DÖNEM:
24 CİLT: 14 YASAMA YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
67’nci
Birleşim
16 Şubat 2012 Perşembe
(TBMM Tutanak Hizmetleri
Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip
üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.-
GELEN KÂĞITLAR
III.-
YOKLAMALAR
IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR
1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in,
15/2/2012 tarihli 66’ncı Birleşimdeki bir beyanını düzeltmeye ve kendisine
atılan lafların tutanaklara yansımadığına ilişkin konuşması
V.-
OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal
Mumcu’nun, tutanakların titizlikle tutulduğuna ve hiçbir baskının söz konusu
olmadığına ilişkin konuşması
VI.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in partisine
sataşması nedeniyle konuşması
2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması
3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın
partisine sataşması nedeniyle konuşması
4.- İstanbul Milletvekili Mustafa
Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine sataşması
nedeniyle konuşması
5.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın
partisine sataşması nedeniyle konuşması
6.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine sataşması nedeniyle
konuşması
7.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine sataşması nedeniyle
konuşması
8.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin partisine sataşması nedeniyle
konuşması
10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
11.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın şahsına
ve partisine sataşması nedeniyle konuşması
12.- Isparta Milletvekili Recep
Özel’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
13.- Isparta Milletvekili S. Nevzat
Korkmaz’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
14.- Isparta Milletvekili Recep
Özel’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
15.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın partisine
sataşması nedeniyle konuşması
VII.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün,
Manisa ilinde faaliyet gösteren toprak sanayicilerinin sorunlarına ilişkin
gündem dışı konuşması
2.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in,
Kosova Cumhuriyeti Bağımsızlık Günü ve Türkiye-Balkan ülkeleri ilişkilerine
ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, Türk hukukunda özel yetkili mahkemelerin yeri ve uygulamalarına
ilişkin gündem dışı konuşması
VIII.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
ve 20 milletvekilinin, emeklilerin içinde bulundukları sıkıntıların, bazı
uygulamaların yarattığı mağduriyetlerin ve bu sorunların çözüm yollarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/148)
2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
ve 21 milletvekilinin, uzman erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/149)
3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
ve 21 milletvekilinin, 29 Ocak olayları ve Batı Trakya Türk azınlığının durumu
ile sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/150)
B) Önergeler
1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,
164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi
üzerinde Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk ve arkadaşlarının vermiş olduğu
önergenin görüşmelerinin İçtüzük’ün 70’inci maddesine
göre kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi
IX.-
AÇIKLAMALAR
1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan
Canalioğlu’nun, kamu kurum ve kuruluşlarında ne kadar engelli personel
çalıştığına ve engelli personel açığı var ise ne zaman alım yapılacağına
ilişkin açıklaması
2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, kötü hava koşulları nedeniyle Muş ve çevre
illerde köy yollarının kapalı olduğuna ve devletin bu konuda daha duyarlı
olmasını beklediklerine ilişkin açıklaması
3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali
Susam’ın, esnaf ve sanatkârlarla tarım kesiminin destek kredilerine ilişkin kararnamenin
henüz Bakanlar Kurulunca imzalanmaması nedeniyle kredilerin
kullandırılamadığına ilişkin açıklaması
4.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün,
AK PARTİ’li bir milletvekilinin bir televizyon
kanalında Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerini tehdit ettiğine ve özür
dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması
5.- Eskişehir Milletvekili Kazım
Kurt’un, Porsuk su havzasının Kütahya’nın atıklarıyla kirlendiğine ve
Kütahya’ya bir an önce arıtma tesisleri yapılması gerektiğine ilişkin
açıklaması
6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Cerattepe
mevkisi ve Genya Dağı’ndaki
madencilik faaliyetinin mahkeme kararıyla durdurulmasına rağmen yasal mevzuata
aykırı olarak yeniden ihaleye çıkarıldığına ve bu ihalenin bir an önce
durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması
7.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Darende ilçesine bağlı Çukurkaya köyünde meydana gelen depremde can kaybı
olmadığına ancak Malatya’nın olası bir depreme hazırlıklı olmadığına, devlet
kurumlarının şimdiden tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması
8.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Genel Kurul salonundaki gürültü ve hareketten
dolayı Meclis çalışmalarından yeterince verim alınamadığına ilişkin açıklaması
9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesinde Kredi ve Yurtlar
Kurumuna bağlı bir yurdun ihalesinin ne zaman yapılacağına ilişkin açıklaması
10.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in,
İzmir’de karakolda elleri bağlı olarak dayak yediği ve işkenceye maruz kalan
Fevziye Cengiz’in mahkemesinde görevsizlik kararı verildiğine ilişkin
açıklaması
11.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair
tasarının acilen Meclise gelmesi gerektiğine, ne zaman geleceğini öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
12.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi
Bilgiç’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın Isparta Şarkikaraağaç
Belediye Başkanıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması
13.- Isparta Milletvekili S. Nevzat
Korkmaz’ın, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in Isparta Belediye
Başkanlığıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması
14.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın
ifadelerine ilişkin açıklaması
15.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan ve Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın ifadelerine
ilişkin açıklaması
16.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, 1999 yılında görüşmeler yapıldığına ilişkin
açıklaması
X.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- İstanbul Milletvekili Mustafa
Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından, görevi yaptırmamak için direnme
suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki
ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız
kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi hakkında Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun
16/2/2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
2.- Gündemdeki sıralama ile Genel
Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ
Grubu önerisi
B) Danışma Kurulu Önerileri
1.- Genel Kurulun 17/2/2012 Cuma günü
toplanmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
XI.-
MECLİS ARAŞTIRMASI
A) Ön Görüşmeler
1.- İstanbul Milletvekili Mustafa
Sezgin Tanrıkulu ve 23 arkadaşının, görevi yaptırmamak için direnme
suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki
ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız
kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/151)
XII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman
Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı:
156)
2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in;
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı:
164)
XIII.-
KAPALI OTURUMLAR
XIV.-
OYLAMALAR
1.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in;
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin
oylaması
2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in;
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması
XV.-
KOMİSYONLAR BÜLTENİ
1.- 16/2/2011-31/12/2011 tarihleri
arasında komisyonlara gelen, komisyon-lardan çıkan ve
31/12/2011 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler,
tasarılar, teklifler ile tezkereler
XVI.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yerel basın kuruluşlarının sorunlarına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
cevabı (7/2464)
2.- Tekirdağ Milletvekili Candan
Yüceer’in, Tekirdağ’da İŞKUR’a başvuran özürlülerin istihdamına ve açılan
kurslara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in
cevabı (7/2509)
3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş kadrolara ilişkin sorusu ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2756)
4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron
firma çalışanlarının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç’ın cevabı (7/2757)
5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait
binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2758)
6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş kadrolara ilişkin sorusu ve
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2768)
7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron
firma çalışanlarının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı
Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2769)
8.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait
binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2770)
9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron
firma çalışanlarının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/2814)
10.- Diyarbakır Milletvekili Nursel
Aydoğan’ın, enerji tasarruflu ampullerin çevreye ve insan sağlığına zararlı
olduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner
Yıldız’ın cevabı (7/2833)
11.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait
binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2837)
12.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait
binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve
Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/2955)
13.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, “Diyanet Haberler” adlı İnternet sitesinde
yayınlanan bir yazıya ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir
Bozdağ’ın cevabı (7/3128)
14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, Merkez ve taşra teşkilatı binalarının bakım ve onarımına ilişkin
sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/3145)
15.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, Bakanlık birimlerinde görev yapan bazı yöneticilerle ilgili
iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/3214)
16.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, madencilikle ilgili kurum ve kuruluşlarda maden mühendisi
istihdamına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/3215)
17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez ve taşra teşkilatı binalarının bakım ve onarımına
ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı
(7/3218)
18.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen’in, AİHM’nin nüfus cüzdanlarındaki din hanesi ile
ilgili vermiş olduğu kararın uygulanmasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı
İdris Naim Şahin’in cevabı (7/3239)
19.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan
Canalioğlu’nun, Çakırgöl Kış Sporları Turizm Merkezi
Projesi’ne ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/3250)
20.- İstanbul Milletvekili Mahmut
Tanal’ın, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkanlarına tahsis edilen
makam araçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir
Bozdağ’ın cevabı (7/3289)
21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın,
EÜAŞ’ta koruma güvenlik görevlisi olarak çalışan
personele ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/3380)
22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, Bursa’da yaptığı bir konuşmasına ilişkin sorusu ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/3538)
23.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, elektrik üretimine ve ithalatına ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3561)
24.- Muğla Milletvekili Mehmet
Erdoğan’ın, Sayıştay’ın 2010-2011 yıllarında denetlediği belediyelere ilişkin
sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/3795)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 13.00’te açılarak dört oturum yaptı.
Gümüşhane Milletvekili Feramuz Üstün,
Gümüşhane ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne,
Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, yasama sorunlarına,
Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz,
Uşak Şeker Fabrikasının özelleştirilmesi ve sorunlarına,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın, Torul, Gümüşhane ve
Kelkit’in düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne,
Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu, halk eğitim
müdürlüklerinde sözleşmeli olarak görev yapan usta öğreticilerin memur kadrolarına
atamalarının düşünülüp düşünülmediğine,
İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, PKK ve KCK’nin
eylem ve eylemsizliklerinde MİT görevlilerinin işbirliği olup olmadığına, MİT
Yasası’nın bu işbirliğini gizlemek için mi çıkarıldığına,
Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Gümüşhane ilinin düşman
işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ve Gümüşhane’nin göç vermemesi
için gerekli yatırım ve projelerin devreye sokulması gerektiğine,
Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, 1955 yılında kurulan
Burdur Şeker Fabrikasının Burdur için önemine ve özelleştirilmesine karşı
olduklarına,
İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, kamuda çalışan uzman diş
hekimlerinin kadro sorunlarına,
Osmaniye Milletvekili Suat Önal, 13 Şubat 2012 tarihinde Şırnak
ilinin Uludere ilçesinde teröristlerle çıkan çatışmada 2 güvenlik görevlimizin
şehit edildiğine ve milletimizin vatanını korumak için birlik olduğuna,
Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt, özelleştirme kapsamında olan
Eskişehir Şeker Fabrikasında üretimin sıfırlanmaması için üreticilerle
işbirliği içerisinde bir çözüm düşünülmesi gerektiğine,
Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, Şırnak ilinin
Uludere ilçesinde şehit olan güvenlik görevlisi İbrahim Kurt’un ailesinin soru
ve isteklerine,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin,
belediyelerin altyapı ile pis su arıtma, katı atık depolama ve işleme tesisleri
yetersizlikleri ile bu yetersizlikleri gidermekte karşılaştıkları sorunların ve
çözüm yollarının (10/145),
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 milletvekilinin, pamuk
üretimindeki sorunların ve çözüm önerilerinin (10/146),
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, trafik
kazalarına neden olan etkenlerin ve alınacak önlemlerin (10/147),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
BDP Grubunun, 2/1/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve arkadaşları tarafından Adli Tıp Kurumunun
araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan
(308 sıra no.lu),
CHP Grubunun, 25/11/2011 tarihinde Çanakkale Milletvekili Ali
Sarıbaş ve arkadaşları tarafından yerel gazetelerin ve gazetecilerin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (144 sıra no.lu),
Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak
üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/2/2012 Çarşamba günlü
birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde
yapılmasına ilişkin önerileri, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, vermiş oldukları önerge
hakkında yanlış algılamayı düzeltmek istediğine, basınla ilgili sorunların
devam ettiğine ve komisyonun mutlaka kurulması gerektiğine ilişkin bir
açıklamada bulundu.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının;
1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş,
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S.
Sayısı: 156),
3’üncü sırasında yer alan, Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini
Derleme Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu
Raporu’nun (1/485) (S. Sayısı: 128),
5’inci sırasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası
Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu’nun (1/511) (S. Sayısı: 119),
6’ncı sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına
Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında
Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun
(1/472) (S. Sayısı: 98),
7’nci sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan
Kubat’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 5275 Sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet
Komisyonu Raporlarının (2/241, 2/84) (S. Sayısı: 136)
8’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore
Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun (1/414) (S. Sayısı: 76)
10’uncu sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran
İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun (1/427) (S. Sayısı: 7)
11’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran
İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut
Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/450) (S. Sayısı: 10),
Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından ertelendi.
2’nci sırasında yer alan, Çukurova Üniversitesinin KKTC’de Kampus
Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/482) (S. Sayısı: 67),
görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
partisine sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.
Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın,
Cumhuriyet Halk Partisinin Tam Gün Yasası’na karşı olduğunu söyleyerek halkı
yanılttığına,
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Genel
Kurula gelirken yaşadığı olayın sorumlusunun Tülay Hanım olmadığına ilişkin bir
düzeltme yapmak istediğine,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in Başbakana,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın şahsına,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının 4’üncü sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun (1/480) (S. Sayısı: 100), görüşmeleri tamamlanarak yapılan
açık oylamadan sonra kabul edildi.
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Manisa Milletvekili
Hasan Ören’in partisine,
Manisa Milletvekili Hasan Ören, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın partisine,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın şahsına,
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin şahsına ve partisine,
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kocaeli Milletvekili Lütfü
Türkkan’ın partisine,
Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın şahsına,
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin partisine,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın partisine,
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin şahsına,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının 9’uncu sırasında yer alan, Nükleer Terörizmin Önlenmesine
İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/328) (S. Sayısı: 14), görüşmeleri
tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.
Grupların anlaşması ve komisyonların bulunmayacağının anlaşılması
üzerine, alınan karar gereğince, 16 Şubat 2012 Perşembe günü saat 13.00’te
toplanmak üzere birleşime 22.29’da son verildi.
|
Şükran Güldal
MUMCU |
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
Fatih
ŞAHİN Bayram
ÖZÇELİK Muhammet Bilal MACİT |
|
Ankara Burdur İstanbul |
|
Kâtip Üye Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
II.- GELEN KÂĞITLAR
No: 88
16 Şubat 2012 Perşembe
Rapor
1.- Isparta
Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet
Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164) (Dağıtma tarihi: 16/02/2012)
(GÜNDEME)
No: 88’e Ek
16 Şubat 2012 Perşembe
Tezkereler
1.- Ağrı Milletvekili Halil
Aksoy'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/753) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
2.- Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş'ın
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/754)
(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
3.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/755) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
4.- Diyarbakır Milletvekili
Leyla Zana'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/756) (Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
5.- Batman Milletvekilleri
Bengi Yıldız ve Ayla Akat Ata, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Diyarbakır
Milletvekili Nursel Aydoğan, Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş, İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan, Van Milletvekili Aysel Tuğluk ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk'ün
Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/757)
(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
6.- Siirt Milletvekili
Gültan Kışanak, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan,
Batman Milletvekilleri Bengi Yıldız ve Ayla Akat Ata ile İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel'in Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/758) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
7.- Malatya Milletvekili
Hüseyin Cemal Akın'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/759) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
8.- Hakkari Milletvekili
Selahattin Demirtaş'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/760) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
9.- Diyarbakır Milletvekili
Altan Tan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/761) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
10.- Ordu Milletvekili
İdris Naim Şahin'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/762) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
11.- Diyarbakır
Milletvekili Nursel Aydoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/763) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
12.- Bitlis Milletvekili
Hüsamettin Zenderlioğlu'nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/764) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/02/2012)
13.- Mardin Milletvekili
Ahmet Türk'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/765) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
14.- Samsun Milletvekili
Suat Kılıç'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/766) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
15.- Van Milletvekili Aysel
Tuğluk'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/767) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
16.- Diyarbakır
Milletvekili Leyla Zana'nın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/768) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/02/2012)
17.- Van Milletvekili Aysel
Tuğluk'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/769) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
18.- Mardin Milletvekili
Ahmet Türk'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/770) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
19.- Mardin Milletvekili
Ahmet Türk'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/771) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
20.- Bingöl Milletvekili
İdris Baluken'in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/772) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/02/2012)
21.- Diyarbakır
Milletvekili Emine Ayna'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/773) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/02/2012)
22.- Ankara Milletvekili
Mehmet Emrahan Halıcı'nın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/774) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/02/2012)
23.- Kars Milletvekili
Mülkiye Birtane'nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/775) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/02/2012)
24.- İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/776) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/02/2012)
25.- İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/777) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/02/2012)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 20 Milletvekilinin, emeklilerin ekonomik sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/148) (Başkanlığa geliş tarihi:
20/10/2011)
2.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 21 Milletvekilinin, uzman erbaşların sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/149) (Başkanlığa geliş tarihi:
20/10/2011)
3.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 21 Milletvekilinin, Batı Trakya Türk azınlığının sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/150) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)
4.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 24 Milletvekilinin, görevi yaptırmamak için direnme
suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki
ilişkinin araştırılarak bu suçların önlenmesi için alınacak tedbirlerin
belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/151) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba’nın, yasaklı kitap, CD, albüm ve filmlere
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1577)
2.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, Manisa Ceza İnfaz Kurumu Projesine ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1579)
3.- Gaziantep Milletvekili
Mehmet Şeker’in, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı ile AİHM’de açılan
davaların sonuçlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1580)
4.- Mersin Milletvekili
Ertuğrul Kürkcü’nün, cezaevi nakil aracında
mahkumların yanarak hayatını kaybetmelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1581)
5.- Şanlıurfa Milletvekili
İbrahim Binici’nin, cezaevlerine ve hükümlü ve tutuklularının sorunlarına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1582)
6.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı birimlerinin hizmet
binalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1583)
7.- İzmir Milletvekili
Aytun Çıray’ın, 2005-2011 yılları arası mahkeme
kararıyla telefon dinlemesi yapılıp yapılmadığına ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1807)
8.- Ağrı Milletvekili Halil
Aksoy’un, toplumsal olaylara karışan çocuklara ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1808)
9.- Muğla Milletvekili
Nurettin Demir’in, tutuklu öğrencilerin sayısı, tutukluluk süreleri ve
tutukluluk gerekçeleri ile eğitim haklarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1918)
10.- Muş Milletvekili Demir
Çelik’in, Şırnak-Uludere’de 35 vatandaşın yaşamını yitirdiği olaya ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2458)
11.- Hatay Milletvekili
Adnan Şefik Çirkin’in, son dönem Türkiye-Yunanistan ilişkilerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2460)
12.- Ankara Milletvekili
Aylin Nazlıaka’nın, kanser vakalarının azaltılması
için alınan önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2461)
13.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Serik’te yaşanan sel felaketi nedeniyle
üreticilerin yaşadığı mağduriyetin giderilmesine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/2463)
14.- İstanbul Milletvekili
Osman Korutürk’ün, Şırnak-Uludere’de 35 kişinin hayatını kaybettiği olaya
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2465)
15.- Edirne Milletvekili
Recep Gürkan’ın, Emniyet Teşkilatı mensuplarının özlük haklarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2466)
16.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, esnaf ve sanayiciye yönelik çalışmalara ve
yeni bir açılım paketi hazırlandığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2467)
17.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, askerlikten muaf tutulan şehit kardeşlerinin sayısına ve
yapılacak yeni düzenlemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2470)
18.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, AOÇ ile ilgili bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2471)
19.- Konya Milletvekili
Mustafa Kalaycı’nın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından simit satıcılarına
tezgahlarını kaldırmaları için baskı yapıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2472)
20.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, yapılan özelleştirmelere, bu özelleştirmelerden elde edilen
gelire ve açılan davalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2474)
21.- İstanbul Milletvekili
İhsan Özkes’in, bir kitabın Diyanet İşleri Başkanlığı
tarafından önerilip önerilmediğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2475)
22.- İstanbul Milletvekili
İhsan Özkes’in, bazı sendika görevlilerinin 2010
referandumundan önce yaptıkları açıklamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2476)
23.- Konya Milletvekili
Atilla Kart’ın, bir milletvekilinin televizyondaki bir spor programında yorumcu
olarak çalışmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2477)
24.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, uluslararası taşımacılıkta yaşanan
sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2483)
25.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan üst düzey
personelin özlük haklarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç)
yazılı soru önergesi (7/2485)
26.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, bağlı ve ilgili kuruluşların başkan ve yönetim kurulu
üyelerinin gelirlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı
soru önergesi (7/2490)
27.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı personeli için yapılan seviye tespit
sınavlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi
(7/2493)
28.- İstanbul Milletvekili
Atila Kaya’nın, minibüsçü esnafının sorunlarına ilişkin Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/2503)
29.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya’nın teşvik kapsamına alınmasının ardından sağlanan
istihdama ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2507)
30.- Tekirdağ Milletvekili
Candan Yüceer’in, çocuk işçiliğinin yok edilmesini hedefleyen projelere ve bu
projelerden yararlandırılan çocuk işçilerin sayısına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2510)
31.- Bursa Milletvekili İlhan
Demiröz’ün, ithalatına izin verilen GDO’lu mısır
çeşitlerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2517)
32.- Aydın Milletvekili
Metin Lütfi Baydar’ın, doğal afetler nedeniyle kredi borçları ertelenen
üreticilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2518)
33.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, pirinçte arsenik bulunduğu iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2519)
34.- Kahramanmaraş Milletvekili
Mesut Dedeoğlu’nun, 2002-2011 yılları arasında buğday üretimi, tüketimi ve
ithalatına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2520)
35.- Manisa Milletvekili
Özgür Özel’in, Manisa-Kırkağaç’ta dolandırılan bazı çiftçilerin mağduriyetine
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2521)
36.- Manisa Milletvekili
Özgür Özel’in, pamuk üreticisinin yaşadığı sorunlara ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2522)
37.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, giren yolcu beraberindeki eşyaların gümrük işlemleri sırasında
yaşanan mağduriyete ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2523)
38.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, ithalat beyannamelerine dair vergilerin kontrolüne ilişkin Gümrük
ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2526)
39.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, yabancı uyruklu yat sahiplerine BİLGE kullanıcı şifresi
verilmemesi nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2528)
40.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Mardin-Nusaybin Belediye Meclisinin sokak ve cadde isimleriyle
ilgili bir kararına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2531)
41.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2532)
42.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Çinigar Şehirlerarası Otobüs Terminali
arazisinin TOKİ’ye verileceği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2533)
43.- İstanbul Milletvekili
Sedef Küçük’ün, Göktürk bendi ve mesire alanının
kullanımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2534)
44.- İstanbul Milletvekili
Faik Tunay’ın, pasaport ücretlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2535)
45.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan Göle ve Çıldır göllerinin taşmasından dolayı yaşanan
sorunlara ve alınacak önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2536)
46.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, bazı polis memurlarının yapmış olduğu
yasa dışı faaliyetlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2537)
47.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya 1’inci Jandarma Er Eğitim Tabur Komutanlığı’nın başka bir
ile taşınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2538)
48.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya Şeker Fabrikasının özelleştirilmesine ve bazı iddialara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2539)
49.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya Şehirlerarası Otobüs Terminali ile ilgili bazı sorunlara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2540)
50.- İstanbul Milletvekili
Atila Kaya’nın, ticari-taksi, minibüs ve servis araçlarının sayılarının
belirlenmesi yetkisine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2542)
51.- İstanbul Milletvekili
Atila Kaya’nın, yerleşim merkezi dışındaki yerlere yolcu taşıyan taksici
esnafının mağduriyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2543)
52.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Bursa Büyükşehir Belediyesindeki taşeron işçilerin
maaşlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2544)
53.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Bursa-İnegöl’de bir vatandaşın kötü muamele gördüğü
iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2545)
54.- Tekirdağ Milletvekili
Candan Yüceer’in, KÖYDES ödeneklerinin dağılımına ve Tekirdağ’da yapılması
planlanan projelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2546)
55.- İstanbul Milletvekili
Süleyman Çelebi’nin, Kastamonu’da bir polis merkezinin isminin değiştirilmesine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2547)
56.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yeni işyeri açan esnaf ve sanatkâra vergi
indirimi yapılıp yapılmayacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2551)
57.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, Türkiye’nin IMF ile ilişkilerine ve IMF’ye borcuna ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2552)
58.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Başbakan yardımcıları, bakanlar ve üst düzey
yöneticilerin aldıkları kira yardımlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2553)
59.- Adana Milletvekili
Seyfettin Yılmaz’ın, Adana’nın bazı orman köylerindeki kadastro uygulaması
nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2554)
60.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya-Gediz’de depremden zarar görmüş bir ilköğretim okulunun
yeniden inşasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2556)
61.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, üstün yetenekli çocukların eğitimine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2557)
62.- Aydın Milletvekili Metin
Lütfi Baydar’ın, öğretmenlerin eş durumu özür atamalarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2558)
63.- Aydın Milletvekili
Metin Lütfi Baydar’ın, Eğitim Fakültesi ve Fen Edebiyat Fakülteleri
mezunlarının atanamama sorununa ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2559)
64.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Tavşanlı’daki temel eğitim göstergeleri ve öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2560)
65.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Dumlupınar’daki temel eğitim göstergeleri ve öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2561)
66.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Çavdarhisar’daki temel eğitim göstergeleri ve öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2562)
67.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Emet’teki temel eğitim göstergeleri ve öğretmen açığına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2563)
68.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Domaniç’deki temel eğitim göstergeleri
ve öğretmen açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2564)
69.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Simav’daki deprem sonrasında Simav’daki öğretmen açığına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2565)
70.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Simav’daki deprem sonrasında Şaphane’deki öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2566)
71.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Simav’daki deprem sonrasında Pazarlar’daki
öğretmen açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2567)
72.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Simav’daki deprem sonrasında Hisarcık’taki öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2568)
73.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya Merkez’deki temel eğitim göstergeleri ve öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2569)
74.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Aslanapa’daki temel eğitim göstergeleri ve öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2570)
75.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Altıntaş’taki temel eğitim göstergeleri ve öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2571)
76.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Gediz’deki temel eğitim göstergeleri ve öğretmen açığına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2572)
77.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, ücretsiz kitap dağıtımı uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2573)
78.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Mardin’de görme engelliler için okul ihtiyacına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2574)
79.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, görme engelliler için Batman’da okul ihtiyacına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2575)
80.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Emniyet Teşkilatı’nda biber gazı ve göz yaşartıcı
bomba tüketimi ve maliyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2576)
81.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, işitme engelliler için Mardin ve Batman’da okul
ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2577)
82.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, son 5 yılda gerçekleşen akaryakıt kaçakçılığına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2578)
83.- Balıkesir Milletvekili
Namık Havutça’nın, 2002-2011 yılları arasında KÖYDES
Projesi kapsamında Balıkesir’e yapılan yatırımlara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2579)
84.- Aydın Milletvekili
Metin Lütfi Baydar’ın, rehberlik öğretmenlerinin sayısına ve sorunlarına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2593)
85.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’daki bir askeri kışlanın ismine ilişkin
Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2595)
86.- Sinop Milletvekili
Engin Altay’ın, Sinop-Erfelek’te kestane ağaçlarının kesilmesine ilişkin Orman
ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2596)
87.- İstanbul Milletvekili
İhsan Barutçu’nun, hidroelektrik santrallerinin çevreye verdiği zararlara
ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2597)
88.- Kocaeli Milletvekili
Hurşit Güneş’in, Sapanca Gölü’nden Yuvacık Barajı’na çekilen boru hattına
ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2598)
89.- Tekirdağ Milletvekili
Candan Yüceer’in, Naip Barajı’nın inşasına ve doğacak sorunlara ilişkin Orman
ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2599)
90.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Wikileaks internet sitesinde yayınlanan
bazı iddialara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2604)
91.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Kars-Ankara arası yeni bir karayolu taşımacılığı yapılmasına
ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2605)
92.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Şanlıurfa-Habur Otoyolu proje çalışmalarına ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2610)
93.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Çermik-Genger arasında
Fırat Nehri üzerinde köprü ihtiyacına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2611)
94.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’ın uluslararası bir havalimanı ihtiyacına
ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2612)
95.- İstanbul Milletvekili
Erdoğan Toprak’ın, Boğaz trafiğinde güvenliğin sağlanmasına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2613)
96.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Şaphane’deki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman ve
Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2614)
97.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Çavdarhisar’daki ormancılık ve orman ürünlerinin
değerlendirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2615)
98.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Gediz’deki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2616)
99.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Aslanapa’daki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2617)
100.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Dumlupınar’daki ormancılık ve orman ürünlerinin
değerlendirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2618)
101.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Altıntaş’taki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2619)
102.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya-Merkez’deki ormancılık ve orman ürünlerinin
değerlendirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2620)
103.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Tavşanlı’daki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2621)
104.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, Domaniç’teki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2622)
105.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Emet’teki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2623)
106.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Hisarcık’taki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2624)
107.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Simav’daki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2625)
108.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Şaphane’deki ormancılık ve orman ürünlerinin değerlendirilmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2626)
109.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Pazarlar’daki ormancılık ve orman
ürünlerinin değerlendirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2627)
110.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Gediz’deki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2628)
111.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Hisarcık’taki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman ve
Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2629)
112.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Emet’teki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2630)
113.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya-Merkez’deki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2631)
114.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Altıntaş’taki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman ve
Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2632)
115.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Aslanapa’daki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman ve
Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2633)
116.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Çavdarhisar’daki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman
ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2634)
117.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Domaniç’teki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman ve
Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2635)
118.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Dumlupınar’daki sulama ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman
ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2636)
119.- Adana Milletvekili
Osman Faruk Loğoğlu’nun, Bakanlığın Teşkilat Kanunundaki değişikliklere ilişkin
Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2638)
120.- İstanbul Milletvekili
Süleyman Çelebi’nin, aynı görevi yerine getiren personelin maaş farklılıklarına
ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2639)
121.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, sözleşmeli veteriner hekim ve ziraat mühendislerinin sorunlarına
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2641)
122.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, şehitler, gaziler ile harp ve vazife malullerinin
ekonomik ve sosyal hakları ile ilgili çalışmalara ve hukuki düzenlemelere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2645)
123.- İstanbul Milletvekili
Sabahat Akkiray’ın, TSK’daki şüpheli asker ölümlerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2646)
124.- Edirne Milletvekili
Recep Gürkan’ın, yeniden yapılandırılan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığındaki
bazı yöneticilerin araştırmacı kadrosuna atanmalarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2650)
125.- Konya Milletvekili
Mustafa Kalaycı’nın, akaryakıt ve sigara kaçakçılığına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2652)
126.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, FATİH Projesi’nin maliyetine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2653)
127.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, FATİH Projesi kapsamında yapılan ihalelerle
ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2654)
128.- İstanbul Milletvekili
Abdullah Levent Tüzel’in, Hazine alacağı silinen bankalar ve kamu kurumlarına
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/2658)
129.- İstanbul Milletvekili
Atilla Kaya’nın, şoför odalarına kayıt olabilmek için vergi mükellefi olma
şartının aranmasına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2661)
130.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, KOSGEB tarafından girişimcilere verilen desteğe ilişkin Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/2662)
131.- İstanbul Milletvekili
Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan,
tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu
yatırımlarına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2663)
132.- Gaziantep
Milletvekili Ali Serindağ’ın, belediyelerin
denetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2695)
133.- İstanbul Milletvekili
Durmuşali Torlak’ın, İDO’nun
özelleştirilmesine ve 1987’den bu güne kâr-zarar durumu ile personel sayısına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2696)
134.- Ankara Milletvekili
Aylin Nazlıaka’nın, 2002-2011 yılları arasında
Bakanlık tarafından yayımlanan eserlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2699)
135.- Ankara Milletvekili
Sinan Aydın Aygün’ün, 666 sayılı KHK ile bazı memur maaşları artarken bazı
memur maaşlarının azalmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2701)
136.- İstanbul Milletvekili
Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan,
tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu
yatırımlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2702)
137.- Adana Milletvekili
Ali Demirçalı’nın, cari açık verilerine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2703)
138.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, vergi oranlarındaki artışa ve bu oranların
ücret ve maaş zamlarından yüksekliğine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2704)
139.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, özelleştirilen Kütahya Şeker Fabrikası’na ait bir arazi ile
ilgili bazı iddialara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2705)
140.- İstanbul Milletvekili
Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan,
tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu
yatırımlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2706)
141.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, FATİH Projesi kapsamındaki tablet bilgisayar
ihalesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2707)
142.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, FATİH Projesi kapsamındaki akıllı tahta
ihalesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2708)
143.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, FATİH Projesi kapsamında tablet bilgisayarlarda
kullanılacak eğitim materyallerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2709)
144.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, engelli yöneticilerin zorunlu yer
değişikliği kapsamından çıkarılarak mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2710)
145.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, okullardaki güç kullanmaya eğilimli
gruplaşmalara ve güvenlik sorununa ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2711)
146.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kadın memurların süt iznini kullanmalarında
zorluk çıkarıldığı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2712)
147.- İstanbul Milletvekili
Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan,
tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu
yatırımlarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2713)
148.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Pazarlar’da gerçekleştirilen sulama ve
içme suyu çalışmalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2714)
149.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Simav’da gerçekleştirilen sulama ve içme suyu çalışmalarına
ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2715)
150.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Tavşanlı’da gerçekleştirilen sulama ve içme suyu çalışmalarına
ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2716)
151.- İstanbul Milletvekili
Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan,
tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu
yatırımlarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2720)
152.- Bursa Milletvekili
Sena Kaleli’nin, Ankara-Bursa Hızlı Tren Projesine ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2721)
153.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, Haydarpaşa-Adapazarı ve Haydarpaşa-Ankara çift hatlı
demiryolunun Gebze-Köseköy kesimindeki yol yenileme
çalışmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2722)
154.- İzmir Milletvekili
Aytun Çıray’ın, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin
Uludere’de hayatını kaybedenlerin yakınlarına para yardımı yaptığı iddiasına
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2724)
155.- İstanbul Milletvekili
Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan,
tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu
yatırımlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2727)
16 Şubat 2012 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.00
BAŞKAN: Başkan Vekili
Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet
Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
67’nci Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.
Görüşmelere başlıyoruz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, 58’inci maddeye göre, geçen
tutanak hakkında bir… Tutanakta bir ifadem yanlış anlaşılmış da efendim, onu
bir açıklamak istiyorum. 58’inci maddeye göre birleşimin başında söz istiyorum.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Geçen tutanak özeti…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Geçen tutanak hakkında efendim.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Genç.
IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA
KONUŞMALAR
1.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, 15/2/2012 tarihli 66’ncı Birleşimdeki bir beyanını düzeltmeye ve
kendisine atılan lafların tutanaklara yansımadığına ilişkin konuşması (x)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün
burada yaptığım bir toplantıda şöyle bir ifade… İşte, Oslo görüşmeleriyle
ilgili bir konudan bahsederken… İşte, orada Tayyip Bey, biliyorsunuz…
“Muhalefet partileri, işte ‘Siz PKK’yla konuşma yaptınız.’ gibi birtakım
sorulardan bahsedince Tayyip Bey o zaman demişti ki: Bunları kanıtlamayan
şerefsiz ve alçaktır.” demişim. Arkasından “Ondan sonra Tayyip Bey’le PKK
mensuplarının görüştüğü ortaya çıktı mı?” demişim. Hâlbuki “Tayyip Bey’in -bizzat
kendisi değil- temsilcilerinin PKK’yla görüştüğü ortaya çıktı.” demem lazımken
burada “Tayyip Bey’le PKK mensuplarının görüştüğü.” şeklinde bir ifade olmuş.
Bunun sebebi şu tabii: Biz buraya, kürsüye çıktığımız zaman her
taraftan bize laf atılıyor, laf atılınca da tabii, bizim burada amaçlarımızı
kısa olarak izah etmemiz mümkün değil. Ayrıca da burada yaptığım konuşmada
MİT’in bazı ölüm olayları içinde bulunduğu şeklinde anlaşılıyor fakat ben bunu,
Hakan Fidan’ı ve bazı MİT mensuplarını göreve davet edip de ifadesine başvurmak
istediği kişilerin, buna rağmen gitmeyen… Savcının beyanatını dile getiriyorum.
Yoksa ki benim buradaki konuşmamın amacı, hiçbir surette, MİT mensuplarının suç
işlediği veya herhangi bir ölüm meselesine katıldığı şeklinde bir ifade değildir.
O bakımdan, bunu bu şekilde düzeltmek de istiyorum ancak
arkadaşlar, daha feci bir şey: Şimdi, ben burada konuşurken AKP sıralarından en
azından 10 tane kişi bana laf attı. Tutanağı aldım, tek laf yok, “AKP
sıralarından gürültü.” Böyle bir şey olmaz ki!
(x) Bu ifadeye ilişkin
açıklama 15/2/2012 tarihli 66’ncı Birleşim Tutanağı’nın
91’inci sayfasında yer almıştır.
Şimdi, ben Tutanak Müdürüyle görüştüm, diyor ki: “Şu mikrofonlar
karşıdan gelen sözleri kesiyor.” E, bunun, kesiyorsa önüne geçmek lazım. Biz
buraya gittiğimiz zaman en azından 10 tane AKP’li bana laf atıyor, hakaret
ediyor, ağır laflar söylüyor, tutanaklarda geçmiyor. Ben bundan normal olarak
şunu anlıyorum: Demek ki AKP’liler Tutanakta çalışanları tehdit ediyorlar “Bu
lafları göstermeyin” diyorlar. Yani böyle bir şey olur mu?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu size ve Başkanlık
Divanına yapılan bir hakarettir.
KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Başkanlık Divanı işte…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Başkanlık Divanına
yapılan bir hakarettir bu.
KAMER GENÇ (Devamla) – Başkanlık Divanı… Ben de hatırlatıyorum
şimdi.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, yani burada şunu belirtmek de
istiyorum…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Stenograf arkadaşlarımıza haksızlıktır
bu.
KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip Bey’in bir hesabı vardı; 12 Haziran
seçimlerinden önce her ne pahasına olursa olsun PKK’yla pazarlık yapalım, biz
seçimi kazanalım, ondan sonra biz istediği gibi hareket ederiz… Nitekim
ateşkeslerde, Oslo’da yapılan görüşmelerde PKK’nın temsilcileriyle yapılan
konuşmalarda hep diyorlar ki: “16 Hazirana kadar ateşi kesin.” diyor. 12
Haziranda seçim var tabii. Dolayısıyla burada görülüyor ki, Tayyip Erdoğan
seçimi kazanmak için her türlü yola başvurmuş. Her türlü gayrimeşru yollara,
çarelere başvurmuş ve dolayısıyla orada seçimde de bu sonuç alınmış.
Şimdi AKP’liler diyorlar ki; “Biz burada milleti temsil ediyoruz.”
Sizin aranızda 57 tane milletvekili gaspçı arkadaşlar, gaspçı. Şimdi, biz yüzde
26 oy almamış mıyız, yüzde 26 oy almışız 135 milletvekilimiz var. Siz ne kadar
almışsınız? Yüzde 49 oy almışsınız. Dolayısıyla sizin bu Parlamentoda bulunması
gereken milletvekili sayısı 265’le 270 arasındaki bir rakamdır, ama siz 326
tane milletvekiliyle geliyorsunuz. Bunun 57-58’i gasbetmiş,
başkasının yerine gelmiş buraya. Cuntanın getirdiği seçim sebebiyle
buradasınız. Yoksa ki siz, bu çoğunluğu, hakkaniyet ölçülerine göre yapılmış
bir seçimle gelmiş bir grup değilsiniz. Dolayısıyla, bu 57 milletvekili, burada
Türkiye’nin rejimine değiştirilmesine yönelik haksız bir oy sahibi burada. O
bakımdan, yani sizin burada çıkıp da “Efendim, biz millî iradeyi temsil
ediyoruz.” Sen millî iradeyi temsil etmiyorsun ki. 57 tane milletvekilinin
milletvekili olması, buraya gelmesi mümkün değil aldığınız oya göre. Gasp
yoluyla buraya gelmişsiniz, Seçim Kanunu’ndaki o gayrimeşru adaletsiz bir Seçim
Kanunu’ndan dolayı gelmişsiniz buraya.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – O hesaplamaya göre sen de milletvekili
olamazsın.
KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, eğer adaletli bir seçim
olsaydı siz tek başına iktidara da gelemezdiniz. O bakımdan, yani “Biz burada
millî iradeyi temsil ediyoruz.” safsatalarını bırakın, burada muhalefetin de
yüzde 50’nin üzerinde oyu vardır. Dolayısıyla, burada Anayasa değişikliğiyse,
İç Tüzük’se, kanunsa, rejimse bunları şey edelim.
Getirdiğiniz, bugün de görüşeceğimiz bu, Başbakana dikta rejimi
kurma… Zaten dikta rejimini kurdu ya Tayyip Bey. Kurduğu bu dikta rejimini daha
da güçlendirdiği, yetkileri verme yolundaki getirdiğiniz kanun, Türkiye’de
rejimi her türlü karanlıklara götürecek ve birtakım masum insanları öldüren
Yeşillere… Hamas’tan adam getirdiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Devamla) – Niye bu adamları getirdiniz? İşte talimat
verecekler, insan öldürecekler. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederiz.
V.- OTURUM BAŞKANLARININ
KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkan Vekili
Oturum Başkanı Şükran Güldal Mumcu’nun, tutanakların titizlikle tutulduğuna ve
hiçbir baskının söz konusu olmadığına ilişkin konuşması
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Genç’in belirttiği husus,
doğrusu bizim Başkanlık Divanımızı rencide etmiştir. Tutanak tutan sayın
yetkili arkadaşlarımızın bütün titizliğiyle tuttuklarını biz biliyoruz, bundan
sonra da bütün titizlikleriyle tutacaklardır. Bu Mecliste hiçbir zaman tutanak
tutanların üstünde bir baskı olmamıştır, olmamalıdır da. Böyle bir şeyi kabul
edemeyiz. Tutanak tutan arkadaşlar görevlerini çok iyi bilirler, tek satır bile
kaçırmazlar, bunu hepiniz gayet iyi biliyorsunuz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, biraz önce kürsüde konuşma yapan konuşmacı, AK PARTİ
İktidarının 12 Haziran seçimlerinden önce seçimleri kazanabilmek için
gayrimeşru yolları da ilke edindiğini ve onları da mübah
gördüğünü ifade etti.
Açıklık getirmek istiyorum.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in
partisine sataşması nedeniyle konuşması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye çok partili hayata 1946 yılından bu tarafa geçti. 1946
yılındaki seçimler tarihe kara bir leke olarak girdi. 1950’den bu tarafa
yapılan seçimler, çok partili siyasi hayatın önemli gelişmelerinden ortaya
çıktı ve yapılan seçimlerde çeşitli iddialar, şaibeler ortaya atıldı ama
hiçbirinin de mesnedi olmadığı yargı tarafından tespit edildi.
Şunu herkes açık ve net iyi bilmeli ki kurulduğu günden bu tarafa
halkın gönlündeki yerini pekiştirmiş, halkın gönlünü fethetmiş Sayın Recep
Tayyip Erdoğan Başkanlığındaki AK PARTİ İktidarı cumhuriyet tarihinde
görülmedik bir şekilde her seçimden yükselerek çıkmıştır ama maalesef bunu
muhalefetteki milletvekili arkadaşlar ifade etmeye çalışırken kendi
beceriksizliklerini, kendi başarısızlıklarını başkalarına iftira atarak kulp
takmaya gayret etmekteler.
Bakın, az önce bir hesap yapıldı. Bu hesabın yapılmasındaki
sebeplerden birisi, Seçim Kanunu ve Anayasa’dır. Seçim Kanunu’nu biz yapmadık,
Anayasa’yı biz yapmadık.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye değiştirmiyorsunuz?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Anayasa’nın yapılmasında yanaşma
meclisinin üyesi sendin. O Mecliste geldin buna -dedin ki- “Yönetimde istikrar”
ifadesini koydurdun. Arkasından, Seçim Kanunu’nda, o dönemde, senin
milletvekili olduğun dönemde, yanaşma meclisi üyesi olduğun dönemde de onlara
oy verdin geldin. Bu oylar çerçevesinde de gelen düzenlemeyle yüzde 10 barajı
ortaya çıktı. Bu barajla birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi de diğer partiler de
hiç kimse aklının ucuna getirmedi ki Seçim Kanunu’ndan dolayı böyle olmuştur
diye.
Bakın, değerli milletvekilleri, Seçim Kanunu’ndaki yapılan
düzenlemeyle ilgili AK PARTİ İktidarında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.
Sadece seçimlerin güvenliğiyle ilgili, geçen dönemde, 23’üncü Dönemde kapsamlı
bir değişiklik yaptık…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ve bu düzenleme de 24’üncü Dönem
Parlamentosundaki seçimlerin daha sağlıklı bir şekilde geçmesine imkân
sağlamıştır.
Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, on senedir iktidardalar.
Gayri âciz cuntanın kabul ettiği Seçim Kanunu’nu içine sindiren bura değil mi?
Seçim Kanunu’nu niye değiştirmiyorsun?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Seni muhatap almıyorum, adını da ağzıma
almıyorum!
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de seni muhatap almıyorum!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, Manisa ilinde faaliyet gösteren toprak
sanayicilerinin sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Sakine Öz’e
aittir.
Buyurunuz Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)
VII.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Manisa Milletvekili
Sakine Öz’ün, Manisa ilinde faaliyet gösteren toprak sanayicilerinin
sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemiz, AKP İktidarının yargının işini yapmaması için hazırladığı hukuk
cinayetine kilitlenmiş durumda. Ne yazık ki bu uğultuda işçilerin, emekçilerin
gündemleri, iş dünyasının talepleri duyulmuyor. Oysa yoksulluk ve işsizlik
ateşi Türkiye’nin dört bir tarafını sarmış durumda. Halk çözüm bekliyor. Çözüm
getirmesi gereken iktidarsa milyonlarca insanın sıkıntılarına çare olmak yerine
kişiye özel yasalarla demokrasiye darbe vurmaya çalışıyor. Belki birkaç kişinin
yerine binlerce kişiyi ilgilendiren sorunlara da kulak vermemizi sağlar
umuduyla sıkıntılar içinde ayakta kalmak için mücadele veren bir sektörün,
Manisa’daki Toprak Sanayisinin sorunlarını size aktarmak istiyorum.
Salihli ve Turgutlu yalnızca Manisa’nın değil Türkiye’nin en büyük
ilçelerinden ikisidir. Tuğla ve kiremit fabrikaları da bu iki ilçede en önemli
iş alanlarından biridir. Türkiye’de işsizlik rakamları düşünüldüğünde bu
fabrikaların bacalarının hâlâ tütüyor olması çok önemlidir. Bu iki ilçemizde
toprak sanayisi geçmişten beri önemli bir sektör olduğu için insanlarımızın
birçoğu emeklilik haklarını tuğla ve kiremit fabrikalarında çalışarak elde
etmiştir. Aslında bu fabrikaların sayısı geçmişte çoktu ama şimdi kırk altısı
ayakta kalabilmiştir. Buna rağmen ülkemizin kilden mamul yapı malzemesi
ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’si bu ilçelerden karşılanmaktadır. Üstelik
bölgeden yapılan ihracat da önemli seviyelerdedir.
Sayın milletvekilleri, bu firmalarda yaşanan sorunlar toprak
sanayisi ile bağlantılı iş alanları ve aileleri de hesaba katıldığında 20 bin
kişiyi ilgilendirmektedir. Aslına bakarsanız bu kadar önemli bir rol oynayan
fabrikaların çözülmeyecek hiçbir sorunu yoktur. Sanayicilerimiz yalnızca son
dönemlerde üst üste atılmış yanlış adımların geri alınmasını istemektedir.
Salihli ve Turgutlu’daki bu fabrikalarda tuğla ve kiremit
ürünlerinin pişirilmesi sırasında toz kömür kullanılmaktadır. Sanayicilerimiz
ise bu kömür taleplerinin büyük bölümünü Ege Linyit İşletmelerinden temin
etmektedir. Son yıllarda kömür işletmeleri sosyal yardımlaşma fonlarına
çalıştırıldığından olsa gerek bu fabrikaların talepleri yeterince
karşılanamamaktadır. Örneğin bu fabrikaların kömür ihtiyacı yılda yaklaşık 170
bin tondur. TKİ ne kadar veriyor dersiniz? 54 bin ton. 170 bin nere, 54 bin
nere! Yani bir başka deyişle, sanayiciye “Git, kömürü nereden alırsan al.”
denilmektedir. Fabrikalar mecburen dışarıdan yani TKİ’nin bayilerinden daha pahalıya
kömür almak zorunda kalıyor. Geçen yıllarda TKİ üç aylık teminat mektuplarıyla
kömür verirken şimdi sanayicilerimize peşin parayla kömür vermeye başlamıştır.
Tüm bu olumsuz gelişmeler sözleşmeli alıcılara sadece bir gün önce
duyurulmuş ve uygulamaya geçilmiştir. Firmalar bu durumdan mağdur olmuştur.
Ayrıca son bir yılda bu fabrikalarımızın kullandığı kömür fiyatlarına yüzde 28,
elektrik fiyatına da yüzde 25 oranında zam yapılarak sektöre üst üste
olumsuzluklar yaşatılmıştır. Bu zamların herhangi bir açıklaması yoktur. Bu
artışlar tuğla ve kiremit üreticilerinin belini bükmekten başka bir anlam
taşımamaktadır. Kimsenin bu fabrikaların kapısına kilit vurmaya hakkı yoktur.
Değerli milletvekilleri, toprak sanayisinin önemli sorunlarından
birine daha değinmek istiyorum. Kiremit ve tuğla ham maddesi olan toprak kili
2005 yılından itibaren 1(b) grubu maden sayılmaya başlandı. Böylece ruhsat ve
izin işlemleri de Maden İşleri Genel Müdürlüğüne geçti. Bu ruhsat işlemleri
dokuz ile on iki ay arasında sonuçlanabilmekte, bu uzun süreç sürekli üretim
yapmak zorunda olan fabrikaları zor duruma düşürmektedir. Bundan dolayı tuğla
ve kiremit üreticileri, kilin Maden Kanunu’ndan çıkarılması ve Taş Ocakları Nizamnamesi’ne uygun bir yasayla düzenlenmesini talep
ediyor. Ayrıca gerek ham maddesi gerekse katı yakıtlar açısından sık sık
değişen mevzuata ayak uydurmakta güçlük çektiklerini dile getirip dikkate
alınmak istemektedirler.
Değerli milletvekilleri, bir bölgede fabrikaları zor durumda
bırakmak, aslında o bölgedeki bütün halkı sıkıntıya sokmak demektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.
SAKİNE ÖZ (Devamla) – Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından
tuğla ve kiremit fabrikalarının sorunlarını çözmesini bekliyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Kosova Cumhuriyeti Bağımsızlık
Günü ve Türkiye-Balkan ülkeleri ilişkileri hakkında söz isteyen İzmir
Milletvekili Rıfat Sait’e aittir.
Buyurunuz Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
2.- İzmir Milletvekili
Rıfat Sait’in, Kosova Cumhuriyeti Bağımsızlık Günü ve Türkiye-Balkan ülkeleri
ilişkilerine ilişkin gündem dışı konuşması
RIFAT SAİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yarın 17 Şubat dost ve
kardeş Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 4’üncü yılıdır. Bu vesileyle söz
almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kosova bağımsızlığını 17 Şubat 2008 tarihinde ilan ederek dünyada
büyük ses getirmişti. Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılıp böyle bir karar alması
önemli bir etki yapmıştır, Balkanlarda önemli bir süreci başlatmıştır.
Kosova’nın bağımsızlık kararı, Hollanda’daki Uluslararası Adalet
Divanı tarafından alınan bir kararla meşru kılınmıştır. Şu an itibarıyla
Kosova’yı seksen yedi ülke tanımıştır ve Kosova’yı ilk tanıyan ülkelerden bir
tanesi de Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Türkiye'nin Kosova’yı tanıması dünya kamuoyunda öncelikle farklı
algılandı, zira, eski hükûmetlerde Türkiye'nin böyle bir karar alması zor
görünüyordu. Amerika Birleşik Devletleri ve birçok Avrupa ülkesinin Kosova’yı
tanıması, Kosova’nın bağımsızlığını güçlendirmektedir.
Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısı nedeniyle
Sayın Başbakanımızla birlikte New York’ta bulunuyorduk ve burada, Birleşmiş
Milletler Genel Kurulunda Sayın Başbakanımızın bir konuşma yapacağı ifade
edilmişti. Sayın Başbakanımızdan ben Kosova için de birkaç kelime söylemesini
rica ettim ve bizleri kırmadı Sayın Başbakan ve Kosova’dan da bahsetti.
Kosova’nın tanınmasıyla ilgili güzel sözlerden bahsedince gurur duyduk,
gerçekten mutlu olduk.
Kosova, Türkiye Cumhuriyeti İstiklal Marşı yazarı merhum Mehmet Âkif Ersoy’un da babasının memleketidir. Kosova ilk Türk
sözlüğünün yazarı Şemsettin Sami'nin -Ali Sami’nin babasıdır- memleketidir.
İstanbul’dan tam altmış dört yıl önce 1389 yılında fethettiğimiz
Kosova, bir Anadolu’dur, aslında Rumeli’dir, evladı fatihandır,
Sultan Murat Hüdavendigâr'ın bize yadigârıdır.
Kosova’nın fethi sırasında şehit edilen Murat Hüdavendigâr’ın
iç organları Kosova’da, Sultan Murat Türbesi’nde bulunmaktadır. Kosova’da çok
sayıda Osmanlı eseri bulunuyor. Kosova’yı bu yıl 100’üncü yılını idrak
ettiğimiz 1912 Balkan savaşlarında kaybettik, 1912-1913 yıllarında ve bu süre
içerisinde Balkan savaşlarıyla beraber Balkan göçleri başladı. Bizi gerçekten
çok etkilemiştir bu göçler. Yüz yıl sonra bugün, 2012 yılının, Balkanlarda barış,
dünyada hoşgörü yılı olmasını temenni ediyoruz. Ve bu vesileyle Türkiye’deki
Balkan sivil toplum kuruluşlarının da 100’e yakın etkinlik yapacağını de
belirtmek istiyorum.
Kosova’da 50 bin Türk soydaşımız ve dost ve kardeş olarak kabul
ettiğimiz 2 milyon Arnavut kardeşimiz yaşamaktadır. Bunlar Müslüman’dır, Kosova
Müslüman bir ülkedir. Avrupa'nın 49’uncu, dünyanın en genç ülkesi olan Kosova,
Balkanlar'ın stratejik öneme sahip bir ülkesidir. Kosova, aynı zamanda, sahip
olduğu altın, gümüş, linyit ve hatta uranyum madenleriyle önemli bir ülke
olduğunu gösteriyor. Bir Türk firmasının yeni yapmış olduğu Prizren-Durs
kara yoluyla birlikte Kosova’nın limana uzantısı buranın lojistik merkezi
hâline getirmiştir Balkanlarda. Bu lojistik merkez, aynı zamanda Sırbistan,
Makedonya ve Bosna-Hersek için ticari bir merkez hâline getiriyor Kosova’yı.
Kosova’da Birleşmiş Milletler Kosova Barış Gücü bünyesinde Türk
askeri ve polisi de görev yapmaktadır. Ayrıca, büyükelçimiz dışında TİKA, Yurt
Dışı Türkler Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü büroları da mevcut olup
Türkiye'nin önemli etkileri vardır Kosova’da.
Kosova’da irili ufaklı 50’ye yakın Türk firması da bulunuyor. Bunlardan
bir tanesi de Kosova havaalanını bir Türk firması işletmektedir.
Şu ana kadar seksen yedi ülkenin tanıdığı Kosova'yı, başta İslam
ülkeleri ve Türki cumhuriyetleri olmak üzere, tüm dost ülkelerin tanımasını
bekliyoruz. Dost ve kardeş ülke Kosova, cumhuriyetinin 4’üncü yılını kutluyor,
daha nice başarılı ve refah dolu yıllar diliyorum.
Konuşmamı babası Kosovalı olan istiklal şairimiz merhum Mehmet Âkif Ersoy’un şu şiirleriyle bitirmek istiyorum:
“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk,
Bak nasıl doğranıyor?
Kalk, baba, kabrinden kalk!
Bari bir hâtıra kalsaydı şu toprakta diri
Yer yarılmış, yere geçmiş, şühedâ
türbeleri
Nerede olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova
Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefasız Kosova!”
Buradan sizleri ve tüm evladı fatihanı
selamlıyorum.
Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sait.
Gündem dışı üçüncü söz, Türk hukukunda özel yetkili mahkemelerin
yeri ve uygulamaları hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’e
aittir.
Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)
3.- Mersin Milletvekili Ali
Rıza Öztürk’ün, Türk hukukunda özel yetkili mahkemelerin yeri ve uygulamalarına
ilişkin gündem dışı konuşması
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250, 251 ve 252’nci maddelerine göre kurulan ve
faaliyet gösteren özel yetkili mahkemelerin Türk hukukundaki uygulamaları
üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği üzere Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 250, 251 ve 252’nci maddesinden önce, bu özel yetkili mahkemeler
kurulmadan önce Türkiye'de devlet güvenlik mahkemeleri faaliyet göstermekteydi.
Ancak devlet güvenlik mahkemeleri toplumsal muhalefet ve Türkiye’de meydana
getirdiği hak ihlalleri sonucunda, Avrupa’dan alınan tepkiler ve eleştiriler,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yi tazminata mahkûm etmesi sonucu bu
devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması zorunluluğu doğdu. Önce bu
mahkemelerden askerî kişi çekildi, arkasından da devlet güvenlik mahkemeleri
sözüm ona kaldırıldı, devlet güvenlik mahkemelerinin kuruluşuna dayanak
oluşturan Anayasa’nın 143’üncü maddesi kaldırıldı.
Ancak onun yerine 2005 yılında kabul edilen Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 250, 251 ve 252’nci maddeleri konularak devlet güvenlik mahkemeleri
yerine tıpkı onlar gibi olan özel yetkili mahkemeler, özel yetkili ağır ceza
mahkemeleri ihdas edildi. O tarihte, 2004 Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarını
açtığımız zaman Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak özel yetkili mahkemelerin
kuruluşuna ilişkin bu üç maddeye açıkça karşı olduğumuz açıkça anlaşılacaktır.
O günden bugüne yaşanan olaylar göstermiştir ki özel yetkili mahkemeler aslında
kendisinden beklenen amacı gerçekleştirmemiş, tam aksine hukuksuzluk ve keyfîlik üreten üretim merkezleri hâline gelmiştir.
Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, aslında yurttaşın özgür hukuku
yerine devletin kutsal hukukunu esas alarak faaliyet göstermişlerdir. Özel
yetkili ağır ceza mahkemeleri hukuku referans alacakları yerde siyaseti
referans almışlardır. Kimi zaman siyaset tarafından yönetilir ve yönlendirilir
hâle gelmişlerdir, kimi zaman da kendileri yasama organının yerine geçerek
siyaseti dizayn etme görevi üstlenmişlerdir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını, uluslararası temel
hukuk kurallarını hiçe saydıkları gibi, mevcut Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki
kuralları da hiçe saymışlardır ve bu özel yetkili mahkemeler artık hak, hukuk
tanımaz, dizginlenemez bir güç hâline gelmişlerdir. Özel yetkili mahkemeler
hukukun gücünü uygulama yerine gücün hukukunu uygulayan, konjonktüre göre
hareket eden mahkemeler hâline gelmişlerdir, tarafsızlıklarını yitirmişlerdir,
özel olmaktan çıkmışlardır, artık genel mahkeme hâline gelmişlerdir. Bizim
yargı sistemimiz içerisinde özel yetkili mahkemeler diye bir kavram yoktur.
Değerli arkadaşlarım, bugün, hem iktidar cephesinde hem muhalefet
cephesinde hem de hukuk çevrelerinde özel yetkili mahkemelere yönelik olarak,
kaldırılması gerektiği yönündeki düşünceler güç kazanmıştır. Ve son günlerde
yaşanan, özellikle özel yetkili mahkemeler ile MİT arasında yaşanan tartışmalar
da demokrasi adına sevinç verici bir gelişme, böylesine ikili bir hukuk
garabeti olan bu ikili yapının işlemeyeceği yönündeki genel kanı artık herkese
egemen olmaya başlamıştır. Hatta Hükûmette, Sayın Bakan Ertuğrul Günay, dün
Cumhuriyet gazetesinde Utku Çakırözer’e verdiği
demeçte, özel yetkili mahkemelerin devlet güvenlik mahkemesine dönüştüğünü,
hukuku uygulamadıklarını söylemiştir ve kaldırılmasına yönelik eğilimlerini
belirtmiştir.
Aslında, tabii, Sayın Bakanın düşüncelerine katılmakla beraber
şunu söylemek istiyorum: Özel yetkili mahkemeler aslında devlet güvenlik
mahkemelerine dönüşmedi, zaten devlet güvenlik mahkemelerinin ta kendisiydi,
hiçbir zaman özgürlükçü yorum yapmadılar, dediğim gibi, devletin kutsal
hukukunu esas aldılar. O nedenle, bu tartışmalara son vermemiz için özel
yetkili mahkemeleri kaldırmamız lazım. Bizim kahraman savcılara, kahraman
hâkimlere ihtiyacımız yok, bizim özel kişilere ihtiyacımız yok. Bizim hukuk
kurallarına bağlı, hukuka uygun davranan, hukuka saygılı hâkim ve savcılara
ihtiyacımız var diyorum.
Bu nedenle, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin
verdiğimiz kanun teklifinin desteklenilmesinin ve
özel yetkili mahkemelerin Türk hukuk sisteminden çıkarılmasının gerektiğini
düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, emeklilerin içinde bulundukları
sıkıntıların, bazı uygulamaların yarattığı mağduriyetlerin ve bu sorunların
çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/148)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizdeki sayıları 9 milyonu bulan emeklilerimizin içinde
bulundukları sıkıntıların araştırılması, taban aylıklarının eşitlenmesi, maaş
farklılıklarının giderilmesi, sağlıkta katkı payı alınması ve çok düşük oranda
kalan maaş zamları gibi benzeri uygulamaların yarattığı mağduriyetlerin
tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla,
Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis
Araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.
Gerekçe:
Ülkemizde her kesimi derinden etkileyen ekonomik krizin faturasını
en ağır şekilde ödeyen kesimlerin başında, sayıları 9 milyonu bulan
emeklilerimiz ile onların dul ve yetimleri gelmektedir. Günümüz şartlarında
geçinmekte bile zorlanırken, bir de işini kaybeden çocuklarına da bakmak
zorunda kalan emeklilerimizin durumu içler acısıdır.
Ekonomik kriz öncesinde de emeklilerimiz, en mağdur kesimler
arasında ön sıralarda yer alırken, zaman zaman gündeme taşınan ancak
sonuçlandırılmayan emekli aylıkları arsındaki eşitsizlikleri ortadan kaldıracak
olan İntibak Kanunu'nun çıkarılamamış olması, çeşitli dönemlerde eksik
hesaplamalar nedeniyle ortaya çıkan adaletsizlikler, sağlıkta katkı payı
alınması ve komik denecek oranda reva görülen maaş zamları gibi benzeri uygulamalar,
emeklilerimizin mağdur olmalarında en büyük etkenlerdendir.
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
gereğince, emekli aylıklarına yapılacak zamlar önceki 6 aylık dönemin
gerçekleşen enflasyon oranı doğrultusunda tespit edilmektedir. Buna göre,
yapılan artışlarla da işçi ve BAĞ-KUR emeklileriyle bunların dul ve yetimlerine
2009 Temmuz ayı itibariyle 8-11 TL arasında bir zam yapılmıştır.
Emeklilere 8-11 lira zam verilirken, Eylül 2009'da ise,
emeklilerin sağlıktaki muayene katkı payları 15 TL'ye kadar yükseltilmiştir. 6
ay için emekliye yapılan zam, bir defalık muayene katkı payını bile karşılamaz
durumdadır. SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin yüzde 90'ı açlık sınırının altındaki
maaşları ile yaşam mücadelesi verirken, ayda 5-10 kez hastaneye gitmek zorunda
kalan emeklilerimiz, sağlıkta katkı payının kaldırılmasını beklerken tam aksine
artırılması ile, yeni bir darbe daha almışlardır. Emekli Sandığı emeklilerinin
durumu da SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinden çok farklı değildir.
Durum böyle iken, mevcut ekonomik kriz ortamında, işsiz kalan
çocuğu ve hatta çocuğunun da ailesine bakmak durumunda kalan emeklilerimiz,
ciddi bir mağduriyet yaşamaktadırlar. Özellikle SSK ve BAĞ-KUR emeklileri
intibakların yapılmaması nedeniyle zaten büyük bir sıkıntı içerisinde iken,
aylıklarının da alım gücünü giderek yitirmesiyle, adeta hayatta kalma
mücadelesi verir duruma gelmişlerdir.
Sosyal güvenlikte reform diye sunulan ve sosyal güvenlik
kurumlarını tek çatı altında toplayan kanuna da bakıldığında, emeklilerin
mağduriyetlerini ortadan kaldıran bir değişikliğe yer verilmediği
görülmektedir. Emeklilere genel bir iyileştirme ve alt sınır aylıklarında
eşitlik getirilmeden, norm ve standart birliğinin sağlanamayacağı hep dile
getirilmesine rağmen bu yasayla da bir çözüm elde edilememiştir. Mevcut durumda
emeklilere çok düşük oranda verilen yüzdeli artışların emeklileri ekonomik
olarak korumayan bir sistem olduğu gerçeği artık görülmeli, üç ayrı sosyal
güvenlikte de uygulanan alt sınır emekli aylıklarının eşitlenmesini sağlayacak
değişikliklere acilen gidilmelidir.
Ülkemizdeki sayıları 9 milyonu bulan emeklilerimizin içinde
bulundukları sıkıntıların araştırılması, taban aylıklarının eşitlenmesi, maaş
farklılıklarının giderilmesi, sağlıkta katkı payı alınması ve çok düşük oranda
kalan maaş zamları gibi benzeri uygulamaların yarattığı mağduriyetlerin
tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla,
anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis
Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.
1) Mehmet Şandır (Mersin)
2) Ali Uzunırmak (Aydın)
3) Mehmet Erdoğan (Muğla)
4) Alim Işık (Kütahya)
5) Ali Öz (Mersin)
6) Seyfettin Yılmaz (Adana)
7) Zühal Topcu (Ankara)
8) Yusuf Halaçoğlu (Kayseri)
9) Erkan Akçay (Manisa)
10) Sümer Oral (Manisa)
11) Bülent Belen (Tekirdağ)
12) Necati Özensoy (Bursa)
13) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
14) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
15) Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar)
16) Durmuş Ali Torlak (İstanbul)
17) Atila Kaya (İstanbul)
18) Celal Adan (İstanbul)
19) Emin Çınar (Kastamonu)
20) Oktay Öztürk (Erzurum)
21) Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)
2.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, uzman erbaş uygulaması sonucunda ortaya
çıkan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/149)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
3269 sayılı yasa kapsamında 1986 yılından itibaren Türk Silahlı
Kuvvetlerinde Uzman Erbaş uygulaması başlatılmıştır.
Ancak ilk aşamada, gelecekte karşılaşılacak sorunlar
değerlendirilmeden yapılan düzenlemeler, geçen yıllar içinde büyük sosyal ve
ekonomik sıkıntıları beraberinde getirmiştir.
Uzman Erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların ve
alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 nci maddesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi iç tüzüğünün
104 ve 105 nci maddeleri gereğince meclis araştırması
yapılmasını arz ederim.
Gerekçe:
Türk Silahlı Kuvvetlerinde 1986 yılından itibaren 3269 sayılı yasa
uyarınca Uzman Erbaş istihdamı başlatılmıştır.
Ancak geçen süre içinde Uzman Erbaşlarla ilgili olarak ortaya
çıkan sorunlar üzerinde hiçbir düzenleme yapılmamış olup, artan Uzman Erbaş
miktarıyla birlikte sorunlar yanında mağduriyetlerde artmıştır.
Bu konudaki mağduriyetleri gidermek üzere, Genelkurmay
Başkanlığınca düşünülen hususlar Aralık 2009'da haftalık basın açıklamasıyla
gündeme getirilmiştir.
Aynı hususlar 2 Nisan 2009 tarihinde yazılı teklifler hâlinde
Milli Savunma Bakanlığına da gönderilmiştir.
En önemli mağduriyet; 45 yaşına girmiş olan Uzman Erbaşların,
sözleşmelerinin feshedilerek âdeta aile fertleriyle birlikte sokağa
atılmalarıdır.
45 yaşını doldurduğu için emekli olamadan ayrılmak zorunda kalan
ve aile fertleriyle birlikte âdeta sokağa atılan kişi sayısı her geçen yıl
âdeta katlanarak artmaktadır.
Yeni Sosyal Güvenlik Yasasında ortaya konan, yaş haddi
uygulamaları bu konudaki endişeleri daha da artırmıştır.
Bu konuda 28 Temmuz 2003 tarih ve 27302 Sayılı Resmî Gazete'de yer alan değişiklik aşağıdadır:
"Bu itibarla, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununa tabi uzman
erbaş olarak en az iki yıl süreyle çalışmış olmak şartıyla, sağlık
niteliklerini kaybetmeleri veya 45 yaşına girmiş olmaları sebebiyle görev
süreleri sona erenler ile kendi istekleriyle sözleşmelerini feshetmiş
olanlardan, kamu kurum ve kuruluşlarında Devlet memuru olarak istihdam edilmek
isteyenlerin atanmak istedikleri kamu kurum ve kuruluşlarına başvurmaları
gerekmektedir."
Ancak yukarıdaki yasa değişikliği ile öngörülen iş müracaatları,
kamu kurum ve kuruluşlarınca dikkate alınmamakta olup cevapsız bırakılmakta
veya menfi cevap verilmektedir.
Uzman Erbaş uygulamasındaki en önemli sorun alanları aşağıdadır.
- Uzman Erbaşların emekli yaşlarının artırılması
- Ayrılanların kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı
- Geçmişte yaş haddi nedeniyle ayrılmak zorunda kalanların
yapılacak değişikliklerden yararlandırılması.
- Belirli hizmet süreleri sonunda diğer Türk Silahlı Kuvvetleri personeli
gibi derece-kademe ilerlemesi yapabilmeleri
- Ceza aldıklarında sözleşmelerinin feshi konusunda, en azından
belirli hizmet sürelerinden sonra daha esnek ve hoşgörülü bir uygulama
yapılması
- Atanmaları konusunda diğer Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına
benzer bir sistem uygulanması
- Eşitlik ilkesine uygun olarak belirli hizmet sürelerinden sonra
diğer Türk Silahlı Kuvvetleri personeline uygulanan esaslardan
yararlanabilmeleri
- Sosyal ve ekonomik sorunlarının iyileştirilmesi.
1) Mehmet Şandır (Mersin)
2) Ali Uzunırmak (Aydın)
3) Mehmet Erdoğan (Muğla)
4) Enver Erdem (Elazığ)
5) Alim Işık (Kütahya)
6) Erkan Akçay (Manisa)
7) Ali Öz (Mersin)
8) Emin Çınar (Kastamonu)
9) Seyfettin Yılmaz (Adana)
10) Yusuf Halaçoğlu (Kayseri)
11) Zühal Topcu (Ankara)
12) Sümer Oral (Manisa)
13) Durmuş Ali Torlak (İstanbul)
14) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
15) Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar)
16) Bülent Belen (Tekirdağ)
17) Atila Kaya (İstanbul)
18) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
19) Necati Özensoy (Bursa)
20) Celal Adan (İstanbul)
21) Oktay Öztürk (Erzurum)
22) Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)
3.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, 29 Ocak olayları ve Batı Trakya Türk
azınlığının durumu ile sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/150)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
29 Ocak olayları ve Batı Trakya Türk Azınlığı'nın
durumu ile günümüzde yaşamakta oldukları ekli gerekçede belirtilen sorunlarının
araştırılarak, alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98.
ve İç Tüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu
kurulmasını arz ve teklif ederiz.
Gerekçe:
29 Ocak Olayları Batı Trakya'daki Müslüman Türk Azınlığa yönelik
uzun yıllar sürdürülen baskı ve haksızlıklar sonucu katlanılamaz hâle gelen
insan hakları ihlallerinin bir sonucu olarak meydana gelmiştir. 24 Temmuz
1923'te imzalanan Lozan Antlaşmasıyla Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığın
hakları güvence altına alınmış olmasına rağmen, zaman içerisinde uygulanan
politikalar ve düzenlemeler sonucu bir çok alanda hak ihlalleri meydana
gelmiştir. Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı‘nın
yaşadığı başlıca sorunları ana hatlarıyla sıralamak gerekirse; 1-Türk
Kimliğinin Reddi 2-Eğitim Sorunları 3- Din ve İnanç Hürriyetine Yapılan Baskılar
4-Vakıflar 5- Ekonomik Baskılar 6- Vatandaşlıktan Çıkarılma Uygulamaları olarak
ifade etmek mümkündür.
Bugün Yunanistan'da büyük bir çoğunluğu Batı Trakya'da bulunan
yaklaşık 150.000 civarında Müslüman Türk azınlığı yaşamaktadır. Türk azınlığın
statüsünü belirleyen 1923 Lozan Barış Anlaşmasının hâlen yürürlükte olmasına
mukabil, uygulanan baskıcı politikalar sonucu birçok haklarının ellerinden
alınması yanında bir de Yunanistan Yüksek Mahkemesi'nin "Batı Trakya'da
Türk yoktur" gerekçesiyle Türklere ait tüm derneklerin kapatılması kararı
vermesiyle Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı tarafından milli kimliklerinin
inkârı anlamına gelen bu karar üzerine 29 Ocak 1988 tarihinde elim olayların
yaşandığı bir direniş meydana gelmiştir.
Türklere ait ekilebilir verimli araziler değişik gerekçeler ve
düzenlemelerle istimlâk edilmiştir. Çeşitli nedenlerle Batı Trakya'yı terk
etmiş olan soydaşlarımızın arazileri çıkarılan yasalarla hazine malı
sayılmışlardır. Mübadeleden sonra çıkarılan yasalarla birçok Türk çiftliği
kamulaştırılarak topraksız Yunan halkına dağıtılmıştır. Yunan Makamları
1932-1933 yıllarında havadan çekilen fotoğraflarla nadasa bırakıldığı için
üzerinde ürün bulunmayan tarlaları hazine malı kabul ederek binlerce dönüm
soydaş arazisini bu şekilde hazineye intikal ettirmiştir. Yine 1952 yılında
yapılan toprak reformu ile birçok arazi kamulaştırılarak sözde topraksız yunan
köylüsüne dağıtılmış, iskân yasasının bazı maddeleri değiştirilerek izinsiz ve
pasaportsuz olarak yurt dışına çıkan soydaşlarımızın arazisi hazine mülkiyetine
geçirilmiştir. Bu uygulamalar 21 Nisan 1967'de Yunanistan idaresini eline alan
cunta yönetiminde de devam etmiş ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı Küçük
Doğanca Köyü'nde 10.000 dönüm civarındaki arazi zorunlu kamulaştırmaya tabi
tutularak komşu köylerdeki Rum çiftçilere dağıtılmıştır. Haksız olarak yapılan
bu uygulamaların örneklerini artırmak mümkündür. Bu haksız uygulamalarla
1923'ten sonra Batı Trakya’daki araziler Yunan devleti tarafından haksız olarak
Müslüman Türk azınlık aleyhine değişmiştir. Batı Trakya Türk Azınlığın Mübadele
ile başlayan toprak kaybı günümüze kadar devam etmiştir Lozan Barış Konferansının
resmî istatistiklerine göre, 1923'te Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının
elindeki araziler bölgenin işlenebilen arazilerinin %84'ünü oluştururken,
uygulanan politikalar ve hak ihlalleri sonucu günümüzde %25'in altına
düşürülmüştür.
Batı Trakya Türk azınlığının uğradığı haksızlıkların son bulması,
yaşadıkları sorunların çözümüne katkı sağlayacak tedbirlerin belirlenmesi
amacıyla, Anayasamızın 98. ve İç Tüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir
Meclis Araştırma Komisyonu kurulması uygun olacaktır.
1) Mehmet Şandır (Mersin)
2) Ali Uzunırmak (Aydın)
3) Mehmet Erdoğan (Muğla)
4) Ali Öz (Mersin)
5) Alim Işık (Kütahya)
6) Enver Erdem (Elâzığ)
7) Emin Çınar (Kastamonu)
8) Seyfettin Yılmaz (Adana)
9) Zühal Topcu (Ankara)
10) Yusuf Halaçoğlu (Kayseri)
11) Sümer Oral (Manisa)
12) Bülent Belen (Tekirdağ)
13) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
14) Necati Özensoy (Bursa)
15) Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar)
16) Oktay Öztürk (Erzurum)
17) Durmuşali Torlak (İstanbul)
18) Erkan Akçay (Manisa)
19) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
20) Celal Adan (İstanbul)
21) Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)
22) Atila Kaya (İstanbul)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, şimdi İç Tüzük’ün
60’ıncı maddesine göre sisteme girmiş olan milletvekillerine kısa söz
vereceğim.
Sayın Canalioğlu…
IX.- AÇIKLAMALAR
1.- Trabzon Milletvekili
Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, kamu kurum ve kuruluşlarında ne kadar engelli
personel çalıştığına ve engelli personel açığı var ise ne zaman alım
yapılacağına ilişkin açıklaması
MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bakanlar Kurulundan 2 bakanımız burada. Umuyorum soracağım
soruları onlar ilgili bakana iletirler.
Bilindiği gibi, kamu kurum ve kuruluşlarında 44.189 engelli
personel çalıştırma zorunluluğu bulunmakta olmasına karşın kamu kurum ve
kuruluşlarında hâlen ne kadar engelli personel vatandaşımız çalışmaktadır? Ne
kadar açık vardır? Hükûmet bu açığı ne zaman doldurmayı düşünmektedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canalioğlu.
Sayın Sakık…
2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, kötü hava koşulları nedeniyle Muş ve çevre
illerde köy yollarının kapalı olduğuna ve devletin bu konuda daha duyarlı
olmasını beklediklerine ilişkin açıklaması
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Sayın Devlet Bakanımız da burada, Cevdet Yılmaz Bey de burada, o
da dinlerse sevinirim. Bu yıl hepimiz -onun seçim bölgesiyle kapı komşuyuz-
büyük bir felaket yaşıyoruz; ciddi bir kar var, bütün köy yolları kapalı. Her
gün yüzlerce telefon alıyoruz. Benim seçim bölgemde emin olun belki yirmi
gündür yolları açılmayan köyler var. Şimdi Bingöl’de nasıl bir formül buldunuz,
nasıl çözdünüz bilmiyorum ama bizim bütün komşu illerimizde aynı felaket var. Anadolu
tabiriyle gerçekten dardayız. Yani insanlar perişan. Mesela okullar tatil oldu.
Batıdan giden öğrencilerin büyük bir çoğunluğu on gün köylerine gidemediler,
aileleriyle görüşemeyip geri döndüler. Bu konuda devletin daha duyarlı
davranmasını… Bingöl formülü neyse Muş’a da böyle bir katkı sunabilirlerse çok
sevinirim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.
Sayın Susam…
3.- İzmir Milletvekili
Mehmet Ali Susam’ın, esnaf ve sanatkârlarla tarım kesiminin destek kredilerine
ilişkin kararnamenin henüz Bakanlar Kurulunca imzalanmaması nedeniyle
kredilerin kullandırılamadığına ilişkin açıklaması
MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın bakanlara bu vesileyle bir şeyi sormak istiyorum: Esnaf ve
sanatkârlarla tarım kesiminin bankalar vasıtasıyla almış olduğu destek
kredileri bu sene, kararname Bakanlar Kuruluna gönderilmiş olmasına rağmen daha
imzalanmadığı için şu an hem Ziraat Bankası hem Halk Bankası kredileri
kullandırmada gerekli girişimi yapamamaktadır. Hem tarımda doğan büyük zararlar
hem esnaf ve sanatkârın ödemede içinde bulunduğu zorluklar nedeniyle, tabii ki
Başbakanın sağlık nedenleriyle Bakanlar Kurulunun toplanamamasından dolayı
böyle bir gecikme olabilir ama -ona acil şifa diliyoruz- hızla da Bakanlar
Kurulunun bu kararnameleri, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Hazineden gelen
şekliyle imzalanması konusunda gerekli desteği bekliyoruz.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Susam.
Sayın Düzgün…
4.- Tokat Milletvekili
Orhan Düzgün’ün, AK PARTİ’li bir milletvekilinin bir
televizyon kanalında Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerini tehdit ettiğine
ve özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması
ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında
AKP’li bir milletvekili arkadaşımız, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerini
kafasını kırmakla tehdit etmiştir. Bu davranışı bir milletvekiline yakışır bulmuyorum
ve şiddetle kınıyorum. Ayrıca, arkadaşımızın millet kürsüsünden özür dilemesini
bekliyorum. Eğer kendisi bu olgunluğu göstermezse ben de kendisine söylemek
istiyorum ki bir Denizli vekili olarak, vakitsiz öten horozun başına ne
geldiğini çok iyi biliyordur diye düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Düzgün.
Sayın Kurt…
5.- Eskişehir Milletvekili
Kazım Kurt’un, Porsuk su havzasının Kütahya’nın atıklarıyla kirlendiğine ve
Kütahya’ya bir an önce arıtma tesisleri yapılması gerektiğine ilişkin
açıklaması
KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, Eskişehir içme ve
kullanma suyu havzasını ilgilendiren Porsuk su havzası Kütahya tarafından evsel
ve endüstriyel atıklarla kirletilmektedir. Bu konuda, Kütahya’ya bir an önce
arıtma tesisleri yapılması konusunda Hükûmetin çaba göstermesi gerektiğini
düşünüyorum ve Eskişehir açısından ciddi bir tehlikeyi Meclisin dikkatine
sunmak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurt.
Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 13.47
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.04
BAŞKAN: Başkan Vekili
Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet
Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
67’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisinin İç Tüzük’ün
19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve
daha sonra oylarınıza sunacağım:
X.- ÖNERİLER
A)
Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından, görevi yaptırmamak için
direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları
arasındaki ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız
kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi hakkında Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun
16/2/2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
16.02.2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun, 16.02.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı
toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un
onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Muharrem
İnce
Yalova
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
İstanbul Milletvekili M. Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları
tarafından, 27.12.2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
"Görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile
işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılarak işkence ve
eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin
belirlenmesi" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (185
sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere
bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 16.02.2012 Perşembe günlü birleşimde
sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, önerinin lehine.
Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu araştırma önergesini hazırlamadan önce Adalet Bakanlığına
yanıtlanması amacıyla soru sordum, çok kapsamlı bir cevap aldım Adalet
Bakanlığından. Bu cevap 23 Aralık 2011 tarihinde geldi. Keza, 12 Haziran
seçimlerinden hemen sonra Meclis Araştırma Merkezine bir araştırma yaptırdım,
bunun cevabı da Temmuz 2011 tarihinde geldi. Bu cevaplar geldi. Birçok
kaynaktan araştırma yaptım ve bu araştırmaların sonucunda da bu araştırma
önergesini vermeye karar verdik arkadaşlarımızla beraber.
Ben, milletvekilliğinden önce Türkiye İnsan Hakları Vakfının
Diyarbakır temsilciliğini yürüttüm, İnsan Hakları Derneğinde çalıştım,
avukatlık yaptım. İşkence suçlarıyla ilgili olarak da, kötü muamele suçlarıyla
ilgili olarak birçok araştırma yaptım, birçok davada bulundum, birçok mağduru
temsil ettim. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisinin 2002 iktidarından sonra,
Sayın Başbakanın “İşkenceye sıfır tolerans” gösterileceği sözlerinden sonra,
Türkiye’de işkencenin aslında azalmadığını, kötü muamelenin azalmadığını ancak
bunun bir vesileyle gizlendiğini birçok insan hakları kuruluşuyla beraber
tespit ettik. Dolayısıyla da rakamların çarpıcılığı da bu durumu ortaya
koymaktadır. Her ne kadar Anayasa’mızın 17’nci maddesinde işkence ve eziyet
görme yasaklanmış ise de, bir negatif yükümlülük devlete yükümlenmişse de
pratikte, uygulamada gözaltı merkezlerinde ve başka merkezlerde gözaltına
alınmadan önce ve cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin bir idari pratik
olarak devam ettiği konusunda insan hakları kuruluşlarının yaygın kanısı var.
Şimdi, size, özellikle Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımın bu rakamları
görmesi açısından tablo yaptım. Okuduğumuzu dinlemiyorsunuz, belki görsel bir
malzemeden faydalanırsınız diye bunu yaptım, daha iyi göresiniz diye.
Değerli arkadaşlar, bakın, sizin iktidarınız döneminde işkence ve
kötü muamele suçlarıyla memura direnme suçları arasındaki artışı bu tabloda
görebilirsiniz. Sekiz yıllık dönem içerisinde, 2003’ten 2010’a kadarki dönem
içerisinde işkence ve eziyet suçundan dava açılan görevli sayısı 5.643 kişi ama
yurttaşlarımıza karşı direnme suçundan ve hakaret suçundan açılan dava sayısı
ise 104.348. Yani bu dönem içerisinde yaklaşık 104 bin yurttaşımıza, polise
veya başka bir görevliye direndiği için veya hakaret ettiği için dava açılmış
ve yaklaşık bunlardan 64 bin kişi mahkûm olmuş değerli arkadaşlar 64 bin
yurttaşımız mahkûm olmuş. Böyle çarpıcı rakamlar var bakanlığın
istatistiklerinde. Ne oldu da sizin döneminizde acaba yurttaşlarımıza bir
cesaret geldi; herhangi bir güvenlik görevlisini gördüğü zaman direnmeye,
hakaret etmeye başladılar? Acaba ne oldu? Hiç düşündünüz mü bunu? Niye sizin
döneminizde yurttaşlar bu hâle geldiler? Ya bunu sosyolojik olarak
araştıracağız veya psikolojik olarak araştıracağız veya işkence suçuyla, kötü
muamele suçuyla polise karşı direnme suçları arasındaki artışın araştırılmasını
sağlayacağız ve bunu da bu Meclis yapacak.
Size başka bir şey okumak istiyorum. Sanmıyorum okuduğunuzu. Bu da
Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg’in raporu
değerli arkadaşlar. 10 Ocak 2012 tarihli. Bu raporda da, otuz sayfalık raporda
da Türkiye’de yargı uygulamaları ve insan hakları uygulamalarıyla ilgili olarak
çok çarpıcı tespitler var. Türkiye’ye çok önemli öneriler var bu raporda.
Okuduğunuzu sanmıyorum ama okumanızı tavsiye ediyorum. Bu raporlardan çok
önemli sonuçlar çıkarabiliriz, çıkarabilirsiniz, beraber burada çıkarabiliriz.
Bakın ne diyor Hammerberg raporunda?
Aynen okuyorum, bu rapordan okuyorum: “Cezasızlıkla ilgili bir başka endişe de
görevi kötüye kullanmakla suçlanan polis memurlarının bilhassa TCK'nın kamu
görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla direnç göstermeye
ilişkin 265’inci maddesi uyarınca davacılar aleyhine suçlamalarda bulunduğu
iddia edilen uygulamadır.” Komiser, ceza hukuku sisteminin bu tür karşı
suçlamalarla asıl şikâyetlerden daha çabuk ilgilendiğine dair haberlerden ve bu
durumun da zaman zaman yargının saygınlığına zarar vermesinden endişe
duymaktadır.
Geldi buraya ekim ayında; sizlerle görüştü, bakanlarla görüştü,
cezaevlerini ziyaret etti, insan hakları savunucularıyla görüştü, insan hakları
kurumlarıyla görüştü ve gördüğünüz bu raporu yazdı ve bu raporda da Hükûmete
önerilerde bulundu.
Öneride bulunduğu konulardan bir tanesi de memura karşı direnme
suçlarındaki artış. Bunun işkence ve kötü muamele suçlarını gizlemek amacıyla
yapıldığını, yargının buna sessiz kaldığını, yargının direnme suçlarına karşı
önemli bir alaka gösterdiğini, insanları çok çabuk mahkûm ettiğini ama işkence
ve kötü muamele suçları konusunda da bir cezasızlığın devam ettiğini Komiser,
hem İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıfta bulunarak hem görüştüğü insan
hakları kurumlarının raporlarına atıfta bulunarak hem de bakanlıktan aldığı
raporlara ve bilgilere atıfta bulunarak bu tespitte bulundu. Bu tespitini de
Hükûmete öneri olarak iletti. Biz de okuduk. Daha önce yaptığım araştırmalar
da, Meclis Araştırma Merkezinin araştırmasından çıkan sonuçlar da buydu. Sayın
Bakanın bizim soru önergemize verdiği cevaplar da buydu.
Dolayısıyla, güneş balçıkla sıvanmıyor değerli arkadaşlar. Sizler
ne kadar deseniz de “İşkence ve kötü muameleye sıfır tolerans var.” ama asıl
burada korunan bir biçimde gizlenen ve korunan işkencecilerdir ve
vatandaşlarımıza ve yurttaşlarımıza kötü muamelede bulunanlardır. Rakamlar,
Bakanlığın rakamları çok çarpıcı bir biçimde bunu ortaya koymakta.
Şimdi, ne yapabiliriz değerli arkadaşlar? En son 14 Ekim 2011
tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan haberi hepiniz okumuşsunuz. Özgür Benol ve Mine Sayarı adlı 2
yurttaşımızın, 2 öğrencinin nasıl dövüldüğüne ilişkin haberlerdi. Bu haberlerde
bir görevlinin bu gençleri niçin dövdüğü konusundaki açıklamalar çok
çarpıcıydı. Niçin dövdüğü noktasında aynen şunu ifade etmişti: “Devlet
aleyhinde konuştuğu için biz onları dövdük ve kötü muamelede bulunduk.”
demişti. 2 öğrenciye karşı açılan davada istenen cezalarla polis memurlarına
karşı açılan davada istenen cezaları bir karşılaştırın. Bunun da haberi ve
kaynakları kayıtlarınızda var.
Yine, daha sonra İzmir’deki Karabağlar’daki
karakolda kadın bir yurttaşımıza karşı davranışı hepimiz tüylerimiz ürperir bir
biçimde izledik, nasıl dövüldüğünü izledik ve daha sonra anlaşıldı ki o kadın
yurttaşımız polislere karşı direnmiş, o nedenle kötü muamelede bulunulmuş.
Kadın yurttaşımıza istenen ceza yedi yıldır. Bunu bilin. Dolayısıyla, işkence
ve kötü muamelenin karakollarda ve diğer gözaltı merkezlerinde, cezaevlerinde
nasıl gizlendiği artık çok çarpıcı bir biçimde açık. Bu suçlar nedeniyle
direnme ve kötü muamele suçu gibi gösterilerek işkence ve eziyet suçu
gizlenmekte. Bu nedenle, burada yapmamız gereken çok açık, yapmamız gereken çok
açık. Eğer yurttaşlarımıza bir cesaret gelmişse polise direnme konusunda, bu
yüksek cesareti araştıralım. Niye sizin döneminizde bu kadar cesur hâle
geldiler, bu kadar cesur hâle geldiler? Yok, eğer diğeri varsa o zaman niçin
gizlendiğini, nasıl gizlendiğini ve bu suçlardaki artışı karşılaştırmalı olarak
inceleyelim.
Son olarak, değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanı da Karabağlar’daki olayla ilgili olarak şunu ifade etmişti:
“Asalım mı bu polis memurlarını?” Hiç kimse kimseyi asmasını talep etmiyor ama
biz, bütün bu suçların, yurttaşlarımıza karşı, insanlığa karşı suç olarak kabul
ettiğimiz bu suçların gerektiği biçimde araştırılmasını ve cezalandırılmasını
talep ediyoruz, yoksa 30 liralık bir para cezasıyla geçiştirilmesini talep
etmiyoruz, istemiyoruz.
Değerli arkadaşlar, hiçbir rejim işkenceyle, baskı ve zorbalıkla
insanları hizaya getirememiştir. “Vatandaşımı hem severim hem döverim.”
anlayışıyla demokrasiyi tesis edemezsiniz. Gözaltında bir kadına kameralara
bile aldırmadan işkence yapan görevlilere 30 lira para cezası vererek veya “Ne
yani, asalım mı?” diyerek, sahip çıkarak işkence ve kötü muameleyi
önleyemezsiniz. Çünkü bu halk iyinin de kötünün de cezasını er veya geç verir.
İşkenceciyi koruyan hiçbir hükûmet ayakta kalmadı, bunu bir kenara not etmenizi
istiyorum ve bu araştırma önergesine bugün de biraz sonra yapacağınız gibi
“Meclisin gündemi çok yoğun, o nedenle de Meclis gündemini işgal etmeye
dönüktür.” demeyin. Bu kadar araştırmadan sonra, bu kadar dayanaktan sonra biz
bunları hazırladık, verdik. Eğer gerekçe gösterecekseniz başka bir gerekçe
gösterin.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.
Önerinin aleyhinde Bursa Milletvekili Mustafa Kemal Şerbetçioğlu.
Buyurunuz Sayın Şerbetçioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi aleyhinde şahsım adına
söz almış bulunuyorum.
Türkiye-Kosova Dostluk Grubu Başkanı sıfatıyla öncelikle dost ve
kardeş Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 4’üncü yıl dönümünü canıgönülden kutluyorum.
Kosova, geçen dört yıllık süre zarfında bağımsızlığının pekiştirilmesi,
demokratik kurumlarının geliştirilmesi ve bölgesel iş birliği adına son derece
ciddi adımlar atmıştır. Türkiye'nin demokratik, çok kültürlü ve müreffeh bir
Kosova’nın başarılı geleceğine olan taahhüdü tamdır. Kosova’nın önümüzdeki
dönemde daha fazla ülke tarafından tanınarak uluslararası toplumun saygın bir
üyesi olma yolunda önemli bir mesafe katedeceğine
inanıyorum. Bu mutlu günleri vesilesiyle dost ve kardeş Kosova halkını tekrar
tebrik ediyor, bağımsızlıklarının ebedî olmasını diliyorum.
Cumhuriyet Halk Partisinin önergesiyle ilgili de şunları belirtmek
isterim: İşkence ve kötü muamelenin önlenmesine dair iktidarımız döneminde çok
ciddi düzenlemeler yapılmıştır. Gerek Hükûmetimiz gerekse yargı mercileri
bunların önlenmesi için kararlılıkla mücadele etmektedir. Hâlihazırda, İnsan
Hakları Komisyonumuz bünyesinde kurulan bir alt komisyon çalışmalarına devam
etmektedir. Ayrıca bir araştırma
çalışmasına gerek yoktur. Önergeyi kabul etmiyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şerbetçioğlu.
Önerinin lehine, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri. (MHP
sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Yeniçeri.
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve
çok değerli burada olmayan milletvekilleri; bugün, işkence ve eziyet suçlarının
önlenmesi ve alınacak tedbirlerin belirlenmesine yönelik olarak verilen Meclis
araştırma önergesi lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
“İşkenceye sıfır tolerans” hiç kuşkusuz son derece saygın bir
söylemdir. Ancak bu söylemin hayata geçirilebilmesi her şeyden önce işkenceye
yasak koymak ya da bunu yasalarla düzenlemek değildir. İşkenceye yasak
koyabilirsiniz ancak işkenceye giden yolları açık tutarsanız işkenceyi önleyemezsiniz.
İşkence, kötü bir psikoloji, kötü yasa, yanlış algı sorunu olduğu
kadar aynı zamanda sosyolojik bir sorundur da. Yalnız yasaların değil aynı
zamanda toplumun da “işkenceye sıfır sorun” demesi gerekir.
Tarih boyunca insanlık hep onur ile konfor, erdem ile ekmek
arasında kalmaya zorlanmıştır. Kapitalist sistemin özü de aslında bu mantık
üzerine kuruludur. Sistem size “Onur istiyorsanız konforunuzdan taviz vermeniz
gerekir, ekmek istiyorsanız biraz erdeminizden vazgeçmeniz gerekir.” şeklinde bir
dayatma içerisinde bulunuyorsa böyle bir toplumda sağlıklı bir şahsiyet,
sağlıklı bir sistem oluşturmak çok zor olacaktır.
Olmak için ölmeyi göze alanları inadından vazgeçirmek
doğrultusunda işkence, tarih boyunca, hatta sistemler içinde hasta ruhlu kişiler
tarafından hep uygulanagelmiştir. Hiç tartışmaya bile gerek yoktur ki işkence,
insanı alçaltmaya yönelik aşağılık bir iştir. İşkence, gerçekte yapılanı değil,
yapanı alçaltır. İşkence ve kötü muamelenin gelenekselleştiği bir yerde bu tür
uygulamalar üzerinde sosyolojik, siyasal, kültürel, dinî inceleme ve
irdelemelerin yapılması şarttır.
İşkence ve kötü muamelelere karşı olmak sorunu çözmüyor. Hatta
işkenceyi ve kötü muameleyi şiddetle yasaklayan yasalar çıkarmak da sorunu tam
anlamıyla çözmez. Bu yüzden işkence ve kötü
muameleyi doğuran, sosyal, kültürel, ekonomik ve geleneksel damarların
irdelenmesi gerekir. Konu ciddidir, üzerinde durulmaya ve irdelemeye değerdir.
İşkence ve kötü muameleden söz ederken “sistem, devlet, hukuk
düzeni” konularını ele alıp önce bunların üzerinde bir mutabakat sağlamak
gerekir. Hukuk toplum yaratmaz, toplum hukuk yaratır. Topluma uygun olmayan
yasal düzenlemelerin geleceği olmaz. “Hukuk” ile “otorite” birbirine bağlı iki
kavramdır. Hukuku tesis, temin ve korumak ancak otorite ile mümkündür. Onun
için “Hukuk ile güvenlik, demokrasi ile güvenlik, ikisinden birini tercih
edin.” şeklinde yapılan değerlendirmeler külliyen yanlış, hatta tehlikelidir.
Bunların ikisini bir arada, ikisini de birbirlerinin sınırlarına girmeden ama birbirlerini
tamamlayan unsurlar olarak ele almak gerekir. Bunlar birbirlerinin karşıtı,
alternatifi ya da biri öbürünün yerine konulacak şeyler değildir; koyarsanız totaliter
bir kafaya, otoriter bir rejime gidersiniz.
Devlet bireyleri hem birbirlerine karşı hem de kendine karşı
korumakla yükümlüdür. O hâlde demek ki devlet ile birey, devlet ile toplum ve
nihayet devlet ile hukuk birbirine bağlı kavramlardır. Bu kavramlar bir paranın
iki yüzü gibidir, birbirlerini tamamlarlar ama asla birbirlerinin aynısı
değillerdir. Birey yoksa toplum, toplum yoksa devlet, hukuk yoksa da meşruiyet
olmaz. Bu olgulardan birisi olmadan diğerinin anlamından söz edemeyiz. Bu
kavramların birbirleriyle olan ilişkisine vurgu yapan en önemli tabir “hukuk
devleti” tabiridir. Kişilerin ekonomik, kültürel, siyasal, sosyal ve düşünsel
hakları hukuk devletinde bir bütün olarak ele alınır.
İşkencenin olduğu yerde hiç kuşkunuz olmasın ki hiçbir şey doğru
ve mecrasında yürümez. İşkenceyi birey yapar, sistem yapılmasına imkân sağlar.
İşkencenin üzerinden yapılan değerlendirmelerin birçoğu bu parametreleri
dikkate almamaktan kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan işkencenin üzerinden devleti
“işkenceci” ya da devleti “katil” ilan etmek, haddini fena hâlde aşmak ve ne
söylediğini bilmemek anlamına gelir.
İşkenceyi istismar etmek de işkence yapmak kadar adi bir iştir. Bu
yüzden işkenceye yönelik Meclis araştırması açılması, insanları, devleti bu tür
iddia, isnat, iftira, ithamları bir anlamda dengeleyecek bir konuma bizi
getirecektir. İstismarları engellemenin yolu bu tür araştırmaları açmak,
nedenlerini tespit etmek ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde işkence
olaylarını açığa çıkartmaktan geçiyor ancak bireysel veya münferit olayları da
ele alarak onların üzerinden yargılara varmak da aklı başında insanların
yapacağı bir iş değildir, bunun da altını çizmek istiyorum.
Birey ile devleti barıştırmanın yolu da işkenceyi tümüyle ortadan
kaldırmaktan geçmektedir. Bu vesileyle birey, toplum ve devlet ilişkilerine
kısaca değinmekte yarar var.
Unutmamak gerekir ki bireylerin hem karakteri hem de dünya
görüşünün içinde yaşadığı toplumla yakından ilişkisi vardır. Eflatun bunu
binlerce yıl önce ifade etmişti. Bireyin temel hak ve özgürlüklerini ancak
devletin sayesinde korumak ve sürdürmek mümkün olabilir. Dünya anlamlı bir
biçimde incelenirse, devleti olmayan toplulukların kâmil anlamda herhangi bir
özgürlüğünden söz edilemeyeceği görülür. Devlet anarşist ütopyalara kurban
edilmeyecek kadar önemli bir siyasi organizasyondur. Devletin bu anlamda bir
başka tanımı da “Siyasileşmiş millet.” demektir. Faşist, teokratik ve komünist
sapmalar devletin millet yönünden amaç-araç dengesini kaybetmesiyle ortaya
çıkar.
Değerli milletvekilleri, kuşkusuz birey ve devlet bir neden-sonuç
ya da tez-antitez ilişkisi içerisinde ele alınamaz. Birey ve devleti,
aralarında fonksiyonel ilişki bulunan, birbirlerine tercih edilme konumunda
olmayan, her ikisi yönünden de varlıklarını tamamlayıcı ve bütünleyici bir
mekanizmanın unsurları olarak görmek şarttır.
Tamamen zihinsel bir soyutlama yaparak birey ile devleti karşı
karşıya getirip sonra da devasa otorite karşısında bir molekül kadar âciz
kalarak ezilen bireyin yanında yer almak verileri baştan yanlış yere koymak
anlamına gelir. Devleti, bireyi ve bireyin özgürlüklerini koruyan, sağlayan ve
var eden bir misyon ile teçhiz ederseniz o zaman bu tür olgulardan ticari ya da
siyasi yarar sağlama olayı da ortadan kalkar.
Binlerce yıldan bu yana “Ya devleti yönetenler bilgin olmalı ya da
bilginler devleti yönetmelidir.” şeklinde görüşlerin olduğunu hepimiz biliyoruz
ama erdemsiz, yeteneksiz ve işkenceci bir yönetim kurdunuz. Siz “bilge”
dediniz, “namuslu” dediniz, “dürüst” dediniz ve yönetimin başına bütün bu
insanları getirdiniz ama onlar işkenceci çıktı, onlar rüşvetçi çıktı, onlar
toplum aleyhine çalışan insanlar hâline geldi. O zaman “Toplumu bunlardan nasıl
koruyacaksınız?” sorusu gündeme geliyor. Toplumu bunlardan korumanın yolu da
öyle bir devlet yapısı oluşturalım ki en kötü, en hain, en erdemsiz insan da
oraya geldiği zaman, devletin başına geldiği zaman devlete ve topluma iyilik
yapmaktan başka yapabileceği bir yolu bulamasın. Bu anlamda devleti o şekilde
yapılandırmak ve anlamlandırmak gerekir ki, topluma ve bireye başta
özgürlükleri olmak üzere her türden haklarını sağlayan, veren ve koruyan bir
mekanizma hâline gelmiş olsun.
Bireyin bütün hakları ancak bir otorite tarafından teminat altına
alınabilirse anlamlıdır. Bu otorite de devlettir. Devlet kendisini meydana
getiren halkın bir çeşit sosyal mukavele ile devrettiği yetkiden alır
meşruiyetini. Devleti olmayan millet sürü, milleti olmayan devlet ise anlamsız
bir slogandır.
Bu bağlamda verilen işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve
alınacak tedbirlerin belirlenmesine yönelik olarak ortaya konan Meclis
araştırma önergesinin gündeme alınmasını demokrasi ve hukuk açısından da doğru
buluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.
Aleyhinde Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin.
Buyurunuz Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN ŞAHİİN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de bugün
4’üncü kuruluş yıl dönümünü kutlayan dost ve kardeş ülke, tarihî ve kültürel
bağlarımızın bulunduğu Kosova’nın kuruluş yıl dönümünü kutluyor, daha nice
barış ve kardeşlik içerisinde Avrupa’da hüküm sürmesini ve faaliyetlerine devam
etmesini diliyorum.
Cumhuriyet Halk Partisinin işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi
ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi hususunda vermiş
olduğu araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. 2002 yılından
sonra Hükûmete gelen AK PARTİ, işkenceye ve işkencecilere karşı “sıfır
tolerans” göstererek bu duruma karşı olduğunu her durumda ve her şart altında
uygulamalarıyla göstermiştir.
Biz işkenceyi önlemenin ve işkencenin önüne geçilmesinin bir
araştırma önergesiyle değil, yasal düzenlemelerle ancak önüne geçilebileceğini
isteyerek, bu duygu ve düşüncelerle araştırma önergesinin aleyhinde olduğumuzu
belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Öneri kabul edilmiştir. (Gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) – Kabul edildi galiba efendim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın efendim.
BAŞKAN – Edilmiştir. Sayın efendim, edilmiştir. (CHP sıralarından
alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) - Kabul edildi.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Niye saymıyorsunuz efendim?
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayayım…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)- Sayın Başkan, itiraz ediyoruz.
Sayar mısınız?
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi…
OKTAY VURAL (İzmir) – 41 kişi var orada.
MUHARREM İNCE (Yalova) – 44 kişi var.
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.- Gündemdeki sıralama ile
Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK
PARTİ Grubu önerisi
16/02/2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Danışma Kurulu’nun 16.02.2012 Perşembe günü (bugün) yaptığı
toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Ayşe
Nur Bahçekapılı
İstanbul
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kâğıtlar Listesinde yayınlanan 164
sıra sayılı kanun teklifinin 48 saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 2 nci sırasına; 85, 76, 161 ve 119 sıra sayılı kanun tasarılarının
ise bu kısmın 3, 4, 5 ve 6 ncı sıralarına alınması ve
diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun;
16 Şubat 2012 Perşembe günkü
(bugün) birleşiminde 164 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar çalışması,
17 Şubat 2012 Cuma günkü
birleşiminde ise 119 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar çalışması,
Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'de günlük
programların tamamlanamaması halinde günlük programların tamamlanmasına kadar
çalışmalara devam edilmesi,
Önerilmiştir.
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisinin lehine
konuşma yok mu?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Var efendim, verdik.
BAŞKAN – Burada görünmüyor.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Ben konuşayım.
BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, buyurunuz efendim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi lehine söz aldım. Hepinize iyi
çalışmalar diliyorum.
Konuyla ilgili bilgi vermeden önce, kısa bir şey söylemek isterim.
Dün akşam, Meclis görüşmeleri esnasında, bugünün ve yarının programını
belirleme konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili, Milliyetçi
Hareket Partisi Grup Başkan Vekili ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan
vekilleriyle görüştüm. Bir uzlaşmayla bugünkü grup önerimizin içeriği belli
oldu, kendilerine teşekkür ederim.
Grup önerimizi özetlemek istersem: 164 sıra sayılı Devlet
İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat
geçmeden gündemin 2’nci sırasına alınmasını öneriyoruz. Devamla; 85, 76, 161 ve
119 sayılı kanun tasarılarının ise -ki bunlar uluslararası sözleşmelerdir-
gündemin 3, 4 ve 5’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının da buna
göre oluşmasını önermekteyiz.
Çalışma saatleri konusunda ise sevgili arkadaşlar, 16 Şubat 2012
Perşembe günü yani bugün, 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî
İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; 17 Şubat
2012 Cuma günkü birleşiminde ise 119 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; bu bahsettiğim birleşimlerde gece saat
24.00’te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programların
tamamlanmasına kadar çalışmaların devam etmesini öneriyoruz.
Grubumuzun önerisinin lehinde oy kullanmanızı talep eder, saygılar
sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bahçekapılı.
Aleyhinde, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan.
Buyurunuz Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu hafta içerisinde
Türkiye çok hızlı bir gündem yaşıyor. O hızlı gündem geldi, Meclisin
çalışmalarına da aynı hızla, aynı süratle etki etmeye başladı. Bugün, Meclis
çalışmamızda, “MİT Kanunu” diye bilinen kamuoyunda, MİT Kanunu’nun 26’ncı
maddesindeki değişiklik önerisinin gündeme getirilip hızla geçirilen bu öneriyi
bugün yasalaştırma planlanıyor.
Değerli arkadaşlar, yaşanan sürece bir bakın. Son günlerde bir KCK
operasyonu var Türkiye’de. Yürütülen KCK operasyonu çerçevesinde bakıyorsunuz,
operasyonun bir bölümü MİT’in şu andaki MİT Müsteşarı dâhil olmak üzere, önemli
MİT görevlilerine uzama tehlikesi ortaya çıkıyor ve soruşturmayı yürüten özel
yetkili savcılık 5 MİT görevlisini ifade vermek üzere çağırıyor. İşte o ifade
vermek üzere gönderilen celpten sonra ne oluyorsa oluyor ve birden Türkiye'nin
gündemi, hatta AKP’nin, sizlerin çok istediği o Mecliste muhalefetin sesini
kısmaya dönük İç Tüzük değişikliği çabası ve iştahının da önüne geçerek hızla
bir milletvekili arkadaşımızın verdiği kanun teklifi, hem de İç Tüzük’e aykırı bir şekilde, önce Adalet Komisyonu gündemine
geliyor, ondan sonra da Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündemine geliyor.
Değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ün 36’ncı
maddesi açık. Kırk sekiz saat geçmeden önce görüşme yapmanın mümkün olmadığı
hâlde pazartesi günü bize gönderilen kanun teklifi apar topar, kırk sekiz saat
geçmeden, salı günü öğleden sonra başlayıp gece on bir buçuğa kadar Adalet
Komisyonundan geçirildi, bütün usul hükümleri çiğnenerek, usulsüzlük yapılarak.
Değerli arkadaşlar, şimdi bunu aynı telaş ve heyecanla, önceden planlanan
Meclisin çalışma düzenini değiştirerek burada görüşmeye çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’de, geçmişte hem de iktidar
partisi mensuplarının, bakanların, Adalet ve Kalkınma Partisi kurmaylarının
ısrarla “Yargıya müdahale ediliyor. Yargı işini yapsın, bırakın!” diye
bağırdıkları konudan daha vahim bir olay yaşanıyor. Bir kanun teklifi
getiriliyor. Bir soruşturma başlamış; bu soruşturmada MİT görevlilerine celp
çıkarılmış. Hakkında terör örgütünü yönettiği, terör örgütünün terör
faaliyetlerine destek verdiği iddia edilen kamu görevlileri var. Bunlarla
ilgili soruşturma başlamış, bu soruşturma çerçevesinde işlem yapılıyor ve
burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak buna el koyup MİT Kanunu’nun 26’ncı
maddesini değiştirerek bu soruşturmayı yapma yetkisini Başbakana bırakma
çabasıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Değerli arkadaşlar, vicdanlarınıza sesleniyorum, Adalet
Komisyonunda da söyledim aynısını, vicdanlarınıza sesleniyorum: Bir akıl
tutulması yaşıyoruz. Bugün burada MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi değişikliğini
tartışırsak ve maazallah, karar verip, kanunlaştırıp 26’ncı maddeyi değiştirirsek
Anayasa’nın 138’inci maddesini açıkça ihlal etmiş olacağız. Açıkça, Anayasa’nın
138’inci maddesini ihlal etmiş olacağız, görüşülmekte olan bir davayla ilgili
Yasama Meclisinde karar almış olacağız, kanun çıkarmış olacağız. Bu, bağımsız
yargıya müdahale değil mi arkadaşlar?
Bakın, getirilmek istenen kanun teklifinde şu yapılmak isteniyor…
Mevcut MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesine göre, MİT görevlileri, MİT mensupları
görev yaptıkları sırada görevleriyle ilgili bir suç işledikleri iddiası olursa,
soruşturulmaları ve yargılanmaları, kovuşturulmaları Başbakanın iznine tabi
olacak. Mevcut kanun bu. Şimdi getirilmek istenen değişiklikle buna bir ilave
yapılmak isteniyor. Yapılmak istenen ilave şu arkadaşlar, deniyor ki:
“Başbakanın özel olarak görevlendireceği kişileri de buraya ilave edelim.” Yani
“MİT mensupları” sözü yetmiyor, “Başbakanın özel olarak görevlendireceği
kişiler de bu görevlerini yaparken suç işlerlerse onların soruşturulması da
Başbakanın iznine tabi olsun.” deniyor, bir.
İkincisi, getirilmek istenen ikinci nokta, hep o tartışılan: “Bu
suçlar özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren suçlarsa, yani Ceza
Muhakemeleri Kanunu’nun 250, 251, 252’nci maddeleri kapsamındaki suçlardan
birisi ise eğer, o zaman dahi özel yetkili savcılar soruşturamasın, ancak
Başbakan izin verirse soruşturabilsin.” diyorlar.
Değerli arkadaşlar, bugün bunun lehine kamuoyuna, televizyonlara,
gazetelere beyanat veren, iki gün önce Komisyonda bunu savunan iktidar
partisinin bakanlarından, Başbakan yardımcılarından Sayın Bekir Bozdağ’dan
tutun Sayın Adalet Bakanına kadar, Sayın Adalet Bakanından tutun Bülent Arınç’a kadar kim varsa, bunu savunan ifadelerde
bulundular.
Değerli arkadaşlar, düne kadar özel yargılama usulüne tabi
Erzincan Başsavcısı görevi başında derdest edilip savcılık makamı basılırken, o
zaman “Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu Erzurum Özel Yetkili Savcısının elinden
yetkiyi aldı.” diye kıyameti koparanlar, “Bu yargıya müdahaledir.” diyenler,
şimdi, bırakın Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun bir yargı organına
müdahalesini, doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisi eliyle, yasama
organı eliyle yargıya müdahale ediyor. Böyle bir düzen, böyle bir sistem
kurmaya çalışıyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bakın, bu getirilmek istenen kanun, Başbakana
istediği kişiyi görevlendirebilme yetkisi ve imkânı veren bir kanun. Burada
kamu görevlisi olma şartı getirilmiyor, Başbakan kimi görevlendirirse
görevlendirsin bunlara yargılanma muafiyeti getiriliyor, bir.
İkincisi, bunun tabiiyetiyle ilgili de bir ölçü de yok. Yani Türk
vatandaşını da görevlendirebilir, bir yabancı uyrukluyu da görevlendirebilir,
bir gizli istihbarat elemanını da görevlendirebilir Türkiye’de ve bunlara da
kovuşturmanın engellenmesi imtiyazı, zırhı tanınabilecek bir kanun
getiriyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bunun adı akıl tutulması değil de nedir?
Bakın, bu kanunun bir tane amacı vardır; bu kanun, Türkiye’de başka türlü derin
ilişkileri korumaya, kollamaya ve yargı muafiyeti altında yargılanmama
güvencesi sağlamaya dönük bir kanun olabilir ancak. Bu kanun, Başbakanlara özel
örgüt kurma yetkisi verir. Bu kanun, derin devleti meşrulaştırma yetkisi verir.
Hani hep o söylediğiniz darbecilikle mücadele var ya, bu kanun Başbakanlık
yetkisi kullanan kişilere ileriki dönemlerde doğrudan doğruya devlet darbesi
yapma imkânı verir. Yani siz kalkacaksınız, ağzınızdan çıkan iki sözden biri
darbecilikle mücadele olacak; ağzınızdan çıkan iki sözden biri yargının
bağımsızlığı olacak; ağzınızdan çıkan iki sözden biri “Yargıya müdahale
etmeyin.” olacak; azınızdan çıkan iki sözden biri “Çetelerle mücadele edelim.”
olacak; ondan sonra da önümüze öyle bir kanun getireceksiniz ki, o ülkenin
başbakanına istediği gizli örgütü kurabilme imkânı vereceksiniz.
Değerli arkadaşlar, bunun çözümü bu değildir.
SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ne alakası var!
BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Hiç rahatsız olmayın, hiç rahatsız
olmayın. Siz Başbakanınıza güveniyor olabilirsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
Bugünkü Başbakan bunu yapmıyor da olabilir, yapmayacak da olabilir, bu başka
bir tartışma, ama demokrasilerde ve hukuk devletinde, hiçbir zaman hukuk
kimsenin vicdanına bırakılamaz. Komutanlar yargılanacağı zaman özel yetkili
mahkemeler bağımsız yargıdır, başkaları yargılanacağı zaman bağımsız yargıdır
ama soruşturmanın ucu Başbakana dokunma tehlikesi söz konusu olduğunda dönüp
bunun önünü kesmenin yollarını… (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tezcan.
Önerinin lehinde, Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Çelebi.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubu adına
önerinin lehinde söz almış bulunmaktayım.
1’inci sırada, gündemin kanun tasarılarının sıralanması: 164 sıra
sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin kırk
sekiz saat geçmeden gündemin 2’nci sırasına; yine, uluslararası sözleşmelerde
85, 76, 161 ve 119 sıra sayılı kanun tasarılarının ise gündemin 3, 4 ve 5’inci
sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;
çalışma saatlerinin Genel Kurulun 16 Şubat 2012 Perşembe günü yani bugün 164
sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; 17 Şubat 2012 Cuma günkü birleşiminde 119
sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; yukarıda
belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması
hâlinde ise günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi
hususunda…
Yine bu konuyla ilgili olarak Başbakan, herhangi bir kişiyi
görevlendirmeyecek teklife verilecek bir önergeyle kamu görevlilerin arasında
görevlendirilebileceği hususunu yüce Meclisinize arz eder, hepinize saygılar
sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelebi.
Önerinin aleyhine Muş Milletvekili Sırrı Sakık.
Buyurunuz Sayın Sakık.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de bu
öneriyle ilgili düşüncelerimi, grubumun düşüncelerini sizlerle paylaşacağım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, görüşülmekte olacak, birazdan gelecek bu MİT’le ilgili
yasaya ne iktidar partisi ne de muhalefet partileri gibi bakmıyoruz biz. Asıl
nedenin ne olduğunu hepimiz çok açık ve net olarak biliyoruz yani sizin özel
bir yasa çıkararak onları kollama, koruma projesi de yanlıştır, muhalefet
partisinin de diyalogların ve müzakerenin önünü kesmek adına yaptıkları hamle
de yanlıştır. İkisi de ülkede iç barışı sağlamaz. Hele hele muhalefetin bu
anlayışı, özellikle iç barışa bir suikast düzenlemektir. Açık ve net olarak
söylüyoruz: Bütün hesap, Oslo’da neden görüşüldü, neden Habur’dan Kürt
çocukları sağ salim geldiler? O günden başladı bu fırtına yani bugün özel bir
yasa çıkıyor yani bu yasadan dolayı bir tepki değil. Asıl tepki, neden diyalog
ve müzakerelerle Kürt sorununun çözülmeye başlandığı bir süreci hep birlikte
yaşadık… Bunun intikamı alınıyor.
Aslında sizin de bir programınız ve bir projeniz yok. Geçmişte,
mesela, sormak istiyorum, bu kadar özel yasaları kollayıp koruyan “İşte özel
yasalar geliyor, birileri, efendim, bundan sonra suikastlar düzenleyecek.”
diyenlere, peki, geçmişte MİT elinde silah vardı, operasyonlara katılıyordu,
cinayet işliyordu, kimse bunları yargılayıp sorgulamıyordu, hiç kimsenin kılı
kıpırdamıyordu, hukuk ülkesinden, hukuktan, demokrasiden bahsedenlerin sesi
çıkmıyordu. Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz, çıktı açıkça “Yunanistan’daki
ormanları biz yaktık.” dedi. Hiçbir MİT elemanı hakkında bir işlem yapılmadı ve
bu savcılar görevlerini yapmadılar ve yine şu anda eski MİT Müsteşarları
Boğaz’da oturuyor. Bir gazetecinin geçen gün açıklaması vardı köşesinde, 10
milyon dolarlık bir villada oturuyor. Kimse bir soruşturmaya tabi tutmadı.
Şimdi, aslında sorun, Kemalist cumhuriyetten demokratik
cumhuriyete nasıl geçeceğiz? Biz böyle bakıyoruz. Eğer sizin yüreğiniz buna
yetiyorsa Avrupa standartlarına uygun bir hukuk düzenine Türkiye’nin ihtiyacı
vardır. Türkiye’nin bu görüşmelerin önünü kesecek operasyonlara değil tam
tersine bu görüşmeleri yeniden hayata geçirebilmeliyiz. Mesela biz BDP olarak
şunu öneriyoruz yani bir projemiz var, diyoruz ki: Bu görüşmeleri sürdürecek
birimler MİT elemanları olmamalıdır yani aydınlardan, sanatçılardan,
siyasetçilerden, vicdan sahibi olan herkesi bir özel komisyon, bu Meclis bir özel
komisyon oluşturabilir ve özel bir yasa da bunlar için çıkabilir, bu barış ve
bu görüşmeleri bu komisyonlar sürdürebilir. Bakın, projemiz bu kadar net ve
açık ama bunlar yapılmıyor. Sizin bugün yapmaya çalıştığınız belli birkaç
şahsiyeti kollama ve koruma projesidir. Bu size bir şey kazandırtmaz, onlara da
bir şey kazandırtmaz ve iddialar ciddiyse, mesela özellikle MİT’in KCK’ye adam sızdırdığı ve KCK içerisinde eylemler yaptığını
gelin birlikte bunları araştıralım ama ben eminim ki savcının mantığı bu değil.
Savcının mantığı çok açık ve nettir: Hâlâ o devletin tortuları savcının
beyninde var, niye Kürt sorununda müzakere arandı? Bütün çaba da budur.
Kimileri, işte sarayda kanlı bıçaklı kavga diyor, bilmem ne diyor. Asıl hâlâ
siz dünyanın en iyi yasasını da çıkarsanız, en iyi kanunlarını da uygulasanız
ama beyninde bir bahar temizliği yapmamış bu yargıçların mantığı, anlayışı bu
olur. Onun için, özel yetkili savcıları siz bu kadar yetkilendireceğinize, özel
mahkemeler kuracağınıza, daha herkesin sığınabileceği özel mahkemeler değil,
hepimizin eşit şartlarda yargılandığı bir hukuk sistemini uygulayalım. Hep
birlikte bunun altyapısını oluşturalım. Siz çok şey söylüyorsunuz ama hiçbir
şey yapmıyorsunuz. Mesela, siz Ruhban Okuluyla ilgili söylüyorsunuz, gidiyorsunuz,
açıklamalar yapıyorsunuz ama bunun gereğini yapmıyorsunuz. Cemevleriyle
ilgili önemli şeyler söylüyorsunuz ama hiçbir şey yapmıyorsunuz. Kürt sorunuyla
ilgili önemli şeyler söylüyorsunuz ama Kürt alfabesini özgürleştirmiyorsunuz.
Hâlâ birçok milletvekiliniz çıkıp bu kürsüden… Yani eskiden adlarını, işte
gidip asimilasyon politikasını uygulamak adına Kürtlerin, Azerilerin, Rumların,
gayrimüslimlerin isimlerini alıp değiştiriyorsunuz. Bazı milletvekilleri hâlen
buraya çıkıp onları bile içine sindiremiyor. Bunları değiştirebilirsiniz,
bunları hayata geçirebilirsiniz ama hiçbir şey yapmıyorsunuz. İlk kez bugün
Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Meclis araştırma önergesi
-elhamdülillah, yoktunuz- kabul oldu, geçti, kıyamet mi koptu? Bu konularda ortaklaşamayız
mı? Acaba, ortak bir platform oluşturamayız mı? İşte, bahar geliyor. Baharla
kan ve gözyaşı, hepimiz tanıklık ediyoruz. Son bir hafta içerisinde 30’a yakın
PKK gerillası öldürüldü, bundan dolayı mutlu musunuz? Bunlar bu ülkenin
çocukları değil mi? Askerler öldü, bundan dolayı kim mutlu olabilir? Bu
insanların hepsi…
MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Gerilla değil, terörist…
SIRRI SAKIK (Devamla) - Oradan tepki göstermenize gerek yok. Ben
bir realiteyi vurguluyorum. Kan akıyor, bu kanı durdurmak bu Parlamentonun
görevi. Sizin başka bir göreviniz yok mudur? Yani Tanrı sizi sadece laf atmak
üzere mi buraya veyahut da…
MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Teröriste gerilla derseniz laf atarız
tabii!
SIRRI SAKIK (Devamla) - Ya bunu senin bakanın da söylüyor. Sen hâlen
1930’larda kalmışsın ya!
MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Terörist o.
SIRRI SAKIK (Devamla) - Ya sen terörist diyorsun ama halkın büyük
bir çoğunluğu da benim iradem diyor, benim çocuklarım diyor.
MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Büyük çoğunluğun iradesi burada.
SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, bakın, ben bir şey söyleyeyim size:
Hayat sadece sizin pencereden baktığınız gibi değil. Orada milyonlarca insan
yaşıyor ve o insanların çocukları ve kardeşleridir. Ben dün İzmir’deydim,
alanlardaydım. Binlerce genç oradan bağırıyordu: “Dağda bayırda aramayın, biz
hepimiz buradayız çünkü dağdakiler benim kardeşim, cezaevindeki benim
kardeşim.” diyor. Siz hâlâ bunu içinize sindiremiyorsunuz. Onun için, mesela,
hep söylenir ya, çare yoksa yol çaredir, dağ çaredir, cezaevi çaredir, ölüm
çaredir. İşte, Kürtleri bu sizin anlayışınız dağlara sürdü, cezaevlerine sürdü,
zindanlara sürdü, ölümlere sürdü, faili meçhul cinayetlere Kürtler kurban oldu.
Keyfinden dolayı kimse bu dağlara gitmedi, çaresizlikten dolayı… Eğer çare
yoksa kendini dağlara vurdular ve çareyi oralarda aradılar.
Şimdi, dönüp diyoruz ki: Aradan bu kadar uzun süre geçti, hayat
hepimize birçok şeyi öğretti, biz hâlâ dağ mantığıyla, hâlâ buradaki ret ve
inkâr mantığıyla bu sorunu çözemeyiz. Hepimiz birbirimizi kabullenmek
zorundayız, hepimiz birbirimizin diline, kimliğine, kültürüne saygı duymak
zorundayız; bu bir lütuf değil.
Burada çıkıp söylersiniz, biz sizi alkışlarız ama gider
Diyarbakır’da ret veya inkâr edersiniz “Ana dilde eğitim olmaz.” dersiniz,
sonra gelirsiniz “Kürt dili medeni bir dil değil.” dersiniz. İşte, bunlar
örtüşmüyor, burada çıkıp söylediğiniz ve taahhüt ettiğiniz şeylerle örtüşmüyor.
Evet, burada bir halk vardır, bu halkın dili, kültürü, kimliği
vardır, yıllardır ret ve inkâr edildi, bunun gereği yapılmalıdır. Aslında,
bugün Parlamento bunun gereğini yapmalıydı ki özel savcılara veyahut da özel
mahkemelere veyahut da sizin özel birimlerinizi kollayıp koruyacak yasalara
gerek kalmadan bu sorunu birlikte çözmeliydik.
Aslında konuşup tartıştığımız sorun da şu: Neden doksan yıldır
aynı yasaları çıkarıyoruz? Çözemediğimiz Kürt sorununu işte çözemediğimiz için,
istiklal mahkemelerinden devlet güvenlik mahkemelerine ve bugün geldiğimiz
noktada da özel yetkili mahkemelerden medet umuyoruz. Oysaki bu Parlamento
bunlara gerek duymadan, dönüp bunların hepsini lağvedip bütün sonuçlarıyla
hukukun ve huzurun ülkesini birlikte yaratabilir, birlikte iç barışımızı
sağlayabilir.
Keşke Parlamento… Bugün AKP’nin grup önerisi bu konuda olmuş
olsaydı, biz de çıkıp evet, destekliyoruz… Keşke bizim önerdiğimiz bu özel bir
yasayla bu aydınları, demokratları, siyasetçileri içine alacak bir diyalog ve
müzakere grubu oluşmuş olsaydı, biz de buna destek verseydik.
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.
Kapanma Saati: 14.58
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 15.16
BAŞKAN: Başkan Vekili
Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet
Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
67’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince, gündemin “Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmına geçiyoruz.
Bu kısımda, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23
arkadaşının, görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile
işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılarak, işkence
ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün
104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesinin ön görüşmelerine başlayacağız.
XI.- MECLİS ARAŞTIRMASI
A)
Ön Görüşmeler
1.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23 arkadaşının, görevi yaptırmamak için direnme
suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki
ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız
kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/151)
BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.
Şimdi, daha önce okunmadığı için önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçlarındaki Artışın Nedenleri ile
İşkence ve Kötü Muamele İddiaları Arasındaki İlişkinin Araştırılarak, “İşkence
ve Eziyet” Suçlarının Önlenmesi ve Cezasız Kalmaması İçin Alınacak Tedbirlerin
Belirlenmesi Amacıyla Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri
gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
1) M. Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
2) Alaattin Yüksel (İzmir)
3) İlhan Demiröz (Bursa)
4) Ali Sarıbaş (Çanakkale)
5) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
6) Şafak Pavey (İstanbul)
7) İhsan Kalkavan (Samsun)
8) Aylin Nazlıaka (Ankara)
9) Engin Altay (Sinop)
10) Doğan Şafak (Niğde)
11) Mehmet Volkan Canailoğlu (Trabzon)
12) Aykan Erdemir (Bursa)
13) Recep Gürkan (Edirne)
14) Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
15) Kadir Gökmen Öğüt (İstanbul)
16) Mustafa Moroğlu (İzmir)
17) Ali Serindağ (Gaziantep)
18) Hurşit Güneş (Kocaeli)
19) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
20) Gürkut Acar (Antalya)
21) Ali Demirçalı (Adana)
22) Engin Özkoç (Sakarya)
23) İhsan Özkes (İstanbul)
24) Hülya Güven (İzmir)
Gerekçe:
2011 Temmuz ayında, İzmir Karabağlar Polis Karakolu'nda elleri
kelepçeli olduğu hâlde iki polis memurunun ağır işkencesine ve kötü muamelesine
maruz kalan Fevziye Cengiz adlı yurttaşımız hakkında görevli memura mukavemet
(görevi yaptırmamak için direnme) ve hakaret suçu iddiasıyla, 6,5 yıla kadar
hapis cezası istemiyle dava açılması, buna karşılık mağdurenin
şikâyetinin ise savcılık tarafından işkence kapsamında değerlendirilmeyerek,
"Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" suretiyle basit
yaralama olarak kabul edilmesi Türkiye'de işkence ve kötü muamele suçlarına
ilişkin çok vahim bir tabloyu gözler önüne sermiştir.
Nitekim istatistikler, Türkiye'de son yıllarda işkence ve eziyet
suçu nedeniyle açılan davaların sayısının pek değişmediğini, buna karşılık
görevi yaptırmamak için direnme (memura karşı mukavemet) suçu nedeniyle açılan
davaların sayısının üç kat arttığını göstermektedir.
2003 yılında, 765 sayılı
mülga TCK’nın "Hükümet memurları tarafından efrada karşı yapılacak sui muameleler" başlıklı 6. Faslında yer alan 243. ve
245. maddeleri kapsamında karara bağlanan işkence ve kötü muamele suçlarına
ilişkin dava sayısı 1.141 iken, aynı kanunun memura mukavemetle ilgili 254.,
256., 257., 258., 260. ve 271. Maddelerine göre açılan davalardan karara
bağlananların sayısı 6.243'tür.
2004 yılında, karara bağlanan işkence ve kötü muamele suçlarına
ilişkin dava sayısı 1.243 iken, aynı kanunun memura mukavemetle ilgili
maddelerine göre açılan davalardan karara bağlananların sayısı 7.297'dir.
2005 yılında, mülga TCK'nın
ilgili maddeleri kapsamında karara bağlanan işkence ve kötü muamele suçlarına
ilişkin dava sayısı 944 iken, aynı kanunun memura mukavemetle ilgili
maddelerine göre açılan davalardan karara bağlananların sayısı 7.814'tür.
2004 yılında kabul edilen ve 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren
5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu'nda memura mukavemet suçu 265. Maddede
"Görevi yaptırmamak için direnme" adıyla düzenlenmiş ve bu suçlara
ilişkin dava sayısında belirgin bir artış ortaya çıkmıştır.
Örneğin, 2009 yılında, 765 sayılı mülga TCK'nın 243. ve 245.
maddeleri ile Yeni TCK'nın 94., 95 ve 96. maddeleri kapsamındaki işkence ve
kötü muamele suçlarına ilişkin açılan 891 dava karara bağlanmış, 765 sayılı
mülga TCK'nın memura mukavemetle ilgili 254., 256., 257., 258. 260. ve 271.
maddeleri ile Yeni TCK'nın görevi yaptırmamak için direnme suçunu düzenleyen
265. maddesi kapsamında ise açılan toplam 24.001 dava karara bağlanmıştır. 2010
yılında ise bu sayılar sırasıyla 963 ve 24.938 olmuştur.
İlk bakışta, toplumumuza aniden bir cesaret ve memura karşı
direnme isteği gelmiş gibi görünmektedir. Oysa memura mukavemet iddiasıyla
açılan dava sayısındaki bu çarpıcı artış ile İzmir'de yaşanan olay birlikte
değerlendirildiğinde, Türkiye'de görevli memura mukavemet suçlamalarının,
işkence ve kötü muamele suçunun hafifletilmesi, meşru gösterilmesi veya
mağdurun sindirilmesi amacıyla savcıların da desteğiyle yoğun bir şekilde
kullanıldığı kanısı oluşmaktadır.
İşkence ve kötü muamele yasağı, Anayasamızın 17. maddesinde ve
Türkiye'nin onayladığı temel insan hakları sözleşmelerinde yer alan negatif
hakların en önemlilerindendir. Mevzuat bağlamında temel insan haklarını her
düzeyde güvence altına almış gibi görünen Türkiye'de uygulamada özellikle
güvenlik görevlilerinin kişilere insanlık dışı ve küçük düşürücü muamelede
bulunması ve bunun soruşturulmasını engellemek için karşı davalar açarak bir
karartma içine girmeleri, bu süreçte savcılardan ve adli tıp yetkililerinden
destek görmeleri, TBMM'nin insanlık onuru adına araştırması gereken bir
konudur. Asıl olan devletin değil, insanların haklarıdır.
BAŞKAN – İç Tüzük’ümüze göre, Meclis
araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla Hükûmete, siyasi parti
gruplarına ve önergedeki birinci imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer
imza sahibine söz verilecektir.
Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge
sahipleri için on dakikadır; madde 102, 104 ve 60.
Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:
Hükûmet adına Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç; gruplar adına
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Rıza Türmen;
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri;
önerge sahibi olarak İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu.
Hükûmet adına Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç.
Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri tarafından verilmiş
olan Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önerge üzerinde Hükûmetimiz
adına görüşlerimizi paylaşmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Sizleri
saygıyla selamlıyorum.
Tabii, grup önerileri sırasında konunun gelmiş olmasından dolayı
çok kapsamlı bir hazırlığı sizlerle paylaşabilmek durumunda değiliz. Ancak
değerli milletvekilleri, sürece dair bilgileri sizlerle paylaşmak arzusundayım.
Evvela, konunun üzerindeki hassasiyetin müşterek bir hassasiyet
olduğu noktasında fikrimizi paylaşmak isterim. İşkenceye karşı mücadele zemini
hepimizin canlı ve diri tutması gereken bir zemindir. Çünkü işkence ve kötü
muamele nedeniyle yaşanan olumsuz görüntüler sadece iktidarı değil, iktidarıyla
muhalefetiyle topyekûn bir ülkeyi, topyekûn bir parlamentoyu ve o parlamentoya
yansıyan, iradesi parlamentoya yansıyan tümüyle bir milleti rahatsız
etmektedir.
Geçmiş senelerde Türkiye’ye işkence ve kötü muamele nedeniyle
atfedilen ithamlar herkesin malumudur. Bu ithamlar nedeniyle uluslararası insan
hakları kuruluşları nezdinde maruz kaldığımız ikinci, üçüncü sınıf ülke
muamelesi yine herkesin malumudur. Uluslararası zeminlerde Türkiye’nin imajının
ne şekilde geriye düştüğü, ne şekilde karamsar ve karanlık tabloların
Türkiye’ye mal edildiği, atfedildiği yine herkesin malumu olan konulardır.
Son yıllarda Türkiye’nin bu konuda Hükûmet politikaları, devlet
politikaları, Avrupa Birliğine tam üyelik süreci vizyonunun gereği olarak
atılan çok önemli adımlar var ve son yıllarda insan haklarına riayet konusunda
atılan bu adımların idareye yönelik yansıyan olumlu yanları herkesin malumudur.
Bu konudaki bir inkâr kesinlikle devletimize, milletimize, kendi
Parlamentomuza, Türk milletinin kendi kurumlarına yönelik bir haksızlık
olacaktır. Münferit olumsuzlukların olmadığı kanaatinde değiliz, elbette ki
bunlar var olabilecektir; münferit, bireysel. İdareye ilişkin yetki kullanan
bazı kamu görevlilerinin bireysel kusurlarından, kabahatlerinden kaynaklanan hukuk
dışıların tümüyle ortadan kaldırıldığı iddiasında,
kalktığı iddiasında değiliz ama bununla birlikte, mutlak surette kayda
geçirilmesi gereken iki şey vardır:
1) Türkiye’de sistematik işkence, Türkiye’de sistematik insan
hakları ihlalleri, Türkiye’de sistematik olarak bireyler üzerinde kötü muamele
uygulamaları söz konusu değildir.
2) Tam aksine olmak üzere, Türkiye’de sistematik bir şekilde
işkenceyle mücadele anlayışı bugün itibarıyla egemendir. Türkiye’de sistemli
bir şekilde, insan haklarının evrensel gereklerinin hem idari sahada hem özel
alanda hem de hukuk dünyasında tanınması ve gereklerinin yerine getirilmesi
vizyonu egemendir.
Bütün bunlarla birlikte, Türkiye’de, Hükûmet tavrı olarak bilinçli
bir politikanın gereği olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden
kaynaklanan yükümlülüklerimiz, kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair
protokollere attığımız imzalardan kaynaklanan yükümlülüklerimiz ve yine, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin, oraya intikal eden başvurular üzerine almış olduğu
karar metinlerine esas olan hükümler çerçevesinde yapmamız gerekenlere yönelik
olarak atılması gereken bütün adımlar atılmaktadır.
Araştırma önergesi talebine ilişkin başvuru metninde, İzmir’de
yaşanan ve bir Türk kadınına yönelik şiddet uygulamasını tekrardan hatırlara
getiren o kötü muamele örneği yeniden gözler önüne getirilmiştir.
Burada, idari sistem, bütün birimleriyle, yaşananlardan dolayı
kamuoyundan özür dilemiştir. İzmir’deki, başta İzmir Valisi olmak üzere, kamu
görevlileri olayı örtbas etmemiş, olayı gizlememiş, saklama cihetine asla
gitmemiş, yaşananlardan dolayı özür dileme gereğini hissetmiş ve özür
dilemiştir. Bütün bunlarla birlikte, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız,
kadına yönelik bu şiddet hadisesini sonuna kadar takip etmiştir ve takibine
devam etmektedir.
Bir münferit hadisenin takibiyle de yetinmek durumunda değiliz.
Göz önünde olan olmayan, bilinen bilinmeyen, medyaya intikal eden etmeyen,
yargıya taşınan taşınmayan, her türlü insan hakkı ihlalini bir insanlık ve onur
meselesi olarak ele almak insan olarak yaratılan herkesin asli vazifesidir,
temel görevidir. Biz buna bu şekilde bakıyoruz. İnsan hakları ihlallerini,
işkenceyi, kötü muameleyi bir siyasi mesele olarak görmüyoruz, bir iktidar
muhalefet çekişmesi ya da rekabeti olarak görmüyoruz. İşkencenin her türlüsünü,
insan hakları alanındaki her türlü kötü muameleyi temelde bir insanlık sorunu,
bir vicdan sorunu, bir hukuk sorunu olarak görüyor ve değerlendiriyoruz.
Bu çerçevede, yapılması gerekenlerin neler olduğu yönünde pek çok
adım geçmişte iktidarıyla muhalefetiyle birlikte zaten atıldı, olaylar
kapatılmadı, örtbas edilmedi. Bugün işbaşında bulunan Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti “işkenceye sıfır tolerans” vizyonunu cumhuriyet idaresine ilk defa
olarak kazandıran bir hükûmet anlayışını temsil etmektedir. “İşkenceye sıfır
tolerans” yaklaşımı ilk defa olarak AK PARTİ hükûmetleri ile Türkiye'nin
gündemine gelmiştir ve bu gereğin paralelinde atılması gereken adımlar,
yargıda, idari yapıda, uygulamada atılması gereken bütün adımlar bizzat
cumhuriyet hükûmetinin Başbakanı Sayın Başbakanın takibinde atılmıştır,
atılmaktadır.
Bu yönüyle bakıldığı zaman, değerli milletvekilleri, bizim
dönemimizde biz “Faili meçhuller kalmasın.” çabasını en üst düzeyde ortaya
koyduk. İktidar dönemimizden önce yaşanmış bazı cinayetlerin meçhul kalmış
faillerinin açığa çıkarılması, yargı önüne getirilmesi, yargılanması ve
adaletin haklarında tecelli etmesi için azami bir çaba ve gayret içerisinde
olduk. Türkiye’de bizim dönemimizde hiçbir insan hakları ihlali, hiçbir işkence
hadisesi, hiçbir cinayet, hiçbir hukuksuzluk bile bile, göz göre göre, bilerek
ve isteyerek yani hukuki ifadeyle kasten ve taammüden örtülmemiştir,
gizlenmemiştir, perdelenmemiştir, sümen altı
edilmemiştir.
Bugün, Diyarbakır’da sur diplerinde insan bedenlerine ait
kafatasları ve iskeletlerin sonuna kadar aranması, bulunması, analizlerinin
yapılması, kime ait olduğunun belirlenmesi, hangi olaylar neticesinde o
insanların öldürüldüğü ve hangi kasta mahsus olmak üzere sur diplerine
gömüldüğünün açığa çıkması için çaba gösteren Hükûmet, bugünkü cumhuriyet
hükûmetidir. Bu irade bizde ziyadesiyle var, bu bilinç bizde var, bu kararlılık
bizde var. Dolayısıyla, bu çerçevede, bilinen kararlılığımızı yeniden teyit
etmeye, deklare etmeye, işin aslını isterseniz gerek görmüyoruz.
Başta da ifade ettiğim gibi, insan hakları alanında alınması
gereken kararları almak için, atılması gereken adımları atmak için, ortaya
konulması gereken duyarlılığın sınırlarını tayin etmek için iktidar-muhalefet
ayrımıyla hareket etmenin de lüzumu yoktur. İdare zaten bütün birimleriyle bu
hadiseleri açığa çıkarmak için, sorumlularını cezalandırmak için kararlılık
içerisindedir. Bakın, İzmir’de yaşanan talihsiz olay öncesinde ve sonrasında
gerek emniyet teşkilatında hizmet içi onlarca eğitim semineri düzenlenmiş
gerekse Adalet Bakanlığında uygulayıcıların konulara yönelik hassasiyetlerini
artırmak, bilgi ve birikimlerini yükseltmek üzere onlarca seminer düzenlenmiş,
yüzlerce hâkim ve savcı bu seminerlerde ilave eğitimlerden geçirilmiştir. Bu
anlamda, Polis Akademisi Başkanlığı bir yandan, Adalet Akademisi Başkanlığı
diğer yandan çalışmak suretiyle, İzmir’de yaşanan hadise ve benzerlerinin bu
coğrafyada bir daha tekerrür etmemesine yönelik önlemleri azami düzeyde alma
gayretiyle hareket edilmiştir.
Kuşkusuz, ülkenin Başbakanı, bakanları, kamu yöneticileri üst
düzeyde ne kadar kararlılık içerisinde olursa olsun, idarenin bazı noktalarında
bazı ihmaller ya da bazı kaidelerin, evrensel kaidelerin göz ardı edildiği
uygulamalar söz konusu olabilecektir; insan hatasından, insan zaafından
kaynaklanan birtakım uygulamalar söz konusu olabilecektir. Mühim olan şudur:
Bazı kamu görevlilerinin kanundan aldıkları devlet yetkisini kullanırken hukuk
dışına çıkmaları hâlinde, idare, bu insan hakları ihlalleri, işkence ya da kötü
muamele örneklerini himaye mi etmektedir, hukukun önüne mi çıkarmaktadır, mühim
olan budur. Bugüne kadarki bizim uygulamalarımız, bütün bu ihlallerin,
dönemimizden önce yaşananlar çoğunlukta olmak üzere… Zaten bizim dönemimizde
sıfır tolerans anlayışı nedeniyle olabildiğince nadirdir yaşanan olumsuzluklar.
İdare eğer ki bunları yargı önüne çıkarıyorsa, hâkim huzuruna getiriyorsa,
hukuka teslim ediyorsa, hesabını soruyorsa ortada sistemli, bilinçli,
istikrarlı bir iyi niyet ve hukuki duruş var demektir. Bu hukuki duruşa destek
vermek hepimizin görevidir diye düşünüyorum.
Bu durumda araştırma komisyonu kurulsa ne olur? Değerli
milletvekilleri, gündemimizdeki pek çok kanun tasarı ve tekliflerini bile
görüşmek ve kanunlaştırmak için gereken zamanı maalesef bulamıyoruz. Yeni yeni
komisyonlar kurmak, komisyonların sayısını artırmak, milletvekillerini o
komisyonlara yönlendirmek -bu yönüyle bakıldığı zaman geçen dönem de biz bunun
sıkıntılarını hep beraber yaşadık- bunca komisyonu, ihtisas komisyonları bir
yandan çalışmalarına devam ederken faal tutabilmek çok işlevsel bir tercih
maalesef değil.
OKTAY VURAL (İzmir) – Başkan vekili gibi konuşuyorsunuz, siz
Hükûmet üyesisiniz.
GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Grup Başkan
Vekiliydim bir zaman biliyorsunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hükûmet üyesisiniz, Hükûmetiniz adına
konuşun, AKP Grubu adına konuşacak arkadaşlar var. Dolayısıyla yürütme olarak…
GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Grup başkan vekili
arkadaşlarımın işini kolaylaştırıyorum belki.
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Hükûmet adına konuşun. Bırakın da AKP
Grubu kendi görüşlerini açıklasın.
GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli
milletvekilleri, bu yönüyle bakıldığı zaman Hükûmet olarak bizim kanaatimiz,
insan hakları ihlalleriyle sonuna kadar mücadele etmektir. İnsan hakları
ihlallerine neden olan ya da kanunu ezen geçen kamu görevlileri varsa onları
ivedi bir şekilde hiçbir himaye kabul etmeksizin adaletin önüne
çıkarabilmektir. Bugüne kadar da yaptığımız her zeminde bu olmuştur, bundan
sonra da bu olacaktır. Eğer bir kısım kötü muamele örneklerinin izlerini sürmek
gerekiyorsa, bir kısım faili meçhullerin izlerini sürmek, faillerini bulmak,
takip etmek gerekiyorsa faillerin aranacağı dönem yıllar itibarıyla AK PARTİ hükûmetlerinin
görev yaptığı dönem değildir çünkü AK PARTİ hükûmetleri bu hukuk dışılıkları
hiçbir zaman himaye etme yoluna girmemiştir. Kanaatimiz, Hükûmetimizin hadiseye
bakışı bu çerçevededir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Rıza Türmen. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Türmen.
CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce kabul edilmiş
olan araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili olarak konuşmak için buradayım.
Araştırma komisyonunun konusu görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki
artış nedeniyle işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin
araştırılması, eziyet ve işkence suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için
alınacak tedbirlerin belirlenmesi.
Sayın Bakanın konuşmasını dikkatle dinledim biraz önce. Gerçekten
bu konuda gösterdiği, ortaya koyduğu kaygının olumlu bir işaret olduğunu
düşünüyorum. Ayrıca, kendisi işkence konusunun iktidar-muhalefet sorunu
olmadığını söyledi. Bu da olumlu bir gelişme. Tabii o zaman ortaya bazı sorular
çıkıyor. Eğer iktidar-muhalefet konusu değilse işkenceyle mücadele, o zaman
neden bu araştırma önergesini beraber veremedik? Gönül isterdi ki, mademki bu
ortak bir endişemiz, bütün Meclisin ortak bir endişesi, bir iktidar-muhalefet
sorunu değil, o zaman bu araştırma önergesini beraber verebilelim, araştırma
komisyonunu beraber kuralım. Bu olmadı.
Tabii ikinci bir soru daha var. Sayın Bakan “Her şey iyi hoş da,
biz mücadele ediyoruz ama böyle bir komisyona da ihtiyaç yok. Çünkü zaman
alır.” dedi. Şimdi bu işkenceyle mücadelede gösterilen hassasiyetle orantılı
bir söz değil. Yani bir taraftan çok hassasiyet göstereceksiniz, öbür taraftan
“Buna ayıracak vaktimiz yok.” diyeceksiniz. Bu olmuyor tabii. Mademki bu kadar
önemli bir şey gerek iktidar gerek muhalefet gerek bütün Meclis için, o zaman
tabii buna ayıracak vaktimizin de olması gerekir diye düşünüyoruz. Doğal olan
sonucun bu olması lazım.
Arkadaşlar, işkence ve kötü muamele gerek Anayasa’mızda gerek
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde üç kategoride inceleniyor: Bir işkence, bir
kötü muamele; bir de küçük düşürücü, haysiyet kırıcı muamele olarak görülüyor.
İşkenceden söz edilirken burada anlaşılması gereken şey, bir kasıt
bulunması, bir itiraf, delil elde etmek için zor kullanılması ve bir acı
eşiğine, belirli bir ıstırap eşiğine ulaşılması; bu takdirde işkence oluyor. Bu
ıstırap eşiğine ulaşılmadığı zaman, daha düşük bir eşikte kalındığı zaman ve
kasıt olmadığı zaman, bu, kötü muamele kategorisine giriyor. Haysiyet kırıcı
muamele ise subjektif bir unsur içeriyor; mağdurun
kendisi açısından haysiyet kırıcı, küçük düşürücü bir durum var mı yok mu bu
araştırılıyor. Fakat her üçü de yani ister işkence ister kötü muamele ister
haysiyet kırıcı muamele olsun, aynı işlemi görüyorlar, aynı derecede kötü
sayılıyorlar.
Tabii, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin istatistiklerine
baktığımız zaman görüyoruz ki Türkiye’de işkence sorunu bitmemiştir, Türkiye’de
işkence sorunu hâlâ vardır. Yani, işkence o kadar ağır, o kadar insanlığa karşı
işlenen bir suç ki tek bir davadan mahkûm olmak dahi işkenceden çok ağır bir
şey, başka davalardan mahkûm olmaya benzemiyor. O nedenle, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ne taraf ülkeler işkenceden mahkûm olmamak için çok büyük bir çaba
sarf ederler ve işkenceden mahkûm oldukları zaman da, bu, kamuoyunda büyük bir
yankı bulur, büyük bir akis bulur, gazeteler yazar ve bu, Hükûmet bakımından
çok zor bir durum yaratır işkenceden bir tek davadan mahkûm olmak bile. Hâlbuki
Türkiye’ye baktığımız zaman, pek çok dava var Türkiye aleyhine sonuçlanan
işkence, kötü muamele ya da haysiyet kırıcı muamelede. Bunu düzeltmemiz lazım
sayın milletvekilleri, bu konuda gerçekten tolerans göstermememiz lazım. Bunun
düzeltilme yolları vardır.
Bu, Türkiye’deki davalara baktığınız zaman görüyorsunuz ki
Türkiye’de aleyhine sonuçlanan işkence, kötü muamele davaları bir gelişme
gösteriyor. Daha önceleri, 1990’larda işkence kaba bir şekilde yapılırken yani
işte birtakım yöntemlerle yapılırken -Filistin askısı, soğuk su, bilmem, işte
falaka filan gibi- bu gibi yöntemler bugün azalmıştır. Bu doğrudur.
Bugün Türkiye'nin mahkûm olduğu davalar başka bir nitelik göstermektedir.
Bir kaba kuvvet kullanarak bir şey vardır, kötü muamele vardır, daha çok dayak
atılmaktadır filan ama asıl Türkiye'nin mahkûmiyet nedenlerine baktığınız zaman
şuradan kaynaklanmaktadır: Ya işkence, kötü muamele iddiasından sonra devlet
gerekli özeni göstermemekte, soruşturma açma yükümlülüğünü yerine
getirmemektedir, etkili bir soruşturma açmamaktadır, bu yüzden Türkiye aleyhine
ihlal çıkmaktadır ya da başka bir şey -asıl Türkiye'nin davalarını niteleyen
özellik bugün budur- devlet koruma sağlamaktadır; devlet, işkence yapan, kötü
muamele yapan, dayak atan kamu görevlisine kol kanat germektedir. Bu birkaç
türlü olmaktadır; ya deliller ortadan kaldırılmaktadır ya da yargı önüne
çıkarılamamaktadır ya da yargı önüne çıkarılırsa o yargı süreci bir türlü
işlememektedir, ya zaman aşımına uğramaktadır ya efendim, ilgili görevli
bulunamamaktadır, bir türlü getirilememektedir ifade almak için, türlü
şekillerde... Sonunda cezasız kalmaktadır.
Bugün Türkiye'nin en çok başını ağrıtan davalar bu şekildeki, bu
nitelikteki davalardır. Yani kötü muamele, işkence yapan devlet görevlisine
karşı bir koruma, bir kol kanat germe söz konusudur. Bunu değiştirmek gerekecek
asıl. Bu araştırma komisyonunun da toplanacağını ümit ediyorum. Öncelikle bu
konuya eğilmesi önem taşımaktadır.
Tabii bir başka yönü daha vardır; bu güvenlik görevlileri, polis
daha akıllı hareket etmektedir ve karşı dava açmaktadır. Direnirken işte… Çünkü
işkence, kötü muamelede bir doktor raporu vardır her zaman. Ortada, alınmış bir
doktor raporu, izler vardır. Polis tarafından şöyle denmektedir: “O izler,
efendim, işte bana karşı direnirken o direnme nedeniyle olmuştur.” gibi, böyle
bir karşı davalar serisi vardır. Bu da tabii… İşkence, kötü muamelenin üstünü
örtmektedir bu karşı davalar. Tabii, burada kurumların bağımsızlığı devreye
girmektedir. Özellikle Adli Tıp Kurumunun bağımsız olmaması, işkence, kötü
muamele davalarında büyük bir problem yaratmaktadır. Tabii, şeyi de anlamak
mümkün değildir. Neden sadece Adli Tıp Kurumundan getirilen rapora yargı itibar
etmektedir de özel hastanelerden getirilen raporlara yargı itibar etmemektedir,
bunu anlamak da mümkün değildir.
Fakat, bu konu Türkiye’nin başını ağrıtan tek konu değildir.
Türkiye’yle ilgili çok önemli başka insan hakları ihlalleri bulunmaktadır.
İşte, düşünce özgürlüğünden tutun tutuklamalara kadar bir dizi insan hakları
ihlalleri bulunmaktadır. Türkiye, biliyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde sözleşmeyi en fazla ihlal eden devlet konumundadır, en fazla
kendisi aleyhine karar çıkan devlet durumundadır ve en fazla bekleyen davası
bulunan devlet konumundadır.
Şimdi, bu insan hakları ihlalleri kimi zaman hukuk devletiyle de
iç içe gözükmektedir. Hukuk devletiyle ilgili bugün önümüzde başka bir sorun
vardır. O da hepimizin bildiği gibi MİT Kanunu’nda -Millî İstihbarat Teşkilatı
Kanunu’nda- yapılan değişikliktir. Bu, Türkiye açısından yeni bir hukuk
devleti, yeni bir insan hakları sorunu yaratacaktır. Olay şudur hepimizin bildiği
gibi: Birtakım görevliler Oslo’da, gitmişlerdir, PKK yetkilileriyle görüşmeler
yapmışlardır. Bu görüşmenin zabıtları sızmıştır. Şimdi, birkaç mesele var
burada ve zabıtlar nedeniyle de soruşturma açılmıştır. Ortada açılan bir
soruşturma vardır.
Şimdi, burada birkaç tane soru var. Birinci soru şu: Verilen görev
neydi bu yetkililere? Bu verilen görevin ne olduğu ortada yoktur. Bu Oslo’da
görüşme yapan yetkililere verilen görevin niteliği neydi? Başbakan tarafından
verilen görev nedir bunu açıklamak lazım. Kamuoyunun bunu bilmesine ihtiyaç
vardır. Çünkü şundan, çünkü denmektedir ki savcılık tarafından “Verilen görev
bir suç teşkil etmektedir. Bu görev aşılmış, bir suç oluşturmaktadır.” O zaman
verilen görev neydi ki bu görev aşılmıştır, bunu bilmek lazım.
Tabii, burada, şunu dikkatinize sunmak isterim: Devlet İstihbarat
Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 4’üncü maddesi vardır. Bu
4’üncü maddesi MİT’e yapacağı, üstleneceği görevleri saymaktadır. Bu görevler tadadi bir şekilde sayılmaktadır: “Türkiye Cumhuriyetinin
ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine,
içten, dıştan yöneltilen faaliyetler hakkında güvenlik istihbaratı oluşturmak,
bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterine ulaştırmak.” Bir tanesi.
Bir diğeri: “Milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların
hazırlanması ve yürütülmesinde istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak.”
Bir başkası mesela: “Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat ve
istihbarata karşı koyma faaliyetlerine teknik konularda müşavirlik yapmak…”
filan.
Bunlar tadadi şekilde sayılmıştır. Bir
de, başka görevler varsa, o da “Millî Güvenlik Kurulunda belirlenecek diğer
görevleri yapmak.” denmektedir. O zaman şimdi nasıl açıklayacaksınız ki bir
kanun değişikliği yapıyoruz MİT Kanunu’nda ve diyoruz ki: “MİT mensupları veya
Başbakan tarafından özel bir görev ifa etmek üzere görevlendirileceklerdir.” Bu
kanunla ne kadar bağdaşacaktır bu? Bu önemli bir sorudur.
Tabii, başka bir soru daha vardır ortada. Başbakanın, suç teşkil
etsin etmesin, herhangi bir görevliye herhangi bir yetki verme yetkisi var
mıdır? Başbakanın, hele suç teşkil edecekse, böyle bir yetki verme yetkisi var
mıdır? Bu sorunun cevabı bu getirilen kanun teklifiyle açıklığa kavuşmuştur.
Çünkü bu getirilen kanun teklifinde denmektedir ki: “Sadece MİT mensupları
değil, Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilen
kişiler.” Demek ki, birtakım kişiler, özel bir görevi… Kim olduğu belli değil
bunların, herkes olabilir. Birtakım özel görev verilecektir bunlara.
Arkadaşlar, bu, hukuk devletiyle bağdaşmayan bir kanun teklifidir.
Hukuk devleti dediğimiz zaman hukuk devletinden üç şey anlaşılır: Birinci
anlaşılan şey, devletin bütün tasarrufları hukuk denetimine tabidir. Bu kanunda
hukuk denetimi dışına çıkılmaktadır. Yani Başbakanın görevlendirdiği kişiler
hakkında Başbakan izin vermeden soruşturma açılamayacaktır. Bu kişiler suç
işlemiş olsalar bile hukuk denetiminin dışında kalacaklardır. Bir kere hukuk
devletinin bu birinci unsuru yani devletin bütün tasarruflarının hukuk
denetimine tabii olma unsuruna aykırıdır.
Hukuk devletinin ikinci unsuru, yasalar açık olmalıdır, yasalar
öngörülebilir olmalıdır, yasalar erişilebilir olmalıdır. Burada hukuk
devletinin bu unsuru da ihlal edilmektedir. “Özel bir görevi -bu görevin ne
olacağı hiç belli değildir- yapmak üzere görevlendirilen kişiler.” Bu kişilerin
kim olacağı da belli değildir. Yani başı sonu belli olmayan, tamamen
belirsizlik içinde duran bir kanun değişikliği vardır. Böyle bir kanun
değişikliğinin hukuk devletinde yeri yoktur. Kanunlar, söylediğim gibi, açık,
belirli, öngörülebilir olmalıdır. Bu öngörülebilir de değildir, açık da
değildir. Kimin ne yapacağı belli değildir bu kanunda. Herkes her şeyi
yapabilir. Burada sonsuz bir yetki, bir keyfî yetki kullanma kapısı
açılmaktadır. Bu keyfîlik kapısı, hukuk devleti
bakımından büyük bir tehdit arz etmektedir. Hukuk devletini buna karşı
korumamız gerekir Meclis olarak.
Ve nihayet üçüncü olarak da, hukuk devleti aynı zamanda kanun
devletinden farklı olarak adalet, insan hakları gibi temel değerleri
içermelidir. Bu temel değerleri içermezse hukuk devleti gene olmaz. Örneğin
Nazi Almanyası’nda yapılan her şey son derece
kanunidir, kanuni olmayan hiçbir şey yoktur. Nazi Almanyası’nda
cezaevinde bulunan Yahudiler ceza sürelerini bitirmeden gaz odasına
gönderilmemişlerdir. Cezaevinden çıktıktan sonra gestapo alıp onları gaz
odasına götürmüştür ama cezaları bitmeden götürmemiştir. Her şey kanunidir ama
hiçbir şey hukuki değildir, hukuk devletinde olan hiçbir şey yoktur. Bu ikisini
ayırmak lazım.
Burada bir tek kişiyi kurtarmak için, bir soruşturmayı durdurmak
için yapılan bir kanun değişikliği varken, öbür tarafta milletvekilleri tutuklu
olarak cezaevinde, 8 milletvekili tutuklu olarak cezaevinde yatarken bunlarla
ilgili hiçbir şey yapılmaması kamu vicdanını yaralamaktadır. (CHP sıralarından
alkışlar) Bu, işte hukuk devletinde bulunması gereken adalet duygusunu
zedelemektedir. O bakımdan da bu getirilen kanun değişikliği hukuk devletine
aykırıdır.
Burada, tabii başka tehlikeler ortaya çıkacaktır. Burada yeni
Susurluklar yaratılacaktır. Burada nasıl kullanılacağını nereden bileceksiniz
bunun? Nasıl sınırlayacaksınız? Bu sonsuz yetkinin, sınırsız bir yetkinin nasıl
kullanılacağı, keyfî bir yetkinin nasıl kullanılacağı tabii ki o yetkiyi
kullanan kişinin kendi takdirinde kalacaktır. Başka hiçbir sınırlaması
olmayacaktır bunun. Bütün bu nedenlerle bu kanun değişikliği hukuk devleti
açısından büyük tehlikeler göstermektedir. Böyle bir kanun değişikliğiyle,
böyle bir kanunla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne giderseniz Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi bu kanunun geçerli bir kanun olmadığı sonucuna varır. Bu
kanun, bu kadar belirsiz, bu kadar ucu açık, nerede başladığı, nerede bittiği
belli olmayan, sınırsız yetki veren bir kanun, hukuk devleti ve dolayısıyla
demokrasiyle bağdaşmayan bir kanundur. Bunun düzeltilmesi gerekir mutlaka. Bu,
Türkiye’deki özgürlükler, Türkiye'deki demokrasi üzerindeki baskıları artıracaktır.
“Martine Gozlan” adlı bir Fransız yazarı
bir kitap yazmış Türkiye üzerine, çok yeni bir kitap bu. O, şunu söylüyor
Türkiye’yle ilgili olarak: “Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde üç tane
aldatmaca vardır Türkiye'de, üç tane yanıltmaca vardır. Birincisi: Türkiye
demokratik bir model değildir. İkincisi: Türkiye laik bir model değildir.
Üçüncüsü: Türkiye jeopolitik bir model değildir.” Ve ondan sonra da diyor ki:
“Araplar seviyorlar Türkiye’yi. Niye seviyorlar? Çünkü kendilerine benzediği
için, bir Orta Doğu devleti hâline geldiği için giderek ve Batı karşıtı bir
devlet hâline geldiği için sempatiyle bakıyorlar ve kendileri bakımından bir
model olarak görüyorlar.” Ama Martine Gozlan şu
soruyu soruyor, “Peki, bu Araplara bir model olacaksa Türkiye, Türkiye
Cumhuriyeti’nin kendi modeli ne olacaktır?” diyor. Asıl üzerinde durulması
gereken soru bence de budur. Bugün bu kanun teklifini kabul etmekle aslında
demokrasiden, hukuk devletinden bir adım daha uzaklaşmış bulunmaktayız ve
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, hukuk devletine saygılı, insan haklarına
saygılı Türkiye Cumhuriyeti modelini de yaralamış bulunmaktayız.
Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türmen.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri.
Buyurunuz Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin, en azından bizim
girdiğimiz bu dönem içerisinde, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin
de salonda bulunmaması nedeniyle kabul ettiği bir önerge var. Bunun için Türkiye
Büyük Millet Meclisine teşekkürlerimi aktarmak istiyorum.
Yüce Meclis, işkenceyi önlemeyle ilgili önergeyi kabul etti. O
hâlde, bütün Meclisin, bütün grupların bu önergeyle ilgili kurulacak komisyona
fiilî bir katkıda bulunması gerekiyor. Herkesin, bu çalışmalara sempatiyle
bakması ve bu çalışmaların arkasından ülkedeki bazı şaibelerin, bazı
iddiaların, bazı iftiraların, bazı isnatların, bazı ithamların da
sonuçlandırılması için katkı sağlaması gerekiyor. Bu bir anlamda bazı seslerin,
bazı sözlerin, bazı yanlış algıların da değişmesine neden olacaktır.
Şunu açıkça söyleyeyim: Bu ülkede birçok olgu gerçeği gibi
değerlendirilmiyor, gerçeği gibi algılanmıyor; olgular başka, algılar daha
başka bir boyutta şekilleniyor. Bu bakımdan, olguyla algıyı eşitleyebilmek
için, aynı seviyede gerçekleşmesini sağlayabilmek için bu tür araştırmalara, bu
tür çalışmalara ihtiyaç var. Bunlardan kaçınmak doğrudan doğruya bu tür
faaliyetlere katkı sağlamak anlamını taşıyor, öncelikle bunun altını çizeyim.
Değerli milletvekilleri, işkence madem en adi iştir, işkenceye
madem herkes karşıdır, işkenceye mademki sıfır tolerans tanıyoruz; buyurun,
bütün şaibeleri, istismarları, söylentileri ortadan kaldırarak bu komisyonu
kurup, bu komisyonun çalışmalarını başarılı bir biçimde sürdürmesini
sağlayalım. Kurumları, kavramları ve kişileri iftiralardan ve üzerlerine atılan
ithamlardan kurtaralım.
Türkiye’de sistematik işkence olmamış olması, bazı kişilerin
işkence yapmadığını ya da bazı insanların bu şekilde hareket etmediğini göstermez
ki. Hiçbir hukuk devletinde, hiçbir anayasada, hiçbir kural işkenceyi makul,
meşru ve mübah görmüyor zaten. Ama mesele yasaların
uygun görüp görmemesi değil ki; mesele teorinin, kuramın çok iyi olması değil
ki; mesele uygulayıcıların meselesidir. Konu uygulayıcılarla ilgilidir, bazı
insanların kendini kanun yerine koymasıyla ilgilidir. Bazı yönetimlerin
kendilerini “Ben demek devlet demek, ben demek din demek, ben demek ahlak
demek.” demesiyle bütün çürüme, bütün kokuşma, bütün totalitarizm başlar. İşte
bu bakımdan, konuyu yasa sorunu olarak ele almak ve bu boyutta bakmak
yanlıştır, çünkü hiçbir döneme ait yasalarda işkenceye zaten müsamaha hoş
görülmez. Konu sosyal, kültürel, toplumsal, geleneksel yapısı olan bir konudur.
Konunun bu biçimde üzerine gitmek gerekir.
Yani şunu söyleyeyim: Yarın buraya gelecek, hep beraber
konuşacağız, tartışacağız, üzerinde yorumlar yapacağız. Ben size bir şey
söyleyeyim: Kadına şiddetin önlenmesi veya çocuk istismarlarının önlenmesi,
buna benzer birtakım tedbirler, birtakım yaklaşım biçimleri yasayla korunmaya
veya denetim altına alınmaya çalışılacak. Ama size bir şey söyleyeyim: Bakın,
bir yasa var, bir anayasa var, bir de baba yasa var bu ülkede maalesef. Tırnak
içinde söylüyorum ama bu, birçok anayasada ya da yasalarda olmayan unsurların
veya anayasa ya da yasaların o insanlar tarafından nasıl algılandığıyla
yakından alakalı. Bu durum, biraz önce de ifade ettiğim gibi, işkenceyi de,
ithamı da ve buna benzer kötü muameleyi de gündeme getiriyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ortak aklın teşekkül ve tekemmül
ettiği yerdir. Bir defa bu Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Adalet ve Kalkınma Partisinin Meclisi değildir, Türkiye’nin
Meclisidir. Dolayısıyla, burada Adalet ve Kalkınma Partisinin aklını Türkiye
Büyük Millet Meclisi aklına çevirmenin ya da o boyutta düşünmenin, korkunç
derecede bir narsisizme ve egoizme sizi götüreceğini buradan özellikle
hatırlatmak istiyorum. Milletin sorunlarına çözümlemeler getirme yeridir
burası. Türkiye Büyük Millet Meclisi iktidarın aklını milletin aklı hâline
getirme yeri de değildir.
Bakın ben size bir şey söyleyeceğim; hayretler içerisinde
izliyoruz çalışmaları ve şunu görüyoruz: Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak
hayvancılıkla ilgili, tarımla ilgili, orman köylüsü ve ormanla ilgili,
narenciyeyle ilgili, çiftçinin sorunlarıyla ilgili birçok önerge getirdik,
durmadan getirdik ve siz durmadan reddettiniz. Muhalefetin diğer kanadı da,
diğer unsurları da buna benzer birçok önerge getirdi ve siz de başarılı bir
şekilde reddettiniz. Âdeta Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu muhalefetin getirdiği
önergeleri reddetmekten sorumlu bir grup hâline dönüştü. Bu meselelerde tarım
dedik, reddettiniz. Ben hepinize öneriyorum: Ne kadar pirinç alındı 2003’le
2011 yılları arasında? Bu ülkede ne kadar soya ithal edildi 2003’le 2011
yılları arasında? Bu ülkede 2003’le 2011 yılları arasında ne kadar alışveriş
merkezi açıldı? Bir alışveriş merkezi açıyorsunuz, yüzlerce, binlerce küçük
esnafın kepenk indirmesine sebebiyet veriyorsunuz. Bir alışveriş merkezi açmak,
bin kişiyi işsiz bırakmak anlamına geliyor. Bugün açtığınız alışveriş
merkezlerinde -çok açık söylüyorum- Amerika’dan gelen çekyatlar var. Siteler’in, mobilyacıların köküne kıran mı girdi?
Amerika’dan gelen çekyatları bu memlekette halkın önüne getirdiğiniz zaman, o
zaman o çekyatları üretenleri işsiz bırakıyorsunuz ve sonra da bunu “Efendim,
daha önce durum daha kötüydü, hatta 1937’lerde durum daha felaketti, biz bu
konuyu şimdi şu, şu, şu açıdan düzelttik…” Ee, her
taraftan sorunlu bir yaklaşım içerisinde bakıldığında bir noktaya gitmek mümkün
olmuyor.
“Efendim, ihracatta rekor kırdık.” diyorsunuz. Doğru, evet, rekor
kırdınız. İthalatta ne yaptınız, cari açıkta ne yaptınız? Ee
yani problem zaten ithalatla, cari açıkla ilgili bir şey. Sonra, ihracatın ne
kadarı ithal? Şimdi, bunları ortaya koyarken şu mantığı buradan uzak tutmamak
gerekiyor: Gelirle gider arasında, üretimle tüketim arasında, ihracatla ithalat
arasında makası ne kadar açarsanız bu ülkeyi o kadar çok açık sorunuyla karşı
karşıya getirirsiniz. Bu ülke ticaret ve tüketim toplumuna çevrildi. İnsanların
yüzde 80’i şu anda rehinedir, ya kredi kartlarının rehinesi ya otomobil
kredilerinin rehinesi ya tüketici kredilerinin rehinesi ya da geçinmek için
kullandıkları çeşitli unsurların rehinesi hâline geldiler. İşe böyle bakarsanız
oradaki sosyal sorunların nasıl halledileceğini de ancak o zaman kavramış
oluruz.
Biz getirdik, dedik ki: “Hayvancılığı işleyelim.” “Efendim,
hayvancılık çok mükemmel, işte, her türlü kredi veriliyor, teşvik veriliyor.”
Güzel güzel sözler, cilalı cilalı yaklaşım biçimleri… Sonra ne oluyor? Biz
Kurban Bayramı’nda kurban kesmek için yabancı yerlerden hayvan ithal ediyoruz.
Efendim, muzu Ekvador’dan yiyoruz.
Seçim çalışmaları sırasında -çok açık söylüyorum- GİMAT’ta bir iş yerinin penceresinde bir yazı gördüm.
Yazıda deniliyor ki: “Yeni mahsul Şili cevizi gelmiştir.” Çok net söylüyorum,
“Taze mahsul Şili cevizi gelmiştir.” denilince girdim sordum: Şili ile Türkiye
arasındaki mesafe ne kadar, ne kadar zamanda geliyor? “Gemiyle kırk beş günde
geliyor.” Peki, eski mahsul Şili cevizi ne oldu? “Bitti.” Yahu, Aksaray’ın,
Niğde’nin, Gümüşhane’nin cevizinin dibine kıran mı girdi?
Şimdi, gelin bunları bir konuşalım, gelin şu hayvancılığı bir
konuşalım. Evet, burada bir problem var. Nasıl yok sayarsınız bunu siz? Siz
bunu reddediyorsunuz, “Biz her şeyi en mükemmel yapıyoruz.” diyorsunuz. Bir
aklı kullanıyorsunuz. Kullandığınız akıl statik, belli bir alana tahsis edilmiş
ve o boyut içerisinde bakıldığı için de içinden çıkılması mümkün olmuyor.
Hâlbuki, en iyi idareler, en iyi yönetimler kendilerine “hayır” diyenleri
kullanabilen, onların “hayır”larından sonuç çıkararak
açıklarını kapatan yönetimlerdir. Muhalefet size açıklarınızı gösteriyor.
Bu ülke hepimizin. Bu ülkede ne iyilikler yaptıysanız Allah
hepinizden razı olsun. İktidara bu konuda minnettarız, ondan hiç kimsenin
kuşkusu yok ama bu ülkede yapılmayan, bu ülkede geniş kitleler lehine işleyen
bir düzen var ve bu düzen, yabancı firmaların, dışarıdaki finans kapitalin ve
Türkiye’yi küreselleşmeye eklemlemeye çalışan birtakım mekanizmaların lehine
çalışıyor. Biz bu mekanizmaları Türkiye’nin lehine dönüştürelim istiyoruz, bu
memleketlere ayağı bassın istiyoruz ekonominin. Bu memleketin hayvanı, bu
memleketin tarımı, tarım ürünleri, bu memleketin orman ürünleri en yüksek
seviyede kullanılsın. Bugün sözünü ettiğimiz bu tarım konusunda Türkiye’nin
önemli bir kısmı şu anda tarlalarını ekmiyor, para etmiyor diye ekmiyor
insanlar ve bazı ürünler tarlalarda kalıyor. E bunlara bir çözüm getirmek
gerekmiyor mu?
Şimdi, bütün bunları getirirken biz baktık ki, şöyle bir durum
ortaya çıkıyor: İktidar bir defa narsist bir algıya
sahip olmuş. Şu durmadan “yüzde 50 oy aldık” demeyin, bir seçimlik ömrünüz var,
ikinci seçimde ne olacağınızı Allah bilir!
AHMET AYDIN (Adıyaman) – 7 seçim oldu, 7 seçim! Geçenkiler de böyle söylüyordu.
ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Onun için şunu söyleyeyim: İstediğiniz
kadar oy alın, istediğiniz kadar sermaye biriktirin. Ne yaparsanız yapın, bir
yere geldiğiniz andan itibaren bunlar sizin hukuku çiğnemenize, sizin gibi
düşünmeyenlerin hukukunu ezmenize veya yok saymanıza imkân vermez, size öyle
bir fırsat da vermez, öyle bir hak da vermez.
“Hukuk devleti” diyorsunuz, “anayasal düzen” diyorsunuz, “ileri
demokrasi” diyorsunuz, hepsini alkışlıyoruz. Bunlarda hiç problem yok. Fakat
bunların uygulamasına geldiğimiz zaman bir de bakıyoruz ki, bir suç işleyen
veya suç işlediği iddia edilen, altında son derece sağlıklı delillerle hakkında
dava açılmış olan bir konuyla ilgili, siz o konunun muhatabını yargının elinden
almaya kalkıyorsunuz ve şunu söylüyorum…
RECEP ÖZEL (Isparta) – Dava açılmadı Hocam.
ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Dava açılmadı evet, ama soruşturma
sürüyor.
ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Niye “açıldı” diyorsun, göre göre doğruyu
söylemiyorsun.
ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Soruşturmayı engelliyorsunuz, o
soruşturmayı etkiliyorsunuz, suç işliyorsunuz. Dolayısıyla, öyle bir gün gelir
ki, yargılamayı etkilemeye teşebbüsten sizin de birileri yakanızdan tutmak
durumuyla karşı karşıya kalır. Onun için böyle “geçmiş daha da kötüydü, biz her
şeyi en mükemmel şekilde yapıyoruz, bundan sonra da böyle yapmaya devam
ediyoruz” derseniz, o sizin bileceğiniz iştir, o yolda siz gidebilirsiniz ama
gittiğiniz yolun çıkmaz sokak olduğunun özellikle altını çizmek istiyorum.
“İşkenceye sıfır tolerans, yasadışı…” Bunlara kimse bir şey
demiyor, ama “işkenceye sıfır tolerans”a gidecek
yolları kapatmışsınız. Biraz önce söylediğim gibi, bakın, bu ülkenin bakanları
konuşma yapıyor, bir soruşturmayla ilgili konuşma yapıyor. Ne diyor bakanın
birisi? Diyor ki: “MİT Müsteşarının soruşturmaya çağrılmasını aklımla izah
edemiyorum.” Yani 700 bin kişilik bir ordunun komutanının, şu kadar süre
Genelkurmay Başkanlığını yapmış olan bir kişinin tutuklanmasına aklımız eriyor
ama Oslo’da yapılan görüşmeler veya diğer görüşmeler sonucu savcının eline
geçmiş iddiaları soruşturmaya aklı ermiyor. Bizim de bu akıl ermemeye aklımız
ermiyor.
Bir başkası, Ahmet Davutoğlu: “Hakan Fidan ve ekibi doğru bir
çalışma yaptı.” dedi. Sormak lazım: Sayın Davutoğlu, siz beraber mi yaptınız bu
çalışmayı? Ya da sormak lazım: Siz de bu işin içerisindesiniz? Nereden
biliyorsunuz?
MUHARREM VARLI (Adana) – Şüphen mi var Hocam? Şüphen mi var?
ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Başbakan Yardımcısı Sayın Bozdağ
-kendisi hukukçudur, ilginçtir bu da- diyor ki “Ortaya çıkan şeylere
baktığımızda işlenen herhangi bir suç yok, yapılan bir vazife var.” Gayet
güzel. Yani her şeyi siz zaten biliyormuşsunuz. Demek ki iddiaların da
farkındasınız, savcılığı da siz yapacaksınız. O zaman vay bu ülkenin hâline. O
zaman “Yürütme, yargı ve yasama nerede kaldı?” sorusunu sormak gerekiyor. Bir
araya gelirseniz, hâkim siz olursanız, savcı siz olursanız, zanlı da siz
olursanız, o zaman hiçbir problem yok ama bilin ki bunlar çok hayra delil
gelişmeler değil.
Şimdi, bu Parlamento 8 tane milletvekili içeride olan bir
Parlamento, bunların tamamı da muhalefete ait milletvekilleri. Bunlarla ilgili
niye bir yasa getirmiyorsunuz? Bir MİT mensubunu içeriden veya yargının
pençesinden almak için yasa getiriyorsunuz ama bunlarla ilgili yasa
getirmiyorsunuz. Sonra, MİT, her türlü günahtan, suçtan ari ve münezzeh ise
Suriye’de 100 bin dolar karşılığında ülkeye sığınmış olan albayın Suriye’ye
teslim edilmesi hadisesinde insanların tutuklanmasına niye izin verdiniz? Onu da
getirin, ona da “Burada suç yoktur, görev vardır, görev yapmıştır.” deyin.
Dolayısıyla, yasayı çiğneyen, yasaya rağmen iş yapan kişilerin
hakkında gerekeni yapması bu Meclisin ve herkesin görevidir.
Şimdi, her ne hikmetse, bir taraftan ucu AKP’ye dokunabilecek ne
kadar olay varsa, o olayla ilgili soruşturmayı yürüten savcı, o olayla ilgili
ne kadar insan varsa bir de bakıyorsunuz ki apar topar bir bahane bulunarak
içeriye alınıyor veya kendisine -tabir yerindeyse- bir suç kılıfı
yapıştırılıyor. Ben size bir şey söyleyeyim: Ergenekon davasında içeriye alınan
Teğmen Çelebi’nin telefonuna Hizb-ut Tahrir militanı
37 kişinin telefon numarası aktarılmış, sonra mahkemeye itiraz yapılmış, en
sonunda adam şu kadar ay içeride yattıktan sonra anlaşılmış ki gerçekten
dışarıdan birileri buraya bu 37 kişilik teröristlerin telefon numaralarını
aktarmış. Bunlara ne cevap verdiler biliyor musunuz? “Sehven yapılmıştır.” Niye
Deniz Feneri savcılarının evrakta tahrifatı sehven yaptıklarını söylemiyoruz?
Bir suç varsa bu suç A’ya başka türlü, B’ye başka türlü uygulanabilir mi? Bunun
mantığı var mı? Hangi vicdan bunu kaldırabilir?
Ben özellikle bir şeyin altını buradan çizmek istiyorum. Şimdi,
sorunları ajite etmek… Daha doğrusu, sorunlar çözülmek için vardır, istismar
etmek ve ajite etmek için sorunlar yoktur. Bu bakımdan, bu sorunların üzerine
gitmek gerekiyor, sorunların etrafında dolaşmak yerine doğrudan doğruya üzerine
gitmek gerekiyor fakat “İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar.” diyor
düşünürler. “Demokratik yollarla iş başına gelenler demokratik ideallere ihanet
edebilirler. Bir defa iş başına geldikten sonra, bir daha iş başından gitmemek
üzere yasa dışı veya demokrasiye ihanet eden tavırlar içerisinde
bulunabilirler.” şeklinde siyaset biliminde “Oligarşinin tunç kanunu.” denilen
bir yasa var veya bir yaklaşım biçimi var. Bugün, ben, burada gerçekten böyle
bir yaklaşım biçiminin esiri olduğunu iktidarın görüyorum. İlk kıtasını
Başbakanımızın hep okuduğu ancak devamını getirmediği Kanuni Sultan Süleyman’ın
o mısralarını bir kez daha buradan ben okumak istiyorum:
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Saltanat dediğin ancak cihan gavgasıdır,
Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi.”
Muhteşem Süleyman, dünyanın Sultan Süleyman’a bile kalmadığı
duygusu içinde bunları söylemiştir.
İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet de Akkoyunlu Hükümdarı
Uzun Hasan’a yönelik olarak iktidarına güvenerek haddini aşanlar için ikaz
niteliğinde bir mektup yazmıştır. Şöyle diyor Sultan Fatih: “Kişi devletine
mağrur olur, haddini aşar, mülkü İslam olan memleketime tecavüz ederse
meşruiyetini yitirir. Şevval ayında yer götürmez asker ile gelip zulmünü
mazlumların üzerinden kaldıracağım.” Gerçekten Uzun Hasan’ın sonu tam bu
söylenilen gibi olmuştur.
Buradan tarihe kayıt düşmek için söylüyorum: Demokrasilerde her
iktidarın bir seçimlik ömrü vardır. Gururlanmayın, kibirlenmeyin, övünmeyin,
sizi buraya getirenler götürmesini de bilir. Demokrasiler had aşmayı, sınır
şaşırmayı kaldırmaz.
Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.
Buyurunuz Sayın Kaplan.
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İşkence, kötü muamele, onur kırıcı davranış, sanıyorum, insan
olmayla özdeş, insani değerlerle, onurlu bir yaşamla son derece bağlantılı
kavramlar. Aynı zamanda, bir ülkenin demokratikleşmesi ve uygar bir ülke olup
olmamasının ölçütü de genellikle işkence istatistiklerinden geçer. Yani işkence
o ülkede ne kadar var? Ne kadar yapılıyor? Bununla ilgili etkin önlemler
nelerdir? Neler yapılıyor?
Araştırma önergesine baktığımız zaman, bu konularda, özellikle son
dönemlerde artış göstermesi de dikkate alınarak, işkence ve kötü muamele
iddialarıyla ilgili, önlenme konusunda Meclis araştırması açılması yönündedir.
Bu araştırmalar, biliyorsunuz, üç aylık bir çalışmadır. Genelde de iktidar
partisi çoğunluk üyelerinden oluşur. Bize 1 tane düşüyor, MHP’ye 2 tane
düşüyor, CHP’ye 3 tane düşüyor, 12 tane de iktidar partisine düşüyor. Yani
burada sonuçta komisyonun kararlarını da belirleyecek rakam, yine çoğunluk
iktidar partisindedir.
Tabii, 12 Eylül işkencesini görmüş, bu Mecliste, sanıyorum, bütün
partilerin içinde 12 Eylülde mutlaka gözaltına alınan, işkenceden geçenler
vardır. Ahmet Türk gibi 5 no.lu Cezaevi’nden geçenlerin durumu çok, tabii, daha
vahim. Mamak’ta cezaevinde işkence görenlerin durumu var, Metris’te
görenlerin var ve günümüzde de F tipi canavarlarında işkencede ölenlerin
listeleri her geçen gün artıyor. F tipi cezaevlerinde, şu an, her an ölmek
üzere olan 100’ü aşkın, ağır derecede hasta hükümlü ve tutuklu var. Geçenlerde
Grup Başkan Vekilimiz Pervin Buldan Mehmet Aras’ın buradan mektubunu okudu,
ertesi günü ölüm haberi geldi.
İşkence, kötü muamele hangi alanlarda var? Bakıyoruz, kollukta
başlıyor, jandarma, polis, gözaltı, yakalama, özellikle siyasi suçlarda ve
nitelikli bazı suçlarda da çokça kullanılıyordu. Yani eskiden hani bu gizli
dinleme yoktu, ortam dinlemesi yoktu, telefon dinlemesi yoktu. İşkencelere
alınanlar zorla konuşturulurdu; elektrik verilirdi, falakaya yatırıldı; 66
tabir edilir, tekerlere alınır, işkence edilirdi, öldürüldü; karda, buzda
gezdirilir, tekrar tekrar işkenceden geçirilirdi. Şimdi bu, özellikle darbe
dönemleri, sıkıyönetim dönemleri eğer bugün de devam ediyorsa bu ciddi bir
tehlikedir.
Şimdi, 99’dan itibaren Türkiye’nin yeni bir mecrası oldu. Avrupa
Birliğine üye olmak için -koalisyon dönemi- o zaman, 17 Ekim 2001’de Anayasa’da
çok ciddi değişiklikler yapıldı aslında. Yani darbe Anayasa’sında, kişilik
hakları, adil yargılanma, insan temel hak ve hürriyetleri konusunda AK PARTİ
İktidarından önce… Bakın, bu size kısmet olmadı maalesef, onu açıkça
söylüyorum. Sizden önceki dönemde burada Anayasa değişiklikleri var. Açın,
okuyun, 2001’dir; rahmetli Ecevit koalisyon döneminde. Şimdi, orada, okursanız,
17’nci maddede çok net tanımlar var, “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;
kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
der. Bir de hemen devamında “Zorla çalıştırma yasağı” var, 18’inci madde: “Hiç
kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.”
Zaman zaman espri konusu yaparız. Verdiğiniz önergelerle hani
“Bitimine kadar.” diyorsunuz ya, sabaha kadar sürekli Meclisi çalıştırmanın da
bir angarya türü olduğunu… Fakat insan hakları hukukunu iyi okumayanlar bunu
anlamıyorlar yani yirmi dört saat durmadan çalışan bir duruma dikkat çektiğimiz
zaman.
Şimdi, bu süreç içinde Anayasa reformu yapıldıktan sonra
Anayasa’nın 90’ıncı maddesi değiştirildi. Uluslararası sözleşmeler iç
hukukumuzda kanun üstü olmaya başladı. Bu uluslararası sözleşmelerin içinde en
önemlisi iki sözleşme: Birleşmiş Milletlerin Medeni ve Siyasi Haklar
Sözleşmesi, sonra Ekonomik, Sosyal Sözleşme. Ama en önemlisi, geçtiğimiz dönem
sonlarında Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Seçmeli Protokol’ü Meclisimiz
onayladı, hep beraber bunu onayladık. Sanıyorum yaptığımız en doğru kararlardan
birisiydi, birlikte bu kararı aldık, bir uluslararası sözleşmeydi. Orada,
İstanbul Protokolü’nün, işkenceyle mücadele standartları konusunda İstanbul
Protokolü ismini alması bile anlamlıdır.
Şimdi, buradaki uluslararası, ulusal üstü hukuk, ulusal üstü
sözleşmelerden baktığımız zaman Türkiye Avrupa Konseyinin üyesi, bölgesel bir
parkta üye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiş. 3’üncü maddesi de,
işkence, kötü muamele ve haysiyet kırıcı davranışları suç olarak yasaklayıcı
bir hüküm olarak kabul ediyor.
Bu arada uyum paketleri çıktı, uyum yasaları çıktı. Kafa değişti
mi, zihniyet değişti mi? Gerçekten çok fazla değişmedi. Yani değişti bazı
şeyler, yani bunu keşke Meclisimiz karar verseydi; ama dış dinamiklerin
etkisiyle, Avrupa Birliği reformlarının zorlamasıyla Gözaltı Yönetmeliği
değişti. Gözaltındaki nezarethanelerdeki o berbat ortam biraz daha nispeten
değiştirildi, tutanak tutma usulleri değiştirildi, görevlilerle ilgili
düzenlemeler getirildi. Bu nispeten biraz caydırıcı olsa da, asıl önemli olan,
jandarmada ve poliste insan hakları eğitiminin köklü bir eğitim sürecinin
başlatılması ve polis okullarında, harp akademilerinde, okullarda bunun
eğitiminin verilmesi. Şimdi bunlar da verildiği iddia ediliyor, söyleniyor ama
bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bir kere sadece polisin, jandarmanın,
gardiyanın eğitimden geçmesi yetmiyor. Eğer yetmiş olsaydı bugün Edirne F
tipinden, Tekirdağ F tipinden -ondan sonra- Kandıra F tipinden, Sincan’dan
-bilmiyorum- size de geliyor mu? Her gün bana işkence, kötü muamele mektupları
geliyor.
Bakın, milletvekillerimizin kaldığı cezaevlerini bu hafta ziyaret
ettim. Eğer 8 kişilik bir kadın koğuşuna 38 kişi koyuyorsanız bu, işkencenin
dik âlâsı.
Bakın, Diyarbakır E Tipi Cezaevi, 8 kişilik kadın koğuşunda Şırnak
Milletvekili Selma Irmak’ın kaldığı koğuşta, 8 kadının kalacağı yerde 38 kadın
kalıyor ve şu an açlık grevini başlatmış. Hem de dönüşümsüz, süresiz, ölüm
orucu yani. Niçin? Bu işkenceyi protesto için, bu baskıları, bu tecridi, bu
izolasyonu, bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu.
Eğer bu milletin Meclisindeki bir milletvekili şu an ölüm
orucundaysa bu dikkat çekici bir olaydır. Halkın seçtiği bir milletvekili, bu
işkencelere karşı açlık grevinde.
Yine, Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız Mardin Cezaevinde, o
da dün itibarıyla süresiz açlık grevine başladı ve Mardin Cezaevi mevcut
kapasitesinin tam 4 katı full dolu şu an. Yani, bir
yatak, üç vardiya usulü yetmiyor. Bir yatakta 3 kişi sekizer saat arayla
yatamıyor, 1 kişi ayakta kalıyor.
Şimdi siz hiç düşünmüyor musunuz bu cezaevlerini doldurduğunuz
zaman, bir yatağa 4 kişiyi koyduğunuz zaman insan haklarını hem ihlal
ediyorsunuz hem kötü muamele ediyorsunuz hem onur kırıcı davranışa
zorluyorsunuz ve bir uygulama bu.
130 bin tane tutuklu ve hükümlü var, şu anki gelinen nokta. Ben
bunu sık sık Adalet Bakanına raporlarıyla iletiyorum.
Şimdi Diyarbakır, Diyarbakır gibi 1 milyonluk bir metropol kente…
Diyarbakır’da biliyorsunuz özel mahkemeler var, Mardin’den, Urfa’dan, Siirt’ten
tutukluları getiriyorlar, kelepçeli getiriyorlar. Yolda bir işkence, kelepçeli
ve korkunç bir sıkışıklık içinde o ring araçlarında getirdikten sonra…
Dışarıdan baktığınız Diyarbakır Adliyesi var ya, o ekranlarda duruşma
salonlarında görünen, duruşma salonlarının bir de altı var. Affedersiniz, orası
tuvaletten beter bir yer. Oraya sanık olarak gelip henüz ifadesi alınmamış
insanlar konuyor, on beş saat bekletiliyor orada, biliyor musunuz? Diyarbakır
Adliyesinin dibinde böylesi bir ortamda tutuklular. Ben şu bu demiyorum,
insanlar bekletiliyor bakın.
Yani, arkadaşlar, bunu görmüyor mu savcılar, bunu Ceza İşleri
Genel Müdürlüğü, Tevkif Evleri görmüyor mu? İnsan Hakları Komisyonu iki üç tane
cezaevine gitmiş, Kırıkkale bilmem nereye; neredeyse cennet diyecek diye
raporlar çıkıyor. Yani biz yaşadığımızı, gözlerimizle gördüklerimizi mi
konuşacağız, anlatacağız yoksa gerçekleri mi konuşacağız? Bir ülkede böylesi
bir yaklaşım tarzı kabul edilebilinir mi?
Şimdi, siz, buradan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde -Avrupa
İnsan Hakları Sözleşme’sinin 3’üncü maddesinde- üç
noktada, bir, işkenceden -direkt işkence suçu yoğunluklu olan bölümü- ikincisi
kötü muamele, üçüncü de onur kırıcı davranış. Bu üçünde Türkiye 2011’de bütün
üye ülkelerin içinde rekor kırıyor. Bundan gurur duyulur mu arkadaşlar? Yani
bundan gurur duyuyorsanız ret oyu kullanmaya devam edin. Eğer vicdanınız,
insafınız, insanlığınız ve inandığınız din uğruna da söylüyorum, inançlarınız
uğruna da söylüyorum, siz bu insanlık dışı muameleyi, bu kararları bunun
ışığında kabul ediyorsanız ret oyu kullanın. Meclis üç ay bu insanlık onuruyla
ilgili çalışmayı yapmasın. Hâlâ insanlar slogan atıyor “İnsanlık onuru
işkenceye yenecek.” diye.
Ben hiç unutmam, biz de geçtik bu işkencelerden. Bu partide, bu
Mecliste, dört grupta işkenceden geçenler var. Ben darbe sürecinde geçtim hem
de avukat olduğum zamanda. Gözaltındayım, baktım, sakallarından Sivas’tan
getirilen 2 öğretmen belli ki elli gündür içeride tutulmuşlar, elli gün ve
gözleri kapalı benim hücreye getirildiler. Bu 2 tane öğretmenin gözleri
kapalıydı, ben yalnızdım hücrede. Birbirleriyle konuşuyorlardı: “Avukatımız Hasip Kaplan’a haber veririz derhâl bizim beraat kararını
savcının önüne koyar, çıkar, biz de tahliye oluruz.” O gün dedim ki: “Valla
avukatınız da burada, önce onun çıkması lazım.”
Bakın, o günden bugüne geldik. Bugüne gelirken şöyle bir çıkardım
kadına şiddet konusunu. KCK operasyonunda yapılanları çıkardım. Özel timler
gecenin sabahında belediye başkanlarının, seçilmişlerin, milletvekillerinin
evlerini basıyor. Leyla Zana’nın evini bastılar. Bu
Meclisten çıt çıkmadı, tık çıkmadı ya, tık çıkmadı buradan. Merve Kavakçı’nın
evi basıldığı zaman burada kıyamet koparanlar şu an Başbakan Yardımcısı. Şimdi,
böyle bir anlayış olabilir mi? İnsanlara mı, kendine mi insan hakları olur, bu
herkesin hak hukuku değil mi?
Şimdi bakın, kadına şiddet konusu, kadına şiddetin bu son dönemde
bu kadar çok artması manidar değil mi? Nedir bunu besleyen? Her gün kadın
cinayetleri işleniyor. Bugün ben adliyedeydim. Kamu Emekçileri Sendikasından 16
tane genel sekreter, yönetici, kadın yöneticiyi özel timler evlerini basmış,
sendikalarını, konfederasyonlarını basmış, hepsini gözaltına getirmiş, beş
gündür gözaltından sonra adliyeye getirmiş. Ne farkı var? Sabahın köründe evini
basıyorsun, evini darmaduman ediyorsun. Özel eşyalarını, bilgisayarlarını
aldığın yetmiyormuş gibi onun mensubu olduğu kurumu, konfederasyonu da
basıyorsunuz, konfederasyonun bilgisayarlarını da alıyorsunuz. Nerede bu olur?
Bu, dikta dönemlerinde, dikta rejimlerinde olur. Arkadaşlar, kimse kimseyi
kandırmasın. Öyle terörizm merörizm diyecekseniz,
terörizm F-16 uçaklarına “Bombala.” emri veren zihniyetin ta kendisidir. 34
tane canımız ölecek, istihbarat zaafı yaşayacağız, bu istihbarat zaafının
üzerine getireceğiz buraya istihbarat kanunları, istihbaratı farklı biçimde
güçlendireceğiz; koruma getireceğiz, dokunulmazlık getireceğiz.
Bakın, size şunu söyleyeyim: İnsan Hakları Derneğinin raporlarını
okuyun, MAZLUMDER’in raporlarını okuyun. En çok
başvuru işkenceyle ilgilidir, çıkardım listelerini, bir baktım. Gerçi burada da
veriler var, arkadaşlar okudu.
Şimdi, siz, bir kanun oylayacaksınız biraz sonra. Ha, biz diyoruz
ki elbette ki istihbarat da hükûmet de diyalog, müzakere, bu mutlaka olmalı;
bunu Meclis yapmalı, hükûmet yapmalı. Doğru olan budur, sorunlar konuşa konuşa
çözülür, konuşulmadan sorun çözülmez ama siz dokunulmazlık zırhına büründürüp
zırhları yüklediğiniz zaman, kişiye veya kuruma veya başka görevlerde sınırsız
bir uç açıklığı bıraktığınız zaman, sayısı açık, çerçevesi açık, görev alanı
açık yani MİT’in dışında jandarmaya, özel güvenliğe, Sahil Güvenliğe, Kara
Kuvvetlerine, Hava Kuvvetlerine, Deniz Kuvvetlerine ve hatta itfaiyecilere
kadar istediği alana, istediği kişiye küçük bir MİT belgesi verirsiniz, özel
görevlidir diye. Ondan sonra işlediği suçu hiç kimse soruşturamaz, gösterir…
Susurluk Raporu’nda okudunuz değil mi onları? O Susurluk Raporu’nda o küçük
belgeleri cüzdanında taşıyanlar insanların canını aldılar, insanlara işkence
ettiler, Sapanca’yı ölüm üçgenine çevirdiler. Faili meçhul cinayetlerin hepsi
onların dosyalarında var, raporlarında var. O Susurluk raporlarının hepsini
getirin, koyun buraya, cinayetlerin uzatmalı çavuşların düzeyine düştüğünü
görürsünüz, JİTEM’i görürsünüz, itirafçıların nasıl
kullanıldığını görürsünüz, ajanların nasıl yapıldığını görürsünüz, istihbaratın
ne tür katliamlara katıldığını, beyaz Renault’ları görürsünüz, işlenen
cinayetleri görürsünüz. Şimdi, Allah aşkına, hiç mi ders almadık geçmişten?
Bırakın işkenceyi, kötü muameleyi, direkt insan yaşamına yönelecek
düzenlemelere doğru gideceğiz.
O zaman bunun gereğini yapmak çok basit. Gelin, hayvan haklarında
birleştik, arkadaşlar, hayvan haklarında birleştik, dört parti grubu olarak
çıktık dedik ki: Onlarla ilgili araştırma komisyonu dâhil, komisyon dâhil, yasa
çıkaracağız. Ben de sizi insan haklarına davet ediyorum. Sayın iktidar
mensupları, hayvan haklarında anlaştık, lütfen, gelin, şu insan haklarında da
anlaşalım. Sizi insan hakları konusunda anlaşmaya davet ediyoruz. Gerçekten bu
davete vicdanınızla ses verin, vicdanınızla. Yani ne kaybedeceksiniz? Üç ay bir
araştırma önergesi… Uzmanları dinleyin, Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme
Komitesine gidin bakın, İnsan Hakları Komisyonunda çok değerli akademisyenler
de var, hukukçular da var, gidelim CPT’yi dinleyelim,
CPT’den öteye dünya örneklerine bakalım, onlar bu
mekanizmayı nasıl kurmuş? İspanya’da halkın hakemi, halkın avukatı kurumu nasıl
kurulmuş, bunları önlemiş? O ombudsmanlıkla Türkiye’deki ombudsmanlık
arasındaki fark nedir? Bunları araştıralım ve sizleri insan hakları konusunda
tekrar davet ediyorum: Gelin, hayvan haklarında anlaştık, insan haklarında da
anlaşalım, bu araştırma komisyonunu birlikte kuralım.
Teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Mehmet
Naci Bostancı.
Buyurunuz Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çok teşekkür
ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu araştırma önergesinin girişinde zikredilen olay, İzmir
Karabağlar semtinde polis karakolunda kötü muameleye maruz kalan Fevziye Cengiz
olayı, kamuoyuna hangi vesileyle intikal etti? Kameralar marifetiyle. Karakolun
içinde kameralar vardı ve o kameralar karakolda insan haklarına, insan onuruna
aykırı herhangi bir fiil olup olmadığını tespit amacıyla konulmuştu. Kim koydu?
AK PARTİ koydu. AK PARTİ’nin İktidarı döneminde bütün
karakollara kameralar kondu. Amaç, bu, geçmişte birçok olaya ilişkin şaibe
yaşanan yerde kural dışı, insan haklarına aykırı herhangi bir iş yapılır ise
bunun tespiti amacıyla konuldu. Kamuoyunun gündemine bu şekilde intikal etti,
gazeteler yazdı ve olayın ardından orada görevli olan 30 kadar kişi açığa
alındı, yargılamaları sürüyor.
Tabii, burada zikredilen olay doğrudur. Cumhuriyet savcısının
mukavemet çerçevesinde açmış olduğu dava, o da kendi mecrasında yürüyecek.
Değerli arkadaşlar, bundan on-on beş yıl önce, eğer bu Mecliste
karakollarda yaşanan ihlallere ilişkin konuşmalar yapıyor olsaydık başka hiçbir
iş yapamazdık. Tabii, oradaki ihlalleri tespit edecek kameralar da olsa idi o
zaman yapamazdık ama karakollar, Türkiye'nin yakın geçmişinde kapıları
kapandığında içeride ne olupbittiğine ilişkin ancak
rivayetlerin insanlara ulaştığı yerlerdi. Üçüncü kattan kaçmak için atlamalar
yahut merdivenden düşerken kafasını, gözünü kırmalar, hep tutuklu kişinin,
zanlının kendi fiiliyle kendisine zarar verdiği hikâyeler.
Evet, bu Mecliste işkence, kötü muamele denildiğinde bunu sadece
kitaplardan okumayan, fiilen kendi hayatında yaşamış olan insanlar var, bütün
partilerde var. Ben de müteferrikadan geçtim, müteferrikanın ne olduğunu belki
yeni kuşaklar bilmez. O müteferrikada, emniyetin alt katındaki yerlerde zanlı
olarak getirilen kişilere, bir gün, iki gün sonra bırakılan insanlara nasıl
muamele yapıldığını gördüm. Evet, 12 Eylül döneminde Türkiye’de birçok
cezaevinde insanlara işkenceler yapıldı, kötü muameleler uygulandı. Ben de bir
yıl kadar Mamak Askerî Cezaevinde kaldım ve orada bütün bunlara hem maruz
kaldım hem de şahidi oldum.
Türkiye sadece otuz yıllık dönemde değil geçmişe doğru
gittiğimizde devlet-toplum ilişkilerinde devlet görevlilerinin çeşitli
nedenlerle -bunları anlatacağım- halka suçlu, şüpheli, gözetilmesi gereken,
tedip edilmesi, terbiye edilmesi gereken insanlar olarak yaklaştığı doğrudur ve
devletin güvenlik aygıtları bu çerçevede bir -tabiri caizse ironi olsun diye
söylüyorum- halkla ilişkiler faaliyeti yürütmüşlerdir. Ancak 80’lerden sonra,
12 Eylül tecrübesiyle birlikte Türkiye'nin yaşadığı değişim ve dönüşüm bunların
üzerindeki örtü perdelerini, örtüleri çekmiş ve bu alan bir açıklık kazanmaya
başlamıştır, devlet ve toplum ilişkisi, güvenlik eksenli uygulamalar,
karakollar, bürokratik mekânlar, yargılamalar yani insan hakları ihlallerinin
olabileceği her yer daha şeffaf ve daha açık bir hâle gelmeye başlamıştır, bu
bir süreçtir.
Daha 2000 yılında yani bundan on iki yıl önce İstanbul’da bir
karakolda devletin envanterine kayıtlı Filistin askısı vardır arkadaşlar.
Filistin askısına asılan varsa bilir onun ne işe yaradığını. Üstelik devletin
envanterine kaydetmişler 2000 yılında. Bugün böyle bir şey düşünülemez bile. AK
PARTİ İktidarı bu on yıllık süre içerisinde uyum yasaları çerçevesinde ifade
haklarına ilişkin düzenlemeler yaptı, çocuk haklarına ilişkin düzenlemeler
yaptı, kadın erkek fırsat eşitliğine ilişkin düzenlemeler yaptı.
Bir iktidar, yargıya dair bu alanda görmüş olduğu problemlere
ilişkin düzenlemeler yapar, yaptık. 2005 yılında gerçekleştirilen Türk Ceza
Kanunu değişikliği çerçevesinde, işkence, eziyet, kötü muamele tanımlandı,
müessir fiil olmaktan çıkartıldı, ağır cezalar öngörüldü. Dolayısıyla -bunlara
ilişkin detayları görebilirsiniz- AK PARTİ, demokratik, özgürlükçü, modern,
medeni bir ülkenin teşekkülünün siyasi iradesi olarak, yargı alanında gerekli
düzenlemeleri yaptı, yapmaya da devam edecek.
Bizim kötü muamele ve işkence konusunda, eziyet konusunda elbette
hassasiyetlerimiz sürecektir, buna ilişkin birtakım bilgiler, bulgular
geldiğinde bunlar takip edilecektir. Devletin, kamu görevlilerinin görevidir
bu, aynı zamanda bu yönde o kamu görevlilerine cesaret ve cüret veren bir
siyasi iktidar vardır yaklaşımı, siyasi pozisyonu böyle olduğu için, bürokratik
çarklar da buradan aldığı cesaretle insan hakları esasında çalışmak
durumundadır.
Resmin büyüğünü görmek lazım. Eziyet, işkence, kötü muamele
nereden çıkar, niçin yapılır ve esasen bunlar nasıl önlenir? Eğer biz resmin
büyüğünü görür isek Türkiye'nin yaşadığı problemlere ilişkin olarak da nereye
doğru gittiğimiz hakkında bir fikrimiz olur.
Değerli arkadaşlar, son beş yüz yıla kadar insanlar kutsal otorite
karşısında, kralın, haşmetmeablarının iktidarı
karşısında hayat hakları bile olmayan varlıklar olarak görülürdü. 1679 Habeas Corpus, ilgilenenler
bilirler, John Locke’un yaşam, hürriyet ve mülkiyet
hakları diye bahsettiği temel, devredilemez, bırakılamaz hakları ve o süreç
içerisinde dünya modernleşirken, siyasal iktidar ilişkileri dönüşürken, halk,
güruh, kalabalık, ayaktakımı olmaktan çıkıp, bu iktidar ilişkilerinin asli
faili olma yolunda ilerlerken, işte devlet otoritesi kaynaklı, kötü muamele ve
işkence meseleleri de azalmıştır.
İşin püf noktası iktidar ilişkilerindedir. Kim yönetiyor? Nasıl
yönetiyor? Hangi meşruluk referansları çerçevesinde yönetiyor? Eğer bir ülkede
demokrasi varsa, meşru bir iktidar varsa, kamu gücünü temsil eden çevreler
halka hesap veriyorlarsa, orada kamu otoritesinin, devletin halkın rızasını
inşa etmek için cebre, şiddete, kötü muameleye, eziyete müracaat etmesi söz
konusu olmaz. Bu uygulamalar, eziyetler, işkenceler otoriter yönetimlerde olur,
totaliter yönetimlerde olur, halka hesap vermeyen, halkın seçmediği, halkın
geri çağıramadığı rejimlerde olur. İnsan haklarına ilişkin hiçbir söz
söyleyemezsiniz, kamusal alanda herhangi bir görüş beyan edemezsiniz.
Yakın zamanlarda, 20’nci yüzyılda bu tür devlet modellerini
insanlık büyük bir tecrübe, acılı bir tecrübe olarak yaşadı. Sovyetler Birliği
bir bürokratik despotizmdi. İnsan hakları ihlallerinin en inanılmaz şekilde
yaşandığı yer, daha yakınlarda, 1900’lü yıllarda, özellikle Stalin döneminde
Sovyetler Birliği’nde oldu, 1931 ve 1932’deki büyük kıyım, 1937 ve 1938’deki
büyük kıyım… Milyonlarca insan, ne yazık ki, kendisini proleterlerin hamisi
olarak gösteren bir bürokratik despotizm tarafından ucuz iş gücü olarak
kullanıldı, mahkûm olarak Kuzey Buz Denizi’ndeki kanalların yapımında, çeşitli
ağır sanayi hamlelerinde Amerika’yı geçme rüyasının makineleri olarak
kullanıldı.
Eğer bir ülkede siyasi otorite halka hesap vermiyorsa, bir
azınlığın iktidarıysa, kerameti kendinden menkul bir meşruiyet iddiasıyla
hükümferma oluyor ise orada eziyet ve işkence olur.
Türkiye, ne yazık ki yakın dönemlere kadar, 1980 darbesine kadar
iktidar ilişkileri bakımından yalın, açık, kısa bir ifadeyle, veciz şekilde
anlaşılması bakımından “Bürokratik vesayet” dediğimiz bir yapı tarafından idare
ediliyordu.
1946’ya kadar tek parti yönetimi vardı, 46’dan sonra çok partili
hayata geçtik. Çok partili hayata geçmekle birlikte iktidar ilişkilerinde hâkim
unsurlar, tayin edici, Carl Schmitt’in ifadesiyle
“İstisnai olana karar verebilme niteliğini haiz olan çevreler” sandıktan
gelenler olmadı.
Tabii, bürokratik vesayetin olduğu bir yerde halkın rızası,
yapılıp edilenlerin şeffaf bir şekilde ortaya konulması, kamu otoritesiyle halk
arasındaki ilişkiler açık ve anlaşılır, şeffaf bir şekilde olmaz. Orada
devletin görevlileri, en alt kademede olanlar bile kendisini halka karşı, sivil
insanlara karşı kutsal devletin dokunulamaz gücü olarak görürler. Memurin Muhakematı Kanunu’nda “Bir memurun düğmelerine dokunmak
bile altı ay cezadan başlar” diye halkın zihninde bir bilgi vardır. Kamu
otoritesini temsil eden insanlara karşı bırakın el kaldırmayı, söz bile
söylemezsin. Daha 90’lı yıllarda Nokta dergisi bir çalışma yapmıştı Kızılay
Meydanı’nda. Oradan geçen insanlara Nokta dergisinin muhabirleri kimlik sormuş,
duvara yaslamış, arama yapmışlardı ve insanlar itirazsız bir şekilde buna
uymuşlardı. “Sen kimsin? Kimliğini göster. Neyi temsi ediyorsun? Niçin böyle
bir muamele yapıyorsun?” demek insanların akıllarına bile gelmemişti. Niçin?
Çünkü öyle bir gelenekten geliyor. Eğer birisi buyurgan bir ses tonuyla
kendisine bir söz söylüyorsa, bir komut veriyorsa, emir veriyorsa bu, kendisini
sivil dünyanın, sivil insanların, halkın üzerinde gören kutsal devletin
temsilcisi olarak algıladığı için itaat ediyor.
Bürokratik vesayetin, 80’li, 90’lı yıllarda, Türkiye'nin yaşadığı
modernleşme, şehirleşme, metropolleşme, dışarıya
açılma, iktisadi zenginleşme, yeni iktisadi elitlerin ve entelektüellerin
ortaya çıkmasıyla birlikte tasfiye olduğu bir süreç yaşadık. Esasen güç
ilişkileri, değerli arkadaşlar, kendi başına, sadece siyasal düzlemde yaşanan, olupbiten işler değildir. Bunun temelinde toplumsal zemin
vardır, oradaki kesimlerin, oradaki elitlerin, oradaki çevrelerin güç
ilişkilerinde oynadığı rol vardır. Türkiye’de de değişen, yerleşik iktisadi
elitlerin yerine gelen “Anadolu aslanları” diye tarif edilen insanlardır,
iktisadi elitlerin ekseni değişmiştir. Bürokratik ve o yerleşik elitler
ekseninde yer almış, onlarla tarihî bir iktidar bloku oluşturan okuryazarların
yerine -tam tabiri budur- Anadolu çocukları üniversiteler okuyarak, yurt
dışlarına giderek master, doktora yapmışlar,
geldikleri gelenekle bağlantılı ama aynı zamanda dünyadan da haberdar yeni
entelektüeller olarak yükselmişlerdir.
Türkiye’deki iktidar ilişkilerini dönüştüren, Türkiye’deki
toplumsal dönüşümdür. Genellikle muhalefet çevresindeki arkadaşlar AK PARTİ’yi eleştirirken şu tür sözler ediyorlar: “Geldiniz,
yandaş basın yarattınız, yandaş iş adamı yarattınız, yandaşlar oluşturdunuz.”
Ben bunları duyunca, doğrusu, alana ilişkin, siyasete, iktisada, sosyolojiye
dair okumalarda bir eksiklik görüyorum. Şunun için: Marx’ın
yaptığı değerlendirmelerden muhakkak haberdar olan çok değerli arkadaşlar
vardır aramızda. Marx, Hegel’in
diyalektiğini tersine çevirmiştir, böylelikle maddi şartlarla siyasal ilişkiler
arasında bir bağ kurmuştu. Esasen, Marx’ın bu akıl
yürütmesi abartı payı bir kenara bırakılır ise siyasal ilişikleri anlamak
bakımından da önemlidir. Güç ilişkilerini tayin eden toplumsal dinamiklerdir.
AK PARTİ kendisine yandaş basın kurmadı. AK PARTİ kendisine yandaş sermaye
kurmadı. Türkiye'nin değişen toplumsal şartlarında yükselen yeni zenginler,
yeni elitler, “Anadolu aslanları” denilen çevreler, yeni entelektüeller, yeni
bürokratik çevreler, ekmeğini uluslararası piyasalarda kan, ter ve gözyaşıyla kazanan,
devletin koruması altında, kuvöz şartlarında ticaret yapmayan insanlar
Türkiye'nin bu değişimine damga vurdular ve “AK PARTİ” dediğimiz siyaset de,
siyasi iktidar, buradaki irade de işte bu toplumsal dönüşümün karşılığı olarak
ortaya çıktı. Yoksa, eğer bu akıl yürütme, muhalefetin söylediği akıl yürütme
doğru olsa idi kendisine yandaşlar oluşturarak güç olmak isteyen, kendisine
yandaşlar oluşturarak ayakta kalmak isteyen bu iktidarın darbe marifetiyle
gelmiş olması gerekirdi, halkın iradesiyle değil, halkın seçimiyle değil,
halkın desteğiyle değil bir şekilde gökten zembille inmesi lazımdı; oysaki
böyle olmadı. Dolayısıyla olupbitenleri, Türkiye'nin
dönüşümünü, AK PARTİ’nin burada oynadığı rolü sadece
siyasete ve iktisada ilişkin genel değerlendirmeler bakımından değil, insan
hakları, modernleşme, medenileşme, bu konular bakımından da yerli yerine
oturtmak gerekir.
İnsan hakları konusunda siyasetin oynayacağı rol, değerli
arkadaşlar, yargıya ilişkin düzenlemelerdir, bürokrasiye, sivil kesimlerle ilişkisi
itibarıyla, haddini ve hududunu bildiren bir siyasi iradedir. Bu irade de keyfekeder ortaya çıkmaz, ben öyle düşündüğüm için, AK PARTİ’deki falan arkadaşım böyle düşündüğü için ortaya
çıkmaz, bu insanların düşüncelerini tayin eden, bizatihi Türkiye’yi
modernleştiren ve medenileştiren o toplumsal dinamiklerdir. Onun temsilcisi
olduğumuz için AK PARTİ, bu şekilde, âdeta determinist bir şekilde davranmak
durumundadır. Modernleşen bir ülkede vatandaş, reşit olan insandır, kendi
hakkını ve hukukunu arayan insandır. Bugün, köyde okuma yazma bilmeyen insanlar
bile eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat edebilmeyi biliyorlarsa,
insanlar iç hukuku tüketerek uluslararası hukukta haklarını arayabiliyorlarsa
Türkiye’de o reşit vatandaşlık olgusu ortaya çıktığı içindir. Bir ülkenin onuru
da, gelişmişliği de, demokrasisi de, özgürlüğü de bu reşit vatandaşlarda
kayıtlıdır ve Türkiye vatandaşları, geçmişle mukayese ederseniz, profili
itibarıyla daha şehirli, haklarını, hukukunu bilen, asla kandırılmayan, asla biat
geleneğiyle ilgisi olmayan insanlardır. 500 lira geliri varken pazar yerinde
hangi sebzenin daha iyi olduğunu, hangi maydanozun daha iyi olduğunu seçebilen
bu okuryazar olmayan insanlar, emin olun siyasette de hangi siyasi partinin
kendi dertlerine derman olacağını bilecek olgunluktadır. O yüzden, Türkiye
devletinin, Türkiye toplumunun istikameti insan onurunun daha yükseldiği,
hakkın ve hukukun bütün mecralarda arandığı bir istikamettedir. Bunun kayıtlı
olduğu, yazılı olduğu yer toplumsal zemindir, bunun siyasi iradesi muhakkak
muhalefetiyle birlikte ama mihmandarı, koçbaşı ve asli rolünü oynayan AK PARTİ’nin kendisidir.
İnşallah, bu konulara ilişkin daha az konuştuğumuz, daha az
tartıştığımız, insan haklarının bizim vatandaşlarımızın, herkesin daha onurla
yaşadığı bir Türkiye el birliğiyle kurulacaktır.
Çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.
Önerge sahibi olarak, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin
Tanrıkulu.
Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle Genel Kurula teşekkür ediyorum ön görüşmesini
yaptığımız için. Bu ön görüşmenin yapılmış olmasını da bu araştırma önergesinin
kabul edilmesine bir kaide olarak kabul ediyorum öncelikle yani Meclis ilk defa
bir araştırma önergesini kabul etsin ve gerçekten de bu sorunun üzerinde
konuşalım.
Biraz önce Sayın Bakanı dinledim, Sayın Hocamızı dinledim ama
inanın bizi dinleyenler, insan hakları savunucuları her iki konuşma bakımından
da şunu söylerler: Bu her iki konuşma da cezasızlığı meşrulaştıran konuşmalardı,
cezasızlığı meşrulaştıran konuşmalardı. Biz, burada “İşkenceye ve işkence
yapanlara karşı nasıl önlemler alırız ve bunu nasıl en aza indiririz?” diye bir
araştırma önergesi verdik fakat yapılan her iki konuşma da maalesef
meşrulaştırmıştır ve cesaretlendirmiştir.
Sayın Bakan “İnsan hakları ihlali bizim dönemimizde olmamıştır,
demiyorum ama en aza inmiştir, biz buna irade ortaya koyduk.” demiştir. Ben,
burada birçok milletvekilinin de üyesi ve kurucusu olmakla övündüğü, benim de
çalışmalarını takdirle izlediğim, çok yakın arkadaşlarımın içinde olduğu MAZLUMDER’in 2011 rakamlarından sayı vermek istiyorum çünkü
biliyorum ki artık o Derneğin raporlarını sizler de okumuyorsunuz, o nedenle
burada okuyayım, kayıtlara geçsin, belki biraz kendinize gelirsiniz.
“2011 yılı İnsan Hakları Raporu karanlık bir tabloyu ortaya koydu.
Rapora göre 2011 yılında faili meçhul cinayetlerden 158, işkencede 47,
bombalama ve mayınlar sonucu 259, töre cinayetlerinde 18 kişi yaşamını yitirdi.
Aynı yıl 34.947 kişi de gözaltına alındı.”
Bu, biraz evvel Hocamın dediği 1950’lerde, 60’larda, 70’lerde,
80’lerde, 90’larda değil, 2011 MAZLUMDER Raporu değerli arkadaşlar. Ben raporu
okuyorum, bugüne kadar da bir bakanınız kalkıp buna bir cevap vermedi, “Bunlar
yanlıştır.” demedi, “Eksiktir.” demedi, o nedenle doğruluğunu kabul ediyorum.
Diğer insan hakları kuruluşlarının raporlarını da bir tarafa bırakıyorum, İnsan
Hakları Vakfının çok değerli raporları var, İnsan Hakları Derneğinin çok
değerli raporları var, Türk Tabipleri Birliğinin çok değerli raporları var, bu
konuda yazılmış raporları var, o raporlara da bakmanızı isterim.
Biz bu araştırma önergesini de İzmir’de meydana gelen olaydan
sonra verdik, doğrudur. Ama biraz önce ifade etmiştim, Meclis Araştırma
Merkezine Temmuz 2011 tarihinde araştırma yaptırdım. Araştırmanın başlığı da
şu: “İşkence ve Eziyet Suçu ile Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun
Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi.” Temmuz 2011 yılında yaptırdım. Ardından
Adalet Bakanına soru sordum, 4 Ağustos 2011 tarihinde sormuşum soruyu. Kapsamlı
bir önerge. Kaç sayfa? Yedi sayfa. Sayın Bakan da 23/12/2011 tarihinde buna
cevap vermiş, kapsamlı bir cevap vermiş. Değerli arkadaşlar, bu rakamları da
Bakanın verdiği cevaplardan ve Araştırma Merkezinin yaptığı araştırmadan aldım.
Güneş balçıkla sıvanmaz! İşkence Türkiye’de bir idari pratik olarak devam
ediyor, sadece üstü örtülüyor. Bunun bilinmesini isterim.
2004’te, 2005’te, 2006’da Diyarbakır Barosunun Başkanıydım.
Tedbirler nedeniyle yapılan seminerlerde bu işin uzmanlarının güvenlik
görevlilerine verdiği dersler arasında “Kendinizi nasıl kurtarırsınız?”
dersleri vardı ve o dersler içerisinde de şunu ifade ediyorlardı: “Tutarsınız
bir tutanak, böylece izleri falan filan göz ardı edersiniz. Böylece işkenceyi
gizlemiş olursunuz.” Yoksa…
Bakın değerli arkadaşlar, rakamlar burada var. Ben bu rakamları
Bakanlığın verdiği sayılardan aldım. Sadece geçen yıl 24.938 tane dava açılmış.
Sanık sayısını bilemiyorum bu davalardaki. Bu davalar şu polise karşı direnme
davası, güvenlik görevlilerine karşı direnme davası. “24 bin” dava sayısıdır,
bunun içerisinde belki 50 bin-60 bin yurttaşımız var. Eğer “İşkence yoktur.”
diyorsanız, o zaman, gelin tersini yapalım, ben önergemi geri çekerim.
“Güvenlik görevlileri eziyet ve işkence görüyor yurttaşlarımızdan! Bu kadar çok
mağdur oluyorlar, bu kadar çok onlara karşı direnme var!” Bunu araştıralım.
Niye yurttaşlarımız polise karşı direniyor? Eğer polislerimiz, ondan sonra
güvenlik görevlilerimiz meşru bir şekilde görev yapıyorlarsa, hukuka uygun bir
şekilde görev yapıyorlarsa ne oldu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin
yurttaşları güvenlik görevlilerine karşı bu kadar direniyorlar ve hakaret
ediyorlar? Bu da çözmemiz gereken bir sorundur. Eğer işkence yoksa bu sorun
vardır, bunu araştıralım.
“İşkence” demek size zor geliyor, “İşkence vardır.” demek size zor
geliyor. Buna zamanınız yok, Bakan öyle ifade etti, “Bu Meclisi işte yasa
yaparak çalıştıralım ama bu tür komisyonlarla meşgul etmeyelim. Her
milletvekilinin çok değerli işi var burada yapacak, işkence gibi konularla bu
Meclis ilgilenmesin. Zaten, biz yasama organı olarak yasalarımızı yapmışız,
onlara göndermişiz.” böyle ifade etti.
Peki, bu Meclis işkenceyi araştırmayacaksa, faili meçhul
cinayetleri araştırmayacaksa, bunları ortaya çıkarmayacaksa kim yapacak bunu?
Sadece yargının mı görevi? Sadece yürütme organının mı görevi? Biz, Meclis
olarak, yasama organı olarak yürütmeye, yargıya yol gösterici, uygulamada
ortaya çıkan aksaklıkları ortaya çıkaracak önerilerde bulunamaz mıyız? Bundan
niye kaçıyoruz? Hepimizin ne işi var?
Değerli arkadaşlar, ne işimiz var? 8-9 arkadaşımız görev alır,
raporunu sunar ve o rapordan sonra da gerekirse yasa çıkartırız gerekirse de
yürütme organı gerekli tedbirleri alır ama bundan kaçıyorsunuz, işkenceyi
ortadan kaldırmaktan kaçıyorsunuz.
Bakın, değerli arkadaşlar, bunu okudum. Bundan belki tam on
beş-yirmi tane araştırma önergesi çıkar değerli arkadaşlar. Thomas Hammarberg’in 10 Ocak tarihli raporu, değerli arkadaşlar.
On tane, yirmi tane araştırma önergesi bundan çıkar. Şimdi “Bu Thomas Hammarberg kimdir?” diyeceksiniz; insan hakları komiseri.
Cumhuriyet Halk Partisini denetlemeye gelmedi, Barış ve Demokrasi
Partisini denetlemeye gelmedi, Milliyetçi Hareket Partisini denetlemeye
gelmedi; sizin Hükûmetinizi denetlemeye geldi, uygulamayı denetlemeye geldi. Bu
rapor bizim için yazılmamış, bu otuz sayfa rapor bizim için yazılmamış.
Buradaki tespitler, olumlu öneriler, pozitif öneriler, negatif öneriler bizim
için yazılmamış; aynı zamanda sizler için yazılmış, yasama organı için
yazılmış.
Dolayısıyla, gelin, önergeyi kabul edin, beraber çalışalım burada.
Ayrıca, işkence yapanlara karşı da yasama organının aktif tutumunu ortaya
koyalım, bundan kaçınmaya gerek yok.
Son olarak, buna da ben
“Evet.” diyeceğinizi kabul ediyorum, diğer konuya geçiyorum. MİT'le
ilgili, geçen gün uyarımı yaptım değerli arkadaşlar. Her şeyin arkasından
dolanmaya çalışıyorsunuz; hukuk devletinin arkasından dolanmaya çalışıyorsunuz,
yasaların arkasından dolanmaya çalışıyorsunuz ama bu dolanma, bir gün gelir
sizi yakalar. Hukuken ve siyaseten yanlış yapıyorsunuz.
Bakın, kimsenin aklına gelmez çünkü sizler, birçoğunuz sıkıyönetim
mahkemelerinde bulunmadınız, avukatlık da yapmadınız oralarda; özel yetkili
mahkemelerde bulunmadınız, avukatlık da yapmadınız; devlet güvenlik
mahkemelerinde bulunmadınız, avukatlık da yapmadınız, o yüzden bilmezsiniz o
mantığın nasıl çalıştığını. O yüzden, bugün için şaşkınlık içerisindesiniz ama
yarın öbür gün başka bir şaşkınlık daha yaşamayasınız diye ben Ceza Yasası’nın
283’üncü maddesini bir kez daha okuyorum. Diyebilirsiniz ki: “Bu madde onun
için olmamış, bunun için konmamış.” Ama okuyorum, kayıtlara geçsin.
“Madde 283 – Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma,
tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlayan kimse...” Yani
Sayın Recep Özel, yani komisyon üyeleri, yani yarın öbür gün burada yasayı
çıkartacak, “Evet.” diyecek üyeler. Bu onların akıllarına gelir. O nedenle, tek
kişiye özgü, olaya özgü yasa çıkartmayalım. Bu sorunun arkasındaki nedenler
neyse beraber araştıralım. Bu Mecliste uzlaşma yakalayabiliriz. Uzlaşmadan
kaçan muhalefet değil, muhalefet partileri değil, Cumhuriyet Halk Partisi
değil; uzlaşmadan kaçan, Türkiye'nin temel sorunlarını halının altına süpüren
artık sizsiniz. On yıldır iktidarsınız, usta oldunuz; evet, usta oldunuz:
Hukukun üstünlüğünü ihlal etmede usta oldunuz, insan hakları ihlallerinde usta
oldunuz, özel yaşama müdahalede usta oldunuz. Bu ustalığınızı, gelin, yeniden
Türkiye’yi hukuk devleti yapmada, beraber çalışmada gösterelim. Eğer bunu
başarabilirsek 24’üncü Dönem gerçek işlevini yapmış demektir.
Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.
Meclis araştırması önergesi üzerindeki ön görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda oylarınıza
başvuracağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir.
Şimdi İç Tüzük 60’a göre sisteme girmiş sadece 5 tane sayın
milletvekilimize söz vereceğim.
Buyurunuz Sayın Bayraktutan…
IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)
6.- Artvin Milletvekili
Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Cerattepe
mevkisi ve Genya Dağı’ndaki
madencilik faaliyetinin mahkeme kararıyla durdurulmasına rağmen yasal mevzuata
aykırı olarak yeniden ihaleye çıkarıldığına ve bu ihalenin bir an önce
durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması
UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Artvin’imizin hemen üzerinde bulunan Cerattepe
mevki ve bu alana bitişik Genya Dağı’nı da içine alan
iki ruhsat alanında yapılmak istenilen madencilik faaliyetiyle alakalı olarak
Rize İdare Mahkemesi 2008 yılında durma kararı vermiştir. Bu mahkemenin vermiş
olduğu karar göz ardı edilmiş ve önümüzdeki dönem itibarıyla yani yarın Maden
İşleri Genel Müdürlüğü saat bir buçukta bu yeri tekrar ihaleye çıkartmak
istemektedir. İhale şartnamesi incelendiğinde görülecektir ki çok kötü kokular
gelmektedir bu ihaleden. Sayın Bakanı uyarmaya çalıştım, bazı şeyler söyledim.
Muhtemelen bu ihalenin sonucunda bir yargı süreci, belki -korkarım ki- bir Yüce
Divan süreci de başlayacaktır. Bu ihale şartnamesi açıkça bir firmayı tarif
etmektedir yani rengini, cinsini, şirketini, yerini tarif etmektedir. Bu
nedenle Mecliste bunun tutanaklara geçmesini talep ediyorum ve Sayın Bakanı
buradan uyarıyorum: Yarın yapılacak olan bu ihaleyi lütfen durdurun. Artvin’in
tepesinde çıkartılmak istenen maden faaliyetiyle yapılmak istenen bu ihale her
şeyden öte ihale mevzuatına, yasal mevzuata aykırıdır. İhalenin bir an önce
durdurulmasını talep ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.
Sayın Ağbaba…
7.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Darende ilçesine bağlı Çukurkaya köyünde meydana gelen depremde can kaybı
olmadığına ancak Malatya’nın olası bir depreme hazırlıklı olmadığına, devlet
kurumlarının şimdiden tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, bugün Malatya’da Darende Çukurkaya köyü merkezde 4,7 büyüklüğünde bir deprem meydana
geldi. Depremde can kaybı olmaması hepimizi sevindirmiştir. Kullanılmayan bir
evin yıkıldığının, çok sayıda evde de çatlaklar oluştuğunun duyumunu aldık.
Değerli arkadaşlar, ülkemizde en hareketli faylardan biri olan
Doğu Anadolu fayı üzerinde yer alan Malatya’da geçmiş yıllarda da depremler
nedeniyle büyük can kayıpları yaşanmıştır. Van depremi akıllarda tazeliğini
korurken, Vanlı depremzedeler hâlâ mağdurken Malatya’da yaşanılan deprem
hepimizi tedirgin etmiştir. Malatya da tıpkı diğer şehirlerimizin olduğu gibi
depreme hazırlıklı değildir. Türkiye’de hangi binaların depreme dayanıklı,
hangilerinin dayanıksız olduğu bilinmemektedir. Yapılan araştırmalara göre,
Malatya’daki binaların yüzde 70’inin olası büyük depremde yıkılacağı
belirtilmektedir.
Bu nedenle, Malatya merkez ilçe ve köylerinde bina envanteri
çıkarılmalı, hakça bir kentsel dönüşüm uygulanmalıdır. Devlet kurumlarının
olası bir depremde Malatya’daki can kayıplarını önlemek için şimdiden tedbir
alması gerekmektedir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.
Sayın Moroğlu…
8.- İzmir Milletvekili
Mustafa Moroğlu’nun, Genel Kurul salonundaki gürültü
ve hareketten dolayı Meclis çalışmalarından yeterince verim alınamadığına
ilişkin açıklaması
MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, biraz yüksek sesle
konuşacağım, belki Meclisin gürültüsü kesilir.
Baştan beri bu Meclisin gürültüsünden çalışma verimliliğimizin
yeterince yapılamadığını düşünüyorum. Bu Meclisi hepimiz oluşturuyoruz ve
hepimiz konuşurken, lütfen, bütün milletvekili arkadaşlarım, özellikle de
bakanlar, özellikle belli, önemli konuların görüşülmesinde söz söyleyip
ayrılmamalarını… Çünkü bir polemiğe giriliyor, bakanların biri gidiyor, biri
geliyor ve hangisiyle muhatap olduğumuzu, hangisinin bize cevap vereceğini
bilemiyoruz. Milletvekili arkadaşlarımın da bundan sonra görüşmelerde, ya
konuşulanları dinlemelerini ya da dinlemiyorlarsa çıkıp dışarıda sohbet
etmelerini saygıyla bütün Meclisten rica ediyorum.
Size de bu önerimi iletiyorum. Sağ olun.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.
Sayın Halaman…
9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesinde Kredi ve Yurtlar
Kurumuna bağlı bir yurdun ihalesinin ne zaman yapılacağına ilişkin açıklaması
ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Ben sorumu Gençlik ve Spor Bakanına sormak istiyordum.
Zannedersem, kuliste oturuyor. Bir bakana da soru sorduğumuzda “Ben o bakana
söyleyeyim, size yazılı cevap versin.” diyor.
Ben, bugün bu Mecliste, sürekli özel, kişiye özel kanunların
görüşüldüğünü düşünüyorum.
Ben toplumsal bir sorunu yani Adana’nın Kozan ilçesinde Kredi ve
Yurtlar Kurumuna bağlı bir yurdun ne zaman ihalesinin yapılacağını, ne zaman
programının ortaya konacağını Sayın Bakanımızdan sormak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.
Sayın Güven…
10.- İzmir Milletvekili
Hülya Güven’in, İzmir’de karakolda elleri bağlı olarak dayak yediği ve
işkenceye maruz kalan Fevziye Cengiz’in mahkemesinde görevsizlik kararı
verildiğine ilişkin açıklaması
HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki Fevziye Cengiz
İzmir’de, karakolda elleri bağlı olarak dayak yemiş ve işkenceye maruz
kalmıştır. Fevziye Cengiz’in 15 Şubatta yani iki gün önce yapılan mahkemesinde
hâkim yeterli işkence delili olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş,
dosyayı ağır cezaya değil adi suçlarla ilgilenen asliye ceza mahkemesine
yönlendirmiştir.
Ben burada sormak istiyorum: Bu olay işkence değil midir? Sayın
Bakanımız az önce insan hakları ihlallerinden bahsetmişti. Bu olay da bir insan
hakları ihlali değil midir? Bakanlarımız bundan sonra ne yapacaklardır?
Söylemleri ve uygulamaları farklı olan bir hükûmet değil, aynı olan bir hükûmet
istiyoruz.
Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güven.
Son olarak Sayın Yılmaz’a söz veriyorum.
11.- Uşak Milletvekili
Dilek Akagün Yılmaz’ın, kadına yönelik şiddetin
önlenmesine dair tasarının acilen Meclise gelmesi gerektiğine, ne zaman
geleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de buradayken
ben kendisine bir soru yöneltmek istiyorum. Eğer uygun görürse,
cevaplayabilirse çok memnun olurum.
BAŞKAN – Sayın Milletvekilimiz, bu soru-cevap değil, İç Tüzük’ün 60’ına göre olan bir söz talebi.
Buyurunuz.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Biliyorum, biliyorum efendim ama
Fatma Şahin’i her zaman göremiyoruz, Sayın Bakan burada.
Mümkün olursa kendisinden bu konuyu öğrenmek istiyorum. Kadına
yönelik şiddetin önlenmesine dair tasarı ne zaman Meclise gelecek? Çünkü son
dönemlerde hepimiz biliyoruz kadına yönelik şiddet çok arttı ve çok sayıda
kadın cinayeti olmaya başladı. Bu konuda acilen önlemlerin alınması gerekiyor.
Sayın Fatma Şahin’in bu konuda ben çaba sarf ettiğini görüyorum ama aciliyetle bu tasarının Meclise gelmesi gerektiğini
düşünüyorum. Sayın Bakan da bu konuda bir açıklama yapabilirse çok teşekkür
ederim.
Sağ olun.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.
Beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.11
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.23
BAŞKAN: Başkan Vekili
Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet
Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
67’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman
Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
XII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A)
Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı:
156)
BAŞKAN – Komisyon ve Başkanlık Temsilcisi? Yok
Ertelenmiştir.
2’nci sıraya alınan, Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet
İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
başlayacağız.
2.- Isparta Milletvekili
Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S.
Sayısı: 164) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Komisyon raporu 164 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk konuşacaktır.
Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel tarafından verilen MİT
Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(x) 164 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Değerli milletvekilleri, bugün burada, hep beraber bağırdığımız 12
Eylül 1980 darbesinden sonra oluşturulan Anayasa’nın 17’nci maddesiyle güvence
altına alınan yaşama hakkını ilgilendiren ve demokratik hukuk devleti
ilkesinden sapıldığını gösteren bir kanun teklifini görüşüyoruz. Belki bu kanun
teklifi bir maddeden ibaret ama bu kanun teklifinin içerdiği anlam, sonuçları
çok ciddidir, çok büyük olacaktır.
Değerli milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki geçen hafta İstanbul
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı tarafından MİT Müsteşarı Sayın Hakan
Fidan ve eski MİT Müsteşarı Emre Taner, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş
ve 2 MİT mensubu hakkında soruşturma açıldığı bunların ifadeye çağırılması
üzerine anlaşılmış ve hemen Hükûmet ve Hükûmet yanlıları, AKP yanlıları
ayaklanmıştır. Sanki Türkiye'de ilk defa bir MİT mensubunun ifadesi alınıyormuş
gibi ortalığı toz dumana katmışlardır. Önce bu soruşturmayı açan, başlatan,
yürüten savcının kararında değişiklik yapılmak üzere her türlü baskı uygulanmış
ama kararında değişiklik olmayınca cuma günü saat 17.00 sıralarında söz konusu
bu teklif apar topar hazırlatılarak -acemice ve panik hâlinde, mevcut zordan
kurtulma anlayışıyla hazırlanmış- bugüne kadar görülmediği bir şekilde Meclis
Başkanlığına sunulmuş ve daha Meclis Başkanlığındayken Adalet Komisyonuna,
telefonla, kanunun yolda olduğu ve gündem oluşturulması ve Komisyon üyelerine
dağıtılması söyleniliyor ve bu kanun teklifi, cuma günü saat 18.00’den sonra
Komisyon üyelerine elektronik posta adresiyle gönderiliyor.
Değerli arkadaşlarım, salı günü bu kanun teklifini enine boyuna
Komisyonda konuştuk, eleştirilerimizi dile getirdik.
Şimdi, öncelikle söylemek istediğim konu şudur, demokrasiler şu
sorunun yanıtını vermek zorundadır: Demokrasilerde terörle mücadele etmek için
hukuk devletinden sapılmak gerekiyor mu? Ya da devletin legal örgütleri dışında
illegal bir örgütlenmeye gidecek kanalları açmak gerekiyor mu?
Türkiye Cumhuriyeti, Anayasası’nda yazıldığı üzere -Anayasa’nın
2’nci maddesinde yazıldığı üzere- gerçekten demokratik bir hukuk devleti ise o
zaman terörle mücadelede de, başka konularda da bu ilkeye uymak durumundadır,
hukuk devleti ilkesine herkes sarılmak durumundadır.
Aslında, gazetelere bakıyorum, bu teklifin mimarının Sayın Recep
Özel olduğu söyleniyor, bu teklifin mimarı aslında Sayın Başbakan.
Şimdi ben tüm heyetinize soruyorum, tüm Türkiye’ye soruyorum:
Eğer, İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı bu kişileri ifadeye
çağırmasaydı ve ifadeye çağrılmasıyla
bunlar hakkında soruşturma açıldığı öğrenilmeseydi, bu kanun teklifi bu Meclise
gelecek miydi değerli arkadaşlarım? Çıkıp, önce bunun sorgusunu objektif olarak
vermek durumundayız.
Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi geldikten sonra,
bakıyorum, Hükûmetten hemen isyanlar başladı, bağırmalar çağırmalar başladı ve
Sayın Bekir Bozdağ hemen demeçler verdi “Özel yetkili ağır ceza mahkemesi kanun
metnini yanlış yorumlamıştır.” dedi.
Değerli arkadaşlarım, konu nedir? Mevcut MİT Kanunu’nun 26’ncı
maddesine göre, MİT mensuplarının görevlerinin niteliğinden doğan ya da görevi
ifa ederken işledikleri suçlardan dolayı soruşturulmaları Başbakanın iznine
tabidir. Şimdi, Sayın Bozdağ ve Hükûmet yetkilileri buna dayanarak, özel
yetkili mahkemenin soruşturma açabilmesi için Başbakandan izin alınması
gerektiğini savundular. Bu düşüncenin yanlış ya da doğruluğunu bir kenara
bırakıyorum, bunu tartışabiliriz, bu bir düşüncedir. Ama değerli arkadaşlarım,
ilk defa MİT mensuplarının ifadesi alınmıyor.
Daha önce, isimsiz ve imzasız bir mektupla başlatılan İrtica İle
Mücadele Eylem Planı çerçevesinde, MİT’in İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı
sanık sıfatıyla ifade verdi ve sanık olarak yargılanmakta. Sayın Bozdağ ve
Hükûmete sormak lazım: Bu kişi MİT mensubu değil miydi? Bu kişinin aynı mahkeme
tarafından ifadesi alınırken, sanık yapılırken bu MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi
yok muydu? Niye o zaman çıkıp bağırmadınız?
Devam ediyorum arkadaşlar: Erzincan’da 2009 yılında, bundan daha
iki yıl önce, Erzurum Özel Yetkili Mahkeme Savcısı Osman Şanal, Erzincan MİT
Şube Başkanı Sadri Barkın İnce’yle MİT mensubu Kıvılcım Üstel’i 4 Aralık 2009
günü gözaltına aldı, hem de çatışmaya varan bir boyutta, gergin olaylar içinde
gözaltına aldı. 7 Aralık 2009’da tutukladı arkadaşlar, tutukladı. Yani ifade
almaya çağırmadı, bunlarda olduğu gibi ifadeye davet etmedi. Gittiler, orayı
bastılar, MİT’i ve bu kişileri gözaltına aldılar. O zaman MİT Kanunu’nun 26’ncı
maddesi yok muydu? Bekir Bozdağ o dönem AKP Grup Başkan Vekiliydi, aklın
neredeydi Sayın Bakan, niye o zaman söylemedin? Niye o zaman “Başbakanın izni
gerekiyor.” demedin?
Devam ediyoruz arkadaşlar: MİT Asya Bölge Başmüşaviri
Kaşif Kozinoğlu 9 Mart 2011 günü Afganistan’dan Türkiye’ye döndü. Bir gün sonra
Oda TV davasında tutuklandı ve sanık sıfatıyla o davada yargılanıyor ve değerli
arkadaşlarım, bu kişi, biliyorsunuz, Silivri zindanlarında öldü. Öldü mü
öldürüldü mü, onu da bilmiyoruz. Peki, Kaşif Kozinoğlu MİT mensubu değil miydi?
Kaşif Kozinoğlu yargılanırken bu 26’ncı madde yok muydu? Hâlen şimdi
İstanbul’da şike operasyonu kapsamında İstanbul MİT Bölge Başkanı şüpheli
olarak, sanık olarak yargılanmaktadır değerli arkadaşlarım.
Sevgili milletvekilleri, hukukta çifte standart olmaz. Burada
sormak gerekiyor, gerçekten bütün bu kanunsuzluklar olurken bu özel yetkili
mahkemeler acaba yorumda hata yapmadı mı? Bu özel yetkili mahkemeler Ergenekon,
Oda TV, Balyoz davalarında, KCK davalarında, Hükûmetin sempatiyle baktığı
davalarda hukuk dışı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına aykırı
kararlar verirken acaba yasalarda yorum hatası yapmamışlar mıydı? Şimdi mi
yorum hatası yaptılar? Bunları Hükûmetin yanıtlaması gerekiyor ama demokrasi
adına bu tartışmalardan çıkan olumlu bir sonuç vardır, o da şudur: Bu
tartışmaların altında Fethullah Gülen-Erdoğan
çatışması var mıdır, yok mudur? Bu beni ilgilendirmiyor, gazeteler hep bu
konunun üstünde duruyor. Ya da bu çatışmanın şifresi yargı-MİT çatışması mıdır?
Bu da ilgilendirmiyor. Hukukçu olarak beni ilgilendiren, bu tartışmalardan
çıkan bir olay vardır, o da haksızlıkların ve hukuksuzlukların üretim merkezi
hâline gelmiş özel yetkili mahkemelerin gerçekten hoyratça, kaba, hukuk tanımaz
uygulamalarının artık iktidar çevrelerini rahatsız ettiğidir yani bumerang
etkisiyle de olsa iktidar artık aklını başına toplamalıdır, Sayın Adalet Bakanının
geçmişte bir yerde söylediği gibi, olayları tek tek tartışmak yerine kökünden
çözmelidir. Nedir kökünden çözmek? Bu olayların ana merkezini oluşturan özel
yetkili mahkemeleri kaldırmaktır değerli arkadaşlarım.
Sayın Bakan bir konuşmasında -sorulduğu zaman- aynen şunu
söylüyor: “Konuları tek tek tartışamayız. Eğer bugün bunu tartışırsak yarın
başka bir konuyu tartışmak zorunda kalırız.”
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bülent Arınç, Başbakan Yardımcısı
sıfatıyla Ergenekon ve KCK davalarında ve diğer davalarda “Herkes yaptığının
hesabını verecek.” diyor ve burada “Bütün kurumlar hesap verebilir olmalıdır.”
diyor, “Kurumlar denetlenebilir olmalıdır.” diyor.
O zaman Bülent Arınç’a sormak lazım:
Gerçekten, İstanbul özel yetkili ağır ceza mahkemesi savcısının Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 250’nci maddesindeki suçlar nedeniyle başlatmış olduğu soruşturmadan
bu kişileri apar topar kurtarmanın, kurtarmaya çalışmanın amacı nedir? Bunları
niye hesap verebilir olmaktan çıkartıyorsunuz?
Bugün getirilen bu kanun teklifi çok masum bir kanun teklifi
değildir değerli milletvekilleri. Bu kanun teklifiyle, aslında, mevcut MİT
Kanunu’nda MİT mensuplarına dokunulmazlık tanındığı gibi Başbakanın özel bir
görevle görevi ifa etmek üzere görevlendireceği kişilere de bir ayrıcalık,
dokunulmazlık tanımlanıyor.
Şimdi söyledik yani bu kanun teklifi o kadar acemice hazırlanmış
ki hazırlayan, teklifi veren arkadaşımın bu teklifi hazırladığına ben
inanmıyorum zaten; kendisine saygı duyuyorum çünkü bir hukukçu bu kanun
teklifini hazırlamaz, o kadar acemice hazırlanmış ki…
Şimdi, önce, bakın, bu kanun teklifi verildi. Bu kanun teklifi
nasıl geldi? Şöyle: “MİT mensuplarının veya Başbakan tarafından özel bir görevi
ifa etmek üzere görevlendirilenlerin…” Yani iki grup, özel grup Başbakan
tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenler… Nedir bu özel
görev? Bilen yok. Peki, kimler görevlendirilecek? Mesela, bu kapsamda terör
örgütünün liderini Sayın Başbakan görevlendirebilir mi? Komisyonda arkadaşlar
dedi ki: “Canım öyle şey mi olur? Yani koskocaman Başbakan bunu yapar mı?” E
peki ben size soruyorum: Bu ülkede sizin atadığınız, kuvvet komutanı
yaptığınız, Türk Silahlı Kuvvetlerinin başına getirdiğiniz, Genelkurmay Başkanı
yaptığınız İlker Başbuğ bugün “terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla
yargılanıyor, hapishanede ve bu kişi, iddianamede “Türk Silahlı Kuvvetleri
içine sızmış Ergenekoncu” olmakla suçlanıyor. E peki
Başbakan niye yapmasın? Yani Başbakanın güvenilirliği nereden kaynaklanıyor?
Yani arkadaşlar, bir hukuk devletinde kişilerin yarattığı bir güvence olabilir
mi?
Dolayısıyla, bu olaylara baktığımızda insanların güvencesini bir
Başbakana bağlayamazsınız. “Başbakanın özel görevlendirdiği kişiler.”
Pekâlâ, bana göre, bir terör örgütünün
yöneticisini görevlendirebilir. Niçin görevlendirebilir? O da belli değil:
“Özel bir görevi ifa etmek üzere.” Arkadaşlar, Anayasa’mız açık, Anayasa’nın
6’ncı maddesinde “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir
Devlet yetkisini kullanamaz.” Şimdi, Sayın Başbakanın hangi görevleri yapacağı,
Anayasa’da ve yasalarda bellidir. Şimdi öyle bir şey düşünün ki, bir görevi ifa
etmek üzere herhangi bir kişiye Sayın Başbakan, örneğin, ana muhalefet
partisine suikast yaptırabilir, örneğin Cumhurbaşkanına suikast yaptırabilir ya
da Cumhurbaşkanına veya ana muhalefet partisine suikast yapan bir kişi, “Ben
Başbakanın özel görevlendirmesiyle bu görevi yaptım.” diyebilir. Buna engel
yok. “E canım Başbakan yapmaz.”
Şimdi, aldığım habere göre AKP Grubu bir önerge verecekmiş. Bu
özel görevlendirilenleri kamu görevlisi olmakla sınırlayacakmış. E arkadaşlar
bu kanun teklifinin acemice hazırlandığının somut göstergesidir bu. Yine Adalet
Komisyonunda getirildi denildi ki, “Bu kanun teklifi geçmişe de uygulanır.”
Değerli arkadaşlarım., şimdi bakın Anayasa’nın 2’nci maddesi hukuk devletidir.
Bu kanun teklifi Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine
aykırıdır, bu kanun teklifi Anayasa’da yazan kuvvetler ayrılığı ilkesine
aykırıdır, bu kanun teklifi Anayasa’nın 137’nci maddesindeki kanunsuz emre
aykırıdır. Hiç kimse, ister Başbakan ister Cumhurbaşkanı, konusu suç olan bir
konuda emir veremez. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, Sayın Başbakan neyin
emrini verecek? Hangi özel görevi ifa etmenin emrini verecek? Yani bu ülkede
devletin legal kurumları görevlerini ifa edemiyor da, Sayın Başbakana bağlı
olan legal organlar, Millî İstihbarat Teşkilatı görevini ifa edemiyor da bir de
Sayın Başbakanın özel görevlendirmesine ihtiyaç mı duyuluyor? Buna Sayın
Başbakan neden ihtiyaç duyuyor? Biz şunu söylediğimizde, “Siz Sayın Başbakana
devlet içerisinde kendi özel örgütünü kurma yetkisi veriyorsunuz.” dediğimizde
arkadaşlarımız kırılıyor. Eğer arkadaşlar, siz gerçekten Başbakana, devletin
legal örgütlenmesi dışında başka bir örgütlenmenin içinde olmasını
istemiyorsanız böyle bir kanun teklifi, yetkiyi vermezsiniz.
Ben Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekiliyim. Eğer Cumhuriyet
Halk Partisi iktidarda olsaydı, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı
Başbakan olsaydı ona bu yetkiyi veren bir kanuna bir hukukçu olarak “evet”
demeyi içime sindiremezdim değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Sevgili arkadaşlarım, değerli milletvekillerim; şimdi, Sayın
Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, gerçekten Türkiye’de neler oluyor? Bunu
ben size Komisyonda sordum, yanıt vermediniz. Türkiye’yi kim yönetiyor? Bakın,
“Uludere’de istihbaratı kim verdi?” dedik. Genelkurmay açıklama yaptı: “Biz
istihbarat aldık ve bu istihbaratı değerlendirdik, buna göre operasyon yaptık.”
dedi. MİT açıklama yaptı: “Biz istihbarat vermedik.” dedi. Sayın Bakan, sayın
arkadaşlarım; MİT’in istihbarat vermediğini varsaydığımıza göre Uludere
olayındaki istihbaratı kim vermiştir ya da MİT bu konuda gerçekleri saptırmakta
mıdır? Ülkelerin tarihlerine baktığımızda, bizim kendi tarihimize baktığımızda,
istihbarat örgütlerinin bizzat terör olaylarını örgütlediğini, yönettiğini
biliriz. Türkiye’de 12 Eylül öncesinde, hatta 12 Eylül sonrasında kimi
toplumsal felaketlerin istihbarat teşkilatları tarafından, CIA’yle, MİT’le iş
birliği tarafından düzenlendiği konusunda bu toplumdaki kuşkular hâlen
giderilememiştir. İtalya’da Gladio yargılaması vardır
ve oradaki olaydan sonra, en son Başbakan çıkıp açıklama yapmak zorunda
kalmıştır bu olayın İtalyan istihbarat örgütü tarafından yapıldığı konusunda.
Şimdi, ben Sayın Bakana soruyorum: “Türkiye’yi kim yönetiyor?” diyorum.
Bugüne kadar, KCK ya da başka örgütlerin yaptığını bildiğimiz, en azından bizim
öyle sandığımız olayların kaç tanesi MİT tarafından ya da illegal örgütler
tarafından yapılmıştır? Bakan çıkıp açıklamak zorundadır. Bakan demeç verdi:
“Suç işlenmezse, örgüte sızılmazsa bu işler olmaz.”mış! Arkadaşlar, MİT’in ülkenin milletiyle,
ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü parçalamak gibi bir görevi mi var? MİT’in görevi
kanunda yazılı. Yine ben soruyorum Sayın Bakana: Yakalananların bin tanesinin
MİT mensubu olduğu söyleniyor. Ya arkadaşlar, çok vahim bir şey. Yani KCK
operasyonunda yakalananların bin tanesi diyorlar ki “MİT mensubu.” Eğer öyleyse
o zaman, Sayın Bakan, MİT KCK’yi ele geçirmiş midir?
Yani KCK MİT’in bir yan kuruluşu hâline mi gelmiştir? KCK’nin
yürütme kurulunda kaç tane MİT mensubu vardır? Ya da bölge sorumlularının kaç
tanesi MİT mensubudur Sayın Bakan? Bunları çıkıp açıklamak zorundasınız. Siz bu
iktidarda, özellikle Susurluk sürecindeki birtakım gayrihukuki kanun ve
emirlerden dolayı yapılan uygulamaları Ergenekon davasında sorgulatmak
iddiasını savunan bir Hükûmetsiniz. Şimdi, Başbakana böyle, sınırsız, ne idüğü belirsiz bir yetki, ne idüğü
belirsiz insanlara vermek suretiyle, yeni illegal bir örgütlenme
yaratacağınızın, Türkiye’de yeni yeni faili meçhul bırakılan siyasi cinayetleri
başlatacağınızın farkında mısınız? Yani bir zamanların Başbakanının söylediği
“Kurşun atan da devlet için, yiyen de, şereftir.” dönemini mi başlatmak
istiyorsunuz?
Arkadaşlar, bu kanun teklifi soruşturulmakta olan somut bir olaya
özgü bir kanun teklifidir. Yani kişiye özel olmanın ötesinde olaya özeldir,
somut bir olaya özeldir. Yani yapılan soruşturmanın elinden belirli kişileri
kurtarmaya yöneliktir…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözünüzü toparlayınız.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …soruşturmayı bertaraf etmeye
yöneliktir. Bu, yasama organındaki çoğunluğun parmak sayısını dayatarak yargıyı
yok saymasıdır. Dolayısıyla, bu yönüyle özellikle Anayasa’nın 138’inci
maddesine çok açıkça aykırıdır. Gerçekten bu ülkede demokrasiyi savunuyorsanız,
hukuku savunuyorsanız o zaman yapılacak bir tek iş vardır, özel yetkili
mahkemeleri kaldırmak, hoyratça, kaba, hukuk tanımaz uygulamalara son verdirmek,
herkesin ama herkesin normal adliye mahkemelerinde soruşturulması ve aklanması
olanağının tanınmasıdır.
Şimdi, ben, AKP Grubuna sorarak sözlerimi bitirmek istiyorum. Ey
AKP Grubu, MİT’e yönelik, gazetelere yansıyan bu kadar ciddi suçlamalar var. Bu
ciddi suçlamalar karşısında siz burada çıkardığınız yasayla onlar hakkındaki
soruşturmayı örtbas edebilirsiniz ama toplum vicdanında o insanların suç
işlediği yönündeki kanıyı nasıl yok edeceksiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Buna MİT’in de müsaade etmemesi
gerektiğini düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Murat
Bozlak. (BDP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Bozlak.
BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin
geneli üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere
söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kanun teklifinin özünde yatan, “İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet
Savcısının MİT Müsteşarı hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 250’nci
maddesine dayanarak başlattığı soruşturmadan Müsteşarı ve arkadaşlarını nasıl
kurtarırız?” mantığına dayanıyor. Çünkü Sayın Savcı 26’ncı maddeyi bir engel
olarak görmemiş, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 250’nci maddesinin bu
imkânı kendisine verdiğini düşünerek bu soruşturmayı başlatmış.
Şimdi, değerli arkadaşlar, öncelikle bir noktanın altını çizmek
istiyorum. AKP’li milletvekili arkadaşlarımız da kanun teklifi veriyor,
muhalefet partisine mensup milletvekili arkadaşlarımız da kanun teklifleri
veriyorlar. Her ne hikmetse AKP milletvekili arkadaşlarımızın verdiği kanun
teklifleri önce Meclis Başkanı, sonra Anayasa Komisyonu başkanları tarafından
jet hızıyla kabul ediliyor ve gerekli görüşmeler yaptırıldıktan sonra da Genel
Kurula iniyor. Bu öyle bir hâl aldı ki biz artık -AKP’nin getirdiği- her somut
olayda özel bir yasa çıkarma durumuyla karşı karşıya kaldık.
Bu, jet hızıyla yasa çıkarma hukuk tekniğini altüst ediyor, gelen
yasa teklifleri üzerinde milletvekillerinin doğru dürüst bir değerlendirme
yapma olayını da ortadan kaldırıyor ve sonuç itibarıyla, tabii, yasa tekniğiyle
bağdaşmayan, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan yasaları, ne yazık ki,
Parlamentomuz çıkarıp yürürlüğe koyuyor. Bu durum giderek -demin arkadaşlarımız
da bahsettiler- bu Parlamentoyu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Parlamentosu
olmaktan çıkarıp “AKP parlamentosu” hâline dönüştürüyor. Oysa burada AKP’nin
dışında diğer siyasi partiler de var. O siyasi partilerin teklifleri neden
Meclis başkanları tarafından zamanında uygulamaya konulmaz ve Parlamentonun,
Genel Kurulun gündemine getirilmez? İşin doğrusu, bu eşitsizliği hâlâ anlamış
değilim.
Yine, iktidar partisi, sayısal çoğunluğuna dayanarak, karşı
karşıya kaldığı her sıkıntıyı bir yasa çıkararak aşmaya çalışıyor.
Biliyorsunuz, Sayın Deniz Baykal, Mehmet Haberal olayıyla ilgili, gitti, Sayın
Başbakanla görüştü, Mehmet Haberal’ın annesinin rahatsız olduğunu söyledi ve
son bir kez de olsa annesini görmesine olanak sağlanmasını istedi. Sayın
Başbakan “Tamam.” dedi ama döndüler “Peki, nasıl bu olanak sağlanacak? Yasa var
mı? Yasa yok. O zaman, yap yasa.” dediler. Sipariş üzerine bir yasa teklifi verildi
ve komisyonlarda da görüşüldü, şimdi Genel Kurulun gündeminde bekliyor.
Keza, Sayın Adalet Bakanı da çıktı, dedi ki: “Altı aydır biz
İmralı’ya tecrit uyguluyoruz. Bu tecridin yasal dayanağı yok. Ben sıkıntıdayım,
bunun yasal dayanağını nasıl sağlayacağız?” “Yasa yok mu? O zaman, tecrit
uygulamak için yap yasa. Yok yasa ise, yap yasa.” dediler. Keza, Şike
Yasası’nda da benzer şeyle karşılaştık. Şike Yasası’nda da daha üç ay önce
çıkarılmış, yürürlüğe konulmuş bir yasa patronlara uygulanınca, döndüler,
geldiler, Parlamentoda grubu bulunan partilere “Ya bu yasada öngörülen cezalar
çok yüksek, lütfen bunu değiştirin.” Ne yapacağız? “Yasa yapılması lazım bu
konuda.” O zaman yine, yok yasa, yap yasa.
Bu nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bu “Yok yasa, yap
yasa.” mantığı İttihat Terakkinin mantığıdır. Bu mantık Türkiye’ye hiçbir şey
kazandırmamıştır, ancak Türkiye’ye zarar vermiştir. Eğer bugüne kadar bu ülke
demokratikleşmemişse, demokratikleşme sürecini tamamlayamamışsa, içeride özde
bu mantık yatmaktadır.
Yine teknik itibarıyla yasanın bazı eksiklerine değinmek
istiyorum. Kişiye özel düzenleme yapılamaz, hukuk bunu emrediyor. Ceza
muhakemelerinde genel kaidedir bu ama, ne yazık ki, biz sürekli bu Parlamentoda
kişiye özel kanunlar yapıyoruz, tıpkı işte bugün de gelen kanun gibi. Bu kanun
da üç dört kişi için özel olarak getirilen bir yasa. Kişiler için çıkarıyoruz
ondan sonra genelleştiriyoruz; hiç önemi yok, önemli olan başlangıçtaki
düşüncemizdir. Biz bu yasayı genel ve objektif bir yasa olarak mı getiriyoruz,
yoksa kişiye özel mi ve bu kanun bu anlamda da son derece sakattır.
Bir diğer eksiklik, genel yasayla özel yasa çelişebilir. 2937
Sayılı MİT Yasası özel bir yasadır. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250’nci
maddesi genel bir yasadır. Eğer genel yasayla özel yasa çelişkisi varsa, burada
özel yasa uygulanır; ama yasa koyucunun, genel yasayla özel yasa arasında
bilerek, bilinçli olarak çelişki yaratma hakkı yoktur. Bu, görevin kötüye
kullanılmasıdır. Biz yanlış yapıyoruz, bize verilen görev doğrultusunda hareket
etmiyoruz. Bile bile genel yasayı aşabilmek için, genel yasadaki hükmü
aşabilmek için özel bir yasa çıkarıyoruz.
Keza yine hukuk tekniği açısından söylüyorum. Yine, bu kanun
teklifi, Adalet Komisyonunda arkadaşlarımız da dile getirdiler, gerçekten Türk
Ceza Kanunu’nun 283’üncü maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Türk Ceza
Kanunu’nun 283’üncü maddesi der ki; başlamış olan bir soruşturmada soruşturmaya
uğrayan kişileri korumaya çalışanlara şu kadar ceza verilir.
Şimdi arkadaşlar söylediler, size ceza vereceklerdi ama şimdi
hepimize herhâlde ceza verecekler yani el kaldıran herkese kabul ettikleri için
ceza verecekler. Ben şimdiden söyleyeyim, bu yasayı kabul etmiyorum.
Yine, değerli arkadaşlar, Anayasa’ya göre de yaptığınız bu şey
Anayasa’yı ihlal suçudur. Anayasa’mıza göre de başlamış olan davalar nedeniyle
Parlamentoda görüşme yapılamaz. Biz şimdi bu görüşmeleri, ne yazık ki,
yapıyoruz.
Bir diğer önemli şey: Yine arkadaşlar belirttiler, kanun
teklifiyle gerçekten Başbakana öyle bir özel yetki veriliyor ki -benim dilim
varmıyor- hani bir çete kuracak demiyorum ama buna yol açabilecek bir
düzenlemedir.
Siz sayın AKP’li milletvekili arkadaşlarım, Başbakanı iyi
tanıyorsunuz “Böyle bir şey yapmaz.” diyebilirsiniz, “Biz kendisine
güveniyoruz, o çete kurmaz, yanlış yapmaz.” diyebilirsiniz ama ölümlü bir
dünyadayız, fani bir dünyadayız, yarın hepimiz öleceğiz. Allah gecinden versin, Başbakan ölür giderse yerine başka biri
gelmeyecek mi? Bu ülke Başbakansız mı kalacak? Eğer böyle bir durum olduğu zaman
yarın “Kurşun atan da, devlet adına, kurşun yiyen de bizim için kutsaldır.”
diyen başbakanların eline geçerse ne olur? Bu yasayla neler yapılmaz? Gerçekten
bu konuda da son derece mahzurludur. Bu anlamda da bu yasanın kabul edilmemesi,
reddedilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Şimdi, değerli arkadaşlar, genelde şunu söylediler: İşte
MİT-Emniyet çelişkisidir, bunun temel nedeni bu. İster MİT-Emniyet çelişkisi
olsun, isterse AKP ile AKP’yi destekleyen gruplar arasındaki çelişkiden
kaynaklansın, hiç önemli değil. Bu memlekette cumhuriyetin kuruluşundan beri
bir statüko oluşturuldu. Bu statüko etrafında oluşturulan bir resmî devlet
ideolojisi var. İşte bu statükoyu korumak, resmî devlet ideolojisini korumak
için cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu ülkede sürekli özel yetkili
mahkemeler var edildi; istiklal mahkemeleri cumhuriyetin hemen kuruluşunda,
peşinden Yassıada mahkemeleri, arkasından sıkıyönetim mahkemeleri, keza devlet
güvenlik mahkemeleri. Devlet güvenlik mahkemeleri, Avrupa Birliği süreci
içerisinde “olmaz” denilince Avrupa ülkelerince, AKP tarafından isim
değişikliğiyle bu sefer özel yetkili ağır ceza mahkemeleri hâline dönüştürüldü.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bu mahkemeler bugüne kadar bu ülkeye ne
katmışlardır, toplumun huzurunu, refahını sağlamaya yönelik bir katkıları olmuş
mudur? Kim diyebilir? Demokrasimize faydası olmuştur diyen çıkabilir mi? Yargı
bağımsızlığını sağlamıştır bu siyasi mahkemeler diyen olabilir mi? Bu
mahkemeler siyasi mahkemelerdir ve bu mahkemelerin görevi de statükoya karşı çıkan,
resmî devlet ideolojisine karşı çıkan herkesi yakasından tutup yargılamaktır.
Bakın geçmişe, ne yapmıştır istiklal mahkemeleri? Şeyh Said’in
kellesini almıştır, Seyit Rıza’nın idam fermanını vermiştir. Yine bu mahkemeler
Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam fermanını yazmıştır. Keza Deniz Gezmiş ve
arkadaşlarının idam fermanını yazan bu mahkemelerdir. İşte bu mahkemelerin
devamı olan özel görevli mahkemeler, yetkili mahkemeler, şimdi de
milletvekillerimizi, bu Parlamentonun milletvekillerini yakalayıp tutukluyor,
halk desteğine rağmen, halk iradesine rağmen onları cezaevinde tutma gibi bir
yetkiye sahip olduğunu iddia ediyor.
Şimdi yapılması gereken işin kenarından dolaşma değil esasa
gitmektir ve bu mahkemeleri kaldırmaktır. Gelin hep beraber Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’nun 250’nci maddesini, 251’inci maddesini, 252’nci maddesini
kaldıralım, bu iş bitsin, memleket rahata kavuşsun. Bunu yapmadığımız sürece de
bu tür sıkıntılarla bu ülke sürekli karşı karşıya gelir.
Şimdi, bugün Sayın Hasip Kaplan ve
arkadaşlarımızla birlikte Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısına bir dilekçe
vermek üzere gittik. Orada KESK yöneticileri ifade ediyorlardı Cumhuriyet
Savcılığında. KESK yöneticileri, bunlar memur değil mi? KESK’in
en üst düzey yöneticileri ve hepsi memur. Kimseden ses çıkmıyor, Parlamentodan
özellikle iktidar partisinden, belki haberiniz dahi olmamıştır. Peki bunlar
yargılanıyor. “Bunları izne bağlayalım memurdur, bunlar da üst düzeyde
görevlidir.” diyenimiz var mı? Hayır yok. Demiyoruz ama İstanbul’daki Başsavcı
üst düzeydeki bürokratlar için bir karar veriyor, soruşturma açıyor, bir
taraftan iktidar partisi, bir taraftan da -gerçekten niçin muhalefet
ettiklerini anlayamadım- ana muhalefet partisi birlikte biri karşı çıkıyor,
biri bu işi yapalım diyor, bir çalışma ve çaba içerisine giriyorlar. Nedir,
mesele ne? Şimdi ana muhalefet partisi diyor ki: Siz ey MİT müsteşarı veyahut
da MİT yetkilileri nasıl olur gidersiniz barış için, kardeşlik için gider
Oslo’da, İmralı’da görüşmeler yaparsınız? Peki bu görüşmeleri yapmayalım ne
yapalım? Ne yapsın? Bugüne kadar denenmiş yöntemlere devam mı edelim?
SIRRI SAKIK (Muş) - Öldürelim, öldürelim!
MURAT BOZLAK (Devamla) - Öldürelim mi?
SIRRI SAKIK (Muş) - Evet evet!
MURAT BOZLAK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi dönüyoruz
iktidar partisine. İktidar partisi de şunu düşünüyor, diyor ki: “Sen benim
bürokratımı yargılayamazsın.” Şimdi anlayış bu: “Bürokratımı yargılayamaz.” Bir
tarafta statükoya karşı çıkan, çıktığı için cezalandırılmasını isteyen, bir
taraftan da “Benim adamım.” diye bir sahiplenme var. Biz bu tarzda bu ülkenin
sorunlarını asla çözemeyiz.
Değerli arkadaşlar, şimdi bütün bu sorunların temelinde yatan Kürt
sorunudur. Sayın Sırrı Sakık da benden önce yaptığı
konuşmada dile getirmişti. Gerçekten biz 90’lı yılların yöntemleriyle bu
meseleyi çözemeyiz. Barış konusunda adım atan insanları mahkemelerin kapısına
çıkararak, yargılattırarak bu sorunu çözemeyiz. Bu,
bu ülkenin temel sorunudur. Bu ülkede yaşayan insanların çocukları şu an için
can veriyor. Onun içerisinde, can veren askerler içerisinde Kürt çocukları da
var, Türk çocukları da var, Arap çocukları da var, Laz çocukları da var.
Gerillada da can veren gençler bu ülkenin yurttaşları, onlar da Kürtlerin
çocukları. Biz bu çatışma sürecini ne kadar daha çok devam ettireceğiz? Bu işi
barışçıl yolla çözmeyi denemeyecek miyiz? Kendimize 90’lı yılların
Başbakanlarını mı örnek alacağız, o hükûmetleri mi örnek alacağız? Nerede o hükûmetler?
Eğer o hükûmetler doğru şeyler yapmış olsaydı bugün ayakta kalırlardı. Bakın, o
dönemde şiddetten medet uman siyasi partinin esamesi
okunmuyor, var mı adı? Koskoca Demokrat Partinin mirasını devralmışlardı. Sonra
Adalet Partisi, DYP oldular ve o mantıktan dolayı da Kürt sorunu konusundaki
çözümsüzlükleri nedeniyle de bitirdiler. Bu halk size bir görev verdi AKP
olarak. Sanmayın ki siz her gün Diyarbakır’dan Kandil’e uçakları kaldırasınız
diye bu halk size oy vermedi. Özellikle Diyarbakırlı milletvekili arkadaşlarıma
söylüyorum, gidin, Diyarbakır’da sorun “Biz her gün buradan Kandil’e uçak
kaldırsa idik, bunu size söyleseydik, kaldıracağız deseydik bize oy verir
miydiniz?” diye sorun, kimse kabul etmeyecektir.
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ne demişler orada, Diyarbakır’da oy isterken?
MURAT BOZLAK (Devamla) – Barışı savundular… Barışı savundular,
kardeşliği savundular ve bu doğru bir savunmadır, olması gereken de budur.
Sevgili AKP’li arkadaşlar, özellikle şunu söylüyorum: Şiddet çözüm değil, Kürt
meselesini şiddetle çözemezsiniz.
Buraya daha önce Avrupa’da yıllarca kalmış, otuz sene, kırk sene
önce kalmış bir Kürt siyasetçisini özellikle Hükûmet özel bir çabayla getirdi
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda dinletti ve şunu konuşturdu, şunu
söylettirdi: “PKK bir devlet organizasyonudur. PKK’yi MİT kurdurmuştur.”
Arkasından da şimdi deniyor ki: “KCK’nin içerisinde
bin tane MİT mensubu var.”
Ya, insaf! Bunların hepsi bizim arkadaşlarımız, 5 tanesi
milletvekili arkadaşımız, diğerleri belediye başkanlarımız, il başkanlarımız,
il genel meclis üyelerimiz, belediye meclis üyelerimiz ve partimizin üst düzey
yöneticileri. Şimdi, bin kişi MİT elemanı burada ise lütfen çıkarın bunu, açığa
çıkarın biz de bilelim kimdir bunlar. Bunlarla beraber biz yürüyoruz,
çalışıyoruz, biz diyoruz ki, bunlar bizim arkadaşlarımızdır, bu bir karalama
kampanyasıdır ama bu karalama kampanyasına Kürt halkı asla inanmaz, bir puan
kazandırmaz size.
Şimdi, şunu son olarak söylüyorum: Şu an AKP olarak siz gerçek
anlamda bir iktidar gücüsünüz, 1930’ların devlet yöneten CHP’si konumundasınız.
CHP’nin yaptığı yanlışlığı siz yapmayın bu ülkeye ve doğru olanı seçin. Doğru
olanı seçin, barışın yolunu açın. Arkadaşlarımızın da dediği gibi, bu işi
bürokratlar üzerinden götürmeyelim, Meclis bizzat el koysun, bu konuda duyarlı
olan akil insanları da yanımıza alalım ve bu problemi, bu akan kardeş kanını
hep birlikte, el ele verelim durduralım. Bu Meclise düşen tarihî görev budur.
Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bozlak.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oktay
Vural.
Buyurunuz Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Öncelikle, yüce heyeti ve değerli milletvekillerini, Sayın Başkan
sizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında bugün görüştüğümüz konu, gerçekten önergeyi verenin
ismiyle Özel, hedefiyle özel, özel bir amaçla verilmiş bir kanun teklifini Anayasa’ya
aykırı bir şekilde görüşüyoruz. Bunun hangi amaçla, kimin için verildiğini,
hangi hukuk dışı eylemleri kamufle etmek amacıyla verildiğini bütün milletimiz
açıkça biliyor.
Bu bakımdan, Sayın Başbakana verilen... Ki burada Sayın Başbakana
geçirdiği ameliyattan dolayı yine, Cenabıhak’tan şifalar diliyorum, gerçekten.
Ama biraz önce Özcan Yeniçeri’nin okuduğu Sultan
Süleyman, Kanuni Sultan Süleyman’ın bir lafı var “Halk içinde muteber bir nesne
yok devlet gibi.” diyor.
Aslında bugün tartıştığımız konu, devlet dediğimiz, halk için
muteber bir nesne olması gereken devletin, muteber dışına çıkartıldığı bir
süreci yaşıyoruz. Gerçekten, bugün bu tartışma, bir bakıma bir turnusol kağıdı.
Bu tartışmayı, bu kanun teklifini getiren süreçler, bu kanun teklifiyle hedeflenen
amaçlar, yapılmak istenler, aslında doğrudan doğruya halk için muteber bir
devletin olmadığını ortaya koyan ve bugün, hep beraber, birlikte bu Mecliste
namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ettiğimiz değerleri nasıl yozlaştırdığını,
yok saydığını göstermesi bakımından son derece önemlidir.
O bakımdan, söylenen sözler, yapılanlar bir silsile içerisinde
takip edilmeli ve bu noktada gerçekten son derece önemli gördüğüm, henüz daha
bugün, değerli arkadaşlarım, bugün, AKP Grubu adına ve Hükûmet adına işkenceyle
ilgili, hukuk dışı eylemlerle ilgili verilmiş bir araştırma önergesine verilen
cevaplar ve bugün, sizlerin vicdanlarınızla değerlendirmeyi umduğum kanun
teklifinin amaçlarını dikkate aldığımız zaman ne kadar büyük çelişkiler
içerisinde olunduğunu gösterir.
Bakınız, AKP adına konuşan Değerli Milletvekili Sayın Mehmet Naci
Bostancı diyor ki: “Eğer bir ülkede siyasi otorite kendinden menkul bir
meşruiyet iddiasıyla hüküm ferman oluyor ise orada eziyet, işkence vardır.
Bürokratik vesayetin olduğu bir yerde halkın rızası, yapılıp edilenlerin şeffaf
bir şekilde ortaya konulması, kamu otoritesi ile halk arasındaki ilişkiler
açık, anlaşılır ve şeffaf bir şekilde olmaz.” Değerli arkadaşlar, aslında,
bugün, bürokratik vesayetin odağında nasıl bir kanun teklifi geçirildiğini ve
AKP adına konuşan bürokratik vesayetten bahsedenlerin bugün, nasıl Türkiye’yi
bir bürokratik vesayete, hukuk dışılığa, ferman devletine götürdüğünün örneğini
burada gayet rahatlıkla görüyoruz. “Sen kimsin, kimliğini göster, neyi temsil
ediyorsun, niçin böyle bir muamele yapıyorsun?” diye artık söz hakkı olmayacak.
Bakın, AKP adına konuşan Sayın Suat Kılıç diyor ki: “Kuşkusuz,
önemli olan şudur, mühim olan, bazı kamu görevlilerinin kanundan aldıkları
devlet yetkisini kullanırken hukuk dışına çıkmaları hâlinde idare -yani siz ey
Bakanlar Kurulu- bu insan hakkı ihlalleri işkence ya da kötü muamele
örneklerini himaye mi etmektedir, hukukun önüne mi çıkartmaktadır?”
Şimdi, işte, bugün Suat Kılıç diyor ki: “Eğer hukuk ihlalleri
varsa, bunlar hukukun önüne çıkartılmıyorsa işkence, eziyet vardır.” İşte,
bugün geldiğimiz bu noktada, aslında idare eğer bunları yargı önüne
çıkartıyorsa, hâkim huzuruna getiriyorsa, hukuka teslim ediyorsa, hesabını
soruyorsa ortada bilinçli, istikrarlı bir iyi niyet ve hukuki duruş var
demektir. O zaman, çıkartmadığınıza göre, iyi niyetli bir duruşunuzun,
istikrarlı bir duruşunuzun olmadığını kendi ifadelerinizle burada ortaya
koyuyorsunuz.
Cenabıhak kimseyi kendi sözleriyle imtihan etmesin. Biraz önce
Hükûmet adına konuşanlar, AKP Grubu adına konuşanlar, bürokratik vesayetten
bahsedenler, hukuka bağlı olmaktan bahsedenler, hukuk ihlallerinin yargı önüne
çıkartılmasından bahsedenler, bugün hukuk ihlallerini yargının gündeminden
kaçırtmak istemektedir.
Aslında fazla söze gerek yok. Dolayısıyla, sizlerin
ifadelerinizin, “hukuk devleti”, “ileri demokrasi” ifadelerinin, “Darbeye
karşıyız.” ifadelerinizin aslında içi boş bir ifade olduğunu gösteriyor.
Şimdi, bir olayı konuşuyoruz. Aslında böyle bir olayı konuştuğumuz
zaman hangi süreçler bizi buraya getirdi, bunları tahlil etmemiz lazım.
Değerli milletvekilleri, burada biz muhalefet partisi olarak
konuşuyoruz ama, hepimiz bu millete sorumluyuz. Hepimizin şu Anayasa
çerçevesinde görev yapmamız lazım. Hepimiz hukukun üstünlüğüne namus ve şeref
sözü verdik.
Dolayısıyla, ben, burada görüşmeleri ve konuşmalarımızı,
vereceğiniz kararlarınızı, öncelikle sizin Türk milletinin vicdanının tecelli
ettiği bir yerde milletvekillerinin vicdanına tevdi ediyorum. Bugün bu vicdan
muhasebesini yapmak, sorumlusu olduğumuz, kendilerine karşı sorumlu olduğumuz
milletimize ve bu devletimize karşı görevimizdir.
O bakımdan, buradaki değerlendirmeleri bir iktidar-muhalefet
değerlendirmesi şeklinde ele alıp bu çerçevede değerlendirmenin milletvekili
sıfatıyla tam manasıyla bağdaşmayacağını ifade etmek istiyorum.
Bakın, burada konuştuğumuz bu konuya gelen süreçleri iyi tahlil
edelim.
Değerli arkadaşlarım, bu sürece getiren, bu noktalara getiren
süreçler aslında “Türkiye’de terörle mücadelede bugüne kadar uygulanan
tedbirler başarılı olmadı, siyasal bir çözüm bulmamız gerekir.” diyen birtakım
kılavuzların, iç ve dış kılavuzların ekseninde Türkiye Cumhuriyeti devletinin
ve milletinin yeniden tanımlanmasına kadar götürebilecek bir teşhisten sonra
bunlar gelmiştir ve böyle bir siyasal çözüm arayışı netice itibarıyla, bölücü
terör örgütünün talepleri doğrultusunda adım atılmasına, terör örgütüyle ilişki
içerisine girilmesine, terör örgütünün muhatap alınmasına ve terör örgütünün
istekleri doğrultusunda açılım politikalarının getirilmesine kadar bir süreç
geldi.
Bakın, bu konularla ilgili geldiğimiz zaman, müzakereler yapılması
konusunda ifadelerde bulunduğumuz zaman bunları reddettiniz ama sonra ortaya
çıktı ki, müzakereler yapılıyor ama siz milletin huzurunda reddettiniz.
Müzakereler yapıldıktan sonra “Devlet görüşür, hükûmet görüşmez.” dediniz,
Genelkurmay Başkanı “Oslo görüşmelerinden bizim hiçbir haberimiz olmadı.” dedi,
bunun devlet katında bir görüşme olmadığı ortaya çıktı. Ahmet Davutoğlu “Bu bir
siyasi talimatla olmuştur.” diyerek adresin Hükûmet olduğunu ortaya koydu.
Körle yatan şaşı kalkar. Hatta bazı kılavuzlarınız şunu söyledi: “Şeytanla bile
görüşürüz.” Şeytanla bile görüşenler, sonuçta, Türkiye Cumhuriyeti devletinin,
birtakım kesimlerin resmî ideoloji olarak dediği ama bu devletin ve milletin
temel dayandığı hususları, kimliğini, bütünlüğünü göz ardı eden ilişkilere
girdi.
İşte, aslında bugün görüştüğümüz konunun perde arkasında bu yanlış
teşhis vardı ve böyle bir yanlış teşhis sonucunda böyle bir müzakere süreci
oldu; reddettiniz. Kayıtları çıktı; “Efendim, bunlar başkalarının
uydurmasıdır.” diye söylediniz. Karda yürürken izinizin belli olmayacağını
gösterdiniz ve bütün bunlarla birlikte şeytanla bile yapılan görüşmeler
sonucunda, şeytanla yapılan görüşmenin protokolleri yansımaya başladı.
“Protokoller var.” dendi. Sayın Başbakan dedi ki: “Hayır, yok böyle
protokoller.”
Şimdi görüyoruz, bakıyoruz ki, KCK soruşturması çerçevesinde
ortada protokoller var. Hakem devletler var ve bütün bu süreçler aslında
değerli arkadaşlarım, birer iddiayla, iddialar bunlar. Bu iddiaların doğru olup
olmadığını kim tayin edecek?
Şimdi, böyle bir süreç içerisinde değerli arkadaşlarım, MİT ile,
daha doğrusu “Başbakanın özel temsilcisi sıfatıyla götürülen heyette…” Türkiyeliliğin’nin Anayasa’ya sokulması, ikinci dil olarak
Kürtçenin Anayasa’ya girmesi, “Demokratik Çözüm İlkeleri Taslağı” adı altında
üç tane protokolün kabulü, Öcalan’a ev hapsi, ondan sonra af getirilmesi, KCK
tutuklularının serbest bırakılması gibi birçok iddialar var. Bu iddialar doğru
mu, değil mi?
Değerli arkadaşlarım, böyle birtakım iddialar, hukuk dışı, Anayasa
dışı birtakım iddiaların doğru olup olmadığına ilişkin sorgulaması gereken
kimdir? Şimdi, Sayın Bakan buradan söylüyor: “Suç yok, vazife vardır.” Devletin
görevi, bu milletin birliğini ve bütünlüğünü bir terör örgütüyle müzakere etmek
midir?
Bakın “Devletin temel amaç ve görevleri şunlardır.” deniliyor
5’inci maddede. “Türk milletinin bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak.”
diyor. Şimdi, böyle bir süreç içerisinde siz kalkıp da “Suç yok, vazife var.”
demek suretiyle hukuk dışı, Anayasa dışı birtakım eylemleri meşru
gösterirseniz, o zaman, devletin kendisi, dibine dinamit koyuyor demektir. Bu
bakımdan, bu ilişkiler çerçevesinde iddia edilen hususlar vahimdir.
Diyarbakır’da sırtında bomba yüklü olarak emniyete giren, girmek isteyen
birisinin kamu görevlisi olduğu söyleniyor. Belediye otobüsüne molotofkokteyli
atan KCK üyesiyle ilgili iddialar var.
Şimdi, bütün bunlarla ilgili bakıldığı zaman, bu vahim iddiaları
doğrudan doğruya devletin üzerinde bir suçmuş gibi kabul etmeniz, aslında,
devleti yok saymanız demektir. Bu yönüyle bakıldığı zaman, PKK’yı devletin
kurduğuna, devletin birtakım birimleriyle ilişki içerisinde olduğuna dair bu
kürsüde birtakım ifadelerde bulunanların, aslında, meğer, KCK’yla
ve PKK’yla ilişki içerisinde olduklarının üstünü örtmek için bunları yaptıkları
gayet açık ve net ortaya çıkmıştır.
İşte, bugün geldiğimiz bu noktada, demokratik özerklik statüsünün
sağlanması… Değerli milletvekilleri, bunlar yenilir yutulur iddialar değil.
Allah için, eğer siyasi irade “Ben bunların arkasındayım.” diyorsa, çıksın,
yüreklice desin ki: “Evet, ben özerkliği, özerk Kürdistan’ın kurulmasını,
Kürtçenin resmî dil olmasını ben istedim. Bu benim siyasal düşüncemdir.” desin.
Devleti bu işe niye müdahil ettiriyorsunuz? Devlet görevlileri üzerinden niye
siyaset oluşturuyorsunuz?
O bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada, devletimizin temel
vasıflarına aykırı bir şekilde, bir terör örgütüyle müzakereler yapıldığı
iddiası, hukuk dışı müzakereler yapıldığı, bununla yetinmeyip bir terör
örgütünün yönetilmesi, kurulması gibi birtakım ilişkilere girildiğine ilişkin
bir kanaat var. Eğer siz bu kanunla bunun üstünü örterseniz devlet töhmet
altında kalacaktır. O bakımdan, bugün bizim korumamız gereken değer devletin
hukuk dışı birtakım iş ve eylemlere giremeyeceğine ilişkin, halk nezdinde
muteber bir devlet olduğuna ilişkin kanaati güçlendirmektir. Bu yaptığınız,
devlet yönetimi açısından da, bu devletin temelleri ve Anayasa açısından da
sorgulanması ve soruşturulması gereken hususlardır.
Bunun dışında “Türkiye’de -birçok ifadelerde bulundunuz- darbe
planları var. Şunlar var, soruşturulmalı. Herkes hesap vermeli.” dediniz, e,
biz de diyoruz. Planlar hazırlanmışsa, PKK’yla beraber, birlikte bu milletin
birlik ve bütünlüğüne bir plan hazırlanmışsa -var mı, yok mudur- kim varsa
hesabını çıksın versin. Niye kaçıyoruz bundan? Kimi kaçırıyorsunuz? O bakımdan,
bugün geldiğimiz bu noktada birtakım üst düzey kamu görevlilerinin hesap
vermesini “ileri demokrasi” adı altında meşru görenler, bugün geldiğimiz bu
noktada, maalesef, kendi kamu görevlilerine verdiği talimatlar doğrultusunda
görev yapanları hukuktan kaçırıyor. Nerede kaldı hukukun üstünlüğü, nerede
kaldı değerli arkadaşlarım? Bir hukuk yaptık. Diyor ki MİT Yasası: “Anayasa’daki
devletin bütünlüğünü, ülke bütünlüğünü korumakla görevlidir, bunun dışında
görev verilemez.”; MİT Kanunu’nun 4’üncü maddesi. Bunun dışında görev verilemez
ise, yapılan görev de bu görev çerçevesindeyse, bu durum da Hükûmet bu görev
dışında kamu görevlilerine talimat vermiş olduğuna ilişkin bir delildir. Burada
illiyet bağı kurulmuş oluyor. Eğer siz gerçekten Türkiye'nin bütünlüğüne
yönelik bir talimat vermemişseniz, böyle bir hukuk arayışı içerisinde
değilseniz bu koruma ve kollama niye? Zaten 26’ncı maddede “Görevi sırasında
yapılan işlerden dolayı Başbakanın iznine tabidir.” diyor. O zaman, siz, demek
ki devletin birtakım görevlilerine siyasi görev vermişsiniz. Bu siyasi görev
çerçevesinde Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü hakem devlet eşliğinde değerli arkadaşlarım,
hakem devlet eşliğinde bunların müzakeresini yapmışsınız, protokoller
hazırlanmış ve PKK yerine de KCK gibi bir paralel devlet yapılanmasının önünü
açmışsınız. 2005’te kurulmuş, 2009’a kadar önünü açmışsınız. Ki, Öcalan’ın
“üçüncü aşama” dediği husus da: “Demokratikleşmenin yasal adımları atıldıkça
tekrar silahlara başvurmanın zemini kalmayacaktır. PKK da KCK faaliyetlerinin
yasallık kazanmasıyla siyasallaşacaktır.” İşte bu girdiğiniz denklem, PKK’yı
siyasallaştırma denklemiydi. Siyasal bir çözüm bulmak için KCK’nın
planlamasına izin verdiniz, paralel devlet uygulaması yaptınız ama büyük Türk
milleti bu oyunun farkına vardı. Milliyetçi Hareket Partisi bu politikaları
deşifre etti. Eğer gerçekten bu politikalarla ilgili verdiğiniz talimatlar
doğrultusunda adım attırma konusunda bir fırsat bulsaydınız, biliniz ki bu
protokolleri Meclise getirecektiniz. Ama biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak
bu oyunu gördük, bunu deşifre ettik. Deşifre ettiğimiz zaman AKP’ye oy veren
vatandaşlarımızın kahir ekseriyetinin reddettiği bu pis ve kirli pazarlık
karşısında tepki kondu, tepki konunca U dönüşü yapmak zorunda kaldınız. İşte,
işin özü odur.
O zaman, Hükûmet, burada şunları açıklamalıdır: Eğer Bekir Bozdağ
“Vazife vardır.” diyorsa bu vazifeyi hangi tarihte, hangi amaçla, hangi
çerçevede, kime verdiğinizi çıkın açıklayın yüreklice. Bakın, burada size açık
bir teklifte de bulunuyorum: Eğer bu görüşmelerin yapılması konusunda Hükûmetin
talimatı var ise, ki siz bu eylemle var olduğunu söylüyorsunuz, gelin kapalı
oturum yapalım, öğrenelim bunu. Ne amaçla bu görevlileri oraya gönderdiniz, bu
insanlara talimat veren kim, hangi amaçla vermiş, bunları gelin kapalı oturumda
açıklayın. Böyle muğlak kanunların arkasına saklanmaya gerek yok, yüreklice
çıkın söyleyin: “Biz talimat verdik, kamu görevlilerine biz talimat verdik.”
(MHP sıralarından alkışlar) Niye onları ateşe atıyorsunuz? Tehdit mi ediyorlar?
“Yargının karşısına gidersek kimden talimat aldığımızı söyleriz.” herhâlde
diyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız Sayın Vural.
OKTAY VURAL (Devamla) – Teşekkür ederim.
Dolayısıyla bugünkü kanun aslında devletimizin ve milletimizin
önünde kurulan tuzakları gösteren bir süreç. Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti,
devletin hukuka bağımlı olması gibi yüksek değerlere sahip bir Türkiye Büyük
Millet Meclisi olduğunu göstermenin zamanıdır. Gelin hep beraber, birlikte
-hukukun üstünlüğüne yemin ettik, hukuk devletine yemin ettik- bürokratik
oligarşiye “hayır” diyelim. Devletin ve kamu görevlisinin gücünü alıp bize
tuzak kurmak isteyenlere karşı siyasi partilerin izlenmesine, dinlenmesine
karşı, gelin hep beraber birlikte hukuku savunalım. O bakımdan bugün sizlerin
vicdanlarına sesleniyorum, bu kanun teklifine “hayır” demenizi istirham
ediyorum. Ayrıca da Hükûmetten ve AKP Grubundan bu kanun teklifini ivedilikle
çekmesini de Milliyetçi Hareket Partisi olarak istiyorum.
Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.
AK PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Recep Özel.
Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok
değerli milletvekilleri; 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî
İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Millî İstihbarat Teşkilatı 6 Temmuz 1965 tarih ve 644 sayılı Millî
İstihbarat Teşkilatı Kanunu’yla Başbakanlığa bağlı olarak kurulmuştur. On sekiz
yılı aşkın bir süre yürürlükte kalan bu Yasa, uygulamada ortaya çıkan
aksaklıkların giderilmesi ve hızla gelişen, değişen dünya koşullarına uygun
hâle getirilebilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar sonucunda yerini 1 Ocak 1984
tarihinden itibaren 2937 sayılı ve hâlen yürürlükte olan Devlet İstihbarat
Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’na bırakmıştır. 2937 sayılı
Yasa’da Teşkilatın kuruluşu ve ana görevleri genel hatlarıyla belirtilmiş, iç
örgütlenmeyle ilgili diğer hususlar Başbakanın onaylayacağı gizli
yönetmeliklere bırakılmak suretiyle hem gizlilik sağlanmış hem de değişen
koşullarda hızlı hareket edebilme olanağına kavuşulmuştur. 2937 sayılı Yasa’yı
644 sayılı Yasa’dan ayıran bir diğer özellik de, Teşkilatın 2937 sayılı
Yasa’yla doğrudan Başbakana bağlanmasıdır. Anayasa gereğince Hükûmetin genel
siyasetinin yürütülmesinden Bakanlar Kuruluyla birlikte Başbakanın sorumlu
olduğu göz önünde tutularak MİT doğrudan Başbakana bağlanmıştır.
Millî İstihbarat Teşkilatı Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve
milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına ve güvenliğine, anayasal
düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve
dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik
istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve oluşturulan bu istihbaratı
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmaktır.
MİT, devletin millî güvenlik siyasetiyle ilgili planların
hazırlanması ve yürütülmesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı,
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile ilgili bakanlıkların istihbarat istek
ve ihtiyaçlarını karşılamak, ülkemize yönelik olarak yürütülen istihbarat faaliyetlerine
karşı koymakla görevlidir. Millî İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında
görev verilemez ve bu teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat
hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez.
MİT Kanunu’nun 7’nci maddesi “MİT Müsteşarı MİT Kanunu’nda
belirtilen görevlerinin yerine getirilmesinden Başbakana karşı sorumlu olup,
Başbakanın dışında herhangi bir kişi veya makama karşı sorumlu tutulamaz.”
hükmünü içermektedir.
Adalet Komisyonunda kabul edilen ve şu anda da yüce Meclisin
gündemine getirerek görüşmelerine başladığımız bu yasa teklifiyle neyi
amaçlıyoruz, kısaca bunları da ifade etmek istiyorum.
Aslında, böyle bir yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmamaktadır fakat
gelişen olaylar ve uygulamadaki yanlış yorum ve uygulamalar neticesinde böyle
bir düzenlemeyi Meclis gündemine getirmek ve uygulamadaki yanlış yorum ve
uygulamaların önüne geçmek amaçlanmıştır.
MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde, MİT mensuplarının hakkındaki
cezai takibata Başbakanın izin verme durumu bulunmaktadır. Bu yeni bir durum
değildir.
MİT Kanunu’nun 2’nci maddesinin “Tanımlar” başlığı altındaki
bölümde, MİT personeli ile MİT mensubu ayrımı bulunmaktadır. “MİT personeli”
denildiği zaman MİT kadrosuna dâhil olan memurları, Türk Silahlı Kuvvetleri
içerisinde MİT’te görevlendirilenleri, MİT’te çalıştırılan sözleşmeli personeli
ifade etmektedir. “MİT mensubu” denilince ise de “Bu kanun veya bu kanuna göre
çıkarılmış yönetmeliklerle belirlenen ve bu kanunda verilmiş olan görevleri
yerine getirmekle görevli MİT personeli ve diğer görevliler.” ibaresi
bulunmaktadır. Bu “diğer görevliler” ibaresiyle kastedilen MİT’in görev ve
faaliyetleriyle ilgili olarak görevlendirilen kişileri de kapsamaktadır.
MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde, diğer kanunlarda ve
düzenlemelerde bulunmayan “görevin niteliğinden doğan” ibaresi de
bulunmaktadır.
Soruşturma makamı, bahsetmiş olduğum MİT mensubu ve görev tanımını
çok dar yorumlayarak izin alması gereken bir soruşturmada izin almamış, yasa
koyucunun gerçek iradesine aykırı hareket etmiştir. Bu nedenle de bu yasa
teklifini hazırlamak ve bu yorum ve uygulama yanlışlıklarına bir son vermek
gerekmiştir.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yani bunu bir tek sen mi gördün?
RECEP ÖZEL (Devamla) - Konu hukukidir, güvenlikle ilgilidir. Şu
anda mevcut, meri, yürürlükte bulunan MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesine göre,
sadece müsteşar değil, MİT mensuplarının tamamı için görevin niteliğinden doğan
veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı
soruşturma açılması zaten Başbakanın iznine bağlıdır. Buna, yasanın çıktığı
1983 yılından beri yaklaşık otuz yıldır kimse itiraz etmedi, kimse hukuka
aykırı bulmadı. Şimdi “Başbakanın izni” denince hep bir ağızdan “Bu da nereden
çıktı, nasıl bir yetki bu?” gibi, hukuk mantığına sığmayan ve bu zamana kadar
ki uygulamaları görmezden gelen, acımasızca, insafsızca eleştiriler
yöneltilmektedir. Bu yetki zaten vardı.
Türkiye’de ayrıca 4483 sayılı memur ve diğer kamu görevlilerinin
yargılanması hakkında bir kanun da bulunmaktadır. Bu Kanun 1999 yılında
Anasol-M Hükûmeti döneminde çıkmıştır ve hâlen yürürlüktedir.
Bir ilçedeki tapu memuru hakkında görevi sebebiyle işlediği iddia
edilen suçla ilgili soruşturma açılması kaymakamın iznine bağlıdır. Bu Kanun’a
göre, bakanlıkların yüksek bürokratları hakkında savcıların soruşturma açması
ilgili bakanın iznine bağlıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4483 sayılı Yasa’nın 3’üncü
maddesine göre, Bakanlar Kurulu kararıyla ve üçlü kararnameyle atanan MİT
Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve diğer kamu görevlileri
hakkında soruşturma açılması Başbakanın iznine bağlıdır. Rahmetli Ecevit bu
yetkiyle Başbakanlık yaptı. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da bu
yetkiyle 2009 yılına kadar… 4483 sayılı Yasa’da bu yetki zaten mevcuttu ve
kimse de şikâyetçi olmadı.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Veysi Kaynak da böyle konuştu ama bir
daha seçilemedi.
RECEP ÖZEL (Devamla) - 2009 yılında Ceza Muhakemesi Kanunu’nda
yapılan değişiklikle özel yetkili savcılara mutlak soruşturma açma yetkisi
verilmiş, dolayısıyla 4483 sayılı Yasa’daki izin müessesesi, 3’üncü maddenin
(e) fıkrasındaki üst düzey bürokratlar için sınırlandırılmış fakat MİT
mensupları için MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde herhangi bir değişiklik
yapılmamış, MİT mensupları için her türlü soruşturma ve izin müessesesi
işlemeye devam etmiştir. Yargının, yürütme organının terörle mücadele
politikasını ve tercihlerini sorgulaması demokratik hukuk devletinde ve güçler
ayrılığı ilkesini benimsemiş ülkelerde mümkün değildir.
Konuştuğumuz bu konu çok hassas bir konudur. Birçok eylemin
önlenmesi istihbarat çalışmaları sayesinde oluyor.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bütün bunları senden başka düşünen olmadı
mı?
RECEP ÖZEL (Devamla) – İstihbarat toplama görevi çok önemli ve çok
hassas bir görevdir. Bu itibarla, canları pahasına bu görevi yapan insanları
örgütle iş birliği yapıyor diye suçlamak çok büyük zararlar verir.
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Biz suçlamıyoruz.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Deşifre oldukları hayatlarıyla ödemeleri
gereken bir bedel de ortaya çıkıyor maalesef.
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Kim suçluyor?
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Genelkurmay Başkanını suçlarken iyiydi.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu bakımdan çok dikkatli olunması gereken
bir konudur.
ALİ ÖZ (Mersin) – Genelkurmay Başkanını suçlarken neredeydin?
RECEP ÖZEL (Devamla) – Terörle mücadelede istihbarat toplama
görevine zarar verilmemesi de gerekiyor. Bu insanlar büyük fedakârlıklarla
ülkemiz ve vatanımız için çalışıyorlar.
YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Yeni mi uyandın?
RECEP ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri;
mevcut olan ve getirilen bu düzenlemeyle uygulayıcıların yanlış uygulamasının
önüne geçmek… Yorum yanlışlıklarını düzelten bu düzenleme, ceza soruşturmasına
başlamadan önce ceza muhakemesinin ve soruşturmasının ön şartı olarak getirilen
izin müessesesi hukuk sistemimize yeni girmiş bir müessese değildir.
YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Üç senedir aklınız neredeydi?
RECEP ÖZEL (Devamla) – Özel kanunda yazılı olan kişiler,
avukatlar, noterler ile tüm kamu personeli görevleri ile ilgili işledikleri
iddia edilen suçları soruşturmasıyla ilgili kişiler, işlemler her birinde izin
müessesi zaten bulunmaktadır.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bu metni kim hazırladı size?
RECEP ÖZEL (Devamla) – Her izin durumlarında olduğu gibi bu
düzenlemedeki izin müessesesi de yargı denetimine tabii ki de açıktır.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Okumadan anlat, okumadan.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Tamamen yargı denetiminden çıkartılarak bir
koruma, bir dokunulmazlık zırhı giydirilen bir durum değildir. Başbakanın
yapacağı izin işlemi idari bir işlemdir ve Anayasa’yla yasalarımıza…
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Televizyonlar açık, açık. İzliyor
insanlar ona göre konuş.
RECEP ÖZEL (Devamla) – …göre de her idari işlem gibi bu da idari
yargı denetimine tabidir, açıktır. Başbakan izin verir veya vermez…
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Komisyonda değilsin bak Genel
Kuruldasın.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kim denetliyor?
RECEP ÖZEL (Devamla) – Her iki hâlde de idari yargı denetimine
açıktır.
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – TRT veriyor daha.
RECEP ÖZEL (Devamla) – İzin vermediği takdirde soruşturmayı yapan
makam, izin verdiği takdirde ise ilgili kişi bu idari işlemi idari yargıya
götürecek, itiraz etme hakkı her zaman için bulunmaktadır.
YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) - Öyle bakanı göstersene bana!
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok, yok…
RECEP ÖZEL (Devamla) - Bu nedenle, “Hukuki denetim yok.” iddiası,
görüldüğü gibi, temeli olmayan, gerçeği yansıtmayan da bir iddiadır. Bir kez
daha burada vurguluyorum. Hâlen mevcut olan ve şimdi de daha açıklığa
kavuşturduğumuz düzenlemede hukuki denetim yolu sonuna kadar açık
bulunmaktadır.
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Genelkurmay Başkanı hakkında niye
açıklığa kavuşturmuyorsunuz?
RECEP ÖZEL (Devamla) - Kimseye hukuki bir zırh, yargıdan kaçırılma
gibi bir düzenleme burada kesinlikle de getirilmemektedir.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Başbakanın iki dudağı arasında…
RECEP ÖZEL (Devamla) - Özel yetkili mahkemelerin ve özel yetkili
savcıların görevlerine giren suçlarla ilgili olarak ilk defa burada bir izin
müessesesi getiriyor da değiliz. Örnek olarak, mevcut Türk Ceza Kanunu’nun
301’inci ve 306’ncı maddesinde bu özel yetkili mahkemelerin ve özel yetkili
savcıların görev alanına giren suçlarla ilgili soruşturmayı başlatabilmeleri
için Adalet Bakanının izni de gerekiyor.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Türklüğe hakareti de serbest bıraktınız.
RECEP ÖZEL (Devamla) - Normal bir vatandaş bu maddelerle ilgili
bir suç işlediği zaman onunla ilgili Adalet Bakanı yetkili olacak. Ağır ceza
yetkisiyle görevlendirilmiş olan savcılar “Bunda izin müessesesi çalıştıracağız
ama birtakım görevleri yapması gereken, görevleri icabı korunması gereken
kişileri bir izin müessesesine dâhil etmeyeceğiz…” Bunu anlamak, bunu sizin
değerlendirdiğiniz şekilde kabul etmek mümkün değildir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Devletin içinde çete yönetmektir yahu!
RECEP ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
teklifte en fazla eleştirilen konu olan “Başbakan tarafından özel olarak
görevlendirilen.” ibaresi ucu açık bir görevlendirme de aslında değildir. Bu
kanun yani MİT Kanunu kapsamındaki görevler dolayısıyla görevlendirilen
kişileri ilgilendirmektedir. Fakat yanlış anlaşılmaların ve tartışmaların önüne
geçmek için değişiklik önergesiyle “Belli bir görevi ifa etmek üzere kamu
görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenler.” ibaresi
getirilerek artık tartışmaları da bir sona erdiriyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu da yapamazsın! Bunu da yapamazsın!
RECEP ÖZEL (Devamla) - Yürütme organı bir yanlış yaptığında bunu
düzeltir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Kanunlar görev verir.
RECEP ÖZEL (Devamla) - “Yargı her zaman için doğruyu yapar.” gibi
yaklaşımlar sergilemek… En azından içinde bulunduğumuz siyaset kurumuna, yasama
organına bir haksızlık yapmaktayız. Bu ülkede her platformda hesap veren hep
siyasetçilerdir. Bu ülkede bu anlamda bizi eleştirenler, Sayın Başbakana en az
yargı mensuplarına güvendikleri kadar güvensinler hiçbir zaman bu ülkenin
Başbakanı suç örgütlerine en ufak bir taviz vermez. (CHP ve MHP sıralarından
gürültüler)
Bu düzenleme kamuoyuna muhalefet tarafından, kişiye özel ve adrese
teslim bir düzenlemedir iddiaları da doğru değildir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Çeteleri açıklayın, çeteleri… Görev
verdiğiniz çeteleri açıklayın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir dinleyin arkadaşlar.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkanım, buna müdahale edecek
misiniz ben mi edeyim?
BAŞKAN – Devam ediniz Sayın Özel, buyurunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi faili meçhullerin arkasında kim var,
onları açıklayın.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Burası hukuk devleti.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen sakin dinleyiniz.
Buyurunuz Sayın Özel, devam ediniz.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu düzenleme kamuoyuna muhalefet tarafından
kişiye özel ve adrese teslim bir düzenlemedir iddiaları da doğru değildir. Zira
bir düzenlemenin kişiye özel olabilmesi için bir defaya mahsus ve sadece o
kişiye uygulanıp daha sonra uygulama imkânının kalmaması gerekir. Oysaki bu
düzenleme MİT Kanunu kapsamında, MİT mensubu olan tüm ilgililer hakkında bundan
önce yapılmış soruşturma, kovuşturma ile bundan sonraki tüm soruşturma ve
kovuşturmalarda uygulanacaktır. Bu da düzenlemenin kişiye özel ve adrese teslim
düzenleme olmadığını da göstermektedir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de inandık!
RECEP ÖZEL (Devamla) – Burada Türk Ceza Kanunu’nda ve ceza
muhakemeleri kanunlarında pek çok değişiklikler yapıldı. Yakın zamanda Çek
Kanunu’nda hapis cezasını kaldıran düzenleme bu Mecliste kısa bir süre önce
kabul edildi ve yasalaştı. Tüm bu düzenlemeler yapılırken devam etmekte olan on
binlerce, yüz binlerce dava bulunmakta idi. Hiç kimse çıkıp siz bu davalara
müdahale ediyorsunuz, yargı sürecine müdahale ediyorsunuz demedi. Tabii ki ceza
mevzuatlarında yapılan her türlü değişikliğin öngörülen veya öngörülemeyen
davalara etkisi olacaktır. Bu olmasın demek, yasamanın görevini yapmasın
demekle eş anlamlıdır. Tabii ki yasama kendi iradesini de ortaya koyacaktır.
ALİ ÖZ (Mersin) – Ne alakası var?
RECEP ÖZEL (Devamla) – Son on yılda çetelerle, mafyayla ve suç
örgütleriyle nasıl mücadele edildiği de ortadadır. Bütün karanlık senaryolar
bir bir ortaya çıkartılmıştır.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Görüşerek, müzakere ederek.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Kararlılıkla üzerine gidilmiştir, gidilmeye
de devam edilecektir. Hiçbir yasa dışı olayın üstü örtülmemiştir,
örtülmeyecektir. Tüm bunlar göz önündeyken yeni çeteler oluştururlar iddiasına
bizler sadece “Türkiye artık eski Türkiye değildir.” cevabını veririz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, tabii… Çeteleşmeyi
meşrulaştırıyorsunuz yeni Türkiye’de.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Türkiye’de Hükûmetimize ve partimize karşı
yapılan tüm bu çalışmalara ve saldırılara hazır kıta bekleyenler, yargı-MİT
çatışması yaftasıyla sürekli Ergenekon davasını sulandırma ve bulandırmayla
görevli tüm kesimler sindikleri mevzilerinden bu yasa teklifiyle tekrar çıkıp arzıendam etmektedirler. Hiç kimse son gelişen olaylara
hukuk devletinin gereği, şeffaflık, aklanma gibi ikna edici pembe kavramlar
üzerinden siyaset ederek kötü emellere alet olmamalı, bu oyuna gelmemelidir.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Hocam, Veysi’den sonra sen de tarihe
geçtin.
RECEP ÖZEL (Devamla) – MİT Kanunu’nda -şu anda yürürlükte bulunan
26’ncı maddesi- başka hiçbir yasada geçmeyen “görevin niteliğinden doğan”
ibaresi yer almaktadır. Bu nedenle Ceza Muhakemeleri Kanunu 250 ve 251’inci
madde kapsam dışındadır. Bundan dolayı Başbakanın izni olmaksızın MİT
mensupları hakkında soruşturma yapılamaz.
Peki, biz iş bu hâldeyken ne yapıyoruz, bu yasayı niçin getirdik?
Kanunda yazılı olanı daha büyük harflerle, altını kalın çizgilerle çizerek ve
herkesin, tüm uygulayıcıların ve tarafların anlayacağı bir dille yasaya derç
ediyoruz.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – PKK’yla daha rahat müzakere edin diye.
Artık aleni yaparsınız bu müzakereleri.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Kanunu
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir, MİT Kanunu ise 1983 yılında. Ceza
Muhakemeleri Kanunu’nun 251’inci maddesine göre “Savcılar 250’nci madde
kapsamına giren suçları doğrudan soruştururlar.” MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi
ise MİT mensuplarının soruşturulmasını Başbakanın iznine tabi kılmaktadır.
Savcılık makamı “Ceza Muhakemeleri Kanunu yeni kanun olduğundan dolayı izne
gerek yok.” diyor. Buna karşı ise MİT Kanunu’nu, özel kanun olduğu ve 26’ncı
maddenin uygulanacağı gerektiğinden göz ardı ediyorlar.
Evet, Ceza Muhakemeleri Kanunu Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe
giriyor ve bu ceza hukuku alanındaki düzenlemelere paralel olarak bu Mecliste
birçok uyum yasaları da çıkartıldı ve yürürlüğe de girmiştir. Bu kapsamda 5397
sayılı Yasa ile MİT Kanunu’nda uyum değişiklikleri yapılmıştır. Eğer bununla
MİT Kanunu’ndaki Başbakanın izninin gerekli olmadığına yönelik bir yasa koyucu
iradesi olmuş olsaydı, yapılan bu uyum yasalarında, MİT Kanunu’nda anılan uyum
değişiklikleri yapılırken bu alanda da gerekli adımlar atılır ve düzenlemeler
yapılırdı.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; MİT Kanunu’nun
dinlemelere ilişkin kısmında Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250 ve 251’inci
maddelerine uyum sağlanırken MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesindeki soruşturmanın
Başbakanın iznine tabi tutulması kuralına dokunulmamış olması yasa koyucunun bu
izni korumak istediğinin açık kanıtıdır. MİT Kanunu’nda 5651 sayılı Yasa ile
2007 yılında tekrar değişiklik yapılmış olup izin mevzusuna yine dokunulmamıştır.
Buradan Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250 ve 251’inci maddelerinin sonraki kanun
olması nedeniyle 26’ncı maddeyi ilga ettiği tezi ve iddiası temelden de
yoksundur. Savcılık, Başbakanın izni olmaksızın soruşturma yapamaz.
Diğer bir noktadan bakıldığında, uyum yasaları çerçevesinde MİT
Kanunu’nun 6’ncı maddesinin altıncı fıkrası bakın ne diyor: “Bu fıkra
hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar bu
kanunda belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz. Elde edilen bilgi ve kayıtların
saklanmasında ve korunmasında gizlilik ilkesi geçerlidir. Bu madde hükümlerine
aykırı hareket edenler hakkında, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş
olsa bile cumhuriyet savcıları tarafından doğrudan soruşturulur.” diyor.
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Recep Bey, 4’üncü maddenin son fıkrasını
okusana.
RECEP ÖZEL (Devamla) – 2005 yılında yapılan bu uyum değişikliğinde
26’ncı madde değiştirilmemiş, dolayısıyla da buradaki yasama, Meclis iradesi,
izin müessesesinin tüm suçlarda kapsadığını bir kez daha burada teyit etmiştir.
Diğer bir önemli nokta ise kurumun yani MİT’in silahlı kuvvetler,
polis vesair devlet kurumlarının farklı olarak
istihdam niteliğiyle ilgilidir. Kural olarak bizatihi suç örgütlerinin içinde
eleman bulundurmak zorunda olan bir kurumdur. Muhtemelen başka hiçbir kurumda
ve hiçbir yasal düzenlemede geçmeyen “görevin niteliğinden doğan” ibaresi bu
nedenle MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde yer almaktadır. Ceza Muhakemeleri
Kanunu’nun 250 ve 251’inci maddeleri ise bunu kapsamamaktadır. İşte MİT
Kanunu’ndaki bu ayrık ve farklı ifade Ceza Muhakemeleri Kanunu karşısında onu
özel kural hâline getirmekte ve Başbakanın izin şartının devam ettiğini
kanıtlamaktadır.
Hâl böyle iken bu hususlar göz ardı edilerek izin alınmadan
soruşturmaya başlanılması açık bir hukuk ve kural ihlali olmuştur. Yapılan
yanlış uygulama bu düzenlemeyle giderilmiş olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu ülkede menfaat değil, ideal
birlikteliğiyle oluşan kardeşliğe kimse halel getiremez. Biz, kardeşlik,
samimiyet ve ortak akılla hareket etmeyi sürdüreceğiz. Yanlış yapanlar veya
istismar edenler hesabını adli ilahiye verirler.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.
Şahsı adına, Yalova Milletvekili Muharrem İnce. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Şimdi bir maddelik bir kanun aslında bu, üç madde falan değil bir
madde; yürütme, yürürlüğü çık bir. Bir maddelik bir kanunu, komisyona geldiği
zaman bir geçici madde ekleyeceksin, Genel Kurula geldiği zaman şimdi
önergelerle değiştirmeye çalışacaksın. Bir Hükûmet, bir iktidar partisi, 326
milletvekili olan bir parti, bu kadar beceriksiz olabilir mi? Bence değil,
bence beceriksiz değiller. Bence bir telaş içerisindeler, telaş. Telaş bir
maddelik bir kanunda bile insana böyle hata yaptırır işte. Bir suç var ortada,
birilerini kurtarmak istiyorlar, “Eyvah! Bunun ucu bize dokundu.” diyorlar. Bu,
bu kadar net. Bunu size özetleyeyim, bu yasanın özeti iki cümle: “Muhalifi
haklama, yandaşı paklama.”dır. Bunun amacı budur.
(CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, bakın, özel görevlilere dokunulmazlık. Kim bu özel
görevliler? Türk vatandaşı mı? Belli değil. Kamu görevlisi mi? Belli değil.
2005’te bir kanun çıkardınız bu polisin, jandarmanın, istihbaratın dinlemesiyle
ilgili. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Aynen şöyle yazmıştınız: “Başbakanın
özel olarak yetkilendireceği kişi veya komisyon tarafından yapılır.” Anayasa
Mahkemesi bunu oybirliğiyle reddetti. Sayın Haşim Kılıç bile oybirliğinin
içindeydi, oy verdi buna. Bugün ne oldu da şimdi siz… “Hukuk devletine
aykırıdır.” dedi o zaman Anayasa Mahkemesi, şimdi bakalım, göreceğiz, sizin
Anayasa anlayışınız, Sayın Cumhurbaşkanının takdiri, sizlerin takdiri, hepsini
göreceğiz.
Yani, hukuk fakültesini bitirmeye gerek yok. Az buçuk, şurada üç
beş ay milletvekilliği yapan birisi bunun Anayasa’nın 2’nci maddesine yani
“hukuk devleti” ilkesine aykırı olduğunu görür; Anayasa’nın 10’uncu maddesi
“eşitlik” ilkesine aykırı olduğunu görür; 128’inci maddesi “Kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri memurlar ve diğer kamu görevlileri
yapar.” diyor, tanımlama yapıyor, 128’e aykırı olduğunu görür; “Kanunsuz emir
uygulanamaz.” Anayasa 137 diyor, buna aykırı olduğunu görür; “Görülmekte olan
bir soruşturma hakkında Yasama Meclisinde soru sorulamaz, görüşme yapılamaz,
beyanda bulunamaz.” diyor, 138’e aykırı olduğunu görür.
Biz bir gensoru önergesi vermiştik, Meclis Başkanı Sayın Çiçek,
görülmekte olan bir davayla ilgili olduğu için gensorumuzu işleme koymadı,
alelacele bunu nasıl işleme koydu? “Tarafsızlığını yitirmiş bir Meclis
Başkanı.” diyorduk, bir kez daha burada karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlar, demokrasilerde başbakanların yetkisi sınırsız
değildir, böyle bir şey yok. Hele hele “Bitaraf olan bertaraf olur.” diyen
Başbakanın yetkisi hiç sınırsız olamaz. Bir kere, TİB başkanının Başbakan
tarafından atanacağı hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilmişti.
Bakın, sıkıştığınız zaman ne yaptınız, on yıllık icraatlarınızdan örnekler vereyim: Bir defaya mahsus olmak
üzere TÜBİTAK başkanı Başbakan tarafından atanır. RTÜK başkan ve üyelerinin
yargılanma iznini Başbakan verir. Şimdi, MİT mensupları ve Başbakanın özel
görevlendireceği kişilerin soruşturma iznini başbakan verecek? Ne demek bu?
Kanuni Sultan Süleyman’ın böyle yetkileri yoktu. Ne demek bu? Yalova AKP İl
Başkanı Başkanın özel görevlisi mi?
Başbakan bizi öldürtebilir mi? Böyle bir yetki olabilir mi? Yani
herhâlde Başbakan Muhteşem Yüzyıl’ı çok seyretmiş, kendini Kanuni’yle
özdeşleştirmiş, MİT Başkanını da herhâlde Pargalı
yapmak istiyor. Pargalı’nın bile böyle bir yetkisi
yoktu.
Değerli arkadaşlarım, kutsal devlet anlayışından kutsal yönetici
anlayışına, kutsal Başbakana doğru bir geçiş var burada. Bakın, Çiller diyordu
“Kurşun atanla yiyen bir olur mu?” diye. “Bir zamanlar kutsal devlet vardı, onu
yıktık.” diyorsunuz ama şimdi bir kutsal Başbakan yaratıyorsunuz. Bir zamanlar
eleştirdiğiniz bir tanım daha vardı, hatırlarsınız değil mi? Bir zamanlar bir
genelkurmay başkanı “Tanırım, iyi çocuklardır.” dediğinde sayfa sayfa
beyanlarınız var. “Tanırım, iyi çocuktur.” diyen genelkurmay başkanıyla bugün
Başbakana verdiğiniz bu yetki arasında ne fark var? Aynı şekilde Başbakan da
diyecek ki: “Tanırım, iyi çocuktur, izne gerek yok.”
SADİR DURMAZ (Yozgat) – JİTEM gitti, MİTEM geldi, MİTEM!
MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu Meclis yürütmenin yasa dışı işlerine
yasal kılıf oluşturma yeri olamaz. Bu ülkede herkesin güvencesi hukuktur. Oysa
bu ülkede herkesin ne yazık ki tek bir kişidir, güvencesi de tek kişidir,
korkulu rüyası da tek kişidir. Bu ülkede birilerinin güvencesi de Başbakandır,
korkulu rüyası da Başbakandır. Yandaşlarının güvencesi Başbakandır,
muhaliflerinin korktuğu da Başbakandır.
Değerli arkadaşlarım, bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin dışında
herkes bu ülkede teslim olmuş durumda. Bir gazeteci azar işittiği zaman
Başbakandan hemen işinden oluyor. Kafayı taktığı bir iş adamı… (MHP ve BDP
sıralarından “Ooo!” sesleri, gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne demek ya o?
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başkaları da var…
SIRRI SAKIK (Muş) – Ne demek?
MUHARREM İNCE (Devamla) – Siyasi partileri kastederek söylemedim,
herkes kendini savunabilir. Ben siyasi partileri, sizlerin partilerini
savunacak durumda değilim. Ben siyasi parti ve diğer kurumlar anlamında
söyledim, siz de kendi partinizi savunursunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de bundan sonra böyle söyleriz.
SIRRI SAKIK (Muş) – Geri al, geri.
MUHARREM İNCE (Devamla) – Eğer bir gazeteciyi azarlamışsa o
gazeteci gitti; bir iş adamını kafaya takmışsa iflas ettirene kadar
maliyeciler, vergiciler başından eksik olmuyor; bir bürokrata kafayı takmışsa
hiç şansı yok.
Değerli arkadaşlarım, Kenan Evren’in mantığıyla sizin mantığınız
arasında ne fark var? Kenan Evren o geçici 15’inci maddeyi getirmişti, onu
kaldırmakla övünüyorsunuz ama bu da ne yazık ki geçici 15’inci maddedir. Haydi
onlar darbe yaptı, kendilerini korumak istiyorlardı da, siz ne yaptınız da
böyle bir koruma kalkanının arkasındasınız? (CHP sıralarından alkışlar)
Yine başka bir şey daha söyleyeyim: Bakın, çok kolay, diyelim ki
bir naylon fatura olayı var, bir bakan naylon faturadan sanık, nasıl olsa
çoğunluğumuz var, bir kanun, bir naylon fatura affı, bakan kurtardı, yırttı
paçayı.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede o bakan şimdi?
MUHARREM İNCE (Devamla) – Göreve getirdiğiniz bir bürokrat
tazminat ödeyecek, tazminatı o ödeyecek, bir kanun değiştiriyorsunuz tazminatı
bürokrat ödemiyor, devlet ödüyor.
Şimdi de suç işleme görevi verdiğiniz kişilere koruma kalkanı
oluşturuyorsunuz, ucu size dokundu mu hemen yasal düzenlemeye gidiyorsunuz,
anayasal düzeni bozuyorsunuz, kuvvetler ayrılığını bozuyorsunuz, Başbakanın
ülkeyi teslim almasının hukukunu oluşturuyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, size Türk Ceza Kanunu’nun 283’üncü maddesini
okuyorum. Bir gün herkese lazım olur. Bu ülkede Genelkurmay Başbakanlığı yapmış
birisinin hapse gireceğini söyleselerdi herhâlde buna kimse inanmazdı. Bugün,
suçlu suçsuz, ileride görülecek ama bu güç de size kalmayacak, bir gün siz de
gideceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için TCK 283 size, herkese, 75
milyona lazımdır, okuyorum: “Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma,
tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlayan kimse, altı
aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır…”
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hafif kalır Sayın İnce.
MUHARREM İNCE (Devamla) – “…Bu suçun kamu görevlisi tarafından
göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında
artırılır…”
Bu bir gün sizlere umarım lazım olmaz diyorum ve Türkiye’deki
bütün sivil toplumun, sendikaların, iş dünyasının, özellikle ve özellikle,
Türkiye’deki suskun kalan, konuşamayan üniversitelerin ve şu ana kadar
tepkisini göstermeyen hukuk fakültelerinin nerede olduğunu doğrusu çok merak
ediyorum. Bu, Türkiye’de bu yasa geçerse yeni Yeşil’ler yaratacaktır, Gladio’yu oluşturacaktır, şimdiden sonra oluşacak,
gerçekleşecek bütün faili meçhul cinayetlerin sorumlusu siz olacaksınız
diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnce.
Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ.
Buyurunuz Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde hem görüşlerimizi
açıklamak hem de yapılan eleştiriler konusunda değerlendirmelerde bulunmak
üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Millî İstihbarat Teşkilatı ülkemizin
güzide kurumlarından bir tanesi. Kuruluş kanununun 4’üncü maddesi göreviyle
ilgili hususları açıklıyor. Oraya baktığımızda “Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi
ve milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal
düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve
dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik
istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı ilgili yerlere
iletmek” ve burada başka da görevler sayılıyor. Çok önemli görevler veriliyor
ve bu görevler ülkenin bekası için, varlığı için, bağımsızlığı için, güvenliği
için, huzuru için, barışı için oldukça önemli görevler.
Sadece bizim ülkemizde istihbarat teşkilatı yok, dünyanın her
ülkesinde var, o teşkilatların kanunlarına baktığınızda da Türk İstihbarat
Teşkilatını kuran ve görevlerini düzenleyen kanuna benzer olduklarını görüyoruz
ama koruma şeylerine baktığınız zaman o kanunlarda bugünkü bizim İstihbarat
Teşkilatımızın Kanunu’nda yer alan korumalardan daha fazla korumaların ve
kollamaların olduğunu da çok açık görüyoruz. Bugün ülkeler sadece kendi içinde
değil, bölgelerinde ve küresel anlamda da güçlü olmak için…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın ya. Terör örgütüne eylem yaptırmak
mı göreviniz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …içeride ve dışarıda
güçlü bir istihbarata ihtiyacı olduğunu görüyor ve buna göre kendileri de
birtakım değerlendirmeler yapıyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Özerk Kürdistan mı verdiniz ona?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Türkiye de büyüyen
bir ülke. Bölgesinde bugün büyük bir güç, dünyada küresel bir aktör.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın onları, bırakın. Suç yok, vazife
var, öyle mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Türkiye’de de bu
anlamda değişimin olması, gelişmenin olması ve ülkemizin dışarıda, içeride
güvenliğiyle ilgili görevleri yapacak kişilerle ilgili düzenlemeler yapılırken
birtakım istisnaların olması doğaldır.
Burada tartışmaları yaparken, konuları değerlendirirken…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bunların her birisi kanunda var. 26’ncı
maddede koruma altında bunlar.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …ülkemizin bu güzide
kurumunu birtakım siyasi tartışmalar vesilesiyle yıpratacak yaklaşımların doğru
olmadığını huzurlarınızda bir kez daha ifade etmek isterim…
OKTAY VURAL (İzmir) – Millete gerçekleri söyleyin.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …çünkü bu kurumda
görev yapanlar canı pahasına görev yapıyorlar.
Şimdi, bunların görevlerinin ciddiyeti ve tehlikeliliği bütün
Parlamento ve kamuoyu tarafından da tartışmasızdır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz onlara kanunla verilen görevin dışında
görev veriyorsunuz.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – MİT’ten kaç kişi şehit oldu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bu kadar hassas görev
yapanlarla ilgili tartışmaların da belirli bir hassasiyet üzerinde olmasında
fevkalade büyük önem vardır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz kamu görevlilerine siyasi görev
veriyorsunuz, hukuk dışı görev. Bütün bunların, konuşmalarınızın hepsi delil.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yapılan bu
düzenlemeyi bir Anayasa ihlali, yapılan bir düzenlemeyi bir suç olarak, hatta
birtakım Ceza Kanunu müeyyideleri okunarak, “Bakın, ey milletvekilleri, siz
bunu yaparsanız başınıza ileride neler gelir.” diyerek Parlamentoyu tehdit
etmek de bu Parlamentoda görev yapanların yapacağı bir iş değildir. Neden
değildir? Çünkü Parlamentonun yasama faaliyeti yapması Anayasa’nın 7’nci ve
87’nci maddesiyle kendisine verilmiş asli bir görevdir. Parlamentonun
vazifesini yapmasını suç telakki eden bir yaklaşım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Parlamento milletin hâkimiyetidir,
bürokratik hâkimiyeti yok…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – “Efendim, görülen bir
dava var, bu davayla ilgili düzenleme yaparsanız yargıyı etkilersiniz,
duruşmayı etkilersiniz, bu da suç olur, o zaman da bunun cezası falan kanundur,
şöyledir, böyledir, Anayasa’yı ihlaldir.” Bu ne demektir? Bu şu demektir:
Mevcut Parlamentonun Anayasa hükümlerine göre çalışmamasını temenni etmektir
çünkü Anayasa’nın hiçbir hükmü diğer bir hükmü işlemez kılacak tarzda
yorumlanamaz. Parlamentoda görüşülen bütün kanunların mahkemelerde karşılığı
var. Eğer siz “Bu kanunu görüşürseniz -Ceza Kanunu’nu- bu davalara etki
edersiniz.” derseniz Ceza Kanunu’nu görüşmemeniz lazım ama biz görüştük. “Ceza
Muhakemesini görüşürseniz şöyle olur, görüşmemeniz lazım.” Biz görüştük.
Değerli milletvekillerine soruyorum: Parlamentoda görüşülüp de karşılığı
mahkemelerde olmayan kaç tane iş veya işlem vardır? Bir baktığınızda, bunların
çok az olduğunu herkes görür.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Parlamento, PKK’yla görüşmeleri
meşrulaştıracak olanlara izin vermez, hangi partiden olursa olsun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Aksi takdirde, bir
dava var bir konuyla alakalı veya bir maddeyi düzenliyorsunuz, onunla ilgili
bir şey var, “Düzenleme yapamazsınız.” derseniz, Parlamentonun kapısına kilit
vuracaksınız demektir. Hâlbuki Parlamento her şart altında çalışır ve yasama
yapması yargıya müdahale olarak Anayasa’yı ihlal olarak değerlendirilemez,
Anayasa tarafından verilmiş bir görevdir ve bu görevi yerine getiriyor. “Devam
eden davalara uygulanmaz.” denmesi de fevkalade yanlıştır çünkü hem maddi ceza
hukuku hem de usul hukukunda yapılan düzenlemeler eğer esasa müessir, kişinin
lehine birtakım hukuki sonuçlar doğuruyorsa Yargıtay Ceza Genel Kurulunun
burada kararı var, başkaca da kararları var, uygulanıyor. Ceza Muhakemesinde
biz hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ne yaptık? Meclisten çıkardık ve
geçiş hükmü dahi yoktu, Yargıtay bunu uyguladı, mahkemeler de bunu uyguladı.
Neden? Çünkü kişinin lehine hukuki sonuç doğuracak nitelikte bir usul
düzenlemesi olduğu için. Bu nedenle, bu düzenlemeler Anayasa’yı ihlal değildir.
Peki, nedir? Bir tartışma var: Genel kanun-özel kanun; önceki kanun-sonraki
kanun. Pek çok tartışmalar var, bu tartışmaları ortadan kaldırmak için de
önemli. Meclis, zaman zaman tartışma olan konularla alakalı kanunlar
çıkarmıştır, birtakım belirsizlikler olduğunda belirsizlikleri gideren
düzenlemeler bu Parlamentodan çok geçmiştir. Peki, özel bir düzenleme mi? Bu da
çok çarpıtılıyor. “Kişiye özel kanun.” dediğiniz zaman, benim elimde bir kanun
var, okuyorum: Kanun tarihi 7/7/1948, numarası 5245. Kanunun adı ne? İdil Biret ve Suna Kan’ın Yabancı Memleketlere Müzik Tahsiline
Gönderilmesine Dair Kanun, başkaca da kanunlar var. “Özel kanun.” dediğiniz
böyle olur, adı da açık olur…
OKTAY VURAL (İzmir) – Burada, Başbakanı tatile gönderdik biz de.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …özel kanundan
yararlanacak kişilerin sayısı da belli olur, o sayılarda da adlar yazar.
Baktığınızda -ben incelettim- bütün özel kanunlar böyle ada çıkarılmış
kanunlar, bunlardan bir sürü örnek var ama bu düzenleme genel bir düzenleme ve…
OKTAY VURAL (İzmir) – Vay anasına be! Milletvekilleri inandı yani!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …kapsamında yer alan
herkese ve her kesime uygulanacak nitelikte olan bir düzenlemedir.
Bir başka şey, burada büyük tartışmalar yapıldı, görüşler ifade
edildi. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, duymuyoruz
konuşmacının söylediklerini, duymuyoruz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – “Nedir?” derseniz, o
da şu, değerli milletvekilleri, savcı ülkenin hayrını düşünür, yararını
düşünür…
BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika…
OKTAY VURAL (İzmir) – Ayağını kaldırarak konuşma bari Sayın
Bozdağ.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, salonda bir uğultu var, lütfen,
biraz daha sessiz olalım.
Buyurunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Savcı ülkenin hayrını
düşünür, çıkarını düşünür. Peki, hâkim? Düşünür. Polis? Düşünür. Asker?
Düşünür. Falanca yerdeki memur? Düşünür, ülkenin menfaatini çıkarını. Bunlar
zinhar ülkenin aleyhine iş ve işlem yapmazlar ama ülkenin Başbakanı ülkenin
hayrını, yararını, çıkarını düşünmez, ülkenin zararına, aleyhine iş ve işlemler
yapar. Bu Parlamento milletin Parlamentosu. Bu görüşler demokrasiyi
içselleştirememiş anlayışların dışarı vurumudur. Siz,
atanmışlara güveneceksiniz, milletin seçtiklerine güvenmeyeceksiniz. Bu,
millete güvenmemektir. Böyle bir şey olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, siz, milletin yaptığı kanuna
güvenmiyorsunuz be!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Başbakanın
yaptığı bütün işlerin, bütün kararların hukuki denetim yolu da açık, siyasi
denetim yolu da açık.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Anayasa’da “Başbakan yargı yetkisini
kullanacak.” mı diyor?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Siyasi denetimi
Parlamento yapabilir, ayrıca sandıkta halk yapabilir. Kamuoyu denetimine de
açık, ayrıca yargı denetimine de açık.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yasama, yargının yerine geçemez; yargı
değil!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Anayasa’nın 125’inci
maddesi çok açık, idarenin bütün eylem ve işlemlerine yargı yolu açıktır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Molotofkokteyli atılan Serap’ın hakkı
nerede?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Başbakanın izin
kararı veya izin vermeme kararı nihai bir karar değildir, yargı yolu genel
hükümler çerçevesinde oraya da açıktır.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, sorduğum sorulara yanıt
versene!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Burada örtülen,
gizlenen herhangi bir husus söz konusu değildir. Kaldı ki bakın, Sayın
Başbakana izin verilmesi yeni de değil.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Komisyonda soru sordum, yanıt vermedin,
burada yanıt ver!
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ali Rıza Bey…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu Kanun yürürlüğe girdiği
günden beri 26’ncı maddede izin verme sistemi var, izni veren makam da
Başbakandır.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Soru sordum ama yanıt vermiyor.
BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen konuşmadın mı yirmi dakika
boyunca Ali Rıza Bey?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdiye kadar bunu
tartışmayanların bugün bunu tartışması da doğru değildir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yargıdan kaçmayın, kaçmayın!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir başka şey: Konusu
suç olan emri Başbakan verir mi? Vermez. Neden vermez? Çünkü Başbakanın hangi
konularda görev yapacağı Anayasa ve ilgili kanunlarla belirtilmiştir.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt ver Sayın Bakan! Açık,
net sordum sana! Öyle demagojiyi bırak, sorulara yanıt ver!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Anayasa 137 çok açık.
OKTAY VURAL (İzmir) – Çetelere yer yok, çetelere!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Konusu suç olan bir
emri vermez, verildiği zaman da yerine getiren kişi sorumluluktan kurtulmaz ve
Türkiye'nin Başbakanı konusu suç olan bir emri ne bugün verir ne de yarın verir
ne de başka bir zaman verir. Ama, maalesef, siz atanmışlara güveniyorsunuz ama
seçilmişlere güvenmiyorsunuz.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, sorulara yanıt ver, yanıt!
Sağır mısın?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen… Hakaret
ediyor Sayın Başkan, müdahale edin.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hele bunu AK PARTİ
Hükûmeti ile…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt…
BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …bugüne kadar
çetelerle…
BAŞKAN – Sakin dinleyiniz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Olacak bu kadar tartışma ya, basit bir konu
değil ya bu! Basit bir konu mu bu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …mafyalarla, hukuk
dışı yapılanmalarla mücadele etmiş, ortaya koyduğu tavırlarla milletimizin
takdirini kazanmış bir iktidarı…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Türkiye’yi kim yönetiyor Sayın Bakan?
BAŞKAN – Sayın Öztürk… Sayın Öztürk, lütfen yerinize oturunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) –…onun Başbakanını ve
Genel Başkanını çete kurmakla itham edecek imalı, imasız yaklaşımlar buraya
yakışmamıştır.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen yönetiyorsan cevap ver,
yönetmiyorsan “Yönetmiyorum.” de! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Buraya yakışmamıştır,
yakışması da doğru değildir, hoş da değildir.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt ver! Siz yönetiyorsanız
sorulara yanıt verin!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu ülkenin Başbakanı
ülkenin ali menfaatlerini korur ama maalesef başka şeyler söyleniyor. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Peki, birtakım operasyonlar yapılıyor. KCK paralel bir yapılanma
olarak kurulmuş, falan kurmuş, filan kurmuş.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt ver!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bunu kim söylüyor?
Terör örgütü ve yandaşları söylüyor. Falan yerde mutabakat yapılmış, işte
belgesi. Belgeyi kim açıklıyor, kimler çıkarıyor?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Savcı.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Terör örgütleri ve
onların mensupları bir şey söylüyorlar.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Demagoji, sırf demagoji! Sen AKP
milletvekillerini kandırırsın!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, ülkenin
Hükûmeti, Başbakanı ne diyor: “Böyle bir şey yoktur.” diye açıklama yapıyor,
“Bunlar iftiradır.” diye söylüyor, “Böyle bir mutabakat yoktur.” diye
açıklaması var. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt ver, Uludere’deki
istihbaratı kim verdi?
OKTAY VURAL (İzmir) – Belgeleri çıkıyor, belgeleri. Madem öyle,
yargıdan kaçırmayın bunu.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Uludere’de istihbaratı kimden aldınız?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, ben şimdi
sormak istiyorum: Ülkemizde siyaset yapan partiler veya başkaları… Ülkemizin Başbakanı, Türkiye’nin Başbakanı
bir konu gündeme geldiği zaman “Böyle bir şey yoktur, bu yanlıştır, doğru
değildir.” diye açıklama yapıyor, Başbakana inanmıyoruz…
OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman üzerine gidelim hep beraber.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …ama terör örgütü
yandaşlarının elinde bir belge veya bir kâğıt parçası olduğu zaman da kalkıp
“Bu doğru.” diye ülkenin Başbakanını terör örgütlerinin ağzıyla suçluyoruz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olabilir
mi? Türkiye’de ülkenin Başbakanını yıpratmak için birtakım yerler, birtakım
çevreler birtakım iftiraları uyduruyorlar.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İftiraları sen atıyorsun, gerçekleri
çarpıtıyorsun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakıyorsunuz, nereden
çıktı bu? İşte, KCK operasyonunda falanca yerde yapılan aramada KCK
militanlarının elinde çıktı. Kim bunu dillendiriyor? Bakıyorsunuz, herkes
konuşuyor. E, ne olmuş? “Böyle bir şey varmış.” Peki, Hükûmet ne diyor? “Böyle
bir mutabakat yoktur.” diye bunun açıklamasını yapıyoruz ama bütün bunlara
rağmen…
OKTAY VURAL (İzmir) – Belki sen koydun oraya.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …terör örgütlerinin
yandaşları ve üyelerinin ağzıyla, onların ellerinde olanlarla Hükûmeti
suçluyoruz; terör örgütü yandaşlarına inanıyoruz ama ülkenin Hükûmetine
inanmıyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve
MHP sıralarından gürültüler)
KCK’yı veya PKK terör örgütünü
Millî İstihbarat Teşkilatının kurduğunu söylemek bu Teşkilata ve ülkemize
yapılmış bir iftiradır.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hüseyin Çelik söylüyor, Hüseyin Çelik
söylüyor söylediğini.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bugüne kadar terörle
mücadele eden onca insanımıza, onca şehidimize yapılmış bir haksızlıktır, doğru
bir şey de değildir.
OKTAY VURAL (İzmir) – “Şeytanla bile görüşürüz.” diyor, şimdi
kalkmışsınız bunu inkâr ediyorsunuz be! “Siyasi talimatla görüşüldü.” diyen
Ahmet Davutoğlu.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – KCK paralel yapılanma
yapacak buna Hükûmet müsaade edecek, yok öyle bir şey. O zaman bu operasyonları
kim yapıyor? İktidarda kim var? Kimler içeride? Operasyonları yapanlar kim? Bu
delilleri savcıların önüne koyan kolluk kim, güvenlik görevlileri kim? Bu
istihbaratları verenler kim? Böyle bir şey olabilir mi? Onlardan yargıya
götürüp teslim eden yürütme organında görev yapan güvenlik birimleridir. Yargı
organlarına delillerini götürüp teslim ediyorlar. Onların soruşturmasını,
kovuşturmasını yapacak da onlardır. Onlar yapacaklardır. Ama kalkıp oradan,
bütün bunlar ortadayken Hükûmeti veya…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bırak ya Allah’ını seversen, bu konuşmaların
milletvekillerine hakaret be!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …devlette büyük
görevler yapmış insanları “KCK’yı, paralel bir
yapılanmayı örgütledi” diye suçlamak fevkalade büyük bir yanlışlıktır, büyük
bir haksızlıktır.
Türkiye’nin üzerinde herkes bir şeyler söylüyor. Türkiye, Orta
Doğu’da, Balkanlarda, dünyanın pek çok yerinde yöresinde önemli değişimler
yaşanırken, Türkiye de bu değişimler çerçevesinde kendi gücüyle orantılı
pozisyon alırken, Türkiye’ye karşı birileri başka şeyler, hesaplar içerisinde
olabilir, hesaplar yapabilir, ama bütün bu hesapları bozacak güç bu
Parlamentodadır, milletimizdedir, Hükûmetimizdedir. Her türlü hesabı bu
Parlamento bozdu, bugüne kadar bütün oyunları bozdu, başka oyunları da
bozacaktır; hesap yapanlar boşa hesap yapıyorlar. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Bir başka hususu paylaşmak istiyorum, o da şu: Terör örgütlerinin
içerisine sızmış…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kim bunlar kim?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …istihbarat
görevlilerinin suç işlediklerini ben söylemedim. Ben sadece şunu söyledim…
OKTAY VURAL (İzmir) – Neyi söyledin?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - “Terör örgütlerinin
içerisine sızarken suç işlemeden sızma imkânı yok” dedim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Ne dedim? Şunun için
dedim…
OKTAY VURAL (İzmir) – Adam asker öldürecek…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Örneğin, bir
istihbarat elemanı -şimdi soruyorum- bir terör örgütüne gitti…
OKTAY VURAL (İzmir) – Ya senden de ne Başbakan Yardımcısı olur!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz, sakin olunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi suçları işlettiniz? Sen nereden
biliyorsun?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …şunu mu diyecek:
Beni istihbarat, MİT görevlendirdi…
OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir töhmeti devletin üzerine nasıl
bırakırsın sen? Şuna bak ya!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …işte görev kâğıdım,
ben de sizin aranıza gireceğim, sizden istihbarat toplayacağım, ondan sonra da
ilgili yerlere bildireceğim…
OKTAY VURAL (İzmir) – Anlaşılan sen daha önce orada mı görev
yaptın? Görevli misin sen?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …bana izin verir
misiniz diyecek? Demeyecek. O zaman ne olacak? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Suç işleyecek öyle mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Yani oraya gittiği
zaman, onların içerisine girmek için bazı şeyler söylediği zaman Ceza Kanunu ne
diyor: “Örgüte üye olmak.” diyor. Benim kastettiğim odur.
OKTAY VURAL (İzmir) – Uyuşturucu ticareti yapacak öyle mi? Adam mı
öldürecek?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Yoksa, terör örgütünün içerisine canı pahasına, hayatı
pahasına sızmış…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bomba mı atacak? Molotof mu atacak?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – …bu ülkesi için şehit olmayı göze almış vatan evlatlarını
terör örgütünün eylemlerine katılmış gibi gösteren bir beyanı ben yapmadım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Onları sorgulayan yok. Onları sorgulayan
yok.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Benim adıma bana bunu söyletenler onlara da, bana da büyük
bir iftira yapıyorlar.
Benim açıklamalarım ortada. Böyle bir şeyin olmadığını da o
açıklamanın içinde açıkça zikrediyorum. Eylemlere katılma yok, bu söylenemez,
söylenmesi de mümkün değil. Düşünülemez, düşünülmesi de mümkün değil.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kıvırma Bekir Bey, kıvırma ya, kıvırma!
OKTAY VURAL (İzmir) – Mert ol, mert mert! Mert ol!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama oradan aldılar,
sanki terör örgütünün eylemlerini MİT mensupları gerçekleştirmiş gibi birtakım
yandaşlar konuştu, sonra baktık başkaları da konuşuyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakana da “Ameliyat olmadı.” dedin, on
dakika sonra çıktı. Ne bilirsin sen bu konuları? Ne anlarsın ya!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Onun için burada bir gerçeği doğru tespit etmek lazım.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Doğru söylemediğini tespit etmek lazım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru söylemiyorsun!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – O da şu: Burada görev yapan MİT mensupları, örgütlerin
içerisine sızmış olan MİT görevlileri canı pahasına görev yapıyorlar, şehitliği
göze alarak görev yapıyorlar.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İstismar etme, istismar etme! Sığınma
arkalarına!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onları teröristlerle,
terör örgütleriyle iş birliği yapar göstermek… Bunu kim hangi saikle yapıyorsa yapsın, bu ülkenin birliğine,
beraberliğine, güvenliğine, bekasına iyilik değil, kötülüklerin en büyüğünü
yapıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz töhmet altında bırakıyorsunuz!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Elbette ki, değerli
milletvekilleri, şunu söylemiyorum: Her kurumun içerisinde eksiği olan, yanlışı
olan olabilir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Niye töhmet altında bırakıyorsun?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir kuruma dönük
eleştiri yaparken bir kişide eksik var diye herkesi eksiklikle, bir kişide
yanlışlık var diye herkesi yanlışlıkla ve kurumu yanlışlıklarla, töhmetle
suçlamak haksızlıktır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Genelkurmay Başkanı terör örgütü başı diye
hemen yaptın değil mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yanlış yapan birisi
olduğu zaman onu hukuka teslim etmek, yargı yolunu açmak, yargıda hesap
vermesini sağlamak, hepimizin, sizin, bizim ve sizin adınıza ülkeyi yöneten
Hükûmetin asli görevidir.
Bu Hükûmet, hiçbir zaman suç işleyenleri himaye etmemiştir, hiçbir
zaman arkasında durmamıştır. (CHP ve MHP sıralarından “Aa”
sesleri) Karanlık yapılarla, çetelerle, mafyalarla biz mücadele ettik, biz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Mahkeme karar veriyor suça, suça sen karar
vermiyorsun…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Biz yaptık, hukuk dışı yapılanmalarla biz
yaptık…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Mahkeme karar veriyor suça. Yani mahkemeye
giden adama hemen…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - O fotoğraflar, bu eleştiriyi yapanların
Türkiye’yi yönettiği dönemlerin fotoğrafıdır. Şimdi bakın manşetlerde mafya
babaları, çeteler yok, yok onlar, gizli örgütler yok, hukuk dışı yapılanmalar
yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yargıdan kaçtınız ama buradan
kaçamayacaksınız!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Milletin iradesi her şeye hukuk çerçevesinde
hâkim. Hukukun dışına kim çıkıyorsa onların karşısında milletten ve hukuktan
aldığı güçle çıkan bir irade var.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hukuktan kaçmayın, yargıdan kaçmayın!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bu irade her zaman böyle olmaya devam
edecektir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bozdağ.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir dakika…
Buyurunuz Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Bakan, ben konuşmamda da
belirtmiştim, birtakım protokollerin bulunduğunu ve işte Oslo görüşmeleriyle
ilgili ses kasetlerinin bulunduğunu ifade etmiştim ve buradan Başbakanın,
bunların olmadığını “Terör örgütünün elindekilere inanıyorsunuz.” demek
suretiyle sanki bizim bu konudaki bilgileri hukuk dışı bir örgütten aldığımıza
ilişkin bir yanlış kanaat uyandırmıştır. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Vural.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşma yok Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir şeyi sizin takdirlerinize
bırakıyorum. Lütfen, bütün konuşmacı milletvekillerimizi sakinlikle dinler,
sonra da konuşmak gerekiyorsa cevap verirseniz daha iyi olacak.
Buyurunuz Sayın Vural.
EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, bunu biraz önce
yapsaydınız.
BAŞKAN – Herkese söylüyorum efendim.
Buyurunuz Sayın Vural.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, burada sataşma yok ama.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bize de sataştı, biz de
cevap vereceğiz.
BAŞKAN – Buyurunuz.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
2.- İzmir Milletvekili
Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine sataşması
nedeniyle konuşması
OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tabii, Sayın Bakan, ne konuştuğunuzu bilmiyorsunuz, ne dediğinizi
bilmiyorsunuz. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Burada bir ajitasyonla, bir
ajitasyonla buradaki milletvekillerinin vicdanlarını kullanmasının önünü kesmek
istiyorsunuz ama bu vicdanlar er ya da geç tecelli edecektir.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kendi vicdanına bak, kendi vicdanına!
OKTAY VURAL (Devamla) - Bu bakımdan, siz “Müzakere yok.”
demiştiniz, “Böyle bir müzakere olduğunu ispat etmeyen şerefsizdir, alçaktır.”
demiştiniz, ondan sonra Oslo görüşmelerinde müzakere yaptığınız ortaya çıktı.
(MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Ahmet Davutoğlu, bunun siyasi talimatla
olduğunu ortaya koydu. “Protokol yok.” dediniz.
İşte değerli arkadaşlarım, bunları eleştiriyoruz. Eğer bir
protokol yoksa bu protokolde özerk Kürdistan, Türkiyelilik, PKK polis gücü gibi
birtakım hususlar konusunda eğer Hükûmet bunlarla ilgili siyasi talimat
vermemiş de, oraya gidenler bunlarla ilgili görüşmeler yapmışsa o zaman bu
hukuk dışı eyleme karşılık neden bunun önünü kapatıyorsunuz? Neden bunun önünü
kapatıyorsunuz? Hayır, siz gerçekleri söylemiyorsunuz. Eğer dediğiniz gibi
olsaydı, yargının bunun yürütmenin verdiği görevin dışına çıkıldığına ilişkin
bir kanaatle soruşturuyoruz demenin önünü açardınız, kapatmazdınız. Bu millet
kürsüsü vicdanın kürsüsü olması lazım. O bakımdan, kalkıp kimseyi kandırmayın.
Madem öyle, eğer birtakım görevler çıkmış da oralarda sizin verdiğiniz yetkinin
dışına çıkmışsa niye yargıdan kaçırıyorsunuz bunları? Neden bu soruşturmayı
engellemek istiyorsunuz? O bakımdan, milletvekillerine bunları Başbakanı araya
koyup Başbakan verir, vermez gibi birtakım şeylerle bu kirli ve pis
pazarlıkların millet nezdinde sorgulanmasının, yargı nezdinde hesaba
çekilmesinin önünü kesiyorsunuz. Burada açıkçası sizin de bu tavrınız,
Hükûmetle bu yapılanlar arasında illiyet bağı olduğunun da delilidir bunlar.
(MHP sıralarından alkışlar)
Hepinize saygılarımı arz ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, KCK soruşturmaları…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir saniye…
BAŞKAN – Bir dakika, söz verdim Sayın Kaplan’a, dinliyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Suç işlemede bine yakın MİT mensubunun KCK
soruşturmalarında…
BAŞKAN - Bir dakika, duyamadım efendim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – …partimizi hedef alan bir açıklamalarına
açıklık…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sataşma yok.
BAŞKAN – Lütfen sakin olur musunuz.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, KCK dedi, BDP… Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Bir dakika anlayamadım Sayın Kaplan. Sayın Kaplan,
anlayamadım. Anlayamadım söz ne için.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Suç işlemede bine yakın MİT mensubunun KCK
soruşturmalarında…
BAŞKAN – Evet, buyurunuz.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir dakikanızı alabilir
miyim. Ama Sayın Başkanım, ortada bir sataşma yok, KCK diyor BDP çıkıyor, başka
bir şey diyor MHP çıkıyor, böyle şey olmaz ki.
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kaplan.
3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın
partisine sataşması nedeniyle konuşması
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir
yanlışa, bir doğruya dikkat çekmek için söz aldım, amacım burayı germek değil.
Hükûmete buradan sesleniyorum: Otuz yıldır süren bu savaşı, bu
çatışmayı, kardeş kavgasını bitirmek için diyaloğa sonuna kadar gidin,
müzakereye sonuna kadar gidin, görüşmeleri sonuna kadar yapın, yeter ki bu
ateşi söndürelim. Arkanızdayız, yanınızdayız, sizinle beraber yürümeye hazırız.
Doğru olan budur, doğru olan Türkiye’yi felaketten kurtarmaktır. Sonuna kadar
yanınızdayız, hele hiç kimseden korkmayız. Otuz yıldır işlenen faili meçhul
cinayetlerin belgeleri Meclis arşivlerinde vardır, bunu açın, okuyun. Faili
meçhul cinayetleri kim işlemiş? Öyle korkmayın, İmralı’yla da görüşün,
Kandil’le de görüşün, Oslo’ya da gidin, Erbil’e de gidin.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İnkâr etmesinler!
HASİP KAPLAN (Devamla) - Siz bu Mecliste eğer bunu
başaramıyorsanız, kendi içinizde konuşamıyorsanız, kendi içinizde
çözemiyorsanız bu ayıp Meclisin, siyaset kurumunun ayıbıdır, bu bir doğru. Buna
kimse, bizim açımızdan, bizim adımıza kimse konuşmasın.
Diğer bir noktada yanlışınıza dikkat çekeceğim. Bin tane MİT’ti… KCK’de 10 bin tane arkadaşımızı tutukladınız. Bizim
milletvekillerini sizin MİT mi örgütledi? Belediye başkanlarımızı aday gösterip
seçimden onlar mı çıkardı? 10 bin kişi. Bugün bile 15 KESK yöneticisi kadın
mahkemede tutuklamaya sevk edildi.
Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları. Bakın, biz
buraya geldik, ısrarla bu Mecliste çalışmaya inat ediyoruz, bunu birlikte
yaşamanın, birlikte çözümün adresi olarak gördüğümüz için. Onun için biz
yasalara sığınmıyoruz. Bu yasalarla bu iş çözülmez arkadaşlar. Kürt sorununun
çözümü için gelin birlikte irade koyalım, birlikte, kapalı kapıların ardına
gizlenmeden harbi harbi, dobra dobra…
Bu yasa çıktıktan sonra BDP’nin içinde bin tane
MİT’çi var, bana bir tane gösterin, size madalya takayım, bir tane gösterin!
BDP açık partidir, yüreği olan gelir çalışır, inanan gelir çalışır, özgürlük
inancı olan gelir çalışır. Biz bedel veren partiyiz, direnen partiyiz ama bu
yasa çıkarsa önümüze bu çıkacak: “009 B.B. X Görevli Şahıs” Buyurun... Bu yasa
çıkarsa, Başbakanlık belgesi de şöyle bakın: “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık
Özel Görevli Belgesi
009 B.B. X Görevli Şahıs Tarafından Görevli.
Not: Görevi meçhuldür.”
Yapmayın arkadaşlar, bu size de zarar verir, Türkiye’ye de verir,
hepimize verir.
Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, benim konuşmamdan sonra
Sayın Bozdağ, ben TCK 283’ü okuyunca “Meclisi tehdit mi ediyorsun?” dedi. Benim
söylediğim sözlere farklı anlamlar yükledi ve grubumuzu itham altında bıraktı.
İzin verirseniz grubumuz adına cevap vermek istiyoruz.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Tanrıkulu grubumuz adına cevap
verecek.
BAŞKAN – Peki, Sayın Tanrıkulu, buyurunuz.
4.- İstanbul Milletvekili
Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine
sataşması nedeniyle konuşması
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, Değerli
milletvekilleri; yani gerçekten tarihî bir gündeyiz, çok önemli bir sorunu bir
yasayla çözmeye çalışıyoruz. Meclis bu şekilde yapmamalıydı, bu soruna bu
şekilde yaklaşmamalıydı.
Ben dün Komisyonda bir duruma dikkat çektim, gerçekten de özel
yetkili mahkemeleri tanımıyorsunuz, özel yetkili savcıları tanımıyorsunuz,
tanımadığınız için de başınıza bu geldi, yarın başka bir işte gelebilir. O
nedenle bu maddeye dikkat çektim, dün Komisyonda, bugün de Genel Kurulda. Bu
yapılan faaliyet özel yetkili savcıların mantığı içerisinde, yakalama emri
çıkarılan bir şahsa imkân tanımaktır yakalanmaması noktasında. Bu şekilde
yorumlanabilir Sayın Bakan, yorumlanabilir. Yoksa, bu Meclis şu anda özel
yetkili savcıların ve mahkemelerin takdir alanı içerisinde yasama görevi
yapıyor. Bunu niye anlamıyorsunuz ya! Türkçe konuşuyoruz, niye anlamıyorsunuz!
Yarın öbür gün bir özel yetkili savcı çıkar “Niye bu yasa teklifini verdin?
Seni MİT Müsteşarı mı ayarladı, o örgütün üyesi misiniz?” der size, diyebilir.
Bu soruna dikkat çekiyoruz çünkü böyle bir madde var. Sizin
döneminizde yazılmış bu, biz yazmadık, siz yazdınız, getirdiniz bu Meclis de
kabul etti. Bir savcı çıkarsa bu teklifi hazırlayan milletvekiline bunu derse
ne yapacaksınız? Komisyona derse ne yapacaksınız? O yüzden, bu palyatif
önlemlerle değil, gelin sorunun özünü çözelim. Özel yetkili mahkemeleri burada
yatıralım, kaldıralım Türkiye'nin yargı sistemi içerisinden. Niye kaçıyorsunuz?
Ne işinize yarıyor?
Sayın Bakan şunu diyor: “Bu dönemde Başbakan emir vermez, yarın da
vermez, gelecekte de vermez.” Geçmişte vermedi mi değerli arkadaşlar?
Türkiye'nin geleceğini ve önümüzdeki dönemlerde görev yapacak başbakanları
nasıl güvence altına alıyorsunuz? Sizden mi olacak? Nereden biliyorsunuz? O
dönemleri yaşadık, o belgeleri ben de gördüm. Yarın öbür gün o belgelerle
dolaşacak insanlar, siz nasıl “Yok.” diyeceksiniz?
Dolayısıyla, yanlış yapıyorsunuz, hukuken yanlış yapıyorsunuz,
siyaseten yanlış yapıyorsunuz. Bu sorunları tek maddelik yasalarla
çözemezsiniz, çözülemedi. O nedenle, yargı orada, insanlara da yazık
ediyorsunuz, Müsteşara da yazık ediyorsunuz. Bu kadar çok tartıştırarak hepsine
yazık ediyorsunuz, o kurumun tümüne yazık ediyorsunuz, bu hâle getirerek yazık
ediyorsunuz. Yapacağı bütün doğru işleri ve yanlış işleri burada tartışma
konusu yapıyorsunuz. Giderler, ifadelerini verirler, yargı takdir eder. Sonra
da biz tümünü burada değerlendiririz ama siz hem bu kurumu teslim alıyorsunuz
hem özel yetkili savcı ve mahkemeleri siyasetin harcı olarak kullanıyorsunuz,
yanlış yapıyorsunuz. Bu nedenle, sorunlar tek maddelik yasalarla değil, getirin
masaya beraber çözelim, irademizi burada ortaklaştıralım. Türkiye’ye yazık
ediyorsunuz. İnsanlar her gün ölüyorlar. Sorunların kenarından geçiyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Sayın Aydın, buyurun.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, az önce konuşmacılar, BDP
sözcüsü “10 bin arkadaşımızı KCK’dan tutukladınız.”
Diğer sözcülere tek tek girmiyorum, bu bile tek başına yeter. Efendim,
sataşmadan dolayı ben de söz istiyorum Başkanım.
BAŞKAN – Nasıl?
AHMET AYDIN (Adıyaman) – “KCK’dan dolayı
10 bin arkadaşımızı...“ deyip grubumuzu töhmet altında bıraktı. Açıklama
istiyorum.
Tutuklama senin görevin değil ki, yargının görevi. Sizinle ne
alakası var?
OKTAY VURAL (İzmir) – “Yargı” diyor. Siz mi tutukladınız?
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz yargı mısınız?
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yargı olmadığımızı ifade edeceğim.
BAŞKAN – Yani size yönelik söylemedi ama buyurunuz cevap verin.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp olur, İdris Bey’i yalanlama ya, İdris
Bey arkada duruyor, yalanlama.
5.- Adıyaman Milletvekili
Ahmet Aydın’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın
partisine sataşması nedeniyle konuşması
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Değerli arkadaşlar, hakikaten çok...
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya İdris doğru söylüyor, ya sen!
AHMET AYDIN (Devamla) – …önemli bir yasayı görüşüyoruz. Yalnız ben
bu yasa görüşmelerine başladıktan sonra çok değerli hatipleri yerimde usluca
dinledim, hakikaten doğru söylüyorlar mı? Olabilir, arada bir doğru
söyledikleri de vardır ancak konuşmacıları tek tek dinledikten sonra şunu
anladım: Hakikaten biz güzel bir iş yapıyoruz burada, çok doğru bir iş
yapıyoruz, çok net bir iş yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Onun için 10 tane önerge getirdiniz.
AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir taraftan bir grup
kalkıyor “müzakerelere devam” diyor, öbür taraf kalkıyor “Siz müzakerede
bulunmuyorsunuz.” Ya değerli arkadaşlar, biz müzakerede bulunuyor muyuz,
bulunmuyor muyuz?
OKTAY VURAL (İzmir) – Senin ruh ikizin, ruh ikizin, beraber
yürüdünüz o yollarda siz.
AHMET AYDIN (Devamla) – Biriniz “Müzakerede bulunuyorsunuz,
devam.” diyorsunuz, biriniz müzakerede bulunmadığımız için bizi
eleştiriyorsunuz, bir başka grup farklı bir şey söylüyor.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Anlamamışsın sen
konuşulanları, anlamamışsın!
AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, Millî İstihbarat
Teşkilatı, adı üstünde, bu istihbarat birimi, görevi bu, bunu Hükûmet yapmaz,
devlet bunu yapar ama…
OKTAY VURAL (İzmir) – Hem görüşüyorsunuz hem “Görüşmüyoruz.”
diyorsunuz.
AHMET AYDIN (Devamla) – …geçmişte de yaptı, bugün de devlet
birtakım görüşmeler yapabilir çünkü amaç terörü bitirmek, amaç çetelere,
mafyaya son vermek, amaç Türkiye'nin geleceği açısından, milletimizin huzuru
açısından refah düzeyi yüksek bir sistem kurabilmek.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hani “Yok.” dedi Bekir Bozdağ?
AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, lütfen biraz daha
makul olalım, lütfen değerli arkadaşlar, elimizi vicdanımıza koyalım, burada
konuşurken doğruları konuşalım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sen de müzakerecisin öyle mi?
AHMET AYDIN (Devamla) – Bu yasa daha önceden de var mıydı, yok
muydu? Biz hiç el atmadık yani dünyayı yeni keşfetmiyoruz, zaten MİT Kanunu’nun
26’ncı maddesinde böyle bir hüküm var.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Milleti kandırma, özel düzenleme getirdiniz
buraya! Eski yasayı niye değiştiriyorsunuz o zaman?
AHMET AYDIN (Devamla) – 1984’te yürürlüğe giren bir kanun ve bu
Kanun’da bu hüküm var ancak bu hüküm uygulanmadı. Bu hükmün uygulanmaması demek
ülkenin istihbaratı açısından çok ciddi sıkıntılar doğurur.
Bakın, arkadaşlar, biz eğer “çetelerle mücadele” diyorsak, eğer
“Organize suç örgütlerini ortadan kaldıracağız.” diyorsak, hele ki en büyük
terör belası varken ve terörle mücadelede kararlı bir şekilde bu Hükûmet devam
ediyorsa…
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne mücadelesi, siz müzakere ediyorsunuz!
AHMET AYDIN (Devamla) – …devlet bu mücadelesini sürdürüyorsa
lütfen ama lütfen bu görevi yapanlar, istihbarat bilgisini alıp yetkili
makamlarla paylaşanları da çok ciddi cezai müeyyidelere maruz bırakmamak lazım.
Bir kez daha düşünsün diyoruz ya, bir kez daha düşünsün.
Başbakanın iznine gitti, izin verdi veya vermedi, nihai kararı Başbakan
vermiyor, nihai kararı yine yargı veriyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne anlamı olur?
AHMET AYDIN (Devamla) – Bu bir idari işlemdir, idari işlemler
idari yargıya tabidir.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sonra savcıları değiştiriyorsunuz,
hâkimleri değiştiriyorsunuz!
AHMET AYDIN (Devamla) – Başbakan izin verdi, savcı iddiaları da
eğer ciddi görüyorsa idari yargıya götürür ve nihai kararı zaten yargı verecek.
Yani Başbakan son kararı vermiyor, bir kez daha bir düşünme fırsatı tanıyor.
Böyle önemli bir görev üstlenmişsin, devletin geleceği açısından, bu görevi
sürdürmek açısından da bu işi vazife edinmişsin, sırf bu vazifeyi yaptığın
için, görevin gereği olan işi yaptığın için de ağır cezalara maruz kalmak, ömür
boyu hapis cezalarıyla tehdit edilmek ne kadar doğrudur diye düşünüyorum.
Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Biz talimat verdik deyin ya!
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunırmak.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan konuşmasında dedi ki:
“Suçluları adalete teslim ediyoruz.”
Şimdi, burada şöyle bir mantık kurmak mümkün. Yani biz
hapishaneden, hastaneden, en zenginine kadar herkesin milletvekiliyiz.
Hapishanedeki gözaltında olan, zanlı olan insanların hepsi suçlu değil adalete
teslim edilmiş olanların. Sayın Bakanın ifadelerinden şu çıkar ki, Hükûmet
adalete teslim ettiği herkesi suçlu olarak görmüş demektir ve bugün yargının
yerini almış demektir, yargıya da tahakkümdür bu.
Bu konuda bir konuşma istiyorum.
BAŞKAN – Ee, katkınızı yaptınız,
teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkanım, içeride tutuklu
milletvekilleri de var…
BAŞKAN – Teşekkür ederiz, size tam yönelik bir şey yok. Siz
söyleyeceklerinizi söylediniz, teşekkür ediyoruz.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İçeride tutuklu milletvekilleri de var,
onları da suçlu görüyor Sayın Bakan.
BAŞKAN – Ama söylediniz, düzeltmeyi yaptınız.
Teşekkür ederiz.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Peki, teşekkür ediyorum.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Ahmet Aydın “Arada
bir doğru söylüyorlar.” dedi bizi kastederek. Bu çok açık bir sataşmadır, izin
verirseniz cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.
Yeni sataşmalara lütfen mahal vermeyiniz.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın İnce, lütfen sataşmaya mahal
vermeyin.
BAŞKAN – Buyurunuz.
6.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine sataşması
nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.
Bu “Yalan söylüyorsun!”un farklı
söylenme biçimidir. Bu arada da az önce gazi oldum, eğilirken başımı vurdum,
dikkat edin, sizlere de şunu söyleyeyim.
Değerli arkadaşlar, bakın, şunu bir düzeltelim. Oslo’da görüşme
oldu mu olmadı mı? Görüştük. Kim görüştü? Ne görüştü? Bunu bir kenara bıraktım.
Şimdi, Kayseri Meydanı’nda, referandum öncesinde -görüşülür
görüşülmez bu tartışma ayrı, biz başka bir şeyi tartışıyoruz bakın- Kayseri
Meydanı’na gitti Başbakan, Sayın Başbakan “O ‘Görüşme oldu.’ şerefsizliğini
yapanlar, alçaklığını yapanlar” dedi. Biz bunu söylüyoruz. Yani hem
görüşeceksin hem de “Görüştün.” diyen insanlara “Alçak, şerefsiz.” diyeceksin.
O sözler Kayseri Meydanı’nda sahibini bekliyor. O sözler asılı duruyor. (CHP
sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Asılı kaldı.
MUHARREM İNCE (Devamla) – Birincisi, bunu söylüyoruz.
İkincisi, Sayın Ahmet Aydın, duran saat bile günde iki kere
doğruyu gösterir. Ama ne yazık ki sen bugün duran saat bile değilsin. (CHP
sıralarından alkışlar)
Bakın, siz, MİT, Emniyet, iktidar, cemaat… Bir tartışmadır
gidiyor. Bu tartışmanın neresinde kim var, gerçekten tam bilemiyoruz.
Şimdi, siz, bu sıkışık ortamda, toz duman giden ortamda, devlet
allak bullak olmuş, kurumlar birbirine girmiş, karışmış her şey, böyle bir
ortamda diyorsunuz ki: Bunun ucu bize dokunacak, bu belli oldu. Nasıl olsa
bizim arkadaşlar “Kaldır parmağını.” dedin mi kaldırırlar, bir kanun getirelim,
bunu düzenleyelim, buradan kendimizi kurtaralım derdindesiniz.
Peki, anladım. Büyük ihtimalle de buradan bu kanunu
geçireceksiniz, Sayın Cumhurbaşkanının tavrı, sonra Anayasa Mahkemesinin tavrı,
bunları göreceğiz, ama şimdi size bir gazete haberi göstereceğim: “100 ihalede
milyarlık vurgun.” Bunu hangi kanunla düzelteceksiniz acaba?
OKTAY VURAL (İzmir) – Geliyor, geliyor.
MUHARREM İNCE (Devamla) - Bunu hangi kanunla düzelteceksiniz?
OKTAY VURAL (İzmir) – Onun da hazırlıkları var.
MUHARREM İNCE (Devamla) - Bakın, bir insan yanlış yapmaya
başlamaya görsün, bir başladı mı çorap söküğü gibi arkası gelir. Bugün
Başbakanın özel görevlilerini kurtarmaya çalışacaksınız, yarın bu ihalelerdeki
vurgunlarla ilgili mi yapacaksınız? Öbür gün ne yapacaksınız?
OKTAY VURAL (İzmir) – Hazırlıkları var.
MUHARREM İNCE (Devamla) - Bunun sonu gelecek mi? Bunun sonu ne
zaman gelecek?
Bakın: “Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse,
Her köylüden bir tavuk, eğer köylü verirse,
Güzel gidiş bu gidiş eğer sonu gelirse.”
Teşekkür ederim hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.
XII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A)
Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.- Isparta Milletvekili
Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu
(2/343) (S. Sayısı: 164) (Devam)
BAŞKAN - Şahsı adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır. (MHP
sıralarından alkışlar)
Buyurunuz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Zannediyorum yeterince tartışıldı, bağrışıldı, çağrışıldı. Şimdi, sizi suhuletle, sükûnetle şu söylediklerimi anlama