alt sınır aylığı uygulanmaksızın sigortalıların gerçek prim ödeme
gün sayıları üzerinden ve refah payı da dikkate alınmak suretiyle yeniden
hesaplanması amaçlanmıştır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun
geçici 20’nci maddesi kapsamında yer alan bankalar, sigorta ve reasürans
şirketleri, ticaret odaları, ticaret borsaları, sanayi odaları ve bunların
teşkil ettikleri birlikler personeli için kurulmuş bulunan sandıklardan emekli
olanların da kendi aralarında emekli maaşları arasında adaletsizlik
yaşanmaktaydı. Yapılan bu düzenlemeyle, belirtilen yerlerden emekli olanların
da İntibak Yasası’ndan faydalanması sağlanacak, emekliler arasındaki
adaletsizlik giderilmiş olacaktır.
AK PARTİ olarak 2023 yılında hiç kimsenin gelecek endişesi
olmadan, sağlıkla, huzurla ve güvenle yaşadığı, aynı zamanda sürdürülebilir,
etkin ve verimli hizmetler sunan ve çalışanlarımızın emekli olduktan sonra da
gelir kaybını en aza indiren bir sosyal güvenlik sistemini hedefliyoruz.
Bu vesileyle, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu’nda yapılacak değişikliklerin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başer.
Sayın Bakan söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu madde ile sandıkların devri
konusunda bir yetki alınıyor. Mayıs ayında iki yıllık süre doluyor. İki yıllık
süre daha alınıyor. Bu, mayıs ayına kadar sandıkların devri gerçekleşmeyeceği
anlamına gelmez ama muhtemel bir sorun yaşanması hâlinde böyle bir yetkiye
ihtiyaç duyuluyor; bir.
İkincisi: Burada bir kuruluş zikredildi. OYAK’ın kapsamda
olmadığını burada ifade etmek istiyorum. Bu, sandık kapsamında olan on yedi
kurum, kuruluş var, onların dışında kalmaktadır. Dolayısıyla bir yanlış
anlaşılma da olmasın diye bu düzeltmeyi yapıyorum.
Bir diğer konu: Toplu sözleşmeyle ilgili, Sayın Grup Başkan Vekili
burada bazı değerlendirmelerde bulundu. Evet, maalesef bugüne kadar bunu
gerçekleştiremedik, bunu ifade ediyorum. Ama yaşanan süreci de dikkate almanız
açısından şunu ifade edeyim: 12 Eylül Referandumu sonrasında Türkiye'nin seçim
atmosferine girmesi ve uyum yasalarının bugüne kadar -seçime kadar- çıkamaması
çok doğal bir süreç idi. Seçimden sonra yoğun bir şekilde önümüzdeki bu
yasalarla ilgili çalışmalarımızı gerçekleştirdik. Netice itibarıyla, memurlarla
ilgili toplu sözleşme düzenlemesi, önümüzdeki hafta -alt komisyonda, büyük
ihtimalle de, çalışma süreleri elverirse, ana komisyonda görüşülüp hızlı bir
şekilde Genel Kurula geleceği konusunda… Bugün de, son değerlendirmeye, ben,
teknik heyetin çalışmasına, katıldım- hızlı bir şekilde geliyor.
Katkılarınızdan dolayı, değerlendirmenizden dolayı da teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu mevcut düzenlemeyle ilgili de çok farklı
değerlendirmeler yapılıyor, şu anda intibak yasasıyla ilgili. Yaptığımız düzenleme nedir? Bir kere şunu
ifade edelim: 2000 yılından önce emekli olan vatandaşlarımız, SSK’lılar,
gösterge sistemi çerçevesinde emekli oluyorlar idi ve aylık artışlarla
emeklilik süreçlerini sürdürüyorlar idi. Şimdi, biz, ne yapıyoruz? Bizim
yaptığımız, 2000 yılından önce emekli olanlara tıpkı 2000 yılından sonra emekli
olanlara gelişme hızından pay verdiğimiz gibi 2000 öncesi emeklilere de gelişme
hızından pay veriyoruz. Ülkenin kalkınmasından pay vermekten başka bir şey
değil yani ana çerçevesi bu; 2000 öncesi emeklilere gelişme hızından pay
vermek.
Şimdi, burada yapılan değerlendirmelerde, konunun çok teknik
boyutu olduğu için, farklı yorumlar içerecek değerlendirmeler yapılıyor.
Bakınız, 2000’den sonra emekli olanlar 2000’den önceki kısmi aylıklara gelişme
hızının yüzde 100’ü yansıtılarak emekli oldular. Yani, bir vatandaşımız 2000
yılından sonra emekli olmuş ise 2000 yılı öncesi kısmi aylık alınıyor ve
gelişme hızının yüzde 100’ü o maaşa yansıtılıyor ve emekli olduğu tarihe kadar
da bu gelişme hızının yüzde 100’ü yansıtılıyor. Daha sonra ise normal aylık
artışları TÜFE çerçevesinde sürdürülüyor.
Şimdi “Bu yüzde 75 nereden çıktı?” diye soruluyor. Değerli
arkadaşlar, 2000 yılından önce bağlanan aylıklar beş bin günde bağlanıyor idi.
Beş bin gün esas alınarak bu yüzde 75 bulundu. Yani 2000’den önce beş bin prim
gününü dolduranlar emekli aylığını hak kazanıyorlar idi. Bu çerçevede, siz,
gelişme hızından pay verdiğiniz zaman hangi oran beş bin günün üzerinde fark
almayı gerekli kılıyorsa o oranı dikkate alacaksınız. Şimdi, yüzde 75’i yüzde
75 olarak aldığınızda yüzde 75 ile 2000’den önceki emeklilik gün sayısı tam
örtüşüyor, bundan dolayı yüzde 75. “Bunu efendim yüzde 100 yapalım…” Yüzde 100
yaptığınız zaman bütün emeklilere zamma dönüştürüyorsunuz. Oysa bizim amacımız,
2000’den önce emeklilik günü ile bu oranı eğer örtüştürürseniz buradan çıkacak
olan haksızlık ve adaletsizlik nerededir; onu tespit etme imkânı elde
edebilirsiniz. Komisyonlarda da ben ifade ettim arkadaşlar, bu konunun ayrıntısına
vâkıf olabilmek için gerçekten, saat değil, günleri, haftaları vermek
gerekiyor. Böyle bir titiz çalışmayla yüce Meclisin huzuruna geliyor bu. Mümkün
mertebe bütün amacımız, yeni bir adaletsizlik oluşturmamak, bu düzenlemeyle
yeni mağdurlar oluşturmamak, 2000 öncesi emeklileri 2008 yılına taşımaktan
ibaret ve 2000 öncesi emeklilere gelişme hızından pay vermekten ibaret bir
düzenlemedir.
Tabii ki 5510 sayılı Yasa ile sistem daha gerçekçi esaslara
oturuyor. Geçmişin yanlışlarını düzeltmeye dönük bu düzenlemeleri yapıyoruz.
Nedir o? Yüzde 30 gelişme hızından maaşlara bir yansıma olacak, 5510 sayılı
Yasa ile 2008’in onuncu ayından itibaren emekli olmaya başlayacaklar için
gelişme hızının yüzde 30’u maaşlara yansıtılacak. Neden? Emeğin ülkenin
gelişmesi içerisindeki payı teknik olarak yüzde 30 olduğu için yasaya “Yüzde
30” olarak konulmuş bulunmaktadır. Yani bu, belki de can sıkıcı bir konuşmadır
ama teknik bir konuşma ve bu teknik içeriği de, burada, bu zaman dilimi
içerisinde, bu çerçevede ifade etmeyi uygun buldum.
Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Şimdi, şahsı adına Sayın Sadık Badak, Antalya Milletvekili.
Sayın Badak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, maddeyle ilgili hususa geçmeden önce,
grupları adına konuşmalarda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşan
Değerli Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın Antalya ile ilgili, bir köprünün
açılması veya kapatılmasıyla ilgili gerçeği ifade etmeyen ifadesine cevap
vermek istiyorum, açıklık getirmek istiyorum.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bakanı yok mu? Bakanı yok mu?
SADIK BADAK (Devamla) – Dinleyin… Dinleyin… Dinleyin, öğrenin.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Burada yok.
SADIK BADAK (Devamla) – Burada olsaydı, keşke dinleseydi.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bakanı var, cevap versin.
SADIK BADAK (Devamla) – Köprü 900 bin lira keşif bedelli bir
köprüdür; Manavgat-Alanya sınırları arasında, il özel idaresi yetki ve
sorumluluğu olan bölgede yapılmıştır; 70 metre uzunluğunda, 10 metre
genişliğindedir. Henüz geçici kabulü yapılmadığı için dün ulaşıma
kapatılmıştır. Geçen hafta başında asfaltları dökülmüştür.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Siz nereden aldınız bu bilgiyi?
SADIK BADAK (Devamla) – Antalya İl Özel İdaresinde Cumhuriyet Halk
Partisi ve…
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bakanı yok mu bu memleketin?
SADIK BADAK (Devamla) - …Milliyetçi Hareket Partisi arasında güzel
bir beraberlik vardır, güzel bir koalisyon vardır.
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Size ne koalisyondan? Size ne kardeşim?
Kendi işinize baksanıza! Konunuzu açıklayın, konunuzu anlatın; kimin kiminle
koalisyon kurduğu sizi ne ilgilendirir?
SADIK BADAK (Devamla) - Bu koalisyona mensup bir kısım İl Genel
Meclisinden arkadaşlar, bir kısım arkadaşlar oraya ziyarete gitmişler ve sanki
köprü açılmış gibi oradaki bariyerleri kaldırıp köprüyü trafiğe açma eylemine
girişmişlerdir. Geçici kabulü olmayan bir yatırımı hizmete açabilir misiniz?
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)- O eylemde KCK’yla beraber siz de var
mıydınız? KCK eyleminde MİT mi vardı, siz mi vardınız?
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Siz oradan mı sorumlusunuz?
SADIK BADAK (Devamla) - Nitekim, sorumlu olan mühendisler, bu
konudan sorumlu olanlar da köprünün geçici kabulü yapılmadığından bahisle köprüyü
kapatmışlardır.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bunların bakanı yok mu?
SADIK BADAK (Devamla) - Bugün geçici kabul heyeti köprüye
gitmiştir, geçici kabulünün akabinde köprü hizmete açılacaktır.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Bakanım, sizin bilginiz yok mu?
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Geçici kabul yapılmayan 100 tane proje
gösterin yapılıp yapılmadığına dair, 100 tane!
SADIK BADAK (Devamla) – Evet, siz onları bir inceleyin bakalım.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Bakanım, siz bilmiyor musunuz?
SADIK BADAK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemizde sosyal güvenlik hizmetleri 2008 yılına kadar “BAĞ-KUR”, “Emekli
Sandığı” ve “Sosyal Sigortalar Kurumu” adlarıyla üç farklı kuruluş aracılığıyla
ve birbirinden farklı norm ve standartlara göre yürütülmekteydi. 2008 yılında
sosyal güvenlik hizmetleri SGK çatısı altında birleştirildi…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bina olarak birleştirildi.
SADIK BADAK (Devamla) - …5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu’yla sunulan hizmetlerde standart birliğine gidildi.
Aynı Kanun’la sosyal güvenlik hizmetlerinin tek çatı altında verilmesine
yönelik olarak, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20’nci
maddesinde yer alan çeşitli bankalara ve sigorta şirketleri çalışanlarına ait özel
emeklilik sandıklarının da SGK kurumuna devredilmesi hükme bağlanmış bulunuyor.
5510 sayılı Kanun’un geçici 20’nci maddesinde banka ve sigorta sandıklarının
Sosyal Güvenlik Kurumuna devri için üç yıllık süre öngörülmüş, Bakanlar
Kuruluna bu üç yıllık süreyi en fazla iki yıl daha uzatma yetkisi verilmiştir.
Geçici 20’nci madde kapsamında devralınacak bu özel sandıklara ilişkin konu
Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmiş, yargı sürecinin uzaması nedeniyle
devirler gecikmiştir.9 Nisan 2011 tarih, 27900 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan 2011/1559 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla devir süreci iki yıl
ertelenerek 8 Mayıs 2013 olarak belirlenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumunca
devralınması gereken on yedi ayrı sandık bulunmaktadır. Biraz önce konuşmasında
Sayın Bakanımız bu sandıkları ifade etti. Bunların pek çoğu şu anda
faaliyetlerine devam etmekte olan bankalarımız ve sigorta şirketlerine aittir,
bir kısmı da faaliyetleri sona ermiş olan bankalara ve sigorta şirketlerine
aittir. Devir konusu olan özel emekli sandıklarından bu sandıklara tabi
sigortalı çalışan kişi sayısı yaklaşık 250 bindir, bu sandıklardan aylık alan
vatandaşımızın sayısı da yaklaşık 90 bindir. Toplam 340 bin civarında
vatandaşımız bu maddeyle ilgili devre konudur. Söz konusu sandıklarca uygulanan
sosyal güvenlik mevzuatları birbirlerinden farklıdır. Sandıkların SGK’ya
devriyle hizmet standardı sağlanacaktır. Görüşmekte olduğumuz…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Badak, teşekkür ediyorum efendim.
SADIK BADAK (Devamla) – Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde…
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, Hatip, grubumuzu
hedef almıştır ve bir siyasi partinin resmî olmayan bir koalisyonuna işaret
etmiştir başka bir siyasi partiyle. Buna ilişkin olarak grubumuz adına bir
yanıt vermek istiyoruz.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
İki dakika, lütfen…
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Özgür Bey verecekler.
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
3.- Manisa Milletvekili
Özgür Özel’in, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın partisine sataşması
nedeniyle konuşması
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Biraz önce şahsı adına söz alan iktidar partisinin Değerli
Milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisinin Antalya’da Milliyetçi Hareket
Partisiyle bir koalisyon kurduğu iddiasında bulundu. Bu konu, Sayın
Milletvekilinin kendi kişisel değerlendirmesi olmakla birlikte hem siyasi
nezaketten hem de gerçeklerden tamamen uzak düşen bir meseledir. Cumhuriyet
Halk Partisi Türkiye'nin en köklü, en güçlü ve son derece sağlam bir geçmişi
olan, kendisinden başka sadece ve sadece halkına güvenen, koalisyonu da
meydanlarda yaptığı koalisyonu -ki bugün görüştüğümüz intibak yasası da onun
bir uzantısıdır- sadece emeklilerle, emekçilerle, çalışanlarla, alın teri
dökenlerle olan; cumhuriyeti yaratan, cumhuriyeti cumhuriyet yapan değerlerle
hiçbir sorunu olmayan, herkesle koalisyonu olan ama kurumsal anlamda
kendisinden başka kimseye ihtiyaç duymayan bir partidir.
Cumhuriyet Halk Partisinin ne Antalya özelinde ne Türkiye
genelinde, resmî veya gayriresmî hiçbir koalisyonu yoktur. Bu konuda zaten
herhangi bir tartışma, herhangi bir şüphe de yoktur ancak bu iddiaları gündeme
getiren Sayın Milletvekilinin partisinin, geçtiğimiz dönemlerde ve şimdi hangi
koalisyonlarda hangi iş birlikleri içinde olduğu, yazılı, gizli ve çok merak
edilen, zaman zaman Wikileaks belgeleriyle…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oslo’yu söyle, Oslo’yu.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …zaman zaman da Oslo’da yapılan
görüşmelerin sızmasıyla ve seçimden önce reddedilen “İspatlamayan şerefsizdir.”
deyip seçimden sonra da resmen kabul edilen meselelerde kurulan koalisyonlar
gayet açıktır.
Partimizi kendi partileriyle karıştırmamalarını istirham ediyorum,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın milletvekilleri…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Antalya’dan sorumlu bakan söz istiyor,
Antalya’dan sorumlu bakan!
SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun efendim.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Kanun hükmünde kararnameyle
Antalya’dan sorumlu bakan mı atadılar sizi?
BAŞKAN - Buyurun Sayın Badak.
SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, Sayın Hatip, benim doğruyu
ifade etmediğimi söylemiştir, buna bir cevap vermek istiyorum.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin sataşmana cevap verdi.
BAŞKAN – Buyurun, bir dakika içinde lütfen.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Yani, konudan bu kadar Genel Kurulu uzaklaştırmanın anlamı
ne?
SADIK BADAK (Antalya) – Bunu daha önce burada konuşan değerli
arkadaşımıza ifade etmenizi temenni ediyorum.
4.- Antalya Milletvekili
Sadık Badak’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bizi ne karıştırıyorsun? Bizi
ne karıştırıyorsun?
SADIK BADAK (Devamla) - …benden önce konuşan değerli hatip,
Antalya’da böyle bir CHP ile MHP arasında…
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sen kendine cevap ver, başka
taraflarla uğraşma!
BAŞKAN – Lütfen... Lütfen…
SADIK BADAK (Devamla) - …İl Genel Meclisi üyeleri arasında bir
koalisyon olmadığını ifade etti. Bu ifade bize ait değil. Bu ifade,
Antalya’daki İl Genel Meclisi üyeleri arasında kendilerine aittir.
ERKAN AKÇAY (Manisa) – PKK’yla Oslo’da iş birliği yaptınız, onu mu
söyleyelim?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya siz bizim iş birliğimizi anlatmayın.
Oslo’yu anlat, Oslo’yu!
SADIK BADAK (Devamla) - İl Genel Meclisi üyelerinden CHP’li ve
MHP’li arkadaşlar koalisyon yaptıklarını…
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Siz kiminle iş birliği yaptınız?
BAŞKAN – Bir dakika dinleyin, bir dakika dinleyin lütfen.
SADIK BADAK (Devamla) - …basına her hafta yansıyan ifadelerinde
söylemektedirler.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen ne karışıyorsun bizim işimize ya?
SADIK BADAK (Devamla) - Ayrıca mademki böyle bir beraberlik yok,
geçen hafta köprünün o ziyaretine neden AK PARTİ’li vekilleri, neden AK
PARTİ’li İl Genel Meclisi üyelerini davet etmemişler, sadece kendileri
gitmişler?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – KCK’nın başkanı Hakan Fidan mı, onu anlat,
kim bu?
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hatay’da kiminle koalisyon yaptınız?
SADIK BADAK (Devamla) - Bu da bir iş birliğini göstermiyor mu?
Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri…
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkanım, Antalya’dan sorumlu
bakan mı arkadaş?
BAŞKAN – Tamam.
Teşekkürler.
VI.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ (Devam)
2.- Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi
Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S.
Sayısı: 171) (Devam)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde soru-cevap
işlemi yapacağız. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Bakanlığınız bünyesinde çalışan 5 bine yakın iş
güvenliği uzmanı, sizin de bildiğiniz gibi, gerek eğitimlerin yetersizliği
gerekse yönetmelik hükmünün iptali sonucunda bu uzmanlık unvanlarını kaybetmiş
durumdalar. Danıştayın kararı gereğince bu iptal sonucunda nasıl bir düzenleme
düşünüyorsunuz? Bu iş güvenliği uzmanlarının mağduriyetinin giderilmesi
konusunda bir çalışmanız var mı?
İkincisi de son günlerde İcra ve İflas Yasası’nın gerekli
değişikliklerinin gündeme geleceği haberleri üzerine avukatların çok ciddi
anlamda icra işlemi başlattığı ve taahhüdü ihlal gerekçesiyle birçok insanı
mağdur ettiği ifade edilmektedir. Özellikle bu taahhüdü ihlal suçundan dolayı
mağduriyetlerle ilgili Hükûmet adına bir şey söyleyebilir misiniz? Bu konu
nasıl çözülecek?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Emekli intibak kanununu yıllardan beri işçi emeklileri ve BAĞ-KUR
emeklileri bekliyorlardı ancak görüldüğü kadarıyla 2000 yılı öncesine ait bir
intibak kanunu çıkartılmaya çalışılıyor. Şu anda birçok yerden insanlar
telefonlarla bunlara katılıyorlar, diyorlar ki 2000 yılından itibaren de -Sayın
Bakan gerçi 2000’i 2008’le birleştirmeyi, onun olduğunu anlatmaya çalıştılar
ama- acaba 2000 yılından sonra emekli olan insanlar da bu intibak kanunundan
faydalanacaklar mıdır? Bununla ilgili önümüzdeki dönemlerde bir çalışma yapılabilir
mi? Bunu öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederiz.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Kadir Öğüt, buyurun.
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Bakan, özellikle devlet
hastanelerinde taşeronda çalışan hizmetli ve güvenlik elemanlarını yıl sonunda
bir ay işten çıkartıyorlar. Bunu yaparken ellerinden her haklarını aldıklarına
dair belge imzalatıyorlar. Bu tür insanlık dışı işlemlere karşı önlem almak
istiyor musunuz? Size bir örnek vermek istiyorum burada, elimde bir belge var:
“Şirketinizin… Başhekimliği/Müdürlüğü Çankırı adresinde bulunan iş yerinde
…tarihleri arasında çalışmak bulunmaktayım. Söz konusu çalışma sürem içerisinde
doğan tüm kanuni ve akdî haklarımı
aldım. İş yerinizden kendi istek ve rızamla herhangi bir baskı olmadan
…tarihinde ayrılmak istiyorum. Bir sonraki iş günü işe gelmeyeceğim. Gerekli
işlemin yapılmasını arz ederim.” Bunu imzalamayanları tekrar işe almamakla
tehdit ediyorlar. Bu tür insanlık dışı muamelelere önlem almanız konusunda
Bakanlığınıza bilgi sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.
Sayın Kuşoğlu…
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, demin sorduğum Urfa’daki seminerle ilgili soruya
“Şimdi öğrendim, bilmiyordum.” dediniz. Ona memnun oldum çünkü kurumun bağımsız
olması lazım, yönetimin bağımsız hareket etmesi lazım sizden ama sizin de
gereken denetimi yapmanız lazım. Ben yine de o sorumu devam ettireceğim.
Maliyeti, programı nedir? Amacı nedir? Hangi konularla ilgili olarak bu eğitim
çalışması yapılıyor?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, banka emekli
sandıklarını burada iki yıl daha uzatıyorsunuz ama yine yasada emekli
sandıkları bunun, bu yasanın dışında dediniz. Bunlar yapmayacaklar, orada eğer
hakkı yenmiş, adil olmayan şu ana kadar bir uygulama varsa kendileri yapmaz.
Yine söylüyorum, bu maddeyi koyduğunuz sürece bankalar emekli sandıkları
emeklilerine bir düzeltme yapmayacaktır. Bu nedenle bu maddeyi buradan
çıkarmanız gerekiyor, öncelikle çıkarmanız gerekiyor.
İki: Kamuda çalışan geçici işçiler var, yılda yüz yirmi gün prim
ödüyorlar. Herhâlde bunlar yüz elli yaşında emekli olacak. Bu konuda neler
düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.
Sayın Tüzel…
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Bakan, bildiğiniz gibi
sendikal örgütlenme anayasal hak olarak bilinir. Kuralsız çalışmayı gizlemek
adına, özgürlük diyerek birden fazla sendikaya üyelik değişikliğini de yaptınız
ama gerçek hayatta olan biten bu değil. Sendikalaşmak ve daha iyi bir çalışma
koşulu istedikleri için her yerde işçiler işten atılmakta. Sendikalaştığı için
İzmir Savranoğlu AŞ işçileri iki yüz elli dört gündür, Billur Tuz işçileri elli
beş gündür işten atılmışlar ve direnmekteler. Bu manzaralar ülkenin her yerinde
mevcut. Bakanlığınız, ülkenin her yerindeki bu hak, kural, insaf, insanlık
tanımaz uygulamalar karşısında ne yapmaktadır?
BAŞKAN – Sayın Özkan…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Bakan, dün Burdur’dan bir
vatandaşımız aradı.
“Sigortalı olarak primlerimizi
zamanında ödüyoruz, sağlık güvencemiz var ancak zaman zaman özel
muayenehanelerde doktorlara kontrol ve tedavi olduğumuz oluyor fakat özel
muayene doktorlarının yazdıkları reçeteleri cebimizden almak zorunda
kalıyoruz…” Kanuni bir düzenleme olduğunu biliyoruz ancak bu reçetelerin devlet
tarafından ödenmesi için bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Bakan…
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Çok
teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
İş güvenliği uzmanlarıyla ilgili az önce ifade ettiğim gibi, iş
sağlığı güvenliği yasasında bir çözüm getiriyoruz. İnşallah, 5 bin değil, daha
da artması gerekiyor, 15 bin civarında iş sağlığı güvenliği uzmanları görev
ifade edecekler. Bununla ilgili, bildiğiniz gibi üniversitelerimizde de
yüksekokullar kuruldu. Bu eğitimi alan gençlerimiz çok daha sağlıklı bir
şekilde endüstriyel ilişkilerin yürütülmesi konusunda görev yapacaklar.
Bunun dışında, devlet hastanelerinde taşeron işçilerle ilgili
olarak sorunuz: Bu, ciddi bir sorun. Aslında taşeron uygulaması 1936 yılından
beri bizim mevzuatımızda var fakat bu dönemde çok daha yaygınlaştığı doğrudur.
Sebebi: Tabii ki istihdam oranlarının arttığını görüyorsunuz. İstihdam oranının
artmasının yanında işsizlik oranları da çok şükür düşüyor. 2011 yılı işsizlik
rakamları açıklandı: 9,8.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geçen ay 9,2’ydi.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Yıllık, aylık değil efendim bu. 9,8 yıllık olarak, 2011’i yüzde 10’un altında
kapattık.
Şimdi, bu yoğunluk memnuniyet verici, yalnız emeğin burada
sömürülmemesi konusunda hepimizin hassasiyetleri var. Taşeron dernekleriyle bir
araya geldik, on dört maddelik bir düzenleme konusunda mutabakata vardık,
kendilerinin yaşadıkları sorunları belirledik. İşin kaynağı İş Kanunu’nun 2’nci
maddesinde yapılması gereken değişikliktir, orada asıl işverenle, alt işveren
arasında tanımlamada bir sıkıntı yaşanmaktadır. Bunlar da yargıya taşınmış
bulunuyor, yargının karar aldığı bazı kurumda çalışan işçilerle ilgili durumlar
söz konusu olduğu gibi, yargı safhasında olanlar veya emeğin gerçekten ciddi
sorunlarla karşı karşıya olduğu tabloları biliyoruz ve bunlarla ilgili, bu
sorunların çözümüyle ilgili de hızlı bir şekilde düzenlemeyi huzurlarınıza
getireceğimizi, taşeron işçi dernekleriyle konuştuğum için, onlarla bu konuları
paylaştığım için, onlar bildikleri için sizin huzurunuzda da bunu ifade etmiş
oluyorum.
“İntibaktan 2000 sonrası çalışanlar, emekliler de yararlanacak
mı?” diye söylediniz. Defalarca izah ettim, 2000 öncesi emeklileri 2008 yılına
taşıyoruz, düzenleme bunu içermektedir. Sebebi de şudur: 2000 sonrası emekliler
gelişme hızından pay alırlarken 2000 öncesi emekliler gelişme hızından pay
alamamaktadırlar. Buradaki eşitsizliği gidermeye dönük mümkün mertebe en adil
bir düzenlemedir bu intibak düzenlemesi ama her defasında söylüyorum, bu kadar
karmaşık sistem içerisinde yüzde 100 bir adaleti sağlamak da takdir edersiniz
ki mümkün değildir ama bunun karşısında aylarca çalışmamıza rağmen -tüm teknik
heyetler ve bilim insanları- bundan daha adil bir düzenleme yapma konusunda bir
formül de ortaya konamadığını belirtmek istiyorum.
Bu Şanlıurfa’da yapılacak olan rehberlik ve teftiş toplantısının
maliyetiyle ilgili ayrıntıları yazılı olarak verebiliriz ama Harcırah Kanunu
çerçevesinde sürecin işleyeceğini belirtmek istiyorum ama yazılı olarak da
gerçekleşme neticesini de sizlere bildiririz.
Banka sandıklarıyla ilgili düzenlemede iki yıl bir yetki alınıyor.
Bu iki yıl sürecek anlamına gelmez. Burada henüz devralmadığımız sandıklarla
ilgili bir intibakın talep edilmesini ben doğru bulmadığımı ifade etmek
istiyorum. Devirden sonra yaşanan sorunlar nedir, tablo nedir, o çerçevede bunu
değerlendirme imkânımız olur düşüncesindeyim.
Geçici işçilerle ilgili bir soru soruldu. Değerli arkadaşlar, 6 ay
çalışan, 180 gün çalışan işçilerden 227 bin işçinin kadroya alınmasını bizim
iktidarımız gerçekleştirdi; 6 ayın altında, yani 4 ay çalışanlar, 2 ay
çalışanlar var, bu, nihai olarak 1 güne kadar da gidebilir. Dolayısıyla bir
prensip kararı alındı ve çerçevede 227 bin işçimizin kadroya geçişi sağlanmış
bulunmaktadır. Bu konudaki sıkıntılar, Bakanlığımızın tüm İnternet sayfaları
da, tüm kapıları da açık, bu talepleri alıyoruz, meşru taleplere cevap verme
gayreti içerisindeyiz.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır.
Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık
sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa tasarının 4. maddesindeki
(4) yıl ifadesinin (3) yıl olarak değiştirilmesini arz ederiz.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu Bülent Kuşoğlu Haydar Akar
İstanbul Ankara Kocaeli
Kadir Gökmen Ögüt Mehmet Kesimoğlu Süleyman Çelebi
İstanbul Kırklareli İstanbul
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı
mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde
de önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.
Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü
maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
Yılmaz
Tunç
Bartın
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü
maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
Recep
Özel
Isparta
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü
maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
Ramazan
Can
Kırıkkale
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü
maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
Adem
Tatlı
Giresun
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü
maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
Salih
Koca
Eskişehir
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü
maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
Ali
Ercoşkun
Bolu
BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Sayın Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe efendim.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Sürenin artırılması amaçlanmaktadır.
BAŞKAN – Bütün önergelerde gerekçe aynı.
Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…
Önergeler kabul edilmemiştir.
Şimdi, birinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa tasarısının 4. maddesindeki
(4) yıl ifadesinin (3) yıl olarak değiştirilmesini arz ederiz.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları
BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Tanal mı konuşacak?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet efendim.
BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Tanal.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Önümüze gelen yasa intibak yasası, ancak Anayasa’mız “Ücretin adil
ve adaletli olması gerekir.” derken, dün tasarının üzerinde söz alan
arkadaşlarımız, “Bu bütçeyle ilgilidir, bütçeye yük getirmektedir, ancak
bütçeye yük getirdiği için vatandaşımıza gönlümüzden daha fazla verilmesi
geçerken fazla veremiyoruz.” şeklinde bir savunma yaptılar değerli
arkadaşlarımız.
Peki, bütçe yeni mi aklımıza geldi? Sayın Başbakana 3 tane özel
uçak alırken bütçe yok muydu o dönem? Kamu kurumlarında şu anda 2.500 cc, 3 bin
cc, 4x4 cipler, arabalar alırken bütçe aklımıza gelmiyor muydu? Hatta kamu
araçlarıyla ilgili Araçlar Kanunu “1.600 cc’den fazla, kamu kurumlarında araç
kullanılamaz.” der, ancak Araçlar Kanunu’nu hileli yoldan baypas etmek için ne
yapılıyor? Araç kiralama yoluna gidiliyor. Şu anda 740 BMW, 500 CL Mercedesler
aylık 130 milyarla kiralanmış durumda. Peki, bunlar bütçeye yük getirmiyor da
vatandaşa vereceğiniz 10 lira ile 320 lira arasındaki maaş mı yük getirecek?
Yani burada gerçekten halk düşünülmüyor, ancak kendileri düşünülüyor.
Gelelim, Sayın Bakanımız buradayken, aynı zamanda Şanlıurfa
milletvekili, ben Şanlıurfalı olarak, ancak İstanbul milletvekili olmam
sebebiyle, Anayasa’mızın hükümleri uyarınca tüm milletin vekili olmam
sebebiyle, Şanlıurfa ili Akçakale ilçesi Kaymakamlığına bir dilekçe
verdim. “Size bağlı olan köylerde yol,
su, elektrik olmayan köyünüz var mı?” diye, Kaymakama hitaben yazılı dilekçe.
Kaymakamlığın verdiği cevap: “Efendim, bizim bölgemizde 90 tane köy, 118 tane
mezra, 1 tane belediye mevcuttur. Her mevsimde yollarına ulaşmak mümkündür,
elektriği mevcuttur, suyu mevcuttur.” diyor Kaymakamın yazılı cevabı.
Dayanamadım, bunun üzerine tüm köy muhtarlarını tek tek aradım
burada. Buradaki köy muhtarları tek tek… Sayın Bakana, hemen çarpıcı bir
tanesini okuyorum; Keçeli Köyü Muhtarı: “Faruk Çelik ve Halil Özcan
vekillerimizin danışmanlarına çok anlattım, neredeyse köylü gördüğü yerde
yüzüme tükürecek. Elektrik şebekesi 1983 yılında köy 30 haneyken yapıldı, şu
anda 2 köy, 1 mezra, 160 hane, hâlâ aynı şebeke duruyor. Suriye’ye yakınız diye
Suriye demokrasisi mi uygulanıyor bize? Sayın Başbakanın hatırına susuyorum.”
diyor.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Önergenin neresiyle ilgili bu?
MAHMUT TANAL (Devamla) -
Akbilek Köyü Muhtarı şunu söylüyor: “Elektrik kesintileriyle ilgili
sorunlarımız sürekli var.” Akçaköy: “Köy yolu asfalt programına iki üç sene
önce alındı, hâlen yapılmadı. Elektrik kesintileri sürekli, fazla. Biz kuyu
suyu içiyoruz, ancak kuyu suyu acıdır.” deniyor Değerli Bakanım. O bölgenin milletvekilisiniz.
Akçaköy köyü kuyu suyu içiyor ancak içilen kuyu suyu acı su. Alıncık köyü:
“Elektrik kesintileri çok fazla.” deniyor. Akdiken köyü: “Elektriğin
kesilmediği bir tam gün yok.” deniyor, “Buğday desteklemelerimizi henüz
alamadık.” diyor. Ancak orada da 64 tane şirket hakkında, yanılmıyorsam, naylon
fatura kesilmiş durumda, o sebepten dolayı Şanlıurfa’daki tüm buğday eken
vatandaşlarımızın buğday desteklemelerinin henüz alınmadığı söyleniliyor.
Aksehrinç köyü: “Elektrik kesintileri var, geceleri elektrik hiç yok. 1984
yılında yapılan enerji hatları çok eski, köyümüz o yılda 20 haneydi, şimdi 110
tane ve şu anda yolumuz da yok, sularımız da bize yetmiyor, elektrik sürekli
kesiliyor.” deniyor.
Aşağıbeğdeş köyü: “Burada arazi toplulaştırma işleminin bir an
önce yapılmasında yarar var, ancak bu işi yavaşlatan Toprak Reformu
Müdürlüğüdür. Lütfen, bu konuyla ilgilenin.” deniyor. Baykut: “Elektrik
kesintileri çok fazla. Yollarımız stabilize yol.” deniyor. Bilece: “İçme suyu
yok.” deniyor. Bolatlar: “Elektrik telleri eski, sürekli elektrik kesiliyor.”
deniyor. Boybeyi: “Elektrik kesintileri var.” deniyor. Büyüknaneli: “Sürekli
elektrik kesintileri var. Üç mezra, yetmiş hane var. Köye ulaşım yolu çamur.”
deniyor. Yani Kaymakamın bahsettiği gibi dört mevsim yolu açık değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.
MAHMUT TANAL (Devamla) – Büyüktokaç: “Yol yazın yapılacak,
programı hazırlandı, ancak yapılmadı.” deniyor.
İnşallah, Bakanımız aynı zamanda bölgenin de milletvekili olması
sebebiyle bu sorunlarla ilgilenir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5’inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 39- (1) Son tahsis talep tarihi veya ölüm tarihi
2000 yılı Ocak ayı başından önce olup, 506 sayılı Kanunun mülga hükümleri
uyarınca gösterge sistemine göre bağlanan malûllük, yaşlılık ve ölüm aylıkları
ile bu tarihten önce malûllük veya yaşlılık aylığı almakta iken bu tarihten
sonra ölen sigortalıların ölüm aylıkları, bu madde hükümlerine göre yeniden hesaplanır.
(2) Aylıkların hesaplanmasında, 506 sayılı Kanunun mülga maddeleri
uyarınca hazırlanan ve 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan gösterge veya
üst gösterge tablosundan sigortalı için tespit edilmiş olan mevcut gösterge
rakamı ile aynı dönemde yürürlükte bulunan memur aylık katsayısı esas alınır.
(3) Sigortalının aylık bağlama oranı aşağıdaki şekilde belirlenir.
a) Malûllük aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan
için % 60, sigortalının başkasının bakımına muhtaç olması halinde % 70, üst
gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı Aralık ayında
yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre % 59,9 ila % 50 arasında
belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Yaştan ve günden
artırım ve eksiltme yapılmaz.
b) Yaşlılık aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan
için % 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı
Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre % 59,9 ila % 50
arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Bu şekilde
belirlenen taban aylık bağlama oranı, sigortalının tahsis talep tarihi
itibarıyla kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş
için ve 5000 günden fazla ödediği her 240 günlük malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi için (l)’er artırılır, 5000 günden noksan ödediği her 240 gün
için (1)’er eksiltilir. Maden işyerlerinin yer altı işlerinde çalışması,
sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malûl olması,
sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanması veya erken yaşlanması
nedeniyle tarafına yaşlılık aylığı bağlananlara günden dolayı eksiltme
yapılmaz.
c) Ölüm aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan
için % 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı
Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre % 59,9 ila % 50
arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Bu şekilde
belirlenen taban aylık bağlama oranı sigortalının ölüm tarihi itibarıyla kadın
ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş için ve 5000 günden
fazla ödediği her 240 günlük malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi için
(l)’er artırılır. Günden dolayı eksiltme yapılmaz. Malûllük aylığı almakta iken
ölen sigortalılar hakkında bakıma muhtaçlık durumu dikkate alınmaksızın (a)
bendi, yaşlılık aylığı almakta iken ölen sigortalılar hakkında ise (b) bendi
hükümleri uygulanır.
ç) Malûllük, yaşlılık ve ölüm aylığının aylık bağlama oranı %
85’ten fazla olamaz.
(4) Sigortalının 1999 yılı Aralık ayı ödeme dönemi itibarıyla
aylığı, yukarıdaki hükümlere göre tespit edilen gösterge rakamı, memur aylık
katsayısı ve aylık bağlama oranının çarpımı suretiyle belirlenir.
(5) Bu madde hükümlerine göre 1999 yılı Aralık ayı ödeme dönemi
itibarıyla hesapla-nan aylık tutarı, % 5,9 oranında artırılarak 2000 yılı Ocak
ayına, 2000 yılı Ocak ayı için bu şekilde hesaplanan aylık tutarı ise,
(7,13326594120697) çarpanı kullanılarak 2008 yılı Ocak ayına taşınır. Bu
şekilde hesaplanan aylık tutarı da, 2008 yılı Ocak ayı ödeme dö-neminden
başlayarak 2013 yılı Ocak ayı ödeme dönemine kadar (bu dönem dahil) 4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılara ödenmekte olan
aylıklara uygulanmış olan aylık artışları ile artırılır.
(6) Bu maddeye göre hesaplanan aylık tutarının, sigortalı veya hak
sahiplerine 2013 yılı Ocak ayı ödeme döneminde ödenmekte olan aylık tutarının
altında kalması halinde, mevcut aylıkların ödenmesine devam edilir.
(7) Bu maddeye göre hesaplanan aylıklar için geriye yönelik
herhangi bir ödeme yapıl-maz.
(8) Sözleşme aylıklarını 2000 yılı Ocak ayı başından sonra
borçlanma yapmak sure-tiyle tam aylığa yükseltenler ile geçici 20 nci maddeye
göre devir alınacak sandıklardan aylık alanlara devir tarihinden sonra bu madde
hükümleri uygulanmaz.
(9) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin tereddütleri gidermeye Kurum
Yönetim Kurulu yetkilidir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi.
Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, çok önemli bir kanun tasarısını
görüşüyoruz. Bu ülkede üretilen tüm değerlerde, biriken sermayede emeği olan
emeklilerin sesine duyarsız kalmamanız dileğiyle yüce Meclisi bir kez daha
selamlıyorum.
Özellikle, sözlerime Mustafa Kemal Atatürk’ün emeklilere bakışını
yansıtan o güzel sözüyle başlamak istiyorum: “Bir milletin, yaşlı
vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşama kudretinin en
önemli kıstasıdır. Mazide muktedirken bu kuvvetiyle çalışmış olanlara karşı
minnet hissi duymayan bir milletin, istikbale güvenle bakmaya hakkı yoktur.”
Mustafa Kemal Atatürk emeklilere böyle bakıyor.
Bugün önümüze gelen yasa tasarısı, toplumumuzun korunmaya en
muhtaç kesimlerinden birisi hâline gelmiş olan emeklilerle ilgilidir.
Anayasa'mızın 2’nci maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımlarken sosyal bir
devlet olarak tanımlamaktadır. Anayasa'mızın 61’inci maddesinde sosyal devlet
olmanın gereği olarak devletin yaşlıları koruması açıkça belirtilmiştir. Ne
yazık ki toplumumuzda yaşlılarımız ve emeklilerimiz, bu koruma ilkesinin çok
uzağındadırlar ve açlık sınırının altında bir gelirle insani ihtiyaçlarını dahi
karşılamaktan çok uzakta yaşamaya, hayata tutunmaya çalışmaktadırlar.
Emekliler, bugün açlık sınırının altında yaşamını sürdürmekte, neredeyse
zorunlu harcamalarını bile yerine getirememektedirler.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler, bir sosyal demokrat parti
olmanın gereği, seçim bildirgemizde, emeklilerimizin yaşadığı bu adaletsizliğin
çözülmesi gerektiğini ifade ettiğimizde “Kaynak nerede? Popülizm yapmayın.”
şeklinde yanıtlarla karşılaştık. Oysa sorun kaynak sorunu değildir, konu mali
bir sorun da değildir; sorun, geçmişimize yönelik saygımız ve geleceğimize
yönelik sorumluluğumuzdur. Bizler, bunun bilinciyle Türkiye Büyük Millet
Meclisine yasa önerisi verdik. Verdiğimiz öneride temel taleplerimiz afaki
olmadığı gibi uygulanabilirliği bulunan, gerçekçi ve olması gereken
düzenlemelerdir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emeklilerimize refah payı
ödemelerinin yapılması istenmiştir. Özellikle emekli aylıklarının enflasyon
karşısında erimesinin durdurulabilmesi amacıyla, gayrisafi yurt içi hasılanın
yıllık artış oranlarının emekli aylıklarına yansıtılmasını teklif etmişizdir.
Satın alma gücünün düşmesi ve emekli aylıklarının kuşa dönmesi
nedeniyle, emekli olmasına rağmen çalışmak zorunda kalan yaşlılarımızın,
emeklilerimizin 5510 sayılı Kanun’la getirilen sosyal güvenlik destek primi
ödemesinin kaldırılmasını talep ettik.
Emekliliklerine ve aylıklarına hiçbir etkisi olmayan ve devlete
çalıştıkları için bir haraç ödeme mantığına dayanan bu sosyal güvenlik destek
primi ödemesinin, sosyal devlet anlayışıyla hiçbir bağlantısının olmadığını, bu
nedenle kaldırılmasını teklif ettik.
Sigortalılardan, bir yandan genel sağlık sigortası primi
alınmasına rağmen diğer yandan tedavilerinde tekrar katılım payı alınmasının
sosyal adaletle ve sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını belirterek, tedavi
katılım payının kaldırılmasını teklif ettik.
Gelin, gerçekten yaşlılarımız ve emeklilerimiz için, onların
onurlu, insanca bir yaşam sağlamaları için bu düzenlemeleri yapalım diyoruz,
bunu istiyoruz.
Kamuoyunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin
emekli olmaları ve emekli aylıklarıyla ilgili yapılan düzenlemelerin
yansımalarını hepimiz gördük, toplumun tepkisini hep birlikte yaşadık.
İktidar partisince Meclisimize sunulan yasa teklifi bu
kaygılarımızı gidermekten uzak, emeklilerimizin beklentilerini karşılamamakta,
sadece yapılmış olmak için yapılan bir tekliftir.
Adı “intibak” olmasına rağmen bu yasa, kamuoyunun ve emeklinin
insanca, onurluca yaşamını sürdürebileceği nitelikte değildir. Adını “intibak”
koymakla intibak olmuyor. Bu yasayla yapılan düzenlemeler yalnızca kısmi
iyileştirmedir. Bunun adını bu anlamda doğru koyun, “Kısmi iyileştirme
yapıyoruz.” deyin. Bu yasa, emeklinin ihtiyacını giderecek nitelikte kesinlikle
bir düzenleme getirmemektedir. Oysa, anlamı itibarıyla “intibak” tüm emekliler
arasında maaş farklarını giderecek nitelikte olmalıydı. Anlaşıldığı kadarıyla,
Cumhuriyet Halk Partisinin gerisinde kalmamak için verdikleri sözü yerine
getirmiş gibi gözükme gayretiyle hazırlanmış, “dostlar alışverişte görsün”
mantığıyla düzenlenmiş bir yasa teklifidir.
Bugünün can yakan sorunu sadece ertelenmiş ve emekliler arasındaki
eşitsizlik ve maaş adaletsizliklerini gidermemiştir. Şöyle ki: Yasa tasarısında
sorun sadece 2000 yılı öncesindeki emeklilerin sorunu gibi anlaşılmıştır.
Yapılan düzenlemeler sadece 2000 öncesinde emekli olan 2 milyon 900 bin kişinin
1 milyon 900 bin kişisini kapsamaktadır. Aynı şekilde, 2008 yılından sonra
yürürlüğe giren yeni kanuna göre emekli olacaklar açısından da ileride aynı
sorun daha da büyümüş olarak karşımıza gelecektir. Adaletsizce uygulamalar
bütünüyle devam ettirilecektir.
Esas olarak, söz konusu yasanın insanca yaşam standartlarına sahip
olması gereken en önemli toplumsal grup olan emeklilerimiz açısından, en
azından, asgari bir temel aylığı düzenlemesi gerekmekteydi, açlık sınırında bir
düzenlemeye mahkûm edilmemeliydi. Oysa, yasa tasarısında, bırakınız asgari bir
aylık düzenlemesini, yine yapılacak hesaplamalara dayalı olarak zaten çok düşük
aylık almakta olan en sorunlu kesimlerin aylıklarında hiç artış yapılmaması
gibi bir olasılık ortaya çıkmıştır.
Yine, söz konusu yasa tasarısında millî gelir artışından pay verme
yerine sadece 2000 yılı için düzenleme yapmayla yetinilmiştir.
Yasa tasarısına bakıldığında yazımın ne kadar bulanık ve
anlaşılmaz olduğu görülmektedir. Bir diğer deyişle, emekli aylıklarına gerçek
güncelleme yapılmamaktadır, millî gelir artışından pay verilmemektedir.
Emeklilerimizin aldıkları aylıklara almaları gereken refah artışlarının
yansıtılarak mağduriyetlerinin kısmen de olsa giderilmesi sağlanabilir. Hâlen
bu şans şu anda bu Meclisin önünde.
Sosyal devletin temel ödevlerinden biri, ülkede yaşayan herkesin
refah düzeyini yükseltmektir. Bu çerçevede BAĞ-KUR emeklileri açısından da aynı
düzenlemeler yapılmalıdır.
Kanun tasarısında, asıl korunması gereken tarımda çalışanlarla
ilgili düzenlemeler de yapılmalıdır. Bu da eksik bırakılan bir yanıdır.
2003 ile 2008 yılları arasındaki dönem için bu tür sigortalılardan
emekli olmuş yurttaşlarımızın aldığı yaşlılık, maluliyet ve ölüm aylıklarının
artırılarak mağduriyetlerinin kısmen de olsa giderilmesi gerekmektedir. Söz
konusu yasa tasarısında buna ilişkin bir düzenleme yapılarak, emeklilerimize
gelecekte de insanca yaşayabilecekleri gelir sistemi yaratmak ve en azından
bugünkü gelirlerini reel anlamda almalarını sağlayacak bir sistem kurmaktır.
Bu çerçevede, emeklilerin aldıkları aylıkları, sürekli iş
göremezlik geliri, dul ve yetim aylığı alanların aldıkları gelir ve aylıkların
artışlarının bundan sonra altı aylık olarak enflasyon oranında artırılmasıyla
toplumun bu kesimlerine ödenen aylık ve gelir artışlarında millî gelirdeki
artışların tümünün de dikkate alındığı bir sistem kurmak gerekmektedir.
Özellikle yaşlılık aylığı almakta iken yeniden çalışmaya başlayan
sigortalılar açısından bu çalışmalarının emekli aylıklarına etki etmemesine
rağmen aylıklarından sosyal güvenlik destek primi alınması adil bir uygulama
değildir.
Bu uygulama emeklileri oldukça zor duruma sokmaktadır. Bu tür
durumlarda emekli iken çalışmaya devam eden emeklilerimizin ödedikleri sosyal
güvenlik destek primlerinin kaldırılması gerekmektedir.
Yaşlılık aylığı almak için emekliye ayrılan kişiler, dinlenmeleri
gereken yaşlarda fiilen çalışmak zorunda kalıyorlar. Bunun tek nedeni emekli
aylıklarının geçimlerine yetmemesidir. Geçinemediği için çalışmak zorunda kalan
kişilerin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – …emekli aylıklarının yüzde 15’inin
kesilmesinin, çalışmanın cezalandırılması dışında hiçbir açıklaması yoktur.
Bizler bu yasa tasarısının yeniden ele alınmasını ve sadece maliyet hesabının
yapılmamasını diliyoruz.
Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Demir Çelik, Muş
Milletvekili.
Buyurun Sayın Çelik.
BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım; sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası
yasasının 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.
5’inci madde hem yaşlılık aylığı hem malullük aylığı hem de ölüm
aylığı üzerine yeni düzenlemeyi içermektedir. Düzenlemeler mevcut, var olan
yasadan yararlanan çalışanları, emeklileri, nispi ve kısmi noktada
yararlandırma amaçlıdır. Bu anlamıyla biz de bu yasanın emekçiler ve emekliler
lehine olduğundan kaynaklı desteğimizi sunmak istiyoruz ancak gerek 5’inci
maddede gerekse bir bütün olarak yasanın kendisinde gördüğümüz şey daha az
hak-daha çok prim, daha az hak-daha çok emek eksenlidir. O anlamıyla insani ve
vicdani değerlerden uzaktır. Hâlbuki dünyanın herhangi bir yerinde olduğu gibi
ülkemizde de her birimizin nezdinde de “En yüksek değer emektir.” dediğimiz ve
tespitinde bizatihi emek sahibi olduğumuz bu düşünce bu yasada gerekli itibarı,
değeri görmüş değildir. Aksine, iktidarın ve sermayenin güç odağına
dönüştürüldüğü, bu gücün de merkezileşerek hiyerarşik ilişkiyle toplumu, toplum
dinamiklerini hiçleştirdiği bir anlayış vardır. Bu anlayış değil midir ki
binyıllardır insanlığa savaşı ve savaşın yol açtığı siyasal, sosyal travmalara
yol açan? Bu anlayış değil midir ki insanlığın, Birinci ve İkinci Dünya
Savaşı’yla milyonların ölümüne, sosyal değerlerinin kaybına, bir şekliyle
soykırımların yaşanmasına neden olan?
İşte bunun neticesindedir ki, İkinci Dünya Savaşı sonrasında,
uluslararası emperyal güçler başta olmak üzere, Birleşmiş Milletler, yeni bir
zihnî algı, yeni bir yaklaşımla soruna çözüm arama, “liberal demokrasi”
dediğimiz siyasal projeyle toplumu yeniden şekillendirme arayışına girdiler.
Burada söz konusu olan gücü merkezileştirmek değil, aksine, tabana yaymak.
Yine, aynı şekilde, hizmetin üretilmesi ve yürütülmesinde olduğu kadar
kaynakların rasyonel kullanılmasında da tabana dayalı demokratik katılımcılığı
esas alan bir anlayış öne çıkmaya başladı ve onun ürünü, eseridir ki, günümüz
demokrasisi yeniden, her türlü siyasal açmazına ve sıkıntısına rağmen, kabul
edilebilinir, sindirilebilinir ve uçların ehlileştirilmesi, sisteme
entegrasyonuna fırsat verebilir niteliklere kavuşmuştur. Ama en yüksek değer
olan günümüz dünyasının evrildiği bu yeni siyasal algıya rağmen, beklenmesi
gereken, bütçenin yapılması sürecinde de, kararlaştırma sürecinde de,
uygulaması ve yürütülmesi sürecinde de toplum dinamikleri olmalıydı yani
emekçiler, ezilenler, yoksullar, emekliler, halklar olmalıydı. Her birinin,
ülke nüfusunun yüzde 75’ini ilgilendiren bu bütçede, elbette ki, emeği oranında
katkısı vardı. Katkısı olan, üreten, vergisiyle bütçeyi oluşturan bu halk,
bütçenin uygulanması ve yürütülmesinde söz sahibi değilse, hak sahibi değilse,
paydan adil ve eşitlikçi bir şekilde yararlanamıyorsa, burada adalet duygusu
zedelenmiş demektir, toplumda eşitlikçi anlayış zedelenmiş demektir. O
anlamıyla da, toplumu, toplum olmaktan ileri gelen dinamiğini, etkinliğini,
verimliliğini sürekli tüketen, tüketmesiyle birlikte de üretimden kopan bir
ilişkiye sürüklemiş oluruz. İşte bu anlayışın gereği olarak, toplumumuz
özellikle 12 Eylül darbe Anayasası’yla depolitize olmuş, siyaset dışına
itilmiştir. Okuyan, eğiten, sanat ve toplumsal aydınlanma faaliyetine katılan
bir toplum olmaktan çıkarılıp, jakobenci bir anlayışla üstten şekillendirilen,
verilene razı edilen ve verilenle yetinmesi telkin edilen bir noktaya geldik.
Sorgulayan değil kabul eden, itaat eden, biat eden toplumdan irade
çıkmaz. Bu irade, yeri geldiğinde askerî vesayete, yeri geldiğinde yargıya,
yeri geldiğinde başka güç odaklarına kendi hakkını erteleme anlamına gelir. Ne
olursunuz, gelin, bir bütün olarak, henüz zaman kaybolmamışken, yol temizliğine
başta Siyasi Partiler Yasası ve seçimler yasası olmak üzere Terörle Mücadele
Yasası’nı, antidemokratik yasaları bir bütün olarak kaldırıp demokratik,
eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasada emekçilerimizin de, ezilenlerimizin de
kendisini gördüğü, bulduğu yeni bir Türkiye’yi oluşturalım. Ancak o zaman bu
yeni algı hepimize kazandırır. Bize kazandırdığı gibi, emekçimize de,
emeklimize de, ezilenimize de kazandıracaktır.
Düşününüz ki açlık sınırının 960 lira olduğu Türkiye’de asgari
ücretle geçinmeye mahkûm olan ben, sosyal aktivite olan sinemaya, tiyatroya
gidemeyeceksem, kitap satın alıp okuyamayacaksam, ailemle herkesin hakkı olan
seyahati sağlayamayacaksam, günümüz küresel dünyasının nimetlerinden, yani
iletişiminden, turizminden yararlanamayacaksam, insan hakkı olmaktan ileri
gelen haklarım gasbedilmiş demektir. Bu gasp, bir şekliyle haklarımızı havale
ettiğimiz hiyerarşik ilişkinin bize reva gördüğüdür. İtirazımız buna olmalıdır.
Hiyerarşi toplumu köleleştirir. Gelin, toplumu ve toplum
dinamiklerini özgürleştiren bir algı ve anlayışla herkesin hak ettiği gelir
kaynaklarına ulaşması fırsatını sağlayalım ve insanca yaşamanın koşulu olan
insani yaşam standardında ülkemizin gelirine paralel ve eş değer düzeyde bir
gelir sahibi olalım.
Biz ki gelişmiş 20 ülkeden biri olmakla övünürüz, biz ki ekonomik
gücümüzün, ekonomik kalkınmışlığımızın 16’ncı sırada olmasıyla övünürüz ama
hâlâ G 20’ler içerisinde en düşük gayrisafi millî hasıladan pay kişi başı 30
binken, benim ülkemde yani Türkiye’de kişi başı gayrisafi millî hasıla 12 binse
bu hepimizin eksikliği, hepimizin gidermesi gereken bir temel problematik
alandır. Bu alanı gideremediğimiz sürece, “sağlık” denilen, bireyin de toplumun
da ruhi, bedenî, sosyal ve siyasal verimliliğini, iyi hâlini sağlayacak olan bu
alanda da sınıfta kalmaya mahkûmuz. Ertelenemez bir sorunken her gün yeniden ve
geçici madde değişiklikleriyle bu sorunun üstesinden gelemeyiz. Sağlık dünyada
Allah’ın bizlere bahşettiği bir nimetse bu nimeti ikame etmek, beslemek
herkesten çok siyasal organizasyon olan devletin görevidir, devletin
organlarının görevidir. Bu görev bir başkasına ertelenemez ve herkesten, her
şeyden de önce yasama faaliyetini yürüten Meclisin görevidir çünkü kanun
yapıcıdır. Kanun ve yasalar üzerindeki Anayasa, topluma güven, huzur, mutluluk
ve sağlık getirecekse anlamlıdır, değerlidir. Ötesi, iktidara, güç odağına
hizmet eden değişikliklerle sınırlı kalır, aynen 12 Eylül Anayasası’nı 17 defa
değiştirmek zorunda olduğumuz gibi, son genel sağlık sigortasını doksan yıllık
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 6 defa değiştirmek zorunda olduğumuz gibi her gün
değiştireceğimiz yamalı bohçalardan artık usanç duyan bir toplum yaratmış
olacağız. Onun yerine özgürlükleri açan, adaleti sağlayan, eşitliği sağlayan
bir toplum hepimize kazandıracaktır diye düşünüyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına Sayın Korkmaz.
Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı ve kamuoyunda “İntibak yasası” diye
bilinen Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, dünden itibaren intibak yasasını
konuşmaya başladık. Bu tasarı Meclise intikal ettiği tarihten itibaren tasarının
yasalaşmasını bekleyenlerin içeriğini duydukça, kapsamını öğrendikçe
karamsarlığı artmakta, gittikçe ümidini yitirmektedirler.
Kıymetli arkadaşlar, açıkça söylemek gerekirse dağ fare
doğurmuştur. Birçok teknik tabir, oranlar ve rakamlar içinde bu tasarının neler
getirdiğini kısaca şöyle özetleyebiliriz: Ülkemizde 9,5 milyon emekli var. Bu
tasarı BAĞ-KUR, Emekli Sandığı ve SSK emeklilerinin bir bölümünü yani yaklaşık
7,5 milyon emekliyi ilgilendirmiyor. Kimse hayale kapılmasın, sadece SSK
emeklilerinin bir kısmını, yaklaşık 2 milyon kişiyi enterese ediyor yani
emeklilik rejiminde bir devrim değil yapılan. 2008’de bizzat sizin uygulamalarınızla
açılan 2000’den önce ve sonra emekli olanların maaşları arasındaki makası
kapatmaya yönelik bir çalışma.
Ne denir buna? “Önce eşeğini kaybettirip sonra da buldurmanın
getirdiği mutluluk!” denilmez de ne denir buna? 2008’den önce en düşük emekli
aylığı 782 lira, getirdiğiniz düzenlemelerle bugün en düşük emekli aylığı 642
lira, yani siz en düşük emekli aylığını daha da gerilettiniz. Şimdi görüyoruz
ki bunu telafi etmek için geriye dönük bir toplu ödeme de yapmayacaksınız, hiç
olmazsa kırıp döktüğünüzün yerine bir şeyler koysaydınız.
Yasanın yürürlük tarihini 2013 olarak tespit ediyorsunuz. Neden?
Emeklilerimizde bıçağın kemiğe dayandığını görüyor, bir an önce bir şeyler
yapılması gerektiğini biliyorsunuz. Her yerde de koca koca konuşuyorsunuz “Ekonomimiz
şöyle iyi, böyle iyi. Avrupa bile bizden akıl istiyor.” diye. O zaman emekliye
neden yansıtmıyorsunuz bu gelişmeleri? Millete mi yalan söylüyorsunuz yoksa
emeklileri mi gözden çıkardınız? Ülkeyi iyi yönetemiyorsunuz dediğimizde
celallenmeyin. Sorarım size: Uygulanan bir işte neden intibaka, uyuma ihtiyaç
duyulur? Çünkü hesaplanamayan, öngörülemeyen gelişmeler olmuştur, bazı şeyler
kötü gitmiştir. Yeni duruma uyum sağlamak üzere intibak çalışması yapılır. Bu
tasarının açıklaması budur.
Emekli aylığı rejimi nasıl bu hâle geldi? Devri iktidarınızda
nasıl daha adaletsiz bir noktaya gelindi? Kısaca, emekli aylığı hesaplama
yöntemini değiştirmenizdir bunun nedeni. Aylık bağlama oranlarını düşürdünüz.
2000’den önce dokuz bin gün prim ödeyenlerin yüzde 75 olan aylık bağlama oranı,
2000-2008 arasında yüzde 65’e, 2008’den sonra yüzde 50’ye düşürülmüştür. Ülke
refah payından emeklilere verilen pay üçte 1’lere düşürülmüştür. Ayrıca, alt
sınır aylıkları düşürülmüştür. Bu değişiklikleri yaptıktan sonra “Emeklilere
enflasyon artış oranında zam yapıyoruz.” demenin ne anlamı var? Kaldı ki
işinize geldiği şekilde sonuç elde etmek üzere enflasyon hesaplama yöntemini de
değiştirdiniz. Hesaplarınız yanlış, bu hesapların doğruluğunu tespit etmek için
ortaya koyduğunuz sağlamalar da yanlış. “Rakamlara takla attırmak” yahut
“kafanıza göre muhasebeci bulmak” denir bunun adına.
Değerli milletvekilleri, 5’inci madde 5510 sayılı Kanun’a geçici
39’uncu maddeyi eklemekte ve 2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanun’a göre
bağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarında yeniden hesaplama yapılması
hususunu getirmektedir. Taban aylık bağlama oranları olarak gösterge
tablosundan aylık hesaplanmış olanlar için yüzde 60, üst gösterge tablosundan
aylık hesaplanmış olanlar için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan
ve gösterge rakamına göre yüzde 59,9 ile yüzde 50 arasında belirlenmiş olan
oranlar esas alınmıştır. 506 sayılı Kanun’un kaldırılan 96’ncı maddesinin
önceki hükümlerine göre uygulanmış olan aylık alt sınır hiç dikkate alınmamıştır.
Taban aylık bağlama oranları yüzde 70’ten yüzde 60’a çekilmiş, tavan
göstergeden prim ödeyenlerin aylık bağlama oranları da yüzde 60 yerine yüzde 50
olarak uygulanmıştır. İntibak yapılabilmesi için taban aylık bağlama
oranlarında eşitlik mutlaka temin edilmelidir.
Bir diğer konu da süper emeklilerin durumu. Bu tasarıda, süper
emeklilerin satın aldıkları hizmet süreleri dikkate alınmamıştır. 1987
tarihinde çıkarılan kanun gereği borçlanma primi ödeyen ve kamuoyunda “süper
emekli” olarak bilinen emeklilerin yüksek prim ödeyerek satın aldığı her iki
yüz kırk gün için de aylık bağlama oranının bir puan artırılması hususu ortada
bırakılmıştır. Nasıl bir netice ile karşılaşılacağı belirsizdir. Devletin
devamlılığı gereği süper emeklilerin müktesep haklarının korunacağı tasarıda
açıkça belirtilmelidir.
2000 öncesinde emekli olmuş insanlarımıza yeniden hesaplanan
aylıklarının 2000 yılı Ocak ayından itibaren her yılın yıl sonu TÜFE artış
oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı esas alınarak
güncellenmek suretiyle 2008 yılı Ocak ayına taşınması öngörülmektedir ancak bu
hesaplamada gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızının yüzde 75’i esas
alınmaktadır. Neden tamamının değil de yüzde 75’inin esas alındığını da anlamış
değilim. Madde gerekçesine baktığımızda da bu hususu açıklayan bir ifadeye
rastlanılmamıştır. Aylıkların güncellenmesinde gayrisafi yurt içi hasıla
gelişme hızının tamamı dikkate alınmalıdır.
Sayın Bakan, getirilen tasarı, emeklilerin derdine deva olmadığı
gibi, büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu sükûtu hayalin müsebbibi de
başta Sayın Başbakan olmak üzere sizlerin seçim meydanlarında milyonlarca
emekliye vermiş olduğunuz sözlerdir. Bu sözlerinizin maalesef aslı astarının
olmadığı ortadadır. Elbette, SSK emeklilerinin bir bölümü için çok cüzi bir
iyileştirme vardır. Sırf bu yüzden, Milliyetçi Hareket Partisi olarak tasarıya
“Evet.” diyeceğiz ancak ülkenin sosyal güvenliğinden sorumlu bir bakan olarak
Emekli Sandığı, BAĞ-KUR emeklilerine, bu kanundan faydalanmayacak SSK
emeklilerine siz ne söyleyeceksiniz, merak ediyorum. “O, seçim meydanlarında
öyleydi.” mi diyeceksiniz “Yandaşlarımıza kaynaklar akıtırken yeterli parayı
bulamadık.” mı diyeceksiniz yahut “Bize çuval çuval oy verdiniz, bedeline
katlanırsınız.” mı diyeceksiniz sizin bileceğiniz iş ancak emin olduğum bir şey
var, bu tasarı için söylenecek tek şey, tasarı, emeklinin insan onuruna yakışır
bir şekilde yaşamasını temin edecek bir emekli aylığı rejimi getirmemektedir,
emeklinin umutları başka bahara kalmıştır, AKP tarafından maalesef yine
aldatılmıştır.
Meydanlarda verdiği sözleri yerine getirmeyen, aklı fikri
Çankaya’da olan bir Başbakan ile bu işin daha fazla gitmeyeceğini görerek bu
gidişata son vermek, başta emeklilerimiz olmak üzere yine vatandaşlarımızın
elinde diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.
Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi, şahısları adına Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk.
Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine şahsım adına söz
almış bulunmaktayım.
Sözlerime başlamadan önce, iki gün önce, biliyorsunuz 28 Şubatın
yıl dönümüydü, onunla ilgili birkaç söz etmek istiyorum.
Elit ve üstünlük anlayışına dayalı, kendi iradelerini millet
iradesinin üstünde gören, milleti cahil görüp sürü gibi güdülmesi gerektiğini
söyleyen 28 Şubatçılara ve onların bağlarına, “Bin yıl sürecek.” dedikleri
sürecin yıl dönümünde nerede olduklarına bakarak ibret almalarını hatırlatmak
isterim.
28 Şubat, demokrasi tarihimiz için kara bir lekedir; millet
iradesinin, demokrasinin rafa kaldırıldığı, katledildiği bir dönemdir. Ülkemizde
ekonomiden eğitime, sağlıktan sivil toplum örgütlerine kadar her alanda ağır
yaralar açmış, enkaz bırakmıştır. İnanç ve düşünceler zincirlenmiş, insanımız
umutsuzluğa itilmiştir. Kız öğrencilerimiz inançlarından, kılık kıyafetlerinden
dolayı eğitim haklarından mağdur bırakılmıştır. (MHP sıralarından
gürültüler)
Maalesef yine bugün görüyoruz ki bazı siyasi parti temsilcileri
-teklifte olan- bir tasarıdan dolayı kız çocuklarının okula gitmemesini
söylüyorlar ve engelleneceğini söylüyorlar. O gün baskılarla, zulümlerle,
fiziksel birtakım şiddetle çocukların nasıl okula gitmelerinin engellendiğini
hep beraber izledik. Bu çocuklar psikolojik tedavi aldılar, büyük sıkıntılara
maruz bırakıldılar. İşte çetelere ve mafyalara ortam hazırlanmış, hukuk
katledilmiştir. Millet, yüce millet kendi iradesine ipotek koymak isteyenlere
karşı, beşinci yıl içinde AK PARTİ’ye bu enkazı temizleme görevi vermiştir. AK
PARTİ, yeni anayasayla birlikte 28 Şubat’ın tüm izlerini silerek milleti
taçlandıracaktır. Bundan kimse endişe etmesin.
Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili yaşanan
sorunlar Türkiye'nin sorunları değildir. (MHP sıralarından gürültüler) Bütün
dünya, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili sorunlarla boğuşmakta, onlarla ilgili
önlem almaktadır. Nitekim gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasındaki
bu sorunlar farklılık göstermekle birlikte çözüm noktasında ortak birtakım
kararlar alınabilir. Ülkemizde sağlık alanında katedilen mesafe, gelir
imkânlarının artırılması sonucu doğal olarak ortalama insan ömrü uzamıştır.
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Malı götürdünüz!
MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Nitekim sizler de biliyorsunuz sağlık
alanında yapılan yatırımlar, inanın, gerçekten milletimizin büyük takdirine
şayan olmuş, milletimiz büyük teveccüh göstermiştir. Hepimiz hastaneleri
ziyaret ediyoruz. Ziyaret ettiğimiz zaman tek kişilik odalarda bizim
hastalarımız -Ben iki hafta önce ziyaret
ettim, her zaman da ziyaret ediyorum- diyorlar ki “Allah razı olsun
Başbakanımızdan ve Hükûmetten, sizlere de teşekkür ediyoruz. Daha ne isteyelim
doktorlarımız, hemşirelerimiz bize güzel bakıyorlar, bundan dolayı da yolunuza
devam.” diyorlar, biz de yolumuza devam ediyoruz. (MHP sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlar, buna paralel olarak emeklilik yaşının
yükselmesi de sistemin sürdürülebilmesi açısından bir zorunluluk olarak pek çok
ülkede gerekli görülmüştür. Gelişmiş dönemlerde değişik emeklilik rejimleri
sonucu farklı emeklilik tipleri ortaya çıkmıştır. Sizler de biliyorsunuz ki bu
tasarı daha önceki dönemlerde meydana getirilen emeklilik dengesizliğini
ortadan kaldırmak üzere getirilmiştir. Bu dünyadaki krizi göz önüne alırsanız,
dünyadaki sosyal katmanlara ayrılan imkânların daraltılmasını, emeklilik
yaşının yükseltilmesini, kira yardımlarının giderilmesi noktasındaki tasarruf
tedbirlerini düşünürseniz bu tasarının ne kadar önemli olduğunu hep beraber
görmüş oluruz.
Genel sağlık sigortasının başlatılması, bireysel tasarrufa dayalı
özel sigortacılık uygulamalarının yaygınlaştırılması, herkesin kayıt altına
alınması, kaçakların önlenmesi tüm kesimleri sürekli ve kaliteli sağlık hizmeti
açısından çok önemli bir husustur. Devletin katkısının zaman içinde azaltılması
sistemin kendini dengelemesi açısından da son derece önem arz etmektedir.
Daha önce farklı ve karmaşık sosyal güvenlik sistemi bir önceki AK
PARTİ Hükûmetleri döneminde tek bir çatı altında birleştirilmiş, bu karmaşa
ortadan kaldırılmıştır.
Maddeye esas olarak katkı oranında emekli aylığı eşit işten eşit
emekliliğe, eşit ücret, malûllük durumunda bakıma muhtaç olan kimselerin daha
fazla oran uygulamasıyla sosyal adaletin gereği hedeflenmiştir. Mevcut intibak
yasasının ek maddesi kazanılmış hakların korunmasını gerektirmektedir. Bunun
için de bir geçiş dönemi öngörülmüştür. Bu geçiş dönemindeki uyumsuzlukların,
ortaya çıkacak problemlerin kaldırılması için de Kurum Yönetim Kurulu
görevlendirilmiştir.
Değerli milletvekilleri, maddenin lehinde oy kullanacağımı
söylüyorum, hepinize saygılar sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Öztürk teşekkür ediyorum.
Şahıslar adına ikinci konuşmacı Sayın Reşat Doğru, Tokat
Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın Doğru, buyurun.
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 171
sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında, İstanbul’un Beyoğlu Sütlüce semtinde polise
yönelik bir saldırı olmuştur. Saldırıda 15 tane polisimiz, 1 tane de sivil
vatandaşımız yaralanmıştır. Ben yaralılara acil şifalar diliyorum.
Yine, sözlerimin başında, biraz önce çok değerli milletvekili
arkadaşımız burada konuşurken sağlıkta çok büyük bir çağ atlama olduğunu ifade
ettiler. Sayın milletvekilleri, sağlıkta çağ atlamanın göstergesi, Ankara
Numune Hastanesine veyahut da Hacettepe Hastanesine gidip oradaki durumu tespit
etmektir. Ankara Numune Hastanesine gidin bakalım, orada muayene olmak için ne
kadar sıra bekleyeceksiniz? Yine, bir hastanızı muayene ettirmek istiyorsunuz.
Gidin bakalım Hacettepe Hastanesine, nasıl muayene ettirebileceksiniz? Ayrıca
beraberinde yine bir acil hastanız olsa, işte yoğun bakımda yatması gerekse
yoğun bakımı bulabilecek misiniz, onu merak ediyorum.
Sayın milletvekilleri, emekli intibak kanunu uzun zamandır
beklenen bir yasadır. Son on yıldan beri de emekli insanlarımız devamlı mağdur
olmuşlardır. SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı emeklisi insanlarımız, “Ne zaman
intibak kanunu çıkacak ve rahatlayacağız.” diye beklenti içerisindedirler.
Ancak getirilen sözde intibak kanunu tasarısı sadece 2000 yılı öncesi SSK
emeklilerini değil, BAĞ-KUR’lusuyla, Emekli Sandığıyla herkesi kapsamalıydı.
Tasarı, toplumdaki bütün emeklilerin umutlarını kırmış ve yaşama küstürecek
konuma getirmiştir. Emekli insanlarımızın tümünü kapsayacak geniş kapsamlı bir
çalışma yapılması gerekiyordu. Bu sadece emekli aylıklarının güncellenmesi
değil, gelecek açısından da aylıkların reel anlamda korunması için gerekliydi.
Sayın milletvekilleri, emekli aylıklarının artışları, genel
enflasyon endeksleri yerine bu kesimin tüketim kalıplarını ve hayat
standartlarını dikkate alan özel endekse göre yapılması sağlanmalıdır. Ayrıca
ülkemizde kişi başına gelirin gayrisafi millî hasıladan 10 bin dolar düştüğü
ifade ediliyor. Gayrisafi millî hasıladan gösterilen payları emekliler
istiyorlar ancak bunun olmayacağı da görülüyor. Ancak işin doğrusu, ekonomik
büyümenin görüldüğü refah artışının emekli aylıklarına yansıtılmasıdır.
Sonuçta, emekli insanların insanca yaşayabilecekleri gelir
sistemine ulaşabilmek, gelirlerini reel anlamda alabilecekleri bir sistem
kurulması gereklidir. AKP iktidarında işçisiyle, memuruyla, esnafıyla,
emeklisiyle çok ciddi ekonomik kayıplara uğranmıştır. Emekli insanlar normal
geçimlerini temin edemedikleri için yine çalışmak mecburiyetinde
kalmaktadırlar; bugün aldığı aylık çocuklarının, evinin normal masraflarını
bile karşılamıyor. Çeşitli sebeplere bağlı olarak çalışmak zorunda kalan
kişilerin emekli aylıklarının yüzde 15’inin kesilmesinin çalışanın
cezalandırılması dışında hiçbir açıklaması yoktur. Bu insanlar fedakârlık yapıp
çalışıyorlarsa hiç olmazsa bu kesilen miktar çok düşük tutulsun, yüzde 1’ler
seviyesinde olsun. Yaşlılıkta insanca yaşayabilecekleri, açlık sınırında
olmayacak şekilde ücret verilmesi gerekmez mi? Bu mahzun insanların sesini
duyalım, mutlaka duyalım.
Bütçe imkânlarının yetersizliği bahane edilerek emeklileri mağdur
etmeyelim. AKP yaklaşık olarak on yıldan beri tek başına iktidardadır. Bütçe
imkânsızlığında emeklinin hiç suçu yoktur. Doğrudur, ülkenin ekonomik durumu
bozuktur ancak bu duruma gelinmesinin tek sorumlusu AKP iktidarıdır, emekli
insanlar değildir. Şayet samimiyseniz gelin, çok kapsamlı bir emekli intibak
kanununu Türkiye Büyük Millet Meclisine getirelim, emekli aylıklarını gayrisafi
millî hasıladaki gösterilen değerlere göre yükseltelim.
Şu andaki sağlık katkı payları insanlarımızın, emeklilerimizin
yüreklerini yakmaktadır. Bakınız, emekli insanların birçoğu ayda en az 2 veya 3
kere hastaneye gitmek mecburiyetinde kalmaktadırlar, onların ödemiş oldukları
katkı payları ciddi manada büyük sıkıntı yaratmaktadır. Hatta fakir ve
fukaradan, daha önceki yeşil kartlı dediğimiz insanlardan da aynı zamanda katkı
payı alınmaktadır. Gelin, bunları kaldıralım, o zaman emekli insanlarımızı
koruruz. Şayet şimdi önlem alınmazsa emekli aylıklarındaki eşitsizlik daha
artacak ve emeklilerin mağduriyetleri devam edecektir.
Her seçim döneminde bu insanlara yeni yeni umutlar veriliyor ancak
verilen umutların hepsi boşa çıkıyor. Getirilen bu kanunlarla çok cüzi bir
miktar maaş artışı yapılması hiçbir şeye çözüm olmayacaktır çünkü 2000
sonrasında emekli olan insanlar da bu kanundan faydalanmak istiyorlar;
BAĞ-KUR’lusu da faydalanmak istiyor, Emekli Sandığı da faydalanmak istiyor.
Dolayısıyla, emeklilerle ilgili bu kanunu tekrar çok farklı bir
şekilde değerlendirip herkesi kapsayacak şekilde çıkartılmasının toplum için
gerekli olduğunu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.
Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi
yapacağız.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Az önce Sayın Sadık Badak, benim
konuşmamla ilgili Antalya üzerinde “Yanlış bilgi veriyor.” diye beyanda bulunmuş. Tutanakları da getirdim.
Kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum, şahsımla ilgili bir açıklama...
BAŞKAN – Sizden evvel açıklamalar yaptılar zaten ama buyurun.
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aldım, tutanağı bekledim, onun için…
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
5.- Antalya Milletvekili
Mehmet Günal’ın, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Az önce benim Antalya, Alanya, Manavgat arasında Alara Çayı üzerinde
yapılan köprüyle ilgili vermiş olduğum bilgi hakkında Antalya Milletvekilimiz
Sayın Sadık Badak bir açıklamada bulunmuş. Ben tutanak gelsin diye bekledim.
Onun için Sayın Başkanım, arkadaşlarımızın konuşması bitsin diye bekledim.
Burada, vermiş olduğu cevapta “Henüz geçici kabul yapılmadığı
için.” diyor. Ben de söylemiştim zaten, il genel meclisi açmış, il özel
idaresi, yani valiliğin emriyle kapatmış. Sayın Badak da aslında benim
söylediğimi satır arasında doğrulamış. Diyor ki: “CHP’li ve MHP’li
arkadaşlarımız gitmişler, ziyaret yapmışlar, kendiliğinden açılış yapmışlar.”
Yani “Bizim olmadığımız yerde açılış
yapmışlar.” diye aslında itirafta bulunmuş. İşin aslı, demek ki o açılan köprü
kapatılmış, il özel idaresinin emriyle kapatılmış ve şu anda orası kapalı
duruyor.
Ben burada soruyorum sayın bakanlara, Millî Savunma Bakanımız
burada ama geçici kabulü yapılmadan teslim almadığınız hiçbir şey yok mu?
Okullardan bahsediyorum, içme sularından bahsediyorum. İl özel idaresinin
yetkisi içerisinde olan birtakım şeylerin hepsinin geçici kabulleri yapılıp mı
alınmış? O köprünün açılışını haber verirlerse ben de gideceğim, bakalım
kimleri çağıracaklar? Onun için, burada, bu söylenenler doğru değildir.
CHP ile efendim, MHP koalisyon yapıyormuş. Ee, en azından PKK’yla
Oslo’da görüşmüyoruz veya “Görüşenler şerefsizdir.” demiyoruz, değil mi! (MHP
sıralarından alkışlar) Yani yaptığımız şey, il genel meclisinde oradaki
arkadaşlarımız oturmuş, bir yatırım yapılmış, yerine gitmişler o bölgenin. CHP’yi
niye söyledim? Sadece Milliyetçi Hareket Partililer değil, oradaki il genel
meclisi üyeleri o köyle ilgili kim varsa bulur -bilen arkadaşlarımız bilirler-
onlar gider yerinde ziyaret ederler, onların emeği geçtiği için de açmışlar.
Zaten vatandaş o açılış olmadan önce de geçiyormuş kaba inşaatı bittiği için.
Şimdi, burada, kıskançlık yapmaya gerek yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET GÜNAL (Devamla) – Devletin işi, milletin işi, kim yaparsa
yapar. Bunu İsmet Yılmaz da yapsa, Sayın Bakanımız da yapsa Allah razı olsun
deriz, Başkanımız da yapsa Allah razı olsun deriz. Siz de deyin ki: “Allah razı
olsun, CHP ile MHP bir iş yapmış.”
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.
VI.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ (Devam)
2.- Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi
Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S.
Sayısı: 171) (Devam)
BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.
Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.
Sayın Kuşoğlu…
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, sosyal güvenlikte aktüeryal hesap yapılmadan hiçbir
işlem yapılmaz. Bu konuyla ilgili yapılan aktüeryal hesaba göre 2023’teki
durumu nedir Kurumun, Aktüeryal hesaplara göre Kurumun 2023 yılındaki durumu
nedir? Bununla ilgili bir çalışma yapılmış mıdır?
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.
Sayın Öz…
ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Kronik hastalıkların bazılarında,
SGK, sağlık kurulu raporu olmasına rağmen yüzde 10 katılım payı almaktadır.
Kronik hastalıkların hangisinde katılım payı alınıp alınmayacağı kararını SGK
neye göre vermektedir?
Yeni çıkartılan yasayla özellikle yaşlılarda ve emeklilerde sık
görülen şeker hastalığı, tansiyon, kalp hastalığı ve kronik akciğer
hastalıklarından kesinlikle katılım payı alınmayacaktır diyebilir misiniz?
Bir diğer sorum da: Bir AKP milletvekili arkadaşımız tek kişilik
odalara geçtiğinden bahsetti. Ben aynı zamanda hekimim. On yıllık iktidarınızda
Mersin Devlet Hastanesinde bir tek yeni tek kişilik oda oluşmamıştır. Böyle bir
şey yok. Lütfen Meclise yanlış bilgi vermeyiniz.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunarım.
BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, 18 Mart Üniversitesinde yedi ve sekiz yıldır
çalışan ve sendikalı işçi arkadaşlarımız 36 kişi yılbaşından sonra işlerinden atılmışlardır.
Bunların tekrar geri alınacağı söylenmesine rağmen, bunlar atıldıktan sonra
yerlerine başka yeni insanlar alınmıştır. Sendikalı olmak ve sendika hakları,
sendikaya geçmek ve sendikayla da olan bu ilişkilerinden dolayı bu insanlar
işlerinden atılmıştır. Bu vesileyle, sendikalıların işten atılmasıyla ilgili
bir çalışma gelecek midir? Ne yapmayı düşünüyorsunuz? Türkiye'de sendikalı
olmak suç mudur? İş yerinden atılmasının başka bir gerekçesi gösterilmediğine
göre yoksa siyasal amaçla mı atılmıştır ve bu atılan 36 işçi arkadaşımızın
hakları ne olacaktır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Çelebi…
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Savunma Bakanımız tabii burada, ben Çalışma Bakanımıza
aslında sorumu sormak istiyorum. Sanıyorum bu hakları Savunma Bakanı olduğu
için savunur. Zonguldak Taşkömüründe çalışan işçi arkadaşlar arasında ücret
adaletsizliği oldukça yüksek düzeydedir. Dünyanın en zor mesleğini yapan maden
işçilerinden kazmacı olarak çalışan ve yeni yönetim alanına giren işçi
arkadaşlarımızın aldıkları maaş, ücret adaletsizliği en yüksek boyuttadır. Aynı
şartlarda, aynı yerde, aynı işi yapan, aynı sanatı yapan işçilerin bir kısmı
2.500 Türk lirası maaş alırken, bir kısmı 1.500 Türk lirası almaktadır. Çalışma
Bakanı olarak bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya düşünüyor musunuz?
Bir son sorum da: Şu anda Sendikalar Yasası gündemde, biz de alt
komisyonda çalıştık ama bugün birçok iş yerinde örgütlenen sendikalara yetki
verilmiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çelebi, teşekkür ediyorum.
Sayın Türkoğlu.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Sağlık Uygulama Tebliği’ne göre özel sağlık
kurumlarında paket fiyat uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulamaya göre
hastalıklar değil, branşlara göre fiyat ayarlaması yapılmaktadır. Yani örneğin
dâhiliye polikliniğinde muayene olan bir hasta için 21 lira ödemekte SGK, ama
bu 21 liranın içerisinde bütün tahliller, tetkikler fiks olarak zikredilmekte
yani en basit tahlili de yapsanız, idrar tahlili, kan tahlili ya da tiroitle
ilgili ileri bir tetkik de yapsanız aynı fiyatı ödemektesiniz. Dolayısıyla, bu,
özel sağlık kurumlarını mağdur etmektedir. Bu mağduriyetin giderilmesi
maksadıyla Sağlık Uygulama Tebliği’nde bir fiyat güncellemesi yapmayı,
düzenlemeyi düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, kamu adil olmalı,
kamuda çalışan herkese eşit olmalı. Bir kısım kamu görevlileri, maaşları yüksek
tutularak, emeklilik primleri yüksek maaşlardan kesildiği için, emekli
olduğunda yüksek ücretle emekli oluyorlar. Aynı kamuda çalışan -özellikle idari
hizmet- vali, kaymakam, emniyetçi arkadaşların özellikle, aldıkları aylık
gelirin önemli bir kısmı tazminat olduğu için, bunların düşük miktarla Emekli
Sandığına primleri kesiliyor ama emekli olduktan sonra, aynı işi yapan bir
başka kamu görevlisiyle arasında 1’e 2 fark oluyor. Kamu adil olmalı, herkese
eşit olmalı, adaletsizlik yaratmamalı. Kamu görevlileri arasında, bu - aynı
gün, aynı şeyi ödeyen arkadaşlar- birinin tazminatı fazla, birinin de aylığı
fazla diye, daha sonra, emekli olduktan sonra bir hak kaybına yol açmaktadır.
Bunun önüne geçilmesi gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.
Sayın Bakan…
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Sayın milletvekili arkadaşlarımın sorularına cevap vermeye
çalışacağım. Eğer ki arkadaşlarımızdan cevabını veremediğimiz olursa onlara da
yazılı cevap verileceğini belirtmek isterim.
Tabii, bir milletvekilimiz… Aktuaryel hesabı yapılmadan, doğru, bu
ödemeler yapılmış.
“2023 için Sosyal Güvenlik Kurumu nasıl olacak?” diye bir şey var.
İntibak düzenlemesi için maliyet projeksiyonu yapılmış durumdadır. Yıllar
itibarıyla artmakta ama 2023’teki bu intibakın maliyeti 1 milyar 935 milyon
TL’dir, 2034 yılında da 215 milyon TL olacaktır. Daha detaylı bilgiyi de
arkadaşlara verebiliriz.
Bir başka husus: “Kronik hastalıklarda yüzde 10 katılım payı
alınmaktadır. Bunun ölçüsü nedir? Hangisinden alıyorsunuz, hangisinden
almıyorsunuz?” diye bir…
Katılım payı alınmayacak durumlar, hastalıklar bilimsel
komisyonlarca belirlendikten sonra, Kurumca değerlendirilmektedir. Buradan şunu
anlamak lazım ki… Yani tabii, Kurumdan ziyade, bilimsel komisyon ne derse
-bilime saygı ona riayeti gerektirir- ona uyulur, bilimsel komisyonun raporuna
uyulur diye düşünüyorum.
Yine tek kişilik odalar… Gerçekten, muhakkak ki amaç o. Hükûmetin
amacı, tek kişilik odalarda kalmasını… Sayın Vekilimiz “Mersin Devlet
Hastanesinde tek kişilik oda yok.” dedi. Ben de Sivas’ta biliyorum, gerçekten 4
kişilik, 5 kişilik, 2 kişilik odalar olduğu gibi… Amaç ve gidilecek hedef birer
kişilik odalardır. Ha, bu hedefi yakaladık mı?
ALİ ÖZ (Mersin) – Üst üste yatıyorlar Sayın Bakan. Ben de bir
hekim olarak…
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, onu anladım, onu
anladım. Bak, amacımız bu. Biz buradan gidiyoruz. Ben Sivas örneğini veriyorum.
Tek kişilik oda var mı? Gelin lütfen, götüreyim Sivas’a, göstereyim ki tek
kişilik oda… Yok, şunu söylüyorum: Tek kişilik odalar var mı? Deyin ki: “El
insaf ya, var.” “Ama hepsi değil.” Biz de ona “doğru” diyoruz. Hepsi de tek
kişilik değil ama amacımız nedir? Her odayı insanlığa yaraşır bir…
ALİ ÖZ (Mersin) – Sayın Bakan, yer yok; olsa keşke, ben de “var”
desem.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama ben de diyorum ki
-doğrudur, yani olabilir- amacımız orayı da tek kişilik odalar hâline getirmek.
Biz amacı söylüyoruz, siz bizim amacımızı, niyetimizi yargılıyorsunuz.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Niyet ayrı, amel ayrı Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama niyetlenirseniz
yaparsınız, eğer niyetiniz olmazsa hayatta yapamazsınız.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Amel yerine gelmeden niyet hasıl
olmuyor.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus: 18
Mart Üniversitesinde Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi 36 kişinin işten
çıkarıldığını söyledi. “Bunlar sendikalı olduğundan dolayı mıdır? “ diye…
Örgütlü olmak, demokratik olmanın gereğidir. Hiç kimsenin bir
sendikaya üye oldu diye işten çıkarılmaması lazım. Bizim Hükûmetimiz de hem
örgütlü olmayı demokrasinin gereği sayıyor hem sendikalı olmayı. Yasamızda da
vardır; hiçbir kimse sadece bir sendikaya üye olduğundan dolayı işten
çıkarılamaz. Eğer bu gerekçeyle çıkarılmışsa, mahkemeye gittiğinde, mahkeme, o
kişileri işe iade eder. Kanunumuzda da böyle madde vardır.
Dolayısıyla da ben hukukta yeterli müeyyidenin olduğunu
düşünüyorum. Eğer bir konuda da eksiklik varsa… Spesifik olarak bu olayın da
bir araştırılması lazım ama hiç kimsenin –genel ilkeyi söylüyorum- sigortalı,
sendikaya üye oldu diye -bu demokratik hakkıdır; yasayla verilmiş hakkıdır;
hatta bir sendikaya değil, birden fazla sendikaya da üye olabilir.- Kimsenin
işten atılmaması lazım. Mahkemeye başvurması lazım. bizim arkadaşlar da
araştırırlar.
Yine Sayın Çelebi söyledi, “Zonguldak Taşkömüründe ücret
adaletsizliği var. 2.500 TL alan da var, 1.500 TL alan da var, aynı işi
yapmakta.” dedi. İdeal olanı, tabii, aynı işi yapanların aynı ücreti alması, bu
hem adaletin gereği hem iş yerinde barışı sağlamanın da gereği. Eğer ki aynı
işi yapıp aynı ücreti alamıyorsanız iş yerinde barışı da sağlayamazsınız,
barışı sağlayamayınca da iş verimliliğini de artıramazsınız. Dolayısıyla,
inşallah, bizim arkadaşlar bir incelesinler…
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Biz de bunu istiyoruz Sayın Bakan,
biz de bunu istiyoruz. Teşekkürler.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bir Türkiye var, bu
Türkiye ortak paydamız. İnanın, bu Türkiye'nin dışında kimse yok. 74 milyonu bu
hizmet çemberinin dışında tutmamak için çalışıyoruz. Yapabilir miyiz? Niyetimiz
bu. İnşallah, destek verirseniz ayrımsız, hep beraber gideceğiz. Türkiye çok
iyi bir noktada. Olması gereken yerde mi? Değil ama on yıl öncesine bakın,
yirmi yıl öncesine bakın, her aşamada… Şimdi geldiğimiz nokta… Muhakkak ki daha
gitmemiz gereken çok mesafe var, “Olduk.” demiyoruz. İki günü birbirine eşit
olan ziyandadır. “Daha yapacağımız çok şey var. Her alanda, hem
demokratikleşmede hem insan haklarını iyileştirmede daha iyisini yapacağız.”
diyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.
MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Tabii, Sayın Vekilim
de paket fiyatlarıyla ilgili söyledi, ben de katılıyorum.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Çok saçma bir uygulama
efendim. Böyle uygulama olur mu?
BAŞKAN – Teşekkürler, teşekkürler Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Son cümle olarak
“Sağlık Uygulama Tebliği’nde fiyat güncellemesi yapılacak mı?” diye bir
arkadaşımızın sorusu vardı. Bir komisyon kurduk, komisyon çalışmalarını
yapacak; bu yapılan çalışmaları, Sosyal Güvenlik Kurumunun uygulamasını
bekliyoruz.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Değerli milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır.
Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre
işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci
maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci
fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Yılmaz
Tunç
Bartın
BAŞKAN – Bir sonraki önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci
maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci
fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ali
Ercoşkun
Bolu
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci
maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci
fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih
Koca
Eskişehir
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci
maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci
fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Adem
Tatlı
Giresun
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci
maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci
fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ramazan
Can
Kırıkkale
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5 inci
maddesi ile değiştirilen 5510 Sayılı Kanunun Geçici 39. Maddesinin (3) nolu
fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Aydın Ayaydın İzzet Çetin Bülent Kuşoğlu
İstanbul Ankara Ankara
Hasan Ören Süleyman Çelebi Kazım Kurt
Manisa İstanbul Eskişehir
Musa Çam Mahmut Tanal Müslim Sarı
İzmir İstanbul İstanbul
Kadir
Gökmen Öğüt
İstanbul
b) Yaşlılık aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan
için % 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı
Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre %59,9 ila %50
arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Bu şekilde
belirlenen taban aylık bağlama oranı, sigortalının tahsis talep tarihi
itibarıyla kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş
için ve 5000 günden fazla ödediği her 240 günlük malullük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi için (1)'er artırılır. Maden işyerlerinin yer altı işlerinde
çalışması, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malul
olması, sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanması veya erken
yaşlanması nedeniyle tarafına yaşlılık aylığı bağlananlara günden dolayı
eksiltme yapılmaz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısının 5 inci maddesi
ile 5510 sayılı Kanuna eklenen
- Geçici 39 uncu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendinin ilk
cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
"Yaşlılık aylığında; gösterge tablosundan ve üst gösterge
tablosundan aylık bağlanmış olanlar için % 60 taban aylık bağlama oranı esas alınır".
- Aynı maddenin üçüncü fıkrasına aşağıdaki (d) bendinin
eklenmesini,
"d) Bu fıkraya göre sigortalının aylık bağlama oranının
hesabında, 506 Sayılı Kanun mülga geçici 76.ncı maddesi kapsamında bulunanların
borçlanmış oldukları prim gün sayıları da dikkate alınır"
- Aynı maddenin beşinci fıkrasında geçen
"(7,13326594120697)" ibaresinin "(7,98110920675957)"
şeklinde değiştirilmesini,
- Aynı maddenin sonuna "01.01.2000 tarihinden sonra bağlanmış
gelir ve aylıklar, gelir/aylık bağlandığı yılı takip eden her yılın pozitif
olan sabit fiyatlarla gayri safi yurt içi hâsıla gelişme hızı nispetinde
artırılır, fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Mustafa Kalaycı Ruhsar Demirel Hasan Hüseyin Türkoğlu
Konya Eskişehir Osmaniye
Seyfettin Yılmaz Bülent
Belen
Adana Tekirdağ
BAŞKAN – Son okunan önergeye Sayın Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) –
Katılamıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutayım?
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Konuşacağım.
BAŞKAN – Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.
Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin
saygıdeğer milletvekilleri; 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tasarı’nın 5’inci maddesinde
değişiklik yapmak amacıyla vermiş olduğumuz önerge sebebiyle söz almış
bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
5’inci maddesi üzerinde müzakerelerde bulunduğumuz yasa tasarısı,
kamuoyunda yaygın olarak bilinen adıyla intibak yasasıdır. Tasarının genel
gerekçesi ve komisyon raporlarında da belirtildiği üzere, ortaya çıkma nedeni,
aynı prim gün sayısı ve miktarı olmakla beraber farklı tarihlerde emekli olan
sigortalıların birbirinden farklı emekli maaşı almalarına ilişkin adaletsizliği
giderme amacıdır.
Farklı dönemler ve
tarihlerde emekli olan sigorta iştirakçileri, emekli oldukları tarih itibarıyla
tabi oldukları geçerli mevzuat dolayısıyla farklı emekli maaşları almak
durumunda kalmışlardır. Bu tasarı ile emekli olanlar, adaletsiz biçimde
emsallerinden daha az alan sigortalılara ilişkin düzenleme yapılmaktadır yani
bir adaletsizlik giderilmek istenmektedir. Ancak tasarıya ilişkin tespit ve
değerlendirmelerimiz, aslında adaletin sağlanması, eşitsizliğin ve haksızlığın
giderilmesine yönelik samimi bir yaklaşım olmadığı yönündedir.
Evvela ifade etmeliyim ki bu
tasarı ile hedeflenen sigorta emeklisinin refah seviyesinin yükseltilmesi,
eşitsizliğin giderilmesi amacı, ayakları yere basmayan, afaki ifadelerdir. On
yıldır iktidarda bulunan AKP, emekli aylıkları arasındaki eşitsizliği gidermek
sözünü yerine getirmek yerine, göz boyamaya devam etmektedir.
Daha dün TÜRK-İŞ tarafından
açıklanan, periyodik olarak da Türkiye Kamu-Sen tarafından hesaplanan ve
açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarına göre, bugün itibarıyla 4
kişilik bir ailenin açlık sınırı 973 lira, aynı ailenin yoksulluk sınırı 3.171
liradır yani bir ailenin dengeli, sağlıklı, yeterli beslenebilmesi için her ay
en az 974 lira mutfak harcaması yapma zorunluluğu vardır. Bu rakama giyim,
konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık gibi harcamalar da
eklendiğinde toplam 3.171 lira elde edilmektedir ki bu rakamın altı yoksulluk
alanıdır.
Bizde BAĞ-KUR ve Sigorta
emeklilerinin maaşları ise şu şekildedir: En düşük çiftçi BAĞ-KUR emeklisi
maaşı 520 TL, en düşük esnaf BAĞ-KUR emeklisi maaşı 704 TL’dir, sigorta
emeklisi için ise en düşük rakam 869 TL’dir; asgari ücret ise 701 TL’dir.
Toplam sayıları 10 milyonu bulan ve 6 milyon sigorta emeklisi; 2,5
milyon BAĞ-KUR emeklisi olan ülkemizde, Türkiye İstatistik Kurumu istediği
kadar rakamlarla uğraşsın, Türkiye’de yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan
nüfusun oranı yüzde 30’ları bulmuştur.
Tasarının 5’inci maddesi uyarınca 5510 sayılı Kanun’a eklenen
geçici 39’uncu maddeyle, 2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan
malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarında yeniden hesaplama yapılması
öngörülmektedir.
Tasarıda taban aylık bağlama oranları olarak gösterge tablosundan
aylık hesaplanmış olanlar için yüzde 60, üst gösterge tablosundan aylık
hesaplanmış olanlar için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan ve
gösterge rakamına göre yüzde 59,9 ila yüzde 50 arasında belirlenmiş olan
oranlar esas alınmıştır. 506 sayılı Kanun’un mülga 96’ncı maddesinin önceki
hükümlerine göre uygulanmış olan aylık alt sınırı hiç dikkate alınmamıştır.
Taban aylık bağlama oranları yüzde 70’ten 60’a çekilmiş, tavan
göstergeden prim ödeyenlerin aylık bağlama oranları yüzde 60 yerine 50 olarak
uygulanmıştır.
İntibak yapılabilmesi için, taban aylık bağlama oranlarında
eşitlik sağlanması amacıyla önergemiz desteklenmelidir.
3395 sayılı Kanun’a göre borçlanma primi ödeyen ve kamuoyunda
“süper emekli” olarak bilinen emeklilerin yüksek prim ödeyerek satın aldıkları
her 240 gün için de aylık bağlama oranının 1 puan artırılması hususu tasarıda
açık şekilde ifade edilmelidir.
2000 öncesi emeklilerin yeniden hesaplanan aylıklarının, 2000 yılı
Ocak ayından itibaren her yılın sonu TÜFE artış oranı ve gayrisafi yurt içi
hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı esas alınarak güncellenmek suretiyle 2008
yılı Ocak ayına taşınması öngörülmektedir ancak gayrisafi yurt içi hasıla
gelişme hızının yüzde 75’i esas alınmaktadır.
Maddenin gerekçesinde, aylıkların gayrisafi yurt içi hasıla
gelişme hızı kullanılarak yeniden hesaplanmasının amaçlanmakta olduğu
belirtilmesine karşın, gelişme hızının yüzde 75’inin esas alınmasında hiçbir
gerekçe gösterilememektedir. Aylıkların güncellenmesinde gayrisafi yurt içi
hasıla gelişme hızının tamamı dikkate alınmaktadır.
Önergelerimizle zikredilen hususlar, yoksulluk ve açlık sınırı
altında yaşayan, ekonomik olarak çöküntü içinde bulunan, evine ekmek götürmek,
yakıt almak için perişan olan emeklilerin sıkıntılarına bir parça çözüm olmak
içindir.
Takdir yüce Meclisindir. Ya adaletle hükmeder bu önergeleri kabul
ederiz ya da 10 milyon emekli ve bakmakla yükümlü oldukları yakınlarına
“Açlığa, yoksulluğa devam.” deriz.
Yüce heyetinizi, Türk milletinin saygıdeğer milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.
Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Bir sonraki önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5 inci
maddesi ile değiştirilen 5510 Sayılı Kanunun Geçici 39. Maddesinin (3) nolu
fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Bülent Kuşoğlu (Ankara) ve
arkadaşları
b) Yaşlılık aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan
için % 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı
Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre %59,9 ila %50
arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Bu şekilde
belirlenen taban aylık bağlama oranı, sigortalının tahsis talep tarihi
itibarıyla kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş
için ve 5000 günden fazla ödediği her 240 günlük malullük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi için (1)'er artırılır. Maden işyerlerinin yer altı işlerinde
çalışması, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malul
olması, sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanması veya erken
yaşlanması nedeniyle tarafına yaşlılık aylığı bağlananlara günden dolayı
eksiltme yapılmaz.
BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) –
Katılamıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, konuşacak mısınız?
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Maddeler üzerinde konuşurken sosyal güvenliğin önemiyle ilgili
vurgulamalarda bulunmuştum. Sosyal güvenlik bir ekonomik sistemin, tümüyle
ekonomik sistemlerin zaaflarını örten, kapatan bir kurumdur, müessesedir ve çok
çok önemlidir. Vatandaş açısından temel haktır ama siyasi irade açısından bu,
bu şekilde de ekonomik sistemin zaaflarını kapatan, örten bir müessese olarak
da görülmek zorundadır, böyle de bakılmak zorundadır. Toplum barışı için,
huzuru için sosyal güvenlik müesseseleri çok zorunlu, çok elzem kurumlardır.
Bunu görmek lazım.
Şimdi, bu konuyla ilgili olarak da -hep üzerinde duruyorum-
yıllardan beri bekleyen, aşağı yukarı yirmi dört yıldan beri bu konudaki
adaletsizliğin giderilmesi için bekleyen büyük bir kitle var. 2006’daki o tek
çatı, norm ve standart birliğinin sağlanması çabası sırasında, kanunlaşması
sırasında bununla ilgili gereken yapılmadı ama bugün, işte seçimden sonra
-partilerin seçim vaatleri arasında bulunuyordu- konu gündeme geldi. Şimdi,
emekliler büyük bir heyecanla bizleri bekliyor. Büyük bir kısmı da şu anda
ekran başında bizi izliyor.
Bu konuyla ilgili olarak getirilen tasarının birçok yönünü
eleştirdik. Bir de maliyetle ilgili yönüne bakalım. Bakın, şimdiye kadar bunun
getirilmemesinin sebebi, maliyetinin çok yüksek görülmesiydi. “Çok büyük bir
maliyeti var, bütçeye çok büyük bir yükü var, sosyal güvenlik açıkları zaten
çok yüksek, bir de bunu getirmeyelim.” deniyordu.
Bakın, Sayın Grup Başkan Vekili Canikli’nin 2010’da bütçe
görüşmeleri sırasında şöyle bir şeyi var: Sayın Canikli, ekonomik dengeleri
bozan popülist vaatlerin artık gündeme gelmeyeceğini düşündüklerini ifade ederek
“Bu konuyla ilgili yapılan açıklamalar kafa yormamıza neden oluyor, gereksiz
oluyor.” dedikten sonra, “Bu dedikleri konusunda rakamsal bir çalışma yaptık.
Mesela öğretmenlerle ilgili vaatlerin bütçeye maliyeti 12 katrilyon, mazotun
pompa fiyatının düşürülmesi 30-40 katrilyon lira, emeklilerin intibakı da 20
katrilyon.” diyor. “Emeklilerin intibakının maliyetini çıkarttırdık, 20
katrilyon.” diyor. Sayın Canikli siyasi tercihini yanlış yapmış olabilir,
beğenmeyebilirsiniz ama Sayın Canikli iyi bir maliyecidir. Doğrudur, yani
yaptırdığı çalışmanın maliyeti, gerçekten, en az 20 milyar liradır.
Şimdi, bizim değerli arkadaşlarımızın da verdiği önergeler var,
intibakla ilgili teklifler var. Sayın Bakan, onlarla ilgili olarak yaptırdığı
çalışmada birisinin maliyetinin en az 11 milyar olduğunu, diğerinin de 38
milyar olduğunu, onun için dikkate alınmadıklarını ifade etti. Sayın Grup
Başkan Vekilinin çalışmasında da en az 20 milyar ki o da geçen yıl yapılan,
2010’da yapılan bir çalışma. Şimdi, sadece maliyeti yüksek diye dikkate
alınmıyor.
Bakın, değerli arkadaşlar, toplumun içinde çok önemli bir yer tutan
emeklilerin bu beklentisi çok önemli. Yirmi dört yıldan beri bekleniyor,
bekliyorlar ve bizim getirdiğimiz, “intibak” dediğimiz, şu yüce Meclisten
çıkacak olan intibakın maliyeti SGK bütçesinin yüzde 1,5’u. Bakın, SGK
bütçesinin; Türkiye bütçesinin demiyorum. Türkiye bütçesinin binde 5’i, yüzde
yarımı. Ee, olur mu bu? Şimdi, bunu sadece maliyeti yüksek diye reddeder miyiz?
Sadece Türkiye bütçesinin binde 5’i tutan bu maliyeti, emeklilerin yirmi dört
yıldan beri olan beklentisini boşa çıkarmak için kullanır mıyız? Bu büyük bir
yanlışlık değil midir? Çok açık; sadece bunu maliyet unsuru olarak gördüğümüz,
böyle değerlendirdiğimiz, tasarının bu amaçla geldiği çok açık. Onun için,
bununla ilgili olarak bu tasarının geri çekilmesi, gerçekten emeklilerin beklentileri
doğrultusunda bir tasarı hazırlanması lazım. En azından bütçenin ve SGK
bütçesinin, hiç olmazsa SGK bütçesinin yüzde 5’i tutabilmeli. Madem bu kadar
beklendi, buna değmeli. Buradan çıkan bir kanunun insanların yüzünü
güldürebilmesi lazım. Bunu da dikkate almak zorundayız.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.
Sayın milletvekilleri…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama
yapabilir miyim Sayın Kuşoğlu’nun biraz önce ismimi zikrederek, atfen…
BAŞKAN – Mikrofonunuzu açalım, lütfen yerinizden yapın.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, kürsüden Sayın Başkanım, iki
dakika.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Canikli, size sataşmadı,
sizi teyit etti.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır hayır, ismime…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama teyit etti, “Doğru
yapıyor.” dedi.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama yanlış; sonucu yanlış, yorum,
değerlendirme yanlış.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “İyi bir maliyeci” dedi, “Doğru yapıyor.”
dedi, daha ne desin?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İzin verirseniz Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Üzerinde, iki dakika lütfen… Fazla şeye girmeyin.
Buyurun.
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
6.- Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Kuşoğlu’na biraz önceki ifadeleri
nedeniyle ama son kısımla ilgili ben farklı düşünüyorum, atfedilen görüşüm
farklı.
Şimdi, rakamlar gerçekten doğru. O zaman yaptığımız çalışmalar
çerçevesinde, önerilen modelin hayata geçirilebilmesi için gereken kaynak
minimum o kadar bir rakamdı 2010 yılında yaptığımız çalışmada. Tabii, başka
taahhütler de vardı, benzer, ilave yük getiren. Hepsini topladığınız zaman,
yanlış hatırlamıyorsam, o zaman yaptığımız çalışmaya göre, yaklaşık 200 milyar
liralık bir ilave kaynak gerekiyordu toplam olarak, bütün o taahhütlerin
tamamının finanse edilebilmesi için yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun değişik
vesilelerle yaptığı konuşmalarda ortaya koyduğu bu taahhütlerin yerine
getirilebilmesi için 200 katrilyon liralık bir kaynak gerekiyordu. Bizim
yaptığımız şuydu sadece: “Bu kaynağın da karşılığının gösterilmesi gerekir, bu
dengenin sağlanması gerekir, ancak o zaman daha anlamlı bir yaklaşım olur.”
şeklinde bir kanaatimiz vardı.
Bakın değerli arkadaşlar, bu sorun, AK PARTİ döneminde şu anda
kısmen veya büyük oranda çözeceğimiz -inşallah- çözmeye çalıştığımız sorun,
bizim dönemden kaynaklanan bir sorun değil. Bizden çok öncesinden…
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – On yıl oldu ya, hâlâ öncesinden
bahsediyorsunuz.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …çok öncesinden gelen bir stok, bir
sorun stoku, devraldığımız bir stok. Biz çözmeye çalışıyoruz. Elbette, çözerken
de genel dengeleri dikkate alacağız. Yani meseleyi, tamamen, yüzde 100
çözdüğünü söylemiyoruz ama büyük oranda çözüyor, ciddi bir rahatlama getirecek.
Değerli arkadaşlar, ekonomi bir dengeler manzumesidir, tek bir
denge yoktur, birden fazla denge vardır. Bütün dengeleri dikkate almanız
gerekir. Bütün dengeleri dikkate almadan yönetim sergileyen, harcama yapan
ülkelerin ve yönetimlerin nasıl sıkıntı içerisinde kaldıklarını, düştüklerini,
nasıl memur maaşlarını dahi ödeyemez hâle geldiklerini hepimiz görüyoruz. Biz,
gerçekçi, dengeli bir politika izliyoruz. İnsanları aşırı umutlandıracak bir
yaklaşım sergilemiyoruz. Yaptığımız iş gerçekçi bir yaklaşımdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.
Sayın milletvekilleri…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, sataşma var.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben de teşekkür ettim Sayın Kuşoğlu’na.
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Efendim, müsaade eder misiniz?
BAŞKAN – Buyurun.
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Ben de cevap verebilir miyim, müsaade
eder misiniz, özellikle belirttiği bir hususla ilgili olarak?
BAŞKAN – Şimdi, bunun sonu yok ki Sayın Kuşoğlu.