DÖNEM:
24
CİLT:
5 YASAMA YILI:
2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
27’nci
Birleşim
1 Aralık 2011 Perşembe
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMA
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- İstanbul Milletvekili
Gürsoy Erol’un, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması
2.- İstanbul Milletvekili
Şafak Pavey’in, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne
ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, Kütahya ilinin Simav ilçesinde meydana gelen depremde zarar gören
vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin
açıklaması
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması
Önergeleri
1.- İzmir Milletvekili Rıza
Türmen ve 25 milletvekilinin, telefon dinlemelerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/74)
2.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 26 milletvekilinin, şehit
aileleri, gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/75)
3.- Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına, Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, basın özgürlüğünün sağlanması konusunda alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/76)
B) Önergeler
1.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel’in, AB Uyum Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi
(4/14)
VIII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri
1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşları tarafından, Kürt sorununun çözümü
konusunda önemli gelişmelerde bulunan 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Maliye
Eski Bakanı Adnan Kahveci ve Jandarma Eski Genel Komutanı Orgeneral Eşref
Bitlis'in kuşkulu ölümü ve peş peşe yaşanan bu ölümler arasındaki bağlantının
bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, 13 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisine verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 01/12/2011
Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde
yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi
IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Söz alma istemlerini
yerine getirmediği gerekçesiyle Oturum Başkanının tutumu hakkında
X.- GENSORU
A) Ön Görüşmeler
1.- Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Van ilinde
meydana gelen depremlerde, arama ve kurtarma çalışmaları, yardımların
ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine
getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı
Beşir Atalay hakkında Gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/6)
XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)
2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/425) (S. Sayısı: 22)
XII.- OYLAMALAR
1.- Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Van ilinde
meydana gelen depremlerde, arama ve kurtarma çalışmaları, yardımların
ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine
getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı
Beşir Atalay hakkında (11/6) esas numaralı Gensoru açılmasına ilişkin
önergesinin oylaması
XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Kırklareli Milletvekili
Turgut Dibek’in, 2002 ve 2011 yıllarında icra dairesi
ve icra dosyası sayılarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in
cevabı (7/145)
2.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun, Tam Gün Yasasından dolayı yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu
ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/662)
3.- İstanbul Milletvekili
Umut Oran’ın, AB üyelik müzakerelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Avrupa
Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/846)
4.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bir deri fabrikasının
çevreye verdiği zarara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı (7/867)
5.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bazı vatandaşların
arazilerinin ellerinden alınacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve
Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/868)
6.- Kocaeli Milletvekili
Lütfü Türkkan’ın, bir fabrikanın çevreye ve insan sağlığına zarar verdiği
iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın
cevabı (7/870)
7.- Afyonkarahisar
Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Afyonkarahisar’da ücretsiz arsa tahsisi yapılan
yatırımcılara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/896)
8.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba’nın, Van depreminde yapılan yardımlara ve
kaçak yapılaşmanın sorumlularına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve
Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/944)
9.- Bingöl Milletvekili
İdris Baluken’in, 2003 yılında meydana gelen Bingöl
depreminin sonuçları ve olası bir deprem için alınan tedbirlere ilişkin sorusu
ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/966)
10.- Hatay Milletvekili
Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Antakya’nın birinci derece deprem bölgesinde bulunması
nedeniyle yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı
Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/968)
11.- Manisa Milletvekili
Hasan Ören’in, deprem bölgelerinde binaların depreme dayanıklılık işlemlerine
ve deprem vergilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı (7/970)
12.- Hatay Milletvekili
Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Bakanlık binasının depreme karşı korunması için alınan
önlemlere ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/1014)
13.- Bursa Milletvekili
İsmet Büyükataman’ın, enflasyon hesaplamalarına ilişkin sorusu ve Kalkınma
Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/1103)
I. GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak sekiz oturum yaptı.
İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit, içinde bulunduğumuz muharrem
ayına,
Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz, ceza infaz
memurlarının yaşadıkları sorunların giderilmesi gerektiğine,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, 4688 sayılı Kamu Görevlileri
Sendikaları Kanununda yapılması gereken yasal düzenlemelere ilişkin gündem dışı
konuşmasına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik cevap verdi.
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, içinde bulunduğumuz muharrem
ayına,
Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, halkın temsilcisi olan 8
milletvekilinin uzun tutukluluk süresine ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa Ali
Balbay’ın bugün tutukluluğunun 1.000’inci günü olduğuna ve bu durumu
kınadığına,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 22 milletvekilinin,
Marmara Denizi’nde kirlilikten kaynaklanan sorunların ve kirliliğin çevre ve
insan sağlığına etkilerinin (10/71),
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu ve 26 milletvekilinin, başta okulların fiziki eksiklikleri ile
öğretmenlerin sosyal ve ekonomik durumları olmak üzere millî eğitim
sistemindeki sorunların (10/72),
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu ve 25 milletvekilinin, okullarda yaşanan şiddet olayları ve madde
bağımlılığının (10/73),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin,
Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel
Kurulun bilgisine sunuldu.
Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna ve arkadaşları tarafından KCK
adı altında sürdürülen operasyonların tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 24
Kasım 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis
araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer
önergelerin önüne alınarak, 30/11/2011 Çarşamba günkü
birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde
yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul
edilmedi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında yer alan ve görüşmelerine devam olunan Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun (1/423) (S. Sayısı: 21) görüşmeleri komisyon yetkilileri
Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
2’nci sırasında yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ile Başkan Vekilleri Kayseri Milletvekili Sadık
Yakut ve Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın; Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/92) (S. Sayısı: 83) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan
sonra kabul edildi ve kanunlaştı.
1 Aralık 2011 Perşembe günü alınan karar gereğince saat 14.00’te
toplanmak üzere birleşime 02.27’de son verildi.
|
|
|
Sadık YAKUT |
|
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
|
Mustafa HAMARAT |
|
Tanju ÖZCAN |
|
|
|
Ordu |
|
Bolu |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Özlem YEMİŞÇİ |
|
Bayram ÖZÇELİK |
|
|
|
Tekirdağ |
|
Burdur |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
II.- GELEN KÂĞITLAR
No: 40
1 Aralık 2011 Perşembe
Tasarılar
1.- 1989 Uluslararası Kurtarma
Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/530)
(Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2011)
2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Karadağ Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Arşiv Alanında İşbirliği Protokolünün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/531) (Milli Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.11.2011)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Spor Alanında Mutabakat Zaptının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/532) (Milli Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.11.2011)
4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve
Moğolistan Hükümeti Arasında Planlama ve Kalkınma Alanlarında Mutabakat
Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/533) (Plan ve
Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
5.- Türkiye Cumhuriyeti ile İsveç
Krallığı Arasında 30 Haziran 1978 Tarihinde İmzalanan Sosyal Güvenlik
Sözleşmesini Değiştiren Ek Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/534) (Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.11.2011)
Teklifler
1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi
Baydar'ın; Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle
Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/164) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.11.2011)
2.- Hakkari
Milletvekili Adil Kurt'un; 09.06.2004 Gün ve 5187 Sayılı Basın Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/165) (Anayasa ile Adalet
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2011)
3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Gelir Vergisi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/166) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24.11.2011)
4.- Edirne Milletvekili Recep Gürkan ve
23 Milletvekilinin; Van İlinde Yaşanan Deprem Nedeniyle Yüzüncü Yıl
Üniversitesi Öğrencilerinin Bir Başka Üniversitede Öğrenimlerine Devam
Etmelerine İlişkin Kanun Teklifi (2/167) (Plan ve Bütçe ile Milli Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2011)
Sözlü Soru
Önergeleri
1.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, öğretmen maaşlarında
yapılacak iyileştirmelere ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi
(6/515) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kuzey Irak yönetimiyle
ilgili dış politikaya ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/516)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
3.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Malatya’ya kurulmasına
karar verilen radar sistemine ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/517) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
4.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Suriye ile ilgili dış
politikaya ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/518) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/11/2011)
5.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi
(6/519) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
6.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Adatepe Barajı’nın tamamlanmasına ilişkin Orman
ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/520) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
7.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, meslek liselerinin modül
kitapların dağıtılmadığı iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/521) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
8.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, rotasyon uygulamasına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/522) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
9.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kılavuzlu Sulama
Kanalının tamamlanmasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/523) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
10.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çetintepe Barajının
tamamlanmasına ve Barajdan yararlanacak tarım alanlarına ilişkin Orman ve Su
İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/524) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
11.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’taki sulama projelerine ilişkin
Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/525) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/11/2011)
12.- Adana
Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerinde
yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
sözlü soru önergesi (6/526) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
13.- İstanbul
Milletvekili İhsan Özkes’in, 2010 yılı Kutlu Doğum
Haftası etkinlikleri için yapılan harcamalara ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi (6/527) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
14.- İstanbul
Milletvekili İhsan Özkes’in, beslenme yetersizliği
nedeniyle meydana gelen ölümlere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/528) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
15.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta sığır yetiştiriciliğinin
desteklenmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/529) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
16.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta hayvancılık hibe desteğinin
uygulanmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi
(6/530) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
17.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta sanayinin geliştirilmesi için
alınması gereken önlemlere ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü
soru önergesi (6/531) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
18.- Ankara
Milletvekili Zühal Topçu’nun, kadın koruma evlerine ilişkin İçişleri Bakanından
sözlü soru önergesi (6/532) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
19.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yürütülen Doğu Akdeniz
Jeotermal Enerji Aramaları Projesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından sözlü soru önergesi (6/533) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
20.- Ankara
Milletvekili Zühal Topçu’nun, kadın-erkek eşitliği konusunun müfredata
alınmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/534)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
21.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın Süleymanlı Beldesindeki
termal su kaynaklarının turizme kazandırılmasına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından sözlü soru önergesi (6/535) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
22.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş Organize Sanayi Bölgesi’nin
elektrik tarife bedelinin düşürülmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından sözlü soru önergesi (6/536) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
23.- Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Körfez ilçesindeki bir mahallin cami ihtiyacına
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) sözlü soru önergesi (6/537)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
24.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Pazarcık’a doğal gaz bağlanmasına ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/538) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
25.- Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, THY uçuşlarında dağıtılan gazetelere ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/539)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
26.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş Kılavuzlu
Trafo Merkezinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından sözlü soru önergesi (6/540) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
27.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş Küçük Sanayi Sitesine doğal gaz
bağlanmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi
(6/541) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
28.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Andırın’a yeni bir
trafo merkezi inşa edilmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
sözlü soru önergesi (6/542) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
29.- Gaziantep
Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, genç girişimcilere teknogirişim
sermayesi desteği sağlanmasına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından
sözlü soru önergesi (6/543) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
30.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çağlayan Havza Trafo Merkezinin hizmete
açılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi
(6/544) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
31.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, atık su arıtma tesisi inşaatına ilişkin Çevre
ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/545) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
32.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’a bölgesel havaalanı yapılmasına
ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi
(6/546) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
33.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Karadeniz ile Akdeniz bölgeleri arasında
yapılacak bölünmüş yol projesine Kahramanmaraş’ın dâhil edilmesine ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/547)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
34.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Ankara-Mardin güzergâhında yüksek hızlı tren
hattı inşa edilmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından
sözlü soru önergesi (6/548) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
35.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş-Çağlayancerit yoluna ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/549)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
36.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş-Elbistan yoluna ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/550)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
37.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Göksun-Kayseri arasına yeni bir yol
yapılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru
önergesi (6/551) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
38.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türkoğlu Lojistik Merkezinin hizmete
açılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru
önergesi (6/552) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
39.- Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bir hastanenin doktor ve tıbbî cihaz ihtiyacına
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/553) (Başkanlığa geliş tarihi:
24/11/2011)
40.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Silivri Ceza İnfaz Kurumları kampüsüne hastane
yapılmasına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/554) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
41.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da olası bir depreme karşı alınan önlemlere
ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/555) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
42.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, dünya genelindeki Türk Şehitliklerinin bakım ve
onarımına ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/556) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
43.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’ta bazı eğitim kurumlarının depreme
dayanıklılık raporuna ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru
önergesi (6/557) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
44.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, korsan yazılımla mücadeleye ilişkin Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/558) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
45.- İstanbul
Milletvekili İhsan Özkes’in, 2002’den itibaren
Diyanet İşleri Başkanı ve başkan yardımcılarının yurt içi ve yurt dışı
harcamalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/559) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2011)
46.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bitlis-Adilcevaz’da esnafın borçlarının ertelenmesi
ve esnafa faizsiz kredi verilmesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali
Babacan) sözlü soru önergesi (6/560) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
47.- İstanbul
Milletvekili Celal Dinçer’in, askerlik görevini ifa eden vatandaşların sigorta
primlerinin Devlet tarafından ödenmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından sözlü soru önergesi (6/561) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
48.- İstanbul
Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, İstanbul-Ankara Hızlı Tren Projesine ilişkin
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/562)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
49.- İstanbul
Milletvekili İhsan Özkes’in, Suriye ile ilişkilere
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/563) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
50.- İstanbul
Milletvekili İhsan Özkes’in, Suriye ile ilişkiler
hakkında bazı iddialara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/564)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
51.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’a anjiyo ünitesi kurulmasına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/565) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
52.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Göle’deki mobese
kameralarına ve bunların bakımına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/566) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
53.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Devlet Hastanesinin doktor ihtiyacına
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/567) (Başkanlığa geliş tarihi:
25/11/2011)
54.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki bir köyün su sorununa ilişkin İçişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/568) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
55.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan-Posof yolunun bakım ve onarımına ilişkin
İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/569) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)
Yazılı Soru
Önergeleri
1.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Deniz Feneri davasıyla
ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1366)
(Başkanlığa geliş tarihi: 03/11/2011)
2.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bedelli askerliği düzenleyen Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1367) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
3.- Gaziantep
Milletvekili Mehmet Şeker’in, bitkisel ilaç kullanımı ve reklamlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1368) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
4.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van depremi sonrasında işsizlik nedeniyle yaşanan
maddi sorunlara ve mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/1369) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
5.- Hatay
Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay ve bölge illerinde olası bir depreme
karşı alınan önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1370)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
6.- Ankara
Milletvekili Zühal Topçu’nun, memurların çalışma saatlerinin yeniden
düzenlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1371) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
7.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Arap Baharının Türk şirketlerine etkisine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1372) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
8.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, dizilerde gayrimeşru çocuk olgusunun
meşrulaştırıl-masına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1373) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
9.- Eskişehir
Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, 651 sayılı KHK sonrası TÜBİTAK’ın idari
kadrolarında yapılan değişikliğe ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/1374) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
10.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1375)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
11.- Diyarbakır
Milletvekili Emine Ayna’nın, cezaevinde yaşamını yitiren bir hükümlüye ve hasta
tutuklu ve hükümlülerin durumuna ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1376) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
12.- Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Van M Tipi Kapalı
Cezaevinden firar eden hükümlü ve tutuklulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1377) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
13.- Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 2 Temmuz 1993’te
Sivas’ta meydana gelen olayların sanıklarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1378) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
14.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, çocuklar arasında artan şiddet eğiliminin
engellenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1379) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
15.- Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kadına yönelik
şiddete ve kadın koruma evlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1380) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
16.- Ankara
Milletvekili Zühal Topçu’nun, cinsiyet eşitliğine yönelik eğitim çalışmalarına
ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1381)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
17.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1382) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
18.- Gaziantep
Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, TÜBİTAK üst düzey yönetim kadrosuyla ilgili
bazı iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1383) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
19.- İstanbul
Milletvekili İhsan Barutçu’nun, prim gün sayısını doldurarak emeklilik yaşını
bekleyenlerin sağlık hizmetlerinde yaşadığı mağduriyete ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1384) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/11/2011)
20.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1385) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
21.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Şaphane’de ÇED raporu
olmaksızın sülfürik asit tesisi kurulacağı iddialarına ilişkin Çevre ve
Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1386) (Başkanlığa geliş tarihi:
23/11/2011)
22.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1387) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
23.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da bazı kamu binalarının depreme dayanıklı
hâle getirilmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1388) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
24.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1389) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
25.- Antalya
Milletvekili Gürkut Acar’ın, elektrik üretimine ve
yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1390) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
26.- Gaziantep
Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, kaçak elektrik kullanımı ve kayıp-kaçak
bedeline ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1391) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
27.- Ankara
Milletvekili Zühal Topçu’nun, memurların çalışma saatlerinin yeniden
düzenlenmesine yönelik çalışmalara ve bu çalışmaların sonuçlarına ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1392) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
28.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, kaçak elektrik kullanımına ve bunun faturaya
yansıtılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1393) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
29.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1394) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
30.- İstanbul
Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, Dünya Atletizm Şampiyonasının yapılacağı spor
salonunun inşaatına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1395) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
31.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, toptan et satışlarında
uygulanan KDV oranının düşürülmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1396) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
32.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1397) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
33.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, tarımsal arazilerin miras yoluyla bölünerek
ekonomik verimliliğin düşmesini engellemeye yönelik çalışmalara ilişkin Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1398) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2011)
34.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara ve ilçelerinde hayvancılığı desteklemek
için kullanılan kredi ve hibeye ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1399) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
35.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara ve ilçelerindeki süt üretim miktarı ve
tesislerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1400) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
36.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, tarım arazilerinin imara açılma oranına ilişkin
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1401) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
37.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, barajlarda balık çeşitliliğini ve verimliliğini
artırma çalışmalarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1402) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
38.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Şaphane’de sülfürik asit
tesisi kurulacağı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1403) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
39.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1404)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
40.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, silahlı olaylara karışan çocukların topluma
kazandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1405)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
41.- Eskişehir
Milletvekili Ruhsar Demirel’in, çocukların ve çeşitli meslek mensuplarının
güvenliğinin sağlanması için alınan önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1406) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
42.- Kocaeli
Milletvekili Haydar Akar’ın, bir belediye başkanının rüşvete azmettirdiği
iddialarına ve Bakanlıkça görevden alınan belediye başkanlarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1407) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
43.- Diyarbakır
Milletvekili Emine Ayna’nın, Dicle’de çıkan çatışmada öldürülen bir kişiye ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1408) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
44.- Hatay
Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, terör olaylarının yoğun olduğu bölgelerdeki
Emniyet mensuplarının ve ailelerinin güvenliğine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1409) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
45.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Gölbaşı’nda ulaşımı sağlayan otobüs sayısına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1410) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2011)
46.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Kızılcahamam’ın köyleri ile bağlantısını
sağlayan yollara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1411)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
47.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Keçiören’de bir duvar tadilatına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1412) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
48.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Ankara’da kurulan baz istasyonlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1413) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
49.- Bolu
Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Belediyesi ve bazı ilçe belediyelerinin
temsil giderlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1414)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
50.- Bolu
Milletvekili Tanju Özcan’ın, 2003 yılından itibaren PKK terör örgütüne karşı
yapılan operasyonlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1415)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
51.- Bolu
Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Belediyesinin reklam giderlerine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1416) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
52.- İstanbul
Milletvekili Celal Dinçer’in, İstanbul’daki kadın koruma evlerinin
yeterliliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1417)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
53.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1418)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
54.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, işsizlik oranına ve işsizlik sorununun çözümüne
ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1419) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2011)
55.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, işsizlik oranlarına ve gizli işsizliğe ilişkin
Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1420) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
56.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, KİT’lerde çalışan
memurların sosyal ve özlük haklarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1421) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
57.- Antalya
Milletvekili Gürkut Acar’ın, Oymapınar HES’in bedelsiz devredildiği iddiasına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1422) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
58.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Şaphane’de okullara yakın
bölgeye sülfürik asit tesisi kurulacağı iddialarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1423) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
59.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1424) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
60.- Çanakkale
Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, öğretmen atamaları ve öğretmenlerin
özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1425)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
61.- Malatya
Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’da bazı eğitim
kurumlarının depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle alınan önlemlere ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1426) (Başkanlığa geliş tarihi:
23/11/2011)
62.- Hatay
Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1427) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
63.- Hatay
Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, öğretmen ve akademisyen maaşlarında
iyileştirme yapılıp yapılmayacağına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1428) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
64.- Adana
Milletvekili Ali Halaman’ın, Kozan’da halk eğitim
usta öğretici kursları açılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1429) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
65.- Yozgat
Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bozok Üniversitesinde
pedagojik formasyon sertifika programı düzenlenmesine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1430) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2011)
66.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, ücretli öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1431) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
67.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, ilköğretim Arapça Dersi Öğretim Programına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1432) (Başkanlığa geliş tarihi:
24/11/2011)
68.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1433) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
69.- Artvin
Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Yusufeli Barajının
yapılıp yapılmayacağına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1434) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
70.- Ankara
Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, yabancı ilaç
firmalarının ilaç denekliği uygulamasından
kaynaklanan sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1435)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
71.- Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Darıca Farâbi Devlet
Hastanesinde onkoloji servisi açılıp açılmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1436) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
72.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’ya yapılan sağlık yatırımlarının
yeterliliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1437)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
73.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Demirci Devlet Hastanesi Projesine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1438) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
74.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Soma Devlet Hastanesi Projesine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1439) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
75.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar Devlet Hastanesi Ek Hizmet Binası
Projesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1440) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2011)
76.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Turgutlu Devlet Hastanesi Projesine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1441) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
77.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Alaşehir Devlet Hastanesi Projesine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1442) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
78.- Adana
Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Adana Metrosunun yapımıyla ilgili sorunlara
ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1443) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
79.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1444) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
80.- Yozgat
Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bozok Üniversitesi
kampüsünden geçen şehirlerarası karayoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve
Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/1445) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
81.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara’daki metro
çalışmalarının maliyetine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1446) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
82.- Artvin
Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, THY Genel Müdürlüğü
tarafından alınan gazetelere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1447) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
83.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yapılan ve yapılması
planlanan yatırımlara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1448) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
84.- Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İncirlik Üssünde konuşlandırılan predatorlara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1449) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
85.- Ankara
Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara’da son dokuz yılda açılan kilise sayısına
ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/1450)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
86.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören’in, TBMM’nin personel yapısına ve norm kadro
çalışmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru
önergesi (7/1451) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)
87.- Bolu
Milletvekili Tanju Özcan’ın, Televizyon Müdürlüğünün personel yapısına ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1452)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)
88.- Manisa
Milletvekili Hasan Ören’in, personel temin edilmesi yöntemine ilişkin Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1453) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25/11/2011)
89.-
Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Fransa-Türkiye ilişkilerine ilişkin
Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1454) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/11/2011)
90.- Gaziantep
Milletvekili Mehmet Şeker’in, cep telefonu, otomobil, sigara ve içkideki ÖTV’ye
yapılan güncellemeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1455)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/11/2011)
91.- Bursa
Milletvekili Sena Kaleli’nin, uzun tutukluluk sürelerine ve halen tutuklu olan
lise ve üniversite öğrencilerinin sayısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı
soru önergesi (1/1456) (Başkanığa geliş tarihi: 16/11/2011)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 25 Milletvekilinin telefon dinlemelerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/74) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 26 Milletvekilinin, şehit aileleri,
gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. (10/75) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, basın özgürlüğünün sağlanması konusunda alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/76) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/10/2011)
Geri
Alınan Yazılı Soru Önergesi
1.- Edirne Milletvekili Recep Gürkan,
Edirne İl Milli Eğitim Müdürünün yaptığı iddia edilen bir açıklamasına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesini 01/12/2011
tarihinde geri almıştır. (7/1269)
1 Aralık 2011 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu),
Mustafa HAMARAT (Ordu),
BAŞKAN
– Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN
– Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama
için beş dakika süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme
geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem
dışı ilk söz 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul
Milletvekili Gürsoy Erol’a aittir.
Buyurun
Sayın Erol. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- İstanbul Milletvekili Gürsoy
Erol’un, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması
GÜRSOY
EROL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Aralık Dünya
Özürlüler Günü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bundan
on yıl önce, 2001 tarihinde bir Kurucular Kurulu üyesi olarak AK PARTİ
kurulurken bir sözümüz vardı, özürlü ailelerine ve özürlü bireylerine bundan
sonraki hayatlarını kolaylaştırmak ve bundan sonra sıkıntılarını rahatlatmak
adına Özürlüler Kanunu’nu Parlamentoda oluşturacağımızı ve bu noktada, bu
sözümüzü yerine getireceğimizi, eğer iktidar olursak o dönemde tebliğ etmiştik
ve 3 Kasım 2002 seçimleriyle Parlamentoda iktidar olduktan sonra bu çalışmalara
başladık ve 1 Temmuz 2005 tarihinde o dönemki 22’nci Dönem Parlamentosu bu
Özürlüler Yasası’nı hazırladı ve milletimize, özürlü bireylerimize, özürlü
ailelerine hediye etmiş oldu. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik.
Ben
bu vesileyle bu yasanın geçmesinde başta Sayın Başbakanımız olmak üzere
grubumuza ve o dönemki muhalefet partimize -Cumhuriyet Halk Partisi o zaman tek
partimizdi- emeği geçen sivil toplum kuruluşlarına ittifakla geçen bir yasa
olması dolayısıyla özellikle teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Tabii,
bir dileğimi de tekrar etmek istiyorum. Bu 24’üncü Dönemde de bu Parlamentonun
bu katkıları sağlayarak, tüm yasalarda bu ittifakı gerçekleştirerek aynı bu
yasada olduğu gibi milletimizin beklentisi olduğu konuları yerine getirmesi de
en büyük arzum, dileğimdir.
O
dönemlerde bize en çok özürlü bireylerin aileleri şu problemi getirirlerdi:
“Eğer ben ölürsem bu özürlü çocuk ne olacak?” korkusunu yaşarlardı. Biz yasada
bunu özellikle önceledik ve “Evde bakım hizmeti” adı altında Yasa’ya bir madde
getirdik. Daha sonra evde bakım ve kurumda bakım adıyla iki türlü hizmet
sağlamış olduk ki yönetmelikleri de tamamlandıktan sonra özellikle ailelerin
kişi başına geliri asgari ücretin 2/3’ünü geçmeyen aileler için evde bakım
hizmeti veya ailesi olmayan bireyler için kurumda bakım hizmetini getirmiş
olduk ilk, ki bu sayı şu anda Türkiye genelinde 300
bini aşmış durumdadır, kurumda bakım hizmeti alanların sayısı da 6 bini geçmiş
durumdadır.
Yine
aynı şekilde işitme engelli kardeşlerimiz için Türk işaret dilinin
oluşturulmasıyla ilgili yasada bir madde koyduk. Türk Dil Kurumu zannediyorum
son çalışmalarını yapıyor. Kısa bir süre sonra bu noktada uygulanacak aşamaya
gelecek. Şu anda otuza yakın ilde işaret dili tercümanı alınmış ve sosyal
hizmet bünyesinde çalışmalara başlamış durumdadır. Bunu da en kısa sürede
seksen iki ile alımlarla yayarak işaret dili tercümanlığını da her ilde tamamlamış
olacağız.
Yine,
5378 sayılı Özürlüler Yasası’yla üniversitelerde, ÖSYM ve üniversite bünyesinde
özellikle özürlü öğrencilerin öğretim hayatlarını kolaylaştırmak ve rehberlik,
danışmanlık hizmetlerini sağlamak amacıyla, özürlü öğrenciler için bir danışma
ve koordinasyon birimi oluşturulmuştur ve bu noktada üniversitelerimizde de
süratle tamamlama çalışmaları devam etmektedir.
Yasaya
koyduğumuz bir önemli madde daha, özürlülere karşı yapılan ayrımcı uygulamalara
altı ay ile bir yıl arasında hapis cezası getirilmesi olmuştur.
Yine,
aynı şekilde 200 metrekareden küçük evi olan özürlüler emlak vergisinden muaf
tutulmuşlardır.
Yine
yasayla getirdiğimiz bir diğer önemli madde, 2022 sayılı Yasa’yla özürlüler bir
özürlü maaşı almaktaydı, ama oldukça düşüktü. Şu anda, dokuz yıl önceye göre
yüzde 200, 300 oranında artmıştır ve o zaman 250 binler seviyesinde olan özürlü
sayısı, şu anda maaştan yararlanan, 500 bini geçmiştir.
Özürlü
istihdamı en önemli konulardan biriydi, ayaklarının üzerinde durmasını özellikle
arzu ediyorduk özürlü bireylerin. O dönem 10 binlerde olan işçi sayısı şu anda
30 bini geçmiştir. Yine, 2002’de kamudaki özürlü memur sayısı 6 binden şu anda
20 bini geçmiştir.
Ve
yine, bir ilk, 2012 yılında özürlülere, ilk defa devlet memuru olacaklar için
özel bir KPSS yapılacaktır ve özürlülerin özellikle istediği, her özür grubu
kendi içinde, kendi arasında ayrı bir imtihana girecekler ve eğitim durumlarına
göre ayrı ayrı kendi branşlarında yarışacaklardır.
Eğitim
bizim için çok önemliydi, özürlü bireyleri ev hayatından kurtarmak ve sosyal
hayata alıştırmak açısından.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Erol, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurun.
GÜRSOY
EROL (Devamla) – Özel eğitim noktasında da 25 binlerde olan millî eğitimdeki
sayı 50 binlere ve 20 binlerde olan özel eğitim kurumlarındaki kişi sayısı da
200 binleri aşmıştır.
Ben,
özellikle bu noktada emeği geçen, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere tüm
herkese, sivil toplum kuruluşlarına bir kez daha teşekkürlerimi arz ederken, bu
dönemde yapacağımız en önemli çalışmanın özürlü bireylerin yasadan kaynaklanan
daha fazla sıkıntı yaşamaması için problemlerinin üzerine daha çok gitmeyi ve
bu noktada hayata, sosyal hayata katılmaları anlamında el birliği yapmamızı
özellikle istirham ediyorum.
Bu
vesileyle, yüce heyetinize tekrar teşekkür ederek, saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Erol.
Gündem
dışı ikinci söz, yine aynı konuda söz isteyen İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e aittir.
Buyurun
Sayın Pavey. (Alkışlar)
2.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin gündem
dışı konuşması
ŞAFAK
PAVEY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye,
sorumluluklarını yerine getirmek ve denetlemek gibi bir derdi olmadığı için
uluslararası sözleşmeleri rahatlıkla imzalayıp onaylıyor, Birleşmiş Milletler
Engelli İnsan Hakları Sözleşmesi’ni de onayladı ama Sözleşme’nin hayatını
değiştirmesi gereken Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Saffet Can daha da perişan.
O hâlde, yanlış giden ne ve Saffet Can kim?
Yirmi
iki yaşındaki Saffet Can, doğduğu günden bu yana yatağında yaşıyor. Babası
engelli haklarını kullanarak eve doğal gaz yükletmek istedi, PTT’ye başvurdu.
Evrakları kabul etmediler, sakat çocuğunu dünya gözüyle görmek istiyorlardı.
Babası, Saffet Can’ı sırtına aldı, meraklılarına gösterdi. Âdeta
sirk gibi değil mi!
Saffet
Can çocuk bezi kullanıyor. Hükûmet Ocak 2011’de hasta bezi barkodu şartı koşan
bir yönetmelik getirdiği için Saffet Can’ın ailesi geçerli barkot için
ihtiyaçlarını ancak belli merkezlerden almak zorunda, 83 liralık çocuk bezi
hakkı için 40 lira ulaşım gideri harcıyorlar, artık bu haktan yararlanmaktan
zaten vazgeçtiler.
Toplumun
istismar edeceği vehmiyle bir peri masalı tadında verilen haklar uygulamaya
gelindiğinde kurnaz yönetmeliklerle deliniyor. Kaşıkla dağıtılıp, kepçeyle geri
alınıyor haklar.
Ekim
2004’te Hükûmet, ülkemizdeki engelli sayısını 8.431.937 kişi olarak
açıklamıştır. 2008’de ise Başbakanlık raporunda sayı 1.673.550 kişi olarak
açıklanmıştır. Aradaki 6.758.387 kişi buhar olup uçtu mu? Hükûmet Temmuz 2006
tarihinde Özürlü Raporları Yönetmeliği’ni değiştirince milyonlarca engelli bir
gecede engelsiz oluverdiler! Biri de benim; buhar olup uçmadım, karşınızdayım!
Hükûmet, Temmuz 2006 tarihinde yaptığı bu değişikliği bacağımın ve kolumun
uzadığını varsayarak yaptı! Dünyada yüzde 98 olan engelli raporum birkaç saniye
içinde iptal edilmişti. Kopan kuyruğu uzayan bir kertenkele olmayı hakikaten
çok isterdim ama ne yazık ki, kertenkele değilim.
Çocuk
felci mağduru Bünyamin diyor ki: “2006 öncesi aldığım rapora göre engelliydim.
Raporumla memur sınavlarına katıldım, kazandım. Vergi muafiyetinden yararlanmam
için hastaneye sevk edildim. Hastanede özürlü olmadığım ortaya çıktı. Bunun
üzerine KPSS sınavlarına girdim, yine kazandım. Memur olabilmem için sağlam
raporu istediler; aynı hastane engelli olduğuma dair rapor verdi. Memur
olamadım. Şimdi özürlü müyüm, yoksa sağlam mıyım? Karar verin, ben de bileyim.”
Özürlü kim?.. Bir kere bu “özürlü” lafından da
vazgeçsek iyi olur zannediyorum “engelli” desek daha doğru olur. (Alkışlar)
Doğa
felaketlerinin, savaşın, şiddetin, akraba evliliklerinin, yoksulluğun ve
dünyanın ikincisi olarak trafik kazalarının ülkesi olan Türkiye’de engellilerin
ve ailelerinin durumu trajik boyutlardadır. Ülkemizin en sessiz çoğunluğundan,
aileleriyle birlikte 30 milyon civarında insandan söz ediyorum. Hepimizi onlara
karşı işlediğimiz hilelerden ve insanlık suçundan vazgeçmeye davet ediyorum.
Gelin, 24’üncü Dönemde eşit vatandaşlık ve onur hakkını güvenceye alacak olan
İnsan Hakları Yasası’nı kevgire çevirmeden çıkaralım. İnsanın bütçeden daha değerli
olduğunu önce maliyeye hatırlatalım ve insan odaklı ilk yasayı hep beraber
çıkaralım. En büyük görev, şüphesiz, önümüzdeki plan ve bütçe görüşmelerinde
maliyeci arkadaşlara düşecek.
Önerilerim:
Rapor
kepazeliğini sona erdirelim, modern dünyanın engelli tanımında buluşalım ve
çağı geçmiş Balthazar cetvelini çöpe atalım.
Kamudaki
engelli kadrolarını engelli iş gücüne açalım. Kendi koyduğu kotalara bile
uymayan bir devlete vatandaş nasıl güvenebilir?
Biliyorum
baraj severiz ama hiç değilse engellilerin hayati medikal ihtiyaçlarındaki her
türlü barajı kaldıralım. Bırakın, birkaç kötü niyetli bunu suistimal
ederse, toplum ve yargı onun cevabını versin.
Engelli
sorunlarını araştırma komisyonu kurulmasını teklif eden önergemi yüce Meclisin
değerlendireceğini umuyorum. Ayrıca, Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu
için de, bir insan hakları sözleşmesi olan engelli hakları için bir alt
komisyon kurulmasını teklif ediyorum.
Çözüme
katkı sunmak isteyen herkesin desteğini bekliyorum.
Yüce
Meclise saygıyla duyururum.
Çok
teşekkürler. (Alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Pavey.
ŞAFAK
PAVEY (Devamla) – Size de ayrıca çok teşekkür ediyorum, dilekçemizi değerlendirdiğiniz
ve bu Mecliste, işaret dili kullanan insanların da bu Meclisin çalışmalarından
faydalanabileceğini göstereceğimiz için. İleride de bunu bekliyoruz.
Çok
teşekkürler.
BAŞKAN
– Bundan sonra kullanacağız.
Teşekkür
ederim.
ŞAFAK
PAVEY (Devamla) – Çok teşekkürler. (Alkışlar)
BAŞKAN
- Sayın Kaplan, söz talebiniz Engelliler Günü nedeniyle mi?
Buyurun.
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin
açıklaması
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkanım.
Dünya
Engelliler Günü nedeniyle yapılan konuşmaları dinledik ve gerçekten, Meclisin
ve bütün grupların önünde bir görev bekliyor. Sayın Şafak Pavey
bu konuda çok net koydu, bir araştırma komisyonu önergesi ve İnsan Hakları
Komisyonu nezdindeki ayrı bir çalışma o. Ama bu araştırma önergesini, Mecliste
bir ilk durumuna getirip, bütün grupların ortak imzasıyla Meclis Başkanlığına
sunmayı en kısa zamanda sağlayıp… Böyle bir araştırma komisyonunun kurulmasının
yararlı olacağını düşünüyoruz.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.
Gündem
dışı üçüncü söz Simav depremi nedeniyle yaşanan mağduriyetler hakkında söz
isteyen Kütahya Milletvekili Alim Işık’a aittir.
Buyurun
Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın,
Kütahya ilinin Simav ilçesinde meydana gelen depremde zarar gören vatandaşların
mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
19
Mayıs 2011 tarihinde merkez üssü Kütahya ili Simav ilçesi olan, aynı zamanda
Şaphane, Pazarlar, Hisarcık ve Gediz ilçelerini de etkileyen 5,9 şiddetindeki
Simav depremi nedeniyle yaşanan mağduriyetler hakkında aldığım söz üzerine
görüşlerimi sizlerle kısa başlıklar hâlinde paylaşmak istiyorum.
En
son, 23 Ekim 2011 tarihinde yaşanan Van Erciş depremi nedeniyle unutulan ve
bize “Orada bir köy var uzakta.” şarkısını maalesef acı da olsa hatırlatan bir
depremden bahsetmek istiyorum. Bu vesileyle hem Van depreminde hem Simav
depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet dilerken zarar
gören tüm vatandaşlarımıza tekrar geçmiş olsun diyorum.
Değerli
milletvekilleri, bu deprem için maalesef ilgili Bakanın dili sürçmüş
de olsa daha önce bu Mecliste Sivas depreminden bahsettiği, ama adının “Simav
depremi” olduğu ve binlerce Simavlı ve yakın ilçedeki vatandaşların göçüne
sebep olan bir depremdeki mağduriyetlerden bahsetmek istiyorum. Unutulan bu
depremde ilçede bulunan yaklaşık 14 bin dolayında konutun yüzde 55’i hasar
görmüştür, bine yakını yıkılmış, bine yakın orta hasarlı binanın ne olacağı
konusu ortada kalmıştır.
Sayın
Genel Başkanımızın 12 Kasım 2011 tarihinde Manisa ili Demirci ilçesindeki
programına giderken ziyaret ettiği Simav ilçesi Öreğler
beldesindeki vatandaşlarımızın da bizzat Sayın Genel Başkanımıza ilettiği bazı
sorunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Her şeyden önce arsa temininden kura
çekimine kadar birçok rahatsızlıkların yaşandığı ama sonuçta 928 konut da olsa
bu depremden zarar görenlere kuraları çekilen TOKİ konutları için emeği
geçenlere teşekkür ediyorum, ancak bu konutlar maalesef hak sahiplerinin
ödeyemeyeceği bedellerde konutlar olmuştur. 7269 sayılı Kanun’un 29’uncu
maddesinde “Bu tür binalarda oturan ailelere hak sahibi olmak şartıyla bina
yaptırılır veya kredi verilir.” hükmüne rağmen kredi istek talepleri hiçbir
şekilde duyulmamış, zarar görenler TOKİ konutlarına mecbur bırakılmıştır.
Ayrıca, yapılan konutların fay hattı üzerine yapıldığı iddiaları ve Meclis
gündemine de bazı değerli milletvekilleri tarafından getirilen iddialar henüz
cevaplandırılmamıştır ve vatandaşlarımızı endişelendirmektedir.
İlçe
ve belde belediyeleri normal gelirlerini toplayamadıkları için hizmet veremez
hâle gelmişlerdir. Hükûmetin bu depremden etkilenen belediyelere özel bir
destek sağlaması kaçınılmaz olmuştur. Maliye Bakanlığına Simav Belediyesi veya
diğerleri tarafından ulaştırılan taleplerin hiçbirisi, ne yazık ki, bugüne
kadar yerine getirilmemiştir.
Yıkılan
kamu binaları henüz bitirilememiştir. Kaymakamlık hizmetleri eskiden polis
lojmanı olarak kullanılan bir binadan verilebilmektedir. Zarar gören diğer
okulların yapımına başlanmasına rağmen, Gediz ilçesi Kayaköy
beldesi ilköğretim okulu inşaatına mahkeme kararına rağmen, başlanılmamıştır.
Sosyal
Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğünce Nisan-Haziran 2011 dönemi için bir yıla kadar
erteleneceği duyurulan Sosyal Güvenlik Kurumu işveren primlerinin erteleme
süreleri, Kurum müfettişlerinin keyfî tavırlarıyla farklı zamanlara yayılmıştır
ve bugün itibarıyla toptan ve cari ayın primleriyle birlikte ödemek zorunda
kalınmıştır. Gecikme hâlinde teşvikten muafiyet ve gecikme faizi tehdidi
yapılmaktadır. Vatandaşlar perişandır.
Benzer
şekilde mücbir sebeple altı ay ertelenen esnaf ve tacirlerin gelir vergisi
ödemelerinin 15 Aralık 2011 tarihine kadar defaten ödenmesi istenmektedir.
Zaten ekonomisi çökmüş olan ilçe esnafı perişandır. Bu konuda vergi dairesi
ilanlar vermekte, Simav Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı vergilerin 5174
sayılı Yasa’ya göre taksitlendirilmesi talebini resmî makamlara iletmiştir.
Mutlaka bu dikkate alınmalıdır.
Kütahya
Valiliği İl Afet Acil Durum Müdürlüğünün deprem nedeniyle çalıştırılan devlet
memurlarına fazla çalışma ve özel hizmet tazminatı ödenmesine ilişkin talebi
cevapsız kalmıştır. Ama ne yazık ki, Van depremi nedeniyle Sayın Maliye Bakanı
bu konuda altı ay süreyle bir ek ödemenin yapılabileceğini dile getirmiştir. Sayın Bakandan bu ayrımı kaldırmasını talep
ediyorum.
Dumlupınar
Üniversitesi Simav Teknik Eğitim Fakültesinin 50 dekarlık arazisi sorgusuz
sualsiz TOKİ’ye verilmiş ama bunun karşılığında üniversiteye hiçbir taahhütte
bulunulmamıştır. Üniversite çalışanlarının ev talepleri maalesef dikkate
alınmamaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİM
IŞIK (Devamla) – Evet, bu vesileyle, Hükûmeti unutulan Simav’ı hatırlamaya
davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Sayın Işık, teşekkür ediyorum.
Gündem
dışı konuşmaya Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu cevap
vereceklerdir.
Buyurun
Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, çok
değerli milletvekilleri; ben de Kütahya Milletvekili Sayın Alim
Işık’ın özellikle sorularına cevap vermek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum efendim.
Efendim,
özellikle şunu belirteyim: 19 Mayıs 2011 günü saat 23.15’te Simav’da maalesef
5,9 büyüklüğünde bir deprem vuku buldu. O esnada biz o gün Sayın Başbakanımızla
beraber ben de Siirt’teki Alkumru Barajı’nın açılışı
için gitmiştik. Tabii, Ankara’ya aşağı yukarı saat 23.50 civarında döndük.
Döndüğümüz zaman tam havaalanında Simav’daki deprem haberi gelince -tabii ben
de o bölgenin bir insanıyım- Başbakanımız talimat verdi, bütün arama kurtarma
ekipleri ve bütün arkadaşlarımız -milletvekillerimiz dâhil- Simav’a hareket
ettik. Ben de gece yarısı Simav’a vardım kara yoluyla ve şunu ifade edeyim,
gururla ifade ediyorum: Simav’da depremden sonra bütün arama kurtarma birimleri
hepsi oradaydı; o civardaki Kütahya, Afyonkarahisar, Manisa, hatta daha sonra
Ankara’dan, İstanbul’dan ve Sakarya’dan dahi arama kurtarma birlikleri geldi,
çadırlar geldi. Hatta, sabaha karşı -Sayın Vekilim de
oradaydı- biz seyyar mutfağı dahi kurduk. Sabahleyin de saat 6 civarında gün
ışırken vatandaşlarımıza bizler, milletvekillerimizle beraber bendeniz de orada
sıcak çorba bile dağıttık. Vatandaşlar bu alakadan fevkalade memnundular,
bilemiyorum. Hatta çadırlar geldi. Çadırlar yıldırım hızıyla… Ben burada gerek
Kütahya Valimize, bütün milletvekillerimize, tabii bütün kamu kurumu elemanlarına,
Sağlık Bakanlığımız mensuplarına ve İl Jandarma Alay Komutanlığının mensubu
bütün askerî yetkililere, herkese teşekkür ediyorum. Orada zor şartlara rağmen
hemen çadırlar kuruldu, vatandaşların sağlıkla ilgili problemleri halledildi. Hatta, Sayın Vekilim hatırlar, hasar tespitinin bir an önce
yapılması için civardaki bütün vilayetlerdeki mühendisler de oraya
görevlendirildi. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Neticede
TOKİ gerçekten ciddi bir çalışma yaptı. Bakın, efendim, bir tarihe dikkatinizi
çekmek istiyorum. Deprem 19 Mayısta vuku buluyor. Fakat şu anda 928 konut
ihtiva eden 58 blok vatandaşlara teslim edildi. Bunlar kalıcı konutlar,
TOKİ’nin konutları. Dile kolay. Bu takdir edilecek bir husustur yani.
Hükûmetimizin Simav’da gösterdiği büyük bir destanın, büyük bir başarının
hikâyesidir. Hakikaten biz milletvekilimizden de -gerçi teşekkür etti- takdir
beklerken birtakım tenkitleri de anlayamadım.
Bakın
bir de şunu söyleyeyim: Sadece bu konutlar değil… Ben defalarca Simav’a gittim.
Çünkü Bakan olarak ben görevlendirilmiştim. Ben de görevimi yerine getirdiğim
kanaatindeyim. Esasen orada yıkılacak minareler vardı. Bölgeden yıkacak
birimler bulamadık. Çünkü minare yıkmak da hassasiyet istiyor. Hatta, ben İSKİ’de geçmişte bu minareleri, birtakım
tehlikeleri binaları yıkmak için özel ekip kurmuştum. O ekibi de getirtip
oradaki minareleri dahi vatandaşa zarar vermeden yıkmak durumunda kaldım.
Ayrıca,
sayın milletvekillerim, şunu da bilmenizde fayda var: Yıldırım hızıyla orada
TOKİ’nin yapacağı konutların yer tahsisi yapıldı. Afet olduğu için biz şu ana
kadar ormandaki alanları dahi, 7 bin dekar araziyi ormandan tahsis ettik.
Bunlar sanıldığı gibi fay hattında değil, en sağlam alanlar. Zaten depremde de
-inşallah bir deprem olmaz ama- vatandaşlar ne kadar sağlam, sağlıklı bina
olduğunu gördüler; memnuniyetlerini bizzat bana belirttiler. Bunu özellikle
vurgulamak istiyorum.
Hatta
az önce Vekilimiz Hükûmet Konağı’ndan bahsetti. Efendim, Hükûmet Konağı için
ormandan biz yer ayırdık fakat vatandaşlar dediler ki: “Hükûmet Konağı, Devlet
Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün arazisine olsun, bize araziyi verin.” Biz
de memnuniyetle Hükûmet Konağı için Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğüne
ait araziyi tahsis ettik. Şu anda Hükûmet Konağı’nın da inşaatı devam ediyor,
kısa zamanda bitecektir.
Gelelim
okullara, okulların inşaatı devam ediyor, bakın bütün okullar. Sayın Vekilim,
herhâlde, sizin oraya son zamanlarda gitmediğinizi tahmin ediyorum.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Ben her zaman oradayım.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Okulların pek çoğu tamamlandı.
Hatta endüstri meslek lisesi dahi modern bir şekilde inşa ediliyor -ben gittim-
şubat ayında da eğitime başlayacak, ya bu kadar süratle…
Şu
anda şunu ifade edeyim, hiçbir dönemde Simav’a bu kadar destek verilmemiştir.
Hakikaten ben Başbakanımıza şükran borçluyum, ne talep etmişsek -cami, okul,
konut- hepsini karşıladı ve 250 milyon TL’lik yatırım oraya yapıldı. İsterseniz
teker teker -elimde rakamlar var- onları tadat edebilirim.
Sadece
58 bloktan oluşan 928 konut için 65 milyon 579 TL harcadık. 48 adet okul
yapılıyor…
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, 87 bin lira 80 metrekare bir konut…
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Cevap vereceğim merak etme.
…yüzde
70 seviyesinde bitti. Şubat döneminde bunlar açılacak tamamen, bir kısmı bitti.
Bunlar için tam 92 milyon 757 bin 631 TL harcamışız. 1 adet cami hemen hemen
bitti, yüzde 95 seviyesinde. Diğerleri de, 8 adet iş yeri de yapıldı, kura
neticesinde hak sahiplerine teslim edilecek.
Ayrıca,
bakın, olarak Özel İdareye, belediyelere 17 milyon 329 bin TL gönderildi.
Ayrıca, bütün belediyelere, ayrım gözetilmeksizin, Maliye Bakanlığımız 8 milyon
TL deprem desteği verdi. Bunları özellikle vurgulamakta fayda var. Vergi ve
sigorta prim faizleri altı ay tehir edildi; bunu vurgulamakta fayda var.
Ayrıca,
bu geçici konutlar için -200 tane- biz o gün, bakın, gittiğimiz gün hemen karar
aldık. Bu kalıcı konutlar yapılıncaya kadar 200 tane 20 metrekarelik Yunus Emre
konutları, 6.690 çadır, 9.044 adet yatak, 24.065 battaniye, 10 bin kişiye üç
öğün sıcak yemek veriliyor. El insaf! Şaphane, Hisarcık, Pazarlar için 53 tane
prefabrik konut inşa edildi.
Yani
şunu ifade edeyim; sürem az kaldı ama şunu söylemem de fayda var:
Vatandaşlarımızı, bütün Simavlıları seviyoruz. Hakikaten, onlar da bir
kadirşinaslık örneği gösterdiler, ben bir gün Bakanlıktayken, kapı gibi bir
Simav Hemşehrilik Beratı’nı
bana tevdi ettiler. Ben de Simavlılara teşekkür ediyorum. Biz onların
hizmetkârıyız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Efendim,
Simav’da tesadüfen doğabilirsiniz ama Simav’dan, bütün Simavlıların katılımıyla
Hemşehrilik Beratı almak ayrı bir gururdur. Ben de bu
gururu ilelebet taşıyacağım.
Ayrıca,
şunu bir de vurgulamam da fayda var.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Tesadüfen nerede doğduğunuzu da bir açıklayın.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, bu, Sanayi Odasının
çıkardığı bir yayın. Ne diyor? “Umut sonsuz.” diyor. Umudumuz Simav’da
sonsuzdur. Sadece Simav’da değil, şimdi Van’da da işte…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Umudu da mı bitirecektin yani?
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – O derginin kurucularıyla sizin bir yakınlığınız da var mı?
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, müsaade edin.
Şimdi,
sadece Simav’da değil… Bakın, Simav’da ne yapılacaksa yapılıyor şu anda.
Vatandaşlar memnun. Eksikler olabilir; eksikleri de en kısa zamanda
tamamlayacağız; bu bir.
İkincisi,
sadece Simav değil, şu anda Van’da da Hükûmetimiz, hakikaten, Başbakanımızın
talimatları doğrultusunda orada yeni bir Van kurmak için her türlü gayreti
gösteriyor. Vanlı kardeşlerimize de sahip çıkacağız. İnşallah, orada da kalıcı
konutları en kısa zamanda yapacağız hep beraber. İşte, neticede bütün
bakanlarımız orada. Allah nasip ederse yarın ben de Van’a gideceğim. Oradaki
ekiple beraber, inşallah, Van’da Bakanlığımız açısından yapılması gereken her
şeyi zaten yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Bunu özellikle vurgulamak
istiyorum.
Efendim,
ben bu duygularla hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Ayrıca,
gerek Van depreminde, Simav’da hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan
rahmet niyaz ediyorum, yakınlarına ve milletimize başsağlığı temenni ediyorum.
İnşallah, Cenabı Allah’tan bir daha böyle afetler göstermemesi için niyazda
bulunuyoruz, dua ediyoruz.
Hepinize
saygılar sunuyorum efendim. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum.
Buyurun
Sayın Işık.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkanım, Sayın Bakan sözlerimi çarpıttı ve tesadüfen
Simav’da doğmuş olabilirsiniz diye hakaret…
BAŞKAN
– Ne diye çarpıttı Sayın Işık?
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Sözlerimi çarpıtarak tesadüfen Simav’da doğmuş olabileceğim
gibi bir ifade kullandı.
Açıklamada
bulunmak istiyorum.
BAŞKAN
– Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.
Buyurun
Sayın Işık.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Bakan, tabii ki bir bakan olarak yapmış olduğunuz hizmetler görevinizdir,
teşekkür ediyoruz. Ancak bu vesileyle, size biraz önce konuşmamda söylemekten
çekindim ama şimdi söylemem gereken bir cümleyi daha ilave etmek istiyorum. O
gün saat 04.30’da Sayın Hasan Fehmi Kinay
Milletvekilimizle beraber sizi Simav’da karşıladığımızda “Sayın Bakanım, hoş
geldiniz.” dediğimde bana “Hoş bulduk, geçmiş olsun.” demediniz. Bunu size
yakıştıramadım.
İkincisi,
ben tesadüfen Simav’da doğmadım. Ben Kütahya ili Simav ilçesinin Kuşu
kasabasında doğdum. Siz nerede doğduysanız… Bu sözünüzü de yakıştıramadım.
Üçüncüsü,
sizler TOKİ’ye arazi verirken… Şehitler Anıtı’na 27 adet Simavlı şehit için
ayrılmış her birine 1 dönümlük Şehitler Ormanı’nı ve Şehitler Anıtı’nı,
Kaymakamlığın açtığı, bu resmî törenle tescillenmiş olan anıtı maalesef TOKİ
için feda ettiniz. Şimdi yeni bir şehitler ormanı ve anıtı istiyoruz.
Bir
diğeri, maalesef, bu konuda yaptığınız çalışmalardan, Van’da gösterilen ilginin
yüzde 1’i, binde 1’i dahi Simav’a gösterilmemiştir. Simav unutulmuştur. Sizin,
tabii ki, Afyon’ a giderken uğradığınız bir bir il,
ilçe olacaktır bunlar. Ama maalesef bu ayrımcılık bizleri yaralamıştır.
Simavlının suçu vatanperver olmak olmamalıdır. Bunu özellikle sizden istirham
ediyorum.
KOSGEB
kredilerinden yararlandırılmak istenen vatandaşlarımız Antalya, Muğla sel
afetlerinden sonra bu kapsama alınmıştır. Maalesef sicili bozuk olduğu için de
birçok esnafımız yararlanamamaktadır. Tabii ki yapılanlar için elbette ki
teşekkür ediyoruz. Bu, bizim boynumuzun borcudur. Bu teşekkür de devletimizedir
ama sizin görevinizdir.
Saygılar
sunuyorum. Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tabii, umarım Sayın Bakana söz vereceksiniz ama o
nezaketsiz cümlesinden dolayı, lütfen, ayrıca özür dilemesini bu kürsüden
istirham ediyorum.
BAŞKAN
– Öyle bir talebi olursa, değerlendiririz.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, bana sataşma
var.
BAŞKAN
– Ne diye sataşma var Sayın Bakan?
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -Çok açık bir şekilde,
özellikle “Şehitler Ormanı’nı aldınız, tamamen TOKİ’ye teslim ettiniz.” diye
bir ithamda bulundu.
BAŞKAN
– Sayın Bakan, lütfen,yeni
bir sataşmaya mahal vermeden bitirelim bu konuyu.
Buyurun.
2.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel
Eroğlu’nun, Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli
milletvekillerim; esasen şunu ifade edeyim: Sabahleyin bir vekilimi gördüm ama
o deprem telaşıyla ben sadece Sayın Alim Işık’a değil
diğer vekillerime dahi geçmiş olsun deyip demediğimi hatırlamıyorum. Çünkü
büyük bir telaşla geliyorsunuz, karşınızda büyük bir sıkıntı var. Hemen kriz
merkezine girdik. Zaten ben Siirt’ten gelmişim. Yıldırım hızıyla, gece yarısı
oraya gelmişim. Eğer böyle bir… Alim Bey’le bir
problemimiz yok ki. Biz, neticede hemşehriyiz. Ona
demediğim gibi belki diğer vekillerime de dememişimdir çünkü biz yıldırım
hızıyla… Ben umuma hitap ettim.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vekillerden de bir bilgi alsaydınız, ne
kaybedecektiniz?
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ya, bilgi aldık. Bakın, şunu
ifade edeyim…
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Onların da sizlere aktarabileceği bir şeyler yok mu?
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir defa şunu ben ifade edeyim
hemen bir dakikada. Ben bir yerde toplantı yaparken…
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oradaki afet memurundan daha mı az önemli bir
milletvekili?
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika… Elbette önemli,
önemini biliyorum zaten, değer veriyoruz.
BAŞKAN
– Sayın Milletvekili, lütfen müsaade edin, Sayın Bakan bir cevap versin…
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben şunu ifade edeyim: Bütün
koordinasyon toplantılarına, Simav’a, Kütahya’ya giderken sadece AK PARTİ
milletvekillerine değil bütün milletvekillerimize haber veriyoruz, davet
ediyoruz, valilik kendilerine davetiye çıkarıyor.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye, arkanızda fon oluştursunlar diye mi? Bilgi
almıyorsunuz. Arkanızda fon mu oluştursunlar? Onun için mi çağırıyorsunuz?
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika… Müsaade et.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bilgi almıyorsunuz. Arkanızda fon mu oluştursunlar?
Onun için mi çağırıyorsunuz?
BAŞKAN
– Sayın Korkmaz… Lütfen Sayın Korkmaz.
Sayın
Bakan, siz konuşmanıza devam edin lütfen.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Müsaade eder misiniz. Öyle
değil. Biz değer veriyoruz.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir “Hoş geldiniz” bile demiyorsunuz.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, efendim, şunu özellikle
belirteyim: Deprem esnasında “Hoş geldin.” demişse biz de zaten “Hoş bulduk.”
diyoruz. Zaten orada herkese biz “Geçmiş olsun.” dedik, herkese ama
milletvekillerime özel olarak deyip demediğimi bilemiyorum.
Şimdi,
ikinci husus, Şehitler Ormanı’nın kaldırıldığını ifade etti. Efendim, orada bir
anıt yok. Herhangi bir şey yapılmamıştı. Sadece oraya birkaç tane mermer
üzerine şehitlerin isimleri yazılmış.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – 2008 yılında kaymakamlığın…
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Orada herhangi bir doğru dürüst
ağaçlandırma yapılmamış.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Herhangi bir isim değil, Simav şehitleri.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Biz Simavlı şehitlerimize layık
en güzel bir yerde kaymakamlığın belirttiği yerde yeni bir şehitler ormanı
kuruyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Onları da kaldıran biz değiliz. Onları da kaldıran Simav Belediyesi. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Anlaşıldı. Sayın Bakan, siz de tesadüfen bakan oldunuz.
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Özür diliyoruz, bir dakikalık bir soru…
BAŞKAN
– Yok Sayın Milletvekilim. Öyle bir uygulamamız yok. Zaten Sayın Atıcı, Sayın
Dağoğlu, Sayın Susam, Sayın Kaplan, Sayın Selamoğlu, Sayın Ağbaba,
Sayın Tanal, Sayın Eyidoğan ve Sayın Kavuncu’nun söz
talepleri var.
Biliyorsunuz,
İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi “Gündem dışı en fazla üç
kişiye söz verilebilir.” diyor.
HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, kısa bir söz talebim vardı.
BAŞKAN
- Dolayısıyla kimseye söz veremiyoruz.
HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – O zaman şu sözlerimi…
BAŞKAN
- Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 25 milletvekilinin, telefon dinlemelerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/74)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Yasal
olmayan telefon dinlemeleri Türkiye'de büyük bir hukuksal ve toplumsal sorun
niteliği kazanmıştır. Bu gibi yasal olmayan telefon dinlemeleri ve bunların
basın yoluyla kamuoyuna açıklanması özel yaşamın ağır bir biçimde ihlalidir.
En
son olarak Genelkurmay Başkanlığı gibi bir devletin en gizli sırlarının
bulunduğu bir kurumun da dinlenmiş olması soruna bir de güvenlik boyutunu
eklemiş bulunmaktadır. Bu kaotik ortamdan yararlanan Başbakanın dahi yasadışı
dinlemelerden şikayetçi olduğu ortadadır.
Yasal
olmayan telefon dinlemelerinin kamuoyunda uyandırdığı derin kaygılara rağmen
dinleyenleri bulmak için yeterli çaba gösterilmediği görülmektedir. Kamuoyunda
yer alan bu konudaki duyarlılığa karşı TBMM'nin hareketsiz kalmaması gerektiği
düşünülmektedir.
Bu
nedenle, bu konuda alınabilecek önlemlerin saptanması ve uzmanların görüşlerine
başvurulması için TBMM içtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri ve Anayasa'nın 98.
maddesi gereğince bir meclis araştırması açılmasını arz ederiz.
1)
Rıza Türmen (İzmir)
2)
Candan Yüceer (Tekirdağ)
3)
Erdal Aksünger (İzmir)
4)
Bülent Kuşoğlu (Ankara)
5)
Aydın Ağan Ayaydın (İstanbul)
6)
Mehmet Şeker (Gaziantep)
7)
İhsan Özkes (İstanbul)
8)
Atilla Kart (Konya)
9)
Tufan Köse (Çorum)
10)
Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
11)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
12)
Kazım Kurt (Eskişehir)
13)
Sinan Aydın Aygün (Ankara)
14)
Özgür Özel (Manisa)
15)
Metin Lütfi Baydar (Aydın)
16)
Salih Fırat (Adıyaman)
17)
Aytuğ Atıcı (Mersin)
18)
Nurettin Demir (Muğla)
19)
Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
20)
Ali Özgündüz (İstanbul)
21)
Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
22)
Ali Rıza Öztürk (Mersin)
23)
Sena Kaleli (Bursa)
24)
Celal Dinçer (İstanbul)
25)
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
26)
Malik Ecder Özdemir (Sivas)
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 26 milletvekilinin, şehit aileleri,
gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/75)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Anayasamızın
61. maddesinin ilk cümlesi "Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve
yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat
seviyesi sağlar" şeklinde düzenlenmiştir.
Harp
ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazilerin hayat şartlarını
düzeltmek, sosyal, ekonomik ve sağlık sorunlarını çözmek, sahipsizlik
duygularını gidermek, onurlu bir yaşam sürmelerini sağlamak devlet ve millet
olarak öncelikli görevimizdir.
Onların
vatanımıza sahip çıktığı gibi, vatanın da onlara sahip çıkması gerekir.
Ülkemizde
şehit - gazi - harp ve vazife malullerinin kurumlarına göre dağılımını
belirleyen sağlıklı bir veri tabanı bile yoktur. Tam olarak sayılarını dahi
bilmiyoruz. Zaten bu insanlarımızı birer "sayı" olarak değerlendirmek
de yanlıştır. Her birinin farklı, kahramanlık dolu ama bir o kadar da trajik
öyküleri vardır. Yaşadıkları, hissettikleri ve sorunları hassas konulardır.
Hem
Osmanlı Devletini hem de Türkiye Cumhuriyetini kuranların Gazi unvanını
taşıması tesadüf değildir. O gaziler binlerce şehit vererek bu Türk
devletlerini kurmuşlar ve on binlerce şehit ve gazi vererek bekasını
sağlamışlarıdır. Günümüzde de ne yazık ki kutsal vatan topraklarının korunması,
bağımsızlığımız, terörle mücadele, milletimizin güven ve huzurunu temini için
hâlâ her gün şehit ve gaziler vermeye devam ediyoruz.
Ülkemizde
İstiklal Savaşı, Kore Savaşı, Kıbrıs Barış Harekâtı ve son olarak da terörle
mücadele şehit ve gazileri bulunmaktadır. Kolluk kuvvetlerinin yanında çok
sayıda öğretmen, hâkim, savcı, doktor, hemşire gibi kamu görevlilerimiz de
terör mağduru olarak hayatlarını kaybettiler veya yaralanıp sakat kaldılar.
Onlara sadece “vazife malulü” unvanı verebildik.
Ülkemizin,
ulusumuzun bölünmez bütünlüğü, bağımsızlığı ve bekası uğruna, uzun yıllar süren
bölücü terörle mücadelede on binlerce asker, polis ve kamu görevlimiz şehit,
gazi ve vazife malulü olmuştur. Aileler en değerli varlıklarını; evladını,
eşini, babasını, kardeşini vatan uğruna şehit vermiş, gazilerimiz sağlıklarını,
vücut bütünlüklerini kaybetmişlerdir. Bu kahraman ve aziz vatandaşlarımıza
millet olarak hak ettikleri saygıyı göstermek, onurlandırmak, sosyal
güvencelerini sağlamak, hak ettikleri saygın ve iyi yaşam standartlarını sağlamak
borcumuzdur, görevimizdir.
Devlet,
şehitlerimizin ailelerine ve gazilerimize nakdî tazminat ve maaş verilmesi ile
sağlık yardımı imkânları sağlamaktadır. Sosyal güvenlik sistemi kapsamındaki bu
çözümlerin yanında şehit ailelerine, gazi ve vazife malullerine iş temini,
konut kredisi, kamu taşıtlarından ücretsiz yararlanma ve eğitim öncelikleri
gibi imkânlar sağlamaya çalışılmaktadır. Ancak bu konularda pek çok sorunun
yaşandığı da herkesin malumudur. Şehit, gazi, harp ve gazi malulleriyle ilgili
mevzuatın çok dağınık olması, bürokratik hatalar, maaşların yetersizliği,
yeterli hukuksal desteğin olmayışı, sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler gibi
nedenlerle bu kahraman ve aziz insanlarımız ve aileleri toplumda hak ettikleri
yaşam standartlarına ulaşamamakta, büyük sorunlarla karşı karşıya
kalmaktadırlar. Ortaya çıkan tablo yapılanların yeterli düzeyde olmadığıdır.
Gelişmiş ülkelerde gazi işlerini yürüten bir Gazi Bakanlığı varken, böylesi
sıcak bir coğrafyada yer alan ülkemizde değil bir gazi bakanlığı devlet
kademesinde kurumsallaşmış bir mekanizma, bir merci dahi yoktur.
Son
zamanlarda artan terör olayları nedeniyle medyaya sıklıkla yansıyan
görüntülerden de net bir biçimde görüldüğü gibi şehit aileleri ve gaziler pek
çok sorunla karşı karşıyadır ve millet olarak hepimizin yüreği burkulmakta bu
aziz insanlarımıza borcumuzu tam anlamıyla yerine getiremediğimiz duygusuna
kapılmaktayız. Yaşadığımız kritik coğrafyadaki terör gerçeğinden hareketle
geniş bir nüfusu ilgilendiren bu sorunların yıllar geçtikçe de çığ gibi
büyüyeceği görülmektedir.
Bu
gerekçelerle şehit aileleri, gaziler, harp ve vazife malûllerinin yaşadıkları
sorunların tespiti ve çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın
98’inci ve İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması
açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.
1) Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (İstanbul)
2) Candan Yüceer (Tekirdağ)
3) Atilla Kart (Konya)
4) Erdal Aksünger (İzmir)
5) Mehmet Şeker (Gaziantep)
6) İhsan Özkes (İstanbul)
7) Sinan Aydın Aygün (Ankara)
8) Kamer Genç (Tunceli)
9) Veli Ağbaba (Malatya)
10) Mevlüt Dudu (Hatay)
11) Haluk Ahmet Gümüş (Balıkesir)
12) Bedii Süheyl Batum (Eskişehir)
13) Özgür Özel (Manisa)
14) Kazım Kurt (Eskişehir)
15) Salih Fırat (Adıyaman)
16) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
17) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
18) Aytuğ Atıcı (Mersin)
19) Nurettin Demir (Muğla)
20) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
21) Ali Özgündüz (İstanbul)
22) Rıza Türmen (İzmir)
23) Kadir Gökmen Öğüt (İstanbul)
24) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
25) Celal Dinçer (İstanbul)
26) Mehmet Şevki Kulkuloğlu
(Kayseri)
27) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
3.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına, Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, basın özgürlüğünün sağlanması konusunda alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/76)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na
Türkiye’deki
basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılması ve
alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98’inci, İçtüzüğün 104 ve
105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep
ederiz.
Hasip KAPLAN
Barış
ve Demokrasi Partisi
Grup
Başkanvekili
Gerekçe:
Türkiye'de
basın özgürlüğü, BM tarafından “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde” ilan
edilen, AİHS, BM “Medeni ve Siyasi haklar sözleşmesi” başta olmak üzere birçok uluslar arası belgede yer alan; demokratik sistemin
korunması ve güçlendirilmesinde son derece önemli bir unsur olan; insan
haklarına dayalı, demokratik bir toplumun gerçekleşmesi yolunda önemli yapı
taşlarından birini oluşturuyor.
Demokratik
siyasetin oluşturulmasının temel koşullarından biri olan basın özgürlüğü
denildiğinde Avrupa insan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesi ve Terörle
Mücadele Yasası akıllara geliyor. Her 3 Mayıs’ta Dünya Basın Özgürlüğü Günü
kutlanıyor. Bugün dünyada 63 ülkede basın özgürlüğünden söz etmek mümkün değil.
Türkiye ise aralarında Nikaragua, Tanzanya, Kuveyt gibi ülkelerin yer aldığı
'kısmen özgür' ülkeler kategorisinde bulunuyor. Basın özgürlüğü alanında
Finlandiya, Belçika ve İzlanda ilk üç sırayı alırken, Almanya da 17. sırada
bulunuyor. Avrupa Birliği adayı Türkiye, Batı Avrupa ülkeleri arasında basın
özgürlüğü alanında en alt sırada yer alıyor.
Türkiye'de
basın özgürlüğü, mevzuatta hür ve sansür edilemez olarak garanti altına alınmış
olarak görünse de sınırlandırılmıştır. Medya devletin ve medya patronlarının
kendi çıkarları doğrultusunda etik sınırların dışına çıkıyor, birçok sektörle
ekonomik ilişki ağına giriyor.
Kitlelere
seslenebilme olanağı olan basının özgür yayıncılık hakkının kısıtlanması halkın
doğru ve eksiksiz bilgi almasını da engelliyor. Kendi şirketini veya yakın
olduğu kişileri zarara uğratacak haberlerin yayınlanmasına izin vermeyen medya
patronları ya da onlara bağlı genel yayın yönetmenleri yaptıkları haberlerin
doğru olmasına özen gösterseler de her doğru haberin yayınlanmasını önlüyor.
Böylece medya kuruluşları kamuoyunu bilgilendirme görevinden uzaklaşarak,
güçlerini kullanarak patronlarının çıkarlarını korumuş oluyor. Medya
patronlarıyla birlikte tekelleşen medya, bir yandan ekonomik alanda haksızlık
yaratabilecek bir güce ulaşırken, öte yandan da haber alma özgürlüğünü
kısıtlayarak, kendi gücünün çıkar amaçlı olarak kullanılmasına hizmet ediyor.
Medya-ticaret
ilişkisi sonucu "siyasetçi" arasında menfaat bağları kurulmaktadır.
Siyasetçiye sağlanan medya desteğine karşılık, holdingin çıkarları da hükümet
tarafından sağlanıyor. Medyanın tekelleşmesiyle basın, özgürlüğünü de
yitiriyor. Yakın zamanda Uzan-Doğan grubunun
yaşadıkları, AKP'ye yakın medyanın tekelleşmeye gitmesi; muhalif medyanın
susturulması, dışlanması, akreditasyon uygulanması, Kürt ve sol basın
üzerindeki baskılar, Türkiye'deki basın özgürlüğü önündeki engellerin çarpıcı
örnekleridir.
Uluslararası
Yayıncılar Birliği'nin (IPA), raporlarında "Türkiye'nin birçok politik
reformu gerçekleştirmiş olmasına rağmen basın özgürlüğü ve gazetecilere
uygulanan kısıtlamalar anlamında Avrupa Birliği'ne katılmaya hazır
olmadığı" belirtilmekte; tutuklama ve soruşturmaların sürmesi, basın
çalışanlarının sendikal haklardan yoksun, çok güç koşullar altında görevlerini
yerini getirmeye çalışması, cinayetlere kurban gitmesi, Haberleşme gizliliğinin
ihlal edilmesi, konuşma kayıtlarının sorun olması kamuoyunda güven kaybı
yaratmaktadır.
Basının
temel görevi, halkı bilgilendirmek, kamuoyu yaratmak, iktidarı eleştirmektir.
Demokrasilerde basının önemli bir güç olması nedeniyle tüm sorunlarının
araştırılması için bir komisyon kurulmasında yarar bulunmaktadır.
BAŞKAN
– Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Komisyondan
istifa tezkeresi vardır, okutuyorum.
B) Önergeler
1.- İstanbul Milletvekili Sebahat
Tuncel’in, AB Uyum Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/14)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
AB
Uyum Komisyonu üyeliğinden istifa etmek istiyorum.
Gereğini
saygılarımla arz ederim.
Sebahat
Tuncel
İstanbul
BAŞKAN
– Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün
19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve
oylarınıza sunacağım.
VIII.- ÖNERİLER
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri
1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşları tarafından, Kürt sorununun çözümü
konusunda önemli gelişmelerde bulunan 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Maliye
Eski Bakanı Adnan Kahveci ve Jandarma Eski Genel Komutanı Orgeneral Eşref
Bitlis'in kuşkulu ölümü ve peş peşe yaşanan bu ölümler arasındaki bağlantının
bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, 13 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisine verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 01/12/2011
Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde
yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun
01/12/2011 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına
sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Pervin
Buldan
Iğdır
Grup
Başkanvekili
Öneri:
13.
Ekim 2011 tarihinde, Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve
arkadaşları tarafından (82 sıra nolu), Kürt sorununun
çözümü konusunda önemli gelişmelerde bulunan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal,
Maliye Eski Bakanı Adnan Kahveci ve Jandarma Eski Genel Komutanı Orgeneral
Eşref Bitlis'in kuşkulu ölümü ve peş peşe yaşanan bu ölümler arasındaki
bağlantının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet
Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 01/12/2011
Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli
birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN
– Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)
Buyurun
Sayın Sakık.
SIRRI
SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de bu araştırma önergesi
üzerinde söz almış bulunmaktayım. Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi,
tabii, daha önce de bu önergeler Meclise geldi yani 23’üncü Dönemde sürekli biz
ve Cumhuriyet Halk Partisi bunları yenileyerek getirdik. Bir dönemin, evet,
kimi 17.500 faili meçhul cinayetten bahsediyor, kimi daha da rakamları
düşürüyor, ama rakamlar ne olursa olsun bizim, rakamlara takılmamamız gerekir. Yani cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar faili meçhullerle bu
ülke yüzleşti ama en önemli faili meçhul dönemi 1990’lardan başlayan, Vedat
Aydın, İl Başkanımız Vedat Aydın’ın ölümünden ve sonra Milletvekilimiz Mehmet Sincar’ın ölümünden sonra başlayan bir faili meçhul süreci
ve arkasından 1993, rahmetli Özal’ın Kürt sorununu barışçıl bir şekilde çözmek
için çaba sarf ettiği bir dönemde ve bunu seslendirdiği bir dönemde ve bizimle
de görüşmeler yapıp, bizim Şam’da olduğumuz bir günde yaşamını yitirdiğini ve
1993 yılında sadece rahmetli Özal değil, Eşref Bitlis, Adnan Kahveci; bunlar
üçlü bir ekip. Üçü, bu sorunun barışçıl bir şekilde nasıl
çözülebileceğine dair raporlar hazırlıyorlar, konuşuyorlar, tartışıyorlar ve
üçü aynı yıl… Mesela, Jandarma Genel Komutanı rahmetli Eşref Bitlis 17 Ocak
1993’te bir uçak kazasıyla, yine dönemin eski bakanlarından Adnan Kahveci 5
Şubat 1993’te ve rahmetli Özal 17 Nisan 1993’te yaşamını yitiriyor yani
bunların bir tesadüf olmadığını… Çünkü ailelerinin de iddiaları budur. Son
günlerde dönüp medyaya bakarsanız, Özal’ın ölümüyle ilgili Mehmet Ağar’dan
tutun Eymür’e kadar, Güneş Taner’e kadar birçok
insanın düşüncesine başvuruluyor, ifadeleri alınıyor ama hâlen kamuoyuna bu
konuda da bir şey yansımadı.
Şimdi,
bu dönem kanlı ve karanlık bir dönemdir. Aslında, sizi anlamakta da zorluk
çekiyoruz, neden bu önergelerin reddedildiğini, buna karşı bir duruş
sergilediğinizi anlamakta da zorluk çekiyoruz. Oysaki bunlar o kadar açık ve
net ki ortada çünkü o dönemde, faili meçhul cinayetlerin yoğunlaştığı dönemde
Uğur Mumcu da katledildi. Uğur Mumcu öldürüldükten sonra eşi Güldal Mumcu
Mehmet Ağar’la bir görüşme yapıyor. Mehmet Ağar aynen şöyle diyor: “Eğer
duvardan bir tuğla çekersek komple çöker.” Şimdi bu kadar suçüstü yakalanan
biri ve son tarihlerde yine çeteden dolayı mahkûm olan o dönemin aktörlerinden
biri. O dönemin aktörleri sadece bürokratlar değil siyaset dünyasının, askerin,
bürokratların ve sivillerin içinde yer aldığı bir dönemdir. Bu
dönemde Tansu Çiller’den, Mehmet Ağar’dan Doğan Güreş’e, Süleyman Demirel’e
kadar uzanan çünkü o dönem Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın da bir açıklaması
var: 1990’lı yıllarda işlenen bu faili meçhul cinayetlerin emir-komuta işlemi
olabileceğini yani üstten talimat alabileceklerini ve cinayetlerin bu şekilde
işlendiğini söylüyor ve yine, son günlerde Ayhan Çarkın’ın,
eski Özel Harekâtçının açıklamaları var: Amirleri Mehmet Ağar, İbrahim Şahin’in
bu noktada talimatlarıyla bu cinayetleri işlediğini söylüyor ve sonradan
gözaltına alınıp tekrar bu konuda ifadesi alınan İbrahim Şahin öldürülecek Kürt
iş adamlarının listesinin bizzat Çiller tarafından kendilerine verildiğini de
söylüyor. Şimdi, bu kadar suçüstü yakalanan ve bu kadar cinayetlerle iç
içe olan bir dönemle yüzleşmemiz gerektiğini hep söylüyoruz ve size bu konudaki
her getirdiğimiz Meclis araştırması önergesi ne yazık ki reddediliyor. O dönemde getirdiğimizde ve burada Grup Başkan Vekiliniz olan Suat
Kılıç “CHP önergesine ‘Evet’ diyebiliriz.” diyor, önergeyi getiren Sayın Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’e aynen şunu söylüyor, diyor ki: “Biz bu önergeye
‘Evet’ diyebiliriz ama Sırrı Sakık’ın kürsüde dile
getirdikleri bizi nereye götürebilir onu bilemeyiz, onun için de biz bu
önergeye ‘Hayır’ diyoruz.” Şimdi, bir kere samimi olacağız. Eğer siz
bunların soruşturulup bu katillerin bulunmasını istiyorsanız ucu nereye
gidiyorsa bunları araştırmak zorundasınız ama siz bir kısmını örtbas edip bir
kısmını aydınlığa kavuşturmaya çalışıyorsanız o zaman samimi değilsiniz, o
zaman geçmişinizle yüzleşmek gibi bir derdiniz yok. İşte tam da bizim de
isyanımız bu. Siz özellikle Kürt coğrafyasında olupbitenlerin
üstünü örtmeye çalışıyorsunuz. Biz bütün katilleri açıkça söylüyoruz “Bakın,
şurada şu cinayetler işlendi.” Bakın, çok yakın tarihte bu Dersim’le ilgili
özür dilemeleri hep birlikte görmedik mi? Sayın Başbakan da çıktı “Özür
dilerim.” dedi, ben de “Bir erdemliktir.” dedim. Peki, biz katillerimizle yüz
yıl sonra mı, seksen yıl sonra mı yine birileri gelecek, bu cumhuriyet adına
1990’larda yaşananlardan dolayı özür mü dileyecek? Biz size katilleri açıkça
söylüyoruz. Gelin, hep birlikte bir Meclis araştırması önergesi, bir komisyon
oluşturalım bu önerge doğrultusunda ucu nereye kadar gidiyorsa hep birlikte
araştıralım, yoksa zamana yayıp tekrar birkaç yıl sonra yeniden birileri çıkıp
“Evet, şu tarihte şu oldu.” Bakın, Dersim’e yakın, aynen
1993’te Muş’un Altınova beldesinde -bu kürsüde belki 10 kez seslendirdim- 7
çocuk, anne, baba ve anne hamile, 10 insanı oradaki güvenlik güçleri ataşe
verdiler, hani “Dersim’de fareler gibi öldürdük.” dedikleri şey var ya işte yıl
1993, yıl 1938 değil, 1937 değil, 1925 değil, 1915 değil, 1993. Bunu yapanlar
kim? O dönem orada operasyon yapan Bolu’dan ve Kayseri’den gelen jandarma tugay
komutanlarıydı. Bu kadar açık söylüyoruz, isim veriyoruz, o tarihte
görevde olanları açıkça söylüyoruz ama ne hikmetse bunların üzerine gidilmiyor,
bu konuda herhangi bir soruşturma yapılmıyor. Aslında bizim burada
konuştuklarımız, biz savcıları göreve davet ediyoruz ama savcılar sağır. Biz
nerede küçük bir açıklama yapsak hepimizle ilgili davalar açılıyor. Peki, bu
halka karşı bu zulüm politikalarını uygulayanlara karşı siz niye sağırsınız?
Evet, Hükûmet sağır, sağırları oynuyor, vicdanı nasırlaşmış, gerekeni yapmıyor.
Peki, bu ülkede hani yargıçlar vardı, siz niye görevde değilsiniz?
Açıkça
buradan ilan ediyoruz, bir dönem böyle bir karanlık ve bir ülkede bir
Cumhurbaşkanının ailesi bir bütün olarak eğer çıkıp oğluyla, eşiyle, kızıyla
“Benim kocamı öldürdüler, benim babamı öldürdüler.” Bu ülkede Cumhurbaşkanlığı
yapan bir ailenin feryadı buysa bu feryada nasıl kulaklarımızı tıkayabiliriz.
Ben, Meclis Başkanını da göreve çağırıyorum yani geçmişte rahmetli Sayın
Özal’la birlikte politika yapan şahsiyetleri, eğer vicdan sahibiyseniz, bu sese
kulak vermelisiniz. Derhâl, bunu bize bırakmadan, birlikteydiniz, ne olup ne
bittiğini gerçekten siz bizden iyi biliyorsunuz. Aslında bize de çok önemli
şeyler söyledi. Biz Şam’a giderken Sayın Türk vardı o dönem, birkaç arkadaşla
birlikte gittiğimizde Özal bize aynen şunu söyledi: “Zor bir süreçtir, siz de
gidebilirsiniz, ben de gidebilirim ama bu ülkenin selameti için hepimizin bedel
ödemesi gerekir. Yolunuz açık olsun, yanınıza DYP’den, ANAP’tan da vekiller
alabilirseniz bu sürece katkı sunabilirsiniz. Ben bu noktada bedeli neyse bu
bedeli ödemeye hazırım.” Biz de bu sözü bir güvence olarak aldık ve ülkemizin
sorunlarını çözmek üzere Şam’a gittik ama daha Şam’dayken Özal’ın ölümünü
duyduk. Bu kadar her şeyin tesadüf olmadığını ve gerçekten bu ülkenin
geçmişinin zifirî karanlık olduğunu hepimiz biliyoruz geçmişten bugüne kadar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum.
Onun
için, geçmişle yüzleşmek için bu Meclis araştırma önergesine olumlu oy
kullanacağınızı umut ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
– Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Süleyman Nevzat
Korkmaz, Isparta Milletvekili.
Buyurun
Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve
Demokrasi Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde Milliyetçi Hareket
Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Türk tarihinde, özellikle yakın tarihimizde her zaman gizem
atfedilmiş, her zaman esrarla donatılmış, tartışmaya açılmış ve böylece bu olay
etrafında da toplumda bir kamuoyu, sanal bir kamuoyu, bir bilinç oluşturma
çabalarını görmek, hatta sıkça görmek mümkündür. Bu kadar spekülasyon,
bu kadar gizem, esrar aslında ciddi ciddi araştırılması gereken, üzerine
gidilmesi gereken hadiselerin de sulandırılmasına, ciddiyetten uzaklaşılmasına
sebep olmaktadır. Doğrusu nedir ortaya koymak var iken çeşitli sis bulutları
içerisinde birtakım abartılı hikâyelerin, ispatlanamayan, ispatlanamayacak
iddiaların ortaya konulması, takdir edersiniz ki maksada hizmet etmemektedir.
Değerli
milletvekilleri, asıl üzücü olan, bu kafa karışıklığı, bu zihin bulanıklığı son
on yılda, AKP İktidarı döneminde, bizzat devleti yönetme sorumluluğu içerisinde
olanlar tarafından âdeta teşvik edilircesine beslenmekte, hatta gazetelerin,
medyanın her köşesinde, kimlikleri, simaları belli olmayan -tırnak içinde- üst
düzey yetkililerin sayısı gittikçe artmaktadır.
Değerli
AKP milletvekilleri, Sayın Hükûmet; polis elinizde, emniyet teşkilatı elinizde,
jandarmanın, Millî İstihbarat Teşkilatının sorumluluğu sizde, İçişleri, Adalet
Bakanlarınız ortada, görevleri başında. Arkadaşlar, kısaca, hükûmet sizsiniz.
Birtakım vahim iddialar var, çıkarın ortaya, koyun mahkemelerin önüne. Elinizi
tutan mı var? Size engel olan mı var? Sizi Meclisteki gücünüz itibarıyla kim
engelleyebilir? Gücünüz varsa gösterin, gücünüz yoksa bunu da bilelim.
İktidarınızın muktedir olmadığı, hâlâ daha devlet gibi şikâyet mercisi değil de şikâyet eder konumdan çıkamamanızdan, çare
makamı olamamanızdan belli.
PKK
tarafından ortaya atılan yalanların arkasına takılarak giden ve bu zihin
bulanıklığının bizatihi sorumlusu olan -maalesef- bir kısım medya ve yine,
cumhuriyet ve devlet
sistemiyle hesaplaşma içinde olan bir hükûmetiniz var. PKK, milletimize karşı
sistematik olarak psikolojik savaş taktikleri uygulamaktadır. Dün de
uyguluyordu, bugün de uyguluyor. Amaç, insanımızı devletine
karşı şüpheci kılmak, güvenlik güçlerimizi güçsüz ve itibarsız hâle getirmek ve
adalet mekanizmasını böylece felç etmek.
Sadece
Sayın Özal, Sayın Kahveci, Sayın Bitlis değildir iddiaların odak noktası, her
olay ve her konu âdeta istismara malzeme yapılmaktadır. Sıkça, bizzat PKK
tarafından, PKK yandaşları tarafından ve âdeta bunu besleyen birtakım güçler
tarafından, iş birlikçi güçler tarafından Türkiye’de 17 bin faili meçhul
cinayet olduğu sürekli ortaya konulmakta ve bunun etrafında da bir kamuoyu
oluşturulmaktadır. PKK’nın büyük psikolojik savaş operasyonlarından birisi de,
Türk güvenlik güçlerinin Güneydoğu Anadolu’da PKK’yı destekleyen 17 bin kişiyi
faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırdığı iddiasıdır. Bu yalan, bilinçsiz
basın yayın organları tarafından tekrarlana tekrarlana, ısıtıla ısıtıla
âdeta sanki bir gerçek hâline dönüştürülmüştür.
PKK’lı
olmayan siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler televizyonlarda “17 bin faili
meçhul” diyebilmektedir ve ne yazık ki bu insanlar kendilerine “Yahu, 17 bin az
rakam da değil, hiçbir yerde bunların adları, ailelerinin şikâyetleri vesaire
yok. Acaba biz oyuna mı geliyoruz?” diye kendi kendilerine soru sormayı bile
çok görmektedirler.
Bir
sene önce 21’inci yüzyıl Türkiye Enstitüsünde faili meçhul cinayetlerle ilgili
arkadaşlar bir araştırma yapılıyor ve Uluslararası Af Örgütü yetkililerinin
yaptığı bu çalışmaya da araştırmalar ekleniyor ve sonuçta 17 bin rakamının ne
kadar büyük bir yalan olduğu görülüyor.
Sonuç,
evet sonuç: Türkiye’de 1984-2004 arasında herhangi bir örgütle bağlantılı
olmayan faili meçhul cinayetlerin sayısı -dikkat edin kıymetli arkadaşlar- 568,
evet 568. Bu bütün faili meçhul cinayetlerde sorumlunun devlet güçleri olduğu
anlamına da gelmiyor. Üstelik bu faili meçhul cinayetlerin önemli bir bölümü de
Güneydoğu Anadolu dışındaki bölgelerde işlenmiş. Ancak 272 vatandaş
karakollardayken kaybolmuş. Bu kayıplardan hiç şüphesiz ki devlet sorumludur.
Ayrıca ailelerinin kayıp olarak bildirdiği 795 kişi var.
Özetle
kıymetli arkadaşlar, 17 bin rakamı nerede, 568
-biraz önce ifade ettiğim- artı 272 rakamı nerede? PKK terörüyle
mücadele bilgiyle olur, PKK’nın yaydığı yalanları ortadan kaldırmakla olur.
Onlara alet olunmaması gerekiyor.
Sayın
Hükûmet, güç elinizde, bu iddiaları ortaya çıkarma sorumluluğu da sizde. Ya bir
an önce görevinizi yapın ya merhamet istismarcılığından vazgeçin ya da “Biz, bu
işi yapamıyoruz, zaten bu iddiaların da edebiyat kısmıyla ilgileniyoruz.”
deyin, yapacaklar gelsin.
Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.
SIRRI
SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, hatip, bizim iddialarımızı farklı bir şekilde,
çarpıtarak kamuoyuna sundu. Bu iddiaların PKK’ya ait…
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, ben, rakamlara dayanarak söyledim. Benim
iddialarım değil.
BAŞKAN
– Neyi farklı şekilde, çarpıtarak… Ne söyledi mesela?
SIRRI
SAKIK (Muş) – Bu Meclis araştırma önergesini biz verdik. Faili meçhul
cinayetlerin olduğunu…
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Bir saniye Sayın Kaplan, Sayın Sakık izah ediyor.
Lütfen…
SIRRI
SAKIK (Muş) – Bu iddiaların bizim değil de PKK’nin iddiası olduğunu, bizim
iddialarımızın doğru olmadığını söyledi. Ben, bu konuda bir açıklama yapmak
istiyorum.
BAŞKAN
– Buyurun.
FEYZULLAH
KIYIKLI (İstanbul) – Sayın Başkan, bu söz verilecek bir konu değil.
SIRRI
SAKIK (Muş) – Size mi sorması lazım Sayın Başkanın? Niye rahatsız oluyorsunuz?
FEYZULLAH
KIYIKLI (İstanbul) – Ben sizinle konuşmuyorum Sayın Milletvekili.
SIRRI
SAKIK (Muş) – Ben buradayım, onun için laf atıyorsun. Ben, size bir…
BAŞKAN
– İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince buyurun.
SIRRI
SAKIK (Muş) – Siz niye rahatsız oluyorsunuz? Sizi niye bu kadar…
BAŞKAN
– Sayın Sakık, lütfen…
Buyurun.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
(Devam)
3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
SIRRI
SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; bu önergeyi, Meclis araştırma önergesini biz verdik, iddiamız bu.
Bu iddia sadece bizim iddiamız değil, Türkiye’de eli vicdanında olan herkesin
iddiasıdır. Bırakın 17.500’ü, 500,1… Yani ne vatan ne devlet, hiç kimse
insandan daha kutsal değildir. Biz, bu anlayıştayız. Yani böyle bize vatan,
millet edebiyatı yapmayınız. Gidemediğiniz bölgelerde…
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oralarda görev yapmış bir adam olarak ben bunu
söylüyorum.
SIRRI
SAKIK (Devamla) – Gidin, keşke gidebilseydiniz, bir Silvan’a gitseydiniz, bir
Diyarbakır’a gitseydiniz.
Bakın,
ben, biraz önce buradan açıkladım, kendi seçim bölgemde bir gecede 10 insanı
diri diri nasıl yaktıklarını, onu kimlerin yaktığını da açıkça söyledim ama
sizin kulağınız bunlara tıkalı. Sizin gözünüzde devlet kutsal, benim gözümde
devlet bu halkın hizmetinde olmalıdır, aramızdaki anlayış bu işte. Ben
özgürlükleri savunuyorum, siz totaliter rejimleri savunuyorsunuz.
Hepinize
saygılar sunuyorum.
VIII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşları tarafından, Kürt sorununun çözümü
konusunda önemli gelişmelerde bulunan 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Maliye
Eski Bakanı Adnan Kahveci ve Jandarma Eski Genel Komutanı Orgeneral Eşref
Bitlis'in kuşkulu ölümü ve peş peşe yaşanan bu ölümler arasındaki bağlantının
bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, 13 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisine verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 01/12/2011
Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde
yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN
– Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin lehinde söz isteyen Ali Rıza
Öztürk, Mersin Milletvekili.
Buyurun
Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Barış ve Demokrasi Partisinin verdiği araştırma komisyonu
kurulmasına ilişkin önergenin lehinde söz aldım.
Değerli
milletvekilleri, bugünün acı gerçekleri ve yakıcı sorunlarıyla yüzleşmekten
korkanların tarihte yaşanmış acı olayları istismar ederek tarihte yaşanmış acı
olaylarla yüzleşilme adı altında cumhuriyetten,
demokrasiden intikam alınmasının yolunun açıldığı günleri yaşıyoruz. Biz
Cumhuriyet Halk Partisi olarak her şeyden önce şunu söylüyoruz: Demokratik
hukuk devletinde geçmişte karanlık kalmış hiçbir nokta olamaz. Tüm karanlık
ilişkilerin, gerçekten hukuk dışı ilişkilerin araştırılıp aydınlatılması
gerekir. Biz çocuklarımıza, torunlarımıza geçmişinde karanlıklarla dolu,
gerçekten faili meçhul bırakılmış siyasi cinayetlerle dolu bir Türkiye
bırakamayız. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ülkenin doğusuyla batısıyla,
güneyiyle kuzeyiyle yakın tarihinde gerçekten insanların siyasi düşüncelerinden
dolayı katledildiği, toplu katliamların yapıldığı ve bunların aydınlatılması
gerektiğini düşünüyoruz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak tarihte yaşanmış
acı olaylar istismar edilerek, bu olaylar bahane edilerek cumhuriyetten ve
başta Atatürk olmak üzere cumhuriyetin kurucu kadrolarından, hesaplaşılma adı
altında intikam alınmasını ve onların yok edilmesi anlayışını da doğru
bulmadığımızı söylüyoruz.
Demokrasi
ve hukuk, cumhuriyet, üçü birbirinden ayrılmaz kavramlardır. Demokrasi ve
hukuku azaltarak cumhuriyeti çoğaltamazsınız ya da cumhuriyeti eksilterek
demokrasi ve hukuku çoğaltamazsınız. Bizim cumhuriyetimizin temel özelliği,
demokratik, insan haklarına dayalı olmasıdır. Demokratik ve insan haklarına
dayalı laik cumhuriyet olmadan, demokrasinin de ve hukukun da geliştirilmesi ve
güçlendirilmesi mümkün değildir.
Dün,
bu ülkede daha dün, gerçekten siyasi düşüncelerinden dolayı Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar bir sürü
cinayet işlendi. Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum ki demokratik hukuk
devletinde faili meçhul cinayet diye bir cinayet yoktur, faili meçhul bırakılan
cinayet vardır. Yani failinin meçhul bırakılması, devlet tarafından failinin
meçhulünü bilerek meçhul bırakılan cinayetler vardır. Belki olağanüstü
rejimlerde faşist diktatör yönetim anlayışlarının egemen olduğu süreçlerde bu
olayların, yaşanan bu olayların üzerine gidilmemiş olabilir ama dün bu
olayların üzerine gidilmemiş olması, bugün bu olayların üzerine gitmemize engel
değildir.
Bakın,
Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e
kadar siyasi cinayetlerde yakınlarını kaybedenler “Toplumsal Bellek Platformu”
adı altında bir platform oluşturdular ve tek talepleri vardı bizden, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde araştırma komisyonu kurularak bunların neden, nasıl
öldürüldüklerinin arkasındaki karanlık ilişkilerin açığa çıkarılmasıydı. Yani
bu insanların koskocaman Türkiye Büyük Millet Meclisinden istedikleri bu kadar
masum bir talepti. Ama 23’üncü Dönemde 6 kez Cumhuriyet Halk Partisi olarak
biz, 3 kez de Barış ve Demokrasi Partisi araştırma komisyonu kurulmasına
ilişkin önergeyi bu Meclise getirdi ama bu önergeler her seferinde Adalet ve
Kalkınma Partisinin milletvekili arkadaşlarımızın oylarıyla çok göstermelik,
sudan bahanelerle reddedildi. Eğer Meclis tutanaklarını okursanız her seferinde
arkadaşlarımızın konuşmaları aynı.
Bu
dönem yeni başladı, 24’üncü Dönem yeni başladı. Adalet ve Kalkınma Partisi
“Zamanımız yok, Meclisin gündemi tıkalıdır.” bahanesine sığınmasın diye daha
dönemin başında biz bunu geçen hafta yine getirdik ve yine aynı gerekçelerle
arkadaşlarımız tarafından reddedildi.
Şimdi,
tarihte yaşanmış acı olayları istismar eden kimi milletvekili arkadaşlarımız,
radyo ve televizyonlarda çıkıp bu olaylarla yüzleşilmesinden
dem vuruyorlar ama bu Meclis kürsüsünde bu konunun da araştırılması daha iki
gün önce geldi ve dışarıda bu konuda ahkâm kesenler, bu Meclis kürsüsünde çıkıp
bunun araştırılmasıyla ilgili çok güzel laflar söylüyor ama sonunda araştırma
yönünde oy kullanmıyorlar.
Arkadaşlar,
samimi olalım, dürüst olalım, başkalarına dürüstlük ve ahlak dersi
vereceğimize, Türkiye’de kimi yandaş televizyon ve basınlara gidip faili meçhul
bırakılan siyasi cinayetlerle, tarihte yaşanmış Dersim olayı üzerine istismar
ederek, bunu sömürerek kendi siyasal düşüncelerini egemen kılmaya çalışanlar,
bu milletin kürsüsünde gelip bunun gereğini yapacaklar. Bugün bu ülkede faili
meçhule bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması için Meclis araştırma
komisyonu kurulmuyorsa bunun tek sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisidir. (CHP
ve BDP sıralarından alkışlar)
Çeşitli
konularda araştırma komisyonu kuran bu Meclis. Örneğin sporda şiddete beş
dakikada biz burada araştırma komisyonu kurduk, madencilikte araştırma
komisyonu kurduk, kadın sorunları konularıyla araştırma komisyonu kurduk.
“Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetleri araştıralım.” dediğimiz zaman çok
güzel konuşuyorsunuz, benim konuşmamla AKP sözcüsünün arasında hiçbir fark yok
ama sonunda parmaklar araştırılmasın diye kalkıyor.
Sayın
Başbakan mitinglerde bas bas bağırıyor “Faili meçhullerin üzeri karanlık
kalmayacaktır, örtülmeyecek.” diyor, 3 Eylül 2010 Diyarbakır mitinginde Ape Musa’dan bahsediyor, “Faili meçhullerin acısını
biliriz.” diyor. “Uğur Mumcuların, Abdi İpekçilerin cinayetlerinin üzerinin
örtülmesini kim istiyor?” diyor ama AKP milletvekilleri de “Bunlar
araştırılmasın.” diyor. Araştırılsa ne çıkar arkadaşlar, biz, burada, bir
araştırma komisyonu kursak? Efendim, Meclisin gündemi doluymuş. Meclisin
gündeminin dolu olduğu günlerde bile bir araştırma komisyonu kurulması kararı
iki dakikada burada verilir, sporda biz bunu yaptık. Yani bir gün önce sporda
yaptık, beş dakikada kurulmasına karar verdik ama ikincisi gün faili meçhuller
geldi “Hop.” denildi. Bu, olmaz arkadaşlar.
Biz
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, gerçekten bu insanların acılarının dindirilmesi
gerektiğini düşünüyoruz. Yani tarihsel olayları istismar etmek yerine, daha dün
yaşanan olayları araştıralım. 1 Mayıs 1977 katliamı neden olmuştur bu ülkede,
bunu araştıralım? Bu konuda araştırma önergesi verdik.
Bakın,
12 Eylül 1980 darbesinin sürekli lafını ettiniz, edebiyatını yaptınız bu ülkede
ama 12 Eylül 1980 darbesinin yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin
kanun teklifi verdim. Bu kanun teklifinin 1’inci maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti
devleti, 12 Eylül 1980 darbesini hukuka, demokrasiye ve millete karşı yapılmış bir
hareket sayar, 12 Eylül 1980 darbesinin mağdurlarından ve yakınlarından özür
diler.” diye tarihsel hükmü içeren bir madde var. Bu, 23’üncü Dönem Adalet
Komisyonu raflarında durdu, hâlen duruyor.
Sayın
Başbakan, 24 Temmuz 2010 günü Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda Mustafa
Pehlivan, Erdal Eren ve Necdet Adalı’nın adından
bahsederek, iki gözü iki çeşme ağlayarak, bu insanların ölümünü istismar
ederek, 12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşmasından bahsediyor. Ben de Sayın
Başbakanın bu samimiyetine güvenerek 12 Eylül 1980’de -ister sağdan ister
soldan- siyasi inançları nedeniyle, siyasi düşünceleri nedeniyle idam edilen
insanların idam edilişlerine ilişkin yasanın yürürlükten kaldırılması için
kanun teklifi verdim, hâlâ Adalet Komisyonu raflarında duruyor değerli
arkadaşlarım.
Deniz
Gezmişler 1972 darbesinden sonra asıldı, 3 tane fidan asıldı. Bu memlekette
Adnan Mendereslerin idamına karşı çıkanlar Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin
İnan’ın idamları konusunda sesini çıkartmadılar. Bu Mecliste Deniz Gezmiş,
Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 12 Mart 1971 darbesiyle olağanüstü hukuk
döneminde asılmalarına ilişkin, idamlarına ilişkin kanunun yürürlükten
kaldırılmasına ilişkin kanun teklifi verdim, o da Adalet Komisyonu raflarında
bekliyor değerli arkadaşlarım. Böyle bir çifte standart olmaz. Eğer biz
gerçekten geçmişimizi demokratikleştireceksek…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …çocuklarımıza gerçekten demokratik, özgür bir Türkiye
bırakacaksak onların gereğini yerine getirmemiz lazım. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak devletin kutsal
hukuku yerine bireyin, yurttaşın özgür hukukunun inşa edilmesinden yanayız.
BAŞKAN
– Sayın Öztürk, lütfen.
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ben Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu arkadaşlarımı bu
önergelere destek vermeye çağırıyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali Küçükaydın, Adana Milletvekili.
Buyurun
Sayın Küçükaydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ
KÜÇÜKAYDIN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisinin
aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım.
Değerli
arkadaşlarım, 8’inci Cumhurbaşkanımız Sayın Turgut Özal, o dönemin yine
Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve yine o dönemde gerçekten bu ülkede çok
değişik, yenilikçi bir hareketin içinde bulunan Adnan Kahveci, her 3’ünün de
ölüm yılları hemen hemen aynı döneme rast geliyor yani 1993 yılında bir şekilde
vefat ediyorlar. Tabii, bunun 2 tanesi kaza şeklinde cereyan ederken birisi de
farklı şekilde cereyan ediyor. Bu 3 devlet büyüğünü tahlil ettiğimizde, başta
Sayın Cumhurbaşkanımız, rahmetle andığımız Turgut Özal olmak üzere
Cumhurbaşkanımız ve uzunca süre ülkemizi yöneten Başbakan olarak, ülkemizin
kaderinde çok değişik yenilikleri getiren bu değerli devlet büyüğümüz de evinde
vefat ediyor ve orada, işte, hepimizin bildiği neticeler.
Hepsinin
müşterek olan bir başka tarafı var, üçü de bu memlekette gerçekten şeffaflıktan
yana, aydınlıktan yana, her şeyin daha aydın olmasından yana bir karakter
izlediklerini görüyoruz.
Mesela
biraz önce Değerli Milletvekilimiz “Siz o bölgeye gidebildiniz mi, gidiyor
musunuz?” dedi. Ben daha rahat olmaları için şunu söyleyeceğim: Mesela, ben, o
dönem…
SIRRI
SAKIK (Muş) – Size söylemedim. Bunu size söylemedim.
ALİ
KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Estağfurullah.
Yok,
bana söylemediğinizi biliyorum. Yani bir şeyi daha rahat olma, rahat anlatmak
için söyleyeceğim.
Mesela
ben o dönemde, sözgelimi Diyarbakır’ın Kulp’una da, Lice’sine de, Hani’sine de,
Hazro’suna da, Bismil’ine de, Çermik’ine de, Çüngüş’üne de evine gider gibi
giden bir idareciydim. Yani çok rahat gidiyordum, onlarla çok iyi ilişkilerim
vardı. Mesela Kulp’un kırsalındaki bir köyün muhtarıyla da bir büyüğüyle, bir
kardeşiyle konuşur gibi konuşma rahatlığını gösteriyordum. Bunu, şu anda
aramızda olan bazı Diyarbakırlı arkadaşlarımız da çok iyi bilirler.
Ve
o dönemde, yine biz, mesela 1991 yılında, çok değerli Cumhurbaşkanımız Turgut
Özal, Diyarbakır konuşmasını, mitingini yapmak üzere geldiğinde, o mitingi
organize edenlerden birisiydim. Dolayısıyla, orada Cumhurbaşkanımız şunu
diyordu kalabalıklara: “Ben size ne yapıyorum, ne getirdim biliyor musunuz?
İşte, Kürtçenin önündeki yasağı kaldırdım.” Yani böyle, bu şekilde mesajlar
veriyordu. Yani bu canlı mesajlara…
Yine,
aynı dönemde Jandarma Genel Komutanı, gerçekten çok saygın bir asker olan Eşref
Bitlis’in, o dönemde, o bölgede yaptığı çalışmaların da bazısına şahit olan,
bazısına da bizatihi toplantılarına katılan birisiydim.
Yine,
daha sonraki dönemde Değerli Cumhurbaşkanımızın cumhurbaşkanlığı döneminde de,
Diyarbakır’da Kürt realitesiyle ilgili başka başka
konularla ilgili birçok toplantılarına katılan birisiydim.
Değerli
arkadaşlar, “Faili meçhul” diyoruz. Adı üstünde, meçhul olan bilinmeyen
demektir, görülmeyen, araştırılamayan, ortaya çıkarılamayan demektir. Şimdi,
biz bir meçhulle bir başka meçhulü suçlamaya kalkarsak otomatikman, direkt; bu
yanlış olur yani şu kadardır, bu kadardır, bir arkadaşımız farklı bir sayı söyledi,
bir arkadaşımız bir farklı sayı söyledi; yani faili meçhullerle birtakım devlet
birimlerinin… Bunu sadece bu döneme özgü olarak konuşmuyorum
yani 1984’ten bugüne demiyorum, daha önce, tarihimizdeki birtakım hadiseleri de
o günün şartlarında tahlil etmeyip, o günün şartlarıyla değerlendirmeyip 2011’e
getirir ve 2011’deki çok değişik, ülkelerin çok farklı mesafeler katettiği, çok farklı yerlere geldiği, demokrasi
anlayışının, özgürlük anlayışının çok farklılaştığı, daha doğrusu dünyanın
küçüldüğü bir dönemde, siz o dönemin olaylarını getirip bugüne, hatta
1980’lerin olaylarını bugüne getirip ve bugünün mantığıyla, bugünün bakışıyla
değerlendirirseniz çok yanlış bir şey yapmış olursunuz.
SIRRI
SAKIK (Muş) – O zaman, sizin 1938’i getirdiğiniz ne peki?
ALİ
KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – Olayları değerlendiren arkadaşlarımızın mutlaka içinde
bulunulan günü de değerlendirmesi, bilmesi lazım.
Mesela
Kulp’tan gelen bir muhtar ne acılar çektiğini dişleri parlayarak bana
anlatıyordu, diyordu ki: “Sayın Valim, ben sizin yanınızda çok rahatım, çok
rahat konuşuyorum, aynen bir yakınımla, bir kardeşimle, bir ağabeyimle, bir
kardeşimle konuştuğum gibi konuşuyorum.” Bunu şey için söylüyorum, yaşanmış
hadiseler bunlar. Mesela, bana “PKK militanı geliyor, benden ekmek istiyor -buradan
bir şeye geleceğim- ben ‘Vermem.’ diyemiyorum çünkü ben Kulp dağlarında
korunmasız bir insanım, beni direkt öldürüyor o zaman ya da aileme, efradıma
birtakım zararlar veriyor. Arkasından asker geliyor, jandarma geliyor ‘Neden
yardım, yataklık ettin, neden ekmek verdin?’ diyor ama beni öldürmüyor.
Öldürmüyor ama beni de dövüyor o, dövüyor.”
Bunlar benim bizatihi yaşadığım ve baştan sona gerçek olan, içinde
bulunduğum olaylar. İşte bütün bu olayları bu şekilde değerlendirirseniz,
gerçekten memlekete, vatana, millete çok güzel hizmet etmiş olursunuz. Yani bir
taraftan, askerin bir yerde operasyon yaparken yaptığı birtakım vukuatları
söyleyip, öbür tarafta, aynı ondan kat kat fazla bu şekilde bölgede yapılan
birtakım hadiseleri siz söylemezseniz bir yere varamazsınız.
1991
seçimlerinde Lice’nin hiç Türkçe bilmeyen, okur yazar
olmayan köylerinden, o zaman tercihli sistem vardı. Rahmetli Özal’ın yine
ortaya koyduğu çok ileri bir sistemdi; keşke bugün de olsa. O tercihli
sistemde, hiç Türkçe bilmeyen, okur yazar olmayan
hanım kardeşlerimizin bir siyasi partiye tercihli oy kullanmasının mantığını
anlamak doğrusu çok da kolay bir hadise değil. Hem de bir köyün tümüyle bir
partiye oy vermesini ve tercihli sistem olmasının izahı çok zor değerli
arkadaşlarım. Yani bunun izahı var bizde, bunu biliyoruz. Bölgede benzeri
hadiseler taa 60’larda da var, 64’lerde de var. O
zaman da başka birisi var, o zaman da ağalar var. Dolayısıyla oradaki ağalar,
bir partiye, üç köyün oyunu komple o partiye verdiğini de ben bizatihi bilenlerden
birisiyim. Yani bu, çok farklı şeyler.
Şimdi,
mutlaka bu konuların, yani faili meçhullerin, bilinmeyen bu faillerin gerçekten
devletin birimlerinin de zan altında, zan altına sokulmamamsı
için ortaya koyulması gerekiyor. Bunu biz reddetmiyoruz. Ama bugün şunu da
söylüyoruz biz: Diyarbakır’da bir ana dava var bu faili meçhullerle ilgili.
Diyarbakır ana davası şu anda sonuç aşamasına gelmek üzere. Bütün faili
meçhulleri inceliyor. Rahmetli Turgut Özal’la ilgili savcılarımız şu anda
harekete geçmiş, işlem yapıyor. Hep bu Hükûmet döneminde oluyor bu.
Yine
rahmetli Eşref Bitlis’le ilgili, şu anda çok ciddi bunun faillerini ortaya
çıkarabilmek için araştırma yapılıyor. Yakın zamanımızda olan Büyük Birlik
Partisi Genel Başkanımız, rahmetle andığımız rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun
failinin ortaya çıkarılması için bu Hükûmet döneminde çok ciddi çalışmalar
yapılıyor. Yani bunların hepsi yapılıyor. Bunları bilmek
lazım. Ama bizim bir de İnsan Hakları Komisyonumuz var, Meclisimizde,
ihtisas komisyonu. Mesela, bir öneri olarak söylüyorum: İnsan Hakları Komisyonu,
bir alt komisyon kurmak suretiyle, zamanla sınırlı olmadan, süre sınırlaması
olmadan, yok Meclisin dönem başıydı, dönem sonuydu endişesi olmadan değerli
arkadaşlarım, kendi bünyesinde bir alt komisyon kurarak, ariz amik, her şeyi
açık seçik, ayrıntılı bir şekilde ortaya koyabilir. Buna hiçbir engel yok.
Dolayısıyla, zaman sınırlaması da olmayacağı için “Yok üç ay çalıştın, beş ay
çalıştın, işte dönemin sonuydu, seçime gidiyorduk filan.” kimse bunu da öne
süremez. Mesela, İnsan Hakları Komisyonumuz -ve o Komisyonda bütün
partilerimizin üyeleri var- bir alt komisyon kurar, ayrıntılı şekilde,
uzmanları da dinlemek suretiyle, bu işleri, buna benzer hadiseleri ortaya
koyar. Ama ben şunu söylüyorum: Elbette meçhul olan, faili meçhul olan bir
şeyi, böyle, faili, otomatikman işte, devletin ilgili birimleriymiş gibi ya da
Ahmet’miş gibi, “Mehmet bu” demek gibi, bunun yanlışlığını da ortaya koymak
lazım. Bir de olayları değerlendirirken, başta da söylediğimiz gibi, dünü
bugüne değil, bugünün şartlarında bugünü ama dünün şartlarını da dünde
değerlendirmek lazım. Bundan yanayız biz.
Ben,
bu duygularla, diyorum ki: Bu, biraz sonra bir gensoru önergesi de olduğu için,
bir Başbakan Yardımcımız hakkında, bunun biz -belki klasik bir söylem olacak
ama- şu anda zamanı olmadığını söylüyor, karşısında olduğumuzu belirtiyor,
saygılarımı, sevgileri sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Küçükaydın.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında, grubumuzun üyesi
milletvekillerin 1991’de tercihli sistemle nasıl oy aldıklarından yola çıkarak
grubumuz üyelerine…
BAŞKAN
– Hayır, partinizden bahsetmedi ama. Konuşmayı dinledim. Şimdi, Sayın Kaplan…
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın hatip konuşmasında, Diyarbakır Lice’de tercih oyları,
nasıl oy kullanıldığını yani o dönemin gerçeklerini hem saptırarak hem
partimizin üyelerini…
BAŞKAN
– Sayın Kaplan, sayın hatip konuşmasında sizin söylediklerinizden bahsetti ama
partinizle ilgili bir cümle sarf etmedi.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – O dönemde partimizin, şu anda milletvekili olan arkadaşlarımız…
BAŞKAN
– Fakat şunu mu demek istiyorsunuz Sayın Kaplan: Sayın Hatip oradaki oylamanın,
seçim neticelerinin örgüt tarafından, terör örgütü tarafından yönlendirildiğini
anlatmak istedi, benim anladığım. Siz niye partinizle ilişkilendiriyorsunuz,
onu anlamış değilim ben.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, iki noktada: Bir, seçimle ilgili…
BAŞKAN
– Şöyle yapalım mı Sayın Kaplan: Tutanakları getirteyim, eğer sizin partinizle
ilgili bir cümlesi varsa söz vereceğim ben size.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, arz edeyim.
BAŞKAN
– Buyurun.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Bir: Sayın Hatip, milletvekillerimizin nasıl seçildiği
konusunda 90’lı yıllardan bu yana gelen gerçek dışı bir saptama yaptı.
BAŞKAN
– Hayır, “Böyle bir şey konuşmadı.” diyorum ben.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey söylemedi efendim, öyle bir şey yok.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, peki, faili meçhullerle ilgili araştırma
komisyonlarının kurulmadığı, kurulamayacağını söyledi.
BAŞKAN
– Fikri, canım onu söyleyecek tabii ki.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Meclisimizde Susurluk’la ilgili kurulmuş araştırma
komisyonları var. Faili meçhul komisyonları kuruldu.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Partiyle ne alakası var Hasip Bey
ya? Partinizle ne alakası var?
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Bu konuda görev yaptığım döneme ilişkin grubumuz üyelerini
itham altında bırakan bir açıklama yaptı, buna karşılık…
BAŞKAN
– Sayın Kaplan, onu söylüyorum ben. Sizin grupla ilgili bir söz sarf etmedi,
sarf ettiyse söz vereceğim. Tutanakları getirteyim.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Niye üzerinize alınıyorsunuz?
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, 91 yılında milletvekili olanların bu Mecliste
dokunulmazlıkları kaldırıldı, cezaevine konuldu ve tekrar seçildiler, geldiler.
BAŞKAN
– Doğru bunlar ama Barış ve Demokrasi
Partisi değildi ki o.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bir söz almak için lütfen… Sizler frak
giydiniz.
BAŞKAN
– Frak giydim, tabii ki giydim Sayın Kaplan.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) - Smokin giydikten sonra AKP rozeti çıkıyor Sayın Başkan. AKP
rozeti çıktı, smokin giydiniz. Meclis Başkan Vekili olarak söz istiyorum, ben
bir grup başkan vekiliyim iki de bir bu şekilde davranıyorsunuz.
BAŞKAN
– Elinizi indirin Sayın Kaplan, elinizi indirin. Ben burada İç Tüzük’e göre söz veriyorum.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, her seferinde bunu yapıyorsunuz. AKP’li oldu mu
hatip bunu yapmıyorsunuz.
BAŞKAN
– E, hakkınız olmayan bir şey istiyorsunuz. İç Tüzük’e
göre ben…
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Ama Sayın Başkan yani sizden cımbızla söz mü alacağız? Allah Allah…
BAŞKAN
– Sayın Kaplan, çağırıp bağırmakla nereye varacaksınız? Sesinizi yükseltmekle
nereye varacaksınız? E, çözüm mü bu?
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, niye bu saate kadar tartışıyoruz? 20 defa
konuşmuştum şimdiye kadar.
BAŞKAN
– Ben İç Tüzük’e uymayan hiçbir sözü vermiyorum. Şu
anda 3 sayın milletvekili sisteme girdiler. İç Tüzük’ün
63’üncü maddesine göre işlem yapıyoruz. O arkadaşlara da söz vermeyeceğim.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, usul tartışması açıyorum. Usul tartışması
açıyorum.
BAŞKAN
– Açın, buyurun.
İki
dakika söz veriyorum.
Lehte
mi, aleyhte mi söz istiyorsunuz?
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Herhâlde aleyhte Başkanım, lehinizde konuşacak hâlimiz yok.
BAŞKAN
– Ne demek? Sormayacak mıyım Sayın Kaplan? Ben soracağım tabii, siz de cevap
vereceksiniz. İç Tüzük hükmünü uyguluyorum burada.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Bakın Sayın Başkan…
BAŞKAN
– İç Tüzük’e göre soruyorum “Lehte mi, aleyhte mi?”
diye. Tavrınızı düzeltin lütfen.
IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Söz alma istemlerini yerine
getirmediği gerekçesiyle Oturum Başkanının tutumu hakkında
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Yani, smokin giyiniyorsunuz, frak giyiyorsunuz; yakışıyor da
bir şey demiyorum.
BAŞKAN
– Millet giydiriyor, siz giydirmiyorsunuz.
HASİP
KAPLAN (Devamla) – Ama, siz onu Mecliste aldığınız
oyla giydiniz. Giydiğiniz anda AKP rozetini çıkardınız.
BAŞKAN
– Süreniz işliyor, siz cevap verin.
HASİP
KAPLAN (Devamla) – İşliyor.
AKP
rozeti çıktığına göre tarafsız olmak zorundasınız.
BAŞKAN
– Ben burada hiçbir partinin rozetiyle hareket etmiyorum.
HASİP
KAPLAN (Devamla) – Bir grup başkan vekili söz istiyorsa her iki de bir
yaptığınız bir alışkanlıkla söz vermiyorsunuz, özellikle de AK PARTİ’li hatip konuşunca.
Burada
bu Hatip, geldi, konuştu; “91’de tercihli oyda bütün aileler milletvekiline oy
verdi.” diyor. Evet, oy verdiler; Leyla Zana’ya oy
verdiler, büyük de oy aldı, tercihten de büyük oy aldı, seçildi, geldi. Bu
Mecliste dokunulmazlığı kaldırıldı, on yıl cezaevinde yattı. Tekrar gitti ve
halkın iradesinin önüne çıktı. Sayın Hatip o dönem oralarda hâkimlik mi,
valilik mi ne yaptıysa anlayamamış 91’deki halkın iradesini. 2011 yılında da
halkımızın iradesiyle tekrar seçilip geldi, bu sıralarda oturuyor. Milletin
iradesine saygılı olacaksınız. Yüz binlerce oyu, üç milyon oyu kimse başka
türlü almıyor, milletin iradesiyle… Makarnayla almadık bu oyları, makarnayla,
kömürle almadık; açık söylüyorum, bir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
İkincisi;
faili meçhul cinayetler komisyonu bu Mecliste kurulmuştur arkadaşlar. Susurluk
olayı sonrası faili meçhul cinayetlerle ilgili komisyon kurulmuştur. Elkatmış o dönem -sizin eski arkadaşlarınızdan birisi-
Başkanlık etmiştir, CHP’den Fikri Sağlar da vardır. Bu komisyonlar kurulmuştur,
doğrudur, kurulması lazım. Yakın zamanda da Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili
kurulmuştur. Şimdi, faili meçhul cinayetlerle, geçmişle yüzleşmek gerekiyorsa
yapılır.
Sayın
Başkan, burada bize bir Grup Başkan Vekili olarak söz vermeyerek kendi
hatibinin tarafını tutuyor. Bu taraflı davranışını doğru bulmuyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– O sizin görüşünüz Sayın Kaplan.
HASİP
KAPLAN (Devamla) – Bundan vazgeçmesini istiyoruz, Divanı adalete davet
ediyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum.
Tutumum
lehinde söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili.
Buyurun
Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET
TÜRK (Mardin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Sayın Türk, vereceğim, bir lehte, bir aleyhte.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlık Divanının
tutumu lehinde söz almış oluyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, burada bizim bir İç Tüzük’ümüz var; İç
Tüzük Meclisin usul kanunudur, usuli bütün işlemleri
İç Tüzük’e dayalı olarak hepimiz uyguluyoruz,
uygulamak durumundayız, Başkanlık Divanının da yaptığı tamamen buna aittir.
Bugün, iktidar partisi Grup Başkan Vekili olarak, AK PARTİ Grup Başkan Vekili
olarak geçtiğimiz günlerde ben de söz istedim, aynı Başkan Vekili bana da söz
vermedi. Her grup başkan vekili her istediği zaman söz alır diye bir kaide
yazılmıyor orada Sayın Başkanım. Burada bu İç Tüzük’e
hepimiz uymak durumundayız. İç Tüzük, zaten bu 24’üncü Dönem başladığından beri
maalesef fazlasıyla aşılmaya çalışılıyor. Evet, İç Tüzük’e
uyalım, İç Tüzük uygulansın ama bu bir hakkın suistimaline
yol açacak derecede de uygulanmasın. Burada hepimiz buna uymak zorundayız.
Evet,
değerli arkadaşlar, Sayın Hatip, AK PARTİ’nin Hatibi
konuşurken hiçbir şekilde Barış ve Demokrasi Partisinden söz etmedi, ne
isminizden ne partinizden söz etmedi, o günde birtakım olaylarla
ilişkilendirmeye çalıştı.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Nasıl yani bizden başka milletvekili mi seçiliyor orada?
AHMET
AYDIN (Devamla) - Terör örgütünü kastediyorsa bunu siz niye üzerinize alıyorsunuz,
sizinle ne alakası var? Sizinle ne alakası var, niye üzerinize alıyorsunuz
değerli arkadaşlar?
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Bizden başka seçilen mi var orada? Uzaydan mı bahsediyor?
Bizden başka seçilen mi var orada. Her zaman Hatip Dicle
seçiliyor orada bilmiyor musunuz.
AHMET
AYDIN (Devamla) – Burada eğer bir demokratikleşme süreci başlamışsa ve bugüne
kadar 17.500 olaydan 14 binin üzerindeki olay AK PARTİ döneminde açığa çıkmışsa
bir zahmet de teşekkür edin. Bunların daha fazlasını hep birlikte yapalım.
Değerli
arkadaşlar, herkes şapkasını önüne koysun. Bu olaylar araştırıldığı zaman
olayların sonucunun nereye varacağını herkes de çok iyi biliyor ve bu olayların
araştırılmasını bizler de arzu ediyoruz, bizler “Bu olaylar yok.” demiyoruz.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Gelin araştıralım, kaçmayın, korkmayın.
AHMET
AYDIN (Devamla) - Evet, Türkiye, yakın geçmişte birtakım sıkıntılar yaşandı, bu
olaylar araştırılsın, daha geniş bir platformda, İnsan Hakları Komisyonu
tarafından araştırılsın, Meclis araştırma önergeleri ileride açılabilir,
kurulabilir; kurulsun, araştırılsın. Bizim faili…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET
AYDIN (Devamla) – …meçhulleri açığa çıkarmak için burada bugüne kadar
ortaya koyduklarımızı sizler de biliyorsunuz ama ne zaman terör örgütünden
bahsetsek bazıları bunu üzerine alıyor.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
Tutumum
aleyhinde söz isteyen Ahmet Türk, Mardin Milletvekili.
Buyurun
Sayın Türk.
AHMET
TÜRK (Mardin) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; aslında bugünü
Parlamentomuza önemli fırsatların yaratıldığı bir dönem olarak değerlendirmek
lazım. Yıllardan beri bu Parlamentoda görev yaptım. Gerçekten bugün Türkiye’yi,
geçmişi tartışabiliyorsak önemli bir noktaya geldiğimizin işaretidir. Biz
burada acıları kaşımak için değil, gerçeklerle yüzleşip geleceği doğru bir
şekilde kurma konusunda belki bir şeyler yapabiliriz diye bu tarihle
yüzleşmeyi, geçmişte yaşananları bilmemiz, halkımızın bilmesi açısından önemli
bir süreç olacaktır. Bu barışın, bu özgürlüklerin, bu halkların kucaklaşmasını
beraberinde getirecek, bir tarihî sorumluluğu yerine getirecek Parlamentonun
önünde duran en önemli görevlerden biridir.
Evet,
geçmişle yüzleşmek güzel şeydir. Eğer halklarımız tarihi, doğru tarihi
gerçekten bilseydi bugün belki çok farklı bir noktada olurdu. Eğer okutulan
kitapların dışındaki gerçekleri halklarımız bilse, gençlerimiz bilse bugün
kinle, nefretle birbirine bakmazdı. Eğer “İzmir’de Rumlar İzmir’i yaktı.” diye
tarih kitaplarından bunu çıkarıp, gerçekten İzmir’i yakanın Sakallı Nurettin
Paşa olduğunu bilse insanlarımız farklı bir değerlendirme yapacak. Eğer
Sason’da bir aşiret kızına tecavüz edildiği için tepki gösteren…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Türk.
AHMET
TÜRK (Devamla) - Ki, o olayı halkımız bilse, bugün çok farklı bir şekilde
değerlendirip ortaya koyardı. Biz bu nedenle, gerçeklerle yüzleşmenin toplumsal
barışa katkı sunacağına inanıyor…
BAŞKAN
– Sayın Türk, lütfen…
AHMET
TÜRK (Devamla) - …bugün burada görüştüğümüz bu önergenin desteklenmesini
istiyoruz.
Saygılar
sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Sayın Atalay, Sayın Aygün, Sayın Fırat ve Sayın Toptaş söz talepleriniz var.
Barış
ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesine göre verdiği öneriyi görüşüyoruz ve İç Tüzük’ün
63’üncü maddesine göre işlem yapıyoruz. Lehte ve aleyhte en çok 2 kişiye söz
verebiliyoruz. Onun için taleplerinizi yerine getiremiyorum.
VIII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşları tarafından, Kürt sorununun çözümü
konusunda önemli gelişmelerde bulunan 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Maliye
Eski Bakanı Adnan Kahveci ve Jandarma Eski Genel Komutanı Orgeneral Eşref
Bitlis'in kuşkulu ölümü ve peş peşe yaşanan bu ölümler arasındaki bağlantının
bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, 13 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Büyük
Millet Meclisine verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 01/12/2011
Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde
yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN
– Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul
edilmemiştir.
Birleşime
on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:15.51
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati:16.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu),
Mustafa HAMARAT (Ordu)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin
İkinci Oturumunu açıyorum.
Gündemin
“Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.
Bu
kısımda yer alan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın;
Van İlinde Meydana Gelen Depremlerde, Arama ve Kurtarma Çalışmaları,
Yardımların Ulaştırılması, Hasar Tespiti ve Süreçteki Diğer Hizmetlerin Yerine
Getirilmesinde Etkin Koordinasyon Sağlayamadığı İddiasıyla Başbakan Yardımcısı
Beşir Atalay Hakkında Bir Gensoru Açılmasına İlişkin (11/6) Esas Numaralı
Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelere başlıyoruz.
X.- GENSORU
A) Ön
Görüşmeler
1.-
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın;
Van ilinde meydana gelen depremlerde, arama ve kurtarma çalışmaları,
yardımların ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine
getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı
Beşir Atalay hakkında Gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/6) (x)
BAŞKAN
– Hükûmet? Yerinde.
Önerge
daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 29/11/2011
tarihli 25’inci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.
Sayın
milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge
sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve
Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.
Konuşma
süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer
dakikadır.
Şimdi,
söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi adına Mehmet Şandır.
Gruplar adına, Barış ve Demokrasi Partisi Hasip
Kaplan, Şırnak Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili ve Hükûmet adına Başbakan
Yardımcısı Beşir Atalay.
İlk
söz, önerge sahibi olarak söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.
Buyurun
Sayın Şandır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tabii bir Sayın Bakan hakkında veriyoruz ama
ilgili bakan burada yok.
BAŞKAN
– O, Sayın Bakan ve Hükûmetin meselesi Sayın Vural.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim?
BAŞKAN
- Sayın Bakanın meselesi. Bilemiyorum, Hükûmet yerinde. Ben Hükûmeti sordum,
Hükûmet yerinde.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani Mehdi Eker Bey hakkında vermedik biz.
BAŞKAN
– Bilemiyorum, şimdi, ne yapmamız gerekir?
AYŞE
NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Burada Oktay Bey. Şimdi
buradaydı.
BAŞKAN
– Yani benim yapabileceğim bu. Ben Hükûmeti sordum, yerinde oturuyor Hükûmet. O
artık Sayın Bakanın kendi takdiri. Olması gerekir, doğru. Doğrusu o.
OKTAY
VURAL (İzmir) – İstifa mı etti acaba? İstifa etmişse düşer.
BAŞKAN
– Yani Başkanlığın meselesi olsa, yapılacak da bir şey olsa yapacağım ama
Başkanlığın meselesi değil.
Sayın
Şandır, buyurun.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ama bu duruma Meclis olarak itiraz etmemiz
lazım. İç Tüzük’ün gereği bir denetim görevi yerine
getiriliyor, denetimin muhatabı olan ilgili bakan salonda yok.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Salondaydı, buradaydı şimdi.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Ama bir özel hassasiyet göstermesi lazım. Şimdi, bu
gensorunun görüşüleceği belli, bu saatte görüşüleceği belli ama hangi özel
sebepse Sayın Bakan salonda yok. Sayın Başbakan hakkında gensoru veriliyor,
Sayın Başbakan salonda yok. Yani siz bu Meclisi, bu İç Tüzük’ü,
bu sistemi yok mu sayıyorsunuz? İtibarsızlaştırarak bir başka şey mi ikame
etmek istiyorsunuz? Bunu milletimin huzurunda dikkatinize sunuyorum ve sizi
milletime şikâyet ediyorum.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Bulunan Bakan da dinlemiyor zaten.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, tabii böyle bir cümleyle başlamak
istemezdim sözüme çünkü biz Sayın Beşir Atalay’ı, burada çok ağır bir suçlama
getirerek, bunu ispata çalışarak toplumun gündemine getirmeye çalışıyorduk.
Meselenin muhatabı Sayın Hükûmet değil, Hükûmet ama Hükûmetin ilgili Bakanı
olarak Sayın Beşir Atalay, Sayın Mehdi Eker değil.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Tarım Bakanı değil.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) - Tarım Bakanı değil. Gerekiyorsa, onunla da ilgili bir
iddiamız olursa… Ama gerçekten biraz önce burada Bakan, demek ki bu işi
önemsemiyor. Ama ben burada çok iddia ederek, çok ağır bir itham ortaya
koyuyorum. 40 kişi hayatını kaybetmiştir, 40 insan ölmüştür. Diyoruz ki bu 40
insanın ölümünün siyasi sorumlusu Beşir Atalay’dır.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Hukuki sorumlusu da Beşir Atalay, sadece siyasi değil.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Bu suçlamaya cevap vermesi lazım. Dolayısıyla
burada olması lazım.
Değerli
milletvekilleri, bakın, gensoruyla ilgili Sayın Bekir Bozdağ’ın bir tanımlaması
var, diyor ki: “Anayasa’nın 98 ve 99’uncu maddelerine göre gensoru çok önemli
bir denetim aracıdır ve muhalefet hükûmetin bir icraatının yanlışlığını Meclise
getirerek bu yanlışlığın muhatabı, sahibi olan bakanın veya başbakanın veya
hükûmetin güvensizlik oyuyla düşürülmesini talep eder. Bunun için de iddiasını
ispat edecek delili ortaya kor.” Sayın Bekir Bozdağ’ın geçen gensoruda yaptığı
tanım budur. Evet, doğrudur. Bir iddia vardır,
bu iddianın ispatı iddia edene aittir.
Tekrar
ediyorum, iddiamız şudur: Deprem yaşanmıştır. 23 Ekimde Van’da bir deprem
yaşanmış, 604 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bu
depremden sonra, on beş gün sonra hasarlı binalar doğru tespit edilemediği
için, bu binalarda oturan insanlar tahliye edilemediği için, zamanında tahliye
edilemediği için, doğru tespit yapılamadığı için -on beş gün sonra ikinci bir
deprem olmuş- iş iyi koordine edilemediği için, bu konuyla görevlendirilen
bakan, bu bakanın koordinesindeki tüm görevliler görevlerini doğru
yapamadıkları için 40 insanımız hayatını kaybetmiştir. Bunun hesabı
sorulmalı değil midir?
Sayın
Başbakan diyor ki, ikinci depremin sonuçlarını görünce Sayın Başbakan bir
infial olarak, bir üzüntü ifadesi olarak diyor ki: “Bu sonucun idari ve cezai
sorumluları kim olursa olsun gerek üniversiteler gerekse AFAD yöneticileri
soruşturulacaktır, yargı süreci başlayacaktır.” Gerçekten de yargı süreci
başlamıştır ama biz de buradan soruyoruz: Bu sonucun siyasi sorumlusu kim? Bu
ülkeyi on yıldır yöneten siyasi iktidar ve Van depremi gibi gerçekten Marmara
depremiyle mukayese edildiğinde ölçülemeyecek kadar lokal,
küçük bir depremin sonuçlarını yönetemeyecek kadar acze düşen bir hükûmetin
siyasi sorumluluğu yok mu? Millet adına soruyorum.
Değerli
milletvekilleri, kendi beyanlarını burada tek tek okuyabilirim. “Yapılacak
müdahaleye kendi gücümüzü görmek için engel olduk.” diyen bir koordinatör,
yıkım koordinatörü bir bakanla karşı karşıyayız. Kendi potansiyelimizi görmek
için yardımları kabul etmedik diyerek insanların o enkazın altında ölmesini
seyreden bir sayın bakanla muhatabız.
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Bu bile istifayı gerektirir başka ülkede olsa.
İBRAHİM
HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Bakan Bey burada Başkanım.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Artık kıymeti harbiyesi yok.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Yani bu konuya gösterdiğiniz hassasiyetin ölçüsü olarak
Sayın Bakan, bu işin başlangıcında burada olmayışınızı… Evet.
Değerli
milletvekilleri, tekrar ediyorum efendim, 23 Ekimde bir deprem yaşanmıştır.
Deprem Allah’tan gelmiştir, bir şey söylemiyoruz ama depremde bu yıkılan
binaların sorumlusu bu ülkeyi on yıldır yöneten siyasi iktidardır. On yıldan bu
yana Türkiye’de sağlıklı binaların yapılmasını sağlayamayan… “Kentsel dönüşüm”
diyorlar. Günaydın! Elinizi tutan mı vardı? Van’da bu kentsel dönüşümü niye
yapmadınız? Yapı denetim sistemini 2000 yılında 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti hukuklaştırdı, on dokuz ilde uyguladı ama siz 2011’in Ocak
ayına kadar bu konuyu sümen altı ettiniz. Sonuçta
birçok kamu binası dâhil sağlıksız binalar yapıldı ve deprem gerçeğiyle Türkiye
her yıl yüzleşirken bunu siz kendi iktidar döneminizde 6 defa yaşadınız, buna
rağmen gereken tedbirleri almadınız, Van’da insanlarımız göz göre göre sizin
ihmalinizin sonucu hayatını kaybetti.
İBRAHİM
KORKMAZ (Düzce) – Düzce depreminin ihmali de size mi ait?
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Onu anlatacağım şimdi size, onu size anlatacağım şimdi.
Değerli
milletvekilleri, birinci depremi yaşadınız ama ikinci deprem on beş gün sonra…
İkinci depremde çok net, kendi ifadeleriyle -burada okuyabilirim- diyebiliyor
ki Hükûmet yöneticileri: “Artık burada bir deprem olmaz. Binalar sağlam, herkes
evinde otursun.” Sizin bu sözünüze inanan o insanlar çaresiz gidip o çürük
evlerde, o hasarlı evlerde oturdular ve sonuçta on beş gün sonra daha küçük
şiddetteki bir depremde 40 insanımız hayatını kaybetti. Buna “ihmal” denmez,
buna “cinayet” denir ve bu cinayetin adli, cezai sorumluları olduğu kadar
siyasi sorumluları da vardır.
Değerli
Milletvekilim, değerli milletvekilleri; ülkemiz 1999’da gerçekten “asrın
depremi” denen, üç yüz yetmiş altı bin binanın yıkıldığı, yaklaşık 20 bine
yakın insanımızın hayatını kaybettiği, yedi vilayeti kapsayan devasa bir deprem
yaşadı. Sayın Bakan burada oturuyor, Türk milleti adına onlara şükranlarımı
sunuyorum; sabahın beşinde Düzce’deydi. Eğer hakkı teslim edecekseniz buna
teşekkür etmeniz lazım. Saat üçte deprem olmuş, sayın bakanlar saat beşte
Düzce’deydi, iki saat sonra Bolu’da. Sonra Sakarya’ya ulaştıklarında İçişleri
Bakanı da oradaydı. Başbakan Yardımcısıyla birlikte biz de öğleden önce
Sakarya’daydık. O depremin büyüklüğüyle Van depreminin büyüklüğü mukayese kabul
etmez.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Mukayese bile edilmez.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Bizim iddiamız şudur, söz sınırlı…
İBRAHİM
KORKMAZ (Düzce) – Sizin valiniz insanları evine soktu, çadırları topladı.
BAŞKAN
– Lütfen sayın milletvekilleri, Sayın Grup ve Hükûmet cevap verecekler, söz
atmayalım lütfen.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Efendim, bakın, Düzce depremi Marmara depreminden üç ay
sonra oldu. Şimdi, bakın, burada, önerge üzerinde MHP Grubu adına konuşacak
arkadaşımız, Marmara depremi ve Düzce depreminden sonraki sonuçları basının
nasıl algıladığını size kupürleriyle göstereceğiz.
Yetmiş beş gün içerisinde kırk dört bin geçici konutu tüm altyapı ve sosyal
donatılarıyla kurup insanımızın hizmetine sunan, o depremin yöneticisi 57’nci
Cumhuriyet Hükûmetidir. Biz bunu devletimizin başarısı olarak sunuyoruz, bundan
bir övünç çıkartmıyoruz.
Benim
ısrarla söylediğim şey şu: 40 insanımız ölmüştür. Burada bir koordinesizlik vardır, bir beceriksizlik vardır. Sayın
Başbakanın ifadesiyle… “Başarısız olduk.” diyor. Bunu reddedemezsiniz. Bunun
cezai sorumluları olduğu kadar siyasi sorumluları vardır. Siyasi sorumlusu
Beşir Atalay’dır. Mutlaka burada cezalandırılması, gelip milletten özür
dilemesi, istifa etmesi gerekir.
Bunun
için bu önergeyi verdik.
Teşekkür
ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Nerede onda o yürek!
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.
Önerge
üzerinde söz isteyen, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.
Buyurun
Sayın Kaplan.
BDP
GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Milliyetçi Hareket Partisi gensorusu nedeniyle Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu
büyük afet karşısında kardeşlik duygularını harekete geçiren bütün halkımızın
katkılarının, yaraları sarmadaki çabalarının takdire şayan olduğunu bir kez
daha ifade etmek istiyorum. Yaşamını kaybeden Japon Doktor Atsushi
Miyazaki’ye, gazeteciler Cem Emir ve Sebahattin
Yılmaz’a ve 600’ü aşkın yurttaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Zor bir dönem,
zor bir acı ve bu acı da gerçekten hepimizi de yakından ilgilendiren, giderek
siyasi bir tartışma konusuna dönüşen Van depremi üzerinde biz konuşurken belki
şu an o soğukta, o kışta bebeler yaşam mücadelesi veriyordur. Onun için bazı
tartışmaları sanıyorum biraz daha soğukkanlı ve dikkatli yapmamızda yarar var.
600 bin insanı yakından ilgilendiren bir durum var ve büyük bir afet göçü
yaşanıyor; bütün Türkiye’ye, her tarafa bir afet göçü. Çünkü kış başlarken bu
afet yaşandı, karda eksi 15 derecede yaşamını sürdüren halkımız ikinci
depremden sonra artık evlere giremez durumda.
Tabii,
çok açık bir tespitte bulunmak istiyoruz grup olarak. Sosyal devletin olmadığı
çıktı ortaya bu deprem afetinde; sosyal adaletin, sosyal eşitliğin olmadığı.
Her ne kadar Anayasa’da “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir.” denilse de
bu deprem maalesef böyle bir sonucu da ortaya çıkarmıştır.
Hükûmetin
tutumu nedir? Başbakanın, kabinesinde görevli olanların, hakkında gensoru
verilen Sayın Atalay’ın koordinasyon görevi olarak sorumluluğu nedir? Elbette
ki bütün bunları Mecliste doğru tartışmamız lazım. Bu tür denetim
mekanizmalarında adres doğru yakalanıyor mu yakalanmıyor mu, ona da bakmak
lazım. Şunu çok açık söylemekte yarar görüyoruz: Sayın Başbakan deprem sonucu
gittiğinde Vanlılara “Ağustosa kadar bekleyin.” dedi. Bu bir
gerçek. Ama karda kışta ne olacak? Yedi yaşındaki Deniz Olgun donmadan
nasıl yaşayabilecek? Yine Tolukan Ailesinin çadırında
neden yangın çıkıyor? Yine, on iki yaşındaki Öznur Örgün adlı çocuk soğuk
ortamının getirdiği aşırı sıvı kaybından, sağlık çözümsüzlüğünden neden ölüyor?
Bir
de bu tablonun üstüne ibretlik bir İçişleri Bakanının söylem, uygulamaları ve
onun emrinde olan Valinin ayrımcı bir yaklaşımla belediyemizi, yüzde 60 oy
alan, halkın iradesiyle seçilen belediyemizi, Van Belediyesini nasıl
dışladığını, birlikte koordinasyonu nasıl reddettiğini, -arkasından aynı
Valinin, aynı İçişleri Bakanının da- nasıl vatandaşın üstüne biber gazı, cop
saldırısı gerçekleştiğini ekranlarda bütün dünya seyretti.
Biz,
bunu, iki hafta önce İçişleri Bakanı hakkında bir gensoru gerekçesi olarak
getirmiştik. O gün bu deprem gerekçesi, ikinci depremin üstüne bu yaşananlar
nedeniyle İçişleri Bakanı hakkında verdiğimiz gensoruda ret oyu kullananların
kendi duygu dünyalarında bir sörf yapmalarını tavsiye ediyorum?
Doğru
durabilmek için, bu açıdan şöyle bir şey söylemek istiyoruz: Sayın Başbakan
“Afet bölgesi ilan edilsin.” tezine karşı hep şunu söylüyor: “İlan etmeyeceğiz.”
diyor. Neden?
Peki,
kendi şehrin Rize’de 25 Eylülde bir sel felaketi yaşandığında ve 12 can
kaybında neden hemen, o zaman, afet bölgesi ilan ediverdiniz? Yani burada biraz vicdan ve hakkaniyet ölçülerinde konuşmak lazım. Van
ilini, Erciş’i afet bölgesi ilan etmek için kaç yüz bin kişinin etkilenmesini,
daha kaç yüz kişinin ölmesini, daha ne kadar mağduriyet yaşanmasını
bekliyorsunuz ki, ikinci deprem tamamen dikkatsizliğin sonucu, ihmalin sonucu,
görevi savsaklamanın sonucu bile bile gelen, zamanında yapılmayan hasar
tespitlerinin sonucudur. Van Belediyemiz 77 tane mimar-mühendisi hasar
tespitinde Valiliğe bildirmesine rağmen, sivil toplum ve mimar-mühendis
odalarıyla birlikte yapılan gönüllü çalışmayı Van Valiliği reddetmiştir.
Reddetmişler, arkadaşlar, o hasar tespitleri yapılamamış, onun akabinde bu
ikinci depremde bu can kayıpları yaşanmıştır.
Ne
kadar yardım yapıldığını hâlâ Meclisimiz bilmiyor arkadaşlar. Yurt dışından ne
kadar yardım geldiğini, yurt içinden farklı kuruluşlardan, televizyondan, bankalardan,
Diyanetten gelen yardımın miktarını hâlâ bilmiyoruz. Soru önergesi de verdik,
hâlâ bilmiyoruz, bize cevap verilmiyor arkadaşlar. Böyle bir şeffaflıktan
yoksunluk olabilir mi? Olamaz. Ancak bizim resmî rakamlar dışında duyumlarımıza
göre, Irak Kürdistan Federe Bölgesinden, Arap Emirliğinden, Japonya’dan ve
benzeri ülkelerden yapılan yardımlar 176 milyon doların üstünde; sadece bizim
bildiklerimiz. Kente aktarılan ise 17 milyon TL, 4 milyon TL’si millî eğitime,
2 milyon TL’si çadır isteyen halka ve geri kalan 1,5 emniyete, o şekilde
dağıtılmış.
Şimdi,
Sayın Başbakan diyor ki: “Biz Van’a para gönderirsek, afet bölgesi ilan edersek
halkın özgür iradesiyle seçilmiş yerel yönetimler bu işin içine girecek, tutup
bu parayı, bu yardımı PKK’ye yardım olarak götürecekler.” Böyle bir mantık,
bilinçaltında böyle bir düşmanlık, öfke hisleri olabilir mi arkadaşlar? O
yardımın kuruşuna dokunan insan değildir -bakın, açık söylüyorum- o yardımlara,
o insanlara gönderilen o paranın kuruşuna dokunan insan, insan değildir,
insanlıktan çıkmıştır. Buna hiç kimse, yani kentsel dönüşüm açısından, rantiye açısından, ihale açısından, hiçbir açıdan oradan kâr
amaçlı kendi yandaşlarını düşünmek lüksüne de sahip değildir. Organizasyonları,
dağıtımları, yardımların yerini bulamadığı, artık, dünya basınında alay konusu
oldu ve fay hatları… Her gün binlerce artçı depremin yaşandığı Van’da yeni
şehrin kurulacağı yerlerde aniden depremler oluyor ve hâlâ sağlıklı bir zemin
tartışması, kentsel dönüşümün, yeni bir planlamanın, yeni bir şehrin
kurulmasının çabaları, organizeleri yapılabilmiş değildir.
Van
Belediyemiz bağlı yirmi dokuz mahalleye aynı gün ulaştı, deprem günü, üstelik
eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimizin olduğu gün. Bayramın birinci,
ikinci günü bütün milletvekillerimiz ve belediye başkanlarımızla bütün mahalle
ve sokaklardaydık ama medya bir tek bizim olmadığımızı yazdı. Bu kadar
körleşmenin yaşandığı bir büyük ülke daha dünyada yoktur.
Erciş’te
afet destek koordinasyonu kurulmasında partimizin, belediyelerimizin -açık ve
memnuniyetle ifade edeyim- gönüllü yardım ekiplerinin etkin çalışması; sivil
toplumun, sendikaların, derneklerin, mimar-mühendis odalarının, tabip
odalarının ve hepsinin gönüllü çalışması bu kriz merkezlerinde belediyemizle ve
belediyelerimizin kriz merkezleri içinde olmuştur. Devlet bu sivil toplum, emek
meslek örgütlerini de hasım olarak görmüştür, bu çalışmanın içine katmamıştır.
Şimdi,
bu çalışmalara baktıktan sonra, bizim belediye başkanlığımızın yeni plan
önerileri, yeni çalışmaları da kamuoyuna yansıtıldı. Bakıyoruz bu gensorunun
çerçevesine, gerçekten büyük bir felaket, büyük bir felakette enkaz altında
kalan bir Hükûmet, Hükûmet de demiyorum artık, devlet, devlet enkazın altında
kalmıştır. Hükûmetler kalabilir, beceriksiz olabilir ama devlet bu enkazın
altında kalmıştır. Devlet, bu enkazın altında insanlar can verirken uçaklar
bombalıyordu, operasyonlar yapılıyordu, askerler yüzlerce araçla Şırnak’tan her
gün sınıra sevk ediliyordu ve bayram arifesinde, bu felaket durumunda dahi
yapılanlar bunlardı. Şimdi, bir kanun çıktı, Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığı, 2009, bunu birlikte Mecliste geçen dönem çıkardık. Evet, AFAD nasıl
kurulur, kime bağlı? Başbakana bağlıdır. Şimdi, Başbakana bağlı bir kurumdan
bahsediyoruz çünkü “Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı” diyor,
merkezîleştirmiş. Burada “Bir bakanını görevlendirebilir.” diyor “…ilgili
yetkililerini...” Şimdi, bunun dışında iki önemli kurul var. Birisi
Afet ve Acil Durum Yüksek Kurulu. Bu kurulun içinde kimler var? Dikkat edin,
Başbakanın görevlendireceği bir Yardımcı, Millî Savunma, İçişleri, Dışişleri,
Maliye, Millî Eğitim, Bayındırlık ve İskân, Sağlık, Ulaştırma, Enerji ve Tabii
Kaynaklar ve Çevre ve Orman Bakanlığından oluşan Afet ve Acil Durum Yüksek
Kurulu. Demek ki doğru adres bu kuruldur. Bu kurulun başında kim vardır?
Başbakan vardır. Şimdi onu da geçiyorum. Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu
ayrıca vardır. Burada da yine ilgili bakanlıkların müsteşarlarından vesaire
oluşan bir kurul vardır.
Şimdi,
bu kurullar çerçevesinde baktığımız zaman muhatabın, husumetin, kime, siyaseten
yönlendirilmesini, nasıl olması gerektiğini çok iyi ortaya koymak gerekiyor.
Burada eğer bir zaaf, beceriksizlik varsa direkt bu kurulun başkanıdır bundan
sorumlu olan, aslı varken fotokopiyle uğraşmanın hiçbir gereği de yoktur
arkadaşlar. Yani birileri yetkileri tamamen kullanacak, ondan sonra siz,
alttaki diğer sorumluluk görevi verilenleri sorumlu tutacaksınız.
Bakın,
geçmiş dönemden belgelere biraz sizin dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir soru
önergesi verilmiş ve Türkiye’de fay hatları sorulmuş, buna 2010’da cevap
verilmiş, depremden bir yıl önce. Doğu Anadolu fayının üzerinde üç dört sayfa
bir açıklaması var. Demek ki devletin bu konuda yetkili birimlerinin bilgisi
var. Yine BDP’nin Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın verdiği bir önergeye dikkatinizi çekmek
istiyorum. Yine 14 Ocak 2010 ve bu önergede “Van ilinde bir afet merkezi
kurmayı düşünüyor musunuz?” diye soruyor Milletvekilimiz deprem olmadan önce.
Buna cevap veren kim? Bayındırlık ve İskân Bakanı, cevaplar geliyor. Bakın “Millî Eğitim Bakanlığına bağlı on dört okul vardı,
çalışmaları bitirilmiş, bir adet okulda güçlendirilme çalışmaları yapıldı;
Sağlık Bakanlığına bağlı bir adet hastane vardı, güçlendirildi; Emniyet Genel
Müdürlüğüne bağlı bir adet lojman hizmet binası güçlendirildi…” ben diğerini
okumuyorum, bu “güçlendirildi” denen binaların hepsi bu depremde çöktü
arkadaşlar, tıpkı altında çöken Hükûmet gibi. Şimdi, madem güçlendirdin
niye çöktü kardeşim? Emniyet binasını Van merkezinde göreniniz oldu; birçok
arkadaşı gördük orada, gittiler. Nasıl güçlendirildi ve arkadan, nasıl çöküyor?
Sorumsuzluk, görevi kötüye kullanma, ihmal o kadar çok geniş bir ağa yayılıyor
ki hukuken de, siyaseten de, vicdanen de, ahlaken de sorumluluk ağını doğru
oturtmak gibi Meclisin bir görevi ve sorumluluğu vardır.
Şimdi,
ben buradan tek tek şeylere girmeyeceğim. Sayın Atalay’ın zaman zaman bazı
açıklamaları oldu “Potansiyelimizi test edelim.” dedi. Hükûmet kendini test
etti, zero aldı, sıfır aldı, sınıfta çaktı bu olayda,
bu konuda tereddüt yok. Bu nedenle bence katkı sunmuştur yani Hükûmetin test
edilmesine bu anlayış.
Yine,
Maliye Bakanı deprem vergilerini nereye harcamış? Yollara. Kardeşim, o zaman
niye topladınız? Yollardaki vergileri topluyorsunuz silaha veriyorsunuz, deprem
vergisini alıyorsunuz yollara veriyorsunuz. Neyi nereden alacağınızı, nereye
vereceğinizi bilmeyen bir miyopluk var, bu siyasetin sorgulanması lazım.
Sayın
Başbakan “İlk yirmi dört saatte başarısızdık.” diyor. Doğru bir tespittir, bir
özeleştiridir, bir itiraftır. Bu tür yorumları doğru kabul etmek ve anlam
vermek lazım ama ilk yirmi dört saatte siz geç kalırsanız işte, insanlar o
zaman ölür, bakın bu kadar net.
Van
Valisi, artık konuşmak istemiyorum bu konuda, bunca ayrımcılık, başarısızlık,
dışlama, bütün bunlardan sonra hâlâ görevinin başında duruyorsa ve bir bakanı
onu görevden alıp başka bir yere göndermiyorsa, daha ehil, liyakatli birini
yerine göndermiyorsa, işte siyaset sorumluluğunun bir alanıdır.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Nereden gelmiş? Kocaeli Büyükşehir Genel Sekreterliğinden.
HASİP
KAPLAN (Devamla) - AKP’li bakanların çizdikleri tabloları anlatmaya gerek yok.
İdris Naim Şahin “Dünyaya örnek olduk.” diyor. Tam ördekçe bir açıklamadır
arkadaşlarım.
Beşir
Atalay’dan sonra yapılan farklı açıklamalar var. Şeyh çadırı… “Gelin, biz de
bir çadır kuralım.” dedi. Sayın Başbakan lütfen bakanını göndersin, bir çadır
kursun, orada yaşasın.
Ahmet
Davutoğlu, bazı yardımları geri çevirdiğini söyledi. Sorduk, cevabını hâlâ
alamadık.
Başbakan,
sonra tekrar ikinci depremde konuştu “Sorun daha ciddiymiş.” dedi. Demek ki
Başbakan bütün bunların üstünde biraz daha vicdan kırıntısı üzerinden söylemler
yapabiliyor. Doğruya doğru diyebiliyor bazen ama gereğini yapamıyor. Gereğini
yapamama, siyasi iradesizlik kadar, siyasette yönetme ve sorumluluk makamında
olduktan sonra beceriksizliğini ifşa etmek kadar ve bunun gereğini yapamamak
kadar kötü bir durum olabilir mi arkadaşlar? Olamaz diye düşünüyorum.
Yine,
burada Van depremiyle ilgili, Tabipler Birliğinin, SES sendikasının sağlık
alanında değerlendirmeleri var, vaktim kalmadığı için veremiyorum.
Yine,
Van depremi için eylem planı var, Van Belediyesi bunu açıkladı kamuoyuna. Yeni
şehirleşme, yeni kentleşme, kentsel dönüşüm, nasıl yapılması gerektiği, yol,
kanalizasyon, su; bütün bu konularda belediyelerimiz görüşlerini kamuoyuna
açıklamışlardır.
Tabii,
burada ben açıkça şunu söylemek istiyorum partimiz ve grubumuz adına: Biz bunu
düşündük, tartıştık, İçişleri Bakanı hakkında da gensoru vermiştik. Anladık ki
önce bir araştırma komisyonu gerekiyor. Bu depremle ilgili, Van depremiyle
ilgili ve genel olarak “Bu iş niye böyle aksıyor?”u
tespit etmek, hangi zincirde ihmal, görevi kötüye kullanma var, sorumluları
tespit etmek ve bunların hukuki ve siyasi gereğini yapmak, bunun için de
gensoruyu yönlendirilecekse doğru adrese yönlendirmek gerekir. Biz Meclise bir
araştırma komisyonu kurulması istemiyle bir önerge verdik. Bunu inşallah değerlendirirsiniz.
Bu
nedenle şunu söylüyorum: Bence bu gensorunun saiki
biraz da açılımdan dolayı Sayın Atalay’ı buluyor. Biz böyle bir gensoruya ret
oyu vereceğiz grubumuz olarak, bunu da çok açık ifade ediyoruz çünkü husumet
yönünden ve siyaseten de adresini bulmamıştır.
Teşekkür
ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Biz sizin AKP’nin yanında olduğunuzu biliyoruz.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Men dakka dukka.
BAŞKAN
– Gensoru önergesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen
Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili.
Buyurun
Sayın Eyidoğan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP
GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biraz önce MHP Milletvekili Sayın Alim Işık Simav
depreminden bahsederken bazı sonuçlar verdi ve durum analizi yaptı. Simav
depremi 5,9 deniyor, aslında 5,7 uluslararası büyüklük standardına göre. Tabii,
Van depremini Simav depremiyle karşılaştıramayız ölçek anlamında ama sorunlar
anlamında, göreceksiniz, o küçük ölçekli depremde Simav’da yaşanan sorunların
benzeri katmerli olarak Van depreminde önümüzdeki aylarda, önümüzdeki yıllarda
sürecektir afet yönetimi açısından, afet sonrası yönetim açısından. Buradan
alınan dersler, 17 Ağustos 1999’dan alınan dersler ve yapılamayan ödevlerin ve
Simav’da karşılaştığımız durumda karşımıza çıkan sorunların katmerlisini bu
depremde, önümüzdeki aylarda ve yıllarda göreceksiniz.
Simav’ı
ikiye böldüler; kuzey Simav, güney Simav. Şimdi Van’ı ikiye bölecekler; kuzey
Van, güney Van, üçüncü Van.
Şimdi,
bir büyük depremde hızlı bilgilenme herkes için çok önemlidir; halk için
önemlidir, idareciler için önemlidir ama maalesef, bu depremde biz bir süre
doğru bilgilenemedik. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının 23 Ekim ve 9
Kasım Van depremleri deprem aktivitesi için basına verdiği 24 Ekim tarihli
bildiri şöyle başlıyor: “23/10/2011 günü, büyüklüğü
6,7 olan, Van merkezli, büyük şiddette bir deprem meydana gelmiştir.” 6,7…
Sonra, 24 Kasım 2011 tarihli basın bildirisi ise şöyle başlıyor: “Bilindiği
gibi, 23 Ekim 2011 tarihinde, Van ili merkezinin kuzeyinde, Türkiye saatiyle
13.41’de bir deprem meydana gelmiştir.” Dikkat edin, büyüklük beyanı yok. Neden
yok? Çünkü hesap edilemiyor, daha doğrusu, AFAD, gerçek büyüklüğü hesap edip
koyamıyor. Peki, hesap edemiyorsanız, o zaman uluslararası deprem bilgi
merkezlerinden alın, referans verin, koyun. Onu da yapmıyorlar.
Yaşanan
her büyük deprem sonucunda halkı ve medyayı doğru bilgilendirme sıkıntısı bu
depremde de kendini gösterdi maalesef. En kısa zamanda, en doğru bilgilendirmenin çok önemli olduğu 99
depremi sırasında ve sonrasında gayet iyi anlaşılmıştır. Bu nedenle çok para
harcanıp deprem bilgi altyapısı kurmayla ilgili girişimler yapılmıştır “Doğru
bilgiler en kısa zamanda bulunsun, halka ve idarecilere aktarılsın ve deprem
dedikodusu önlensin.” diye. Ama gelinen noktada zafiyet kendini apaçık
göstermiştir.
Ulusal
Deprem Konseyi 2006’da Başbakan tarafından lağvedilmeden önce bu konunun önemi
defalarca vurgulanmıştı. Bu bilgileri tek elden ve sorumluluk yüklenerek
verilmesi ile görevlendirilmiş AFAD’ın, depremin
özellikleriyle ilgili halka ve yöneticilere doğru bilgi aktarılması konusunda
yetersiz kaldığı görülmüştür. Depreme ilişkin veri ve değerlendirmelerin
ABD’nin açıklamalarından sonra değiştirilmesi, şiddet dağılımına ilişkin basın
önünde yapılan yetersiz değerlendirmeler, Çevre ve Şehircilik Bakanımızın yanlış
değerlendirici açıklamaları bu işle ilgili tüm kesimleri hayal kırıklığına
uğratmıştır.
Türkiye,
halkıyla, medyasıyla ve idarecileriyle depremin gerçek büyüklüğünü iki buçuk
saat sonra öğrenmiştir. Daha ilk gün oluşan bilgi kirliliği Hükûmetin bu kadar
imkânlara rağmen Van depremi anını, sonrasını yönetemeyeceğini, afet yönetimini
beceremeyeceğini ortaya koyan örneklerdir.
Neden?
Para dersen AFAD’da var. İnsan dersen, insan
kaynakları dersen var. 160 tane zayıf hareket deprem cihazı var, 315 tane
kuvvetli hareket cihazı var. Ne eksik? Gerekli uzmanlar olması gereken yerde
değilse ya hiç yok ya da başka yerde başka işlerle uğraşıyorlarsa afet yönetim
standartlarına ve uzmanlık ölçülerine göre değil siyasi temayüllere göre,
akademik kariyere göre değil, ahbap çavuş ilişkilerine göre atanmış kadrolarla
afet yönetimi yapmaya çalışmanın sonucu bilgi üretimini aksatıyor, daha da
kötüsü, acil durum yönetimini zayıflatıyor ve kaosa
neden oluyor. AFAD Yasası’nda afet uzmanlığı kadrosu var ama AFAD’da “Afet
uzmanı” ibareli diploması olan kaç kişi var? Şu anda iki üniversitemizde
lisansüstü düzeyde eğitim veren enstitülerden mezun olmuş kaç kişi var, bunlar
nerede?
Gözlemcilerin
ve uzmanların Van ve Erciş merkez ve köylerinde yaptığı araştırma ve
incelemeler, bize deprem anı ve sonrası yürütülen afet yönetiminde kaos ve kargaşa ortamının hâkim olduğunu göstermiştir. 10
Marttan bu yana AFAD’ın başında vekâleten bir başkan
vardır. AFAD’ı Van’daki afet yönetiminin en başında
göremedik, duyamadık, web sayfalarında hasır tespitleriyle ilgili güncel
bilgiler alamadık. Hâlâ web sayfasında hasar tespit sayıları ve açıklamaları
yok.
Afet
ve Acil Durum Yüksek Kurulu, Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu, Deprem
Danışma Kurulu gibi kurullar neden kuruldu? Van depremi nedeniyle bu kurullar
neden toplanamadı? Neden halka bilgileri Kandilli’den,
çeşitli bakanlardan ayrı ayrı dinledik? Hani AFAD hepsini koordine edecekti, o
maksatla kurulmuştu, kurulduğunda biz de sevinmiştik. Bunun sorumluluğu AFAD’dan sorumlu olan ve bütün açıklamaları bizzat kendi
yapmaya çalışan Sayın Bakan Beşir Atalay’dır.
Hızlı
ve doğru bilgilendirme için Japonya’dan kısa bir örnek vereyim. Sekiz ay önce
11 Mart depreminde 14.46’da deprem olduğunda anında 8,8 büyüklüğü saptandı ve
hemen sonra 9 olarak düzeltildi ve üç dakika sonra bu depremle ilgili tsunami uyarısı verildi kıyılara. On altı dakika sonra da
Japonya ordusundan bölgeye sevkiyat başlatması talebi yapıldı.
Şimdi,
burada karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi de yapı denetimsizliğinin ortaya
koyduğu sorunlar ve ortaya çıkan bu muazzam yıkım ve kayıp için müteahhit aradılar ve buldular. Tüm sorumluluk müteahhide
daha önce olduğu gibi yıkılıyor ama müteahhitlik
sistemine ya da denetimsizlik sistemine veya belediyeye ses çıkarılamıyor. Bu
ülkede parası olan herkes müteahhitlik yapıyorsa
sistemi sorgulamak daha doğru değil mi? Müteahhitten önce binanın proje
sorumlusunu, bu projelerin altına imza atan proje müellifini, fen işleri
sorumlusunu, imar müdürünü, sözüm ona denetim şirketlerini, bu projelere onay
veren ilgili belediyeleri sorgulayın. Yapı Denetim Yasası uygulaması kapsamına
1 Ocak 2011’den itibaren alınan Van’da -buna dikkat edin lütfen- 15 Kasım-31
Aralık 2011 tarihleri arasında 300 adet eski sisteme göre inşaat ruhsatı
dağıtıldı, 300 bin metrekare inşaat demektir bu. 1 Ocak 2011’den sonra Yapı
Denetim Yasası çerçevesinde yapılan 89 binada her iki depremde de hasar yok.
Demek ki Van, Yapı Denetim Yasası uygulaması kapsamına alınsaydı en azından son
on yılda yapılan yapılar kurtulacaktı. Şimdi kim bunun sorumlusu? Bunun
öneminin farkına varmayan Hükûmet değil mi?
Bir
de tahliye meselesi var. Çürük binaları önleyemeyen veya depreme dayanıklı
duruma getiremeyenler büyük depremlerden sonra barınma sorununun çadırla
çözülemeyeceğini, geçici konutlarla çözülemeyeceğini bilmeleri gerekir. Çok
sayıda denetimsiz bina orta hasar ve ağır hasar alınca, evsiz kalan insanların
sayısı hakkında deprem öncesi bir senaryo yok. Van gibi
yerlerde kış koşulları belli. Dolayısıyla daha organize ve koordineli
müdahale yapılamıyor çünkü kaç binanın yıkılacağı hakkında bir envanter ve ön bilgi yok. Dolayısıyla evsiz, yaralı ve ölü
sayısı artınca “Deprem olur, yaralar sarılır.” anlayışı ve onun yarattığı
sistem çöküyor. Tahliye planları olmadığı için bir müddet sonra insanlar çevre
illere, tanıdık ve akrabalarının yanına gitmeye başlıyorlar, göç etmeye başlıyorlar
yani doğaçlama bir tahliye başlıyor. Çadır peşinde koşan, koşturan Hükûmet
sonra uyanıyor. 73 bin çadır gelmiş ama insanlar göç ediyor. Sayı belli değil
ama göç eden sayısı şu anda bize gelen bilgilere göre 350 bini bulmuş
vaziyette. Hükûmetin diğer illerde kamu binalarına, misafirhaneye yerleştirdiği
depremzede sayısı 23 Kasım itibarıyla 10.760 yani göç eden, doğaçlama olarak,
bir tahliye planı olmadan kendiliğinden göç edenlerin yüzde 5’i. Japonya’da son
depremin etkisinde kaldı 2,5 milyon insan.
Tahliye
planları önceden planlanmış, sığınıkları, insanların hangi barınaklara gideceği
önceden belirlenmiş yani planlanmış ve etkin bir afet yönetim sistemi var.
Afetin ardından 1.200 sığınağa 320 bin kişi yerleştiriliyor Tohoku
bölgesinde. Depremden bir ay sonra yani 15 Nisanda kullanılan sığınak sayısı
600’e, buralarda barınanların sayısı da 70 bine düşüyor. Bugün geçici barınak
ve sığınaklarda yaşayanların sayısı 200’ün altındadır.
Bir
diğer konumuz, afete maruz bölge ilanı meselesi. Depremden hemen sonra başlayan
tartışmalardan biri de bu: Afet bölgesi ilan edilsin mi edilmesin mi? 7,2
büyüklüğündeki deprem bölgesi bu kış soğuğunda ciddi kayıplara maruz kalıyor ve
afet sonrası ağır sorunlar yaşıyor. Bölge afet bölgesi ama Hükûmet “Afet
bölgesi ilan edemeyiz.” diyor.
Sayın
Başbakan, 1959 tarihinde yayınlanmış ve bazı depremlerden sonra ek maddeler
konularak yamalı bohçaya dönmüş 7269 sayılı "Umumi Hayata Müessir Afetler
Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun"u
yanlış ve günün koşulları dışında yorumluyor. Hele hele 1 milyon kişinin
yaşadığı ve yüz binlerce kişinin bu soğuk iklim koşullarından çok da fazla
etkilendiği bir bölgede -ki sonradan göçe başlıyor- bu durum, bu yorum
yanlıştır.
Sayın
Başbakan diyor ki: “Buranın afet bölgesi ilan edilmesi ne demek biliyor
musunuz? Bundan sonra burada ne imar yapabilirsiniz ne iskân yapabilirsiniz ne
de mevcut bulunan evinize bir çivi çakabilirsiniz.” Bu demekmiş. “Bunu biliyor
musunuz? Ağzı olan konuşuyor.” ifadelerini kullanıyor.
Sayın
Başbakan, Bakanınız “Buraya TOKİ binaları yapılacak.” demedi mi? Siz de
konuşuyorsunuz. Afet bölgesi ilan edilince bu binaları yapamayacak mısınız,
çivi çakmayacak mısınız? Sizin konuşmanıza bir engel yok da CHP gündeme
getirince ağzı olan konuşuyor mu oluyor? Bu nasıl bir anlayıştır? Siz,
kendiniz, Van’da halka büyük bir felaket yaşadığınızı bizzat söylediniz. Büyük
felaket ise neden afet bölgesi ilan etmiyorsunuz? O hâlde, neden insanları
başka illerdeki otellere ve kamu binalarına göndereceğinizi söylüyorsunuz? Afet
bölgesi ilanı zaten bunlara cevaz veriyor. Deprem kaç büyüklüğünde, ölüm ve
kayıp ne boyutta olunca afet bölgesi ilan edeceksiniz?
Sayın
Vali Van’daki son 5,6’lık depremden sonra hasarların daha da büyüdüğünü
söyledi. İnsanlar Van’ı terk etmeye başladılar ve sayılar kesin değil ama
Van’dan -biraz önce söylediğim gibi- 350 bin kişi göç etti. Van Valisi “Van
sıfırlandı, iki tane kamu binası dışında kullanılacak kamu binası kalmadı.”
diye beyanat veriyor, siz daha hangi koşullar gerçekleştiğinde afet bölgesi
ilanı vereceksiniz?
Hükûmet
afet bölgesi ilanıyla, imar planı çalışması ve esaslarını karıştırıyor. Sayın
Başbakan afet bölgesi ilanını yalnızca bir bina sayısı meselesi gibi görüyor.
İnsan kaybı, iklim koşulları, ticari durum, sosyal durum, iş gücü kaybı ve
birçok konudaki mahrumiyetler 1 milyon nüfuslu bir kent için afet bölgesinin
kabulünü gerektirmektedir.
Sayın
Başbakan, siz afet bölgesi ilan etseniz de etmeseniz de Van çevresi zaten afet
bölgesi, Türkiye deprem bölgeleri haritası da zaten afete maruz bölge haritası,
dolayısıyla Van 7269’a göre afet bölgesidir.
Sayın
Başbakan depremden sonra herkese çatıyor, vatandaşa, üniversite hocalarına,
yargıya. 19/11/2011 tarihli Zaman gazetesi Sayın
Başbakan Erdoğan’ın bir yerde yaptığı konuşmayı şöyle aktarıyor: “Bir gerçeği
burada vurgulamak istiyorum, ortada felaket tellalları çok. Ben bir Başbakan
olarak sorumluluğumun bilincinde bazı açıklamalar yaptım, yıllar yılı bu ülkede
belediye başkanlığından gelen bir kişi olarak ‘Biz bu evleri yıkalım.’
dediğimizde vatandaş bu işe yaklaşmadığı gibi yargı da engel oldu. Kimse
yargıya fatura kesiyor mu? Bu inşaatı yapan sizin öğrencileriniz, fatura
kesecek birilerini aramanın anlamı yok, bunların hepsi mühendis, ben ekonomist
olarak yönetiyorum sadece, gerçekçi değiller." diyor.
Sayın
Başbakan, sizinle başlayan İstanbul Belediyesinin yönetimi on yedi yıldır
sürüyor. Siz Belediye Başkanıyken, kaçak yapı sayısı, depreme dayanıksız yapı
sayısı son on yıldır azaldı mı?
Sayın
Başbakan deprem risklerini azaltamadı diye vatandaşa, üniversite hocalarına ve
yargıya birden çatıyor. Vallahi çok maharetli bir Başbakanımız var, aynı anda
üç farklı kitleye çatacak bir gerekçe buluyor, bu da Van depremi oluyor.
Sayın
Başbakan, bu kadar ayrıntılı biliyorsunuz, neden dokuz yıldır Yapı Denetimi
Yasası’nı daha iyi bir duruma getirmediniz? Neden yapı denetimini on dokuz ille
sınırlı tuttunuz? Van dâhil, neden yetkin mühendislik yasasını çıkarmadınız?
Neden meslek odalarının, yapı denetçilerinin, üniversitelerin, lağvettiğiniz
Ulusal Deprem Konseyinin feryatlarına kulak vermediniz? Ekonomist olarak ülkeyi
yönetmeniz bunları duymanıza engel miydi? Şimdi soruyorum: Bu depremin kayıp
değeri gayrisafi millî hasılada nedir?
Sayın
Başbakan “İlk 24 saat içinde hata yaptık.” diye ilan etti. Bence ilk 24 saat
değil, ilk 78.840 saat, yani 9 yıl, Sayın Başbakan hata yaptınız.
Van
depremi, hemen sonrası Başbakan tüm ülkedeki çürük binaları yıkma kararı aldı.
Dünyada, bu türden, ülkesinde tüm binaları yıkıp, yeniden yapan bir Başbakan
hatırlamıyorum. Bu tür uygulama hangi ölçütlere, hangi kaynaklara ve hangi
yöntemlere ve hangi finansal modele göre yapılacak, bilen var mı? Bize de
söyleyin, biz de bilelim. Ama hasarlı olup da boşaltılmamış, boşaltılamamış 5,6
büyüklüğünde, 40 kişinin ölümüne neden olan otelleri açık tutan bir ülkenin
iktidarı, muhalefetin önerilerine “palavra” derken, palavrayı kimin yaptığını
halk görmüyor mu sanıyorsunuz?
Sayın
Bakan Bayraktar, 26/11/2011 tarihinde bir demecinde
Haiti depreminde enkazın altından bir ay sonra cesetler çıkartıldığını
söyleyerek “Enkaz kaldırmada biz dünyanın en ileri ülkelerinden daha
ilerideyiz.” diyor. Daha diyecek bir şey bulamıyorum. Ayrıca, “Denetimde ve
kaliteli yapıda belli bir yere gelemedik.” diye de itirafta bulunuyor.
Başbakan
Yardımcımız Sayın Beşir Atalay’ın 13 Ekim Dünya Afet Günü mesajında “Geçtiğimiz
yıllarda güvenli hastaneler, güvenli okullar gibi kampanyalar yapılarak
toplumun bu alana dikkati çekilmişti.” diyor. On gün sonra Van depremi oluyor.
Geçen gün seyrettiğiniz, sokakta, ambulansta doğum yapan insanlar var. Nerede
depreme dayanıklı hastaneler? Nerede sahra hastaneleri? Nerede depreme
dayanıklı okullar? Bakın, Suriye’den göçmenler, geldiği zaman 200 kişilik gruba
yirmi dört saatte çadır kuruyorlar, eksi 20 dereceye dayanıklı kış çadırları
kurabiliyorlar. Bu kış çadırları Van’da nerede Sayın Bakanımız?
Sayın
Bakan Bayraktar, 28 Kasım günü basın açıklamasında Van’ı yeniden kurmak için,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla burada olduklarını belirtiyor.
Sayın Bakan 28 Kasımda talimatla mı geldiniz? Bakanlık olarak görevlerinizi
talimatla mı yapıyorsunuz? Göçün ve halkın perişanlığının bitmesi için halk
sizin talimat almanızı mı bekleyecek?
Bir
diğer konu, kısaca değineceğim, hasar tespitleri. Depremden sonra başladığı
beyan edilen ön hasar tespit çalışmaları bugüne kadar sürdü. Beşinci hafta
bitiyor. Ön hasar tespitlerinin ağır, orta ve hafif hasarlarla ilgili resmî
sayfalardan resmî bilgilerine erişemedik ancak bir İnternet gazetesi resmî kaynaklı olduğunu ifade
ettiği bir haber geçti. 28 Kasım tarihli bu haberde Van ve Erciş köylerinde
toplam 6.078 adet bina yıkık ve ağır hasarlı, Van’da ise 10.134 bina yıkık ve
ağır hasarlı. Ancak bu bilgiler resmî olarak beyan edilmemiştir, biz bunu İnternetten
hafiyelik yaparak topluyoruz.
Bir
de artçı deprem meselesi var. Depremden sonra artçı depremler çok önemli.
Genellikle bu çalışmalar Türkiye'de son zamanlarda yapılıyordu fakat son birkaç
depremde yapılamaz hâle geldi. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi
koordinasyonunda, içinde AFAD’ın da olduğu DEPAR ve
TÜRDEP projeleri bu maksatla çalışıyordu. DEPAR Projesi maalesef bu depremde
kullanılamadı ve çok önemli olan artçı sarsıntılar maalesef izlenemedi.
Bir
yerel gazetede Vanlı İkram Kali “Üçüncü Van şehri
kuruluyor” başlıklı makalesinde şöyle diyor: “Temennimiz, beklentimiz, umudumuz
imar ve yapılaşma hataları üçüncü Van’da olmasın.Yapılan
bütün binalar, planlar, projelere, 2007 deprem yönetmeliğine ve yasalara uygun
ve rant kaygılarından uzak şekilde imar edilsin.” Biz de bunu temenni ediyoruz,
inşallah olur.
Bir
şiir vermiş Sayın Vanlı İkram Kali:
“Ereğin
karı menem
Gün
vursa erimenem
İstersen
zülüm et bana
Vanlıyam
gücenmenem”
Saygılarımı
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Eyidoğan.
Önerge
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Oktay Vural, İzmir
Milletvekili.
Buyurun
Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP
GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok
değerli milletvekilleri, Van depremi çalışmalarının koordinatörü Afet ve Acil
Yönetim Başkanlığından sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında
verdiğimiz gensoru hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini
paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılarımı arz ediyorum.
Öncelikle
Van ilinde ve diğer illerimizde, yörelerimizde meydana gelen afetlerde hayatını
kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabırlar diliyorum.
Cenabıhak vatandaşlarımıza bir daha böyle acılar yaşatmasın, bu acıları
yaşamamak için her türlü tedbiri alma konusunda beşerî sorumlulukları
bulunanlara da idrak temenni ediyorum.
Bu
depremde vatandaşlarımız canını kaybetti, evi yıkıldı, ocağı söndü, hepimizi
derinden üzdü elbette. Böyle olmakla beraber deprem sonrasında sergilenen
birlik ve kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma, hepimizin gurur duyması ve
dikkate alması gereken değerlerimiz olduğunu da ortaya koymuştur. Canımız
gitti, evler yıkıldı, ancak aynı zamanda milletimiz arasına konulmak istenen
fay hatlarını da yıktık; bölgede kurulmak istenen etnik kimlik ipoteğini,
milletimizin arasına konulmak istenen sosyal mesafeyi de yok ettik. Bölgede
yaşayan insanlarımıza Türk milletinin yüreğinin onlar için çarptığını
gösterdik. Bölge insanının yardımına kimlerin koştuğunu, kimlerin gerçekten
samimi olduğunu gösterdik. Böyle bir tabloyu ortaya koyan milletimize hepimiz
teşekkür etmeliyiz. Türk milleti bu depremin acılarını paylaşma konusunda
dosdoğru, dimdik ayakta durmuştur.
Depremde
cefakârca çalışan arama kurtarma ekiplerine, sivil toplum örgütlerine,
gönüllülere, kamu çalışanlarına, güvenlik görevlilerine, deprem yaralarını
sarmak için hâlen çalışan görevlilere, gönül dostlarına Milliyetçi Hareket
Partisi olarak elbette teşekkür ediyoruz.
Bu
gensorunun amacı, aslında deprem konusunda farkındalığı oluşturmak, bir deprem
bölgesi olan Türkiye'nin bu konuya hazır olmasını ve bedelini azaltmak için de
daha etkin ve yetkin bir kamu yönetimi yapısının oluşturulması ve bunun etkili
bir şekilde kullanılması konusunda bir sorgulama yapmaktır.
1999
yılında yaşanan deprem konusunda, maalesef o zamana kadar depreme duyarlı
olmayan bir Türkiye’den, arama kurtarma faaliyetlerinin oluşturulması, depreme
dayanıklı konutların yapılması, zorunlu deprem sigortası ve yapı denetimi gibi
çok önemli adımlar atılmıştır. Önemli bir kamu yönetimi potansiyeli ve imkânı
oluşturulmuştur. Ancak, bugün yaşadığımız Van depremi vesilesiyle depreme
hazırlık, kamu yönetimi potansiyeli ve kullanma açısından bu genel tabloyu da
değerlendirmemiz gerekmektedir.
Hükûmetin
afetle ilgili kurumları birleştirmesi… 5902 sayılı Kanun’la üç tane genel
müdürlüğü birleştirdi, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığını kurdu,
nitelikli personelin yanı sıra teknik donanım ve yürütülen projeler de bununla
birlikte maalesef tasfiye edildi.
5902
sayılı Kanun’la kurulan il afet ve acil durum müdürlüklerinin kurulması… Söz
konusu müdürlüklerin sevk ve idaresinden valilerin sorumlu olduğu hüküm altına
alındı. Böylece, il müdürlükleri Başkanlıkça verilen görev ve sorumlulukları
yerine getirmede zayıf bırakıldı. Merkezî ve yerel yönetim arasında bütüncül
bir afet yönetimi sağlanamadı.
Van
depremi sonrasında, Afet ve Acil Durumu Yönetimi Deprem Başkanlığı, Kandilli
Rasathanesi depremin büyüklüğü ve etkilediği alan itibarıyla yanlış
açıklamalarda bulundu, Van’daki depremin şiddeti dahi tespit edilemedi. Deprem
şiddeti aynen Hükûmetin zamları gibi güncellendi. Türkiye, gerçeği ancak
Amerika Birleşik Devletleri’nden öğrenmek durumunda kaldı ve Amerika Birleşik
Devletleri’nden öğrendikten sonra ancak yapısal hasar ve can kayıplarının
olacağı konusunda valilik ve Hükûmet uyarıldı ve ancak ondan sonra harekete
geçirilebildi. İl kriz merkezi, gündüzün de kısa olması sebebiyle neredeyse bir
günü kaybederek faaliyete geçirilebildi. Oysa 17 Ağustos Marmara, 12 Kasım
Düzce depremleri, o zamanki Afet İşleri Genel Müdürlüğü depremin şiddetini tam
olarak bilmişti. Aradan on iki yıl geçti. Teknolojik ilerlemeleri de dikkate
aldığınız zaman, ülkemizdeki depremin şiddeti konusunda bile tespit
yapamıyorsanız, bunun sorumluluğundan nasıl kaçacaksınız?
Depremin
şiddetini bilmek, öğrenmek elbette son derece önemli. Çünkü
devletin sahip olduğu imkân ve kapasite depremin şiddetine göre belirlenir.
Depreme müdahale açısından zaman çok önemlidir. Bu önem dikkate alındığında, maalesef
şiddeti konusunda yapılan yanlış değerlendirmeler müdahalenin boyutunu ve
zamanını da geciktirmiştir. Öyle ki, Hükûmet, Van’dan feryat ve figan
yükseldiğinde durumun vahametini ancak idrak edebilmiştir. Çok kıymetli olan
zaman kaybedilmiş, zamanında yapılmayan teşhis tedbirlerin de gecikmesine
sebebiyet vermiştir.
Biraz
önce ifade ettiğim, depreme müdahale konusunda, depreme hazır olmak son derece
önemlidir. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı oluşturulurken tasfiye edilen
bir başka kaynak da stoklardır. “Çadır ve konteyner sistemine geçiyoruz.” diye
prefabrik yapı elemanları, imalat sistemi ve donanımları tasfiye edilmiştir.
Afet İşleri Genel Müdürlüğünün stoklarında bulunan 3 bin konteyner buhar
olmuştur. 3 bin konteyner 10 bin kişinin çadır ihtiyacını karşılayacakken,
maalesef bu konteynerlerin hangi kişi, kurum ve kuruluşlara hangi bedelle
verildiğine ilişkin maalesef bir bilgi verilmemiştir. Hangi amaçla verilmiştir?
Şimdi Vanlı depremzedeler özel sektörün imalat kapasitesinin ve hızının insafına
terk edilmiş bulunmaktadır. Mademki devlet, geçici ve kalıcı konutu sağlamakla
mükelleftir, o zaman bununla ilgili bir stoku da bulunması gerekmektedir.
Van
depreminde geçici barınmayla ilgili, çadırla ilgili sıkıntılar yaşanmıştır.
İçler acısıdır çadır stokları. Bu konuda AKP Genel Başkan Yardımcısının CNN’e
yaptığı açıklamada “Allah bu millete acısın. Bir büyük deprem daha vermesin
diye temenni ediyoruz. Afet bölgesine gönderilecek yeterli çadırımız yok.”
diyebilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, afetler bağlamında aksatılan hususlardan biri de maalesef
yasal düzenlemeler ve daha önce başlatılan projelerdir. Bu konuda, yapı
denetimi hakkında bizim dönemimizde çıkarılmış Yapı Denetimi Kanunu, dokuz
yıldır, kelimenin tam anlamıyla yüzüstü bırakılmıştır. Başlangıçta on dokuz
ilde pilot uygulamaya konulan, daha sonra aksayan yönleri, eksiklikleri de
gündeme getirilerek tüm ülkeye şamil edilen bu Yasa, yıllar yılı ihmal
edilmiştir. Van ili, 2011 yılının ancak başında bu yapı denetiminin kapsamına
alınmıştır. Çıktığından yaklaşık on yıl sonra Van’a ancak teşmil edilen bu Yapı
Denetimi Kanunu tam manasıyla uygulanmamaktadır. Yapı denetim katsayıları,
bayındırlık birim fiyatları yüzde 4 iken, önce yüzde 3’e, sonra yüzde 1,5’a
indirmiş, bunun üzerinden de belediyeye ve ilgili özel idareye de pay verilmesi
sağlanmıştır. Böylelikle yapı denetim kuruluşlarının iflası istenmiştir.
Denetim sisteminin tasfiyesini, aynen, kamu kurumlarında teftiş kurullarının,
denetim organlarının tasfiyesini isteyenler, aynı şekilde, bu yapıların
denetimiyle ilgili sorumlu kuruluşların da âdeta tasfiyesini istemiştir ve son
dönemde de yapı denetim kuruluşları, altı aydan bu yana, hak edişlerini
alamamaktadırlar.
İhmal
edilen bir başka konu da depreme hazırlıkla ilgili projelerdir. Maalesef
köprülerin ve viyadüklerin güçlendirilmesi projeleri
gibi başlattığımız projeler… Bugün, İstanbul, Marmara’da vuku bulacak bir
depreme hazırlık konusunda Hükûmet hiçbir adım yapmış değildir. Bu bakımdan,
kamu binalarının güçlendirilmesi, risk arz eden çürük bina stoklarının tespiti
bile, aradan geçen dokuz yılda tam manasıyla yapılmamıştır. Bu tam bir
vurdumduymazlıktır. İşte, hani İstanbul için deprem senaryonuz vardı. Hangi
adımları attınız? Hangi adımları atacaksınız? Van’da bir deprem meydana geldi, hemen, bununla
ilgili birtakım toplantılarla, bunların atılacağını söylüyorsunuz ama on yıldır
iktidardasınız, pes doğrusu. 2023 Ulusal Deprem Stratejisi hazırladınız,
tedbirler var. Tedbirler ne zaman alınacak? 2012-2023 arasında, 2012-2007
arasında. Somut, tarihlere göre sorumluluklarını belirlemiş bir deprem
stratejiniz olmadığı için maalesef bu strateji Van depreminde de göçmüştür.
Bugün
geldiğimiz bu noktada, afetteki kriz yönetimi anlayışı Hükûmet döneminde âdeta
gözden kaçırılmış ve unutturulmuştur. Bu depremde milletimiz seferber olmuş,
yardımlar çığ gibi Van’a akmıştır ama ne yazık ki bu yardımları dağıtacak, acil
yardım gibi konuları koordine edecek bir yaklaşım sergilenememiştir.
Yardımların yağmalanması Van’da ilk defa karşımıza çıkmıştır. Türkiye
Cumhuriyeti devleti, Van depreminin basiretsiz, beceriksiz ve başarısız
koordinasyon anlayışı yüzünden zor duruma düşmüştür. Asrın felaketini Türk
mucizesine dönüştüren Türkiye Cumhuriyeti devleti, Van depreminin ardından bu
durumlara düşmeyi asla hak etmemiştir.
1999
yılında o günkü deprem için topladığımız paraların ne kadar olduğu, nereye
harcandığına ilişin kamu hesapları bülteninde bu hesap verilirken, bugün AKP
döneminde toplanan paraların ne kadar olduğunu, kime harcadığını bilemiyoruz.
Kamu yönetiminin böyle bir şeffaflık anlayışı bile maalesef kalmamıştır. 1999
yılı Marmara depremi sonrası yapılan mevzuat sonrasında sivil toplum
örgütlerinin arama kurtarma konusunda önü açılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri
bünyesinde oluşturulan bilgili ve deneyimli ilk müdahale ekipleri sayesinde
kurtarma işlemleri başarılı olmuştur. Bugün Van’da çalışan 98 tane ekibin 95
tanesi 1999 yılında kurulan ekiplerdir.
Değerli
milletvekilleri, Van depremi sonrasında yaşadıklarımız aynı zamanda bir kriz
yönetim sorunudur. Maalesef meydana gelen depremin boyutunu kavramakta yetersiz
kalan Hükûmet, çadır ihtiyacını ve dağıtımında gerekli sevk ve idareyi
zamanında sağlayamamıştır. Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç Bakanlar
Kurulu toplantısından sonra “Bölgeye 8.964 çadır gönderildi, bu çadır sayısının
yeterli olduğu anlaşılabilir.” derken AKP Genel Başkan Yardımcısı “Yok canım,
çadır yeterli değil.” demiştir. Çadırları önce vatandaşlara dağıtmayanlar,
sonra da bunun yanlış olduğunu ve vatandaşların da taleplerini karşılayacaklarını
söyleyebilmiştir. Maalesef, çadır dağıtımında bile adaletsizlikler olmuştur.
Maalesef, ihtiyaç sahibi olanlara çadır verilmediğine hâlen de şehadet
edilmektedir. Naylon çadırlarda kalanlar, bu çadırlarda hayatını kaybeden insan
dramları her gün gündemimize gelmektedir.
Başbakan
Yardımcısı Sayın Beşir Atalay, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, burada Mevlânâ
evlerinin, bu bölgede, kurulamayacağını, teknik olarak elverişli olmadığını
söylerken, Sayın Cumhurbaşkanı Van’a gittiğinde Mevlânâ evlerini ziyaret
edebilmiştir. Daha o bölgede nelerin teknik olarak elverişli olup olmadığını
bilmeyen bir Sayın Bakan Van depreminde koordinasyonu nasıl temin edecektir?
Allah için…
Deprem
sonrası afetzedelerin geçici barınma sorununun çözümünde, çadır ihtiyacının
belirlenmesinde kriz merkezinin kararsızlığı, her kafadan ayrı bir ses çıkması;
çadırların gecikmeli, uzun zaman alacak şekilde bölgeye sevki, çadırların
maalesef yağmur yağdığı zaman su altında kalacak yerlere kurulması, depremin
ilk haftasında Mevlânâ evlerinin de yanlış yere kurulması sonucunda boş kalması
büyük bir karışıklığa yol açmış ve çadır yağmalama olayları olmuştur. “Suriye’den
gelenler için bir günde çadır kent kurduk.” diyenler, “Onlara katalitik soba
verdik.” diyenler Van depreminde vatandaşlarımızı maalesef unutmuştur. Bu
depremde böyle cesaretli sözleri hiçbir zaman duyamadık.
Bayındırlık
Bakanlığının mülga Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından üç fay zonu üzerinde diğer afetlerden de etkilenecek yerleşim
birimlerine ihtiyaç hâlinde gönderilmesi için bulundurulan konteynerler,
merkezî afet yönetiminin koordinasyon beceriksizliği sonucunda bölgeye
aktarılamamıştır. Van depreminin kış ayında vuku bulması dikkate alınarak
afetzedelerin daimî konutlarının inşa edilene kadar bölgenin sosyal, ekonomik
yapısının bozulmaması için barınmalarını temin edecek konteynerlerin temini
maalesef merkezî yönetimin geç karar vermesi ve yerleşim yerlerinin
altyapısının hâlen tamamlanamaması sonucunda vatandaşlarımız Van’dan
kaçmaktadır, büyük göçler olmuştur. Oysa, Marmara
depreminde “44 bin konut 30 Kasımda teslim edeceğiz.” denmiştir, 30 Kasımda da
devlet sözünü tutmuştur ve sözünü yerine getirmiştir. Sayın Başbakan,
partisinin bir toplantısında “Van’da meydana gelen deprem sonrasında ilk yirmi
dört saat bir başarısızlık oldu, bunu kabul ediyoruz.” diyerek ihmalkârlığın
adresini göstermiştir.
Sayın
milletvekilleri, önce “Dinlenmek için milletvekili olmak istiyorum.” diyen eski
TOKİ Başkanı, şimdiki Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Van ve
Erciş’te deprem söylentisine itibar edilmemesini istemiş, “En güvenilir yer Van
ve Erciş’tir.” demiş ve hasar tespit çalışmalarının bittiğini ve
vatandaşlarımızın az hasarlı evlere girebileceği beyanından sonra bu evlere
giren vatandaşlarımız, konaklama tesislerinde bulunan vatandaşlarımız maalesef
bu enkazın altında kalmıştır. Aslında o enkazın altında kalan sadece
vatandaşlarımız değildir, o enkazın altında kalan bu konuda koordinasyon görevi
yürüten Sayın Başbakan Yardımcısıdır.
Sayın
milletvekilleri, şimdiye kadar arz ettiğim konuların temelinde, kaynağında
aslında sorunun önemli bir şekilde yapısal ve koordinasyon sorunu olduğu ortaya
çıkmıştır. Sayın Atalay’ın koordinatör olarak belirlenmiş olması ülkemiz ve Van
halkı için de talihsizlik olmuştur. Sayın Bakan bulunduğu kurumun hangi
görevlerden sorumlu olduğunu henüz kavrayabilmiş değildir, sorumluluğun
gereğini yapamamıştır. Sayın Bakan dokuz yıldır iktidarda olduklarını unutup
doğal afetlere hazırlık konusunu neredeyse muhalefetin sorumluluğuna atmıştır.
Deprem sonrası koordinasyonu sürdüren Başbakan Yardımcısı, Van’daki göçükleri
kaldırmak, yıkıntı altında kalanları kurtarmak, enkazda çırpınanlara el uzatmak
için yurt dışından gelen yardım kurtarma ekipleri gönderme taleplerinin kendi
potansiyelimizi görmek amacıyla bekletildiğini dahi itiraf etmiştir.
Bunlar
yaşandıktan sonra 3 ve 5 Kasım 2011 tarihinde AFAD’ın
yayınladığı raporda “Hasarlı evler tespit edildi.” denildikten sonra 9 Kasımda
meydana gelen depremde o hasarlı evlerde can ve mal kayıpları olmuştur.
Şimdi,
Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı Türkiye Büyük Millet Meclisine 15 Kasımda “Ben
şimdi Van’da diyecektim ki: Bütün Vanlılar Van’ı terk etsin, bütün Vanlılar
boşaltsın. Yani böyle bir garip ifade olur mu? Biz o binalara girin de demedik,
girmeyin de demedik.” Zannedersiniz ki Fransız bakan! Şu devlete bakın, yani şu
Sayın Bakana bakın! Yani bu, kamu görevini ihmal değil midir? Deprem gibi bir
konuda can güvenliği açısından bir devlet, bir sorumlu insan “Biz girin de
demedik, girmeyin de demedik.” diyerek sorumluluğu vatandaşın üzerine atıyorsa,
vatandaşı temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin onlardan hesap sorması,
millet adına hesap sorması gerekmektedir.
1999
depreminde 2 milyon konut incelendi, 376 bin az hasarlı, orta ve yıkık bina
tespit edildi. Van depreminde 90 tane bina çöktü sadece. Hele hele Sayın
Başbakan Yardımcısının 15 Kasımda meydana gelen bir artçı deprem sırasında
ayakkabıyı boyatırken o depremle ilgili bilgi alması trajikomik bir hâldi.
Gerçekten böyle lakayıt bir davranış Türkiye
Cumhuriyeti’ni temsil eden bir sayın bakana yakışmamaktadır.
Değerli
milletvekilleri, Vanlı depremzedelerin asıl sorunu deprem sonrası
yaşanmaktadır. Hâlen de bunları yaşamaktadırlar. Deprem doğal bir afettir.
Doğal olmayan, deprem sonrası halka reva görülen muameledir. Gidenleri geri
getiremeyiz ama yıkılanı yaparız, elbette bu yaraları saracağız ama Sayın
Bakanın yönetim tarzı başarısız olduğunu ortaya koyuyor. Sayın Atalay’a
milletimizin ve Meclisin güveni kalmamıştır.
Yasal
sorumluluk siyasal sorumlulukla tamamlanmalı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
olarak Sayın Bakana güvenmediğimizi ifade etmeliyiz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OKTAY
VURAL (Devamla) – Eğer bütün bunlara rağmen, BDP’nin
ve AKP’nin oylarıyla, Sayın Bakan istediği için bu gensoru reddedilirse…
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
OKTAY
VURAL (Devamla) – …Sayın Bakana düşen görev istifa etmektir. Sayın Bakanın bu
vicdani ve siyasi sorumluluğu da hissetmesi gerektiğini düşünerek, hepinize
saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.16
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:17.28
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ
(Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin
Üçüncü Oturumunu açıyorum.
(11/6)
esas numaralı gensoru önergesinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
Hükûmet
yerinde.
Şimdi
söz sırası, AK PARTİ Grubu adına Mehmet Ersoy, Sinop Milletvekili.
Buyurun
Sayın Ersoy. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK
PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ben de Milliyetçi Hareket Partisinin, Başbakan Yardımcımız Beşir Atalay
hakkında verdiği gensoruyla ilgili olarak AK PARTİ Grubumuzun görüşlerini
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Çok
değerli milletvekillerimiz, bugün bizden önceki değerli hatiplerimizin konuşmalarını
dinlerken, hele hele “Devletin bu afetin altında kaldığı” gibi cümleleri
dinlerken…
NECATİ
ÖZENSOY (Bursa) – Devlet değil, Hükûmet, Hükûmet…
MEHMET
ERSOY (Devamla) - …biz sanki hiçbir şey yapamamışız, sanki insanlarımız enkaz
altında kalmış, biz seyretmişiz gibi bir anlam çıkıyor.
Önce
bir kere, tabloya bakalım. Elbette ki 1999 Gölcük ve arkasından Düzce’de
yaşadığımız felaketlerle karşılaştırılabilecek bir felaket…
ALİ
UZUNIRMAK (Aydın) – Düzce, Gölcük, merkez değil, bölge. “Düzce, Gölcük” dediniz
de…
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Efendim, müsaade eder misiniz, düzeltirim ben.
ALİ
UZUNIRMAK (Aydın) – Küçük kalır o iş.
MEHMET
ERSOY (Devamla) – O zaman yaşadığımız felaketle bugün yaşadığımız felaketi
büyüklük ölçekleri bakımından karşılaştırmak yanlış olur ama Van’da da sanki
bir göçük oldu da Hükûmet oraya bile müdahale etmekten âciz kaldı gibi tabloyu
küçük göstermek de yanlış olur.
Van’da
ne oldu değerli milletvekillerimiz? 23 Ekim’de 7,2; 9 Kasım’da 5,6. Verdiğim
rakamlarda genellikle iki depremin, iki felaketin rakamlarını toplayarak
vermeye çalışacağım. Oluşan sarsıntı 70 kilometre yarıçapındaki bir alanda
etkili oldu. Van merkez, Erciş, Muradiye, Özalp, Edremit ilçeleri ve köyleri;
Bitlis merkez ve Adilcevaz’ın bir kısım köyleri etkilendi, 300’e yakın yerleşim
birimi etkilendi, 1 milyon civarı insanımız etkilendi. Yaklaşık rakamlar, kesin
olmamakla birlikte, 50 bin civarı binamız hasar gördü. 90’ın üzerinde bina
deprem anında yıkıldı. Toplam 644 vatandaşımız hayatını kaybetti. 1.966,
yaklaşık 2 bin vatandaşımız yaralandı. 252 vatandaşımız enkazlardan
sağ kurtarıldı. Yaralılarınsa, yaklaşık 1.100 hastamız çevre illere nakledildi.
Şimdi,
bu büyüklükteki, bu genişlikteki afet karşısında zannedersiniz ki Türkiye
Cumhuriyeti’nin bütün kurum ve kuruluşları arama, kurtarma faaliyetlerini
yapamamış, sanki insanlarımız kurtarılabilecekken seyredilmiş, sanki bunun
akabinde ne çadır dağıtımıyla, çadır kentlerle ilgili ne sıcak yemeklerle
ilgili ne elektrik, su sorunlarıyla ilgili ne gıda yardımlarıyla ilgili ne de
her türlü ısınma, giyinme gibi insani ihtiyaçların teminiyle ilgili, kamu
hizmetlerinin sunumuyla ilgili, kamu binalarının hizmete hazırlanmasıyla ilgili
ve ön hasar çalışmalarıyla ilgili hiçbir şey yapılmamış ya da ülkemizin imkân
ve kabiliyetleri bundan çok daha fazlasını yapmaya muktedirken bunlar
becerilememiş, bunlar yerine getirilememiş.
Değerli
milletvekilleri, Van’da meydana gelen depremden hemen sonra sekiz saat içinde
71 arama kurtarma ekibi Van’da ayrı ayrı binaların başında faaliyete
geçebilmişlerdir.
Yine,
Van’a bir gün içinde 4 binin üzerinde arama kurtarma ekibi, 3 binin üzerinde
sağlık ekibi sevk edilebilmiştir. Bu süreçte kara yoluyla gidenler hariç,
sadece 176 kargo uçağı, 251 de Türk Hava Yollarının tarifeli yolcu uçağı
kaldırılmıştır.
Şimdi,
bütün bunlar niye yapılmıştır? Bütün bunlar yoksa hiç mi bir işe yaramamıştır?
Bütün bunlar orada devletin topyekûn bütün kurum ve kuruluşlarıyla ahenk ve
uyum içinde çalışması ve bütün ekiplerini, bütün imkânlarını oraya seferber
edebilmesi sayesinde olmuştur. Gerek sivil toplum kuruluşlarının gerek kamunun
elindeki arama kurtarma ekiplerinin gerek Sağlık Bakanlığımızın UMKE ekibinin
sevki, Türk Hava Yollarının olsun, Genelkurmayın olsun, özel kargo
şirketlerinin uçaklarının olsun hepsinin bir elden kullanılmasıyla mümkün
olabilmiştir.
Elbette
ki çok ağır kış şartlarında yaşadığınız felaketlerin her zaman kendine özel
ürettiği bir psikoloji de olur.
Şimdi,
Van’da afet meydana geldiğinde siz oradaki insanların sadece evlerinin yıkık ve
ağır hasarlı olanlarıyla muhatap olamazsınız. O şiddetli sarsıntıyı yaşamış
insanlar, arkasından 5 bin civarı artçı sarsıntıyı yaşamış insanlar evleri
sağlam olsa da girebilecekler mi? 1 milyon civarı bir insanın bütün taleplerini
anında karşılamanız da mümkün mü?
Şimdi,
bu şartlarda elbette ki devlet önceliklerini belirleyecek. Hangi önceliklerde,
kimlere yardım vermeye çalışacak, bunu belirleyecek.
Şimdi,
elbette ki o kış şartlarında insanların mağdur olmadığını, insanların zorda
kalmadığını söylememiz mümkün mü? Bugün çadır hayatı içinde hayatını idame
ettirmeye çalışmak kolay bir şey mi? Ama dünyanın hangi büyük ekonomisi olursa
olsun, dünyanın hangi güçlü ekonomisi olursa olsun ilk kırk sekiz saatini
mutlaka arama kurtarma faaliyetlerindeki önceliğe ayırır. Önce enkazların altında kalmış canlar varsa onların kurtarılması
gerekir.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Yanlışınız oradaydı işte.
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Bu arada, bir taraftan da geçici iskânla ilgili
mücadeleleriniz devam eder.
Dünyanın
her yerinde bu şiddette afetler olduğu zaman ilk saatlerde bu sıkıntıların
yaşanması kaçınılmazdır. Her zaman, her ortamda övünülen Japonya, Kobe’de yerle bir olmuştur, kalkamamıştır bu afetin
altından.
AYKUT
ERDOĞDU (İstanbul) – Belediye başkanı intihar etmişti.
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Elbette ki bu psikoloji içinde olayın sosyolojik boyutlarını
da çok derinden düşünmemiz ve ona göre hareket etmemiz lazım.
Şimdi,
Van depremi olduğu günden bu tarafa, sürekli, Hükûmet şunu yapmadı, şu bunu
yapmadı, öbürü bunu yapmadı, neden afet bölgesi ilan edilmedi, neden şu
önlemler alınmadı gibi sık sık eleştirilerle karşı karşıya kalıyoruz.
Değerli
arkadaşlar, değerli milletvekillerimiz; eğer kavramlarla ilgili bilgi eksiğimiz
varsa buradan, bu kürsülerden bu eksik bilgilerle konuşmamamız lazım hem
toplumun hem milletvekillerimizin hem bu yüce heyetinizin doğru
bilgilendirilmesi için.
Afet
bölgesiyle ilgili konu: Türkiye Cumhuriyeti çok uzun zamandır “afet bölgesi”
diye bir ilanda hiç bulunmuyor. Geçen yıl Rize’de yapılan ne ise bugün Van’da
yapılan da odur. Geçmişte, afet zararlarının azaltılması için kararnameler
çıkarılıyordu. Biliyorsunuz yine Meclisimiz 2003 yılında doğal hayatı etkileyen
kanunlarda yaptığı değişiklikle artık Bakanlar Kurulunun afetten zarar görmüş
belediyelere süresi ve kapsamı Bakanlar Kurulunca belirlenmek üzere ekstra
yardım yapmasını ortadan kaldırdı. 2003 yılından bu tarafa böyle bir uygulama
yapılmamaktadır. Daha önce yapılan uygulamalarla ilgili olarak da
belediyelerimiz siyasi davranıldığı, afet görmediği hâlde partizanca
davranıldığı gerekçesiyle mahkemelere dava açmış ve o davalar sonunda verilen
mahkûmiyetler neticesi geçen yıl belediyelere 136 milyon lira ek ödeme
yapılarak o dosyalar da kapatılmıştır. Bugün yapılan, Türkiye'nin her
tarafında… Türkiye'nin bir tane rejimi vardır, bir tane hukuku vardır, bir tane
kanunu vardır, o da Türkiye'nin her tarafında uygulanmaktadır: Genel hayata
etkili olduğuna ilişkin karardır. Rize’de hangi karar alındıysa Van’da da o
karar alınmıştır, Kütahya-Simav’da hangi karar alındıysa Elâzığ’da da o karar
alınmıştır. Genel hayata etkililik kararı aynı gün alınmıştır. Bu alınmakla
birlikte diğer…
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – On senedir, 99’dan beri bir şey yapmadınız. 99 depreminden
sonra tek şey yapmadınız. İlyas Bey orada, söylesin. Altı yüz tane yıkılacak
binamız var. Üniversite öğrencileri oturuyor. Yazıktır, yazık!
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Efendim, şimdi –lütfen Sayın Milletvekilim- Van’ı
konuşuyoruz.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Ama bir şey yapmadınız, çivi çakmadınız.
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Van’ı konuşuyoruz ve Van’da genel hayata etkililik oluru
ertesi gün derhâl alınmış, bütün tedbirler de buna göre geliştirilmiştir. Yoksa, “afet bölgesi ilan etmek” diye bir kavram yoktur
değerli arkadaşlarım. Afete maruz bölge kararı alabilirsiniz. Bu da ancak orada
her türlü yerleşimin yasaklanmasını gerektiren bir darlık ve kapsamda olur. Siz
yoksa deprem bölgelerini “afete maruz” bölge diye tanımlarsanız, Türkiye
topraklarının yüzde 66’sı birinci ve ikinci kuşak deprem bölgesidir. Buraları
yasaklamak değil, buraları coğrafi özelliklerine, fiziki özelliklerine uygun
kullanmak esastır. Yoksa bu konunun bu kadar istismar edilmesini gerçekten
yanlış buluyorum.
Bir
başka istismar konusu “Yardım yapılmıyor.” meselesi. Yok efendim… Burada zaman
zaman bazı hatiplerimiz söylediler, gerçekten çok üzüldüm, çok incindim:
“Somali’ye şu kadar yardım yaptınız, Van’a niye yapmadınız?”, “Libya’ya
verdiniz mi yoksa da Van’a niye vermediniz?”
Değerli
arkadaşlar, dünyanın ne kadar büyük ekonomisi olursanız olunuz, bugün Van’da
parayla yapılabilecek ne var da bu Hükûmet yapmıyor? Şu ana kadar Van’a
yaptığımız yardımların, aktardığımız paralar dâhil mali tutarı 390 milyon
lirayı geçti. 52 milyon lira gerek Valiliğine gerek oradaki ilgili kamu kurum
ve kuruluşlarına gönderdik.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – 50 milyon Suudi Arabistan’ın parası dâhil mi buna?
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Sadece bu milletin kendi bağrından çıkarıp gönderdiği
yardımlar altı yüz tırı geçti. Van’ın kapısında kuyruklar oluştu.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Vatandaş yapmış yine!
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Devletimiz şu anda, gerek Kızılayıyla
gerek AFAD’ıyla gerek Valiliğiyle, orada her gün,
yaklaşık 250 bin kişiye sıcak yemek dağıtıyor. Bütün bunlar bu yardımlarla, bu
gönül birliğiyle olabiliyor. Elbette ki daha fazlası yapılacak, elbette ki daha
iyileri yapılacak.
Şimdi,
bunu kesinlikle karşılaştırmayı çok yanlış buluyorum, çok gereksiz de buluyorum:
“1999 depreminde şu oldu, bugün bu oldu.” O günün Türkiye’sinin, devletinin
kabiliyetleri, imkânları ve fırsatlarıyla bugünün Türkiye’sini karşılaştırmak
hiçbirimize bir fayda sağlamaz. O günün Türkiye’sinin Başbakanı ancak ikinci
gün televizyonlardan haber almaya çalışıyordu. Elbette ki bu afet büyük bir
afetti ama o günkü imkânlarımızda…
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Ayıp oluyor ama bu ülkenin Başbakanına öyle diyemezsiniz!
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Estağfurullah, onu söylemiyorum, bakın, “Türkiye'nin Başbakanı”
diyorum. Kim olduğu, Rahmetliyi kastetmediğim elbette ki izahtan vareste.
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Ayıp oluyor ama ayıp oluyor, yakışmaz!
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Şimdi o günlerle bugünleri karşılaştırmanın bir gereği yok. O
günkü imkânlarımız içinde yapılabileceğin en iyisi yapılmaya çalışılmıştır, bu
kadarı başarılmıştır.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Karşılaştırmayın zaten, 100 katı daha büyüktü.
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Şimdi, o gün üç buçuk ayda prefabrik konutları teslim
edebildiğimizden övünerek bahsediyoruz.
Değerli
arkadaşlar, üç buçuk ayda prefabrik konutu ne kadar parçalı ihale yaparsanız o
kadar üretirsiniz. Bir aylık ömrü vardır prefabrik konut üretmenin. Bugünün
devleti, bugünün Hükûmeti sekiz ayda kalıcı konutları teslim edebilmeyi
konuşuyor.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – 40 bin tane yaptılar, 40 bin tane! 42 bin tane teslim ettiler,
insanlar yaşıyor!
MEHMET
ERSOY (Devamla) - Bu sadece AK PARTİ’nin bir başarısı
değildir, sadece bugünün Hükûmetinin bir başarısı değildir, bu bizim
devletimizin övüneceği bir başarıdır. Yine aynı şekilde arama kurtarma
faaliyetlerinde geldiğimiz noktadan -en son Van depreminden sonra- Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri dünyaya övgülerle bahsetmiştir. Bunlardan niye biz
mutlu olmuyoruz? Bunlardan, evet…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Halkın mı övüyor, Birleşmiş Milletler mi övüyor?
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Yapılan her çalışmanın, yaşanılan her afetin toplum için,
hepimiz için alınacak dersleri vardır. Tekrar ediyorum, geçen sefer de
söyledim: Bu kadar yıkılacak binanız olduğu sürece müdahaleye ne kadar iyi
hazırlanırsanız hazırlanın mutlaka eksikleriniz olacaktır. Esas itibarıyla
depremin olduğunun haftası “Ne yaptınız, mahvettiniz, AFAD şöyle kötü, Başbakan
Yardımcısı böyle kötü, Hükûmet bunları eksik yaptı.” diye bunların kavgalarını
vereceğimize, gelin, Türkiye’yi bütün afetlere daha iyi nasıl hazırlarız, bunu
konuşalım. Yani şimdi AFAD kuruldu da kötü mü oldu? Birleştirilmese miydi? Afet
İşleri Genel Müdürlüğü afet sonrasına bakıyordu, Acil Durum Genel Müdürlüğü
afete müdahaleye bakıyordu; birinin arşivleri başka bir şey söylüyordu, birinin
arşivleri başka bir şey söylüyordu.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) - O zaman, üç gün sonra Bakanın bu kürsüden söylediklerini size
hatırlatmak istiyorum. Unuttunuz!
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Şimdi, bütün dünya 1999’daki hâlimizi görünce dedi ki:
“Kardeşim böyle şey mi olur? Bir devletin afetten sorumlu üç ayrı kurumu mu
olur? Gelin, niye bunu birleştirmiyorsunuz?”
Hep
birlikte bu birleştirmeyi övünçle karşıladık, “Türkiye doğru bir iş yaptı.” dedik.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ama tecrübeli insanları da sürgün etmeyin ya!
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Çalışmalarda yanlışlar olduysa, bugün artık dünyanın
neresinde görülmüş keresteden prefabrik konut üretildiği? Afet İşlerinin
bahçesinde olan keresteler Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Kızılaya verilmiştir çünkü artık keresteden prefabrik
üretimi yoktur ki. Kaldı ki prefabriğin stokunu yapmanıza gerek yok çünkü her
zaman teknoloji değişiyor, her zaman yeni yeni keşifler oluyor. Bugün prefabrik
kullanmak yerine konteyner kullanmak çok daha ekonomik ve çok daha pratiktir.
Hükûmetimiz de bundan sonra, geçici konutlarda prefabrik evler yaptırmak,
onlara altyapılar hazırlamak, onların bu kadar arazileri doldurmasını
engellemek amacıyla konteynere geçmiştir, çok da isabetli olmuştur.
ALİ
UZUNIRMAK (Aydın) – Milleti evine gönderdiniz, hasarlı yerlere, ne konteyneri
ya!
MEHMET
ERSOY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir başka konu çadırlarla ilgili mesele.
Evet, 1 milyonun üzerinde insanınız bundan etkilendiyse ve aslında bir kısmının
da evleri yıkılmadıysa ama o evine giremiyorsa sizin yapacağınız şey çadırı
vatandaşa vermektir, çünkü evinden ayrılmak istemez ama orada yatamaz da.
Şimdi,
böyle bir durumda her çadıra altyapı hizmeti sunmanız mümkün müdür? Elbette ki
siz ancak çadır kentler oluşturursunuz, elbette ki siz ancak sosyal donatıları
olan alanlar oluşturursunuz ve bu alanlarda çok daha etkili hizmetler vermeye
çalışırsınız.
Şimdi,
gensorunun gerekçesini hepimiz okuduk ama daha sonra, zaten, Milliyetçi Hareket
Partimizin değerli sözcüsü de, Grup Başkan Vekili de ifade ettiler, “Bu
gerekçelerde söylenilen hususlar aslında Hükûmetimizin ya da Hükûmetimiz adına
bu koordinasyondan sorumlu Başbakan Yardımcımızın başarısızlığını gündeme
getirmekten ziyade depremi Türkiye’nin gündemine getirmektir.” demiştir.
Hâliyle, bir anlamda Hükûmetimizin bu kısa sürede, artık, bırakın geçici
konutlarla ilgili birtakım çalışmalar yapmayı, bu kısa sürede kalıcı konutları
bile nerelere yapacağını, teslim etmiş olması, bugün artık Hükûmetimizin
bakanlarının her gün orada vatandaşla iç içe sorunları tespit edebiliyor
olması, Hükûmetimizin başarısıdır. Bugün, eğer tarihimize bakarsak birçok
afette devletin yöneticileri afet bölgesine gitmeye çekinmişlerdir. Bugün
nerede bir afet olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı iki saat içinde
oraya gitmeye cesaret edebilmektedir!
ALİM
IŞIK (Kütahya) – Simav hariç, Simav hariç.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Gidip reklam yapma kabiliyetine sahip, o acıyı kullanma
kabiliyetine sahip!
MEHMET
ERSOY (Devamla) - Çünkü devletin bütün kurumları, çünkü bütün kuruluşları,
çünkü devletin bütün imkânları vatandaşa seferber edilebilmekte ve artık, Türk
milleti nerede bu devlet diye barım barım
bağırmamaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Bingöl’e gittiniz Hüseyin Coş’u
tayin ettiniz, vatandaş taşladı. Van’a gittiniz, Valiyi vatandaş taşladı.
Bravo!
MEHMET
ERSOY (Devamla) – İşte aslolan, bunları bundan sonra
da yapmak, daha güzelini yapmak, bu hükümetlere, AK PARTİ hükûmetlerine nasip
olacaktır.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
- Teşekkür ediyorum Sayın Ersoy.
Şimdi,
Hükûmet adına söz isteyen Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay.
Buyurun
Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Gensoru
vesilesiyle, Van ve Erciş depremi sonrası yapılan çalışmalarla ilgili yüce
Meclise bazı bilgiler sunacağım. Buradaki konuşmalardan da anladığımız
kadarıyla bazı konularda bilgi eksikliği var, onları da tamamlamış oluruz. 23
Ekim 2011 günü meydana gelen Van Erciş merkezli deprem ve 9 Kasım 2011 günü
yaşanan Van Edremit depremi bilindiği gibi güçlü bir şekilde hissedilmiş,
yıkıcı hasar meydana getirmiş ve çok sayıda can kaybına da yol açmıştır. Ben bu
vesileyle, tekrar, depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan
rahmet, geride kalanlara başsağlığı ve yaralı vatandaşlarımıza da acil şifalar
diliyorum.
Deprem
haberi alınır alınmaz, talimatlarımla, AFAD, on bir ilde bulunan sivil savunma
arama kurtarma birlik müdürlükleriyle, illerden arama kurtarma ekiplerini, kamu
kurumlarımızın ve kuruluşlarımızın bu konudaki ekiplerini hemen bölgeye sevk
etmeye başlamıştır ve bu deprem sonrasında en hızlı çalışma arama kurtarma
ekiplerinin bir an önce bölgeye sevki şeklinde olmuştur çünkü afette ve
depremde en öncelikli konu oradan daha fazla can kurtarabilmektir, onun için
bizim önceliğimiz de bu olmuştur. Peşinden de Başbakanlık merkez binada
benim başkanlığımda hemen bir koordinasyon toplantısı yapılmış, ilgili
bakanlıklarımız, Genelkurmay Başkanlığı ve diğer kurumlarımız katılmıştır.
Burada da bütün kurumlarımızın iş birliği ve yapacakları iş bölümü tespit
edilmiş ve ulusal düzeyde koordinasyon gerçekleşmiştir. Aynı zamanda Van’da da
kurulu olan Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi hemen çalışmaya başlamıştır.
Toplantı
sonrasında hızlı bir şekilde ben ve çalışma arkadaşlarım Van’a intikal ettik.
Tabii, arama kurtarma, geçici barınma, enkaz kaldırma, sağlık, psikososyal destek çalışmalarının kesintisiz olarak
yürütülmesi amacıyla ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşların afet ve acil durum
merkezleri ikinci bir bildirime kadar yedi gün yirmi dört saat çalışma esasına
göre faaliyete geçirilmişlerdir.
Depremin
hemen ardından devlet, sivil toplum örgütleri ve vatandaşlarımız tüm
imkânlarıyla seferber olmuştur. Böylesine yıkıcı ve çok geniş bir bölgeyi
etkileyen deprem sonrasında yürütülen başarılı bir koordinasyonla olayın
üzerinden daha birkaç saat geçmeden yeteri sayıda ekip ve ekipman
bölgeye intikal ettirilmiştir. Aynı gün akşam saatlerinde İstanbul’da bulunan
Başbakanımız da Van’a ve oradan Erciş’e gelmişlerdir yanında bakanlarımızla
birlikte ve yerinde denetlemelerde bulunmuş ve talimatlarını vermişlerdir.
İlk
birkaç saat içinde, 500’den fazla arama kurtarma, sağlık ve Kızılay personelini
araç ve ekipmanlarıyla birlikte bölgeye ulaştırdık ve
en hızlı şekilde arama kurtarma faaliyetlerine başlanmasını sağladık.
Eşzamanlı
olarak, ilgili kurumlarla koordine edilerek daha uzak illerde bulunan ekipler ekipman ve araçlarıyla gerek Türk Silahlı Kuvvetleri gerekse
Türk Havayollarına ait kargo ve yolcu uçaklarıyla süratle Van’a
ulaştırılmıştır.
Meydana
gelen iki deprem sonrası, AFAD tarafından 11 ilde bulunan sivil savunma arama
kurtarma birlik müdürlükleri ile 48 il ve 39 kurumdan arama kurtarma, sağlık ve
ilkyardım personeli ekipmanları ve insani yardım
malzemeleri 77 Türk Havayolları, 76 askerî ve 20 adet özel kargo uçağıyla
-toplam 170 adet uçak ve araçlarla- hava ve karadan bölgeye sevk edilmiştir.
Bu
iki depremde bölgeye toplam -bu rakamları da bilginize sunuyorum- 72.597 çadır
-bunun 28.147’si yurt dışından gelmiştir- 5.267 arama kurtarma personeli, 2.976
sağlık personeli, 34 arama köpeği, 732 iş makinesi ve araç, 18’i hava ambulansı
olmak üzere 201 ambulans, 6 tanesi faal olmak üzere 11 seyyar hastane, 146
jeneratör, 79 projektör, 151 tuvalet-duş konteyneri,
480 genel maksat çadırı, 260 prefabrik ev, 4.295 yaşam konteyneri, 3.794
Mevlânâ evi, 335.019 battaniye, 37 seyyar mutfak…
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Bu “AKP” yazanlar da sayıya dâhil mi?
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - …27.288 katalitik soba-ısıtıcı, 6.192 uyku
tulumu ve gerekli insani yardım gönderilmiştir.
Değerli
milletvekilleri, deprem anından şu ana kadar 70 bin ton kömür Van, Erciş ve
köylerinde dağıtılmıştır. 600 tır ve kamyon ile insani yardım malzemesi
vatandaşlarımız tarafından gönderilmiştir ve 117 bin adet gıda paketi
dağıtılmıştır.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bir bütün olarak devlet, sivil toplum
kuruluşları, özel sektör ve vatandaşlarımız bir afet anında yapılması gerekli
olan tüm eylemleri etkin bir koordinasyon, iş birliği ve dayanışma ruhu ile
yerine getirmiştir. Bakanlık, kurum ve kuruluşlarımız ile gönüllü
kuruluşlarımız üzerlerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmişler, her
türlü takdire şayan bir performans ortaya koymuşlardır. Sahada görev yapan tüm
kurum ve kuruluşlarımız ile her kesimden insanımız sadece bir resmî görev
anlayışıyla değil toplumumuzun dayanışma ve yardımlaşma geleneğinin verdiği motivasyon ve ruhla üstün bir gayret göstermiştir.
Milletimiz de büyük bir yardımlaşma ve dayanışma örneği göstererek Vanlı
kardeşlerimizin yanında olmuştur, büyük bir toplumsal bütünlük ve birlik
sergilenmiştir.
Van
depremlerinden sonra yapılan müdahale ve yardım operasyonunda ülkemizin
gösterdiği performans ve başarı uluslararası camia tarafından da övgüyle
karşılanmıştır. Ulusal ve uluslararası otoritelerin yapmış oldukları gözlem ve
değerlendirmede Van depremlerinden sonra çok kısa bir sürede bu kadar
yoğunlukla icra edilen yardım ve müdahale faaliyetinin afetler tarihinde
kaydedilen en büyük operasyonlardan biri olduğu vurgulanmıştır.
Uluslararası
yardımlar için teşekkür ediyoruz. Pek çok ülkeden ülkemize bu konuda yardım
gelmiştir. Burada hem arama kurtarma ekibi hem de daha çok bizim öncelikle
istediğimiz çadır ve prefabrik ev çoğunluğu teşkil etmiştir.
Acil
yardım ödenekleri olarak şu ana kadar Van Valiliği, bakanlıklar, üniversite ve
diğer kurumlara, Van’daki, 52 milyon TL Başbakanlıktan gönderilmiştir. Bu
rakamları da burada ifade ediyorum. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın
talimatlarıyla başlatılan yardım kampanyaları kapsamında, Başbakanlık
hesaplarında şu ana kadar 147 milyon 400 bin TL, Diyanet İşleri Başkanlığı
yardım hesaplarında 37 milyon TL ve Kızılay yardım hesaplarında 43 milyon 900
TL olmak üzere toplam 228 milyon 300 bin TL nakdî yardım toplanmıştır. Bugüne
kadar acil yardım ödenekleri dâhil olmak üzere bölgeye gönderilen insani yardım
malzemelerinin toplam tutarı 390 milyon TL’dir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda Van ve Erciş’te 14 çadır kentte
yaklaşık 18 bin vatandaşımız barındırılmaktadır ve tabii, daha dün, 5
şiddetinde bir artçı deprem olmuştur biliyorsunuz. Yani her artçı deprem,
yapılan çalışmaları biraz daha tabii zorlaştırmaktadır.
ÖZCAN
YENİÇERİ (Ankara) – Milletin gönderdiği yardımları nasıl yaktırdığınızı anlat.
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Çadır kentlerde sıcak su, duş, yemek
imkânları sağlanmış olup sosyal mekânlar, okul öncesi eğitim, sağlık, dinî ve
psikolojik destek hizmetleri verilmektedir. Aşevlerinde çok sayıda, her
vatandaşımıza âdeta yetecek kadar yemek, üç öğün verilmektedir. Sadece çadır kentlerde
değil 35 okulda, evinin yanında çadır kuran falan vatandaşlarımız da gelip
yemek alabilmektedir ve ayrıca, Van merkezde 1.300 metrekarelik alanda 30
kişilik bir ekiple hizmet veren giyim market açılmıştır. Bütün depremzede
vatandaşlarımız Van, Erciş ve köylerinden bu markete gelip istedikleri giyimi,
kışlık giyimleri alabilmektedirler. İlk tabii, çadırla ilgili ilk iskândan
sonra bizim biliyorsunuz orta vadede iskânımız daha çok konteynırla
olacaktır, prefabrik konut ve konteynırla. Şu anda 20.411 konteyner alımı
gerçekleştirilmiştir. Bunlar üretildikçe geliyor ve kuruluyor. Hem Erciş’te hem
Van’da konteyner kentlerin yerleri hazırlanmıştır. Bunlar, biliyorsunuz,
altyapısı, su, atık su, elektrik gibi her şeyi olan; iki oda, banyo, mutfak ve
tuvaleti bulunan, 7-8 kişinin rahat barınabildiği konteynerlerdir.
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Her şey var Sayın Bakan. O zaman, sorun bizzat
sizsiniz!
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Diğer yandan, kamu hizmetlerinin sağlıklı
yürütülebilmesi için de kamu binalarının onarımları devam etmektedir.
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Siz Van’a karışmayın orası düzelir!
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii, kalıcı konutlarla ilgili…
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, bir özür borcunuz yok mu, özür!
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Şu anda, kalıcı konutlarla ilgili
çalışmalar başladı, ihaleleri yapıldı bir kısmının. 1.800 TOKİ konutu -ki
bunlar önceden zaten yapılıyordu- bu ay sonuna kadar bitmiş olacak ve teslim
edilecek.
Ayrıca,
Erciş’te 1.376, Van’da 1.568 olmak üzere toplam 2.944 konutun ihale süreçleri
tamamlanmış ve temelleri de atılmıştır. Bizim bu konutlarla ilgili verdiğimiz
tarih, bilindiği gibi, Ağustos 2012’dir. Ağustos 2012’de bu konutlar
sahiplerine teslim edilecektir ama şu anda, özellikle Van’da ve Erciş’te master plan çalışmaları devam ediyor. Bu master plan çalışmaları bittiğinde ve hasar tespitleri de
bittiğinde yeni ihaleler de yapılacaktır.
Diğer
illere sevk edilen, kamu kurumlarının misafirhanelerinde misafir edilen
depremzede sayısı 14.745’tir şu anda ama kendiliklerinden diğer illere gitmiş
ve valiliklerimizin hizmet verdiği insanımız, depremzede 30 bini aşmaktadır.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda Aile Bakanlığımızın 200’den fazla
sosyal çalışmacı, sosyolog, psikolog ve psikolojik rehberlik danışmanı,
depremzedelere psikososyal destek sağlamaktadır. Bu
konuda ekiplerimiz kurulmuştur. Sağlık Bakanlığının ekipleri kurulmuştur. UMKE’nin gezici ekipleri gece gündüz hizmet vermektedir.
Öksüz
veya yetim kalan çocuklar, yaşlılar ve özürlüler tespit edilmiş, bunların
kurumlara yerleştirilmesi sağlanmıştır. Şu anda 188 çocuğumuz, maalesef,
annesini babasını kaybetmiştir, onlar tespit edilmiştir. Ve şu anda bir
araştırma yapıyor Aile Bakanlığımız. Her aileye gidiliyor. Burada hem ailenin
durumu hem de ihtiyaçları daha gerçekçi şekilde tespit edilecek. Eminim, o
zaman daha sağlıklı ulaşma da mümkün olacak.
Bu
arada, su, elektrik, doğal gaz, iletişim, ulaşımda hiçbir sorun yoktur Van’da
ve Erciş’te. İlk iki gün Erciş’te elektrikte biraz sorun olmuştur, onun dışında
altyapıda hiçbir sorun yoktur.
Hasar
tespit çalışmalarıyla ilgili de şunu söyleyeyim: Tabii, biraz önce Değerli
Milletvekilimiz Mehmet Bey genel hayata etkililikle ilgili bilgi verdi. Şu anda
400 teknik personelle hasar tespit çalışmaları devam ediyor. Erciş ve köyler
bitmek üzere. Hepsi bittikten sonra bunların tamamı Van’a gelecek ve Van’daki
çalışmalarına başlayacaklar.
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, test etmiştiniz, testin sonucu ne oldu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –
Van’ın biraz ertelenmesinin bir sebebi de şu anda hâlen artçı deprem… Mesela,
dünkü artçı deprem yeni hasarlar meydana getirmiştir. Bu sebeple, Erciş ve
köylerin hasar tespitine öncelik verilmiştir.
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Testin sonucu ne oldu Sayın Bakanım?
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum: Enkaz
kaldırma çalışmaları ihale edilmiş, bunlar kaldırılıyor. Yapı denetimiyle
ilgili şu anda yasa tasarımız hızlı şekilde hazırlanıyor. Hükûmetimiz,
biliyorsunuz, depremzedelere dönük bir karar çerçevesinde -genel hayata
etkililik kararı çerçevesinde- çiftçimizin, esnafımızın vergi borçlarını bir
yıl ertelemiştir. Maliye Bakanlığı vergi ve cezalarıyla ilgili ertelemeler
yapmıştır. Sigorta primleri ertelenmiştir. Ayrıca, Çalışma Bakanlığı 5 bin
kişinin sekiz ay boyunca Toplum Yararına Çalışma Programı’nda çalıştırılması
kararını almış, şu anda 3 bin kişi oradan çalıştırılmaktadır. Bunun dışında,
KOSGEB’in yardımları vardır. Çalışma Bakanlığı tarafından yine özellikle kısa
çalışma ücretleri ödemesine başlanılmıştır ve depremde hayatını kaybeden
vatandaşlarımızın ailelerine sosyal güvenlik maaşı bağlaması da yapılacaktır.
Tarım
Bakanlığımız, hayvanı telef olan bütün köylülerimize, kendilerine aynı cins
hayvanı verecektir. Ayrıca tarım sigortası kapsamında olan hayvanların bedellerinin ödenmesine de
başlanmıştır. Tabii köylerde ahırlar da yıkıldığı için büyük çadır ahırlar
yaptırılmış, bunlar da neredeyse tamamlanmak üzeredir.
Ben
burada vakit kısa olduğu için diğer çalışmalara değinemiyorum ama şunu ifade
etmek istiyorum:
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; şunu biliyoruz, deprem ülkemizin bir gerçeği,
ülke olarak tüm deprem önlemlerini almaya mecbur değil, mahkûmuz.
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, on senedir niye almadınız?
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Başta depremler olmak üzere afetlere
hazırlıklı olmamız gerektiğini unutmadan, afete dirençli ve afet bilinci yüksek
bir toplum hâline gelmek için yoğun çaba sarf etmemiz gerekmektedir. Bu, devlet
ve milletin birlikte topyekûn bir şekilde vermesi gereken bir mücadeledir.
Ayrıca Van bir medeniyetler şehrimizdir. Tarihî, kültürü, coğrafi yapısıyla
eşine az rastlanan bir ilimizdir. Medeniyetlerin kalbi olan Van ilimizi
köyleriyle birlikte yeniden inşa edeceğiz, Van’ı örnek bir şehir hâlinde
yeniden kuracağız.
Bu
vesileyle bir gönül işi olan ve tüm olumsuz şartlara rağmen fedakârca görev
yapan tüm arama kurtarma, ilkyardım ve sağlık personeline, Türk Silahlı
Kuvvetlerine, Emniyet mensuplarımıza, STK’lara ve görev yapan herkese tekrar
buradan teşekkür ediyorum.
Burada
yine, konuyla ilgili benim bir söz söylediğim, burada işte kendi
potansiyelimizi görmek için falan… Değerli milletvekilleri, o konu bir gazetede
çıktı ve ben onu ertesi gün düzelttim ama muhalefet partimiz onu gerekçesini
yine koymuş. Yani o manada bir şey söylemedim, öyle bir şey söylenmez. Kırk beş
dakikalık konuşmanın içinde söylediğimiz şudur: Bizim arama kurtarma açısından büyük sıkıntımız
yok, çadırda sıkıntımız var, dış yardımlarda çadıra öncelik verdik, bunu demek
istedik.
Ayrıca
elimde bir araştırma var, bu dün çıktı.
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, arama kurtarmada da sınıfta kaldınız. Biz
iki gün oradaydık, sınıfta kaldınız.
BAŞKAN
– Sayın Ağbaba…
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada, bu araştırmada… Biz, biliyorsunuz,
çalışan bir partiyiz ve milletin nabzını çok tutarız. Ben de bu işlerin
uzmanıyım biliyorsunuz, siyasi analizler yaparım. Her aylık araştırmada o ayın
konularını sorarız.
Bakın,
vatandaşa bu ay -dün çıktı bu araştırma- deprem soruluyor, depremde Hükûmetin
performansı…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hangi şirket yaptı Sayın Bakan?
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu araştırmayı biz kendimizi denetlemek
için yapıyoruz, açıklamıyoruz da, sadece kendimiz görüyoruz ve…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Kendiniz yapıyorsunuz… Şıracının şahidi bozacı!
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –Burada diyor ki: “Hükûmet, Van’a en hızlı
şekilde müdahale etmiş ve gerekeni yapmıştır.”
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, doğru değil.
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –Ne kadar biliyor musunuz? Yüzde 75, buna
katılmayan yüzde 25. Kendi seçmenimiz yüzde 94.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, araştırma hangi şirketin?
HAYDAR
AKAR (Kocaeli) - Yandaş medya var ya, onlara yaptırmışsınızdır!
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –Bu araştırma 26 ilde ve 5 bin kişi üzerine
ve burada bir sonuç daha var. Bu sonucun muhalefet kısmını göstermeyeyim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Hangi şirket?
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –Biliyorsunuz, AK PARTİ seçimde bunun
yarısıydı, yüzde 50’ydi. Şimdi, yarıdan biraz bu tarafa taşmaya başladı, yüzde
55, kasım ayının sonu. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Biz
siyaset yapıyoruz, biz milletin nabzını tutuyoruz.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Siyaset yapmayın, vicdanınızın gereğini yapın.
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, depremin ilk iş günü ordaydık, dediklerinizin
hiçbiri doğru değil.
BAŞBAKAN
YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Doğru, doğru…
Muhalefet
hiçbir şey için teşekkür etmiyor ama millet biliyor millet, millet biliyor.
Ben,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sağ
olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, gensoru önergesini veren bir parti
olarak gensoru gerekçemizde belirttiğimiz hususlar konusunda maalesef Sayın
Bakan cevap vermemiştir. Umarım kalkacak parmaklar Van’daki dramı ve o otelde
ölen insanların acısını hissedecek vicdanların sesi olur diye düşünüyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum.
ALİ
SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, efendim, biz, Van depreminde yardımların…
BAŞKAN
– Bir saniye Sayın Milletvekilim, bir saniye...
Bizim böyle bir usulümüz yok. Grup Başkan Vekili…
Şimdi,
Sayın Acar…
ALİ
SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, 60’ıncı maddeye göre söz istiyorum.
BAŞKAN
– Efendim, ne için söz istiyorsunuz?
ALİ
SERİNDAĞ (Gaziantep) – İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine
göre söz istiyorum. Çok kısa bir katkı yapmak istiyorum.
BAŞKAN
– 60’ıncı maddeye göre… İsteyemezsiniz, şunun için, açıklama yapacağım: Sayın
Acar, Sayın Akar, Sayın Kuşoğlu, Sayın Tanal, Sayın Eyidoğan,
Sayın Ağbaba, Sayın Kaplan ve Sayın Öz’ün söz
talepleri var. Anayasa’nın 99’uncu maddesini okuyorum: “Bu görüşmede -gensoru
görüşülüyor efendim- ancak önerge
sahiplerinden biri, siyasi parti grupları adına birer milletvekilli, Bakanlar
Kurulu adına Başbakan veya bir Bakan konuşabilir. İç Tüzük değil Anayasa’nın
hükmü bu, 99’uncu madde.
Başbakan
Yardımcısı Beşir Atalay Hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp
alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi,
gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım,
ancak sayın milletvekilleri, gensoru önergesinin oylamasının açık oylama
şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup imza sahiplerini
arayacağım.
Okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gensoru
oylamasının açık oylama ile yapılmasını arz ederiz.
Mehmet
Şandır? Burada.
Oktay
Vural? Burada.
Alim
Işık? Burada.
Mehmet
Günal? Burada.
Oktay
Öztürk? Burada.
Mehmet
Erdoğan? Burada.
Ali
Öz? Burada.
Seyfettin
Yılmaz? Burada.
Koray
Aydın? Burada.
Ali
Uzunırmak? Burada.
Ahmet
Kenan Tanrıkulu? Burada.
Emin
Haluk Ayhan? Burada.
Hasan
Türkoğlu? Burada.
Sinan
Oğan? Burada.
Bülent
Belen? Burada.
Kemalettin
Yılmaz? Burada.
Mustafa
Erdem? Burada.
Özcan
Yeniçeri? Burada.
Celal
Adan? Burada.
Reşat
Doğru? Burada.
Murat
Başesgioğlu? Burada.
Sayın
milletvekilleri, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açık
oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Alınan
karar gereğince açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır.
Oylama
için üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, (11/6) esas numaralı gensoru önergesinin açık oylama
sonucu:
“Kullanılan
oy sayısı : 352
Kabul : 86
Ret : 265
Çekimser :
1(x)
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Tanju Özcan Mustafa
Hamarat
Bolu Ordu”
BAŞKAN
– Böylece, gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz.
1’inci
sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti
Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S.
Sayısı: 21)
BAŞKAN
– Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci
sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında
Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/425) (S. Sayısı: 22)
BAŞKAN
– Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Komisyonun
olmadığı, olmayacağı da anlaşıldığı için, alınan karar gereğince kanun tasarı
ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri…
ALİ
SERİNDAĞ (Gaziantep) – Meclis bu hâlde komisyon gelir mi?
BAŞKAN
– …sırasıyla görüşmek için…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, böyle ayakta görüşme yapılır mı? Özür
dilerim, şimdi, yani böyle bir görüşme yapılabilir mi?
BAŞKAN
– …2 Aralık 2011 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Sayın
milletvekilleri, iyi tatiller diliyorum.