DÖNEM: 24 CİLT: 6 YASAMA YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
29’uncu Birleşim
6 Aralık 2011 Salı
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALARI
1.- Kayseri Milletvekili İsmail
Tamer’in, Kayseri Kış Sporları ve Turizm Merkezi Projesi’ne ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin
Türkoğlu’nun, Osmaniye ilinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem konuşması
3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın,
patates üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- 24/11/2011
tarihinde kabul edilen 6250 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine
Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un Türkiye Büyük Millet
Meclisince bir daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/653)
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, tüketici hakları alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/77)
2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, güvenlik güçlerince toplumsal gösterilerde kullanılan plastik mermi,
gaz bombası ve biber gazının yol açtığı sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/78)
3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, Yargı bağımsızlığı ile yargı sistemine ilişkin sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/79)
C) Önergeler
1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın,
Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin
(2/12) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/15)
VI.-
ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın
görüşme gün ve saatleri ile konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
B) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına TRT ile ilgili iddiaların bütün
boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması
önergesinin, Genel Kurulun 6/12/2011 Salı günkü
birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde
yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un Grubuna sataşması nedeniyle
konuşması
VIII.-
SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün,
Erzurum-Pasinler Kurdu Deresi üzerine gölet yapılıp yapılmayacağına ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/4) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Esenyurt
Devlet Hastanesinde doktorların darp edilmesine ve alınan önlemlere ilişkin
sözlü soru önergesi (6/6) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün,
Ardahan’daki uzman doktor sayısının artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi
(6/29) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün,
deniz ve havuzlardaki kirliliğe karşı alınacak önlemlere ilişkin sözlü soru
önergesi (6/39) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
5.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in,
Beydağ ve Bayındır’daki sağlık hizmetlerinin yetersizliği iddialarına ilişkin
sözlü soru önergesi (6/45) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in,
Karaburun’daki sağlık hizmetlerinin yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru
önergesi (6/47) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
7.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in,
aile hekimlerinin ve yanlarında görev yapan sağlık personelinin yetersizliği
iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/50) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı
8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun,
sezaryen doğum oranına ilişkin sözlü soru önergesi (6/51) ve Sağlık Bakanı
Recep Akdağ’ın cevabı
9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun,
Tokat Diş Hastanesi yapımına ve diş hekimi istihdamına ilişkin sözlü soru
önergesi (6/59) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
10.- Çanakkale Milletvekili Ali
Sarıbaş’ın, internet bağımlılığını önlemek için yapılan çalışmalara ilişkin
sözlü soru önergesi (6/208) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, muayene ücretlerine ilişkin sözlü soru
önergesi (6/221) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Kozan Devlet Hastanesinin doktor ihtiyacına
ilişkin sözlü soru önergesi (6/237) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
13.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Esenyurt
Devlet Hastanesinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi
(6/262) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
14.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Bahçeşehir’in
hastane ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/266) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı
15.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, kamu hastaneleri ve tıp
fakültelerinden ayrılan doktorlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/277) ve
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
16.- İstanbul Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin, Devlet ve üniversite hastanelerinde görev yapan doktorların
istifalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/284) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı
17.- İstanbul Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin, İstanbul Esenyurt Devlet Hastanesinin
kapasitesinin artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/292) ve Sağlık
Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
18.- İstanbul Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin, İstanbul-Başakşehir’in Devlet hastanesi
ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/294) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı
19.- Antalya Milletvekili Arif
Bulut’un, Antalya’da açılan Talasemi Merkezine
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/296) (Cevaplanmadı)
20.- Muğla Milletvekili Nurettin
Demir’in, Datça Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/298) (Cevaplanmadı)
21.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Büyükçekmece’nin Devlet
hastanesi ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/302) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı
22.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sözleşmeli personel uygulamasına ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/348) (Cevaplanmadı)
23.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki sağlık personeli ile araç ve
gereç ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/351)
(Cevaplanmadı)
24.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, hekimlerin ve sağlık personelinin maruz kaldığı
şiddet olaylarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/355)
(Cevaplanmadı)
25.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bazı mahallelerin sağlık tesisi
ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/374) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı
26.- İstanbul Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin, bazı mahallelerin sağlık tesisi ihtiyacına ilişkin sözlü soru
önergesi (6/399) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
27.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul’da bir semt polikliniğinin hizmet
kapasitesinin geliştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/435) ve Sağlık
Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
28.- İstanbul Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin, İstanbul’da bir semt polikliniğinin hizmet kapasitelerinin
geliştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/445) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı
IX.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S.
Sayısı: 21)
X.-
OYLAMALAR
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması
XI.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, Trakya’da kanser vakalarının arttığı
iddialarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/665)
2.- İstanbul Milletvekili Faik
Tunay’ın, üniversite hastanelerinin Bakanlığa devredileceği iddialarına ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/751)
3.- İstanbul Milletvekili Faik
Tunay’ın, Tekirdağ Çorlu bölgesinde artan kanser vakalarına ilişkin sorusu ve
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/753)
4.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in,
TBMM Genel Kurulunda terörle ilgili yaptığı bir konuşmasına ilişkin sorusu ve
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/1012)
5.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’na ilişkin Başbakandan sorusu ve
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/1032)
6.- Antalya Milletvekili Mehmet
Günal’ın, doğal gaz alım ve satımının özel sektöre devrinin yaratacağı
sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/1065)
7.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza
Yalçınkaya’nın, Türkiye Taşkömürü Kurumunda çalışan işçilerin kömür
alacaklarına ve yoksul ailelere yapılan kömür yardımına ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1071)
8.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, kamuda çalışma gün ve saatlerinin yeniden
düzenlenmesiyle ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1188)
9.- Ankara Milletvekili Zühal
Topçu’nun, uzman yardımcılığı mülakat sınavlarına ve bu sınavlara yapılan
itirazlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/1285)
10.- Kocaeli Milletvekili Lütfü
Türkkan’ın, Florya Atatürk Deniz Köşklerinde düzenlenen bir yemeğe ilişkin
sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı
(7/1365)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açıldı.
Başkanlık Divanı teşekkül etmediğinden 6 Aralık 2011 Salı günü
saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 14.01’de son verildi.
Sadık YAKUT
Başkan Vekili
II.- GELEN KâĞITLAR
No:
41
5
Aralık 2011 Pazartesi
Raporlar
1.- Güneydoğu Avrupa Afetlere Hazırlık
ve Önleme Girişiminin Kurumsal Çerçevesi Hususunda Mutabakat Muhtırasının ve
Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/346) (S. Sayısı: 84) (Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)
2.- İslam Konferansı Örgütü Şartının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/443) (S. Sayısı: 85) (Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İzinsiz İkamet Eden Şahısların
Geri Kabulüne Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/455) (S. Sayısı: 86) (Dağıtma tarihi:
05.12.2011) (GÜNDEME)
4.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87)
(Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)
5.-
2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim
Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına
Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.
Sayısı: 88) (Dağıtma tarihi: 05.12.2011) (GÜNDEME)
Sözlü
Soru Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, bir caminin elektriğinin kesilmesine ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/570) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
2.- İstanbul Milletvekili Erdoğan
Toprak’ın, Sincan-Kayaş hattında çalışan banliyö trenlerinin hizmet vermemesine
ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi
(6/571) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’a köprülü kavşak yapılmasına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/572) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, Klavuzlu Barajı’nın elektrik üretimi
ihalesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi
(6/573) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’a yeni bir organize sanayi bölgesi kurulmasına
ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/574)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, TEİAŞ’ın Kahramanmaraş İşletme ve Bakım Müdürlüğünün grup
müdürlüğü yapılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/575) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş Organize Sanayi Bölgesine doğal gaz bağlanmasına
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/576)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
8.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Seyhan Ovası Projesine ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/577) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’ya yapılan ve yapılacak yatırım ve
projelere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/578)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
10.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, ataması yapılmayan öğretmenlere ilişkin Milli
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/579) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Doğu Akdeniz’de yürütülen petrol ve doğal gaz
arama çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/580) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
Yazılı
Soru Önergeleri
1.- Diyarbakır Milletvekili Emine
Ayna’nın, Kartepe Deniz Otobüsünün kaçırılması
sonrasında düzenlenen operasyonla ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1457) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
2.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın,
Suriye’deki muhalif gruplara silah ve lojistik desteği sağlandığı iddialarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1458) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
3.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Kahramanmaraş’ta eğitimin fiziksel altyapısı ve
okur yazar oranlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1459)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
4.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın,
yabancı sermayeli bankalara borçları olan çiftçilerin sorunlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1460) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın,
çiftçilerin kredi borcu nedeniyle yaşadıkları mağduriyete ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1461) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Türk Akreditasyon Kurumuna ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1462) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
7.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın,
küçük esnafın büyük mağazalar ile alışveriş merkezlerinden kaynaklanan
mağduriyetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1463) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
8.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da faaliyet gösteren ticari taksilerin
sorunlarına ve korsan taksiciliğin önlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1464) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
9.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim
Binici’nin, Abdullah Öcalan’ın avukatlarının gözaltına alınmasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1465) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
10.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan
Köktürk’ün, cezaevinde yaşamını yitiren MİT eski görevlisiyle ilgili bazı
iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1466) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2011)
11.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın,
cezaevinde yaşamını yitiren MİT eski görevlisiyle ilgili bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1467) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
12.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay
Ekşi’nin, Anadolu Ajansı Genel Müdürüyle ilgili bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1468) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
13.- Hatay Milletvekili Refik
Eryılmaz’ın, Suriye’deki muhalif gruplara çeşitli taahhütlerde bulunulduğu
iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1469) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
14.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün,
Van depremzedelerinin sorunlarına ve hasar tespit çalışmalarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1470) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
15.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik
Çirkin’in, Hatay ve ilçelerinde yapılan kömür yardımına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1471) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
16.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan
Köktürk’ün, görev yeri değiştirilen ve emekliliğini isteyen hâkim ve savcılara
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1472) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
17.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, cezaevlerindeki kadın tutuklu ve
hükümlüler ile çocuklara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1473) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
18.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Abdullah Öcalan ile terör örgütü arasında
kuryelik yaptığı suçlaması ile tutuklanan avukatlara ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1474) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
19.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, usulsüz dinlemelere ve teknik takibe
alınanlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1475) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
20.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, cezaevlerinde meydana gelen ölümlere ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1476) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
21.- Adana Milletvekili Muharrem
Varlı’nın, elektrik fatura bedelleri ile ilgili açılan davalara ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1477) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
22.- Osmaniye Milletvekili Hasan
Hüseyin Türkoğlu’nun, bölücü terör örgütü lideriyle ilgili yeni açılan dava
olup olmadığına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1478)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
23.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar Ceza İnfaz Kurumu Projesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1479) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
24.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın,
icra takip dosyalarının sayısına ve bu verilerin ekonomik gelişmelerle
bağlantısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1480)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
25.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Bakanlığın cezaevlerindeki kadın tutuklu
ve hükümlüler ile çocuklara sağladığı desteklere ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1481) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
26.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1482) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
27.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/1483) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
28.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, pamuk üreticilerinin ve tekstil sektörünün sorunlarına ilişkin Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/1484) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
29.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar Organize Sanayi Bölgesinin altyapı çalışmalarına ilişkin
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/1485) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
30.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’ün bazı mahallelerindeki tapu ve yapı
ruhsatı sorununa ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1486) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
31.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın,
yapı denetim firmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1487) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
32.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1488) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
33.- Gaziantep Milletvekili Mehmet
Şeker’in, çevre ve şehircilik il müdürlerinin mezun oldukları okullar ve
uzmanlık alanlarına ve bir biyoloğun il müdürü olarak atanmasına ilişkin Çevre
ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1489) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2011)
34.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1490) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
35.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, terör örgütünün ilaçta yaşanan yolsuzluklarla
bağlantısına ve alınan önlemlere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1491) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
36.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ilaç takip sistemine ve terör örgütünün ilaçta
yaşanan yolsuzluklarla bağlantısına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1492) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
37.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1493) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
38.- Adana Milletvekili Muharrem
Varlı’nın, elektrik faturalarına yansıtılan bazı bedellere ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1494) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
39.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TKİ tarafından toz kömür satışlarının
yapılmaması nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1495) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
40.- Bursa Milletvekili İlhan
Demiröz’ün, zeytin üreticilerine prim desteği verilmesine ilişkin Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1496) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
41.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1497) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
42.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, TKDK’nın Uzman ve Destek Personel
Alımı Seçme Sınavının iptali ve yaşanan mağduriyete ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1498) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
43.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, zeytinyağı üretimine ve lisanslı depoculuğun desteklenmesi ve
yaygınlaştırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1499) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
44.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, tütün üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1500) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
45.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, zeytin ve zeytinyağı üretimindeki hedeflere ilişkin Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1501) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
46.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, 2012 yılı kamu yatırımları programındaki tarımsal yatırımlara ve
Manisa’nın payına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1502) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
47.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar’da kurulması planlanan Zeytin ve Zeytinyağı İhtisas Organize
Sanayi Bölgesi çalışmalarına ve zeytinyağı destekleme primlerine ilişkin Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1503) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
48.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’da tütün üretimi ve üreticisi sayısındaki azalmaya ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1504) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
49.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, zeytinyağının iç tüketiminin artırılmasına yönelik çalışmalara
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1505)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
50.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’da pamuk üretim alanı ve üreticisi sayısındaki azalmaya
ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1506)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
51.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, TKDK’nın Uzman ve
Destek Personel Alımı Seçme Sınavının iptali ve yaşanan mağduriyete ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1507) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25/11/2011)
52.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da meydana gelen depremler sonrasında
yaşanan mağduriyete ve bunun sorumlularına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1508) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
53.- Diyarbakır Milletvekili Emine
Ayna’nın, Dicle’de düzenlenen bir askerî operasyon sırasında bir sivilin hedef
alındığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1509)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
54.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’ün bazı mahallelerindeki tapu ve yapı
ruhsatı sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1510)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
55.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul’da servis taşımacılığı yapan esnafın
mağduriyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1511)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
56.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Ümraniye’nin mülkiyet ve altyapı
sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1512) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
57.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Ümraniye’de ulaşımda yaşanan bazı
sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1513) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
58.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Tuzla’da ulaşımda yaşanan bazı
sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1514) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
59.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, dijital ekranlı radar sistemi uygulamasına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1515) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
60.- İstanbul Milletvekili Ali
Özgündüz’ün, İstanbul’daki depreme karşı güçlendirme çalışmalarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1516) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
61.- Mersin Milletvekili Ali Rıza
Öztürk’ün, Van Valisinin kişisel internet sitesindeki 365 yeni yatırımla ilgili
dosyaya ve bu yatırımların akıbetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1517) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
62.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi
Baydar’ın, Bakanlıktaki bazı kadroların uzman kadrosunda birleştirilmesine
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1518) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
63.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar Sigara Fabrikasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1519) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
64.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, 2002’den bu yana öğretmen maaşlarının reel artış
oranına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1520)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
65.- Iğdır Milletvekili Pervin
Buldan’ın, Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesinin çalışmalarına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1521) (Başkanlığa geliş tarihi:
24/11/2011)
66.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da deprem sonrasında öğretmenlerin
yaşadıkları sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1522) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
67.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da eğitim ve öğretime ara verilmesine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1523) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
68.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1524) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
69.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran
Bulut’un, öğretmenlere yapılan ek ödeme oranlarının artırılmasına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1525) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
70.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın,
Manisa’ya yapılan eğitim yatırımlarına ve bunun yeterliliğine ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1526) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
71.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1527) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
72.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’da yapımı devam eden ve planlanan projelere ilişkin Orman ve
Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1528) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
73.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’daki depolama ve sulama projelerine ilişkin Orman ve Su İşleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1529) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
74.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar-Gördes Sulama Projesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1530) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
75.- Iğdır Milletvekili Pervin
Buldan’ın, biber gazının insan sağlığına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1531) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
76.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1532) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
77.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, terör örgütünün ilaçta yaşanan yolsuzluklarla
ve aile hekimliğinin uygulamasının suiistimali ile bağlantısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1533) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
78.- Bursa Milletvekili İlhan
Demiröz’ün, Bursa-Balıkesir-İzmir Otoyol Projesinin Bursa il sınırlarındaki
otoyol güzergâhına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1534) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
79.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1535) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
80.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa-Akhisar-Balıkesir yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1536) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
81.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Manisa’nın kamu yatırımları programı kapsamında ulaştırma ve
haberleşme alanında aldığı paya ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1537) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
82.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar-Gördes-Köprübaşı yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1538) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
83.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Bandırma-Balıkesir-Manisa-Menemen yolu çalışmalarına ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1539)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
84.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Bergama-Soma-Akhisar yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1540) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
85.-
Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, elektrifikasyon sinyalizasyon ve
telekomünikasyon tesisleri yapımı ve altyapı iyileştirmesi projesine ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1541)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
86.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Akhisar-Sındırgı yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1542) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
87.- Manisa Milletvekili Erkan
Akçay’ın, Salihli-Gölmarmara-Akhisar yolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1543) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/11/2011)
88.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Aday Konsolosluk ve İhtisas Memurluğu Sınavına
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1544) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
89.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1545) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
90.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan
Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin Gençlik ve Spor
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1546) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/11/2011)
91.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın,
Adana RTÜK Bölge Temsilciliğinin tasfiye edilmesine ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/1547) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/11/2011)
92.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün, Iğdır Borolan Sınır Kapısının açılmasına ilişkin
Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/1548) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2011)
93.- Konya Milletvekili Mustafa
Kalaycı’nın, Konyaspor-Güngörenspor futbol maçının
yayınına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi
(7/1549) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/11/2011)
Süresi
İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, 12 Haziran seçimleri nedeniyle görevlerinden
istifa eden kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5)
2.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, kayıt dışı ekonomiye ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/56)
3.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, tutukluluk sürelerine ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/57)
4.- Balıkesir
Milletvekili Namık Havutça’nın, gözaltına alınan ve
tutuklanarak ceza alan gazetecilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/144)
5.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli ceza ve
tutukevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler ile davalarla ilgili istatistiki
bilgilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/146)
6.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, spor kulüpleri ile
hâkim ve savcılar arasındaki bağlantı iddialarına ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/147)
7.- İstanbul
Milletvekili Ali Özgündüz’ün, cezaevlerinde bulunan tutukluların tutukluluk
sürelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/148)
8.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Adalet Bakanlığı
personeline ödenen yol harcırahlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/149)
9.- Ankara
Milletvekili Levent Gök’ün, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta meydana gelen olaylara
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/151)
10.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Hayata Dönüş Operasyonunda kimyasal silah
kullanıldığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/152)
11.- Giresun
Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, eski hükümlülerin çalışma haklarına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/153)
12.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Ergenekon davası
tutuklularının cezaevi koşullarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/154)
13.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi hasar tespit
raporları sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlıklara ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/155)
14.- İstanbul
Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın, İstanbul Adalet Sarayına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/156)
15.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısına suikast iddiasıyla açılan
soruşturmanın akıbetine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/157)
16.- Denizli
Milletvekili Adnan Keskin’in, Deniz Feneri ve Balyoz davalarına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/158)
17.- İstanbul
Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İstanbul Çengelköy’de yapılan Hâkimevine
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/159)
18.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Eti Gümüş A.Ş.
İşletmesine açılan davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/161)
19.- Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba’nın, İstanbul 11. Ağır Ceza
Mahkemesinin aldığı bir kararla ilgili iddialara ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/162)
20.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Deniz Feneri davası ile
ilgili bazı iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/163)
21.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, terör örgütü ile yürütüldüğü iddia edilen
müzakerelere yönelik yapılan çalışmalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/164)
22.- Adıyaman
Milletvekili Salih Fırat’ın, yanarak hayatını kaybeden tutuklu ve hükümlülerin
nakillerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/165)
23.- İzmir
Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Kütahya, İzmir ve Uşak’ta çeşitli madenlerin
yol açtığı zehirlemelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/388)
24.- İzmir
Milletvekili Aytun Çıray’ın, Etlik Sağlık
Kompleksinin ihalesi hakkındaki iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/390)
25.- Tokat
Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/392)
26.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Niksar’a yapılacak yeni hastaneye ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/393)
27.- Mersin
Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Aile Hekimliği Bilgi Sistemindeki bilgilerin
korunmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/395)
28.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Lüleburgaz, Kırklareli ve Babaeski
hastane projelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/396)
29.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Eti Gümüş A.Ş.
üretim tesislerinde çalışan personelin sağlık sorunlarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/397)
30.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, özel hastaneler ve Devlet
hastanelerinde vatandaşlardan alınan katılım payına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/398)
31.- Antalya
Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’da tetanoz aşısı sıkıntısı yaşandığı iddialarına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/399)
32.- İzmir
Milletvekili Aytun Çıray’ın, Ödemiş ve Bayındır’ın
hastane ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/400)
33.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, cezaevlerinde bulunan tutuklu ve
hükümlülerin yaşam koşullarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/414)
34.- Bursa
Milletvekili Sena Kaleli’nin, Cumhurbaşkanı seçimi takvimi ve Anayasa
değişikliğinin amacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/762)
35.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, belediyeler ve mahalli
idarelerde çalışan sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/763)
36.- İstanbul
Milletvekili İhsan Barutçu’nun, terör ve terörle mücadele kapsamında pişmanlık
yasalarına ve uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/764)
37.- Bursa
Milletvekili Necati Özensoy’un, bazı bürokratlar hakkındaki çeşitli iddialara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/765)
38.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa Teknik Üniversitesi kampüsünün
yapımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/766)
39.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, SHÇEK Manisa İl Müdürlüğü binası inşaatına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/767)
40.- Hatay
Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, olağanüstü hal şartlarının oluşup oluşmadığına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/771)
41.- Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, terör olaylarındaki istihbarata ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/772)
42.- Bursa
Milletvekili Necati Özensoy’un, terör örgütüyle ilgili bir açıklamasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/773)
43.- Aydın
Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, demokratik açılım
projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/774)
44.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, bazı soruşturma ve
davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/778)
45.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, 633 sayılı KHK’ye ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/779)
46.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, sosyal yardımların ve hizmetlerin tek çatı altında
toplanmasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/780)
47.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, özürlülerin istihdam oranına ilişkin Aile ve
Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/781)
48.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, özürlülerin sorunlarına ve alınacak önlemlere
ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/782)
49.- Tekirdağ
Milletvekili Candan Yüceer’in, özürlü kadınlara ilişkin Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/783)
50.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, kredi kartı kullanımına ilişkin Başbakan
Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/784)
51.- Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, otomobil ve ev
kredisi kullanan vatandaşlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/785)
52.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, GDO’lu ürünler ve
olumsuz etkilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/788)
53.- Hatay
Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, tohum üreticileri ve ithalatına ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/789)
54.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, tarım ve kırsal kalkınma yatırımlarına ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/790)
55.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, kaçakçılık yapan bir
kişinin İran askerleri tarafından öldürülmesi iddialarına karşı yapılan
işlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/795)
56.- Şanlıurfa
Milletvekili İbrahim Binici’nin, taziye ziyaretinin emniyet güçlerince
engellendiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/796)
57.- Yozgat
Milletvekili Sadir Durmaz’ın, 4483 sayılı Kanun
gereğince incelemeye alınan belediyelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/797)
58.- Gaziantep
Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, bir kaymakamın sendika temsilcisi olan bir
eğitimciye hakaret ettiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/798)
59.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, özel harekât polislerine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/799)
60.- Bingöl
Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de uyuşturucu
kullanma oranına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/800)
61.- Muş
Milletvekili Demir Çelik’in, Mardin-Nusaybin’de barikat kurdukları iddiasıyla
gözaltına alınan çocuklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/801)
62.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, yerel yöneticiler
hakkında açılan soruşturmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/802)
63.- Yozgat
Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat İl Özel İdaresi
personelinin mağduriyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/803)
64.- Bingöl
Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır-Kocaköy
Sağlık Merkezinde nöbetçi doktorun darp edildiği iddialarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/804)
65.- İstanbul
Milletvekili Ercan Cengiz’in, Sultangazi’nin bazı
mahallelerinde iptal edilen tapu tahsis belgelerine ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/805)
66.- Kastamonu
Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu Şeker Fabrikasının özelleştirme sonrası
kapatılacağı iddialarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/806)
67.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, TEDAŞ ve bağlı şirketlerde
çalışan kapsam dışı personelin mağduriyetlerine ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/807)
68.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, müdür yardımcılığı ve
başyardımcılığı sınavına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/808)
69.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, öğretmen açığına ve ikili öğretim yapan okul
sayılarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/809)
70.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, kayıt döneminde veliden para talep eden
okullara açılan soruşturma ve verilen cezalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/810)
71.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, il milli eğitim müdürü, ilçe milli eğitim
müdürü, okul ve kurum müdürü olarak görev yapanlara yönelik rotasyon
uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/811)
72.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, yurt dışında sürekli görevlendirilecek personele
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/812)
73.- Adana
Milletvekili Ali Halaman’ın, kamu kurum ve
kuruluşlarındaki taşeron firma çalışanlarının sorunlarına ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/818)
74.- Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, terör örgütünün arkasındaki uluslararası
güçlerle ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ)
yazılı soru önergesi (7/820)
75.- Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, THY uçaklarında 13
numaralı koltuk bulunmamasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/823)
76.- Yozgat
Milletvekili Sadir Durmaz’ın, bazı hızlı tren
projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/824)
77.- İstanbul
Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, tren teşkil
memurlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/825)
No:
42
6
Aralık 2011 Salı
Cumhurbaşkanınca
Geri Gönderilen Kanun
1.- 24.11.2011 Tarihli ve 6250 Sayılı
Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi (1/535)
(Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2011)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, tüketici hakları alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi. (10/77) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)
2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, güvenlik güçlerince toplumsal gösterilerde kullanılan plastik mermi,
gaz bombası ve biber gazının yol açtığı sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi. (10/78) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)
3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, yargı bağımsızlığı ile yargı sistemine ilişkin sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/79) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)
06
Aralık 2011 Salı
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati:15.00
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 29’uncu Birleşimini açıyorum.
III.-
Y O K L A M A
BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama
yapacağız.
Yoklama için beş dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, Kayseri Kış
Sporları ve Turizm Merkezi Projesi hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili
İsmail Tamer Bey’e aittir.
Buyurun Sayın Tamer. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.-
Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Kayseri Kış Sporları ve Turizm Merkezi
Projesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması
İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; kış turizmi master planının
üçüncü ayağı olan kış turizm merkezinin tanıtımını yapmak adına söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kayseri Büyükşehir Belediyesi turizm
mastır planı üç ayaklı bir projeden oluşmaktadır.
Bunlardan birincisi Kapadokya bölgesi projesi, ikincisi Kayseri projesi,
üçüncüsü de, bugün bahsedeceğimiz Erciyes kış turizmi projesidir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde kış
turizmi denince akla, Uludağ, Kartalkaya, Palandöken,
Erciyes, Kartepe, Sarıkamış, Saklıkent, Elmadağ, Bolkar, Davras, Bitlis, Bingöl,
Zigana ve Bubi dağlarındaki kayak merkezleri gelir; ancak Erciyes’in çok özel
bir yeri vardır.
Erciyes Dağı, 2005 yılında yürürlüğe
giren Büyükşehir Belediye Kanunu ile belediye sınırlarına dâhil olmuştur ve
2007 yılında iki yıl süren bir proje ortaya konmuştur.
Değerli milletvekilleri, Erciyes Dağı,
3917 metre yükseklik ile Kayseri’nin bir sembolüdür.
Bu
proje beş ana başlık altında toplanmaktadır ve 26 milyon metrekareye
yapılmaktadır: Birincisi mekanik tesisler, yani lifler ve teleferik sistemleri;
ikincisi karlama üniteleri, on adet karlama ünitesi mevcuttur; diğeri sosyal
tesisler, bunlar, restoranlar, otoparklar, sağlık üniteleri, alışveriş
merkezleri, günübirlik alanlar, kayak tesisleri, cami, futbol sahaları ve 8.000
kişilik kongre merkezinden oluşmaktadır; konaklama tesislerinde, bugün mevcut
800 adet civarında olan yatak kapasitesini 5.000 adede çıkarmak
hedeflenmektedir; bir başka, 235 bin metreküp hacimli ve 65 bin metrekare alana
gölet yapım projesi de bu proje içerisindedir. Bu
projenin tamamı için 276 milyon avroluk bir yatırıma ihtiyaç vardır.
Bugün kayak merkezimizde mevcut pist
uzunluğu 9 kilometredir, çok çarpıcı bir ifadeyle, 160 kilometre pist yapımı
hedeflenmektedir.
Tabii, kış turizmi denince, burada
neler yapılacak? Alp tarzı kayak, kar sörfü, dönüş kayağı, serbest stil kayak
turları, kuzey disiplini, biatlon gibi kış sporu
aktiviteleri yapılabilir hâle gelecektir, ama bunun yanında yazla ilgili olarak
tırmanma, dağ yürüyüşü, dağ bisikleti, uçurtma ve paraşüt gibi yaz spor
aktiviteleri de burada yapılmaya başlanacaktır.
Proje ile 8 bin kişilik bir kongre
merkezi hedeflenmektedir. Yine, futbol sahaları ve futbol sosyal tesisleri
yapımı planlanmakta, özellikle futbol takımlarımıza burada kamp yapma imkânı
sağlanmış olacaktır. Kayak pistleri FIS kriterlerine
göre yapılmış olacak, bugün için 59 kilometresi de bitirilmiş durumdadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bu proje ile böylece Erciyes’te 15 Kasım ile 15 Nisan tarihleri arasında beş
aylık süresiz ve kesintisiz bir kayak sezonu öngörülmektedir. Buraya 235 bin
metreküplük bir gölet düşünülmekte, bu göletin ana
hedefi suni karlama ünitelerine de su temin ihtiyacını karşılamak olacaktır.
Hiçbir kayak merkezinde FIS kriterleriyle yapılan 160
kilometrelik ve 5 bin yatak kapasiteli bir merkez de yoktur.
Erciyes
Projesi’nin ana hedefleri: Kayseri şehrini turizmden istifade edilebilir hâle
getirebilmek, 3 bin kişiye iş imkânı sağlamak, 100 milyon avroluk doğrudan, 100
milyon avroluk da dolaylı olarak gelir sağlamak, kış turizmi ve kayak yapmaya
özgü araç ve gereçlerinin sanayisini buraya kurabilmek, şehirde sosyal
aktiviteyi canlandırabilmek ve her şeyden önemlisi de değişik şampiyonalara,
özellikle 2022 Kış Olimpiyatları’na aday bir şehir hâline getirebilmek en büyük
amaçlarımızdır.
Sayın Başbakanımız bu projeye büyük
destekler vermiştir, kendisine teşekkürlerimizi de arz etmek istiyorum. Bu
projenin önce Kayseri’ye, sonra ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyor,
tüm Genel Kurula saygı ve sevgilerimi iletiyorum.
Saygılarımla. (AK PARTİ ve BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tamer.
Sayın Sakık
ve Sayın Önder, söz talepleriniz var ama konuşma Erciyes’le ilgiliydi, merak
ediyorum Erciyes’le ilgili ne söyleyeceksiniz.
Gündem dışı ikinci söz, Osmaniye ili ve
sorunları hakkında söz isteyen Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na
aittir.
Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP
sıralarından alkışlar)
2.-
Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye ilinde yaşanan
sorunlara ilişkin gündem konuşması
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye)-
Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Osmaniye ili ve
sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Yukarı Çukurova’da Ceyhan Nehri’nin
doğu yakasında Gaziantep, Hatay, Adana ve Kahramanmaraş illeriyle çevrili
bulunan Osmaniye, tarihî İpek Yolu ve Türkiye'nin Orta Doğu’ya bağlantısını
sağlayan yol üzerinde kurulmuştur. Türklerden evvel sayısız medeniyete ev
sahipliği yapmış Osmaniye ve çevresine Türkler ilk defa 7’nci yüzyılda Abbasi
ordularıyla gelmiştir. Halife Harun Reşit’in uç beyi Faraç
Bey başta bugünkü Düziçi ilçesindeki Haruniye olmak
üzere bölgede birçok kale ve yerleşim yeri kurmuştur. 1850’li yıllarda asayişi
tesis etmek amacıyla Derviş Paşa komutasındaki Fırkai
Islahiye Osmaniye ve çevresindeki aşiretleri şehrin
bugünkü yerinde bulunan Hacıosmanlı köyüne
yerleştirmiştir. 1866 yılında Payas Cebelibereket Sancağı’na bağlı olan Osmaniye 1874 yılında Cebelibereket
Sancağı adını almıştır. Cebelibereket Sancağı cumhuriyetin ilanıyla beraber
1924 yılında vilayet olmuş, 1933 yılında ise Osmaniye Adana iline bağlı bir
kaza olmuştur. 1996 yılında tekrar il statüsü alan bugünkü Osmaniye, 7 ilçesi,
9 beldesi, 161 köyü ve 480 binin üzerinde nüfusuyla Doğu Akdeniz havzasında ve
Çukurova’da parlamaya hazır bir yıldız olarak beklemektedir.
Osmaniye, rakamları itibarıyla hak
ettiği yerde bulunmamaktadır. Sahip olduğu nüfus miktarı açısından bugün 42’nci
sırada bulunan Osmaniye, DPT’nin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında 2003
yılında 47’nci sıradayken, 2010 yılında yeniden yapılan değerlendirmede 51’inci
sıraya gerilemiştir. Osmaniye, sağlık sektörü gelişmişlik sıralamasında ise
62’nci sıradadır.
Sahip olduğu araziler ve coğrafi ve
konum itibarıyla Osmaniye göç alan ve hızla kentleşen bir vilayetimizdir. Bu
çerçevede, işsizlik devletin rakamlarıyla Türkiye’de yüzde 11’lerde
seyrederken, Osmaniye’de yüzde 15’lerde seyretmektedir. Buna rağmen yeşil
kartlı insan sayısı oran olarak diğer illerde ortalama yüzde 20’nin
üzerindeyken Osmaniye’de yüzde 16 civarındadır.
Tarıma dayalı ekonominin hâkim olduğu
Osmaniye’de Türkiye toplam yer fıstığı üretiminin yüzde 50’ye yakını, toplam kırmızı turp üretiminin yüzde 80’i -daha doğrusu Kadirli
ilçesinde- yapılmaktadır. Ancak Osmaniye’nin denize kıyısı olmaması,
dolayısıyla da ürettiklerini kendi limanından ihraç edememesi, ekonomisinin
gelişmesini engelleyen en büyük etkenlerden birisidir.
Osmaniye’nin en büyük sorunlarından bir
diğeri ise yayla evlerinin orman arazileri üzerinde olmasıdır. Yayla sorunu,
bölgede yaşayan 30 bin ailenin sorunudur. Osmaniye halkı, tüm diğer yayla
sorunu olan bölgeler gibi, yüce Meclisten bu sorunun çözümüne ilişkin yasal
düzenleme beklemektedir.
Türkiye’de toplam duble
yol 20 bin kilometre civarında iken maalesef Osmaniye duble yolun ancak 55
kilometresine sahiptir. Osmaniye-Gaziantep duble yolu
inşaatı çok yavaş bir şekilde ilerlemektedir. Ayrıca yol üstünde bulunan
Çardak, Çona, Dereli, Issızca, Dervişiye,
Tehçi ve Aslaniye
köylerinde yaşayan halkın tarım alanlarına ulaşması için duble
yol geçişleri de önemli bir problem teşkil etmektedir. Osmaniye-Kadirli,
Kadirli-Andırın duble yolları ve bunun yanı sıra
Düziçi’nden Andırın’a ve köylerine giden yolların da
kara yolu ağına alınarak yapılması gerekmektedir.
Yüksekliği 12,60 metre yükseltilmek
suretiyle 3.112 hektar alanın ilave olarak sulanmasına imkân sağlayacak olan
Mehmetli Barajı’nın yükseltilmesi işi bir an evvel hayata geçirilmelidir.
Düziçi Çatak Barajı’nın da ne olacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Tek başına Türkiye yer fıstığı
üretiminin yüzde 50’ye yakınını gerçekleştiren Osmaniye çiftçisinin,
sertifikalı tohumluk, hasat sonrası yer fıstığının ilkel yöntemlerle kurutulma
sorunu, üreticinin elinde yer fıstığı mevcut iken ithalata müsaade edilmesi ve
teşvikten yoksun bırakılan yer fıstığı ihracatı hususları belli başlı
sorunlarıdır. Bu çerçevede, yer fıstığı üretici birliklerinin kurulması ve yer
fıstığının diğer yağlı tohumlar gibi destekleme kapsamına alınması önem arz
etmektedir.
Mersin, Adana ve Hatay’la birlikte
Osmaniye’nin de istihdam, üretim gibi birçok alanda sorunlarına çözüm olacak
Doğu Akdeniz havzasındaki Ceyhan enerji ihtisas bölgesinin bir an evvel
faaliyete geçmesi gerekmektedir.
Bu bölgede, lüzumsuz siyasi polemikler
ve rant beklentisi içindeki siyasetçileri bir kenara
iterek, bölgenin kalkınmasına hizmet edecek organize sanayi bölgelerinin
desteklenmesi gerekmektedir. Bununla da yetinilmeyerek enerji ihtisas
bölgelerinden başka tarım ihtisas bölgelerinin de yasal altyapısının
oluşturulması ve hayata geçirilmesi millî ekonomiye ve bölgeye önemli katkı
sağlayacaktır.
Osmaniye, kamu binalarının deprem
açısından gözden geçirilmesi gereken, ilk, orta ve yükseköğrenim öğrencileri
için barınma sorununun hat safhada olduğu, Bahçe ilçesinde ıslaha muhtaç ve
şehri tehdit eden dere yataklarının bulunduğu, spor tesisleri açısından oldukça
yetersiz bir ildir. Bu konuda devlet kurumlarının ilgi ve desteğine muhtaç…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Türkoğlu.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) –
61’inci Hükûmetin de programında 57’nci cumhuriyet Hükûmeti gibi Osmaniye’ye öz
evlat gibi yaklaşacağı umuduyla Türk milletinin milletvekillerini saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz,
patates üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Bolu Milletvekili Tanju
Özcan’a aittir.
Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından
alkışlar)
3.-
Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, patates üreticilerinin sorunlarına ilişkin
gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok
değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün buraya önemli bir yönetmelikten
bahsetmek üzere çıkmış bulunmaktayım.
Bu Yönetmelik 13 Ocak 2011 tarihinde
Resmî Gazete’de yayınlanan ve 31 Aralık 2011’de
yürürlüğe girecek olan bir yönetmelik. Adı: Bitki Pasaportu Sistemi ve
Operatörlerin Kayıt Altına Alınması Hakkında Yönetmelik.
Değerli milletvekilleri, bu
Yönetmelik’in iki tane hedefi var. Bunlardan bir tanesi, üç kuruşluk geliri
olan Türk köylüsünü kayıt altına almak, vergi mükellefi yapmak, diğeri de
patates üreticilerine ağır bir darbe vurmak.
Şimdi, değerli milletvekilleri, hepiniz
biliyorsunuz, Türkiye'nin yüzde 70’i kayıt dışı. Siz Türkiye’de AKP Hükûmeti
olarak zengini -düzenden beslenen zengini- yandaş firmaları, bıyıklı
yabancıları kayıt altına alamazken üç kuruşluk geliri olan Türk köylüsünü vergi
mükellefi hâline getirmeye çalışıyorsunuz. Köylünün patatesten, buğdaydan elde
ettiği üç kuruşluk gelirin bir kısmını da vergi olarak almaya çalışıyorsunuz, sinekten
yağ çıkartıyorsunuz. Bu sebeple, benim bu Yönetmelik’i kabul edebilmem mümkün
değil.
Bu Yönetmelik’in bir de ikinci yönü var
değerli milletvekilleri. Bu Yönetmelik, gerçekten patates üreticilerine çok
ciddi anlamda bir darbe vuruyor. Bu Yönetmelik’in 6’ncı maddesine bakarsanız,
yemeklik patates üretiminin, ekiminin üç yıl süreyle bu yıldan itibaren
yapılamayacağını görürsünüz. Bu da demektir ki 2015 yılına kadar Bolu’daki,
Niğde’deki patates üreticisi patatesten 1 kuruşluk gelir elde edemeyecek demektir.
Sayın Bakanım burada, ben kendisine
açıkça sormak istiyorum: Siz köylüyü hazırlıksız olarak yakaladınız. Bu yıldan
itibaren patates ektirmeyeceksiniz. Tebligatlar yapıldı il müdürlükleri
tarafından ama köylü patatesten elde edeceği gelire güvenerek oğlunu evlendirdi
veya bir borç yükü altına girdi. Yarın, herhangi bir köylünün evine haciz
gelirse, icra memuru o köylünün evinden mal kaldırırsa siz, Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı olarak başınızı yastığa huzurla koyabilecek misiniz? Bunun
cevabını sizden istiyorum.
Değerli milletvekilleri, maalesef
Türkiye enteresan bir ülke hâline geldi. AKP döneminde oyu
veren köylü, cezalandırılan köylü. AKP döneminde Uruguay’dan angus ithali serbest, patates ekmek yasak. Yine AKP
döneminde İsrail’den sıfır gümrük vergisiyle süt tozu ithal etmek serbest,
köylünün sütünü makul bir fiyatla satması yasak. Kusura bakmayın ama böyle
yönetmelikler, böyle düzenlemeler olmaz.
Değerli arkadaşlar, burası Türkiye
Cumhuriyeti, burada kurullar var, kurallar var. Sayın Bakan kusura bakmasın ama
Türkiye Cumhuriyeti Mehdi Ağa’nın çiftliği değil, Türk köylüsü de Mehdi Ağa’nın
marabası değil. Böyle düzenlemeler olmaz. Ben Sayın Bakana şunu söylemek
istiyorum: “Akşam düşündüm, sabah hayata geçirmek istiyorum. Ben nasıl istersem
bu şekilde yönetmelikler olur.” diyemezsiniz. Köylünün menfaatini korumak
zorundasınız. Bunu özellikle sizlere hatırlatmak istiyorum. Size de bir çağrıda
bulunuyorum: Ne olur sakin bir kafayla şu yönetmeliği okuyun. Vicdanınızın
sesini dinleyin. Gerçekten Türkiye’de köylüye ne kadar büyük zarar verdiğini
görün, ondan sonra ne yaparsanız yapın. Size başka bir şey söylemiyorum.
Değerli milletvekilleri, bir konu daha
var, Sayın Tarım Bakanı buradayken bunu da hızlı bir şekilde gündeme getirmek
istiyorum: Belki biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuz, Türkiye’deki fındık
üretiminin üçte 2’si Batı Karadeniz Bölgesi’nde yapılır, Giresun ve civarında
değil. Bu fındık üretiminin bir kısmını da Bolu’nun Mudurnu ilçesinin Taşkesti beldesi yapıyor. Taşkesti
beldemizin 22 tane köyünün 22’sinde de her hanenin fındık bahçeleri var. Hemen
yanında Sakarya’nın Dokurcun ilçesi var. Sakarya’nın Akyazı ilçesinin Dokurcun
beldesi var. Burada fındık destekleme kapsamında 22 köyün 22’sinde fındık
üretimi yapılan Taşkesti’ye herhangi bir destek yok.
Sayın Bakana gittim, bunu anlattım. “Sayın Bakanım öyle görünüyor ki sizler Taşkesti’yi unutmuşsunuz. Bizden önce görev yapan Bolu
milletvekilleri bunu size hatırlatmamış. Lütfen bu durumu düzeltin.” dedim.
Orası da Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası, Taşkesti
de Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası. Oradaki insanlar da ağırlıklı olarak
AKP’ye oy veriyor, Taşkesti’dekiler de. Peki, o zaman
Türkiye Cumhuriyeti’nin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak neden Taşkesti’yi ve Taşkestilileri
cezalandırıyorsunuz? Niçin Taşkesti’nin çoktan hak
ettiği fındık destekleme kapsamına girme ve destek alma hakkını Taşkestililere vermiyorsunuz? Bunun cevabını bekliyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Gündem dışı konuşmaya Hükûmet adına
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker cevap vereceklerdir.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, 60’a
göre söz istiyoruz vermiyorsunuz. Sayın Bakan kürsüye geldi, küçük bir
sorunumuz var. Dört ilin, Van, Ağrı, Bitlis, Muş, bu yıl pancarların hepsi
tarlada. İnsanlar mağdur. Deprem bölgesi… Bu konuda bir açıklama yaparsa çok
sevinirim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gündem dışı konuşmaya cevap vermek üzere
huzurlarınızdayım. Önce, Sayın Sırrı Sakık’ın
söylediği hususla ilgili bir açıklama yapayım.
Geçtiğimiz tarihlerde, haftalarda bir
beklenmedik don hadisesi vuku buldu Türkiye’nin bazı bölgelerinde, illerinde.
Özellikle, gerek patates gerekse bazı bölgelerde pancar bundan olumsuz
etkilendi. Bununla ilgili olarak bu bölgelerde mağdur olan vatandaşlarımızın
zirai kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararı
hazırlandı. O konuda kendilerine, o bölgede yaşayan vatandaşlarımıza Hükûmet
olarak bu şekilde bir yardımcı oluyoruz. Zaten genellikle bu tür afetlerle
ilgili olarak yapılabilen yardım bu. Biliyorsunuz sigorta da var. Gerçi bazı
ürünler sigorta kapsamında değil. Onlara da biz bu şekilde kararnameler yoluyla
yardımcı oluyoruz.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; patates ile ilgili olarak Türkiye’de yaklaşık
1,5 milyon dekar alanda, Nevşehir, Niğde, Ordu, Kayseri başta olmak üzere
yurdumuzun bazı bölgelerinde patates üretimi yapılıyor ve ortalama 4,5 milyon
ton civarında da, bu seneki tahminimiz de, TÜİK’in
tahmini de 4,6 milyon ton civarında patates üretiminin gerçekleşmesi. Bu
son dört yıl içerisinde yaklaşık patates üretiminde yüzde 10’luk bir artış var.
Burada, Türkiye’de geçtiğimiz yıllarda patates siğili denilen bir hastalık vuku
buldu. Büyük bir ihtimalle tabii bu önceki, eski tarihlerde meydana gelen bir
hastalık. Bununla ilgili tabii tedbir alınması lazım. Eğer
bu tedbir alınmazsa bu hastalığı yapan etken hızla yayılıyor ve o ülkede artık
sağlıklı patates üretilemez hâle geliyor. Bütün dünya bunu yaşamış. Yani bu
hastalığın çıktığı bölgelerde, dünyada böyle olmuş. Türkiye’de de 2004 yılında
Nevşehir, Niğde, Ordu ve Kayseri illerinde bu hastalık tespit edilmiş. Dolayısıyla bir tedbir alınması lazım böyle zamanlarda.
Peki, dünya nasıl tedbir alıyor? Dünya
bu hastalığın çıktığı bölgelerde üç yıl süreyle asgari patates ekilmemesini öngörüyor, ki toprak bu etmenlerden arınsın, temizlensin ve
risk oluşmasın, ki gelecekte de bu yapılabilsin, sürdürülebilsin. Aksi
takdirde, biz eğer bu tedbiri almazsak bu hastalık yayılır ve gelecekte hiçbir
şekilde bu defa, hiçbir zaman, değil üç yılda bir, hiçbir zaman hastalık
sebebiyle üretim yapılamaz hâle gelir.
Şimdi, bu virüsten arınılması
yaklaşık yirmi yılı buluyor. Bu kadar tehlikeli bir virüs. Peki,
biz ne yaptık? Gerçekte iddia edildiği gibi üreticileri mağdur mu ettik? Hayır,
doğru değil, gerçek değil. Bilgileri doğru kullanmak lazım. Biz
alternatif ürün desteği verdik. Patates siğili sebebiyle üretim yapılamayan,
patates ekilemeyen yerlerde üreticilerimize dedik ki: “Patates ekmeyin,
patatesin yerine hububat, baklagil, tek yıllık yağlı
tohumlar vesaire, bu tür ürünleri ekin ve size patates ekmediğiniz yılla ilgili
olarak da bir para desteği verelim.” Bugüne kadar da 2005-2010 yılları arasında
toplam 78 milyon 800 bin lira yani eski parayla 78 trilyon 800 milyar lira
patates üreticisine biz para ödedik, destek olarak ödedik. Niye? Alternatif ürün desteği. Yani patates ekemiyor hastalık
sebebiyle, başka ürün ekiyor; patatesin geliri yüksek, dolayısıyla başka bir
ürün ektiğinde o kadar yüksek gelir elde edemez, ona bir destek olsun diye
patates yerine ektiği ürünle arasındaki farkı karşılamak maksadıyla da para
veriyoruz.
Şimdi, tabii, burada bahsedilen
yönetmelikler birbirine karıştırılıyor. Belli ki konu iyi çalışılmamış, iyi
incelenmemiş. Bu, bitki pasaportu meselesi değil. Bu, 2009 yılında, 29/4/2009 tarihinde 27.214 sayılı Resmî Gazete’de
yayınlanıp yürürlüğe giren Ticari Amaçlı Patateslerin İzlenebilirliği Hakkında
Yönetmelik hükmü. Burada, üç yılda bir yemeklik patates ekimi şartı
getiriliyor. Bunu da sadece bizim ülkemizde değil, Avrupa Birliği başta olmak
üzere dünyanın diğer coğrafyalarında, diğer ülkelerinde, hangi ülkede bu
hastalık meydana gelmişse üç yıl, dört yıl, patates tohumluğu eğer ekilecekse
dört yılda bir, yok ticari patates üretilecekse de üç yıl münavebeyle ekiliyor.
Dolayısıyla biz de bu hastalıkla mücadele etmek için bunu yapıyoruz. Ekilmeyen
yılda da alternatif ürün desteğini zaten veriyoruz.
Bitki
pasaportu meselesi başka bir şey. Bitki pasaportu meselesi aslında çok
önemli ve çağdaş bir adımdır. Türkiye'nin aslında bu alanda çok büyük bir hamle
içerisinde olduğunu gösteriyor. O da 1 Aralıkta zaten yürürlüğe girdi, 31
Aralık değil, 1 Aralıkta yürürlüğe girdi. Bitki pasaportu nedir? Özellikle meyvelerle ilgili, bazı tohumluklarla ilgili, bunların
fide, fidanı vesaire bir yerden bir yere nakledilirken artık bunların izlenebilirliliği, bunların kayıt içinde tutulması,
bunların takip edilmesi, hem hastalıklar açısından hem ticari olarak bunların
takibini yapabilelim diye, artık bir yerden bir yere fidan vesaire
nakledildiğinde veya onun tohumu, tohumluğu nakledildiğinde bitki pasaportuyla
gidiyor. Bu, köylünün de, çiftçinin de, Türk tarım sektörünün de, bütün
Türkiye'nin de yararına olan bir durumdur. Dolayısıyla, bunu da doğrusu, tenkit
etmeyi, eleştirmeyi akıllara ziyan bir davranış olarak görürüm, bunu da ifade
etmek istiyorum, doğru bir şey değil çünkü. Öyle olması
gerekiyor, yani kim olursa olsun bu adımı atması gerekiyor ki biz, bir yerden
bir yere bir ürün nakledildiğinde, bir üretim materyali nakledildiğinde kayıtlı
olsun, bilgi sistemine girsin, hangi ürün, hangi vasıftaki, hangi özellikteki
ürün Türkiye’de nereden nereye gidiyor, bunu bilelim, bir hastalık çıktığında,
herhangi bir problem çıktığında bunu izleyebilelim, takip edebilelim ve ona
göre de anında müdahale edebilelim. Bitki pasaportu böyle bir şeydir ve
çok faydalı bir şeydir, çok gerekli bir şeydir. Türkiye geç bile kaldı. Keşke
Türkiye yirmi sene önce, on beş sene önce bu uygulamaya geçebilseydi ama birçok
şey gibi, birçok ilk gibi bize nasip oldu, onu da Türkiye’ye biz kazandırdık ve
bizim dönemimizde bu başladı.
Birçok konuyla ilgili aslında bizim
Tarım Bakanlığı olarak yeniliklerimiz var. Kırsal kalkınma yatırımlarının
desteklenmesini biz başlattık. Köylerde yaşayan, kırsal alanda yaşayan
vatandaşlarımıza 3.165 tane tesis, tarıma dayalı sanayi tesisi kurdurduk. Bunu
ilk defa biz yaptık, ilk defa biz başlattık. Yüzde 50 hibe destek veriyoruz.
Tarıma dayalı bir ürünü… Bu bir patates de olabilir, bir meyve de olabilir, bir
sebze de olabilir, bir hububat da olabilir, bir hayvansal ürün de olabilir, et,
süt, vesaire de olabilir. Dolayısıyla bunları işleyen, paketleyen, ambalajlayan
tesisler kurulduğu takdirde bunlara yüzde 50 hibe destek veriyoruz ve
Türkiye’ye 3.165 tane tesis kazandırdık. Bunlarda şu anda 32 bin kişi de
çalışıyor. Bir istihdam yaratıldı, tarım ürünleri değerlendirildi, bundan sonra
da değerlendirilmeye devam edilecek.
Şimdi, muhalefet icabı bir şeyi
söylemek aslında insanın sorumsuzluğunu, siyasetçinin sorumsuzluğunu getirmez
yani muhalefette de olsak eğer bir bilgi söylüyorsak bunun doğru olması
gerekiyor.
Şimdi, demin burada dendi ki: “Efendim,
İsrail’den sıfır gümrükle süt tozu ithal ediliyor.” Arkadaşlar,
2011 yılında da 2010 yılında da biz süt tozunu içeriden destekledik ve
Türkiye’deki bütün süt tozunu, ihtiyaç olan bütün süt tozunu içeriden
desteklemek suretiyle biz destekleme kapsamına aldık ve aldığımız bu tedbir
sayesindedir ki Türkiye’de süt tozunun litresi bazı yerlerde 55 kuruşa kadar
düşmüşken tekrar 74-75 kuruşa kadar çıktı. Bizim verdiğimiz destekle
birlikte 81 kuruşa çıktı.
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Bakanım,
nerede var 74-75 kuruşa? Haberiniz yok, haberiniz yok, hiçbir şeyden haberiniz
yok!
GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – İsrail’le ilgili söyleniyor hep. Ben de hep
söylüyorum ama niyeyse insanların duymak istemedikleri, anlamak istemedikleri
konuya kulakları kapalı kalıyor. Biz geçen sene İsrail’e 141 milyon dolarlık
tarım ürünü ihraç ettik, 27 milyon dolarlık da ithalatımız var; dolayısıyla,
ihracatımız ithalatımızdan neredeyse 4 kat fazla. Eğer bir ülkeyle ticaret
yapacaksanız bir şey sattığınızda bir şey de alacaksınız ama ihracatımız
ithalatımızdan o ülkeyle ilgili olarak yaklaşık 4 kat fazla; bunu da burada bir
kez daha söyleyeyim. Yani süt tozunun İsrail’den geldiği falan meselesi de,
sadece bu, gerçekleri yansıtmamaktadır. Özellikle 2011 yılında biz bunu
bütünüyle ortadan kaldırdık.
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ne zaman kestiniz,
onu söyleyin, 2009’da…
GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, gerek tarımla ilgili
gerekse gıda güvenliğiyle ilgili -ki bu günlerde 13 Aralıkta Türkiye gerçekten
gıda güvenliğiyle ilgili de- önemli bir aşama kaydediyor. Neden? Çünkü 70 tane
yönetmelikten oluşan bizim bir dörtlü paket Gıda Kanunu’muz çıkmıştı on sekiz
ay önce ve bunun uygulaması şimdi 13 Aralıkta başlıyor. Burada bütünüyle Avrupa
Birliği standartlarında artık gıdayla ilgili, hijyenle
ilgili, tüketici sağlığıyla ilgili tedbirler alınıyor, bunlar devreye giriyor.
Bakanlıkta birçok tüketicinin bilgilendirilmesinden tutun işletmelere özel yönetici
tayin edilmesi, bütün işletmelerin, gıda işletmelerinin kayıt altına alınması
veya bir kısmının onaylı işletme hâline dönüşmesine kadar, gıda güvenliği bilgi
sisteminden tutun birçok alana kadar gıdayla ilgili yeni tedbirler devreye
giriyor.
Türkiye tarımda aslında önemli mesafe katetti. Bunu bütün dünya biliyor, bütün dünya söylüyor,
bütün dünya Türkiye’yi örnek gösteriyor, Türkiye’deki tarımla ilgili sağlanan
gelişmeleri ve Türkiye, bugün 62 milyar dolara varan tarımsal hasılasıyla dünya
ülkeleri içerisinde Dünya Bankasına göre 6’ncı sırada, OECD’ye göre 7’nci
sıraya oturmuş durumda. Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde de Türkiye 1’inci
büyük ülke hâline geldi tarımsal hasıla açısından;
Fransa’yı da, İspanyayı da, İtalya’yı da bu arada geride bıraktı. Bütün bunlar,
tarıma dönük yapılan ciddi bir stratejik çalışmayla, uygulanan politikalarla ve
sağlanan desteklerle gerçekleşti. Hayvancılıkla ilgili olarak, Türkiye’de
işletme sayısı, orta ve büyük boy işletmelerin miktarı 4.300’den 24 bine çıktı.
Hangi işletmeler? İçinde 50 başın üzerinde büyükbaş hayvan bulunan işletme
sayısı yani 50 başın üzerinde -50, 100, 150, 200- büyük ölçekli işletmelerin
sayısı, çiftlik sayısı Türkiye’de 4.300’dü bundan dokuz sene önce, bugün 24
bine çıktı. Bu, bu alanda hem büyük yatırımların yapılmasıyla hem sağlanan
desteklerle oldu. Şimdi, önümüzdeki pazar günü inşallah Tarım Bakanlığının
bütçesi görüşülecek ve orada, bizim tasarımızda, tarımsal desteklerimizin
önceki yıla göre yüzde 20 oranında bir artışı yine öngörülüyor. Bütün bunlar
Türk çiftçisine ödenen desteklerle oldu ki bu sene biz 6,5 milyar lira
civarında bir destek ödemesi yaptık ve bunun da şu an itibarıyla neredeyse
tamamı çiftçiye ödenmiş oldu.
Şimdi, gerek hayvancılıkta, gerek
bitkisel üretimde, gerek su ürünleri üretiminde Türkiye çok büyük mesafe katetti, çok önemli bir mesafe katetti.
Bundan sonra da bu reformlarla bu süreç devam edecek. Biz Hükûmet olarak bu
konuyla ilgili bütün bu meselelere stratejik yaklaşıyoruz. Hazırladığımız
stratejik planla bugüne kadar getirdik. Tarımsal hasılamızı 23 milyar dolardan
62 milyar dolara çıkardık. Alanımız aynı. Aynı alandan Türk çiftçisi 23 milyar
dolarlık hasıla elde ederken, bugün 62 milyar dolara
çıkardık bu hasılayı. Şimdi, verimlilik artışıyla bu oldu, çiftçiyi ve kırsal
alanda yaşayan vatandaşlarımızı yani köylerde yaşayan vatandaşlarımızı
desteklemekle bu oldu; bu, durup dururken elbette ki olmadı.
Burada patates üreticileri… Onların,
tabii, alternatif ürünlerle ilgili olarak yaptıkları üretim üç yılda bir olacak
çünkü sağlık için bu şarttır, bu gereklidir. Bu, bizim kendi keyfimizle
aldığımız bir karar da değildir, onu da söyleyeyim. Biz Türkiye’yi ne
düşmanımızın çiftliği olarak ne babamızın çiftliği olarak görüyoruz. Biz,
Türkiye’yi 74 milyon insanın içinde yaşadığı ve o milletimizin istekleri,
talepleri doğrultusunda, onların destekleri ve dualarıyla, aldığımız güçle
Türkiye’yi yönetiyoruz. Aldığımız noktadan da Türkiye’yi çok daha iyi bir
noktaya getirdik. Milletimiz de zaten bu politikaları destekliyor, destekliyor
ki biz her girdiğimiz seçimde bir öncekinden daha fazla milletin oyuna,
desteğine mazhar oluyoruz, bunun en güzel cevabını da milletimiz sandıkta zaten
veriyor. Onun için, doğrusu bu tür değerlendirmeleri yaparken de insafla ve
sağduyuyla yapılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Özcan.
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Söz istiyorum
efendim. Hem sorumsuz davranmakla itham edip sataştı hem de Genel Kurulu Sayın
Bakan yanlış bilgilendirdi.
Sayın Bakanın bahsettiği,
“Yürürlüktedir.” dediği
yönetmelik benim bahsettiğim yönetmelikle yürürlükten
kaldırılmış, Sayın Bakanın bundan haberi yok, bu bir.
İkincisi, yemeklik patates üretiminin,
ekiminin yasaklandığına ilişkin düzenlemenin benim bahsettiğim 27813 sayılı
Yönetmelik’in 6’ncı maddesinin son bendiyle yasaklandığının farkında da değil.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.
Tutanaklara geçti. Sağ olun. Teşekkür
ediyorum.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakan bunları
bilmiyor mu?
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, özür
diliyorum.
Sayın Bakan kendi çıkarttığı
yönetmelikten haberdar değil. Bunu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.
BAŞKAN – Sayın Özcan, teşekkür
ediyorum. Böyle bir usulümüz yok.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları
vardır.
Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ gündemin “Sözlü Sorular” kısmında yer alan sorulardan 1,2,
18, 27, 32, 34, 37, 38, 39, 152, 165, 181, 206, 210, 221, 228, 236, 238, 240,
242, 246, 292, 295, 299, 318, 343, 379 ve 389’uncu sıralarındaki soruları
birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası
geldiğinde yerine getireceğim.
Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi
vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.-
24/11/2011 tarihinde kabul edilen 6250 sayılı Sporda
Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun’un Türkiye Büyük Millet Meclisince bir daha görüşülmek üzere geri
gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/653)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunca 24/11/2011 tarihinde kabul edilen 6250
sayılı "Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun" incelenmiştir.
Sportif faaliyet ve organizasyonlarda
düzenin sağlanarak sporun kitlelere yayılmasının teşvik edilmesi amacıyla
yürürlüğe konulan 5149 sayılı Kanunun, yürürlüğe girdiği 2004 yılından itibaren
spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliği önlemede yetersiz kaldığı görülmüş
ve anılan yetersizlikler ile uygulamada karşılaşılan noksanlıkların giderilmesi
için Türkiye Büyük Millet Meclisince 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin
Önlenmesine Dair Kanun kabul edilerek 14/4/2011
tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Genel gerekçesinde, diğer ülkelerin ve
uluslararası spor örgütlerinin düzenlemeleri ile teamüllerinin göz önünde
bulundurularak hazırlandığı ve uluslararası sözleşmeler ile gelişmelere
paralellik sağlandığı belirtilen 6222 sayılı Kanunla spor alanında faaliyet
gösterenlerin ve taraftarların haklarının korunması, düzensizlik ve şiddet
olaylarının önlenmesi amacıyla bu alana özgü suçlar ve cezaları düzenlenmiştir.
İncelenen Kanunla ise, şike ve teşvik
primi suçu başta olmak üzere 6222 sayılı Kanunda çeşitli suçlar için getirilen
hapis cezalarının indirilmesi, bazı fiiller için öngörülen hapis cezalarının
yerine adli para cezası verilmesi ve bu değişikliklere bağlı olarak görevli
mahkemelerin değiştirilmesi öngörülmüştür.
Bilindiği gibi, hukuk devletinde, ceza
ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun
temel ilkeleri ile Anayasanın ilgili hükümleri başta olmak üzere, ülkenin
sosyal ve kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları göz
önüne alınarak tespit edilecek ceza siyasetine göre belirlenir.
Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini
kullanırken hangi fiillerin suç sayılacağı, bunların hangi tür ve ölçüdeki ceza
müeyyideleri ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep
olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahiptir. Bu yetki
kullanılırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasının sağlanması ve
öngörülen cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olması gibi esaslar dikkate alınır. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir
oranın bulunup bulunmadığının tespitinde ise o suçun toplumda doğurduğu infial
ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike ve zarar ile bunların azlığı veya
çokluğu, suçun işlenme oranındaki azalma veya artış gibi faktörlerin de dikkate
alınması gerekir. Aksi takdirde, yapılan düzenleme gerçek amacının dışında
sonuçlar doğurabileceği gibi toplumun adalete olan güven duygusunun
sarsılmasına da sebep olur.
Bu itibarla, incelenen Kanunla
öngörülen değişikliklerin, ölçülülük ve caydırıcılık gibi ceza hukukunun temel
prensiplerini etkisiz kılacağı ve yukarıda belirtilen sakıncaları
doğurabileceği düşünülmektedir.
Diğer
taraftan, 6222 sayılı Kanunda değişiklik öngören bu Kanunun gerekçesinde,
yapılan değişikliklerin, diğer kanunlarda öngörülen suçlara verilen cezalar
dikkate alınmak suretiyle adil ve hakkaniyete uygun cezalar belirlenmesi
amacıyla gerçekleştirildiği belirtilmekte ise de, kamuoyunda, genel ve gereklilikten
doğan bir düzenleme olmaktan ziyade, hâlen yürütülmekte olan bir soruşturma
kapsamında bulunan kişilere yönelik özel bir düzenleme olduğu intibaını
uyandırdığı, bu durumun da değişikliğin esas amacı dışında özel bir saikle hazırlandığı eleştirilerine sebebiyet verdiği
görülmektedir.
Yayımlanması yukarıda açıklanan
gerekçelerle uygun görülmeyen 6250 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin
Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” Türkiye Büyük
Millet Meclisince bir kez daha görüşülmesi için, Anayasanın değişik 89 ve 104
üncü maddeleri uyarınca ilişikte geri gönderilmiştir.
Abdullah
Gül
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Sayın Şeker ve Sayın Akar, gündem dışı
konuşmalar sırasında, Sayın Kaplan da “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları”
sırasında söz istemişlerdir. Biliyorsunuz yerine getiremiyoruz.
Teşekkür ederim.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin
üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.-
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tüketici hakları alanında yaşanan
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/77)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı'na
"Tüketici Hakları" alanında
yaşanan sorunlarının araştırılması, bu konuda yürütülecek çalışmaların ve
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'inci,
İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması için
gereğini arz ve talep ederim.
Hasip Kaplan
Grup
Başkan Vekili
Gerekçe:
Türkiye’de tüketici hakları konusunda
yeterli sivil toplum örgütlenmeleri olmadığı gibi, yasal düzenlemeler yetersiz
kalmaktadır. Tüketici hareketlerinin zayıf kalması, aralarında yeterli
işbirliği ve ortaklığın olmaması sonucu tüketiciler ağır hak ihlallerine
uğramaktadır.
Ürün güvenliği konusu sorunludur,
ürünlerin piyasa gözetimine ilişkin yönetmelik ve düzenlemeler yetersizdir.
Güvenli olmayan ürünlere karşı önleyici tedbirlerin alınması, piyasa gözetimi,
riskli ürünlerin tespiti konuları hâlâ sorunludur.
Ticari reklam, ilan ve promosyonlar, banka kredilerini özendirici reklamlar,
kampanyalar, yeterince denetlenememekte, müeyyideler caydırıcı olamamaktadır.
Aldatıcı, yanıltıcı, dolandırıcı reklam ve promosyonlar
konusunda denetim yetersizdir.
Tüketici mevzuatı, mahkemeler, hakem
kurulu kararları arasında bir uyum bulunmamaktadır. Tüketici haklarının ihlali
sonucu mal kaybı yanı sıra, sağlık sorunları gündeme gelmekte yaşam hakkını
ihlal eden ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi, zararlı
ürünlerin kullanım ve denetimi, halk sağlığı önleyici tedbirler konusunda
yeterli bir ilerleme sağlanamamıştır. Kan, kan ürünleri, doku ve hücreler
konularında AB müktesebatı uygulanmamakta, mevzuat uyumu sağlanamamaktadır.
İthal sonucu yurt dışından getirilen
malların garanti, güvenlik ve kullanımı konusunda standart koşulların
oluşmaması sonucu tüketiciler zarara uğramaktadır.
Elektronik eşyalar, cep telefonları
bilgisayarlarda, kaçak, çakma mallar piyasayı sarmış durumdadır. Toplumun
güvenliğini, kişilik haklarını ihlal eden, dinleme cihazları, jamer aletler kaldırımlarda, işporta tezgâhlarında ekmek
peynir gibi rahatlıkla satılmaktadır.
Gıda sektöründe kullanım tarihlerine
riayetsizlik, ürünlerin muhafaza ve dolaşımı, genetiği bozulan meyve ve ürünler,
ilaçlama ve zehirlenmeler ağır sonuçları her gün basında yer almaktadır.
Sinema, müzik endüstrisi korsan
malların üretilmesi ve satılması ile bir yandan telif hakları ihlal edilirken,
diğer yandan ürünlerin kalitesiz olması sonucu tüketiciler zarara uğramaktadır.
Tüketicinin ve sağlığın korunması
alanında ürün güvenliğinin sağlanması, tüketicilerin uyarılması, hakları
konusunda bilinçlendirilmesi, mevzuatın etkinleştirilmesi gerekmektedir.
Bu amaçla bir meclis araştırması
açılarak tüketicilerin haklarının korunması için etkin önlemlerin alınması için
bir araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.
2.-
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, güvenlik güçlerince toplumsal gösterilerde
kullanılan plastik mermi, gaz bombası ve biber gazının yol açtığı sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/78)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı’na
Güvenlik
güçleri tarafından toplumsal gösterilerde yaygın olarak kullanılan biber gazı,
gaz bombası ve plastik merminin yol açtığı yaralanma, sakatlanma ve ölüm gibi
ağır sonuçların bütün boyutlarıyla araştırılması, temel yaşam hakkını tehdit
eden bu orantısız güç kullanımının önlenmesi için alınacak tedbirlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'nci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri
uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.
Hasip Kaplan
Grup
Başkan Vekili
Gerekçe:
Türkiye'de demokratik hak ve
özgürlüklerin kullanılmasında, işçi sendikalarının eylemlerinde, siyasi
partilerin faaliyetleri esnasında; eylem ve etkinlikleri dağıtmak amacıyla
polisin kullandığı plastik mermiler, gaz bombası ve biber gazı ölüm saçıyor. 2000
yılından beri onlarca kişinin ölümüne yol açan ve son olarak Şırnak'ın Cizre
İlçesi'nde 18 aylık Mehmet Uytun'un yaşamına mal
olmuştur.
İnsan yaşamını ve sağlığını tehdit eden
ve güvenlik güçlerinin eylem ve etkinliklerde en önemli 'dağıtma' aracı olarak
bilinen göz yaşartıcı, bayıltıcı, nefes kesici gibi gazlar, insanların
yaralanmasına ve ölümlerine yol açıyor. Hekimler, özellikle biber gazlarının
yoğun olarak kullanılması halinde, fiziksel rahatsızlık, kan basıncında
yükselme gibi rahatsızlıkların yanı sıra ölüme bile neden olabileceğine dikkat
çekiyor. Yine biber gazının hipertansiyon krizine de yol açabileceğine dikkat
çeken hekimler, özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım ve benzeri solunum
sistemi hastaları ile kalp hastaları tarafından yüksek oranda solunması halinde
ise, ölümün kaçınılmaz olduğuna işaret ediyor.
Avrupa İşkence ve Kötü Muamelenin
Önlenmesi Komitesi (CPT), 2001 yılında yayınlandığı bir raporda, biber gazının
potansiyel olarak tehlikeli bir madde olduğunu belirtirken, kapalı alanlarda
kullanılmaması gerektiği, açık havada kullanılması konusunda da çekinceleri
olduğunu kaydetmişti. Türkiye'de polisin bolca kullandığı biber gazı (CS) ve
gaz bombaları, öldürücü kabul edilmese de son yıllarda ortaya çıkan tablo bunun
bu kadar masum bir silah olmadığını da ortaya koyuyor. İstanbul'da 1 Mayıs
2007'de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası,
bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik'in
fenalaşmasına ve hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Son olarak 6 Ekim'de
İstanbul'daki IMF protestoları sırasında Taksim'de polisin kullandığı gaz
bombaları sonucu 55 yaşındaki İshak Kalvo kalp krizi
geçirerek yaşamını yitirdi. İstanbul'da 29 Mart 2006'da Ümraniye İlçesi'ne
bağlı 1 Mayıs Mahallesi'nde yapılan bir anma töreninde polisin onlarca gaz
bombası kullanarak yaptığı müdahalede, Hüseyin Demir (24) adlı yurttaş gaz
zehirlenmesi sonucunda yaşamını yitirdi.
Kullanılan gaz bombalarının cinsi
kamuoyuna açıklanmasa da yaşamını yitirenlerin çoğunun beyinlerinin patlaması
sonucu ölmesi, bombanın insan vücuduna isabet etmesi sonucunda kurşundan daha
tehlikeli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. 28 Mart 2006'da
Diyarbakır'da 3 gün süren olaylarda kullanılan gaz bombaları 2 kişinin yaşamını
yitirmesine yol açtı. Döner başlıklı gaz bombası 22 yaşındaki Tarık Atakaya adlı mobilya işçisinin başına isabet etti. Başının
sol kısmından içeri giren gaz bombası Atakaya'nın
yaşamını yitirmesine yol açarken, gaz bombası otopsi ile başından çıkarıldı. 30
Mart günü de Mahsum Mızrak adlı genç de polisin
attığı gaz bombalarının hedefi oldu. Otopsi tutanağına göre, Mızrak'ın başına isabet eden gaz bombasının yol açtığı
yaralanmaya bağlı olarak beyin harabiyeti ve kanaması
sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi. Hükümetin muhaliflerin hak aramasını
engellemesi, yasalardan kaynaklanan gösteri ve düşünce açıklama hürriyetlerini
engellemesi dikkat çekici şekilde artmaktadır. Taş atan çocuklara izinsiz
gösteriler nedeniyle verilen ağır cezalar kamu vicdanını rahatsız etmektedir.
Gaz bombası, gaz fişeği, biber gazlı
saldırı en son 4 Haziran 2010 da Silopi'de BDP Milletvekilleri Sevahir Bayındır, Hasip Kaplan,
Hamit Geylani'ye, Belediye Başkanlarına ve halka karşı kullanıldı, otuzu aşkın
kişi yaralandı. Demokratik toplum olmanın gereği yapılan gösteri ve
açıklamalarda, hükümetin taraf tuttuğu, İsrail olaylarında olduğu gibi
haftalarca bazı kesimleri kayırdığı, destek verdiği, diğer taraftan
muhaliflerine karşı acımasızca saldırıda bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle
meclis araştırması açılması ve araştırma komisyonu kurulmasında yarar
bulunmaktadır.
3.-
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Yargı bağımsızlığı ile yargı sistemine
ilişkin sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/79)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
"Bağımsız Yargı" sorunlarının
araştırılması, bu konuda yürütülecek çalışmaların ve alınması gereken
tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'nci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması için gereğini arz ve talep ederim.
Hasip Kaplan
Grup
Başkan Vekili
Gerekçe:
Bağımsız yargı "adalet
mülkün" temelidir, Yurttaşın uğradığı haksızlıklar karşısında sığınacağı
tek limandır. Ulusal yargı ne kadar sağlıklı işlerse, AİHM'e
ulusal üstü yargıya başvurularda o oranda azalacaktır.
Adil bir yargılanma için, hazırlık
soruşturmasından, son soruşturma evresine kadar bir bütündür. Bu işleyişin bir
çarkında ki sakatlık usulde hatalar esası etkilemektedir. Bu nedenle adli
kolluktan, polis ve jandarma kolluğuna kadar, adli personelden yargıç, savcı ve
avukatlara kadar, bina araç, gereç ve kırtasiyeden teknolojiye kadar; eğitimden,staja, içtihatlardan
evrensel hukuka bir bütün olarak ele alınması ve sorunlarının irdelenmesi
gerekmektedir.
Gizli dinlemeden, Özel Ağır Ceza
mahkemelerine, yargının siyasallaşmasına, bürokratlaşmasına,
uzun gözaltı ve tutukluluk sürelerine, cezaevlerinde hak ihlallerine,
rüşvetten, iş yoğunluğuna, müruru zamana uğrayan davalara; yargıç teminatından
bağımsız, tarafsız, hakkaniyete uygun makul sürede yargılamalara sorunların bir
bütün olarak ele alınması gerekmektedir.
İstinaf mahkemelerinin kuruluşunun
gecikmesinden, Yargıtay'ın yeni yapılanmasına, Anayasa reformundan, HYSK'nin yapılanmasına, Baroların vesayetten arınmasına,
İcra dairelerinin keşmekeş ve rüşvet iddialarından arınmasına, bilirkişilik
konusunun ve Adli-Tıp yapılanmasına, tebligattan, kararlara, infazlara kadar
devasa sorunların araştırılması gerekmektedir.
72.5 milyon nüfusun yükünü taşıyamayan
yargı, sorunlar yumağı haline gelirken, olağan üstü yargıda, çete ve siyasi
davalarda siyasi iktidarların tehdidi, ulusal üstü yargı sorunları hükümetin
temsili ve yargıç seçimlerine kadar, acil olarak çözülmesi gereken sorunlar
bulunmaktadır.
Çocukların yargılanmasından, bileşim
suçlarına, özel yetkili mahkemelere, yargı birliğinden, yargıç teminatının her
alanda sağlanmasına kadar, sorunların tespiti ve çözümü için yeniden bir
planlamaya gidilmesi zorunlu olmuştur.
Adalet Bakanlığının vesayetinin
sorgulanması, "kuruyla beraber yaşta yanar" yaygın inanışının
kırılması, Duverger’in deyimiyle "adaletin olmadığı yerde herkes suçlu
duruma düşebilir" anlayışının kamu vicdanında tartışıldığı günlerden
geçiyoruz.
Bu amaçla bağımsız yargı sorunlarının
sağlanması ve adil yargılanma koşullarının sağlanması için;
Bir Meclis araştırması açılması ve
komisyon kurulması yararlı olacaktır.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak
ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Danışma Kurulunun 2012 yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap
Kanunu Tasarısı’nın görüşme gün ve saatleriyle, konuşma sürelerine ilişkin bir
önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
VI.-
ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.-
2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşme gün ve saatleri ile konuşma sürelerine
ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
Tarih:
6/12/2011
Danışma Kurulunun 6/12/2011
Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına
sunulması uygun görülmüştür.
|
Cemil
Çiçek |
|
Türkiye
Büyük Millet Meclisi |
|
Başkanı |
|
Mahir
Ünal M.
Akif Hamzaçebi |
|
Adalet
ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet
Halk Partisi |
|
Grubu
Başkanvekili Grubu
Başkanvekili |
|
Mehmet
Şandır Hasip Kaplan |
|
Milliyetçi
Hareket Partisi Barış
ve Demokrasi Partisi |
|
Grubu
Başkanvekili Grubu
Başkanvekili |
Öneriler:
1- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap
Kanunu Tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin "Özel Gündemde
Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci ve 2 nci
sıralarında yer alması; bütçe görüşmelerine 8/12/2011 Perşembe günü saat
14.00'te başlanması ve bitimine kadar, resmî tatil günleri dahil
her gün saat 11.00'den günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam
olunması ve görüşmelerin on dört günde tamamlanması; bütçe görüşmelerinin son
günü olan 21/12/2011 Çarşamba günü görüşmelere saat 14.00'te başlanması ve
bitimine kadar çalışmalara devam olunması,
2- Başlangıçta Bütçenin tümü üzerinde
gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların (Hükümetin sunuş konuşması
hariç) 1’er saat (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir.),
kişisel konuşmaların ise 10'ar dakika ile sınırlandırılması,
3- Kamu idarelerinin bütçeleri
üzerindeki görüşmelerin on iki turda tamamlanması, turların bitiminden sonra
Bütçe ve Kesinhesap Kanunu Tasarılarının maddelerinin
oylanması,
4-
İçtüzüğün 72 nci maddesi gereğince yapılacak
görüşmelerde, gruplar ve Hükümet adına yapılacak konuşmaların 1, 4, 5, 6, 7, 8
ve 11 inci turlarda 50'şer, diğer turlarda 40'ar dakika (Bu süre birden fazla
konuşmacı tarafından kullanılabilir.), kişisel konuşmaların 5'er dakika olması,
kişisel konuşmalarda her turda İçtüzüğün 61 inci maddesine göre biri lehte,
biri aleyhte olmak üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin sadece bütçenin
tümü üzerinde veya sonundaki görüşmelerde ya da bir turda söz kaydı yaptırması.
5- Bütçe görüşmelerinde soruların
gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin 20
dakika ile sınırlandırılması,
6- Bütçe görüşmelerinin sonunda
gruplara ve Hükümete 1 'er saat süre ile söz verilmesi (Bu süre birden fazla
konuşmacı tarafından kullanılabilir.). İçtüzüğün 86 ncı
maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması,
Önerilmiştir.
BAŞKAN – Öneri üzerinde ve aleyhte söz
isteyen Haluk Koç, Samsun Milletvekili.
Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkan Vekilimizin de imzasıyla, herkesin onayıyla gelen bir grup
önerisi. Ben bazı düşüncelerimi paylaşmak üzere söz aldım. Onuncu yılını tamamlıyorum
Parlamentoda ve bu onuncu bütçe görüşmeleri olacak.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle hemen
şunu vurgulayayım: Bütçeler siyasetin özü, aynasıdır. Diyeceksiniz
“Komisyonlarda bunlar uzun süre tartışılıyor.” Komisyon tartışmaları bir kısmı
tekniktir, bir kısmı orada kalan görüşmelerdir. Bütçelerin
1980 öncesinde -Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarına bakacak olursanız-
görüşmelerinde oldukça geniş bir zaman diliminde, teknik ve siyasi her türlü
analizin yapıldığı, siyasi iktidarın da, siyasi muhalefet partilerinin de her
türlü görüşlerini yansıttıkları birer alan hâline gelmiştir, ama bugün
baktığımızda -bu, bu sene değil, daha önceki senelerde de aynıydı- elli
dakikalık turlar hâlinde, elli dakika içerisinde -bir siyasi parti grubuna
verilen süre- ve en aşağı iki bakanlık ve bağlı kuruluşlarının bütçelerine
zaman ayrılıyor. Yani elli dakikayı, yirmi beş-yirmi beş, iki bakanlığa
bölüyorsunuz, buradaki konuşmacılar altı dakika, yedi dakika, sekiz dakika ve
bu sürelerde, demin söylediğim gibi, siyasetin özü olması gereken en temel
konuda orada lehte ve
aleyhte görüş belirtiliyor.
Değerli arkadaşlarım, öz eleştiri
yapmadan siyaset olmaz. Hepimiz öz eleştiri yapmak da zorundayız. Şimdi, bakın,
1 Ekim 2011’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Bugün 6 Aralık 2011. Aradan
geçen süre içerisinde Sporda Şiddet Yasası -ki o da geri döndü- onun dışında
-uluslararası sözleşmeleri dışında tutuyorum- ciddi bir kanun tasarı ve teklifi
Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmedi. Belki de en ciddi kanun tasarısı
Bütçe Kanun Tasarısı olarak önümüze gelecek. Burada da zaman kısıtlamasıyla
karşı karşıyayız. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Parlamento kürsüsü nasıl
kullanılıyor? Bu öz eleştiriyi hep beraber yapmak zorundayız. Hepimiz havanda
su dövüyoruz değerli arkadaşlar, hepimiz çeşitli polemiklerin
tarafı olarak bu kürsüde zaman dolduruyoruz. Grup önerileriyle gelen, iktidarın
tavrının belli olduğu çeşitli noktalarda onar dakikadan yirmi dakika iki
arkadaş söz alıyor, iktidardan da iki arkadaş söz alarak o günü tamamlamış
oluyoruz. Herkes eteğindeki taşları dökmek için Parlamento kürsüsünü, maalesef,
hepimiz kullanıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bütçenin siyasi
uygulamaların, tercihlerin yansıdığı en önemli belge olduğunu biliyoruz. Burada
çok ciddi siyasi tartışmaların yapılması için mutlaka gerekli zamanın
verilmesi, tanınması veya birlikte kararlaştırılması gerektiğine ben
inanıyorum. Aslında tartışmaktan korkan bir yapımız var hepimizin. Tartışmayı
mensup olduğumuz siyasi kampın temel görüşü doğrultusunda yürütmek hepimizin
temel görevi olmuş durumda. Onun dışında başka bir dünya, onun dışında başka
bir görüş, onun dışında başka bir siyasi boyut katabilir miyiz biz bu işe?
Hiçbirimizin böyle bir arayışı yok. Bu, biraz da -öz eleştiri yapıyoruz-
Türkiye’deki Siyasi Partiler Kanunu’nun ve siyasi partilerin “Aslında yok
birbirimizden farkımız, hepimiz Osmanlı Bankasıyız.” deyişindeki gibi iç
tüzüklerinden, kendi tüzüklerinden, birbirinin aynısı, tıpatıp kopyası
sayılabilecek tüzüklerinden kaynaklanıyor. Yani konuşan, tartışan, sorgulayan
milletvekili istemiyoruz. Mutlaka merkezî otoriteye bağlı, merkezî otoritenin
çizdiği çizgi üzerinde -tabii ki disiplin olacak, benim söylediğim disiplin
kavramı dışındaki bir nokta- kendisinden bir şey katması için hiçbir ortam
sağlamıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, o yüzden bu
“demokratikleşme”, “demokrasi” kavramlarını da herkesin tekrar bir sorgulaması
gerekiyor özellikle iktidar partisinin. Burada da ciddi bir samimiyet
gerekiyor. Gerçekten demokratikleşme, gerçekten demokratik kurum ve kuralların
yerleşmesini istiyorsak öncelikle Siyasi Partiler Yasası’nı ve siyasi partilerin bu yasaya
bağlı olarak tüzüklerini demokratik hâle getirmeleri gerekiyor. Parti içi
üyelik hakkını mutlaka hukuken teminat altına almaları gerekiyor. Mutlaka parti
içinde katılımcılığı sağlamaları gerekiyor. Seçimle gelenlerin seçimle gitmesi
gibi bir süreci mutlaka tüzük yükümlülüğü hâline getirmeleri gerekiyor. Yoksa
kim ki demokratikleşmeden bahseder, kim ki demokratik temayülleri kendisine
bayrak edip çeşitli sloganlarla süsleyerek kürsü kürsü
dolaşıp ağdalı kelimelerle anlatır, sadece kendisini değil herkesi yanıltıyor
demektir.
Değerli arkadaşlarım, bu benim
katılacağım 10’uncu bütçe görüşmeleri olacak. Ben sizin insafınıza bırakıyorum,
elli dakika bir siyasi parti grubuna, iki bakanlık ve onlara bağlı olan
kuruluşların bütçelerinin görüşüldüğü bir takvim yani altı dakika, yedi dakika
Sağlık Bakanlığında bir arkadaşımız konuşacak muhalefet partisi adına ve şöyle
sahnelerle de karşılaşacaksınız: Altı dakikada ne söyleyebilir? İşin özünden
sapacak, yerel birtakım sorunları dile getirecek, ondan sonra ilginç bir
tiyatro sahnesi ortaya çıkacak. Muhalefet partisi bunu söyleyince iktidar
partisi milletvekili de gelecek, sadece iktidarın uygulamalarını kendisine
ayrılan sürede övecek, soru-cevap kısmında da hazır sorular, hazır cevaplarla,
çanak sorular, çanak cevaplarla bu süreyi tamamlayacağız. İşin özüne dönük,
siyasi tercihlerin ekonomik boyutlarıyla tartışıldığı bir Parlamento gündemi
olmayacak. İlk defa katılacak arkadaşlarımız var, ben şimdiden onlara biraz
yaşayacakları hayal kırıklığını anlatmak istedim.
Maalesef, milletvekilleri böyle yapıyor
da siyasi partilerin genel başkanları ne yapıyor? Aynı şekilde, onlar da bu
hava içerisinde, genel anlamın çok az bir kısmını konuşmalarına koyuyorlar ve
günlük polemiklerin içerisinde tüketiyorlar ve
maalesef, Sayın Başbakanda dokuz senedir izlediğim konuşma, akşam saat 19.00
sıralarında ayarlanıyor cevap konuşması ve 19.00 sıralarında Sayın Başbakan da
çıkıp, bütçenin dışında, tamamen siyasi polemiklerle dokunmuş bir konuşmayı bu
kürsüden yapıp, alkışlar arasında gidiyor. Birbirimizi kandırıyoruz, demokrasicilik oynamaya devam ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin de, parlamenterliğin de saygınlığını hepimiz korumak
zorundayız. Bunlar tutanaklara geçsin, belki daha sonraki dönemlerde görev
yapacak arkadaşlarımız, hiç olmazsa birileri bu sözleri bu kürsüden
söyleyebilmiş desin.
Benim sizden ricam, bu tüm grupların
ortak kararıyla geliyor -hep öyle olmuştur- ben de grup başkan vekilliğindeyken
sürelerin artırılması için o zamanki muhatap grup başkan vekili arkadaşlarıma
söylemiştim, ama “mümkün değil” dediler. Ben ne kadar boş zaman kullandığımızı
söyledim Mecliste, bunun yerine bir Sağlık Bakanlığı bütçesini, bir Kültür ve
Turizm Bakanlığı bütçesini, her parti kalkıp her boyutuyla bir saat, iki saat
tartışılmasını istemez misiniz? Altı dakikada ne olacak, yedi dakikada ne
olacak? Bir de herkese söz vermek gibi grup yöneticilerinin bir zorluğu var.
Burada birbirimizi kandırıyoruz gibi geliyor ve demin de söylediğim gibi, bugünkü
sistem içerisinde asıl görevimizi milletvekili olarak yapamadığımızı ben ifade
etmek istiyorum.
Hepinizin bu söylediklerimi
değerlendireceğinizi umuyorum. Bütçe görüşmelerinde bir karşı, muhalif görüş
olarak değil, sadece uygulamadaki sıkıntıları, daha farklı olmalı görüşüyle
dile getirmek için söz almıştım.
Görüşmelerde başarılar diliyorum.
Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
Başka söz talebi yok.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 2012 yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap
Kanunu Tasarısı’nın Genel Kuruldaki görüşme programı Türkiye Büyük Millet
Meclisi “İnternet” sayfasında yer almakta olup, ayrıca bastırılarak bugün
dağıtılacaktır.
Bütçeler üzerinde şahıslar adına söz
almak isteyen sayın üyelerin söz kayıt işlemleri 07/12/2011
Çarşamba günü 09.45-10.15 saatleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu toplantı
salonunda Başkanlık Divanı kâtip üyelerince yapılacaktır.
Söz kaydını her sayın üyenin bizzat
yaptırması gerekmektedir. Başkası adına söz kaydı yapılmayacaktır.
07/12/2011
Çarşamba günü saat 09.45 ile 10.15 saatleri dışındaki söz kayıtları Kanunlar ve
Kararlar Müdürlüğünde yapılacaktır.
Genel Kurulun aldığı karara uygun
olarak, bütçenin tümü üzerinde her tur için ve bütçe görüşmelerinin sonunda
lehte ve aleyhte olmak üzere ve bunlardan sadece biri için kişisel söz kaydı
yapılacaktır.
Sayın üyelerin bilgilerine sunulur.
Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi vardır; okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
B) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.-
İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları
tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
TRT ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması hakkında
verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/12/2011
Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli
birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
06/12/2011
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu'nun, 06/12/2011 Salı günü (Bugün) yaptığı
toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel
Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Muharrem
İnce
Yalova
Grup
Başkanvekili
Öneri:
İzmir
Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından,
30 Kasım 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "TRT
ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması" hakkında
verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (150 sıra nolu)
Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne
alınarak, 06.12.2011 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve
görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi lehinde söz isteyen İzmir Milletvekili Aytun Çıray.
Buyurun Sayın Çıray.
(CHP sıralarından alkışlar)
AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan,
yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Birçok yandaş kalem ve yorumcuya göre
AKP İktidarı tarihe ileri demokrasi getirmesiyle geçecekmiş, halkımıza her gün
yazılı ve görsel medyada anlatılan hikâye budur. Kanal gezgini seçilmiş
yorumculara göre doksan yıllık tabular yıkılmakta, ezberler bozulmakta,
olağanüstü bir değişim dalga dalga yayılmaktadır. Bu
yorumculardan ana muhalefet partisinin payına düşen ise statüko
savunuculuğu, değişim karşıtlığı ve vizyonsuzluk eleştirisidir. Dünyada bu
kadar çok seslilik övgüsü yapıp da tam bir ikiyüzlülükle sadece muhalefete
yüklenen bir medya görülmemiştir. Eğer buna “bir iletişim başarısı” diyorsanız,
bu medya bana göre AKP’nin tarihe geçecek bir başarısıdır ama utanç verici bir
başarısı. Yakın geleceğin tarihçileri bu başarının ibret verici nedenlerini
herhâlde inceleyecekler, tarih için gerekli notu düşeceklerdir ama biz tarihçi
değiliz, biz siyasetçiyiz, sorumluluğumuz ve görevimiz insanımıza gerçeklerin
penceresini sonuna kadar açmaktır. O hâlde hemen söyleyeyim, ben bu yeni
düzenin adına “yeni medya düzeni” diye bir isim taktım. Bugün cari olan düzen,
yeni medya düzenidir. Kendisi yeni dünya düzeninin
eseri olan AKP, ilk iş olarak yeni medya düzenini kurmuştur. Milletimizin haber
alma özgürlüğü âdeta yok edilmiştir. Hedefi, iktidarını sürekli kılacak
mekanizmalardan en önemlisini oluşturmaktır, nitekim oluşturdu. Yeni medya
düzeninin merkezine TRT’yi, anayasal olarak tarafsız olması gereken TRT’yi
oturttu. TRT, Anayasa’ya ve TRT Yasası’nın 5’inci maddesine aykırı olarak, tek
yönlü ve taraflı yayın yapmama ilkelerini sonuna kadar çiğnedi. Bunu tam olarak
sağlamak için Sayın İbrahim Şahin Genel Müdür yapıldı. Sayın Şahin, kurumda son
derece stratejik görevlere sadece kendisiyle ideolojik yakınlığı olanları
getirmedi, aynı zamanda akrabalık, eş dost ve hemşehrilik
bağları da bu atamalarda rol oynadı. Şimdi deneyimli kadroları tasfiye
ediyorlar.
Ayrıca, bu dönemde TRT’nin hukuk dışına
çıktığı tespit ve tescil edildi. 14 Ocak 2009 tarihinde “Ergenekon” adı verilen
operasyonlar zincirinin ne idüğü belirsiz
halkalarının birini teşkil eden Tuncay Güney adlı şahıs yaklaşık dört saat
boyunca TRT ekranlarında konuşturuldu. Bu ne idüğü
belirsiz kirli şahıs, operasyonel maksatlı
pisliklerini CHP’nin kurumsal şahsiyetine bulaştırmaya kalkıştı. Cumhuriyet
Halk Partisi, hem TRT Genel Müdürünü hem TRT’yi mahkemeye verdi ve hukuksuzluk
kesin bir yargı kararıyla tescillendi.
TRT, bütün bunların yanında AKP
yandaşlarına maddi çıkar sağlama fonksiyonunu da üstlendi. Sanki gelirlerini
piyasa koşullarında reklam gelirlerinden elde ediyormuş gibi özel televizyon
kanallarıyla rekabete girişti. Mesela, sporculuğuna söyleyecek tek sözümüz
olmayan ve aramızda milletvekili olarak bulunan bir futbol adamına, Sayın Hakan
Şükür’e bir yıl için tam 728 bin lira para ödedi. Hakan Şükür, keşke bu
yorumculuk hevesini başka kanallarda tatmin etseydi. Fakat Şahin’in TRT’si
bununla da kalmadı. Neymiş? Muhteşem Yüzyıl’ı beğenmemişler! Bunun üzerine yeni
bir dizi çekme kararı aldılar ve dizinin adı da “Burası Osmanlı” diye konuldu.
“Destan başlıyor” diye billboardlarda ilanlar
yaptılar. Peki sonuç ne? TRT Genel Müdürü Sayın Şahin
beğenmemiş, üçüncü bölümden sonra kaldırdılar. Peki
milletin cebinden ne ödendi bu üç bölüme? Tam 2 milyon 400 bin lira.
Bir de, Sayın Turgut Dibek’in ortaya çıkardığı, Sayın Cumhurbaşkanımızın
danışmanına verilen paralar var, onları da sormayın gitsin!
İnsan bu olan bitene bakınca, Sayın
Bülent Arınç’ın vicdanının seçici olduğunu düşünüyor.
Kul hakkı yenirken Sayın Bülent Arınç’ın vicdanı
çalışmıyor. Allah’ı var, ne TRT’ye ne de Deniz Fenerine kendi Allah korkusunu
karıştırmadı.
Sayın milletvekilleri, bütün bu
skandallara göz yuman kalem erbabı arasında kendilerine liberal diyenlerinse
hâli tam bir rezillik; çünkü bir liberal, hukukun üstünlüğüne karşı yapılan
hiçbir hareketi desteklemez. Öyle anlaşılıyor ki bazılarının aklı ceple
cüzdanları arasında sıkışmış kalmış.
Değerli vekiller, yeni medya düzeni,
yeni Türkiye düzenini kuranların Wikileaks
belgelerine yansıyan bir tavsiyesiydi, aşağı yukarı bu tavsiyeyle tüm medya
hizaya sokuldu. Bazıları, muhalefet etme içgüdülerini karşılamak için iktidara
muhalefet edemeyince muhalefete muhalefet etmeye başladılar. Bazı yazarlar
kendilerine dayatılan sansürü ve zorbalığı bir demokrasi devrimi gibi sunmayı
da maharet bildiler. Bu kalemlerin, içinden geçtiğimiz zorbalık ve sansür
sistemiyle yüzleşmeye cesaretleri yok çünkü. Bu yüzden sürekli cumhuriyetin
kurucu değerlerine saldırıyorlar, akılları sıra korkaklıklarını ve yıkıcı
tabiatlarını kamufle ettiklerini zannediyorlar.
Sayın milletvekilleri, ne kadar
tekrarlasak az; TRT, AKP’nin kurduğu medya düzeninin merkez unsurudur, en operasyonel aracıdır; misyonu,
Türk milletini AKP’nin başarılarına ikna etmektir, Haçlı zihniyetinin Müslüman
dünyasına zarar verdiğini perdelemektir. Meclis yayınlarının sürelerinin
kısaltılması ve yayın formatının değiştirilmesi tesadüfi değildir, sansürün
daniskasıdır; bu kutsal çatı altında olan bitenleri milletten saklamak
istiyorsunuz, bunu kabul edip susmayacağız değerli arkadaşlar.
TRT, bugün ortak paydaları kurucu ruha
ve Atatürk’e sonsuz bir nefret ve düşmanlık duygusu olan güçlerin ideolojik bir
aygıtına dönüşmüştür. TRT, artık yeni Anayasa çalışmalarında lağvedilmelidir,
bunun yerine kamu yayıncılığı yapan yeni bir kurum oluşturulmalıdır.
Sayın Başkan, değerli vekiller; yeni
medya düzeninin anlaşılmasında katkısı olur diye bir örnek vermek istiyorum.
Sayın Başbakanın Hasan Ağabeyini hepiniz tanırsınız, Hasan Cemal Beyefendi’yi,
işte o, geçenlerde yazdığı bir yazısında kamuoyunun hazırlanmasından söz etti.
İşte AKP’nin yeni medya düzeninin kilit noktası tam burasıdır yani kamuoyunun
bilgilendirilmesi değil, hazırlanması ve yeniden inşa edilmesi. Bunun için
doğrular ters yüz ediliyor, en temel ahlaki değerler çiğneniyor, fikir ve ifade
özgürlüğü AKP medya düzeninde karşılıksız bir çek gibi kullanılıyor, en
olmayacak şeylerden muhalefete hesap soruluyor. Peki niçin? Zaman gazetesi
yazarı Sayın Etyen Mahçupyan’a
göre AKP’yi tarihsel ve ideolojik açıdan meşrulaştırma ve hatta tek meşru aktör
kılmak için.
Yüce Meclisin değerli üyeleri, tezgâh,
dolayısıyla milletimizin başına örülmek istenilen çorap büyüktür. Yeni medya
düzeni, despotik bir cumhuriyetin insanımıza kabul ettirilmesine yönelik bir
propaganda aygıtıdır. Serdar Turgut, Mustafa Kemal posterlerinin yanına Sayın
Recep Tayyip Erdoğan’ın posterinin asılmasını önermişti; bazılarının hedefleri
ise daha farklı, tarihi kendilerine göre yeniden yazmak istiyorlar ve Mustafa
Kemal’in resimlerinin olmayacağı otoriter bir cumhuriyet hayali kuruyorlar. Ama
bu hayalperestlerin hepsi avuçlarını yalayacaklar.
Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum
arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çıray.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.
Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yılmaz, bakan
olmayacaksın, hiç merak etme!
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Benden önce konuşan, grup önerisinin
lehinde konuşan milletvekili arkadaşımızın beyanlarını kabul etmemiz mümkün
değildir.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Çünkü, doğru! Doğru oldukları için kabul etmiyorsun!
YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Türkiye son
dokuz yılda demokratikleşme alanında çok önemli mesafeler almıştır. Basın
özgürlüğü alanında da alınan mesafelerin, basında çok sesliliğin, TRT’deki
kalitenin arttığını bütün milletimiz yakinen takip etmekte ve takdir etmektedir.
CHP grup önerisi aslında Türkiye Büyük
Millet Meclisi çalışmalarını aksatmaya yönelik bir grup önerisidir. Muhalefet
partilerimiz bu alışkanlığı yaklaşık üç yıldır devam ettirmektedirler. İktidar
partisi olarak, iktidar milletvekilleri olarak Meclisin çalışmasını, bu
ülkenin, bu milletin yararına kanunların gecikmeden burada görüşülmesi ve
kanunlaşmasını istiyoruz. Ancak, bu kanunların geciktirilmesi noktasında İç Tüzük’ün de verdiği bir yetkiyle grup önerisi alışkanlık
hâline getirilmiştir. Meclisin çalışmalarının aksatılmasına yönelik bu
tekliflerin burada TRT gibi güzide bir kurumumuz kullanılarak konu edilmesini
ve TRT’nin, anayasal bir kurumumuzun yıpratılmasını da doğru bulmadığımızı
ifade etmek istiyorum.
Çağımız demokrasilerinin vazgeçilmez
şartlarından biri de özgür medyanın varlığıdır. AK PARTİ, bütün
vatandaşlarımızın özgür haber alma ve düşüncelerini yansıtma hakkını esas kabul
eder.
Medyaya
ilişkin tüm yasal çerçeve ele alınarak, medyanın ifade özgürlüğüne getirilen ve
demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan yasakların kaldırılacağı,
yazılı ve görsel medyanın özgürlüklerinin titizlikle korunacağı ve tekelleşmeye
fırsat tanınmayacağı yönündeki taahhütler AK PARTİ’nin
programında yerini almış ve bu taahhüdün gereği dokuz yıl içerisinde büyük
ölçüde hayata geçirilmiş, medyada özgürlük ortamı sağlanmış, tekelleşme ortadan
kalkmış, çok sesli medya ortaya çıkmıştır.
2008 yılında, 2954 sayılı TRT
Kanunu’nda 5767 sayılı Kanun’la önemli değişiklikler yapılmıştır. Radyo ve
televizyonlar ile tüm medya araçlarından yapılan yayınların düzenlenmesine ve
özerkliği ve tarafsızlığı Anayasa’da hükme bağlanan Türkiye Radyo Televizyon
Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usuller
yeniden belirlenmiştir.
TRT Kanunu’nda yapılan yeni düzenlemeye
göre yayın esasları yeniden belirlenmiştir. Anayasa’nın
sözüne ve ruhuna bağlı olmak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü,
millî egemenliği, cumhuriyeti, kamu düzenini, genel asayişi, kamu yararını
korumak ve kollamak esaslarına bağlı kalan TRT, kamuoyunun sağlıklı ve
serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendiren konularda yeterli yayını
yapmakta; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun,
çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamaya büyük bir
özen göstermektedir.
5767 sayılı Kanun’la TRT Kanunu’nda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddelerinin tarafsızlık hükümlerine
aykırı bulunduğu gerekçesiyle, ana muhalefet partisi, Cumhuriyet Halk Partisi
tarafından Anayasa Mahkemesine dava açılmış, mahkeme, yapılan düzenlemelerin
tarafsızlık ilkesine aykırı olmadığını tespit ederek yürürlüğü durdurma
talebini reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararında, demokratik
ülkelerde özerk kurumlar da hukuki ve demokratik denetime tabi tutulmak
suretiyle keyfîliğe sapmaları engellenmeye
çalışılmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde diğer özerk kuruluşlarda olduğu gibi TRT
de denetim altına alınmıştır.
2954 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin
üçüncü fıkrasına göre, Kurum, Hükûmet ile ilişkilerini Başbakan aracılığıyla
yürütür. “Denetimin amacı, kurumun kamu yararı ve mesleğin evrensel ilkelerine
uygun olarak işleyişini güvence altına almaktır. Bu denetim, kurum
yayınlarının, yürütme organlarının tercih ve çıkarları doğrultusunda
yönlendirilmesini sağlamaya yönelik bir yetki olarak nitelendirilemez.”
gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisinin iddialarını yerinde
görmemiştir.
Özerkliğin, kişi ve kuruluşların kendi
faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle
donatılmış olması anlamına geldiğini, aynı zamanda kurumların dış etkilere
karşı korunmasını ifade ettiğini Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararında
belirtmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
AK PARTİ hükûmetleri TRT’ye büyük önem vermiştir. TRT, kamu yayıncılığı yapan,
Anayasa’da düzenlenen, kanunu olan bir kuruluşumuzdur. Güçlü kaynaklara sahip
ve bu kaynakları en iyi şekilde milletimiz için kullanmaktadır.
Geçmişte TRT hep eleştiri konusu
yapılmış, gerek yayınları gerekse tarafsızlığı noktasında olumsuz eleştirilere
muhatap olmuştur. Son yıllarda Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, sorumlu ve
tarafsız yayıncılığın gereğini yapmaktadır.
TRT bugün 14 kanalıyla milyonlarca
insan tarafından dünyanın bütün kıtalarında izlenen bir televizyon hâline
gelmiştir. Bunların içerisinde sadece Türkçe değil, Arapçası, Kürtçesiyle, TRT Avaz’da 8 ayrı diliyle, 30’dan fazla farklı dilde yayın
yapan radyolarıyla, web sayfalarıyla TRT büyük bir atılım içine girmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisinin TRT’yle
ilgili vermiş olduğu araştırma önergesinde belirtilen hususları kabul etmemiz
mümkün değildir. TRT’nin son yıllardaki başarısını, tarafsız yayın anlayışını
milletimiz takdir etmektedir. Verilen araştırma önergesi, TRT gibi önemli bir
kurumumuz kullanılarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını aksatmaya
yönelik bir grup önerisidir. Bu nedenle grup önerisinin aleyhinde olduğumu
belirtiyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın
Milletvekili verilen önergenin Meclisin çalışmalarını aksatmak, engellemek için
verildiğini söyleyerek grubumuza açıkça hakaret etmiştir.
BAŞKAN – Lütfen Sayın İnce.
Hayır, söylediğiniz konunun hakaretle
hiçbir ilgisi, alakası…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan,
Meclis araştırması önergesi Meclis çalışmalarını aksatmak, engellemek için
verilmez. Bu hakarettir. Lütfen bu konuda bir açıklama yapmama izin verin.
BAŞKAN – Hayır ama bunun hakaretle
yakından uzaktan ilgisi…
Ne demek yani Sayın İnce şimdi?
MUHARREM İNCE (Yalova) – Meclis
araştırma önergesini biz Meclis çalışmalarını engellemek için mi veriyoruz
yoksa bunu araştırmak için mi veriyoruz? Biz araştırmak için veriyoruz.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Engel”
ifadesini kullanmadı Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen. Siz bir
oturun.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın
Milletvekili “engellemek” de dedi, “aksatmak” da dedi. Her iki ifadeyi de
kullandı. İzin verirseniz açıklamak istiyorum.
BAŞKAN – Tutanaklara geçti zaten Sayın
İnce ifadeniz. İfade ettiniz zaten sözlerinizi.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın
Başkanım, ben partinin Grup Başkan Vekiliyim.
BAŞKAN – Grup Başkan Vekilisiniz, buna
itirazımız yok zaten. Grup Başkan Vekilliğinizi tartışmıyoruz, kimse de
tartışacak değil yani.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Partinin tüzel
kişiliğine yapılmış bir hakaret vardır. O önerge tek başına bir milletvekili
tarafından verilmemiştir, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilmiştir.
Dolayısıyla, gruba bir ithamda bulunmuştur. İzin verirseniz açıklayayım.
BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.
İki dakika veriyorum İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince sataşma nedeniyle. Gerçi
ortada sataşma var mı, yok mu o da belli değil.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un
Grubuna sataşması nedeniyle konuşması
MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, biz bir özel
televizyon kanalına ancak sitem ederiz, deriz ki:”Taraflı
yayın yapıyorsunuz. İktidara çok fazla yer veriyorsunuz, bize yer
vermiyorsunuz.” diyebiliriz. TRT böyle değil. TRT kimsenin babasının çiftliği
değil. TRT’de 74 milyonun payı var, bizim de payımız var. Biz hakkımızı istiyoruz.
Biz elektrik faturamızda TRT’ye para ödüyor muyuz? Herkes ödüyor mu?
Trabzon’daki vatandaşım, Mersin’deki vatandaşım, Yalova’daki vatandaşım,
Hakkâri’deki vatandaşım, herkes bu TRT payını ödüyor. Biz bunu söylüyoruz.
Bizim derdimiz Meclisi engellemek, Meclisin çalışmamasını sağlamak değil. Biz
bunları araştırmak istiyoruz. Gelin, bakalım. Başbakan her kürsüye çıktığında
canlı yayınlar devam ediyor, muhalefet yok. Peki, Meclis TV’nin sesi neden
kısılıyor, neden halktan gizleniyor buradaki konuşmalar? Saat 19.00’dan sonra
burada kimse yok. İktidara saatlerce TRT yayını; muhalefete geldi mi yok. Bizim
derdimiz, yayınlarda sürekli CHP’ye hakaret ediliyor. Bu konuda mahkûm oldu
TRT, mahkûm. Bu konuda para ödedi bize. Bunları görmüyor muyuz? Biz bütün bunları…
TRT’yi biz izlemiyoruz.
Vatandaşlarımızın da izlemesini istemiyoruz. İzlemeyin. Burası iktidarın
borazanıdır, burası iktidarın vuvuzelasıdır. Biz
bunları Türkiye Büyük Millet Meclisi gelsin, araştırsın diyoruz.
Geçtiğimiz günlerde 13 arkadaşımla birlikte
TRT’nin önüne gittik, basın açıklamamızı orada yaptık. “Siz, iktidarın borazanı
olmaktan çıkın, bundan vazgeçin.” dedik. Bizim paramız var orada, biz hakkımızı
istiyoruz, kimseden bir şeyde bulunmuyoruz. Biz lütuf filan istemiyoruz. 74
milyonun hakkını istiyoruz, onun araştırılmasını istiyoruz. Ama tabii, yine,
çoğunluk parmaklarınızla bu araştırmayı yaptırmayacaksınız, Meclis TV’de
sesimizi kısmaya devam edeceksiniz. Ama bunun nereye kadar olduğunu hep
birlikte göreceğiz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.
Sayın Değirmendereli, söz talebiniz var
ancak Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini görüşüyoruz. İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi açık. iki
lehte ve iki aleyhte söz verebiliyoruz. Onun için söz veremiyorum.
Teşekkür ediyorum.
VI.-
ÖNERİLER (Devam)
B) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.-
İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları
tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
TRT ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması hakkında
verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/12/2011
Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli
birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.
Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından
alkışlar)
MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, nafile bir tartışma daha yaşıyoruz. Bu
TRT’yle ilgili verilen kaçıncı grup önerisi, kaçıncı araştırma önerisi, ben
hatırlamıyorum. Her seferinde burada konuşuyoruz. Tabii ki AKP’nin grup başkan
vekili arkadaşlarımız memnun. Bunun araştırılmasını da istemiyorlar,
tartışılmasını da istemiyorlar. Onlarla ilgili sorun yok. TRT zaten Başbakanın
bütün toplantılarını veriyor, bakanların toplantılarını veriyor ve AKP
yetkililerinin görüşlerini de veriyor.
Bu nasıl bir demokrasi anlayışı? Ben
sizlerin vicdanına hitap ediyorum. Muhalefetsiz demokrasi olur mu? Yani nerede
peki muhalefet seslenecek? Sesini nerede duyuracak? Bir grup toplantılarının
yayınına dahi tahammül edemiyorsunuz. Hakikaten nerede konuşacağız? Yani
medyanın yüzde 90’ı yandaş hâle gelmişse, geri kalanlar susturulmuş,
bastırılmış, sindirilmişse. Burada en azından sizi millete şikâyet etme
şansımız vardı. Onu da alın, sıkın ümüğünü.
Şurada araştıralım, ne var? Zaten
AKP’den üye olmayacak mı bu araştırma komisyonunda? Yani geldiğiniz zaman siz
de orada görüşünüzü söyleyeceksiniz.
Muhalefetsiz bir demokrasi olmaz. Gelin
bizi dinleyin. Söylediğimiz şeylerden faydalanın. İktidar taassubu içerisinde
olmayın. Yani ben merak ediyorum. Burada “Her şey düzgün, her şey güzel.” diyor
Sayın Tunç. Geçen sefer de sorduk. Şimdi bakan oldu, Sayın Suat Kılıç
buradaydı. Hâlâ bana cevap gelmedi. Sordum, “Göndereceğim.” dedi ama. Merak
ediyorum, bir yıllık ya da aylık olarak döküm istiyorum, yetkililer varsa.
Madem bu kadar iktidar grubu olarak TRT’yi savunuyorsunuz. Özerk bir kurum güya
ama. Ben merak ediyorum, yetkililerden -kendileri de izliyordur şimdi- ey TRT
Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı -kim izliyorsa- Milliyetçi Hareket
Partisinin haberlerini kaç dakika verdiniz, ayda kaç dakika verdiniz, 2011
yılında kaç dakika verdiniz? Merak ediyorum. Bir de, AKP’nin tabii parti olarak
değil, bakanların, Başbakanın, başbakan yardımcılarının haberleri kaç dakika
geçti; hangi haber programına, hangi toplantıya kaç tane MHP’li yetkili
çağırdınız? Kaç tanesine MHP’li yetkili katıldı? Bize bir döküm göndermelerini
istiyorum. Buradan bizi seyrediyorlardır, kendilerini konuşuyoruz.
Şimdi,
burada, TRT kamu kurumu. Arkadaşlarımız önergenin gerekçesinde
de saymışlar. Sekiz ayrı gelir kaynağına sahip. Bu gelirlerin çoğu bizden
kesilen vergiler, kesintiler, harçlar neyse, bunlardan oluşuyor. Bütün Türk
milletinin ödediklerinden oluşuyor. Peki, niye muhalefetin sesini kesiyorsunuz?
Muhalefet milleti temsil etmiyor mu? Yani bunu vicdanınız gerçekten kabul
ediyor mu? Ben anlamıyorum. İktidar taassubu içerisinde mi şimdi parmak
kaldıracaksınız, yoksa gerçekten inandığınız için mi böyle düşünüyorsunuz? Bunu
algılayamıyorum. Yani bütçesi vatandaştan gelecek ama vatandaşın bilgilenme
hakkı, muhalefetin söylediğini dinleme hakkı elinden alınacak.
Öbür taraftan bir sürü atama var.
Şimdi, yeni çıkan KHK’yla beraber Sayın Genel Müdür Yardımcısı yazı göndermiş,
nerede fazlalık var, nerede ihtiyaç var bildirin diye. Sanki o fazlalıkları biz
aldık. Aynısı Meclis Kanunu’nda da görüşüldü. O personeli kim aldı, kim
fazlalaştırdı? Sürekli duruyor. Bu vesileyle şimdi onlar da yerlerinden edilip
emekli edilecek ama yerine yenileri alınacak. Maalesef böyle bir karmaşayla
karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlar, yeni milletvekili
arkadaşlarımız var. Geçtiğimiz yıllarda bu konuşuldu. Ben, sizlere TRT’nin
artık “Ak RT” olduğunu söylemiştim. Bilmeyenler için tekrarlamış olayım ama
orayı da geçtik, iyice iktidarın borazanı oldu maalesef. TRT izlenmiyor. TRT
izlenmiyor. Biz sürekli olarak eskiden en azından TRT Haber’i, TRT2’yi
izlerdik, şimdi onları da izleyemiyoruz çünkü artık farklı bir şey söylemiyor,
iktidarın manipülasyonunu bize yapıyor. Sadece haber
de yapmıyor. Bakın, iktidarın haberini yapsa ona itirazımız yok ha! TRT, artık
habercilik değil, yönlendirme yapıyor, manipülasyon
yapıyor, haberler üzerinden bilgi kirliliği yaratıyor. Maalesef “Ak RT” olmanın
da ötesine gitti. O zamanlar Sayın Başbakanın bir uyarısı vardı: “Bize ‘AKP’
demeyin, ‘AK PARTİ’ deyin.” diye. Onun için ben de “Ak RT” demiştim ama artık
“Kara RT” diyorum. “Ak”ını aldım geriye. Bu saatten
sonra, eğer böyle borazanlığa devam ediyorsa, iktidar partisinin yayın organı
gibi, Pravda’sı gibi devam edecekse ben “Ak RT”den
vazgeçtim, bundan sonra “Kara RT” diye artık radyo televizyonu
nitelendireceğim.
Değerli arkadaşlar “TRT bizim sesimizi
kesiyor” dedik. Yukarıda TRT Kanunu görüşülürken 2008 yılında konuştuk, burada
yine önergelerde konuştuk. Şimdi, TRT Şeş var, güzel, frekans yapıyorsunuz;
TRT’nin Arapçası var. Biz diyoruz ki “Meclis TV’ye bir kanal frekansı verin.”
“Bizim frekans sıkıntımız var.” diyor. Niye şimdi 19.00’dan sonra
yayınlamıyorsunuz?
Ben, size geçen TBMM Teşkilat Kanunu
konuşulurken söyledim. Ben önerimi yineliyorum. Değerli arkadaşlar, bayağı
televizyon kuruluşlarından tebliğ geldi. Gelin, Meclis Başkanlığı burada, bunu
maç ihalelerini verdiği gibi, maç yayınlarını verdiği gibi özel televizyonlara
ihale açsın. Meclisin tüzel kişiliği var. Meclis Başkanlığı burada, TRT’ye bizi
mahkûm etmesin. Eğer onlar yayınlanabilir bulmuyorsa, bakın, bırakın, özel
televizyonlardan ne kadar talep gelecek. Bir numaralı rating
kıracak. Eğer siz müsaade eder, konuşmamıza izin verirseniz, her seferinde
muhalefetin yaptığı önerileri yasamayı engelleme olarak görmeden muhalefetin de
söz söyleme hakkı olduğunu eğer kabul ederseniz o zaman burada muhalefet de
sesini çıkarır ve oradan yapılan uyarılardan sizler de derslerinizi alırsınız,
eksik olanları tamamlarız. İşinize gelmeyenleri yine almayın, parmak
çoğunluğunuz var nasıl olsa, indirin kaldırın; “Kabul ettik.”, “Etmedik.”
dersiniz.
Onun
için, değerli arkadaşlar, burada bir taraftan TRT Şeş’e
frekans tahsisi yapılırken, bir taraftan Arapça yayınlar yapılırken, bir
taraftan bir sürü, on dört tane ayrı kanal yayın yaparken TRT’nin övündüğü
şekliyle, TBMM TV’ye frekans verilmemesi ve Meclis Başkanlığının da bu
şekliyle, geçtiğimiz hafta buna müdahale ettirerek grup toplantılarının bile
yayınlanmasını yukarıda anlaştığımız kanun teklifi içerisinden çıkarttırması
gerçekten hicap duyulacak bir gelişme olmuştur değerli arkadaşlarım.
Burada “TRT bunları vermiyor.” dedik.
TRT gelip bizim çalışmalarımızı yayınlamaktan feragat ediyormuş. Öbür taraftan, bakıyoruz şimdi TRT’nin yayınlarına: Yönlendirme
maalesef devam ediyor ve önceki gün akıl almaz bir şekilde -az önce
arkadaşlarım gönderdiler- TRT Haber’de Taraf gazetesinin ve PKK’nın yayın organı
olan Günlük gazetesinin muhabirleri çıkıp burada, haber programında Dersim’le
ilgili yönlendirmelere, karşılıklı, Türklüğe, Türk tarihine hakaret eden ve bir
isyanı katliam gibi göstermeye çalışan, Sayın Başbakanın açtığı yoldan devam
eden yayınlar yapılmasına müsaade ediyor TRT. Öbür tarafta, bakıyoruz,
Türk kültürüyle ilgili, eski, bizim çocukluğumuzda kulaklarımızda kalan birkaç
tane TRT’nin müzik kanalının dışında bize Türkçe hitap eden bir şey kalmadı,
sadece TRT Müzik’te zaman zaman koroları izleme şansımız var. Maalesef içerik
olarak içi boşaltılmış ve İbrahim Şahin’in çiftliği hâline gelmiş. Maalesef
burada önümüzdeki süreçte değerli arkadaşlar, ciddi anlamda personel anlamında
da sürgünlerin başlayacağı, geri kalanlarla ilgili de kıyımların olacağı ilgili
yazışmalardan ortaya çıkmış bulunuyor, maalesef bu yönlendirmelere de TRT aracı
olmuş. Bu programda aynen şu meyanda sözler ediliyor: “38 tane askerin şehit
edildiği iddia ediliyor.” Öbür tarafta, yapılan olayın bir isyan olarak değil,
sanki katliam gibi sunulmasına… Sizlerin de söylediği şekliyle, orada çıkarılıp
tartıştırılıyorlar. Bu tarafta, az önce söyledim, MHP’yle ilgili bir çalışma
var mı? Yok. Toplantılara bizi çağırıyorlar mı? Hayır. Daha önce, zaman zaman
burada, TRT’nin Mecliste bürosu var, arkadaşlarımız öğleyin falan böyle on beş
dakika, yarım saat çağırıp, bütçe zamanı olduğu zaman bize diyorlardı ki:
“Hocam, gel, bütçeyle ilgili bir değerlendirme yapalım.” Siyaseti bıraktık,
ekonomiyle ilgili görüşlerimize dahi iktidar borazanı TRT’de maalesef bize
karşı nedense bir… Neden olduğunu biliyoruz gerçi, sizlerin baskısıyla ve Başbakandan
korktuklarından mı, yoksa hakikaten öyle yaparlarsa takdir göreceklerine mi
inanıyorlar, bilmiyorum. Arşivler burada Sayın Başkanım, sorun, bakın. Bu yıl
bütçe bitti. Ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim, orada arkadaşlarla bir ay
boyunca çalıştık. Bugün TBMM TV’den arkadaşlarımız sadece geldi. TRT’den
bahsediyorum. TRT2’nin burada haber kanalı var; öğlen buradan, Parlamentodan
programlar yapıyorlar. Yani bir gün olsun, işte Plan ve Bütçe Komisyonundaki
arkadaşlarım burada, CHP’li üyeler de burada, ayaküstü orada aldıkları
haberlerin dışında diğer muhabirlerin, oturup da bir haber programı maalesef
yapılmadı.
Onun için, değerli arkadaşlarım, gelin,
elinizi vicdanınıza koyun -bu TRT, adı üstünde kamu kurumu, özerk bütçesi var,
bizlerin paralarıyla buradan yayın yapıyor- bunların soruşturulmasına karşı
çıkmayın. Sizler de bu komisyonun içerisinde üye olacaksınız, haksızlık varsa
onların da giderilmesi ve TRT kurumunun da gerekli şekilde yayın yapması
sağlanmış olur. Artık iktidarın borazanı olmaktan TRT vazgeçsin arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET GÜNAL (Devamla) – Çok teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günal.
Cumhuriyet
Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Recep Özel, Isparta
Milletvekili.
Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup
önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Konuşmama başlamadan önce biraz önce
burada konuşan Arkadaşımız Yılmaz Tunç Bey’in konuşmasına -Sayın Grup Başkan
Vekilimiz, CHP’nin Grup Başkan Vekili- bir yanlış algılamayı düzeltmek
anlamında bir açıklık getirmek istiyorum. Burada bir Meclis araştırması
açılmasına dair verilen önergenin Meclis çalışmalarını aksattırıldığına dair
bir ifade burada kullanılmamıştır. Burada kullanılan ifade… Elbette ki bütün
milletvekili arkadaşlarımız her konuyla ilgili Meclis araştırması açılmasına
yönelik İç Tüzük’ten, Anayasa’dan kaynaklanan
haklarını kullanarak araştırma önergesi verebilirler. Bu da verilmiştir ve
gündemdeki yerini almıştır. Bizim karşı çıktığımız konu, bugün itibarıyla
Meclisin çalışma takvimi, çalışma saati, çalışma konusu bellidir. Çok önemli
olan uluslararası sözleşmeler Meclisimizin gündemindedir. Bugün görüşülmesinin
bugünkü Meclis çalışmalarını aksattığı noktasında, her gün grup önerilerinin
getirilip… Burada daha çok sözlü soruların cevaplanabildiği, gündemdeki
konuların görüşülebildiği bir imkân oluşturulabilmesi anlamında, bir konuşmaya
açıklık getirebilme anlamında bu açıklamayı yapmış bulunmaktayım.
Dönemimizde çıkan TRT yasasıyla TRT
gerçekten de dinamik bir yapıya kavuşmuş, idari ve teknik düzenlemesinin
ardından yayıncılık başarılarıyla da son yıllarda kendinden sıkça bahsettiren
bir kamu kurumu olmuştur. TRT’nin idari ve mali yapısında düzenlemelere
gidilmiş ve işletme verimi artırılarak yetki ve sorumluluk dengesi kurulmuş,
fayda ve maliyetleri hesaplanabilir, yönetilebilir dinamik bir teşkilat yapısı
oluşturulmuştur.
Kadrolaşma amacı güdülmemiş, bilakis
200’ün üzerinde müdür, müdür yardımcısı, başkan, bölge müdürü unvanı iptal
edilmiştir. Kurumda bundan on yıl önce 7.500 kişi çalışırken şu anda bu sayı
7.200’ler civarına kadar gelmiştir. TRT’ye alınan kadroların yüzde 95’i KPSS
sınav ilanıyla en iyi üniversitelerin en iyi puanı almış gençlerinden
oluşmaktadır. KPSS sınavından en yüksek puanı alan gençler, TRT’ye
yerleştirilerek geleceğin yayıncıları da yetiştirilmektedir.
TRT mevcut gelir kalemleriyle büyümüş,
bir dönem memur maaşlarını ödeyemeyen TRT, bugün teknik yatırımını 20 milyon
TL’den 160 milyon TL’ye, kanal sayısını ise 15’e, radyo kanal sayısını da 15’e
çıkarmıştır.
Mevcut elektrik paylarından
kesintilerin olduğu burada söylendi. Dönemimizde elektrik paylarında da düşme
olmuş olmasına rağmen TRT’nin gelirleri artmış, reklam gelirleri yüzde 350 gibi
bir artışla rekor seviyelere ulaşmıştır. Burada biraz önceki Sayın Konuşmacı
“TRT seyredilmeyen bir kanal hâline geldi.” diyor. Seyredilmeyen bir kanala
acaba hangi büyük firma reklam verir? Yüzde 350 oranında artan bir reklam
geliri TRT’nin bilançosunda durmaktadır.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Yüzde 86’sını
vatandaş ödüyor!
RECEP ÖZEL (Devamla) - TRT’nin tek
kanallı olduğu ve 10 bin çalışanının olduğu dönemlerde seslerini çıkarmayanlar,
bugün 15 TV kanalının, 16 radyo kanalının 7 bin çalışanla yürütüldüğünü,
herhâlde gözleri kapalı, görmüyorlar.
Yeterli yatırım yapılmaması nedeniyle
çalışamaz duruma gelmiş ses ve ışık sistemleri bu dönemde yenilenmiş, çağdaş
yayıncılığa uygun otomasyon sistemleri kurulmuştur. Mevcut stüdyolar
yenilenmiş, kullanılmayan atıl alanlar geleceğin yayıncılık anlayışını
yakalayarak HD uyumlu yeni stüdyolar kurulmuştur. Bugüne kadar 10 yeni stüdyo
kurularak tüm kameralar yenilenmiş, canlı yayın araçları alınmıştır. Bugün TRT
15 televizyon kanalı, 15 radyosu, 3 dergisi olan büyük bir medya grubu
olmuştur.
TRT yayınlarında günlük ortalama 617
adet, haftada ortalama 4.319 adet, ayda ortalama 18.510 adet farklı program
yayınlanmaktadır. Türkiye’de bu rakamlara yaklaşabilen herhangi bir medya grubu
da bulunmamaktadır.
TRT’nin yayınlarında tarafsızlık
ilkesini zedelemesi de söz konusu değildir; TRT, yayınlarında tarafsız,
yorumsuz, hızlı habercilik ilkelerini benimsemiş ve uygulamıştır. Burada
araştırma önergesine konu olan 82 bin liralık para cezasıyla ilgili olarak da,
bu bir canlı yayın kazasıdır ve canlı yayın konuklarının sarf ettiği sözün
cezası TRT’ye kesilmiş bulunmaktadır. Sözü sarf edene CHP’liler hiçbir dava
açmamış, sözün sahibine bir şey söylenmez ve yapılmazken, canlı yayın
esnasındaki bu eylem sebebiyle TRT cezalandırılmıştır.
TRT’nin haber ve yorumlarında da
tarafsızlık esastır. Bu husus referandum ve seçim sürecinde de tescillenmiştir.
Bununla ilgili olarak, referandumda yanlı yayın yapıldığı, taraflı yayın
yapıldığına dair yöneticiler hakkında açılan dava, Ankara 9. Asliye Ceza
Mahkemesinin 2010/747 esas ve 2011/405 esas sayılı Kararı’yla da karara
bağlanmış ve söz konusu yöneticiler beraat kararı almışlardır.
Ayrıca,
kurumun kadrolaştığı iddialarıyla ilgili olarak da, Oda TV yöneticileri Soner
Yalçın ve Barış Terkoğlu ile KESK Haber-Sen Sendikası
hakkında kurumda akraba ve cemaat kadrolaşması yapıldığı iddiasıyla ilgili
açılan tazminat davası ise Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/2222 esas,
2010/195 esas sayılı mahkeme kararlarıyla neticelenmiş, bu davada istenen
belgelerle kurumun son yedi yıllık personel hareketleri ayrıntılı incelenmiş ve
davalıların tarikat, cemaat ve akraba kadrolaşmasına ilişkili iddiaları çürütülmüştür.
MUHARREM İNCE (Yalova) – O kâğıt
TRT’den mi geldi?
RECEP ÖZEL (Devamla) – Söz konusu
karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16/12/2010
tarihli…
MUHARREM İNCE (Yalova) – O kâğıdı
TRT’den mi gönderdiler?
RECEP ÖZEL (Devamla) – …ve 2010/14243
esas sayılı…
MUHARREM İNCE (Yalova) – Üstünde “TRT”
yazıyor bak kâğıdın, vallahi “TRT” yazıyor üstünde.
RECEP ÖZEL (Devamla) – …onanarak derecâttan da geçmiş ve kesinleşmiştir.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Üstünde “TRT”
yazıyor kâğıdın, “TRT” yazıyor, bak. Görülüyor buradan, “TRT” yazıyor.
RECEP ÖZEL (Devamla) – Ayrıca, Tufan Türenç’in, TRT’nin iktidar yanlısı yayın yaptığı…
MUHARREM İNCE (Yalova) – TRT’nin antetli kâğıdı ya!
RECEP ÖZEL (Devamla) - …ve kurumda kadrolaşma yaptığına yönelik
iddiası da Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilmiş bulunmaktadır.
Şimdi, burada TRT’yle ilgili, AK PARTİ’yle ilgili bütün söylenen kötü sözleri ben kamuoyunun
takdirine bırakıyorum. Bizim yaptığımız işler ortada, AK PARTİ’nin
yaptığı ortada, daha doğrusu TRT’nin yapmış olduğu yayıncılık ilkeleri ortada.
Yüzde 350 gibi reklam gelirini artıran bir kuruluşta seyredilme oranlarının
düştüğünü iddia etmek herhâlde gerçeklerle bağdaşmamaktadır diyorum.
Ben CHP’nin bu grup önerisine
katılmadığımızı, Meclisimizin kendi olağan gündemine devam etmesi gerektiğini
belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ediyorum.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.
III.
– YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili
ayağa kalktı)
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan,
oylama yapacaksınız, biz de yoklama istiyoruz.
BAŞKAN – Tamam, yerine getireceğim.
Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak
yoklama talebi var onu yerine getireceğim.
Sayın Özcan, Sayın Ayaydın, Sayın
Tezcan, Sayın Canalioğlu, Sayın Tayan, Sayın Çıray,
Sayın Kaplan, Sayın İnce, Sayın Öner, Sayın Öğüt, Sayın Yüceer, Sayın Toprak,
Sayın Gök, Sayın Ekşi, Sayın Bayraktutan Sayın Işık,
Sayın Serindağ, Sayın Havutça, Sayın Susam, Sayın Akova.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yeter sayısı vardır.
VI.-
ÖNERİLER (Devam)
B) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.-
İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları
tarafından, 30 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
TRT ile ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması hakkında
verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/12/2011
Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli
birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmemiştir.
İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır,
okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) Önergeler
1.-
Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi’nin (2/12) doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi (4/15)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
2/12 Esas Numaralı Kanun Teklifimin İç
Tüzüğün 37. Maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini
bilgilerinize arz ederim.
Tanju
Özcan
Bolu
BAŞKAN
– Teklif sahibi Tanju Özcan, Bolu Milletvekili.
Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından
alkışlar)
TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok
değerli milletvekili arkadaşlarım; hatırlarsınız belki, geçen hafta da bu
verdiğim kanunla ilgili, İç Tüzük’ün 37’nci maddesi
gereğince, değişiklik önergemin ilk ayağını oluşturan Orman Kanunu’nun 40’ıncı
maddesiyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım. Bugün de yine teklifimin
bir parçası olan Orman Kanunu’nun 82’nci maddesiyle ilgili düşüncelerimi
sizlerle paylaşmak için burada bulunuyorum.
Efendim, Orman Kanunu’nun 82’nci
maddesindeki değişiklik önerimin temelinde şu yatıyor: Orman köylüsü ile iç içe
yaşayan sayın vekillerim bilir, diğerleri belki bilmeyebilir; Türkiye’de orman
suçundan dolayı haksız olarak ceza almış çok sayıda vatandaşımız var, binlerce
vatandaşımız var. Bunun temelinde de orman muhafaza memurunun tuttuğu tutanağın
aksini ispat yükümlülüğünün vatandaşa verilmiş olması var. Ben burada yapılacak
düzenlemeyle “Eğer orman muhafaza memuru bir tutanak tuttuysa bu tutanağın
doğruluğunu kendisi ispatlasın, ispat yükünü vatandaşa bırakmasın.” diyorum.
Hiç kimsenin ormanda tanık bulma şansı yok. O anlamda, bu düzenleme bu şekilde
yapılırsa bana göre masum olan binlerce insanın da ceza almadan kurtulma şansı
doğar diye düşünüyorum.
Sayın milletvekilleri, tabii sizlerle
özel bir mutluluğumu da paylaşmak istiyorum. Ben daha önce de ifade ettim,
orman köylülerinin çok yoğun olarak yaşadığı bir şehrin temsilcisiyim, Bolu’nun
temsilcisiyim: Sayın Orman Genel Müdürünün ifadesine göre de Orman Genel
Müdürlüğünün en çok gelir elde ettiği il olan Bolu’nun temsilcisiyim.
Üzülerek ifade ediyorum, özellikle
2004’ten bu yana, AKP Hükûmetinin iktidarının ikinci yılından bu yana,
maalesef, AKP İktidarı ormanlara orman gözüyle değil, rant
elde edilecek veya yandaşlara rant elde ettirilecek alanlar olarak bakmaya
başladı ve bu durum sonucunda ne oldu biliyor musunuz? Orman köylüsü on yıl
önceki durumundan çok daha geriye gitmiş oldu.
Bugün rakamlar ortada arkadaşlar. Orman köylüsünün on yıl önceki üretim fiyatlarına bakın, on yıl
sonraki üretim fiyatlarına bakın; orman köylüsünün on yıl önce mazotu kaça
aldığına bakın, bugün mazotu kaça aldığına bakın; on yıl önce dikiliden satış
ne kadardı, buna bakın, şimdi dikiliden satış ne kadar buna bakın, bir de Orman
Genel Müdürlüğünün dikiliden satış hedefini dinleyin, ondan sonra bu
arkadaşınız doğru mu söylüyor, yanlış mı söylüyor, buna karar verin. “Dikiliden
satış” deyince, çoğunuz belki anlamadınız ne demek istediğimi. Dikiliden satış
-geçen hafta da ifade ettim- ormanları sadece yandaşlara, müteahhitlere
peşkeş çekmek demek. Ormanlar bugüne kadar köylünün ormanlarıydı, bundan sonra
müteahhidin ormanı hâline getirilmeye çalışılıyor. Orman köylüsü bugüne kadar
orman köylüsüydü, bu düzenlemeyle birlikte orman işçisi, müteahhidin işçisi
hâline getirilmeye çalışılıyor ve Orman Genel Müdürü on gün önce Bolu’da diyor
ki: Dikili satışımız şu anda yüzde 10 civarında, bunu bu sene yüzde 30’a, önümüzdeki dönemde
yüzde 50’ye, 60’a çıkartma hedefini taşıyoruz.” Daha açık anlatayım anlaşılmadı
diye, bu şu demektir arkadaşlar: Bugün ormandan hâlâ orman köylüsü
faydalanıyor, “Biz bundan sonra daha çok müteahhitlere
faydalandıracağız. Orman köylüsü, orman işçisi olarak kalsın, müteahhit ona ne verirse bununla yetinsin.” diyor, ben bunu
sizlerle paylaşmak istiyorum.
Tabii, değerli arkadaşlar, ormanla
ilgili söylenecek çok şey var ama bir dakikalık bir süremiz kaldı, beni çok
rahatsız eden bir hususu da sizinle paylaşmak istiyorum: Biz geçen hafta burada
gece yarılarına kadar, sabaha kadar çalışıp kamuoyunda “şike yasası” olarak
adlandırılan maalesef bir yasa çıkardık. Sayın Cumhurbaşkanı -gerekçesi okundu
az önce- “kişiye özel düzenleme” diye bunu veto etti. Tabii, bu yasada kişiye
özel düzenleme nerede vardı? Ben bilmiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı bunu nasıl
çözdü? Bunu da anlayamadım ama ister istemez aklıma şu geldi: Biz sizin
gündeminizi, gizli gündeminizi belki çok iyi anlayamıyoruz ama daha düne kadar
sizlerle birlikte şu sıralarda oturan Sayın Cumhurbaşkanı bunu bizden daha iyi
mi anlıyor diye düşünüyorum. Acaba gerçekten bunun içinde kişiye özel bir
düzenleme mi var diye düşünüyorum. Aklıma da -kusura bakmayın ama- iki tane
görme engelli vatandaşımızın birlikte dolma yeme hikâyesi geliyor.
Ben buradan soruyorum: Bu yasanın
içinde gerçekten bizim
bilmediğimiz kişiye özel bir düzenleme mi var? Bunun cevabını istiyorum. Yoksa
böyle bir şey, Sayın Cumhurbaşkanı sizin dolmaları ikişer ikişer nasıl
götürdüğünüzü anladı. Bunun cevabını bekliyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Bir milletvekili adına söz isteyen Uğur Bayraktutan,
Artvin Milletvekili.
Buyurun Sayın Bayraktutan.
(CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Ercoşkun
söz talebiniz var ama burada da teklif sahibi ve bir milletvekiline söz
verebiliyoruz.
UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin)- Sayın
Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bolu Milletvekilimiz Tanju Özcan’ın Orman
Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin lehte söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, bugün sabah
Türkiye yeni bir güne uyandı. Biliyorsunuz Aydınlık gazetesine sabah erkenden
bir baskın yapıldı. Bunun haricinde yine bugün Cumhuriyet Halk Partili
belediyelerden yapılan operasyon kapsamında Atakum
Belediyesine bir operasyon yapıldı. Bu operasyonu yapanları kınıyorum,
öncelikle bunu ifade etmek istiyorum.
Şimdi bu grup önerisiyle
milletvekilimizin kanun değişikliğiyle alakalı olarak Karadeniz’de kanayan yara
olan Orman Kanunu’yla alakalı bazı uygulamaları yani özellikle yargılamalarla
alakalı bazı uygulamaları gündeme getirmek istiyorum.
Orman Genel Müdürlüğünün dahil olmuş olduğu bütün davalarda ne yazık ki Türkiye
ortalamalarına, özellikle Karadeniz’deki ortalamalara bakarsanız birçok davanın
avukat tarafından takip edilmediğini, avukatla takip edilen davalarda vekâlet
ücretlerinin davalı tarafa yüklendiğine ilişkin bir somut gerçekle karşı
karşıya kaldığımızı biliyoruz. Ormanın dahil olduğu
davalarda ne yazık ki avukatlar bu davalara girmekte bir çekince koyuyorlar ve
bu davaları almıyorlar ve bu davalar büyük bir ihtimalle, büyük bir çoğunlukla
da orman lehine sonuçlanıyor. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin yerleşik
içtihatları karşısında Karadeniz’in büyük bitki örtüsü olan ormanın varlığında bir mülkiyet
sorunuyla karşı karşıya kalınmakta ve ne yazık ki mülkiyet davaları olumsuz
olarak sonuçlanmaktadır. Yerel mahkemeler bu davalarda lehte karar verememekte,
harici görüşmelerde vicdanlarının seslerine uysalar lehte karar vereceğiz
denmesine rağmen ağır birtakım duvarlarla karşılaşmaktadırlar diye düşünüyoruz
arkadaşlar.
Şimdi burada yerel mahkemeler bazı bu
kararları veriyorken bazı doneleri kendilerine baz
olarak almaktadırlar. Yerel orman işletme müdürlüklerinden gelen yeşil alan,
boyalı alanlar ne yazık ki aleyhte delil olarak mahkemeler tarafından
değerlendirilmektedir. Yine mahkemeler bu kararlarını veriyorlarken iki tane
temel noktayı kendilerine baz olarak almaktadırlar.
Bunlardan bir tanesi hava fotoğraflarıdır, bir tanesi de memleket
haritalarıdır. Hava fotoğrafları 1956 ve öncesi tarihine ait haritalar olduğu
için ne derecede sağlıklı olduğunu yüce Meclisin takdirlerine sunuyorum. Bunun
dışında memleket haritaları olarak tabir edebileceğimiz Harita Genel
Komutanlığı tarafından düzenlenen ve burada baz olarak
alınması gereken haritalar da ne yazık ki objektif değerlendirmeler getirmekten
uzak birtakım tespitler içermektedir, neden? Çünkü bu haritalar askerî amaçlı
düzenlenmiş haritalardır ve hiçbir şekilde botanik değeri olmadığı için, bu
haritalardan ortaya çıkan sonuçlar nedeniyle de verilen kararlar sağlıklı
olmamakta, objektif bir karar niteliği taşımamaktadır.
Burada mahkemelerin nazarıitibara almış
olduğu bilirkişi kurulları, ne yazık ki uygulamadan gelen, Orman Mühendisleri
Odasının üyeleri olan kişiler tarafından değil, bunlar daha çok üniversite,
akademik kariyeri olan, uygulamada olmayan, kendi orman formasyonu
içerisinde yetişmiş katı kuralları olan bir bilirkişi düzlemi içerisinde
olaylar götürülmektedir. Mali bilirkişilerin ifadelerine, tanıkların
beyanlarına ve bunların düzenlemiş olduğu ellerindeki mülkiyet belgelerine ne
yazık ki itibar edilmemektedir.
Şimdi gelinen noktada, özel idare
kayıtları, kişilerin elinde özel idare kayıtları vardır, belediye ve emlak
müdürlüğüne ödemiş oldukları vergiler vardır ama bunlar da ne yazık ki mahkeme
kararlarında nazarıitibara alınmamaktadır. Bunlar için en
önemli belge niteliğinde olan eski tapu kayıtları da şöyle bir gerekçeyle göz
ardı edilmektedir: Eski tapu kayıtlarında coğrafi ve koordinat uyumunun beraber
aranması nedeniyle, eski tapu kaydıyla yeni mevcut durum birbiriyle
karşılaştırılmakta, coğrafi ve koordinat uyumu olmadığı için kesin hüküm teşkil
etmesi gereken, maddi anlamda kesin hüküm, delil niteliği taşıması gereken eski
tapu kayıtları da göz ardı edilmekte, bunlar ancak zilyetlik belgesi kapsamında
değerlendirilmektedir.
Bütün bu anlatmaya çalışmış olduğum
hususlarla bu beş dakika içerisinde şunu ifade etmek istiyorum: Karadeniz’de
çok ciddi bir mülkiyet sorunu vardır. İnsanlar yıllarca kullanmış olduğu,
atalarından, dedelerinden kendilerine kalan yüzyıllardır zilyetlik etmiş
oldukları, o topraklar içerisinde tarım yapmış oldukları alanları 6831’deki bu
eksiklikler nedeniyle kaybetmektedirler.
Gelinen noktada, Karadeniz’deki orman
vasfının, orman davalarının sorunu artık o kişilerin sorunu olmaktan çıkmış,
bir sosyal boyutu olan, neredeyse patlama noktasına gelmiş bir sorun hâline
gelmiştir. Düşünebiliyor musunuz, bir dosyada hem tarım arazisi raporu
verilmekte hem orman denilmekte ve ne yazık ki Yargıtay tarafından o tarım
raporu verilen rapora itibar edilmemekte, orman denilen raporla davalar
sonuçlandırılmakta ve olumsuz bir tabloyla karşı karşıya kalınmaktadır.
Önümüzdeki dönemde Meclisin bu
sorunları çözeceğine inanıyorum. Milletvekili arkadaşımın vermiş olduğu bu
önergenin gündeme alınması için desteğimi ifade ediyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime on beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.10
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.29
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 29’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Gündemin sözlü sorular kısmına
geçiyoruz.
Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ,
gündemin sözlü sorular kısmında yer alan sorulardan 1, 2, 18, 27, 32, 34, 37,
38, 39, 152, 165, 181, 206, 210, 221, 228, 236, 238, 240, 242, 246, 292, 295,
299, 318, 343, 379 ve 389’uncu sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak
istemişlerdir.
Şimdi bu soruları sırasıyla okutuyorum:
VIII.-
SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.-
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum-Pasinler Kurdu Deresi üzerine gölet
yapılıp yapılmayacağına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/4) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Orman ve Su
İşleri Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin
yapılmasını saygılarımla arz ederim. 12.7.2011
Ensar
Öğüt
Ardahan
Erzurum
Pasinler'de vatandaşlarımızın tek geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır.
Pasinler’deki Sürbahan Barajı Aşağı Pasin Ovası’nın
bir bölümünü sulamaktadır. Ancak Yukarı Pasin Ovası’nı sulamıyor. Bu durum
geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlayan Otlakköprü
ve Alver köylüleri arasında gerginliğe neden olmaktadır. Bu durumun devam
etmemesi için DSİ bir gölet yaparak köylüleri rahatlatmalıdır.
1-
Erzurum Pasinler Kurdu Deresi üzerinde bir gölet yapılacak mı?
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul-Esenyurt
Devlet Hastanesinde doktorların darp edilmesine ve alınan önlemlere ilişkin
sözlü soru önergesi (6/6) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
İstanbul
Esenyurt
Devlet Hastanesinde sürekli olarak doktorlarımız dövülmekte ve darp
edilmektedir. Bu hastanemizde doktorlarımıza karşı yapılan bu saldırılar için,
1- Bakanlığınızca bugüne kadar ne önlem
alınmıştır?
2- Defalarca yapılan saldırıların
nedenleri Bakanlığınızca araştırılmış mıdır?
3- Can güvenliği nedeni ile bu
hastanemizden kaç doktor ayrılmıştır?
4- Bugüne kadar Bakanlığınızca konuya
neden duyarsız kalınmıştır?
5- Bu saldırıların sebepleri nelerdir?
Hastalara yapılan muamele ve verilen hizmetle ilgisi var mıdır?
3.-
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki uzman doktor sayısının
artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/29) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin
yapılmasını saygılarımla arz ederim. 15.7.2011
Ensar
Öğüt
Ardahan
Yurt genelinde 29 bin 526 uzman 30 bin
830 pratisyen hekim ve 7 bin 311 asistan olmak üzere 67 bin 667 doktor Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında, 25
bin 15'i üniversite hastanelerinde, 22 bin 574'ü özel sağlık sektöründe
çalışmaktadır.
1- Ardahan’da 87 doktor çalışmaktadır.
105 binin üzerinde nüfusa sahip Ardahan’da 5 ilçe ve 230 köy bulunmaktadır,
geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Onun için doktor sayısı yetersiz kalmakla
beraber uzman doktor sayısı daha fazla olması için bir çalışmanız olacak mı?
4.-
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, deniz ve havuzlardaki kirliliğe karşı
alınacak önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/39) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın
Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin
yapılmasını saygılarımla arz ederim. 20.7.2011
Ensar
Öğüt
Ardahan
Yazın sıcağından bunalıp serinlemek
için deniz ve havuza girenler boğulmaları, omurilik zedelenmeleri, kırıklar ve
felç gibi hasarlara yol açan kazalarla karşı karşıya kalabilirlerken artan
seyahatler de zehirlenme, böcek sokmaları ve enfeksiyon
hastalıklarını beraberinde getiriyor. Özellikle kirli denizler ve havuzlar
çeşitli hastalıklara yol açıyor.
1) Yaz tatilini geçirmek için deniz ve
havuzlara giden vatandaşların sağlıklı bir şekilde tatillerini yapmaları için
önceden denizlerin ve havuzların temizlenmesi ve bu tür yerlere girenlerin
sayısının her geçen gün artması bilindiğinden gerekli önlemlerin alınması için
bir çalışma yaptınız mı?
5.-
İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Beydağ ve Bayındır’daki sağlık hizmetlerinin
yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/45) ve Sağlık Bakanı
Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplanmasını arz ederim.
Prof.
Dr. Hülya Güven
İzmir
İzmir'e
bağlı Beydağ ve Bayındır ilçelerinin toplam nüfusu 55 bin civarındadır. Bu
nüfusun büyük çoğunluğu tarımla geçimini sağlamakta ve dağınık köy
yerleşimlerinde yaşamaktadırlar.
Hastane bulunmayan iki ilçemizde toplam
köy sayısı 57 olup, ilçe ve köylerde yaşayan vatandaşlar sağlık hizmeti
alabilmek için diğer ilçelere gitmek zorunda kalmakta ve ulaşım güçlüğü
çekmektedirler. Bu nedenle sağlık hizmeti verilirken, bu iki ilçenin coğrafi
konumları, yöre halkının çiftçilikle uğraşması göz önünde bulundurulması
gerekmektedir.
1) Beydağ ve Bayındır ilçelerine, ilçe
hastaneleri kurulması mümkün müdür?
2) Acil durumlarda köylerde sağlık
hizmeti nasıl verilmektedir?
3) Özellikle köylerde ambulans hizmeti
verilmekte midir? Veriliyorsa ambulansın köylere ulaşım süresi kaç dakikadır?
6.-
İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Karaburun’daki sağlık hizmetlerinin
yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/47) ve Sağlık Bakanı
Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.
Prof.
Dr. Hülya Güven
İzmir
13 köy ve bir beldesi bulunan, İzmir'e
105 km uzaklıkta olan Karaburun ilçesinin toplam nüfusu 10.000 iken yaz
aylarında 50 bini geçmektedir. İlçede görev yapan aile hekimi sayısı 3 olup bu
aile hekimlerinden biri Karaburun'a bağlı olan Mordoğan beldesinde görev
yapmaktadır.
Nüfusun % 41'inin, 50 yaş üzeri olduğu
ve birçoğunun çeşitli kronik hastalıklarının olduğu bilinmektedir. Bu nedenle
hastalar aile hekiminin yetmediği durumlarda, sağlık hizmeti almak için en az
85 km. uzaklıktaki Urla ilçesinde bulunan hastaneye gitmeleri gerekmektedir.
1- Karaburun ilçesine en az 100 yataklı
bir Devlet Hastanesi kurmayı planlıyor musunuz?
2- Karaburun ilçesinde yaşlılara
yönelik ne tür sağlık ve sosyal hizmetler verilmektedir?
7.-
İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, aile hekimlerinin ve yanlarında görev yapan
sağlık personelinin yetersizliği iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/50)
ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.
Prof.
Dr. Hülya Güven
İzmir
Hastalıkların oluşumunda sosyal ve
psikolojik faktörlerin de etkili olduğunun anlaşılması, hastanede kalmanın
yüksek maliyetlere neden olması gerekçesi ile aile hekimliği gündeme
getirilmiştir. Aile hekiminin yanında hizmet vermek üzere yalnızca bir sağlık
elemanı bulunmaktadır. Hâlbuki aile hekimliğinin donanımlı, geniş sağlık
personeli kadrosuyla hizmet vermesi gerekmektedir. Örneğin Portekiz’de 1.500
kişiye bir aile hekimi düşmekteyken ülkemizde bu rakam 2.500 kişi olarak
belirlenmiştir.
1- Ülkemizde en fazla bin kişiye bir
aile hekimi ve sağlık ekibi olarak da hemşire, ebe, tıbbi sekreter ve laborant
desteği devlet tarafından yapılacak şekilde yeni bir düzenleme yapılabilir mi?
Nüfus yoğunluğunun düşük olması
gerekçesiyle sağlık birimlerinin oluşturulmaması yöre halkı için tehdit
oluşturmaktadır. Köy ve beldelerde acil destek eğitimi almış sağlık elemanı
bulunan birimler oluşturulabilir mi?
8.-
Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, sezaryen doğum oranına ilişkin sözlü soru
önergesi (6/51) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Dr.
Reşat Doğru
Tokat
Soru:
2010-2011 yılları arasında Türkiye
genelinde sezaryen sayısı ve oranı nedir?
Tokat ilinde sezaryen sayısı ve oranı
nedir?
9.-
Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat Diş Hastanesi yapımına ve diş hekimi
istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/59) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun Sağlık Bakanı Sayın
Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Dr.
Reşat Doğru
Tokat
Soru: Tokat ilinde kaç tane ağız ve diş
sağlığı merkezi ve diş hekimi vardır? Tokat Diş Hastanesi yapımına ne zaman
başlanacaktır? Aile hekimliği bünyesinde diş hekimi istihdamı düşünüyor
musunuz?
10.-
Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, internet bağımlılığını önlemek için
yapılan çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/208) ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Ali
Sarıbaş
Çanakkale
Araştırma sonucu; günde 4 saatten fazla
internetin başında kalıp kendi isteği ile kalkamayanların bağımlı, 3 saatini
internetin başında geçirenlerin ise bağımlılık sınırında sayıldığı,
bağımlılığın gittikçe arttığı, önlem alınmaz ise ileride uyuşturucu ve alkol
bağımlılığı kadar tehdit oluşturacağı iddia edilmektedir.
Buna göre;
1) Ülkemizde bu doğrultuda bir
araştırma yapılmış mıdır? Araştırmadaki iddialara katılıyor musunuz?
2) Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı
kadar tehlikeli olduğu iddia edilen internet bağımlılığını önleme adına bir
çalışmanız var mıdır? Yoksa bu doğrultuda bir hazırlığınız var mıdır?
11.-
Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, muayene ücretlerine
ilişkin sözlü soru önergesi (6/221) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıda belirtilen sorularımın Sağlık
Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için
gereğini saygılarımla arz ederim.
Alim Işık
Kütahya
Bilindiği gibi resmî sağlık
kurumlarında veya özel sağlık kuruluşlarında muayene olan hastalarımızdan
belirli miktarlarda muayene ücreti alınması ve bunun bir kısmının eczaneler
aracılığıyla tahsil edilmesi uygulaması gerek vatandaşlarımızın gerekse eczacılarımızın
değişik sorunlar yaşamasına neden olmaktadır.
Bu uygulamayla ilgili olarak;
1) Halen resmî veya özel sağlık
kurumlarında muayene olan vatandaşlarımızdan alınan muayene ücretlerinin
miktarı ne kadardır?
2) Bu uygulamanın kaldırılması ya da
her iki sağlık kurumunda da eşit miktarda uygulanması yönünde bir çalışmanız
var mıdır? Varsa çalışmanın içeriği ve uygulama takvimi nasıldır?
3) Muayene ücretlerinin belirli bir
bölümünün eczaneler aracılığıyla tahsil edilmesinin gerekçesi nedir?
4) Bu konunun vatandaşlarımızla
eczacılarımız arasında tatsızlıkların yaşanmasına yol açtığı bilinmekte midir?
Bu uygulamanın kaldırılması düşünülmekte midir?
12.-
Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Kozan Devlet
Hastanesinin doktor ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/237) ve Sağlık
Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki soruların Sağlık Bakanı Sayın
Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz
ederim. 10.10.2011
Ali
Halaman
Adana
1)
Kozan Devlet Hastanesinde doktor yetersizliğinden hastaların özel hastanelere
yönlendirildiği söyleniyor.
2)
Bakanlık olarak ne gibi önlemler alacaksınız?
13.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Esenyurt
Devlet Hastanesinin kapasitesi-nin artırılmasına
ilişkin sözlü soru önergesi (6/262) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
İstanbul
İstanbul Esenyurt
ilçemiz Devlet Hastanesi, Esenyurt ilçemizle birlikte
Beylikdüzü ve Başakşehir
ilçelerimizin belirli mahallelerinde de hizmet vermektedir. Bu hastanemiz çok
yoğun bir çevreye hizmet verdiğinden kapasite olarak çok yetersiz kalmakta,
dönem dönem hasta yakınları tarafından sorun
yaratılmakta, doktorlarımız ve hastane çalışanlarımız dövülmektedir.
Bu nedenle;
Esenyurt
Devlet Hastanemizin yatak ve hasta kabulü ile ilgili olarak kapasitesinin
öncelikle artırılması gerekmektedir.
Bakanlığınızın bu konuda herhangi bir
çalışması var mıdır?
Esenyurt
Devlet Hastanesindeki yoğunluk hangi önlemlerle çözülecektir?
14.-
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
İstanbul-Bahçeşehir’in hastane ihtiyacına ilişkin
sözlü soru önergesi (6/266) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz
ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
İstanbul
İstanbul Başakşehir
ilçemiz çok dağınık bir bölgeye sahiptir. Boğazköy, Bahçeşehir,
Güvercintepe ve Sancaktepe
ilçe merkezine ve devlet hastanesine 30 km uzaklıktadır. Ayrıca, toplu ulaşım
olanağı yoktur.
Bu nedenle;
Bu bölgelerde yaşayan vatandaşlarımız
hastane konusunda önemli güçlükler çekmektedir. Sorunun acil çözümü için Bahçeşehir'de bir devlet hastanesi yapmak gerekmektedir.
Bakanlığınızın bu konudaki görüş ve düşünceleri nelerdir?
15.-
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
kamu hastaneleri ve tıp fakültelerinden ayrılan doktorlara ilişkin sözlü soru
önergesi (6/277) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz
ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
İstanbul
Kamu hastaneleri ile
üniversitelerimizin tıp fakültelerinde görev yapan doktorlarımız görevlerinden
ayrılmaktadır.
Bu nedenle;
30.06.2011 tarihinden günümüze kadar
kamu hastanelerinden ve ülkemizdeki tıp fakültelerinden kaç doktorumuz
ayrılmıştır? Ayrılan hekimlerimiz hangi unvanlardadır, hangi kamu
hastanelerinden ve hangi tıp fakültelerinden ayrılmışlardır?
16.-
İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Devlet ve üniversite hastanelerinde
görev yapan doktorların istifalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/284) ve
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın
Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Süleyman
Çelebi
İstanbul
26
Ağustos 2011 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 657
Sayılı "Adalet Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname" ile değişik kurumlarda çalışan hekimlere çalışma yasakları
getirdi.
657
Sayılı Yasanın 28. maddesinde düzenlenen yasağın kapsamına birçok sağlık
kuruluşu girmektedir.
Bu
nedenle;
30.06.2011
tarihinden günümüze kadar kamu hastanelerinden ve ülkemizdeki tıp
fakültelerinden kaç doktorumuz ayrılmıştır? Ayrılan hekimlerin boşluğunu
doldurmaya yönelik çalışmalarınız nelerdir? Görevi bırakan tıp fakültesi
hocalarının akademik çalışmalarının akıbeti ne oldu? Sağlık hizmetindeki
aksamaları gidermeye yönelik çalışmanız var mıdır?
17.- İstanbul Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin, İstanbul Esenyurt Devlet Hastanesinin
kapasitesinin artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/292) ve Sağlık Bakanı
Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Süleyman
Çelebi
İstanbul
İstanbul
Esenyurt ilçemiz Devlet Hastanesi, Esenyurt ilçemizle birlikte Beylikdüzü
ve Başakşehir ilçelerimizin belirli mahallelerine de
hizmet vermektedir. Bu hastanemiz çok yoğun bir çevreye hizmet verdiğinden
kapasite olarak çok yetersiz kalmakta, dönem dönem
hasta yakınları tarafından sorun yaratılmakta, doktorlarımız ve hastane
çalışanlarımız dövülmektedir.
Bu
nedenle;
Esenyurt
Devlet Hastanemizin yatak ve hasta kabulü ile ilgili olarak kapasitesinin
öncelikle artırılması gerekmektedir.
Bakanlığınızın
bu konuda herhangi bir çalışması var mıdır?
Esenyurt
Devlet Hastanesindeki yoğunluk hangi önlemlerle çözülecektir?
18.- İstanbul Milletvekili Süleyman
Çelebi’nin, İstanbul-Başakşehir’in Devlet hastanesi
ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/294) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Süleyman
Çelebi
İstanbul
İstanbul Başakşehir
ilçemiz çok dağınık bir yapıya sahiptir ve içinde bir çok
semti barındırmaktadır. Boğazköy, Bahçeşehir, Güvercintepe ve Sancaktepe gibi
semtler ilçe merkezine ve devlet hastanesine 30 km uzaklıktadır. Ayrıca, toplu
ulaşım olanağı kısıtlıdır.
Bu nedenle;
Bu bölgelerde yaşayan vatandaşlarımız
hastane hizmetinden yararlanma konusunda önemli güçlükler çekmektedir. Sorunun
acil çözümü için Başakşehir'e bir devlet hastanesi
yapmak gerekmektedir. Bakanlığınızın bu konudaki görüş ve düşünceleri nelerdir?
Adı geçen bölgelere hastane yapılması konusunda bir projeniz var mıdır?
19.-
Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Antalya’da açılan Talasemi
Merkezine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/296) (Cevaplanmadı)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sn.
Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
13.10.2011
Op.
Dr. Arif Bulut
Antalya
Antalya iline büyük güçlüklerle ve
zorluklar neticesinde kazandırılan tüm ülkeye hizmet etmesi planlanan Talasemi Merkezi bugün kuruluş gerekçelerinden hiçbirinin
gerçekleştirilmemesi, amacına uygun kullanılmaması ve hastaların mağdur ve
perişan olmaları ile ilgili Adem Tolunay Talasemi ve Kan Merkezi hakkında basında birçok haber
yayınlanmıştır.
Bu bilgiler neticesinde;
1)
Hayırseverlerin Talasemi Merkezi olarak
yaptırdıkları bina neden ve hangi amaçla Antalya Eğitim ve Araştırma
Hastanesinin Hematoloji bölümü olarak çalıştırılmaya başlandı?
2)
Ülkemiz ve Antalya için çok önemli ihtiyaç olan Talasemi
Merkezi içinde yapılmış olan 7 adet Kemik İliği Nakil Odasının donanımı
tamamlanarak hizmete açıldı mı? Açılmadıysa sebepleri nelerdir?
3)
Talasemi Merkezinde yataklı üniteler hastalar
için niçin kullanıma açılmamıştır, hastalar için yapılan bu üniteler niçin
amacına yönelik kullanılmamaktadır?
20.-
Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Datça Devlet Hastanesinin uzman doktor
ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/298) (Cevaplanmadı)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz
ederim.
Prof.
Dr. Nurettin Demir
Muğla
Tatilde Datça’da bulunan Emekli Gazi
Hava Astsubay Seyfi Togo (52), 12.08.2011’de rahatsızlanınca Datça Devlet
Hastanesinde yeterli uzman doktor olmadığından 71 km. uzaklıktaki Marmaris
Devlet Hastanesine sevk edildi. Burada teşhis konulamayıp rahatsızlığı artınca
02.00’de sevk edildiği Muğla Devlet Hastanesinde kalp damarında yırtılma olduğu
tespit edildi. Ameliyat için sevk edildiği Denizli’ye giderken saat 05.00
sıralarında yolda hayatını kaybetti.
1- Seyfi Togo’nun ölümünden kimler
sorumludur?
2- Datça Devlet Hastanesinde 10 acil
tıp teknisyeni kadrosu açık olmasına rağmen, KPSS atamalarında acil tıp
teknisyeni gönderilmemesinin nedenleri nelerdir?
3- Datça Devlet Hastanesi’nde neden
yeterli sağlık hizmeti verilmemektedir?
4- Ülkemizde “uzman hekim” olmayan kaç
ilçe devlet hastanesi vardır?
21.-
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
İstanbul-Büyükçekmece’nin Devlet hastanesi ihtiyacına ilişkin sözlü soru
önergesi (6/302) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz
ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
İstanbul
İstanbul,
Büyükçekmece İlçemiz, yerleşim yeri olarak İstanbul’un en büyük ilçelerinden
birisidir. İlçemizde yaşayan vatandaşlarımız çok geniş bir alana yayılmaktadır.
Silivri, Çatalca ve Beylikdüzü ilçelerimize komşu
olan bu ilçemizde devlet hastanesi sorunu en önemli sorunların başında
gelmektedir. Büyükçekmece’de yaşayan vatandaşlarımız son derece zor durumdadır.
İlçede
tam teşekküllü bir devlet hastanesi olmadığı gibi, bölgeye yakın hiçbir devlet
hastanesi de bulunmamaktadır. İlçe halkı bu konuda son derece güç durumdadır.
Bu
nedenle;
Bakanlığınızca
Büyükçekmece’de tam teşekküllü bir devlet hastanesinin yapılması konusunda
herhangi bir çalışma var mıdır? Vatandaşlar açısından en önemli bir sorun olan
bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?
22.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sözleşmeli personel uygulamasına ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/348) (Cevaplanmadı)
24/10/2011
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıda
belirtilen sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.
Prof.
Dr. Alim Işık
Kütahya
Bakanlığınız
bünyesinde sözleşmeli olarak istihdam edilen sağlık personelinin sorunlarının
ve bu sorunlar nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin her geçen gün arttığı
kamuoyunca bilinmektedir. Bu konuyla ilgili olarak;
1)
Hâlen Bakanlığınız bünyesinde sözleşmeli olarak çalıştırılan personel sayısı ne
kadardır? Sözleşmeli personelin toplam personel içindeki payı nedir?
2)
2003-2011 döneminde işe başlayan sözleşmeli personelin yıllara ve unvanlarına
göre dağılımları nasıldır?
3)
Ülkemizin doğu ve güneydoğu illerinin personel ihtiyacının karşılanması
amacıyla başlatılan sözleşmeli personel uygulamasının yol açtığı aile
parçalanması sorununun çözümüne yönelik bir çalışmanız var mıdır?
4)
Varsa çalışma ne aşamadadır?
23.-
Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki sağlık
personeli ile araç ve gereç ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/351) (Cevaplanmadı)
24/10/2011
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıda
belirtilen sorularımın, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.
Prof.
Dr. Alim Işık
Kütahya
Bilindiği
gibi, Kütahya ili AKP iktidarları döneminde verdiği yüksek orandaki oy
desteğine karşılık hak ettiği sağlık hizmetlerini alamayan bir il olmuştur. AKP
öncesi hükûmetler döneminde yapılmış birçok sağlık ocağı, sağlık evi ya da
hastane, personel yokluğu ya da eksikliği nedeniyle hizmet verememektedir. İlin
sağlık personeli eksikliğinin giderilmesiyle ilgili olarak;
1)
Hâlen Kütahya ilinde görev yapan ve eksikliği duyulan uzman hekim, pratisyen
hekim ve yardımcı sağlık personeli sayısı ne kadardır?
2)
Bunların ilçelere göre dağılımları nasıldır?
3)
Bakanlığınız döneminde Kütahya ilinde kullanılamaz hâle gelmiş sağlık ocağı,
sağlık evi ya da hastanelerin sayısı nedir? Bunların nasıl değerlendirilmesi
düşünülmektedir?
4)
Bakanlığınızca Kütahya ili genelinde eksikliği duyulan sağlık personeli ve
araç-gereç eksikliğinin giderilmesi konusunda ne tür tedbirler alınmış ya da
alınmaktadır?
24.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, hekimlerin ve sağlık personelinin maruz kaldığı
şiddet olaylarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/355)
(Cevaplanmadı)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
soruların Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 24/10/2011
Ali
Halaman
Adana
1)
Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli doktorun saldırıya
uğramasıyla ilgili ne gibi işlemler yaptınız?
2)
Hekimlere ve sağlık çalışanlarına yapılan şiddet olaylarının üzerine gidiliyor
mu?
3)
Sorumlular bulunup yargılanıyorlar mı?
4)
Şiddet uygulayanlara gerekli cezalar veriliyor mu?
5)
Yetkililer olayların vahametini algılamakta samimi davranıyorlar mı?
6)
Sağlık kurumlarındaki düzensizliklerin, sağlıktaki kötü yönetimlerin sorumlusu
hekimler olarak gösterilmek istendiği söylenmektedir? Doğru mudur?
25.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bazı mahallelerin sağlık tesisi
ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/374) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
İstanbul
Hadımköy,
İstasyon ve Hastane mahalleleri, Arnavutköy ilçemize bağlanan mahallelerdir. Bu
bölgemizde 500-600 tane üretim tesisi mevcut olup, on binlerce kişiye istihdam
yaratılmaktadır. Ancak, çok geniş bir nüfusa sahip olmasına karşın bölgede bir
sağlık ocağı ile sağlık hizmeti verilmemektedir. Bölgeye en yakın hastane 20 km
uzaklıktaki Arnavutköy Devlet Hastanesidir.
Bu nedenle;
1) Üretimin ve istihdamın merkezi olan Hadımköy’e yeni bir sağlık tesisinin acilen gerekli olup
olmadığı konusunda öncelikle bir çalışma yaptıracak mısınız?
2) Bu bölgede acil ihtiyaç olan yeni
bir hastane yapılması konusunda çalışma yapacak mısınız?
3) Daha önce bölgede hizmet veren,
hâlen kullanılmayan ve boş olan askerî hastanenin bu ihtiyaç için öncelikle
kullanılmasını düşünür müsünüz?
26.-
İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, bazı mahallelerin sağlık tesisi
ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/399) ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın
cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Süleyman
Çelebi
İstanbul
Hadımköy,
İstasyon ve Hastane mahalleleri, Arnavutköy ilçemize bağlanan mahallelerdir. Bu
bölgemizde 500-600 tane üretim tesisi mevcut olup, on binlerce kişiye istihdam
yaratılmaktadır. Ancak, çok geniş bir nüfusa sahip olmasına karşın bölgede bir
sağlık ocağı ile sağlık hizmeti verilmemektedir. Bölgeye en yakın hastane 20 km
uzaklıktaki Arnavutköy Devlet Hastanesidir.
Bu
nedenle;
1)
Üretimin ve istihdamın merkezi olan Hadımköy’e yeni
bir sağlık tesisinin acilen gerekli olup olmadığı konusunda öncelikle bir
çalışma yaptıracak mısınız?
2)
Bu bölgede acil ihtiyaç olan yeni bir hastane yapılması konusunda çalışma
yapacak mısınız?
3)
Daha önce bölgede hizmet veren, hâlen kullanılmayan ve boş olan askerî
hastanenin bu ihtiyaç için öncelikle kullanılmasını düşünür müsünüz?
27.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul’da bir semt polikliniğinin
hizmet kapasitesinin geliştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/435) ve
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Aşağıdaki
sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
İstanbul
İstanbul, Başakşehir,
Güvercintepe, Altınşehir ve
Şahintepe Mahallelerinde yaklaşık 130 bin vatandaşımız ikamet etmektedir. Bu
mahallelerimiz E-6 Devlet Karayolu kenarında olup en yakın hastane 20 km
uzaklıktaki Başakşehir Devlet Hastanesidir. Bu
bölgede, Güvercintepe Mahallemizde bir semt
polikliniği olup her gün Başakşehir Devlet
Hastanesinden gelen nöbetçi doktorlarla hizmet verilmektedir. Ancak tüm bölgeye
yeterli hizmet verilememektedir.
Bu nedenle;
Bölgenin en uygun yerinde hizmet veren Güvercintepe Semt Polikliniğinin daha kapsamlı hale
getirilerek bölge halkı için yeterli olabilecek bir konuma getirilmesi, bir
acil merkezi olarak hizmet vermesi yönünde çalışma yapacak mısınız?
28.-
İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul’da bir semt polikliniğinin
hizmet kapasitelerinin geliştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/445) ve
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı’na
Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Süleyman
Çelebi
İstanbul
İstanbul, Başakşehir,
Güvercintepe, Altınşehir ve
Şahintepe Mahallelerinde yaklaşık 130 bin vatandaşımız ikamet etmektedir. Bu
mahallelerimiz E-6 Devlet Karayolu kenarında olup en yakın hastane 20 km
uzaklıktaki Başakşehir Devlet Hastanesidir. Bu
bölgede, Güvercintepe Mahallemizde bir semt
polikliniği olup her gün Başakşehir Devlet
Hastanesinden gelen nöbetçi doktorlarla hizmet verilmektedir. Ancak tüm bölgeye
yeterli hizmet verilememektedir.
Bu nedenle;
Bölgenin en uygun yerinde hizmet veren Güvercintepe Semt Polikliniğinin daha kapsamlı hale
getirilerek bölge halkı için yeterli olabilecek bir konuma getirilmesi, bir
acil merkezi olarak hizmet vermesi yönünde çalışma yapacak mısınız?
BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) –
Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli Başkanım, otuz beş dakikam mı
kaldı? Buradan öyle görünüyor.
BAŞKAN - Evet Sayın Bakanım.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Peki, teşekkür ederim.
BAŞKAN – Daha önce bitirirseniz, daha
önce sorusu olan arkadaşlarımız açıklama talebinde bulunabilirler sizin
cevabınıza göre.
Buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Tabii, sorular çok uzun olduğu için aslında sürenin yarısını sorular almış
oldu. Elimden geldiği kadar özetlemeye çalışacağım.
BAŞKAN – Zaten yarısı soru sorma,
yarısı da cevap verme süresi.
Buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Peki efendim.
(6/4)’te Sayın Ensar Öğüt’ün sorusuna
cevap veriyorum, Erzurum’la ilgili bir soru.
Erzurum Pasinler ilçesi Kurdu Deresi
üzerinde gölet yapılmasıyla alakalı olarak Devlet Su İşlerinin Erzurum Bölge
Müdürlüğüne etüt çalışması için gerekli talimatlar verilmiş durumdadır.
Ayrıca, Kurdu Deresi’nin taşkınlardan
korunması maksadıyla 9 milyon 200 bin Türk lirası keşif bedelli Erzurum
Pasinler Otlukkapı ve Altınbaşak
Köyleri Kurdu Çayı Taşkın Koruma işi, 2012 yılı Yatırım Programı ve Uygulama
Planı’nda dikkate alınacaktır.
(6/6)’da Sayın Aslanoğlu’nun sorusu Esenyurt Devlet Hastanesi ve buradaki bazı olaylarla
ilgili.
Şiddet nerede olursa olsun, kime karşı
olursa olsun asla hoş görmüyoruz.
Değerli milletvekilleri, son yıllarda
toplumda farkındalık artışına paralel olarak şiddet konusunda duyarlılığın
arttığını görüyoruz, bu güzel bir şey. Bu bağlamda, sağlık alanında da şiddet
konusunda artan bir hassasiyet görmekteyiz. Bu durumun şiddeti azaltmaya yararı
olacağına da inanıyoruz. Biz de Bakanlık olarak, tek gayesi insanların
sıkıntılarını gidermek olan sağlık personeline karşı sözlü ya da fiilî şiddetin
hiçbir türüne asla tolerans göstermiyoruz.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Meclis
kürsüsündeki şiddet de dâhil mi Sayın Bakan?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -
Şiddetin toplum hayatından tamamen çıkarılması önemli bir hedefimizdir. Bu
konuda en başarılı örnekleri sağlık alanında elde edeceğimize de inanıyoruz
çünkü mesai kavramı gözetmeksizin vatandaşlarımıza sağlık hizmeti vermek adına
görev yapan fedakâr sağlık çalışanlarımıza, toplumun genelinde bir şükran
duygusunun hâkim olduğunu da biliyoruz.
Dolayısıyla, şiddeti önleme konusunda
dünya örneklerini ve ülkemizde yapılan çalışmaları, sivil toplum kuruluşlarıyla
birlikte oluşturduğumuz bir komisyonla değerlendirdik.
Sağlık personeline karşı şiddetle
ilgili olarak sadece Esenyurt Devlet Hastanesinde
değil tüm hastanelerimizde çalışmalar yapıyor, meydana gelebilecek şiddet
eylemlerine yönelik tedbirler alıyoruz.
Bu kapsamda, 24 Eylül 2011’de
İstanbul’da Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumu’nu düzenledik. Bu sempozyumda sorunları ve çözüm önerilerini de bütün
boyutlarıyla tartıştık. Konuyla ilgili olarak vatandaşlarımızı bilinçlendirmek
amacıyla “Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans” afişleri hazırlayarak bunları
başta acil servislerimiz, polikliniklerimiz olmak üzere vatandaşlarımızın yoğun
olarak hizmet aldığı yerlere asarak bu husustaki duyarlılığı artırmaya gayret
ettik.
Esenyurt
Devlet Hastanesinde görev yapan hekimlerden can güvenliği sebebiyle
ayrılanların olduğuna dair bize herhangi bir bilgi ulaşmış değildir. Her
kurumda olduğu gibi bu kurumumuzda da istifa, geçici görev ya da emeklilik gibi
sebeplerle hastaneden ayrılışlar olmaktadır. Bakanlığımca konuya duyarsız
kalınması asla söz konusu olmamıştır. Bu tarz olayların olmaması için her türlü
tedbirleri almaya devam ediyoruz. Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanmasına
Dair bir yönetmelik hazırladık ve bunu yayınladık. Bu yönetmelikte, özellikle
hastanelerimizin acil servisleri, 112 acil sağlık hizmeti veren kuruluşlarımız
ve bütün ağız, diş sağlığı merkezlerimizde çalışan güvenliği komiteleri
oluşturduk. Çalışanlara yönelik fiziksel şiddetin kontrol altına alınması için
“Beyaz Kod Sistemi” dediğimiz anında, güvenlik görevlilerinin, müdahalesine
imkân veren bir erken uyarı sistemi geliştirdik. Çalışanlarımızın beyaz
önlüklerinden ilham alınarak, uluslararası uygulama örnekleri bulunan bu
sistemde çalışanımıza yönelik herhangi bir fiziksel şiddet meydana geldiğinde
güvenlik güçleri anında olaya müdahale etmektedir. Bu uygulamayı büyük
hastanelerimizde başlattık ve şimdi bütün hastanelerimize yaygınlaştırıyoruz.
Hasta ve çalışan güvenliği sempozyumları düzenledik.
Bakanlığımca her yıl düzenlenen sağlıkta performans ve kalite kongrelerinde
yine hasta ve çalışan güvenliği uygulamalarıyla çalışanlarımıza kurslar
veriyoruz.
Nihayet değerli milletvekilleri, 2
Kasım 2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık
Bakanlığımızın yeni teşkilat kararnamesiyle çok önemli bir ilke imza attık.
Kamuda bu bir ilk oluyor. Bundan böyle sağlık hizmeti sunumunda veya bu
görevlerden dolayı sağlık personeline karşı işlenen suçlar sebebiyle ceza
hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemler ve davalarda, şiddete maruz kalan
personelimize Bakanlığımızca gerekli hukuki destek verilecek. Bakanlığımızın
hukukçuları ve avukatları doğrudan müdahil olacaklar. Biliyorsunuz, normalde bu
suçlar kişiye karşı işlenmiş suçlar olarak kişinin kendi hukukunu koruması
esasıyla bugüne kadar gelmişti. Artık, Sağlık Bakanlığında personelimize Sağlık
Bakanlığı olarak hukuk hizmeti verebilecek bir düzenlemeyi yapmış olduk.
(6/29)’da Sayın Ensar Öğüt’ün, Ardahan
iliyle ilgili bir sorusu var. Ardahan ilimizin nüfusu 105.454’tür. 2002 yılında
Ardahan’da Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarımızda 14 uzman hekim
varken, 1 Aralık 2011 tarihi itibarıyla 51 uzman hekim aktif olarak görev
yapmaktadır. Yani uzman hekim sayımızı Ardahan’da 3 katından da daha fazlaya
çıkarmış durumdayız. Uzman başına düşen nüfusa göre iller sıralandığında
Ardahan ili Türkiye genelinde 13’üncü sıradadır.
Şu bir gerçek, ülkemiz OECD ülkeleri ya
da Avrupa’yla kıyaslandığında maalesef doktor sayısı açısından bir yetersizlik
gösteriyor. Dolayısıyla bizim şu anda yaptığımız, elimizden geldiği kadar
mevcut doktorlarımızı dengeli bir biçimde, hakkaniyetli bir biçimde ülkenin her
yöresinde hizmet verebilecek bir şekilde dağıtmaktır. Ardahan’da da bunu
yaptığımıza inanıyoruz.
Sayın Öğüt’ün (6/39) sayılı sorusunda
özellikle denizler ve havuzlarla ilgili bir soru var. Deniz suyu kalitesini
yüzme sezonu süresince, mayıs-ekim ayları arasında, on beş günde bir,
mikrobiyolojik yönden Sağlık Bakanlığı olarak il müdürlüklerimizce izliyoruz.
Bu izlemeler Yüzme Suyu Kalitesi Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda yapılıyor.
Sonuçlar bir otomasyon yazılımıyla merkezî olarak Bakanlığımız tarafından da
izleniyor. Uygunsuz sonuçlar, denize kıyısı olan illerin sağlık müdürlüklerinin
web sitelerinde yayınlanıyor. Herhangi bir uygunsuzluk durumunda belediyeyle ya
da ilgili kurumlarla iş birliği yaparak yüzme alanlarının kullanımını
yasaklıyoruz.
Yüzme havuzuyla ilgili fiziki
mekânların yeteri kadar aydınlatılması, temizlenmesi, havalandırılması,
ısıtılması, yüzme havuzu suyunun yılda bir kez boşaltılarak genel temizliğinin
yapılması, boğulmalara karşı can kurtarmaya mahsus ilk yardım malzemelerinin
hazır bulundurulması tedbirlerini de aldırıyoruz ve bunları takip ediyoruz.
Sayın Hülya Güven’in (6/45) sayılı
sorusunda İzmir’in iki ilçesiyle ilgili sağlık hizmetleri sorulmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2010 yılı TÜİK verilerine göre Beydağ ilçemizin nüfusu 12.977’dir. Beydağ
ilçesinde sağlık hizmetlerini aile hekimliği düzeyinde veriyoruz. İlçe yataklı
tedavi hizmetlerini güçlendirilmiş bir ilçe konumunda olan ve kendisine 29
kilometre mesafede olan Ödemiş ilçesindeki 250 yataklı hastanemizden
almaktadır. Bundan böyle de bu hastanemizden hizmetlerini alacaktır.
Yine, 2010 TÜİK verilerine göre nüfusu
41 bin olan Bayındır ilçemizde ise 61 yatak kapasiteli bir devlet hastanemiz
hizmet vermektedir. Bu hastanemizde 16 uzman hekim ve kendisiyle birlikte 7
pratisyen hekim, 2 diş hekimi, 1 eczacı ve 50 diğer sağlık personeli görev
yapmaktadır. Bu hastanemizde MR, tomografi,
ultrasonografi, kemik dansitometresi, mamografi gibi
görüntüleme hizmetleri sunulmaktadır ki değerli milletvekilleri, bu hizmetler
bizden önceki dönemlerde büyük şehirlerimizdeki hastanelerimizde bile aksayan
hizmetlerdi. Bugün bu hizmetler Bayındır Hastanemizde verilmektedir.
Her iki ilçemizde 112 istasyonu
mevcuttur. Acil durumlarda Bayındır ve Beydağ ilçelerinde bulunan 112 acil
sağlık hizmetleri istasyonları yirmi dört saat vatandaşımıza hizmet
vermektedir. Köylerin tamamına ambulans hizmeti verilmektedir.
Şunu da ifade etmeliyim ki değerli
milletvekilleri, yine AK PARTİ İktidarımızdan önce Türkiye’de köylere ambulans
hizmeti verilmemekteydi, hiçbir köye ambulans hizmeti verilmiyordu. Bugün
Türkiye genelinde hem kara yoluyla hem hava yoluyla bütün köylerimize ambulans
hizmeti vermekteyiz.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Eskiden de
veriliyordu Bakan, eskiden de veriliyordu.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
En uzak köye on beş, otuz dakika içerisinde kara yolu ambulansıyla
ulaşılabilmektedir. Ayrıca İzmir ilinde konuşlanmış olan ambulans helikopterle
bu ilçelerin en uzak köylerine de ulaşılmaktadır. Nitekim,
2011 yılı içerisinde, Bayındır ilçesinden 28, Beydağ ilçesinden de 6 adet acil
vaka bu şekilde nakledilmiştir.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ambulanslarda
doktor var mı Sayın Bakan?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Değerli milletvekilleri, (6/47) sayıda, Sayın Hülya Güven, yine Karaburun
ilçesiyle ilgili bir soru sormaktadır. Karaburun ilçemizin nüfusu 8.689’dur.
Sayın Milletvekilimizin söylediği gibi, Karaburun ve benzeri ilçelerde yaz
nüfusları artmaktadır. Bu, yaz aylarında artan nüfus ile ilgili olarak
ilçemize, diğer ilçelerimize olduğu gibi uzman hekim desteği yapmaktayız. İki
gün, aile hekimliği uzmanları burada haftada iki gün olarak
görevlendirilmektedir. İlçemizde hâlen 3 aile hekimi ve 2 acil sağlık
istasyonuyla yirmi dört saat kesintisiz hizmet verilmektedir. Bu ilçemize,
bütün hizmetlerin, hem birinci basamak hem yataklı tedavi hizmetlerinin
birlikte verileceği, ağız diş sağlığı hizmetlerinin de birlikte verileceği bir
ilçe devlet hastanesi planlıyoruz. Ayrıca hâlihazırda evde bakım hizmetleri
kapsamında, yatağa bağlı olan vatandaşlarımıza, 23 kişiye evlerinde hizmet
verilmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu şekilde
Türkiye’de 100 bine yakın vatandaşımız evinde sağlık hizmeti almaktadır. Bu da
yine İktidarımız döneminde başlattığımız bir yeniliktir.
Değerli milletvekilleri, Sayın Reşat
Doğru, 2010-2011 yıllarında Türkiye genelindeki sezaryen sayılarıyla ilgili ve
Tokat’taki sayılarla ilgili bir soru sormuştur. Başından beri Sayın Doğru bu
meseleyi çok yakından takip eden değerli bir milletvekilimizdir. Bizim bu
husustaki hassasiyetimizi paylaştığı için de kendisine teşekkür ediyorum.
Evet,
Türkiye’de sezaryen meselesi önemli bir mesele. Bütün
dünyada sezaryen sayılarında son otuz yıl içerisinde artış oldu, Türkiye'de de
artışlar oldu. 2009 yılında sezaryenlerin tıbbi ihtiyaca uygun olarak
yapılmasını sağlamak amacıyla özel bir program başlattık. Bu programda meslek
birlikleriyle de iş birliği yapıyoruz.
2008 yılından bu tarafa yürütülen
programlar etkisini göstermeye başladı. Şöyle ifade edeyim: Özellikle ilk
sezaryen oranlarını, primer sezaryen oranlarını
dikkatli takip etmek lazım çünkü daha önce sezaryen olan vatandaşlarımız,
kardeşlerimiz sonraki doğumlarında da genellikle sezaryen ihtiyacı
gösterdiklerinden bu sezaryen oranlarında bir düşüş sağlamak çok güç.
Dolayısıyla “İlk sezaryen oranları yani ilk hamilelikte sezaryen oranı nedir?”
bunun takibi önem taşımaktadır. Türkiye'de 2009 yılında, ilk gebelikte sezaryen
oranı yüzde 27 idi. Bu, aldığımız tedbirlerle 2010’da yüzde 25’e, 2011’de de
yüzde 24’lere düşmüş durumdadır.
Tokat iliyle de ilgili olarak Değerli
Milletvekilimiz sormuş. Tokat ilinde durum daha iyi. Yüzde
30’larla 2009’da çalışmalarımıza başlamışız, 2010’da yüzde 25’lere, 2011’de de
yüzde 23’lere düşmüş durumda.
Bu çabayı hep birlikte devam
ettireceğiz değerli milletvekilleri. Gerçekten, gereksiz sezaryenlerin hem
annelere hem bebeklere zarar verdiğini biliyoruz. Ben buradan hekimlerimizle
birlikte vatandaşlarımıza da sesleniyorum: Sezaryen kararını mutlaka
sorgulasınlar. Yani kozmetik sebeplerle -“Sezaryenle ameliyat olursam vücudum
bozulmaz.” falan gibi- yapılan sezaryenler son derece yanlış işlemlerdir.
Aslında tabii doğumun hem anne sağlığı açısından hem annenin beden görünümünü
daha sonra devam ettirebilmesi açısından hem bebek açısından son derece
faydaları olduğunu biliyoruz. Sezaryen ancak ihtiyaç olduğunda başvurulması
gereken bir ameliyattır. Dolayısıyla bu konudaki programımızı devam
ettireceğiz.
Sayın Reşat Doğru’nun (6/59) esas
numaralı sorusunda Tokat ilindeki ağız diş sağlığı hizmetleriyle ilgili bir
soru soruyor. Şu anda Tokat ilinde otuz üniteli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz
faaliyet göstermektedir.
Sayın milletvekilleri, yine dönemimizde
Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla, AK PARTİ iktidarları olarak, şükürler olsun, her
ilimizde ağız ve diş sağlığı hizmetlerini çok önemli oranda geliştirdik. Bu
meyanda Tokat ilinde de bunu çok ciddi ölçüde geliştirmiş durumdayız. Tokat
ilimizde 69 diş hekimimiz var bugün. Bunların 35’i Tokat Ağız ve Diş Sağlığı
Merkezinde görev yapıyor. Bu Merkezin beş yataklı ve elli üniteli bir ağız ve
diş sağlığı hastanesine dönüştürülmesini yatırım programımıza almış durumdayız.
Söz konusu işe 2012 yılında inşallah başlayacağız.
Sayın Ali Sarıbaş’ın (6/208) esas
sayılı sorusunda İnternet bağımlığıyla ilgili bir soru var.
Değerli milletvekilleri, Sayın
Milletvekilimizin, Sayın Sarıbaş’ın sorusu çok önemli. Biliyoruz ki “İnternet
bağımlılığı” İnternetin kontrol dışı ve zararlı kullanımını tanımlayan bir
terim. Ancak, tıp dünyasında hâlen tartışılmakta olan bir konu olduğunu da
ifade etmek isterim. Son yıllarda artan İnternet kullanımıyla bağımlılıktan söz
edilebilecek boyutlara bu konunun ulaştığına dair yayınlar ve vaka bildirimleri
bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar İnternet bağımlılarının yaklaşık olarak
yarısında, yüzde 50’sinde aynı zamanda başka bir psikiyatrik bozukluğa da
işaret etmektedir. Ülkemizde de bu konuda çalışmalar yapılıyor. Özellikle genç
yaş grubunda birtakım psikiyatrik bozukluklarla birlikte ailede bağımlılığa
yatkınlık olduğu ülkemizde de gösterilmiş durumdadır.
Bu konuda yapılan en önemli
araştırmalardan biri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile ve Toplum
Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan “İnternet Kullanımı ve Aile”
araştırmasıdır. Türkiye’de psikiyatri hekimlerimizin de yaptığı birçok çalışma
var. Hekimlerimiz hastalık seviyesinde İnternet kullanımıyla ilgili klinik
tecrübelerini paylaşıyorlar. Ancak diğer bağımlılık tiplerinde olduğu gibi
çerçevesi tam çizilmiş bir teşhis ve değerlendirme ölçütünün olmadığını da
biliyoruz. Bu sebeple, Türkiye’deki hekimlerimiz normal ve hastalık seviyesinde
İnternet kullanımının
sınırlarını çizmek açısından dikkatli davranıyorlar ve hastalık seviyesinde
kullanım konusu üzerinde de önemle duruyorlar. Bütün bu bilgileri göz önünde
bulundurarak ailelerin yakınmalarını dikkatle izliyoruz, bilim dünyasındaki
araştırmaları da kayıt altına alıyoruz. Bu doğrultuda Bakırköy Ruh Sağlığı
Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bir pilot çalışma başlattık. İnternet bağımlılığına
yönelik bilişsel davranışçı tedavi uygulamak üzere başlatılan poliklinik
hizmetinin sonuçlarını 2012 yılında değerlendirerek ülke genelinde ne
yapacağımızı daha iyi tespit etmiş olacağız. Böylece 2012 yılında bilim
adamlarıyla ortak bir çalışma grubuyla yeni adımlar atmak üzere de bir planlama
yapmış durumdayız.
Sayın Alim
Işık’ın, hastalarımızdan alınan katkı paylarıyla ilgili bir sorusu var. Gerçi
Sayın Işık bunları “muayene ücreti alınması” şeklinde değerlendirerek soruları
sormuş. Şunu ifade etmeliyim ki Türkiye’de kamu hastanelerimizde hiç kimseden
muayene ücreti alınmamaktadır.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Katkı payı, katkı payı!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Özel hastanelerde de eğer sigortayla, sosyal güvenlikle anlaşma varsa yine
muayene ücreti alınmamaktadır.
MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) –
Eczanede ne alıyorlar Sayın Bakan?
AYTUĞ ATICI (Mersin) – O da muayene
ücreti değil mi Sayın Bakan?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Dolayısıyla, doğrudur, katkı payları alınıyor. İfadeyi net olarak “katkı payı”
şeklinde belirleyip sonra bunlar ne kadardır şimdi sizlere de bildirmiş
olacağım.
Aile hekimliği muayenelerinden bir
katılım payı alınmamaktadır. İkinci basamak, Sağlık Bakanlığımıza bağlı resmî hizmet
sunucularında, hastanelerde 5 lira katkı payı alınmaktadır. Eğitim araştırma
hastaneleri, üniversitelerde de 5 lira katkı payı alınmaktadır muayenelerde ama
özel sağlık hizmeti sunucularında ise 12 lira katkı payı alınmaktadır.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Reçete
yazılırsa?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Reçete yazılmışsa bunlara 3’er lira da eklenmektedir.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – On gün içinde
ikinci muayene yapılırsa?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
On gün içerisinde de ikinci muayene yapılmamaktadır çünkü on gün içerisinde
olan kontrol muayenesidir ve bu muayenenin sosyal güvenliğe fatura edilmemesi
gerekmektedir.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Başka doktora
giderse ne ödüyor Sayın Bakan?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Katılım payı getirilmesinin bir temel amacı var sayın milletvekilleri.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sürekli katkı
payı alıyorsunuz Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Bizim dönemimizde vatandaşımız muayenehane çilelerinden kurtulmuştur. Şimdi, bu
soruların tamamen iyi niyetle sorulduğundan ben eminim ancak şunu da göz ardı
etmemeliyiz değerli milletvekilleri: Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan önce, AK
PARTİ iktidarlarından önce hepimiz muayenehanelere mahkûmduk. İşçiyken de
böyleydik, memurken de böyleydik, emekliyken de böyleydik. Bir yerde bir
hastanız, önemli bir hastalığınız varsa mutlaka bir muayenehaneye gitmek
zorundaydınız, günün rayicine göre 100 lira, 150 lira, 200 lira, 500 lira,
ameliyatlar için vatandaşın adını koyduğu “bıçak parası” şeklinde 500 lira, bin
lira, 2 bin lira 5 bin lira vermek zorundaydınız. Türkiye’de vatandaşlarımız
Allaha şükürler olsun bu çileden kurtulmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bugün bıçak
parasını devlet alıyor ama! Devlet alıyor o parayı.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Neden katkı payı, neden 5 lira, neden 12 lira?
AYTUĞ ATICI (Mersin) – O aldığınız 5
lira, 8 lira bıçak parası değil mi Sayın Bakan? Ne alakası var, o da para değil
mi? (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı konuşmalar)
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de hekim sayımız yetersizdir, dolayısıyla biz
vatandaşlarımızı önemli olmayan hastalıkları için aile hekimlerinden hizmet
almaya yönlendirmeliyiz. Bakınız değerli milletvekilleri, daha basit hastalıklar
için vatandaşlarımız hastanelere gittiğinde ağır hastalığı olan
vatandaşlarımıza ayrılacak süreler azalmaktadır. Onun için bu katkı payları son
derece iyi niyetle konmuş rakamlardır ve vatandaşlarımızın basamaklı sevk
sistemini benimsemelerini teşvik etmek amacıyla konulmuştur.
Değerli milletvekilleri, herkes biliyor
ki, Türkiye’de bugün, hastalanmışsanız, bir köyde yaşayan çoban da olsanız,
size bir helikopter ambulans gelir, sizi bir merkeze ulaştırır. Bugün
Türkiye’de acil sağlık hizmetleri almak için bir özel hastaneye de gitseniz
sizden hiç kimse para tahsil edemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yapmayın Sayın
Bakan!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığı olarak acil hastalardan, yoğun bakım
gerektiren hastalardan para alan özel hastanelere, 2011 yılı içinde birçok özel
hastaneye on gün hasta almama cezası verdik. Bakınız, bir özel hastane ama
elimizde bununla ilgili kanunlar var, yönetmelikler var, Başbakanımızın
genelgesi var; dolayısıyla, vatandaşımızı biz asla piyasanın geçmişte olduğu
gibi ezici şartlarına terk etmedik, bundan sonra da terk etmeyeceğiz.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Aldığınız katkı
payları nedir Sayın Bakan?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Dolayısıyla katkı paylarını…
BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen
dinleyiniz, lütfen…
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, ama
doğru şeyleri söylesin Sayın Bakan, doğru söylemiyor.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
…vatandaşın verdiği bu katkı paylarını…
BAŞKAN – Sorulara cevap veriyor Sayın
Bakan.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğru söylemiyor
efendim.
BAŞKAN – Dinleyeceksiniz tabii ki.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
…geçmişle kıyaslayarak düşünmek lazım.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğru
söylemiyor. Doğru söylesin, dinleyelim.
BAŞKAN – Lütfen ama…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Peki, katılım payları eczanelerden neden tahsil ediliyor?
Değerli milletvekilleri, eczaneleri
sadece vatandaşa ilaç veren, hatta
-tırnak içinde söylüyorum- yanlış bir değerlendirmeyle, ilaç satan
yerler gibi düşünmeyelim, eczaneler de vatandaşa sağlık hizmeti sunulan
yerlerdir. Dolayısıyla zaten eczanelerde vatandaşın ilaçları için bildiğiniz
gibi eğer bir raporu yoksa yüzde 10, emekliler için; çalışanlar için yüzde 20
ilaç katkı payları var. Buralarda diğer katkı paylarının da ödenmesi,
hastanelerimizde yığılmaları, hastanelerimizde gereksiz kuyrukları
önlemektedir. Bunu değerli eczacı kardeşlerimizle, eczacı birliklerle görüştük,
zaman zaman itirazları oldu ama nihayetinde bunun vatandaşa bir hizmet olduğunu
herkes kabullenmiş durumda. Dolayısıyla bu uygulamalarımız bundan sonra da
devam edecektir.
Esas numarası (6/237) olan…
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ödenmeyen
ilaçlar ne olacak? Reçete edilmiş, ödenmiyor ilaçlar.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Değerli milletvekilleri, şimdi bu kürsüden ben konuşurken sürekli olarak
oradan, konuşmaya müdahale eden bir milletvekilinin konuşmasını vatandaşlarımız
duymuyor ama vatandaşlarımız verilen hizmeti görüyor. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Bakınız, 2003 yılında İstatistik
Kurumunun yaptığı değerlendirmelerde, Türkiye’de vatandaşımızın sağlık
hizmetlerinden memnuniyet oranı, “Ben memnunum bu hizmetlerden.” diyenlerin
oranı yüzde 39,5’tur, 2010 yılında yapılan değerlendirmede bu yüzde 73’tür.
Bunun için biz Allah’a şükrediyoruz; bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir
başarısıdır, bununla hepimiz iftihar ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Esas numarası (6/237) olan, Sayın Halaman’ın sorusunda Kozan Devlet Hastanesindeki doktor
sayılarından, yetersizlikten bahsediliyor. Daha önce de söyledim, ülkemizde
yetişen hekim sayısı henüz beklentilerimizi karşılayacak düzeyde değildir.
Yıllarca tabip örgütlerinden, üniversitelerden hekim sayılarının artırılmasına
karşı bir direnç olmuştu. Maalesef, bu sayıyı artırmak görevi olan, bu hizmeti
vermek görevi olan Yükseköğretim Kurulu da -YÖK yani - bu hususta gerekenleri
yapamamıştı. 2008’den itibaren durum değişti değerli milletvekilleri. Sağlık
Bakanlığı olarak, Hükûmet olarak sürekli taleplerimiz YÖK tarafından da doğru
algılanmaya başlandı ve tıp fakültelerinde kontenjanlar artırıldı. 5 binlerde
olan kontenjan sayıları bugün 9 bine yaklaşmış durumdadır. Bunun 10 bini de
aşması lazım ama takdir edersiniz ki bir hekimin yetişmesi altı yedi seneyi
alıyor. Bir uzman hekimin yetişmesi on bir, on iki seneyi alıyor. Dolayısıyla
biz bir 2023 vizyonu koymuş durumdayız. 2023’te
ülkemizde 200 bin hekim olsun ve bu şekilde vatandaşlarımız da hizmeti daha iyi
alsın, hekimlerimiz de ağır bir iş yükünden kurtulsun istiyoruz ama çok açık
ifade ediyorum…
AYTUĞ ATICI (Mersin) – İthal hekimler
bunu yapar Sayın Bakan, merak etmeyin!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla)
- Değerli milletvekilleri, ben dokuz
sene boyunca bu kürsüden bu meseleleri çok anlattım, Türkiye Büyük Millet
Meclisi tutanaklarında var. Muhalefet partilerimizden,
değerli Milliyetçi Hareket Partisinden değerli üyelerden, Cumhuriyet Halk
Partisinden değerli üyelerden çıkıp burada “Esef ediyoruz, bir akademisyen
Sağlık Bakanı nasıl Türkiye’de doktor sayısının artırılmasını ister?” diye
konuşanlar oldu çünkü hepimize böyle inandırmışlardı ama biz bugün biliyoruz ki
Türkiye’de doktor sayısının artması lazım, bunun için de hepimiz gayret
ediyoruz.
AYTUĞ
ATICI (Mersin) – Önce altyapı lazım.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla)
- Kozan ilçemizin nüfusu yaklaşık 127
bindir. Kozan Devlet Hastanesinde 39 uzman hekimimiz görev yapmaktadır. Kozan
ilçemizde bugün itibarıyla 3.200 kişiye 1 hekim düşmektedir. Sağlıkta Dönüşüm
Programı’ndan önce, 2002 yılında 6.500 kişiye 1 uzman hekim düşmekteydi. Yani
uzman hekim sayısı Kozan’da da 2’ye katlanmıştır ama Milletvekilimiz haklı, bu
değerli heyetten her kim “Benim şehrimde, benim ilçemde doktora ihtiyaç var.”
diyorsa haklı. Bizim yapabileceğimiz, Türkiye’deki mevcut doktorlarımızı olabildiğince
hakkaniyetli ve adaletli olarak yurdun her yerinde hizmete göndermektir.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – İthal hekimlerle
de çözersiniz sorunu!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Sayın Aslanoğlu ve Çelebi’nin (6/262, 266, 302, 374, 292, 294 ve 399) esas numaralı
soruları son derece önemli bir hususa işaret etmektedir. Bu sorular bizim,
İstanbul’da “Çekmece bölgesi” dediğimiz Çatalca, Silivri, Büyükçekmece, Beylikdüzü, Esenyurt, Avcılar,
Küçükçekmece ve Başakşehir ilçeleriyle ilgili
sorulardır. İstanbul’un bu bölgesinde yatak sayısı İstanbul’da en az olan bir
yoğunlukla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, Bakanlık olarak bu bölgede yatak
sayısını artırmak için çok ciddi bir çabanın içerisindeyiz. Özellikle
Avcılar’da, Esenyurt’ta arsa bulma konusunda çok
sıkıntı çektik çünkü buralar hızlı şehirleşmeyle arsaların büyük kısmı
kullanılmış olan yerlerdi ama uzun çabalar sonucunda, değerli milletvekilleri,
arsaları da temin ettik. Şöyle ifade edeyim: Başakşehir’de
100, Esenyurt’ta 175, Büyükçekmece’de 50 yataklı
hastanelerimiz şu anda hizmet veriyor ama bunların yetersiz olduğunu biliyoruz.
Dolayısıyla, Büyükçekmece’ye 200, Esenyurt’a 300,
Çatalca’ya 100, Beylikdüzü’ne 300, Avcılar’a 300
yataklı yeni hastane yapımını planlamış durumdayız. Bütün bunları 2012 yılında
başlatabileceğimize inanıyoruz, hazırlıklarımızı bu şekilde geliştirdik ancak
Avcılar’daki 300 yataklı hastane için henüz bir arsa temin edebilmiş değiliz,
orada sıkıntımız var, diğer bölgelerde arsa meselelerini hallettik, projeleri
yapıyoruz ve yakında ihalelerini yapacağız. Ayrıca, bu bölgeye 2.682 yataktan
oluşan büyük bir sağlık şehri planlamış durumdayız. İstanbul’un bu bölgesinde
“İkitelli sağlık kampüsü” ya da “sağlık şehri” diyebileceğimiz ya da
“Büyükçekmece sağlık şehri” diyebileceğimiz büyük bir sağlık şehrinin ihalesini
başlatmış durumdayız. Öyle ümit ediyorum ki altı ay içerisinde bu büyük tesisin
-tekrarlıyorum, 2.682 yataklı bu muhteşem tesisin- inşallah yapımına başlamış
olacağız.
Fatih ilçesinde, Gaziosmanpaşa’ya 550
yataklı iki hastane, Sultangazi’ye de 600 yataklı
yeni bir hastane planlamış durumdayız.
Hadımköy’de,
Arnavutköy ilçesinde 211 yataklı bir hastane yaptık, bu hastaneden hizmetlerin
alınmasına devam edilecek.
Sayın Aslanoğlu’nun (6/277) sayılı
sorusunda, kamudan ayrılan hekimlerle ilgili bir ifade var.
Değerli milletvekilleri, Bakanlığımız
kadrolarında, 30/6/2011 -yani haziranın son gününden
itibaren kasımın son gününe kadar- 30/11/2011 tarihleri arasında, klinik şefi,
klinik şef yardımcısı, uzman tabip, tabip, başasistan ve asistan olarak görev
yapan hekimlerden 407’si emekli olmuş, 1.859’u da istifa olmak üzere toplam
2.266 kişi ayrılmıştır ancak bu tarihlerde, aynı tarihlerde, 7.196 hekim de
Bakanlığımız kadrolarına atanmıştır. Şimdi bu son derece
tabii bir iş.
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Üniversiteler
dâhil mi?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Biraz sonra, bir başka karşılaştırma da yapacağım bir başka soru vesilesiyle.
Değerli milletvekilleri, bu Tam Gün
Kanunu’ndan dolayı kamudan önemli sayıda ayrılış falan yoktur, hizmetler devam
etmektedir. Ben, muhalefetimizin tam gün konusunda bize yani AK PARTİ’ye desteğini bekliyorum çünkü tam gün halkın yararına
bir kanundur.
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Üniversiteler
dâhil mi Sayın Bakan?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Tam gün, vatandaşlarımızı ister üniversite hastanelerinde olsun isterse kamuya
ait diğer hastanelerde olsun, muayenehanelere yönlendiren köhnemiş bir sistemin
sonlandırılmasıdır. Ben bu hususta değerli muhalefetimizden de destek
bekliyorum çünkü tam gün şu anlama geliyor…
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kanun teklifi
verin Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Ben vatandaş olarak devletin hastanesine gittiğimde ayrıca para ödemek zorunda
kaldığım bir muayenehaneye yönlendirilmeyeceğim, bunun çilesini çekmeyeceğim.
Değerli milletvekilleri, bizi izleyen
vatandaşlarımız, Türkiye Büyük Millet Meclisini izleyen vatandaşlarımız bu
konuşmanın anlamını çok iyi biliyor.
TUFAN KÖSE (Çorum) – Doktor maaşları ne
olacak Sayın Bakan?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Biz yıllarca çile çektik, yıllarca çile çektik; bu çile sonlandırılmıştır.
Bugün Sağlık Bakanlığında 31 bine yakın hekim devletinin hastanelerinde
vatandaşımıza hizmet etmektedir. Evet, haklısınız, bu hizmetin karşılığında biz
vatandaşımızdan 5 lira katkı payı alıyoruz ama 5 bin lira ameliyat parası
almıyoruz, 500 lira muayene parası almıyoruz. İşte AK PARTİ’nin
farkı bu, değerli milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Onu da almayıver
ne olur!
BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz çok azaldı,
lütfen…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) –
Sayın Süleyman Çelebi’nin sorusuna cevap veriyorum: Değerli milletvekilleri,
2011 yılı Mart, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında, dört ayda çeşitli sebeplerle
Sağlık Bakanlığından ayrılan uzman sayısı 1.476 olup, değişim oranı yüzde
4,7’dir. Tam Gün Kanunu ile ilgili bir kararname yaptık biliyorsunuz. Bu
kararnameden sonra ayrılan uzman hekim sayısı 1.424 olup, değişim oranı yüzde
4,6’dır. Yani gördüğünüz gibi, tam gün sayısı kamudan ayrılan hekimlerin sayısı
itibarıyla bir farklılık oluşturmamıştır.
Ülkemizde hâlen toplam öğretim üyesi
sayısı, üniversitelerde tıp fakültesi öğretim üyesi sayısı 12.993 olup -bize
bildirilen sayılarla- tıp fakültelerinde 630 kişinin muayenehanesinin olduğu
ifade edilmiştir. Dikkatinizi çekiyorum: Ortalıkta koparılan gürültü aslında
beyhude bir gürültüdür. Biz vatandaşımızı bir daha bu çileyi çekecek bir köhne
sisteme -biraz önce de söyledim- asla döndürmemeliyiz.
Şunu da yaptık: Bu dönüşüm sürecinde
bir problem olursa bize müracaat edilmesi için hem vatandaşımıza hatlarımızı
açtık -bu hususta müracaat edebileceği hatları- hem üniversitelerimize, YÖK’e
yazı yazdık. Dolayısıyla, vatandaşımızı mağdur etmedik, bundan sonra da asla
mağdur etmeyeceğiz. Tıp fakültelerinden bir öğretim üyesi ayrılıp da piyasada
para kazanmayı kendisi için daha uygun görmüşse bu kendi tercihidir.
Soruda akademik çalışmalarının ne
olduğu soruluyor. O değerli tıp fakültesi üyesi bu hususta tercihini yapmıştır,
tercihini yapmakta da hürdür.
Evet, sorularımın bir kısmı herhâlde
yetişmeyecek Değerli Başkanım. Müsaade ederseniz ben burada sonlandırayım, daha
sonraki bir zamanda da kalan soruları sonlandırmaya gayret edelim.
Değerli heyetimizi ve Değerli
Başkanımızı saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın Güven, Sayın Çelebi ve Sayın
Sarıbaş’ın sorularıyla ilgili açıklama talepleri var.
Sayın Çelebi, buyurun.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) –
Teşekkürler Sayın Başkan.
Öncelikle “Şiddet gören hekime hukuki destek
yerine şiddete neden olan politikalarınızı değiştirmeniz gerekmez mi?” diye
Sayın Bakana sormak istiyorum. Ayrıca, Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulamaya
konduktan sonra şiddet artarak devam etmiştir. Bunun nedenleri konusunda Sayın
Bakan bizi aydınlatıcı bir bilgi verebilir mi?
Tıp fakültelerinin altyapısını, öğretim
üyesi sayısını artırmadan öğrenci sayısını artırdınız. Yetişen hekimlerin
yeterli donanımlı olduğunu düşünüyor musunuz?
Bunları sormak istiyorum Sayın Bakandan
ve en son da Van’da özellikle soğuk nedeniyle insanların donduğunu ve orada
ciddi ölümcül nedenlere doğru sorunlar yaşandığını sürekli bize aktarıyorlar.
Bu konuda bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Güven…
HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Benim Sayın Bakana sormak istediklerim:
“Karaburun ilçesinde yatağa bağlı 23 kişiye evde hizmet verilmektedir.”
deniliyor. Bu hizmeti aile hekimleri mi veriyor, yoksa ayrı bir grup tarafından
mı veriliyor? Aile hekimleri veriyorsa nasıl yetişiyor? Ve toplam oradaki
yatağa bağımlı, evde bakım gerektiren hasta sayısı 23 kişi mi, yoksa bir kısmı
mı, onu öğrenmek istiyorum.
Ayrıca, bu sevk zinciri başlamadan önce
söylenen bir slogan vardı “Hekim seçme özgürlüğü.” diye. Sevk zinciri geldiği
zaman hekim seçme özgürlüğü bitmiş olmuyor mu? O zaman neden bahsediyoruz hekim
seçme özgürlüğünden?
Bir de aile hekimleri, biliyorsunuz,
tek hekim ve genellikle tek yardımcı sağlık elemanıyla birlikte
çalışmaktadırlar. Bütün bu koşullarda 3 bin nüfusa hatta yetmediği yerde 4 bin
nüfusa da aile hekimi hizmet verebilmektedir. Köyleri de katarsak 10’ar
kilometrelik, 20’şer kilometrelik mesafeler söz konusu olabilmektedir. Aile
hekimi nasıl yetişiyor…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Sarıbaş…
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Bakan,
öncelikle İnternet’le ilgili Sağlık Bakanlığımızın sorularımın karşısında
aldığım cevapta, bu konuda dünya çok ilerlemesine rağmen Türkiye’de bu konuda
daha çok geride kaldığımızı, hâlâ incelemede ve bilimin bu konuda çok net
olarak kesinleştirmediğini gördük. Sadece, verdiğiniz yanıtlarda Sağlık
Bakanlığında bu konuda özel bir birim açılmadığını, üniversitelerle ilişkiye
geçilmediğini anlamaya çalıştım ve bu sorum içerisinde çağımızın hastalığı olan
ve gençlerimizin özellikle İnternet’e bağımlılığını, dünya bunu çok ciddi bir
konum içerisine almışken Bakanlığımızın bu konuda ciddi bir araştırma ve ciddi
bir önlem içerisinde olmadığını görüyorum. Gelecek nesillerin -Türkiye genç bir
nüfus bu anlamda da- gelecek gençlerimizin tehlikeli olduğunu uyarmak
istiyorum.
İkinci özel bir sorum: Çanakkale’de
özellikle Çanakkale Devlet Hastanesi yerinden kaldırılarak taşınacak mıdır?
Çanakkale Devlet Hastanesi dokuz tane ilin içerisinde pilot bölge seçilmiş
midir ve seçildiyse Çanakkale Devlet Hastanesi bir başka deyişle
özelleştirilecek midir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Son soru, Sayın Işık, buyurun.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkanım, teşekkür
ediyorum. Sayın Bakana da verdiği cevaplar nedeniyle ayrıca teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, devlet hastanelerinde ve
üniversite hastanelerinde 5’er lira, özel hastanelerde 12 TL alınan katkı
payının basamaklı sevk sistemini teşvik için konulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca
3 TL’lik reçete payını da eczanelerimizin ayrıca bir eğitim hizmeti kapsamında
topladığını ifade etmiştir ama eczaneler ve hastalar, gerçekten bu uygulamadan
çok rahatsızdırlar. Yani eczanelerde toplanan, verilen ödemenin 3 liralık kısmının
hastanelerde yığılmaya neden olacağı yönündeki bir gerekçenin çok doyurucu
olmadığını ifade ediyorum. Ayrıca uygulamalara devam edileceği yönündeki
kararlı tutumunun da tekrar gözden geçirilmesi hâlinde milletimiz adına daha
yararlı olacağını düşünüyorum.
Sayın Bakanım, tabii, süreniz yetmediği
için açıklayamadınız ama Kütahya’nın…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
Sayın Akar, Sayın Değirmendereli, Sayın
Baluken ve Sayın Demir; sisteme girdiniz ama burada
hangi sayın milletvekillerimize söz veriyoruz…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Akar.
Daha önce yazılı sorusu olup Sayın
Bakanımızın cevaplandırdığı sorularla ilgili sayın milletvekillerimiz yeniden
bir açıklama talebinde bulunabilir. İç Tüzük bunu istiyor.
Buyurun Sayın Bakan, yerinizden, daha
sonraki açıklama taleplerine cevap veriniz.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.
Şimdi, Sayın Çelebi’ye şunu söylemek
isterim: Şiddete karşı durmak, şiddeti bir şekilde önlemeye çalışmak için ne
söylesek doğrudur. Size bu konuda tamamen katılıyorum. Yalnız, Sağlık
Bakanlığının ya da Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uyguladığı yeni politikalar
dolayısıyla şiddetin arttığı düşüncesi yanlış bir düşünce, hiçbir bilimsel
temeli olmayan bir düşünce.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Var ama
Sayın Bakanım, yoğunlaştı.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Bu hususta özellikle bazı örgütler sürekli bunu pompalıyorlar. Ben, yıllarca
metotla çalışmış bir bilim adamıyım. Dolayısıyla şiddetin arttığına dair
elimizde bir bulgu yok.
AYTUĞ ATICI (Mersin) – Biz verelim
Sayın Bakan, bizde var.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Ama ben şunu ifade ediyorum: İster artsın ister azalsın ister aynı kalsın,
Sayın Çelebi, isterse Türkiye’de yılda bir defa olsun, bu bizim için çok
önemli.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Bizim de
söylemek istediğimiz bu.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Şimdi, bir değerli sağlık çalışanımıza kendini bilmez, haddini bilmez bir kişi
saldırdığı zaman, sözlü, fiilî bir müdahalede bulunduğu zaman bunu sağlık
politikalarına bağlamak gerçekten insafsızlık, açık söyleyeyim. Hiçbir delili
yok. Bunu söyleye söyleye, çamur at bir yerde kalır diye düşünülüyor. Hangi
sağlık politikasına bağlayacaksınız? Siz sendikacılık yaptınız uzun yıllar.
SÜLEYMAN
ÇELEBİ (İstanbul) – Evet.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Yani eski SSK hastanelerindeki çileyle şimdi o hastanelerde verilen hizmet
arasındaki farkı siz görmüyor musunuz? Hepiniz görüyorsunuz bunu.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın
Bakan, ben şiddetten bahsediyorum.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Dolayısıyla “Şiddete sebep olan politikalarınızı değiştirmek gerekmez mi?”
sorusu beyhude bir sorudur. Sağlık Bakanlığının bütün politikaları
vatandaşımıza hizmet etmek, sağlık çalışanlarını rahat ettirmek, sizin de ifade
buyurduğunuz gibi şiddeti önlemeye çalışmaktan ibarettir.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Biz de
bunu istiyoruz.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Öğrenci sayısıyla ilgili olarak, özellikle büyük üniversitelerimizde, gerçekten
çok daha fazla sayıda öğrenciye hizmet verilebilecek bir alan var Sayın Çelebi.
Şu ifadenizi doğru karşılıyorum: Yeni kurulan tıp fakültelerinde öğretim üyesi
sıkıntısı çekilebilmektedir. Biliyorsunuz YÖK bunu halletmek için bir rotasyon
uygulaması başlatmak istedi maalesef idare hukukundan bu döndü. Gelin elbirliği
yapalım. Değerli üniversite hocalarımızın geçmişte olduğu gibi -biz böyle
yetiştik Erzurum’da- taşrada yeni kurulmuş olan üniversitelerimizde hizmet
etmesi için YÖK’e destek olalım. YÖK’e bu desteği vermek zorundayız ancak şunu
ifade edeyim: Türkiye’de 1 öğretim üyesi başına düşen öğrenci açısından
meseleyi değerlendirirsek, mesela Almanya’da 1 tıp fakültesi öğretim üyesine 22
öğrenci düşerken Türkiye’de bu sayı bundan yaklaşık olarak sekiz sene önce
4’tü, şimdi 6’lara doğru yükselmiş oldu. Onun için Türkiye’de yeteri kadar
öğretim üyesi var, bunların dağılımını bence iyi bir şekilde
gerçekleştirmeliyiz.
Van’da sağlık sebebiyle insanların donduğu
gibi bir ifadeniz oldu.
SÜLEYMAN
ÇELEBİ (İstanbul) – Evet, aynen öyle.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Şükürler olsun bugüne kadar Van’da donan bir vatandaşımız olmadı, inşallah
bundan sonra da olmaz, deprem şartlarında.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Bize
sürekli… Yarın tekrar gideceğim. Yanarak ölen de var.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Şunu ifade edeyim Sayın Çelebi… Sayın Çelebi…
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Neden yanarak ölüyor? Soğuktan dolayı,
buzlandığı için.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Siz konuştunuz, müsaade ederseniz ben cevap vereyim. Cevap verebilir miyim size
efendim?
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Tabii ki
efendim.
Biz de yarın bir daha gideceğiz.
Oradaki gözlemimizi buraya yansıtacağız.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Sağlık hizmetleri açısından Van’da verilen hizmetler hem Vanlı kardeşlerimiz
tarafından hem Türkiye tarafından hem de dünyada bu meseleyi izleyen örgütler
tarafından çok büyük takdir görmüştür. Deprem şartlarında hakikaten işler çok
zor, herkesin işi çok zor. Orada çalışan bütün değerli kardeşlerimize de Allah
kolaylık versin, Vanlı kardeşlerimizle, hemşehrilerimle
beraber. Ama şunu ifade edeyim: Sağlık çalışanları mükemmel bir organizasyon.
Başlangıçtaki kurtarmadan daha sonraki hastane çalışmaları, sanitasyonlar,
çevre sağlığı, temel sağlık, toplum sağlığıyla ilgili çalışmalar, aşılamalar
olmak üzere mükemmel bir başarı göstermişlerdir. Hepsinin alınlarından öpüyorum
ve yüce Meclisin huzurunda da o sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum.
Sayın Güven, Karaburun’daki bu 23
değerli kardeşimize, aile hekimleri ve toplum sağlığı tarafından evde sağlık
hizmetleri verilmektedir. 444 38 33 numaralı telefonumuzu arayan her
vatandaşımıza bu hizmet veriliyor. Buradaki hedefimiz, kimin ihtiyacı varsa bunu
vermektir. Eğer bu ilçemizde de eksik kalmışsa, siz de lütfen yardımcı olun,
evde sağlık bakımını o kardeşlerimize, vatandaşlarımıza da verelim.
Şu anda bir sevk zincirinden, aktif bir
sevk zincirinden bahsetmiyoruz. Biz sadece basamaklı bir müracaatı teşvik etmek
açısından katkı payları alıyoruz. Bu İsveç ve benzeri ülkelerde uygulanan bir
modeldir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
SAĞLIK
BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bir dakika daha verir misiniz.
BAŞKAN – Buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) –
Teşekkür ediyorum.
Aile hekimlerinin 3 bin nüfusa
yetişmesinin zor olduğunu biliyoruz, diğer personelin de ama Türkiye’deki
sağlık personelinin sayısı ve aile hekimlerinin sayısı itibarıyla böyle bir
dağılım yapmak zorundayız. Yalnız özellikle kırsala dağılım yaparken, 2 bin
kişiye hatta 1.500 kişiye hizmet verecek şekilde yeni bir planlamayı da şu anda
yapıyoruz. Bununla ilgili mevzuatımızı değiştirdik.
İnternet’le ilgili hassasiyetine
teşekkür ediyorum Sayın Sarıbaş’ın. Bizim de bu husustaki hassasiyetimizin
devam edeceğini ve artacağını size ifade edebilirim.
Çanakkale Hastanesi, evet, yeni bir
hastane yapacağız. Tabii ki yeni bir hastane yaptığımızda eski hastaneyi oraya
taşıyacağız ama Çanakkale’de de eski hastanemizin bulunduğu yerde yine bir
sağlık hizmetini de vatandaşımıza vermeye devam edeceğiz.
Sayın Işık basamaklı sevk sisteminden
ve bu arada eczanelerin uygulamadan rahatsız olduğunu söyledi. Tekrar ifade
ediyorum: Evet, bundan rahatsız olan eczaneler olmuş olabilir ama gerçekten biz
bunu tecrübe ettik, başlangıçta SSK hastanelerinde ya da diğer hastanelerde
vatandaştan alınan bu katkı paylarının çok ciddi bir mağduriyete yol açtığını
gördük. Bu meselenin ilaç alınması sırasında halledilmesi daha pratik görünüyor
birtakım mahzurlarına rağmen.
Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Soru önergesi cevaplandırılmıştır.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın
Bakan, şimdi bir daha Van’dan aradılar.
BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara
veriyorum sayın milletvekilleri.
Kapanma
Saati: 18.43
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 18.50
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 29’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince diğer denetim
konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Birinci sırada yer alan, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IX.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.-
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava
Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.
17 Kasım 2011 tarihli 20'nci Birleşimde
1’inci madde üzerindeki görüşmelerle, soru-cevap işlemi tamamlanmıştı.
Şimdi 1’inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.
2’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Candan Yüceer, Tekirdağ
Milletvekili.
Buyurun Sayın Yüceer. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA CANDAN YÜCEER
(Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 sıra sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun 3’üncü maddesine ilişkin söz almış bulunmaktayım. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlarım.
Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla
Yeni Zelanda Hükümeti ile ilişkilerimizin daha da pekişeceği, bu kanun
tasarısının her iki ülkenin siyasi, ticari ve kültürel ilişkilerini olumlu etkileyeceği
görülmektedir.
Yeni Zelanda ile Türkiye'nin tarihten
gelen dostluğu bulunmaktadır. Türkiye ile Yeni Zelanda arasındaki ilişkilerin
tarihi Türk-Anzak ordularını karşı karşıya getiren
Çanakkale savaşlarına dayanmaktadır. Her iki ülke arasındaki karşılıklı iyi
duygular o büyük çatışma ortamında filizlenmiş, gelişerek devam etmiştir.
Tarihte büyük bir savaşla başlayan bu dostluk her yıl her iki ülkenin insanlarının o günlerin
anısına gerçekleştirdiği etkinliklerle hatırlanmaktadır.
(x) 21 S.
Sayılı Basmayazı 17/11/2011
tarihli 20’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
Değerli milletvekilleri, yabancı ülke
insanlarının etkinlik düzenleyerek yaptığını biz bu yıl gerçekleştiremedik.
Bilindiği gibi bu yıl, şehitlerimiz ve Van depremi nedeniyle, tüm yurtta
Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edildi.
Ben öncelikle şehitlerimize ve Van’da
meydana gelen depremde ve hemen hemen her gün çadırlarda yaşamlarını yitiren
yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı,
yaralılara acil şifa diliyorum.
Tüm yurtta olduğu gibi Tekirdağ’ın da
birçok ilçesinin kurtuluş günleri iptal edilmiştir. AKP Hükûmeti şehitlerin ve
depremin arkasına sığınarak bir şey yapmaya çalışmıştır. Hatırlarsanız, tüm
yurtta törenler iptal edilirken Sayın Bakan oğlunun düğününü iptal etmedi,
devlet erkânı da bu düğüne katılmaktan geri kalmadı. Bu büyük acıları
yaşadığımız günlerde düğün yapabilenler Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayamadılar.
Değerli arkadaşlar, galiba niyet başka
olunca, akıl bahane, dil yalan üretiyor. 13 Kasım 1922, düşman işgalinden
kurtulduğu günden bugüne tam seksen dokuz yıldır Tekirdağlılar Tekirdağ ve
cumhuriyete nasıl sahip çıktıysa bugünden yarına da bu topraklara, bu değerlere
sahip çıkacaktır. Çünkü Tekirdağ, Tekirdağlılar bu aydınlık yoldan hiçbir zaman
şaşmamıştır, şaşmayacaktır. Tekirdağ’ımızla beraber tüm ülkemizde bu zaferin
kolay kazanılmadığını, cumhuriyetin kolay kurulmadığını biliyoruz. Bu
sebepledir ki cumhuriyetimiz, vatanımızın her karış toprağı, dökülen şehit
kanlarıyla tesis edilmiş birlik ve beraberliğimiz bizim için her şeyden
önemlidir. Herkes şunu iyi bilmelidir ki cumhuriyetimiz ilelebet var olacak,
Atatürk ilke ve devrimlerine olan bağlılığımız kararlılıkla devam edecektir.
(CHP sıralarından alkışlar) Bu millet kanıyla, bedel ödeyerek kazandığı
bağımsızlığına, cumhuriyetine her zaman, her koşulda sahip çıkacaktır. Halkımız
Hükûmetin tüm çabalarına rağmen sokaklara dökülerek tarihine ve cumhuriyetine
nasıl sahip çıktığını ve çıkacağını göstermiştir. Böyle atalara, böyle bir
tarihe sahip olmak en karanlık günlerde bile bizim için bitmeyen bir umut ve
mücadele sebebidir. Üstün bir mücadeleyle bu güzel vatanı ve güzel ilimizi
bizlere bırakan atalarımızı minnetle ve şükranla anmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bu
topraklarda, güzel Trakya’mızda çevre şartları son on yıldır insan sağlığını
tehdit eder boyutlara ulaşmış durumdadır. Ergene Nehri doğduğu noktada
içilebilir nitelikteyken söz konusu kirlenme sonucu âdeta zehir saçmaktadır.
Bölgemizde kanser vakaları arttı, yer altı suları kirlenme sebebiyle
kullanılmamakta, Ergene sanayi lağımına dönüşmüş hâldedir. Ergene Nehri’nden
sulu tarım yapılamamaktadır. Trakya topraklarının verimliliği düşmüştür.
Ürünlerde ağır metallerin varlığı bilimsel çalışmalarda yayınlanmıştır. Son
günlerde yapılan araştırmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana
Bilim Dalının yaptığı Ergene’nin su ve toprak kirliliğinin verdiği zararları
saptamak için hazırlanan
rapor çok çarpıcı, bölgedeki kanser vakalarının arttığı ve bir an
önce kanser kayıt ve araştırma merkezinin kurulması yönündedir.
Değerli milletvekilleri, bölgemizdeki
kanser, bir deprem gibi, tsunami gibi bir felakettir,
artık o boyutlara ulaşmıştır ve bir kez değil, şiddetini ve bölgesel
genişliğini arttıran bir felakettir. Hemen hemen her gün, her 4-5 evden birinde
kanser hastası vardır. Bölge insanlarımız büyük acılar içindedir. Ülkemizin
ayçiçeği, pirinç, buğday üretiminin büyük bir kısmının bölgemizde yetiştiği
düşünülürse artık bu sorunun bölgesel bir sorun olmadığı da açıktır.
Bu gerçeğin temelinde yatan neden,
Sayın Bakanın ifade ettiği gibi Cumhuriyet Halk Partili belediyeler değil,
plansız, kontrolsüz sanayileşme, endüstriyel, evsel, tarımsal kökenli atık
suların doğrudan ya da dolaylı olarak Ergene’ye deşarj edilmesidir. Planlama
eksikliği bölgemizin verimli topraklarının amaç dışı kullanılmasına sebep
olmuştur.
Değerli milletvekilleri, doğa tüm
insanlığın ortak mirası. Biz bu emaneti atalarımızdan nasıl aldıysak,
kirletmeden bizden sonraki nesillere, çocuklarımıza aktarmak hepimizin
görevidir. Trakya’mızda maalesef yıllardır çözüme yönelik adımlar yetersiz,
çoğu zaman da göstermelik olmuştur. Sayın Bakanın Ergene’nin temizlenmesiyle
ilgili son açıklamalarının sözde kalmamasını tüm samimiyetimle diliyorum. Bunun
muhalefeti iktidarı olmaz ve Ergene hepimizin. Bu sorunu gelin hep beraber çözelim,
çünkü bu sorun hepimizin boynunun borcu.
Değerli milletvekilleri, bu anlaşmanın
yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisinde Yeni Zelanda’yla kurulan dostluk
grupları da bu ülkeyle olan ilişkilerimizi olumlu etkilemekte. Komisyondan
geçerek Genel Kurula inen bu tasarıyla daha olumlu adımların atılacağı
görülmektedir.
Tabii ki bizim ümidimiz dış politikada
tüm ülkelerle olumlu adımların atılmasıdır. AKP Hükûmeti döneminde dış
politikalarımız her ne kadar olumlu gösterilmeye çalışılsa da bunun böyle
olmadığı açıktır. Hükûmetin izlediği politikalar nedeniyle birçok ülkeyle
savaşın eşiğine gelinmiştir. “Sıfır sorun” diyerek, sıfır dostumuz kalmıştır.
Seksen sekiz yıllık cumhuriyet tarihimizde “Yurtta sulh, cihanda sulh.”
anlayışında olan, otuz yıldır terörün tüm acılarını yaşayan bir ülke olarak,
nasıl oluyor da daha düne kadar kardeş, komşu ülke dediğimiz Suriye’de, sebebi
ne olursa olsun silahlı güç kullanarak Suriye yönetimini devirmeye çalışan
muhaliflere destek oluruz? Mısır’a, Libya’ya, Tunus’a gelen
demokrasi ortada. Demokrasi adı altında kan, hamaset, bölme, ayrıştırma,
istediği gibi yönetme politikasıyla oradaki kardeşlerimizin hayatları altüst
edilmektedir. Yoksa Müslüman coğrafyamızda “Kâğıtların yeniden karıldığı
zamanlar.” olarak ifade edilen bugünlerde kan ve gözyaşı üzerinden,
komşularımızın kan ve gözyaşı üzerinden iyi bir el mi çıkarmaya çalışıyoruz?
Biz, komşularımızın kan ve gözyaşı üzerinden gelecek bir dış politika ya da
bize gelecek bir çıkar istemiyoruz. Hem unutulmamalıdır ki, bugün onlara
yapılmak istenen yarın bize de yapılmak isteniyor olabilir.
Değerli milletvekilleri, bir toplumun
tarihini doğru bilmesi, doğru bir şekilde öğrenmesi doğruları ve yanlışları
bilmesiyle olur. Çünkü doğrulardan yararlanarak, yanlışlardan uzaklaşarak ve
bir kez daha yapılan yanlışlar yapılmasın diye uğraş vererek bu yolda çalışması
gerekir.
Değerli milletvekilleri, ne olursak
olalım samimi olalım. Bir yandan, inanç temelli, ırk temelli ayrım
yapacaksınız. “Beni bir mezhebin mensupları mahkûm etti.” diyeceksiniz. Katliam
sanıklarını yargının önüne getirmeyeceksiniz, sonra da dönüp “Özür dilenmesi
gerekiyorsa özür dileriz.” diyeceksiniz. Sözlerinizle
yaptıklarınızın inandırıcı olması gerekli. Tarihi konuşmak, doğru
öğrenmek, bilmek ayrı bir şey; bunu, tarihi siyasi bir malzeme olarak kullanmak
ayrı bir şeydir.
Bakınız, geçtiğimiz günlerde bunun bir
örneğini yaşadık. 2 Temmuz 1993 günü –Polis kayıtlarında 15 bin kişinin
katıldığı- Sivas Madımak Oteli’nin yakılması sonucu aralarında 2 çocuk, birçok
gencin ve yurttaşımızın bulunduğu 35 kişinin katledilmesinin firari sanığı,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Vahit Kaynar 26 Eylül’de Polonya’da,
Polonya sınırında yakalandı. Dava avukatları Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine,
Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısına, Adalet Bakanlığına dilekçe
vererek, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 16’ncı maddesine göre
tutukluluk süresinin kırk gün olduğuna dikkat çekerek, iade işlemlerinin tez
elden yapılmasını talep etti. Ancak sanığın iadesi için gerekli evraklar
Polonya makamlarına geç ulaşmış ve firari sanık Vahit Kaynar 4 Kasım tarihinde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Yüceer.
CANDAN YÜCEER (Devamla) – Hepinize
saygılar sunarım. (CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Uzunırmak.
Buyurun Sayın Uzunırmak.
(MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni
Zelanda Hükûmeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasına Dair
Tasarı üzerinde söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ben bu anlaşma
vesilesiyle bir dış politika değerlendirmesi yapmak istiyorum. Hepimizin
bildiği gibi dış politika bir vizyon, bir misyon ve
buna dayalı strateji, taktik ve metotların içerdiği bir manzumdur. Eğer sizin
strateji ve taktikleriniz vizyonunuzla örtüşmez, uyuşmaz ve kesişirse o zaman
dış politikanın en önemli unsuru olan güvenilirlik kat sayınızı yitirdiğinizde,
bu çok zor inşa edilen, hele hele bir ülke için uluslararası arenada çok zor
inşa edilen bu kat sayıyı düşürdüğünüzde gelecekteki nesillere ve ülkenize en
büyük kötülüğü yapmış olursunuz ve bilinmelidir ki dış politika strateji,
taktik, vizyon, misyon gibi unsurları sadece dilek ve
temennilerle temin edilemez ve iyi niyetlerle temin edilemez, bunlar kaynağını
mutlaka tarihî olaylardan ve bilimden almak zorundadır. Eğer tarihî olaylardan
ve gelecekten, bilimden kaynağını almazsa, gerçeklikten kaynağını almazsa
bunlar bir hayal ürünü olarak kalır ve uygulanamaz olur; aynı bugün Türkiye'nin
dış politikada geldiği noktaya gelinir ve o zaman dış politika eğer içerideki
senin menfaatlerini dizayn etmek için ülkeler
arasındaki dostluklar veya düşmanlıklar iç politika dizaynında esas unsur
olarak kullanılmaya başlarsa o ülkeyi felaketler bekler.
Değerli milletvekilleri, bu açıdan AKP
çok tehlikeli gitmektedir. Çünkü nasıl ki Osmanlı’nın son dönemlerinde
uygulanan çaresizlik politikaları içerisinde günübirlik geliştirilen akıldan,
tarihî gerçeklikten yoksun dış politikalar bir umut kaynağı gibi aşılanmaya
çalışılmış ve sonu hüsran olmuşsa; günübirlik dostluklar, günübirlik sözde
düşmanlıklar veya göstermelik düşmanlıklar veya göstermelik dostluklar ülkeleri
felaketlere sürüklemektedir. Sizlerle, Osmanlı’nın son zamanlarındaki
yönetimdeki anlayışın tesir sahalarından olması açısından bir şeyi paylaşmak
istiyorum: Sultan Abdülhamid tahttan inmiştir ve Selanik’te misafir
edilmektedir. Fethi Okyar Bey emir subayıdır ve fırsat bulduğunda Sultan
Abdülhamid’le ülke politikaları hakkında sohbet etme fırsatları olmaktadır. O
zaman İttihat ve Terakki Balkanlardaki birtakım gelişmelerle ilgili olarak
sözde Bulgar kilisesi ile Yunan kilisesinin düşmanlığını ortadan kaldırmış,
anlaştırmış ve sözde dostluk başlamıştır. Fethi Okyar Bey bunu övünçle Sultan
Abdülhamid’e bahseder, der ki: “Sultanım, artık Balkanlara barış geliyor.” Ama
işte o tecrübeli Sultan “Eyvah, desene Balkanlar tehlikeye girdi. Çünkü ben
bütün Osmanlı siyasetini Balkanlarda Yunan ve Bulgar kiliselerinin anlaşamaması
üzerine kurmuştum. Eğer bu iki kilise anlaşırsa, bu iki kilise dostluğa
başlarsa o zaman…”
Sayın Bakan, belki görev alanınız değil
ama belki dinlerseniz Hükûmette bir şeyler olabilir.
Sayın Volkan Bey, burada AKP’li bazı
milletvekili arkadaşlarımızın konuşmalarını dinliyorum. Geçenlerde dış
politikayla ilgili bir konuşmada AKP Hükûmetinin dış işlerinde çok büyük vizyonlar, misyonlar, hizmetler ortaya koyduğunu yurt
dışında yaşamış bir milletvekili arkadaşımız anlatıyor ve çok büyük yaman
çelişkilerle bu işlerden bahsediyorlar. Biraz önce, yine bir arkadaşımız geçmiş
hükûmetleri eleştiriyor, geçmiş politikaları eleştiriyor ama sizlere şunu
söylemek istiyorum: Volkan Bey’in öz geçmişine baktığınızda, o arkadaşımızın
eleştirdiği yıllarda Sayın Volkan Bey Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Volkan
Bey Dışişlerinde büyükelçi, Volkan Bey bir yerde büyükelçi, bir yerde konsolos,
başkonsolos. Değerli arkadaşlar, sizin arkadaşlarınız.
Bu sıralara baktığınız zaman, sizin
aranızdaki geçmiş hükûmetlerde görev yapan gerek üst düzey bürokrat gerekse
bakanlık, milletvekilliği seviyesinde olan arkadaşlarımız muhalefet
sıralarından çokta. Yani siz, böyle yaman çelişkilerle bu ülkede eğer politik
gerçekliği resmetmek istiyorsanız, bu resim yanlış bir resim değerli
arkadaşlar, siz kendinizi eleştiriyorsunuz.
Dolayısıyla, buradan tekrar şu noktaya
gelmek istiyorum: Sayın Başbakanımız veya çıkan bakan arkadaşlarımız,
milletvekili arkadaşlarımız “Yakın coğrafyamızda gelişen birtakım olaylarda biz
halkın yanındayız” diyorlar.
Değerli milletvekilleri, eğer
gazeteleri okuyorsanız ve biraz gündemi takip ediyorsanız… Bu gazete, daha
yakın tarihte, 21 Kasım 2011 tarihinde… Suriye’de Türk hacılarının yolları
kesiliyor. Suriye’de Türk hacıları öldürülmeye kalkılıyor. Peki… (AK PARTİ
sıralarından “Kim tarafından” sesi)
Kim tarafından? Onu siz tespit
edeceksiniz, Hükûmet tespit edecek. Neden bu hâle geldik, nasıl bu hâle geldik?
Önce bu soruyu siz sormalısınız. Bugüne kadar, o kutsal topraklardan gelen,
görev için gelen İslam şuuru içerisindeki hacılara saldırılmadı,
saldırılmıyordu. Eğer halkın yanındaysanız hangi halkın yanındasınız? Suriye’de
konsolosluklar basılıyor, büyükelçilikler basılıyor, bunu herhâlde uzaylılar
gelip basmıyor, o ülkenin halkından bir kesim basıyor. Dolayısıyla bu yanlış
söylemlerden vazgeçmek gerekir.
Ülkeler arasındaki dış politika
devletten devlete olur. Ülkeler birbirlerinin içindeki halklara… Belki halklar
arası dostluklar olabilir, ama bir ülkenin devleti, diğer bir ülkenin
içerisindeki o ülkenin hükûmetlerine, devletine, rejimine rağmen ülkesinin halkına
dost edinmeye başladığında, başka bir kesim halkın, o iktidarın yanında olan
halkın karşısına dikilmiş olur. Aynı bugün, Libyalıların bir kısmının Türkiye
hastanelerinde tedavi ettirilip, bir kısmının ölüme mahkûm edilmesi Türkiye'nin
vizyonuna yakışmayan bir davranıştır.
Değerli milletvekilleri, “Topkapı
Sarayı’nın önünde bir meczup.” dendi ama Hükûmeti uyarmak istiyorum. Neden
Topkapı Sarayı? Neden Libyalı bir vatandaş ve Suriye plakalı? Çünkü bu
Hükûmetin sözde bir iddiası vardır. Nedir? Türkiye Cumhuriyeti devletinin
tarihî bazı yeni politikalarının, millî çizgisi diyebileceğimiz “Yurtta sulh,
cihanda sulh”a uymayan birtakım uygulamalarının
neticesinde sözde Osmanlı vizyonunu hatırlatan birtakım dış politika
çağrışımları ortaya çıkmıştır ve bu vatandaş gelip Osmanlı vizyonu Topkapı
Sarayı aklı selimi içerisinde veya bağlantısı
içerisinde düşündüğünüzde senin Osmanlı sultanlarının yönettiği Topkapı
Sarayı’nın önünde silah çekmiştir. Bu, dikkate alınması gereken bir eylemdir ve
dikkate alınması gereken bir davranıştır Türkiye'nin dış politikası açısından.
Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan
Mısır’a gitti. Mısır’da Sayın Başbakan ne olarak karşılandı? İslam’ın
kurtarıcısı olarak karşılandı. Peki, ne olarak karşılanmasını isterdim ben bir
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve milletvekili olarak? Keşke Sayın Başbakan
Suriye’de, Mısır’da, Libya’da Obama’nın teşekkürleriyle dün NATO’da “Ne işi var
NATO’nun Libya’da?” derken, bugün Obama’nın NATO’yla beraber hareket ederek
teşekkürlerine mazhar olmak yerine, İslam âleminde İslam’ın kurtarıcılığı
yerine, demokrasinin, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün inşacısı bir
Türk Başbakanı olarak karşılansaydı ama oralar gene uyutuluyor, oralarda
demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğünün inşacısı bir vizyon
ve misyondan bahsedilmiyor, Türkiye buna soyunmamış, Türkiye, sözde İslam’ın
kurtarıcılığına Sayın Başbakanın şahsında bir macera politikasına soyunmuş.
Değerli milletvekilleri, eğer Amerika
Birleşik Devletleri kendi sınırları içerisindeki halkına yaşattığı refahı kendi
sınırları dışındaki halklara yaşatabilseydi, oralarda imajı öyle olsaydı bu
kadar antipatik görünmezdi. Eğer dün Sovyetler Birliği
kendi sınırları dışında halklara vaat ettiği refahı, özgürlüğü ve demokrasiyi
kendi sınırları içerisindeki halkına yaşatabilseydi bugün Sovyetler Birliği
dağılmazdı. Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti, sözde soyunduğu misyonla, yurt dışındaki vaatlerini, kendi içindeki ileri
demokrasiyi yaşatabilse inanın ki Türk milleti daha mutlu olur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Sayın
Başbakan bunları becermekten mahrumdur ve bunları becermekte imkân ve
kabiliyetlerini kullanamamaktadır.
Hepinize çok teşekkür ediyorum,
Anlaşma’nın hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.
Madde
üzerinde şahsı adına söz isteyen Ruhi Açıkgöz, Aksaray Milletvekili.
Buyurun Sayın Açıkgöz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
RUHİ AÇIKGÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; sıra sayısı 21 olan Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde
şahsım üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Tabii, kürsüye gelen arkadaşlar kanunun
içeriğinden çok fırsat buldukça kendilerinin uygun bulduğu konulara giriyorlar.
Fakat, görüşmekte olduğumuz tasarı havacılıkla ilgili.
Zannediyorum muhalefet partileri havacılıktaki başarımızı eleştirecek yön
bulamadıkları için kendilerinin eksik gördükleri konulara giriyorlar.
Türkiye havacılık konusunda son
yıllarda çok önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. Son on yılda özellikle de
Türk Hava Yollarımızı, millî hava yollarımızı bir marka hâline getirdik. Bugün
burada görüştüğümüz uluslararası anlaşmayla artık Türkiye Yeni Zelanda’ya
uçabilecek duruma gelecek.
Son yıllarda Hükûmetimizin havacılığa
verdiği destekle hava aracımız, yani uçaklarımız 3 katına çıktı. Yolcu
sayısında yine buna benzer 3 katına çıkmış rakamlar var. Bunlar Türkiye’nin
kapasitesini yansıtmıyor aslında. Biz bunlardan daha iyisini başarabilecek
durumdayız. Hem ekonomik olarak hem nüfus olarak daha yüksek rakamlara
ulaşabileceğimizi ben zannediyorum. Zaten bu anlaşmalar da bu yolları açmak
için yapılan anlaşmalar.
Ben, bu anlaşmanın hem Yeni Zelanda’ya
hem ülkemiz olan Türkiye’ye hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Bu vesileyle
hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz
isteyen Ekrem Çelebi, Ağrı Milletvekili.
Buyurun Sayın Çelebi. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
21 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında
Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti ile Yeni
Zelanda Hükûmeti arasında sivil havacılık alanındaki ilişkilerin geliştirilmesi
ve daha ileriye götürülmesini sağlayacak bu anlaşmayı olumlu bulduğumu ifade
etmek istiyorum.
Türk sivil havacılık sektöründe son
yıllarda yaşanan gelişmeler ve uçak filosundaki büyümeye paralel olarak,
Türkiye’nin yurt dışı uçuş ağı da hızla gelişmektedir. Sayın Başbakanımızın
talimatlarıyla Türk sivil havacılığında başlatılan serbestleşme dönemiyle
birlikte büyük bir atılım içerisine girmiş ve Türk sivil havacılığı dünyada
gıpta edilen bir süratle büyümeye başlamıştır.
Sivil havacılıktaki 2002 yılından
itibaren gerçekleşen büyümeleri dikkatlerinize sunmak istiyorum. Kısaca gelişmelere bakarsak, 2002’de 110 olan yolcu uçak sayısı
bugün itibarıyla 350’ye, 2 noktadan 25 noktaya yapılan iç hat yolcu
taşımacılığı 8,5 milyon yolcudan, bugün itibarıyla 6 hava yolu tarafından, 7
merkezden, yeni açılan Cengiz Topel Havaalanıyla birlikte 47 noktaya ve 2010
yılı sonu itibarıyla da 50,5 milyon iç hat yolcusuna ulaşmıştır.
Taşınan kargo miktarı da 2002’de 896
bin ton iken, 2010 sonu itibarıyla bu miktar 2 milyon ton üzerine çıkmıştır. Bu
kargodaki yıldaki artış, geçen yıllara nispeten yüzde 10 artış göstermektedir.
Aynı hızlı gelişmeyi büyük bir
mutlulukla dış hatlarda da görmekteyiz. 2002 yılında 2 hava yolu tarafından tek
merkezden 60 noktaya yapılan dış hat uçuşları bugün itibarıyla 5 Türk tescilli
hava yolu tarafından 174 noktaya yapılmaktadır.
Dış hat yolcu sayısı da bu dönemde 2
kat civarında artarak 75 milyondan 52 milyona çıkmıştır. Bu gelişmelerin 2011
yılı itibarıyla da sürdüğünü görmek sevindiricidir.
Bununla birlikte biraz da Ağrı
Havaalanıyla ilgili sizlere bilgi vermek istiyorum. Ağrı’yla ilgili 2001’de
8.538 olan yolcu sayısı 2008’de 60.360’a ulaşmıştır. 2011 yılında şu ana kadar
toplam 75.826 kişiye ulaşmıştır.
Ağrı ilimize Anadolujet
ve Türk Hava Yolları tarafından Ankara ve İstanbul’dan haftada toplam on iki
sefer yapılmaktadır.
Bununla birlikte Ağrı merkeze yine
yapılan bazı hususları sizlere arz etmek istiyorum.
Özellikle Sayın Sağlık Bakanımız da
buradayken, ben kendilerine bu konuda çok teşekkürüm, ilimiz adına da
müteşekkirim. Bizim -hem Adalet Bakanlığı hem Sağlık Bakanlığı- Ağrı, tabii
yıllardan beri ilk kez bir adli tıbba kavuştu. Dolayısıyla, bizim şimdiye kadar
ki Ağrı merkezde veya ilçelerde olan cenazelerimiz ta buradan Trabzon’a kadar
gidiyordu ama bundan sonra, 13/10/2011 tarihinde
yapılan kura çekimiyle birlikte -Ağrı’da bir adli tıp bürosu kurulmuş olup-
doktorumuz da önümüzdeki hafta itibarıyla başlayacak. Ben burada tekrar
teşekkürlerimi Sayın Bakanımıza arz etmek istiyorum.
Ayrıca bir teşekkür de Patnos Devlet
Hastanesi için. Hastanemiz de 150 yataklı olarak açıldı. Hakikaten,
birinci sınıf konumunda olan bir hastane. Ben burada kendilerine
müteşekkirim.
Yine, bir teşekkürümü burada Sayın
Başbakanımıza iletmek istiyorum. Bizim Kağızman Caddemiz vardı. 98’den beri
sıkıntılı olan bir yerimizdi. Sayın Başbakanımızın da talimatıyla Kağızman
Caddesi’nin kamulaştırması yapıldı. İnşallah önümüzdeki 2012 yılında da oranın
yıkılması başlayacak ve Ağrı farklı bir suhulete gitmiş olacak.
Yine, bizim Ağrı merkezde TOKİ kentsel
dönüşümümüz vardı ki Sayın Bakanım da burada, yeni bakanımız olduklarından
dolayı inşallah bundan sonra Ağrı’da çok daha fazla bir kentsel dönüşüm olur.
Ben bu kentsel dönüşümden dolayı Sayın Başbakanımıza ve Sayın Bakanımıza çok
müteşekkirim ama bunun aynı şekilde diğer ilçelerimize de yansıması hususunda,
kendilerinden de burada rica ediyorum.
Yine, bizim özellikle Ağrı merkezde
İbrahim Çeçen Üniversitemiz var. Tabii Ağrı merkezdeki özellikle, birçok iş
adamımız var, ben hassaten İbrahim Bey’e burada çok teşekkürlerimi sunuyorum.
Özellikle Patnos merkezde -biz onun kararını da çıkardık- bir tane dört yıllık
ve bir tane de iki yıllık yüksekokul olmak üzere 2012 yılları arasında buranın
kampüsünün de yapılması hususunda biz gerekli çalışmalarımızı yapacağız. Onun
için de Patnos’a güzel bir yatırım getireceğiz.
Ben bu vesileyle anlaşmanın hayırlı,
uğurlu olmasını diler, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler….Madde kabul edilmiştir.
3’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini
Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.
Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Görüşülmekte olan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni Zelanda
Hükûmeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde söz aldım, hepinizi
saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Tabii, bu hava hizmetlerini, bizim,
Türkiye’de genellikle Türk Hava Yolları çekiyor ama orada da bir adaletsizlik
yapılıyor, ben onu söylemek istiyorum. Türk Hava Yollarının bu yurt dışı
gezilerinde, yurt dışı seyahatlerinde aşağı yukarı tüm gazeteler uçaklarda
veriliyor ancak Sözcü gazetesi, Aydınlık gazetesi ve Yeniçağ gazetesi
istenilmesine rağmen verilmiyor. Bunu soru önergesiyle Sayın Bakana yönelttim.
Türk Hava Yollarının özel bir şirket olduğunu söylediler, “Bu, onların
takdiridir.” dediler. Bunun çok doğru bir uygulama olmadığını düşünüyorum.
Umuyorum ve diliyorum ki Türk Hava Yolları bu uygulamasından derhâl vazgeçer,
Sözcü gazetesinden, Aydınlık gazetesinden intikam almayı bırakır; onların da
okuyucularının Türk vatandaşı olduğunu, onların da vergi mükellefi olduğunu
hatırlar diye düşünüyorum. Dolayısıyla diğer gazetelerle aynı uygulamayı yapar.
Bu arada değerli milletvekilleri, Sayın
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hastalanması ve bir ameliyat geçirmesi
hepimizi üzmüştür. Sayın Başbakana öncelikle acil şifalar diliyorum. Bir an
önce sağlığına kavuşmasını ve görevinin başına dönmesini Allah’tan diliyorum.
Yalnız, burada Sağlık Bakanımız da var.
Sayın Başbakanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıdır. Kişisel olarak Sayın
Recep Tayyip Erdoğan’ın hastalığı, rahatsızlığı kamuoyunu çok fazla
ilgilendirmez. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının sağlığı hakkında
doğru bilgilendirme talep etme hakkı her Türk vatandaşının vardır. Her
vatandaşımız, halkımız kendi Başbakanlarının sağlık durumuyla ilgili ciddi bir tıp
otoritesinin açıklama yapmasını beklemektedirler. Bu, halkın en doğal hakkıdır.
Kendi Başbakanlarının sağlık durumunu bilmek durumundadırlar. Bu konuda böyle
bir açıklama yapılması Sayın Bakanım, en azından meydana gelecek veya gelmekte
olan spekülasyonları da önler diye ben düşünüyorum.
Tekrar Sayın Başbakanımıza acil şifalar diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, yine 4 Aralık,
içinde bulunduğumuz bu hafta Dünya Madenciler Günü. Biliyorsunuz, 4 Aralık tüm
dünyada Madenciler Günü ve 4 Aralıkla başlayan hafta da Madenciler Haftası
olarak ilan edilmiştir. Roma devrinde, gerçekten mavi gözlü, ipek saçlı, sarışın
bir Santa Barbara, dünya güzeli Santa
Barbara babasının gazabından kaçıyor, Roma devrinde bir galeriye sığınıyor.
Madencilerin çalıştığı, yaşadığı bir galeriye sığınıyor. O galeride
madencilerin koruduğuna inanılıyor ve daha sonra da madencilerin koruyucu
azizesi olarak, 4 Aralık Madenciler Günü olarak kutlanılıyor. Yani Santa Barbara’nın madencilerin
koruyucu azizesi ilan edildiği gündür 4 Aralık ve Santa
Barbara Anadolu topraklarında, bu öykünün Anadolu topraklarında geçtiği,
özellikle İzmit yöresinde geçmesi nedeniyle 4 Aralık Dünya Madenciler Günü ilk
defa Türkiye’de kutlanıyor, daha sonra da tüm dünyada Dünya Madenciler Günü
olarak kutlanmaktadır.
Tabii, bizim bu oturduğumuz sıralarda
bile, bu konuştuğumuz kürsüde bile madencilik sektörünün ve madencilerin çok
ciddi emekleri vardır. Bizim ülkemizde bugün gerçekten yer altında bin bir
zorluklarla çalışan madencilik sektörü yer altı bir faaliyet sektörü, sanki
-herhâlde yer altında olmasından kaynaklanmış olacak ki- bir yasa dışı
faaliyetmiş gibi, madencilikle uğraşanlar da gerçekten yer altı, yasa dışı
işlerle uğraşıyor gözüyle görülüyor. Bu çok doğru değildir.
Bir ülkenin kalkınmasının seviyesi o
ülkenin yer altı kaynaklarını ne kadar etkin, verimli değerlendirdiğiyle ve yer
altı kaynaklarını ekonominin hizmetine ne kadar sunduğuyla bağlı bir durumdur.
Kendi yer altı kaynaklarını değerlendirmeyen ve bunu etkin ve verimli şekilde
halkın hizmetine sokamayan, ekonomiye kazandıramayan ülkeler gelişmesi mümkün
olmayan ülkelerdir.
Madencilik sektörü gerçekten ağır bir
sektördür. En tehlikeli iş kollarındandır. Yalnız bunu böyle deyip geçiştirmek
çok doğru değildir. Madencilik sektöründe en tehlikeli iş kazaları meydana
gelmektedir. Bugün dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inci sıradayız iş kazaları
yönünden. Önemli olan bu insanlar ölmeden önce tedbir almaktır, öldükten sonra
“ah, vah, tüh” diye bağırmak çağırmak ister iktidar tarafından ister muhalefet
tarafından hiçbir faydası yoktur. Önemli olan, iş kazaları meydana gelmeden bu
iş kazalarının önlemini almaktır. Geçen yıl 79 madenci ölmüştür. Hâlen daha yer
altında birisi maden mühendisi, birisi jeoloji mühendisi olmak üzere 9 tane
maden emekçisi tonlarca metreküp toprağın altında beklemektedir. Zonguldak Karadon bölgesinde meydana gelen bir maden kazasında 2
işçimiz altı ay sonra çıkarıldı. O günün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bu
konudaki eksiklikleri gidermesi ve önlemleri alması gerekirken “Çok güzel
öldüler. O konuda ben acı çekmediklerini ve fiziki olarak da güzel öldüklerini
buradan rahatlıkla söyleyebilirim.” dedi.
Bu anlayışlarla, değerli arkadaşlarım,
biz, gerçekten bunların önüne geçemeyiz. Önemli olan önümüzdeki 4 Aralıkta
kutlanacak madencilik gününün, madencilik bayramının acısız bir ortamda,
gerçekten zevk içerisinde kutlanmasını diliyorum. Burada maden fakültesinde
okuyan öğrencilerimizden hocalarımıza ve yer altında çalışan işçilerimizden
mühendislerimize kadar, işverenlerimize kadar tüm madencilik sektörüne katkı
veren herkesi saygıyla selamlıyorum, herkese selamlarımı gönderiyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sevgili arkadaşlarım, bir konuyu daha
dikkatinize sunmak istiyorum. Biliyorsunuz, bu faili meçhul bırakılan siyasi
cinayetlerde ölenlerin yakınları “Toplumsal Bellek Platformu” adı altında bir
platform oluşturdular. Bunlar, geçen sene buraya geldiler, bütün grupları
ziyaret ettiler, Meclis Başkanımızı ziyaret ettiler ve Meclisten bu faili
meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması için bir Meclis araştırma
komisyonu kurulmasını istediler, yani Meclisten ihale istemediler, bizden başka
bir şey de istemediler, iş istemediler. Sadece dediler ki: “Siz bir araştırma
komisyonu kurun. Bizim bu yakınlarımız neden öldü, bunu bilmek istiyoruz.”
dediler ve aradan geçen zaman zarfında, 23’üncü Dönemde tam 6 kez, ben ve
arkadaşlarımla birlikte araştırma komisyonu kurulması için önerge verdik,
reddedildi. 3 kez de BDP Grubu verdi, reddedildi. Bu dönem gene getirdik ve bu
insanların beklentileri bizden bitmedi. Bu insanlar yani bu faili meçhul
bırakılan siyasi cinayetlerde ölenlerin yakınları dün Meclisi tekrar ziyaret
ettiler. Mecliste grubu bulunan BDP ve CHP ile görüştüler, AKP ve MHP ile
görüşüp görüşmediklerini bilmiyorum ancak Meclis Başkanımızla da görüştüler.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Görüşemediler,
randevu vermedi AKP’liler!
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ve bunlar taleplerini tekrar yenilediler, “Mademki
Meclis millî iradenin yansıdığı odak noktasıdır, mademki bu Meclis demokratik
hukuk devletinin geçmişindeki karanlıkları aydınlatacak tek ışık kaynağıdır, o
hâlde biz yakınlarımızın, babalarımızın, eşimizin, çocuklarımızın, kocamızın,
analarımızın neden öldüğünün, kimler tarafından öldürüldüğünün ve arkasındaki
karanlık ilişkilerin açığa çıkarılmasını istiyoruz.” dediler, “Bunun için,
bizim irademizi yansıtan bu Meclisin araştırma komisyonunu kurmasını istiyoruz.”
dediler. Bu beklentiye bu Meclisin -umuyorum ve diliyorum ki- en kısa
zamanda olumlu yanıt vereceğini düşünüyorum. “Bu konuda da bütün sorumluluk
iktidar partisi ve çoğunluk partisi olarak Adalet ve Kalkınma Partisinin
omuzlarının üstündedir.” diyorum ve buna olumlu yaklaşacaklarını düşünüyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve
BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Öztürk.
Madde
üzerinde şahsı adına söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.
Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 21 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Yeni Zelanda Hükûmeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında 4 Mart 2010
tarihinde imzalanan bu sözleşme ile kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
Yeni Zelanda ile Türkiye arasında doğrudan uçuş, olmazsa dolaylı uçuş imkânı
sağlanacak.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri;
Yeni Zelanda ile Türkiye arasında tarihî ilişkiler, biliyorsunuz, 1915 yılında,
devlerin savaşı Çanakkale’de iki millet karşı karşıya geldi. Maalesef o zamanki
“Anzaklar” diye adlandırılan orduda Yeni Zelanda
birlikleri ve Avustralya birlikleri vardı. Bunlar ulus devlet olma yolunda
kendi adlarına millî bir mücadele içerisine girmişlerdi. Ancak tabii bunlar
İngiliz sömürüsüydü. Osmanlı İmparatorluğu’nun askerleri ile Anzaklar karşı karşıya geldiler Çanakkale Harbi’nde. Öyle
bir savaştı ki bu savaşın eşiğinde, bir savaştan öte bir kardeşlik, bir dostluk
ilişkisi ilk defa bu devlerin savaşında ortaya atıldı.
Tarihî süreç bu şekilde devam etti ve
günümüze geldiğimizde, biliyorsunuz, Yeni Zelanda ile Türkiye arasındaki uçuş
mesafesinin çok uzun olması hasebiyle uluslararası bu anlaşma, Chicago’da 1944
yılında imzalanan, üye devletlerin taraf olduğu ve… Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti de 4 Mart 2010 tarihinde Yeni Zelanda Hükûmetiyle bir araya gelerek
bir sözleşme imzaladı. Bu sözleşme çerçevesinde, hava rekabetini olabildiğine
geliştirmek, hava ticaretini geliştirmek ve hava uçuş güvenliğini sağlamak için
bu sözleşme imzalandı.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
AK PARTİ 3 Kasım 2002 yılında iktidara geldi. AK PARTİ Hükûmeti iktidara
geldikten itibaren, içeride itibar, istikrar, dışarıda itibar, istikrar,
siyasette istikrar sağlandı, ekonomik istikrar sağlandı ve dış ticaret hacmimiz
gelişti. İhracatımız 130 milyar doları aştı bugünün tarihi itibarıyla. Bütün
bunlar uluslararası sözleşmelerle, dışarıdaki itibarımızın, ekonomik istikrarın
sağlanmasıyla beraber gelişti.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
istikrarımızın devamını temenni ediyor, bu uluslararası anlaşmanın, sözleşmenin
iki ülke halkına hayırlara vesile olmasını diliyor, tekrar yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.
Şimdi,
şahsı adına söz isteyen Şirin Ünal, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti
Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Uluslararası
Sivil Havacılık Sözleşmesi tasarının uluslararası dayanağını oluşturmaktadır.
Malumunuz olduğu üzere İkinci Dünya Savaşı sonrasında hava taşımacılığında
meydana gelen politik ve teknik sorunların çözümüne esas genel düzenlemenin
yapılması amacıyla Kasım 1944’te Chicago’da yapılan çalışmalar sonucunda elli
iki ülke temsilcisi tarafından hazırlanan Uluslararası Sivil Havacılık
Anlaşması 7 Aralık 1944’te Washington’da ülkelerin imzasına açılmıştır. Chicago
Sözleşmesi olarak da anılan anlaşmanın amacı uluslararası sivil havacılığın
emin ve düzenli bir şekilde gelişebilmesi ve sivil havacılık hizmetlerinin eşit
imkânlar esası üzerine tesciliyle sağlam ve ekonomik bir şekilde
işletilebilmesi için bazı düzenlemeler hususunda mutabık kalınması şeklindedir.
Söz konusu anlaşmanın 43’üncü maddesiyle biraz önce sunduğum esas amaca
ulaşılmasını teminen Uluslararası Sivil Havacılık
Teşkilatı ICAO’nun kurulması öngörülmüş, daimi yapı oluşturulana kadar geçici
ICAO adıyla çalışma şekli benimsenmiştir. Türkiye, 5 Haziran 1945 tarih ve 4749
sayılı Kanun ile anılan anlaşmaya taraf olmuştur. Bugün itibarıyla ICAO’ya üye
ülke sayısı 190’a ulaşmıştır. Yeni Zelanda Hükûmeti de ICAO Anlaşmasına üye
ülkelerden birisidir bizim gibi.
Uluslararası Sivil Havacılık
Teşkilatının giderleri esas olarak üye ülkelerin katkı paylarıyla
karşılanmaktadır. Buna ülkemiz binde 43’lük bir oranda yani 318 bin dolar
civarında bir katkı payı ödemektedir.
Değerli milletvekilleri, vakit
darlığından Chicago konvansiyonunun bazı amaçlarını size sunacaktım, onları
geçiyorum.
Tasarımızın ulusal hukuk açısından
dayanağını ise 1983 tarihli 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu
oluşturmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, 4 Mart 2010 tarihinde imzalanan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti
ile Yeni Zelanda Hükûmeti arasında hava hizmetlerine dair anlaşma ile her iki
ülke arasında sivil havacılık alanında ilişkilerin daha ileriye götürülmesi
hedefi doğrultusunda, hava yolları alanında rekabete dayalı uluslararası
havacılık sistemlerini ilerletmek ve hava yollarını yenilikçi ve rekabetçi
hizmetlerle geliştirmek amaçlanmaktadır.
Yeni Zelanda ile aramızda henüz
doğrudan uçak seferleri bulunmamaktadır. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi hâlinde
iki ülke arasında kod paylaşımlı ve diğer ülkeler üzerinden olacak şekilde
uçuşların yapılmasının planlanabileceği aşikârdır. Tasarının onaylanması
hâlinde bu hukuki düzenlemeden hem Türk özel sektör havacılık işletmeleri hem
de Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı yararlanabilecektir.
Özel sektör havacılık hizmetleriyle
ilgili olarak, müsaadenizle birkaç rakamı dikkatinize sunmak istiyorum. Yolcu
kapasitemiz 30 bini geçmiş, yolcu uçak sayısı 157’ye ulaşmış, kargo kapasitesi
888 tona ulaşmış, kargo uçak sayımız 21’e ulaşmış, toplam üye şirket sayımız
ise şu anda 28’dir.
Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı
filosu ise Ağustos 2011 tarihi itibarıyla kendi malı 171 modern uçak ve 62
kiralık statüsünde olmak üzere büyük bir ulaştırma kapasitesine kavuşmuştur.
Hava yolu işletmelerimizin toplam uçak
sayıları 2002 yılında 110 iken dokuz aylık AK PARTİ İktidarı döneminde 347’ye
ulaşarak yüzde 215’lik bir artış göstermiştir.
Bu meyanda, 2002 yılı ile 2011 yılları
arasında meydana gelen sektörel büyüklüğe de değinmek
gerekir. Sadece iki rakamı dikkatinize sunmak istiyorum: Koltuk kapasitesi
yaklaşık 27 binden 61 bine, kargo kapasitesi ise 215 tondan 1.250 tona ulaşmış
durumdadır.
Dolayısıyla, 2011 yılında sektördeki
personel sayısı da 110 bine ulaşırken 2002’de 2,2 milyar dolar olan sektör
cirosu bugün itibarıyla 12 milyar doların üzerine çıkmıştır.
Değerli milletvekilleri, sonuç olarak
21 madde ve 1 ekten oluşan Hükûmetimiz ile Yeni Zelanda Hükûmeti arasında
yapacağımız bu hava yolu anlaşmasının hayırlara vesile olmasını temenni ediyor,
hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
İç Tüzük’ün
86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere ve aleyhte olmak
şartıyla söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili… Yok.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
açık oylamaya tabidir.
Açık oylamanın elektronik oylama
cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İki dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama
sonucu:
|
“Kullanılan
oy sayısı : 254 |
|
Kabul : 252 |
|
Ret :
2 (x) |
|
Kâtip Üye Kâtip
Üye |
|
Özlem Yemişçi Muhammet
Rıza Yalçınkaya |
|
Tekirdağ Bartın” |
Böylece tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır.
Sayın milletvekilleri, çalışma
süremizin tamamlanmış olması yeni bir tasarıya başlamış olsak bile
bitiremeyeceğimizden dolayı, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri
ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 7 Aralık 2011
Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.