DÖNEM:
24 CİLT
: 9 YASAMA
YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
38’inci
Birleşim
15 Aralık 2011 Perşembe
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87)
2.- 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki
İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk
Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88)
A)
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI
1.- Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
B)
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI
1.- Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C)
TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D)
ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Özel Çevre Koruma
Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E)
MALİYE BAKANLIĞI
1.- Maliye Bakanlığı 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Maliye Bakanlığı 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F)
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Gelir İdaresi
Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Gelir İdaresi
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G)
KAMU İHALE KURUMU
1.- Kamu İhale Kurumu 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kamu İhale Kurumu 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H)
ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
I)
GELİR BÜTÇESİ
V.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VI.-
USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Türkiye Büyük Millet
Meclisi İç Tüzüğü’nün “açıklama hakkı” başlıklı 69’uncu maddesini ihlal ettiği
gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında
VII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, belediyelere yapılan yardımlara
ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
(7/1061)
2.- Gaziantep Milletvekili
Mehmet Şeker’in, 2009 yerel seçimlerinden bu yana Gaziantep’teki belediyelere
aktarılan kaynak miktarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in
cevabı (7/1105)
3.- İzmir Milletvekili Rıza
Türmen’in, kamuoyunda N.Ç. davası olarak bilinen
davanın sanıklarından iki kamu görevlisine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Mehmet Şimşek’in cevabı (7/1109)
4.- İzmir Milletvekili
Birgül Ayman Güler’in, Simav depremi mağdurlarının sorunlarının çözümüne
ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
cevabı (7/1156)
5.- Ordu Milletvekili İdris
Yıldız’ın, Ordu’da TOKİ tarafından yapılan toplu konutların yerine ve çevreye
verdiği zarara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı (7/1201)
6.- Batman Milletvekili
Ayla Akat Ata’nın, Batman’da olası bir deprem için alınan önlemlere ilişkin
sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1218)
7.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, dış ticaret açığına ve alınması gereken önlemlere ilişkin
sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1225)
8.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, cari açığa ve cari açığın GSYH’ye oranına ilişkin sorusu ve
Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1226)
9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığın resmi internet sitesine yapılan saldırıya
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/1336)
10.- Bingöl Milletvekili
İdris Baluken’in, Bingöl’ün bazı mahallelerindeki
tapu ve yapı ruhsatı sorununa ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı
Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1486)
11.- Bolu Milletvekili
Tanju Özcan’ın, yapı denetim firmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik
Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1487)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
11.00’de açılarak altı oturum yaptı.
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/470) (S.
Sayısı: 87) ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88)
görüşmelerine devam edilerek;
Karayolları Genel
Müdürlüğü,
Bilgi Teknolojileri ve
İletişim Kurumu,
Sivil Havacılık Genel
Müdürlüğü,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı,
Mesleki Yeterlilik Kurumu
Başkanlığı,
Türkiye ve Orta Doğu Amme
İdaresi Enstitüsü,
Devlet Personel Başkanlığı,
Dışişleri Bakanlığı,
Orman Genel Müdürlüğü,
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü,
2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçeleri ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesapları;
Ulaştırma Bakanlığı,
Denizcilik Müsteşarlığı,
Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü,
Özürlüler İdaresi
Başkanlığı,
Aile ve Sosyal Araştırmalar
Genel Müdürlüğü,
Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü,
Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü,
Çevre ve Orman Bakanlığı,
Devlet Meteoroloji İşleri
Genel Müdürlüğü,
2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesapları;
Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanlığı,
Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanlığı,
Orman ve Su İşleri
Bakanlığı,
Meteoroloji Genel
Müdürlüğü,
2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçeleri,
Kabul edildi.
2011 yılı Haziran ayında
yapılan 100’üncü Uluslararası Çalışma Konferansında kabul edilen 16/6/2011 tarihli ve 189 sayılı Ev Hizmetlerinde Çalışanlar
Sözleşmesi ile bu sözleşmeyi tamamlayıcı nitelikteki 201 sayılı Tavsiye Kararı
hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından bütçe müzakereleri
sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulmasına ilişkin Başbakanlık
tezkeresi okundu; Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası gereğince, tezkere
üzerinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik tarafından Genel Kurula
bilgi verildi.
Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in
şahsına,
Ankara Milletvekili Emine
Ülker Tarhan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in partisine,
İstanbul Milletvekili Osman
Taney Korutürk, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun
şahsına,
İzmir Milletvekili Oktay
Vural, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in Grubuna,
Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın şahsına,
Sataşmaları nedeniyle birer
konuşma yaptılar.
Alınan karar gereğince 15
Aralık 2011 Perşembe günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime 23.36’da son
verildi.
|
Sadık
YAKUT |
|
Başkan
Vekili |
|
Fatih ŞAHİN Muhammet
Rıza YALÇINKAYA |
|
Ankara Bartın |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
II.- GELEN
KâĞITLAR
No: 49
15 Aralık 2011 Perşembe
Sözlü
Soru Önergeleri
1.- Ankara Milletvekili
Mustafa Erdem’in, Ankara-Ayaş-Beypazarı-Nallıhan kara yoluna ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/656) (Başkanlığa
geliş tarihi: 07/12/2011)
2.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Suriye sınırındaki sınır kaçakçılığının önlenmesine
ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/657) (Başkanlığa
geliş tarihi: 07/12/2011)
3.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin-Elbistan Termik Santralinin bacalarına
filtre takılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/658) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
4.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çağlayancerit İlçe Emniyet Müdürlüğünün
müstakil hizmet binası ihtiyacına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/659) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
5.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin’deki tarihî eserlerin restorasyonu
çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/660)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
6.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin’in okul ve derslik sorununa ilişkin
Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/661) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
7.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çağlayancerit’teki bazı okulların yeni derslik
ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/662)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
8.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanların giderlerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi
(6/663) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
9.- Ankara Milletvekili
Mustafa Erdem’in, Ulus, Ankara Kalesi ve çevresinde yapılan çalışmalara ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/664) (Başkanlığa geliş
tarihi: 07/12/2011)
10.- Çanakkale Milletvekili
Mustafa Serdar Soydan’ın, gıda denetim hizmetlerinin güçlendirilmesi ve
yaygınlaştırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/665) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
11.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çağlayancerit’in ambulans ihtiyacına ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/666) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
12.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, geriatri hastanelerinin sayısı ve illere göre
dağılımına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/667) (Başkanlığa
geliş tarihi: 08/12/2011)
13.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çağlayancerit’in uzman doktor ihtiyacına
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/668) (Başkanlığa geliş tarihi:
08/12/2011)
14.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin’de MOBESE kurulmasına ilişkin İçişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/669) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
15.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin-Kayseri yolu çalışmasına ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/670)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
16.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin-Karakuz
Barajının hizmete açılmasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/671) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
17.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çağlayancerit’in spor salonu ihtiyacına
ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından sözlü soru önergesi (6/672) (Başkanlığa
geliş tarihi: 08/12/2011)
18.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin-Elbistan Termik Santralindeki sıcak
suyun kullanılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/673) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
19.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin’de Sosyal Güvenlik Kurumunun yeni bir
hizmet binası ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü
soru önergesi (6/674) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
20.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, kamu kurumlarınca bazı gazetelere ödenen reklam ücreti miktarına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/675) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
21.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü tarafından yapılan bir ihaleye
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/676) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
22.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, İstanbul Üniversitesi Rektörüyle ilgili bir iddiaya ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/677) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
23.- İstanbul Milletvekili
Erdoğan Toprak’ın, ÖSYM’nin yaptığı hatalı sınavların sorumlularına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/678) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
Yazılı
Soru Önergeleri
1.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Aksaray Emniyet (Avrupa) Otogarının yeniden yapılmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1771) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
2.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, kamu kurum ve kuruluşları ile belediyelerin kullandıkları
makam araçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1772) (Başkanlığa
geliş tarihi: 07/12/2011)
3.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, bedelli askerlik uygulamasından elde edilecek gelirin
şehit aileleri ve gaziler yararına kullanılmasına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/1773) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
4.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Bursaray hattının güzergâhında
yapılan değişikliğe ve bu suretle kamunun zarara uğratıldığı iddiasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1774) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
5.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da dolandırıcılık yaptığı iddia edilen bir şirkete
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1775) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
6.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, özelleştirilecek köprü ve otoyollara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1776) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
7.- Bursa Milletvekili
Necati Özensoy’un, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun veto edilmesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1777) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
8.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, dış politika ve komşularla sıfır sorun politikasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1778) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, terör örgütünün vergi topladığı iddiasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1779) (Başkanlığa geliş tarihi:
07/12/2011)
10.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Mavi Marmara Gemisine yapılan saldırı sonrası uygulanan
politikalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1780) (Başkanlığa
geliş tarihi: 07/12/2011)
11.- Çanakkale Milletvekili
Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale Sandal Basenine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1781) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
12.- Ankara Milletvekili
Levent Gök’ün, Balâ’daki bir beldede depremzedeler için inşa edilecek konutlara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1782) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
13.- Ağrı Milletvekili
Halil Aksoy’un, Van depremi sonrası Ağrı Dağı’nda meydana gelebilecek volkanik hareketlenmelere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1783) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
14.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, Suriye ile yaşanan gerginlikten
dolayı taşımacılık sektörünün zararına ve araç şoförlerinin güvenliğine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1784) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
15.- Hatay Milletvekili
Adnan Şefik Çirkin’in, şehit aileleri ve gazilerin aylık maaş tutarına ve
lehlerine yapılacak düzenlemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/1785) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
16.- Hatay Milletvekili
Adnan Şefik Çirkin’in, bankacılık sektöründeki yabancı sermaye payı ile geri
ödenmeyen krediler ve bunun sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1786) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
17.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2009-2010’da yapılan yakacak yardımları ve
bunun illere göre dağılımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1787)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
18.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, son dokuz yılda gerçekleştirilen tarihî mekân restorasyon sayısına ve bunun maliyetine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1788) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
19.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türkiye’nin yıllık şeker ihtiyacı ile ithalat
ve ihracatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1789) (Başkanlığa
geliş tarihi: 08/12/2011)
20.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2009-2010 yıllarında evde bakım yardımı
yapılan kişi sayısına ve bunun illere göre dağılımına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/1790) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
21.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2009-2010 yıllarında yeşil kartlıların sayısı
ve illere göre dağılımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1791)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
22.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, şeker fabrikalarının özelleştirilmesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1792) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
23.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, kredi borçları nedeniyle satılan gayrimenkullere ve
bunların yabancılara satışına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1793)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
24.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, özürlülerin istihdamına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1794) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
25.- Kocaeli Milletvekili
Haydar Akar’ın, Erdemir’e ait bir arazinin özelleştirmeden önce satışına ve
araziyle ilgili ÇED sürecine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1795)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
26.- Balıkesir Milletvekili
Ayşe Nedret Akova’nın, Van depreminden sonra alınan tedbirlere ve kamu
hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1796)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
27.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba’nın, tutuklu bulunan lise ve üniversite
öğrencilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1797) (Başkanlığa
geliş tarihi: 08/12/2011)
28.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba’nın, tutuklu bir üniversite öğrencisinin
tutukluluk koşullarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1798)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
29.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, bedelli askerlik konusundaki tutum değişikliğine ve elde edilecek
gelirin kullanılacağı alanlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1799)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
30.- Manisa Milletvekili
Sakine Öz’ün, 2011-2012 yılı pedagojik formasyon
kriterlerine ve bundan kaynaklanan mağduriyete ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1800) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
31.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, yurt dışı seyahatlerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1801) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
32.- Ankara Milletvekili
Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’daki raylı sisteme ve
toplu taşımadaki sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1802)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
33.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, sendikalar, toplu sözleşme hakkı ve
bir bakan hakkındaki açıklamalarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent
Arınç) yazılı soru önergesi (7/1803) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
34.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, TRT’de yayınlanacak bir diziyle ilgili bazı iddialara
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/1804)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
35.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, 2010 KPSS sonuçlarına göre TRT’ye alınan personele
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/1805)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
36.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1806) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
37.- İzmir Milletvekili
Aytun Çıray’ın, 2005-2011 yılları arası mahkeme
kararıyla telefon dinlemesi yapılıp yapılmadığına ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1807) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
38.- Ağrı Milletvekili
Halil Aksoy’un, toplumsal olaylara karışan çocuklara ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1808) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
39.- Ağrı Milletvekili
Halil Aksoy’un, yargı sisteminin yavaş işlemesi bağlamında boş hâkim ve savcı
kadroları ile zaman aşımına uğrayan ceza davası dosyalarına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1809) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
40.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, 1999’dan itibaren tutuklu ve
hükümlü sayılarının yıllara ve suçlara göre dağılımına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1810) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
41.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Anayasada yapılan değişiklik kapsamında toplumun bazı
kesimlerine pozitif ayrımcılık uygulanmasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1811) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
42.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, erken yaşta yapılan evliliklere ve alınacak
önlemlere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1812) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
43.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1813) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
44.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, boşanma oranındaki artışa ve bu
artışta refah seviyesinin etkisine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1814) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
45.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, KİT’lerde çalışan kamu personelinin yıllık izin
kullanımına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1815) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
46.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, KPDS puanının geçerlilik süresinin değiştirilmesine
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1816)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
47.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Bulgaristan’dan geliş sebebi zorunlu göç görülmeyenlerin
borçlanma hakkından yararlandırılmamasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1817) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
48.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, YÖK tarafından belirlenen teknik eğitim programlarının
yeniden düzenlenmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1818) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
49.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, belediyeler ve il özel idarelerinde sözleşmeli
olarak çalışanların sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1819) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
50.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1820) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
51.- Tekirdağ Milletvekili
Candan Yüceer’in, eczacıların ve hastaların, ilaç fiyatlarındaki iskonto oranının farklı uygulanmasından kaynaklanan
mağduriyetine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1821) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
52.- Eskişehir Milletvekili
Ruhsar Demirel’in, kadın istihdamının artırılmasına yönelik projeler kapsamında
kadınların istihdam edildiği iş kolları ve bunların illere göre dağılımına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1822)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
53.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi sonrasında işverenlerin SGK
primlerinin ertelenmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1823) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
54.- İzmir Milletvekili
Mustafa Moroğlu’nun, kayıtlı iş yeri sayısı,
çalışanların sosyal güvenceleri ve iş yerlerinin denetimine ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1824) (Başkanlığa geliş
tarihi: 08/12/2011)
55.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Van ve Erciş’te yapılacak kalıcı konutlara ilişkin Çevre
ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1825) (Başkanlığa geliş
tarihi: 07/12/2011)
56.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, yabancılara satılan taşınmazlara ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1826) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
57.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminin ardından kalıcı konutların
fay hattı üzerine yapıldığı ve hak sahiplerinin mağdur edildiği iddialarına
ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1827)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
58.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yeni Van’ın kurulması düşünülen bölgeyle
ilgili bazı iddialara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1828) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
59.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1829) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
60.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav’da TOKİ tarafından yapılan konutlara
ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1830)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
61.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Yeşilırmak Havzası üzerine yapılması
planlanan 22 HES projesinin çevreye etkilerine ilişkin Çevre ve Şehircilik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1831) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
62.- İstanbul Milletvekili
Erdoğan Toprak’ın, küresel iklim değişikliği raporları ve politikasına ilişkin
Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1832) (Başkanlığa geliş
tarihi: 08/12/2011)
63.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Rusya’dan doğal gaz alımının özel sektöre devriyle ilgili
bazı iddialara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1833) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
64.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerde petrol yatakları
bulunduğu iddialarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1834) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
65.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1835) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
66.- Antalya Milletvekili
Osman Kaptan’ın, Antalya ili ve ilçelerindeki doğal gaz çalışmalarına ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1836) (Başkanlığa
geliş tarihi: 07/12/2011)
67.- Bursa Milletvekili
Necati Özensoy’un, 2008-2010 yılları arasında Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezinde
belirlenen ortalama elektrik fiyatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1837) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
68.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Formula 1 pistinin maliyetine ve ülkemizin 2012
yarışlarından çıkarılmasıyla yaşanılan mağduriyete ilişkin Gençlik ve Spor
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1838) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
69.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın Mersin’deki bazı yapım
işlerinin ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasına ilişkin Gençlik ve Spor
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1839) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
70.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba’nın, futbolda şike ile ilgili bazı
iddialara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/1840)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
71.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, gümrük muayene memurlarının gümrük ve ticaret denetmeni
yapılmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/1841)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
72.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1842) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
73.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Mustafakemalpaşa’ya bağlı bir köyün kanalizasyonunun
çevreye verdiği zarara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1843)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
74.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Bursaray’da klimaların hava
şartlarına göre çalışmamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1844) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
75.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı şebekeler tarafından dilencilik yaptırmak
amacıyla çocukların sakat bırakıldıkları ve yoksul ailelerden çocuk kiralandığı
iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1845)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
76.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1846) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
77.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul’daki kaçak
yapıların tespitine ve yıkılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1847) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
78.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, kadına yönelik şiddet ve buna karşı
alınan tedbirlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1848)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
79.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Hasanağa Organize Sanayi
Bölgesinin mülkiyet sorununa ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1849) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
80.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi sonrasında vergi borçlarının
ödeme zamanından kaynaklanan mağduriyete ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1850) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
81.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi sonrasında il özel idaresi ve
belediyelere gönderilen deprem desteğine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1851) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
82.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi sonrasında bölgede
görevlendirilen Devlet memurlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1852) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
83.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, yurt dışında sürekli görevlendirilecek öğretmenlerin yaş
sınırına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1853)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
84.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, yurt dışında görevlendirilen öğretmenler için yabancı dil
şartının farklı uygulanmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1854) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
85.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Adana’da şehit mitinglerine katıldıkları gerekçesiyle
isimleri talep edilen öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1855) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
86.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, BİLSEM’e yönetici atamalarında
uygulanan yönetmeliğe ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1856) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
87.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, emekli ve ücret karşılığı çalıştırılan öğretmenlerin
istihdam nedenine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1857)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
88.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, ortaöğretim müfredatındaki değişikliklerden kaynaklanan
sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1858)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
89.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, bir şahsın Aşamalı Devamsızlık Yönetimi Projesi
kapsamında veli bilgilendirmeleri için ücretli SMS uygulamasıyla ilgili
velilere elektronik posta göndermesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1859) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
90.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Sarıyer Öğretmenevine ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1860) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
91.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, okulların haftalık ders programlarının yeniden
düzenlenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1861)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
92.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, geçici görevlendirmelere ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1862) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
93.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1863) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
94.- Sinop Milletvekili
Engin Altay’ın, özür grubu ataması bekleyen öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1864) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
95.- İstanbul Milletvekili
Fatma Nur Serter’in, yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlerin durumuna ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1865) (Başkanlığa geliş tarihi:
07/12/2011)
96.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2009-2010 öğretim yılı içinde liseden mezun
olan ve üniversitelere yerleşen öğrenci sayısına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1866) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
97.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2009-2010 yılları içinde ilköğretim ve
ortaöğretim öğrencilerine yönelik hazırlanan ders ve yardımcı ders kitaplarına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1867) (Başkanlığa geliş
tarihi: 08/12/2011)
98.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, Bakanlık Merkez Teşkilatına atanan bürokratlara ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1868) (Başkanlığa geliş tarihi:
08/12/2011)
99.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, 652 sayılı KHK ile Bakanlık Merkez Teşkilatındaki
görevleri sona eren şube müdürlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1869) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
100.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Van’da görev yapan öğretmenlerin çalışma ve
yaşam koşullarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1870)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
101.- İzmir Milletvekili
Oğuz Oyan’ın, Aşamalı Devamsızlık Yönetimi uygulama
kılavuzunda özel yaşama ilişkin sorular bulunduğu iddialarına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1871) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
102.- İzmir Milletvekili
Rahmi Aşkın Türeli’nin, Ege Bölgesindeki okullarda
depreme karşı alınan önlemlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1872) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
103.- Adana Milletvekili
Seyfettin Yılmaz’ın, İncirlik Hava Üssünde konuşlandırılan predatorlara
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1873) (Başkanlığa
geliş tarihi: 07/12/2011)
104.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Suriye sınırındaki arazilerin mayınlardan temizlenmesine
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1874) (Başkanlığa
geliş tarihi: 07/12/2011)
105.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, tabur seviyesindeki bazı kışlaların isminin değiştirilmesine
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1875) (Başkanlığa
geliş tarihi: 08/12/2011)
106.- Ankara Milletvekili
Mustafa Erdem’in, Ankara’da yangın sonucu yok olan orman alanlarına ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1876) (Başkanlığa geliş
tarihi: 07/12/2011)
107.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1877) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
108.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi sonrası özel idarelere ve
belediyelere gönderilen ödeneğe ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1878) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
109.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav’da bir orman arazisinin TOKİ’ye
tahsisine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1879)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
110.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav’daki Şehitler Ormanı ve Anıtı arazisinin
TOKİ’ye tahsis edildiği iddiaları ile yeni şehitler ormanı ve anıtına ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1880) (Başkanlığa geliş
tarihi: 08/12/2011)
111.- Bursa Milletvekili
Sena Kaleli’nin, Bursa’da meydana gelen orman yangınına ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1881) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
112.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Tam Gün Yasasından kaynaklanan sorunlara ve Başbakana
farklı uygulama yapıldığı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1882) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
113.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Almanya’da bir klinikte uygulandığı iddia
edilen kanser tedavisi yöntemine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1883) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
114.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, organ nakli bekleyen hastalara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1884) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
115.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2009-2010 yıllarında Devlet ve üniversite
hastanelerinde bypass ameliyatı olanların sayısı ve bunların illere göre
dağılımına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1885) (Başkanlığa
geliş tarihi: 08/12/2011)
116.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yerli aşı konusunda yapılan çalışmalara
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1886) (Başkanlığa geliş
tarihi: 08/12/2011)
117.- Tekirdağ Milletvekili
Emre Köprülü’nün, Çorlu Devlet Hastanesinin kapatılmasına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1887) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
118.- İzmir Milletvekili
Hülya Güven’in, Başbakanın ameliyatı ile ilgili bazı iddialara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1888) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
119.- Uşak Milletvekili
Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak’taki Devlet
hastanelerinin arazilerinin TOKİ’ye devrine ve yeni yapılan hastaneye ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1889) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
120.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, Bursa-Eskişehir hızlı tren hattı ihalesine ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1890)
(Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
121.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, e-Devlet Kapısının uygulanmasında yaşanan
sorunlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1891) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
122.- İzmir Milletvekili
Aytun Çıray’ın, 2005-2011 yılları arası mahkeme
kararıyla telefon dinlemesi yapılıp yapılmadığına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1892) (Başkanlığa geliş
tarihi: 07/12/2011)
123.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1893) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
124.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, bölünmüş yollara ve trafik
kazalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1894) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
125.- İstanbul Milletvekili
Erdoğan Toprak’ın, Marmaray Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1895) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
126.- Antalya Milletvekili
Osman Kaptan’ın, Antalya’nın batısına yeni bir havaalanı yapılmasına ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1896)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
127.- Trabzon Milletvekili
Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Karayolları Genel Müdürlüğünün Ankara’daki
misafirhanesinin bir milletvekiline tahsis edildiği iddialarına ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1897)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
128.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Altın Eller Geleneksel El Sanatları Festivaline
Eskişehir’den davet edilen ustalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1898) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
129.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, AB ile yürütülen müzakerelere ilişkin Avrupa Birliği
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1899) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
130.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1900) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
131.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve
lojmanlarının giderlerine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1901) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
132.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez Teşkilatı araçları ve lojmanlarının
giderlerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1902) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/12/2011)
133.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Doğu Türkistan’da yaşayan Türklerin
sorunlarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1903)
(Başkanlığa geliş tarihi: 08/12/2011)
15 Aralık 2011 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT
(Ordu)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşimini açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN - Elektronik cihazla
yoklama yapacağız.
Üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter
sayısı yoktur.
On dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 11.04
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.16
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT
(Ordu)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN – Yapılan ilk
yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi elektronik cihazla
yeniden yoklama yapacağız.
Yoklama için üç dakika süre
veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter
sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Sayın milletvekilleri,
gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam
edeceğiz.
Program uyarınca bugün bir
tur görüşme yapacağız.
On ikinci turda Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi
Başkanlığı, Kamu İhale Kurumu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bütçeleri ile
Gelir Bütçesi yer almaktadır.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (x)
2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap
Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair
Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538)
(S. Sayısı: 88) (x)
A) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI
1.- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI
1.- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
D) ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
(x)
87 ve 88 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 08/12/2011 tarihli 31’inci Birleşim Tutanağı’na
eklidir.
E) MALİYE BAKANLIĞI
1.- Maliye Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Maliye Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
G) KAMU İHALE KURUMU
1.- Kamu İhale Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kamu İhale Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
I) GELİR BÜTÇESİ
BAŞKAN – Komisyon ve
Hükûmet yerinde.
Sayın milletvekilleri,
turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin
konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra
ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.
Bilgilerinize sunulur.
Şimdi, Gelir ve Finansman
başlıklı 2’nci maddeyi okutuyorum:
Gelir ve finansman
MADDE 2 - (1) Gelirler:
Bu Kanuna bağlı (B)
işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;
a) (I) sayılı cetvelde yer
alan genel bütçenin gelirleri 322.884.924.000 Türk Lirası,
b) (II) sayılı cetvelde yer
alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 6.090.992.350 Türk Lirası öz gelir,
33.378.311.650 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 39.469.304.000
Türk Lirası,
c) (III) sayılı cetvelde
yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 2.027.897.000 Türk
Lirası, olarak tahmin edilmiştir.
(2) Finansman:
Bu Kanuna bağlı (F)
işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli (II) sayılı
cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin net finansmanı 68.600.000 Türk Lirası
olarak tahmin edilmiştir.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, on ikinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın
üyelerin isimlerini okuyorum:
Cumhuriyet Halk Partisi
Gruba adına; Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan, Eskişehir
Milletvekili Kazım Kurt, Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Ankara Milletvekili
Bülent Kuşoğlu.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına; İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, Diyarbakır Milletvekili
Emine Ayna, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan.
Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubu adına; Bingöl Milletvekili Eşref Taş, İzmir Milletvekili Aydın Şengül,
Burdur Milletvekili Hasan Hami Yıldırım, Kayseri Milletvekili Ahmet Öksüzkaya, Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz, İstanbul
Milletvekili Ahmet Baha Öğütken, Erzurum Milletvekili Cengiz Yavilioğlu, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına; Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, Manisa
Milletvekili Erkan Akçay, Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen.
Şahısları adına: Lehine,
İstanbul Milletvekili Erol Kaya; aleyhine, Sayın Mustafa Kalaycı.
Şimdi ilk söz Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’a aittir.
(CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Soydan.
Süreniz on dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA
SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çevre ve
Şehircilik Bakanlığının bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
“Deli sevdalar başımda,
Sevdalı yürek peşinde,
Çektiler darağacına,
Daha gencecik yaşında.
Ankara adı kara,
Bu yara başka yara,
On yedi yaşındaydı
Kıyılır mı Erdal’a?” (CHP
sıralarından alkışlar)
12 Eylülün faşist
darbecileri tarafından on yedi yaşında darağacına götürülen Erdal Eren’i
saygıyla anıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün,
soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun, beslendiğimiz toprakların sorumlusu olan
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bütçesini, yaptıklarını, yapamadıklarını ve
öngörülerini konuşacağız. Unutulmamalıdır ki çevre, bireylerin kullanımına
sunulmuş sınırsız bir kaynak değildir. İnsanlığın bütününe sunulan ve gelecek
kuşaklara bırakılacak önemli bir değerdir. Hızla artan dünya nüfusu, plansız
sanayileşme ve sağlıksız kentleşme, nükleer denemeler, bölgesel savaşlar,
verimi artırmak amacıyla kullanılan tarım ilaçları, yapay gübreler ve kimyasal
maddelerin kullanımı çevre sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.
Bozulan doğal hayat, kirlenen hava, su ve toprak canlıların yaşamını olumsuz
yönde etkileyecek boyutlara ulaşmaktadır.
Çevre sorunlarının önemli
kaynaklarından biri, hızlı nüfus artışıdır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en
yüksek nüfus artış oranına sahip ülkelerden birisidir. Birleşmiş Milletlerin
yaptığı nüfus tahminlerine göre Türkiye nüfusunun 2025 yılında 92 milyona
yükselmesi bekleniyor. Bugün her aileye 3 çocuk tavsiyesinde bulunan anlayış,
2025 yılında 100 milyona yaklaşan nüfusun çevre sorunlarını nasıl çözecektir?
Bunu bilmek hepimizin hakkıdır. Bugün 74 milyona sağlayamadığımız temiz hava,
su ve toprağı 100 milyona yaklaşan nüfusa nasıl sağlayacağız?
Değerli arkadaşlar, hızlı
nüfus artışı beraberinde plansız kentleşmeyi getirmektedir. Artan nüfusun yaşam
alanı ihtiyacının giderilmesi için oluşturulan kentsel yaşam alanları kentsel
sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İnsanların en temel ihtiyacı olan
barınma ihtiyacını karşılamak, çarpık kentleşmeyi engellemek, modern yaşam
alanlarının oluşumunda önder ve örnek olması amacıyla kurulan TOKİ, misyonunu ne yazık ki gerçekleştirmekten çok uzak kalmıştır.
Düşük ve orta gelirdeki ailelere ucuz ve çağdaş konutlar yaratmak için yola
çıkan TOKİ, AKP İktidarı döneminde, büyük şehirlerde lüks konutlar yapan,
devletin kıymetli arazileri üzerinde rant yaratan ve
bu rantı önceden belirlenmiş yandaş firmalara aktaran bir kurum hâline
getirilmiştir.
Çevre ve Şehircilik
Bakanlığının bünyesinde hizmet vermesi beklenen TOKİ, Şehircilik Bakanlığının
etki alanından çıkarılmıştır. Sanırım Sayın Başbakan, şehircilik konusunda,
yıllarca TOKİ Başkanlığı yapan Sayın Bakanına yeteri kadar güvenememiştir.
Değerli arkadaşlar, plansız
kentleşme, kanalizasyon gibi altyapı sorunlarının ve katı atıkların toplanması
ve depolanması sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Çarpık kentleşme plansız
endüstrileşmeyi ortaya çıkarmıştır. Yeterli altyapı ve organizasyonu
oluşturulmamış endüstri ve sanayi alanları önemli çevre kirliliklerinin yaşanmasına
neden olmaktadır. Ülkemizde, özellikle büyük şehirlerde kalitesiz yakıt
kullanımından ve yoğun şehir içi trafiği hava kirliliğini büyük boyutlara
ulaştırmaktadır. Doğal gaz kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte hava
kirliliğinin azalması gerekiyordu fakat AKP Hükûmetinin siyasi rant elde etmek amacıyla dağıttığı kalitesiz kömürler, yine
AKP Hükûmetinin doğal gaza yaptığı yüksek zamlar doğal gaz kullanımının
yaygınlaşmasını engellemiştir. Bu da hava kirliliğinin artarak devam etmesine
neden olmaktadır.
Değerli arkadaşlar, şimdi
söyleyeceklerime önemle dikkat etmenizi istiyorum: Ankara’da yaşayan, nefes
alan her canlı yavaş yavaş zehirlenmektedir. Ankaralıların, özellikle de
çocukların, yaşlıların sağlığı ciddi tehdit altındadır. Ankara’da soluduğumuz hava
son üç ayda toplam yirmi yedi gün sınır değerlerini aşmış,beş gün ise ne yazık ki uyarı eşiğinin üzerinde
çıkmıştır. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çevre Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığının
bu ölçüm değerlerinden haberi var mıdır? Varsa uyarı neden yapılmamıştır? Bugün
bu kürsüden Ankara’da soluduğumuz zehirli havanın sorumlularını uyarıyor ve
tarihsel bir sorumlulukla baş başa bırakıyorum. Başkentte yaşayanları,
kendinizi ve çocuklarınızı zehirlemekten vazgeçin, kirli havaya ne pahasına
olursa olsun dur deyin.
Değerli arkadaşlar, kirli
havanın en önemli nedenlerinden birisi olan Ankara’nın ulaşım sorunu, çağdaş metro hatlarıyla hâlâ çözülememiştir. Bunun en büyük
sorumlusu ise on yedi yıldır aralıksız görev yapan Büyükşehir Belediye Başkanı
ve on yıldır kesintisiz görev yapan Ulaştırma Bakanıdır yani kısacası tek
başına AKP İktidarıdır.
Değerli arkadaşlar, bir
diğer önemli konuya değinmek istiyorum. Küresel ısınmayı önlemek için karbon salımlarının sınırlandırılmasının büyük önem arz ettiği bir
dönemde Türkiye, toplam karbondioksit salımında
Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırdığımızda yıllık 215,9 milyon tonla 7’nci
sırada, sanayi sektörü salımlarında ise ilk sırada
yer almaktadır.
Yaşamsal önemi olan su
kaynaklarımız giderek azalmaktadır. Yirmi yıl önce kişi başına 4 bin metreküp
su düşerken, bugün 1.400 metreküp su düşmektedir. Artık, ülkemiz su yoksulu
ülkeler arasında yer almaktadır.
Ülkemizde biyoçeşitlilik çeşitli şekillerde toprağın bozulması ve
doğal kaynakların yok olmaya başlaması yüzünden tehdit altındadır. Korunan
alanın tüm alanlara oranı sadece yüzde 1’dir. Erozyon sonucunda her yıl
ülkemizde 1,4 milyar ton verimli toprak kaybedilmektedir. Her yıl yaklaşık 100
bin dönüm orman yanarak, yaklaşık 7 bin dönüm orman ise tarla açma ve yerleşme
sebebiyle yok olmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
ülkemizin dört bir yanında yaşanan çevre sorunlarına kısaca değinmek ve
Hükûmeti uyarmak istiyorum. Öncelikle doğu ve güneydoğu illerimizde yetersiz
olan kanalizasyon altyapısının çözülmesi, atık su ve arıtma tesisi eksiklerinin
tamamlanması, Artvin Çoruh Nehri’nin atık sulardan ve katı atıklardan
kurtulması, Adana’da Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin evsel katı atıklardan
korunması gerekmektedir. Kahramanmaraş’ta başta Elbistan Termik Santralinden
kaynaklanan, Adıyaman ilimizde yoğun bir şekilde kalitesiz kömür kullanımından
kaynaklanan hava kirliliğinin hiç vakit kaybeden önüne geçilmelidir. Edirne’de
Ergene Nehri’nin bir atık kanal hâlinden çıkarılması için gerekli tedbirlerin
süratle alınması gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar, son
olarak Çanakkale ilimiz ve çevresine değinmek istiyorum. Çanakkale’de çok küçük
bir coğrafyada üretim yapan termik santraller ve Kazdağları’nda
yapılan maden arama çalışmaları ve plansız sanayileşme bölgenin havasını,
suyunu ve toprağını tehdit eder boyutlara gelmiştir. Çanakkale ilimiz, yüz
binlerin vatan toprağı uğruna kanlarını döktüğü kutsal topraklarımız her geçen
gün artan bir çevre tehdidiyle karşı karşıyadır. Çanakkale’nin suyuna,
toprağına, havasına zararlı toz bulutları, kimyasal atıklar ve siyanür
bulaştırmayalım.
Değerli arkadaşlar, sonuç
olarak, HES’lerde can suyunu kesmeyelim, Karadeniz’i
perişan etmeyelim, tarım alanlarına ve yerleşim yerlerine yakın yerlere
dünyanın terk ettiği teknolojilerle ve kalitesiz kömürle üretim yapan termik
santraller kurmayalım. Enerjide yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla
yararlanalım, kayıp ve kaçakların önüne geçelim. AB ülkelerinin, dünyanın
tartıştığı ve tam bir fikir birliği sağlayamadığı nükleer santrallere ihtiyaç
duymayalım ve sürdürülebilir kalkınma anlayışı çerçevesinde şekillenen iklim
değişikliği politikalarını, insan-çevre ilişkisini bütün bir yaklaşımla ele
alarak toplumların çevreyle uyumlu bir şekilde kalkınması gerektiğini yaşama
geçirelim.
Doğal kaynakların çevresel
ve sosyoekonomik olarak günümüz ve gelecek nesillere sağlıklı yaşam koşulları
sağlayacak şekilde değerlendirilmesi gereği anlayışının hâkim olması dileğiyle
Çanakkale’de ve ülkemizin dört bir köşesinde duyarlı çevre gönüllülerine, sivil
toplum örgütlerine ve konuya objektif yaklaşan tüm basın mensuplarına sonsuz
teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
unutmayınız ki Yüce Allah nasıl ki kullarının cezasını anında vermiyorsa, doğa
da öyledir; sabırla bekler ve bir gün tokadını öylesine ansızın vurur ki
insanoğlu nereden geldiğini anlayamaz bile.
Dünya, insan olmadan
yaşayabilir ama insan, doğa olmadan yaşayamaz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Soydan.
Eskişehir Milletvekili
Kazım Kurt.
Buyurunuz Sayın Kurt. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA KAZIM KURT
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Kamu İhale Kurumu hakkında
Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
22 Ocak 2002’de yayınlanan
4734 sayılı Kanun’un Kamu İhale Kurumu kurulmasına dair 53’üncü maddesi, geçici
1 ve geçici 5’inci maddeleri yayımı tarihinden, diğerleri de 1/1/2003
tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
Kanunun temel gerekçesi, 83 tarih ve 2886 sayılı Devlet İhale
Kanunu’nun, günümüzün değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap veremediği,
uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, bütün kamu
kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına
paralellik göstermediği görüldüğünden, kamu ihaleleriyle ilgili geniş kapsamlı
yeni bir kanun hazırlanması olarak ortaya konulmuştur ve bu amaçla da kamu
hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu kaynağı
kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacağı ihalelerde uygulanacak usul ve
esasları belirlemektir.
Temel ilkeler ise
saydamlık, rekabet, eşit muamele, güvenlik, gizlilik, kamuoyu denetimi,
ihtiyaçların uygun şartlarda ve zamanında karşılanması, kaynakların verimli
kullanılmasıdır. Bu amaçla ve bu ilkelerle çalışmak üzere Kamu İhale Kurumu
kurulmuştur.
Başlangıçta bağımsız, idari
ve mali özerkliğe sahip bir kurumdu. Kurul üyeleri, çeşitli kurumlardan
önerilen kişilerden Bakanlar Kurulunca atanmasıyla oluşturuluyordu ancak tüm
teşkilatı düzenleyen kanun hükmünde kararnamelerle Kamu İhale Kurumu da tekrar
düzenlenmiş ve 661 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 57’nci maddesiyle, 4734
sayılı Kanun’un 53’üncü maddesi değiştirilmiştir. Kurul üye sayısı 10’dan 9’a
indirilmiş ve tüm kurul üyelerinin Maliye Bakanının önerisiyle Bakanlar
Kurulunca atanması gerçekleştirilmiştir. Böylece, Kamu İhale Kurumu
bağımsızlığını, özerkliğini yitirmiş, tamamen Maliye Bakanlığına bağlı bir
kurum olmuştur ve bu kurumla ilgili yasa sürekli değiştirilmiştir. Şimdi size
bu değişikliklerin gerekçelerini anlatmaya çalışacağım.
3 Kasım 2002’de iktidar
olan AKP, öyle her ihalenin bağımsız, idari ve mali özerkliği olan bir kurum
tarafından yapılmasını istememiş olsa gerek ki yasayı ve dolayısıyla Kurumu
arkadan dolanmaya başlamıştır. Sırayla değişiklikler başlamış, ayda bir, üç
ayda bir yeni istisna eklenerek yeni yasa, yeni yapılan işlerin tümünün, 4734
sayılı Kanun’un uygulanmayacağı hâle getirmiştir, sanki yeni ihalelerin
şeffaflığa, saydamlığa, eşit muameleye ihtiyacı yokmuş gibi.
Oysa istisnalar çoğaldıkça
istismarlar da çoğalmaya başlamıştır. Neredeyse 4734’e tabi ihale kalmamıştır.
Böyle olunca, Avrupa İlerleme Raporu eleştirmeye başlamıştır. En son bu yılki
raporda da Beşinci Fasıl’da eleştirilmiş ve kamu
ihalelerinin Avrupa Birliği standartlarına uygun olmadığı yolunda görüş
bildirmiştir.
Bu eleştirileri sadece
Cumhuriyet Halk Partisi mi yapıyor yoksa gerçekten ilgili kurumlar da yapıyor
mu diye baktığımız zaman: Devlet Denetleme Kurulu, 2006, 2007, 2008 yılları
faaliyet ve işlemleri denetlemiş ve belli tespitler yapmıştır. 17/2/2010 tarih ve 9 sayılı, üç yüz altmış yedi sayfalık bir
rapor düzenlemiştir. Bu rapora göre:
1) İstanbul Büyükşehir
Belediyesinde iş yapılıp bittikten sonra ihale yapılmıştır.
2) Türkiye Kömür
İşletmeleri ihalesiz olarak kömür madeni kiralamıştır.
3) Tarım Bakanlığı et
ithalatlarında yasa ve kurallarla uyulmamıştır.
4) İstanbul Büyükşehir
Belediyesinin otobüs alım ihalesi tamamıyla kanuna aykırıdır.
5) Toprak Mahsulleri Ofisi
deniz taşıma ihaleleri tamamen kanunun dışına çıkarak gerçekleştirilmiştir.
Kamu İhale Kurumu gerçekten
objektif ve tarafsız, bağımsız bir kurum olarak olaylara bakıyor mu? O konuda
da Denetleme Kurulu raporunda “hayır” cevabı var. Merkezî hükûmet kuruluşları
özellikle Cumhuriyet Halk Partili belediyelerle ilgili ayrımcılık yapmaktadır.
Bu durumun en somut örneği KİK tarafından sürekli iptal edilerek
tamamlatılamayan İzmir metrosu ihalesidir, ancak çok
uzun bir süre geçtikten sonra gerçekleşti. Bu defa, KİK’in kararlarında
ayrımcılık yapıldığı Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından da
tespit edilmiş ve şöyle denmiştir: “Kurul kararları üzerinde yapılan incelemede
bazı kararların usul kurallarına uyulmadan alındığı, aynı somut olaylara
dayandığı hâlde birbiriyle çeliştiği ve aynı kavramın farklı tarzda ve farklı
hukuki sonuç doğuracak şekilde tanımlandığı tespit edilmiştir. Bu itibarla,
kurul kararlarında hukuka uygunluğu ve tarafsızlığı sağlayacak nitelikli
istikrar sağlanmalıdır.”
Yine, bu tespitlerden
birisi, KİK kayıtlarının eksik ve yanlış olduğu çalışmanın önceki bölümlerinde
de belirtilmiş olmasına rağmen, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu bu
yanlışlığın kasıtlı olduğunu tespit etmiştir.
Örneklere devam edecek
olursak: Sivrihisar-Eskişehir-Bozüyük kara yolu çerçevesinde yapılan ihale
devam ederken ihale bedeli yüzde 40 artırılmış ve bu artıştan sonra bu ihaleyle
hiçbir alakası olmadığı hâlde Eskişehir-Sarıcakaya il yolu buraya eklenmiş,
aynı müteahhide yaptırılmış, ihalesiz olarak verilmiştir. Havaalanı önündeki
bat çık ve köprü, yine aynı çerçeve içerisinde ihalesiz olarak aynı firma
tarafından devam ettirilmiştir.
Kamu İhale Kurumunu ve
yasayı arkadan dolanan en önemli özellik Devlet Malzeme Ofisi ve TOKİ’de
görülmektedir. Devlet Malzeme Ofisi güya özelleştirme sözcüğü
ağzından düşmeyen, “Sermayenin milliyeti olmaz.” diyen ve kamuoyunun, demokrat
çevrelerin tüm karşı duruşuna karşın Telekom’u, TÜPRAŞ’ı ve ERDEMİR gibi ülke
güvenliği için son derece önemli kuruluşları satan AKP düşünüş tarzı acaba
neden, sermayesinin tamamı devlete ait olan Devlet Malzeme Ofisini daha canlı
tutmayı, kullanmayı, onu sömürmeyi ve AKP’li belediyelerin oyunlarına alet
etmeyi istemektedir?
Yine, TOKİ, tümüyle,
eskiden sadece toplu konutla ilgili olan alanlarda yasanın dışındayken şimdi
tamamıyla tüm projelerini bu yasa kapsamına almıştır. Dolayısıyla, Türkiye’de
yapılan ihalelerin yüzde 31’i bu yasanın dışında değerlendirilerek 100 milyar
TL’nin üstünde bir kısım denetimsiz olarak gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Şimdi, biz bunları yeni mi
söylüyoruz? Hayır. Seçim bildirgemizde de söylemişiz, “Kamu
İhale Yasası AB standartları temelinde yeniden düzenlenecek.” demişiz ve geçen
yılki bütçe konuşmalarında Sayın Oğuz Oyan da aynı eleştirileri yapmış ancak
dikkate alınmamıştır ve Cumhuriyet Halk Partisi parti programında, kamu ihale
sisteminin kamu yararını gözeten, eşitlik, adalet ve saydamlık ilkeleri
çerçevesinde yeniden düzenlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
AKP İktidarı kamu
ihalelerini şeffaflıktan ve denetimden kaçırarak bir rant
dağıtma aracı hâline getirmiştir. Kamu ihaleleri yandaş kuruluşlara
dağıtılmakta ve…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KAZIM KURT (Devamla) –
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Kurt.
Tunceli Milletvekili Kamer Genç.
Buyurunuz Sayın Genç. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özelleştirme İdaresi bütçesi
üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar,
tabii, Hükûmet sıraları boş. Yok bir hükûmet.
Şimdi, Bülent Bey’in burada
olmasını dilerdim çünkü Abdullah Bey bir kanunu veto edince diyor ki: “Hiçbir
milletvekili cesaret edip bunu getiremez.” Arkasından Tayyip Bey de diyor ki:
“En büyük Abdullah değil, en büyük Tayyip. Sen nereden çıkardın bunu ortaya?”
ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) –
Ne zaman diyor?
KAMER GENÇ (Devamla) –
Bunun üzerine de Bülent Bey bir beyanat veriyor, “Ya, ben bunu demekle
affedilmez bir hata işledim.” diyor.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)
– Senaryo yazma. Senaryo yazma.
KAMER GENÇ (Devamla) –
Şimdi, bu biraz tükürdüğünü yalamaya benzeyen çok bir olay.
Ben aslında Bülent Bey
burada olsaydı bir büyük olarak kendisine tavsiye edecektim. Telafisi imkânsız
bir hata işleyen kişi bu makamda oturmaz. Ben inanıyorum ki Bülent Bey bu
basiretli hareketi gösterecektir, adımı atacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Çünkü devletin bu makamları böyle telafisi imkânsız hatalar işlemeye elverişli
makamlar değildir Bülent Bey. Zaman zaman kendini acındırmak için ağlıyorsun
ama o iş ağlamalara benzemez. Hemen bu onurlu davranışı göster ve istifa et.
Değerli arkadaşlarım,
tabii, kaç senedir bu özelleştirmeyle ilgili olayların üzerinde duruyoruz.
Şimdi, AKP zamanında… Tabii ki özelleştirmenin asıl amacı ne idi? Zararlı
tesislerin devleti zarara sokmaması, bunların elden çıkarılması, dolayısıyla
devletin birtakım haksız zarardan kurtarılmasıydı ama AKP ile beraber bu iş
değişti. Nasıl değişti? AKP zamanında kârlı tesisler satılmaya başlandı.
Ayrıca da, arkadaşlar, bu
özelleştirme yoluyla satılan tesislerin değer tespitleri nasıl yapılıyor
bilinmiyor. Bu, Özelleştirme İdaresinin o kozmik odasında belli. AKP zamanında
2005 yılında 4046 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinin (c) fıkrası değiştirildi.
Diyor ki: “Değer tespitleri ancak özelleştirilen kuruluşu, düzenlenen
sözleşmede alan kişinin bütün mükellefiyetlerini yerine getirdikten sonra
açıklanır.” Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Yani, siz bir şeyi
özelleştireceksiniz, nasıl değer tespit ettiğinizi saklayacaksınız, ondan sonra
da bunu sonra ortaya koyacaksınız. Bu tamamen hırsızlığa çanak tutmaktır,
hırsızlığa gerekçe hazırlamaktır, devletin malını yandaşlarınıza sıfır fiyatla
vermenizdir.
İşte, özelleştirmeyle en
kârlı yerleri satıyorsunuz, orada çalışan işçileri de açlığa mahkûm
ediyorsunuz, 4/C’ye mahkûm ediyorsunuz. Dolayısıyla bu bir vahşettir, bu,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hem ekonomisini tahrip eden bir
davranıştır; hem işçileri yok eden, ekmeğe muhtaç eden, gerçekten affedilmez
bir hatadır değerli arkadaşlar.
Tabii, bizim, aslında
özelleştirmeyi… Tayyip Bey’in 1994 yılından bu devlet mallarına böyle sevgisi
devam ediyor. Kendisi 94 yılında İstanbul Belediye Başkanı olduğu zaman orada
İstanbul Belediyesi 5 milyon dolarlık bir BRT, belediyede bir televizyon
tesisleri kurulmuştu. Sonra, hemen, Belediye Başkanı olur olmaz bunu, 5 milyon
dolarlık bir tesisi Dünya yayınlarına 200 bin liraya ve kırk dokuz yıllık
kiraya verdi. Ondan sonra, bunu alan şirket de bunun ismini değiştirdi, Kanal 7
yaptı. Kanal 7’nin kurduğu dolaylı bir şirkete de İstanbul Belediyesinde bir
seneliğine bazı reklam ihalelerini verdi, 1 milyon 750 bin dolar da para verdi.
Yani aslında o kadar çok kirli, o kadar çok kapalı şey var ki değerli
milletvekilleri, tabii, on dakikalık zaman içinde bunları açıklamak çok zor.
AKP zamanında
özelleştirilen en önemli kurumlardan… Tabii, çok şey özelleştirildi de, 32
milyar dolarlık bir özelleştirme yapıldı. Bunu kârları ve temettüleriyle
beraber dikkate aldığınız zaman aşağı yukarı 40-50 milyar dolar ediyor.
Şimdi, Telekomu
özelleştirir özelleştirmez bir kanun çıkardınız. Bu Telekomun
hasılatının yüzde 15’i hazineye gidiyordu, bunu çıkardınız, bu hazine hissesini
kaldırdınız. 2005’le 2010 arasında Telekom’un hasılatı aşağı yukarı 48
katrilyon 500 trilyon liradır. Bunun yüzde 15’ini şey ettiğiniz zaman 7,2
katrilyon liralık, devletin, hazinenin alması gereken şeye set çektiniz.
Hemen arkasından kurumlar
vergisini yüzde 30’dan yüzde 20’yi indirdiniz. Burada Telekom’un hissesine
düşen, aşağı yukarı, ödenmeyen kurumlar vergisi 2 katrilyon lira civarında bir
para.
Bankaların büyük bir
kısmını özel, yabancı şirketlere devrettiniz, devredildi sizin zamanınızda.
Kurumlar vergisini yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirmek suretiyle burada devletin
kaybı 5-6 katrilyon lira.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, millî bir hükûmet evvela kendi devletinin menfaatlerini
düşünür. Ama maalesef, AKP İktidarı zamanında bunlar ne yaptılar? Tuttular, hep
yabancıların kazançlarını düşündüler. Yani, getirirsin bir vergiyi de, kurumlar
vergisini yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirirsin ama kime indirirsin? Türkiye’de
çalışan Türk tabiyetindeki kurumlara veya belirli
şeylere yaparsın.
Dolayısıyla, bunlar tabii
uzun uzadıya da açıklanabilir.
Bakın, tuttunuz, altı tane,
blok, şeker fabrikasını özelleştirmeye çıkarıyorsunuz. Ama bu
şeker fabrikalarının verileceği kişi belli. Daha önce Seydişehir
alüminyum tesislerini vermişsiniz. 5-6 milyar dolarlık bir tesisi 290 milyon
dolara verdiniz arkadaşlar. Bir de o da yetmiyormuş gibi Oymapınar Barajı’nı da
buna bağışta bulundunuz, orada da elektrik satıyor. Yani bu, dünyada hiçbir
yerde, sorumluluk taşıyan hiçbir iktidarın devlet mallarını böyle peşkeş
çekmesi diye bir şey yok. Bu, ahlak kurallarına da aykırıdır, dine de
aykırıdır, edebe de aykırıdır, her şeye aykırıdır ama nedense Türkiye’ye
gelince bu konular hep unutuluyor. Dolayısıyla, devletin malı mıdır; gitsin
efendim!
Şimdi, eskiden bu
özelleştirmelerle ilgili yargının verdiği kararlar var biliyorsunuz. Tayyip Bey
bu kararlara diyordu ki: “Bu yargının verdiği kararlar benim ciğerimi
kanatıyor.” Ya, Tayyip Bey, niye senin ciğerini kanatıyor kardeşim? Yani orada
bir özelleştirme yapılıyor, bunun birkaç tanesi iptal edildi, devletin buradaki
kârı 3 milyar, 5 milyar dolar. Şimdi, anlaşılıyor ki Tayyip Bey diyor ki: “Ya,
niye 3 milyar, 5 milyar dolar devletin kesesinde kalsın? Benim taraftarımın
kesesinde kalması lazım. Benim taraftarımın kesesinde kalmazsa benim ciğerim
kanar.” Tabii, mantık bu.
Dolayısıyla, değerli
milletvekilleri, sonra bu Özelleştirme İdaresinde Yargıtayın
bu yaptığı iptalleri de önlemek için, yargı denetimiyle ilgili, Anayasa’da
gittiniz değişiklik yaptınız ve Anayasa’da yerindelik denetimini kaldırdınız.
Yani size göre siz her şeyi en iyi şey ediyorsunuz ama tarafsız olması gereken
yargı bir karar şey ederse o yargının verdiği kararı yerindelik olarak kabul
etmiyorsunuz. Dolayısıyla, onun da yetkisini kaldırdınız.
Şimdi, değerli arkadaşlar,
AKP zamanında yapılan özelleştirmede, hazine arazilerinin satılmasında o kadar
büyük keyfîlikler, o kadar büyük kayırmalar var ki
bunların hangisini anlatalım? Gidelim inceleyelim, deniz kıyısında yandaşlarına
verdikleri malların, o deniz kıyısındaki arsaların ne kadar düşük fiyatlarla
verildiğini.
İşte, ATV ve Sabah’ın
pazarlığında Tayyip Bey’in nasıl rol oynadığını biliyoruz. Yine, işte,
biliyorsunuz, Ceyhan’da kurulması gereken bir rafineride, Tayyip Bey Aydın
Doğan’la yaptığı konuşmalarda “Efendim, ben onu bizim Çalık’a söz verdim.”
diyor.
Bizim Çalık’a verilen
işlerin sonu bir türlü gelmiyor. Yahu, kardeşim, bu bizim Çalık vatandaş da
peki ötekiler bu memleketin vatandaşı değil midir? Mesela bakın,
Mustafakemalpaşa’da Kızkayası ve Devecikonağı
barajlarının lisansı, yine Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kararıyla Çalık’a
veriliyor.
Yahu, böyle bir şey olur mu
arkadaşlar? Devlet bir aşiret devleti değil ki, bu devlet bir hukuk devleti.
Eğer siz hakikaten hukuk devletine inanıyorsanız, kabul ediyorsanız bunları
ihaleye çıkarırsınız, bunlara herkes girer, bunlardan isteyen ihaleyi alır. Ama
o kadar sizin devri iktidarınızda devlet çürütüldü ki… Sizin amacınız, devletin
bütün kurumlarını, mal varlıklarını yandaşlarımıza verelim, işte bir tek biz
patron olalım, öteki vatandaşlar zaten köle olsun, bunlar sadakaya muhtaç
olsun, biz getirelim size her sene, bu işçilere, fakir fukaraya bir para
verelim, dolayısıyla bunlar da şey etsin.
Dün Abdullah Bey gidiyor
İstanbul Üniversitesine, profesörü Abdullah Bey’in yanına sokmuyorlar
arkadaşlar. Bu profesör kim? Daha önce rektörü şikâyet ediyor. Bunun üzerine
rektör de bunu…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) –
…tutuyor, akıl hastanesine sevk ediyor.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Devamla) –
Peki, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Konuşmacı, biraz önce Sayın Genel Başkanımızdan bahsederken, kirli ilişkiler
içerisinde bulunduğunu, BRT ile ilgili kirli ilişkiler içerisinde bulunduğunu
ve AK PARTİ İktidarı döneminde milletin mallarının yandaşlara verildiğini ifade
etti, cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Genel Başkanına sataşması nedeniyle
konuşması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Çok değerli milletvekilleri, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum
Elinde bir fenerle gezen
bir kişi var, ona tavsiyem önce kendi kirli geçmişini aydınlat. Otuz yıldan
fazla bir süredir sen milletvekilliği yapıyorsun ve sadece devlet memurluğu
yapmışsın. Elimdeki mevcut listeye göre çocuklarının ve senin üzerindeki
gayrimenkul sayısı 30’ün üzerinde ve en kıymetli yerlerde. Danışma Meclisi
üyeliği yaptığın dönemde ve gazetelerde de geçen, köşe yazılarında da ifade
edilen, Plan ve Bütçe Komisyonunda da dile getirilen, teröristlerin ve eroin
kaçakçılarının savunuculuğunu yaptığın kayıtlarda mevcut.
1) Uzun yıllardır devlet
memurluğundan başka hiçbir şey yapmayan birisinin, bu şekilde mal varlığının
nasıl olacağıyla ilgili açıklama yapması gerekir ve çocuklarının üzerinde büyük
bir kısmı da. Çocuğunun biri burada, Mecliste çalışıyor. Eğer aldığı maaş
bunları almaya yeterse hesabını vermesi lazım. Yetmez, sen bağışladıysan
intikal vergisini vermesi gerekir.
2) 2007 yılında -seçim
bittikten sonra- milletvekili seçildin, milletvekili seçilir seçilmez İsrail
asıllı bir Alman sermayedarla ortak oldun. 5084 sayılı Kanun gereğince
Aksaray’da bedava arsa aldın. Sana nüfuzun gereğince hisse verdiler. Ne
yapacaksın? Samandan duvar yapacaksın diye. Bunların hepsi yalan mı?
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Hepsi yalan!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
Sen önce o fenerle kirli geçmişini temizle. (CHP sıralarından gürültüler)
3) BRT ile ilgili durum:
Sayın Tayyip Erdoğan Belediye Başkanı olduğu dönemden önce tüm belediyelerin
televizyonu vardı ama ne zaman ki Tayyip Erdoğan ve arkadaşları belediye
başkanı olduktan sonra bu belediyelerin televizyon kurmalarını yasaklayan bir
kanun çıkarıldı. Tıpkı Kayseri Belediyesinde olduğu gibi, Ankara Belediyesi,
İstanbul Belediyesinde olduğu gibi bunlar devredilmek, kapatılmak
mecburiyetinde kalınmıştır…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
VELİ AĞBABA (Malatya) –
Kimlere devredildi?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –
Bunları bilmeden farklı bir şekilde ortaya koymak, yakışık almaz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Elitaş.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Sayın Başkan, sataştı, müsaade ederseniz, ama biraz da bir zaman verin ki, ben
çünkü buna ayrı bir cevap vereyim, yani çünkü çok…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Genç, iki dakika süre.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama
iki dakika olmaz ki Sayın Başkan.
BAŞKAN – İktisatlı
kullanırsanız…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Aslında seninle ilgili iki saat konuşulacak belge var ama iki dakikada ancak bu
oluyor.
BAŞKAN – Buyurunuz.
2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Şimdi, değerli milletvekilleri, iktidar AKP’de, on senedir AKP’dedir. Benimle
ilgili gayrimeşru bir şey biliyorlarsa yapmıyorlarsa en şerefsiz insanlardır!
Şerefli insanlar…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
AK PARTİ zamanında bir şey yapamadın.
KAMER GENÇ (Devamla) –
Bakın, maliyenin kontrolü sende, her türlü anahtar sende, gidiyorsun benim
servet beyannamemi de alıyorsun Mecliste açıyorsun, konuşuyorsun burada, bu
yetkilerin de var.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
30’dan fazla mı?
KAMER GENÇ (Devamla) –
Namuslu ve şerefli bir insan iftira atmaz, getirirsiniz, açıklarsınız.
Sana bir tavsiyem var:
Bakın, inceleme elemanlarını çağırtalım, Mustafa Elitaş’la
Kamer Genç’in hesaplarını inceletelim…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
İnceletelim.
KAMER GENÇ (Devamla) –
…eğer bir tane yasa dışı bir mal varlığım varsa, şeref sözü veriyorum, bunu
hazineye bağışlarız. Sen de var mısın?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Varım!
KAMER GENÇ (Devamla) – Geri
çekilen namussuz mudur, alçak mıdır, şerefsiz midir? (CHP sıralarından
alkışlar)
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)
– Düzgün konuş, düzgün konuş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, “namus” lafını ağzına almasın, “namus” lafını.
KAMER GENÇ (Devamla) –
Bakın, onun için, arkadaşlar, ben Mustafa’ya bunu teklif ediyorum. Mustafa Elitaş, senin de hesaplarını inceleyeceğiz, benim de
hesaplarımı inceleyeceğiz, hangi mal aldığımızı şey edeceğiz.
Arkadaşlarım, bakın…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sen Lehman Brothers’ın
hesabını ver.
KAMER GENÇ (Devamla) –
…benim aldığım mal varlıklarım ortadadır. Ben 1972’de bir tarla aldım
Dikmen’de, imar geçti, altı tane parsel meydana geldi, daire karşılığı verdik,
onları da şimdi kiraya veriyoruz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Bursa’dakinin hesabı mı, Bursa’dakinin?
KAMER GENÇ (Devamla) –
Maalesef, kiracı oturuyor, sizin getirdiğiniz muhtaç durum dolayısıyla insanlar
kiralarını ödemiyor, bırakıp, tahrip edip gidiyor.
Benim, fabrika konusunda
da: Ben Aksaray’da -geçmişte de demiştim- bir şirkete yüzde 5 ortak oldum.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Niye Tunceli’de yapmadın o fabrikayı?
KAMER GENÇ (Devamla) –
Baktım ki sizin getirdiğiniz şeyde zarar ettik, ayrıldık, hem bir sene önce
ayrıldık…
İHSAN ŞENER (Ordu) – Kaç
lira verdin ortaklık için?
KAMER GENÇ (Devamla) – …ve
efendim, 12,5 milyar liraya hisseyi devraldım, aynı miktarda tekrar devrettim,
onlar kayıtlarda da var. Şerefli insanlar iftira atmaz ama Tayyip Erdoğan…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Aynısını sana iade ediyorum!
KAMER GENÇ (Devamla) –
…İstanbul Belediye Başkanı olduğu zaman gecekonduda oturuyordu, şimdi dünyanın
en zengin adamı. Şerefiniz varsa Tayyip Erdoğan’ın mal varlığını inceleyelim.
Var mısınız? (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Varız, varız.
KAMER GENÇ (Devamla) –
Şerefli olan insanlar getirsin, Tayyip Erdoğan’ın mal varlıklarını inceleyelim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) –
Sizin bakanlarınızın mal varlıklarını inceleyelim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Devamla) –
Arkadaşlar, bunlar iftirayla olmaz.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Devamla) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Genç…
KAMER GENÇ (Devamla) – Ben
bunlara tavsiye ediyorum…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Genç,
söylediniz yeterince kürsüden. Bir de kişilerin şerefleriyle ilgili bu kadar
söz söylemeyin.
KAMER GENÇ (Devamla) –
…buyursunlar mal varlığımı inceletsinler. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, şerefle, haysiyetle… Bu milleti idare eden insanları, şerefle,
haysiyetle ağzına alıp onları eleştiren bazı insanın ağzına “şeref”, “haysiyet”
kelimesi yakışmıyor, bunu ifade etmek isterim.
IV.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278,
3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
A) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)
1.- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI (Devam)
1.- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
D) ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
E) MALİYE BAKANLIĞI (Devam)
1.- Maliye Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Maliye Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
G) KAMU İHALE KURUMU (Devam)
1.- Kamu İhale Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kamu İhale Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
I) GELİR BÜTÇESİ (Devam)
BAŞKAN – Ankara
Milletvekili Bülent Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BÜLENT
KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi bütçesi üzerine söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Maliye
Bakanlığı çok önemli bir bakanlık, çok önemli bir işlevi var, devletin
egemenliğini temsil eden bakanlık. Devletler resmen kurulmadan önce çalışmaya
başlayan bir bakanlıktır Maliye Bakanlığı, bu kadar önemlidir. Benim Mülkiyeden Hocam rahmetli Bedri Gürsoy -ki kendisi bir süre
de Maliye Bakanlığı yapmıştı- şöyle derdi, hiç unutmuyorum: “Maliye Bakanları
az konuşur, bütün Bakanlar Kurulu üyeleri, diğer bakanlar onun ağzının içine
bakarlar ama konuştuğu zaman her tarafı titretir, çok önemlidir, çok önemli
mesajlar verir ve tabii ki Maliye Bakanlığı kadroları da aynı şekilde öyle
önemlidir ve Maliye Bakanlığı hem bütün dünyayı hem Türkiye devlet sisteminin
nasıl işlediğini, kamuoyunu, ekonomik sistemi çok iyi bilmek zorundadır.” Hakikaten
öyledir. Bu, bütün dünya için geçerlidir, Türkiye için de geçerlidir ama son
zamanlarda Türkiye’ye baktığımız zaman, Maliye Bakanlığında bu insicamın
kaybolduğunu görüyorum maalesef çünkü Maliye Bakanlığında bazı yanlışlıklar söz
konusu oldu. Maliye Bakanlığı değişmesi gereken bir bakanlık mıydı? Evet,
birçok konunun değişmesi gerekiyordu ama Maliye Bakanlığında değişmesi
gerekenler değil, maalesef gelenekler, geleneksel kadrolar değişti, değişmesi
gereken yerlerde, noktalarda değişiklikler söz konusu olmadı. Ben bunun
sorumlusu olarak da Sayın Bakan ve kadrosunu görmüyorum. Ben bunun sorumlusu
olarak da İktidarın anlayışını görüyorum, Sayın Başbakanın devleti çok iyi
tanımamasını görüyorum. Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşurken devletle
ilgili de ve genel ekonomiyle ilgili de bir değerlendirme yapmak lazım.
Değerli arkadaşlarım, son
on-on beş yıldır dünya en çok dövizin olduğu, likidin
olduğu, nakdin olduğu dönemini yaşamıştır, dünya tarihinde böyle bir dönem söz
konusu değildir. Böyle bir dönemde tabii, Türkiye de bundan nasibini almıştır,
çok fazla döviz imkânları söz konusu olmuştur, Türkiye de bol bol
borçlanmıştır. Cumhuriyet tarihinde en fazla borç aldığımız dönem bu dönem
olmuştur, en fazla miktar olarak borç aldığımız dönem bu dönemdir.
Diyeceksiniz ki millî
gelire göre kamu borcu oran olarak azaldı. Evet, azaldı ama miktar olarak çok
fazla borçlandık bu dönemde. Ayrıca, bu dönemde özel sektör çok fazla
borçlandı, bu dönemde ilave olarak hane halkı çok fazla borçlandı. Vatandaşın,
hane halkının her harcadığı 100 lira içerisinde 2002’ye göre 9 kat daha fazla
borç söz konusudur, borçla harcama söz konusudur. Bunları unutmamamız lazım ve
şöyle bir durum söz konusu: 2002 yılında Türkiye'nin sorunları neydi?
Bakıyorsunuz, neydi en önemli sorun, kayıt dışılık mı? Bugün kayıt dışılık çok
daha fazladır. Gelir dağılımı mı? Evet, gelir dağılımı yine aynı şekilde sorun
olmaya devam etmektedir. Enerjide dışa bağımlılık mı? Evet, aynı şekilde dışa
bağımlılığımız artmıştır. Ne var başka? Sosyal güvenlik ve
vergi reformları. Sosyal güvenlikteki sorun devam ediyor, vergi
reformunu yapamadık. İşsizlik, artarak devam ediyor. Dış ticaret açığı sorunu
büyüyor ve bütün bunlara ilave olarak da bu dönemde ilave bir sorun türettik, o
da cari açıktır.
Şimdi bunları ne için
söylüyorum? Bunları özellikle ekonomimizin kötü olduğunu değil ama bazı
sorunları çözemediğimizi, çözmemiz gerektiğini anlatmak için söylüyorum değerli
arkadaşlar. Bunları -hep beraber sorumluluğumuz var iktidarı ve muhalefetiyle,
tabii ki iktidara çok daha fazla düşüyor- birlikte çözmemiz gerekiyor. Bunları
tespit etmemiz gerekir ki birlikte de çözebilelim. Onun için özellikle
söylüyorum.
Türkiye'nin borçlanmasının,
bakın, bu kadar dövizin bol olduğu bir dönemde borçlanmasının bir mahzuru yok,
borçlansın ama bu borcun, borçlanmanın tüketime değil yatırıma gitmesi
gerekirdi. Çok büyük bir fırsat kaçırılmıştır, bu tespiti yapmak için
söylüyorum. Bu kadar borçlanmayla, bu kadar nakit imkânlarının olduğu bir
dönemde, Türkiye'nin yapısal sorunlarını, biraz önce saydığım yapısal
sorunlarını giderebilmesi gerekirdi. Bunu özellikle bunun için söylüyorum. Bunu
bilmemiz lazım, bu tespiti yapmamız lazım.
Benim çocukluğumda
mahallemizde bir iş adamı vardı. Birdenbire çok harcamaya başladı, uçaklara
binmeye, yurt dışına seyahat etmeye başladı. Ondan sonra, iki sene sonra da
birdenbire iflas etti ve şehri terk etti. Meğer borçlanmış ama bu borcunu
yatırıma dönüştürememiş, borcunu ödeyecek bir yatırıma dönüştürememiş.
Türkiye'nin de böyle olmaması lazım. Bu tespiti yapmak için söylüyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki
“Yabancılar bile bizi takdir ediyor.”
Değerli arkadaşlarım,
yabancılar Türkiye ekonomisinin potansiyelini takdir ediyor. Doğrudur, Türkiye
ekonomisinin çok büyük bir potansiyeli var. Türk girişimcisi müthiştir, çok
dinamiktir, bunu da anlıyoruz ama Türkiye ekonomisi çarpık vaziyettedir, temel
sorunları vardır, yapısal sorunları vardır ve biz bunları gidermek zorundayız.
Bu dönemde giderilememiştir. Benim özellikle söylemek istediğim budur.
Değerli arkadaşlarım,
bütçeyle ilgili olarak, bu dönemde OVP ve OVPM’yle
ilgili gecikmeleri Plan ve Bütçe Komisyonunda yeterince konuştuk ama burada
özellikle belirtmek istiyorum. Bakın, onaylayacağımız konulardan bir tanesi de
2010 yılının kesin hesabıdır. 2010 yılında sizin izin vermediğiniz, bakın, bu
yüce Meclisin izin vermediği ödenek üstü harcama tutarı nedir biliyor musunuz?
15 milyar lira. Bu çok önemli bir konu. Yasama organı
olarak bütçe hakkımıza sahip çıkmamız lazım hep beraber. Bu çok önemlidir. Bakın,
tekrar söylüyorum, bütçe hakkımıza sahip çıkmamız lazım, bunun farkında olmamız
lazım. Avrupa Birliğinde geçenlerde yapılan Liderler Zirvesinde alınan
kararlarda –bu, İngiltere’nin dışlandığı kararlarda- en önemli konu nedir
biliyor musunuz? “Bundan sonra, Avrupa Birliğine üye olan ülkelerin bütçeleri
açık vermeyecek. En fazla millî gelirin yüzde yarımı kadar açık verilecektir.
Bunu geçmeyecektir ve bunu AB Komisyonu denetleyecektir.” diyor. Biz kriz
çıktıktan sonra mı bu denetimi yapacağız? Bu yüce Meclisin bu denetimi şimdiden
yapması lazım, bütçe hakkına, kendi hakkına, yetkisine sahip çıkması lazım
değerli arkadaşlarım. Bunun farkında olmamız, fevkinde olmamız lazım.
Diğer taraftan, bakın, 2011
yılı içerisinde bir af söz konusuydu. En az galiba 5,5 milyar liralık bir gelir
söz konusu oldu. Bütçe içerisinde yer alıyor mu? Hazineye finans olarak
aktarılıyor, ondan sonra da “Bütçe açığı azaldı.” deniyor. Bunları bilmeniz
lazım.
Bakın, geçenlerde bedelli
askerlik yasası çıkardık. Bütçede yer almıyor, bütçe kalemleri arasında yok.
Yine Hazineye irat kaydedilecek, “Bütçe açığı azaldı.” denecek. Bunları fark
edin. Bilmeniz lazım bütün bunları. Uygulamada bunlar çok önemli konular.
Sayın Bakanın gelir
politikaları ve uygulamalarıyla ilgili hedefleri iki temel eksene oturttuğunu
görüyorum sunumunda. Şöyle diyor: “Vergi yönetiminde vergi idari yapısında
iyileştirmeler, idari kapasitenin artırılması. İki: Vergi mevzuatında
iyileştirmeler ve vergi yükünün azaltılması.”
Şimdi, bunlar somut değil,
soyut ifadeler, güzel hedefler ama ben bunlardan neler anlamam gerektiğini
somut olarak şöyle görüyorum:
Bir: İş dünyası üretim
yapmaya, yatırımlarını artırmaya, ARGE harcamalarını ve inovasyonu
artırmaya yönelik olarak teşvik edilecektir.
İstihdam üzerindeki vergi
yükü sıfırlanacaktır. Bakın, bunlar çok somut hedefler.
Otomotivde, akaryakıtta,
temel gıda maddeleri üzerinde bulunan vergi yükleri azaltılacaktır.
Vergi daireleri ön plana
çıkarılacak. Bakın, ilk defa Türkiye Cumhuriyeti tarihinde vergi dairesi
müdürleri eylem yaptılar, sıkıntıdalar. Vergi dairelerinin ön plana çıkarılması
lazım ve çok yetkilendirilmesi ve başında doçent seviyesinde, yabancı dil bilen
kişilerin olması lazım. Vergi idaresinde reform şart artık.
İnceleme elemanlarının
yaptıkları işlerden sorumlu olması lazım.
Değerli arkadaşlar, 2012
bütçesinde gelir vergisi ve kurumlar vergisi toplam 61 milyar lira, geri kalan
217 milyar lira harcama üzerinden, servet üzerinden alınan vergiler.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Kuşoğlu.
BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) –
2012 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel. (BDP sıralarından
alkışlar)
Sayın Tuncel, süreniz on
beş dakikadır.
BDP GRUBU ADINA SEBAHAT
TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı hakkında görüş belirtmek üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına
söz almış bulunmaktayım.
Çevre ve Şehircilik
Bakanlığının bütçesini görüşmeden önce bir kez daha… Aslında, kanun hükmünde
kararnameyle korsan bir şekilde oluşturulmuş bir bakanlığın bütçesini
görüşüyoruz. Dolayısıyla, bu Bakanlığa aslında bütçe ayırmak iyi mi değil mi?
Çok da iyi bir noktada olduğumuzu düşünmüyorum. Yani aslında… Biraz sonra
analizlerini yapacağım, neden bu Bakanlığın Türkiye’de özellikle ekolojik dengeyi bozma, insan yaşamını bozma üzerinden bir
yaklaşımı olduğunu… Dolayısıyla, böyle bir bakanlığın, asli görevi yerine, gerçekten,
rant oluşturacak, Türkiye’de dereleri, bütün yaşam
alanlarını ranta dönüştürecek bir bakanlığa dönüştürüldüğü ortada. İsminden de
belli. Çevre ile şehirciliği yan yana koyarsanız, buna da eski TOKİ Başkanını
getirip Bakan yaparsanız… Aslında tablo ortada, hiç konuşmaya bile gerek yok.
Dolayısıyla, bu meselenin, çevreyi nasıl rant alanına
dönüştürürüz, nasıl yeni binalar yaparız, “kentsel dönüşüm” adı altında nasıl
yeni rant alanları açarız, “2/B” adı altında ormanlarımızı nasıl talan ederizin bakanlığıdır. Dolayısıyla, kanaatimizce, bu
Bakanlığa bütçe ayırmak Türkiye halklarına büyük bir zarardır.
Sayın milletvekilleri,
ülkemizde kısa vadede en büyük rant ve buna paralel
olarak politik çıkar, özellikle doğal alanlarda arazinin arsaya dönüştürülmesi ve
sonra imar planı uygulamaları ile elde edilen arsa ve yapılaşma rantının
bölüşümünden kaynaklanmaktadır. Bu defa TOKİ ve Tapu Kadastroyu bünyesine alan
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kanun hükmünde kararnameler ile tepeden inme
plan, proje ve hatta inşat ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi verme yetkileri
ile donatılarak büyük inşaat projelerinin daha çabuk ve engelsiz yürütülmesi
sağlanmıştır.
Hükûmet, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığını oluşturarak özellikle kıyı alanlarında, meralarda,
ormanlarda, sulak alanlarda, doğal ve arkeolojik sit alanlarında dilediği gibi
inşaat yapılmasını önleyen yasal mevzuatı tek elde toplayıp, bağımsız kurulları
baypas etmiştir. O yüzden de aslında bunun bir rant
Bakanlığı olduğunu söylememiz çok da yabana atılır bir şey değildir. Daha önce
Çevre ve Orman Bakanlığı üzerinden en azından ekolojik
dengeyi kısmen koruyan bu şeyi, Çevre ve Orman Bakanlığı değiştirilmiş,
şimdi tamamen rantsal alana dönüştürmüştür. Böylece
uluslararası inşaat firmalarına, HES ve nükleer enerji pazarlamacılarına büyük
projelerin önü açılmıştır.
Bu kararname ile hükûmetin
seçim öncesinde rafa kaldırdığı, çevre örgütleri tarafından karşı çıkılan,
bunun için eylemler yapılan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu
hükümleri yürürlüğe konulmuştur. Çünkü kanun hükmünde kararnamede bu yasayı
beklemeden Biyoçeşitlilik Yasası’ndaki bazı maddeler
bu kanun hükmünde kararnameyle bu Bakanlığın görevi altına alınmıştır.
Maliye Bakanlığı Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun ve 2863 sayılı Kanun’da çok önemli değişiklikler
yapılarak rantın önündeki engeller kaldırılmış, bu
Kanun, kanun hükmünde kararnameyle özellikle devletin hüküm ve tasarrufu
altında bulunan kamu arazileri, arsaları, binaları çok kısa süre içerisinde
inşaat sektörüne pazarlanabilecektir.
Kanun Hükmünde Kararname
incelendiğinde Bakanlığın havza koruma planları yapmak yetkisinin kaldırıldığı
görülmektedir. Ayrıca Bakanlık görevlerini belirleyen 2’nci maddede çevre
düzeni planlarının yapılması yazılı değilken 7’nci maddede bu görevin ilgili
genel müdürlüğe verildiği görülmektedir. Çevre düzeni planları havza bazında
yapılması gereken ve ilk amacı da çevresel veya ekolojik
koruma olması gereken planlardır. Dolayısıyla, bir çevre bakanlığının asli
görevinin bu Bakanlıkta çıkartılmış olması bu Bakanlığın hangi amaçla
kurulduğunu çok net göstermektedir bize. Yine kararnameyle eklenen fıkra ile
devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yani ormanlar, meralar, sulak
alanlar ve kıyılar gibi ekolojik açıdan diğer alanlara
göre gerek ulusal ve gerekse uluslararası hukuk ile daha iyi korunan alanlara
el atılmak istendiği açıktır. Yine aynı maddeye eklenen bir diğer fıkra ile
devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bu tip alanlarda kentsel dönüşümler
ve en üst imar planından inşaat sonrası son aşama olan kat mülkiyetine geçişe
kadar her işlemin yapılma yetkisi Bakanlığa verilmiştir.
Özel Çevre Koruma Kurumu
Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Özel Çevre
Koruma Kurumu Başkanlığı kapatılmış ve 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de
belirtilen iş ve işlemler, Bakan tarafından uygun görülen Çevre ve Şehircilik
Bakanlığının birimlerince yürütüleceği hükmüne bağlanmıştır. Bu, çevre ve doğal
varlıkların korunmasına yönelik en büyük darbedir. Bu bölgelerin rantsal talana açılacağı açıktır.
Unutulmaması gereken bir
konu da ülkemizde korunan alanların toplam ülke yüz ölçümüne oranı sadece yüzde
4’tür. Dünya ortalaması, sevgili arkadaşlar, yüzde 12’nin üzerindedir. Öyle
anlaşılıyor ki bu yüzde 4 oran bile AKP Hükûmetine fazla gelmiştir ki AKP
Hükûmeti, yeni alanları da rant alanı olarak açmak
istemiştir.
Sayın milletvekilleri,
küresel iklim değişikliğinin dünyanın başına nasıl bela olduğunu, özellikle
Avrupa Birliği ülkelerinin dünyanın küresel iklim değişikliği konusunda
tedbirler almaya zorlandığını, dolayısıyla bunun ekonomik krizden daha büyük
krizlere neden olduğu herkesin malumu. Bütün dünya bu konuda çalışmalar
yürütüyor ama biz ne yapıyoruz bu konuda? Ekolojik dengeyi bozacak planlara,
projelere, bakanlıklara yol açıyoruz. Dolayısıyla, bu ciddi
bir problem Türkiye halkları açısından. Demokratik, ekolojik
ve cinsiyet özgürlükçü bir perspektife sahip olmayan bir yaklaşım, olsa olsa
insanlığa ancak kaos getirir, insanlığın yaşamını yaşanmaz hâle getirir.
“Ekoloji” deyince sadece aklımıza çoğu zaman şöyle bir şey geliyor: Çevrenin
korunması. Oysa ekoloji yaşamın kendisidir.
Dolayısıyla, bunlar olmadığı sürece Türkiye’de ciddi anlamda sorunlar
yaşanacaktır.
Bakın, dikkat ederseniz,
son dönemlerde özellikle HES’lere karşı çok ciddi bir
toplumsal muhalefet var. İnsanlar kendi derelerine HES yapılmasını istemiyor ve
bunun karşısında da itiraz ediyor. Onlar aslında bunu yaparken sadece işte,
hidroelektrik santrallere karşı olmaları ekolojik dengeyi
bozduğu için değil, itiraz ettikleri nokta yaşam alanlarının elinden
alınmasıyla alakalıdır çünkü hidroelektrik santrali kurduğunuz yerde o
insanların evini başına yıkıyorsunuz, o insanları zorunlu olarak göçe tabi
tutuyorsunuz. Kendi bulunduğu doğal yaşam alanından koparıp başka alanlara,
hatta o işte TOKİ’nin yaptığı, çok övündüğü kocaman kocaman binalara
sıkıştırıyorsunuz ve kendi yaşamından uzaklaşıyor. O yüzden insanlar itiraz
ediyor yani kendi yaşam alanı elinden alındığı için itiraz ediyor. Tabii, diğer
boyutu da HES’lerle birlikte aslında işte derelerimiz
tahrip ediliyor, orada insan yaşamı sadece orayı değil, bütün Türkiye’yi hatta
bütün dünyayı etkileyecek ekolojik tahribatlara neden
oluyor.
Şimdi bu küresel iklim
değişikliği konusunda biliyorsunuz dünya da tedbirler aldı, biz de geçen dönem
burada Kyoto Protokolü’nü imzaladık. Onu da bütün siyasi parti grupları da
alkışladı, iyi bir şey ama bu protokolün süresi doluyor sevgili arkadaşlar,
2012’de bu protokolün süresi doluyor ve bugüne kadar Hükûmet altına imza attığı
bu konuda hiçbir yükümlülüğünü yerine getiremedi. Geçenlerde Güney Afrika’nın Durban kentinde Birleşmiş Milletler İkilim Değişikliği
Çerçeve Toplantısı yapıldı ve bu çerçeve toplantısında dört tane sonuç belgesi
çıktı yani ortaklaşılamadı. Bu anlamda çok ciddi
sorunlar var ve Türkiye bu konuda hâlâ Türkiye kamuoyunu ikna edecek çok ciddi
adımlar atabilmiş değil.
Sayın Milletvekilleri,
bilim ve fen bakımından “nitelik kaybetmiş orman” olarak nitelendirilen oysa
bizzat insan eliyle ormanların tahrip edilmesi şeklinde ortaya çıkan 2/B
arazileri, 1961 Anayasası ile hayatımıza girmiştir. 1983-2010 yılları arasında
384 bin hektar orman alanı kaybedilmiştir. Ormanlara ilişkin sorunları çözmek
amacıyla düşünülen 2/B, hem ormanlarımızın tahrip olmasına neden olan bir
kansere hem de kırk bir yıldır çözülmeyen bir sorun yumağına dönüşmüştür.
Şimdi, biraz önce küresel
iklim değişikliğinden bahsettik. Bu konu da ciddi bir sorun. Yani bu kadar
ciddi kuraklık, iklim değişikliği varken ve buraya TBMM’ye sunulmuş Devlet
Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından sunulan İklim Değişikliği ve
Kuraklık Analizi var. Burada iki tespit var, arkadaşlar bakabilir. Bir tanesi Türkiye’deki ısınmanın temel nedeninin hızlı şehircilik
olduğuna yönelik. İkincisi de alınması gereken önlemler konusunda
-sonuna doğru- “Ağaçlandırmaya büyük önem verilmelidir. Hızlı yetişen, yangına
ve susuzluğa dayanıklı, çok uzun süreli yeşil kalabilen ağaçlarla boş alanlar
ağaçlandırılmalıdır.” diye bir öneride bulunmuş. Ama biz ne yapıyoruz? 2/B
uygulamasıyla zaten var olan ormanları da kentsel dönüşüm alanlarına
dönüştürmek için ormanları şey yapıyoruz. Yani bu, aslında, geleceğimizin,
çocuklarımızın, halkımızın nefesini kesmekten başka bir şey değildir.
Dolayısıyla, bu 2/B uygulamasından bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor. Ama ne
yazık ki AKP Hükûmeti bunu önüne temel bir proje olarak koymuştur.
2/B konusu geçmişte
defalarca Anayasa Mahkemesinden dönmüştür ve en son 2003 yılında yapılan iki
anayasa değişikliği girişimi, onuncu Cumhurbaşkanı tarafından bir daha
görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderilmiştir.
Çevre örgütleri, 2003
yılından beri 2/B arazileri adı altında ormanların satılmasının önüne geçmek
için mücadele etmektedir. Oysa AKP Hükûmetinin bu son 2/B’yle ilgili çıkarmış
olduğu kanunla birlikte ormanların talan edilmesi, inşaat sektörüne yeni
arazilerin kazandırılması, dolayısıyla ormanlarımızla birlikte aslında
Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin yok edilmesinin de önü açılmış olacaktır.
Sayın milletvekilleri,
Şehircilik ve Çevre Bakanlığının programı incelendiğinde öne çıkan
politikaların yapılaşma olduğu görülmektedir. Bunu gösteren en önemli gösterge
ise Van depremi sırasında ve sonrasında izlenen politikalar olmuştur. Eski TOKİ
Başkanı Sayın Bayraktar Van’a gittiğinde “Yeni ve modern bir Van kuracağız.”
diyerek yeni yapılaşma ve inşaatların peşinde olduğunu açıkça dile getirmiştir.
Depremin yol açtığı insani ve çevresel yıkımları onarmayı tamamlamadan ilan
edilen kentsel dönüşüm projeleri, TOKİ aracılığı ile Van ve diğer birçok kent
için inşaat sektörünü harekete geçiren bir gerekçe olmuştur.
Bugün Batı metropollerinde iflas etmiş bir sosyal konut politikasının
ürünü olan toplu konut projeleri, TOKİ tarafından Türkiye’ye yeni icat edilmiş
bir proje olarak sunulmaktadır. Oysa bu konutlar, özellikle insan yaşamı için gerekli
olan sosyal bir çevreyi sağlamada başarısız olmuştur. Kentsel dönüşüm adı
altında yapılan bu şeyler, toplum içerisinde aslında ayrıştırıcı, ötekileştirici bir projedir de aynı zamanda. Çünkü
insanların yaşamına göre, sınıflarına göre bir kentleşme yaklaşımı
içerisindedir. Dolayısıyla, kentsel dönüşüm projesi insani değil, gayriinsani
bir projedir ve aslında bu projeden vazgeçmek insanlık açısından önemli bir
kazanım olacaktır.
Sayın milletvekilleri,
Türkiye'nin diğer bir kanayan yarası, Türkiye'nin her yerinde yapılan -biraz
önce söylediğim- HES’ler. HES’lerle
Türkiye'nin elektrik ihtiyacının karşılanacağı söyleniyor. Oysa mevcut
kullanılan doğal gaz ve elektrik enerjisinin taşındığı boru ve kablolardaki
yüzde 20’leri bulan enerji kaybı giderilirse -2.700 HES projesinden elde
edilecek enerjiyle- bu ortadan kaldırılacaktır. Dolayısıyla, doğamız tahrip
edilmeden, ekolojik denge bozulmadan da biz enerji
elde edebiliriz.
Bu tabii, özel bir
politika, mesele sadece enerji elde etmek değil, mesele gerçekten yeni rant alanları açmak. Bu konuda biliyorsunuz çok çeşitli
mücadeleler var ve bu mücadeleler yerelde kazanılmış durumda. Rize Hara
köyünde, Sinop Gerze’de, Trabzon Solaklı Vadisi’nde, Erzurum Tortum’da halkımız
direnmektedir. Biraz önce söylediğim gibi, sadece ekolojik
dengeyi bozmaya değil, zorunlu göçe hayır demek için burada direniyor.
Biz buradan Hükûmete öneriyoruz, “Bir an önce bu HES politikalarından vazgeçin
ve insanların doğal ekolojik yaşam alanlarından sürgün
edilmesine karşı durun.” diyoruz.
Sayın milletvekilleri, yine
bu konuda diğer bir konu güvenlik barajları. Aslında bir yanda Karadeniz’de
derelerimizi tahrip ederken, gasp ederken Kürtlerin yoğun yaşadığı bölge,
Şırnak-Hakkâri arasına da on bir tane güvenlik barajı yapılacaktır. Bunun da doğayı
ne kadar tahrip ettiğini, aslında meselenin güvenlik barajlarıyla
çözülmeyeceğini, hep söylediğimiz gibi Kürt sorunu konusunda daha ciddi,
gerçekten barışçıl, demokratik bir adımın atılmasını, dolayısıyla nefesimizi
daraltacak, yaşanacak alan bırakmayacak bir projeye izin verilmemesi
gerektiğini düşünüyoruz. Sonuçta bu coğrafya hepimizin, yani Şırnak’ta güvenlik
barajı yapıyorsanız, oranın ekolojisini tahrip
ediyorsanız Ankara’dakiler bundan etkilenmiyor değil, birebir etkileniyor,
bunun görülmesi gerekiyor.
Sayın milletvekilleri,
zamanımız azaldı, bu konuda bir şey daha ifade etmek istiyorum: Tabii, Türkiye
yeni bir anayasa tartışmasında. Anayasa yapılır mı, yapılmaz mı yoksa AKP kendi
istediği bir anayasayı mı yapar? Umarım halklarımızın istediği bir anayasa olur
ama bu anayasa yapım sürecinde özellikle “Ekolojik Anayasa Girişimi.” diye bir
girişim var ve bu girişimin anayasanın aynı zamanda ekolojik
olarak ele alınması, doğanın bir hak öznesi olarak ele alınması gerektiği
üzerinde ciddi önerileri var. Bu önerilerin, bu Parlamentoda da dikkate
alınması gerektiğini düşünüyoruz. Yani biz insanlar olarak doğanın hâkimi
değiliz, doğa olmadığında aslında biz bir hiçiz. O zaman doğayı gerçekten
yaşanabilir bir noktada, nefes alabileceğimiz bir noktada korumak durumundayız.
Eğer onu koruyamazsak yarın yaşayacak bir coğrafyamız olmazsa istediğiniz kadar
kanun istediğiniz kadar yasa çıkartın istediğiniz kadar HES projesi yapın
hiçbir anlamı olmayacaktır. Bizim nefes alacak bir doğaya ihtiyacımız var.
Dolayısıyla, anayasada doğanın bir hak öznesi olarak tanımlanması önemlidir.
Biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak da bunu önemsiyoruz.
Hepinize selamlar. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Tuncel.
Muş Milletvekili Demir Çelik.
Buyurunuz Sayın Çelik.
Süreniz on beş dakika.
BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK
(Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Maliye Bakanlığı
bütçesine ilişkin Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım.
Partim ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Her şeyden önce bütçe, bir
ülkede ya da bir devlette gelirin dağıtımı amacıyla başvurulan önemli
araçlardan biridir. Dağıtım aşamasına geçmeden önce de çeşitli gelir kaynakları
üzerinde toplanan gelirlerin merkezileştirildikten sonra dağıtımı esasına
dayanır.
Burada uluslararası
evrensel hukuk çerçevesinde bağlı bulunması gereken bir kısım kriterlere rağmen, ülkemiz 2012 bütçesi genelinde olduğu
gibi, Maliye Bakanlığı bütçesinde de bu kriterlerin ötesinde daha çok bize
özgü, bizim özgünlüklerimizi esas alan bir anlayış, bir çerçeveyle hazırlanan
bir bütçeyle karşılaştığımızı söyleyebilirim.
Birincisi: Bütçemiz insan
odaklı değil.
İkincisi: Rasyonel değil,
istihdam ve üretim odaklı değil, tüketim, borçlanma esasına dayalı, cari
harcama odaklı, bürokratik ve merkeziyetçidir. Bu özellikleriyle geçmişten
bugüne yapılan bütçelerin rutin bir tekrarından öte bir anlam ifade etmiyor
diye düşünüyorum. Keza toplum dinamiklerinin kendisi dışında, oval masalarda,
kapalı odalarda, elektronik ortamlarda hazırlanan toplum gerçekliğiyle
örtüşmeyen, onu dikkate almayan da bir özelliği var.
Hâlbuki bütçeler öncelikle
sürdürülebilir olmalıdır yani toplumun değişim dinamiklerini harekete geçiren,
besleyen, destekleyen ve katkı sunan olmalıydı.
İki: Verimli olmalı yani
yeniden üretimi yaşamın, hayatın, üretimin kendisini bizatihi destekleyen,
teşvik eden olmalı.
Üç: Hesap verir olmalı. Bu
anlamıyla her şeyden önce yüce Meclisin denetim mekanizmasına açık olduğu kadar
toplumun çeşitli örgütsel yapılarını da sürece katan, bu anlamıyla da katılımcı
olması esasına dayalı olması gerekiyordu.
Katılımcılık günümüz
dünyasının önemli bir argümanı olmaya başladığı bu
süreçte, bütçelerin kendisi de onların hazırlanması ve topluma yansıtılıp
yürütülmesi aşamasında da katılımcılık önemsenmeliydi. Bırakın toplumun öteki
kesimi yani burada siyasal temsiliyetini yapamayan
siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri, muhalefet
bile geçen altı aylık süre zarfında yani 12 Haziran 2011 seçimlerinden bu yana
bu sürece aktif katılamamıştır. Gerek Barış ve Demokrasi Partisi ve Cumhuriyet
Halk Partisinin uzun süreli Meclise katılmaması gerekse Meclisin tatili ve 1
Ekim sonrası oluşturulan komisyonlarda da alelacele bu ve benzeri çalışmalara
çok aktif katılamayışımızın sıkıntılarını dile getirmek mümkün.
Keza şeffaf olmalı yani
topluma, kesimlere, bireylere açık, o anlamıyla da izlenebilir, takip
edilebilir bir özellikte olmalı.
Adalet duygusuna hitap
edebilmeli, adil olmalı, adaletli olmalı.
Hâlbuki bütçemizin
genelinde de görebildiğimiz, izleyebildiğimiz kadarıyla, gayrisafi millî
hasılamızın yüzde 80’inden yararlanan ya da yüzde 80’ini kullanabilme inisiyatifine sahip azınlığa rağmen, gayrisafi millî
hasılanın yüzde 20’lik payını alan çoğunluğu esas alan bir bütçe değil. Yani
yoksulu dikkate alan, onun yaşamının idamesi için yeni koşulları, yeni üretim
araçlarını harekete geçiren değil, merkezileştirilmiş bütçeyle kazananın daha
kazanacağı, yani zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olabilme riski ve
durumuyla karşı karşıya kalabileceğimiz bir bütçe.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doksan yıllık cumhuriyet
tarihimizde de izlendiğine bir benzer ve paralel noktada bugünün bütçesi,
emekliyi, asgari ücretle geçimini sürdürmek zorunda olan çalışanı, memuru ya da
bir bütün olarak işçi sınıfını esas alan, onun temel insani taleplerini
karşılamaya dönük bir algı, bir anlayıştan çok, mevcut, var olan üretim
araçları mülkiyeti üzerinden zenginin daha zengin olmasına, dolayısıyla da
palazlanarak hâkimiyet ve hegemonik ilişki
geliştirmesine yol açan bir algı, bir anlayışa sahip. Bu tehlikedir, bu risktir. Hele hele yapısal
krizden her gün yeniden yeniden krizi yaşayan
kapitalist üretim ilişkileri dünya ve küresel boyutta bunca risk arz etmeye
başladığı bir dönemde, ülkemizde de kesimler ve toplumlar arasındaki makasın
büyümesi, zenginle yoksul arasındaki bu uçurumun derinleşmesi yeni siyasal
krizlerin de olabileceği ihtimali ve olasılığını her geçen gün gündemimize
getirmektedir.
Keza, bütçe yerindenlik ilkesine bağlı, özerk olmalı, özerk ve özgün
kurumsal yapıları besleyen, destekleyen boyutta olmalıdır. Hâlbuki,
ülkemizde bu özelliklerden uzak bir bütçe olduğu gibi de anlayışımız ve merkezî
yapımız buna da çok elvermiyor.
2.900 civarındaki
belediyemiz, bütçemizin yüzde 6’sından, genel bütçenin yüzde 6’sından
faydalanacak kadar bir açmazı yaşamaktadır. Mali özerkliğe sahip olmadıkları
gibi genel bütçeden bu denli küçük payla beslenen belediyeler, il genel
meclisleri her gün toplumla yeniden temas hâlinde olan, ilişkide olan, onların
hizmetlerini üretmekle mükellef olan kurumlar olması noktasında da açmazdalar,
üretimden yoksun, hizmetten yoksun bir toplum gerçekliğiyle her gün bizi karşı
karşıya bırakmaktadırlar. Bu, bir çelişki. Düşününüz
ki, canlı olan, dinamik olan, toplumla her gün temas içinde olan, ilişkide olan
belediyelerdir, il genel meclisleridir, muhtarlıklardır. Siz bunları özerk ve
özgün bir maliyeye kavuşturamadığınız, idari noktada da özerkliğe
kavuşturamadığınız sürece, onları besleyemediğiniz ölçüde toplumu da
besleyemez, toplumun da değişim dinamiği noktasındaki rolünü oynamasına da
fırsat vermemiş olursunuz. Bu da bizim, tarihsel döngü içerisinde geri
kalmamıza, mevcut, var olan değişimci ruha rağmen de bu kurumlar başta olmak
üzere, toplumun sivil toplum örgütlüğü gerçeğini esas almadığımızda da onu
değişiminden yoksun bırakmaya kendimizi sürüklemiş oluruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu anlayışların gereği
olarak hazırlanan bütçede şunları görmek mümkün: Birincisi: Dediğim gibi, bütçe
cari harcamaları esas alan bir anlayışın eseri olarak öncelikle Bakanlığın,
Bakanlığa bağlı kurumların personel giderlerini karşılayan, istihdam ve üretimi
yerine getiren bir algıdan çok cari harcamalarla mevcudu koruyan, mevcudu idare
edip, yarınlara taşıyabilme fırsatını elde etmeye hizmet eden bir algıyla
hazırlanmıştır.
Bununla yetinilse yine
anlaşılır bir durumdur ama aynı bütçenin geri kalan kısmı yüksek teknoloji
ithalatına, ağır makineli silahların satın alınmasına, ithalatına dönük bir
bütçeye de dönüştürüldüğünde geri kalanıyla siz, toplumun ihtiyacı olan eğitimi
de, sağlığı da, yaşamsal alanları da yaratamazsınız, oluşturamazsınız.
Düşününüz ki, Van depremi
olalı beri üç ay geçmiş olmasına rağmen, Başbakanımızın ve bakanlarımızın ilk
günkü mesajlarının üzerinden üç ay geçmiş olmasına rağmen hâlâ insanlar
çadırlarda yaşamaya kışın eksi 20-25 derecesine rağmen mahkûmsa ve hasar, ağır
hasarlı bina olmalarından kaynaklı yüz binlerce insan bölgesinden göçertilip metropollerde açlık, yoksulluk durumuyla karşı karşıya
bıraktırılmışsa, hele hele Erciş’te açık cezaevi mahkûmları harcanan elektrik
katkı payı noktasında bir kısım parasal ödemelere mahkûm bırakılmışsa, bu,
büyük devlet olmanın, güçlü ekonomi sahibi bir ülke olmanın çok da
götürebileceği, kaldırabileceği bir iş olmasa gerek.
O nedenle ekonominin güçlü
olduğu ülkemizde, bu ekonominin… Birincisi: Vergilendirilmesi ve kaynaklarının
oluşturulmasında devlet, insanına, vatandaşına, toplumuna karşı adil olmalı,
eşitlikçi olmalı yani çok kazanandan çok vergi, az kazanandan az vergi, hiç
kazanmayan da onun yaşamını idame ettirmesine hizmet edecek tarzda bir katkı,
yaşamını sürdürebilmesine yarayacak olanakları, imkânları yaratmaya dönük
olmalı. Hâlbuki bütçemizin vergisini yine emekçiler, yine ezilenler, yine yoksullar
oluşturuyor. Gayrisafi millî hasılanın yüzde 80’ini götüren
yüzde 20’lik zengin kesim bu vergilendirme diliminin kollanan, korunan ve
makbul vatandaşı pozisyonundayken asgari ücretle geçinen, asgari ücret
düzeyindeki emekli maaşıyla geçinmek durumunda kalan çalışanlarımızsa en yüksek
vergiyi, peşinen, maaşı almadan, maaşından kesilerek ödemek durumundadır ve
bunun, her gün, yeniden, böylesi bir faaliyete yol açtığı unutulmamalı ama aynı
zamanda, vergisini veremeyen bu zenginlerimizin, dönemsel noktada, aflarla
yeniden onurlandırıldığı gerçeği biz asgari ücretle geçinen toplumun bir
yarısının yüreğini acıttığı gerçeğiyle de bizi karşı karşıya bıraktırır.
Bu, adilane ve adaletin dağıtılmasından yoksun olan bütçe, doğası
gereği, sermayenin merkezîleşmesine ve merkezî sermaye üzerinden yapılan
hiyerarşik ilişkiyle de toplumu hiçleştiren, toplumun temel taleplerini esas
almayan, devletin bekası esası ve anlayışıyla da hareket eden bir algıyla,
yarınların kaygısı ve kuşkusuyla soruna yaklaşarak sorunu çözüme kavuşturmaya
çalıştıkları yine bir başka gerçektir.
Bugün, yine, tartıştığımız
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesinde de, Bayındırlık İskân Bakanlığı
bütçesinde de bunları görmek mümkün. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
günümüz dünyasında ve ülkesinde artık kırla kent, şehirle kırsal arasındaki
denge, her geçen gün, olumsuz noktada, şehir lehine değişmektedir, kentleşme
lehine değişmektedir. Bugün, nüfusumuzun yüzde 25’i, 30’u kırsalda yaşarken
yüzde 75-80’i kentte yaşama durumuyla karşı karşıyadır. Nedenleri, gerekçeleri
ekonomiktir, siyasaldır, sosyaldir. Gerekçeleri her ne olursa olsun göçertilen,
göçen, kırsaldan kente yerleşmek durumunda kalan vatandaşlar, iktidarın
karargâhı noktasındaki kentte özgürlüklerini yitiren olmamalı. Bu iktidar odaklarına
karşın özgürlüklerini koruyan, geliştiren bir perspektif, bir anlayışla devlet
de, Hükûmet de yaklaşmalı, ilgili bakanlar da buna dönük bütçeleri ve
kaynaklarını seferber ederek hizmet üretebilmelidirler. Tez elden hareket
etmeli. Van gibi tarih, kültür ve doğa merkezi bir şehir bugün harabeye
dönmüşse, bugün göçülmesi, gidilmesi gereken bir noktaya gelmişse tez elden
muhalefetiyle iktidarıyla biz buraya çare olabilecek yeni bir anlayış, yeni bir
algıyla orayı var edebilmeliyiz. Urartulara mekânlık
eden, Med devletinin yaşamsal alanı konumunda olan….
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Çelik.
DEMİR ÇELİK (Devamla) – Ben
teşekkür ediyorum, iyi günler diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Diyarbakır
Milletvekili Nursel Aydoğan.
Sayın Aydoğan, buyurunuz.
(BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
BDP GRUBU ADINA NURSEL
AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve
Demokrasi Partisi adına gelir bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle bütün milletvekili arkadaşları saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bütçe
yapım süreci bir ülkenin temel demokrasi aynasıdır, çünkü bütçe yapımı
egemenlik hakkının en açık şekilde kullanıldığı süreçlerdir. Bu süreç
“giderlerin önceliği” ilkesi çerçevesinde uygulanıyor, bunu zaten hepimiz
biliyoruz. Eğer iktidarda demokratik bir kültür ve anlayışı
benimseyen, sosyal ve siyasal süreçlerde halkın yanında olmayı, halk temelli
bir algıyı önceleyen bir hükûmet varsa o bütçe dağılımı büyük oranda kamu
yatırımları, sosyal politika uygulamaları, bilim ve teknoloji yatırımları gibi
alanlara akacaktır, ancak pratikte bütçe dağıtımının, siyasal iktidar veya
egemen gücün ideolojik ve politik önceliğine göre olduğunu biliyoruz. Durum
böyle olunca da militarist olan ve demokrasi kültürü zayıf olan hükûmetler,
bütçeyi muhalefeti bastırmak için, asker ve polis harcamaları başta olmak
üzere, halkın büyük bir bölümünün çıkarlarını göz ardı ederek iktidar
ortaklarının ve yandaşlarının hizmetine aktarmaktadır. Türkiye’de de bu zamana
kadar yapılan bütçelerin bu mantaliteden farklı
yapıldığını söylemek maalesef mümkün değildir.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Bir açıklar mısınız hangi yandaşlar?
NURSEL AYDOĞAN (Devamla) –
Değerli milletvekilleri, gerek bütçenin geneli üzerinde gerekse de maddeler
üzerinde yapılan görüşmelerde açığa çıkan gerçek, AKP Hükûmetinin 2012
bütçesinin geçmiş bütçelerden farklı bir niteliğe sahip olmadığıdır. AKP
Hükûmeti, kendinden önceki hükûmetlerin temel yaklaşımını kısmen revize ederek,
militarist, halkın büyük çoğunluğunun çıkarını gözetmeyen, yoksuldan alıp
zengine veren, güvenlik ve demokrasi ikileminde baskın bir biçimde güvenlik
tarafını tercih eden bir bütçe yapmıştır. Bunun verileri arkadaşlarımız tarafından
çeşitli konuşmalarda zaten defalarca ifade edildi.
Değerli milletvekilleri,
elbette ki bütçe oluşturulurken gelirlerin nereden ve hangi kaynaklardan
alınacağı önemli bir konudur. Türkiye halkı, maalesef, cumhuriyet tarihi
boyunca büyük bir vergi yüküyle karşı karşıya kalmıştır. Örneğin, 1923 ve 1929
yılları arasında dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı
yüzde 67,3’tür. Takip eden dönemlerde yani 1980’e kadar yüzde 55’in altına
düşmemiş, 1980 ve 1989 yılları arasında da yüzde 45’lere kadar inmişse de 2000
ve 2008 yılları arasında yeniden yüzde 65’lerin üzerine çıkmıştır. Bugün bu
oran yüzde 70’lere yakındır arkadaşlar.
Aynı zamanda doğrudan vergi
gelirleri yoluyla emekçilerden, ücretlilerden alınan vergileri de işin içine koyduğumuzda,
Türkiye’de verginin sadece emekçilerden ve yoksul halktan alınıyor denmesi
abartı olmayacaktır.
Değerli milletvekilleri,
AKP Hükûmeti, bu ülkenin geleceğine dair en fazla söz söyleyen ama az icraat
yapmış hükûmetlerden biridir. Buna rağmen nasıl yüzde 50 oy aldığı elbette ki
ilk akla gelecek sorudur. Dikkat ederseniz, AKP’ye yönelik eleştirilerde AKP
sıralarındaki milletvekili arkadaşlarımız “Madem bu kadar eleştiriyorsunuz, biz
nasıl yüzde 50 oy alıyoruz?” diye soru yöneltiyorlar. Tabii ki bunun da bir
cevabı var değerli arkadaşlar; AKP, kurulduğu ve iktidara geldiği günden bu
yana, adalet, demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi sol söylemleri
dillendirmiş; statükoya, askerî vesayete karşı
mücadele edeceğini iddia ederek halktan oy istemiştir. Ne yazık ki, solun
kendisini bir seçenek hâline getirememesi, güçlü bir muhalefetle karşılaşmaması
nedeniyle dokuz yıldır iktidardadır. Bu sol ve gerçek demokrasi seçeneği
güçlendiğinde AKP’nin oylarında önemli oranda bir düşüşün olacağından hepimiz
emin olabiliriz.
Değerli milletvekilleri,
2012 yılı da bütün yıllar gibi dolaylı vergi yılı olacak. Yine yoksullardan,
tüketicinin sırtından temel tüketim maddeleri üzerinden bol bol vergi alınarak
bir bütçe oluşturulacak. Yine varlıklı kesimin servetine dokunulmayacak. Hatta, geçtiğimiz yıllarda kurumlar vergisinin yüzde 35’ten
yüzde 20’ye çekilmesi gibi sermaye odakları Hükûmetten vergi indirimi talep
edecek. Bu Hükûmet de, iktidarını güçlendirmek ve elbette ki süreklileştirmek
için bu talebe evet diyecek ve oluşturulacak bütçenin yükü yine yoksulların
sırtına yüklenecek.
Değerli arkadaşlar, 2003
yılını hepimiz hatırlıyoruz; dönemin Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan’ın
vergi adaletiyle ilgili yaptığı bir konuşma var, sanırım bütçe konuşmasında da
olabilir. Diyor ki: “Biz, vergi adaleti sağlamak istiyoruz, verginin adil,
oranların da makul olmasını istiyoruz ancak dolaysız vergiler yüzde 30’lara
kadar düşmüş, buna karşılık dolaylı vergiler yüzde 70’lere çıkmış, dolaylı
vergilerin yüzde 70’lere çıktığı bir ülkede vergi adaletinden bahsetmek mümkün
değildir. Bu çarpık yapıyı düzeltmek zorundayız. Bu yapı değişmedikçe de hedefe
ulaşmanın çok zor olduğunu, bu nedenle de gerçekleştireceğimiz vergi
düzenlemeleri ile de öncelikle bu yapıyı ortadan kaldırmayı düşünüyoruz.” Sayın
Unakıtan’ın 2003 yılındaki bütçeyle ilgili düşünceleri.
Evet, bu sözler Unakıtan’a
ait ve aradan dokuz yıl geçti değerli arkadaşlar, 2012 bütçesinde dolaylı
vergilerin oranı ne yazık ki yüzde 67’lerde; dünyada böylesine vergi
adaletsizliğinin olduğu ülke sayısı tahmin ediyorum son derece azdır. Yani bu
örnekleri çoğaltmak mümkün arkadaşlar. AKP’nin dokuz yıllık tarihi, halka
verdiği sözlerin ve sonradan bunların gerçekleştirilmediğiyle ilgili bir
tarihtir. Daha adaletli bir ekonomi için verilen karşılıksız çekler başta olmak
üzere, her alanda verilen demokratikleşme vaatleri bugün görmezden
gelinmektedir. Öğrencilere bir yığın sözler verildi, başta YÖK’ün kaldırılması
üzerine ama bugün ne yazık ki YÖK, kaldırılmak yerine AKP’nin bir kurumu hâline
getirildi. “Demokratik tepki zeminleri genişletilecek.” dendi, parasız eğitim
isteyen öğrenciler aylarca cezaevinde tutuldu, hâlen de 500’e yakın öğrenci
cezaevindedir. İççilere, memurlara ve kimliğini ve ana dilini isteyen Kürtlere
gaz bombaları reva görüldü ne yazık ki. Alevilere de bir yığın sözler verildi
ama hâlen cemevlerinin statüsüyle ilgili bir gelişme
yok. Hrant Dink katledildi, davanın gelişim sürecini
hep birlikte izliyoruz. Sendikacılar, yazarlar, akademisyenler, gazeteciler
çeşitli neden ve gerekçelerle tutuklanıp cezaevlerine atıldı. İleri
demokrasinin bizim ülkemiz açısından karşılığı bunlardır herhâlde diye
düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye 2008 yılına kadar IMF’nin kararlarını uygulayan bir ülkeydi. 2008’de
IMF’yle yollarını ayırdığını iddia etse de, aslında bu yol bir yol ayrılığı
değil, tam aksine, şaşmaz bir yoldaşlık ve bütünleşmedir. IMF’nin çizdiği rotaya
Türkiye başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin birçoğu girdi. 90’lı
yıllardaki krizle birlikte devleti yeniden göreve çağıran piyasacı akıl
devletlere artık kalkınmacı değil düzenleyici bir rol
biçti. İşte, AKP Hükûmetinin yeni misyonu da bu düzenleyici
hükûmet rolüdür arkadaşlar. Aslında IMF şu anda bizim ülkemizde olmasa da
IMF’den daha IMF’ci bürokratlarımızın olduğunu söyleyebiliriz.
Evet, izlenen neoliberal politikalar sonucu artık ülkede yoksulluk
artmakla kalmamış, kronikleşmeye dönüşmüştür. Arkadaşlar, neoliberal
politikalar izlendiği süre içerisinde de bunun değişimi mümkün değildir ve
Dünya Bankasının hazırladığı yoksulluğu yönetme programları da bu çerçevede
devam etmektedir. Evet, işte hâl bu iken değerli arkadaşlar, AKP Türkiye’deki
insanların, halkların gözünün içine baka baka “Biz IMF’den bağımsızız.”
diyebiliyor. Ortadaki gerçekler ne yazık ki budur. IMF politikalarından
kaynaklı, ne yazık ki, halkı yoksullaştırarak yüzde 50 oy alma politikası devam
etmektedir ve vatandaşın temel hakları sadakaya tahvil edilmeye de devam
edilmektedir.
Sürem bitti herhâlde.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
NURSEL AYDOĞAN (Devamla) –
Ben bu duygularla selamlıyorum bütün arkadaşları. Halkın vergilerinin halk için
kullanıldığı bir Türkiye özlemiyle tekrar selamlıyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Aydoğan.
Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubu adına Bingöl Milletvekili Eşref Taş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Taş, süreniz beş
dakikadır.
Buyurunuz.
AK PARTİ GRUBU ADINA EŞREF
TAŞ (Bingöl) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı 2012 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygı ve hürmetlerimi sunarım.
Sayın Başkan, değerli üyeler; bilindiği gibi, Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı, hava kalitesinin korunması, gürültü ve titreşimin azaltılması, atık
ve kimyasalların yönetimine ilişkin hedef, politika ve ölçütleri belirleyerek
uygulattıran, yer altı ve yer üstü sularının, denizlerin ve toprağın korunması,
kirliliğin önlenmesi veya bertaraf edilmesine ilişkin usul ve esasları tespit
eden, iklim değişikliği ve ozon tabakası konusundaki çalışmaları koordine eden,
eylem planları hazırlayan ve uygulayan hizmet birimleriyle ilgili bu yeni
yapılanma fevkalade isabetli olmuştur.
Anayasa’mızın 56’ncı
maddesinde de belirtildiği gibi, herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama
hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre
kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevidir.
Değerli milletvekilleri
“Kirliliği kaynağında çözmek esastır.” ilkesinden hareketle, hava kirliliğinin
önlenmesi ve solunabilir temiz bir hava için sanayi, ısınma ve motorlu taşıt
gibi kirlilik kaynaklarına yönelik gerek yasal düzenlemelerin yapılması gerekse
eylem planlarının hazırlanması ve uygulamada etkinliğin artırılması,
Bakanlığımızın en önemli hedefleri arasında yer almaktadır.
Halkın hava kalitesi
konusunda bilgilendirilmesi için “Herkes soluduğu havayı bilecek.” sloganıyla
yola çıkarak, hava kalitesi ölçüm sonuçları, Bakanlığımızın “Ulusal Hava
Kalitesi İzleme Ağı” aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmaktadır.
Bakanlık olarak, 2009-2020
Çevresel Gürültü Eylem Planı’nın uygulanmasıyla birlikte, insanlarımızın
gürültüden uzak, sessiz ve sakin, daha huzurlu, daha sağlıklı, kaliteli bir
çevrede yaşamalarını AK PARTİ Hükûmeti olarak gaye edinmekteyiz.
Değerli milletvekilleri,
iklim değişikliği ile mücadele alanında, günümüz dünyasında, yeni ekonomi ve
kalkınma anlayışları gelişmeye başlamıştır. “Düşük Karbonlu Kalkınma” diye
adlandırılan bu model ile çevre dostu yeni enerji kaynaklarının enerji
piyasasına teşviklerle arz edilmesi öngörülmektedir.
Bakanlığımızca katı atık
meselesinin çözümünde, mahalli idare birlikleri vasıtasıyla, daha fazla nüfusun
faydalanabileceği katı atık bertaraf tesislerinin hayata geçirilmiş olması
önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede, şu ana dek
ülke genelinde mevcut 756 belediyede 46 milyonluk nüfusa hizmet verilmekte iken
2012 yılında 1.025 belediyede 46 milyon nüfusa hizmet verilmesi
hedeflenmektedir.
Bu kapsamda, Bingöl
ilimizde toplam 94.800 metrekarelik alan içerisinde 30.547 metrekarelik bir lotluk alanda yapılmakta olan katı atık bertaraf tesisi 2012
yılında tamamlanarak Bingöl merkez, ilçeler ve beldelerinin tamamının
ihtiyacını karşılayacağı öngörülmektedir.
Yine, 2011 yılı içerisinde
yürürlüğe giren SUKAP projesi kapsamında Bingöl’ün kanalizasyon ve yağmur suyu
ihalesi yapılmıştır. Bu ihalenin kapsamında Metan-Mirzan’ın
kırk yıl önce yapılan hatlarını yeniliyoruz.
Ayrıca, şehirde dört tane
yeni depo ve şehrin bütün içme suyu şebekesi yeniden yapılacak ve yaklaşık 245
kilometre isale hattı ve şebeke hattı yapılmış olacak, 2013 yılı sonu
itibarıyla bu altyapı sorunu giderilmiş olacaktır.
Değerli milletvekilleri,
İktidarımız döneminde ekolojik dengenin korunması için
çeşitli girişimler yapılmış ancak zaman darlığı dolayısıyla kısaca
bahsedeceğim.
Ekolojik dengenin
korunması, hava, su, toprak kalitesinin korunması, kirlenmiş olan çevrenin
iyileştirilmesi, gürültü kirliliğinin önlenmesi, çevre denetimi gibi konularda
İktidarımız önemli çalışmalarda bulunmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Taş.
EŞREF TAŞ (Devamla) –
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – İzmir Milletvekili
Aydın Şengül.
Buyurun Sayın Şengül. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AYDIN
ŞENGÜL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
toplumun geleceği kendi iç dinamiklerine dayanan sağlıklı nesillerin
yetişmesine bağlıdır. Şehirler insan topluluklarının evi, yuvası, yaşam
alanıdır. Şehirlerin yapısı, ruhu insanı etkiler, insanlara şekil verir.
Şehirler iyi tasarlanırsa içinde yaşayan insanlar mutlu olur. Eğer şehirler iyi
tasarlanmazsa içinde yaşayan insanlar mutsuz ve karamsar olur.
Ülkemizde şu anda gündemde
olan stratejik konulardan birisi hepimizin bildiği gibi çarpık kentleşme ve
bölgelerin dönüşüm ve yenilenmesidir. Esasen, kentsel dönüşüme ihtiyaç
duymamıza neden olan en önemli süreç içerisinde bulunduğumuz ulusal ölçekte bir
planlama stratejimizin bulunmamasıdır. İlk kez 1960’larda benimsenen plan fikri
1980’lerde sosyal ve fiziksel plan alanından tümüyle terk edilerek yerini tesadüfiliğe, keyfîliğe,
“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.”e
bırakmıştır.
Değerli arkadaşlar,
planlamanın yalnızca yerel yönetimlere bırakılması görünüşte daha demokratikti
ancak yerel yönetimlerdeki kadro ve bilgi eksikliği ve aynı zamanda
öngörüsüzlük planlama alanındaki başarısızlığı göstermekte gecikmedi. Nüfusu 2
bine ulaşan köy ve kasabaları belediye ilan ettik. Tüm planlama yetkilerini bu
belediyelere verdik. Maalesef hepimizin de, böyle, geçmişe baktığında
gördüğümüz gibi planlar kâğıt üzerinde kaldı, hiçbir zaman uygulanamadı, doğa
tahrip edildi, birçok insanlara peşkeş çekildi. Hepinizin bildiği gibi hızlı
nüfus artışı, kırdan kente göç, kentlerimizde hızlı bir kentleşme süreci
doğurdu. Bu kentleşme sonucunda kentlerimizin çeperinde hızlı gecekondulaşmalar
oluşmaya başladı. Zira, kent çeperlerinde yer seçen bu
gecekondu alanları kentlerin gelişim alanlarını tıkayarak kentin sağlıklı
büyümesini ve gelişmesini engellemekte. Ayrıca, sit alanlarını, orman
alanlarını, tarım alanlarını, su havzalarını, yeşil alanları, tarihî dokuyu,
kısacası doğayı tahrip etti.
Değerli arkadaşlar, kanser
hücrelerini oluşturduk şehrimizin çeperlerinde. Şimdi, günümüzde bu kanser
dokularından kurtulmamız gerekiyor, şehirlerimizin önünü açmamız gerekiyor.
Hemen kentsel dönüşüm gündeme geldiğinde herkes net bir şekilde, irdelemeden,
arka planına bakmadan “Kentsel dönüşüm rantı doğurur, AK PARTİ Çevre ve
Şehircilik Bakanlığını kurdu, kentsel dönüşüm yapacak, belli insanlara rant sağlayacak.” gibi yaklaşımlarda bulunuyor.
Değerli arkadaşlar,
soruyorum: Bu sağlıksız yapılaşmanın, bu gecekondulaşmanın oluşmasında geçmişte
herkesin payı oldu. Biz, geçmişte kimseyi suçlamak istemiyoruz. Bugün bu sorun
elimizde, bunu çözmemiz gerekiyor. Bize öneri sunun. Bu insanları o sağlıksız
bölgelerde yaşamaya mahkûm mu edelim? Onların günahı ne? Sonuçta, o bölgelerde
yaşayan insanlar huzursuz, mutsuz, beklentilerini karşılayamadığı, devletine ve
milletine küskün ve sağlıklı nesiller yetiştiremiyoruz.
Öncelikle şunu belirtmek
istiyorum: Nasıl sosyal politikalar, ekonomi, millî eğitim politikası, sağlık
politikası ne kadar önemliyse, çevre ve şehircilik politikası o kadar
önemlidir.
Burada, geçmişte, sağlıksız
yapılaşmış olan kentlerimizin acil bir şekilde tedavi edilmesi gerekiyor. Bunun
tedavi şekli de kentsel dönüşümdür. Evet, bu kentsel dönüşümde dikkat etmemiz
gereken önemli bir iki husus var. Bu kentsel dönüşümü yaparken sadece fiziksel
dönüşümü yapmayacağız. Burada sosyal dönüşüm de çok önemli. İnsanlar
köylerinden, kırlardan kente göç ederken hâlâ o köydeki yaşam şeklini şehirde
yaşamaya çalışıyor. O eğitimi, o dönüşümü devletimiz, devletimizin kurumlarıyla
iş birliği içerisinde o insanlara sağlamamız gerekiyor. İnsanları, o belki
küçük bahçeli evlerinden apartman dairelerine geçirdiğimizde o psikolojiye
hazır duruma getirmemiz gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
AYDIN ŞENGÜL (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, beş dakikada bu kadar anlatabildim.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Şengül.
Sayın milletvekilleri, saat
14.00’e kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 13.03
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 14.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT
(Ordu)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
2012 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
üzerindeki on ikinci tur görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet?
Yerinde.
Şimdi söz sırası Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Hasan Hami Yıldırım’a ait.
Buyurun Sayın Yıldırım. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA H.
HAMİ YILDIRIM (Burdur) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 2012 yılı bütçe kanunu
tasarısı on ikinci tur görüşmeleri, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bütçesi
üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle grubum ve
şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1847 yılında “Defterhanei Amire Kalemi” adıyla kurulan, bugünkü anlamdaki
ilk müstakil tapu teşkilatı 1924 yılında Tapu Genel Müdürlüğü hâline dönüşmüş
ve 1925 yılından itibaren de bu yapıya kadastro teşkilatı katılmıştır.
Gayrimenkul mülkiyeti ve ilişkili hakların tesisi, muhafazası, mülkiyet
sınırlarının arazi ve harita üzerinde konumlandırılması görevi ülkemizde Tapu
ve Kadastro Genel Müdürlüğüne verilmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu
millete hizmet bir şereftir. Bu bir bayrak yarışıdır. Biz biliyoruz ki Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü günümüze, ülkemizin en önemli ve en güvenilir
kurumları arasında yer alarak gelmiştir. Bu anlamda, tabii ki emeği geçen bütün
geçmiş hükûmetlerimizi, bakanlarımızı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
yönetici ve çalışanlarını şükranla anıyorum.
Değerli milletvekilleri, AK
PARTİ hükûmetleri döneminde, bütün kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde de proje temelli, şeffaf, hesap verebilen,
vatandaş odaklı ve bürokratik işlemleri en aza indiren bir çalışma anlayışı
yerleşmiştir. Bu dönemde Genel Müdürlük TAKBİS’ten
Harita Bilgi Bankasına, TARBİS’ten TUSAGA Aktif
Projesi’ne kadar pek çok projeyi hayata geçirmiş, bu yönüyle bir taraftan görev
alanlarındaki etkinliğini ve hizmet üretme kapasitesini ve hızını artırırken,
diğer taraftan da e-devlet uygulamalarında temel kurumlarımızdan biri hâline
gelmiştir.
Bugün ülke genelinde
yapılan tapu işlemlerinin yüzde 80’i, yaklaşık bin üç yüz çeşit işlem
elektronik ortamda yapılmaktadır. Yöneticiye dayalı bölgesel uygulama
farklılıklarının önüne geçilmiş, uygulama birliği sağlanmıştır. Mülkiyete konu
yerler itibarıyla ülkemiz kadastrosunun yüzde 99,2’si bitirilmiştir. 2003
yılına kadar tamamlanan 39.654 birime son on yılda 12.782 birim eklenmiştir.
Bir başka deyişle, AK PARTİ öncesi mevcut hızıyla otuz beş yılda
tamamlanabilecek kadastro çalışmaları on yılda bitirilmiştir.
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti genelinde 146 adet TUSAGA Aktif istasyonu kurulmuş, yirmi dört
saat gerçek zamanlı ölçüm yapmaya, coğrafi konumu santimetre duyarlılığında
belirlemeye imkân tanıyan bir yapı oluşturulmuştur. Sadece bu uygulamadan
hareketle harita yapım işlerinde sağlanan yıllık tasarruf miktarı 75 milyon
Türk lirasıdır.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bugün görev alanına giren
doğrudan hizmet verdiği kişi ve kurumların ötesinde meteorolojiden ulaştırmaya,
denizciliğe, navigasyona, yer kabuğu hareketlerinin
izlenmesinden kent bilgi sistemlerine, vergi kayıplarının önlenmesinden sosyal
yardımlaşma faaliyetlerine, askerî faaliyetlerden kentsel altyapı sistemlerine,
çiftçi kayıt sisteminden UYAP uygulamalarına kadar pek çok farklı sektöre ve
çalışma alanına da çevrimiçi yani anlık, on-line veri
üretmektedir. Müdürlüklerde çevrimiçi
randevu, numaratörlü başvuru ve kısa mesaj
bilgilendirme sistemi uygulamaya konulmuş, vatandaş ile işlemi yapan personelin
irtibatı kesilmiştir. Günümüz itibarıyla teşkilatın verdiği hizmetlerden
memnuniyet düzeyi yüzde 94 mertebesine ulaşmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyetinin kurumları çalışmakta, bu memleketin
insanlarına hak ettiği hizmeti sunma, hak ettiği değeri verme çabasını en üst
seviyede devam ettirmektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle
hepinize saygılarımı sunar, 2012 yılı bütçesinin Bakanlığımıza, memleketimize
ve milletimize hayırlı olmasını dilerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Yıldırım.
Kayseri Milletvekili Ahmet Öksüzkaya.
Buyurunuz efendim. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET
ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı mali
bütçesinin görüşülmesi esnasında AK PARTİ Grubu adına Maliye Bakanlığı üzerine
söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
21’inci yüzyılın en önemli
değeri olan bilgi toplumuna dönüşmenin temelini oluşturan e-devlet anlayışı
toplumun tüm kesimlerinin dâhil olduğu köklü bir dönüşümü ifade etmektedir.
E-devlet hizmetlerinin yaygınlaşmasına yönelik çalışmalar, hükûmetlerimiz
döneminde kararlılıkla sürdürülmektedir. Vatandaşlarımızın hemen her gün
ihtiyaç duyduğu nüfus, adalet, sağlık, eğitim ve vergi gibi hizmetlere ulaşması
artık çok kolaylaşmıştır.
Bugün, her bir
mükellefimizin ticari ve mali bilgileri bilgisayar ortamında saklanmakta ve
istenilen beyannameler ve vergilerle ilgili mükellefiyetler, vatandaşlarımız
tarafından daireye gitmeden yerine getirilmektedir. Artık, vatandaşlarımız
ister iş yerinden isterse evinden bilgisayar başında vergi beyannamelerini
doldurabilmekte ve tahakkuk eden vergilerini kredi kartıyla ödeme
yapabilmektedirler. Bu gibi hizmetlerin yaygınlaştırılması, bir yandan
vatandaşlarımızın memnuniyetini artırırken bir yandan ülkemizin kaynaklarının
daha verimli kullanılmasına imkân vermektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; küreselleşen dünya ve ekonomide Türkiye’nin yakaladığı yüksek
büyüme, Türkiye ekonomisini klasik vergilendirme araçlarıyla kavranamayacak
boyutlara taşımıştır. Bu durum, idarenin mükelleflerle olan ilişkisini kökten
değiştirecek yeniden yapılanma çalışmalarına hız verilmesini ve Türk vergi
sistemine teknolojinin yoğun olarak kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.
Gelişen bilgi ve bilişim
teknolojilerini en iyi şekilde kullanmayı hedef edinen Maliye Bakanlığı ve
Gelir İdaresi Başkanlığı, çeşitli e-devlet projeleri yürütmektedir. Bunların
başında e-denetim projeleri gelmektedir. Bilindiği üzere, vergi sistemlerinin en
önemli sorunlarının başında vergi denetimlerinin yeterli düzeyde yapılamaması
gelmekteydi. Devlet açısından bu durum büyük bir hazine kaybına neden olurken,
vatandaş tarafından bakıldığında, kanunlara uyan mükellefler aleyhine haksız
rekabete sebep olmaktadır.
Vergi incelemeleri uzman
personel tarafından kapsamlı ve yoğun çalışmalar gerektiren, uzun zaman alan
faaliyetlerdir. Denetim sistemimizde var olan hesap uzmanı, gelirler
kontrolörü, maliye müfettişi, vergi denetmeni kadroları “vergi müfettişi”
unvanıyla Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı bünyesinde tek çatı altında
toplanmıştır.
Yapılan bu düzenlemeyle hem
mükellefler rahat etmiş hem de denetim ve koordinasyonun planlı olarak tek
elden yürütülmesi sağlanmıştır. Vergi kayıp ve kaçağının kurulan bu sistemle önlenmesi,
kamu alacağının en hızlı şekilde hazineye intikal ettirilmesi noktasında
e-denetim faaliyetleri büyük önem taşımaktadır.
Şimdi, Maliye Bakanlığı
tarafından yürütülen ve e denetim altyapısını oluşturan bazı uygulamalara
burada kısaca değinmek istiyorum. Elektronik fatura uygulaması kullanıcı sayısı
sürekli olarak artmaktadır. E-beyanname uygulaması çerçevesinde beyannamelerin
artık yüzde 99’u elektronik ortamda alınmaktadır. E-defter ve e-arşiv
uygulamaları ile hem mükellefin hem de idarenin evrak ve iş yükünün azaltılması
hedeflenmektedir. E-teftiş uygulaması ile tüm vergi dairelerinin iş ve
işlemlerinin uzaktan denetimi yapılmaktadır. Bandrollü ürün izleme sistemiyle
denetim ve kontrollerde kolaylık sağlanmaktadır.
Bakanlığımızın bilişim
çağının yakalanması ve ülkemizin teknolojik altyapısının hazırlanması konusunda
yapmış olduğu çalışmaları takdirle karşılıyorum. Hükûmetlerimizin de büyük
desteğiyle, tüm tarafların özverisiyle bu uygulamaların kararlılıkla devam etmesi
gerekliliğini bir kez daha dile getirmek istiyorum.
2012 yılı bütçemizin
hazırlanmasında Plan ve Bütçe Komisyonunda birlikte çalıştığımız
arkadaşlarımıza, Maliye Bakanımıza, Maliye Bakanlığımız bürokratlarına, diğer
tüm bakanlıklarımıza ve bürokratlarına teşekkür ediyorum. Bütçemizin hayırlı
olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Öksüzkaya.
Bitlis Milletvekili Vedat
Demiröz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Demiröz.
AK PARTİ GRUBU ADINA VEDAT
DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir İdaresi
Başkanlığının 2012 yılı bütçesiyle ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Ben sözlerime başlamadan önce, bütçenin yapımında emeği geçen tüm
bürokrat arkadaşlara, memur arkadaşlara ve Plan ve Bütçe Komisyonunda bu
bütçenin bu hâle gelmesinde emeği geçen AK PARTİ’li
milletvekili arkadaşlarımın yanında, bizimle birlikte aynı şekilde emek veren,
seviyeli eleştiri yapan, katkıda bulunan CHP, MHP ve BDP’li
milletvekili arkadaşlarıma da grubum adına teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; size, örnek bir kurumdan bahsedeceğim. Gelir İdaresi
Başkanlığı, 2005 yılında kanunla kurulmuş, ülkenin ve günün gerçeklerine uygun,
uluslararası standartları içeren bir kurum. Kurumun görevi
zor. Maliye Bakanımız açıkladı, bütçe gelirlerimiz 329 milyar lira,
bunun 277 milyar lirası vergilerden oluşuyor. Bu 277 milyar liranın tarh,
tahakkuk, tahsilat aşamasında görev yapan bu kurum 4 milyon 250 bin mükellefe
-gerçek ve tüzel kişi- hizmet veriyor. Bu hizmetleri verirken sadece şu andaki
personeli 38 bin kişi. Bir personele 100 binin üzerinde mükellef sayısı düşüyor
ve bunu taşra teşkilatıyla, merkez teşkilatıyla, bin küsur vergi dairesi ve mal
müdürlüğü vasıtasıyla yapıyor. Bütçesi 1,9 milyar lira. Bunun 1,6 milyar
lirasını personel harcamaları ile sosyal güvenlik destek primlerine veriyor,
geriye kalanını da mal alım, satım hizmetlerinde kullanıyor. 100 liralık bir
vergi için sadece 65 kuruş harcaması var. Bir araştırma yaptım; bunu nasıl
gerçekleştiriyor, bu gönüllü vergi uyumunu nasıl sağlıyor? Efendim,
çalışanlarının yüzde 70’inin üstü lisans, ön lisans veya yüksek lisans
seviyesinde bu kurumun, örnek bir kurum ve çalışanların çoğu –yüzde 70’ten,
75’ten fazlası- on yıl, on beş yıllık çalışanlar. En önemli tespitim de
çalışanların yüzde 37’sini bayanlar teşkil ediyor. Bir kurumda, bir işte
bayanların eli değdi mi başarı mutlaka gelir, buna inancım tam. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Buradan hareketle, şu Mecliste de bir gün 35-40 bayan
doldurabilirsek, bir 200 milletvekili taşıyabilirsek, bu Meclisin daha verimli,
daha seviyeli, daha kaliteli bir görev yapacağına sonsuz şekilde güveniyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buradan bir şekilde
Bakanıma sesleniyorum: Bu taşra teşkilatında çalışan arkadaşlarımızın, fedakâr,
özverili arkadaşlarımın özlük haklarını “Eşit işe eşit ücret” prensibinden
hareketle, her yerde dile getiriyorsunuz, onların haklarını vereceğinize eminim
ve buna inancım tamdır, size teşekkür ediyorum.
Sözlerimi tamamlamadan
önce, ikinci bir husus olarak da 3568 sayılı Yasa’yla –ki ben de mensubuyum-
serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirleri
anmak istiyorum. Bu Kanun 1989 yılında çıktı, Allah razı olsun, şu anda eşdeğer
meslek kuruluşlarına göre, mensuplarına göre hem seviye olarak hem kurumsal
yapı olarak gerçekten iyi bir noktadayız, buna şükrediyoruz ancak sorunlarımız
var. Bakanımızın her yerde “Bizim ortak paydamız.” dediği bu meslek
mensuplarının tahsilat sorunu var. Bu arkadaşlarımız, gayretlerinin
karşılığında ücretlerini alamamaktalar. Bununla ilgili bir çalışma yapılması
gerekiyor. Gelir İdaresi Başkanlığının bu konuda biraz daha gayret etmesini,
noterler gibi bir ücret tahsilatı olabilir, yapı denetim gibi odaların aracılık
yaptığı bir ücret tahsilatı olabilir veya beyannamelere koyalım. Bu bir kamu
alacağı değil, bir vergi, harç alacağı değil ama ecri misil de bir vergi
alacağı değil, kamu alacağı gerçi, bir şekilde bu tahsilatlarına yardımcı
olalım.
Ben, Gelir İdaresi
Başkanlığının bundan sonra hem vergiyi adil olarak ve basitleştireceğini, daha
önce yapmış olduğu kurumlar vergisini sadeleştirdiği gibi Gelir Vergisi, Vergi
Usul Kanunlarını sadeleştirerek tekrar yazılacağını, tebliğlerin
birleştirileceğini ümit ediyorum ve vergiyi tabana yayma açısından, vergi kayıp
kaçağı açısından gayretler sarf edeceğini umuyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Bütçemiz hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Demiröz.
İstanbul Milletvekili Ahmet Baha Öğütken. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Öğütken.
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET
BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2012 yılı
Kamu İhale Kurumu bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime geçmeden önce,
Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri olarak 2012 yılı bütçesinin vatanımıza,
milletimize hayırlı ve bereketli olmasını dilerim.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’yla
kurulmuş olan Kamu İhale Kurumu görevini yerine getirirken bağımsız, tarafsız,
saydam, rekabeti artıran, hiçbir ayrım gözetmeksizin herkese eşit davranan,
güvenilir ve kamu denetimine açık, kamu kaynaklarını etkin ve verimli
kullanmayı amaçlayan, katılımcı, uzlaşmacı ve hizmet odaklı bir kurumdur. Kamu
kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulayacakları esasları ve
usulleri belirleyen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve bu Kanun’a göre yapılan
ihalelere ilişkin sözleşmelerin düzenlenmesi, uygulanması ile esas ve usulleri
belirleyen 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu ışığında kaynaklarımızın
hakkaniyetli kullanılmasının garantörüdür.
Meclisimizin değerli
üyeleri, 2010 yılında 69 milyar 284 milyon Türk lirası kamu alımı
gerçekleşmiştir. Bu rakam toplam bütçemizin yüzde 24’üne, gayrisafi millî
hasılamızın ise yüzde 6’sına eşittir. Bu durum kamu alımlarının şeffaf,
güvenilir, etkin ve verimli yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Hükümetimiz, uluslararası
standartlara uygun ve süreci iyi tasarlayıp yönetecek yeni bir kurumsal yapı
oluşturmuştur. Ayrıca, yolsuzluğun temel sebebi olan kapalı ihale sistemi
ortadan kaldırılmış, saydam ve kamu denetimini esas alan bir sistem
oluşturulmuştur.
Kurum, ihale işlerini
Kanun’a uygun olarak yapar. Diğer yandan, ihale süreçleriyle ilgili şikâyetleri
en kısa süreçte inceler ve neticelendirir. Buna örnek olarak, 2010 yılında
açılan 133.341 ihaleden sadece 4.281’inin şikâyet başvurusu yapılmıştır. Bu
şikâyetlerden yüzde 75’i otuz gün geçmeden cevaplandırılmıştır. Yine, bu
şikâyetlerin sadece 636’sı yargıya intikal etmiştir. Geriye kalan 3.645 konu
ise yargıya gerek kalmadan çözümlenmiştir. Tüm bu veriler Kurumun uzlaştırıcı
ve hizmet odaklı olduğunu ortaya koymaktadır.
Yine, Kurum tüm bu
bilgileri içeren istatistikleri kamu ile paylaşmaktadır. Böylece Kurum
güvenilir bir yapıya kavuşmuştur. Çok kısa bir zaman diliminde, sadece 251
personelle böyle önemli bir yükün altından layıkıyla kalkan Kurum, halkımızın
vergilerinin en etkin şekilde halkımıza dönmesini sağlamaktadır.
Değerli milletvekillerimiz,
hayatımızın her alanını kolaylaştıran İnternet teknolojisi kamu ihale işlerinde
de kullanılmaya başlanmıştır. Eylül 2010 tarihinde Elektronik Kamu Alımları
Platformu (EKAP) hizmete başlamıştır. EKAP sayesinde kamu alımlarında yüzde
20’ye varan tasarruf sağlanmıştır. Üç aşamalı olarak devreye giren EKAP
sayesinde kurumlar ihale dokümanlarını EKAP üzerinden hazırlamaya
başlamışlardır. İhale ilanlarına hızlı erişim sağlanarak ihale süreci kırk
günden yirmi sekiz güne indirilmiştir. Yine, ihale dokümanlarının mevzuata
uygunluğu otomatik denetlenip hata en az seviyeye indirilmiştir. Kriterlere
göre ihale ilanları arama imkânları sağlanmıştır. İhale fırsatları e-posta
yoluyla bildirilir hâle gelmiştir. İhale dokümanları elektronik imzayla
indirilebilir hâle gelmiş, böylece ücret ödemesi ortadan kaldırılmıştır. Gelir
İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu sistemi üzerinden vergi borcu,
bilanço, gelir tablosu ve sosyal güvenlik prim borçları sorgulanabilir hâle
gelmiştir. Bu sayede bürokratik süreç hızlanmıştır. Sonuç olarak, neredeyse tüm
ihale süreçleri kâğıtsız olarak, elektronik ortamda yapılabilir bir hâle gelmiştir.
Çağdaş, şeffaf, kolay ulaşılabilir, denetlenebilir, etkin bir yapı, bir gurur
tablosu ortaya çıkmıştır.
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) –
İstisnalar… İstisnalardan da bir bahset.
AHMET BAHA ÖĞÜTKEN
(Devamla) – “Hizmet” parolasıyla yola çıkmış, mafyaya, hortumcuya, peşkeşçiye
göz açtırmayan, halkımızın alın teriyle kazanıp devletine verdiği her kuruşun
yine halkımıza ulaşmasını sağlayan yapıya Hükûmetimiz sayesinde kavuşulmuştur.
Bundan dolayı Sayın Maliye Bakanımıza ve Bakanlık mensuplarımıza yapmış oldukları
ve yapacakları yeniliklerden ve başarılı çalışmalardan ötürü teşekkür ediyorum.
Yüce Meclisinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Öğütken.
Erzurum Milletvekili Cengiz
Yavilioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Yavilioğlu.
AK PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ
YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özelleştirme
İdaresi Başkanlığının bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
bilindiği gibi, her ekonomi politikasının kendi özel şartları ve gerekçeleri
olagelmiştir. Türkiye’de de 24 Ocak kararlarıyla birlikte ekonomi alanında
sistematik bir değişim olmuştur, farklı bir eksene geçilmiştir. İzlenen
politikalarla özelleştirme uygulamaları bu politikaların bir aracı olarak
kullanılmıştır. Kullanıldığı yıldan beri de özelleştirmeler sürekli olarak
tartışılmıştır. Tartışılma nedenleri dünyadaki gerekçelerinden farklı değildir.
Türkiye’deki gerekçeler dünyadaki gerekçelerle uygunluk göstermektedir.
Bunlardan Türkiye’yle
alakalı olan sadece bir tanesiyle ilgili örnek vermek istiyorum: Özelleştirilen
şirketlerin kamuya olan yükleri. Gerçekten özelleştirilen şirketler kamuya
ciddi manada yük olmuş mudur, olmamış mıdır? Bunun tespitini 1985-2001 yılları arasında
Özelleştirme İdaresine bağlı olan kuruluşlara çeşitli gerekçelerle verilen
finansmanla mukayese etmemiz mümkündür. 1995-2011 yılları arasında -kayıtlar
böyle tutulduğu için, Özelleştirme İdaresinin kurulduktan itibaren bu
kayıtların tutulması nedeniyle- özelleştirme programındaki şirketlerden elde
edilen toplam kâr 4 milyar 400 milyon dolardır. Fakat bu şirketlerin finansman
açıkları ve borçları nedeniyle ödenen toplam tutar 13 milyar 700 milyon
dolardır yani finansman açıkları ve borçlar için ödenen miktar elde edilen
kârların yaklaşık 3 katıdır. Tabii, bir de bu şirketlerin özelleştirildikten
sonraki ekonomik durumlarına bakmak lazım, performanslarına bakmak lazım ki
“Biz bu işi iyi mi yaptık veya keşke bunu yapmasa mıydık?” demenin sonuçlarını,
bu sonuçları bu verilerden elde edebiliriz.
Bununla ilgili bir çalışma
yapıldı değerli arkadaşlar. Bir kez özelleştirilen şirketlerden 77’sinden
69’unun üretime devam ettiği görüldü. Hani bunlar kapatılıyor, “Bu şirketler
kapatılıyor.” deniliyor fakat 77 şirketin -bir kısmı dışarıda bırakıldı- 77
şirketin 69’u üretime devam ediyor. 8’inde, bir kısmında tasfiye var, bir kısmı
da tasfiye sürecinde ama 69’unda üretim hâlen devam ediyor. Bu 65 şirkette, 77
şirketin 65’inde de ciddi manada yatırım var. 65 şirketin yapmış olduğu yatırım
tutarı 12 milyar 422 milyon dolar, 12 milyar 422 milyon dolarlık bir yatırım
yapılmıştır. Bunun ekonomi için çok önemli olduğunu hepimiz bilmekteyiz.
Yine, 31 şirkette kapasite
artırılmıştır yani daha fazla üretim gerçekleştirilmiştir. Yine, bunların
bilançolarına baktığımızda, yüzde 80’inin net kâr elde ettiklerini görüyoruz.
Bunlar katma değerdir değerli arkadaşlar. Bunun, katma değerin devlet
tarafından veya özel sektör tarafından yapılıyor olması hiç de önemli değildir.
Önemli olan, bu ülkede katma değerin oluşturulmasıdır.
Başka bir konu: Yine,
özelleştirilen şirketler aracılığıyla Türkiye’ye gelen yabancı sermaye.
Türkiye’ye 1986’dan itibaren, yapılan özelleştirmeler aracılığıyla, 10 milyar
701 milyon dolarlık bir kaynak girişi sağlanmıştır. Bütün bunlar, özelleştirme
politikalarıyla elde edilen sonuçların oldukça önemli olduğunu gösteriyor.
Tabii, bu başarılar, sadece
2003 sonrası AK PARTİ dönemine de ait değildir. Nihayetinde 1980 sonrasında
özelleştirmeler, CHP, MHP, DSP, bütün partilerimizin parti programlarında vardı
ve uygulamada da vardı. Bu başarılar, başından itibaren, hepimizin başarısıdır
diye düşünüyorum ama burada bir fark var tabii, o da AK PARTİ döneminde
özelleştirmelerin yüzde 78’inin yapılmış olması. Özelleştirmelerin yüzde 78’i
AK PARTİ döneminde yapıldı ve elde edilen –şu da çok önemli, ciddi manada
eleştiri konusu olmuştu- gelirlerimizin yüzde 64’ü hazineye, yüzde 28’i de
özelleştirme programındaki şirketlerin finansman açıkları ve borçları için
ödendi. Bu sonuç, bizlerin yapmış olduğu işlerin ekonomi politikalarının iyi
olduğunu gösteriyor.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Yavilioğlu.
Sakarya Milletvekili Şaban
Dişli… Yok.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz. (MHP
sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Durmaz.
Süreniz on beş dakikadır.
MHP GRUBU ADINA SADİR
DURMAZ (Yozgat) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerine Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
4 Temmuz 2011 tarih ve
27984 sayılı mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan 644
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle eski Bayındırlık ve İskân Bakanlığının
yerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kurulmuştur. 8 Haziran 2011 tarihinde 636
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Bayındırlık Bakanlığı, Çevre ve Orman
Bakanlığıyla birleştirilmiş, aradan yirmi gün geçtikten sonra 644 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’yle tekrar ayrılarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
kurulmuştur. Bu da yetmemiş bu düzenlemeden yaklaşık kırk beş gün sonra aynı
konuda 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. Bu durum Meclis
iradesi baypas edilerek yapılan düzenlemenin ne kadar hazırlıksız ve çalakalem
yapıldığına, tabiri caizse merdiven altı bir çalışmanın ürünü olduğuna en
önemli kanıttır. Bakanlığın görev ve yetkilerini düzenleyen
648 sayılı Kararname’ye bir bütün olarak bakıldığında Kararname’nin Çevre ve
Şehircilik Bakanlığının aslen yerel yönetimlere ait olan plan yapma, yaptırma,
onaylama yetkilerinin yanı sıra proje onayı, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin
belgesi verilmesi gibi görev ve yetkiler ile parsel ölçeğinde ve ayrıcalıklı
biçimde dilediğince el koyma yetkisini tanımladığı görülmektedir. Bu
yanıyla 648 sayılı Kararname Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve ülkemizde kent
planlama konusunda bugüne kadar genel kabul görmüş tüm ilkelere aykırıdır.
Yine Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin (ç) bendinde
yapılan düzenlemeyle, mülkiyeti kamuya ait araziler üzerinde yapılacak her tür
yapıya ilişkin her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar
planlarını ve değişikliklerini, parselasyon planlarını ve değişikliklerini
resen yapmak, yaptırmak, onaylamak ve iki ay içinde yetkili idarelerce
ruhsatlandırma yapılmaması hâlinde resen ruhsat ve yapı kullanma izni verme
yetkileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmiştir.
Bu düzenleme, bir yandan
yerel yönetimlerin yetkilerine ayrımsız ve dilediğince el konulması anlamına
gelirken, diğer yandan kentlerin plan bütünlüğünden ayrışık biçimde parsel
ölçeğinde plan kararı üretilmesi ve yapılaşma kararı verilmesi, kentlerin
planlarında var olan dengenin ve bütünlüğün bozulması anlamına gelecektir. Kamu
mülklerine yönelik ayrımcılık getiren bu düzenleme, Anayasa’nın eşitlik
ilkesine, hukuk devleti ilkesine, kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve
planlama esaslarına aykırı nitelikler taşımaktadır.
644 sayılı Çevre ve
Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’nin 2’nci maddesine eklenen yeni (h) bendi, özel sektörün kamuya ait
taşınmazlar üzerinde yapacakları yatırımlara ait yapılara ilişkin ilgili
belediyece onaylanmayan harita, her ölçekte plan, parselasyon planlarını
yapmak, onaylamak yetkisi Bakanlığa verilmiştir. İlgili belediyece, yatırımcının
başvurusu üzerine üç ay içerisinde söz konusu işlerin yapılması, aksi takdirde
bu yetkinin de Bakanlığa geçeceği belirtilmiştir.
Sayılan işlemlerin
hazırlanışına ait kanuni süreçlerin üç aydan fazla süreceği göz ardı
edilmiştir. Örneğin, çevre düzeni planı, nazım uygulama imar
planları belediye meclisinde en az 2 kere görüşülecek, komisyonda tartışılacak,
3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca otuz gün askıda kalacak, itiraz olursa
değerlendirilecek, hele bir de büyükşehir ilçe belediyesine ait bir plan ise
söz konusu olan, aynı usullerde bir de büyükşehir belediye meclisince
görüşülecektir. Bu da neresinden bakarsanız bakın dört ila sekiz aylık
bir süreye tekabül etmektedir. Yani bu tam bir Deli Dumrul yasası, “Nasılsa bu
süreyi tamamlayamayacak, bu süreç işletildiğinde biz bu plana el koyacağız.”
demektir bu.
Ayrıca, bu yatırım
yapılarına ait ruhsat ve yapı kullanma izinleri de üç aylık süre içerisinde
ilgili belediyece verilmediği takdirde Bakanlık tarafından verilecektir. Bu
durum, yatırımlara ait yapıların büyüklüğü göz önüne alındığında belediyeleri
ciddi anlamda harç ve diğer gelirlerden mahrum bırakacak niteliktedir. Yapılan
bu düzenleme ülke genelinde tüm parsellerde ayrıcalıklı plan onama ve ruhsat
verme yetkisi getirmektedir.
Yine, Kanun Hükmünde
Kararname’nin 7’nci maddesine eklenen (e) ve (h) bentleri ile 5393 sayılı
Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesiyle belediyelere verilen kentsel dönüşüm ve
iyileştirme çalışmalarına dair yetki Bakanlığa da verilmiş, çifte yetkilendirme
ile belediyelerin yetki alanları daraltılmıştır. Böylece 5393 sayılı Belediye
Kanunu’ndan gelen harçlar ve benzeri gelirlerden belediyeler mahrum
kalacağından hem hizmet hem de gelir kaybına uğrayacaktır.
Yukarıda izaha çalıştığımız
değişikliklerin tamamı, hükûmet programının aksine, zaten finansman sıkıntısı
çeken belediyelerin gelirlerinde ciddi bir düşüşe yol açacakken AKP’li
yetkililerin her fırsatta belediye gelirlerini artırdıklarını söylemelerinin de
hiçbir değeri ve anlamı kalmayacaktır.
AKP Hükûmeti kanun hükmünde
kararnameyle belediyelerin yetkilerini gasbetmiştir.
Bir yandan belediyelerin denetimini hukukilik denetimiyle sınırlandıran AKP, bu
kararnameyle İçişleri Bakanlığının zaten sınırlandırılmış olan denetimine Çevre
ve Şehircilik Bakanlığını da ortak etmiştir. Bu durumda geriye sadece
belediyelerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlanması kalmıştır.
648 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile köylerde yapılacak okul, cami ve benzeri kamusal yapıların imar
planı yapılmaksızın yapılabilmelerinin önü açılmış, köylerdeki yapılaşmalarda
proje ve yapı ruhsatı aranması koşulu kaldırılmış, köyler yapı denetim sistemi
dışında bırakılmıştır. Yapılan bu düzenleme, köylerde yaşayan halkın can
güvenliğinin tümüyle gözden çıkarıldığını, okula, eğitime koşan çocuklarımızın,
camide ibadet eden vatandaşlarımızın, Allah korusun, toplu ölümüne davetiye
çıkarmıştır.
Değerli milletvekilleri,
ülkemizde yerleşme ve yapılaşmaları düzenlemek ve denetlemek amacıyla birçok
yasa ve yönetmelik çıkarılmasına rağmen yerleşme ve yapılaşmaların iyi
denetlenmediği acı bir gerçektir. Bu durumu ağır sosyal ve ekonomik faturalar
ödeyerek hemen her depremden sonra gözlemlemekteyiz.
17 Ağustos İzmit Körfezi ve
12 Kasım Düzce depremlerinin akabinde yaşanan çok ciddi can ve mal kayıpları
sonucunda somut adımlar atılması gereği anlaşılmış, Yapı Denetimi Kanunu ve
uygulama yönetmelikleri hazırlanmıştır. Mevcut yasal düzenlemeler yapım işleminin
denetimini “Fennî mesul.” adı verilen serbest mühendis ve mimarlara bırakmış
olup yapı denetim firmaları işveren konumundaki müteahhidi denetlemektedirler.
Yapı denetim firmalarının serbest piyasadan iş alma kaygısı taşımaları, yapılan
denetimin kalitesini tartışmalı hâle getirmektedir. Müteahhit, bir sonraki
işinde denetim açısından taviz alabildiği yapı denetimi firmasını tercih
etmektedir. Uygulamada yaşanan sıkıntılarla eksiklikleri ortaya çıkan yapı
denetim sisteminin yeniden gözden geçirilmesi ve ihtiyaca cevap verecek şekilde
revize edilmesi gerçeği de gözler önündedir.
1999 depreminden sonra,
muhtemel depremlere dayanıklı yapılar inşa edilmesi ve deprem sonrasında
yaraların çabucak sarılarak bir an önce toparlanmaya kaynak teşkil etmesi
amacıyla vatandaşlarımızdan deprem vergisi toplanmasına karar verilmiştir. Bu
deprem vergisi hâlen yürürlüktedir. AKP hükûmetlerinin eski Maliye Bakanı Sayın
Unakıtan “Bu deprem vergileri ile IMF’ye olan borçları ödedik.” derken Sayın
Bakan Şimşek ise yol ve hastane yaptıklarını açıklamışlardır. Yüzde 96’sı
deprem kuşağında yer alan ülkemizde deprem için toplanan paralar anlaşılan o ki
deprem dışında her şeye harcanmış.
Değerli milletvekilleri, 23
Ekim 2011 tarihinde Van ilimizde gerçekleşen deprem ülke olarak hepimizi
derinden üzmüştür. Van ilimizde meydana gelen depremde de görülmüştür ki
alınması gereken önlemlerin alınmaması yani insan eliyle yapılan hatalar
nedeniyle doğa olayı bir afete dönüşmüştür. Bugün de hâlâ depremin yaraları tam
olarak sarılabilmiş değil. Bugün yaptığım telefon görüşmelerinden de aldığım
bilgiler Van’da kalanın bir pişman, Van’dan ayrılanın ise bin pişman olduğu
yönündedir. Hâlen iş, aş ve barınma sorunları yoğun bir şekilde
hissedilmektedir.
Değerli milletvekilleri,
deprem konusuna girmişken üzüldüğüm bir gelişmeyi de sizlerle paylaşmak
istiyorum. Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay, geçtiğimiz günlerde Van
depreminde sorumluluğunun tespiti amacıyla kendisi hakkında verilen gensoruya
ilişkin konuşmasında yaptırdıkları bir araştırmada vatandaşların yüzde 75’inin
depremin ardından yapılan çalışmaları başarılı bulduklarını ifadeyle “Muhalefet
bilmiyor ama millet biliyor.” demiştir. Üstelik Sayın Başbakanın “Çadır
konusunda başarısız olduk.” şeklindeki samimi itiraflarına rağmen başarılarını
başka illerde yapılan anketlerle açıklamıştır. Keşke Sayın Bakan, coplattığı,
biber gazı sıktırdığı Vanlı kardeşlerimizle bir anket çalışması yaptırsaydı da sonucunu
hepimiz takdir etseydik. Anlaşılıyor ki Sayın Atalay’ın çadır deyince aklı
karışıyor. Başarılı olduğu bir çadır uygulaması var ama bu Vanlı
depremzedelerin çadırları değil Habur’da “Pişman değilim.” diyen teröristler
için kurdurduğu çadırlardır. (MHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri,
yıllar çok çabuk geçti. Deprem konusunda hiçbir şey yapmadı bu Hükûmet. Doğru
dürüst çadır stoku bile yok. İlk defa çadır kuyruğunda insanlar coplandı, biber
gazı sıkıldı, çadırlar yağmalandı. Üstelik ülkenin her tarafından gelen
yardımlar da maalesef yaktırıldı. Sayın Bakan, siz bırakın kalıcı konutu, daha
konteyner yetiştiremediniz, onu da bırakın, kışlık çadır yetiştiremediniz.
İnsanlarımız yazlık çadırlarda ya donuyor ya da yanarak ölüyor. Kısacası, siz
krizi yönetmek bir yana varlığınızla ve yanlış kararlarınızla bizatihi krizin
sebebi oldunuz.
Değerli milletvekilleri,
Sayın Bakanın sorumluluk alanında olan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde
neler oluyor diye baktığımızda, teşkilatın görevleri hakkında çıkarılan 6083
sayılı Kanun’la personel arasında ayrımcılığa ve özlük haklarında kayıplara
neden olunduğu görülmektedir.
Yıllarca önemli hizmetlerde
bulunmuş tecrübeli şube müdürlüğü, mühendislik ve şeflik kadroları iptal
edilmiş, merkez teşkilatında çalışan teknisyenlerin tamamı sürgün edilmiştir.
Yüz altmış dört yıllık tecrübesi ve birikimiyle stratejik önemde olan bu
kurumda, kadastro hizmetlerinin lisanslı ölçme bürolarına devredilmesi
suretiyle hizmetin piyasalaştırılması, bu alanda da yeni yandaş zenginlerin
türetilmek istendiği endişesini beraberinde getirmiştir. Örneğin kamuda bir
aplikasyon işlemi 193 lira iken, bu işlem lisanslı ölçme bürolarında 395 liraya
yapılmaktadır.
Ayrıca, teşkilatın önemli
hizmetlerinden birisi olan harita üretimi birimindeki vardiya sistemi
kaldırılmış, bu işi yapan kıymetlendirme teknisyenleri sürgün edilmek
suretiyle, bu işler yandaş müteahhitlere verilerek
kamu kaynaklarının peşkeş çekildiğine dair endişeler artmıştır. Çok büyük
meblağların aktarılarak kurum zararına sebebiyet veren bu uygulamalardan derhâl
vazgeçilmeli ve bu uygulamalar kurumun kendi personeline yaptırılmalıdır.
Kötü kokuların geldiği bir
diğer konu da kısa adı TAKBİS olan Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi’yle
ilgilidir. 57’nci Hükûmet tarafından başlatılan ve HAVELSAN tarafından
yürütülen, AKP Hükûmeti tarafından da e-Devlet Ödülü’yle ödüllendirilen TAKBİS
Projesi’nin işletiminin HAVELSAN’dan alınarak fahiş
fiyatlarla Türksat’a verildiği duyumları
alınmaktadır. Söz konusu projenin hangi gerekçelerle HAVELSAN’dan
alınmak istendiği, arada fahiş ücret farklarının bulunup bulunmadığı gibi
hususların Sayın Bakan tarafından en kısa sürede açıklanması gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri,
konuşmamın başında da söylediğim gibi, AKP hükûmetlerince yapılan düzenlemelerin
ne kadar özensiz ve çalakalem yapıldığına ilişkin bir örnek de Tapu Kanunu’dur.
Söz konusu kanunda “tapu sicil müdürü” unvanları “tapu müdürü” olarak
değiştirilmiş ama müdür yardımcılarının unvanlarının değiştirilmesi
unutulmuştur.
Değerli milletvekilleri,
Sayın Bakan Türk siyasi tarihine ikinci Van depreminde 40 vatandaşımızın
hayatını kaybetmesinin siyasi sorumlusu olarak geçmiştir. Sayın Başbakan da
sorumlu herkesten hesap sorulacağını ifade etmiştir. Sayın Bakandan başlamasını
tavsiye ederim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu düşüncelerle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesinin
hayırlı olmasını diler, yüce heyeti saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Durmaz.
Manisa Milletvekili Erkan
Akçay.
Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on beş dakika.
MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı ve Gelir
İdaresi bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem
heyetinizi, partim ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Hükûmet son derece sakat bir yetki kanunuyla bugüne kadar 35 adet kanun
hükmünde kararname çıkardı. Bu kapsamda, 2 Kasımda da 659 ve 666 sayılı
kararnameler çıkarıldı. Bu kararnameler, güya, aynı veya benzer kadrolarda
görev yapan kamu görevlileri arasındaki ücret dengesizliğini gidermeyi
amaçlıyordu. Gelin görün ki, bu kararnameler devletin kurumlarının altını
üstüne getirdi. Çok sayıda bürokrat havuza gönderilirken, kimisi tenzili
rütbeyle, bir kısmı da terfiyle çeşitli uzmanlık
kadrolarına atandı.
“Eşit işe eşit ücret.”
diyerek çıkarılan bu kararnameler ücret dengesini aşırı bir şekilde bozmuştur.
Statü ve mali kayıplara, mağduriyete, karmaşaya, iş barışının ve kurum içi
dengenin daha da bozulmasına neden olmuştur. Hukuk, adalet, eşitlik ilkeleri
yerle bir olmuştur.
Değerli arkadaşlar, fizikte
bir kural vardır, sıkışırsa patlar. Kamu personeli, maliye personeli
patlamıştır; artık, binlerce maliyeci, müdür, denetim elemanı, uzman, memur
ayaktadır. Maliye Bakanlığının önünde her gün bir eylem vardır. Kamu
personeline bu kararnamelerle çok ayıp edilmiştir. Uzmanlar merkez ve taşrada
istihdam edilmelerine göre ayrıştırılmışlar. Devlet muhasebe uzmanı, devlet
gelir uzmanı, devlet malları uzmanı, devlet gelir politikaları uzmanı, MASAK
uzmanı, maliye uzmanı olarak atanmışlardır; buraya kadar güzel. Unvanları
eşitlendi, maaşları arttı. Ancak son derece yanlış ve haksız biçimde merkezi
denetim elemanları olan muhasebat kontrolörleri ve millî emlak kontrolörleri
merkezde maliye uzmanı olarak atandılar; muhasebe uzmanı, millî emlak uzmanı ve
muhasebe denetmeni ile millî emlak denetmenleri ise taşra defterdarlık uzmanı
olarak atanmışlardır. Bu düzenlemelerle, maliye uzmanları ile defterdarlık
uzmanları arasında bugüne kadar çok cüzi miktarda olan maaş, emekli aylığı ve
emekli ikramiyesi farkı arasındaki… Burada rakam telaffuz etmek istemiyorum
ancak çok ciddi şekilde bir maaş farkı meydana gelmiştir.
Değerli arkadaşlar, burada can
alıcı nokta, bu uzmanlar mesleğe alınma, atanma ve yetiştirilme esasları ile
mali hakları yönünden aynı durumda idiler. Hatta bir dönem aynı sınavla mesleğe
alındılar ve birçoğu da merkezde birlikte hatta aynı odalarda çalışıyorlardı.
Bunlar, şimdi farklı statü ve mali hükümlere tabi tutulmuşlardır. Oysa bu
uzmanların çalıştığı teşkilat yapısında ve görevlerinde denetim elemanları
hariç hiçbir değişiklik olmamıştır. Yapılan haksızlık bununla da kalmamış,
Maliye dışındaki bazı kurumların taşra teşkilatında çalışan uzmanlara farklı ek
gösterge ve tazminat verilmiştir. İki farklı durum oluşmuş, istikrar daha da
bozulmuştur. Zaten denetim birimlerinin de uzmanlığa atanması da ayrı bir
garabet teşkil etmektedir.
Şimdi “Yeniden yapılanma”
dediniz; Gelir İdaresini ortada bıraktınız. Vergi dairesi müdürleri, vergi
dairesi personeli, mağduriyetleri nedeniyle feryat etmektedirler. Vergiyi tarh, tahakkuk ve tahsil eden, uzlaşma komisyonu başkanlığı
yapan, vergi ve idare mahkemelerinde hazineyi temsil eden, savunma yapan, vergi
incelemesi yapan, tahsilat, ödeme ve vergi iadesi işlemlerini gerçekleştiren,
icra dairesi görevini yapan, her imzadan sorumlu ve yetkili olan vergi dairesi
müdürlerinin ve vergi dairesi çalışanlarının bu kadar adaletsizliğe ve
haksızlığa artık tahammülleri kalmamıştır. Yaptıkları görevin önemi,
riski, sorumluluğu, yoğunluğu, kıyas edilemeyecek kadar fazladır. Makamları
var, makam tazminatları yok; denetim ve vergi incelemesi yapıyorlar ancak
mahiyetindeki gelir uzmanı denetim tazminatı alırken bunlar alamıyorlar; mali
riskleri var, görev tazminatları yok yani özetle, sevenleri yok, sövenleri çok
bir görev yapıyorlar maalesef.
Sayın Başbakan, Muhterem
Hükûmet; bu feryatları lütfen duyunuz, bindiğiniz dalı kesmeyiniz, insanları,
çalışanları ezmeyiniz. Eğer fedakârca çalışan bu insanlar iyi çalışmasa, sizler
o yüksek makamlarda oturamazsınız. Maliye Bakanlığının omurgası ve can damarı
olan taşrayı hiç yerine koymayınız ve sorunlarına, lütfen, kayıtsız kalmayınız.
Değerli milletvekilleri,
yapılan son vergi zamlarıyla literatürümüze yeni
kavramlar kazandırıldı ve “güncelleme” denildi. O kadar farklı bir propaganda
bombardımanı yapıldı ki zamlar için vatandaşlar neredeyse kutlama yapacaktı. Bu
güncelleme nispi oran artışıyla yapılmaz. Bugüne kadar, maktu oran artışı
suretiyle yapılırdı ama şimdi, artık, hem maktu hem nispi güncellemeler
yapılıyor yani zamlar getiriliyor. Bazı taşıtlarda yüzde 68’den 80’e çıkarıldı.
Cep telefonu ithalatında ÖTV hem maktu hem nispi artırıldı ve bu oranlar da
enflasyona göre ciddi oranda yüksektirler. Üstelik sormak lazım: Madem yıl
içinde bütçenin fazla vermesiyle övünüyorsunuz, o zaman bu zamlar niye? Neden
halktan fazla vergi alıyorsunuz? 13 Ekimde Bakanlar Kurulu kararıyla hafif
ticari ve ticari araçlarda ÖTV artışı yapıldı. Otomotiv sektöründe ÖTV artışı
yapılmayan binek otomobillerin yani 1600 cc altındaki otomobillerin neredeyse
tamamına yakını ithaldir. Bu ithal otomobillere ÖTV artışı yapılmadı oysa hafif
ticari araçların çoğu ülkemizde üretilmektedir ve bu ticari araçlar da
ülkemizdeki yerli üretimde ve iktisadi faaliyetlerde kullanılmaktadır. Cari
açığın ana nedeni olan dış ticaret açığını kapatmak için üretimi artırmak,
üretimi desteklemek gerekmiyor mu? Mesela sigara kaçağını, akaryakıt kaçağını
önlemek gerekmiyor mu? Üretimi böyle mi artırıp destekleyeceksiniz? Cari açığı
yerli üretimin vergisini artırarak mı kapayacaksınız? Lüks binek araçların
ÖTV’sine zam yaptığınızı söylemek halkı yanıltmaktan başka bir anlam
taşımamaktadır. Cari açığı önlemek için önce yerli üretimi teşvik ediniz.
Sigaraya yapılan vergi zammından sonra, yaklaşık on beş gün sonra özel tüketim
vergisi 2012 yılının sonuna kadar yüzde 69’dan yüzde 65’e indirildi. Sonradan
sigaraya vergi zammının enflasyonu 2 puan artıracağı tespit edildi ve bu durum
enflasyon hedefinin de aşılması anlamına geldiğinden ücretlilere ek enflasyon
zammı yapmamak için sigaradaki ÖTV yüzde 65’e çekildi. Hükûmet memura zam
yapmaktansa sigara firmalarını kollamayı yeğlemiştir.
Değerli arkadaşlar, bu
anlattığım sigaranın enflasyon boyutudur. Bir de sigaranın kaçakçılık boyutu
var, bu fevkalade önemlidir ve çok Değerli Maliye Bakanı ilan etti,
vatandaşlara dedi ki: “Kaçak sigara içmeyin, parası teröre gidiyor.” Çok doğru
bir uyarıdır. Ben de buradan bütün vatandaşlarımıza bir uyarıda bulunmak
istiyorum: Sadece kaçak sigara değil, kaçak nitelikte bütün tüketim malları
bakımından, kayıt dışı veya kaçak mal tüketmeyiniz diyorum.
Fakat değerli arkadaşlar,
Türkiye, kaçak sigara ve mal tüketimi konusunda yeni bir fiyat ve vergi
politikası uygulamak zorundadır. Hükûmet olarak hem sigara kaçakçılığının terör
örgütüyle bağlantılı olduğunu söyleyeceksiniz hem Türkiye’de en düşük sigara
fiyatı 3 dolar iken komşularımızda 1 dolar olduğunu ilave edeceksiniz hem de
sigaraya vergi zamlarını bindireceksiniz. Örneğin, ortalama 8 lira fiyatı olan
bir yasal sigara 4,57 dolar yapıyor ve bu 4,57 doların 3,70 doları vergi
tutmaktadır. ÖTV+KDV, bu sigara fiyatının neredeyse yüzde 84’üne ulaşmıştır.
Hükûmet sigara
kaçakçılığıyla mücadele planını yapadursun, değerli arkadaşlar, kaçak sigaralar
başkentin göbeğinde pervasızca satılıyor. Siz hangi mücadeleden
bahsediyorsunuz? Buradan çıkalım, Meclise, Maliye Bakanlığına, Başbakanlığa
300-400 metre mesafede istediğiniz kaçak sigarayı piyasa fiyatının yarısına
bulmanız mümkündür. Her sokak başında tezgâh açılmış, kaçak sigara satılıyor ve
kaçak sigaralar neredeyse bakkala, büfeye girmiş.
Değerli arkadaşlar, ben de
merak ettim “Acaba bu kadar söylenenler, yazılanlar, çizilenler doğru mudur?”
diyerek iki gün evvel rastgele gittim, 300-400 metre mesafede kaçak sigaraları
elimle koymuş gibi buldum. Şimdi bu kadar eylem planına, mücadeleye, laflara,
verilen sözlere bakıyoruz; ee, bu nasıl mücadeledir?
Türkiye, kaçakçılıkla mücadelede yol geçen hanına
dönmüştür.
Bütün vatandaşlarımıza
tekrar sesleniyorum; kaçak sigara veya kaçak akaryakıt kullanmayınız, kayıt
dışı mal tüketmeyiniz; devlete gidecek paralar terör baronlarına gitmektedir,
kurşun olarak da Türk milletine geri dönmektedir. Fakat,
aynı zamanda Hükûmete de bir çağrıda bulunmak istiyorum; yaptığınız
düzenlemeler, çıkardığınız kanunlar hayatın gerçeklerine ve eşyanın tabiatına
uygun değildir. Hükûmet, önce doğru, düzgün gerçekçi bir fiyat ve vergi
politikası uygulamalıdır. Hükûmet, devlet otoritesini kaçakçılığı önleyerek
göstermelidir. Siz, başkentin göbeğinde dahi bu sigara kaçağını
önleyemiyorsanız, söylediğiniz sözlerin hiçbirinin bir geçerliliği yoktur.
Şimdi Hükûmet, sigara,
akaryakıt kaçakçılığında terör örgütünün rolünü işaret ediyor, aciz kalıyor
ancak yine dikkatinizi çekmek istiyorum, kırmızı halıyla karşılanan Barzani’nin
sigara, akaryakıt kaçakçılığındaki rolünden hiç bahsetmiyor. Sigara
kaçakçılığında Barzani-PKK ortaklığının bir yılda kazandığı paranın 2 milyar
dolara yaklaştığı tahmin ediliyor. Sigaraya, petrole zam yapıyorsunuz, ne
hikmetse en çok PKK, Barzani seviniyor ve kârlı çıkıyor.
Siz, Hükûmet olarak
kaçakçılığı âdeta teşvik ediyorsunuz. Bu durum sadece sigarada değil,
akaryakıtta, daha sonra otomobil ve cep telefonu fiyatlarında da aynı
şekildedir. İşte, cari açığı önleyecekseniz, önce, gelin, devletin otoritesini,
iyi bir fiyat ve vergi politikasıyla ve diğer tedbirlerle bu kaçakçılıkları
önleyerek başlayın. Zaten sigarada piyasa yabancı firmaların eline düştü,
yabancı firmalar egemen oldu, bari kaçağı önleyin de vergisinden olmayalım.
Değerli arkadaşlar, bu
kaçak sigaranın fiyatlarını da araştırdım; yarı yarıya Ankara’da, Antep’te,
Diyarbakır’da ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde çok yaygın bir şekilde
satılmaktadır.
Muhterem arkadaşlar, dokuz
yılda bütçe açığı düşürüldü ancak bütçe açığının azalmasında ithalden alınan
katma değer vergisi gelirleri ile tüketimden alınan vergi gelirleri ve
vatandaşların bankalara olan kredi borçlarından kaynaklanan ve bankacılık
sistemi kanalıyla vergi gelirlerine yansıyan gelirler büyük rol oynamaktadır.
Cari açık ve kamu işletmelerinin satılması, iç üretimin azalarak ithalata
bağımlılığın kronik hâle gelmesi bütçe açığından katbekat daha fazla bir sorun
teşkil etmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu
düşüncelerle 2012 bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, muhterem
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Akçay.
Tekirdağ Milletvekili
Bülent Belen. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Belen.
Süreniz on dakikadır.
MHP GRUBU ADINA BÜLENT
BELEN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçe kanunu,
Özelleştirme İdaresi ve Kamu İhale Kurumu bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket
Partisi grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve yüce Türk
milletini saygıyla selamlarım.
Sayın milletvekilleri,
bilindiği üzere, Milliyetçi Hareket Partisinin de ortağı olduğu 57’nci Hükûmet
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhalesi Sözleşmeleri
Kanunu’nu 2002 yılında kabul etmiş, Kanun’un 53’üncü maddesi ile geçici 1’inci
ve 5’inci maddeleri yayımı tarihinde, diğer maddeleri 1 Ocak 2003 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Kanun yayımlandığında ve 53’üncü maddeyle kurulun
oluşturulduğu tarihte 57’nci Hükûmet iktidarı vardı. 2002
seçimleriyle AKP tarafından oluşturulan 58’inci Hükûmetin ilk çalışması
yürürlüğe girmek üzere olan 4734 sayılı Kanun’un uygulanmasının ne kadar zor
olduğu, ihale yapmayı zorlaştırdığı, Kanun’un hükümlerinin hükûmetlerin hızına
uymadığı, belediyelerin iş yapamayacağı şeklindeki açıklamalarıyla, basın
yoluyla kamuoyu oluşturularak bunun sonucunda Kanun’un yürürlük tarihinin en az
bir yıl ertelenmesini sağlamaktı ancak o günkü şartlar ve uluslararası
kuruluşların direnç göstermesiyle mecburen Kanun’un yürürlüğe girmesine rıza
gösterilmiştir. O tarihlerde kimse Hükûmetin bu tavrına pek anlam
verememiş ancak ilerleyen dönemlerde uygulamaları görünce gerçek niyetin ne
olduğu anlaşılabilmiştir.
Kanun’un yürürlüğe
girmesinden önce Ankara Büyükşehir Belediyesi gibi uyanık idareler “Kanun’un
yürürlük tarihinden önce ilana çıkarılan ihaleler eski usule göre tamamlanır.”
hükmünü kullanarak yüzlerce ihaleyi bir anda, Kanun’un yürürlük tarihinden önce
ilan etmişler, Kamu İhale Kanunu’ndan kaçarak bildikleri yöntemle ihale
yapmışlardır.
Sayın milletvekilleri, AKP
Hükûmetiyle Kamu İhale Kanunu’nun mücadelesi Kasım 2002 tarihinden bugüne kadar
devam etmektedir. İş yapamayınca “Kanun’un uygulanması çok zordur, şikâyet
süresi çok uzundur.” gibi mazeretlerle Kanun’u ve kurumu suçlamak en sık
kullanılan bir yöntemdir ancak esas niyet, istedikleri ihaleyi istediklerine
vererek kendi yandaş sermayelerini oluşturmaktır.
Bu serüven ve mücadelenin
seyri dikkatlice takip edildiğinde Kanun’un başına gelmeyenin kalmadığı,
istedikleri sonucu elde edebilmek için tam 20 kez değişiklikler yapıldığı
görülmüş, her seferinde istisna getirilmek suretiyle Kanun’un 3’üncü maddesini
oluşturan “İstisnalar” bölümünde (r) bendine kadar gelinerek âdeta ihale yapmak
istisna hâline getirilmiştir.
Bu hızla gidilirse,
alfabetik harfler AKP Hükûmetine yetmeyecektir. Spordan kültüre, fakirlere
kömür dağıtılmasından tanık korumasına, Devlet Malzeme Ofisinin alımlarına
kadar akla hayale gelmeyecek her alana istisna getirmek suretiyle istedikleri
gibi sorgusuz, sualsiz ihale yapabilmenin yollarını açmışlardır.
Bu Kanun’un başına gelenler
herhâlde başka hiçbir kanunun başına gelmemiştir.
Kurulduğu tarihten itibaren
yazılı ve görsel medyada yer alan ihale yolsuzluklarını resen, gelen itiraz ve
şikâyetleri dosyanın tamamı üzerinden inceleyen Kamu İhale Kurumunun bu
yetkileri elinden alınarak, sadece şikâyetle ilgili sınırlı inceleme yapılması
sağlanarak kurum etkisiz hâle getirilmiştir.
Son kanun hükmünde
kararname ile Kanun’un yapısını ve işleyişini düzenleyen 53’üncü maddesinde
önemli değişiklikler yapılmış, 53’üncü maddenin yeni hâlinde, Kurumun karar
organı Maliye Bakanının teklifi ile Bakanlar Kurulunca, bürokratlardan atanan 9
üyeden oluşmaktadır. Kurul Başkanı Kurumun da başkanıdır. Eski hâlinde,
Bakanlar Kurulunca atanan 10 üyeden oluşan Kurulun 6 üyesi Bakanlık kontenjanı,
2'si Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye İşveren Sendikası ile 1’er üye
Danıştay ve Sayıştay kontenjanlarından oluşuyordu.
53’üncü maddenin eski hâliyle
Kanun’un Kuruma ve Kurula getirmek istediği idari ve mali özerklik,
kararlarında şeffaf ve siyasi otoritenin baskısından uzak, sektörün hem idare
hem istekli tarafını tanıyan, onların sıkıntılarını da kurulda dile getirebilen
bir yapıda olduğu muhakkaktır.
Yapılan değişiklikle Kamu
İhale Kurumu ve özellikle Kurul tamamen Hükûmetin kontrolüne ve etki alanına
sokulmuş, siyasi iktidarın güdümünde, aynı zamanda Maliye Bakanlığına bağlı
sıradan bir daire hâline getirilmiştir.
57’nci Hükûmet tarafından
çıkarılan Kamu İhale Kanunu’nun sadece adı kalmış ihale konusunda otorite
olması beklenilen, piyasayı düzenleyici olması beklenen Kurum, verdiği
kararlarla kimsesizlerin umudu olmaktan çıkmış, hak arayanların hakkını
koruyacak yapıdan tamamen uzaklaştırılarak etkisiz, verimsiz ve karmaşık hâle
getirilerek sektördeki insanların kuruma kızgınlıkla ve şüpheyle bakar hâle
gelmesi sağlanmıştır.
Kanuna göre boşalan
üyeliklere bir ay içerisinde atama yapılması gerekirken Kurum Başkanlığı ve bir
üyelik kadrosuna sekiz ayı aşkın süredir Hükûmet tarafından bir atama
yapılmamıştır. İşçi, memur, emekli, çiftçi ve esnafa kaynak yetersizliğinden
dolayı gerekli desteği vermeyen AKP Hükûmeti, Kamu İhale Kurumunun aylık 200
bin lira civarında bedelle bina kiralamasına göz yummuştur.
Gelelim Özelleştirme
İdaresi Başkanlığına.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'de özelleştirme uygulamaları ilk defa 2983 sayılı
Kanun ile 1984 yılında başlamış ve bugüne kadar devam etmiştir. Yapılması
gerektiğine inandığımız özelleştirmeler olduğu gibi doğuracağı sonuçları
önceden belli olan bazı özelleştirmelere de karşı çıktığımız aşikârdır.
Devletin ekonomide bir oyuncu olarak değil bir denetçi olması gerektiği
anlayışına katılmakla beraber, cumhuriyetimizin ilk yıllarında üretim ve sanayileşmenin
can damarları olan fakat şimdilerde birer kambur olarak görülen KİT’lerin
stratejik önemi olanlarının satılması yerine iyileştirilmesi daha iyi
olacaktır.
Kamu İhale Kurumu ve
Kanun’u bu hâle getiren AKP iktidarlarının adil ve usulüne uygun özelleştirme
yapmasını beklemek pek doğru da olmasa gerek. Özelleştirmenin ilk ortaya çıkış
felsefesinde var olan sermayenin tabana yayılması hususunun AKP tarafından göz
ardı edildiği blok satışlarda görülmüş, yapılan bu satışların bir kısmı
yolsuzluk ve usulsüzlük gerekçesiyle ilgili mahkemelerce iptal edilmiş, daha
sonra kamuoyu baskısıyla yeniden ihaleye çıkılarak ilk ihale bedellerinin 3-5
katına satışı gerçekleşmiştir.
Ekonomik olarak varlığını
sürdürmekte olan KİT'lerin satışı ile ekonomiye tekrar verimli bir şekilde
kazandırılması hususu ihmal edilebilir fakat kârlı ve çoğunlukla tekel
konumunda olan kurumlarda, mesela Türk Telekom, enerji dağıtım şirketleri gibi
kuruluşlarda kesinlikle ihmal edilmemeliydi.
Özelleştirme yapılırken
vatandaşların ucuz mal ve hizmet temini sağlanamamıştır. Bir örnek vermek
gerekirse, Telekom’un özelleştirilmesiyle ucuzlaması gereken telefon ve
İnternet kullanım ücretleri ucuzlamamış, bugün Japonya’da aylık 1 dolar, Avrupa
ülkelerinde işte birkaç dolar olan İnternet hizmeti, ülkemizde 30 dolar
civarındadır.
Enerji özelleştirmeleriyle
birlikte enerji dağıtım şirketlerinin devrinden sonra satın alan şirketlerin
faturalara yansıtmış olduğu ve fatura bedellerinin yüzde 25’ine kadar ulaşan
kayıp kaçak bedellerini namusuyla faturasını ödeyen vatandaşlara yüklemek
haksızlıktır. Bu haksızlığı önlemek de Hükûmetin görevidir.
Özelleştirmeye kötü bir
örnek vermek gerekirse, kendi seçim bölgem olan Tekirdağ ilinde, Tekeli, 292
milyon dolara özelleştirilmesiyle birlikte alan şirket, kısa bir süre sonra,
Sayın Başbakanın eski danışmanı Cüneyt Zapsu’nun
danışmanlığını yaptığı Amerikan şirketine 900 milyon dolara satarak 600 milyon
dolarlık haksız bir kazanç elde etmiştir. Ayrıca, Tekel Sigara Fabrikasının
özelleştirilmesiyle yüzlerce işçi ücretler konusunda mağdur edilmiş, günlerce
Ankara'da direniş yapan işçilerin sesine Hükûmet kulak vermemiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak 2012 bütçesine ret oyu
vereceğimizi bildirir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP saralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Belen.
Şahsı adına, lehinde,
İstanbul Milletvekili Erol Kaya.
Buyurunuz Sayın Kaya. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
EROL KAYA (İstanbul) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi
hakkında, lehte söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
“medeniyet” ve “medine” yani “şehir” kelimeleri
birbirinden türemiş kelimelerdir. Aynı şekilde Batı dillerinde “medeniyet”
kelimesinin karşılığı olan “civilization” kavramının
“civic” yani “şehir” kelimesinden türediğini
görmekteyiz.
Hiç kuşkusuz toplum, şehir,
medeniyet ve çevre arasında kadim bir ilişki vardır. Çevrenin hem bir sorun hem
de bir kıymet olarak insanoğlunun gündemine gelmesi şehirleşmenin sonucudur.
Çok sayıda insanın yaşamasına uygun şehirler kurmak ve bu insanların ihtiyaçlarını
karşılamak için üretim altyapısını geliştirmek çevre sorunlarının tetikleyicisi
olmuştur. Şehirler sadece içerisinde yaşayan insanları şekillendirmekte
kalmazlar, sonraki nesillerin de hayal dünyasını, ufkunu ve vizyonunu
belirlerler.
Dünyaya bir gecekondunun
penceresinden bakan bir çocukla Süleymaniye’nin penceresinden bakan bir çocuğun
gelecek tasavvuru aynı değildir. Bizler insanlık tarihine çok büyük ve örnek
şehirler kazandırmış, bu şehirlerden medeniyet üretmiş bir milletin
evlatlarıyız. Bizler Diyarbakır gibi, Konya gibi, Bursa gibi, Mardin gibi,
Edirne gibi ve elbette İstanbul gibi medeniyet merkezleri inşa etmiş bir neslin
torunlarıyız. Bizler Bağdat, Kudüs, Kahire, Üsküp, Saraybosna ve onlar gibi
nice şehirleri mamur hâle getirmiş bir medeniyet mirasının taşıyıcılarıyız. Ne
yazık ki bugün sahip olduğumuz ve bugün içinde yaşadığımız şehirler işte bu
kadim medeniyet tasavvurundan çok çok uzaklaşmış şehirlerdir. Son yüzyılda
nüfus artışı, göç ve yoksulluk, buna ek olarak kötü yönetimler âdeta
şehirlerimizin içten içe tefessüh etmesine, bozulmasına ve çürümesine zemin
hazırlamıştır. Mimar Sinan gibi, Mimar Hayrettin gibi çok büyük üstatlar
yetiştirmiş bir medeniyetin çevre ve şehirleşme noktasında bu denli bocalaması
anlaşılabilir ve izah edilebilir bir durum elbette değildir.
İşte, AK PARTİ olarak
şehirlerimize ve çevreye hem medeniyet mirasımız hem de evrensel değerlerin
bize kazandırdığı zenginlik ve ufukla bakıyoruz. Bir yandan on yılların
ihmalini telafi etmenin mücadelesini verirken diğer yandan medeniyetimizin bize
bıraktığı en büyük hazinelerden biri olan şehircilik anlayışımızı ileri
boyutlara taşımak için gayret gösteriyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının
ihdas edilmesi işte bu gayenin bir neticesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemiz, çevrenin korunması noktasında tarihî nitelikte adımlar atmıştır.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Stockholm
Sözleşmesi gibi birçok önemli uluslararası anlaşmaya taraf olunmuştur. Avrupa
Birliğine üyelik müzakerelerinde birçok ülke çevre faslını en sona bırakmışken
Türkiye bu faslı 27’nci fasıl olarak açmıştır.
Bakanlığımız 2012 yılı için
hazırladığı 1,6 milyar liralık bütçenin 552 milyon lirasını yatırıma
ayırmıştır. Ülkemizde bulunan su havzalarıyla ilgili koruma planları ve özel
hüküm belirleme çalışmaları sürdürülmektedir. 2003 yılında ülke nüfusunun yüzde
36’sının atık suyu arıtılırken bu oran 2010 yılında yüzde 70’e, 2012 yılında
ise yüzde 81’lik bir orana ulaşması hedeflenmektedir. Katı atıklarla ilgili
bugün itibarıyla 59 tesiste 41 milyon nüfusa hizmet verilirken 2012 yılında 46
milyon nüfusa hizmet verilmesi hedeflenmektedir. Bunun için, kısa adı SUKAP
olan Su Kanalizasyon ve Altyapı Projesi başlatılmış, proje kapsamında 2012 yılı
bütçesine 550 milyon lira ödenek konmuştur. Yeniden yapılandırılarak bankaya
dönüştürülen İlbank, 2011 yılında yerel yönetimlere 3
milyar liradan fazla kredi tahsis etmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; çarpık kentleşme, denetimsizlik, plansız şehirleşme, ülkemiz
ve milletimize gerçekten çok ağır bedeller ödetmiş ve ödetmeye devam
etmektedir. Bugün deprem ve diğer afetlerle yüzlerce vatandaşımızı kaybetmiş
olmamızın temelinde on yılların ihmali yatıyor. AK PARTİ olarak biz bu dönüşümü
gerçekleştirmekte, gelecek nesillere daha yaşanabilir şehirler ve korunmuş bir
çevre emanet etmekte kararlıyız. Bunu her ne pahasına olursa olsun yapacağımız
da bizzat Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından ifade edilmiştir.
Milletimizin desteği ve
yardımlarıyla inşallah Türkiye, medeniyetinin gerektirdiği ve rehber olduğu
imar, inşa ve idrak seviyesine mutlaka ulaşacaktır.
Teşekkür ediyor, 2012 yılı
bütçesinin hayırlara vesile olması temennisiyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Kaya.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar.
Buyurunuz Sayın Bayraktar.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakikadır.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI
ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı
bütçe kanunu tasarısı görüşmeleri kapsamında, bakanlığımızın faaliyetleri
hakkında bilgi sunmaya çalışacağım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ayrıca, bugün burada
bütçemiz hakkında eleştirilerde bulunan ve bilgi veren tüm milletvekili
arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bilindiği gibi, değişen dünya, gelişen ve
kalkınan ülkemiz şartları doğrultusunda kurulan Bakanlığımız, çevreye,
yerleşmeye ve yapılaşmaya yönelik mevzuatı hazırlamak ve uygulamaları
denetlemek üzere yapılandırılmıştır. Bu bakımdan, siz değerli
milletvekillerimizin eleştirilerine, uyarılarına ve desteğine ihtiyacımız
vardır.
Bugün dünya nüfusunun
yarıdan fazlası, ülkemiz nüfusunun da yüzde 75’ten fazlası şehirlerde
yaşamaktadır. Şehirleşmeyle birlikte çevre sorunları da artmıştır. Ülkemizde
1950 yılından itibaren dönemin hükûmetleri bu sorunları çözmek için çeşitli
önlemler almıştır. Bu Meclis tarafından da birçok yasal düzenleme yapılmış
olmasına rağmen şehirlere olan yoğun ve düzensiz göç ve de ekonomik
yetersizlikler plansız ve çarpık yapılaşmaya engel olamamıştır. Diğer yandan,
yerleşim birimlerimizin önemli bir bölümü başta deprem olmak üzere doğal afet
riskleriyle karşı karşıyadır. Mevcut yapı stokumuz ise muhtemel afetler
karşısında can ve mal kaybına sebep olma riski taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri döneminde son dokuz yılda devlet olarak
500 bin, özel sektör olarak 4,3 milyon olmak üzere toplam 4,8 milyon konut
üretildi. Bu konutlar mühendislik hizmeti almış sağlam konutlardır fakat yine
de hâlen konut stokumuzun önemli bir kısmı yenilenmeye muhtaçtır. Bu sebeplerle
ülkemizi çarpık yapılaşmalardan arındırmak için kentsel dönüşüm ihtiyacı önem
ve aciliyet kesbetmektedir
ancak gelişmiş ülkeler dahi kentsel dönüşüm konusunda zorlanmaktadırlar. Bugün
dünyaya baktığımızda, bizden bir adım önde olan İspanya Avrupa Birliğine
girdikten ve kişi başına yıllık gelirini 15 bin doların üzerine çıkardıktan
sonra, Güney Kore ise kişi başına yılık gelirini 20 bin doların üzerine
çıkardıktan sonra gecekondu sorununu çözebilmiştir. Diğer yandan Meksika,
Brezilya, Mısır, Pakistan, Tayland gibi daha birçok ülkenin gecekondu
bölgelerindeki problemlerle başı derttedir. Diğer yandan, dönüşümler büyük
zorluklar ve mali külfetler gerektirmektedir. Örneğin Brezilya Devleti 1.700
gecekondu bölgesinden acil olan 200 bölgenin dönüştürülmesi için 570 milyar
dolar bütçe ayırmayı planlamaktadır. Ayrıca, Çin’de ve Hindistan’da onar milyon
acil konut ihtiyacı olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Afrika’da, Güneydoğu
Asya’da, Orta Doğu’da ve Orta Asya’da da sosyal konut ihtiyacı ve gecekondu
dönüşüm sorunları olduğunu biliyoruz. Ülkemizde de dünyanın yaşadığı benzer
sorunlar yaşanmaktadır. Gecekondulaşma ve kaçak yapılaşma kentlerimizin sağlıklı
büyümesini ve gelişmesini önlemiş, doğal çevrenin tahrip olmasına yol açmış,
olası bir afet durumunda mal ve can kaybını artırarak yoksulluğu da besleyen
bir yapı oluşturmuştur.
Değerli milletvekilleri,
dokuz yıllık dönemde, cumhuriyet tarihinin en büyük Gecekondu Dönüşüm ve
Kentsel Yenileme Programı’nı oluşturarak Kars’tan İzmir’e, Uşak’tan Trabzon’a,
Ankara’dan Diyarbakır’a ve Gaziantep’ten İstanbul’a kadar, ülke genelinde
mahallî idarelerle birlikte 134 bölgede 63 bin konutluk uygulama başlattık. Aynı
dönemde 22 bin afet konutu ürettik. Bu kapsamlı uygulamalar Hükûmetimize
tecrübe kazandırdı. Arazi ve arsa üretiminden planlamaya, kentsel tasarımdan
projelendirmeye, finansmandan site yönetimine kadar, konut üretiminin ve
kentsel tasarımın her safhasında ciddi tecrübeler kazandık. Aynı zamanda, bu
dönemde alınan tedbirler sayesinde gecekondu yapımı da durdu. Tüm bu çalışmalar
sırasında, kentsel dönüşüm uygulamasının zorluklarını da gördük. Problemin
çözümü noktasında, şimdiye kadar iyi niyetli birçok çalışma ve mevzuat
düzenlemesine rağmen, alınan tedbirler beklenen sonuçları sağlayamadı. Bu
nedenle, pratiğe yönelik, vatandaşı da koruyan ve sorunları çözen bir yasal
düzenleme için kanun tasarısı hazırladık ve Başbakanlığa takdim ettik. Yüce
Meclisimizin desteğini de alarak bu yasayı el birliğiyle çıkarabilirsek,
afetlerdeki zararı asgariye çekerek, modern yerleşim birimleri inşa etmenin
önünü açmış olacağız. Bu düzenleme ile öncelikle riskli alanlar tespit edilerek,
mahallî idareler başta olmak üzere, ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği
yapmak suretiyle afet öncelikli kentsel dönüşüm çalışmalarına hiçbir siyasi
ayrım gözetmeden başlanacaktır.
Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; geçmişte yaşanan acıların bir daha yaşanmaması için ilgili
bütün kesimlerin ve siz değerli milletvekillerinin desteğine ihtiyacımız var.
Kaldı ki bizler iktidarıyla, muhalefetiyle ne pahasına olursa olsun ülkemizin
ve insanımızın sağlıklı bir yapıya kavuşmasını istiyoruz. Bu doğrultuda, kırsal
alanlardan büyük şehirlere kadar kapsamlı bir iyileştirme ve doğal afetlere
hazırlıklı yerleşimler için kentsel dönüşüm seferberliğini başlatmak
zorundayız. Türkiye’de artık kentsel dönüşümün yapılması için kamuoyu oluşmaya
başlamıştır. Bu, bizleri yüreklendirmektedir. Bu doğrultuda siyasi
partilerimizin, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerimizin, mühendislerin,
mimarların, şehir plancılarının, sosyologların, hukukçuların, özel sektörün ve
hak sahiplerinin katkılarından istifade ederek ortak aklı oluşturmak
zorundayız. Ana eksenimiz, milletimizin ve ülkemizin menfaatleri çerçevesindeki
bir dönüşümün sağlanması olacaktır. Milletin menfaatlerine en uygun olan
çözümler üretilerek gerçekçi olmayan rant beklentileri
engellenecek, kanunlara saygılı vatandaşlarımızın hakları korunacak, toplumdaki
adalet duygusunu zedeleyen anlayışlara prim verilmeyecektir. Bununla birlikte,
kentsel dönüşümün sadece binaları yenilemek olmayıp aynı zamanda, sosyal
birlikteliği sağlamanın da anahtarı olduğu gerçeğiyle hareket ediyoruz ve
hareket edeceğiz. Şöyle ki: Kentsel dönüşümler çağdaş ve modern şehirler
oluşturmanın ötesinde hayat standardını artırır, yoksulluğu azaltır, doğal
kaynakları korur ve sağlıklı çevreler oluşturur, gettolaşmada ciddi oranlarda düşüş
meydana getirir ve illegal oluşumların önünü keser. İş potansiyellerini
artırarak ekonomiyi canlandırır ve istihdamı artırır. İnsanlarımıza daha mutlu
ve modern ortamlarda huzur ve güvenlik içinde yaşama imkânı sağlar.
Çocuklarımıza sağlıklı bir gelecek sunar.
Değerli milletvekilleri,
geçtiğimiz dönemde bu yüce Meclis tarafından imar, kat mülkiyeti, kamulaştırma,
kentsel dönüşüm, site yönetimleri, tapu ve kadastro kanunlarında yapılan
kapsamlı düzenlemeler için heyetinize teşekkür ediyorum. Aynı şekilde,
katkılarınızla bu konuyu bütüncül ve kapsamlı bir devlet politikası hâline
getirebilirsek inşallah çok iyi neticeler alacağız. Biz, Bakanlık olarak
kuruluşumuzla birlikte kentsel dönüşüm kapsamında İstanbul Ataşehir
Finans Merkezi ve İstanbul Sultanbeyli projelerine ilişkin Bakanlar Kurulu
kararını çıkarttık ve uygulamalara başladık.
Değerli milletvekilleri,
görülüyor ki deprem değil çürük binalar öldürüyor. Deprem riski göz önüne
alınmadan inşa edilen denetimsiz, kalitesiz ve mühendislik hizmeti almayan
yapılar depreme ve diğer afetlere karşı direnemiyor. Görülen aksaklıkların
ortadan kaldırılması, güçlü ve kurumsal bir yapı denetim sisteminin
oluşturulması için, ruhsat işlemlerini kolaylaştıran fakat uygulamada denetimi
çok daha sıkı hâle getiren, çok daha ciddi hâle getiren bir teknik müşavirlik
sistemini güçlendireceğiz. Bunun için, denetime ilişkin aksaklıkların
giderilmesi, yapım sürecindeki tüm ilgililerin görev, yetki ve
sorumluluklarının daha açık olarak belirlenmesi ve denetim kuruluşlarının etkin
bir şekilde izlenmesi için çalışmalar yapıyoruz.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; önümüzdeki dönemde, mahallî idarelerin her türlü teknik
altyapısının da güçlendirilmesi için öncelikler belirlenecek ve gerekli
finansal destek verilecektir.
SADİR DURMAZ (Yozgat) –
Mevcut gelirlerine el koydunuz Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI
ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Teknik müşavirlik hizmetleri ile bilirkişilerin
niteliklerine ve mesleki yeteneklerine ilişkin düzenlemeler yapılacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bakanlığımız, ülke genelindeki kalkınma politikalarına uygun
ulusal ve bölgesel nitelikli mekânsal gelişme strateji planlarını da
hazırlayacaktır. Bu planlar ile ticaret ve sanayi için önem arz eden alanlar,
gelişmekte olan kırsal yerleşim yerleri, turizm yöreleri, koruma alanları ve
afet riski yüksek yöreler daha da netleşecektir. Ayrıca, koruma ve kullanma
dengesi gözetilerek yatırım ortamları iyileştirilecektir.
Diğer taraftan, ülke
genelindeki çevre düzeni planlarının tamamı 2014 yılı sonuna kadar tamamlanmış
olacaktır. Kıyı bölgelerine ilişkin plan çalışmalarına da hız verdik. Yine,
kırsal yerleşmelerde yapılacak yapılarla ilgili olarak, yöresel mimari
özelliklerini öne çıkaran ve yöresel malzemeyi kullanan, güvenli, örnek yapı projeleri
üretilerek halkımıza bedelsiz olarak verilmeye başlandı.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; aynı zamanda, şehirlerimizin marka değerlerinin artırılması ve
rekabet gücünün yükseltilmesi için de çalışıyoruz.
Değerli milletvekilleri,
ezcümle olarak, tarafsız bir gözle atfınazar
edildiğinde, bugün dünyaya verdiğimiz fotoğraf odur ki Başbakanımızın
liderliğinde Türkiye’miz siyaset ve ekonomi başta olmak üzere her alanda onurlu
bir gelişme ve kalkınma hamlesi içerisindedir. Nihai hedefimiz lider ve örnek
ülke olma yolunda çalışmalarımızı artırarak kararlılıkla sürdürmektir.
Geldiğimiz bu noktada, şehirlerimizi teknik altyapısıyla ve sağlıklı çevresiyle
mekânsal kalitesi yüksek yerleşim birimleri hâline getirmek ana hedefimizdir.
Bu doğrultuda, yaşanılabilir çevre, sürdürülebilir kalkınma ve temiz bir
Türkiye için çalışıyoruz.
Değerli milletvekilleri,
çevre yönetimi ve denetiminde bilgi ve iletişim teknolojilerinden de
yararlanarak etkili bir sistem kurduk. Sera gazı emisyonlarına
yönelik takip sistemini geliştirdik. Diğer yandan, gürültünün kaynağında
azaltılmasına yönelik tedbirleri alarak şehirlerimizi sakin ve huzurlu hâle
getirmek için yeni çalışmalar yapıyoruz. Çevre yönetimi ve kirliliğin önlenmesi
amacıyla su ve toprak kaynaklarının korunması doğrultusunda havza bazında kısa,
orta ve uzun vadede hedeflerimizi belirleyerek yol haritamızı oluşturmuş
bulunmaktayız.
İklim değişikliğiyle ilgili
mücadele ve ozon tabakasının korunması kapsamında strateji belgeleri ve eylem
planları tamamlandı. Taraf olduğumuz uluslararası sözleşme ve protokollerin
müzakerelerinde ülkemiz en iyi şekilde temsil edilmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemiz, temiz deniz göstergesi ölçümünde 341 mavi bayrak ile
dünya 4’üncüsüdür. Düzenli katı atık depolama alanları ve atık su arıtma
tesislerinin kurulması doğrultusunda belediyelerimize önemli miktarda hibe
destekleri sağladık ve sağlıyoruz.
Çevreyi kirletici etkisi
bulunan faaliyet ve tesislerin almak zorunda oldukları çevre izinleri ve
lisanları yani ÇED için başvuru aşamasında talep edilen 199 adet belgeyi 16’ya
düşürerek işlemleri basitleştirdik.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; son dokuz yıllık dönemde Türk inşaat sektöründe de yine aynı
şekilde malzeme üretimlerinde çok önemli gelişmeler oldu. Yapı malzemelerinde
çeşitliliğin artması ve kalitenin yükseltilmesi ile ihracata önemli destek
sağlandı. Önümüzdeki dönemde de kaliteli, ergonomik ve çevre dostu malzeme
üretimi noktasında üniversitelerle de iş birliği yapmak suretiyle denetimler
artırılacak ve teşvik sistemi geliştirilecektir.
Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; inşaat müteahhitleri ile inşaat ve
tesisat işlerinde çalışacak usta ve kalfaların 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren
sicilleri tutulacaktır. Bundan böyle yapılar, teknolojiyi takip eden ve hizmet
içi eğitime tabi tutulmuş sertifikalı ustalar tarafından yürütülecektir. Yapım
işlerinde mimar ve mühendislerle birlikte teknikerler ve teknisyenler de görev
alacaktır. Yapı ruhsatı ve yapı kullanma izinlerinde belge sayısı azaltılacak,
teknik müşavirlik kuruluşlarının hizmet ve sorumlulukları öne çıkartılarak
işlemler basitleştirilecektir.
Binalarda enerji
verimliliğini sağlamaya yönelik enerji kimlik belgesi alması zorunlu hâle
getirilmiştir. Böylece, enerji tasarrufu yapılacak hem de sera gazı emisyonlarının önemli ölçüde azaltılması sağlanmış
olacaktır.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; Bakanlığımızca coğrafi bilginin ulusal düzeyde sunumunu ve
paylaşımını sağlamak amacıyla bir portal oluşturulmuştur. Böylece e-devlet
uygulamalarının mekânsal bileşeni de sağlanmış olacaktır.
Bakanlığımız, millî
parklar, tabiat parkları, doğal sit alanları, özel çevre koruma bölgelerine
dair koruma, kullanma ve yapılaşmaya yönelik iş ve işlemleri de yürütmektedir.
Bu hususlarda karar almak üzere tabiat varlıkları koruma komisyonları
oluşturduk.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüz tarafından sorunlu birkaç
il hariç tüm illerin kadastro çalışmaları bitirilmiştir. En basit tapu işlemi
için gayrimenkulün bulunduğu ilçedeki tapu dairesine gidilirken bugün artık TAKBİS
sistemini uygulayan tapu dairelerinde tapu dairesine gidilmeden tapu işlemi
yapılabilmektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Yine, İnternet üzerinden
tapu dairelerinde randevu alınmakta ve tapu işlemleri kolaylaştırılmaktadır.
Orman Genel Müdürlüğü tarafından talep edilen 2/B kadastrosu 2012 yılı sonuna
kadar tamamlanacaktır.
Yine, İller Bankası
tarafından belediyelerimize sağlanan kredilerin faiz oranları düşürülmüş,
vadeleri uzatılmış ve çeşitliliği artırılmıştır. 2011 yılında kredi talebinde bulunan
tüm belediyelere, şartları uyan tüm belediyelere ayrım yapılmaksızın kredi
sağlanmıştır.
Yine, BELDES ve SUKAP
kapsamında, belediyelere içme suyu ve altyapı tesislerinin yapımı konusunda
yarısı hibe, yarısı da uzun vadeli kredi kullandırılmak suretiyle destek
verilmektedir.
Yine, İller Bankası
tarafından, banka kârından 2011 yılında belediyelere yaklaşık 83 milyon hibe
kredi verilmiştir. Banka tarafından kesinti yapılan, yüzde 70 oranında yapılan
kesintiler yüzde 70 oranında azaltılarak göreceli olarak belediyelerin
gelirleri ortalama 1 milyar TL’ye yakın olarak artırılmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bakanlığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin geldiği noktada
şehirlerimizi yeniden realize etmek, yeniden
düzenlemek, çevreyle şehircilik bilincini artırmak ve önümüzdeki süreçte hep
birlikte kentsel dönüşümleri sağlamak üzere yapılandırılmıştır. Bu doğrultuda
Bakanlık olarak heyecanlı ve titiz bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz.
Vatanımızın gelişmesi ve kalkınması doğrultusunda tüm gayretimizle çalışmalarımızı
yürüteceğimizi ifade etmek istiyorum.
Bu vesileyle 2012 yılı
bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinize en
içten saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Bayraktar.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Şimşek.
Süreniz yirmi dakikadır.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığının 2010 yılı
kesin hesabı ve 2012 yılı gider bütçesi ve Gelir İdaresi Başkanlığı bütçesiyle
2012 yılı gelir bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan
önce yüce heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı şahsım
ve Maliye Bakanlığı adına saygıyla selamlıyorum.
Bütçe sunuş konuşmamda
Bakanlığımın 2010 yılı kesin hesabına ve 2012 yılı bütçelerine ilişkin aslında
bilgi vermiştim, o nedenle müsaade ederseniz bugünkü yirmi dakikamı öncelikli
olarak bazı eleştirilere cevap vererek bir de tabii ki gelir politikaları
yoluyla ARGE’yi, yatırımı, istihdamı nasıl desteklediğimizi sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Tabii ki sözlerimin yine
başında bütçemizle ilgili olarak gerek bugün gerek daha önce yaptığınız katkı,
yapıcı eleştiri ve değerlendirmeler için çok teşekkür ediyorum.
Kamu İhale Kurumuna ilişkin
epey bir eleştiri veya değerlendirme yapıldı. Her şeyden önce şunu ifade etmek
istiyorum: Tabii ki son yapılan 661 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle
birtakım değişikliklerin amacı, hiçbir şekilde Kamu İhale Kurumunun mali ve
idari özerkliğinin zedelenmesi değildir, mali ve idari özerklik korunmuştur.
Burada, doğrudur, üye sayısı 11’den 9’a indirilmiştir. Ancak kurul üyelerinin
Bakanlar Kurulu tarafından atanıyor olması zaten daha önce var olan bir
konuydu. Değişik kurum önerileri yerine tamamen Bakanlar Kuruluna, tabii, bu
yönde bir yetki verilmiştir.
Yine Kurum yapmış olduğu
incelemelerde, tüm incelemelerde, dosyanın tekamül
etmesinden itibaren yirmi gün içerisinde bu incelemeleri sonuçlandırmaktadır.
Fakat zaman zaman, gerek diğer kamu kuruluşlarından gerekse üçüncü şahıslardan
talep edilen bilgi ve belgelerin gecikmesi, tabii ki inceleme sürecini
gecikmelere uğratmakta, gecikmelere neden olmaktadır.
Daha önce de herhâlde ifade
edildi. 2010 yılında Türkiye çapında yapılan ihalelerin sadece yüzde 3,2’si
şikâyete konu olmuş, Kurul tarafından verilen kararların sadece yüzde 14,9’u
yargıya intikal etmiştir. Yani dolayısıyla, aslında şikâyet konusu olan tabii
ki ihale sayısı nispeten az ve yargıya gitmeden çözüme ulaştırılan tabii ki
şikâyet konusu da oldukça yüksek, yüzde 85-86’lar civarında.
TOKİ, KİT mevzuatına
tabidir. Yalnız TOKİ’nin arsa alımı ve kamulaştırma işlemlerinde bir istisnası
vardır; bu, kanunla düzenlenmiştir. “KİT Kanunu niye sık sık değiştiriliyor”
Doğrudur, sık sık değiştirilmiştir. Bunda özel yasalarla çıkarılan istisnaların
payı oldukça büyüktür ama bunun yanında AB mevzuatına uyum çalışmaları, kamu
kurumlarının kurumsal yapılarındaki değişiklikler de etkili olmuştur.
Aslında bu istisnaların bu kadar yoğun bir şekilde gündeme
gelmesi, yasalarla bu istisnaların sağlanmasını ben de tasvip etmiyorum ve
hakikaten Kamu İhale Kurumuna “Şu yasayı bir daha çalışalım, Avrupa Birliği
mevzuatına daha da yakınlaştıralım, eşik değerleri gözden geçirelim, şu
istisnaları azaltacak şekilde bu süreçleri daha etkin hâle getirelim.” şeklinde
bir talimatım da oldu. Bu yönde bir çalışmayı,
inşallah, önümüzdeki yıl içerisinde belki sizlerle de paylaşırız ve böylece bu
istisnaları bizler hep birlikte azaltmış oluruz. 2011 yılı AB İlerleme
Raporu’na baktığınız zaman kamu alımları faslı var biliyorsunuz, o fasılla
ilgili bölümde Kamu İhale Kurumunun işini yapabilmesi için gerekli idari
kapasitede olduğu yönünde bir değerlendirme yapılmıştır.
Yine, burada çok spesifik birkaç konu gündeme getirildi, özellikle İzmir ve
Eskişehir metroları, Eskişehir-Bozüyük bölünmüş yol ihalesi, İstanbul deniz
otobüsleri ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi otobüs ihalesi gibi ihalelere
ilişkin şikâyetler gündeme getirilmiştir. Bütün bu şikâyetler süreler
aşılmaksızın KİK’teki süreçleri zamanında tamamlanmıştır. İzmir Büyükşehir
Belediyesine ait ihalelerin sadece binde 3’ü bugüne kadar iptal edilmiştir.
Dolayısıyla, Kamu İhale Kurumunun hiçbir belediyeye yönelik veya kuruma yönelik
taraflı davranışı söz konusu olamaz, böyle bir şey olursa ilk olarak müdahale
edecek olan tabii ki bizler oluruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; özelleştirmeye ilişkin de her zaman olduğu gibi tabii ki
birtakım değerlendirmeler yapıldı, birtakım eleştiriler getirildi. Değerli
Milletvekilimiz Sayın Cengiz Yavilioğlu ülkemizde
özelleştirme uygulamalarına ilişkin konuşmasında aslında birçok konuya değindi;
kendisi Özelleştirme İdaresinde daha önce çalıştığı için, bu konuda akademik
araştırmalar yaptığı için hakikaten çok güzel birtakım rakamlar da verdi.
Öncelikle şunu ifade etmek
istiyorum: Bizim özelleştirmeden maksadımız daha fazla gelir elde etmek veya
kamunun birtakım kurumlarını ille de özel sektör işletsin şeklindeki bir
yaklaşımın sonucu değil. Temel maksadımız şu: Rekabeti, verimliliği nasıl
artırırız? Çünkü ancak rekabet ve verimliliğin olduğu ekonomilerde kalıcı bir
şekilde refah yaratılabiliyor.
Kurumların tabii ki
modernizasyon ve yatırım ihtiyaçları var, KİT’lerin geçmişte de vardı, bugün de
var. Onların tabii ki sınırlı olan kamu kaynaklarıyla değil de tabii ki özel
sektör imkânlarıyla yapılması hakikaten ülkemizde olsun, diğer ülkelerde olsun
tercih edilen bir konudur.
Bütün ihalelerimiz,
özelleştirme ihalelerimiz şeffaftır, son derece açıktır. Hepsi, eğer ilgi
varsa, televizyon ekranlarının önünde yapılmaktadır. Özelleştirme sonrasında
tekel konumunda olan, yani devlet tekeli konumunda olan şirketlerin özel sektör
tekeline dönüşmemesi için de hakikaten büyük bir hassasiyet içerisindeyiz ve bu
yönde gerek düzenleyici, denetleyici kurumların oluşturulması gerekse buna
yönelik yasal çerçevenin oluşturulması konusunda tabii ki gerekli adımlar
atıldı.
Tabii ki özelleştirme sonrasında
çalışanların haklarının da gözetilmesi bizim için son derece önemlidir ve bu
yönde de bildiğiniz gibi, o hassasiyetleri taşıyoruz. Hele bu son dönemde
yapılan özelleştirmelerde, dikkat ederseniz gerek oradaki çalışan sayısının
korunmasına yönelik gerekse yatırımlara yönelik gerekse üretimin devamına
yönelik çok önemli birtakım, tabii ki kararlar alındı.
Müsaade ederseniz şu deprem
vergisi konusunu da açıklığa kavuşturmak istiyorum. Şimdi, bir basın
toplantısında, bütçe sonuçlarını açıkladığım bir basın toplantısında bana şöyle
bir soru soruldu, işte, denildi ki: “Deprem vergileri nereye harcandı?” Ben de
orada aynen şunları söyledim, yani yuvarlıyorum çünkü önümde metin yok, dedim
ki: Vergi gelirleri toplanır bir havuzda ve bu vergi gelirlerinden ülkemizin
sağlığına, eğitimine, yollarına, duble yollarına,
demir yollarına, çiftçimize harcamalar yapılır.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Depremde ölenlerin cenazeleri o yolda rahat gitsin diye, öyle mi Sayın Bakanım?
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Aslında ben şunu ifade ettim, yani vergi gelirlerinin herhangi bir
harcamaya yani tahsis edilemeyeceği…
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Cenaze arabaları rahat gitsin o yollarda!
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bir vergi genelliği
ilkesinin olduğunu, bütün vergi gelirlerinin bir havuzda toplandığını ve o
havuzdan harcandığını ben ifade ettim ama ertesi gün gazetelerde, işte, “Deprem
Vergileriyle Duble Yollar Yapıldı” diye başlıklar atılınca ana muhalefet
liderimiz dahi -herhâlde o haberlerden tabii ki yola çıkarak- benim bütçede
birlik ilkesini bilmediğimi burada ifade ettiler. Aslında ben tam olarak o ilkeyi ifade eden bir bağlamda, bir
yaklaşımla soruya cevap verdim ve dedim ki: Bütün vergi gelirleri bütçede
toplanır, memleketin ihtiyaçları oradan karşılanır ki gerçekten de böyledir,
ülkemizde de böyledir, bütün dünyada da böyledir. 1999’da da böyleydi, hatta
1999’da tabii ki deprem yaralarının sarılması için bir düzenleme yapılmakla
birlikte orada gerekçede son derece açık bir şekilde -ben zamanınızı almak istemiyorum
ama- şunu söylüyor, 1999 yılında bu deprem vergileri getirilirken yasanın
gerekçesinde deniliyor ki: “Deprem yaralarının sarılması, ekonomik istikrar
programının desteklenmesi.” O dönemde IMF destekli bir ekonomik istikrar
programı vardı…
OKTAY VURAL (İzmir) – O
demek değil Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – …ve nitekim 9 Aralık 1999’da IMF’ye verilen niyet mektubunda da bu
son derece açık bir şekilde ifade ediliyor ve bu vergilerin bir amacının…
Ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla tabii ki, bu vergilerin getirildiği söyleniyor.
2000 yılında yine, özel
iletişim vergisi ve özel işlem vergileri iki yıllığına uzatılırken çok açık bir
şekilde gerekçe olarak ekonomik istikrar programının bir gereği olarak bu
vergilerin uzatıldığı ifade edilmiştir. Yani ülkemizde deprem sonrası vergiler
gelmiştir, doğrudur fakat bir verginin herhangi bir gidere tahsis edilmesini
istiyorsanız o zaman özel bir fon kurulur, o fondan harcamalar yapılır.
Dolayısıyla, aslında, özünde 1999’da olsun, sonrasında olsun hiçbir dönemde
zaten bu bütçedeki birlik ilkesi de gözetilerek bir deprem vergisi, deprem fonu
oluşturulmamıştır. Tamamen vergiler bir havuzda toplanır, oradan ülkemizin
bütün ihtiyaçları karşılanır; onu da ifade etmek istiyorum.
Güncelleme mi, zam mı?
Yine, bir basın toplantısında biz aldığımız tedbirleri açıklarken ben çok açık
bir şekilde şunu söylüyorum, diyorum ki: “Binek otomobil muadili hafif ticari
araçlarda vergiyi artırıyoruz.” Bakın “Vergiyi artırıyoruz.” diyorum. Niye?
Çünkü burada haksız rekabeti engellemek için.
Efendim, işte “1.600 cc’nin üzerindeki otomobillerin vergilerini artırıyoruz.”
diyorum. “Artırıyoruz” diyorum, altını çiziyorum. Niye? Çünkü
işte, cari açığa karşı bir tedbir olarak.
Yine şunu söylüyorum,
diyorum ki…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Güncelleme mi yapıyorsunuz?
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Geleceğim.
Diyorum ki: “Biz KKDF’yi artırıyoruz.” yine cari açığa karşı bir tedbir
olarak. Sonra, diyorum ki: “Sigara ve alkollü içkilerdeki vergileri…” Yani
burada diyorum ki: “Artışı güncelleme olarak görmek lazım çünkü maktu vergileri
esas itibarıyla enflasyon oranında güncelliyoruz.”
3 tane vergiye “artış”
diyorum; 2 tane maktu verginin artırılmasına, enflasyona paralel olarak
artırılmasına “güncelleme” diyorum…
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Sayenizde zamların ismi “güncelleme” oldu Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – …maalesef ertesi güne yine gazetelerde her şey “güncelleme” oluyor.
Dolayısıyla…
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Türkçe yeni bir lügat kazandı!
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Yeni bir lügat değil değerli arkadaşlar.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Diğer bakanlar da zam yaptıkları zaman “güncelleme” diyecekler mi Sayın Bakan?
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Şimdi, bütün ülkelerde maktu vergiler enflasyona paralel olarak her
sene artırılır, hatta bunu artırmak için özel bir düzenleme yapılmaz, otomatik
olarak yapılır.
Bakın, şimdi, birçok
vergimiz maktudur. Eğer artırmazsanız her sene enflasyon kadar onun değeri
azalır. 74 milyona vermeniz gereken hizmetleri, eğer onları enflasyon kadar
artırmazsanız açıkla ve borçlanmayla kapatmak zorunda kalırsınız. Bu son derece
açıktır.
Şimdi, değerli arkadaşlar…
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Sayın Bakan, emeklilerin maaşlarını ne zaman güncelleyeceksiniz? Onları da
güncelleyecek misiniz?
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Emeklilerimizin maaşlarını enflasyonun çok çok ötesinde
güncelledik, her zaman güncelliyoruz, güncellemeye devam edeceğiz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Aman
formatlamayın da… Vallahi, siz hep format atıyorsunuz!
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Şimdi, binek muadili ticari araçlarda niye biz vergiyi artırdık?
Bakın, ticari araçların tamamında artırmadık ama binek muadili yani aslında
binek otomobil vasfında olanları artırdık. Niye? Çünkü bu konuda sektörden,
haksız rekabet konusunda çok ciddi girişimler vardı. Hemen hemen herkes benzer
otomobil -benzer otomobil diyorum- üretip piyasaya sunmak istedi. Biz de dedik
ki “Bu doğru değil.” ama var olanlara ilişkin de bu haksız rekabeti gidermeye
yönelik olarak bir adım attık.
Şimdi, sigaraya ilişkin
eleştiriler…
Değerli arkadaşlar,
denetimin yapılmadığına dair, tabii, burada bir imada bulunuldu. 2008 yılı ile
2011 yılı Ekim döneminde tam 772.999 mükellef denetlenmiştir, sigara satışı
yapanlar, üretenler. Denetlenen ürün sayısı -ki, burada bandrol
var, bandrolün denetlenmesi lazım- 23 milyon 498 bin 720 adet. Savcılığa
bildirilen dosya sayısı 1.830 adet. Yakalanan, bandrolsüz
veya taklit bandrollü ürün sayısı 2 milyon 301 bin 513; sadece 2010 yılında
kolluk kuvvetlerimizin sigara kaçakçığıyla mücadelede
yaptığı faaliyetler sonucunda 80 milyon paket sigara yakalandığını buradan
ifade etmek istiyorum. 2011 yılı Ocak-Eylül döneminde de benzer şekilde 70
milyon paket yakalanmıştır. Daha yeni, kaçakçılıkla mücadelede bir Tütün Eylem
Planı hazırlanmış, yürürlüğe sokulmuş, 37 eylem ve 14 hedef ortaya konulmuştur.
Bunların takibini en güçlü bir şekilde bundan sonra yapacağım.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Sigara zammı Barzani’nin gelirlerini artırmıştır Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, yine 2010 yılında satılan 1600 cc’ye kadar otomobillerde yerli payı yüzde 34, ithal payı
yüzde 66’dır. Burada, arkadaşlarımız dedi ki: “1300 ile 1600 cc arasında da
tamamı ithal, vergi getirmedi.” Hâlbuki, 1600 cc’nin üzerindeki otomobillerin tamamı ithal ve bizim vergi
artırdığımız segment de budur değerli arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar, tabii,
her zaman için burada birçok konu gündeme geliyor. Tekelin alkollü ürünler
birimine ilişkin her zaman bu tartışma yaşanıyor. Tabii ki, 2004 yılında açık,
şeffaf bir ihaleyle 292 milyon dolara Tekelin alkollü içkiler kısmı
özelleştiriliyor. Birkaç yıl sonra bu el değiştiriyor, birkaç yıl sonra bir
daha el değiştiriyor. En son el değiştirme 2 milyar doların üzerinde oluyor.
Peki, bu nasıl oluyor?
Şimdi, müsaade ederseniz
şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar: Bakın, 2004 yılıyla firmanın ikinci satışı
arasında firma, ürün sayısını 17’den 50’ye çıkartıyor, cirosunu tam 3 kat
artırıyor. Şimdi, verdiği vergiler 1,5 kat, 2 kat artıyor. Burada değerinin artması
tamamen ve tamamen ortaya özelleştirme sonrası çıkartılan değerle ilişkilidir.
Bakın, şöyle…
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Oradan çok pis kokular geliyor Sayın Bakanım.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın şöyle...
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Yani bu şekilde izah etmeniz çok zor olur satışı.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Ama ben size şunu sorayım: Diyelim ki, birinci satış yaklaşık 300
milyon dolar, ikinci satış 800 milyon dolar. Peki, nasıl oluyor özel sektörden
özel sektöre iki yıl sonra 2,1 milyar dolar oluyor?
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Hülle satışı olarak düşünülüyor Sayın Bakanım. İlk satış hülle satışı olarak
düşünülüyor.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Demek ki, bir değer yaratılmış arkadaşlar. Bir değer yaratılmıştır
değerli arkadaşlar.
Bakın, Türkiye’de borsanın
değeri, bakın 10 bin, yaklaşık 10 bin seviyesinden bir ara 70-80 bin seviyesine
kadar çıkmış, bugün 50 bin seviyesine düşmüş. Yani bir dönemde borsanın,
şirketlerin değeri, yani yaklaşık diyelim ki 10 bin seviyesinden…
OKTAY VURAL (İzmir) – Önce
başlangıç değerine bakmak lazım Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakmak lazım tabii.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ona
bakmak lazım.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
10 misli, hemen hemen 10 misli.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz, burada iki dakikam
kaldı, onun için çok da öbür konulara giremeyeceğim ama şunu ifade etmek
istiyorum: Gerek özelleştirme olsun, gerek kaçakçılıkla mücadele olsun bu konularda
irade ortadadır. Biz, gerçekten memleketimizin faydasına daha çok katma değer
yaratacak, daha çok istihdam yaratacak her türlü tabii ki ekonomik politika
uygulamasını bugüne kadar kararlı bir şekilde yürüttük, yürütmek de lazım.
Özelleştirme bütün hükûmetler
döneminde yapılmıştır bakın ayrıcalıksız. Bu özelleştirilen firmalar bütün
hükûmetler döneminde yerli yabancı firmalara satılmıştır ve biz bunu yanlış
bulmuyoruz. Bütün hükûmetler…
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Değerinde satılmamasına itirazımız, satılmasına değil Sayın Bakanım.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Devamla) – Bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin de tabii ki, koalisyon ortağı
olduğu dönemde, Milliyetçi Hareket Partisinin de Koalisyon Hükûmeti ortağı
olduğu dönemlerde bu özelleştirmeler yapılmıştır; yerlisine de yabancısına da
satılmıştır ve biz, özelleştirmeyi rekabeti artırma, verimliliği artırma
anlamında doğru buluyoruz. Bunu doğru bulduğumuz için de devam edeceğiz çünkü
gerçekten bu, memleket faydasınadır ve bunu sadece Türkiye yapmamıştır; bunu
Latin Amerika’dan tutun, Asya’ya kadar, dünyanın bütün bölgelerinde, bütün
ülkeler, herkes tarafından doğru bulunduğu için yapılmıştır.
Ben, tekrar, bu bütçe
döneminde yaptığınız katkılar için, değerlendirmeler için, yapıcı eleştiriler
için teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Şimşek.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, Sayın Bakan, 1999 depremi sonrası getirilen vergilerle ilgili bir
değerlendirme yaptı. O dönemde, bununla ilgili kanun çıkartmış, hükûmette
sorumluluk almış bir parti olarak Sayın Bakanın bu verdiği yanlış bilgiyi
düzeltmek istiyorum müsaadenizle.
BAŞKAN – Mikrofonunuz açık
efendim, yerinizden düzeltmenizi…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Sataşma nedeniyle efendim.
BAŞKAN – Sataşma değil
efendim, düzeltme olduğu için, yerinizden lütfen.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, sataşma. Bize atfedilen bir farklı görüş var. Yerimden istemiyorum,
kürsüden istiyorum çünkü 69’a göre, bize atfedilen bir farklı görüşü Sayın
Bakan ileri sürdü.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Suçlama vardır efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Kürsüden düzeltmek istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Vural,
lütfen, yerinizden cevap veriniz.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Yerimden söz istemiyorum efendim.
BAŞKAN – O zaman, siz
bilirsiniz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet,
o zaman, usul tartışması açıyorum efendim, tutumunuz hakkında.
BAŞKAN – Buyurun, açınız
efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Aleyhinde…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Vural.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Sayın Başkan, ben de söz istiyorum, aleyhte.
VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün “açıklama hakkı”
başlıklı 69’uncu maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet,
teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tutumunuzun aleyhinde söz
istedim çünkü 69’uncu maddeye göre. Bir Sayın Bakan, daha önce sorumluluk almış
bir dönemle ilgili yanlış bir hususu atfetmiştir. Açık bir şekilde 69’uncu
maddenin hükmü ihlal edilmiştir. Bu durumda söz isteyene sataşmadan dolayı söz
vermeniz gerekiyor. Yerinden söz talebi 60’ıncı maddeye göre olur, pek kısa bir
söz talebi olandır. Dolayısıyla, benim talebime uygun karar vermeniz gerekir.
Bu konuda bir takdir hakkını kullanmanız doğru değil. O konuda, yerinden söz
talebi olsaydı, ona göre, tabii, yerimden kullanmayı da bilirdim.
Tabii, Sayın Bakanın
ifadesi, 1999 depremiyle ilgili. Evet, o gün, gerçekten millî gelirin yüzde
36’sına yakın bir kesimi etkilenmiş, çok önemli ekonomik sonuçları olan bir
deprem. Dolayısıyla, böyle olduğu zaman bu deprem yaralarını sarmak amacıyla
getirilen tedbirler tamamıyla o depremle ilgilidir ve bu depremle ilgili
vergiler de sürelidir, kısa süreli olmuştur, 2003 yılına kadar olmuştur. Daha
sonraki Sayın Mehmet Şimşek söyledi: “Benden önce uzatıldı.” diye söylemişti,
sizden önce de Sayın Recep Tayyip Erdoğan Hükûmeti döneminde bu kalıcı bir
vergi hâline dönüştürülmüştür. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisinin
iktidar döneminde olduğu zaman çıkardığı vergi, doğrudan doğruya deprem
yaralarını sarmak amacıyla çıkarılmış ve süreli bir vergidir, yoksa biz orada
eğer kalıcı bir vergi olmasını isteseydik kanunu da buna göre çıkarmış olurduk.
Kalıcı vergi hâline dönüştüren sizsiniz. Ekonomik istikrarla ilişkisi, depremin
oluşturduğu olağanüstü harcamaların ekonomik istikrara etkisini azaltmak
amacıyladır, yoksa doğrudan doğruya ekonomik istikrar programının bir amacı
olarak getirilmemiştir, öyle olsaydı vergi kalıcı olurdu. Bunu düzeltmek
istedim.
Söz verdiğiniz için
teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Vural.
Lehte Adıyaman Milletvekili
Ahmet Aydın.
Sayın Aydın, buyurunuz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Sayın Bakanımız,
burada bir ifadeyi kullanırken doğru bir şekilde Kanun’un lafzına ve aynı
zamanda gerekçesine bakarak ifade etti. Bakın, ben, 4481 sayılı Kanun’un genel
gerekçesini şöyle bir arz edeyim de: “Bu düzenleme ile bir yandan depremde
zarar gören yurttaşlarımızın yaraları sarılmaya çalışılacak, diğer yandan
ekonomide yeni yapısal sorunlar yaratılmadan bir süredir uygulanmakta olan
ekonomik istikrar programının devamı sağlanacaktır.” Kanun’un
kendi gerekçesi. Kanun’un gerekçesinde bu çok açık bir şekilde ifade
ediliyor.
Yine aynı şekilde…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Anlamamışsınız ki.
AHMET AYDIN (Devamla) – Biz
anlıyoruz, bütün milletimiz de anlıyor ama siz yaptığınızı kendiniz bir
anlasanız problem olmayacak.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ya bu
geçici vergi kardeşim, sen kalıcı hâle dönüştürdün.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Aynı şekilde, bakın değerli arkadaşlar, iki yıl uzatılıyor. Uzatılma gerekçesi
de aynen şöyle.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Bilmediğin konularda konuşma!
AHMET AYDIN (Devamla) –
Uzatılma gerekçesinde de diyor ki: “Ekonomik istikrar programının amaca
ulaşması, program süresi boyunca vergi gelirlerinin aynı başarı düzeyinde
seyretmesi, bunu gerçekleştirirken de ekonomik gereklerle değişen ekonomik ve
sosyal koşullarla uyumun korunması gerekmektedir. Bu çerçevede hazırlanan
tasarı dokuz maddeden oluşmaktadır. Ekonomik istikrar programı hedefleri ve
ekonomik gelişmelerin ve diğer dışsal faktörlerin gerektirdiği değişiklikleri
kapsamaktadır. Tasarı ile 4481 sayılı Kanun’la getirilen özel işlem vergisi ve
özel iletişim vergileri ile bazı kurumların gelirlerinden genel bütçeye gelir
aktarma imkânı veren düzenlemenin uygulama süresi iki yıl uzatılmıştır.” Bu,
etti iki.
Üçüncüsü: Yine aynı şekilde
“Maliye Politikaları” başlığında IMF’ye sunulan bir niyet mektubu var, 18
Aralık 2000 tarihli. Burada da deniliyor ki: “14 Eylül 2000 tarihinde
uygulamaya konan ve yıllık bazda gayrisafi millî
hasılanın yüzde ¼’ü kadar tasarruf sağlaması beklenen önlemlere ilaveten, 2001
yılı bütçesinin kabulü öncesinde, 2000 yılı bütçesinde uygulamaya alınan geçici
önlemlerin kaldırılmasının etkilerinin kısmen bertaraf edilmesi amacıyla bazı
önlemler alınmaktadır.” Daha detaylı olarak da bilgiler sunuluyor.
Şimdi, burada kanunun
gerekçesi çok açık; ekonomik istikrarı sürdüreceksiniz, aktarma yapacaksınız…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Deprem olmuş, depremin yaralarını sarmazsan istikrarı sürdürebilir misin?
AHMET AYDIN (Devamla) –
…aktarma yapacaksınız ve bu kanunu aynı gerekçelerle iki yıl daha
uzatıyorsunuz, hâlen burada karşı koyuyorsunuz. Sayın Bakanımızın dediği
doğrudur.
OKTAY VURAL (İzmir) – Niye
kalıcı hâle dönüştürdünüz, deprem vergileri nereye gitti? Onun hesabını verin.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Sayın Başkanın da tutumuna katılıyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Aydın.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Sayın Başkan, tutumunuzun lehinde efendim…
BAŞKAN – Aleyhte Sayın
Genç’in sözü var, sonra size vereceğim.
Buyurunuz Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetimini izliyoruz.
Burada hep iktidar partisine, grup başkan vekillerine ve milletvekillerine her
söz istediklerinde veriliyor hem de kürsüde konuşturuluyor. Muhalefete gelince
maalesef çok cimri davranılıyor. Hâlbuki aslında burada
konuşturulması gereken muhalefet.
Sayın Bakan burada bazı bilgileri
dile getirirken kürsüde dile getirdi. Mesela özelleştirmeyle ilgili birtakım
bilgiler söyledi. Dedi ki: “Tekel 292 milyon dolara özelleştirildi, birkaç sene
sonra 810 milyon dolara gitti, birkaç sene sonra tekrar satıldı.”
Arkadaşlar, bunlar böyle değil.
Bakın, Tekelin özelleştirilen yerlerine bakın, 292 milyon dolar, o Tekelin
deposunda o gün var olan stok mal. Bırakın her şeyinin… Şehir içinde 100
dönümlük, 200 dönümlük şehrin en mutena yerlerinde araziler var ve bunların o
zamanki arsa fiyatları onun bin misli. Düşünün yani, işte, önce alan 292 milyon
dolara aldı, çok kısa zaman sonra, bir sene sonra 810 milyon dolara sattı. O
alan da tekrar sattı yine 2 milyar 100 milyon dolara.
Değerli arkadaşlarım,
mesela Manisa’da -Bülent Bey burada olsaydı, diyecektim ki Bülent Bey sen bunu
niye önlemedin?- Sümer Holdingin bir yeri 3,7 milyon dolara bir gruba verildi,
ondan altı ay sonra bunun yarısı 15,5 milyon dolara satıldı. Yani bu fiyatlar
neye göre tespit ediliyor?
Ayrıca, bunun gibi neler
var arkadaşlar! İşte, Balıkesir’deki bir gayrimenkul, takdir edilen fiyatı 51
milyon dolar, getirdiler Albayraklara, Tayyip Beyin de yakınları olan kişilere
1,1 milyon dolara verdiler, sonra Danıştay bunu iptal etti. Yine bunun gibi,
şeker fabrikası arkadaşlar… Kütahya Şeker Fabrikası 200 milyon dolarlık bir
fabrikayı getirdiler 14 milyon dolara AKP’nin milletvekiline verdiler, bunu
vatandaşların bilmesi lazım. Ha, oradaki yapılan satıştaki hile ortada, tapuda
tahrifat yapılmış ve ondan sonra 113 dönümlük arazinin haksız olarak Kiler’in
üzerine geçtiği tapu kayıtlarında var, mahkeme kayıtlarında var. Hâlâ Sayın
Bakana soruyoruz: Bunu ne ettiniz, niye almıyorsunuz; bu 113 dönümlük Türkiye
Şeker Fabrikaları arsasını niye sattınız Kiler’e? Onun üzerinde, bir tapunun
üzerini çizmek suretiyle tapuyu değiştirdiniz. Bunların
söylenmesi lazım burada. Ama tabii bizim zamanımız yetmediği için
bunları söyleyemedik burada.
Onun için, arkadaşlar,
özellikle sayın başkanlar bize de kürsüden versinler.
Teşekkür ediyorum efendim,
sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Genç.
Lehinde İstanbul
Milletvekili Akif Hamzaçebi.
SIRRI SAKIK (Muş) – Başkan,
biz de söz istemiştik ama görmediniz herhâlde.
BAŞKAN – Ben görmedim efendim,
arkadaşlar not etmişler.
SIRRI SAKIK (Muş) – O zaman
tutanakları alın, bakalım.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın
Hamzaçebi. Tutumum hakkında görüşüyoruz.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; deprem vergileri tartışması
olunca ben de konuya ilişkin bazı bilgileri Genel Kurula sunma ihtiyacını
duydum. 99 yılında 17 Ağustos ve 12 Kasımda meydana gelen depremlerden sonra,
aynı zamanda 99 yılı sonunda uygulanmasına başlanan ekonomik istikrar programı
uyarınca, her ikisinin de etkisiyle, o zamanki hükûmet bir ekonomik programı,
bu program içerisinde yer alan bir mali paketi uygulamaya koydu. Yani ek
vergilerin getiriliş gerekçelerinden birisi depremse, diğeri de ekonomik
istikrar programıdır. Bunda herhangi bir tartışma yok.
Vergiler bütçeye girer,
“Bütçe birliği ilkesi” gereği vergiler herhangi bir harcamaya tahsis
edilmezler. Zamanında bütçelerde bu yönde yer almış olan hükümler veya fonlar
mali disiplini bozduğu için zaman içerisinde uygulamadan kaldırılmıştır. Ancak,
iktidar partisi sözcüleri burada değerlendirme yaparken bütün sorumluluğu o
zamanki hükûmete atıp, sanki kendi dönemlerinde bu konularda herhangi bir şey
yapılmamış gibi bir tavır içerisindeler. Bunu yadırgıyorum. Evet, 99 yılı
sonunda o zamanki hükûmet önemli bir mali paketi uygulamaya koydu. Bugün gelir
bütçesinin performansı olarak ifade edilen rakamların gerisinde o zamanki
hükûmetin attığı adımlar vardır. Bunu bir kere kayda geçirelim. Ancak, o
zamanki hükûmet nihayetinde bu vergileri 2002 yılı sonuna kadar uygulanmak
üzere yürürlüğe koymuştur. Önce 2000 sonuna kadar uygulanmak üzere yürürlüğe
konulan vergiler, daha sonra 2002 yılı sonuna kadar uzatılmıştır.
2002 Kasım seçimleriyle
birlikte AKP iktidar olunca, daha önce ek vergileri kaldırma sözü veren AKP,
ilkin “Ne var ne yok.” diye belki o ihtiyaçla vergilerin yürürlüğünü bir yıl
uzatmış; bu belki anlayışla karşılanabilir, henüz envanter
yapmış değildir ancak 2003 yılı sonunda yürürlüğe koydukları bir kanunla bu
vergileri kalıcı hâle getirmiştir. Bunu bir kere tespit edelim.
İkincisi: Bu vergilerin
kapsamını genişletmiştir. Örneğin, cep telefonu konuşmaları üzerinde alınan
özel iletişim vergisinin kapsamına sabit telefonlarla yapılan konuşmalar da dahil edilmek suretiyle vergi kapsamı genişletilmiş ve daimi
bir hâle getirilmiştir. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri bu konuda
masum değildir. Sabit telefondan yapılan konuşma, özel iletişim vergisi kapsamına
alınabilir mi? Ama Hükûmet almıştır. Yine, özel işlem vergisinin kalemleri,
damga vergisi ve harçlar arasına yerleştirilmek suretiyle daimî hâle
getirilmiştir. Bunu da bilginize sunuyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Hamzaçebi.
Tutumumda bir değişiklik
yoktur.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkanım, tabii Sayın Hamzaçebi bir şey söyledi. Bakın, gerekçe burada. Bu,
ekonomik istikrar programı için getirilmiş değil; depremin ekonomik istikrar
programına vaki tahribatının yeni yapısal sorunlara yol açmaması açısından
getirilmiştir. İşte, genel gerekçe burada.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Gerekçeyi okudum ben Sayın Vural, gerekçe ortada.
OKTAY VURAL (İzmir) – İşte
burada diyor ki: “Yeni yapısal…” Bakın “Yurttaşlarımızın yaraları sarılmaya
çalışılacak, diğer yandan da ekonomide yeni yapısal sorunlar yaratılmadan
istikrar programının devamı sağlanacaktır.” diyor. Dolayısıyla, elmayla armudu
karıştırmamak lazım ama kalıcı hâle getiren Sayın Bakan zannedersem.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Vural, kayıtlara geçmiştir.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan…
IV.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278,
3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
A) ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI (Devam)
1.- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI (Devam)
1.- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
C) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
D) ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
E) MALİYE BAKANLIĞI (Devam)
1.- Maliye Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Maliye Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
G) KAMU İHALE KURUMU (Devam)
1.- Kamu İhale Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kamu İhale Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
I) GELİR BÜTÇESİ (Devam)
BAŞKAN – Aleyhinde Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı.
Buyurunuz Sayın Kalaycı.
(MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
MUSTAFA KALAYCI (Konya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
İller Bankası
çalışanlarının ücretleriyle ilgili Yüksek Planlama Kurulu kararı henüz çıkmadığından,
ayrıca, 15 Ekim 2011 ile 25 Ocak 2012 tarihlerinde yapılacak olan kariyer
uzmanlık sınavı ertelendiğinden mağdur duruma düşmüşlerdir. Sayın Bakan,
yapacağınız açıklamayı dört gözle bekleyen İller Bankası çalışanlarına bu
müjdeyi bugün verecek misiniz?
AKP Hükûmetince çıkarılan
646, 659 ve 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile Maliye Bakanlığı
personeli ve kamu görevlilerinin mali haklarına ilişkin muhtelif düzenlemeler
yapılmıştır. Ancak, Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresinde İstanbul, Ankara, İzmir’de
görev yapan yardımcı hizmetli, memur ve şeflerin ek ödemeleri artırılmamıştır. Muhakemat memurlarının yıl sonunda
aldıkları pay kaldırılmıştır. Şube müdürleri, müdürler, müdür yardımcıları
mağdur edilmiştir. Defterdarlık uzmanları ve gelir uzmanlarına merkez ve taşra
ayrımı yapılarak yeni bir ayrımcılığa gidilmiştir.
Dikkatinizi çekiyorum
değerli arkadaşlarım, Türkiye genelindeki vergi dairesi müdür ve müdür
yardımcıları cumhuriyet tarihinde ilk kez Maliye Bakanlığı önünde eylem
yapmıştır. Yine muhasebat kontrolörleri, millî emlak kontrolörleri, muhasebe
denetmenleri, millî emlak denetmenleri, muhasebe uzmanları ve gelir
uzmanlarının hepsi hakkaniyetin sağlanması için eylem yapıyor.
Sayın Bakan, Maliyenin
kariyer meslek personeli arasında neden ayrımcılık yapılmıştır? Bu nasıl eşit
işe eşit ücrettir? Bu düzenlemeler ile maalesef Maliye çalışanlarını da
birbirine düşürdünüz. Amacınız huzursuzluk çıkarmak mı, iş barışını bozmak mı?
Sayın Bakan, lütfen Maliye çalışanlarının feryatlarına kulak veriniz.
Değerli milletvekilleri, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
memurlar arasında âdeta alttakiler ve üsttekiler olmak üzere ikili bir sınıfsal
ayrım getiren, zaten bölük pörçük olan sistemi daha da karmaşıklaştıran, bazı
memurların maaşlarındaki iyileştirmeler dışında ücret rejimine anlamlı bir
katkı yapmayan, aksine personel rejimine yeni bir yama daha ekleyen âdeta
gecekondu niteliğinde bir düzenlemedir. Yapılan düzenleme ile kamudaki 405 bin civarında çalışanın
maaşında oranları farklı olmakla birlikte artış sağlanmıştır. Ancak çoğu memur
için kararnameden beklenen umutlar hüsrana dönüşmüştür.
Öğretmen yok sayılmıştır,
akademik personel yok sayılmıştır. Sayın Bakan, hocalarımızın,
öğretmenlerimizin nasıl geçindiğinden haberdar mısınız? Öğretmenler, hocalar
gerçekten hayal kırıklığına uğramıştır. Bir de, “Öğretmenlerin maaşları
enflasyon oranında artacak.” diye açıklama yapıyorsunuz. Yoksa,
ona da mı göz dikmiştiniz?
Polisler neden görmezden
gelinmiştir? Madem ek ödemelerini artırmadınız, bari derece sorunlarını
çözseydiniz. Ön lisans ve lisans mezunu, hatta yüksek lisans ve doktora yapan
polis memurları emeklilik müktesebi olarak 1’inci dereceyi alamıyorlar ama
diğer memurlar alabiliyor. Sayfa sayfa kararnameler yayınlandı. Neden böylesi
bir eşitsizliği giderecek düzenleme yapmadınız? Polise bu haksızlığı neden reva
görüyorsunuz?
Yapılan düzenleme ile
Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarının ek ödeme oranları büyük ölçüde düşmüş,
ikramiyeleri kaldırılmıştır. Türkiye İş Kurumu, Gençlik ve Spor Bakanlığı,
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı gibi daha birçok
bakanlık ve kurumun çalışanları için de haksızlık ve eşitsizlik söz konusu ama
anlatmak için zamanım yok.
Bu kanun hükmünde
kararnameyi kapalı kapılar ardında dizayn edenler
acaba hangi adaleti sağlamışlardır?
Sayın Bakan, şu anda Plan
ve Bütçe Komisyonunda TOKİ’nin bu kararname kapsamından çıkarılması
görüşülüyor. Peki, diğer kurumlarımızın suçu ne? Diğer kurumlarımızın önemi yok
mu? Lütfen, müdahale ediniz. 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyi derhâl Plan
ve Bütçe Komisyonuna sevk edip gerekli düzeltmelerin yapılmasını sağlayınız
diyorum.
Ben, bütçelerimizin hayırlı
olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Kalaycı.
Sayın milletvekilleri, on
ikinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi, soru-cevap bölümüne
geçiyoruz.
Bildiğiniz üzere soru-cevap
bölümü burada 20 dakikadır; 10 dakikasını sorulara ayıracağım, 10 dakikasını
cevap bölümüne. Sayın milletvekilleri, birer dakikayla sınırlı olduğunuzu
tekrar hatırlatıyorum.
Sayın Oğan…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yok.
BAŞKAN – Yok.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
İlk sorum Sayın Maliye
Bakanına: Sayın Bakan, tapuda TÜRKŞEKER AŞ üzerine kayıtlı iken özelleştirme sonrasında
2005 yılında Kütahya Şeker Fabrikası AŞ adına yolsuz tescili yapılan 112.907
metrekarelik fabrika arazisine ilişkin olarak tarafımdan yapılan başvuru
üzerine açılan dava sonucunda, yerel mahkemenin 29/3/2011
tarihli kararıyla işlemi yapanın hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar
verilmiştir. YDK ve mahkeme kararlarına rağmen bugüne kadar Bakanlığınızca tapu
iptal davası açılmamasının gerekçesi nedir? Bu dava ne zaman açılacaktır?
İki, Sayın Çevre ve
Şehircilik Bakanına: Kütahya ili Tavşanlı ilçesi Çobanköy
civarında kurulmak istenen MESS Entegre Geri Kazanım Tesisi ÇED raporu süreci
ne aşamadadır? Bölge halkının konuya ilişkin tepkileri dikkate alınacak mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Işık.
Sayın Korkmaz…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Sayın Maliye Bakanına sualim: IMF icra direktörleri toplantısının sonunda şu
itirafta bulunuluyor -nitekim bazı basın organlarında da yer aldı- deniliyor
ki: “Türkiye ekonomisinin geleceği uluslararası finans piyasasının
kaprislerine, insafına terk edilmiştir.” Bu sözler, millî işletmelerin
yabancılara yok fiyatına satıldığı, reel üretimin ve üreten ekonominin
desteklenmesi yerine borsa, faiz gibi sanal ekonomik enstrümanlarla
oynamanın ekonomi yönetimi sayıldığı, ithal ekonomisinin tek yol olarak
dayatıldığı, sınırların ucuz, kalitesiz Uzak Doğu mallarına fütursuzca açılıp
içerideki yerli üreticilerin savunmasız bırakıldığı, ülke ekonomisinin sürekli
borçlandırıldığı, borcun da yeni borçlarla kapatıldığı AKP ekonomi modelinin
duvara toslamasının yakın olduğunun işareti değil midir? Bunu yıllardır ifade
edegelen Milliyetçi Hareket Partisinin uyarılarını ciddiye almadınız, ekonomi
bilmezlikle suçladınız; IMF direktörlerini de cehaletle mi suçlayacaksınız?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Korkmaz.
Sayın Öz…
ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Çevre ve Şehircilik
Bakanımıza soruyorum: İlçe kadastro müdürlükleri kapatıldı. Seçim bölgem olan
Anamur’dan Mersin’e gelene kadar dört buçuk beş saat kadar bir süre
geçmektedir. Bu durumda hem vatandaş hem de teşkilat çalışanları mağdur
olmaktadır. Bu durumla alakalı yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?
Bir diğer sorum: Vergi
dairesi müdürleri, vergi müfettişleri ve vergi uzman denetçileri arasındaki
maaş farklarını düzeltmeyi düşünüyor musunuz? Özellikle 666 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameyle diğer teşkilatlara ait mensupların denetim uzmanlarıyla
arasındaki farkı Maliye Bakanlığı lehine düzeltmeyi düşünüyor musunuz?
Bir diğer sorum: Tapu ve
Kadastro Müdürlüğünce yapılan işlem başı ücretlendirmeyle döner sermaye geliri
sağlanmaktadır. Ancak bu gelirler Döner Sermaye İşletme Müdürlüğüne, Ankara’ya
gönderilmektedir. Tapu ve Kadastro çalışanlarına döner sermaye verilmemektedir.
Bun sebebi nedir? Bu uygulamayı çalışanlar lehine düzeltmeyi düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Öz.
Sayın Kaplan…
MEHMET HİLAL KAPLAN
(Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sorum Çevre ve Şehircilik
Bakanına: Sayın Bakanım, Kocaeli ili Dilovası ilçesinde bir sanayicinin geçen
hafta Kocaeli basınında yer eden bir sorusu var, bir sorudan ziyade isteği var.
Kendisine bir bürokratın gittiğini, bu bürokratın… Haydarpaşa Garı’nın Marmaray
Projesi gerekçesiyle kapatılacağı, dolayısıyla Dilovası’nda bu şahsa ait
bulunan bir limanın 300-400 dönüm büyütülerek, gerekiyorsa denizi doldurması
konusunda bana bir bürokratın geldiği şeklindeki bir basın açıklaması var. Bu
bürokrat hakkında bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz?
İkinci sorum: Yine bu
bölgede çevre kirliliğinin meydana getirdiği çarpık kentleşmeden dolayı Yeni
Yıldız Mahallesi sakinlerinin taşınmaya başlandığını biliyorsunuz, siz de
biliyorsunuz. Bir kısmının hakları, ellerine para vererek gönderilmeye
başlandı. Benim anladığım kadarıyla, sizin TOKİ aracılığıyla, burada yaşayan
insanların TOKİ’nin oluşturabileceği bir konut projesiyle taşınmalarına mağdur
edilmeden…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Kaplan.
Sayın Demir…
NURETTİN DEMİR (Muğla) –
Teşekkür ederim.
Şehircilik ve Çevre
Bakanına sormak istiyorum: TOKİ binaları o şehrin kültür ve mimarisine uygun
yapılamaz mı? Şehirlerimizi çirkinleştirmek gibi bir misyon
mu üstleniyorsunuz? Özellikle cumhuriyetin ilk yıllarındaki o güzelim mimari
hassasiyet tekrar gelecek mi?
Yatağan Yeşilbağcılar
beldesi kömür nedeniyle istimlak edilmişti ve burada 560 hane vardı. Daha sonra
127 hanenin ancak, TOKİ tarafından, kömür üzerindeki bir yerde evleri yapıldı,
433 vatandaş bekliyor. 1989 yılında gösterilen yerde imar izni verilmesine rağmen
hâlâ okul, cami, hastane için gerekli izinler verilmemektedir. Bunun nedeni
nedir?
Van’daki deprem nedeniyle
yeni yerleşim yerinin 1940, 1950’lerdeki deprem çatlağının üzerine taşınacağı
söyleniyor. Bunun için gerekli üniversite ve uzmanlar…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Demir.
Sayın Yeniçeri…
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İlk sorum Çevre ve
Şehircilik Bakanına: Ankara kent merkezinde ciddi bir hava kirliliği
oluşmuştur. İnsan sağlığını tehdit eden hava kirliliğinin temel nedeni doğal
gaz kullanımının azalmasıdır. Doğal gaz fiyatlarının zamlanmasıyla
vatandaşların ucuz kömüre yönelmesi bu kirliliği artırmıştır. Kalitesiz kömür
kullanımının önlenmesi, hava kirliliğinin ortadan kaldırılması için hangi
tedbirleriniz var? Dar gelirlilere doğal gaz kullanımı için herhangi bir yardım
düşünüyor musunuz?
İkinci sorum Sayın Maliye
Bakanına: Hükûmetiniz tam anlamıyla bir ithalat hükûmetidir. Önüne her geleni
ithal eden bir Hükûmetimiz var, Angus ithal ediyor,
doktor ithal ediyor, öğretmen ithal ediyor, neredeyse siyasetçi de ithal
edecek. Gelir ile gider arasında, üretim ile tüketim arasında, ithalat ile
ihracat arasında dengeyi kuramazsanız bu cari açıklardan daha çok söz etmeye
biz devam ederiz. Üretim yerine tüketimi, ihracat yerine ithalatı, icat yerine
taklidi esas aldığınızdan Türkiye’yi ticaretle tüketim toplumu hâline
getirdiniz. Cari açık bu olgunun sonucudur. Sorum şu: Türkiye’yi tüketim ve
ticaret toplumu olmaktan çıkarmak için somut olarak ne yapmayı düşünüyorsunuz?
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Yeniçeri.
Sayın Sarıbaş…
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çevre ve Şehircilik
Bakanına sormak istiyorum: Sayın Erdoğan Bayraktar, inşaat sektöründe faaliyet
gösteren bir iş adamı olarak ülke inşaatlarında sorumluluk alıyorsunuz. Bu,
etik kurallarına uyuyor mu?
Yine, seçimlerde dar
gelirliler için 100 TL taksitle eşyalı konut projeniz vardı; hani nerede,
sürekli bekliyoruz?
Sayın Maliye Bakanımıza
sormak istiyorum: 9 Mayıs 2011 tarihli Milliyet haberinde Maliye Bakanı
“Gündemimizde seçimden sonra vergi artışı ve zam yok.” demişti, seçimden sonra
yüzde 49 oy alınca mı fikriniz değişti?
Çok teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Sarıbaş.
Sayın Çınar…
EMİN ÇINAR (Kastamonu) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sorum Maliye Bakanına. 11 Kasım tarihinde portföy C kapsamında Kastamonu, Turhal, Kırşehir, Çorum,
Yozgat şeker fabrikalarının ihalesi 626 milyon dolara yapıldı. Bu yapılan
ihaleyle beraber -varlık satışı yöntemiyle yapılmıştır bu ihale- kotalarının
beş yıl işletilme şartı vardır. Şimdi Maliye Bakanına soruyorum: Kotalar nerede
işletilecektir? Varlık satış yöntemiyle özelleştirme neden yapılmıştır? Fabrika
kapanırsa, orada çalışanların mağduriyeti ve bölgenin mağduriyetinin
giderilmesi hakkında bir program hazırlanmış mıdır? Fabrikanın sahip olduğu
alanların fiyat değerlendirmesi yapılmış mıdır? Bu fabrikaların neden paket bir
program içerisinde özelleştirmesi yapılmıştır? Ferdi olarak yapılmasıyla
kooperatiflerin girmesi engellenmiş midir?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Çınar.
Sayın Akçay… Yok.
Sayın Halaman…
Yok.
Sayın Şandır… Yok.
Sayın Onur… Yok.
Sayın Erdoğan… Yok.
Sayın Özgündüz… Yok.
Sayın Aslanoğlu… Yok.
Sayın Dinçer… Yok.
Sayın Gümüş… Yok.
Sayın Kaleli, buyurunuz.
SENA KALELİ (Bursa) –
Efendim, benim sorum Maliye Bakanına: 2012 yılı için bütçe gelirleri 329,8
milyar Türk lirası, vergi gelirleri ise 300,9 milyar Türk lirası olarak
öngörülmüştür. İlginç olan 2011 yılı Orta Vadeli Program’da 2012 için öngörülen
vergi gelirleri tutarı 276 milyar olarak öngörülmüştür. Arada 25 milyarlık bir
fark çıkmaktadır. Bu fark nereden kaynaklanmaktadır ve kimden nasıl tahsil
edilecektir?
Sayın Bakan, Van depreminin
açığa çıkardığı bir gerçeği dile getirmek istiyorum: Van ve Erciş depreminden
sonra yalnızca biz değil bütün kamuoyu ayağa kalkınca, Hükûmet, deprem
vergilerinin nereye harcandığını açıkladı. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere
deprem için toplanan paralar deprem haricinde her yerde kullanılmıştır. 2012
vergi gelirleri içinde deprem vergilerinin ne kadar olacağı öngörülmektedir?
Bundan sonraki deprem vergilerinin amacı dışında kullanılmasına göz yumacak
mısınız?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Kaleli.
Sayın Yılmaz…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, süre doldu.
BAŞKAN – Pardon, süremiz
doldu. Kusura bakmayın, fark etmemişim.
Buyurunuz Sayın Bakan.
Önce Sayın Bayraktar,
buyurunuz efendim.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI
ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle,
İller Bankasında çalışan arkadaşlarımız için kariyer uzmanlık sınavını en kısa
sürede yapacağız, onu ifade etmiş olayım.
Kütahya’daki geri dönüşüm,
geri kazanım tesisi için ÇED raporu şu anda değerlendirme aşamasında. Gerekli
kuruluşlardan, kurumlardan görüş alınıyor ve toplantılar yapılıyor. Ne ise
gerekli şekilde ÇED raporu değerlendirilecek.
Yine, ilçe kadastrosu…
Sayın Öz tarafından ifade edilen ilçe kadastro müdürlüğü kapatıldı. Eğer dört
saat mesafe varsa bunu bilmiyorum, bunu bir inceleriz. Tabii
çok uzun bir mesafe. Biz kırk beş dakika, bir saat mesafede olan yerleri ve
işlem yapılmayan ilçe müdürlüklerini kapattık, bunları ile aldık çünkü kadastro
müdürlükleri tapu müdürlükleri gibi çok fazla vatandaşa bire bir hizmet gören
yerler değil, daha çok iş sahiplerine hizmet gören birimler ama öyle dört
saatlik bir mesafe çok uzun bir mesafe. Bunu ben yerinde inceleyeceğim
ve gerekli cevabı yazılı olarak da veyahut da görüşmek suretiyle bilgi
vereceğim.
Döner sermayelerden
çalışanlara ilave ücret verilmesi noktasında, artık yılbaşı itibarıyla “Eşit
işe eşit ücret” uygulaması başlayacak. Bu bakımdan, o doğrultuda bundan sonraki
düzenlememizi bu yeni kanun kapsamında yapacağız.
Dilovası’ndaki hem hava
kirliliği hem de oradaki bürokrat… Kimdir bürokrat? Bürokratın ismini bize
verirseniz… Bu oluyor, vatandaşlar, bazı bürokrat olmayan kişiler de gidiyor
ama bu sayın milletvekilimiz bunu burada dile getirdiğine göre önemli bir konu,
bu kişi belli ama bu suç teşkil eden bir hadise. Eğer bize bir anlatırsa ve
yazılı belge verirse bu arkadaşın kim olduğuna bakarız, gerekli kovuşturmayı,
soruşturmayı yaparız.
Yeniyıldız Mahallesi’nde de
çalışmalarımız devam ediyor. Burada, Dilovası’nın tamamında çok ciddi çalışmalarımız
var. Burada sanayi ile ikamet dengesini oluşturmak için, geçen dönemden beri
çalışmalarımız devam ediyor. Bunları daha da ileri noktalara taşıyacağız.
Değerli arkadaşlar, tabii
TOKİ binaları cumhuriyetin oluşturduğu mimari konsepte
uygun olarak yapıldı. Bundan biz de rahatsızız. Bu dönemde, gerek Türkiye’den
ve gerekse dünyadan gerekli büyük mimarlık büroları, mimarlık konseptleri ve üniversiteden hocalarla çalışmalar yaptık.
Gerek tarihimizden gelen mimari konsept gerekse
Selçuklu mimarisi, Osmanlı mimarisi, klasik mimari ve yöresel mimariyi
zenginleştirme noktasında ve kullanma noktasında çok ciddi çalışmalarımız var. Bu, biraz da ekonomiyle ilgili. Biliyorsunuz, ülkemizde esas
konut ihtiyacı olan vatandaşlarımız, parası olmayan vatandaşlar yani barınmaya,
konuta ihtiyacı var ama konuta verecek parası yok. Onun için maliyet dengesine
de dikkat ederek bugüne kadar çalıştık ama bundan sonra çok daha fazla dikkat
etmemiz gerekiyor. Bunu, tabii, vurguladığı için ben teşekkür ediyorum.
Yine Ankara’da hava
kirliliğinden bahsedildi. Ankara’da hava kirliliği günlük böyle bazen sis
sebebiyle artıyor ama genel olarak geçen yıllara oranla hava kirliliğinde
azalma var. Yaptığımız ölçümlemelerde bunu çok net olarak belirledik. Zaten,
Çevrede çalışan arkadaşlarımı da görevlendirdim, bu konuda günlük bilgileri
basınla ve kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Yine bir arkadaşımız, benim
inşaatçı olduğumu söyledi. Ben kendim şu anda uzaktan yakından devletle bir iş
yapmadığım gibi yap-sat da yapmıyorum yani gençliğimde, kırk beş yaşına kadar
yapmıştım ama şu anda kendim değil çocuklarım… Birisi mimardır, devlet
dairesinde çalışıyor; birisi inşaat mühendisidir, yemek işi yapıyor ama
kendimize lazım olan ofis binası gibi, böyle butik gibi üç senede beş senede
çocuklarım o kadar iş yapıyor. Devletle uzaktan yakından en ufak ilişkim
yoktur, bunu da özellikle ifade etmek istiyorum.
Yine “100 liraya konut
verecektiniz.” dedi, bunu “Evlilere, yeni evlenen yoksullara 100 liraya ev
vereceğiz.” dedik. Diğer taraftan, TOKİ’nin yoksullara konut yapımı ve satımı
devam ediyor ama bizim seçim beyannamesinde ifade ettiğimiz, yeni evlenen yoksul
çiftlere konut vermemizin yönetmeliğini yapıyoruz, onu da inşallah kısa sürede
yapacağız.
Sorularınız için çok
teşekkür ediyorum, tekrar saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz.
Buyurunuz Sayın Şimşek.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Tabii, birçok soru soruldu,
üç buçuk dakikam var.
Birinci sorudan başlayayım,
Kütahya Şeker Fabrikasının arsasıyla ilgili bir soru.
Değerli arkadaşlar,
Özelleştirme İdaresinin bana ulaştırdığı nota göre “Anılan taşınmaz Kütahya
Şeker Fabrikası Anonim Şirketindeki kamu hissesinin satış yöntemiyle özelleştirilmesine
ilişkin ihale tanıtım dokümanında yer almış ve değerleme çalışmalarında dikkate
alınmıştır.” deniliyor. Sonradan da bu konuyla ilgili, yine
tapuyla ilgili yapılan yazışmalarda gerekli incelemeler gerçekleştirilmiş ve en
son 2008 yılında Tapudan gelen yazıda şu ifade ediliyor: “Bu yazıda söz konusu
olan taşınmaz malın Kütahya Şeker Fabrikası adına kayıtlı olduğu, dava
açılmasını gerektirecek bir menfaat bulunmadığı ve yapılacak bir işlem
kalmadığı bize bildirildiğinden dolayı bu yönde herhangi bir dava
açılmamıştır.”
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Bakan, YDK raporları ve mahkeme kararlarına rağmen, bu şaibeden
kurtulamazsınız.
BAŞKAN – Böyle bir usul
yok, lütfen oturunuz.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sizi
yanıltıyorlar, lütfen... 10 defa bana aynı cevabı verdiniz, sizi yanıltıyor
bürokratlarınız.
BAŞKAN – Lütfen oturunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Takip
edin Sayın Bakan.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu
şaibeli bir konu, lütfen değerlendirin.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Evet, değerli arkadaşlar, ben konuyu tekrar inceleteyim ama bu
yıllar önce yapılmış bir özelleştirme. Özelleştirme sonunda bu konuda gerekli
girişimlerde bulunulmuş, tapu dairesi bu yönde karar vermiş.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın
Bakan, o yazıyı size yanlış veriyorlar. O yazı bende de var, öyle bir şey
denmiyor. Ama siz hâlâ üç yıldır aynı cevabı veriyorsunuz.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Şimdi, Sayın Başkan, tabii ki, benim sorulara cevap verebilmem için…
BAŞKAN – Buyurunuz, ben
sizin sürenizi tamamlayacağım efendim, siz devam ediniz.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, konu şeker fabrikalarının
özelleştirilmesinden açılmışken o yöndeki sorulara cevap vermeye devam edeyim.
Tekel özelleştirmesinde
olduğu gibi, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinde de aslında bizden önceki
hükûmetler döneminde bu kararlar alınmış ve hatta bazı fabrikaların
özelleştirme öncesinde kapatılacağı yönünde IMF’yle görüşmeler yapılmış,
taahhüt edilmiş. Bu konuda kapatmayla ilgili ÖYK kararları dahi çıkarılmıştır.
Ancak biz iktidara geldiğimizde şeker fabrikalarının kapatılma kararlarını
kaldırdık.
Tabii ki “Ülkemizde şeker
üretimi çok verimli yapılıyor.” denilemez. Mesela bazı fabrikalar vardır ki
yüzde 10 kapasiteyle çalışıyor, bazı fabrikalar vardır ki üretim maliyetleri
dünya maliyetlerinin epey üzerinde. Şekerde özelleştirmenin amacı, diğer özelleştirmelerde
olduğu gibi, rekabetçi bir yapıya kavuşturmak, verimli bir üretim modeli
oluşturmaktır. Böylece hem tabii ki bu alanda Türkiye'nin rekabet gücünü
artıralım hem de vatandaşlarımıza dünya fiyatlarında şeker arz etme imkânına
kavuşalım.
Şimdi, tabii, şeker
fabrikaları özelleştirilirken, arsaları, eğer üretim için ihtiyacından fazla
arsa varsa ayrılıyor. Bakın, size basit bir örnek vereyim: Malatya Şeker
Fabrikasından biz daha yeni 572 dönüm arsayı ayırdık; Sağlık Bakanlığına,
Gençlik ve Spor Bakanlığına, Malatya Belediyesine kamu hizmetlerinde
kullanılmak üzere bu arsayı tahsis ettik. Bu özelleştirmeler sonucunda
çiftçilerimizin herhangi bir kaybı olmayacak. Şu anda hangi alanlarda pancar
üretimi yapılıyorsa özelleştirme sonrasında da o alanlarda ekime devam etme
zorunluluğu olacak.
Nitekim, biz şöyle bir düzenleme
yaptık: Yatırımcılara kotaları çerçevesinde şeker fabrikalarına beş yıl süreyle
üretim yapma zorunluluğunu getirdik, bu yönde teminatlar aldık, ilave
teminatlar alacağız ve bir şeker fabrikasının üretimini durdurmak, kapatmak,
sadece yatırımcının kendi inisiyatifiyle olacak bir şey değildir. Şeker Kurulu
tabii ki burada bu bütün faaliyetleri gözetlemekte, denetlemektedir ve o
anlamda da tabii ki gerekli yine kararlar alınacaktır.
Dünya şeker sektörünün
özelleştirme örnekleri tabii ki var. Niye biz Türkiye’de bunları portföyler, gruplar hâlinde yapıyoruz? Bakın, yakın dönemde
Macaristan’da, Polonya’da, Meksika’da daha birçok ülkede yapılan
özelleştirmelerde bu yöntem kullanılmıştır. Sadece Türkiye’de uygulanan bir
yöntem değildir.
Yine, yöre halkının
mağduriyetine ilişkin birtakım hususlar gündeme getirildi. Şeker Kurulu
tarafından ülkemizdeki her şeker fabrikasının pancar temin edeceği alanların
coğrafi olarak belirlenmiş olması nedeniyle şeker fabrikalarına ham madde
temini ve pancar üreticilerinin üretim faaliyetleri bu anlamda bir güvence
altına alınmıştır.
Diğer taraftan,
fabrikalarda çalışan personelin yasal hakları da saklı olup buna ilişkin
düzenlemelere hazırlanan şartnamelerde yine yer verilmektedir.
Bana ek süre verecek
misiniz Sayın Başkan?
BAŞKAN – Verdim efendim,
evet.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Bu diğer sorulara yazılı olarak cevap vereceğim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
On ikinci turdaki
konuşmalar böylece tamamlanmıştır.
Şimdi sırasıyla on ikinci
turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı
ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
27
– ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI
1.– Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 50.772.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 363.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 2.250.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetleri 394.188.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Çevre
Koruma Hizmetleri 288.817.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
06 İskân
ve Toplum Refahı Hizmetleri 193.057.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 367.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 929.814.000
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.-Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 1.450.687.495.50
- Bütçe Gideri : 1.259.618.455.96
- İptal Edilen Ödenek : 90.389.121.05
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 100.679.918.49
BAŞKAN – (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
14.81 - TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.– Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 644.154.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 349.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 644.503.000
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 513.639.151,84
- Bütçe Gideri : 471.085.469,59
- Ödenek Üstü Gider : 2.293.076,71
- İptal Edilen Ödenek : 44.741.363,12
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 105.395,84
BAŞKAN – (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Özel Çevre Koruma Kurumu
Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 39.003.951,00
- Bütçe Gideri : 26.076.815,81
- İptal Edilen Ödenek : 12.927.135,19
BAŞKAN – (A) cetvelini
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin genel
toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(TL)
- Bütçe Tahmini : 32.048.000,00
- Yılı Net Tahsilatı : 30.865.440,65
BAŞKAN – (B) cetvelini
kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Özel Çevre Koruma Kurumu
Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Maliye Bakanlığı 2012 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
12 - MALİYE BAKANLIĞI
1.– Maliye Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 51.990.449.101
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 88.591.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
06 İskân
ve Toplum Refahı Hizmetleri 2.350.464.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 3.257.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 Sosyal
Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri 34.140.835.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 88.573.596.101
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Maliye Bakanlığı 2012 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Maliye Bakanlığı 2010 yılı
merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Maliye Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 64.357.587.308,42
- Bütçe Gideri : 64.154.681.806,84
- İptal Edilen Ödenek : 202.905.501,58
BAŞKAN – (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Maliye Bakanlığı 2010 yılı
merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığı
2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
12.76 – GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.– Gelir İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 1.888.656.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 1.200.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 1.889.856.000
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığı
2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığı
2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Gelir İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 1.680.614.341,00
- Bütçe Gideri : 1.637.612.704,02
- İptal Edilen Ödenek : 43.001.636,98
BAŞKAN – (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığı
2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Kamu İhale Kurumu 2012 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
42.06 – KAMU İHALE KURUMU
1.– Kamu İhale Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 18.786.800
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetleri 70.213.200
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 89.000.000
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kamu İhale Kurumu 2012 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Gelir cetvelini okutuyorum:
GELİR CETVELİ
KOD
Açıklama
(TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 60.391.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirler 28.609.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 89.000.000
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kamu İhale Kurumu 2010 yılı
merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.- Kamu İhale Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 76.000.000.00
- Bütçe Gideri : 59.910.461.85
- İptal Edilen Ödenek : 16.089.538.15
BAŞKAN – (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin genel
toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(TL)
- Bütçe Tahmini : 72.000.000.00
- Yılı Net Tahsilatı : 78.184.303.10
BAŞKAN – (B) cetvelini
kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Kamu İhale Kurumu 2010 yılı
merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
40.35 – ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.– Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 9.736.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetleri 10.893.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 20.629.000
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Gelir cetvelini okutuyorum:
GELİR CETVELİ
KOD
Açıklama
(TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 439.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirler 20.189.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
06 Sermaye
Gelirleri 1.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 20.629.000
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.-Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 18.340.510,00
- Bütçe Gideri : 16.805.480,88
- İptal Edilen Ödenek : 1.535.029,12
BAŞKAN – (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelinin genel
toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(TL)
- Bütçe Tahmini : 17.416.000,00
- Yılı Net Tahsilatı : 16.652.615,43
BAŞKAN – (B) cetvelini
kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Böylece Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 2012 yılı merkezî yönetim
bütçesi ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi
Başkanlığı ve Kamu İhale Kurumu ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 2012 yılı
merkezî yönetim bütçeleriyle 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesapları ve Bayındırlık
ve İskân Bakanlığı ile Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığının 2010 yılı merkezî
yönetim kesin hesapları kabul edilmiştir.
Hayırlı olmalarını
diliyorum.
Sayın milletvekilleri, on
beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.46
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.08
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT
(Ordu)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet?
Yerinde.
Sayın milletvekilleri, on
ikinci turdaki görüşmelerin tamamlanmasıyla birlikte 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın 1’inci maddeleri kapsamına giren bakanlık ve ilgili kuruşların bütçeleri
ve kesin hesapları ile gelir ve finansman ile ilgili 2’nci maddenin görüşmeleri
tamamlanmış bulunmaktadır.
Şimdi, program uyarınca
sırasıyla 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerini görüşüp oylamalarını
yapacağız.
Şimdi, 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın gider bütçesi ile ilgili 1’inci maddesini
tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım.
2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI
BİRİNCİ BÖLÜM
Gider, Gelir, Finansman ve
Denge
Gider
MADDE 1 - (1) Bu Kanuna
bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003
tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;
a) (I) sayılı cetvelde yer
alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 344.512.858.921 Türk Lirası,
b) (II) sayılı cetvelde yer
alan özel bütçeli idarelere 38.944.870.000 Türk Lirası,
c) (III) sayılı cetvelde
yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 2.027.897.000 Türk Lirası, ödenek
verilmiştir.
BAŞKAN – 1’inci maddeyi
daha evvel kabul edilmiş bulunan cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Gelir bütçesine ilişkin
2’nci maddeyi tekrar okutuyorum:
Gelir ve finansman
MADDE 2 - (1) Gelirler:
Bu Kanuna bağlı (B)
işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;
a) (I) sayılı cetvelde yer
alan genel bütçenin gelirleri 322.884.924.000 Türk Lirası,
b) (II) sayılı cetvelde yer
alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 6.090.992.350 Türk Lirası öz gelir,
33.378.311.650 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 39.469.304.000
Türk Lirası,
c) (III) sayılı cetvelde
yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 2.027.897.000 Türk
Lirası,
olarak tahmin edilmiştir.
(2) Finansman:
Bu Kanuna bağlı (F)
işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli (II) sayılı
cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin net finansmanı 68.600.000 Türk Lirası
olarak tahmin edilmiştir.
BAŞKAN – Şimdi, 2’nci
maddeye bağlı cetvelin bölümlerini okutup ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
B - C E T V E L İ
KODLAR AÇIKLAMA 2012 YILI
BÜTÇE GELİRLERİ (TL)
01 Vergi
Gelirleri 300.995.224.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 9.301.354.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 1.183.383.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirler 23.838.870.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
06 Sermaye
Gelirleri 11.465.462.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Alacaklardan
Tahsilat 269.395.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM
BÜTÇE GELİRLERİ 347.053.688.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Red ve İadeler ( - ) 24.168.764.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
NET
BÜTÇE GELİRİ 322.884.924.000
BAŞKAN – Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, 2’nci maddeyi, kabul
edilen ekli cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3 - (1) Bu Kanunun 1
inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen ödenekler toplamı
ile 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde
yer alan tahmini gelirler toplamı arasındaki fark, net borçlanma ile
karşılanır.
BAŞKAN – Şimdi, Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Ayla Akat Ata konuşacaktır.
Buyurunuz Sayın Ata.
Süreniz on dakikadır.
BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT
ATA (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz
almış bulunmaktayım.
Bu vesileyle devletin tüm
organlarıyla etkin ve aktif bir çalışma yürütebilmesi için temel olan iki
olgudan birinden, tabii ki ekonomiden bahsediyoruz ama ekonomiyi de işler
kılacak çalışmanın diğer unsuru da kadrodur, hem kadroyu etkin kılacak hem
ayrılan bütçenin etkin ve aktif kullanılabilmesini sağlayacak temel husus,
bunun bir hukukunun olabilmesidir.
Biz burada birçok bütçe
kalemi üzerine konuştuk. Hemen hemen tüm bakanlıkların bütçe kalemleri
üzerinde, çok da etkin konuşmalar yapıldı. Birçok çalışmanın içeriğine dair
katkı sunacak fikir ve beyanlarda da bulunuldu. Umarız siyasi iktidar bu fikir
ve beyanlardan gereğince yararlanır ama bunun hukukunu oluşturma noktasında
sorumluluk sahibi olan yapı yasama organı. Bugün, birçok bakanlığın çalışma
alanı içerisine giren bir konu başlığına ilişkin etkin bir çalışma
yürütebilmesinin temel koşulu, bunun bir hukukunun olabilmesine bağlı.
Bakın, biz, yasama organı
olarak toplum beklentisi olan birçok konuyu ne yazık ki gündemimize almıyoruz.
Dün Batman’daydım. İlimde, Türkiye kamuoyuna yansımasa bile -ki bu konuda
siyasi iktidarın büyük bir çabası olmuştur, “Kendilerini yansıtmayın, BDP’lileri çıkarmayın.” demiştir- 25-30 bin insan bir araya
geldi ve “Biz buradayız.” dedi, “(…)”(*) dedi. Bu konuda, basın tek kelime
işlemedi. Bu bizim problemimiz. Niye? Çünkü bölgede yaşananlar, Kürtlerin
yaşadıkları, sadece çatışma eksenli Türkiye kamuoyuna yansıyor. Eğer bu yasama
organı sorunun çözümü için taraf olacaksa ve bunun hukukunu oluşturacaksa,
önce, bu sorunun sadece çatışma eksenli kamuoyuna yansımasının önüne geçmek
için ilgili tedbirleri almak durumundadır. Kaldı ki çatışma alanı dışında
yansımasının temel koşulları vardır. Bu da nedir? Siyasetendir. Bugün bir bütün
siyaset devre dışı bırakılmıştır, bütün siyaset kanalları kapatılmıştır.
Batman’ın, bugün, belediye başkanı, 14 Nisan 2009’da başlayan operasyonlar
kapsamında tutukludur; yüzde 60 küsur oy almıştır. Batman il başkanı göreve
başlamıştır, kongremizden bir hafta sonra gözaltına alınıp tutuklanmıştır.
Bunun dışında Meclis üyelerimiz, bunun dışında İl Genel Meclis üyelerimiz bu
kapsamda gözaltına alınıp tutuklandılar. Yalnız, bunların yaptığı o kamuoyuna
yansıdığı şekliyle -çatışma eksenli yansıyor ya Kürt sorunu- icra etmiş
oldukları faaliyetlerden dolayı değil, bu arkadaşlarımız sadece düşüncelerini
ifade ettiklerinden dolayı gözaltına alınıp tutuklanıyorlar. Biz yasama
organıyız, eğer insanların anayasal bir hak olan düşünce ifade özgürlüğünü
kullanmalarının önünde engeller varsa bu alt hukuk normlarını değiştirmek
yasama organının görevidir, bu konuda elini taşın altına koyabilmelidir. Türk
Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin 6, 7, 8’inci maddeleri var, 6’ncı madde
şöyle diyor, diyor ki: “Örgüt üyesi olmayabilirsiniz ama siz talimatla hareket
ederseniz örgüt üyesi gibi cezalandırılırsınız.” Bu salonda hukukçu olan
arkadaşlarımız var. Örgüt üyesi olmanın temel unsurları vardır, gider, askerî,
siyasi eğitim görürsünüz ama legal siyaset içerisindeki bir insanı sadece
düşüncelerini açıkladığı için -ki bunun içinde “Ana dilde eğitim istiyorum.”dan tutun, cinsiyet
kotasını savunmaya, Ilısu Barajı’na karşı olmaya kadar bütün faaliyetler
girebiliyor- sadece bunları ifade ettiğiniz için 220/6’ncı maddenin hedefi
hâline gelebiliyorsunuz. Yine aynı şekilde, 8’inci madde bu Terörle Mücadele
Kanunu’nun propagandayla ilgili hükmüyle de bağlantılıdır. Hadi orada diyor ki:
“Örgütün, terör örgütünün propagandası”, oradaki düzenlemenin başlığı bu. Ama
220’de diyor ki: “Örgütün amacının propagandası” Var mı böyle bir şey? Benim de
amaçlarım örgütün amacıyla aynı bu noktada. Açık söylüyorum, ben ana dilde
eğitim istiyorum, bugün PKK de ana dilde eğitim istiyor, amacımız aynı. Ben
örgütün propagandasını mı yapmış oluyorum? Bu kadar net, bu kadar garabet
hükümler var Türk Ceza Kanunu içerisinde.
O yüzden, bu kuruma
bırakılan, ayrılan bütçenin anlam bulabilmesini -ki biz bu alanın kadrolarıyız,
burada oturan milletvekilleri olarak- eğer bu bütçeyi hak etmek istiyorsak
çalışacağız değerli arkadaşlar. Türk Ceza Kanunu’nda anayasal anlamda güvence altına
alınmış olan düşünce ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, basın özgürlüğü,
toplantı, gösteri yürüyüş hakkı, bunların yaşam bulabilmesi için alt hukuk
normlarını değiştireceğiz. Bugün her biri en az 50 bin, 60 bin oyla seçilmiş
milletvekilleri, 8 tane milletvekili cezaevinde. Bu insanlar da herhangi bir
faaliyetlerine baktığımızda, çok açık ve net -bizim milletvekillerimiz için
ifade ediyoruz- sadece düşüncelerini açıkladıkları için… Sayın Hatip Dicle,
sadece bir cümlesinden dolayı on ay hapis cezası aldı ve vekilliği düşürüldü.
Hükümler, yani
(*)
Bu bölümde, Hatip tarafından, Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade
edildi.
mevcut yasal düzenlemeler sadece olduğu yerde durmuyor, sadece
insanların gözaltına alınıp tutuklanmasına neden olmuyor; medeni siyasi hakları
kullanmalarının önünde de engel oluşturuyor. Eğer, bize ayrılan bütçeyi hak
edecek bir pratiğimiz olacaksa önce önümüze yasama organının ilk görevi olan bu
yasaları alacağız.
2005-2006’da değiştirildi;
Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu değiştirildi ve yine TMK’da değişiklikler yapıldı. Bakın, biz bugün siyasi
iktidarın “12 Eylül Anayasası’yla hesaplaşacağız.” söylemlerini duyuyoruz.
Bunun üzerinden bir anayasa değişiklik paketi hazırlandı ve en az son iki
seçimdir yeni anayasa talebiyle halkın gündemine gidiyoruz. Niye? Bir darbe
ürünüdür, antidemokratik hükümler içerir diye.
Değerli arkadaşlar, o darbe
ürünü olan Anayasa’da bile düşünce, ifade özgürlüğü tanınmış, örgütlenme
özgürlüğü tanınmış ama bunun önündeki engeller alt hukuk normlarında ve bu
normları AKP İktidarı çıkardı; 2005’te, 2006’da çıkardı. Bu salonda, hukukçu
olan arkadaşlarımız, o komisyonda görev alan hukukçu olan arkadaşlarımız var.
Bugün tabanımız, bugün Türkiye toplumu, bir bütün bunu sorgular durumdadır.
Sokakta yürüyen vatandaş nasıl örgüt üyesi olur? Ben size nasıl olduğunu
söyleyeyim: Akşam televizyon seyrediyorsunuz, BDP’li
bir siyasetçi “Yarın bu meydandanız, belediye başkanımızın gözaltına
alınmasıyla ilgili basın açıklaması yapacağız.” diyor ve bir bakıyorsunuz,
basın açıklamasına katılan vatandaşlarımız örgütün amacı doğrultusunda,
propagandası doğrultusunda, talimatı doğrultusunda eyleme katıldıkları için
gözaltına alınıyorlar; tutuklanmasalar da daha sonra cezalandırılıyorlar.
Bu maddelerle yaşamaya
devam edecek bir Türkiye, toplumsal barışını sağlayamayacak bir Türkiye’dir;
çok açık ve net ifade edelim. Bugün, 14 Nisan 2009’da yapılan operasyonlar
sonrasında yaklaşık 4 bin küsur üyesi tutuklu olan bir siyasi partiyiz biz.
Herhangi bir siyasi partiyi düşünün arkadaşlar; değil 4 bin küsur, değil 400,
değil 40, 4 tane siyasi kadrosunu alın, devrilecek siyasi hareketler var. Bugün,
partimizin misyon olarak gördüğü Kürt sorununun
demokratik, barışçıl çözümü noktasında yürütmüş olduğu siyaset, 1991’den bu
yana devraldığı bir siyasettir ve bu siyaset, parti kapatmalarla, gözaltına
almalarla, tutuklamalarla, bırakın 90’lı yıllarda, fiziken
varlığını yok etme noktasında da başarısızlığa uğramış bir siyasettir. Bize
yönelik siyaset başarısızlığa uğramıştır ama bu siyaset ayakta kalmıştır, bunu
görmek lazım.
Siz dediniz ki: “2009’da
yerel yönetim başarısı.” Doğrudur; 50 belediyemiz vardı, Allah kimseye nasip
etmez bize nasip etti, biz 100’e çıkardık. İlk hedef BDP’li
beleyeler, yerel yönetimler bürosu. Bütün kadrolarımız gözaltına alındı, hâlâ
tutuklular, tek kelime ifade vermediler. Niye? Ana dilde savunma yapmak
istedikleri için. İki buçuk yıldır insanlar cezaevinde, tek kelime savunmaları
alınmadı. Hatta, hukuksuz bir şekilde şu anda deliller
kendilerine okunuyor, daha ifadeleri bile alınmadı. Kimlik tespitleri bile
neredeyse gıyaplarında yapıldı.
2009’daki operasyonun
devamı 2011 yılında değerli arkadaşlar, siyaset akademilerimizin hedef
alınmasıyla devam ediyor. Niye? Herhâlde bu stratejistler
düşündüler, danışmanlar düşündüler, dediler ki: Ya, 4 bin küsur insanı
tutukladık, 10 binin üzerinde gözaltı var, nasıl oluyor bu siyasi hareket hâlâ
ayakta, bu siyasi parti hâlâ ayakta? Demek ki bunlar kendi kadrolarını bir
şekilde eğitip görev veriyorlar. O zaman ikinci hedef siyaset akademileri.
Şunu söyleyelim değerli
milletvekilleri: Bütün siyasi partiler kadar bizim de kendi siyasetimizi topluma
taşıyacak, toplumun beklentilerini bize taşıyacak kadrolara ihtiyacımız vardır
ve bunlar, siyaset akademilerimize yönelik operasyonlarla susmayacak,
durmayacak, direnmeye devam edeceklerdir. Bu operasyonlardan bir fayda
çıkmayacak. Nasıl 2009’daki operasyonlardan çıkmadıysa 2011 yılındaki
operasyonlardan da çıkmayacak. Ama bu noktada yasama organı düşünmek
durumundadır; biz, Türkiye’de düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki engelleri
kaldıracak mıyız? Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıracak mıyız?
Basın özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıracak mıyız? Yoksa -geçen hafta bu
kürsüden bazı rakamlar verdim- dünyada en çok teröristi bulunan ilk ülke
sırasında kalmaya devam mı edeceğiz? Herkesi terörist yaparak biz toplumsal
barışımızı sağlayamayız değerli arkadaşlar. Siyaset kanallarını açık tutmak
durumundayız, herkese siyaset yapma hakkı tanımak durumundayız, tüm düşüncelere
saygılı olmak durumundayız. Hoşgörü demiyorum, saygılı olmak durumundayız.
Kimsenin bir diğerinin hoşgörüsüne ihtiyacı yoktur ama saygı duymak
durumundayız. Bu da ancak konuşmaktan, dinlemekten geçiyor.
Saygılar sunuyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ata.
Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.
Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sabahki konuşmamın sonunda,
dokuz yıllık süre içerisinde bütçe açığının düşürüldüğünden bahisle bütçe
açığının azalmasında en önemli faktörler olarak ithalde alınan katma değer
vergileri ile tüketimden alınan dolaylı vergi gelirlerinin ve vatandaşların
bankalara olan kredi borçlarından kaynaklanan ve bankacılık sistemiyle vergi gelirlerine
yansıyan gelirlerin en önemli rolü oynadığını ifade etmiştim. Cari açık ve kamu
işletmelerinin satılması, iç üretimin azalarak ithalata bağımlılığın kronik
hâle gelmesinin bütçe açığından katbekat daha fazla büyük bir sorun olduğunu da
ifade etmiştik. Sözün özü değerli arkadaşlar, Hükûmet vergiyi aşırı ithalat
artışından, vatandaşların bankalara aşırı borçlanmasından ve tüketiciye
yüklenen dolaylı vergilerden sağlamak suretiyle bütçeyi denkleştirmeye
çalışmaktadır. Bunlara bir de kamu varlığı satışlarından gelen özelleştirme
gelirlerini, vergi barışı, varlık barışı, borç yapılandırması kanunlarıyla bir
defaya mahsus ve süreklilik arz etmeyen gelirleri de dâhil ettiğimizde ortaya
bütçeyle ilgili şu hükmü rahatlıkla verebiliriz: Bütçenin gelir yapısı
sağlıksızdır ve bozuktur. Bütçenin gelir esnekliği de gittikçe daralmıştır. Bu
vergi yapısıyla sistem bozulduğu gibi vergi adaleti ve gelir dağılımı da
bozulmakta ve ekonominin dengeleri de büyük zarar görmektedir.
İthalattan alınan
vergilerin tahsilatı 2011 yılı için yüksek tahmin edilmesine rağmen, hedef
yüksek tahmin edilmesine rağmen yüzde 15 oranında hedefin üzerinde çıkmıştır.
Hükûmet artık ithalatı kontrol edemiyor. İthalattan alınan vergiler 2012
bütçesinde de yüzde 12 artmaktadır. Bu artış yüksektir ve ithalat artışının da
yine kontrolsüz bir şekilde 2012’de de devam edeceğini Hükûmetin de öngördüğünü
göstermektedir.
Vergi gelirlerinin bütçe
içindeki payı 2012’de yüzde 85,71’den yüzde 84,18’e düşmektedir. Bu, 1,5
puanlık bir azalma demektir ve bu azalma önemlidir değerli arkadaşlar. Bu,
bütçenin vergi dışı gelirlere yöneldiğini göstermektedir. Ayrıca, büyüme ve
enflasyon beklentisi dikkate alındığında kayıt dışılıkla mücadelede de
Hükûmetin kararlı olmadığını ve istekli olmadığını göstermektedir.
2011 yılı rakamlarına
baktığımızda büyük ölçüde borç yapılandırmasından gelen gelirler sayesinde, tüm
vergilerde genellikle hedefin üzerine çıkılırken, gelir vergisinde de hedef
civarında kalınmıştır. Bu, hedef civarında kalınması da bize neyi
göstermektedir? İstihdamda ve mükelleflerin kazançlarında ciddi bir sıkıntı
olduğunu göstermektedir.
Değerli milletvekilleri,
Hükûmet büyümenin yüksek oranda istihdam yarattığından bahsediyor ve “2007
yılından bu yana 4 milyon 200 bin yeni istihdam yaratıldı.” deniyor. Eğer bu
kadar zamanda bu kadar istihdam yaratılmışsa, bu istihdam artışının gelir
vergisi stopaj artışı olarak yansıması gerekmez mi? Biz bu yansımayı, bu
artışı, istihdam artışı nedeniyle sağlanması gereken artışı gelir vergisi
stopajlarında göremiyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu
işsizlik rakamlarını azaltırken mesleki kurslarda kurs ücreti alan kursiyerleri
dahi işsizlik rakamlarına dâhil etmiyorsunuz. Şimdi, o hâlde bizim de sormamız
lazım: Madem istihdam arttı, Nasreddin Hoca’nın deyimiyle “Eğer kedi buysa
ciğer nerede, ciğer buysa kedi nerede?”
2012 yılı bütçesinde beyana
dayalı kurumlar vergisi tahsilatında da düşüş vardır. Acaba Hükûmet 2012
yılında şirketlerin daha az kazanacağını mı düşünüyor? Yine 2012 bütçesinde cep
telefonuna yapılan maktu vergi artışı nedeniyle -daha önce 40 liradan 100
liraya çıkarılmıştı- dayanıklı tüketimden yüzde 47 özel tüketim vergisi artışı
öngörülüyor ve sigara ve alkollü içeceklerden de yüzde 27 ÖTV geliri artışı
beklenmektedir. Tabii, bu gelir artışları sağlanabilir mi? Sağlanamayacak
değerli arkadaşlar, çünkü bu artışlar -sabahki konuşmamda da ifade ettiğim
gibi- hayatın gerçeklerine ve eşyanın tabiatına aykırı düzenlemelerdir. Bu
artışlarla kaçakçılığı artırdınız ve bunun üzerinde ciddiyetle durmamıza rağmen
maalesef Hükûmetin bu konuda duyarlı olmadığını görüyoruz. 2011 yılı için
özelleştirme gelirlerinde hedefin altında kalınmıştır.
Değerli milletvekilleri,
şimdi de Sayın Maliye Bakanının son bütçe sunuşundaki bazı değerlendirmelerine
atıfta bulunarak görüşlerimin bir kısmını muhterem heyetinize arz etmek
istiyorum.
Bütçe sunuşunda Hükûmet,
Türkiye ekonomisinin iyileşen kamu finansman dengeleri ve istihdam yaratan
güçlü büyümesiyle birçok ülkeden pozitif yönde ayrıştığını, bu ayrışmada kredibilitesi yüksek orta vadeli program ve sağlam
bankacılık sektörünün büyük rol oynadığını ifade etmektedir. Bir kere bu orta
vadeli programların artık hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır. Bu orta vadeli
programların hedeflerinin tuttuğu da vaki değildir. Zamanında ilan edilmeyen ve
hiçbir hedefi de tutmayan bir programdır ve ciddiye de almak mümkün değildir.
Güçlü bankacılığın temeli Milliyetçi Hareket Partisinin hükûmet ortağı olduğu
57’nci Hükûmet zamanında alınan tedbirler sayesindedir. Yani bugün bankalar
batmıyorsa, sizden önceki Hükûmet tarafından alınan tedbirlerin bunda çok büyük
rolü vardır.
Büyüme daha çok ithalata,
özel sektör ve kişi borçlanmasına bağlı olarak gerçekleşmiştir. Büyümede reel
sektörün üretim artışlarının rolü fevkalade azdır. Borç stokunun artması, cari
açığın önüne geçilememesi, bankaların yurt dışından kredi bulmakta zorlanmaya
başlaması nedeniyle uluslararası kuruluşlar da ülkemizin büyüme tahminlerini
aşağıya çekmeye başlamışlardır. Nitekim, BDDK önce
kredi kartı ödeme limitlerini artırdı; baktı, olmadı, nakit çekimini sınırladı.
Şimdi de limitleri sınırlayarak ülkeyi büyük bir krizden kurtarmaya çalışıyor.
Böylelikle, şu anki Hükûmet bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak üç yıl
önceden beri, üç yıldır söylediklerimizi daha yeni yeni dikkate almaya başladı.
Vatandaşın gelecekte elde
edeceği kazancından borçlandırılarak yaptırılan tüketime dayalı büyüme, artan
borç yükü nedeniyle âdeta balon gibi patlamıştır. Şimdi vatandaş için,
borçlanma değil, borç ödeme dönemi başlamıştır. Tüketim eğilimi azalınca, buna
bağlı olarak vergi tahsilatında da azalma olacaktır. Hükûmet bu azalmadan doğan
vergi kaybını, ya yeni vergiler koymak suretiyle ya da mevcut vergi oranlarını
artırmak suretiyle kapatmaya çalışacaktır.
AKP Hükûmetleri döneminde
başlatılan enflasyon hedeflemesi kadar maaş artışı uygulaması neticesinde
ücretliler ve emekliler enflasyona ezdirilmiş, bu sayede enflasyon kontrol
altına alınmaya çalışılmıştır ancak 2011 yılında bu politika iflas etti,
enflasyon yeniden çift haneye doğru yükselişe geçmeye başladı. 2001 yılında
belirlenen politikalar neticesinde 2007 yılına kadar düşen enflasyon yeniden
artışa başlamıştır.
Bu düşüncelerle, değerli
milletvekilleri, muhterem heyetinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Akçay.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Şahsı adına da var Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın
Ayaydın. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on beş dakikadır,
şahsınız adına da…
CHP GRUBU ADINA AYDIN AĞAN
AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi
maalesef Hükûmetin yasalara ne kadar özensiz yaklaştığının yeni bir göstergesi
olmuştur. Bu bütçe, AKP Hükûmetlerinin 10’uncu, yeni kamu mali yönetim
anlayışına uygun olarak hazırlanan 7’nci bütçesidir.
Türkiye Büyük Millet
Meclisinde 5’inci bütçede bulunuyorum. Yaklaşık yirmi-yirmi beş yıldır
televizyonlarda, basında bütçe görüşmelerini takip ediyorum. Ne yazık ki en
düşük profilli bütçe, bu bütçedir. Genellikle bütçe
görüşmelerinde şu sol arkamda görülen Hükûmetin olduğu yerde Hükûmetin bütün
üyeleri bulunur, iktidar partisinin sıralarında da iktidara mensup bütün
milletvekilleri bulunur, iktidara mensup milletvekilleri bütçeye bir aydan önce
hazırlanmaya başlar ve bütün milletvekillerinden en iyi hatiplerini seçer ve
hazırlık yapar. Bütçe öyle bir bütçeydi ki iktidar partisi
milletvekilleri ile muhalefet partisinin milletvekilleri arasında söz düellosu
olur, heyecan olur; iktidar partisi bütçeleriyle halka umut verir, muhalefet
partileri de iktidar partisinin bütçelerini eleştirirlerdi ama ne yazık ki şu
anda görüşmekte olduğumuz bütçede ne iktidar partisinde ne muhalefet partisinde
ne bir heyecan var ne de bir umut var. Eminim ki televizyonları başında
bizleri izleyen halkımız da bu bütçeyle hiçbir şeyin olamayacağını ve… Hiçbir
heyecan duymadıklarından da eminim.
AKP İktidarında yeni kamu
mali yönetim anlayışını tespit etmek üzere Aralık 2003’te yasalaştırılan 5018
sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kamu mali yönetiminde özel bir
süreç ve takvim öngörmektedir. Ancak AKP Hükûmeti her yıl yaptığını ne yazık ki
bu yıl da tekrarlamaya devam etmiştir. Zira, Orta
Vadeli Program 5018 sayılı Kanun’un öngördüğü süreden yüz otuz beş gün sonra,
Orta Vadeli Mali Plan yüz yirmi gün sonra, Bütçe Çağrısı ve Bütçe Hazırlama
Rehberi ise tam yüz beş gün sonra 13 Ekim 2011 tarihinde Resmî Gazete’de birlikte yayımlanmıştır. Bu uygulamayla, Hükûmet
çıkardığı Kanun’a uymamıştır. Peki, Hükûmet olarak siz çıkardığınız yasalara
uymazsanız, sizin çıkardığınız yasalara halkımız nasıl uyacak? Onlardan nasıl
bu uymayı bekleyeceksiniz? Bu yaman bir çelişkidir.
Gerçekçi hedeflerle
hazırlandığı iddia edilen ama gerçekle yakından ilgisi bulunmayan 2012 Orta
Vadeli Programı’na bakalım. Sadece kâğıt üstünde kalan, sözde gerçekçi
hedeflere iki örnek vermek istiyorum. 2011 yılında yayınlanan Orta Vadeli
Program’da TÜFE yüzde 5,3 olarak tahmin edilmişken, yine 2012 Orta Vadeli
Program’da bu oran yüzde 7,8 olarak revize edilmiştir. Merkez Bankası Başkanı
ise yaptığı açıklamada, yıl sonu enflasyonunun yüzde
8,3 olarak gerçekleşmesini beklediğini belirtmiş, ancak 2011 enflasyonu ise
kasım itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 9,5, on bir aylık enflasyon ise yüzde
9,8 olmuştur. Sapma yüzde 50 olmuştur. Sapmalar yüzde 5, yüzde 10 olur ama
görüyorum ki AKP’nin hedeflerinde sapma ancak yüzde 50 olabiliyor.
2011 yılı Orta Vadeli
Program’da cari işlemler açığının yıllık 42,2 milyar dolar olarak gerçekleşeceği
belirtilirken, aynı cari açık ocak-ekim döneminde 65 milyar dolara, on iki
aylık dönemde ise 78,6 milyar dolara ulaşmıştır. Nitekim,
uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye'nin kredi notu görünümünü
pozitiften durağana çevirmektedir, tam da -sözde- gerçekçi ve doğru tespit
ettiğiniz cari açık ve enflasyon hedeflerinin aşılması nedeniyle.
Hâlen Türkiye ekonomisinin
en kırılgan alanı yüksek cari işlemler açıklarıdır. Millî gelirin yüzde 10’u
oranında bir cari açıktan söz ediyoruz. Bunu yaratan etken ise yanlış faiz ve
kur politikalarıdır. Üstelik cari açık riskini Türkiye ekonomisi için tam
anlamıyla bir tehdide çeviren şey de cari açığın finansman kalitesinin düşmüş
olmasıdır. Rekor düzeyde cari açık büyük ölçüde kısa vadeli sermaye girişiyle,
yani sıcak parayla finanse edilmektedir.
Türkiye'nin tasarruf hacmi
gittikçe azalmaktadır. Türkiye’deki tasarrufların gayrisafi millî harcanabilir
gelire oranı 2002 yılında yüzde 18,6 iken ne yazık ki 2011 yılında bu oran
13,3’e ancak düşürülebilmiş. Gelişmekte olan ülkemizin sağlıklı ve kalıcı büyümesi
için zaruri olan tasarruflar AKP döneminde erimektedir.
AKP hükûmetleri döneminde
büyüme oranı Türkiye ekonomisinin büyüme ortalamasına eşittir. O pek övünülen
2003-2010 döneminde büyüme oranı yüzde 4,95’tir. Siyasi istikrarsızlıkların
yaşandığı 1990’lı yıllardaki koalisyon hükûmetleri döneminde bile büyüme ortalaması
yüzde 4 idi.
Evet, son dönemlerde
Türkiye hızlı bir büyümeye tanık olmaktadır ancak aynı Türkiye 2009 yılında
gelişmekte olan ülkelerin ortalamalarının üzerinde küçülmüş, teğet geçtiği
söylenen kriz âdeta silindir gibi üzerimizden geçmiştir.
2002 yılında yüzde 10,3
devralınan ve on yıllık iktidar döneminde yüzde 14’lere tırmanan işsizlik oranı
nihayet bugün açıklanan oranlarla bu miktarın altına inebilmiştir. İstihdam
yaratmayan bir program uygulayan AKP Hükûmeti sanırım bu yüksek işsizliğin
milletimizin kaderi olduğuna inanmamızı bekliyor. İşsizliği takdiriilahi
olarak gören AKP bu konuda da gördüğüm kadarıyla çok fazla bir adım atma
ihtiyacını hissetmiyor.
Öte yandan, çalışmak
isteyenler iş bulamazken işinden olanlar da güvencelerinden yararlanamamaktadır.
AKP Hükûmeti İşsizlik Fonu’ndan yararlanma şartlarını ağırlaştırarak işsiz
vatandaşları sıkıntıya sokarken Fon’un amacı dışında kullanımı ve diğer kamu
harcamalarına transferini olağan hâle getirmiştir.
Ülkemizde uzun yıllardan
beri yaşanan kayıt dışı ekonomi sorununun en önemli unsurlarından birini de
kayıt dışı istihdam oluşturmaktadır. Kayıt dışı ekonominin sonuçlarında
görüldüğü gibi, kayıt altına alınamayan bir istihdam devletleri önemli bir
gelirden yoksun bırakmaktadır. Nitekim, ülkemizde sosyal
güvenlik sisteminin gelirleri Avrupa ülkelerinin çok çok altında kalmaktadır.
Kayıt dışı istihdamın daha önemli sonucu ise çalışanların düşük ücretlerle,
güvencesiz ve sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda kalmasıdır.
Kayıt dışı istihdam oranı
İngiltere’de yüzde 2, Almanya’da yüzde 6, Polonya’da yüzde 14, Romanya’da yüzde
21, Bulgaristan’da yüzde 30 iken Türkiye’de yüzde 44 düzeyindedir. Maalesef ki
kayıt dışı istihdam sorunu, dünyanın 16’ncı ve Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi
olmakla övünülen ülkemizde işte böyle çok ciddi bir sorun olarak önümüzde
durmaktadır.
Özellikle küresel ekonomik
kriz ve bu krizin ülkemize yansımaları çerçevesinde krizin en büyük etkisini
istihdamda göstereceğini, kayıtlı çalışmanın maliyeti nedeniyle istihdamda
kayıt dışılığın daha da artacağını söylemek kehanet olmayacaktır.
Ülkemizde gittikçe büyüyen
ve korkarım ki bu gidişle altından kalkılamayacak diğer bir sorun ise istihdam
usulünde yaşanan karmaşadır. Bu sorun yapısal değil, tamamen AKP Hükûmetinin
bir tercihidir.
Bir yandan iş güvencesi
olmayan çaresiz 4/B’liler, diğer yandan evlilik,
hastalık, doğum, ölüm gibi izinlerin, tayin, terfi gibi hakların kısıtlandığı,
temel insan haklarına aykırı çalışmaya elleri mahkûm olan 4/C’liler.
Bu istihdam şekillerinin kamuda gittikçe yaygınlaştığını görmekteyiz. Bu
durumun sosyal devlete, hukuk devletine ve de yüksek demokratik standartlara ne
kadar uygun olduğunu yüce Meclisin takdirine sunuyorum.
İşsizlik sorununa çözüm
üretilemeyen ülkenin bir de borcu artmaktadır. Evet, borçluluk oranımız düşüyor
ancak borç stokumuzdaki artış da göz ardı edilmemelidir. Zira 2002 yılı
itibarıyla 257 milyar olan kamu borç stoku, 2011’in ikinci çeyreği itibarıyla
bu tutar 519,6 milyar Türk lirasına yükselmiştir. Dokuz yıllık AKP İktidarı
döneminde yüzde 100’den daha fazla artan bir borç stokundan söz ediyorum.
Üstelik bu dönemde cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirmeleri yapılarak
buradan yaklaşık 50 milyar gelir ve çıkarılan mali aflarla toplanan milyarlarca
para sağlanmışken.
Şimdi izninizle, biraz 2012
bütçe büyüklüklerine ilişkin görüşlerimi paylaşmak istiyorum. 2012 yılı için
bütçe gelirleri 329,8 milyar Türk lirası, vergi gelirleri ise 300,9 milyar Türk
lirası olarak öngörülmüştür. İlginç olanı, 2011 yılı orta vadeli programda 2012
için vergi gelirleri tutarının 276 milyar olarak öngörülmesidir. Yani Hükûmet
2012 bütçesi ile karşımıza 25 milyar liralık bir vergi artışı ile çıkıyor.
Önümüzdeki dönemde vergiler devam edecektir, bütçe bunun işaretlerini
vermektedir.
Vergi gelirlerinin kompozisyonuna
baktığımızda ise bu tutarın 86,7 milyarının gelir üzerinden, 7 milyarının
servet üzerinden ve geri kalan 207 milyarının ise harcama üzerinden alınacağını
görmekteyiz. Kayıt dışı ekonominin sonucu olan bu durum, maalesef vergi
sistemimizin ne kadar sorunlu olduğunu da gözler önüne sermektedir. Şimdi
soruyorum, hangisi doğrudur: Kamu hizmeti için ihtiyaç varsa neden memur
sınırlandırılıyor, ihtiyaç yoksa neden sözleşmeli personel alınıyor? Doğrusu
hangisidir? Buna bir an önce karar vermelisiniz.
Öte yandan, son doğalgazın
maliyeti yüzde 39 arttı. Yani Türkiye doğal gazı yüzde 39 daha fazla pahalıya
almaya başladı. 12 Haziran seçimleri nedeniyle fiyatlar baskı altına
alındığından, BOTAŞ, nihai tüketiciye bu zammı yansıtmadı ancak bu sırada
yap-işlet-devret ve yap-işlet santrallere zam üstüne zam yapmaya başladı,
kimsenin de haberi olmadı.
Sonuç: Meclis TV ekranları
karartıldı. Meclis TV’nin ekranları neden karartılır? Çünkü Türkiye Büyük
Millet Meclisinde yapılan uygulamaları Türk halkı izlemesin, kimsenin burada
neler yapıldığından haberi olmasın. Eğer yaptıklarınızın Türk halkının lehine,
halkımızın lehine olduğuna inanıyorsanız neden Meclisi kamuya kapatıyorsunuz,
halk bu çalışmalarımızı izleyemiyor? Bu son derece yanlıştır. Bir an önce
Türkiye Büyük Millet Meclisi televizyonundan bütün faaliyetler halkımızın
izlemesine açık tutulmalıdır. Eğer siz bu televizyonları kapatmaya devam
ederseniz demek ki sizin Türk halkından kaçırmak istediğiniz birtakım konular
vardır. Yaptığınız uygulamaların halkımız tarafından görülmemesini arzu
ediyorsunuz. Bu nedenle Meclis TV’nin bir an önce tamamen açılması
gerekmektedir.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ayaydın.
Şahsı adına Bursa Milletvekili Bedrettin Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Yıldırım.
Süreniz beş dakikadır.
BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa)
– Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlarken
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
2012 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde ben de birkaç cümle
söyleyeceğim ama asıl bir başka konuda sizleri bilgilendirmek istiyorum.
Yatırımlara bağlı olarak
oluşacak 2012 Yılı Programı’nda yer alan hedefler arasında sürdürülebilir
ekonomik büyümenin sağlanması, istihdam artışının sürdürülmesi, yurt içi
tasarrufların artırılması ve cari açığın azaltılmasıyla enflasyon oranının
istenilen seviyelere indirilmesi ve mali disipline bağlı kalınması bu bütçede
esas alınmıştır. Bu kapsamda, merkezî yönetim bütçesinin finansman ihtiyaçları,
iç ve dış piyasa koşullarıyla maliyet unsurları dikkate alınarak, belirlenen
risk düzeyi göz önüne alınarak, orta ve uzun vadede mümkün olan en uygun
maliyetle karşılanacaktır. Devletin tüm kurum ve kuruluşları da çalışmalarını
bu kapsamda şekillendireceklerdir. Bunun en iyi örneği ise özellikle ekonomik
yönden dezavantajlı konumda olan kırsal kesimin kalkınmasında etkin görev
üstlenerek bu kesimin refah düzeyinin artırılmasında önemli rol oynayan, Türk
tarımındaki yüz kırk sekiz yıllık tecrübesiyle, bilgi birikimiyle hizmet veren
tarım kredi kooperatifleriyle ilgili sizi bilgilendirmek istiyorum. 16 bölge
birliği, 1 merkez birliği, 1.700 birim kooperatifi ile 1,1 milyon çiftçiye
hizmet götüren bir kuruluş. Bünyesinde 30 şirketi, 7 bin çalışanı ve Türkiye’de
tüketilen 5 milyon ton gübrenin yaklaşık yüzde 30’unu karşılayan gübre
şirketiyle Türkiye’deki çiftçilerimizin âdeta can simidi olma yolunda çok büyük
gayretler göstermiştir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Gübre fiyatları indi mi?
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) – Gübre fiyatları zirve yaptı.
BEDRETTİN YILDIRIM
(Devamla) – 2000’li yıllarda batması ve tasfiye edilmesi düşünülen, Dünya
Bankası uzmanlarınca tasfiye edilmesi teklif edilen bu kuruluşun 2012 yılına
geldiğimizde çiftçilere verdiği kredi hacmi 3 katrilyon 600 milyara ulaşmış, bu
paranın geri dönüşü yüzde 98’lere ulaşmış, faiz oranları Hükûmetimizin de
desteğiyle sıfırla yüzde 5’e düşürülmüş bir kuruluştur. Özellikle bünyesine
kattığı 1.500 ziraat mühendisiyle Türkiye'nin her noktasında çiftçilerimizin
yanı başında, başta gübre, tohum, yem, makine araç ve teçhizatı, zirai ilaç,
sigortacılık gibi alanlarda çok önemli hizmetlere imza atmıştır.
Sayın milletvekilleri,
tarım kredi kooperatifleri çiftçinin zor anında yanında olmuştur. Özellikle
özel bankaların çiftçilerimize yönelik çalışmalarında en büyük engel tarım
kredi kooperatifleri olmuştur. AK PARTİ hükûmetlerinin verdiği destekle
birlikte bugün Türkiye'nin birçok noktasında çiftçimizin her çeşit desteğini en
uygun şartlarla çok vadeli ve hiçbir kefalet almadan çiftçilerimize ayni ve
nakdî olarak krediye dönüştürmüştür.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
“Tövbe” de Hacı, “tövbe” de.
KEMALETTİN YILMAZ
(Afyonkarahisar) – Genel Müdür kaç lira maaş alıyor?
BEDRETTİN YILDIRIM
(Devamla) – Değerli milletvekillerimiz, yine tarım kredi kooperatifleri
çiftçilerimizden aldığı…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Genel Müdürüm, ÖTV’yle KDV’yi de yok etsene.
KEMALETTİN YILMAZ
(Afyonkarahisar) – Tarım kredi çiftçiyi batırdı.
BEDRETTİN YILDIRIM
(Devamla) – …ürünlerle de onların ürünlerini değerlendirerek ciddi bir katkı
sağlamıştır. Birkaç rakam vermek istiyorum: Devraldığımız tarım kredi
kooperatifleri 2002 yılında çiftçilere verdiği kredinin toplamı sadece 280
milyon liraydı. Bugün, sadece İzmir bölgenin, Tekirdağ bölgenin, Antalya ve
Balıkesir bölgenin her birinin çiftçilerimize ulaştırdığı kredi 500 trilyonu
aşmıştır. Biraz önce ifade ettim, toplamda 3,5 katrilyonluk bir krediye
ulaşmıştır.
Değerli milletvekilleri,
yine tarım kredi kooperatifleri Türk çiftçisine verdiği kredilerle ulaştığı
hacim de dikkate değerdir. Bugün, işlem hacmi 7,5 milyara, aktif büyüklüğü 12
milyara ulaşmıştır. Gübre fabrikaları da tarım kredilerin en önemli şirketidir.
Bu şirketin 2000 yıllarındaki borsa değeri sadece 20 milyondu. Bugün bu
şirketin borsa değeri 1,5 milyara ulaşmıştır ve bu da bu şirketin ve bu kurumun
çalışanlarının çok büyük gayretleri sonucu olmuştur.
KEMALETTİN YILMAZ
(Afyonkarahisar) – Tarih öğretmeni getirdi oraya tarih öğretmeni getirdi,
maşallah! Ziraat mühendislerinin alın teri var orada.
BEDRETTİN YILDIRIM
(Devamla) – Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’de…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Yıldırım.
BEDRETTİN YILDIRIM
(Devamla) – Ben teşekkür ediyorum, herkesi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.
On dakika süre var, beş
dakikasını sorulara ayırıyorum.
Buyurunuz Sayın Işık.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, özellikle
Anadolu’daki birçok ilimizde işsizlik nedeniyle büyük şehirlere olan göç her
yıl artarak devam etmektedir. 2012 bütçesinde illere ayrılan ödeneklerin
tahsisinde bu durum dikkate alınmış mıdır? Göç veren illerin bu önemli
sorununun çözümü konusunda ne tür tedbirler alınmıştır?
İkinci sorum da TARGEL
Projesi kapsamında istihdam sözü verilen ziraat mühendisleri ve veteriner
hekimlerin 2012 KPSS Sınavından önce işe alınmaları sağlanabilecek midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Işık.
Sayın Erdoğan…
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
659 ve 666 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameler ile mağdur edilen muhasebat kontrolörleri, millî emlak
kontrolörleri, muhasebe denetmenleri, millî emlak denetmenleri, muhasebe
uzmanları ve gelir uzmanlarının statüleri geri verilecek midir? Hem bunların
işsiz bırakılmasıyla denetimsiz bırakılan alanlar bundan sonra nasıl
denetlenecektir?
İkinci sorum: İthal
ettiğiniz ürünlerin çoğunun ülkemizde üretilmesi mümkündür. Üretimi teşvik
ederek hem istihdamı artırmayı hem de ithalatı azaltarak cari açığı düşürmeyi
düşünüyor musunuz? Üretimi teşvik etmek için 2012 Programı’nda herhangi bir
somut tedbiriniz var mıdır?
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Erdoğan.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
2 binin altında nüfusa
sahip belediyelere, daha önce çıkarılan kanunla kapatılma kararı verilmişti.
Geçici olarak kapatılması durdurulan bu belediyeler hakkında Hükûmet olarak ne düşünüyorsunuz?
Ülke genelinde olduğu gibi
Tokat ilinde de küçük ölçekli belediyelerde maddi yönden çok büyük sıkıntılar
mevcuttur. Bu belediyelerin durumlarının düzelmesi için bir maddi yardım veya
kaynak aktarmayı düşünüyor musunuz veyahut da bunların paylarının artırılması
konusunda yeni bir sistem, yeni bir barem getirmeyi düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Doğru.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Bakanım, İçişleri Bakanlığı muhtarlara ne annelik yaptı ne
babalık yaptı, onları yetim bıraktı, bir liman arıyorlar. Siz bunlara sahip
çıkacak mısınız?
Muhtarların, bir şekilde,
aldığı maaş BAĞ-KUR primine gediyor. Muhtarlar haykırıyor “Maliye Bakanımız
bize mali olarak sahip çıksın.” diyor. En azından asgari ücret kadar bir maaş
verme konusunda Maliye Bakanı olarak siz onlara annelik babalık yapacak
mısınız?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Aslanoğlu.
Sayın Akçay…
ERKAN AKÇAY (Manisa) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür
Başkenti Ajansı, 30 Haziran 2011 tarihinde tasfiye edilip faaliyetlerine son
verilmiştir. Ancak, Ajansın harcamalarını finanse etmek için Temmuz 2008
tarihinden geçerli olmak üzere, benzin ve motorine getirilen -özel tüketim
vergisinin 1 sayılı listenin A cetvelindeki sayılan benzin ve motorin için- 1
ve 1,5 kuruşluk vergiler hâlen alınmaya devam edilmektedir. Bu vergileri ne
zaman kaldırmayı düşünüyorsunuz? Bu tahsil edilen vergilerin hâlâ alınmaya
devam edilmesini doğru buluyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Akçay.
Sayın Erdemir…
AYKAN ERDEMİR (Bursa) –
Sayın Bakan, Gelir İdaresi Başkanlığı taşra teşkilatında kurum içi sınavla
gelir uzmanı olanlar için, Gelir İdaresi merkez personeline 666 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’yle verilen 3600 ek göstergenin, makam tazminatının
verilmesini düşünüyor musunuz?
3600 ek göstergenin
merkezde çalışan kurum içi gelir uzmanına verilmediğini görüyoruz fakat başka
bakanlıklardaki taşrada görev yapan uzmanlara verildiğini görüyoruz. Gelir
İdaresi çalışanları arasındaki merkez-taşra ayrımını kaldırmayı düşünüyor
musunuz? Almış oldukları ek ücretlerinin emekli maaşlarına sayılıp sayılmaması
hususunda bir çalışmanız var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Erdemir.
Buyurunuz Sayın Bakan, söz
sizin.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Hemen birinci sorudan
başlayayım müsaade ederseniz.
Tabii, işsizliğin nispeten
yüksek olduğu, dolayısıyla ekonomik faaliyet düzeyinin nispeten düşük olduğu
illerimize yönelik olarak, özellikle bölgesel kalkınmışlık farklarını azaltmaya
yönelik projeler çerçevesinde ekstra kaynak aktarıyoruz, bu son derece açık.
Gerek GAP projesiyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne, gerek DAP projesiyle Doğu
Anadolu Bölgesi’ne, KOP’la Konya’ya ve tabii ki
bölgesine, yine, DOKAP’la Karadeniz Bölgesi’ne bir ek
kaynak ayrılıyor. Ama bunun ötesinde, tabii ki bizim yaptığımız bütçe, aslında,
sosyal yönü güçlü olan bir bütçedir. Özellikle, burada, başta işsizlik olmak
üzere diğer sorunları çözmek için biz eğitime ve diğer alanlara çok ciddi
miktarda kaynak aktarıyoruz. Yani nispeten ekonomik faaliyet düzeyi düşük olan,
az gelişmiş illerimize, özellikle fırsat eşitliği yaratmak anlamında eğitime,
altyapıya çok büyük oranda kaynak aktarıyoruz. O anlamda bu ödenekler
muhtemelen daha yüksek görülecektir.
İkinci olarak: “Muhasebat
kontrolörlerimizin, millî emlak kontrolörlerimizin statüleri geri verilecek
midir?”
Değerli arkadaşlar,
buradaki düzenleme tamamen Maliyedeki birimlerin daha etkin, daha verimli
çalışmasına yönelik bir düzenlemedir. Bunların denetim yetkisi kesinlikle
ellerinden alınmamıştır. Tam aksine, çok açık ve net bir şekilde, denetim için
bu kaynakların kullanılmaya devam edileceği ifade edilmiştir. Bunlar tamamen
genel müdürlüklerimizin daha verimli çalışmasına yönelik olarak getirilen
düzenlemelerdir ama yönetmeliklerde bu hususların hepsi tekrar, tabii ki iyi
bir şekilde düzenlenecektir.
“İthal edilen ürünler
Türkiye’de de üretilmektedir. İthalatın sınırlanmasına, Türkiye’de daha çok
ürün üretilmesine yönelik bir şey yapılıyor mu?”
Değerli arkadaşlar, 2009 yılında, yeni teşvik sisteminde,
özellikle dış ticaret açığı yüksek olan sektörlere büyük yatırımlar kapsamında
ekstra, gerek vergi olsun gerek prim desteği olsun gerekse diğer konularda
güçlü bir şekilde destek verildi ve şu anda Ekonomi Bakanlığımız ve tabii ki
Ekonomi Koordinasyon Kurulu bu çerçevede yeni teşvikler üzerinde çalışıyor. Özellikle Türkiye’de üretilebilecek ama şu anda ağırlıklı olarak
ithal edilen ürünlerde hakikaten çok güçlü destek vereceğiz gerek kurumlar
vergisi bazında gerek gelir vergisi bazında gerekse diğer teşvikler konusunda.
Özellikle bu girdi tedarik stratejisinde biz sektörel
çalışmaları tamamladık. Şimdi, sadece sektör değil, ürün bazında neleri
Türkiye’de daha yüksek miktarda üretebiliriz. Türkiye’de üretilmeyen ürünlerin
Türkiye’de üretilmesi için ne tür teşvikler verilebilir? Mesela, diyelim ki biz
demir çeliğe teşvik veremiyoruz uluslararası anlaşmalar gereği ama acaba bunda
kullanılan enerji farklı bir şekilde değerlendirilebilir mi? Bunları da
çalışıyoruz, bu yöndeki çalışmalarımız devam ediyor.
Onun dışında, küçük
belediyeler yani küçük ölçekli belediyeler… Hatırlarsanız bunların, nüfusu 2
binin altında olan belediyelerin kapatılmasına yönelik bir karar verilmişti
fakat sonra bu karar tabii ki uygulamaya konulamadı ve ben bu sıkıntıları
birinci elden biliyorum çünkü birçok belediye başkanı, vekil arkadaşlarımızla
birlikte ya bana geliyorlar ya da doğrudan doğruya bana gelip anlatıyorlar.
Hakikaten birçok belediyede nüfus o kadar düşmüş ki, mesela, geçenlerde nüfusu
110 kişi olan bir belde belediye başkanımız geldi. Ben hakikaten sıkıntıları
birinci elden hissediyorum. Yani bunların kapatılması yönündeki karar doğru bir
karardı, benim şahsi görüşüm, bence o doğru bir karardı. Oraya hizmetler başka
kanallardan daha iyi bir şekilde götürülebilir ama mevcut haliyle ne
yapılabilir? Şimdi denkleştirme ödeneği var, bunu İller Bankasına Maliye
Bakanlığı olarak biz devrettik, oradan veriliyor ama tabii ki o da sınırlı
kalıyor. Biz bu belediyelerimizin fazla elemanlarını -bakın, “norm kadro” falan
demiyorum- ihtiyaç fazlası işçilerini, mesela kamuya verip en azından bu
kendilerine gönderilen gelirlerin büyük bir kısmının maaşa gitmesini engellemeye
yönelik adım attık, bu yönde bundan yararlanan epey belediyemiz de oldu. Ben
inanıyorum ki bu, durumu düzeltir çünkü birçok küçük belediyemiz bir maaş ödeme
bürosuna dönüşmüş durumda yani bir istihdam bürosuna dönüşmüş durumda. Hâlbuki
hizmet yapması lazım ama biz bunu değiştirmek için bu 6111 sayılı Kanun’da çok
önemli bir düzenleme yaptık, inşallah onun katkısı olur.
Başka ne yapılabilir?
Mahallî idarelerle ilgili yeni bir düzenleme yapılacaksa tabii orada küçük
belediyelere yönelik bir adım atılabilir mi? Tabii ki Meclisimizin takdirinde
olan bir konu.
Muhtarlar konusu…
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın
Bakan, kapanacak mı belediyeler?
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Değerli arkadaşlar, ona ilişkin yeni bir düzenleme gerekiyor.
Şimdi, muhtarlar konusu…
KEMALETTİN YILMAZ
(Afyonkarahisar) – Bu haliyle kapanacak mı belediyeler Sayın Bakan?
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Önce müsaade ederseniz şu rakamları bir tekrar hatırlatayım:
Muhtarlarımız 2002 yılında 97 lira alıyordu, şu anda 384 lira alıyor.
Şimdi…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Sayın Bakanım, BAĞ-KUR primi ne kadar onu da söyleyin? BAĞ-KUR
primi ne kadar?
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamam. BAĞ-KUR primi değerli arkadaşlar bakın, en düşük…
BAŞKAN – Sayın Bakan,
süreniz doldu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Bakanım, BAĞ-KUR primini söylemiyorsunuz.
NURETTİN DEMİR (Muğla) –
Muhtarlar önemli Sayın Başkan.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Ama bunu bitireyim Sayın Başkan müsaade ederseniz.
BAŞKAN – Ek süre vermiyoruz
biliyorsunuz çalışmalarımızda. Yazılı olarak siz cevap verebilirsiniz.
Teşekkür ederiz.
3’üncü madde üzerindeki
görüşmeler sona ermiştir.
3’üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
4’üncü maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Bütçe Düzenine İlişkin
Hükümler
Bölüm düzeni ve deyimler
MADDE 4 - (1) Gider
cetvelinin bölümleri, analitik bütçe sınıflandırmasına uygun olarak
fonksiyonlar şeklinde düzenlenir. Fonksiyonlar; birinci, ikinci, üçüncü ve
dördüncü düzeyde alt fonksiyonlara ayrılır.
(2) Bu Kanunda ve diğer
kanunlarda giderlere ilişkin yer alan;
a) "Fasıl ve
bölüm" deyimleri, fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyini,
b) "Kesim"
deyimi, fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyini,
c) "Madde"
deyimi, fonksiyonel sınıflandırmanın üçüncü düzeyini,
ç) "Tertip"
deyimi, kurumsal, fonksiyonel ve finansman tipi kodların bütün düzeyleri ile
ekonomik sınıflandırmanın ilk iki düzeyini,
d) Borç ödemeleri yönünden
"ilgili hizmet tertibi" deyimi, borç konusu hizmetlerin yürütüldüğü
ilgili tertipleri,
ifade eder.
(3) Tahakkuk ettirilecek
giderler Devlet muhasebesi kayıtlarında ekonomik sınıflandırmanın dördüncü
düzeyini de kapsayacak şekilde gösterilir; kesin hesap kanunu tasarısı ise
ikinci düzeyde hazırlanır.
(4) İlgili mevzuat
hükümleriyle analitik bütçe sınıflandırması arasında gerekli uyumu sağlamaya ve
ortaya çıkabilecek sorunları gidermeye yönelik düzenlemeler yapmaya Maliye
Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
İstanbul Milletvekili Ercan Cengiz.
Buyurunuz Sayın Cengiz.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ERCAN
CENGİZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, 2012
yılı bütçesine baktığımızda bütçede gelir ve ödenek kalemlerinin oldukça
büyümüş olduğunu görmekteyiz. Oysa AKP döneminde sadece bütçe kalemleri
büyümüyor büyüyen başka şeyler de var. Türkiye’de yoksulluk büyümüş, yolsuzluk
daha çok büyümüş, yolsuzluğun ve yoksulluğun büyüdüğü yerde doğal olarak
adaletsizlik ve hukuksuzluk da aynı oranda büyümüştür. İşsizlik oranı derseniz
on yıllık AKP İktidarı döneminde yüzde 14’leri de görmüştür maalesef. İç borç,
dış borç artmış hatta rekor kırmış, 2002 yılı itibarıyla 257 milyar TL olan
kamu borç stoku 520 milyar TL’ye yükselmiştir, dokuz yılda yüzde 100’den fazla
artmıştır. Cari açık ise daha da cömert, âdeta rekorlara doyamamış; ocak-ekim
cari açığı 65 milyar dolar, son on iki aylık cari açık ise 78 milyar dolara
ulaşmıştır. Sözün özü, nereye bakıyorsanız karşınıza büyüme çıkıyor, hep
büyümüşüz. Büyümüşüz de ne olmuş? Olan şu: Sağlıksız ve hormonlu bir büyüme
var. Tabii ki ülke ekonomisi de büyüyor. Millî gelir de büyümüş ama şunu
dikkatimizden kaçırmayalım: AKP Hükûmetinin çok övündüğü, her yerde anlattığı
büyümede AKP dönemi ortalaması yüzde 4,95’tir. Kayıp yıllar olarak tanımlanan
1990’lı koalisyonlar döneminde ise bu ortalama yüzde 4’tür.
Değerli arkadaşlar, ülke
ortalamasında bir büyüme söz konusudur, oysa Hükûmeti gören, AKP İktidarını
dinleyen biri Türkiye’nin her yıl yüzde 10’lar seviyesinde büyüdüğünü düşünür.
AKP Hükûmeti büyümeyi, ekonomiyi yönetmeyi değil ama reklam yapmasını çok iyi
biliyor, buradan haklarını teslim etmek gerekir.
Değerli arkadaşlar, bütçe
rakamlarından anlaşılıyor ki, AKP, dolaylı vergilerle harcamaları finanse
etmeye devam edecektir. Oysa dolaylı vergiler adaletsizliğin ve âcizliğin göstergesidir. Gücü olandan vergi alamadığınız
için halkın üzerine yükleniyor ve harcamaları vergilendiriyorsunuz. On yıldır
iktidar olan ve adında “adalet” olan bir partinin böylesine hayati bir alanda
ne kadar âciz olduğunu bu bütçe kanun tasarısında bir kez daha görmekteyiz.
Bütçe harcamalarına
baktığımızda ise daha vahim bir tablo görünüyor. 2012 yılında borç faizlerine
ödenmesi düşünülen tutar 50 milyar TL. Ödenecek bu faiz tutarı, en çok ödenek
verilmesiyle övünülen Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden 11 milyar TL daha
fazla, Sağlık Bakanlığı bütçesinin 3,5 katı, Kültür ve Turizm Bakanlığı
bütçesinin ise 25 katı. Oysa ülkemizin bu alanlarda ne kadar geride olduğu,
dolayısıyla ne kadar çok harcamaya gerek duyulduğu ortadadır.
Size eğitim ve sağlık
alanından örnekler vermek istiyorum. Eğitim alanında yapılan harcamaların
gayrisafi yurt içi hasılaya oranı OECD ortalamasında 5,9 iken Türkiye’de bu
oran, maalesef 3,8 ile OECD ülkeleri içinde en düşük düzeydedir.
2012 yılı için Millî Eğitim
Bakanlığına öngörülen ödenek, 27,7 milyarı personel gideri olmak üzere 39
milyar TL’dir. 2011 yılı Orta Vadeli Program’da öngörülen 1 trilyon 426 milyar
TL olan 2012 millî gelirinin yüzde 2,7’sine karşılık gelmektedir.
Peki, sağlıkta ne
durumdayız? Maalesef, o konu da hiç iyi değil. Türkiye, gayrisafi yurt içi
hasıladaki pay ve kişi başına sağlık harcaması itibarıyla 34 OECD ülkesinin
sonuncusu konumundadır. Özel sektör, kamu toplamı sağlık harcamaları OECD
ortalaması yüzde 9,5 iken bu oran Türkiye’de gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde
6,1’idir. Çoğu kulvarda olduğu gibi bu kulvarda da
maalesef sonuncu durumdayız. OECD ülkelerinin 2009’daki sağlık harcaması
ortalaması 3.223 dolar olarak ölçülürken, ülkemizde kişi başına sağlık
harcaması 902 dolar seviyesindedir. Ne acıdır ki burada da sonuncu durumdayız.
Oysa sağlık ve eğitim sosyal devletin olmazsa olmazlarıdır.
Peki, 2012 bütçesi bu
alanlarda bize ne söylüyor? “Böyle gelmiş böyle gidecek.” diyor ama giden
ülkemiz, giden pırıl pırıl kuşaklarımız yani
geleceğimiz. Ancak üzülerek görüyoruz ki 2012 yılı bütçesi de geleceğimize
yönelik değil, günü kurtarmaya dönüktür. Sosyal devlet böyleyken hukuk
devletinde neredeyiz?
Değerli arkadaşlar, gelelim
adalet sistemimize, maalesef ki adalet harcamalarına ayrılan pay yıllar
itibarıyla artmış olsa da hâlâ yeterli düzeyde değildir. Adalet Bakanlığına
ayrılan bütçe yaklaşık 5,5 milyar TL’dir. Bu tutar bütçenin yüzde 2’sinden, millî
gelirin ise binde 5’inden daha azdır. Oysa adalet, ülkenin, devletin temelidir,
toplumu huzur içinde bir arada tutan ana unsurdur. Böylesine hayati bir alana
ayrılan pay oldukça yetersizdir.
Türkiye’de adaletin en
önemli sorununun birtakım teknik koşullar ve maddi olanaklardan ibaret olduğu
sanılmaktadır. Evet, bunlar sistemimizi aksatan, sistem için önemli
hususlardır. Ancak çok daha önemli olan ve maalesef çok daha özensiz davranılan
alan ise “adalet” kavramı ve yargının bağımsızlığı olmuştur.
Bu dönemde adalet
hizmetinin kalitesinde bir yükselmeden söz edilebilir mi? Adalet, insanlar
arasında hiçbir ayrım gözetmeden herkesi kapsayan, güçlülerin değil, haklıların
üstün olduğu bir alandır. Oysa AKP döneminde adalet bu anlayıştan uzaklaşarak
vatandaşlar arasında ayrım yapmıştır. AKP döneminde yandaşlar korunmaya
alınmış, AKP’nin cephe aldığı kişiler ve kesimler ise adalet yoluyla
etkisizleştirilmeye, ezilmeye çalışılmıştır.
Yine bu dönemde adalet
anlayışı büyük darbe yemiştir. Önce bilinçli olarak yargıda büyük bir kaos ortamı yaratılmış, yargının her seviyesinde “benim
yaptığım doğru” havası doğmuş, hiçbir kademede kimsenin kimseye güveni
kalmamıştır. Özel yetkili mahkemeler icat edilerek hayata geçirilmiş ve
buralarda hukuk katledilmiştir. Bugün hukuk ihlalleri alabildiğince devam
etmekte, bu durum kayıtsız bir şekilde seyredilmektedir.
Referandum sonucu ortaya
çıkan yeni HSYK demokratik ve çoğulcu bir yapı özlemini giderememiştir. Yeni
HSYK oluştuktan sonra yeni Yargıtay ve yeni Danıştay da oluşturulmuştur. HSYK
kurulduktan sonra sekiz ay gibi kısa bir süre içerisinde 3.049 yargıç ve
savcının görev yeri değiştirilmiştir. 2007’de Yargıtayın
daire sayısını ve üye sayısını azaltmak için bir tasarı hazırlandığı hâlde,
bakıyoruz 2011’de tam tersine, hem daire sayısı hem de üye sayısı artırıldı.
Şimdi sormak lazım: 2007’de mi yanlıştınız, 2011’de mi yanlışsınız?
Değerli arkadaşlar, burada
herkes tarafından bilinmesi gereken bir şey var, bu yapılanların Yargıtay ve Danıştayı hizaya getirme ve bu yüksek yargı organlarından
kontrol sağlama operasyonu olduğudur. Bu başarılmıştır. Sıradan, basit bir
yargı olayı bahane edilerek, eşi görülmemiş bir kampanyayla Yargıtay ve
Danıştay yasaları değiştirilmiş, hiç de gerekli olmadığı hâlde bu yüksek
mahkemelerde yeni daireler oluşturulmuş, mevcut dairelerin üye sayıları da
artırılarak Yargıtay ve Danıştay çok farklı bir yapıya dönüştürülmüştür. Artık
buralarda yapılan seçimler AKP’nin arzu ettiği şekilde sonuçlanmaktadır.
Nitekim bu husus rahatlıkla açıklanır hâle gelmiştir. Bütün bunlar yargıdaki
her türlü liyakat geleneğini altüst eden siyasi oyunlardır.
Değerli arkadaşlar,
yargılama ve adalet dağıtma, hafife alınması mümkün olmayan çok önemli bir
olaydır. Bunun için, bilgi birikimi, tecrübe, liyakat ve gelenekler çok gerekli
kriterlerdir. AKP döneminde “bizden olanlar”,
“olmayanlar” ayrımıyla bu kriterler neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış, Türk
yargısı bugün bir kaos ortamına itilmiştir. İdare ve
yargıdaki fotoğrafın tamamına bakıldığında her şey adım adım istenildiği gibi
gitmektedir. İstenen, İslami esaslara dayalı derinleştirilmiş hâkim parti
sistemi ve kuvvetler birliğine dayalı bir tek adam rejimidir. Tüm bu adımları
adalet alanında görmek üzücü, düşündürücü ve maalesef kaygı vericidir.
2012’ye girerken ortada iyi
bir tablo görünmüyor.
Bu düşüncelerle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz.
Sayın Cengiz.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına Batman Milletvekili Ayla Akat Ata.
Buyurunuz Sayın Ata. (BDP
sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT
ATA (Batman) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
2012 Mali Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine söz aldım. Herkesi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
tanımların geçtiği bir madde, o nedenle bütçenin geneli üzerine eksik
bulduğumuz bazı hususlarda değerlendirme yapmayı uygun görüyoruz. Öncelikli
konulardan birinin eğitim olması gerektiği ihtiyacıyla bütçede eğitime ayrılan
pay her ne kadar Sayın Bakan tarafından yeterli görüldüyse de bizce oldukça
yetersiz ki bu Türkiye’de toplumun tüm kesimleri tarafından da genel kabul
gören bir gerçeklik aynı zamanda. Biz, eğitim sorunuyla ilgili
değerlendirmeleri ve siyasal bakış açımızı ortaklaştırmadıkça Türkiye’de
eğitimden kaynaklanan birtakım sorunları da giderme noktasında yol
alabileceğimizi düşünmüyoruz. Bugün Türkiye’de kadına yönelik
şiddetten tutun, çocuğa, yaşlıya, gençliğin sorunlarından tutun, toplumun, bir
bütünün içinde bulunmuş olduğu sorunların giderilmesi noktasında bir program
çıkartıldığında ilk maddelerden biri “eğitim” başlığı oluyor ama biz
geleceğimiz olan çocukların eğitimi noktasında ayırmış olduğumuz bütçeyi
yeterli görerek eğitim konusunda var olan sorunları tartışmayı da rafa kaldırıyoruz.
Tekrar, bugün, bu yıl
içerisinde de yapılan tartışmalara baktığımızda “Bütçe, şu kadar arttı geçmiş
yıllara göre, daha da artacaktır.” bu şekilde temennileri içeren birtakım
değerlendirmeler yapıldığını görüyoruz ama eğitim konusundaki temel konu başlıklarına
ilişkin ne yazık ki burada Hükûmetten ve ilgili ağızlardan herhangi bir şey
duymadık. Sorun var, herkes kabul ediyor ama çözüm noktasında bir ortak zemin
arama ne yazık ki siyasi iktidardan bir hamlede bulunarak gerçekleşmiyor.
Bizler, eğitim konusunda ayrılan bütçeye baktığımızda ve bir insanın günlük
yaşamını idame ettirmesi için gerekli olan diğer kalemlere baktığımızda yerinin
oldukça küçük olduğunu görüyoruz ki kaldı ki ülke bütçesinin neredeyse yüzde
10’unun güvenliğe aktarıldığını görüyoruz. Bütçedeki pay bu kadar az ama biz
diyoruz ki, geleceğimizi, özgür bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz ve
bunun için çocuklarımıza, böyle bir kaygıyla hareket ederek, ortak bir ruhla
geleceklerini imar edebilecekleri bir zemin yaratacağız. Bundan çok uzaktayız.
Bakın, kendi ilimden bazı
örnekler vermek istiyorum. Batman’ın Bekirhan ilçesi,
ilçe merkezinin nüfusu bir ilköğretim açılacak kadar büyük değil, çok fazla bir
nüfusu yok ama ilçe merkezine bağlı olan köylerle birlikte değerlendirdiğimizde
iki tane ilköğretim açılmasını hak eden bir beldeden bahsediyorum. Sayın
Bakanımız da Batmanlı. Bu konuda orada ilköğretime ihtiyaç duyan öğrencilerin
toplamış olduğu imzalar bana ulaştırıldı, ben bir önceki dönem Millî Eğitim
Bakanımıza ulaştırdım bunu ama bize gelen cevapta şu var: “Nüfus yeterli değil,
o yüzden oraya ilköğretim açamıyoruz.”
Şimdi, Ankara’da,
Türkiye'nin her tarafında asıldı “Anne okumazsa kız çocukları okumaz.” diye bir
beyanda bulunmuş Sayın Başbakan ama tabii, bu beyanların dışında, bunun altını
doldurabilecek birtakım idari pratiklere de öncülük etmek gerekiyor.
Şimdi, orada bir
ilköğretim, beldeye bağlı bir ilköğretim açma noktasında acziyetimiz
var. Tabii, bunun dışında da bazı temel sorunlarımız var, onlara da vakit
yettiğince değinmek istiyorum.
Şimdi, bu kız çocuklarımız
okula gidemiyorlar. Bölgedeki, hani, zorunlu öğretim, ilköğretim; o vakte kadar
giden çocuk sayısında bile çok ciddi bir düşüş var ülkenin diğer bölgelerine
göre, ama ilköğretim sonucu, ya evde oturup beklemeye ya evlenmeye teşvik eder
bir mahiyette ilköğretim açmıyoruz, çünkü “Sizin nüfusunuz yeterli değil.”
deniyor. Bu konuda çok ciddi etütler yapılması gerekiyor. Okul açılacak yerin,
mutlaka ama mutlaka köylerle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Hiç umut
edilmiyorsa, merkeze yakın ya da bir sonraki ilköğretim okuluna yakınlık ya da
uzaklığı dikkate alınarak bu ihtiyacın mutlaka karşılanması gerekiyor.
Bu çocuklar -ki çok zor
koşullar altında- diyelim ki geldiler, merkezde okumaya başladılar. Buranın
mekânlarını ziyaret ettik. Biri -ki bu bir özel yurt- gittik, yaşı on ikiyle on
altı arasında, on yedi arasında değişen genç bayanlar kalıyor bu yurtlarda, 1
metrekarelik masada 6 tane öğrencinin çalışması gibi bir durum var. Ortak
kullanım alanı sadece 2 metrekare ama buna rağmen “Vekilim, biz bu koşullarda
da okumak istiyoruz.” diyen bir potansiyel var ortada. Koşullar bu. Yani 4 kişi
üzerinden dizayn edilen odalarda 6 kişi kalıyor -ki
odaların metrekaresi hiç buna uygun değil- çalışabilecekleri koşullar yok, genç
kızlarımız masa bulamadıkları için yataklarda çalışıyorlar, hatta bazen yatakta
2 tane genç bayan kalıyor ama buna rağmen “Bu koşullarda da okumak istiyoruz.”
diyen bir irade var ortada, bir potansiyel var ortada.
Peki, biz bu potansiyele
hizmet üretebilecek bir mekanizmayı hayata geçirebiliyor muyuz? Hayır. Ama
tabii, bunun dışında o yurtlarda işleyen bir mekanizma var, bundan burada
oturan bütün milletvekillerimizin de rahatsızlık duyması gerekiyor.
Birincisi şu: O yurtlarda,
evet, genç beyinler, her türlü istismara açık beyinler, bu beyinler bir şekilde
eğitimlere tabi tutuluyor özel yurtlarda. Gelip bunlar bize söyleniyor, eminim
sizlere de söyleniyor. Eğitime bir katılmazsanız, iki katılmazsanız, o yurtta
kalma şansınız da yok. Mutlaka eğitime katılacaksınız -ki, bunlar çoğunlukla
cemaat eğitimleri- eğer bu eğitimlere katıldığınız tespit edilirse o yurtta
kalmaya devam edebilirsiniz. Bu yurtları açmak…
Eğer bu ülkede anne babalar
çocuklarını okula gönderme iradesine artık sahiplerse ama ekonomik durumları
buna yetmiyorsa biz bu konuya bütçe ayırıp hem orada okullar açıp genç
kızlarımızın ve oğullarımızın okuyabilmesinin koşullarını yaratacağız hem de
kalabilecekleri, barınma sorunlarını giderebilecekleri mekânlar açacağız.
Bu noktada, ülkenin
doğusuyla batısı arasında ciddi bir düşüş var; hem okullaşma oranında hem de
ilköğretim oranında yani hem ilköğretim hem lise öğretimi boyutuyla ama buna
rağmen yapılabilecek çok şey var. Biz, bunun bütçesini ve kadrosunu
oluşturarak, bunu istismar kanallarının dışında ele alıp, ortak bir zeminde
tartışıp çözüm bulabiliriz.
Bakın, çok rencide edici
birtakım şeyler de yaşanıyor. Ne gibi? Mesela, okumak istiyor, yurda gidiyor
arkadaşının yanına ama tespit ediliyor, çıkarılıyor “Sen burada kalamazsın.”
deniyor. Buna rağmen, iyi niyet gösterip hocalar tutuyorlar ama yemek vakitleri
çocuklar dışarı çıkarılıyor “Burada 100 kişiye yemek çıkar, 105’inciye
veremeyiz.” diye. O çocuklar bir de böyle rencide ediliyor.
Bu konuya eğer bütçe
ayırmayacaksak… Sadece güvenlik eksenli değerlendirip tüm pratiklerimizi, tüm
icraatımızı, tüm Hükûmet kanallarımızı güvenlik eksenli değerlendirip o
insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak yerine hiç de onların günlük
yaşamlarına sirayet etmeyen birtakım bütçe kalemleri ayırmak ne yazık ki sonuç
vermiyor.
Biz, insanların günlük
yaşamında hissedecekleri bütçe kalemlerini onlarla buluşturmak durumundayız
çünkü bugün üzerinde tasarrufta bulunduğumuz, kalemlerini belirlediğimiz bütçe
bu insanların vergisiyle doluyor. Biz sadece bu vergiyi, bu vergiyle dolan
Hazineyi, hazine kalemlerini belirliyoruz, bütçe kalemlerini belirliyoruz ve bu
hazineyi kullanıyoruz.
Diğer bir boyut: Değerli
milletvekilleri, çok büyük bir rahatsızlık duydum çünkü ben avukat olduğum
yıllara kadar hiçbir askerî kışlanın içerisine girmemiştim ama gittim, yurtta
öğrencilerin bana söylediği bir şey etkiledi beni, sizi de etkilemesini umut ediyorum.
“Sosyal aktivite” adı
altında genç kızlarımızı kışlaya götürüyorlar, orada komutan ve komutanın eşi
bu genç kızlarımızla belli bir aktivite içerisinde bulunuyor. Biz “Sosyal
aktivite” adı altında hiçbir şekilde militarist herhangi bir yapı içerisine o
kadar gencecik beyinlerin götürülmesini, hele hele genç kızlarımızın
götürülmesini kabul etmiyoruz. Bu, bir ayıptır, bizim için ayıptır. Ya da… Ki,
bu bir başka aşama, bu kabul edilebilir belki, Emniyet Müdürüyle de görüştük
çünkü. Genç kızlarımız sosyal aktivitede bulunacaklar. Bunlar sinema
salonlarına götürülüyorlar, sinema izletiliyor. “Anne babadan izin aldınız
mı?”, “Tabii ki, aldık.” Çünkü izni kim yazıyor? Arıyor o yurt müdürü diyor ki…
Çocuklar orada kalıyor. Anne babanın göndereceği başka yer yok. Arıyor diyor
ki: “Biz bir sosyal aktivitede bulunacağız; izin veriyor musunuz?”, “Evet, izin
veriyoruz.” Sonuçta öğretmen, sonuçta yurt müdürü… Çocuğunu teslim etmiş “Eti
senin, kemiği benim.” demiş; o kadar güveniyor. Ama nereye götürülüyor?
Toplumsal barış sağlanacak, o genç yaşta önyargılar kırılacak diye kışlaya
götüren bir zihniyet var. Sonuna kadar karşısındayız arkadaşlar. Böyle bir şeyi
kabul etmiyoruz. Burada bulunan bütün siyasi partilerin de bunu reddetmesi
gerekiyor. Gencecik kadınların, gencecik kızlarımızın, gencecik evlatlarımızın
ne kışlaya ne de herhangi bir güvenlik kurumuna gitmesini istemiyoruz biz. Ön
yargılar bu şekilde kırılmaz, ön yargılar bu şekilde beslenir. Bu insanların,
eğer, ön yargıları kırmak istiyorsak, bu insanların, ebeveynleri başta olmak
üzere yaşamları hakkında kaygı duydukları, gelecekleri hakkında kaygı
duydukları kardeşleri, ağabeyleri, birlikte yaşadıkları diğer bireylerin kişi
güvenliğini sağlayacağız. Onlara siyaset yapma hakkı tanıyacağız. Bu genç
insanlar birlikte yaşadıkları insanlar hakkında kaygı duymaktan vazgeçecekler.
“Özgür, eşit bir ortam var.” diyecekler. Yoksa biz önyargıları bu şekilde
kıramayız. Onları kışlaya taşıyarak, emniyetin düzenlediği aktivitelere katarak
biz bu önyargıları kıramayız. Ancak ve ancak ihtiyaçları çok açıktır, bellidir.
“Okumak istiyorum.” diyen bir irade vardır ortada ama ne yazık ki…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ata.
AYLA AKAT ATA (Devamla) –
Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Şahsı adına, CHP
Aydın Milletvekili Bülent Tezcan.
Buyurunuz Sayın Tezcan.
(CHP sıralarından alkışlar)
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2012 yılı bütçe kanununu görüşüyoruz. Maddeler üzerinde
görüşmeye geçtik. Şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Öncelikle 2012 yılı
bütçesinin, bütün olumsuzluklarına rağmen, önümüzdeki dönemde, Türkiye’de
herkes için, en azından uygulamada olumlu sonuçlar yaratmasını diliyorum. Bu
konuda maalesef sadece dilekte bulunuyoruz çünkü şu ana kadar yaptığımız
görüşmelerden de görüyoruz ki 2012 yılı bütçesi, Türkiye’de geniş kitlelerin
ihtiyaçlarını karşılama konusunda, maalesef gerekli ihtiyaca cevap verme
konusunda yeterli bir bütçe olmaktan uzak.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye’de hemen hemen her kesimin ciddi sıkıntıları var. Bütçe görüşmeleri
başlamadan önce esnaflarla bir sohbet sırasında… Götürü vergisini dahi ödemekte
zorlanan esnaf, bir süre sonra, deftere tabi hâle geçtikten sonra yeniden götürü
vergiye geçmek istediğinde geçemediğinden şikâyetçi.
Esnaflarla konuştuğumuzda,
bütün esnaflar, Aydın’da, alışveriş merkezlerinden şikâyetçiler. Burada Meclis Genel Kurulunda, komisyon gündemlerinde, alışveriş
merkezlerinin yapılması konusundaki kanun tasarısı yıllardır -esnafın önüne-
gösterilip gösterilip geri çekilirken, Sayın Başbakan
birden çıkıp “Türkiye’de bakkalların devri artık bitti.” diyor ama bir taraftan
da büyük alışveriş merkezleri, köşebaşlarına kadar
“ekspres mağazaları” adı altında, o küçük esnafın, ayakkabıcının, bakkalın,
manifaturacının oradaki ekmeğine dahi göz koyar hâle gelmiş.
Değerli arkadaşlar, sadece
esnafın değil, çiftçinin hâli perişan. Bugün pamuk birliğinde, kooperatifteki
çiftçilerle görüştüm buraya gelmeden önce. Pamuğun fiyatı 1 lira 20 kuruşa
düşmüş, 1 lira 20 kuruş; 1,5 liraydı, 1 lira 20 kuruşa düşmüş. Artık, pamukçu
zarar eder durumda. Çiftçi 240 liraya traktörün mazotunu deposuna doldururken,
bu 240 lira mazotun 120 lirasını çiftçiden vergi olarak devlet alıyor, 120
lirasını. ÖTV ile KDV’nin toplamı yaklaşık yüzde 49, böyle bir vergi sistemiyle
bütçe bağlıyoruz. Aynı şekilde, gübrede çiftçinin sıkıntısı
aynı, ilaçta çiftçinin sıkıntısı aynı. Biz bütçe yapıyoruz ama
yaptığımız bütçe “Ne kadar daha fazla elimizi çiftçinin cebine atarız?
Çiftçinin sofrasından ekmeği ne kadar daha fazla alabiliriz?” hesabı üzerine
kurulmuş.
Değerli arkadaşlar, şöyle
bir şey olabilir mi? Bakın, 2010 yılı içerisinde sadece mazottan, çiftçinin
kullandığı mazottan alınan vergi 5,8 milyar lira, yaklaşık 6 milyar lira. Bu
bütçelerle Türkiye ekonomisini güya önümüzdeki dönemde ayağa kaldıracağımızı
iddia ediyoruz. Bu bütçeyle olsa olsa Türk çiftçisinin sırtına bir kere daha
vururuz, başka bir şey yapmayız, böyle bir bütçeyi bağlıyoruz.
Değerli arkadaşlar, tabii,
Türkiye’de sadece bununla ilgili problemler yok, uzun uzun anlatabilecek çok
şey var ama şunu özellikle sayın milletvekilleriyle, sizlerle paylaşmak
istiyorum: Bakın, bugün yine gazetelerde bir haber çıktı. Türkiye’de artık,
yasa dışı dinlemeler olağan hâle geldi. Türkiye’de artık yasa dışı dinlemeler
doğrudan doğruya servis edilmeye başladı. Türk Ceza Kanunu’nda yasa dışı
dinlemeler suç ama iktidarın gözü önünde bugüne kadar yasa dışı dinlemeler
servis ediliyor ve buna karşı maalesef hiçbir önlem alınamıyor. Sayın Grup
Başkan Vekilimiz Emine Ülker Tarhan’ın bir konuşması -güya iddia edilen bu-
basına yansımış, bilinen bir site haber vakti yayınlamış, iktidar gözleri kör,
kulakları sağır, bu konuda dili tutulmuş konuşmuyor. Bu konuda susmak bunun
ortağı olmaktır. Bu konuda iktidarın görevi, sorumluluğu sorumluları bulup
çıkarmaktır, bulamazsa iktidar bunun ortağıdır.
Hepinize teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Tezcan.
Malatya Milletvekili Veli Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Ağbaba.
VELİ AĞBABA (Malatya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum.
Değerli Başkan, değerli
milletvekilleri; ben, dünya kayısı başkenti Malatya’nın milletvekiliyim.
Dokunduğunuzda dışarı fırlayan Türkiye'nin en güzel cevizinin üretildiği
Hekimhan’ın milletvekiliyim. Ürettiği kara üzümlerle ülkenin her yanında aranan
Arapgir’in, Banazı’nın
milletvekiliyim. Bölgenin en güzel elmasını, fasulyesini üreten Doğanşehir’in
milletvekiliyim. Kurulan İsrail füze kalkanı ile yok edilmek istenen, meşhur
armuduyla ünlü Akçadağ’ın milletvekiliyim. Susuz topraklarda bölgenin en güzel
buğdayını üreten Yazıhan’ın, Karaca’nın milletvekiliyim. 1995 yılında temeli
atılan, barajı yıllardır yapılmayan, her türlü ayrıma tabi tutulan Arguvan’ın
milletvekiliyim, dünyaca ünlü yetiştirmiş olduğu kavunların memleketi
Arguvan’ın. Eşi benzeri olmayan Türkiye’de isim yapmış meşhur dalbastı
kirazlarının üretildiği Yeşilyurt’un milletvekiliyim. Yetiştirdiği narıyla ünlü
Doğanyol’un milletvekiliyim. Dikmiş olduğu kayısıları kurumasın diye
kanalizasyonu kırarak kayısıları sulayan Battalgazi’nin, Hatunsuyu’nun,
Hanımınçiftliği’nin, Dilek’in milletvekiliyim. Ben,
Kuluncak’ın, Kale’nin Darende’nin milletvekiliyim yani, ürettiği her ürünle
Türkiye’de, dünyada marka olmuş bir tarım kentinin milletvekiliyim. Bunları
niye söylüyorum?
Değerli arkadaşlar, bu
kadar önemli ürünler üreten Malatya için çok önemli bir yeri olan Meteoroloji
Bölge Müdürlüğü kanun hükmünde kararnameyle kapatılmak isteniyor, başka bir
şehre bağlanmak isteniyor. Bu Malatya için hak mıdır, bu Malatya için reva
mıdır? Malatyalılar, nisan ayından başlayarak, ellerinde kumanda, kanal kanal gezip, Meteorolojide, don olacak mı, yağmur yağacak
mı diye bakarlar. Lütfen Malatya’nın ekmeğiyle oynamayın, Malatya’nın tarımını
yok etmeyin.
Değerli milletvekilleri,
ben kaybeden bir kentin milletvekiliyim. Tekeli peşkeş çekilmiş, Sümerbankı yok pahasına satılmış, meşhur hal binası camisisiyle Hollandalılara verilmiş bir kentin
milletvekiliyim.
Değerli milletvekilleri,
bir peşkeşle, bir talanla daha karşı karşıyayız. Daha önce Danıştayın
iptal ettiği, bizim satışına ısrarla karşı çıktığımız Şeker Fabrikası
birilerine peşkeş çekilmek isteniyor. Bu haksızlıktır, bu hukuksuzluktur.
Aralarında, Malatya, Elbistan, Erzincan’ın da bulunduğu fabrikaların toplam
değeri 266 milyon dolar. 266 milyon dolara satıldı. Bu tam anlamıyla bir
peşkeştir, tam anlamıyla üretimi yok etmek, bir halkın mallarını birilerine
vermektir.
Niye bunları söylüyorum
arkadaşlar? Bakın, bu dört fabrikanın değeri 266 milyon dolar, her fabrika 66,5
milyon dolara geliyor. Şimdi, Malatya, bu fabrikanın 2010 yılı emlak değeri,
yani sadece emlak değeri, içindeki fabrika hariç 240 milyon lira. Dikkatinizi
çekiyorum, sadece emlak değeri.
Yine, bunun içerisinde
fabrika yok, fabrikanın tesisi yok, 32 dönümlük bir örnek daha vereyim; meşhur
o camisiyle beraber satılıp, camisi de bir gecede yıkılan hal binası, 32
dönümlük hal binası 52,5 milyon liraya satıldı. Malatya Şeker Fabrikası ise 459
dönüm, yani hal binasının tam on beş katı, ama hal binasının… Burada mantık şu:
Bir alana üç bedava, yani peşkeş, yani talan!
Değerli arkadaşlar, bu
fabrika satılırsa sadece içerisinde çalışan fabrika yok olmayacak, 4.800 ekim yapan pancar çiftçisi, nakliyecisi, besicisi, yani 85
bin Malatyalı aç kalacak, yoksul kalacak. Sizleri bir kez daha bu kararı gözden
geçirmeye, sizleri bir kez daha dedelerimizin mallarını, babalarımızın
mallarını satarken vicdanlı davranmaya davet ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, ben
aldatılan bir kentin milletvekiliyim. 17 Mayıs 2011’de Başbakan geldi,
Malatya’nın meydanında dedi ki: “Ey Malatya, sizi büyükşehir yapacağım.
Kadınlar, erkekler hazır mısınız? Çocuk yapın, nüfusunuzu artırın, nüfusunuzu
750 bine tamamlayın, sizi büyükşehir yapacağım.”
Arkadaşlar, doğanın kanunu,
çocuk dokuz ayda oluyor, yedi ay oldu, Başbakan Malatya’yı kandırdı, büyükşehir
sözünü unuttu. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Vakti, zamanı geldiğinde büyükşehir olacak.
VELİ AĞBABA (Devamla) –
Sizleri Malatya’ya sahip çıkmaya, özellikle Malatya’dan seçilen
milletvekillerini Malatya’ya sahip çıkmaya davet ediyorum. Malatya’nın
mallarını, diğerlerini sattığınız gibi peşkeş çekmemenizi diliyor; hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Ağbaba.
Sayın milletvekilleri,
şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.
Sayın Halaman…
ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın
Başkan, Maliye Bakanına soruyorum: Esnaflar üzerinden sürekli olarak matrah
üzerinden vergi toplanıyor. Bunu doğru buluyor musunuz?
İkinci sorum Şehircilik
Bakanına: Mücavir alan içerisindeki köylerde ev yapmak isteyen insanlara ruhsat
karşılığı 5 bin TL para istenerek ruhsat veriliyor. Bunu doğru buluyor musunuz?
Saygılarımla.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Halaman.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben bir önceki maddede
belediyelerin kapanmasıyla ilgili bir soru sormuştum, Sayın Bakan kapanmasından
yana olduğunu söyledi ama bununla ilgili bir çalışma olup olmadığını
söylemediler. Belediyeler yani 2 bin nüfusun altında olan belediyeler kapacak
mı, kapanmayacak mı? Birincisi bu.
İkincisi de: Bu kapanmakta
olan belediyelere bakılmış olduğu zaman bunların büyük bir çoğunluğunun İç
Anadolu Bölgesi’nde olduğunu görürsünüz. İç Anadolu Bölgesi’nde son zamanlarda,
son beş yıldan beri çok büyük oranda göç vardır. İç Anadolu Bölgesi’ndeki
illerin neredeyse nüfuslarının büyük bir kısmı kaybedilmekte, milletvekilleri
sayıları da birer, ikişer düşmektedir. Bu yönlü olarak 2009 senesinde yeni teşvik
sistemi getirdiniz ama bu bölgelerde bu faydalanma yoktur, yüksek teşvik
sisteminden faydalanamıyorlar. Hâlbuki 4325 sayılı Kanun’daki eski teşvik
sistemine göre daha fazla faydalanma vardı. Bu yönlü olarak sektörel
bazda veya ürün bazında en azından bu bölgelerdeki
göçü durdurmak için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Doğru.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bilindiği
gibi, geçen yıl yapılan bir düzenlemeyle üniversitelerimizde yardımcı doçent
kadrolarında çalışan ve emekliliği gelmiş öğretim üyelerinin birinci dereceye
kadar inmelerinin önü açıldı. Ancak, bu düzenlemeden bu yana maalesef
üniversitelerimizde birçok öğretim üyesi, emekliliği geldi hâlde birinci
dereceye ataması yapılmadığı için bu haktan yararlandırılmamaktadır. 2012
yılında bu sorunu çözmeyi düşünüyor musunuz? Üniversitelerimizce gerekçe olarak
da Maliye Bakanlığının birinci derece kadro vermediği veya serbest bırakmadığı
ileri sürülmektedir. Bu sorunu çözebilir misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Işık.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Bakan, kıymetimi bilmediniz. Sizi “Muhtarların babası.” ilan
ettim, kabul etmediniz, “Anası olun.” dedim, kabul etmediniz. Siz söyleyin ben
cevap vereyim. 2002 yılında 90 lira maaştı, 80 lira BAĞ-KUR primi, muhtarın
cebine 10 lira kalıyordu. Bugün de 370 lira maaş alıyor, 350 lira BAĞ-KUR’u
var, muhtarın cebine 20 lira kalıyor. Onun için bu cevabı ben vereyim. Ama siz
bunlara sahip çıkın.
İki: Muhtar başkaları için
gidiyor yeşil kart veriyor ama “Senin maaşın var, sen yeşil kart alamazsın.”
diye kendi çoluk çocuğunu tedavi ettiremiyor. Demin kavuşturamadınız ama yine
söylüyorum: Ya anası olun ya babası olun!
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Aslanoğlu.
Sayın Erdoğan…
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, kanun
hükmünde kararnamelerle hemen bütün bakanlıkların yapısını değiştirdiniz. Bu
vesileyle bütün bürokratlar müşavir, uzman, araştırmacı gibi kadrolara
atandılar. Devletimizin yetiştirdiği sayısını bilmediğimiz bürokratlar tam
maaşlı işsiz konumuna getirildi. Bunların yerine atananlar da yeni statülerine
göre maaş alacaklar. Kısaca, siz bu kanun hükmünde kararnamelerle iki kötülüğü birden
yaptınız. Bir: Bürokrat kıyımı yaptınız. Buna göre, siz bu kararnamelerle kaç
bürokratı koltuğundan ettiniz? İkincisi: Bunların yerine atanacaklarla yeniden
ödeyeceğiniz maaşlar dolayısıyla ne kadar kamu zararı oluştu? Bu sorunu çözmeyi
düşünüyor musunuz? Çözecekseniz nasıl çözeceksiniz? Bunu da bilmek istiyoruz.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Erdoğan.
Sayın Öz…
ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Sağlık çalışanları maaşla
beraber döner sermaye almaktadırlar. Ancak döner sermaye gelirleri emekliye
yansımamaktadır. Bu konuda, Sağlık Bakanlığı Maliye Bakanlığını işaret
etmektedir. Hükûmet olarak, bu konuda bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Öz.
Sayın Akçay…
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Bir önceki sorduğumuz
soruya maalesef cevap alamadık, sorumu tekrarlıyorum: 5766 sayılı Kanun
çerçevesinde, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansına finansman sağlamak
amacıyla, özel tüketim vergisine, I sayılı listenin (A) cetveli uyarınca,
benzinde 1 kuruş, motorinde 1,5 kuruşluk vergi alınmaya devam edilmektedir. Bu
uygulamaya ne zaman son vermeyi düşünüyorsunuz? Bu uygulamanın, Ajansın
faaliyetleri sona ermesine rağmen devam etmesini doğru buluyor musunuz?
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Akçay.
Buyurunuz Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Müsaade ederseniz son
sorudan başlamak istiyorum çünkü değerli arkadaşımız daha önce de sormuştu.
Değerli arkadaşlar, tabii
bu, İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansının giderlerini finanse etmek üzere,
doğrudur; ilave bir ÖTV, İstanbul’daki motorin ve benzin üzerine ilave bir ÖTV
getirilmişti. Ben, bu ÖTV’nin devam etmesini doğru bulmuyorum, bunun
kaldırılması gerektiğine inanıyorum. Bu çerçevede de arkadaşlarımızla görüştük
yani gerekli düzenlemeyi inşallah Meclisimize getireceğiz. Onu ben özellikle
belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, müsaade
ederseniz şu muhtarlar konusunu bağlasak. Rakamı sağ olsun Mevlüt
Bey verdiler ama ben tam rakam vereyim, ondan sonra şunu söyleyeyim,
muhtarlarımızın durumunun iyileştirilmesini biz Maliye Bakanlığı olarak
destekliyoruz; birinci konu bu.
İkinci konu; ben daha önce
de söyledim, Köy Kanunu tasarısı, daha doğrusu, Köy Kanunu’nun yenilenmesine
ilişkin çok ciddi bir çalışma yapıldı. Bu çalışmanın tamamlanarak bir tasarıya
ve sonra da tabii ki bir kanuna dönüşmesini biz bekliyoruz, o çerçevede yapılmayı
doğru buluyoruz çünkü parça parça bir özlük düzenlemesi yaparsak, yine birçok
kesimden bu yönde talepler gelir. Ben her zaman Maliye Bakanı olarak bu…
Yalnız, rakamı bir daha
vereyim çünkü -müsaade edersen- 2002 yılında, doğrudur, 97 lira maaş vardı, 87
lira en düşük BAĞ-KUR primi vardı, arada 10 liralık bir fark vardı. Bugün 384
lira maaş var, 280 lira BAĞ-KUR primi var, arada 104 liralık bir fark var.
KEMALETTİN YILMAZ
(Afyonkarahisar) – Harca harca bitmez.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Ama değerli arkadaşlar, şimdi…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Bakan…
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Ama müsaadenizle.. Şimdi arkadaşlar, şunu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Bakanım, sizi o zaman kirve yapalım, kirve.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Şimdi, bakın arkadaşlar, 2002 yılında arada 10 lira fark var ve 97
lira. Biz bunu 4-5 kat artırmışız, aradaki fark da artmış. E, bunu da takdir
edelim yani. (MHP sıralarından gürültüler)
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –
Yeter mi Sayın Bakan?
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Yok, yetmez arkadaşlar.
Ama, değerli arkadaşlar,
memleketi büyüteceğiz, gelirlerimiz artacak, birçok kesim şu anda sınırlı
imkânlarla hayatını idame ederken daha iyi duruma inşallah gelecek.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O
Tekeli satıp para kazananlardan bir fon ayırtsak da bu muhtarlara ödesek.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, yardımcı doçentlere 1’inci derece kadro
verilmesi kanunla düzenlenmiştir. Mevcutların kadro değişikliği Bakanlar
Kuruluyla gerçekleşecektir. Bu yöndeki çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah,
2012 yılında bu yönde adım atılmış olur diye ben de ümit ediyorum.
Yine, sorulan sorulardan
bir tanesi sağlık çalışanlarımızla ilgiliydi.
Şimdi, değerli arkadaşlar,
tabii sağlık sektöründe, özellikle, çalışan arkadaşlarımıza maaşa ek olarak çok
ciddi miktarlarda döner sermayeden kaynak veriliyor, doğrudur. Bunu tamamen
emekliliğine yansıtırsak, bu aktüeryal dengede çok
ciddi problemler yaratır.
Daha önce bu yönde bir adım
attık hatırlarsanız; yanlış hatırlamıyorsam, geçen sene bu yönde bir adım
attık, bir düzenleme yaptık ama tamamını yansıtmamızın imkânı olmadığı
kanısındayım.
Yine, kanun hükmünde
kararnamelerle birçok bürokrat arkadaşımızın açığa alındığı vesaire… Değerli
arkadaşlar, bu eşit işe eşit ücret ve benzeri birtakım KHK’lar çok
eleştiriliyor. Keşke zamanımız olsa. Hiçbir arkadaşımızın özlük haklarında bir
azalma olmamıştır. Olsa olsa yani 405 bin kişinin özlük haklarında bir iyileşme
söz konusudur. 2006’dan beri biz ek ödeme alanla almayan memurlarımız
arasındaki farkı azaltmaya yönelik adımlar attık. Bu en son attığımız adımla
aslında 2012’de bitireceğimiz hususu bu sene bitirmiş olduk. Aynı unvan, aynı
derece, aynı işi yapan arkadaşlarımızın ücretlerini en yüksek düzeyde
eşitledik. Hiçbir şekilde o anlamda özlük haklarında bir azalma yoktur. Bütün
çalışanlarımız bizim için değerlidir yani bizim arkadaşlarımızın bir kısmının
müşavir olmuş olması bunların farklı bir statüde değerlendirilmesini
beraberinde getirmiyor. Ben şahsen Maliye Bakanı olarak hâlâ daha önce farklı
noktalarda görev alıp da şimdi müşavir olan arkadaşlarımızdan da
yararlanıyorum.
BAŞKAN –Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK
(Batman) – Ben teşekkür ederim.
BAŞKAN – 4’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
5’inci maddeyi okutuyorum:
Bağlı cetveller
MADDE 5 - (1) Bu Kanuna
bağlı cetveller aşağıda gösterilmiştir:
a) Bu Kanunun 1 inci
maddesi ile verilen ödeneklerin dağılımı (A).
b) Merkezi yönetim
kapsamındaki kamu idareleri tarafından ilgili mevzuata göre tahsiline devam
olunacak gelirler (B).
c) Merkezi yönetim
kapsamındaki kamu idarelerinin gelirlerine dayanak teşkil eden temel hükümler
(C).
ç) Bazı ödeneklerin
kullanımına ve harcamalara ilişkin esaslar (E).
d) 5018 sayılı Kanuna ekli
(II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan idare ve kurumların nakit imkânları
ile bu imkânlardan harcanması öngörülen tutarlar (F).
e) 10/2/1954
tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri uyarınca verilecek gündelik ve
tazminat tutarları (H).
f) Çeşitli kanunlara göre
bütçe kanununda gösterilmesi gereken parasal sınırlar (İ).
g) Ek ders, konferans ve
fazla çalışma ücretleri ile diğer ücret ödemelerinin tutarları (K).
ğ) 11/8/1982
tarihli ve 2698 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Okul Pansiyonları Kanununun 3
üncü maddesi gereğince Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yönetilen okul
pansiyonlarının öğrencilerinden alınacak pansiyon ücretleri (M).
h) 7/6/1939
tarihli ve 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu uyarınca milli
müdafaa mükellefiyeti yoluyla alınacak hayvanların alım değerleri (O).
ı) 3634 sayılı Kanun
uyarınca milli müdafaa mükellefiyeti yoluyla alınacak motorlu taşıtların
ortalama alım değerleri ile günlük kira bedelleri (P).
i) 5018 sayılı Kanuna ekli
(I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin yıl içinde
edinebilecekleri taşıtların cinsi, adedi, hangi hizmette kullanılacağı ve
kaynağı ile 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanununa
tabi kurumların yıl içinde satın alacakları taşıtların azami satın alma
bedelleri (T).
j) Kanunlar ve
kararnamelerle bağlanmış vatani hizmet aylıkları (V).
BAŞKAN – 5’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Ankara Milletvekili Levent Gök.
Buyurunuz Sayın Gök. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz 2012 Yılı
Merkezi Bütçe Kanunu Tasarısı’nın “Bağlı cetveller başlıklı.” 5’inci maddesi
üzerine söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bir konuya dikkatinizi çekerek sözlerimi ifade etmek
istiyorum. Bağlı cetvelleri incelediğimde şöyle bir garip durumla karşılaştım.
Bütçe kanununa dayanak olarak sayılan kanunlar arasında değerli
milletvekilleri, daha henüz Meclisimizin gündemine gelmemiş, görüşülmemiş tam
17 adet kanun hükmündeki kararname sayılıyor. Yani şu anda görüştüğümüz bütçe
kanununa dayanak olarak sayılan kanunların içerisine 17 adet kanun hükmündeki
kararname konulmuştur.
Değerli arkadaşlarım,
bildiğiniz gibi Anayasa’mızın 91’inci maddesi kanun hükmündeki kararnamelerin
bir an önce Meclise gelip görüşülmesini amirdir. Biz daha henüz Meclise
gelmemiş, Anayasa hükmüne rağmen Meclise gelmemiş kanun hükmündeki
kararnameleri bu bütçeye nasıl dayanak yapabiliriz? Böyle bir garabet olabilir
mi?
Bu bütçemiz, Anayasa’ya
göre sakat bir bütçedir değerli arkadaşlar. Sizleri uyarıyorum. Anayasa’ya göre
Meclise ilk önce gelmesi gereken kanun hükmündeki kararnameler burada
görüşülecekti, buradan geçtikten sonra ancak bütçeye dayanak olabilirlerdi.
Bakın, tam sekiz yüzyıl
önce insan hakları alanında en birinci belge sayılan Magna
Carta, 1215 yılında, biliyorsunuz soyluların krallara
karşı verdiği bir ayaklanmayla başlamıştır ve Yurtsuz John’a karşı soylular
“Sen kendi başına vergi salamazsın, kendi başına kanun yapamazsın.” diyerek bir
ayaklanmıştır ve 1215 yılında Magna Carta kabul
edilmiştir. Biz bundan tam sekiz yüzyıl öncesinden bile daha geri bir durumda
Parlamentoyu idare ediyoruz ve yasal dayanağı olmayan bir bütçeyi çıkartıyoruz.
Böyle bir bütçe olamaz. Çoğunluğunuza dayanarak bir dikta yönetimini burada
kuramazsınız, koruyamazsınız. Bunlar bir an önce Meclisimizin önüne gelmeliydi.
Bakın, bir yandan bunları
yapıyorsunuz, bir yandan da… Çok ibretlik bir öyküyü sizlerle paylaşacağım.
Ankara Büyükşehir Belediyesinin metro çalışmaları da
bu 2012 yılı bütçesi içerisinde çok önemli bir kaynak ve kendisine yer bulan
bir uygulama olmuştur.
Değerli milletvekilleri,
Ankara’yı yönetmekten âciz Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının eline yüzüne
bulaştırdığı Ankara metrosu, Ankaralılar için bir
ibret alanıdır. Bu Belediye Başkanı göreve geldiğinden beri Ankaralıları,
“Metro yapacağım.” diye aldatmıştır ve bunun içine, ne yazık ki Meclisimizi de
işin içine çekmiştir.
Bakın ne yapmıştır? 2001
yılında Sayın Melih Gökçek Ankaralılara müjde veriyor: “Bir ay sonra Sincan metrosunun temelini atıyorum, otuz altı ay sonra
bitiriyorum.” Değerli arkadaşlarım, 2001, bir ay sonra metro
temeli atılıyor ve otuz altı ay sonra bitirilecek. Biz o zaman söyledik
-Ankara’da tam 3 tane metro hattı yapılıyor- “Yapma,
bir tanesini bitir, ondan sonra diğerine geç.” Normalde uygulama buydu ve biz
de destekliyorduk bunu ama aynı anda popülist bir yöntemle üç ayrı hatta metro yapımı nedeniyle Ankara Belediyesi büyük bir çıkmazın
içerisine girmiştir, bir adım yol alamamıştır ve bakın, sonra neler olmuştur.
Daha sonra, Ankaralıların
aldatılması devam etmiştir, Melih Gökçek 2009 seçimlerinden önce Ankaralılara
müjde vermiştir. Sincan ve Çayyolu metrolarını artık
bitirmiştir, yerel deneme seferlerine başladığını ilan etme aşamasına
gelmiştir. Aynen şöyle diyor Melih Gökçek 2008 yılında: “Yerel seçimlerden
önce, 2009 seçimlerinden önce Sincan ve Çayyolu metrosunu
hizmete açıyorum, Ankaralılara müjde olsun.” Ankaralılar bu müjdeyi gördü. Ne
gördü? Ortada hiçbir şey yok.
Sonra gelinen aşamada
Ankara Büyükşehir Belediyesi Türkiye'nin en büyük borçlu kamu kuruluşlarından
bir tanesidir. Ankara Büyükşehir Belediyesini kurtarmaya yönelik devletin ve
İktidarınızın çok ciddi hizmetleri olmuştur. BOTAŞ’a olan borçlar ödenmemiştir
Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından. Peşin satıldığı hâlde, vatandaş peşin
satın aldığı hâlde doğal gaz borcu BOTAŞ’a ödenmemiştir. Ve sonunda oturdu bu
Meclis, sizlerden önceki Meclis bir kanun çıkardı değerli arkadaşlarım: Başkent
Gaz Kanunu. Ve 25 Mayıs 2007 tarihinde yapılan bir kanun değişikliğiyle Ankara
Büyükşehir Belediyesinin BOTAŞ’a olan borçlarının ödenmesi ve metro yapımına kaynak oluşturulması açısından bir kanun
çıkarıldı. Bu kanunun çıkarılma gerekçesi ilginçtir. Bu kanunda Başkent
Doğalgaz kurulacaktır, EGO’nun doğal gaz hizmetleri “Başkent Doğalgaz” adındaki
bir şirkete devredilmiştir. Ve kanunun gerekçesi de aynen şunları
söylemektedir: İki yıl içinde özelleştirilecektir 2000 yılında yapılan bu
işlemle ve elde edilen parayla da BOTAŞ’a olan borçlar ödenecek ve metro tamamlanacaktır. Değerli arkadaşlarım, 2007… 2007’den
geldik 2011’e. Kanunun gerekçesi çok açık. Doğal gazın borçları ödenecek,
BOTAŞ’a olan borçları ödenecek ve geri kalan parayla da metrolar
tamamlanacak.
Elbette Melih Gökçek
iktidara güvenmeye devam etmektedir, Ankaralılara müjde vermeye devam
etmektedir ama öyle bir noktaya gelmiştir ki artık şunu kimseden
saklayamamıştır, demiştir ki: “Metro yapımı belediyelerin işi değil
hükûmetlerin işi.” Geldiğimiz noktaya bakın, bir yandan EGO’nun en önemli
kalemi EGO’dan ayrılmıştır özelleştirme adı altında, bir yandan borçlar
ödenmemiştir ve bir yandan da metroda en ufak bir
ilerleme sağlanmamıştır ve Melih Gökçek gelip sırtını Hükûmete dayamıştır.
Elbette Hükûmet buna kayıtsız kalmamıştır, yine Melih Gökçek kurtarılmıştır metro konusunda ve geçtiğimiz yıl çıkarılan bir kanunla
Ankara’daki metro çalışmaları Ulaştırma Bakanlığına devredilmiştir değerli
arkadaşlarım.
Peki, Diyarbakır’da bir
belediyenin önemli bir hizmetini Hükûmet üstlendi mi değerli arkadaşlarım? Ya
da Adana’da herhangi bir büyük projeyi, Eskişehir’de herhangi bir büyük projeyi
Hükûmet üstlendi mi? Hiçbirinde üstlenmedi.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) –
İzmir’i kim yaptı, İzmir’i!
LEVENT GÖK (Devamla) –
Şimdi bakın, bu geldiğimiz aşamada neler olmuştur değerli arkadaşlarım, ben
sizlere ifade etmek istiyorum. Ankara’da metroların
bitmesi için 3 katrilyon lira civarında bir para gerekiyor.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) –
İzmir’e ne oldu, İzmir’e?
LEVENT GÖK (Devamla) –
Peki, Başkent Doğalgaz özelleştirme çalışmaları ta 2007 yılından beri hâlâ
yapılmamıştır ve Başkent Doğalgaz Genel Müdürü birkaç gün önce yaptığı
açıklamada diyor ki: “Özelleştirmeye daha yeni başlayacağız. 2010 yılı kârımız
31 milyon liradır.”
Şimdi, şu soruları sormak
benim hakkımdır:
1) Eğer Gökçek metroları yapmayacak idiyse, Belediyenin en önemli gelir
kaynağını oluşturan doğal gaz niçin Belediyeden ayrılmıştır? Bu soruya mantıklı
bir cevap verilmesi gerekir.
2) En önemli sorum: Başkent
Doğalgazın özelleştirilmesinden elde edilen gelir metro
yapımında kullanılacak idiyse ve metro artık Ulaştırma Bakanlığına
devredilmişse Başkent Doğalgazın artık özelleştirilmesi söz konusu olabilir mi?
Değerli milletvekilleri,
bence Ankara Büyükşehir Belediyesi Melih Gökçek’in babasının çiftliği değildir.
Melih Gökçek bugün var yarın yok. Yarın orada görev yapacak bir belediye
başkanı belediyenin en önemli bir gelir kaynağından mahrum kalacaktır. Buna
izin vermeyiniz. Bu özelleştirme artık sabıkalı olmuştur, şaibeli olmuştur
çünkü gerekçesi kalmamıştır. Metroya kaynak aktaracağım diye özelleştirmeye
sokulan bir kuruluşun, metronun yapımı artık Hükûmetin
başka bir organına devredilmesi gerçeği karşısında artık Melih Gökçek’in
söyleyecek sözü yoktur. Başkent Doğalgazın özelleştirilmesi bundan sonra artık
çok tartışılır bir hâle gelmiştir. Sayın Bakan, sizleri bu konuda
bilgilendirmek ve haddim olmayarak da uyarmak istiyorum: Bu uygulamayı derhâl
durdurunuz ve Başkent Doğalgazı tekrar EGO bünyesine iade ediniz. Bu, çok
önemli bir gelir kaynağıdır. 1,5 milyon abonesi olan bir kurumdur Başkent
Doğalgaz.
Değerli milletvekilleri,
burada anlatmak istediğim husus şudur: Bir belediyenin beceriksizliğini Hükûmet
üstlenmiştir. Ben de biliyorum elbette Hükûmetin niçin böyle yaptığını. Gelinen
noktada öyle âciz bir belediye başkanıyla karşılaşmıştır ki, artık “Lanet
olsun!” denilmiştir ve Hükûmet bunu üstlenmiştir. Hükûmet bunu üstleniyor ama
bunun da bütçemize maliyeti tam 3 katrilyon liradır.
Ankara’nın kendi
olanaklarıyla yapması gereken bir metroyu şu anda
Kayserili bir vatandaşımızın vergisinden, Hakkâri’de yaşayan bir vatandaşımızın
vergisinden, Sivas’ta yaşayan bir vatandaşımızın vergisinden elde edeceğimiz
gelirlerle yapma yoluna gidiyoruz. Bu, Türkiye’ye çok büyük bir haksızlıktır.
Ankara Büyükşehir Belediyesi, daha önceki uygulamalarda, Sayın Karayalçın
zamanında kendi projesini bulmuş, kaynağını bulmuş ve Ankara’ya metroyu hediye etmiştir. Bunun doğru yolu budur. Sayın
Bakanım, bu özelleştirmeyi derhâl durduralım ve Ankara’yı hak ettiği bir
yönetime kavuşturmak için de elbette Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu soruları
sizlerle paylaşacağız, sizleri bilgilendireceğiz ve muhalefet görevimizi en
etkin bir şekilde yapacağız.
Bütçemizin ülkemize hayırlı
olmasını diler, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Gök.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.