DÖNEM: 24 CİLT: 8 YASAMA YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
33’üncü Birleşim
10 Aralık 2011 Cumartesi
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı
ve Teklifleri
1.-
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87)
2.-
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim
Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına
Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88)
A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ
MÜSTEŞARLIĞI
1.-
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.-
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ
BAŞKANLIĞI
1.-
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
1.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON
AJANSI BAŞKANLIĞI
1.-
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ
BAŞKANLIĞI
1.-
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA
TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI
1.-
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
1.-
Hazine Müsteşarlığı
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Hazine Müsteşarlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME
KURUMU
1.-
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
I) SERMAYE PİYASASI KURULU
1.-
Sermaye Piyasası Kurulu
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
İ) ADALET BAKANLIĞI
1.-
Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Adalet Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE
TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU
1.-
Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş
Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI
1.-
Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
L) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU
1.-
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
M) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
1.-
İçişleri Bakanlığı
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
İçişleri Bakanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
N)
EMNİYET GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
1.-
Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
O) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
1.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ö) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
1.-
Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.-
İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
3.-
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
Kesimoğlu’nun, partisine sataşması nedeniyle konuşması
4.-
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
Kesimoğlu’nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
5.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın,
partisine sataşması nedeniyle konuşması
IV.- AÇIKLAMALAR
1.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Genel Kurul çalışmaları sırasında foto
muhabirlerine yönelik sarf etmiş olduğu sözlere ilişkin açıklaması
2.-
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, şahsına yönelik olarak “Mahalle karısı
gibi car car konuşuyor.” şeklinde günlük bir gazetede çıkan haber üzerine,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin böyle bir söz söyleyip söylemediği
konusunda açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması
3.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in
konuşmasına istinaden Meclis tutanaklarında söz konusu ifadenin olmadığına
ilişkin açıklaması
4.-
Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’a
konuşması sırasında attığı laf nedeniyle kastını aştığına ve sözünü geri
aldığına ilişkin açıklaması
5.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, konuşan hatiplerin “cumhuriyet dönemiyle
hesaplaşma derdine” girmemeleri ve 2012 bütçesini tartışmaları gerektiğine
ilişkin açıklaması
6.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, cumhuriyetle bir sorunu olmadıklarına
ilişkin açıklaması
7.-
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
Kesimoğlu’nun, sözlerini yanlış anladığına ilişkin açıklaması
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak on oturum yaptı.
Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından
uygulanmakta olan HES projesinin, insanlarımız, doğal çevremiz ve su
kaynaklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken
tedbirlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, 21 Ekim 2011 tarihinde
Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,
Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne
alınarak, 9/12/2011 Cuma günkü birleşimde sunuşlarda
okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP
Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Bastırılarak dağıtılan ve gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan 103
sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun, 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına
alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel
Kurulun 9/12/2011 Cuma günü, bütçe görüşme programına
göre kamu idareleri bütçeleri üzerindeki II. tur görüşmelerin tamamlanmasından
sonra gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmındaki işlerin görüşülmesine ve bu kısımda yer alan 103 sıra sayılı
işin tümünün oylamasının tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına
ilişkin AK PARTİ, CHP ve MHP Grupları müşterek önerisi yapılan görüşmelerden
sonra kabul edildi.
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/470) (S.
Sayısı: 87) ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88)
görüşmelerine devam edilerek;
Cumhurbaşkanlığı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Sayıştay,
Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay,
Danıştay,
Başbakanlık,
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı,
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği,
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu,
Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü,
Vakıflar Genel Müdürlüğü,
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Atatürk Araştırma Merkezi,
Atatürk Kültür Merkezi,
Türk Dil Kurumu,
Türk Tarih Kurumu,
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçeleri ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesapları ile
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı,
Kabul edildi.
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Aydın Milletvekili Bülent
Tezcan’ın Grubuna,
Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli’nin şahsına,
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Konya Milletvekili Atilla
Kart’ın partisine,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın partisine,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Adana Milletvekili Murat
Bozlak’ın partisine,
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Ankara Milletvekili Aylin
Nazlıaka’nın partisine,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Malatya Milletvekili Ömer Faruk
Öz’ün partisine,
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin şahsına,
Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz, Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin şahsına,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin partisine,
Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Kayseri Milletvekili Mustafa
Elitaş’ın partisine,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda açık bulunan ve Barış ve
Demokrasi Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe Van Milletvekili Nazmi Gür,
Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda açık bulunan ve Barış ve
Demokrasi Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel,
Seçildiler.
Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen ve
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmının 1’inci sırasına alınan 24/11/2011 tarihli ve
6250 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun üzerindeki (1/535) (S. Sayısı: 103) görüşmeler
tamamlanarak yapılan açık oylama sonucu kabul edildi ve kanunlaştı.
Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Gençlik ve Spor Bakanı Suat
Kılıç’ın şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.
Genel Kurulun 10/12/2011 Cumartesi günü
saat 13.00’te toplanmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
Alınan karar gereğince 10 Aralık 2011 Cumartesi günü saat 13.00’te
toplanmak üzere birleşime 05.00’te son verildi.
|
Mehmet SAĞLAM |
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Tanju
ÖZCAN Bayram
ÖZÇELİK Fatih
ŞAHİN |
|
Bolu Burdur Ankara |
|
Kâtip Üye Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
10 Aralık 2011 Cumartesi
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık
YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN
(Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.
Üçüncü turda, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Afet ve Acil
Durum Yönetimi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı,
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu bütçeleri yer
almaktadır.
II.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A)
Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.
Sayısı: 87) (x)
2.- 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki
İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk
Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (x)
A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ
MÜSTEŞARLIĞI
1.- Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) AFET VE ACİL DURUM
YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI
1.- Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) DİYANET İŞLERİ
BAŞKANLIĞI
1.- Diyanet İşleri
Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Diyanet İşleri
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON
AJANSI BAŞKANLIĞI
1.- Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE
KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.- Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) YURTDIŞI TÜRKLER VE
AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI
1.- Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
1.- Hazine Müsteşarlığı 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Hazine Müsteşarlığı 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
(x) 87 ve 88 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 08/12/2011 tarihli 31’inci Birleşim Tutanağına eklidir.
H) BANKACILIK DÜZENLEME VE
DENETLEME KURUMU
1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
I) SERMAYE PİYASASI KURULU
1.- Sermaye Piyasası Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.
Sayın milletvekilleri, 06/12/2011 tarihli
29’uncu Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden
sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması
kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak
isteyen milletvekillerinin, konuşmalarının bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak
izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları
gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başlayan
milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki
sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika
içinde tamamlanacaktır, cevap verme için de on dakika süre verilecektir. Cevap
işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki
soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize sunulur.
Üçüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin
isimlerini okuyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Ayla Akat Ata, Batman
Milletvekili, süresi on beş dakika; Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili, on dakika;
Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili, on beş dakika.
AK PARTİ Grubu adına: Muammer Güler, Mardin Milletvekili, beş
dakika; Mustafa Bilici, Van Milletvekili, beş dakika; Hasan Karal, Rize
Milletvekili, beş dakika; Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili, beş dakika;
Rıfat Sait, İzmir Milletvekili, beş dakika; Ahmet Tevfik Uzun, Mersin
Milletvekili, beş dakika; Ahmet Yeni, Samsun Milletvekili, beş dakika; Recai
Berber, Manisa Milletvekili, beş dakika.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Hasan Hüseyin Türkoğlu,
Osmaniye Milletvekili, on dakika; Sinan Oğan, Iğdır Milletvekili, on beş
dakika; Sümer Oral, Manisa Milletvekili, on beş dakika.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Mahmut Tanal, İstanbul
Milletvekili, yedi dakika; Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili, on dakika;
İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili, yedi dakika; Haluk Ahmet Gümüş, Balıkesir
Milletvekili, yedi dakika; Hurşit Güneş, Kocaeli Milletvekili, dokuz dakika.
Şahısları adına: Lehinde olmak üzere Ali Küçükaydın, Adana
Milletvekili, beş dakika; aleyhinde olmak üzere Alim
Işık, Kütahya Milletvekili, beş dakika.
Soru-cevap işlemi yirmi dakika.
Şimdi, ilk söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ayla
Akat Ata’da.
Buyurun Sayın Ata. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi hakkında
konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz hakkı almış bulunmaktayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, 2010 yılının ilk aylarında
5292 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun ile İçişleri Bakanlığına bağlı olarak kurulmuştur, 31 Mayıs 2010
tarihi itibarıyla da faaliyetlerine başlamıştır. “Terörle mücadeleye ilişkin
politika ve stratejiler geliştirmek, bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar
arasında koordinasyonu sağlamak.” görev tanımlarıyla kurulan Müsteşarlık, 8/7/2011 tarihinde yapılan değişiklikle Başbakanlığa
bağlanmıştır.
Ülke kamuoyunda “Süper Müsteşarlık” adıyla da tartışılan bu
Müsteşarlık, Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı, Adalet, Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı
Müsteşarları, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil
Güvenlik Komutanlığından oluşan Bakanlığa bağlı Terörle Mücadele Koordinasyon
Kurulunun da sekreterya görevini yürütmektedir. En önemli görevlerinden biri
MİT-emniyet-jandarma kurumları arasındaki istihbarat bilgilerini bir merkezde
toplayıp koordine etmektir. Bağımsız bir istihbarat birimi olmamıştır, değildir
ve yine güvenlikle ilgili operasyonel bir faaliyeti de bulunmamaktadır ki buna
da gerek yoktur çünkü aynı zamanda koordinasyonun sekreterya görevini de
gerçekleştirmektedir.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının görev tanımına
baktığımızda saygıdeğer milletvekilleri, terörle mücadele alanında araştırma,
analiz, izleme ve değerlendirme çalışmaları yaparak, politika ve stratejiler
üretmek gibi bir görevinin olduğunu da görmekteyiz.
Şimdi, değerli milletvekilleri, peki, toplumsal alana nasıl
yansıyor bu görev? Toplumsal alana “KCK” adı altında yürütülen operasyonlarla
yansıyor. Peki, bu konuda Hükûmetin bir başarısından söz edebilmek mümkün
müdür? Bizce değildir ve görünen odur ki bu ülkeyi takip eden ulusal ve ulusal
üstü kamuoyu tarafından da bir başarı olarak görülmemektedir.
Avrupa Parlamentosunun araştırmasına göre 11 Eylülden bu yana tüm
ülkelerde 119.044 kişi tutuklanmış, 35.117 kişi de terörist olarak hüküm
giymiştir. Bu süre içerisinde Türkiye’de ise 12.897 kişi terörist olarak hüküm
giymiş ve Türkiye bu performansıyla bütün ülkeler içerisinde ilk sırayı
almıştır. Listenin 2’nci sırasında ise 7 bin kişi ile 1,5 milyar nüfusu olan
Çin yer almaktadır. Üstelik bu sayı Türkiye'nin ileri demokrasiye geçtiği
yıllar olarak gösterilen 2006’dan sonra birdenbire fırlamıştır. Nitekim, aynı rapora göre 2005’te 273 olan terörizmden
mahkûmiyet alanların sayısı 2009’da 6.345’e çıkmıştır, son sekiz ayda ise 4.815
gözaltı, 2.057 tutuklama gerçekleştirilmiştir.
Değerli milletvekilleri, bugün ifade edebileceğimiz KCK
soruşturmalarına dair şudur ki: “KCK” adı altında açılan dava ve sürdürülen
yargılamalar stratejik amaçları olan bir planın konjonktürel sonucudur. Hukuki
hiçbir altyapısı yoktur; AKP, siyasal, demokratik çözümün önünü tıkamayı tercih
etmiştir. BDP’ye, DTK’ya ve diğer sivil organizasyonlara yönelirken “KCK
operasyonu” adını bilinçli olarak kullanmış ve yönelimlerin yaratacağı ağır
örgütlenme problemleri altında ezerek, uğraştırarak Kürt sorununun çözümünde
muhataplık işlevini göremez hâle getirmeyi hedeflemiştir.
Biliyoruz ki korkulan, Kürtlerin siyasal olarak örgütlenmesi
değildir, Kürtlerin mevcut, egemen, tekçi, asimilasyoncu sistemin dışında
örgütlenmesidir. Kürtlerin “KCK” adı altında terörize edilmeye çalışılan ancak
yaşamsal olarak gördüğü demokratik yönetim anlayışı hem ulus devlet statükoları için hem de küresel sermayenin bölgesel
çıkarları için bir tehdit olarak görülmüştür. Bu algı değişmediği sürece
siyasal anlamda bir başarı ve çözüm de mümkün görünmemektedir.
Yine, yürütülen yani yapılan araştırma, analiz ve izleme,
değerlendirme sonucu üretilen politika ve stratejilere baktığımızda din
olgusunun ciddi bir şekilde kullanıldığını görmekteyiz ama unutulmamalıdır ki
gerek Osmanlı döneminde gerekse cumhuriyet tarihi boyunca Türk ve Kürt
halklarını bir arada tutan en önemli değer manevi değerlerdir. Bu değerler
üzerinden yapılacak bir yıpratma, bu değerler üzerinden yapılabilecek bir
siyasetsiz ve iradesiz bırakma girişimi ne yazık ki tam ters etkiyi
gösterecektir. Bugün için bu çalışmayı yürüten, bunun politikalarını din
adamlarını da bu işin içine katarak sürdürmeyi hedefleyen devletin ve ilgili
birimlerin dikkatini bu konuda çekmekte yarar görüyoruz. Manevi değerler,
üzerinde siyaset yapılamayacak kadar önemlidir, Hükûmetin de bu konuda gerekli
hassasiyeti göstermesi gerekmektedir.
Yine, değerli milletvekilleri, ikinci görevine baktığımızda,
güvenlik kuruluşları ve istihbarat birimlerinden gelen stratejik istihbaratın
analizi, paylaşımı ve etkin kullanımını sağlamak olduğunu görüyoruz. Şimdi,
istihbarat bilgilerinin tek elde toplanarak siyasi iktidarın hizmetine
sunulması gibi bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Peki, bunun bir faydası oluyor
mu? Siyasi iktidar bugüne kadar her biri kendi açısından istihbarat
değerlendirmesi yapmış ve dosyalamış olan birimlerin hepsinin elde etmiş olduğu
bilgileri kullanınca, siyaseten kullanınca, ülkemizde bugün olduğu gibi,
içerisinden çıkılmaz birtakım sorunlarla karşılaşma durumu yaşanmıştır. Sayın
Başbakan istihbarat birimlerinin ortaklaşarak kendisine ulaştırmış olduğu
bilgiler üzerinden henüz soruşturma açılmayan, henüz yargının karar vermediği
konularda birtakım ifadelerde bulunma özgürlüğünü ve cesaretini göstermiştir.
Bu, ülkenin içinde bulunmuş olduğu vizyona da, tartıştığı değerlere de, ki Sayın Başbakan bunu son olarak Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin Türkiye Kararları, Sorunlar ve Çözüm Önerileri Konferansında 15
Kasım 2011’de gerçekleştirilen Konferansta şu ifadeleri kullanarak
belirtmiştir: “İnsanların fikirlerini özgürce ifade edebildiği, özgürce
yazabildiği, çizebildiği, söyleyebildiği, özgürce yayın hakkını kullanabildiği
bir Türkiye inşa ediyoruz. İdeal seviyeye henüz ulaştığımız iddiasında
değiliz.” Şimdi, Sayın Başbakanın eğer bu amaca ulaşma aracı kendisine
ulaştırılan istihbarat bilgilerini siyaseten kullanmaksa yanlış bir yoldadır.
Niye? Çünkü verilen istihbarat bilgilerinin her zaman için doğru ve siyaseti
doğru kanalize edebilecek bir yönde kendisine ulaşacağının garantisi yoktur.
Bugüne kadar, evet, iktidar partisinin ifade ettiği darbelerle,
yargı yoluyla bir şekilde siyasetsiz bırakma arayışı vardır. Bu konuda henüz
bir yargı kararı yoktur. Ama şu unutulmamalıdır ki her zaman dışarıdaki
nedenlere bakılmamalıdır. Kürt sorununun çözümü noktasında kendisine
ulaştırılan istihbarat bilgilerinin doğruluğu ve yönelimi noktasında
oluşturulacak politika konusunda doğru bir stratejinin belirlenmesi de en az
darbe girişimleri kadar tehlikelidir. Sayın Başbakan bu konuda da, siyasi
iktidar bu konuda da, Kürt sorununun çözümü noktasında karşı karşıya olduğu
tehditle ve tehlikeyle bir şekilde yüzleşmek ve bunun önlemlerini almak
durumundadır.
Ortaya çıkan tablo, kimsenin tasvip etmediği, bugün itibarıyla
çözüm üretmeyen ve geçmişte denenmiş, sonuç alınamamış, çürümüş yöntemlerin
tekrarından ibarettir. Bu noktada bu Müsteşarlığın görevini bir bütün yerine
getirebildiğini belirtmek ya da ifade etmek mümkün değildir. Öyle ki değerli
milletvekilleri, bugün dünyada hiçbir ülke çok büyük orduya sahip olduğu için
güçlü sayılmıyor. Büyük bir ordunuz varsa güçlü değilsiniz ama bilgiye
sahipseniz güçlü bir ülkesiniz. Ama bunun bir koşulu var, bu bilgiyi doğru
kullanmak kaydıyla. Eğer bilgi sahibi olmak isteniyorsa
Başbakanın ve siyasi iktidarın yapabileceği, bu konuda yapması gereken tek şey
vardır, o da, kendisine bu konuda çözüm yolunu gösteren tüm muhalif kesimleri
susturmak, yargıyı kıskacı altında bastırmak yerine bu kesimlerin söylem ve
taleplerine dikkat çekerek, kulak vererek, çözümü hep beraber, Türkiye'nin
bütün dinamiklerini içine katarak bulmaktan geçmektedir. Bu konuda biz
yine üzerimize düşen sorumluluk gereği uyarı yapmayı gerekli gördük.
Yine bir diğer görev, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında
koordinasyonun sağlanarak etkinlik ve verimliliğini sağlamak. Değerli
milletvekilleri, size pratikten bir örnek verelim. Biz hâlâ yaptığımız basın
açıklamalarında, yaptığımız eylem ve etkinliklerde en az beş kamera tarafından
çekiliyoruz, çok basit bir basın açıklamasında bile. Yani MİT’in, jandarmanın,
emniyet güçlerinin, emniyet güçleri içerisindeki değişik birimlerin ayrı ayrı
kameraları tarafından takip ediliyoruz. Şimdi, burada bu koordinasyonun
sağlanması için bir bütçeden bahsediyoruz. Ama bu ilgili birimlerden kişilerin
ellerindeki teknik donanımla o eylemlerde, o etkinliklerde bulunması birer
kadro ve ekonomi demektir. Kadrosu ve ekonomisi her birim tarafından ayrı ayrı
tespit edilen bir birimin tekrar aynı çatı altında toplanarak ayrı bir bütçe
hazırlanması bizler açısından kaygı vericidir.
Kaldı ki Sayın Atalay da burada, kendisi bu teşkilatın kurulması
sırasında yapmış olduğu açıklamada yani Güvenlik Müsteşarlığının kurulması
sırasında şu ifadeyi kullanmıştır: “Bu kuruluş etkili olacak, etkili kılacağız,
bu konuda belki her şey yasa metnine geçirilmiyor, biraz da çok bağlayıcı
olmayalım, biraz esnek çalışalım.” diye tarif etmiştir.
Şimdi, bağlayıcı olmayan yani kanunla bağlı olmayan ve esnek
çalışma, bizim aklımıza, geçmişte yaşadığımız ve ders çıkarmamız gereken birçok
olguyu beraberinde getiriyor. Eğer, geçmişte hukuk dışı yapılanmaların bu
ülkeye ne getirdiğini ne götürdüğünü tahlil edemiyorsak, geçmişte esnek çalışma
koşullarının bu ülkeye ne getirip ne götürdüğünü tahlil edemiyorsak ve bunu, bu
teşkilat yasası geçerken, kurulması noktasında yasa geçerken tekrar ifade etme
gereğini duyduysak, bu ciddi bir problemdir. Bu, geçmişteki politikanın bugün
resmî bir şekilde ifade edilmesi ve bunun savunulması anlamına gelir ki oldukça
tehlikeli görmekteyiz.
Değerli milletvekilleri, eğer bu kadar ayrı birim tarafından bu
işlem yerine getiriliyorsa, bir araya geldiğinde çok doğaldır ki herkesin bir
talep ve beklentisi olacaktır koordinasyonun sağlanması noktasında. Peki, amaç
eğer koordinasyonu sağlamaksa, neden koordinasyon sağlama tartışmaları yürütürken,
terörle mücadele konusundaki yetkinin askerden alınarak polise verilmesi gibi
bir tartışma, suni bir tartışma yürütülmüştür?
Deneyim yok mudur, bilgi yok mudur, birikim yok mudur? Süreç, bu
bilgi, birikimin kullanılması dönemi değil midir? Amaç, eğer -bunu tekrar
belirtiyorum, Sayın Bakan da cevap verebilirler- bu ad altında yürütülen
-kendisine sağlanan fon, kadro, ekonomi hepsi- bu amaç adında yürütülen
faaliyetlerin bir iktidar elinden alınıp diğer bir iktidar aygıtına verilmesi
değilse, başka hangi anlamı ifade eder? Amaç eğer koordinasyonun sağlanmasıysa,
yetkinin bir birimden alınıp diğerine verilmesi değil, çok etkin ve etkili
yöntemlerle, bugüne kadar sonuç alınan ya da sonuç alınmamış olanların
ayıklanarak kalınan yerden devam edileceği bir sürecin örgütlenmesi olmalıdır.
Değerli milletvekilleri, bir diğer görev de ulusal ve uluslararası
alanda yapılan çalışmaların kamuoyunu bilgilendirmek ve toplumsal desteği
sağlamak amacıyla kullanılmasıdır. Şimdi, bu görev tam da psikolojik harbin ve
propagandanın üretilip, toplumun ve kamuoyunun maniple edilmesini
amaçlamaktadır.
1990’lı yıllarda medya Genelkurmay tarafından andıçlanırdı, askerî
kaynaklarla üretilmiş haberler zorla yayınlatılırdı. Bugün de durum çok farklı
değildir. Yandaş basın, yargılamayı yapan hâkimin elinde olmayan bilgileri
kullanma durumundadır ve yine gözaltına alınan ve tutuklanan şahsiyetlerin aile
şeceresi, etnik kökeni, dinî inancı, tarihi, akrabaları, eniştesi, dayısı,
kimliği polisler aracılığıyla gazetelere verilmektedir. Medya patronları “brifing” adı altında bir araya getirilip hassasiyete davet
edilerek genel yayın yönetmenlerinin kulakları çekilmektedir. Yazarlar
uyarılmakta, bu politikaya uymayanların yaptırımı da vergi cezası, işsizlik ve
tutukluluk olmaktadır.
Bunların dışında bir de son görev var ki mevzuat ile verilen
görevlerin hukukun üstünlüğü, insan hakları ve saygı ilkeleri çerçevesinde
yerine getirilmesidir. Sayılan bu görevlerin hepsinin uygulamadaki
pratiklerinden, süre elverdiğince bir iki örnek vermek durumunda oldum. Peki bunların hangisi insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne
dayanan bir temelde ele alınmıştır? Kişi güvenliğinin kalmadığı, bu ülkede hiç
kimsenin kendisini güvende hissetmediği, özel hayatın gizliliğinin kalmadığı ve
bunların bir koordine etrafında ve siyasi iktidarın bilgisi dahilinde
gerçekleştiğinin bu Müsteşarlık tarafından tespitte olduğu bir dönemde, bunun
gerçekleştiğini ifade etmek çok da mümkün değildir.
Türkiye’nin böyle bir Müsteşarlığa ihtiyacı yoktur ama Türkiye’nin
tam da bu Müsteşarlığın görevleri arasında sayılan insan hakları ve hukukun
üstünlüğü çerçevesinde yönetilme gereği vardır. Bunun tabii ki bir ana
sözleşmesini yapmak gerekiyor bir anayasa çalışmasıyla ama alt hukuk
normlarında bir iyileştirme yapılmadan, ne yazık ki Anayasa’da sayılan herhangi
bir hakkın ve ödevin yerine getirilmesi mümkün değildir.
Biz, iyi bir anayasa yapmak durumundayız ama aynı zamanda bu
anayasanın, yasalarla nasıl, Meclis çatısı altından hangi yasalarla
çıkarılacağı konusunda kafa yormak durumundayız ve yine bu yasaların yürütme
tarafından nasıl uygulanacağını denetlemek, yargının yorumunda da tarafsız ve
bağımsız olmasını sağlamak durumundayız.
Bugün gerçekleşen bu değildir. Bu Müsteşarlığın, bugün itibarıyla
aradan geçen iki yıla yakın zaman dilimi içerisinde, ülkenin menfaatine,
çıkarına herhangi bir icraatı söz konusu olmamıştır.
Bu nedenle, bu Müsteşarlık için ayrılan bütçe kaleminin, biz
konunun, ilgili alanın, düzenlendiği alanla ilgili diğer birimlere aktarılması
gerektiğini ifade ediyoruz ve ülkenin içinde bulunmuş olduğu sıkıntılı
durumundan çıkışının operasyonel yöntemlerle değil, aksine, diyalog ve
müzakerenin egemen olduğu, tarafların birbirini dinlediği ve hak verdiği,
hoşgörü değil, saygının egemen olduğu bir süreçten geçeceğine inanıyoruz.
Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ata.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Adil Kurt,
Hakkâri Milletvekili.
Buyurun Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerine
grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz üzere, ülkemiz çok yakın dönemde, yakın tarihlerde
büyük afetler yaşadı. Ülkemiz aktif deprem kuşağı üzerinde kabul gören bir ülke
ve sıkça depremlerle yüz yüze kalıyoruz. 99 depreminden bugüne kadar ülkemizde
muhtelif zamanlarda çok sıkça depremler oldu ve bu depremlerde maalesef
insanlarımız yaşamlarını yitirdiler.
Tabii ki 1970’li yıllarda Lice’de meydana gelen depremi, aslında
bizim depremler karşısında, sonraki müdahalelerde ne kadar adaletli, ne kadar
insancıl yaklaştığımızın bir göstergesidir diye düşünüyorum.
Tarihi yanlış hatırlamıyorsam 1976’da Lice’de meydana gelen deprem
sonrasında, o günden bugüne kadar, Lice’de yaşayan insanlar geçici konutlarda
yaşıyorlar. O günler Lice’de yapılan geçici konutlar -yaklaşık otuz küsur yıl
geçti- hâlâ geçici olmaktan çıkmadı, Lice’nin mağduriyeti ortadan kaldırılmadı.
Lice örneğini niye veriyorum biliyor musunuz değerli arkadaşlarım?
Lice örneği, o dönem, o dönemin siyasal mülahazaları açısından çok önemli bir
dönemdir. Lice’ye dönemin iktidarı -ki dönemin Başbakanı Sayın Süleyman
Demirel’dir- Liceliler kendisine oy vermediği için, Sayın Ecevit’e oy
verdikleri için cezalandırılmak şartıyla o günden bugüne kadar geçici
konutlarda yaşıyorlar.
99’da ülkemizde meydana gelen depremde biz elbette ki olumlu bir
sınav vermedik. 99’da meydana gelen depremde de biz aynı tabloyu yaşadık; enkaz
altında insanlarımız can verdi, biz yine siyasi mülahazaları konuşmak durumunda
kaldık. Bolu’da, Gölcük’te, Sakarya’da deprem felaketini yaşayan bu ülkenin
vatandaşlarının yaraları hâlâ sarılmış değil.
23 Ekim 2011’de Van’da bildiğiniz üzere bir deprem meydana geldi.
Bu depremde, bugüne kadar… “Yaklaşık rakam” diyoruz çünkü ne yazık ki 23
Ekimden bugüne kadar, hâlâ, Van depreminde -peş peşe meydana gelen iki
depremde- kaç vatandaşımızın yaşamını yitirdiği konusunda net bir rakama sahip
değiliz. O nedenle diyoruz ki yaklaşık 700 civarında Vanlı yaşamını yitirdi bu
depremde. Cenazeler karıştırıldı, insani bir durumdur, olabilir diyoruz ama Van
depreminde hâlâ kaç vatandaşımızın yaşamını yitirdiğini bilmiyorsak yaşayan
Vanlıların durumunu düşünmek gerekir.
Değerli arkadaşlarımız, Van depreminden sonra biz, bariz bir
bölücülük vakasıyla karşı karşıya kaldık, bariz bir ayrımcılık vakasıyla karşı
karşıya kaldık. Van depreminden iki gün sonra bu Meclis kürsüsünde
gerçekleştirilen konuşmaları hepiniz hatırlarsınız, hep birlikte buradaydık.
Bakınız, arkadaşlar, biz kırk sekiz saat sonra bazı köylere ulaşılabildiği
bilgisini burada verirken Sayın Bakan: “Abartıyorsunuz, siz Van’a gitmediniz.”
dediler bize. Olabilir, kürsüden bu tarz siyasi atışmalar olur, hoş karşılarız.
Bir gün sonra Van Valisinin açıklaması oldu: “Efendim, ulaşamadığımız köyler
var.” dedi. Biz de çıkıp Sayın Bakana sorduk: “Sayın Bakan, biz sizin sözünüze
güveniyoruz, sizin sözünüze inanıyoruz ama Valinin yaptığı açıklama neyin
nesi?”
Şimdi, polemik konusu edilen birçok sorun
var ama hakikaten biz onun polemik konusu olmaktan çıkarılmasını istiyoruz. Van
-maazallah, Allah göstermesin- “İstanbul’da bir deprem olursa müdahale
kabiliyetimiz ne kadardır?” diye onun ölçümü için kobay kent olarak orada uygulama
baş gösterildi. Sayın Bakan kendisi ifade etti: “Kapasitemizi görmek için.”
Kapasitenizi niye görecektiniz? Van depreminde niye ihtiyaç duydunuz o kapasite
ölçümüne? “Maazallah, İstanbul’da bir deprem olursa reflekslerimiz nelerdir onu
bilelim.” diye.
Değerli arkadaşlarım, bugün bile Van’da yardım eden yardım
kuruluşlarıyla ilgili Valilik raporlar yayınlıyor, Barış ve Demokrasi Partisinin, ki mevcut durumda Van’ın her mahallesinde
kümeler hâlinde belediyelerimiz acil durum çadırları kurmuş, acil müdahale
çadırları kurmuş ve orada insanlara yardım ediyor, Van Valiliği yayınladığı
raporda hâlâ “Barış ve Demokrasi Partili belediyeler de buraya yardımda
bulunmuştur.” demeyi kendine yediremiyor. Böyle bir ifadeden imtina ediyor.
Değerli arkadaşlarım, Van üzerine çok tartışmalar yapılacak. Sayın
Bakan da çıktığında eminim ki bu konuya değinecek ve Van’ın durumuna ilişkin
gerçek tablo bugün nedir bizimle paylaşacak. Öğreneceğiz, hakikaten de öğrenmek
istiyoruz ama iki önemli şeye dikkat çekmek istiyoruz: Değerli arkadaşlar,
Erciş’in il olması Van’ın sorunlarını çözmez. Dolayısıyla bu teklife, bu
öneriye sıcak bakmadığımızı ilk günden itibaren ifade ettik. Bu tablo
içerisinde Van’ın büyükşehir olacağını ilan etmek de gerçekçi değildir. Yine
soruna çözüm olmaz, buna da mesafeliyiz. Van’ın sorununu gerçekçi bir zeminde
tartışmamız gerekir diye düşünüyoruz.
Sayın Atalay için Meclis gündemine getirilen gensoru önergesine
karşı olduğumuzu da ifade ettik çünkü Van’ın politik mülahazaların malzemesi
yapılmasını da istemiyoruz, arzulamıyoruz. Farklı zeminlerde birbirimizle
tartışırız, varsa eleştirimizi de sonuna kadar yaparız ama insani bir durumu
politik mülahazanın malzemesi yapmayız, buna taraf olmayız en azından.
Dolayısıyla, eğer bugüne kadar Van afet bölgesi ilan edilmemişse, bu Hükûmetin
ayıbıdır. Yasal olarak, 7 üstü depremlerde deprem felaketi yaşayan bölgeler
afet bölgesidir değerli arkadaşlarım ama afet bölgesi ilan edilmedi. Hadi, her
söylenen sözden nem kapmayalım ama Sayın Başbakan çok açık, net söyledi: “Afet
bölgesi ilan etmemizi istiyorlar. Nedenini size söyleyeyim değerli
vatandaşlarım çünkü belediyelere çok para vermek durumunda kalacağız, onlar da
malum yerlere aktaracaklar.” diyor. Yenilir, yutulur cinsten laflar değil
değerli arkadaşlarım, yenilir, yutulur cinsten laflar değil bunlar. Evet,
siyaset yapıyoruz, birbirimizi eleştireceğiz, rekabet edeceğiz ama bu lafları
da, insani durumlar üzerine, sarf etmememiz gerekiyor. Herhangi bir belediyemiz
bir yere tek kuruş para göndermişse -ki her gün inceliyorsunuz- cezasını
kesersiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADİL KURT (Devamla) – Sayın Başkan, sanırım süreler bitti. Bu
konuyu herhâlde çok tartışmak durumunda kalacağız.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Altan Tan,
Diyarbakır Milletvekili.
Buyurun Sayın Tan.
BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sevgili
arkadaşlar; bugün diyanet işleriyle ilgili bir sunumda bulunacağım.
Sevgili arkadaşlar, din-devlet ilişkileri tarihin ilk
dönemlerinden beri en fazla tartışılan, iktidarları belirleyen, toplumda büyük
çalkantılar meydana getiren meselelerin başında yer alıyor. Çok kısa olarak bir
tarifle başlayacağım. Bir ilkokul talebesine bile sorsanız “Teokrasi nedir?”
“Teokrasi, devletin dinin emrinde olmasıdır.” diyecek. Yine aynı ilkokul
öğrencisi “Laiklik nedir?” sorusuna ise şu cevabı verecek: “Din ve devlet
işlerinin birbirinden ayrılması.” Peki, dinin devletin emrinde olmasıyla ilgili
bir izahat var mı? Maalesef yok. Ama tarih boyunca en büyük tartışma ve
dinlerin felaketi -bunun altını çizerek tekrar ifade edilmesi gerektiğini
söylüyorum- dinin, devletin veya statükonun, güçlerin
emrine girmesi olmuştur. Çok uzun uzadıya bir dünya tarihi anlatacak değilim,
hızla bugüne geleceğim.
İlk büyük felaket Yahudilikte olmuştur. Yahudi hahamlar
faizcilikten, bankerlikten, kendi yargı yetkilerini kötüye kullanmaya kadar her
türlü ilişkileri azıtma noktasına getirdiklerinde Hazreti İsa gelmiştir ve
Hazreti İsa’nın esas görevi Yahudi şeriatını aslına döndürmektir. Ama maalesef
aynı felaket Hristiyanlığın da başına gelmiştir. Milattan sonra 313 yılında
Milano fermanıyla Hristiyanlık din olarak kabul edilmiştir Roma İmparatorluğu
tarafından, tanınmıştır ama o güne kadar gladyatörlere parçalatılan
Hristiyanlar ve Hristiyanlık akidesi maalesef Roma’nın putperest, pagan inancı
içerisinde orijinalitesini kaybetmiştir.
İslam tarihinde ise bu acı tecrübeler Emeviler döneminde başlar.
İlk olarak düzenli orduların kurulması, dinin devletin emrine girmesi,
iktidarın, sultanın, padişahın, kralın görüşleri doğrultusunda bir formata
girmesi Muaviye’den itibaren Yezid dönemi ve ondan sonra Abbasi döneminde de
devam eder. Buna bütün İslam âlimleri karşı çıkarlar. İmamıazam resmî görevi
kabul etmez Abbasi halifesinin, “Bu haramdır.” der ve işkence altında ölür.
İmamı Şafii’nin başına gelen aynı şeydir, İmamı Hanbel’in başına gelen aynı
şeydir, İmamı Malik yine aynı şekilde “Zorla alınan biat biat değildir.”
fetvasını verince mevcut kendine halife diyen padişah gayrimeşru duruma düşer
ve İmamı Malik’in bir kolu sakatlanır işkencede.
İmamı Gazali Selçuklu Sultanı Sencer’in davetine katılmaz ve
saraya sultanların sofrasına oturmaz. Caferi Sadık ve 12 imam da yine Şii
akidesinde ve fıkhında aynı yolu takip ederler.
Dinin imparatorun emrinde olduğu en önemli örneklerden birisi
Bizans modelidir ve Selçuklu dönemi de dâhil resmî devletin emrinde bir
şeyhülislamlık makamı yok iken, Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Yavuz Sultan
Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde tam kurumlaşarak devletin emrinde
bir şeyhülislamlık kurumu meydana getirilir ve bu şeyhülislam sadrazamın da
altında bir statüye tabidir; yani padişah vardır, sadrazam, başbakan vardır ve
onun altında üçüncü sırada, onlara bağlı şeyhülislam vardır. Padişah ve sadrazam onu atar, istediği zaman azleder istediği
zaman şeyhülislamın da kellesi gidebilir.
“Dinin felaketi.” dedim. Niye dinin felaketi? Çünkü bağımsız, hür,
devletten, iktidardan, paradan, güçten ve mevkiden azade bir inanç olmayınca
egemenlerin istedikleri noktasında bir din ve fetva dönemi devreye girer. Bir
Osmanlı padişahı III. Mehmet 19 kardeşini katleder, buna da fetva alabilir.
Yine, aynı şekilde cumhuriyetten sonraki dönemde de cumhuriyet
Osmanlının bu şeyhülislamlık makamını önce Evkaf Vekaleti,
bakanlığı olarak kurar sonra ise diyanet işleri teşkilatı kurulur. Bu, dinin
emrinde bir devlet anlayışıdır. Öyle bir din ki 1932’de ezan Türkçeleştirilir.
Dersim, Şeyh Sait, Ağrı olayları olur, on binlerce insan öldürülür, İskilipli
Atıf Hoca, Maşallah Ali Efendi idam edilir ama o dönemdeki Diyanet İşleri
Başkanından çıt çıkmaz, çıkamaz.
Peki…
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Dinle alakası yok, şahıslarla ilgili.
ALTAN TAN (Devamla) – Neyle alakası var? Şahıslarla alakası. Bir
de AK PARTİ sıralarından söyleniyor. Çok ayıp.
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Din bunu emretmiyor.
ALTAN TAN (Devamla) – Din özgür olmazsa, devletin emrinde olursa,
işte Pir Sultan’ın başına gelen de gelir, Hızır paşalar gelir kendi hocasını
asar. Bu, Alevilikte de böyle, Şiilikte de böyle, Hristiyanlıkta da böyle,
Müslümanlıkta da böyle. Sizin alkışlamanız lazım beni. Bunları sizin için
söylüyorum.
Dini devletin elinden çıkarınız. Diyanet İşleri Başkanlığı özerk
olsun çünkü Şeyh Edebali, İmam Gazeli, Şahı Nakşibendi, Ahmet Yesevi, Yunus
Emre, Muhiddin Arabi, mevlitin yazarı Süleyman Çelebi, bunların hiçbirisi
devletin emrinde çalışmadılar. Âlimin hür olması lazım. Dinin
özgür olması lazım. Onun içindir ki bugün bizim ısrarla savunduğumuz ve
söylediğimiz, bugüne gelirsek, Diyanet İşleri Başkanlığı yeni düzenlemelerde
mutlaka din hizmetleri devletin herkese, bütün din, mezhep ve kurumlara,
cemaatlere eşit mesafede olduğu eğer laiklik savunuluyorsa, gerçek laiklik ve nötr anlamında olmalıdır. Din hizmeti sivil alana
bırakılmalıdır. Bu hizmeti görecek cemaatler, gruplar, kuruluşlar, mezhepler
özgürce çalışmalıdır ve bu noktada devlet bütün dinlere, mezheplere, inançlara
aynı mesafede olmalıdır.
Bugün bir düzenlemeye gidilirse, eğer Diyanet İşleri Başkanlığının
kaldırılarak doğru bir şekilde yeni bir modelin ihdas edilmesi eğer çok zor
geliyorsa, o hâlde bugünkü diyanet işleri yeniden düzenlenmelidir. Bu yeniden
düzenlenmede diyanet işlerini mutlaka din âlimlerinin… Bakın, din adamı da
demiyorum çünkü İslam’da bir ruhban sınıfı yok, tamamı seçmelidir. Diyanette
Şiilik, Alevilik, Şafiilikle ilgili hizmetler, bölümler olmalıdır çünkü bizim
Iğdır’da Şii kardeşlerimiz var Kars yöresinde, Kürt kardeşlerimizin büyük bir
kısmı Şafii, aynı şekilde ciddi bir Alevi nüfusumuz var. Diyanet bunların
tamamına hizmet vermelidir. Sadece bir mezhebin ve bir düşüncenin hizmetinde
kesinlikle olmamalıdır. Eğer bütçeden bir aktarım olacaksa -ki, doğru olan
birinci modelde tamamen sivil alana bırakılmasıdır- ama bütçeden bir destek
olacaksa bu destek de yine cemaatlerin ve inançların, dinlerin nüfus ve temsil
oranlarına göre eşit oranda olmalıdır, şahıs başına olmalıdır.
Din eğitiminin önü açılmalıdır. Şimdi, cumhuriyetin en netameli
konularından birisi budur. Din eğitiminin önünün açılması ne demek? Çok açık
şunu söylüyorum: Cemevleri de açılmalıdır, Heybeliada Ruhban Okulu da
açılmalıdır; diğer Sünni bütün tarikatların ve cemaatlerin çalışmaları da yine
-bugün illegal, gayriresmî, iç içe olan- legal bir şekilde olmalı ve serbest
bırakılmalıdır.
Hiçbir devletin, bir dinin kendi eğitimini, YÖK’e göre, Millî
Eğitim Bakanlığına göre müfredatını belirleme yetkisi yoktur. Yani isteyen
istediği tefsiri, hadisi, fıkhı, istediği kitabı okutur, isteyen Hristiyan,
Yahudi, Alevi, Şii veya başka bir inanca mensup bir cemaatte yine kendi
müfredatını kendisi belirler çünkü bu bir özel alandır.
Şafiilikle ilgili mevzuda da yine en önemli noktalardan birisi,
bugün, Türkiye’nin yaklaşık yüzde 20’si, 25’i Şafii iken bu konuda ciddi
sıkıntılar yaşanmaktadır. En büyük Şafii âlimlerinden büyük din âlimi Saidi
Kürdi, Saidi Nursi uzunca bir dönem cuma namazlarına gitmemiştir. Yani çok az
kimsenin bildiği bir konudur belki. Bazen gitmiştir cuma namazlarına, hayatının
bu son dönemlerini kastediyorum, kırk yıllık dönemi kastediyorum. Sorulmuştur:
“Niye gitmiyorsun?” Şunu söylemiştir: “Ben Şafii’yim. Kırk kişinin cuma
namazında Fatiha Suresini okuması lazım. Hanefi mezhebine göre camilerde
kıldırılıyor. Ben, o Fatiha’yı imamdan sonra yetiştiremiyorum.” Bu kendi
eserlerinde var. Bir başka örnek: Yine kendi arkadaşlarıyla ayrı cuma namazı
kılmak istemiştir, jandarmalar, polisler basmıştır. Bu olaylarla ilgili
takibatı vardır. Mektubat adlı kitabına da başvurabilirsiniz. Bunlar tevatür
veya dedikodu değil.
Dolayısıyla, özet olarak konuyu toparlarsak, bugün, dinin tamamen
kendi asli mecrasında, hangi din olursa olsun -tekrar söylüyorum- hangi mezhep
olursa olsun, devletten ayrı, özgür, kendi inancına, akidesine göre serbest
olması lazım, kendi eğitimini, müfredatını kendisinin belirlemesi lazım, kendi
ibadetlerini ve ritüellerini de kendi inancına ve
geleneklerine göre kendisi uygulaması lazım. Ki Saidi Nursi, kendisine yapılan
bu müdahaleyi, yine kendi tabiriyle bir cinayet olarak tabir ediyor,
arkadaşlarıyla kıldığı cuma namazına yapılan müdahaleyi. Aynı şeyler
Hristiyanlar ve Yahudiler için de tabii ki uygulanmalıdır. Dediğimiz gibi,
devlet nötr bir durumda kalmalıdır.
Bugünle alakalı olarak da, bugün en büyük sorunlardan birisi, dinî,
İslami hiçbir engel yok iken Kürtçe vaaz verilememektir camilerde. Hâlbuki bin
dört yüz yıllık İslam tarihi boyunca Kürtçe, Zazaca, Arapça, Çerkezce, Çeçence,
Boşnakça, Arnavutça kim hangi dili ne kadar anlıyorsa o bölgelerde o dille vaaz
verilmiştir. Bunun önünde dinen hiçbir engel yoktur. Diyanet İşleri
Başkanlığını da eğer böyle bir engel varsa fetvasını açıklamaya davet ediyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin emrinde bir kurum olduğu
müddetçe tabii ki serbest olarak konuşamamakta, İslam dininden anladığını tam
olarak ifade edememekte; çok büyük bir kadrosu, Türkiye’nin en büyük kadrosu ve
en büyük bütçesine sahip olmasına rağmen de yeteri kadar hizmet maalesef
verememektedir.
Yayınlar konusunda ciddi sıkıntılar vardır. İslam tarihi boyunca
on binlerce cilt klasiğin, maalesef bu kadar büyük bütçeye rağmen, çok az bir
kısmı henüz İslam toplumunun, Müslüman kardeşlerimizin hizmetine
sunulabilmiştir. Zaten Şii kaynaklarıyla ilgili neredeyse yok mesabesinde bir
çalışma vardır. Çünkü Şiilerin de kendine göre çok ciddi kaynakları, hadiste,
tefsirde, kelamda ciddi eserleri vardır.
Yine aynı şekilde, İslam dininin temsilcisi olduğunu söyleyen din
âlimleri, hiçbir toplumsal, hiçbir ekonomik, hiçbir ciddi meselede tarafsız
kalamazlar çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahu
Aleyhi Vesellem’in ifadesiyle, bir hadisiyle âlimler enbiyaların
varisleridirler. Bugün memleketimizin en büyük sorunlarından biri olan Kürt
sorunuyla da ilgili bütün İslam âlimlerinin kavimlerin haklarıyla ilgili
söyledikleri üçtür. Bütün kavimler, Arnavut, Boşnak, Kürt, Arap, Türk, Laz,
Çeçen, Gürcü, Pomak üç hakkını kullanabilir.
1) Ana dille eğitimin önünde
hiçbir engel olmaz.
2) Bu dili kamusal alanda
kullanabilir.
3) Yönetime katılma iradesi
vardır. Müslüman Müslüman’ın zimmisi yani ayrıcalıklı bir unsuru
-gayrimüslimler gibi- olmaz, olamaz. Hiçbir Müslüman diğer bir Müslüman’ın
zimmisi olamaz; siyasi olarak eşit haklara sahiptir, yönetime katılmada eşit
haklara sahiptir. Eğer bu konuda da söylediklerimde bir ihtilaf, çarpıtma veya
yanlışlık varsa yine Diyanet İşleri Başkanlığının bu tashihi yapmasını talep
ediyorum.
Sevgili arkadaşlar, son olarak da Diyarbakır’la, bölgemizle ilgili
birkaç talebim var. Burada da sekiz aylık Kur’an kursunu veren kadın
arkadaşlarımıza ve fahri imamlara kadro verilmesi lazım. Bir de Diyarbakır’da
Diyanetin hiçbir ciddi kurumu yok. Şafiilikle ilgili bir enstitü kurulmasını,
ciddi ve büyük bir enstitü kurulmasını talep ediyorum.
Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tan.
AK PARTİ Grubu adına birinci konuşmacı Muammer Güler.
Buyurun Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Kamu Düzeni Ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi üzerinde AK
PARTİ Grubu adına görüşlerimi belirtmek üzere huzurlarınızdayım. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir
kurumsal yapılanmaya gidilmesi zorunluluğu göz önünde bulundurularak 17 Şubat
2010 tarihinde 5952 sayılı Kanun’la İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulmuştur. Kurucu Müsteşarı olarak
görev yapmaktan onur duyduğum Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 8 Temmuz
2011 tarihinde Başbakanlığa bağlanmıştır. Müsteşarlığın kuruluş amacının daha
etkin bir şekilde yerine getirilmesi ve koordinasyonun en üst seviyede
gerçekleşebilmesi açısından söz konusu bağlılık değişikliliğinin yararlı
sonuçlar getireceğine inanıyoruz.
Kuruluş çalışmalarını tamamladığımız dönemi takiben Müsteşar
Vekilliğini yürüten Vali Niyazi Tanılır'a ve Müsteşarlık personeline değerli
çalışmaları ve katkıları nedeniyle teşekkür ediyor ve Müsteşarlığa, geçtiğimiz
günlerde asaleten atanan Büyükelçi Murat Özçelik'in, engin devlet deneyimi ve
kariyeri itibarıyla bu görevi en iyi şekilde yürüteceğine olan inancımızı
belirterek çalışmalarında başarılar diliyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuruluş döneminde teşkilat
kanununun 6’ncı maddesine göre Terörle Mücadele Strateji Belgesi
hazırlanmıştır. Kanaatimizce Müsteşarlığın bu dönemdeki en önemli
faaliyetlerinden birisi bu olmuştur. Belge hazırlanırken ulusal ve uluslararası
strateji belgeleri ve eylem planlarından, sivil toplum örgütlerince hazırlanan
raporlardan, bilimsel araştırmalardan ve uzman değerlendirmelerinden
yararlanılmıştır. Bu belge doğrultusunda hazırlanacak eylem planı çalışmaları
da devam etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin bu bölümünde
Müsteşarlığın yapısı ve çalışmaları hakkındaki önerilerimizi de dile getirmek
istiyorum.
Kurumun ismi ve faaliyet alanı görsel medyada, dizilerde ve
özellikle sanal dünyada, sosyal paylaşım sitelerinde farklı örgütlerle ve
yapılanmalarla benzeştirilmekte ve olumsuz bir imaj yaratılmaktadır. Bu nedenle
kurumun gerçek görev ve misyonunun kamuoyuna doğru bir
biçimde anlatılması önem arz etmektedir.
Müsteşarlık daha sivil bir görünümle ve yeni bir yaklaşımla
sorunlara odaklanmalıdır.
Kanuni dayanağa sahip Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu
periyodik olarak toplanmalı ve daha işler hâle getirilmelidir. Bu meyanda,
henüz yasal bir zemini olmayan Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun sekreteryası
da Müsteşarlıkça yürütülmelidir.
Müsteşarlığın görev alanı ile ilgili araştırma ve geliştirme projeleri
ile sosyal destek projelerine fon desteği verilmesine yönelik yasal
düzenlemeler yapılmalıdır.
Ayrıca Müsteşarlık uzmanlarına kariyer olarak meslek memurluğu
statüsü verilmeli ve kurumun geleceği açısından uzman yardımcısı olarak alınıp
yetiştirilmeleri sağlanmalıdır.
Terörle mücadele konusunda fikir üretmesi gereken bir yer olan
Müsteşarlıkta nitelikli ve yeterli uzman sayısının artırılması gerekir. Bu
arada, geçici statüdeki uzmanlar kadroya geçirilmeli ve kurumun asli elemanı
hâline getirilmelidir. Müsteşarlık, terör ve güvenlik konularında çalışan
üniversite, enstitü ve düşünce kuruluşlarıyla daha etkin bir iş birliği
sağlamalı ve terör konusunda devletin bir düşünce kuruluşu gibi çalışmalıdır.
Yine kanunda öngörülen İstihbarat Değerlendirme Merkezine süratle işlerlik
kazandırılmalıdır. Müsteşarlık bünyesinde mülki idare amiri kökenli personelden
daha yoğun bir şekilde istifade edilmeli ve uygulamadan gelen idarecilerin
özellikle terörle mücadele alanındaki tecrübelerinden mutlaka yararlanılmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak ifade etmek
istediğim konu, Müsteşarlıkta kurulması öngörülen arşiv ve dokümantasyon
merkeziyle ilgilidir. Türkiye terörle uzun yıllardan beri meşguldür. Terörle
ilgili her türlü tespit ve çalışmaların, bu konudaki araştırmaların,
önerilerin, raporların, farklı kurumlardaki bilgilerin toplanacağı bir hafıza
merkezine, yani veri depolama ve yönetim merkezine ihtiyaç vardır. Bu merkezden
hem resmî kurumların hem de araştırmacıların yararlanacağı düşünüldüğünde,
merkezin önümüzdeki dönemde mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Düzeni ve Güvenliği
Müsteşarlığının 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını ve Müsteşarlığın başarılı
çalışmalara imza atmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güler.
AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı, Mustafa Bilici, Van
Milletvekili.
Buyurun Sayın Bilici. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı, Afet ve Acil
Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerinde grubumuz adına söz almış
bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde meydana gelen büyük depremler Türkiye’de afet yönetim
sisteminin gözden geçirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmış, yapılan araştırma ve
etütlerde dile getirilen öneriler ile 2003 Yılı Hükûmet Acil Eylem Planı’nda
yer almıştır. 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’la, Başbakanlık Türkiye Acil
Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel
Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü
kapatılarak merkezde Başbakanlığa bağlı olarak Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığı kurulmuş ve nihayet ülkemizde yeni bir afet yönetim modeli
uygulanmaya konulmuştur.
23 Kasım 2011 tarihinde Van’da meydana gelen deprem felaketinde
AFAD’ın hızlı ve etkin müdahalesi, deprem sonrası aldığı tedbirler, kurum ve
kuruluşlar arasında sağladığı koordinasyonla, kuruluş gerekçesinin ne kadar
haklı ve önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Bir kez daha acı gerçeğiyle yüzleştiğimiz deprem Van’da yıkıma,
can ve mal kaybına yol açmış, vatandaşlarımız için fiziksel, ekonomik ve sosyal
kayıplara neden olmuş, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini kesintiye
uğratarak toplumu derinden etkilemiştir. Yaşadığımız deprem felaketinden
etkilenen vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştıracak ve sıkıntılarını
hafifletecek bir dizi tedbirler alınmış ve bunlar Sayın Başbakanımız tarafından
kamuoyuyla paylaşılmıştır.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Prefabrik ev yaptınız mı?
MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – Aynı şekilde, Van’ın yeniden inşa
edilmesi süreci süratle başlatılmış…
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Van’ın barınmasından biraz bahsedin.
MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – … yeni
yapılaşma alanları deprem riski göz önüne alınarak belirlenmiştir. Yaşadığımız
bu zor ve acı günleri, inanıyoruz ki ülkemizin bütün dinamikleriyle en kısa
süre içerisinde geride bırakacağız. Önemli olan husus ise, ülkemizin değişmez
gerçeği olan deprem riskinin farkında olarak yaşamak ve yaşam alanlarını bu
gerçeklerle yeniden inşa etmektir.
Deprem sonrası bugüne kadar görülmemiş bir şekilde bölgeye hızlı
bir müdahale gerçekleşmiştir. Eksikler olsa da bunlar kısa süre içerisinde
tespit edilerek süratle müdahale edilmiştir. Sayın Başbakanımız Van halkını
yalnız bırakmayarak deprem bölgesini iki kez ziyaret etmiş, vatandaşların
sıkıntılarını kendilerinden dinlemiş, çalışmaları bizzat yerinde incelemiştir.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kaç tane prefabrik ev yaptınız? Onu bir
söyleyin bize. Van Milletvekilisiniz, onu bir söyleyin.
MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – Söyleyeyim, söyleyeyim.
Bu kürsüden, bir kez daha, depremde hayatını kaybetmiş
vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Van halkı
adına, sizlerin huzurunda, bu soğuk kış günlerinde sıcak kalpleriyle yardıma
koşan aziz milletimize de teşekkür ediyorum.
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Gerçek sayısını söyleyin.
MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) - Şu ana kadar deprem bölgesine barınma
amaçlı olarak 73.679 çadır, 7.907 yaşam konteyneri, 480 genel maksat çadırı,
260 prefabrik ev, 3.794 Mevlânâ evi gönderilmiş ve kurulumu tamamlanmıştır,
toplamda 22 bin konteyner kurulacaktır.
Yine, Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay sürekli Van’da hazır
bulunmuş, çalışmaları gözlemleyerek koordinasyon akışını hızlandırmıştır. Aynı
şekilde diğer kabine üyesi bakanlarımız da bizleri hiç yalnız bırakmamış, sürekli
deprem bölgesinde halkımızla beraber olmuşlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi
çatısı altında bulunan tüm milletvekillerine ilgi ve katkılarından dolayı Van
halkı adına teşekkürlerimi sunuyorum. Afet bilinci yüksek bir millet olma
yolunda herkesin, hepimizin yapacağı bir şeyler olduğuna inanıyorum.
Bu vesileyle, görüşmekte olduğumuz 2012 yılı bütçesinin ülkemize,
milletimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bilici.
AK PARTİ adına üçüncü konuşmacı Hasan Karal, Rize Milletvekili.
Buyurun Sayın Karal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN KARAL (Rize) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı bütçesi ile ilgili grubum
adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa, kanun
ve diğer mevzuatla kendisine verilen görev ve yetkiler doğrultusunda, İslam
dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürüten, toplumu din
konusunda aydınlatan ve ibadet yerlerini yöneten bir kurumdur.
Diyanet İşleri Başkanlığının yurt içi ve yurt dışındaki
vatandaşlarımıza, soydaşlarımıza ve dindaşlarımıza yönelik irşat ve eğitim
hizmetleri, sadece dinî açıdan değil, millî, tarihî, sosyal ve kültürel
değerler açısından da önem arz etmektedir.
AK PARTİ İktidarı süreci ile Hükûmetimiz döneminde, kurum sadece
ülke içinde değil, dünya genelinde de görünür bir prestije
kavuşmuştur. Yurt içinde halkımızın, aydınlarımızın ve bilim insanlarımızın
kuruma olan teveccühleri somut bir şekilde görülmektedir. Atama veya
görevlendirme yoluyla yurt dışında vazife icra eden personelimize yönelik,
ilgili ülkelerin siyasi ve bürokratik temsilcilerinin, dinî idare
başkanlarının, sivil toplum kuruluşlarının, aynı şekilde üniversite
çevrelerinin gösterdiği ilgi ve alaka bu itibarın açık bir göstergesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet işleri Başkanlığına
verilen asli görevlerden birisi de yaygın din eğitimi konusudur. Bu alanda
Kur'an kursları ve eğitim merkezleri fiziki ve eğitsel açıdan yeniden gözden
geçirilerek iyileştirme çalışmaları devam etmekte olup, gerek Kur'an
kurslarında gerekse hizmet içi eğitimlerde uygulanan programlar Hükûmetimiz
döneminde güncellenmiştir.
Kur'an kursları, toplumsal talepler sonucu ortaya çıkan hizmet
çeşitliliği göz önünde bulundurularak eğitim, öğretim ve sosyal etkinlikler
açısından geçmişte uygulanan yasaklar Hükûmetimiz döneminde kaldırılarak
yeniden yapılandırılmış ve daha da işlevsel hâle getirilmiştir
Başkanlığın yurt dışı hizmetlerini koordine etmek üzere hâlen 22
ülkede büyükelçiliklerin bünyesinde din hizmetleri müşavirliği ve 24
başkonsolosluk bünyesinde din hizmetleri ataşeliği bulunmaktadır.
Bugün Avrupa, Amerika ve Avustralya gibi ülkelerde yoğun olarak
karşılaştığımız insan profilini, 60'lı, 70'li, 80'li ve 90'!ı yıllarda bu
ülkelere yerleşmiş birinci ve ikinci kuşak orta yaş ve üstü vatandaşlarımız
değil, bulunduğu ülkeye daha fazla entegre olmuş, Batı
dillerini iyi bilen, kendi akranları ile meslek ve eğitim konusunda yakın
düzeyde bulunan üçüncü ve dördüncü kuşak gençler oluşturmaktadır. Kabul etmek
gerekir ki bu kitleye etkili bir din hizmeti sunabilmek öncekilere göre daha
zor ve karmaşıktır. Önceki kuşakların karşılaşmadığı problemlerle üçüncü ve
dördüncü kuşak soydaşlarımız karşılaşmaktadır. Bu aşamada bilgiye dayalı,
evrensel değerleri içselleştirmiş, hedef kitle ile sağlıklı iletişim yollarını
kullanan, donanımlı din görevlilerine ihtiyaç vardır. Bu nedenle Diyanet İşleri
Başkanlığı, yurt dışına gönderilecek personel için kriterlerini
yükseltmiş, mesela ilgili ülkenin şartlarına göre kısmen yüksek lisans yapmış
olma şartı getirilmiştir.
Hükûmetimiz olarak hedefimiz, soydaşlarımız ve insanlığın ihtiyaç
duyduğu her ülkeye din hizmeti sunmak ve çağlar üstü olan İslam'ı bütün
insanlığın doğru algılamasına vesile olacak çalışmalara destek olmaktır.
633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanun'da 6002 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerle Diyanet İşleri Başkanlığı
yeniden yapılandırılmıştır. Parlamentoda grubu bulunan bütün siyasi partilerin
desteğiyle bu Kanun çıkmıştır. Ben bu vesileyle 23'üncü Dönem Parlamentosunda
bu Kanun'a destek veren bütün gruplarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığının asli görevlerinden birisi de hac ve
umre organizasyonlarını gerçekleştirmektir. Hükûmetimiz bu konudaki yoğun
talebi, ticari kazanç ve çıkar ilişkisine feda etmeksizin şeffaf ve objektif
ölçüler içinde karşılanması için azami özen göstermekte, büyük bir titizlikle
düzenleme ve planlama yapılmasına özen göstermektedir. AK PARTİ İktidarı süreç
içerisinde bu hizmetlerin önünü açarken birçok Müslüman ülke tarafından
izlenmekte ve takdir edilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri
Başkanlığının 2012 yılı bütçesi, 2011 yılına göre yüzde 22,40 artırılarak 3
milyar 891 milyon 166 bin TL'ye yükseltilmiştir. 2012 yılı bütçe tasarısına
baktığımızda, tasarının yüzde 95,42'sini personel giderleri ile sosyal güvenlik
kurumlarına devlet primi giderleri oluşturmaktadır.
Son olarak, iktidar-muhalefet bütün siyasi partilerimizin üstüne
titrediği, zarar görmesini istemediği toplumumuzun mozaiği olan Diyanet İşleri
Başkanlığı 2012 yılı bütçesinin, milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile
olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karal.
AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı Mustafa Kabakcı, Konya
Milletvekili.
Buyurun Sayın Kabakcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz
almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
TİKA, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Orta Asya
cumhuriyetlerinin değişim, uyum ve kalkınma ihtiyaçlarına cevap vermek üzere
1992’de Ulusal Teknik Yardım Teşkilatı olarak kurulmuştur. Özellikle 2002
yılından sonra artan bir ivmeyle Türkiye'nin yurt dışında hayata geçirdiği
kalkınma, iş birliği ve acil insani yardımlar hamlesi ile TİKA etkinliğini ve
yaygınlığını arttırarak çalışmalarına devam etmektedir.
TİKA, kuruluşunun ilk yıllarında Kafkaslar ve Orta Asya ağırlıklı
bir çalışma alanına sahipken 2002’den sonra faaliyet coğrafyasını kardeş
devletler başta olmak üzere Balkanlar, Orta Asya ve Afrika’ya, kalkınma
yolundaki tüm ülkeleri kapsayacak şekilde genişletmiştir.
İktidarımız döneminde Türk dış politikası büyük gelişme ve ivme
kazanmış, uluslararası platformda dikkatle izlenir hâle gelmiştir. Küresel
gelişmelere ve ulusal önceliklerimize paralel olarak Orta Asya, Kafkaslar, Orta
Doğu, Balkanlar ve Afrika’da yeni açılımlar gerçekleştirilmiştir. Dünyanın her
noktasını dikkatle izleyen kuşatıcı, bütünleştirici ve kardeş bir yaklaşım
benimsenmiştir.
2004-2010 yılları arasında yapılan çalışmalar neticesinde
Türkiye'nin resmî kalkınma yardımlarının tutarı yaklaşık 1 milyar dolar
civarında gerçekleşmiştir. TİKA’nın bütçesi 2002 yılında 15 milyon dolar iken
2010 yılında genel bütçeden tahsis edilen ödeneklere ilaveten Başbakanlık ve
diğer kurumların bütçelerinden yapılan aktarımlarla birlikte 100 milyon doları
aşmaktadır. 2002 yılında TİKA program koordinasyon ofislerinin sayısı 12 iken
2010 yılında bu sayı yirmi beş ülkede 28 büroya ulaşmıştır.
Değerli milletvekilleri, TİKA’nın yürütmüş olduğu projelere
beraberce göz atarsak, TİKA’nın Somali’de gıda krizine yönelik çalışmalarını,
Libya’da yeniden inşaat süreciyle ilgili katkılarını, Almatı’daki Talgar Kazak
Türk Lisesi'nin açılışını, Sudan Suakin Adası Osmanlı Dönemi tarihî eserler restorasyonu, Bulgaristan’da Razgrad Makbul İbrahim Paşa
Camisi restorasyonu, Afganistan’da Hoca Bahaeddin Veled, Mevlânâ Evi Medresesi
restorasyonu bunlardan sadece birkaçıdır.
Faaliyet alanı olarak baktığımız zaman, sosyal altyapıların
genişlettirilmesi, ekonomik altyapıların geliştirilmesi, insani acil
yardımlarını, enformasyon, tanıtım ve yayın faaliyetlerini başlıca alanlar
olarak sayabiliriz.
Bu projeler kapsamında 2010 yılında TİKA’nın çalışma yaptığı
bölgelerde gerçekleştirdiği proje sayısı 1.673’e ulaşmıştır. Bu projelerin
önemli bir kısmı ortak tarihî ve kültürel geçmişe sahibi olduğumuz Balkanlar,
Kafkaslar, Orta Asya, Orta Doğu bölgelerinde gerçekleştirilmiştir.
Yükselen ülke Türkiye, kültür coğrafyasının bütün noktalarında
faaliyetine, girişimlerine devam etmektedir. Biz, yaşadığımız daha önceki
dönemlerde yabancıların ülkemizin çeşitli bölgelerinde faaliyetlerde
bulunduğuna, kütüphaneler kurduğuna, sağlık ocakları açtığına şahit olduk.
Bunların o zamanki niyetlerini insani amaçlar olarak açıklarken sonradan
kardeşi kardeşe kırdırmak gibi bir niyetlerinin olduğunu fark ettik. TİKA, şu
anda kardeşi kardeşle buluşturma amacı doğrultusunda yoluna devam ediyor,
gelişmeye de, güçlenmeye de devam edecek. TİKA’nın bu seviyeye gelmesinde emeği
geçen başta Sayın Başbakanımıza, Dışişleri ve Devlet Bakanlarımıza, TİKA
Başkanımıza ve tüm çalışanlarına milletimiz adına teşekkür ediyorum.
Afganistan’a uzanarak Mevlânâ Evi’nin restorasyonunu
gerçekleştirmiş olan TİKA’nın Mevlânâ’ya yaptığı bu katkıyla bir başka şeyi de
gündeminize taşımak istiyorum: “Akıl aydınlık bir kandile benzer. Elbette 20
kandilin aydınlığı 1 kandilin aydınlığından daha fazladır.” diyerek âdeta
milletimizin ortak aklı olan yüce Meclisimizi işaret eden, bizlere seslenen
Hazreti Mevlânâ’nın 738’inci vuslat yıl dönümü törenleri vardır. Konya adına,
bütün vekillerimizi Konya’ya davet etmekten de şeref duyarım.
Sözlerime son verirken 2012 mali yılı bütçesinin hayırlı olmasını
diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabakcı.
AK PARTİ Grubu adına beşinci konuşmacı Rıfat Sait, İzmir
Milletvekili.
Buyurun Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RIFAT SAİT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ
adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Ülkemiz, medeniyetlerin kesişim bölgesinde stratejik açıdan önemli
bir coğrafyada bulunmaktadır. Çoğunluğu bu coğrafyada olmak üzere, dünyanın
dört bir yanında 200 milyona yakın soydaş ve akraba topluluğumuz bulunmaktadır.
Bu konunun önemine binaen yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ve soydaşlarımız
ile ilgili konularda koordinasyon görevi yapmak üzere, her dönemde bir devlet
bakanlığı kurulmuştur.
Değerli milletvekilleri, Başkanlık kurulmadan
önce, bu konu ile ilgili çalışan, sayıları onu aşan, farklı bakanlıklara
bağlı kamu kurum ve kuruluşları bulunmaktaydı. Soydaşlarımız, kurumların
sunduğu hizmetlerin farklılık arz etmesinden dolayı çeşitli sorunlarla
karşılaşmaktaydılar. Bu sorunların çözümüne yönelik, tek bir çatı altında
toplanmış merkezî bir yapılanmanın olmayışı kurumsal hafızanın oluşmasını ve
hizmetlerin etkin bir şekilde sürdürülmesini engellemekteydi.
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgili çalışmalar yapmak ve
sorunlarına çözüm üretmek, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin bir plan
dâhilinde geliştirilmesini sağlamak, ülkemize gelen yabancı öğrencilerin
sorunlarına çözüm bulmak amacıyla, 24 Mart 2010 tarihinde kabul edilen 5978
sayılı Kanun’la Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulmuştur.
Ailesi 1956 yılında Kosova’dan Türkiye’ye göç etmiş bir Rumeli
Türk’ü olarak Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığına özel önem
veren bir milletvekiliyim. Bir gazeteci olarak da bu konuda birçok makalemiz
yayınlanmıştır.
Aslında Başkanlığın ilk temelleri Şubat 2010’da Sayın
Başbakanımızın da katılımıyla İstanbul'da 1.700 Türk dünyası sivil toplum
kuruluşu temsilcisi ve dünyanın çeşitli bölgelerinden katılan farklı
temsilcilerle yapılan toplantıda atılmıştır. Bu toplantıya ben de katılmıştım.
Başkanlık kurulduktan sonra, Ocak 2011 tarihinde İzmir’de, bizim
de organizasyonunun içinde olduğumuz Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi ve 9
Eylül Üniversitesinin ortak çalışmasıyla Başkanlık İzmir'de ilgili STK'lara
tanıtılmıştır.
Gelecekte Başkanlığın başlı başına bir bakanlığa dönüşebilecek
kadar önemli olduğunu düşünüyorum.
Başkanlığın kurulması ile birlikte, başta Avrupa olmak üzere
Amerika Birleşik Devletleri'nden Avustralya'ya kadar geniş bir coğrafyada
yaşayan soydaşlarımızın beklentilerini karşılama adına son derece önemli
adımlar atılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yurt Dışı Türkler ve Akraba
Topluluğu Başkanlığı 2010 ve 2011 yılında, yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımıza yönelik anket uygulamaları, Almanya'ya göçün 50. yılı
etkinlikleri kapsamında Sayın Başbakanımızın Almanya'daki vatandaş buluşmaları,
Türk-Alman gençleri müzik topluluğu konseri, seçimlerde yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın oy kullanabilmelerini sağlamak amacıyla gerekli yasa tasarılarının
hazırlanması, Türk vatandaşlarının
özel araçları ile Türkiye'de
bulunma sürelerinin altı aydan iki yıla çıkarılmaları, Avrasya'da İnşa Edilen
Kimlikler ve Türkiye Projesi, 1. İngiltere-Türk Eğitim Çalıştayı, Yurtdışında Yaşayan
Vatandaşımızın El Kitabı’nın basımı, yurt dışında görevlendirilen din
görevlileriyle ilgili seminer, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Okul Öncesi Eğitimde Çift
Dillilik ve Çok Kültürlülük Projesi çalışmaları ve bu kapsamda oluşturulan
eylem planı taslağı, Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Akraba Toplulukları Sınavı
hazırlık kursları, sınavın Başkanlığımız koordinasyonunda yurt içinde yedi
ilde, yurt dışında ise on dört ülkede toplam on sekiz merkezde
gerçekleştirilmesi, Başkanlığın görev alanı ile ilgili bölgelerde kurulan sivil
toplum kuruluşlarının tespit edilmesi ve envanterlerinin çıkarılması, bunların
irtibat bilgilerinin oluşturulması
çalışmaları yapılmıştır.
Başkanlığın 2012 ve daha sonrası için kısa, orta ve uzun vadede
yapılmasını düşündüğü birçok faaliyeti vardır. Ben süremin kısıtlılığı
nedeniyle onlardan bahsetmek istemiyorum. Ancak özetle şunu söylemek istiyorum:
Başkanlığın TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü ile birlikte yurt dışında yaşayan
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve soydaşlarımıza yaptıkları ve yapacakları
güzel hizmetlerden dolayı kendilerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.
Özellikle Başkanlığın evladı fatihan için çok değerli çalışmalar
yapacağını düşünüyorum.
Yurt dışında yaşayan akraba ve soydaşlarımız açısından çok önemli
olan bu kurumun bütçesi vesilesiyle yaptığım konuşmama son verirken, yüce
heyetinizi ve dünyanın dört bir yanında bulunan Türk dünyası mensuplarını
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sait.
AK PARTİ Grubu adına altıncı konuşmacı Ahmet Tevfik Uzun, Mersin
Milletvekili.
Buyurun Sayın Uzun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET TEVFİK UZUN (Mersin) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Tasarısı görüşmelerinin üçüncü
turunda, Hazine Müsteşarlığı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kurumsal kökleri Osmanlı Devleti’nde Fatih Sultan Mehmet dönemine
kadar uzanan Hazine Müsteşarlığı, ekonomik kalkınmanın sağlanmasında öncü
kurumlarımızdan biridir. Ekonominin tüm aktörleriyle iş birliği içerisinde,
şeffaf, hesap verebilir ve etkin bir şekilde kamu mali varlık ve
yükümlülüklerini yönetme, ekonomik, finansal ve sektörel politikalar ile
düzenlemeleri oluşturma, uygulama, denetleme ve uluslararası ekonomik
ilişkilerin koordinasyonunu sağlama gibi fonksiyon ve görevleri vardır.
Değerli arkadaşlar, küresel finansal piyasalar son dört yıldır
dünyayı hem mali hem de sosyoekonomik açıdan ağır şekilde sarsan ciddi bir kriz
ile karşı karşıya kalmıştır.
Hatırlarsınız, bu kriz IMF tarafından 1929 bunalımından sonraki en
büyük, Birleşmiş Milletler tarafından ise yüzyılın en büyük ekonomik krizi
olarak görülmüştür. Küresel ekonomide likidite şartları olumsuz bir çizgiye girmiş
ve risk algılamaları bozulmuştur. Risk algısında meydana gelen bu bozulma doğal
olarak kredi piyasalarında ciddi bir daralma yaşanmasına sebep olmuştur.
Türkiye bu küresel belirsizlik ortamında sağlam mali duruşu ile birçok ülkeden
olumlu yönde ayrışmıştır. 2002 yılından bu yana uygulanmakta olan yapısal
politikaların bir sonucu olarak kamu dengeleri Türkiye'de bir sorun teşkil
etmekten, kamu borcunun sürdürülebilirliği bir endişe kaynağı olmaktan
çıkmıştır. Bütçe göstergelerinde belirgin bir iyileşme sağlanmış, borçlanma
azalmıştır.
Kamu dengelerindeki iyileşmeye paralel olarak, AB tanımlı genel
borç yönetim stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2010 yılında yüzde 42,2
olmuştur. Bu oran 2002 yılında iktidara geldiğimizde yüzde 73,7’dir. Pek çok Avrupa
ülkesinde borçların sürdürülebilirliği konusunda endişeler artarken ve borç
stokunda orta vadede artışın devam etmesi beklenirken, Türkiye'de AB tanımlı
genel yönetim borç stokunun 2011 yılında yüzde 39,8; 2014 yılına kadar kademeli
olarak düşerek yüzde 32 olması tahmin edilmektedir.
Değerli milletvekilleri; ülkemizin dış borçlanma koşullarında da
olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. 2011 yılı başında yapılan ABD doları cinsinden
otuz yıl vadeli tahvil ihracı bu vadede şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz en düşük
maliyetli işlem olmuştur. Ayrıca on yıl aradan sonra, 2011 yılında Japon yeni
piyasasında 180 milyar yen tutarında on yıl vadeli bir tahvil ihraç edilmiştir.
Değerli Başkan ve değerli milletvekilleri; Türkiye-Avrupa Birliği
Mali İşbirliği, 2007 yılında yürürlüğe konulan Katılım Öncesi Mali Yardım
Aracıyla yeni bir safhaya girmiştir. Söz konusu iş birliği kapsamında 2007-2013
dönemi için ülkemize tahsis edilen toplam fon miktarı 4,9 milyar avrodur.
Hazine Müsteşarlığının önemli bir görevi de portföyünde
bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu işletmelerinin pay
sahipliğinin gerektirdiği görev ve sorumlulukları yerine getirmektir. 2010
yılında 5,8 milyar olarak gerçekleşen KİT yatırım harcamalarının 2011 yılı sonu
itibarıyla 6,9 milyar TL'ye, 2012 yılında ise 9,1 milyar TL'ye ulaşması
öngörülmektedir. Bu artışta özellikle yüksek hızlı tren projesi yatırımları ve
derin deniz petrol arama ve sondaj yatırımlarının hız kazanması rol
oynayacaktır.
Çiftçilerimize yüzde sıfır ila yüzde 5 arasında verdiğimiz düşük
faizli kredilerle 2011 yılı Kasım ayı sonuna kadar yaklaşık 1 milyon 200 bin
çiftçimiz 19,8 milyar TL dolayında kredi kullanmışlardır.
Halk Bankası üzerinden yine esnaf ve sanatkarlarımıza
verilen düşük faizli krediler neticesinde de 5,5 milyar TL kredi
kullandırılmış, bunun neticesinde de bu 2011 yılının ilk on bir ayında da 245
bin esnafımız yararlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dokuz senelik AK PARTİ
İktidarı döneminde tesis edilen güven, inşa edilen istikrar, büyük azim ve
gayretlerle elde edilen demokratik itibar, ülkemizin tüm meselelerini cesaretle
çözme iradesini gösteren bir siyasetin eseridir.
Ülkemizde bugün bir demokratik düzen kökleşmeye başlamışsa,
ekonomimiz dünyanın en istikrarlı büyüyen ekonomileri arasında yer aldıysa, global kriz karşısında şaşırtıcı bir mukavemet sergilediyse,
gelecek vizyonumuz sağlam adımlarla netleşmişse, bu başarının ana dinamiği hiç
şüphesiz, millet adına, milletle beraber ortaya konan ak siyasettir.
Hazine Müsteşarlığı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor,
hepinizi saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzun.
AK PARTİ Grubu adına yedinci konuşmacı Ahmet Yeni, Samsun
Milletvekilli.
Buyurun Sayın Yeni. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 2012 yılı bütçesi
üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlarken bütçenin hazırlanmasında emeği geçen herkese
teşekkürlerimi arz ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 sonrasında Türk
bankacılık sektörü ciddi bir yeniden yapılanma döneminden geçmiştir. Bu dönemde
kamu bankaları yeniden yapılandırılmış, düzenleyici ve denetleyici çerçeve
sağlamlaştırılmıştır. Sektörün sermaye tabanı güçlendirilmiş, problemli
bankaların sistemden çeşitli yöntemlerle uzaklaştırılması gibi yapısal
değişiklikler yapılmıştır.
Bu itibarla, 2005 yılında çıkarılan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu
finansal istikrarın sağlanması, sektörün geliştirilmesi, tasarruf sahiplerinin
hak ve menfaatlerinin korunması açısından son derece önemli bir dönüm noktasını
teşkil etmektedir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na dayanılarak yapılan
düzenlemelerle sektörün düzenleme çerçevesi uluslararası alandaki en iyi
uygulamalarla uyumlaştırılmış ve Basel ilkeleri çerçevesinde belirlenen
standartlara uygun hâle getirilmiştir.
Tüm bunlar sayesinde bankacılık sektörü büyümeye başlamış,
krizlere karşı bağışıklık kazanmış bir duruma gelmiştir. Günümüzde pek çok
gelişmiş ülkelerin bankacılık sektörünün karşı karşıya kalmış olduğu
zafiyetler, AK PARTİ hükûmetlerinin vaktinde aldığı tedbir ve düzenlemeler
sayesinde Türk bankacılık sektörü için söz konusu olmamıştır. Bugün Türk
bankacılık sektörü dünyadaki birçok ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar
önemlidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri
döneminde bankacılık sektörümüzün öz kaynakları, net kârları, mevduat
miktarları, personel ve şube sayıları, kullandırılan bireysel, tarımsal ve
ticari krediler ve reel sektöre verilen destek sürekli artış göstermiş,
takipteki kredi oranları sürekli düşüş göstermiştir.
Şimdi sizlerle paylaşacağım rakamlar, Türk bankacılık sektörünün
kaydettiği büyümeyi net olarak ortaya koymaktadır.
2002 yılında 6.321 olan şube sayısı bugün 10.546'ya, 140 bin 879
olan personel sayısı 195 bin 250'ye yükselmiştir. 2002’den bugüne kadar 4.255
yeni şube açılmış, 54.371 kişiye iş imkânı sağlanmıştır bankacılık sektöründe.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bankaların yüzde 56’sı
yabancılara ait. Bu nasıl iş ya!
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ahmet Bey, kitapları merak ettik ya!
AHMET YENİ (Devamla) – Bankacılık sektörünün 2002 yılında 129
milyar dolar olan aktif toplamı Ekim 2011 itibariyle 697 milyar dolar düzeyine
ilerlemiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kullandırılan bireysel,
tarımsal ve ticari kredilere baktığımızda da çok büyük artışların olduğunu
görüyoruz. 2011 yılında kredi artışı 2010 yılına göre yüzde 27 olmuştur. Bu
artış Halk Bankasında yüzde 30,3 tür.
Kredi miktarları artış göstermesine rağmen, 2002 yılında ortalama
yüzde 17 olan takipteki kredi miktarı, bugün itibarıyla yüzde 2'ye düşmüştür.
Bu miktar Ziraat Bankasında yüzde 1,3'tür. Takibe düşen krediler Avrupa
ülkelerinde çok daha yüksektir.
Yine sermaye yeterliliği rasyosuna baktığımızda, yasal sınır yüzde
8, hedef yüzde 12 olmasına rağmen, bugünkü yüzde 16,6 seviyelerine ulaşmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya çeşitli krizlerle
sarsıldı. Bu krizler dünya bankacılık sektöründe yıkıcı etkiler oluşturmuştur.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 400’ün üzerinde banka batmış, Avrupa ülkeleri
bu süreçte finans kesimine kaynak aktarmak zorunda kalmışlardır ve bütçelerine
ilave rakamlar gelmiştir. OECD ülkeleri arasında bankacılık sektörüne kaynak
aktarmayan tek ülke, evet, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetidir.
Değerli milletvekilleri, dokuz yıldır bu bankaların denetimlerini
yapıyorum KİT Komisyonu alt komisyon başkanı olarak. Bugüne kadar çok şükürler
olsun hiç banka batmamış ve fona devredilmemiştir.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vatandaş batırılmıştır.
AHMET YENİ (Devamla) – Benim size şimdi bu kitapları anlatmaya
vaktim yok, nasıl anlatayım? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
2002 öncesi batırılan bankaların kitaplarını her milletvekilinin
okumasını istirham ediyorum. Bir bakın, ülke 2002 öncesinde nasıl soyulmuştur.
İmar Bankası, Marmarabank, Bayındırbank, saymaya… (CHP sıralarından gürültüler)
ERKAN AKÇAY (Manisa) – O kitaptakileri 57’nci Hükûmete
borçlusunuz!
AHMET YENİ (Devamla) – Evet, 2000 öncesi, 2002 öncesi bu bankalar
batırılmıştır.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vatandaş batırılmış, bankalar
satılmıştır.
AHMET YENİ (Devamla) – Bizim dönemimizde hiçbir banka batmamış ve
fona devredilmemiştir. Onun için, yüce Türk milleti Adalet ve Kalkınma
Partisine “Yoluna devam.” diyor, her seçimde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ (Devamla) - …oylarını artırarak devam ediyor.
İşte, siyasi ve ekonomik istikrar devam ettikçe hem bankalarımız
hem milletimiz kazanmaya devam edecek.
BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen… Lütfen…
AHMET YENİ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O kitaplar ne içindi?
MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama bak, fotoğraf çektirmek okumuş adam
imajı veriyor! Tahsilli adam, okumuş adam!
BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına sekizinci konuşmacı Recai Berber,
Manisa Milletvekili.
Buyurun Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Sermaye
Piyasası Kurulunun 2012 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sermaye Piyasası Kurulu, tasarrufların menkul kıymetlere
yatırılarak iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde aktarılmasını
sağlamak ve sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde
çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasını düzenlemek
ve denetlemek amacıyla 1981 yılında çıkarılan 2499 sayılı Kanun’la kurulan
bağımsız, idari ve mali özerkliğe sahip ilk kuruldur.
Değerli milletvekilleri, SPK, sermaye piyasasının gerek arz
gerekse talep tarafını genişleterek piyasalarda araç çeşitliliğini ve halka
açık şirketlerin sayısını artırmaya, özel sektör borçlanma araçlarını,
piyasalarını geliştirmeye yönelik olarak birçok çalışma gerçekleştirmiştir.
Piyasalardaki büyüklükleri ve çeşitliliği artırmanın yanında,
yatırımcıların haklarını korumaya ve piyasalardaki şeffaflığı da artırmaya
yönelik çeşitli yeni düzenlemeler getirmiştir. Son dönemde, özellikle ikinci el
piyasalarda manipülasyonu önlemeye yönelik olarak
birçok yeni tedbir alınmıştır.
Halka açılma süreçlerinin daha hızlı ve kolay hâle getirilmesine
yönelik olarak alınan tedbirlerle hem Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin hem
de KOBİ’lerin halka açılmaya teşvik edilmesi amaçlanmıştır. SPK ve İMKB
tarafından sürdürülen halka arz seferberliği kapsamında borsamıza gelen
şirketlerde ciddi bir artış yaşanmıştır. Dünyadaki finansal krize rağmen, halka
açılan şirket sayısı 2010 yılında 22; 2011 yılında 25 olarak gerçekleşmiştir.
Öte yandan, şu anda yatırım fonlarımızın büyüklüğü yaklaşık olarak 31 milyar
TL, emekli yatırım fonları ise 11 milyar TL civarında bir büyüklüğe ulaşmıştır.
Değerli milletvekilleri, nominal ve reel
faizlerin oranlarındaki düşüş sebebiyle sermaye piyasalarına yerli yatırımcı
ilgisi her geçen gün artmaktadır. Hisse senedi, yatırım fonu ve benzeri sermaye
araçlarının toplam bakiyeli yatırımcı sayısı kasım ayında 2 milyon 470 bin
iken, yaklaşık olarak 200 bin artarak Kasım 2011’de 3 milyon 670 bin civarına
yükselmiştir. Son bir yıl içinde özel sektör tahvillerine yatırım yapan kişi
sayısı 100 bin, hisse senetlerine yatırım yapan yerli yatırımcı sayısı 60
bindir.
Ülkemiz, sermaye piyasaları, yaşanan dünya çapında krize rağmen,
İstanbul Uluslararası Finans Merkezi hedefi doğrultusunda doğru rotada
ilerleyişini sürdürmektedir. Son yıllarda artan halka arzlarla beraber İMKB’de
işlem gören şirket sayısının 360’ı aştığını ve bu şirketlerin piyasa değerinin
300 milyar dolara yaklaştığını görmek memnuniyet verici olsa da bu durum
ülkemiz açısından yeterli değildir. Daha çok şirketimizin sermaye piyasası aracılığıyla
kaynak temin etmesini ve sermayenin daha geniş bir tabana yayılmasını arzu
ediyoruz.
Son yıllarda sermaye piyasası mevzuatında yapılan değişikliklerle
piyasamıza aracı kuruluş varantı, kira sertifikası gibi birçok yeni enstrüman da kazandırılmıştır. Bilindiği üzere, İMKB’de
işlem gören hisse senetlerinin yüzde 60’ından fazlası yabancı elindedir. Bu
rakam, bir yandan yabancı yatırımcıların ülkemize ilişkin güvenini ve olumlu
beklentilerini yansıtırken, diğer yandan sermaye piyasamıza olan iç talepteki
darlığa da işaret etmektedir.
Ülkemiz sermaye piyasalarının küresel piyasalara entegrasyonunu hızlandırmaya yönelik olarak özellikle
küresel piyasalarda güvenirliği yüksek şirketler ve kurumlarca İMKB’de yabancı
sermaye piyasa araçlarının ihraç edilmesini teminen SPK tarafından yeni bir
tebliğ yayımlanmış ve bu tebliğin yürürlüğe girmesinin ardından, ilk kez
yabancı bir şirketin hisse senetleri borsamızda işlem görmeye başlamıştır.
Sermaye Piyasası Kurulunun, Uluslararası Menkul Kıymetler Örgütü
(IOSCO) çalışmaları çerçevesinde gerek bölge coğrafyasında yer alan ülkelerde
gerekse gelişmekte olan piyasalarda önümüzdeki dönemde çok daha sıkı iş birliği
gerçekleştirmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Ayrıca, ülkemizin üyesi bulunduğu ve çalışmalarına katkı sağladığı
uluslararası oluşumların benimsediği uluslararası standartların uygulanmasında
öncü olunması Kurulun önümüzdeki dönem planları arasındadır. Bu çerçevede,
özelikle OECD ve Dünya Bankasıyla ortak projeler gerçekleştirilmesi
hedeflenmektedir.
Değerli milletvekilleri, son olarak bu yıl İMKB’de kotasyon
şartlarını sağlayamayan ancak gelişme ve büyüme potansiyeline sahip şirketlerin
sermaye piyasalarından fon sağlamak amacıyla ihraç edecekleri menkul
kıymetlerin işlem göreceği yeni bir piyasa kuruldu. İMKB bünyesinde ayrı bir
piyasa olarak kurulan Gelişen İşletmeler Piyasasında KOBİ’ler bu yıl işlem
görmeye başlamıştır.
Değerli milletvekilleri, SPK Kanunu’yla ilgili de çok ciddi bir
çalışma var, temennimiz bir an önce Sermaye Piyasası Kanunu’nun da yüce Meclisimize
gelmesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RECAİ BERBER (Devamla) – Sözlerime son verirken, 2012 yılı
bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, sizleri ve aziz milletimizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Berber.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Hasan Hüseyin
Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.
Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Sayın Başkan,
Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe
Kanun Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
görüşmeleri kapsamında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ve Afet ve Acil
Durum Yönetimi Başkanlığı bütçe ve kesin hesabı üzerine Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
İçişleri Bakanlığı bağlı
kuruluşlarına ilave olarak 5952 sayılı Kanun’la Kamu Düzeni ve Güvenliği
Müsteşarlığı kurulmakla beraber, 08/07/2011 tarihinde yapılan değişiklikle bu kuruluşun
bağlılığı Başbakanlık olarak değiştirilmiştir.
Kamu Düzeni ve Güvenliği
Müsteşarlığının amacı, terörle mücadeleye ilişkin strateji ve politikayı
geliştirmek ve bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu
sağlamaktır. Kurum bünyesinde Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu, İstihbarat
Değerlendirme Merkezi gibi Türk devletinde son otuz yılda büyük acılara sebep
olmuş terör belasını ortadan kaldırmaya yönelik mekanizmalar getirilmiştir.
AKP tarafından kurulmuş
bütün hükûmet programlarında, devletin hacim olarak küçültüleceği, merkezî
yönetimlerdeki gereksiz kuruluşların eleneceği, benzer işlevleri gören
yapıların birleştirileceği ifade edilmiştir. Ancak dokuz yılı aşan AKP hükûmetlerinde
gördük ki devletin hacimsel olarak küçülmesini bırakın, yeni kurumlar ihdas
edilmek suretiyle şişkinlik daha da arttırılmıştır.
Örneğin, Başbakanlıkta iç güvenlik, dış güvenlik, terörle mücadele
gibi konularda araştırmalar, toplantılar yapmak görevini ve bu konularda
koordinasyonu sağlamak fonksiyonunu icra etmek üzere Güvenlik İşleri Genel
Müdürlüğü ihdas edilmiştir. Bugün bütçesi hakkında görüşlerimizi arz ettiğimiz
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı da sözüm ona benzer işleri yapan
kurumların birleştirilmesi yerine, tersine ortaya çıkan bir kurumdur.
Bu çerçevede ifade
edebilirim ki AKP hükûmetleri öncesinde var olan, benzer ya da aynı görevleri
yapan kurumlarda bir azalma olmamış, bilakis artış olmuştur.
Söz konusu Müsteşarlıkla ilgili ifade edebilirim ki henüz terörle
mücadele konusunda herhangi bir koordinasyon başarısı ya da kanunda öngörülen
İstihbarat Değerlendirme Merkezinin işlev kazandığına dair herhangi bir bilgi,
belge de mevcut değildir.
Bunlara ilave olarak Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının
başına iç güvenlikle ilgili bilgi birikimi olan, terörle mücadeleyi ve mücadele
eden kurumları tanıyan valiler yerine bir büyükelçinin atanması da
şaşkınlığımıza vesile olmuştur.
AKP hükûmetleri bugüne kadar yaptığı plansız, hesapsız, deneme
yanılma yöntemiyle ya da el yordamıyla devlete şekil verme ve kadrolaşma
niyetleri yerine, gerçekten hizmeti ve Türk milletinin çıkarlarını hedefleyen
yapılanmaya yönelmelidirler.
Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri,
Milliyetçi Hareket Partisi görüşlerini aktaracağım bir diğer kurum da Afet ve
Acil Durum Yönetimi Başkanlığıdır.
2009 yılında AKP İktidarı tarafından Sivil Savunma Genel
Müdürlüğü, Başbakanlık Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, mülga Bayındırlık ve
İskân Bakanlığına bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü kapatılarak, afetlerle
mücadele amacıyla oluşturulan Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığı 5902 sayılı Kanun’la ihdas edilmiştir.
Bu Kanun’un görüşülmesi sırasında Mecliste gurubumuzca ifade
edilen bütün öneriler, maalesef kabul görmemiştir. Afetler
gibi toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir konuda siyasi amaç güdülerek
gurubumuz görüş ve önerileri dikkate alınmaksızın oluşturulan bu kurum,
yaklaşık olarak geçen üç yıllık zaman dilimi içerisinde Rize ve Giresun’da
meydana gelen sel felaketleriyle, Elâzığ, Kütahya-Simav ve son olarak Van
depremlerinde ilk yardım, müdahale, sevk, idare ve koordinasyonda gösterdiği
zafiyet, Hükûmetin bu konuda gösterdiği aymazlığı hepinizin takdirlerine
bırakıyorum.
Bugün AKP İktidarı tarafından uygulanan politikalar sonucu ülkemiz
planlama, kentleşme, yapılaşma ve denetim konularında bilim ve mühendisliğe
aykırı uygulamalar ve rant politikaları nedeniyle bir
afet ülkesine dönüşmüştür. Gerçekte hepsi birer doğa olayı olan deprem, heyelan,
çığ, kaya düşmesi, su baskını gibi olaylar, bilinçsizce verilmiş yer seçimi
kararları, mühendislik verilerinden yoksun imar planları, mühendislik hizmeti görmemiş düşük
standartlardaki yapı üretimi ve denetimi süreciyle uygulanan sosyoekonomik politikalar
sonucu insani, sosyal ve ekonomik yıkımlara dönüşmektedir.
Ülkemizde her depremden sonra olduğu gibi Van’da meydana gelen
depremden sonra da benzer olaylar tekrar yaşanmaya başlanmış, tartışmalar
çoğunlukla depreme kaynaklık eden fayların niteliği, büyüklüğü, merkez üssü,
konumu, oluşum mekanizması, odak derinliği, şiddeti ve şiddet dağılımı gibi
konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Tüm bu tartışmaların yanı sıra ilk yardım,
müdahale, sevk, idare ve koordinasyon konularında da önemli sorunlar ve zafiyet
yaşanmıştır. Yıllardan beri yaşanan bu olumsuzlukların çözümü konusunda AKP
İktidarı sorumluluklarını yerine getirme yerine laf üretmeye devam etmiş,
düzenlenen onca şûralara, hazırlanan onca raporlara karşın maalesef ülkenin
planlama, kentleşme, yapılaşma ve yapı denetimine ilişkin konuların da herhangi
bir düzenleme yapmamıştır.
Bu sorunların çözümü için AKP İktidarı laf üretmeyi bırakmalı,
toplumsal, sosyal, kurumsal altyapımızın afetlere karşı dirençli hâle getirilmesi için
afet, imar, yapılaşma, kentleşme, yapı denetimi ve iskân kanunlarında gerekli
değişiklikleri hızlı bir şekilde yapmalıdır. Ayrıca, Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı, Başbakanın efelenmeleri sonucu oluşan krizlerin
finansmanını sağlama yerine, önceliğini afetlerle mücadeleye vermelidir.
Yaşanan her deprem sonucunda halkı korku ve paniğe sevk etmeden
bilgilendirmenin çok önemli olduğu hepimizin bildiği ve önem verdiği bir
konudur. Ancak, son Van depreminde bir sayın bakanın yaptığı açıklamalar ve
sonucunda yaşanan depremin neden olduğu can kayıpları hepimizi derinden
üzmüştür.
Kanun hükmünde kararnameler ile devleti dönüştürüp AKP’lileştiren
mevcut siyasi erk, TÜBİTAK’ın, üniversitelerin, kamu kurumlarının içini
boşaltmış, öyle ki depremin yeri, mekanizması, büyüklüğü, derinliği gibi
konularda halka doğru bilgi aktarması beklenen kurumlar ancak Amerikalı bir
kurumun büyüklüğü değiştirmesiyle, toplumun tüm kesimlerini hayal kırıklığına
uğratmıştır. Bu kurumların içinde bulunduğu durumun müsebbibi AKP
hükûmetleridir.
Öncelikle yapılması gereken işlerden birisi, AFAD’ın, görevi
koordinasyon olan Başbakanlıktan alınarak, acilen, icracı bir bakanlığa, en
uygunu olan İçişleri Bakanlığına bağlanması uygun olacaktır.
Van’da meydana gelen depremde de görüldüğü üzere, bir deprem
anında, 80-100 binanın göçmesi durumunda bile ülkemizdeki acil müdahale ekip
sayısının az ve yetersiz olduğu görülmüştür. Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığında, arama-kurtarma ve müdahale ekip sayısı arttırılmalıdır.
Van depremi sonucunda yaşanmış, hasar tespiti konusunda tecrübe
sahibi olmayan, sadece mühendis unvanıyla bulunan kişilerin sahada görevlendirilmesi maalesef
isabetsiz hasar tespitlerine sebep olmuş ve bunun sonucunda da 5,6’lık bir
dereceyle ortaya çıkan deprem sonucunda 40 civarında insanımız hayatını
kaybetmiştir. Bu sorunun çözümü için de
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bünyesinde mutlaka hasar tespit dairesi
başkanlığı kurulmalıdır.
Son yıllarda, başta büyük şehirlerimiz olmak üzere, ülke genelinde
yaşanan sıkıntıların temelinde imar rantları
gelmektedir. Hatta son yirmi yıl içinde İstanbul’da oluşan imar rantının 500 milyar dolara ulaştığı ifade edilmekte ve
belediye meclisinin bu rantı yaratmak için kişilere yönelik olarak 5 binin
üzerinde imar ve parselasyon değişikliğine neden olduğu söylenmektedir.
Ülkesel, bölgesel ve yerel kalkınma planları ile bu planlar çerçevesinde
oluşturulmuş kentsel gelişim ve yerleşim stratejileri dikkate alınarak
belediyeler, il özel idareleri ile Millî Emlak Genel Müdürlüğü iş birliği içinde, her
yıl belirli sayıda arsa üretme zorunluluğu getirilmeli ve arsa ve arazi rantı
engellenmelidir.
1999 yılında yaşanan Marmara depremlerinden sonra afetlerle
mücadele ve yeniden yapılanma amacıyla partimizin de içinde yer aldığı hükûmet
tarafından bazı mal ve hizmetlere getirilen özel tüketim vergisi, zaman ve
süreç içinde AKP Hükûmeti tarafından hem zorunlu hâle getirilmiş hem de elde
edilen kaynak çoğunlukla kamu maliyesinin finansmanında kullanılmıştır.
Afetlerle mücadele ve yeniden yapılanmanın sağlanması için, ÖTV’den elde edilen
kaynağın belli bir oranı, daha önce var olan ancak mevcut Hükûmet tarafından
kaldırılan fona aktarılmalı, Maliye Bakanlığı, TÜBİTAK, yeniden
yapılandırılacak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik
Bakanlığının koordinasyonunda, afetlerle mücadeleye yönelik projelerde
kullanılmalıdır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hızlı bir şekilde 5543 sayılı
İskân Kanunu’nda değişiklik yapılarak kırsal yerleşim birimlerinin altyapısı ve
üstyapısı uygun finansal araçlar yaratılarak yenilenmelidir.
TOKİ son yıllarda amacından uzaklaşarak devlet müteahhitliği ve rant projeleri ihaleleri yapan bir kuruluş hâline gelmiştir.
TOKİ, kuruluş felsefesine dönmeli, zaman ve süreç içinde kentsel yerleşim
birimleri içinde kalan çöküntü alanları ile yerleşime açılmış jeolojik riskli
alanlarda kurulu yapılar bertaraf edilmeli ve bu alanlarda yerleşen vatandaşlar
için, kent yoksulları için sosyal konutlar üreten bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Bunlar ve burada zaman yetersizliği sebebiyle sayamadığım önerilerimizin
dikkate alınmasını arzu etmekteyim.
Bu vesileyle yüce Türk milletinin milletvekillerini saygıyla
selamlar, bütçenin hayırlı uğurlu olmasını dilerim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Iğdır
Milletvekili Sinan Oğan.
Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yurt
Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının
2012 yılı bütçeleriyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun
görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi
ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizin yurt dışında faaliyet gösteren kuruluşlarıyla Diyanet
İşleri Başkanlığımızın bütçesine ilişkin görüşlerimi arz etmeden önce görevini
ifa etmekte iken vefat eden Kuveyt Büyükelçimiz Mehmet Hilmi Dedeoğlu’na
Allah’tan rahmet diliyorum, acılı yakınlarına ve Dışişleri camiamıza da sabır
diliyorum.
Ayrıca, konuşmama başlamadan önce yine dün 10 Aralık Dünya İnsan
Hakları Günü’nü de kutluyorum. Haksız yere hapiste tutuklu bulunan gazeteciler,
milletvekilleri ve ordumuzun kahraman generali ve partimizin de İstanbul
Milletvekili Engin Alan’ın da insan hakkının, seçilme hakkının hâlâ gasp
edilmeye devam ettiğini de bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hususa daha vurgu
yapmak durumundayım. Hükûmeti buradan milletin iradesine saygılı olmaya davet
ediyorum. Dün Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşülürken hem İç Tüzük’ten olan
hakkımız sebebiyle hem Meclis çalışmaları sebebiyle bize verilen yetkiden
dolayı soru sorduk ve bu sorunun Hükûmet tarafından cevaplandırılmasını
bekledik. Bırakınız sorumuzun cevaplandırılmasını, Sayın Başbakan Yardımcısı
lütfedip “Sorunuza yazılı cevap vereceğim.” deme nezaketinde dahi bulunmuyor.
Sizin, muhalefeti bu anlamda görmeye gözünüz yok, bunu biliyoruz, Meclisi kanun
hükmünde kararnameyle yönetme sevdanızı da biliyoruz ama biz buraya
milletimizin reyiyle geldik ve siz milletimizin reyine saygı göstermek,
milletimizin iradesine saygı göstermek zorundasınız. Burada milletvekilleri
soruları millet adına soruyor ve siz de buna cevap vermek zorundasınız.
Değerli milletvekilleri, dünkü sorumu buradan tekrar ediyorum.
Sayın Cumhurbaşkanının bir futbol diplomasisi, bir Ermenistan açılımı vardı.
Hatırlarsanız o günlerde Bursa’da Azerbaycan Bayrağı çöpe atılmış, Ermenistan
Devlet Başkanı Sarkisyan’a ise ev yapımı özel dolmalar ikram edilmişti. Bundan
bir süre sonra Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan bir konuşmasında dedi ki:
“Dağlık Karabağ’ı biz aldık, biz işgal ettik, Ağrı Dağı’nı almayı Ermeni
gençlerine havale ediyorum.” Sorumu tekrar ediyorum: Sayın Cumhurbaşkanı hâlâ
bu Ermeni açılımının arkasında mıdır?
Değerli milletvekilleri, eski ismi “Türk İşbirliği ve Kalkınma
İdaresi Başkanlığı” olan ve şimdi “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı
Başkanlığı”na çevrilen ama içerisindeki “Türk” kelimesi artık sadece isimde
kalan kurumumuzla ilgili konuşmak istiyorum. Bu kurumumuz kuruluş alanlarını
genişletirken eş zamanlı olarak da özellikle Türk coğrafyasında etkisizleşmeye
devam etmektedir. Hükûmetin “Türk” kelimesinden duyduğu rahatsızlığın biz
farkındayız. Anayasa’dan “Türk” kelimesini çıkarmak için nasıl bir çaba
içerisinde olduğunuzu bizim gibi milletimiz de görüyor.
AHMET YENİ (Samsun) – Nereden biliyorsun?
SİNAN OĞAN (Devamla) – Nasıl ki Millî Eğitim Bakanlığının “millî”
kelimesinin içini boşalttıysanız Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının da
“Türk” kelimesinin içi boşaltılmaktadır. Dolayısıyla da TİKA’nın kuruluş amacı
“Başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve topluluklar olmak üzere…” diye
başlar. Dolayısıyla da TİKA, çalışmalarının ağırlığını buralara vermek
durumundadır değerli milletvekilleri.
Ayrıca TİKA’nın bu coğrafyalardan ne kadar uzaklaştığını da
yaptığı çalışmalardan görmekteyiz. TİKA, artık Türk cumhuriyetlerine, akraba
topluluklarına destek olan bir kurum olmaktan uzaklaşmıştır. TİKA, Hükûmetin
kendisine Türk coğrafyasından çok daha yakın hissettiği Arap coğrafyasına
yönelmiştir, Orta Doğu coğrafyasına yönelmiştir. Hani o devrimcilik hevesinde
olduğu coğrafyalara yönelmiştir. Bugün TİKA’nın Ahıska Türklerine, Kırım Türklerine,
Irak Türkmenlerine, Gagavuz Türklerine, Uygur Türklerine, Bulgaristan
Türklerine, Batı Trakya Türklerine öncelikli destek olması gerekirken TİKA’nın
öncelikle Somali’de, Filistin’de, Afrika’da faaliyet gösterdiğini görmekteyiz.
Sakın yanlış anlaşılmasın; “Buralarda olmayalım.” demiyoruz, elbette buralarda
olacağız. Bizim iddiamız büyüktür, Türkiye büyük bir devlettir, coğrafyası, misyon coğrafyası büyüktür, buralarda da olacağız ama bir
şeyi unutmayacağız: TİKA’nın kuruluş faaliyetleri, kuruluş felsefesi Türk
cumhuriyetleri, Türk akraba topluluklarıdır. Sıklet merkezimiz, ağırlık
merkezimiz burası olacaktır ama diğer yerlerle de ilgili olacağız. Şimdi ifade
ediliyor, deniliyor ki: “Efendim, Türk cumhuriyetleri zenginleşmiştir. Bu
sebeple Türk cumhuriyetlerinin olduğu coğrafyalara ilgimiz azalmıştır.“ Eğer
hakikaten böyle düşünüyorsanız siz teknik yardımın mantığını hâlâ
anlamamışsınız, çözememişsiniz demektir.
Bendeniz, TİKA’nın ilk yurt dışı koordinatörlüğünü açan bir
kardeşinizim burada. Yıllarca bu şerefli kurumun, şerefli bir üyesi olarak
çalıştım. Maalesef, TİKA’nın son dönemlerde hizmet ettiği coğrafya açısından
ciddi bir sıkıntı içerisinde olduğunu görmekteyiz.
Değerli arkadaşlar, TİKA bir yardım kuruluşu değildir. Bu manada
TİKA, Kızılay değildir, insani yardım dernekleri değildir. TİKA’nın bunlardan
farkını bilmeniz lazım, farkını ortaya koymanız lazımdır. Basit bir örnek
vereyim, 2010 yılı TİKA faaliyetlerinden çıkardık bunu. Örneğin, Sırbistan’ın
kuzeyinde Voyvodina bölgesinde Novi Sad’da bulunan 4 Temmuz Meslek Lisesine
TİKA tarafından bir yardım yapılmış. Bu yardımın içeriği nedir biliyor musunuz?
Boya badana yapılmış oraya. Değerli arkadaşlar, TİKA, boya badana yapan bir
kuruluş hâline sokulmamalıdır.
Yine TİKA, aynı zamanda bu coğrafyalarda Amerikan dolarıyla Japon
bilgisayarını alıp hibe eden bir kuruluş hâline de gelmemelidir. TİKA, bu
coğrafyalarda yabancı ülkelerden dövizle satın aldığımız malzemeleri de hibe
edecek bir kuruluş hâline gelmemelidir. Siz eğer TİKA’ya bu mantıkla bakarsanız
TİKA’nın mantığını, dış yardımın mantığını bu manada daha çözememişsiniz
demektir.
TİKA, aynı zamanda 50 milyon dolar harcayıp Bağdat Al Razi
Hastanesini yapacak bir kurum da olmamalıdır. TİKA’nın işi bu değildir. TİKA,
bu coğrafyalarda Türkiye'nin altyapısının hazırlanmasına, ihracatçımızın
altyapısının hazırlamasına, bu ülkelerin kalkınmasının altyapısının
hazırlanmasına yönelik çalışmalar yapmalıdır. Oysa TİKA bu işin kolayını
bulmuş. Dövizle, dolarla, euroyla Amerika’dan, Avrupa’dan, Japonya’dan
malzemeyi alıyor -kimin parasıyla alıyor? Bu milletin parasıyla- bu ülkelere
hibe ediyor. Soruyorum size değerli milletvekilleri: Bunun bir izahını bana kim
yapar acaba?
TİKA’nın 2010 yılı faaliyetlerinden birisi, Suriye’de estetik
cerrahi merkezî yapmak. Allah aşkına Suriye’de estetik cerrahi merkeziyle
teknik yardım mantığının ne alakası var? O estetik cerrahi merkezînin bugün
Suriye’de oynadığınız o devrimcilikle bir alakası olsa gerek.
Bir başka husus daha var değerli milletvekilleri: Zaman gazetesinde
birkaç gün önce çıktı. Şimdiye kadar 500 milyar lira harcamışız. Kimler
harcamış? TİKA. Kimler harcamış? AFAD. Kimler harcamış? DSİ. 500 milyar lirayı,
siz bu milletin parasını harcıyorsunuz, tam bir beceriksizlik örneği. Bir kuyu
dahi açamamışsınız, Zaman gazetesine de manşet olmuşsunuz. 500 milyar lirayı
harcayıp bir su kuyusu dahi açamayanların hesabını bu Meclis sormayacak mı? Ne
yaptınız bu beceriksizlerle ilgili? Sayın Başbakan Yardımcısı, Sayın TİKA
Başkanı, nasıl bir beceriksizliktir bu Allah aşkına?
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Başkaları Kıbrıs’ta sondaj yapıyor
petrol ve doğal gaz için.
SİNAN OĞAN (Devamla) – Evet, başkaları Kıbrıs’ta burnumuzun
dibinde sondaj yapıyor, siz üç kurum bir araya geliyor, üç kafadar bir araya
geliyorsunuz bir kuyu dahi açamıyorsunuz ve 500 milyar lira da bu milletin
parasını harcıyorsunuz. Dolayısıyla da TİKA maalesef son dönemlerde tam bir
beceriksizlik örneği sergilemektedir.
Son dönemlerde Filistin’e yapılan yardımların ciddi bir oranda
arttığını görmekteyiz. Şunu ifade edeyim: Filistin bizim Osmanlı’nın oradaki
bakiyesidir. Bizim için Filistin önemlidir, ancak TİKA’nın yapması gereken
şeyler farklıdır. TİKA Filistin’de hastane yapacak kuruluş değildir. Kızılay
yapsın, Sağlık Bakanlığı yapsın, başka bir kuruluş yapsın. TİKA bir kalkınma
ajansıdır. Bunu anlamanız lazım, bunu algılamanız lazım. Ama TİKA ne yapıyor?
Oraya gidiyor, hastane yapıyor.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapsın?
SİNAN OĞAN (Devamla) – Ne yapıyor? Kalkınmasına yardımcı
olacaksınız.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kalkınması için ne yapsın, onu söyle.
SİNAN OĞAN (Devamla) – TİKA orada helva dağıtan bir kuruluş değil.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapsın?
SİNAN OĞAN (Devamla) – Anlamıyorsunuz işte, sorun orada. TİKA
helva yapmasını öğretecektir. TİKA ilk defa yurt içinde de yardımlar yapmaya
başlamış. Ne yapmış merak ediyorsunuz, söyleyeyim: Kavurma dağıtmış. Allah
aşkına TİKA kavurma dağıtan bir kurum mudur?
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya söyle, ne yapsın?
SİNAN OĞAN (Devamla) – TİKA kavurma dağıtan bir kurum değildir.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Somut bir şey söyle ya!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
SİNAN OĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.
BAŞKAN - Müdahil olmayın lütfen.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Somut bir şey söyle.
SİNAN OĞAN (Devamla) – Arkadaşlar, öğreneceksiniz dış yardımın
mantığını.
HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Onların zamanında ne yapılmış?
BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekili, lütfen…
SİNAN OĞAN (Devamla) – Japonya’da bunlar yapılıyor, Danimarka’da
bunlar yapılıyor. Başka ülkelerin dış yardım kuruluşları neyi yapıyorsa onu
yapacaksınız.
Şimdi, TİKA’da yeni bir yönetim işbaşına geldi ve bu yeni yönetim
bütün tecrübeli personelleri aldı bir kenara koydu. Neden? Daha yandaşlara yer
açmak için. Kurumun hafızasını silerseniz, tecrübeli memurları alır bir tarafa
koyarsanız üç ayda 500 milyar lira harcayarak işte sudan çıkmış balık gibi bir
kuyu dahi açamazsınız. Bu sebeple nane, limon işlerine girmeyeceksiniz. (AK
PARTİ sıralarından “Anlayamadık.” sesi)
Anlayan anlıyor ne dediğimi.
Nane, limon işlerine girmeyeceksiniz. TİKA’yı yandaş STK’lara
kaynak aktaran bir kurum hâline getirmeyeceksiniz. Bu milletin parasıyla
Bilkent’teki TİKA konutuna 100 milyarlarca lira civarında -eski parayla
diyorum- tadilat, yeniden tefrişat işleri yapamazsınız, bu milletin parasını
böyle çarçur edemezsiniz, zevküsefanıza harcayamazsınız.
TİKA, ayrıca örtülü ödenekten para harcayan da bir kurumdur
değerli milletvekilleri. Bunun da hesabının verilmesi lazım. TİKA, hangi
gerekçelerle örtülü ödenekten para kullanır hâle gelmiştir? Nerelere
harcamıştır örtülü ödenek parasını TİKA? Bunun da hesabını vermek
durumundasınız. 9 vatandaşımızı haince, hunharca götürüp İsrail kurşunlarına
hedef eden İHH’nın masraflarını TİKA ne amaçla karşılıyor? Deniz Fenerinin masraflarını
TİKA neden karşılıyor? Bunun hesabını da vermek durumundasınız.
Değerli milletvekilleri…
MUHARREM VARLI (Adana) – “Deniz Feneri” deme seni de atarlar
içeriye ha, Sinan!
SİNAN OĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, milletimiz her
şeyi görüyor.
Değerli milletvekilleri…
HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Türki cumhuriyetlere gideceksiniz.
SİNAN OĞAN (Devamla) – “Türki cumhuriyetler” değil onun adı, “Türk
cumhuriyetleri”dir, doğru kullanacaksınız, öğrenip geleceksiniz. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Amerikan ağzıyla konuşuyor.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
Sayın Oğan, Genel Kurula hitap edin lütfen.
SİNAN OĞAN (Devamla) – Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar
Başkanlığımıza da şunu tavsiye ediyorum: Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar
Başkanlığımız “Yandaş Yurtdışı Türkler Başkanlığı” değildir. Yıllardır
Almanya’da bütün Türklerin iyi gününde, kötü gününde yanında olmuş, en köklü,
en kucaklayıcı kurum olan Türk Federasyonunu siz nasıl çağırmazsınız?
Almanya’da göçün 50’nci yılıyla ilgili toplantı yapacaksınız ama Türk
Federasyonunu çağırmayacaksınız. Kimleri çağıracaksınız? Yurt dışındaki
“yandaş” gördüğünüz vatandaşlarımızı.
AHMET YENİ (Samsun) – Bizim bileceğimiz iş!
SİNAN OĞAN (Devamla) - Siz vatandaşları bu şekilde ayıramazsınız.
Bunun adı “Yurtdışı Türkler Başkanlığı”dır, “yurt dışı yandaş Türkler
başkanlığı” değildir.
Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığımızın da bu
manada siyasetin dışına çıkarılması lazım. Vaktimin sonuna geldiğim için sadece bir cümle şunu ifade etmek
istiyorum: Türkiye’de hangi kuruma siyaset bulaştırırsanız bulaştırın, Diyanete
bulaştırmayın. (MHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SİNAN OĞAN (Devamla) – Diyanet bizim ortak harcımızdır. Diyanet
İşleri Başkanlığımıza lütfen siyaset bulaştırmayın.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve biz yeterli bulmadığımız için
hem Yurtdışı Türkler Başkanlığının hem TİKA Başkanlığının hem de Diyanet
Başkanlığının bütçesini yeterli bulmadığımız için maalesef biz “hayır” oyu
kullanacağız.
AHMET YENİ (Samsun) – Başka ne yapabilirsiniz ki zaten!
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oğan.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Ahmet
Kenan Tanrıkulu, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2012 yılı Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası
Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bütçeleri üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hükûmet program ve bütçeleri ülkelerin
doğal olarak geleceğini belirleyen en önemli siyasi belgelerdir ve bütün
gelişmiş ülkelerde bu belgeler iki analiz yönteminden ve bunun sonucunda da bir
sentezlemeden meydana gelen uygulamaya tabi tutulurlar. Birinci analiz
yönteminde dünyadaki değişimler, ülkelerin gelişimi, talep ve kaynak
öncelikleri ele alınır ve buradan teknolojik ve bilimsel bütünlemelere gidilir.
İkinci analiz yönteminde ise bu kaynak ve talepler, sorunlar, bir
öncelikler silsilesine tabi tutulur. Doğal olarak bunların uygulamasında,
bunların sentezinde ise hepsi bütünsel olarak bir stratejik hedefe
dönüştürülür. İşte o stratejik hedef, o ülkenin program ve bütçesi ve ona bağlı
olan bütün ekonomik, sosyal planlarıdır.
Değerli arkadaşlarım, tespit edilen bütün hedefler net ve
öncelikli olmak zorundadır. Eğer burada netleşip önceliğinizi doğru tespit
ederseniz, o ülkedeki toplumsal güveni, istikrarı ve uzlaşmayı da sağlayarak
bütçenizin hedeflerine bütün toplumu peşiniz sıra koşturabilir, bütün toplumu
bu hedefe doğru yönetebilir, yürütebilirsiniz.
Değerli arkadaşlarım, bugüne kadarki yaklaşık on yıllık süre
içerisindeki bütün bütçelere ve geçtiğimiz yasama döneminden bugünkü yasama
dönemine kadar burada değerlendirdiğimiz bütçelere baktığımız zaman, her
seferinde Hükûmet tarafından getirilen plan, program ve bütçelerin yıl
ortasında dahi revize edildiğini, yıl sonunda âdeta
yüzde 100 bütün başlangıç hedeflerinden olumsuz anlamda sapmalar olduğunu da
görüyoruz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bütçe görüşmeleri bitmeden revize edildi.
AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu
görüşmekte olduğumuz 2012 bütçesinin de biraz önce bahsettiğim analiz ve
sentezden maalesef yoksun olduğunu görüyoruz. En önemlisi, ilerleyen dönemlerde
karşımıza çıkabilecek olan herhangi bir ekonomik olumsuzluğa karşı da maalesef
bu bütçede gerekli tedbirler getirilmemiş ve bu esneklik de gösterilememiştir.
Dolayısıyla, toplumsal güveni ve gelişmeyi tesis edebileceğini bugün itibarıyla
bu bütçenin sağlayacağından parti olarak kuşkuluyuz.
Diğer yandan, bu bütçede -geçtiğimiz yıl bütçelerinde olduğu gibi-
5018 sayılı Kanun hükümleriyle performans esaslı bütçeleme kriterlerinin
de yerine getirilmediğini görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, bugün küresel ekonomi, gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelerin genel ekonomik ve finansal politikalarını belirgin
olarak birbirinden ayrıştırmaktadır ve ona göre ortaya koymaktadır.
Finansal politikalar, bu belirgin ayrışmanın sonucunda doğal
olarak makroekonomik dengesizlikleri de tetikleyen finansal bir
istikrarsızlığın da ortaya koyduğu bir sürecin içerisine bizi itmektedir. İşte,
böyle bir süreç içerisinde Türkiye ekonomisi de makroekonomik göstergelerde
ifade edildiğinin aksine, maalesef oldukça kırılgan da bir yapı göstermektedir.
Ekonomi politikaları yatırımları, üretimi ve kalkınmayı destekler
bir biçimde oluşmamakta, sıcak para akımları, dış borçlanmayla gelen, kısa
vadeli sermaye akımlarıyla gelen birtakım kaynaklarla günler geçiştirilmekte ve
dolayısıyla, durum âdeta idare edilir bir hâle getirilmektedir.
Esas önemlisi, ekonominin can damarını teşkil eden işletmeler bir
taraftan o küresel rekabetin acımasız ortamıyla karşı karşıya kalmakta, öbür
taraftan da devletten gerekli teşvik ve desteği alamamanın ıstırabını
yaşamaktadırlar.
Türkiye İstatistik Kurumunun bir verisini sizlerle paylaşmak
istiyorum değerli milletvekilleri. Gelir ve yaşam şartlarına göre hâlen şu anda
Türkiye’de en zengin yüzde 20’nin millî gelirden aldığı pay yüzde 47,6’dır, en
fakir yüzde 20’nin aldığı pay ise yüzde 5,6’dır.
Gelir dağılımıyla ilgili bütçe sunuşunda burada birtakım
düzeltilmiş rakamlardan bahsedildi. Bu da devletimizin bir başka kurumunun
ortaya koyduğu gerçek tablodur.
İç talep borçlanarak yaratılabilirken gerek özel işletmeler
gerekse hane halkı bazında bu borcun nasıl ödeneceğine dair, nasıl
döndürüleceğine dair, herhangi bir çalkantı esnasında, ekonomik bir sıkıntı
esnasında da geri nasıl ödenebileceğine ve risklerin nasıl karşılanabileceğine
dair belirsizlikler hâlen gündemini korumaktadır.
Değerli milletvekilleri, 2003 yılından bugüne kadar düşük kura
dayalı bir ithalat sistemi büyümeyi finanse etmektedir. Büyümenin alt
kaynaklarına baktığımız zaman daha çok ithalatla büyümenin oluştuğunu
görüyoruz. Bunun doğal sonucu olarak ithalat yapılan ülkelerin üretim ve
istihdamının da arttığını görüyoruz, bu dolaylı bir sonuç. Ortaya konulan
çarpık büyümenin veya genel olarak halk arasında söylendiği gibi hormonlu veya
sanal büyümenin ortaya getirdiği bir gerçek ve yapı bozukluğudur bu. Neticede
düşük kur üzerinden gayrisafi millî hasılayı artırabilirsiniz, kişi başına
millî geliri de 10 bin dolarlara kadar çıkarabilirsiniz ancak bunun halka ve
vatandaşa yansıyan kısmına, geri planına baktığımız zaman maalesef tablo farklı
çıkmaktadır. Ne yazık ki bu söylenilen ekonomik büyüme, sonuç itibarıyla, bir
ekonomik kalkınmaya dönüşememiştir. Bunların ikisi farklı kavramlardır. Büyüme
ve kalkınma arasındaki ilişki maalesef doğru bir şekilde ve yerinde
kurulamamıştır. Ülkede, bunun sonucunda, biraz önce belirttiğim gelir dengesi
bozukluğu, iç ve dış borç artışı tablosuyla da karşı karşıyayız. Önemli olan
nedir? Bu büyümenin ithalat sonucunda dış ticaret ve cari işlemler açığını da
getirmesi ve bu açıkların artık sürdürülemez boyutlara ulaşmasıdır.
Değerli milletvekilleri, ülkemiz 2000’li yıllara kadar yaklaşık 2
milyar dolar civarında bir cari açık seyriyle süregelmiştir. Fakat 2002’den
sonra müthiş bir sıçrama yaparak, bu cari açık, 2011’in bu çeyreği itibarıyla
baktığımız zaman veyahut Merkez Bankası gibi resmî kurumların beklenti
anketlerine göre değerlendirdiğimiz zaman 75-80 milyar dolar civarında bir cari
açık beklentisiyle karşı karşıyadır. Müthiş bir gelişme ve müthiş bir
sıçramadır. Buna bağlı olarak ekonomi dünyasındaki genel kanaat ise, bu cari
açığın gayrisafi millî hasılanın yüzde 5’ini geçmesi durumu ise artık alarm
zillerinin, tehlike çanlarının çaldığını bize gösterir. Türkiye’ye baktığımız
zaman; Türkiye’de şu anda gayrisafi millî hasılamızın neredeyse yüzde 10’una
gelecek şekilde bir cari açık problemiyle karşı karşıyayız. Demek ki gelecekte
Türkiye’yi bu anlamda da büyük bir kriz bekliyor demektir. Üstelik cari açık
para bulunduğu sürece, döviz bulunduğu sürece açık değildir. “Ne olabilir?” de
denebilir, “Sürdürülebilir.” de denebilir. Ancak cari açığın finansmanına ve
kalitesine de baktığımız zaman orada da birtakım problemlerle karşı karşıyayız.
Burada uzun vadeli borçlanma ve doğrudan sermaye yatırımları yerine daha çok
Merkez Bankası rezervleri, kısa vadeli birtakım sermaye hareketleri, portföy yatırımları bir başka deyişle ve daha da ilginci son
yıllarda bir türlü analistlerin bulamadığı, ne olduğunu çözemediği, herhâlde
Merkez Bankası kaynaklarında biraz daha derinlemesine bakılırsa bulunabilecek
olan net hata noksan kalemi. Artık cari açık net hata noksan kalemiyle finanse
edilir hâle gelmiş.
Değerli milletvekilleri, bugün bazı ilgililer Türkiye’nin ihracat
rekorlarından bahsetmektedir. Hiç kimse ithalatı masaya yatırıp ciddi bir
şekilde analiz yapmamaktadır. 100 milyar dolar ihracat için neredeyse 190
milyar dolar ithalat yapıyoruz ve büyük bir rakam, giderek de sıkıntı
yaratabilecek bir noktaya geliyor. Bunun sonucu korkunç bir dış ticaret açığı
ve doğal olarak cari işlemler açığı. Bizi gelecekte eğer bir küresel krizden
ayrıştıracak unsur olacaksa işte bu ihracat-ithalat arasındaki dengesizliğin ve
yapısal bozukluğun bir şekilde düzeltilmesi olacaktır diye düşünüyorum. Bu
anlamda portföy yatırımlarına baktığımız zaman da
sıkıntı var değerli milletvekilleri. Son altı buçuk ayda ciddi bir azalma
olmuş. Özellikle Ağustos 2011’ten sonra neredeyse bıçak gibi kesilir bir portföy yatırımı görüyoruz ve 29 milyardan fazla bir
gerileme var. Geçtiğimiz dönemsel itibarıyla baktığımız zaman 100 milyar
doların da altına inmiş görünüyor.
Sayın milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak 2008
yılında Küresel Krizi İzleme ve Değerlendirme Komisyonu kurduk ve burada,
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bu komisyonumuz hem ekonomi
yönetimine hem Hükûmet yetkililerine gayet samimi ve içten bir şekilde
önerilerini ve tedbirlerini getirdi. Ancak o dönem ekonomi
yönetimi ve iktidar partisinin yetkilileri bizi kriz tellallığıyla suçlamıştı
ancak görüyoruz ki geçen süre zarfında, ne ilginçtir ki, hem ekonomi
yönetiminden sorumlu siyasi kadrolar hem de partinin yönetiminden sorumlu,
iktidar partisinin yönetiminden sorumlu siyasi kadrolar şu anda geçmişte bizi
suçladıkları tanımlamalar içerisine girmiş durumda ve 2012 için birbiri ardı
sıra demeçler verilerek olumsuz tablolar çizilmektedir; ancak, kimse, alınması
gereken gerçek tedbirlerden ve bu tedbirlerin etkilerinden bahsetmemektedir. Bu
tedbirler yetersiz olduğu için bugünlerde enflasyonla ilgili uyarılar gelmektedir,
hatta bu uyarıları Merkez Bankası değişik dokümanlarında da ifade etmek gereği
duymuştur değerli milletvekilleri. Bu anlamda da, yani enflasyon hedeflemesinde
de Hükûmet yüzde 100 hedefinden sapmış görünmektedir.
Geriye doğru baktığımız zaman 1923-2002 yılları arasında sayın
milletvekilleri, Türkiye, yani yaklaşık yetmiş dokuz yıllık bir süre içerisinde
130 milyar dolar civarında bir dış borç yapmış, dış borç stokumuz bu kadar
ancak o günden bugüne geldiğimiz zaman, 2011’in ikinci çeyreği itibarıyla bunun
üzerine, AKP hükûmetleri büyük bir başarıyla 180 milyar dolarlık bir borç
eklemiş ve olmuş bu borç 310 milyar dolar yaklaşık. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken -borç yiğidin kamçısıdır
deyip geçebilirsiniz, o değil- borçlanma artık kamu sektöründen özel sektöre
geçmiş ve özel sektör eliyle yapılan bu borçlanma hem kısa vadeli oranlarında
artış göstermiş hem de daha ilginci, dikkatinizi çekmek istiyorum, doğrudan
finansal olmayan kuruluşlar tarafından bu borçlar yapılmaya başlanmış. Bu ne
demek? Reel sektör artık borçlanıyor. Reel sektörün borçlanma sebeplerinin
arkasındaki bir sebep de kendi yurt içi üretim yetersizliğinin ve Hükûmet
tarafından bu konularda uygun makroekonomik şartların girişimcimize
sağlanamaması sebebiyle girişimcimiz hem işletme hem öz sermayesini kaybetmemek
için artık dış kaynağa başvurmak zorunda kalıyor. Bunun anlamı bu.
Değerli milletvekilleri, bugün görüştüğümüz Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurulu ve Sermaye Piyasası Kurulu da faaliyetleri itibarıyla,
zaman zaman Hükûmet yetkililerine haklı olarak övünç kaynağı olan kurumlardır.
Bunlar güzide kurumlardır; ancak geriye baktığımız zaman bu kurumlar 2001
yılındaki bir dizi yapısal reformlar sonucunda oluşmuş bazı kurumlardır.
Özellikle BDDK’yı kastediyorum. SPK da gene o dönemde, Mayıs 2001’de açıklanan
Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı’nın sonucunda kendini revize
etmiş, geliştirmiş ve bugünkü İstanbul Finans Merkezi Projesi’ni yapar hâle,
sunabilir hâle gelmiştir.
Değerli milletvekilleri, bankacılıkla ilgili analizler şube
sayısının azlığı ve çokluğuyla da yapılabilir. Tabii böyle bir değerlendirme de
vardır ancak finans sektörünü değerlendirirken başka rasyolara da bakmak lazım.
Yani bu bankalar kime kredi veriyor? Esnafa, KOBİ’ye, ihtiyaç sahibi olan kimlere,
reel sektörün hangi kesimine ne miktarda kredi veriyor? Bunlara
da doğru bir şekilde bakmak lazım. Ayrıca burada sürekli söylenen bu
batan bankalar meselesine de değinmek istiyorum. Bakın, BDDK 2005 yılında
kurulan bir kurum değil değerli milletvekilleri. Hafıza kaybına uğrayan bazı
sayın milletvekilleri olabilir ancak bu kurum bizim dönemimizde, yani
Milliyetçi Hareket Partisinin de içinde bulunduğu 57’nci Hükûmet döneminde 2001
yılından itibaren yapılanmış ve bugün bu güzide yapı daha güçlü hâle gelerek
finans sektöründe dünyadan ayrışmamıza katkı yapmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) – İyi şeyleri de söylemekte fayda
vardır diyor, bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.
Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.12
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.27
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık
YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN
(Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
33’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.
Şimdi üçüncü tur üzerinde söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)
RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, kitapçılar çoğaldı.
CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kitaplar çoğaldı ama bendeki kitap bütçe değerli arkadaşlar, başka
bir kurumun değil, bugün ve bundan sonra üzerinde tartışacağımız konular.
Bütçe derken, değerli arkadaşlar, bize dağıtılan kitapların
sayfalarına biz baktığımız zaman rakamların hiçbirisi….
Gider kısmında, harcama kısmında gösterilenler çok küçük ve ufak yazılmış,
okunmuyor, gelirler kısmı gerçekten büyük yazılmış, bunlar okunuyor. Yani bu
bütçe kitaplarını, bize dağıtılan bu kitapları okuyabilmek için büyüteç şart
değerli arkadaşlar, büyüteçsiz bunu okuma şansınız yok. Bunu gerçekten
söylerken, ben size tek tek sayfa numaralarını söyleyeyim, en azından bilginiz
olması açısından: 2’nci cildin sayfa 23 ile 32 arasını büyüteçsiz okuyamazsınız
değerli arkadaşlar. Geliyoruz, yine sayfa 249 ile 259 arası hiç okunmuyor. Yani
biz gidip bir buzdolabını, çamaşır makinesini krediyle alırken, bir kredi
sözleşmesini yaparken Tüketici Kanunu diyor ki: “12 puntoyla bunun yazılı
olması gerekir.” 12 puntoyla yazılı olması bir buzdolabı kredisi almak için bu
kadar önemli iken, ülkemizin bütçesi için bu kadar, 12 puntoyla yazma zahmetine
niçin girmediler? Gerçekten bu büyük bir eksiklik. Bu
sadece bu yıla özgü değil değerli arkadaşlar. Önceki yılları getirdim, önceki
yıllar da aynı şekilde. Yani bu anlamda benim hem Maliyeden hem Hazineden hem
Meclis Başkanlığından istirhamım, lütfen, bundan sonra düzenlenecek olan bu
şekilde bütçeyle ilgili kitapların, bize dağıtılacak bilgilerin okunacak bir
vaziyette yazılması gerekiyor, bize dağıtılması gerekiyor, yanımızda büyüteçle
Meclise gelip bunu okumayalım. Bu gerçekten büyük bir
sıkıntı.
İkinci bir hadise, yine dağıtılan bu kitaplarda bugüne kadar… Ben
Sayıştaya teşekkür ediyorum. Gerçekten geçmiş yıllarda ve bu sene mesela 29
tane öneri var. 29 tane önerisinin, bir önceki yıllarda da aynı öneriler… Bir:
“Kapanış, tasdik anlamında, sıra sayı numara anlamında, faturaların düzenli
işleyişi anlamında usulüne uygun yapılmamıştır.” deniliyor. Önceki yıllar da
aynı şekilde, bu sene de aynı şekilde.
Peki, normal bir tacir, bir işletme sahibi bunu yapınca ne olur?
Hemen vergi dairesi denetmenleri gönderir, “Sen şaibeli ticaret yapıyorsun,
defterlerin şaibelidir, bütçen şaibelidir.” der, hemen incelemeye alınır ve
gerçekten inceleme sonucunda büyük para cezaları o esnafa kesilir. Bu açıdan
baktığımız zaman basiretli, özenli bir tacirin göstermesi gereken özen ve
ihtimam bu bütçe hazırlanırken gösterilmemiştir. Bu açıdan bu bütçenin tamamı,
görebildiğim kadarıyla, bir önceki yıllar ve şimdiki Sayıştayın düzenlediği o
29 önerinin birebir aynı olması nedeniyle şaibeli olduğunu gösteriyor.
Konuya giriyorum değerli arkadaşlar:
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığıyla ilgili 5952 sayılı
Yasa’nın, önemli mesela, 13’üncü maddesinde “Yabancı uzman çalıştırılabilir.”
deniyor.
Değerli arkadaşlar, bu bizim hukukumuza ilk olarak giren bir
hadise. Yabancı uzman demek, MOSSAD’ın, CIA’in elemanlarının en üst bir kuruma
yerleşmesi demek. Bunun da sayısı 81 tane, şu anda bulunan 71 kişi.
AK PARTİ adına söz alan Değerli Sayın Güler şunu söyledi: Bunların
bu geçici kadroya… Aslında kanun diyor, bu geçici kadronun kadroya alınması
şeklinde bir önerileri oldu. Yani CIA’in ve MOSSAD’ın kadrolu olmasını
önerdiler.
MUAMMER GÜLER (Mardin) – Onlar uzman değil Sayın Tanal, uzmanlık o
değil.
MAHMUT TANAL (Devamla) – Ama burada uzman… Neticede bu ajanların,
yabancı ajanların en üst kuruma girmesinin adı teknik ibaresiyle
yapıştırılabiliyor. Başka türlü gelmesi zaten imkânsız, teknik kavramı
kullanılarak ajanlar bizim en üst kuruma yerleştiriliyor.
Peki, niye ihtiyaç duyuldu? İlk önce İçişleri Bakanlığına
bağlandı. 3046 Yasa diyor ki: Bakanlık ancak bir tane müsteşarlık kurabilir,
ikinci müsteşarlık kuramaz. Aa, baktılar, hakikaten bir hata yaptılar.
Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine gidince bunun farkına vardılar,
aldılar onu Başbakanlığa bağladılar, 3056 sayılı Yasa’ya.
Arkadaşlar, hukukla oynamak ateşle oynamaktır. Ateşle oynayanın
eli yanar. Burada AKP Hükûmeti resmen hukukla oynuyor değerli arkadaşlar. Niye?
İlk önce İçişleri Bakanlığına bağladınız Müsteşarlığı, hata yaptınız,
kalktınız, Başbakanlığa bağladınız. Başbakanlığa bağlı özel bir ekip, özel bir
ajan, özel bir örgüt kurulmuş durumda. Bunların içerisinde kimlerin olacağı
belli değil.
Daha ötesine geliyorum, 16’ncı maddede bunun bütçesi, maaşları
örtülü ödenekten… Arkadaşlar, suç karanlıkta işlenilir, suç kapalılıkta
işlenilir. Denetlenebilir, şeffaf, açık olan toplumlarda örtülü ödenek bu kadar
olmaz.
Peki, bunun görevi bizim yasalarımızda yok mu? Var, bunun görevi
gayet rahat… Yine bunun içerisinde, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının
içerisinde Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu var. Peki, Anayasa’nın 118’inci
maddesinde Millî Güvenlik Kurulu zaten bu görevi yapıyor idi. Millî Güvenlik
Kuruluna inanmadınız, güvenmediniz, kendinize bağlı bir örgüt kurdunuz.
Geliyoruz, bunun içerisinde, yine aynı şekilde bu Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığının görevini gören bir yasal boşluk mu vardır? Yok. 2937
sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Yasası vardı.
Aynı görevleri yapıyor değerli arkadaşlar, aynı görevler orada var ama burada
neler yapıldı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MAHMUT TANAL (Devamla) – Özür diliyorum, hemen bitiriyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.
MAHMUT TANAL (Devamla) – Yasama organının nasıl tüm yetkileri
kanun hükmünde kararnameyle yürütmeye geçtiyse, HSYK’nın üyesi buranın da
doğal, müsteşar olarak üyesidir, yargıyı da bu şekilde yine yürütmeye
bağladılar.
Saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı
Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Eyidoğan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD)
2012 bütçesi üzerinde CHP Grubu adına görüş bildirmek üzere söz almış
bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, 17 Ağustos 1999 depreminden alınan önemli
derslerden bir tanesi de, deprem öncesi, anı ve sonrası koordinasyonu
sağlayacak, çok başlılığı giderecek bir üst afet yönetim sisteminin kurulması
gerekliliği idi. Bu çerçevede çeşitli tartışmalar yapıldı ve bu afet yönetim
sistemini oluşturmakla ilgili olarak özellikle 2004 Deprem Şûrası’nda ayrıntılı
analizler yapıldı. Depremden bir müddet sonra,
bu eksiklik çerçevesinde, Dünya Bankasının birkaç yüz milyon dolar desteğiyle,
Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğünün ihdas edilmesiyle ilgili bir
girişimde bulunuldu ve “TAY” adıyla belirlenen bu Genel Müdürlük Türkiye’de
afet yönetim sistemini temsil etmeye başladı. Ancak bunun işlerliğinin olmadığı
görüldü çeşitli nedenlerden ve daha sonra oldukça fazla bir gecikmeyle, 2009
yılında AFAD kuruldu.
AFAD’ın yasasına baktığımız zaman “Afet ve acil durumlar ile sivil
savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde
gerçekleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana
gelmesinden önce hazırlık ve zarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale
ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum
ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların
üretilmesi ve uygulanması hususlarını kapsar.” paragrafı altında amacını
görüyoruz.
Şimdi, gerçekten, AFAD, bu afetlerle ilgili hazırlık ve zarar
azaltma -Ki “zarar azaltma” yerine
aslında “risk yönetimi”, “risk azaltma” kullanılması lazım- müdahale ve olay
sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını gereği gibi yapıyor mu?
Şimdi, bütçe önemlidir ama ilgili kurumun yasası bu bütçenin
randımanlı kullanılması açısından daha da önemlidir. Bütçenin hangi amaçla ve
nasıl harcanacağını kurumun yasası belirleyecektir.
Bütçesini onaya sunduğunuz bu kurumun yasasının öncelikle
dünyadaki afet risklerini azaltma anlayışı, teşkilatı ve kültürü açısından
yeniden düzenlenmesi gerekliliği ortaya çıkıyor özellikle Van depremiyle ilgili
uygulamalardan sonra. Yasa, bugünkü hâliyle hazırlık ve risk azaltma içeriği
oldukça zayıf, bir afet sonrası müdahale yasası hüviyetine bürünmüş vaziyette.
Ne kadar para harcarsanız harcayın bu anlayışla afet risklerini azaltamazsınız.
AFAD yasasında dikkat çeken birçok eksiklikler var. Afet öncesi
risk azaltma -Zarar azaltma değil, risk azaltma- acil durum ve afet sonrası
iyileştirme işlerine ilişkin çalışma kapsamları okuduğunuz zaman kafa
karıştırıcı ve yeteri kadar anlaşılamamaktadır. Bu kavramlar anlaşılabilir
olmalı.
Nedeni ve hedefleri açık belirlenmeden her ölçekte planlama
yetkilerine kifayetsiz bir ihtiras ile el koyma çabası gözlenmektedir.
Yürürlükteki İmar Kanunu ve yerel yönetimlere ilişkin mevcut
yasaların verdiği yetki ve sorumluluklar, KENTGES ve bununla ilgili Yüksek
Planlama Kurulu (YPK) kararları yok sayılmaktadır. Yasa, afetler politikasında
10-15 yıldır yer alan uluslararası gelişmeleri ve çabaları göz ardı etmektedir.
Uluslararası gelişmelere ve Türkiye’de yürütülen çalışmalara uyumlu bir
kavramsal yapı ve dil geliştirilmesi ve güncelleştirilmesi gerekmektedir.
Yasadaki tanımlar afet sonrası uzmanlık konularıyla ilgili görünmektedir. Afet
öncesi risk azaltma ve sakınım konularını ve kavramlarını içselleştirmeyen bu
yasa, ancak afet sırası ve sonrası çalışmalara yarayacaktır.
Değerli milletvekilleri, bu yasada afet çalışmalarıyla ilgili kaç
plan türü olduğu, bunların neleri kapsadığı, sistemin hangi noktasında ve hangi
ölçekte yer alıp hangi işlevleri göreceği, bunların hazırlanmasında kimlerin
yetkili olacağı belirsizdir. AFAD teşkilat şemasında afet öncesi, anı ve
sonrası işlerle ilgilenecek daire başkanlıkları vardır, son düzenlemelerle
sanıyorum sayısı 9’a çıktı. Şu ana kadar yapılanlara bakıldığında personel
uzmanlık ve eğitim düzeyleriyle bu daire başkanlıklarının görevlerinin
yürütülmesinin mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır. Lağvedilen afet işleri uzman
personeli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile valilikler emrindeki diğer illere
gönderdiler. Mülga TAY ve Afet İşleri Genel Müdürlüğünün işleyen yapı ve
kadrosunu AFAD’a entegre edemediler. AFAD il
müdürlüklerine eski sivil savunma müdürlerini atadılar ve hâlâ bu il
müdürlükleri istenen düzeyde teşkilatlanamadı. Risk azaltma planını müdahale
planı sandılar ama müdahaleyi de, Van’da gördüğünüz gibi, tam olarak yerine
getiremediler.
AFAD’a katılan TAY’a altı yıl önce alınan Başbakanlık uzman
yardımcılarının şu anda hiçbiri yok. Dünya Bankasından önemli miktarda para
alınmasına karşın 2002’den bu yana TAY’ın bu personeli neden afet uzmanı olarak
yetiştirilip AFAD’a aktarılmadı? Şimdi ben merak ediyorum: Van’daki krizi
gerçekten afet uzmanı diploması olan kaç kişiyle yönetiyorsunuz? Kanun Hükmünde
Kararname’yle uzman yapılanlar ama afet uzmanlık diploması olmayan kaç kişi
var? Bakınız sayın vekiller, AFAD’ın kanununda ve kadrolaşmasında adı geçen afet
uzmanının resmî tanımı yok ama kadrosu var! Afet uzmanı nedir, hangi üniversite
bölümünden mezun olur? Mühendis midir, sosyolog mudur, peyzajcı mıdır, doktor
mudur, jeolog mudur, jeofizikçi midir, arama-kurtarmacı mıdır? AFAD’ın şu an
bir yıllık asıl memurlar listesinde peyzaj mimarlığı, bahçe bitkileri, Türk
halk müziği, ilahiyat mezunları var. Liste burada, ayrıntısını
inceleyebilirsiniz. Şu anlayışa bakınız bu anlayışla afet risklerinin azaltılması, müdahale ve
iyileştirme çalışmaları olması gereken gibi nasıl yapılacaktır? En ilginci ise
bahçe bitkileri uzmanıdır. Deprem enkazlarının kaldırıldığı yere bahçe mi
yapacaksınız?
Van depreminden sonra tabii durumu görünce Hükûmet tutuştu. AFAD
Van depreminden hemen sonra alelacele 25 Kasım 2011 tarihinde uzman eğitim
semineri başlattı. Güzel, olması gereken de budur ama 2009’da kurulan bir
kurum, bu eğitimi neden bu kadar geciktirdi? Bu açıklarını kapatmak için Van
depreminin mi olması gerekiyordu? Bu, iyi yönetememe durumunun göstergesidir.
Size bir katkım olsun: Hemen hasar tespiti uzmanı yetiştirme kursu da açınız.
Burası Türkiye ne zaman deprem olacağı belli olmaz.
Değerli milletvekilleri, bölgeye gittik, çok enteresan gözlemler,
ilginç gözlemler yaptık: Valimize göre bölgeden 40 bin kişi göç etmiş, Sanayi
ve Ticaret Odası, belediyelere göre 400 bin kişi göç etmiş! Bilgi mi yok, yoksa
bilgi kirliliği mi yaratılıyor? Gerçekten sayılar nedir? Medya bununla neden
ilgilenmiyor? Van’da ortaya çıkan, sorunu değil, afetleri yönetememe sorunudur.
Şu anda hiçbir Vanlı, düştüğü durum nedeniyle, size inanmıyor. Çadırlara düşen
her kar tanesinde Vanlının umutları giderek sönüyor. Van’dan göç edemeyenlerin,
şimdi konteynır bulma ve kapma mücadelesi başladı.
Soğuk ve kar arttıkça çadırlar işlevsiz kalıyor.
AKP’nin değerli milletvekilleri, sayı itibarıyla sizler bu bütçeyi
muhtemelen buradan geçireceksiniz ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yasası
ve uygulamaya yetersiz olan bu kurumun bütçesini onaylamıyoruz ama lütfen bir
değil iki kere düşünün. Yanlış afet yönetimi için kullanılan bütçenin her
kuruşunda afetlerde kaybettiğimiz vatandaşlarımızdan aldığımız vergiler vardır,
yetimin hakkı vardır. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün afet risklerinin
azaltılmasında bize öncü olan ve ne güzel ki AFAD’ın web sayfasında yer alan şu
sözüyle konuşmamı bitirmek istiyorum: “Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve
koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin yararı
yoktur.”
Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Eyidoğan.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, İhsan Özkes,
İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Özkes. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Diyanet İşleri Başkanlığı
bütçesiyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kışlanın, yargının, okulun ve
caminin siyaset üstü olmasına özen gösteriyoruz. Saygın din görevlilerimizin
Mevlânâ gibi herkesi kucaklamasını önemsiyoruz çünkü İslam ilahî bir dindir,
evrenseldir ve tüm insanlığa gelmiştir. Partiler üstüdür, hiçbir partinin
tekelinde olamaz, siyasi vesayet altına alınamaz.
Anayasa’nın 136’ncı maddesi şöyledir: “Genel idare içinde yer alan
Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve
düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç
edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” Ancak Diyanetin
uygulamalarına baktığımızda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalıp
kalmadığı, milletçe dayanışma ve bütünleşme amacını taşıyıp taşımadığı
tartışılır hâle gelmiştir.
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Görmez "Yüz bin insanın din
görevlisi olduğu bir memlekette din konusunda cehalet olur mu? Olmaması lazım.
Yüz bin insanın görev yaptığı bir memlekette kardeş kavgası olur mu? Olmaması
lazım. Öyleyse biz görevimizi henüz tam yapamıyoruz." demiştir. Sayın
Görmez, doğru söylüyor, görevini tam yapamıyor. Diyanet, siyasetten ve ticaretten
uzak olursa ancak o zaman görevini tam yapabilir.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Doğru Hocam, bravo! (CHP sıralarından
alkışlar)
İHSAN ÖZKES (Devamla) - İktidarın 23’üncü Dönem bir milletvekili
bir il müftüsüne “Bak, beni sinirlendirme. ‘Yap’ diyorsam, yapacaksın. Yoksa, gelip seni o müftülüğün penceresinden aşağı atarım.”
diyor. Bir diğer milletvekili bir başka müftüye “Bir saat seni orada
bıraktırmam ha, bir saniye bıraktırmam. Bütün Beşiri’yi senin başına musallat
ettiririm, seni kepaze ettiririm ha. Nokta nokta ol git.” diyor.
12 Haziran seçimleri öncesi bazı müftülerin görev yerleri
değiştirildi. İktidar, müftülerin birer il başkanı gibi siyaset yapmasını
istiyor. Müftü seçiminde âdeta AKP'ye bağlılık andı içenler tercih ediliyor.
Diyanet, iktidarın bir kurumu, arka bahçesi, arpalığı, camiler de
siyasi bürosu değildir. İslam bir partinin flaması altına girecek kadar
küçüklükte asla olamaz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Allah, bu
yüce dini insanların dünya ve ahiret mutluluğu için göndermiştir; birileri
iktidar hırsı için kullansın diye göndermemiştir.
İktidar, Diyaneti açılımlar koordinatörü olarak görüyor. Sayın
Görmez, tüm bunları görmezlik edemez. Diyanet iktidara değil, Allah'a yakın
olmaya çalışmalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Diyanet,
iktidarın koltuk değneği değildir…
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Senin gibi…
İHSAN ÖZKES (Devamla) - …iktidarın siyasi ihaleleri altında asli
görevini unutmamalıdır. Atatürk'ün, makamına gelince ayağa kalktığı Diyanet
İşleri Başkanı ancak siyaset üstü kalmakla saygınlığını koruyabilir. Diyanet,
siyaset, ticaret sacayağının kurulması, öncelikle Allah'ın yüce dinine ve bu
ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük olur. İktidarın toplum mühendisliği
projesinin taşeronluğu için Diyaneti seçmesi İslam tarihinin en büyük
yanılgılarından birisi olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Bidat ve hurafeler, batıl inanışlar ülkeyi kasıp kavurmaktadır.
Falcılar, muskacılar, medyumlar, cinciler, üfürükçüler kol geziyor.
İnsan Hakları Haftası’ndayız. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, insan
hakları, kul hakkı, yetim hakkı, rüşvet, devlet malını aşırma, kula kulluk
etmek, iftira etmek, özel hayatın gizliliği gibi, baskı, şiddet, muhaliflere
hayat hakkı tanımamak gibi konularda Diyanet suskun kalmaktadır.
Diyanet, Allah ile manevi bağ kurulacak yer olan camilerde baz istasyonları kurdurup, başka bağlantılardan,
frekanslardan para kazanma çabasında olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Ayyuka çıkan tarihî camilerin tamiratlarındaki yolsuzluklar
karşısında derin bir sessizliğe bürünenler layüsel davranamazlar çünkü
sorgulanamaz olan ve dokunulamaz olan sadece Yüce Allah'tır. (CHP sıralarından
alkışlar)
Diyanet fakir fukaranın, garip gurebanın vergilerinden oluşan
bütçe paralarını lüks otellerde düzenlediği etkinliklerle yememelidir. Haram
olan israfı anlatmakla mükellef olan Diyanet, israf batağında yüzmemelidir.
Dişinden tırnağından artıran insanımıza, dünyanın en pahalı
haccını yaptıran Diyanet, ibadeti ticarete dönüştürmekten vazgeçmelidir,
hacıları sermaye ve kazanç kapısı olarak görmemelidir. (CHP sıralarından
alkışlar)
Diyanet denetlenemeyen para kasası olmamalıdır, kötü kokuların
geldiği yer asla olmamalıdır, aksine böyle kokulara tuz olmalıdır.
İnsan hakları ve inanç özgürlüğü temelinde Alevilerin hakları
tanınmalıdır. Evrensel değerlerin gerisinde kalmış ve ilkelleşmiş siyaset argümanlarıyla Aleviler oyalanamaz. Dinler arası diyalogdan
önce kendi insanımızla diyalog olmalıdır. Diyanetin sayın başkanları yıllardır
sarık ve cübbeleriyle Yahudi hahamları ve Hristiyan papazlarıyla sarmaş dolaş
oluyorlar fakat aynı sevgiyi ve saygıyı Alevi dedelerine göstermiyorlar. (CHP
sıralarından alkışlar)
AKP İktidarı döneminde kilise evler çığ gibi yayıldı. Misyonerler
cirit atıyor ancak cemevi söz konusu olunca, iktidarın ve Diyanetin kimyası
değişiyor. Herkese şapur şupur, Alevilere gelince Yarabbi şükür! (CHP sıralarından alkışlar) Cemevlerinin
ibadet yeri sayılması için bir an önce gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
İktidarın Hacı Bektaşi Veli'yi belli saatlerde ziyaret etmeyi
zorunlu kılan uygulaması yanlıştır. Camilerde olduğu gibi, cemevlerinin de
elektrik, su gibi giderleri devlet tarafından karşılanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.
İHSAN ÖZKES (Devamla) - Diyanet kendi çalışanlarına torpilli olup
olmamalarına göre öz veya üvey evlat muamelesi yapmamalıdır. Yurt dışı ve hac
görevlendirmelerinde adaletli davranmalıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
OSMAN ÇAKIR (Düzce) – 28 Şubatta arkadaşlarının ne çektiğini en
iyi sen biliyorsun. AK PARTİ’den önce…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
Lütfen, sayın milletvekilleri… Lütfen…
İHSAN ÖZKES (Devamla) - Dinî hizmette asıl yükü çeken din
görevlileri ihmal edilmemelidir.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hocam, hutbe bitti, zaman doldu.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, bütçe görüşülüyor. Sayın
hatipler eleştirecekler, tenkit yapacaklar, önerilerde bulunacaklar.
Sayın Özkes, lütfen…
İHSAN ÖZKES (Devamla) - Bayram ve resmî tatili olmayan, mesai
mefhumu bulunmayan, her an görevi başında olan din görevlilerinin özlük hakları
iyileştirilmelidir.
Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)
OSMAN ÇAKIR (Düzce) – 28 Şubatta ne olduğunu…
İHSAN ÖZKES (Devamla) - Sen önce, Başbakan Erdoğan’a dokunmak
ibadet midir, onu açıklar mısın? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar;
AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen kürsüyü terk ediniz. Sayın Özkes…
MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Otur yerine! Yürü hadi!
HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Otur yerine!
BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, kürsüyü işgal ediyor.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclisi geriyor,
lütfen… Lütfen… (CHP sıralarından “Bravo Hocam” sesleri, alkışlar)
OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sen dini saptırıyorsun ve satıyorsun.
BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…
İHSAN ÖZKES (Devamla) – Senin yüreğin yok, yüreğin. Önce yürek lazım, yürek. Ben yüreksizlerle konuşmam. (CHP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı
Haluk Ahmet Gümüş, Balıkesir Milletvekili.
Buyurun Sayın Gümüş. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Başkan,
Sayın Bakan, değerli üyeler; CHP adına söz almış bulunuyorum.
Konuşmam 2012 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Türk
İşbirliği ve Koordinasyon Başkanlığı -kesin hesap- Yurtdışı Türkler ve Akraba
Topluluklar Başkanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı üzerinedir.
Öncelikle belirtelim ki TİKA, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi
Başkanlığı iken sonra Türk İşbirliği ve Koordinasyon Başkanlığına
dönüştürülmüştür. Bütçe, TİKA’nın eski hâline göre, yani 4668 sayılı Yasa’ya
göre hazırlanmıştır. TİKA'nın bu eski hâlinde 100 civarında kadro varken bu
kadrolar 400 civarına çıkarılmıştır. Dolayısıyla, önümüzdeki bütçenin bugünkü
kadroyu kaldırmayacağı açıktır.
Son çıkarılan kararname ile TİKA'nın faaliyet alanı
genişletilmiştir. Faaliyet konuları Dış Türkler ve Akraba Toplulukları ile
sınırlı iken son değişikliklerle bu sınırlama kaldırılıp kapsama alanı
genişletilmiştir.
Değerli arkadaşlar, Dünyamız yeniden kaos
ve değişim dönemine girmektedir. Ülkeler arası ilişkilerin yeniden düzenlenmesi
ve dengelenmesini gerektirecek düzensizlik ve belirsizlik ortamı tüm ülkeleri
ilgilendirmektedir. Çoğu dünya ülkesi, gelecekte nasıl ilişki ve etkileşim
ortamında olabileceklerini kestirmeye çalışmakta ve bu yönde hazırlıklar
yapmaktadır. Sermayenin ve ekonomik gücün bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya
hızla göç etmesi diğer coğrafyaların bu değişime göre yeniden pozisyon
almalarını gerektirmektedir. Bu ülkelerin çoğunluğu söz konusu değişimi yıkıcı
değil, yeni iş birlikleri ve önlemler ile olumlu bir sürece çevirmek arzusunda
olacaklardır. Dünyanın gelişmiş ülkeleri ekonomik gücünü sürdürebilme sıkıntısı
yaşarken diğer sınırlı bir kaç bölgenin olağanüstü ve durmayan hızda büyümesi
değişim ve endişelerin ana kaynağıdır.
Bu yeni gelişmeler sonucunda dünyanın bir bölgesinden gelen
olağanüstü büyümenin ve yıkıcı rekabetin dengelenebilmesi için ülkeleri yeni
gelişme fırsatlarına kavuşturabilecek kalıcı çözümlere ihtiyaç vardır. Bu
şartlarda ülkeler arası bölgesel ekonomik iş birliklerinin oluşturulması ve
bunların güçlendirilmesini en temel çözümler arasında saymamız gerekmektedir.
Ülkeler arası bölgesel entegrasyonlar bizler ve diğer
ülkeler tarafından yapılmadığı takdirde Dünyamız giderek daha tehlikeli
çözümsüzlüklerin içine girecektir. İşte bu noktada Türkiye, ilişki kurup
geliştirebileceği, tarihsel, kültürel açıdan ortak noktalarımız bulunan ve
iktisadi olarak uygun şartlarda dayanışma ve iş birliği sağlayabileceği
ülkelerle ilişkilerini geliştirmelidir. Bu ülkeler tespit edilirken Balkanlar,
Karadeniz ülkeleri, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri doğal olarak öncelikli
alanları oluşturmalıdırlar ancak tabii ki bölgesel yakınlığı olan her ülke
potansiyel entegrasyon özelliği taşımayacaktır.
Şimdi bir bakalım, ülkemiz için önemli olan Orta Asya ülkelerinde
durum nedir? Hemen kısaca girelim: Orta Asya ülkeleri
yapılmakta olan yatırım hazırlıkları ve 2015-2020’de bitirilmesi planlanan
ulaşım projeleri sonucunda -bu projelerle tüm Orta Asya hem Çin’e hem de
Avrupa’ya doğru bağlanıyor arkadaşlar- Orta Asya ülkeleri, bunun sonucunda
Çin'in ekonomik hegemonyasına girme ve Çin'in arka bahçesi olma durumuyla karşı
karşıyadır, bu önemli bir meseledir.
Çin'in Orta Asya politikasının özeti şöyledir: Çin, Orta Asya
ülkeleri ile sıkı ilişkiler kurmak, bölgeye yatırım yapmak ve bölgeyi enerji
kaynakları konusunda tedarik alanı olarak değerlendirmek istemektedir. Daha
önemlisi, Çin, Orta Asya ülkeleri ile serbest ticaret alanı oluşturmak
hedefindedir. Çin'in yumuşak karnı olarak kabul edilen Uygur meselesinin Çin
açısından çözümlenmesi Çin'in Orta Asya ülkeleriyle entegrasyonundan
ve bölgede hâkim devlet olmasından geçmektedir.
Sonuç olarak Türkiye için çok az zaman kalmıştır, bu projelerin
bitmesi çok yaklaşmıştır. Bu projeler bitene kadar bizim bölge ile ekonomik entegrasyon şartlarını Rusya'yı da dahil ederek görüşmemiz
ve sonuçlandırmamız gerekmektedir.
Oysa ki durum nedir? Hükûmet, Orta
Doğu ülkelerinde laiklik çağrıları yaparken Orta Asya ülkelerinde
faaliyetlerini yoğunlaştıranlar Türkiye çıkışlı dinî cemaatler olmuştur.
Sonuçta, Orta Asya ülkelerinde ve hatta Rusya'da, Türkiye kaynaklı
sosyal ve kültürel organizasyonlara tepki duyulan bir ortam oluşmuştur. İşte,
Türkiye Büyük Millet Meclisi-Özbekistan ile parlamentolar arası dostluk
grupları artık yoktur. Sorunlar diğer Orta Asya ülkelerinde hızla
ilerlemektedir. Bazı yerlerde çok önemli yanlışlıklar yapıldığı anlaşılmaktadır.
Türk cumhuriyetleri ile yakınlaşacağımıza aramızdaki mesafeler açılmıştır.
Dost ve akraba topluluklar ile ilişkilerimiz, karşılıklı güven
ortamını artırıcı şekilde geliştirilmeliydi. Muhataplarımızın hassasiyetlerine
önem verilmeliydi, hassasiyetlere önem verilmedi, çeşitli işler yapıldı orada.
Hükûmet bu konularda önemli özensizlik ve yanlış politikalar izlemiştir. Tabii
ki dost ve akraba topluluklar derken milletimizi oluşturan tüm unsur ve
topluluklar bu kavramın içerisine girmelidir, bunun böyle anlaşılmasında yarar
vardır.
Yine de burada altını çizmemiz gerekiyor ki, Balkanlar, Karadeniz
ve Kafkasya ülkelerinin siyasal ve ekonomik özellikleri, güneyimizdeki ülkelere
göre bize daha dengeli ve hızlı entegrasyon
potansiyelleri vaat etmektedir. Türkiye'nin kaynaklarının kullanılarak Orta
Afrika ülkelerinde yapılan çalışmaların, gelişmiş ülkelerin global
hesaplarına paralellik gösterdiğini bizler çok iyi bilmekteyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gümüş.
HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - Buradan Hükûmeti uyarmak isteriz ki,
Doğu Akdeniz'de güçlenmek hevesiyle…
BAŞKAN – Sayın Gümüş, lütfen…
HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - …müdahaleci anlayışla yapılan
davranışlar, sonunda sıkıntılı sonuçlar doğurmaya mahkûmdur.
Ayrıca, şu noktaya dikkat ediniz: Siyah Afrika, farklı ve öfkesi
nüfusuyla giderek büyüyecek bir coğrafyadır.
BAŞKAN – Sayın Gümüş…
HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - Yanlışlıkların izleri Güney
Afrika’da uzun zaman kalabilecektir.
Teşekkür ederim Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Hurşit
Güneş, Kocaeli Milletvekili.
Buyurun Sayın Güneş.
CHP GRUBU ADINA HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
SPK ve BDDK hakkında benden önceki muhalefet milletvekillerinden
konuşanlar oldu. Bunlar özerk kurumlar, bunlara fazlasıyla değinmeyeceğim ancak
Hazine çok önemli çünkü bildiğiniz üzere Hazine devletin kasası. Hazine
devletin kasası ve bildiğiniz üzere devletin kasası demek, ekonominin tam
odağını, yüreğini görebilmek demektir. Dolayısıyla, Hazineyi değerlendirmek
için ekonominin tümüne bakmakta yarar vardır.
Şimdi, 2012 bütçesi çok zorlu bir dönemde yürürlüğe giriyor. Ben
metinlere baktım, 2012 bütçesinin hazırlığında 2012’nin küresel konjonktürü değerlendirilmiş yani Avrupa Birliğinin ve
avronun bir borç krizinde olduğu ve bu borç krizinin küresel konjonktürü
etkileyeceği ve 2012’nin de makroekonomik hedeflerini etkileyeceği söyleniyor,
belirtiliyor. Bununla beraber, iki şeyin altını çizmem gerekiyor: Bunlardan bir
tanesi, Avrupa’daki krizin ne kadar süreceği ve ne kadar derin olacağı
açıklıkla belirtilmemiş. Bu çok önemli çünkü 1993’ten bu yana Avrupa Birliği
ülkelerinin önemli bir kısmı Maastricht Kriterlerine uymadılar. Uymadıkları
için yani yirmi yıla yakın süredir uymayan bu ülkelerin birdenbire bir uyum
sağlaması beklenemez. Nitekim önceki gün gördünüz, İngiltere uyum sağlamadı.
Şimdi, 2012 bütçesine baktığım zaman, bu küresel krizin
etkilerinin de tam anlamıyla temel hedeflere konulmadığını görüyorum. Örneğin
bir şey söyleyeyim, yüzde 4 civarında büyüme bekleniyor ama uluslararası
kuruluşlar, örneğin IMF, Türkiye'nin ekonomik büyümesinin yüzde 2 civarında
olacağını düşünüyor. Bu son derece önemli.
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Hükûmet programlarında ve
söylemlerinde ne yazık ki bazı hayaller öteden beri var. Mesela, hepiniz şöyle
biliyorsunuz çünkü biz de zamanla medyada duya duya inanıyoruz. AKP’nin iktidarı
olan dokuz yıllık dönemde ekonomik büyüme çok yüksektir sanıyoruz. Oysa bu
doğru değil yani 1980 sonrası ekonomik büyümenin ortalamasının altında bir
ekonomik büyüme olmuştur. Tekrarla söylüyorum… (AK PARTİ sıralarından “Allah
Allah!” sesi)
Beyefendi, hesaplarsınız, öğrenirsiniz.
Dolayısıyla, 1980 sonrasının ortalama büyümesinin altındadır,
üstünde değildir; bunu bilmek gerekir.
İkincisi: 2002’den bu yana olan, gelişmekte olan ülkelerin
ortalama büyüme hızı bu dönemden yüksektir.
MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Avrupa Birliğiyle kıyaslayın Hocam.
HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Üçüncüsü: Bu dönemde, gelişmekte olan
ülkelerin ekonomik daralması -ki 2009’da ve bu yıl olacak- Türkiye'nin ekonomik
daralmasından çok daha az olmuştur, onlar etkilenmemiştir. Kaldı ki bu ülkeler
cari işlemler açığı da vermemiştir. Kaldı ki o ülkeler işsizliğini
azaltabilmiştir.
Bakınız, bir başka nokta da şu sayın milletvekilleri: Önceki gün
buraya geldi AKP’nin Grup Başkan Vekili ve aynı zamanda Maliye Bakanı dedi ki:
“Biz işsizliği azaltıyoruz.” 2000 yılında Türkiye'nin işsizlik oranı yüzde
kaçtı biliyor musunuz? Yüzde 6,5. Bu yıl ne kadara indi? Yani yüzde 11,4’e
kadar çıktı, kabul. 2002 yılında yüzde 11,4’e kadar çıktı. Bu yılın ortalaması
kaç? Bu yılın ortalaması yüzde 11.
MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Yüzde 9,6.
HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – O son, mevsimsel etkileri geç kardeşim,
yılın ortalamasına bak, yüzde 10’a kadar indirdin. Topu topu 1 puan
indirmişsiniz işsizliği, kalkıp burada diyorsunuz ki: “Biz işsizliği indirdik.”
Yüzde 6,5 nerede, yüzde 10 nerede? Kaldı ki bu yıl ne olacak? 2012 yılında
ekonomi daha yavaş büyüyünce -ki hedefiniz o yönde- daha yüksek bir işsizlik
oranı ortaya çıkacak.
MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Avrupa Birliğiyle kıyaslayalım Hocam.
HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Nereyle kıyaslarsan kıyasla kardeşim,
rakam ortada.
Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Bu yılın millî geliri dolar
bazında ne kadar olacak geçen yıla göre? Ben kaba bir hesap yaptım, 60 milyar
dolara yakın daha düşük olacak.
MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Büyümeyi de biraz açalım Hocam.
HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Ekonomi yüzde 7,5 civarında büyüyecek;
var, metinlerinizde var. Gerçekten o civarda reel olarak ekonomi yüzde 7,5
civarında büyüyecek ama dolar bazında ekonomi küçülmüş olacak.
Siz şimdi baştan itibaren kişi başına düşen geliri, dolar bazında
millî geliri ifade edip Türkiye ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü söylüyordunuz.
Şimdi bu sene ne diyeceksiniz? Ekonomi büyüdü mü diyeceksiniz, küçüldü mü
diyeceksiniz? Eğer büyüdü diyecekseniz şimdiye kadar ifade ettiğiniz rakamların
tamamının yanlış olduğu ortaya çıkar.
YUNUS KILIÇ (Kars) – Dolar yükseldi.
HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Evet, bu yıl kişi başına gelir, ne yazık
ki, bin dolara yakın düşecek ekonominin büyümesine rağmen.
Sayın milletvekilleri, bu yıl çok büyük bir rekor ortaya çıkacak,
onu itiraf etmeliyim. Olağanüstü bir rekor ve bir dünya rekorunu Türkiye
başarmış olacak. Bakınız, dünyanın en büyük dış açığını, cari işlemler açığını
veren ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. Ama bu Amerika Birleşik
Devletleri’nde herhangi bir risk yaratmaz çünkü niye? Amerika bu açığı kendi
parasını basarak karşılar. Oysa dünyanın 2’nci büyük cari işlemler açığını
veren Türkiye’nin -ki bu yıl 80 milyar doların üzerinde dış açık verecektir-
bunu kendi parasını basarak karşılaması olanaklı değildir. Dolayısıyla, aslında
Türkiye dünyanın en büyük dış açığını veren ülkesi hâline gelecektir 2011
yılında, 80 milyar doları aşan rakamla. Millî gelire oranı da bir dünya rekoru
olacaktır, yüzde 10’u aşmış olacaktır.
Şimdi, öteden beri biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylüyoruz,
“Bu dış açık büyük sorun.” diye. Ne yaptınız? AKP iktidara geldiğinde 230
milyon dolardı dış açık, bugün 80 milyar dolar. Dün bir hesap yapayım dedim kaç
misli artmış diye, 10, 20, 30, 40, 400 kat. Bu ciddi bir sorundur ve bu sorunu
ne yazık ki çözemediniz.
Çözemediniz ve bir şey daha söyleyeyim: Öylesi bir hâle geldi ki
son aylarda döviz kuru yükselmesin diye Merkez Bankası satabildiği kadar
satıyor. 10 milyar dolara yakın döviz sattı, dövizde harareti durduramadı.
Döviz rezervleri düştü, kısa vadeli borçlar döviz rezervlerinin üstüne çıktı.
Sonra ne yaptılar? Sonra dediler ki: “Türk lirası mevduatların bir kısmını
Merkez Bankasına döviz olarak yatırsınlar.” Biraz da altın makyajı, rakamlar
birbirine denk gelsin yapıldı. Ortada olağanüstü bir risk duruyor.
Şimdi gelelim bu bütçenin tutup tutamayacağına. 21 milyar TL… 22
milyar TL’lik bütçe açığı, 21 milyar TL’ye inecekmiş. İnebilir ama bu
rakamlarla zordur. Neden zordur, onu ifade edeyim. Çünkü eğer ekonomi yüzde 4
büyüyecekse -ki bence yüzde 2 civarında büyüyecektir- siz oturup vergi
gelirlerini yüzde 12-13 artıramazsınız. Ancak öylesi bir ortamı elde etmek
istiyorsanız da yüzde 5’lik bir enflasyon hedefini tutturamazsınız. Dolayısıyla
enflasyon hedefleriniz, yüzde 5 koyarsınız bu yıl olduğu gibi veya 5,5
koyarsınız, 10 çıkar; iki haneli enflasyon ortaya çıkmış olur.
Dünyadan alırken, 150 milyar dolarlık ihracatı 2012 yılında
yapabilir misiniz? Bu mümkün değil. Bu da afaki ve hayalî.
Şimdi, deniyor ki: “Biz kamu açığını daralttık ve kamu borcunu,
yüzde 70’lerden aldık, yüzde 40’lara indirdik.” Bu doğru mu? Doğru. Peki, nasıl
yaptınız? Nasıl yaptığınızı ben size söyleyeyim. Dünyanın en pahalı benzinini
Türk halkına sattınız, dünyanın en pahalı mazotunu Türk halkına sattınız…
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Eskiden en ucuzu muydu?
HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – …34 milyar dolarlık özelleştirmeyi
yaptınız -dolayısıyla kamu serveti erimiş oldu- bununla yetinmediniz -bakın,
bir şey daha söyleyeyim- muazzam bir ithalat yaptınız, o muazzam bir ithalatla
muazzam bir ithalden alınan KDV elde ettiniz ve onunla kapattınız. Dolayısıyla
biz, dış açık vermeden bütçe açığını kapatamaz hâle geldik. Oysa doğrusu ne?
Dış açık vermeden kamu açığını kapatabilmektir.
Şimdi ben soruyorum: 2012 yılında Türkiye dış açığını
kapatabilecek mi? Hiç sanmıyorum.
Şimdi, son olarak -vaktim daraldı, kapatmak üzereyiz- şunu
söyleyeyim: Sayın Bakan, Başbakan Yardımcısı, çok yetenekli bir başbakan
yardımcısıdır. Bürokraside öyle, uzun yıllardır tanırım, kendisinin yeteneğinden
hiç kuşkum yoktur fakat ne yazık ki elindeki metinleri biraz şaşırtmışlar.
Deniyor ki: “Biz enerjide dışa bağımlılığı engellemeye çalışıyoruz.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güneş.
HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Müsaade edin, kapatayım efendim.
“Enerjide dışa bağımlılığı kapatmaya çalışıyoruz.” Oysa 5 puan
enerjide dışa bağımlılığımız artmış, bu bir.
İkincisi: Tarımla ilgili veriler yanlış. Tarımda ne yazık ki
artışımız öyle yüzde 230 değil, ne yazık ki tarımdaki artış kişi başına yüzde
13 civarındadır.
Dolayısıyla, afaki bir bütçe, afaki bir hazine rakamı, afaki bir
2012 yılı ekonomisi gözükmektedir.
BAŞKAN – Sayın Güneş, lütfen…
HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, ya süre verin ya da
konuşmasın.
BAŞKAN – Şimdi söz sırası, şahsı adına ve bütçenin lehinde söz
isteyen Adana Milletvekili Ali Küçükaydın’da.
Buyurun Sayın Küçükaydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2012 bütçe kanun tasarısı üzerinde üçüncü tur kurumlar bütçesiyle ilgili olarak
şahsım adına lehte söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu bölümde Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının bütçesi
görüşülüyor. Şüphesiz, bu Müsteşarlık yeni kurulmuş bir müsteşarlık. Kuruluş
sebebi de: Başta kamu düzenini, kamu güvenliğini bozan birtakım terör
örgütleriyle mücadele etmek üzere kurulmuş ve ona göre de teşkilatlanmış. Buradan maksadımız şu: Bütün istihbari
bilgilerin bir çatı altında toplanması, analizinin yapılarak ilgili olan
birimlere sunulmasından ibaret.
İkinci sırada Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı var. “AFAD”
da diyoruz buna kısaca. Bizim ülkemiz yüzde 90’ı itibarıyla afete maruz
bölgede. Dolayısıyla bu afetler arasında, başta deprem, sonra sel felaketleri
ve heyelan geliyor.
Şimdi, burada, tabii, bu kısa süremde söyleyebileceğim şu:
Aslında, risk azaltıcı bazı tedbirlerin afetten önce alınması gerekiyor. Bu
tedbirleri alacak kurumların başında da şüphesiz yerel yönetimlerimiz geliyor.
Ama maalesef, bir asırdan beri belediyecilik sistemi bu ülkede olduğu hâlde,
belediyelerimizin tedbir niteliğindeki bu riski azaltıcı faaliyeti yeterince
yapamadığını görüyoruz. Bu üzücü. Neden üzücü? Belediyelerimizin yapamadığını
ya da yıkarak yapamadığını afet geliyor yıkıyor ama oradan çığlıkların,
feryatların yükseldiğini görüyoruz. Bu acı tablolarla mütemadiyen, gerçekten
karşılaşıyoruz. İnşallah, bu felaketlerden sonra, işte bu AFAD’ın da koyacağı
katkılarla belediyelerimiz ya da kırsalda özel idarelerimiz artık bu görevini
yapar da bu acı çığlıkları, bu feryatları biteviye duyup durmayız diyorum ben.
Bir başka husus da benim… Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesi
de görüşülüyor.
Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığımız Büyük Önder
Mustafa Kemal Atatürk tarafından ta 1924’lerde kurulan bir Başkanlık, teşkilat. Bu
teşkilatın da uzun bir geçmişi var. Bana göre bu teşkilat hep
böyle mezhebi ve meşrebi duyguların da üstünde ve siyasetin de hepten üstünde
kalarak bu kadar uzun zamandan beri köklü geçmişi itibarıyla Anadolu’nun en
ücra köşelerinde, kılcal damarlarının en uç noktasında ve diğer taraftan da
dünyanın gelişmiş değişik ülkelerinde ve özellikle Türk soylu vatandaşlarımızın
bulunduğu ya da akraba topluluklarının bulunduğu yerlerde çok ayrıntılı hizmet
veren bir kuruluş olarak ben tanıyorum şahsen, öyle biliyorum.
Elbette bu kuruluş, bu hizmetini yaparken kuruluşun bünyesinde de
ufak tefek arızalar da belki olabilir diye düşünüyorum ama kurumun aynı zamanda
bu coğrafyada bir yaygın eğitim verdiği kanaatini de ben taşıyorum dolayısıyla. Yani
Diyanet İşleri Teşkilatımız her hafta, her cumada milyonlara hitap ediyor.
Dolayısıyla milyonları irşat ediyor. İrşat etmekle kalmıyor sosyal, beşerî
birtakım faaliyetleri de organize ediyor, yapıyor diye düşünüyorum. Ama benim de mesela tenkit ettiğim -ufakça- tenkit değil belki
düzeltilmesini arzu ettiğim ya da bana öyle gelen- mesela bu tek merkezden
vaaz, tek merkezden ezan okuma gibi, bu biraz da din adamlarımızı pasifize
edecek ya da onların yetişmesinin önünde engel olacak birtakım durumların da
ben kaldırılmasını doğrusu arzu ediyorum.
Bir başka husus, bizim kısaca TİKA dediğimiz örgüt… Ben TİKA’nın
faaliyetlerini, bütün Türk dünyasında, Türk cumhuriyetlerinde yapmakla beraber
bazı dostlarımıza, mesela Balkanlara doğru gidip TİKA’nın orada, Türkiye’den
yani bu coğrafyada tanındığından daha fazla tanınacağını göreceklerine
inanıyorum. Mesela, Balkanlara doğru bir uzanmak lazım. Orada
TİKA’yı bir sormak lazım. Bu kuruluşu orada herkesin tanıyacağına ben
inanıyorum. Ama TİKA bununla kalmıyor Afrika’da da faaliyetini yapıyor, Orta
Doğu’da da yapıyor, efendim bizim Balkanlar’da da yapıyor, Kafkaslar’da da
yapıyor, dünyanın bütün bu
değişik ülkelerinde de bu tür faaliyetlerini yapıyor, organize
ediyor.
Bu duygularla ben diğer söyleyemediğim kuruluşların da…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – …bütçelerinin hayırlı uğurlu olmasını
diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Küçükaydın.
Şimdi söz sırası, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Ali
Babacan’da.
Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Bakan, sürenin kaç dakikasını kullanacaksınız?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Yirmi dakika…
BAŞKAN – Peki, yirmi
dakika, buyurun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012
yılı bütçe ve 2010 yılı kesin hesap tasarısının tartışıldığı, görüşüldüğü bu
Genel Kurul oturumunun hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılarımı,
sevgilerimi sunuyorum.
Biliyorsunuz, dünya ekonomisi ve özellikle de Avrupa ekonomisi son
derece sıkıntılı bir dönemden geçmekte ve son yüz yıllık döneme baktığımız zaman
aslında bu nitelikte, bu özellikte bir kriz de dünya yaşamış değil. Krizin ilk
başlangıcı bankacılık sektörüyle oldu fakat hemen arkasından devletlerin kredibilitesinin sorgulandığı bir kriz hâline dönüştü.
2008-2009’da bankalar sarsıldığında devletler: “Biz bu bankaların arkasındayız,
biz bu bankaların batmasına izin vermeyiz, korkmayın.” deyip, bankaların
imzasının yanına kendi imzalarını atarak krizin daha derinleşmesini geçici
olarak önlediler fakat içinde bulunduğumuz bugün maalesef artık o devletlerin
imzasının da değerini yitirdiği, gücünü yitirdiği bir döneme girmiş durumdayız.
Yani hem bankaların hem de devletlerin aynı anda sallantılı olduğu bir dönem
geçmiş yakın tarihimizde pek görülmüş bir konu değil.
Burada problemin iki temel unsuru var: Birisi bankacılık, birisi
de kamu maliyesi. Yani sorunun kaynağı bu iki temel alan. Kamu
maliyesi dediğimizde yüksek borçlar ve yüksek bütçe açıkları.
Türkiye’ye baktığımızda, çok şükür, Türkiye her iki alanda da
güçlü. Zamanında, Türkiye, hem kamu borç sorununu hem
bütçe açığını oldukça düşük seviyelere indirdi, 2008-2009 krizine güçlü bir
kamu maliyesi yapısıyla girdi, aynı zamanda yine bankalarını da güçlendirmiş
bir ülke olarak bu kriz dönemine girdi. Dolayısıyla bizim nispeten az
etkilenmemizin ve krizden hızlı bir şekilde çıkmamızın temelinde de bu iki
alandaki gücümüz bulunmakta.
Bu sorunlar var ama “Nasıl çözülecek?” diye baktığımızda da
aslında sorunların çözümü için yapılacaklar belli. Böyle çok detaylı, çok
uzmanlık gerektiren, uzun uzun çalışılması, akademisyenlerin yıllarca uğraşıp
da yeni bir şeyler icat etmesine gerek yok, çok açık yapılacak işler var fakat bu çözüm
için yapılacaklar belli olduğu hâlde özellikle Avrupa’da bu çözüm için irade
koyabilen hükûmet sayısı maalesef çok çok az. Gerekenleri bildikleri hâlde,
yapılacakları gördükleri hâlde adım atamama ve bir bakıma kendilerinden
korkarak, kendi şahsi ya da partilerinin bekasından korkarak doğruları
yapamama. İşte bugünlerde en önemlisi, özellikle Avrupa’da, çözüm için güçlü
bir siyasi liderlik ortaya koymak.
Yine Türkiye’ye bakacak olursak, sorunların çözümü için madem
özellikle güçlü bir siyasi karar alma mekanizması gerekiyor, çok şükür,
Türkiye’de güçlü bir iktidar var, halkın güvenini tam olarak sağlamış, hatta
daha yeni, haziran seçimleriyle bu güveni tekrar teyit etmiş bir Hükûmet var ve
gerektiği zaman korkmadan adım atabilen, o gün için doğru neyse bunları
yapabilen bir iktidar, çok şükür, iş başında. Yani hem sorunların özüne baktığımızda hem de çözüm şekline
baktığımızda Türkiye çok çok farklı bir konumda ve bunun da olumlu sonuçlarını
zaten görüyoruz, alıyoruz.
2009 yılında, krizin o en derin döneminde Türkiye, pek çok Avrupa
ülkesinin yaptığından farklı şeyler yaptı. Avrupa’da pek çok ülke ekonomiyi
canlandırma adına harcama artışına giderken ki o günleri şöyle bir
hatırlayalım: İspanya Başbakanı, Portekiz Başbakanı, İtalya Başbakanı,
Yunanistan Başbakanı, İrlanda Başbakanı, şu anda sorun yaşayan ne kadar ülke
varsa bu ülkelerin başbakanları, o günkü başbakanları çıktılar dediler ki “Biz
tedbir alıyoruz.” Ne yapacaksınız? “İşte, vatandaşlarımıza harcama çeki
dağıtacağız.” Ne yapacaksınız? “Biz, vergileri düşüreceğiz.” Ne yapacaksınız?
“Daha çok kamu yatırımına para harcayacağız ki ekonomi büyüsün.” İşte o gün o
yanlış tezleri savunan ülkelerin tümü, bugün çok ciddi bir borç kriziyle karşı
karşıya.
Burada önemli olan devlete güvendir. Kamu borcu, eğer bir ülkenin
kamu borcu piyasalar açısından bir risk unsuru olarak görülüyorsa, bir tehdit
olarak görülüyorsa, bir tehlike kaynağı olarak görülüyorsa o ülkenin daha fazla
para harcayarak, daha fazla bütçe açığı vererek, daha fazla kamu borcuna
girerek toparlaması, ekonomik büyümeyi sağlaması mümkün değildir.
İşte, biz, 2009 yılında ortaya koyduğumuz orta vadeli programla bu
açıklarımızı nasıl daha da düşük seviyeye çekeceğimizi –ki söylemiştim, zaten
düşük bir açıkla girdik- ve borç stokumuzu da daha nasıl aşağı seviyelere
çekeceğimizi ortaya koyduk ve büyüme Türkiye’de özel sektör eliyle gerçekleşti.
Türkiye’de büyümenin temel kaynağı özel sektör yatırımlarıdır ve özel sektör
harcamalarıdır. Kamu harcamalarının Türkiye’deki büyümeye etkisi yoktur.
Dolayısıyla böyle bir yapıda devletin görevi zemini güçlendirmek, güven
ortamını sağlamak ve o sağlam güven ortamının üzerine özel sektörün
aktivitesiyle, çabalarıyla büyümeyi elde etmektir ve bizim uyguladığımız
politikaların sonuçları da, çok şükür, ortada. Geçtiğimiz yıl yüzde 9 bir
büyüme, bu sene yüzde 7-8 arası bir büyüme ve gelecek sene, Avrupa’daki bunca
olumsuz beklentiye rağmen gelecek yıl için yüzde 4 civarında bir büyüme.
Krizin o en derin dönemiyle bugünü karşılaştıracak olursak, toplam
istihdam Türkiye’de 3,5 milyon arttı, işsizlik oranımız yüzde 5,3 düştü ve
Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine bakacak olursanız tüm üye ülkeler
içerisinde işsizliği en hızlı düşüren birkaç ülkeden birisi Türkiye oldu.
Bütçe açığımız, inşallah bu sene millî gelirimizin sadece yüzde
1,7’si olacak, 2014’te de bunu yüzde 1’e düşüreceğimizi zaten orta vadeli
programla ilan etmiş durumdayız. Yüzde 39,8 olacak borcumuzun millî gelire
oranını -bu yıl sonu itibarıyla- 2014 sonunda inşallah
yüzde 32’ye indiriyoruz. Orta vadeli programımızın hedefleri
bu.
Kuşkusuz, Türkiye'nin bunca olumlu gelişmelerine rağmen, bu hızlı
büyüme ve olumlu gelişmelere rağmen cari açık rakamları da yükselmiştir ve bu
bizim dikkatle takip ettiğimiz, önem verdiğimiz bir konudur.
Cari açığın konjonktürel sebepleri vardır, yapısal sebepleri
vardır. Konjonktürel sebepleriyle ilgili neler yaptık diye bakacak olursak,
öncelikle kamu maliyesindeki sıkı duruşumuzu devam ettireceğiz, bunu açık bir
şekilde ortaya koymuş durumdayız. Makro ihtiyati tedbirleri gerektiği zaman,
gerektiği yönde kullanacağız ki, özellikle bankacılık sektörü üzerinden
tedbirlerdir. Geçtiğimiz bir yıl, bir buçuk yıl içerisinde çok aktif bir
şekilde bu politikalar uygulanmıştır. Para politikalarında yine şartlara göre,
günün gereğine göre Merkez Bankamız uygulamaya devam edecek. Burada dikkat
etmemiz gereken konu bir yandan cari açığın kontrol altında tutulması ama öte
yandan da Türkiye’nin bir resesyon dönemine düşmesini
önlemektir. İşte bu iki riskli alan arasında doğru politikaları tercih etmek ve
bu iki alan arasında dengeli bir tutum izlemek son derece önemli olacaktır.
Kati çözüm dediğim gibi yapısal reformlarda. Özellikle
iş gücü piyasasıyla ilgili reformlar, Türkiye’de verimliliği artıracak
reformlar, enerjide mutlaka daha çok yenilenebilir enerji ve daha çok nükleer
enerji kullanabilmek, yatırım ortamının iyileştirilmesi, Türkiye’nin
yatırımcılar için daha kolay iş yapılan bir ülke hâline gelmesi, teşvik
sistemimizin Türkiye’nin özellikle yüksek miktarda ithal ettiği ürünlerin
üretileceği bir ülke olması yönünde revize edilmesi -ki, birkaç aya kadar bu
teşvik sistemimizi de tamamlayıp açıklayacağız- ihracat pazarlarımızı mutlaka
çeşitlendirmemiz gerekecek, Avrupa’ya olan bağımlığımızı ihracat konusunda
azaltmamız gerekecek, tasarrufu artırıcı adımlar şart olacak, İstanbul’un
uluslararası bir küresel finans merkezi olması için yoğun çabamıza devam edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enflasyonla ilgili bu sene
rakam hedefin bir miktar üzerinde gerçekleşecek. Ancak
sebebine inip bakacak olursak burada küresel emtia fiyatlarındaki artış rol
oynamıştır, kurdaki artış rol oynamıştır, vergi ve fiyat ayarlamaları rol
oynamıştır, özellikle son ayda işlenmemiş gıda fiyatlarında, bu bazı
bölgelerimizde meydana gelen sel sebebiyle üretimin hızlı bir şekilde düşmesi
yine bu enflasyonun yüksek seyretmesine yol açmıştır ancak bunların her birisi
tek tek geçici ve bir defalık etkilerdir. Dolayısıyla biz, 2012 yılında
enflasyon rakamının yıl sonu hedefi olan yüzde 5’le
uyumlu bir patika içerisinde devam etmesini bekliyoruz. Özellikle 2012’nin
ikinci yarısından itibaren enflasyonda daha olumlu rakamlar, hedefe daha uyumlu
rakamlar göreceğimizi bekliyoruz.
Nereden bakarsak bakalım Türkiye’nin şu anda risk primi ki, kredi
temerrüt takas oranlarından biz buraya bakıyoruz yani Türkiye’nin kamu borcunu
sigorta ettirmek için ne kadarlık sigorta primi ödüyor insanlar? Piyasada bunun
değeri nedir diye bakıyoruz. Bunlara baktığımızda şu anda Türkiye on beş Avrupa
Birliği üyesinden daha düşük bir risk primine sahiptir yani Avrupa Birliği’ne
üye on beş ülke Türkiye’den daha riskli görünmektedir. Üstelik bu risk
göstergeleri yabancı para cinsinden, borçlanmayla alakalıdır. Avrupalıların
kendi parasıdır, bizim için yabancı bir paradır. Onlar sıkıştığı zaman bu
parayı basıp ödeyebilmektedirler ki, son aylarda yoğun bir şekilde bunu
yapıyorlar, Avrupa Merkez Bankası para basıyor, borç ödemede bu paralar
kullanılıyor, hatta son operasyonda Alman Merkez Bankası Alman Hazinesine
doğrudan kredi açtı ki, bizde kanunen yasaktır, bizde bu mümkün değildir. Bütün
bu olağanüstü uygulamalar Avrupa Birliği’nde olduğu hâlde, biz, onların parasıyla
borçlanırken kendilerinden daha düşük risk primi ödüyoruz ki, o da bütün bu
göstergelerin aslında piyasalar tarafından nasıl değerlendirildiğini, ekonomik
aktörler tarafından nasıl ölçüldüğünü gösteriyor ve nereden bakarsak bakalım
Türkiye’nin gerçekten güvenilir bir liman olduğunu bize gösteriyor.
Sayın Güneş’in bu seneki millî gelirimizle alakalı bazı yorumları
oldu. Biliyorsunuz bir yılın toplam millî geliri, gayrisafi yurt içi hasılası
dolar cinsinden hesaplanırken yıllık ortalama kura bakılıyor, yıl sonu kuruna bakılmıyor. Yıllık ortalama kura
baktığımızda da bizim bu yıl millî gelirimiz dolar olarak geçen yıldan daha
düşük olmayacaktır, bir miktar artış yine orada da sağlanacaktır. Belki Sayın
Güneş yıl sonu rakamlarına bakmış olabilir ama tekniği biliyorsunuz -ki, dört
ayda inşallah unutmamışsınızdır diye düşünüyorum bunları- ortalama kur baz alındığı için bir problem olacağını orada beklemiyoruz.
Yine, bu mali disiplinin ağırlıklı olarak vergi artışlarından
kaynaklandığıyla ilgili bir yorum vardı. Ben sadece OECD’nin tablolarından size
iki rakam okumak istiyorum, takdiri size bırakıyorum.
Yıl 2002. Türkiye’nin toplam vergi tahsilatı yani -doğrudan
vergiler, dolaylı vergiler, hepsi- bunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı
yüzde 24,6. 2009 en son OECD’nin verileri çünkü 2009’a kadar yayınlanmış
durumda. 2009 yılına gelmişiz, yine yüzde 24,6. Yani
Türkiye’de vergi yükü, Türkiye’de devletin vatandaşlarından aldığı toplam
vergi, millî gelire oran olarak yüzde 24,6’ymış, yine yüzde 24,6. Tabii, aralarda
küçük küçük değişiklikler var; yüzde 24,1’e düşüyor, yüzde 25’e çıkıyor, ara
ara inişler çıkışlar var ama baktığımızda aşağı yukarı sabit bir seyir var.
Peki “OECD ortalamasında bu
rakam kaç?” diye bakacak olursak, tüm OECD ülkelerinin ortalaması ancak yüzde
34,1. Yani Türkiye, vatandaşlarından, gayrisafi yurt içi hasılasına oranla
yüzde 24,6 vergi toplarken, OECD ülkelerinin ortalaması yüzde 34,1’dir.
Dolayısıyla biz bu mali disiplini sağladıysak, daha çok vergi alarak değil,
harcamalarımıza dikkat ederek, daha verimli bir kaynak kullanımını planlayarak
ve güveni sağlayıp faizleri düşürerek ve faiz ödemelerini düşürerek bu bütçe
disiplinini sağlamış durumdayız. Türkiye’nin daha önceki dönemlerde ödediği
faizle bugünkü ödediği faizi mukayese edecek olursak -ki ben dün ve evvelsi gün
verdiğim rakamlarda da bunu ifade ettim- bir zamanlar yüzde 14’e çıkan faiz
ödemelerinin millî gelire oranı, bu yıl yaklaşık yüzde 3 küsurlara inmiş
durumdadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Beşir Atalay, Başbakan
Yardımcımızın -daha önceden yurt dışında ki Doha’da yapılan bir toplantıdır,
uluslararası bir konferanstır ve Medeniyetler İttifakıyla ilgili bir
konferanstır- konferans için ayrılması sebebiyle, ben Kamu Düzeni ve Güvenliği
Müsteşarlığıyla ilgili, burada yapılan görüşmelerle ilgili ortaya konulan
sorulara ve eleştirilere kısa kısa da olsa cevap vermeye çalışacağım.
Öncelikle “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığımızın temel
görevleri nedir?” diye bakmamız gerekiyor. Terörle mücadelede ve ilgili konularda
koordinasyonu sağlamak ve strateji belirlemektir, temel görevi budur
Müsteşarlığımızın. Yeni bir birimdir ve özellikle terörle ilgili stratejik
istihbarat da burada toplanmaktadır, bu da yeni bir konudur. Biliyorsunuz,
bizim farklı farklı istihbarat birimlerimizin farklı farklı çalışmaları varken
ilk defa bu kurumla bu stratejik istihbarat tek bir kurumda toplanmakta,
değerlendirilmekte ve teröre karşı daha etkili bir mücadele için hazırlık
böylece yapılabilmektedir.
İlgili kurumların temsilcilerinin olduğu bir koordinasyon kurulu
bu kurum içerisinde teşkil edilmiştir. Ayrıca, Sayın Atalay Terörle Mücadele
Yüksek Kurulunun da Başkanıdır. Gerçek anlamda ve genel anlamda güvenlik
meselelerinin ötesinde ve özelinde terörle mücadelede de en yüksek seviyede,
Başbakan Yardımcısı seviyesinde güzel bir eş güdüm oluşmuştur. Bu
çalışmalarımız belki sessiz ama çok etkin bir şekilde yürümektedir.
Terörle mücadelede, değerli milletvekilleri, entegre
bir strateji uygulamak, kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşım temel esastır.
Terörle mücadelede sadece tek bir yönden baktığınızda, sadece tek bir
perspektiften konulara yaklaştığınızda başarıyı elde etmek de mümkün değildir.
Güvenlik birimlerimizin operasyonları en etkili şekilde yürümektedir ve
yürütülecektir de. Burada asla bir zafiyet, asla bir rehavet söz konusu
değildir, olmayacaktır.
Öte yandan, terörle mücadelenin diplomatik boyutunu da asla ihmal
etmemek zorundayız çünkü burada temel hedeflerden birisi de terör örgütünü
yalnızlaştırmaktır; uluslararası kamuoyu önünde, komşu devletler önünde örgütü
artık desteğini kaybetmiş, yalnızlaşmış bir örgüt olarak ortada
bırakabilmektir. Bu, bizim hükûmetlerimiz döneminde çok etkili bir dış
politikayla ve diplomasiyle önemli ölçüde gerçekleştirilmiştir.
Bütün bunlar bir yana, öte yandan bizim devlet olarak, Hükûmet
olarak en önemli görevlerimizden birisi de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan
herkesin hakkı olan temel hak ve özgürlüklerin alanını hızla genişletmeye devam
etmektir. Terör olsun ya da olmasın bu zaten bizim temel bir görevimizdir ve bu
konudaki çalışmalarımızı da aynı kararlılıkla devam ettireceğiz.
İnsanımızın özgürlüklerini doyasıya yaşaması, bu konularda
dünyanın en ileri standartlarına ulaşmamız bizim temel hedeflerimizden
birisidir. Yine, ülkemizde demokrasinin daha da ilerlemesi için her türlü
gayreti göstermeye devam edeceğiz. Türkiye'nin gerçek anlamda bir hukuk devleti
olması için reformlarımıza devam edeceğiz. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgemizde
altyapı yatırımlarına devam edeceğiz, bölgede refahın artması için özel
sektörün yatırımlarını ve tarımı desteklemeye devam edeceğiz. Tüm bunlar,
örgütün istismar zeminini zayıflatan, istismar zeminini ortadan kaldıracak çok
önemli adımlardır.
“Müsteşarlığımızın başına neden bir büyükelçi getirildi?” gibi bir
soru sordu Sayın Türkoğlu. Terörle boyutun eğer iç boyutuyla dış boyutunu
beraber, aynı anda, kapsamlı bir şekilde ve bütünleşik bir şekilde ele almazsak
burada başarı mümkün değildir. Kaldı ki Dışişleri Bakanlığımız ve özellikle
eskiden Irak, son görevi Irak Büyükelçiliği olan yeni Müsteşarımız bu konuya
gerçekten hâkim olan, konunun iç ve dış boyutlarına derinlemesine vâkıf olan
bir arkadaşımızdır ve bu konuda bizim en ufak bir soru işaretimiz yoktur. En
başarılı bir şekilde bu Müsteşarlığımızın görevini yapacağını, devam edeceğini
düşünmekteyiz.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – İnşallah yanılırız efendim,
inşallah.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yine, Sayın Tanal’ın
bir sorusu vardı, daha doğrusu konuşmasında değindiği bir konu: “Yabancı uzman çalıştırılmasına
neden ihtiyaç duyuluyor?” diye. Şimdi, değerli milletvekilleri, bu konuda
gerçekten işin özüne yönelik, sonuç almaya yönelik çalışmak zorundayız. Kuruluş
Kanunu’nun 13’üncü maddesi ne diyor, önce onu dikkatle bir okumamız gerekiyor.
“Belli bir konu veya proje bazında, konu
veya projenin süresiyle sınırlı olmak şartıyla yabancı uzman çalıştırılabilir.”
diyor. Bu personelin daimî kadrolara atanması söz konusu değil. Görüleceği
gibi, bir yabancı uzman çalıştırılması araştırma faaliyetlerinde ve projeyle
sınırlı olarak mümkün olacak. Kaldı ki bugüne kadar da Kanun izin verdiği hâlde
tek bir kişi henüz çalıştırılmış değil ama bu opsiyonun
da açık olması, bu kapının da açık olması özellikle -içeride olsun, dışarıda
olsun- yapılacak bazı çalışmalarda katkı verebilir, bundan istifade edilebilir.
Dolayısıyla, biz terörle mücadelede ne gerekiyorsa yapmalıyız. Terörle
mücadelede ne gerekiyorsa yapmalıyız, kendimizi dar kalıplardan ve basmakalıp
düşüncelerden uzak tutmalıyız, gerekeni gerektiği zaman yapabilecek esnekliğe
ve güce de mutlaka sahip olmalıyız.
Terörle mücadele gerçekten Hükûmetimizin en önemli konularından
bir tanesi. Hükûmetimizin kurulduğu ilk günden bu yana çok boyutlu ve çok yönlü
bir strateji yürüttük ve burada da önemli başarılar elde ettik. Bugün örgütün
içine düşmüş olduğu durum, kendi içinde yaşadığı sıkıntılar, artık, içeride ve
dışarıda destek zemininin hızla eriyip yok olması, bir çaresizlik, bir
bıkkınlığa da hızla sürüklenmekte ve dediğim gibi, artık, varlık sebebi, iddia
ettiği şeyler her neyse, meşruiyet zemini, dış destek, bunlar tamamen eriyip
gitmekte. Biz bu mücadelede kararlıyız ve en iyi şekilde mücadelemize devam
edeceğiz. Bu mücadelede de her türlü enstrümanı ve her
türlü politika alanını etkin bir şekilde kullanmaya devam edeceğiz.
Ben hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi
gereğince söz istiyorum çünkü Sayın Başbakan Yardımcısı benim yaptığım
konuşmaya atfen bir iddiada bulundu, onu açıklamak istiyorum.
BAŞKAN – Nasıl bir iddiada bulundu Sayın Güneş?
HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Yanlış söylediğimi söyledi, oysa… Ben onu
düzeltmek istiyorum.
BAŞKAN – Ne söyledi de yanlış söyledi yani? Onu sormak
istiyorum.
HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Millî gelir hesabıyla ilgili…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yanlış söylemesi yeter Başkanım.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.
Sayın milletvekilleri, o zaman benim şunu açıklamam gerekiyor
tekrar.
Sayın Güneş, siz kusura kalmayın.
Önce, açın, lütfen ama, İç Tüzük’e bakın.
Ben burada Başkan Vekili olarak sormak zorundayım.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam.
HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Ben de yanıtlıyorum.
BAŞKAN – Hayır Sayın Güneş, size söylemiyorum, tepki koyan
arkadaşlara söylüyorum.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tepki koyan yok.
BAŞKAN – Niye hemen alınıyorsunuz?
HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Alınmadım.
BAŞKAN – Size demiyorum Sayın Güneş, lütfen.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam Başkanım, germeyelim.
HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Siz beni muhatap alın.
BAŞKAN – Sizi muhatap almıyorum, onu öncelikle belirttim zaten.
Buyurun.
İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince iki dakika söz veriyorum.
III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Kocaeli Milletvekili
Hurşit Güneş’in, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Evet, konuşmamda, değerli
milletvekilleri, söylemiştim, Sayın Başbakan Yardımcısı yetenekli birisidir,
ben kendisini eskiden tanıyorum. Bürokratları da öyledir, onlara da güvenim
tamdır, onu da söylemek isterim.
Tabii, bir siyasi partinin, bir iktidarın bütün icraatlarına
katılmak zorunda değilsiniz. Bizim görevimiz muhalefet, dolayısıyla, doğruları
söylemek.
Sayın Başbakan Yardımcısı, tabii, doğru söyledi, dedi ki: “Millî
geliri biz yıl sonunun döviz kuruyla değil, yılın
ortalaması döviz kuruyla hesaplarız.” dedi. Zaten benim söylemek istediğim de
şuydu: Bu döviz kuruyla hesapları bir kenara bırakın demek istiyordum.
Şimdi, bakınız, Sayın Başbakan Yardımcısının konuşmasının 34’üncü
sayfasında Türkiye'nin
tarımsal hasılası var. O tarımsal hasılada diyor ki: “2002
yılında tarımsal hasılamız 23,7 milyar dolar, bugün 61,8 milyar dolar.” Şimdi,
bunu neyle hesaplıyorsunuz? Döviz kuruyla hesaplıyorsunuz. Ben bunu deflate
etmeye çalıştım. Deflate edip de kişi başına getirdiğim zaman Türkiye'nin
tarımsal hasılası -kişi başına- yüzde 13 artmış. Oysa bu kitapçıkta yazan yüzde
160 artmış gözüküyor.
Burada söylemek istediğim hadise şuydu: Eğer döviz bazında
hesaplarsanız yanıltıcı şeyler ortaya çıkabilir, dolayısıyla onları bir tarafa
bırakın, dövizle hesap yanlıştır demek istemiştim. Kişi başına düşen gelirde
olsun millî gelirde olsun deflate edin, reel rakam çıksın. Kaldı ki bu senenin
büyüme hızı kendisinin de ifade ettiği gibi yüzde 7,5 civarında çıkacak. Oysa
kendisi ifade etmedi, sanıyorum Sayın Hazine Müsteşarı not etmiştir, belki
kendisi de biliyordur. Döviz bazında millî gelirimizi hesapladığınız zaman
yüzde 7,5 çıkmayacaktır.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın İnce, bir söz talebiniz var İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi
gereğince.
Buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Genel Kurul çalışmaları sırasında foto muhabirlerine yönelik
sarf etmiş olduğu sözlere ilişkin açıklaması
MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu sabaha karşı, on sekiz saatlik çalışmadan sonra, kürsüde “Biz
çalışıyoruz, personel çalışıyor ama bu on sekiz saatlik çalışmanın sonucunda
foto muhabirleri de bizim uyuklarken resmimizi çekiyorlar, esniyoruz.
Esnemeyecek miyiz, yorulmayacak mıyız? Bunu da sonra haber yapıyorlar.” dediğim
için foto muhabiri arkadaşlarım bundan bir alınganlık göstermişler.
Şöyle bir düzeltme yapalım: Onun altına şöyle yazılsa “On sekiz
saatin sonunda yoruldular.” deyip uyuklayan bir fotoğrafı koysalar daha güzel
olur ama “Uyudular.” diye yazınca hoş olmuyor gerçekten. Belki de foto
muhabirlerinin suçu değil bu, o yazanların suçu. Onlar da çalışıyordu çünkü, biz on sekiz saat sabahın dördünde buradayken foto
muhabirleri de buradaydı, onlar da çalışıyordu. Çalışanların arasına onları
dâhil etmedim, onların da bir gönlünü almak istedim.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.
II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A)
Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.
Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki
İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk
Bildi-rimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ
MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) AFET VE ACİL DURUM
YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) DİYANET İŞLERİ
BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Diyanet İşleri
Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Diyanet İşleri
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE
KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE
KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) YURTDIŞI TÜRKLER VE
AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
(Devam)
1.- Hazine Müsteşarlığı 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Hazine Müsteşarlığı 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BANKACILIK DÜZENLEME VE
DENETLEME KURUMU (Devam)
1.- Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumu 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
I) SERMAYE PİYASASI KURULU
(Devam)
1.- Sermaye Piyasası Kurulu 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sermaye Piyasası Kurulu
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ söz
istemişlerdir.
Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon
Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Afet
ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi açıklamak ve
burada serdedilen görüşlere ve eleştirilere cevap vermek üzere
huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizin
çimento kuruluşlarından bir tanesidir. Birliğimizin, beraberliğimizin,
kardeşlik hukukumuzun güçlenmesi adına en önemli görevlerden birini ifa
etmektedir. O nedenle, cumhuriyetin başında rahmetli Atatürk kurumları
kurarken, bir kanunla, hem Genelkurmay Başkanlığını hem Diyanet İşleri
Başkanlığını eş zamanlı ve aynı kanunla kurmuş. İkisinin de önemi ortada.
Ülkenin bekası için ordunun ne kadar önemi varsa, Diyanet İşleri Başkanlığının
da o kadar büyük önemi vardır.
Bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığının Türkiye'de yaşanan
sorunlarla ilgili toplumu din konusunda aydınlatırken, elbette ki dinin o
konudaki kanaatlerini paylaşması zaten Anayasa’yla kendisine verilmiş
görevlerden bir tanesi.
Diyanet İşleri Başkanlığı çimento kurum dedim. Diyanet İşleri
Başkanlığını mezheplere veya tarikatlara veya başka yapılara göre
yapılandırdığınız takdirde, o zaman çok parçalı bir yapının ortaya çıkacağı da
aşikârdır. O zaman birliğimize, beraberliğimize,
kardeşliğimize ne kadar hizmet edeceği ayrı bir tartışma konusu olabilir, ama
bugün herkes şunu açıklıkla ifade ediyor ki Diyanet İşleri Başkanlığı,
mezheplerin ve tarikatların üzerinde İslam’ı Kur’an ve sünnete ve İslam’ın
temel kaynaklarına göre inanç, kültür ve ahlakıyla ilgili toplumu aydınlatmak,
bilgilendirmek ve ibadet yerlerini yönetmekle önemli görevlerini ifa ediyorlar.
Bu görevlerinden dolayı, görev yapan bütün arkadaşlarıma teşekkür
ediyorum.
Tabii, burada çok talihsiz bir açıklama yapıldı. Diyanet İşleri
Başkanlığının taşeron olarak nitelendirilmesinin, ben bu kürsüden söylenmiş
talihsiz bir ifade olduğunu düşüyorum.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O zaman, taşeron yapmayın Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Çünkü,
şimdiye kadar, hatırladığım kadarıyla…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O zaman Diyanete taşeron gibi bakmayın,
taşeron yapmayın.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri
Başkanlığıyla alakalı bugüne kadar bu kürsüden hiç kimse böyle bir beyanda
bulunmadı. Ben üzüntümü ifade etmek isterim.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Talihsizliği siz yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) - En büyük talihsizliği siz yapıyorsunuz. O
zaman, Diyanete taşeron gibi bakmayın.
BAŞKAN – Sayın Özkes…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, Diyanet İşleri
Başkanlığı, toplum mühendisliği de yapmaz.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Lütfen… Taşeron gibi bakmayın Diyanete.
Talihsizliği siz yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Özkes…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yapması da mümkün
değildir.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – En büyük talihsizliği siz yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen… Sayın Bakan icraatları anlatıyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri
Başkanlığının vazifesi toplumumuzda İslam esasları çerçevesinde, Anayasa ve
kanunla verilen görevleri ifa etmektir; onu yapıyor.
Biz de Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığının hizmetlerini daha
etkin, verimli yapabilmesi için önemli adımlar attık.
1935 yılında çıkan teşkilat kanunu, daha sonra 1965 yılında
yenilenen yeni teşkilat kanunu, 1979’da Anayasa Mahkemesinin iptali nedeniyle
yaklaşık otuz yıldır ağır aksak yürüyen bir yapıyı 2010 yılında Parlamentoda
değiştirdiğimiz yeni bir teşkilat kanunuyla çağın gereklerine ve ihtiyaçlara
göre yeniden donattık, önemli bir adımı attık; hizmetlerin daha etkin, daha
verimli sağlanması için katkı sunduk.
Öte yandan, çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle, görülen bazı
eksiklikleri de orada giderme imkânı bulduk.
Peki, neler oldu bu değişmeler içerisinde diye baktığınızda,
önemli olan birkaç tanesini ifade etmek isterim.
Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığında görev yapan vaizler, imam
hatipler veya başka bazı görevliler herhangi bir suç isnadı olduğu zaman diğer
devlet memurları gibi ceza hukuku anlamında memur kabul edilmiyorlardı. Onlarla
ilgili doğrudan inceleme, soruşturma, yargılama yapılabiliyordu. Eşitlik
ilkesine aykırı bir durum ve bunu Anayasa’nın eşitlik ilkesi ve hukuk
devletinin gereklerine uygun yeniden düzenledik.
On iki yaş sınırıyla alakalı, Kanunda yer alan ve insan hakları ve
eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir yapı vardı. Çocuklar Kur’an öğrenmeye gittiği
zaman on iki yaş engeli yaz Kur’an kursları için söz konusuydu. Onunla ilgili
adım attık, böylesi bir yasağı ortadan kaldırdık.
Başka pek çok konularda Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili önemli
gelişmeler sağlandı. Bir tanesi de şu: Vekil görevlendirme durumu Diyanette
sadece köy ve kasaba imamlığı için söz konusu idi. Ama Kur’an kursu
öğreticiliği veya şehirdeki görevlilerle alakalı böyle bir uygulamanın imkânı
yoktu. Yapılan değişiklikle Kur’an kursu öğreticiliği, vaizlik, imam hatiplik,
müezzin, kayyımlık gibi her alanda vekil görevlendirmenin yolu açıldı. Çünkü
toplumun ihtiyacı var. Biz oraya sözleşmeli veya kadrolu imam hatip veya bir
din görevlisi görevlendiremediğimiz zaman sorunlar çıkıyor. Bu sorunları
gidermek, hizmetlerin aksamasını ortadan kaldırmak için atılmış önemli
adımlardan bir tanesi de bu oldu.
REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Öğretmenlere de ihtiyacı var. Sayın
Bakan, öğretmenlere de ihtiyacı var bu toplumun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Öte yandan, değerli
milletvekilleri, hem din eğitimi konusunda hem ibadethanelerin yönetimi
konusunda hem diğer pek çok konularda Diyanet İşleri Başkanlığımız çok önemli
fonksiyonları yerine getiriyor. Burada Diyanet İşleriyle alakalı genel ve soyut
ifadeler kullanırken veya birtakım sözler söylerken onun altının somut şeylerle
doldurulması lazım.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Müsaade edin anlatayım. Sen yirmi dakika
konuştun, ben beş dakika. Müsaade et anlatayım.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri
Başkanlığının genel ve soyut ifadelerle itham edilmesi gerçekten büyük bir
haksızlık, büyük bir yanlışlık.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ben altını çok iyi doldururum.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri
Başkanlığımız, sadece yurt içinde değil, yurt dışında da önemli görevleri ifa
ediyor. Bugün 22 ülkede büyükelçiliklerin bünyesinde din hizmetleri
müşavirlikleri, 28 ülkede başkonsolosluklarda din hizmetleri ataşelikleri
…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Atanamayan öğretmenleri de atayalım
Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Pek çok ülkede,
Kanada, Japonya, Avustralya, Türk cumhuriyetleri, Balkanlar ve pek çok ülkede,
39 ülkede vatandaşlarımıza hizmet veriyor. Bugün, Azerbaycan’da ilahiyat
fakültesi, Türk lisesi; Kırgızistan’da ilahiyat fakültesi, Kazakistan’da
ilahiyat fakültesi, Romanya’da yüksek İslam enstitüsü ve pedagoji lisesi,
Bulgaristan’da yüksek İslam enstitüsü, ilahiyat koleji; Rusçuk, Şumlu ve
Mestanlı’da üç tane imam hatip lisesi, Diyanet Vakfı tarafından bütün
ihtiyaçları karşılanmakta. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza daha iyi
hizmet sunmak maksadıyla, oradaki vatandaş olanların çocuklarını Türkiye’de
eğiterek, orada daha kaliteli hizmet vermek için de önemli adımları attı,
atmaya da devam edecektir.
Diyanet İşleri Başkanımızın cemevleriyle hiç bir araya gelmediği,
birtakım başka dinlerin, işte, Yahudilik, Hristiyanlık dinlerinin önde
gelenleriyle fotoğrafı olduğu hâlde, hiçbir cemevine gitmediği söylendi.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Öyle demedim.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Diyanet İşleri
Başkanlığımızın…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bak, o cümleyi o şekilde kullanmadım!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığımızın…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) - Yalan konuşmayın Sayın Bakan!
BAŞKAN – Sayın Özkes… Lütfen ama…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O cümleyi o şekilde kullanmadım.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …cemevlerine de
gittiği ve onlarla görüştüğü…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O şekilde kullanmadım o cümleyi.
BAŞKAN – Sayın Özkes…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ama olmaz… Söylemediğim bir şeyi
söylüyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …çok açık, çok net
bir biçimde ortada. Bakın, Türkiye’de Alevi inanışına sahip kardeşlerimizin
sorunlarıyla biz ciddi olarak ilgilendik.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) - Söylemedim.
BAŞKAN – Sayın Özkes, Sayın Bakanı konuşturmayalım mı?
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Konuşsun ama benim söylemediğim sözü
söylüyor.
BAŞKAN – Lütfen ama…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İlk defa, ülkemiz,
hükûmet düzeyinde, bu sorunla, muhataplarını bir araya getirerek hem kendi
aralarında hem de hükûmetin temsilcisinin olduğu bir ortamda yüz yüze gelip
konuşma imkânı buldular. Yedi tane çalıştay yapıldı, nihai rapor yayınlandı.
Alevi Bektaşi Klasikleri ilk defa Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkçeye
kazandırıldı. Ortaöğretimde okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi derslerindeki
Alevi inanışına ilişkin bölümler o konunun saygın insanları tarafından, onların
kabulüne göre yeniden yazıldı ve şu anda okutuluyor. Üniversitelerimizde
Alevilik ve Bektaşilikle ilgili merkezler oluşturuldu. Hazreti Hüseyin
Efendimizin şehit edilişinin yıl dönümü ve aşure günü münasebetiyle, ilk defa,
Diyanet İşleri Başkanlığı mevlidi şerif düzenledi ve bunu bütün Türkiye’de
yaygınlaştırmak için talimat gönderdi ve…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Cemevinde mi yaptılar?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …TRT de bu çerçevede
yayınlar yaptı ve bunlar çok çok önemli adımlar. Biz ilk defa bunları
yapıyoruz. Bugüne kadar pek çok hükûmetler geldi, bunları biz hayata geçirdik
ve doğru adımlar attık, daha atılması gereken adımlar varsa onları da biz
yapacağız.
Madımak Oteli ile ilgili Alevi kardeşlerimizin dile getirdiği
talepleri de herkes dinledi, hayata geçiren, onu uygulayan da biz olduk ve
Madımak Oteli onların talepleri doğrultusunda yeniden yapılandırıldı.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sivas katliamının failleri nerede?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Faillerini de milletvekili yaptınız, onu
da söyleyin.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, TİKA ve Yurtdışı Türkler Akraba Topluluklar Başkanlığı da
bizim yüz akı kurumlarımızdan bir tanesi. Nereye giderseniz gidin yurt dışına,
sizin karşınızda TİKA’nın eserleri ay yıldızlı al bayrakla sizi saygıyla
selamlayacaklardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gittiğiniz her ülkede
insanlar sizi takdirle karşılayacaklardır. Ülke yöneticileri, oradaki
soydaşlarımız, vatandaşlarımız, akrabalarımızın hepsinin minnet ve şükranla
sizi alkışladıklarını, ağırladıklarını göreceksiniz. Bakın, biz hem Türk
dünyasında hem akraba topluluklarla ilgili hem de ilgimiz olan her yerle
alakalı önemli adımlar attık. Bizim dönemimizde Türk Konseyi kuruldu, önemli
bir adım gerçekleştirilmiş oldu. Bizim dönemimizde TÜRKPA kuruldu, Türk
Parlamenterler Asamblesi, önemli bir adımı yine beraber attık. Türk kültürüne
hizmet için Yunus Emre Vakfını hayata geçirdik, şu anda Yunus Emre Türk Kültür
Merkezleri dünyanın dört bir yanında insanlara hizmet veriyor. Bugün on beş ülkede on sekiz tane Yunus Emre Türk Kültür Merkezini
açtık, orada hizmet veriyor, bunu bütün Türklerin olduğu yerlere ve olmadığı
yerlere de Türk kültürünü yaymak, dilini öğretmek, kendimize ait değerleri
oraya taşımak için yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz; ilk defa bunu biz yaptık,
ilk defa biz hayata geçirdik. Bugün Bosna-Hersek’te, Arnavutluk’ta,
Mısır’da, Makedonya’da, Kazakistan’da, İngiltere, Belçika, Suriye, Kosova,
Romanya, Lübnan, Ürdün ve İran’da var; yakında Almanya’da açıyoruz, başka
yerlerde de çalışmalarımız devam ediyor. Yine Yunus Emre Vakfıyla beraber
Türkoloji Projesi devam ediyor, daha önce TİKA tarafından devam edilen bu proje
şimdi Yunus Emre Vakfı tarafından devam ettiriliyor ve önemli adımlar atılıyor.
Türk dilini dünyanın dört bir yanında öğretmek için adımlarımızı atıyoruz,
çalışmalarımızı yapıyoruz. Şu anda binlerce öğrenci buralarda okuyorlar.
Türklüğün altını doldurmak böyle olur; bir kurum kurarak ve bunları
kurumsallaştırarak, bu millete ve değerlerine hizmet edecek yapıları ayağa
kaldırarak olur. Yunus Emre Vakfını da biz kurduk, şimdi daha önemlisini
yaptık.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığını kurduk. Müsteşarlık düzeyinde yapılan bir yapı ve bu yapıyla beraber yurt
dışında bulunan ne kadar vatandaş, ne kadar soydaş, ne kadar akraba varsa orada
olmayı, onlara hizmet etmeyi bir vazife bildik ve orada alanında uzman,
dünyanın hemen hemen her dilini bilecek, Türklerin olduğu yerdeki dilleri
bilecek uzman kardeşlerimizle, görevlilerimizle beraber hizmet ediyoruz, hizmet
etmeye de devam edeceğiz.
TİKA’nın yeniden yapılandırılması bir zaruretin gereğidir. TİKA
dün öyle kurulmuş olabilir ama Türkiye'nin bugün artan itibarı, gelişen yapısı,
ortaya koyduğu vizyon ve misyona 92’de biçilen bu
gömlek dar geliyordu. Onun için de dar gelen gömleği değiştirdik.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Millî görüş müydü?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi yakışan
elbiseyi diktik ve koyduk, o da yakışıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dar gelen millî görüş müydü?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bugün Türkiye, bölge
devleti değil, dünya devleti. O yüzden, Orta Asya ve Kafkaslar Dairesi
Başkanlığı, Balkanlar ve Doğu Avrupa Dairesi Başkanlığı, Orta Doğu ve Afrika
Dairesi Başkanlığı, Doğu ve Güney Afrika Dairesi Başkanlığı, Dış İlişkiler ve
Ortaklıklar Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı kurduk
ve dünyanın her yanında TİKA’nın olmasına özen gösteriyoruz. Bundan sonra da
adımlarımızı atacağız. Bugün 25 ülkede tam 28 tane TİKA’nın koordinasyon ofisi
var. Bunların 18 tanesi, Türk cumhuriyetlerinde ve akraba toplulukların
yaşadığı yerlerdedir. Nerede ihmal var, nerede var? 28 tane, bunun 18 tanesini
kurduğumuz yerler ortada. Biz
devraldığımızda da 1992’den 2003’e kadar -diyelim 1 Ocak’a kadar,
bir iki ay var- toplam 12 taneydi; biz bunun üzerine 16 tane ofis kurduk ve her
yerde ay yıldızlı al bayrağımızı dalgalandırıyoruz, dalgalandırmaya da devam
edeceğiz.
Bugün dünyanın dört bir yanında ecdat yadigârı eserleri ayağa
kaldırırken, onları yeniden insanların hizmetine sunarken biz TİKA’yla bunu
yapıyoruz.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Arabistan’da Osmanlı eserlerini
yıkıyorlar, ne yaptınız?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, 1992’yle 2003
arasında TİKA’nın gerçekleştirdiği toplam proje sayısı 2.506 tane. Bizim, şu
ana kadar gelen süre içerisinde -dokuzuncu yılımızı doldurduk-
gerçekleştirdiğimiz proje sayısı 10 bini aştı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Allah aşkına, yaklaşık on senede 2.506 proje, şimdi dokuz senede bizim ortaya
koyduğumuz 10 binden fazla proje. Türklüğün altını doldurmak böyle olur böyle,
hamasetle olmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Öte yandan, 2010 yılında TİKA 1.673 tane proje gerçekleştiriyor.
Baktığınız zaman, bu projelerin 862’sini Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu
bölgelerinde gerçekleştirmişiz; ama 488’ini Balkanlarda, 314’ünü Orta Doğu ve
Afrika bölgelerinde gerçekleştirmişiz. Bunu rakama döktüğünüzde ne çıkıyor
ortaya: TİKA bütçesinin yüzde 36,55’ini Kafkasya ve Orta Asya, 29,79’unu
Balkanlar bölgesinde, yani akraba toplulukların ve soydaşların olduğu yerde
harcadığımız çıkıyor. Rakam ortada, neredeyse yüzde 70’ini biz buralara
harcıyoruz. Nerede ihmal var?
Öte yandan, baktığınız zaman, her bir yanda eserlerimiz sizi
selamlıyor ve oraya gittiğinizde de bunu yakından görme imkânınız var.
Bakın, bana büyükelçiler geliyorlar, soruyorlar “Bu TİKA ne
yapıyor, iş birliği yapabilir miyiz” diye; çünkü TİKA’nın yaptığı hizmetler
bütün dünyanın takdirinde, herkes övgüyle bahsediyor.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizden başka takdir eden yok!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama bakın, dünyada da
TİKA benzeri örgütler var. Burada konuşuluyor; boya, badana yapıyor. Doğru,
TİKA’nın boya, badana yaptığı yerler var, cam taktığı yerler var, su getirdiği
yerler var, asfalt yaptığı yerler var, hastane yaptığı yerler var, okul yaptığı
yerler var, yol yaptığı yerler var, ilaç malzemesi sunduğu yerler var. Niye
var? Çünkü bu tip kuruluşların yaptığı işler bunlar. Japonya’nın
JIKA’sına bakın aynısını görürsünüz, Amerika’daki ilgili kuruluşa bakın
aynısını görürsünüz, Almanlarınkine bakın aynısını görürsünüz çünkü “kalkınma
yardımı” derken gidip de ülkelere fabrikalar kurup bir şeyler yapmıyorlar,
kalıcı yatırımlar yapıyorlar; ülkelerini görünür kılmak, yaptıkları yardımları
orada göstermek de bu açıdan önemli, bir propaganda açısından da son derece
önemli bir adım. Bir okulu düşünün, insanlar bulunduğu yerde çok fakir,
kış da var ama camını takacak güçleri yok, onlar için en önemli yatırım o camın
takılmasıdır. İşte TİKA, vakti geldi soğuktan donan çocukları kurtarmak için
onların okulunda cam oldu…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Van’daki soğuktan ölen çocukları söyle.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …vakti geldi onların
sobasını ısıtmak için odun oldu, orada onları ısıttı; vakti geldi orada ilaç
oldu, hastane oldu. Biz şimdi Lübnan’da yapıyoruz. Doğru, yapıyoruz, bir
bakarsanız Türkmenlerin olduğu yerde ne yaptığımızı görürsünüz.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biliyoruz, sizi sokmuyorlar ülkelerine…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sayın Başbakan oraya
gitti, orada alkışlarla insanlar Sayın Başbakanımızı karşıladı.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Okulları kapatıyorlar, görüyoruz
onları.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, Afganistan’da
Özbekler var, Türk asıllı kardeşlerimiz var, başkaca… 87 tane okul yaptık biz
Afganistan’da. Daha, ben kendim, geçenlerde Kazakistan’da Talgar bölgesinde
Ahıska Türklerine yaptığımız okulun açılışını yaptık. Gidin sorun siz
Ahıskalıların temsilcilerine; neler yapıldı, nasıl yapıldı, size onlar gayet
iyi anlatacaklardır. Biz yaptığımız hizmetlerle hem Türk milletinin onurunu,
haysiyetini yükseltiyoruz hem de milletimizin ay yıldızlı al bayrağını onurla
dalgalandırıyoruz. O yüzden de her yerden destek, her yerden dua, her yerden
alkış alıyoruz.
Somali’yle ilgili de bir şey söyleyeceğim. Somali’de biz 500 bin
TL para bir yere harcamadık şu ana kadar, harcadığımız bütün para şu ana kadar
Somali’de 87,4 milyon. O da ne için? Gıda göndermişiz, başka şeyler
göndermişiz, Kızılay çadırı göndermişiz, aşhane göndermişiz, hastane açmışız,
pek çok şeyler açmışız.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Önce demokrasi gönderseniz ya
Amerika’yla, asıl orada ihtiyaç var.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, bakın, bizim topladığımız para burada. Ne kadar
toplamışız paraya baktığınız zaman? Vatandaşlarımızdan değişik yollarla 433,5
milyon toplanmış.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Demokrasi var mı demokrasi Somali’de?
Petrol mü yok yoksa orada!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 102 milyon 100 bin TL
de STK’lar toplamış. Biz bunlarla orada toplu konut yapacağız, biz bunlarla
orada hastane yapıyoruz, biz bunlarla orada yetimhane işletiyoruz…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …biz bunlarla orada
Türk milletinin ay yıldızlı al bayrağını gururla, onurla dalgalandırıyoruz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Ben sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyor,
bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Somali’ye ne zaman demokrasi geliyor?
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkes.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Bakan bana “talihsiz konuşma” diye
sataşma yaptı. Ayrıca, cemevleriyle ilgili verdiğim bilgiyi yanlış şekilde
söyleyerek yanlış bilgilendirme yaptı.
BAŞKAN – Sayın Özkes, bütçe görüşmeleri…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Olabilir efendim.
BAŞKAN – Bir saniye.
Barış ve Demokrasi Partisi, AK PARTİ, Milliyetçi Hareket Partisi
ve Cumhuriyet Halk Partisi temsilcileri çıktılar tüm konuşmaları yaptılar,
eleştirileri yaptılar, 2 Sayın Bakan da cevap verdi bunlara. Bütçe
görüşmelerindeki her konuşmanın “sataşma” olarak değerlendirilmesi mümkün
değil.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ama bunların kimyasını ben bozuyorum,
dolayısıyla bana laf atıyorlar. Rica ederim. (AK PARTİ sıralarından “Sen kendi
kimyana bak!” sesleri)
BAŞKAN – Sayın Özkes, buyurun İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi
gereğince. Yalnız lütfen sataşmaya mahal vermeyin, istirham ediyorum.
III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR (Devam)
2.- İstanbul Milletvekili
İhsan Özkes’in, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ben Diyanet İşleri Başkanlığının taşeron olarak görülmemesini söyledim,
yapılmamasını söyledim. Hem yapıyorlar, yapanlar “talihsizlik” olmuyor,
“talihsiz” olmuyor, bunu söyleyen “talihsiz” oluyor. Allah’tan korkun be,
Allah’tan korkun!
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kim yapıyor kim?
İHSAN ÖZKES (Devamla) – Siz yapıyorsunuz. Bu bir.
İkincisi: Cemevinde mi yapıldı aşure günü? Hacıbayram Camisi’nde
yapıldı. Neden Sayın Diyanet İşleri Başkanımız madem bu kadar dedeleri seviyor,
madem cemevleriyle bu kadar içli dışlı, onu cemevinde yapmıyor? Eğer
samimiyseniz cemevlerini ibadet yeri açın. Niye açmıyorsunuz? Niye
açmıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Müftülüğün süresince kaç kere gittin
cemevlerine? Kaç sefer cemevine gittin görevin esnasında? Söyle…
İHSAN ÖZKES (Devamla) – Öte yandan, bakın elimde resimler var.
Dört yüz elli üç yıllık Süleymaniye Camisi’ni Sayın Başbakan Recebiye Camisi
gibi yeniden açmaya kalkıştı. (CHP sıralarından alkışlar)
Orada bayramlaşma var. Sayın Diyanet İşleri Başkanı gözüküyor mu
Başbakanın arkasından? Gözükmüyor.
Hacı Bayram Camisi’nin onarım açılışı var; bakanlar açıyor,
Diyanet İşleri Başkanı gözükmüyor. Ben, Diyanet İşleri Başkanının, istiyorum ki
siyaset üstü kalarak saygınlığı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) – İşte, siyaset üstü, siyasetçilerle
beraber…
İHSAN ÖZKES (Devamla) – Ben, Diyanet İşleri Başkanlığından emekli
olan, yirmi altı buçuk yıl üzerinden emekli olan bir müftüyüm. Diyaneti senin
kadar mı biliyorum Sayın Bakan?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Maalesef öğrenememişsin.
İHSAN ÖZKES (Devamla) – Siz öğrenememişsiniz. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.
II.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A)
Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.
Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki
İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk
Bildi-rimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ
MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) AFET VE ACİL DURUM
YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C) DİYANET İŞLERİ
BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Diyanet İşleri
Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Diyanet İşleri
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE
KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE
KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) YURTDIŞI TÜRKLER VE
AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
(Devam)
1.- Hazine Müsteşarlığı 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Hazine Müsteşarlığı 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BANKACILIK DÜZENLEME VE
DENETLEME KURUMU (Devam)
1.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
I) SERMAYE PİYASASI KURULU
(Devam)
1.- Sermaye Piyasası Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN - Şimdi, şahsı adına…
ADİL KURT (Hakkâri) - Sayın Başkan, çok özür dilerim.
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen, yok böyle bir usulümüz. Vermeyeceğim hiç…
ADİL KURT (Hakkâri) - Kayıtlara geçmesi açısından bir açıklamada
bulunmak istiyorum, lütfen.
BAŞKAN - Hayır, öyle bir usulümüz yok Beyefendi, Sayın
Milletvekili.
ADİL KURT (Hakkâri) - Burada muhalefet parti temsilcilerinin…
BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen oturur musunuz yerinize.
ADİL KURT (Hakkâri) - …yaptığı konuşmalara Hükûmet adına cevap
verilmesi gerekiyor.
BAŞKAN – Veriyor cevap, verdiler 2 Sayın Bakan.
ADİL KURT (Hakkâri) – Verilmedi.
Hükûmet temsilcisi kürsüden önceden hazırladığı metni bize
okumuştur.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın bakanlara ne konuşacağını, ne anlatacağını biz söyleyemeyiz.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen oturun.
ADİL KURT (Hakkâri) – Muhalefetin görüşlerine ön yargılı
yaklaşmıştır. Van depremiyle ilgili biz söyledik, sorular sorduk. O
sorularımızın hiçbirine cevap verilmemiştir. Bu sorulara cevap verilmesi
gerekir.
BAŞKAN – Şahsı adına ve bütçenin aleyhinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.
Buyurun.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, ama bakın bir dakika,
özür diliyorum.
BAŞKAN – Sayın Tanal, yok böyle bir usulümüz, lütfen. Lütfen
oturun.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın 12 sayfalık bir kitapçık bize
dağıtıldı, burada Sayın Bakanın 10 tane fotoğrafı var.
BAŞKAN - Sayın Işık, buyurun lütfen. Siz buyurun Sayın Işık.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Fotoğraf albümünü bize dağıttı.
BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen oturur musun?
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Olacak şey mi? 12 sayfada 10 tane
fotoğraf var.
BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.
Sayın Tanal, lütfen yol verin.
Buyurun Sayın Işık.
ALİM IŞIK (Kütahya) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Kanun
Tasarısı’nın aleyhine şahsım üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, genel olarak sosyal adaletten uzak,
hastanın, yoksulun, işsizin, fakir fukaranın, çiftçinin, emeklinin, çalışanın,
üretenin ve kısacası dürüst vatandaşın unutulduğu 2012 bütçesi, bir avuç mutlu
azınlığın… (AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar,
gürültüler)
(CHP’li bir grup milletvekili TİKA tanıtım broşürünü CHP sıraları
önüne bıraktı)
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ayıptır ya, her sayfada Bakanın resmi var.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ay yıldız var…
AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ay yıldız var onun üstünde.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geç… Geç…
AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ay yıldız var, yere attığınızın
üzerinde ay yıldız var.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bayrağı yere attınız.
OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Saygısızlık yaptınız arkadaşlar.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz Bayrak yaktırıyorsunuz Suriye’de. Geç
onları, geç…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, lütfen
sükûneti sağlayın.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gerçekten Meclisin mehabetine
yakışmıyor yani. Lütfen…
ALİM IŞIK (Devamla) - Sayın
Başkanım…
BAŞKAN – Sürenizi tekrarlarım. Bir saniye…
Lütfen sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, istirham
ediyorum, 75 milyonluk milletimiz seyrediyor, Türk cumhuriyetleri seyrediyor,
tüm dünyada yaşayan vatandaşlarımız seyrediyor ve dünya bizi seyrediyor. (CHP
sıralarından gürültüler)
Lütfen… Lütfen…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Dünyanın başka işi yok mu Sayın Başkan?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir de Bakanı seyrediyor, bir de Bakana
bakıyor Sayın Başkan, onu da söyle.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Alkışlıyor Bakanı.
BAŞKAN – Herkes seyrediyor, tüm Genel Kurulu seyrediyor.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Devletin vergileriyle yapılan, vatandaşımızın
vergileriyle yapılan bu kitapçığın her sayfasında resmi var. Ayıp ya!
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Alkışlıyor Bakanı.
BAŞKAN – Sayın Işık, sürenizi yeniden başlatıyorum.
Buyurun.
ALİM IŞIK (Devamla) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Genel olarak 2012 bütçesi sosyal adaletten uzak, hastanın,
yoksulun, işsizin, fakir fukaranın, çiftçinin, emeklinin, çalışanın, üretenin,
velhasıl, dürüst vatandaşın unutulduğu ancak buna karşın bir avuç mutlu
azınlığın daha da mutlu edileceği, iktidar yandaşlarının servetlerine servet
katacağı, ithalata dayalı bir büyümenin hedeflendiği ve her sayfasında âdeta
tüccar zihniyetinin koktuğu bir bütçedir.
Millet iradesi hiçe sayılarak son altı ayda tam otuz beş adet
kanun hükmünde kararnamenin çıkartılmasıyla devletin temelleri sarsılmış,
birçok kurum yok edilmiş, egemen güçlerin ve terör örgütünün taleplerinin tek
tek yerine getirilmiş olduğu bir dönemde hazırlanan bu bütçeyi, içinde
bulunduğumuz bu sürecin birlikte değerlendirilmesiyle anlayabiliriz.
Süremin kısıtlılığı nedeniyle sadece bir kurumun, kısa adı “AFAD”
olan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bütçesini örnek alarak
görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle, anılan kurum
çalışanlarına da başarılar diliyorum. Afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya
ilişkin hizmetleri yürütmek üzere 5902 sayılı Kanun’la Başbakanlığa bağlı
olarak kurulan bu kurumun görevleri ve teşkilat şeması kanunda açıklanmıştır.
Ayrıca ilgili mevzuat ve kurumun faaliyetleri de kurumun resmî web sitesinden
yayınlanmıştır. Ancak kurum sitesinin bir an önce güncellenerek Hükûmetin âdeta
bir reklam sitesi olmasından çıkartılması gerekiyor.
Peki, bu önemli kurumumuz kanunda belirtilen görevleri yerine
getirebilmiş midir? Bunu sadece son altı ayda yaşanan Simav depremi, Antalya ve
Muğla sel baskınları ve Van depremi gibi üç büyük felakette yaşananlarla
anlatmak mümkündür. Yaşanan bu afetlerde kurum, maalesef, kendi iradesiyle
çalıştırılmamış, kurumun iç işlerine siyaset karıştırılmış, insan olarak
hepimizi üzen ve utandıran görüntülerin yaşanmasına neden olunmuştur. Bunların
en son yaşananı, “Depremzede reklam için gönderilen AKP battaniyesini yırttı.”
başlığıyla on gün önce medyada çıkan bu görüntüdür. Bu görüntü, bir camiden
dağıtılan, Van’daki depremzedelerin açtığı paketten çıkan AKP yazılı AK PARTİ
reklamını veren battaniye görüntüsüdür. Bu utanç vericidir, bu çağda bu ülkede
böyle bir görüntü hiç kimseye yakışmıyor.
Bir bakanının maalesef “Van ve Erciş en güvenilir bölgedir, az hasarlı
binalara girilebilir.” diye ifade ettiği bir tavsiyenin ardından onlarca
vatandaşımız göçük altında canını kaybetmiştir. Mayıs ayında Simav’da meydana
gelen ve bölgedeki on dört bin dolayındaki konutun yüzde 55’inin hasar gördüğü
bir deprem sonucu feryatlar duyulmamış, her türlü girişim ve başvurular
sonuçsuz kalmış, vatandaşın mağduriyeti bugüne kadar çözülememiştir. Sayın Maliye Bakanının Van depreminden zarar gören depremzedelere
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici maddeyle
kurumca aylık bağlanacağı yönündeki bir kanun tasarısının hazırlandığı ve Van
merkez ve Erciş’te görev yapan kamu çalışanlarına altı ay süreyle 300 TL
tazminat ödeneceği yönündeki açıklamaları Van’daki depremzedeler için
sevindiricidir, daha fazlası yapılmalıdır. Ancak aynı konuda Kütahya
Valiliğinin 27/6/2011 tarih ve 521 sayılı resmî
müracaatına rağmen Simav depreminde çalışan devlet memurlarının yok sayılması,
bu açıklamalara dâhil edilmemesi zihniyetin ne olduğunu tüm milletimize açıkça
göstermektedir. Bu ayrımcı zihniyetin derhâl bitirilmesi lazımdır.
Sayın bakanlara buradan soruyorum: Sayın bakanlar, Van’da yaşanan
deprem de Simav da yaşanan deprem değil mi? Van’da çalışanlar devlet memuru da
Simav’da çalışanlar, Kütahya’nın diğer ilçelerinde çalışanlar devlet memuru
değil mi? Bu nasıl adalet? Bu nasıl kalkınma? Bu nasıl bir anlayış? Lütfen,
derhâl bu ayrımcılığa son veriniz. Kafanızda insanları bölmek isteyebilirsiniz
ama 75 milyon kardeştir, bunu bölemeyeceksiniz.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bir önceki yıla göre
yaklaşık yüzde 11 dolayında artırılarak 768 milyon TL’ye çıkarılan bütçesi,
maalesef bu kurum için son derece yetersizdir. Daha birçok acının ve kötü
görüntünün yaşanmasına neden olacaktır.
Bu vesileyle, tekrar, ülkemizde bir afet daha yaşanmamasını
diliyor, 2012 bütçesinin hayırlara vesile olması temennisiyle saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.14
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.28
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık
YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN
(Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
33’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı
Merkezî Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi, üçüncü turda, tur üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap
işlemi yapılacaktır. On dakika soru sorma süresi.
Sayın Işık, Sayın Varlı, Sayın Kuşoğlu, Sayın Yılmaz, Sayın
Eyidoğan, Sayın Işık, Sayın Özgündüz, Sayın Dinçer, Sayın Canalioğlu, Sayın
Çelebi, Sayın Özkes, Sayın Vural, Sayın Türkoğlu, Sayın Oğan, Sayın Gümüş,
Sayın Şandır, Sayın Ata, Sayın Demiröz, Sayın Eryılmaz, Sayın Erdem, Sayın
Çavuşoğlu sisteme girmişlerdir. On dakika içerisinde kaç sayın milletvekilimiz
soru sorabilirse…
Sayın Işık, buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, son dönemde çıkartılan bir kanun hükmünde
kararnameyle KPSS ve yeterlilik belgesi aranması şartı kaldırılarak sekiz aylık
çalışma esasına bağlanan imam-hatip ve din görevlilerinin ataması bu konuda
yıllarca hazırlık yapmış binlerce vatandaşı mağdur etmiştir. Bu son uygulamayla
ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? Bu mağdur olan vatandaşların mağduriyetini
nasıl gidereceksiniz?
İkincisi, hac ve umre kontenjanlarının dağıtılmasında ve
organizasyonunda yaşanan olumsuzlukların önlenmesi konusunda Bakanlığınızca
veya Hükûmetinizce ne tür tedbirler alınmış ya da alınmaktadır?
Ekonomiden sorumlu Sayın Başbakan Yardımcısına: Son dokuz yılda
ülkemizdeki milyarder sayısı kaç kişi olmuştur? Bu milyarderler hangi işleri
yapmaktadırlar?
Son olarak da 100 milyar dolarlık cari açığın milyonlarca işsize
ve vatandaşa yansıması…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Varlı, buyurun.
MUHARREM VARLI (Adana)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Van depreminden sonra hayatını yitiren vatandaşlarımızın emeklilik
şartlarını dolduramamış olanları için Sosyal Güvenlik Bakanının bir açıklaması
olmuştu. Bunların emekli edileceğini, bununla ilgili kanuni düzenleme
yapacaklarını söylemişti.
Birinci sorum: Bu kapsama kaç kişi girmektedir, bu mağduriyet
sayısı kaçtır, kaç kişi faydalanacaktır bundan?
İkinci sorum: Sadece Van depremi mağdurları mı bundan
faydalanacaktır, yoksa 17 Ağustos Marmara depremi ve 98 Adana-Ceyhan depreminde
bu tip mağduriyeti yaşayan vatandaşlarımız da bundan faydalandırılacak mıdır?
Diğer sorum: Adana-Ceyhan depreminden sonra orta hasarlı ve çok
hasarlı binalarda yapılan güçlendirmeden kaynaklı birçok insanımız hâlâ devlete
borçludur. Tapu işlemlerinde hacizle karşılaşmaktadırlar. Bu konuda…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Kuşoğlu…
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim.
Sayın Bozdağ, son iki Genel Kurul konuşmanızda “Türk milletinin
şeref ve haysiyetini yükseltiyoruz.” diye söylediniz özellikle. Çok yatırım
yapmakla, para harcamakla şeref ve haysiyet yükselmez. Özellikle bu cümleleri
lütfen kullanmayın. Görevlerinizi yapıyorsunuz. Şeref ve haysiyet farklı
konudur.
Sayın Babacan’a sormak istiyorum. IMF’den yapılan açıklamada 30
Kasımda 4’üncü madde gözden geçirmeleri tamamlandı. IMF gözden geçirmelerinin ne
anlama geldiğini kamuoyunun bilmesi açısından lütfen açıklayabilir misiniz?
Bir de afete maruz bölge ile tabii afete maruz yöre arasında ne
fark vardır? Bununla ilgili bir açıklama yapabilir misiniz?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Yılmaz…
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumumuzda her siyasi kesim
tarafından saygı duyulan bir makamdır. Yeni Diyanet İşleri Başkanının “Kürt
açılımı” denilen yıkım projesinde de siyasi bir ivme kazandırmaya yönelik çabaları
ve siyasi konular hakkında fikir beyan etmesini Diyanet İşleri Başkanlığı
makamının saygınlığına zarar verdiğini düşünüyor musunuz?
Trabzon Sümela Manastırı’nı ve Van Akdamar Kilisesi’ni açarken ve
ayin izni verirken acaba Yunanistan’da veya Ermenistan’da bir cami açılması
için girişimde bulunuyor musunuz?
Üçüncü sorum da: İktidarınız döneminde belediye İmar Kanunu’nda
yapılan değişiklikle “Gereken yerlere cami yapılır.” ibaresi kaldırılıp
“İbadethaneler yapılır.” cümlesi konmuştur. Bu değişiklik sonrasında ülkemizde
başta büyük şehirler olmak üzere yüzlerce ev kilisesi açılmıştır. Bu
misyonerlik faaliyetleriyle etkin bir mücadele yapmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Eyidoğan…
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Başkan.
Bugün Van depreminin ellinci günü. Bölgede ön ve kesin hasar tespiti yapılmış, yıkık, ağır, orta ve
hafif hasarlı bina sayısı nedir?
Bu yıl açılan beş yüz yataklı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde
uzmanlar hasarsız raporu vermesine rağmen halk hastaneye girmemektedir,
ameliyatlar yapılmamaktadır. Bu sorunu nasıl çözersiniz?
BAŞKAN – Sayın Işık…
MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
“Deprem” deyince aklımıza ilk gelen şehir Erzincan’da en son 22
Eylül 2011 yılında 5,6 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Köylerimizde orta
ve hafif hasarlılar var. Yalnız, buradaki binaların toprak olması ve taş olan
binaların da topraktan tutturulmasından dolayı yeni bir depremde tekrar yerle
bir olacağı kesindir. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Diğer köylerimiz ve 92
depreminde tadilat görmeyen binalarla ilgili bir çalışmanız var mı?
İkinci sorum: Yedi tane Alevi çalışması yaptığınızı söylüyorsunuz.
Bu çalışmalarda alınan sonuçlar kimseyi tatmin etmemiştir. Cemevlerinin
ibadethane yapılmasını düşünüyor musunuz?
Bir diğer sorum: Daha önceki TİKA Başkanıyla ilgili, bir gazetede
çıkan bir röportajda “Fethullah Gülen’in okulları, iş yerleri ve fabrikalarıyla
ilgili bir birliktelik, iş birliği var mı?” diye sorulduğunda “Evet.” cevabını
vermişti. Bu iş birliği nasıl bir safhada? Parasal bir yardımlaşma var mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Özgündüz…
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bozdağ, nüfusumuzun yaklaşık üçte 1’inin yüzyıllardır “Hak,
Muhammed, Ali” diyerek ibadetlerini yaptıkları ve bugün yaklaşık iki bin adedi
faaliyette olan cemevlerine yasal statü kazandırılması yolunda bir çalışmanız
var mı?
Bir başka nokta: Cemevlerine ödenek ayrılması konusunda ne
düşünüyorsunuz? Bu konuda bizim verdiğimiz bir yasa teklifi var, destek verecek
misiniz?
İkinci bir sorum: Suriye’den gelen göçmenler için eksi 20 dereceye
dayanıklı, altları halıfleks döşeli, katalitik sobalı çadırlar kurulduğu
söylendi. Van’daki evlerini kaybeden yurttaşlarımız için bu yönde bir çalışma
var mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Dinçer…
CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Benim iki sorum olacak Sayın Başbakan Yardımcısı ve Diyanetten
sorumlu Bakanımız Bekir Bozdağ’a.
Soracağım birinci soruyu yazılı olarak da sormuştum ama cevabımı
alamadım.
Sayın Bakanımız basına yansıyan bir konuşmasında, ilköğretimi
bitirmeyen çocukların Kur'an kurslarına gidebilmesi için mevcut yasanın
değiştirileceğini beyan etmiş ve “Bir baba, bir anne çocuğunu yazın her türlü
kursa, etkinliğe rahatlıkla gönderirken kendi dininin kitabını öğretmek
istediğinde engelle karşılaşıyor. Bu, demokrasi ayıbıdır, hukuk ayıbıdır, insan
hakları ihlalidir. Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmak için gerekeni yapacağız, bu
uyduruk yasaları değiştireceğiz, bu sorunu çözeceğiz.” demiştir. Geçmişte Sayın
Başbakan ve Sayın Faruk Çelik de buna benzer yorumlar yapmıştı.
Şimdi soruyorum: Bir Alevi babanın kendi çocuğuna, kendi inancını
öğretmek istediğinde, kendi inancını yaşatmak istediğinde cemevi engeliyle
karşılaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumu da demokrasi ayıbı, hukuk
ayıbı olarak görüyor musunuz, insan hakkı ihlali olarak görüyor musunuz?
Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmak için gerekeni yapacak mısınız?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Çelebi…
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekili heyeti olarak Van’dan geliyoruz. Halk donuyor, çocuklar zatürre
oluyor. İktidarın adil davranmadığı, yandaşlara her türlü imkânın sağlandığı
konusunda şikâyeti iletmemi istediler. Biraz önce burada TİKA’nın birçok
faaliyeti sunulmaya çalışıldı. Esas sunulması gereken faaliyet sanıyorum
Van’daki yurttaşlarımızadır. Orada yerel yönetimler baypas edilmiş durumda. Van
halkı SOS veriyor, esnaf, çiftçi orada şikâyetlerini dile getiriyor. Halk
barınma sorunu yaşıyor, beslenme sorunu yaşıyor, ısınma sorunu yaşıyor, eğitim
sorunu yaşıyor. Laf değil, icraat istiyorlar. Bu nedenle bu konuda acil önlem
alınması talebi konusunda ne düşünüyorsunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Canalioğlu…
MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Benim sorum Sayın Bozdağ’a.
Sayın Bakanım, bilindiği gibi camilerimizde iki türlü uygulama
yapılıyor. Birincisi ısıtıcılar için para alınıyor, aydınlatma için para
alınmıyor ve çifte saat uygulaması yapılıyor. Bu durumdan imam-hatiplerimiz çok
mutsuz çünkü her cuma günü para toplamak durumunda kalıyorlar. Bunun çözümü
için bir öneriniz olacak mı? Tek saat uygulamasına geçip bütün bu ısıtma,
elektrik giderlerini tek elden devletçe karşılamayı düşünüyor musunuz?
Teşekkürler.
BAŞKAN – Sayın Aygün… Yok.
Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.
Sorum şu: Bu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bünyesinde
terörle ilgili bir kurul var. Kurulun içerisinde Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı
var. Bu, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı değil mi?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Özkes…
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
“Allah katında yegâne din İslam’dır.” anlamındaki ayetin
hutbelerde okunması geleneği vardı. AKP döneminde bu ayetin okunması
uygulamasına son verildi. Bu ayetin kaldırılmasını Avrupa Birliği istedi, AKP
de kaldırdı, tıpkı zinanın suç olmaktan çıkarılması gibi. İslami hükümlerden ve
ayetlerden duyulan rahatsızlık nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.
Sayın Bakan, buyurun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın
Işık’ın sorduğu iki soru vardı. Birincisi, “Türkiye’de kaç tane milyarder var?”
diye sordu.
Bunlar, ara ara, biliyorsunuz, bazı dergiler, basın kuruluşları
tarafından yayınlanıyor ama bizim yaptığımız bir çalışma yok. Yani devlet
olarak bu konuda bir servet araştırması, servet çalışması yapmıyoruz ama şunu
rahatlıkla söyleyebiliriz ki bir Latin Amerika’yla mukayese ettiğinizde, bir
Asya’yla mukayese ettiğinizde, gelişmekte olan ülkelere şöyle bir baktığınızda
milyar doların üzerinde serveti olan iş adamının sayısı Türkiye’den çok daha
fazladır. Türkiye’de bir rekabet ortamı vardır, Türkiye’de kıyasıya bir
mücadeleyle iş hayatı yürümektedir dolayısıyla böyle bir ortamda aşırı
zenginlerin sayısı da ancak sınırlı kalabilmektedir.
Dün ben konuşmamda da söylediğim gibi, OECD verilerine göre gelir
dağılımı geçtiğimiz yıllarda düzelen iki ülkeden biridir Türkiye ve Gini
katsayısına baktığımızda da benzer ülkelere göre en düzgün gelir dağılımına
sahip ülke Türkiye’dir.
Sayın Işık cari açığın 100 milyar dolar olduğundan bahsetti. Yani
rakam şu anda yaklaşık 75 milyar dolar civarında, biz bu senenin toplam olarak
bunu bekliyoruz ama gelecek sene ve daha sonraki senelerde bunun tedricî olarak
düşeceğini bekliyoruz.
Sayın Kuşoğlu’nun “4’üncü madde göz geçirmesi ne demek?” diye bir
sorusu vardı.
O şu demek: Uluslararası Para Fonunun kuruluş anlaşmasının bir
4’üncü maddesi vardır ve kuruluşa üye 187 ülkenin tümü yılda bir defa olmak
üzere bir gözden geçirme çalışması yapar. Bu çalışmada o ülkenin ekonomisiyle
ilgili bir değerlendirme yapılır ve Uluslararası Para Fonunun teknik heyetinin
yine bazı önerileri o raporda yer alır. 187 üyenin tümü bu çalışmayı yılda bir
defa yapar. Türkiye de bu çalışma çerçevesinde Uluslararası Para Fonu heyetiyle
bunu yapmıştır ve bununla ilgili raporun özeti de geçtiğimiz günlerde
yayınlanmıştır.
“Yeni kurulan Müsteşarlıkta Adalet Bakanlığı Müsteşarı niye var?
Bu güçler ayrılığı ilkesine ters değil mi?” gibi bir soru vardı.
Biliyorsunuz, Adalet Bakanlığımız bir yürütme birimidir. Adalet
Bakanlığı Müsteşarı da bu yürütme biriminin bir görevlisidir. Dolayısıyla, bu
Müsteşarlık bünyesinde yapılacak koordinasyon çalışmalarında yasal düzenlemeler
gerektiğinde ya da hukukla ilgili bir konu gerektiğinde kuşkusuz Adalet
Bakanlığının da mutlaka resmin içerisinde, çalışmaların içerisinde olması
lazımdır ve burada olma sebebi de budur.
Teşekkür ediyorum.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bana sorulan sorular oldukça fazla, süre yetmezse kalanlarına
yazılı cevap vereceğim, onu öncelikle ifade etmek istiyorum.
Tabii, Süleymaniye Camii’nin restorasyonu
sonrası açılışı yapılmamıştır. Sadece restorasyon
sonrası ibadete açıldığında Sayın Başbakanımız, Süleymaniye Camii’nde bayram
namazı kılmıştır. Namazdan sonra da halkla bayramlaşmıştır. Herhangi bir açılış
merasimi kesinlikle yapılmamıştır. Bunu öncelikle ifade etmek isterim.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Yapmayın ya, ilanlar verildi Sayın Bakan!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Işık’ın
söylediği KPSS ve yeterlik sınavı şartı aranmaksızın Kur’an kursu öğreticilerinin
kadroya geçirilmesiyle ilgili konu, doğrudur, kanun hükmünde kararnameyle bu
yönde bir düzenleme yapıldı. Hatırlarsanız Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanun Parlamentoda görüşülürken de bu yönde MHP Grubunun
bir önergesi vardı ama o dönemde bu önerge kabul görmedi, sadece imam-hatip ve
müezzin kayyımlarla ilgili bir kabul oldu Parlamentomuz tarafından, orada bir
eksiklik olmuştu. Biz bu eksikliği gidermiş olduk, eşitliği sağlamış olduk.
OKTAY VURAL (İzmir) – Vekil imamların hepsini atamadınız.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tabii, diğerleriyle
alakalı da sözleşmeli pek çok personele kadro verildiğini siz biliyorsunuz,
diğer konularla ilgili elbette gönül arzu ediyor ki, imkânlar olsa, herkesle
ilgili sorunları çözsek, bizim de arzumuz o, ancak tabii bu biraz da imkân
meselesi.
Hac ve umreyle ilgili konu: Tabii, bu, milletimizin de büyük
talebi, bizim de gerçekten büyük sıkıntımız, çok büyük bir organizasyon ama
bütün problemleri çözdük dersek yanlış olur. Pek çok problem var, pek çok
aksama var ama her geçen gün daha iyiye gidiyor. Umre konusunda kota
sınırlaması yok. İsteyen vatandaşlarımız umreye gidebiliyorlar. Organizasyonda
da bir sıkıntıya şu ana kadar rastlamadık ama hacla ilgili bir kota meselesi
var. Türkiye’ye uygulanan kota 74 bin vatandaşımıza tekabül ediyor. Tabii,
zaman zaman değişik görüşmelerle buna birtakım ilaveler yapılabiliyor ama bizim
ana kotamıza baktığınız zaman 74 bin olduğunu görüyoruz.
Tabii, depremle alakalı, Van’la ilgili de, arkadaşlarımız, değişik
arkadaşlarımız birtakım şeyler ifade ettiler. Benim elimdeki rakamlara göre,
Van merkez ve Erciş ilçesinde 14 çadır kentte yaklaşık 17 bin vatandaşımız
yaşamaktadır. 22 bin konteyner siparişi verildi, bunun 8 bini şu anda teslim edildi.
Aralık sonuna kadar çadırda herhangi bir vatandaşımız kalmayacaktır.
Vatandaşlarımızın 20 binden fazlası şu anda kamu kuruluşlarına nakledilmiş
durumda. Bununla beraber, bakiyesinin 30 bini -nakil bekleyenler de var-
geçeceğini tahmin ediyoruz.
Şu anda orada konut yapımıyla ilgili de önemli adımlar atılıyor. 3
bin konutun temeli atıldı, 12 bin konutun temel atılma çalışmaları sürüyor.
Örnek köyler yapılacak orada. Ağustos ayı sonuna kadar da konutların yetişmesi
planlanıyor.
Diğer çalışmaların hepsi de orada devam ediyor. Bizim
vatandaşımıza şu ana kadar 73.679 tane çadırın dağıtıldığını görüyoruz.
Hasar tespitleriyle ilgili soru soruldu. Tabii, çok uzun rakamlar
ama hasar tespitleri, kesin hasar tespitleri Van merkezin dışındaki bütün
yerlerde yapılmış durumda. Yapılan tespitlere baktığımızda, Van ili merkez
köylerinde toplam 10.890 konut incelenmiş; bunlardan 6.090’ı yıkık, ağır
hasarlı, 294’ü orta hasarlı, 3.210’u az hasarlı, 1.296’sı ise hasarsız olarak
tespit edilmiştir.
Van ili merkez ilçesinde toplam 1.250 iş yeri incelenmiş;
bunlardan 295’i yıkık, ağır hasarlı, 480’i orta hasarlı, 352’si az hasarlı,
123’ü hasarsız olarak tespit edilmiş, ayrıca toplam 5.528 bina incelenmiş,
bunlardan 979’u yıkık, ağır hasarlı, 996’sı orta hasarlı, 2.420’si az hasarlı,
1.333’ü ise hasarsız olarak tespit edilmiştir.
Yine, Erciş ilçesinde 13 mahalle ve 2 beldede kesin hasar tespit
çalışmaları tamamlanmıştır. Yapılan kesin hasar tespit çalışmasında, Erciş
ilçesinde toplam 3.110 iş yeri incelenmiş, bunlardan 1.080’i yıkık, ağır
hasarlı, 443’ü orta hasarlı, 1.167’si az hasarlı, 420’si hasarsız olarak tespit
edilmiştir. Ayrıca, toplam 16.614 konut incelenmiş, bunlardan 4.413’ü yıkık,
ağır hasarlı, 1.326’sı orta hasarlı, 6.723’ü az hasarlı, 4.152’si hasarsız
olarak tespit edilmiştir.
Erciş’e bağlı köylerde, 84 köyün tamamında hasar tespit
çalışmaları tamamlanmıştır. Yapılan kesin hasar tespit çalışmalarında toplam
9.883 konut incelenmiş, bunlardan 3.287’si yıkık, ağır hasarlı, 299’u orta
hasarlı, 4.750’si az hasarlı ve 1.617’si ise hasarsız olarak tespit edilmiştir.
Tabii emeklilikle ilgili bir soru sordu Değerli Milletvekilimiz.
Bununla ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız bir çalışma yapıyor. İşin doğrusu, açıklamaya baktığımızda, benim aldığım bilgide, Van
depremiyle ilgili ve sınırlı olmak üzere, otuz gün SGK’ya prim ödemiş veya
oraya kaydı olan bütün vatandaşlarımızın bundan istifade etmesi öngörülüyor ama
sizin sorunuz çevresinde, başka yerlerde olanlara teşmil edilebilir mi, şu anda
bir bilgim yok ama ben Sayın Bakana, bu çalışmayı yapan Bakanımıza da bu konuyu
hassaten iletmek istiyorum ve kendisine de ileteceğim, onlarla ilgili ne
yapılabilir.
Cemevlerinin statüsüyle ilgili önemli bir soru. Tabii, her zaman
burada da konuşuldu, dışarıda da konuşuldu. Biz, cemevlerimizin elbette belli
bir statüye kavuşturulması taraftarıyız ve bu noktada da önemli çalışmaları,
önemli adımları attık atmaya da özen gösterdik, sorunu konuştuk ama
cemevlerinin ibadethane olarak tanınması konusunu siyasetin bir konusu olarak
görmüyoruz. Bu, teolojik bir tartışmadır.
BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz tamamlandı, lütfen…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bitiriyorum.
Bir dinin ibadethanesiyle ilgili veya o dinin içerisindeki
inanışlarla alakalı yerlerle, kutsal olan yerlerle ilgili, parlamentoların veya
kanunların karar vermesinin doğru olmadığı kanaatindeyiz ama bu konuda karar
verecek olan tabii, teolojik tartışmaları yapanlardır, onlar o noktada karar
vereceklerdir ama biz, İslam dininin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Bakan, hiçbir mahzur yoktur, ibadet
yeri olmasında hiçbir mahzur yoktur.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …tartışmalarını biz
siyasetçiler yapamayız, kanunla çözülemez.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bir Budist eğer Budist tapınağına
“ibadethane” diyorsa orası onun ibadethanesidir.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İbadethanelere halk
karar vermez.
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Cemevlerinin ibadethane, ibadet yeri
olmasında hiçbir mahzur yoktur.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bu tamamen yanlış Sayın Bakan, buna halk
karar vermeli, tamamen yanlış.
BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla üçüncü turda yer alan bütçelerin
bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza
sunacağım.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bu sizin zihniyetiniz, devletçi bir
zihniyet. Devlet nasıl kabul ediyorsa öyle…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Her dinin kutsal kitabında
vardır, peygamberinin öğretisinde vardır.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Nasıl inanıyorsa öyle olur, tamamen
yanlış bir bilgi. İlahiyat fakültesi mezunusun, tamamen yanlış.
BAŞKAN - Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
10-84 KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI
1.– Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu
Açıklama
(TL)
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 19.123.000
BAŞKAN– Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 19.123.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Kamu Düzeni ve
Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek
: 6.671.000.00
- Bütçe Gideri
: 4.304.367.69
- İptal Edilen Ödenek
: 2.366.632.31
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.96 - AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI
1.– Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 12.755.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 176.516.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 1.150.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 Sosyal
Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri 577.440.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 767.861.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümleri
kabul edilmiştir.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 797.152.847.00
- Bütçe Gideri
: 751.862.330.57
- İptal Edilen Ödenek : 45.290.516.43
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim
kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.86 - DİYANET İŞLERİ
BAŞKANLIĞI
1.– Diyanet İşleri
Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu
Açıklama
(TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 29.713.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 170.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 6.150.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 297.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
08 Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri 3.854.255.500
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 580.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 3.891.166.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Diyanet İşleri
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek
: 2.287.177.581.00
- Bütçe Gideri : 2.733.107.932.55
- Ödenek Üstü Gider : 464.571.483.42
- İptal Edilen Ödenek : 18.641.131.87
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
42.32–TÜRK İŞBİRLİĞİ VE
KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI
1.– Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 85.902.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 341.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir
TOPLAM 86.243.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gelir cetvelini okutuyorum:
GELİR CETVELİ
KOD Açıklama (TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 100.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 86.143.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 86.243.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2010 yılı merkezî
yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA
İDARESİ BAŞKANLIĞI
1.– Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 69.180.734.76
- Bütçe Gideri : 47.361.928.12
- İptal Edilen Ödenek : 17.870.986.73
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 3.947.819.91
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(TL)
- Bütçe Tahmini : 64.351.000.00
- Yılı Net Tahsilatı : 65.238.319.86
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
40.51 - YURTDIŞI TÜRKLER VE
AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI
1.– Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 32.833.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 250.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 200.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 33.283.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gelir cetvelini okutuyorum:
GELİR CETVELİ
KOD Açıklama (TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 25.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Alınan
Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 33.208.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer Gelirler 50.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 33.283.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 yılı
merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 10.419.455.56
- Bütçe Gideri : 3.943.832.34
- İptal Edilen Ödenek : 6.475.623.22
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek
:
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, kabul etmemek de bir haktır,
bizim hakkımızı kullanmamıza saygı gösterin!
BAŞKAN – (B) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(TL)
- Bütçe Tahmini :
- Yılı Net Tahsilatı
: 10.419.455.56
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, kabul etmemek de bir haktır.
Bize bakmıyorsunuz, kimler kabul etmedi, görmüyorsunuz. Bu kadar ucuz değil bu
iş! Lütfen, bizim hakkımızı kullanmamıza saygı gösterin.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Milletvekilim. Lütfen Sayın
Milletvekili…
Sayın Milletvekilim, sizin bizi görüp görmediğinizi bilmiyorum ama
biz sizi görüyoruz buradan, bakıyoruz size, merak etmeyin. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bakmıyorsunuz Sayın Başkan. Bu
saygısızlıktır! Bize de bakın.
BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekilim… Benim bakıp bakmadığıma siz
değil, herhâlde…
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Biz de saygıdeğer bir iş yapıyoruz, muhalefet
etmek de bir görevdir ve bir haktır. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Hakkınıza riayet ediyorum, saygı duyuyorum, tabii ki
hakkınız.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 yılı
merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Hazine Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
07.82 - HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI
1.– Hazine Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 51.838.133.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 907.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler
9.872.223.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir
06 İskân
ve Toplum Refahı Hizmetleri 1.165.938.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir
10 Sosyal
Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri 1.828.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 64.705.201.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Hazine Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri
kabul edilmiştir.
Hazine Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Hazine Müsteşarlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 69.974.552.293.00
- Bütçe Gideri : 60.746.551.638.64
- İptal Edilen Ödenek : 9.228.000.654.36
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek
: 18.201.220.00
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Hazine Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
42.04–BANKACILIK DÜZENLEME
VE DENETLEME KURUMU
1.– Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 9.835.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 155.165.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir
TOPLAM 165.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gelir cetvelini okutuyorum:
GELİR CETVELİ
KOD Açıklama (TL)
05 Diğer Gelirler 165.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 165.000.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 165.000.000.00
- Bütçe Gideri
: 141.759.273.35
- İptal Edilen Ödenek : 23.240.726.65
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(TL)
- Bütçe Tahmini : 90.000.000.00
- Yılı Net Tahsilatı : 155.824.120.79
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Sermaye Piyasası Kurulu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
42.03–SERMAYE PİYASASI
KURULU
1.– Sermaye Piyasası Kurulu
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
Kodu Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 30.483.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 7.042.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir
04 Ekonomik
İşler ve Hizmetler 45.257.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir
TOPLAM 82.782.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gelir cetvelini okutuyorum:
GELİR CETVELİ
KOD Açıklama (TL)
03 Teşebbüs
ve Mülkiyet Gelirleri 63.079.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
05 Diğer
Gelirler 19.703.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 82.782.000
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sermaye Piyasası Kurulu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Sermaye Piyasası Kurulu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Sermaye Piyasası Kurulu
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek
: 69.426.000.00
- Bütçe Gideri : 58.288.483.42
- İptal Edilen Ödenek : 11.137.516.58
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek
:
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
B – C E T V E L İ
(TL)
- Bütçe Tahmini : 69.426.000.00
- Yılı Net Tahsilatı : 69.381.081.23
BAŞKAN– (B) cetvelini kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Böylece Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Afet ve Acil Durum
Yönetimi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon
Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine
Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Sermaye Piyasası
Kurulunun 2012 yılı Merkezî Yönetim bütçeleri ile 2010 yılı Merkezî Yönetim
kesin hesapları ve Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2010 yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı kabul edilmiştir, hayırlı olmasını temenni
ediyorum.
Sayın Metiner, bir söz talebiniz vardı İç Tüzük’ün 60’ıncı
maddesine göre, yerinizden… Yerinizden lütfen…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Metiner, itiraz etmeyin, buyurun, yerinizden söz
veriyorum İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince. Niye itiraz ediyorsunuz her şeye?
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Neye her şeye itiraz ediyoruz Sayın
Başkan?
BAŞKAN – Şimdi, Sayın Metiner, grupların anlaşması üzerine dünkü
yapılan bir, aranızdaki, konuşmayı düzeltmek için söz verdim ve yerinizden
vermem gerekiyor.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- Adıyaman Milletvekili
Mehmet Metiner’in, şahsına yönelik olarak “Mahalle karısı gibi car car
konuşuyor.” şeklinde günlük bir gazetede çıkan haber üzerine, Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin böyle bir söz söyleyip söylemediği konusunda
açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Evet.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün günlük bir gazetede
çıkan bir haber var. Bu haberin mahreci Anadolu Ajansı. Anadolu
Ajansı biliyorsunuz bir devlet ajansı, saygınlığından hiçbirimizin kuşku
duymayacağı bir haber ajansı. Burada CHP Grup Başkan Vekilinin şahsıma yönelik
olarak “Mahalle karısı gibi car car konuşuyor.” dediği söyleniyor. Bu haberin
doğru olup olmadığını, böyle bir ifadenin doğru olup olmadığını bilmiyorum ama
bu son derece kaba, yaralayıcı, yakışıksız, ancak bir sokak çocuğunun
söyleyebileceği tarzda terbiyesizce bir sözün bir grup başkan vekili tarafından
söylenmiş olabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu yüzden, Sayın İnce’yi…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İhtimal vermiyorsan niye “Sokak çocuğu”
diyorsun? Madem ihtimal vermiyorsun, niye diyorsun?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Bir saniye… Sayın İnce
cevap verirler, lütfen…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hem “İhtimal vermedim.” diyor hem
“sokak çocuğu” diyor!
MEHMET METİNER (Adıyaman) – …böyle bir söz söyleyip söylemediği
konusunda açıklamaya çağırıyorum.
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu Mecliste senin yaptığın ıstırap
nedir ya?
BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen yerinizden cevap vereceksiniz.
Buyurun.
3.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in konuşmasına
istinaden Meclis tutanaklarında söz konusu ifadenin olmadığına ilişkin açıklaması
MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.
Meclisin gelmiş geçmiş en büyük laf atıcısıyla, insanları sürekli
rahatsız eden, ön sıraya kombine bilet almış, yerine oturup sürekli insanları
rahatsız eden birisiyle değerli milletvekillerini meşgul ettiğim için, rahatsız
ettiğim için gerçekten onlardan özür dilerim. Az önce de konuşması “Sokak
çocuğu” falan... Kötü söz sahibine aittir. Şunu söyleyeyim: Bizim için esas
olan…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Söylemişsen söylediğini söyleyeceksin.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
MUHARREM İNCE (Yalova) - …milletvekilleri için esas olan gazete kupürü değil Meclis tutanaklarıdır. Meclis tutanaklarında
böyle bir şey yok, dolayısıyla ben böyle bir şey demedim. Uzatacak bir şey yok.
Mehmet Metiner’le de muhatap olduğum için üzgünüm, keşke başka bir
arkadaşımla söz dalaşına girişseydim. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısızlık yapma! Saygısızlık yapma!
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.
Gündemimize göre, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı
ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki
görüşmelere devam edeceğiz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yüreğini varsa söylediğinin arkasında
dur!
BAŞKAN – Lütfen…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Senin yüzünden Meclise gelmek
istemiyorum.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ses kayıtları var, ses kayıtları…
Bunun hesabını soracağım senden!
MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoğurt kesesi ağzından eskir!
BAŞKAN - Sayın İnce, lütfen… Sayın Metiner… (AK PARTİ ve CHP
sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Salim Uslu’yu göreve çağırın.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben adamım.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ses kayıtları var, ses kayıtları!
BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen tutanaklara bak… Sen tutanaklara bak…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin yüreğin varsa söylersin. Sende o
yürek yok.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Benim yüreğimin zekâtını sana versem
cesur olursun.
BAŞKAN – Görüşmelere devam edeceğiz, lütfen…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen kimsin? Otur yerine!
BAŞKAN – Sayın İnce…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Açıklıyorum bu ses kayıtlarını.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Beni niye bununla muhatap ediyorsunuz?
Bak, kabahat grup başkan vekillerinin, bana “Şunu yumuşatalım.” dediniz. Yaptım,
adamınızı gördünüz mü?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 18.11
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.15
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık
YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK
BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
33’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Gündemimize göre, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı
ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki
görüşmelere devam edeceğiz.
Dördüncü turda Adalet Bakanlığı, Ceza ve İnfaz Kurumları ile
Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı, Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü,
Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleri yer
almaktadır.
II.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A)
Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.
Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki
İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk
Bildi-rimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
İ) ADALET BAKANLIĞI
1.- Adalet Bakanlığı 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Adalet Bakanlığı 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI
İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU
1.- Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş
Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Ceza ve İnfaz Kurumları
ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ
BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye Adalet
Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Adalet
Akademisi Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
L) HÂKİMLER VE SAVCILAR
YÜKSEK KURULU
1.- Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
M) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
1.- İçişleri Bakanlığı 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- İçişleri Bakanlığı 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
N) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Emniyet Genel Müdürlüğü
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Emniyet Genel Müdürlüğü
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
O) JANDARMA GENEL
KOMUTANLIĞI
1.- Jandarma Genel
Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Jandarma Genel
Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ö) SAHİL GÜVENLİK
KOMUTANLIĞI
1.- Sahil Güvenlik
Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sahil Güvenlik
Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince tur üzerindeki
görüşmeler bittikten sonra yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.
Soru sorma işlemiyle ilgili açıklamalar daha öncelerde yapıldığı için
tekrarlamıyorum. Soru sormak isteyen milletvekilleri görüşmelerin bitimine
kadar yerlerinden soru için giriş yapabilirler.
Soru sorma işlemini başlatıyorum.
Bilgilerinize sunulur.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi
Hareket Partisi gruplarının ortak talepleri üzerine iki grubun konuşma sırası,
bu tura münhasır olmak üzere yer değiştirilmiştir.
Dördüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin
söz taleplerini bu sıraya göre okuyorum:
Milliyetçi Hareket Partisi adına Faruk Bal, Konya Milletvekili;
Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili; Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili;
Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Murat Bozlak, Adana
Milletvekili, süresi on beş dakika; Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili, on
beş dakika; Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili, yirmi dakika.
AK PARTİ Grubu adına Mehmet Doğan Kubat, beş dakika -AK PARTİ
konuşmacılarının tümü beş dakika- Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili; Fehmi
Küpçü, Bolu Milletvekili; Ali Aşlık, İzmir Milletvekili; Yusuf Başer, Yozgat
Milletvekili; Feyzullah Kıyıklık, İstanbul Milletvekili; Hüseyin Bürge,
İstanbul Milletvekili; Mehmet Ersoy, Sinop Milletvekili; Şirin Ünal, İstanbul
Milletvekili ve İhsan Şener, Ordu Milletvekili.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ali Özgündüz, İstanbul
Milletvekili, dokuz dakika; Malik Ecder Özdemir, Sivas Milletvekili, sekiz
dakika; Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili, sekiz dakika; Ali Serindağ,
Gaziantep Milletvekili, dokuz dakika; Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli
Milletvekili, sekiz dakika; Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili.
Şahıslar adına lehinde söz isteyen Hüseyin Cemal Akın, beş dakika;
aleyhinde Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili, beş dakika.
Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.
Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakikadır.
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adalet Bakanlığı, ceza
infaz kurumları, Türkiye Adalet Akademisi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
bütçeleri hakkında görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle, adalete hizmeti şerefli bir hayat tarzı olarak
benimsemiş olan…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, salonda uğultu var, lütfen…
FARUK BAL (Devamla) - …yüksek mahkemelerimizin değerli
başkanlarını, üyelerini, hâkimlerimizi, savcılarımızı, yazı işleri
müdürlerimizi, kâtiplerimizi, infaz koruma memurlarımızı, mübaşirlerimizi
saygıyla selamlıyorum. Zor şartlar altında görev yapan yargı çalışanlarına
sağlık ve mutluluk diliyorum.
Değerli milletvekilleri, yargının sorunları madalyon gibidir ve iki yüzlüdür, bir yüzüne baktığımızda yargının ve yargı
mensuplarının sorunu, diğer yüzüne baktığımızda ise adalet hizmeti bekleyen,
adaletle yüzleşmek isteyen ve adalet arayan insanların sorunları olarak
karşımıza çıkmaktadır. Meselenin cesametini ve vahametini sizlerle
paylaşabilmem için bir kısım rakamları takdirlerinize sunmak istiyorum.
2009 yılı rakamlarına göre, tabii 2010 ve 2011 rakamlarına
ulaşmamız mümkün değil çünkü Adalet Bakanlığının verileri ancak iki yıllık bir
gecikmeyle yansıyabilmekte ve bundan dolayı da iki yıl geriden başlamak zorundayız. İşte, bu 2009
yılının rakamlarını 2011 yılına yüzdelik artış oranları itibarıyla taşıyarak
ifade ettiğimizde ceza mahkemelerine, hukuk mahkemelerine, Yargıtaya, Yargıtay
Başsavcılığına, Yargıtay hukuk ve ceza genel kurullarına, idare mahkemelerine,
bölge idare mahkemelerine, Danıştaya ve icra dairelerine gelen iş sayısı
yaklaşık olarak 10 milyona yaklaşmıştır.
Değerli arkadaşlarım, bu 10 milyonun -yargıya, mahkemelere, icra
dairelerine, savcılıklara intikal eden, 2011 rakamlarına taşınarak
ölçüldüğünde, 10 milyona yakın iş bulunmaktadır- alacaklısı vardır, borçlusu
vardır, davalısı vardır, davacısı vardır, müştekisi vardır, şüphelisi vardır,
mağduru vardır, müdahili vardır, şahidi vardır, avukatı vardır ve bunlardan
alacaklı olanlar ya da borçlu olanlar vardır. Bunları değerlendirdiğimiz zaman ve ortalama en asgari rakam olan
3’le çarptığımız zaman, 30 milyon insan yargıdan iyi hizmet, yargıdan iyi
adalet ve yargıyla ilgili işlerinde verimli ve kaliteli hizmet beklemektedir.
30 milyon nüfusumuzun yarısıdır ve yargıyla ilgili görüştüğümüz bugünkü bütçe,
demek ki nüfusumuzun yarısından fazlasını ilgilendiren bir cesamete ve yargı
hizmetlerindeki zafiyet itibarıyla da o nispette bir vahamete sahiptir.
Değerli arkadaşlarım, yargıdan hizmet bekleyenlerin boyutunu bu
şekilde izah ettikten sonra, madalyonun ikinci yüzünde bulunan yargının ve
yargı mensuplarının sorunlarına değinmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, 10 milyona yakın dosya ya da adli işin büyük
bir fedakârlıkla altından kalkmaya çalışan Yargıtay üyesinden Danıştay üyesine,
hâkiminden savcısına, yazı işleri müdüründen, icra müdüründen, cezaevi
müdüründen, seçim müdüründen, kâtibinden mübaşirine, infaz memuruna kadar
herkes ama herkes hayat standardından şikâyetçidir.
Yargı mensupları yapmış oldukları işin mehabetiyle bulundukları
hayat standardının birbirleriyle örtüşmediğinden şikâyet etmektedirler, açıkça
maaşlarından şikâyet etmektedirler, bunların emeklileri emekli maaşlarının
yetersizliğinden şikâyet etmektedirler. Yargı mensupları, pek
çok diğer benzer kamu görevlilerinin almış olduğu, kendilerinin henüz
ulaşamadığı nöbet ücretinden, fazla mesai ücretinden, yargı ödeneğinden, iş
riski tazminatından, adalet hizmeti tazminatından, ek göstergeden, teknik
destek hizmetinden, kreşten, servisten, yiyecek ve giyecek yardımından talepte
bulunmaktadırlar, bunların kendilerine bir hizmet olarak sunulması gerektiğini
ifade etmekte ve sunulamamasından dolayı da şikâyet etmektedirler.
Yargının ayrı bir sorunu, yargıda 4/B ve 4/C kapsamında çalışan
personelin sorunları çözüm beklemektedir.
Yargının personel olarak yaşadığı bu sorunların yanı sıra, bir
kısım iyileştirmeler yapılmasına rağmen -sadece bina açısından- araç gereç ve
altyapı ve teknoloji hizmetlerinde çok büyük zafiyet bulunmaktadır. Övünülen
UYAP yetersizdir, teknolojisi kifayetsizdir, yargıya teknolojik yardım yerine
çoğu yerde yargının önünde ciddi bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bilirkişilik müessesesi tefessüh etmiştir. Bilirkişilik müessesesi
yargının önüne geçmiştir. Bilirkişilik müessesesi artık kendi hakkını kendi
alma gayreti içerisinde bulunan insanların yargı dışında sorunlarını çözüm
aracı hâline getirilmiştir.
Hazine avukatlığı, hukuk müşavirliği, sorunlarının çözümünü
beklemektedir.
Avukatlar, delil toplama yetkisini beklemekte ve yargının üç
unsurunu teşkil eden iddia, karar ve savunma üçgeninde delil toplama yetkisinin
kendisine verilmesini beklemektedir.
Adli hizmetler içerisinde tutukluluk süresi artık mahkûmiyete
dönüşmüş bulunmaktadır. Çok uzun olan tutukluluk süresi aynı zamanda ceza ve
infaz kurumlarında da ayrı bir sorunun temelini teşkil etmektedir.
Cezaevi kapasitelerinin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunmakta
ve bunların hayat standardı cezaevinde bulunmalarını gerektiren suçlardan daha
büyük cezaya çarptırılması gibi bir sonucu doğurmaktadır.
İcra ve iflas dairelerinde takip sayısı patlamıştır. Vatandaşın
adalete ulaşımı engellenmiştir.
136 ilçede adalet binaları kapatılmış, pek çok ilçede ceza ve
infaz kurumları kapatılmıştır. Bu kapsam içerisinde Konya’nın Çeltik, Tuzlukçu,
Emirgazi, Akören, Güneysınır, Taşkent, Ahırlı, Derebucak ve Yalıhüyük
ilçelerinde artık adliye binası bulunmamaktadır. Vatandaşlar adaleti başka
ilçelere giderek aramak durumunda ve dolayısıyla zulüm ile ifade edilebilecek
bir sorunla karşı karşıya bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, özetlemeye çalıştığım tüm bu sorunlar
herkesin bildiği, herkesçe malumumuz olan sorunlardır. Bu sorunların tümünün
muhatabı Adalet ve Kalkınma Partisidir. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi on
yıldır bu ülkede tek başına iktidardır. Bu sorunların çözümü için önünde hiçbir
engel bulunmamaktadır. Dolayısıyla demokratik parlamenter sistemde, Adalet ve
Kalkınma Partisi iktidarında bu sorunların diğer muhatabı doğrudan Sayın Adalet
Bakanıdır.
Değerli arkadaşlarım, on yıl geçmesine rağmen adaletin bu
sorunları bütün haşmetiyle karşımızda bulunmaktadır. Haşmet cesametindeki
yargıyı ve yargıdan hizmet bekleyenleri memnun edecek hizmet kalitesi ve
sorunlarını çözebilmek için Adalet Bakanlığına ayrılmış olan 5 milyar 277
milyon 312 bin liralık ödenek yeterli değildir.
Değerli arkadaşlarım, bu ödeneğin -devasa boyuta ulaşmış olan adli
sorunlara çözüm bulabilmek için- artırılmasında fayda bulunmaktadır.
Diğer taraftan, ceza ve tevkif evleriyle ilgili takdir edilen,
2012 yılı bütçesinden ayrılan 772 milyon 457 bin liralık bütçe de yeterli
değildir. Çünkü cezaevlerinde hâlen 53.913’ü tutuklu, 73 bin hükümlü olmak
üzere; 120 bin küsur insan bulunmaktadır.
Dolayısıyla bu insanların birinci olarak insani şartlar içerisinde
cezaevlerinde barındırılması, ikinci olarak da hükümlülerin ıslah edilerek,
rehabilite edilerek topluma tekrar kazandırılabilmesi için, onların bu
hizmetlerden yararlandırılabilmesi için bütçenin artırılmasında fayda olduğunu
mülahaza etmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, bu kapsamda iş yurtlarıyla ilgili bazı
sorunlara temas etmek istiyorum. İş yurtları on yıllık AKP İktidarı boyunca
müflis bir KİT hâline dönüştürülmüştür ya da iflas etme eğiliminde olan bir KİT
hâline dönüştürülmüştür. Buradan çıkarılarak, iş yurtlarının, Adalet
Bakanlığına kaynak aktaran bir kurum hâline dönüştürülebilmesi için haksız
rekabet hükümlerini doğurabilecek birtakım teşebbüsleri duymaktayız. Yani iş
yurtlarına, un fabrikası kurmak, ekmek fabrikası kurmak, yem fabrikası kurmak
ya da temizlik işçiliği ile birtakım kamu kurumlarının hizmetine talip olmak
gibi faaliyetlerin tasarlandığını ya da yapıldığını duymaktayız. Bütün bunlar,
değerli arkadaşlarım, KİT özentisinin Adalet Bakanlığına yansımasının ürünüdür.
Dolayısıyla iş yurtları, kader mahkûmu olan, cezaevine girmiş hükümlü olan
insanlara meslek edindirerek, kurslar düzenleyerek bunları birer eğitilmiş
insan olarak topluma iade amacını taşımaktadır. Onun yerine, piyasada, devlet
gücünü arkasına alarak haksız bir rekabet neticesinde piyasaya müdahale yapma
aracı değil, aynı zamanda da Adalet Bakanlığına bir kaynak yaratan, fon yaratan
bir kurum hâlinde de değildir.
Değerli arkadaşlarım, kısaca ve hepimizin bildiği, yargıyla ilgili
sorunları, hem yargının kendi içerisinde şikâyet mevzusu olan sorunlarını hem
de yargıdan hizmet bekleyen vatandaşlarımızın sorunlarını sizlerle paylaşmaya
çalıştım. Bu süre içerisinde de, on yıl içerisinde Adalet ve Kalkınma
Partisinin tek başına iktidarında yargının bu sorunlarını çözemediğini ifade
ettim.
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi on yıl içerisinde bunlarda
başarısız olurken başardığı hiç olmadı mı? Başardığı çok şey oldu. Bunlardan üç
tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum:
AKP’nin başardığı birinci iş, yandaş sermaye yaratmaktır. AKP bunu
kâmilen başarmıştır ve bir ekonomik ihtilal anlamına gelen sermaye transferini
gerçekleştirmiştir.
İkinci olarak AKP, devleti partileştirmiştir. Devlet içerisinde
partizan uygulamalarla temayüz etmiş ve bunda da kâmilen başarılı olmuştur.
Üçüncü olarak da AKP, basını siyasallaştırmıştır ve basının
siyasallaştıramadığı cüzi bir kısmını da korkutmuştur. İşte, AKP, on yıllık
iktidarı boyunca, siyasallaştırdığı ve yandaş hâle getirdiği sermayeye,
siyasallaştırdığı devlet organlarına, siyasallaştırdığı basına ya da korkuttuğu
basına bir şey arıyor. Aradığı nedir? Bunları koruyacak hukuk. Oysa parlamenter
demokratik sistemde bu insanların arasında bir farklılık gözetilmez, herkes
diline, dinine, felsefesine, soyuna, geçmişine ve bu arada siyasi düşüncesine
bakılmaksızın eşittir. Bu, hukukun üstünlüğünün ve hukuk devletinin temel
prensibidir. Adalet ve Kalkınma Partisi, işte bu on yıllık iktidarında hukukun
üstünlüğü yerine üstünlere bir hukuk yaratmıştır. Şimdi, üstünlere hukuk
yaratan bu on yıllık iktidarın gerisine de bir bakmak gerekmektedir. AKP
İktidarından önce yargıda siyasallaşma sorunu yok muydu? Evet, vardı. AKP’den
önce yargının ideolojik tavrı yok muydu? Evet, vardı. AKP’den önce yargının
vesayet makamı gibi davrandığı hâller yok muydu? Evet, vardı. Hatta yargının da
üzerinde vesayet makamı gibi davrananlar yok muydu, 28 Şubat örneğinde olduğu
gibi? Evet, vardı. Bütün bunların çaresi yargıyı
bağımsızlaştırmak, yargıyı tarafsızlaştırmak ve yargıyı peygamber postunda
oturan herkesin günü geldiğinde, bir haksızlığa uğradığında, bir itham altında
kaldığında güvenle sığınabileceği bir liman hâline getirmek gerekir iken Adalet
ve Kalkınma Partisi on yıllık iktidarı sürecinde yapmış olduğu uygulamalarla
kanı kanla yıkadı, yargıyı bağımsızlaştırmak, yargıyı tarafsızlaştırmak ve
yargıyı herkesin günü geldiğinde sığınabileceği güvenli bir liman hâline
getirmek yerine yargıyı kendi yandaşı kurumu hâline getirebilmek için çaba sarf
etti.
Değerli arkadaşlarım, AKP’den önce yargıda güven sorunu yok muydu?
Evet, vardı. “Vicdan ile cüzdanı arasına sıkıştırılan hâkim” sözü bir Yargıtay
başkanına aittir. Diğer taraftan “Avukat tutma, hâkim tut.” şeklindeki
güvensizliğin şahikasına ulaşmış olan söz de halkımızın güven duyusunu ifade
eden bir hissiyatını ortaya koymaktadır.
İşte bu iki dönem arasında ortaya çıkması gereken bağımsız ve
tarafsız yargı, tahterevalli siyasetine kurban edilmiştir. Bazı siyasi tartışma
mevzusu olan davalar, tahterevalli siyasetinde araç olarak kullanılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, “Ümraniye” diye bildiğimiz birilerinin
“Ergenekon” olarak adını koyduğu davada bir taraf savcı, bir taraf avukatlığı
üstlenmiş ve yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı işte böyle örselenmiştir.
Değerli arkadaşlarım, “Yargıyı 28 Şubatın ve daha öncekilerin
vesayet makamından kurtaracağım.” derken yeni bir vesayet makamı yaratılmıştır.
Yargının üzerindeki vesayet makamının yerine de Adalet ve Kalkınma Partisinin
siyasi baskısı ve yandaşlarını etkin mevkilere getiren, yandaşı olmayanları da
korkutan yapısıyla yeniden tecelli etmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bunlara birkaç tane örnek vermek istiyorum:
2007 yılında Yargıtay üyelerinin ve dairelerinin sayısının
azaltılmasına ilişkin bir kanun tasarısı verdi AKP, yani Yargıtayı küçültmek
istedi. Yine 2007 yılında Danıştayı küçültmek istedi. Ancak 2010 yılına
geldiğimizde, Danıştaya 80, Yargıtaya da 160 hâkim atamak suretiyle dünyanın en
obez mahkemesi yaratıldı. Değerli arkadaşlarım, 387 üyeli bir mahkeme dünyanın
hiçbir ülkesinde yoktur ve bunun yargıyla da hiçbir alakası yoktur. Sadece
yargının siyasallaştırılması için, yandaş yargıya eleman temini için
başvurulmuş bir metottur.
Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinde raportörlükten
hülle yoluyla müsteşar muavinliğine, arkasından bir ay sonra Anayasa Mahkemesi
üyeliğine ve altı ay sonra da başkan vekilliğine getirilen insanları gördük.
Kayseri il başkanının referandumda evet çalışması nedeniyle tebrik
ettiği, siyasi rengini ortaya koyduğu bir şahsiyetin de HSYK üyeliğine
getirilmiş olduğunu gördük. Balyoz davasında, Dink davasında, Deniz Feneri
davasında ve süre yetmediği için isimlerini sıralayamayacağım pek çok kamunun
ilgilendirdiği davada bir kısım hâkimlerin ve savcıların yerlerinden edilmesi,
zülfüyâra dokunan karar veren hâkimlerin tenzilirütbeyle küçük değerdeki
mahkemelere sürülmesi ama yandaşlık görevini yerine getiren insanların ise
önemli mevkilere getirilmesi bunun en çarpıcı örnekleridir.
Değerli arkadaşlarım, Deniz Feneri skandalı dünya hukuk tarihine
geçebilecek cesamette bir skandaldır. Özellikle seçilmiş belediye başkanlarına
ve bilhassa Milliyetçi Hareket Partisi belediye başkanlarına, Adana’da,
Erdemli’de, Konya Ereğli’de, Isparta’da, son olarak İlkadım Belediyesinde
yapılan zulümler, yargının artık yandaş hâlden çıkarıldığını ve silah hâline
getirildiğini ortaya koymaktadır.
Tabii ki bütün bunların bir hesabı olacaktır. Nasıl Sayın
Başbakan, Çanakkale toplantısında ayağa kalkmayan Sayın Engin Alan’ın “Şimdi
gittiği yeri görüyorsunuz.” şeklinde tutuklanması sonucunu doğuran bir
muameleye tabi olduğu gibi, siz de günü geldiğinde bir yargıdan geçeceksiniz.
Siz de günü geldiğinde en azından Cenabıallah’ın mahkemei kübrâsında ama burada
da Yüce Divandan geçeceksiniz. Yargıyı siyasallaştırmanın, yargı içerisinde
böyle oynamanın hiçbir anlamanın olmadığını işte o zaman fark edeceksiniz.
Değerli arkadaşlarım, zaman yetmediği için kısaca ifade ediyorum
ve milliyetçi hareketin gözünde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.
FARUK BAL (Devamla) – Ek sürem yok mu Sayın Başkanım?
BAŞKAN – Buyurun. Aslında ek süre verecek bir şey yok ama bir
dakika veriyorum.
FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
…aynen Mecellede geçtiği gibi biz, hâkimin, hakim,
fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olduğu günleri görmek istiyoruz.
Diğer taraftan, sizin, geçen defa da okumuştum, şimdi yine sizlere
okuyarak, hali pür melalinizi ifade edecek bir Osmanlı valisinin bir Osmanlı
hâkimine yazmış olduğu şiiri de hatırlatmak istiyorum. O şiirde yargının siyasallaştırılmasının
ve baskı altına alınmasının vahametini hep birlikte görmüştük, belki bugünlerde
alınacak ders vardır.
Osmanlı valisi diyor ki Silivri’deki naibe, tesadüfen bugün de bir
Silivri var ama o zamanki de Silivri: “Silivri Naibi, şeriat haini/İlamını
okudum, kahkaha ile güldüm/Meali hezeyan, hükmü hilâfı Kur’an/Mührü müeyyidemi
basarım/Gelir seni mahkeme kapısına asarım.”
İşte, hâkimlerin korkutulmadığı, hâkimlerin dışlanmadığı…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
FARUK BAL (Devamla) – …ötekileştirilmediği günleri hep birlikte
yaşamak arzusuyla Adalet Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını temenni
ediyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Mehmet
Erdoğan, Muğla Milletvekili.
Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İçişleri Bakanlığı
bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, sözlerime İçişleri Bakanlığının görev ve
yetkilerini hatırlatarak başlamak istiyorum. Türkiye
Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, bağlı ve ilgili kuruluşları aracılığıyla, ülke
sathına yayılmış teşkilat yapısıyla birlikte yurdun iç güvenliğinin ve
asayişinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, Anayasa’da yazılı hak
ve hürriyetlerinin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması, sınır, kıyı ve kara
sularımızın muhafaza ve emniyetinin sağlanması, yurdun iç politikası, mülki
idare bölümlerinin kurulması ve kaldırılması ile ilgili çalışmaların yapılması,
mahallî idarelerin merkezî idareyle olan alaka ve münasebetlerinin
düzenlenmesi, yönlendirilmesi, koordinasyonu ve denetimi, kaçakçılığın men ve
takibi, dernekler, nüfus ve vatandaşlık ile ilgili görev ve hizmetlerini ifa
eder.
Değerli milletvekilleri, bu hatırlatma üzerine İçişleri
Bakanlığının ülkemizin her yerinde bütün vatandaşlarımızın can ve mal
güvenliğini temin etmesi gerektiği açıktır. 13 Ağustos 2011 tarihinde terör
örgütü PKK tarafından kaçırılan bir kaymakam adayımızın akıbetinden bugüne
kadar haber alınamamıştır. Kendi memurunun, hele bir de bu bir kaymakam ise,
can güvenliğini temin edemiyorsa bu Bakanlık, kenar mahalledeki, Fırat’ın
kenarındaki, ücra köylerdeki vatandaşlarımızın akıbeti nasıl olacak, bunu yüce
heyetinizin takdirlerine sunuyorum. Bunu da varın siz sorun.
Değerli milletvekilleri, elbette ki terörü şımartan bir iktidar, kardeşlik
duygusunu zedeleyen bir açılım projesiyle terörü ziyadesiyle azdırmış, bu da
bin yıllık kardeşlik duygularımızı zedelemekten başka bir işe yaramamıştır. Bu
ihanet projesinin bütün tahribatını en kısa zamanda ortadan kaldıracak
çalışmalar bir an önce başlatılmalı, bu yanlıştan dönülmeli ve milletimizden
süratle özür dilenmelidir. Aksi takdirde ülkemiz karanlık günlere doğru gitmeye
devam edecektir. İleride daha nice kaymakamların, kamu görevlilerinin,
vatandaşlarımızın akıbetini merak etmeye devam etmeyeceksek bunun süratle
yerine getirilmesi gerekmektedir.
Bu açılım saçmalığından cesaret alan terör örgütü dağdaki kanlı
eylemleriyle yetinmemiş, kamuoyunda “KCK” diye bilinen şehir yapılanması
örgütlenmesine de başlamıştır. Yıllardır faaliyet gösteren alternatif devlet
yapılanması KCK, terör örgütünden ve İmralı’dan talimat alarak ülkemizin
bölünmez bütünlüğünü, bin yıllık kardeşlik duygularını zedelemeyi amaçlamış, bu
hususta da maalesef çok mesafe almıştır. Bugünlerde terör örgütünün şehir
yapılanmasına karşı yürütülen operasyonlar ve tutuklamalar yandaş medya
tarafından kamuoyunu memnun etmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Ama
tecrübelerimiz bundan önceki dönemlerde İmralı canisiyle yapılmakta olan
pazarlıklardan dolayı bizi ister istemez kuşkuya sevk etmektedir.
Bu yapılanlar, gerçekten teröre ve terörizme karşı bir mücadele mi
yoksa iktidarın önümüzdeki günlerde yeniden başlamayı düşündüğü pazarlıklar
için bir altyapı mı oluşturmaktadır? Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu
konuda ciddi endişelerimiz vardır.
Kıymetli milletvekilleri, konuşmamın başında yaptığım İçişleri
Bakanlığının görev tanımı içinde yer alan kaçakçılıkla mücadele konusunda,
Bakanlığımızın iyi bir sınav verdiği kanaatinde değilim. Otuz yıla yakındır
milletimizin huzurunu, refahını bozan terör ve terörizmin kaçakçılıktan
beslendiğini cümle âlem bilmektedir. Ancak kaçakçılıkla mücadele konusunda,
Ankara’nın göbeğinde, ülkemize kaçak yollardan gelen sigara, akaryakıt ve bunun
gibi emtialar da maalesef satılmaya devam etmektedir.
İdare merkezi Ankara’da olan bir bakanlık, kendisinden otuz-kırk
kilometre uzaklıktaki akaryakıt istasyonlarında hem de ucuz mazot levhalarıyla
reklamı yapılan bu açık kaçakçılığı görmüyorsa, göremiyorsa, Allah aşkına size
soruyorum, neyi, nereyi, ne zaman görecek?
Gözünün önündeki kaçakçılığı göremeyen iktidar, suçlulara müsamaha
gösterirken, suçsuz ve masum insanları dinlemekten imtina etmiyor.
Değerli milletvekilleri, mahremiyet çok önemlidir. Özel hayata
saygı, hem yüce dinimizin hem millî kültürümüzün hem de evrensel insanlık
değerlerinin bir gereğidir, sonucudur. Bundan dolayıdır ki dün de, bugün de
bütün devletler, kişi mahremiyetini ve özel hayatını kanunla koruma altına
almıştır. Bu konu ülkemizde de kanunlarla teminat altına alınmışken, kolluk kuvvetleri
ve mahkemeler tarafından tam tersi bir uygulamaya şahit olmaktayız.
Kişilerin özel hayatına müdahale AKP İktidarı döneminde sanki
meşru bir hâl almıştır. Kamuoyunda “telekulak” olarak bilinen dinlemeler,
ilgili birimlerin vurdumduymazlığından cesaret alınarak, özel hayatlar İnternet
sitelerinden gazete köşelerine kadar tefrikalar hâlinde yayınlanmaya
başlanmıştır. Toplumda hemen herkes “Ben de izleniyorum, ben de dinleniyorum.”
paranoyasına kapılmıştır. Son derece istisnai hâllerde başvurulması gereken bu
yöntem, AKP İktidarı döneminde genel bir uygulama hâline gelmiş,
kurumsallaşmıştır.
Yasaların en kısa zamanda uygulanması, kişi hak ve özgürlüklerinin
en üst saygıyı görmesi elzemdir. AKP İktidarının bu yasa dışı ve gayriahlaki
metotlardan beslenmeye son vermesi şarttır. Eğer bu meselelerde iktidarın dahli
yoksa, kanunları uygulayarak suçluların
cezalandırılmasını sağlamalı ve toplumda yeniden huzur ortamı oluşturmalıdır.
İnanıyoruz ve biliyoruz ki siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın
herkesi dinleyemiyor ve kaydedemiyorsunuz ama siz de biliniz ki yüce Mevla’m kainatta olan her şeyi görüyor, duyuyor ve kaydediyor. Buna
sizin yaptıklarınız da dâhil. (MHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığının yerel yönetimler
üzerindeki mali denetimle ilgili görevi 5018 sayılı Kanun’la Sayıştay
Başkanlığına devredilmiştir ancak bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana
Sayıştay Başkanlığı bu görevini bihakkın yerine getirmeyi hâlihazırda
becerememiştir.
İktidar, Kanun’un istisnai hükümlerinden istifade ederek muhalefet
belediyeleri üzerinde baskı oluşturmakta ve özel denetim yaptırmaktadır. Bu
denetim, ya tekrar İçişleri Bakanlığına yeniden devredilmeli ya da muhalefeti
sindirme amaçlı özel denetimlerden bir an önce vazgeçilmelidir.
Ayrıca, taşrada vatandaşın teveccühünü kazanan ve her birisi birer
hizmet abidesi olan Milliyetçi Hareket Partili belediyelerimiz ve değerli
başkanları partimizin göz bebeğidir. Bu başkanlarımızı ve onların hizmetlerini
engellemekle iktidar, sadece Milliyetçi Hareket Partili belediyeleri değil,
onların görev yaptığı beldelerdeki vatandaşlarımızı da cezalandırmaktadır.
Sayın Bakan, bu hizmet gasbını, asil Türk milletine ve Milliyetçi
Hareket Partisine oy veren seçmenlerimizin vicdanına şikâyet ediyorum. Size tekrar
sesleniyorum: Vakit geçmeden, Milliyetçi Hareket Partili belediyelerin
üzerinden elinizi çekin. Sebep ne olursa olsun belediye başkanlarımız en adil
ve en doğru hizmeti vermeye devam edecektir. İktidarın baskısı, ülkücü belediye
başkanlarımızı asla sindiremeyecektir.
İktidar, vali yardımcısı ve kaymakamların üstün çabalarıyla
uygulanan KÖYDES ve BELDES projesinin gerçek kahramanlarını yok saymıştır.
Değerli milletvekilleri, ben de mülki idare amiri mesleğinden
gelen bir arkadaşınızım. Kendisi de mesleğin içinden gelen Sayın İçişleri
Bakanının bakanlığı döneminde çıkartılan kanun hükmünde kararname ile vali
yardımcısı ve kaymakamlarımızın özlük haklarının geriye götürülmesi beni ve
bütün meslek camiasını derinden üzmüştür. Zaman kaybetmeden birinci sınıf mülki
idare amirleriyle birinci sınıf hâkimlerin özlük haklarının eşit hâle
getirilmesi taşrada benzer şartlarda görev yapan iki meslek grubu arasındaki
adaletsizliğin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasimizin en temel
noktasında, vatandaşlarımıza en yakın mesafede görev yapan mahalle ve köy
muhtarlarımızın özlük hakları hakkında bugüne kadar ciddi bir adım
atılmamıştır. Hem vatandaşlarımızın hem de kamu görevlilerimizin gece gündüz
hizmetinde olan muhtarlarımız acilen sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Emeklilik kesenekleri bütçeden karşılanmak kaydıyla muhtarımıza en az asgari
ücret kadar maaş ödenmelidir. Gene demokrasimizin temel taşlarından olan il
genel meclis üyelerinin özlük haklarında görevlerine mütenasip bir düzenlemenin
süratle yapılması elzemdir.
Değerli milletvekilleri, önümüzdeki günlerde Meclis gündeminde yer
alacak olan yeni büyükşehir belediye yasası hakkında Milliyetçi Hareket Partisi
olarak ciddi endişelerimiz vardır. Umut ediyoruz ki bu tasarı terör örgütünün
yerel özerklik talebinin altyapısını hazırlayıcı nitelikte olmasın.
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Saygıyla selamlıyorum yüce
heyetinizi. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bütçe görüşmeleri Türkiye Büyük
Millet Meclisinin en önemli görüşmelerinden biridir. Buraya siyasal sorumluluğu
olan bakanlar gelmeli ve sorulara cevap vermelidir ama Sayın Bakan, maalesef,
bakın grubumuzun konuşmaları sırasında daha yeni geliyor. Dün Sayın Bülent
Arınç yoktu, bugün de Beşir Atalay bir göründü sonra kayboldu. Türkiye Büyük
Millet Meclisine gereken saygıyı göstermelerini sayın bakanlardan özellikle
istirham ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural, tutanaklara geçti.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Hasan
Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan,
Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 yılı
kesin hesabı, 2012 yılı bütçe kanun tasarısı için Milliyetçi Hareket Partisi
görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Emniyet Genel Müdürlüğü 1845 yılından bu yana bugünkü yaklaşık
sayısıyla 230 bin civarında personeli ve 1.300’ün üzerinde polis merkeziyle
vatandaşın huzuru, can ve mal emniyeti için hizmet vermektedir.
Bugün, AKP Hükûmeti tarafından hazırlanan bütçesi üzerinde
değerlendirme yapacağımız Emniyet Genel Müdürlüğünün kurumsal ve mesleki olarak
çeşitli sorunları vardır. Emniyet teşkilatı çalışma şartları itibarıyla
maalesef ulusal ve uluslararası standartların dışında hizmet vermektedir. Bir
emniyet mensubu için çalışma saati, mesai belli bir saatte başlamakta ama ne
zaman biteceği bilinmemektedir. Dolayısıyla ulusal ve uluslararası
standartların dışında bulunan bu çalışma saatleri herhangi bir fazla ödemeyle
de, ilave ödemeyle de karşılık bulunamamaktadır. Bu açıdan, Emniyet Genel
Müdürlüğü çalışanlarının, ya ilave ödemelerle ya da çalışma saatlerinin
düzenlenmesiyle bir huzura, bir düzene kavuşturulması gerekmektedir.
Özlük hakları açısından da emniyet personelimiz maalesef çok da
iyi durumda değildir. Ek göstergeleri 2200
civarında olan emniyet amirinden polis memuruna kadar olan kesim diğer
mesleklerdeki muadilleri 3600 ek gösterge almakta iken buna razı
durumdadırlar.
Yüzde 85’i yüksekokul mezunu olduğu söylenen ve bununla
övündüğümüz emniyet mensuplarının ek göstergelerinin en az 3600 olarak
düzenlenmesi, diğer rütbelerin de buna göre teselsül ettirilmesi hakkaniyet
açısından doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bu arada, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özlük haklarında
yapılan düzenlemelerde polis başmüfettişleri ve merkez emniyet müdürlerinin
hariç tutulmasını da anlamak mümkün değil. İktidar partisi isminde bulunan
“adalet” kelimesiyle ilgili en ufak bir fikir sahibi ise lütfen bu
adaletsizliği düzeltsin.
Diğer yandan, son dönemde emniyet teşkilatına terörle ilgili
yapılan ödemelerde adı terör olaylarıyla daha çok zikredilmeye
çalışan illerin de dâhil edilmesinin, özellikle Osmaniye gibi illerin, oradaki
personelin terör tazminatıyla ödüllendirilmesinin ya da hizmetlerinin
karşılığının verilmesinin uygun olacağını düşünüyorum.
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan sivil memurların da
durumları pek iç açıcı değildir. Muadilleri olan diğer kurumlarda çalışan
personele göre çok daha zor ve adaletsiz çalışma şartları vardır.
Çarşı ve mahalle bekçilerimiz hâlâ iltifat beklemektedirler.
Özel kuruluşlarda çalışan özel güvenlik personeli sosyal güvenlik
açısından ciddi sıkıntılara sahiptirler.
Emniyet personelinin hemen yanı başında bulunan ve benden önceki
hatibin de ifade ettiği gibi, mülki idare amirlerinin 6400 ek göstergesi
konusunda da Sayın Bakana ve Hükûmete olan inancımı muhafaza etmek istiyorum.
Polis meslek yüksekokullarında geçmiş yıllarda yaşamış olduğumuz
hırsızlık, soru hırsızlığı, belli grupların bu soruları alıp yandaşlarına
vermesine ilişkin olaylarla bir daha karşılaşmak istemediğimizi ifade etmek
istiyorum.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; iç güvenlikle ilgili en
önemli kurumlardan birisi olan emniyet teşkilatı şüphesiz ki terörle mücadelede
devletin en önemli organlarından birisidir. Türk devleti ve Türk milleti yirmi
sekiz yıldır terörle geçen bir sıkıntıya muhatap olmuştur ve bu yirmi sekiz
yılın on yılı AKP hükûmetleri tarafından Türk devletinin yönetilmesiyle
geçirilmiştir fakat bu terörle ilgili sıkıntılarımız maalesef hâlâ devam
etmektedir. Burada en önemli sorunun ben Hükûmetin terörü teşhis etmede büyük
bir hata yaptığı kanaatindeyim. Terörün etnik temelli bir sorun mu, bir insan
hakları ve demokrasi sorunu mu, yoksa bir terör sorunu mu olduğu konusunda
seçenekler arasında bocalayan Hükûmet, maalesef doğru bir teşhis koyamamış,
dolayısıyla tedaviyle ilgili de ciddi programlar ortaya koyamamıştır.
2002 yılından bu yana iktidar ile başlayan millî değerler ve
anayasal kurumlar üzerinden yürütülen gerilimden beslenen siyaset üretme
modeli, bugün toplumumuzun barış ve huzurunu tehdit eden bir seviyeye
ulaşmıştır.
Hükûmetin iktidar hırsının tahrik ettiği seçim kaybetme endişesi,
Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ikinci plana itmesine neden olmuştur. Her
seçim öncesi artan terör eylemleri Hükûmetin geçici bir rahatlama sağlama adına
terör örgütü ve İmralı’ya tavizler vermesine neden olmuştur. 2005 terör,
hükûmete terör sorununun siyasal bir sorun olduğunu ve güvenlik merkezli
tedbirlerin bir tarafa bırakılarak siyasi çözüme yönelmesini dayatmıştır. Terör
karşısında acze düşen Hükûmet bu dayatmaya “eyvallah” demiş ve PKK’nın
dayattığı bölücü siyasi çözümü bir hükûmet projesi haline getirmiştir.
Sayın Başbakanın, Anayasa’da yer alan “Türk vatandaşlığı”
kavramını basit bir etnik kimlik olarak kabul edip, bunun yerine Türklüğü
tasfiye edecek olan “Türkiye vatandaşlığı” tanımını yüceltmesi, Hükûmetin
teröre teslim oluşunun bizzat Sayın Başbakanın ağzından kabul ve ilan
edilmesidir.
Hükûmetin teslimiyetini Türk devletine karşı kazanılmış bir zafer
olarak ilan eden PKK, Habur’da düzenlediği terörist karşılama törenlerine eli
kanlı, üniformalı teröristlerini göndermiş ve bütün Türk milletine açıkça
meydan okumuştur. Hiçbir pişmanlık duymadığını ve PKK’nın sözde mütareke ve
barış şartlarını getirdiğini söyleyen teröristler için mobil mahkemeler
kurulmuş ve birer birer hepsi serbest bırakılmıştır. Bu durumun Sayın Başbakan
tarafından memnuniyetle karşılanması, Hükûmetin içerisinde bulunduğu âciz,
çaresiz ve teslimiyetçi durumun açıkça ilanı olmuştur.
Başbakan, İmralı canisi ve PKK ile müzakerelere başladığını artık
saklamamaktadır. Hükûmetle müzakere yürüttüğü yolunda -İmralı ve Kandil’in-
ileri sürülen iddialar, bizzat Sayın Başbakanın ağzından ikrar edilmiş, görüşme
tutanakları medyaya yansımıştır. KCK soruşturmalarının neden dört beş yıl
bekletildiği bu şekilde anlaşılmıştır. Artık merak edilen şey, Oslo
görüşmelerinde varılan mutabakatın içinde daha neler olduğudur.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; devletlerin temel
görevi, terör tehdidine karşı vatandaşlarının can ve mal emniyetini
sağlamaktır. İster dağda olsun ister şehirlerde yaşasın, vatandaşını
koruyamayan devlet varlık nedenini kaybetmiş olan bir devlettir. Devleti
yönetme hak ve yetkisini elinde tutan hükûmetler, terör örgütlerinin yarattığı
tehdit ortamını defetmek için, bir yandan güvenlik kuvvetleri eliyle teröristi
imha etmek, bir yandan da ekonomik, sosyal ve psikolojik tedbirlerle terörün
istismar ettiği sorun alanlarını ortadan kaldırmak durumundadırlar. Teröristle
mücadele silahla yapılırken, terörizmle mücadele ekonomik ve sosyal enstrümanlarla birlikte yürütülmek zorundadır. Buna
karşılık, güvenlik ve diğer sosyal tedbirleri bir yana bırakarak sadece terörle
siyasi müzakere yöntemini benimseyen çözümler yenilmişlerin, âcizlerin ve
güçsüzlerin çözümüdür. Terör örgütünün silahlı güçlerini imha etmeden, şiddetin
pazarlık gücünü ortadan kaldırmadan müzakereleri başlatma anlayışı, terörü
bitirme değil, terörle silahlı mücadelenin kaybedildiğini itiraf eden ve tek çarenin
teröristle anlaşmak olduğunu kabul eden bir anlayıştır. Türk milleti böyle bir
anlayışı kabul ve tasvip edemez.
Türk devleti ve emniyet güçlerimiz PKK karşısında yirmi sekiz
yıldır şerefli ve fedakâr bir mücadele yürütmektedir. Bu mücadelede terör örgütü
defalarca mağlup edilmiş, liderleri yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Dağda
eli silahlı terörist, bölücü tehditlerine ve cinayetlerine devam ederken,
terörist silahlarının gölgesinde eşkıya başlarıyla müzakere yürütme yöntemi
Türkiye devletinin kabul edebileceği bir yöntem değildir.
Buradan yüce Meclise soruyorum: Binyıllık coşkuların ve
kederlerin, ortak sevinçlerin, hüzünlerin mayaladığı büyük Türk milleti
ailesini etnik kalıntılara, kabilelere, kabile artıklarına, aşiret bozmalarına
ve ilkel topluluklara ayrıştıracak, ülkemizde suni azınlıklar yaratacak ve bu
sözde azınlıkları anayasal statüye kavuşturacak etnik menşeli siyasal bombaları
patlatan bu Hükûmet değil midir? Devletimize adını, karakterini, kokusunu
veren, köklerimizin, kökenlerimizin, ana dillerimizin ve mezheplerimizin
üstünde bir maddi-manevi bağ ile bizi birleştiren, hepimizi bu ülkenin eşit ve
onurlu bireyleri yapan “Türk vatandaşlığı” anlayışımızı, “Türkiyelilik” tezi
gibi bölücü ve ayrıştırıcı mayınlarla tahrip eden bu Hükûmet değil midir?
Terör örgütü bu ülkede yirmi sekiz yıldır bomba patlatmakta, yirmi
sekiz yıldır milletimize ve devletimize kurşun sıkmaktadır. Ancak hiçbir
dönemde Türk milleti ve Türkiye devleti bu kadar yaralanmamış, bu kadar
hırpalanmamıştır. Hiçbir terörist bomba Türk milletinin millî ve manevi varlığı
üzerinde bu kadar tahribata yol açamamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Sayın Başbakanın ve Hükûmetinin
açılım süreci ile milletimiz ve devletimiz üzerinde yarattığı tahribat yirmi
sekiz yıldır PKK’nın patlattığı bomba ve mayınlardan daha büyük millî hasarlara
sebep olmuştur.
Bu duygu ve düşüncelerle 2012 bütçesinin hayırlı olmasını diler,
yüce Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı
Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili.
Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
MHP GRUBU ADINA ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış
bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Jandarma Genel
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının bütçelerinin hayırlara vesile
olmasını temenni ediyorum.
Jandarma Genel Komutanlığının bütçesi üzerinde konuşurken,
öncelikli olarak terörle mücadele hususu üzerinde hassasiyetle durmakta fayda
olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle de, yılmadan ve usanmadan, canları pahasına
terörle mücadele eden Jandarma teşkilatının erinden Jandarma Genel Komutanına
kadar bütün mensuplarını saygıyla selamlıyorum.
Terörle mücadele öncelikle beyinlerde kazanılması gereken
psikolojik bir savaştır. “Terörle mücadelede askerî yoldan sonuç alınamaz.”,
“Demokratik haklar verilmelidir.”, “Siyasi çözüm bulunmalıdır.” gibi ifadeler,
PKK’nın askerî yollardan elde edemediği sonuçları siyasi yollardan elde
etmesini, muhatap alınmasını, pazarlık yapılmasını amaçlayan ifadelerdir.
Terörle mücadelenin beyinlerde kazanılabilmesi için PKK ve Kürdistan fikri
beyinlerden silinmeli, bunun için de Türkiye, Kuzey Irak’ta kurulmuş ve diğer
parçaları ile bütünleştirilmek istenen bu hayali, yani Büyük Kürdistan hayalini
bitirip bu rüyadan herkesin uyanmasını sağlamalıdır.
Türkiye’nin terörle mücadelede yeni politikalar ve stratejiler
uygulama zamanı gelmiştir. Bu politikaların başında Avrupa Birliği ve Amerika
Birleşik Devletleri’nin dümen suyundan giderek terörle mücadele edilemeyeceğini
kabul edip kendi çıkarlarına, kendi gücüne ve kaynaklarına dayanarak hareket
etmek gerekmektedir. Kimse bizim için terörist yok etmez, bize doğru bilgi
vermez, bize terör konusunda yardım etmez, hele hele o teröristler kendilerinin
o bölgede kalmalarına ve çıkarlarına hizmet ediyorsa veya o terörist örgütü
kendileri kurmuş veya hâlâ destekliyorlarsa.
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike ve tehdit sanıldığı gibi
sadece PKK değil aynı zamanda Barzani ve onun bağımsız devlet kurma hayalidir.
Türkiye, gerek Irak gerekse Kuzey Irak’taki menfaatlerini Amerika Birleşik
Devletleriyle uyum içerisinde gerçekleştirme şansı olmadığını artık görmelidir.
Bugün PKK’nın ve uzantılarının hedef ve söylemleri netleşmiştir. Önce kültürel
hakların elde edilmesi, ikinci olarak özerklik, üçüncü olarak federasyon ve son
aşamada dört ülkeden ayrılan parçalardan kurulacak olan bağımsız bir
Kürdistan’ın kurulmasıdır. Bu stratejik hedefler karşısında Hükûmetin de
tavrını net olarak
ortaya koyması gerekmektedir. Bizim de vazgeçilmezlerimiz bellidir. Biz de
Türkiye Cumhuriyeti’nin tek dil, tek devlet, tek millet ve tek bayrak ve üniter
yapısını elbette pazarlık konusu yapmıyoruz. Bu hususta AKP iktidarları çok
sayıda hatalar yapmışlardır. Bu hatalar da milletimize çok pahalıya mâl
olmuştur. “İyi şeyler olacak.” diye başlatılan açılım projesinin bir yılı aşan
seyri maalesef kan, gözyaşı, eylem, ihanet ve şehadet olarak geri dönmüştür.
Açılımdan itibaren geçen süre içinde şehit olan güvenlik görevlilerimizin
sayısı maalesef 300’e yaklaşmıştır. Terör saldırılarında şehit olan
askerlerimize ve polislerimize bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum.
Açılım hatasının bir sonucu da 25 Mayıs 2007’de KONGRA-GEL
tarafından onaylanıp yürürlüğe konulan KCK sözleşmesinin ve KCK yapılanmasının
uygulanmasına müsaade edilmiştir. Devlet içinde başka bir devlet yapılanmasına
zamanında müdahale edilmemiştir. Bu KCK yapılanması, terör örgütünün
köklerinin, sahiplerinin ve fikir babalarının da Amerika'da olduğunu göstermesi
bakımından oldukça önemlidir. Çünkü bu KCK modeli, Amerikalı sosyalist Murray
Bookchin’in “Toplumsal Ekoloji” felsefesinin terör örgütünce keşfedilip
çevirisi yapılmak suretiyle hayata geçirilmesinden ibarettir. Bu çeviri,
düşünce temelinde ve ideoloji üretmede çıkmaza giren terör örgütüne de sıkı
sıkıya sarılacağı bir can simidi olmuştur.
Değerli milletvekilleri, AKP iktidarlarının terörle ilgili yapmış
olduğu en büyük hatalardan birisi de teröristlerin yuvalandığı Kuzey Irak
bölgesinde bulunan Peşmerge yapısına müsaade etmesidir.
Dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir husus da küresel güçler
tarafından Türkiye‘ye “Siz büyüdünüz, güçlendiniz hatta bölgesel güç oldunuz.”
denilirken, diğer taraftan Büyük Orta Doğu Projesi’nde bölgesel aktör olma vizyonları biçilirken, bir diğer taraftan da ülkemizin
bölünmesi ve parçalanması sonuçlarını doğuracak açılım, yeni anayasa ve Kuzey
Irak politikası da ne yazık ki adım adım uygulamaya konulmuştur.
Kuzey Irak’tan ülkemize yönlendirilen, esas adı savaş olan
terörist saldırıları karşısında Hükûmetimiz tarafından Suriye’ye gösterilen
tepkiler Barzani'ye gösterilmemiştir. Habur Sınır Kapısı kapatılmıyor, Ovaköy
Sınır Kapısı açılarak o bölgedeki Türkmenler rahatlatılamıyor. Koskoca Türkiye
Cumhuriyeti avuç kadar Peşmerge’nin güneyde Türkmenlere, kuzeyde Türk milletine
kan, gözyaşı ve acı çektirmesine seyirci kalıyor.
Bundan daha elim ve daha vahimi de PKK terör örgütünün sona
erdirilmesi için PKK'yı Bekaa vadisinden çıkarıp 1980’li yıllarda topraklarına
yerleştiren Mesut Barzani’den yardım isteniyor.
Yeri gelmişken Türkiye'nin uluslararası güç ve bölgesel güç
olduğu, küresel güçlerle beraber veya onların projelerinin hayata geçirilmesi
için ortaya konan politikalara katılmadığımızı da belirtmek istiyorum.
Bölgesel güç olabilmek için önemli iki şartın birlikte mevcut
olması gerekir. Bunlardan birincisi askerî güç, ikincisi
ekonomik güç. “Askerî güç” denince bölgesinde her türlü askerî
operasyonları yapabilecek kara, hava ve deniz kuvvetlerine sahip, her türlü
modern konvansiyonel silahlara, aynı zamanda nükleer silahlara sahip bir askerî
güçten bahsedilmelidir. Türkiye'nin askerî gücünden bahsedilirken son nesil
savaş uçaklarından, tanklardan ve nükleer silahlardan bahsetmek pek de mümkün
görünmüyor.
Bir de Türkiye'nin Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya ve Kafkasya
bölgesindeki hinterlantta böyle bir operasyonel yeteneğe sahip olduğunu
söylemek de pek mümkün görünmüyor. Ayrıca, Türkiye askerî operasyonlar yapan
değil, maalesef ülkesi üzerinde askerî operasyonlar yapılan bir ülke konumunda.
Bölgesel güç olmanın ikinci şartı da bölgesel ekonomik güç
olmaktır. Dünya ekonomik büyüklüğü içerisinde Türkiye ekonomisinin büyüklüğü
maalesef istenen büyüklükte değildir. Dünya ekonomisi içerisinde yüzde 0,5’lik
bir büyüklüğe sahiptir. Gayrisafi millî hasılası 15 trilyon dolar olan Amerika
Birleşik Devletleri, 6 trilyon dolar olan Çin, 5,5 trilyon dolar olan Japonya,
3,5 trilyon dolar olan Almanya, 2,5 trilyon dolar olan İtalya, İngiltere…
Bunların yanında henüz 1 trilyon dolara varmamış ekonomik büyüklüğüyle Türkiye’nin
bölgesinde ekonomik bir güç olduğundan da bahsetmek maalesef mümkün değildir.
Ekonomik açıdan bölgesel güç olmanın diğer şartları da bölgesinde ortak pazar
konumunda bir ülke olmak gerekmektedir. Türkiye’nin bölgesel güç olması,
elbette ki Türk milliyetçileri olarak en çok bizim istediğimiz, bizim
arzuladığımız bir konudur.
Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak,
terörle mücadeleye yönelik her ciddi ve kararlı tutumun yanında Hükûmete
geçmişte destek verdik, bundan sonra da ciddi ve kararlı olmak kaydıyla
getirilecek her projeye destek vereceğimizi bir kere daha buradan hatırlatmak
istiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.
Sayın milletvekilleri, birleşime saat 20.00’ye kadar ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 19.13
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık
YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK
BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
33’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi, dördüncü tur üzerinde söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına Murat Bozlak, Adana Milletvekili.
Buyurun Sayın Bozlak. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Adalet Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine, Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Demokratik ülkelerde adalet her şeyin üstündedir. Toplumun huzuru
ve güveni için adaletin etkin bir biçimde işlemesi gerekir. Demokratik hukuk
devletlerinde adalet, bağımsız, tarafsız, adil yargıyla sağlanır.
Ülkemizde yargının içinde bulunduğu durumu, fiziki koşulları,
yargı personelinin durumu, yargı mensuplarının tayin, terfi, atama durumlarının
düzenleniş tarzı, bağımsız yargı açısından ciddi olumsuzluklar yaratmaktadır.
Bugüne kadar çoktan giderilmiş olması gereken yargının
sorunlarının giderilmemesinin temelinde, mevcut bugünkü Hükûmet de dâhil olmak
üzere gelip geçen tüm hükûmetlerin yargıyı biraz da olsa arka bahçeleri olarak
görmek istemelerinden kaynaklanmaktadır. Bundan derhâl vazgeçilmesi gerekir.
Bağımsız yargı herkes için gereklidir. Yargının asla ve katiyetle siyasal
iktidarların yönlendirmesine açık bırakılmaması gerekir.
2012 bütçesinden Adalet Bakanlığına önemli bir pay ayrılmış
durumdadır. Birçok il ve ilçede hâlâ mahkemeler çalışma koşulları açısından
müsait olmayan binalarda bulunmaktadırlar. Bunlardan bir tanesi de Adana
Adliyesidir. Umarım Adalet Bakanlığı, bütçesinin belli bir kısmını bina
problemlerinin çözümüne ayırır ve bina sorununa kısa sürede çözüm getirilir.
Sayın Bakan, sizden ayrıca, birey olarak bir ricam var. Birkaç
tane de ring aracı alırsanız, belki cezaevi nakilleri sırasında insanlar ring
araçlarının içinde cayır cayır yanmaktan kurtulurlar. Fiziki koşulların öyle
veya böyle düzeltileceği, bina probleminin kısa sürede çözüleceği
kanaatindeyim, ancak yargıdaki personel probleminin, özellikle hâkim ve
savcıların mesleğe kabullerinden tutun tayin ve terfi işlerine kadar kolay
kolay düzeleceği kanaatinde değilim. Zira, buradan
hareketle yargı bağımlı hâle getirilmek istenmektedir. Bu yolla yargı üzerinde
baskı ve hâkimiyet sağlanmaktadır.
Tam bu noktada da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşum
tarzı Hükûmete bu imkânı sunmaktadır. Bir hukukçu olarak dışarıdan izlediğim
kadarıyla, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçiminde, daha
doğrusu belirlenmesinde Adalet Bakanlığı tarafgir, titiz bir çalışma yapmıştır.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen üyelerin AKP ile ideolojik
yandaşlık içerisinde oldukları konusunda toplumda oluşmuş genel bir algı
vardır. Yargının en tepesinde yer alan, hâkim ve savcıların tayin, terfi, atama
ve özlük işlerine bakan kurum tarafsız değilse böylesi bir durumda yargı
bağımsızlığından bahsetmek asla mümkün değildir. Balık baştan kokar misali,
tepe bağımsız değilse alt kademede bağımsızlık aramak beyhudedir.
Tayin ve terfi işlerinde HSYK tarafsız ve eşit davranmayıp kendi
anlayışlarına yakın olanları korur, kollarsa “Bizim bölük” hesabı, aynı bölüğe
dâhil olan yargıçlarla adil ve tarafsız yargılama yapılabilinir mi?
Yapılamayacağını AKP’li sayın milletvekilleri bizden daha iyi bilirler. “Yok böyle bir şey, hakîm ve savcı atamalarında asla ayrım
yapılmıyor.” diyenler için bir örnek vermek istiyorum, özellikle Sayın Adalet
Bakanının olaydan haberi yok ise duyup düzeltmesi için örnek vermek istiyorum:
Bundan kısa bir süre önce yol boyundaki bir mola yerinde on beş
yıldır hiç görmediğim tanıdık bir savcıyla rastlaştık. Bu savcı birçok il ve
ilçede görev yaptıktan sonra Ankara’ya tayin olmuş. Uzun yıllar Ankara’da görev
yaptıktan sonra, Refahyol Hükûmeti döneminde rızası dışında Afyon’a tayin
ediliyor. Nedenini merak ediyor, soruyor ve kendisinin Afyon’a gönderilmesinin
isminden kaynaklandığını öğreniyor. İsim ve soyadı Sünnilerin çok kullandığı
bir isim değilmiş; oysa kendisi Sünni ve Karadenizli. Epey uğraştan sonra
tekrar Ankara’ya dönüyor. Bundan üç dört ay önce de bu kez Adana’ya tayin
ediliyor. Savcının evi Ankara’da. Çocukları Ankara’da
ve meslekte de otuz altı yılını doldurmuş bir savcı. “Gideceksin” deniliyor
kendisine ve mecburen Adana’ya gidip, görevine o da başlıyor. Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun hışmına uğradığını bu arkadaşımız düşünüyor. Bu
savcının ismini de Sayın Bakan vaki haksızlığı gidermesi için kendisine
vereceğim.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yandaş oluşturmak kurulu
değildir. Bu savcıya yapılan haksızlıktır, keyfîliktir. Umuyorum, Sayın Bakan
bu haksızlığın üzerine gidecektir.
Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana
iktidara gelen siyasi partiler her ne hikmetse özel mahkemeler sevdasından hiç
vazgeçmediler. 1920 yılından itibaren istiklal mahkemeleriyle başlayan özel
mahkemelerin tamamı statükoyu korumak amacıyla
kurulan, resmî devlet ideolojisi doğrultusunda karar veren, statükoya ve resmî
devlet ideolojisine muhalif olan herkesi cezalandırma amacı güden
mahkemelerdir. Statükocuların oluşturduğu mahkemelerdir. Bu mahkemeleri
koruyan, bu mahkemelerin varlığına son vermeyen hükûmetler de statükoyu savunan hükûmetlerdir. Bu anlamda, özel görevli
mahkemeleri oluşturan AKP Hükûmeti de maalesef statükocudur.
Özel mahkemeler demokrasiye, hukuk devletine, düşünce ve ifade
özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne katkı sunan mahkemeler değildir; tam tersi
bunları darbeleyen, bağımsız ve tarafsız yargıyı zedeleyen mahkemelerdir.
İstiklal mahkemeleriyle başlayan özel mahkemeler uygulamasına
sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri ve günümüzde de “özel
görevli mahkemeler” adı altında devam edip, gelinmiştir. İstiklal mahkemeleri
muhalif olan yurttaşların kellesini koparmaktan, sıkıyönetim mahkemeleri ile
devlet güvenlik mahkemeleri gencecik insanların ölüm fermanlarını yazmaktan
başka hangi işe yaramışlardır? Şimdiki özel görevli mahkemeler de tekçi
zihniyete dayalı resmî devlet ideolojisine, diğer bir deyimle statükoya muhalif olan on binlerce insanı cezaevine atmaktan
başka hangi işe yaramaktadırlar? Demokrasimize katkı sunmuşlar mıdır? Yargı
bağımsızlığına mı katkı sunmuşlardır? Muhalifleri susturmaktan başka hangi işe
bu mahkemeler yaramışlardır? Bu mahkemeler için, halkın sırtından, boğazından
çekip aldığınız vergi paralarıyla oluşan bütçeden pay ayırmak bana göre
günahtır, yazıktır. Yapılacak tek şey, bu mahkemeleri derhâl kapatmaktır. Ziya
Paşa der ki: “Kadının davacı olduğu, mübaşirin de şahit olduğu mahkemenin
adaletinden kuşku duyulmaz mı?” Tam da Ziya Paşa’nın dediği gibi, özel görevli
mahkemeler, hâkimin davacı, mübaşirin şahit olduğu türden mahkemelerdir. Bu
mahkemeler var olduğu sürece toplumsal barışı sağlamamız asla ve asla mümkün
olmadığı gibi, adalet ekseninde devletin güvenilirliğini de sağlayamayız.
Değerli milletvekilleri, bu mahkemeler üzerinden, AKP Hükûmeti,
muhalif siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, aydınlar,
gazeteciler, yayıncılar, bilim adamları, üniversite gençliği üzerinde terör
estirmektedir. Demokratik yollarla susturamadığı muhalefeti bu mahkemeler
üzerinden susturmaya, baskı altında tutmaya çalışmaktadır. Yüz binlerce oy
almış, seçilmiş milletvekillerinin tutukluluklarının devamında ısrar eden, ne
yazık ki bu mahkemelerdir. Seçilmiş belediye başkanlarını, belediye meclis
üyelerini, il genel meclis üyelerini, siyasi parti üst düzey yönetici ve
üyelerini, gözünü kırpmadan topluca tutuklayan yine bu mahkemelerdir. Saçını
kesen üniversite öğrencilerini, poşu takan üniversite öğrencilerini, üniversite
profesörlerini, bilim adamlarını, yazarları, yayıncıları, gazetecileri
tutuklayan işte bu mahkemelerdir.
Değerli milletvekilleri, adaletsizliğin alabildiğince yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Yargılamanın her aşamasında adaletsizlik, hukuksuzluk diz boyudur. Öyle bir ülke hâline getirildik ki takip edilmeyen, gizlice dinlenilmeyen, mahremiyetine kadar izlenmeyen tek kişi kalmadı. Bunun hesabını yarın AKP nasıl verecek, işin doğrusu anlamış değilim. Toplum giderek adaletsiz ve karanlık bir ortama doğru sürüklenmektedir. Soruşturması gizli, takibi gizli, dinlenmesi gizli, tanığı gizli kovuşturma ve soruşturmalara uğramayan neredeyse tek muhalif kişi bu ülkede kalmamıştır. Yargılamada taraf olan, savunma görevi yapan, mesleklerini ifa eden avukatların topluca suçlanıp tutuklandığı, savunma haklarının ortadan kaldırıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Hazırlık soruşturmaları toplu gözaltılarından dolayı çok uzun sürüyor, iddianameler geç hazırlanıyor, davalar geç açılıyor. Pratikte ne yazık ki önce sanık veya sanıklar bulunuyor, sonra deliller toplanıyor, insanlar mağdur ediliyor. Cezaevlerine konan tutuklular cezaev