DÖNEM: 24 CİLT: 10 YASAMA YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
48’inci Birleşim
5 Ocak 2012 Perşembe
(TBMM Tutanak Hizmetleri
Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip
üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KAĞITLAR
III.- YOKLAMA
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.-
Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in, Adana ilinin düşman işgalinden
kurtuluşunun 90’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı
konuşması
2.-
Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, kanun hükmünde kararnamelerden sonra
devletin durumuna ilişkin gündem dışı konuşması
3.-
Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun uygulama
alanına ilişkin gündem dışı
konuşması
V.- AÇIKLAMALAR
1.-
Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ilinin
düşman işgalinden kurtuluşunun 90’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması
2.-
Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın, Adana ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun
90’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması
3.-
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Millî Savunma Bakanının Bedelli Askerlik
Yasası’nın görüşmeleri sırasında Genelkurmay Başkanının görüşüyle ilgili
ifadesine ilişkin açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.-
Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin, hayvancılık ve kırmızı et
sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/92)
2.-
İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 22 milletvekilinin, özürlülerin
istihdamındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/93)
B) Genel
Görüşme Önergeleri
1.-
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 20
milletvekilinin, füze savunma sistemi kapsamında Malatya-Kürecik’te
konuşlandırılması planlanan radar sistemi konusunda genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesi (8/5)
C) Duyurular
1.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in resmî konuğu olan Avrupa
Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı Mevlüt
Çavuşoğlu’nun, 10 Ocak 2012 Salı günkü birleşimde Genel Kurula hitaben bir
konuşma yapma isteğine ilişkin duyuru
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.-
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca
Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin
İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi
Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler
Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)
2.-
Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/152) (S. Sayısı:
112)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.-
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
3.-
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İçişleri Bakanı
İdris Naim Şahin’in, Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
4.-
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması
5.-
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya
Önder’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
6.-
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
7.-
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder
ile Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
8.-
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İçişleri Bakanı
İdris Naim Şahin’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
9.-
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.-
İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, infaz koruma memurlarının özlük ve
sosyal haklarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı
(7/958)
2.-
Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Bursa’da meydana gelen orman yangınına
ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1881)
3.-
Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Altın Eller Geleneksel El Sanatları
Festivali’ne Eskişehir’den davet edilen ustalara ilişkin sorusu ve Kültür ve
Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1898)
4.-
Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Bandırma Paşabayırı Kültür Merkezi inşaatına ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1957)
5.-
İstanbul Milletvekili O. Oktay Ekşi’nin, yazılı soru önergesine verilen cevabın
uygunluğuna ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet
Sağlam’ın cevabı (7/1977)
6.-
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, memur ve uzman
kadrolarına atanan arkeolog ve sanat tarihçilerinin özlük haklarına ilişkin
sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2053)
I.- GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak iki oturum yaptı.
İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu, Veremle Savaş Eğitimi
Haftası’na,
İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi, basın ve ifade
özgürlüğüne,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Türk Silahlı
Kuvvetlerindeki sivil memurların durumuna ilişkin gündem dışı konuşmasına,
Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz cevap verdi.
Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Madenci Yürüyüşü’nün 21’inci yıl dönümüne,
İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Haydarpaşa-Kocaeli
arasındaki tren hattının kapanacak olmasına,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Van Milletvekili Özdal Üçer ve 20
milletvekilinin, çocuk ve gençlerde madde bağımlılığının (10/89),
Van Milletvekili Özdal Üçer ve 20
milletvekilinin, 1930 yılında Van’ın Erciş ilçesindeki Zilan
bölgesinde yaşanan olayların (10/90),
Adana Milletvekili Ali Halaman ve 22
milletvekilinin, narenciye üreticilerinin sorunlarının (10/91),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter
heyetin, Gürcistan Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Akaki Minashvili'nin vaki
davetine icabetle Gürcistan'a resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık
tezkeresi kabul edildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmında yer alan 112 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin
bu kısmın 3’üncü sırasına, 15 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ise bu kısmın son
sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül
ettirilmesine; Genel Kurulun 10, 17, 24, 31 Ocak 2012 ile 7 Şubat 2012 Salı
günkü birleşimlerinde 1 saat süre ile sözlü soruların görüşülmesini müteakip
diğer denetim konularının görüşülmeyerek, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine;
11, 18, 25 Ocak 2012 ile 1, 8 Şubat 2012 Çarşamba günkü birleşimlerinde ise
sözlü soruların görüşülmemesine; 4 Ocak 2012 Çarşamba günkü birleşimde saat
20.00'ye kadar, 10, 17, 24, 31 Ocak 2012 ile 7 Şubat 2012 Salı günkü
birleşimlerinde 15.00-20.00 saatleri arasında çalışmasına; 5, 11, 12, 18, 19,
25, 26 Ocak 2012 ile 1, 2, 8, 9 Şubat 2012 Çarşamba ve Perşembe günkü
birleşimlerinde ise 13.00-20.00 saatleri arasında çalışmasına ilişkin AK PARTİ
Grubu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının:
1’inci sırasında yer alan ve görüşmelerine devam olunan Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine
Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi
Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler
Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/440) (S. Sayısı: 32) görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
2’nci sırasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Su
İhtiyacının Karşılanmasına İlişkin Hükümetlerarası
Çerçeve Andlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/446) (S. Sayısı: 26)
görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi ve
kanunlaştı.
3’üncü sırasına alınan Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa
Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu’nun (2/152) (S. Sayısı: 112) tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlandı ve
maddelerine geçilmesi kabul edildi.
5 Ocak 2012 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te
toplanmak üzere birleşime 19.47’de son verildi.
Mehmet
SAĞLAM
Başkan
Vekili
Mine LÖK BEYAZ Muhammet
Rıza YALÇINKAYA
Diyarbakır Bartın
Kâtip Üye Kâtip
Üye
II.- GELEN
KâĞITLAR
No:
59
5
Ocak 2012 Perşembe
Sözlü
Soru Önergeleri
1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, elektrik faturalarına yansıtılan vergilere ve TRT’nin payına
ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/745) (Başkanlığa geliş tarihi:
23/12/2011)
2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, yüksek vergi oranlarına karşı yapılan çalışmalara ilişkin Maliye
Bakanından sözlü soru önergesi (6/746) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, ekonomik krizin etkilerinin azaltılmasına yönelik çalışmalara
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/747) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, işsizlik sorununa ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
sözlü soru önergesi (6/748) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, yoksulluk sınırı altında kalan vatandaşlarımızın mağduriyetinin
giderilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/749) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/12/2011)
6.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, mesleki ve teknik okullardaki öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/750) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/12/2011)
7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerinde yürütülen proje ve
yatırımlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi
(6/751) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
8.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, sağlık sektöründeki sorunlara ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/752) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, TOKİ’den konut alanların sorunlarına ilişkin
Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/753) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/12/2011)
10.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim
Binici’nin, terör suçları nedeniyle tutuklu bulunan ve hüküm giyen kişilere
ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/754) (Başkanlığa geliş tarihi:
26/12/2011)
11.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, Ankara Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübünün banka
hesaplarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/755) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/12/2011)
12.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, Bakanlar Kurulu üyeleri ile birlikte yurt dışına giden milletvekilleri
hakkında Genel Kurulda bilgi verilmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanından sözlü soru önergesi (6/756) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
13.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, Kızılay’ın Düzce depreminde aldığı çadırlara ilişkin Başbakandan sözlü
soru önergesi (6/757) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
14.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bazı ihalelerinde usulsüzlük
yapıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/758)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
Yazılı
Soru Önergeleri
1.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yazılı soru önergelerinin cevaplanmasına ve
cevaplanmayan önergelerle ilgili yapılan işlemlere ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2321) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
2.- Kırklareli Milletvekili Mehmet
Siyam Kesimoğlu’nun, iade edilen soru önergelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2322) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
3.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik
Çirkin’in, Emniyet Teşkilatı mensuplarının özlük haklarının eşitlenmesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2323) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
4.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik
Çirkin’in, Emniyet Teşkilatı mensuplarının maaşlarının iyileştirilmesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2324) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminde zarar gören hayvan
yetiştiricilerinin mağduriyetinin giderilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2325) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminde görev yapan personele
tazminat ve fazla çalışma ücreti ödenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2326) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
7.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın,
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Konya 56. Bakım Merkezi Komutanlığının kapanacağı
iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2327) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/12/2011)
8.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim
Binici’nin, telefonlarının dinlendiği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2328) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/12/2011)
9.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, il özel idarelerine genel bütçeden ayrılan
paya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2329) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/12/2011)
10.- İstanbul Milletvekili Abdullah
Levent Tezel’in, üniversitelerde öğrencilere ve öğretim üyelerine uygulanan
disiplin cezalarına ve idari soruşturmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2330) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
11.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, emekli generallere tahsis edilen araç ve
koruma sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2331) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/12/2011)
12.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın,
tarımsal sulama borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2332) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
13.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın belediyelere yapılan mali yardım miktarlarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2333) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
14.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Devlet Hava Meydanları İşletmesinde görev
yapan personele havacılık tazminatının ödenmemesine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/2334) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
15.- Adana Milletvekili Ali Demirçalı’nın, basına kapalı olarak spor adamlarıyla
yapılan bir toplantı sonrasında basına dağıtılan görüntülere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2335) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, soruşturma izni istenen belediye başkanlarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2336) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
17.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik
Çirkin’in, TRT’de çalışan personel sayısı ile TRT’nin gelir ve giderlerine
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/2337)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
18.- Aydın Milletvekili Bülent
Tezcan’ın, TRT’nin habercilik yayın politikasına ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/2338) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2011)
19.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Doğu Anadolu Bölgesi’nde hayvancılıkla geçinen köylülere mali yardım
yapılmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi
(7/2339) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
20.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, kredi kartlarının faiz oranlarının
artırılmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru
önergesi (7/2340) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
21.- İstanbul Milletvekili İhsan
Barutçu’nun, 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirenlerin yargılanmasına ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2341) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
22.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, İsviçre’den Türkiye’ye yasadışı para sokulduğu iddialarına ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2342) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
23.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, Avrupa Konseyi İşkence ile Mücadele Komitesinin hücre cezaları ile
ilgili raporuna ve ülkemizdeki uygulamaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2343) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
24.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, İzmir-Karabağlar Polis Karakolunda bir kadına şiddet uygulanmasına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2344) (Başkanlığa geliş tarihi:
27/12/2011)
25.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Adliye Saraylarında savcılara ayrıcalık
yapıldığı iddialarına ve üst düzey yargı mensupları ile bürokratlara sağlanan
imkânlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2345) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/12/2011)
26.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi
Baydar’ın, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunlarının KPSS’de uygulanan yöntemlerden kaynaklanan mağduriyetine
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2346) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/12/2011)
27.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, üst düzey bürokratların aldıkları
ücretlere ve işverenlerin primlerinin Hazineden karşılanacağı iddialarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2347)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
28.- Afyonkarahisar Milletvekili
Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’da yaşanan hava kirliliğine ilişkin Çevre
ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2348) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/12/2011)
29.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, müşavir olarak atanan bir kişiye ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2349) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
30.- Kocaeli Milletvekili Lütfü
Türkkan’ın, Türkiye’nin Libya’daki Ulusal Geçiş Konseyine verdiği kredi ve
hibelere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2350) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/12/2011)
31.- Kocaeli Milletvekili Lütfü
Türkkan’ın, MİT’ten bir heyetin, tutuklu bazı Türk İstihbaratçıların serbest
bırakılması için Suriye ile yaptığı iddia edilen görüşmelere ilişkin Dışişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2351) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
32.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, İsviçre Dışişleri Bakanının Dördüncü
Büyükelçiler Konferansına davet edilmesine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2352) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
33.- İstanbul Milletvekili Mustafa
Sezgin Tanrıkulu’nun, Türkiye’nin imza attığı Birleşmiş Milletler
sözleşmelerine ve insan hakları ihlallerinin önlenmesine yönelik çalışmalara
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2353) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/12/2011)
34.- Kırklareli Milletvekili Mehmet
Siyam Kesimoğlu’nun, Bakanlık yurt dışı, merkez ve taşra teşkilatlarında
çalışan geçici personele ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2354) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/12/2011)
35.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliğinin bina,
personel, gelir ve giderleri ile bunların denetimine ilişkin Ekonomi Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2355) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
36.- Kocaeli Milletvekili Lütfü
Türkkan’ın, Kocaeli-Kartepe’deki tehlike arz eden bir
elektrik trafosunun taşınmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2356) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
37.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya-Tavşanlı’da konut ve iş yerlerindeki
elektrik sayaçlarının değiştirilmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2357) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
38.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali
Susam’ın, İzmir-Çeşme’de durdurulan on yedi Rüzgâr Santrali Projesine ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2358) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/12/2011)
39.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret
Akova’nın, elektrik faturalarındaki kayıp-kaçak bedeli ve diğer bedel
kalemlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2359) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/12/2011)
40.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, Maden Kanununun hukuk ve hakkaniyete aykırılığına ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2360) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2011)
41.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, Kahramanmaraş-Afşin Çöllolar kömür
sahasının inceleme ve denetimine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2361) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
42.- Afyonkarahisar Milletvekili
Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’daki üniversite öğrencilerinin yurt
sorununa ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/2362)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
43.- Giresun Milletvekili Selahattin
Karaahmetoğlu’nun, bir bayan güreşçinin dövüldüğüyle ilgili bazı haberlere ilişkin
Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/2363) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/12/2011)
44.- İstanbul Milletvekili Aykut
Erdoğdu’nun, Mersin’de 2013 Akdeniz Olimpiyat Oyunları kapsamında yapılması
planlanan tesislere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2364) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
45.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ziraat fakültesi mezunlarının istihdam
sorununa ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2365) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
46.- Kocaeli Milletvekili Lütfü
Türkkan’ın, balıkçılık sektörünün Ege ve Akdeniz’deki avlanma yasaklarından
kaynaklanan sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2366) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
47.- İstanbul Milletvekili İhsan
Barutçu’nun, GDO’lu 13 mısır çeşidinin ithalatına
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2367)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/12/2011)
48.- Bursa Milletvekili Turhan
Tayan’ın, mısır üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2368) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
49.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün,
Hatay’ın ÇATAK Projesine alınmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2369) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
50.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan
Canalioğlu’nun, küçük balıkçıların çoklu tek kat misina ağlarının kullanımının
yasaklanmasından kaynaklanan mağduriyetine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2370) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
51.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, 2003-2011 yılları arasında yurda kaçak
çay girişine ve yaşanan mağduriyete karşı alınan önlemlere ilişkin Gümrük ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2371) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
52.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın,
Sinop Gümrükler ve Muhafaza Başmüdürlüğünün kapatılmasına ilişkin Gümrük ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2372) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
53.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, belediyeler tarafından amatör spor kulüplerine
ayni ve nakdi yardım yapılmasında uyulması gereken esaslara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2373) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
54.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, mülkî idare amirleri ile bazı
yöneticilerin yapmış oldukları harcamalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2374) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
55.- İstanbul Milletvekili Faik
Tunay’ın, polis memurlarının sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2375) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
56.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran
Bulut’un, Hatay-Samandağ-Yoğunoluk’da bir caminin
yıkılacağı iddialarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2376) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
57.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, 2011 yılında Alevi-Bektaşi kurumlarının kültürel etkinlikler için
yardım talebine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2377) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
58.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, dört veya beş yıldızlı otel, lokanta ve
butiklerin fiyat tarifelerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2378) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
59.- İstanbul Milletvekili Erdoğan
Toprak’ın, İstanbul’daki tarihi eserlerin olası bir depremde zarar görmemesi
için alınan önlemlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2379) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
60.- Bursa Milletvekili Aykan
Erdemir’in, Batman Müzesinin ne zaman faaliyete geçeceğine ve yapılan atamalara
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2380) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/12/2011)
61.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, çayda kayıt dışı üretime ve KDV
oranına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2381) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/12/2011)
62.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Devletin AİHM yargılaması sonucunda ödemiş
olduğu tazminata ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2382)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
63.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran
Bulut’un, özür grubu atamalarına ve yaşanan mağduriyete ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2383) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
64.- Kocaeli Milletvekili Lütfü
Türkkan’ın, Kocaeli-Kartepe’de ilköğretim okulu
ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2384)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
65.- Afyonkarahisar Milletvekili
Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’daki öğretmen ve derslik açığına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2385) (Başkanlığa geliş tarihi:
23/12/2011)
66.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak Üniversitesi kampüs inşaatına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2386) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/12/2011)
67.- Iğdır Milletvekili Pervin
Buldan’ın, bir İngilizce dil eğitim sisteminin uygulanmasında yaşanılan
sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2387)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/12/2011)
68.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularının müfredata
alınması gereğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2388)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
69.- İstanbul Milletvekili Faik
Tunay’ın, ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin sorunlarına ve çözümü için yapılan
çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2389)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
70.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, öğretmenlerin eş durumu özrü atamalarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2390) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
71.- Bursa Milletvekili Sena
Kaleli’nin, FATİH Projesine ve bu kapsamda yürütülen akıllı sınıf uygulamasına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2391) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/12/2011)
72.- Afyonkarahisar Milletvekili
Kemalettin Yılmaz’ın, Ağzıkara Göleti
Bal Ormanına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2392) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
73.- İstanbul Milletvekili Faik
Tunay’ın, Küçükçekmece Gölündeki kirliliğe ilişkin Orman ve Su İşleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2393) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
74.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, sigarayı bıraktırma kampanyasına ve bu
kampanya kapsamındaki bazı uygulamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2394) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
75.- Afyonkarahisar Milletvekili
Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar Devlet Hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2395) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
76.- Afyonkarahisar Milletvekili
Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar ve ilçelerindeki hastane inşaatlarına ve
hastanelerin kadro ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2396) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
77.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, İzmir-Torbalı’daki yeni bir devlet hastanesi
projesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2397) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/12/2011)
78.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, İzmir-Eşrefpaşa
Hastanesine ücretsiz sağlık taraması yetkisinin verilmemesine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2398) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
79.- Tokat Milletvekili Orhan
Düzgün’ün, bir Fransız firmasının ürettiği protezlere ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2399) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
80.- Tekirdağ Milletvekili Emre
Köprülü’nün, Şarköy’deki sağlık hizmetlerinin yeterliliğine ve Devlet
Hastanesinin eksikliklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2400) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2011)
81.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi
Baydar’ın, ilaçların satış fiyatları ve devletin ödediği fiyatlar arasındaki
farkın hastalar tarafından ödenmesinden kaynaklanan mağduriyete ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2401) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
82.- Afyonkarahisar Milletvekili
Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar-Kütahya karayolunda bulunan demiryolları
üst geçit inşaatına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2402) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
83.- Tekirdağ Milletvekili Emre
Köprülü’nün, Muratlı-Tekirdağ Demiryolu Hattına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/2403) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/12/2011)
84.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasına ve
Alevilerin asimile edildiği iddialarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir
Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/2404) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2011)
85.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi
Baydar’ın, Fransa’ya yaptırım kararları ile ilgili bir açıklamasına ilişkin
Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/2405) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/12/2011)
86.- İstanbul Milletvekili Faik
Tunay’ın, kamuya açık alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilerin
kullanımına uygun hale getirilmesine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2406) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
87.- Bursa Milletvekili Sena
Kaleli’nin, bazı kamu kurum ve kuruluşlarındaki üst düzey yöneticilerin maaş ve
diğer gelirlerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2407)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/12/2011)
Genel
Görüşme Önergesi
1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 20 Milletvekilinin, füze savunma sistemi
kapsamında Malatya-Kürecik’te konuşlandırılması
planlanan radar sistemi konusunda bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi.
(8/5) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/10/2011)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21
Milletvekilinin, hayvancılık ve kırmızı et sektöründe yaşanan sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/92) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/10/2011)
2.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük
ve 22 Milletvekilinin, özürlülerin istihdamındaki sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/93) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/10/2011)
Süresi
İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, 2009 mahalli idareler seçimlerinden sonra
yargılanan belediye başkanlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/775)
2.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un,
bir cezaevi ring aracında çıkan yangına ve bu yangında hayatını kaybeden
hükümlülere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/776)
3.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un,
Gümüşhane E Tipi Kapalı cezaevinde yaşamını yitiren bir hükümlüyle ilgili bazı
iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/777)
4.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sağlık hizmetlerinin yetersizliğine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/813)
5.- Samsun Milletvekili Cemalettin
Şimşek’in, Bafra Devlet Hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/814)
6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav’da depremde zarar gören Devlet
Hastanesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/817)
7.- Diyarbakır Milletvekili Emine
Ayna’nın, Kartepe Deniz Otobüsünün kaçırılması
sonrasında düzenlenen operasyonla ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1457)
8.- Hatay Milletvekili Refik
Eryılmaz’ın, Suriye’deki muhalif gruplara silah ve lojistik desteği sağlandığı
iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1458)
9.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Kahramanmaraş’ta eğitimin fiziksel altyapısı ve
okur yazar oranlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1459)
10.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da faaliyet gösteren ticari taksilerin
sorunlarına ve korsan taksiciliğin önlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1464)
11.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim
Binici’nin, Abdullah Öcalan’ın avukatlarının gözaltına alınmasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1465)
12.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan
Köktürk’ün, cezaevinde yaşamını yitiren MİT eski görevlisiyle ilgili bazı
iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1466)
13.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın,
cezaevinde yaşamını yitiren MİT eski görevlisiyle ilgili bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1467)
14.- Hatay Milletvekili Refik
Eryılmaz’ın, Suriye’deki muhalif gruplara çeşitli taahhütlerde bulunulduğu
iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1469)
15.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Bakanlığın cezaevlerindeki kadın tutuklu
ve hükümlüler ile çocuklara sağladığı desteklere ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1481)
16.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1482)
17.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1490)
18.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, terör örgütünün ilaçta yaşanan yolsuzluklarla
bağlantısına ve alınan önlemlere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1491)
19.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ilaç takip sistemine ve terör örgütünün ilaçta
yaşanan yolsuzluklarla bağlantısına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1492)
20.- Bursa Milletvekili İlhan
Demiröz’ün, zeytin üreticilerine prim desteği verilmesine ilişkin Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1496)
21.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1497)
22.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, TKDK’nın Uzman ve Destek Personel
Alımı Seçme Sınavının iptali ve yaşanan mağduriyete ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1498)
23.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, zeytinyağı üretimine ve lisanslı depoculuğun desteklenmesi ve
yaygınlaştırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1499)
24.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, tütün üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1500)
25.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, zeytin ve zeytinyağı üretimindeki hedeflere ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1501)
26.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, 2012 yılı kamu yatırımları programındaki tarımsal yatırımlara ve
Manisa’nın payına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1502)
27.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar’da kurulması planlanan Zeytin ve Zeytinyağı İhtisas Organize
Sanayi Bölgesi çalışmalarına ve zeytinyağı destekleme primlerine ilişkin Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1503)
28.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’da tütün üretimi ve üreticisi sayısındaki azalmaya ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1504)
29.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, zeytinyağının iç tüketiminin artırılmasına yönelik çalışmalara
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1505)
30.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’da pamuk üretim alanı ve üreticisi sayısındaki azalmaya
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1506)
31.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, TKDK’nın Uzman ve
Destek Personel Alımı Seçme Sınavının iptali ve yaşanan mağduriyete ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1507)
32.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da meydana gelen depremler sonrasında
yaşanan mağduriyete ve bunun sorumlularına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1508)
33.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’ün bazı mahallelerindeki tapu ve yapı
ruhsatı sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1510)
34.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul’da servis taşımacılığı yapan esnafın
mağduriyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1511)
35.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Ümraniye’nin mülkiyet ve altyapı
sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1512)
36.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Ümraniye’de ulaşımda yaşanan bazı
sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1513)
37.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Tuzla’da ulaşımda yaşanan bazı sorunlara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1514)
38.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, dijital ekranlı radar sistemi uygulamasına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1515)
39.- İstanbul Milletvekili Ali
Özgündüz’ün, İstanbul’daki depreme karşı güçlendirme çalışmalarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1516)
40.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, Van Valisinin kişisel internet sitesindeki 365 yeni yatırımla ilgili
dosyaya ve bu yatırımların akıbetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1517)
41.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi
Baydar’ın, Bakanlıktaki bazı kadroların uzman kadrosunda birleştirilmesine
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1518)
42.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, 2002’den bu yana öğretmen maaşlarının reel artış
oranına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1520)
43.- Iğdır Milletvekili Pervin
Buldan’ın, Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesinin çalışmalarına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1521)
44.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da deprem sonrasında öğretmenlerin
yaşadıkları sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1522)
45.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da eğitim ve öğretime ara verilmesine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1523)
46.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1524)
47.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran
Bulut’un, öğretmenlere yapılan ek ödeme oranlarının artırılmasına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1525)
48.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’ya yapılan eğitim yatırımlarına ve bunun yeterliliğine ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1526)
49.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1527)
50.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’da yapımı devam eden ve planlanan projelere ilişkin Orman ve
Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1528)
51.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’daki depolama ve sulama projelerine ilişkin Orman ve Su İşleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1529)
52.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar-Gördes Sulama Projesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1530)
53.- Bursa Milletvekili İlhan
Demiröz’ün, Bursa-Balıkesir-İzmir Otoyol Projesinin Bursa il sınırlarındaki
otoyol güzergâhına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1534)
54.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1535)
55.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa-Akhisar-Balıkesir yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1536)
56.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’nın kamu yatırımları programı kapsamında ulaştırma ve
haberleşme alanında aldığı paya ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1537)
57.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar-Gördes-Köprübaşı yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1538)
58.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Bandırma-Balıkesir-Manisa-Menemen yolu çalışmalarına ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1539)
59.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Bergama-Soma-Akhisar yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1540)
60.-
Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, elektrifikasyon sinyalizasyon ve
telekomünikasyon tesisleri yapımı ve altyapı iyileştirmesi projesine ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1541)
61.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar-Sındırgı yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1542)
62.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Salihli-Gölmarmara-Akhisar yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1543)
63.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Aday Konsolosluk ve İhtisas Memurluğu Sınavına
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1544)
64.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Iğdır Borolan Sınır Kapısının açılmasına
ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/1548)
5 Ocak 2012 Perşembe
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 13.03
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri beşer dakikadır.
Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.
Gündem dışı ilk söz, Adana ilinin
düşman işgalinden kurtuluşu yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen, Adana
Milletvekili Sayın Mehmet Şükrü Erdinç’e aittir.
Buyurun Sayın Erdinç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.-
Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in, Adana ilinin düşman işgalinden
kurtuluşunun 90’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Adana’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl
dönümü vesilesiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlarım.
5 Ocak 2012 Adana’nın düşman işgalinden
kurtuluşunun doksanıncı yıldönümü. Bu ifadede geçen düşmandan kastedilen
Fransa’dır yani birkaç hafta öncesine kadar Türkiye’yi dünya kamuoyu nezdinde
Ermeni soykırımı yapmakla itham eden, üstüne üstlük bu saçma ve mesnetsiz
iddiayı reddetmeyi kendi ceza kanununda suç sayan kanun tasarısını kabul eden
parlamentonun ülkesinden bahsediyorum. Evet, Fransa 18 Aralık 1918’den
başlayarak Adana’mızı son Fransız askerinin terk ettiği 5 Ocak 1922’ye kadar
fiilen işgal etmiştir. Bu işgalde Fransa şimdi soykırım yapıldığını iddia
ettiği yandaşı Ermenilerden aldığı cesaretle binlerce yerli Müslüman ahaliyi,
kelimenin tam anlamıyla kurbanlık koyun gibi boğazlamış ve şehri yakıp
yıkmıştır.
Fransız Parlamentosunun tarihî
gerçekleri çarpıtmaya dönük Ermeni iddialarını destekleyen düzenlemesini dünya
üzerinde aklıselim hiç kimsenin kabul etmesi mümkün değildir. Bu kararın,
halkımız başta olmak üzere, dünya insanları nezdinde de hiçbir itibarı
bulunmamaktadır. Tarihsel gerçekliklerden uzak ve yalnızca birkaç Ermeni diasporasını mutlu etmeyi amaçlayan bu gerçek dışı
iddiaların dillendirildiği karar metni er geç tarihin çöp kutusunda yer
alacaktır.
Bizim tarihimizde böylesi bir utanç
kesinlikle yoktur ama bize bu yaftayı yapıştırmaya çalışan Fransa’nın
tarihinde, kara kıta Afrika’da katledilen milyonlarca masum insan bulunduğu
gerçeğini dünya üzerinde herkes bilmektedir. Beyaz adamın yer altı ve üstü
zenginliklerini sömürmek için işgal ettiği topraklarda katlettiği milyonlarca
insan, bugün dünya mazlum milletler tarihinin önden gelen üyelerindendir.
Fransız mezalimini en iyi bilen
bölgelerden birisi de Kurtuluş Savaşı öncesinde iki buçuk yıl işgal altında
bulunan Adana’dır. Şimdi, şehrimizde yerli halka yönelik olarak
gerçekleştirilen vahşetten birkaç ibret tablosunu sunmak istiyorum.
Yeni
Adana gazetesinin kurucusu Ahmet Remzi Bey’in kaleminden Adana olayları şöyle
anlatılıyor: Ermeni kasaplarından Haçinli Kasap Haço, Çolakyanların Kasap Misak
ve kardeşleri ve daha birçok Ermeni kasabı, ellerinde satırlar olduğu hâlde
Müslümanların üzerine yürümüşler, bedenlerini canlı canlı çengellere takıp
âdeta hayvan parçalar gibi uzuvlarını keserek "Bir okka et, dört
meteliğe" diye bağırıp şehit etmişlerdir. Bugün
“Abidin Paşa Caddesi” diye isimlendirdiğimiz yol üzerinde bulunan Kubat Paşa
Medresesi’nde dershaneyi basarak Müderris Hacı İsmail Efendi’yi alnına haç
yaparak şehit etmişlerdir.
Yağ Camisi müezzini Mehmet Efendi’yi
minarede ezan okurken şehit etmişlerdir.
Saimbeyli’de Ermenilerin
vatandaşlarımıza uyguladığı vahşet ve sözde değil özde soykırımın en bilinen
örneği, bölgemizde de hâlen Melek Hatun Ağıdı’yla
anılır. Bölgeyi işgal eden Fransız kuvvetlerine yataklık yapan Ermeni Aram
Çavuş ve adamlarının yaptıkları bu vahşetler “Melek Hatun” diye anılan küçük
tanığın anlatımlarıyla bugüne kadar gelmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu ve benzeri
olayları gerçekleştiren Fransız ve Ermeni çeteciler 5 Ocak 1922 yılına kadar
sürdürmüşlerdir. Hâl böyleyken bizlere asla ve kata gerçekleştirmediğimiz bir
yaftayı yapıştırmaya çalışan zihniyeti bir kez daha şiddetle kınıyor,
Adana’mızın kurtuluş mücadelesinde hayatlarını kaybeden kahramanlarımızı
rahmetle, minnetle anıyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdinç.
Sayın Halaman,
sisteme girmişsiniz, kurtuluşla mı ilgili konuşacaksınız efendim?
ALİ HALAMAN (Adana) – Evet Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
V.-
AÇIKLAMALAR
1.-
Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ilinin
düşman işgalinden kurtuluşunun 90’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması
ALİ HALAMAN (Adana) – Değerli Başkan,
değerli milletvekilleri; 5 Ocak 1922 Adana’nın kurtuluş günüdür. Adana millî
mücadelenin ilk soluk aldığı yerdir. Mücadeleden dolayı şehit düşen bütün
Adanalılara Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün Adanalıların kurtuluş gününü
kutluyor, saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Biz teşekkür ederiz.
Sayın Fatoş Gürkan, Adana Milletvekili.
2.-
Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın, Adana ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun
90’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması
FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Ben de bugün Adana’mızın kurtuluş
gününü kutluyorum. Millî mücadelenin ilk ateşi Adana’da yakılmıştır. Bunu
Mustafa Kemal Atatürk “Bende bu vekayiin ilk hissî
teşebbüsü Adana’da vuku bulmuştur.” diye de söylemiştir.
Bugüne kadar gelmemizde emeği olan
millî mücadele kahramanlarımıza, başta Mustafa Kemal Atatürk’e, silah
arkadaşlarına, kahraman Tayyar Rahmi’ye, Nene Hatun’a ve diğer kahraman
annelerimize, ninelerimize rahmet diliyorum, şükranlarımı sunuyorum; Adanalı hemşehrilerimizin kurtuluş gününü de kutluyorum, saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürkan.
Gündem dışı ikinci söz, kanun hükmünde
kararnameler sonrası devletin durumu konusunda söz isteyen Ankara Milletvekili
Sayın Bülent Kuşoğlu’na aittir.
Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
2.-
Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, kanun hükmünde kararnamelerden sonra
devletin durumuna ilişkin gündem dışı konuşması
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biliyorsunuz, otuz beş kanun hükmünde kararname
çıktı. Bunların hemen hemen hepsi devletle ilgili, bakanlıklarla ilgili
düzenlemeler içeriyordu. Bütün bunlardan sonra farklı bir devlet yapısı ortaya
çıktı. Bunlarla ilgili size bilgi vermek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinize
saygılar sunarım.
Biliyorsunuz, bir küresel kriz dönemi
yaşıyoruz. Küresel kriz yapısal bir kriz aynı zamanda. Yani
sadece ekonomiyle ilgili değil, her kurumu etkileyen bir kriz. Bu arada, devlet
de en fazla etkilenecek kurumların başında geliyor, devlet mekanizması bu
krizden çok fazla etkilenecek.
Bu kürsüden sık sık konuşan hatipler,
en fazla da iktidar milletvekilleri, genellikle şu sözü kullanıyorlar: “İnsanı
yaşat ki devlet yaşasın.” Güzel bir söz, ben de katılıyorum
ama bu söz, devleti çok ön planda tutan bir söz, yücelten bir söz aynı zamanda,
bu yönüyle de güzel, insanı öne alması yanı sıra ama şöyle bir tarafı da var:
Bütün bunlardan sonra, bütün bu kanun hükmünde kararnamelerden sonra,
ekonomideki küresel krizden sonra, nasıl bir devlet oluşuyor, bu oluşan
devletin nasıl bir mantığı var, buna hep beraber bakmamız lazım, yasama organı
olarak bunu çok iyi bilmemiz lazım.
Şunu söylemek istemiyorum: Türkiye
Cumhuriyeti zaten en fazla taşıt aracına sahip ülke -biliyorsunuz- diğer
ülkelerde 10 binler civarındayken gelişmiş ülkelerde, bizde 86 bin civarında ve
bu sene 273 milyon lira kaynak ayrıldı, 4.650 taşıt aracı daha alınacak. Bunu
söylemek istemiyorum, bunları bütçe sırasında konuştuk.
Bunun dışında çok önemli sıkıntılar
var. Mesela bu otuz beş kanun hükmünde kararname sonrası kamuda, bürokraside,
bakanlıklarda çok büyük bir kaos var, karmaşa var,
bürokratlar arasında sıkıntılar var ve moralsizlik var, emin olun bayağı bir
sıkıntı söz konusu.
En belirgin özellik de teftiş
kurullarının bitmesi. Teftiş kurullarının bitmesiyle bir teftiş dönemi bitmiş
değil denetim bitmiş vaziyette ve yerine denetimle uğraşan hiçbir birim yok
kamuda şu anda. Uygulamada -kâğıt üzerinde bazı yerlerde var ama- denetim
bitmiş vaziyette ve tabii ki, yolsuzluklarla ilgili olarak bilgiler de ortaya
çıkmıyor, denetimler yeterince yapılamıyor; bu, çok önemli bir husus kanun
hükmünde kararnameler sonrası oluşan devletle ilgili olarak.
Uzman, bürokraside çok önemli bir
birimdi, çok önemliydi geleceği açısından, uzmanlık kalktı, uzmanlığın tanımını
yapamıyoruz artık, kariyer meslek olmaktan çıktı, birçok kariyer uzmanlık yok
edildi, unvan yok edildi. Bakın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu dönemde 6 kez
organizasyon değişikliği yaptı, Ekonomi Bakanlığı 5 kez, 3 bakanlık 3 kez, 2
kez değişikliği olan 3 bakanlık var ve mayıstan beri 5 bin civarında üçlü
kararnameyle atama olmuş, 5 bin civarında. Bakın, devlet altüst olmuş. 118.409
yeni kadro ihdas edilmiş, 3.876 araştırmacı kadrosu; bütün müdür muavinlerini,
müdürleri, eski şefleri buraya doldurmuşlar. Ben bunları bizim, bize yakın
kadrolar sıkıntıya girdi diye anlatmıyorum; bakın, bunları, devletin içerisinde
karmaşa var, sıkıntı var, onu özellikle belirtmek için söylüyorum.
Bunun haricinde Başbakan
yardımcılarının atanmasıyla ilgili de çok büyük bir sıkıntı var. Başbakan
yardımcıları, bakanlar Anayasa’ya göre atanır, Başbakan yardımcıları şu anda
bakan değil -bakın, çok önemli bir konu- görevlendirilmiş vaziyetteler ve
burada da bir hukuk skandalı söz konusudur. Çok iyi bilmemiz lazım.
Eşit işe eşit ücret konusunu
tartışıyoruz, devam edeceğiz bugün, o da bir skandal oldu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Sürem de
bitti.
Çok teşekkür ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.
Gündem dışı üçüncü söz, 6223 sayılı
Yetki Kanunu hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan’a
aittir.
Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından
alkışlar)
3.-
Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun uygulama
alanına ilişkin gündem dışı konuşması
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
6223 sayılı Yetki Yasası üzerine söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Anayasa’nın yetki kanununu düzenleyen
hükümlerinde “Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacını,
kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla
kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.” denilmektedir.
Kanun hükmünde kararnameyi sınırları
belli olmayan yetki kanununa dayandırmak sürekli bir münakaşayı, sürekli bir
endişeyi ve korkuyu da beraberinde getiriyor.
Nitekim,
yetki kanununa dayanarak çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerde bu söylenenler
had safhada yaşanmaktadır. Yapılan düzenlemelerle devlet bürokrasisi çökertilmiş,
atama kararnamesiyle yapılması gereken atamalar, kadroların kanun hükmünde
kararnameyle boşaltılması sonucu kendi getirdiklerini bile kıyıma
dönüştürmüştür.
Kıyım yerel yönetimlerde de devam
etmiştir. Norm kadro ileri sürülerek işçilerin yerlerinden edilmesini sağlayan
Hükûmetin amacı, herhâlde sadece yatırım için kaynak tasarruf etmek değildir.
Bir diğer amacı, halka iş sözü veren
belediye başkanlarının başka kurumlara gönderilen iş güvenceli işçilerin yerine
geçici, sendikasız, asgari ücrete mahkûm taşeron işçileri çalıştırmak
istemeleridir.
Yetki kanunuyla ilgili görüşmelerde, bu
kürsüden yaptığım konuşmada ve öncesinde Plan ve Bütçe Komisyonundaki
görüşmelerde, yazılan muhalefet şerhinde tüm açıklığıyla Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı olarak yapılan Komisyon çalışması ve tali
komisyon olan Anayasa Komisyonunun rapor vermemesi hususları defaatle vurgulanmıştır. Bu husus Sayın Cumhurbaşkanınca,
Kanunun onay safhasında göz ardı edilmiştir. “Kamu vicdanı” gibi gerekçelerle
son dönemde oldukça hassaslaşan Sayın Cumhurbaşkanının terazisi 6223 sayılı
Yetki Kanunu’nda şaşmıştır. Hâlbuki Sayın Cumhurbaşkanına iktidar partisince
verilen işaretler de mevcuttur.
Mesela, Yetki Kanunu ile ilgili olarak
tali komisyon olan ve Anayasa’ya uygunluk açısından tasarının görüşmesini
yapması gereken Anayasa Komisyonunun Başkanının böyle önemli bir hususta
Komisyon üyelerinin fikrini alma gereği duymadan, tali komisyon olarak görüş
vermeyeceklerini bildirmesi, açıkça Anayasa’ya aykırı olan tasarı hakkında
görüş bildirmekten kaçınmadır. Bu olay bile Sayın Cumhurbaşkanının alarma
geçmesi açısından yeterliydi.
Aslında, iktidar partisine mensup
milletvekili olabilirsiniz, Anayasa Komisyonu Başkanı bile olabilirsiniz, bazı
şeyleri de söyleyebilirsiniz, sonra tam tersini de yapabilirsiniz. Millet adına
vekâleten kullanılan yetkinin yine vekâletle başka birisine ya da organa devri
uygun değildir. Zaten yürütmenin kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi,
özellikle yasama yetkisinin devri görüşünün etkisiyle, uzun zaman içinde oluşan
bir tür Anayasa geleneğine dayandırmaya imkân bulunmamaktadır. Çünkü “Bir hukuk
kuralına aykırı gelenek olamaz.” düşüncesini savunabilirsiniz de. Yetki Kanunu
sakatsa kanun hükmünde kararnameler de sakattır. Kaldı ki idari teşkilatla
ilgili en kapsamlı düzenlemeyi yapan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname,
memurlar arasında âdeta “alttakiler” ve “üsttekiler” olmak üzere ikili sınıfsal
bir ayrım getirmiştir, zaten bölük pörçük olan sistemi daha da
karmaşıklaştırmıştır. Bu Yetki Kanunu fiilen sakattır. Davet yazısı da Komisyon
Başkanı yurt dışındayken yapılmıştır. İmzası, ne zaman atıldığı belli değildir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın dikkatlerine arz ediyoruz. Gerekirse mektup da
yazarız. Daha önce mektup yazmamamızın nedeni, her şeyi onaylamasıydı. Konu Devlet
Denetleme Kurulunca incelensin, bunda fayda görüyoruz. Belki bir case, statü olarak Türk demokrasi tarihine hiç olmazsa bir
eser koyarak katkı sağlarız.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum
Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.
Sayın Vural, yerinizden söz talebiniz
var.
Buyurun efendim.
V.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
3.-
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Millî Savunma Bakanının Bedelli Askerlik
Yasası’nın görüşmeleri sırasında Genelkurmay Başkanının görüşüyle ilgili
ifadesine ilişkin açıklaması
OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Efendim, bu bedelli askerlik
görüşmeleri burada yapılırken bir soru sormuştuk Millî Savunma Bakanına,
“Genelkurmay Başkanının görüşü nedir?” diye ve Sayın Millî Savunma Bakanı
“Evet.” dese ne olur, demese ne olur? Yani, Meclisin üzerinde kim söz
söyleyebilir.” dedikten sonra da AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlarla karşılanmıştı bu demokrasi havarisi. Bugün görüyoruz ki Millî
Savunma Bakanı o söz için özür dilemiş Genelkurmay Başkanından. O zaman, Sayın
Millî Savunma Bakanının Türkiye Büyük Millet Meclisinden de özür dilemesi ve AK
PARTİ sıralarından alkışlayanların da bu alkışlarını geri alması gerekmektedir.
Bunu Meclisin bilgilerine sunmak
istedim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler. Zabıtlara geçti
efendim.
Sayın milletvekilleri, gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları
vardır.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin
iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.-
Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin, hayvancılık ve kırmızı et
sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/92)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgeleri olmak üzere Türkiye'de hayvancılık sektöründe yaşanan sorunlar ile
kırmızı et fiyatında yaşanan yükselişlerin nedenlerinin saptanması ve bu
konularda alınacak tedbirlerin araştırılması amacıyla Anayasanın 98'inci İç
Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını
saygılarımla arz ederim.
Gerekçe:
Türkiye'de 30 yıla yakın süre gelen
şiddet ve çatışmalı ortam nedeniyle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde
binlerce köy boşaltılmış ve yine binlerce yurttaş zorunlu göçe tabi
tutulmuştur. Bununla beraber, yayla yasağı, mayınlanan araziler, köy dışındaki
alanlarda tarım yapılmasının engellenmesi gibi faktörler bölgenin temel geçim
kaynağı olan tarım ve hayvancılık sektörünü çökme noktasına getirmiş, kırsal sosyo-ekonomik dinamikler neredeyse tamamen tahrip
olmuştur.
Ayrıca genel anlamda uygulanan yanlış
hayvancılık politikaları sonucunda hayvan varlığındaki düşüş, hayvansal gıda
ürünlerinin üretiminde düşmelere neden olmuş, mevcut talebin ihtiyacına yönelik
arzın artırılmaması nedeniyle kırmızı et fiyatlarını yukarı tırmandırmıştır.
Türkiye’de yıllık kırmızı et ihtiyacı ortalama 1 milyon 300 bin tondur. Bu
miktarın yarısından azı, ortalama yıllık 600 bin tonu kayıt altında piyasaya
sürülmektedir. Kalan kısmı ithalat ve kaçakla karşılanmaktadır. Aradaki açığın
kapatılması için hayvan varlığı ve et üretiminin artırılması gerekmektedir.
Hayvancılığın desteklenmesi bu açıdan büyük önem taşımaktadır.
Son bir yılda kırmızı et fiyatında
yüzde 70-80 arasında bir artış gerçekleşmiştir. Bunda yem ve girdi fiyatındaki
artışlar ile geçtiğimiz yıllarda süt ve et fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle
hayvanların kesime gönderilmesi büyük ölçüde etken olmuştur. Ancak en büyük
etkenin hayvancılığa ilişkin uzun vadeli ve sürdürülebilir bir politikanın
eksikliği ve verilen teşviklerin yetersizliği sonucunda hayvan varlığımızın
ciddi oranda azalması olduğu söylenebilir. 1980’li yılların ortalarına kadar et
hayvancılığında Ortadoğu'nun en zengin ülkesi olan Türkiye'de hayvan varlığı
yıllar içinde giderek azalmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre,
1990 yılında 40 milyonun üzerinde küçükbaş hayvan varken geçen 21 yıl içinde
küçükbaş hayvan sayısı yarı yarıya azalarak 20 milyonun altına düşmüştür.
Hayvan sayısında yaşanan azalma et fiyatlarına yansımış, dolayısıyla nihai
tüketicinin aleyhine bir durum ortaya çıkmıştır.
Et ithalatı geçici bir çözüm dahi
yaratamamış, gelinen aşamada et fiyatları her geçen gün daha da artmıştır. Uzun
vadeli politikaların üretilmesi, üreticilerin gerçekçi bir biçimde
desteklenmesi ve hayvan varlığımızın artırılması zorunluluğu ortadadır. Üretici
fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki makasın kapatılması ve kırmızı et
fiyatlarında istikrarın sağlanması ve spekülasyonların
önlenmesi için acil önlemler alınması gerekmektedir. Özellikle Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin neredeyse en büyük geçim kaynağı olan
hayvancılık sektörünün yeniden canlandırılması amacıyla, başta çatışmalı ortamın
sonlandırılması amacıyla adımlar atılmalıdır. Bunun yanı sıra yayla
yasaklarının kaldırılması ve meraların mayınlardan temizlenmesi ve yeniden köye
dönüşlerin sağlanması mutlak suretle gerçekleştirilmelidir.
Hayvancılığın yeniden yapılandırması
için yeni tedbirler alınmalı ve destek araçları devreye sokulmalıdır.
Hayvancılık ve et sektöründeki fiyatları geriletecek, ithalatı engelleyecek
yapısal kararlar alınmalıdır. Bunun sağlanamadığı koşulda Türkiye'deki
hayvancılık sektörü tamamen dışa bağımlı hâle gelecektir.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle
Türkiye'deki hayvan varlığının artırılması, kırmızı et fiyatlarına etki eden spekülasyonların önlenmesi ve istikrarın sağlanması ile
hayvancılık sektörünün desteklenmesi konusunda yaşanan sorunların saptanması,
alınacak önlemlerin araştırılması amacıyla bir Meclis Araştırması açılması
kaçınılmaz olmuştur.
1) Halil Aksoy (Ağrı)
2) Pervin Buldan (Iğdır)
3) Hasip
Kaplan (Şırnak)
4) Sırrı Sakık
(Muş)
5) Murat Bozlak (Adana)
6) Ayla Akat Ata (Batman)
7) İdris Baluken (Bingöl)
8) Hüsamettin Zenderlioğlu
(Bitlis)
9) Emine Ayna (Diyarbakır)
10) Nursel Aydoğan (Diyarbakır)
11) Altan Tan (Diyarbakır)
12) Adil Kurt (Hakkâri)
13) Esat Canan (Hakkâri)
14) Sırrı Süreyya Önder (İstanbul)
15) Sebahat Tuncel (İstanbul)
16) Mülkiye Birtane
(Kars)
17) Erol Dora (Mardin)
18) Ertuğrul Kürkcü
(Mersin)
19) Demir Çelik (Muş)
20) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
21) Nazmi Gür (Van)
22) Özdal
Üçer (Van)
2.-
İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 22 milletvekilinin, özürlülerin
istihdamındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/93)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Altında ülkemizin de imzası bulunan "Engellilerin
Haklarına İlişkin Sözleşme"de taraf devletlere
"iş piyasasında engellilerin istihdam olanaklarının ve kariyer gelişiminin
desteklenmesi" ve "engellilerin kamu sektöründe istihdam
edilmesi" görevi yüklenmektedir.
Söz konusu sözleşmede de vurgulandığı
gibi, özürlü yurttaşların istihdamı, bağımsız yaşama ve yaşam kalitelerinin
artmasını sağlayacak en önemli yoldur. Bu konuda devlete çok önemli görevler
düşmektedir. Devlet özürlülerimizin yaşamlarını devam ettirecek düzeyde gelir
sağlayabilecekleri iş alanları yaratmakla yükümlüdür. Ancak Uluslararası
Sözleşmeler, Anayasa ve mevzuatımızda yer alan açık hükümlere rağmen devletin
özürlü yurttaşlarımıza karşı olan yükümlülüklerini yerine getirdiğini
söyleyebilmek olanaksızdır.
Bu nedenle, ülkemizde özürlülerimizin
istihdamı ile ilgili mevzuatın sağlıklı ve yeterli bir biçimde uygulanmamasının
yarattığı sorunların ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98'inci İç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını arz ederiz. 03.10.2011
Gerekçe:
Anayasamızın 10'uncu ve 61'inci
maddeleri başta olmak üzere yasalar, yönetmelikler, genelge ve tebliğlerde
özürlü yurttaşlarımızın hakları düzenlenmiş, Devlet'e bu hakların gözetilmesi
ve özürlü yurttaşlarımızın korunmasına ilişkin görevler yüklenmiştir. Ancak,
uygulamada bu haklar ve devletin bu görevleri görmezden gelindiği için ülkemiz
toplam nüfusunun yüzde 12,9'unu oluşturan dokuz milyon özürlü yurttaşımız bazı
temel haklardan yoksun yaşamak zorunda bırakılmaktadır.
Özürlülerimiz bu hakların en
önemlilerinden olan çalışma, bağımsız yaşama ve kaliteli bir yaşam hakkından
mahrumdurlar. Özürlü yurttaşlarımızın toplumla bütünleşmesini sağlayacak en
etkili araçlardan birisi olan istihdam konusunda Merkezi İdare üzerine düşen
görevleri yerine getirmemektedir. 657 sayılı Kanun kapsamındaki kamu kurum ve
kuruluşları, dolu memur kadrolarının yüzde 3'ü kadar özürlü personel
çalıştırmakla yükümlüdür. Bu orana göre, kamuda istihdamı gerekli özürlü
personel sayısı 50 binden fazladır. Ancak, söz konusu kadroların yüzde yetmişi
boş tutulmaktadır.
İş Kanunu hükümlerine göre de elliden
fazla işçi çalıştıran işyerlerinin de yüzde 3 oranında özürlü veya eski hükümlü
çalıştırma zorunluluğu bulunmasına rağmen, özel sektörde de bu duruma yeterli
duyarlılıkla yaklaşılmamakta, devlet denetim yetkisini yeterince
kullanmamaktadır.
Ülkemizde beş özürlü kişiden yalnızca
biri işgücüne katılabilmekte, bu beş kişiden de yalnızca biri istihdam
edilebilmektedir. Yani yirmi beş özürlü yurttaşımızdan yalnızca biri
çalışabilmektedir. Bu durum özürlülerimizin üretimin dışında, başkalarına ve
devlete bağımlı yaşamak zorunda kaldığını göstermektedir. İstihdam edilme şansı
bulan az sayıdaki özürlü yurttaş için de çalışma koşullarında yeterli
hassasiyet sağlanamamakta, özürlülerimizin bir kısmı sosyal güvenlik şemsiyesi
dışında kayıt dışı çalışmaya zorlanmaktadır.
Öte yandan, özürlülerin iş piyasasının
özellikleri ve gereksinimleri doğrultusunda eğitilmesi, mesleki beceri
kazandırılması ve iş piyasasının koşullarına hazırlanması da devletin görevleri
arasında yer almasına rağmen bu konuda da yeterli hassasiyet
gösterilmemektedir. Özürlülerimizin yüzde 88'i eğitim, yüzde 99'u meslek ve
beceri edindirme hizmetinden yararlanamamaktadır.
Bir devlet, özürlü yurttaşlarının temel
insan haklarından yararlanmasını sağlayamıyor ve bir kısmının insan onuruna
yakışmayan işlerde çalışmak zorunda kalmasına göz yumuyorsa o devletin çağdaş
bir devlet olduğunu söyleyebilmek olanağı ortadan kalkmaktadır.
Dezavantajlı gruplara yaklaşım
biçiminin, bir devletin çağdaş bir devlet olup olmadığının en temel
ölçütlerinden birisi olduğu göz önüne alındığında, ülkemizde sağlıklı bir
özürlü veri tabanı bile bulunmaması özürlülerimize devletçe gösterilen
hassasiyeti net olarak ortaya koymaktadır.
Bu nedenlerle, kamu kesimindeki
mevzuata aykırı uygulamalar başta olmak üzere özürlülerimize yönelik istihdam
politikalarına ilişkin sorunlar ile alınması gereken önlemlerin Yüce
Meclisimizce belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasının yerinde
olacağı kanısını taşımaktayız.
1) Sedef
Küçük (İstanbul)
2) Mustafa
Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
3) Tolga
Çandar (Muğla)
4) Candan
Yüceer (Tekirdağ)
5)
İhsan Özkes (İstanbul)
6) Veli
Ağbaba (Malatya)
7) Atilla
Kart (Konya)
8) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
9) Erdal
Aksünger (İzmir)
10) Ferit
Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
11) Celal
Dinçer (İstanbul)
12) Rıza
Türmen (İzmir)
13) Mehmet
Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
14) Malik
Ecder Özdemir (Sivas)
15) Turgut
Dibek (Kırklareli)
16)
Kadir Gökmen Öğüt (İstanbul)
17) Ahmet
İhsan Kalkavan (Samsun)
18) Bülent
Tezcan (Aydın)
19) Gürkut Acar (Antalya)
20) Muharrem
Işık (Erzincan)
21) Salih
Fırat (Adıyaman)
22) Hurşit
Güneş (Kocaeli)
23) Aylin
Nazlıaka (Ankara)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak
ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Şimdi, bir genel görüşme önergesi
vardır, okutuyorum:
B) Genel Görüşme Önergeleri
1.-
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 20 milletvekilinin,
füze savunma sistemi kapsamında Malatya-Kürecik’te
konuşlandırılması planlanan radar sistemi konusunda genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesi (8/5)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Füze
kalkanı projesi kapsamında Malatya Kürecik'e
konuşlandırılmak istenen radar sisteminin TBMM'nin onayı alınmadan yürürlüğe
konulması açısından söz konusu anlaşmanın yasal dayanaktan yoksun olması, olası
bir saldırı halinde yöre insanının zarar görmesi noktasında yeterli güvencenin
alınıp alınmadığı, Türkiye'nin hangi çıkarlarını korumak için böyle bir
anlaşmaya taraf olunduğu konularının ele alınması amacıyla Anayasanın 98,
İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Genel Görüşmesi yapılmasını
arz ve teklif ederiz.
Gerekçe:
Önce bir ABD projesi olarak tasarlanan
füze kalkanı projesi yıllar geçtikten sonra bir NATO projesi olarak realize edilmeye çalışılmaktadır.
Basında yer alan bilgilerden, füze
kalkanı projesi kapsamında tasarlanan radarların Malatya Kürecik'te
konuşlanmasına ilişkin anlaşmanın ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone
ile Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu
tarafından imzalandığı anlaşılmaktadır.
Füze kalkanı konusundaki sürecin
basından izlenmesi, konunun hem kamuoyunun hem de TBMM'nin bilgisinden
kaçırıldığı ve Türkiye'nin bir oldu bitti ile karşı
karşıya bırakılmak istendiğini ortaya koymaktadır. Türkiye'yi olası bir
çatışmanın tarafı ve cephesi haline taşıyabilecek kadar önemli bir konunun,
TBMM'den saklanmasının demokrasiyle bağdaşmadığı açık bir gerçektir.
ABD ile Türkiye makamları arasında
imzalanan mutabakat belgesi yasal dayanaktan yoksundur ve Anayasanın 92.
maddesine açık aykırılık taşımaktadır. Anayasanın 92. Maddesinde, yabancı
silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nindir.
Bu mutabakat yasal dayanaktan yoksun
olduğu kadar, Türkiye'nin güvenlik ihtiyacına cevap vermemekte ve Türkiye'nin
çıkarlarıyla bağdaşmamaktadır. Türk halkı olası bir füze saldırısında
kendisinin zarar görüp görmeyeceğini bilmemektedir. Kaldı ki, bu konuda teknik
bir güvence verilemeyeceği de açıktır.
Anlaşmanın Türkiye'nin çıkarlarına
hizmet noktasında neler kazandırdığı konusu da kamuoyunca bilinmemektedir. Bu
konu hakkında Türk halkına hiçbir açıklamanın yapılmaması, siyasi iktidarın
kendi iktidarını korumak için, dış politikada ödün verdiği izlenimini ortaya
koymaktadır. Yazılı ve görsel basında ABD'li diplomatların, bu sistemin İran'a
karşı kurulduğu ve amacının İsrail'i korumak olduğuna ilişkin açıklamaları yer
almıştır. Söz konusu açıklamalar da sistemin Türkiye'nin çıkarlarından başka
amaçlara hizmet ettiğini ortaya koymaktadır.
Başbakanın çelişkili açıklamaları bu
görüşleri doğrulamaktadır. Bu projeyle ilgili Başbakan Sayın Recep Tayyip
Erdoğan "NATO'nun üyesi olarak bu kapsamda atılacak bir adım ve bu işin
komutasının kime verileceği hususu, ki bunun özellikle
topraklarımızın genelinde böyle bir şey düşünülüyorsa, zaten kesinlikle bu bize
verilmeli, aksi takdirde bunun kabulü mümkün değildir" açıklamasına rağmen
füze kalkanı kontrolünün Avrupa Yüksek Kuvvetler Komutanlığına verileceği ifade
edilmektedir.
Füze kalkanının Malatya Kürecik
Bölgesine kurulmasının dünyada kutuplaşmalara yol açacağını gelişmeler ortaya
koymaktadır. Bu da güvenlik tehdidini ikiye katlayacaktır.
Bölgede daha önce kurulu bulunan radar
tesislerinin ve kurulması planlanan Füze kalkanının insan sağlığına zararları
da bilimsel çalışmalar ile ispatlanmıştır.
Konunun yasal dayanağını, Türk halkının
olası tehlikelerden nasıl korunacağını, bu sistemin konuşlandırılmasının
Türkiye'nin hangi çıkarına hizmet edeceği konularını ele almak üzere Anayasanın
98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılması
doğru olacaktır.
1) Veli Ağbaba (Malatya)
2) Aytun
Çıray (İzmir)
3) Atilla
Kart (Konya)
4) Candan
Yüceer (Tekirdağ)
5) Ali
Özgündüz (İstanbul)
6) Malik
Ecder Özdemir (Sivas)
7) Ferit
Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
8) Kadir
Gökmen Öğüt (İstanbul)
9) Turgut
Dibek (Kırklareli)
10) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
11) Nurettin
Demir (Muğla)
12) Emine
Ülker Tarhan (Ankara)
13) Ahmet
İhsan Kalkavan (Samsun)
14) Ramazan
Kerim Özkan (Burdur)
15) Aytuğ
Atıcı (Mersin)
16) Bülent
Tezcan (Aydın)
17) Gürkut Acar (Antalya)
18) Muharrem
Işık (Erzincan)
19) Salih
Fırat (Adıyaman)
20) Hurşit
Güneş (Kocaeli)
21) Mustafa
Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
BAŞKAN – Genel görüşme önergesi
bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemdeki yerini alacak ve
genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki ön görüşme, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
C) Duyurular
1.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in resmî konuğu olan Avrupa
Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı Mevlüt
Çavuşoğlu’nun, 10 Ocak 2012 Salı günkü birleşimde Genel Kurula hitaben bir
konuşma yapma isteğine ilişkin duyuru
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in resmî konuğu olarak ülkemizi
ziyaret etmekte olan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, 10 Ocak 2012 Salı günü Genel Kurula
hitaben bir konuşma yapmak istemişlerdir.
Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci
sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti
Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası
Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca
Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin
İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve
Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi
Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim
2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti
Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak
Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında
Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan, Ağrı
Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
2.-
Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/152) (S. Sayısı:
112) (*)
(*) 112 S.
Sayılı Basmayazı 4/1/2012
tarihli 47’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
BAŞKAN – Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Dünkü birleşimde teklifin maddelerine
geçilmesi kabul edilmişti. Şimdi 1’inci maddeye geçiyoruz. Çerçeve 1’inci
maddeyle, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin birden fazla maddesinde
değişiklik yapıldığından, maddenin her bir bendini ayrı madde olarak
görüşeceğiz.
Bu nedenle, önce 1’inci maddenin (a)
bendini okutuyorum:
375
SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE BAZI KANUNLARDA
DEĞİŞİKLİK
YAPILMASI HAKKINDA
KANUN
TEKLİFİ
MADDE 1- 27/6/1989
tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin;
a) Ek 10 uncu maddesinin birinci
fıkrasına "Müsteşarlığı" ibaresinden sonra gelmek üzere ", Toplu
Konut İdaresi Başkanlığı" ibaresi, aynı fıkranın (a) bendine "ait
kadrolarda yer alanlar" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile 28/2/1985 tarihli ve 3160 sayılı Kanuna göre tazminat
alanlar" ibaresi, ikinci fıkrasına "göre yapılan ödemeler,"
ibaresinden sonra gelmek üzere "4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Kanunun ek
21 inci maddesinde öngörülen ödeme," ibaresi eklenmiştir.
BAŞKAN – 1’inci maddenin (a) bendi
üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul
Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi.
Buyurun Sayın Çelebi, süreniz on
dakika. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 112 sıra sayılı Kanun
Teklifi üzerinde şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Yüce
Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bildiğiniz gibi “3160 sayılı Kanun’a
göre almakta oldukları tazminatların artırılması ve anılan kanun hükmünde
kararnameyle yapılan diğer düzenlemelere ilişkin yeni düzenlemeler yapılması
ihtiyacı ortaya çıkmış bulunmaktadır.” diyor gerekçesinde bu teklifin. “Teklif
bu ihtiyacın giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır.” diyor arkadaşlar bu teklifi
verirken.
Şimdi, değerli arkadaşlar, burada
belirtilen açık bir itiraftır. Yani daha önce kanun hükmünde kararnameyle bir
uygulama, bir düzenleme yürütülüyor sonra da Meclisin önüne getiriliyor, “Gelin
bunu düzeltelim...” Şimdi, Meclis kanunları yapma yeri değil de kanunları ve
kanun hükmünde kararnameleri düzeltme yeri oldu. Yani bu Meclisin gündeminden
kaçırılan, uzaklaştırılan yasal düzenlemeler kanun hükmündeki kararnameyle
ortaya konuluyor, sonra Meclis, bunu düzeltelim diye bizim önümüze getiriyor.
Önce kanun hükmündeki kararnamelerle ilgili bu uygulamaya son verilmeli,
Meclisin iradesi bütün kanunlarda karşılık bulmalı, yerini bulmalı ve bu Meclis
gerçekten bu kanunları düzenlemeli.
İkinci söyleyeceğim olay değerli
arkadaşlar, bu kanunun gerekçesi nedir? Neyi açıklamak istiyor arkadaşlar? Bir
adaletsizlik vardı bunu giderelim. Eşit işe eşit ücreti yeniden sağlayalım.
Şimdi zaten ilgili bakanlar burada yok. Dün İçişleri Bakanı buradaydı, Millî
Savunma Bakanı buradaydı; sorular sorduk, onların yanıtlarını dün akşam
alamadık yeterince. Bugün yine soruyorum bu kürsüden: Bu eksiklik yalnız bu üç
temel konuda mı yapılmıştır? Hayır. Birçok alanda eşitsizlik, adaletsizlik
vardır ve o kanun hükmünde kararnameyle de diğerlerine yönelik haksızlık
yapılmıştır.
Ama en önemlisi şu: Değerli
arkadaşlar, çağdaş ülkelerde bu tip
kanunlar, bu tip ayrıntılar yazılmaz. Çağdaş ülkelerde temel başlıklar konulur,
anayasal düzen konulur, ona ilişkin temel başlıklar konulur. Böylesi
düzenlemeler sendikalara verilen haklarla sağlanır; bunlar toplu sözleşmeyle
çözülecek metinlerdir. Yani biz, burada, bu Mecliste kanun yaparın
ötesinde neredeyse yönetmelikleri, neredeyse toplu sözleşme düzenine müdahale
eden bir süreci başlatmış olduk. Dolayısıyla, aslında çağdaş ülkelerde, Batılı
ülkelerde tam da bu sorunlar sendikalar aracılığıyla çözülür. Yani İsveç’te
polis sendikası 1886 yılında kurulmuştur. Yine, subayların sendikası 1886
yılında kurulmuştur. Şimdi, oralarda bu sorunlar, böylesi haksızlıklar
sendikalar eliyle çözülürken ve onların böyle hakları varken, geliyoruz biz,
her bir bireyle ilgili sorunu bu Meclisin gündemine taşıyoruz.
Şimdi “eşit işe eşit ücret” diyoruz.
Bir taraftan alfabede harf bırakmadık, 4/A, 4/B, 4/C, sözleşmeli personel,
ücretli personel, taşeron uygulaması, geçici personel… Yani bu Meclisin çatısı
altında bile burada birçok uygulamalarını beraber gördüğümüz çok farklı statüde
çalışanlar var. Aynı işi yapıyorlar, aynı değerde üretim içinde, aynı
garsonluğun içinde yer alan, birisi kadrolu, birisi sözleşmeli, birisi taşeron.
Yine -Millî Eğitim Bakanımız burada-
bir eğitim sistemi düşünün değerli arkadaşlar, kadrolu, sözleşmeli, ücretli.
Yani şimdi, eğitim veriyorlar, eğitim veren üç ayrı dalda öğretmenler ayrı
statüde çalışıyorlar, oralarda bir eşitlik yok. Diğer, bu ülkede çalışanlarla
ilgili eşitlik yok. Nerede eşitlik aranıyor? Temel dar alanlar. Temel dar
alanlar giderilsin, onlarla ilgili eşitlik sağlayalım adı altında kanun
düzenlemesi yapılıyor.
Değerli arkadaşlar, şunu yapalım
öncelikle: Bakın, ileri demokrasi diye hep yutturulan, ileri demokrasiye
Türkiye’nin geçtiği, büyüdüğü ekonomide Türkiye’de neler yaptığınızı ilk önce
bu masaya koymaya ihtiyacımız var, burada tartışmaya ihtiyacımız var. Daha dün,
hemen başkentin yakınında, komşumuz ilçede, Gerede’de işçiler temel haklarını
kullandıkları için, sigortasız çalıştıkları için, yasa dışı çalıştırdıkları
için eylem yaptılar. Karşılığı mükafat olarak nedir? Cop, gaz bombaları. Temel haklarını kullanıyorlar yani bizi
sigortasız çalıştırıyor diye isyan ediyorlar, sendikasız, örgütsüz
çalıştırdıkları için isyan ediyorlar, yıllarca aynı ücretlerde çalıştırdıkları
için eylem yapıyorlar. Onun cezası ya cop ya gaz bombaları. Şimdi, neyin
adaletini sağlıyorsunuz siz? Büyüyen ekonominin, büyütülen ekonominin hangi
bedellere mal olduğunu buraya koymaya ihtiyacımız yok mu? Büyüyen ekonomiden
bahsediliyor sürekli. Hangi bedellerle? Açlık sınırı altında
çalışan insanların üzerinden. Daha, yeni asgari ücret tespit edildi.
Yeni asgari ücret övüldü, birçok onay da alındı, en büyük işçi konfederasyonu
da altına imza attı ve dediler ki: “Büyük bir mutabakat var.” ve gerekçesinde
de diyor ki Konfederasyon: “Eğer biz yeterince onay vermeseydik o zaman daha da
kötü olurdu.” Şimdi, kötüyü gösteriyorlar yani daha iyi olması gereken
düzenlemeye tavır koymak yerine, “Biz müdahale etmeseydik ve imza atmasaydık
daha kötü olacaktı…” Yani iktidar iyiyi istemiyor, kötüyü istiyor ama dengeyi
bulmak için biraz daha koşulları iyileştirmek noktasına geliyor. Peki, tespit
edilen asgari ücret nedir değerli arkadaşlar? Gine TÜİK’in
rakamlarına göre konuşuyorum, onları baz alırsınız; TÜİK’in rakamlarına göre 992 lira açlık sınırı, asgari
ücret 700 lira. Ne oldu yani şimdi? Açlık sınırının altında insanları
çalıştırmanız mı eşitlik ilkesiyle sorunu çözüyor? Hem de bu ücretler sekiz
saatlik çalışma karşılığı değil. On bir, on iki, on üç, on dört saatlik kölelik
koşullarında çalıştırılıyor insanlar ve bunun adı da sözüm ona “asgari ücret”
oluyor ve bu, övünülerek bu toplumun önüne konuluyor.
Değerli arkadaşlar, asıl müdahale
edilmesi gereken yan, kayıt dışı ekonomidir. Kayıt dışı ekonomi konusunda
Hükûmet hiçbir şey yapmıyor. Sendikasız çalışmayla ilgili, Sayın Bakan sürekli
burada ifade etti “Getiriyoruz, geliyor.” dedi. Sendikal hak ve özgürlüklerin
önündeki engeller kaldırılmıyor, örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller
kaldırılmıyor.
Şimdi, daha geçenlerde 4 işçimiz
yaşamını yitirdi. İş kazaları açısından Türkiye Avrupa’da
1’inci, dünyada 3’üncü. Şimdi, bu büyüyen ekonomiden öğütler verirken,
hep bunun masallarını dinlerken bunun bedelini kim ödüyor bu ülkede? Çalışan
kesim ödüyor. O çalışan kesimin üzerinde yaptığınız ayrımcılığı önlemeden,
onlara insan onuruna yakışan bir ücret vermeden, kölelik koşullarında
çalıştırarak onlardan başlayan bir büyüme sizin vicdanlarınıza oturuyorsa
diyeceğim bir şey yok.
“Emeklilerle ilgili, intibak yasasıyla
ilgi düzenleme” deniliyor, Bakanlar Kurulundan geçtiği ifade ediliyor, Meclis
gündemine gelmiyor ve emekliler can çekişiyorlar. Onlar sadaka da istemiyorlar,
geçmişte verdikleri, geçmişte ödedikleri bedellerin karşılığında insanca,
onurluca bir yaşam istiyorlar. Dolayısıyla, buradaki “Eşit işe eşit ücret”
politikası tamamen bir kandırmaca, tamamen birilerine mesaj vermedir, vitrine
oynamadır. Gelin, eşit ücreti tüm Türkiye’de adil, eşit hem emeklilere hem
çalışanlara hem bu ülkenin esnafına sağlayalım diyorum.
Hepinize teşekkür ediyor, saygılar ve
sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelebi.
Gruplar adına ikinci konuşmacı
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk
Ayhan.
Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN
(Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
112 sıra sayılı Tasarı’nın 1’inci maddesinin (a) bendi hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Genel gerekçede “Emniyet Genel
Müdürlüğünde görev yapan pilot ve kurbağa adamların 3160 sayılı Kanuna göre
almakta oldukları tazminatlarının 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle 2629
sayılı Kanunda yapılan düzenlemeye paralel artırılması…” Belli ki aceleyle
işler unutulmuş. Bir de “666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle yapılan
düzenlemeler” deniyor. Allah’tan neler var… Hemen madde gerekçelerine
bakıyoruz:
Madde 1’in gerekçesi: “Bu madde ile
3160 sayılı Kanuna göre tazminat alanlardan yönetici kadrolarına atanan
personel ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığı personeli için mevcut mevzuat
hükümlerinin muhafaza edilmesi ve ayrıca, kurumlarda aynı veya benzer kadro ve
görevlerde bulunan personelin aynı düzeyde ücret alması amaçlanıyor.” diyor.
Hoppala, bu işin neresini düzelteceğiz? Yapılan yanlış idi, şimdi yanlışı
yanlışla düzeltmeye çalışıyoruz. Bunu kime, nasıl ifade edeceksiniz? Bu sehven
yapılan bir iş değil ki; sehven yapılsa, bunu Hükûmet kendisi getirir, bunu
düzeltmeye çalışır. Bu, Hükûmetin yanlış yaptığı bir işi, bilerek yanlış
yaptığı bir işi ne yapıyor? Bir sayın milletvekili insafa geliyor, “Toplu Konut
İdaresindeki arkadaşlarımız sıkıntıya girmesin.” diyor. Neden? Görevdeyken 4
bin lira para alan bir arkadaş, görevden ayrıldığı zaman 1.900 liraya, 2 bin
liraya düşüyor. Ya, siz bu kadar sevdiğiniz bir Toplu Konut İdaresine, bu kadar
methettiğiniz bir Toplu Konut İdaresine bu kadar ayaklar altına alan bir
düzenlemeyi nasıl yaparsınız, neresi doğru? “Oradaki insanları beğeniyoruz.”
diyoruz, “çalışıyor” diyoruz, “Hükûmetin en aydınlık yüzü” diyorsunuz. Peki, bu
insanlar size ne yaptı da böyle bir kötülük yapıyorsunuz? Bu, sanıyorum
Hükûmetin hiçbir problemi değil veyahut “Biz yanlış yaptık, bu insanları rezil
edercesine bir hâle soktuk, bari bize hiç dokunmasın, bir arkadaşımızla bu
konuda -Sayın Vekilden özür diliyorum ama- bir teklif verelim de bu işi
düzeltelim, helalleşelim Toplu Konut İdaresi personeliyle.” diyorlar. Bende
öyle bir zan çıkıyor. Komisyon raporunun yarısı TOKİ’ye ait. TOKİ’ye bir
Hükûmetin nasıl işkence ettiğini anlatıyor, bir sonraki şeyde yine anlatacağım.
Sevdiğiniz bir kurum bu kadar hırpalanır mı Sayın Bakan, bu kadar rezil edilir
mi Sayın Bakan?
Şimdi, nasıl bir şey, biliyor musunuz?
Çocuğun boğazına lokmayı koymuşsunuz, lokma çocuğun boğazına durmuş, çocuğun,
kurtulsun diye sırtına vuruyorsunuz, yumrukluyorsunuz, çocuk neredeyse ölmek
üzere; ölecek, yumrukluyorsunuz. Ya, bunun neresi iyi? Hükûmet olarak neresini
iyi yaptınız Toplu Konut İdaresinin? Bu adamların burada işi gücü ne? “Çok işi
var, yurt dışında bilmem kaç tane şantiyesi var.” diyorsunuz. Günah değil mi bu
insanları burada, komisyonlarda süründürüyorsunuz. Demek ki Sayın Vekil insafa
gelmese Hükûmetin umurunda değil böyle bir şey. Olabilir mi böyle bir şey?
Şimdi, farklı sesler çıkmaya başladı,
belki de Sayın Milletvekili ondan cesaret etti. Kendi açınızdan “performans
nedir?” diye değerlendirip bir kanaate de varabilirsiniz; sehven madde
gerekçesi… Kararnameyle, 666 sayılı, 375’i değiştiriyor da diyebilirsiniz.
Şimdi, kararnameyle yaptığınız işi kanunla düzeltmeye çalışıyorsunuz. Biz bunu
komisyonlarda söyledik. Esas olan, o yetki kanununda -tutanakları komisyonda-
burada olmayan bir komisyon başkanı tarafından nasıl bir kâğıt imzalandıysa
komisyon üyelerinin usulsüz bir şekilde -nedir- davet edilmesidir. Haddizatında
Cumhurbaşkanının ona dikkat etmesi lazımdı. Siz nasıl çağırırsınız olmayan bir
imzayla? Sıkıntı orada. O günkü Sayın Meclis Başkanı bunu nasıl gönderdi, Sayın
Cumhurbaşkanı nasıl atladı; anlamakta sıkıntı çekiyorum.
Şimdi, bakınız, 2003’le 2011’in birinci
dönem tahlil toplamı, 4 milyon 82 bin tane Türkiye’de inşaat ruhsatı alınmış, daire
sayısı bu. Bunun yüzde 40’ı üç büyük ilde, bunun da yarıdan fazlası
İstanbul’da, 900 bin civarında. Sayın Başbakan Belediye Başkanıyken “İstanbul’a
pasaportla girilsin.” dediği yere 900 bin tane ilave -ne yapıyor- ruhsat
veriyor. Bu öyle kentsel dönüşüm falan da değil yani, onun bir mantığı var
kendi içinde. Bunun neresi mantıklı, neresi düzgün? Aynı dönemde yapı kullanım
iznine bakıyorsunuz, bu dairelerin yüzde 56’sının, yaklaşık yarısından biraz
fazlasının -2 milyon 300 bini diyelim- yapı kullanım izni var, bunların yüzde
31’i üç büyük ilde. Yani Türkiye’de başlanılan dairelerin AKP geldiğinden beri
ancak yarısı yapı kullanım izni alabilmiş. Yapı kullanım izni alan dairelerin
yüzde 47’si… Bunların yüzde 31’i üç büyük ilde. Üç
büyük ildeki yapım kullanım izinlerinin yüzde 52’si de Ankara’da. İstanbul’da
yapı kullanım izni almaya ihtiyaç bile duymuyor insanlar. Şimdi, bu oran
Ankara’da yüzde 73, İzmir’de yüzde 96, İstanbul’da yüzde 22. Diğer bir
ifadeyle, üç büyük ilde bu oran yüzde 47. Ortalama yapı inşaat değerini 39 bin
liradan 91 bin liraya çıkarmışsınız. Yani 2003 yılında bir dairenin fiyatı 39
bin lira iken bu dairenin maliyetini 91 bin liraya getirmişsiniz. Bunlar resmî
rakamlar, bulamazsanız, bende var, ben size hesaplarını veririm. Ay ay, il il takip ediyorum ben bunları. Metrekare maliyeti de 246
liradan 610 liraya çıkmış, o da yaklaşık 3 katı.
Dün tasarının geneli görüşülürken Sayın
Bakana “Komisyon raporunda, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle yapılan
düzenlemeler sonucunda istemeden TOKİ personelinin mağduriyetine yol açıldı.
Bunun için, giderilmesi için teklifin olumlu karşılandığından bahsediliyor.
Bilerek mağdur ettiklerinizi ne zaman düzelteceksiniz?” diye sorduk, “İnsanlar
bilerek mağdur edilir mi?” dedi bize Sayın Bakan. Ya, bu yaptığınız ne? Bu
yaptığınız ne? Kanun hükmünde kararnameyle tarumar ediyorsunuz, “Göz bebeği”
dediğiniz kuruluşu mahvediyorsunuz. Yarın, başka kurumlardaki insanların, size
bağlı İstatistik Enstitüsündeki insanların maaşı düşüyor, buna ne diyeceksiniz?
Bunu neyle düzelteceksiniz? Ona kanun getirmeyecek misiniz?
Şimdi, bir şey söylemek istiyorum,
gerçekten, yapılan bu iş başlangıçta yanlıştı. AKP Hükûmeti panik hâlinde,
yapılan düzenlemelerin, yanlışların nerede olduğunu bilmiyor, neresine
basılırsa, hangi kurum ben yaptım derse, hangi kurum ben yandım derse, hangi
kurum beni yaktınız derse, siz oraya su dökmeye çalışıyorsunuz. Bu Meclise
doğru düzgün bir tasarıyla gelseydiniz, Yetki Kanunu’nu öyle tartışsaydık,
öyle, olmayan imzaların üstünü doldurarak komisyonlara adam çağrılmasaydı, ne
yapılırdı? Doğru düzgün bir kanun çıkardı, yetki kanunu da öyle çıkardı. Bu iş
ortalığı bozdu, düzeltmedi, sıkıntıya soktu Sayın Bakan. Şimdi, bu yapılan iş,
Meclisi neye çalıştırmaktır? Zinciri çıkmış bisiklet gibi pedalı çeviriyorsunuz
ama pedal sizi ileri götürmüyor. Bu insanlar, yapacakları mesaiden burada sizin
yaptığınız yanlışların düzeltilmesi için oturuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Bizim
soracağımız sorulara siz cevap veremeyeceğiniz için orada oturtuyorsunuz. Yoksa, gitsinler yerlerinde işlerini yapsın insanlar.
BAŞKAN – Sayın Ayhan, teşekkür
ediyorum.
EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ben
teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Gruplar adına üçüncü
konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın
İdris Baluken.
Buyurun Sayın Baluken.
Süreniz on dakika.
BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
“Vurulmuşum!
Dağların kuytuluk bir boğazında,
Vakitlerden bir sabah namazında,
Yatarım,
Kanlı, upuzun.
Vurulmuşum!
Düşüm, gecelerden kara,
Bir hayra yoranım çıkmaz.
Canım alırlar ecelsiz,
Sığdıramam kitaplara,
Şifre buyurmuş bir paşa,
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız.
Ölüm buyruğunu uyguladılar.
Mavi dağ dumanını,
Ve uyur uyanık seher yelini,
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar,
Koynumuzu usul usul
yoklayıp
Aradılar.
Didik didik ettiler.
Kirmanşah
dokuması al kuşağımı,
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler.
Hepsi de armağandı Acem elinden.
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız.
Karşıyaka köyleri, obalarıyla,
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu.
Komşuyuz yaka yakaya,
Birbirine karışır tavuklarımız.
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan,
Pasaporta ısınmamış içimiz.
Budur katlimize
sebep suçumuz.
Gayrı eşkıyaya çıkar adımız,
Kaçakçıya,
Soyguncuya,
Hayına...
Kirvem hallarımı
aynen böyle yaz.
Rivayet sanılır belki,
Gül memeler değil,
Domdom kurşunu,
Paramparça ağzımdaki...”
Aslında bu konuşmayı, dün, Uludere’de Roboski köyünde yapılan katliamla ilgili sorumluluğu
olduğunu düşündüğüm şiir dostu, sanat uzmanı İçişleri Bakanı buradayken
yapacaktım, bu şiiri de onun için hazırlamıştım. Gerek İçişleri Bakanı gerek
Millî Savunma Bakanı, dün, istifa etmesi gereken konumda olması gerekenler
burada su yüzüne çıkarak tamamen olayı farklı bir boyuta, farklı bir merciye taşımak istediler. Bunu tekrar kınamak için, bu
şiirle, tarihin tekerrür ettiği bu derin katliamın acısını sizlerle birlikte
paylaşmak istedim.
Değerli milletvekilleri, içinden geçtiğimiz
süreç içerisinde her geçen gün acıların daha fazla yaşandığı ve artık
katliamların bize sunmuş olduğu cenazelere yetişemeyeceğimiz bir sürece gelmiş
bulunuyoruz. Bizler bu katliamları sahiplendikçe, bu katliamların
sorumlularının yargı önüne, adalet önüne çıkarılmasını savundukça işte bize
verilen cevapları görüyorsunuz. Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, nifak tohumundan
başlayıp kök salma, kökünü kurutma edebiyatlarından başlayıp terör
uzantılarına, iblisin peşinden gitmeye kadar varan cümlelerle devam edip
tuvalet kokan cümlelerle birtakım hakaretlerde bulunuyor. Tabii, bunların
hiçbiri bu katliamı göz ardı etmemizi engellemiyor. Bu katliamın sorumluları
yargılanıncaya kadar, burada sorumluluğu olan herkes bir şekilde kamuoyu
nezdinde adalet önüne çıkarılıncaya kadar ulusal ve uluslararası düzeydeki
bütün platformlara bu olayı götüreceğimizi ve bu olayı taşıyacağımızı ben
tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum. Yaşanan hadiselerle ilgili tam bir
vicdansızlık örneği içerisindeyiz. Bütün ölümlerle ilgili kör,
sağır, dilsiz olan bir toplum vicdanı söz konusu.
Bakın, birkaç gün önce buraya barış
anaları geldi. Bu barış anaları artık kendi kucaklarına cenazeler gelmesin diye
kendi yaşamış olduğu acıları burada, çözüm yeri olan bu Parlamentoda bir
şekilde dillendirmeye ve milletvekillerine bir ses vermeye geldiklerinde de
hiçbir milletvekili, hiçbir Parlamento üyesi merak edip bu barış analarıyla bir
görüşme dahi yapmadı. Bu barış anaları geldiklerinde şunu söylüyorlardı: “Artık
bu siyasi soykırım operasyonlarına son verin. Her gün çocuklarımızı cezaevine
gönderdiğiniz bu uygulamalar, soruna bir çözüm getirmediği gibi, bu sorunun
-Kürt sorununun- her gün çözümsüzlüğünü derinleştiriyor. Askerî operasyonları
her gün yaptığınızda, hem bize hem Türk analarına, Anadolu’daki analara her gün
cenazeleri artırma dışında herhangi bir şey yapmıyorsunuz, herhangi bir çözüm
getirmiyorsunuz.” dediler. “Tecridi sonlandırın.” dediler, “İmralı’da uygulanan
işkence sistemi yetmiyormuş gibi, uygulamış olduğunuz tecritle her geçen gün
çatışmalı süreci de artırıyorsunuz.” dediler. Bunu söylerken, buradaki
milletvekilleri gibi, siyasi bir hesap üzerinden yaklaşmadılar. İmralı’ya
diyalog ve müzakere ile yaklaşıldığı sürede kendi kucaklarına gelen cenaze
sayısını tecrit dönemindeki cenaze sayısıyla kıyasladılar. Ancak barış
analarının bu çağrılarına karşı tamamen kapalı, kendi vicdanını devreye
sokmayan bir Parlamento uygulamasıyla karşı karşıyayız.
Çağrıyı yapan sadece barış anaları
değil, ölen asker anneleri de aynı şekilde çağrı yapıyorlar. Bakın, sizin
görmek istemediğiniz, son bir hafta içerisinde “intihar etti” denilen 6
askerin -ki bunların da hepsinin Kürt olması da ilginç bir tesadüftür- anneleri
bizlere çağrıda bulunuyor. Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde intihar ettiği
söylenen er Ahmet Sezgin’in annesi bu çağrıyı yapıyor. Yine, ismi açıklanmayan,
Yüksekova’da kaza kurşunuyla öldüğü söylenen askerin annesi bu çağrıyı yapıyor.
Elâzığ Poyraz köyünde intihar ettiği söylenen -son bir hafta içerisinde bütün
bunlar- Vanlı Lütfü Esmer’in annesi bu çağrıyı yapıyor. Antep İslâhiye’de
intihar ettiği söylenen Urfa Siverekli Semih Çiftçi’nin
annesi bu çağrıyı yapıyor. Kastamonu İnebolu’da intihar ettiği söylenen
Malatyalı er Doğukan Kahyaoğlu’nun annesi bu çağrıyı yapıyor. Çanakkale’nin
Gelibolu ilçesinde intihar ettiği söylenen Dersimli Deniz Yurtsever’in annesi
bu çağrıyı yapıyor. Artık bir şekilde bu yapılan çağrılara bir kulak kabartmak,
bir vicdani muhasebeyi devreye sokmak ve bu yaşanan acılarla ilgili bir çözümü
getirmek gibi bir vicdani sorumluluğumuz var.
Şimdi
burada tartışılan kanun hükmünde kararnamelerle, kanun tasarısıyla ilgili biz
istediğimiz kadar buraya kendi önerilerimizle gelelim, istediğimiz kadar
birtakım söylemleri, çözüm projesinin veya eksik gördüğümüz noktada kanunla ilgili
birtakım düzenlemelerin bir parçası olma adına getirelim, siz maalesef Meclisi
kendi bildiğiniz uygulamalarla, kendi bildiğiniz kanun tasarılarıyla, kanun
hükmünde kararnamelerle işlettiğiniz için de hiçbir işe yaramıyor. Dolayısıyla,
hiç olmazsa ülkenin bu ana sorunlarına yönelik artık, bir vicdan muhasebesi
içerisine girmenin son derece önemli olduğunu belirtmek istiyorum.
Tabii, burada TOKİ’yle ilgili bir kanun
tasarısı, kanun hükmünde kararname tartışılıyor. En azından, TOKİ’nin mevcut
durumuyla ilgili birkaç tespiti yapmak istiyoruz. Son yıllarda özellikle,
yaşanan depremlerle ilgili, TOKİ’nin, bu depremler ve doğal afetlerle ilgili
halkımızın mağduriyetini gideren bir kurumsal yapıdan çok bu acılar üstüne
ticaret yapan bir kimliğe, bir hüviyete büründüğünü belirtmek istiyorum.
Özellikle Van’da 500 binin üzerindeki insana bir kışı çadırda geçirten bir
pratik sergilediniz. Bu konuda hakikaten alkışlanacak bir yetersizlik
içerisindeydiniz. Ancak hâlâ Van depremiyle ilgili buraya gelen her arkadaş sanki
her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir tablo ortaya çıkarıyor.
TOKİ’nin yapmış olduğu bu deprem
ticaretiyle ilgili en somut örneği kendi seçim bölgem olan Bingöl’le ilgili
vermek istiyorum. Bingöl’de
yüzde 58’si depremden etkilenen bir şehri doğal afet ilan etmedi
bu Hükûmet ve doğal afet ilan edilmeyen bu yerde yapılan konutlar maliyetinin
çok üzerinde Bingöllü depremzedelerin önüne getirildi.
Bakın, o dönemde TOBB’un Bingöl’de bir
deprem konutu için çıkardığı maliyet 29 bin iken TOKİ tarafından bu maliyet 40
bin civarında, 40 bin olarak, 38 bin ve 40 bin olarak halka çıkarıldı. O dönem özellikle TOBB’un ve iş adamlarının hibe olarak vermiş
olduğu birtakım konutların parası -ki, örneğin TOBB tarafından 15 milyon TL’lik
bir hibe yardımı yapıldı- bunlar da hiçbir şekilde vatandaşın bu konut
borçlanmasına yansıtılmadı ve TOKİ, bahsettiğim noktalar, diğer yerlerde yapmış
olduğu konutların yaklaşık 2 katı bir maliyetle Bingöllü depremzedeleri
borçlandırarak buradan kâr elde etmeyi amaçladı.
TOKİ’nin Bingöl’le ilgili özellikle bu
son dönemde “kentsel dönüşüm projesi” adı altında yaptığı, yapacağı yerel
yönetimle beraber İnönü Mahallesinde yapacağı konutların maliyet fiyatlarının
da yine civar illere göre, çevre illere göre çok yüksek olduğunu görüyoruz. Örneğin
120 metrekarelik bir dairenin fiyatı 156 bin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken, süreniz tamam.
İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bir dakikada
bitiriyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…
İDRİS BALUKEN (Devamla) – 168 metrekare
218 bin olarak çıkarılıyor. Aynı metrekare…
BAŞKAN – Sayın Baluken,
teşekkür ederim.
İDRİS BALUKEN (Devamla) – Peki,
teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şahsı
adına Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksel.
Buyurun Sayın Yüksel. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
MEHMET YÜKSEL (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 375 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (a) fıkrası üzerinde şahsım
adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin
1’inci maddesinin (a) fıkrasında yapılacak değişiklik ile 3160 sayılı Kanun’a
göre tazminat alanlardan yönetici kadrolarına atanan personel ile Toplu Konut
İdaresi personeli için mevcut mevzuat hükümlerinin muhafaza edilmesi ve ayrıca
kurumlarda aynı ve benzer kadro ve görevlerde bulunan personelin aynı düzeyde
ücret alması amaçlanmaktadır.
Yine 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile 2629 sayılı Kanun’da değişiklik yapılarak Türk Silahlı
Kuvvetlerinde belirli görevleri ifa eden personelin tazminatlarında
iyileştirmeler yapılmıştır. Buna paralel olarak da emniyet teşkilatında da
benzer görevleri ifa eden pilot ve kurbağa adamların 3160 sayılı Kanun’a göre
almakta oldukları tazminatların artırılması, anılan kanun hükmünde kararname
ile yapılan diğer bazı düzenlemelere ilişkin yeni düzenlemeler yapılması
ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Görüşmekte olduğumuz düzenleme, bu kanundaki
ihtiyacın giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Bilindiği gibi TOKİ, ülkemizde sağlıklı
ve yaşanabilir çevrelerde yeterli ve nitelikli konut üretiminde çok önemli
projeler yürütmektedir. Hükûmetimizin Planlı Kentleşme ve Konut Üretimi
Programı kapsamında başlatılan konut seferberliğiyle 2003-2012 arasında TOKİ 81
ilde, 800 ilçede, 2.206 şantiyede 518.178 konut üretmiştir. Bunlardan 204.278’i
dar ve orta gelirli grubuna, 141.500’ü alt gelir ve yoksullara yönelik,
63.352’si gecekondu dönüşümü için, 22.532’si afet konutları, 4.241’i tarımköy uygulamaları kapsamında otuz beş köyde
uygulanmıştır. Bu üretilen konutların toplam 435.903’ü sosyal konut
niteliğindedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Toplu Konut İdaresi Başkanlığının 2985 sayılı Kanun’la belirlenen görevleri ve
bu görevlere ilaveten diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler ile getirilen
görevler Başkanlığın iş yükünde ciddi artışlar meydana getirmiştir. TOKİ
personelinin yoğun çalışma temposu nitelikli ve kalifiye personelin diğer kamu
kurum ve kuruluşlarına ve özel sektöre geçişini hızlandırmaktadır. Bu durum
TOKİ tarafından yürütülmekte olan birçok projenin gecikmesine sebep olmaktadır.
Görüşmekte olduğumuz kanunun 1’inci
maddesiyle, artan iş yükü ve nitelikleri dikkate alınarak gerek emniyet
personeli gerekse Toplu Konut İdaresi Başkanlığı personelinin diğer
kurumlardaki aynı pozisyondaki personel ile aynı ücreti alması ve aradaki ücret
farkının ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.
Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum, yasanın hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüksel.
Şahsı adına ikinci konuşmacı, Gümüşhane
Milletvekili Sayın Feramuz Üstün.
Buyurun Sayın Üstün.
FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Değerli
milletvekilleri, 112 sıra sayılı 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin
1’inci maddesinin (a) fıkrası üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle
yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğünde görev yapan pilot
ve kurbağa adamların 3160 sayılı Kanun’a göre almakta oldukları tazminatların,
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle 2629 sayılı Kanun’da yapılan
düzenlemeye paralel olarak artırılması ile anılan Kanun Hükmünde Kararname’yle
yapılan diğer bazı düzenlemelere ilişkin yeni düzenleme yapılması ihtiyacı
ortaya çıkmış bulunmaktadır.
1’inci maddenin (a) fıkrasında “Ek 10
uncu maddesinin birinci fıkrasına ‘Müsteşarlığı’ ibaresinden sonra gelmek üzere
‘Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’ ibaresi, aynı fıkranın (a) bendine ‘ait
kadrolarda yer alanlar’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘ile 28/2/1985
tarihli 3160 sayılı Kanuna göre tazminat alanlar’ ibaresi, ikinci fıkrasına
‘göre yapılan ödemeler,’ ibaresinden sonra gelmek üzere 4/6/1937 tarihli ve
3201 sayılı Kanunun ek 21’inci maddesinde öngörülen ‘ödeme,’ ibaresi”
eklenerek, 1’inci madde ile 3160 sayılı Kanun’a göre tazminat alanlardan
yönetici kadrolarına atanan personel ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığı
personeli için mevcut mevzuat hükümlerinin muhafaza edilmesi ve ayrıca
kurumlarda aynı ve benzer görevlerde bulunan personelin aynı düzeyde ücret
alması amaçlanmaktadır.
Bu düzenlemeyle eşit işe eşit ücretin
verilmesiyle çalışanlarının motivasyonunun artması ve
buna bağlı verimliliğin yükselmesi sağlanmış olacaktır.
Bu vesileyle düzenlemenin hayırlı
uğurlu olmasını diliyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstün.
Sayın milletvekilleri, şimdi 1’inci
maddenin (a) bendi üzerinde on dakika soru-cevap işlemi yapacağız. Beş dakikası
sorular, beş dakikası da cevaplar için olacak.
Birinci sırada Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu.
Buyurun efendim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Sayın Bakan, tabii, burada, Millî Savunma Bakanı da dün buradaydı, onunla
ilgili bir yasa var. Bedelli askerliğe bugüne kadar kaç kişi müracaat etti?
Eğer yaş grubu ve yoksullar için de bir düzenleme olsaydı farklı bir sonuç
alınabilirdi. Bugüne kadar kaç kişi müracaat etti? Örneğin yirmi beş yaşa
indirseydik daha farklı bir sonuç doğmaz mıydı?
Bir de miktarı 30 bin lira değil,
insanların ödeme gücüne göre yapsaydık daha farklı bir sonuç doğar mıydı, bunu
öğrenmek istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Oktay Vural, İzmir
Milletvekili.
OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Başkanım, ben, tabii, hem
Başkanlıktan hem Komisyon Başkanından bir talepte bulunacağım. Şimdi, Plan ve
Bütçe Komisyonundan madde 1 (a), (b), (c), (d) diye geliyor, ondan sonra biz
burada maddeleri ayrı ayrı görüşüyoruz. Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonu ya da
komisyonlar bunları orada yapsalar da hiç olmazsa öyle gelse.
Dolayısıyla, bu konuda Genel Kurul ile
komisyon çalışmaları arasında bu farklılığın ortadan kaldırılması lazım.
Böylelikle hangi maddeyi, hangileri, nasıl bir madde olarak görüşüleceği
konusunda hem Genel Kurul, gruplar, milletvekilleri daha sağlıklı bilgilenirdi.
Bu bakımdan, Komisyon Başkanımız ile Meclis Başkanlığının bu konuda bir inisiyatif oluşturarak böyle bir uyumu temin etmesinde fayda
gördüğümü ifade etmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim, zabıtlara
geçti.
İstanbul Milletvekili Sayın Eyidoğan.
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkürler
Başkan.
Sayın Başkan, elimde Afet Riski
Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı var. Kentsel dönüşüm
yasası beklentisi içinde oluşturulan bir yasa. Bu Yasa’nın içinde 25 noktada
TOKİ sözcüğü geçiyor. Bunu yüce Meclisin dikkatine sunarım.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Eyidoğan.
İstanbul Milletvekili Sayın Tanal.
Buyurun Sayın Tanal.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür
ederim Başkan.
Ankara’da eski Trafik Hastanesinin bulunduğu
yer yani şimdiki Ufuk Üniversitesinin bahçesi TOKİ’ye devredildi ancak burası
yola sıfır, çok yüksek binalar yapıldı. Bu, tabii, planlamayı da TOKİ yapınca
Ankara Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğu vardı, bu plana itiraz etmesi
gerekiyordu. Ankara Büyükşehir Belediyesi, bu plana ne hikmetse tüm davaları
süresinde açan belediye bunda altmış birinci gün davayı açtı, süre yönünden
davası reddedildi. Acaba görevini yapmayan belediye hakkında ne tür bir işlem
yapacaksınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.
Bingöl Milletvekili Sayın Baluken.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür
ediyorum.
Bingöl’de
TOKİ ve Bingöl Belediyesi tarafından yapılan kentsel dönüşüm projesi kapsamında
konutların fiyatları şu şekilde çıkarılmıştır: 120 metrekarelik bir daire 156
bin, 168 metrekarelik bir daire 218 bin, 190 metrekarelik bir daire için 248
bin istemiştir, ancak aynı metrekaredeki daireler TOKİ tarafından Mersin’de ve
Uşak’ta 97 bin ve 110 bin civarında çıkarılmıştır. Bu
farkın sebebi nedir?
İkincisi: 2003 depreminde Bingöl’de
köyde ve kentte yapılan konut maliyetleri aynı tutulmuştur. Köylerde yapılan
konutlarda altyapı, çevre düzenlemesi ve arsanın kendisi köylüye ait olmasına
rağmen böylesi bir uygulama neden yapılmıştır, onu merak ediyoruz.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Çorum Milletvekilimiz Sayın Köse.
TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Bakandan ben
sormuyorum, aslında Millî Eğitim Bakanından soracağım ama o yok, bu arada
Komisyon Başkanına sormak istiyorum.
Şimdi, emniyette maaş artışı yapıyoruz,
TOKİ’de yapıyoruz, başka yerlerde yapıyoruz, milletvekili maaşlarını da
artırıyoruz ama Millî Eğitimde, daha doğrusu çocuklarımızı, geleceğimizi emanet
ettiğimiz öğretmenlerimize herhangi bir şekilde düzeltme, iyileştirme bugüne
kadar yapmadık, son bütçede de buna ilişkin bir düzenleme olmadı. Bu konuda en
kısa zamanda bir düzenleme yapmayı düşünüyorlar mı? Ben bunu sormak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.
Buyurun Sayın Bakan.
KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Komisyonumuza yöneltilen bir soru var,
ben vakti dikkatli kullanmaya çalışacağım, Komisyon Başkanımız ilgili soruya
cevap verir.
“Bedelli askerliğe kaç kişi müracaat
etti?” Arkadaşlarımız bakıyorlar, onu Sayın Vekilimize iletiriz gelir gelmez
bilgi. Yani “Yaş düşse, miktar az olsa ne olurdu?” diye bir sorusu oldu. Tabii,
doğal olarak, yaşın düşmesi, bedelin azalması, ekonominin gereği diyelim,
arz-talep kanunu, mutlaka bir etkisi olurdu.
Fakat bu sınırlar belirlenirken, tabii,
yaş sınırı belirlenirken özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçları da
dikkate alınarak şüphesiz hareket ediliyor. Ama elbette yaş çok daha düşük
düzeye alınsa mutlaka bir etkisi olur.
Bu arada bilgi de geldi: Şu ana kadar
7.164 kişi başvurmuş. Burada tabii, yaş sınırı, diğer farazi şeylerden tam
olarak bir sonuç çıkarmak mümkün değil ama geçmişte genelde yüzde 20 civarında
bir başvuru olduğunu biliyoruz. Geçmişte de yapılan uygulamalarda genelde yüzde
20’si civarında, kapsama giren vatandaşlarımızın yüzde 20’si civarında bir
başvuru olmuş. Burada da son güne kadar tabii tam net bir şey söylemek mümkün
değil, gelişmeleri takip etmemiz gerekiyor.
Sayın Eyidoğan
kentsel dönüşüm yasasında TOKİ’nin geçtiğini söyledi. Bu
doğal bir şey. Çünkü TOKİ, bugün de bu alanda çok önemli çalışmalar
yapan, önemli bir birikime sahip bir kurumumuz. Şüphesiz bu, geleceğe dönük
çalışmalarımızda da aktif bir rolü olacaktır ama değişik kanallarla da tabii,
bu kentsel dönüşümü, bina stokumuzun iyileşmesini gerçekleştirmemiz gerekiyor.
Çok önemli bir yasa gerçekten.
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Yanlış bir
yasa Sayın Bakan. İçeriği de yanlış, üslubu da yanlış.
KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl)
– İnşallah Meclisimizde ayrıntılı bir şekilde tartışılarak en güzel şekilde
çıkacaktır.
Sayın Tanal’ın, Ufuk Üniversitesiyle
ilgili sorusu vardı. Bu konuda benim bir bilgim yok. Arkadaşlarımız müsaade
ederseniz yazılı bir cevap versinler, daha sağlıklı olur diye düşünüyorum.
Sayın Baluken’in
Bingöl ile ilgili bir sorusu oldu; kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşüm alanımızı
belirledik gerçekten. TOKİ ile birlikte ciddi bir çalışma yürüttük.
Bahsettikleri fiyatlar kentsel dönüşüme
konu olan alandaki vatandaşlarımıza uygulanmayacak. Yani hâlihazırda çok düşük
metrekareyle oturan vatandaşlarımız hiçbir fiyat ödemeden, kendi evlerini bir
anlamda bedel olarak verip, yeni evlerine kavuşacaklar. O fiyatlar sadece
ticari anlamda satılacak olan kısmıyla ilgili fiyatlar. Fiyatların makul olduğu
şundan da belli: Bugün itibarıyla, bildiğim kadarıyla tamamen başvurularla
dolmuş durumda. Orası merkezî bir yer, Bingöl’ün en merkezî yerlerinden biri.
Fiyatların makul olduğunu da şuradan anlıyoruz: Gerçekten bunlar, şu anda,
satılmış durumda. Bunlar ayrıca, eski trafik…
Sayın Tanal’ın sorusuna daha sonra
bakarız.
Bunlar ayrıca -dediğim gibi- kendisi
satın alacak insanlar, gönüllü insanlar için fiyatlar. Yoksa,
mevcutlar, bedavaya, çok daha değerli bir eve kavuşmuş olacaklar. Bu büyük bir
hizmet olacak inşallah.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Aynı
metrekareyi Mersin’de daha ucuza mal ediyorlar.
KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl)
– Diğer taraftan, Sayın Köse Millî Eğitim Bakanımıza yöneltti. O yüzden ben,
müsaade ederlerse, cevabı Millî Eğitim Bakanımıza -belli bir vesileyle-
bırakıyorum. Kalan süreyi de Komisyon Başkanımızın sorusuna ayırıyorum.
Çok teşekkür ederim.
BAŞKAN – Evet, Komisyon Başkanımız,
buyursunlar efendim.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ
ELVAN (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Vural’ın gündeme getirmiş olduğu
husus haklı bir talep ancak bugüne kadar bize bu yönde herhangi bir, Kanunlar
Kararlar veya ilgili arkadaşlardan bir talep olmadı. Bundan sonraki süreçte bu
hassasiyete dikkat etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Özellikle eş güdümün
sağlanmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Komisyon olarak gereken hassasiyeti
bundan sonraki süreçte göstereceğiz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, teklifin 1’inci
maddesinin (a) bendini…
OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter
sayısı…
BAŞKAN – …oylarınıza sunuyorum, karar
yeter sayısını arayacağım:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar
yeter sayısı yoktur.
Beş dakika sonra toplanmak üzere
birleşime ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 14.30
İKİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 14.42
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
112 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (a) bendinin oylamasında
karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi (a) bendini tekrar oylarınıza
sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Teklifin görüşmelerine kaldığımız
yerden devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet burada.
Sayın milletvekilleri, maddeye yeni bir
bent eklenmesine ilişkin ve yeni madde ihdası niteliğinde bir önerge vardır.
Malumları olduğu üzere, görüşülmekte
olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan ancak
tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini
isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir
madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci
maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle, önergeyi okutup komisyona
soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge
üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla
katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.
Şimdi önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 375 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifinin 1 inci maddesine aşağıdaki (b) bendinin eklenmesini ve mevcut (b) ve
(c) bentlerinin sırasıyla (c) ve (ç) şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Ayşe Nur Bahçekapılı Mahir Ünal Bedrettin Yıldırım
İstanbul Kahramanmaraş Bursa
Nurdan Şanlı Muzaffer Yurttaş
Ankara Manisa
“b) Ek 11 inci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde yer alan ‘kurumların’ ibaresi ‘kurumlar ile Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonunun’ şeklinde değiştirilmiştir.”
BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye salt
çoğunlukla katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ
ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Arar mısınız
efendim? El kaldırmak suretiyle sayarsanız Sayın Başkan.
BAŞKAN – Kaldırsınlar efendim, sayalım.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ
ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, 21 kişi gerekiyor, şu anda 22 kişiyiz.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Komisyon önergeye salt çoğunlukla
katılmış olduğundan önerge üzerinde, yeni bir madde olarak, görüşme açıyorum.
Grupları adına söz isteyen?
Sayın Hasip
Kaplan, Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu…
Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan, buyurun efendim.
Süreniz on dakika Sayın Kaplan.
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifi hazırlandı, yasalaştı,
yetmedi, 2 Kasımda kanun hükmünde kararname çıkarıldı, o da yetmedi; yirmi beş
gün sonra yeni bir kanun teklifi getirildi; o da yetmedi, arkasından da -daha
yolda- AK PARTİ çoğunluğu bir önergeyle madde ihdası yapıyor. Şimdi, böyle bir
Meclis yasalaşma anlayışıyla burada sağlıklı bir çalışma yapmak mümkün değil.
Bu 112 sıra sayılı yasada TOKİ var,
pilotların, uçuş elemanlarının, dalgıçların özlük işleri var. İçişleri
Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığının bağlı olduğu bir kanun teklifi
görüşülüyor ve tabii biz, burada muhalefet olarak, muhalefet grubu olarak tabii
ki denetim görevini burada yapıyoruz, soru soruyoruz.
Dün,
bu kanun teklifinin tümü üzerindeki görüşmeler bittiği zaman Sayın Millî
Savunma Bakanına bir soru sormuştum, “İstihbarat bilgisi nedir?” diye, sonra
“Bu bilgiye istinaden kim emir verdi?” diye, sonra “Hükûmetin bilgisi oldu mu?”
diye ve bu soruları sorduktan sonra, Sayın Bakan, dün bize açıklama,
sorularımıza cevap verme yerine, -tutanakları aldım baktım- tam bir sayfa hazırlanmış bir yazıyla gelip
sorumuzla, Uludere katliamıyla, pilotaj hatası mı, heron
hatası mı, istihbarat hatası mı, MİT’in hatası mı, kimin hatası ve tabii
bunların hepsi Hükûmetin sorumluluğunda… Bir
tek kelime benim sorularıma cevap vermedi. Şimdi, bu anlayışla, bu mantıkla
burada bu Meclis milletin iradesini temsil edebilir mi arkadaşlar? Bu anlayışla
biz burada görev yapabilir miyiz?
Bakın, elime aldığım, Sayın Millî
Savunma Bakanlığına sorduğum soruya başlamış “Erciş’e gittiğimde…” Benim
sorduğum soru ne, Erciş nerede? Arkasından, geliyoruz, yine Mehmet Âkif’ten şiirler okumaya başlıyor. Bir soru bir dakikadır,
cevabı da bir dakikadır, saniyesi yok. Mehmet Âkif’ten
atlıyor, Bedri Rahmi’den şiirler okuyor, arkasından Hazreti Ömer’in adaletinden
bahsediyor. Hazreti Ömer’in adaleti Türkiye’de olsaydı, bu Mecliste olsaydı
komutanlardan sorumlu bir bakan, Hava Kuvvetleri Komutanlığının uçaklarının,
pilotlarının sorumlusu olan bir bakan bana burada hikâye okumazdı, şiir
okumazdı, başka noktalara çekmezdi; 35 canımız ölmüş, çıkar, onunla ilgili
Hükûmetin ne bilgisi varsa paylaşırdı. Meclise saygı bunu gerektiriyor. Meclise
duyulacak saygıyla bakanlar buna cevap vermeli ama Sayın Başkan da bu
usulsüzlüğe müdahale etmedi ve devam ediyor. Biz soruyoruz: “Kardeşlerinizi
niye bombaladınız?” Cevap yok. “Müslüman kardeş bombalanır mı?” diyoruz, cevap
yok. “Katliamı kim gerçekleştirdi, Hükûmetin bilgisi var mı?” Cevap yok ve
Millî Savunma Bakanı “Herkesi, katliamı gerçekleştirenleri -tutanaktan okuyorum
arkadaşlar, lütfen, vicdanınıza bırakarak- Allah’a havale ediyoruz.” diyor.
Sayın Bakan, siz Allah’a havale edebilirsiniz, öbür dünyaya gittiğinizde Sırat Köprüsü’nde Münker ve Nekir size
tokmağı indirdiği zaman, adaletiniz neredeydi, o zaman cevap verirsiniz ama bu
dünyada yakanızı bırakmayacağım. Bu dünyada Nekir ve Münker’e bırakmayacağım bunun hesabını, partimiz
bırakmayacak, Barış ve Demokrasi Partisi bırakmayacak, vicdanlı sivil toplum
örgütleri bırakmayacak, insan hakları kuruluşları bırakmayacak, bu konuda
adaleti savunanlar bırakmayacak, gerçeği savunanlar bırakmayacak ve
bırakmıyorlar da.
Size, Sayın Bakana lütfen şu Şırnak ili
Uludere (Kılaban) ilçesi, Gülyazı
(Buceh) ve Ortasu (Roboski) köylülerinin katledilmesiyle ilgili araştırma ve
inceleme raporunu okumalarını tavsiye ediyorum. Sayın Bakana… Bu raporu
hazırlayan Mazlum-Der ki AK PARTİ Hükûmeti de tanır bir insan hakları kuruluşu
olarak ve Meclisteki üst kurulda görevlidir. İnsan Hakları Derneğini de
tanırsınız. O da Meclisteki insan hakları kurul toplantılarına katılıyor. Türk
Tabipler Birliğini tanırsınız, KESK’i tanırsınız
-emekçileri- TMMOB’u tanırsınız -meslek örgütlerini- Çağdaş Hukukçular
Derneğini tanırsınız ve daha sayamayacağım ama Diyarbakır’da açıklama yapan 715
sivil toplum örgütünün açıklamalarını okuyabilirsiniz. Burada anında
tanıklarıyla, belgeleriyle ortaya konmuş bir rapor var. Bunu konuşuyoruz.
Burada, arkada Komisyon üyeleri
oturuyor. Çıkarmışsınız hepsini dışarı. Pilotlar vardı burada çünkü onların özlük sorunlarıyla
ilgili. Komisyon üyeleri oturunca yerleri kalmamış. Özlük işleriyle
ilgileniyorsunuz. Özlük işleriyle ilgili bir tartışmadan çok siyaseten
sorumluluğunu Hükûmetin gerektirdiği bir konuda bakın bu rapor ne kadar ciddi
konulara dikkat çekiyor. Bu raporun tespitleri, dinlediği canlı tanıklar çok
enteresandır. Yaralı kurtulan ve arkasından da sağ kurtulan 2 kişi var zaten.
“13 yaralı yolda öldü. Devlet yoktu bir gün boyunca.” diyor. Bakın, tespitler
burada çok vahim. “Biliyorlardı, bizi tanıyordu.” diyor. “Askerî birliğin,
tugayın göz mesafesinde herkes dürbünle görüldüğünde köylü oldukları, silahsız
oldukları biliniyordu.”
Heronlar
var, istihbarat zaafı var. MİT diyor: “Ben istihbarat vermedim.” Peki, MİT,
Jüpiter gezegeninin MİT Başkanı mı Allah aşkına? Böyle vahim bir hatada MİT
Başkanı istifa eder, generallerin yıldızları sökülür, komutanların terfileri
durdurulur, yıldızları sökülür, bunun hesabı sorulur eğer sorumluluk
komutanlardaysa; eğer komutanlarda değilse, komutanlar, Genelkurmay hata
yapmamışsa, MİT’in Başkanı hata yapmamışsa, o zaman siyasi sorumluluk
Hükûmettedir.
Hükûmet, namuslu, erdemli, etik,
ahlaki, vicdani, insani davranır ve bunun gereğini yapar, istifa eder.
Erdemlilik budur. Bunu, Türkiye kültürüne yerleştiremedik Meclise. Peki, özür
dileme erdemini de mi vicdanınızda tartışamıyorsunuz?
Şu raporu bütün AK PARTİ’li
milletvekillerinin ve muhalefet parti milletvekillerinin okumasını istiyorum.
Tanığın biri diyor ki: “Asker bize dedi
ki: “Bu gece son geceniz.” Biliyor
musunuz ne korkunç şeyler var bunun içinde? Okumaya fazla vaktim yok ama sonuç
kısmına bakıp Hükûmeti bir kez daha uyaracağım.
Ne diyor sonuç kısmında?
Dün burada konuştuğum zaman -evet, otuz
yıllık bir ceza hukukçusuyum, uluslararası hukukçuyum- bazı AK PARTİ’li milletvekilleri bana tepki gösterdi: “Nasıl
‘katliam’ dersin?”
Bu rapor ne diyor biliyor musunuz
arkadaşlar? Kameraya göstereceğim. Bunu ben yazmadım, insan hakları kuruluşları
yazdı. Okuyayım, sizler de bakın, itirazınız varsa onlara yaparsınız:
“Heyetimiz bu olaya ilişkin olarak yapılanın bir yargısız infaz olduğu,
öldürülenlerin sayısı itibarıyla toplu bir katliam niteliği taşıdığı…”
Toplu bir katliam, toplu katliam,
“…”(*) toplu katliam… “Toplu katliam”
kavramına bilimsel, hukuksal, insani itirazı olan varsa bu kuruluşlara gitsin,
itirazlarını yapsın. Eğer bunun aksini ispat eden… Ve burada çağrı yapılıyor
uluslararası kuruluşlara, ilgili sivil topluma ve herkese.
En acısı ne biliyor musunuz? Bu
hayatlar gittiği zaman, Şırnak’ta görüşme talebinde bulunmasına rağmen Şırnak
Valisinden, savcısına kadar tek bir yetkili kapısını açmamış bu kuruluş
temsilcilerine. Neyi gizliyorsunuz arkadaşlar, neyi? İnsanlıktan gizleme
şansınız var mı?
(*) Bu Bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan
bir kelime ifade edildi.
Şimdi ben konuşuyorum burada. Vaktimiz
çok, maddeler çok, konuşacağız, birbirimize anlatacağız, belki anlarız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu önergelerde
de konuşacağız. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.
Sayın milletvekilleri, ikinci konuşmacı
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlarım;
kanun hükmünde kararnameyle her şeyi düzeltmeye kalktınız “eşit ücret, eşit
hak” diye. Komisyonda dedik ki: “Bir şeyleri bozmayasınız.” Tüm
komisyon üyeleri burada. “Acaba kanun hükmünde kararnameyle bozduğunuz
şeyler var mı?” “Kesinlikle yok.” denildi. Arkasından, bir ay geçmeden -nerede
hak mağduriyeti varsa biz mağdur olanın yanındayız. Hiç bunda şüpheniz olmasın.
Bir hak mağduriyeti varsa mağduriyetin yanında oluruz- dediler ki: “Bu
kararnameyle TOKİ çalışanlarının hak mağduriyeti var.” Baş tacı… “Kimsenin
hakkı yenmesin, kimse mağdur olmasın.” dedik ama aynen şu soruyu sorduk: “Acaba
kararnameyle bozduğunuz başka hak mağdurları var mı?” “Kesinlikle yok.”
denildi. Herkes burada. Hükûmet oradaydı. Şimdi bakıyoruz ki yeni bir madde.
Burada Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu... Ya biz bunu size sorduk, “Yok” dediniz.
Niye getiriyorsunuz o zaman? O gün niye getirmediniz? Ben bunu takdirlerinize
sunuyorum.
Ben hâlâ şunu soruyorum: Acaba kanun
hükmünde kararnamelerle başka hak mağdurları var mı, yok mu? Ben sizin
yerinizde olsam bu kanunu çekerim. Başka hak mağdurları olup olmadığına bakar…
Eğer varsa düzeltmek bizim görevimiz. Kimsenin hakkının yenmesini, kimsenin
mağdur olmasını istemiyoruz. Gelin, hep beraber mağduriyeti giderelim.
Gidermeyelim demiyoruz ama yarın bir başkası gelecektir.
Peki, dün TOKİ’nin hak mağduriyetini
onardınız. Bugün bu maddeyle Tasarruf Mevduatı Sigortasının hak mağduriyeti var
diye… Bilmiyoruz, inceleyemedik. Bilmiyoruz var mı, yok mu. Açık
söylüyorum, var mı, yok mu bilmiyoruz. Yeni önerge geldi, araştıramadık. Hak
mağduriyeti var mı, yok mu bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir şeyden getirip burada,
bir dayatmayla bu Meclise dayatılmasını da kabullenemiyorum. Önce izah edin
bize. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fon’undaki… Örneğin TOKİ’yi izah ettiler,
dediler ki: “Burada bir mağduriyet vardır.” Biz de inandık, mağdur olduğunu biz
de gördük. Ama şimdi bir başka önergeyle, ek maddeyle Tasarruf Mevduatı
Sigorta… Bilmiyoruz acaba başkaları da var mı. Hadi bu
ikisini düzelttiniz. Diyelim ki TOKİ’nin de hak mağduriyeti, Tasarruf Mevduatı
Sigortasının da hak mağduriyeti var. Gidermek bizim görevimiz. Peki, başka
olanlar varsa, onlar bu kanun esnasında gündeme gelmezse ömrübillah
bekleyecekler mi? Onlar ne zaman gelecek?
Sayın Başkanım, biraz sonra bir
önergemiz var. Diliyorum ki bu Komisyon aynı hassasiyeti orada gösterir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi görüşülürken Sayın Başkana, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanına -aynen sorduk- “Bu kararnamelere, ola ki, Türkiye
Büyük Millet Meclisi girecek mi?” diye sorduk, “Kesinlikle, hayır.” dedi.
Tutanaklarda var. Aradan iki gün geçti,
Türkiye Büyük Millet Meclisi de kararname içine alındı!
Arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet
Meclisi bir yasama organıdır, yürütme organıyla hiçbir bağı yoktur. Yürütme
organı kendi kararnamesini kendisi düzenleme yetkisini almışsınız. Esas yasa
burada yapılır. Buradan kaçırdınız. Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisinden ne
istediniz? Yürütme organı, yasama organının yetkisine nasıl müdahale etti?
Yıllardan beri -Anayasa’da belli- Türkiye Büyük Millet Meclisi yapısı olarak
yürütme organıyla hiçbir bağlantısı olmayan, tamamen yasama organıdır. O zaman
bu Anayasa’ya aykırıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun hükmünde
kararname içine alınması Anayasa’ya aykırı bir maddedir. Önerge burada. Meclis hepimizin Meclisi. Bu Meclis kendi yasama organı.
Kendi yasamasını kendi tayin eder, kendi çalışanlarının, kendi bürokratlarının
düzenlemesini kendi yapar. Daha bir ay önce buradan bir teşkilat yasası
geçirdik. Orada, yine, kararname hükmü içine alacaksanız teşkilat yasasını bize
niye hazırlattınız? Niye komisyonda, burada günlerce bizi meşgul ettiniz?
Mademki kararnamenin içine alacaktınız niye yaptınız? Onu da geciktirdiniz, on
beş gün sonra gönderdiniz Sayın Cumhurbaşkanına. Gelin, aynı komisyon aynı
duyarlılığı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onuru için, Türkiye Büyük Millet
Meclisi bir yasama organı olduğu için, kendi hak ve hukukunu kendi koruyacağı
için, mutlaka Türkiye Büyük Millet Meclisinin de kararname hükmünün dışına
çıkması gerekir. Bu, Meclis iradesindedir. Meclis iradesi yürütmenin iradesinin
altına giremez ama girmiştir. Ben, Sayın Komisyondan acaba bir sonraki maddede
aynı duyarlılığı… Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir anayasal kurum olmasına
rağmen, Anayasa’da maddeleri açık olmasına rağmen kanun hükmünde kararname
içine alınmasını, biz milletvekilleri olarak içimize nasıl sindiririz? Ben
içime sindiremiyorum.
Sayın Başkanım, değerli komisyon
üyeleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin onurunu ve hükmi şahsiyetini kararname
dışına çıkarmak bu Meclisin görevidir. Aynı hassasiyeti orada bekliyorum.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Aslanoğlu.
Üçüncü konuşmacı, Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkan Vekili, Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.
Buyurun efendim. (MHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakika.
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Gerçekten dünden bu yana burada
konuştuğumuz bu kanun, şimdi tutanaklara da bakacak olursak, tüm grupların,
özellikle muhalefet partileri gruplarının ortak sorularına ve endişelerine
muhatap olan bir kanun. Önemli konuşmalar yapılıyor, önemli sorular soruluyor
ama kanunun sahibi Sayın Bakan burada yok. Dolayısıyla, Sayın Bakanları tenzih
ederim ama sorulan sorulara cevap verebilmek durumda değiller. Komisyon
Başkanının veya bu kanun teklifini hazırlayan sayın milletvekillerinin de
yürütmenin adına… Çünkü sorgulanan hadise, 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin uygulanmasından, onun doğrultusunda kanunlarda yapılan
değişikliklerin getirdiği arızalar sorgulanıyor, sıkıntılar… O sıkıntıları
düzeltmek için buraya kanun teklifi getiriliyor. Meselenin muhatabı ve sahibi
olmadığı için ne konuşmalara cevap verilebiliniyor…
Dün, farkındaysanız, sayın bakanlar buraya çıkıp da bu kanunun gerekçesini
anlatamadılar, konuşmadılar, sorulara da cevap vermediler.
Dolayısıyla, değerli milletvekilleri,
her defasında konuştuğumuz gibi, bir birleşim, birlikte bir konuyu müzakere
ediyoruz ama sayın milletvekillerinin bu konuyla ilgisi kendiliğinden -bir
suçlama için söylemiyorum- yok. Çünkü ne 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’yle getirilen hususların ne o hususların diğer kanunlarda yaptıkları
değişikliklerin bilgisine sahip değiller. Dün teklif sahipleri çıktılar buraya
ama çok teknik bir konuda açıklamalar yaptılar.
Bu sebeple, değerli arkadaşlar,
gerçekten, Türkiye'nin, yönetimin, idarenin çok temel, çok önemli bir sorununu
tartışıyoruz, o da personel rejimi. Bir ülkenin çok sorunu
olabilir ama bu sorunların çözümünde eğer dengeli, paylaşılabilinir,
kabul edilmiş, alışılmış bir personel rejimi varsa, iç barış, çalışma barışı
dengesi sağlanmışsa bir adalet duygusu içerisinde sorunların çözümü için
katılımı temin edebilirsiniz ama yaklaşık -dün bir arkadaşımızın ifade ettiği
gibi- seksenin üzerindeki ödeme unsurunu içeren ve toplumun neredeyse
yarısından fazlasını doğrudan ilgilendiren yani Türkiye’de devletten bir
şekilde ücret alan -tam rakamı bilmiyorum ama- 20 milyona yakın insan var,
bunların aileleriyle birlikte toplumun büyük kısmını ilgilendiren personel
rejiminin dengeleriyle ikide bir oynamak ve her defasında ortaya çıkan
yanlışlıkları düzeltmek için buraya tekrar kanun değişikliği getirmek doğru bir
yol değil.
Bakınız, bu kanun hükmünde kararname
çıkartma yetkisi 23’üncü Dönemin son aylarında Hükûmetin talebi doğrultusunda
Meclisimiz tarafından verilmiştir. Dönem biterken gerekçede “Dönem bitiyor,
acil işler var. Mevcut yasalarla etkin bir devlet yönetimi kuramadık, dokuz
yılın sonunda böyle bir imkân yakalayamadık. Bunun için bize kanun hükmünde
kararname çıkartma yetkisi verin.” diyen Hükûmete Meclis yetki verdi, 2 Kasım
itibarıyla da süre verdi. E, bu kanun hükmünde kararname 2 Kasım 2011’de çıktı.
Bugün 5 Ocak, iki ay geçmiş. Bu iki ayın da büyük kısmı bütçe, yılbaşı
dolayısıyla verilen arayı da düşünürsek Meclis bu kanun hükmünde kararname
çıkmasının hemen ertesinde yaptığı yanlışlıkları düzeltmek için yeniden mesaiye
koyuldu, yeniden bir gayret içerisine girdi.
Değerli milletvekilleri, tabii, bizi izleyen
değerli vatandaşlarıma Hükûmeti şikâyet ediyorum. Türkiye’yi dokuz yıldan bu
yana yöneten bu iktidar -doğruyu yapmaktan vazgeçtik- bütün eksikliği ve
yanlışıyla oturmuş personel dengesini, çalışma hayatı dengesini de altüst eden,
böyle kapı aralığında, yanlış düzenlemelerle Türkiye’nin çivisini çıkardık.
Şimdi, TOKİ ile ilgili bir yanlışlığı
düzeltmek için çalışıyoruz. Allah aşkına, bu 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’yle dengesini bozmadığınız hangi kurum var? Değerli milletvekilleri,
devlette çalışanlara az ücret verirsiniz, imkânlarınız oranında zam yaparsınız;
bu problem değil ama yaptığınız düzenlemeyle devlet memurları arasında bir hak
kaybına, bir denge kaybına sebep olduysanız inanınız ki, Türkiye’de en büyük
anarşiyi çıkarmış olursunuz. Şimdi, sıralamakla bitmez, her arkadaşımız bunu
soruyor burada, her konuşmacımız buraya çıkıp konuşuyor, TOKİ’deki bu yanlışı
düzeltiyorsunuz, Millî Eğitimdeki yanlışı nasıl düzelteceksiniz? Yani
muhatapları değil sayın bakanlar ama Maliye Bakanlığındaki personel arasındaki
bu Kanun Hükmünde Kararname’yle getirdiğiniz düzenlemelerle oluşturduğunuz
dengesizliği nasıl düzelteceksiniz? Bakınız, tarihinde ilk defa maliye
memurları Maliye Bakanlığının önünde protesto gösterisinde bulundular.
Değerli arkadaşlar, yani aceleniz ne,
mecburiyetiniz ne, aklınız mı yetmiyor, nedir, niye? Zaten bir sürü
sorunlarıyla devam eden bu personel rejimini böyle kanun hükmünde
kararnamelerle, doğru hazırlanmadan, iyi hazırlanmadan tekrar böyle problem
içine itmenin ne gereği var, ne anlamı var? Şimdi, sayın teklif sahibi
milletvekillerini tenzih ederim ama bu kadar önemli ve teknik bir konuda böyle
bir kanun, teklif olarak mı gelmeliydi, tasarı olarak mı gelmeliydi? Eğer hükûmet tasarısı olarak gelmiş olsaydı, tüm kurumlara gönderilecek
ve her kurum bu kararnamenin kendi kurumunda yarattığı yanlışlığı da ifade
ederek belki de mütekâmil veya belki de birçok eksikliği tamamlayan bir tasarı
gelecekti buraya ama yalnız, TOKİ ve İçişleri Bakanlığının bir iki birimiyle
ilgili, unutulan, eksik kalan birimlerle ilgili düzenlemeler geldi. Şimdi,
her birimizin telefonuna, faksına, mailine yüzlerce müracaat geliyor ve herkesi
mağdur etmişsiniz, Millî Eğitimde aynı sorun yaşanıyor. Burada arkadaşlarımız
düzenlemesini çıkartmış, KİT’lerde 1 sayılı cetvele tabi olarak çalışan
personelden bölge müdürü, başmüdür, fabrika müdürü, müessese müdürü, işletme
müdürü ve tüm kurumlarda birimler arasındaki ücret dengesini perişan
etmişsiniz. Şimdi, her defasında yanlışı düzeltmek için bu Meclisi çalıştırmaya
kalkarsanız bunun adı angarya olur, buna hakkınız yok. Biz bu ülkeyi bu millet
adına yönetmek yetkinize saygı gösteriyoruz ama doğru yöneteceksiniz. Burayı
yazboz tahtasına çevirirseniz, zor kurulan bu dengeyi, bu çalışma barışını
temin eden personel rejimini altüst ederseniz -bu ülkeye işte birileri terör
yaparak kaosu getiriyor, dış şartlar ekonomik krizleri
getiriyor- kendi elinizle kendi zemininizi parçalamış olursunuz.
Bu sebeple ben bu kanun teklifinin
geriye çekilmesini, üzerinde çalışılmasını ve 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’yle oluşan tüm bu dengesizlikleri düzeltecek şekilde tüm kurumların
bilgilerini alarak yeniden düzenlenip buraya gelmesini sizlere teklif ediyorum.
Akıllı davranış, kanun yapmak budur.
Şimdi, burada yaptığınız kanun yapmak
değil, hukuk yapmak değil, hukuk bozmaktır değerli arkadaşlar. Üç gün sonra
bilesiniz bir başka konuyla ilgili bir kanun değişikliğini burada tekrar
tartışacağız. Milletin zamanını çalıyorsunuz değerli iktidar partisi grubu
milletvekilleri.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Şandır, teşekkür
ediyorum efendim.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Teklifimin
dikkate alınmasını diler, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Komisyon Başkanı Karaman
Milletvekilimiz Sayın Lütfi Elvan, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ
ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Türkiye’de yıllardan beri kamu kurum ve
kuruluşlarımızda devam eden çok önemli bir sorun vardı. Bu sorun da, özellikle
bürokratlar arasında ciddi bir tartışmaya, zaman zaman münakaşaya neden olan
ücret problemi söz konusu idi, biliyorsunuz. Birbirine benzer görevi yapan iki
farklı bakanlıktaki daire başkanları farklı ücretler alıyorlardı, genel
müdürler farklı ücretler alıyorlardı. Bu son derece kapsamlı olan kanun
hükmünde kararname ile özellikle bakanlıklar arasındaki bu ücret dengesizliğini
gidermeye yönelik bir çalışma yapıldı. Tabii ki bu, son derece kapsamlı ve
detay unsurları da içeren bir çalışma. Bu çalışmada bazı kurumlarımızın
isimleri değiştirildi, bazı genel müdürlüklerimizin statüleri değiştirildi. Bu
çalışmalar yapılırken zaman zaman belki unutulan, fark edilemeyen bazı
eksiklikler söz konusu oldu, bunu kabul etmemiz gerekiyor.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – En
kibarını sen söyledin ha!
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ
ELVAN (Devamla) – İşte, TMSF de bunlardan bir tanesi. Burada, tabii orada
çalışan vatandaşlarımızın herhangi bir mağduriyeti söz konusu değil ancak bu,
çalışma esnasında belki o anda atlanan, sehven yapılan bazı hatalardan
kaynaklanan bir sorun. Elbette, biz, Meclis olarak bu sorunları çözmek
zorundayız ve bu aksaklıkları gidermek zorundayız.
Şu öneriye elbette katılıyorum:
Zannedersem birkaç gün önce dile getirildi, o da belki kanun hükmünde
kararnamenin bir bütün olarak değerlendirilip eksiklikler aksaklıklar varsa bir
bütün hâlinde eksikliklerin belki bir tasarı olarak Meclise getirilip Mecliste
tartışılıp ve sonuca varılması anlamlı olacaktır diye düşünüyorum. Ancak tabii
ki biz bu eksiklikleri de gidermek zorundayız. Bu, görevimizin bir parçası diye
düşünüyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Teşkilat
Yasası’na gelince: Biliyorsunuz, kanun hükmünde kararname çıktıktan sonra biz
Komisyonumuzda Teşkilat Yasası’yla ilgili görüşmeleri yaptık, hatta, kanun hükmünde kararnamede bazı değişiklikleri de
orada tasarımızda, tasarıda kabul ettik ve Genel Kurulumuz da Türkiye Büyük
Millet Meclisi Teşkilat Yasamızı kabul etti.
Elbette, zaman zaman aksaklıklar
olacaktır, eksiklikler olacaktır, bunları birlikte beraber tartışarak konuşarak
çözebileceğimizi ve ülkemizi daha iyi noktalara yine birlikte
getirebileceğimizi düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elvan.
Şahıslar adına söz talebi? Yok.
Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap
işlemi yapacağız.
Sisteme girmiş arkadaşlarımızdan
Kütahya Milletvekilimiz Sayın Işık, buyurun.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, dün de sordum ama cevap
alamadım. Bu kanun hükmünde kararnameyle yapısı değiştirilen bakanlıklarda şube
müdürü, müdür ya da bölge müdür yardımcısı gibi kadrolarda çalışırlarken
araştırmacı kadrosuna atanan yönetici pozisyonundaki çalışanların mağduriyeti
söz konusudur. Bunun giderilmesine yönelik bir düzenleme bu teklife
eklenebilecek midir?
İkincisi de: Mülki idare amirlerinin
vali yardımcısı ve kaymakamlık görevi yapanlarına yine bu düzenlemelerle
mağduriyet getirilmiştir. Bunların da mağduriyeti giderilebilecek midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.
Sayın Aslanoğlu sisteme girmiş, Ferit Mevlüt Aslanoğlu...
MUHARREM
İNCE (Yalova) – Yok.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.
KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Işık’ın sorduğu soruyla ilgili
-dün de sorduğunu ifade etti- muhtemelen bir yazılı cevap hazırlanıyordur diye
tahmin ediyorum. Yalnız, genel prensip, tabii, hiç kimsenin mevcut
pozisyonundan geriye gitmemesi mevcut işini yapanların ama yeni başlayanlarla
ilgili daha farklı bir düzenleme var. Genel prensibimiz bu şekilde ama müsaade
ederlerse daha detaylı bir yazılı cevap hazırlatalım.
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.
Şimdi, yeni ihdas edilen 1’inci
maddenin (b) bendinin…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Sayın Başkanım, mülki idareyle ilgili sorusu vardı Sayın Milletvekilinin.
BAŞKAN – Cevaplamak mı istiyorsunuz?
İÇİŞLERİ
BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Evet.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Sayın Alim
Işık Bey’in sorduğu sorunun bir bölümünde 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’yle mülki idare amirlerinin, mülki idare amirlerinden vali
yardımcıları ve kaymakamlarımızın mağduriyetini gerçekleştiren bir düzenlemenin
olduğu ifade edildi. Bu gerçekle bağdaşan bir değerlendirme değildir. 666
sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile hiçbir görevlinin ücret açısından
mağduriyetiyle sonuçlanan bir düzenleme söz konusu değildir.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Bu ay vali yardımcıları 160 TL daha az aldı.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Bunu temin eden genel bir madde vardır. Eğer herhangi bir görevlinin,
herhangi bir meslek mensubunun ücretinde herhangi bir eksilme söz konusu olacak
ise mevcut hâlinin gerisine gitmeyeceğine dair, bir defa, garanti eden bir
madde vardır. Kaldı ki mülki idare amirlerimizin ücretlerinde herhangi bir
eksilme söz konusu değildir. Kendilerinin il özel idarelerinden almış oldukları
ek tazminatlar kaldırılmıştır ama bunun yanında onun daha üzerinde bir
iyileştirme genel bütçe gelirlerinden, aylıklarından gerçekleştirilmiştir. Bu
konu istismar edilecek bir şekilde düzenlenmemiştir. Düzenleme, mülki idare
amirliğinin ifa ettiği görevi dikkate alan bir düzenlemedir ama yeterli midir?
Daha iyileştirilmesi gereklidir. Dile getirdiğiniz için teşekkür ederiz.
Özellikle birinci sınıf mülki idare amirliğinin…
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, 160 lira düşmüş durumda.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
- Birinci sınıf mülki idare amirliğinin daha iyi bir konuma ücret yönünden
getirilmesi, hizmetin mahiyeti itibarıyla doğru bir düşüncedir. Bakanlığımız ve
Hükûmetimiz de bu konuyu zaman içerisinde gündemine alacaktır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.
1’inci maddeye eklenmesi…
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karar yeter
sayısı istiyoruz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ne istiyorsun?
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karar yeter
sayısı…
BAŞKAN – Anladım efendim.
1’inci maddeye eklenmesi öngörülen yeni
(b) bendinin oylamasından önce karar yeter sayısı istenmiştir.
Şimdi yeni (b) bendini oylarınıza
sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Karar yeter
sayısı vardır.
BAŞKAN - Böylece teklifin 1’inci…
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç kişi
varmış Başkanım?
BAŞKAN – Saydılar efendim, kaç kişi
olduğu o kadar önemli değil.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kaç kişi
varmış Sayın Başkan?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Divan kâtipler
arasında mutabakat var mı?
BAŞKAN – Efendim, iki kâtip üye
saydılar ve karar yeter sayısı olduğunu belirttiler. Açıklama usulden değil malumualiniz.
Böylece teklifin 1’inci maddesine yeni
(b) bendi eklenmiş ve diğer bentler teselsül ettirilmiştir. Kanunun yazımı
esnasında bu bentler düzeltilecektir.
Şimdi, mevcut komisyon raporu üzerinden
devam ediyoruz.
Teklifin 1’inci maddesinin mevcut (b)
bendini okutuyorum:
b) Ek 12 nci
maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi
yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili. (MHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN
(Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
112 sayılı Tasarı’nın 1’inci maddesinin (b) bendi üzerinde MHP Grubunun
görüşlerini arz etmek üzere söz aldım, yüce heyetinizi tekrar saygıyla
selamlıyorum.
Bir önceki konuşmamda belirttim, gündem
dışı konuşmamda da belirttim, bugün aynı Yetki Yasası’nın üzerinde konuşurken
de bahsettim. Kanun hükmünde kararnamelerin dayandığı Yetki Yasası hukuki
değildir, geçerliliği yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisi gasp
edilmiştir. Bunu Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı bilerek pas geçmiştir. İnşaat
şirketlerinin en güçlü rekabet edeceği ne var? Bizim Türkiye’de sektör olarak
inşaat sektörümüz var. Şimdi Türkiye’de her şeyi özelleştiriyorsunuz, her şeyi
özel sektöre bırakıyorsunuz. Dünyada rekabet gücümüzün en iyi olduğu sektör,
tekstilden de iyi. Bu sektör hangisi? İnşaat sektörü. Bu sektörü
devletleştiriyorsunuz. Neden? Konut yapıyorsunuz. Şimdi burada çıkan AKP
sözcüleri Toplu Konut İdaresinin 518 bin konuta başladığını ifade ediyor. 518
bin konutun 400 bininin yaklaşık dar gelirli, orta gelirli vatandaşlara yapıldığını
düşünün, bunun ne kadarı yıllık konuta tekabül eder? 400’ü 9’ a böldüğünüz
zaman, yaklaşık AKP’nin iktidarda bulunduğu süre içinde ortalama 45 bin konut
yapılmış olur. Bütün kopan fırtına nerede? Burada. 518 bin konutun 400 bini
biraz daha düşük gelirliler, orta gelirliler için yapıldı diyoruz.
Burada olan bir şey var, nedir? Temayüz
eden… Türkiye’de ortaya çıkan inşaat firmalarının belirli büyüklükte olanlarını
ne yapıyorsunuz? Temayüz edenler geriye gitmeye başladı. Toplu Konut İdaresinin
yaklaşık ihale verdiği firmaları dikkate aldığınızda -toplam kaç firma olduğunu
yetkililer söyler- yeni firma temayüz ettiriyorsunuz. Hırsızlık yapıyorsunuz
anlamında falan söylemiyorum. Ne oluşturuyorsunuz? Yeni bir durum ortaya
çıkarıyorsunuz. Şimdi bu önemli bir hadise. Buraya
gelen AKP sözcüleri arkadaşlar, Toplu Konut İdaresinin 518 bin konuta
başladığını söylüyor fakat AKP İktidara gelinceye kadar, Toplu Konut İdaresinin
kurulduğu süreden o süreye kadar 40 bin konut yapıldığını söylüyor. Ben bu
arkadaşlara üzülüyorum, şunun için üzülüyorum: Mukayese bazını kaybetmiş, eline
verilen kâğıdı yorumlayamayacak, değerlendiremeyecek kadar düşünemiyorlar,
bilgi sahibi de değiller. Bunu niçin söylüyorum? Şimdi, daha önceki idareler,
Özal döneminden de başladığınızda, bizzat ihale vererek değil, kredi vererek bu
işi ne yaptılar? Yönlendirmeye başladılar. Toplu Konut İdaresinin yaklaşık 1
milyon konuta kredi verdiğini AKP İktidara gelinceye kadar hiç kimse bilerek
söylemiyor veya bilmiyor. Burada belki farklı konuşmacılar iktidara mensup aynı
şeyi söylüyorlar ama bazıları bilerek, işin farkında olarak, bazıları da ne
yapıyorlar bilmiyorlar.
Şimdi, gerçekten şunu söylüyorum:
Bakın, Van’da insanlar konut için deprem neticesinde bekliyorlar. Burada
AKP’nin yaptığı yanlışlardan dolayı, Bakanlar Kurulunun yaptığı yanlışlardan
dolayı bu insanlar, bu devletin görevlileri orada mesai harcayacakken -Meclisin
demiyorum- Bakanlar Kurulunun beceriksizliği yüzünden -belki Toplu Konut
İdaresine de sormadınız- kim bunu hazırladıysa o da “Ben bu işi çok biliyorum.”
diye sizi yanılttı. Ne yaptınız? Bu insanlar işini gücünü bıraktı, sizin
bilmediğiniz meseleler için burada olur da soru gelir diye yarısı dışarıda,
yarısı burada beceriksiz bir Bakanlıklar Kurulu mensupları için burada
bekliyorlar. Yazık değil mi bu harcanan mesaiye, yazık değil mi harcanan emeğe?
Zaten söyledim, bu Yetki Kanunu
gerçekten sıkıntılı. Yetki kanununun Komisyonda görüşülmesi esnasında yapılan
davet de hukuken… O günkü Komisyon Başkanının Türkiye’de olmadığı bir anda nasıl
imzalandığını bilemediğimiz bir şekilde Komisyon davet edildi. Bunun neyi var?
Güvenilir bir tarafı falan yok, hukuken sıkıntılı. Biraz önce gündem dışı
konuşmamda da söyledim, gerçekten Cumhurbaşkanının Şike Yasası’nda gösterdiği
hassasiyeti burada da göstermesini çok arzu ederdim. Gerçekten sıkıntılı.
Bakın, çıkardığınız kanun hükmündeki
kararnameler de yetki kanununa, kapsamına uygun değil bir kere. İkincisi:
Yapılan düzenlemeler birbiriyle uyumlu ve tutarlı değil. Siz düzeltmek için
getiriyorsunuz, Sayın Bakan “Kaymakamlarla ilgili bir mesele yok.” diyor ama
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun problemi çıkıyor, getiriyorsunuz,
araya bir madde olarak, Komisyonun hepsini buraya toplamaya çalışıyorsunuz,
21’ini. Şimdi, belki, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulundan kimse var
mıydı görmedim burada ama o insanların, hakikaten dünyadaki bu ekonomik
durumdan dolayı finans sektörüyle ilgili ciddi ciddi çalışmaları lazım. Onların
da çalışma şevkini öldürmüşsünüz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu
yetkilileri size belki ulaşabilir ama dışarıda bana gelen gariban memur
ulaşamaz.
Bakın, şuradaki stenograflar, bu mevcut
İktidar yüzünden sıkıntıya girdiler. Yarın bunlardan sonra başlayacak
arkadaşlarla bu arkadaşların arasında çok büyük farklar olacak.
Şu kapıdan çıktığım zaman ya bir devlet
memuru ya bir yakını benim elime kâğıt sıkıştırıyor, “Vekilim şunu da bahset.”
Demin verdiklerinde ayaküstü söylenilen: “Başçavuşlarla polisleri birbirine
düşüreceksiniz.”
Yaptığınız düzenlemelerin bizim o tarafın
tabiriyle evini evceri yok, mantığını da
açıklayamıyorsunuz; sıkıntı burada.
İptal edilen kadrolar yerine yeni
kadroların ihdas edilmesi sebebiyle yapılan düzenlemeler, hizmetin icabından
değil, kadrolaşmaya dönük. “Memurların çalıştıkları yerler dışında merkez ve
taşrada görevlendirilmeleri.” adı altında sürgünlerin yolu açılıyor. Bu
şekilde, çalışanlar arasında huzursuzluk ve keyfî uygulamalar, mağduriyetler
yaratılması gibi hususlar da ortada.
Şimdi, düzenlemeye baktığınız zaman
maaş artışı ağırlıklı olarak üst kademelerde. Alt kademeyle üst kademe arasında
ücret yelpazesinin alt kademe aleyhine bozulduğunu görüyoruz. Kariyer, uzmanlık
ve müfettişlik sisteminin anlamını yitirdiniz ve bozdunuz. İktidardan gidince
denetlenmemeyi arzu ediyorsunuz.
Eşit işe eşit ücretten sadece aynı
unvana sahip olanlara aynı ücreti ödemenin anlaşılması ve ücretinin bu anlayışa
göre şekillendirilmesi… Katılımcı bir şekilde hazırlanmadı. Son günde, son
dakikada bakanlar arasında kurumlar ganimet paylaşılır gibi paylaşıldı,
bazıları “Bunu istemiyorum.” diye üzerinden attı, bunu, herkes biliyor, bunu
niye saklıyorsunuz milletten?
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum
Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın
Ayhan.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına
Sayın Hasip Kaplan… Yok.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Sayın Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 112
sıra sayılı Ağrı Milletvekili Sayın Çelebi ve Bursa Milletvekili Sayın Şahin’in
verdikleri teklifle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Efendim, biliyorsunuz, konu 375 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname’yle ilgili. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
1989’da çıktı, yirmi iki yıldan beri kamu personel rejimiyle ilgili olarak bir
görevi ifa ediyordu, az çok oturmuştu, yirmi iki yıldan beri kabul edilmişliği
vardı. Şimdi, bununla ilgili 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle bir
değişiklik yaptık. Bu 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 657 sayılı Devlet
Memurlarıyla ilgiliydi, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’yla
ilgiliydi, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’yla ilgiliydi,
2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’yla ilgiliydi ve 5434 sayılı Emekli
Sandığı Kanunu’yla ilgiliydi. Birkaç da buna benzer kanunu ihtiva ediyordu,
böyle bir kanun hükmünde kararnameydi, devlet memurları ve kamu çalışanlarının
özlük haklarıyla ilgili bir düzenleme yapıyordu. Dediğim gibi yirmi iki yıldan
sonra bunu değiştiriyoruz.
Bununla -sistem çok karışıktır- taban
aylığı, ek gösterge, kıdem tazminatı gibi maaş ve maaşın unsurları
düzenleniyordu. Çok karmaşık bir sistemdir, herkesin anlayabildiği bir sistem
değil, çok uzman olmak gerekiyor bu sistemi bilebilmek için.
Şimdi, bu tür düzenlemeler sık sık
yapılmaz. Kamu personel rejimi çok zor bir konudur, sık sık değiştirilmez, bir
kere yapılır, yıllarca uygulanır. Özel sektörde dahi personel düzenlemesi,
ücretle ilgili düzenlemeler öyle sık yapılmaması gereken düzenlemelerdir,
zordur çünkü insanların emeğini tespit edebilmek, aralarındaki farklılıkları
görebilmek, ücrete yansıtabilmek çok zor bir meseledir. Tabii, bu konularla
ilgili olarak bir düzenleme yaparken, bunun büyük sorunları, sıkıntıları
oluyor, çok netameli konular.
Şimdi, bununla ilgili düzenlemeyi biz
yine bir kanun hükmünde kararnameyle, 666’yla yaptık, uygulamaya dahi geçmeden
düzeltmeye başladık, şurası yanlış, burası yanlış. Dün de gördünüz, dün de
kanun hükmünde kararnameyi tartışırken, TOKİ girmemesi gerekirken girmiş ve bir
mağduriyet söz konusu olmuş personeliyle ilgili, girmesi gereken İçişleri
Bakanlığına bağlı emniyet sınıfına bağlı uçucu ve dalıcı hizmetlerde bulunanlar
unutulmuş.
Biz yine Plan ve Bütçe Komisyonunda
sormuştuk, Sayın Aslanoğlu’nun dediği gibi “Unutulmuş bir yerler var mı?” diye,
“Yok.” denildi, “Bir daha böyle bir sıkıntı olmayacak.” Bugün gördük ki yine
unutulmuşlar var, önümüzdeki günlerde tekrar gelecek ve tekrar biz bu
tartışmaları yapacağız. Yani bunu, bu tür bir düzenlemeyi -bu çok köklü, esaslı
bir düzenleme- ya kanunla yaparsınız, ya böyle yapmazsınız. Yani kanun hükmünde
kararnameyle yapılan, iki tane bürokratın yaptığı hatayı burada oturup, koca Büyük
Millet Meclisi olarak saatlerce, günlerce bunları mı düzelteceğiz? Otururuz,
Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bir düzenleme yaparız, adam gibi, doğru
dürüst olur, bütün sorumluluğunu da iktidarıyla muhalefetiyle alırız, “Bu,
bizim kabul ettiğimiz, arkasında olduğumuz bir düzenlemedir.” deriz, hiçbir
bürokrat da buna itiraz edemez. İtiraz gelse de haklı olmaz. “Şeriatın kestiği
parmak acımaz, tamam.” der, kabul eder ama bu yapılmıyor. Birileri tarafından
ki, bu 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kim tarafından hazırlandığı belli
değil, hiçbir bakan, hiçbir sayın bakan üstlenmedi; “Bu bizimdir.” demiyor hiç
kimse, inanın öyle, hiç kimse bunu üstlenmedi; oradan, buradan, bir araya
gelinmiş, toparlanmış, saçma sapan bir düzenleme yapılmış, kapsam doğru
çizilmemiş, birçok eksiklik oluşturulmuş. Tabii, ondan sonra da bizler burada
bununla ilgili olarak uğraşıyoruz. Hâlbuki, Türkiye
gündeminde çok daha önemli konular var. Görüşmemiz, konuşmamız, tartışmamız
gereken çok daha önemli konular varken buna takılıp kalıyoruz.
Yapılan hatalar da aslında insani değil
yani normalde bu tür hatalar yapılabilir. Kanun hükmünde bir kararname
hazırlamışsınız “Olabilir, insandır, bazı şeyleri unutur.” dersiniz ama bu
insani bir hata değil çünkü bu sistemle ilgili bir sorun, sistemle ilgili
yanlışlıklar var. Sistem yanlış olunca, sürekli olarak bu tür hatalar
yapılacak. Bundan sonra da bu tür konular gündeme gelecek. Mağdur olan birçok
kamu personeli, uygulamaya geçildiğinde, 15’inden sonra göreceğiz, yine
kapımızı aşındıracak haklı olarak. Bu sıkıntıları birlikte yaşayacağız.
Bizim itirazımız da bu noktada. Biraz
önce söylediğim gibi, oturalım, bununla ilgili temelli bir düzenleme yapalım
diyoruz. Katiyen kamu personelinin sıkıntıya girmesini istemiyoruz biz de ama
doğru dürüst bir düzenleme yapalım hep beraber, madem fırsat doğdu, yapalım
diyoruz, bu, ikide bir yapılacak bir düzenleme değil çünkü.
Mesela, Sayın Bakan burada, Emniyet
teşkilatında yüksekokul mezunu olan polis veya emniyet amiri, başkomiser olanların ek göstergeleri 2.200. Hepsi şikâyet
ediyorlar. Dört, üç, ikinci sınıf emniyet müdürlerinin 3.000 ek göstergeleri
var. Kıyaslıyorlar benzeri durumda olanlarla kamuda “Bizim durumumuz çok kötü.”
diyorlar, “Haksızlığa uğruyoruz.” diyorlar.
Birinci sınıf emniyet müdürlerinin ki,
Ankara, İstanbul, İzmir emniyet müdürleri dışında da 3.600 ek göstergeleri var.
Onlar da aynı şekilde haksızlığa uğradıklarını iddia ediyorlar ve sıkıntılılar
hakikaten.
Bu ve buna benzer konular ki, yine dün
bir arkadaşımız o konuyla ilgili bir konuşma yaptı. Millî Savunma Bakanlığına
bağlı sivil memurların da benzeri durumu var; onlar da aynı şekilde şikâyetçi.
Bu personel rejimleri teknolojik
gelişme ve değişim karşısında hakikaten zaman zaman düzenlenmesi gereken
rejimlerdir; farklılaşan ihtiyaçlar vardır. Bu düzenleme “375’deki düzenleme,
666’daki düzenleme bunları ihtiva etmiyor. Her zaman sıkıntılar, şikâyetler
olacaktır.” diyor.
Türkiye’de esas alınan, temel alınan
konu sadece eğitim. Bürokratın, kamu çalışanının verimliliğine bakılmıyor.
Belli dönemlerdeki verimliliği dikkate alınmıyor, konjonktürel
verimliliği. Teknolojideki gelişmeler -bazılarını arıyorsunuz bulamıyorsunuz-
bunlar dikkate alınamıyor maalesef ve büyük sıkıntı doğuruyor.
Şu Sağlık Bakanlığı bünyesinde
tartıştığımız “Tam Gün” de esasında işin esası bu ücret rejimi değil midir?
Kamu personel rejimi değil midir? Esas “Tam Gün”ün
oturmamasının, yıllardan beri bu durumda olmasının sebebi de o değil midir?
Sağlık Bakanlığındaki “Tam Gün” sorunu
bütün kamu kuruluşlarında, bütün bakanlıklarda aynen vardır. Yeni bir sistem
getirmek gerekir, yeni bir anlayış oluşturmak lazımdır.
Değerli arkadaşlarım, ben bu arada
gündem dışı bugün söz almıştım; orada yarım kalan bir konuya, çok önemli
gördüğüm bir konuya değinmek istiyorum:
Sayın Bakanların atamaları
Anayasa’mızın 109’uncu maddesine göre, atama şeklinde olmalıdır ama devlet
bakanlıkları kaldırıldı biliyorsunuz bu dönem. Devlet bakanlıkları kaldırılınca
Başbakan yardımcılıkları boş kaldı. Başbakan yardımcıları, şu anda, 4 Başbakan
Yardımcısı bakan değil, görevlendirme yapılmış. Hâlbuki görevlendirme
yapılabilmesi için Başbakan yardımcılıklarına, muhakkak bakan olmaları
gerekiyor. Bakan olmayan kimseler Başbakan yardımcısı olarak görevlendirilmiş.
Açın, bakın, Sayın Cumhurbaşkanından gelen kararnamede de
“Görevlendirilmişlerdir.” diyor, Bakanlar için atama var, Başbakan
yardımcılıkları için “Görevlendirme yapılmıştır.” diyor. Görevlendirme
yapılabilmesi için onların da bakan olması lazım ama devlet bakanlıkları
kaldırılmış. Böyle bir hukuki eksiklik var, yanlışlık var. Yapılan işlemlerin
hepsi sıkıntılı olur. Bunun da düzeltilmesi lazımdır. Dün de bildirdik, bugün
de tekrar, sayın bakanlar buradayken bildiriyoruz. Önemli bir konudur, sonradan
hukuki sıkıntı çıkabilir. Bir hukuk devletinde yaşıyorsak bunun bilinmesi,
dikkate alınması gerekir.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.
Barış ve Demokrasi Partisi adına Şırnak
Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.
Buyurun Sayın Kaplan.
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demin maddeyle ilgili konuşmalarımı
yaparken eksik kalan bölümden tekrar devam edeceğim çünkü insanın inanası
gelmeyen açıklamalar oluyor. MİT’te –biliyorsunuz- basın mensuplarıyla bir
toplantı var ve İnternet’e düşen kayıtlara baktığınız zaman, insanın kanını
donduracak açıklamalar var.
1) “MİT, istihbarat paylaşımı yapmadı.”
deniliyor.
2) MİT Müsteşarı Fidan diyor ki: “Heron görüntülerinden sonra 2 kez bilgi geldi, şüphelendik
sivil olduklarından ancak Genelkurmayla paylaşımımız olmadı, Genelkurmay hedef
değerlendirmesini tek başına yaptı.” Bu tür bir açıklama.
Şimdi ben soruyorum: Sayın bakanlar
önde otuyor, pilotlar da arkada otuyorlar. Şimdi, Hükûmet siyasi planlamasını,
stratejisini entegre ve operasyon planlamasını kendisi
mi yaptı, kendisi mi emir verdirdi yoksa hakikaten Hava Kuvvetleri Komutanlığı Heron görüntülerini alıp kendisi de dediği gibi “hedef
değerlendirmesi” mi yaptı? Bunu herkes bilir ki Hava Kuvvetleri Komutanlığı
siyasi otoritenin dışında en ufak adım atmaz ve böyle bir durum son derece
vahim, dehşet vericidir.
Şimdi, daha dehşet verici bir noktaya
geçmek istiyorum. Bunu lütfen dikkatle dinleyin. Böyle bir katliamın ardından
hep “Sorumlular kim? Kim yanlış bilgi verdi? Kim istihbarat yaptı? Nerede
yanlış?” diye soruyoruz. Bu Meclisin bunu bilme hakkı yok mu arkadaşlar? Bu
Meclisin bilgilenme hakkı yok mu? Bu Mecliste bunu konuşma hakkımız yok mu
milletin iradesi adına? Biz milletin vekilleri değil miyiz yoksa şu koltuklar
geyik derisinden yapıldı, burada geyik mi yapacağız? Bunun için mi buradayız?
Ülkenin can alıcı sorunlarını konuşmamız gerekmiyor mu? Bunları defaten
söylediğimiz zaman bazen arkadaşlar kızıyor: “Hasip
Kaplan muhalefeti sert yapıyor.” Aslında değil, gerçekler sert oluyor, acı
oluyor, acı oluyor gerçekten.
Şimdi size söyleyeceklerim gibi aynen,
bakın, aynen söyleyeceklerimi dinleyin ve niye insanlık vicdanı isyan ediyor
onu anlarsınız. Öldürülenler: Özcan Uysal -şu soyadlarına
dikkat edin- Seyit Enç, Cemal Encü,
Vedat Encü, Selim Encü,
Selahattin Encü, Celal Encü,
Bilal Encü, Şervan Encü, Nevzat Encü, Salih Encü, Mahsun Encü,
Muhammet Encü, Hüsnü Encü,
Savaş Encü, Erkan Encü,
Cihan Encü, Fadıl Encü,
Şerafettin Encü, Hamza Encü,
Aslan Encü, Orhan Encü,
Hüseyin Encü, Bedran Encü, Serhat Encü, Şivan Encü ve -diğer soyadları
da- Mehmet Ali Tosun, Şerafettin Uncu.
Şimdi bunu niye okudum biliyor musunuz?
Bir aileden 28 kişi bu bombalamada ölmüş. Bir aileden 28 kişi bombalamada
ölüyorsa öncelikle bu aileye doğru bilgiyi vermek gerekiyor değil mi? Sayın
İçişleri Bakanı burada. Gerçi “Abbas yolcu” diyorlar,
İnternet’e düşen haberlere göre gidiciymiş ama soruyorum şimdi buradan Sayın
İçişleri Bakanına: Bu sabah, bu Encü ailesinden 28
kişi öldürüldü ya, hani faillerini koruduğunuz bu Encü
ailesinden 28 kişi öldürüldü ya, sizin emirlerinizle bu mağdur aileden, Encü ailesinden 8 kişi gözaltına alınmış arkadaşlar; şu an
karakoldalar: Faruk Encü, Özcan Encü,
Serbest Encü, Nihat Encü,
Nezir Encü, Ferdi Alma -bir Alma vardı- bir de Faris Kaya. Şimdi, siz, 35 can toprağa verilirken bu
failler konusunda tek kelime edip hesap vermezken, 28 kardeşini toprağa
vermişlerin ailelerinden 8 kişiyi gözaltına alıyorsunuz. Adaletiniz sizin
tabelada kalıyor, tabelada; “adalet” kelimesi tabelada sadece. Sadece bu değil,
aldığım bir bilgiyi daha söyleyeyim mi? Aynı aileden 60 kişi daha gözaltına
alınacakmış. Ne yapmak istiyorsunuz arkadaşlar? Allah aşkına ne yapmak
istiyorsunuz? 35 kişi ölmüş, bir tek kelime etmiyorsunuz, “Kim sorumlu?”
demiyorsunuz, açıklama yapmıyorsunuz, örtüyorsunuz, kediler gibi örtüyorsunuz
ama olmuyor, kokuyor arkadaşlar.
Bakın, bu davranış, 35 kişi
katledilirken bu acılı aileleri bugün gözaltına almak var ya 60 kişiyi, bir de
liste hazırlamak ne demek biliyor musunuz? “Ben devletim, yaparım.” demek
zihniyetiniz. Siz Hükûmettiniz, devletle
örtüştünüz, AKP artık hükûmet ve devlet oldu. Eskiden Başbakan, hükûmet topu
devlete atardı, “Devlet yaptı.” derdi, şimdi devleti koruyor. Bu yaptığınız ne
biliyor musunuz? Türkiye’yi karpuz gibi bölmektir arkadaşlar,
böyle, öyle Türk-Kürt olarak da değil, iki parça değil, bakın dikkatinizi
çekiyorum, Türkiye’yi laik ve antilaik olarak da bölüyorsunuz, Alevi ve Sünni olarak da
bölüyorsunuz, sağcı ve solcu olarak da bölüyorsunuz, zengin ve fakir olarak da
bölüyorsunuz; adaletsizlik icraatınızın ustalık kabinesinin ta kendisi,
tescilli olduğu…
Şimdi, ben buradan Roboski
köylülerine sesleniyorum, Gülyazı köylülerine
sesleniyorum, Buceh köylüleri bunlar, öyle küçük bir
köy değil, 4 bin nüfusu var Sayın Bakan, 4 bin;
gitmediniz, görmemişsinizdir. Roboski köyünü
de bilmezsiniz, Hezil Çayı akar, bir tek sınır
orasıdır ve Uludere’nin, Kılaban’ın bu köylerinde
yaşları on üç ile yirmi beş arasında ilkokul talebesinden üniversite
öğrencisine kadar okul harçlığı için katledilen bu çocukların resimleri ve
isimleri rüyalarınıza girene kadar bu kürsüde konuşacağım. Siz sabah
kalktığınızda bu rüyalarla… Size kâbus hâline çevireceğim burayı, ya çıkarsınız
doğru dürüst Mecliste araştırma komisyonu kurarsınız bütün partiler beraber
gideriz ya çıkarsınız hukuku işletirsiniz ya çıkarsınız adaleti işletirsiniz ya
da bu kürsüde kabusunuz olacağım. Bunları, bu isimleri
her gün bu kürsüde okuyacağım, resimlerini getireceğim, konuşacağım. Çünkü bu
öyle es geçilecek bir olay değil. Hem öldüreceksiniz hem gözaltına alıp
tutuklayacaksınız ve biz burada seyredeceğiz! Biz bu milletin oyunu alarak
geldik bu kürsüye. Açık söylüyorum, bu kürsüde onlar adına konuşacağız. Onların
bir “alo”su, bir telefonu bize yeter. Demin, iki
dakika önce konuşma sıram geldiği zaman Başkan açıklamıştı. Ben bu notları
almak için dışarıdaydım biliyor musunuz? Acil bir telefon olarak geldi. Ne
istiyorsunuz insanlardan Allah aşkına? Derdiniz nedir sizin? Derdiniz nedir
sizin? İnsanlıkla ne sorununuz var? Vicdanla, insafla, adaletle, hukukla ne
sorununuz var? Kâfiristan mı burası Allah aşkına, kâfiristan mı? Yani Saddam’a
bakın, diktatörlere bakın, Hitler’e bakın, Mussolini’ye
bakın Allah aşkına? Tarihe bakın ve sonrasına bakın. Sonrası nereye gitti, ne
oldu? Sizi bu konuda uyarıyorum, Hükûmeti uyarıyorum…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Devamla) - …ve burası
Türkiye diyorum, burada hukuk işleyecek diyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Şahısları adına Çorum
Milletvekili Sayın Cahit Bağcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gündemimizde bulunan 112 sıra sayılı Ağrı
Milletvekilimiz Sayın Çelebi ve Bursa Milletvekilimiz Sayın Şahin tarafından
verilen teklifin ve 375 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bazı
kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifinin 1’inci maddesinin
(b) bendi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce
Meclisi, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, gerek teklifin gerekse tasarının tümü üzerinde yapılan görüşmelerde
hem teklif sahibi arkadaşımız hem de Grubumuz adına konuşan Sayın Recai
Berber’in de ifade ettiği gibi, düzenleme -bu kısım- 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nda yapılan değişiklik ve TOKİ’nin
istisnai memuriyet kadrolarında kadro karşılığı sözleşmeli personel çalıştırma
yetkisinin kaldırılması gibi bir sorunun, bir eksikliğin giderilmesine yönelik
bir düzenlemedir.
Başkanlıkta nitelikli ve kalifiye
mühendis çalıştırmanın zorluğu ve uzman kadrolarında görev yapan mühendislerin
özel sektör ve diğer kamu kuruluşlarına geçişleri gibi birtakım sorunların da
oluşmasının önüne geçmeye yönelik bir düzenlemedir.
Sizlerin de bildiği gibi, yirmi yedi
yılı aşkın süredir yürütmekte olduğu faaliyetler ile ülkemizde konut, yerleşme
ve kentleşmeye ilişkin sorunlara ulusal düzeyde çözüm sunan TOKİ’nin bu karşı
karşıya kaldığı nitelikli personel çalıştırma sorununun giderilmesi
Parlamentomuzun bir görevidir ve olaya bu açıdan bakarak düzenleme
getirilmiştir.
Ülkemizde,
sağlıklı ve yaşanabilir kentsel çevrelerde, yeterli ve nitelikli konut
üretiminin yapılması yönünde faaliyetlerini ifa eden TOKİ, 2985 sayılı Toplu
Konut Kanunu ve daha sonra çıkarılan dokuz ayrı yasal ve idari düzenlemeyle
Emlak Bankasından, Konut Müsteşarlığından, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünden,
Bayındırlık ve İskân Bakanlığından, Mesken İşleri Daire Başkanlığından ve
Başbakanlık Uygulama Birimi gibi birimlerden devraldığı çok sayıda görevi
yerine getirmektedir. TOKİ Başkanlığına getirilen bu yeni
görevler neticesinde iş yükünde de ciddi artışlar meydana gelmiştir. Devletin
inşaat faaliyetlerinin tamamına yakın bir kısmı TOKİ tarafından yapılmaktadır.
2003-2011 yılları arasında konutlara ek olarak üniversite yerleşke binaları,
yurtlar, okullar, spor alanları, kütüphane, engelsiz yaşam merkezleri, sosyal
donatı alanları, stadyumlar, sınır karakolları TOKİ tarafından yapılmaktadır.
Başkanlığın, yurt dışına açılmasına,
yurt dışında tanıtımına yönelik faaliyetleri de devam etmektedir.
Bu çerçevede, 2985 sayılı Toplu Konut
Kanunu’yla belirlenen görevler kapsamında yürütmekte olduğu faaliyetler ile
ülkemizde hem konut hem de kentleşmeye ilişkin sorunlara ulusal düzeyde çözüm
üreten en yetkili bir kurum hâline gelmiştir.
Düzenlemenin ülkemize, milletimize ve
TOKİ çalışanlarına hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bağcı.
Şahsı adına ikinci konuşmacı Bursa
Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin.
Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi’mizin 1’inci maddesi (b) bendi
hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
2 Kasım 2011 tarihli ve 28103 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’yle uzmanlık ve ihtisas kurumu olan TOKİ, kariyer uzmanlıklar arasına
dâhil edilmiştir. Ayrıca, yine anılan Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 12’nci
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun ek 3’üncü
maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle TOKİ'nin sözleşmeli
personel çalıştırma yetkisi kaldırılmıştır.
Bu durum karşısında TOKİ uzman
kadrolarında çalışan teknik ve idari kariyerli personelin kariyer uzmanlığa
dâhil edilmemesi nedeniyle emsal kamu kurum ve kuruluşlarına nazaran özlük ve
mali haklarında hak kaybı oluşmuştur. TOKİ’nin hâlen yönetim kadrolarında görev
yapan personelin 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe gireceği 14
Ocak 2012 tarihinden itibaren hizmetin gereği olarak yapılacak görev
değişikliklerinde atanacakları uzman kadroları ile sözleşme yapılamayacağından
bu durumdaki personelin aylıklarında ciddi bir düşüş olacak ve hak kaybına
sebebiyet verecektir. Hak kaybı idarenin, yönetici kadrosuna yeni atanacakların
görev değişikliği hâlinde de söz konusu olacaktır. Dolayısıyla, idarenin
yönetim kadrolarında görev yapan ve ilk defa yönetim kadrosunda görev alacak
olan personelin motivasyonu olumsuz etkilenecek ve
verimliliğin düşmesine sebebiyet verecektir. 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin yürürlüğe gireceği 14 Ocak 2012 tarihinden sonra TOKİ’de uzman
yardımcısı, uzman ve avukat kadrolarında işe alınacak mühendisler, avukatlar ve
idari branşlardaki personel ile sözleşme
yapılamayacaktır. Bu durum TOKİ’de hâlen aynı kadrolarda sözleşmeli olarak
istihdam edilen ve aynı işi ve görevi ifa eden personel arasında ciddi bir
ücret farklılığı yaratacak ve personel arasında huzursuzluğa sebebiyet
verecektir. Dolayısıyla, idarede uzman kadrolarında nitelikli ve kalifiye
mühendis ve avukat çalıştırılması mümkün olamayacağı gibi personelin özel
sektöre ve diğer kamu kurumlarına kaçışı söz konusu olabilecektir. Ayrıca
kalifiye personel istihdam edilemeyecektir.
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’miz
ile TOKİ’de görev yapan uzmanların ve yönetim kademesindeki personelin hak
kayıplarının önlenmesine yöneliktir. Tasarı ile TOKİ personelinin mali
haklarının korunması için mevzuat hükümlerinin uygulanması amaçlanmaktadır.
TOKİ personeli için yeni bir hak ve ücret artışı getirmemektedir. 2 Kasım 2011
tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 12’nci maddesinin üçüncü fıkrası ile
2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun ek 3’üncü maddesinin dördüncü fıkrasında
yapılan değişiklikle TOKİ’nin istisnai memuriyet kadrolarında kadro dışı sözleşmeli
personel çalıştırılma yetkisi kaldırılmıştır. Bu durum karşısında idarede nitelikli
ve kalifiye mühendis çalıştırılması mümkün olamayacağı gibi, uzman kadrolarında
görev yapan ve yapacak olan mühendislerin özel sektöre ve diğer kamu
kurumlarına kaçışı söz konusu olacaktır. Bu durum TOKİ faaliyetlerini olumsuz
etkileyecektir.
Ayrıca, hizmetin gereği olarak TOKİ’nin
yönetim kadrosunda yapılacak görev değişikliklerinde idarede başka unvanlı kadrolar mevcut
olmadığından yönetici kadrolarından uzman kadrolarına atanacak personel ile
sözleşme yapılamayacağından bu personelin aylıklarında ciddi maaş kaybı meydana
gelecektir.
Bu itibarla, 375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile
TOKİ Başkanlığı personeli için özlük ve mali haklarında yeni bir artış ve
değişiklik getirilmemekte olup faaliyet alanıyla ilgili sektör içerisindeki
konumu dikkate alınarak mevcut mevzuat hükümlerinin aynen muhafaza edilmesi
amaçlanmaktadır.
Teklifin hayırlı olmasını dileyerek
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.
(b) bendi üzerinde konuşmalar
tamamlanmıştır.
Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap
işlemi yapacağız.
Sisteme girmiş olan arkadaşlardan Sayın
Baluken, buyurun.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür
ediyorum.
Demin de sormuştum ben, Sayın Bakandan
cevabını alamamıştım.
Bingöl’de TOKİ tarafından yapılan
konutlarda köy ve kentteki konutların fiyatı aynı olarak belirlenmiş. Oysaki
köy konutlarında altyapı, çevre düzenlemesi ve arsa köylü tarafından temin
edilmişti. Bunun sebebini sormuştum.
Onun dışında, Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliği ve özel sektör veya şahıslar adına yapılan bazı hibe,
yardımlar vardı. Bunların değerlendirildiği konutların akıbetini merak
ediyoruz.
Son olarak da, Bingöl’de Düzağaç
bölgesinde 20 bin konutun tapusu yok. Bu bölgede TOKİ’nin yapmış olduğu
konutlar da dâhildir. Bununla ilgili mağduriyet ne zaman giderilecek?
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
İkinci konuşmacı, Mersin
Milletvekilimiz Sayın Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanıma, bu kanunla ilgili
olmamakla beraber, açıklama fırsatı vermek açısından -çünkü ilgilileri cevabı
bekliyor- şu sorularım var:
Seçim öncesi
bölücü terör şehit yakınlarının ailelerine ikinci çocuk için de iş söz
verilmişti, iş imkânı tanınacak diye söz verilmişti. Ayrıca gazilere ödenen
tazminatın ve maaşın arttırılacağı yönünde bir söz verilmişti. Bir de yine
bölücü teröre karşı mücadele veren korucuların, gönüllü köy korucularının özlük
haklarının düzenleneceği, geliştirileceği yönünde sözler verilmişti.
Sayın Bakanım, bu konuda, seçim
yapılalı altı ay oldu, altı ayı geçti, dolayısıyla henüz bir düzenleme yok. Bu
konuda, bu soruların cevabını bekleyen aziz şehit yakınlarımıza ve gazilerimize
bir cevabınız olacak mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır.
İstanbul Milletvekilimiz Sayın
Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Sayın Bakan, dün de sormuştum. Cevabınızdan tatmin olmadım. Siz düzelttiniz.
Çarşı ve mahalle bekçilerinin emniyet
hizmetleri sınıfına geçmesini bu Meclis buradan iki yıl önce tamamladı ama
bunlar tek kuruş mali haktan yararlanamadılar. Bunlara elbiseleri dahi
verilmiyor. Bunlar emniyet hizmetleri sınıfında ise bunlara özellikle yıpranma
tazminatı konusunda buradan çıkan yasa gereğince uygulama yapacak mısınız?
İki: Tek kelime istiyorum Sayın
Bakanım, eğer bağışlarsanız. Muhtarlarla ilgili köy kanunu -hep ona bağladınız,
hep ona bağladınız- ne zaman gelecek, ne zaman yasalaşacak?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, buyursunlar.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekillerimiz; soru-cevap bölümünde soru soran değerli arkadaşlarımıza
teşekkür ederim.
Bingöl’deki TOKİ konutlarıyla ilgili
olarak sorulan ve köy ve şehirdeki konutların fiyat farkı olmamasını içeren
soruya cevabımız: Köy evleri tek katlı olduğundan arazileri büyük oluyor, büyük
araziler üzerine yapılıyor. Dolayısıyla, arsa maliyeti ve inşaat maliyeti
şehirdeki dairelerden farklı oluyor, hatta maliyeti biraz daha fazla oluyor. Bu
nedenle de şehirdeki ve köydeki TOKİ konutlarının fiyatlarında bir ayrım
yapılmamış oluyor.
Sayın Şandır’ın
sorusu: Bölücü terör örgütü ile yürütülen bu mücadelede şehit olanlarımızın
birinci derecede yakınlarına, kardeşine, eşine iş imkânı veren yasal düzenleme
var bildiğiniz gibi. Aynı şehitlerimizin ikinci yakınlarına da iş imkânı
sağlanması hem Hükûmetimizin düşüncesi, partimizin taahhüdü hem de muhalefet
olarak herkesin, bir parti hariç diğer partilerin de talebiydi. Hükûmetimiz bu
konuyu değerlendirdi, kararı alındı. Yasal çalışmayı Bakanlığımızla birlikte
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız yürütüyor. Yine gazilerle ilgili de
iyileştirmeler orada var.
Ayrıca, köy korucularının durumu, o
farklı bir yasada, ayrı bir konseptte değerlendirilmek
durumunda. O da gündemimizde olan bir konu ama şehit yakınları ve gazilerimize
ilişkin iyileştirmeler şu anda Hükûmet tasarısı hâline gelmek üzere Bakanlık
taslağı çalışması sonlanmış vaziyette.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir iki ayda
tamam olur yani.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Bu yasama dönemi bitmeden önce yasalaşacağını söyleyebilirim.
Sayın Aslanoğlu, sorunuza dün çok
anlaşılır bir şekilde cevap vermiştim. Dünkü cevabıma atıf yapıyorum Köy Kanunu
ve çarşı, mahalle bekçileriyle ilgili olarak.
Sayın Başkan, değerli
milletvekillerimiz; görüşülmekte olan yasa teklifi dolayısıyla söz alan sayın
milletvekillerimize teşekkür ediyorum ancak teşekkür değil de açıklama yapmak
durumunda olduğum bazı milletvekilleri var Parlamento içerisinde. Kürsüye çıkıp
öldürmekten, inerken vurmaktan, dururken tutuklamaktan, cümlelerini kurarken
kandan, ölümden bahsetmeden duramayan, hayatı kan ve ölüm üzerine, düşüncesi
kin, kan ve bölme üzerine inşa edilmiş milletvekilleri var.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz öyle inşa
ettiniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle
milletvekilli var mı Başkan? Lütfen müdahale edin.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Bu ülke o kadar özgür bir ülke ki, bu ülkedeki özgürlüklerden yararlanarak…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öyle bakanlar
var biliyoruz ama milletvekili olduğunu sanmıyoruz.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– …kanı, kini, ölümü kendisine şiar edinmiş, diline pelesenk edinmiş,
söylemekten yorulmayan ve utanmayan…
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Halk senin ne
olduğunu biliyor!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük’ü… Sayın Başkan, İç Tüzük’e
riayet edin, lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– …gerçekleri saptıran, ne derse tersi doğru olan… Bunların kodunu vermiştim
ben, bir kez daha veriyorum, ne söylemişlerse tersidir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – 35 kişinin
katliamının baş sorumlusu böyle konuşamaz. 35 kişinin katliam ve katil
sorumlusu mevkisinde bir Bakansın.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– 35 kişinin ölümü bizi üzmüştür. Allah’tan rahmet diliyoruz. 35 can bizim
canımızdır.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – O mevkide bir
bakan böyle konuşamaz!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Susarsan… Sus oradan, sus!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle
konuşamazsın! Doğru düzgün konuş.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Ben seni dinledim, sabrettim. Sana sabrediyorum ben, sus! Konuşamazsın! (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Doğru düzgün
konuş, böyle konuşamazsın! Hesap vereceksin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Hesap… Sen susarsan anlatacağım. Hesap vermesi gereken sensin, senin gibiler.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın
Başkan… Sayın Başkan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – 35 kişinin
katliamından hesap vereceksin, öyle yok!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Senin gibiler hesap vermesi gerekenler.
BAŞKAN – Lütfen karşılıklı
konuşmayalım. Sayın Kaplan, dinleyin lütfen, dinleyin. Cevap verirsiniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
müdahale edeceksiniz!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Ben burada dinledim, bir kelime müdahale etmedim. Bu Meclis dinledi sizi, bu
Büyük Millet Meclisi sizi dinledi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çıkarsın,
konuşursun ama adabıyla, üslubuyla, böyle değil.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Sizin iğrenç iftiralarınızı dinledi. İğrenç hareketlerinize tahammül ediyor
bu millet, bu devlet. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin iğrenç
hareketlerinize, katliamlarınıza kimse tahammül etmeyecek.
BAŞKAN – Lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Oradaki ölümü anlamak için burayı anlamak lazım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – “İğrenç” dedi
Başkan.
BAŞKAN – Sayın Başkan, lütfen susun,
sonra cevap verirsiniz. Lütfen dinleyin…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Oradaki ölümü anlamak için bölücü terör örgütünü iyi anlamak lazım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan
“iğrenç” kelimesini… Lütfen müdahale edin. İğrenç kendisi.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın
Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sizi dinledik. Dinleyin,
lütfen… Sonra cevap verirsiniz.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Oradaki ölümün bir adım ötesi bölücü terör örgütüdür.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İğrenç olan
katliamlardır.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Oradaki ölümün bir adım ötesi Kandil’dir.
BAŞKAN – Lütfen, lütfen dinleyin. Sizi
sessizce dinledi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
özür dileyecek, “iğrenç…” Herkes İç Tüzük’e göre
lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Kandil’de dili kanlı insanlar vardır, kan vardır, dili kanlı insanlar vardır.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük’ü işletin lütfen.
İÇİŞLERİ
BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Kandil’i bilmek lazım, Kandil’i görmek lazım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Katliamı da
bilmek lazım.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Oradaki ölümü görmek için o hayatını kaybeden insanlara kaçakçılık malını
verenleri görmek lazım, o bölücü örgütü görmek lazım. Bölücü örgüt olmazsa bu
memlekette ne kan olur ne kin olur ne ölüm olur. Bu memleketteki… (BDP
sıralarından gürültüler)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen o katliamın
hesabını ver ilk önce.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen hesap
soramazsın!
BAŞKAN – Lütfen dinleyin, cevap
vereceksiniz efendim, dinleyin. Sizi dinledik.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Ben hesabı veriyorum, ben hesabı veriyorum çünkü biz hesap üzerine
kurulmuşuz. Benim mahkemem var, seninki gibi halk mahkemesi değil, uydurma
mahkeme değil, insanlık dışı mahkeme değil.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Senin mahkemen
bile yok. Mahkemen mi var?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Benim mahkemem var, benim savcım var, benim müfettişim var, şu anda
çalışıyorlar.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yok ya! Adalet
olsaydı bugüne kadar bu katliamcılar birer birer yakalanırdı.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın
Başkan, bu usule lütfen müdahale eder misiniz? Lütfen…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Bakanlık olarak biz, savcılıklar, hepsi şu anda görev başında.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – “İğrenç”
kelimesini geri alacak!
BAŞKAN – Efendim, sizi sessizce
dinledik, lütfen…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –
Konuşmayı duymak istiyoruz. Böyle bir usul var mı?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Daha olayın sıcaklığı bitmeden bu kürsüye çıkıp bölmekten, bu kürsüye çıkıp
ahlaksızca saldırmaktan başka özelliği olmayan birileri, bu özgürlüğü sonuna
kadar kullanan birileri… [BDP sıralarından alkışlar!]
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Senin bütün
konuşmaların ahlaksızca!
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz burada
bir sürü hakareti dinledik.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Dinleyin lütfen, dinleyin, biz sizi dinledik.
Şunun hesabını verin: Ben
aydınlatıyorum, biz aydınlatıyoruz olayı. Olay incelemede; Şırnak Savcılığı,
Uludere Savcılığı, Diyarbakır Özel Savcılığı olayı inceliyorlar.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ankara’dan kim
emri verdi, onu söyle.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık olayı inceliyorlar.
Peki, bu incelemede… Bana şunun hesabını verin: Cenazeleri istismar ederek,
ölümün üzerinden istismar yaparak…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi, bırak
cenazelerin istismarını, katliamı konuş, katliamı.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– …üzerine örttüğünüz o bez parçasının hesabını ver bakayım bana; o bez
parçasının, o lanet işaretlerin, renklerin hesabını ver bana. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Katliamı konuş,
katliamı.
BAŞKAN – Lütfen, lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Düşün, düşün Kürt halkının yakasından, benim Güneydoğulu kahraman insanımın
yakasından düşün, yeter artık! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür
ederim, süreniz doldu.
Değerli arkadaşlarım…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun efendim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
İç Tüzük’ü lütfen işletir misiniz? Burada Bakan
direkt milletvekillerine hitaben “iğrenç” kelimesini kullandı.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– İsim vermedim ben.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – “İğrenç”
kelimesi İç Tüzük gereği kabul edilecek bir kelime değildir, lütfen özür
dilesin.
ÖZDAL ÜÇER (Van) – “Ahlaksız” dedi,
“ahlaksız” kelimesini iade ediyoruz kendisine.
BAŞKAN – Efendim, şimdi müsaade
ederseniz…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim…
BAŞKAN – Bir saniye efendim, bir
saniye…
Söylediğiniz her şey burada kanun değil
Sayın Kaplan. Lütfen, dinledim ve cevabımı dinleyin.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, Sayın
Başkan, “iğrenç” kelimesini kabul ediyorsanız, sindiriyorsanız içinize…
BAŞKAN – Tamam, cevabımı dinleyin.
Burada…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sindiriyor
musunuz?
BAŞKAN - Benim ne alakam var, içime sindirip
sindirmememle?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kabul ediyor
musunuz?
BAŞKAN - Efendim, lütfen, oturun, İç Tüzük’e göre… Böyle karşılıklı konuşma yok.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır,
sindiriyor musunuz?
BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen... Lütfen
oturun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kabul ediyor
musunuz “iğrenç” kelimesini?
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Hakaret edemezsin!
Ne yapacaksın, polis mi göndereceksin?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Kendim hallederim!
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sen kendin neyi hallediyorsun sen…
BAŞKAN - Lütfen, oturun… Lütfen, oturun…
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Özdal…
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Tehdit ediyor ya.
BAŞKAN - Efendim, bir saniye… Bir saniye, lütfen… Bir
saniye… Hayır…
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Neyi hallediyorsun
sen?
BAŞKAN - Sayın Milletvekili… Sayın
Milletvekili lütfen… Lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Özdal…
ÖZDAL ÜÇER (Van) – “Hallederim” diyor…
Neyi hallediyorsun?
BAŞKAN - Lütfen, efendim…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – “İğrenç” diyor…
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Hadi ne yapacaksın, JİTEM’i mi göndereceksin, faili meçhul mü işleyeceksin? (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Özdal…
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın
Başkan, biz Mecliste miyiz, kahvehanede miyiz? Lütfen… Bu nedir ya?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – “İğrenç”
kelimesini geri alacaksınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Tehdit ediyor!
BAŞKAN - On dakika ara veriyorum birleşime.
Kapanma
Saati: 16.18
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati: 16.34
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – 112 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye efendim… Bir saniye
rica edeyim.
Şimdi, 1’inci maddenin mevcut (b) bendi
üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.
Buyurun şimdi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başkan,
demin, ara vermeden önce, İç Tüzük 67’ye göre ve İç Tüzük 163’üncü maddeye
göre, Sayın Bakan kaba ve yaralayıcı sözler sarf etmiştir. Bu konuda ya özür
dilenmesini ya kınama cezası için İç Tüzük’ün
işletilmesini talep ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
İşlemden sonra gereğini yaparız.
Şimdi, bir adet önerge vardır, okutup
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 112 sıra sayılı yasa
teklifinin 1. maddesinin (b) bendindeki “yürürlükten kaldırılmıştır” ifadesi
yerine “yasa metninden çıkartılmıştır” olarak değiştirilmesini arz ederiz.
Saygılarımızla.
|
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Bülent Kuşoğlu Mahmut Tanal |
|
İstanbul Ankara İstanbul |
|
Namık
Havutça Malik Ecder Özdemir |
|
Balıkesir Sivas |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu
efendim?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET
ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şimdi, gerekçe mi, konuşacak
mısınız Sayın Aslanoğlu?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Konuşacağım efendim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu.
Süreniz beş dakika.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın Bakan, dün de sordum, bugün de
sordum ama bugün, sorduğum soruya “Yeterince açıklığa kavuştu.” diyerek cevap
vermediniz. Ben belki sizin kadar zeki değilim. Anlamadım diye, anlayamadık
diye ifade ettim zatıalinize.
Gene söylüyorum, bir kez daha
söylüyorum: Bundan dört yıl önce, çarşı ve mahalle bekçileri için -artık bunlar
3 bin kişi kaldı- bir yasa çıkardık, onlara vefa için çıkardık, onların
yıllarca verdiği emeği için çıkardık. Yardımcı hizmetler sınıfından emniyet
hizmetleri sınıfına ayrılınca bu insanlar bayram etti ama yasada bu insanlara
ne tazminat ne yıpranma tazminatı ne fazla mesai, hiçbir şey uygulanmadı
diyorum. Altını çiziyorum, sorun Emniyet Genel Müdürlüğüne, çarşı ve mahalle
bekçilerinin emniyet hizmetleri sınıfına geçtikten sonra, bu insanların bir
hakkı teslim edildi mi? Sayın Bakan, edilmedi. Hatta,
aldıkları tazminatlar aşağı düştü, yardımcı hizmetler sınıfındayken aldıkları
tazminat daha aşağı düştü. Bu nasıl vefa? Bu insanları bir vefa örneği olarak
emniyet hizmetleri sınıfına geçirdik, bu insanlara düğün bayram yaptırdınız.
Yıllarca ihmal edildi, bir hak teslim edildi ama teslim edilen hakla ilgili tek
kuruş, mali bir hakları olmasına rağmen, kanunun amacı olmasına rağmen, emniyet
hizmetleri sınıfındaki yıpranma tazminatlarını almaları gerekmesine rağmen,
yönetmelikle uygulamadınız. Ben, bir daha altını çiziyorum “Yeterince açıklığa
kavuştu, izah ettim.” dediniz ama Sayın Bakan, bunu bir daha inceletin lütfen,
bu insanlar bir kuruş para almadı, bu insanlara en küçük mali hak vermediniz,
hakları geri gitti. Zaten, yeni çarşı ve mahalle bekçisi almıyorsunuz. Eğer
vefaysa, yıllardır hepimizin bekçi babasıysa, lütfen, bu insanlara vefa örneği
göstererek hak ettikleri… Yüce Meclisin verdiği bir hakkı kimse engellemesin.
Emniyet Genel Müdürlüğü, maalesef, burada çıkan yasayı uygulamadı ve bu
insanların hakkını vermedi. Sayın Bakan, biz hakkımızı istiyoruz, hakkımızı
kimse gasbetmesin; bu, gasbedilmiş
bir haktır.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve
Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum…
III.-
YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili
ayağa kalktı)
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan,
yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.
Lütfen, yirmi kişinin isimlerini
alalım.
Sayın Aslanoğlu, Sayın Fırat, Sayın
Çelebi, Sayın Dibek, Sayın Çıray, Sayın Çam, Sayın
Akar, Sayın Dinçer, Sayın Özgündüz, Sayın Özkes,
Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Demiröz, Sayın Güneş, Sayın Gök, Sayın Öz, Sayın
Özdemir, Sayın Loğoğlu, Sayın Özkan, Sayın Korutürk, Sayın Canalioğlu.
Sayın milletvekilleri, yoklama talebini
yerine getirmek üzere üç dakika süre veriyorum.
Yoklamayı başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yeter sayısı vardır.
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.-
Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/152) (S. Sayısı:
112) (Devam)
BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin
reddettiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge reddedilmiştir.
(B) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Şimdi mevcut teklifin (c) bendini
okutuyorum:
c) Geçici 11 inci maddesine aşağıdaki
fıkra eklenmiştir.
"Mevzuatta mülga ek 3 üncü maddeye
yapılmış olan atıflar ek 9 uncu maddeye yapılmış sayılır."
BAŞKAN – Gruplar adına, bent üzerinde söz alan
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Alim Işık,
Kütahya Milletvekili.
Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakika.
MHP GRUBU ADINA ALİM
IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz, 375 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (c) bendi üzerinde Grubum
adına söz aldım. Bu vesileyle tekrar saygılarımı sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, benden önceki
değerli hatiplerin de ifade ettiği birçok konuda maalesef “eşit işe eşit ücret”
sloganıyla kamuoyuna yansıtılan ve adı çok güzel olan bir kanunun bugün nasıl
adına uymadığını gösteren bazı örnekleri hep beraber dinledik.
Öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi
baypas edilerek millet iradesi hiçe sayılarak Hükûmet tarafından çıkartılan
otuz beş adet kanun hükmünde kararnamenin ne kadar antidemokratik ve ne kadar
yanlış esaslar üzerinde çıkartıldığının çok önemli bir göstergesi bugün
üzerinde konuştuğumuz kanundur. Bu, sadece onlardan bir tanesidir ve bir
tanesinde yapılan haksızlığın giderilmesine yönelik bir düzeltmedir. Herhâlde
bundan sonra diğer kanun hükmünde kararnamelerle ilgili çok sayıda düzeltmeyi
burada tekrar konuşma fırsatı bulacağız.
Değerli milletvekilleri, sözlerimin
başında, dün Sayın Meclis Başkan Vekiline bir dakikalık İç Tüzük’ün
60’ıncı maddesine istinaden açıklamada bulunmak üzere talepte bulunmama
karşılık Sayın Başkanın “Bu konunun ne aciliyeti
var.” şeklinde âdeta ilkokul öğretmenlerinin çocukları azarlarcasına
milletvekilini azarladığı bir konudan dolayı duyduğum rahatsızlığı sizlerle
paylaşarak başlamak istiyorum. Sayın Başkana bunu yakıştıramadığımı da tekrar
ifade etmek istiyorum.
Neydi dünkü söz almak istediğim konu? Sayın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Bey’in birkaç gün önce
televizyondan açıkladığı ve Van’da evleri ya da iş yerleri hafif hasar gören
depremzedelere Hükûmetin 1.250 TL’lik bir hibede bulunmasına karşılık aynı
şekilde evleri ya da iş yerleri hasar görmüş olan Simav depremindeki
depremzedelere verilen 750 TL’nin haksızlığıydı yani eşit işe eşit ücretten
bahsederken eşit mağduriyete eşit olmayan, hakkaniyete sığmayan düzenlemelerin
getirildiğini açıklamak istiyordum. Yani Simav depreminde yaklaşık 7.300
kişiye 500 TL eksik ödeme yapıldığını sizlerle paylaşıp bu haksızlığın
düzeltilmesi talebiydi. Sizin takdirinize sunuyorum ama Sayın Meclis Başkan
Vekili daha konuyu anlamadan “Bunun aciliyeti ne?”
diyerek bizi konuşmaya fırsat tanımadan azarlaması gerçekten bu Meclise
yakışmamıştır.
Değerli milletvekilleri, sadece bu mu
mağduriyet? Onun dışında, eşit işe eşit ücret anlayışından hareket edersek Van
depreminde görev yapan kamu personeline altı ay süreyle aylık 300 TL ek ödeme
getirilmiştir ama maalesef bu ek ödeme, Kütahya Valiliğinin yazışmalarına,
bizlerin defalarca burada dile getirmemize rağmen, Simav depreminde görev yapan
kamu personeline maalesef bu düzenleme getirilmemiştir.
Sayın İçişleri Bakanının 27/12/2011 tarihli resmî yazısı, soru önergeme verdiği
cevabı üzerinden yaşanan mağduriyeti sizlerle paylaşmak istiyorum bu konuda. İl
içi ve il dışı görevlendirilen toplam personel sayısı Simav depreminde 2.643
kişi olmuş ve bunların il içinden görevlendirilenlerinin çalışma süresi 8.314
gün, il dışından gelenlerin 3.188 gün olmak üzere toplam 11.502 gün çalışılmış.
Eğer Van depremzedelerine yapılan ve orada çalışanlara verilen 300 TL/ay
ödenekten yola çıkarsak bugün itibarıyla yaklaşık 115.020 TL’lik bu
çalışanların hakkı gasbedilmiştir. Bunu istiyoruz,
bunu söylüyoruz. Buna benzer daha fazla mesai ve özel hizmet tazminatıyla
ilgili herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bakanlar Kurulunun 14 Aralık 2011
tarihli kararında Van depreminde çalışanlar yer almışken Simav depreminde
çalışanlar maalesef bu kapsama alınmamıştır. İşte, bu hakkaniyetsizliğe
örneklerden birisidir.
“Peki, söz konusu mağduriyetlerle
ilgili başka neler var?” derseniz, birisi: Yine bu kanun hükmünde kararnamelerle yapısı
değiştirilen bakanlıklarda görev yapan şube müdürleri, müdürler ve bölge müdür
yardımcıları araştırmacı kadrosuna atanmışlar ve böylece şu anda aldıkları yaklaşık
2 bin TL ücretin çok altında bir ücretle, 1.500 TL civarında bir maaş alacak
duruma getirilmişlerdir. Evet, bu aradaki fark o tarihe yani o rakama
ulaşıncaya kadar 2.050 TL’den 1.500 TL’ye düşmüş. Tazminat fondan ödenecek.
Peki, neresi iyileştirme bunun? Bu noktaya gelinceye kadar bu çalışanlar mağdur
ediliyor.
Başka ne var? Öğretmenler. Bu, eşit işe
eşit ücret kararnamesinden yararlanamayan en önemli gruplardan birisi
öğretmenler. Ücretli öğretmenler yok, atanamayan öğretmenlere verilen 55 bin
kadro sözü yok. Bu mağdurlar maalesef yine mağdur olmaya devam edecekler.
Başka? Akademik personel ve
üniversitelerde görev yapan genel sekreter yardımcısı, daire başkanları ve
hukuk müşaviri unvanıyla çalışanların mağduriyetleri yine giderilmedi. Diğer
taraftan, 1’inci dereceden emekli olma hakkı verilen yardımcı doçentlere bir
yıldır kadro verilmediği için bu insanların mağduriyeti giderilemedi.
Bir başka mağduriyet KPSS ve yeterlilik
şartı kaldırılan din görevlileri veya Kur’an kursu öğreticileri atamalarında
binlerce mağdur yaratıldı. KPSS’den yeterli puanı
almış, yeterlilik sınavından hakkını almış ama müftünün yakını olmadığı için ya
da 2004 yılından bu yana bu kapsama giremediği için ve “Sekiz ay burada
çalıştırılmıştır.” belgesini alamadığı için binlerce din görevlisinin hakkı
yenmiştir değerli milletvekilleri. Bu insanların hakkını sizler bizler
arayacağız. Elimde bir mektup var, okumak istemiyorum. “Hakkımı bu dünyada ve
öbür dünyada helal etmiyorum.” diyen bir kardeşimin yazısı var. Sınava girmek
için her türlü şartı almış ama çıkartılan bu kanun hükmünde kararnamenin
verdiği düzenlemeyle bunun hakkı iptal edilmiş. Bunları bizim burada konuşmamız
gerekiyor.
Diğer taraftan, Maliye Bakanlığının
merkezde ve taşrada çalışan insanları, kendi yöneticileri arasında mağduriyet
yaratılmıştır. Maliye uzmanı ve defterdarlık uzmanı kadrolarına atananlar
arasında çok ciddi farklar oluşturulmuştur.
Bir başka konu: Paraşütçü veya uçuş
ekibinde görev alan uzman erbaşlara, astsubaylara yapılan ödemelerin yaklaşık
üçte 2’sine denk gelen bir ödeme öngörülmektedir. Aynı görevi yapan, aynı riski
taşıyan bu insanlar arasındaki ayrımı, dolayısıyla eşitliğe uymayan bu ayrımı
kaldırmamız gerekiyor.
Bir başkası: Mülki idare amirlerinden
birinci sınıfa ayrılmış vali yardımcıları ve kaymakamlarla ilgili mağduriyetten
bahsettim. Sayın Bakan sorduğum soruyu cevaplarken böyle bir mağduriyetin
olmadığını söyledi. Bu insanlar 6.400 ek gösterge beklerlerken şu anda
aldıkları maaşların altına düşürülmüşlerdir. Sayın Bakanım,
size bugünkü rakamla açıklamayı tekrarlamak istiyorum: Hâlen bir vali
yardımcısı 1700 sayılı Kanun’un ek 5’inci maddesine göre net olarak 608,33 TL
alıyordu, Özel İdare Kanunu’nun 63’üncü maddesine göre ödenek olarak 652,38 TL
alıyordu; toplam 1.260 TL alır iken 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle bu
rakam 1.216,66 TL’ye düşürüldü. Aradaki 44,05 TL’lik farkın ödemesi
yapılacak, doğru ama hangi iyileştirme? Şimdi siz geriye götürmüşsünüz, geriye
götürdüğünüz için “Farkı biz ödeyeceğiz.” diyorsunuz, aynı şekilde “Tarım
Bakanlığında ve diğer bakanlıklardaki geriye gidişleri biz fondan ödeyeceğiz.”
diyorsunuz. Peki, neresi iyileştirme bunun? Bu insanlar haklarını istiyor. Aynı
şekilde bu birinci sınıf mülki idare amirleri savcı ve hâkimlere getirilen
düzenlemelerden yararlanmak istiyor, bundan yararlandırılmamışlardır.
Dolayısıyla, söz konusu kanun teklifi birçok eşitsizliğin bir kez daha bu
kamuoyunda görülmesine yol açmıştır.
Her şeye rağmen TOKİ için yapılan
düzenlemenin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gruplar adına ikinci
konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın
Haydar Akar.
Sayın Akar, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun hakkında konuşurken ve tam bu
kanunla ilişkili olarak da sizin ustalık dönemini kısaca özetlemek istiyorum.
Niye ustalık dönemine giriyorum? Çünkü
bunları hatırlatmadan geçemeyeceğim, dünden beri Meclisi meşgul ettiğiniz konu
özel bir konu, bugünlerde de, son sekiz ayda da Mecliste hep özel şeyler
yapıyoruz. Niçin özel yaptığımızı da biraz sonra özetleyeceğim.
12 Hazirandan bu yana Türkiye Büyük
Millet Meclisi sizin çıkarmış olduğunuz kanunların ve yine Meclisi ve halkın
iradesini hiçe sayarak, hatta siz AKP milletvekillerinden bile kaçırılarak
çıkarılan kanun hükmündeki kararnamelerin eksikliklerini, hatalarını
düzeltmekten öteye gidemiyoruz. Şundan eminim ki, toplam 35 adet olan ve 6
adedi 2 Kasım günü, yani yetkinin dolacağı 3 Kasımdan bir gün önce Bakanlar
Kurulu kararıyla çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerden birçoğunun ne olduğu
konusunda fikriniz bulunmuyor.
Bir gecede, yangıdan mal kaçırırcasına
çıkarmış olduğunuz kanun hükmündeki kararnameleri Meclise getirmediğiniz gibi,
bu kanun hükmündeki kararnamelerdeki olumsuzlukları, eksiklikleri düzeltmek
için yine acele ve üzerinde tartışılmadan Meclise taşımaktasınız. Bunu da biraz
sonra vereceğim örnekte de hep beraber göreceğiz.
Bakın, ustalık diye adlandırdığınız bu
dönemde, yani Hükûmetin sekiz aylık döneminde Türkiye'nin birçok problemi
varken sizin Meclise getirmiş olduğunuz kanunlar sırayla: Şike Kanunu,
zenginler için Bedelli Askerlik Kanunu, Meclis Teşkilat Kanunu, Kıyak Emeklilik Kanunu gibi kanunları sayabiliriz. Peki,
kendinize “Biz bu dönemde halkın yararına, toplumun dinamiklerini oluşturan
memurlar, işçiler, öğrenciler ve yoksullar için hangi kanunları getirdik?” diye
soruyor musunuz?
Mesela atanamayan öğretmenler konusunda
ne yapıyorsunuz? Başbakan “Her üniversiteyi bitireni işe almak zorunda
değiliz.” diyor. Millî Eğitim Bakanı “Bu bir sistem sorunudur.” diyor. Sayın
Bakana katılıyorum, doğru, bu bir sistem sorunudur. Peki, bu sistem sorununu
kim yarattı? On yıldır Türkiye’yi yöneten AKP hükûmetleri olup burada da topu
taca atarak zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkıyorsunuz.
Başbakanın iktidara gelmeden bu konu
hakkında Kocaeli seçim mitinginde 2002’de söylediği bir sözü size hatırlatmak
istiyorum. “Ülkede 72 bin öğretmen açığı var, sen sınavla öğretmen seçiyorsun.
İnşallah biz Hükûmeti kurduğumuzda bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız.”
diyordu. Şimdi soruyorum Başbakana: Aradan geçen on yıllık sürede bütün
öğretmenleri niye göreve başlatamadınız?
Devam ediyorum, emeklilerin intibak yasası
adı altında intibak ama içeriği intibak olmayan bu yasayı emeklilere nasıl
yutturacağınızı bilemediğiniz için Meclise getirmekte zorlanıyorsunuz. 10 TL
ile 250 TL arasında yapacağınız zam ile bu işi halledebileceğinizi
düşünüyorsunuz. Ayrıca bu zammı da 2013 yılının sonunda, yani yerel seçimlerden
hemen önce ödemeye başlayarak emeklilerin bu haklı taleplerini istismar etmeyi
planlıyorsunuz. Eğer gerçekten samimiyseniz, emeklileri düşünüyorsanız, 2013
yılının sonunu beklemeden yasa çıktığında emeklilere avans niteliğinde ödeme
yapar ve bir nebze dertlerine çare olursunuz. Bunu niçin öneriyorum? Sayın
Bakan bu sürecin bir buçuk-iki yıl süreceğini söylediği için öneriyorum; avansı
ödersiniz, emeklileri rahatlatırsınız.
“Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi.” diye
bahsetmiş olduğunuz Türkiye, 1984 yılında dünyanın 14’üncü büyük ekonomisiydi.
Türkiye, “G 20” diye adlandırılan kuruluşa sizinle beraber değil sizden önce
girmiştir. Sürekli övünerek bahsetmiş olduğunuz bu ekonomide emeklilerin
durumunu görmek için taksi duraklarını dolaşmanız yeterli olacaktır. Bu
duraklarda çalışanların yüzde 90’ı her meslek grubundan emekli olup yaşamak
için çalışmak zorunda olan emeklilerdir. Gidin, bir sorun bakalım niye
çalıştıklarını, hiç merak ettiniz mi? Size, Avrupa’daki emekliler gibi her yıl
yaz tatilini dünyanın herhangi bir ülkesinde geçirmek için çalıştıklarını
söylemeyecekler. Bakın, onlar size önce yaşamlarını sürdürebilmek, sonra her
tarafı taşeronlaştırdığınız için geçinemeyen çocuklarına ve torunlarına
bakabilmek için çalıştıklarını söyleyeceklerdir. Bununla da bitmiyor, çalışmak
zorunda bırakılan emeklilerin bir de sosyal güvenlik primi keserek elindeki bir
lokmayı da almaya çalışıyorsunuz.
Peki, emeklileri geçtik. Dünyanın
16’ncı büyük ekonomisi olan Türkiye’de yeşil kartlıların sayısı yaklaşık olarak
yüzde 13 yani 9,5 milyon. Yani bu kadar insan yoksulluk sınırının altında
bulunuyor ve yeşil kart kullanıyordu. Bakın, yılbaşından sonra genel sağlık
sigortası adı altında bir uygulamayı hayata geçirerek asgari ücretin üçte 1’i
olan 233 TL’den az geliri olanların primini devlet ödeyecek. Mükemmel,
alkışlıyorum, çok da güzel. Peki, Gebze’nin köyünde orman işçiliği yapan, ayda
eline 400 TL geçen 4 kişilik bir ailenin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek
için devlete ayda 132 TL ödemek zorunda olduğunu biliyor musunuz? Yani onu
elinde kalan 268 TL’yle yaşamak zorunda bırakıyorsunuz. Peki, bu kişiler bu
parayı ödeyerek devletin bedava sunması gereken sağlık hizmetinden
yararlanabilir mi?
Peki, işçilerin durumu, kamuda ve özel
sektörde taşeronlaştırdığınız sistem içerisindeki işçilerimizin durumu.
Türkiye’de kayıtlı 9,5 milyon işçinin yaklaşık yüzde 10’u sendikalı iken
işçilerin yaşam şartlarının iyileşmesi mümkün mü? Referandumda bir kişinin
birden fazla sendikaya aynı anda üye olabileceğini halka onaylattınız. Aradan
geçen bir buçuk yılda böyle bir örneğe şahit oldunuz mu? Olamazsınız.
Türkiye’de sendikalı olmak işten atılma nedeni olup bırakın birden fazla
sendikaya üye olmayı, işçiler baskı ve tehditler nedeniyle bir sendikaya bile
üye olamıyorlar.
Bir sorun bakalım, elektriğe,
özelleştirdiğiniz elektrik kurumlarına TRT payı, saat okuma ücreti ve kaçak
elektrik kullanım parasını halktan alan ve bunu yasal çerçeveye sığdıran başka
bir örnek var mıdır? Bu örnekleri çoklandırabiliriz.
Ancak her fırsatta 3 çocuk isteyen Başbakana sormak istiyorum: Meslek
liselerinden, meslek yüksekokullarından mezun olup fabrikalarda 700-800 TL
arasında çalışmaya başlayan ve hiçbir güvencesi olmayan bu gençlerimiz, bu
parayla önce bir ev edinecek, hadi evden vazgeçti kiraya çıkacak, bir eş
bulacak, evlenecek ve 3 çocuk yapacak. Bu çocukları, sizin çocuklarınız gibi
baba dostu burslu değil devlet okullarında okutacak ve hepsini 700 TL’yle
yapacak.
Peki,
ya öğrencilerin yurt meselesi, kredi meselesi. Öğretim
harcı konusunda ne yaptınız? Neymiş efendim, 240 TL olan burs ücretlerini,
kredi ücretlerini 260 TL’ye çıkartmışlar, yani 20 TL zam yapmışlar. Enflasyonun
yüzde 10’un üzerinde çıktığı bir durumda, bu kadar bile zam yapılmayan
kredileri Başbakan övünerek anlatıyor.
Öğrencilerin günlüğü 8,66 TL. Eğer bir
baba asgari ücretle çalışıyorsa 700 TL ücret alıyor, bu babanın çocuğu sadece
günlük 8,66 TL’yle yaşamını sürdürecek. Yine aynı babanın çocuğu gündüz
eğitimindeyse, her sömestr için fakültesine bağlı olarak en az 400 TL ödeyecek,
gece okuyorsa 3 katını ödeyecek. Bu da yetmezmiş gibi verdiğiniz her kuruşu
çocuk okulu bitirir bitirmez, işe girmeden, aileden kesmeye başlayacaksınız,
aile ödeyecek durumda değilse icra yoluyla alacaksınız. Öğrencilere verilen
burslar en az asgari ücret düzeyinde olmalı ve bu krediler okul bitince değil
işe girdikten sonra tahsil edilmelidir.
Peki, yurt işinde ne yaptınız? Yurt
işinde de aynı şeyleri yaptınız. Hep TOKİ’yi konuşuyoruz, TOKİ’yi
ödüllendirmek, çalışanları ödüllendirmek için konuşuyoruz. TOKİ sosyal konut
yapmış, havuzlu villa yapmış, hatta karakol ve devlet binaları yapmış, ancak
yurt yapmadığı için gençlerimizi cemaat yurtlarına mahkûm etmiştir.
Konuşulacak çok fazla konu var, ama ben
hemen çok hızlı bir şekilde, bugün yaşadığımız, Kocaeli’ndeki bir probleme
değinmek istiyorum. Kocaeli, İstanbul ve Sakarya’nın
problemi. Yaklaşık 23 bin abonesi olan Demiryolları otuz üç ay süreyle
tren ulaşımını durdurtmuştur. 23 bin abone, bunlar öğrenci, işçi ve memurlardır,
yani durumu zayıf olan, 800 ile 1.200 TL arasında geçinen insanlardır, her gün
seyahat eden insanlardır işleri nedeniyle, bunlar da mağdur edilmiştir.
Yaklaşık 100 lira olan abone bedeli, otobüsleri kullanmaları sonucu 400 liraya
çıkacaktır, bu insanların da mağduriyeti hızla çözülmelidir, Kocaeli’nin, İzmit’in, Sakarya’nın ve
İstanbul’un şu anda en büyük problemi budur. Bu insanların en azından maddi
zararlarının karşılanması gerekmektedir.
Evet, bununla ilgili, bu hattı
kullananların yüzde 90’ının öğrenciler, memurlar ve işçiler olduğunu
söylemiştik. Buna da hattı kapatarak çözüm bulmuş Ulaştırma Bakanlığımız, onun
için alkışlıyorum! Hatta bir önerim de var: Millî Eğitim Bakanımız burada,
Türkiye’deki bütün okulları kapatırsanız atanamayan öğretmenlerin problemini de
çözmüş olursunuz diye düşünüyorum!
MUHARREM İNCE (Yalova) – Bravo Haydar!
HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi konuya
gelecek olursak, Türkiye'nin çözülmesi gereken bunca problemi varken siz
kalkmışsınız TOKİ’de çalışan vatandaşların ücretlerinin iyileştirilmesi
konusunda çaba sarf ediyorsunuz. Peki, daha önce, kamuda,
diğer dairelerdeki kendi pozisyonlarındaki yöneticiler ile aynı haklara sahip
16 büyükşehir belediyesine bağlı 16 adet su ve kanalizasyon idaresi genel
müdürlükleri, İSKİ, ASKİ, KASKİ, BUSKİ, İZSU ve SASKİ gibi kurumlardaki genel
sekreter, genel sekreter yardımcısı, genel müdür, genel müdür yardımcısı gibi
üst düzey yöneticileri ne yapacağız? Bunların birçoğu sizin
belediyeleriniz, büyükşehir belediyesi. Yakında onlar da size şikâyet etmeye
gelecekler.
Eşit işe eşit ücret politikasıyla bir
gecede, konuşmadan, tartışmadan çıkarmış olduğunuz kanun hükmünde
kararnamelerle…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HAYDAR AKAR (Devamla) - … kamuda bütün dengeleri altüst ettiniz ve tam anlamıyla bir
eşitsizliği getirdiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.
Bent üzerindeki üçüncü konuşmacı, Barış
ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.
Buyurun Sayın Tan.
Süreniz on dakika.
BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır)
– Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkenin bu kadar çok önemli sorunu
varken ve acilen gündeme getirilmesi gereken bu kadar kanuni düzenleme varken
mevcut konuda konuşmayı hakikaten gereksiz görüyorum.
Türkiye, bir haftadır, geçen perşembe
gününden bugüne kadar Şırnak’ın Uludere ilçesinde meydana gelen bir katliamı
konuşuyor ama maalesef bu bir haftalık süre zarfında, geçirdiğimiz bu süreçte,
siyasi partilerin, Hükûmetin ve yine tekrar maalesef bu Mecliste
milletvekillerinin ve konuşma yapan arkadaşların konuya yaklaşımları kamuoyu
vicdanını yaralıyor. Bu mevzunun bu kadar karıştırılacak, bu kadar komplike bir hâle getirilecek ve bir horoz dövüşüne
çevrilecek yanı yok arkadaşlar.
Ben çok sakin ve konuya mümkün
olduğunca objektif yaklaşarak ne yapılması gerekenleri söyleyeceğim:
Birincisi: Hadise ilk meydana geldiği
andan itibaren yani ilk bir iki saat zarfında, bu, hayatını kaybeden, öldürülen
insanların sivil insanlar olduğu, herhangi bir siyasi faaliyet içinde
bulunmadığı herkes tarafından yani yetkili herkes tarafından bilindi, açıklığa
kavuştu. Yapılacak ilk iş herhangi bir soruşturma, tetkikat, araştırma, bir
şeye başlamadan öncelikle bir özür olmalıydı, öncelikle birinci madde özür.
Ondan sonra araştırma, soruşturma, kovuşturma ve gereğini yapma.
İkinci yapılacak iş de bu özürden
sonra, yetkili, birinci derecede yetkili kimler varsa -1 kişi, 2 kişi veya 3
kişi- yine bu soruşturma bitene kadar bunların görevlerinden açığa alınmasıydı.
Üçüncü yapılacak hadise de acilen
gerekli araştırmaların, kovuşturmaların yapılması ve bu konunun bütün
açıklığıyla, bütün şeffaflığıyla kamuoyuna izah edilmesiydi.
Bu kadar basit; özür, açığa alma,
arkasından soruşturma ve arkasından da gerçek neyse bunun kamuoyuna
açıklanması. Yani bu kadar karıştırılması, bu kadar birbirine geçmiş hâle
getirilmesi ve bu işin bir horoz dövüşüne, birbirine hakarete getirilmesi en az
bu olay kadar kamuoyu vicdanını yaralamıştır.
Şimdi, bugün, bölgedeki on bir baronun
yaptığı bir açıklama var; Diyarbakır, Şırnak, Mardin, Batman, Bitlis, Hakkâri,
Ağrı, Bingöl, Kars, Tunceli ve Van Baroları bir açıklama yaptılar bugün,
Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar Bey’in vasıtasıyla. Söylenilen şu:
Çok özet -bir cümle okuyorum- katliamın kasıtlı yapıldığına dair güçlü
delillerin bulunduğu belirtiliyor bu açıklamada. Doğrudur, yanlıştır ama on bir
baro, yaklaşık 3 bine yakın avukat üyesi olan on bir baro böyle bir iddiada
bulunuyor. Peki, buna karşı ne yapmak lazım?
Yine aynı on bir baronun yaptığı
açıklamada, Mecliste bir araştırma, inceleme komisyonunun, heyetinin kurulması
talebi var. Bundan niye çekinelim? Niye gocunalım bundan? Yani gerçek neyse,
hataysa hata, yanlışsa yanlış, kasıtsa kasıt… Demokrasilerin birinci
vazgeçilmez maddesi şeffaflıktır ve vatandaşın vatandaşlık haklarından, en
önemli olanlarından birisi de hesap sormaktır. Kimden? Hesap
vermesi gereken herkesten. Şimdi, böyle bir hakikat ortadayken “Sen
yaptın, ben yaptım, böyle beyanat verdin, onu tahrik ettin, buna küfrettin,
şunu yanlış söyledin…”, bunların hepsi daha sonra konuşulması gereken
şeylerdir. Yine, bu noktada da kimin ne eksiği, yanlışı, hatası varsa onun da
–tırnak içinde- kamuoyu vicdanında hesaba çekilmesi gerekir.
Sevgili arkadaşlar, bu olayın bir
diğer, en üzücü yanı da, en az bu olay kadar en üzücü yanı da Türkiye'nin, en
azından 1950’de çok partili döneme geçtiği günden bugüne kadar yaşamadığı bir
basın rezaletidir. Yani “rezalet” kelimesi belki ağır gelebilir ama affınıza
sığınıyorum, maalesef başka bir kelime bulamadım. On üç saat boyunca
Türkiye’deki bütün televizyonlar bu haberleri vermemiştir. İki ihtimal var:
Bunların bu olaydan haberi olmadı; mümkün değil. Saat gece 10.30’dan itibaren
Sayın Başbakanın da bu konuyla ilgili acilen bilgilendirildiği söyleniyor. ikinci ihtimal de bunların susmak zorunda kalmış olmalarıdır
on üç saat boyunca. Yani BBC’den tutun dünyanın diğer kanallarına kadar bütün
haber kanalları bu haberi geçtikten sonra, Türkiye’deki medya, maalesef Genelkurmay
açıklama yaptıktan sonra, saat on birden -ki ben ısrarla takip ettim bunu-
itibaren ancak bu haberleri ekranlarına taşımışlardır. Neyi beklediniz? Niye
beklediniz? Kim yaptı, ne yaptı, niçin yaptı, nasıl oldu; bu ayrı bir şey; önce
haberi ver, 35 insanın öldürüldüğünü ver, ondan sonra gerisini arkadan ver;
açıklamaları, soruşturmaları.
Değerli arkadaşlar, bir diğer konu da:
Hani Başbakanımızın sık sık kullandığı bir kelime var: “velev ki”, velev ki
kesin tespit ettiniz, bunların hepsi PKK’lı ve silahlı, geliyorlar. Hiçbir
ihtara, hiçbir çevirmeye, hiçbir ikaza başvurmadan ve daha bir eylem de meydana
gelmeden bunları bombalamanız mı gerekirdi? Bu da en büyük yanlışlardan birisi
olmuştur. “Biz -tırnak içinde- terörist zannettik, PKK’li
zannettik ve bombaladık.” Terörle mücadele eğer bombalarla bir ülkenin kendi
toprakları içerisinde kendi topraklarını ve kendi vatandaşlarını bombalama
seviyesine gelmişse artık orada bir terör hadisesinden de bahsedilemez
arkadaşlar. Burada da spekülasyona veya ajitatif kelimelere, cümlelere başvurmayacağım, sadece
dikkatlerinizi çekiyorum.
Bugün yine Sayın Hasip
Kaplan’ın da dile getirdiği kaymakam olayında şöyle bir iddiada bulunuldu,
denildi ki: “Kaymakamı protesto edenler oranın insanı, oranın halkı değildi,
dışarıdan gelmişlerdi ve provokatif bir eylemde
bulundular.” Ama bugün, 29 ferdini kaybeden Encü
ailesi gözaltına alınıyor, oranın insanı, yine aynı köylerden 60’a yakın insan
gözaltına alındı. Peki, hani bunlar dışarıdan gelmişti? Demek ki orada kamuoyu
vicdanını ve olaya bizzat muhatap olmuş, zararını çekmiş insanların vicdanını
inciten şeyler oluyor arkadaşlar, bunlara da dikkatlerinizi çekiyoruz. Yoksa, burada biz koskoca insanlar -çoğumuzun torunları var,
gelinleri, damatları var- birbirimize hakaret ederek ve horoz dövüşü yaparak
bir yere varamayız. Yapılacak olan, doğru düzgün bu meselenin ortaya
çıkarılması ve ondan sonra da artık bu ülkenin kendi topraklarında kendi
vatandaşlarını bombalayacağı ortamın meydana gelmemesi için çalışmak. Ne yapmak
lazım artık iş bu safhaya kadar geldiyse?
Sayın Başbakanın özellikle son
dönemdeki üslubu; “iblis”, “şeytan”, “bunların ipi şuraya bağlı”, “tuvalete
bile gidemezler” gibi üslubu, arkadaşlar, doğru bir üslup değil, kim söylerse
söylesin. Polemiğin de, eleştirmenin de, tartışmanın da bir dili var.
Sayın İçişleri Bakanını da ben
yadırgıyorum; yüz hatlarını, jestlerini, mimiklerini, tavırlarını… Bir düşmanla
konuşur gibi konuşuyor. Kesinlikle inanıyorum ki önümüzdeki en kısa zamanda bir
görev değişikliği olacak, basında çıkmaya başladı. Ama arkadaşlarım ikaz
ediyor, diyor ki: “Böyle deme, Sayın Başbakanın bir mizacı var. ‘Şu bakanı
görevden alacaksın.’ denildiği vakit, almıyor.” İnat ediyor yani. Yani sevgili
arkadaşlar…
MUSA ÇAM (İzmir) – Kaldı mı yani?
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kalacağını
biliyor, onun için söylüyor.
ALTAN TAN (Devamla) – Sevgili
arkadaşlar, yılbaşı gecesi yaşananlar da bizi üzmüştür, acılar
paylaşılmamıştır.
Bu hadisenin açıklığa kavuşması ve
güzel günlerin gelmesi dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tan.
Şahısları adına, bent üzerinde Yalova
Milletvekili Sayın Temel Coşkun.
Buyurun Sayın Coşkun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
TEMEL COŞKUN (Yalova) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (c)
bendi hakkında görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Bu arada, Erzurum’da görev başında
şehit olan Yalovalı Polis Memuru Suat Ocak kardeşimize Allah’tan rahmet
diliyorum, ailesine sabırlar diliyorum. Yaralı polisimiz Selçuk Eren’e de acil
şifalar diliyorum ve yine, bu kürsüde polemik konusu
olan, Uludere’de hayatını kaybeden 35 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum,
ailelerine de sabırlar diliyorum.
Değerli
milletvekilleri, bu kürsü çok önemli bir kürsü, bütün milletimizin bizi
heyecanla takip ettiği bir kürsü. Bazen muhalefet milletvekillerimizi
dinlerken, gerçekten sevinirken, ortak noktaları paylaşırken, bazen de hakarete
varan ve toplum nazarında kesinlikle tasvip edilmeyen konuşmaları da biz burada
üzüntüyle takip ediyoruz. “Kan”, “savaş”, “intikam” gibi kelimeler sürekli bu
kürsüde konuşuluyor ve bundan da aziz milletimiz ciddi anlamda rahatsız oluyor.
Bu kürsü, hak ve özgürlükleri ifade
etme, kullanma ve milletin meselelerine çözüm getirme açısından en önemli bir
yerdir ancak zaman öldürme, hakaret etme ve meydan okuma yeri değildir.
Milletimiz bunları çok iyi takip ediyor ve herkesin ne yaptığını da görüyor.
Muhalefet sözcüleri zaman zaman
konuşamamaktan bahsediyor ama hiç de öyle değil. İktidar milletvekilleri olarak
daha fazla dinlemeyi tercih ediyoruz, muhalefet vekillerimiz de daha fazla
konuşuyor. Örnek isterseniz, benim meslektaşım, sevgili hemşehrim,
en fazla konuşan Sayın İnce ve Yalova’nın da güzel reklamını da bu açıdan
yapıyor ve kendisini de gerçekten ben de seviyorum ama sadece konuşuyor.
Hâlbuki biz diyoruz ki, gelin beraber iş yapalım, beraber çalışalım, Yalova’mız
için, ülkemiz için ortak noktaları beraber paylaşalım.
Değerli milletvekilleri, bir insanın hayalinde bir ev vardır, oturmak
vardır ve güzel bir yaşam arzusu vardır, işte Türkiye’de bu arzuya, bu heyecana
TOKİ sayesinde insanlarımızın birçoğu ulaşmış ve paylaşmıştır. Ben birçok TOKİ
dağıtım programına katıldım, orada insanlarımızın sevincini, mutluluğunu ve
gözyaşlarını gördüm, TOKİ’yle ev sahibi olan vatandaşlarımızın heyecanını
gördüm. İşte, TOKİ, şehirlerimizi baştan başa
şantiyeye çevirmiş, sadece ülkemizde değil, ülkemizin dışına da taşan
hizmetleriyle âdeta evsizlerin umudu hâline gelmiştir. 1984 ile 2003 yılları
arasında yani on dokuz yılda toplam 43.143 konut yapılırken iktidarımız
döneminde 517.036 konut yapılmıştır. Bu, gerçekten bir rekordur. Bu, AK PARTİ
İktidarının en fazla önem verdiği, Sayın Başbakanımızın da önem verdiği
konuların başında gelmektedir. Nerede bir deprem olsa, nerede bir göçük olsa,
nerede bir ihtiyaç olsa işte TOKİ oradadır, oraya koşmuştur. Yalova’mıza da
2008 yılında 1.152 konut yapılmış ve bu konutlarda vatandaşlarımız rahat etmiş
ve bundan sonra da inşallah sadece TOKİ değil, diğer kurumlarla beraber de
Yalova’mıza bu hizmetler devam edecektir ve sürecektir.
Başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak
üzere bütün büyük şehirlerimize ve kentlerimize, köylerimize kadar TOKİ
sayesinde hizmet gitmiş, halkımız bundan büyük ölçüde memnun kalmıştır.
Bu duygular içerisinde yüce Meclisi
saygıyla selamlıyor, hepinize hürmetlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Coşkun.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Başkan.
Şimdi sıra Bursa Milletvekili Sayın
Bedrettin Yıldırım’da.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Vereceğim ondan sonra efendim,
şimdi değil, müsaade edin, bitirelim.
Sayın Bedrettin Yıldırım, buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sayın
Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de 375 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Teklif’in
1’inci maddesi (c) fıkrası üzerinde söz almış bulunuyorum şahsım adına. Ben
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve yine ben de diğer arkadaşlarım gibi,
geçtiğimiz günlerde Uludere’de meydana gelen müessif hadise dolayısıyla
hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, kalanlara başsağlığı diliyorum.
Değerli
milletvekillerimiz, görüşülmekte olan kanun teklifi, Emniyet Genel Müdürlüğünde
görev yapan pilot ve kurbağa adamların 3160 sayılı Kanun’a göre almakta
oldukları tazminatlarının 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle 2629 sayılı
Kanun’da yapılan düzenlemeye paralel olarak artırılması ile anılan Kanun
Hükmünde Kararname’yle yapılan diğer bazı düzenlemelere ilişkin yeniden
düzenleme yapılması gerekçesiyle gündeme alınmıştır.
Kanun teklifinin 1’inci maddesiyle 3160
sayılı Kanun’a göre tazminat alanlardan yönetici kadrolarına atanan personel
ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığı personeli için mevcut mevzuat hükümlerinin
muhafaza edilmesi ve ayrıca, kurumlarda aynı veya benzer kadro ve görevlerde
bulunan personelin aynı düzeyde ücret alması amaçlanmaktadır.
Yine, Anayasa’mızın “eşitlik”
ilkesinden hareketle eşit işe eşit ücret çalışmaları çerçevesinde, Emniyet
Genel Müdürlüğünde çalışmakta bulunan uçuş ve dalış hizmetleri personelinin
özlük haklarının da benzer kurumlarda bulunan personelin özlük haklarıyla denk
hâle getirilmesi amaçlanmıştır.
Eşit işe eşit ücret çalışmaları
çerçevesinde 02/11/2011 tarihinde yayımlanan 666
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan
pilot ve uçuş ekibinin mali hakları günün şartlarına uygun hâle getirilmiş
olmasına rağmen, benzer işi gören Emniyet Genel Müdürlüğümüzdeki çalışanların
durumu dikkatten kaçmıştır. Görüşülmekte olan bu teklifle, Emniyet Genel Müdürlüğünde
görev yapan pilot, uçuş ekibi ve kurbağa adamlara ödenen tazminat oranları da
yeniden düzenlenecektir. Bu çok doğru bir karardır.
Esasen, sayın milletvekillerimiz, 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu böyle palyatif
çözümlerle iyileştirmek yerine, yeniden bu yüce Meclisin gündeme alması ve bin
bir parçaya bölünen bu düzenlemenin geniş biçimde, bütün kamu personelini
dikkate alacak şekilde, haklarını koruyacak şekilde düzenlenmesidir.
Yine, Sayın İçişleri Bakanımız burada,
Emniyette bir ücret, özlük hakları adaletsizliği söz konusu olduğu söylenip
duruyor. Bilhassa emekliliği gelen personel, polis memurlarımızın emekli
olabilmelerinin önünü açacak ve artık dinlenmeye çekilecek insanlar
emekliliğinde maaşlarının ciddi şekilde azalacağını dikkate alarak zorla
çalışma durumunda kalıyorlar. Bunların da düzenlenmesini tekrar yüce Meclisin
ve Sayın Bakanımızın takdirlerine arz ediyoruz.
Keza, TOKİ personelimizin durumları
düzelecek özellikle ilgili mevzuata uygun şekilde.
Ancak, ben TOKİ Başkanımızın da burada
olduğunu dikkate alarak, Bursa’da Doğanbey
Mahallesi’ndeki projenin bir an önce hayata geçirilmesini özellikle istirham
ediyorum. Burada aileler ciddi şekilde sıkıntılı. Hem TOKİ’nin şanına uygun bir
şekilde, bu projenin diğer projelere de örnek bir şekilde çözümlenmesi,
Bursa’nın da, Bursa’da bizden müjdeli haber bekleyenlerin de yararına
olacaktır.
Ben, bu düzenlemenin hem emniyet
teşkilatımızdaki çalışanlarımıza hem de TOKİ çalışanlarımıza hayırlar
getirmesini temenni ediyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Yıldırım.
Sayın İnce, iki dakika, fazla sataşmaya
meydan vermeden lütfen.
Buyurun.
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Öncelikle 27,5 milyar… Tarım Kredi
Genel Müdürlüğünden, bürokratlıktan milletvekilliğine geçen bir değerli
vekilden sonra konuştuğum için kendimi şanslı hissediyorum.
Sayın Coşkun, grup başkan vekili,
milletvekiline göre daha çok konuşur; bu bir.
İki: Sizden önce Şükrü Önder vardı,
gitti. Sonra İlhan Evcin vardı, o da gitti. Şimdi, bir dahaki seneye de siz
gideceksiniz ama Muharrem İnce gene gelecek buraya.
Bence, arada bol bol fotoğraf çektirin,
bu önemli, sonra torunlarınıza gösterirsiniz.
Bir diğeri şu: Bana sataşmanızı tavsiye
etmem.
TEMEL COŞKUN (Yalova) – Ben sataşmadım
ki.
MUHARREM İNCE (Devamla) - Siz bundan
zararlı çıkarsınız ama çok konuşmak istiyorsanız, benim sizin grup başkan
vekillerine nazım geçer, size fazladan söz verdirebilirim, bu konuda size bir
torpil yapabilirim.
Bir diğeri: Milletvekilliği, iktidar
milletvekilliği de vatana bir hizmettir, muhalefet milletvekilliği de vatana
bir hizmettir. (CHP sıralarından alkışlar) “Bunu yapmayın, yanlış
yapıyorsunuz.” demek de bir hizmettir, köprü yapmak, yol yapmak, baraj yapmak
da bir hizmettir.
Ne yapalım, bu millet bize muhalefet
milletvekilliği verdi, biz de gelip sizi denetlemekle görevliyiz, konuşmak
zorundayız, bunları anlatmak zorundayız; olay budur.
TEMEL COŞKUN (Yalova) – Onu söyledim.
MUHARREM İNCE (Devamla) - Ama size şunu
da söyleyeyim, sizinle benim aramdaki fark şu: Siz on beş gün öncesinden beş
dakikalık konuşma için hazırlanırsınız güncelerce, gelir burada beş dakika,
notlarla, konuşursunuz, ben ise günde 15 kere bu kürsüye hazırlıksız çıkıp
konuşmak zorundayım. Aramızdaki fark budur.
Ben tavsiye etmem. Biz, mahalle kadar
küçük bir ilin milletvekilleriyiz, dostça geçinelim, birbirimize sataşmayalım;
siz iktidar milletvekilliğinizi yapın, ben de muhalefet milletvekilliğimi ve
grup başkan vekilliğimi yapmaya devam edeyim. Şükrü Bey’in ve İlhan Bey’in
akıbetine siz de uğramayın.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.-
Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/152) (S. Sayısı:
112) (Devam)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
soru-cevap kısmına geçeceğiz, on dakika.
Sisteme sadece Sayın Işık girmiş.
Buyursunlar Sayın Işık.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Sayın Başbakan 16 Aralık
2011 tarihinde yaptığı bir konuşmada aynen şöyle bir açıklamada bulunmuştur:
“Önümüzdeki günlerde inşallah terör şehitlerine verdiğimiz destek devam
edecektir. Her şehit ailesinden birinci derece yakınına iş hakkı verdik, şimdi
onu ikiye çıkarıyoruz.” demiştir. Ancak bu hakla ilgili şimdiye kadar, üç dört
yıldır verilen sözler maalesef yerine getirilememiştir. Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlandığı basına da yansıyan tasarıda ise
bekâr olan şehitlerimizin ailelerine bu ikinci hakkın verilmeyeceği, sadece
evli olanlara verileceği yönünde iddialar yansımaktadır. Şehitlerimizin en az
yüzde 80’inin bekâr olduğu dikkate alınırsa bu tasarı konusunda ne diyeceksiniz?
Şehit ve gazi ailelerimiz bu konuyla ilgili bir açıklama bekliyor.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.
Sayın Bakanım…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Alim
Işık Bey’in sorusu Sayın Başbakanın sözüyle başladı, biz de o sözden devam
ediyoruz zaten. Bu konuda hazırlığın, iki bakanlık arasında, son aşamaya
geldiğini ve yakın zamanda da Meclise geleceğini söylemiştim. Şimdi, farklı bir
şeyi soruyor, bir iddiayı soruyor, bir duyumu soruyor. Bu, Hükûmet olarak bizim
bilmediğimiz ama Sayın Alim Işık’ın bir yerden
duyduğu, birilerinin dediği veya birilerinin endişe ettiği bir husustur.
Toplumda böyle bir endişe varsa onu dile getirmek de bir toplumsal görevdir.
Kendisine teşekkür ediyoruz. Böyle bir çalışma yoktur yani çalışmanın bu bölümü
yoktur.
Bilgilendirmek için arz ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
İç Tüzük’e göre bir talebimiz vardı. Tutanak geldi.
BAŞKAN – Şunu sonlandırayım bir müsaade
ederseniz. Konuşacağız tekrar, şunu sonlandırayım.
1’inci maddenin (c) bendi üzerinde bir
önerge vardır, önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 112 sıra sayılı yasa
teklifinin 1. maddesinin (c) bendindeki “mülga” ifadesi yerine “yürürlükten
kaldırılan” ifadesinin kullanılmasını arz ederiz.
|
|
|
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Musa Çam R. Kerim Özkan |
|
İstanbul İzmir Burdur |
|
Turgut Dibek Süleyman Çelebi Aytun Çıray |
|
Kırklareli İstanbul İzmir |
|
Selahattin Karaahmetoğlu İhsan Özkes İlhan Demiröz |
|
Giresun İstanbul Bursa |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor
mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET
ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Bakanım?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Konuşacak mısınız, gerekçeyi
mi okutalım efendim?
MUSA ÇAM (İzmir) – Konuşacağım Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Çam.
MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; zaten Sayın Bakan ve Sayın Komisyon Başkanı
bizim vermiş olduğumuz önergelerin bir tanesine katılsa, çıkıp şu localardan
kendimi aşağı atacağım arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından
“At, at!” sesleri) Ya, bir gün de şu muhalefet partisi milletvekillerinin iyi
niyetle, bütün iyi niyetiyle, çabalarıyla, gayretleriyle, bu ülkede yaşayan 74
milyon insan için getirmiş oldukları bu önergeler için biriniz de “Evet
arkadaşlar, bu getirdiğiniz önergeler doğru önergelerdir, biz de
destekliyoruz.” deyin bir defa da, o zaman ben hakikaten sizlere teşekkür
edeyim ama ne yazık ki burası sadece iktidar partisinin söylediklerinin olduğu,
muhalefet partilerinin dile getirdiklerinin hiçbirinin yaşam bulmadığı bir
Parlamento. Böyle bir demokrasinin çok doğru bir demokrasi olmadığını
bir kez daha söylemek istiyorum arkadaşlar.
Şimdi, 4 Haziran seçimlerinden önce
Sayın Başbakan seçim meydanlarında “Sözleşmeli personelin tamamını kadroya
alacağım.” dedi ve 4 Haziranda da yaklaşık 205 bin kişiyi sözleşmeliden kadroya
aldı. Güzel bir iş yaptı, doğru bir iş yaptı ama seçim öncesi olmasına rağmen,
seçim yatırımı olmasına rağmen, bir oy hesabı olmasına rağmen yaptı, oldu.
Teşekkür ederiz. Fakat bunlar, 6 bin kişi 4 Haziran günü işe başladıkları için
kadroya alınmadı.
Şimdi, değerli arkadaşlar, aynı gün
sınava giriyorlar. Adalet Bakanlığının açmış olduğu sınavda infaz koruma
memurları olarak aynı gün sınava giriyorlar, sınav kazanıyorlar. Bunların bir
bölümünü 4 Hazirandan önce işbaşı yaptırıyorlar, bir bölümünü de 4 Hazirandan
sonra işbaşı yaptırıyor arkadaşlar. 4 Hazirandan önce işbaşı yaptırılan infaz
koruma memurlarının tamamı bu kadroya geçirildi ama 1.087 kadro arkadaşlar, 4
Hazirandan sonra -Bakanlığın kendi tasarrufu doğrultusunda, arkadaşların hiçbir
kusuru, hiçbir yanlışlığı yok, işbaşını öyle vermişler- işbaşı yaptıkları için
yaklaşık 1.087 infaz koruma memuru kadroya alınmadı arkadaşlar.
Şimdi, dünden beri, burada, bu yapılan,
kanun hükmünde kararnamelerde yapılan haksızlıkları, adaletsizlikleri
konuşuyoruz ama bu haksızlıklar ve adaletsizlikler hep devam ediyor.
Şimdi, bugün, iki gündür bir kısmını
düzelteceğiz. Peki, Adalet Bakanlığında sözleşmeli olarak sınava girmiş olan,
kadroya geçirilmesi gereken bu insanların yanlışlıklarını ne zaman
düzelteceksiniz? Şimdi, 1.087 tane infaz koruma memuru bekliyor, biz ne zaman
kadroya alınacağız diye beklemektedirler arkadaşlar.
Yine, bu sözleşmeli olan infaz koruma
memurlarının yıpranma hakkı talepleri var. Orada, cezaevlerinde bu infaz koruma
memurlarının hangi zor ve güç koşullar altında çalıştırıldığını düşünün. Sayın
İçişleri Bakanı, kendinizi zam almayan -dün söyledim- bir muhtarın yerine koyun
ama bir de infaz koruma memurlarının yerine koyun. Düşünün, cezaevlerindeki o
beton kokusunun olduğu o soğuk binaların içerisinde görev yapan bu infaz koruma
memurlarının aldıkları ücretlerini ve yaşam koşullarını düşünün ve bu nedenle
bunlara mutlaka kadro verilmesi ve yıpranma hakkı verilmesi… Üçüncüsü:
Kadrolu-sözleşmeli maaşlarının mutlaka eşitlenmesi gerekiyor. Sözleşmelilerin
bekâr olarak 1.325 TL, bekâr 1.540 TL alıyor, böyle bir eşitsizlik, böyle bir
haksızlık olmaz arkadaşlar.
Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet
Meclisi Teşkilat Kanunu’nu çıkardık. Burada genel sekreter, genel sekreter
yardımcısı, daire başkanı, uzman, hepsinin maaşlarında bir iyileştirme yapıldı
ama 657’ye bağlı kadrolu memurların birtakım haksızlıklara da uğradıkları
kesindir. Bu 657’yle çalışan kadrolu memurların bu haksızlarının giderilmesi
gerekiyor.
Son sözü şöyle söylemek isterim
arkadaşlar: Yeni bir dönem. Salı günü Sayın Başbakan bir buçuk aylık aradan
sonra AKP Grubuna başkanlık yaptı. Sayın Başbakanın sağlığına kavuşup AKP
Grubuna seslenmiş olması, Türkiye’ye seslenmiş olması son derece
sevindiricidir, Başbakanın sağlığına kavuşması da sevindiricidir ama yeni
yılda, sağlığına kavuşmuş bir Başbakanın üslubuna son derece dikkat etmesi gerekiyor.
Daha yeni yılda, ilk grup toplantısında muhalefet partilerine ayrıca kin ve
nefret dolu sözlerle hitap etmesini asla kabul etmiyoruz ve yadırgıyoruz ve o
söylemiş olduğu sözleri de kendisine iade ediyoruz.
Sayın Başbakan konuşmasında diyor ki:
“CHP’nin üslubu, BDP’nin, PKK’nın üslubudur. 12
Haziran seçiminden önce meydanlarda ittifakını bugün taziye çadırında
görüyoruz.” diyor. Bir başbakana böyle bir üslup yakışmaz. Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanının böyle bir dili kullanmaması gerekiyor. Hele hele Cumhuriyet Halk
Partisiyle ilgili söylemine son derece dikkat etmesi gerekiyor. Cumhuriyet Halk
Partisi dilekçeyle kurulmuş bir parti değildir, ulusal bağımsızlık savaşından
çıkmış, Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış kurtuluşun partisi, devrimin partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisini ağzına alırken besmele çekmesi gerekiyor… (CHP
sıralarından alkışlar)… ve Sayın Başbakanı buradan bir
kez daha uyarıyorum, Cumhuriyet Halk Partisinin ismini ağzına alırken dikkatli
olması gerektiğini söylüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.
MUSA ÇAM (Devamla) – Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, (c) bendi
üzerinde verilmiş olan ve Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
tutanakları aldık. Demin Sayın Bakanın konuşmasında Genel Kurula hitaben
“iğrenç”, bir bölümde “ahlaksız…”bir de son bölümde “Tehdit mi ediyorsunuz?”
diye soruya “Kendim hallederim.” diye cevap vermiş. Sayın Bakan bunu kendisi
nasıl halledecekmiş? Emrinde 1 milyon 200 bin asker, polis var. Ayrıca nasıl
halledecek? Meclis Genel Kurulundaki üyeleri bu şekilde tehdit etmesi doğru
mudur? Makamıyla özdeşleşiyor mu? Bir de “iğrenç” ve “ahlaksız” kelimelerinden
pek mutluysa, istiyorsa iade edeyim, istiyorsa geri alsın, hangisini tercih
ederse. Sayın Bakan, istiyorsanız size iade edeyim, isterseniz geri alın. Bir
açıklama bekliyoruz.
BAŞKAN – Teşekkürler. Zabıtlara geçti
sözleriniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakana da
sormayacak mısınız? Tehdit var Sayın Başkan, tehdit suçtur. “Kendim
hallederim.” diyor Sayın Bakan.
BAŞKAN – Efendim, müsaade ederseniz…
Söylediğiniz zabıtlara geçti. Sayın Bakan da burada. Dolayısıyla, Sayın Bakanın
bir söyleyeceği varsa mikrofonu açık.
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.-
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Söyleyelim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet
Meclisimizin çok saygıdeğer üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce söz alan Milletvekili,
bugünün daha önceki oturumlarında gerçekleşen konuşma içerisindeki bazı
kelimelerden rahatsızlığını beyan etti. Rahatsızlık bir değil ki neresinden
başlayalım? Mümkün olsa da bir alışkanlık edinebilseler -bu yaştan sonra çok
zor bu alışkanlığı edinmeleri- şu kendi konuşmalarını bir okuyabilseler,
banttan dinleyebilseler! Neler söylemişiz bu ülkede ve bu Mecliste? Münker-Nekir’den girip öldürmeden, öte dünyadan beri dünyaya
neler söylemişiz?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hakaret yok
onlarda.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Bunda çok hakaret var, bunlarda…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İğrençlik ve
ahlaksızlık yok o kelimelerde.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Ben dinliyorum. Başkanlığa saygı duyun. Bana saygınızın olmadığını biliyorum,
benden çok rahatsız olduğunuzu da biliyorum ve çok beklentiniz olduğunu da
biliyorum ama…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hiçbir
beklentimiz yok sizden.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Var, var, beklentileriniz var çünkü “Yok.” dediğiniz “Var.”dır sizin, yok dediğiniz var;
kural odur.
“Karpuz gibi bölmek” diyorsunuz. Karpuz gibi bölmeyi bir açıklasanız bu memlekete. Siz ne
zannediyorsunuz bu toprakları, bir karpuz gibi basit mi zannediyorsunuz? Siz ne
zannediyorsunuz bu milleti? Bir karpuz gibi basite mi alıyorsunuz? Siz millete
hakaret ediyorsunuz, siz topluma hakaret ediyorsunuz, siz devlete hakaret
ediyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Neyi karpuz gibi bölüyorsunuz?
Kim karpuz gibi bölüyor?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
bu kelimelerle ilgili… Sayın Başkan…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Şimdi kimse kimsenin… Herkes her şeyi biliyor. Ben eğer burada her bildiğimi
anlatırsam, siz, yoktur gerçi utanma, arlanma duygunuz ama bu Mecliste
duramazsınız. (BDP sıralarından gürültüler)
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın
Başkan, müdahale edin. Bu ne?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
“iğrenç” demiş, “ahlaksız” demiş, tehdit etmiş. Sözünü geri alıyor mu, almıyor
mu?
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) –
“Utanma, arlanma yoktur.” diyor, müdahale edin.
BAŞKAN – Bir dakika oturun efendim. Bir
dakika oturun, dinleyin. Oturun, oturun, dinleyin.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Geri alıyor mu,
almıyor mu? Gereğini yapın o zaman.
BAŞKAN – Tamam.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Ben sizi tehdit etmem. Sizden korkmuyorum ki sizi tehdit edeyim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük 163’e
göre oylayın.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Sizden korkmayan sizi niye tehdit etsin?
Tehdit korkakların işidir. Siz
yapıyorsunuz onu.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz, bakın,
tutanakta “Kendim hallederim.” diyorsunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Siz Ortasu’da, Gülyazı’da
insanları tehdit ediyorsunuz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İçişleri Bakanı
eşkıya değil, İçişleri Bakanı can ve mal güvenliğinden sorumlu bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Siz Diyarbakır’da, Şırnak’ta insanları
tehdit ediyorsunuz. Sizin işiniz tehdit etmek, ben tehdit etmem. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Niye müdahale
etmiyorsunuz Sayın Başkan?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– “Kendim yaparım.” derken benim şahsıma
yönelik bir şey yaparsanız Bakanlığımı kötüye kullanıp bizim Bakanlık
elemanlarıyla size bir zarar vermem, kimseye vermediğimiz gibi. Size de vermem
her şeye rağmen. Biz sizi insan gibi görüyoruz. İnşallah bir gün doğru insan
olursunuz, onu temenni ediyoruz, iyi insan olursunuz, onu temenni ediyoruz.
Hâlâ umudumuz var sizden. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sataşma
nedeniyle söz istiyorum; artık, sataşmayı katmerleştirdi.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Öyle bir mahiyettesiniz ki bu Meclisimiz farklı bir meclis, biz de millet
olarak farklı bir milletiz. Sizin gibi sürekli konuşurken iftirayı, sürekli
konuşurken yalanı, sürekli konuşurken kural dışılığı başaran bir başka gruba
herhangi bir parlamento sahip değildir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
müdahale edin. Bunun bir saati var, süresi var. Aynı şekilde ben de dört dakika
sataşmadan söz istiyorum.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Biz bu yönüyle bu ağırlığı da taşıyarak bu problemle biz bu ülkeyi
parlamentosuyla, yargısıyla, yürütmesiyle topyekûn idare edeceğiz, sizinle de
bu hayatı yaşayacağız. Habis ur bir gün düzelir diye bekliyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bakalım kimdir
habis ur, çıkar ortaya.
BAŞKAN – Teşekkürler ederim.
Buyurun Sayın Kaplan.
Lütfen karşılıklı sataşma bitsin artık.
İki dakikada lütfen, Sayın Kaplan.
3.-
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İçişleri Bakanı
İdris Naim Şahin’in, Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutanak ortada
arkadaşlar. Bakın, çizmişim, bir bakan can ve mal güvenliğinden sorumlu…
İÇİŞLERİ
BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Doğru, doğru.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gerçi artık
bütün kamuoyu tanıyor, ben bunu tekrar şey etmek istemiyorum ama Genel Kurula
hitaben, üyelere, milletin iradesiyle temsil edilenlere “iğrenç” diyor ve “ahlaksız”
diyor. Sonra da “Tehdit mi ediyorsunuz?” diye soran milletvekiline, bakın
tutanakta ne diyor: “Kendim hallederim.” Kan davası güdecek yani anlaşılan.
Yasa, hukuk yok, kendi halleder. Emrinde 1 milyon 200 bin… Emniyet var,
Jandarma var, Sahil Güvenlik var, korucu var emrinde bu Bakanın. Şimdi bu
Bakana can ve mal güvenliğini devlet nasıl teslim eder, millet nasıl teslim
eder, nasıl güvenir Allah aşkına?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Emniyet haksızlık yapmaz.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben İç Tüzük
163’e göre bu yaralayıcı sözler nedeniyle
“Ya geri alın.” dedim “Ya da size iade etmek zorunda kalırım.” Sayın
Bakan geri almadı, ben de iadeli taahhütlü, 1 liralık pulla Sayın Bakana süslü
püslü olarak aynen iade ediyorum sözlerini, aynen iade ediyorum hepinizin
huzurunda.
Sayın Başkan, siz de “iğrenç” ve
“ahlaksız” kelimelerini ve tehdit etme kelimelerini uygun gördünüz, buna da,
size karşı da teessüf ediyorum, sitemim var. Bu İç Tüzük varsa herkes için
işletilsin. Yok, siz çoğunluksunuz, güçlüsünüz, “Ben kendime işletirim, zayıfı
ezerim.” derseniz, bu kamuoyu vicdanı, adalet vicdanı size çarpar. Güle güle
kullanın sözlerinizi, yakında postayla yerinde teslim gönderiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Siz tutanaklardan
kendi konuştuklarınıza baktınız mı?
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.-
Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/152) (S. Sayısı:
112) (Devam)
BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, şimdi…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Hasip… Hasip…
BAŞKAN - …maddeye yeni bir bent
eklenmesine ilişkin yeni madde ihdası niteliğinde bir önerge vardır, malumları
olduğu üzere…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın… Lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan,
parmağına dikkat et, ayıp ayıp! Almanların hareketini
yapıyorsun, ayıp ayıp! Almanlar yapıyor o hareketi,
yakışmadı sana.
BAŞKAN – Görüşülmekte olan tasarı veya
teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
Sayın Bakanın çektiği çirkin hareketi uygun görüyor musunuz?
BAŞKAN - …tasarı ve teklifle çok yakın ilgisi bulunan
bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı
önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı, İç Tüzük’ün 87’nci maddesi dördüncü fıkrası hükmüdür.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Muharrem Bey, o
hareketi uygun görüyor musunuz?
MUHARREM İNCE (Yalova) – Yakışmadı
Sayın Başkan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yakışmadıysa
müdahale edin.
BAŞKAN - Bu nedenle önergeyi okutup
komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyeyle katılırsa
önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt
çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Rica ediyorum…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
Sayın Bakanın çektiği çirkin hareketin fotoğrafları çekildi, artık onu
kamuoyunun vicdanına havale ediyorum. Siz o harekete de bütün samimiyetinizle
”ayıp” deyin. Biraz ar, haya gerekir!
BAŞKAN - Zabıtlara geçti sizin de…
Oturun lütfen, tamam.
Şimdi, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 375 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameyle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifinin 1 inci maddesine aşağıdaki (d) bendinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
Ayşe Nur Bahçekapılı Ahmet Aydın Ramazan Can
İstanbul Adıyaman Kırıkkale
Yunus Kılıç Hakan Çavuşoğlu Bedrettin Yıldırım
Kars Bursa Bursa
“d) Geçici 16 ncı
maddesine “izinde bulunanlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile idari görevlerde
bulunanlardan daha önce bulundukları kadrolara yeniden atananlar” ibaresi
eklenmiştir.
BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor
musunuz efendim salt çoğunlukla?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ
ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz var, salt çoğunlukla katılıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Şimdi, 21 üyenin sayılmasını
istiyorum.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ
ELVAN (Karaman) – Şu anda 22 üyemiz var Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tamam.
Komisyon salt çoğunlukla katılıyor.
Önerge üzerinde yeni bir madde olarak
görüşme açıyorum.
Söz isteyen?
MUHARREM
İNCE (Yalova) – Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.
BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinize iyi akşamlar.
Tabii, kanun hükmünde kararnamelerle,
34 tane kanun hükmünde kararnameyle 666’ya yakın kanun değiştirildi ancak
Hükûmet yanlış yaptığını öğrendiği her konuda tekrar yeni değişikliklerle
önümüze geliyor. Burada Aristo’nun çok güzel bir sözü var: Aristo “Kanun
düzendir, iyi kanun iyi düzendir; iyi hazırlanmamış mevzuat hem toplum
hayatında düzeni sağlama amacından uzaklaşacak hem de toplum üyelerinin hukuka
olan inancını zayıflatacaktır.” diyor.
Kanunlar, tüzükler ve yönetmelikler
sadece uyulması gereken kurallar bütünü olmayıp aynı zamanda bunları yürürlüğe
koyan yasama organının, hükûmetin veya idarenin, bütün bunların üzerinde
devletin itibarının da bir göstergesidir. Yani Hükûmetin sürekli “Yanlış
yaptık.” demesi, sürekli kanun değişiklikleri bir istikrarsızlığın
göstergesidir. Bu, Parlamentonun itibarını aynı zamanda zedelemektedir.
Parlamentonun itibarını zedeleyen bir
başka örnek değerli arkadaşlar: Kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye'nin idari
yapısı değiştirildi ancak bu kanun hükmünde kararnameleri kim yaptı? Bakanlar
Kuruluna verilen yetkiyle yapıldı ancak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre,
yani Anayasa’mızın 109’uncu maddesine uygun olarak bir bakanlar kurulu
oluşmamıştır. Bakanlar Kurulunun içerisinde yer alan 4 kişi var: Bursa
Milletvekilimiz Bülent Arınç Başbakan Yardımcısı, Ankara Milletvekilimiz Ali
Babacan Başbakan Yardımcısı, Kırıkkale Milletvekili Beşir Atalay Başbakan
Yardımcısı, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ Başbakan Yardımcısı. Sayın Bekir
Bozdağ bir hukukçu, kendisi burada. Başbakan Yardımcısı nasıl atanır? 6 Temmuz
2011 tarihli 643 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesi uyarınca
3046 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesini değiştirdiniz. Başbakan Yardımcısı, bir
kişi ancak bakan olarak atandıktan sonra Başbakan Yardımcısı olarak atanabilir.
Peki, bu kadar, 3 tane Başbakan Yardımcısı atanır, 3’ü de hukukçu; siyasal
iktidarın içerisinde 2 tane Anayasa hukuku hocası var, “Her tarafta, biz
Anayasa profesörüyüz.” derler. Ya Allah rızası için, bu Anayasa’nın 109’uncu
maddesini, 3046 sayılı Yasa’nın 4’üncü maddesini hiç mi okumadınız? Ne diyor
3046 sayılı Yasa’da? 3046 sayılı Yasa’nın 4’üncü maddesinde, Başbakan
Yardımcısı, ancak bakan olarak atanan kişi Başbakan Yardımcısı olarak atanabilir.
Bu neyi gösteriyor bize? 6 Temmuz 2011 tarihinden bu tarafa, Bakanlar Kurulunun
yapmış olduğu kanun hükmünde kararnamelerin tamamı yok hükmündedir, böyle bir
bakanlar kurulu yoktur aslında.
Daha vahameti, daha vahimi, daha tehlikesi
şudur değerli arkadaşlar: Başbakana vekâleten, bu 4 değerli milletvekili
arkadaşımız Başbakan Yardımcısı olarak imzalar attılar, sözleşmeler
imzaladılar. Bunların hepsi yok hükmündedir. Niçin yok hükmündedir? Başbakan
Yardımcısı olarak atanmanın koşulu olan önce bakan olarak atanması gerekir. Bu
hüküm yok aslında. Olmadığı için, Sayın Bozdağ’ın, Sayın Arınç’ın,
Başbakana vekâleten attığı imzalar ne olacak peki? İmzaladığı sözleşmeler ne
olacak? Kanunen, literatürdeki bunun adı “yok hükmünde”dir,
bunlarla ilgili yapılan düzenlemelerin hepsi sakattır. Bu, hukukla oynamaktır,
hukukla alay etmektir.
Benim iktidardan istirhamım şu: Değerli
arkadaşlar, evet, 4 Temmuz, bugün biz ocak ayındayız yani bu süre içerisinde
yaptığınız, Başbakana vekâleten atılan imzaların hiçbirinin geçerliliği yok. Şu
anda Başbakana vekâleten Mahmut Tanal olarak benim atacağım imzalar ne kadar
Başbakanı bağlıyorsa Sayın Bozdağ’ın bu dönem içerisinde Başbakana vekâleten
attığı imzalar da o kadar bağlıyor. Bu anlamda, gerçekten bu kadar sakat,
hukukla alay edilmiş. Bunun yol, yöntemi nedir? Yol, yöntemi nasıl
düzeltebiliriz? O fikri de kendilerine önereyim ben. 3046 sayılı Kanun’un
4’üncü maddesi uyarınca ilk önce Bursa Milletvekili Sayın Bülent Arınç’ın, Sayın Ali Babacan’ın, Sayın Beşir Atalay’ın,
Sayın Bekir Bozdağ’ın bakan olarak atanması gerekir. Yeni bir bakanlık
oluşturulması lazım ki 3046 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca Başbakan
Yardımcısı olarak atanabilsin. Bunlar yapılmadığı müddetçe, yapılan bu
işlemlerin tamamı sakattır, yok hükmündedir. Öncelikle bunun da düzeltilmesi
lazım. Buna dayalı olarak yapılmış olan kanun hükmünde kararnamelerin hepsi de
yok hükmündedir. Bu açıdan yani şu anda “Kanun hükmünde kararnamede bir
eksiklik vardı TOKİ’yle ilgili, efendim, biz bunu düzeltelim...” Neresini
düzelteceksiniz? İlk önce gelin şu Bakanlar Kurulunu bir düzeltelim, ondan
sonra bu yanlış yaptığınız eksiklikleri düzeltmek lazım. Birinci husus bu
değerli arkadaşlar.
Bir başka husus: Aramızda çok hukukçu
arkadaşlarımız var. Kanunlar nasıl yürürlüğe girer? Resmî Gazete’de
ilan edildikten sonra yürürlüğe girer. Eğer yürürlük tarihi yoksa, yürürlük
tarihi belirtilmemişse Resmî Gazete’de yayımlandığı
tarihten itibaren kırk beş gün sonra yürürlüğe girer veyahut da maddeler
arasında, efendim, bir ay sonra veya iki ay sonra veya bir yıl sonra… İşte,
Ceza Kanunu’nda yaptınız, çevrenin kirlenmesiyle ilgili 184’üncü maddesinde üç
yıla yakın bir erteleme yaptınız.
Burada da Türk hukuk tarihinde bir ilki
daha başarıyorsunuz. Nasıl bir ilki başarıyorsunuz? Gayet rahat, yürürlük
maddesine 15 Kasım 2011 tarihini koyuyorsunuz siz bu kanuna. Bu, gerçekten
Türkiye Büyük Millet Meclisi… Biz parlamenter olarak Meclise geldiğimiz zaman
“Türkiye Büyük Millet Meclisinin İlkleri” yazılı bir kitapçık dağıtıldı bize.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilklerinin arasına bunu da yazmak lazım. AK
PARTİ döneminde, efendim, kanun 2012 Ocak ayında tartışılıyor, yürürlüğe
giriyor, yürürlük maddesine 15 Kasım 2011 tarihi atılıyor. Bu da Türkiye Büyük
Millet Meclisinde bir ilktir. Başbakan Yardımcısı olarak atanamayan insanların
“Başbakan Yardımcısı” unvanının yazılması da bir ilktir.
Bu açıdan, sayın iktidarın, işte,
Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisine
danışılmadan, getirilmeden çıkarılan kanunların, yapılan düzenlemelerin ne
kadar -açık ve seçik olarak- doğru olmadığını örnekleme açısından ben vermeye
çalıştım. Bu aynı zamanda vatandaşın Parlamentoya olan saygısını, vatandaşın
Parlamentoya olan güvenini, vatandaşın hukuka olan güvenini de sarsıyor bu
şekilde. Yazboz tahtası değil bu Parlamento. Onun için, siyasal iktidarın
Parlamento üyelerinden yararlanabileceği, deneyimlerinden istifade edebileceği,
bilgisinden yararlanabileceği bu kadar alan olduğu hâlde, bu kadar deneyimli
insan olduğu hâlde, maalesef “Yaptık.” diyorlar ama bunu da eline yüzüne
bulaştırıyorlar. Doğru bir işlem yapmıyorsunuz.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. Benim
temennim şu: Ne olur, buradan tekrar tekrar uyarıyoruz. Gerçi, Bakana ben dün
bunu soru olarak söyledim, Bakan dün benim sorumu anlayamadı ama bugün tekrar
tekrar, yine bunu burada dile getiriyorum. Hukuken olmayan bir Bakanlar Kurulu
şu anda var. Bunun adı Bakanlar Kurulu değil. Bu bir yetki gasbıdır,
bu bir unvan gasbıdır. Daha fazla halkımız mağdur
olmadan bunu düzeltmenizi istirham ediyorum.
Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.
Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder.
Buyurun Sayın Önder.
BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; köyün birinde niza varmış,
kavgalılar birbirleriyle. Artık her şeyi ayırmışlar. Öyle bir hâle gelmiş ki
tutmuşlar, aynı camiye de gitmez olmuşlar, öbür taraf kendisine yeni bir cami
yaptırmış. Kahveler ayrı, dükkânlar ayrı, camiler ayrı. Otururken “Allahuekber.” diye bir ses gelmiş kahveye. Oradaki adam
demiş “Hele git bak, bizim camiden mi okunuyor?” Kahveci çıkmış, gelmiş, demiş
“Evet, bizim camiden.” “Aziz Allah, şefaat ya Resûl-ullah.”
demiş. Biraz, Bakanın ve AK PARTİ’nin tavrı bu; bizim
söylediğimiz en doğru şeylere bile, eğer kendilerinden gelmiyorsa böyle bir
tavrı esirgiyorlar.
Zorlama olup olmadığı, Sayın İçişleri
Bakanının, bakanlık gibi bir koltuğa gelmiş bir şahsiyetin bizim sıralarımıza
dönük -merak eden görüntüleri alsın- yaptığı o ayıp el hareketine bir baksın
ondan sonra söylesin. Ayıp bir şeydir bu. Tekrarlamaktan bile hicap duyuyorum.
Bu nedir ya! Bu Meclis buna layık mı! Bu
ülke, bu halk buna layık mı! Böyle şey mi olur!
Şimdi, Sayın Bakan daha önce bir vecize
ihsan etti siyasi literatürümüze, dedi ki: Bunlar tuvale yapıyorlar yani
resimle…
Sevgili arkadaşlar, 1937’de İspanya iç
savaşında Nazi orduları İspanya’nın Guernica kentini
yirmi sekiz savaş uçağıyla bombardımana tutmuşlardı. Sayın Bakan bunu iyi
dinlesin. Burada bütün sanatçıların hissiyatına tercüman olacağım. Öyle el
hareketi çekmekle olmaz, iyi dinleyin bunu.
Picasso bu baskının on beş gün
içerisinde bir tablosunu yaptı, adı Guernica’ydı.
Sayın Kültür Bakanının gayretleriyle dış ülkelerde Türkiye’yi temsil eden on
filmin arasına koydukları benim çektiğim, yazdığım filmde de bu Guernica tablosu özel bir yer tutar. Daha sonra Paris’te
bir Nazi subayı gelip soruyor Picasso’ya… Sayın Bakan iyi dinleyin.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Nazi ile KCK subayı aynı mı?
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bakalım
aynı mı değil mi Sayın Genel Kurul üzerinde bir tefekkür etsin.
Nazi subayı soruyor Picasso’ya, diyor
ki: “Sayın Picasso, bu tabloyu siz mi yaptınız?” Picasso diyor ki: “Hayır, siz
yaptınız.” Çünkü orada savaşın, vahşetin bugüne kadar anıtsal olarak tuvale
döküldüğü çok kıymetli bir insanlık mirasına dönüşmüştür o tablo. O tabloyu
Picasso İspanya’ya vermek için şart koştu. Bütün İspanya, o faşist diktatör Franco dâhil olmak üzere yalvardılar “İspanya’ya demokrasi
gelmeden bu tabloyu vermem.” dedi. Franco’dan iki
sene önce öldü. Franco öldükten sonra gelişmeler
başka bir şeye büründü.
Şimdi, siz tuvalde bölücülük ararsanız,
bundan çok değil beş on sene sonra bu kürsüde biri çıkar bu Picasso meselini
verir. Bunun sanatla… Bu şekilde sanatın altında başka anlamlar aramaya
kalkışmak Picasso’nun karşısındaki Nazi subayının durumuna düşmeyi getirir.
Akıbet budur.
Şimdi, BDP, el insaf… Özellikle AK PARTİ’deki Kürt milletvekillerine sesleniyorum: Sizi
doğuran mübarek, muhterem annelerinizin hiç hatırı yok mu ya? Burada sanki bu
katliamı, bu savaş uçağını BDP kaldırmış? 35 tane yurttaşımız orada katledilmiş
yani buna bir şey demeyeceksiniz, bunun hakkını arayan BDP’lilere
yapmadık hakaret bırakmayacaksınız. El insaf!
Şimdi, hakaret yerine kullanılıyor,
muhalefet milletvekili de çıkıyor ki “CHP’yi BDP’yle
özdeşleştiremezsiniz…” Bir top gibi kafanıza göre oynuyorsunuz. BDP, sizin
böyle oynayacağınız bir parti değildir…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – AK PARTİ de
değil.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) –
…arkasında çok büyük bir halkın barış iradesi vardır, özgürleşme iradesi
vardır. Buna tahammül edeceksiniz. Bizim size gösterdiğimiz…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – AK PARTİ de
değildir. Ulu orta konuşamazsın!
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) –
Cahiliye dönemi düşüncelerin mi bunlar, çağdaş düşüncelerin mi?
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sana
cahiliye dersi veririm, hâlâ cahiliye dönemindesiniz.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – En iyi
sen özetlemiştin, bu meselenin kim tarafından çözülmeyeceğini en iyi sen
özetlemiştin.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kandan
besleniyorsunuz. Hâlâ cahiliye dönemindesiniz.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Öne
oturtmayı yasak etmişlerdi, oradan da rahat durmuyorsun. Kombine biletini iptal
mi ettiler?
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Terbiyeli
ol!
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Haddini
bil! Haddini bil!
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Terbiyesiz…
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Haddini
bil “Terbiyesiz” diyemezsin sen.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kimsin
konuşuyorsun?
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) –
“Terbiyesiz” diyemezsin sen, “terbiyesiz” diyemezsin. Terbiyeyi senden mi… (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
Bırakın gelsin… Bırakın gelsin… Gel
hele, gel gel…
BAŞKAN – Beş dakika ara veriyorum
efendim.
Kapanma
Saati: 18.05
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati: 18.18
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 48’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
112 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Şimdi, 1’inci maddeye eklenmesi
öngörülen (d) bendi üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.
Başka söz istemi? Yok.
Soru-cevap kısmına geçiyoruz.
On dakika süreyle soru-cevap işlemi
yapılacaktır.
Sisteme girmiş arkadaşlarımızdan
birincisi, Sayın Muharrem İnce… Yok.
İkincisi, Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekilimiz.
Buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Sayın Bakan, köy korucularıyla ilgili düzenlemeyi ne zaman getireceksiniz? Bu
insanlar hakikaten son derece mağdurlar, gerek emeklileri gerek çalışanları.
Bunların sosyal ve mali haklarında mutlaka bir şey yapılması gerekiyor. Bu
nedenle bu düzenleme gelecek mi, ne zaman getireceksiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, 5393 sayılı Kanun’un
49’uncu maddesine göre belediyelerde ve il özel idarelerinde çalıştırılan
sözleşmeli personelin mağduriyetinin giderilmesiyle ilgili bir çalışmanız var
mı? Başbakan tarafından verilen bu yöndeki sözler yerinde tutulacak mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın
Başkan, biz eksik süremizi konuşacak mıyız?
BAŞKAN – Konuşacaktınız, sizi
bulamadık.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) –
Geldim, buradayım.
BAŞKAN – Şimdi devam edelim...
Sayın Bakan, buyurun.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; soru soran arkadaşlarımızın sorularına
açıklık getireyim.
Sayın Aslanoğlu köy korucularıyla
ilgili sorusunda korucularımızın mağdur olduğunu ifade etti. Mağduriyet tabii
bakışa göre değişir, bunların tamamen yokluk içerisinde ve sahipsizlik
içerisinde olduğu imajını ve intibaını uyandırmak istemediğinizi biliyorum ama
öyle anlaşılabilir endişesiyle de mağduriyetin itibari olduğunu ve bir bakışa
göre bir değerlendirme olduğunu kabul ediyorum. Köy korucularımızla ilgili
olarak uygulamada kendilerine ödenen aylık bir ücret var, kendilerinin sağlık
giderleri karşılanıyor, sosyal güvenceleri söz konusu ama daha iyi hâle
getirmek için çalışmalarımız devam ediyor.
“Ne zaman gelecek?” sorusunu siz hep
sorarsınız. Tabii muhalefet için bu soruyu sormak çok kolay, iktidar bunu
yapmak durumunda. Bizim bu konudaki cevabımız, uygun olan en uygun zamanda bu
düzenlemeyi getireceğiz.
Sayın Alim Işık Milletvekilimizin
sorusu sözleşmeli personelle ilgili bir soru. Sayın Başbakanımızın bir sözü
olduğu gerçeğini de konuşmasında ifade ederek soruyu sordular. Eğer Sayın
Başbakanımızın bu konuda ifade edildiği gibi anlaşılan -yanlış anlaşılmış
şekliyle ifade edilmediyse yani ifade edildiğinin doğru anlaşılmış şekliyle
burada Sayın Işık tarafından dile getirilen- bu hususta sözün gereği,
söylenenin gereği AK PARTİ hükûmetleri döneminde her zaman yerine getirilir,
getirilmiştir. Dahası var, AK PARTİ hükûmetleri döneminde söylenmeden de
yapılan, söz verilmeden de yapılan işlerin sayısı, söz verilenin yanında da
hatırı sayılır miktardadır.
Teşekkür ederim.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan,
süre kaldı sorulara devam edelim. Süre kaldığına göre sorulara devam ederiz,
uygulama böyle Sayın Başkan yani lütuf değil bu. Vakit kaldıysa devam edilir
uygulama böyledir Sayın Başkan.
BAŞKAN – Bir saniye müsaade buyurur
musunuz efendim.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Estağfurullah,
buyurun.
BAŞKAN – Sayın İnce, sizi daha evvel
aradık, yoktunuz burada, onun için...
MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet,
olabilir.
BAŞKAN - Buyurun.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür
ederim.
Sayın Bakan, siz Ordu Milletvekilisiniz
ve Ordulusunuz. Ben 31 Ekim 2011
tarihinde bundan 66 gün evvel Ordu Korgan Belediyesinin Belediye Başkanının
kardeşine ihale verip vermediğini, verdiği ihalenin bedellerini sordum. Ordu
yerel basınında defalarca haber oldu, Ordu çalkalandı. Belediye Başkanı Ordu
yerel basınına yaptığı açıklamada kardeşine ihale verdiğini itiraf etti. Bana
gelen ihbar mektuplarında ihale evraklarının geçmişe dönük olarak
değiştirildiği iddia ediliyor. 15 gün içinde cevap vermeniz gerekirken 66
gündür bu sorumu neden yanıtlamıyorsunuz? Kendi ilinizden ve partinizden bir
belediye başkanını koruyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Şandır...
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür
ederim efendim.
Ben de bu soru-cevabı bir fırsat
biliyorum yani Sayın Bakanın topluma bazı müjdeleri, bazı bilgileri vermesi
fırsatı olarak görüyorum. Bu kapsamda soruyorum: Sayın Bakanım, kamu görevinin
maliyetini devlet karşılar. Bu belediye başkanları için de efendim, işte,
milletvekilleri için de seçilmiş kişiler için de böyle. Muhtarlar da kamu
görevi yapıyor ama yaptıkları görevin maliyetini ceplerinden karşılıyorlar. Bu
bir kanun meselesi değil idari bir talimat meselesi. Muhtarların telefon,
elektrik, su giderlerini, kira giderlerini karşılamayı düşünür müsünüz, böyle
bir hazırlık yapar mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır.
Sayın Işık, siz, demin konuştunuz değil
mi, bu ikincisi.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Bir soru daha
soracağım Sayın Başkan, o hakkım var.
BAŞKAN – Buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, biraz önceki açıklamanız
için özellikle teşekkür ediyorum. “AK PARTİ hükûmetleri döneminde verilen
sözler yerine getirilir, getirilmiştir.” dediniz. Doğru anlamadıysam,
açıklamanın Başbakan tarafından yapıldığını ifade ettiğimi söylediniz. Sayın
Başbakan seçimler öncesinde 74 milyonun gözünün önünde canlı yayın programında
bu sözü vermiştir ama bugüne kadar bu söz yerine getirilmemiştir. Sizden
talebimiz “Bu konudaki mağduriyeti bir an önce çözebilir misiniz?” şeklindedir.
“5393 ve 5302 sayılı kanunlardaki sözleşmelilerin haklarını verecek misiniz?”
diye tekrar soruyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Bakanım.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın İnce’nin Ordu Korgan
Belediyesiyle ilgili sorusuna cevabımız: Doğrudur, Mecliste dile getirilen bu
husustan benim bilgim var, resmen de bilgim var, ayrıca da ya burada ya da daha
sonrasında öğrenmiştim. Her belediyemizde olduğu gibi, olabileceği gibi Korgan
Belediyesinde de iddia edilen bu hususla ilgili Bakanlığımızın incelemesi,
araştırması, soruşturması devam ediyor. Tabii, belli ki, sizin Korgan’la
bağlantınız biraz daha ayrıntıda. Geçmişe yönelik evrak düzeltildiğine dair bir
açıklamanız oldu sorunuzun içerisinde, onu da ben önemli kabul ediyorum ve o
bağlamda da soruşturmayı devam ettireceğiz.
Sayın Şandır’ın
sorusu muhtarlarımızla ilgili. Şimdi, muhtarların esasında ne Köy Kanunu’nda ne
belediyelerin kanunlarında -daha doğrusu Belediye Kanunu diyelim,
büyükşehirlerin doğrudan bağlantısı yoktur mahalle muhtarlarıyla- Belediye
Kanunu’nda rutin gideri olan, cari giderleri olan bir resmî ofislerinin
olacağına dair açık bir düzenleme yoktur fakat fiilî durum, gelişen Türkiye'de
muhtarlık müessesi de başta büyük şehirlerdeki mahalle muhtarlıklarından
başlamak üzere büyük köylerimizde fiilî olarak bir çalışma mekânına
kavuşmuştur, kavuşturulmuştur. Bunlar zaman zaman özel imkânlarla, bağışlarla
temin edilmiştir, bazen köy dernekleri marifetiyle oluşmuştur ve son yıllarda
da, son on, on beş yıl içerisinde belediyelerin yatırımları olarak,
belediyelerin üniteleri olarak gelişmiştir, düzenlenmiştir ve muhtarlarımız
buralarda çalışıyorlar.
Şimdi, muhtarlık meselesi, karşılığında
ya mahalle var ya köy var ama o kadar komplike bir konu ki 50 nüfuslu mahalle
var, 50 bin nüfusa yakın mahalle var, 50 nüfuslu köy var, 3 bin, 4 bin
civarında nüfusu olan köylerimiz var. İş hacimleri farklı, fonksiyonları
farklı, coğrafi alanları da birbirinden farklı köyler var, mahalleler var.
Muhtarların zaman içerisinde ve muhtarlıkların zaman içerisinde fiilî olarak
aldığı şekil mevcut mevzuattaki karşılığının önüne geçmiştir bir kısmı
itibarıyla ve çoğunluğu itibarıyla; bir kısmı itibarıyla da mevcut mevzuattaki
karşılığını da fiilî olarak bazı muhtarlıklar kaybetmiştir. Bu fiilî durumu, bu
gerçeği tespit etmek çalışması içerisindeyiz. Buna uygun, fiilî duruma uygun
bir şekilde muhtarlıkların mahalle ve köy düzleminde düzenlenmesi için çalışma
yapıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
1’inci maddeye eklenmesi öngörülen yeni
(d) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bitireyim, bir saniye.
Böylece, teklifin 1’inci maddesine yeni
(d) bendi eklenmiş diğer bentler daha önce kabul edilen bent de dikkate
alınarak teselsül ettirilmiştir. Kanunun yazımı esnasında bu bentler
düzeltilecektir.
Şimdi, mevcut Komisyon Raporu üzerinde
devam ediyoruz.
Teklifin 1’inci maddesinin mevcut (d)
bendini okutacağım.
Yalnız, ondan önce, Sayın Kaplan’ın bir
talebi var.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Süreyya
Önder kürsüde konuşurken üç dört dakikası varken konuşması kesildi, konuşmasını
tamamlasın. Sataşma da var.
BAŞKAN – Sayın Önder, her zamanki
yumuşak üslubunuzla, buyurun.
Üç dakikada toparlarsanız sevinirim.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Beş
dakika Sayın Başkan, sataşma da var.
BAŞKAN – Buyurun.
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
4.-
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) –
Öncelikle Genel Kurulun tümünden özür diliyorum. Böyle bir zihniyetle, böyle
bir saldırgan… Daha fazla tanımlama kullanıp onun seviyesine düşmek
istemiyorum. Onunla Genel Kurulu meşgul ettiğim için gerçekten özür diliyorum
fakat ibretlik bir şey. Bunun üzerinde konuşmakta fayda var.
Milliyetçi Hareket Partisi ile partimiz
arasındaki görüş ayrılıkları hepinizin malumu, neredeyse iki ayrı ucu temsil
ediyoruz.
YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Biz
uç değiliz.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) –
Eyvallah.
Birbirine zıt, iki ayrı düşünceyi
temsil ediyoruz fakat Sayın Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır Beyefendi ne zaman
bu kürsüye çıksa ideolojik olarak her türlü fikir ayrılıklarımızı birbirimizle
kürsü vasıtasıyla tartışmamıza rağmen, Sayın Şandır, daima “Bu arkadaşlarımızın
burada kendini yalnız hissetmemesi gerekiyor.” vurgusunu yapar yeri geldikçe.
Bu vurgusunda da samimiyetinden zerrece şüphemiz yoktur. Bir de bu zihniyete
bakın. Bir de bu zihniyetin saldırganlığına bakın. Biz, kürsüyü
kullanamayacaksak siyasete alan açma bahsini nerede değerlendireceğiz? Bu
zihniyettir ki, bu insanları dağa çıkarttı.
Şimdi, dönüp tekrar bıraktığım yerden
devam ediyorum. Statükoya, sevgili Kürt kökenli vekiller, statükoya bu kadar
yaslanmayın. En kıymetlinizi bu statüko “aşüfte” olarak niteliyor. Bana oradan
ucuz kabadayılık yapmadan önce, oradaki 35 can için bir ses çıkartmak uğruna,
bir ses çıkartmak için niye kırk sekiz saat beklediniz? Bunun hesabını
vicdanına ver önce. Sonra, git Kâhta’ya ver. Bak, bu devlet korucu morucu dinlemiyor. Ondan sonra, onay verdiğin savaş
tezkeresinde burada diyorlar ki: “Savaş” demeyin. Peki, üzerine savaş uçağı
gönderiyorsunuz. Yerdeki adamı savaş uçağıyla bombalattırırsan bunun adı savaş
değil de başka ne olur söyleyin, biz de onu diyelim.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Siz
her dönem -O kendisini biliyor- her dönem statükoya yaslanmıştır. Kürtler
güçlüyken Kürtlerin yanında, devletten bir istikbal beklediği zaman devletin
yanında. Benim hayatıma bak; işkence, hapis, mermi… Biz bu yağmurun içinden
çıkıp gelmişiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Senin
bu kuru kabadayılığına pabuç bırakmam. Kâhta orada. Seni Kâhta’ya davet
ediyorum. Kâhta meydanında kaç kalibresin orada birlikte görelim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Önder.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın
Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Metiner.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan
“Terbiyesiz” kelimesini de geri alsın.
BAŞKAN – Lütfen iki dakika içinde ve
yeniden bir sataşmaya meydan vermemek üzere.
5.-
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya
Önder’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, öncelikle, ben
de böylesi bir zihniyetle bu şekilde muhatap olduğum için Genel Kuruldan özür
diliyorum, Türkiye toplumundan özür diliyorum.
35 vatandaşımız can verdiğinde, henüz
hiç kimse konuşmadan konuşma yürekliliğini gösteren ve bu olayın faillerinden
de hesap soracağını söyleyen ilklerden biriyim. Birileri bilmiyorsa bunu
öğrensin. Her türlü haksızlığın, zulmün, ırkçılığın, otoriterliğin karşısında
olan, yürekli bir insanım. Kimsenin, başka türlü, başka sözlerin, cafcaflı
sözlerin arkasına sığınmasına gerek yok.
Kâhta meydanı orada. Adıyaman’ın Kâhta
ilçesindenim ben. Kimin bu siyaseten sandıklardan ne ölçüde boyunun ölçüsünü
aldığını Kâhta’ya gidip herkes öğrenebilir, Adıyaman’a gidip öğrenebilir. Eğer
siyasette boy ölçüşeceksek, sandıktan çıkacak sonuçlara bakacağız. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Burada…
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Bağımsız
aday ol, ikimiz de Adıyaman’da seçime gidelim. Bağımsız olarak aday ol, bakalım
kaç oy alacağız?
MEHMET METİNER (Devamla) – Burada ucuz
kahramanlıklara gerek yok. Burada zorbalıklara gerek yok. Hiç kimse, ne
Türklüğümüzün onay mercisidir ne de Kürtlüğümüzün
onay mercisidir. PKK’nın, binlerce, öldürttüğü
Kürtlerin hesabını sormayan bir zihniyet nasıl demokratlıktan bahseder? Silahlı
örgütün tehdit ettiği Kürt aydınları Kürt değil miydi? Diyarbakır’ın meydanında
öldürülen Hikmet Fidan o partinin genel başkan yardımcısı değil miydi? Niye
bunun hesabını sormuyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Niye bunun
hesabını sormuyorsunuz?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Cahiliye
dönemini de anlat.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – O
zaman sen savunuyordun onları.
MEHMET METİNER (Devamla) - Kendinizden
farklı her Kürt’ü Kürt olmamakla suçlayan ve kendinizi Kürtlerin onay mercisi olarak gören bu zihniyetinizle dibine kadar
faşistsiniz. Biz AK PARTİ olarak her türlü faşizme karşı mücadele edeceğiz.
Sopa tutan elin Kürt eli olmasına bakmayacağız. Biz, sopa tutan politikalara,
sopa tutan elin kendisine karşıyız. Kürtlük adına baskı kurulduğunda da karşı
çıkarız. Bırakın, herkes özgür olsun. Kürt, nereye kadar, kime rağmen Kürt
olacaksa kendisi karar versin. Biz PKK’nın Kürt’ü değiliz, biz BDP’nin Kürt’ü değiliz. Onlar, kendi Kürtleri olarak, kendi
adlarına konuşabilirler ama bizim adımıza konuşmaktan vazgeçsinler. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Metiner,
teşekkürler.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) –
“Faşist” dedi.
BAŞKAN - Yerinizden lütfen, tekrar…
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) –
Mahkemede hesaplaşacağız da burada bir ağzının payını…
BAŞKAN – Şimdi, Sayın Önder, lütfen
sataşmaya yeniden meydan verilmeden bitirelim.
6.-
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Bu
arkadaşınız, adı geçen… (AK PARTİ sıralarından “Kim söz verdi?” sesi)
Söz verdiler. Bizde kürsü gaspı yok. O
sizinle müsemma olan işleri bize yıkmayın.
Şimdi, adı geçen olaylar olduğu zaman
en canhıraş savunan arkadaştı bu, en canhıraş. Buna teorik, pratik binlerce
gerekçe sunmakla meşguldü, sonra onlara “cahiliye dönemi” dedi, yarın bu dönemine
ne diyecek Allah bilir.
Kâhta meselesine gelince, bak Kâhta’nın
tek geçim kaynağını Malatya’ya veriyorlar. Burada 4-5 tane vekilsiniz, ne
yaptınız? Kâhta ekmeksiz kalacak. Kâhta’nın tütünü gasp edildi, ne yaptınız?
Öyle burada kuru kabadayılık yok. Şunu yapalım: Gel sen, Adıyaman’dan sen de
ben de, AK PARTİ’nin arkasına sığınma, ikimiz de
bağımsız aday olalım, bak bakalım dünya kaç köşeymiş.
“Faşist” lafı için de mahkemede
hesaplaşacağız.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın
Başkan, cahiliye dönemiyle ilgili açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Bakanım, buyurun.
7.-
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder
ile Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Sayın Başkan, Sayın Süreyya Önder Bey ve ondan önce de bulunduğu yerden kürsü
inişi sonrası Hasip Kaplan şahsımla ilgili söz değil,
bu kez de bir hareket üzerine sözleri ifade ettiler, değerlendirmede
bulundular. Benim bilerek bir maksada matuf bir hareketim olmadı yani ben böyle
bir şey yapmadım. Ama galiba bu taraftaki bu grubun, yani sonradan oluşan
grubun bir takıntısı var, varlığımdan bütünüyle rahatsız olduklarını biliyorum.
Ama artık işi parçaya dönüştürdüler, bazen elime, bazen ayağıma, bazen dudak
hareketlerime bakarak anlam çıkarmaya başladılar, galiba elin parmaklarını da
okumaya başladılar. Fakat bu kez ne Türkçe ne Kürtçe değil, Almanca okudular,
nasıl okudular bilemiyorum. Ben yaparsam Türkçe ve Türk insanına göre bir
hareket yaparım, Türk milletvekili olarak, bu Meclisin üyesi olarak bir hareket
yaparım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl yaparsın?
Onu da göster!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Ama onlar Almanya’da da galiba tecrübe sahibiler, Alman jest ve mimikleriyle
eğitim almış olmalılar.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
nasıl müdahale etmezsiniz?
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Nasıl
müdahale etsin ya?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne diyor, ne
konuşuyor; farkında mısınız?
BAŞKAN – Ne yapmamı istiyorsunuz
efendim, ne yapmamı istiyorsunuz? Rica ederim, buyurun.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Benim böyle bir hareketim olmadı. Ama ben hep söylüyorum ya iftira atmada,
yalancılıkta, saptırmada üstlerine yok; dünya şampiyonular, otomatik ilan
ediyorum; yarışacak hiçbir grup, hiçbir milletvekili yok. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
bu konuda 69’a göre…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Nitekim, bugün ifade ettiklerinden sadece bir konuya açıklık getireyim.
Döndüler, döndürdüler ne dediler? Önce “Uludere’de 6 kişi gözaltına alındı.”
dediler. Doğru 6 kişi savcılıkça davet edilmiş, yargı işliyor, bir maksatla
ifadelerine başvurulmak üzere çağrılmışlar Encü
soyadlı aileden ve serbest bırakılmışlar. Daha sonra, devam eden adli çalışmada
4 kişi gözlem altına alınmıştı. Şu saat itibarıyla durumlarını bilmiyorum;
belki serbesttirler, belki değildirler. Tanık mı, şüpheli mi? Onu da
bilmiyoruz. Ama Uludere’da savcılık çalışmasın mı,
Şırnak’ta adliye çalışmasın mı? Hakaret edilen, saldırılan kaymakamın konusu
araştırılmasın mı? 35 tane canın tahkikatı yapılmasın mı? Bir taraftan “Niye
yapmıyorsunuz?” diyen, bir taraftan da “Niçin yapıyorsunuz?” diyen bir
zihniyet.
Takdirlerinize arz ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan,
direkt grubumuzu hedef alarak, bir hareket ve işaretten dolayı grubumuzu hedef
alan bir konuşma yaptı.
BAŞKAN – Demin ona cevap verdiniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, hayır.
BAŞKAN – “Ben böyle bir hareket
yapmadım” diyor Sayın Bakan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu olay yeni.
Buna cevap vermedim Sayın Başkan. Bu konuda sataşma ve hakaret var Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, bunun sonu yok;
rica edeyim. Yani…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, ama bu
konuda biz konuşmadık Sayın Başkan.
BAŞKAN – O zaman siz de oturduğunuz
yerden…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim,
sataşma var.
BAŞKAN – Sayın Bakan oradan konuştu,
siz de oturduğunuz yerden lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama sataşma
var.
BAŞKAN – Kusura bakmayın. Yani, oradan,
bir şey söyleyecekseniz sataşmaya meydan vermemek üzere… Yeter, bunu burada
bırakmak zorundayım, maalesef yani Meclisi çalıştırmak zorundayız. Bulunduğunuz
yerden lütfen. Sayın Bakan oradan konuştu, siz de oradan konuşun.
Buyurun efendim.
8.-
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İçişleri Bakanı
İdris Naim Şahin’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
bir önceki oturumda, Sayın Bakanın tutanaklara geçen ve yüz kızartıcı sözleri
nedeniyle İç Tüzük’ü işletin dedim, işletilmedi.
Sonra “Farkında değilim” diyor yaptığı hareketlerin, aslında konuştuklarının da
farkında değil Sayın Bakan, ama buradaki fotoğrafçılar her şeyin farkındadır. O
resmi, o hareketi çıkarsa, bütün Genel Kurulun önünde çıkıp bakanlıktan ve
milletvekilliğinden istifa etmesi lazım. Bu Genel Kurul, o hareketi, o davranışı
nedeniyle Sayın Bakanı Genel Kurula o hareketi yapmış olarak addeder ve onun
için de hem bakanlıktan hem milletvekilliğinden istifa etmesi lazım. Öyle
değilse, öyle olmazsa, bu Parlamentoda ne düzen sağlanır ne de bakanlık
mertebesine gelmiş ve bunu taşıyamayan bir davranış biçimine onay veremeyiz.
Bunu da milletimizin takdirine bırakıyorum, bütün milletimizin, 74 milyonun
takdirine. Bir bakan, o işaret, o hareketle ilgili böyle konuşuyor. Gerçekten
fotoğrafı ve canlı kaset, CD’ler çıkacaktır. Sayın Bakanın CD’sini de
yayınlarız.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan,
zabıtlara geçti sözleriniz.
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.-
Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/152) (S. Sayısı:
112) (Devam)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
teklifin 1’inci maddesinin mevcut (d) bendini okutuyorum:
d) Ekli (II) sayılı cetvelin 3 numaralı
sırasında yer alan "Toplu Konut İdaresi Başkanı," ve 5 numaralı
sırasında yer alan ", Toplu Konut İdaresi Başkan Yardımcısı"
ibareleri cetvelden çıkarılmıştır.
BAŞKAN – (d) bendi üzerinde, gruplar
adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ali
Özgündüz.
Buyurun Sayın Özgündüz. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
112 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 1/d maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım biliyorsunuz. Öncelikle bunu belirtmeliyim
ki Hükûmet yaklaşık bir ay önce alelacele, acemice çıkardığı bir kanun hükmünde
kararnameyi bu yasayla düzeltmek istemektedir. Burası yasama organı, asli
görevi yasa yapmaktır biliyorsunuz, ikinci görevi de hükûmeti denetlemektir
fakat Hükûmet yasa yapma yetkisini bu Meclisten ne yazık ki tabiri caizse
kaçırmıştır, kendi uhdesine almıştır ve çıkardığı kanun hükmünde
kararnamelerdeki teknik hatalar yüzünden de biz sabahtan beri bunu düzeltmekle
uğraşmaktayız.
Üzerinde konuştuğum konuyla ilgili
Toplu Konut İdaresi personelinin haftanın yedi günü çalışmak zorunda kalması
nedeniyle ekonomik durumlarının düzeltilmesi istenmektedir fakat Hükûmet
çıkardığı 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle aslında birçok dengesizlik
yarattı. Bunların başında da yargı mensupları gelmektedir. Hükûmet diyor ki:
“TOKİ personeli çok çalışıyor, bu nedenle maaşlarını artıracağız.”
Arkadaşlar, şimdi, hâkim, savcıların
içinde bulunduğu çalışma koşullarıyla ilgili size biraz bilgi vermek istiyorum.
Yargıç ve savcıların yüzde 78’i günde on iki saat ve daha fazla çalışmaktadır.
Bu fazla çalışmanın karşılığında herhangi bir fazla mesai ücreti almadığı gibi
istirahat hakkı da bulunmamaktadır.
Yine, hâkim, savcıların yüzde 90’ı
hafta sonu çalışmak zorunda kalmaktadır ve hafta içinde her akşam evlerine
dosya götürmektedirler. 10 bin hâkim, savcının yüzde 6’sı odalarını bir başka
meslektaşıyla paylaşmaktadırlar ve odalarının dörtte 3’ü ne yazık ki steril
değildir. Hâkim, savcıların yüzde 70’i meslek yaşamları boyunca en az bir kez
meslek hastalığı geçirmektedirler. Bir hâkime düşen iş sayısı Avrupa
ülkelerinde 200 iken ülkemizde 1.078’dir.
2009 verilerine göre Almanya’da 100 bin
kişiye 24 hâkim, İngiltere’de 17, Yunanistan’da 29 hâkim düşerken, Türkiye’de
yalnızca 9 kişidir. Bu durum göstermektedir ki, Türk hâkim-savcıları âdeta
doğaüstü varlıklar gibi uyumadan, dinlenmeden görevlerini yapmaya
çalışmaktadırlar. Ve bu 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle ne yazık ki
hâkim-savcılarda bir iyileştirme yapılmadı.
2011 verilerine göre Türkiye’de açlık
sınırı 981 lira, yoksulluk sınırı 2.693 lira olup, göreve yeni başlayan bir
hâkim yaklaşık 3.100 lira, yani yoksulluk sınırında bir ücret almaktadır. Bu
neden kaynaklanmaktadır? Biliyorsunuz hâkim-savcıların maaşı Başbakanlık
Müsteşarının maaşına endekslidir. Bu durum da ayrıca yargı bağımsızlığını
zedeleyen bir durumdur.
Hâkim-savcı dışında adliye
çalışanlarının durumu da yine içler acısıdır; ücretler yetersizdir, çalışma
koşulları olumsuzdur. Bugün bir yazı işleri müdürü ortalama 2.500 lira, kâtip
1.500 lira, mübaşir 1.400 lira almakta ve bu insanlar on saat, hafta sonu,
bayram tatili olmadan çalışmaktadırlar, karşılığında fazla mesai ücreti
almamaktadırlar.
Yine, “eşit işe eşit ücret” diyorsunuz,
4/B ve 4/C kapsamında çalışan büro emekçileri aynı işi yapan meslektaşlarından
daha düşük bir ücretle çalışmaktadırlar ve her an işlerini kaybetme korkusuyla
yaşamaktadırlar.
Yine, atanmayan yüz binlerce öğretmenin
sorunu varken siz burada TOKİ çalışanlarına ek bir ücret artışı getirmek için
bu kanunu önümüze getirdiniz.
TOKİ ne yapmaktadır arkadaşlar? TOKİ
”kentsel dönüşüm” adı altında vatandaşın yıllarca zahmet çektiği, çamurlu
yollarında yürüdüğü, elektriksiz, susuz barındığı evlerini şu anda alıp
müteahhitlere, yandaş müteahhitlere rant sağlamakla meşguldür ne yazık ki. Bugün
Başakşehir Kayabaşı’nda, Şahintepe’de, Şamlar’da, Avcılar Tahtakale’de, Arnavutköy’de, Çatalca’da
“kentsel dönüşüm” adı altında vatandaşın arazisi reel fiyatının altında bir
ücretle alınmakta, TOKİ kendi ürettiği, yaklaşık 60-70 bin liraya mal ettiği daireleri,
bu arsalara karşılık 200-250 bin liraya takas ederek vatandaşı zor durumda
bırakmaktadır.
Bu arsaları aldıktan sonra, normal
koşullarda imar planında 0,50 olan emsali, TOKİ, kendi başına imar planı
yaparak 3 emsale çıkarmaktadır, 15-20 kat irtifa vermektedir.
Bu şekilde, aslında vatandaşın olması
gereken rant, ne yazık ki vatandaşa değil belli müteahhitlere gitmektedir.
Vatandaş, hisseli olduğu bu arsaları vermediği zaman, TOKİ, 12’nci maddeye göre
imar uygulaması yapmakta ve vatandaşın yerlerini imar dışına çıkarmakta ya da
değersiz bir noktaya koyarak mülkiyet hakkını ihlal etmektedir.
Yine, değerli arkadaşlar, İstanbul
Kartal’da “kentsel dönüşüm” adı altında, 25 YTL karşılığında, insanların evleri
elinden alınmaktadır. “Ya bu parayı al git ya da peşinata sayalım, kalan
kısmını öde.” denilerek, şehrin dışında,
sosyal konut anlamında, insanlara daire verilmektedir.
5393 sayılı Kanun’un “Kentsel dönüşüm
ve gelişim alanı” başlıklı 73’üncü maddesiyle bir düzenleme yapılmıştır. Bu
düzenleme ile yerel yönetimlere, büyük inşaat şirketleriyle birlikte, küçük
mülkiyet sahiplerinin haklarını dikkate almayan bir şekilde tasarruf etme
yetkisi verilmiştir.
Yine, 2005 tarihinde çıkarılan 5366
sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması
ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun, Başbakanlık tarafından Meclise,
Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı olarak gönderilmiştir. Bu Yasa’ya
göre, belediye veya il özel idareleri, her türlü fiziki düzenlemeyi yapmaya, bu
alanlarda bulunan her türlü özel mülke -tabiri caizse- el atmaya yetkili
kılınmıştır.
Şu anda, İstanbul’da, kent merkezinde
değerli birçok alan bu şekilde boşaltılmakta, insanların malları yok pahasına
ellerinden alınmaktadır.
Bu iktidar döneminde TOKİ… Daha önce,
biliyorsunuz, KEY hesabı vardı. Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, aynı
zamanda Konut Edindirme Yardımı kesilen kişilerin ortak olduğu bir ortaklıktı.
Ne yazık ki maaşlarından kesinti yapılan insanların elinden alınarak, kuşa
çevrilen küçük ödemelerle vatandaşlar oradan çıkarıldı ve şu anda Emlak
Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, başka, TOKİ'ye iş yapan bir kısım müteahhit
firmalarla birlikte kendi yandaşlarına rant sağlamaktadır.
Değerli arkadaşlar, yine elimde bir
belge var. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi 18/3/2011 tarihinde Eyüp
ilçesinde “Alibeyköy Tema Parkı” adı altında yaklaşık 500 bin metrekarelik bir
alanı da “Özel proje alanı” olarak ilan etmiş ve bu bölgede bulunan insanların
evlerini boşaltmaları için kendilerine tebligat yapılmıştır.
TOKİ aslında dar gelirli kesimlere
konut üretip vermesi gereken bir kuruluş iken ne yazık ki dubleks villalar,
efendim, rezidanslar, iş alanları yaparak bunları da bir kısım, özellikle “TOKİ
müteahhidi” olarak bilinen kişiler aracılığıyla yaparak Hükûmete yakın müteahhit
firmalara rant sağlamaktadır.
Bu nedenle, umarım Hükûmet yeni bir
gelir adaletsizliği yaratmadan, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle bozduğu
yapılanmayı, Kanun Hükmünde Kararname’yi Meclis Genel Kuruluna getirerek yeni
baştan bir düzenleme yapılmasına imkân verir diyorum, hepinizi saygıyla tekrar
selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın
Özgündüz.
İkinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Murat Bozlak.
Sayın Bozlak, buyurun.
BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin
1’inci maddesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Bu
vesileyle Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz
üzere uzun süredir Hükûmet, Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas etmiş
durumdadır. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi muhalefet partilerinin
itirazlarına rağmen AKP Grubu tarafından Hükûmete verilmiştir. Parlamentonun
yasama görevi uzun süredir Hükûmet tarafından yerine getirilmektedir.
Parlamentoda tartışılmayan düzenlemelerin yanlış ve eksik olması da gayet
doğaldır. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi alışkanlık hâline gelirse
kuvvetler ayrığı ilkesini de zedeler, otoriter rejimlerin yolunu da açar. Bu
alışkanlıktan derhâl vazgeçilmelidir.
Sayın milletvekilleri, mevcut teklif
öyle gözüküyor ki AKP Grubu tarafından kabul edilecek. Bu anlamda da, kanun
teklifinin getirisi-götürüsünü değerlendirmek yerine önemsediğim birkaç konuyu
Sayın Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum: Değerli milletvekilleri, Sayın
İçişleri Bakanı Grup Başkan Vekilimiz Sayın Hasip
Kaplan’a hitap ederken “sayın” demiyor, “Hasip
Kaplan” diyor. Ben de Sayın İçişleri Bakanının isminin önüne eklediğim “sayın”
kelimesini kaldırıyorum. İçişleri Bakanı, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Hasip Kaplan’a biraz önce parmağıyla çirkin bir işarette
bulunmuştur. Bu hareketi yapan Bakan ne Parlamentomuza ne de AKP Hükûmetine
yakışmıyor.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen kendine
bak.
MURAT BOZLAK (Devamla) – Kendime de
bakıyorum, size de bakıyorum. Özellikle size bakıyorum.
Bu Meclis bu hareketleri içine
sindirmemelidir. Kötü hareket de yine bildiğiniz gibi sahibine aittir.
Sayın Metiner, benim Genel Başkan
olduğum dönemde siz de HADEP Genel Başkan Yardımcısıydınız.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Doğrudur.
MURAT BOZLAK (Devamla) – Birlikte uzun
bir süre çalıştık. Biz birbirimizi iyi tanıyoruz.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çok iyi
tanırız, evet.
MURAT BOZLAK (Devamla) – AKP Grubunun
şövalyeliğini yapmaktan lütfen vazgeç.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Seni
anlatırım birazdan.
MURAT BOZLAK (Devamla) - Eğer halkına zerrei miskal kadar saygın kalmışsa susmanın da bir meziyet
olduğunu bil ve lütfen, bazen sus.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen kendine
bak!
BAŞKAN – Sayın Hatip, lütfen Genel
Kurula hitap et.
MURAT BOZLAK (Devamla) – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi ülke sorunlarına çözüm getirecek
olan en üst kurumdur. Parlamento milletvekillerinin birbirine hakaret ettiği,
küfür düzeyinde söylemde bulunduğu yer olmadığı gibi, yine şahıslarımız
üzerinden seçmenlerimize ve halklarımıza hakaret edilen, halklarımızı
aşağılayan yer de asla olmamalıdır. Kem laf sahibine ait olmakla birlikte
halklarımızı da aşağılayacak düzeydeki söylemlerin iç barışımıza, sorunlarımızın çözümüne katkı
sağlamadığı hepimiz tarafından bilinen bir gerçekliktir. Bizlere oy veren
seçmenler Mecliste birbirimize hakaret edelim diye oy vermediler; tam tersine,
sorunlarını oturup konuşmamız ve sorunlarına çözüm getirmemiz için oy verdiler.
Bizler bunun gereğini yerine getireceğimize, ne yazık ki tam tersi bir çalışma
içerisindeyiz. Umuyor ve diliyorum, bir an önce bundan hep birlikte vazgeçeriz.
Değerli milletvekilleri, gerçekten bu
ülkenin temel sorunlarının çözüm yeri Parlamentodur. Temel sorunlarımızın
başında da Kürt sorunu gelmektedir. Bu ülkede Kürt sorununu çözmeden ülkenin
demokratikleşmesi mümkün olmadığı gibi, ekonomik olarak da büyümesi mümkün
değildir. Dış ülkelerin nezdinde de güçlü ve itibarlı bir ülke olma şansı da
yoktur. İç barışı sağlamamızın da, akan kardeş kanını durdurmamızın da tek yolu
bu sorunu çözmektir. Sorunun çözüm yeri de, sorunun çözüleceği yer de bu
Parlamentodur. 19’u çocuk, 35 gencecik insanın katliamı gibi katliamlara bir
daha bu ülkede tanık olmak istemiyorsak, bu ülkede asker, polis ve gerillanın
ölmesini istemiyorsak Parlamentomuz bu sorunu çözmelidir.
Değerli milletvekilleri, bu konuda da
en büyük görev AKP Grubuna düşmektedir. AKP’li milletvekili arkadaşlarıma
sesleniyorum: Bu görev en başta size düşüyor. Bu ülkede barışı sağlamak da
çatışmayı ve şiddeti devam ettirmek de sizin yaklaşımınıza bağlıdır. İsterseniz
akan bu kardeş kanını durdurabilirsiniz. Şu an gerçek anlamda iktidar gücüne
sahipsiniz. Eskisi gibi sizi kapatmaya hazırlanan cumhuriyet savcıları yok,
size sıkıntı yaratacak Anayasa Mahkemesi de yok, arkanızda darbe planları yapan
bir ordu da yok. Polis teşkilatı da Millî İstihbarat Teşkilatı da emrinizdedir.
Sizi zorlayacak bir devlet bürokrasisi de yok. Yazılı ve görsel basını
zapturapt altına almış durumdasınız. Demokratik olmayan seçim yasasının
sağladığı avantajla Parlamentoda sayısal çoğunluğa da sahip olmuş durumdasınız.
Şimdi, bu gücünüzü barış ve kardeşlikten yana da kullanabilirsiniz, çatışma ve
şiddetten yana da kullanabilirsiniz. Bu tamamen sizin elinizde ancak bu konuda
karar verirken geçmişte yaşananları lütfen bir bir
inceleyin. Kurtuluş Savaşı’nı kimler yürütmüştür? O dönemin liderleri neler
söylemiştir ve halklarımıza neler vaat etmişlerdir? Lozan’a giden heyet kimin
adına, hangi halkların adına gitmiştir? Lozan Antlaşması’ndan sonra yürürlüğe
giren 1924 Anayasası’yla verilen vaatlerden niçin vazgeçilmiştir? Bunun yanı
başında da Koçgiri’de, Şeyh Sait hareketinde, Zilan’da, Ağrı’da, Sason’da ve Dersim’de ne olmuştur, neler
yaşanmıştır, devlet ne yapmıştır, niye sonuç almamıştır? 1925’ten bugüne kadar
Kürtler canları pahasına niçin direnmektedirler? Lütfen, bunları bir bir inceleyin.
Şunu belirteyim: O dönem öyle bir
dönemdir ki, bir köyde yaşanan zulmü, komşu diğer köylerin bilmediği, haberdar
olmadığı bir dönemdi oysa şimdiki dönem, herkesin uçan kuştan dahi haberdar
olduğu bir dönemdir. Hiç kimsenin yaptıklarının gizlenemeyeceği, örtbas
edilemeyeceği bir dönemdir. Ayrıca,
bugünkü Kürt, o günkü Kürt de değildir. Dünyanın dört bir tarafında
yaşayan Kürtlerin tamamı, Diyarbakır’da neler yaşandığını günübirlik izliyor.
35 gencin katliamıyla gerçekleşen olay dünyanın dört bir tarafındaki Kürtleri
ayağa kaldırmıştır.
Tüm samimiyetim ve içtenliğimle
söylüyorum: Kürtler bu ülkede başta Türk halkı olmak üzere tüm insanlarımızla
barış içerisinde, kardeşçe, eşit ve özgür koşullarda birlikte yaşamak
istiyorlar. Önerim, sayın AKP’liler size önerim: Gelin hep birlikte el ele
verelim, bu sorunu birlikte çözelim, barışı ve kardeşliği bu ülkede tesis
edelim. Önünüzde iki seçenek var: Birinci seçenek, barış ve demokratik çözüm
seçeneğidir; bu yolu seçerseniz, bizler
de sonuna kadar katkı sunarız. İkinci seçenek ise, ne yazık ki bugünkü mevcut
tutum ve yönteminizdir. Bunda ısrar eder, bu yolu devam ettirmeye çalışırsanız
bize düşen görev de halkımızla birlikte buna karşı sonuna kadar direnmektir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan,
Sayın Bozlak, ismimi anarak, sataşmada…
BAŞKAN – Mehmet Bey, buyurun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani, bu biraz
fazla tolerans oluyor.
BAŞKAN - Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeden
iki dakika içinde, buyurun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –. Ne dedi ki?
“Benim Genel Başkan Yardımcımdı” dedi, başka bir şey demedi. Cahiliye dönemine,
iki kelime…
BAŞKAN - Kime?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sataşma yok ki,
iki kelime…
BAŞKAN - Bir dakika efendim… Bir dakika, rica edeyim
yani.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, yani Allah için biraz adaletli
olun, tarafsız olun.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ya
bir dakika Allah’ını seversen, bırakın konuşmayı. Hayret bir şeysin ya!
BAŞKAN - Ama siz mi karar vereceksiniz,
ben mi sataşma olup olmadığına? Müsaade buyurun efendim. Buyurun, müsaade
buyurun, bir dakika susun, lütfen.
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
9.-
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Murat Bozlak, çok değer verdiğim bir insan;
dolayısıyla, kendisini şu veya bu
şekilde rencide edecek hiçbir söz sarf etmem. Birlikte çalıştığım dönemde
dostluğunu gördüğüm bir insandır. Kendisiyle çalıştığım dönemde de hep birlikte
neleri savunduğumuzu kendisi de bilir, nelerden rahatsız olduğunu da kendisi
bilir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çok meraklı
konuşmaya. Grup Başkan Vekilisiniz, ara sıra konuşturup söz verin.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Allah
Allah, sabahtan beri konuşuyorsun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çok kabiliyetli
işte.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –
Hayret bir şeysin ya!
MEHMET METİNER (Devamla) – Emanet
edilen bilgileri ben burada paylaşacak değilim. Biz birbirimizi çok iyi
tanıyoruz, hiç bu polemiklere girmeye gerek yok. Ben HADEP’te
genel başkan yardımcılığı yaptığım dönemde -kendisi de bilirler, parti programatiği de vardır- etnik milliyetçiliğe ve siyasal
bölücülüğe karşı olduğumuzu hep birlikte söylüyorduk, üniter
devletten yana olduğumuzu söylüyorduk…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değişmedi ki.
MEHMET METİNER (Devamla) – …ortak
vatanda herkesin hür ve eşit vatandaş olarak yaşaması gerektiğini savunuyorduk.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aynen devam
ediyor.
MEHMET METİNER (Devamla) – Bugünkü
Mehmet Metiner hâlâ bu düşüncelerini savunuyor. PKK, silahlı güçlerini sınır
dışına çekmişti, silahlarını koşulsuz bir biçimde susturmuştu. Ben şimdi
sevgili Murat Bozlak’a soruyorum, o tarihte beraber yapmış olduğumuz bir sürü
şeyi hatırlatmadan: Peki, ne oldu da Ergenekonculara
sağlanan bu tarihî fırsat 2004 yılında, AK PARTİ iktidara geldikten sonra tam
da demokratikleşme hamlelerini başlattığı dönemde PKK silahlarını konuşturdu.
Sayın Bozlak diyor ki: “Tam da Ergenekoncu düzenin
tasfiye edilmek istendiği bir dönemde PKK’nın silahlarını konuşturarak
statükonun devamını isteyen güç odaklarının değirmenine su taşımasını
eleştirmek…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Metiner, yapma!
MEHMET METİNER (Devamla) – …kendi
halkıma duyduğum büyük saygıdan dolayıdır çünkü PKK’nın siyaseti Kürtlere zarar
veriyor.”
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başbakan seni
belediyeden niye attı, onu da anlat.
MEHMET METİNER (Devamla) – PKK’nın
terör siyaseti, BDP’nin de terörün…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başbakan niye
attı basın danışmanlığından, biraz da onu anlat, dinlesin Genel Kurul.
MEHMET METİNER (Devamla) – …siyasetini
yapan tutumu, Kürt sorununun çözümsüzlüğünü derinleştiriyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET METİNER (Devamla) – Halkıma
duyduğum saygıdan dolayı bunları söylüyorum.
Çok teşekkür ediyorum, saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Metiner, çok
teşekkür ederim. Zabıtlara geçti.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başbakan niye
belediyedeyken attı, biraz da onu anlatsın, Genel Kurul dinlesin.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – O mu
konu şimdi? Konu o mu?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tüm üyeleri
ilgilendiriyor da…
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – İş o
eksene gelirse çok şeyler söylenebilir, oraya döndürme ekseni.
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
2.-
Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ve Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in; 375
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/152) (S. Sayısı:
112) (Devam)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde
üzerinde şahısları adına Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin
1’inci maddesinin (d) bendi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin yaşadığı
hızlı nüfus artışı ve hızlı kentleşme sebebiyle oluşan konut ve kentleşme
sorunlarının çözülmesi ve konut üretiminin artırılarak işsizliğin azaltılması
amacıyla 1984 yılında, genel idare dışında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı
idaresi Başkanlığı kurulmuştur. Toplu Konut İdaresi Başkanlığının özerk ve
esnek hareket edebilmesi sebebiyle ilk yıllarda çalışmalarda belli bir başarı
sağlanmış ve idarenin kendi arsaları üzerinde 2002 yılına kadar 43.145 konutun
inşası tamamlanmıştır. 2001 yılında Toplu Konut Fonu’nun kaldırılması sebebiyle
kurum kaynaklarının yetersiz kalması, büyük ölçüde azalması sebebiyle kurum
işlev yapamaz hâle, tabiri caizse, gelmiştir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı,
AK PARTİ’nin tek başına iktidara gelmesiyle birlikte
2003 yılında 4966 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerle bambaşka bir kimliğe
kavuşmuş ve ülkemizde çok ciddi bir değişim ve dönüşüme imza atmıştır. Bu
çerçevede, 2003 yılı başından itibaren konut yapımı ülke bütününde
hızlandırılmış, 81 ilimizin tamamında, 800 ilçemizde, toplam 2.206 şantiyede,
518.178 konut rakamına ulaşılmıştır. Bu rakam, benim de milletvekili olma
onurunu taşıdığım Bolu’muz gibi, yaklaşık 100 bin nüfuslu 20 şehre eşdeğerdir.
Ülke genelinde böylesine büyük bir başarıyı ortaya koyan ve kısaca TOKİ olarak
ismini duymaya alıştığımız Başbakanlık Toplu Konut İdaresinin hizmetlerinden
Bolu olarak ne kadar faydalandığımızı örneklerle anlatarak TOKİ’nin bir ilin
gelişmesinde ne ölçüde önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.
Bolu Merkez ilçe, Gerede, Mengen ve
Mudurnu ilçelerimiz ile Gökçesu ve Pazarköy beldelerinde toplam 2.644 konut tamamlanmıştır.
Hâlen devam eden Göynük, Seben, Kıbrısçık ile Mudurnu ikinci etap projelerinde
632 konut yapılacaktır. İhale ve proje aşamasında olan Merkez ilçe ile Yeniçağa
ilçemizde ve ayrıca Pazarköy beldesindeki ikinci etap
ile Taşkesti beldesindeki uygulamalar ile birlikte
763 konut daha planlanmaktadır yani toplamda Bolu’muzda 4.039 konut sayısına
ulaşacağız. Bunun yanında TOKİ Bolu’da, 3 ilköğretim okulu, 1 lise, 1 kreş, 7
cami, 9 ticaret merkezi, 1 iki yüz yataklı pansiyon, 1 sağlık ocağı ve hatta,
Mengen Çayı ile Sazlar Deresi ıslah çalışmalarını bile gerçekleştirmiştir.
Başlangıçta sadece konut üretimi olarak organize olan yapı, AK PARTİ’nin ülke için çizdiği vizyona paralel olarak
faaliyetlerini genişleterek devletin inşaat faaliyetlerinin tamamına yakın bir
kısmını -kara yolları hariç- gerçekleştirmektedir.
Buradan, tüm Bolulu hemşehrilerimize
bir de müjde vermek istiyorum. AK PARTİ’nin toplumun
hemen hemen her kesimi tarafından beğenilen en önemli icraatlarından birisi,
sağlık alanında yapılan hizmetlerdir. Bu kapsamda, Göynük ilçemizde 24 Ocakta,
Mengen ilçemizde ise 1 Şubatta, Başbakanlık TOKİ tarafından hastane yapım
ihaleleri gerçekleştirilecektir.
Değerli arkadaşlar, AK PARTİ demek
hizmet demektir, AK PARTİ demek icraat demektir, AK PARTİ demek milletimizin
sesine kulak verip onlarla aynı yöne bakabilmek demektir. Bugüne kadar hiçbir
olumlu eleştiri yapmadan sadece ve sadece kısa gün politikaları ile Meclis
kürsüsünden bile halkı kandırmaya çalışanlara en güzel cevabı gene Hükûmetimiz
hizmet ile vermiştir. Özellikle Mengen hastane inşaatının Mengen’imize, Pazarköy’ümüze, Gökçesu beldemize
hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ayrıca, Akşemseddin
diyarı Göynük ilçemizde yapımı devam eden konutlar ile birlikte yeni hastane
binamızın hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemiz için bu kadar büyük öneme sahip olan TOKİ’nin Başkan ve Başkan
Yardımcısı ile ilgili bu değişikliğin böylesine önemli bir kurumun sağlıklı bir
idari yapıyı devam ettirebilmesi için hayati bir değere sahip olduğunu
düşünüyor, tüm TOKİ çalışanlarını tebrik ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.
İkinci konuşmacı, şahsı adına Ağrı
Milletvekili Sayın Ekrem Çelebi.
Sayın Çelebi, buyurun.
Süreniz beş dakika.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (d)
fıkrası hakkında yüce Meclise bilgi vermek üzere huzurunuzdayım.
2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile uzmanlık ve ihtisas kurumu olan TOKİ’nin kariyer uzmanlıklar
arasına dâhil edilmediği ve anılan Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 12’nci
maddesinin üçüncü fıkrası ile 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun ek 3’üncü
maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle sözleşmeli personel
çalıştırma yetkisi kaldırılmıştır. Bu nedenle TOKİ uzman kadrolarında çalışan
teknik ve idari kariyerli personelin kariyer uzmanlığa dâhil edilmemesi
nedeniyle emsal kamu kurum ve kuruluşlarına nazaran özlük ve mali haklarında
hak kaybına neden olmaktadır.
TOKİ’nin hâlen yönetim kadrolarında
görev yapan personelin 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe
gireceği 15/1/2012 tarihinden itibaren hizmetin gereği olarak yapılacak görev
değişikliklerinde atanacakları uzman kadroları ile sözleşme yapılamayacağından
bu durumdaki personelin aylıklarında ciddi bir düşüş olacak ve hak kaybına
sebebiyet verecektir. Bu nedenle, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin
yürürlüğe gireceği 15/1/2012 tarihinden sonra TOKİ’de uzman yardımcısı, uzman
ve avukat kadrolarında işe alınacak mühendisler, avukatlar ve idari
branşlardaki personel ile sözleşme yapılamayacaktır.
Bu durum TOKİ’de hâlen aynı kadrolarda
sözleşmeli olarak istihdam edilen ve aynı işi ve görevi ifa eden personel
arasında ciddi bir ücret farklılığı yaratacak ve personel arasındaki haksızlığa
sebebiyet verecektir. Dolayısıyla, İdarede uzman kadrolarında nitelikli ve
kalifiye mühendis ve avukat çalıştırılması mümkün olamayacağı gibi, personelin
özel sektöre ve diğer kamu kuruluşlarına nakli veya kaçışı söz konusu
olacaktır. Ayrıca, kalifiye personel istihdam etme imkânı da olamayacaktır bu
sözleşmeler karşısında.
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, TOKİ’de görev
yapan uzmanların ve yönetim kademesindeki personelin hak kayıplarının
önlenmesine ilişkin olarak verilmiştir. Bu nedenle, TOKİ’nin 666 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname hükümlerinin dışında tutulması ve eski mevzuat hükümlerinin
uygulanması için 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle getirilmiş olan ve 375
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye
ekli (II) sayılı cetvelin 3 numaralı
sırasına dâhil edilmiş olan "Toplu Konut İdaresi Başkanı" ve 5
numaralı sırasına dâhil edilmiş olan "Toplu Konut İdaresi Başkan
Yardımcısı" ibarelerinin cetvelden çıkarılması gerektiği… Bu kanun teklifi
ile TOKİ personelinin eski mali haklarının korunması için mevcut mevzuat
hükümlerinin uygulanması amaçlanmaktadır. TOKİ personeli için yeni bir hak ve
ücret artışı bununla birlikte getirilmemektedir.
Bu kanun teklifinin hayırlı uğurlu
olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Çok teşekkür ederiz Sayın
Çelebi.
Sayın milletvekilleri, şimdi on dakika
süreyle soru-cevap işlemi başlatacağız.
Sisteme girmiş olan arkadaşlarımızın
beş dakika, Sayın Bakanın beş dakika şeklinde olacak.
İstanbul Milletvekili Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Sayın Bakan, 12 Eylül referandumuyla birlikte, bazı illerin büyükşehir
yapılacağını o günkü, sizin yerinizde oturan Sayın Bakan Şanlıurfa’da, başka
illerde ilan etti. Daha sonra, referandum sırasında yine Sayın Başbakan
Denizli’de “Bazı illerin…” dedi, illerin ismini vererek anons ettiler. Daha
sonra seçim sürecinde yine o günün İçişleri Bakanı ve Sayın Başbakan söz
verdiler.
Büyükşehirle ilgili yasayı bu Meclise
ne zaman getireceksiniz ve kıstasınız ne olacak? Eğer bir şekilde 200 kilometre
ilerideki bir ilçeyi büyükşehir olarak yönetecekseniz sukutuhayale uğrarsınız.
Bugün bunun örnekleri var, İstanbul’da örnekleri var; Çatalca’nın 5 kilometre
ilerisinde bir köy, 80 kilometre ilerisinde bir mahalle olursa hizmette
aksaklık oluyor. Bu yasayı ne zaman getireceksiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Sayın
Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bilindiği gibi daha önce
SSK’lı iken belediye başkanı seçilen bazı belediye başkanları 5510 sayılı
Kanun’un 4’üncü maddesi gereğince Emekli
Sandığına tabi tutulmuşlardır. Bu belediye başkanları emekli
dilekçelerini verdiğinde ise işten ayrılış bildirgesi istenmektedir. Bu durumda
ise yeni mağduriyetler ortaya çıkmaktadır. Bu durumda olan belediye başkanları
için -daha önceki belediye başkanlarında olduğu gibi- serbest prim ödeme hakkı
verilebilir mi? Bu konuda bir düzenleme
yapmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Canailoğlu…
MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) –
Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, Trabzon ilinde TOKİ ve
Trabzon Belediye Başkanlığınca 2004-2009 döneminde başlatılan kentsel dönüşüm
olarak Zağnos vadisi, Tabakhane vadisi, Çömlekçi
mahallesi ve Hızırbey Mahallesi’ndeki dönüşümler
hangi aşamadadır? Bu yerlerle ilgili planlama yapılmış mıdır? Yapılmışsa ne
zaman başlatılması düşünülmektedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Erdoğan…
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede sizin de imzanız var. Bugün unuttuklarımızın bir kısmını düzeltmek
için bu kanun tasarısını görüşüyoruz. Gene bu kanunda, 666 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede 1. sınıf emniyet müdürlerinin maaşlarını
farklılaştırdınız. İl müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı olanlara, müfettiş,
strateji geliştirme uzmanı olanlara göre bin lira daha fazla maaş veriyorsunuz.
Makam sahibi olmayan 1. sınıf emniyet müdürlerinin suçu ne? Bu farklılığı ne
zaman ortadan kaldıracaksınız?
İkinci sorum: 1. sınıf mülki idare
amirlerinin özlük haklarını emsallerine uygun hâle ne zaman getireceksiniz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür
ederim.
Bursa ili Gemlik Belediye Başkanı
görevden alındı. Ancak yerine Belediye Meclisi kendi aralarında yapmış
oldukları seçim neticesinde AKP’li belediye meclis üyesi belediye başkanı
seçildi ancak bu seçim idare mahkemesi tarafından iptal edildi ve karar
kesinleşti. Karar kesinleştiği hâlde bu kararın infazı gerçekleştirilmemekte.
Anayasa’mızın 11’inci maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargıyı
bağlar.” der. Anayasa’nın 138’inci maddesi: “Yasama ve yürütme organları ile
idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır.”
Sayın Bakanlık bu karara niye uymuyor,
sebebini açıklar mısınız veya uyacaksanız da ne zaman bu kararı yerine
getireceksiniz?
BAŞKAN – Sayın Demiröz…
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, 5302 sayılı İl Özel
İdare Kanunu’nun 24’üncü maddesinin madde başlığı “İl genel meclis üyelerine
huzur hakları ve diğer sosyal haklar” şeklinde ifade olunmuşsa da huzur hakkı
dışında bir ödemenin olmadığı il genel meclis üyeleri için özlük ve sosyal
haklar anlamında bir düzenleme yapacak mısınız? Protokolde yeri olmayan il
genel meclis üyeleri için bir hazırlığınız var mı? Ayrıca, görev yaptığı
süreler içerisinde il genel meclis üyelerine yeşil pasaport hakkını
kullandırmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Bakanım…
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Aslanoğlu’nun sorusu büyükşehirler
konusundaki çalışmanın ne zaman, ne şekilde sonuçlanacağına: yönelik. Bu konu
Hükûmetimizin eylem planında yerini almış bir konudur, Bakanlığımızın öncelikli
çalışmaları arasındadır. Sonuçlanması: 2014 seçimlerinde yürürlüğe girecek
şekilde sonuçlanacaktır hem yasal olarak hem de seçimlerin gerçekleşmesi için
gerekli hazırlıkların yapılması bakımından. Seçim olmadan büyükşehir
belediyesinin teşekkülü normalde mümkün değildir. Tabii, kanunda özel hükümler
getirilerek özel yapı oluşturulabilir. O, olağan dışı bir düzenleme olur.
Sayın Alim Işık Emekli Sandığına tabi
belediye başkanlarının durumunu sorar. Yazılı olarak cevap vereceğiz.
Sayın Canalioğlu: Trabzon’da TOKİ ile
belediyenin müşterek yürüttüğü toplu konut kentsel dönüşüm çalışmaları Zağnos bölgesi, Zağnos
Mahallesi’nin birinci kısmı bitti, ikinci kısmı devam ediyor. Tabakhane ve
Çömlekçi mahallerindeki kentsel dönüşüm çalışmaları devam ediyor hem proje hem
uygulama olarak. Bu proje başlandığına göre bitirilecektir. Başlanmış bir iş
dönemimizde ve TOKİ tarafından yarım bırakılmamıştır. Ama Trabzon’daki bu
mahallelerin, bu mahallelerdeki çalışmaların hem mülkiyet açısından hem de
şehrin bulunduğu yerin coğrafi özellikleri, alt yapıdaki çalışmaların doğurduğu
zaman kaybı ve maliyet miktarları itibarıyla ne gibi özellikler taşıdığını siz
en az TOKİ yönetimimiz kadar bilecek durumdasınız fakat yılmak yok, durmak yok,
başlanan iş bitecektir.
Sayın Erdoğan: Doğru, benim de imzam
var 666 sayılı Kararname’de. Bu kararnamede ne varsa biz sahibiz. Burada bir
sayın milletvekili, bu kararnamenin arkasında -galiba Sayın Kuşoğlu’ydu- sahip
çıkanı yok gibi bir ifade kullanmıştı bugün yapılan konuşmalar arasında. Bu
kararnamenin altında kimin imzası varsa, ki benim de imzam var, herkes bu
kararnamenin sahibidir. Meclise kararnameyle ilgili konularda düzeltme yapmak
için yasa teklifi getirmek, yasa tasarısı getirmek de ne Anayasa’ya aykırıdır
ne de Meclisin varlığına ters düşen bir şeydir. Meclisin görevi, Meclis olarak
bizim görevimiz yasaları ihtiyaca uygun hâle getirmektir. Tabii ki değişik
açılardan bakıp eleştiriler yapmak da mümkündür. Sizlerin eleştirileri bizlere
de katkı vermektedir, onu da ifade etmiş olayım.
Mülki idare amirleriyle ilgili konuda
daha önce açıklama yaptım. Anlaşıldığını zannediyorum. 1. sınıf emniyet
müdürleriyle ilgili bir sıkıntı dile getiriliyor. Dile getirilen husus bizim de
konumuzdur. Eğer bir sıkıntı varsa -ki üzerinde çalışıyoruz- kanaat
getirdiğimizde, Maliyeyle görüşerek onun doğru düzenlemesini veya daha iyi
düzenlemesini yaparız.
Bursa Gemlik Belediye Başkanıyla ilgili
Sayın Tanal’ın sorusu: Gemlik Belediye Başkanının görevden alınması ve
arkasından gelişen bir seri yargı kararı ve idari işlem söz konusu. Kesinleşmiş
yargı kararı başka bir yargı kararıyla çelişmiyor yani net, açık, uygulanması
gerekli durumda ise o uygulanır. Onun aksini düşünmeniz dahi Hükûmetimizi ve
özelde de beni rahatsız eder, üzer. Biz bu ülkede hukukun üstünlüğüne her
açıdan ve herkes için inananız, hukuk hepimize lazım. Onun incelemesini ben
zaten belli bir süre, birkaç gün öncesinde kendim talimatını verdim. İşte
buradan zaman bulup fırsat bulabilirsek, bu sorular, bu önergeler biraz azalır
da Bakanlığa dönersek sanırım daha seri çalışma yapabiliriz.
Sayın Demiröz’ün sorusuna da yazılı
cevap vereceğim.
Arz ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, bu bent üzerinde
iki önerge vardır.
Önergeleri önce geliş sırasına göre
okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
T. B. M. M Başkanlığına
Görüşülmekte olan 112 Sıra Sayılı yasa
teklifinin 1. maddesinin (d) bendindeki “Toplu Konut İdaresi Başkan yardımcısı”
ifadesinin “Toplu Konut İdaresi Başkan yardımcısı veya Vekili” olarak
değiştirilmesini arz ederiz.
Saygılarımızla.
|
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Melda Onur Musa Çam |
|
İstanbul İstanbul İzmir |
|
Ramazan Kerim Özkan Turgut Dibek Süleyman Çelebi |
|
Burdur Kırklareli İstanbul |
|
Aytun Çıray Ali
Özgündüz İhsan
Özkes |
|
İzmir İstanbul İstanbul |
|
Candan
Yüceer Haydar
Akar |
|
Tekirdağ Kocaeli |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu
efendim?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EKREM
ÇELEBİ (Ağrı) - Katılmıyoruz efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan,
bir önerge daha var.
BAŞKAN – Bir önerge daha var, onu da
okutalım efendim.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 112 sıra sayılı kanun
teklifinin 1 maddesinin d fıkrasında yer alan “Ekli (II) sayılı cetvelin”
ibaresinden sonra gelmek üzere “7. sırasına “Müsteşarlık Müşaviri” ibaresinden
sonra gelmek üzere “KİT Müşaviri” ibaresi eklenmiştir,” ibaresinin eklenmesini
arz ve teklif ederiz.
|
Mehmet Günal Oktay Vural Celal Adan |
|
Antalya İzmir İstanbul |
|
Mustafa
Kalaycı Alim
Işık |
|
Konya Kütahya |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor
mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EKREM
ÇELEBİ (Ağrı) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükûmet?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu)
– Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge sahipleri…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Işık
konuşacak.
BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar)
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; saygıyla hepinizi selamlıyorum.
Önergemiz, görüşmekte olduğumuz kanun
teklifinin 1’inci maddesinin (d) fıkrasına bir katkı yapmak amacıyla
sunulmuştur. Bilindiği gibi bu kanunun amacı eşit işe eşit ücret vermeyi
sağlamak. Şimdi, bizde diyoruz ki, evet, TOKİ’deki çok değerli bürokratlar
bizim için önemli, daha önce unutmuşsunuz, Meclise getirmeden böyle bir kanun
hükmünde kararname çıkarırken yangından mal kaçırma anlayışıyla unutulmuş,
şimdi bunların mağduriyetini giderelim. Gayet güzel, itirazımız yok.
Yine unutulan bir grup daha var, kamu
iktisadi teşekküllerinde daha önce görev yapmış, hâlen yapmakta olan genel
müdür, müdür yardımcısı, daire başkanının üzerindeki yöneticiler unutulmuş
sayın milletvekilleri. Bu unutulan değerli bürokratları da, gelin, diğer
unutulan TOKİ bürokratlarıyla beraber burada mağduriyetten kurtaralım diyoruz.
Dolayısıyla, bu, bu insanların da mağduriyetten kurtarılmasını sağlayacak çok
önemli bir önerge.
Evet, daha birçok geride kalan,
unutulmuşlar var ama mademki üst düzey bürokratlar da var olan durumlarını
geriye götüren düzenlemeyi iyileştirmek istiyoruz. Burada da aynı durum var,
kamu iktisadi teşekküllerindeki memurlara zaten herhangi bir şey verilmedi. E,
burada görevini yaparken yine kanun hükmünde kararnamelerle unvanları
değiştirilip müşavir yapılan bu insanların suçu ne? Bu ülkeye şimdiye kadar
hizmet etmek mi? Niye bunları geriye götürüyorsunuz?
Diğer taraftan, denklerine verdiğiniz
ilave ödemelerle özlük haklarını iyileştirirken bunların elindeki özlük
haklarının alınıp, unutulup, geriye götürülmesinin hiçbir anlamı yok. 666
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğü girmesiyle bazı daire başkanlığı
ve dengi görevlerde bulunan birçok müşavir... Örneğin Başbakanlık Müşavirliği
ve diğer bakanlıklardaki müşavirlikler 4.600-5.000 TL arasında maaş alırlarken
bu insanların şu anda aldıkları 2.600-3.200 TL arasındaki maaşlarından geriye
gidiliyor. Bu geriye gidilenler fondan karşılanıyor, evet, doğru ama buraya
gelinceye kadar gelebilecek her türlü iyileştirmeden bu insanların hiçbirisi
faydalanamıyor. E, nerede eşit işe eşit ücret? Nerede hak, adalet? O zaman bu
önergenin, mutlaka bu anlamda değerlendirilerek yüce Meclisin siz değerli
üyeleri tarafından desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, unutulan o
kadar insan, o kadar devletin bürokratı var ki, inanınız neresinden düzeltsek
bunu düzeltmemiz mümkün değil, aynen deve misali. Boynun eğri demişler, biri
demiş ki: “Neresi doğru?” Bunun hiçbir doğru tarafı yok. Hiç olmazsa şu boynunu
biraz gelin eğritelim. Yani o eğri olan boynunu biraz doğrultalım. Bu, aynı
durumda olan insanların mağduriyetini giderelim.
Diğer taraftan, defterdarlıklarda
çalışan personel müdürleri memur maaşına denk maaş alıyorlar değerli
milletvekilleri. Bu insanlara yıllarca verilen sözler yerine getirilmedi. 2200
ek göstergeyle, beraber çalıştığı memurla aynı düzeyde maaş alan personel
müdürleri unutulmuştur. Makam ve görev tazminatları bu insanların yok ama aynı
kurumda çalışan yeni atanmış müfettişler bu makam ve görev tazminatlarını
alırlarken burada yıllarca görev yapmış defterdarlık personeli, personel
müdürleri bu haklardan mağdur bırakılıyor. Bu nedenle buna benzer birçok
adaletsizliğin mutlaka giderilmesi gerekiyor.
Biraz önceki konuşmamda tam detayını
veremedim. Özellikle eski Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı, şimdi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında çalışan 300’e yakın
müdür, müdür yardımcısı, bölge müdür yardımcısı gibi unvanlı kişilerin hepsi
araştırıcı oldular ve ceplerine giren paralardan ne yazık ki bin liraya yakın
para, 500 lira ile bin lira arası değişen para alınıyor değerli
milletvekilleri. Evet, “Fondan karşılıyoruz, mağdur etmeyeceğiz.” dense de bu
insanlar bu ücretlere gelinceye kadar diğer eş değerlerinin maaşları, bu ülkede
yapılan hiçbir iyileştirmeden yararlanamayacaklar. Şimdi, buna gelip de “eşit
işe eşit ücret kararnamesi” diye sloganla vatandaşa anlattığınız kararnameyi
savunmaya kalkarsanız haksızlık etmiş oluruz bu insanlara.
O nedenle bu önergeye, hiç olmazsa bir
grup mağduru kurtaracak olan bu önergeye desteğinizi bekliyor, tekrar hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.
Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge
reddedilmiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
T. B. M. M Başkanlığına
Görüşülmekte olan 112 Sıra Sayılı yasa
teklifinin 1. maddesinin (d) bendindeki “Toplu Konut İdaresi Başkan yardımcısı”
ifadesinin “Toplu Konut İdaresi Başkan yardımcısı veya Vekili” olarak
değiştirilmesini arz ederiz.
Saygılarımızla.
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları
BAŞKAN – Melda Onur, buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
MELDA ONUR (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli vekiller; şimdi, biz, iki gündür çeşitli mesleklerdeki arkadaşlarımızın
koşullarının iyileştirilmelerine dönük, muhtemelen fazla da kimsenin itiraz
etmeyeceği bir yasayı tartışıyoruz uzun uzun, muhtemelen de bu bir şekilde
geçecek. Zaten “katılıyoruz”, “katılmıyoruz”, burada da hiç, az önceki cami
ezan misali, aynı konuda Hükûmet ve muhalefet arasında bir “katılıyoruz”,
“katılmıyoruz” polemiği var, o konuya hiç girmeyeyim.
Şimdi, Türkiye ise bambaşka konularla
cebelleşiyor. Az önce bir arkadaşımı aradım, kendisi çevre avukatı,
“İfadedeyim, biraz sonra ara.” dedi. Şimdi, bir an düşündüm, acaba kaç tane
arkadaşım şu anda ifade veriyor, bir kısmı da Çağlayan’da ifade veriyordu
bugün, işte, Ahmet, Nedim, Soner, hepsi.
Şimdi, çevreci arkadaşımız da ifadede
bulunuyor mu avukat olarak, yoksa ifade mi veriyor bilmiyorum ama şu anda
bilmiyorum biliyor musunuz, binden fazla çevreci yargılanıyor. Şu an tutukluluk
aşamasında değiller ama yargılanıyorlar.
Şimdi, konu yargıya gelince, tabii, son
dönemde kurulan bu mahkemeler, tutuklu yargılamalar, binlerce sayfa iddianameli davalar, çoluk çocuk, öğrenci, gazeteci derken,
kapasitesini aşan cezaevleri en çok uğrak yerlerimizden biri hâline geldi. Önce
tanıdıkları ziyaretle işe başladık, sonra duyan çağırdı, mektuplar gelmeye
başladı; yakında doğrusu inci boncuk, kolye, hediye de bekliyorum
tutuklulardan.
Bu cezaevi ziyaretlerinde en çok
derdini anlatanlar kimler biliyor musunuz? Tutuklu ya da hükümlüler değil,
infaz koruma memurları. İşte, onların da sıkıntısı büyük, onların da özlük
haklarıyla ilgili birtakım talepleri var. Bu konuyla ilgili aslında
düzenlemeler Komisyona getirildi, arkadaşımız Sayın Vekilimiz Mevlüt Aslanoğlu bu konuyu gündeme getirdi, hatta Adalet
Bakanı iyi tanısın ve yana tavır alsın diye üstüne bir de infaz memuru üniforması
giydiğini hatırlıyorum ben, ama nedense Komisyonda bu kabul görmüyor.
Bu arkadaşlarımızla ilgili araştırma
önergeleri var bir sürü, yani şimdi burada bunlara girmeyeyim; işte, mesaileri,
fazla mesaileri, ücretleriyle ilgili bir sürü sıkıntı var, neden bu
arkadaşlarımızı bu kapsamda göremiyoruz, bunu öğrenmek istiyorum gerçekten.
Gerçi Sayın Bakana bağlı değil, Adalet Bakanına bağlı ama, sonuç olarak bunlar
da diğerleri içeride tutuklu, öbürleri dışarıda tutuklu olarak zor bir hayat
sürüyorlar. Bu tip özlük haklarının verilmesi konusunda zaten Meclisimiz bir
anlayış içerisinde olacaktır. Tabii ki, bütün memurlarımızın koşullarını
iyileştirme konusunda yasalarda mutabakata varırız.
Bunları bir an önce geçelim ve buraya
esas itibarıyla insan haklarıyla ilgili yasalar gelsin ve onları tartışalım
diyoruz çünkü bu konuyla ilgili araştırma önergeleri, ne yazık ki,
reddediliyor. Örneğin, bugünlerde bir platform var, bilmiyorum kulağınıza geldi
mi, Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu kamuoyunun gündeminde. İleriki
dönemlerde bunu Meclise getireceğiz. Dileriz, böyle bir yasa geldiğinde
mutabakatı sağlarız.
Bu vesileyle, bugün, bundan iki yıl
önce Selendi’de Roman vatandaşlara karşı işlenen nefret suçunu kınıyor ve bu
yasanın bir an önce TBMM gündemine gelmesi için tüm milletvekillerini
kampanyaya imzacı olmaya davet ediyorum.
Hepinize teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge
reddedilmiştir.
Kabul edilen önergeler doğrultusunda
(d) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. (d) bendi
kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, maddeye yeni bir
bent eklenmesine ilişkin ve yeni madde ihdası niteliğinde iki önerge vardır.
Malumları olduğu üzere, görüşülmekte
olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı
veya teklifle çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen
ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde
olarak görüşme açılacağı Tüzük’ün 87’inci maddesinin
dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle, önergeyi okutup komisyona soracağım.
Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni
bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması
hâlinde önergeyi işlemden kaldıracağım.
Şimdi, ilk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 112 sıra sayılı Kanun
Teklifinin birinci maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Musa Çam Erdal Aksünger |
|
İstanbul İzmir İzmir |
|
Süleyman
Çelebi Bülent
Kuşoğlu |
|
İstanbul Ankara |
"(e) Ek 10 uncu maddesinin birinci
fıkrasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı," ibaresi; ek 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan
"ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı" ve
"ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı" ibareleri; geçici
14 üncü maddesinde yer alan ", Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı
İdari Teşkilatı" ibaresi ve bu Kanuna ekli (II) sayılı cetvelin birinci
sırasında yer alan ", Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel
Sekreteri", üçüncü sırasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı,", dördüncü sırasında yer alan
"Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Başmüşaviri,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Başkanı", beşinci
sırasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Müşaviri, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Başkan Yardımcısı"
ibareleri; (III) sayılı cetvelin birinci sırasında yer alan "Türkiye Büyük
Millet Meclisi yasama uzmanları ve stenografları," ibaresi, (IV) ve (V)
sayılı cetvel başlıklarında yer alan "ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilatı" ibaresi; (V) sayılı cetvelin dördüncü
sırasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Müşaviri";
beşinci sırasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari
Teşkilatı Başkan Yardımcısı ve" ibaresi ve yedinci sırasında yer alan
"Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatındaki
Müşavirler" ibareleri çıkarılmıştır."
BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt
çoğunlukla katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET
ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz Sayın Başkanım.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne biçim
Komisyonsunuz, toplanamıyor musunuz?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Sayın Başkan, Meclis özlük iradesini kurtarmak istedik. Komisyon buna “hayır”
diyor.
BAŞKAN – Evet, “hayır” diyor.
Komisyon önergeye…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Başkan Vekili, size şikâyet ediyorum.
BAŞKAN – Komisyon önergeye salt
çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
112 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının
1’inci maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Mehmet Şandır Mehmet Günal Emin Haluk Ayhan |
|
Mersin Antalya Denizli |
|
Mustafa
Kalaycı Yusuf
Halaçoğlu |
|
Konya
Kayseri |
e) 375 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
Ek md 15- “6253 sayılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname Hükümlerine bağlı değildir.”
BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt
çoğunlukla katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET
ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Komisyon önergeye salt çoğunlukla
katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.
Şimdi, kabul edilen önergeler
doğrultusunda 1’inci çerçeve maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Çerçeve 2’nci maddeyle Emniyet
Teşkilatı Uçuş ve Dalış Hizmetleri Kanunu’nun birden fazla maddesinde değişiklik
yapıldığından, maddenin (b) ve (c) bentleri birlikte olmak üzere, diğer her
bendini ayrı ayrı, ayrı madde olarak görüşeceğiz.
Bu nedenle, önce 2’nci maddenin (a)
bendini okutuyorum:
MADDE 2- 28/2/1985 tarihli ve 3160
sayılı Emniyet Teşkilatı Uçuş ve Dalış Hizmetleri Tazminat Kanununun;
a) 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
“Emniyet Genel Müdürlüğünde görev yapan
pilot ve pilot adaylarına kıstas aylığının uçuş hizmet yılı 15 yıl ve daha
yukarı olanlar için % 95’i, uçuş hizmet yılı 15 yıldan az olanlar için kıstas
aylığın % 83’ü, uçuş ekibi personeline kıstas aylığın % 71’i, kurbağa adam ve
kurbağa adam adaylarına kıstas aylığın %67’si üzerinden bu Kanuna ek cetvelde
hizmet yılları (adaylar için birinci hizmet yılı) karşılığında gösterilen
nispette aylık uçuş veya dalış tazminatı ödenir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına
söz alan arkadaşlarımızı çağıracağım.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 112 sıra sayılı 375 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi
2 Kasım 2011 tarihinde yüce Meclis devre dışı bırakılarak 666 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname yayınlanmıştır. Hükûmet tarafından “eşit işe eşit ücret”
sloganıyla yapılan düzenlemenin aslında eşit işe eşit ücret öngörmediği şu anda
görüşmekte olduğumuz teklifte yer alan bu maddeyle açık bir şekilde ortaya
çıkmaktadır.
Bu 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede unutulanlar sadece emniyet personeli değildir; öğretmenler, din
görevlileri, sağlık çalışanları gibi kamu çalışanlarının çoğu da 666 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameyle yapılan düzenlemeden pay alamamışlardır. O nedenle,
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle yapılan düzenlemede mağdur olan bütün
kamu çalışanlarını kapsayacak bir düzenlemenin acilen yüce Meclise getirilmesi
faydalı olacaktır.
Vatandaşın huzur ve güven içinde
yaşayabilmesi için sağlıklı, güçlü, sorunsuz bir emniyet teşkilatına ihtiyaç
vardır. Emniyet teşkilatının sorunsuz olması ve hizmet kalitesinin
artırılabilmesi için emniyet çalışanlarına değer ve destek verilmesi gerekir.
Ancak bunu yapması gerekenler, emniyet teşkilatını işleri olduğu zaman
hatırlamakta, işleri bitince unutmaktadır. Biz, tabii ki bu düzenlemeyle
getirilen emniyet mensuplarının uçuş ve dalış hizmetleri tazminatının
artırılmasını yerinde buluyoruz. Ancak bu destekten sadece bu arkadaşlarımızın
değil, bütün emniyet personelinin yararlanması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca,
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle emniyet hizmetleri içerisinde ortaya
çıkan ücret adaletsizliğinin de düzeltilmesi gerektiğine inanıyoruz.
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle
1. sınıf emniyet müdürlerinin ücretleri arasında ciddi farklar oluşturulmuştur.
İl emniyet müdürü olan 1. sınıf emniyet müdürü ile müfettiş olan 1. sınıf
emniyet müdürü arasında 1.000 lirayı bulan bir ücret farkı oluşmuştur. Aynı
statüdeki iki emniyet müdürünün arasında bu kadar büyük maaş farkı olması kabul
edilebilir, mantıklı bir uygulama değildir. Bu adaletsizliğin yapılacak bir
düzenlemeyle acilen ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, yine bu Kanun
Hükmünde Kararnameyle istihbarat, terörle mücadele, organize suçlar gibi
birimlerde çalışan polislere farklı tazminat, karakolda, büroda, önleme
hizmetlerinde çalışan polislere ise daha düşük tazminatlar ödenmesine karar
verilmiştir. Bu, son derece yanlış, emniyet teşkilatı mensuplarını birbirinden
ayrıştıran, çalışma barışını bozan, adaletsiz bir uygulamadır. Emniyet hizmetlerinin
en önemlisi, önleme görevidir. Siz gece gündüz zor şartlarda karakollarda
çalışan polis memuruna, sokakta çalışan trafik polisine, asayiş polisine üvey
evlat muamelesi yapamazsınız; karargâhta, bürolarda çalışan polisleri yok
sayamazsınız, karargâhı olmayan sağlıklı bir yapıyı düşünemezsiniz.
Sayın Bakan, bir babanın evlatları
arasında ayrım yapması doğru değildir. Babanın evlatları arasında ayrım yaptığı
ailelerde huzur olmaz. Emniyet teşkilatının sorumlusu sizsiniz. Lütfen, emniyet
teşkilatını bir bütün olarak görün. Bu teşkilatın çalışanlarının bir kısmına
has evlat, bir kısmına üvey evlat muamelesi yapmayınız. Toplumun huzur ve
güvenliğini sağlamak için zor şartlar altında çalışan, fiziken
ve ruhen yıpranan ve bu sebeple erken yaşlarda türlü sağlık problemleriyle
karşılaşan polislerimiz arasında bir ayrım yapmak kabul edilebilir bir uygulama
değildir. Bu teşkilat içerisinde herkesin yaptığı iş en az bir diğerinin
yaptığı iş kadar önemlidir.
Yine teşkilat içerisinde çalışan müdür
sınıfındaki personelle memur personel arasındaki maaş farkı oldukça düşüktür.
4’üncü sınıf bir emniyet müdürünün kendi kıdemindeki bir polis memurundan
aldığı maaş farkı yok denecek kadar azdır. Amir pozisyonundaki emniyet
çalışanlarına da statüsüne, sorumluluğuna ve mesaisine uygun bir ücret
ödenmeli, amir statüsündeki personel mağdur edilmemelidir.
5510 sayılı Kanun’un 80’inci maddesi
“Emeklilik keseneği, çalışanların her türlü kazançlarından kesilir.” hükmünü
amirdir ancak polislerin aldıkları ek ödeme ve tazminatların önemli bir kısmı
emeklilik keseneğine tabi olmadığından emekli polis memurları çok düşük emekli
maaşı almaktadır yani polis memuru emekli olunca çalışırken aldığı net maaşın
yarısından bile daha az emekli maaşı alabilmektedir.
İyi, hoş, tabii, bu sorun Türkiye’de
sadece polislerin sorunu da değildir. Sağlık çalışanları, öğretmenler,
doktorlar çalışırken döner sermaye, ek ders ücreti gibi adlar altında ödenekler
almaktadır ancak bunlar 5510 sayılı Kanun’un istisnai hükümlerine tabi
tutularak bu ödeneklerden emeklilik keseneği kesilmemektedir. Polislerimiz,
öğretmenlerimiz, sağlık çalışanlarımız emekli olunca perişan edilmektedir.
Dolayısıyla polislerimizin, öğretmenlerimizin, sağlık çalışanlarımızın
çalışırken değişik adlar altında aldıkları tüm ödeneklerden 5510 sayılı Kanun’a
göre emeklilik keseneği kesilmesi ve emekli oldukları zaman mağdur edilmelerine
son verilmesi gerekmektedir.
Saygıdeğer milletvekilleri, emniyet
teşkilatının sorunları sadece bunlardan da ibaret değildir. Türkiye otuz yıldır
terörle mücadele etmektedir. Bu mücadelede emniyet teşkilatımızın daha verimli
bir çalışma yapabilmesi için hassas bölgelerde çalışan polislere ayrı bir ilave
ödemenin yapılması yeniden gündeme getirilmelidir. Yine, hassas bölgelere tayin
olan amir ve memurların yeni görev yerleriyle ilgili olarak bilgilendirilmesi
ve kurumsal bir hafıza oluşturulması da önem arz etmektedir.
Sayın Bakan, 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’yle mülki idare amirlerinin maaşı azaltılmıştır. Bu haksızlığın
telafisi için birinci sınıf mülki idare amirlerinin özlük haklarının benzer
şartlarda görev yapan birinci sınıf hâkimlerin özlük haklarına eşitlenmesi en
kısa zamanda sağlanmalıdır. Bu, ancak bu meslektaşlarımızın mağduriyetini
ortadan kaldırabilecektir.
Yine, emniyet teşkilatımızın bir başka
sorunu da polislerimizin “12-24” sisteminde çalıştırılmasıdır. Ülkemizde
geçerli olan iş hukuku ve Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’ne göre
haftalık çalışma saati kırk saat olarak öngörülmektedir ancak polisin en az
çalışacağı süre bellidir. En çok ne kadar çalışacağını kendisi dâhil kimse
bilmemektedir. Hafta sonları, dinî ve resmî bayramlardaki çalışmalar bahsi
geçen saatin dışındadır yani bu süreye ektir. Bu sistem polislerimizde fiziksel
ve ruhsal çöküntüye sebep olmaktadır. Polisin çalışma saatleri belirlenmeli;
kendisine, ailesine, sosyal ve kültürel faaliyetlerine zaman ayırması
sağlanmalıdır. Böylelikle polislerimiz birtakım olumsuzluklardan ve stresten
uzaklaştırılmış olacaktır. Hem kendine hem de topluma daha faydalı bir emniyet
teşkilatından bahsedilebilecektir bu durumda. Polislerimizin, ailelerinin, en
nihayetinde toplumumuzun sağlık ve huzurunun sağlanması için gerekli
çalışmaların acilen başlatılması ve sonuçlandırılması gerekmektedir.
Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.
Sayın milletvekilleri, alınan karar
gereğince çalışma saatimizin sonuna geldiğimizden sözlü soru önergeleri, kanun
tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek
için, 10 Ocak 2012 Salı günü, saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi
kapatıyorum; iyi akşamlar.