TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ
YASAMA DÖNEMİ CİLT YASAMA
YILI
24 13 2
TUTANAK
DERGİSİ
63’üncü
BİRLEŞİM
8 Şubat 2012 Çarşamba
DÖNEM: 24 CİLT: 13 YASAMA YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
63’üncü Birleşim
8 Şubat 2012 Çarşamba
(TBMM Tutanak Hizmetleri
Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip
üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Gaziantep Milletvekili Abdullah
Nejat Koçer’in, Gaziantep iline “Gazi” unvanı verilişinin 91’inci yıl dönümüne
ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı
2.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın,
Bodrum Alakışla Limanı Adalıyalı mevkisindeki tahsis alanlarına ilişkin gündem
dışı konuşması ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı
3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat
Korkmaz’ın, trafik kazası sonucunda ortaya çıkan yaralanmaların tedavi
giderlerinin karşılanmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Savunma
Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı
V.-
OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkan Vekili, Oturum Başkanı
Mehmet Sağlam’ın, Kahramanmaraş iline “Kahraman”, Gaziantep iline de “Gazi”
unvanı verilmesinin yıl dönümleri nedeniyle konuşması
VI.-
AÇIKLAMALAR
1.- Gaziantep Milletvekili Mehmet
Şeker’in, Gaziantep iline “Gazi” unvanı verilişinin 91’inci yıl dönümüne
ilişkin açıklaması
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu’nun, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerimizin üreten ve Türkiye'nin
ortak değerlerine saygı duyan iki ilimiz olduğuna ilişkin açıklaması
3.- Mersin Milletvekili Aytuğ
Atıcı’nın, Sosyal Güvenlik Kurumunun kurumlara yaptığı ödemelerde kesinti
yapmasının hastalara olumsuz etkilerine ilişkin açıklaması
4.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza
Yalçınkaya’nın, Amasra ve Kurucaşile ilçelerinde meydana gelen şiddetli fırtına
nedeniyle zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin
açıklaması
5.- İstanbul Milletvekili Mahmut
Tanal’ın, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığına atanan Ramazan
Akyürek’in atamasının Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Yönetmeliği
hükümlerine uygun olmadığına, bu atamanın geri alınıp alınmayacağına ilişkin
açıklaması
6.- İstanbul Milletvekili Abdullah
Levent Tüzel’in, 28 Aralık 2011 tarihinde Uludere ilçesinin Roboski köyünde 34
kürt köylüsünün hayatlarını kaybetmesine neden olan bombalama eylemini yerinde
araştıran Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun tespitine ve Başbakanın
konuya açıklık getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
7.- Eskişehir Milletvekili Kazım
Kurt’un, kurumlarından izinli olarak gelip Mecliste çalışan personelin Meclis
Teşkilat Kanunu’nun değişmesi nedeniyle sözleşmelerinin yenilenmemesinden
kaynaklanan sorunlarının çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
8.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın,
Niğde, Nevşehir, Aksaray, Konya ve diğer illerde satılamayan 2 milyon 500 bin
ton civarında patatesin ambarlarda kaldığına, Hükûmetin bu konuda pazar
araştırma düşüncesi olup olmadığına ilişkin açıklaması
9.- İzmir Milletvekili Alaattin
Yüksel’in, Hükûmetin uyguladığı tarım politikaları nedeniyle, Manisa’nın
Kırkağaç ilçesi ile İzmir’in Kınık ilçesinin Poyracık beldesinde ürünlerini
satamayan yemlik darı üreticilerinin tüccarlar tarafından dolandırıldığına ve
bu konunun biran önce çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
10.- Mersin Milletvekili Aytuğ
Atıcı’nın, sağlık hizmetlerinin iyiye doğru gitmediğine ve vatandaşın yaşadığı
sıkıntılara ilişkin açıklaması
11.- Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın, Şırnak Milletvekili Sırrı Sakık’ın yapmış olduğu konuşmasında Rauf
Denktaş hakkındaki beyanının tutanaklardan çıkarılması gerektiğine ilişkin
açıklaması
12.- Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, Suriye’de yapılan katliam nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisinin bu
konuda gerekli demokratik tepkiyi koymak yerine AK PARTİ Hükûmetini
eleştirdiğine, bunun Baas kardeşliği olarak değerlendirilmesi gerektiğine,
BDP’lilerin Ergenekon davası konusunda gerekli duyarlılığı göstermediklerine
ilişkin açıklaması
13.- İstanbul Milletvekili Osman Taney
Korutürk’ün, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in konuşmasına cevaben,
Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir zaman Suriye’deki katliamı tasvip etmediğine
ve Baas Partisiyle alakası olmadığına ilişkin açıklaması
14.- Ankara Milletvekili Özcan
Yeniçeri’nin, faili meçhullerin siyasi rant için kullanılmaması gerektiğine
ilişkin açıklaması
15.- İstanbul Milletvekili Osman Taney
Korutürk’ün, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın konuşmasına cevaben, dış
politikanın bünyeyle alakalı olduğuna dair sözlerine açıklık getirmek
istediğine ilişkin açıklaması
16.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın,
Türkiye’nin Suriye’yle ilgili dış politikası ve uluslararası ilişkilerine
ilişkin açıklaması
17.- Kocaeli Milletvekili Fikri
Işık’ın, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin ifadelerine karşı devletin içerisinde
odaklanmış birtakım gayrimeşru yapıların deşifre edilmesinin bölücülüğe veya
ayrımcılığa hizmet olmadığına aksine devletin güçlenmesine, milletin birliği ve
beraberliğine hizmet olduğuna ve Suriye konusunun Başbakanın şahsi konusu
olmadığına ilişkin açıklaması
18.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin,
çeltik üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması
19.- Edirne Milletvekili Kemal
Değirmendereli’nin, çeltik üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması
20.- Çanakkale Milletvekili Ali
Sarıbaş’ın, çeltik üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması
21.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin, üniversite sınavlarındaki katsayı uygulamasına ilişkin açıklaması
22.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen
Öğüt’ün, Sendikalar Yasası’nın çıkarılmasının gecikmesi nedeniyle maaş zammı
alamayan memur ve emeklilerinin durumuna ilişkin açıklaması
23.- İstanbul Milletvekili Binnaz
Toprak’ın, üniversite sistemine itiraz eden gençleri terör örgütü üyeliğiyle
suçlamanın, istediklerini adam gibi ifade etsinler tabirinin AK PARTİ’nin
söylemlerine yakışmadığına ilişkin açıklaması
24.- Denizli Milletvekili Nihat
Zeybekci’nin, üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından doğan haksızlığın
giderilmesine ilişkin açıklaması
25.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün
Yılmaz’ın, değişik nedenlerle cezaevlerinde tutuklu bulunan öğrencilerin durumu
hakkındaki yaklaşımlarının ne olduğunun açıklanmasına ilişkin açıklaması
26.- Bursa Milletvekili Mustafa
Öztürk’ün, üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından doğan haksızlığın
giderilmesine ilişkin açıklaması
27.- Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, başörtülü kızların eğitim öğretim haklarından yoksun
bırakıldıklarına, sisteme muhalif oldukları için tutuklananlar varsa AK PARTİ
olarak karşı çıktıklarına, YÖK’ün yeni dönemde mutlaka değiştirilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
28.- Çanakkale Milletvekili Ali
Sarıbaş’ın, üniversitelerdeki disiplin yönetmeliğinin değiştirilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
29.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün
Yılmaz’ın, meslek liseleri ile diğer liseler arasında yaratılan eşitsizlik
nedeniyle açtığı katsayı davasına ilişkin açıklaması
30.- İstanbul Milletvekili Melda
Onur’un, tutuklu öğrencilerin eğitim sorunlarına sahip çıkılmasına ilişkin
açıklaması
31.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin, üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından doğan haksızlığın
giderilmesine ilişkin açıklaması
32.- İstanbul Milletvekili Mustafa
Şentop’un, üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından doğan haksızlığın
giderilmesine ilişkin açıklaması
33.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,
üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından doğan haksızlığın giderilmesine
ilişkin açıklaması
34.- Samsun Milletvekili Ahmet
Yeni’nin, üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından doğan haksızlığın
giderilmesine ilişkin açıklaması
VII.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Halide
İncekara ve 27 milletvekilinin, ülkenin geleceği açısından stratejik önemi haiz
üstün yetenekli bireylerin keşfi, eğitimi ve etkin istihdamlarının sağlanmasının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/136)
2.- İstanbul Milletvekili Süleyman
Çelebi ve 19 milletvekilinin, Çatalca’nın Çiftlikköy, Karacaköy ve Binkılıç
Mahallelerinde ormancılık faaliyetleriyle iştigal eden halkın sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/137)
3.- Konya Milletvekili Atilla Kart ve
23 milletvekilinin, özelleştirmelerdeki haksız ve keyfî uygulamaların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/138)
B) Tezkereler
1.- TBMM Dışişleri Komisyonu
üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin, Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi
Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Miraz Kusljugic'in vaki davetine icabetle
Bosna-Hersek'e resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/750)
VIII.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 21
milletvekilinin, (10/115) esas numaralı faili meçhul cinayetlerin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 8/2/2012 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP
Grubu önerisi
2.- Ülkemizde yaşanan çeltik
üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, 8/2/2012 Çarşamba günü Genel Kurulda okunarak,
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve
arkadaşları tarafından, tutuklu ve hükümlü öğrencilerin sorunlarının
araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel
Kurulun 8/2/2012 Çarşamba günkü birleşiminde
sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmesinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına
ilişkin CHP Grubu önerisi
4.- Genel Kurulun çalışma gün ve
saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 128 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç
Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler hâlinde
görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
5.- Genel Kurulun, 8 Şubat 2012
Çarşamba günü 156 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; görüşmelerin tamamlanamaması
hâlinde 9 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşimde görüşmelerin bitimine kadar
çalışmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
IX.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın,
Ordu Milletvekili İhsan Şener’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması
2.- Ordu Milletvekili İhsan Şener’in,
Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması
3.- Ankara Milletvekili Emine Ülker
Tarhan’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, grubuna sataşması
nedeniyle konuşması
5.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün
Yılmaz’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
6.- Malatya Milletvekili Veli
Ağbaba’nın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, partisine sataşması nedeniyle konuşması
X.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.-
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
XI.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in,
tutuklu ve hükümlülerin ikametgâhlarından uzak cezaevlerine yerleştirilmelerine
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/2008)
2.- İstanbul Milletvekili Faik
Tunay’ın, iş kazalarının önlenmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/2425)
3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın,
MİT heyeti ile PKK yöneticileri arasında yapılan gizli görüşmeye ilişkin
Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2459)
4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın,
MİT heyeti ile PKK yöneticileri arasında yapıldığı iddia edilen gizli
görüşmelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın
cevabı (7/2473)
5.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet
Gümüş’ün, asgari ücretin saptanmasına ve yapılan zam oranlarına ilişkin sorusu
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/2506)
6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın,
Simav depremi nedeniyle ertelenen gelir vergisi tahsilatlarına ilişkin sorusu
ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/2549)
7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, şoför esnafına KDV ve ÖTV muafiyeti getirilip getirilmeyeceğine
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/2550)
8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın,
mazot fiyatlarının yüksekliğine ve vatandaşların mağduriyetine ilişkin sorusu
ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/2555)
9.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, Van’da meydana gelen deprem sonrası Başbakanlık
koordinatörlüğünde açılan yardım kampanyalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2643)
10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün,
bazı TUİK yetkililerinin işlediği iddia edilen suçlara ve sorumluların
cezalandırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet
Yılmaz’ın cevabı (7/2647)
11.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in,
Devlet alacaklarının askerlik süresince ertelenmesine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/2648)
12.- İstanbul Milletvekili D. Ali
Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan, tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu
yatırımlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk
Çelik’in cevabı (7/2664)
13.- İstanbul Milletvekili D. Ali
Torlak’ın, 2007-2011 yılları arasında İstanbul’da AB fonlarından yararlanmak
için yapılan başvurulara ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen
Bağış’ın cevabı (7/2723)
14.- Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait binalarının depreme
karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir
Atalay’ın cevabı (7/2765)
15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, merkez ve taşra teşkilatlarındaki boş kadrolara ilişkin sorusu ve
Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2827)
16.- Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait binaların depreme
karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet
Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2828)
17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron
firma çalışanlarının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet
Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2829)
18.- İzmir Milletvekili Alaattin
Yüksel’in, özürlü sağlık kurulu raporlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Mehmet Şimşek’in cevabı (7/3008)
19.- Diyarbakır Milletvekili Altan
Tan’ın, bir açıklaması nedeniyle TRT Genel Müdürü hakkında işlem tesis edilip
edilmeyeceğine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı
(7/3024)
20.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın,
Simav depreminde zarar gören konut veya işyeri sahiplerine yapılan karşılıksız
ödemelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/3037)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.
Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut, Akdeniz
Parlamenter Asamblesinin Ürdün Amman’daki toplantısına ilişkin izlenimlerine ve
Türkiye ekonomisine yabancı ülkelerin bakışına,
Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş, Adıyaman ilinin
turizm potansiyeline,
Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova, zeytin ve zeytinyağı
üretiminde yaşanan sorunlara,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Tokat
ilindeki çiftçilerin sorunlarının (10/133),
Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin, Simav’da
meydana gelen depremin yol açtığı hasarların ve yaşanan mağduriyetlerin
(10/134),
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, önceliği
insan olan ve insanı esas alan bir yapının Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde
oluşturulması amacıyla, yaşanan ekonomik ve sosyal sorunların nedenlerinin
(10/135),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel, Kahramanmaraş ilinin
“kahraman” unvanını almasının yıl dönümüne ve 7 Şubat 1924 yılında kurulan Türk
Kadınlar Birliği’ne,
Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, Türkiye’nin en büyük
yumurta ihracat pazarı olan Irak’a, kuş gribi tehlikesi nedeniyle doğrudan
ihracat yapamayan Ukrayna’nın, “Türk malı” yazılı Ukrayna yumurtası
gönderdiğine,
Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Türkiye’de halkın gündemiyle
siyasetin gündemi arasındaki açıklığın giderek arttığına ve yetkililerin
milletin gündemine dönmesi gerektiğine,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Genel Kurulun 7/2/2012 tarihli
birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine, gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 112’nci sırasında
bulunan 150 sıra sayılı Kanun Teklifinin gündemin 2’nci sırasına alınmasına ve
7/2/2012 Salı günü Genel Kurulun 150 sıra sayılı Kanun Teklifinin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin
Danışma Kurulu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Kayseri Milletvekili Mustafa
Elitaş’ın şahsına,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin şahsına,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Anadolu Hisarı Gençlik
Kulübü tesislerinin durumuna,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç, doğu ve güneydoğudaki köy
yollarının kapalı olması nedeniyle vatandaşların mağduriyetlerinin
giderilmesine,
Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
bir televizyon programında Kürt dilinin medeni bir dil olmadığı şeklindeki
ifadesine açıklık getirmesi gerektiğine,
Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, patates üreticilerinin
depolarında bulunan ürünlerinin tüketiciyle buluşturulması isteğine,
İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, kamu kurumları personeli
arasında yatay geçişin kaldırılacağına ilişkin Hükûmetin çalışması olup
olmadığına,
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Atatürk’ün Gençliğe
Hitabesi konusunda Gaziantep Milletvekili Hüseyin Çelik’in ifadesi karşısında
Hükûmetin tavrının ne olacağına,
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, İstanbul Milletvekili Ferit
Mevlüt Aslanoğlu’nun konuşmasına cevaben Gençliğe Hitabe gibi ortak değerlerin
siyasi istismar konusu yapılmaması gerektiğine,
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Gençlik ve Spor Bakanı
Suat Kılıç’ın konuşmasında sarf ettiği “ve hatta BDP” şeklindeki ifadesine,
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, “AK PARTİ; CHP, MHP ve hatta
BDP” şeklindeki ifadesini düzeltmek istediğine,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (2/18) esas numaralı,
Ağaçlandırma ve Erozyonla Mücadele Kurumu Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesinin, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmediği
açıklandı.
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Ağaçlandırma ve Erozyonla
Mücadele Genel Müdürlüğü kurulduğundan dolayı (2/18) esas numaralı Kanun
Teklifi’nin gündeme alınmasını uygun bulmadıklarına ilişkin bir açıklamada
bulundu.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının;
1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) görüşmeleri
Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
2’nci sırasına alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin; 6111 Sayılı Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/279) (S. Sayısı: 150) görüşmeleri
tamamlanarak yapılan oylamadan sonra kabul edildi.
Tokat Milletvekili Reşat Doğru, vermiş olduğu (2/18) esas numaralı
Kanun Teklifi’yle ilgili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı
açıklamada Genel Kurulu doğru bilgilendirmediği ve dolayısıyla kendisinin
teklif sahibi olarak mağdur duruma düştüğüne,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç, yapmış olduğu konuşmasında
“Manisa Belediyesi” şeklindeki ifadesini yanlışlıkla kullandığına, bu ifadenin
olmaması gerektiğine,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Alınan karar gereğince, 8 Şubat 2012 Çarşamba günü saat 13.00’te
toplanmak üzere birleşime 22.31’de son verildi.
Mehmet SAĞLAM
Başkan
Vekili
Tanju ÖZCAN Mine
LÖK BEYAZ
Bolu Diyarbakır
Kâtip Üye Kâtip
Üye
II.- GELEN KâĞITLAR
No: 82
8 Şubat 2012 Çarşamba
Teklifler
1.- Gaziantep Milletvekili
Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Türk Medeni Kanununda ve Türk Ceza Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/335) (Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Adalet Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/01/2012)
2.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder'in; 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Cumhur-başkanlığından
Kaynaklı Tüm Haklarının Geri Alınmasına Dair Kanun Teklifi (2/336) (Anayasa
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
3.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasında Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi (2/337) (İnsan Haklarını İnceleme ile Adalet Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
4.- Erzurum Milletvekili
Oktay Öztürk'ün; Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle
Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
(2/338) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31/01/2012)
5.- İstanbul Milletvekili
Ali Özgündüz ve Niğde Milletvekili Doğan Şafak'ın; 4925 Sayılı Karayolu Taşıma
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/339) (Sanayi, Ticaret,
Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31/01/2012)
6.- Erzincan Milletvekili
Muharrem Işık'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/340) (Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 01/02/2012)
7.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel'in; 4447 İşsizlik Sigortası Kanun Teklifi (2/341) (Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 01/02/2012)
8.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan'ın; 2108 Sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasında
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/342) (İçişleri; Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 02/02/2012)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, kadına yönelik şiddete karşı yapılan çalışmalara ilişkin Aile
ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1038) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/01/2012)
2.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, Niksar’ın kültür ve turizm merkezi olması için yapılan
çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1039)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
3.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, Tokat’a yapılacak yatırımlara ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1040) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
4.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, sağlık serbest bölgeleri oluşturulmasına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1041) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
5.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, termal turizm alanlarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1042) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
6.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, termal sağlık merkezleri ve kaplıcaların kontrollerine ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1043) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
7.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, Reşadiye’ye yapılacak hastaneye ilişkin Sağlık Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1044) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
8.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, koruyucu hekimlikle ilgili yapılan çalışmalara ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1045) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
9.- Şanlıurfa Milletvekili
İbrahim Binici’nin, bir köyün içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1046) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
10.- Şanlıurfa Milletvekili
İbrahim Binici’nin, bir köyün ulaşım,
içme suyu ve elektrik sorununa ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1047) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
11.- Şanlıurfa Milletvekili
İbrahim Binici’nin, bir köyün kanalizasyon ve yol sorununa ilişkin İçişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1048) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
12.- İstanbul Milletvekili
Ali Özgündüz’ün, Türkiye’de insansız hava araçları ve özel timler için üs
kurulacağı iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1049) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
13.- Ankara Milletvekili
Aylin Nazlıaka’nın, Konya-Ankara seferi yapan hızlı trenin kış koşulları
nedeniyle hızının düşürülmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1050) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
14.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Kura Nehri’ne Ardahan’da HES projesi yapılmasına ilişkin Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1051) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/01/2012)
15.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı köy yollarının
genişletilmesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1052)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
16.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da hayvancılığın desteklenmesine ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1053) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
17.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki spor kulüplerine yapılacak maddi yardımlara ilişkin
İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1054) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
18.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı il ve ilçelerin
kanalizasyon sorununa ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1055)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
19.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan Merkez ve ilçelerindeki cami ve Kuran kurslarının
tabelalarının değiştirilmesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ)
sözlü soru önergesi (6/1056) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
20.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki resmi kurum ve kuruluşların Ardahan esnafından
yaptığı alışverişin miktarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1057) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
21.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, bir Devlet üniversitesinin kampüsüne girilirken alınan ücrete
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1058) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/01/2012)
22.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı köylerin aydınlatma
sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1059)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
23.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı köy okullarının araç
ve gereç ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1060) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
24.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Kars’ta taksicilere durak yeri yapılıp yapılmayacağına ilişkin
İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1061) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
25.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, okullarda öğrencilere süt yardımı yapılmasına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1062) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
26.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Kura Nehri ve Çıldır Gölü’nün taşması neticesinde oluşan
mağduriyete ve alınan önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1063) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
27.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Göle’nin bazı köylerinde yapılan kadastro çalışmalarına ilişkin
Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1064) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/01/2012)
28.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan Merkez ve ilçelerindeki kanalizasyon sorunlarına ilişkin
İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1065) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
29.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının salon ihtiyacına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1066) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/01/2012)
30.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması ve bisiklet yolu
yapımına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1067)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
31.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da kan merkezi ve kan deposu ihtiyacına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1068) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
32.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Çıldır ve Aktaş Gölü çevresinin ağaçlandırılmasına ilişkin Orman
ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1069) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
33.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Göle’deki sağlık hizmetlerindeki yeterliliğe ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1070) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
34.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da lisanslı sporcu sayısının artırılmasına ilişkin
Gençlik ve Spor Bakanından sözlü soru önergesi (6/1071) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/01/2012)
35.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, OSB’lerin yaygınlaştırılmasına ilişkin Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/1072) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
36.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, eski Ardahan-Hanak yolunun açılıp açılmayacağına ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/1073)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
37.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, Hamas örgütüne ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1074) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili
Aykut Erdoğdu’nun, TOKİ ile bir gayrimenkul şirketi arasındaki sözleşmelere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3643) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/01/2012)
2.- Hatay Milletvekili
Hasan Akgöl’ün, Hatay’da yaşanan su baskınının verdiği zarara ve Dostluk
Barajına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3644) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/01/2012)
3.- Bitlis Milletvekili
Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Van depremi sonrasında yaşanan sorunlara ve
mağduriyete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3645) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/01/2012)
4.- Aydın milletvekili Ali
Uzunırmak’ın, 2002’den bugüne şehit ailelerine ve gazilere ödenen tazminatlara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3646) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
5.- Bitlis Milletvekili
Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Merkezde ve Tatvan ilçesinde bulunan tekel
sigara fabrikasının özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3647) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
6.- Giresun Milletvekili
Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Doğu Karadeniz bölgesinin bazı sorunlarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3648) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
7.- Giresun Milletvekili
Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun’a elektrik dağıtım hizmeti veren şirketle
ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3649)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
8.- Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat’ın, ülkemizdeki basın özgürlüğüne ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3650) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
9.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/3651) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
10.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, 2002’den bugüne belediye başkanlıkları hakkında başlatılan adli
ve idari soruşturmalara ve verilen cezalara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/3652) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
11.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kuzey
Ankara Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında arsa sahiplerinin yaşadığı
mağduriyete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3653) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/01/2012)
12.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kuruluş amacına ve Başkanın
atanma kriterlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3654)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
13.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, MİT tarafından yapılan güvenlik soruşturmaları ve hazırlanan
raporlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3655) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/01/2012)
14.- Diyarbakır
Milletvekili Altan Tan’ın, Kürtçe vaaz ve hutbe okunmasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/3656) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
15.- Aydın Milletvekili
Metin Lütfi Baydar’ın, Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün verilmemesine
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/3657)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
16.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, eski RTÜK Başkanının bir özel televizyonda
çalışmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi
(7/3658) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
17.- İstanbul Milletvekili
Ali Özgündüz’ün, Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün açtığı çipli
pasaport ihalesini bir Fransız şirketinin kazanmasına ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/3659) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/01/2012)
18.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Van depremi sonrası yaşanan mağduriyetin giderilmesine ilişkin
Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/3660) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/01/2012)
19.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 2005-2011 yılları arasında Ankara’daki icra takibi sayısına
ve karşılıksız çek-senet suçlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3661) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
20.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder’in, Tekirdağ F tipi cezaevindeki mahkumlara ve ziyarete
gelen yakınlarına kötü muamelede bulunulduğu iddiasına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3662) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
21.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder’in, örgüt üyesi olmakla suçlanan iki üniversite öğrencisine
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3663) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/01/2012)
22.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder’in, tutuklu bulunan bir hastanın tedavisinde mahremiyet
ilkesine uyulmadığına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3664)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
23.- Denizli Milletvekili
Adnan Keskin’in, çocuk gelinlerin sayısına ve yaşanan mağduriyetin önlenmesine
yönelik çalışmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3665) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/01/2012)
24.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun, Tokat’taki kadın sığınma evlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3666) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
25.- Eskişehir Milletvekili
Ruhsar Demirel’in, kadınların istihdam edildiği iş kolları ve bunların illere
göre dağılımına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3667) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
26.- İstanbul Milletvekili
Süleyman Çelebi’nin, TSK’da çalışan sivil memurların sendikal haklarına ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3668) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
27.- Ankara Milletvekili
İzzet Çetin’in, 4447 sayılı Kanun sonrasında emeklilik koşullarına ve yaşanan
mağduriyete ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3669) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
28.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3670) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
29.- Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen’in, ruhsatsız bir hayvan çiftliğinin çevreye verdiği zarara
ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3671)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
30.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Simav depremi sonrasında TOKİ tarafından yaptırılan kalıcı
konutların piyasa değerlerinin üzerinde satıldığı iddialarına ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3672) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
31.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder’in, artan kent nüfusunun yaşam kalitesine etkilerine
ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3673)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
32.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Ergene Havzasını koruma eylem planına
aykırı uygulamalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3674) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
33.- İstanbul Milletvekili
Osman Taney Korutürk’ün, komşularla sıfır sorun politikasına ve Suriye ile
ilişkilere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3675)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
34.- Muğla Milletvekili
Nurettin Demir’in, sözde Ermeni soykırımı ile ilgili yasayı kabul eden
Fransa’ya uygulanacak yaptırımlara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3676) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
35.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, bir doğalgaz dağıtım şirketinin doğalgaz abonelerine mekanik
sayaca geçmeleri konusunda baskı yaptığı iddialarına ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3677) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
36.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, bir doğalgaz dağıtım şirketinin doğalgaz abonelerinden güvence
bedeli talep ettiği iddialarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3678) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
37.- Hatay Milletvekili
Mehmet Ali Ediboğlu’nun, elektrik üretimi ve iletimi ile ilgili bazı sorunlara
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3679) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
38.- Hatay Milletvekili
Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Hatay’daki elektrik direk ve hatlarının hasar görmesi
sebebiyle ortaya çıkan mağduriyete ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3680) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
39.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, maden
mühendislerinin sorunlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3681) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
40.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, zararlı madde
içeren sütleri üreten firmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3682) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
41.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder’in, GDO’lu ürünlerin insan ve hayvan sağlığı üzerindeki
etkilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3683) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
42.- Bursa Milletvekili
İlhan Demiröz’ün, İstanbul-Eyüp’teki bir köyün mera alanlarının ıslahına
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3684)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
43.- Hatay Milletvekili
Hasan Akgöl’ün, hayvancılık kredilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3685) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
44.- Antalya Milletvekili
Arif Bulut’un; ürünlerdeki zirai ilaç kalıntılarıyla mücadeleye ilişkin Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3686) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/01/2012)
45.- Afyonkarahisar Milletvekili
Ahmet Toptaş’ın, patates üreticilerinin desteklenmesine ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3687) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
46.- Muğla Milletvekili
Nurettin Demir’in, destekleme ödemeleri yapılmayan çiftçilerin mağduriyetine
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3688)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
47.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, gümrük müdürlüğünün kapatılmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3689) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
48.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Kars Doğu kapısının ne zaman açılacağına ilişkin Gümrük ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3690) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
49.- Yozgat Milletvekili
Sadir Durmaz’ın, Ankara Belediyesi Hastanesi Yaptırma ve Yaşatma Derneğinin
yapısı ve faaliyetlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3691) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
50.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, sauna-masaj merkezlerinin sayısına ve denetimine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3692) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
51.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, sigara kaçakçılığı ile mücadeleye ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3693) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
52.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Daire Başkanlığında dinleme cihazı
bulunduğu iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3694)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
53.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle
Mücadele Daire Başkanlığının düzenlemiş olduğu bir toplantıya ve davetlilere
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3695) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/01/2012)
54.- Edirne Milletvekili
Recep Gürkan’ın, motorlu taşıtlar vergisi ile ilgili bir düzenlemeye ve
uygulamadaki aksaklıklara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3696) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/01/2012)
55.- Bursa Milletvekili
Sena Kaleli’nin, Merkez Bankasının açıkladığı ödemeler dengesi verilerine
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/3697) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/01/2012)
56.- Şırnak Milletvekili
Hasip Kaplan’ın, öğretmenlerin özür grubu atamalarında yaşanan sorunlara
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3698) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/01/2012)
57.- Kars Milletvekili
Mülkiye Birtane’nin, Silvan Lisesinin meslek lisesine dönüştürülmesine ve
meslek lisesi mezunlarının üniversiteye giriş oranlarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3699) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/01/2012)
58.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, ücretli öğretmenlik uygulamasına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3700) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
59.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, öğretmen atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3701) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
60.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, Bakanlığın Merkez teşkilatında çalışan personelin
mağduriyetine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3702)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
61.- Van Milletvekili Özdal
Üçer’in, Van’da deprem sonrasında hasarlı bir ilkokulda eğitime devam edilmesi
nedeniyle yaşanan mağduriyete ve bunun sorumlularına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3703) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
62.- Aydın Milletvekili
Metin Lütfi Baydar’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yazılmış eserlerin
okullarda okutulmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3704) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
63.- Antalya Milletvekili
Gürkut Acar’ın, Antalya ve ilçelerinde taşkın ve sel felaketlerinden
kaynaklanan zararları azaltmada etkisi olan projelere ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3705) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
64.- Aydın Milletvekili
Metin Lütfi Baydar’ın, Büyük Menderes Nehrinin ıslah çalışmalarına ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3706) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/01/2012)
65.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Ergene Havzasını Koruma Eylem Planına
aykırı uygulamalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3707) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
66.- Gaziantep Milletvekili
Ali Serindağ’ın, Şehit Kamil ve 25 Aralık Devlet hastanelerinde yoğun bakım
ünitesi bulunmadığı iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3708) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/01/2012)
67.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Aladağ’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3709) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
68.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Ceyhan’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3710) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
69.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Kozan’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3711) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
70.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Seyhan’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3712) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
71.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Feke’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3713) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
72.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Çukurova’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3714) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
73.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Yüreğir’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3715) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
74.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Karaisalı’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3716) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
75.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Saimbeyli’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3717) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
76.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Pozantı’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3718) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
77.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Yumurtalık’ta yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3719) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
78.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Sarıçam’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3720) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
79.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Karataş’ta yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3721) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
80.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, İmamoğlu’nda yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3722) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
81.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Tufanbeyli’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3723) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
82.- Eskişehir Milletvekili
Ruhsar Demirel’in, 2009 yılından itibaren sonlandırılan gebelik sayısına ve
bazı sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3724)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
83.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, Teşkilat Kanununda yapılan değişikliklerin Bakanlıkta idari
görevde çalışanlara etkisine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3725) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
84.- Aydın Milletvekili
Metin Lütfi Baydar’ın, semt pazarlarında satılan tütün ürünlerine ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3726) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
85.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Aladağ’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3727) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
86.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Ceyhan’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3728) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
87.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Kozan’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3729) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
88.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Seyhan’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3730) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
89.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Feke’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3731) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
90.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Çukurova’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3732) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
91.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Yüreğir’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3733) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
92.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Karaisalı’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3734) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
93.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Saimbeyli’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3735) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
94.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Pozantı’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3736) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
95.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Yumurtalık’ta yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3737) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
96.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Sarıçam’da yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3738) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
97.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, İmamoğlu’nda yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3739) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
98.- Adana Milletvekili Ali
Halaman’ın, Tufanbeyli’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/3740) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/01/2012)
99.- Adana Milletvekili
Muharrem Varlı’nın, cep telefonu kullanıcılarına gönderilen reklam amaçlı
mesajlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3741) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/01/2012)
100.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, ülkemizde basın özgürlüğü ile tutuklu ve
hükümlü sayılarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3742)
(Başkanlığa geliş tarihi: 01/02/2012)
101.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt’ün, Kars kalesindeki tarihi yapıların bakımına ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3743) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/01/2012)
102.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, TBMM TV’nin personel yapısına ve yayınlarına ilişkin Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/3744) (Başkanlığa
geliş tarihi: 20/01/2012)
103.- Şırnak Milletvekili
Hasip Kaplan’ın, TBMM Başkanvekilinin bir açıklamasına ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/3745) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/01/2012)
104.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, bir gazetede yayınlanan, bazı milletvekillerine ve görevden
alınan bürokratlara makam aracı tahsis edildiği iddiasına ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/3746) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31/01/2012)
105.- Şanlıurfa
Milletvekili İbrahim Binici’nin, TBMM yerleşkesinde bazı internet sitelerine
erişimin sınırlanmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı
soru önergesi (7/3747) (Başkanlığa geliş tarihi: 01/02/2012)
106.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, 24. Yasama Döneminde muhalefet partilerine mensup
milletvekillerinin vermiş olduğu kanun teklifi, araştırma önergesi ve soru
önergelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru
önergesi (7/3748) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/02/2012)
107.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, TBMM Başkanvekilleri, siyasi parti grup başkanvekilleri ve
komisyon başkanları için kiralanan araçlara ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/3749) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/02/2012)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili
Halide İncekara ve 27 Milletvekilinin, üstün yetenekli bireylerin keşfi,
eğitimi ve istihdamı konusunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/136)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)
2.- İstanbul Milletvekili
Süleyman Çelebi ve 19 Milletvekilinin, Çatalca’nın Çiftlikköy, Karacaköy ve
Binkılıç Mahallelerinde ormancılık faaliyetleriyle iştigal eden halkın
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/137) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20/10/2011)
3.- Konya Milletvekili
Atilla Kart ve 23 Milletvekilinin, özelleştirme uygulamalarındaki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/138) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2011)
8 Şubat 2012 Çarşamba
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 13.00
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 63’üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri beşer dakikadır.
Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.
Gündem dışı ilk söz Gaziantep iline
“Gazi” unvanının verilişinin yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Gaziantep
Milletvekili Sayın Abdullah Nejat Koçer’e aittir.
Buyurun Sayın Koçer. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.-
Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer’in, Gaziantep iline “Gazi” unvanı
verilişinin 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Savunma
Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı
ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gaziantep’e Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından “Gazi”lik unvanı verilişinin 91’inci yıl dönümü vesilesiyle söz
almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Kasım 1919’da Antep’e giren Fransız
birliklerini Ermeniler çiçek yağmuru, Türkler gözyaşlarıyla karşıladılar. Kısa
bir süre sonra olaylar birbiri ardına patlak vermeye başladı. Akyol
Karakolundaki Türk Bayrağı’nın bir Ermeni tercümanı sayesinde bir Fransız
subayı tarafından zorla indirilmesinin ardından Türk kadınlarına sarkıntılıklar,
savunmasız çocuklara atılan dayaklar, erkeklere yapılan işkenceler birbirini
takip etti. Gazianteplilerin, Şahin Bey’in, Şehit Kâmil’in ve Karayılan’ın
öncülüğünde binlerce adsız kahramanın:
“Ben Antepliyim, Şahin’im ağam.
Mavzer omzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük.”
diyerek Fransız işgal kuvvetlerine karşı verdiği amansız mücadele on bir ay
sürdü ve binlerce kilometre uzaktan gelip topraklarımıza göz dikenler, yani
Fransızlar, binlerce insanımızı Ermenilerle birlikte öldürerek insanlarımızı
katletti. Antep halkından gerekli karşılığı gördü ama bugün görüyoruz ki
tarihten ders çıkartmayıp tarihte gereken yeri almamış bu katliamlar. Açlık,
yokluk ve esaretle mücadele eden Antepliler “Vurun Antepliler, namus günüdür.”
diyerek kanlarını ve canlarını ortaya koydular.
Vatan savunmasında Gaziantep’in verdiği
mücadelenin yeri ve önemi farklıdır, önemi büyüktür. Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün “’Türk’üm.’ diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü Gazianteplileri
kahramanlık misali olarak alabilirler.” övgüsü bu durumun en kuvvetli
ifadesidir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 6 Şubat 1921 tarihli 147’nci toplantısında Bakanlar Kurulu
Başkanı ve Millî Savunma Bakanı Fevzi Çakmak Meclis Başkanlığına bir öneri
sunar:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti
Celilesine,
Antep livasının merkezi olan Ayıntap
kasabası namının Gazi Ayıntap’a tahviline…” diye başlayan bu kanun teklifi
Türkiye Büyük Millet Meclisinde aynı gün ve oy birliği ve ayakta alkışlarla
kabul edilir ve 8 Şubat 1921 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
girer. Böylelikle Antep’in gaziliği gazi Meclis tarafından tescil edilmiş ve
kendisine bir gazilik madalyası verilmesine karar verilmiştir. Ben bugün doksan
bir yıl sonra aynı Mecliste bu konuşmayı yapmaktan büyük onur duyuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi iki
“gazilik” unvanı vermiştir; birisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, diğeri ise
Gaziantep olmuştur. Gaziantep’in 6.317 şehidinin ruhlarını şad etmiş olan bu
anlamlı karar, Gazianteplilerin kahramanlık ve cesaretini gelecek kuşaklara
taşıyacak ölümsüz bir sembol olarak tüm hemşehrilerimizi gururlandırmıştır.
Millî mücadelede destan yazan ve
Gaziantep’e “gazilik” unvanını kazandıran bu kahramanlık, ekonomide ve diğer
alanlarda bugün Gaziantep’te aynı ruh ve aynı heyecanla devam etmektedir.
Üretimden yatırıma, istihdamdan ihracata birçok alanda ülke ekonomisine katkı
sağlayıp bunu yaparken de binlerce işsize iş sahası açmayı Gaziantepli
kendisine ilke edinmiş ve ihracatta Türkiye’de 6’ncı sırada olmayı başarmıştır.
Gaziantep’e Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından “gazilik” unvanı verilişinin 91’inci yıl dönümünde tüm
hemşehrilerimin bu kutlu gününü kutluyorum. Gazilerimizi minnet ve saygıyla,
tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koçer.
V.- OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM
Başkan Vekili, Oturum Başkanı Mehmet Sağlam’ın, Kahramanmaraş iline “Kahraman”,
Gaziantep iline de “Gazi” unvanı verilmesinin yıl dönümleri nedeniyle konuşması
BAŞKAN – Dün Kahramanmaraş’a
“kahramanlık” unvanının verilmesinin yıl dönümüydü, bugün de komşumuz
Gaziantep’e “gazilik” unvanının verilmesinin yıl dönümü. Her iki “kahraman” ve
“gazi” şehrimizi kutluyorum, Meclisimiz adına iftihar ettiğimiz iki olay olarak
burada belirtmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Gündem dışı ikinci söz, Bodrum Alakışla
Limanı Adalıyalı mevkisindeki tahsis alanları hakkında söz isteyen Muğla Milletvekili
Tolga Çandar’a aittir.
Sayın Çandar, buyursunlar. (CHP
sıralarından alkışlar)
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
2.- Muğla
Milletvekili Tolga Çandar’ın, Bodrum Alakışla Limanı Adalıyalı mevkisindeki
tahsis alanlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Savunma Bakanı İsmet
Yılmaz’ın cevabı
TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce ben de Anteplilerin yıllarca
“Vurun Antepliler, namus günüdür / Fransız kurşunu değmez adama.” türküsünü
söylemiş biri olarak kurtuluş günlerini kutluyorum efendim.
Konuşmamın başında size bir fotoğraf
göstermek istiyorum.
HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) –
Gaziantep mi?
TOLGA ÇANDAR (Devamla) – Gaziantep
değil efendim, Bodrum Alakışla mevkisi; “Kissebükü” diyoruz biz buraya.
Adalıyalı mevkisi dünyanın en güzel
yerlerinden bir tanesi. Nasıl? Olağanüstü güzel. Sayın Başkan…
Bugünkü konuşmamın konusu bu koyla
ilgili. “Kissebükü” diyoruz, Alakışla Adalıyalı mevkisi Bodrum’a 18 kilometre,
deniz mili olarak da -yani denizden giderseniz- 14 kilometre. Mavi yolculuğu
bilirsiniz, içinizde mavi yolculuk yapmış olanlar vardır. Yöremizi dünyaya
tanıtan; kültürünü, tarihini dünyaya tanıtan, biliyorsunuz Cevat Şakir
Kabaağaçlı’dır. Cevat Şakir bugün dünyanın yöneldiği “sürdürülebilir turizm”
anlayışını o günlerde başlatmış olup, onun sayesinde biz de mavi yolculuğa
çevirdik. Bugün o mavi yolculuğun ilk duraklarından yani Gökova’ya doğru
giderseniz tekneyle ilk duraklarından birisidir, ilk durağıdır, daha önce ilk
duraklarından birisiydi ama şimdi artık tek durağıdır. Önce burada durmak
zorundasınız çünkü bakir tek alandır burası. Daha önceki koylarımızın hepsi ne
yazık ki sorumsuz, bencil, kendi çıkarları dışında, politik ve ekonomik çıkarları
dışında başka hiçbir şey düşünmeyen siyasiler nedeniyle, onların verdikleri
yanlış kararlar nedeniyle yapılaşmaya kurban edilmiştir o koylar. Dolayısıyla,
bugün Bodrum’dan Gökova’ya doğru yola çıktığınız zaman ilk bakir yer
Kissebükü’dür yani haritadaki adıyla Alakışla Limanı’dır.
Şimdi 2005 yılında bu tahsislerle
ilgili Turizm Bakanlığı burada çeşitli tahsisler çıkarttı şirketlere. Bu
tahsisler nedeniyle burada yapılaşmaya izin verildi. Bodrumlu demokratik kitle
örgütleri olsun, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olsun mahkemeye verdi, biz bu
kararları iptal ettirdik. Ancak daha sonra yine Turizmi Teşvik Kanunu’nda
değişiklik yapılmasına dair bir kanunumuz var, yanılmıyorsam 7561 sayılı. Bu
Kanun’un 6’ncı ve geçici 9’uncu maddesiyle turizm alanlarına çeşitli
açıklamalar getirildi. Bu maddelere dayanarak işte mesela termal suyu
bulursanız burada termal tesis yapabilirsiniz diye. Bir anda 2011 yılının
ikinci yarısında buralarda termal sondajlar yapılmaya başlandı yani termal suyu
bulacağız, ha bakın burası termal alandır, biz buraya 2.550 yataklı bir otel
yapacağız diye. Yani değerli arkadaşlarım, buna lütfen izin vermeyiniz.
Bakın, Bodrum için eskiden “Bodrum
Bodrum dedikleri birkaç dükkân, birkaç fırın; her gün peynir ekmek yemekten ne
ağız kaldı ne burun.” derlerdi. Bodrum gerçekten küçücük, işte, narenciyesi,
domatesi, biberi, balıkçılığı, süngerciliği olan, bunlarla geçinen, kendi
yağıyla kavrulan bir yerdi. Evet, gerçekten çocuklarımızı okutamazdık, şimdi
turizmle zenginleşti, gelişti ama zenginleşmek ve gelişmek, doğayı tahrip etmek
anlamına gelmemeli. Bu nedenle, siyasiler, aldıkları kararlarda son derece
dikkatli olup doğayı korumayı öncelikli amaç hâline getirmeli. Bu nedenle,
sevgili arkadaşlarım -Bodrumlulara, çevremize- doğayı tahrip edecek yasaların
çıkmasına lütfen engel olunuz.
Değerli arkadaşlarım, 1’inci derecede
arkeolojik sit alanıdır burası, aynı zamanda da 1’inci derecede doğal sit
alanıdır. Bu alanlarda çeşitli düzenlemeler yaparak, sit alanlarının
değerlerini değiştirerek, siyasiler ile ticaretçilerin birlikte yanlış
ilişkiler kurarak bunların sit alanlarının derecelerini değiştirerek buralarda
yapılaşmaya izin vermemek lazım. Deniz Ticaret Odası olsun, bugün aynı zamanda
İstanbul’da bir Türkiye Turizm Kongresi var; burada mesela konuşmacılar
arasında deniz ticaretçisi yok, denizci bir konuşmacı yok. Bu, ilgi çekici; bu
arada, laf arasında bunu da söyleyeyim.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye turizm
gelirlerinin dörtte 1’i ya da beşte 1’i turizmdendir, deniz turizmindedir.
Bunun için Kissebükü’nü öldürmemek lazımdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Çandar.
Gündem dışı üçüncü söz, trafik kazası
sonucunda ortaya çıkan yaralanmaların tedavi giderlerinin karşılanması hakkında
söz isteyen Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.
Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP
sıralarından alkışlar)
3.-
Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, trafik kazası sonucunda ortaya çıkan
yaralanmaların tedavi giderlerinin karşılanmasına ilişkin gündem dışı konuşması
ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Kıymetli arkadaşlar, bugün sizlerle 200
bin kişiyi ilgilendiren ve çözüme kavuşturulduğunda bir o kadar kişinin hayır
duasını almamıza vesile olacak bir problemi paylaşacağım. Gerçi birazcık da
Meclisin boyun borcu hâline gelmiş bir konu. Bazen iyilik yapmak için ortaya
çıkarsınız ancak hiç hesapta olmayan kötü bir neticeyle karşılaşırsınız, işte
bu da bunlardan biri. 2011’de çıkarılan 6111 sayılı Kanun ile Meclis bu
mağduriyete sebep olmuş. Bu Kanun’un 98’inci maddesinde trafik kazası sonrası
tedavi giderlerinin karşılanması hususunda yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu
düzenlemede “Trafik kazaları sebebiyle üniversite hastaneleri ve diğer bütün resmî ve
özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri
kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın SGK tarafından
karşılanır.” denilmiş. Aynı kanunun geçici 1’inci maddesinde ise “Bu kanunun
yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan
sağlık hizmet bedelleri SGK tarafından karşılanır.” şeklinde düzenleme
yapılmış. Trafik kazası, kanunun yayım tarihi olan 25 Şubat 2011 sonrası
meydana geldiyse oluşan tedavi gideri sağlık uygulama tebliği kısaltması olan
SUT çerçevesinde SGK tarafından ödeniyor. Peki kaza bu
tarihten önce meydana geldiyse, işte problem burada başlıyor. İnsanımızı
canından usandıran, âdeta onun kurumlar arasında bir pinpon topu gibi gidip
gelmesine sebep olan ama yine de bir neticeye ulaştırmayan bürokratik işkence
devreye giriyor. Kanunun lafzındaki bu ifadeye dayanarak hem sigorta şirketleri
hem de SGK ipe un seriyor, vatandaşın işini yokuşa sürüyor. Sigorta şirketlerinin
gerekçesi “Kanuna göre bu giderleri SGK ödeyecek.” SGK’nın gerekçesi ise
-dikkatinizi çekiyorum arkadaşlar- “Bu konuda mevzuat çalışması devam ediyor.”
Bu mazeretlerin arkasına sığınan taraflar bir yıldır herhangi bir ödeme
yapmıyor. Teşbihte hata olmaz, birilerinin tepişip arada yine birilerinin
kalması gibi kurumların inatçı tutumları ve sürtüşmeleri vatandaşlarımızın
arada kalmasına sebep oluyor. İnsanlar burnundan soluyor değerli arkadaşlar.
Kurumların kaprisleri nedeniyle vatandaşın eza cefa çekmesinin bir izahı
olabilir mi? Şu kurum kanunu böyle yorumladı yahut bu kurum kanunu şu şekilde
anladı... Herkes hesaplaşmasını başka türlü yapsın, vatandaşın üzerinden değil.
SGK neden uygulama yönetmeliğini bugüne kadar yapmadı, bir kere bunun hesabının
sorulması gerekiyor. Ayrıca, bu kadar süre mevzuatı çıkarmamış olmasının
günahını niye vatandaş çeksin?
Diğer yandan, sigorta şirketleri poliçe
sahibine ödemesini yapar, SGK’dan alacağını talep eder. Sigortacılıkta nasıl
bir koruma ya da himaye, nasıl bir insan odaklı hizmet anlayışı, anlaşılır gibi
değil. Peki, vatandaşın pinpon topuna çevrildiği bu duruma Bakanlık hiçbir
çözüm üretmeden seyirci kalmayı nasıl içine sindirebilir?
Değerli milletvekilleri, maalesef
bunların hepsi 3 maymunu oynuyor. Sağlıkta çağ atladığımızı iddia eden değerli
AKP milletvekilleri, artık vatandaşa çektirilen bu eziyete bir dur deyin, daha
fazla ilgisiz kalmayın ve meydanlarda verdiğiniz “Kimsesizlerin kimsesi
olacağız.” sözünüzün arkasında durun.
6111 sayılı Kanun’un yarattığı
sıkıntılar bununla da sınırlı değil, bu yasa yayımlanmadan önce, bakıma muhtaç
kişilerin bakım giderleri sigorta şirketlerince sorun çıkarılmadan ödeniyor
idi, bugün ise kanunda açıkça sayılmadığı için SGK tarafından bakım
giderlerinin artık ödenmediği görülmekte. Yatalak hastalara gerekli olan akülü
sandalye, havalı yatak gibi acil tıbbi gereçlerin -SUT içerisinde belirlenen-
ancak cüzi bir miktarı ödenebiliyor, örneğin 40 bin liralık akülü sandalyenin
sadece 2 bin lirası. Bu yasa çıkmadan önce bu giderlerin tamamı
bekletilmeksizin sigorta şirketlerince ödeniyordu arkadaşlar. Bu kanunu
çıkarmakla ne yaptınız şimdi; vatandaşa mı yoksa sigorta şirketlerine mi iyilik
yaptınız? Bu beceriksizliğe ancak “Sizden ihsan isteyen yok, keşke gölge
etmeseydiniz.” demekten başka ne denebilir?
Dün 150 sıra sayılı Kanun Teklifi
görüşülürken Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önerge işleme
alınmadı İç Tüzük gereği AKP’li Komisyon üyelerinin çoğunluğu Komisyona
oturmadığı için. Şayet teklifim işleme alınmış olsaydı bugün bu şikâyetçi
konuşma yerine teşekkür konuşması yapıyor olacaktım, ben de bir gündem dışı ile
bunu sizlere arz etmek istedim.
Sorunun acil çözüm bekleyen binlerce
vatandaşı olduğunu hatırlatıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.
Şimdi, Gaziantep’in unvan alışıyla
ilgili Gaziantep Milletvekili Sayın Şeker, yerinizden lütfen.
VI.-
AÇIKLAMALAR
1.-
Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Gaziantep iline “Gazi” unvanı verilişinin
91’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması
MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Gaziantep’in düşman işgalinden
kurtuluşu, biliyorsunuz, 25 Aralık tarihiydi. Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından, Türkiye'nin tek gazi şehri Gaziantep’e bu unvanın verilişinin
91’inci yılını kutluyoruz. Fransızlar, bundan doksan iki yıl önce Gaziantep’i
işgal etmişler, kadınlarımızı kocasız, çocukları babasız bırakmışlardı. Aynı
Fransızlar, bugün de yine aynı hesapların peşindeler.
Gaziantep, kuruluşta da, kurtuluşta da
çok büyük rol oynamış, bugün de gerek sanayisiyle gerek ekonomisiyle Türkiye’ye
çok ciddi katkılarda bulunmaktadır.
Sayın Başkan, bu vesileyle, biz
Gazianteplilerin, kurtuluşta mücadele eden Gazianteplilerin, şehitlerimizin
hepsini saygıyla anarken şunu söylemek istiyorum: Fransızları bu dünyada da
öbür dünyada da affetmeyeceğiz.
Teşekkür ederim, saygılar sunarım.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu...
2.-
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Kahramanmaraş ve Gaziantep
illerimizin üreten ve Türkiye'nin ortak değerlerine saygı duyan iki ilimiz
olduğuna ilişkin açıklaması
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Sayın Bakan, Kahramanmaraş ve Gaziantep, iki güzide şehrimiz. Her iki ile de ne
versek azdır çünkü bunlar, üreten, dürüstçe üreten, dürüstçe ve Türkiye'nin
ortak değerlerine saygı duyan iki ilimizdir. Bu nedenle, ben, Gaziantep’te
herkese saygılarımı sunuyorum. Gaziantep’teki tüm insanlar, üreticiler her şeye
layıktır. Ne kadar unvan versek Gaziantep için azdır.
Saygılar sunarım.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Aslanoğlu.
Sayın Atıcı...
3.- Mersin
Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Sosyal Güvenlik Kurumunun kurumlara yaptığı
ödemelerde kesinti yapmasının hastalara olumsuz etkilerine ilişkin açıklaması
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, SGK, âdeta
otonomi kazanmış durumdadır; tek amacı, sanki tek amacı kurumlara ödenen parayı
azaltmaktır. Halkın sağlığına zarar vermek pahasına da olsa kurumlara ödeme
yaparken acımasızca indirimler yapmaktadır, hem de bilim dışı indirimler
yapmaktadır. Örneğin bir kulak, burun, boğaz uzmanı yeni doğan yoğun bakım
uygulamalarında kesinti yapmaya kendisini muktedir görmektedir. Bu gidişe bir
son vermek gerekir çünkü bu paralar azalınca kurumlar da kâr edebilmek amacıyla
hastalara, vatandaşlara yaptıkları uygulamalardan kısıntıya gitmektedir, bu da
ölümü getirmektedir. Açıkça ifade ediyorum, buna dur demezseniz ölümler giderek
artacaktır, bu SGK’ya bir dur demek lazım.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Yalçınkaya, Bartın
Milletvekilimiz.
4.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Amasra ve Kurucaşile ilçelerinde
meydana gelen şiddetli fırtına nedeniyle zarar gören vatandaşların
mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin açıklaması
MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
İki gündür Batı Karadeniz açıklarında
yaşanmakta olan şiddetli fırtına Bartın ilimizin cennet köşesi Amasra ve
Kurucaşile’yi de etkisi altına almış, bu iki turistik ilçemizde maddi zararlar
meydana gelmiştir. Özellikle Amasra’da hızı saatte 80 kilometreyi bulan fırtına
bazı binaların yıkılmasına neden olmuş, liman içerisinde demirleyen birçok
balıkçı teknesi batmış, yatlar sahillere vurmuştur. Konuyla ilgili olarak bu
iki ilçemizde ivedi olarak bir hasar tespit çalışması yapılmasını ve zarar
gören vatandaşlarımızın zararının bir an önce karşılanmasını yetkililerden rica
ediyor, yaşanan afet nedeniyle mağdur olan tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun
dileklerimi iletiyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yalçınkaya.
Sayın Tanal…
5.-
İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu
Başkanlığına atanan Ramazan Akyürek’in atamasının Emniyet Genel Müdürlüğü
Teftiş Kurulu Yönetmeliği hükümlerine uygun olmadığına, bu atamanın geri alınıp
alınmayacağına ilişkin açıklaması
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür
ederim Başkanım.
Emniyet Genel Müdürü Teftiş Kurulu
Başkanlığına Ramazan Akyürek atanmıştır. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş
Kurulu Yönetmeliği 25’inci maddesi uyarınca “Başkanlığa kurulda görevli
başmüfettişler arasında kıdem ve liyakate göre atama yapılır.” Ramazan Akyürek
bunun içerisinde olmadığı hâlde direkt atanması emniyette bir huzursuzluk
yaratmıyor mu? Bu usulsüz atamayı tekrar geri almayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın
Başkan, yerimden söz istemiştim ben de, bir dakikalık, müsaade ederseniz.
BAŞKAN – Burada gözükmüyor efendim.
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Ben
de söz istemiştim yerimden.
BAŞKAN – Sonradan girdiniz herhâlde,
burada yoktu; şimdi girmiş olmalısınız, yoktu efendim.
Şimdi, Millî Savunma Bakanımız konuyla
ilgili bir açıklama yapacaklar.
Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
1.-
Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer’in, Gaziantep iline “Gazi” unvanı
verilişinin 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Savunma
Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (Devam)
2.- Muğla
Milletvekili Tolga Çandar’ın, Bodrum Alakışla Limanı Adalıyalı mevkisindeki
tahsis alanlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Savunma Bakanı İsmet
Yılmaz’ın cevabı (Devam)
3.-
Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, trafik kazası sonucunda ortaya çıkan
yaralanmaların tedavi giderlerinin karşılanmasına ilişkin gündem dışı konuşması
ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (Devam)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gündem dışı konuşmalarla ilgili
açıklama yapmak üzere söz almış bulunmaktayım.
Öncelikle Kahramanmaraş’a kahramanlık,
dünkü tarih itibarıyla ve bugün de Gaziantep’e Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından gazilik unvanının verilmesinin 91’inci yılı dolayısıyla her iki
kahraman ve gazi ilimizi kutluyorum. Bu vesileyle de bu topraklar için şehit
düşmüş şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Sayın Milletvekilimiz Muğla ilindeki
Adalıyalı mevkisindeki tahsis alanlarıyla ilgili gündem dışı konuşma yaptı.
Muğla Bodrum Adalıyalı turizm merkezi
kapsamındaki, öncelikle bu bölge bir turizm merkezi olarak ilan edilmiş
durumda.
Muğla ili Bodrum ilçesi Yalı beldesi
Adalıyalı mevkisinde yer alan, mülkiyeti ormana ait yaklaşık 88.500 metrekare
yüzölçümlü taşınmaz üzerine bin yatak kapasiteli dört yıldızlı tatil köyü
gerçekleştirmek üzere, Ersoy Otelcilik İnşaat ve Turizm İşletmeleri Anonim
Şirketi adına 23 Şubat 2006 tarihinde; yine, Muğla Bodrum Adalıyalı turizm
merkezi kapsamındaki Muğla ili Bodrum ilçesi Yalı beldesi Adalıyalı mevkisinde
yer alan, mülkiyeti ormana ait yaklaşık 54.495 metrekare yüzölçümlü taşınmaz
üzerinde 550 yatak kapasiteli beş yıldızlı tatil köyü gerçekleştirmek üzere,
Palmiye Turizm Yatırım İnşaat ve Ticaret Anonim Şirketi adına 20 Şubat 2006
tarihinde; Muğla Bodrum Adalıyalı turizm merkezi kapsamındaki Muğla ili Bodrum
ilçesi Yalı beldesi Adalıyalı mevkisinde yer alan, mülkiyeti ormana ait
yaklaşık 88.500 metrekare yüzölçümlü taşınmaz üzerine bin yatak kapasiteli beş
yıldızlı tatil köyü gerçekleştirmek üzere, Palmiye Turizm Yatırım İnşaat ve
Ticaret Anonim Şirketi adına 23 Şubat 2006 tarihinde, Kültür ve Turizm
Bakanlığınca ön izin işlemi yapılmıştır.
İşleyen süreçte orman alanlarının
turizm amaçlı tahsisine ilişkin, Danıştay 6. Dairesinin yürütmeyi durdurma
kararı ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gereğince firmalar adına yapılan ön
izin işlemleri iptal edilmiştir. Firmalar adına iptal edilen işlemlerden sonra,
ön izin 5761 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesiyle ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Kanunu’na eklenen geçici 9’uncu maddesi uyarınca işlemlerinin kaldığı yerden
devamı taleplerinde bulunulmuş ancak şu ana kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı
tarafından bu talepte bulunanlara herhangi bir tahsis yapılmamıştır.
Bir başka husus sağlık hizmetiyle
ilgili. Türkiye’de her Türk vatandaşı yüzü ak şekilde, alnı açık olarak, gurur
duyarak sağlık hizmetlerinden gururla bahsedebilir. Eksiklik yok mudur? Vardır
ancak Sağlık Bakanlığı bir memnuniyet anketi yaptırdı. Yaklaşık Türkiye’deki
her 4 kişiden 3’ü diyor ki: “Allah razı olsun, sağlıkta iyi bir noktaya
getirdiniz.” Ama eksiğimiz var. Nedir o? İşte, son dörtte 1’lik kısımda ise
hâlâ yapılması gereken şeyler var, biz de kabul ediyoruz ama sayın vekillerimiz
de açık etti ki, bakın, bir tesisin yeterliliği veya bir yapının yeterliliği
kriz zamanında anlaşılır. Van-Erciş depreminde, bütün depremzedelere ve orada
bulunan vatandaşlarımıza sorun. Her bölümden, her hizmetten şikâyet olduğu
hâlde tek şikâyetin gelmediği birim Sağlık Bakanlığıydı. Dolayısıyla da
halkımızın dörtte 3’ünün memnuniyeti var, dörtte 1 de hâlâ daha yapılması
gerekenler var. Sayın vekillerimizin söylediklerini o dörtte 1 içerisinde kabul
ediyoruz. Ancak şundan adımız gibi eminiz ki, Türkiye'nin sağlık sistemi dünden
çok çok daha iyi. Hiç şüpheniz olmasın ki, alınan tedbirlerle, yapılacak
çalışmalarla ve sizlerin de vereceği destekle Türkiye’deki sağlık sistemi…
Ülkemizde, önceden, yaşayan insanlarımızın sağlık öncelikli problemiydi. Allah
göstermesin, bir sağlık durumunda hastaneye düşseniz ne bedel ödeyeceğiniz, ne
fatura ödeyeceğiniz belli değildi. Şimdi, en azından işsizlik, ekonomik
sorunlar daha önde; sağlık problemi Türkiye'nin gündeminde değildir, çok iyi
bir yönde gitmektedir.
Ben, bu ana kadar sağlık sisteminin bu
hâle gelmesinde emeği geçen tüm bakanlarımıza teşekkür ediyorum ve Türkiye'nin
yarınının bugünden daha aydınlık olacağı düşüncesiyle hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
5 arkadaşımız daha sisteme girmiş.
Birer dakika…
Sayın Tüzel…
VI.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
6.-
İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, 28 Aralık 2011 tarihinde
Uludere ilçesinin Roboski köyünde 34 kürt köylüsünün hayatlarını kaybetmesine
neden olan bombalama eylemini yerinde araştıran Meclis İnsan Hakları İnceleme
Komisyonunun tespitine ve Başbakanın konuya açıklık getirmesi gerektiğine
ilişkin açıklaması
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bugün kırkıncı
gününü bulan ve her yerde kendileri için mevlüt okutulan, 28 Aralık 2011
tarihinde Uludere-Roboski köyünde 34 Kürt köylüsünün bombalanarak öldürülmesini
yerinde araştıran Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun basına da yansıyan
ilk tespiti, kararın Ankara’dan verildiği ve yerel yetkililerin tamamen devre
dışı olduklarıdır. Böylesi önemli bir kararın sorumluluğu elbette ki,
Genelkurmay Başkanlığı ve bağlı olduğu Başbakanlıktır. Ancak, alınan bu vahim
kararın ve sonuç olarak insanlık suçunun sorumlusu durumundaki Sayın Başbakan
konuya açıklık getirmek yerine hesap soranlara saldırarak, hakaret ederek tepki
vermeye devam etmektedir.
Halkın vekilleri olarak yaptığımız
basın toplantısındaki manzarayı “Kahkaha atma” diye sunarak üzerinde tepinen,
ortadaki suçu ve sorumluluğu böylesi bir düzeysizlikle bastırmaya çalışan Sayın
Başbakan, halka olan biteni, gerçeklikleri açıklamalıdır ve artık, vekillere
siyasi ahlak dışı saldırılara son vermelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Kurt…
7.-
Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, kurumlarından izinli olarak gelip
Mecliste çalışan personelin Meclis Teşkilat Kanunu’nun değişmesi nedeniyle
sözleşmelerinin yenilenmemesinden kaynaklanan sorunlarının çözülmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın
Başkanım, Meclis Teşkilat Kanunu’nun değişmesiyle birlikte kurumlardan izinli
olarak gelen personelimizin ciddi anlamda bir sözleşme yapamamaktan kaynaklanan
krizi vardır. 700-800 civarında arkadaşımız -Ocak ayından itibaren sözleşme
yapılması gerekirken yapılmamıştır- şu anda çalışmıyor görünüyor, şubat ayında
da maaş alamayacak pozisyondadır.
Bu konunun bir an önce çözülmesi için
harekete geçmenizi diliyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Şafak…
8.- Niğde
Milletvekili Doğan Şafak’ın, Niğde, Nevşehir, Aksaray, Konya ve diğer illerde
satılamayan 2 milyon 500 bin ton civarında patatesin ambarlarda kaldığına,
Hükûmetin bu konuda pazar araştırma düşüncesi olup olmadığına ilişkin
açıklaması
DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Niğde, Nevşehir, Aksaray, Konya ve
diğer illerde 2 milyon 500 bin ton civarı patates ambarlarda kalmıştır. Sadece
Niğde ilinde 800 bin ton patates ambarlarda çürümek üzere, maliyetinin yarısı
olan 30 kuruştan bile satılamıyor. Hükûmetin bu konuda pazar araştırma
düşüncesi var mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şafak.
Sayın Yüksel…
9.- İzmir
Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Hükûmetin uyguladığı tarım politikaları
nedeniyle, Manisa’nın Kırkağaç ilçesi ile İzmir’in Kınık ilçesinin Poyracık
beldesinde ürünlerini satamayan yemlik darı üreticilerinin tüccarlar tarafından
dolandırıldığına ve bu konunun biran önce çözülmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan,
Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde ve bizim İzmir’in Kınık ilçesinin Poyracık
beldesinde yemlik darı üreticileri tüccarlar tarafından dolandırılmışlardır.
Burada Hükûmetin tarım politikaları çok
önemlidir. Gümrük sıfırlanarak 600 milyon ton mısır ithalatına neden olan ve
1,3 milyar dolar döviz dışarıya ödemişizdir. Bu kendi çiftçimize destek olarak
verilmediği için, ürettikleri ürünü satamayan üreticiler ne yazık ki
dolandırılmakla karşı karşıya kalmışlardır. Şimdi, bu, Kırkağaç’tan sonra Kınık
ilçesinde çiftçilerimizi dolandıran tüccar, elini kolunu sallayarak
dolaşmaktadır; verdiği çekler, yüzlerce çek karşılıksız çıkmıştır.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Atıcı…
10.-
Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, sağlık hizmetlerinin iyiye doğru
gitmediğine ve vatandaşın yaşadığı sıkıntılara ilişkin açıklaması
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
sağlığın iyiye doğru gittiğini hiç kimse iddia edemez. Bakın, şimdi elimde,
Türkiye Cumhuriyeti Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2011 tarihinde verdiği ilamsız
takipte ödeme emri var. Alacaklı: Sağlık Bakanlığı. Borçlu: İsmi bende saklı
olan bir vatandaş, arzu edene verebilirim. Alacak miktarı: 302 lira 57 kuruş.
Faizi: 679 lira 10 kuruş. Nedeni? Hastane tarafından düzenlenen borç senedi. Bu
mu sizin “Sağlıkta iyiye gidiyor.” dediğiniz Allah aşkına? Yazıklar olsun size!
(AK PARTİ sıralarından “Sana yazıklar olsun!” sesi)
BAŞKAN – Gündem dışı konuşmalar
bitmiştir.
Şimdi gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları
vardır, okutuyorum:
VII.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.-
İstanbul Milletvekili Halide İncekara ve 27 milletvekilinin, ülkenin geleceği
açısından stratejik önemi haiz üstün yetenekli bireylerin keşfi, eğitimi ve
etkin istihdamlarının sağlanmasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/136)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin geleceği açısından stratejik
öneme haiz gördüğümüz, üstün yeteneklilerin keşfi, eğitilmesi ve etkin
istihdamlarının sağlanması amacıyla Anayasanın 98 inci, İç Tüzüğün 104 ve 105
inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini arz
ederiz.
Gerekçe:
Cumhuriyet döneminden sonra üstün
yetenekli çocuklara yönelik bazı kanunlar çıkartılarak birkaç girişimde
bulunulmasına rağmen, üstün yetenekli çocukların eğitim ve izlenmesi sistemi
genel eğitim politikası içinde açık bir şekilde tanımlanarak kurumsal ve
devamlılık arz eden bir yapıya hâlihazırda kavuşturulamamıştır.
Zihinsel yetenekleri akranlarına göre
üst seviyede olan, yaratıcılık yanı güçlü olan, başladığı işi mutlaka tamamlama
isteği duyan, yüksek görev anlayışına sahip ve karşılaştığı sorunları çözmede
yaratıcılığını kullanan üstün yetenekli çocuklar bir ülkenin en büyük zenginlik
kaynağıdır. Çünkü uygun ve yeterli eğitim aldıkları takdirde ülkenin
geleceğinin şekillendirilmesinde en önemli rolü oynayacak olanlar yine bu
çocuklardır. Ülke menfaatleri doğrultusunda, kabiliyet ve
kapasitelerine uygun, mevcut potansiyellerini istendik doğrultuda açığa
çıkararak etkin istihdamlarını sağlayacak eğitim ve izleme programları
geliştirilmediği takdirde; üstün yetenekli çocuklarımız hâlihazır sistemde
yaşayacakları uyumsuzluk nedeniyle, ya problemli vatandaşlara dönüşecek ya da
bu konuda politikalarını onlarca yıl önce geliştirmiş, bu değerlerin farkında
olan ülkeler ve menfaat grupları tarafından ele geçirilerek kendi menfaatleri
doğrultusunda kullanacaklardır.
Bir potansiyel olarak seçkin ve
stratejik değer ifade eden üstün yetenekli bireylerin değerlendirilmesi o
ülkeye ve geniş olarak bütün insanlığa yararlar sağlayacaktır.
Değerlendirilmemesi hâlinde ise bu potansiyelin psikolojik ve kişilik
bozuklukları olan sorunlu bir kesim hâline dönüşmesi muhtemeldir. Devlet
açısından üstün yeteneklilerin eğitiminin özel bir yere sahip olması
gerekmektedir. Zira eğitim-devlet ilişkisi bağlamında üstünlerin eğitimi
diğerlerine nazaran daha stratejik ve fonksiyonel bir konuma sahiptir. Bununla
birlikte ülkenin gelişme potansiyeli açısından kıt bir beşeri kaynak olan
üstünler, devlet açısından eğitimi zor ve o derece önemli bir demografik alanı
oluştururlar. Bu eğitimin olabildiğince kusursuz ve itinalı yapılması bir
devlet sorumluluğu olarak görülmelidir. Türkiye'nin bu elit potansiyele kusursuz
bir eğitim verebilmesinin çok sayıda değeri ortaya çıkaracağı kuşkusuzdur.
Bunun içinde öncelikle ülkenin rezervlerini belirlemek sonra bu rezervi uzun
vadeli sonuçlar için tüm boyutları ile nasıl ele alınacağının/eğitileceğinin
planlamasını yapmak gerekecektir.
TÜBİTAK araştırmasına göre; Türkiye'de
0-24 yaş aralığında 682 bin üstün zekâlı birey vardır ve bu sayı nüfusunun
yüzde 2'sini oluşturmaktadır. Bu bireylerden sadece 6942'si Bilim ve Sanat
Merkezlerinde üstün yeteneklilere yönelik tanımlanmış eğitim görmektir ki bu
merkezlerin teşkilatlanması ve programlarının geliştirilmesi süreçleri de
kurumsallaşma adına revizyona (yeniden düzenlemeye) ihtiyaç göstermektedir.
Geri kalan çoğunluğun değerlendirilmesi ve ileriye yönelik politikaların saptanması
maksadıyla acil ve geniş kapsamlı üst düzey bir çalışmaya gerek duyulmaktadır.
Ülkemizin bekasını sağlamada stratejik
öneme haiz gördüğümüz, üstün yeteneklilerin keşfi, eğitilmesi ve etkin
istihdamlarının sağlanması, ülke kaynaklarımızın en değerlisi olan insanımızın
yitirilmeden bir an önce katma değere dönüştürülmesi elzemdir.
Meclis tarafından bu amaçlar
doğrultusunda, Anayasanın 98. İç Tüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince, üstün
yetenekli çocukların eğitimini her yönüyle ele alacak bir komisyonun kurulması
yerinde olacaktır.
1) Halide İncekara (İstanbul)
2) Suat Önal (Osmaniye)
3) Gülay Dalyan (İstanbul)
4) Mihrimah Belma Satır (İstanbul)
5) Semiha Öyüş (Aydın)
6) Ahmet Öksüzkaya (Kayseri)
7) Ahmet Berat Çonkar (İstanbul)
8) Safiye Seymenoğlu (Trabzon)
9) Mehmet Müezzinoğlu (Edirne)
10) Alev Dedegil (İstanbul)
11) İsmet Uçma (İstanbul)
12) İlknur İnceöz (Aksaray)
13) Mustafa Ataş (İstanbul)
14) Tülay Bakır (Samsun)
15) Sevim Savaşer (İstanbul)
16) Canan Candemir Çelik (Bursa)
17) Çiğdem Münevver Ökten (Mersin)
18) Tülay Kaynarca (İstanbul)
19) Gönül Bekin Şahkulubey (Mardin)
20) Fatoş Gürkan (Adana)
21) Tülay Selamoğlu (Ankara)
22) Şirin Ünal (İstanbul)
23) İlknur Denizli (İzmir)
24) Ahmet Baha Öğütken (İstanbul)
25) Lütfi Elvan (Karaman)
26) Nurdan Şanlı (Ankara)
27) Mehmet Muş (İstanbul)
28. Nevzat Pakdil (Kahramanmaraş)
2.-
İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve 19 milletvekilinin, Çatalca’nın
Çiftlikköy, Karacaköy ve Binkılıç Mahallelerinde ormancılık faaliyetleriyle
iştigal eden halkın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/137)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Binkılıç, Çiftlikköy, Karacaköy
Beldeleri, mahalle olarak Çatalca Belediyesi sınırları içerisine alınmıştır.
Binkılıç, Fatih ve Atatürk Mahalleleri, Çatalca'ya bağlı mahalleler olup
Çatalca'ya 52 km uzaklıkta bulunmaktadır. Daha önce Binkılıç köy
statüsündeyken, halk referandumu ile 1990 yılında belediye olmuştur. Mart 2009
yerel seçimleri sonucunda 'Binkılıç İlk Kademe Belediyesi' kapanmış olup,
Çatalca Belediyesi'ne Atatürk ve Fatih Mahalleleri olarak bağlanmıştır.
Binkılıç, Fatih ve Atatürk Mahalleleri toplam 3.199 nüfusa sahiptir.
Bu beldelerimizde önceki yıllarda halk
geçimini ormancılıktan sağlamaktaydı. Bunun dışında çok küçük çaplı hayvancılık
yapılmaktadır. Binkılıç'ta yaklaşık 1.300 hane bulunmaktadır. 2006 yılına kadar
Binkılıç'ta ikamet eden bütün hanelere hane başına düz ara (traşlama kesim)
kesim yapılacak şekilde yaklaşık 10 ayrı yerde makta adı altında halkın
geçimini sağlaması açısından ayakta dikili odun verilmekteydi. Halkımızın
yarısı bu odunu kendisi kesmekte ve yaklaşık 40 ile 50 ton (40.000-50.000 kg.)
odun elde etmekte, bu elde ettiği odunun da bu işin alım satımını yapan
kişilere satmakta ve bir yıl boyunca geçimini bu şekilde sağlamaktadırlar.
Elinde aracı (traktör, el motoru, vs.) olmayan ve ormanda çalışamayacak şekilde
hasta, yaşlı olan haneler de bu maktasını aracı (traktör) olan kişilere satarak
(şu anki parasal değeri takriben 4.000,00 TL civarındadır) bir yıl boyunca
geçimini sağlamaktadır.
Bunun dışında ayrıca her haneye yine
kışın yakacak olarak sadece bir paftada 3 veya 4 ton civarında kesimi yapılmak
üzere odun verilmektedir. Binkılıç halkı ve diğer köylerin tamamı geçimini 2006
yılına kadar bu şekilde sürdürmekteydiler. 2006 yılından itibaren düz ara kesim
yapılan maktalar halkımıza seyreltme adı altında daha az miktarlarda ve kesimi
çok zor yapılan bir sistemde verilmeye başlandı. Halkımız kesmiş olduğu odunun
bir tonuna ilgili tarihlerde Orman İşletme Müdürlüğü'ne 34,00 TL nakliye ücreti
ödemekteydi.
Binkılıç İlk Kademe Belediyesi'nin Mart
2009 seçimlerinde kapanması ve Çatalca'nın Atatürk ve Fatih Mahalleleri olması
neticesinde 2009 yılından itibaren halkımıza verilen bu maktalar Binkılıç
Atatürk ve Fatih Mahallesi, Karacaköy Mahallesi ve Çiftlikköy Mahallelerinin
ellerinden alınmıştır.2009 yılından itibaren kesimi yapılan bu maktalar Orman
İşletme Müdürlüğü tarafından Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi olarak ihale
edilmeye başlamıştır. Uygun şartları taşıyan kişiler
(Binkılıç'ta uygun şartları taşıyan 7 kişi bulunmaktadır) tarafından ihale ile
alınıp kesimi ve satışı kendileri tarafından yapılmaktadır. İhaleyi alan
kişiler 1 ton oduna 42,00 TL bedel ödemektedirler. Dolayısı ile halkın geçim
kaynağı ellerinden alınmış olup, ihaleyi alan bu 7 kişi ancak traktörü ve aracı
olan 5 veya 6 haneye bu yerlerin kesimini yaptırmakta, Binkılıç'ta toplam 50
veya 60 hane faydalanmaktadır.
Ayrıca, ormanlarımızın elimizden
alınmasının diğer bir nedeni de Çatalca'ya bağlandıktan sonra nüfusumuzun 3.199
değil de Çatalca'nın Mahalleleri ile birlikte toplam nüfusunun 20.000'i geçmesi
olarak gösterilmiştir. Çatalca ile Binkılıç arasında 52 km mesafe bulunmakta
olup, arada kalan 7 adet köy makta almaktadırlar. 2001 yılı itibari ile
halkımızın yakacak odunu olmadığından yakacak adı altında odun verilmiş olup
karşılığında hane başına 165,00 TL ster parası Orman İşletme Müdürlüğü'ne
ödenmiştir. Bu verilen odun ancak halkımızın yakacak ihtiyacı kadar olup,
geçimine katkı sağlamamaktadır. Halkımızın elinden geçim kaynağı olan ormanlar
alınmış olup, halkımızın geçimini sağlaması ve zor durumdan kurtulması için hiç
bir kaynak üretilmemiş ve iş imkânları sağlanmamıştır.
Köy statüsünde kalanlar bu olanaktan
yararlanmasına karşın, Çatalca'ya 52 km uzaklıkta olan Çiftlikköy, Karacaköy,
Binkılıç'ta yaşayan insanlarımızın sorunlarının çözümü için Anayasa'nın 98
inci, İç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması
açılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
1) Süleyman Çelebi (İstanbul)
2) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
3) Bedii Süheyl Batum (Eskişehir)
4) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
5) Arif Bulut (Antalya)
6) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
7) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
8) Ali Sarıbaş (Çanakkale)
9) Aylin Nazlıaka (Ankara)
10) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
11) Tolga Çandar (Muğla)
12) Ayşe Nedret Akova (Balıkesir)
13) Ahmet Toptaş (Afyonkarahisar)
14) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
15) Aykut Erdoğdu (İstanbul)
16) Hasan Akgöl (Hatay)
17) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
18) Osman Taney Korutürk (İstanbul)
19) Haluk Eyidoğan (İstanbul)
20) Atilla Kart (Konya)
3.- Konya
Milletvekili Atilla Kart ve 23 milletvekilinin, özelleştirmelerdeki haksız ve
keyfî uygulamaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/138)
05.10.2011
TBMM Başkanlığına
Adalet ve Kalkınma Partisi
iktidarlarıyla birlikte ekonomide yeni bir dönem başlamıştır.
Siyasi İktidar, özelleştirme
uygulamalarını ekonomik kalkınma ve verimlilik için, özel ve vazgeçilmez bir
yöntem olarak kabul etmiş ve buna göre uygulama yapmıştır. Ancak Siyasi İktidarın
bugüne kadar gerçekleştirdiği kritik özelleştirmelerin büyük bölümünde ciddi
yolsuzluk iddiaları ve bulguları ortaya çıkmıştır.
Yapılan özelleştirme uygulamaları
sonucunda; teknoloji yenilemesi yapılmadığı, istihdam artışı sağlanamadığı,
serbest rekabet şartları yaratılamadığı gibi; özelleştirme sonucunda işten
atılma oranları ve sendikasızlaştırma oranlarında da anormal artışların meydana
geldiği gözlemlenmektedir.
Öte yandan; yapılan özelleştirme
işlemlerinde genellikle ilgili mevzuat açık bir şekilde ihlal edilmiş, aleniyet
ve ihaleye serbest iştirak şartları engellenmiş, kamu yetkisi kötüye
kullanılmak suretiyle haksız çıkar örgütlenmesinin yolu açılmıştır. Yasaya
bariz şekilde aykırı olan bu işlemlerin önemli bir bölümü geç de olsa Yargı
yoluyla iptal edilmiş, ancak bu süreçte Yargı kararları uygulanamaz hale
gelmiştir. Zira, özelleştirme konusu ortada
kalmamıştır.
Özelleştirme İdaresi ve Siyasi İktidar,
bilinçli olarak bu ortamı ve sonucu yaratmıştır. Yürütmenin durdurulması
kararları uygulanmadığı gibi, ihale şartnamelerinin gerekleri İdare tarafından
bihakkın takip edilmemiştir. Özelleştirme konusunun iyi niyetli olmayan 3.
kişilere danışıklı yollarla intikaline iştirak edilmiş ya da göz yumulmuştur.
Bu ihlâl süreci, değişik yol ve
yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Yargı kararlarının uygulanmaması, başka bir
deyimle görev ve yetkinin kötüye kullanılması için Bürokrasi teşvik edilmiş ve
himaye edilmiştir. Türk Ceza Kanununun görevi kötüye kullanmaya dair maddeleri
etkisiz hale getirilmiş, tazminattan dolayı rücuya dair hükümler de yapılan
yasal düzenlemelerle işlevini kaybetmiştir. Bu yolla, kamu görevlilerinin,
Kanunsuz Emir yoluyla suç işlemelerinin önü açılmıştır.
Seydişehir Eti Alüminyum'da bu durum
yaşanmaktadır.
Tüpraş'ın 14.76'sının özelleştirilmesinde
bu süreç yaşanmıştır.
Balıkesir Seka'da benzeri tablo ortaya
çıkmıştır.
Tekel'de benzeri süreç yaşanmıştır.
Kızılay'da da bu süreç yaşanmıştır.
Türk Telekom özelleştirmesi ayrıca
sorgulanması gereken unsurlar içermektedir.
40-50-60 yıl içinde kamu gücü ve halkın
tasarruflarıyla oluşturulan ve stratejik önemi olan bu işletmelerin içi bu
yolla boşaltılmıştır.
Kamu zararı tasavvur edilemez ve
öngörülemez boyutlara ulaşmıştır.
Siyasi İktidarın sorumluluğuyla
birlikte ilgili Kamu Yönetim birimleri de bu süreçte görev ve yetkilerini
kötüye kullanmışlar; belli firmalar ile işbirliği içinde kamu kaynaklan ve
kazanımları, çıkar örgütlenmesine alet edilmiştir.
Böyle bir yapılanmanın sonucunda da,
iptale dair Yargı kararları fiilen uygulanamaz hale gelmiştir. Bu mekanizmayı,
bu örgütlenmeyi yaratan ve himaye eden sebepler ve sorumluları ortaya
çıkartılmalıdır.
Böyle bir tablonun sonucunda ortaya
çıkan kamu zararı tespit edilmelidir. Bu zararın 10 milyar dolarları aştığı
öngörülmektedir. Bu süreçte ihmali olanlar, görev ve yetkilerini kötüye
kullananlar ve bu suretle kamu zararına ve sosyal çöküntüye yol açanlar
hakkında idari ve adli sürecin işletilmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan konularda
sorumluluğu olanlar ve alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla,
Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis
Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
Gerekçe:
Özelleştirme uygulamalarındaki haksız
ve keyfi uygulamaların, bir taraftan kamu kaynaklarının yok edilmesine, bir taraftan
da ekonomik bağımlılığa yol açtığı yönünde ciddi tespitler ve kaygılar söz
konusudur.
Çoğu özelleştirme sonucunda teknoloji
yenilemesi yapılmadığı, istihdam artışı sağlanmadığı gibi; bu özelleştirmeler
sonucunda işten atılma oranlarının yükseldiği ve bir taraftan da
sendikasızlaştırma uygulamalarının hız kazandığı görülmektedir.
Bu sürecin sonucunda da Yargı yoluyla
sonuç alınabilen iptal kararlarının uygulanma kabiliyetlerinin kalmadığı
görülmektedir.
Bu hususların araştırılması, sorunların
tespiti ve alınması gereken önlemlerin rapora bağlanması amacıyla, konunun TBMM
tarafından araştırılması uygun ve yerinde olacaktır.
1) Atilla Kart (Konya)
2) Ali Serindağ (Gaziantep)
3) Tanju Özcan (Bolu)
4) Veli Ağbaba (Malatya)
5) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
6) Arif Bulut (Antalya)
7) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
8) Aylin Nazlıaka (Ankara)
9) Süleyman Çelebi (İstanbul)
10) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
11) Sena Kaleli (Bursa)
12) Tolga Çandar (Muğla)
13) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
14) Ayşe Nedret Akova (Balıkesir)
15) Ahmet Toptaş (Afyonkarahisar)
16) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
17) Aykut Erdoğdu (İstanbul)
18) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
19) Hasan Akgöl (Hatay)
20) Osman Taney Korutürk (İstanbul)
21) Bedii Süheyl Batum (Eskişehir)
22) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
23) Osman Aydın (Aydın)
24) Mahmut Tanal (İstanbul)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak
ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:
B) Tezkereler
1.- TBMM
Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin, Bosna-Hersek
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Miraz Kusljugic'in vaki
davetine icabetle Bosna-Hersek'e resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/750)
07
Şubat 2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden
oluşan bir parlamenter heyetin, Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler
Komisyonu Başkanı Miraz Kusljugic'in vaki davetine icabetle Bosna-Hersek'e
resmi bir ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir.
Sözkonusu parlamenter heyetin Bosna-Hersek'i
ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi
Hakkında 3620 Sayılı Kanun'un 6. Maddesi uyarınca Genel Kurul'un tasviplerine
sunulur.
Cemil
Çiçek
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
VIII.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, (10/115) esas numaralı faili
meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin
görüşmelerinin, Genel Kurulun 8/2/2012 Çarşamba günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi
08.02.2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun 08.02.2012 Çarşamba
günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Pervin
Buldan
Iğdır
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler
Kısmının 116 ıncı sırasında yer alan 10/115 Faili Meçhul cinayetlerin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
Araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşülmesinin, Genel Kurulun
08.02.2012 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre vermiş olduğu önerge üzerinde,
lehinde Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.
Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından
alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; ben de grubumuz adına olan bu önergeyle ilgili
düşüncelerimi sizlerle paylaşmak üzere buradayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Aslında, bugün bizim gündemimiz… İki
gün önce Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Kürt diliyle ilgili
söylediği bu sözlerle ilgili bir önergemiz vardı ama biraz önce Sayın Başbakanı
valiler toplantısında dinlerken gündemimizi tekrar değiştirerek faili
meçhullerle ilgili Parlamentoyu bilgilendirmek istiyorum.
Şimdi, Sayın Başbakanı dinlerken orada
ilin valileri vardı. Sayın Başbakan ilin valilerine talimat veriyordu. Daha
önce kolluk kuvvetlerine verdiği talimat yetmiyor, yargıya verdiği talimatlar
yetmiyor, bu kez de BDP’yi hedef gösteren ve il başkanları görevine doğru
hareket eden valileri… “Lütfen, gidin BDP’ye saldırın.” Bir bütün olarak BDP’ye
karşı bir savaş cephesi açmıştı ve insafsızca şunu söyleyebiliyordu: “Faili
meçhul cinayetlerle ilgili biz bir şeyler yapmak istiyoruz ama Barış ve
Demokrasi Partisi buna engel olmak istiyor.” El vicdan, el vicdan, el vicdan!
Barış ve Demokrasi Partisi iki dönemdir toplam 14 kez faili meçhul cinayetlerle
ilgili araştırma komisyonlarının oluşması için bu kürsüde onlarca kez
konuşmuştur ama sizin sayısal çoğunluğunuz reddetmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi
aynı önergeleri getirmiştir ama yine reddedilmiştir.
Şimdi, daha 12’ye iki kala yani 2011’in
son günlerinde 34 tane faili meçhul cinayet işlenmiştir Uludere’de, Roboski’de.
Bunların faili ortaya çıkmamış. Barış ve Demokrasi Partisi “Bunların faillerini
ortaya çıkarın.” demiş, Hükûmeti göreve davet etmiş, Türkiye Büyük Millet
Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonunu göreve davet etmiştir, araştırma
önergeleri vermiştir ama Sayın Başbakan halkın gözünün içine baka baka bu işin
mağduru olan Barış ve Demokrasi Partisini de hedef göstermiştir.
Bugün Tüzük’le ilgili görüşmeler
olacak. Aslında, korktuğunuz budur. Bizim sesimizi kısmak istiyorsunuz çünkü
biz buraya, bu ülkenin, bu devletin, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar bu
halka uygulanan zulüm politikalarını korkmadan bu kürsüye taşıyan bir grubuz.
Bundan korkuyorsunuz. Ensenizde olacağız. Uludere’deki o cinayetler ortaya
çıkıncaya kadar Barış ve Demokrasi Partisi onu buraya getirecektir. Bunu böyle
saklamaya, çıkıp kürsüde nutuk atmaya, Suriye’ye, Libya’ya, oraya, buraya
demokrasi dersleri verenler kendi ülkelerindeki cinayete seyirci kalıp ve
muhalefetin sesini kısmaya çalışıyorlar. Şimdi, eğer yüreğiniz yetiyorsa orada
çıkarın, o gece Heron’ların görüntüsünü çıkarın. 4 tane siyasi partinin liderini
çağırın Başbakanlığa, getirin, inceleyin. Nerede, Ankara’da nasıl bir talimat
verdiğini hep birlikte göreceğiz. Oraya giden Komisyon üyelerine oradaki
mağdurlar ne dediler size? “Ankara bu işin sorumlusudur.” Oradaki yetkililer
“Ankara sorumludur.” diyor ve…
İHSAN ŞENER (Ordu) – Asla öyle bir şey
söylemedi, asla. Kim söylediyse…
SIRRI SAKIK (Devamla) – Neyse… Basına
yansıyan bu. Ankara’nın sorumlu olduğunu biz söylüyoruz, Ankara bu işten
sorumludur. Ankara bu failleri bulmalıdır. Şimdi, içeriden feryatlar
yükseliyor. Özel timci Ayhan Çarkın çıkıp diyor ki: “Ya, geçmiş dönemde Millî
Güvenlik Kurulunda kararlar alınıyordu, faili meçhul cinayetler öyle
işleniyordu. Burada siyasilerin, burada askerî ve sivil bürokratların rolü
vardı.” O zaman açın, Millî Güvenlik Kurulundaki tutanakları açın. Nasıl
kararlar verildiğini açın.
İsmet Paşa İkinci Dünya Savaşı’nda Türk
halkına şöyle diyordu: “Sizi belki ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım.”
Ama bu cumhuriyet, Kürtleri, hem babasız bıraktı hem ekmeksiz bıraktı hem eşsiz
bıraktı hem çocuksuz bıraktı ve bugün de faili meçhuller yaşanıyor ve bu faili
meçhulleri ortaya çıkarmanız gerekirken siz çıkıp Barış ve Demokrasi Partisini
sorumlu tutuyorsunuz.
Şimdi, bakın, sevgili arkadaşlar, yıl
1994, burada birkaç kez dile getirdim. Bizi buradan alıp götürdüklerinde bir
tek, bizi suçlayabilecek, kanla, şiddetle, ölümle bir tek suçlama bulamazsınız.
Bugün tutuklanan 8 bin -KCK adı altında tutuklanan- BDP’lilerde bir tek tane
şiddete davetiye çıkaran, ölüme onay veren bir insan bulamazsınız. Gittik,
içeride on yıl kaldık, kimi arkadaşlarımız on yıl, kimileri beş yıl ama kimse
çıkıp diyemedi ki: “Bunların silahların tetiğinde parmak izi var, kandan
sorumludur.” diyemediler. Bugün içeride olan gazeteci, avukat ve partinin yöneticilerinin,
milletvekillerinin, belediye başkanlarının da bir tek tanesini kandan sorumlu
tutamazsınız. Bu kadar kanın ve şiddetin dışında olan bir parti ve kana,
şiddete maruz kalan bir partiyi kandan ve şiddetten besleniyor tezi, Allah
adına, kelimenin tek anlamıyla vicdansızlıktır. Biz her birimiz, onlarca
yakınını bu faili meçhullerde kaybetmiş insanlarız ve bu yetmiyor, çıkıp
grubumuza nifak sokmak adına şunları söyleyebiliyor bazı milletvekili
arkadaşlar bizim arkadaşlarımızla görüşürken: “Biz sizin gibi düşünüyoruz…”
Nasıl sizin gibi düşünebiliriz? Yani Uluderede’deki failler ortaya çıkmadan biz
nasıl sizin gibi düşünebiliriz? 8 bin tane insanı tutuklayacaksınız, nasıl biz
sizin gibi düşüneceğiz? Siz Kürt diliyle alay edeceksiniz, biz nasıl sizin gibi
düşüneceğiz? Ama bizim görevimiz şu: Biz buradayız, diyalog istiyoruz. Zaman
zaman, Sayın Başbakana yakın olan şahıslarla oturup konuşuyoruz. Girdiğiniz yol
doğru yol değildir. Bu yol, bu ülkeye daha çok kan, daha çok gözyaşı, daha çok
acı yaşatır. Onun için, diyalog ve müzakerelerin kaçınılmaz olduğunu
söylüyoruz. Siyaset dünyasının var olma nedeni de budur. Bizim burada olmamızın
nedeni de budur. Bizim Türkiye’de iktidar olmak gibi, şu aşamada böyle bir
hülyamız yoktur. Biz kanı durdurmak istiyoruz. Biz bu faili meçhul cinayetlerle
ilgili, nereye kadar uzanıyorsa, gelin, birlikte bu önergeyi kabul edelim,
araştıralım. Sayın Başbakan diyor ki: “Mahsum Korkmaz’ı kim öldürdü? Hikmet
Fidan’ı kim öldürdü?” Sayın Başbakan, aha buradayız. Bizim getirdiğimiz önergeyi
kabul etmiyorsanız siz bir önerge getirin, getirin biz de oy verelim, kabul
edelim. Hakikatleri araştırma komisyonunu oluşturalım. Mahsum Korkmaz’dan
Hikmet Fidan’a, Uğur Mumcu’dan Ape Musa’ya kadar ve bu ülkede kim acı çektiyse,
bu acıların bir an önce ortaya çıkması için siz getirin biz size destek
sunalım. Ama sizin yüreğiniz buna yetmiyor. Çıkıp valilere talimat
vereceksiniz, çıkıp valiler bölgeye gidecek.
Şimdi, dün, Batman’da, il ve ilçe
binamız, belediye binamız kurşunlanıyor. Bundan sonra, Başbakanın bu
açıklamalarından sonra, bu saldırılar bir bütün olarak gerçekleşecek. Ama
Başbakanın bilmediği bir şey var, eğer bu saldırılara bu grup, bu halk boyun
eğmiş olsaydı bütün olumsuzluklara rağmen, 36 tane milletvekili çıkarmazdı ve
bu bir şanstır. “Bakın, biz son bir nesiliz.” diyoruz. Eğer Kürtler ve Türkiye
demokrasi güçleri dönüp Parlamentoyu adres gösteriyorsa, demokratik zemini
adres gösteriyorsa sizin demokratik zemine saldırmaya hakkınız yoktur.
Kürtlerin bu iradesine saygı duymalısınız, bunu büyütmelisiniz ama siz bunu
yapacağınıza tam tersine Kürtleri ve demokratik zemini hedef göstererek… Son
günlerde çıkan anketlerde Kürt coğrafyasında, Kürtlerde ciddi bir oy kaybınız
vardır. Bunun yolu, yöntemi militarist güçlerle, kolluk kuvvetleriyle geri
almaya çalışıyorsunuz. Vallahi, bu boyun sizin önünüzde eğilmez. Zor günler
gördük ve yaşadık ve 1990’ları siz de biliyorsunuz. Onlara boyun eğmeyenler
bugünlere hiç, hiç
boyun eğmezler. Otuz yıllık süreç içerisinde çok şey öğrendik,
çok acılar çektik ve çok şey de gördük. Ama sizin bunları görmeniz gerektiğine
inanıyorum, daha çok sağduyulu olmanızı ve vicdanlı olmanızı diliyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.
Önerinin aleyhinde Kırıkkale
Milletvekili Sayın Ramazan Can.
Sayın Can… Yok.
Aleyhinde İhsan Şener, buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
On dakikanız var.
İHSAN ŞENER (Ordu) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Meclisin tabii, önemli görevlerinden
bir tanesi de toplumu yakından ilgilendiren konuları yine millet adına milletin
önüne sermektir, hiç şüphesiz. Ama buradan, milletin kürsüsünden onları
yanıltıcı bilgiler vermek doğru değildir.
Sayın Sözcü, Sakık biraz önce çıktı,
Uludere’yle ilgili birtakım şeyler söyledi. Tabii, 28 Aralıkta olan hadise
millet olarak hepimizi üzmüştür hiç şüphesiz. Devlet de kendi mekanizmalarını
harekete geçirerek -hem Adalet Bakanlığı hem İçişleri Bakanlığı hem Genelkurmay
Başkanlığı kendi içindeki denetim mekanizmalarını harekete geçirmiş- soruşturma
başlatılmış Uludere Savcılığı tarafından. Görevsizlik kararı verilerek de
Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma devam ediyor ve
soruşturmada gizlilik kararı vardır. Biz hafta sonu, iki gün oradaydık komisyon
olarak. Biraz önce Sayın Sözcünün bahsettiği “Bu işin sorumluları
Ankara’dadır.” anlamına gelecek hiçbir beyanı hiçbir vatandaşımız
kullanmamıştır.
SIRRI SAKIK (Muş) – Medyada çarşaf
çarşaf yer aldı Sayın Şener.
İHSAN ŞENER (Devamla) – Medyada başka
şeyler de var. Şimdi ben size cevap vermek istemiyorum ama -okuduğum şeyleri
ben buradan tekrar etmek istemiyorum- başka şeyler de var. Dolayısıyla, olayı
bire bir yaşayan bir Komisyon Başkanı sıfatıyla söylüyorum: Bu tür beyan
olmamıştır. Gittiğimizde gerçekten aileler bizi kucak açarak sofralarına davet
etmiştir. Birlikte yemek yedik, söyleyecek sözü olan, elinde bilgisi, belgesi
olan, iddiası olan kim varsa hepsini birer birer, hiç vakit ve zaman düşüncesi
ortaya koymadan dinledik. Henüz, inceleme komisyonu, sormak istediği bütün
soruları sorarak bütün cevapları almamıştır, inceleme devam ediyor ama biz
Gülyazı’da, -Roboski’de sizin deyiminizle- Uludere’de, Şırnak’ta yaptığımız
temasları tamamladık, bilgi ve belgeleri topladık.
SIRRI SAKIK (Muş) – Ya, Roboski
Roboski’dir, hâlâ “sizin dilinizde” diyorsunuz.
İHSAN ŞENER (Devamla) – Yok, bundan
rahatsız olduğumuz için söylemiyorum yani.
Bunların tasnifini yapacağız, burada
ihtiyaç duyduğumuz ne kadar bilgi ve belge varsa ilgili kurum ve kuruluşlardan
bunları da isteyeceğiz. Neticede, bu olayın aydınlatılmasını, millet adına
Millet Meclisi olarak, Hükûmet olarak ve devletin diğer kurumları olarak ortaya
çıkarılmasını arzu ediyoruz. Burada bir ihmal varsa ortaya çıkacaktır, hiçbir
şey gizli kalmayacaktır ama şunu da açıkça ifade edeyim: Faili meçhullerle
ilgili araştırma önergeleri buraya verilirken tek taraflı düşünmemek lazım,
hangi insanın haksız olarak canına kıyılmışsa ve nerede kıyılmışsa bunların
hepsinin ortaya çıkmasını isteriz.
Son zamanlarda yine basında “aydınlar”
dediğimiz, “Kürt aydınları” -tırnak
içinde olarak- zikredilen arkadaşlarımızın bir sürü beyanları var ve diyorlar
ki: “Terör örgütünün infazı daha acımasız ve kesin.” Dolayısıyla, bunlarla
ilgili tek cümle zikretmiyorsunuz. O kayıplar insan değil mi? Onlar can değil
mi?
PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Hakikatleri
araştırma komisyonu…” diyoruz işte.
İHSAN ŞENER (Devamla) – Yani burada
yapılması gereken şey, evet, bir terörle mücadele süreci vardır ve söyleyecek
sözü olmayıp, silahı eline alıp önünde gördüğü herkesi hedef kabul eden bir
örgütle -belki operasyon hatası olabilir, başka başka hatalar olabilir, ben
kasıt olduğu kanısında değilim ama- burada ölen insanları gündeme getirip
yalnızca bunlar üzerinden siyaset yapmak da… Türkiye’de
bir siyasi partinin Türkiye'nin tamamını yakından ilgilendiren her faili
meçhulle ilgili duyarlılığı olması gerektiği kanaatindeyim.
Şimdi, henüz bitmemiş, soruşturma devam
ediyor; adli kovuşturma, soruşturma devam ediyor. Bu hususta acele edip her
kürsüye çıkıldığında henüz devam eden inceleme, araştırma, soruşturma ve
kovuşturmaları burada gündeme getirmek bence olayın aydınlatılmasını istemekten
daha ziyade bir karartma algısı oluşturabilir. Biz gönülden şunu istiyoruz:
Gerçekten memleketimizde hiçbir insanın kanı akmasın, bu bizim gönülden
talebimizdir. Kimse bizden daha fazla insan sevgisi içinde olduğunu iddia
edemez, hiç kimse başkasından daha fazla bu hususta duyarlı olduğunu da iddia
edemez. Ama her olayın, her konunun aydınlatılması için gerekli mekanizmalar
vardır, onlar devrededir. Umarız çok kısa zamanda bu karanlık kalan bütün faili
meçhuller aydınlanır ki siz de fark ediyorsunuz, özellikle son beş yıldır yakın
tarihimizle ilgili olan biten ne varsa gün ışığına çıkmaya başladı, bundan
kimsenin rahatsız olmaması gerekir. Kim tarih içinde haksız bir cana kıymışsa
hiçbir şey gizli kalmayacaktır. Bundan elli yıl önce, yüz yıl önce olan olaylar
ortaya çıkıyor, mutlaka diğerleri de aydınlanacaktır. Bu hususta sizlerin ve
milletimizin gönlünün ferah olmasını istiyorum.
Burada araştırma komisyonu kurulup
kurulmamasından ziyade devletin kendi mekanizmalarının kendi yetki alanlarıyla
ilgili bu hususta ciddi çalışmalar yaparak ortaya çıkarılmasının daha doğru
sonuç vereceği kanaatindeyim.
Ben önergenin aleyhinde söz aldım. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener,
Ordu Milletvekilimiz.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, benim
sunduğum bilgileri ters ederek kamuoyuna bilgi sundu. Ben bir bütün olarak bir
iki noktada açıklama yapmak zorundayım.
BAŞKAN - Şimdi, lehinde bir konuşmacı
var, ondan sonra size söz vereceğim, şimdi değil.
SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, tamam.
BAŞKAN – Şimdi, önergenin lehinde Osman
Korutürk, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Korutürk. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; faili meçhul cinayetler konusunda bir Meclis
araştırması açılması yolunda Barış ve Demokrasi Partisi tarafından verilen
önergenin lehinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum.
Faili meçhul cinayetler demokratik
ülkeler için bir utanç vesilesidir. Faili meçhul cinayetler yıllar yılı devam
ediyorsa bunun üzerine muhakkak eğilmek lazım. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuyu
baştan itibaren büyük bir ciddiyetle ele almış ve seçim bildirgesinde de bu
konuya yer vermiştir. Biz millî birlik ve bütünlüğümüzün sağlanması için birçok
yöntem öneriyorduk, bu yöntemler içerisinde faili meçhul cinayetler konusunda
da bir Meclis komisyonu kurup bu konuda araştırma yapmak vardı.
Bizim gördüğümüz kadarıyla, Hükûmet
maalesef, bu konularda, millî birlik ve bütünlüğü sağlayacak konularda
politikalar üretmek yerine ağırlığını yurt dışındaki konulara, yurt dışında
başka ülkelerin birlik ve beraberliğini korumaya, yurt dışındaki ülkelere
yardımcı olmaya vermiş görünüyor. Ta Lübnan’daki hükûmet krizi sırasında Sayın
Dışişleri Bakanının gidip Nasrallah’ın karargâhında Said Hariri ile Nasrallah
arasında hükûmet kurulması çalışmalarına katılmasından başlayarak bugün
Suriye’ye bilfiil müdahale etmeye kadar her yönde dış politikaya göstermiş
olduğu enerjiyi iç politikaya vermiyor. Hâlbuki burada, bütçe konuşmaları
sırasında Dışişleri Bakanlığı bütçesi konuşulurken ben, Atatürk’ün bir
tespitine işaret etmiştim. Atatürk orada diyordu ki: “Bir ülkenin dış
politikası iç bünyesiyle yakından alakalıdır.” Arkadaşlar, iç politikası değil
“…iç bünyesiyle yakından alakalıdır.” diyordu. “İç bünyeniz ne kadar güçlü, ne
kadar kavi olursa dış politikanız da o kadar sağlam, o kadar güvenilir olur.”
diyordu. Bizim iç bünyemiz bugün maalesef sağlam değil. İç bünyemizde birlik ve
beraberliği, kardeşliği sağlayabilmek için Hükûmetin mutlaka politikalar
üretmesi lazım. Biz seçim bildirgemizde, bütün Türkiye için demokratikleşme
istiyorduk ama bütün Türkiye için demokratikleşmenin içerisinde faili meçhul
cinayetleri de içerecek şekilde Doğu ve Güneydoğu Bölgesi için de özel bazı
tespitlerimiz ve özel bazı önerilerimiz vardı, onları kısaca seçim
bildirgemizden okuyacağım. Biz diyorduk ki: “Doğu ve güneydoğuda baskılara son
verecek toplumsal barışı sağlayacağız. Kürt yurttaşlarımızın kimliklerini
yaşamalarının önündeki engelleri çoğulcu ve özgürlükçü demokrasiyi kurarak
aşacağız.
Yasa ile kuracağımız, uluslararası
standartlara uygun komisyonlar yoluyla faili meçhulleri aydınlatacak, kayıpları
bulacağız. Sorumluları cezalandırarak halkımızın acılarını dindirecek ve
adaleti sağlayacağız.”
Bütün bunların içerisinde, bu faili
meçhul cinayetler konusunda maalesef, Büyük Millet Meclisi yeterli faaliyeti,
yeterli enerjiyi göstermiyor. Biz, seçimlerden hemen önce bir komisyon
kurulması yolunda önerge vermiştik, bu da reddedildi. Muhtemelen, bugün de
Barış ve Demokrasi Partisinin verdiği bu önerge reddedilecek fakat
reddedildikten sonra, arkadaşlar, bunlar unutulmasın. Bunları
reddedebilirsiniz, muhalefetten gelen zaten her şeyi reddediyorsunuz.
Muhalefetin öncülük ettiği herhangi bir kanunun, herhangi bir önergenin buradan
çıktığını gören insan sayısı zannediyorum çok az. Bunları reddedebilirsiniz ama
lütfen, bunların üzerinde düşünün, bunların üzerinde hiç olmazsa siz birtakım
politikalar üretin. Siz bazı politikalar üretin ki memlekette birliği,
beraberliği, bütünlüğü sağlayalım ve memleketimizde hiç değilse sağlam bir
bütün olarak dış politikaya ancak o zaman eğilelim. Yoksa,
Suriye’deki çatışmaların içerisinde taraf tutacak şekilde onlara yön vermeye
çalışmak, Irak Başbakanı tarafından “savaş kışkırtıcısı” ve “mezhep çatışması
kışkırtıcısı” olarak nitelendirilmek Türkiye'nin şimdiye kadar gördüğü ciddi
şeyler değildi bunlar. Türkiye kendi bölgesinde istikrar yapan, istikrar
üreten, istikrara dayalı olarak çalışan bir ülkeydi ve bu bakımdan güçlüydü,
bunun için dengeliydi, bunun için Türkiye'de ağırlığı vardı. Biz bu istikrarı
önce kendi içimizde sağlamamız lazım ve bu istikrarı kendi içimizde
sağlayabilmek için de birçok unsur içerisinde mutlaka bu “faili meçhul
cinayetler” denen ayıbı artık ortadan kaldırmamız lazım.
Bu konuda çok uzun konuşmaya gerek
olmadığını düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki tutumu çok
açıktır. Biz Barış ve Demokrasi Partisinin bu önerisini destekliyoruz. Keza, bu
yolda gelebilecek diğer bütün önerileri desteklemeye hazırız.
Bu düşüncelerle, hepinize saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Korutürk.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Yerinizden, bir dakika.
Lütfen… Bir açıklama istiyorsunuz, yerinizden… Lütfen…
SIRRI SAKIK (Muş) – Efendim, şuradan,
iki dakika rica ediyorum.
BAŞKAN – Yerinizden…
SIRRI SAKIK (Muş) – Rica edeceğim…
BAŞKAN – Fark etmez, aynı zapta geçecek
efendim. Rica edeyim yani…
SIRRI SAKIK (Muş) – Efendim, ben rica
ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun, buyurun.
SIRRI SAKIK (Muş) – O zaman,
kullanmıyorum.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan,
iki dakika kürsüden konuşsun Hatip. Yani biraz önce AKP’li…
BAŞKAN – Efendim, kürsüden konuşmacılar
belli. Rica edeyim, bu kadarına biz karar verelim.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – İki dakika
Sayın Başkan…
SIRRI SAKIK (Muş) – Yani böyle…
BAŞKAN – Yani, yerinizden ne fark eder
Sayın Sakık? Rica ediyorum yani…
Buyurun.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sataşmadan
istiyor Sayın Başkan.
BAŞKAN – Yerinizden dedim. Lütfen,
lütfen…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan,
bakın, sataşmadan dolayı genelde kürsü kullanılır. Böyle ayrımcı politikalar
uygulamayın.
BAŞKAN – Sataşma değil. Bakın, dediniz
ki…
SIRRI SAKIK (Muş) – Benim
söylediklerimin tam karşıtı şeyler söyledi.
BAŞKAN – Bir saniye… “Bir açıklama
yapacağım.” dediniz Sayın Sakık, değil mi?
SIRRI SAKIK (Muş) – Ben kürsüden yapmak
istiyorum.
BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı söz
istiyorsunuz?
SIRRI SAKIK (Muş) – Bu tür şeyler
olurken genelde üç dakikalık…
BAŞKAN – Bir saniye efendim… Sataşmadan dolayı mı söz istiyorsunuz?
SIRRI SAKIK (Muş) – Evet.
BAŞKAN – O zaman, buyurun. Çünkü
“Açıklama yapacağım.” dediniz.
İHSAN ŞENER (Ordu) – Sataşma nerede,
ona bakar mısınız Başkan?
SIRRI SAKIK (Muş) – Ben bunu
söyleyeyim.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tamam, açıklar
şimdi, dinleyin.
BAŞKAN – Görelim bakalım, neymiş?
Buyurun.
İki dakika, lütfen.
IX.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Ordu Milletvekili İhsan Şener’in, partisine
sataşması nedeniyle konuşması
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Şimdi, tabii, biraz önce ben burada
sorunu gündeme getirirken bir bütün olarak Başbakanın dilinden çıkan… Mahsum
Korkmaz’dan Hikmet Fidan’a, bunların PKK tarafından infaz edildiğini Başbakan
söylüyordu, ben de “Gelin birlikte, bunlar dâhil olmak üzere, bir bütün olarak
böyle bir araştırma komisyonu oluşturalım, bu ülkede kimler ki faili meçhullere
kurban gitti, hep birlikte araştıralım…” Ama çıkıyorsunuz, gözlerimizin içine
baka baka, içinize sindiremeden, “Sizin dilinizle Roboski…” Yahu, Roboski
atalarımızdan, dedelerimizden kalan bir isim. Bunu bile içinize
sindiremiyorsanız biz nasıl iç barışımızı sağlayacağız?
Şimdi, Uludere’deki olayda eğer Sayın
Başbakan çıkıp Genelkurmaya teşekkür ederse bizim söyleyecek çok sözümüz var.
Siz hâlen “Soruşturma devam ediyor…” Peki, soruşturma devam ederken, bu uçaklar
nereden kalktı? Genelkurmayın onayı olmadan uçakların kalkma olasılığı var
mıdır? Hayır.
İHSAN ŞENER (Ordu) – Bilmiyoruz.
SIRRI SAKIK (Devamla) – İşte,
bilmiyorsanız, biz bunları, muhalefetiz ve gündeme getireceğiz. İşte, son
dönemlerde size eleştiriler de budur; siz Ankaralılaştınız, devletleştiniz,
Denktaşlaştınız.
Bakın günahınız kadar Denktaş’ı
sevmediğiniz hâlde hep birlikte çıkıp gittiniz, Kıbrıs’ta timsah gözyaşları
akıttınız. Oysaki Denktaş sizi devirmek için neler yaptı, neler.
İşte, bizim size eleştirimiz bu.
Ankaralılaştınız ve devletleştiniz, devletin günahlarını örtmeye
çalışıyorsunuz. Sorun burada, anlaşamadığımız burada. Size destek verenler ve
bugün desteğini çeken aydınlar da bu noktada sizi eleştiriyorlar.
Teşekkür ediyorum Başkan.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…
İHSAN ŞENER (Ordu) – Sayın Başkan…
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye…
İlk önce şunu söylemek zorundayım:
Denktaş, Türk dünyasının ve Kıbrıs’ın kurucu Cumhurbaşkanı olarak bir millî
kahramandır. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Kimse Denktaş’tan nefret
edildiğini burada söylememelidir. Bunu düzeltme gereğini duyuyorum. Bu söz
zabıtlardan çıkartılmalıdır.
SIRRI SAKIK (Muş) – Grubunuzda bir
anket yapın…
BAŞKAN – Ankete lüzum yok efendim.
SIRRI SAKIK (Muş) – Denktaş, Kıbrıs’tan
buraya kadar AKP’yi devirmek için neler yaptı? Esenboğa’dan buraya kadar
araçlarla geldi ya.
BAŞKAN – Sayın Şener, buyurun.
İki dakikada lütfen…
2.- Ordu
Milletvekili İhsan Şener’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, partisine
sataşması nedeniyle konuşması
İHSAN ŞENER (Ordu) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ben “Roboski” kelimesinden hiç rahatsız olmadım,
isimlerin kutsallığına da inanırım. Burada hiçbir sorun yok.
SIRRI SAKIK (Muş) – İyi, ne kadar
güzel!
İHSAN ŞENER (Devamla) – Şunu açıkça
ifade edeyim: Burada kimsenin niyetini okumak gibi bir hedefimiz de yok. Kim
hangi niyetle neyi söylüyor bu önemli değil ama siz de biliyorsunuz ki, fark
ediyorsunuz ki son on yılda Türkiye’de karanlık kalan pek çok olay
aydınlatılmıştır, bundan sonra da aydınlatılmaya devam edilecektir.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sizi alkışlarız, alkışlarız.
İHSAN ŞENER (Devamla) – Biz Türkiye’de
gün ışığında Hükûmet etmeye bu milleti alıştırdık, bu yolda devam edeceğiz, hiç
kimsenin endişesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hrant Dink gibi
olmasın ama sakın. Hrant
Dink ortada.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan….
BAŞKAN – Sayın Şandır…
VI.- AÇIKLAMALAR
(Devam)
11.-
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Şırnak Milletvekili Sırrı Sakık’ın yapmış
olduğu konuşmasında Rauf Denktaş hakkındaki beyanının tutanaklardan çıkarılması
gerektiğine ilişkin açıklaması
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın
Başkanım, gereken açıklamayı yaptınız, size çok teşekkür ediyorum.
Rauf Denktaş, gerçekten bir millî
kahramandır, bağımsız bir Türk devleti kuran, Türk milletinin bağımsızlığı için
ömrünü harcayan bir büyük insandır. Onun burada kötü kelimelerle, cümlelerle
anılmış olunmasını bir talihsizlik olarak görüyorum.
Tutanaklardan çıkartılmasını talep
ediyorum Sayın Sırrı Sakık’ın beyanının.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.
Sayın Metiner…
12.-
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Suriye’de yapılan katliam nedeniyle
Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda gerekli demokratik tepkiyi koymak yerine
AK PARTİ Hükûmetini eleştirdiğine, bunun Baas kardeşliği olarak
değerlendirilmesi gerektiğine, BDP’lilerin Ergenekon davası konusunda gerekli
duyarlılığı göstermediklerine ilişkin açıklaması
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Suriye’de bir katliam yapılıyor, Humus
kentinde bir katliam yapılıyor. Ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda
gerekli demokratik tepkiyi koymak yerine AK PARTİ Hükûmetini eleştirmeye devam
ediyor. Bu Baas kardeşliğinin tarihe bir not olarak düşülmesi gerektiğine
inanıyorum.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Baas
kardeşliğiyle…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Faili
meçhullerle ilgili…
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ortak
Bakanlar Kurulu toplantısını biz mi yaptık?
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Faili
meçhullerle ilgili ciddi bir hesaplaşma başlamıştır ama Ergenekon’a “fasa fiso”
diyeceksiniz, “Faili meçhullerle hesaplaşıyoruz.” diyeceksiniz. Bu
samimiyetsizliğinize hiç kimse inanmaz.
BDP’li arkadaşlarımızın da Ergenekon
davası konusunda niye gerekli duyarlılığı göstermediğini sanıyorum Türkiye
toplumu soracaktır. Hikmet Fidan’ın öldürülmesi konusunda Sayın Sakık’ın da
diğer arkadaşların da bu cinayeti kimlerin işlediğini araştırmak yerine bir
eleştiride bulunmasını beklerdik.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Metiner.
Sayın Korutürk, buyurun.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Başkan, Sayın Korutürk…
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen mezhep
ayrımcılığı yapıyorsun Metiner. Sen bu gidişle Türkiye’yi böleceksin.
BAŞKAN – Buyurun.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Baas
kardeşliği” diyerek memleketi bölüyorsun sen.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu sadece
sizin ülkeniz değil, biz bölmeyiz, böldürmeyiz.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Senin vazifen
bu, doğru, provokatörlükten başka bir iş yapmıyorsun sen.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin
ülkeniz değil burası sadece.
BAŞKAN – Sayın Korutürk, buyurun
efendim.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bunları hep
tarihe not düştü benim milletim, hiç merak etme.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Söyleyecek
sözün varsa tartışırız.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ayrımcısın,
bölücüsün…
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…
Sayın Korutürk’ü dinliyoruz.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Etnik temelde
bölücülük yapıyorsun, mezhep temelinde bölücülük yapıyorsun.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, o kadar
ağır ithamlara ne gerek…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Baas
kardeşliği yapıyorsunuz!
BAŞKAN – Buyurun.
13.-
İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in konuşmasına cevaben, Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir zaman
Suriye’deki katliamı tasvip etmediğine ve Baas Partisiyle alakası olmadığına
ilişkin açıklaması
OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Sayın Metiner’in
ifadeleriyle ilgili bir açıklama getirmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi,
hiçbir zaman Suriye’deki katliamı, Suriye’deki vahşeti tasvip etmek durumunda
değildir. Cumhuriyet Halk Partisinin Baas Partisiyle hiçbir alakası olamaz.
Cumhuriyet Halk Partisi, sosyal demokrat, özgürlükçü, demokratik bir partidir.
Suriye’de yapılan yanlış şudur:
Suriye’de “Muhalefet” adı verilen ayaklanmayı Hükûmet bizzat kendisi de içine
girmek suretiyle desteklemektedir ki bu yanlıştır. Hükûmetin yapması gereken,
Suriye ve diğer komşularımızla olan iyi ilişkileri çerçevesinde Suriye’deki iç
diyalogları işletmek, Suriye’deki sorunu çözmekti. Cumhuriyet Halk Partisinin
bu konuda Türkiye’de bir uluslararası toplantı düzenlenmesi yolunda bir önerisi
vardır. Bu öneri de gördüğümüz kadarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından
da doğru karşılanmıştır. Bugün de Dışişleri Bakanı bu öneriden bahsediyordu
kendi önerisi olarak ama bizim önerimizin çerçevesinde bahsediyordu.
Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisinin Suriye’deki olaylarla ilgisi yok
söylediklerinin. Komşularımızdaki olayların iç politika boyutunda…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Korutürk.
VIII.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, (10/115) esas numaralı faili
meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin
görüşmelerinin, Genel Kurulun 8/2/2012 Çarşamba günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Şimdi önergenin aleyhinde
Sayın Fikri Işık.
Buyurun Sayın Işık. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin verdiği grup önerisinin
aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, faili meçhul
cinayetleri iyi anlamak ve çözümünü gerçekten bulabilmek için faili meçhul
cinayetlerle ilgili tarihî süreci bir gözden geçirmemiz lazım. Özellikle soğuk
savaş döneminin başlangıcından itibaren dünya Yalta’da ikiye bölündükten sonra
bir taraf Batı bloku, bir taraf Doğu bloku; Batı blokunun etki alanı Doğu
blokunun etki alanı belirlendikten sonra bu blokların korunabilmesi amacıyla
hem Batı blokunda hem Doğu blokunda birtakım illegal yapılanmalar oluşturulmuş.
Bunu bugün artık ortaya çıkan belgelerden, çıkan yazılardan, görsel pek çok
belgeden biliyoruz ve bu illegal yapılar ne olursa olsun falanca ülke Batı etkisinde
kalacak, kontrolünde kalacak, falanca ülke mutlaka Doğu’nun kontrolünde
kalacak. Bunun için hukuk, adalet falan hiçbir şeye gerek yok, ne olursa olsun
bu kontrol sağlanacak. İşte, bunun sağlanması için de maalesef bu gizli yapılar
birtakım faili meçhul cinayetleri pervasızca işlemiş. Maalesef pek çok
provokatif eylem bu gizli yapılar sayesinde işlenmiş. Bu sadece Türkiye’ye has
bir durum da değil. Pek çok Batı blokunda ve Doğu bloku ülkelerinde bu olaylara
rastlıyoruz.
Tabii, bunların çok detayına girecek
durumda değiliz ama gördüğümüz şu: Türkiye’de de maalesef bu yapı oluşturulmuş
ve bu yapının deşifre olmaması için de her türlü gayret gösterilmiş. Zaman
zaman bazı savcılarımız, bazı hukuk adamlarımız, bazı devlet adamlarımız bu
yapıdan şüphelenmişler veya bu yapının varlığından haberdar olup bu yapının
deşifre edilmesi için bazı adımlar atmışlar. İşte, ondan sonra da ne olduysa
olmuş, pek çok aydınımız, pek çok hukuk adamımız, pek çok siyaset adamımız
belki cinayete kurban gitmiş ve şimdi daha yeni yeni bu cinayetlerin, bu faili
meçhul cinayetlerin kapağı açılmaya başlandı. İşte, Doğan Öz’ün
katledilmesinden tutun da Abdi İpekçi’nin katledilmesine kadar, Gün Sazak’ın
katledilmesine kadar pek çok faili meçhul cinayet bu dönemde işlenmiş. Soğuk savaş
sona erince ülkeler bu yapıları tek tek tasfiye noktasına gitmiş. Bazı
ülkelerde bu yapı tasfiyeye direnmiş, İtalya gibi. Ama orada da hukuk devreye
girmiş ve bu yapıyı tasfiye etmiş ama ağır bir bedel ödeyerek tasfiye etmiş.
Maalesef Türkiye’de bu yapı, kendisinin
misyonunu değiştirerek faaliyetine devam etmiş. Özellikle adına “bölücülük ve
irticayla mücadele” diye bir alan oluşturulmuş ve bu alanda illegal faaliyetler
devam etmiş, provokatif eylemler devam etmiş, toplumun kamplaştırılması ve
birbirine düşürülmesi faaliyetleri devam etmiş. Bu süreçte bu yapıları deşifre
etmeye yönelik çalışmalar yapan pek çok aydınımız da değişik vesilelerle ve
değişik yöntemlerle ortadan kaldırılmış. Bugün merhum Uğur Mumcu’nun
katledilmesinin ardında, artık şunu doğru noktasında yani belki yüzde yüz belge
diye söyleyemeyeceğiz ama vicdani kanaat noktasında, PKK ile devletin bazı iç
yapıları arasındaki ilişkiyi deşifre ettiğine yönelik ve bunu yayınlama
noktasına geldiğine yönelik çok güçlü kanıtlar var veya iddialar var.
SIRRI SAKIK (Muş) – İşte, gelin
araştıralım, varsa iddia…
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Söyleyeceğim,
söyleyeceğim. Bakın, müsaade edin, söyleyeceğim.
Değerli arkadaşlarım, bakın, hiç şunda…
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne konuşuyorsun
sen ya!
FİKRİ IŞIK (Devamla) – …devletin bazı
birimleriyle PKK arasındaki organik yapıları…
OKTAY VURAL (İzmir) – Devleti ne rahat
suçluyorsun ya?
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakın… Bir
saniye…
OKTAY VURAL (İzmir) – PKK terör
örgütüyle devleti nasıl eş değer tutarsın sen ya?
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Benim ne
konuşacağıma siz karar veremezsiniz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu ne aymazlıktır
Sayın Bakan!
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakınız, değerli
arkadaşlarım, devletin bazı birimlerinde bu, maalesef bu şeyler var.
OKTAY VURAL (İzmir) – “Bazı birimleri…”
Şu laflara bakın ya! BDP gibi konuşuyorsun sen.
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bugün Türkiye’de
yapılan nedir? Türkiye’de bu yapıların temizlenmesi Türkiye'nin boynunun
borcudur, Hükûmetin boynunun borcudur.
OKTAY VURAL (İzmir) – Devletle PKK’yı
nasıl aynı kefeye koyarsın sen?
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Devletin içinde
yuvalanmış birtakım güç odakları var mıdır? Vardır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Müzakere masasına
oturan sensin! (AK PARTİ sıralarından “Bağırma be, ne bağırıyorsun?” sesleri,
gürültüler)
Devleti PKK’yla eş değer tutan… Elinde
bir şey yok...
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şimdi, yani, ben
bundan, Oktay Vural’ın niye bu cümlelerden alındığını doğrusu anlamıyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Devleti yöneten
bir parti olarak nasıl burada devleti suçluyorsun?
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakın, devletin
içinde her zaman yanlış yapan olur, devletin içinde her zaman hukukun dışına
çıkan olur. Bu olanlarla ilgili devlet aygıtı da hukuku işletmek durumundadır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Devletle nasıl
bağdaştırıyorsun sen bunu?
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Değerli
arkadaşlarım, şimdi, biraz önce Sayın Sakık diyor ki: “Gelin, araştıralım.”
Arkadaşlar, zaten araştırılıyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Şuna bakın ya!
Terör örgütünü dağdan alıp müzakere eden sizsiniz be!
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Zaten şu anda Türkiye’de
faili meçhul cinayetler tüm boyutlarıyla, tüm yönleriyle araştırılmıyor mu?
OKTAY VURAL (İzmir) – Devleti PKK terör
örgütüyle eş değer hâle dönüştüren zihniyete bak!
FİKRİ IŞIK (Devamla) – 1979’da işlenen
faili meçhul cinayetler dâhil, 1980 öncesinde işlenen cinayetler dâhil…
OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yla BDP’yle
aynı konuşuyorsunuz siz ya!
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sadece faili
meçhul cinayetler değil, faili meçhullere zemin hazırlayan darbe dönemleri de
şu anda soruşturuluyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi gidi
müzakereciler!
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bu Mecliste, bu
kürsüde, biz 12 Eylül referandumundan önceki tartışmaları gayet iyi biliyoruz.
“Siz 12 Eylüle dokunamazsınız.” dediniz ama dokunuldu, yargının yolu açılınca
yargı dokunuyor.
AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kime dokundunuz?
FİKRİ IŞIK (Devamla) – “28 Şubat
sürecine dokunulamaz.” denildi, dokunuluyor, hem de öyle bir dokunuluyor ki kim
yanlış yaptıysa, kim devlet erkini kullanarak hukuk dışına çıktıysa…
OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yla müzakere
edenlere de dokunulacak.
FİKRİ IŞIK (Devamla) – …bunun
sorumluluğunu üstlenmek ve cezasını çekmek durumundadır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Talimat verenler,
özel yetkili gönderenler, hepsine dokunulacak.
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şimdi, bu
Mecliste… Değerli arkadaşlarım, bu Mecliste faili meçhul cinayetlerin
araştırılmasından çekinmeyecek tek parti varsa o da AK PARTİ (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) çünkü bu faili meçhul cinayetlerle ilgili Allah’a
şükürler olsun en net tavrı koyan parti AK PARTİ’dir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – On yıldır
iktidarsınız ne yaptınız, ne?
FİKRİ IŞIK (Devamla) - Biz ne Ergenekon
davasını önemsizleştiren bir partiyiz ne de Ergenekon-PKK ilişkisini
görmezlikten gelen bir partiyiz. Biz istiyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti hukuk
devleti olarak yoluna devam etsin.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Faili
meçhuller konusunda ne yaptınız?
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tek bir tane
örnek ver. Hiçbir şey yok.
FİKRİ IŞIK (Devamla) - Bakın, sayın
milletvekilinin güzel bir ifadesi oldu -Mustafa Kemal Atatürk’ün- “Dış
politika, iç bünyeyle alakalıdır” dedi. Doğru, çok doğru.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Konuşmaktan
başka ne yaptınız faili meçhullere?
FİKRİ IŞIK (Devamla) - AK PARTİ
İktidarına kadar Türkiye’de iç bünyede maalesef güçlü bir yapı olmadığı için
kendi komşularında ne olup bittiğine bakmayan bir yapı vardı. Şimdi, Türkiye
ekonomide güçlendikçe, dış politikada daha aktif hâle geldikçe, sosyal
sorunlarını çözdükçe komşularıyla tabii ki daha çok ilgilenecek.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hangi ülkede
yaşıyorsun? Hangi dış politika, hangi?
FİKRİ IŞIK (Devamla) - Komşularında
yapılan zulümlere Türkiye tabii ki daha fazla ses çıkaracak. Biz burada
ikircikli politika izleyemeyiz.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – 1,5
milyon insan öldü Irak’ta neredeydiniz?
FİKRİ IŞIK (Devamla) - Daha düne kadar
katliamlar sırasında...
AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Libya
petrollerini kim aldı, Libya petrollerini?
FİKRİ IŞIK (Devamla) - ...Hafız Esad’ın
sırtını sıvazlayanlar bugün durum vahim hâle gelince, “Vay efendim, konferans
toplansın...”
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Irak’ta ne
yaptınız, Irak’ta? Irak’ta Müslümanlar ölürken ne yaptınız?
FİKRİ IŞIK (Devamla) - Ya, biz Hafız
Esad’a veya Beşar Esad’a “Bak bu ülkedeki demokratik dönüşümü sen gerçekleştir
ve tarihe geç.” diyen...
AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Allah’tan korkun,
Allah’tan.
FİKRİ IŞIK (Devamla) - ...bir iktidarın
mensuplarıyız. Biz, Esad’a demokrasiye geçmek için çok ciddi telkin yaptık ama
ne zaman halkına zulmetmeye başladı...
AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Suudi Arabistan’a
yaptınız mı?
FİKRİ IŞIK (Devamla) - ...işte o zaman
Esad’ın karşısında AK PARTİ İktidarı çok net tavır koydu.
Biz zalimi alkışlayamayız, biz zalime
yardımcı olan bir iktidar pozisyonunda olamayız.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ebu Gureyb’i
alkışladınız. ABD askerleri için dua ettiniz.
FİKRİ IŞIK (Devamla) - Biz ilkesel
davranıyoruz ve ilkesel davrandığımız için de bütün dünya Türkiye’yi takdirle
anıyor.
Değerli arkadaşlarım, AK PARTİ
Ankaralılaşmadı. AK PARTİ baştaki iradesini aynen devam ettiriyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Niye,
Ankaralılaşmak kötü mü, ayıp mı? Ankara’da millî irade var, Meclis var, neresi
batıyor?
FİKRİ IŞIK (Devamla) - Bugün, eğer
Diyarbakır’da kafatasları çıkıyorsa, bunu AK PARTİ İktidarına borçluyuz. Eğer,
bugün, güneydoğuda pek çok yerde kazılar yapılıp bu kazıların sonucunda
birtakım insanlar mahkemelere sevk ediliyorsa... Faili meçhul cinayetlerin,
bakın sadece...
OKTAY VURAL (İzmir) – Brükselleştin mi,
Erivanlaştın mı, Erbilleştin mi? Ankaralılaşmamış!
FİKRİ IŞIK (Devamla) – …faili meçhul
cinayetler devlet içerisine çöreklenmiş bazı mihraklar tarafından yapılmıyor,
bugün faili meçhul cinayetlerin önemli bir kısmı da örgüt adına infazlardır,
terör örgütünün yaptığı infazlardır. Bütün bunları AK PARTİ olarak değerli
arkadaşlarım, bir bir açığa çıkarıyoruz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne zaman, ne
zaman? On yıldır iktidardasınız.
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Biz, AK PARTİ
olarak Türkiye’de hiçbir faili meçhul cinayet kalmayıncaya kadar, hiçbir olay
aydınlatılmamış kalmayıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Deniz
Fenerinden bir başla, Deniz Fenerinden.
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şu anda
kurumlarımız var gücüyle çalışıyor. Bırakalım kurumlarımız bu soruşturmaları en
gideceği noktaya kadar gitsin, sonuçlar ortaya çıksın, o zaman ihtiyaç duyulursa
-sadece bir grup önerisi olarak değil- tüm Meclisteki parti gruplarımız bir
araya geliriz…
SIRRI SAKIK (Muş) – Siz getirin, biz
destekleyelim, siz getirin.
FİKRİ IŞIK (Devamla) – …bunun
araştırılması ihtiyacı ortaya konur ve Meclis araştırır, Meclis bundan da
kaçınmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bu önerinin
aleyhinde olduğumu söylüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hikâye… Yine
hikâye anlattınız.
BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, sisteme
girmişsiniz efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yalnız
konuşuyorsunuz, yalnız konuşuyorsunuz; laf üretiyorsunuz.
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın
Başkanım, söz istiyorum.
BAŞKAN – Efendim, neyle ilgili?
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Ben de faili
meçhullerle ilgili…
BAŞKAN – Peki, buyurun yerinizden.
OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın
Başkanım, benim sözümle ilgili de bir sataşma var.
BAŞKAN – Vereceğim, bir saniye.
Buyurun.
VI.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
14.-
Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, faili meçhullerin siyasi rant için
kullanılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Faili meçhul bir insanlık dramıdır,
faili meçhulleri faili malum hâle getirmek her vicdanlı insanın görevidir ancak
şunu herkesin çok iyi bilmesi gerekir ki faili meçhullerden daha zalim ve daha
vahim olan faili meçhullerin siyasi rant için kullanılması ya da istismar
edilmesidir. Tamamen insani, etik ve vicdani bir olgu hâline gelmiş olan faili
meçhul travmasını siyasi emellerin aracı yapmak da insanlık dışı bir tutumdur.
Faili meçhulleri bahane ederek devlet, millet ve tarih düşmanlığı yapmak faili
meçhullerden daha elim ve daha vahim bir durumdur. Failli meçhulleri bu bahane
çerçevesinde devletin ve kurumların yerden yere vurulmasına araç yapmak da
devlet yıkıcıları ve bölücülere hizmetkârlık yapmak anlamına gelir. Medya
eşliğinde büyük bir propagandayla yürütülen kazılar da bu çerçeve içerisinde
gerçekleri kirletme kampanyasına dönüşmüş bulunmaktadır. Yapılanların
gerçeklere değil, bölücü ve ayrımcı emellere…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Yeniçeri.
Sayın Korutürk, bulunduğunuz yerden
lütfen.
Buyurun efendim.
15.-
İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Kocaeli Milletvekili Fikri
Işık’ın konuşmasına cevaben, dış politikanın bünyeyle alakalı olduğuna dair
sözlerine açıklık getirmek istediğine ilişkin açıklaması
OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, bünye konusundaki sözüme
açıklık getirmek istiyorum. “Bünyemiz kavi ve sağlam olmadıkça, dış politikamız
güvenilir ve ayağı yere basar bir politika olmaz.” dedim. Bunu ben demedim, bu
Atatürk’ün sözü. Bizim bünyemiz sağlamdır diyebilir miyiz? Bizim bugünkü
bünyemizde demokratikleşme sorunlarımız varken, 8 milletvekili hapisteyken,
Deniz Kuvvetleri kadrosunun komutan, amiral kadrosunun yüzde 50’den fazlası
hapisteyken, diğer Kara Kuvvetleri kadrosunun 126, 128 kişisi hapisteyken biz
“Bu bünye kuvvetli.” diyebilir miyiz? Önce kendi işlerimizi halledeceğiz, sonra
başkasının işine bakacağız.
Irak’ta 1,5 milyon insan öldü. Ne
yaptık? Hiç. Suriye’de birtakım hadiseler oluyor, o hadiseleri yatıştırmak için
biz onları bir araya getireceğimize taraflardan bir tanesini destekliyoruz. Ben
bunlara dikkat çektim. Onun için, benim söylediklerim tamamen maddi verilere
dayanmaktadır. Bunu söylemek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Korutürk.
2 arkadaşımız daha sisteme girmiş.
Sayın Çıray.
16.- İzmir
Milletvekili Aytun Çıray’ın, Türkiye’nin Suriye’yle ilgili dış politikası ve
uluslararası ilişkilerine ilişkin açıklaması
AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan,
demin bir sayın milletvekili Suriye’yle ilgili bazı söylemlerde bulunuyordu.
Suriye’de olup bitenler, Sayın Başbakanın kendi amaçları için supra global
gücün desteğini alma tezgâhından başka bir şey değildir. Milletimizin başına
bedeli çok ağır olabilecek kararlar alınıyor, karanlık operasyonlara
girişiliyor. Kendi hedefini birtakım güçlerin bölgemize yönelik projeleriyle
birleştirmiş olan, gözü dönmüş bir kibrin etkisi altına girmiş bulunuyoruz.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak
uyarıyoruz. Türkiye'deki kendi iktidarlarını pekiştirmek için uluslararası
boyutta yanlış işlere kimse girmesin, sonucunun bedellerini Türk milleti çok
ağır öder, siz de bunun altında kalırsınız değerli arkadaşlar.
Saygılarımla.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çıray.
Sayın Işık.
17.-
Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin
ifadelerine karşı devletin içerisinde odaklanmış birtakım gayrimeşru yapıların
deşifre edilmesinin bölücülüğe veya ayrımcılığa hizmet olmadığına aksine
devletin güçlenmesine, milletin birliği ve beraberliğine hizmet olduğuna ve
Suriye konusunun Başbakanın şahsi konusu olmadığına ilişkin açıklaması
FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım,
biraz önce Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan Sayın Yeniçeri’nin, herhâlde,
kastını aşan bir ifadesi oldu, kayıtlara geçmesi açısında söylüyorum. Devletin
içerisinde odaklanmış birtakım gayrimeşru yapıların deşifre edilmesi bölücülüğe
veya ayrımcılığa hizmet değildir; aksine, devletin güçlenmesi, milletin birlik
ve beraberliğine hizmettir. Bunun kayıtlara geçmesini arz ediyorum.
İkinci konu, Suriye konusu asla Sayın
Başbakanın şahsi konusu değildir. Sayın Başbakan Suriye’de demokratikleşmenin
önünü açmak için elinden gelen tüm mücadeleyi vermiştir. Bunun da kayıtlara
geçmesini arz ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
OKTAY VURAL (İzmir) - Kim verdi bu
görevi ya? Kim verdi? ABD mi verdi? BOB mu verdi? Kim verdi? Sen mi verdin?
Meclis mi verdi? Kanun mu verdi? ABD Başkanı Bush verdi, öyle mi? Obama…
VIII.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, (10/115) esas numaralı faili
meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin
görüşmelerinin, Genel Kurulun 8/2/2012 Çarşamba günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Barış
ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre vermiş olduğu
önerge üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Önergeyi oylarınıza sunuyorum…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Buyurun Sayın…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, yoklama istedik.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yoklama istiyor,
görmezlikten geliyorsunuz.
BAŞKAN – Kabul edilmiştir…
OKTAY VURAL (İzmir) – Olmaz öyle şey.
BAŞKAN - Bir saniye…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kabul
edilmiştir.
Teşekkür ederiz Sayın Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, yoklama istedik…
BAŞKAN – Sayın Başkan, bir saniye durur
musunuz. Şu işi bitireyim, vereceğim efendim.
Önerge kabul edilmemiştir.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Edilmiştir.”
dediniz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Özür diliyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan,
olmadı.
BAŞKAN - Bir saniye…
Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz
oylamaya sunmadan yoklama istedim efendim. Yoklama yapmanız gerekir.
BAŞKAN – Görmedim, affedersiniz.
Gerçekten görmedim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hızlandırılmış
şeye mi girdik?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, oylamaya sunmadan yoklama istedim efendim, yoklama yapmak
zorundasınız.
BAŞKAN – Hay hay. Yapalım efendim.
Görmedim, gerçekten görmedim.
Oylama tamamlandı, çoğunluk da var ama
istiyorsanız yapalım.
OKTAY VURAL (İzmir) – “Çoğunluk da
var.” dedi. Nerede var Sayın Başkan? Nerede var? Toplantı yeter sayısı… Hodri
meydan! Nerede var toplantı yeter sayısı? “Vardır.” dediniz.
BAŞKAN – Tamam, şimdi yapacağım
efendim. Yoklama yapacağım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ama “Vardır.”
dediniz ya!
BAŞKAN – “Var.” dedi arkadaşlar da…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın bakalım.
Kimse girmesin, sayın bakalım.
BAŞKAN – Sayın Vural, burada 2 tane
arkadaş…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın bakalım!
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz ön
yargılı davranıyorsunuz, yoklama yapmadan, saymadan “Vardır.” diyemezsiniz.
BAŞKAN – Sayın Vural, burada 2 tane
kâtip üye arkadaş “Var.” dediler, onun üzerine söyledim.
OKTAY VURAL (İzmir) – “Toplantı yeter
sayısı var.” dediler, öyle mi?
BAŞKAN – Hayır, var burada. Burada
arkadaşlar var. Yoksa, yoklama yaparız efendim. Rica
edeyim. Bir yanlışlık oldu.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,
oylamaya başladıktan sonra yoklama istediler.
BAŞKAN - Ahmet Bey, yoklama yapalım.
Tamam.
III. –
YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili
ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın
Başkan, yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – İsimleri alın lütfen.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,
oylamayı yaptınız.
BAŞKAN – Efendim, itiraz var; yapalım.
İsimleri alın lütfen.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın
Başkan, böyle bir usul yok.
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, Sayın Tarhan,
Sayın İnce, Sayın Korutürk, Sayın Çıray, Sayın Kart, Sayın Şeker, Sayın Güven,
Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Ekinci, Sayın Tanal, Sayın Öner, Sayın Özgündüz,
Sayın Ediboğlu, Sayın Toptaş ,Sayın Aksünger, Sayın
Yılmaz, Sayın Tayan, Sayın Özel, Sayın Ayaydın, Sayın Erdoğdu.
Değerli arkadaşlar, şimdi, yoklama için
iki dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yeter sayısı vardır.
VIII.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, (10/115) esas numaralı faili
meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin
görüşmelerinin, Genel Kurulun 8/2/2012 Çarşamba günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu önerisini tekrar oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir.
Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.-
Ülkemizde yaşanan çeltik üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması
önergesinin, 8/2/2012 Çarşamba günü Genel Kurulda
okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP
Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu’nun 08.02.2012 Çarşamba
günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu Maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Oktay
Vural
İzmir
MHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
01 Şubat 2012 tarih ve 2730 sayı ile
TBMM Başkanlığına verdiğimiz, “Ülkemizde yaşanan çeltik üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla”
verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 08.02.2012 Çarşamba günü (bugün) Genel
Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerge üzerinde lehte ve
aleyhte ikişer milletvekiline söz vereceğiz.
Birinci söz Cemalettin Şimşek, Samsun
Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan,
Genel Kurulda sohbet fazla, gürültü çok. Tedbir alınmasını istirham ediyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz
uğultuyu azaltırsak hatibi daha kolay işitebiliriz.
Teşekkür ediyorum.
Buyurun.
CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de çeltik üretimi ve çeltik
üreticisinin sorunları hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu
grup önerisi lehinde görüşlerimizi arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, ben 24’üncü
Dönem seçilmiş ve ilk defa bu dönem yüce Meclisin çalışmalarına katılan bir
milletvekili arkadaşınız olarak şunu öncelikle ifade etmeliyim ki: Yüce Meclisimizin
çalışma biçimi karşısında gördüğüm tablo beni gerçekten hayal kırıklığına
uğrattı. Özellikle iktidar ve iktidar grubu âdeta muhalefete
kulaklarını tıkamış, muhalefeti yok sayan bir anlayışla sadece iktidar ve AKP
Grubundan gelen öneriler doğrultusunda hareket eden, demokratik tavır,
katılımcılıktan uzak bir anlayışla esasen kendilerini de incitici bir
yaklaşımla buradaki varlıklarını sadece toplantı ve karar yeter sayısı temin
etmekle sınırlayan, sadece Hükûmet ve AKP Grubundan gelen tekliflere “Evet.”
diyen, ancak muhalefetten gelen hiçbir öneriyi incelemeden ve irdelemeden
“Hayır.” diyen bir zihniyetle karşılaştım. Sayın Bülent Arınç sanıyorum
ya 2001’de ya da 2002’de şunu söylemiş: “Parmaklarını hiç akıl yürütmeden
kaldıran, dolayısıyla parmak demokrasisini çalıştıran bir anlayışla yüce
Meclisin çalıştırıldığını gördüm.”
Sayın milletvekilleri, esasen, işte
beni üzen tablo budur. Gerçekten bu tablo Türk demokrasisi ve Türk Parlamentosu
için hiç iyi bir tablo değildir. Burada muhalefet partilerinin getirdikleri
önerilerin hepsi mi kötü Allah aşkına? Onlar hiç mi ülkenin hayrına bir öneri
getirmiyorlar ki kabul etmiyorsunuz? Sizin “ileri, katılımcı demokrasi”
dediğiniz bu mu? Herhâlde “Türkiye demokratikleşiyor”dan kastınız bu.
Parlamentonun iradesini bir gruba ya da Hükûmete ipotek etmek mi demokrasi?
İşte getirdiğiniz İç Tüzük yasa değişikliği ortada. Muhalefetin sesini kısarak
mı ileri demokrasiyi getireceksiniz?
Değerli milletvekilleri, elbette ki
Hükûmet, elbette ki yürütme yapmak istediklerini bu Parlamentodan geçirecektir.
Bu, daha çok Hükûmetin yürütmeyle ilgili yapacağı işlerde olmalıdır. Ancak, bu
ülkede Anayasa değişikliği yürütmenin ağırlığıyla yapılıyor, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını yürütme belirliyor. Bu ülkede yasama organının
tüm görevlerine Hükûmet, hatta Başbakan ipotek koyuyor ve bunun adı da “ileri
demokrasi” oluyor.
Değerli milletvekilleri, bakınız,
Milliyetçi Hareket Partisinin dünyada ve ülkemizde önemli temel gıda
maddelerinden olan ve Türkiye’de azımsanmayacak bir kesimin geçim kaynağı
olarak ekim yaptığı çeltik üreticisinin sorunları ve Türkiye’de yapılan çeltik
üretimi konusunda vermiş olduğu Meclis araştırma önergesinin AKP oylarıyla
reddedileceğini bilmek için artık kâhin olmaya gerek yok ama yine de siz bir
bakın. Çünkü bu sorun, ülkemizde çözülmesi gereken bir sorun olduğu
gibi, çözümü mümkün olan bir sorundur ayrıca. Yeter ki bu soruna biraz kulak
verelim, çözüm için gayret sarf edelim.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’yi
hepimiz eskiden beri bir tarım ülkesi olarak biliriz. Ancak bugün, ülkemiz,
bütün tarımsal ve hayvansal ürünleri dışarıdan ithal etmektedir. Bu, Türkiye
için çok acı bir tablodur. Çiftçimiz bugün ürettiği tahıldan ve hayvancılıktan
para kazanamıyor, toprağını terk ederek taşeron firmalarda iş güvenliği
olmaksızın asgari ücretle çalışabilmek için yerini yurdunu satıp şehirlere
göçüyor, köyler boşalıyor, ancak gittiği yerlerde de geçimini temin edecek bir
iş bulamıyor. Bu da bazen aile facialarına sebep oluyor, çocuklar evlerini terk
edip yanlış yollara düşüyor, boşanmalar artıyor.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de
azımsanmayacak bir kesim çeltik ekimi yapıyor ve geçimini çeltikten sağlamaya
çalışıyor. Yukarıda ifade ettiğim gibi, bundan ailesini geçindirecek bir gelir
elde edemiyor, her sene bankalara biraz daha borçlanarak “Gelecek yıl işi
kurtarırım inşallah.” diyerek çeltik üretimine devam ediyor. Ancak çeltik
konusundaki politikalara bakılınca, bu politikalarla çeltik üreticisinin
borçlarından kurtulabilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Türkiye’de en
çok çeltik üretimi yapan iller başta Edirne olmak üzere, sırasıyla Samsun,
Çorum, Sinop, İzmir, Manisa, Balıkesir ve Kastamonu’dur. Hükûmet, çeltik
üretimini içeride geliştirmek yerine, her türlü gıda ve hayvansal ürünlerde
olduğu gibi ithal etme politikasını benimsemektedir. Bu da ülkede üretimi
düşürmekte, köylü fakirleşmekte, köyler boşalmakta, cari açık artmakta ve ülke
ekonomisi, üretimi artırma şansı varken, zarara uğratılmaktadır.
Dünyada çeltikten birim alanda elde
edilen verimlilik sürekli artmaktadır. Dünya çeltik verimlilik ortalaması
dekara 420 kilogramdır. Mısır, verimlilik bakımından 950 kilogramla birinci
sıradadır. Türkiye ise ortalama aşağı yukarı 600-700 civarında bir dekara
verimlilik oranıyla dünya ortalamasının üzerindedir.
Dünyada çeltik üretimi yapan birçok
ülke hem ihracat hem de ithalat yaparken, Türkiye sadece çeltikte ithalatçı
konumdadır. Türkiye, 2007’de 215 bin ton, 2008’de 191 bin ton, 2009’da 212 bin
ton pirinç ithal etmiştir. Bundan da anlaşılacağı üzere, çeltik üretiminde
kendisine yeten bir ülke değildir, ancak kendisine yeterlilik potansiyeli olan
bir ülkedir.
Türkiye’nin pirinçte ithalatçı bir ülke
olmasının birçok nedeni vardır. En önemlilerini ifade edecek olursak: Birinci
sırada, çeltik üreticilerine verilen desteklere baktığımızda, bunun çok az ve
sadece göstermelik olduğunu anlıyorsunuz. Dekar başına mazota sadece 7,5 lira
destek verilmektedir, toprak tahlili desteğiyse 2,5 liradır. Ton başına ayrıca
100 TL ödeme yapılmaktadır. Ancak, bunların zamanında ödenmemesi, gecikmesi de
desteğin amacına ulaşmasını engellemektedir. Çiftçi, dekar başına 600-700
kilogram ürün elde etmektedir, bunun karşılığındaysa aldığı dekar başına destek
60-65 Türk lirası civarındadır. Çeltik üreticisinin 1 dekar çeltik için yaptığı
harcamaysa 700-800 lirayı bulmuştur.
Mukayeseli çeltik fiyatları belirlemesi
doğru değildir çünkü çeltik üreticisinin Türkiye’de 1 kilogram çeltik için
yaptığı harcama 0,33 dolar iken ABD’de 1 kilogram çeltiğe 0,16 dolar
harcamaktadır. Bugün ABD çeltikte ihracatçı bir ülke iken Türkiye maalesef
ithalatçı bir ülkedir.
İkinci derecedeki sorun ise sulama suyu
yetersizliği çeltik üreticisinin önemli sorunlarından biridir. Su yetersizliği
üretimi önemli ölçüde menfi olarak etkilemektedir. Kamunun suyu çeltik
üreticisine temin yerine şirketlere devredilmesi çeltik üretiminin geleceği
için kuşku oluşturmaktadır. Hükûmetin üretimi geliştirmek yerine her şeyde
olduğu gibi ithalatı çözüm olarak görmesi çeltik üreticisini yoksulluğa
sürüklerken üretimin de gelişememesine de neden olmaktadır.
Ülkemizde girdiler oldukça pahalıdır ve
önemli bir yer tutmaktadır. Çeltikte kullanılan motorin, elektrik, ilaç, su,
ekipman ve alet fiyatları pirinç üreticisi ülkelere göre çok yüksektir.
Dolayısıyla dünyada pirinç üreten ülkelerle Türkiye'nin rekabet edebilme şansı
yoktur, her zaman bu böyle olmuştur. Su için dekar başına çiftçi 50 lira
ödemektedir. Çeltik kurutma makinesinin KDV’si hâlâ yüzde 18'dir. Bugün tespit
edilen ve üreticinin önüne konulan fiyatlar maliyetin altındadır. Maliyetin
altında belirlenen fiyat politikaları ise üreticiye kazandıramamanın yanında
üretime yönelimini de etkilemektedir çünkü artık üretmemektedir çiftçi. Pirinç üreten çiftçilerin pirincinin hasat
zamanına denk gelen ya da getirilen pirinç ithali üretici fiyatlarını aşağıya
çekmektedir. Bu durumda Türkiye'de açıklanan fiyatlar ve politikalar sözde
kalmakta, bir avuç ithalatçı şirket fiyat belirleyici aktör olarak ortaya
çıkmaktadır.
Tarım sigortası Türkiye’de oldukça
yetersiz ve geridir ayrıca, bu da çeltik üretimini oldukça menfi yönde
etkilemektedir. Sigorta şirketinin zarar kriterleri çiftçi yararına göre değil,
şirketin kendi çıkarına göre belirlenmektedir. Yeni Tarım Sigorta Kanunu,
devletin parasının çiftçilerin üzerinden şirketlere aktarılmasından başka bir
şey değildir çünkü çiftçilerin yağmur ya da selden dolayı oluşan zararının
karşılanması için tarlaların içinden âdeta nehirlerin geçmesi, tarlanın
kullanılmaz duruma gelmesi gerekmektedir. Türkiye'de ise böyle bir afetin oluşması
oldukça zordur.
Pirinçte KDV sorunu diğer ayrı bir
sorundur. Değerli milletvekilleri, çeltik kabuklu hâldeyken KDV’si yüzde 1’dir.
Kabuğu ayrıldıktan sonra içinden çıkan pirincin KDV’si yüzde 8…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Şimşek, teşekkür ederim.
CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Genel
Kurula bu vesileyle teşekkür eder, saygılar sunarım. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Önerinin aleyhinde Muş
Milletvekili Sayın Demir Çelik…
Buyurun Sayın Çelik.
Süreniz on dakika.
DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok
saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin çeltik
üreticilerinin sorunlarının araştırılmasına dönük önergesinin her ne kadar
aleyhine söz almış bulunuyorsam da lehine konuşacağım. Dikkatlerinize
sunuyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemiz 780 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle, içinde bulunduğu yerküredeki
konumu, enlem ve boylamları itibarıyla önemli bir tarım potansiyelini haiz bir
ülkedir. Ancak, bu potansiyeli amacına uygun, halkımızın refahına dönük bir
konumlandırmaya kavuşturduğumuz söylenemez. Bugün çeltik üreticisi başta olmak
üzere tarım ve hayvancılığa dayalı sorunları tartışıyor olduğumuz günümüz
Türkiye’sinde yanlış politikalarımızın ve soruna yanlış projeksiyonla yaklaşıyor
olmamızın vebalini taşıyoruz. Düşününüz ki, kendi kendisine yetebilir bir
çeltik potansiyeline sahip bir ülke ithalat pozisyonuna gelmiştir, pirinci
dünyadan ithal eder bir ülke konumuna gelmiştir. Pirinç ki, yüksek nişastası,
beslenme noktasındaki önemi ve özellikle buğdayla karşılaştırıldığında dünyaya
uyumu itibarıyla da pozitif bir noktada olmasına karşın bunu destekleyen,
üretimi teşvik eden bir anlayıştan ve algıdan uzak kalmışız.
Başta Orta Karadeniz ve İç Anadolu
olmak üzere Trakya’da sulak, alkali ve tuzlu toprakları seven bir ürün olması,
diğer ürünlerle karşılaştırıldığında onların yetişemeyeceği, dolayısıyla
gerekli verimliliğin alınamayacağı birçok ürüne alternatif olabilecek çeltik,
bugün gerekli önem veremeyişimizden kaynaklı kayıpları yaşamaktadır.
Dişi tırnağıyla üretmek isteyen, bu
yönüyle ülke kalkınmasına paydaş olmak isteyen üreticinin elinden tutup onu
teşvik eden, sübvansiyon ve
destek primleriyle var olan faaliyetini destekleyen bir anlayış
olması gerekirken köstekleyen, ithalata dayalı ikame politikalarıyla üreticiyi
var olan faaliyetinden alıkoyan bir konuma geldik. Bu, buğdayda böyle,
hayvancılıkta böyle, pamukta, çayda, fındıkta, incirde, üzümde…
Kısaca, tarım ülkesi, aynı zamanda
hayvancılık ülkesi olan Türkiye, kendi iç potansiyeline dayalı böylesi üretim
ilişkilerini devlete bağlı kalmadan, üreticinin kendi kendisine yetebilecek
koşulları, olanakları varken, siyasal iktidarlar toplumun bu yönlü destekçisi,
ön açıcısı olması gerekirken, temel taleplerinden alıkonulan, yoksul
bıraktırılıp kendisine muhtaç kılınan bir siyasal projeye de sahip oldukları
için “sus payı” adına, seçimler öncesi, seçimler sırasında insanların
yoksulluğunu suistimal ederek oy devşirmeye çalışmaktadırlar.
Bu, geçici noktada iktidarlara, biz
siyasal partilere, aktörlere kazanç hanesine artılar olarak yansıyabilir ama
yoksulluğun, yoksullukların diz boyu olduğu ülkemizde, 25 milyon insanımızın
yoksulluk sınırları içerisinde olduğu, yüzde 11’ler civarında işsizimizin
olduğu ülkemizde, siyasal ve sosyal travmaların daha derin ve üstesinden
gelinemez bir noktada yaşanmasına da neden olunacaktır. O nedenle, palyatif,
geçici çözümler yerine, ülkemizin dinamiklerinin amacına uygun yeniden dizayn
edilmesi, bu konuda çaba sahibi olan üreticilerinin -kayısıdan pamuğa, oradan
çeltiğe- desteklenmesi, yapılması gereken en kestirme ve doğru yoldur.
Düşününüz ki her Kurban Bayramı’nda
kurbanlıkların ithalatına dayalı bir politika hepimizi üzüyor, üreticimizi
üzüyor. Birçok üreticimiz geçen yılın Kurban Bayramı öncesinde besi hayvanını
satamamıştır. Yüksek vergi, aynı zamanda besi ve tohumculuk noktasındaki
girdilerinden kaynaklı sorunların üstesinden gelmediğinin açmazını yaşayarak,
şu anda mevcut var olan borcunu ödeyemeyerek, dolayısıyla bankalar karşısında
da icrai takibe maruz kalmış bulunmaktadırlar.
Aynı şeyi çeltik üreticisi için de
söylemek mümkün. Bakımı, ayrıca sulama koşulları, toplanması ve sevki
noktasının çok pahalı olmasından, mazotun dünya genelinde en pahalı ülke
pozisyonunda olmamızdan kaynaklı ama yetmezmiş gibi kendisinin KDV’sinin yüzde
8’ler olmasından, üretim faaliyetinin her noktasında tükettiği mamulün de yüzde
18’ler KDV’sine tabi tutuluyor olmasından kaynaklı ciddi açmazlar ve sıkıntılar
vardır.
Bunu iyileştirecek, çeltik üreticisinin
sorun ve problemlerini Meclis gündemimize taşıyarak araştırılmasına yol açacak
bir fırsat, herkesten çok yasama görevini yürüten biz milletvekillerine ve
siyasal partilere düşer. Biz bunu yaptığımızda, gençliğimizin gelecek
kaygısından halklarımızın geleceğe güvenle bakmasını sağlamış olur, o yönüyle
de bu ülkede her şeyden önce yoksunluktan kaynaklı psikolojik, sosyolojik bir
kısım sorunların yaşanmamasının da önüne geçmiş oluruz.
Biz bu açıdan, sadece kanun yapıp,
kanunları da, iktidarın ve hegemonik ilişkinin sürdürülmesine hizmet edecek bir
algıdan kendimizi kurtarıp toplumun temel taleplerini, temel isteklerini,
sorunlarını, sağlıktan tarıma, oradan hayvancılığa dair yaşanan sorunları enine
boyuna araştırıp tartışabilirsek, Meclisimizin gündemine taşıyabilir, çözüm
yollarını ortaklaştırabilirsek, ithalata dayalı ikame politikasından ülkemizi
de, ülke halklarımızı da kurtarır, üretimin, istihdamın günümüz koşullarında
insani olana yönelik bir çerçeveye oturtabilirsek kazanan halklarımız
olacaktır, ülkemiz vatandaşı olacaktır, üreticilerimiz olacaktır. Her
şeyden önce biz vatandaşımızın mutluluğuna dair bir duyarlılığı bugünden yarına
ertelenmeden, esirgemeden harekete geçirmek durumundayız.
Barış ve Demokrasi Partisi olarak
verilen bu önergenin araştırılması konusunda biz gerekli duyarlılığı
göstereceğimizi, lehine oyumuzu kullanacağımızı, üreticilerimizin var olan
çabalarını destekler pozisyonda olacağımızı belirtir, yüce heyetinizi saygıyla
selamlarım.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.
Şimdi, lehinde olmak üzere Hatay
Milletvekili Sayın Hasan Akgöl.
Buyurun Sayın Akgöl. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakika.
HASAN AKGÖL (Hatay) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; MHP’nin çeltik üreticisinin sorunları hakkında verdiği
grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Burada, sadece çeltik deyip olayı
kısıtlamak çok doğru değil. Çeltikte yaşanan sıkıntıların aynısı tüm tarım
sektöründe yaşanmaktadır. Dünyada buğdaydan sonra en fazla tüketilen ürün olan
pirinç, bazı ülkelerde tüketimi yıllık 200 kilograma çıkmasına rağmen
Türkiye’de bu oran 6 ile 7 kilogram arasındadır. Türkiye’nin temel besin
maddesi olmasa da yemek kültüründe önemli bir yeri vardır çeltiğin. Üretimin
yurt içinde yapılma potansiyeline sahip olduğumuz pirinçte ne yazık ki
ithalatçı konumundayız. Şu anki ihtiyacımızın yüzde 20 ile 25 kadarını ithal
etmek durumundayız ve bu ithal için yaklaşık 80 ile 100 milyon dolar arası
döviz kaybımız bulunmaktadır.
Hükûmetler çeltik üretimini içeride
geliştirmek yerine ithal etme politikalarını benimsemektedir. Bu politikalar
çiftçilerin refah düzeyini ve üretim miktarını düşürmekte, aynı zamanda ülke
ekonomisini zarara uğratmaktadır. Sorun acilen çözülmelidir.
Çeltikte birim alanı yani dönüme
üretilen miktar son yıllarda artmaktadır. Ancak dönüme vurduğunuzda üretilen
miktar her dönem artmasına rağmen ithal ettiğimiz çeltik miktarında düşüş
olmamakta, bilakis artmakta. Bunun çeşitli sebepleri vardır.
Pirinç Türk insanının temel besin
maddesi değildir. Türkiye’nin temel besin maddesi buğdaydır. Türkiye çeltik
üretiminde kendine yeten bir ülkedir. Yalnız kendisine yeterlilik potansiyeline
sahiptir.
Demin MHP’li konuşmacı arkadaşım
belirtti, sadece çeltik değil, çeltikle birlikte tüm hububat ürünlerine dekar
başına verilen destekleme miktarı çok düşüktür. Bu 7,5 TL civarında bir şeydir.
Bu desteklerin yetersizliğinin yanında zamanında verilmemesi de ayrı bir
konudur. Desteğin amacına ulaşması için zamanında verilmesi gerekmektedir.
Çiftçinin dekar başına 600-700 kilogram ürün elde etmesine rağmen aldığı destek
60 ile 65 kuruş arasındadır ve son dört yıldır aldığı destek aynıdır.
Maliyetlerin artmasına rağmen aldığı destek fiyatı kilogram başına 10 kuruştur.
Kesintileri düşerseniz 8 kuruş civarındadır. Çeltik üreticisinin dekar başına
yaptığı harcama 600’le 700 TL arasındadır. Yani maliyet üretimi, maliyet satışı
karşılamamaktadır.
Sulama ayrı bir konu. Hâlihazırda
çeltik üretimi yapan çiftçilerin daha fazla üretim yapmamasının nedenlerinden
bir tanesi de sulama problemidir. Kamu yatırımlarının su teminine
yönlendirilmemesi, kamunun suyu çeltikler yerine şirketlere devretmesi
politikaları çeltik üretiminin geleceği için kuşkuyla bakılmaktadır.
Hükûmetlerin üretimi geliştirmek yerine ithalatı çözüm olarak görmeleri çeltik
üreticisinin refah seviyesini düşürmesinin yanında üretimin gelişmemesine de neden
olmaktadır.
Arkadaşlar, girdiler pahalı; mazot
pahalı, gübre pahalı, ilaç pahalı. Bu girdilerle çeltik ve diğer hububat
ürünlerini üretmek son derece riskli. Hükûmetin destekleme fiyatlarını
belirlerken girdi maliyetlerini göz önüne alması ve destekleme fiyatlarını buna
göre belirlemesi gerekir.
Bakın, konumuz çeltik. Çeltiğin şu anki
fiyatı 80 kuruş. Dört yıl önceki fiyatına bakın, yine 80 kuruş. Dört yıl önceki
maliyetlere bakın şimdiki maliyetlere bakın. Siz kendinizi bu çiftçinin yerine
koyun. Maliyetler 2 kat, 3 kat, 4 kat arttı, ürün fiyatı aynı. Nasıl kâr
edeceksiniz? Bu ülke bir tarım ülkesi. Bu ülke tahıl ambarı. Bu ülke üreten
ülke. Bu ülke tarımıyla övünen ülke. Bu ülke köylüsüyle övünen bir ülke. Siz
gurur kaynağımız olan çiftçiyi bitirmeyi hedefleyemezsiniz.
Fiyatlar maliyetlerin çok altında. Bu
fiyatlarla üretim yapmak mümkün değil. Demin Arkadaşım tarım sigortasından
bahsetti. Doğru, evet, şu anda Hükûmet yetkililerine mikrofonu verirsek
diyecekler ki: “Sigortanın yüzde 50 bedelini devlet olarak biz
karşılamaktayız.” Peki, sorarım ben: Yüzde 50’sini devlet olarak
karşılamaktasınız, çiftçinin cebinden çıkan miktar değişti mi? Değişmedi. Peki,
siz neyi karşılıyorsunuz? Siz şirkete verdiğiniz peşkeş bedelini
karşılıyorsunuz, sizin karşıladığınız başka bir şey yok. Çiftçinin cebinden
çıkan para değişmedi. Siz çiftçinin cebine girecek ne katkıda bulundunuz?
Pamuğa bakıyorsunuz, son üç dört senedir destekleme fiyatı aynı; pirince
bakıyorsunuz, çeltiğe bakıyorsunuz, aynı; buğdaya bakıyorsunuz, aynı. Ürün
fiyatlarına bakıyorsunuz, zeytin fiyatlarına bakıyorsunuz –ben zeytinci değilim
ama bölgemde zeytin yetiştirilmekte- son beş yıldır zeytinyağının fiyatı aynı;
son beş yıldır pamuk fiyatları ileri gideceğine geri gitmekte; son beş yıldır
çeltik fiyatları ileri gideceğine geri gitmekte. Maliyetlerin 2 kat, 3 kat
altında.
Peki, siz nasıl, çiftçiyi
destekliyorsunuz? Siz çiftçiyi nasıl destekleyeceksiniz? Bakın arkadaşlar, şunu
açık ve net söylüyorum: Çiftçinin koluna, hangi kolda çiftçilik yaptığına bakmadan
-zeytincilik, pamukçuluk, çeltikçilik, buğdaycılık, hayvancılık, vesaire- tüm
çiftçilerin acilen, bankalara olan kredi borçlarının, dağıtım şirketlerine olan
enerji borçlarının, tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının çok acilen,
en az bir yıl, iki yıl faizsiz olarak ertelenmesi gerekir. Çiftçi, zarar etmesi
bir yana, bir sonraki ürünü ekemeyecek durumda. Lütfen, Hükûmetin bunu göz ardı
etmemesi gerekir.
Biraz da bölgemdeki selden bahsetmek
istiyorum. Arkadaşlar, Hatay kötü bir sel yaşadı. Hatay’daki ekim alanları
sular altında kaldı. Hatay çiftçisi, bırakın zarar etmeyi, önümüzdeki ürünü
ekemeyecek durumda, Hatay çiftçisi, bir sonraki ürünü ekemez durumda. Acilen
bölgede Hükûmetin tespit yaptırıp çiftçinin zararını karşılaması gerekir. Suyun
çekilmesi beklenemez arkadaşlar. Su çekildikten sonra yapılacak tespit ne kadar
geçerli olur? Ben, İktidar Partisine mensup milletvekili arkadaşlardan,
muhalefete mensup milletvekili arkadaşlardan Hatay’a sahip çıkmalarını
özellikle istiyorum.
Bakın, arkadaşlar, eğer siz ÇKS
belgelerine, siz çiftçi kayıt sistemlerine, siz tarım ilçe müdürlükleri
kayıtlarına göre hasar tespiti yaparsanız çiftçiyi kaldıramazsınız. Çok acilen,
yeri de istenirse bir saat içinde yapılır. Uydudan tespitle zarar gören
alanların tespiti yapılır, maliyetleri çıkartılır ve çiftçinin mağduriyeti
giderilir. Eğer çiftçi varsa bu ülkede hayatta, eğer çiftçi kazanırsa bu çark
döner, eğer çiftçi kazanmazsa bu çarkın dönmesi mümkün değil. Çiftçiyi ayakta
tutarsak esnaf ayakta kalır. O yüzden, çiftçi ve tarım politikasının tekrar
tekrar gözden geçirilip çiftçiye sahip çıkılması gerekir diye düşüyorum. Bu
konuda iktidar muhalefet ayrımı yapmadan herkesin sahip çıkmasını istiyorum.
Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP
ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akgöl.
Şimdi, aleyhinde olmak üzere, Samsun
Milletvekili Sayın Ahmet Yeni. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Yeni, süreniz on dakika.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çeltik
üreticilerinin aleyhinde bir nutuk irad et bakalım.
AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin bugün gündeme getirdiği
çeltik üreticilerinin sorunlarıyla ilgili grup önerisi hakkında Adalet ve
Kalkınma Partimizin görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım, yüce heyetinizi
ve yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2002’den bu yana hizmet üreten, problem çözen bir anlayışla Türkiye'nin
demokratikleşmesi ve zenginleşmesi için tüm gayretimizle çalışmaya devam ediyoruz.
Bizler, milletimizin çizdiği rotada, milletimizle birlikte yürüyoruz. Bizim
şiarımız samimiyet, dilimiz sevgi, gayemiz huzurdur.
AK PARTİ, milleti kuşatan, onun
dertleriyle dertlenen, hassasiyetlerini benimseyen, halkla gönül diliyle
konuşan, Türkiye'nin menfaatini, selametini ve istikbalini düşünen bir
partidir. AK PARTİ, hizmetin, demokrasinin, istikrarın, içte ve dışta güç ve
saygınlığın sembolüdür. Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye'nin, üretimin,
değişimin, gelişimin lideridir. Farklılıkların, özgürlüklerin, bireysel
tercihlerin, her türlü demokratik tepkinin güvencesidir. Adalet ve Kalkınma
Partisi sadece Türk insanının değil, bütün insanlığın huzur ve refahını
isteyecek kadar gönlü geniş bir partidir. AK PARTİ çözülemez gibi görünen
sorunları çözmek, Türkiye'nin âdeta ayağına pranga olan meseleleri aşmak, hayal
gibi görünen hedefleri gerçekleştirmek, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek
ve kardeşliğimizi pekiştirmek için çalışmaktadır. Ülkenin doğusundan batısına,
kuzeyinden güneyine her karışını görmektedir. İşçisinden sanatçısına,
çiftçisinden bürokratına her emeğin ve emekçinin alın terini karşılayan bir
partidir. AK PARTİ, sorumluluk duygusuyla, manevi ağırlıkla, vicdani
mesuliyetle yolunu aydınlatan bir partidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılından beri, ülkemizin sorunlarını,
milletimizin problemlerini adım adım çözmeye devam etmektedir. Tabii ki
ülkemizin yıllardır biriken sorunları mevcuttur. İşte bu biriken sorunları da
on yıldır çözmeye devam ediyoruz. Bu problemleri çözmek için de, bildiğiniz
gibi, gece gündüz demeden çalışıyoruz. Yüce milletimize verdiğimiz sözleri
bugüne kadar harfiyen yerine getirdik.
Bu ülkenin yol problemi vardı. İktidara
gelmeden önce 15 bin kilometre duble yol sözü vermiştik, artık bunu aştık ve
ileriye doğru gidiyoruz. Hava yolları konusunda problemler vardı, örnek vermek
istiyorum: 2002 yılında Samsun’dan günde 2-3 uçak kalkarken, bugün -Sayın
Cemalettin Şimşek Bey’le beraber seyahat ediyoruz- günde 20-25 uçak kalkıyor.
İşte nereden nereye geliyoruz, onu bir kere daha görmüş oluyoruz. “Hava yolları
halkın yolu olacak.” demiştik. O gün birileri rahatsız olmuştu ama şimdi, çok
şükürler olsun, bu konuyu da çözmüş bulunuyoruz.
Değerli kardeşlerim, sayın
milletvekilleri; siz bizi çalıştırmamak için elinizden geleni yapmaya devam
edin. Bizi milletimiz yakinen takip ediyor ve bildiğiniz gibi de bu hafta sonu
Samsun’daydık, Samsun’daki çalışmalara iştirak ettik. Cemalettin Bey’i de
Samsun’daki çalışmaları izlemeye davet ediyorum. Her hafta ya bir temel
atıyoruz Türkiye'nin her tarafında ve Samsun’da ya da bir açılış yapmaya doğru
gidiyoruz.
CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Çeltik
üreticisini konuş, çeltik üreticisini.
AHMET YENİ (Devamla) – Evet, değerli
milletvekilleri, mutlaka tabii çeltikle ilgili de problemlerimiz var, onları da
çözmeye devam edeceğiz, hiç merak etmeyin. Şimdi çeltikle ilgili bölümle ilgili
de size bilgi vermek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, artık
nüfusumuz bildiğiniz gibi 75 milyonu aştı. Tabii ki ihtiyaçlarımız da bu oranda
artmaya devam ediyor. Çeltik üreticilerimizle mutlaka sorunlarımız vardır ve
biz bu sorunların bizzat içinde yaşıyoruz. Çeltik yetiştiren bir ailenin çocuğu
olarak da ben burada konuşuyorum. Eskiden hayvanlarla birlikte çamur tarlalarında
çeltik ekerken, bugün modern teknik aletlerle çeltik ekiyoruz ve ekmeye devam
ediyoruz. Samsun, Edirne, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Çorum, Sinop, Kastamonu
gibi vilayetlerimizde özellikle çeltik üretimi yapılıyor ve biz de bunların
içerisinde beraber yaşıyoruz.
Değerli milletvekilleri, Samsun’da
yetiştirilen çeltik sadece -örnek vermek istiyorum- Bafra Ovası’nda 2002
yılında 20-30 bin ton iken bugün 100 bin tonu aşmıştır. Bakın, 2002’de 20-30
bin ton, bugün sadece Bafra Ovası’nda 100 bin tonu aşan bir çeltik üretimi
yapılmaktadır. 30-40 bin dönüm ekilirken, bugün sadece bizim bölgemizde,
Cemalettin Bey’le yaşadığımız bölgede, 125 bin dönüm çeltik üretimi
yapılmaktadır. Bu insanlar para kazanmıyor ise niye çeltik üretimlerini
artırmaya doğru gidiyorlar? İşte, bu konuda da sizlerle bazı rakamları
paylaşmak istiyorum.
CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Çeltik
üreticisinin banka borçlarına bak, her sene artıyor.
AHMET YENİ (Devamla) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2002 yılında Türkiye’de 60 bin hektar çeltik
ekilirken, bugün 2011 yılında 103.567 hektar çeltik ekiliyor. Aşağı yukarı
ikiye katladık mı? Katladık.
Üretim tonunu söylüyorum. Ben bugüne
kadar hep rakamlarla konuştum.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hep rakamlarla
kandırdınız Ahmet Bey, hep rakamlarla.
AHMET YENİ (Devamla) – On yıldır bu
kürsüden hep rakamlarla konuşuyorum değerli milletvekilleri, on yıldır. Üretim…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hep ihracatı
söylediniz, hep rakamlarla kandırdınız.
AHMET YENİ (Devamla) – Söyleyeceğim…
Üretim tonunu söylüyorum: 2002 yılında
360 bin ton çeltik üretimi vardı, bugün 2011 yılında 900 bin ton -yani
neredeyse üçe katlanmışız- Türkiye’de çeltik üretiliyor.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne kadar çeltik
ithal ediyorsunuz?
AHMET YENİ (Devamla) – Evet, ithalatı
söylüyorum: 2002 yılında ve 2003, o arada 373.816 ton…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 2002 yılında ne
kadar pirinç ithal ediyordunuz şimdi ne kadar ediyorsunuz, onu söyle?
AHMET YENİ (Devamla) – Söylüyorum:
310.605 ton ithalat vardı, bugün de 362 bin ton. 2002 yılında 65 milyon
nüfusumuz vardı, evet, bugün 75 milyon nüfus var.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne kadar ithal
ediyordunuz 2002’de, şimdi ne kadar ithal ediyorsun?
AHMET YENİ (Devamla) – İthalat farkını
da, lütfen, onu da siz hesap edin.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz ne hesap
edeceğiz, siz rakamlarla konuşuyorsunuz!
AHMET YENİ (Devamla) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugüne kadar çeltik üreticilerine vermiş olduğumuz
desteklerden de kısaca bahsetmek istiyorum: Yerli üretimi artırmak amacıyla
destek uygulamasına devam edilecektir, ediliyor. Çeltik ürününe 2011 yılı
itibarıyla kilogram başına 10 kuruş olarak -dekara 87 TL- prim desteği
verilmektedir. Ayrıca, mazot desteği 3,75 TL dekara, gübre desteği 4,75 TL,
tohumluk destek 8 TL, toprak analizi yaptırıyoruz, 2,5 TL, toplamda dekara
105,90 TL prim vermeye devam ediyoruz ve bundan sonra da bu prim ödemeleri
devam edecek.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tabii ki, katma değer konusunda da gerçekten problemimiz var, o konuda da
ayrıca bir çalışma devam ediyor, o problemi de inşallah hep birlikte burada
çözmeye devam edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
AK PARTİ olarak biz sadece çeltik üreticileriyle değil, bütün taraflarla;
üreticilerle, pirinç tüketenlerle yani pirinç yiyenlerle, bunun ticaretini yapanlarla
hep birlikte hareket etmek zorundayız. Tek taraflı düşünürsek, evet, pirinci
çok pahalıya yemiş olur vatandaşımız. Bugün çeltik üreticilerimizin problemi
vardır ama memnundurlar çünkü bizim bulunduğumuz ovalarda sebze yetiştirilirdi,
demek ki para kazanıyorlar ki çeltik üretimi artmaya devam ediyor.
Sulama alanında da ciddi mesafeler
katettik. Her bölgedeki sulama alanlarını artırarak devam ediyoruz. Geçmiş
yıllarda ırmaklardan uzun mesafelerden su getirilirken ve sondajlarla derin
mesafelerden su çıkarılırken bugün kanaletlerle, kanallarla birlikte sulamalar
daha kolay bir şekilde devam ediyor. Problemler vardır, bunların çözüm adresi
de Adalet ve Kalkınma Partisidir.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinize
sevgiler, saygılar sunuyorum. Ancak tabii ki bugün başka işlerimiz var, başka
çalışmalarımız var. Bu önerinin de aleyhinde olduğumuzu belirtmek suretiyle
hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeni.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Sayın Köse…
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkan, bak
“Görmedim.” diyorsun sonra.
BAŞKAN – Bir saniye…
Devreye giren 2 arkadaşımız var. Sayın
Köse, sisteme girmiş.
Buyurun efendim.
VI.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
18.- Çorum
Milletvekili Tufan Köse’nin, çeltik üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması
TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de çeltik üretimi yapılan Çorum ilinin
milletvekiliyim. Yalnız, AKP’nin temsilcisinin söylediği gibi, Samsun’daki
çeltik üreticisi memnun olabilir -tabii inanmıyorum ben- ama Çorum’daki,
İskilip’teki, Osmancık’taki, Kargı’daki çeltik üreticisi maalesef memnun değil.
Bugün de burada biraz sonra izleyeceğiz, hayatında çeltik üretimini görmemiş
AKP’li milletvekili tarafından çeltik üreticisinin sorunlarının araştırılması
önergesi de reddedilecek. Ama şunu bilin ki -aylarca kadını, kızı, yaşlısı,
genciyle o göl manzaralı yerlerde çıplak ayaklarıyla- bugün eğer burada bu
üreticilerin sorunlarının araştırma önergesi reddedilirse çeltik üreticilerinin
ahları sizlerin üzerinde olacaktır.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Değirmendereli…
19.-
Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, çeltik üreticilerinin sorunlarına
ilişkin açıklaması
KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Edirne ülkemizin çeltik üretiminin yüzde
55’ini sağlamaktadır. Edirne’de 450-500 bin dekar araziye
yakın arazide çeltik üretimi yapılmaktadır ancak Sayın Samsun Milletvekilinin
söz ettiği gibi, genel olarak son yıllarda çeltik üretiminde bir artış
olmuştur, bu doğrudur fakat özellikle bu fiyat politikasıyla bu yıl gelinen
noktada 1 lira civarında olan maliyetlere karşılık çeltiğin satış fiyatı bugün
85-90 kuruştur. Çeltik üreticisi Trakya’da da kan ağlamaktadır.
Değerli Milletvekili herhâlde son
dönemde çeltik üreticileriyle bir araya gelmedi, o hâlâ geçen yılda yaşıyor
maalesef. Eğer araştırma önergesi kabul edilip çeltik üreticilerinin
sorunlarına ilişkin önlemler alınmaz ise gerçekten üretim hızla düşecek. Bu
konuda da büyük bir sıkıntı yaşayacağız. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Değirmendereli.
Sayın Sarıbaş…
20.-
Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, çeltik üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Çanakkale’nin Biga bölgesinde çeltik
üreticilerinin son, bu dönem içerisinde -çektiği çileler- yatırdığı paraların
geri dönüşü bile mümkün olmamıştır. Bugünkü, bu yıl içerisindeki baldo -Kıbrısçık
da dâhil olmak üzere- Biga’daki çeltik üreticilerinin gerçekten geriye dönük ve
bundan sonraki kârları dâhil olmak üzere, en az iki yıl içerisindeki
paralarının daha güç koşullar içerisinde geri dönmesinin mümkün olmadığını
bilmekteyiz. Bu anlamda da, az önceki anlatılanların Türkiye gerçeğini
yansıtmadığını belirtmek istiyorum. Onun için de araştırma önergesinin Türkiye
Büyük Millet Meclisince kabul edilmesinin bence doğru olacağı kanısındayım.
En derin sevgi ve saygılarımı
sunuyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.
VIII.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.-
Ülkemizde yaşanan çeltik üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması
önergesinin, 8/2/2012 Çarşamba günü Genel Kurulda
okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP
Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza
sunacağım, karar yeter sayısını arayacağım.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var.
Sisteme gireceğiz ve iki dakika süre
veriyorum efendim.
Buyurun.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır,
grup önerisi reddedilmiştir.
Sayın milletvekilleri, şimdi,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş
bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
3.-
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, tutuklu ve hükümlü
öğrencilerin sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin, Genel Kurulun 8/2/2012
Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmesinin aynı
tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
08.02.2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun, 08.02.2012 Çarşamba
günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Emine
Ülker Tarhan
Ankara
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve
arkadaşları tarafından, 06.02.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına "Tutuklu ve hükümlü öğrencilerin sorunlarının
araştırılması" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (244
sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin
önüne alınarak, 08.02.2012 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Şimdi önerinin lehinde ve
aleyhinde ikişer milletvekili arkadaşımıza söz vereceğim.
Birinci söz, lehinde olmak üzere
Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba’nın.
Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından
alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tutuklu ve hükümlü öğrenci meselesiyle ilgili vermiş
olduğum araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Maalesef, bizim ülkemizde gençlere
muhalefet hakkı tanınmıyor. En küçük hak talebi dahi baskı ve şiddetle
karşılanıyor. Gözaltı, tutuklama, mahkûmiyet ve okuldan atılma bir zulüm
fırtınası gibi devam ediyor. Bu zulüm fırtınası gençlerimizin hayatını
karartıyor. Adil ve demokratik olmayan bu tutumlar ülkemiz gündemine bir mesele
olarak taşınmış bulunuyor; tutuklu öğrenci meselesi. Bu mesele iki ayaklı bir
canavarın ürünüdür. Bu canavarın bir ayağı AKP patentli özel yetkili
mahkemelerdir; diğer ayağı, darbe patentli, kışla kılıklı üniversitelerdir.
Değerli arkadaşlar, yargılanmaya neden
ve delil olan bazı unsurları sizlerle paylaşacağım, AKP’nin canavarının ve
öğrenci meselesinin böylelikle daha iyi anlaşılacağını umuyorum.
Değerli milletvekilleri, parasız eğitim
için pankart açmak, saç kestirmek, şemsiye taşımak, poşu takmak, yumurta bulundurmak,
konser bileti satmak, üniversite yönetimini eleştirmek, basın açıklaması
yapmak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne katılmak, 1 Mayısa katılmak, Deniz
Gezmiş’i anmak, YÖK’ü protesto etmek, kitap okumak, Kürtçe ezgi ve ideolojik
halay. “Böyle suç, böyle delil olur mu?” demeyin çünkü hepsi oldu, hatta çoğu
zaman örgüt suçu kapsamında değerlendirildi. Maalesef, bazen örgütler hayal
oluyor, bazen de hayaller örgüt oluyor. Mesela, Hrant Dink davası örgüttü,
hayal oldu. Şimdi de size hayalken örgüt olanları anlatacağım, az önceki akıl
almaz suçlardan örnekler vereceğim.
Ferhat ve Berna adlı gençlerimiz
parasız eğitim istediler, hem bir buçuk yıl hapis yattılar hem de okullarından
atıldılar. Parasız eğitim herkesin hakkıdır. Bu ülkenin yoksul çocukları için
eğitim alma hakkını ortadan kaldıran paralı eğitim anlayışına ben de karşıyım.
Yoksa AKP Grubu paralı eğitimi mi savunuyor? Parasız eğitim isteyenleri bunun
için mi hapse tıkıyorsunuz, bunun için mi okullardan atıyorsunuz? Saç kestirmek
nasıl olur da örgütsel bir suç olur? Saç kestirmek örgüt üyeliğinin kanıtı
nasıl olur? Sizin vicdanınız bunu kabul ediyor mu? Yoksa amaç muhalif gençliği
susturmak mı, saç kestirmek bahane mi yoksa? Poşu takan Cihan hapse tıkılıyor.
Biz bunu dile getiriyoruz, Kabineden bir bakan çıkıyor, diyor ki: “Sadece poşu
değil, molotof da var.” Birincisi, bakan doğru söylemiyor, iddianamede dahi
Cihan’a yönelik böyle bir suçlama yok. İkincisi, Bakan masumiyet karinesini
hiçe sayıyor ve mahkemeyi açıkça etkilemiş oluyor. “Parasız eğitim” pankartı
açan Ferhat ve Berna için de başka bir bakan: “Sadece pankart değil, örgüt
bağlantısı da var.” demişti. İşte sizin adaletiniz böyle.
Kürtçe ezgi ve halay, şüpheyi artıran
unsur olarak görülüyorsa -kusura bakmayın ama- burada adalet tatile çıkmış demektir.
İdeolojik halay gibi fikir fukarası yorumlarla gençler okuldan atılıyorsa bunun
adı faşizmdir.
Bir web sitesinde dekanı eleştiren
Mikail Boz bir ay uzaklaştırma cezası aldı. Mikail şanslı çünkü daha beteri
Gizem Görnaz’ın başına geldi, kimlik kartı alırken “bağış” adı altında para
alınmasını eleştiren Gizem, on bir ay yirmi gün hapis cezası aldı. Yargı,
gençleri susturmanın, yok etmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bu, 12
Eylül zihniyetinin AKP sürümüdür. Düşünmeyen gençlik, suskun toplum mu istiyorsunuz?
Basın açıklaması yapmak, 1 Mayısa
katılmak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yer almak dünyanın hangi demokratik
ülkesinde suçtur? AKP döneminde bunlar suç sayılıyor. 8 Martta Beyazıt
Meydanı’nı kadına dayak meydanına çevirdiniz, 1 Mayısta Taksim Meydanı’nı biber
gazı meydanına çevirdiniz, hatırlıyorsunuz değil mi? Şimdi de gençleri bu
suçlardan yargılayıp mahkûm ediyorsunuz.
Geçtiğimiz günlerde Malatya’da gençlere
bu sözde suçlardan dolayı ceza yağdırdınız. Üniversitede okuyan gençler sekiz
yılla on üç yıl arasında cezalar aldılar.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının anma
etkinliğine saldırdınız, 33 kişiyi coplayarak, yerlerde sürükleyerek gözaltına
aldınız. Bu gençlerden Mesut Can Türk, Aylin Kaplan ve Yakupcan Telci’ye iki
dönem okuldan uzaklaştırma cezası verdiniz. Deniz Gezmiş bir dönemin
sembolüdür, vatanseverliğin gurur abidesidir, bu ülkenin yüz akıdır. Denizleri
anmak suçsa bu suçu zaten her biri birer devrimci olan Cumhuriyet Halk
Partililer her gün işliyor. Gücünüz yetiyorsa gelin bizi de yargılayın. (CHP
sıralarından alkışlar)
Yiğit Ergün adlı öğrenciye çantasından
çıkan yumurta başına kırk dört ay hapis cezası istemiyle dava açıldı. Üç
yumurta taşıdığı için on bir yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Yumurtayı silah
kapsamına almayı düşünüyor musunuz? Takım elbisenizin lekelenmesinden mi
korkuyorsunuz? İyi de zaten takım elbiseleriniz için dava açmıyor musunuz?
Nihal Çarıkçı adlı öğrenciye bundan dolayı iki yıl hapis istemiyle, Avrupa’da
şov yapan bir Bakan, iki yıl hapis istemiyle dava açtı. Başak Baydar adlı
öğrenci örgüt üyesi olmaktan yargılanıyor ama hangi örgüt olduğu belli
değil.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan,
Bakanlar Kurulu sıralarında…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İş takibini
sonra yapsınlar, iş takibini…
BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, hatibi
dinleyelim lütfen. Oturun yerlerinize…
Sayın Bakanım…
VELİ AĞBABA (Devamla) – Başka bir
öğrenci dört farklı örgüte üye olmaktan hapishanede tutuluyor. Ağzı açıkken
çekilen resmi slogan atıyor, alkış halindeki eli şarkılara eşlik ediyor olabilir
diye Rıdvan Çelik isminde bir çocuk on dört yıl dokuz ay hapse mahkûm oluyor.
Velev ki şarkı söyledi, slogan attı, bir insana şarkı ve slogan yüzünden bu
kadar ceza verilir mi?
Türkiye’yi Hitler Almanyası’na
çevirdiniz. Burası bilin ki Hitler Almanyası değildir. Gençlere açılan davalar
yetmiyor, haksız ve hukuksuz uygulamalar, kışla kılıklı üniversiteler
tarafından da aynen uygulanıyor. 1985 model darbe patentli disiplin kurulları
devreye sokuluyor. Gözaltına alınan, tutuklanan öğrencilere yargı kararı dahi
beklenmeden uzaklaştırma cezası veriliyor.
Adaletsiz hukukun ve hukuksuz yargının
kurucusu AKP, bu tablonun bir numaralı sanığıdır. Denizli’de basın
açıklamasıyla YÖK’ü kınayan öğrencilere ceza yağdırılıyor. YÖK’ü protesto etmek
suçmuş. 12 Eylül kurumu YÖK’ün kendisi zaten bir suç
değil mi? YÖK, darbenin üniversite katliamıdır, özerkliği ve özgürlüğü postal
altında ezmiştir; demokrasi adına utançtır. YÖK’ü protesto etmek, demokrasinin
erdemidir, ödüllendirilmesi gereken bir davranıştır ama YÖK’çü olmak ayıptır,
Fenerli medya hırsızlıktır, şifreli sınav haksızlıktır, intihal yani bilimsel
hırsızlık suçtur. Cezalandırılması gereken bunlardır. (CHP sıralarından
alkışlar) YÖK’çülüğün, Fenerciliğin, şifreciliğin, intihalciliğin cezasını siz
kesemezsiniz çünkü bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz.
Hopa davası kapsamında tutuklu
gençlerin evlerinde bulunan altmış yedi kitap iddianamede tek tek özetlendi,
suç unsuru olarak kabul edildi. Neden kitaplardan korkuyorsunuz? Bilginin
gücünden mi çekiniyorsunuz? Zalimliğin telaşı içinde mi çırpınıyorsunuz?
Bizim nüfusumuz değerli arkadaşlar,
dünya nüfusunun sadece doksanda 1’i. Dünya üzerindeki terör nedeniyle
hapishanede bulunan insanların üçte 1’inden fazlası Türkiye hapishanelerinde
yatıyor.
Değerli milletvekilleri, buradan
soruyorum: Bizim analarımız örgüt üyesi mi doğuruyor yoksa bu 30 kat farkı
oluşturan zihniyette bir sorun mu var? Meclis kürsüsünden gençleri suçlu ilan
eden bakan bu zihniyetin ürünüdür. Bir bakan diyor ki: “Özgürlük isteyen hapse
gitsin.” Bunu diyen bakan da bu zihniyetin ürünüdür. Yani hapishaneler vaat
eden Başbakan da bu zihniyetin ürünüdür. İşte, sorun bu zihniyettedir. Bu
zihniyet nasıl bir gençlik yetiştirebilir? Tek tip, suskun, sorgulamayan,
düşünmeyen, üretmeyen, esir ve itaatkâr bir gençlik bizi felakete götürür.
Demokrat, özgürlükçü, düşünen, sorgulayan, üreten bir gençlik bizi aydınlığa
taşır. Kötü yasalar zulmün en berbat şeklidir. Yasaları değiştirelim. Ne zulüm
ne merhamet yalnızca adalet. Adaleti sağlayalım. Gençlik gelecektir. Geleceğimizi
hapishanelerde çürütmeyelim.
Değerli arkadaşlar, son olarak bir
annenin haykırışını buradan okumak istiyorum. Diyor ki anne: “Yusuf Yılmaz
insan mı öldürdü, Uyuşturucu mu sattı; Yusuf Yılmaz ne yaptı, eline silah mı
aldı? Bırakın oğlumu okulunu bitirsin, bırakın oğlumu okulunu bitirsin.” Bu
sözler tutuklu öğrenci Yusuf Yılmaz’ın annesi Havva Yılmaz’a ait. Peki suçu neydi? Parasız eğitim istemek, konser bileti
satmak, 1 Mayıs etkinliklerine katılmak. Değerli arkadaşlar, suç bu, ceza bu.
Bu Yusufları özgürleştiriniz ya da Yusufların annelerinin iki eli iki yakanızda
olacaktır.
Bu önerinin kabulü için desteklerinizi
bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
Önerisi’nin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Turan. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; Cumhuriyet Halk Partisinin, tutuklu üniversite
öğrencileriyle ilgili araştırma önergesinin gündeme alınmasıyla ilgili grup
önerisi aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle konuya
girmeden evvel, bir karineyi, bir kuralı çok net ortaya koymakta fayda var; o
da şudur: Hiçbir parti bizim özgürlük anlayışımızla, bizim üniversite
öğrencilerinin haklarını yerine getirme taleplerini karşılama anlayışımızla,
hiçbir parti bizim gençlere yapılan yatırımlarımızla bizimle yarışamaz. Net
olarak baktığımızda, şimdiye kadar yapılanlarla son sekiz on yılda yapılanları
karşılaştırdığımızda bunu konuşmanın abes olduğunu düşünüyorum.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vallahi bu
kadar olur!
BÜLENT TURAN (Devamla) - Bakınız
“Vallahi bu kadar olur!” diyen arkadaşa söylüyorum, isterseniz beraber bakalım:
Örneğin, biz iktidara gelirken 2002 yılında Türkiye’deki üniversite sayısı 76
iken, bugün bu sayı 165’lere çıkmakta.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz iktidara
gelirken kaç öğrenci hapisteydi?
BÜLENT TURAN (Devamla) - 2002 yılında
yurt sayısı 193 iken, bugün 305’leri geçmekte.
Değerli arkadaşlar, burs ve kredi
artışlarının komik rakamlardan daha makul rakamlara geldiğini bütün
öğrencilerimiz bilmekte. 45 lira olan üniversite bursunun bugün 260 liraya
kadar çıktığını hepimiz bilmekteyiz.
Zaten samimiyet gözle görülen bir
şeydir. Yapılan işleri halkımız çok net gördüğü için, elinden geldiği kadar, üç
dönem olmasına rağmen AK PARTİ’ye oylarını artırarak destek olmaktadır. Eğer
dediğiniz gibi bir tablo olsaydı, kötüleyen, geri giden, üniversitedeki hakları
yasaklayan bir anlayış olmuş olsaydı asla halkımız bize bu konuda açık çek
vermezdi.
Ama söylediğim şudur değerli
arkadaşlar: Bizler elimizden geldiği kadar üniversitelerimizin daha çoğalması
için, hem nicelik hem nitelik olarak artması için elimizden geleni yapmaya
çalıştık. Örneğin, sadece elinde “Ordu darbe yapsın.” anlayışıyla pankart açıp
“Ordu göreve.” diye anılan bir YÖK’ün, bu yıllarda, hepinizin bildiği gibi,
üniversite öğrencilerine temsilci seçme hakkı verip oda ayırma hakkını
verdiğini hepiniz biliyorsunuz. Yurt dışına binlerce öğrencimizin akademik
ihtiyaçlarımızı karşılamak için gönderildiğini biliyorsunuz. Artık, görevini
yapan bir YÖK olduğunu, büyük oranda başarılı işler yaptığını hepiniz
biliyorsunuz.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hani YÖK
kötüydü?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yahu kötü değil
miydi YÖK?
BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, sorunlar yok mu? Bakınız, tabii ki sorun var ama söylemek istediğim
şu değerli arkadaşlar, bu sorunların çözümünün yolu Meclise gelecek İç Tüzük’ü
engellemek için öğrencilerimizi kullanarak önerge vermek değildir.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İzin mi
alacağız?
BÜLENT TURAN (Devamla) – Bu sorunların
çözümünün tek adresi, milletin taraf olduğu, milletin tüm dertlerinin milletin
ruhuyla beraber yansıtıldığı yeni bir Anayasa’yı beraber yapmaktır.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Eski Anayasa’da
“Eğitim paralıdır.” mı yazıyor?
BÜLENT TURAN (Devamla) – Biz yeni
Anayasa diye ısrar ederken, YÖK’ün yapılanmasının da, diğer temel meseleleri de
görüşmek isterken Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın sadece bize
kızdıklarını görüyoruz. Oysa masaya oturup beraber iş yapmak, çözmek, tüm
sorunları masaya yatırmak hepimizin görevi olması lazım.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz farklı
masada mı oturuyoruz, aynı masadayız.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, bir hususu daha ifade etmek istiyorum. Bizler, az önceki hatip
arkadaşımızın da ifade ettiği, öğrencilerimizin tutukluluğu gündeme geldiğinde,
sadece akla gelen sanki iktidara karşı yumurta atan öğrenciler ceza alıyor,
başka kimse yokmuş gibi değerlendiriliyor. Bakınız, yine Cumhuriyet Halk
Partili arkadaşlarımızın sorduğu sorulara Adalet Bakanımızın verdiği cevaptan
bir bölüm okuyacağım. Nurettin Demir arkadaşımız sormuş, diyor ki:
“Üniversitede tutuklanan öğrencilerin tutuklanma kategorileri nelerdir?”
Dediğiniz gibi poşu takmak falan yok. Bakın okuyorum: Adam öldürme var,
uyuşturucu var, gasp var, hırsızlık var, yaralama var, cinsel suçlar var,
sahtecilik var, dolandırıcılık var, devam ediyor. Dolayısıyla, dediğiniz, devede
kulak olan bir şey.
Ben bir gencim, üniversite eylemleri
yaptım. (CHP sıralarından gürültüler) Üniversite eylemleri yaptım arkadaşlar,
bundan gurur duyuyorum. Bir üniversite öğrencisi kendi gençlik yıllarında tavır
koymayı bilmiyorsa zaten yaşı ilerleyince koyamayacaktır. Üniversite öğrencisi…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakın,
üniversiteye giden çocuk on sene evvel on iki yaşındaydı.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Dinlerseniz
devam edeceğim.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimi diyorsun,
adını bir daha söyle.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İsmini söyle, bir
daha söyle.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Şunu söylemek
istiyorum, üniversite öğrencisi kendi yaşında, kendi okuluna tavır koyamazsa
bilecekseniz ki o yaşı büyüyünce zaten koyamaz. Şunu demek istiyorum, her
üniversite öğrencisi tavır koymak, demokratik hakkını yerine getirmek, adam
gibi ifade etmek için her türlü hakka sahiptir fakat…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Adam gibi
nasıl oluyor?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adam nasıl?
Adamı tarif et, adamı.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adam tarifini
getireceksin.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Fakat… Bir
daha söylüyorum, sizin özgürlük anlayışınız, bir diğerinin fiilî sıkıntısına,
başka bir probleme sebebiyet veriyorsa e tabii ki insanlar buna dur
diyeceklerdir arkadaşlar.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Vay be, bu
kadar olur! Genç adamsın ya.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bülent Bey, sizin
demokrasi anlayışınız bu.
BÜLENT TURAN (Devamla) - Bir şey daha
söyleyeceğim: Hukukçu olan herkes bilir, cezai sorumluluk, hukuki sorumluluk ve
disiplin sorumluluğu farklıdır. Yani bir eylem cezai anlamda suç olmazken
disiplin suçu olabilir ya da tam tersi olabilir.
Bakınız...
VELİ AĞBABA (Malatya) – Elinde silah var mı, şiddet var
mı? Ne yapmış? Pankart açmış sadece.
BÜLENT TURAN (Devamla) - Veli Bey,
sadece bağırıyorsun, dinleyin beraber konuşalım ya. Siz konuşurken dinledim
ben, en önde dinledim. Bir sakin ol. Bak sizin arkadaşınızın sorusunu
soruyorum.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Adalet Bakanı gibisin, bir tane gazeteci
çıkıp “Terörist.” diyor, hepsini aynı kategoriye koyuyorsunuz. Olmaz öyle.
BÜLENT TURAN (Devamla) - Bakın, Sena
Kaleli sizin arkadaşınız, bir soru sormuş ve Adalet Bakanı cevap veriyor.
Sadece güvenlik açısından isim okumayacağım. Sorduğu soruda diyor ki: “Poşu
takmaktan dolayı hapse alınan, tutuklanan falanca kişi hakkında soru
soruyorum.” Suç: “Poşu takmak.” diyorsunuz. Bakınız, diyor ki cevabında: Şu şu
mahkeme, şu şu numara; geçiyorum. “…mahkemesinde tutuklandığı silahlı örgüte
üye olmak, mala zarar vermek, tehlikeli maddeleri izinsiz kullandırmak,
bulundurmak, el değiştirmek, görev yaptırmamak için direnme suçlarından
hakkında yapılan soruşturma neticesinde...” diye devam ediyor. “Sanığa
yöneltilen suçlamalar arasında dediğiniz gibi ‘Poşu takmak.’ diye bir suç
olmadığı görülmüştür.” diyor. Dolayısıyla, hayal kurmakla iş yapmak farklı
şeyler.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Var, var, var,
iddianamede var.
BÜLENT TURAN (Devamla) - Biz sorun
varsa bu sorunları çözmek için, bir daha diyorum, yeni bir anayasayı bir imkân
buluyoruz. YÖK’ün daha demokratik olması, üniversite öğrencilerinin daha
anlamlı hâle gelmesi hepimizin görevi ama olmayan suçları ihdas etmek, sanki
bir terör örgütü yokmuş da, sadece demokratik eylem hakkını kullanıyormuş da
bunlara ceza veriliyormuş gibi yapmak da bir samimiyet sorunudur.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, size
muhalif herkese “Terör örgütü.” dediniz. O zaman Meclisin bu yanı terör örgütü.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakınız, bir
şey daha söyleyeceğim, değerli arkadaşlarım, önerge samimi bir önerge değil.
Ben şuna inanıyorum...
VELİ AĞBABA (Malatya) – Niye?
BÜLENT TURAN (Devamla) – Neden?
Söyleyeceğim. Samimiyet gözle görülür, samimiyet anlaşılır, sadece evrak ve
yazı bir anlam ifade etmez, samimiyet işin esasıdır.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Bir tane
yolsuzluk suçundan hüküm verin, samimiyetinizi gösterin. Arkada Ali Babacan
var.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Eğer siz
üniversite öğrencilerinin talepleriyle ilgili samimi olsaydınız...
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Bütün
hırsızlar dışarıda, öğrenciler içeride. Bu mudur samimiyet?
BÜLENT TURAN (Devamla) – ...üniversite
öğrencilerinin sorunlarıyla ilgili samimi olsaydınız bu önergenin adı “tutuklu
öğrencilerin araştırılması” değil de, faillerinin aranızda olduğu, “çözülmüş
bir katsayı sorununun tekrar sorun olması için mahkemeye dava açanlar araştırma
önergesi” olurdu; bu bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya) – Onu da sen
getir.
BÜLENT TURAN (Devamla) – İkincisi: Siz
samimi olsaydınız, üniversite öğrencilerinin sorunlarını çözmek için samimi
olsaydınız…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sınav
sorularını çaldırıp sattınız be, ne katsayısından bahsediyorsun? Çocukların
emeğini çaldırdınız be!
BÜLENT TURAN (Devamla) – …“Bu tutuklu
öğrencilerin suçları ne?” diye sormak yerine yine faillerinin aranızda olduğu…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nerede sınav
sorularını çalanlar? Failleri sizin aranızda o zaman.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Biraz kendi
grubuna bak, sol tarafına bak.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Dinlemeyecek
misiniz, dinlemeyecek misiniz?
Yine, samimi olsaydınız eğer bu
araştırmanın adını yapacağınız başlık şu olmalıydı: İkna odalarını araştırma
teklifi olması lazımdı, failleri aramızda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sizin
aranızda.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Hiç kimse
bizim üniversite öğrencileriyle aramızda engel olamaz, duvar öremez. Yanlışlık
varsa çözecek olan biziz, CHP değildir. CHP’nin nasıl önerge verdiğini, CHP’nin
nasıl çözüm ürettiğini tüm milletimiz zaten bilmekte. O yüzden seçimlere
girdik, çıktık, girdik, çıktık; sonuç aynı olmakta.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Adil bir
seçim yaparsan durum çok değişir. Bütün medyayı satın al, bütün parayı,
devletin parasını…
BÜLENT TURAN (Devamla) – Samimiyet -hiç
gülmeyeceksiniz- gözle görülür. Samimi davransanız bu Tüzük’te de, bu
işlemlerde de sonuç alırsınız.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sakın o yüzde
50’ye güvenme!
BÜLENT TURAN (Devamla) – Bugün
üniversite öğrencilerimizin önergesinin verilmesinin bir amacı vardır değerli
arkadaşlar, o da daha demokratik bir İç Tüzük’ün bu Meclisten geçmesini
engellemektir. Eğer siz üniversite öğrencilerinin sorunlarını dert edinseydiniz
İç Tüzük’ün bu Meclise gelmesinden önce bunu gündeme getirirdiniz.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Savunduğunuz
şey faşizm, başka bir şey değil.
BÜLENT TURAN (Devamla) – Tamamen
samimiyetten yoksun, içerikten yoksun, vizyondan yoksun, yalanlarla,
iftiralarla dolu bu önergeye “hayır” oyu vereceğimizi, zaten eğer bu konunun
dert edilmesi ihtimali olsaydı daha anlamlı, daha ciddi önergeler verileceğini
ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Buyurun fendim.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Grubumuza
sataşma var Sayın Başkan.
BAŞKAN – Grup Başkan Vekili…
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Evet.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Efendim,
benim de şahsıma bir sataşma var, ben de söz almak istiyorum.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan,
ben de önergeyle ilgili söz almak istiyorum.
BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye.
Sayın Başkanım, buyurun.
IX.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.- Ankara
Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın,
grubuna sataşması nedeniyle konuşması
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın
Başkan, teşekkürler.
Az önce konuşan hatip buraya sanki
Cumhuriyet Halk Partisini hedef almak için çıkmıştı değerli arkadaşlar. (AK
PARTİ sıralarından gürültüler) Ancak bize “fail” sözcüğünü kullanan bu zat önce
dönüp kendisine bakmalıdır diye düşünüyoruz.
Şimdi bu ülkede…(AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
Sesinizi keserseniz daha rahat, daha sakin
konuşacağız.
HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Oraya söyle,
Veli’ye söyle.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Şimdi,
değerli arkadaşlar, bu ülkede çok ciddi bir özgürlük sorunu var. Ülkemize bu
yüzden neredeyse turist bile gelmez olacak belli ki. Bu ülkede tutuklanmamış
aydın gazeteci hiç kalmamış gibi, neredeyse yurt dışındaki, Amerika’daki
gazetecileri, aydınları ve yazarları tutuklamaya çalışıyorsunuz, bugün onları
dahi hedef göstermeye çalışıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Bu ülkede Deniz Feneri savcılarına
yaptıklarınız yetmemiş gibi, neredeyse Almanya’daki savcı ve yargıçları da
tutuklamak için müthiş bir şehvet duyuyor bazı mensuplarınız, onu hissediyoruz.
Bu ülkede, inanın sayenizde kimse özgür
değil, sadece bu ülkede sizin sayenizde para özgür, para! Sadece paranın
özgürlüğünü savunuyorsunuz, insanın değil! (CHP sıralarından alkışlar) Sadece
paraya değer veriyorsunuz.
Bakın, bu ülkede eğitimi seri üretim
nesnesi hâline getirdiniz. Bu ülkede eğitim sizin sayenizde bir seri üretim
nesnesi hâline geldi. İnsan yetiştirmeyi sadece tek tip insan yetiştirmek
olarak algılayan bir neslin ahfadısınız sizler.
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Aynaya bak,
aynaya.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Buna
itiraz edenlerin karşısına, sizin Başbakanınız beşer bin, onar bin kişilik kara
gömlekli çeteleri sokmaya, onun karşısına onu çıkarmaya çalıştı, o
gençlerimizin karşısına. Bunu dahi söyleme cüretini gösterdi sizin Başbakanınız
bakın. Hrant Dink’in ölümüne sebebiyet verenleri siz sakladınız, siz bugün
taltif ettiniz ve onlara yıldızlar taktınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tarhan teşekkür
ediyorum.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Siz
kendinize bakın. Meclis TV’yi kapattınız. Bugün İç Tüzük’ü değiştirerek
sesimizi kısmaya çalışıyorsunuz ama bunu başaramayacaksınız.
BAŞKAN – Sayın Tarhan, teşekkür ederim,
sağ olun.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) –
Diktatörlüklerde sadece diktatörler olmaz demiştim, anlamamışsınız;
anlatacağız, öğreneceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Tarhan, teşekkür ederim.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,
sataşmadan dolayı söz istiyorum.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Biraz
önceki olaydan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen… Sırasıyla.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Daha önce
söz istedi.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama söz
istiyorum Sayın Başkan, daha önce sataşma yapıldı.
BAŞKAN - Grup Başkan Vekilleri söz
istediği zaman ilk önce onlara… Size de vereceğim, oturun yerinize lütfen.
4.-
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker
Tarhan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, az önceki hatip
zannediyorum CHP grup önerisinin aleyhinde söz almıştı. Doğal olarak da CHP
önerisinin aleyhinde ifadelerde bulunması gerekiyordu.
CHP, tabii ki, aynaya dönüp bakarsa
söylenilen ifadelerin de eksik hatta yetersiz kaldığını da görebilir diye
düşünüyorum.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bize fail
diyemez, fail sizsiniz.
AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar,
ikna odalarını bu millet unutmadı, katsayı adaletsizliğini bu millet unutmadı.
Tam da burada yasayı çıkarıp düzeltmişken tekrardan sorunu götürüp sorun hâline
getiren, sorunu çözümsüz hâle getiren gene sizler oldunuz ama inşallah,
Allah’ın izniyle, bu sorunu tamamen ortadan kaldıracağız, yine burada
düzelteceğiz bunu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, yine aynı şekilde
“Eğitimde tek tip…” dediniz de sadece eğitimde değil her alanda tek tipliği AK
PARTİ ortadan kaldırdı, her alanda tek tipliği. Tek tip insan, tek parti
zihniyetine sahip insan yetiştirmeyi artık bu ülke unutacak.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Tek
partiye siz götürüyorsunuz.
AHMET AYDIN (Devamla) - Bu ülke, daha
demokratik, daha özgür insanların yaşadığı bir ülke hâline gelecek.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Biz
demokrasiyi getirdik, siz tek partiyi getiriyorsunuz.
AHMET AYDIN (Devamla) - Hrant Dink’i
de, diğerlerini de öldürenler bu iktidar döneminde açığa çıkarılıyor. O faili
meçhulleri bizler aydınlatıyoruz.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Tek
partiye getiriyorsunuz.
AHMET AYDIN (Devamla) - O faili
meçhulleri bizler aydınlatıyoruz.
Yargı da elinizden gittiği için tabii
feryat, figan koparıyorsunuz ama artık yargı da bağımsız, insanlarımız da özgür
ve hür, eskisinden çok daha özgür bir şekilde.
EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yargıya
el koydunuz.
AHMET AYDIN (Devamla) – Artık, militan
yargı yok. Artık, tam bağımsız, tam özgür yargı var. Artık, hür insanların
yaşadığı bir ülke var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Artık, bunu kabul
etmeniz lazım değerli arkadaşlar.
Bizler daha geçtiğimiz gün…
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sanığı
unutan yargı var.
AHMET AYDIN (Devamla) - Millî güvenlik
derslerini kaldırıyoruz. Bakın arkadaşlar, sizlerin konuşamadığı, sizlerin
hayal edemediği birçok özgürlüğü AK PARTİ getirdi, haberiniz yok. Haberiniz
olsa da burada konuşacak diliniz yok, maalesef.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) –
Konuşamama özgürlüğü…
AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, siz konuşmasanız da, siz duymasanız da AK PARTİ’yle birlikte
Türkiye her alanda mesafe katediyor, her alanda çağ atlıyor; özgürlükler başta
olmak üzere, ekonomi başta olmak üzere her alanda hayallerinizin, ufuklarınızın
yetişemediği yerlere doğru gidiyor, gitmeye de devam edeceğiz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler efendim.
Şimdi, değerli arkadaşlar,
milletvekillerimize de yerlerinden birer dakika söz vereceğim.
Buyurun, oturun yerinize.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Yerinden olmaz.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sataşma
kürsüden yapıldı.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın
Başkanım, sataşma yok efendim.
BAŞKAN – İlk önce Hanımefendi… Lütfen
yerinizden, lütfen…
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Lütfen,
bakın… Katsayıyla ilgili sataşma kürsüden yapıldı. Bu nedenle ben kürsüden konuşmak
istiyorum.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen anlayış
gösteriniz. Yani grup başkan vekilleri iki dakika oradan konuştu.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama bakın…
BAŞKAN - Arkadaşlar yerinden birer
dakika; herkese aynı şeyi yapacağım.
AHMET TOPBAŞ (Afyonkarahisar) –
Kürsüden söyledi kürsüden. “Fail” dedi…
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama bakın,
oradan sataşmayı yaptılar. Lütfen efendim…
BAŞKAN – Hayır, hayır efendim, kusura
bakmayın.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama 2 kez
sataşma yapıldı, lütfen. Benim oradan konuşmaya hakkım var Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hayır, hayır efendim. Bakınız…
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yani ama
siz söz veriyorsunuz, AKP Grubuna söz veriyorsunuz. Bana iki kez sataşma
yapıldı, bu konuda söz vermiyorsunuz. Lütfen…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kürsüden bir
sataşma olmadı Sayın Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, Sayın Yılmaz 60’ıncı maddeye göre söz istemiyor efendim. 60’ıncı
maddeye göre pek kısa bir söz talebi olana malumunuz olduğu üzere yerinden söz
verilir. Sataşma nedeniyle söz istiyor, 69’uncu maddeye göre.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşma yok ki
Sayın Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Hatip kendisine sataşmada bulunmuştur. Doğal olarak kürsüden konuşma hakkı
vardır efendim.
BAŞKAN – Şimdi, bir saniye…
Sayın Başkanım, isim bildirilerek
Hanımefendiye bir sataşma olmadı, partiye oldu.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Dava
açtı... “Fail” dedi, “fail” dedi.
BAŞKAN – Bir saniye efendim, dinleyin.
Bir saniye efendim.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Efendim,
katsayı davasını açan milletvekiliyim ben. Bu nedenle doğrudan…
BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Grup
Başkanıyla görüşüyorum Hanımefendi, bir saniye. Halledeceğiz merak etmeyin,
bağırmayın.
Şimdi Sayın Başkanım…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
“Dava açan” demek suretiyle, “fail” demek suretiyle efendim.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “Dava açan
fail.” Suç faili niteliğinde sözler söylendi efendim.
BAŞKAN – Sizi mi kastediyor?
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Evet.
BAŞKAN - Buyurun efendim, iki dakika
size...
5.- Uşak
Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri, sevgili arkadaşlar; hiçbir şekilde fail olduğumu
kabul etmiyorum. Bu ülkede dava açmak, hakkını aramak eğer faillikse, eğer
suçluluksa bunu ancak sizin gibi insanlar, sizin anlayışınızdaki insanlar
yapabilirler.
Sizler “Katsayıyı eşitledik.” diye “30
Kasım 2011 tarihinde katsayı eşitlendi.” adı altında gerçekte bir eşitsizliği
savunuyorsunuz. “Katsayı eşitlendi” adı altında 0,12 ile herkesin eşitlendiğini
söylüyorsunuz ancak şunu gözden kaçırıyorsunuz: Meslek liselerinde okuyanlar
kendi bölümleriyle ilgili alanları seçtiklerinde binde 6 onlara ek puan
verildiğini hepiniz biliyorsunuz. Meslek lisesinde okuyanların sınavsız meslek
yüksekokullarına geçiş hakkının olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Meslek lisesinde
okuyanlar, meslek yüksekokulundan dikey geçiş hakkıyla üniversitelere girdiğini
hepiniz biliyorsunuz. Ancak, liselerde okuyan çocuklar, Anadolu lisesinde
okuyan çocuklar ve fen lisesinde okuyan çocuklar, kendi bölümleriyle ilgili bir
alanı seçtiklerinde onlara binde 6 oranında herhangi bir hak verilmiyor. Bu
mudur sizin eşitlik dediğiniz?
ÜNAL KACIR (İstanbul) – CHP arkanızda
mı, partiniz arkanızda mı?
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Bu
mudur sizin eşitlik dediğiniz? (CHP sıralarından alkışlar) Yani bu ülkede,
genel liselerde, Anadolu liselerinde, fen liselerinde okuyan çocukların hiçbir
hakkı yok mudur? Onlar kendi bölümlerini seçtiklerinde ek puan almaya hakları
yoktur da meslek lisesindeki insanların, çocukların hakkı mı vardır?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –
Hepsinin eşit hakları var, hepsinin hakları eşit.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) –
Böylesine bir eşitlik anlayışı olamaz. Ben buna, hem bir Cumhuriyet Halk
Partisi milletvekili olarak hem bir anne olarak hem de bir hukukçu olarak
böylesi bir şeye karşı çıkmayacaksam, bu sessiz çoğunluğun sesi olmayacaksam
benim burada yerim yok arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Aldığı
dersler, fende, matematikte eşit mi? Bunu biliyor musunuz? Aldıkları derslere
bakın, derslere.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Sizler
bu gerçeği örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Sizler bunu din tüccarlığı yaparak
ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz. Bu gerçeği ortadan kaldıramazsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Bu bir
gerçektir. Ben Meclis kürsüsünden, bütün milletvekillerini müdahil olmaya davet
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Yılmaz, teşekkür
ediyorum.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) –
Gerçekten de, demagoji yapıyorsunuz, yalan söylüyorsunuz. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Yılmaz, teşekkür
ediyorum, süreniz doldu, çok teşekkür ederim, sağ olun.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan,
“samimiyetsiz” demiştir, 69’a göre, cevap hakkım doğdu.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurun Sayın İnce.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan,
poşuya dil uzattılar ben de söz istiyorum.
BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan,
takdir edersiniz ki katsayı sorunu bir ideolojik tartışma değildir ve
olmamalıdır.
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Siz yaptınız.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Ben sekiz yıl
Millî Eğitim Komisyonunda görev yapmış birisi olarak, hiç bunu bir ideolojik
boyuta çekmeden, üç dakika içinde Genel Kurula bir bilgi vermek isterim, takdir
sizindir.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biz
biliyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın İnce, zaten, grup adına,
arkadaşlarımızın ifadelerini etmek üzere size söz vereyim ama ondan sonra
normal şeyimize devam edelim.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Grup başkan
vekilleri ifade etti zaten.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –
Efendim, konu meslek liselerindeki katsayı değil ki.
BAŞKAN - Lütfen… Lütfen… Ahmetçiğim,
bir şey olmaz, buyursunlar, bir şey olmaz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Böyle
bir usul yok.
BAŞKAN – Size de söz veririz
istiyorsanız, buyursunlar efendim.
Buyurun.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye rahatsız
oluyorsunuz doğruları duymaktan? Oturun dinleyin, otur!
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sen
terbiyeli ol!
VI.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
21.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, üniversite sınavlarındaki katsayı
uygulamasına ilişkin açıklaması
MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım, bu katsayıyı 28
Şubatçılar getirdi. Doğru bir uygulama değildi. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Bakın, bir dinleyin, bir dinleyin. Bir
dakika arkadaşlar, bir dakika.
Ben, bu ülkede on altı yıl öğretmenlik
yapmış birisiyim. Bu ülkede imam-hatipli çocuklarla fen liseli çocuklar hepsi
bu memleketin evladıdır; ne birisi cüzammlıdır ne birisi vebalıdır ne birisi
Oxford’ludur. Adil yaklaşmak lazımdır. 28 Şubatçıların getirdiği katsayı doğru
değildi. Bakınız, ilgili mühendislik hakkı… Elektrik bölümünde okuyan çocuğun
elektrik mühendisi olamaması bir haksızlıktır, bu doğru değil, bana bunu kimse
anlatamaz. Bilgisayar bölümünde okuyan bir çocuk bilgisayar mühendisliğini
tercih ettiğinde puan kaybına uğruyor, bu doğru değildi ancak bugün getirilen
de doğru değildir, bu da adil değildir. Bunu…
OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Niçin?
MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir dakika
arkadaşlar.
Birincisinde alkışlıyorsunuz da
ikincisinde niye hemen başlıyorsunuz muhalefete? Bir dakikanızı alacağım.
Bakın, değerli arkadaşlarım, bence en
büyük haksızlık bu ülkede gençlerimizi ilgilendiren bir konuyu bir parti
meselesi hâline getirip, takımlar arasındaki yarış hâline getirip savunmak,
tartışmak, en büyük yanlışlık işte budur.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Siz
yapıyorsunuz.
MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu bir
ideolojik tartışma değildir. Ama bir mahkeme açmak, dava açmak herkesin
hakkıdır. Buradan bir fail falan çıkmaz, bu doğru değil. 28 Şubatçıların
getirdiği katsayı meselesi de doğru değildir, bugünkü uygulama da doğru
değildir.
Bakın, değerli arkadaşlarım, ben bunu
bir ideolojik tartışma hâline getirmiyorum, bir teknik tartışma olarak
söylüyorum. Bu şöyle tartışılmalıdır: Meslek lisesinde okuyan çocuğa ilgili
mühendislik hakkı verilmelidir ama “Herkes her yere girebilir.” demek de bir adalet
değildir. Burada, bakın, bu ikisi de doğru değildir.
Bakın, size iddialı konuşuyorum, bu
Mecliste –çok iddialı konuşuyorum- bu 550 kişi içinde bu işi en iyi ben
biliyorum, çok iddialıyım.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hadi oradan!
MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunu… Bak
senden daha iyi bildiğim kesin.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hiç
bilemezsin.
MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir kere
senin yaptığın tek şey oradan bağırmak.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Seninki ne?
MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben bunu
şöyle… Bakın, isterseniz bunu sizlerle bir televizyon kanalında, herhangi bir
yerde gelin tartışalım.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ben varım,
ben.
MUHARREM İNCE (Devamla) – Tartışalım
ama bunu ideolojik tartışmayalım; bunu, bu memleketin çocuklarını ideolojik
tartışmayalım, doğru tartışalım, adil tartışalım.
OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Reklam konusu
değil bu, reklam yapma.
MUHARREM İNCE (Devamla) – 28 Şubatçılar
da hatalıydı, siz de hatalısınız. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan,
bana biraz önce…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir
saniye… Bu konuşma, bu tartışma ne kadar sürecek arkadaşlar? Biz şu anda…
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sataşma var
efendim, bana “samimiyetsiz” dedi, cevap hakkımı istiyorum ben.
BAŞKAN – Bakınız, şahsınıza bir şey
söylendi mi?
VELİ AĞBABA (Malatya) – Evet,
“samimiyetsiz” dedi.
BAŞKAN – Ne dedi?
VELİ AĞBABA (Malatya) – “Samimiyetsiz”
dedi, “sahte imzalar” dedi.
BAŞKAN – Peki, bir dakika size
vereceğim.
Sonra Ahmet Bey size vereceğim.
Buyurun, bir dakikada lütfen. (CHP
sıralarından alkışlar)
IX.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
6.-
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VELİ AĞBABA (Malatya) – Değerli
arkadaşlar, öncelikle bu Meclis kürsüsünden bir milletvekilinin “samimiyetsiz”
demesini kendisine yakıştıramadığımı belirtmek isterim.
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Önerge
samimiyetsiz.
VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir dakika…
Parasız eğitim için pankart açmak, saç
kestirmek, şemsiye taşımak, poşu takmak, yumurta bulundurmak, konser bileti
satmak, üniversite yönetimini eleştirmek, basın açıklaması yapmak, 8 Mart Dünya
Emekçi Kadınlar Günü’ne katılmak, 1 Mayısa katılmak, Deniz Gezmiş’i anmak,
YÖK’ü protesto etmek, kitap okumak, Kürtçe ezgi ve halay, Rıdvan Çelik isminde
bir öğrencinin ağzı açıkken, sadece ağzı açıkken kanıt olarak kullanılmıyorsa
ben samimi değilim, özür dileyeceğim sizden eğer bunlar yalansa. Eğer
bunlar doğruysa sizi özür dilemeye çağırıyorum buradan.
Saygılar sunarım. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ederim.
Buyurun Ahmet Bey.
İki dakika… Lütfen tartışmayı burada
bırakalım, ona göre konuşun.
7.-
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin,
partisine sataşması nedeniyle konuşması
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Ben öncelikle şunu ifade edeyim: Ben
imam-hatip lisesi mezunu değildim, ben sağlık meslek lisesi mezunuydum ve
1990’da sağlık meslek lisesinden mezun olduğumda bu katsayı adaletsizliği
olmadığı için İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun oldum ve avukat oldum. Eğer o
gün de katsayı adaletsizliği olmuş olsaydı ben de bütün soruları cevaplamama
rağmen, hukuk fakültesine giremeyecektim. Bu çok acı bir şeydir, bunun
savunulacak hiçbir tarafı yoktur arkadaşlar. Sadece yüzde 8’lik bir
imam-hatiplinin önünü kesmek adına yüzde 92, yüzde 100’ü heba eden bir
zihniyet, bunun ne tarafı kabul edilir?
Siz kendi aranızda dahi aydınlanmamışsınız
ki; biriniz kalkıyor katsayı adaletsizliğini savunuyor, biriniz geliyorsunuz “O
da adaletsiz, bu da adaletsiz” diyor, biriniz, gene aynı şekilde Genel
Başkanınız…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynı şeyi
söylüyoruz.
AHMET AYDIN (Devamla) – “İki arkadaşın
dava açtığı bir durumdur, Grup olarak arkasında değiliz” diyor.
Arkadaşlar, siz bu olayın
neresindesiniz? Siz halktan yana mısınız, başka bir şeyden yana mısınız? (CHP
sıralarından gürültüler) Lütfen tavrınızı net koyun, net olun, net, net. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Az önce iki arkadaşı düşündük, görüştük
burada. Sena Hanım geliyor, adaletsizliğin ne kadar adaletli bir şey olduğunu
ifade etmeye çalışıyor. Sayın İnce geliyor başka bir şey ifade ediyor: “28
Şubatçılarınki de adaletli değil, sizinki de adaletli değil” diyorsun.
Bakın arkadaşlar…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Bak ben bir
şey söyleyeceğim; arkadaşlarına sor, çocukları imam-hatipte okuyanlar parmağını
kaldırsın haydi. Kaldırın parmaklarınızı kaldırın, kaç tanesinin çocuğu
imam-hatipte okuyor? (CHP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)
AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, bu adaletsiz bir durumdur. Sayın İnce, bu adaletsiz bir durumdur
ve… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, lütfen…
AHMET AYDIN (Devamla) – Şunu ifade
edeyim: Biz, her şeye rağmen katsayı eşitliğini sağlamak adına, bu adaleti
getirmek adına, bu adaleti devam ettirmek adına yine ne gerekiyorsa yapacağız
ve gerektiğinde de bu yasal düzenlemeyi getireceğiz, sizler de samimi bir
şekilde isterseniz buna destek verirsiniz diye düşünüyor, teşekkür ediyorum.
Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
VIII.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
3.- Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, tutuklu ve hükümlü
öğrencilerin sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin, Genel Kurulun 8/2/2012
Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmesinin aynı
tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde, lehinde olmak üzere Sayın
Mülkiye Birtane.
Buyurun efendim. (BDP sıralarından
alkışlar, CHP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)
Süreniz on dakika.
MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri…
BAŞKAN – Lütfen Hatibi dinleyelim
arkadaşlar.
Buyurun.
MÜLKİYE BİRTANE (Devamla) - …CHP’nin
tutuklu öğrenciler hakkında vermiş olduğu araştırma önergesinin lehine söz
aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Son dönemlerde, her alanda olmak üzere,
özellikle üniversitelerde sürdürülen baskı ve sindirme yöntemleri, öğrencilerin
öğrencilik hayatlarını sonlandıracak derecede ciddi boyutlara varmıştır.
Öğrenciler, en ufak tepkilerinde bile güvenlik güçleri tarafından
darbedilmekte, haklarında davalar açılarak yüksek cezalara çarptırılmaktadır.
Öğrencilerin parasız eğitim, ulaşım ücretlerinin düşürülmesi, barınma
sorunlarına çözüm bulunması, çağdaş ve bilimsel eğitim hakkı istemleri
“terörist faaliyetler” olarak nitelendirilmektedir. Öğrencilerin sesi
kesilmekte, bir slogan atılması bile suç sayılarak üniversiteler âdeta
Hükûmetin resmî eğitim kurumları hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Üstelik
darbeci mantığın en antidemokratik kurumlarından biri olan YÖK, hâlâ
üniversitelerde bir baskı mekanizması olarak tutulmaktadır. 1980 darbesini
gerçekleştirenlere yönelik yargılama süreci başlatıldığı söylenirken, diğer
taraftan darbecilerin ürünü olan bu Kuruma dokunulmamaktadır. Öğrencilerin “YÖK
kaldırılsın.” talepleri bile suç sayılarak, öğrencilerin TCK 220 ve 314’üncü
madde ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 7/2 maddesi kapsamında
yargılanarak cezaya çarptırılmaları kabul edilir bir durum değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bir ülkenin demokratik normlara kavuşması ve gerçek anlamda evrensel değerlere
uygun bir rejimin hayat bulması için en etkili dinamik gücü öğrenciler
oluşturur. Türkiye’de öğrenciye biçilen rol, resmî ideolojiyi sorgulamadan
öğrenmek, ona tabi olmak ve o anlayışa uygun bir yaşam biçimi kurarak statükocu
devlet anlayışının yaşatılmasına hizmet eden birey olmayı kabul etmektir.
Üniversiteler, öğrencilerin sadece
eğitim gördüğü yerler değil, öğrencilerin düşüncelerini özgürce ifade ettiği ve
yanlış sisteme alternatif geliştirme alanlarıdır. Bu nedenle öğrenciler, siyasi
faaliyetlerinden dolayı hiçbir şekilde cezalandırılmamalı, fiilen dokunulmaz
olmalılar.
Hükûmetin, özellikle son dönemlerde
öğrencilere yönelik uygulamalarının nedeni, öğrencilerin iktidara karşı
politikalarını benimsemedikleri yönündeki fikirleri, mevcut sisteme yönelik
olarak itirazda bulunmaları yönündeki eylemleridir. Cumhurbaşkanı Sayın
Abdullah Gül’ün İstanbul Üniversitesi ziyareti sırasında, çantasında üç yumurta
bulunan Hukuk Fakültesi öğrencisi Yiğit Ergün’e, polise direnip hakaret ettiği
iddiasıyla kırk dört ay hapis cezası istemiyle dava açılmıştır. Yine, Ferhat
Tüzer ve Berna Yılmaz adında 2 öğrenci “Parasız eğitim istiyoruz.” pankartı
açtıkları için örgüt üyeliği kapsamında yargılanmış ve on dokuz ay cezaevinde
tutulmuşlardır. Çağdaş Hukukçular Derneğinin raporuna göre, bugün Türkiye
cezaevlerinde 500’e yakın öğrenci bulunmaktadır. Tutuklanan birçok öğrencinin
devamsızlık sebebiyle Yükseköğretim Kurulu Disiplin Yönetmeliği’ne göre
kaydının silindiği düşünüldüğünde sayının 500’ü aştığını söylemek yerinde
olacaktır.
Değerli milletvekilleri, öğrenciler
eleştiri yaptıkları, slogan attıkları için ve benzeri şekildeki faaliyetlerinden
dolayı bir suçlu gibi işlem görmektedirler. Coplanarak gözaltına alınmakta,
sokak ortasında infaz edilmektedirler. Oysaki bugün Türkiye'nin en önemli
ihtiyaçlarından biri öğrencilere siyaset alanının açılmasıdır. Siyasetçiler
öğrencilere kendilerini zorla dinletmek yerine onları dinlemenin imkânını
oluşturmalı, öğrencilerin düşünceleri ve siyasi faaliyetleri değerli bulunarak
özgür tartışma olanağı yaratılmalıdır. Onların siyasi faaliyetlerinden dolayı
ceza almaları demek genç potansiyeli siyaset dışına itmek, üniversiteleri
siyasetten, yani siyaseti genç beyinlerden soyutlamaktır.
Dikkat çekici bir başka nokta ise
öğrencilere yönelik gözaltı operasyonlarının özellikle sınav zamanlarına denk
getirilmesidir. Öğrenciler yalnızca eylem yaptıkları, slogan attıkları, pankart
açtıkları için gözaltına alınmıyor, siyasi partilere olan sempatileri,
okudukları kitaplar, telefon görüşmeleri, siyasi görüşleri nedeniyle de
operasyonlarla evlerinden alınarak cezaevine konuluyorlar.
İktidar, öğrencilere düşünmeyi, okumayı,
konuşmayı, araştırmayı, eleştirmeyi, karşı çıkmayı, protesto etmeyi yasaklamış,
bütün eylemleri suç kapsamına almış, ağır ceza mahkemelerinde yargılamış ve
yargılamaya devam etmektedir. Hrant Dink cinayetinde yargı “Örgüt yok.” diyor.
Roboski köyünde 34 insanı katledenler hakkında tek bir soruşturma yok. Hızlı
tren faciası davası zaman aşımından düşüyor. Her gün 3-4 kadın cinayete kurban
gidiyor. Öğrencilere meydan dayağı çekenlere ise ceza verilmiyor. Yumurta atan,
pankart açan öğrenciler örgüt üyesi olmakla suçlanıyor. Evet, öğrencilere dönük
mevcut uygulamalar, toplumun ve bu ülkenin geleceği ile oynamaktır.
Öğrencilerin baskı altında tutulması ve cezaevlerine konulması öğrenci
haklarının açık ihlali demektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bir bütün olarak partimize, demokrat ve tekçi zihniyete karşı olan kesimlere ve
öğrencilere yönelik olarak yürütülen operasyonlar, deliller üzerine yapılmıyor.
İktidarın politikaları yerini bulmadığından tutuklamalar hızla devam ediyor.
Ülkenin geleceği olan gençler siyasetten ve ülke sorunlarına duyarlı olmaktan
uzaklaştırılıyor.
Şu an Hükûmet bütün sorumluluklarını
ötelemiş, birbiri gibi düşünen, eleştirmeyen, sorgulamayan, haksızlığa karşı
çıkmayan bir insan tipi üzerinde çalışma yürütüyor. Böyle bir mantık olabilir
mi? Her öğrencinin, her insanın aynı düşünceyi paylaştığını düşünebiliyor
musunuz? Aynı kitapları okuyan, aynı kelimelerle konuşan, aynı giyinen insanlar
nasıl yaratılabilir? Yani bu ülkede kimse Marks, Hegel, Tolstoy okumayacak mı,
bunlardan etkilenmeyecek mi? Kimsenin ateist, sosyalist, komünist, liberal,
eşcinsel, radikal demokrat olma hakkı yok mudur? Bunun önü öğrencilerden
başlanarak mı kesilmek isteniyor?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bu süreç ciddi bir süreçtir. Eğer slogan atan öğrenci iki yıl cezaevinde
tutuluyorsa o zaman özgürlük alanımızın ne kadar daraltıldığını görmek
zorundayız. Bu ülkede şu an baskı altında olmayan hiçbir kesim yoktur.
Öğrenciler, gazeteciler, yazarlar, aydınlar, siyasetçiler bu ülkede suç işleme
oranı en yüksek kesim olarak görülüp sürekli baskı altında tutulmuyor mu?
“İleri demokrasi” dediğiniz olgu,
farklılığa karşı savaş açmak, tek tip insan yaratmak mıdır?
AKP’nin sürdürdüğü operasyonlar, kendi
ideolojisine karşı olan potansiyeli ortadan kaldırmaya yöneliktir. Öğrenciler
de bu potansiyelin en önemli bir yerinde bulunmaktadırlar. Bu nedenle, AKP,
öğrencilere yönelik amansız bir sindirme politikası devreye koymuştur. Şu an
bütün liseler meslek liselerine dönüştürülmeye çalışılıyor, kendi dışındaki
eğitim destek evlerine müdahale ediliyor. Bir aydır, 400 öğrencinin eğitim
gördüğü BDP Kars Kağızman Belediyesi Eğitim Destek Evi kapatılmış bulunuyor ve
bütün çabalarımıza rağmen henüz açılmış değil. Öğrenciler üzerinden topyekûn
sürdürülen bu operasyonlar, onları yaşamın gerçeklerinden uzak tutma çabasıdır.
Bu nedenle, bu araştırma önergesinin
gündeme alınmasını önemli buluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.
Şimdi, önergenin aleyhinde Eskişehir
Milletvekili Sayın Salih Koca.
Buyurun Sayın Koca. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma
önergesiyle ilgili aleyhte söz almış bulunuyorum.
Anayasa’mızın 42’nci maddesinde “Kimse,
eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” ifadesiyle teminat altına
alınan eğitim hakkını, sadece kanunun gereği olarak değil, vicdanımızın da
gereği olarak benimsediğimizi burada belirtmek isterim.
Düşüncesinden, giyiminden, inancından
dolayı eğitim hakkının engellenmesiyle ilgili her türlü faaliyetin bu toplumun
zararına olduğu inancıyla özgürlük konusunda AK PARTİ’nin göstermiş olduğu
hassasiyet ortadadır. Hiç kimsenin özgürlüğü bir başkasına zarar vermek adına
savunulamaz. Özgürlük ifade içindir, fikir içindir, inanç içindir.
Molotofkokteyli atmak, esnafın dükkânını yağmalamak, banka şubesinin camını,
çerçevesini indirmek, vatandaşın aracını yakmak, sosyal hayatı kilitlemek için
özgürlük talep edilemez. Eğitim hakkını zarar vermek olarak algılayan varsa
şunu kesinlikle bilsin ki AK PARTİ bu ülkede huzuru bozdurmayacaktır.
AK PARTİ fikri hür, vicdanı hür neslin
inşası için bakın bugüne kadar neler neler yapmış:
2012 yılı bütçesinde en büyük bütçeye
sahip icracı bakanlığımız Millî Eğitim Bakanlığı olmuştur. 2002 yılında Millî
Eğitim Bakanlığı bütçesi 11 milyar TL iken AK PARTİ 2011 yılında bunu tam 5 kat
artırarak 56 milyar TL’ye kadar yükseltmiştir.
AK PARTİ İktidarında, yeni kurulan üniversitelerle
toplam üniversite sayısı 103’e kadar çıktı. Seksen bir ilin tamamında
üniversite kuruldu. Böylece yükseköğrenim, halkımızın ayağına götürülmüş oldu.
Yeni açılan üniversitelerimiz “Eğitim herkesin hakkı.” anlayışımızın en güzel
ifadelerinden birisi olmuştur.
Yine AK PARTİ İktidarı döneminde lisans
ve yüksek lisans öğrencilerimize verilen burs ve kredi ödemeleri üç aylık
ödemelerden aylık ödemelere çekildi, burs ve kredi miktarı 260 TL’ye kadar
çıkarıldı. Böylece 2002’den bu yana sağlanan artış yüzde 478 oldu.
Geçtiğimiz pazartesi günü Başbakanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hayata geçirdiği Fatih Projesi AK PARTİ’nin
eğitim vizyonunu anlamak açısından yeterlidir. 17 ilde hayata geçirilen Fatih
Projesi okullarda değil, sınıflarda yüksek hızlı İnternet imkânı sunuyor. AK
PARTİ döneminde öğrencilerimiz bilgisayar ve İnternet hizmeti ile tanışmıştır.
Ayrıca, her öğrencimize dağıtılan tablet bilgisayar ve sınıflarımızda yerini
alan akıllı tahta ile kara tahta devri kapanmıştır. Kara kalemi, kara tahtayı
da bu şekilde AK PARTİ tarihe gömmüştür. Bizim eğitim anlayışımızda karanlık
dönem yoktur, aydınlık yarınlar, güçlü nesiller vardır.
Öğrencilerimizin barınma ve yurt
sorunlarının çözümünde AK PARTİ İktidarı döneminde fiziki ve sosyal şartlar en
üst seviyeye kadar iyileştirilmiştir. Tek kişilik veya 3 kişilik odaların yer
aldığı yurtlar bu dönemde inşa edilmiştir.
81 ilin tamamında okul öncesi eğitimi
zorunlu hâle getirecek çalışmalar yapan AK PARTİ, yabancı dil eğitimini de okul
öncesi eğitim ile başlatarak öğrencilerimizi dünya ile yarışır hâle getirecek
bir vizyona sahip olduğunu göstermiştir.
Bütün bunları değerlendirdiğimizde, AK
PARTİ’nin anlayışının Türkiye’nin hiçbir ferdinin eğitim hakkının
engellenmesine rıza göstermeyeceği ortadadır. Zaten Anayasa’mızın 138’inci
maddesinde de yer aldığı gibi, yine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
“Tutuklama nedenleri”, “Tutuklama kararı”, “Şüpheli veya sanığın salıverilme
istemleri” “Tutukluluğun incelenmesi” kenar başlıkları altında yargılanma süreçleriyle
ilgili olarak yasal düzenlemeler yapılmıştır. Belirtilen bu düzenlemeler
çerçevesinde, işlenen suçlar sebebiyle yürütülecek soruşturma veya görülecek
dava ile ilgili olarak tüm yetki ve sorumluluk yargı mercilerine ait olup
herhangi bir kurumun, organın, merci veya kişinin müdahalesi söz konusu olamaz.
Tutuklu öğrenci sayılarıyla ilgili
olarak milletvekillerimizin yazılı ve sözlü olarak sormuş oldukları sorulara
Bakanlığımız bugüne kadar detaylı olarak cevap vermiştir.
Yine bu araştırma önergesinde, bu
olayın büyük çoğunluğu anayasal hak olan gösteri ve yürüyüş hakkının kullanımı
sonucu gerçekleştirilen eylemlere yönelik uygulamalar olduğu söylenmektedir.
Oysa tutuklu tüm öğrencilerin suçlarının terör, cinsel suçlar, adam öldürme,
uyuşturucu, gasp, hırsızlık, yaralama, sahtecilik, dolandırıcılık gibi suçlar
olduğu bilinmektedir. Bu çerçevede özellikle AK PARTİ İktidarı dönemine
baktığımızda AK PARTİ’nin anlayışında hiçbir dönem ikna odaları olmamıştır.
İkna odalarında baskı yapanları da AK PARTİ saflarında görmek mümkün değildir.
Başörtülü olduğu için okuldan atılan
öğrencilerimizin gözyaşlarına aldırmayanlar, milletin seçtiği 411
milletvekilinin oylarıyla çıkan kanunu Anayasa Mahkemesine götürüp iptal
ettirenler, katsayı adaletsizliğine karşı Meclisin iradesini yine aynı
anlayışla Anayasa Mahkemesine götürenler olduğunu yüce milletimiz çok iyi
bilmektedir.
Bu düşüncelerle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koca.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Bu arada, sisteme giren arkadaşlarımız
var.
Sayın Öğüt 1’inci sırada.
BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Söz almak
için bağırmak mı gerekiyor?
BAŞKAN – Hayır efendim, sisteme girmek
gerekiyor bağırmak değil.
Sistemdeki arkadaşlarımıza sırasıyla
söz vereceğim.
Sayın Öğüt…
VI.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
22.-
İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Sendikalar Yasası’nın
çıkarılmasının gecikmesi nedeniyle maaş zammı alamayan memur ve emeklilerinin
durumuna ilişkin açıklaması
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Sayın
Başkanım, Sendikalar Yasası’nın çıkmasının biraz gecikmesi, komisyonlarda
işlemin biraz uzaması, yaklaşık 5 milyon kişiyi ilgilendiren… Memur ve
emeklileriyle birlikte, aileleriyle birlikte 5 milyon kişiyi ilgilendirmektedir.
Bu anlamda yılbaşından itibaren gerekli artırımı alamamışlardır. Mağdur durumda
birçok aile vardır. Onlara Hükûmetimiz bu şey çıkana kadar bir avans şeklinde
bir yardım yapmak isterler mi, böyle bir işlemi uygun görürler mi? Bu konuda 5
milyon kişiye yakın olan bu ailelerin bir talebi var. Bunu değerlendirmelerini
istiyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.
Sayın Toprak…
23.-
İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, üniversite sistemine itiraz eden
gençleri terör örgütü üyeliğiyle suçlamanın, istediklerini adam gibi ifade
etsinler tabirinin AK PARTİ’nin söylemlerine yakışmadığına ilişkin açıklaması
BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Ben, arkadaşımızın verdiği üniversite
öğrencileriyle ilgili, gençlerle ilgili önergeye cevap olarak konuşan Bülent
Arınç arkadaşımızın ve Grup Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın sözlerini esefle
karşıladığımı belirtmek istiyorum.
AHMET YENİ (Samsun) – Bülent Arınç
konuşmadı Sayın Başkan.
BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – 1976 yılında
üniversiteye girdim. Tabii ki 1980 darbesini ve YÖK’ü yaşadık ve hem darbenin
hem de YÖK’ün, özerk ve özgür üniversiteyi, öğrencileriyle, öğretim üyeleriyle
nasıl yok ettiğini de zaman içinde yaşamış bulunuyoruz.
Şimdi, aynı dili kullanarak, aynı 1980’de
olduğu gibi, sisteme itiraz eden gençleri terör örgütü üyeliğiyle suçlamak,
“istediklerini adam gibi ifade etsinler” tabiriyle ifade etmek gerçekten de
AKP’nin söylemlerine yakışmıyor çünkü burada Ahmet Aydın…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak.
Sayın Zeybekci…
24.-
Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, üniversite sınavlarında katsayı
uygulamasından doğan haksızlığın giderilmesine ilişkin açıklaması
NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın
Başkanım, biraz önce CHP Grubundan arkadaşlarımız sordular “Kaç milletvekilinin
çocuğu imam-hatibe gidiyor?” diye. Ben imam-hatip mezunuyum. 2 tane çocuğum
liseyi bitirdi, imam-hatibe gidemediler, o katsayı melaneti yüzünden
gidemediler. İnşallah, 2 tane daha var, onları imam-hatibe göndermek nasip
olur.
2001 yılında bu Mecliste çok partili
bir koalisyon yapısı vardı. O koalisyon yapısında partiler nasıl bakanlıkları
ve KİT’leri paylaştılarsa o kürsüyü de öyle paylaştılar. Hâlâ aynı çarpık yapı
öyle devam ediyor. “1=5” diyorsunuz, 1=5 değildir. Beni seçen millet adına,
bize oy veren insanlar adına, konuşmacı bulamayan partilere karşı burada
hakkımızı istiyoruz bu İç Tüzük değişikliğiyle.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zeybekci.
Sayın Yılmaz…
25.- Uşak
Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, değişik nedenlerle cezaevlerinde tutuklu
bulunan öğrencilerin durumu hakkındaki yaklaşımlarının ne olduğunun
açıklanmasına ilişkin açıklaması
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Şimdi, biraz önceki konuştuğumuz konuya
eş olarak, 600 öğrenci şu anda cezaevlerinde değişik nedenlerle, akademik,
demokratik ve siyasal haklarına sahip çıkmaları nedeniyle. Ancak yüzyılın
yolsuzluğuyla yargılanan Deniz Feneri sanıkları dışarıdalar; “12 Eylül
generalleri yargılanıyor.” diye göstermelik bir yargılama yapılıyor, Evren ve
Şahinkaya dışarıdalar. Peki, 12 Eylülde gerçekten işkenceleri yapan, her türlü
hukuksuzluğu yapan yöneticiler ve işkenceci polisler hakkında neden dava
açılmıyor? Bunlar hâlen daha neden cezalandırılmıyor? “12 Eylül faşizminden, 12
Eylül darbesinden hesap soracağız.” yalanını ortaya çıkarmak için bunu
söylüyorum ben. Yani, 12 Eylül yaklaşımı, 12 Eylül faşizmi hâlen daha devam
ediyor ki 600 öğrenci şu anda cezaevlerindeler. Bu konudaki yaklaşımlarınız nedir,
onu öğrenmek istiyorum.
Sağ olun.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Öztürk…
26.- Bursa
Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından
doğan haksızlığın giderilmesine ilişkin açıklaması
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan,
biraz önce CHP’den Muharrem İnce dedi ki: “Kimlerin çocukları imam-hatibe
gidiyor?” Ben bir imam-hatip mezunuyum, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik
Haberleşme Mühendisliğini bitirdim. Benim dönemimde katsayı problemi yoktu ama
benim kızlarımdan bir tanesi imam-hatibi bitirdi, çok iyi puan almasına rağmen
bu katsayıdan dolayı istediği üniversiteye gidemedi. Yani hâlâ daha
imam-hatiplilerden ne isterler? İmam-hatipliler bu milletin evlatlarıdır.
Sevgide, hoşgörüde, barışta, şiddete başvurmamış, bu memlekete çalışmış
insanlar. Dolayısıyla, halkın arasına girseler aslında bunları görecekler.
Seçimlerde zaten halk bu desteği veriyor, kimlerin haklı, kimlerin haksız
olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla, bu katsayı problemi bir adaletsizliktir,
eşitsizliktir. Dolayısıyla, bunun çözümü noktasında AK PARTİ gereğini
yapmıştır. Artık bunu mahkemeye götürmekten, dava açmaktan vazgeçsinler,
milletle bir barışsınlar.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Metiner…
27.-
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, başörtülü kızların eğitim öğretim
haklarından yoksun bırakıldıklarına, sisteme muhalif oldukları için
tutuklananlar varsa AK PARTİ olarak karşı çıktıklarına, YÖK’ün yeni dönemde
mutlaka değiştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
MEHMET METİNER (Adıyaman) –
Teşekkürler.
Benim de kızlarımdan biri imam-hatip
mezunu. Başörtülü olduğu için üniversitelerde ne tür sıkıntılar çektiğini
biliyorum. Ama biz rövanşist duygular içinde değiliz. Sabahlara kadar nasıl
ağladığını bir baba olarak bilirim. Milyonlarca, binlerce kızımız, evladımız bu
şekilde eğitim öğretim haklarından yoksun bırakıldılar.
Tabii ki, bugün, sadece ve yalnızca
sisteme muhalif oldukları için tutuklananlar varsa, biz AK PARTİ olarak buna
şiddetle karşı çıkarız. Şimdi, biz de adaletsiz sistemin kendisine karşıyız.
YÖK’ün hâlâ bir vesayet organı olduğuna inananlardanız. YÖK’ün de, yeni
dönemde, mutlaka değiştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. (CHP sıralarından
“kaldırın, kaldırın” sesleri)
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) –
Kaldırın, kaldırın.
MEHMET METİNER (Adıyaman) –
Üniversiteler üzerinde bir vesayet organı olarak işlev görmesine karşıyız ama
milyonlarca kızımız, evladımız eğitim öğretim hakkından yoksun bırakılırken,
buna sebep olanların bugün başkaca sözler söylemesini de samimiyetle bağdaştırmıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Metiner.
Sayın Sarıbaş…
28.-
Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, üniversitelerdeki disiplin
yönetmeliğinin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan,
12 Eylülle ilgili anayasal değişikliklerden bahsediyoruz. Ancak ”ileri
demokrasi” dediğimiz ve üniversitelerimizde hâlâ 12 Eylülün kalıntısı olan
disiplin yönetmeliğinin uygulanmakta olduğunu görüyoruz. Bugün, ileri demokrasi
örneğinde yaşanan ve üniversitede “özgür üniversite, özgür birey, özgür
gençlik, özgür bilim yuvası” dediğimiz, insanların bir aylık veya herhangi bir
eylem karşısında tek adamlık yönetim tarzı içerisindeki yönetmeliğin bir an
önce değişmesi gerekir. Çünkü hukukun olmadığı, yönetmelikle insanların okuldan
uzaklaştırıldığı, atıldığı dünya gelişmiş ülkeleri içerisinde, dünyada
görülmeyen bir yönetmelik tarzıdır. Bir an önce, 12 Eylülün kalıntısı olan,
üniversitelerdeki disiplin yönetmeliğinin değiştirilmesi gerektiğini ve
özellikle Türkiye’ye artık bunun yakışmadığını ve üniversitedeki gençliğin daha
çağdaş, daha uygar ve daha bir bilim adamı yuvası hâlinde olabilmesi için
mutlaka bu yönetmeliğin değiştirilmesi gerektiğine inanıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Yılmaz…
29.- Uşak
Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, meslek liseleri ile diğer liseler arasında
yaratılan eşitsizlik nedeniyle açtığı katsayı davasına ilişkin açıklaması
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Ben yeniden söz alma gereğini hissettim
çünkü katsayı davasında, arkadaşlarımız, özellikle söylediğimiz şeyleri
anlamamakta direniyorlar.
Tarafımdan açılan katsayı davasında,
meslek liseleri ile genel liseler, Anadolu liseleri ile fen liseleri arasındaki
gerçekte yaratılan eşitsizlikten, meslek liseleri lehine yaratılan bir
eşitsizlikten bahsettim ben. Meslek liseleri kendi alanlarını seçtiklerinde
binde 6 oranında bunlara puan verilirken genel liselerdeki çocuklarımıza neden
verilmiyor? Buna karşı bir tavır aldığımızı söyledik. Ama arkadaşlarımız, her
nedense, bunu bir din sömürüsü hâline getirmeye ve imam-hatiplilerle
eşleştirmeye çalışıyorlar. Zihinlerindeki gerçek niyeti ortaya koyuyorlar. Ama
benim açtığım dava da meslek liseleri ile diğer liseler arasındaki yaratılan
eşitsizlik nedeniyle açılmıştır. Bunu yeniden Genel Kurulun dikkatine sunmak
istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Onur…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,
daha ne kadar devam edeceğiz buna? Oylamaya geçeceğiz efendim.
BAŞKAN – Sayın Başkan, tamam.
30.-
İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, tutuklu öğrencilerin eğitim sorunlarına
sahip çıkılmasına ilişkin açıklaması
MELDA ONUR (İstanbul) – Değerli
vekiller, “bu tutuklu öğrenciler” deyip bir defada es geçmemek lazım. Demin bir
vekil arkadaşımız “Bu kişiler muhalifse…” Tabii ki muhalif oldukları için
tutuklanıyor arkadaşlar.
Bir de burada 600 kadar öğrenciden
bahsediyoruz. Çoğu zaman Hükûmet tarafından 150-180 gibi bir rakam geliyor.
Çünkü çocuklar tutuklandıktan sonra okuldan atılıyorlar. Ayrıca üniversiteyi
kazanamayan, kursa gidenleri de öğrenci saymıyorlar.
Bırakın bunu, sınava girebilmek için
bir ring aracı kiralaması gerekiyor ve bu bin liraya tekabül ediyor. Bu
çocukların her defasında sınava girmeleri için bin lira ödemeleri lazım. Onun
için bu konuya eskiye dönük olarak birtakım serzenişlerde bulunuyorsunuz.
Mademki öyle, bu tutuklu öğrencilerin de sorunlarına sahip çıkmanızı ben
diliyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın İnce…
31.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, üniversite sınavlarında katsayı
uygulamasından doğan haksızlığın giderilmesine ilişkin açıklaması
MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Ben “Bizim takım sizin takım, sizin
çocuklar bizim çocuklar…” Bir öğretmene böyle bir tartışma yakışmaz. Ben
imam-hatipli çocuklarımızı incitecek tek kelime bir laf etmedim, böyle bir şey
söylemedim. Ben bir öğretmen mantığıyla, katsayının geçmişte de yanlış
yapıldığını, şimdi de yanlış yapıldığını söyledim. Ama 2 arkadaşımız, 2 sayın
vekil söz aldı, çocuklarının imam-hatipte okuduğunu söylediler. 324 kişi söz
almadığına göre onların çocukları okumuyor demektir. Ama merak ediyorum,
fakirin fukaranın çocuğunu imam-hatibe gönderirken kendi çocuklarını kolejlere
niye gönderiyorlar? Bunu merak ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Ne alakası var
ya!
MUHARREM İNCE (Yalova) – Kaç AKP
milletvekilinin çocuğu imam-hatipte okuyor? Hepsi okuyorsa hepsine söz verin
diyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın
Başkanım, artık iş demagojiye geçti!
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın
Şentop, Sayın Vural ve Sayın Yeni söz istemişlerdir. Sayın Vural, Sayın
Şentop’dan sonra sıra sizde.
Sayın Şentop, buyurun.
32.-
İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop’un, üniversite sınavlarında katsayı
uygulamasından doğan haksızlığın giderilmesine ilişkin açıklaması
MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; bu katsayı konusuyla ilgili ya yeterli bilgi sahibi
olunmadığı için veya kasten bir çarpıtma var.
Bakın, katsayı meselesi şununla
ilgilidir: ÖSYM’nin yapmış olduğu sınava giren lise öğrencileri soruları
yapıyorlar. Katsayıdaki problem, meslek lisesi öğrencilerinin doğru yaptığı
sorulara verilen puanla meslek lisesi öğrencisi olmayanların doğru yaptığı
sorulara verilen puanın farklı oluşudur. Meslek lisesi öğrencilerine -pozitif
ayrımcılık mahiyetinde- kendi alanlarıyla ilgili meslek yüksekokullarına veya
fakültelere girişte ek puan verilmesi bir pozitif ayrımcılıktır. Bunu
anlayabilmek için düz lise öğrencilerinin üniversiteyi kazanma oranıyla meslek
lisesi öğrencilerinin kazanma oranı arasında bir mukayese yapmak lazım. Pozitif
ayrımcılık gereği buradan doğmuştur. Aynı soruyu doğru yapan öğrencilere farklı
puan uygulanmasını nasıl eşitlikle, adaletle bağdaştırdıklarını arkadaşlara
sormak istiyorum.
Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Vural…
33.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, üniversite sınavlarında katsayı uygulamasından
doğan haksızlığın giderilmesine ilişkin açıklaması
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak katsayıdan doğan bu haksızlığın giderilmesi
gerektiğini ifade ettik ve katsayıyı doğuran hukuki mesnedin ortadan
kaldırılması için de kanun teklifi verdik. YÖK’ün katsayı konusunda aldığı
birtakım kararların idari yargıya götürülerek iptalini sağlayan husus, aslında
kanundan kaynaklanan bir hükümden dolayıdır. Dolayısıyla, bu konuda Adalet ve
Kalkınma Partisi YÖK kararı üzerinden siyaset oluşturacağına, gelin, hep
beraber, birlikte irademizle bu katsayı adaletsizliğini doğuran YÖK Kanunu’nun
ilgili maddesini değiştirelim, eşitleyelim. YÖK üzerinden siyaset yapmayın ve
böylelikle Cumhuriyet Halk Partisiyle de bu konuda bir tahterevalli siyaseti
yapmayın, bitirelim bu işi.
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Bize ne
söylüyorsun?
AHMET YENİ (Samsun) – CHP’ye söyleyin.
OKTAY VURAL (İzmir) – Gelin, beraber…
Hodri meydan! Buyurun…
AHMET YENİ (Samsun) – CHP’ye söylesene,
CHP’ye.
OKTAY VURAL (İzmir) – Buyurun… Buyurun…
Kanun teklifimiz ortada, getirin değiştirelim.
AHMET YENİ (Samsun) – CHP’ye söylesene
bir şey.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yok, getirdik,
götürmedik… Kayıkçı kavgasına gerek yok ya!
BAŞKAN - Arkadaşlar, şimdi son
konuşmacı Sayın Yeni. 10 kişiye genellikle ferdî konuşmalarda söz veriyoruz,
sonra işimize devam ediyoruz. Dolayısıyla, son konuşmacı Sayın Yeni.
Buyurun Sayın Yeni.
34.-
Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin, üniversite sınavlarında katsayı
uygulamasından doğan haksızlığın giderilmesine ilişkin açıklaması
AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; eşim baş örtüsü mağduru, 1980 öncesi
üniversitede okurken mağduriyet yaşadı, on dokuz yıllık öğretmenliğine son
verildi; çocuklarım ikna odaları ve katsayı mağduru oldu; şu anda ben dede
oldum, torunumu mağdur ettirmeyeceğim.
Sevgiler, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin
görüşmeleri tamamlanmıştır.
III.-
YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili
ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.
BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz, peki
efendim.
İsim alalım lütfen: Sayın Tarhan, Sayın
Aslanoğlu, Sayın İnce, Sayın Hamzaçebi, Sayın Kart, Sayın Çıray, Sayın Ekinci,
Sayın Çam, Sayın Öner, Sayın Yılmaz, Sayın Serindağ, Sayın Ayaydın, Sayın Akar,
Sayın Güven, Sayın Genç, Sayın Özel, Sayın Toptaş, Sayın Tanal, Sayın Sarıbaş,
Sayın Köprülü, Sayın Soydan.
Değerli arkadaşlar, şimdi yoklama
yapacağız.
Yoklama için iki dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yeter sayısı vardır.
VIII.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
3.-
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, tutuklu ve hükümlü
öğrencilerin sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin, Genel Kurulun 8/2/2012
Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmesinin aynı
tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Halk
Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
4.- Genel
Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 128 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve
bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
8/2/2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Danışma Kurulu'nun 08.02.2012 Çarşamba
günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Mustafa
Elitaş
Kayseri
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" Kısmında yer alan 128
sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına alınması ve diğer
işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun;
Haftalık çalışma günlerinin dışında 10
Şubat 2012 Cuma günü saat 14:00'te toplanması ve bu
birleşimde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;
08 Şubat 2012 Çarşamba günkü (bugün)
birleşiminde 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına
kadar,
Bugünkü birleşimde 156 Sıra Sayılı
İçtüzük Teklifinin görüşmelerinin tamamlanamaması halinde ise 09 Şubat 2012
Perşembe günkü birleşiminde 156 Sıra Sayılı İçtüzük Teklifinin görüşmelerinin
tamamlanması ile "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmında yer alan 67, 100 ve 119 sıra sayılı kanun
tasarılarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
10 Şubat 2012 Cuma günkü birleşiminde
ise 128 Sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;
Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'de günlük programların tamamlanamaması halinde günlük
programların tamamlanmasına kadar;
çalışmalara devam edilmesi,
128 Sıra sayılı kanun tasarısının
İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin
ekteki cetveldeki şekliyle olması;
Önerilmiştir.
128 Sıra Sayılı
Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme
Kanunu Tasarısı
(1/485)
Bölümler Bölüm Maddeleri Bölümdeki Madde Sayısı
1. Bölüm 1 ila 8 inci maddeler 8
2. Bölüm 9 ila 15 inci maddeler 16
(Geçici
Madde 1 dahil)
Toplam
Madde Sayısı 16
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım,
efendim, bu öneriyi alarak işlem yapmanız mümkün değil çünkü bugün Danışma
Kurulu toplantısı yaptık Sayın Cemil Çiçek’in Başkanlığında ve Sayın Nurettin
Canikli katıldı. Sayın Nurettin Canikli Danışma Kurulunda önerilerinin… Bütün
siyasi partiler olarak biz önerilerimizi söyledik. Sayın Nurettin Canikli
-Danışma Kurulu toplantısındaki tutanakları getirtirsiniz- şu öneriyi
getirdiklerini söylediler: “İç Tüzük’le ilgili çalışmaların tamamlanması
amacıyla getiriyoruz.” dedi. Dolayısıyla, Danışma Kurulunda isteme bağlanmayan
bir öneri yazılı olarak Genel Kurula getirilemez. Bu durumda, hangi öneriyi biz
tartışacağız? Yani dolayısıyla, AKP Grubunun usulüne uygun bir şekilde Danışma
Kurulunda dile getirip de oy birliği sağlanamamış bir önerisi olmadığından
dolayı, AKP Grubunun bu önerisi İç Tüzük 19’a göre uygun olmadığından, bu
öneriyi -usulüne uygun işleme alınmadığı için Danışma Kurulunda- bugün de
buraya getiremeyeceğini ifade ediyorum. Dolayısıyla, Danışma Kurulu tutanağını
getirtirseniz AKP Grubunun, Danışma Kuruluna hangi öneriyi getirdiğini tespit
edersiniz. O öneri ile bu öneri arasında dağlar kadar fark vardır. Dolayısıyla,
bu öneriyi müzakere etmemiz mümkün değildir efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkanım, sizin de zaman zaman Başkanlık yaptığınız dönemlerde, Danışma Kurulu
toplantıya çağrıldığında, prensip kararı aldığımız çerçevede “Danışma Kuruluna
katılmayan siyasi parti gruplarının önerileri dikkate alınmaz.” geleneğini
oluşturduk.
Bakın, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre, siyasi parti grupları bir araya gelip Meclis Başkanının çağrısı üzerine
grup önerilerini teklif ettiklerinde Danışma Kurulu bir karar veremezse İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesinin son fıkrasına göre Genel Kurulda bu istemde
bulunabilirler.
Şimdi, Sayın Oktay Vural Danışma
Kurulunda ne istediğimizle ilgili konuyu teker teker tutanaklara geçirilsin
diye ifade ediyor ama onlar da kendi araştırma önergelerini teker teker
tutanaklara geçirmemiştir. Nitekim, biz orada, Danışma
Kurulunda ne istediğimizle ilgili konuyu Meclis Başkanlığına verdiğimiz üst
yazı ve ilişiğindeki, hangi konuyu görüşeceğimiz ve Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bugünden itibaren nasıl çalışacağı, hangi zamanlarda çalışacağı ile
ilgili usul ve esasları belirten yazıdır. Nitekim, bu
müracaatımızla birlikte Danışma Kurulunda zaten, Sayın Başkan “Anlaşılan o ki
teklifler doğrultusunda Danışma Kurulu mutabakata varamadığından dolayı, İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre işlem yapacağım.” diye kapatmıştır. Bugüne
kadarki yapılan bütün uygulamalar bu şekildedir. AK PARTİ’nin verdiği grup
önerisi burada görüşülebilir.
Saygılar sunarım.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım,
Sayın Elitaş yine doğruyu söylemiyor. Bakın, orada, Danışma Kurulunda “AKP
Grubunun önerisi var mı?” dendi, “Hayır, yok.” dendi, tutanaklarda da var, yok…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tutanaklarda
var Sayın Başkan.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan, oradaki önemli olan, yazılı olan metinlerdir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir teklif
Danışma Kuruluna getirilmemiştir. Danışma Kurulunda görüşü ifade edilmeyen
öneriyi burada korsan önerge olarak getirmek kabul edilebilecek bir konu
değildir. Hukuken korunan bir menfaat yok. Görüşülemez efendim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) Sayın
Başkan…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesi gayet açıktır efendim. Siyasi parti grupları Danışma
Kurulunda kendi önerilerini getirirler, Danışma Kurulu öneriler üzerinde
müzakere eder, müzakere sonucunda oy birliğiyle karar alabilir veya
alamayabilir, bir mutabakat sağlayamayabilir. Danışma Kurulunun yapmış olduğu
müzakereler sonucunda oy birliği ile karar alamadığı hâllerde siyasi parti
grupları Danışma Kuruluna sunmuş oldukları önerilerini grup önerisi olarak
Genel Kurula getirirler ve Genel Kurulun takdirine sunarlar. Şimdi, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu, Danışma Kuruluna İç Tüzük değişiklik teklifinin
görüşülmesi yönünde bir öneri getirdikten sonra, Genel Kurula bunun yanına
başka bazı ilaveler yapmak suretiyle bir başka öneriyi sunamaz. Dolayısıyla, bu
öneri 19’uncu maddeye aykırı olduğu için görüşülemez. Eğer, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu ısrar ediyorsa hakikaten, Danışma Kurulunun tutanaklarını
okuyalım, ona göre karar verelim. Bu mümkün değil efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani
“Önemli olan sözlü beyan değildir, yazılı beyandır.” demek “Biz sözümüzde
durmayız, siz bizi izleyin yani daha sonra ne yapacağımız belli olmaz.”
anlamındadır.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan,
dün Danışma Kurulu önerisini birlikte oya sunduk.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bugün, bugün
Sayın Elitaş… Dün dündür, bugün bugündür.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Bugünü konuşuyoruz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nitekim, arkadaşlarımızın aldığı karar çerçevesinde, Danışma
Kurulunda imzalanan bir şeyi burada siyasi parti grup başkan vekillerinden
Sayın Vural’la birlikte paraf ederek düzelttik. Oradaki 5’inci sırayla ilgili
kısmı 2’nci sıraya getireceğimiz konusunu paraf ederek düzelttik. Bugüne kadar
yapılmış bütün Danışma Kurullarında olan…
OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman siz de
düzeltin.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan
da zaten bugünkü Danışma Kurulunda bulundu. Olanları, olan hadiseleri burada
anlatsın. Yani şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasını engellemek
amacıyla, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi çerçevesinde 19’a bağlı olarak engelleme
gayretinden başka bir şey değildir.
MUHARREM VARLI (Adana) – Ne
engellemesi? Siz engelliyorsunuz.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sizi de dinleyelim, sonra size
vereceğim.
Buyurun.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bugün Danışma
Kurulunda…
MUHARREM VARLI (Adana) – Elinizden
gelse ağzımıza bant çekeceksiniz.
BAŞKAN – Bir saniye efendim…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bugün Danışma
Kurulunda “AKP Grubunun önerisi yoktur.” diye izah edildi. Sayın Canikli böyle
bir konuşma yaptı, böyle bir ifade kullandı. Dolayısıyla, tutanakların buraya
getirilip okunmasını talep ediyoruz. Ondan sonra gündeme geçilsin Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Canikli, buyurun.
OKTAY VURAL (İzmir) – Korsan önerge
olur mu?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın
Başkanım, hem AK PARTİ Grup Başkanlığı olarak Meclis Başkanlığına İç Tüzük’ün
19’uncu maddesi çerçevesinde yazı yazılmış, talepte bulunulmuştur; ayrıca,
Meclis Başkanımızın başkanlığındaki toplantıya AK PARTİ Grubunu temsilen ben
katıldım ve orada da bugünkü gündem itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulunda İç Tüzük görüşmelerinin görüşülmesini talep ettiğimizi ve
bitimine kadar görüşmelerin devam etmesi yönünde talebimizin olduğunu ifade
ettim, kayıtlara geçti Sayın Başkanım. Hatta
Sayın Vural da dedi ki: “Yani niye bitim şey yapıyorsunuz?” gibi bir diyalog
da, ufak bir diyalog da geçti aramızda. Dolayısıyla, hem yazılı olarak hem de
kayıtlara geçen şifahi ifadelerimizle İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi
çerçevesindeki hükümler, kurallar yerine getirilmiştir. Herhangi bir usule,
uygulamaya, İç Tüzük’e aykırılık söz konusu değildir Sayın Başkanım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan,
güzel, Sayın Nurettin Canikli de beni teyit etti, teşekkür ederim. Dolayısıyla,
sizin orada getireceğinizi ifade ettiğiniz konu dışında birtakım konuları
getirmeniz sizin iradeniz dışında olmuştur…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onu
getiriyoruz zaten.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim,
aynısını getiriyoruz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Niye yanlış
anlıyorsunuz?
OKTAY VURAL (İzmir) - …çünkü toplantıya
siz katıldınız, mektubu Elitaş yazmış, dolayısıyla yanlış mektup yazmış.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır,
hayır efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) - Adresine uygun
mektup değil.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın
Başkanım, bakın, orada bugün İç Tüzük’ün görüşmelerinin…
OKTAY VURAL (İzmir) – Görüşemezsiniz
efendim.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bakın, çok
net kayıtlarda var Sayın Başkanım. İç Tüzük’ün görüşmelerinin bitimine kadar
görüşülmesini getireceğimizi arzu ettiğimizi ifade ettik Sayın Başkanım.
Getirilen de budur zaten, talebimiz de budur. Bir çelişki yoktur Sayın
Başkanım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim,
tutanakları getirin, her şey orada açık.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, gayet açık bir şekilde ortaya çıkmıştır, Sayın Canikli de ifade
ediyor: “Biz Danışma Kuruluna İç Tüzük değişiklik teklifinin görüşülmesi
yönünde bir öneri getirdik, başka bir öneri getirmedik.”
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan, şu anda Genel Kurula gelmiş konu, Genel Kurulun oyuna sunulur efendim.
Tartışalım...
OKTAY VURAL (İzmir) – Yarın getirsinler
öneriyi efendim.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Dolayısıyla, yapılması gereken…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yarın öneriyi
getirsinler efendim.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır
efendim, bakınız…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım,
bakın, yarın öneriyi getirsinler. Zaten 1’inci sırasında İç Tüzük var.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Vural, izin verir misiniz. Ben sözümü bitirmedim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla,
usulüne uygun devam eder. Önerilerini de yarın getirirler, tamamlanmasına kadar
alırlar.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır. Olur mu öyle şey?
Hayır efendim. Hepsi uygundur Sayın
Başkanım, en ufak bir sıkıntı yoktur, bir problem yok.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, ben cümlemi bitirmedim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ama hukuku kimse
dolanmasın, hukukun üstünlüğünü parmak üstünlüğüne dönüştürmesin; ne varsa o.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yazılı
olarak da gelmiştir.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, diğer siyasi parti grup başkan
vekillerinden rica ediyorum, ben cümlemi tamamlayayım, ondan sonra kendileri
konuşsunlar efendim; cümlemi bitirmedim.
Sayın
Canikli gayet açık bir şekilde ifade etti: “Biz Danışma Kuruluna sadece İç
Tüzük değişiklik teklifinin görüşülmesi yönünde bir öneri getirdik, başka bir
önerimiz olmadı.”
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – “Sadece” demedim efendim, “sadece” demedim.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama Sayın Elitaş’ın Genel Kurula sunmuş olduğu bu
yazıda birçok başka düzenleme var. Dolayısıyla, bu teklif, grup önerisi
görüşülemez.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ara verin, ara.
BAŞKAN
– Başüstüne!
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – “Yok, biz onu da kastettik.” diyorlar ise
tutanakları getirelim, konuşalım bakalım. Aksi takdirde görüşülmesi mümkün
değil.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bunun tartışılacak bir yönü yok ki Sayın Başkan.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Danışma Kurulu toplantısında siyasi parti
gruplarının getirdikleri teklifler uzlaşma sağlanamadığından dolayı burada
görüşülmek üzere Genel Kurulun bilgilerine sunulacak. Genel Kurulun bilgileri
çerçevesinde muhalefet partisi, iktidar partisi konuyla ilgili görüşlerini
beyan edecek. Nitekim, 63’üncü maddeye göre siz
Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerinin fikirlerini soracaksınız,
kanaatlerini soracaksınız.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Öyle şey olur mu canım? Sağ gösterip sol vurmak yok.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – O çerçevede arkadaşlarımız bunun yanlış olduğunu ifade
edecekler, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri de bu konuda onların anlatımı
doğrultusunda… İkna edici bir anlatım yaparlarsa milletvekili arkadaşlarımız
reddedecek, ikna edemezlerse kabul edilecek, olay budur.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Efendim…
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Elitaş “Usul tartışması açın.” diyor size
kibarca.
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir talebimiz yok.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu yaptığımız zaten usul tartışması.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Değil, değil, usul tartışması… Bu, esasla ilgili. Usul
tartışması böyle mi yapılır?
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İktidar partisi ilk defa usul tartışması açılmasını
Sayın Başkana öneriyor çünkü hataları açık.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu yaptığımız zaten usul tartışması.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Maalesef, işte Adalet ve Kalkınma Partisinin kurmay
kadrosu bir grup önerisini buraya getiremiyor, çözümü de Başkanlık makamına yıkıyor.
Böyle bir şey olamaz.
Sayın
Başkan, bunun görüşülmesi mümkün değil efendim.
PERVİN
BULDAN (Iğdır) – Başkanım, ara verin.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir usul yok Sayın Başkanım, böyle bir usul yok.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Yani burada biz niye konuşuyoruz?
BAŞKAN
– Arkadaşlar…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, şimdi Danışma Kuruluna elmayı getirip, Genel
Kurula armudu getirmek doğru bir şey değil. Dolayısıyla, bunun görüşülmesi
mümkün değil.
BAŞKAN
– Şimdi, sayın grup başkan vekilleri,
müsaade ederseniz on dakika ara veriyorum, arkaya gelin de görüşelim.
Kapanma Saati : 16.59
İKİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 17.21
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Buyurun Sayın Canikli.
OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bir
dakika…
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun.
OKTAY VURAL (İzmir) – Öneriyle ilgili,
zannederim AKP Grubu Danışma Kurulunda getirdiği teklife uygun bir şekilde
önerisini revize etti. Dolayısıyla o revize edilen öneriyi okumanız lazım ki
ondan sonra görüşmeler başlasın ya da Sayın Canikli…
BAŞKAN – Tamam.
Sayın milletvekilleri, AK PARTİ Grubu
önerisini yenilemiştir.
Bu öneriyi okutuyorum şimdi:
5.- Genel
Kurulun, 8 Şubat 2012 Çarşamba günü 156 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; görüşmelerin
tamamlanamaması hâlinde 9 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşimde görüşmelerin
bitimine kadar çalışmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
8/2/2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Danışma Kurulu'nun 08.02.2012 Çarşamba
günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Mustafa
Elitaş
Kayseri
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Genel Kurulun;
08 Şubat 2012 Çarşamba günkü (bugün)
birleşiminde 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına
kadar,
Bugünkü birleşimde 156 Sıra Sayılı
İçtüzük Teklifinin görüşmelerinin tamamlanamaması halinde ise 09 Şubat 2012
Perşembe günkü birleşiminde 156 Sıra Sayılı İçtüzük Teklifinin görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar,
Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'e kadar günlük programların tamamlanamaması halinde
günlük programların tamamlanmasına kadar;
çalışmalara devam edilmesi,
Önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım,
öneri AKP Grubunun Danışma Kurulunda beyan ettiği çerçeveye getirilmiş olduğu
için onun müzakeresinin yapılması mümkün olabilir diye düşünüyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Önerisi’nin müzakerelerine geçiyoruz.
Lehinde ve aleyhinde 2’şer arkadaşımıza
söz vereceğiz.
Birinci söz, lehinde olmak üzere Sayın
Nurettin Canikli.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
AK PARTİ Grup Önerisi’nin lehinde söz
aldım.
Biraz önce grup önerimizin içeriğiyle
ilgili olarak bir tartışma yaşandı ve arkada, daha sonra, diğer grup başkan
vekili arkadaşlarımızla birlikte istişare ederek bir sonuca vardık.
Yani işin özü şu: AK PARTİ Grup
Başkanlığı bugünkü gündemle ilgili olarak grup önerimizi ya da Danışma Kurulu
önerimizi Meclis Başkanlığına yazılı olarak, kayıtlara geçecek tarzda gönderdi.
Bize göre esas olan da bu yani hâlen de kanaatimiz bu yönde, esas olan bu,
kayıtlara geçmiştir. Orada bu haftaki çalışma gündemiyle, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin çalışma gündemiyle ilgili olarak hangi konuların, hangi kanun tasarı
ve tekliflerinin görüşülmesini önermesiyle ilgili içerikte herhangi bir problem
yok ve bu, bu şekilde bildirildi. Danışma Kurulunda da buna aykırı olmayacak
şekilde, bunu tamamlayacak şekilde biz de ifade ettik ve orada -tutanaklara da
bakıldığında görülecektir- İç Tüzük’ün görüşülmesi ve bitimine kadar
görüşmelerinin yürütülmesi şeklindeki önerimizi de sözlü olarak ifade ettik,
kayıtlara geçti. Ama arkadaşlarımız “Bu ikisinin bire bir,
motamot, aynen denk olması, eşit olması gerekir.” şeklindeki kanaatlerini
ortaya koydular ve biz de yani Başkanlığa yazılı olarak gönderdiğimiz
önerimizin yeterli ve geçerli olduğunu bilmemize ve inanmamıza rağmen,
arkadaşlarımızın bu şekilde önerilerine biz de yani herhangi bir şey olmasın
düşüncesiyle katıldık ve bu şekilde bir -daha önce de bu yöntem çok kullanıldı-
formülasyonla düzeltildi.
Dolayısıyla, bizim grup önerimiz, bugün
ve yarın İç Tüzük görüşmelerinin yapılması, bugün bitirilemezse bu görüşmelerin
yarın devam etmesi şeklinde. Eğer yarın bitirilemezse de normal, önümüzdeki
hafta görüşmeler devam edecek bu düzeltme çerçevesinde yani cuma günü çalışma
yapılmayacak. Bu şekilde karara bağlamış olduk.
Grup önerimizin yüce Meclis tarafından
kabul edilmesini bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.
Grup önerisi aleyhinde Sayın Şandır.
(MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisinin bugün
getirdiği grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Tabii, her
defasında yazboz tahtasına dönüştü, yani acele işe şeytan karışır, acele işe
şeytan karışır. Nurettin Bey, yani mesele birbirimizle akıl yarışı yapmak
değil, doğruyu yapmak, birlikte yapmak. Birlikte rahmet var, ayrılıkta nelerin
olduğunu hep beraber görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, bu tartışmanın
sebebini sizler de biliyorsunuz, şu saat itibarıyla milletimiz, halkımız da
bizi izliyor. Gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin sorunlarının
çözümü için hukuk kurmak üzere kurulmuş, görevlendirilmiş ve bu konuda da
siyasi iktidara, iktidar partisi grubuna yetki verilmiş. Biz her defasında
söylüyoruz, Meclisin gündemini belirleme yetkisi iktidara aittir ancak
iktidarın kafası karışık olunca, hangi konuları, hangi sıralamada görüşeceği
kararını sürekli değiştirince, muhalefet partileri olarak biz de buraya
milletin gündemini getiriyoruz, işin özü bu.
İktidar kendi gündemini getiriyor, bu
gündemi belirlemekte yetkisi var ama getirdiği konulara bakınız, inanınız ki
toplumun sorun içinde kıvranan kesimlerinin sorunlarına çözüm üretecek konular
değil, başka konular. Yani uluslararası sözleşmelerin toplumsal karşılığı var
mı? Hükûmetin gündem belirlemek gibi yetkisine saygı duyuyoruz ama milletin
gündeminin buraya getirilmesi de Milliyetçi Hareket Partisi başta olmak üzere,
muhalefet partilerinin hakkı ve yetkisidir. Bu, İç Tüzük’ümüzde 19’uncu maddede
belirleniyor: Danışma Kurulu. Danışma Kurulunda eğer iktidarın getirdiği gündem
sıralaması muhalefet tarafından da paylaşılırsa Danışma Kurulu kararı olarak
geliyor, burada birçok defa da bu denenmiştir ve yapılmıştır; hatta hiç Danışma
Kurulu toplanmadan elden imzalattırarak bu türlü uzlaşma örneklerini bu Meclis
ortaya koymuştur. Ama bunun dışında, muhalefet partileri olarak bizim toplum
kesimlerinin sorunlarını buraya taşımak için başka bir imkân, gündem belirlemek
anlamında bir başka imkân yok. Danışma Kurulu grup önerisinin adı budur. Bu
hakkın muhalefet partilerinin elinden alınmak istenmesi kabul edilemez
arkadaşlar, demokrasimiz açısından, Meclisimiz açısından, demokratik sistem
açısından kabul edilemez. Milletin gündeminin tartışılmasını, burada muhalefet
partilerinin sesini kısarak, elinden alarak demokrasiyi işletemezsiniz.
Değerli milletvekilleri veya bizi
izleyen değerli vatandaşlarımız bilmeli ki Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın
grup başkan vekilleri, grup başkan vekilleri kimliğiyle bir kanun teklifi
getirdiler buraya, hiç gerekli değilken. Yani dokuz yıldan bu yana bu Meclisi
yönettikleri İç Tüzük’ü değiştirmek üzere kendi aralarında anlaşmışlar bir
kanun teklifi getirmişler. Demin anlatımını yaptığım, milletin gündeminin
buraya getirilmesini temin eden grup önerisi konusunda muhalefetin sesini kırk
dakikadan beş dakikaya indiriyorlar. Biz de diyoruz ki: Sizin niyetiniz
muhalefetin sesini kısmak. Mevcut İç Tüzük’te 19’uncu maddede muhalefet partisi
grupları veya iktidar partisi grubu da uzlaşarak buraya bir Danışma Kurulu kararı
getiremedikleri takdirde grup önerisi olarak getirirler, lehte-aleyhte onar
dakikadan kırk dakika konuşulur. Mesele ne? Milletin bir meselesinin burada
iktidarıyla muhalefetiyle birlikte kırk dakika konuşulmasıdır, bunun
paylaşılmasıdır. Vatandaşın hiç olmazsa Meclisinden kendi sorununun konuşulduğu
görebilmiş olması gerekiyor. Bunu temin etmek için İç Tüzük’te tanzim edilen
19’uncu madde, bu, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinin ortak
kanun teklifiyle buraya, beş dakika olarak sınırlayan bir düzenleme geldi. Bu,
doğrudan muhalefetin sesini kısmak arzusudur.
Değerli arkadaşlar, başka şeyler
söyleyebilirsiniz, iki günden veya bir haftadan bu yana bunu dinliyoruz, işte,
“Daha çok muhalefet konuşuyor, siz konuşuyorsunuz.” falan diye -öyle bir
niyetimiz yok- iddialarını iktidar partisi ısrarla önümüze koyuyor ama bu bir
irade beyanı, irade beyanı. Yani nedir?
Hangi kanunu çıkartmak istediniz, hangi sıralamayı yapıp da Meclisin
gündemini belirlemek istediniz de muhalefet partileri bunları engelleyebildi?
Eğer bu irade beyanında siz Meclisi çalıştırmak gibi bir arzunuz var da
muhalefetin konuşma süresini kısaltıyorsanız doğru değil. Meclisin çalışmasını
hepimiz istiyoruz. Meclis çalışsın, sabahlara kadar çalışsın, her gün çalışsın,
günün her saatinde çalışsın, burada hiç kısıtlama yok. Buyurun, saat 14.00’te
başlayacağımıza 13.00’te, saat 11.00’de başlayalım, saat 19.00’a kadar
çalışacağımıza 21.00’e kadar çalışalım, çok acil durumlar varsa bitimine kadar
çalışalım. Yani bu İç Tüzük’le muhalefet partilerinin elindeki 19’uncu
maddedeki grup önerisi getirme hakkını veya konuşma hakkını elimizden almanın
gerekçesi Meclisin çalıştırılmak istenmesi olmaz, bu doğru değil, bunu ısrarla
söyleyerek milleti aldatmaya hakkınız yok.
Değerli milletvekilleri, şunu bilmeniz
lazım: Evet, Türkiye hukuk devleti, Meclisin hukuku da İç Tüzük ama bu kurallar
Meclisi çalıştırmaz, istediğiniz İç Tüzük’ü yapın, Meclis İç Tüzüğü’nü yapın,
istediğiniz kuralı koyun, istediğiniz hukuku geliştirin, eğer aramızda bir
güvene dayalı uzlaşma yoksa bu Meclisi çalıştıramazsınız. Bunu kırk defadır
deniyorsunuz, bin defadır deniyorsunuz. Eğer maksadınız, amacınız Meclisi
çalıştırmak ve milletin sorunlarına çözüm üretmekse bunun yolu muhalefet
partisi grup başkan vekilleriyle uzlaşmadan geçer. Bu uzlaşmayı biz her
defasında ortaya koyuyoruz, birçok örneği var -daha önce arkadaşlarımız
bahsetti- bir haftada 2.800 maddelik dört tane kanun çıkarttı bu Meclis.
Muhalefet itiraz etse çıkartabilir miydiniz?
Değerli milletvekilleri, uzlaşma bir
mecburiyet. Burada millet adına bulunuyoruz iktidarıyla muhalefetiyle, ortak
aklı üretmek noktasında uzlaşmak mecburiyetindeyiz ama bir başka mecburiyet,
uzlaşmayı temin etmek sorumluluğu siyasi iktidarın. Siyasi iktidar uzlaşmanın
tedbirlerini alacak ama uzlaşmayı bozmak gibi bir arzu, bir niyet varsa, işte,
yapılacak iş, bunun gibi bir iç tüzük tadili, teklifi, kanun teklifini getirip
bu Meclise dayatmaktır.
Tekrar soruyorum, vicdanlarınıza
soruyorum, vatandaşlarıma soruyorum. Dokuz yıldır bu Meclisi tek başına siyasi
iktidar olarak AKP yönetmektedir, bu İç Tüzük’le yönetmektedir. Bu üç dönemde
muhtemel 3 bine yakın kanun çıkmıştır, bu İç Tüzük’le çıkmıştır ve bu parçalı
yapıyla, bu muhalefet partileriyle çıkmıştır. Şimdi, dokuz yılda kullandığınız ve
bu hükümleriyle, bu kurallarıyla yönettiğiniz bu Mecliste şimdi ne değişti de
İç Tüzük’ün 19’uncu maddesini değiştiriyorsunuz?
Bakın, değerli milletvekilleri, bilgi
olarak sunuyorum size. Milliyetçi Hareket Partisi olarak kapalı kapılar
arkasında bir haftadır devam eden görüşmelerin içeriğini size sunuyorum.
Israrla uzlaşalım diyoruz. Çekin bu İç Tüzük teklifini, oturalım, birlikte
yapalım. Geçen dönemde hazırlanmış, dört partinin katılımıyla hazırlanmış
devasa bir İç Tüzük teklifi var. Gelin, onu yeniden ele alalım.
Anayasa değiştirmek için oluşturulan bu
uzlaşmayı İç Tüzük’te de yapalım. İç Tüzük ve Anayasa birbirinin paraleli
kanunlar. Anayasa olmadan İç Tüzük’ü değiştirmenin, parçalı bir şekilde
değiştirmenin de hiçbir anlamı yok.
Dolayısıyla, burada çalışmanın
huzurunu, uzlaşmanın zeminini parçalayan, bunu ortadan kaldırmaya çalışan,
maalesef bu İç Tüzük teklifi olmuştur. Bir haftadan bu yana da tartışıyoruz,
bir milim mesafe katedilememiştir.
Teklifimiz şudur: Çekin bu İç Tüzük
teklifini, oturalım, bunu ve bunun ötesinde, bu Meclisi daha etkin çalıştırmak
için yapılması gerekenlerin tamamını birlikte tanzim edip buraya getirelim.
Aksi takdirde, hem bu milletvekillerine yazık olur hem milletin zamanına yazık
olur ama bunun sorumlusu AKP İktidarı, AKP grup başkan vekilleri…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR (Devamla) - … AKP Grubu
olur. Bunu bilesiniz. Sorumluluk sizin. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başbakanın talimatı
var, çekemezler.
BAŞKAN – Önerinin lehine Sayın Mustafa
Elitaş, Kayseri Milletvekili, Grup Başkan Vekili. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Elitaş
“Başbakanın talimatı var, çekemeyiz.” de.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçen hafta başlayan İç Tüzük
görüşmelerimiz bugün, çarşamba günü tekrar devam edecek. Bu süre içerisinde,
dün de ifade etmeye çalıştığım gibi, İç Tüzük’le ilgili tartışmaların biraz daha
yoğun bir şekilde geçmesi, hoş olmayan görüntülerin ortaya çıkması
münasebetiyle, siyasi parti grup başkan vekillerinin bulunduğu bir ortamda,
Sayın Başkanın başkanlığında bir toplantı yaptık. Cuma günü saat 09.30’dan
11.30’a kadar geçen toplantıda belirli bir noktaya gelinip saat 13.30’da tekrar
Başkanımızın başkanlığında yarım saatten fazla bir süre toplantıya devam
edildi. Bu süre içerisinde, o gün İç Tüzük’le ilgili konunun
görüşülmemesinin, pazartesi ya da salı günü siyasi parti grup başkan vekillerinin
bir araya gelerek en çok tartışılan konular ne ise yani İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesi ile sık sık gündeme gelen İç Tüzük’ün 63’üncü maddesindeki usul
tartışmaları doğrultusunda ortaya çıkan karmaşanın giderilmesi ve daha sağlıklı
bir şekilde çalışması amacıyla getirdiğimiz teklifin muhalefet partileri
tarafından “Muhalefetin sözünü kısmak” anlamındaki, şeklindeki ifadeleri olarak
hayat buldu.
Bakın değerli milletvekilleri,
muhalefet partilerinin maalesef gelenek hâline gelen… Özellikle 24’üncü Dönem
Parlamentosunda, 23’üncü Dönemde de son zamanlarında gelenek hâline gelen
çalışma günü hangi gün ise her gün grup önerisi verilmesi alışkanlık hâline
geldi. O grup önerileri de -ki, bugün konuştuğumuz grup önerileri de araştırma
önergeleri şeklinde- Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin salı günü
belirlenmesi ve o çerçevede çarşamba, perşembe günü, karar alındıysa cuma,
cumartesi günleri de devam etmesi.
Muhalefete mensup değerli
konuşmacıların, özellikle grup başkan vekillerinin bu kürsüde yaptığı konuşmalarda
en büyük eleştiri, en büyük sitemlerinden birisi şuydu; geçen dönem de bu, bu
dönem de bu: “Yarın ne yapacağımızla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi ya da
İktidar Partisi Grubu kanaat oluşturmamış. Salı günü bu konuda grup önerisi
almasına rağmen Çarşamba günü tekrar gündem değiştiriyorlar.” şeklinde bir
eleştiri var.
Muhalefetimizin bu konuda itirazları,
eleştirileri doğrultusunda Meclis Başkanımız da tutanakları inceleyerek, İç
Tüzük konuşmaları, görüşmeleri sırasındaki iktidar ve muhalefet partisi
milletvekillerinin bu tür konudaki görüşlerini inceleyerek, grup önerilerinin
sadece salı günü görüşülmesiyle alakalı bize bir önerme sundu.
Bizim grup önerilerini getirmemizde ki,
19’uncu maddeyi değerli arkadaşlarım, İç Tüzük değişiklik teklifini, 156 sıra
sayılı Teklif’in 1’inci maddesinde, sadece öneriyi veren grubun beş dakikayla
ilgili sınırlı olmak üzere, neyi önerdiğini değerli milletvekillerine, Türkiye
Büyük Millet Meclisine sunup, ondan oylamayla netice alınması. Danışma Kurulu
önerilerinin de oylamasız, görüşmesiz Türkiye Büyük Millet Meclisinin fikrine,
kanaatine sunulması şeklinde bir teklifti.
Şimdi, bizim getirdiğimiz bu
düzenlemede Meclis Başkanımızın teklifi, tavsiyesi, biz de AK PARTİ Grubu
olarak, zaten siyasi partilerin de bu manadaki yaptığı eleştirilerdi. Meclis
Başkanı da uzun yıllardır Parlamento tecrübesi olan, Bakanlık yapmış, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin işleyişini iyi bilen birisi olarak dedik ki: “Sayın
Başkanın bu şekilde bir kanaati varsa, bu, uzun yılların bir tecrübesidir. Biz
de o konuda uygun.” dedik yani sadece salı günü grup önerilerini konuşmak.
Nitekim yine aynı şekilde muhalefet
partisine mensup hem sayın milletvekillerinin hem sayın grup başkan
vekillerinin özellikle ve ısrarla “Parlamento denetim yapamıyor. Denetim günü
için bir gün ayıralım.” şeklindeki düşünceleri de kabul gördü. İç Tüzük
değişiklik teklifimize baktığınız takdirde, bizim salı günlerinin tamamını
denetime ayırmak…
Hatırlarsanız, yaptığımız grup
önerilerinde ve Danışma Kurulu önerilerinde sadece salı günleri bir saat
süreyle sözlü sorulara cevap verme işlemini, eylemini yürütüyoruz ama
getirdiğimiz İç Tüzük değişikliğinde, iki saat süreyle sözlü sorulara cevap
verilmesi… Hatta milletvekili, grup başkan vekili arkadaşlarımızla prensipte
belli bir noktada yaklaştığımız, yakınlaştığımız, “Salı günleri araştırma
önergelerini konuşalım ama bunları, iktidar partisi ister kabul etsin ister
kabul etmesin.” şeklindeki teklifleri de bize sıcak geldi. Ama,
bu sıcak gelen teklifleri, üslup içerisinde, sükûnet içerisinde, sakin bir
şeklide tartışabildiğimiz ortamda değerlendirdiğimiz takdirde bu olabilir. Hatta, bir muhalefet partisinin teklifi daha uygun geldi:
“Daha çok şeyleri konuşalım…” Nasıl daha çok şeyleri konuşalım? Bildiğiniz
gibi, araştırma önergelerinin görüşülmeye başlamasıyla ilgili, İç Tüzük’teki
genel hükümler uygulanır. Genel hükümlerde siyasi parti gruplarına yirmişer
dakika, önerge sahipleri adına beşer dakika süre verilir. Bir muhalefet
partimizin getirdiği teklif de şuydu: Daha fazla araştırma önergesine,
milletvekilli arkadaşlarımızın bu konudaki fikirlerini beyan edebilmek adına,
İç Tüzük’te bir değişiklik yapalım. Gruplar adına olan yirmişer dakikalık,
konuyu doldurmak için, konu dışına sapmak yerine, bizim, araştırma
önergelerinde gruplar adına onar dakika, önerge sahipleri adına beşer dakikalık
bir de konuşma teklifini, biz arkadaşlarımızdan, bunu da, prensip olarak duyduk
ve uygun olduğunu da gördük. Ama şimdi “Muhalefetin sesini kısmak.” diye ifade
etmek, açıkçası, büyük bir haksızlık oluyor.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Beş dakika
geliyor ya!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Büyük bir
haksızlık oluyor.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kırk dakikayı
beş dakikaya düşürüyorsunuz, öyle değil mi?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Nasıl?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Getirdiğiniz
teklifte, grup önerilerinin görüşülmesinde İç Tüzük’e göre kırk dakika varken
şimdi, bunu beş dakikaya düşürüyorsunuz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, Sayın
Meclis Başkanımızın teklifi…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım ama
sizin niyetiniz, sizin iradeniz ortada.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın
Şandır, bakın, şimdi, sizin ifade ettiğiniz, yani siyasi parti gruplarının her
gün grup önerisi getirmelerini Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimi olarak
tanımlıyorsunuz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama bu her
zaman olmuyordu.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın
Başkanım, haklısınız, onu ifade etmeye çalışıyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Her zaman
olmuyordu, şimdi niye oldu?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Müsaade
ederseniz… Siz, her gün getirdiğiniz grup önerisini bir denetim faaliyeti
olarak değerlendirmeye çalışıyorsunuz. Biz de diyoruz ki: “Her gün getirdiğiniz
grup önerilerini değerlendirmeye çalışmayın. Biz de çarşamba günü, perşembe
günü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mutat kanun yapma günleri içerisinde,
salı günü aldığımız grup önerisini çarşamba, perşembe günü değiştirmeyelim.
Salı günü ne aldık, çarşamba, perşembe günü, hatta gelecek hafta da -eğer
ihtiyaç duyulmazsa- aynı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usul
ve esaslarını, gündemdeki konuları sabitleyelim.” Niye? Milletvekili
arkadaşlarımız çalışıyorlar, geliyorlar; muhalefetten arkadaşlarımız da “Sayın
Başkan, bakın, benim konuşmam vardı. Niye gündemi değiştirdiniz?” diye haklı
olarak bize sitem ediyorlar. İşte, biz diyoruz ki: “Salı günü bunu yapalım.
Grup önerilerini getirelim, siz de getirin, biz de getirelim ama salı günü aynı
zamanda biz denetim faaliyetlerini hızlandıralım.” Nasıl hızlandıralım?
Soru-cevaba bir saatlik süreyi, Danışma Kurulunda aldığımız haftada bir gün bir
saati biz şimdi salı günleri iki saate çıkaralım diye teklif sunuyoruz,
ki tahmin ediyorum bütün siyasi parti grupları da bu teklifi uygun olarak
görüyor.
Aynı şekilde -isim vermeden söylüyorum-
bir siyasi parti grubumuzun araştırma önergelerinde genel hükümler çerçevesinde
yirmi dakikayla başlayıp on dakikayla giden kısmı, “on dakika gruplar adına,
beşer dakika da önerge sahipleri adına” dediğimizi… Amaç da iyi niyetli. Nasıl
iyi niyetli? O gün bir tane araştırma önergesini değil, iki tane araştırma önergesini
görüşebilelim, mümkünse üç tane araştırma önergesini görüşelim. Hakikaten
araştırma önergesi konularına baktığımızda, gerçekten çok olumlu şeyler var. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin zamanının kısıtlanmasından
dolayı ya da önümüzdeki gündemin farklı olmasından dolayı ya da Türkiye Büyük
Millet Meclisinin imkânlarının kısıtlı olmasından dolayı, Meclis binasının
imkânlarının kısıtlı olmasından dolayı ki nitekim geçen dönem bayağı fazla
miktarda araştırma önergelerini biz burada komisyonlarını kurup birlikte
yaptık, hatta tüm siyasi partilere… O gün, örnek, bir siyasi partimizin,
Cumhuriyet Halk Partisinin getirdiği araştırma önergesini biz benimsediğimizde
diğer siyasi partilere “Sizin de konuşma hakkınız olsun diye birlikte bir
önerge verelim.” dediğimiz anlar da oldu.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani uzlaşma
mümkün. Uzlaşma örneği var.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın,
değerli arkadaşlar, dün saat 15.00’te başladık.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet,
kırk yılda bir.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Nevzat Bey,
kırk yılda bir değil. Kırk yılda bir “Hayır.” dediğimiz zaman olmuş olabilir.
Bakın, dün saat 15.00’te başladık.
Danışma Kurulu önerisini yaptık. Gündem dışı konuşmalar, tartışmalar vesaire
derken 16.30’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine geçtik. 5 maddelik
kanunu, 2’si yürürlük ve yürütme olmak üzere esası 3 maddelik kanunu, 1 geçici,
1 ek maddeyle birlikte 5 maddelik kanun teklifini saat on buçukta bitirdik.
Şimdi biz şunu diyoruz, değerli
milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekilim, Sayın Şandır şunu diyorum…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Günde bir
madde geçen kanunlar oldu.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Müsaade
ederseniz, zamanım kalmadı; eğer Sayın Başkana bir dakika daha müsaade etmesini
söylerseniz konuşalım.
Bakın, biz şunu diyoruz: Dün beş
maddelik kanunun her bir maddesini, yürürlük ve yürütme de dâhil olmak üzere,
birer saat süreyle görüştük. Bu çerçevede on dakika konuşan milletvekili
arkadaşlarımız, konuyla ilgili veya konu dışında o gün kendisinin çok önemli
diye hissettiği konuyu da gündeme getirdi. Belki iktidar partisini eleştirdi,
belki bir milletvekilini eleştirdi, belki Hükûmeti eleştirdi ama bu eleştiri
çerçevesinde grup önerileriyle değil çalışırken biz eleştiri yapalım diye
teklifte sunuyoruz. Ümit ediyorum, diliyorum ki siyasi parti gruplarının…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …bu manada
baktığımızda, denetim faaliyetlerini azaltmak değil denetimi daha etkili bir
hâle getirmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarının verimli olması
amacıyla verdiğimiz teklife destek vereceklerini umuyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.
Aleyhte konuşmacı, İstanbul
Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi.
Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakika.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tam dokuz gündür Türkiye Büyük Millet
Meclisi İç Tüzüğü’nde yapılacak olan değişikliğe ilişkin çeşitli önerileri
görüşüyoruz. Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi ile milletin gündemi
aynı değil ise orada siyasette sorun var demektir, milletin gündemi ile Meclis
gündemi birbirinden farklılaşmış ise siyaset iyi işlemiyor demektir.
Türkiye'nin gündemine baktığımızda Türkiye'nin bir demokrasi programına
ihtiyacı olduğunu görürüz, Türkiye’de demokrasinin demokratikleştirilmesi
ihtiyacının olduğunu görürüz. Evet, giderek daha otoriter eğilimler gösteren,
bu yönde uygulamalar ortaya koyan bir iktidarın olduğu ülkede, demokrasinin
demokratikleştirilmesi gibi bir programın ne kadar zor olacağını biliyorum.
Pankart açan öğrencilerin, “Parasız eğitim istiyoruz.” diyen öğrencilerin terör
örgütü üyesi olarak yargılandığı, yumurta atma eyleminin terör eylemi
sayıldığı; yumurta, şemsiye, pankart çubuğu, kartpostal gibi eşyaların suç
unsuru sayıldığı bir ülkede demokrasinin demokratikleştirilmesi gibi bir
programın ne kadar zor olduğunu, bunun gerçekleştirilmesinin ne kadar zor
olduğunu biliyorum.
Otuz kırk yıl önce tarihin karanlığına
gömülmüş olan örgütlerin polis fezlekeleriyle diriltilerek öğrencilerin buna
üye yapıldığı hayalî bir şekilde ve hayalî bir şekilde yaratılan terör
örgütlerine üyelik nedeniyle öğrencilerin yargılandığı bir ülkede bunun ne
kadar zor olduğunu biliyorum.
İktidar karşıtı düşünceleri ifade eden
aydınların, bilim adamlarının, gazetecilerin, siyasetçilerin, sultanlar,
padişahlar, krallar döneminde olan siyasetten katletme eyleminin modern
versiyonu olan yargı eliyle nasıl katledilmeye çalışıldığını biliyorum ve böyle
bir ülkede demokrasinin demokratikleştirilmesinin ne kadar zor olduğunu
biliyorum ama Türkiye’nin gündemi bunlar olmak zorundadır. Türkiye’nin
gündeminde öldürülen savcılar var. Türkiye’nin gündeminde, on iki yaşındayken
babası tarafından, ailesi tarafından pazarlanan kız çocuklarımız var. Bu bir
örnek, bunlar gerçek, toplumumuzun derin yaraları var. Bu problemleri saymakla
bitiremeyiz. On dakikalık zaman dilimi içinde bunları ana başlıkları hâlinde
ifade etmem bile son derece zor.
Evet, Türkiye’nin demokratikleşmeye ihtiyacı
var. Türkiye’nin, demokratikleşme, demokrasinin derinleştirilmesi probleminin
bir alt bileşeni olarak yasama reformuna ihtiyacı var. Siyasetin temel
kurumları olan Parlamento, siyasi partiler, Anayasa, belirli dönemler
itibarıyla yapılan seçimler, sistemi demokratik kılmaya yetmiyor; bunlar
demokrasinin asgari unsurları ama bunların varlığı rejimi demokrasi olarak
tanımlamak için yeterli değil, bunun yanına başka unsurların da ilave edilmesi
gerekiyor. Sivil toplumun tartışmalara katılması gerekiyor veya sivil toplumda
ülkenin temel meselelerinin konuşulması gerekiyor. Şimdi İç Tüzük
değişikliğiyle yapılan, yapılmak istenen Türkiye'nin karşıt düşüncelerinin daha
az ifade edilmesidir; muhalefetin, iktidar karşısındaki düşüncelerinin daha az
ifade edilmesi, daha az konuşulmasıdır. Şimdi, sivil toplumu ne kadar baskı
altına alırsanız, onun alanını, konuşma alanını ne kadar daraltırsanız, o alanı
ne kadar iktidar olarak, devlet olarak işgal ederseniz o demokrasi o kadar
demokrasi olmaktan uzaklaşır.
Liberal demokrasi, sonraki aşamasında
cumhuriyetçi demokrasi, sonraki aşamasında müzakereci demokrasi olmuştur. Bugün
köklü demokrasilerde müzakereci demokrasi vardır yani temel kararların kamusal
alanda herkes tarafından tartışıldığı, bu tartışmalara paralel bir tartışmanın
Türkiye Büyük Millet Meclisi veya o ulusal parlamentoda yapıldığı demokrasidir.
Şimdi yapılan, vatandaşların ülkenin sorunlarını tartışmak için bir araya
geldiği kamusal alanın yeniden feodalleşmesidir. Bu İç Tüzük, Türkiye’de
ülkenin sorunlarının tartışıldığı kamusal alanın feodalleştirilmesi, onun
devlet tarafından işgal edilmesi, devletin kontrolü altına alınması konusunda
atılmış bir adımdır. Buraya çıkan iktidar sözcüleri doğruyu söylemiyorlar,
doğru değil.
Şimdi, on sekiz maddelik İç Tüzük
Değişiklik Teklifi’nin sadece bir maddesi Hükûmetin konuşma süresini sembolik
olarak azaltmaktadır, diğer bütün maddeler muhalefetin konuşma sürelerini
kısmaya yöneliktir; gerçek budur.
Söylenen şudur, uzlaşma yönünde iktidar
partisinin gösterdiği çaba: “Ya, galiba çok fazla kıstık muhalefetin sesini,
biraz daha gevşetelim.” Şu anda bir siyasi parti grubunun Genel Kurula sunmuş
olduğu bir öneri üzerinde muhalefet partilerinin konuşma süresi yirmi
dakikadır, İç Tüzük değişiklik teklifi bunu beş dakikaya indirmiştir. Şimdi
diyorlar ki: “Bu beş dakikayı bir-iki dakika daha artırabiliriz, bak, gelin,
uzlaşalım.” Uzlaşma bu değildir, uzlaşma antidemokratik hükümlerin
kaldırılmasıdır, vazgeçilmesidir.
Şimdi böyle bir İç Tüzük değişiklik
teklifini görüşeceğiz eğer birazdan gerçekten görüşmeler başlayabilirse. Umarım
görüşürüz. Ama biz bu teklifi benimsemiyoruz, bu teklifi doğru bulmuyoruz. Bu
teklif doğrudan muhalefetin söz hakkını kısmaya yöneliktir. Şimdi, bu teklif,
baktığımızda, biraz önce tanımını yapmaya çalıştığım müzakereci demokrasi
anlayışının çok ötesinde, bir şark kurnazlığına dayanan, otoriter eğilimler
gösteren bir iktidarın, böyle bir iktidarı kuran, oluşturan siyasi partinin
teklifidir, tamamen demokrasi karşıtı bir tekliftir.
Biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde
uzlaşmanın güzel örneklerini verdik. Şimdi Sayın Elitaş diyor ki: “Dün beş
maddeyi beş saatte görüştük.” Peki, biz geçen yılın, 2011 yılının Ocak ayında
dört günde 2.700 maddeyi geçirdik buradan. Bundan kimse söz etmiyor. Türk Ticaret
Kanunu, Borçlar Kanunu, dört günde 2.700 maddeyi geçirdik beş kanun hâlinde.
İktidar çalışmıyor. Diyor ki: “Efendim, gelen grup önerileri gündeme geçmemizi
engelliyor.” Ben soruyorum Adalet ve Kalkınma Partisine: Gündemde neyiniz var
da neye geçemedik? Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisine getirdiğiniz bir
öneri yok. Dün getirdiniz, dediniz ki: “6111 sayılı Kanun’u çıkaralım.” “Evet,
derhâl çıkaralım.” dedik. Bakın, öneri yapıyorum: Bekleyen yetmiş sekiz tane
uluslararası sözleşme var. Getirin bir haftada çıkaralım. Karşı çıktıklarımız
var, onları ayıklarız. Çıkarabiliriz. Başka hangi kanun varsa getirin ülkenin
gündeminde olan, sorunları çözecek olan, destek vereceklerimiz olabilir,
vermeyeceklerimiz olabilir. Vereceklerimizde çıkar görüşümüzü ifade ederiz,
vermeyeceklerimizde çıkar medeni bir şekilde farklılıklarımızı ifade ederiz.
Uzlaşırız veya uzlaşamayız, çıkarabiliriz. Bir tembellik var, bir gayriciddilik
var. 22’nci Dönemde 900 küsur kanun çıkarmış bu Parlamento. 24’üncü Döneme
gelmişiz, 500 küsura inmiş bu, yarı yarıya düşmüş. Şimdi “İktidar çalışmıyor,
iktidar tembel, çıkaracak kanun yok, e muhalefetin de çok fazla sesi çıkıyor,
sesini kısalım.” anlayışıdır bu. Bu yanlış değerli milletvekilleri, bu yanlış,
bu yanlışa ortak olmayın.
Uzlaşma yönünde çaba gösteren biziz.
“Bu maddeyi çıkarın, diğer maddeleri yasalaştıralım.” dedik, bu öneri kabul
görmedi. Madem bu maddede ısrar ediyorsunuz, gelin, geçen yasama döneminde dört
siyasi partinin mutabık kaldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük değişiklik
teklifi var, onu referans alalım, yeni bir çalışma yapalım, e ona da “Hayır.” E
onun içinden birkaç maddesi seçilmiş, ayıklanmış, yeniden kurgulanmış, buraya
getirilmiş. E peki, bunu getiriyorsanız 19’uncu maddedeki ısrarımızdan da
vazgeçelim, on dakika konuşsun sadece bir siyasi parti ama Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemi, Sayın Salih Kapusuz’un da imzası olduğu teklifte olduğu
gibi beşte 2 veya beşte 1 oranda muhalefetin önerilerinden oluşsun, e buna da
“Hayır.” Sizin niyetiniz samimi değil, samimi değil niyetiniz. Sizin niyetiniz
muhalefetin konuşmamasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama
rüzgâr eken fırtına biçer.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.
Sayın milletvekilleri, Adalet ve
Kalkınma Partisi grup önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, grup önerisini oylarınıza
sunacağım.
III.-
YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili
ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Yoklama isteniyor.
İsimleri tespit edelim lütfen.
Sayın Hamzaçebi, Sayın İnce, Sayın
Tarhan, Sayın Kart, Sayın Ayaydın, Sayın Çıray, Sayın Öner, Sayın Çelebi, Sayın
Nazlıaka, Sayın Akar, Sayın Toprak, Sayın Tanal, Sayın Yüceer, Sayın Tayan,
Sayın Cihaner, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Yılmaz, Sayın Özgündüz, Sayın
Demirçalı, Sayın Bayraktutan.
Tamam efendim.
Cihazla yoklama yapacağız.
İki dakika süre veriyorum efendim.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yeter sayımız vardır.
VIII.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
5.- Genel
Kurulun, 8 Şubat 2012 Çarşamba günü 156 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; görüşmelerin
tamamlanamaması hâlinde 9 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşimde görüşmelerin
bitimine kadar çalışmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul
edilmiştir.
Birleşime bir saat ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.03
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati: 19.00
BAŞKAN:
Cemil ÇİÇEK
KÂTİP
ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fatih ŞAHİN (Ankara)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
(CHP’li bir grup milletvekilinin
komisyon sıralarında oturduğu görüldü)
BAŞKAN – Alınan karar gereğince sözlü
soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
X.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.-
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) (x)
BAŞKAN – Komisyon?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Yok.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan, Komisyon burada efendim.
BAŞKAN – Komisyon yerinde.
Başkanlık temsilcisi burada.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, şimdi, efendim, geçen, İç Tüzük’le ilgili olarak yaptığımız en
son oturumda ifade etmiştim, bir kez daha ifade etme zorunluluğunu
hissediyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde değişiklik yapılmasına
ilişkin Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinin vermiş olduğu
teklif İç Tüzük’ün 181’inci maddesine aykırıdır. Zira,
İç Tüzük’ün 181’inci maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ndeki
değişiklik tekliflerinin milletvekilleri tarafından yapılabileceğini
düzenlemektedir. Oysa teklife baktığımızda, iktidar partisine mensup 5 grup
başkan vekilinin milletvekili sıfatının ötesinde grup başkan vekili kimliğiyle
bu teklifi verdikleri görülmüştür yani teklif bu yönüyle İç Tüzük’ün 181’inci
maddesine aykırı olduğu için görüşülebilir değildir. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
İkincisi…
BAŞKAN – Affedersiniz…
Değerli arkadaşlar, sükûneti temin
edelim lütfen.
Buyurun efendim.
(x) 156 S. Sayılı Basmayazı 1/2/2012 tarihli 59’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
…bundan çok daha önemli olmak üzere, Başkanlık Divanını temsilen burada bulunan
Sayın Mehmet Sağlam, Anayasa Komisyonundaki görüşmeler sırasında tarafsızlığını
yitiren açıklamalarda bulunmuştur. Sayın Sağlam’ın Anayasa Komisyonu raporuna
geçen açıklamalarından bir cümleyi burada tekrar okumak istiyorum. Sayın Sağlam
şöyle söylüyor: “Ayrıca, beş dakikada söylenmek istenen her şeyin
söylenebileceğini, demagoji yapılması durumunda sürenin sınırsız olacağını, bu
Teklifin sonuçlanması durumunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin daha verimli
çalışacağını” söylemiştir.
Sayın Sağlam, muhalefet temsilcilerinin
Türkiye Büyük Millet Meclisinde, komisyonlarda ve Genel Kurulda beş dakikayı
aşan konuşmalarının demagoji olduğunu ifade etmiştir. Bu cümlesiyle -bırakın
Parlamentonun onurunu rencide eden yanını bu cümlenin- iktidarın teklifinin
paralelinde bir tavır ortaya koymuştur.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İhsası
rey yapmıştır.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Çok doğru…
Çok doğru…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Anayasa’nın 94’üncü maddesinin son fıkrası son derece açıktır, Meclis başkan
vekilleri görevlerinin gerektirdiği hâller dışında yani şu kürsüde oturumu
yönetirken ortaya çıkan tartışmalara müdahale etmek veya o tartışmalara ilişkin
açıklamalar yapmak dışında tarafsızlığına gölge düşürecek hiçbir açıklamada,
beyanda veya davranışta bulunamaz.
Öyle anlaşılıyor ki İç Tüzük değişiklik
teklifinin görüşülmesine karar vermiş durumdasınız. Evet, görüşülebilir ama
Sayın Sağlam’ın burada oturması hâlinde bu görüşmenin yapılması mümkün
değildir. Sayın Sağlam kalkar, bir başka Meclis başkan vekili gelir, bu
görüşmeler devam edebilir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Tarafsızlığını yitirmiş bir Meclis Başkan Vekiliyle görüşmelerin devamı mümkün
değildir efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Hamzaçebi.
Hatırlarsanız, benim yönettiğim
birleşimde ve oturumlarda bu konuları zatıaliniz, başkaca değerli
milletvekillerimiz dile getirmiş idi. Sayın Sağlam da geçen birleşimde ve
oturumlarda temas ettiğiniz hususla ilgili açıklama yaptı. Biz, şimdi, sizlerle
de vardığımız mutabakat gereği teklifin tümünü görüştük, tümü üzerindeki
konuşmalar tamamlandı. Meclis Başkanı olarak ben önümde hangi sıraya göre iş ve
işlemler yapılacaksa onu yapmak gibi bir durumla karşı karşıyayım. Bugün İç
Tüzük’ün görüşülmesiyle ilgili biraz evvel zaten karar alındı. Yani gündemin
1’inci sırasında İç Tüzük konusu var. Şüphesiz, bu ve başkaca gerekçeleriniz
varsa bunları gündeme getireceksiniz, onları burada tartışacağız, konuşacağız
ama bahsettiğiniz husus geçtiğimiz oturumlarda gündeme getirildi, karara
bağlandı. Şimdi geldiğimiz noktada, Meclisi yöneten kişi olarak ben nereden
başlayacağım? Cümlem tamamlanmadan…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Müsaade ederseniz… Şey oldu,
görüşmeler tamamlandı teklifin tümü üzerinde, soru-cevap kısmında kalmıştık ve
soru-cevap kısmında “salı günü toplanmak üzere” diye birleşimi kapatmıştık.
Dolayısıyla, şimdi, bizim başa dönme
imkânımız yok, kaldığımız yerden devam edeceğiz, soru-cevap kısmına geçeceğiz.
Nitekim o gün de -isimlerini biraz sonra arz edeceğim- bazı sayın milletvekili
arkadaşlarımız soru-cevap kısmıyla ilgili olarak da zaten sisteme girmiş idi.
Dolayısıyla, yürüyen bir işlem var, ilk defa başlamıyoruz. Bu taleplerinizi,
itirazlarınızı da gündeme getirdiniz. Yine de, bundan sonraki müzakereler
sırasında gündeme getireceksiniz.
İZZET ÇETİN (Ankara) – Bugünün
soru-cevabı olur mu Sayın Başkan?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, bitti mi efendim?
BAŞKAN – Evet. (CHP sıralarından
gürültüler) Lütfen… Sayın Hamzaçebi’yi dinleyebilmem için ortamın sakin olması
lazım, sessiz olması lazım.
Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, geçen haftaki son oturumda mutabakata varılan herhangi bir husus
yoktu; bunu siz gayet iyi biliyorsunuz. Eğer mutabakata varılmış bir konu
olsaydı, o günden bugüne sizin başkanlığınızda, siz olmadan o kadar toplantı
yapılmazdı. En son bugün makamınızda bir toplantı yaptık, bir uzlaşma sağlanamadı.
Yani ortada bir ihtilaf vardır. Ayrıca, geçen cuma günü yapılan görüşmede Sayın
Sağlam’ın oturmasına biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak rıza göstermedik. Bunun
İç Tüzük’e aykırı olduğunu o gün de ben ifade ettim ama siz özellikle şunu rica
ettiniz: Şu tümünü bir görüşelim ama tümünü de bitirmeyelim, soruları
sormayalım; dolayısıyla, yani sorunu erteleyelim, donduralım, salı gününe kadar
bir çözüm üretelim. Salı gününe kadar, çarşamba gününe kadar dondurulmuş bir
sorunu buzdolabından çıkardık, şimdi o sorun üzerinde konuşuyoruz. Dolayısıyla,
Sayın Sağlam’ın tarafsızlığını yitirdiği konusundaki görüşümüzü bu oturumda
ifade etmemiz kadar doğal bir şey yoktur. Geçen oturumda oturmuş olması bu
oturumda ve bundan sonra oturacağı anlamına gelmez. İç Tüzük görüşmeleri devam
edebilir ama tarafsızlığını yitirmiş Sayın Sağlam’ın komisyon sıralarında
Meclis Başkanlık Divanını temsilen oturması mümkün değildir; aksi takdirde
Anayasa’nın 94’üncü maddesine aykırı bir durum söz konusudur. Bunu Cumhuriyet
Halk Partisi olarak, Meclise bir müdahale, bir emrivaki olarak alıyoruz
efendim.
Ara verin, bir başka Meclis başkan
vekilini sizler tayin edin, görevlendirin, görüşmeler devam etsin. Biz yine
karşı görüşlerimizi ifade etmeye devam ederiz, iktidar partisi kendi teklifini
savunur, görüşürüz. Genel Kurul neye karar verirse ona göre hareket ederiz
efendim.
BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN - Sayın Elitaş…
Lütfen, buyurunuz Sayın Hamzaçebi.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük’ün
64’üncü maddesi Meclis başkan vekillerinin sadece kürsüde bulunurken, yani
sizin şu anda bulunduğunuz makamda bulunurken hiçbir tartışmaya
karışamayacaklarını ifade etmektedir. Nitekim, Anayasa
Komisyonunda İç Tüzük’le ilgili görüşmeler yapılırken tüm siyasi parti
gruplarının… Muhtemelen önerge vermişlerdir. Komisyon başkanı önerge sahibinin
önergesini açıklamasını sunduktan sonra orada etkili, yetkili kim varsa,
hükûmet varsa hükûmetin katılıp katılmadığını sorar. Şu anda görüştüğümüz İç
Tüzük de Meclis Başkanlığı adına Meclis başkan vekiline önergeyi sormaktadır.
Orada önerge sahiplerinin verdiği önergeye Meclis Başkanının “Ben tarafsızım,
katılma, katılmama konusunda bir şey diyemem.” deme hakkı da yoktur çünkü bu İç
Tüzük değişikliği Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usul ve esaslarıdır. Nitekim, Meclis Başkanı ve başkan vekilleri de komisyonda
kabul edilmiş önergeler üzerinde görüşlerini beyan etmekle mükelleftir. Sadece Meclis Başkanlık kürsüsünde oturan, yönetim yapan Meclis
Başkan Vekilleri tartışmalara katılamaz ve görüş beyan edemez şeklinde İç
Tüzük’ün 64’üncü maddesindeki hüküm açık ve nettir ve Sayın Grup Başkan
Vekilinin söylediği, şu anda Sayın Mehmet Sağlam’ın orada oturmasına yaptığı
itiraz, açıkçası şuradaki tablonun, komisyon sıralarının işgal edilmesi de
herhâlde millî iradeye karşı yapılmış bir harekettir diye düşünüyorum. (CHP
sıralarından gürültüler)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sırayla Sayın Hamzaçebi. Sayın
Şandır var, müsaade ederseniz…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Hayır, siz konuştuktan sonra,
Sayın Şandır’ın söz talebi var. Müsaade edin, o da görüşlerini bildirsin.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Şandır konuşsun, ben sonra konuşayım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın
Başkanım, aslında önemli bir görüşmeye geçiyoruz. Müsaade etseniz de -İç
Tüzük’te yeri de var, bir usul tartışması yapıyoruz- kürsüden konuşsak, herkes
dinlese, duysa sözlerimizi; belki uzlaşmak için daha iyi bir imkân olur.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Usulle
alakalı bir şey yok ki Sayın Başkan, gündeme geçtik.
BAŞKAN – Hayır… Bir dakika… Bir dakika…
Şimdi, anlayabilmem lazım ki sonuçta
bir karar vereyim ben.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Olmuyor işte.
Bu gürültünün içerisinde çok da maksat hasıl edilemiyor. Onun için, müsaade
edin grup başkan vekili arkadaşlarımıza, görüşlerini kürsüden ifade etsinler.
BAŞKAN – Usul tartışması mı
istiyorsunuz siz?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O anlamda
efendim.
BAŞKAN – Talepleriniz farklı. Şimdi
bunu siz talep ettiniz. Önceki konuşmada bir usul tartışması talebi yok.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan,
arkadaşların başlattığı tartışmaya ben de bir şeyler söyleyeceğim ama müsaade
edin, kürsüden söyleyelim, herkes anlasın sözlerimizi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın
Başkan, benim usul tartışması yönünde herhangi bir talebim yoktur. Sayın
Şandır’ın benim açtığım tartışmadan hareketle “Bir usul tartışması yapalım…”
İZZET ÇETİN (Ankara) – Böyle bir şey
yok.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama böyle de
bir usul yok Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şimdi, esas sıkıntı da buradan
kaynaklanıyor, buradan kaynaklanıyor.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan, Sayın Şandır’ın eğer…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kürsünün önüne
çıkıp konuşmanın anlamı meramımızı size anlatmak.
BAŞKAN – Müsaade ederseniz, herkes
buyursun, herkesin fikrini alayım, düşüncesini alayım, zararı yok, ayakta
beklemeyin. Mademki usul tartışması…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın
Başkanım, yani buraya çıkıp konuşmanın anlamı meramımızı size anlatmak içindir.
Hâlbuki öyle değil, arkadaşlara da söylememiz gereken şeyler var.
BAŞKAN – Peki, tamam, usul tartışması
açıyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkanım, bir saniye, benim konuşma talebim vardı.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan, öyle herkesin istediği anda konuşma usulü yok ki.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir
saniye… Lütfen…
“Önce Sayın Şandır’a söz vereyim, sonra
size vereceğim.” dediniz.
BAŞKAN – Usule uygun değil, ben de
biliyorum ama ne yapalım ki…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Yani bir orta yolu bulmak
adına…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan, usul tartışması…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN - …kaç gündür gayret ediyoruz
“Bir orta yol bulabilir miyiz?” diye ama bu ortamda kimse kimsenin dediğini
anlamıyor.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim,
kürsüye çağırın, konuşalım.
BAŞKAN - Müsaade ederseniz, bu
tartışmayı açıyorum ben. Evvela…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama
Sayın Başkan, rica ediyorum. Siz dediniz ki: “Bir saniye, Sayın Şandır, sizden
önce söz istedi…
BAŞKAN – Evet.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim,
böyle isteyen istediği zaman konuşamaz ki.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …önce
ona vereceğim, sonra size vereceğim.”
BAŞKAN – Buyurun, siz konuştunuz, bir
defa daha konuşun, hiç mahzuru yok yani.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Efendim, mahzuru yok, ben size…
BAŞKAN – Hiç mahzuru yok ama sırayla.
Bakın, herkes bir taraftan konuşursa bir sonuca varamayız. Doğru ya da yanlış
ama birbirimizi dinleyerek bir karara varalım.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütün konuşmalar kürsüden yapılır.
BAŞKAN – Evet.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüye
çağırıyorsunuz, Sayın Şandır geçecek, sonra bizleri çağıracaksınız…
BAŞKAN – Evet.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …Sayın Grup
Başkan Vekilini çağıracaksınız, fikirlerimizi beyan edeceğiz.
BAŞKAN – Tamam, ben de aynı onu
söylüyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – O
zaman, Sayın Başkanım, usul tartışması bağlamı dışında hepimiz kürsüden
görüşlerimizi ifade edelim uygun görürseniz.
BAŞKAN – Herkes olmaz, bunun İç
Tüzük’teki yerini söylersiniz.
SIRRI SAKIK (Muş) – Dört gruba söz
verin.
BAŞKAN – Dört gruba söz vereceğim, usul
tartışması…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Efendim, Sayın Başkanım, şimdi, ben…
BAŞKAN – Evet, çünkü siz öyle
söylemeseniz bile Sayın Şandır diyor ki: “Usul tartışması açalım.” Ben bu
talebi dikkate almak mecburiyetindeyim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim,
kürsüye çağırın, konuşalım, meramımızı anlatalım.
BAŞKAN – Evet.
Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Efendim, müsaade ederseniz, cümlemi bitirmedim, ben cümlemi bitireyim.
BAŞKAN – Evet…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan, cümlesini orada bitirsin.
BAŞKAN – Efendim?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cümlesini
burada bitirsin.
BAŞKAN – Kim?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunlar usule
uygun bir şey değil.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkanım, ben, Sayın Mehmet Sağlam’ın komisyon sıralarına oturmasının
Anayasa’ya uygun… (AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf
atmalar ve gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen, değerli
milletvekilleri, lütfen…
Sizi sükûnete davet ediyorum, lütfen…
(Gürültüler)
Bakınız, konuşarak her şeyi anlamaya
çalışabiliriz karşılıklı olarak. Lütfen, böyle bir usul olmaz. Bu doğru değil
Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Şimdi, Sayın Başkanım, ben…
BAŞKAN - Ama şimdi bu ortamda sizin
söylediğinizi anlayamam ben Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Mehmet Sağlam’ın komisyon sıralarına oturmasının Anayasa’ya…
(CHP’li bir grup milletvekili hatip
kürsüsünde toplandı) [AK PARTİ sıralarından “Bravo (!)” sesleri, alkışlar (!)]
BAŞKAN – Birleşime on dakika ara
veriyorum; grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.
Kapanma
Saati: 19.16
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 20.28
BAŞKAN:
Cemil ÇİÇEK
KÂTİP
ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
(CHP ve BDP Grubu milletvekillerinin
kürsü etrafında toplandıkları görüldü)
BAŞKAN – 156 sıra sayılı İç Tüzük
Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. [(AK PARTİ
sıralarından “Bravo (!)” sesleri, alkışlar)]
Komisyon? Burada.
Başkanlık Temsilcisi? Burada.
Arkadaşlarımızdan rica edeceğim.
Tabiatıyla, bu teklifle ilgili itiraz edeceğiniz pek çok nokta olabilir, bu
teklifle ilgili söyleyeceğiniz itirazlarınız, önerileriniz olabilir ama bu
şekliyle, İç Tüzük konuşulurken İç Tüzük’e aykırı bir şekilde bizim bu işi
götürme şansımız yok. Onun için, durumu daha fazla germeden, daha fazla olumsuz
bir görüntüye sokmadan Meclisi…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Siz
geriyorsunuz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Ne yapacaksak yürürlükteki İç
Tüzük’e göre yapacağız. Ben de İç Tüzük’e göre yönetmek mecburiyetindeyim,
kendime göre bir iç tüzük ihdas edemem. Onun için, kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Nasıl devam
edeceğiz Sayın Başkan?
(MHP Grubu milletvekilleri ayağa
kalktılar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım,
68’e göre, oturuma en çok bir saat ara verilir. Dolayısıyla, demek ki siz bu
oturuma bir saatten fazla bir ara verdiğinize göre, bu birleşimin devamı
konusundaki…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup başkan
vekillerini görüşmeye davet ettiniz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buna birlikte karar verdik,
içeride müzakere yaptık; siz de oradaydınız.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Efendim,
birlikte olmaz yani, İç Tüzük var Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hayır, müzakere etmek adına
grup başkan vekillerini davet ettik.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hayır, İç
Tüzük’e aykırı anlaşma yapamazsınız.
KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’e bağlı
olun Sayın Başkan.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu andaki
görüntü İç Tüzük’e çok uygun Sayın Başkan!
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın
Başkanım, İç Tüzük’e aykırı, grup başkan vekilleriyle anlaşma yapamazsınız.
OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük’e uygun
hareket etmek suretiyle… Bir saatten fazla olduğuna göre, sürdüremiyoruz zaten.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Görüyorsunuz,
söz şartları yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sürdüremiyoruz.
Olmayacak bu, sürdüremiyoruz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, niye ara
verdiniz? Kürsüde konuşma imkânı olmadığı için ara verdiniz.
BAŞKAN – Şimdi, 68’e göre ara vermedik,
neticede bir müzakere yapmak üzere ara verdik. 68’e göre olsaydı dediğiniz
doğruydu. Onun için, 68’e göre ara vermedik.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Divan
Kâtibi niye değişti o zaman?
OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu
şartlarda bu zorlamaya gerek yok.
BAŞKAN – Müsaade ederseniz geçen dönem 1/2/2012 tarihinde sözlü soru ve cevaplar kısmını kaldığımız
yerden devam ettireceğiz.
(Kürsü önünde toplanan CHP ve BDP
milletvekillerinden ayakta sürekli ve şiddetli alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım,
bu tablo Meclise yakışmıyor. Sayın Meclis Başkanı, siz Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanısınız, bu yakışmayan…
BAŞKAN – Ne yapalım? Ben İç Tüzük’e
uygun burayı yönetmeye çalışıyorum ama hep beraber, birlikte bu Meclisi
yönetmeye çalışıyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Lütfen, İç
Tüzük’e uygun hareket edelim.
BAŞKAN – Ama bu görüntüyü herkes doğru buluyorsa devam
edelim.
OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük’e uygun
hareket edelim. Muhalefetin de boynu kıldan ince değil ki. Yani boynumuz
inceyse kesin diyecek
hâlimiz yok.
BAŞKAN – Evet, fayda görülüyorsa devam edelim, benim
söyleyeceğim bir şey yok.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bir şey
söylenmez zaten Sayın Başkan, hiçbir şey söylenmez, sadece oturumu kapatın.
MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan,
devam edelim, haydi devam edelim.
BAŞKAN – Bana söylemeyin, herkes herkese söylesin.
AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Demokrasi
istiyoruz, demokrasi!
BAŞKAN – Evet, fayda görülüyorsa biraz
daha devam edelim, benim söyleyeceğim odur. Evet, fayda görüyorsak, Türkiye
için iyi bir görüntü veriyorsak devam edelim.
OKTAY VURAL (İzmir) – 68’e göre
kapatmak zorundasınız Sayın Başkan, 68’e göre başka yolu yok.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Müzakere
şartları yok Sayın Başkan, dolayısıyla birleşimi kapatmak zorundasınız.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – 15 milyon kişi
ayakta şu anda Sayın Başkan.
ATİLLA KART (Konya) – Sadece demokrasi
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Evet, birleşime on dakika ara
veriyorum.
Kapanma
Saati: 20.33
ALTINCI
OTURUM
Açılma
Saati:21.49
BAŞKAN:
Cemil ÇİÇEK
KÂTİP
ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
(CHP Grubu milletvekillerinin kürsü
etrafında toplandıkları görüldü)
BAŞKAN – 156 sıra sayılı İç Tüzük
Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. [Kürsü
önünde toplanan CHP milletvekillerinden ayakta alkışlar (!) ve gürültüler]
KAMER GENÇ (Tunceli) – Kalmadı ki Sayın
Başkan!
BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.
Başkanlık Temsilcisi? Yerinde.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Gürültülerden
dolayı Meclis çalışmıyor. Bu Meclisi siz iki saattir çalıştıramıyorsunuz,
sorumluluk size ait, İç Tüzük’ü lütfen uygulayın. İç Tüzük’ü uygulamak
zorundasın Meclis Başkanı Cemil Çiçek. Burası senin babanın kürsüsü değil.
BAŞKAN – Şimdi, 3/2/2012
tarihli 61’inci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun
olarak görüşülen teklifin tümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştı. [Kürsü
önünde toplanan CHP milletvekillerinden ayakta, sürekli ve şiddetli alkışlar
(!)]
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, İç
Tüzük 68’e göre İç Tüzük’ü uygulamanızı istirham ediyoruz. On dakika ara
verdiniz ama iki saattir yoksunuz.
BAŞKAN - Şimdi, soru-cevap kısmına
geçiyoruz. Yirmi dakika süreyle soru ve cevap işlemini yapacağız. [Kürsü önünde
toplanan CHP milletvekillerinden ayakta, sürekli ve şiddetli alkışlar (!)]
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu
fiilî olarak İç Tüzük’ü ihlal eden tutuma geçit veremezsiniz. Türkiye bir hukuk
devletidir. Meclis Başkanlığının hukuku uygulaması gerekiyor.
BAŞKAN - Geçtiğimiz son oturumda soru
için sisteme giren arkadaşlar vardı, onların isimlerini okutuyorum… [Kürsü
önünde toplanan CHP milletvekillerinden ayakta, sürekli ve şiddetli alkışlar
(!)]
OKTAY VURAL (İzmir) - Hukukun gereğini
yapın lütfen.
BAŞKAN – Hukukun gereği herhâlde bu
değil, hukukun gereği bu değil.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hukukun gereğini
siz yapın efendim. İç Tüzük 68’e göre gereğini yapacaksınız.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bu işi, bu
noktaya götüremezsiniz Sayın Başkan. Ne kadar ciddi olduğumuzu görmüyor
musunuz? Senin gücün yetmeyecek.
BAŞKAN – Ben 68’e göre ara vermedim,
68’e göre ara vermedim. [Kürsü önünde toplanan CHP milletvekillerinden ayakta,
sürekli ve şiddetli alkışlar (!)]
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım,
keyfî yönetime izin veremeyiz. Yok böyle bir şey ya!
BAŞKAN - Lütfen okuyun:
Sayın Akar, Sayın Kuşoğlu, Sayın Susam,
Sayın Güneş, Sayın Erdemir, Sayın Onur, Sayın Eyidoğan, Sayın Öğüt...
OKTAY VURAL (İzmir) – Yok böyle bir
şey!
Sayın Başkan, talimat nereden gelirse
gelsin izin vermeyeceğiz.
BAŞKAN – Okutmaya devam ediyorum:
Sayın Tezcan, Sayın Toptaş, Sayın
Güven, Sayın Halaçoğlu, Sayın Yeniçeri, Sayın Özgündüz, Sayın Işık, Sayın
Kaleli, Sayın Ekşi, Sayın Toprak. [Kürsü önünde toplanan CHP
milletvekillerinden ayakta, sürekli ve şiddetli alkışlar (!)]
OKTAY VURAL (İzmir) – Hukuka aykırı
tutumunuzu kınıyoruz. İç Tüzük 68’i uygulamaya davet ediyoruz.
BAŞKAN - Soru sormak isteyen varsa
sisteme girsinler, söz vereceğim. (Kürsü önünde toplanan CHP
milletvekillerinden “Çiçek istifa!” sesleri)
OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük 68’i
uygulayın Sayın Başkan.
BAŞKAN - Yoksa teklifin tümü üzerindeki
görüşmelerin tamamlandığına karar vereceğim. (Kürsü önünde toplanan CHP
milletvekillerinden “Çiçek istifa!” sesleri)
AYTUĞ ATICI (Mersin) - İç Tüzük 68’i
uygulayın lütfen, size bunu uygulama emri verildi.
BAŞKAN – Lütfen siz yerinize oturun,
lütfen, lütfen...
AYTUĞ ATICI (Mersin) – İzin vermemiz
mümkün değil.
BAŞKAN – Siz buyurun.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Çok mu hoşunuza
gidiyor Meclisin bu durumda olması? Meclisi ne hâle getirdiğinizi görmüyor
musunuz? [Kürsü önünde toplanan CHP’li bir grup milletvekilinden “Çiçek
istifa!” sesleri, ayakta, sürekli ve şiddetli alkışlar (!)]
BAŞKAN – Evet, lütfen yerinize oturun,
ondan sonrasını konuşalım.
ATİLLA KART (Konya) – 68’inci madde
açık.
BAŞKAN – 68 kavgadan dolayıdır, kavga
mı var ortada? Lütfen…
Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler
için soru-cevap kısmıyla ilgili olarak sisteme girmek isteyen varsa lütfen girsin.
ATİLLA KART (Konya) – Allah korusun
ağır sonuçları… Olacakların sorumlusu sizsiniz! [Kürsü önünde toplanan CHP’li
bir grup milletvekilinden “Çiçek istifa!” sesleri, ayakta sürekli ve şiddetli
alkışlar (!)]
BAŞKAN – Soru soran olmadığına göre
teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelere geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir. [Kürsü önünde toplanan
CHP’li bir grup milletvekilinden “Yuh!” sesleri, ayakta, sürekli ve şiddetli
alkışlar (!)]
Şimdi birinci bölümün görüşmelerine
başlıyoruz.
Birinci bölüm 1 ila 9’uncu maddeleri
kapsamaktadır.
Birinci bölüm üzerinde söz isteyen var
mı?
OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, takip
edemiyoruz, buna izin veremezsiniz, grup olarak görüşmeleri takip edemiyoruz.
BAŞKAN – Siz yerinize oturun, yerinize
oturun lütfen, rica edeceğim. [Kürsü önünde toplanan CHP’li bir grup
milletvekilinden “Çiçek istifa!” sesleri, ayakta, sürekli ve şiddetli alkışlar
(!)]
Ama kürsü işgali sebebiyle Meclisin…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biz
grup olarak oturumu takip edemiyoruz.
BAŞKAN – Tamam, Sayın Vural, bir
oturun, ben bir izah yapayım, ondan sonra.
Peki, şimdi, bir şey söylemek
istiyorum: Kürsünün işgal edildiği nerede vakidir? Kürsü işgal edilerek sorun
çözülebilir mi?
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz kürsüyü işgal
ediyorsunuz o zaman.
BAŞKAN – Ben niye işgal ediyorum?
OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük’ü
uygulayın.
BAŞKAN – İç Tüzük’ü uyguluyorum. [Kürsü
önünde toplanan CHP’li bir grup milletvekilinden “Çiçek istifa!” sesleri,
ayakta, sürekli ve şiddetli alkışlar (!)]
Ben yapmıyorum, yapmak istemiyorum ama
bu Meclis hiçbir zaman böyle bir işgali ne gördü ne de hak etti, bunu doğru
bulmuyorum. Bundan sonra kendi istediği olmayan herkes kürsüyü işgal ederse bu
İç Tüzük ne anlam ifade edecek?
OKTAY VURAL (İzmir) – 68’i uygulayın
diyoruz.
BAŞKAN – Anladım, peki, “68’i
uygulayın.” diyorsunuz ama şu işgalin bana İç Tüzük’te bir maddesini gösterin,
şu görüntünün bana İç Tüzük’te bir maddesini gösterin.
OKTAY VURAL (İzmir) – Burası Saddam
Meclisi değil, Esad Meclisi değil. (Kürsü önünde toplanmış olan CHP’li bir grup
milletvekilinden “Çiçek istifa!” sesleri)
BAŞKAN – İç Tüzük’te şunun bir
gerekçesini gösterin, bir maddesini gösterin!
Her istediği olmayan kürsü işgal
edecekse, o zaman bu Meclis nasıl çalışacak?
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Olacaklardan siz
sorumlusunuz Sayın Başkan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, İç
Tüzük’ü uygulayın diyorum!
BAŞKAN – Bundan sonra kürsü işgal
ederek müzakere yapacaksak, sorunları böyle çözeceksek bu İç Tüzük ne işe yarayacak,
ben de onu soruyorum. (Kürsü önünde toplanmış olan CHP’li bir grup
milletvekilinden “Çiçek istifa!” sesleri)
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 21.56
BEŞİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 21.02
BAŞKAN:
Cemil ÇİÇEK
KÂTİP
ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
(CHP ve BDP Grubu milletvekillerinin
kürsü etrafında toplandıkları görüldü)
BAŞKAN – 156 sıra sayılı İç Tüzük
Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Başkanlık temsilcisi
burada.
(Kürsü önünde toplanan CHP ve BDP
milletvekillerinden ayakta sürekli ve şiddetli alkışlar)
BAŞKAN – Bir şey izah edeyim, ondan
sonra siz yine alkış yapacaksanız yaparsınız. Bir şey izah etmem lazım ama
alkış yapacaksanız yapın yine…
Sayın milletvekilleri, bu Meclis çok
badire atlattı, çok sıkıntılar yaşadı. Ama böyle bir görüntüyü bu Meclis hak
etmiyor, siyaset kurumu hak etmiyor ve böyle bir işgal Meclisimiz açısından çok
doğru değil, İç Tüzük’e de uygun değil. Bunu, tarihe not düşmek adına ifade
ediyorum.
Birleşime on dakika ara veriyor, grup
başkan vekillerini tekrar davet ediyorum.