TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ
YASAMA DÖNEMİ CİLT YASAMA
YILI
24 8 2
TUTANAK DERGİSİ
32’nci BİRLEŞİM
9 Aralık 2011 Cuma
DÖNEM:
24 YASAMA
YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 8
32’nci
Birleşim
9 Aralık 2011 Cuma
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - ÖNERİLER
A)
SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- Şanlıurfa Milletvekili
İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından, uygulanmakta olan HES projesinin,
insanlarımız, doğal çevremiz ve su kaynaklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin
incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin bütün yönleriyle araştırılması
amacıyla, verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 9/12/2011 Cuma günkü
birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına
ilişkin BDP Grubu önerisi
2.- 103 sıra sayılı
Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet
Komisyonu Raporu’nun gündemin 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 9/12/2011 Cuma günü,
bütçe görüşme programına göre kamu idareleri bütçeleri üzerindeki II. tur
görüşmelerin tamamlanmasından sonra, 103 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha
görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine devam edilmesine ve tümünün oylamasının tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin AK PARTİ, CHP ve MHP Grupları müşterek
önerisi
B) Danışma Kurulu Önerileri
1.- Genel Kurulun
10/12/2011 Cumartesi günü saat 13.00’te toplanmasına ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
IV.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470)
(S.Sayısı: 87)
2.- 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki
İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk
Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88)
A)
CUMHURBAŞKANLIĞI
1.- Cumhurbaşkanlığı 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
C)
SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1.- Sayıştay Başkanlığı
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D)
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1.- Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
E)
YARGITAY
1.- Yargıtay 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yargıtay 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F)
DANIŞTAY
1.- Danıştay 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Danıştay 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G)
BAŞBAKANLIK
1.- Başbakanlık 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H)
BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU
1.- Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
I)
MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI
1.- Millî İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Millî İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
İ)
MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ
1.- Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
J)
RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU
1.- Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
K)
BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
L)
VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Vakıflar Genel
Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
M)
ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
N)
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
1.- Atatürk Araştırma
Merkezi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Atatürk Araştırma
Merkezi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
O)
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
1.- Atatürk Kültür Merkezi
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Atatürk Kültür Merkezi
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
Ö)
TÜRK DİL KURUMU
1.- Türk Dil Kurumu 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Türk Dil Kurumu 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
P)
TÜRK TARİH KURUMU
1.- Türk Tarih Kurumu 2012
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Türk Tarih Kurumu 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
3.- 24.11.2011 Tarihli ve
6250 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Adalet
Komisyonu Raporu (1/535) (S. Sayısı: 103)
V.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, grubuna sataşması
nedeniyle konuşması
2.- Aydın Milletvekili
Bülent Tezcan’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
3.- Adıyaman Milletvekili
Ahmet Aydın’ın, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
4.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
5.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
6.- İzmir Milletvekili
Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
7.- Adıyaman Milletvekili
Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
8.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
9.- Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin, Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
10.- Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
11.- Malatya Milletvekili
Ömer Faruk Öz’ün, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
12.- Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
13.- Aydın Milletvekili
Bülent Tezcan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
14.- Gaziantep Milletvekili
Ali Serindağ’ın, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
VI.-
SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim
1.- Avrupa Birliği Uyum
Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
2.- Kadın Erkek Fırsat
Eşitliği Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
VII.-
OYLAMALAR
1.- 24.11.2011 Tarihli ve
6250 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri
Gönderme Tezkeresi ile Adalet Komisyonu Raporu’nun oylaması
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
14.00’te açılarak dört oturum yaptı.
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/470) (S.
Sayısı:87) ve 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî
Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap
Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair
Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin ( 1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi ve
tasarıların 1’inci maddeleri okundu.
Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Kayseri Milletvekili Mustafa
Elitaş’ın partisine,
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili
Bülent Gedikli’nin partisine,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Ankara Milletvekili Bülent
Gedikli’nin şahsına,
Ankara Milletvekili Bülent Gedikli, Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin şahsına,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Ankara Milletvekili Bülent
Gedikli’nin şahsına,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebi’nin partisine,
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili
Bülent Gedikli ve Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın partisine,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın konuşmasına ilişkin bir açıklamada bulundu.
Başkanın tutumu hakkında usul görüşmesi yapıldı. Yapılan
görüşmelerden sonra Başkan tutumunda bir değişiklik olmadığını açıkladı.
Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in şahsına,
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Ankara Milletvekili Emine Ülker
Tarhan’ın şahsına,
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Ankara Milletvekili Emine Ülker
Tarhan’ın partisine,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Alınan karar gereğince 9 Aralık 2011 Cuma günü saat 11.00’de
toplanmak üzere birleşime 23.15’te son verildi.
Sadık
YAKUT
Başkan
Vekili
Fatih ŞAHİN Muhammet
Rıza YALÇINKAYA Mustafa
HAMARAT
Ankara Bartın Ordu
Kâtip Üye Kâtip Üye Kâtip
Üye
II. - GELEN KÂĞITLAR
No:
45
9 Aralık 2011 Cuma
Teklifler
1.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel'in; 17.03.1981 Tarih ve 2429 Sayılı Ulusal Bayram ve Genel
Tatiller Hakkında Kanunun 2'nci Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi
(2/186) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği; Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile
İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/11/2011)
2.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Yükseköğretim Personel Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/187) (Milli Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
18/11/2011)
3.- Bolu Milletvekili Tanju
Özcan'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
(2/188) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
4.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2
Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/189) (Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
02/12/2011)
5.- Bursa Milletvekili Sena
Kaleli'nin; İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden
Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi (2/190) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/12/2011)
Rapor
1.- 24.11.2011 Tarihli ve
6250 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Adalet
Komisyonu Raporu (1/535) (S. Sayısı: 103) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011)
(GÜNDEME)
No:
45’e Ek
9 Aralık 2011 Cuma
Raporlar
1.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü
Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/288) (S. Sayısı: 91) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011) (GÜNDEME)
2.- Türkiye Cumhuriyeti ile
Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasının I Sayılı Protokolünün II
Sayılı Ekinin Değiştirilmesi Hakkındaki 1/2010 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/294) (S.
Sayısı: 92) ) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011) (GÜNDEME)
3.- Iraka Komşu Devletler
Hükümetleri ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terörizm, Sınırlardan
Yasadışı Sızmalar ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Konularında Güvenlik İşbirliğine
İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu (1/306) (S. Sayısı: 93) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011)
(GÜNDEME)
4.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ortaklık ve İşbirliği
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/325) (S. Sayısı: 94) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011) (GÜNDEME)
5.- Türkiye Cumhuriyeti
İçişleri Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Arasında Polis
Eğitimi Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/376) (S. Sayısı: 95) (Dağıtma tarihi:
09/12/2011) (GÜNDEME)
6.- Türkiye Cumhuriyeti
İçişleri Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Ulusal Güvenlikten Sorumlu Devlet
Bakanlığı Arasında Personel Eğitimi Alanında İşbirliği Protokolünün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/378) (S. Sayısı: 96) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011) (GÜNDEME)
7.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret ve Kalkınma Bankası Arasında
Merkez Anlaşmasını Tadil Eden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/445) (S. Sayısı: 97) (Dağıtma
tarihi: 09/12/2011) (GÜNDEME)
8.- Türkiye Cumhuriyeti ile
Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret
Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/472) (S. Sayısı: 98) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011) (GÜNDEME)
9.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Bolivya Çokuluslu Devleti Hükümeti Arasında Ekonomik ve Ticari
İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu (1/475) (S. Sayısı: 99) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011)
(GÜNDEME)
10.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/480) (S. Sayısı: 100) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011) (GÜNDEME)
11.- Ekonomik İşbirliği
Örgütü Ticaret ve Kalkınma Bankası Kuruluş Anlaşmasının 21 inci Maddesinin
Tadil Edilmesine İlişkin Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/481) (S. Sayısı: 101) (Dağıtma tarihi:
09/12/2011) (GÜNDEME)
12.- Türkiye Cumhuriyeti
ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/495) (S.
Sayısı: 102) (Dağıtma tarihi: 09/12/2011) (GÜNDEME)
09
Aralık 2011 Cuma
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati:11.00
BAŞKAN:
Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı
vardır, görüşmelere geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır, okutuyorum:
III.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları
tarafından, uygulanmakta olan HES projesinin, insanlarımız, doğal çevremiz ve
su kaynaklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken
tedbirlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer
önergelerin önüne alınarak, 9/12/2011 Cuma günkü birleşimde sunuşlarda
okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu
önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun
09.12.2011 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları
arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün
19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz
ederim.
Hasip
Kaplan
Şırnak
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
21 Ekim 2011 tarihinde,
Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından (108 sıra
nolu), uygulanmakta olan HES projesinin, insanlarımız, doğal çevremiz ve su
kaynaklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken
tedbirlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet
Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 09.12.2011 Cuma günlü
birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde
yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, grup önerisi üzerinde, lehinde, Sayın Hasip Kaplan, Şırnak
Milletvekili.
Buyurun efendim.
Süreniz on dakika.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 8 Aralık tarihinde bütçe görüşmeleri başladı. Bütçe
görüşmeleri başladıktan sonra bitimine kadar çünkü Danışma Kurulu, dört parti
grubunun birlikte karar altına aldığı, Meclis Başkanlığının da içinde olduğu,
Genel Sekreterliğin de içinde olduğu, gündemin belli olduğu, konuşmacıların
belli olduğu bir takvim.
Şimdi, bu takvimi, bu
çalışma düzenini üç parti bir önergeyle bozmak istiyor. AK PARTİ ve MHP’nin,
CHP’nin de imzaladığı bir önerge şu an elimde. Bu önergeye göre, bütçe görüşme
düzeninin değiştirilmesi ve bütçe düzeninin değiştirilmesinden başka, bütçe
görüşmelerinin arasına kamuoyunda “Şike Yasası” olarak bilinen yasayı kırk
sekiz saat geçmeden hemen Genel Kurula indirip, gece birde, ikide de millet
uyurken, uymuşken, uyutulmuşken bu bütçe görüşmeleri arasında, kaşla göz
arasında bu yasayı geçirmek.
Bu, hangi etik kurallarla
bağdaşıyor arkadaşlar, hangi İç Tüzük’le bağdaşıyor? Hangi bütçe görüşmesi
döneminde üç tane parti kendi başlarına önerge verip bütçe görüşmelerinin
arasına böyle korsan yasa önerileri koymuşlar bugüne kadar? Cumhuriyet tarihine
bakınız bütçe görüşmelerinin içine korsan olarak önerge verip korsan bir
şekilde yasa görüşmesini sağlayan 24’üncü Dönemden başka bir dönem
göremezsiniz.
Şimdi, burada bu Yasa
konusunda Cumhurbaşkanının vetosu var, biz de Barış ve Demokrasi Partisi olarak
komisyon aşamasında Meclis Genel Kurulunda ve dünkü komisyon aşamasında da buna
“Hayır.” dediğimizi çok açık ifade ettik. Peki, dün gece görüşülen, imamın
yatsı namazını kıldığı saatlerden sonra görüşülen bu önergeyi sabah ezanından
sonra, sabah ezanıyla beraber kalkıp üç parti grubunun bu aşk ve şevkle bu
Meclise getirmesinin hikmeti sebebi nedir? Önerge sahibi olarak çıkar burada
konuşurlar. Bakın bütçe döneminde, bütçe görüşmeleri döneminde, çok açık
söylüyorum hiçbir bütçe görüşmesi döneminde bu ayıbı parti grupları
işlememiştir. Kardeşim, Cumhurbaşkanı bizim gerekçelerimizin bir kısmına
katılarak veto etti. AK PARTİ’nin içinde muhalif olan sesler vardı, o doğaldır,
350 milletvekili, 340 milletvekilinin içinde herkesin mutlaka aynı düşünmesi
diye bir şey olur mu? CHP’nin içinde de aykırı sesler var, biliyorum; MHP’nin
içinde de var. Bir taraftan grup kararı alıyorsunuz, gruplarınıza tahakküm
ediyorsunuz, Meclisin iradesini de tek tek milletvekillerinin iradesine
tahakküm ediyorsunuz, sonra -Allah şifalar versin- Başbakan rahatsız, evde
talimat veriyor. Sayın Bozdağ burada Meclis’ten sorumlu Başbakan Yardımcısı ve
açıklanıyor buradan, Sayın AKP grup başkan vekilleri diyor ki: “Bu yasanın
arkasındayız.” Cumhurbaşkanına karşı! Olabilirsiniz, bu sizin bileceğiniz bir
iş. Cumhurbaşkanına da karşı olabilirsiniz, Yasa’nın yanında da olabilirsiniz,
cezaları indirebilirsiniz, mafya ilişkilerini, bilmem ne zorbalıklarını, dönen
trilyonları, hepsini konuşabiliriz bu Mecliste ama bu ayıp yapılmayacak.
Milletvekilinin iradesine hiçbir lider sultası hükmetmemeli bu Mecliste.
Maalesef ana muhalefet de, MHP de, buna katkı sunmuştur. Bunu yapmayacaktınız
arkadaşlar.
Zaten ben dikkat ediyorum,
şurada, muhalefet tarafında namaz kılıyorlar AK PARTİ’liler 2 rekât fazladan: 1
rekât AKP, CHP’ye kılıyor, 1 rekât da MHP’ye; diyor ki: Allah bu iki muhalefeti
başımızdan eksik etmesin.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Hasip Bey, bütün konuşmalarınız namaz, ezan üzerine kurulu, hayrola, bu
değişikliğin sebebi ne ya?
HASİP KAPLAN (Devamla) -
Yani arkadaşlar, gerçekten bunu, şimdi...
Bakın, arkadaşlar, bu
önerge üzerine biz de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak bütçe
görüşmelerinde bir ilki gerçekleştirdik, HES’lerle ilgili araştırma önergemizi
indirdik buraya. Niye? Siz bu yanlışı yaptınız, biz de bu mutabakat bozulduğu
için, bütçe görüşmelerine bundan sonra her sabah bir araştırma önergesiyle
geleceğim. Burada pösteki saydırtacağım. Mademki bu mutabakat zihniyeti var bu
Mecliste her sabah ezanıyla beraber ben de bir araştırma önergesiyle geleceğim.
Bunu mu istiyorsunuz? İstediğiniz bu mu arkadaşlar? Hoşunuza gidecek mi bu? Her
gün sabah 11.00’den önce saat 10.00’da Danışma Kurulu isteyeceğim, her gün bir
tane önergeyle geleceğim. Bunu mu istiyorsunuz? Bu şikenin cezasını ben de size
böyle çektireceğim Mecliste. Bu Şike Yasası’nı Mecliste... 21 Aralığın sonuna
kadar her gün bir önerge getireceğim, bir de enteresan önergeler. Her gün bütçe
görüşmelerinden önce bunu konuşacaksınız, konuşacağız arkadaşlar.
Bakın, HES’ler var ya, sizi
ilgilendirmiyor olabilir, hidroelektrik santralleri... Başbakanın memleketi
Rize’de, Karadeniz’de dere kalmadı arkadaşlar. Güneysu’dan İkizdere’ye,
İkizdere’den tutun Şavşat’a, Artvin’e, Hopa’ya, her tarafa kadar o maden
ruhsatları, HES ruhsatları, çantalarla dağıtılan kırk sekiz bin maden
ruhsatıyla bu ülke talan ediliyor. Doğasına kıyılıyor, tabiat yıkılıyor, bütün
ekolojik dengeleri altüst oluyor ve her yerde vatandaş buna karşı direniyor,
demokratik tepkisini koyuyor. O köylerde yaşayanlar, o bölgede yaşayanlar,
bütün insanlarımız direniyor.
Hopa’da, Artvin’de,
Karadeniz’de mahkemeler karar veriyor, 16 yaşındaki eyleme katılan kızların, kız
çocuklarının aileleriyle konuşmamasına karar veriyor.
Bir yandan hukuk böyle
çalışıyor, bir yandan ÇED raporları tamamen yasaya aykırı olarak düzenleniyor;
diğer yandan devletin malı olarak gördüğü dereler yani Şevval Sam’ın
türkülerindeki dereler yani Kazım Koyuncu’nun türkülerinde o pırıl pırıl, şırıl
şırıl akan dereler, o güzelim doğa, tabiat tahrip ediliyor ve o bölgede 2
kişinin cebine para olarak aksın diye. Siz de buna diyorsunuz ki: “Enerji
ihtiyacımız var, dışarı bağlıyız, bu kaynak enerjisi.”
Bu kaynak enerjisi değil
arkadaşlar, bu kaynak enerjisi değil, bu çok kötü bir sömürü enerjisi. Sömürge
ülkelerin, gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelere uyguladıkları, zorbalıkla
sömürdükleri madenlerini, derelerini, ırmaklarını sömürdükleri yöntemin Türkiye’de
tekerrürüdür.
Avrupa Birliği müktesebatı
için de daha bir buçuk sene var. Bu kurallar imzalandıktan sonra hiçbir yabancı
şirket gelip burada ne altın arar ne HES barajı kurar ne başka barajlar kurar.
Hasankeyf’i sular altında bırakıyoruz.
E, Ilısu Barajı, GAP
projesi... Kırk yıldır kardeşim, kırk yıldır teknik gelişti, dünya değişti. HES
olarak düşünürseniz Hasankeyf’i sular altında bırakmadan, Hasankeyf’in Ilısu
Barajı’nda beş-altı tane HES kurup kotasını indirip hem Hasankeyf’i
kurtarabilirsiniz hem oradaki tarihî yerleşim yerlerinin sular altında
kalmasını kurtarabilirsiniz hem de ekonomik olarak onun 2 katı enerji
sağlayacak bir proje geliştirebilirsiniz. Ama Başbakan da karşıydı başında, bir
gün baktık, Başbakan da Batman’da Hasankeyf’in sular altında kalmasını, Zeynel
Abidin Türbesi’nin, o camilerin, o hanların, o güzelim köprülerin sular altında
kalmasını savunuyor.
Sayın Maliye Bakanı da söz
vermişti -para basıyorlardı o zamanlar Maliye Bakanlığı- Hasankeyf’in resminin
üstünde olduğu para basacaktı ki Hasankeyf sular altında kalsa da çocuklarımız
o resme baksa, o sözünü de yerine getirmedi.
Şimdi, biz, bu konuda bir
araştırma istiyoruz arkadaşlar. Tarihimize, kültürümüze, doğamıza sahip çıkmak
istiyoruz. Bundan sonra güzel şeylerle uğraşmak istiyoruz.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Kaplan.
Önergenin aleyhinde Sayın
Nurdan Şanlı, Ankara Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
NURDAN ŞANLI (Ankara) –
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi önerisinin
aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.
Genel Kurul gündeminin
değiştirilmesine yönelik Barış ve Demokrasi Partisinin getirmiş olduğu grup
önerisine 2012 bütçe görüşmeleri programı nedeniyle katılmıyoruz.
Hepinize saygılarımı
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Şanlı.
Önerinin lehinde Sayın
Muharrem İnce, Yalova Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, Sayın Hasip Kaplan,
toplumda bir tartışma var. Sayın Cumhurbaşkanı veto etmiş “Arkasında
duruyoruz.” diyen grup başkan vekilleri var, milletvekilleri var, siyasi
partiler var, bu tartışma son bulsun istenmiş. Yani bu bir ilk değil, daha önce
de bütçe görüşmeleri sırasında Parlamento tarihine bakarsanız siyasi
partilerin, İktidar Partisinin ivedi gördüğü konularla ilgili tasarılar,
teklifler görüşülmüştür. Bunlar hep olmuştur.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Bizim için ivedi değil ama, halk için değil.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Bu Meclisin iki ana görevi var: Yasama faaliyetlerinde bulunmak, denetim
faaliyetlerinde bulunmak. Belki de bu Meclisin, Büyük Millet Meclisinin en
önemli görevi bütçe yapmaktır. Meclisin en önemli görevidir, varoluş
sebebimizdir bütçenin görüşülmesi.
Şimdi, bütçeyle ilgili iki
önemli gelenek var. İç Tüzük’te yazılı değil bunlar, istese yapmaz muhalefet.
Bir: Bütçe görüşmelerinde muhalefet grup önerisi getirmez, programa aynen
uyulur; nezaketi böyledir siyasetin, geleneği böyledir, eğilimi böyledir.
İkincisi de: Muhalefet bütçe görüşmelerinde yoklama istemez. İstenmez. Bu
böyle. Dokuz yıldır milletvekiliyim, böyleydi, eski milletvekillerine sordum,
onlar da aynısını söylediler. Zaman zaman sert tartışmalar da yaşansa yoklama
istemez muhalefet, bu yapılmaz. Meclisin gelenekleri böyle oturmuş. En sert
tartışmaların ortasında dahi, muhalefet grup önerisi getirerek programı
aksatma, yoklama isteyerek bütçeyi engelleme yoluna hiçbir zaman girmemiştir.
Bu ilk kez sizin tarafınızdan deneniyor. Bu, sizin takdiriniz, grubunuzun
takdiri…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu
ne? Bu ne?
MUHARREM İNCE (Devamla) –
…ama bunun üzerinden Cumhuriyet Halk Partisine laf söylerseniz size cevabım
var.
Bu iki aydır
değişikliğinizi anlamıyorum, bütün konuşmalarınızı dinî ritüellerle
süslüyorsunuz. Her konuşmanızın içinde “namaz”, “ezan”, “kitap”, “Allah”,
“cami” var, bunu anlayamıyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Rahatsız mı ediyor? Bugün Cuma ya!
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Yani özel bir proje mi, bu bir özel proje mi, bu bir özel seçim propagandası
mı, bu bir özel talimat mı, bunu anlamış değilim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Kandil’den belki talimat aldık!
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Evet, ben de dokuz yıldır ilk defa AKP tarafından alkışlandım. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu
yakıştı sana işte.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Yani Sayın Hasip Kaplan, siz Cumhuriyet Halk Partisine söz söyleme konumunda
değilsiniz. Siz Meclisin geleneklerine uymayabilirsiniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz
uydunuz mu?
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Yani dersiniz ki: Ben grup önerisi de getiririm, yoklama da isterim. Dersiniz,
bunları söyleyebilirsiniz ama bunun üzerinden Cumhuriyet Halk Partisine söz
söylemeye başlarsanız, size söyleyecek çok fazla sözüm vardır ve ben zamanın da
tümümü kullanmak istemiyorum, böyle anlaşmıştık çünkü.
Sözünde durmak, geleneklere
uymak siyasetin en temel tabanı olmalıdır, siyasetin birinci koşulu olmalıdır
diye düşünüyorum.
Sayın milletvekillerini
saygıyla selamlıyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın İnce.
Önerinin aleyhinde, son söz
Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Barış ve Demokrasi
Partisinin Anayasanın 98, Meclis İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi
gereğince vermiş olduğu grup önerisine katılamıyoruz, grup önerilerindeki
gerekçelerine itiraz ediyoruz.
Gereğini takdirlerinize
sunuyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Can.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri,
Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket
Partisi gruplarının İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş müşterek bir
önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.- 103 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere
geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun gündemin 1’inci sırasına
alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel
Kurulun 9/12/2011 Cuma günü, bütçe görüşme programına göre kamu idareleri
bütçeleri üzerindeki II. tur görüşmelerin tamamlanmasından sonra, 103 sıra
sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve
Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine devam edilmesine ve tümünün
oylamasının tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin AK
PARTİ, CHP ve MHP Grupları müşterek önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun
09.12.2011 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında
oy birliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince,
Gruplarımızın aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz
ederiz.
Ahmet Aydın Emine
Ülker Tarhan
AK PARTİ Grup Başkan Vekili CHP
Grup Başkan Vekili
Mehmet
Şandır
MHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
Bastırılarak Dağıtılan ve
Gelen Kağıtlar Listesinde yayımlanan 103 Sıra Sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha
görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporunun, 48 saat
geçmeden gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler Kısmının 1 nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre
teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun; 09/12/2011
Cuma günü, Bütçe görüşme programına göre Kamu idareleri Bütçeleri üzerindeki
II. Tur görüşmelerin tamamlanmasından sonra Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmındaki işlerin görüşülmesi ve bu
kısımda yer alan 103 sıra sayılı işin tümünün oylamasının tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılması,
Önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, önerinin lehinde Sayın Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.
Süreniz on dakika.
Buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Grup önerimizle, daha
doğrusu Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve AK PARTİ
Grubunun önerisiyle, biliyorsunuz sporda şiddetin önlenmesine dair Teklif
gelmişti 80 sıra sayılı. Bu teklifte AK PARTİ Grup Başkan Vekili, Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkan Vekili, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili
ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekilinin imzalarıyla gelmişti Adalet
Komisyonuna. Adalet Komisyonunda Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekili
teklifini geri çekti. Bu, teklif olarak geldi ve kanunlaştı oylarınızla.
Kanunlaştıktan sonra da 6250 sayılı Kanun oldu. Cumhurbaşkanımıza gitti,
Cumhurbaşkanımız da bu Kanunu veto etti. Cumhurbaşkanımızın takdiridir,
takdirlerini de saygıyla kabul ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, Cumhurbaşkanının geri gönderme tezkeresi Adalet Komisyonunda
dün görüşüldü ve Adalet Komisyonunda tartışıldı. Adalet Komisyonunda tekrar
aynı metin kabul edilerek Genel Kurula indi. Kırk sekiz saat geçmeden Genel
Kurulun gündemine getirilerek bugün görüşülmesini talep ediyoruz. Bu da
ittifakla alındı; Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi de grup
önerisine aynen katılıyorlar.
Gündem bu şekilde, bütçenin
bugünkü konuşmaları tamamlandıktan sonra inşallah bunu görüşeceğiz. Tabii ki,
oylarınızla olacak bu. Gereğini takdirlerinize sunuyoruz.
Grup önerimizin kabul
edilmesini diliyor, hepinizi tekrar saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Can.
Önerinin aleyhinde Ferit
Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
(CHP sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul)
– Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bütçe geleneğinde, Sayın İnce’nin
söylediği gibi, dokuz yıldır ilk defa karşılaşıyorum. Genelde bütçe hepimizin
bütçesidir, komisyonlarda tartışılır, her türlü görüşlerimizi söyler, bütçede
gelir söyleriz. Meclis iradesi her şeyin üstündedir, hepimiz buna inanmalıyız,
Meclis iradesi ve millet iradesi. Ama bu tür olaylarda beklerdim ki bir de
Sayın Bakan, şu tutuklu milletvekilleri için de bir şekilde Meclis iradesi ve
halk iradesine, millet iradesine hep beraber saygılı olalım.
Hepinize saygılar sunarım.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Aslanoğlu.
Önerinin lehinde İzmir
Milletvekili Sayın Oktay Vural.
Buyurun Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Teşekkür ederiz Sayın Başkan.
Tabii, daha önce
çıkarılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş bir kanun
teklifi kanunlaşmıştı ancak Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa gereğince yetkisini
kullanmıştır. Şimdi, Komisyonda dün akşam görüşüldü, dolayısıyla çok yoğun
tartışmaların yaşandığı böyle bir kanun teklifi hakkında Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunun iradesinin bir an önce tecelli etmesinde fayda mülahaza
edilmektedir. Bu bakımdan, üç grubun grup başkan vekilleri imzalarıyla bugün
görüşülmesi öngörülen bu kanun teklifinin bugün görüşülmesi bence isabetli
olacaktır.
Bu bakımdan, bu kanun
teklifinin bugün görüşülmesine amir ortak grup önerisini desteklediğimi ifade
ediyorum.
Hepinize saygılarımı arz
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Vural.
Önerinin aleyhinde Şırnak
Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.
Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Şimdi, arkadaşlar, çok sabırsızlanıyorsunuz. Bu kadar kısa konuşan bu üç parti
grubunu görünce gözleriniz yaşardı değil mi? Ama şimdi bu bütçe görüşmelerine
şike yasasını maydanoz edeceksiniz ve biz bir kelime konuşacağız, bir dakika
konuşacağız; olur mu arkadaşlar?
Cumaya gideceğinizi de
biliyorum ama vakti var, hiç o konuda da acele etmeyiniz. (AK PARTİ
sıralarından gülüşmeler)
Şimdi, zaten bu birleşmeniz,
bu dayanışmanız, bu şeyiniz karşısında şikeciler de, bu spor mafyası da, bu
cezadan kurtulacaklar da hepsi takdir gözyaşlarını hüngür hüngür döküyorlar şu
an ve hasretle bekliyorlar tabii bu yasanın bir an önce çıkmasını.
Şimdi, bakıyorum, Allah
aşkına, kırk sekiz saat niye beklemediniz ya? İç Tüzük’te… Komisyondan çıkan
yasa gece on ikide çıkıyor, sabah ezanıyla Meclise iniyor. Sonra diyorsunuz:
“Dün yatsıda çıktı, bugün yatsı namazında tekrar şike yasasını çıkaralım.”
Bakın, inanın yüz rekât sünnet yapsanız, sizi günahlarınızdan arındırmaz. Açık
söyleyeyim, yapmayın bunu. Bakın, Başbakan hasta; ona takdirleriniz,
bağlılıklarınız var. Lider, otoriter, örgütçüdür de Başbakan, biliyorum
dediğini de yapar. Fakat Cumhurbaşkanı da bizim gerekçemize katıldı, bir veto
yazdı diye köşkü de bu kadar sallamayınız; ayıp oluyor.
Bakın, bir şey daha
söyleyeceğim. AK PARTİ ne zaman dese ki: “Şu kanun çıkmaz.” Eliniz kulağınızda,
tetikte olsun, yirmi gün en fazla… “Bedelli çıkmaz.” dedi Başbakan, pat haftaya
çıktı. Şike Yasası’nı da Başbakan “Çıkmaz.” dedi, Suat Kılıç “Çıkmaz.” dedi,
Sayın Arınç “Hiç çıkmaz.” dedi; Hayati Yazıcı da “Valla veto iyi oldu.” dedi.
Şamil Bey nerede? Hiç sesi
çıkmıyor bu ara. Şamil Bey niye kürsüye gelip aleyhe önerge konusunda
konuşmuyor? Ben ona da şaşıyorum. Hep televizyonları tercih ediyor; bitti televizyonculuk,
gazetecilik. Burada artık kürsücülük, kürsü önemli; kürsüye geleceksiniz.
Bunlar bitti artık, ekranda değil… Meclisin, milletin ekranı bu kürsü.
Şimdi bakın “Çıkmadı.”
dediniz. Aceleniz ne, yangından niye mal kaçırıyorsunuz? Niye yirmi dört saatte
olsun bu ya, kırk sekiz saat niye beklemiyorsunuz? Niye bütçe görüşmelerinden
sonra olmasın? Aceleniz ne, yani bir durum mu var, yani size süre mi tanındı?
İlle, “Bu bugün çıkacak, çıkmazsa görürsünüz” diyen mi oldu size?
Bakın, zaten bu yasanın
Meclise iniş biçimi de kaptıkaçtı usulü bir şey gibi geldi. Bir baktık pat
indi. Hemen uyardık, teklifi çekin. Birileri dedi ki “Ya biz imzamızın
arkasındayız.” Vay, vay, vay göz yaşartıyorsunuz! Sizin imzanızın arkasında ne
kadar olduğunuzu İç Tüzük pantolon yasasında gördük. Danışma Kurulunda imza
verdik buraya geldi, yarım saat sonra görüşülecek; teklifinizi çektiniz Genel
Kuruldan.
Biz, daha komisyon
başlamadan bunu uyardık, Cumhurbaşkanı uyarılarımıza katıldı.
Bakın, tabii, bu patenti
Şike Yasası’nın AK PARTİ’ye ait, marka da Bakan Suat Kılıç; CHP de, MHP de size
bonuslar dağıtıyorlar bu yasada ve çok popüler ve pragmatik bir yaklaşım
içindesiniz.
Şimdi, vatandaş niye
tırlatmadı diyorsunuz? Bu bütçe görüşmelerinde de bu anlaşılıyor. Ne
yapıyorsunuz? Zamlıyorsunuz ses yok, sürüyorsunuz ses yok, süründürüyorsunuz
ses yok, kelepçeliyorsunuz ses yok, gazlıyorsunuz ses yok; yürümek yasak,
konuşmak yasak, düşünmek yasak, kitap yazmak yasak, örgütlenmek yasak, sendika
kurmak yasak, dernek kurmak yasak, karikatür de yasak, havada bulut demek de
yasak. Ondan sonra vatandaş bize yüzde 49,8 verdi. Yahu yüzde 49,8 verdi de
şirketin çoğunluğunu size vermedi kardeşim, şirkette bile yüzde 51 lazım ya! El
insaf! Şirkette bile 51 lazım. Şimdi, CHP ve MHP’yi yanınıza alıp bunu
tamamlamaya çalışıyorsunuz.
Şimdi bakın, bu şike affını
Meclis şikesine dönüştürdünüz, dönüştü artık bu böyle, çıkaracaksınız kafaya
koydunuz. Bilmiyorum, Başbakan öyle dedi de, diğer partiler de bu konuda çok
istekli gözüküyor.
Şimdi, kısa dönem bu
konudaki aflara bakalım: Bu yasa çıkalı altı ay olmadı. Bu Meclisin 8
milletvekili içeride. 8 milletvekili içerideyken ve CHP’nin 2 milletvekili,
MHP’nin 1 milletvekili, bizim 5 milletvekilimiz tutukluyken bu konuda iktidar
partisinin kılı kıpırdamıyor, bir gıkı çıkmıyor; kendi üyesine sahip çıkmayan
bir Meclis. Seçilmiş belediye başkanları ayrı bir konu, gazeteciler düşünceden,
basın…
Bakın, bu ülkede aflar
nasıl gelişiyor? Şimdi, AK PARTİ hükûmetleri döneminde vergi afları yapıldı,
bir değil, iki değil, üç değil, bilmem kaç tane; sigorta affı yapıldı, prim
affı yapıldı, BAĞ-KUR affı yapıldı, kaçak inşaat affı yapıldı, cezalar affedildi,
TCK 240 görevi kötüye kullanmak, yüz kızartıcı suçların cezası indirildi;
seçilme, bürokraside yükselmenin yolları açıldı; disiplin cezaları affedildi,
imar afları çıkarıldı, orman suçları affedildi, madenciye af çıkarıldı,
HES’çiye af çıkarıldı ama şu an Hopa davasında saçlarını kestiren çocuklar
tutuklu yargılanıyor. Vicdanınız nasıl? Teneke vicdan mı bu ya? Bu teneke
vicdan mı arkadaşlar ya? Bu vicdan vicdandır. Hopalı çocuklar, üniversite,
Hopa’daki olayları protesto eden öğrenciler saçlarını kestirdi diye örgüt
üyeliğinden şu an Ankara Adliyesinde yargılanıyorlar özel mahkemede. Vicdanınız
kabul ediyor mu? Puşi taktı diye üç sene yatıyor; halay çekti diye, türkü
söyledi diye, Ape Musa’nın dediği gibi ıslık çaldı diye insanları içeri
alıyorsunuz hâlâ terör suçundan, diyorsunuz ki: “Terör, terörist” Şarkı
söyleyeni de, türkü söyleyeni de, saçını kestireni de, puşi takanı da, kitap
yazanı da yazmayanı da, kafasında düşüncesini açıklayanı da açıklamayanı da
potansiyel suçlu gören bir alışkanlık ve ortamda cezaevlerinde bir koğuşta 5
kişi yerine 25 kişi yatarken, bir ranzada vardiya sistemiyle üçer sırayla
yatarken, tutuklular ve hükümlülere cezaevlerinde yer kalmazken, çek
mağdurlarından siyasi tutuklulara, siyasi tutuklulardan tutun farklı haksızlığa
uğramış mağdurlar, cezaevinde hepsi gözlerini Meclise dikerken bu şikedeki
becerinize şaşıyorum ve bu aflarınıza bakıyorum, devam ediyorum: İmardan sonra
ormana, madenciye, yüz kızartıcı suçlara, ihaleye… Şimdi de şikeye af
çıkaracaksınız, aceleniz bu.
Bakın, tek bir şey
söyleyebilirim: Artık, Allah da sizi affetsin! Allah da sizi affetsin! Bu gece
yatsı namazından sonra bu yasa geldiği zaman… (Gülüşmeler)
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) –
Teheccüd namazından sonra!
HASİP KAPLAN (Devamla) -
…eğer sizi sabah namazına kadar da talim ettirmezsem bu Mecliste bana “Hasip
Kaplan” demesinler.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Kaplan.
Sayın milletvekilleri,
müşterek grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, bir
saat ara veriyorum.
Kapanma Saati: 11.34
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati:12.41
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Gündemimize göre 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap
Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca bugün iki
tur görüşme yapacağız.
Birinci turda
Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
bütçeleri yer almaktadır.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (x)
2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap
Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair
Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538)
(S. Sayısı: 88) (x)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI
1.- Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1.- Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
(x)
87 ve 88 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 08.12.2011 tarihli 31’inci
Birleşim Tutanağı’na eklidir.
E) YARGITAY
1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY
1.- Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK
1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU
1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI
1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ
1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi, Hükûmet? Yerinde.
Sayın milletvekilleri,
6/12/2011 tarihli 29’uncu Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz
olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika
olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak
isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp
parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları
gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başlayan
milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki konuşmalar
bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden
soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır, cevap işlemi
için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği
takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize arz ediyorum.
Birinci turda grupları ve
şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.
Gruplar:
Milliyetçi Hareket Partisi:
Atila Kaya, İstanbul
Milletvekili, on iki dakika; Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili, on
üç dakika; Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili, on üç dakika; Özcan Yeniçeri,
Ankara Milletvekili, on iki dakika.
Cumhuriyet Halk Partisi:
Bedii Süheyl Batum,
Eskişehir Milletvekili, sekiz dakika; Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili, sekiz
dakika; Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili, sekiz dakika; Dilek Akagün
Yılmaz, Uşak Milletvekili, sekiz dakika; Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili,
sekiz dakika; Atilla Kart, Konya Milletvekili, on dakika.
Barış ve Demokrasi Partisi:
Sırrı Sakık, Muş
Milletvekili, yirmi dakika; Murat Bozlak, Adana Milletvekili, on beş dakika;
Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili, on beş dakika.
AK PARTİ:
Ekrem Çelebi, Ağrı
Milletvekili, beş dakika; Nevzat Pakdil, Kahramanmaraş Milletvekili, beş
dakika; Fatih Şahin, Ankara Milletvekili, beş dakika; Şuay Alpay, Elâzığ
Milletvekili, beş dakika; İdris Şahin, Çankırı Milletvekili, beş dakika; Yılmaz
Tunç, Bartın Milletvekili, beş dakika; Hilmi Bilgin, Sivas Milletvekili, beş
dakika; Akif Çağatay Kılıç, Samsun Milletvekili, beş dakika; Mehmet Kasım
Gülpınar, Şanlıurfa Milletvekili beş dakika; Oğuz Kaan Köksal, Kırıkkale
Milletvekili, beş dakika.
Şahıslar adına:
Lehinde, Bayram Özçelik,
Burdur Milletvekili, beş dakika.
Aleyhinde, Süleyman Nevzat
Korkmaz, Isparta Milletvekili, beş dakika
Soru-cevap işlemi, yirmi
dakika.
Şimdi, ilk söz Milliyetçi
Hareket Partisi Grubundan Atila Kaya, İstanbul Milletvekili.
Süreniz on iki dakika. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ATİLA KAYA
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 mali yılı
Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
söz aldığım konuyla ilgili görüşlerimi dile getirirken Sayın Cumhurbaşkanını
Adalet ve Kalkınma Partisinden ayrı tutmayacağımı, hatta onun bir parçası
olarak değerlendireceğimi öncelikle ve açıkça belirtmek isterim. Biliyorum ki
Sayın Cumhurbaşkanının taraftarları da, karşıtları da bu tavrımı
yadırgamayacaktır. Bunun neden böyle olduğunun cevabını ise takdir edersiniz ki
benden önce Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP vermelidir. Sizleri temin ederim ki
örgütlü muhalefet dışında kalan toplum kesimleri bile Cumhurbaşkanının
tarafsızlığı konusunda mutmain olmuş olsalardı böyle bir tavır sergilemeyi
aklımın ucundan dahi geçirmezdim. Ne var ki Anayasa’mızın 103’üncü maddesi
gereğince, görevini tarafsızlıkla yerine getirmek için namusu ve şerefi üzerine
ant içen Cumhurbaşkanının 2014 sonrası için AKP Genel Başkanlığına
yakıştırılması ve bu doğrultuda kamuoyu oluşturulmaya çalışılmasının hiçbir
kesim tarafından yadırganmaması tavrımın haklılığını teyit etmektedir. Türkiye
gündemini uzun süre meşgul etmiş olan cumhurbaşkanlığı tartışmalarını yok sayarak
makamında AKP zihniyetinin en üst düzeydeki bir temsilcisiymiş gibi oturmayı
tercih eden Sayın Cumhurbaşkanı da bilinen ve anlaşılan nedenlerden dolayı
kamuoyunun tarafsız cumhurbaşkanı konusundaki şüphelerini sineye çekmek
durumundadır.
Değerli milletvekilleri,
bir cumhurbaşkanından beklenen nedir? Gelin, bu sorunun yanıtını ararken
kişisel yorumlarımızı işin içine karıştırmamızı engelleyecek bir ölçüt üzerinde
uzlaşalım. Aradığımız ölçütü bize sunacak olan, Cumhurbaşkanının da, bizlerin de
ettiğimiz yemini içinde barındıran Anayasa’mız olsun. Anayasa’mızın
Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104’üncü maddesi uyarınca
Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk
milletinin birliğini temsil eder. 103’üncü madde ise Cumhurbaşkanının göreve
başlarken yapacağı yeminin metnini içerir. Bu yemin metninin sonunda belki
çoğunluğun bir ayrıntı olarak dahi görmediği hayati önemde bir vurgu vardır.
Anayasa’mızın 81’inci maddesindeki yemin metnine göre milletvekilleri büyük
Türk milleti önünde ant içerken, Cumhurbaşkanı büyük Türk milleti ve tarih
huzurunda ant içmektedir. Cumhurbaşkanının yeminini milletin yanı sıra tarihin
de huzurunda etmesinin anlamı üzerinde özellikle durulmalıdır. Devleti temsil
eden bir makam sahibine tarih huzurunda bulunduğunu hatırlatmak devlet
geleneğini öne çıkartmak içindir.
Sayın milletvekilleri,
Anayasa’mızın çizdiği çerçeve içinde Cumhurbaşkanından beklentilerimizi
belirleyecek ve onu değerlendirmemizde ölçüt olabilecek üç ana kavram öne
çıkmaktadır: Devlet, millet ve tarih. Demek ki en üst temsil makamında bulunan
kişinin taşıması elzem olan özellikler devlet, millet ve tarih şuuruna sahip
olmakmış. Bunu kavradığımız şu anda yapılması gereken Sayın Cumhurbaşkanının bu
kavramlar karşısındaki tutumunu gözden geçirmek olmalıdır.
Değerli milletvekilleri,
“Dindar Cumhurbaşkanı” nidalarıyla ve Sayın Erdoğan’ın takdiriyle göreve gelen
Sayın Cumhurbaşkanı Türk siyasi hayatında görece uzun zamandır yer işgal eden
bir figürdür. Bununla birlikte siyaset hafızasında iki resim olarak saklanmaktadır
ve öyle de olacaktır. Bu resimlerden biri şimdi yerinde yeller esen bir bedevi
çadırında çekilmiştir, diğeri ise görmemiş bir krala tahsis edilmiş bir otel
odasında. Hatırlarsınız, 2007 yılında Türkiye’ye gelmeden birkaç gün önce
İngiltere’de bulunan ve Londra Belediye Başkanıyla görüşmek için onun ayağına
giden Suudi Arabistan Kralı Abdullah dokuz uçağı dolduran görmemişliğiyle ve
altın tahtıyla birlikte Türkiye’ye gelmişti. Otel odasına tahtını kurdurtan ve
bayrağını astırtan Kral, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını ayağına çağırmıştı
ve maalesef Sayın Cumhurbaşkanı bir otel odasında altın tahtında oturan Kralın
huzuruna çıkmıştır. Damarlarında kan yerine petrol akan görmemiş bir kralın
küstahlığına ad koymak kolaydır. Ne var ki muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki
asil kanda araması gereken Cumhurbaşkanının tavrını adlandırmak o kadar kolay
değildir. Bu eylemi meşrulaştırmak için başvurulan argümanların en öne çıkanı
ise, Kralın Türkiye’de yatırıma dönüşmesi arzulanan emsalsiz servetine atıfta bulunanı
olmuştu. Anayasa’mıza göre devletin başı olan Cumhurbaşkanı, sadece başkomutan
değil, başöğretmendir de. Milletin geleceğinin teminatı olan nesillerin ahlaki
sorumluluğu öncelikle onun omuzlarındadır. Cumhurbaşkanının dile getirdiğim
örnekle gelecek nesillere verdiği ahlak dersi ise, maddi çıkarların ulusal
onura tercih edilmesi gerektiğidir. Cumhurbaşkanı, yemin ederek üstlendiği
sorumlulukla bu derece bağdaşmaz ve bu kadar gurur kırıcı bir tavır
sergilemekle, Türk devlet geleneğinin değil, “ben ülkemi pazarlamakla
mükellefim” diyen bir zihniyetin temsilcisi gibi davranmıştır; aynen “Çok güzel
şeyler olacak” müjdesinin ardından terör örgütü elebaşlarıyla yapılan seviyesiz
pazarlıkların çıkması gibi.
Sayın milletvekilleri, bir
kişide tarih bilincinin olup olmaması onun devlet ve millet anlayışlarını da
doğrudan belirler. Anayasa’mız Cumhurbaşkanını tarih önünde görmek ister çünkü
bilir ki devlet, geleneğiyle vardır ve bu gelenek de tarihtedir. Millet de bu
tarihsel sürecin bir sonucudur.
Sayın milletvekilleri,
ister Cumhurbaşkanınca isterse Sayın Başbakanca temsil ediliyor olsun AKP
zihniyetinin içinden çıktığı gelenekte felsefi anlamda bir devlet kavrayışına
rastlanmaz, böyle bir kavrayışı bağrından çıkaracak olan tarih şuuru da yoktur.
Bu kavramlarla olan ilgileri, sultanların veya halifelerin fazilet kıssalarının
ötesine geçmez. Bu gelenekten gelen kadroların hiçbiri daha fazlasını edinmiş
değildir. Gömleklerini çıkarıp liberallerle halvet olduktan sonra buldukları
ise şirket olarak tasarlanmış bir devlet anlayışıdır. Bu zihniyetin gözünde
devlet bir şirkettir. Böyle olunca, siyasetlerinin amacı da hisse senetlerini
kendi adamlarının arasında dağıtmanın ötesine geçemez.
Değerli milletvekilleri,
binlerce yıllık tarihinde millet olarak farklı kültür çevrelerinde, hatta
medeniyet dairelerinde bulunmuş ve aynı zamanda büyük medeniyetler kurmuş bir
milletin yani Türk milletinin mensuplarıyız. İlk günden bugüne kesintisizce
izleyebileceğimiz yegâne hat devlet geleneğimizdir. Milliyetçi Hareket Partisi
olarak bizim sorunumuz, bu geleneğin taşıdığı devlet kavrayışına yabancı kalıp
da kâr-zarar hesaplarıyla devlet kavramına yönelmeye çalışan zihniyetledir. Bu
zihniyeti Sayın Cumhurbaşkanının veya Başbakanın temsil ediyor oluşu ise bizim
açımızdan sadece bir teferruattır.
Değerli milletvekilleri,
son olarak, kamuoyunda kabul gören ve yerleşmiş bir algıya dönüşen “taraflı
cumhurbaşkanı” kanaatini gidermek amacıyla Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koymuş
olduğu ve adına “Futbolda Şike Yasası” denilen hususla ilgili veto tavrını
değerlendirmek istiyorum. Elbette verilen karar Sayın Cumhurbaşkanının şahsi
görüşü ve takdiridir ancak şu kadarını söylemeliyim ki: Partimiz bu kanun
değişikliğine destek verirken ne adalet duygusunun zedelenmesini ne de kişiye
özel bir düzenleme olmasını asla istemediği gibi aklından dahi geçirmemiştir.
Bizim anlayamadığımız taraf, Sayın Cumhurbaşkanının adalet duygusunun kimler
tarafından saldırıya uğradığını ve kimler için kişiye özel yasalar
çıkarıldığını unutmuş ya da unutur gibi görünmeye tevessül etmesidir. Bu veto
konusunda Sayın Cumhurbaşkanının yaklaşımı son derece ikircikli ve çifte
standartlıdır. Mademki Sayın Cumhurbaşkanı adil ve hakkaniyete uygun cezalar
belirlenmesi konusunda dikkatlidir, suç ve ceza arasında adalete uygun bir
oranın bulunması gerektiğine atıf yapmaktadır, o hâlde Türklüğe hakareti
düzenleyen 301’inci maddenin değiştirilmesinde neden aynı feraseti ve
hassasiyeti göstermemiştir? Söz konusu kanun hükmü değiştirilmeden önce
“Türklüğü, cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan
kişiler altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” ibarelerini
kapsarken, Sayın Gül’ün 7 Mayıs 2008 tarihindeki onayıyla tam anlamıyla içi
boşaltılmıştır. Dileriz ki Sayın Cumhurbaşkanı her meselede gözü kapalı onay
makamı gibi davranmasın, dikkatle, kararlılıkla ve itinayla önüne gelenleri
derinlemesine ve objektif olarak incelesin. Ancak geçmişte Sayın
Cumhurbaşkanının gerek yüksek yargıya gerekse üniversitelere yaptığı atamaları
dikkate aldığımızda, Sayın Cumhurbaşkanının, bundan sonraki uygulamalarında da
objektiflik veyahut da liyakat gibi birtakım ölçütleri esas almak yerine başka
ölçütlerle hareket edeceğini bizlere göstermektedir.
Bu anlayış içerisinde, ben,
bütçenin milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor,
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Kaya.
İkinci söz, Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın.
Süreniz on üç dakika.
Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP
sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Sayın Başkanım, Atila Bey’den kalan bir dakikayı arkadaşımıza ilave edebilir
misiniz?
BAŞKAN – Hayhay, on dört
dakika olsun.
MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Temsilî demokrasinin kalbi,
millî iradenin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu temsilin yüksek
bir oranda gerçekleşmesi ve Meclisin yasama ve denetim işlevlerinin etkin ve sorunsuz
bir şekilde yürütülmesi, kalbi sağlam bir bünyeye delalettir. Meclisin yasama
ve denetim işlevlerini layıkıyla yerine getirdiğini söylememiz güçtür. Bunun
sebebi, çalışma ilke ve prensiplerini belirleyen İç Tüzük’ün günün
ihtiyaçlarına cevap veremeyecek kadar eskimiş olması ve AKP’nin demokratik
teamül ve çoğulculuk anlayışına uygun düşmeyen tekçi ve dayatmacı
uygulamalarıdır. 1973 yılında yapılmış İç Tüzük, bir felsefeye uygun düşmeyen
günübirlik değişikliklerle, otuz yedi yılda sistematiğini ve ruhunu
kaybetmiştir. Bu süreçte tüm siyasi partiler eğer iktidarda ise yasama
sürecinin yavaşlığından, muhalefette ise de denetim mekanizmasının
etkisizliğinden şikâyet etmiştir. Ancak bilinen bir gerçeklik vardır ki Meclis
çalışmalarında milletvekilinin katılımcı hür iradesi ortaya çıkmamakta, Genel
Kurul ve komisyonlar verimli ve milletin gerçek gündemiyle çalışmamakta,
çoğulcu, eşitlikçi, kaliteli bir yasama ve kısa sürede sonuç veren etkili bir
denetim görevi icra edilememektedir.
Parlamenter demokrasinin
işleyişi açısından en az anayasalar kadar önemi olan İç Tüzük’ün değiştirilmesi
bir türlü gerçekleştirilememiştir. Bağımsız ve çoğulcu bir anlayışla çalışmayan
Meclisin sivil, demokratik bir anayasa yapması mümkün mü değerli arkadaşlar?
Otuz yedi yılın on yılında tek başına iktidar olan AKP’nin Sayın Toptan
zamanında yaptığı ve bir daha da arkasını aramadığı İç Tüzük değişikliği
girişimi dışında bir çözüm üretememesi doğrusu Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çoğulcu ve katılımcı çalışması gerektiği prensibine ne kadar inandığının da bir
göstergesidir.
Milliyetçi Hareket Partisi
olarak verimli, öngörülebilir, yeterli siyasi müzakerenin yapıldığı bir yasama,
sonuç odaklı, sürelere bağlanan bir denetim mekanizması getiren, uzlaşma ile
yapılacak yeni bir iç tüzük gerekliliğini bir kez daha vurguluyor, bu konudaki
çalışmalara dün olduğu gibi bugün de destek vereceğimizi ifade ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
içinde halkın olmadığı hiçbir rejimin adı demokrasi olamaz. Demokratik
rejimlerin devamı da halkın siyaset kurumuna yegâne çözüm aracı olarak
bakmasını temin etmekle mümkündür. Bazen milletine yabancılaşan gençlerimizden,
siyasete mesafeli duran insanlarımızdan bahseder, dert yanarız. Öyleyse bir
sorumluluğumuz da insanlarımıza, özellikle gençlere siyaseti sevdirmek ve
çevrelerine ilgi göstermelerini sağlamak olmalıdır. Öte yandan, bizlere oy
vermiş insanlarımızın da bu vekâleti nasıl kullandığımızı bilmeleri ve buna
göre değerlendirme yapmaları en tabii hakları olsa gerektir. Bu iletişimin en
önemli aracı Meclis televizyonudur. Mecliste liderlerin ve milletvekili
konuşmalarının naklen yayınlanması sonucunda insanlarımız ülke gidişatını ve
siyaset kurumunu takip etme imkânı bulmuştur. Bütün televizyonların sansür
uyguladığı bir dönemde muhalefetin görüşleri Meclis TV ile halka
ulaşabilmiştir. Ancak biliyoruz ki bu kanal farklı sesleri ve görüşleri
yayınladığı için ta en başından beri AKP için rahatsızlık kaynağıydı, bu
yayınları sınırlandırmayı uzun zamandır hayal ediyorlardı. Bu yayının kesilmesi
Meclisin milletiyle olan en önemli iletişim kanalının kopmasına sebep olmuştur;
bu doğru olmamıştır.
“Efendim, yayını
kapatmıyoruz, sınırlandırıyoruz.” diyenlere de şunu sormamız lazımdır: Şayet
sınırlandırma müeyyidesi getirilecek kadar zararlı ise neden tamamıyla kapatmıyorsunuz
ya da Meclis televizyonunu gündüz yayında tutma gerekçeniz akşam saat yediden
sonra ortadan mı kalkıyor? Hiç kimsenin adının önüne “yasakçı” tanımlamasının
yakışmayacağını ve Meclis televizyon yayınlarının serbest bırakılarak Meclisi
ile milletin irtibatının yeniden tesis edilmesi gerektiğini bir kez daha ifade
ediyoruz.
Değerli milletvekilleri,
klasik parlamenter sistemin ayırt edici bir özelliği de güçler ayrılığı
prensibidir. Bu prensibe rağmen 2002’de başlayan AKP’li yıllar, tek başına
iktidar olmuş bir partinin hem Meclis hem de mahkemeler üzerinde baskı kurarak
diğer erkleri kontrole soyunduğu ve maalesef bunda da büyük oranda başarı
sağladığı yıllar olarak hatırlanacaktır. Hiçbir dönemde muhalefeti ortadan
kaldırma, muhalefeti yok sayma gayretleri bu kadar ayyuka çıkmamış, farklı
görüşler arz eden kişi ve kurumlar bu kadar baskı ve tehdide maruz
kalmamışlardır. Meclis gergin bir atmosferde çalıştırılmış, muhalefetin sesinin
kısılması için Meclis Televizyonu yayınları sınırlandırılmış,
milletvekillerinin iradesi yok sayılarak parmak demokrasisi egemen kılınmaya
çalışılmıştır. Muhalefetin en küçük bir eleştirisine dahi tahammül göstermeyen
AKP, sonunda Meclisi tamamen devre dışı bırakma yolunu seçmiştir, kanun
hükmünde kararnameler ile kadrolaşma ve devleti yeniden yapılandırma içerisine
girmiştir. Kanun hükmünde kararnameler istisna olması gerekirken
genelleştirilerek yasa yapma yetkisi, Meclisin elinden gasbedilerek alınmıştır.
Yeni teşkilatlanmalardan,
ihdas edilen kadrolardan muhalefet habersizdir. İktidar, Meclisin devre dışı
bırakıldığı iddialarına tatmin edici cevaplar vermek yerine, “Geçmişte bu
yöntem daha çok kullanılıyordu, biz az bile kullandık.” diyebilmekte, 1999
depreminden sonra çıkarılan ve daha çok deprem yaralarının sarılmasının
amaçlandığı kanun hükmünde kararnameleri işaret ederek, bu yola devam edeceğini
söyleyebilmektedir.
Meclisi uyumlu çalıştırmak,
Meclis çoğunluğunun yani AKP’nin sorumluluğudur. Meclisin kanun hükmünde
kararnamelerle devre dışı bırakılması bir sistem krizine yol açma riskini
içinde barındırmaktadır. Bir taraftan Mecliste uzlaşma çağrıları yapan AKP, öte
taraftan ikiyüzlü bir tavır sergileyerek muhalefeti devre dışı bırakmak için
her türlü yola başvurmaktadır. Bu tekçi ve dayatmacı yaklaşım toplumdaki
kutuplaşmaya hizmet etmekte, Mecliste uyumlu çalışma ve uzlaşma zeminini ortadan
kaldırmaktadır.
Meclisin yasa yapma yetkisi
böylece işlevsiz bırakılırken siyasi denetim yolları da işlemez hâle
getirilmektedir. Muhalefetin verdiği tüm önergeler, zaman zaman gerekçeleri AKP
tarafından da paylaşılmasına rağmen reddedilmekte, verilen sözlü ve yazılı sorular
ya aylar sonra cevaplandırılmakta ya da yuvarlak cevaplarla yetinilmesi
istenmektedir. Kamu kaynağı kullanan Hükûmetin muhalefetçe denetlenmesi böylece
bir türlü mümkün olmamaktadır.
Denetim mekanizması iktidar
çoğunluğunca felç edilirken Meclis Başkanlığı muhalefetin sorularını denetleme
sevdasına düşmüş, Meclis uzmanlarından oluşturduğu bir komisyonla
milletvekillerinin soruları İç Tüzük’e uygun bulunmayarak iade edilmeye
başlanmıştır. Meclis Başkanının sorumluluğu, esas olarak muhalefetin soru cümlelerini
düzeltmek değil, iktidarın makul süreler içerisinde tatmin edici cevaplar
vermesini sağlamak noktasında kendini göstermelidir.
Sayın Başkan, soruları
denetlediğiniz kadar cevaplarının da doyurucu olup olmadığını denetlemeniz ve
milletvekillerini uyardığınız kadar sorunun muhatabı ilgili kurumları da
uyarmanız gerekmez mi? Size sadece AKP’nin değil, tüm grupların başkanı
olduğunuzu hatırlatmak istiyorum.
Bir hatırlatmam da Meclis
personeli ile ilgili olacak. Bir müddet önce Genel Kuruldan geçirdiğiniz Meclis
Teşkilat Kanunu, arkada, haksızlığa uğradığını düşünen, gönlü kırık yüzlerce
personel bırakmıştır. “Eşitsizlikleri, adaletsizlikleri düzelteceğim.” diye
gelen Kanun birçok haksızlığa sebep olmuş, birçok müktesebi de sıfırlamıştır.
Personel sormaktadır: Kendi çalışanı arasında adaleti ve eşitliği tesis
edemeyen Meclisin, ülke insanına karşı nasıl bir iddiası olabilir?
Sayın Çiçek, siz bu kurumda
çalışan insanların da Başkanısınız. Personelin, Adalet Bakanlığı yapmış bir
Başkandan beklentileri vardır. Nedir bunlar? 4/C’liler diye bilinen personel,
statü farklılığından kaynaklanan, bin liraya kadar varan ücret eşitsizliğinin
ortadan kaldırılmasını, nöbet ve mesai ücreti verilmesini, Meclise kadrolu
personel alımında kendilerine öncelik verilmesini, sözleşme yenilenmesi
dolayısıyla verilen ve 300 ila 400 lirayı bulan pul parasının kesilmemesini
istiyorlar. Milletvekili danışmanları, kıdem tazminatı hakkı ve belirli bir
hizmet süresi sonunda da kadro hakkı talep ediyorlar. Milletvekili yardımcı
personeli ve ikinci danışmanlar, maaşlarının öğrenim durumlarına göre
belirlenmesini, bazı kurumların Mecliste görevlendirilmelerine muvafakat
vermediğinden bahisle bunun kolaylaştırılmasını istiyorlar. Bir de Meclisin
kadrolu personeli var; idari kadro, uzman, uzman yardımcısı, teknik personeli
ve memurlar. Bu arkadaşların bir kısmı sınavla Meclise girmiş, bir kısmı da
sınavsız. Şimdi, deniliyor ki “Norm kadro çalışması başlatacağım, personel
fazlalığı var.” İyi de son dokuz yılda yani AKP döneminde binden fazla kişi
alınmış Meclise, fazla ise bunlar fazla. Sınavla girmiş personele, kadrolara
doldurduğunuz kendi yeğenleriniz, kuzenleriniz ile aynı muameleyi yapmanız
büyük haksızlık olmuyor mu? Sınavla Meclise girmiş personele öncelik vermeniz
gerekiyor. Bir hukukçu olan Sayın Çiçek’in kimsenin ekmeğiyle oynamadan bu
soruna bir çözüm bulacağına inanıyor, bunu da Milliyetçi Hareket Partisi olarak
takip edeceğimizi ifade ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
dokuz yıllık iktidarı boyunca milletin milyarlarca dolarını kullanan AKP
Hükûmeti, her ne hikmetse, bu kaynakların hesabını vermekten kaçıyor, hatta
kendisine soru bile sorulmasını istemiyor. Bunun için, bütçe dışı kaynak
kullanımını, ihale sistemi dışında alım satımı teşvik ediyor, bedelli askerlik,
2/B gibi bir kereye mahsus gelirleri de bütçeleştirmeden nasıl kullanacağının
hesabını yapıyor. Elbette, bu zihniyet denetim kurumlarına da mesafeli
olacaktır. Teftiş kurullarını ortadan kaldırıp denetimin içini boşaltan, dış
denetim kurumlarının en önemlisi asırlık Sayıştayın âdeta teftiş alanını
genişletiyor gözüküp yetkilerini kısıtlayan uygulamalarını hep birlikte gördük.
Asırlık Sayıştay, içi boşaltılarak âdeta bir vitrin malzemesine çevrilmiştir.
Verimlilik, etkinlik, tutumluluk denetimi olan performans denetimi ölçme işlemi
hâline getirilmiştir. Sayıştay, kanunun ek geçici 10’uncu maddesine göre
göndermesi gereken denetim raporlarını üç yıldır Meclise göndermemektedir.
Hiçbir takdir hakkı verilmemiş olmasına rağmen, Sayıştay Başkanlığı denetim
raporlarını sümen altında tutmaktadır, etkili denetim görevinden epeyce uzak
düşürülmüş, sadece yönetmeliklere görüş bildiren kurum hâline getirilmiştir;
AKP baskıları sonucu görüntü var, ses yok bir hâldedir. Yüzlerce denetim
elemanı da hiçbir görev verilmeksizin boş boş oturtulmaktadır.
659 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 9 ila 12’nci maddeleri adli uyuşmazlıklarda sulh kurumunu
getirmiştir sistemimize. Mahkemelerin yetkilerinin önemli bir kısmı idareye
geçmektedir. Bu mekanizmanın özeti şudur: İdare, uyuşmazlıklarda taraf konumundaki
kişiyi mahkemeden önce sulha davet edecektir, sulh sözleşmesi imzalandıktan
sonra mahkeme yolu kapatılmaktadır. Bu düzenlemenin pratikte iki sonucu
olacaktır: Bir: İnsanların hak arama hürriyetleri sınırlandırılacaktır. İki:
AKP’nin etkisi ve baskısı altındaki kurumlar AKP yandaşlarına farklı, diğer
insanlarla farklı pazarlıklar yapacaktır. Bir diğer sonucu da idarenin dış
denetimini yapan Sayıştayın tamamen sembolik bir hâle gelecek olmasıdır. AKP’ye
Sayıştay üzerinden elini çekmesi çağırısında bulunuyoruz. Bu ısrar, devletin
tamamen keyfîlik ve yolsuzluk batağına batması sonucunu doğurur ki bu sonuç
kimseye hayır getirmeyecektir.
Sözlerime son verirken
Meclisin bir an önce kendi üyelerinin, milletvekillerinin statü, hak ve
sorumlulukları ile özlük haklarını belirleyen kanunun bir an önce Meclis
gündemine getirilmesini aciliyet ve önem açısından bir kez daha hatırlatmak
istiyorum. “Terzi kendi söküğünü dikemez.” derler, bu düzenleme çok gecikmiştir
ancak kendi meselelerini düzenleyemeyen Meclisin toplum meselelerini nasıl
düzenleyeceği de tartışmalı hâle gelmektedir.
2012 bütçesinin hayırlı
olması dileklerimle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Korkmaz.
Şimdi söz sırası Erzurum
Milletvekili Sayın Oktay Öztürk’te.
Buyurun Sayın Öztürk. (MHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz on üç dakika.
MHP GRUBU ADINA OKTAY
ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
insanlık tarihini kaos ortamından düzen ortamına geçirişinin miladı hukuktur.
Roma İmparatorluk döneminde bireyin toplum içinde hakları, vazifeleri, toplumun
bireye karşı hak ve yükümlülükleri hukuk düzenini oluşturmuştur. Hukuk zaman
içerisinde evrensel boyut kazanmıştır. Yasalar coğrafyaya, milletlere,
kültürlere göre değişmiş ve fakat düzen temelini oluşturduğumuz hukukun genel
ilkesi yani tarafsız oluşu, adil oluşu, devlet-birey eşitliğini temel almış
olması değişmemiştir, değişmemelidir de. Türkiye bu konuda bir yandan
istikrarsız bir geçmiş yaşarken diğer yandan dönem dönem siyasal iktidarların
hukuku kendilerine yâr etme sevdası depreşmekte, bu da hukuk devleti ilkesinin
yerine siyasal iktidar devleti sonucunu doğurmaktadır. Bugün de hukuk
devletinin siyasal iktidar ve onun arkasındaki güç kadrolarının, hukukun yerini
alma çabasıyla nasıl tahrip olmakta olduğunu ibretle izlemekteyiz.
İktidarın ilk yıllarında
hukuku, haddini bilmemekle suçlarken bugün yapılan her zulmü hukukun
bağımsızlığına bağlayan İktidar, bir yandan yüksek yargıyı yapılandırma maskesi
altında arka bahçesi yapmakta, diğer yandan hedefledikleri adliye mahkemelerde
hızla yargıç, savcı kadrolarında değişiklik yapmaktadır.
Yargıtay yapısal
değişikliği için çok gerekçeler duyduk bu sıralardan. O değişikliklerin
yapıldığı gün gördük ki atamalar bir saat bile sürmeden halledilivermiş. Önce
Başbakan bir dava için “Ben o davanın savcısıyım.” derken dönemin Adalet Bakanı
“Yargı yargıçlara bırakılmayacak kadar önemlidir.” diyerek yargı dünyasına ilk
kazmaları vurmuşlardır. Hemen ardından, hukuk Türkiyesi’nde Başbakan “Çeteleri
ben içeriye tıktım.” diyerek savcılıkla yetinmediğini ve tutuklama kararlarını
veren yargıcın da kendisi olduğunu dünyaya haykırdı. Bakıldı ki bu mesajların
içeriği tam anlaşılmadı, hemen Yargıtayın mezhebine girildi. “Dosya çok,
mahkeme az.” denildi, “Dosyalar birikiyor.” denildi, “Ara mahkeme kuracağız.” denildi.
Şimdi ise mahkeme sayısı
arttı, yargıç sayısı arttı. Bu değişikliklerin üzerinden zaman geçti. “Bakın,
şimdi Yargıtay kendisine gelen dosyayı bir ayda iade ediyor, artık dosyalar
Yargıtayda raflarda tozlanmıyor.” diyor Sayın Bakanımız. İşin gerçekte böyle
olmadığını da hepimiz biliyoruz.
Sınır kapısında portatif
mahkeme kuran Hükûmet, artık “Aç-kapa Artema” reklamına döndürdü yargıyı. İşin
ilginç yanı ise bu kürsüden bu konular dile getirildiğinde ses HSYK’dan geliyor
“Bizden özür dilesin.” diye.
Niye? Arka bahçe olmadınız
mı? Farklı sanıklara -dikkat edin, farklı dava değil, farklı sanıklara- farklı
davranmıyor musunuz?
Niye? Başbakan “Ben falanca
davanın savcısıyım.” dediğinde “Savcılardan özür dile.” dediniz de biz mi
duymadık?
Niye? Başbakan “Ben
çeteleri içeri tıktım.” dediğinde “Bağımsız mahkemelerin yargıçlarının
tutuklama kararlarına şaibe bulaştırma, özür dile.” dediniz de biz mi duymadık?
Niye? Adalet Bakanı “Yargı
yalnızca yargıçlara bırakılmayacak kadar önemlidir.” dediğinde “Yargı yalnızca
yargıçlara ve yasaya bırakılması gerekecek kadar önemlidir, özür dile.” dediniz
de sesinizi biz mi duymadık?
Bugün bu bir realitedir,
inkâr edilemeyecek kadar önemli bir realite: Yargı maalesef İktidarın arka
bahçesine çevrilmiş, şimdi ise ayrık sesleri temizlemekle meşguldür. Meclise,
onun çatısı altında bulunan parti ve milletvekili görüşlerine İktidar adına
cevap verecek kadar gözü dönmüş bir arka bahçe olmuştur.
HSYK Başkanı, o bir saatte
nasıl atamaların tamamlandığının cevabını versin önce. HSYK Başkanı, HSYK
seçimlerinde yargıçlar üzerinde nasıl baskı kurulduğunun savunmasını
yapabilecek mi, ona baksın önce. HSYK Başkanı, ta Almanya’dan sesini duyuran,
Türkiye’deki yanar söner fenerlere başka, siyaseten yargılananlara başka
davranan yargıçların yasaları nasıl okudukları, nasıl anladıklarını yorumlasın
hele bir önce; savcılar soruşturma baskısıyla davalardan alınıyor, bunu
anlayabileceğimiz bir şekilde anlatmayı denesin önce. Ama bu, yukarıda
bahsettiğimiz tehlikenin doğal sonucudur. Artık, HSYK, Adalet Bakanlığı
Müsteşarlığı kadar İktidarın kadrosu olmuştur. İktidar adına görüşlere cevap
verme hakkının olması bu açıdan bakıldığında normal gözükmektedir ama siyasal
iktidarın normali, doğru hukuk devleti kriterlerine göre ise ne yazık ki bu bir
faciadır.
Bakın, facia lafı zorunuza
gitmesin. Meclis yasada değişiklik yapıyor. O da ne? Değişikliğe göre yapılan
tutuklu itirazlarına bakan mahkeme “Hayır, yasa kesinleşmedi.” diyor. Hemen
ertesi gün ne görelim? İddianame yasanın eski metnine göre çıkıyor. Beş altı
aydır bekleyen iddianame Meclis sürecini bekleyemiyor, üstelik Meclisin
değiştirdiği metne göre iddianame yazıyor. Cumhurbaşkanı galiba Başbakanın eski
“Ben savcıyım.” çıkışına nazire yapmak istiyor. “Cezalar bireylere göre
değiştirilemez. Suça göre ceza az.” diyor. Bu nasıl bir mantıktır,
anlayamıyoruz. Bakıyorum da iktidar partisi hâlâ “Hayır, bireylere göre
değişiklik değil.” demekle meşgul.
Bakın, ben söyleyeyim:
Sayın Cumhurbaşkanı, bireyler önemlidir. Bir bireye yapılan haksızlık toplum
vicdanında açılmış büyük bir yara, hukuk devletinin ise iflasıdır. Onun içindir
ki milletimizin bir tek evladına dahi yapılan haksızlığın karşısında durmak ve
o haksızlığı gidermek görevimizdir. Biz yasama Meclisiyiz, bireylerin yasanın
zulme dönüştüğü yerde bu zulümle inlemesini, hapislerde yatırılmasını
izleyemeyiz, müdahale ederiz, yanlışı bu Meclis yapmışsa düzeltiriz ama “bireye
göre” diye suçlanmayı da kabul edemeyiz. Döner sorarız: Sayın Cumhurbaşkanı,
siz, bahsettiğiniz soruşturmanın şike yasası çıkmadan başlatıldığını biliyor
musunuz? Ya bu dönemde size sesiyle mihmandarlık yapan ve hatta partisini
“Yasayı bu hâliyle geçirirseniz istifa ederim.” diye tehdit eden milletvekili
bunu biliyor mu? Çankaya 1.000 rakımlıdır Sayın Cumhurbaşkanı, imzası paha eder.
Bu kadar ucuz, parti içi söylemlere müdahale, siyasi hesap, haksız operasyonu
destekleme kokmamalıdır.
Şimdi, iktidar, bu yolda
ülkenin gittikçe içinden çıkılamaz bir hukuk faciasına, hukukla yapılan zulüm
ülkesine gidişi ya görmemekte ya da kaos üzerine hesap yapmaktadır. Bu,
sağlaması olmayan bir hesaptır; iki kere iki hep dört eder. Rakamlarla
oynasanız da bu değişmez. Adalet, bu devletin temel müessesesidir. Adalete el
atmakla, devlet temeline saldırı yapmaktasınız. Devleti yıkmaksa hedef -ki öyle
görünüyor- bırakın bu hesaplaşmayı. Sevr’i dayatamayanların ekmeğine yağ
sürmeyin. Bu ülke bir daha Sevr'i yaşamayacak; buna engel oluruz, biz MHP
olarak engel oluruz, millet olarak engel oluruz. (MHP sıralarından alkışlar) Bu
çatı altında büyük Türk milletinin saadetini, refahını hedef alalım.
Yargıtayda, Danıştayda,
Anayasa Mahkemesinde yanlış yapılanmayı, Anayasa Mahkemesine seçilişlerde
yapılan ince çalımları bırakın. Yargıç kadrolaşmasında hesaplarınız yanlıştır.
Buna inanın ki bu yapılanma size zarar olarak dönecektir. Bu yapılanma size
dayatılan bir durumdur. İktidarınızı arka bahçesi yapmak isteyenlerin
planlarını görün, engel olun. Basit bir yasa değişikliğinde çıkarılan
gürültünün hedefinin adını doğru koyun. Basit bir eş başkanlık değildir bu durum.
Lütfen, dönün eş başkanınıza, onun faaliyetlerine dikkatli bakın. Uhdesinde
alıkoyduğu güçleri, hesapları görün ve bu oyunu bozun.
Hukuka saldırı hâlini alan
reform çalışmalarınızı doğru olanlarla bilim adamlarımızın, hukuk adamlarımızın
ve hatta demokrasinin geliştiği ülkelerdeki hukuk sistemlerinin ışığında yapın.
Anayasa için komisyon kurduk, işbirliği hâlinde çalışıyoruz. Birlikte
mutabakatla yasa çıkardık, bunu da yaparız. Ortak paydamız bu aziz Türk
milletinin evlatları oluşumuzdur. Çok şeyi başarırız. Silivri’de kurduğunuz
mahkeme yargıcının bir bakanınızın tutukluluk süreleriyle ilgili açıklamasına
yazdırdığı gerekçeyi görmüşsünüzdür. Size tehlikenin farkında olma uyarımın en
temel gerekçesi o duruşmada o mahkemenin yargıcı tarafından söylenmiştir. Arka
bahçe yapmak istediğiniz yargı, dikkat etmezseniz sizi bir kısım güçlerin arka
bahçesi yapma tehlikesini taşıyor.
Bunlar samimi olarak bu
çatı altındaki değerli milletvekili arkadaşlarımın hepsine uyarımdır. Burada
bulunuş amacımızı çok iyi süzmeliyiz. Sürekli çok hassas davranan sadrazama
“Padişah korkusuyla mı bu kadar hassasiyet?” diye sorduklarında “Hayır, tarihe
karşı.” diye cevap vermiştir. Ben de tarihe karşı bu uyarımı yaptım.
Bir içinize dönün.
Yapılanları yüzde 50 oyun getirdiği güç ve başarı olarak değil, ülkeye,
millete, devlete hizmet kriterinden geçirin. Sonra ne kadar yanlış içinde
olduğunuzu göreceksiniz sayın iktidar partisi milletvekilleri.
Bu konuşmamın hepinizi
ilgilendirmesi gerekir, en çok da Adalet Bakanını ilgilendirmelidir. Siz dün
alkışlarınızla dediniz ki: ”Ey mutlak sayısal iktidarımızın Sevgili Adalet
Bakanı, HSYK Başkanı sana müsteşar hizmeti vermelidir.” Çift müsteşar daha
yakışır. Ne diyebilirim ki?
Muhterem milletvekilleri,
değerli Türk milleti; ben tarihe karşı sorumluluğumu yerine getirdim ve tekrar
ediyorum: Siz “Üstünlerin hukukunu yıkacağız.” derken neyi yıktığınızın
farkında olmadınız. Hukukun gücü yerine gücün hukukunu getirdiniz ve
getirdiğiniz bu hukuk sizi güç durumda bırakacaktır.
Uzun tutukluluk hâllerinden
uzun uzun konuşmak istemedim fakat bu konuda bu kürsüden o kadar çok şey
söylendi ki, yine de elinizi oynatmadınız. Bu yüzden sadece düşüncelerimi
belirtiyorum.
Biraz önce cuma
namazındaydık, her zaman olduğu gibi imam “Allah adaleti emrediyor.” diye buyurdu.
Siz de bu konuda Hazreti Ömer’in adaletini çok dilinize dolarsınız. Hazreti
Ömer’in “Fırat’ın kenarındaki kuzuyu kurt yerse hesabı benden sorulur.” adalet
anlayışını öylesine rayından çıkardınız ki artık Fırat’ın kenarını bırakın
şehirlerin göbeğinde kuzuları çakalların elinden alamıyoruz.
Son söz olarak,
adaletsizliğinizin hesabını huzuru mahşere bırakmayacağız.
Yüce Türk milleti önünde
açıkça söylüyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Öztürk.
Şimdi söz sırası Ankara
Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri’de.
Buyurun Sayın Yeniçeri.
(MHP sıralarından alkışlar)
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu
Tasarısı bağlamında Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik
Kurulu hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle, Sayın
Başbakanımızın hastalığı dolayısıyla kendisine acil şifalar diliyorum.
İstihbarat devletin duyu
organlarına, Millî Güvenlik Kurulu ise stratejik beynine benzetilebilir. Beynin
sağlıklı karar verebilmesi için doğru bilgilere ve doğru istihbaratlara
ihtiyacı vardır. Doğru bilgi, doğru istihbarat ürünü olur. İstihbaratın yanlış
ve eksik olduğu bir yerde hiçbir karar isabetli ve tutarlı olamaz. İstihbarat
örgütlerinin görevi, aysbergin görünmeyen yüzlerini karar alıcılar için görünür
hâle getirmektir.
Millî İstihbarat, milletin
varlığına musallat olan emelleri ve tehditleri deşifre eder, tespit eder ve
ortaya çıkarır; istihbarat sayesinde, kurgulanan oyunu görünür kılar.
Kurgulanan oyunu gördüğünü hissettirmek, düşman emellerini caydırmanın en
etkili yoludur. İstihbaratta esas olan, düşmanı değil, savaşı yenmektir. Gerçek
zaferler savaşmadan kazanılırlar. İstihbaratı olmayan bir yönetim, el
yordamıyla iş görmeye çalışan bir âmâya benzer, başarısı da rastlantılara
bağlıdır. Siyasi karar alıcılar, uluslarının karşı karşıya oldukları fırsatları
ve tehditleri öngörmek durumundadır. İstihbarat bu bakımdan millî güvenlik
politikasının temel unsurudur. İstihbarat toplayarak muhtemelen rakiplerin ve
dostların amaçlarını, planlarını, niyetlerini ve kapasitelerini öğrenmek ne
kadar önemliyse, rakiplerin ve dostların bizim amaçlarımızı, planlarımızı ve
kapasitelerimizi öğrenmelerini engellemek de o kadar önemlidir. Karşı
istihbarat bir ulusun ulusal güvenliğinin sağlanabilmesi için vazgeçilmez bir
faktördür. İstihbarat hayati bir olgudur, ciddiyetsizlik kaldırmaz. Bunun şartı
nedir? Bunun şartı da şudur: Yattığı toprak, tuttuğu bayrak, döndüğü kıble
belli olan bir istihbaratın biraz önce söylediğim manada millîlik vasfını
içerebileceği ancak ifade edilebilir. Türkiye’de bu böyle midir? Bunun üzerine
özellikle girmeden hemen bir hususu hatırlatmak istiyorum. 1971 yılında CIA
direktörlerinden Richard Helms “Biz bir ülkeye mal satmadan önce değer satarız.
Biz kendi değerlerimizi pazarlamak suretiyle halkımızın güvenliğini garanti
altına alırız.” diyordu. Demek ki istihbarat yalnızca sözü edilen birtakım haberlerin
ulaşılması ve onların değerlendirilmesi, analizinden ibaret değil, aynı zamanda
yine biraz önce ifade ettiğim gibi bazı değerlerin de pazarlanmasıyla yakından
ilişkilidir.
Peki, bizim istihbarat
böyle midir, şimdi oraya geliyorum. Türkiye’de demokrasi telekulak, ortam
dinleme, takip edilme, kayıt altına alınma, şantaj gibi kavramların tehdidi
altındadır. Özellikle siyasi partilerin liderlerine, siyasi partilerin
mensuplarına yönelik komplolar düzenlemektedir. Siyasette siyasi ve ahlaki
olmayan yöntemlerle siyaset dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Özellikle
muhalefet partilerinin, komploların hedefi olması düşündürücüdür. Siyasi
partilerin genel merkezlerini izleyen araçlar, dinleyen merkezler söz
konusudur. Çok açıktır ki yaşananlar partilerle ilgili olmaktan daha çok
demokrasiyle ilgilidir. Siyasi partilere yapılan tehdit ve şantajlar, gerçekte
demokrasiyi ve demokratik rejimi tehdit etmektedir. Sorun, muhalefet
partilerinin komplo için izlenmesi, gözlenmesiyle de sınırlı değildir. Yasa
dışı dinlenen yüksek yargı mensuplarının, üst bürokratların, gazetecilerin,
diplomatların ve siyasetçilerin haddi hesabı yoktur. Komplo, muhalif siyasi
partilere değil, gerçekte devlete ve demokrasiye karşı yapılmaktadır.
Türkiye’de istihbaratın
içinde bulunduğu durumu göstermesi bakımından, yalnızca Çeçen suikastları
yeterli kanıttır. Dört yıldır İstanbul’un göbeğinde, Ruslara karşı savaşmış
Çeçen komutanlar birer birer avlanmaktadır âdeta ve bu suikastlar sonucu 8
Çeçen komutan öldürülmüş ve bunları öldüren istihbarat unsurları ise ellerini
kollarını sallayarak ülkeyi terk etmişlerdir.
Daha da bundan vahimi,
Genelkurmay eski başkanlarından Işık Koşaner’in ses kaydının İnternet’e
düşmesiyle ortaya çıkmıştır. Servislerin, Genelkurmay Başkanının gizli
konuşmalarını dinlediği bir ülkede, devletin ve demokrasinin ne kadar güvenli
olduğunu takdirlerinize bırakıyorum. Genelkurmay eski Başkanı Koşaner’in gizli
bir platformda yaptığı konuşmaların kaydedilip servis edilmesini hiç kimse izah
edemez, zaten edemedi de. Dahası, Başbakan bile bizzat kendisinin
dinlendiğinden söz etti. Sayın Başbakan icranın başında değilmiş gibi durumdan
yalnızca yakınıyor. Türkiye’de zaten kendisini muhalefet sanan bir iktidar var,
sorun da buradan kaynaklanıyor.
Olgu bununla da bitmiyor.
Bizzat MİT’in kendisinin, PKK’lı terörist unsurlarla Oslo’da yaptığı
görüşmelere ait olduğu iddia edilen ve yalanlanmayan kayıtlar, kritik bir zaman
diliminde medyaya sızdırıldı. Bazıları bunun Alman istihbaratının, bazıları da
İsrail istihbaratının ürünü olduğunu söylediler. Burada, çeşitli davaların
soruşturma sürecinde, MİT’in en gizli belgeleri bile bazı basın kuruluşlarında
pehlivan tefrikası gibi günlerce yayınlanmıştır. Bu gizli belgeler nasıl
dışarıya çıkarıldı ve kim sızdırdı?
Yukarıda saydığımız bütün
istihbarat vakalarının faili meçhuldür. Bu durum MİT’in varlık nedenini
sorgulatacak kadar önemlidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu noktada cevaplandırılması gereken soru şudur: Bütün bu
sızma ve sızdırma işleri olup biterken MİT ne iş yapar, iktidar ne iş yapar ve
Anayasa, özgürlükler ne anlam ifade eder?
İsterseniz bu süreç içinde
MİT’in ne iş yaptığına da kısaca değinelim. MİT ve MİT’e ait olduğu ifade
edilen istihbarat elemanları Oslo’da yaptığı görüşmelerde oradaki PKK’lı
unsurlara şunları söylüyor: “Devlet size çok büyük bir fırsat yarattı. Sizin
karşılıklı olarak birbirinizle iletişim sağlamanızı, dolaylı dahi olsa
fikirlerinizi birbirinize yansıtmanızı, yazışmanızı, çizişmenizi, onlar
üzerinden karşılıklı görüş teatisinde bulunmanızı sağlıyor.”
Şimdi bu sözler
cevaplanması gereken bazı soruları akla getiriyor: Kim, neden içerideki eli
kanlı terör örgütünün liderine dışarıdaki teröristlerle iletişim kurmak için
fırsat veriyor, karşılıklı görüş teatisinde bulunmasını sağlıyor? Bunun sonucu
olarak İmralı’dan verilen talimatlarla 132 güvenlik görevlisi şehit ediliyor.
Şimdi bunun katili kimdir?
Daha da vahim olan da
şudur: Bölücü örgüt temsilcilerine “Geliştirilen bir özgürlük alanı açıldı. Bu
açılan özgürlük alanı içerisinde örgütün alt birimleri eski alışkanlıklarından
daha fazla örgütleniyorlar. Bir noktaya kadar tolere edebiliyoruz. İsim vererek
şikayet edebileceğiniz ‘Şu adam düşmandır.’ diyebileceğiniz vali ve emniyet
müdürü var mıdır?” diye soruyor MİT Temsilcisi.
Bugünün MİT Müsteşarı olan
zatın ağzından terör örgütünün mensupları için geliştirildiğini iddia ettiği
özgürlük alanı hangi konularda açılmıştır? Terör örgütü mensupları için
açıldığı iddia edilen bu özgürlük alanı hangi noktaya kadar tolere edilmiştir?
Yine malum istihbarat görevlisinin terör örgütü mensuplarına karşı “Şu adam
düşmandır ya da şikâyet edeceğiniz vali ve emniyet müdürü var mıdır?” sorusu
karşı bir soruyu da gündeme getiriyor, o da bölgeye atanan bürokratların
hangilerinin PKK dostu olduğu sorusudur, bunların özellikle mi atandığıdır.
Yine MİT mensubu olan
hanımefendi “Gerek devletin hazırlanmasında gerekse toplumun hazırlanmasında,
örgütün hazırlanmasında şu masada yürüttüğümüz çalışmaların çok büyük katkısı
olmuştur.” diyor. Bu sözler MİT görevlilerinin PKK ile birlikte devlete ve
topluma karşı psikolojik harekât yürüttüklerinin tipik bir kanıtıdır.
Yapılan son KCK
operasyonlarında ele geçen belgeler, Öcalan’ın İmralı’dan verdiği yüz otuz
eylem talimatı sonucunda 132 güvenlik görevlisinin şehit olduğu basından izlendi
ve bir türlü engellenemedi bu içeriden dışarıya bilgi aktarımı, talimat verme,
tehdit gönderme, blöf yapma harekâtı ama anlıyoruz ki bu planlı, projeli bir
olgu sonucunda gerçekleşmiş. Nitekim, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, birkaç
gün önce KCK operasyonları sonucunda tutuklananlarla ilgili olarak “Terörün
kafasıyla gövdesi arası kopartılıyor. İmralı’yla Kandil ilişkisi ortadan
kaldırılıyor.” diyor, “Talimatlar artık gitmiyor.” diyor. “PKK’nın başıyla
gövdesini ayırmak için on sene beklemek mi gerekiyordu?” diye bu soruyu sormak
lazım. “132 vatandaşın ölümünü mü beklediniz PKK’nın başıyla gövdesini ayırmak
için?” sorusunu da burada, yüce Meclisin huzurunda, yüce milletin huzurunda, bu
yetkililere, Sayın Başbakana, Sayın Başbakan Yardımcısına soruyorum.
MİT, kontrol altında
tutulan Öcalan’ın verdiği talimatları ve bu talimatların sonucu olarak
gerçekleştirilen eylemleri görmezlikten mi gelmiştir? Bu temel bir sorudur ve
bu sorunun cevabını millet beklemektedir. Son gelişmeler MİT’in millîlikten
uzaklaşıp siyasallaştığı, AKP’nin ideolojik çıkar aygıtına dönüştüğünü
göstermektedir. Bu bağlamda MİT Personel Daire Başkanlığında iki birime,
dışarıdan 2 kaymakam atanıyor. MİT kendi içinde bu makamlara atanacak şahıs
bulamadı mı? Bu atanan şahısların özelliği nedir? Türk Silahlı Kuvvetlerinin
sancak garnizonu yani elektronik istihbaratının MİT’e bağlanması söz konusu.
Bunun hangi ihtiyaçtan doğduğu malum değildir. MİT’in giderek askerî
personelden soyutlandığı da gelen haberler arasındadır. İktidar, işini yapanları
değil, kendisine kayıtsız şartsız biat edenleri kuruma doldurmaktadır.
Bir süre önce, Millî
Güvenlik Kurulunun devlet boyutunun psikolojik savaştan sorumlu Toplumla
İlişkiler Başkanlığı kapatıldı. AKP, bundan sonra Başbakanlığa bağlı bir
psikolojik savaş merkezi kurdu, başına AKP’li yarı bürokrat bir kişi getirildi.
Bütün bunlar istihbaratın millîliğinin yerini AKP’liliğin aldığını
göstermektedir. MİT AKP’lileşmiştir, AKP neredeyse MİT’leşmiştir.
Bilgi toplama amacıyla
yapılan teknik istihbaratın yurttaşların temel özgürlüklerini yok etmesine izin
verilmemesi gerekir. İstihbarat servisleri kendi halklarına, yurttaşlarına
karşı örtülü operasyon düzenleyerek anayasal haklarını çiğnememelidir.
Demokrasilerde vazgeçilmez olan istihbaratın üstün bir anayasal bilinç ile
gerçekleştirilmesi çok büyük önem arz etmektedir. Dünyanın her yerinde, bütün
istihbarat teşkilatları, ülkesindeki demokrasinin, ülkesindeki insan haklarının
ve hukukun tam teşekkül edebilmesi için gayret sarf ederler. Bizde çok başka
bir boyuta geldi.
Bu vesileyle 2012 yılı
bütçesinin ülkemize, vatanımıza ve milletimize hayırlar getirmesini diliyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Yeniçeri.
Şimdi sıra Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunda.
Birinci konuşmacı Sayın
Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili.
Sayın Batum, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BEDİİ
SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
parlamentoları parlamento yapan en temel işlevlerinden biri hiç kuşkusuz
bütçenin yapılması işlevidir; iktidarın bir vizyon çizmesi ve buna göre
devletin gelirlerinin, giderlerinin öngörülmesi, hesaplanması ve karara
bağlanması işlevi. Ancak parlamentoları parlamento yapan bir diğer işlevi daha
var: Yasaları yapma işlevi. Bizim Türkiye Büyük Millet Meclisimizin de en temel
işlevi bu. Üstelik bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurtuluş Savaşı’nı yürütmüş
ve işgal altındaki bir ülkede bir taraftan Kurtuluş Savaşı’nı yürütürken diğer
taraftan yasalarını yapabilmiş ve aynı zamanda ilk kez bir sivil anayasa
yapabilmiş bir parlamentodur.
Bugün değerli arkadaşlar,
bu Meclis, en önemli, en temel işlevini yerine getiremiyor, denetim de
yapmıyor. Maalesef, değerli milletvekilleri, bunu bu hâle sokan siz çoğunluk
partisi oldunuz.
Değerli arkadaşlarım, 1
Ekim 2011’de toplanan bu Meclisin ben Anayasa Komisyonu üyesiyim. Anayasa
Komisyonu bir kez toplandı ve bir daha hiç toplanmadı. Emin olun bu, Komisyon
Başkanının şahsi kusuru, Sayın Burhan Kuzu’nun kusuru değil; bu, maalesef,
sizlerin Türkiye Büyük Millet Meclisine bakışınızın bir sonucu, bu bir
zihniyetin sonucu.
Değerli arkadaşlar, bu
Meclisi maalesef kanun hükmünde kararnamelere teslim ettiniz. Hepimiz biliyoruz
bunu. 35 tane kanun hükmünde kararname çıkardınız. Hem de Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığına İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’yle TÜBA’yı TÜBİTAK’ı
düzenlediniz, daha doğrusu mahvettiniz; Ekonomi Bakanlığına İlişkin Kanun
Hükmünde Kararname’yle Diyaneti, Kur'an kurslarını düzenlediniz ve yasa yapmayı
bıraktınız ve Anayasa Komisyonu hiç toplanamadı.
Değerli arkadaşlar, bir
anayasa yaptınız 2010 yılında tek başınıza, halk oyundan da geçirdiniz.
Memurlara toplu sözleşme, grev hakkı getirdiğinizi, bireysel başvuruyu
getirdiğinizi söylediniz. On beş ay geçti, hiçbiri gerçekleşmedi ama sayenizde,
bırakın yeni hakları, Anayasa’da yazılı olan haklar bile anlamsız hâle geldi.
Ne kişi dokunulmazlığı ne haberleşme özgürlüğü ne basın özgürlüğü hiçbir
tanesini maalesef değerli dostlar bırakmadınız. Sayenizde 4/C’li, 4/B’li
sözleşmeli memurların, taşeron işçilerin, işçilerin, öğrencilerin, çiftçilerin,
gazetecilerin hatta iş adamlarının hiçbir gerçek hakkı kalmadı, Anayasa’da
yazılı hakları bile hayal oldu. Öyle bir ortam yarattınız ki sizin
çoğunluğunuzdan çıkan Adalet Bakanı burada çıkıp “Tutuklu gazeteci 69 değildir,
63’tür.” dedi, “Onlar da teröristtir.” dedi.
MEHMET METİNER (Adıyaman) –
Öyle demedi.
ORHAN KARASAYAR (Hatay) –
Gerekçelerini de söyledi ama.
BEDİİ SÜHEYL BATUM
(Devamla) – “Onlar da adam öldürdüler.” dedi ve iki tane örnek verdi ve değerli
dostlar, kusura bakmayın ama o iki örneği 63 gazeteciye teşmil ederek sizler
çılgınca alkışladınız.
MEHMET METİNER (Adıyaman) –
Yine alkışlarız.
BEDİİ SÜHEYL BATUM
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii, bazen bu İktidar, bu çoğunluk iyi ki
yasa yapmıyor diye düşündüğümüz de olmuyor değil. Neden mi? Çünkü
çoğunluğunuzla 2007’de bir anayasa yaptınız hatırlayın, anayasa değişikliği.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev süresini beş yıldan dört yıla düşürdünüz
ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının görev süresini unuttunuz, beş yıl
bıraktınız; üç yıl sonra aklınıza geldi, değiştirdiniz. İyi ki fazla yasa
yapmıyorsunuz.
Cumhurbaşkanının süresini
beş yıla indirdiniz, hâlen hiç kimse bugünkü Cumhurbaşkanının görev süresinin
ne olduğunu bilmiyor. Hani, insanın, bu İktidar, bu çoğunluk işlevini yerine
böyle getiriyorsa, bırakın yürütmeye devretsin, işlevsiz kalsın diyeceği geliyor.
Değerli arkadaşlar, Plan ve
Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri takip ettim. Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri
Mustafa İsen aynen şöyle dedi Cumhurbaşkanı için: “Güçlenen ve büyüyen
Türkiye'yi iyi, en yüksek düzeyde temsil eden makamdır.” dedi. Doğru. Bizim
Anayasa’mızın 104’üncü maddesi de diyor ki: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır.
Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Bunu yapacak kurum
Cumhurbaşkanlığı makamı ve bütçe görüşmelerinden öğrendik, bu Sayın
Cumhurbaşkanı 89 tane yurt dışı gezisi yapmış, bu gezilere 700 tane basın
mensubu katılmış, 183 tane akademisyen katılmış ve bu Cumhurbaşkanlığının bu
geziler nedeniyle bütçesi için, 2012 bütçesi için 138 milyon 700 bin TL bütçede
öngörülmüş.
Bu geziler için… Gerçi
Sayın İsen çok ilginç bir ifade kullandı Plan ve Bütçe Komisyonunda. Bu
gezilere katılanların, akademisyenlerin ve basın mensuplarının, 700 artı 183
kişinin çoğu masraflarını kendileri karşılamaktaymış. Çoğu... Harika bir
kavram: “Çoğu.” Cumhurbaşkanlığı bütçesi sayesinde böyle bir kavramı bütçe
literatürüne soktunuz. “Çoğu kendileri ödemektedir.” Soruyorlar: Vergiler
nereye gidiyor? Çoğu ihtiyaçlara gidiyor, çoğu. Gelirler ne oluyor? Çoğu
giderleri karşılamaya…“Çoğu” diye bir kavram soktunuz.
MEHMET METİNER (Adıyaman) –
Bir şey öğrendiniz işte.
BEDİİ SÜHEYL BATUM
(Devamla) - Plan ve Bütçe Komisyonunda Almanya gezisinden, Mısır gezisinden söz
etmiş. Bu gezilerin dış politikamıza nasıl yön verdiği anlatılmış, dış
politikamızı nasıl biçimlendirdiği... Ama unutulanlar da var.
Sayın Cumhurbaşkanının
“Habur’da güzel şeyler oluyor.” diye başlayıp “İntikam alacağız.” ile
sonuçlanan o muhteşem süreç unutulmuş, o sürecin dış ve iç politikamıza
katkıları unutulmuş, Ermenistan ilişkilerimizi yeniden biçimlendiren,
bölgemizde tek güç olmayı sağlayan o ünlü Ermenistan maçı unutulmuş, hani hiç
kimsenin giremediği…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Batum,
süreniz bitti efendim. Toparlar mısınız.
BEDİİ SÜHEYL BATUM
(Devamla) – Bitti mi?
BAŞKAN – Süreniz sekiz
dakika efendim.
BEDİİ SÜHEYL BATUM
(Devamla) – Peki.
O zaman, bu nedenlerle bu
bütçeye biz ret oyu kullanmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Batum.
BEDİİ SÜHEYL BATUM
(Eskişehir) – Sana cevap vermedim Metiner; veremeyeceğimden değil, Türkiye’yi
dolaşmak zorunda kalma diye cevap vermedim sana, öyle 81 ili Başbakanın
arkasında dolaşmak zorunda kalma diye cevap vermedim sana.
MEHMET METİNER (Adıyaman) –
Ben seni çok iyi bilirim. (CHP sıralarından “Metiner, sen karışma.” sesleri)
BAŞKAN - İkinci konuşmacı
Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan.
Buyurun Sayın Tezcan. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Tezcan, süreniz sekiz
dakika.
CHP GRUBU ADINA BÜLENT
TEZCAN (Aydın) – Sayın milletvekilleri, bütçe kanunu görüşmeleri çerçevesinde
Sayıştay bütçesi ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun kesin hesabıyla
ilgili söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar,
Sayıştay, Anayasa’nın 160’ıncı maddesinde düzenlenmiş bir anayasal kuruluş.
Anayasa’nın 160’ncı maddesinde aynen şöyle söylüyor: Sayıştay, kamu idarelerini
-özetle söylüyorum- ve yerel yönetimleri Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemekle
yetkilidir. Yani bizim adımıza denetim yapan bir kuruluş ve şu çok açık bilinen
bir gerçektir ki Sayıştayın Meclis adına bütün kamu harcamalarını
denetleyebilme yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yetkisi
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkının bir uzantısıdır. Bütçe yapma
hakkı Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir, yaptığı bütçenin nasıl
harcandığını da Sayıştay eliyle denetleyecektir.
Değerli arkadaşlar, bu
denetim nasıl yapılmalı? Bu denetimde temel yaklaşım, bütün uluslararası çağdaş
hukuk sistemlerinde temel yaklaşım şudur: Sayıştay ve benzeri örgütler bağımsız
kuruluşlardır, bağımsız anayasal kuruluşlardır. Bakın, bizim Sayıştayımızın da
bağlı olduğu (INTOSAI) Uluslararası Yüksek Denetim Kurumları Teşkilatı diye bir
örgüt var. Bu örgüt meslek ilkelerini belirlemiş, demiş ki “Bu tip kuruluşlar
şu esaslar üzerine çalışır: Bağımsızlık -dikkatinizi çekiyorum, bağımsızlık-
tarafsızlık, dürüstlük, güvenilirlik ve yeterlilik esasları üzerine
kurulmuştur.”
Değerli arkadaşlar, şunun
herkes tarafından çok net bilinmesi lazım: Sayıştay, Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına denetim yapar ama Türkiye Büyük Millet Meclisine bağımlı
değildir. Bağımlı olmak başka bir şey, onun adına denetim yapmak başka bir şey.
Ancak maalesef, AKP iktidarı bugüne kadarki bütün uygulamalarında olduğu gibi
ve AKP’nin Meclis çoğunluğu bugüne kadar devletin yönetimindeki bütün sisteme
baktığı gibi burayı da kontrol etme mantığıyla hareket etmiş ve Sayıştayın
uluslararası standartlara göre sahip olması gereken bağımsızlığını maalesef
ortadan kaldırmıştır.
Değerli arkadaşlar, bakın,
bundan önce 832 sayılı Sayıştay Kanunu vardı. 832 sayılı Sayıştay Kanunu’na
göre denetimler yapılırdı ve o denetim sırasında bazı yerel yöneticilerle
ilgili ya da kamu idareleriyle ilgili yapılan denetim sonuçları AKP İktidarını
rahatsız etmeye başladı. Şimdi soruyorum: O denetleme raporlarını hazırlayan
Sayıştay denetçileri nerede? Ne yaptınız onlara? Onların başına ne geldi?
AKP’li büyükşehir belediye başkanlıklarında ortaya çıkan kamu zararını tespit
eden raporların altında imzası olan Sayıştay denetçileri nerede?
Değerli arkadaşlar, bakın,
Sayıştayın, tabii, o yapısı sizleri rahatsız ettiği için, AKP anlayışı, önce,
eski Sayıştay Kanunu’nda, kendine yakın kadroları nasıl seçerim diye bir
uygulama başlattı. 2009 yılında, şubat ayında bir sözlü sınav yapıldı ve
iktidara yakın, yandaş denetçi yardımcıları alındı. Danıştay bu sınavı iptal
etti, “Olmaz böyle bir şey. Objektif değil bu.” dedi. Ne yapıldı? Ne yaptınız?
AKP Meclis çoğunluğu ne yaptı? Alelacele bir yasa değişikliği getirdiniz. 832
sayılı Yasa’da sözlüyü kaldırıp “mülakat” dediniz, “Mülakatlar da kayda
alınmayacak.” dediniz. Ona dayanarak bütün yeni gelen denetçi yardımcılarının
iktidara yakın, sadakate dayalı esaslarla atamalarını yaptınız. Bu da yetmedi.
832 sayılı Sayıştay Yasası’nı değiştirme ihtiyacı hissettiniz. Geçen sene bu
aylarda, 3 Aralık 2010’da 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nu buraya getirdiniz ve
getirdiğiniz yeni sistemle, AKP anlayışının getirdiği yeni sistemle burada,
doğrudan doğruya denetim fonksiyonu zayıflamış, yandaş bir Sayıştay yaratma
anlayışının yasal altyapısını oturttunuz.
Değerli arkadaşlar, bu
yapının sonunda, Sayıştayın bugün, günümüzdeki durumu içler acısıdır. Bugüne
kadar görevini layıkıyla yerine getiren Sayıştay denetçilerine, Ankara
Büyükşehir Belediyesindeki kamu zararını ortaya çıkaran Sayıştay denetçilerine,
İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki kamu zararını ortaya çıkaran Sayıştay
denetçilerine yol göründü ama bunun yerine iktidara yakın kadrolar adım adım
Sayıştayın köşe başlarına yerleştirildi.
Değerli arkadaşlar, bir
Sayıştay başkanı seçimi yapıldı bir buçuk sene önce. Bu nasıl bir seçimdir,
nasıl bir hızlı yükseliştir? Bakın, Sayıştay Başkanının geçmişine bir bakalım.
2001-2003 yılları arasında Albayraklar Grubunun personeli, Albayraklar’ın
personeli. Albayraklar’ın nerelerle nasıl ilişkileri olduğunu, nerelerle sıhri,
ticari, siyasi ilişkileri olduğunu herkes biliyor. 2001-2003 Albayraklar
personeli, 2007 Elbistan Kaymakamı, 2007 Tokat Valisi, 2009 Sayıştay Başkanı.
Hayırlı uğurlu olsun. Böyle bir Sayıştay yarattınız, böyle bir denetim sistemi.
Bakın, şunu soruyorum, bunun cevabını vermek zorundadır Sayıştayı bu hâle
getiren iktidar çoğunluğu: Bir bakanın, Kabinedeki bir bakanın Sayıştayda
denetçi olan akrabası iş takibi yapmak ve rüşvet almak suçundan soruşturma
geçiriyor, hakkında soruşturma var. Bulun çıkarın, hangi bakanın, hangi
Sayıştay denetçisi akrabası yolsuzluk yapmak, rüşvet almak, iş takibinde
bulunmaktan dolayı soruşturuluyor, takip edin.
Değerli arkadaşlar, böyle
bir kurum yaratacaksınız ve bu kurumun Anayasa’da tarif edilen bağımsız denetim
görevi yapacağını söyleyeceksiniz, kamuoyu da buna inanacak. Yok öyle şey!
İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 3 milyon liralık itfaiye yiyeceği için 16
milyon lira ödeme yapıldığını tespit eden Sayıştay denetçilerine ne oldu? O
raporun altındaki Sayıştay denetçilerini ne yaptınız, nereye gönderdiniz?
Değerli arkadaşlar, AKP
İktidarı denetlenmekten korkan ama bütün devlet kurumlarını kontrol etmekten
hoşlanan bir anlayışla Sayıştayı da yeniden dizayn etmiştir. Böyle bir kurumun
bütçesini bugün önümüze getirdiniz ve burada bunu oylayacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BÜLENT TEZCAN (Devamla) –
Biz, sizin bu anlayışınızın bir parçası olmayacağız ve bütçeye bu sebeple ret
oyu vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Tezcan.
Şimdi, sıra…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Sayın Başkanım, izin verir misiniz?
BAŞKAN – Buyurun.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Sayın Başkanım, biraz önce Sayın Konuşmacı, Sayıştay sınavlarında alınan
denetçilerin…
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Burada kanunu kabul etmedik mi, ne ediyorsun Canikli?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– …iktidar yandaşı olarak alındığını ifade etti ve Grubumuza hakarette bulundu
Sayın Başkanım.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Orada keyfî bir sözlü yapmıştınız.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Bu çerçevede söz istiyorum efendim, sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
İki dakika, lütfen.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) –
Bütçede de yeni âdet çıktı bu sataşma, bugüne kadar yoktu böyle bir şey.
Nereden çıktı bu âdet?
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Aydın Milletvekili
Bülent Tezcan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayıştayın kuruluş tarihine
bakarsak herhâlde en eski kamu kurumlarından bir tanesidir ve o tarihten biraz
önce burada zikredilen Danıştay kararına kadar sınavlar hep o şekilde
yapılagelmiştir. Yani önce bir yazılı sınav yapılır, altmış, yetmiş yıldır önce
bir yazılı sınav yapılır, sonra bir mülakat yapılır. Bugüne kadar, bahsedilen
tarihe kadar yapılan tüm Sayıştay sınavları bu şekilde gerçekleştirilmiştir ve
biraz önce bahsedilen Danıştay kararında, Danıştay o güne kadar yapılan teamülü
değiştirerek mülakatlarda kamera zorunluluğu getirmiştir. Şimdi buradan sormak
lazım: Bu tarihten önceki yapılan mülakatlarda o sınavı yapan iktidarlar
kendilerine yandaş mı aldılar değerli arkadaşlar? Eğer bu sorunun cevabı
“Evet.” ise bizim dönemdekilere “Evet.” diyoruz. Eğer bu sorunuzun cevabı
“Hayır.” ise böyle bir iddiada bulunmak tek kelimeyle bir iftiradır değerli
arkadaşlar, iftiradır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bir kez sınav yapılmış…
Daha önce o güne kadar, yıllardan beri yapılan yöntemle denetçi alınmış ve
onlar hiç eleştirilmiyor, onlar normal kabul ediliyor, doğal kabul ediliyor ama
bir kez sınav yapılıyor AK PARTİ döneminde… Doğal olarak yapılacak -hiçbir
belge de yok- orada partimize yakın, iktidarımıza yakın kişilerin de alındığı
noktasında da en ufak bir bilgi, belge yok. Bu şekilde olmaması gerekir, daha
ciddi eleştiriler yapılması gerekir. Son derece gayri ciddi. Aslında siz kendi
döneminizde yapılan sınavların yandaş sınav olduğunu burada iddia ettiniz,
söylediğinizin anlamı budur.
AHMET TOPTAŞ
(Afyonkarahisar) – Hangi dönem?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla)
- Çünkü, o yöntemle eğer yandaş kişiler alınıyorsa…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
NURETTİN CANİKLİ (Devamla)
- …o zaman sizin iktidarınız döneminde belki onlarca sınav yapıldı ve bu
yöntemle alındı. Onu ifade etmek istiyorum.
Saygılar sunarım. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Canikli.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Hangi dönem, o dönemini de bir söyler misin?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Bütün dönemler.
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili, biraz önce benim iftira attığımı ifade
ederek sataşmada bulundu. Ayrıca, söylediklerimin içeriğini değiştirerek
açıklamalarda bulundu. 69’uncu maddeye göre açıklama ve sataşma nedeniyle söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun efendim,
iki dakika. Lütfen tekrar bir sataşmaya meydan vermeden.
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Tekrar bir sataşmaya mahal vermeyeceğim.
2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlar; biraz önce AKP Grup Başkan Vekili
Sayın Nurettin Canikli, benim söylediklerimden duyduğu rahatsızlıkla bir
açıklama yapma ihtiyacı hissetti.
Şimdi, en son sözünden
başlıyorum: “Sizin döneminizde yapılan atamalar, sizin döneminizde Sayıştaya
yapılan atamalar da mı böyleydi?” Hangi dönemdi merak ediyorum.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– 1978…
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Dokuz yıldan bu yana AKP…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– 1978-1979, CHP’nin tek başına iktidar olduğu dönem.
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Sözünü ettiğim Danıştayın iptal kararı 2009 yılında, dikkat edin.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– 1978-79, söylüyorum.
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – AKP
İktidarı 2002 yılında kuruldu. Sözünü ettiğim Danıştay kararı 2009 tarihinde.
2002 yılından 2009 tarihine kadar yedi yıl AKP İktidarı Türkiye’deydi, bu bir.
İkincisi…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– 1978-1979…
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Evet, evet, o sözlü sınavları nesnellik ölçütlerine uymadığı için iptal etti
Danıştay, kamera zorunluluğunu şart koştu. Şunun için şart koştu: Bir yüksek
yargı organı sözlünün nasıl yapılacağını kendisi belirlemez. Ancak devri
iktidarınızda 80 alan, 90 alan adayları, denetçi adaylarını “Sınavı kazanamadın
sözlüde.” deyip keyfî uygulamaya tabi tutarsan, 50 alan, 40 alan, 60 alan,
yazılı, objektif sınavda 50 alanlara da “Buyur geç sen, benim yandaşım.” dersen
Yargıtay da Danıştay da sana döner “Kamera koyacaksın kardeşim.” der, denetleme
imkânını sağlamak için.
Değerli arkadaşlar,
Sayıştayı, bu düşüncelerle, bakın, burada 832 sayılı Kanun’u değiştirdiniz,
sözlünün adını “mülakat”a çevirdiniz, bu da yetmedi “Kamera kaydı ya da
herhangi bir kayıt alınmaz.” diye Kanun’a derç ettiniz, ifade etmek zorunda
kaldınız. Yargı dün buna “Dur.” diyordu, bugün “Dur.” diyecek yargı da
bırakmadınız.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Tezcan.
Şimdi…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı bir soru sordu.
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Soru sormadım.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
- Dedi ki: “Hangi dönemi kastediyorsunuz yani otuz yıldan beri siz
iktidarsınız, hangi dönem?” Kastettiğim dönemlerden bir tanesi Cumhuriyet Halk
Partisinin tek başına iktidar olduğu dönem yani 1978-1979 dönemi.
BÜLENT TEZCAN (Aydın) –
Kamera mı vardı o zaman?
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Kamera mı vardı o zaman?
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Dolayısıyla, o dönemde de aynı yöntemle, bunların ifadesiyle, tırnak içinde
söylüyorum, onlarca, yüzlerce yandaş denetçi alınmıştır o yöntemle. Eğer o
yöntem yandaş denetçi üretiyorsa en çok kullanan onlardır, en çok yandaş
denetçiyi onlar almışlardır Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Canikli, zabıtlara geçti.
KAMER GENÇ (Tunceli) –
Sayın Başkan, bunlar kamerayı niye kaldırdılar? İstedikleri adamları oraya
sokmak için.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278,
3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
E) YARGITAY (Devam)
1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY (Devam)
1.- Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK (Devam)
1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)
1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)
1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN - Efendim, şimdi söz
sırası İstanbul Milletvekili Sayın Sezgin Tanrıkulu’nun.
Buyurun Sayın Tanrıkulu.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz sekiz dakika,
lütfen...
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA
SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; anayasa
mahkemeleri, demokrasi anlayışının İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulaştığı yeni
aşamanın kurumsallaşmış temsilcileridir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında insanlık
demokrasinin sadece seçimden ibaret olmadığını anladı. Bir ülkenin seçilmişler
tarafından yönetiliyor olmasının o ülkenin demokratik ve özgürlükçü olarak
addedilmesi için yeterli olmadığı görüldü. İşte bu siyasi ve felsefi anlayış
içinde şekillenen anayasa mahkemeleri hukukun üstünlüğünü sağlamanın ana
araçları olarak öne çıktılar. Çoğunluğun muhtemel baskıcı eğilimlerine karşı
her bir vatandaşın hak ve özgürlüklerini koruması beklenen kurumlar olarak
şekillendiler. İşte bu yüzden anayasa mahkemelerinin başarı ölçütü hukukun üstünlüğünü
ve birey hak ve özgürlüklerini ne ölçüde koruyabildikleridir. Hukukun
üstünlüğünü ve insan haklarını koruyan anayasa mahkemelerinin meşruiyeti artar,
bu işlerden uzaklaştıkça da mahkemelerin meşruiyeti ve inanılırlığı azalır. Bu
çerçeveden bakıldığında mevcut Anayasa Mahkemesinin durumu maalesef içler
acısıdır. Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen referandumla çoğulcu, özgürlükçü ve
demokratik hâle getirileceği iddia edilen Anayasa Mahkemesi 12 Eylül 1980
zihniyetini aynen ve hatta daha da koyulaştırarak devam ettirmektedir.
Nedir 12 Eylül zihniyeti?
12 Eylül zihniyeti insan haklarını gereksiz bir teferruat olarak gören
zihniyettir. 12 Eylül insan haklarını uluslararası standartlara uygun olarak
değil de “Burası Türkiye, burada olmaz öyle.” diye kısıtlı olarak yorumlayan
zihniyettir. Bakınız, Anayasa Mahkemesinin son zamanlarda kadınların evlilik
öncesi soyadlarını korumalarına ilişkin verdiği karara. Anayasa Mahkemesi,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının tam tersi yönde karar vermiştir.
Avrupa Mahkemesi “Kadınların evlilik öncesi soyadlarını koruyabilmeleri bir
insan hakkıdır, özel hayata saygının gereğidir.” derken, bizim mahkememiz tam
tersini söylemiştir. İleri demokrasinin ileri mahkemesinin insan hakları
anlayışı budur!
Nedir 12 Eylül zihniyeti?
12 Eylül tek tipleştirici politika demektir. 12 Eylül etnik, dinî, kültürel
farklılıkları göz ardı etmek, tüm vatandaşları tek bir elbiseye sokmaya
çalışmak demektir. Bakınız, Anayasa Mahkemesinin yine son zamanlarda aldığı
Süryani vatandaşlarımızın soyadlarıyla ilgili karara. Mahkeme ayrımcı ve
dışlayıcı, yok sayıcı bir yorumla çoğulculuğun önüne set çekmiştir, Süryani
vatandaşa açıkça “Senin adına da ben karar veririm.” demiştir. İşte ileri
demokrasinin Anayasa Mahkemesinin çoğulculuk anlayışı budur!
Nedir 12 Eylül zihniyeti?
12 Eylül, güvencesiz çalışmadır; 12 Eylül, işçi sınıfı karşıtlığıdır, sermaye
karşısında emeği hakir görme, baskılama ve ezmedir.
Bakınız, Anayasa
Mahkemesinin sözleşmeli öğretmenler ve “4/C’li” diye bilinen kamu
çalışanlarıyla ilgili kararlarına. Kamu personel rejiminin tüm ilkelerine
aykırı olarak, iş güvenliği kaygılarını tamamen göz ardı ederek 4/C’lileri ve
sözleşmeli öğretmenleri kaderleriyle baş başa bırakan bu Anayasa Mahkemesidir.
İşçiye, memura karşı güçlüden yana taraf alan, güçlünün sesi hâline gelen de bu
Anayasa Mahkemesidir. İşte, ileri demokrasinin Anayasa Mahkemesinin sosyal
devlet anlayışı da budur!
Nedir 12 Eylül zihniyeti?
12 Eylül, kurumsal özerklik ve çoğulculuğun karşıtıdır. 12 Eylül, tüm kurumları
zapturapta almanın, hepsini otoriter bir anlayışa hapsetmenin adıdır.
Bakınız, Anayasa
Mahkemesinin TRT ve TÜBİTAK ile ilgili kararlarına. Anayasa Mahkemesi, çok açık
bir şekilde bu kurumların özerkliklerinin yok edilmesine göz yummuştur. TRT’nin
halkın değil Hükûmetin sesi olmasına, TÜBİTAK’ın bilimin değil iktidar
politikalarının aracı olmasına Anayasa Mahkemesi onay damgası vurmuştur. İşte,
ileri demokrasinin Anayasa Mahkemesinin özerklik anlayışı da budur!
Nedir 12 Eylül zihniyeti?
12 Eylül, parlamenterizme güvenmeme, yasamaya karşı yürütmeyi güçlendirmek
demektir. 12 Eylül, şu içinde bulunduğumuz Meclisi yok gören zihniyettir.
Bakınız, Anayasa Mahkemesinin
daha yeni çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerle ilgili kararına. Anayasa
Mahkemesi, devletin tüm temel kurumlarının kanun hükmünde kararnameler ile
şekillendirilmesine izin vermiştir. Anayasa Mahkemesi, otuz dört adet kanun
hükmünde kararnameyle Meclisin yasama işlevinin kuşa çevrilmesine cevaz
vermiştir. Bu Mahkeme, Anayasa’ya aykırı olarak, temel hak ve özgürlüklere
ilişkin alanların dahi kanun hükmünde kararnameler ile düzenlenmesine yol
açmıştır. İşte, ileri demokrasinin Anayasa Mahkemesinin demokrasi ve
parlamenterizm anlayışı da budur!
Nedir 12 Eylül zihniyeti?
12 Eylül zihniyeti, hukuk, kanun, kural tanımazlıktır. Bakınız, demin
bahsettiğim bu karara, Anayasa ne diyor? Açıkça “Mahkeme, kararlarını salt
çoğunlukla alır.” diyor, altını çiziyorum “Salt çoğunlukla alır.” diyor. Ama
mahkeme kararını nasıl aldı? 7’ye7; Başkanın oyunu daha üstün sayarak. Böyle
bir mahkeme düzeni var mı? Açıkça, Anayasa’nın 149’uncu maddesine aykırı.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı yok hükmündedir. Dolayısıyla, çıkarılan bütün
kanun hükmünde kararnameler yok hükmündedir, on tane bakanlık yok hükmündedir.
Bir avukat olarak, insan
hakları hukukunu iyi bilen bir avukat olarak da buradan tüm vatandaşlarıma
sesleniyorum: On bakanlığın yaptığı bütün işlemler hukuka aykırıdır. Herkes, bu
işlemlerden dolayı Anayasa Mahkemesinin kararı yok hükmünde olduğu için
mahkemeye de başvurabilirler, tazminat alabilirler.
O nedenle size tavsiyem,
bir an önce Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanunu’nu değiştirmeniz, 65’inci
maddeye “Anayasa Mahkemesi tek sayılı üyelerle toplanır.” hükmünü eklemeniz.
Yoksa, hiçbir biçimde bu Anayasa Mahkemesinin kararı altından kalkamazsınız
çünkü verdiği karar yok hükmündedir. “7’ye 7 eşitlik hâlinde Başkanın oyu üstün
sayılır.” diye bir kural dünya hukuk literatüründe yoktur. Bunu da siz
başardınız, sizlere helal olsun!
Daha bir sene içinde büyük
başarılara imza atmış olan Anayasa Mahkemesini ne kadar kutlasak azdır. 12
Eylül 2010 sonrasında oluşturulan Anayasa Mahkemesinin daha bir yıl geçmeden
verdiği kararlar ile artık tamamen Hükûmetin emrine girdiği, Hükûmet
politikalarını onaylayan bir noter dairesi hâline geldiği açıkça ortaya
çıkmıştır.
Uzun lafın kısası, Anayasa
Mahkemesi, 12 Eylül zihniyetini daha da koyulaştırarak, güçlendirerek devam
ettirmektedir. Mahkeme, her geçen gün hukukun üstünlüğünün ve insan hakkını
koruması işlevinden uzaklaşmaktadır.
Bir şey daha söyleyeceğim
burada. Mahkeme, 12 Eylül zihniyetinin ve uygulamalarının gasbettiği DİSK’in,
GENEL-İŞ Sendikasının binasında yıllarca hizmet vermiştir. Böyle bir Anayasa
Mahkemesi dünyanın hiçbir yerinde yoktur.
O nedenle, yine sizlere
önerim, DİSK/GENEL-İŞ Sendikasının gasp edilen bu binasının DİSK’e ve
GENEL-İŞ’e iadesinin sağlanmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Yine bu Anayasa Mahkemesi,
çok yakın bir zamanda bu Meclisin seçilmiş milletvekilini gasbetmiştir verdiği
kararla. Dolayısıyla, bu Anayasa Mahkemesinden hukukun üstünlüğünü, insan
haklarını ve adaleti beklemek mümkün değildir. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin işlevinin yerine geçecek bir zihniyeti de bu Anayasa Mahkemesinden
beklemek mümkün değildir. Bu zihin dünyasıyla insan hakları ortamı gelişmez,
geliştiremezsiniz. Yine sizlere önerim, bu zihin dünyasını değiştirecek
değişiklikleri birlikte yapmaya davet ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Tanrıkulu.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU
(Devamla) – Yeni anayasa sürecinde Anayasa Mahkemesinin bu işlevini de gözden
geçirelim.
Bu düşüncelerle Anayasa
Mahkemesinin bütçesine ret oyu vereceğimi saygılarımla arz ederim. Sağ olun.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
efendim.
Şimdi sıra Uşak
Milletvekili Sayın Dilek Akagün Yılmaz’da.
Buyurun Sayın Yılmaz.
Süreniz sekiz dakika. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA DİLEK
AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın milletvekilleri, bu yılki bütçe görüşmelerinde
Yargıtay bütçesi üzerinde CHP Grubu adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış
bulunuyorum.
Sözlerime Yargıtaydan
yükselen bir sesle, Yargıtaydan istifa eden hâkim Celal Çelik’in sözleri ile
başlamak istiyorum. Hâkim Celal Çelik diyor ki: “Mensubu bulunmaktan yakın bir
tarihe kadar onur duyduğum Türk yargısının; hukukun üstünlüğü ve halka adalet
dağıtmak ülküsünden uzaklaşması, halkımızın beklemekte olduğu ve bu dünyada var
olduğuna inandığımız adaletten, Adalet Bakanının idaresi altındaki Kurul eliyle
her gün biraz daha uzaklaşması nedeniyle bu oyunun ve sürecin bir parçası
olmamak yolundaki kişisel tercihimi kullanıyor ve sevgili mesleğim yargıçlıktan
istifa ediyorum.”
Bu sözler ki Türk
yargısının, Yargıtayın içinde bulunduğu durumu çok net bir şekilde özetliyor.
Bu nedenlerle Celal Çelik gibi pek çok yargıç Yargıtaydan ayrılmak zorunda
kalmıştır. İşte bu nedenlerle pek çok Yargıtay savcısı başka yerlere
sürülmüşlerdir. Artık bu ülkede hukukun üstünlüğü yok, yargı bağımsızlığı yok,
adalet duygusu yok; hiç kimsenin can güvenliği ve özgürlüğünün güvencesi de
yok.
12 Eylül 2010 Anayasa
referandumu bu ülkede bir kırılma noktasıdır çünkü bu referandum sonucunda
Anayasa Mahkemesinin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı tamamen
değiştirilmiş, yargı bağımsızlığı sona ermiş, yürütmenin etki alanına girmiş,
yargı siyasallaşmıştır. Siyasallaşan ve âdeta Bakanlığa bağlı bir genel
müdürlük konumuna indirgenen HSYK yaptığı tüm yargıç atamaları ve kararnameleri
ile iktidara yakın görünen yargıç ve savcıları ödüllendirmiş ancak bağımsız ve
tarafsız, gerçekten yargıçlık ve savcılık yapanları ise hallaç pamuğu gibi
atmış, dağıtmıştır. HSYK bugün yargıç ve savcıların üzerinde Demokles’in kılıcı
gibi sallanmaktadır. Bırakın tarafsız ve bağımsız karar vermeyi, korku
imparatorluğu ne yazık ki tüm yargı camiasını da sarmıştır.
Özel yetkili mahkemelerde
hiçbir baskıya boyun eğmeden hukuksuz tutuklamalara karşı çıkan yargıçlar
duruşma gününden birkaç gün önce başka yerlere atanmış, cezalandırılmışlardır.
Buna karşı her türlü yasayı çiğneyerek Türkan Saylan, Sabih Kanadoğlu gibi bu
ülkenin değerli aydınlarının evlerinin aranması kararını veren yargıç ve
savcılar ödüllendirilmişlerdir.
İzmir Belediyesine yapılan
operasyonda görüldüğü gibi, emir ve talimatla iş yapacak yargıç ve savcıların
özel amaçlı atamaları yapılmıştır. Bu savcılar, Habur’da verilen görevleri
yapmışlar, teröristleri karşılamışlar, can güvenliklerini ve tutuklanmadan
ülkeye girmelerini sağlamışlardır; İzmir Belediyesinde ise baskı ve zulmün en
ileri örneklerini göstermişlerdir.
HSYK’nın yeni oluşumuyla
birlikte Yargıtaya yeni atanan 160 yargıç Yargıtay tarihinde ilk kez tüm
seçimlerde blok oy kullanarak siyasal tercihlerini göstermişler, Yargıtay
Başkanından daire başkanlarına, divan oluşumuna kadar, hatta Yüksek Seçim
Kuruluna üye seçimlerine kadar her türlü konuda iktidara yakınlık ölçütü
dikkate alınarak seçimlerini yapmışlardır. Artık Sayın Başbakan mutlu olabilir,
yargı ayağında pranga olmayacaktır. Aksine iktidarın tüm hukuk dışı işlemleri
ve diktatörlük heveslerinin yolunu açacaktır. Ancak bu durumda Türkiye Cumhuriyeti
hukuk devleti değil, diktatörlükle yönetilen bir devlet niteliğinde olacaktır.
Artık önümüzdeki seçimlerde de seçim güvenliğini sağlayan, seçimlerin doğru
yapılmasını, dürüst ilkeler içinde yapılmasını sağlayan Yüksek Seçim Kurulunun
yaptığı seçimlerden de şüphe duyar hâle geleceğimizi buradan bildirmek
istiyorum.
Meclis iradesi hiçe
sayılarak son çıkartılan 650 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Yargıtaya
seçilecek tetkik hâkimleri için kıdem süresi kaldırılmış, başkan ve daire
başkanları için ise hizmet süreleri üç ve dört yıla indirilerek Yargıtayda
iktidar yanlısı örgütlenmenin kısa bir süre içinde tamamlanması amaçlanmıştır.
Hatta tüm kurumlarda olduğu gibi memurlarda dahi sınırlama kaldırılarak 582
memur atanması kararı verilmiş, baştan aşağıya partizanca kadrolaşma Yargıtayda
gerçekleştirilmiştir. Yani artık Yargıtay da iktidarca ele geçirilmiş olup,
dikensiz gül bahçesi yaratılmıştır.
Bunun yanında, yüksek
mahkemeler arasında ast-üst ilişkisi varmış gibi bir hava yaratılarak Anayasa
Mahkemesine “en üst mahkeme” unvanı verilmeye çalışılmakta; yüksek yargı
arasında bu nedenle de çelişkiler yaratılmaktadır. Anayasa Mahkemesi üyeleri
hatta raportörleri çok daha iyi özlük haklarıyla çalışmakta iken, Yargıtay ve
Danıştay yargıçlarının özlük hakları geriletilmektedir. Oysaki bu yargıçlar
korkunç bir iş yükü altında çalışmaktadırlar. Bu bütçe kanununda bu haksız
uygulamaya son verilmelidir.
Sayın milletvekilleri,
hafızalarımızı tazeleyecek olursak HSYK, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa
Mahkemesindeki tüm bu operasyonlar, görünürde yargı reformu ve yargının
hızlandırılması gerekçeleriyle yapılmıştır. Bir an için bu gerekçelerin doğru
olduğunu düşünelim. Yargıtaya atanan yeni 160 yargıçla birlikte Yargıtayda
işler hızlandı mı, daha çok karar mı çıktı? Ne yazık ki hayır. Çünkü yeni gelen
yargıçların ne odası ne de masası vardı ne de mesleki deneyimleri yeterliydi.
Yeni atanan yargıçlar değişik dairelerde görevlendirilmelerine rağmen müzakere
ve karar çıkmasında bir katkılarının olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz. Acaba
iktidar için önemli olan kararlarda mı varlıklarını gösterecekler, işlevleri bu
mu yeni atanan yargıçların? Bunu merak ediyoruz.
Bir başka önemli soruna da
dikkatinizi çekmek istiyorum. 9 Şubat 2011 tarihinde Yargıtay Kanunu’nda
yapılan değişiklikle Yargıtayda yeni dairelerin kurulması ve bu nedenle de 137
yeni yargıcın atanması sonucunda, yeterli birikim ve donanıma sahip olmayan bu
yargıçlar eliyle çelişkili Yargıtay içtihatları çıkabileceğinden bu durum da
hukuka olan güveni zedeleyecektir düşüncesindeyim.
Hepimizin bildiği gibi
Yargıtayda dosyaların çok fazla beklemesi, hatta bazı ceza davalarının zaman
aşımına uğraması gibi kanayan bir yara var bu ülkede. Ancak yine biliyoruz ki
bunun nedenlerinden en önemlisi, özellikle ceza davalarında Ceza Yasası’ndaki
ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndaki sıkça yapılan değişikliklerdir. 5237 sayılı
Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte lehte ve aleyhteki yasa
uygulamalarının gözden geçirilmesi amacıyla dosyalar ilk derece mahkemelerine
geri gönderilmek zorunda kalınmıştır. Aynı şekilde CMK madde 231 uyarınca
hükmün açıklanmasının ertelenmesine yönelik yapılan değişiklikler nedeniyle
dosyalar mahkemelerine geri gönderilmiş, bu işleyiş ceza dosyalarının
kesinleşmesini engellemiştir.
Yine referandum öncesinde
Adalet Bakanı HSYK toplantılarına katılmayarak boş olan yerler için Yargıtaya
yeni yargıçların atanmasını engellemiştir. Yargıtayın iş yükü nedeniyle de
çalışmalar daha az yargıçla yapılmış ve karar çıkması bu yolla engellenmiştir.
Yani Adalet Bakanı yargı üzerinde yapacakları operasyonu haklı göstermek için…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yılmaz,
süreniz bitti efendim.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ
(Devamla) – Efendim, ek bir süre…
BAŞKAN – Lütfen…
DİLEK AKAGÜN YILMAZ
(Devamla) – Evet arkadaşlar, sözlerim yarım kaldı ama bu nedenle Yargıtay
bütçesine ret vereceğimizi CHP Grubu adına bildiriyorum.
Saygılarımla. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Yılmaz.
Şimdi söz sırası Sayın
Turgut Dibek’te, Kırklareli Milletvekilimiz.
Buyurun Sayın Dibek. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TURGUT
DİBEK (Kırklareli) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, Danıştay bütçesi
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle sizleri
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Danıştay bugün hangi aşamada, ne hâle geldi? Aslında muradınıza ermek
üzeresiniz öncelikle onu söyleyeyim. Çok değil, birkaç ay sonra, yılbaşından
sonra, ocak ayından sonra, herhâlde, düşünülen, planlanan her şey hayata
geçecek diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar,
geçtiğimiz dönem yani 23’üncü Dönemde referandum sonrası hem Danıştay hem
Yargıtayla ilgili kanun tasarıları burada görüşülürken de bunları uzun uzun
anlatmıştık aslında. Yani görünen köy kılavuz istemiyor, niyetinizin ne olduğunu
hepimiz biliyoruz. Burada çıkıp AKP sözcüleri, Bakan, Adalet Bakanı hep şunu
söylediler: “Ya dosyalar yığıldı Yargıtayda, Danıştayda. Vatandaşımız mağdur
oldu. Yüz binlerce dosya, 1,5 milyon dosya Yargıtayda var, 200 bin dosya
Danıştayda var. Dosyalar zaman aşımına uğruyor. Bir an evvel bu dosyaları
eritmemiz lazım. O nedenle de Danıştayın ve Yargıtayın üye sayılarını
artırmamız gerekiyor.” gibi bildik, bilinen gerekçeler sıralamıştınız ama
bunların gerçek olmadığını hepimiz biliyorduk, sizler de biliyordunuz, bizler
de biliyorduk.
Arkadaşlar, Danıştay,
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay sizler için, Sayın Başbakan için, AKP sözcüleri
için uzun zamandır zaten dertti. Yani burada Sayın Başbakanın konuşmaları var,
değişik zamanlarda. Danıştay için neler söylemiş geçtiğimiz dönemde: “Bizi çıldırtmıştı
verdiği kararlar.” diyor, “İdeolojik kararlar veriyor.” diyor. Danıştaydaki tüm
verilen kararlarla ilgili eleştiriler burada çok açık bir şekilde yapılıyordu.
Bakın, kısa kısa -çünkü
zamanım da fazla değil- şunu söyleyeyim: Geçen yıl, yani Danıştayda 95 tane üye
vardı, buna 61 tane ilave yapıldı ve 156 tane üyesi oldu Danıştayın. Buna
gerekçe olarak da şunu söylemiştiniz: “Danıştayın bir önceki yıldan yaklaşık
yüz doksan dört bin dosyası var, birikmiş dosyası var. Bu dosyaları eritmemiz
lazım. İki tane yeni daire kuracağız. Daireleri çift heyetle çalıştıracağız ve
bu dosyaları bir an önce eriteceğiz; vatandaş hak kaybına uğramasın.” Bir de bu
zaman aşımı meselesi var, yani davalar görülürken sanki idari yargıda,
Danıştayda zaman aşımı varmış, hatta yüz yıl süre varmış gibi bunları da burada
dinlemiştik. Ben de aslında çıkıp söylemiştim, yani adli yargıda bunlar olur da
idari yargıda böyle bir şey olmaz. Dava açarken süreler vardır ama yargılama
aşamasında dava ne kadar sürerse sürsün idari yargıda, öyle bir şey olmaz.
Değerli arkadaşlar, 61 tane
üye atandı, iki tane yeni daire ilave edildi, çift heyet oldu Danıştay.
Bakıyorum, işte, geçen gün Danıştaydan son durumu aldım, sizler de
almışsınızdır mutlaka, ekim ayı itibarıyla Danıştaydaki dosya sayısı, yani
birikmiş olan, bekleyen dosya sayısı 224 bin -yuvarlıyorum- on ayda, daha iki
ay var. Ayda yaklaşık 23 bin, 24 bin geldiğine göre bu 270 bine çıkacak. Bakın,
61 tane ilave yaptınız, çift daire olarak çalıştırıyorsunuz. Yaklaşık 270 bin
dosya bu yıl bir sonraki yıla yani 2012’ye devredecek. 2010’dan 2011’e ne kadar
devretmişti? 194 bin. Aslında işin gerçek yüzünün bu olmadığı ortaya çıkıyor.
Nedir gerçeği biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bakın, yasa yetmedi yani
çıkardığınız bu kanunlar yetmedi, bir de kalktınız 26 Ağustosta bir kanun
hükmünde kararname çıkardınız. Kanun hükmünde kararname ile -işte, işin özü o
yani o yüzden diyorum ocak ayına az kaldı, operasyonu orada tamamlayacaksınız
herhâlde- ne yaptınız? Orada, Danıştay Başkanı -aynı şey Yargıtay için de
geçerli- Danıştay başsavcısı için aday olabilecek olanların üyelik sürelerini
yarıya indirdiniz. Gerçi hepsini yarıya indirdiniz de yani sekiz yılı dört yıla
indirdiniz. Danıştayda daire başkanlarının da aday olabilmesi için Danıştay
üyelik süresini de altı yıldan üç yıla indirdiniz.
Şimdi, bu da yetmedi, aynı
kararnameyle… Normalde bunların her birini burada bizlerin tartışarak,
konuşarak, yasayla düzenlememiz gerekirken Danıştay Başkanlık Kurulunu da kanun
hükmünde kararnameyle yeniden düzenlediniz arkadaşlar. O Kurulun bir çalışması
var, daha doğrusu bir toplanma şekli vardı, başkan, iki tane başkan vekili,
savcı, daire başkanları, 15 kişi toplanıyordu. Birdenbire, hayır, o sayıyı 7’ye
indirdiniz yani 3 tane daire başkanı, 3 tane Danıştay üyesi, başkan, işte,
başsavcı, öyle toplanacak; 7 kişiye indi. Bir de o da yetmedi, o Başkanlık
Kurulu her şeye kadir hâle getirildi, onlara yeni görevler verildi. Daha
doğrusu, Başkanlık Kuruluna ne görevler verilmiş biliyor musunuz arkadaşlar?
Şimdi, bu Başkanlık Kurulu üyelerin görev yerlerini, daire başkanlarının
yerlerini, her birini değiştirebilir, tetkik hâkimlerinin görevlerini… Zaten
yeni Danıştay Başkanı seçildikten sonra Danıştayda çaycısına kadar, bakın,
çaycısına kadar tüm idari kadroyu değiştirdi Sayın Başkan. Ne varsa onu da ben
de merak ediyorum, Sayın Başkan burada mı bilemiyorum ama nedir yani?
Danıştayın Başkanı değişiyor, Danıştaydaki çaycılar dahi değişiyor değerli
arkadaşlar. Böyle bir şey olabilir mi?
Şimdi, bu yeni düzenleme
ile Başkanlık Kurulu bence yılbaşını bekliyor. Yılbaşından sonra ne yapacak?
İstediği gibi, daire başkanlarını, Danıştayın dairelerindeki üyelerini istediği
gibi dağıtacak. Zaten, bakın, 61 tane yeni üye atandıktan sonra baktım
Danıştaydaki dairelerin yapısına, üç ayrı dairede eski üyeler hâlâ çoğunlukta,
bir tanesinde de bir tane fazlayla çoğunlukta yani bir üye fazlasıyla
çoğunlukta.
Şimdi, iki tane yeni daire
kuruldu. Tabii, daire başkanlarının eski üye olması zorunlu olduğundan onlar
eski ama iki tane yeni dairede yani kurulan iki dairede, geçtiğimiz yasama
döneminde, aslında bu yıl içerisinde yapılan düzenlemeyle kurulan iki dairede
arkadaşlar bir tek eski üye var, Danıştayın önceki döneminden o 91 kişiden 1
kişi var, tamamı yeni. Bu üç dairede, numaralarını biliyorum burada da
söylemeyeyim, hâlâ eski üyeler öyle veya böyle biraz fazlalıkta. Arkadaşlar,
onların dışındaki tüm dairelerde 61 tane atanan şu yeni üyeler, hepsi çoğunluğa
geçmişler. Şimdi, böyle bir yapı kuruldu. Yani ben bu yapının, daha doğrusu bu
tablonun Danıştayda müthiş bir huzursuzluk yarattığını da biliyorum, görüyorum.
Hem bunları da…
Değerli arkadaşlar, burada
çok sayıda hukukçu arkadaşımız var. Danıştay bizim Danıştayımız, görev yapıyor.
Yani bu sayılardan bahsettim, yüz binlerce dosyadan bahsettim, aslında onun
diğer bir yanı da var yani sürem yok ama onu da belirteyim: Niye bu kadar çok
dava açıyor bu vatandaş? 270 bin tane dosya. Niye açıyor arkadaş?
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Hak arama özgürlüğü geliştiği için.
TURGUT DİBEK (Devamla) –
Yani şimdi davalar idari yargıda vatandaşlar arasında görülmüyor, bir tarafta
idare var, bir tarafta devlet var. Niçin devlet vatandaşına bu kadar çok dava
açtırır?
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Hak arama özgürlüğü genişledi, herkes hakkını arayabiliyor.
TURGUT DİBEK (Devamla) –
Hak arama özgürlüğü…
Bence şu var: Devlet
hukuksuz, idare hukuksuz, vatandaşın hakkını, vatandaşın hukukunu
tanımıyorsunuz. Yani bu kadar çok dava açılmasına arkadaşlar nasıl neden
olabiliyoruz?
Bakın, şeyde de var, bunu
da söyleyeyim: Şimdi, Maraş’ta bir karar vermiş. Biliyorsunuz bu elektrik
faturalarında kayıp ve kaçak enerji bedelini de elektrik faturalarını
ödeyenlere ilave ediyorlar, öyle bir hüküm var. Vatandaş demiş ki: “Yahu, ben
kaçak elektrik kullanmıyorum, kayıp elektrik de yani burada niye bunu bana
ödettiriyorsunuz?”
Değerli arkadaşlar, devlet
olarak diyorsunuz ki: Vatandaş başvuruyor yargıya, işte hakkını arıyor,
kazanıyor. Yüz binlerce vatandaş var. Tek tek dava açacaksınız diyorsunuz
vatandaşa.
Yahu, arkadaşlar, tek tek
niye dava açtırıyorsunuz? Bir tane karar verilmişse tüm vatandaşları kapsayacak
şekilde olması lazım.
Tabii, sürem bitti, değerli
arkadaşlar söylenecek çok şey var, sanıyorum daha sonraki soru-cevapta da eksik
kalanları tamamlayacağım.
Danıştay, değerli arkadaşlar
bu hâliyle…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
TURGUT DİBEK (Devamla) –
Bakın, sürem bitti ama şunu söyleyeyim: Yasama ve yürütmeyi elinizde
bulunduruyorsunuz, tek başınıza.
BAŞKAN – Sayın Dibek,
teşekkür ediyorum.
TURGUT DİBEK (Devamla) –
Bir de yargıyı biz kontrol edeceğiz derseniz, bu çok açık bir şekilde totaliter
rejime geçişin kanıtı olur. Gelin şunu sağlıklı bir şekilde düşünün,
değerlendirin.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Evet, teşekkür
ederiz; süreniz doldu efendim, teşekkürler.
Şimdi, söz sırası Konya
Milletvekili Sayın Atilla Kart’ta. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Kart, buyurun.
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART
(Konya) – Değerli milletvekilleri, Başbakanlık bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Türkiye’yi on yıldan bu yana yönetiyor.
Üstelik, demokrasi tarihimizde hiçbir siyasi iktidara nasip olmayan bir
çoğunlukla yönetiyor. Böyle bir dönemin sonunda, Türkiye’nin demokrasi, refah,
temel hak ve özgürlükler, insani yaşam endeksi gibi temel konularda ciddi bir
atılım yapması beklenirken, ülkemizde giderek artan bir nefret söyleminin
iktidar eliyle etkili hâle getirildiğini görüyoruz. Toplumda ayrışma ve
ayrımcılığın bariz bir hâl aldığını görüyoruz. Kadına şiddetin, aile içi şiddetin
katlanarak arttığını görüyoruz. Korkunun egemen olduğu, basın özgürlüğünün,
iletişim ve özel hayatın güvenliğinin yaygın bir şekilde ihlal edildiği yasa
dışı izleme, dinleme ve görüntülemenin önünün alınamadığı bir Türkiye’yi
görüyoruz.
Evet, zaman zaman AKP
sözcülerinin ifade ettikleri gibi, görünürde bir Hükûmet istikrarı var ancak
siyasi ve sosyal anlamda toplumsal bir istikrarın olmadığını, bir kaosun
olduğunu görüyoruz. Bakın değerli milletvekilleri, on beş yıldan bu yana ilk
kez TRT 3 yayınları kısıtlanıyor, kanun hükmünde kararnameler yoluyla yasama
organı askıya alınıyor, işlevini yitiriyor.
Türkiye’de merkezî Hükûmet,
AKP’li belediyeleri, belli sermaye gruplarını ve çıkar ilişkisi içindeki bir
bölüm medyayı, büyük çoğunluğunu denetlemiyor. AKP’li belediyelerin
yolsuzlukları araştırılmıyor, araştırılması devlet gücüyle, iktidarın nüfuz
suistimaliyle engelleniyor. Buna mukabil, başta Cumhuriyet Halk Partili
belediyeler olmak üzere muhalefet belediyelerine yönelik olarak terör
estiriliyor. Görünürde demokratikleşme adına yeni Anayasa çalışmalarına istekli
olan bir iktidar var, ne güzel ancak bakıyorsunuz, 12 Eylül 1980, 6 Aralık
1983, yani ihtilal hukukunun en ağır olduğu dönem, bu dönemdeki yüz beş temel
kanuna dokunmak istemeyen bir iktidarla karşı karşıya geliyoruz.
Telekom özelleştirmesi
yoluyla Türkiye'nin iletişim ve güvenlik bakımından kuşatıldığını görüyorsunuz.
Telekomun taşınmazlarının satılmasına ve içinin boşaltılmasına seyirci kalan
Başbakanlık Müsteşarı, TRT Genel Müdürü, Sivil Havacılık Genel Müdürü, Mohammed
Haririler, Abdullah Tivnikliler… Kimden söz ediyorum? Yönetim ve Denetim
Kurulundan söz ediyorum değerli milletvekilleri. Peki, yaygın hâle gelen bütün
bu uygulamalar tesadüf kavramıyla ya da münferit uygulamalar kavramıyla izah edilebilir
mi, geçiştirilebilir mi? Elbette bu kadar tesadüf bir arada olamayacağına göre
bu şekilde bir açıklamayı yapmak mümkün değil.
Bakın, değerli
milletvekilleri, bu tabloyu, bu sonucu yaratan sebepleri irdelememizin,
sorgulamamızın ve Türkiye gerçekleriyle yüzleşmemizin zamanı gelmiştir. Fiilî
duruma, Türkiye gerçeklerine bir kez daha ve başka boyutlarıyla bakmak gereğini
duyuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye’de savunma avukatları görevlerinden dolayı tutuklanıyorlar,
mesleklerinden uzaklaştırılıyorlar, men ediliyorlar. Doktorlar düzenledikleri
raporlardan dolayı tutuklanıyor. Dünyada tutuklu gazetecilerin yüzde 10’u
Türkiye’de. Yayımcılar tutuklanıyor, taslak kitaplar imha ediliyor.
Milletvekilleri tutuklu. Tutuklu sayısı hükümlü sayısını yakalıyor. Cumhuriyet
başsavcılarının önemli bir bölümü artık Hükûmetin ajanı hâline gelmiş. Saç
kesme eyleminden suç unsuru yaratan cumhuriyet savcılarıyla karşı karşıyayız.
Cezaevlerinde son bir yıl içinde 30 kişi şüpheli bir şekilde ölüyor, cezaevi
araçlarında insanlar ölüyor. Hopa’daki demokratik gösteri, iktidar için devlet
eliyle intikam ve takibe dönüşüyor. Hükûmet ne yapıyor biliyor musunuz?
Bilimler Akademisine atama yapıyor, yapmak istiyor. Hükûmet aslında bilimden
korkuyor, akıldan korkuyor. Bakıyorsunuz, Anayasa görüşmelerine gelen sivil
toplum temsilcileri kaygı, eleştiri ve önerilerini bizlere anlatıyorlar ama
açık alanlarda dillendiremiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının -bunu
gerçekten kaygıyla ifade ediyorum- tümünün temel hak ve özgürlüklerinin tehdit
altında olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye 17’nci büyük ekonomi. Ne güzel!
Peki, insani gelişmişlik endeksinde neden 93’üncü sıradayız? Demokrasi
endeksinde neden 89’uncu sıradayız? İş kazaları neden iş cinayetlerine
dönüşüyor? Somali’ye uzanmış görünen eller neden Van’a uzanamıyor değerli
milletvekilleri? Türkiye bu noktaya nasıl geldi? Temel sorun budur. Size büyük
fotoğrafı anlatmak istiyorum.
Bakın, değerli
milletvekilleri, Türkiye bu noktaya merkezî bir yönlendirmeyle, legal ve
illegal yönetim unsurlarının iş birliğiyle geldi. Türkiye’de 2005 yılından bu
yana, istihbarata dayalı, istihbarat ağırlıklı bir yönetim yapılanması söz
konusudur. İstihbarat eliyle Türkiye’de yargı ve siyaset gündemi belirleniyor.
Demokratik açılım yapmak iddiasındaki Hükûmet bu açılımı ne yapıyor? Polis
Akademisinin önderliğine ve İçişleri Bakanına tevdi ediyor, demokrasiyi
istihbarat üzerinden şekillendireceğini zannediyor; aslında, demokratik çözümü
bizzat engelliyor. Esasen, bu yönetim anlayışına sahip bir siyasi iktidarın da
demokratikleşme hedefi söz konusu olamazdı.
Bu tabloyu, bu sonucu
yaratan yasal ve fiilî unsurları da ana başlıklarıyla ifade etmek istiyorum: 3
Temmuz 2005 tarihinde kabul edilen Telekomünikasyon Yasası, 4 Mayıs Dolmabahçe
görüşmesi sivil-asker iş birliğinde gerçekleştirilen postmodern bir darbedir; 5
Kasım 2007 tarihinde gerçekleştirilen Erdoğan-Bush görüşmesi, Aralık 2007’de
çıkarılan Gizli Tanık Kanunu, jandarmanın pasifize edilerek emniyet üzerinden
yasa dışı olarak gerçekleştirilen kurumsal dinleme, izleme ve görüntüleme
mekanizmaları, Başbakanlık örtülü ödeneğinin bu süreçlerde keyfî ve
denetlenemez bir şekilde kullanılması, örtülü ödenekte kritik gündemlerle
bağlantılı olarak olağanüstü ve kontrol edilemeyen artışlar ve Türkiye’yi
bölgenin süpermarketi yapmak isteyen bir Başbakan; kendi ifadesiyle söylüyorum
ve nihayet bu tabloyu sürdürmek ve kalıcı hâle getirmek amacıyla oluşturulan
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı polis devletinin temel taşı değerli
milletvekilleri.
Değerli arkadaşlarım, on
yıllık iktidarı döneminde birtakım vesayetleri etkisiz kılmayı başaran Adalet
ve Kalkınma Partisi bu dönemin sonunda sivil görünüm altında faşizan bir yapıyı
oluşturmuştur, parti devleti ve polis devletini oluşturmuştur. Başbakanın
yönetim anlayışının eseri olan bir tablodan söz ediyoruz, pazar ve sömürü
ülkesi hâline getirilmenin kaçınılmaz sonuçlarından söz ediyoruz, Başbakanlığın
kurumsal olarak kullanıldığı ve yol açtığı vahim sonuçlardan söz ediyoruz,
demokrasi ve hak kavramlarını sahiplenir görünürken bile siyasi muhataplarının
inançlarını, etnik yapılarını sorgulayan, ayrımcı bir anlayıştan söz ediyoruz.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye'nin iç sorunlarını kamufle etmek için dış politikada kurgu ve hamaset
yoluyla rol üstlenen, İsrail’e görünürde efelenen, Orta Doğu halklarının
inançlarını istismar ederken Türkiye'nin savunma güvenliğini İsrail’e mahkûm
eden ve bütün bunların devamında da Suriye’ye karşı öncü kuvvet rolünü
üstlenen, Türkiye’yi İran ve Suriye’yle savaşın eşiğine getirme başarısını
gösteren -tırnak içinde elbette söylüyorum- bir Hükûmet yapısından söz
ediyoruz. Bu fotoğraftan demokrasi çıkmaz, hukuk çıkmaz, adalet çıkmaz, toplumsal
barış çıkmaz.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına mahkûm değildir. Türkiye,
emperyalizme teslim olmayacaktır. Türkiye, cumhuriyetin kazanımlarını
demokrasiyle taçlandırarak yoluna devam edecektir. Bu tarih yakındır.
Bu değerlendirmelerle Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Kart.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Efendim, konuşmacı hitabını sürdürürken Adalet ve Kalkınma Partisinin faşizan
bir yönetim sergilediğini, parti devleti olduğunu ifade etti. 69’a göre
açıklama istiyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, grup zaten söz almayacak mı?
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Açıklamak istiyorum efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu
bütçe eleştirisi, bunların hepsi cevap verilecek konular yani her türlü
eleştiri için sataşmadan dolayı cevap hakkı verirseniz bu bitmez yani.
BAŞKAN – İsterseniz…
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Efendim, ben iki dakikalık bir açıklama istiyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Anlamsız bir talep Sayın Başkan, olmadığını söylerler biraz sonra.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Sayın Başkan…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bütçe
görüşüyoruz ya.
BAŞKAN – Yerinizden
söyleyebilir misiniz, zabıtlara geçsin; lütfen…
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Sayın Konuşmacı, burada konuşmasını sürdürürken AK PARTİ İktidarının faşizan
bir yönetim sergilediği, parti devlet olduğu yolunda ifadeler kullandı.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın
Başkan, bütçe görüşmeleri bitmez, bu yolu açarsanız bütçe görüşmeleri bitmez.
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet,
bitmez efendim.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Çok ağır ifadeler bunlar, sataşmadan dolayı söz istiyorum efendim.
BAŞKAN – Şimdi, bu
eleştiriler hakaret şekline gelmiş değil. Müsaade ederseniz…
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
“Faşist bir yönetim.” diyor efendim, nasıl Sayın Başkanım?
BAŞKAN – Müsaade ederseniz,
Sayın Hükûmetin ve arkadaşlarımızın buna cevap verme hakları da var. Buna
başlarsak bunun sonu gelmez.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Bizim de grup adına cevap verme hakkımız var efendim, grup adına.
BAŞKAN – Buyurun efendim,
iki dakika, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bunun sonu yok ama yani.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Konya Milletvekili
Atilla Kart’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Burada söylenen sözler,
öyle yenilir yutulur cinsinden sözler değil arkadaşlar, kusura bakmayın. Biz
her şeyi, çok rahat, gönül rahatlığıyla, hoşgörü içerisinde dinliyoruz ancak
parti devleti konumuna gelirsek Sayın Konuşmacı, mensup olduğu partinin
geçmişine bir baksın ve Türkiye’de bir tek parti devleti…
HASAN ÖREN (Manisa) – Bu
yenilir yutulur mu? Bu söylediğin yenilir yutulur mu?
AHMET AYDIN (Devamla) – Bir
tek parti devleti, CHP’nin tek başına iktidar olduğu dönemde olmuştur. Başka da
parti devleti olmamıştır.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O
parti olmasa sen olmayacaktın.
AHMET AYDIN (Devamla) –
Sizin tek başınıza iktidar olduğunuz, CHP zihniyetinin tek başına devam ettiği
dönemde iktidar olmuştur.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –
Kurucu partidir o.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Cumhuriyetin kurulduğu dönem diyorsunuz yani. Cumhuriyetle hesaplaşmak
istiyorsunuz çünkü.
AHMET AYDIN (Devamla) – Bir
başka husus: Kadrolaşma ifadelerine gelirsek değerli arkadaşlar, kadrolaşmayı
dile getirenler yine öncelikle kendilerine baksınlar. Kendilerine baksınlar,
bir Sayın Adalet Bakanının, aynı partiye mensup bir Sayın Adalet Bakanının daha
önceki ifadelerine baksınlar. “Ben 5 bin tane kadro çıkardım. Tabii ki bu
kadroları örgütüme vereceğim. MHP’ye mi verecektim?” diyen bir sayın bakanın
sayın partisi burada kalkıp AK PARTİ’yi haksız bir yerde kadrolaşmayla isnat
ediyor, haksız ifadeler kullanıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUHARREM VARLI (Adana) –
MHP’nin ikide bir adını ağzına alma. Sana mı düştü MHP’yi savunmak?
AHMET AYDIN (Devamla) –
Yine, “12 Eylül zihniyetini devam ettiriyorsunuz.” diyor ama kusura bakmayın,
12 Eylül zihniyetini ortadan kaldırmaya yönelik Anayasa referandumunda gene
“Hayır.”ı veren sizlerdiniz.
Tekrar teşekkür ediyorum.
Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlar, evet…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye,
vereceğim size.
Sayın İnce…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Efendim, partimizin tüzel kişiliğine sataşmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi adına
söz istiyorum.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Gerçeklikten bahsetti.
BAŞKAN – Buyurun Sayın
İnce, iki dakika, lütfen.
4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili
Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Grup Başkan Vekili, Ahmet Bey, önce size şunu söyleyeyim: Cumhuriyet Halk
Partisi 7 kişinin bir araya gelerek damga puluyla, dilekçeyle İçişleri
Bakanlığına müracaatla kurulmamıştır. (CHP sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) –
Kanunlar böyle.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Dünyanın en eski on partisinden birisidir.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – AK
PARTİ’yi de halk kurmuştur.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Kurtuluş Savaşı, Kuvayımilliye ruhunun partisidir, devrimin ve direnişin partisidir.
Bu parti beş yıldızlı otellerin lobilerinde kurulmamıştır, savaş meydanlarında
kurulmuştur.
MEHMET METİNER (Adıyaman) –
Savaş meydanlarında Halk Partisi yoktu.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Beş yıldızlı otellerin lobilerinde kurulan partilerle Cumhuriyet Halk Partisini
karşılaştırma, karşılaştırma bunu.
Şimdi, bakın, değerli
arkadaşlarım, Türkiye’de 1923’ten 1950’ye kadar bir tek Cumhuriyet Halk Partisi
vardı. Yani işinize geldiği zaman orası Cumhuriyet Halk Partisiydi, sonra,
işinize geldiği zaman devlet-hükûmet farkı yapıyorsunuz.
Bak, aslında, sizin o
dönemle ilgili kendinizin de pay çıkarması lazım. Bak, mirasçısı saydığınız
Celal Bayar o partinin içinde yok muydu? E, asıyorsunuz; Özal’la, Menderes’le
Tayyip Erdoğan’ın resmini yan yana asıp o mirastan yararlanmak istiyorsunuz seçim
dönemi.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Celal Bayar’ın resmini asmadık.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
E, o partinin içinde değil miydi onlar? Onlar değil miydi o partinin içinde?
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Celal Bayar’ın resmini asmadık.
MUHARREM İNCE (Devamla) –
Bakın, buradan size ekmek çıkmaz. Bir kere, yetmiş yıl, seksen yıl öncesine
takılı kalmayın. Yanlışlar, eksiklikler; bunları geçelim, biz bugüne bakalım.
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) –
1990’a gel, 1990’a.
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Siz Kenan Evren’le aynı kafadasınız, Kenan Evren’in anayasası ile sizin anayasa
mantığınız aynı.
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) –
Seyfi Oktay’ın yaptıklarını anlat. Geçmişi değil, on yıl öncesini anlat.
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Günümüze gelelim, günümüze. Bırakın, yanlışlar da olmuş olabilir, eksikler de
olmuş olabilir, onları bir kenara bırakın, günümüze gelin, burayla uğraşın
diyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
İnce.
Buyurun Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Efendim, bütçe görüşmeleri, eleştirilerin yoğunlaştığı… Her konuda kalkıp
“Bunda sataşıldı.” filan… Zaten, bütçenin amacı ve hedefi sorgulamaktır. Yani
bu gidişle “Yağmur yağıyor.” desek “Bana şunu dedin.” diye sataşmadan dolayı
söz istenecek.
Şimdi, Sayın Başkanım,
bütçe yapma hakkı bu milletin hakkıdır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin
hakkıdır. Herkes gelir, bu bütçeyle ilgili hesabını verir. Şimdi, bakın, burada
Cumhurbaşkanlığı makamı Genel Sekreter tarafından temsil ediliyor, Sayıştay Başkanı
vardı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Sekreteri burada. Başbakanlık
Müsteşarı nerede? MİT Müsteşarı nerede? Yargıtaydan temsilci yok.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Var, var.
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Başbakan Yardımcısı orada.
OKTAY VURAL (İzmir) - Eğer
hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin ise bu bürokratlar da burada hiç olmazsa
yılda bir defa milletvekillerinin huzuruna çıkmayı öğrensinler, burada olsun.
(MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Öyle bir şey olur mu? Görebilen yok, sadece
gazetelerde görebiliyorlar. Dolayısıyla, eğer MİT Müsteşarı Oslo’da değilse,
görüşmelerde, hiç olmazsa Türkiye Büyük Millet Meclisine gelsin. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım, şimdi
sıra…
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)
– Sayın Başkan, bakın, bu Meclisin çalışmalarının belli bir centilmenlik
içerisinde yürütülmesi için biz ilk günden bugüne üzerimize düşeni yaptık.
Bizim bir sayın milletvekilimiz geçmişte CHP’li arkadaşlarımıza karşı bir
“faşist” ifadesi kullandı, grup başkan vekilleriyle görüştük ve sözünü geri
aldı. Biz bunu bir centilmenlik adına yaptık ve şimdi Sayın Kart partimize
karşı “faşizan” ifadesini kullanmıştır.
ATİLLA KART (Konya) – Öyle,
fotoğraf öyle.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)
– Bu ifadeyi kabul etmiyoruz ve kendisini özür dilemeye davet ediyoruz.
ATİLLA KART (Konya) –
Gerçek böyle. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)
– Kendilerinin baktığı yerden öyle gözükebilir. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Kendilerinin nereden baktıklarını bilmiyoruz ama bizim baktığımız
yerden milletin iradesi bugün burada hâkimdir ve AK PARTİ milletin iradesiyle
buraya gelmiştir… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) – Keşke
öyle olsa, keşke öyle olsa.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)
– …ve milletin siyasetini burada yürütmektedir.
BAŞKAN – Teşekkür ederim,
sözleriniz zabıtlara geçti.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)
– Eğer milletin siyasetini faşizan olarak görüyorlarsa dönsün, kendilerine
baksınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim,
sağ olun. İfadeniz zabıtlara geçti.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278,
3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
E) YARGITAY (Devam)
1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY (Devam)
1.- Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK (Devam)
1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)
1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)
1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Şimdi sıra Barış
ve Demokrasi Partisi temsilcisi arkadaşımızda. Muş Milletvekili Sayın Sırrı
Sakık.
Buyurun Sayın Sakık.
Süreniz yirmi dakika
efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK
(Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2012 yılı bütçesi, Cumhurbaşkanlığı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçeleri üzerinde Barış
ve Demokrasi Partisinin düşüncelerini sizlerle paylaşmak üzere buradayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Peşinen söyleyeyim, Mili
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin lağvedilmesi gerekir. Bu konuda tek söz
söylemeyiz, partimizin düşüncesi bu kadar net. İki gündür burada bütçe
görüşmeleri yapılıyor ama iç barışımızla ilgili bütün siyasi partilerden bir
program, bir proje bekliyorduk ama ne yazık ki böyle küçük hesaplar uğruna bir
tartışmaya tanıklık ettik. Oysaki zamanımızı, bütçemizi bunlara heba
etmemeliyiz.
Parlamento yeni bir
seçimden çıktı, bu Parlamentoda seçilip de hâlâ görev başına gelemeyen
meslektaşlarımız var. Bu, Parlamentonun bir ayıbıdır. Eğer egemenlik kayıtsız
şartsız milletinse milletin iradesiyle seçilenlerin cezaevinde değil burada
olması gerekir. Ya bu söze uygun davranacak Parlamento veyahut da bu sözleri,
burada sözde olan sözü Parlamento indirmelidir. Biz, Parlamentoyu göreve davet
ediyoruz.
Parlamento, toplanır
toplanmaz önemli bir şey yaptı. Ne yaptı? Yeni bir anayasa için bir çalışma
grubu oluşturdu. Burada bütün siyasi partiler buluştu ve bütün kesimlerle
diyalog ve müzakereye başladılar. Yeni bir anayasa, yeni bir toplumsal
sözleşme, bunu önemsiyoruz. Meclis Başkanımızın bu konudaki çabalarını da
önemsiyoruz ve bu Komisyon üyelerinin de kurmuş oldukları alt komisyonlarla
toplumun diğer kesimleriyle diyalog oluşturmaları, sivil toplum örgütleri,
meslek kuruluşları, üniversitelerle, inanç gruplarıyla, bireylerle
oluşturdukları diyaloğu da çok önemsiyoruz ama bu çalışmalar sürerken bizim
daha önce toplumla paylaştığımız “Bir yol temizliği.” dediğimiz bir yol
haritası vardı. Bu, bir, 12 Eylülün ürünü olan Anayasa’yı değiştiriyoruz ama 12
Eylülün ürünü olan, Kenan Evren’in size bahşettiği Siyasi Partiler Yasası ve
Seçim Kanunu’nu tartışmıyorsunuz, yüzde 10’luk barajı tartışmıyorsunuz.
Bakın, bir ülkede hem
Anayasa’ya karşı olacaksınız “İhtilalciler yaptı.” diyeceksiniz hem de
ihtilalcilerin yaptığı Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’ndan nemalanıp
iktidar olacaksınız. Böyle bir çifte standart olmaz, böyle bir demokratlık
yoktur. Ya toptan karşı olursunuz veyahut da birini değiştirip, bu bizim
lehimizdedir, bunu da kullanalım anlayışı yoktur. Onun için, Parlamento derhâl
bu Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nu değiştirmelidir yani Parlamentoyu
diktatörlerden korumalıdır, halkın iradesine Parlamentoyu sunmalıdır. Hiçbir
partinin genel başkanı tek başına veyahut da iki yandaşıyla Parlamentoyu
oluşturmamalıdır, grubunu oluşturmamalıdır. Dünyada böyle örnekleri yoktur.
Nerede var? Efendim, Orta Doğu’da var ama yeri ve zamanı gelince siz
demokrasimizle övünürsünüz ama hâlen 12 Eylülün rejimiyle de yönetiliyoruz.
Sevgili arkadaşlar, bakın
bir ülkede… Dünyada 30 binin üzerinde terörle, terör yasasından dolayı
cezaevinde olan insan var, 13 bini bizim ülkemizde, üçte 1’i Türkiye’de ve 13
bin insan cezaevinde ve Türkiye 1’inci, dünyada yani üçte 1’i bizim ülkemizde. Onun
için yol haritası dediğimiz bu değişim dönüşümü bir an önce yapmalıyız. Bunun
için bir anayasal değişikliğe de gerek yok. Oturur… Zaten Cumhuriyet Halk
Partisiyle Barış ve Demokrasi Partisinin bu konuda kanun teklifleri var.
Bunları hayata geçirirsiniz. O zaman Anayasa değişikliğine toplum inanır, biz
de inanırız.
Bunun dışında, burada Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığından da diliyorum arkadaşlar vardır. Oslo’da
görüşmeler yaptınız, iyi ettiniz, Allah sizden razı olsun. Siyaset dünyasına
bakmayın, kıskançtır, yapamadıkları şeyi başkaları yaptığında kıyametleri
koparırlar. Ne yaptınız? Bu ülkede kanı ve şiddeti durdurmak için bu hükûmetler
yıllardır bu halka zulmediyor, kan ve şiddet politikaları uyguluyor. Siz
gittiniz, görüştünüz, ne oldu? Görüşmelerden sonra görüşmeler askıya alındı.
Korkmayın, halk sizin arkanızdadır. Toplum artık bu ülkede kanın ve şiddetin
durmasını istiyor. Siyaset dünyası buradan nemalanıyor. Eğer kan ve şiddet
durursa birçok siyasi parti de Türkiye’de misyonunu bitirecek. Onun için bu
çatışmaların bitmesini istemiyorlar. Siz yolunuza devam edin. Burada sizin
iktidar hesabınız yok. Bu çalışmaları Oslo’da mı, Kandil’de mi, Süleymaniye’de
mi, Avrupa’nın başka ülkelerinde nerede yaptıysanız tekrar o irade bu
çalışmaları sürdürmelidir, Türkiye’nin ihtiyacı olan tek şey budur.
Sayın milletvekilleri, son
günlerde Sayın Başbakanımızın kendisinin de seslendirdiği –kendisine buradan
geçmiş olsun diliyorum, kendisine ve ailesine, acil şifalar diliyorum-
“Geçmişimizle yüzleşmek, Dersim’le yüzleşmek.” Hemen arkasından Sayın
Cumhurbaşkanı da “Büyük devletler geçmişiyle yüzleşen devletlerdir.” Biz buna
katılıyoruz. Geçmişimiz sadece Dersim değildir, geçmişimiz 1920’lerden
2011’lere kadar uzanan bir süreçtir. Ben bugün sizi bir miktar tarihî bir
yolculuğa çıkarmak istiyorum.
1920’lerde bu cumhuriyet
kurulurken biz o cumhuriyetin ilk Meclisini özlüyoruz, 1920’lerin ilk Meclisini
özlüyoruz çünkü orada halkın iradesi var. Biz ilk Anayasa’yı özlüyoruz, çünkü
orada farklılıklar var. Bakın, o ilk dönemde, 1924’e kadar burada halkın iradesi
var, 24’ten sonra ret ve inkâr var; işte, kavganın nedeni de bu.
Mesela, 1920’lerde
Dersim’den 6 tane mebus var, bunlardan biri Hasan Hayri. Hasan Hayri
Parlamentoda, Mustafa Kemal’le de iyi görüşen biri. İsmet Paşa Lozan’a gidiyor.
Lozan’daki görüşmeleri sürdürürken İngilizler hemen karşısına Kürt sorununu ve
azınlıklar sorununu koyuyor. İsmet Paşa dönüyor, Mustafa Kemal’i arıyor: “Eğer
siz Kürtlerden onay almazsanız, Kürt milletvekilleri bizi desteklemezse
Lozan’da işimiz yaş.” Mustafa Kemal, Hasan Hayri ve Kürt milletvekillerini
çağırıyor, Dersim Mebusu. Bir deklarasyon hazırlanıyor, bir metin hazırlanıyor
ve bu metni… Kürt milletvekilleri kapıdan giriyor, Kürt ulusal giysileriyle
geliyorlar, Mustafa Kemal’in talebi üzerine. Hasan Hayri kürsüye çıkıyor.
Mustafa Kemal’in oturduğu alanda Lozan’a sesleniyor: “İsmet Paşa, Kürtlerin ve
Türklerin ortak temsilcisidir, bizi de temsil ediyor.” diyor. Bu konuşmayı
yaparken Kürt ulusal giysileriyle yapıyor. Mustafa Kemal ve arkadaşları
oturmuşlar, alkışlıyorlar, ayağa kalkıyorlar, alkış yetmiyor, ayaklarıyla yeri
dövüyorlar ve dönüyor, Hasan Hayri’yi kucaklıyorlar ve orada bir grup
milletvekili, Avrupa’dan gelenler buna tanıklık ediyor ve Lozan öyle hayata
geçiyor. Aradan iki yıl geçtikten sonra, Hasan Hayri, Kürt giysileri giydiği
için ve Lozan’a burada Kürtçe yaptığı konuşmadan dolayı Elâzığ’da istiklal
mahkemelerinde idam ediliyor. İşte, geçmişle yüzleşmek budur ve sonra,
arkasından, ben istiklal mahkemesinden iki örnek daha vereceğim.
Diyarbakır’da Savcı Süreyya
Bey anlatıyor anılarında “İsmet Paşa’nın görevi üzerine Diyarbakır’a gittim”
diyor. “Gittim, mahkeme salonuna, oturduk. Kara yağız bir Kürt delikanlısı
geldi içeri, askerlerle aldılar. Hâkim sordu: ‘Adın ne?’ Türkçe bilmiyordu.
‘Alın, asın.’ Tek sözcük. Aldılar, astılar. Akşam otele gittim, Diyar Otelinde
kalıyorum, yattım. Sonra o Kürt delikanlı geldi, yakama yapıştı: ‘Siz hâkim
misiniz, cellat mısınız? Benim Türkçe bilmemem benim günahım mı?’ dedi ve
yakama yapıştı. Sabaha kadar uyuyamadım. Kalktım İsmet Paşa’ya bir telgraf
çektim. Eğer bu ülkede Türkçe bilmeyenleri asarsak tek insan kalmaz...” diyor.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Kim kuruyor istiklal mahkemesini Sırrı Sakık, onu da söyle.
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Bunu hepimiz biliyoruz, hepimiz biliyoruz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Söyle, söyle.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Yıl
yine 1926. Atıf Hoca, Şapka Kanunu… Alıyor yargıçlar, Kel Ali idama mahkûm
ediyor. Bu yetmiyor, idam sehpasına götürdüğünde başındaki sarığı çıkarıp
kafasına şapkayı takıyor ve Atıf Hoca dönüp diyor ki: “Biz siz zalimlerle
mahkemei kübrada hesaplaşacağız.”
İstiklal mahkemeleri bu. Bu
istiklal mahkemeleri, Kürtlere, Müslümanlara, sosyalistlere bu cumhuriyet
zulmetti. İşte, yüzleşeceksek böyle yüzleşmeliyiz ve Sayın Başbakan o gün
seslendirdi, döndü dedi ki: ”Efendim, Sason…” Sason’u böyle mülayim bir geçişle
geçiştirmeye çalıştı. Sason’da isyan yok. Dersim’de, nasıl Dersim’in
mağaralarında insanlar fare gibi zehirlenip öldürüldüyse Sason’da da aynı şey
oldu.
MEHMET METİNER (Adıyaman) –
Zilan’da da…
SIRRI SAKIK (Devamla) –
Zilan’da da aynı şey oldu. Tarihte o kadar çok yer var ki… Ben Sason’da… İşte,
Sason’da bir kaymakam vekili ve güvenlik güçleri bir köye giderler. Köye vergi
toplama adı altında gidilir. Köy halkı bunları karşılar, devlet buraya gelmiş,
vergilerini bir araya getirip bir an önce bu belayı başlarından defetmek için
ama bir de konukseverliğin evrensel yasaları var. Köyde koyunlar kesilir,
mutfakta yemekler hazırlanır, tandırda ekmekler pişirilir ama yüzbaşı evin
gelinini kafasına koymuş, bir yolunu bulup tandırda gelini sıkıştırmaya başlar
ve orada kavga çıkar, askerlerden de ölen olur, oradaki Sasonlulardan da. Ondan
sonra Sason’da yüzlerce, binlerce insan ölür ve sonra Sason’da bir mahkeme daha
kurulur ve ne olur biliyor musunuz? Yine böyle içeri dolu. Hâkim gelir bu
kürsüye, oturur. İlk söz, ilk sırada oturanlar, hani bu ilk sıranın müdavimleri
olanlar var ya, idam, “İlkten 15’e kadar idam.” diyor. 15’ten 90’a kadar on beş
yıl, 90’dan sonrası beraat. İşte Sason bu. Kürtlerin yaşadığı zulüm bu. Bu
coğrafyada bu halka, bu kadar zulmedildi. Eğer bugün, insanlar gidip
bedenlerini ölüme yatırıyorsa -terör, merörle geçiştiremezsiniz- atalarına
uygulanan zulmün bir bedelidir. Eğer Dersim’de her çocuk bir sosyalist olarak
doğuyorsa, bedenini ölüme yatırıyorsa atalarına uygulanan zulmün bir
göstergesidir. Bu değil, bu, hayatımızın her alanında var.
Bakın, 1924 Anayasası’yla
bütün kimlikleri Türkleştirdiniz, yetmedi 1942’de tek parti döneminde bir yasa,
varlık vergisi. Gayrimüslimlerin mallarını mülklerini talan ettiniz, el
koydunuz ve sonra yetmedi, bütün mal, mülklerine el koydunuz, atalarınız el
koydu, yetmedi, sonra hepsini toplayıp Aşkale’ye gönderdiler. Aşkale’de
binlercesi öldü, geri kalan 900 kişi döndü, Eskişehir’e kadar geldi ve
hiçbirinin sağlığı yerinde değildi; kimi çıldırmıştı kimi sakat kalmıştı ve
büyük bir trajediyle bu insanların aileleri hâlâ yüz yüzedir.
İşte, bugün, Mecliste yeni
bir yasa çıkarıyorsunuz, “Terörün finans kaynağı.” diyorsunuz. Avrupa’dan böyle
dolanarak ama asıl yapmak istediğiniz ne? Açıkça söylüyorum: Muhaliflerinizi
yok etmek istiyorsunuz, Kürt iş adamlarını yok etmeye çalışıyorsunuz. Bu yasa
hepinizi vurur, bu yasa… Bir tek itirafçı çıkar, bir beyanda bulunur, sizin
atalarınızdan da kalan mal varlığınızı bir gün elinizden alırlar. Çıkar, biri
çıkar der ki: “Sinan Aygün’ün mal varlığı Ergenekon’dan kaynaklıdır.” Bir
gecede alınır. Zaten Kürtlerin bu konuda hiçbir güvencesi yoktur.
Onun için diyoruz ki:
Sevgili arkadaşlar, bu yasa gelmeden… Önemli bir yasadır. Bu yasayı 1942’de
çıkaran atalarınız. Hani, atalarınız size bu tortuyu mu bıraktı ya? Allah
rızası için hiç mi vicdanlarınız sızlamıyor? Yani atalarınızın 1942’de
çıkardığı yasayı, bugün siz de aynı yasayı çıkarmak için birbirinizle
çabalıyorsunuz ve birbirinizle de yarışıyorsunuz. Ben İçişleri Komisyonunda
gittim, gördüm. Bizim dışımızda buna muhalif olan bir kimse yok çünkü sorun
Kürtler, Kürtlerin mallarını da millîleştirmeye çalışıyorsunuz.
Şimdi, sevgili arkadaşlar,
kandan kanunlar bu ülkede barışı ve kardeşliği sağlayamaz. Bu ülkenin
geçmişinden bugüne kadar geçmiş zift karanlık kadar karanlıktır. Başta da
söylediğim gibi, Müslümanlara da, Kürtlere de, sosyalistlere de zulmeden bir
sistem var. Siz bu sistemin taklitçisi olmayınız. Gelin, ülkemizin hep birlikte
barışa, demokrasiye, kardeşliğe ihtiyacı vardır. Bizim zaman zaman sert
eleştirilerimiz oluyor, size hoş gelmeyen şeyler de söyleyebiliriz ama biz bu
ülkenin barışı için gerçekten bedel ödemek istiyoruz. Böyle bir gelenekten
geldik. Yani bizim bölgemizde, yani hâlâ bölgede uygulanan politikalar
1920’lerde uygulanan politikalarla eş değerdedir.
Şimdi, bakın “uzlaşma.”
diyorsunuz. Uzlaşma sadece benim saydığım üç beş kalem değil. Bizim Sivas’la,
Çorum’la, efendim, Kahramanmaraş’la, Gazi olaylarıyla, Diyarbakır’ın Kulp
ilçesinde bir gecede Kulp’u ateşe veren anlayışla, Şırnak’ı yerle bir eden -bir
gecede- o anlayışla yüzleşmeliyiz. Bizim “17.500 faili meçhul cinayet” dediğimiz
ve son günlerde alın, bakın, artık faili belli, bunlarla yüzleşmeliyiz. 3.500
köy yakılıp yıkılmıştır, milyonlarca insan mağdur olmuştur, bunlarla
yüzleşmemiz gerekir. Eğer bunlarla yüzleşebilirsek gerçekten sorunu çözebiliriz
ama biz bunlarla yüzleşmek yerine bunları öteliyoruz.
Bugün, işte, KCK operasyonu
adı altında operasyonlar düzenliyoruz. Demokratik zemine gem vuruyoruz. Peki,
siz demokratik zeminde siyaset yapanların eline kelepçe vurursanız bu ülkede
kimlerle konuşacaksınız, kimlerle barışacaksınız? Yani bizim isyanımız, bizim
kavgamız yani bedenlerini ölüme yatıran insanların kavgası bu cumhuriyetin
uyguladığı zulümden değil midir? Ret ve inkârdan değil midir? Eğer ret ve inkâr
bitmişse sizin dönüp bir şey yapmanız lazım. Bunlar ret ve inkârın yansımasıdır
Kandil’e, Cudi’ye, hayatın her alanına. Onun için toplumsal bir sözleşmeye,
yeniden bir toplumsal sözleşmeye hepimizin ihtiyacı var.
Ben, bu noktada, herkesin
vicdanıyla baş başa kaldığında… Aslında söyleyebilecek o kadar çok konularımız
var ki ve… Mesela yarın Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülecek, bizim
taleplerimiz geldiğinde hâlâ diyor ki: “Biz yeni cezaevleri yapıyoruz.” Ayıptır
be! Hâlen bu ülkede cezaevleriyle insanları terbiye etmeye çalışıyorsanız bu
bir başka günahtır. O kadar oldu ki neredeyse -29 harf var- 29 tane farklı
isimde cezaevi yaptınız ama bu halkı susturmaya gücünüz yetti mi? Hayır. Onun
için cezaevleri yapacağınıza, kavgaları geliştireceğinize, sürekli sortilerle,
farklı alanlara sortiler düzenleyerek bu işin olmadığını hepimiz biliyoruz,
hayat hepimize bunları gösterdi.
Eğer gerçekten atalarımızın
geçmişte darağacına giderken zalimlere söylediği şu sözü: “Biz sizinle mahkemei
kübrada hesaplaşacağız.” sözünü duymak istemiyorsanız, gelin bu sorunu çözün.
Sayın Başbakan, Sayın
Cumhurbaşkanı, değerli milletvekilleri, biz sizinle mahkemei kübrada değil,
burada helalleşmek istiyoruz. Biz iki cihanda da başınızın dik olmasını
istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının da, Sayın Başbakanın da, sayın
milletvekillerinin de, yani sorunu çözecek mekanizmanın da başının dik olmasını
istiyoruz iki cihanda da, hem bu cihanda hem o cihanda da.
Bakın, şimdi dönüyoruz
geçmişle yüzleşirken, hani cumhuriyetin kahramanlarının ne kadar halka karşı
suç işlediğini hepimiz görüyoruz, biz de dönüp size bunları söylemeyelim. Eğer
bunları duymak istemiyorsanız, bir tek yol vardır; müzakere ve diyalogdur, Kürtlerin
diline, kimliğine, kültürüne vurulan gemlerin kırılmasıdır. Kürtleri de bu
ülkede söz ve karar sahibi yapmak… Türklerin sahip olduğu bütün haklara bu
ülkede Kürtler de, diğer halklar da sahip olmalıdır.
Bu duygularla hepinize
teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Sakık.
Şimdi söz sırası Adana
Milletvekili Sayın Murat Bozlak’ın.
Sayın Bozlak, buyurun.
Süreniz on beş dakika.
BDP GRUBU ADINA MURAT
BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; birinci tur görüşmeler
içerisinde yer alan kurumların 2012 yılı bütçeleri üzerinde konuşmak üzere
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Dün bütçenin geneli üzerine
yapılan görüşmelerde grubumuz adına söz alan sayın milletvekili arkadaşlarım,
bütçe tasarısında yer alan konularda grubumuzun düşüncelerini dile getirdiler.
Tekrar olmaması açısından ben de birkaç noktaya değinmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri,
dün, Sayın Bakan açıkça altını çizerek “Bu bütçe, AKP Hükûmetinin 10’uncu
bütçesidir.” dedi. Bu bütçe AKP Hükûmetinin bütçesi olduğuna göre, Hükûmette
yer almayan BDP, MHP ve CHP’nin ortaklaştığı bir bütçe de değildir. Kaldı ki,
Hükûmetin Parlamentodaki muhalefet partilerinin görüşlerini de alarak bütçeye
ortak etme niyeti de yoktur. Tamamen AKP Hükûmetine ait bir bütçedir. Bundan
önceki dokuz bütçede olduğu gibi, bu bütçeyi de tüm eksikliklerine ve
yanlışlıklarına rağmen, AKP, sayısal çoğunluğu ile kabul edecektir, muhalefet
partilerinin söylemi dikkate alınmayacaktır. Bizler de bunu bile bile sadece
önümüzdeki süreçte işsizleri, yoksulları, emekçileri, işçileri, çiftçileri
diğer bir deyimle, en geniş halk kesimlerini zora sokacak AKP Hükûmetinin 2012
yılı bütçesinin suç ortağı olmamak için düşünce ve eleştirilerimizi kayıt
altına aldırmakla yetinmek durumunda kalacağız.
Bu bütçede milyonlarca
işsizin sorununa çözüm yok. Bu bütçeyle gençliğin ve özellikle de üniversite
öğrencilerinin sorunlarına çözüm getirilmemiştir. Bu bütçede sokak
çocuklarının, kimsesiz yavruların, yaşlıların, bakıma muhtaç olanların
sorunlarına çözüm yok. Bu bütçeyle yoksul köylünün, işçinin, emekçinin
sorunlarına çözüm getirilmemiştir. Bu bütçe, çiftçiye 1 verip 3 alan bütçedir.
Uzatmadan, kısaca şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bu bütçe, yoksuldan, işçiden,
emekçiden, çiftçiden, köylüden alan bir bütçedir, fakir fukaranın boğazına
yapışan bir bütçedir, yoksulun sofrasına el uzatan bir bütçedir.
Şimdiden 2012 bütçesinin
AKP’ye ve AKP Hükûmetine hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Ancak, şunu da
AKP’li arkadaşlarımız unutmasınlar: Bu şekilde kafanızın dikine giderseniz,
muhalefet partilerini yok sayar, bildiğim bildik çaldığım düdük derseniz bu ülkeyi
iflasın eşiğine götürürsünüz, Türkiye’yi Yunanistan’dan da beter hâle
getirirsiniz. Yunanistan’a tüm Avrupa ülkeleri yardım etti. Size kim yardım
edecek? Unutmayın, ekonomide çanlar çalmaya başladı.
Değerli milletvekilleri,
bütçe, barışa hizmet edecek bir bütçe olmadığı gibi, bütçe üzerinde yapılan
konuşmalarda da barış ve kardeşlik yoktur. AKP Türkiye’nin temel sorunları
konusunda artık netleşmiştir; AKP ustalık döneminde “Demokratik açılım”dan da,
Kürt açılımından da vazgeçmiştir, geçmiş hükûmetleri taklide yönelmiştir,
çözüme değil, çözümsüzlüğe yönelmiştir; örgütlenme özgürlüğünün de, düşünce ve
ifade özgürlüğünün de üstüne kırmızı kalemle çizgi çekmiştir. “Ben de
BDP’liyim, buradayım “….”(*)” diyen siyasetçilere tahammül edemez duruma
gelmiştir. AKP’nin bu durumunu bildiğimiz için dünkü konuşmalarda AKP’den
barışa ve kardeşliğe ilişkin güzel sözler beklediğimizi doğrusu söyleyemeyiz.
Ancak bu konuda Ana Muhalefet Partisinin Sayın Genel Başkanının düşüncelerini
gerçekten merak ediyordum. Dün, Ana Muhalefet Partisinin Sayın Genel Başkanını
dikkatlice dinledim. Libya’dan, Libya lideri Kaddafi’ye karşı Türkiye’nin
olması gereken vefa borcundan, özgürlük talep eden Libya halkından, Libya’daki
ölümlerden, Fas, Mısır, Suriye’deki halkların özgürlük taleplerinden, bu
ülkelerde yaşayan halkların hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu, bu ülkelerin
halklarının barış içerisinde yaşamalarını istediğini özellikle belirtirken,
konuşmasının son otuz saniyesine kadar beklediğim hâlde Türkiye’nin iç
barışından, demokratik hak talepleri şiddet ve baskıyla ertelenmek istenen Kürt
halkından ve Kürt halkının özgürlük taleplerinden hiç bahsetmemesi birey
olarak, bu ülke adına, beni üzmüştür. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Genel Başkan,
kendisini, alabildiğince CHP’nin klasik politikasına kaptırmıştır.
Bu noktada, Dersim ve Seyit
Rıza olayını gündeme getiren CHP’li Sayın Milletvekiline küçük bir hatırlatmada
bulunmak istiyorum: Değerli arkadaşım, CHP üzerinden Dersim katliamının
hesabını devletten soracağını düşünüyorsan, özür dilerim ama, bana göre
yanılıyorsun. CHP, Şükrü Kaya’nın, Fethi Okyar’ın, Celal Bayar’ın, İsmet
Paşa’nın, Mustafa Kemal’in partisidir. Dersim katliamının yaşandığı
1937-1938’li yılların tek partisidir. Devletin yönettiği parti değil, devleti
tek başına yöneten partidir. Dikkatli ol, Paris’te düzenlenen Kürt konferansına
katıldılar diye partiden ihraç edilen 7 milletvekili arkadaşınızın durumuna
sonra düşmeyesin.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; birinci tur görüşmeler içerisinde, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, yüksek mahkemelerin, Başbakanlık, Millî
İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kurulu bütçeleri yer almaktadır. Bu
kurumlara 2012 yılı bütçesinden hatırı sayılır bir para da ayrılmış durumdadır.
Bütçeden bu kurumlara ayrılan paranın azlığı veya çokluğundan, gereksiz
harcanıp harcanmayacağından ziyade, devletin en tepe noktalarında yer alan bu
kurumların başında bulunanların ne yaptıkları, demokratikleşmeye, özgürlüklere,
toplumsal barışa, toplumun huzur ve güvenine, adalete katkı sunup sunmadıkları
bizim için daha ön plandadır. Siyasi partileri kapatmakla meşhurlaşan, verdiği
karar ile yüzde 47 oy almış iktidar partisini kapatmaktan beter eden, seçilmiş
milletvekili arkadaşımızın milletvekilliğinin gasbına onay veren, Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığını iptal
eden Anayasa Mahkemesinin demokrasimize, örgütlenme özgürlüğüne ciddi katkılar
sunduğunu, ciddi katkılar yaptığını söylemek mümkün değildir. Umuyor ve
diliyorum ki Anayasa Mahkemesi bundan sonra demokratikleşmeye, özgürlüklere
katkı sunar.
(*)
Bu bölümde, Hatip tarafından, Türkçe olmayan bir dille bir kelime ifade edildi.
Yüksek yargı organları
içerisinde yer alan Yargıtayın hâlini benim anlatmama gerek yok. Sayın Adalet
Bakanı, Yargıtayın perişan hâlini dün çok açık bir biçimde anlattı. Yargıtayın
elinde hâlihazırda 130 bin dosyanın incelenmek üzere bulunduğunu, en iyimser
şekliyle dahi Yargıtaya temyiz için giden dava dosyalarının dört beş yıldan
önce dönmeyeceğini Sayın Bakanın bizzat kendisi söylüyor. Şimdi, sizlere
soruyorum: Bu iş gücü altında ezilmiş, perişan hâldeki Yargıtaydan doğru karar
vermesi beklenebilir mi; hakka, hukuka, adalete dayalı doğru kararlar
beklenebilir mi? Bunun olmayacağının en somut ve en son örneği N.Ç. davasıyla
ilgili Yargıtayın verdiği onama kararıdır. On üç yaşındaki çocuğa tecavüz
edildiği zaman “Rızası vardır.” demek adalet duygusuyla açıklanabilir mi, hangi
vicdana sığar, dünyanın hangi çağdaş, demokratik ülkesinde böyle bir karar
kabul görebilir? Bu haksız, adaletsiz, yanlış kararın nedeni Yargıtaydaki iş yükü
ağırlığı ise o takdirde bu kararın sorumlusu Yargıtayın iş gücünü hafifletmeyen
Adalet Bakanıdır, Hükûmettir, Sayın Başbakanın bizzat kendisidir. İş gücü
yoğunluğu değil ise o takdirde de çağdaş hukuk içerisine yerleştirilmeye
çalışılan ulemaya sorma mantığıdır.
Değerli milletvekilleri,
bir dönem, AKP, yüksek yargının CHP’nin arka bahçesi olduğunu söylüyordu.
Geldiğimiz bu günde AKP bu söyleminden vazgeçmiş durumdadır. Bu kez CHP,
AKP’nin arka bahçesinden bahsediyor. Yargısı bağımsız olmayan, yargısı siyasi
iktidarın yönlendirmesiyle hareket eden ülkelerde toplumsal barış olmaz, adalet
olmaz, hak hukuk olmaz, devlete güven olmaz; orada rejim demokratikleşmez,
totaliterleşir. Adalet, hak, hukuk, bağımsız yargı herkese lazımdır. Gün olur,
devran döner, iktidar sahiplerine de adalet lazım olur. Onun için yargıdan
eller çekilmelidir. Kimse yargıyı kendisinin arka bahçesi hâline getirmeye
çalışmamalıdır.
Dün şahsı adına söz alan
bir milletvekili arkadaşımız, zaman zaman kimi partiler tarafından da dile
getirilen Habur’daki mobil mahkemeden bahsetti. Bu “mobil” tabiri bana ait
değil, söyleyenlere ait bir tabir. Bu arkadaşımıza şunu söylemek istiyorum:
Velev ki dediğiniz doğru, kabul ettik; Habur’da kurulan mahkeme mobil bir
mahkemeydi. Bu mahkeme ne yapmıştır; kelle mi almıştır, idam kararı mı
vermiştir; barışa katkı sunmak için barışa ön ayak olacak bir karardan başka
hangi kararı vermiştir?
Değerli arkadaşım, CHP’nin
iktidar olduğu tek parti döneminde kurulan istiklal mahkemelerinden niye
bahsetmiyorsunuz? O mahkemeler değil midir ki suçsuz, günahsız insanların
kellesini alan? “Sanığın idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine.” diyen o
mahkemeler değil miydi? O mahkemeler değil midir ki Şeyh Sait’in kellesini
alan? O mahkemeler değil midir ki “Evladı Kerbelâ’yım; suçsuzum, günahsızım.”
diyen Seyit Rıza’nın kellesini alan? On yedi yaşındaki çocuğunun önce yaşını
büyütüp sonrası kellesini alan? Habur’daki mobil mahkemenin hâkimlerinden
bahsedeceğinize, niye istiklal mahkemelerinin meşhur hâkimlerinden
bahsetmiyorsunuz? Niye, CHP’nin tek parti olduğu dönemde aynı zamanda
milletvekili olan istiklal mahkemelerinin meşhur yargıcı Kılıç Ali’den, Kel
Ali’den, Ali Çetinkaya’dan, üç Alilerden bahsetmiyorsunuz?
Tüm bu olumsuzluklardan,
yapılan yanlışlıklardan hep birlikte dönmemiz dileğiyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum; bütçeye de ret oyu vereceğimizi belirtmek istiyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Bozlak.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın
İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Yine Cumhuriyet Halk Partisinin köklerine, geçmişine ağır hakaretlerde
bulunuldu; son kez cevap vermek istiyorum, bir daha cevap vermeyeceğim.
BAŞKAN – Buyurun, iki
dakikada lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) –
Sayın Başkan, sonra usule dair bir konuşmam olacak.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adana Milletvekili
Murat Bozlak’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Teşekkür ederim.
Önce şunu bilelim: İstiklal
mahkemeleri 1920’de kurulmuştur, Cumhuriyet Halk Partisi 1923’te kurulmuştur.
Yani böyle bir mantık yok. Birincisi bu.
MURAT BOZLAK (Adana) –
İstiklal mahkemesi hâkimleri CHP milletvekili miydi değil miydi?
MUHARREM İNCE (Devamla) –
İkincisi: Son günlerde tarihî tersinden yazmak… Ege savaşı olmadı, Yunan
tarihînde böyle bir şey yok. İşte, altı üst düzey Yunan’ın, Başbakanın,
Genelkurmay Başkanının idam edildiğini dahi bilmeden, kahramanları sorgulamak
bir moda oldu. Tarihî tersinden yazma modası başladı. Kervanı tersine yürütmek
isteği bu.
Bakın, size son sözüm
şudur: Siz tarihî tersinden yazmak isterseniz, kervanı tersine çevirmek
isterseniz, kahramanları sorgularsanız başınıza şu gelir…
SIRRI SAKIK (Muş) – Kime
göre?
MUHARREM İNCE (Devamla) -
Bir kervan böyle giderken ters çevirirseniz kervanı, uyuz eşek başa geçer. Uyuz
eşek başa ancak kervanı ters çevirirseniz geçer. Kahramanları sorgulamayın.
Cumhuriyet Halk Partisini sorgulamak hiç birinizin haddi değil zaten. (CHP
sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) – Hadi
be, sen de onu bilirsin!
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278,
3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
E) YARGITAY (Devam)
1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY (Devam)
1.- Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK (Devam)
1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)
1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)
1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Değerli
milletvekilleri, şimdi söz sırası İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya
Önder’de.
Buyurun.
UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) –
Sayın Başkan, mobil mahkemelerle alakalı da bir sataşma oldu, eğer müsaadeniz
olursa iki dakika…
BAŞKAN – Grup Başkan
Vekiliniz cevap verdi efendim, lütfen yerinize…
BDP GRUBU ADINA SIRRI
SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Niye, mahkeme reisi misin kardeşim mobil mahkemenin?
Sayın Başkan, değerli
üyeler…
Başlayayım mı? Sürem
başladı mı?
BAŞKAN – Efendim,
affedersiniz, süreniz on beş dakika.
Buyurun efendim.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Sayın İnce, nasıl olsa “Bir daha konuşmayacağım.” dedi, bu sözünü
hatırlatarak deve-eşek metaforuna bir katkıda bulunmak istiyorum. Devede de boy
var ama 40’ı birden bir eşeğin arkasından giderler.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama
uyuz eşeğin değil.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Uyuz muyuz, artık onu içinizdeki baytarlara sorun.
Şimdi, burada görüyoruz,
iktidar muhalefete, muhalefet iktidara demedik laf bırakmıyor. Grup olarak bu
konudaki görüşümüzü açıklıyorum: İkiniz de haklısınız birbiriniz hakkında
söylediklerinizde, ikiniz de sonuna kadar doğrusunuz, biz grup olarak ikinizin
de söylediğine katılıyoruz, birbirinize söylediğinize.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Size de söylüyoruz.
İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen
iktidar ortağı mısın yoksa değil misin?
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Bize söylediğine şimdi cevap vereceğim.
İZZET ÇETİN (Ankara) –
İktidar ortağı mısın sen?
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Yanıldığınız nokta şurası…
İZZET ÇETİN (Ankara) –
İktidar olduğunu bilelim senin.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – CHP’liler hele durun, hele. Bildiğiniz yanıldığınıza yetmiyor.
İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen
iktidar ortağı mısın, onu bir söyle?
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Ben şimdi size bir sosyoloji dersi vereceğim, kafanız berraklaşacak.
İZZET ÇETİN (Ankara) –
Kendine sakla onu.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) - Buna denir statüko. O zaman CHP vardı, tek parti vardı, Bayar
içindeydi, Menderes dışındaydı, kel Ali vardı, kör Ali vardı, bunlarla
sosyoloji yürümez. Bunun adı statükodur. O gün CHP vardı, bugünkü CHP’nin adı
neokemalist bir parti olarak AK PARTİ İktidarıdır.
İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen
kendi partinden bahset, bizi bırak, bizim geçmişimizi.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) - Buna denir statüko. Siz bunu kavramsallaştırmadığınız zaman
birbirinize ha bire laf atar durursunuz.
İZZET ÇETİN (Ankara) –
İşine bak sen.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Size de söylüyoruz, onlarda da; haklıyız.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Ya biz şerbetliyiz Sayın Canikli, bize söylesinler; sade söylemekle
kalsa iyi, gülden yumuşak bize yapılan başka şeyler var, onları dile
getireceğim.
ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) –
Sıhhatler olsun, tıraş olmuşsun.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Tıraş oldum evet, çünkü saçını kesmeyi örgüt üyeliğine delil sayan
bir absürt, çok değil bir iki sene içinde şebeklik olarak anılacak polis
fezlekelerine ve iddianamelere dikkat çekmek için tıraş oldum. Senin pek
ihtiyacın da yok, Allah tarafından tıraş edilmişsin sen.
Şimdi, Habur meselesi bir
dile dolanmış gidiyor. Çok samimi bir şey söyleyeceğim. Şu kadar feraset olsa
ne giydikleriyle değil, neyi çıkardıklarıyla ilgilenirdiniz. Neyi
çıkardıklarını hiç düşünmediniz. Bunu, bu ülkenin toplumsal barışına yapılmış
en büyük haksızlık olarak görüyorum.
Biraz şöyle bir örnekleme,
modelleme yapalım. Bundan on sene sonra çocuklarınız “Yahu baba o zaman bir
fırsat yakalanmış, bu niye ıskalandı?” dediğinde bu hamasetler bitecek ve
geriye şu izahı yapmak zorunda kalacaksınız -bunu Başbakan da böyle diyordu.
Sayın Başbakana bu vesileyle acil şifa dileklerimi iletiyorum- “Çok sevindiler,
o yüzden biz bu açılımı durdurduk.” Bugüne kadar Habur için Hükûmet kanadından
yapılan başka bir tek açıklama yok. Niye durdurdunuz? “Çok sevindiler.”
Erenler, insan savaşı bırakınca sevinir. Savaş insan fıtratına uygun bir şey
değildir. Onun için, tekrar, bu neyi giydikleri, üzerindeki elbiseler değil de,
neyi çıkardıklarıyla ilgilenin. Onlar silahlarını bırakıp gelmişlerdi. Bir
fırsattı bu, değerlendiremediniz. Tarih bu tür fırsatları değerlendiremeyen zihniyetlere
ne der? Söyleyip de yeni bir sataşma hakkı vermeyeyim.
Konumuz Anayasa Mahkemesi.
Ben partimizin Anayasa Mahkemesi adına cevap vermek üzere buradayım, bu
seferlik affediyorum.
Şimdi, Anayasa Mahkemesi bu
ülkeye darbeci geleneğin bir hediyesidir. Buna “hediye” derken lafın gelişi
söylüyorum, bir belasıdır, Allah’ın bir hışmı, afatıdır. Niye? Bu ülkede darbe
niye yapılır? Devletin hâkim, egemen güçleri siyaseti kötülerler. Bundan en
fazla Sayın Meclisin kendisine sonuç çıkarması lazım. Bunun en aleni ve legal
yapıldığı yer olan Meclis de bundan nasibini alır. Ondan sonra her on yılda bir
rutin olmak üzere -daha sonra bu sıra bozuldu- darbeler yapılır. 1960
darbesiyle birlikte başlayan ve ondan sonra her gelen darbe, kendi meşruiyetini
sağlamak üzere bu Anayasa Mahkemesine -burada yine böyle terbiye sınırını
aşmayacak bir şey bulmaya çalışıyorum- bir şey muamelesi yapar diyeyim, arif
olan anlasın.
Bunun örneği 1949’da
kurulan Alman Anayasa Mahkemesidir ve orada sayın vekiller bireyi, yurttaşı
yargıya, bürokrasiye ve devlete karşı korumak üzere dizayn edilir. Bizim
ülkemizde, bir utanç vesilesi olarak… Sadece suizanda bulunmuyorum bunu
yaparken, istatistiki konuşuyorum; açın, bakın, girin Anayasa Mahkemesinin
sitesine, kararlarına bakın; ne kadarında yurttaşın hukukunu gözetmiş, ne
kadarında Parlamentoya karşı devleti, bürokrasiyi, vesayeti korumuş; bu
dediklerimin ne kadar yerinde olduğunu, ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz.
Niye? Darbeciler kurmuş da ondan, bu kadar basit.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Afiyet
olsun.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Allah razı olsun. Sen su bile vermeyen zihniyetin adamısın İnce,
biliyorsun. (Gülüşmeler)
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Olmadı ama bak, iyi niyetle “Su gibi aziz ol.” diyor.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Ben onun niyetini biliyorum.
METİN KÜLÜNK (İstanbul) –
Süreyya… Süreyya…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Yine sataştı.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Sataşma var ama baktım hele…
METİN KÜLÜNK (İstanbul) –
Hakaret etmedi.
OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul)
– “Su gibi aziz ol.” dedi.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Peki, sözümü geri alıyorum, tamam, “Su gibi aziz ol.” tamam.
OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul)
– Bravo! Bravo!
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Hem su gibi aziz ol hem Partindeki Kürtlere biraz daha fazla söz
ver, bak arkadan sıkıştırıyorlardı seni. Bundan söz alabilirsin.
Şimdi, bu ülkede sadece…
Bunu, tamam, darbeci rejim getirdi ama AK PARTİ buna nasıl bir kuş kondurdu ya
da bu zihniyet, milliyetçi muhafazakâr zihniyet? Bir dar görüşlülük başka bir
dar görüşlülükle yer değiştirdi sadece. Gitti Kemalizm, geldi yeni bu sığ
zihniyet. Al birini, vur ötekine. Gerçekten adlandırmak gerekirse “neokemalizm”
diyebiliriz buna; postkemalizm değil, neokemalizm. Yüzyılın icadı. “Ne icap
ederse biz yaparız.” diyorlar, “Kemalizm lazımsa onu da biz yaparız.” diyorlar
ve gerçekten de Kemalistlerden daha mahirler bu konuda.
Şimdi, 2011 yılında bu
Anayasa Mahkemesine bir üye atandı fakat bu atanan üye daha önce raportördü,
şartları üyeliğe haiz değildi. Tuttular, bir aylığına Denizcilik Bakanlığı
Müsteşarlığında bir göreve getirdiler. Otuz bir gün sonra Sayın Cumhurbaşkanı bunu
üye olarak atadı, sanırım şimdi de, yanılmıyorsam Başkan Vekili.
Arkadaşlar, eski bir
siyasetçinin dediği gibi, bir ayda kabak bile yetişmez. Böyle bir hukuksuz
Anayasa Mahkemesine bir ayda Başkan Vekili yetiştiriyorsunuz. Fakat
bakıyorsunuz, Başkanı da aynı süreçten geçmiş, o da –Allah amelince rahmet
etsin- Sayın Özal tarafından, Sayıştay kanunları hiçe sayılarak yapılan bir
düzenlemeyle getirilmiştir. Daha sonra bu Kanun iptal edildi fakat geriye
yürütülemediği için Başkan olarak kaldı.
Peki, şimdi bu hukuksuzluğa
bakın, bugünden başladık, geriye doğru gidiyoruz. Sayın Tanrıkulu burada dile
getirdi. Bu ülkedeki en yüksek organ bu anlamda Anayasa Mahkemesi, bir gasp ile
bir binaya oturmaya tenezzül eder mi yahu? Yere girsin o oturacağınız bina.
Bina mı yok size, bu devletin yeri mi yok? Gittiniz, işçilerin alın teriyle,
emeğiyle, dirhem dirhem artırdıklarıyla aldığı binaya… Önce -darbe böyledir-
kayyum atadılar, o kayyum sattı bunlara. Ondan sonra, bunlar bunu başka bir
kamu kurumuyla değiştirdiler. DİSK şu anda -ironi buna denmezse hiçbir şeye
denmez- iç hukuk yollarının tüketilmesini bekliyor ki AİHM’deki yargılamadan
bir netice almaya çalışsın. Peki, 23/09/2012’de ne olacak? Artık, iç hukuk
meselesini AİHM’den önce Anayasa’ya bireysel başvuru hakkı tanınacak yani gidip
diyecekler ki: “Ağa, sen bizim malımızı aldın. Şimdi bu teraziyi hele bir
düzelt, bir adil karar ver.” Yani bilmem neyimi soran kadı, kimi kime şikâyet
edeyim durumu. Böyle Anayasa Mahkemesi olur mu ya? Vel hayâ vel iman!
Bak, geriye doğru
gittiğinizde bu kadar hukuksuzluğa tenezzül edilmiş bir mahkeme. Bir gün,
hatırlayın…
Şimdi, ben gece dersime iyi
çalıştım, söylenenleri ikiye ayırdım, milattan önce ve sonra diyebilirsiniz.
Dün AK PARTİ ne diyorsa Anayasa Mahkemesi hakkında, bugün CHP onu diyor. İşte,
onun için arkadaşlar, sosyolojik dersimize geri dönersek bunun adı statükodur;
bunun adı AK PARTİ, CHP, MHP, BDP değildir. Aslolan da dolayısıyla bu yönü
itibarıyla sınıfsaldır. Sınıfsal olduğunun en büyük delili, hatırlayın, bir
sürü emekten yana kararlarda şaşmaz bir şekilde sermayeden yana duruşudur. Daha
daha ötesine gittiğimiz zaman, bu ülkede genellikle onu getirenlerin hesap
edemediği… Mesela Sayın Ahmet Necdet Sezer’in getirdiği üye beklenenin tam
tersinde milliyetçi muhafazakâr reflekslerle oy kullanmış, Turgut Özal’ın
getirdiği üye tam tersine reflekslerle oy kullanmış. Onun için elimizde
“statüko” kavramından başka açıklayıcı bir kavram yok, birbirinize eziyet edip
durmayın.
Şimdi, “2012’de bireysel
başvuru hakkı doğacak.” dedik. AİHM Yargıcı Sayın Işıl Karakaş’ın bir demecine
atıf yapmak istiyorum, onun verdiği bir bilgiye, şu an ülkemizi AİHM’de temsil
eden Sayın Yargıcımız: 6.500 olan bireysel başvuru ülkemizle ilgili -bundan
önceki dönemde, bundan bir iki ay önce- daha yıl bitmeden 9 bine ulaşmış.
İnsanda hayâ olsa oturur, üzülür ya. Benim ülkemin 9 bin yurttaşı -o da oraya
gidebilenler- gitmiş, beni şikâyet etmiş. Bu, bir şekilde burada mutsuz.
Şimdi, Anayasa Mahkemesini,
bu bireysel başvuru hakkıyla yaptığınız Anayasa referandumunda böyle bir
düzenleme yaptınız. Peki, bu 9 bin olan başvuruya kim bakacak biliyor musunuz?
7 kişilik iki birim. Sayın Haşim Kılıç ikinci defa seçildiğinde dedi ki:
“Elimizde 100 tane dosya kaldı, beş ay içinde bunu bitirmenin sözünü veriyorum.”
Şimdi, 9 bin başvurunun 7 kişiden oluşan iki ekiple görülmesine ne denir
biliyor musunuz? Ben biliyorum, yine söylemeye terbiyem mâni ama bu şudur:
AİHM’e müracaatların önüne bir engel daha çıkarmaktır. Yani üzüm yemek de
değil, bağcı dövmek de değil; bütün bağı, üzümü, üzümcüyü tarumar etmektir;
insan hakkından bihaber olmak demektir. Dolayısıyla, vesayet kurumlarını
tartışırken “Bizden yana karar alıyor, sizden yana karar alıyor.” diye
düşünmeyin…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Referandumda ne dediniz? Referandumda “Evet.” mi verdiniz, “Hayır.” mı? Bir
tavır koydunuz mu?
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Ben referandumda oyumu BDP’nin iradesine bağladığımı açık olarak
deklare ettim Sayın İnce. Boykotçuydum dolayısıyla.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Ama olmadı şimdi.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Niye olmasın?
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Tabii, hem Anayasa Mahkemesini böyle eleştirip hem de orada tavır koymamanız…
SIRRI SÜREYYA ÖNDER
(Devamla) – Seninle yan yana durmayı içime sindiremedim, o yüzden “boykot” dedim
Sayın İnce.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Bunları tekrar bir gözden geçirin. (BDP sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Ama bu cevap yakışmadı.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlar, oturuma
on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.35
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:15.49
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Şimdi söz sırası AK PARTİ
Grubunda.
Birinci konuşmacı Ağrı
Milletvekilimiz Sayın Ekrem Çelebi.
Sayın Çelebi, buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA EKREM
ÇELEBİ (Ağrı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığının
2012 yılı bütçesine ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmadan önce hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Hiç şüphesiz Türkiye
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı devletin temsil makamı olarak her zaman
milletimizin ve devletimizin gözbebeği bir kurum olmuştur. İlk
Cumhurbaşkanımızdan şu anki Cumhurbaşkanımıza kadar makam olarak ve devleti
temsil kabiliyetini haiz olma bakımından her zaman gündelik siyasi tartışma ve
değerlendirmelerin ötesinde yer almıştır. Gelecek cumhurbaşkanlarımız için de
aynı durum geçerli olacaktır. Zira, nasıl ki bu yüce Meclis milletin en yüksek
temsil makamı olduğu için aziz ve değerli ise Cumhurbaşkanlığı makamı da
devletin en yüksek temsil makamı olması hasebiyle aziz ve değerlidir. Üstelik,
bir sonraki cumhurbaşkanımız bizzat halkın doğrudan seçeceği bir cumhurbaşkanı
olacaktır. Bu da demokrasimize değer katacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığının 2012 mali yılı bütçesini Plan ve Bütçe
Komisyonumuzda kapsamlı bir şekilde görüştük. Bazı milletvekili
arkadaşlarımızın bütçeye ilişkin yorumları da oldu. Ben burada bir milletvekili
olarak şunu açıkça dile getirmek isterim: Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül,
gerek yurt içi ziyaretlerinde halkla bütünleşme gerekse yurt dışı
ziyaretlerinde ülkemizi tüm dünyada temsil etme noktasında son derece başarılı
bir performans sergilemiştir. Bunu sadece biz değil, hem içeride hem de
dışarıda biraz objektif olan herkes dile getirmektedir. Cumhurbaşkanlığı
kurumuna ilişkin değerlendirmelerimizi bu durumun hakkını teslim ederek
yapmamız gerekmektedir.
Cumhurbaşkanlığının 2012
yılı bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda takdim edilirken de belirtildi. Sayın
Cumhurbaşkanı her yıl artan bir performansla yurt içi ve yurt dışı
ziyaretlerine devam etmektedir. Bu ziyaretlerin yurdumuzda birlik ve
beraberliğimize, dışarıda da ülkemizin etkinlik ve vizyonuna sağladığı çok
büyük katkılar hepimizin malumudur. Milletiyle bütünleşme sorunu olmadan,
acıları paylaşma -en son Van ve Erciş depremi konusunda olduğu gibi- moral ve
motivasyon değerlerinin yükseltilmesi anlamında önemli bir misyon yüklenmiş
durumdadır. Halkımıza örnek yaşantısı, geniş vizyonu ile önemli bir devlet
adamı, güvenilir bir insan olarak misyonunu sürdürmektedir. Bizler de milletin
vekilleri olarak, seçim bölgelerimize gittiğimizde, Sayın Cumhurbaşkanımızın
içeride birleştirici, ılımlı, yapıcı, dışarıda ise Türkiye'nin hak ve hukukunu
özenle koruyan, kararlı ve gayretli tutumunun vatandaşlarımız nezdinde çok
olumlu karşılık bulduğuna şahitlik etmekteyiz. Bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın
halktan biri olarak cumhur ile devleti bütünleştirme, makamının kapılarını
cumhura açma çabalarının önemli getirileri olmuştur.
Bölgemizdeki tarihî
dönüşümleri, Avrupa’nın büyük ekonomik krizi ve yine aynı şekilde ABD’nin ve
avro bölgesi merkezli olmak üzere bölgenin içinde bulunduğu ekonomik durumu göz
önüne alırsak Türkiye'nin çok hassas bir dönemden güçlenerek çıkmakta olduğunu
daha iyi anlarız. Dünya sarsılırken Türkiye kendini yeniliyor, gelişimini ve
kalkınmasını artırıyor. Ülke olarak ciddi atılımlar yaptığımız dönemleri
yaşadık ve bu süreci şimdi ustalıkla sürdürme çabasındayız. Bunda başarılı
olacağımıza dair düşüncemi ve inancımı bir kez daha buradan sizlerle paylaşmak
isterim. Elbette ki bunda Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün, Başbakanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve çok değerli bakanlarımızın başta olmak üzere
ahengi ve ritmini bulmuş bir yönetim anlayışına sahip kadroların da ciddi bir
katkısı bulunmaktadır.
Bu tarihî günlerde Sayın
Cumhurbaşkanımızın yurt dışı ziyaretleri, Türkiye'nin uluslararası vizyon ve
siyasal gücüne doğrudan katkı yapmaktadır. Hiç şüphesiz tüm bunlar çok
önemlidir. Dinamik, tarafsız, yapıcı ve aktif bir cumhurbaşkanı, büyümekte ve
gelişmekte olan bu Türkiye'nin bayrağını Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak
üzere Hükûmetimiz, Meclisimiz daha ilerilere taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bilindiği gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız gerek siyasi hayatı
gerekse akademik ve diğer ilişkilerinde de her zaman yapıcı ve uyumlu
kişiliğiyle öne çıkan sorumluluk sahibi bir devlet adamıdır.
Ben bu vesileyle başta
Cumhurbaşkanlığı bütçesi olmak üzere tüm devlet kurumlarımızın 2012 yılı
bütçelerinin milletimiz ve devletimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni
eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Çelebi.
İkinci söz Kahramanmaraş
Milletvekili Sayın Nevzat Pakdil’in.
Buyurun Sayın Pakdil. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NEVZAT
PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye
Büyük Millet Meclisi bütçesi üzerinde şahsım ve AK PARTİ Grubunun görüşlerini
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. 2012 yılı bütçesinin ülkemize ve aziz
milletimize hayırlar getirmesini temenni ederek yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bilindiği üzere Türkiye
Büyük Millet Meclisi, milletimiz adına yasama, denetim ve temsil görevini
yerine getirmektedir. Millet iradesinin tecelli ettiği bu yüce çatının anlamı
hepimizi için çok büyüktür. Demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olan millet
iradesinin tam olarak Meclise yansıtılması, millet temsilcilerinin bu iradeyi
aldıkları kararlara tam olarak yansıtmalarıyla mümkündür.
Son yıllarda dünya
genelinde yaşanan hızlı değişimler paralelinde bu değişimlere gerek ayak uydurmak
gerekse öncü olmak adına bu çatı altında yoğun bir çalışma sergiledik, önemli
yasalar çıkardık. Bu yasalar sayesinde son yılların en büyük reformları,
yenilikleri ve değişimleri yapıldı.
Millî iradeden ilham ve güç
alan Meclisimiz, ülkemizin gelişmesi, demokrasimizin güçlenmesi, insan hak ve
özgürlükleri standartlarının yükseltilmesi için azimle çalışmış ve ülkemizi
daha ileri bir seviyeye ulaştırmak için büyük gayret göstermiştir. 22, 23 ve
24’üncü yasama dönemlerinde yüce Meclisimizin yaptığı kanunlar, Anayasa
değişiklikleri ve en son 12 Eylül referandumu ile ülkemiz demokrasi ve
özgürlüklerin alanını genişleten yepyeni bir döneme adım atmıştır.
Demokratikleşme ve sivil Türkiye’nin yolunu açan birçok yeni düzenleme
hayatımıza girmiştir.
Bu dönemde millî iradeye,
milletin sesine, his ve hissiyatına daha açık bir parlamento oluşturulmuştur.
Millet iradesinin üstünde hiçbir güç kabul etmeyen Meclisimiz, bundan sonra da
millî irade doğrultusunda çalışmalarına devam edecektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının koordinesinde çalışmalarına başlanan ve önümüzdeki süreç
içerisinde tamamlanması planlanan yeni anayasanın toplumun her kesimini
kucaklayıp Türkiye’nin önünü tam manasıyla açacağına canı gönülden inanıyorum.
Aynı şekilde, Meclis
çalışmalarını daha verimli hâle getirecek İç Tüzük değişikliklerinin de bir an
önce ele alınmasını temenni ediyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri,
dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir husus, siyaset kurumunun saygınlığının,
bizlerin ortak çabasıyla yukarı çekilebileceğidir. Bu çatı altındaki davranış
ve konuşmalarımızla, birbirimizin hukukuna ve saygınlığına halel getirecek
davranışlardan özellikle sakınmamız gerektiğini düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri,
milletvekillerimize gerek Genel Kurul gerekse komisyon çalışmaları sırasında
ihtiyaç duyduğu bilgi ve teknik desteği sunabilecek bir uzmanlaşma ve daha
aktif ve daha etkin bir idari teşkilat yapısını hedefleyen Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nu geçtiğimiz hafta yasalaştırdık. İdari
teşkilat ve uzmanlık desteğinin yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının, milletvekillerine gerekli çalışma ortamını ve ihtiyaç duydukları
altyapı hizmetlerini sunması da sağlanacaktır. Çalışma şartları bakımından
büyük önem taşıyan ve teknolojinin imkânlarından en iyi şekilde yararlanmak
üzere inşasına başlanan, içinde 522 milletvekili için çalışma ofisi ve toplantı
salonları, sosyal donatı alanları bulunan yeni halkla ilişkiler binasının 2013
yılında hizmete girmesiyle birlikte daha iyi hizmet verebilecek duruma
gelebileceğimizi umuyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri,
milletvekilleri olarak son yıllarda karşı karşıya kaldığımız önemli bir konu da
parlamenter diplomasi olgusudur. İletişim ve ulaşım imkânlarının artmasıyla
birlikte yaşanan değişim, uluslararası ilişkileri de etkilemiş, parlamentolar
ve milletvekilleri çok yönlü dış politikanın birer aktörü hâline gelmişlerdir.
Millet temsilcilerinin milletler arasında da köprü kurması, devlet düzeyinde
üretilen politika ve görüşmelere milletvekillerinin halkın temsilcileri ve
halkın sesi olarak katılmaları elbette daha barışçı, daha demokratik bir
dünyanın oluşturulmasına, muhafazasına katkıda bulunacaktır.
Bu çerçevede yüce
Meclisimiz de aktif bir rol benimsemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 11
uluslararası asamblenin üyesi, 3 asamblenin aynı zamanda kurucu üyesidir.
Geçtiğimiz yasama dönemi, Türk milletvekillerinin uluslararası asambleler ve
forumlarda söz sahibi oldukları ve önemli görevlere seçildikleri bir dönem
olmuştur. Benzer bir durum dostluk gruplarında da söz konusudur. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin başta ihtisas komisyonları olmak üzere uluslararası
komisyonlar ile şimdiden kurulan 102 dostluk grubu vasıtasıyla parlamenter
diplomasi faaliyetlerini 20’nci Dönemde de aynı hızla sürdürmeye devam
edeceğine inancım tamdır.
Saygıdeğer milletvekilleri,
bu vesileyle bütçenin milletimize hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Pakdil.
Şimdi söz sırası Ankara
Milletvekili Sayın Fatih Şahin’de.
Buyurun Sayın Şahin. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA FATİH
ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli Meclisin yüce üyeleri; Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2012 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına
söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygı ve hürmetlerimi sunarım.
Malum olunduğu üzere,
parlamentolar, modern ulus devletlerle birlikte ortaya çıkan temsilî
demokrasinin zorunlu şartları içerisinde ilk öncelikli kurumlar arasında yer
almaktadır. Halkın temsil kurumları olarak parlamentolar, egemenliğin belirli
bir zümre ya da kişiye değil tüm vatandaşlara ait olduğunun en açık göstergesi
ve temel aygıtıdırlar. Parlamentolar toplumsal tercihlerin siyaset kurumu
aracılığıyla siyasi tercihlere, siyasi kararlara dönüştüğü organlardır; bu
yönüyle parlamentolar halkın iradesinin hayat bulduğu platformlardır.
Parlamentolar birer temsil, vekâlet ve emanet kurumlarıdırlar. Temsil
kurumlarıdırlar çünkü halkın seçtiği temsilcilerden oluşmaktadırlar; vekâlet
kurumlarıdırlar çünkü halk kendi kaderini tayin için belirli bir süreyle
buradaki seçilmişlere vekâlet vermektedir; emanet kurumlarıdırlar çünkü
parlamentolar halkın iradesini emanet almakta ve halkın kaynakları ile halka
hizmet sunmakla memur kılınmaktadırlar.
Modern temsilî
demokrasilerin temel şartı, kamusal politikalara dönüşen siyasal kararların
halkın seçtiği temsilciler eliyle ve aracılığıyla alınmasıdır yani kamu adına
karar verme ve kamu kaynaklarını kullanma yetkisi yalnızca ve yalnızca
seçilmişlerde olmalıdır.
Dünyada demokrasilerde
aşınma olurken, parlamentolar güç ve itibar kaybederken, temsilî kurumlar
teknokratik kurumlarla piyasa güçleri arasında gerilerken Türkiye’de nelerin
olduğuna bakmak gerekmektedir. Böylece, olaya mukayeseli olarak bakıldığında,
son on yılda Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibar ve etkinliğinin nasıl
arttığı açıkça görülecektir.
Türkiye’deki her kesimi
temsil eden, çoğulcu niteliği üst düzeyde olan bu Meclis Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurucu organıdır. Cumhuriyeti bu Meclis kurdu, orduyu bu Meclis kurdu ve
Kurtuluş Savaşı’nı bu Meclis verdi. Yani Türkiye Cumhuriyeti bir bürokratik
cumhuriyet olarak değil, bir askerî cumhuriyet olarak değil, bir parlamenter
demokrasi olarak kuruldu fakat gazi Meclis 1923’te dağıtılırken 1950’ye kadar
Meclisi müntehibi saniler oluşturdu, millet iradesini temsil Türkiye Büyük
Millet Meclisinden alınıp Cumhuriyet Halk Partisine verildi. Bu, kurucu iradeye
karşı yapılmış fiilî ve hukuki bir darbeydi ve millet bu darbeye cevabını
1950’de beyaz devrim ile verdi. Millet iradesini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurucu doktrinini hiçe sayanlar 27 Mayıs 1960’ta, Atatürkçülük adına Atatürk’ün
“En büyük eserimdir.” dediği Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapısına kilit
vurdular. Eğer parti devletinin izleri aranacaksa işte buralarda aranmalıdır.
1960’tan 12 Eylül 2010’a
kadar Türkiye fiilen bürokratik oligarşinin egemen olduğu bir dönem yaşamıştır.
Bu dönemde, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece ve sadece bürokratik
oligarşinin kararlarını meşrulaştıran bir merci olarak işlev gördü veya böyle
davranmaya zorlandı. On yılda bir tatil ettirilen, sıklıkla muhtıralarla tehdit
edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi, âdeta bürokrasinin tasdik mercisi konumuna
indirgenmişti, Anayasa’da “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” yazdığı
hâlde, egemenliği yetkili organlar eliyle kullanacağı belirtilmişti. Bu yetkili
organlar zaman zaman yüksek yargı organları, zaman zaman da zırhlı tugaylar
olabiliyordu. Türk milletinin adına karar verdiğini iddia eden yargı organları
Türk milletinin yüzde 58’le desteklediği bir Başbakanı maalesef darağacına
gönderebilmekteydi. Meclis, ne yazık ki eşitler arasında bile birinci değildi.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; AK PARTİ 3 Kasım 2002 erken genel seçimlerini müteakip
iktidara geldiğinde yapılan anketlerde Türkiye Büyük Millet Meclisinin
güvenilirliği en alt sıralardaydı ve siyasetçilere güven kalmamıştı. Siyaset
bir rant yaratma ve dağıtma mekanizması, Meclis de maalesef bunun bir platformu
hâline gelmişti.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
FATİH ŞAHİN (Devamla) – AK
PARTİ her şeyden önce yüksek bir liderlik marifetiyle…
BAŞKAN – Sayın Şahin,
süreniz tamam efendim.
FATİH ŞAHİN (Devamla) –
…siyasal alanı genişletmiş, siyaset kurumuna yeni bakış açısıyla Meclisi karar
alma sürecinin merkezine yerleştirmiştir.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Şahin.
FATİH ŞAHİN (Devamla) – Bu
nedenle, AK PARTİ Grubu olarak…
BAŞKAN – Evet, Sayın Şahin,
lütfen…
FATİH ŞAHİN (Devamla) –
Meclisin 2012 mali yılı bütçe tasarısı lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum,
sağ olun.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın
İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Ben, bu Mecliste 10’uncu bütçe görüşmelerine katılıyorum. Bütçe görüşmelerinin
geleneği şudur: Muhalefet yoklama istemez, o bütçe görüşmeleri sırasında
Danışma Kurulu istemez, grup önerisi getirmez, bunun karşılığında da muhalefet
milletvekilleri kürsüden bütçeyi eleştirir, iktidarı eleştirir, iktidar da –bu
gelenektir, yazılı İç Tüzük maddesi değildir- bunun karşılığında cevaplarını
verir ama her kürsüye çıkan Cumhuriyet Halk Partisinin köklerine, tarihî
geçmişine, yani 1920’lerden başlayarak sürekli bu eleştirilerle, bu
hakaretlerle devam ederlerse –iktidar partisini uyarıyorum- yapmamız gereken
iş, o Meclisin geleneklerini terk etmektir. Bunları terk ederiz, biz de her gün
grup önerisi getiririz, bütün programlar aksar. Arkadaşlarımız kararlarını
versinler, bunu mu istiyorlar yoksa geleneklere uygun görüşme mi istiyorlar? Bu
kararı kendileri versinler önce, ona göre devam edelim görüşmelere.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın
Başkan, Sayın İnce, Meclisi tehdit ediyor, böyle bir şey olur mu?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Bizim bu tur konuşmaları esnasında ikinci milletvekilimiz konuştu
ve bu konuşmasında siyasi bir tahlil yaptı, bir analiz yaptı. Buna sosyolojik
ve toplumsal bir analiz de diyebilirsiniz. Ben hayret ediyorum, Cumhuriyet Halk
Partisi sıralarındaki arkadaşlar bu tahlili anlayışla veya hoşgörüyle
karşılamıyorlar mı? Bu arkadaşımızın görüşmesi budur. Bunu bu Mecliste ortaya
koydu.
Biz, AK PARTİ olarak,
iktidar partisi olarak eleştiriye açığız ama eleştiri adı altında yapılan
hakaretlere de izin vermeyeceğiz. Sayın Grup Başkan Vekilimiz, AK PARTİ’yi,
iktidar partisini lütfen tehdit etmesin. Biz teamüllere saygılıyız ama tehdide
de asla izin vermeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Buyurun Sayın İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Ben, iktidar partisini tehdit etmedim, tehdit etmek aklımın kenarından bile
geçmez, böyle bir şeyi hiçbir zaman yapmam, yapmadım, yapmayacağım da. Ben
sadece bir uyarıda bulundum, görüşmeleri geleneklere uygun şekilde mi
yürüteceğiz yoksa gelenekleri terk mi edeceğiz? Bu konuda bir uyarı yaptım,
tehdit aklımdan bile geçmedi.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Efendim, teamüllere uyup uymamak, CHP’yi eleştirip eleştirmemekten
geçmiyor, bunu da bilsinler. Bizim de eleştiri yapma hakkımız var.
ENGİN ALTAY (Sinop) –
Eleştirmek ayrı, tarihi tahrif etmek ayrı.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Onlar da buna saygı göstersinler lütfen.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Sayın Bahçekapılı’dan Meclis tecrübem daha fazladır, gelenekleri yeterince
öğrenememiş olabilir, ona bir şey diyemeyeceğim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Teamülün daha fazla olmasına saygı duyarım, saygı duymadığım bir
tek konu vardır, bildiğini zannedip ortaya birtakım cümleler söylemektir
bilmediği hâlde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Vural…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan, eğer uygun olursa AKP ve CHP grup başkan vekillerinin kürsüde bu
atışmayı yapmalarını önerseniz daha iyi olur yani sürekli olarak bunları bu
şekilde gündeme getirerek yani…
BAŞKAN – Böylesi daha az
zamanımızı aldığı için Sayın Vural… Ben, grup başkan vekillerinden rica
ediyorum, aslında hem İç Tüzük’e uygun davranalım hem de Meclisin teamüllerine
de uyalım karşılıklı. Gayet güzel gidiyoruz, bu atmosferin devamıyla herhâlde
önümüzdeki görevi daha kolay yapacağımızı umuyorum.
Dolayısıyla, şimdi söz
sırası Sayın Şuay Alpay’da, Elâzığ Milletvekilimiz.
Sayın Alpay, buyurun
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ŞUAY
ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe
Kanunu görüşmeleriyle ilgili, Sayıştay bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Parlamentolar denetim
konusunda profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyduklarından, bu, denetim ve
gözetim yükümlülüğü olarak ortaya çıkar ve bu yükümlülüğü de Parlamento adına
denetim yapan yüksek denetim kurumları tarafından yerine getirilir.
Dolayısıyla, bu yükümlülük Türk Sayıştayının da varlık nedenini
oluşturmaktadır. Sayıştayın, Osmanlı döneminde 1862 yılında kurulmuş, köklü
geçmişe sahip bir kurum olduğu da dikkate değer bir hadise olarak önümüzde
durmaktadır.
Sayıştay Anayasa’da
“Cumhuriyetin Temel Organları” başlıklı kısmın “Yargı” başlıklı Üçüncü
Bölüm’ünde düzenlenmiş anayasal bir kurumdur. Çağdaş dünyada devlet ve kamu
yönetimi anlayışı saydamlık, hesap verme, yönetime katılma ilkelerine üzerine
oturtulmaktadır. Hesap verebilirlik ve saydamlık, kamu yönetiminin amacına
hizmet etmesi -bir başka deyişle halkın ihtiyaçları, talepleri ve beklentileri-
ve bu doğrultuda verimli, etkin, hukuka uygun, dürüst ve katılımcı bir tarzda
hizmet sunabilmesi için olmazsa olmaz ilkelerdir. Hesap verebilir ve saydam bir
yönetimin teminatı ise hiç şüphesiz Meclisimiz adına denetim yapan
Sayıştaydadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türk kamu mali yönetiminde de 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi
ve Kontrol Kanunu ile bu ilkeler benimsenmiştir. Kamu mali yönetiminde 5018
sayılı Kanun ile gelen anlayış değişikliği denetimin de yeniden
yapılandırılmasını bir ihtiyaç olarak ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle 6085
sayılı Sayıştay Kanunu yasalaşarak yürürlüğe girmiştir. 6085 sayılı Kanun’la
Sayıştaya mevcut görevlerine ek olarak yeni görevler verilmiş, Sayıştayın
denetim alanı tüm kamu kaynaklarını ihata edecek şekilde genişletilmiştir.
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Sayıştaya devredilerek anayasal yüksek denetim
tek çatı altında toplanmıştır. Ayrıca, dış denetimin uluslararası genel kabul görmüş
denetim standartlarına uygun hâle getirilmesinin de önü açılmıştır. Sadece kamu
zararlarını bulmaya yönelik denetim yaklaşımıyla yetinilmemiş, uluslararası
standartlara uygun olarak kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayan ve bu
konularda başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere tüm kamuoyunu
bilgilendiren raporlar üretmeyi hedefleyen denetim yaklaşımı da bu yolla önem
kazanmıştır.
Yargısal bakımdan ise
Sayıştay, yasalara uygun gerçekleştirilmeyen ve muhasebeleştirilmeyen
işlemlerde hata ve kusuru olanların sorumluluklarının tespit edilmesini ve kamu
zararlarının tazmin edilmesini sağlamakta, kamu kaynaklarını yasal çerçeveler
içerisinde kullanmayan sorumlular hakkında kesin hüküm tesis etmektedir. Bu
önemli bir faaliyettir.
Sayıştay raporlarının
Parlamento ve ilgili kamu idarelerine sunulmasının yanı sıra kamuoyuna da
sunulması ve duyurulması yeni yasayla zorunlu hâle getirilmiş ve kamuoyu
beklentilerinin artmasına yol açmıştır. Bu da kamuoyu denetimiyle sağlanan
önemli bir yenilik ve gelişmedir.
Bu yöntemler kamu
harcamalarında verimliliği sağlayıp israfı önleyerek bu yolla kalkınmanın
hızlanmasının ve sürdürülebilir bir kalkınmanın gerçekleşmesinin önünü
açmaktadır. Halkımızın beklentileri de bu yoldadır ve bu yolda talepler
yükselmektedir.
Sayıştayın, ülkemizde temiz
yönetimin tesisinde, hukukun egemen kılınmasında, kamu yönetiminin daha
kaliteli ve etkin hizmet sağlamasında ve bu yolda üreten bir yapıya
kavuşmasında önemli rolleri bulunmaktadır. Gelişen Türkiye’de Sayıştayın rol ve
sorumlulukları da sürekli olarak artmaktadır.
Meclisimiz adına,
dolayısıyla millî irade adına denetim yapan Sayıştaydan beklentimiz, bilimsel
ve teknolojik gelişmeleri en iyi şekilde içselleştirerek uluslararası
standartlar çerçevesinde dünyaya örnek olacak bir denetim kapasitesine ulaşması
ve bu sayede bizim de yasamadan sonra en önemli işlevimiz olan denetim
çalışmalarımıza güç vermesidir.
Bu düşüncelerle,
Sayıştayımızın ve 2012 mali yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize ve
milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Sözlerimi bitirirken
Sayıştay ve mensuplarına başarılar diliyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Alpay.
Şimdi söz sırası Çankırı
Milletvekili Sayın İdris Şahin’de.
Buyurun Sayın Şahin. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA İDRİS
ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin
2012 mali yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Şahsım ve grubum adına hepinizi saygıyla selamlarım.
Anayasa mahkemeleri temsili
demokrasilerde, siyasal iktidarları temel hak ve özgürlükler açısından
denetleme amacıyla kurulmuş kurumlardır. Fren denge sistemine uygun olarak
yasama organının temel toplumsal sözleşme hükmündeki anayasalara uygun
davranmasını sağlamak amacıyla ihdas edilen üst mahkemeler her zaman için
tartışma konusu olmuşlardır. Doğrudan millet iradesiyle belirlenen yasama
organları ile bu organın yasama işlevlerini denetleyen yargısal kurum ilişkisi
üzerinde önemle durulması gereken bir husustur.
Modern dünyada varlık
nedeni çoğunluğun azınlığa tahakkümünü engellemek ve temel hak ve özgürlükleri
korumak olan Anayasa Mahkemesi tipi yargı kurumları Türk hukuk sistemine
maalesef darbe ürünü olarak monte edilmişlerdir. İlk defa kamu hukuk
sistemimize 27 Mayıs darbesini müteakip 61 Anayasası ile giren Anayasa
Mahkemesi kurucu üyelerinin Yassıada Yüksek Adalet Divanı üyeleri olması
dikkate şayan bir durumdur.
Bizde anayasa mahkemeleri
milli iradeyi denetlemek, sınırlamak ve başkalaştırmak amacıyla var edilmiş
vesayet düzeneklerinin başında gelmektedir. İleri demokrasilerde çoğunluğun
azınlığa tahakkümünü engelleme amaçlı olarak tasarlanan anayasa mahkemelerinin
tersine bizdeki Anayasa Mahkemesi, dar bir bürokratik oligarşik elitin millete
ve millet iradesine karşı kalesi olarak tahkim edilmiştir.
Türkiye’de 1961’den 2010
Anayasa referandumuna kadar gelinen süreçte Anayasa Mahkemesinin verdiği
kararlar ve geliştirdiği içtihatlara baktığımızda yasama fonksiyonunu
gasbetmeye varacak düzeyde Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesine müdahale
ettiği, anayasal olarak görevli ve yetkili olmadığı halde norm denetimi
yaparken norm ihdasına gittiği, bazen kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisi
yerine koyarak bağlayıcı kararlar almak yoluyla bir şekilde kanun yapmaya
kalkıştığı, 367 vakasında görüldüğü gibi Meclisin kararlarını iptal edebildiği
görülmüştür.
Parti kapatmaları, siyasal
liderlere siyasi yasak getirmeleri, anayasa değişikliklerini iptal etmeleri
gibi uygulamalarıyla Anayasa Mahkemesi yıllarca siyaset kurumu içerisinde en
belirleyici aktör olmayı sürdürmüş ve bürokratik oligarşi bu şekilde siyaseti
dizayn etme ve siyasete müdahil olma imkânına sahip olmuştur.
Anayasa Mahkemesi, Türk
hukuk tarihine çok tartışmalı kararlarıyla geçerken bazen aritmetiğin temel
kurallarını da altüst etmeyi başarmış ve 7’nin 411’den büyük olduğuna dahi
karar verebilmiştir.
Anayasa Mahkemesi “Türk
milleti adına” diyerek verdiği kararlarla siyaset alanını daraltan ve siyaset
kurumunun içini boşaltarak Türkiye Büyük Millet Meclisini yetkisiz ve bağımlı
bir organ haline getiren Anayasa Mahkemesi, bürokratik oligarşinin halka ve
halk iradesine karşı bir nevi kalkanı ve kılıcı olmuştur.
Dünyanın her yerinde
meşruiyetini millet iradesine dayandıran yüksek mahkemelerden farklı olarak
Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin derin ekonomik ve siyasi krizlere düşmesine
katkı sunmuş ve hiç olmadığı kadar tartışmaların odağına girerek meşruiyetini
tamamen kaybetmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 12 Eylül 2010’da halkoyuna sunulan Anayasa değişiklik
paketinin en önemli düzenlemelerinden biri de Anayasa Mahkemesinin asli görevi
olan hukuk devleti ve temel hak ve özgürlükleri ile demokratik sistemi koruma
ve gözetleme görevine döndürme olmuştur. Anayasa Mahkemesi görev, yetki ve
yapısında yapılan değişikliklerle birlikte, Anayasa Mahkemesinin günlük siyasi
tartışmaların dışına çıkartılarak yüksek yargı organı kimliğine kavuşturulması
hedeflenmiştir. Yapılan değişikliklerle Anayasa Mahkemesi belirli bir siyasi
düşüncenin halk ve halk iradesine karşı duran cephesi olmaktan çıkartılmış ve
hukuk devletine yakışır bir şekilde düzenlenmiştir.
Cumhuriyet tarihinin en
önemli referandumlarından olan 12 Eylül referandumuyla vesayetçi siyasal sistem
tasfiye edilmiş ve özgürlükçü, demokratik hukuk devletinin işlerliği için
gerekli anayasal düzenlemeler yapılmıştır. Bundan sonra Anayasa Mahkemesi
siyaset kurumunu işlevsiz hâle getiren, siyaseti daraltan ve halk iradesini
geçersiz kılan bir merci olmaktan çıkartılarak temel hak ve özgürlükleri ve
hukuk devletini koruyan ve kollayan bir üst yargı kurumu hâline gelmiştir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesinin artık gündelik tartışmaların dışına çıktığı ve
daha önce kaybettiği meşruiyetini kazandığını memnuniyetle müşahede etmekteyiz.
Anayasa Mahkemesi Türk demokrasisinin ve hukuk devletinin temel bir aktörü
olarak yoluna devam edecek…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Şahin.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - …ve
vereceği özgürlükçü ve çoğulcu kararlar ve geliştireceği içtihatlarla başta
yasama olmak üzere yürütme ve diğer yargı organlarına yol göstermeye devam
edecektir.
Bu vesileyle 2012 malî yılı
Anayasa Mahkemesi bütçesine “Evet.” oyu vereceğimizi ve çalışmalarında
başarılar dilediğimizi bir kez daha ifade ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Şimdi söz sırası, Bartın
Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç’un.
Buyurun Sayın Tunç. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargıtayın 2012 bütçesi
hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Ölümünün 150’nci yıl
dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından anma programı düzenlenen
reformcu padişah Sultan Abdülaziz’in iradesiyle…
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Abdülmecit; Abdülaziz değil, Abdülaziz değil.
YILMAZ TUNÇ (Devamla) -
…1868 tarihinde Divanı Ahkâmı Adliye adıyla kurulan Yargıtay 143 yıldan bu yana
temyiz mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Adliye mahkemelerince verilen ve
kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son
inceleme mercisi olan Yargıtay adli uyuşmazlıkları toplumun adalet duygusunu
tatmin edecek şekilde nihai olarak çözümleyerek içtihat birliğini
gerçekleştirmekle görevli olan yüksek bir yargı kurumumuzdur.
Değerli milletvekilleri, AK
PARTİ Hükûmetleri herkesin güven duyduğu bir adalet sistemini oluşturmayı hedef
olarak almış, bu amaçla adalet hizmetleri alanında önemli atılımlar
gerçekleştirmiştir. Öncelikle hukuk sistemimizde güncelliğini kaybeden temel
kanunlarımızın tamamına yakını Meclisimizin iradesiyle yenilenmiş, bilişim
teknolojisiyle donatılmış modern adalet sarayları inşa edilerek adliyeler
bodrum katlarından kurtarılmıştır.
Son dokuz yılda hâkim ve
cumhuriyet savcısı sayısı yüzde 25, diğer yargı çalışanlarının sayıları ise
yüzde 55 oranında artırılmıştır. Adalet sisteminin güçlü ve sağlıklı bir
şekilde işleyebilmesi, toplumda adalete güven duygusunun sağlanması için “Yargı
Reformu Stratejisi” belgesi hazırlanarak yüksek yargıda da ilk defa planlı reform
uygulamasına gidilmiştir.
Yargı hizmetlerinin
hızlandırılmasıyla ilgili yasal düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul
edilerek yürürlüğe girmiş, Yargıtaydaki iş yükünün azaltılması ve
yargılamaların çabuklaştırılması için Yargıtayda hukuk dairelerinin sayısı
21’den 23’e, ceza dairelerinin sayısı 11’den 15’e çıkarılmış, üye sayısı
250’den 387’ye çıkarılmıştır. Yargıtayın 2012 bütçesi 2011 yılına göre yüzde 35
artırılarak 76 milyondan 103 milyon liraya çıkarılmıştır.
Anayasa Mahkemesi ve
Danıştay için yeni hizmet binaları yapılmış ancak Yargıtaya yeni hizmet
binasının yapılacağı yerle ilgili idare mahkemesi kararı nedeniyle gecikme
olmuştur. Sayın Başbakanımızın talimatıyla yeni bina yapımı süreci
hızlandırılmış, önümüzdeki süreçte Yargıtayın saygınlığına uygun yeni bir
hizmet binasına da kavuşucaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; her uyuşmazlığın mahkemelere gitmesini önlemek amacıyla
alternatif çözüm yollarından olan “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun
Tasarısı”nın Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiş olması, 2005 yılında
yürürlüğe girmiş bulunan ceza yargılamalarında uzlaşma müessesesinin daha da
etkinleştirilmesine dönük çalışmalar, kamu denetçiliği kurumunun Anayasa’mızda
yerini alması ve bu kurumun faaliyete geçecek olması, ilk derece mahkemelerinde
yargının hızlanmasında büyük rolü olan UYAP’ın yüksek yargı organlarında da
yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar, istinaf mahkemelerinin faaliyete
geçirilmesi yönündeki çalışmalar, yüksek yargının ilk derece mahkemesi olarak
baktıkları davaları asgariye indirecek düzenlemelerin yapılması, yargılamanın
hızlandırılması ve güven veren bir adalet sisteminin oluşturulmasını sağlayacak
önemli çalışmalardır.
12 Eylül 2010
referandumundan sonra yargılama faaliyetini yürüten bütün kurumların inisiyatif
alması ve etkili sonuçları hedefleyen yapıcı bir iş birliği içinde olması da
ülkemiz adına memnuniyet vericidir. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukukun
üstünlüğü ilkeleri güçlendikçe bu durumdan rahatsız olanlar olsa da milletimiz
olup bitenleri çok iyi gözlemlemektedir.
Bugün ülkemizde yanlış iş
yapanlardan, milletin aleyhinde karanlık planlar üretenlerden hesap soran,
sıfatı ne olursa olsun herkesin kanun önünde eşit olduğunu gösteren bir
yargıdan hiç kimsenin rahatsız olmaması gerekir. Ülkemiz her alanda olduğu gibi
adaletin tesisi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanmasında da
ilerlemeye devam edecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmaması lazım.
Bu duygu ve düşüncelerle
Yargıtayın 2012 bütçesinin milletimize, Yargıtayımıza hayırlı uğurlu olmasını
diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Tunç.
Şimdi söz sırası, Sivas
Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin’in.
Buyurun Sayın Bilgin. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HİLMİ
BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danıştay bütçesi
üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle grubum ve şahsım
adına sizleri ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
ülkemizde kuruluşu 1868 yılına dayanan ve o zamanki adıyla Şûrayı Devlet olan
Danıştay, imparatorluk döneminde belli bir dönem görev yaptıktan sonra
cumhuriyet döneminde yeniden kurulmuş önemli bir yargı organımızdır.
Danıştay Anayasa’mızın
155’inci maddesine göre yürütme organına yardımcı bir inceleme, danışma ve
karar organı olmasının yanı sıra yönetimin yargı yoluyla denetlenmesinde etkin
ve önemli görev yapmaktadır. Ayrıca, Danıştay idare mahkemesince verilen
kararların son inceleme mercisi ve kanunla gösterilen belli davalara da bakan
ilk ve son derece mahkemesidir.
İdari yargının en üst
birimi olan Danıştayın hukuk devletinin korunmasında ve etkinlik alanının
genişletilmesinde çok önemli görevleri vardır. Hukuk devleti, yönetenlerin
keyfî eylem ve işlemlerine karşı yönetilenlere hukuki güvenceler sağlayan,
hukukun üstünlüğüne dayanan devlettir. Hukuka uymak yalnızca vatandaş için
değil, devlet için de bir zorunluluktur. Bu manada Danıştay, Anayasa’nın
155’inci maddesi gereği yüksek yargı organı olarak, Anayasa’nın 125’inci
maddesi uyarınca idarenin tüm işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluk denetimini
Anayasa çerçevesinde gerçekleştirmektedir ancak bu denetim yapılırken yargı
organlarının yerindelik denetimi yapamayacağı, yine Anayasa’mız ile
düzenlenmiştir ancak ülkemizde yargı, yıllarca yerindelik denetimi yaparak kamu
hukukun önemli bir kuralını ihlal ettiği gibi, âdeta yürütmenin yerine geçerek,
ona ait yetkileri kullanmaya çalışmıştır. Yargı, yerindelik denetimi gibi,
siyasi sorumluluk alanına girmeden, sadece hukuka uygunluk denetimi yapmalıdır.
Aksi bir durum, kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeler ve bu durum hukuk devleti
ilkesiyle bağdaşmaz.
Yaşanan bu sıkıntılar nedeniyle,
12 Eylül tarihinde yapılan halk oylamasıyla Anayasa’da yapılan değişiklikle
idari yargıda yerindelik denetimi yapılamayacağı şeklindeki temel kamu hukuku
kuralı açıkça ve kuvvetli bir şekilde vurgulanmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; geçmişten bugüne, devletlerin en önemli amaçlarından biri
adalet sisteminin etkin bir biçimde işleyişi olmuştur. AK PARTİ hükûmetlerinin
en önemli gayreti, iyi işleyen yani vatandaşına güven veren bir adalet sistemi
oluşturmak olmuştur. İyi işleyen bir adalet sistemi, adaletin ancak zamanında
ve gecikmeksizin tecellisiyle mümkün olacaktır.
Bugün itibarıyla, adalet
sistemimizin temel sorunu, yargılamanın makul sürede bitirilememesidir. Uzayan
her bir işlem, her bir dava, taraflar üzerindeki etkisinin yanı sıra,
toplumsal, siyasal ve ekonomik sonuçları olmaktadır. Bu sorunu çözmek için
Hükûmetimiz, insan kaynaklarının geliştirilmesi, mevzuatın yenilenmesi, altyapı
sorunlarının çözülmesi, bilişim teknolojilerinden faydalanılması gibi
çalışmalarda ciddi mesafeler almış ve ayrıca, son yıllarda yapılan anayasal ve
yasal değişikliklerle önemli yapısal ve kalıcı gelişmeler yaşanmıştır.
Danıştayın da içinde
bulunduğu yüksek mahkemelerimizin, karşı karşıya bulundukları iş yüküyle
orantılı kurumsal yapıya sahip olmadıkları hepimizin malumudur. Yıllarca daire
ve üye sayıları artan iş yüküne oranla artırılmamış ve yüksek yargı emsali
görülmemiş bir iş yüküyle baş başa bırakılmıştır. Bu sorunun çözümü için
Danıştayın ve Yargıtayın üye sayıları artırılmış ve dairelerin birden fazla
heyetle çalışması imkânı getirilmiştir. Yine bu düzenlemelerle birlikte yüksek
mahkemelerin savcı ve tetkik hâkim ihtiyacı da Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu
tarafından giderilmiş ve ayrıca, yardımcı personel sorunu da bugün itibarıyla
çözülmüştür.
Değerli milletvekilleri, AK
PARTİ, iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, toplumsal düzenin teminatı olan
adalet sistemimizde önemli adımlar atmıştır. Mevzuatımız, önemli temel
kanunlarımız çağın gerekleri esas alınarak yenilenmiş, teknoloji adaletin hizmetine
sunulmuş, adalet hizmetlerinin yürütüldüğü fiziki mekânlar iyileştirilmiştir.
Bu kapsamda, ülkemizin dört bir yanında illerimiz, ilçelerimiz yeni ve modern
adalet saraylarına kavuşmuştur. Bu güzel mekânlardan ilk derece mahkemelerinin
yanı sıra, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yüksek yargı organlarımız da
nasibini almıştır. Bu manada, Danıştay için de Ankara-Eskişehir yolu üzerinde,
toplam kapalı alanı 72 bin metrekare olan hizmet binası inşaatı başlamış ve
inşallah 2012 yılı başında hizmete başlaması planlanmaktadır. Bu bina
tamamlandığında Danıştayımız da modern bir hizmet binasına kavuşacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerimi tamamlarken Danıştayımızın 2002 mali yılı bütçesinin
ülkemiz, milletimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Bilgin.
Şimdi söz sırası Samsun
Milletvekili Sayın Akif Çağatay Kılıç’ın.
Buyurun Sayın Kılıç. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AKİF
ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı
Başbakanlık bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygılarla selamlıyorum.
Bu vesileyle, Genel Kurulda
Başbakanlık bütçesi görüşülürken, Değerli Genel Başkanımız, Başbakanımız Sayın
Recep Tayyip Erdoğan’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, acil şifalar
diliyorum.
AK PARTİ, kuruluşundan
itibaren siyasete yeni bir soluk getirirken Sayın Başbakanımız da göreve
geldiği andan itibaren Başbakanlık makamına ve Başbakanlık kurumuna gerçekten
farklı bir soluk getirdi. Başbakanlık, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, halktan
kopuk, milletten uzak bir kurum olmaktan çıktı, sorun çözen, proje üreten,
Türkiye adına, Türkiye'nin geleceği adına vizyon oluşturan bir kurum hâline
geldi. Uzun süre çalışma fırsatını bulduğum ve iç işlerini yakından müşahede
ettiğim Başbakanlık, hızlı, enerjik ve dinamik bir yapıyla meselelere en hızlı
şekilde müdahale eden, koordinasyonu sağlayan, devlet teşkilatının uyum içinde
çalışmasını temin eden bir kuruluşa dönüştü. Bakanlar Kurulunun aylarca
toplanamadığı bir dönemden Bakanlar Kurulunun her hafta toplandığı bir döneme
geçildi. Açıkçası, Ankara hemen yanı başındaki Kırıkkale’ye, Çankırı’ya,
Eskişehir’e bile âdeta saatlerce uzaklıktayken bugün Samsun’a, Van’a, Ağrı’ya,
Edirne’ye, Muğla’ya dakikalar içinde ulaşabilecek bir konuma yükseldi. Ankara
ile sadece seksen vilayetimiz arasındaki mesafe azalmadı, Ankara Kabil’e,
Gazze’ye, Kahire’ye, Bağdat’a, Melbourne’e, Toronto’ya, Brüksel’e de daha yakın
bir konuma ulaştı.
Değerli milletvekilleri,
Başbakanlık kurumunun önemli vazifelerinden birisi Resmî Gazete’nin
yayımlanmasıdır. Dönemimizde Resmî Gazete’nin elektronik ortamda yayımlanması
projesine hız verilmiş, bu kapsamda 1921-2000’li yıllar arasında yayımlanan
toplam 24.819 sayıda Resmî Gazete -ki bu yaklaşık 950 bin sayfaya tekabül eder-
elektronik ortama aktarılmıştır. Yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla kodifiye
edilen mevzuat Başbakanlık İnternet sitesinde yer alan Mevzuat Bilgi Sistemi’ne
aktarılmaktadır. MBS ücretsiz olarak kullanıcıların hizmetine sunulacaktır.
Başbakanlığın uhdesinde
olan bir başka sorumluluk alanı da arşivlerdir. Arşiv, bir ülkenin, bir
toplumun en değerli hazinesi, devraldığı en büyük mirastır. Arşiv, ülkelerin
geçmişi ile geleceği arasındaki en önemli bağlardır. Köklü ve oldukça uzun bir
devlet tarihimiz ve geleneğimiz bulunmasına rağmen ne yazık ki arşivlerimiz
sağlıklı şekilde korunmamış, tasnif edilmemiş ve kullanıcının hizmetine
sunulmamıştır. Bu kadar köklü ve kadim bir geleneği olan devletin mirasına yani
arşivlerine sahip çıkmaması anlaşılabilir ve affedilebilir bir durum değildir.
İşte, bu durumu düzeltmek adına İstanbul’da beş ayrı alanda dağınık hâlde
bulunan arşiv ünitelerini bir araya toplamak ve arşivcilik ihtiyaçlarını tam
olarak karşılayabilmek maksadıyla İstanbul ili Kâğıthane ilçesinde toplam
133.132 metrekare kapalı alana sahip modern bir millî arşiv sitesi inşa
edilmektedir. Bu sitenin 2012 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Başbakanlığa bağlı 2012 mali yılı bütçe tasarısında teklif
edilen toplam ödenek tutarı 861 milyon 757 bin TL’dir. Bu 2011 yılı toplam
ödeneğine göre yüzde 83 oranında azalmış bulunmaktadır. Bunun nedeni,
Başbakanlığa bağlı ilgili ve ilişkili kuruluşların doğrudan ilgili hizmet
bakanlıklarına bağlanmasıdır.
Başbakanlık bütçesinden
hâlen transfer almakta olan kuruluşlar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk İşbirliği ve
Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar
Başkanlığıdır.
Bu kuruluşlara ayrılan
transfer miktarı 132 milyon 544 bin lira olup, bütçenin yüzde 15’ine tekabül
etmektedir. Millî arşiv sitesi inşaatı için yatırım bütçesine 120 milyon TL
ödenek ayrılmış olmasından dolayı da Başbakanlık merkez teşkilatı bütçesi geçen
yıla oranla yüzde 11,2 artmıştır.
2012 yılında Başbakanlık
yeni ve dinamik yapısıyla Türkiye'nin meselelerine daha fazla yoğunlaşacak,
sorunların çözümünü daha da hızlandıracaktır.
Sözlerime son verirken,
2012 yılı Başbakanlık bütçesinin devletimize ve millet hizmeti için hayırlara
vesile olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Kılıç.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Buyurun efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkanım, biraz önce Hatip, tabii, işte, aylarca toplanamayan Bakanlar Kurulu
döneminden, bugün her hafta toplanan Bakanlar Kuruluna gelindiğini ifade ediyor
ama, tabii, toplanamadığı dönemde, o zaman rahmetli Bülent Ecevit Bey’in
hastalığı olduğu dönemlerde toplanamamasını… Siyaset yapanlar, bugün de Sayın
Başbakanın hastalığı döneminde Bakanlar Kurulunun toplanmamasını bir sorun
olarak buraya getirebilir. Dolayısıyla, yaptığınız eleştirinin aynı zamanda
kendinize yönelik bir eleştiri olduğunu da hatırlayınız, Bakanlar Kurulu
toplanmıyor şu anda.
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne
ilgisi var?
OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) –
Çok ilgisi var.
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Vural, zabıtlara geçti.
Şimdi söz sırası Şanlıurfa
Milletvekili Sayın Mehmet Kasım Gülpınar’da.
Sayın Gülpınar, buyurun
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET
KASIM GÜLPINAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım.
ENGİN ALTAY (Sinop) –
Oslo’dan başla Sayın Hatip.
MEHMET KASIM GÜLPINAR
(Devamla) - Millî İstihbarat Teşkilatı, devletin istihbarat ihtiyacının
karşılanması amacıyla 2937 sayılı Kanun’la kurulmuştur. Millî İstihbarat
Teşkilatının temel görevi millî güvenliğimize yönelik iç ve dış mevcut ve
muhtemel tehditleri tespit ederek ilgili makamlara zamanında bildirmektir. 2937
sayılı Kuruluş Kanunu’nda ifade ediliş biçimiyle, Millî İstihbarat Teşkilatı,
Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, varlığına,
bağımsızlığına ve güvenliğine, ayrıca anayasal düzenine ve millî gücünü meydana
getiren unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen faaliyetler hakkında millî
güvenlik istihbaratını oluşturmaktadır. Teşkilat, elde ettiği istihbaratı
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği ve diğer ilgili kuruluşlara ulaştırmaktadır.
Millî İstihbarat Teşkilatı,
vatandaşın ve kamunun güvenliğine, ülkemizin varlığına ve millî menfaatlerine
yönelebilecek her türlü iç ve dış tehdidi önceden haber alarak ilgili
kuruluşlarca gereken tedbirlerin alınmasını sağlamaktadır.
ENGİN ALTAY (Sinop) – Yani
pazarlık yapmaz mı MİT?
MEHMET KASIM GÜLPINAR
(Devamla) - Bu doğrultuda, gereken faaliyetin yürütülebilmesi için Millî
İstihbarat Teşkilatı iyi eğitim görmüş uzman insan gücünden ve en son
teknolojik imkânlardan istifade etmektedir.
Günümüzde ülkemizin
bulunduğu coğrafya birçok güvenlik riskini içinde bulundurmaktadır. Başta terör
olmak üzere, komşu ülkelerde meydana gelen ekonomik ve politik huzursuzluklar
ülkemizin güvenliği için ciddi bir tehdittir.
Millî İstihbarat Teşkilatının
da aralarında bulunduğu güvenlik kuruluşlarımız ülkemizin özellikle nifaka yol
açan terör tehdidinden kurtulması noktasında gereken adımları atmaya devam
etmektedir.
Öte yandan, Suriye’de
yaşanan iç karışıklıklar ve buna bağlı olarak Türkiye’ye yönelik mülteci akını
ülkemiz için başka bir güncel güvenlik riskidir. Bu bağlamda, Suriye’deki
gelişmeler hassasiyetle takip edilmekte, alınan kararlar devletimizin yetkili
kurumlarınca kararlılıkla uygulanmaktadır. Bu noktada, başta Millî İstihbarat
Teşkilatı olmak üzere ilgili güvenlik kuruluşlarımız herhangi bir güvenlik
zafiyetinin oluşmasına meydan vermemek için Suriye’deki gelişmeleri dikkatle
izlemektedir.
Bu hususların yanı sıra,
yabancı devletlerin ülkemiz sınırları içerisinde yapabileceği casusluk faaliyetleri
ile ülkemizin Avrupa ve Asya arasında bulunan coğrafi konumundan istifade eden
organize suç gruplarının faaliyetlerinin engellenmesi de Millî İstihbarat
Teşkilatı tarafından yerine getirilen görevlerdendir.
Günümüzde ülkemizin millî
menfaatlerine zarar vermek isteyen yerli ve yabancı odaklar, gizli
faaliyetlerini sürdürmek için gün geçtikçe farklı yöntemler geliştirmektedir.
Buna karşın ülkemizin gözde kurumlarından Millî İstihbarat Teşkilatı, görevini
yerine getirirken diğer gelişmiş ülkelerde faaliyet gösteren benzer kurumlar
gibi en son teknik imkânlardan istifade etmekte, istihbarat temini için
gelişmiş teknolojik cihazlar kullanmaktadır.
Ayrıca, Millî İstihbarat
Teşkilatı bünyesinde istihbarat görevlileri, bilgi işlem uzmanları, yabancı dil
bilir personel, teknisyenler ve muhtelif destekleyici personel istihdam
edilmektedir.
Neticede, Millî İstihbarat
Teşkilatı içerisinde en üst yönetiminden en alt birimine kadar görev alan bu
personel, devlet istihbaratının zamanında ve doğru şekilde elde edilerek,
ilgili makamlara iletilmesi için gayret sarf etmektedir.
Son yıllarda ülkemizin
uluslararası alanda artan önemine paralel şekilde Millî İstihbarat Teşkilatı
vizyonunu yenilemektedir. Ülkemizin istihbarat ihtiyaçlarının tam ve doğru
şekilde karşılanabilmesi için Teşkilat tarafından insan kaynakları kalitesi
artırılmakta, yüksek sayıda, dil bilen personel alınmaktadır. Buna paralel
şekilde MİT, teknik ve fiziksel anlamda da kapasitesini artırmaktadır.
Yenilenen vizyonu,
nitelikli personel profili ve gelişmiş teknik imkânlarıyla Millî İstihbarat
Teşkilatı, uluslararası alanda emsalleri arasında muteber konuma yükselmiş,
kendi alanında ülkemizin dışa açılan penceresi durumuna gelmiştir.
Millî menfaatlerimizin
korunması noktasında Millî İstihbarat Teşkilatının gizli faaliyetlerini verimli
şekilde sürdürmesi ve teknik imkânlarını günün şartlarına uygun şekilde
artırmaya devam etmesi için yeterli bütçe imkânlarının tanınması bir gereklilik
olarak ortaya çıkmaktadır. İyi yetişmiş insan gücünden ve gelişmiş teknik
imkânlardan faydalanma doğru ve zamanında istihbaratın elde edilmesi sonucunu
doğurmaktadır. Çağın gerisinde kalan teknik yöntemler ve yeterli uzman personel
olmaksızın yürütülecek bir faaliyetin günün değişen şartlarına ve yeni
uluslararası tehditlere karşı ülkemizin ihtiyaçlarını karşılayamayacağı
hepimizin malumudur.
Konuşmama son verirken,
2012 yılı bütçesinin ve Millî İstihbarat Teşkilatı bütçesinin hayırlı
hizmetlere vesile olmasını temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Gülpınar.
Şimdi söz sırası Kırıkkale
Milletvekili Sayın Oğuz Kağan Köksal’da.
Buyurun Sayın Köksal. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu’nda yer alan Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dünyadaki küreselleşme olgusunun etkileri ile teknolojideki
hızlı gelişmeler, ülkelerin güvenliğine yönelik risk ve tehditlerin kapsamının
da sürekli genişlemesine neden olmaktadır. Bu itibarla, ülkemizin millî
güvenliğinin sağlanması her zamankinden daha fazla önem kazanmış bulunmaktadır.
Bu çerçevede, Millî Güvenlik Kurulu ve Kurula bağlı Genel Sekreterlik teşkilatı
önemli bir fonksiyon icra etmektedir.
2945 sayılı Millî Güvenlik
Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’nda, “Millî güvenlik;
Devletin anayasal düzeninin, millî varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası
alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdî
hukukun her türlü dış ve iç tehlikelere karşı korunması.” şeklinde
tanımlanmıştır. Kanun’la, Millî Güvenlik Kurulunun, devletin millî güvenlik
siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararı
alacağı ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit edeceği, bu
tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildireceği ve kanunla
verilen görevleri yerine getireceği ifade edilmiştir. Kısacası Kurul, Bakanlar
Kuruluna tavsiye niteliğinde karar vermek suretiyle millî güvenlik, iç ve dış
güvenlik ile savunma konularından oluşan güvenliğin en üst yapısı olarak
öngörülmüştür. Bu Kurulun faaliyetlerini yürütmek üzere de bir Genel
Sekreterlik teşkilatı kurulmuştur.
Sayın Başkan, değerli
üyeler; ülkemizde Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin ilk ortaya
çıkışı, 24 Nisan 1933 tarihli 14443 sayılı Kararname’yle kurulan Yüksek Müdafaa
Meclisi Umumi Kâtipliğinin kurulmasıyla olmuştur. Bu Kurul, 1949 yılında Millî
Savunma Kurulu olarak düzenlenmiş ve Kurulun çalışmaları genel sekreterliğe
çevrilmiştir. 61 Anayasası’yla da anayasal bir teşkilat hâline gelerek 129
sayılı Kanun ile görevleri yeniden düzenlenmiştir.
Soğuk savaşın olabildiğince
yoğunlaştığı yıllarda ülkeler millî menfaatlerini sağlamak üzere askerî
güçlerinin yanında politik, ekonomik ve kültürel güçlerini de aktif ve etkili
bir şekilde kullanmaya başlamışlardır. Bu çerçevede, millî güvenliğe yönelik
tehditlerin nicelik ve niteliği artmıştır. Ülkemizin bekası yanında, milletin
ve bireylerin refahını da doğrudan ilgilendiren tehditlere karşı alınması
gereken tedbirler bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış ve bu, millî güvenliğin yeniden
tanımlanması gereğini duyurmuştur. Bu kapsamda, 1982 Anayasası’yla tekrar
düzenlenen Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, 2945 sayılı Kanun’la da
ayrıntılı olarak düzenlenmiştir ve bu Kanun’da millî güvenliğin sağlanması için
yürüteceği geniş yelpazede faaliyetleri, koordinasyonu ve Başbakan adına görev
yapan koordinasyon kurulu hâline gelmiştir. Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği, millî güvenliğin sağlanmasında Bakanlar Kuruluna yardımcı bir
kuruluş olarak görev yapmaktadır. Ancak burada Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili
birkaç kelimeyi geçtiğimiz zamandaki hafızaları tazelemek adına bazı şeylerde
de ifade etmek istiyorum. Millî Güvenlik Kurulu kendisine verilen bu ulvi
görevi yaparken maalesef bazı zamanlarda anayasal bir kuruluş olduğunu unutarak,
görev tanımını aşarak icranın yerine geçen ve tartışmalara yol açan kararları
verdiği toplantıları yaptığı dönemleri ve olmayan vesayet yetkisini kullanmaya
çalıştı ki 28 Şubat süreci hepimizin hafızalarında hâlâ canlılığını
sürdürmektedir.
ENGİN ALTAY (Sinop) - 27
Nisanı da söyle.
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla)
– Atılan Anayasa kitapçığının ülkenin ekonomisini çökerttiği Millî Güvenlik
Kurulu toplantıları, yine Millî Güvenlik Kurulu toplantılarında bürokratların,
valilerin, kaymakamların fişlenme talimatlarını verdiği toplantılar da hâlâ
milletimizin hafızalarında sürdürülmektedir. Ancak bugün, 2003 yılında yapılan
değişikliklerle Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterlik Teşkilatı mevcut hâlini
almış ve asli görevini en iyi şekilde yetiştirir hâle gelmiştir. Bu noktada
baktığımızda, Millî Güvenlik Kurulu, orgeneral rütbesine alınarak sivil bir
genel sekretere teslim edilmiş ve dolayısıyla sivilleşme sağlanmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
SIRRI SAKIK (Muş) – Sen çok
sivilsin, sen!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla)
– Özellikle bir şeyi ifade etmek istiyorum: Son zamanlardaki bu güzel
çalışmalarından dolayı Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterine ve çalışan
arkadaşlara huzurlarınızda teşekkür ederken, Millî Güvenlik Kurulu bütçesinin
ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Köksal.
Sayın milletvekilleri,
birinci tur gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi şahsı adına, Burdur
Milletvekili Sayın Bayram Özçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
Tasarısı birinci tur görüşmeleri üzerinde şahsım adına, lehte söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkemizin gelişmesi, cumhuriyetimizin kuruluşunda
belirlenen muasır medeniyet düzeyinin üzerine çıkması için çalışmaktadır.
Çalışmaları yaparken en büyük güç kaynağımız, milletimizin umutları,
cumhuriyeti geleceğe daha güçlü bir şekilde taşıyabilme azmi, heyecanı ve
ülkemizin gelişmekte gösterdiği başarısıdır. Bilindiği üzere, cumhuriyetimiz
kurulmadan Meclisimiz açılmış, millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük
Millet Meclisi modern Türkiye'nin temel kurumlarını ve altyapısını
oluşturmuştur. Ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için gerekli adımları atmış,
cumhuriyetimizin bugüne gelmesinde büyük katkılar ve hizmetler sunmuştur.
Meclisimizin bundan sonra da eksilmeyen ve artan bir heyecanla çalışmalarını
sürdürmeye, milletimizin özlemlerini gerçekleştirmeye devam edeceğine hepimiz
yürekten inanmaktayız.
Milletimizin temel
beklentilerinden bugünün Türkiye'sine yakışır yeni bir anayasa konusu da
Meclisin bu dönem yürütmeye çalıştığı en önemli çalışmalardandır. Meclisimiz,
milletimizin büyük umudu olan yeni anayasayı bu dönemde yapabilecek güçtedir, o
iradeyi halktan almış durumdadır. Vatandaşlarımız yeni anayasayla ilgili
görüşlerini ve düşüncelerini Meclisimize süratle iletmektedir. Demokratik
katılımla yapacağımız yeni anayasayla ülkemiz, anayasadan kaynaklı birçok
tartışma ve problemlerden kurtulma imkânı bulacaktır.
Geçmişten bugüne
sorunlarımızın çözüm yeri, demokrasimizin tecelli yeri Türkiye Büyük Millet
Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ortak aklı, uzlaşma ve bir araya
gelerek ülkemizin demokratik birikimini harekete geçirerek sorunlarımızı
çözecektir. Meclisimizin gücü, ülkemizin ve işleyen bir demokrasimizin gücü
ülkemizi geleceğe taşımaya yeterlidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin
yüzüncü yılında Türkiye’yi mevcut hâlinden daha ileri bir noktaya götürmek,
hazırlık çalışmalarını yürüttüğümüz anayasa ile doğrudan ilgilidir.
Parlamentoda yürüttüğümüz bu çalışmaların bilincinde olduğunu görüyoruz.
Meclisimizi hem yasama
faaliyeti açısından hem de etkin denetim açısından daha verimli çalıştırabilmek
bakımından Anayasa’ya paralel bir Meclis İçtüzüğü çalışmasını mutlaka
gerçekleştirmemiz gerekiyor. Meclisimizin beklentileri karşılayabilmesi
noktasında yeni bir İç Tüzük’ün faydalı olacağını herkes ifade etmektedir.
Sayın milletvekilleri,
sizlerin büyük özlemle beklediği yeni halkla ilişkiler binası inşaatı hızla
devam etmekte olup, üç bodrum, iki zemin ve altı normal kattan oluşan yaklaşık
100 bin metrekare kapalı alana sahip inşaatın bitim süresi 2013 yılı ortası
olmasına rağmen, görüşmelerle 2012 yılı sonuna kadar planlanmıştır.
Türkiye’nin göz bebeği bir
kurum olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevini en iyi şekilde yapması
için her türlü gayretin içinde birlikte olacağız.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanımızın bütün illeri ziyaret etmiş olması çok
önemlidir. İllerde, valilikle birlikte belediyelere, üniversitelere de
uğraması, halkı yakından görmesi, iş adamlarıyla toplantılar yapıp onların
dertlerini dinlemesi büyük moral vermektedir. Yurt dışı gezilerine katılan iş
adamlarımızın da, Sayın Cumhurbaşkanımızın kendileriyle yakından ilgilendiğini
ve tüm sorunlarını ilgili kurumlara ilettiğini görüyoruz, biliyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanımızın
otuz dokuz yıl sonra Burdur’a ziyarette bulunan Cumhurbaşkanımız olması,
kadirşinas Burdur halkı Cumhurbaşkanımızın Burdur ziyaretinde unutulmayacak
tarihî bir gün yaşamış, sevgisini sokaklara çıkarak gülen yüzlerle
göstermiştir.
Burdur Milletvekili ve
Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy, Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesinde yaptığımız
çeşitli etkinliklerle anılmıştır. Buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza
şükranlarımızı sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Özçelik.
Şimdi, Hükûmet adına
Başbakan Yardımcımız Sayın Bekir Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçesinin
birinci turunda yer alan Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Millî
İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kurulu bütçeleri üzerinde gruplar ve
milletvekilleri tarafından yapılan eleştirileri cevaplandırmak ve Hükûmetimizin
görüşlerini yüce Parlamentoyla paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle,
saygıdeğer Genel Kurulun değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında,
görüşmelerin başlamasından bu vakte kadar geçen süre içerisinde eleştirerek,
öneriler sunarak bütçe hakkında görüşlerini dile getiren ve katkı sunan bütün
iktidar, muhalefet milletvekillerine huzurlarınızda ayrı ayrı teşekkür
ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Başbakanlık olarak güçlü bir ülke olma yolunda değişime ve
dönüşüme öncülük eden bir kurum olma vizyonu ile hareket ediyoruz.
Başbakanlığın görevi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve hukuk devleti ilkeleri
çerçevesinde Başbakan ve Bakanlar Kuruluna hükûmetin genel siyasetinin
yürütülmesinde her türlü desteği sunmak, bakanlıklar arasında etkili bir iş
birliği ve koordinasyon sağlamak ve devlet teşkilatının düzenli ve uyumlu bir
şekilde işlemesine önderlik etmektir.
Ekonomi başta olmak üzere
bütün alanlarda reform süreci devam etmektedir. Bu kapsamda yapısal reformları
mali disiplini destekleyici bir araç olarak da kullanıyor, Türkiye ekonomisini
dirençli ve şoklara karşı dayanıklı ekonomilerden biri hâline getirmenin vermiş
olduğu öz güven sayesinde uzun vadeli planlar yapabiliyor, geleceğe daha
güvenle bakabiliyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizin rekabet gücünü artırmak suretiyle ekonomimizi
güçlendirmeyi, istikrarlı büyümeyi sürdürmeyi, “2023 Stratejik Vizyonu” olarak
belirlediğimiz dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmeyi ve burada kalıcı
olmayı hedefliyoruz. Hâlen devam etmekte olan küresel krizde Türkiye ekonomisi
istihdam yaratan güçlü büyümesi, sürekli bir şekilde iyileşen kamu finansman
dengeleri, sağlam bankacılık sektörü ve kredibilitesi yüksek Orta Vadeli
Programı’yla birçok ülkeden pozitif yönde ayrışmıştır. Türkiye global büyüme
liginde en üst sıralarda yerini almıştır. Birçok gelişmiş ülkenin kamu borçları
sürdürülemez bir noktaya ulaşmışken Türkiye'nin kamu borçları millî gelire oran
olarak hızla düşmeye devam etmektedir. Küresel kriz yılı olan 2009’u hariç
tutarsak hem bütçe açığını hem de borç stokunu sürekli azalış trendinde tutmayı
başaran ender ülkelerden birisiyiz. Avro bölgesini oluşturan on yedi ülkede
kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ortalama yüzde 90’a
dayanmışken, Türkiye'nin AB tanımlı genel devlet borç stokunun gayrisafi yurt
içi hasılaya oranının yüzde 39,8 civarına ineceğini tahmin ediyoruz. 2014 yılı
sonunda borç stokumuzu daha da azaltarak yüzde 32 seviyelerine indirmeyi
hedefliyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugünün dünyasında, her ülkenin çok boyutlu ve çok yönlü bir
dış politikasının olması artık kaçınılmaz hâle gelmiştir. Türkiye’nin hedefi,
aktif ve gerçekçi bir dış politika çizgisini yakalamak ve sürdürmektir.
Türkiye, hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında
değildir, olması da düşünülemez. Bugün izlenen dış politikanın istikameti de
budur. Türkiye’nin, belli bir bölgeye, belli bir meseleye saplanıp kalmış bir
dış politika anlayışı yoktur. Türkiye olarak, her bölgeye, her ülkeye, her
soruna barış ve dostluk zemininde aynı sıcak ve akılcı yaklaşım içindeyiz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; vatandaş ve sonuç odaklı yönetim anlayışımız önümüzdeki
dönemde de hız kesmeden devam edecektir. Merkezî idarenin strateji geliştirme,
standart koyma, izleme ve denetleme fonksiyonlarını da geliştireceğiz. Bu
çerçevede, Başbakanlığa bağlı kuruluşların sayısını azalttık ve Başbakanlığın
asli görevi olan koordinasyon işlevini güçlendirdik, devlet bakanlıklarını
kaldırarak bazı bakanlıkları yeniden yapılandırdık. Oluşturduğumuz bu yeni
yapıyla, devlet, vatandaşa daha iyi hizmet sunacak kurumlara kavuştu.
İktidarlarımız döneminde, Türkiye’nin pek çok alanında önemli reformları
birlikte hayata geçirdik. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, adalette, her alanda
Türkiye, 2002’nin öncesine göre mukayese edilemeyecek derecede değişti, gelişti,
farklılaştı.
Bugün, herkes, farklı bir
Türkiye’de olduğunun, düne göre daha iyi şartları olan, daha iyi bir noktada
bulunan bir Türkiye’de yaşadığının farkında ve bunu kabul ediyor. Bugün
dünyanın pek çok ülkesi krizlerle boğuşurken, kendi içerisinde sıkıntıları
varken Türkiye'nin bu noktada imrenilen, gıpta edilen bir ülke olması da
yapılan bu çalışmaların doğal sonucudur.
Yapılan seçimlerde, bu
dönem içerisinde yaptığımız hizmetlerin hesabını her defasında milletimize
verdik. 3 Kasım 2002’de milletimizin bize verdiği yetkiyle iktidar olduk ve
iktidar dönemimizde hem 2004’te gerçekleştirilen mahallî seçimlerde hesabını
verdik hem de 2007’de gerçekleştirilen milletvekili seçimlerinde milletimize
hesabımızı verdik ve milletimiz bizi ibra etti, hem mahallî idarelerde hem de
genel seçimde yeniden gücümüzü de artırarak iktidar olmanın yolunu açtı.
Biz, milletimizden
aldığımız dua ve destekle yolumuza ve hizmetlerimize devam ettik. Bu çerçevede
2009’da gerçekleştirilen mahallî seçimler, 2011’de gerçekleştirilen
milletvekilliği seçimleriyle yine yaptıklarımızla, hem mahallî idarelerde hem
de merkezî hükûmette yaptıklarımızla milletimizin huzuruna çıktık. Milletimiz
bu noktada da değerlendirmelerini yaptı, mahallî idarelerde de merkezî
yönetimde de partimize olan güvenini, dua ve desteğini sürdürdüğünü ortaya
koydu, desteğini genel seçimde artırmak suretiyle bunu göstermiş oldu.
Ayrıca, bu dönem içerisinde
iki tane de halk oylaması oldu. 21 Ekim 2007’de gerçekleştirilen halk oylaması
ve 12 Eylül 2010’da gerçekleştirilen halk oylamasında da milletimiz bir
değerlendirme yaptı ve bu değerlendirmede de bizim görüşlerimiz doğrultusunda
bir “Kabul” oyuyla, yapılan Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi ve
yürürlüğe girmesinin yolunu açtı.
Bütün bunların hepsi, bizim
demokrasiye olan inancımızın, millet iradesine verdiğimiz değerin, milletimizin
görüşlerine verdiğimiz kıymetin ve onlarla aynı istikamette yürüdüğümüzün
bizzat milletimiz tarafından tescilidir, bizzat milletimiz tarafından
onaylanmasıdır. Her icraatında milletin gözüne bakan, milletin kendine tevdi
ettiği emanetlere sahip çıkma gayretiyle gece gündüz demeden çalışan
Hükûmetimizi veya Hükûmetimizin içinden çıktığı grubu faşizanlıkla suçlamak en
hafif ifadesiyle büyük bir insafsızlıktır, büyük bir haksızlıktır. Zira
milletimiz bütün bunların değerlendirmesini yaptı. Biz bu süreç içerisinde,
Türkiye’de sıkıntı olan bütün alanlarda sıkıntıları ortadan kaldırmak,
demokrasimizi güçlendirmek, milletin sözünün daha kıymetli olduğunu ortaya
koymak, hukukun üstünlüğünü temin etmek için önemli adımlar attık. Bu adımları
atan bir iktidarı, bu adımları atan iktidarın çıktığı grubu bu şekilde itham
etmeyi ben doğrusu büyük bir insafsızlık olarak değerlendiriyorum ve takdiri
milletimize bırakıyorum. Milletimiz bunun takdirini elbette ki layığıyla
yapacaktır.
Bakın, neler değişti:
Şimdi, bu süreç içerisinde en önemli sorunlarımızdan bir tanesi
Cumhurbaşkanlığı seçimiydi. Türkiye, ne zaman ki Cumhurbaşkanlığı seçimi
olacak, Parlamentosuyla, medyasıyla, siyaset kurumuyla, sokaktaki insanıyla,
kahvedeki insanıyla herkesin büyük bir sıkıntı içine düştüğünü hep beraber
müşahede ettik. Zaman zaman arzu etmediğimiz olaylar gerçekleşti. Maalesef her
seçim bir kördüğüme, o düğüm başka bir düğüme dönüştü ama seçimlerin çoğunda
milletin dediği değil, “millete rağmen” diyenlerin dediği oldu, hem de
Parlamentoda milletvekillerinin oyuyla oldu. Ama biz milletimizden 2003’te
aldığımız yetkinin içerisinde 2007’de Cumhurbaşkanı seçimi yetkisini de
aldığımızı kabul ettik ve Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde yapılan hiçbir
dayatmaya boyun eğmedik. Milletimiz bu yetkiyi bize verdi, bu emaneti bize
verdi. Biz, bu yetkiyi ve emaneti milletimizin dediği istikamette kullanacağız
dedik.
Yaşananları
hatırlıyorsunuz. İşte, 27 Nisan e-muhtırası oldu, arkasından Anayasa Mahkemesi
367 kararı verdi ama bizim tutumumuz, bizim tavrımız değişmedi. Herkes şunu
beklemiş olabilir: Geçmişte siyasilere birileri birtakım hukuk dışı müdahaleler
yaptığında siyasiler “Emredersiniz.” diyebilir veya “Şapkası olan şapkasını
alıp gidebilir.” diye düşünmüş olabilirler. Ama bir şeyi unutuyorlar: O da,
bizim şapkamız da yok, fötrümüz de yok, alıp gidecek hâlimiz de yok. Biz
buradayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Ayıp yahu, ayıp!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Biz buradayız ve milletimizin emanetine sahip çıktık.
Parlamento kilitlendi.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O
adam daha sonra Cumhurbaşkanı oldu.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Anayasa Mahkemesinin kararından sonra Cumhurbaşkanını
seçemez hâle geldi Parlamento. O zaman seçim kararı aldık yüce heyetinizin
oylarıyla. Milletimize gittik. Demokrasinin yolu kapandı, hukukun yolu kapandı.
“Bu yolu açacak güç bizde yok.” dedik, milletten yetki istedik.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Ayağını kaldırmadan konuş.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Milletimizin verdiği yetkiyle ve Milliyetçi Hareket
Partisinin de -ben burada bir kez daha sayın grup başkan vekiline ve gruba teşekkür
ediyorum huzurlarınızda- milletimiz adına onların da desteğiyle milletin
istediği bir cumhurbaşkanını bu Parlamentoyla beraber Çankaya’ya seçmiş olduk.
Bu, önemli bir adımdır. Bu, Türkiye’nin…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Yok, biz desteklemedik. Yalan söyleme, desteklemedik biz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Efendim, düzeltiyorum, düzeltiyorum…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Parlamentoya girdik, görevimizi yerine getirdik.
OKTAY VURAL (İzmir) –
“Ayağını kaldırıyorsun.” dedim Sayın Bekir Bozdağ. İki ayağın yere değsin.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Düzeltiyorum, bakın…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Sayın Başkan, böyle bir yanlış beyan olmaz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, burada Milliyetçi Hareket Partisi Parlamentoya
girerek bu sürecin işlemesine imkân vermiştir. O açıdan, ben desteğini ifade
ediyorum. Tamam mı?
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Aferin…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim
kendi adayımız vardı.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - O yüzden… Ama teşekkürü kabul etmiyorsanız o sizin bileceğiniz
iş.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Yahu, senden bunun iznini almayacağız Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Ama takdir edilecek her davranışı takdir etmek bizim
vazifemizdir. Biz o davranışı demokrasiye ve millî iradeye saygı anlamında
önemli bir davranış olarak gördüğümüz için takdir ediyoruz. Ben takdirlerimi
iletiyorum Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna ve onlara oy verenlere. Burada
yanlış bir şey yok, eksik bir şey de yok. Ama bu arada önemli bir şey daha
yaptık. O da nedir? O da, bundan sonra Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimini
tartışma konusu olmaktan çıkaran adımı önce Parlamentoda sağlanan uzlaşmayla,
daha sonra da milletimizin kabulüyle atmış olduk. Nedir o? Artık
Cumhurbaşkanını Türkiye’de Parlamentoda olan vekiller değil, Parlamentoya
vekilleri gönderen, asıl olan milletin doğrudan kendisi seçecek. Bundan sonra
hiç kimse Parlamentonun üzerinde birtakım baskılar oluşturmak veya başka tür
hesaplarla şunu Cumhurbaşkanı, bunu Cumhurbaşkanı yapın demeyecek; Türkiye’de
demokrasi de millî irade de sıkıntıya girmeyecek. Herkes, niyeti olan, gönlünde
olan veya partiler istediklerini aday gösterecekler, milletin huzuruna
çıkacaklar ve milletimiz buna destek verecek, milletimizin iradesiyle
Cumhurbaşkanı seçilmiş olacak.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne
zaman?
UMUT ORAN (İstanbul) –
Sayın Bozdağ, ne zaman oluyor? Tarihi belli mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Önemli bir adımı böylelikle atmış olduk, demokrasiyi
güçlendirdik.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ne
zaman?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Hani faşizan diye itham ediliyor ya, bizim yaptığımız bu.
Millete Cumhurbaşkanını seçtirmek faşizanlık mıdır, yoksa demokrasiye ve
milletin iradesine sahip çıkmak mıdır? Bunu, ben yüce heyetinizin takdirlerine
bırakıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
UMUT ORAN (İstanbul) –
Tarihini kim belirliyor? Tarihini kim belirleyecek?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı, göreve geldiği günden bugüne kadar
ülkemize ve milletimize hizmetine devam ediyor. Eleştirenleri olabilir, takdir
edenleri olabilir. Elbette olacaktır. Burası demokratik bir ülke. Bir kişinin
yaptığı her şeyi eğer herkes onaylarsa, herkes takdir ederse o zaman başka
şeyler var demektir ama eleştiri de varsa orada demokrasi var demektir. Ben,
bunu, eleştirileri Türkiye’deki demokrasinin sağlıklı yürüyüşü açısından önemli
bir gösterge olarak görüyorum. Eleştiren arkadaşlarıma da huzurlarınızda bir
kez daha teşekkür ediyorum.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Darbe yapana araba alarak teşekkür ettiğiniz gibi. Darbe yapana madalya
vererek, değil mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, Sayın Özçelik ifade etti. Burdur’a otuz dokuz senedir
ilk defa bir cumhurbaşkanı geldi. Cumhurbaşkanı, Çankaya’da sadece oturacak,
gelen kanunları veya kararnameleri imzalayacak gibi bakarsanız o zaman
Cumhurbaşkanının Çankaya’nın dışına çıkmasını eleştiri konusu yapabilirsiniz.
Burdur’a gitmesini eleştirebilirsiniz, Yozgat’a gitmesini eleştirebilirsiniz…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Hayır mı diyeceksin oylamaya?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Kayseri’ye, Bayburt’a gitmesini eleştirebilirsiniz…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Hayır, hayır, biz darbe yapana madalya vermeyi eleştiriyoruz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Ama bu Cumhurbaşkanı, milletin Cumhurbaşkanı; milletin
içinde olacak, milletin derdiyle dertlenecek, onlarla konuşacak, hâlleşecek.
Bunda eleştirilecek bir şey yok.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Nerede 28 Şubatı yapan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Kaldı ki sadece Türkiye’nin içinde değil, yurt dışına da
Sayın Cumhurbaşkanı seyahatlerde bulunabilir. Yurt dışına gittiği zaman, bugün,
dünyanın 155 ülkesinde 6,5 milyon vatandaşımız var, yüzlerce milyon soydaşımız
var, akrabamız var. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı geldiği zaman Almanya’daki
vatandaşlarımızın, Avusturya’daki vatandaşlarımızın, Hollanda’daki
vatandaşlarımızın, Makedonya’daki soydaş ve akrabalarımızın, vatandaşlarımızın
gözlerindeki sevincin nasıl olduğunu o gezilere katılanlar, bu gezilerin
oradaki sağladığı havayı görenler bilir ama katılmaz, görmezsek o zaman farklı
şey olur.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Tarihte ilk defa olmuyor bu, tarihte.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Onun için, Türkiye'nin bugün içeride ve dışarıda artan
nüfuzu elbette ki bu ziyaretlerle önemli anlam kazanmakta, Türkiye'nin gücü her
tarafta farklı bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bugün Türkiye'nin ihracatı
-daha 2011 rakamları netleşmedi ama bir rekora gideceği gözüküyor- bu noktaya
geliyorsa Başbakanımız veya Cumhurbaşkanımız Ankara’nın sınırları içerisine
kendisini hapsettiği için değil, hem Türkiye'yi fellik fellik hem de dünyayı iş
adamlarıyla, akademisyenlerle, her tür yetkili insanlarla birlikte koştuğu,
onların derdini kendi derdi olarak gördüğü içindir. Bu, övünülecek bir şey,
eleştirilecek bir şey değil.
Cumhurbaşkanımız gitsin,
gittiği yerde ay yıldızlı al bayrağımız dalgalanıyor. Başbakanımız gitsin,
gittiği yerde ay yıldızlı al bayrağımız dalgalanıyor. Ben bundan gurur duyarım.
Hatırlar mısınız, geçmişte “Türkiye” dendiği zaman Galatasarayın ismi, bizim
şimdi Değerli Vekilimiz Hakan Şükür’ün ismi çıkıyordu; başka, Türkiye'nin
yerinden, Başbakanından kimsenin haberi yoktu ama bugün Türkiye'nin bayrağını
görünce, Türkiye'nin Başbakanını, Cumhurbaşkanını dünya biliyor. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Nasıl öğrettik bunu; yatarak mı, çalışarak mı? Biz
çalışarak bunu gerçekleştirdik.
Tabii, Sayın
Cumhurbaşkanımızın, Kralı ziyareti eleştiri konusu yapıldı. İşin doğrusu
üzüldüm. Neden? Kralın uzun zamandır, sadece bir iki aydır değil, uzun
yıllardır hasta olduğu ve çok ağır bir tedavi geçirdiği herkesin malumu. Resmî
ziyaretlerde bile hekim kontrolünde ve o şeyle gittiği zorunlu ziyaretlerde
bile aynı durumda olduğu herkesin malumu. Böylesi bir durumda bir başbakanın
veya cumhurbaşkanının nezaketen gitmesi, böyle bir görüşme yapması insani
olarak da eleştirilmez, törelerimiz açısından da eleştirilmez.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hasta
yatağında mıydı yani, Allah’ını seversen! Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı
ya, nasıl küçük görebilirsin? Şuna bak ya! Kralı methediyor da bizim
Cumhurbaşkanı sanki şey…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Hasta ziyareti ve onlarla görüşmek böyle bir durumda bizim
medeniyetimizin de bir ölçüsüdür.
Bakın, şimdi, Sayın Vural,
Sayın Başbakanımız tedavi görüyor…
OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru
düzgün konuşun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Ben doğru konuşuyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Burada Türkiye Cumhurbaşkanına hakaret etmiş oluyorsunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Doğru konuşuyorum. Hiçbir tane benim söylediğimde eksik yok,
yanlış yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sen
Kralın temsilcisi değilsin! Arabistan Kralının temsilcisi değilsin!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Sayın Başbakanımız tedavi görüyor, rahatsız, şu anda
evinde, istirahatta değil mi? Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkan Yardımcısı
Türkiye’ye geldi. Sayın Başbakanımızın da görüşmeleri vardı ama görüşemedi.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Gelecek tabii, tabii gelecek.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Başkan Yardımcısı!
OKTAY VURAL (İzmir) –
Muavin, gelecek tabii, ne olacak?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Peki, Biden geldi, Sayın Başbakanı evinde ziyaret etti, görüştü.
Sayın Başbakanımız Katar’a gidecekti.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Sayın Bakan, siz diplomasiden hiç anlamıyorsunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Katar Emir’i geldi, Sayın Başbakanımızla evinde görüştü. Bu
bir nezakettir, bu bir medeniyet kuralıdır. Bu eleştirilmez ancak alkış alan
bir şeydir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz de yapıyoruz, zamanı geldiği
zaman başkaları da yapıyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sen
Kralın sözcüsü müsün ya! Allah’ını seversen, Cumhurbaşkanını nasıl… Şuna bak
ya!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, bu çok önemli bir husus, ben bunu bir kez daha
huzurlarınızda ifade etmek istedim.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Arabistan’a demokrasi ne zaman gelecek Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir başka konu, kanun hükmünde kararname
çıkarmak Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas etmek değildir. Neden değildir?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Devleti teşkilatlandırdınız yeniden ya!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, güleceğiz ama ben derim ki Türkiye…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Cehaletinize gülüyorum Sayın Bakan!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, tabii, bu eleştirileri cehalet kaldırmaz ama bilgi,
bu eleştirilere verilecek bilgi bunu ortaya koyar.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Sizin cehaletinize gülüyoruz, kanun hükmünde kararnameyi bilmiyorsunuz! Onu
şube müdürleri yazar.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Anayasa’nın 91’inci maddesi “Kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisi verme.” Bu bizim Anayasa’mız mı?
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Olağanüstü hâllerde.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Yürürlükte mi ve bu Anayasa’ya göre kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisi veren kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve komisyonlarda
görüşüldü mü? Meclisten ne kaçırıldı?
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Yetki kanunu be!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Görüşüldü, konuşuldu, süre verildi, hangi sürede, ne kadar
çıkartılacağı ifade edildi.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hangi
mecliste görüşüldü?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – O çerçevede kanun hükmünde kararnameler çıkartıldı. Sadece
bizim dönemimizde de değil…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Sayın Bakan, bu nasıl cehalettir ya!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Ben burada gündem dışı bir konuşmaya cevabımda da söyledim.
Bakın, Rahmetli Ecevit’in 1974 Hükûmet döneminde, Birinci Hükûmet döneminde 3
tane, CHP o zaman iktidar.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya,
beşinci defadır anlatıyorsun bunları Sayın Bakan, geç bunları ya.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Yine Rahmetli Ecevit’in Üçüncü Hükûmet döneminde 21 tane,
hem de kaç gün içerisinde, rakamlarla baktığınızda o kadar uzun zamanlar da
değil.
Şimdi, bir başka konu:
DYP-SHP’nin koalisyon iktidarı olduğu dönemde, Demirel’in Başbakanlığı
zamanında 14 tane kanun hükmünde kararname. Daha sonra Sayın Demirel
Cumhurbaşkanı seçilince Tansu Çiller Başbakan oluyor ve onun Başbakanlığı
döneminde, bunun bir kısmında da daha sonra SHP-CHP birleşmesinden sonra…
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Ya, bu hükûmetler koalisyon hükûmeti!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – …CHP’yle birleşiliyor ama toplama baktığınızda Tansu
Çiller’in Başbakanlığı döneminde…
OKTAY VURAL (İzmir) – Hani
sizin döneminiz ileri demokrasi dönemiydi? Allah Allah…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – …DYP-SHP, azıcık bir kısmında da CHP’nin iktidarı var, tam
75 tane kanun hükmünde kararname çıkartılmış.
DSP, Anavatan Partisi ve
Milliyetçi Hareket Partisinin iktidar olduğu dönem içerisinde de 51 tane kanun
hükmünde kararname çıkartılmış. (MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) – Neyle
ilgili?
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) –
Deprem oldu deprem, olağanüstü hâl vardı o zaman.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Bizim iktidarımız döneminde de dokuz sene içerisinde
çıkardığımız kanun hükmünde kararname sayısı 35’tir.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bir
kerede 11 tane çıkardınız.
OKTAY VURAL (İzmir) – Tüm
devlet teşkilatını değiştirdiniz ya.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Bunlar bir yetkidir, Anayasa’nın verdiği yetki çerçevesinde
bizim bunu kullanmamız Anayasa’ya uygundur, Meclisi de baypas etmek değildir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hani
12 Eylül Anayasası gerici bir anayasaydı, niye kullanıyorsun ya?
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tek
başınıza iktidarsınız ya, utanmıyor musunuz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Meclise sunduk…
OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye
Büyük Millet Meclisini baypas ediyorsun. Kanun hükmünde kararnameler doğru
değil.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – …bunların hepsi şu anda Parlamentoda çünkü Anayasa’nın hükmü
gereği kanun hükmünde kararnameler Resmî Gazete’de yayımlandığı gün Meclise
sunulur.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Ah, Sayın Bakan, söylediğine sen de inanmıyorsun ya!
OKTAY VURAL (İzmir) – Hani
Evren Anayasası’na karşıydın sen?
İZZET ÇETİN (Ankara) –
Meclise niye getirmiyorsun?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Şu anda da hepsi Türkiye Büyük Millet Meclisinde. (CHP
sıralarından gürültüler)
İZZET ÇETİN (Ankara) –
Senden bakan olacak!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, bir başka konu, Anayasa Mahkemesi yüksek
mahkemelerimizden bir tanesi. Tabii, hem Anayasa’da yapılan değişiklikler hem
de Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un yeniden
yapılmasıyla Anayasa Mahkemesi farklı bir yapılanmaya gitmiştir.
Şimdi, “Ne var yeni
olarak?” diye baktığınızda, Anayasa Mahkemesinde yeni olarak en önemli
adımlardan bir tanesi bireysel başvuru yoluyla atıldı. Türkiye'nin Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde aleyhinde en fazla dava olan ülkelerin başında yer
almasının en önemli nedenlerinden bir tanesi bireysel başvuru hakkının iç hukuk
içerisinde tanınmamış olmasıdır.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Öyle değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını Türkçeye çevirmemenizden
kaynaklanıyor, başka bir şey değil.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, Anayasa Mahkemesine biz bu imkânı verdik. Bundan
sonra, Anayasa Mahkemesine, vatandaşlarımız, iç hukuk yollarını tükettikten
sonra, hakları kamu gücü tarafından ihlal edilenler, Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuru hakkını kullanarak müracaat edebileceklerdir.
Peki, Anayasa Mahkemesi bunun
altından kalkar mı? Kalkar. Nasıl kalkar? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir
tane, kendisinin dava…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Onu da ticarete dönüştürdünüz, 2 milyar para cezası getirdiniz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - …yetkisini tanıyan onlarca ülkenin gelen dosyalarının
hepsini karşılıyor. Peki, nasıl karşılıyor? İki mahkemenin sistemini bilirseniz
bunu daha rahat değerlendirirsiniz.
Şimdi bakın, Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelemesi…
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Reddedilirse kaç para ceza verir vatandaş? 2 milyar para cezası ödüyor
vatandaş. Onu da paraya çevirdiniz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - …Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un
48’inci maddesi ve ilgili maddelerinde düzenleniyor. Hepsi önce bir kabul
edilebilirlik değerlendirmesine tabi tutulacak ve bunun, tabii, sistemin
oturması zaman alabilir ama bu kabul edilebilirlik şartlarını taşımayanları
zaten görüşmeyecekler, onlar iade edilecek.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Kaç para ceza verecek, onu da söyler misiniz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Bundan memnun olmayan olursa onun AİHM’e zaten doğrudan
gitme yolu açılacak.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
AİHM para cezası veriyor mu, siz veriyorsunuz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Ama diğerleri olursa onunla ilgili kararı da ne yapacak?
Anayasa Mahkemesi verecektir. Ondan sonra AİHM’e müracaat edebilecektir.
Bakın bir başka konu: Bir
milletvekili arkadaşımız dedi ki kanun hükmünde kararnamelerle alakalı...
Anayasa Mahkemesiyle de ilgili olduğu için burada cevaplandırmak istiyorum. O
da şu, dendi ki: “Yok hükmündedir bu kanun hükmündeki kararnameler.” Neden?
Çünkü Başkan oy kullanmıştır, Başkanın oy kullandığı taraf farklı bir karar
vermiştir.
Hatta dün de Sayın Başkanla
ilgili eleştiri yapılırken de bir arkadaşımız söyledi: “İvedi, önemli, zorunlu
şartları aranır, diyor kanun hükmündeki kararnamede, bunda aranmıyor.” İşte,
“Dün Başkan başka karar verdi, bugün başka karar verdi.” diye eleştiriler de
oldu.
Ben bu eleştirilerin
hepsine saygı duyuyorum ama benim için yol gösterici olan Anayasa’dır.
Anayasa’nın ben 91’inci maddesine bakıyorum: “İvedi, önemli, zorunlu şartları”
kanun hükmünde kararnamenin şartı olarak var mı, yok mu? Böyle bir şart yok.
Peki bunu kim koymuş? Anayasa Mahkemesi koymuş, 1990’lı yıllarda, 1991 yılında
önüne gelen 27 esas sayılı bir dosyayla bunu koymuş. O zaman da -benim elimde
şimdi karar- Haşim Kılıç’ın muhalefet gerekçesi var, diyor ki muhalefet
gerekçesinde: “İvedi, önemli, zorunlu şartı Anayasa 91’de yok, Anayasa
Mahkemesi yasa koyucu yerine geçerek ivedi, önemli, zorunlu şartını koyarak
anayasa yapamaz.” diyor, “Ben buna muhalifim.” diyor. Daha sonraki süreçlerde
buna dair muhalefet koymuyor, çünkü Anayasa Mahkemesi önüne gelen her konuda
aynı kararı verdiği için koymuyor. Fakat uzunca bir aradan sonra konu yeniden
önüne geldiğinde tekrar bir değerlendirme imkânı oluyor ve Anayasa Mahkemesi
görüş değiştiriyor. Mahkemelerin içtihatları nas değil ki, bugün öyle
diyebilir, yarın şartlar değişir, başka bir karar verebilir. Şimdi görüş,
içtihat değişikliği var.
Peki, karar verme yeter
sayısıyla ilgili sorun var mı? Şimdi, bakıyorum Anayasa Mahkemesiyle ilgili
kanunun 65’inci maddesine, birinci fıkrasını okuyorum: “Genel Kurul ve bölümler
kararlarını katılanların salt çoğunluğuyla alır. Oyların eşitliği hâlinde
Başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmiş olur.” Ben
demiyorum, bakın burada kanun diyor. Hani yok hükmündeydi? Kanuna bakmazsanız,
sadece işin bir kısmını görürseniz, o zaman farklı bir şey çıkabilir. O
nedenle, ben Anayasa Mahkemesinin yeni dönemde de görevlerini yaparken insan
haklarından yana, hukuk devletinden yana, demokrasiden yana, hukukun evrensel
değerlerinden yana tavır koymasının Türkiye’nin demokrasisini geliştirmesi
açısından önemli olduğunu her defasında ifade ettim. Başka ülkelerde
baktığınızda demokrasi, insan haklarını geliştirme konusunda hem cezayla ilgili
yüksek mahkemelerin hem de Anayasa Mahkemesi konumunda olan mahkemelerin,
yürütme organlarını, yasama organlarını zorladığını ve onların zorlamasıyla
önemli adımların atıldığını görüyoruz ama Türkiye örneğine baktığınız zaman,
uzunca bir zamandır Türkiye’de -hâlâ da öyle- mahkemelerin, temel haklar
konusunda, demokrasi konusunda, hukukun üstünlüğü konusunda, parlamentoları,
siyaset kurumunu, yürütmeyi zorlayan kararlar vermek konusunda maalesef son
derece tutucu kararlarına hep beraber şahit oluyoruz. Eğer öyle olmasaydı bu
mahkemelerden, okumak isteyen insanların önüne şekil engelleri konmazdı. Hukuk
devleti “Okumak istiyorum.” diyene “Sen şu kıyafeti giymezsen ben sana okumayı
yasaklıyorum.” diyen bir karara herhangi bir mahkemenin onay vermesine izin
vermezdi, veremezdi pek çok konuda. Ben bunu sıralayıp çoğaltabilirim, alt alta
örneklerini koyabilirim. Türkiye’de pek çok alanda sorunlar var. Hem Ceza Genel
Kurulu hem İçtihadı Birleştirme Büyük Hukuk Genel Kurulu hem Anayasa Mahkemesi
hem de başkaca yüksek mahkemeler bu noktada demokrasiyi güçlendirici kararlar
verebilirler çünkü 90’ıncı madde ortada, Türkiye'nin aldığı mesafe ortada.
Öyleyse bizim bu mesafeyi hukukun evrensel değerleriyle beraber hareket
ettirmemiz lazım ama maalesef bu noktalarda pek çok tutucu kararlara hep
beraber şahit olduk.
Bir başka konu değerli
arkadaşlar, yargıyla ilgili. 12 Eylülde kabul edilen Anayasa değişikliğiyle
önemli adımlar attık. Burada pek çok değerli arkadaşım eleştirilerde
bulundular: “Yargı AK PARTİ’nin arka bahçesi oldu.”, “Yargı AK PARTİ’nin
tekeline girdi.” Dün de çok yakışık almayan, bu kürsüye yakışmayacak, maalesef
bizim ahlakımızla da örtüşmeyen kelimelerle, cümlelerle anıldı. Ben ondan hicap
duydum, bu hicabımı burada bir kez daha sizlerle paylaşmak isterim.
Peki, ne yaptık da biz
yargıyı arka bahçesi yaptık, ben onu sizinle bir paylaşmak istiyorum, vicdan
terazinizin üzerine bir kez daha bu hususu koymak istiyorum. Milletimiz de buna
karar versin, yüce Parlamento bir kez daha buna karar versin.
Eskiden Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay ve Danıştaydan seçilen üyelerden oluşuyordu.
Onlar belli sayıda üyeyi seçiyor, Sayın Cumhurbaşkanı da onlardan 1’ini
atıyordu, 2 tane de tabii üyesi vardı, Yargıtaya, Danıştaya üyeyi de onlar
seçiyordu. Yani al gülüm, ver gülüm hesabı gibi. Onlar onu seçiyor, onlar onu
seçiyor. Peki, bu seçilenler yargıyı tamamen temsil edebiliyor mu? Yok. Adli
yargıda görev yapan binlerce hâkim, savcı var. İdari yargıda görev yapan
binlerce hâkim, savcı var, bunların bir temsilcisi var mı? Yok. Peki,
demokrasilerde milletin temsilcisi olur, milletin temsilcisi var mı? O da yok.
Peki, ne yaptık biz? Yaptığımız şey şu: Üye sayısını 22’ye çıkardık. Dedik ki:
“Bu üyelerden 3 tanesini Yargıtay Genel Kurulu doğrudan seçsin.” Eskiden
doğrudan seçemiyordu, şimdi doğrudan seçme yetkisi verdik. Cumhurbaşkanı,
Yargıtayın Genel Kurulunun aklı yetmez diye -12 Eylül öyle koymuş zannedersem-
“Onlar iyisini seçemez de 3 tane göndersin, aradan ben seçeyim.” mantığıyla
bina edilmiş, “Onlar da yanlış yapabilir. Yanlış Çankaya’dan dönsün.” diye konmuş
bir anlayış. Biz ne dedik? “Yargıtay buna ehildir, ehliyet sahibidir, Genel
Kurulun değerli üyeleri kendilerini temsil edecek kişiyi doğrudan seçsin.
Danıştayın Genel Kurulunun değerli üyeleri kendilerini temsil edecek kişileri
doğrudan seçsin.” Kürsüde olan hâkim ve savcıların hakkında hem disiplin…
AYTUĞ ATICI (Mersin) –
Rektörleri nasıl seçtiniz Sayın Bakan?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Sonra oraya 150’şer tane üye atayın!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – …hem de başka pek çok karar veriliyor, tayin, atama, başka
konularda yetkilendirme vesaire. Onların söz hakkı yok. Kendileri hakkında
meslekten ihraca varana kadar çok ağır cezaları veren bir kurul var, o kurulun
oluşumuna dair sözü yok. Dedik ki kürsüdeki hâkimlere, adli yargıya: “7’sini
siz seçin, 3’ünü idari yargı seçsin.” Ama nasıl seçsin? Yargının denetim ve
gözetimi altında seçsin. Gene yargıçların denetimi ve gözetimi altında
seçiliyor. Şimdi, seçim oluyor, vatandaş oy verdiği zaman “Bunların aklı
yetmez.” İşte, “Eğitim düzeyi yüksek olsa AK PARTİ iktidara gelmez.” (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Bu sefer eğitim düzeyi yüksek olanlar bir seçim yapıyor,
bu ülkede hukuku bitirmiş, hâkim, savcılık sınavının tamamlamış, onlarca yıldır
belki bu kürsülerde, hâkim, savcılık kürsülerinde hizmet veren insanlar oy
kullandığında da bu sefer “Onlara baskı oldu, dayatma oldu.” Peki, “eğitimi
olmayanlar” dediniz, anladık, eğitimi olanlar nasıl oluyor onu bir türlü
anlamadık. Bakın, bunlar herkesi farklı kategoriye koyma anlayışıdır, milletin
iradesine ve millete saygı duyan bir anlayış milletine böyle demez. Millet
özgür iradesiyle sandıkta oyunu kullandığı gibi, bu milletin evlatları
arasından çıkan hâkim ve savcılar da özgür iradesiyle sandıklarında oylarını
kullanıyorlar, kullandılar ve seçim yaptılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Şimdi, bundan rahatsız olmamak lazım. Cumhurbaşkanı da avukatlar arasından ve
üniversitedeki hukukçu öğretim üyeleri arasından 4 kişi atıyor, onu da millet
seçiyor Sayın Cumhurbaşkanını.
Ben isterdim ki demokratik
bir ülkede biz eleştiriyi şurada yapalım: Neden Parlamento seçmiyor, milletin
temsilcileri burada değil mi? Niye Parlamentoya bu yetkiyi vermedik? (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) “Avrupa’da, ileri demokrasinin olduğu pek çok ülkede
parlamentolar HSYK’ya üye seçerken Türkiye neden Parlamentosuna güvenip de
bunun içine bunu niye koymadınız?” diye ben eleştiri beklerdim ama koyamadık,
keşke onu da koysaydık iyi olurdu. İnşallah, yeni dönemde anayasa
çalışmalarında böyle adımı birlikte atma imkânı doğar. Burada yargının ele
geçme imkânı söz konusu değil, bir defa, oluşum buna izin vermiyor. Demokratik
bir seçim var, demokratik bir seçimde yandaş bir yapının oluşturulmasının
imkânının olmadığını, demokratik olan bir usulde isteyenin istediği şekilde
iktidara gelme imkânının olmadığını, bu ülkede girdikleri her seçimde iktidarı
bir türlü elde edemeyenlerin bizden daha iyi anlaması lazım ama bu maalesef
farklı bir şekilde değerlendirilmeye devam ediliyor.
Bakın, bir başka şey
söyleyeceğim: Hâkim ve savcılarla ilgili soruşturma, inceleme yetkisi eskiden
kime aitti? Adalet müfettişlerine aitti. Adalet müfettişleri nereye bağlıydı?
Adalet Bakanlığına bağlıydı. Bakan izin veriyordu, müfettişler araştırıyordu. Peki,
şimdi ne oldu? Soruşturma ve inceleme yapma yetkisi artık HSYK’ya bağlı Teftiş
Kuruluna geçti. İlgili bir daire var orada. O daireye şikâyetler geliyor,
inceleniyor. Onlar, Kurulun Başkanı, Bakan, ona sunuyorlar. Eğer bunun için
inceleme izni verilsin diye sunarlarsa veya soruşturma izni verilsin diye
sunarlarsa, Bakan ancak o zaman müdahil olabiliyor. Onun dışında sunmazlarsa
Bakanın bir yetkisi yok. Şimdi, peki, bir bakan veya bir hükûmet, yargıyı
elinde tutmak ister de yargının üzerinde en etkili olan yapılardan birini
böylece alıp başka birine verebilir mi?
Bir başka şey, hâkim ve
savcıların ataması, terfileri, vesaireleri HSYK tarafından yapılıyor. Eskiden
kurul hâlinde çalışıyordu, Adalet Bakanı Kurul’un Başkanı. İsterse bütün
toplantılara katılıp “Şunu şuraya atayın, bunu buraya atayın.” deme hakkı var
mı? Var. Ama şimdi var mı? Şimdi yok, biz onu kaldırdık. Orada bir daire buna
bakıyor. O daireye de Adalet Bakanı başkanlık edemiyor, o dairenin üyeleri de
doğrudan doğruya hâkimler, savcılar, Yargıtay, Danıştay, Adalet Akademisinden
gelenlerden oluşuyor. Şimdi, yargıyı eline geçirmek isteyen bir iktidar, bütün
hâkimleri, savcıları atama, disiplin vesaireyle alakalı bütün yetkileri
devreder mi? Biz devrettik. Neden devrettik?
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Hepsini ele geçirdiğiniz için.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Çünkü bizim içimiz yandı, içimiz, yandaş yargıdan içimiz
yandı, bu ülkenin yılları kayboldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bir şeyi özellikle ifade
etmek istiyorum, hem AK PARTİ açısından hem de bütün partiler açısından: Bir
ülkede yargı yandaş olursa o ülkede felaket bir noktaya değil kıyamete dönüşmüş
demektir. Böyle bir şey olmasın diye, yargı ne AK PARTİ tarafından ne CHP ne
MHP ne BDP ne de başka bir güç tarafından ele geçirilmesin, yargıçların
iradesiyle gelenler orada olsun, tarafsızlık ve bağımsızlık tam hayata geçsin
diye biz bu adımları attık ve bugün, bundan sonra da hiçbir kimse bu yapı
işlediği sürece yargıyı ön ve arka bahçesi olarak göremeyecektir.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Zaten sizin arka bahçeniz oldu yargı.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Bugün yapılan eleştirilere baktığınız zaman, dün onlarca
sene, on, yirmi sene önce bakanlık yapmış birilerinin Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kuruluyla görüşmelerle Yargıtaya üye tespitinde nasıl tesirler olduğunu
hep beraber dinledik, gördük. Bütün bunlar önemli şeyler ama bundan sonraki
sistemde, yapıda buna izin verecek bir mekanizma yok, ortadan kalktı. Yargı
bağımsız olacak, tarafsız olacak, herkes de buna alışacak çünkü artık yargı
kimsenin ne ön bahçesi ne arka bahçesi.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) –
Senin arka bahçen, senin!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Eğer bir gün öyle bir şey olursa ona en fazla biz karşı
çıkarız. Her zaman da karşı çıktık, bundan sonra da karşı çıkmaya devam
edeceğiz.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bu
söylediğinize inanıyor musunuz Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Yargıtayda üye seçilenler, bunların hepsi bu ülkenin hukuk
fakültelerinde okumuş…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yapma
ya, Allah Allah!
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – …hâkimlik, savcılık sınavlarında başarılı olmuş ve birinci
sınıf olmuş hâkim ve savcılar arasından seçiliyorlar. Bunlar bu ülkenin
evlatları, burada yetişmiş insanlar. Onlara “militan” yakıştırmasını yapmak
fevkalade yanlış olur. Bu doğru bir şey değil çünkü eğer siz istediğiniz gibi
davrananlara bir yaklaşım, öteki tür davrananlara başka tür yaklaşım
sergilerseniz burada çifte standart var demektir.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Sizin gibi sürmek lazım Sayın Bakan değil mi? Sürdünüz siz onları.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Geçmişte, geçmiş HSYK döneminde Sayın Aykut Cengiz Engin
Ergenekon soruşturmalarıyla görevli 2 tane savcının yetkilerini değiştirdiği
zaman, aynı eleştiriyi o zaman yapsaydınız ben o zaman derdim ki: “Ya doğru
bunlar bir şey söylüyor.” Ama ben yaptım.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) –
Deniz Fenerinde de yaptın mı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Öz’ün yetkisi kaldırıldığında da eleştirdim, daha önce
birileri kaldırmaya çalıştığında da yine eleştirdim çünkü yanlış dedim, doğru
bulmadım, o nedenle bunu eleştirdim. O zaman eleştirirseniz şimdi de eleştirme
hakkınız olur ama bunlarla ilgili, Hükûmetle alakası olmayan bir tasarrufla
Hükûmeti irtibatlandırmak fevkalade yanlış olur.
Yargıtay seçimlerinde dönen
yapıyı hukukçu arkadaşlarım çok iyi bilirler, Yargıtaydan gelenler çok iyi
bilirler. Aylarca turların devam ettiği olur bir daire başkanlığı seçimi için.
Aylarca, altı ay, yedi ay, tur üstüne tur, tur üstüne tur. Orada blok boş oy
kullanmaların ne kadar çok olduğunu herkes bilir. Dün de vardı, daha önceki
zamanda da vardı, bundan sonra da olabilir çünkü hâkimlerin, savcıların veya
Yüksek Mahkemenin değerli üyelerinin nasıl oy kullanacağını tayin etmek bizim
yetkimiz değil, sizin de yetkiniz değil, başka bir kimsenin de yetkisi değil.
Onlar kendileri bunu takdir edeceklerdir, bunu değerlendireceklerdir.
Bir başka husus:
Kadrolaşmayla ilgili burada ifade edildi. Tabii, kadrolaşma konusunda bizim bir
tecrübemiz yok ama tecrübesi olanlar, nasıl olduğunu iyi bildikleri için
herhâlde, bol bol bir eleştiri yapıyorlar ama bizim yok. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Bakın, ben bir şey
söyleyeceğim. Sadece bir tanesiyle değil, adli yargıyla ilgili. Aynısı Millî
Eğitim Bakanlığıyla ilgili. Millî Eğitim Bakanımız belki açıklar.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Başbakanla ilgili bilirkişi raporu veren kişiyi HSYK’ya geçirdiniz mi,
geçirmediniz mi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Yedi sekiz tane, Millî Eğitim Bakanlığı, tayin atama
yönetmeliği çıkardı, hepsi mahkemeden döndü.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Somut örnek veriyorum size ben: Başbakanla ilgili bilirkişi raporunu veren
kişiyi HSYK’nın üyesi yaptınız mı, yapmadınız mı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, bakın, hâkim, savcıların sınavlarıyla alakalı bir
sistem var bizim yapımızda. Ne zamandan? 1983’ten 2007’ye kadar hâkim, savcılar
aynı usulde alınıyor. Bir sıkıntı yok ve yapı aynı. İdare mahkemesine dava
konusu oluyor konu, idare mahkemesi davayı reddediyor. Danıştaya gidiyor konu,
Danıştay da bunun Anayasa ve hukuka uygun olduğuna, bir kez değil, defalarca
karar veriyor.
Şimdi, Anayasa değişmedi,
kanunlar değişmedi, 2007’den itibaren idare mahkemesinin kararları değişti,
Danıştayın kararları değişti. Şimdi, “Bu Anayasa’ya aykırı, bu hukuk devletine
aykırı…” Ben şimdi sorarım, eleştirmek hakkım: Peki, 2007’den önce Anayasa aynı
Anayasa değil miydi, kanunlar aynı kanunlar değil miydi? O zaman neden aykırı
kararlar verilmedi? Bakıyorsunuz, başka türlü kararlar ve sonuçta “Biz Hükûmete
güvenmiyoruz anlamı çıkar, kamera koyacaksınız.” diye şart getirildi.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Size güvenmemekte haklı değiller mi Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Bugüne kadar hangi hükûmete, hangi mahkeme, ne zaman “Siz
personel alırken onlarla ilgili bütün sınavlarda kamera koyacaksınız.” diye bir
kanun çıkardı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Hani şeffaflık vardı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Böyle bir şey olur mu? Burası hukuk devleti.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Önceden hukuk devletiydi Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Bu subjektif bir yaklaşımdır, “Kanun buna izin vermiyor ama
ben sana güvenmiyorum.” demektir. Mahkemeler böyle bir karar veremez.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Devlet şeffaf olacaktı hani?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Onun için de ben eleştirdiğimde söylerim “Bu yanlıştır.”
diye ama herkesin de eleştirdiğinde söylemesi lazım, yanlışları da, doğruları
da.
Biz hukukun üstün olmasını
istiyoruz. Yargının kararlarında hukuk neyse ona göre hareket etmesi bizim
hepimizin ortak arzusudur çünkü yargının verdiği kararlar herkesi mutmain
etmelidir. Eğer mutmain etmiyorsa sıkıntı var demektir. O nedenle de yargı da
kararlarında buna özen gösterecektir. Göstermediği zaman iktidar da
eleştirebilir, muhalefet de eleştirebilir çünkü yargı kararları da kutsal
kararlar değildir.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Yargının kararlarını yerine getirmeyen, tazminata mahkûm olan ilk Başbakan kim?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Ama istifa eden hâkimlerle alakalı değerlendirmeler yapıldı,
ben bunu özellikle ifade etmek isterim: Pek çok memur istifa edebilir,
hâkimlikten, öğretmenlikten, doktorluktan. Siz bunların hepsinin altında bir
anlam ararsanız o zaman farklı sonuçlar ortaya çıkabilir.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Arkasındaki anlam baskı görmek Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Kimisi eş nedeniyle, kimisi başka bir iş nedeniyle, kimisi
sağlık nedeniyle ayrılabilir. Hâkim ve savcılık mesleğinden de her yıl belli
sayıda -bazen az, bazen çok- her dönemde istifa eden, görevden ayrılan insanlar
var.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Onları nefes alamaz durumuna getirdiniz Sayın Bakan, onun için istifa
ediyorlar.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Ama hiçbiri hiçbir dönemde bunu siyasete alet ederek
ayrılmamıştır. Mesela ben Militan Demokrasi kitabını yazan Sayın Vural Savaş
var, istifa nedeni nedir diye… Biliyorum ama Sayın Vural Savaş’ın basında bu
konuda açıklamalarını duymadım. O dönemde, HSYK üyesi olduğu dönemde HSYK’ya
yapılan baskılar nedeniyle istifa etti ama çıkıp da bunlarla ilgili bir
açıklama yapmadı. Fakat bir tetkik hâkimi veya herhangi bir savcı istifa
ediyor, avukatlık bürosu açıyor, Yargıtayda yıllarca çalışmış -avukatlar bilir,
bu büyük bir itibardır, avukatlık için iyi bir yapıdır- istifa ediyor veya
başka şeylerle kullanıyor bunu.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– İstifa etmek zorunda bırakılıyor Sayın Bakan.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Kullananla bu işte istifa edip ayrılan onlarca hâkim ve
savcı var. Hangisinden böyle bir açıklama var?
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Pek çoğundan var bu açıklama son dönemde.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – O açıklamaya bakarsanız “Yirmi tane de arkadan geliyor.”
diyor. Yirmi tane dediklerinin istifasını da duymadık.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Savcıları sürdüğünüzü inkâr mı ediyorsunuz Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Yani ben onun için de siyaseti yapanlar bunu siyasetçilere
bırakırlarsa daha isabetli olur diye düşünüyorum.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Ömer Faruk Eminağoğlu’nu nereye gönderdiniz Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Öte yandan MİT Müsteşarlığıyla ilgili bir iki hususu
paylaşmak istiyorum:
Bir tanesi, Genelkurmay
Elektronik Sistemler yapısıyla MİT bünyesinde aynı görevi modern yöntemlerle
yürüten Elektronik İstihbaratın birleştirilmesi yani aynı yapının
tekleştirilmesi. Bunun neresi yanlış? İki kurum anlaşıyor, bir araya
geliyorlar, Türkiye'nin lehine istihbaratı daha derli düzenli toplamak,
ülkemizin, milletimizin hayrına, yararına kullanmak için bir protokol
yapıyorlar, karşılıklı altına imza atıyorlar, ondan sonra da birleştiriyorlar.
Bu işin tarafları, uzmanları, bu işi en iyi bilen insanlar bunu yapıyor. Ondan
sonra da bunun altında başka anlamlar arıyoruz. İstihbaratın etkili olması,
ülkemizin güvenliği açısından, hem içeride hem dışarıda huzuru açısından son
derece önemli bir husustur ve bu konuda atılmış, ihtiyaçtan doğmuş bir adımdır.
Bu yanlış bir adım değil, iki tarafın da kabul ettiği doğru bir adımdır.
Öte yandan, mesela “Millî
İstihbarat Teşkilatına 2 tane kaymakam alındı.” diyor. Ben, değerli
arkadaşımdan kaymakamların isimlerini verirlerse memnun olurum çünkü benim
aldığım bilgide “Bir kaymakam ataması yok.” diyor. Eğer bu bilgiyi, kendisi
kaymakamlarımızın isimlerini verirlerse ben yetkililere bunu soracağım.
Herhangi böyle bir kaymakam ataması söz konusu değildir. Kaldı ki eğer ihtiyaç
duyulursa, hizmetinden, niteliklerinden, böyle özelliklerde olan birisi olursa
devletin kendi insanından, kendi vatandaşından istifade etmesinin neresi ayıp?
İhtiyaç varsa istifade edilebilir ama böyle bir şey de kesinlikle söz konusu
değildir, gerçek dışı bir beyandır.
MİT, bugüne kadar aldığı
hiçbir istihbaratı iletmesi gereken makamlara iletmemezlik yapmamıştır.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Oslo görüşmelerini de iletmiş midir Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Analizler, değerlendirmeler yapılmış ve bu çerçevede
iletilmesi gereken yerlere iletmeleri de yapılmıştır. Değerlendirmeler,
takdirler… Tabii, iletilen makamlar da bunları değerlendirecek, adımlar
atacaktır. Türkiye'nin güvenliğiyle ilgili konumlarda önemli görevler yapan bir
kurum. Bu ülkenin güvenliği için yapılması gerekenler yasal çerçevede ne ise
onları büyük fedakârlıklarla yapıyorlar, yapmaya da devam edecekler. Biz teşekkür
ediyoruz milletimize yaptıkları hizmetlerden dolayı.
Sayın Sayıştay Başkanımızla
ilgili bir şey söyledi. Tabii kendisi bürokrat olduğu için cevap veremiyor.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Verebilir, karar alırız konuşabilir.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Burada bütün bürokratlar da var. Sayın Vural söyledi,
Başbakanlık Müsteşarı yok ama onu temsilen arkadaşlarımız var, başka kurumları
temsilen arkadaşlarımız var. Mahkemeleri de kanunları gereği genel sekreterleri
burada temsil ediyorlar. O nedenle burada bir sıkıntı yok.
Şimdi Sayın Recai Akyel
bugün memur olmuş birisi değil. Baktığım zaman 1987’de mezun Ankara Siyasal
Bilgilerden, 88’de kamu görevine başlıyor, Solhan, Gölyaka, İmamoğlu,
Kızıltepe, Elbistan ve Çamoluk kaymakamlıkları yapıyor, Tokat valiliği yapıyor,
işletme doktorası var, yabancı dili var ve 2009’da seçiliyor yirmi bir yıl kamu
görevi var. Alnının akıyla, alnının teriyle özel sektörde birinin çalışması
ayıp değil; haram yemesi, yanlış yapması, yolsuzluk yapması ayıptır, yanlış
olan odur. Alnının teriyle çalışmış kendinin, ailesinin rızkını kazanmıştır.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bir başka konu…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bozdağ,
süreniz doldu efendim, toparlar mısınız.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Sözlerimin burasında diğer kalan konuları sorular kısmında
belki cevaplarım. Diğer hususlarla ilgili de ayrıca cevaplarımı sunacağım ama
herhâlde bir altı dakikam var değil mi Başkan?
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) -
Hayır hayır, süre bitti.
BAŞKAN – Hayır, elli
dakika. Zamanınız tamam.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Birinci turda mı?
Peki o zaman. Değerli
milletvekilleri, ben 2012 yılı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor,
katkı sunan, emek veren bütün milletvekillerine teşekkür ediyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Bozdağ.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Buyurun.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Bakan, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin tutumu
hakkında yanlış bir değerlendirme yaptı. Müsaadenizle o yanlış değerlendirmeyi
düzeltmek istiyorum.
BAŞKAN – Zannederim tavzih
etti Sayın Vural yani “desteğiniz için” dedi.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Edemedi efendim. Kürsüden konuştuğu için tabii o tashihi yapamadı. Dolayısıyla…
BAŞKAN – Peki, buyurun
efendim.
İki dakika, buyurun lütfen.
(MHP sıralarından alkışlar)
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir
Bozdağ’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması
OKTAY VURAL (İzmir) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tabii, Milliyetçi Hareket
Partisinin Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesindeki tavrı açık ve nettir, millet
iradesinin işlemesi gerektiğini hep savunmuştur. Hatta Cumhurbaşkanlığı
seçiminden önce erken seçimin mart ayında yapılmak suretiyle yenilenmiş bir
Meclis iradesiyle seçimin yapılmasını önermişti ama maalesef, 27 Nisan
bildirisini bir nimet gibi savunarak onun ipiyle seçime gidenler, Cumhurbaşkanı
krizi doğuranlar karşısında Milliyetçi Hareket Partisi demokrasinin üstündeki
tıkacı çıkarttı ve Parlamento çalıştı. Biz de kendi adayımızı çıkarttık,
Sabahattin Çakmakoğlu Bey’e oy verdik. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket
Partisinin bu tavrı demokrasiye olan inancının bir gereğidir.
Tabii, Sayın Bakan biraz
çok frensiz konuştu, kendi dönemini aklamak için hep geçmişi karaladı,
“Cumhurbaşkanlığı seçimleri millete rağmen yapıldı.” Elinizi vicdanınıza koyun
ya! Özal millete rağmen mi geldi? Demirel millete rağmen mi geldi? Yani Ahmet Necdet
Sezer millete rağmen mi geldi? Bakın, 5 tane liderin imzası var. İlk sırada
Bülent Arınç, millete rağmen mi? Millî Savunma Bakanınız Vecdi Gönül’ün imzası
millete rağmen mi? Meclisi yöneten Sayın Meclis Başkan Vekili Mehmet Sağlam
Bey’in imzası var burada. Sayın Başkan, millete rağmen mi bu imzanızı verdiniz?
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Ama bu var ya Bekir Bey, kapak oldu yani kapak oldu! Herhâlde buna verecek
cevabınız kalmadı yani.
OKTAY VURAL (Devamla) –
Yani Allah’ınızı severseniz… Ya, frensiz kamyon gibi porselen dükkânına
giriyorsun kardeşim. Yani dolayısıyla doğru bilgileri veriniz.
Hepinize saygılarımı arz
ediyorum efendim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Ama bunun arkasına “Kapak olsun!” yazarlar herhâlde, “Kapak olsun!”
BAŞKAN – Teşekkür ederiz.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Sayın Başkan, yanlış bir bilgiyi düzeltmek istiyorum ben.
BAŞKAN – Yerinizden lütfen.
Bir dakika, yerinizden.
Buyurun.
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Değerli Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Başbakan Yardımcısı
diyor ki: “Biz kimseyi kayırmıyorduk.” Peki, Sayın Başbakan lehine bilirkişi
raporu düzenleyen bir kişi şu anda HSYK üyesi. Bu konuda bilgileri var mı?
İkincisi: Geçmişte Başbakan
hakkında tekrar yine verilen bir mahkûmiyet kararını temyiz etmeyen Ankara
Cumhuriyet Başsavcısı şu anda nerede? Bu konuda bilgi verirlerse sevinirim.
Teşekkür ederim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI
(İstanbul) – Yanlış kullandı hakkını, 60’a göre söz istiyor, soru soruyor.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)
2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278,
3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)
A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
D) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)
1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin
Hesabı
E) YARGITAY (Devam)
1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
F) DANIŞTAY (Devam)
1.- Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
G) BAŞBAKANLIK (Devam)
1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)
1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesabı
I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)
1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, son söz milletvekilinindir kuralı gereğince, aleyhte söz
isteyen Necati Özensoy, Bursa Milletvekili.
Buyurun. (MHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz beş dakika.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 merkezî yönetim bütçesinin birinci
turuyla ilgili şahsım adına aleyhte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlarım.
Ben Sayın Cumhurbaşkanı ve
Başbakanın yurt dışına gitmemesi noktasında herhangi bir şey söylemeyeceğim.
Ancak, Sayın Bozdağ, yurt dışına gitmekle ne devlet yücelir ne de büyük lider
olunur. Bunun da en güzel örneği cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür.
(MHP ve CHP sıralarından alkışlar) On beş yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde
hiçbir kralın, hiçbir devlet başkanının ayağına gitmemiştir, krallar ve devlet
başkanları Atatürk’ün ayağına gelmiştir ama 20’nci yüzyılın en büyük lideri de
Mustafa Kemal Atatürk’tür. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri,
bütçeden bahsederken hep şeffaflıktan bahsedildi. Tabii, bütçenin şeffaf olması
ne anlam taşıyor, onu da ortaya koymak lazım. Asıl şeffaf olması gereken
denetimdir. Bakın, burada Meclis adına, millet adına denetim yapan Sayıştay ve
Sayıştay bünyesine katılan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunu da
konuşuyoruz.
Geçtiğimiz dönem dört yıl
ve bu dönemde yine ben KİT Komisyonu üyesi olarak görev yapıyorum. Bu
denetimlerin sonucunda Mecliste raporlar tartışılırken nelerle
karşılaştığımızın çelişkilerini buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.
Şimdi, bu raporlar KİT
Komisyonuna geldiğinde… Bakın, özellikle en büyük KİT kuruluşları olan Ziraat
Bankası, Halk Bankası ve belediyelere kredi veren İller Bankası. Şimdi, bunlar
geldiğinde soru soruyoruz. İşte şaibeli bir kredi var, bunu kime verdiniz?
“Bankalar Kanunu’na göre bilgi veremem, yasak.” E peki, Yüksek Denetleme Kurulu
üyelerine, bizim adımıza görev yapan üyelere veriyorsunuz, bize bu bilgileri
vermiyorsunuz.
Şimdi, ben buradan Meclis
Başkanlığına da seslenmek istiyorum: Bir denetim komisyonunda görev yapan
milletvekillerine bu bilgilerin gizliliği doğru mudur, yanlış mıdır? Buna da
bir çözüm bulunması lazım.
İller Bankası belediyelere
kredi veriyor. Bu kredilerde yanlış, fazla, eksik verilenleri soruyoruz. Hangi
belediyeye verdiniz, yandaş mı, muhalif mi, şu mu, bu mu? “Bilgi veremem,
Bankalar Kanunu’na göre yasak.” Yani biz bu şartlarda...
OKTAY SARAL (İstanbul) –
İller Bankası...
NECATİ ÖZENSOY (Devamla) –
Beyefendi, ben dört yıldır İller Bankasını denetliyorum orada. Benim...
OKTAY SARAL (İstanbul) –
Ben de on iki yıl Of’da Belediye Başkanlığı yaptım. O dönemde ne olduğunu
gördüm orada.
NECATİ ÖZENSOY (Devamla) –
KİT Komisyonunda nelerle karşılaştığımızı...
Ben denetimden
bahsediyorum, denetimden. Gidin, tutanaklara bakın. Sayın Canikli iyi bilir KİT
Komisyon Başkanı olarak.
OKTAY SARAL (İstanbul) –
İller Bankasının ne olduğunu gördüm ben o dönemde.
NECATİ ÖZENSOY (Devamla) –
Bakın, İller Bankasındaki yetkililerin bize verdikleri cevaplar bunlar. İşte
denetimin şeffaflığı ortada.
Yine, bu kurumların en
büyüklerinden BOTAŞ, Türkiye'nin bütün doğal gaz ihtiyacını karşılayan ve
birçok da yolsuzlukların olduğu, işte birçok yöneticisinin cezaevinde olduğu
bir kurum. TPAO, aynı şekilde en büyük kurumlardan bir tanesi. Bunların
denetimlerini basına kapalı yapıyoruz ama yine orada birtakım şeyler
sorduğumuzda, işte, “Doğal gazı kaça alıyorsunuz?” veyahut “İran’a al ya da öde
kapsamında kaç para ödediniz?” gibi sorular sorduğumuzda, bize verilen cevap:
Petrol Kanunu’na göre bu bilgileri size vermem yasak.
Şimdi, Sayıştay Kanunu’yla
ilgili en son geçen kanundan sonra YDK da Sayıştay bünyesine katıldı ve oradaki
“performans” kelimesinin içi de boşaltılarak, artık, performansı da bir şekilde
daralttıklarından dolayı bunu da denetleyemez hâle geldik. Şimdi, bütçenin
şeffaf olması mı önemli yoksa bütçeden ayrılan kaynakların kimlere, nerelere,
nasıl harcandığının denetlenmesinin şeffaf olması mı önemli?
Değerli milletvekilleri,
KİT Komisyonu tutanaklarına ifade ettiklerimi aynen, bire bir görebilirsiniz.
Orada bilmeden, etmeden yerinizden laf atarak bunu savunamazsınız.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, birinci tur konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi soru-cevap kısmına
geçiyoruz.
On dakika…
Soru sormak üzere arkadaşlarımız
sisteme girmişler. Sırasıyla isimlerini okuyorum: Sayın Erdoğan, Muğla
Milletvekili.
Buyurun efendim.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) –
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
2003’ten önce Başbakanlıkta
ne kadar Başbakanlık müşaviri vardı, bugün bu sayı ne kadardır? Bunu öğrenmek
istiyoruz.
Bir de 5018 sayılı Kamu
Mali Denetimi Kanunu’yla bütün kamu kurumlarının mali denetimi konusunda
Sayıştay tek yetkili kurum olarak belirlenmiştir. Sayıştay 2010-2011 yıllarında
kaç tane belediyeyi denetlemiştir? Denetlenen belediyelerden kaç tanesi iktidar
belediyesi, kaç tanesi muhalefet belediyesidir? Denetim sonucunda soruşturma
açılan belediye var mıdır? Varsa bunların partilere göre dağılımı nedir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – İkinci söz Sayın
Vural’ın, İzmir Milletvekilimiz.
Buyurun efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle, biraz önce Sayın
Bekir Bozdağ “Cumhurbaşkanını halk seçecek.” dedi. Biz de burada kanunu
çıkarttık, Mecliste, Anayasa’yı “Beş yıldır.” dedik. Şimdi, cumhurbaşkanı
seçimi 2012’de mi, 2014’te mi?
İkincisi: Oslo’da Sayın
Başbakanın özel temsilcisi ile PKK arasında yapılan görüşmelerle ilgili Hakan
Fidan’ı hangi tarihlerde İmralı’ya gönderdiniz? İmralı’nın muhatap alınmasına
yönelik yazılı bir emriniz var mıdır? Vaki ziyaret ve görüşme talebi İmralı’dan
mı gelmiştir? İmralı’dan dönüşte Hakan Fidan size İmralı’dan hangi mesajları
getirmiştir? İmralı canisi ve terör örgütüyle yüzde 90-95 oranında mutabakat
sağlanan konular nelerdir? Bu mutabakat çerçevesinde terör örgütüyle birlikte
yürütülen çalışmalar nelerdir? Kamuoyunun hazırlanması için yurt içine yönelik
yürüttüğünüz kampanyanın sınırları nerede ve hangi seviyede tutulmuştur? Yüzde
95 mutabakat sağladınız konuların topluma, devlete benimsetilmesinde
Parlamentoda, Hükûmette ne gibi faaliyetler yürütülmüştür?
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Vural.
Sayın Korkmaz, Isparta
Milletvekili.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Sayın Cumhurbaşkanı, açılım projesinin akim kalmasına hayıflanarak biraz da
yeterli desteği vermediği için PKK’ya sitem ederek “Daha güzel şeyler
olacaktı.” dedi. Bu süreçte neler olmuştur, bir bakalım. Demokratik özerklik,
federasyon, ikinci bayrak, Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri gibi millî
birliğimizi zedeleyecek tartışmalar başlatılmış, terör şehitlerinin sayısı
100’lerle ifade edilmeye başlanmıştır. Hükûmet terör örgütüyle pazarlık
masasına oturmuştur. Birçok ilimizde kalkışma provaları yapılmaktadır. PKK’nın
talepleri siyasallaşmış, kitleselleşmiş ve derinlik kazanmıştır.
Sorum şudur: Bizlerin
göremediği, Sayın Cumhurbaşkanının gördüğü güzel şeyler nelerdir? Bu kadarıyla
bile Sayın Cumhurbaşkanını mesut ve bahtiyar eden gelişmelerin dahası neler
olabilir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Korkmaz.
Sayın Akçay, Manisa
Milletvekili.
ERKAN AKÇAY (Manisa) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Cumhurbaşkanı, 15
Ekimde Genelkurmay Başkanıyla birlikte Van ve Hakkâri’de askerî birliklerimizi
ziyaret etti. Bu ziyaret medyadan ve kamuoyundan habersiz gerçekleşti. Türkiye
Cumhuriyeti’nin başı ve başkomutanının kendi vatan topraklarındaki bu ziyaret
neden gizli tutulmuştur?
Yine, Sayın Cumhurbaşkanı,
İngiltere ziyaretinde İngiltere Başbakanını neden makamına giderek ziyaret
etmiştir?
Yine, Sayın Cumhurbaşkanı,
hâlen Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde oturmamaktadır. Ancak Çankaya Köşkü’ne dört
yıldır masraf yapılmaya devam edilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı,
Cumhurbaşkanlığı Konutu’nda ikamet etmeyi düşünüyor mu? Ayrıca Dışişleri Bakanı
için de aylığı 39 bin lira konut kiralanması yapılmıştır. Bu israf değil midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz.
Sayın Yılmaz, Adana
Milletvekili.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, beni atladınız.
BAŞKAN – Affedersiniz,
haklısınız.
Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanlığı seçimi net olarak hangi tarihte
olacaktır? Belki Cumhurbaşkanı adayı olacağım. (CHP sıralarından alkışlar) Bana
hazırlanmam için bu süre lazım, bu süreyi bilmem lazım, aksi hâlde rekabet
koşullarına uymuyorsunuz.
İki: Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanım, Başkan Vekilim, daha geçen hafta burada bir yasa çıkardık,
Teşkilat Yasası. Daha kanunlaşmadan, 10 kişi kadroya almışsınız, 10 kişi.
Bunlar kimdir? Niçin aldınız? Burada etik değerlere aykırı davrandınız mı, davranmadınız
mı?
Üç: Burada söz verdiniz
“Bir tane Meclis çalışanın burnu kanamayacak.” dediniz. Meclis çalışanları
moralsiz. Onlar sizin evlatlarınız. Lütfen herkesi toplayın “Kardeşim,
namusuyla, şerefiyle, dürüst, becerikli çalışanın burnu kanamayacak.” deyin.
Herkes moralsiz, Meclis, Meclisteki çalışanlar son derece üzüntülü Sayın
Başkanım. Bunu yapacak mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Yılmaz, Adana
Milletvekili.
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, teröristbaşı
Abdullah Öcalan ile avukatlarının İmralı görüşmeleri kayıtlara geçti. Bu
görüşmeleri yaparken, talimatlar verirken, tehditler yaparken ve 132 güvenlik
görevlisi şehit edilirken, Hükûmetin, MİT’in ya da diğer görevlilerin ne
yaptığını Türk milleti merak etmektedir.
Şimdi, Sayın Başbakan
Yardımcısına soruyorum: Öcalan ile avukatlarının yaptığı görüşmeler dinlenmiş
midir? Kayıt altına alınmış mıdır? Eğer bunlar yapılmamışsa görevliler
görevlerini yapmıyor demektir. Eğer konuşmalar ve görüşmeler kayıt altına
alınıyorsa ve gereği yapılmıyorsa gözetim altında cinayet ve katliam…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Alim Işık, Kütahya
Milletvekili.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
İlk sorularım Sayın
Başbakan Yardımcısına:
12 Eylül 2010 Anayasa
Referandumunda her fırsatta dile getirdiğiniz “Darbecilerden hesap
sorulacaktır.” sözü ne oldu? O günden bugüne kaç darbeciden hesap sordunuz?
İki, Başbakanlık bütçesinde
(T) cetvelinde yer alan 4 adet 4x4 cip hangi amaçla alınmaktadır? Vatandaşa
cipler haramken Başbakanlığa helal midir?
İkinci bölüm Sayın Meclis
Başkan Vekilimize:
Geçen hafta çıkan İdari
Teşkilat Kanunu’ndan sonra Mecliste çalışan kadrolu personelin mağdur edildiği,
aynı işi yapan farklı personele farklı ücretlerin ödendiği ve maalesef bu
yasayla çalışma huzurunun bozulduğu gerçektir. Bu konuda Meclis olarak ne
yapmayı düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Uzunırmak, Aydın
Milletvekili.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
2622 sayılı Sporda Şiddet
Kanunu, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından veto edilerek Meclise geri gönderildi
ve gerekçelerden birisi de “Sürmekte olan davaların etkilenmesi.”
Şimdi, ben Sayın
Cumhurbaşkanımıza sormak istiyorum eğer bu gerekçeyle kanun veto edildiyse:
Daha önce de sürmekte olan davaları etkileyecek ve kamu vicdanı açısından çok
önemli şeyler vardı. Görevi kötüye kullanmada biz cezaları düşürdük burada AKP
çoğunluğuyla -ki 6222’deki düzenleme Meclisin mutabakatıyla yapılan bir düzenlemeydi-
diğeri ise AKP çoğunluğuyla yapılan bir düzenlemeydi. Acaba, o düzenlemede kaç
dava etkilenmiş? Görevi kötüye kullanmadan, memurlardan kaç kişi hakkında
soruşturma ve mahkeme vardı? Bunlar kaç kişi? Devleti ne kadar zarara
uğratıyordu? Bugün kişileri ilgilendiren bu düzenlemede kaç kişi bundan
etkilendi?
Bunu bilmek istiyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Çınar, Kastamonu
Milletvekili.
EMİN ÇINAR (Kastamonu) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
2002 yılından bugüne kadar
Türkiye Büyük Millet Meclisinde açıktan atama yoluyla, hiçbir sınava tabi
olmaksızın kaç personel alınmıştır?
Personel servisleri hangi
tarihte ve hangi gerekçeyle kaldırılmıştır?
Meclis Başkanlığının
personel servislerini kaldırmasıyla personelin mağdur olması doğru bir davranış
mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Oğan, Iğdır
Milletvekili.
SİNAN OĞAN (Iğdır) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Cumhurbaşkanı Sayın
Abdullah Gül hatırlarsanız “Futbol diplomasisi” adı altında bir Ermenistan
açılımı başlatmıştı. Bursa’da Azerbaycan bayrakları çöpe atılırken, Sarkisyan’a
ev yapımı özel dolmalar ikram edilmişti. En son, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj
Sarkisyan “Karabağ’ı biz aldık, Ağrı Dağı’nı da size bıraktık.” diye Ermenistan
gençlerine Ağrı Dağı’nı hedef göstermişti.
Sayın Cumhurbaşkanı hâlâ bu
açılımın arkasında mıdır onu merak ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Son olarak, Sayın
Varlı, Adana.
Yok mu efendim?
OKTAY VURAL (İzmir) – Onun
yerine Oktay Öztürk.
BAŞKAN – Peki, şimdi
sorulara cevap vermek üzere…
OKTAY VURAL (İzmir) – Otuz
dört saniye var efendim; bir soru daha alabilirsiniz.
BAŞKAN – Hayır, bitti
efendim; vakit doldu, maalesef doldu.
MUSA ÇAM (İzmir) – Yirmi
yedi saniye var daha.
BAŞKAN – Yirmi yedi saniye
var ama süre on dakika Tüzük’e göre. Dolayısıyla, yapacağımız bir şey yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Biz
beş saniyede soracaktık zaten.
BAŞKAN - 10 dakikasında da
cevap verecekler.
Buyurun efendim.
TBMM BAŞKAN VEKİLİ SADIK
YAKUT (Kayseri) – Evet, sayın milletvekilleri, hepinize iyi akşamlar diliyorum.
Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun
sorusuyla ilgili: Herhangi bir alım yapılmamıştır Sayın Aslanoğlu.
Kurum teklifiyle hiçbir
Meclis çalışanı mağdur edilmeyecektir.
Sayın Alim Işık’ın
sorusuyla ilgili; Mecliste memur, 4/C, 4/B gibi çoklu istihdam modeline
ilişkin: Meclisteki söz konusu çoklu istihdam modeli sadece Türkiye Büyük
Millet Meclisine ait bir uygulama olmayıp 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 4’üncü maddesinde öngörülen istihdam şekillerinin bir gereğidir.
Diğer bir ifadeyle, tüm
kamu kurumlarında söz konusu istihdam modelleri uygulanmaktadır. Mecliste
4/C’li personel daha çok garson, hizmetli ve Millî Saraylarda usta, kalfa ve
restorasyon işlerinde, diğer personel istihdamında uygulanma alanı bulmaktadır.
Şimdi, kanun teklifimiz
mevcut çalışanların özlük haklarının tamamını muhafaza etmektedir. Kanun
teklifinin yasalaşması hâlinde norm kadro çalışması yapılacaktır. Norm fazlası
olarak tespit edilen birimlere yeni eleman alınmaması esas alınmıştır. İfade
edildiği gibi, norm fazlası personelin mağduriyeti de söz konusu değildir.
Sözleşmeli personel de
kamuda çalışan tüm sözleşmeli personelde olduğu gibi, genel vergi mevzuatı
gereğidir. 4/C’li personele, diğer kamu kurumlarında olduğu gibi, mevzuat
gereği fazla çalışma ücreti ödenmemektedir. Ancak, fazla çalışma yapan
personele, işin niteliği, güçlüğü dikkate alınarak 1.746 TL ile 2.100 TL
arasında farklı ücret ödenmektedir. Bu da Başkanlık Divanının kararıyla
yapılmaktadır.
Mecliste istihdam edilen
personele ilişkin soruyla ilgili: 2002 yılından bu tarafa, kadrolu ve 4/C’li
sözleşmeli personel olmak üzere, toplam 1.502 personel istihdam edilmiştir. Öte
yandan, yine, 2002 yılından bu yana 1.086 kişi emekli olmuş ya da çeşitli
nedenlerden dolayı Meclisten ayrılmıştır. Sonuç olarak, on yıldan bu yana,
personel sayısında 416 kişilik bir artış olmuştur ancak bu artış 4/C’li
personeldeki artışlardan kaynaklanmaktadır, kadrolu personelde ise 90 kişilik
azalma olmuştur.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Bozdağ…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, milletvekili
arkadaşlarımızın sorduğu sorulara sırasıyla cevap vermeye çalışacağım.
Sayın Erdoğan’ın sorusu
vardı; 2003’ten bugüne, Başbakanlıkta kaç müşavir var? Bunlarla ilgili rakam
sordu ama şu anda elimde net rakamlar yok. Onun için, birden söyleme imkânı
yok. Yazılı cevap vereceğim, uygun görürlerse çünkü şu anda elimde rakam yok.
Sayıştaydan, 2010-2011’de
kaç tane belediyenin denetlendiği ve onunla ilgili ayrıntılı bir soru soruldu.
Tabii, bununla ilgili, şu anda bütün rakamları sağlıklı bir şekilde size verme
imkânım yok. Uygun görürseniz, onu da yazılı olarak cevaplandıralım, hem bilgi
doğru olmuş olsun hem de soru karşılığını bulmuş olsun.
Sayın Vural ve Sayın
Aslanoğlu, Cumhurbaşkanı görev süresiyle ilgili bir soru sordu. Tabii,
Anayasa’nın ilgili maddesinde yapılan değişiklikten sonra, Cumhurbaşkanı görev
süresi beş yıl olarak belirlendi.
OKTAY VURAL (İzmir) –
2012’de yani…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Fakat şu anda, mevcut Cumhurbaşkanımız eski hukuka göre
seçildi. Tabii, böyle bir durum olunca, görev süresine ilişkin tartışmaları
ortadan kaldıracak…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Tartışma yok ki.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – … bir geçiş hükmü de konmadığı için bu konuda Anayasa
hukukçularının bir kısmı beş yıl olduğu konusunda, diğer bir kısmı yedi yıl
olduğu konusunda tartışmalar var.
OKTAY VURAL (İzmir) – Beş
yıl, beş yıl.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Her iki tarafın tartışmalarında da haklılık payları var ve bu
konuyla alakalı…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Anayasa Mahkemesine mi başvuracaksınız beş yıl yaparsak?
MUHARREM İNCE (Yalova) –
Milletvekilleri kaç yıllığına seçilmişti, milletvekilleri?
OKTAY VURAL (İzmir) –
Halkın Cumhurbaşkanını seçmesini engellemeyin.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Efendim, müsaade buyurun, ben cevabımı vereyim. Siz soru
sordunuz, cevabını vereyim.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Bırakın halk seçsin, niye engelliyorsunuz? Halkın yetkisini elinden almayın.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Siz hukukçusunuz, şahsi görüşünüz nedir?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Bakanlar Kurulunda bu konuyla ilgili herhangi bir görüşme
kesinlikle yapılmamıştır, bu konuya dair Hükûmetin oluşturduğu bir görüşü söz
konusu değildir ancak ben kendi şahsi görüşümü, eğer uygun görürseniz,
Hükûmetin görüşü değil ama ben şahsi görüşümü daha önce de kamuoyuna ben…
OKTAY VURAL (İzmir) – Biz
Hükûmete söylüyoruz efendim, şahsi Bekir Bozdağ değilsiniz ki siz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Bakın, o zaman bu konu Hükûmette görüşülerek “şudur budur”
şeklinde bir görüşün oluşturulduğu konu değildir, bu konu Meclisin takdirinde
olan bir konudur. Eğer Meclis çıkaracağı bir yasayla geçiş hükmü koyduğu
takdirde ona göre hareket edilir, koymadığı takdirde yüksek…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın
beş yıl. Koydu, koydu Meclis beş yıl.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Hayır efendim o koymadı, sadece Cumhurbaşkanı eski hukuka
göre seçildi.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Milletvekili süresini de dört yıl dedin, bak dört yılda yaptık.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Böyle bir durumda bu geçiş hükmüyle bu belirlenebilir, bu konuda
kanun çıkarma, hüküm koyma yetkisi Parlamentodadır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Dört
yılda yaptık.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Meclisin seçimleri dört yıla indiğinden ve dört yıl
olduğundan değil, Mecliste vekil seçimlerini…
OKTAY VURAL (İzmir) – Dört
yıl, dört yıl.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Müsaade buyurun.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Milletin seçme hakkını elinden almayın.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) - … vekil seçimlerini öne alma yetkisi Parlamentoya ait bir yetkidir.
Dolayısıyla, Parlamento karar alarak seçimleri öne alabilir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Abdullah Gül de beş yıl daha seçilmek ister, onun hakkını niye elinden
alıyorsunuz?
MAHMUT TANAL (İstanbul) –
Doğru bilgi vermiyorsunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Biz millete bunu dört yıla indireceğimize dair karar verdik
ve bu çerçevede de öne alma imkânımız da olduğu için öne aldık.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Abdullah Gül’ün 2’nci defa seçilme hakkını elinden almayın. Olur mu ya? Beş yıl,
beş yıl.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Ama bu konuda böyle bir yetki yok, bu tamamıyla Parlamentonun
karar vereceği bir hükümdür. Benim görüşümü de ben söyleyeyim.
OKTAY VURAL (İzmir) - Sizin
iradeniz beş yıl.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) - Ne zaman Sayın Bakan, ne zaman?
OKTAY VURAL (İzmir) –
Arkasında durun.
BAŞKAN – Oturun lütfen.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) - Sayın Bakanım ne zaman getireceksiniz o zaman?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Benim kendi görüşüm olarak Cumhurbaşkanının görev süresi bana
göre yedi yıldır, şahsi görüşümdür.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) - Sayın Bakan, bunu Parlamentoya kim getirecek?
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Çünkü eğer beş yıl kabul ederseniz, Cumhurbaşkanını görevden
almanın yolunu açarsınız ki parlamentolar gelir, çoğunluk elinde olur.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Abdullah Gül belki bir beş yıl daha yapmak ister, çok başarılı dediniz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Görev süresini indirerek Cumhurbaşkanının görevi süresini her
zaman öne çekebilirler, görevden Cumhurbaşkanını alabilirler böylelikle.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Adaylığının önünü kesmek istiyorsunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Bu benim şahsi görüşüm; kabul edersiniz, etmezsiniz.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Eski hukuka göre yeniden aday olmayacak o zaman.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – İmralı’yla alakalı MİT Müsteşarının görüşmeleriyle ilgili
sorular oldu. Tabii, Millî İstihbarat Teşkilatı bu ülkenin güvenliğiyle ilgili,
huzuruyla ilgili 2937 sayılı Yasa’nın verdiği görevleri yapmaktadır. Bu
görevler çerçevesinde de gerektiği zaman ülke güvenliği için gerekli olan
görüşmeleri her zaman yapabilir. Bu, Millî İstihbarat Teşkilatının görevleri arasındadır.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Başbakanın özel temsilcisi yahu! “Ben gönderdim.” diyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Terörle mücadele edecesiniz terör örgütünün içerisinde…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Siyasi temsilcisi…
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – …veya onunla ilgili alanlarda her şeyden haberiniz olacak,
olandan bitenden haberiniz olacak. Öte yandan da “istihbarat teşkilatı şurada
niye şunu yapıyor, burada niye bunu yapıyor?”
OKTAY VURAL (İzmir) –
“Göğsümü gere gere gönderdim.” diyor. Hangi tarihte?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Ya, görevi o teşkilatın.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi
tarihte?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Onlar, ülke güvenliği açısından gerekli olanları yasanın
çizdiği sınırlar içerisinde yapacaktır, yapmaya devam edecektir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç
defa, hangi tarihte Başbakan siyasi görev verdi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Bir protokol kesinlikle yoktur. Bunu Sayın Başbakanımız da
yalanlamıştır, Hükûmet defalarca bunu yalanlamıştır.
OKTAY VURAL (İzmir) –
“Yüzde 95 mutabakat sağlandı.” diyen özel temsilciniz değil miydi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Ama bu konuyu sürekli gündeme getiriyorlar.
Sayın Cumhurbaşkanıyla
alakalı Sayın Korkmaz’ın sorusu oldu ama…
OKTAY VURAL (İzmir) –
Bunlara cevap verin. Niye cevap vermiyorsunuz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Yani sorudan ziyade bir yorum oldu.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ya
bilginiz yok ya yüreğiniz yok.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – O konuya ilişkin…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Güzel şeyler neler bizim göremediğimiz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – O konuya ilişkin bir cevap verme imkânım yok, yani bir soru
gibi algılamadım ben onu; kusura bakmayın.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Hayır, çok açık. Güzel şeyler neler bizim görmediğimiz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – İşte, yorum yapıyorsunuz, o yüzden ben bilgiye dayalı bir şey
söylemek durumundayım. Onun için, sizin yorumunuza bir yorumla cevap verme
durumum yok.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
– Yazılı cevap verin o zaman.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Akçay’ın sorusu oldu Sayın Cumhurbaşkanının ziyaretiyle
alakalı. Sayın Cumhurbaşkanımız illeri ziyaret ettiği zaman o illerde valilik,
belediye, üniversite ve diğer kurumları ziyaret ediyor ve Sayın
Cumhurbaşkanımız Van ve Hakkâri illerini de ziyaret etti. Bu ziyaretleri gizli
bir ziyaret de değildi, kamuoyunun bilgisi dâhilindeydi. Ayrıca, askerî
birlikle ilgili ziyareti, il ziyaret değildir, oradaki bir sancak devir teslim
törenine katılma ziyaretidir, onu gerçekleştirmiştir. Onunla alakalı bir konu,
onu ifade etmek istedim.
Bir de, tabii,
Cumhurbaşkanlığı konutuyla alakalı bir şey ifade etti arkadaşlarımız. Sayın
Cumhurbaşkanımız bugün o konutu kullanmıyor ve o konuta bugüne kadar yapılmış
herhangi bir harcama da söz konusu değildir. Kaldı ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın
kaldığı konutla alakalı harcama yapması gerekiyorsa yapılmasına da bir sakınca
yoktur.
OKTAY VURAL (İzmir) – Niye
oturmuyor acaba?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Çünkü, Türkiye’nin en önemli yerlerinden bir tanesi, temsil
yeri. Yabancı konuklar, misafirleri de ağırlayabilir ve onun için de Türkiye’ye
yaraşır bir şekilde olması ve gereğinin yapılması da lazım.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Cumhurbaşkanı konutu yakışır değil mi?
ALİM IŞIK (Kütahya) – Dokuz
yıldır devlete yakışır hale getiremedik mi daha?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) – Bu, eleştiri konusu yapılması, soru konusu yapılması ayrı
bir konu.
Sayın Işık, darbelerle
ilgili hesap sorulacak mı diye bir şey söyledi. Tabii, 12 Eylül halk
oylamasında kabul edilen geçici madde 15’le birlikte yargılama ve soruşturmanın
önündeki engeller kaldırıldı ve şu anda soruşturmalar devam ediyor.
Soruşturmalar ne aşamada bilmiyorum ama bu soruşturmalar devam ediyor, onu
bilmenizi isterim.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)
– Yargılayamayacağınızı biliyorsunuz tabii, insanları aldattınız.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR
BOZDAĞ (Devamla) - Diğer pek çok soru var, onlara da ben, sürem de bitti,
onlarla alakalı da…
ALİM IŞIK (Kütahya) – 4x4
cipler ne oldu, cipler 4x4’ler? Vatandaşa haram, size helal.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Biz,
milletimiz adına soruyoruz ve kendisi de bu sorulara doğru cevap vermesi
gerekir. Bakın, Oslo’yla yapılan görüşmelerde Hakan Fidan diyor ki: “Siyasi
içerikli daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hasıl olunca Sayın Başbakanımız
bu konuda beni görevlendirdi.”
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Sayın Başkan, soruyu sordu, İç Tüzük’ün hangi maddesine göre şu anda
konuşuyor? Böyle bir usul var mı Sayın Başkan?
OKTAY VURAL (İzmir) –
Görevlendirdiği zaman Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, MİT’le ne alakası var?
Ben diyorum ki, hangi tarihte görevlendirdi? Amacı, hedefi neydi?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)
– Sayın Başkan, böyle bir yöntem var mı?
OKTAY VURAL (İzmir) –
Siyasi mahiyette bir görevlendirmedir, bunun cevabını vermesini istiyorum.
BAŞKAN – Zapta geçti
efendim sözleriniz.
Değerli milletvekilleri,
soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
Şimdi, sırasıyla birinci
turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı
ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Buyurun efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Hiçbir soruya cevap vermediniz. Millete hesap vereceksin, yok öyle yağma! (AK
PARTİ sıralarından “Verdik, verdik.” sesleri, gürültüler)
MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) –
Verdik, verdik; siz işinize bakın.
BAŞKAN – Tamam, tamam.
Değerli milletvekilleri, lütfen…
OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru
bilgi vereceksin. Ermeni konusuna da cevap vermedin, hiçbirine cevap
vermiyorsun. Siz ancak krallarla, kraliçelerle olursunuz, milletle işiniz yok
sizin.
BAŞKAN - Cumhurbaşkanlığı
2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
01 - CUMHURBAŞKANLIĞI
1.– Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
KODU Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 138.700.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 138.700.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri
kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabınınn
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.– Cumhurbaşkanlığı 2010
Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 112.099.000.00
- Bütçe Gideri : 108.267.718.92
- İptal Edilen Ödenek : 3.831.281.08
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
02- TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ BAŞKANLIĞI
1.– Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
KODU Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 650.673.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 37.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 88.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
07 Sağlık
Hizmetleri 454.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 651.252.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 470.026.154.00
- Bütçe Gideri : 418.113.361.52
- İptal Edilen Ödenek : 37.364.251.64
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 15.815.501.32
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
06- SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
1.– Sayıştay Başkanlığı
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
KODU Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 18.158.700
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
02 Savunma
Hizmetleri 35.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 122.068.430
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 1.900.000
TOPLAM 142.162.130
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri
kabul edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.– Sayıştay Başkanlığı
2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 125.900.053.97
- Bütçe Gideri : 94.475.057.64
- İptal Edilen Ödenek : 31.424.996.33
- Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 1.819.428.37
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayıştay Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
03 - ANAYASA MAHKEMESİ
BAŞKANLIĞI
1.– Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
KODU Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 6.684.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 18.034.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 24.718.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.– Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 16.311.503.00
- Bütçe Gideri : 10.316.803.22
- İptal Edilen Ödenek : 5.994.699.78
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir.
Yargıtay 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
04- YARGITAY
1.– Yargıtay 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
KODU Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 21.897.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 81.233.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 103.130.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Yargıtay 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Yargıtay 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Yargıtay 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 57.744.138.00
- Bütçe Gideri : 57.488.057.97
- Ödenek Üstü Gider : 47.693.06
- İptal Edilen Ödenek : 303.773.09
BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Yargıtay 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Danıştay 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
05 - DANIŞTAY
1.– Danıştay 2012 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
ÖDENEK CETVELİ
KODU Açıklama (TL)
01 Genel
Kamu Hizmetleri 9.449.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
03 Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 61.213.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
09 Eğitim
Hizmetleri 80.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
TOPLAM 70.742.000
BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danıştay 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir.
Danıştay 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.– Danıştay 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı
BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
A – C E T V E L İ
(TL)
- Toplam Ödenek : 46.882.686.00
- Bütçe Gideri : 46.476.782.05
- İptal Edilen Ödenek :