DÖNEM: 24 CİLT: 5 YASAMA YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
25’inci Birleşim
29 Kasım 2011 Salı
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.-
GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Ardahan Milletvekili Orhan
Atalay’ın, içinde bulunduğumuz muharrem ayına ve milletvekilliğin
sorumluluklarına ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin,
Çorum ilindeki şeker fabrikalarının özelleştirilmesi nedeniyle yaşanan
sorunlara, özel yetkili mahkemelerde yapılan yargılamalara ve uzun süren
tutukluluk iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun,
Tokat ili ve ilçelerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması
V.-
AÇIKLAMALAR
1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,
MHP Grubu olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a geçirdiği ameliyattan dolayı
acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması
2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tutuklu bulunan 8 milletvekili hakkında
vermiş oldukları kanun teklifinin acilen Meclisin gündemine alınmasına ve bir
an önce konunun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
ile kurulmuş bulunan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun
Maliye Bakanlığı ile ilgilendirilmesinin Başbakanın teklifi üzerine uygun
görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/651)
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin futbol kulüplerinin
ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68)
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, usta öğreticilerin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/69)
3.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer
ve 21 milletvekilinin, Tekirdağ sahillerindeki kirlilik sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)
C) Gensoru Önergeleri
1.-
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili
Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın;
Van ilinde meydana gelen depremlerde, arama ve kurtarma çalışmaları,
yardımların ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine
getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı
Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/6)
D) Önergeler
1.- Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine
ilişkin önergesi (4/11)
2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın,
Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin
(2/11), İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/12)
E) Duyurular
1.- Diyarbakır 5. Ağır Ceza
Mahkemesince, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un yargılandığına dair dosyanın,
Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/652)
VII.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan,
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları
tarafından 1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan Dersim'de Tedip ve
Tenkil uygulamalarının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilen Meclis
araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer
önergelerin önüne alınarak, 29/11/2011 Salı günkü birleşimde sunuşlarda
okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP
Grubu önerisi
2.- Gündemdeki sıralama ile Genel
Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 83 sıra sayılı Kanun
Teklifi’nin İç Tüzük’ün
91’inci maddesine göre Temel Kanun olarak ve bölümler hâlinde
görüşülmesine; (11/6) esas numaralı
gensoru önergesinin, Genel Kurulun 1 Aralık 2011 Perşembe günkü gündeminin
"Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına ve gündeme alınıp
alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına
ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in,
partisine sataşması nedeniyle konuşması
3.- Kayseri Milletvekili Yusuf
Halaçoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, grubuna sataşması
nedeniyle konuşması
4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Genel
Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
6.- Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
IX.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S.
Sayısı: 21)
2.- Askerlik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/524) (S.
Sayısı: 82)
X.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın,
Bahri Dağdaş Tarımsal Araştırma Enstitüsünün
uluslararası statüsünün kaldırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in
cevabı (7/675)
2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın,
Bolu genelinde kayıtlı kümes sayısı ile üretim yapan ancak ruhsatı olmayan
kümeslere ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı
Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/693)
3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depreminden etkilenen vatandaşların
tarımsal kredi borçlarının ertelenmesine ve destek primlerine,
- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim
Özkan’ın, Trakya Bölgesinin şap hastalığından ari bölge haline getirilmesine,
Kurbanlık hayvan ithaline,
- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin
istihdamına,
- Hatay Milletvekili Adnan Şefik
Çirkin’in, tarımsal ithalatın ürün dağılımı ve yıllar itibariyle oranlarına,
- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın,
Çin sarımsağının ithaline ve yerli üreticinin mağduriyetine,
İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı
(7/723), (7/724), (7/725), (7/726), (7/727), (7/728)
4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TEDAŞ’da görevde
yükselme sınavı açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/793)
5.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in,
bazı çiftçilere geçmişe dönük elektrik borcu çıkartılmasına ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/874)
6.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza
Yalçınkaya’nın, taş kömürü üretimi yapmak üzere anlaşılan bir firmanın
taahhütlerini yerine getirememesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/876)
7.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan
Köktürk’ün, Libya’daki isyancılara hibe olarak para gönderildiği iddialarına
ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/929)
8.- Eskişehir Milletvekili Kazım
Kurt’un, elektrik faturalarında görülen kayıp-kaçak bedeli adı altında yapılan
ödemeye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın
cevabı (7/973)
9.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, elektrik ithalat ve ihracatına ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/976)
10.- Antalya Milletvekili Mehmet
Günal’ın, doğal gaz ithalatında otomatik fiyat ayarlaması sisteminin işlemesine
ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1066)
11.- Antalya Milletvekili Mehmet
Günal’ın, BOTAŞ’ın doğal gazda uyguladığı “al ya da öde” yöntemine ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1067)
12.- Antalya Milletvekili Mehmet
Günal’ın, doğal gaz depolama tesislerine ve bunların yeterliliğine ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1068
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak iki oturum yaptı.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın;
Van ilinde meydana gelen depremlerde arama ve kurtarma çalışmaları, yardımların
ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine
getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı
Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergelerini (11/5) geri
aldıklarına dair önergeleri okundu; gensoru önergesinin geri verildiği ve
gündemden çıkarıldığı bildirildi.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri Yalova
Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve
Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın; CHP’li Belediyelerin Alman
Vakıflarından kredi alarak terör örgütüne yardım ettikleri iddiasında bulunduğu
hâlde bunu ispatlamadığı ve böylelikle üstlendiği görevi yerine getirmediği
iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesinin (11/4) gündeme alınıp alınmamasına ilişkin ön görüşmeleri
tamamlandı; yapılan oylama sonucunda, önergenin gündeme alınmasının kabul
edilmediği açıklandı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Yalova Milletvekili
Muharrem İnce’nin şahsına,
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin partisine,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli’nin şahsına,
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli’nin partisine,
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili
Mehmet Akif Hamzaçebi’nin şahsına,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Ardahan Milletvekili Orhan Atalay 24/11/2011 tarihli 23’üncü
Birleşim Tutanak Dergisi’nde yer alan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi
Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Uluslararası Anlaşma”nın oylamasında sehven “çekimser” oy kullandığına
ve oyunu “kabul” olarak
tashih ettiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine,
Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Başbakan Yardımcısı Bekir
Bozdağ’ın şahsına,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş,
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Grubuna,
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın Grubuna,
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Aydın Milletvekili Bülent
Tezcan’ın partisine,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş,
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin şahsına,
Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve
teklifleri ile komisyonlardan gelen işleri sırasıyla görüşmek için, 29 Kasım
2011 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 17.02’de son verildi.
|
Sadık YAKUT |
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
Mine LÖK BEYAZ Muhammet
Rıza YALÇINKAYA Diyarbakır Bartın |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
II.- GELEN KâĞITLAR
No:
37
28
Kasım 2011 Pazartesi
Tasarılar
1.- Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim
Bakanlığı ile Kosova Cumhuriyeti Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı Arasında
Eğitim Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı (1/527) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2011)
2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Sudan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş
Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/528) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.11.2011)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin Kültürel
Değişim Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
(1/529) ) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile
Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2011)
Teklifler
1.- İstanbul Milletvekili Sebahat
Tuncel'in; 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/153) (İçişleri ile Adalet Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.10.2011)
2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün;
Ticari Taksilerde, Taksi Dolmuş ve Dolmuşlarda Yenileme Yapılması ve Araçların
Bir Kereye Mahsus Olarak Değiştirilmesi Sırasında Araç Sahiplerinden ÖTV ve KDV
Alınmamasına Dair Kanun Teklifi (2/154) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26.11.2011)
3.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir
ve 16 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/155) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.10.2011)
4.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret
Akova'nın; 4081 Sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/156) (Tarım, Orman ve Köyişleri;
İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.10.2011)
5.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup
Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay
Vural ile 1 Milletvekilinin; Erciş Adıyla Bir İl Kurulması Hakkında Kanun
Teklifi (2/157) (Plan ve Bütçe ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 11.11.2011)
6.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun; 31.05.2006 Tarih ve 5510 Sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi (2/158) (Adalet ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16.11.2011)
7.-
Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim
Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında
Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/159) (Plan ve Bütçe; Milli Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor; Milli Savunma; Avrupa Birliği Uyum ile Sağlık, Aile, Çalışma
ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.11.2011)
8.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar
ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay
Vural'ın; 6831 Sayılı Orman Kanununun 31. ve 32. Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/160) (Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.11.2011)
9.- İstanbul Milletvekili Mustafa
Sezgin Tanrıkulu ve 43 Milletvekilinin; Van-Erciş ve Çevresinde Meydana Gelen
Deprem Afeti ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/161) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.11.2011)
10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Özel Tüketim
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/162) (Plan ve
Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2011)
Tezkereler
1.- İstanbul Milletvekili Sebahat
Tuncel'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/640) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
2.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici'nin Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/641) (Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.11.2011)
3.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/642) (Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
4.- Diyarbakır Milletvekili Nursel
Aydoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/643) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
5.- Muş Milletvekili Sırrı Sakik'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/644) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
6.- Hakkari
Milletvekili Selahattin Demirtaş'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/645) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
7.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk'ün Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/646) (Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.11.2011)
8.- Tunceli Milletvekili Hüseyin
Aygün'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/647) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
9.- Balıkesir Milletvekilleri Mehmet
Cemal Öztaylan ve Ahmet Edip Uğur'un Yasama
Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/648)
(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
10.- İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/649) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2011)
Raporlar
1.-
Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli
Savunma Komisyonu Raporu (1/524) (S.Sayısı: 82)
(Dağıtma tarihi: 28.11.2011) (GÜNDEME)
2.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ile
Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Sadık Yakut ve Kahramanmaraş Milletvekili
Mehmet Sağlam’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı
Kanunu Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/92) (S. Sayısı: 83)
(Dağıtma tarihi: 28.11.2011) (GÜNDEME)
Gensoru
Önergesi
1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Van ilinde meydana gelen depremlerde, arama ve
kurtarma çalışmaları, yardımların ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki
diğer hizmetlerin yerine getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı
iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında bir gensoru açılmasına
ilişkin önergesi. (11/6) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011) (Dağıtma tarihi: 28/11/2011)
No:
38
29
Kasım 2011 Salı
Teklif
1.- İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin
ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker
Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 93 Milletvekilinin; Aile
Sigortası Kurumu Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/163) (Plan ve Bütçe;
İçişleri ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 14.11.2011)
Tezkere
1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata,
Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna ve Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin
Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/650)
(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2011)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 Milletvekilinin futbol kulüplerinin
ekonomik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/68)
(Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 Milletvekilinin, usta öğreticilerin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/69) (Başkanlığa geliş
tarihi: 06/10/2011)
3.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer
ve 21 Milletvekilinin, Tekirdağ sahillerindeki kirlilik sorununun araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi. (10/70) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
29 Kasım 2011 Salı
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 25’inci Birleşimini açıyorum.
III.- Y O
K L A M A
BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama
yapacağız.
Beş dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline
gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz parlamenter
sorumluluk hakkında söz isteyen Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’a aittir.
Buyurun Sayın Atalay. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.-
Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, içinde bulunduğumuz muharrem ayına ve
milletvekilliğin sorumluluklarına ilişkin gündem dışı konuşması
ORHAN ATALAY (Ardahan) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz ay bütün ilahî orijinli dinlerde
kutsi olduğuna inanılan muharrem ayıdır ve özellikle bu ayın ilk on gecesi
bütün dinlerde gerçekten kutsiyete sahiptir. “Muharrem” ismi, kendisinde
-bugünkü ifadeyle- insanın tüm temel kıymet hükümleriyle dokunulmazlığına vurgu
yapan ve bu nedenle derin tarihsel arka plana sahip odak bir terimdir. Bu ismin
çağrıştırdığı en önemli anlam, adalet ve özgürlük önderleri olarak beşeriyetin
hafızasına derin izler kazımış bulunan büyük peygamberlerin ve onların izini
süren Hazreti Hüseyin gibi tüm aile fertlerinin hayatı pahasına da olsa adalet
ve hürriyet uğruna destansı kavgalar vermiş büyük şahsiyetlerdir. Onların bize
miras bıraktığı en önemli şey ise içinde yaşadıkları dünyanın sorunlarına
ilişkin kendilerine düşen sorumluluktan asla geri kalmamış olmalarıdır. Bugün
özellikle bu tür kutsal öğretilere sahip büyük dinlerin teşekkül ettiği jeokültürel coğrafyaya baktığımızda, muharremi daha
derinliğine anlamanın bir zaruret olduğuna inanıyorum. Zira,
bu öğretilerin selamet yurdunu evirmek istediği bu coğrafyaya bakanlar, ne
yazık ki buranın sanki de tüm insani kıymetlerin ayaklar altına alınması helal
kılınmış gibi bir realiteyle yüz yüze gelirler. Bu toprakların dününü
incelediğimizde bugüne ne kadar da benzediğini görüyoruz. Anlaşılan odur ki
durağan hiçbir anı bulunmayan bu fiziki evrende yaşayan beşeriyetin de hiçbir
sabit zaman dalgası mevcut değildir. Öyleyse bu dinamik tarihsel ve toplumsal
değişim ve yenilik taleplerini ciddiye almak, siyaset için de en önemli
öncelikli ödev olsa gerektir. Bilelim ki yer de uyanık, gök de uyanıktır.
Değerli arkadaşlar, bu kadar tarihsel
bir evrede dağların bile yüklenmekten korktuğu bu denli ağır bir toplumsal
yükümlülük altına girmiş bulunan parlamenterler olarak bizler için muharremin
anlamı özellikle sorumluluk bilincinde odaklaşır. Tarihin bu evresinin
tanıkları olarak biz parlamenterler, bir yolun başındayız. Her yolun olduğu
gibi bu yolun da bir sonu vardır, ama bu yolun sonunda bizi bekleyen seçenek
sayısı ikiden fazla değildir. Kabul etmeliyiz ki, bu sürecin sonunda bizi
bekleyen ya vazifesini yapmış olmanın vicdani huzuru ya da taahhüt ettiğimiz
şeyi yapmamış olmanın tarihsel ve toplumsal vebali. Âkif’in
ifadesiyle, çalmadan nakusu izmihlalimiz işe koşulmak
zorundayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
toplum olarak acil çözüm bekleyen kritik sorunlarımız olduğunu hiçbirimiz inkâr
edemez. Zira, inkâr, insan aklını kilitleyen,
basiretini körelten ve vicdanını öldüren en büyük hatadır. Öyleyse
sorunlarımıza kör, sağır ve dilsiz kesilmek, kendi nefsimize ve neslimize
yapabileceğimiz en büyük kötülük olacaktır. Bilelim ki, çözümü yarına
bırakılmış her bir sorunun intaç ettiği her suç ve günahtan en büyük pay
bizlere düşecektir. Kabul etmeliyiz ki, kardeş kavgasını sonlandırmayan,
toplumun adalet ve eşitlik duygusunu tatmin etmeyen, insan hak, onur ve
hürriyetlerini teminat altına almayan her yasal ve anayasal eksiklik bizim
kusurumuz olacaktır. Umarım ki, kendi kusurumuzu vekâletini üstlendiğimiz
milletimize fatura etme sefaletine de düşmemiş oluruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
konuşurken adil olmak, kendi aleyhimize de olsa adaletten ayrılmamak gibi temel
kutsi öğretileri bir yaşam biçimine çevirme iradesini ortaya koymak, herkesten
önce bizden beklenmektedir. Kanaatime göre, her birimizi ötekinin elinden ve
dilinden emin kılacak bir iklimi var etmenin ilk adımı, adil ve emin bir
fikriyata ve onu dillendirecek Hüseyinler gibi özgür ve cesur yüreklere ihtiyaç
vardır. Bu yürekler, en kutsal savaşın zalim otoriteye karşı hakikati haykırmak
olduğunu bildikleri gibi, haksızlık karşısında susmanın da dilsiz şeytanlık
olduğuna inanırlar. Yarın çok geç kalmış olmamak için bu demde o yürekler
mutlaka konuşmalıdırlar. Bilelim ki konuşmayanımızda da, dinlemeyenimizde de
hayır yoktur.
Arkadaşlarım, milletin Meclisine
gönderilmiş olmanın bize oldukça ağır bir mesuliyet yüklemiş olduğunu, daha da
önemlisi seçilmiş olmanın her şeyden önce bize söz, düşünce ve
davranışlarımızın da seçkin olma zorunluluğunu yüklediğini hatırlatmak istiyorum.
Unutmayalım ki yüklenmiş olduğumuz emanet milletin namusudur. O namus bizim
sözümüzde, bizim duruşumuz ve davranışımızda tecelli edecektir. Öyleyse
mükâfatımızı sadece ve sadece kendi vicdanımızdan beklemeliyiz. Meclisin
birtakım kişisel, siyasal veya partisel çıkarlar uğruna uydulaşmasına asla izin
vermemeliyiz. Zira, tarihi boyunca yaşadığı muhtıra ve
darbelerle onuru yaralı bu Parlamentoya hak ettiği itibar elbisesini bir daha
çıkarılmamak üzere giydirmek hepimizin en asil, vicdani mecburiyetidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ORHAN ATALAY (Devamla) – Muharreminiz
anlamlı olsun.
Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Atalay.
Gündem dışı ikinci söz özel yetkili
mahkemeler ve uzun süren tutuklular hakkında söz isteyen Çorum Milletvekili
Tufan Köse’ye aittir.
Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından
alkışlar)
2.- Çorum
Milletvekili Tufan Köse’nin, Çorum ilindeki şeker fabrikalarının
özelleştirilmesi nedeniyle yaşanan sorunlara, özel yetkili mahkemelerde yapılan
yargılamalara ve uzun süren tutukluluk iddialarına ilişkin gündem dışı
konuşması
TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gündem dışı sözü ben özel mahkemeler ve uzun süren
tutukluluklar için aldım ama ondan evvel, bu hafta sonu Çorum’daydım, oradan
biraz sizlere bahsetmek istiyorum.
Tam bundan seksen beş yıl önce, 26/11/1926’da ülkemiz ilk defa Türk şekerini üretti, seksen
beş yıl üç gün sonra da bugün maalesef memleketim Çorum’un da içinde bulunduğu
şeker fabrikaları özelleştirilmekte, hem de hiç uygun olmayan, mahkemelerin
birkaç kez iptal ettiği bir şartnameyle özelleştirilmekte maalesef.
Şeker terbiyesini aldıklarını söyleyen
şeker fabrikasının çalışanları şeker gününde bizleri fabrikaya davet ettiler,
gittik, gördük, hakikaten tamamının gözleri dolu, bu özelleştirmeden gerek
fabrika çalışanlarının gerekse milyonlarla ifade edilen tarım işçisinin,
çiftçinin, nakliyecinin ve hayvancının bu işten geri dönülmez bir biçimde zarar
göreceğini söylüyorlar. Ben burada tarihe bir not düşmek istiyorum: Lütfen, bu
özelleştirmeyi yapan Bakanlar Kurulu, ilgili bakanlar, Özelleştirme İdaresi,
bir kez daha düşünün. Şekerin ülke ekonomisine 3 milyar dolardan fazla katkısı
var, 10 milyona yaklaşan insan şekerden ekmek yemektedir. Sözlerimi uzatmayacağım,
bu konu bizim gündemimizde devam ediyor. Daha sonra tekrarlayacağız, bu konuda
söyleyeceğimiz önemli şeyler var.
Yine Çorum’da -değerli arkadaşlarım, bu
çok önemli, eğer bunu dikkatle dinlerseniz- Çorum Belediye Başkanı 2009 yılında
bir kamu kuruluşundan yönetim kurulu üyesi olarak almakta olduğu maaşı hacizli
olarak geldi Çorum’a, maaşları hacizliydi. İki yılı aşkın süredir Çorum’da
Belediye Başkanının imar ve ihale işlerinde yaptığı yolsuzluklar dedikodu
olarak dolaşıyordu. Ama 15 Kasımda yerel basındaki bir gazeteci bu işi dedikodu
olmaktan çıkarttı ve iddialı bir hâlde Çorum kamuoyunun bilgisine sundu. Bir
süre Çorum kamuoyunu oyalayan Belediye Başkanı 2009’da maaşı hacizli olarak
geldiği Çorum’da bir hazır beton santraline ortak olduğunu açıklamak zorunda
kaldı. Ben Belediye Başkanımızı suçlamıyorum buradan. Belediye başkanları şehir
eminleridir, en güvenilir insanlardır. Değil hakkında iddia olması, dedikodu
bile çıkmaması gerekir diye düşünüyorum. İçişleri Bakanlığından da özellikle
burada rica ediyorum, talep ediyorum: Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin
kapılarında neredeyse maaşlı memur gibi çalışan müfettişlerinden bir kısmını da
Çorum Belediyesine göndersin de Çorum kamuoyu da Çorum Belediyesinde neler
dönüyor, bunları öğrensin. Özellikle bunu istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, hukuk bir gün
herkese lazım olacak. Bu çok önemli ve tarihsel bir sözdür. Konuya yalnızca
hukuk penceresinden bakarsak hep beraber demeliyiz ki: “Hukuk devletinin
varlığı ve hukukun üstünlüğü için özel görevli mahkemeler bir başka isim ve
görünümde devam ettirilmeden mutlaka ve hemen kaldırılmalıdır.”
Darbe veya olağanüstü dönemlerde
iktidar gücünün uygulayıcısı olarak devreye sokulan olağanüstü mahkemeler,
maalesef 2005 yılında CMY’nın, Ceza Muhakemeleri
Yasası’nın 250’nci maddesinde yapılan değişiklikle bugün ülkemiz için olağan
mahkemeler hâline gelmiştir.
Hepimiz tüm toplum olarak izliyoruz,
belki bir kısmımız şimdilik anlamıyoruz ya da anlamamazlıktan
geliyoruz ancak bu mahkemelerde yalnızca suçlanmak, tutuklamanın uygulamasında
aranan tek koşul olarak kullanılır hâle geldi. Bunu hepimiz izliyoruz ama bir
kısmımız anlamıyoruz maalesef. Koşulları oluşturulmadan gerçekleştirilen
tutukluluk ve süresi uzayan tutuklamalar cezanın infazına dönüştüğünden,
yargılamalar başlarken aslında fiilen de bitmiş oluyorlar.
Ve yine arkadaşlarım, hep beraber
izliyoruz ancak bir kısmımız, şimdilik işimize gelmediği için anlamamazlıktan geliyoruz. Bu mahkemelerde yapılan
yargılamalarda, yalnızca yurdunu seven, halkını seven, ulusal çıkarlarımızı
ödünsüz savunan, iktidara ya da iktidarın bağlı olduğu uluslararası güç
odaklarına biat etmeyen aydınlarımız, gazetecilerimiz, yurtsever askerlerimiz
uzun süren tutukluluk hâlleriyle yargısız infaz ediliyorlar yani 2000’li
yılların Kuvayımilliyecileri haksız infaz ediliyorlar
yani Mustafa Kemal’in yoldaşları haksız infaz ediliyorlar. Bugün Türkiye
Cumhuriyeti’nde Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği maalesef…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Köse, teşekkür ediyorum.
TUFAN KÖSE (Devamla) – Bir dakika daha
istiyorum, devam edeceğim.
Değerli arkadaşlarım, sözlerime son
verirken on gün önce…
Başkanım…
BAŞKAN – Sayın Köse, böyle bir
uygulamamız yok, biliyorsunuz.
Teşekkür ediyorum.
TUFAN KÖSE (Devamla) – Son verirken,
hangi partiye oy vermiş olursa olsun, hangi siyasi ideolojiden olursa olsun,
geçmişte dedeleri, nineleri haksızlığa uğramış…
BAŞKAN – Sayın Köse, lütfen…
TUFAN KÖSE (Devamla) –
…yoksullaştırılmış, kimsesiz bırakılmış, bugün de kendileri haksızlığa uğrayan,
gelecekte de, eğer bu gidişe dur demezsek çocukları, torunları haksızlığa
uğrayacak tüm insanlarımızı, tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köse.
Gündem dışı üçüncü söz, Tokat ili ve
ilçelerinin sorunları hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Reşat Doğru’ya
aittir.
Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından
alkışlar)
3.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ili ve ilçelerinde yaşanan sorunlara
ilişkin gündem dışı konuşması
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Tokat ili ve ilçelerinin sorunlarıyla ilgili gündem dışı
söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tokat ili İç Anadolu Bölgesi’nin en
güzel illerinden birisidir. 2007 yılından itibaren her yıl gündem dışı söz
alarak ilimizin sorunlarını dile getiriyorum. Bizi duyanlara ve gerekli
tedbirleri alanlara teşekkür ederim. Ancak, her yıl da söylediğim gibi Tokat
nüfus kaybediyor, kan kaybediyor. Son yapılan TÜİK araştırmaları ve raporlarında
ülkemizde göç veren illerin başında maalesef Tokat ili geliyor. Beş yıl
öncesinde 800 binlerde olan nüfus 600 binlere düşmüş ve 7 milletvekilliğinden
de 5 milletvekilliğine inmiştir. Bunun başlıca nedenlerden birisi işsizlik,
yoksulluk ve fakirliktir. Tarımla uğraşan insanlar zarar etmektedir. Mazot,
ilaç, gübre fiyatları, katlanılamayacak durumda, çok yüksektir. Bunun yanında
ürün fiyatları da masrafı karşılamamakta ve köylü, çiftçi tarımdan
vazgeçmektedir.
Tokat ilinin bütün ilçelerinde, köylerinde
hızlı bir göç başlamıştır. İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlere her gün
göç olmakta, insanlar ata toprağını terk edip yad
ellere gitmektedir. Ancak Tokat ili AKP İktidarının her üç döneminde de bu
siyasi partiye çok büyük destek vererek oyunu artırıp ona güvenmiştir. Bundan
dolayı, Tokat ili ile ilgili sorunların acil çözülmesini ve göçün bitirilmesini
de istemektedir.
Tokat’ta çiftçi, hayvan üreticisi ve
esnaf çok zor durumdadır. Ülke genelinde olduğu gibi mazot, gübre ilaç
fiyatları mutlaka düşürülmeli, çiftçi reel manada desteklenmelidir. Hayvan
üreticisi zor şartlarda üretim yapmış olmasına rağmen üretimini maalesef
değerlendirememiştir. Hayvan ithalatından mutlaka vazgeçilmeli, üretici de reel
manada desteklenmelidir.
Sayın milletvekilleri, Tokat’ta küçük
esnaf dükkânını, iş yerini kapatır konuma gelmiştir. Süpermarketler kanunu
küçük esnafın lehine acilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaşmalı, bu
insanlar da işsizlik ortamından mutlaka kurtarılmalıdır. Genç işsizler için
Niksar ve Erbaa belediyelerinin öncülüğünde yapılan, sokak atölyeleri gibi
bayanlara yönelik, üretimi teşvik edici çalışmalar Tokat ilinin her tarafında
yapılmalı ve desteklenmelidir.
Tokat merkezde ana yollarda yoğun
trafik sorunu vardır. Çevre yolu acilen bitirilmeli, şehir içi ana yolları
gidiş ve geliş diye ikiye bölünmelidir. Tokat-Çamlıbel, Niksar-Tokat, Niksar ve
Reşadiye’yi Ordu iline bağlayan yollar, Zile-Sungurlu arası yol, Erbaa-Amasya
yolları uzun yıllardan beri bitirilmemiştir, acilen bitirilmelidir.
Tokat merkezdeki hastanelerin hepsi
kapanmamalı, eski Recep Yazıcıoğlu Hastanesi tam teşekküllü hastane olarak
tekrar açılmalı, diş hastanesi de acilen bitirilmelidir.
Son ekonomik krizle beraber Tokat’ta
birçok iş yeri kapanmıştır. Teşvik uygulama sıralamasında 3’üncü bölge olan
ilimiz kara, deniz ve hava yolu ulaşımı olan illerle aynı gruptadır. Ayrıca,
yüksek teşvik ve çok yüksek teşvik uygulama kapsamında bulunmayan ilimize
yatırımcılar gerekli ilgiyi göstermemektedir. Ayrıca, Tokat Havaalanı da
kapanma durumu ile karşı karşıyadır. İstanbul bağlantısı olmadığından büyük
yatırımcılar maalesef Tokat’a gelmemektedir.
Başta Niksar, Turhal, Zile organize
sanayileri olmak üzere Reşadiye ve Yeşilyurt küçük sanayi sitelerinin altyapısı
tamamlanıp, yatırımlara açılmalıdır.
Teşvik sistemi ülkemizin birçok yeri
gibi Tokat için de acil değiştirilmelidir. Büyük göç veren ilimiz, herhâlde
teşvik sisteminde gerekli yeri alması gerekir.
Tokat Sigara Fabrikası satılmış ve
kapatılmıştır. Turhal Şeker Fabrikası da aynı akıbete uğramamalıdır. Turhal
Şeker Fabrikasını kapatmayalım. Araştırıp yeni bir sistem bularak açık, faal
hâlde kalmasını sağlayalım. Turhal Şeker Fabrikası özelleştirme kapsamından, ya
çıkarılmalı ya da Tokatlılara açık kalmak, çalıştırmak kaydıyla devredilmelidir.
İlimiz kültür, turizm yönünden zengin
bir bölgededir. Tokat merkez, Danişmentlilerin
başkenti Niksar, Sulusaray Sebastapolis, Pazar Ballıca Mağarası, Zile Kalesi
çok iyi değerlendirilmeli, teşvik sistemine geçirilmelidir.
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine özel
ilgi gösterilmeli, okul daha da fazla büyütülmelidir ve öğrencilere yeni
imkânlar sunulmalıdır.
Tokat’ta HES projelerinde çok sıkıntı
vardır. Irmaklar üstüne kurulan HES’ler çevreyi
bozmakta, çiftçiyi mağdur bırakmaktadır. Bu konu geniş katılımla araştırma
yapılması gereken çok önemli konuların başında gelmektedir.
Ayrıca, Tokat ili ağır bir deprem
kuşağında bulunmaktadır. Kuzey Anadolu fay hattı buradan geçiyor. Geçmiş
tarihlerde ağır depremler olduğu görüldüğünden, başta resmî binalar olmak üzere,
bütün yerleşim yerleri incelemeden geçirilmeli, depremle ilgili önlemler acilen
alınmalıdır.
Bina yapımında belediyelerden alınan
ruhsatlarda kolaylıklar sağlanmalı, Tokat’a sonuçta sahip çıkılmalıdır diyor,
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Doğru, teşekkür
ediyorum.
Sayın Öğüt ve Sayın Işık, söz
talepleriniz var ancak İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi
“Gündem dışı en çok üç kişiye söz verir.” diyor. Onun için veremiyorum. Sadece
Sayın Grup Başkan Vekilleri Sayın Vural’la, Sayın Kaplan’a söz vereceğim.
Sayın Vural, buyurun.
V.-
AÇIKLAMALAR
1.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a
geçirdiği ameliyattan dolayı acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması
OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Öncelikle Sayın Başbakana geçirdiği
ameliyattan dolayı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak acil şifalar
diliyoruz, AKP Grubuna da geçmiş olsun dileklerimizi ifade ediyoruz. Bir an
önce Sayın Başbakanın sıhhatine kavuşarak aramıza gelmesini diliyoruz.
Tabii, bu vesileyle de, gazete
haberlerinden ediniyoruz ama, bir sayın bakan ya da
başbakan yardımcısı, Sayın Başbakana yapılan bu operasyonla ilgili Meclise bir
bilgi verirlerse… Zannederim doğrudan bilgi edinme konusunda Türkiye Büyük
Millet Meclisinin böyle bir hakkı var. Böyle bir ortamda Türkiye Büyük Millet
Meclisinin de bilgilendirilmesinde fayda mülahaza ediyorum.
Saygılarımı arz ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
Sayın Kaplan, buyurun.
2.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tutuklu bulunan 8
milletvekili hakkında vermiş oldukları kanun teklifinin acilen Meclisin
gündemine alınmasına ve bir an önce konunun çözüme kavuşturulması gerektiğine
ilişkin açıklaması
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Özel yetkili mahkemelerin olağanüstü
yargılama yerleri olduğu ve uygulamasından bu yana kamu vicdanında son derece
tartışıldığı, yine uzun tutukluluk süreleriyle ilgili olarak başta Mecliste 8
milletvekilinin hâlen tutuklu olduğunu, bu iki konuda da kanun teklifi vermiş
bulunmaktayız. Bunun Meclisin acil gündemine alınıp bir an önce çözüme
kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Kaplan.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi
vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.
Okutuyorum:
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- 660
sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuş bulunan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve
Denetim Standartları Kurumunun Maliye Bakanlığı ile ilgilendirilmesinin
Başbakanın teklifi üzerine uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi
(3/651)
25
Kasım 2011
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi: Başbakanlığın 22/11/2011
tarihli ve B.02.0.PPG.0.12-300-02/11349 sayılı yazısı.
660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
kurulmuş bulunan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun
Maliye Bakanlığı ile ilgilendirilmesi, 27/9/1984
tarihli ve 3046 sayılı Kanunun 19/A maddesi uyarınca, Başbakanın teklifi
üzerine uygun görülmüştür.
Bilgilerinize sunarım.
Abdullah
Gül
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin
üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24
milletvekilinin futbol kulüplerinin ekonomik sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/68)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye profesyonel futbol liglerinde
134 kulübümüz mevcuttur. Türkiye Süper Ligi'nde 18, Bank Asya 1. Ligi'nde 18,
İkinci Türkiye Ligi'nde 45 ve Üçüncü Türkiye Ligi'nde ise 53 futbol takımımız
mücadele vermektedir.
Türkiye Futbol Federasyonu'nca
düzenlenen maç yayın ihalesinden elde edilen hasılatın çok büyük kısmı Türkiye
Süper Ligi kulüplerine tahsis edilmektedir. Bank Asya, İkinci ve Üçüncü Lig
kulüplerimize çok az pay verilmektedir. Ayrıca, Süper Lig takımlarımızın önemli
ölçüde sponsorluk anlaşmaları ve reklam gelirleri
olmasına karşın, diğer liglerdeki kulüplerimizin bu gelirleri oldukça sınırlı
seviyede kalmaktadır.
Diğer taraftan, spor-toto teşkilatı
tarafından düzenlenen oyunlardan elde edilen hasılatın çok önemli kısmı yine
süper lig kulüplerine pay edilmektedir.
Ayrıca, amatör kümelerde çok önemli
sayıda kulübümüz yoksulluklar içerisinde mücadele vermektedir.
Ülkemizdeki birçok şehrimizin en önemli
sosyal aktivitesi olmasına karşın, bu şehirlerimizde yeterli kaynak olmadığı
için bu kulüplerimizin yaşama ve liglerde mücadele etme şansı ortadan
kalkmaktadır. Her ilimizin farklı ekonomik yapıya sahip olması, Türkiye futbol
liglerinde mücadele veren kulüplerimize farklı boyutta yansımaktadır.
Özellikle Spor-Toto Teşkilatı
tarafından düzenlenen oyunlardan elde edilen hasılatın sadece yüzde 7'lik kısmı
kulüplerimize dağıtılmaktadır, yüzde 85'lik kısmı ise ağırlıklı olarak vergi
olmak üzere bloke edilmektedir.
Türkiye'de özellikle amatör liglerde
mücadele veren her daldaki takımlarımızın araç-gereç ihtiyaçları mutlaka
giderilmeli ve özellikle her amatör daldaki takımlarımızın tesisleri mutlaka
yenilenmelidir.
Ayrıca, kaynakları yönünden çok büyük
sorunları olan ikinci ve üçüncü lig kulüplerimiz yine Spor-Toto tarafından
farklı katsayılar ile desteklenmelidir.
Türkiye futbol liglerinde mücadele
veren kulüplerimizin özellikle ekonomik ve mali özerkliklerinin irdelenmesi
amacıyla Anayasa'nın 98. maddesi ile İç Tüzüğün 104. ve 105. maddeleri uyarınca
bir Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.
1) Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (İstanbul)
2) Candan Yüceer (Tekirdağ
)
3) Atilla Kart (Konya)
4) Erdal Aksünger (İzmir)
5) Kamer Genç (Tunceli)
6) Mehmet Şeker (Gaziantep)
7) Tufan Köse (Çorum)
8) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
9) Haluk Ahmet Gümüş (Balıkesir)
10) Kazım Kurt (Eskişehir)
11) İhsan Özkes (İstanbul)
12) Sinan Aydın Aygün (Ankara)
13) Aytuğ Atıcı (Mersin)
14) Bedii Süheyl Batum (Eskişehir)
15) Salih Fırat (Adıyaman)
16) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
17) Özgür Özel (Manisa)
18) Nurettin Demir (Muğla)
19) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
21) Ali Özgündüz (İstanbul)
22) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
23) Celal Dinçer (İstanbul)
24) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
25) Malik Ecder
Özdemir (Sivas)
2.-
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22
milletvekilinin, usta öğreticilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/69)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Usta öğreticiler; Çıraklık Yaygın
Eğitim Genel Müdürlüğü'ne bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde, Okul Öncesi Genel
Müdürlüğüne bağlı kurum ve kuruluşlarda, Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel
Müdürlüğüne bağlı kurum ve kuruluşlarda, ek ders ücreti karşılığı çalışan,
Bilgisayar, Giyim, Makine Nakışları, El Sanatları, Kuaförlük, anasınıfı
öğreticisi vb. branşlarda uygulamalı meslek eğitimi
veren kişilerdir. Türkiye genelinde 20 bine yakın Halk Eğitim Merkezlerinde, 20
bine yakın okul öncesi eğitimde ve 10 bine yakın da Ticaret ve Turizm Öğretimi
Genel Müdürlüğü'ne bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapmak üzere toplam 50
bine yakın çalışan usta öğreticiler vardır.
Yaygın Eğitim kurumlarında öğretmen
ihtiyacı sebebiyle, öğretmeni bulunmayan meslek dallarında herhangi bir kadroya
bağlı olmaksızın ek ders ücreti sayılı Devlet Memurları kanununun 89 uncu
maddesine göre çıkarılan 16.12.2006 tarih ve 26378 sayılı resmi gazetede
yayınlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararı eki Milli Eğitim Bakanlığı
öğretmen ve yöneticilerin ders ve ek ders saatlerine ilişkin esasların 9.
maddesine göre geçici personel olarak istihdam edilmektedirler.
Usta öğreticinin aldığı brüt ücret,
asgari ücretin seviyesi altında ise 7,5 saatlik çalışmanın bir gün baz alınması ile sigortaları ödenmektedir. Dolayısıyla
ortalama 8 ay boyunca usta öğreticisinin aldığı ücret resmi tatiller, bayramlar
vb. günlerde kesintiye uğradığından hem aldıkları ücret asgari ücret seviyesinin
altında kalmakta hem de SSK primi her ay için 30 gün üzerinden
yatırılmamaktadır.
Aynı mekânlarda aynı işi yapan Kadrolu
Usta Öğreticiler 657 sayılı kanunun tanıdığı tüm haklardan yararlanırken,
ücretlilerin sosyal güvencelerinin olmayışı, hiçbir güvenlik sisteminde tam ve
açık olarak tarif edilmemiş olmaları çalışanlar arasında ayrıma neden
olmaktadır.
Bakanlığa bağlı her derece türdeki
örgün ve yaygın eğitim kurumlarının öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla bir
ders yılında 10 ayı geçmemek üzere öğretici görevlendirmesi yapılabilmektedir.
Oysa statüsüz çalıştırılan ücretli öğreticilerin, Halk Eğitim Merkez
Müdürlerinin inisiyatifleri doğrultusunda bazı illerde
6 veya 8 ay bazı illerde ise 10 veya 11 ay olarak, haftada 15 saat ya da 30
saat arasında görevlendirmeleri yapılmaktadır. Bu adaletsiz dağılım hem
ücretlerde hem de SSK pirim ve gün sayılarında eşitsizliğe neden olmaktadır.
Yıllardır kadro tahsisi yapılmadan,
ücretli usta öğreticiler sadece genelgeler doğrultusunda kamu hizmeti
vermiştir. Yetişmiş, deneyimli çalışanların Halk Eğitimci sıfatıyla başarılı
çalışmaları takdir görmemiştir.
Yetişkin Eğitimi, Meslek Eğitimi ve bu
amaçla yapılan tüm kursların önemi gün geçtikçe artmaktadır. Halk Eğitim
Merkezlerinde Sosyal, Kültürel ve Mesleki Eğitim alanında düzenlemeler ve kurs
merkezleri ile ilgili yenilikler bugüne kadar tam anlamıyla yapılamadığı gibi
çalışanların da Sosyal Güvenceleri göz ardı edilmiş ve mağduriyetleri devam
etmiştir.
Bu uygulamalar sonucunda:
1- Usta öğreticiler, yıllardır çalıştığı
kurumlarda her yıl görev alıp alamama kaygısı yaşanmakta, iş güvencesinden
yoksun çalıştırılmaktadır.
2- Yönetmelik ve yönergelerde
kullanılan esnek ifadelerle, idarecilerin görevlendirmelerde inisiyatif
kullanmalarına neden olmakta ve görevlendirme keyfiyete dayandırılmaktadır.
3- Bu dönem uygulanmaya konulan modüler
program sistemini özümsemeyen, yeniliklere uyum sağlayamayan, yeni programları
kavrayamayan idarecilerin engeline maruz bırakılmakta, usta öğreticilerin görev
almasına engel olunmaktadır.
4- Yetişkin eğitimi verilen merkezlerde
eğitimin, hâlihazırda ortalama % 80'i sigortalı çalışan tarafından
karşılanmaktadır. Tam gün ve tam yıl eğitim verilen kurumlarda, ödenek
sıkıntısı bahanesiyle kursların hem geç açılması hem de erken zamanda kapatılması
eğitimi aksatmakta ve yetişkin eğitiminin amaç ve kapsamına uygun hareket
edilmemesine neden olmaktadır. Yaşam boyu eğitimin önemi ve gerekliliği her
geçen gün artmakta ve bu önemli hizmeti ne yazık ki sosyal ve özlük hakları
verilmemiş çalışanlarla karşılanmaktadırlar.
5- Usta öğreticilerden işsizlik sigorta
primleri kesilmediği için çalışmadıkları dönemlerde işsizlik sigortasından
yararlanamamaktadır.
6- Ve en önemlisi geçmiş dönemlerde
çalışan usta öğreticilerin, geriye dönük eksik ödenen primlerini, kendileri
veya bakanlıkça ödeme hakkı verilmemiş, emekliliği gelmiş çalışanların emekli
olma hakları engellenmiştir.
Yukarıda maddeler hâlinde bahsedilen
usta öğreticilerin sorunlarının kapsamlı olarak araştırılıp, bu sorunların bir
an önce çözüme kavuşturulması amacı ile Anayasa’nın 98 ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması
açılmasını saygılarımla arz ederim.
1) Ferit
Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
2) Candan
Yüceer (Tekirdağ)
3) İhsan
Özkes (İstanbul)
4) Erdal
Aksünger (İzmir)
5) Atilla
Kart (Konya)
6) Kamer
Genç (Tunceli)
7) Mehmet
Şeker (Gaziantep)
8) Tufan
Köse (Çorum)
9) Kazım
Kurt (Eskişehir)
10) Celal
Dinçer (İstanbul)
11) Mehmet
Ali Ediboğlu (Hatay)
12) Salih
Fırat (Adıyaman)
13) Sinan
Aydın Aygün (Ankara)
14) Nurettin
Demir (Muğla)
15) Özgür
Özel (Manisa)
16) Aytuğ
Atıcı (Mersin)
17) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
18) Metin
Lütfi Baydar (Aydın)
19) Ramazan
Kerim Özkan (Burdur)
20) Mustafa
Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
21) Sena
Kaleli (Bursa)
22) Mehmet
Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
23) Malik
Ecder Özdemir (Sivas)
3.-
Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 milletvekilinin, Tekirdağ
sahillerindeki kirlilik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ekolojik dengelerin korunması,
iklimlerin dengelenmesinde önemli bir unsur olması ve insanlığın besin deposu
olma özelliği nedeniyle, denizlerin her türlü kirlilikten korunması yaşadığımız
coğrafyanın en önemli konusu haline gelmiştir. Bu kirlilik yükü içerisinde,
gemilerden kaynaklanan kirliliğin önemli bir payı bulunmaktadır. Türkiye, deniz
ulaşımı açısından dünyanın en önemli geçiş bölgelerinden biridir. Marmara
denizinde her yıl yapılan kontroller kirliliğin giderek arttığını kanıtlar
niteliktedir. Marmara denizinde artan bu kirlilik Tekirdağ kıyılarında da
etkili olmaktadır. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenli olarak yapılan
analizlerde de insan sağlığını tehdit edecek düzeyde kirliliğe rastlanmıştır.
Özellikle Tekirdağ'da
kurulu arıtma tesislerinde arıtılan suların tekrar denize verilmesi,
deterjan atıkları ve gübre gibi denizi kirletecek maddelerin akarsular yoluyla
denize karışması da kirlenmeye neden olmaktadır. Denize ulaştıktan sonra
değişime uğrayan bu maddeler, denize giren yurttaşlarımız için büyük tehlike
yaratmaktadır. Tekirdağ merkez başta olmak üzere bölgedeki çok sayıda plajda
denize girmek bölge halkının sağlığı açısından önemli riskler taşımaktadır.
Bazı bölgelerde ise kirliliğin çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir.
Özellikle Yeniçiftlik tarafındaki Şerefli Deresi'nin
aktığı bölgeler, Kumbağ Tarım Bakanlığı ve askeri
kampları, Barbaros Topağaç Halk Plajı, Altınova, Değirmenaltı Halk Plajları, Salat Yağ Fabrikası Çamlık
Plajı, Saray Kastro Halk Plajı, Marmaraereğlisi
Vakıflar Kampı ile Şarköy'ün Eriklice köyü halk
plajında mikrobiyolojik kirliliğin zorunlu değerlerin çok üzerinde olduğu
belirlenmiştir. Deniz suyunda tespit edilen bu kirlilik çok sayıda hastalığı da
beraberinde getirmektedir. Temiz olmayan plajlarda denize giren yurttaşlarımız
kirli suyu yuttukları takdirde koli basili, kolera, tifo, sarılık, dizanteri
gibi birçok enfeksiyona maruz kalmaktadırlar.
Tekirdağ sahillerinde görülen kirlilik
yalnızca denize giren bölge halkını etkilememektedir. Evsel, kentsel ve sanayi
atıklarının denize ulaşması sonucu deniz tabanındaki habitat ortamının dengesi
bozulacak, bu da tek düze bitki ortamının oluşmasına neden olacaktır. Orta ve
uzun vadede deniz dibindeki bitki çeşitliliği de yok olacaktır. Bitki
çeşitliliğinin yok olması deniz dibindeki oksijeni de arttıracağından
balıkların yaşam ortamını da olumsuz etkileyecektir. Bu durumdan en fazla
ekmeğini denizden kazanan balıkçılarımız etkilenecektir.
Önlem alınmadığı takdirde
denizlerimizin gün geçtikçe daha büyük çevre riskleri ile karşı karşıya
kalmaları, kıyılarımızdaki Mavi Bayrak sayısının azalmasına neden olacaktır.
Ayrıca bu tür çevre sorunları sağlık, gıda, sosyokültürel, turizm ve ekonomik
olmak üzere pek çok alanda denizlerden faydalanma olanağımızı yok edici yönde
etki gösterecektir.
Yukarıda belirilen
hususlar göz önünde bulundurularak, Tekirdağ sahillerinde kirliliğe neden olan
faktörlerin tespit edilmesi, kalıcı çözüm yollarının bulunması ve deniz
dibindeki çeşitliliğin korunması için gerekli çalışmaların yapılması amacıyla
Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104. ve 105.
maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1) Candan Yüceer (Tekirdağ)
2) Tufan Köse (Çorum)
3) Mehmet Şeker (Gaziantep)
4) Bülent Kuşoğlu (Ankara)
5) Kazım Kurt (Eskişehir)
6) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
7) İhsan Özkes
(İstanbul)
8) Aytuğ Atıcı (Mersin)
9) Nurettin Demir (Muğla)
10) Atilla Kart (Konya)
11) Sinan Aydın Aygün (Ankara)
12) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
13) Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (İstanbul)
14) Erdal Aksünger
(İzmir)
15) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
16) Salih Fırat (Adıyaman)
17) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
18) Ali Özgündüz (İstanbul)
19) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
20) Celal Dinçer (İstanbul)
21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
22) Malik Ecder
Özdemir (Sivas)
BAŞKAN - Bilgilerinize Sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak
ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Bir gensoru önergesi vardır. Önerge
daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.
Şimdi, okutacağım gensoru 500 kelimeden
fazla olduğu için önergenin özeti okutulacaktır ancak önergenin tam metni
Tutanak Dergisi’ne eklenecektir.
C) Gensoru Önergeleri
1.-
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili
Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın;
Van ilinde meydana gelen depremlerde, arama ve kurtarma çalışmaları,
yardımların ulaştırılması, hasar tespiti ve süreçteki diğer hizmetlerin yerine
getirilmesinde etkin koordinasyon sağlayamadığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı
Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/6) (x)
(x) Gensoru önergesinin tam metni
Tutanak Dergisi’ne eklidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay
hakkında Anayasa'nın 99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru
açılmasına ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verdiğimiz önerge 22
Kasım 2011 tarihinde dağıtılmış ve 23 Kasım 2011 tarihinde AKP Grup Önerisiyle
gensoru görüşmelerinin 25 Kasım 2011 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştı.
Anayasamızın TBMM'ye verdiği denetim
yetkisinin en önemli araçlarından biri olan gensoru görüşmelerinin çoğunluk
partisi tarafından tek başına bir iradeyle, bir diğer gensorunun görüşüleceği
ve TBMM çalışmalarının TRT yayınının olmayacağı bir tarihte yapılarak fiilî
karartma ile Van depremi gibi sebep ve sonuç ilişkilerinin vatandaşlarımızı
yakından ilgilendiren bir konu hakkında toplumun doğrudan bilgi almasını
imkânsız kılacağı; gensoru gibi önemli bir denetim yetkisini kullanırken aynı
günde iki gensoruyu gündeme almanın, kamuoyunun gensorular hakkında yeterince
değerlendirilmesini de temin etmeyeceği dikkate alınarak gensoru konusunda
vatandaşlarımızın ve kamuoyunun yeterince bilgi edinmesi ve gensoru gibi önemli
bir denetimde etkinliğin temin edilmesini sağlayacak bir görüşmeye zemin
hazırlaması için gensoru önergemizi 25 Kasım 2011 tarihinde geri çekmiştik. Geri
çektiğimiz bu önerge bu gerekçeleri temin etmek amacıyla tekrar verilmiştir.
Van ilimizde meydana gelen yıkıcı
depremler sonrasında kamunun imkân ve kabiliyetlerinin, milletimizin
yardımlarının vatandaşlara ulaştırılmasında yeterli etkinliğin ve
koordinasyonun sağlanamamasında, depremle ilgili kamu yöneticilerinin sevk ve
idaresinde, deprem ve sonuçları ile konusunda kamu görevlilerin çelişen yorum
ve ifadeleriyle karmaşıklığın oluşmasında, deprem yöresinde vatandaşlarımızın
güveninin azalmasında, özellikle ikinci depremde yıkılarak can kaybına yol açan
binalarla ilgili hasar tespitinin sağlıklı yapılmamasında ve yanlış yönlendirme
sonucunda oluşan kayıplarda idari ve yasal süreç dışında siyasi sorumluğu
bakımından Van depreminde koordinasyondan sorumlu ve Afet ve Acil Yönetim
Başkanlığı'nın bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında
ekte verilen gerekçelerle Anayasa'nın 99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddeleri
uyarınca gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
saygılarımızla arz ve teklif ederiz.
|
Oktay
Vural Mehmet
Şandır |
|
İzmir Mersin |
|
MHP Grup Başkan Vekili MHP Grup Başkan Vekili |
Gerekçe Özeti:
23 Ekim ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde
Van'da meydana gelen depremlerde 644 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, binlerce
vatandaşımız yaralanmış, binalar yıkılmış, insanlarımız evsiz kalmıştır. Van
depremi sonrası yaşananlar ve gelişmeler bedeli daha da artırmıştır.
Sayın Başbakan, Van'da meydana gelen
ilk depremin ardından yaşanan sıkıntılara değinerek, "ilk 24 saat bir
başarısızlık oldu bunu kabul ediyoruz" diyerek ihmalkârlığa işaret
etmiştir.
Depremden sonra Çevre ve Şehircilik
Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın "Bugün itibariyle diyebilirim ki; deprem
açısında en güvenilir Van ve Erciş'tir." "ön hasar çalışmalarının
yüzde 95 seviyesinde tamamlandığını, ön hasar tespit çalışmalarının esas gayesinin
girilemeyecek ağır hasarlı bina ve evleri tespit etmek, çadır ihtiyacını
belirlemek olduğunu" dile getirerek, "vatandaşlarımız az hasarlı
evlere girebilirler" beyanından sonra meydana gelen ikinci depremde bu
defada ev ve konaklama tesislerinin yıkılması sonucu insanlar hayatını
kaybetmiştir.
Van Valisi 26 Ekim 2011 tarihinde bir
TV programında "Bakın şehirde bütün oteller şu an dolu. Yer bulamıyoruz.
Şehir dışından gelen, genellikle deprem dolayısıyla gelen basın yayın
mensupları, araştırma kurtarma ekipleri kalıyor. Onların hiçbir endişesi yok.
Binalara giriyorlar ve 7-8 katlı otellerde kalıyorlar." açıklamalarından
iki hafta sonra, meydana gelen 5,6'lık bir deprem sonucunda Valinin sözünü
ettiği "7-8 katlı" oteller yerle bir olmuş ve 40 vatandaşımız
hayatını kaybetmiştir.
Van depreminde geçici barınma için
gerekli çadır temininde yetersizlikler, yardımların dağıtımında
koordinasyonsuzluklar yaşanmıştır. Halen bu yardımların dağıtımında yaşanan
eksiklikler medyanın ve vatandaşın gündeminde olduğu gibi bu yardımların ihtiyaç
sahiplerine ulaştırılmasında etkinlik sağlanmış değildir.
Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay
arama kurtarma ekiplerinin; kendi potansiyelimizi görmek amacıyla
bekletildiğini itiraf etmiştir.
Sayın Atalay TBMM'de "Şu anda,
Mevlânâ evleri, orası daha soğuk olduğu için elverişli görülmedi. Yani Mevlânâ
evi burada kullanılmayacak" demiş, ancak bu bölgede daha sonra Mevlânâ
evlerinin kurulduğu ve Sayın Cumhurbaşkanının bunları ziyaret ettiği
görülmüştür.
3 ve 5 Kasım 2011 tarihli AFAD'ın yayınladığı Van Depremi Raporlarında ön hasar
tespit çalışmalarının tamamlandığı ifade edildikten sonra 9 Kasım 2011
tarihinde meydana gelen ikinci depremde ev ve oteller yıkılmış ve can kayıpları
yaşanmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın
Erdoğan Bayraktar 15 Kasım 2011 tarihinde "Biz o binalara ‘girin’de demedik, ‘girmeyin’ de demedik." demiştir.
Sayın Başbakan ikinci depremden sonra
yaptığı konuşmada "Bizler tabii burada yasal süreci de çalıştıracağız.
Kimler olursa olsun, ister üniversite camiasından olsun, ister AFAD'dan olsun, kim burada oturulabilir şeyini vermişse,
bunlarla ilgili de yasal süreci başlatacağız." diyerek ihmali bulunanlar
için idari ve cezai yönden hesap sorulacağını ifade etmiştir.
Sayın Başbakan'ın söyleminin aslında
savcıların görev gereği kendiliklerinden yerine getirmesi gerektiği gerçeği
yanında, Sayın Başbakanın sorumluluğu olanlardan hesap
sorulması söyleminin siyasi
bakımdan da tamamlanması gerekmektedir.
Bu bakımdan Van depremi sonrasında yaşananlar hakkında yürüyen hukuki sürece
paralel siyasi sorumluluk sahiplerinin de hesap vermesi demokrasinin ve hukukun
bir gereğidir.
61. Hükümette Başbakan Yardımcısı Sayın
Beşir Atalay "Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı"ndan
sorumludur. Afet ve acil durumdan ve Van depreminde koordinasyondan sorumlu
Başbakan yardımcısının siyasal sorumluluğu olduğu açıktır. Buna ilişkin daha
önce verdiğimiz gensorunun çoğunluk iradesiyle fiili karartma yapılarak
vatandaşlarımızın bilgi edinme imkânlarını kısıtlayacak bir zamanda
görüşülmesinin yapılmak istenmesi üzerine çektiğimiz gensoru önergesi
yenilenerek verilmiştir.
Van ilimizde meydana gelen yıkıcı
depremler sonrasında kamunun imkân ve kabiliyetlerinin, milletimizin
yardımlarının vatandaşlara ulaştırılmasında yeterli etkinliğin ve
koordinasyonun sağlanamamasında, depremle ilgili kamu yöneticilerinin sevk ve
idaresinde, deprem ve sonuçları konusunda kamu görevlilerinin çelişen yorum ve
ifadeleriyle karmaşıklığın oluşmasında, deprem yöresinde vatandaşlarımızın
güveninin azalmasında, özellikle ikinci depremde yıkılarak can kaybına yol açan
binalarla ilgili hasar tespitinin sağlıklı yapılmamasında ve yanlış yönlendirme
sonucunda oluşan kayıplarda idari ve yasal süreç dışında siyasi sorumluluğu
bakımından Van depreminde koordinasyondan sorumlu ve Afet ve Acil Yönetim
Başkanlığı'nın bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında
ekte verilen gerekçelerle Anayasa'nın 99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddeleri
uyarınca gensoru açılmasına gerek görülmüştür.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergenin görüşme günü daha sonra
belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.
Komisyondan istifa önergesi vardır,
okutuyorum:
D) Önergeler
1.-
Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, Plan ve
Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/11)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Üyesi bulunduğum Plan ve Bütçe Komisyon
üyeliğinden istifamın kabulünü arz ederim.
Hasan
Fehmi Kinay
Kütahya
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
E) Duyurular
1.-
Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un
yargılandığına dair dosyanın, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası
gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru
(3/652)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/11/2011
tarihli ve 2011/111049-2 dosya numaralı yazısıyla Hakkâri Milletvekili Adil
Kurt’un 2010/568 esas sayılı dava dosyasında yargılandığı, Anayasa’nın 83’üncü
maddesinin ikinci fıkrası gereği bildirilmiştir.
Bilgilerinize sunulur.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
VII.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerilerİ
1.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan ve arkadaşları tarafından 1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan
Dersim'de Tedip ve Tenkil uygulamalarının bütün yönleriyle araştırılması
amacıyla, verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29/11/2011 Salı günkü
birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP
Grubu önerisi
29/11/2011
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun 29/11/2011
Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy
birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu
maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Pervin
Buldan
Iğdır
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
22 Kasım 2011 tarihinde, Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan ve arkadaşları tarafından (193 sıra nolu),
1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan Dersim'de Tedip ve Tenkil
uygulamalarının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet
Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29/11/2011
Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde
yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi
grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak
Milletvekili.
Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugünlerin yoğun gündem maddesi Dersim. Dersim’le
ilgili tartışmalar sürüyor ancak bu konuda bu tartışmaların sürmesine rağmen
sağlıklı bir adım atılamıyor. Bizim araştırma önergemiz, 37-38 yıllarında
Dersim’de tedip ve tenkil uygulamalarıyla ilgili. Bu araştırma önergemizde,
özellikle orada yaşananların tanıkların da anlatımıyla ki İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından Orgeneral Muhsin Batur’a ve o
dönemin şairleri, aydınlarından yaşayanlarına kadar orada ne olup bittiğini
Meclisin araştırması, bugünkü önergemiz bu.
Şimdi, bu konuda BDP olarak şunu ifade
etmek istiyoruz: Sayın Başbakana geçmiş olsun, rahatsız şu an. Bir ilk gibi
gözükse de sözlü olarak yapılan özür dilemesinin anlamını bulması ve sonucunu
doğurabilmesi açısından birtakım adımların atılması gerekiyor ve bu konuda bir
önceki dönemde ve bu dönemde de Barış ve Demokrasi Partisi olarak Meclise
birçok konuda araştırma önergesi ve kanun teklifi verdik.
Önce şunu ifade etmek istiyorum ki bu
tür durumlarda, dünyada bu tür acı olaylar karşısında yapılanlar bellidir;
geçmişle yüzleşilir, hakikatler komisyonları kurulur,
araştırma komisyonları kurulur ve meclisler kararlar alırlar. Bu meclislerin
kararları kalıcıdır. Sayın Başbakanın il başkanları toplantısındaki sözleri
sadece basına yansıdığı kadarıyla geçerli çünkü dünyada özür örneklerine
baktığımız zaman çok farklı şeyler görüyoruz. ABD 2010’da
yerlilerden özür dilemiş, Avustralya 2008’de Aborjinlerden
özür dilemiş, 2000’de Hollanda Yahudiler, Çingeneler ve Endonezyalılardan özür
dilemiş, 98’de Kanada yerlilerden özür dilemiş, Rusya Lideri Boris Yeltsin 43-44’de Çeçen, İnguş
ve Tatar gibi halkların sürülmesinden dolayı özür dilemiş, 1993’te Güney Afrika
Cumhuriyeti “apartheid” rejiminden dolayı özür
dilemiş, Japonya dilemiş, Britanya Kraliçesi II. Elizabeth’in özür dilemesi
var, 70’lerde Batı Almanya Şansölyesi Willy Brandt’ın -sosyal demokrat liderin- Varşova gettosunda
öldürülen Yahudiler için diz çöküp özür dilemesi var.
Şimdi, bütün bu gerçekler karşısında
şunu açıkça ifade etmek istiyorum… Sayın Başbakana grubumuzun soru önergesidir,
dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada Sayın Başbakana Tunceli’de tedip ve tenkil
soruluyor ve uluslararası sözleşmeler gereği bu konuda cevap verilmesi
isteniliyor. Bu yasaların, idam edilen insanların mezar yerlerinin bildirilmesi
isteniyor ve kaç kişinin öldürüldüğü... Sayın Başbakan bunu Adalet Bakanlığına
havale ediyor. Adalet Bakanının verdiği cevap gerçekten
utandırıcı bir cevap. Ne diyor? “Bunu aldık, inceledik ve mezar
yerleriyle ilgili -Adalet Bakanlığının metni var, isteyen, ilgili arkadaşlara verebilirim-sorduk,
araştırdık.” diyor ve “Anayasa 98’e göre, sorular sorulduğunda…” Bu sorulara
nasıl cevap verileceğini anlatıyor bize ve “…hükme bağlandığından, önergenin
bilgi istemeye yönelik olmayıp kişisel görüş ileri sürülmek suretiyle düşünce
öğrenmeyi amaçlayan diğer sorularına cevap verme yasal imkânı görülmemiştir.”
Şimdi, bu Hükûmetin, Başbakanın
Bakanının verdiği cevap bu ve diyor ki: “Bilgi Edinme Yasası’na göre
istediğiniz bilgiyi edinebilirsiniz.” Buyurun, edinin arkadaşlar, Seyit
Rıza’nın arkadaşlarının mezar yerini size birisi çıkar söyler belki.
Bakın, bir soru önergesi daha, o dönem
bizim Tunceli Milletvekilimiz Şerafettin Halis tarafından verilmiş. Mezar
yerleriyle ilgili soruluyor, yine Adalet Bakanlığına Başbakan havale ediyor. Cevabı okusanız, üzüntü verici bir şey. Elâzığ Savcılığına
sorduk, sağlık müdürlüğüne sorduk, belediyesine sorduk -tarih, sayılar var-
Tunceli Valilik makamına sorduk, maalesef, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar
yerini bilmediklerini söylemişler, hadi buyurun… Genelkurmayın arşivleri,
devletin derinlikleri, her şey belgeli arkadaşlar. Şimdi, Adalet Bakanı bunu
söylüyor, onun da Başbakanı özür diliyor. Şimdi, bu cevap 2008’de verilmiş.
Bakın, yine, kanun teklifini verdik
Dersim’le ilgili. Burada anlatıyoruz “Neden Dersim adı geri verilmelidir?”
Çünkü Dersim Osmanlıya bağlı bir vilayetin adı, tarihî bir anlamı var ve bu ad
değişikliğinin işte o dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından verilen
önergeyle 7 Kasım 1935’te yapıldığını… Eski ismin iadesini istiyoruz. Bu da
Mecliste duruyor bizim önergemiz. İstediğiniz önergeyi yirmi dört saatte
indirip, buradan yirmi dört saatte geçiyor. “Buyurun gereğini yapın.” diyoruz.
Yine, bizim, Seyit Rıza ve
arkadaşlarının, Şeyh Said’in ve Saidi Nursi’nin mezar
yerleriyle ilgili araştırma önergemiz var. Bu da burada, Mecliste duruyor
arkadaşlar.
Dersimli kayıp kızlarla ilgili
araştırma önergemiz var, bu da Mecliste duruyor ve bütün bunların üzerine işte
insan hakları kuruluşlarının açıklamaları: “Bu konuda özür yetmez.” diyor ve
sıralıyorlar “Gereğinin yapılmasını -neler neler
yapılsın- mezar yeri gösterilsin, Dersim adı iade edilsin, özür dilensin, başka
adlar...” Bu da tabii, Cindoruk Meclis Başkanlığımızı yaptı burada
biliyorsunuz. Evet, tek parti döneminden kökleri gelir, Celal Bayar da,
rahmetli Menderes de o zaman CHP’de görev yaptılar. Onun için, iki kökten gelen
AKP ve CHP, geçmişte bu konuda ortak sorumlu. Yani kimse sıyrılamaz bundan.
Yine, Dersim Dernekleri Federasyonunun
bizi ziyaretiyle ilgili burada çok açık ve net talepleri var. Yine mezar
yerleri, yine Dersim’in adının iadesi, yine işte bazı havaalanı isimlerine
katliamcıların isimlerinin verilmesinin geri alınması ve Meclis Başkanı diyor
ki, Çiçek, şimdiki: “Bu konuda bir Meclis araştırması açılabilinir.”
Şimdi, bütün bunları üst üste
koyduğumuz zaman, bizim sayımız bu Meclis araştırma önergesine yetmiyor.
Geçmişte hep reddettiniz bütün bunları. Şimdi, Sayın Başbakanın yapacağı bir
şey var. Eğer bu konuda adım atılmasını istiyorsa bunu artık yazılı bir metne çevirip,
Meclise getirip, Meclis kararı olarak özür dileme faslını ayrıca yapabilir ama
bunun için önceden bir araştırma komisyonu kurulması gerekiyor. Bu araştırma
komisyonu bizim aslında bütün diğer acı olayları da kapsayacak şekilde
hakikatler komisyonu olarak kurulması yönündedir ve bugün bu tartışmalara
Meclis bir irade koyarak bu araştırma komisyonu kurulmasına “Evet” derse
inanıyorum ki özrün bir anlamı olur, bir şey ifade eder, ondan sonra yol açılır
ve yürünülür. Eğer “Yok, bunu bir özürle, sözle geçiştireceğim.”
dersek burada yine yanlış yapılmış olur.
Bu nedenle, araştırma önergemizin
kabulünü diliyorum.
Saygılarımla. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Kaplan.
Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.
Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
BDP grup önerisiyle, 37-38 yıllarında
meydana gelen Dersim olaylarıyla ilgili araştırma önergesinin Genel Kurulun
bugünkü gündemine alınması talep edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, Dersim yakın
tarihimizdeki en acı, en trajik olaylardan biridir. Dersim aydınlatılmayı,
cesaretle sorgulanmayı bekleyen bir faciadır. 2009 yılında
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda demokratik açılım görüşmelerinde
konuşan o zamanın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’ni eleştirirken “Dersim isyanında analar
ağlamadı mı?” diyerek âdeta tarihî bir acının küllerini kaldırmasıyla ve
Dersim’de meydana gelen olaylarla güneydoğu sorunu arasında benzerlik kurmaya
çalışmasıyla bu konudaki tartışmalar gündemimizde geniş yer almaya başlamıştır.
Dersim olayıyla ilgili tartışmalar son zamanlarda Cumhuriyet Halk
Partisi Tunceli Milletvekili Sayın Hüseyin Aygün’ün beyanatlarıyla da tekrar
gündeme getirilmiştir. Sayın Aygün’ün gazetelerdeki röportajları,
Cumhurbaşkanımızdan konunun araştırılmasıyla ilgili randevu talepleri ve siyasi
parti gruplarıyla görüşmeleri konunun kamuoyunda tartışılmasına neden olmuştur.
Sayın Aygün AK PARTİ Grubundan da görüşme talep etmiş, grup yönetimi adına
kendileriyle yapılan görüşmede Dersim olaylarının mağduru olan Seyid Rıza’nın torunu Rüstem Polat, Dersim Dernekleri
Federasyonu Başkanı Yaşar Kaya da hazır bulunmuşlardır. Gelen heyetle
yaptığımız görüşmede Dersim olaylarının araştırılması için Mecliste bir araştırma
komisyonu kurulması, mezar yerlerinin tespiti, arşivlerin açılması, Devlet
Denetleme Kurulunun devreye girmesi, evlatlık verilenlerin tespiti gibi
talepleri içeren bir rapor da sunulmuştur. Dersim Dernekleri Federasyonu
Başkanının tarafımıza sunduğu raporun sonuç kısmında CHP’nin katliamdaki rolünü
kabul etmesi gerektiği yönünde bir görüş de ifade edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
AK PARTİ kurulduğundan ve iktidara geldiği günden itibaren siyasi tabuların,
tarihî tabuların, sorgulanamayan konuların üzerine büyük bir kararlılıkla
gitmiştir. Kendi tarihiyle, tarihinin karanlık noktalarıyla yüzleşemeyenlerin,
yüzleşme cesaretini gösteremeyenlerin iyi bir gelecek inşa edemeyeceğine inanan
AK PARTİ İktidarında hiçbir şeyin üzeri örtülmemiştir. Çünkü AK PARTİ, bu
ülkenin büyümesinin, güçlenmesinin, dünyanın lider ülkelerinden birisi
olabilmesinin önündeki en büyük engellerden birinin, geçmişiyle, tarihiyle,
tabularıyla ve korkularıyla, faili meçhullerle yüzleşememesi olduğuna inanır.
Onun için, dokuz yıllık iktidarımız sürecinde, başta güneydoğu sorunu olmak
üzere ret politikaları ortadan kaldırılmış, inkâr politikaları, asimilasyon
politikaları neredeyse sıfırlanmıştır.
Sayın Başbakanımız geçen hafta
gerçekleştirilen AK PARTİ il başkanları toplantısında, Dersim katliamının
üzerinden güncel siyasi polemikler yapılmasının doğru
olmadığını belirtmiş, Dersim olaylarıyla ilgili olarak yazılmış çok sayıda
araştırmadan bahsetmiş, bu konuda araştırma yapmak isteyenler için Başbakanlık
arşivlerinin de açık olduğunu ifade etmiştir. Sayın Başbakanımız konuşmasında,
olayın oluş şeklini gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymuş, olayın
sorumlularının da mağdurlarının da kimler olduğunu belgeleriyle, delilleriyle,
hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek şekilde açıklamıştır.
Sayın Başbakanımız konuşmasında, 1969
yılında ilk baskısı yapılan, yakın tarihimizdeki karanlık sayfaları anlatan
merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Son Devrin Din Mazlumları” kitabından örnekler
vermiş, çeşitli tarihlerde Dersim’le ilgili hazırlanan raporları açıklamış,
Dersim’le ilgili çıkarılan kanunları, dönemin sorumlularının verdiği
talimatları, Bakanlar Kurulu kararlarını ve ilgili belgeleri tek tek açıklamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sayısının bugün dahi bilinmediği, binlerce insan, kadın ve çocuğun
katledildiği, yuvaların yıkıldığı, binlerce insanın batıya göç ettirildiği,
binlerce kız çocuğunun evlatlık verildiği bu acı olaylarla ilgili belgeler
ortadadır. Bu belgelerden rahatsız olmadan, belgelerde sorumlularının açık
olarak belli olduğu bu olaylarla yüzleşmekten kimsenin kaçınmaması gerekir. Bu
karanlık olayların sorumlularının, katliamda görev almış kişilerin kimler
olduğunu artık herkes bilmektedir. Bu şahısların, maalesef, bazı belediyelerce
isimlerinin parklara dahi verildiğini görmekteyiz. Dersim faciası karşısında
yüzleşecek olan AK PARTİ değil, AK PARTİ Hükûmeti de değil, bizzat bu facianın
olduğu dönemde iktidarda olanlardır.
BDP’nin
grup önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde yerini almıştır. Araştırma
önergesinin hemen bugünkü gündemde ele alınmasını talep etmek Genel Kurulun
bugünkü gündeminde yer alan konuların görüşmelerinin aksatılmasına yöneliktir.
Bu konu önemli bir konudur. Elbette ki
bu karanlık olayların aydınlatılması, tarihle yüzleşmek gereklidir. Bu bir
insan hakları sorunudur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin insan haklarıyla
ilgili ihtisas komisyonu, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonudur. Bu
konuda geniş yetkileri bulunan, insan hakları konusunda uzman
milletvekillerimizin görev aldığı, yetkileri geniş, herhangi bir süreyle de
kısıtlı bulunmayan ihtisas komisyonunun bir araştırma yapması çok daha doğru
olacaktır.
Bu nedenle BDP grup önerisinin
aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.
Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi
lehinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.
Buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından
alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1937 ve 1938 askerî harekâtı sırasında,
eski ismi Dersim, sonra 1936’da Tunceli olan, o olayda hayatlarını kaybeden
güvenlik kuvvetlerine ve o yöre halkına Allah’tan rahmet diliyorum, yerleri
cennet olsun.
Değerli arkadaşlarım, bu iş çok acı bir
olay. Geçmişte, yetmiş üç sene önce birtakım olaylar olmuş. Bu olayları devamlı
gündemde tutmak kimseye de bir fayda kazandırmaz. O zaman devleti yöneten
insanların zafiyetinden, birtakım sıkıntılardan dolayı ve yöre halkının bazı
coğrafi yapılarından dolayı burada bir olaylar olmuş.
Şimdi, evvela şunu belirteyim: “İsyan”
diyorlar. Burada o zaman isyan yok arkadaşlar. İsyan olabilmesi için, evvela
isyanın bir lideri, olacak bir de gayesi olacak. Şimdi, 1937 ve 38 olaylarında
Tunceli’de veya Dersim’de herhangi bir amaç yok, yani orada bir hareket, isyan
etmeyi gerektiren ne bir devlet kurma şeyi vardır ne şeriat getirme temel
ilkesi vardır, hiç böyle bir amaç yok. Bu isyanın bir lideri
olması lazım. Şimdi, “Seyit Rıza” diye bir arkadaşımız, oradaki bir kişi
var. Bu kişi, o zaman Tunceli’de doksan bir tane aşiret var, her doksan bir
aşiretten bir aşiretin başkanı. Yani, o bakımdan, Seyit Rıza o zaman Dersim
aşiretlerinin lideri de değildir, Dersim’in de lideri değildir. Yani, şimdi,
olay, hep bilgi kirliliği nedeniyle, sağlıklı bilgiler verilmemesi nedeniyle
rayından saptırılıyor.
Ben, 2010 yılında bir kanun teklifini
verdim. Dedim ki: Bu iş çok acı bir olay. Gelin bu konuda, şöyle, bu 1937 ve 38
yıllarında meydana gelen olaylarda hayatlarını kaybeden, işte asılıp da mezar
yerleri belli olmayan, yerlerinden göç eden insanların zararlarını tazmin
edelim, bir kanun da çıkaralım, bu zararlarını tazmin edelim. Bu kanun
teklifini verdim 2010 yılında. Ondan sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi o
zarar gören insanların zararlarını karşılasın. Dolayısıyla bu acı olaydan
dolayı böyle bir kanun kabul etmekle Türkiye Büyük Millet Meclisi o yöre
halkından da bir nevi, bu bir özür dileme anlamına geleceği için bu
meseleyi kapatalım ama maalesef bu mesele Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığına gelmesinden sonra, özellikle AKP,
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında meşru
vasıtalarla mücadele etme imkânını elde etmediği için, bu meselede Kemal Kılıçdaroğlu’nu vurmaya çalıştı.
Şimdi, Tayyip Erdoğan diyor ki:
“İnancını ve aşiretini açıkla.” Arkadaşlar, Anayasa’nın 24’üncü maddesinde
diyor ki: “Kimse inançlarını açıklamaya zorlanamaz.” Peki, kimse şimdiye kadar
Tayyip Erdoğan’a inancını, soyunu açıkla dedi mi? Demedi. Dolayısıyla…
İkinci bir şey: AKP’nin bir hedefi var.
Maalesef cumhuriyetin kurumlarından, cumhuriyetten rahatsızlar. Tabii,
hedefleri, Atatürk’ü yıkmak istiyorlar. Bunu yıkmak için de ne yapmak lazım?
1937’de, 1938’de, işte, tabii ki tek parti vardı. Tek partide o zaman
Cumhurbaşkanı Atatürk’tü, 37’de İsmet İnönü’ydü, sonra İsmet İnönü görevden
alındı, Celal Bayar yaptı. En büyük vahşet, en büyük öldürme olayları da 38’de
oluyor. Şimdi bunları hesaba, şeye getirerek cumhuriyetin kuruluşuyla
hesaplaşmaya çalışıyor Tayyip Bey ve cumhuriyeti, sanki,
yani, o zamanki insanlar, bu yabancı, Fransızlarla, İtalyanlarla, İngilizlerle,
Yunanlılarla mücadele ederek bu memleketin bağımsızlığa kavuşturulması suçmuş
gibi, onların öcünü almak peşinde birtakım hesaplar peşine gidiyor. Şimdi,
yiğit olan insanın sözünün eri olması lazım. Biraz önce AKP’li milletvekili
diyor: “Efendim, katliamlarda kimlerin yer aldığı belli. Başbakanlık arşivleri
de açık.”
Ya arkadaşlar, verilen önerge nedir?
Bir kuralım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kuralım, resmî bir
hüviyeti olsun, bu Komisyon gitsin, her tarafı araştırsın. Hakikaten 38’de
nasıl bir hareket meydana geldi? 38’deki Tunceli’nin durumu neydi? Bu askerî
harekât niye başladı? Bu askerî harekâtta kaç kişi öldürüldü? Bunun sorumlusu
kim? Bunları açıklayalım. Bundan daha doğal, bundan daha makul bir istek var
mı? Şimdi bahane aramaya gerek yok. Tayyip Bey çıkıyor, “Özür dilenecekse
dilerim.” diyor. Tamam da özür dilemek bir şey ifade
etmiyor ki. Evvela bir araştıralım, belki özür dilenecek bir şey yok, belki
yok, değil mi? Yani evvela bir araştırmadan, ezbere konuşarak nereye
varıyorsunuz? Arkadaşlarımız gayet haklı bir önerge vermişlerdir.
Arkadaşlar, yani, bunu kaçırmanın da
gereği yok. Bu büyük bir faciadır, büyük bir insan kitlesi ölmüştür, çocuklar
öldürülmüştür, kadınlar öldürülmüştür, insanlar haksız yere öldürülmüştür.
Şimdi, olayla ilgili bir İhsan Sabri Çağlayangil’in
beyanatları var. İhsan Sabri Çağlayangil diyor ki:
“Bir gün Emniyet Genel Müdürü beni çağırdı, dedi ki: ‘Sen -cuma günüydü-
Elâzığ’a git, Harput’a, efendim, Atatürk pazartesi günü Elâzığ’a gidecek,
Atatürk Elâzığ’a gittiği zaman beyaz donlular gelecekler, Atatürk’ten rica
edecekler, Seyit Rıza’yı Atatürk affedecek.” diyor. “Şimdi, bunun üzerine de
ben gittim cumartesi günü rica ettim savcı mahkemeyi kurmadı. Ondan sonra ‘Ben
mahkemeyi kurmam.’ dedi. O raporu aldı, savcı muavinine kurdurduk. Ondan sonra
hâkim kabul etmedi, sonra hâkimi de ikna ettik ve ondan sonra biz cumartesi,
pazar mahkemeyi kurduk ve Seyit Rıza ve 7 tane kişiyi mahkûm ettik.” diyor.
Şimdi, arkadaşlar, bu olayda esas suçlu kim? Emniyet Genel Müdürü ve İhsan
Sabri Çağlayangil. Yani burada kendisine birisi demiş
mi ki “yahu, sen git, ondan sonra…” Yapan kendisi, kendi kendine suçunu itiraf
ediyor.
Arkadaşlar, bir de şimdi, hakikaten
Tunceli’de zehirli gaz kullanıldı mı, kullanılmadı mı? Şimdi, bu İhsan Sabri Çağlayangil’in gazetelerin yazdığına göre bir beyanatında
böyle bir şey var. Bunu da araştıralım. Arkadaşlar, bakın, bu devlet bizim
devletimiz, bu güvenlik kuvvetleri de bizim güvenlik kuvvetlerimiz, bu halk
bizim halkımız. Varsa biz bunlarla hesaplaşalım ama benim gördüğüm kadarıyla bu
İhsan Sabri Çağlayangil Atatürk düşmanıydı ve İnönü
düşmanıydı. O bakımdan bunları da hesaba katalım. Ayrıca da İhsan Sabri Çağlayangil bu memlekette Dışişleri Bakanlığı yaptı, kendi
bir kızını getirdi, bir İranlıya verdi. İran tırları beş sene Türkiye’den
bedava geçti. Ben bunları biliyorum.
Arkadaşlar, yani bizim istediğimiz,
bakın, o bölgenin milletvekiliyim, en büyük acıları ben yaşıyorum, her gün
birtakım insanları… Ama ben de şunu istiyorum: Bu mesele bir hallolsun
arkadaşlar çünkü yeni yetişen gençlere birçok yerlerde hep bu konular gündeme
geliyor. O yeni yetişen gençler işte, “Geçmişimizde bize böyle katliamlar
yapıldı, böyle adamlar öldürüldü, çocuklar yakıldı, kadınlar öldürüldü, bunun
bir çaresini…” Bunu artık bir yerde kesmek lazım. Ben
de istiyorum ki bundan sonra gençlerimiz artık yani daha yeni hedeflerle
büyüsünler, artık o geçmişi unutsunlar. Bunun da unutulacak bir yolu var,
Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi ismine, şanına yakışan bir büyüklükle bir
kanun… Ya önce bu araştırma önergesini kabul edelim, arkasından bu araştırma
önergesinde, kim, ne kadar mağdur olmuşsa onları tespit edelim, ondan sonra da
bu tespitlerin üzerine bir kanunla bu işi halledelim. Başka çaresi yok.
Ha, bunu birileri politik amaç olarak
kullanmak istiyorlar, gündemde tutmak istiyorlar. Arkadaşlar, yani şimdi bazı
şeyler var ki politikanın üstünde. Yani ülkenin birlik ve
bütünlüğü, bu ülkenin birlik ve bütünlüğü.
Şimdi, yabancılar gelmişler, Çukurca’da
37 tane PKK’lının öldürülmesinde “Gaz kullandınız.” diye size söylüyorlar.
Peki, yani o zaman, bunu… Yani şimdi
bir memlekette birtakım hareketler olduğu zaman, o devleti yöneten kişiler
elbette ki o yasa dışı hareketleri önlemekle mükellef. E, şimdi o yasa dışı
hareketleri birileri önledi diye o insanları suçlu mu ilan edeceğiz?
Etmeyeceğiz. Edeceksek hepsini edeceğiz. Yani onun için, atılan adımlar, yapılan
söylemler hakikaten çok tehlikeli.
Benim memleketim, yani eski ismi
Dersim, yeni ismi Tunceli olan, burada ciddi olaylar olmuştur. Yani benim,
işte, eşimin dedesi de maalesef, hareket bittikten sonra, oradaki bir komutan
getirmiş, kesmiştir. Yani bunları biliyoruz, ama burada çok da aşiretler arası
kavga var. Getirmiş, para vermişlerdir oradaki komutanlara, onlara, birtakım
insanları haksız öldürmüşlerdir. Yani çok büyük vahşet olmuş. Kanun yok, hukuk
yok, oradaki insanların tamamen keyfine bağlı olarak birtakım olaylar cereyan
etmiş.
E, bunu, şimdi, yetmiş dört sene önce
geçmiş, kimden, ne hesap soracağız arkadaşlar? Ortada kimse yok.
Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi o zaman
tek parti. Başka parti var mı? Sizin babalarınız da, dedeleriniz de CHP’de
değil miydi arkadaşlar? Tek partiydi. Adnan Menderes o zaman CHP’nin
müfettişiydi, Celal Bayar Başbakanıydı. Şimdi, sonradan parti kuruldu. Yani tek
parti var. Yani bunu getirip de CHP’ye bağlamanın da kimseye bir faydası yok.
Onun için akıl ve mantıkla bu işi çözelim.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.
Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Mehmet Metiner, Adıyaman Milletvekili.
Buyurun Sayın Metiner. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin önerisi üzerine
konuşmak için söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Birbirimizi kırıp dökmeden de
konuşabiliriz, tartışabiliriz elbette. Buna tarihsel olaylar da dâhil. Sonuçta hepimizin geçmişiyle yüzleşmesi bir zorunluluk, her anlamda
bir zorunluluk. Tarih tarihçilere bırakılmayacak kadar önemlidir ama bir
yanda “vahşet” diyeceksiniz “Çok büyük vahşetler işlendi.” diyeceksiniz, bir
yanda da “Nereden biliyorsunuz vahşet işlendiğini ki özür diliyorsunuz?”
diyeceksiniz. Buna en hafif tabiriyle çelişki denir.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Yanlış anlama,
dediğim o değil.
MEHMET METİNER (Devamla) – Dersim’de
olan nedir? Yani, mesele spesifik olarak Dersim
meselesini konuşmak, tartışmak değildir elbette yani tarihsel yüzleşme bir
bütündür ama mademki konumuz Dersim, o zaman Dersim’de ne olup bittiğini bilmek
için tarihe bir uzanmamız gerekiyor, Şark Islahat Planı’ndan başlayarak
uzanmamız gerekiyor. Sayın Başbakanımızın “100 adet basıldı, ilgili yerlere
verildi.” diyerek göndermede bulunduğu raporlara bakarak başlamamız lazım.
Dersim, bir tedip ve tenkil harekâtına
maruz bırakılmıştır. Bunu çok açık ve net bir biçimde belirlememiz lazım. Bu,
Türkiye Cumhuriyeti devletinin daha doğrusu devletçi seçkinlerimizin
modernleşme politikalarıyla bağlantılı bir operasyondur, ret, inkâr ve
asimilasyon politikalarıyla bağlantılı bir operasyondur. Şark Islahat Planı’nı
yeniden okuduğumuz zaman, Hamdi Bey Raporu’nu yeniden okuduğumuz zaman, 1931’de
Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın raporlarını, o tarihte Dâhilîye Vekili olan
CHP’li Şükrü Kaya’nın raporlarını okuduğumuz zaman, bunun aslında kelimenin tam
anlamıyla bir tedip ve tenkil harekâtı olduğunu görürüz.
Dersim’de bir isyan olduğu söyleniyor.
Arkadaşlar, Dersim’de bir isyan yoktu. Dersimliler Türkiye Cumhuriyeti
devletine Kürtlük temelli bir anlayışla isyan etmediler. Bunu çok açık ve net
bir biçimde konuşmamız lazım. Eğer bu gerçekle yüzleşmezsek, Dersim isyanıyla
bugünkü PKK kalkışmasını birbirine benzeterek yol yürümeye devam edersek,
tarihsel yüzleşmemizi yanlış bir mecraya çekeriz. Biz, tarihten yeni kinler
üretmek için bir yüzleşme çağrısında bulunmamalıyız. Aktüel kinlere,
husumetlere ihtiyacımız yok. Ama insanlar nasıl ki günah işlediklerinde, cürüm
işlediklerinde tövbe ederler, arınırlar, kendilerini arındırırlar, devletler de
günah işlemişlerse, vatandaşlarına karşı hangi nedenle olursa olsun cürüm
işlemişlerse, Sayın Kamer Genç’in deyimiyle “Vahşet boyutuna varan” dehşetengiz
uygulamalar içine girmişlerse, devletler de tövbe ederler, özür dilerler. Bu,
büyük devletlere yakışan bir erdemliliktir arkadaşlar. Özre başkaca bir anlam
yüklemenin veyahut da Sayın Başbakanımızın dilediği özrü bir başka mecraya
taşımanın gereği de yok, yeri de burası değil.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Allah Allah! Neresi yeri o zaman, neresi yeri? Meclis Genel
Kurulu yeri değil mi?
BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…
MEHMET METİNER (Devamla) – Dersim’de
bir isyan yoktur arkadaşlar, ama Dersim’de korkunç bir vahşet vardır.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Neresi yeri?
MEHMET METİNER (Devamla) - Dersim,
20’nci yüzyılın Kerbelası’dır arkadaşlar. Orada masum
insanlar katledilmişlerdir. Ayrıntılarına girmemize gerek yok. Utanç verici
anılar yaşanmıştır. Nitekim, o yüzdendir ki genç bir
teğmenken Dersim bölgesine gönderildiğini söyleyen Muhsin Batur hatıratında, o
yaşantısını anlatmayacağını okuyucularından özür dileyerek anlatır. Orada utanç
verici hadiselerin yaşandığını hepimiz biliyoruz. Araştırma komisyonu kurulsun
kurulmasın, bu tarihî bir hakikattir. Sırf bize yansıyan bilgilerden bile her
birimizin özür dilemesi gerektiğine inanıyorum.
Bakınız “Dersim, gittikçe Kürtleşiyor.”
diyor Hamdi Bey, raporunda. “Tehlike büyüyor. Dersim, cumhuriyet için bir
çıbandır, ameliyat gerekiyor.” diyor. 1926, Dersim’de isyan yok. Hani ezbere
konuşmayalım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bilmeden
konuşuyorsun ya!
MEHMET METİNER (Devamla) - “Ezbere konuşmayalım.” denildi ya.
OKTAY VURAL (İzmir) – 1860’lı yıllardan
beri…
MEHMET METİNER (Devamla) - “Dersim cahildir…”
OKTAY VURAL (İzmir) – Sultan Abdülhamit
dönemini bilmiyorsun!
MEHMET METİNER (Devamla) – “Zorunlu
iskân uygulanmalıdır…”
OKTAY VURAL (İzmir) – Almışsın eline
bir fırça tarihi karalıyorsun.
MEHMET METİNER (Devamla) – “Yüksek
memurlara koloni yönetimlerindeki yetkiler verilmelidir.”
OKTAY VURAL (İzmir) – Yazık, günah ya!
Ne işiniz var…
MEHMET METİNER (Devamla) - Bakınız
arkadaşlar, “Dersim” diye tanımlanan yere koloni yönetimindeki yetkilerin
verilmesi isteniyor.
OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Büyük
Millet Meclisi kürsüsünde bunları konuşuyorsun! Ayıptır ya! Ayıptır Sayın
Başkan ya!
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ayıp!
Hepimizin geçmişini konuşuyorsun!
MEHMET METİNER (Devamla) – Ve nitekim…
OKTAY VURAL (İzmir) – Ayıptır ya!
MEHMET METİNER (Devamla) - Nitekim, o tarihte 4’üncü umum müfettişi olan…
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu kadar bir şey
olmaz ya! Bu kadar tarihi karalayıp Türkiye Büyük Millet Meclisinde…
MEHMET METİNER (Devamla) - 4’üncü umum
müfettişi olan Abdullah Alpdoğan…
OKTAY VURAL (İzmir) – Şuna bak ya!
MEHMET METİNER (Devamla) - …aynı
zamanda korkomutan ve vali rütbesiyle
görevlendirilmiştir ve koloni yönetimindeki vali yetkisiyle donatılmıştır.
Bunlar ezbere konuştuğumuz şeyler değil. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
arşivlerinde bulunan raporlarından alınan bilgilerdir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bilmeden
konuşuyor oradan! İşiniz gücünüz karalamak milleti!
MEHMET METİNER (Devamla) - Ayrıntıya,
detaylara girmeye gerek yok ama şunu bilelim ki Dersim…
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Detaylara girmeye gerek var.
OKTAY VURAL (İzmir) - Var, var.
MEHMET METİNER (Devamla) - Dersim, yüreğimizde bir yaradır.
OKTAY VURAL (İzmir) – İşbirlikçilerin
hepsinin detaylarını bilmeye gerek var.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bu Meclis
ne karar aldı ona
bakalım, tutanaklar duruyor.
MEHMET METİNER (Devamla) - Biz,
Dersim’de yapılan haksızlıkların, ayrımcılıkların, vahşetlerin mutlaka
konuşulması…
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım
yani vahşet işlemişiz, katliam…
MEHMET METİNER (Devamla) - …tartışılması gerektiğine inanıyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) - Bir millete
hakaret ediyor! Bilmeden, utanmadan bunları söylüyor!
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,
konuşmacıya müdahale ediyor.
BAŞKAN – Sayın Vural, söz vereceğim.
Lütfen… Ben kaçırdım doğrusu…
OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir şey
olur mu ya! Elinde bir delil mi var ya?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Arkadaşlar, sizlerin de geçmişini konuşuyor
ya! Ayıp!
OKTAY VURAL (İzmir) - Şuraya bakın ya!
Allah için ya!
MEHMET METİNER (Devamla) – Söyleyecek…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yazık, günah ya!
Bu laflar yakışmıyor Meclise ya! Bu millete yakışmıyor, vallahi billahi ya!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Neyse gerçek
çıksın ortaya, bu laflara gerek yok.
MEHMET METİNER (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüce çatısı altında, benim,
raporlara dayanarak yapmış olduğum alıntıları bile başka yere çekmeye çalışan
arkadaşlarımız var.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sen çekiyorsun!
MEHMET METİNER (Devamla) - Bu devlet
hepimizin devletidir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Millete hakaret
etmekten başka bir görevin yok senin!
MEHMET METİNER (Devamla) - Hiç kimsenin
bu devlet üzerinde…
OKTAY VURAL (İzmir) – Abdulhamit’e hakaret ediyorsun, Cevdet Paşa’ya hakaret
ediyorsun.
MEHMET METİNER (Devamla) - …bu ortak vatan üzerinde tek başına hak iddia
etme yetkisi yoktur arkadaşlar. Sayın Başbakanımızın dilediği özür doğru
anlaşılmalıdır.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Başbakanın
özür dileme yetkisi yok!
MEHMET METİNER (Devamla) - Bu özrü
yanlış yere çekerek “Atatürk düşmanlığı, cumhuriyetle hesaplaşmak...”
OKTAY VURAL (İzmir) – O da senin
Başbakandan özür dilemene benziyor zaten.
MEHMET METİNER (Devamla) - …biçimine
dönüştürmenin sadece bir çarpıtmadan ibaret olduğunu Türkiye toplumu biliyor.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bütün
belgeleri çıkaralım, kim, ortaya çıksın. Bütün hepsini koyalım ortaya. Seyit
Rıza kim?
MEHMET METİNER (Devamla) - Sayın
Başbakanımız “Devlet adına illa da özür dilemem isteniyorsa ki literatürde böyle bir şey varsa özür dilerim ve diliyorum.”
dedi.
Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu,
ısrarla Sayın Başbakanımızın özür dilemesi gerektiğini söylemişti, Sayın
Başbakanımız da “Literatürde yeri varsa ben özür dilerim ve diliyorum.” dedi.
Aynı şeyin Dersimli Kılıçdaroğlu tarafından da
yapılması gerektiğini söylemek, lütfen başka mecralara çekilmesin. Size,
değerli arkadaşlar, bu özrü…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tam bir
kayıkçı kavgası.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sen nereye
çekiyorsun? Hangi mecraya çekiyorsun?
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,
konuşmacıyı dinleyemiyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Neyini
dinleyeceksin, zaten grup önerisi hakkında konuşmuyor ki.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
Lütfen, sayın milletvekilleri…
MEHMET METİNER (Devamla) – Sayın
milletvekili arkadaşlarım, Türkiye demokratik bir cumhuriyettir, tabuları olan,
yasakları olan bir cumhuriyet değildir. Her şeyi özgürce konuşabilmeliyiz,
tartışabilmeliyiz.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Samimiyseniz
kabul edin.
MEHMET METİNER (Devamla) – Ama biz kin
ve husumeti çoğaltacak her türlü tartışmadan, her türlü gerilim ve çatışma
senaryolarından uzağız. Biz…
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – O zaman
önergeyi kabul edin.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Karar ne,
“evet” mi “hayır” mı? Sayın Metiner, “evet” mi, “hayır” mı?
OKTAY VURAL (İzmir) – Bu ifadelerle AKP’nin
önergeyi kabul etmesi gerekiyor.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kabul
edelim, araştıralım gelin hep beraber.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
MEHMET METİNER (Devamla) – Tabii,
sevgili arkadaşlar, burada çok sayıda alıntı yapabilirim, çok alıntı yapabilirim
ama burası bir tarih kürsüsü değil.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne alıntısı
yapacaksın, ne anlatacaksın?
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Tarih
konuşuyorsun, tarih.
OKTAY VURAL (İzmir) – Tarih
konuşuyorsun.
MEHMET METİNER (Devamla) – Burada
Dersim katliamından sonra yapılan sürgünler vardır, çok yürek acıtıcıdır.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kim
yapmış katliamı, atalarımız, dedelerimiz mi?
MEHMET METİNER (Devamla) – Dersim’in
çocuk yaştaki kızlarının evlatlık olarak verildiğini biliyoruz, bu yürek
acıtıcıdır.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Araştıralım.
MEHMET METİNER (Devamla) – Hâlâ bu
kızlarımızın kayıtları bile açıklanmış değildir, hâlâ Dersim sürgünleriyle
yüzleşebilmiş değiliz arkadaşlar.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – O zaman niye
“evet” demiyorsun önergeye?
VELİ AĞBABA (Malatya) – “Evet” de o
zaman, “evet” de.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Evet”
deyin, araştıralım.
MEHMET METİNER (Devamla) – Biz sözlü
özür…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Metiner, teşekkür
ediyorum.
MEHMET METİNER (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, son söz olarak biz gelip geçici komisyonlarla bu işin
çözülebileceği kanaatinde değiliz, çok daha kalıcı araştırmalar yapmalıyız.
BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…
MEHMET METİNER (Devamla) – Saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Hayır” mı,
“Evet” mi?
VELİ AĞBABA (Malatya) – Kıvır, kıvır.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yiğitseniz
kabul edin, araştıralım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan,
Hatip, maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Türk milletinin egemenliğinin
kullanıldığı bir Mecliste bu millete “katliamcı” diyebilmiş, kara lekeyi bu
milletin ak alnına sürme basiretsizliğini göstermiştir. Kendisini kınıyorum.
Kendisi, öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve Türk milletinden özür
dilemelidir.
Ermeni soykırım iddialarını yapanlardan
bir farkı olmamıştır bu ifadelerinizin. Sizi kınıyorum, sizi kınıyorum. (MHP ve
CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben de sizi
kınıyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıktır,
günahtır. Elinde bir belge yok, “Katliam yaptı.” diyorsunuz.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Tahammül
edemiyorsunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Kimin elinde ne
silah var? 33 asker öldürüldüğü zaman ne için öldürüldü bilmeden bu kürsüyü
kullanıyorsunuz.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hepsini
lanetliyoruz, her türlü terörist şiddeti lanetliyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) – O kininizi bu
Mecliste kustunuz. Yazıklar olsun size!
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hepsini verin,
hepsini araştıralım.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Buyurun
kabul edin, kabul edin o zaman.
BAŞKAN – Bir saniye sayın
milletvekilleri…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hatip
önergemizle ilgili konuşurken “Burası bu konunun…”
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın
Başkan, çok ağır suçlamalarda bulundu Sayın Vural.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir
saniye… Sayın Kaplan bir şeyler söyleyecek.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
Sayın Hatip “Önergeyle ilgili konuşulacak yer burası değildir.” dedi.
(Gürültüler)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öyle bir
şey söylemedim.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey
demedi.
ADİL KURT (Hakkâri) – Dedin, dedin. Ne
çabuk unuttun?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dedi efendim,
dedi.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öyle bir
şey söylemedim. Niye rahatsızlık duyuyorsunuz?
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Siz daha
çok beraberdiniz. Hayır, bu konuyu araştıralım, bir gerçek varsa bulalım. Bu kadar basit.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, anlaşılmıyor
arkadaşlarınızın sesinden.
Sayın milletvekilleri, lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
Sayın Hatip “Araştırma önergesiyle olmaz, İnsan Hakları Komisyonunun işidir.”
dedi.
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kaplan, anlaşılmıyor.
Sayın milletvekilleri…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İkinci olarak…
BAŞKAN – İkincisi de ne dedi efendim?
Birincisi “Yeri burası değildir.” dedi.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Araştırma
komisyonunun işi değildir, İnsan Hakları Komisyonunun işidir.” dedi. “Bu
önergenin konuşulacağı yer burası değildir.” dedi.
BAŞKAN – Evet…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İfade böyle.
BAŞKAN – “Evet” derken yani sizin
söylediğinizi söylüyorum.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öyle bir
ifadem yok.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Önergemizle ilgili…
BAŞKAN – Konuştunuz önergenizle ilgili.
Yani, burada söz istemenizi gerektiren herhangi bir sataşma söz konusu değil
ki.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zaten Oslo’daki
önergelerin nasıl olduğunu anlatacağız, anayasal denetim mekanizmasını
anlatacağız, ne anlama geldiğini anlatacağız.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, siz…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu tablo
yanlış, yanlış
yönlendiriliyor.
BAŞKAN – Anladım da Sayın Kaplan,
buradaki bizim usulümüz, İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesine göre karşılıklı konuşma usulü değil ki.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım,
birisi Meclis İnsan Hakları Komisyonuna havale ediyor, birisi de “Yeri burası
değildir.” diyor. Başbakanları özür diliyor, bakanları ayrı telden çalıyor.
Burada samimiyet konusunda… Yani özür
dileme icraatınız da olur.
BAŞKAN – Tamam, önerge işleme alınırsa
gereği yapılacak.
Teşekkür ediyorum.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz
kimsiniz bizi samimiyet testine tabi tutacaksınız?
BAŞKAN - Sayın Kaplan, sözleriniz…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bilgilendirme
ve yönlendirme… Bu önergelerin ne olduğunu ifade ediyoruz.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, buraya çıkan
hatip fikirlerini belirtmeyecek mi? Yani, biz burada konuşan hatiplerin ne
söyleyeceğine karar verecek makam değiliz ki.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Meclis
araştırması İnsan Hakları Komisyonunda ayrı iki konu burada konuşulup da,
arkası kapalı kapılar ardında konuşulmak da ayrı bir sorundur. Burası milletin
kürsüsüdür ve başta, milletin kürsüsünde konuşmamız lazım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Arkadaşlar,
buna itirazı olan var mı?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurun Sayın Aydın.
Sayın Kaplan, lütfen oturun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hepsi milletin
kürsüsünde konuşulur. Diğeri de İnsan Hakları Komisyonuna havale edilmez bu
işler. Böyle ucuz kurtulamazsınız.
Özür dileyecekseniz adam gibi özür
dileyin. Gereğini yapın.
BAŞKAN – Sayın Kaplan…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen bir oturun.
Sayın Aydın’ı bir dinleyelim ondan sonra. Lütfen…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Ama neredeyse “vatan haini” diye suçladı.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp! Ayıp!
BAŞKAN – Ama siz konuşmalarınıza
bakmıyorsunuz. Lütfen, bir oturun. Sayın Aydın’a söz vereceğim önce.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir grup başkan
vekili söz istiyor, siz niye bu kadar zorluyorsunuz?
BAŞKAN – Neyi zorluyorum Sayın Kaplan?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya olmaz Sayın
Başkanım. Grup başkan vekili iki ciddi hatadan söz istiyor; bir açıklama yapacak
grubu adına ve önergesi adına. Siz grup başkan vekiline söz vermiyorsunuz.
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Sayın Kaplan, burası
karşılıklı konuşma yeri değil. Herhangi bir konuda açıklama istediğiniz
takdirde…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
bir grup başkan vekilini nezaketen de olsa dinliyorsunuz, söz vermiyorsunuz.
BAŞKAN – Hayır, her grup başkan
vekiline ben nezaketen ve İç Tüzük gereği veriyorum. Lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olmaz Başkanım,
taraflı davranıyorsunuz.
BAŞKAN – Ama…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – AKP’nin Meclis
başkan vekilleri taraflı davranıyor. Yazık, ayıp…
BAŞKAN – O sözleri size iade ediyorum
Sayın Kaplan.
Buyurun Sayın Aydın.
Lütfen oturun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Araştırma
önergesi nedir, araştırma komisyonu nedir…
BAŞKAN – Ee,
tamam. Öneri kabul edildikten sonra ne söyleyecekseniz söylersiniz Sayın
Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – …insan hakları
komisyonu nedir… Yeni olabilir ama bilmiyorsa da anlatırız. Çıkıp adam gibi…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Araştırmadan
yana mıdır, değil midir…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, Sayın
Başkan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani böyle özür
dileyip ayaküstü işte il başkanlarına… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hasip Bey, biraz müsaade edin, biz konuşalım Allah aşkına.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen oturun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz
dinlemiyorsunuz. Kusura bakmayın, biz de sizi, sizin dinlediğiniz kadar…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın
Başkanım, hatibimiz özgür bir şekilde orada olayı bütün çıplaklığıyla, bütün
vahametiyle ifade etmeye çalıştı…
BAŞKAN – Hatip zaten söz istedi Sayın
Aydın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – …çıkıp ifade
etmeye çalıştı. Burada bir milletvekili kürsüde özgür bir
şekilde konuşmak durumunda. Orada özgür ifadelerini açıklarken, burada
çeşitli çeşitli sataşmalar yapıldı, hatta kınanacak derecede ifadeler
kullanıldı…
BAŞKAN – Özgür ifadelerini açıklarken
sınırlamalar da var ama Anayasa ve İç Tüzük gereği Sayın Aydın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok doğru
bulmadığımı ifade etmek isterim. Orada her aykırı fikir söyleniyor, her aykırı
fikir orada konuşuluyor. Biz burada saygılı bir şekilde dinliyoruz.
BAŞKAN – Temiz bir dille konuşmak
zorunda herkes burada konuşurken, bu kürsüde.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama herkesin
bu saygıyı muhafaza etmesi lazım. Oradaki bütün konuşmacılara
buradaki bütün milletvekillerine saygılı davranması lazım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın
Başkan…
BAŞKAN - Evet, Sayın Metiner…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sataşma
üzerine söz istiyorum.
BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın Metiner?
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Neredeyse
beni vatan hainliği ile basiretsiz…
BAŞKAN – Hayır, ne söyledi size ki
sataştı, onu soruyorum Sayın Metiner.
OKTAY VURAL (İzmir) – Kürsüden konuşma…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Vatan
hainliğinden, basiretsizlikten…
BAŞKAN – Sayın Metiner… Sayın Metiner,
bak, sayın milletvekillerimiz şunu bilsinler ki herhangi bir sataşma iddiası
varsa ben İç Tüzük gereği her sayın milletvekiline sormak zorundayım.
Sayın Vural size ne söyledi de sataştı,
onu izah eder misiniz.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ermeni
soykırımı iddiasıyla eş tuttuğumu, neredeyse ihaneti vataniyeyle
suçladı, daha ne desin. “Basiretsizlik”, “Türk milletinden özür dile.”…
BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ne
var da…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) – Herhâlde özür
dileyecek!
SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –
Kaldığı yerden devam hakaretlere…
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Değerli
arkadaşlarım, ben bu önergenin tartışılacak yerinin bu Meclis çatısı olmadığını
söylemedim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Söyledin!
MEHMET METİNER (Devamla) – Bu Meclis
çatısı her şeyin özgürce konuşulacağı bir çatıdır, yanlış anlaşılmasın. (CHP ve
MHP sıralarından gürültüler)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –
Söyledin, kaç defa söyledin.
MEHMET METİNER (Devamla) – İkincisi,
değerli arkadaşlar, daha dün Dersim sürgünlerini savunan bir milletvekilimiz
çıktı, dedi ki: “İyi ki Dersim’den sürüldüler, hiç değilse Orta Çağ
koşullarından kurtuldular, iyi eğitim aldılar, medenileştiler, adam oldular.”
dediler.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Yalan, yalan,
yalan!
MEHMET METİNER (Devamla) - Bu büyük bir
zulümdür, bu büyük bir cinayettir, bu faşizmin ta kendisidir. Dersim’in
sürgünlerini bu şekilde..
VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğru
söylemiyor.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın
Başkan, ne alakası var şimdi?
MEHMET METİNER (Devamla) - Ben
Dersim’de masum halka yönelik katliamlar olduğunu söyledim. PKK isyanıyla
Dersim olayını yan yana iki grup getiriyor.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Mehmet
Metiner’in hakaret etme gibi bir hakkı var mı?
MEHMET METİNER (Devamla) - Barış ve
Demokrasi Partisiyle Milliyetçi Hareket Partisi çünkü ikisi de bu olaydan
farklı bir biçimde nemalanmaya çalışıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi oradan.
MEHMET METİNER (Devamla) - Biz,
aslanlar gibi hak ve özgürlük temelinde bu olaya çıkıyoruz, insani
duyarlılığımızdan dolayı bu meseleye sahip çıkıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET METİNER (Devamla) - Bir
milletvekilini burada hainlikle suçlamak kimsenin haddi değil. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Metiner.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Neyi
alkışlıyorsunuz? Yazık, yazıklar olsun.
OKTAY VURAL (İzmir) – Utanmalısınız.
Yazık, daha Atatürk’e geçen gün hakaret
ettin burada.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sesini
yükselterek kimseyi korkutamazsın.
OKTAY VURAL (İzmir) – Kendi
milletvekiline tacizde bulundun…
FATİH ŞAHİN (Ankara) – Ya sus! (MHP
sıralarından “Gel sustur, gel!” sesleri)
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) –
Emrederseniz, emredersiniz. Sustuk, sustuk. Siz susun, oturun oturduğunuz
yerde.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Evet, ne için söz istiyorsunuz
Sayın Kaplan?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sataşmadan söz
istiyorum, bize sataştı.
BAŞKAN- Sayın Kaplan, her defasında
izah ediyorum, ben sormak zorundayım. Tutanaklara geçmesi açısından siz de
söyleyeceksiniz.
Buyurun Sayın Kaplan.
Sataşma gereği iki dakika söz
veriyorum.
2.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Adıyaman Milletvekili
Mehmet Metiner’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Buradan, bu
kürsüden…. “Dersim burada konuşmanın yeri değildir.”
diyen AK PARTİ’li Hatip bir yanda, özür dileyen
Başbakanı bir yanda.
Arkadaşlar, bu kürsü, işte, her şeyin
yeridir. Özür dilemenin yeri de bu kürsüdür. Başbakan bu kürsüye gelip özür
dilemedikçe, bu araştırma komisyonlarına siz “evet” demediğinizce…
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Nasıl özür
dileyeceğine sen mi karar vereceksin, bunun belirleyicisi sen misin?
HASİP KAPLAN (Devamla) - …Dersim’le
ilgili teklifleri getirmediğiniz sürece, kayıp kızların dosyasını açmadığınız
sürece, tarihle ve gerçekle yüzleşmediğiniz sürece siz böyle çelişkili ve ne
yaptığınızı bilemez durumda kalırsınız. Bir hatibiniz İnsan Hakları Komisyonuna
havale ediyor, bir hatibiniz diyor ki: “Burası konuşmanın yeri değildir.”
Nerede konuşacaksınız? Kapalı kapıların ardında mı konuşacaksınız…
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oslo’da,
Oslo’da.
HASİP KAPLAN (Devamla) - …derin
yerlerde mi konuşacaksınız, Millî Güvenlik Kurulunda mı konuşacaksınız? Nerede
konuşacaksınız söyler misiniz? Gelirsiniz Mecliste doğru dürüst konuşursunuz.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Doğru
dürüst konuşmayı biz çok iyi biliriz.
HASİP KAPLAN (Devamla) -
İnandırıcıysanız, samimiyseniz, doğruysanız… Bizim grubumuzun getirdiği önerge
olduğu için biliyorum.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Siz önce
kendi üslubunuzu sorgulayın.
HASİP KAPLAN (Devamla) - “Allah birdir.” diye önerge getirsem aynen
karşı çıkarsınız. Dersim’de de çuvalladınız, samimiyetsizliğiniz ortaya çıktı.
Riyakâr davranıyorsunuz, iki yüzlü davranıyorsunuz.
Hiçbir sözünüzün samimiyeti yok, arkasında duramıyorsunuz.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen kinini
kusmaya devam et.
HASİP KAPLAN (Devamla) - İşte önerge, işte oylama... Bu önergedeki
oylarınız sizin icraatınızı gösterecek.
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Senin tek
özgür konuşabildiğin yer burası.
HASİP KAPLAN (Devamla) - Kullanacağınız oylar belirleyecek. Gerisi
hikâyedir. Samimiyet testindesiniz. Öyle televizyonları, medyaları tekelinize
alıp hüküm süremezsiniz, bu kürsüyü susturamazsınız.
OKTAY VURAL (İzmir) – BDP ile AKP
birleşti.
HASİP KAPLAN (Devamla) - Gerçekler bu kürsüden konuşulacak, özür de bu
kürsüden olacak. Başka yolu yoktur.
Teşekkür ederim. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Kaplan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Metiner
grubumuza yönelik bir sataşmada bulunmuştur.
BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın Vural?
OKTAY VURAL (İzmir) – Bununla ilgili,
bu süreçle ilgili BDP ve MHP’nin bu süreçten nemalandığına ilişkin aslında bir
bakıma BDP ile AKP’nin iş birliğini ortaya koyacağız. Sayın Yusuf Halaçoğlu
grubumuz adına sataşmaya cevap verecek.
BAŞKAN – İç Tüzük’ün
69’uncu maddesine göre buyurun, iki dakika söz veriyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
3.-
Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet, yalan
söyleyen tarih utansın. Eğer, gerçekten Dersim’de birtakım olaylar olmuşsa herkes tarih
kayıtlarına bakar. Bunun başında da Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtları
vardır. Çünkü o kararı veren Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Oradaki harekâtın
tüm detayları buradaki Meclis zabıtlarında mevcuttur. Eğer gerçekten, gerçekten
doğru bir sonuca ulaşmak istiyorsanız ve gerçekten yiğitseniz…
ADEM
YEŞİLDAL (Hatay) - Tek partili dönem…
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Tek parti
olup olmaması önemli değil, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Sizin partinizde
de yer alan, Demokrat Partide yer alan insanlar orada karar vermiştir. Menderes
de vardır işin içinde, Celal Bayar da vardır. Ama gördüğüm kadarıyla şunu
izliyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bugün özür
dileyenlerle BDP’nin verdiği önerge aynıdır.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz
birbirinizi besleyin
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Aynı
hareket ediyorsunuz ama onun önergesi sizin…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Birleşmeyi
ortaya çıkardınız.
BAŞKAN – Sayın Metiner…
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) -
…Başbakanınızdan kaynaklandığı hâlde siz herhangi bir şekilde bunu kabul
etmiyorsunuz.
MEHMET ÜNAL (Antalya) – Dinle be! Sus
be! Sus!
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Yiğitseniz
gelin, birlikte bütün arşivleri araştıralım. Bakalım, Hatay meselesinden dolayı
Fransızlarla nasıl ilişki kurulmuş? Rus ordusu komutanları Dersim’de nasıl rol
almış? Gelin Rus arşivlerine bakalım. Gelin İngiliz arşivlerine bakalım. Gelin
Genelkurmay arşivlerine bakalım.
Bakın, gerçeklere ulaşmak istiyorsa
Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir komisyon kursun ve bu komisyon da bunu
araştırsın. Orada kimler rol almıştır, kimlerin rolü vardır, kimler orduyla
savaşmıştır? 33 askeri öldüren kimlerdir?
MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Evet”
diyecek misiniz bu önergeye?
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Singeç Köprüsü’nde 33 askeri öldüren kimdir?
MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Evet”
diyor musunuz Hocam?
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Askeri birliklere
saldıran kimdir? Gelin birlikte araştıralım.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
arşivlerin açılmasından niye rahatsız oluyorsunuz? Niye laf atıyorsunuz?
Anlaşılır gibi değil yani. Lütfen… (CHP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla
neden rahatsız oluyorsun arşivin araştırılmasından? Gerçeklerle yüzleşmekten
korkuyor musun? Gelin o zaman araştıralım. Ne var yani karşı çıkıyorsunuz?
MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Evet”
deyin o zaman.
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hayır,
onlar sizin Başbakanınızın söylediği tarzda. Özür dilemeye karşı vermişlerdir
önergelerini.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, teşekkür
ediyorum.
AHMET YENİ (Samsun) – Başbakan, Türkiye
Cumhuriyeti’nin Başbakanı.
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Başbakanın
sunduğu her belge…
MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Hem “Meclis
belgeleri” diyorsunuz hem de Başbakanın... Bu nasıl tezat!
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Gelin
belgeleri açıklayalım beraber.
BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, lütfen…
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hepinize
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
VII.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan ve arkadaşları tarafından 1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan
Dersim'de Tedip ve Tenkil uygulamalarının bütün yönleriyle araştırılması
amacıyla, verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine
sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29/11/2011 Salı günkü
birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP
Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş
önerisini oylarınıza sunuyorum…
(AK PARTİ ve MHP sıralarından
karşılıklı konuşmalar)
Sayın milletvekilleri, öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul
edilmemiştir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Alkışlıyorum,
alkışlıyorum hepinizi!
BAŞKAN - Birleşime on dakika ara
veriyorum.
Kapanma
Saati: 16.44
İKİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 16.57
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
2.-
Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden
düzenlenmesine; 83 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre Temel Kanun olarak ve
bölümler hâlinde görüşülmesine; (11/6) esas numaralı gensoru önergesinin, Genel
Kurulun 1 Aralık 2011 Perşembe günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin AK PARTİ
Grubu önerisi
29/11/2011
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Danışma Kurulu'nun 29.11.2011 Salı günü
(bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Ahmet
Aydın
Adıyaman
Milletvekili
AK
PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kağıtlar listesinde yayımlanan 82 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı
ile 83 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 48 saat geçmeden gündemin Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 2 nci
ve 3 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül
ettirilmesi,
83 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin
İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin
ekteki cetveldeki şekliyle olması,
(11/6) Esas numaralı gensoru
önergesinin Genel Kurulun 1 Aralık 2011 Perşembe günkü gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınması, Anayasanın 99 uncu maddesi
gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü
Birleşimde yapılması,
Genel Kurulun;
29
Kasım 2011 Salı günkü birleşiminde sözlü
soruların görüşülmemesi,
29 Kasım 2011 Salı günkü birleşiminde
82 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
30 Kasım 2011 Çarşamba günkü
birleşiminde 83 Sıra sayılı Kanun Teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına
kadar,
1 Aralık 2011 Perşembe günkü
birleşiminde 22 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına
kadar,
çalışmalarını
sürdürmesi,
22 Sıra sayılı Kanun Tasarısının
görüşmelerinin 1 Aralık 2011 Perşembe günkü birleşimde tamamlanamaması halinde
Genel kurulun; Haftalık çalışma günlerinin dışında 2 Aralık 2011 Cuma günü saat
14:00'te toplanması ve bu birleşimde "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer
alan 22 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışmalarına devam etmesi,
Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'de günlük programların tamamlanamaması halinde günlük
programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,
Önerilmiştir.
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi
grup önerisi lehinde söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili.
Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak bugün vermiş
olduğumuz grup önerisinin lehinde söz almış oluyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün Danışma
Kurulunu toplantıya davet ettik ve bu arada bütün gruplar Danışma Kurulunda bir
araya geldik. Orada aslında, her ne kadar oy birliği sağlanamadı ise de, işin
temelinde prensipte de bir uzlaşma sağladık. Zira,
özellikle Milliyetçi Hareket Partisinin, vermiş olduğu gensoruyu “Perşembe günü
falan görüşelim.” gibi bir ifadeleri olmuştu. Biz de uzlaşmacı tavrımızla,
kimliğimizle, diğer gruplarla da aşağı yukarı prensipte aynı şekilde anlaşarak,
bu gensorunun da perşembe günü verilmesi noktasında Danışma Kurulundan sonra
kendileriyle de görüştük ve bu konuda da bir grup önerisi getirmiş olduk.
Tabii, bu grup önerisini getirmemiz
hesabıyla… Ki özellikle yasama faaliyetlerine asıl bugünden itibaren çok daha
yoğun başlayacağız. Çünkü önümüzde, artık Meclisin gündemine intikal etmiş,
Genel Kurula intikal etmiş yasa teklif ve tasarıları var, akabinde bütçe ve
gündem gittikçe de yoğunlaşacak. Hem çalışma saatlerinin artırılması hem
gündeme gelecek konular konusunda bir grup önerisi getirme durumu vardı ve bu
nedenden dolayı da zaten BDP grup önerisini reddetme durumunda kaldık. Aşağı
yukarı, Sayın Başbakanımızın zaten ifadeleri, ortaya koyduğu tavır Dersim
konusunda çok açıktır, çok nettir. Bu konuyla ilgili hiçbir şeyden çekinmeden,
kaçınmadan gerekli tüm ifadeler kullanılmıştır.
Değerli arkadaşlar, getirmiş olduğumuz
grup önerisiyle birlikte biz, öncelikle 82 sıra sayılı Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile yine 83 sıra sayılı Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu Teklifi’nin
kırk sekiz saat geçmeden gündemin 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınmasını, yine
Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu gensoru önergesinin Genel Kurulun 1
Aralık 2011 Perşembe günü gündemine alınmasını, 29 Kasım 2011 Salı günü yani
bugün sözlü soruların kaldırılması, yapılmaması, yine aynı şekilde bugün hemen
grup önerisinden sonra 82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar yani kamuoyunda “bedelli askerlik” olarak bilinen Askerlik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı bugün bitimine kadar
görüşeceğiz.
30 Kasım 2011 Çarşamba günü yani yarın
83 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar… Bu da Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatı Kanunu
Teklifi’nin görüşmelerinin yarın saat ikide başlayıp
tamamlanmasına kadar devam etmesini öngörüyor.
Yine aynı şekilde, değerli arkadaşlar,
1 Aralık 2011 Perşembe günü 22 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın -ki bu da bir
uluslararası sözleşme- tamamlanmasına kadar devam edeceğiz.
22 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın
görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 2 Aralık 2011 Cuma günü de toplanarak 22
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tamamlanmasına kadar devam edeceğiz.
Aslında işin doğrusu, eğer çarşamba
günü -yarın- bitimine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi teşkilat yasasını
bitirebilirsek perşembe günü gensoruyu görüşüp cuma günü de belki görüşme yapamayabiliriz,
yapmayabiliriz. Genel Kurulun performansı tabii ki çok önemli. Biz özellikle hem kamuoyunda merakla beklenen bu bedelli askerlik
yasa tasarısının bir an önce kanunlaşması hem de aynı şekilde Meclisin ilk
açıldığı günden beri üzerinde çalışılan Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari
Teşkilatı Kanunu Teklifi’nin yasalaşmasını
sağlayabilirsek salı ve çarşamba günleri, perşembe de gensoruyu görüşüp cuma
günü belki görüşmelere ara verebiliriz. Dediğim gibi bütün grupların
aslında böyle bir uzlaşısı da var, hem teklifin hem tasarının görüşülmesi
noktasında olumsuz bir kanaatlerini de görmedik. Tabii ki tartışmalar olacak,
konuşmalar olacak, istişareler olacak ama usuli
itirazlara, usuli tartışmalara çok daha fazla
boğmadan, böyle, kanunun özüne, tekliflerin, tasarıların özüne uygun bir
şekilde burada görüşmeleri, müzakereleri inşallah hep birlikte
sağlayabileceğimizi umuyoruz çünkü diğer grupların da bu konuda çok ciddi
itirazları yok.
Ben bu hafta inşallah başarılı bir
çalışma diliyorum. Çok başarılı bir çalışma yapacağımızı umuyoruz. Bu
çalışmaların neticelenmesinden sonra önümüzde bütçe görüşmeleri de var, yine
aynı şekilde onlara ilişkin tabii ki uzun müzakereler olacak, artık Meclisi çok
daha yoğun günler bekliyor. Halkımızın gündeminde olan, talep ettiği, önerdiği
birçok tasarı ve teklifi hep birlikte burada kucaklayıcı, uzlaşıcı bir tavırla
çıkarmayı umut ediyorum.
Ben şimdiden bütün gruplara,
Parlamentoya hayırlı olsun diyorum, başarılı bir çalışma haftası diliyorum.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak
Milletvekili.
Buyurun Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; çok değil, bir hafta önce AK PARTİ Grubu bir önerge
vermişti, çalışma saatlerini 5 Ocağa kadar saat 14.00’ten 23.00’e kadar
belirlemiştik. O gün bu kürsüden şunu ifade ettik: “Bunu sürdüremezsiniz, bir
hafta sonra tekrar önergelerle geleceksiniz.” Nitekim,
bugün tekrar yeni bir önergeyle geliniyor ama bu sefer deniliyor ki: Saat
23.00’e kadar değil, bitimine kadar yani belki ertesi güne kadar sarkacak bir
çalışmanın yapılması.
Şimdi, Meclisin sağlıklı yasama
sürecini dikkate almazsanız ve muhalefet gruplarının bu konulardaki önergelerle
katılım sürecini, maddelerin görüşülmesinde sağlıklı bir tartışma sürecini
açmazsanız yasama sürecinde ciddi hatalar yaparsınız.
Bunların içinde bugün görüşülecek
bedelli askerlik kanunu var. Bütün Türkiye’nin gözü bu yasanın üzerinde. Bu
yasayı bu Meclisin sakin bir kafayla doğru dürüst tartışması lazım, bir gün
yetmiyorsa iki gün olsun, ama tartışması lazım, sağlıklı önergelerin
düşünülmesi lazım. Niye zengin bedelli yapıyor, niye yoksul zor durumda, bunun
ikisinin ortası yok mu? Bunlar konuşulabilmeli.
Şimdi, “23.00 yetmiyor” deniliyor ve bu
önergede deniliyor ki, “bitimine kadar.” Yaş grubunuza bakın, Meclisin yaş
grubuna bakın, elli yaş üzeridir. Bakın, yaşlı üyeleriniz var ve üç gün yirmi
dört saat çalışmak üzere öneri veriyorsunuz. Poliste nöbetin belli bir süresi
var, askerde de nöbetin belli bir süresi var, Mecliste nöbetin süresi yok,
sınırsız! Peki, Meclis, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayıp onaylayan
Meclis değil mi?
Peki, o zaman size şunu samimiyetimle
sormak istiyorum: Bugünkü bedelli kanunda bizim de önergelerimiz var, sonuçta
“evet” oyu vereceğiz, bu ayrı. Yarın Meclisin teşkilat yasası var, şunu
göstermek istiyorum arkadaşlar, belki hiç eline almamış milletvekilleri
olabilir içinizde. Bu Meclis teşkilat kanunu demek, Meclisin bundan sonraki
bütün faaliyetlerinin belirlenmesi demek. Bakın çalışanından, personelinden,
komisyonlarından millî saraylara kadar, hastanesinden nizamiyesine kadar,
emniyetinden lokantasına kadar, toplantı salonlarından yapılacak yerlere kadar
her şey konuşulacak. Siz, bu gece sabah beşte diyelim bedelli askerlik
tasarısını görüştünüz, yarın saat ikide geleceksiniz buraya ve “saat ikiden
bitimine kadar” deniliyor. Bitimine kadar denilen ve temel yasa da olsa kaç
madde biliyor musunuz? 44 madde var. Bu teşkilat yasası salt bir özlük yasası
olsaydı ve bunu bir güne sığdırmak mümkün olsaydı “Tamam, gerek yok,
konuşmayalım üstünde. Üç tane tartışmalı madde var, onu konuşalım, geçsin.”
derdik fakat burada ısrarla şundan kaçınılıyor: Demokraside güçler ayrılığı
var; yasama ayrı, yargı ayrı, yürütme ayrıdır. Siz yasamanın işleyişini
belirleyeceksiniz. Siz bunu konuşurken Meclisin -bakın, çok açık söylüyorum-
yasamanın elinde olması gereken gücü, sağlık ocağında Sağlık Bakanlığıyla,
güvenlikte İçişleri Bakanlığıyla, diğer alanlarda farklı bakanlıkla paylaşan
bir yasama dünyada gördünüz mü? Yasama kendi kararını verecek. Peki, siz
dünyanın başka bir yerinde yasama Meclisine bağlı olan Millî Saraylardan
Dolmabahçe Sarayı’nın yürütmenin başı Başbakanın çalışma ofisi olduğunu
gördünüz mü? Niye Meclisin çalışma ofisi değil, bunu tartışmayacak mıyız?
Bakın, bitimine kadar… Bunların
konuşulması lazım arkadaşlar. Çok sağlıklı tartışmalar yapmamız lazım. Bitimine
kadar, sabaha kadar diye bir nöbet yoktur. Sayın Rıza Türmen
buradaysa gerçekten ifade etmesini istiyorum. Göremedim… Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 4’üncü maddesinin başlığı aynen şöyledir: “Angarya yasaktır.”
Siz bu önerinizle Meclise angaryayı dayatıyorsunuz; sadece muhalefete değil
kendi milletvekillerinize de angaryayı, köleliği, zorla çalışmayı
dayatıyorsunuz. Burada yasama görevini, faaliyetini yapanların hepsi insandır.
Sağlık sorunları olan, ailesinin sorunları olan, başka acil işleri olan, farklı
durumları olan insanlar da var. Siz eğer yirmi dört saat çalışma temposunu
getirirseniz üçüncü günde iflas edersiniz. Üç gün üst üste bu Meclisin
toplanamadığı çok zaman biliyoruz.
Şimdi, Meclisin gündeminde “Arı gibi
çalışacağız yirmi dört saat.” diyor Sayın Ahmet Aydın Kardeşimiz. Biz çalışmaya
karşı değiliz. Gelin, doğru dürüst, Meclisin gündemine Türkiye'nin gündemini,
sorunlarını taşıyalım. Sizin vicdanınız rahat galiba? 8 tane milletvekili
tutuklu bir Mecliste konuşuyoruz. Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir ülkede
konuşuyoruz. Herkesin gizli dinlendiği bir ülkede konuşuyoruz. Gizli
soruşturmacıların, gizli tanıkların yargı verdiği, olağanüstü mahkemelerin
hüküm sürdüğü, astığı astık kestiği kestik bir adaletsizlik düzeninde
yaşıyoruz. Hiç mi bunların düzenlenmesinin önemi yok, gündemsel
olarak önemli değil? Bu Meclis hiçbir zaman Türkiye'nin gerçek gündemlerine
gelmeyecek mi? Uzun tutukluluk süreleri sizi rahatsız etmeyecek mi? Bir gün bir
başkasına, bir gün size. Adaletin olmadığı yerde herkesi adaletsizlik buluyor,
çarpıyor. Adaletin olmadığı yerde herkes suçlu duruma da düşüyor, adaletin
olmadığı yerde barış da kalmıyor. Arkadaşlar, Türkiye'nin gerçek gündemi yeni
bir anayasa değil mi? Bu yeni anayasa süreci için size bir yol temizliğini
önermedik mi? Yol temizliğini önerirken anayasayı özgürce tartışma ortamını
yaratalım demedik mi? Üç dört tane kanunu burada görüşmemeyi iş ediniyorsunuz,
bizim karşımıza sağlıksız bir çalışma takvimi ve önergeleri çıkarıyorsunuz.
Peki, soruyoruz size: Siz bu Terörle Mücadele Kanunu’yla, TCK’nın, CMK’nın hükümleriyle yeni bir anayasa tartışmasının
sağlıklı koşullarını oluşturmadan, nasıl tartışacaksınız? Boş boş konuşmanın
bir gereği yok. Bir profesör, bir sivil toplum, yarın, üstelik cüzdan
numarasından buraya bilgi verecek. Yüz binlerce sivil toplum, kişi bilgi
sunacak buraya. Herkes aykırı fikirler de sunabilir. Aykırı fikirler sunanların
hepsini özel güvenlik savcılarına mı ihbar edeceksiniz? Cüzdan numarası
üzerinden hepsini oraya mı teslim edeceksiniz? Soruyoruz, bu sorunları çözmemiz
lazım. Mecliste bunları konuşmayacak mıyız? Terörle Mücadele Kanunu 91’de
çıktı, Türk Ceza Kanunu 95’te çıkınca onun muadili bütün maddeler onun içinde
yer alırken, TMK’nın artık gereği kalmazken niye TMK
hâlâ yürürlükte? Düşünce özgürlüğünden, dünyanın en çok basın suçlusunun olduğu
ülkeyiz. Neden? Basılmamış kitaptan, yazılmamış makaleden, kafadaki düşünceden
hâlâ 21’inci yüzyılda çağ dışı koşullarda insanlarımız tutuklu. Terör
suçlarında Çin’den daha fazla tutuklusu olan ülkeyiz. Bunların hepsi gündem
değil mi, barış gündem değil mi, kardeşliği konuşmak gündem değil mi, gerçek
sorunlarımızı konuşmak gündem değil mi? Ne zaman bu gündeme geleceğiz? Eğer
sizin gündeminize, AK PARTİ Hükûmetinin gündemine gelirsek sizin gündeminizin
hepsi euro ve dolarlar üzerinden çalışıyor. Maalesef,
o euro ve dolarlar da hiçbir ülkeye…
NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – En son sözü
sana iade ediyorum.
HASİP KAPLAN (Devamla) – …tek taraflı
selamet getirmez, tek taraflı selamet getirmez. Euro ve dolarların dışında
adalet de vardır, eşitlik de vardır, özürlük de vardır, hakkaniyet vardır,
insan hakları vardır, insan onuru vardır, insan vardır. İnsanı odağına koymayan
hiçbir meclis çağdaş bir meclis değildir. Bunu bu şekilde işletenler de çağ
dışı davranmış olurlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) – Uyarıyorum,
bunu siz yarım, yanlış yaparsınız.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Kaplan.
NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Son söz
senin hayallerindir, hayallerindir.
BAŞKAN – Lütfen, Sayın Milletvekilim…
NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – O euro, dolarlar var ya o senin hayallerin, onları aynen iade
ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Zeybekci…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen Denizli’nin
horozu musun?
NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Aynen sana
iade ediyorum.
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi
grup önerisi lehinde…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen Denizli’nin
horozu musun? Sen horozu musun Denizli’nin herkese laf yetiştiriyorsun?
BAŞKAN - …söz isteyen Ramazan Can.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Denizli’nin
horozu bir tek sen mi kaldın?
BAŞKAN - Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sayın Kaplan, lütfen…
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Grup önerimizde 82 sıra sayılı Askerlik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı gündemin 2’nci
maddesine alacağız ve salı günü, bugün, sözlü soruları görüşmeyerek kanun
tasarısını bitirinceye kadar çalışmaya devam etmeyi getiriyoruz.
Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı İdari Teşkilat Kanunu Teklifi’ni gündemin
3’üncü sırasına alıyoruz, çarşamba günü bunu görüşmeye başlayacağız. Çarşamba
günü bitinceye kadar Genel Kurulda çalışmalara devam edeceğiz, grup önerimizle
bunu getiriyoruz.
Yine, Milliyetçi Hareket Partisinin
Başbakan Yardımcımız Sayın Beşir Atalay hakkında vermiş olduğu gensoruyu
perşembe günü gündeme alıyoruz ve grup önerimizde, perşembe günü, 22 sıra
sayılı, Avustralya Hükûmeti ile Türkiye Hükûmeti arasındaki uluslararası
sözleşmeyi de gündeme alarak bitinceye kadar, tamamlanmasına kadar Genel Kurulu
çalıştırmaya davet ediyoruz. Eğer bütün bunlara rağmen görüşme sonuçlanmazsa,
tasarılar tamamlanmazsa, cuma günü de Genel Kurulun çalışmasını öneriyoruz.
Diğer taraftan, 83 sıra sayılı Türkiye
Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilat Kanunu’nda değişiklik öneren teklifi de üç
bölüm hâlinde temel yasa olarak görüşülmesini öneriyoruz.
Bütün bunlar Meclisin çalışmasına
yönelik faaliyetlerimiz, grup önerimizde bunu dile getiriyoruz.
Sayın Hasip
Kaplan angaryadan bahsetti, biz bu millet için gerekirse angarya oluruz çünkü
Türkiye Büyük Millet Meclisinde illerden buraya seçilerek gelen milletvekilleri
olarak “Çalışacağız.” dedik, bu millete hizmet vaat ettik. İnşallah, bu
sözümüzü yerine getireceğiz. Bundan kimse gocunmasın. Türkiye Büyük Millet
Meclisi gerekirse gece gündüz çalışacak.
Grup önerimizin kabulünü takdirlerinize
sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.
Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin
Milletvekili.
Sayın Bayraktutan,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın
Başkan, çok değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi
aleyhinde söz aldım. Hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum.
Konuşmamın başında, biraz önceki Dersim
tartışmalarıyla alakalı birkaç şey söylemek istiyorum. Evet, biraz önce, burada
değerli konuşmacılar da söylediler, Dersim’i tarihçiler tartışmalıdır,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak herhangi bir gocunmamız yoktur ondan ama öncelikle
şunu ifade etmek istiyorum: Dersim’in arkasındaki esas problemin Mustafa Kemal,
onun silah arkadaşları olduğunu biliyoruz. Biz kafalarında B planı olan, C
planı olanlarla Dersim’i tartışmayız arkadaşlar, bunu bilin, bunu asla
unutmayın. Sabiha Gökçen, İsmet İnönü, Mustafa Kemal’in askerleridir, bunu asla
unutmayın. Bunu bir tarafa yazın, bunu asla unutmayın.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sevsinler
sizi!
UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Öncelikle
bunu ifade etmek istiyorum.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sabiha Gökçen asker
miydi yoksa sivil miydi?
UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Buradaki
hedef Mustafa Kemal’dir, üniter yapıdır, ay
yıldızdır. Bunu öncelikle buradan ifade etmek istiyorum Mustafa Kemal’in
mabedinden, Meclisinden. (CHP sıralarından alkışlar)
Çok değerli milletvekilleri, biraz önce
bu çalışma saatleriyle alakalı Adalet ve Kalkınma Partisinin vermiş olduğu grup
önerisinden daha önce, burada, tutuklu olan milletvekillerinden de bahsetmemiz
gerektiğine yürekten inanıyorum. Burada milletvekili arkadaşlarımız şu anda
yasama görevini yapamıyorlar, cezaevlerinde tutuklu olarak bulunuyorlar.
Öncelikle, tutuklu milletvekillerinin bu tutukluluk hâllerinin kaldırılması
için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının şart olduğuna inanıyoruz. Bir an
önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerine düşen bu görevi yapmasını talep
ediyoruz buradan. Bu çalışma saatleri konusundaki Adalet ve Kalkınma Partisinin
gösterdiği duyarlılığı, öncelikle tutukluluk hâllerinin devamı konusundaki
yasal düzenlemelerde de bu çabukluğu ve aceleciliği onlardan beklediğimizi
ifade etmek istiyorum.
Bakın, bir örnek vermek istiyorum.
Geçenlerde Adalet Bakanına bir soru önergesi verdim, yazılı soru önergesi; bunu
Meclis grubuyla tartışmak istiyorum. Ergenekon yargılamalarında yargılanan
Hayrettin Ertekin isimli bir tutuklunun başından geçen olayları yüce Meclisin
tutanaklarına geçirmek istiyorum. Hayrettin Ertekin “Yargılamalar sırasında
hastalanınca birkaç tutukluyla birlikte hastaneye götürüldüm. Muayene işlemleri
bitince beni gelip almaları için oturup beklemeye başladım. Saatler geçtiği
hâlde hiç ses çıkmadı, beni unutmuşlardı. Bir arabaya binip Silivri’ye, buraya
geldim. Üstelik taksi parasını da cebimden ödeyerek geldim.” diyor sayın
arkadaşlar. Ben Adalet Bakanına sordum “Sayın Bakan, bu tutuklunun ödemiş
olduğu, cebinden verdiği taksi parasını Adalet Bakanlığı bütçesinden
karşılamayı düşünüyor musunuz?” diye. Böyle bir garabetle ve böyle bir
komediyle karşı karşıyayız. Bunu empati yapmanızı ve içinde bulunduğunuz
durumun değerlendirmesini istiyorum arkadaşlar.
Bakın, biraz sonra burada çok önemli
bir yasayı görüşeceğiz. Biraz sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine Askerlik
Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin bir yasa teklifi getirilecek Adalet
ve Kalkınma Partisi tarafından. Şimdi bu yasa teklifi getirilmeden önce,
öncelikle şunun ifade edilmesini istiyorum: Burada Anayasa’ya aykırı bir işlem
yapmamamızı. Bakın, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı da grup
toplantısında ifade etti, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde “Hiçbir kişiye, aileye,
zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları
bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar.” diye bir ibare var. Anayasa’nın 10’uncu maddesini biraz sonra
yapacağımız bu görüşmelerde bütün milletvekillerinin kendilerine şiar olarak
almalarını ve 10’uncu maddedeki değerlendirmelerini bir an önce gözler önüne
sermelerini istiyorum.
Bir şeyi açıkça ifade etmek istiyorum.
Bakın -Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşlar da buradalar- 3 Kasım 2002’den
evvelki Türkiye’de… Yani 2 Kasım 2002’de -yiğidin hakkını yiğide verelim-
terörsüz, terörün olmadığı, terörün sıfırlandığı bir Türkiye’yi teslim aldınız.
Hem Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki arkadaşların hem buradaki birçok arkadaşımızın
bir şiarı vardı, dediğimiz şuydu: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” şiarından
yola çıkmıştık. Ama gelinen noktada siz bunu değiştirdiniz bu dönemde. Biraz
sonra bunu tartışacağız. Ben ufak bir dörtlükle bir ironi yapmak istiyorum. Siz
biraz sonra burada diyeceksiniz ki muhtemelen: “Sen şehit oğlusun, incitme,
yazıktır atanı / Ver 30 bini, fakir kurtarsın vatanı.” Gelinen çizgi budur
arkadaşlar. Bunu tartışacağız, öyle gözüküyor, onu tartışacağız diye gözüküyor.
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Daha güzel
bulman lazım, bu çok klasik.
UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Şimdi,
burada önemli olan 12 Eylülün yasalarını değiştirmek değildir arkadaşlar, 12
Eylülün kafalarını da değiştirmek önemlidir. En önemli sorun da odur zaten. O
nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak önümüzdeki günlerde veya bugün
yapacağımız çalışmalarda bunlara dikkat etmemiz gerektiğine inanıyoruz.
Biraz
sonra yapacağımız görüşmelerde temel noktalardan bir tanesi de 2002
yılından sonra bu terör açılımı konusunda Sayın Cumhurbaşkanının “Güzel şeyler
olacak.” ifadesi, arkasından da Habur’da mobil mahkemelerin kurulmasıyla, mobil
cumhuriyet savcılarıyla, mobil yargılamalarla gelinen noktadır. Ülkenin gelmiş
olduğu nokta açısından bugün çok olumsuz bir tabloyla karşı karşıyayız. En
azından Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunlarda çok ciddi olarak tavır
koymamız gerektiğine inanıyorum.
Biraz önce de ifade ettiğim gibi,
çalışma saatleriyle alakalı düzenlemeler her ne kadar bazı yasaların
çıkarılmasıyla alakalı bir çabukluk arz etse de Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündeminde çok daha önemli meselelerin olduğuna inanıyoruz. İşte, biraz önce
demiş olduğumuz, tutuklu milletvekilleri ve terör konusudur. Bu konularda
Meclisin ayrıntılı çalışma yapmasını istiyoruz.
Biliyorsunuz, dış politikada da çok
önemli gelişmeler var arkadaşlar. Bizim Malatya Milletvekilimizin ısrarla dile
getirmiş olduğu füze kalkanıyla alakalı olarak -dün de kendisi bir basın
toplantısı düzenledi- İran Genelkurmay Başkanı çok olumsuz bir açıklama yaptı.
Aslında kendilerine göre haklı bir açıklama yaptı, “Bize karşı herhangi bir şekilde saldırı
olursa Kürecik’teki gerekli tesisleri vururuz.” dedi.
Böyle bir tabloyla da karşı karşıyayız. Bunların düzeltilmesi gerektiğine
inanıyoruz.
Şimdi arkadaşlar, gelinen noktada
tartışacağımız şeylerden bir tanesi de ülkenin içinde bulunmuş olduğu durum
açısından biraz sonraki konuşacağımız konudur. Bu konuyu tartışıyorken belki
saatler olarak bize bugün yetmeyebilir, sabahlara kadar çalışabiliriz ama
Anayasa’nın ilgili maddesindeki amir hükümlerin
mutlaka göz önüne alınması gerektiğine inanıyorum.
Bugün insanlara birtakım şeyler
vaadinde bulunuyorsak yasalarla alakalı gerekli düzenlemeleri yapıyorsak
ekonomik anlamdaki bu ayrımcılığın, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki bu
eşitsizliğin mutlaka giderilmesi gerektiğine de yürekten inanan bir arkadaşınız
olarak konuşuyorum. Yarın bir gün bizleri dinleyen, bizleri televizyonları
başında dinleyen, radyolarından dinleyen, gazetelerde, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin buradaki geçen görüşmelerini dinleyen vatandaşlarımız, şehit
aileleri neler düşünecektir diye merak ediyorum.
Bunu cidden vicdanınızda tartıştınız
mı? İç dünyanızda bunun ne şekilde olabileceğini görüştünüz mü diye düşünmek
istiyorum. Çünkü gelinen noktada ekonomik konuda bir ayrımcılık… Verilen
bedellerin ve 30 bin lira miktarındaki bir paranın kimler tarafından
ödenebileceği, kimler tarafından ödenemeyeceği ve içinde bulunduğumuz durum açısından çok önemli bir
tespittir. Bu hususun göz önüne alınmasını istiyorum.
Şimdi,
tabii Türkiye'nin çok temel meseleleri de var. Ekonomik anlamda temel
meseleleri var, asgari ücretle alakalı temel meseleleri var, işsizlikle alakalı
temel meseleleri var, ekonomik standartların düşmesiyle alakalı, Türkiye'nin
geleceğiyle alakalı ciddi kaygılarımız var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin her
şeyden önce bunları çok açık bir şekilde bu Meclis gündeminde, bu demokratik
platformda tartışması gerektiğine yürekten inanıyoruz.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülke
meselelerinin önümüzdeki dönemdeki hallinde bugüne kadar üzerimize düşen
sorumluluğun gereğini yerine getirdik, bundan sonra da yerine getirmeye
çalışacağız. Ama yerine getiriyorken birtakım sorunları da ayrıntılarıyla
burada tartışmak, uyarılarımızı yapmak da Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis
grubunun en önemli görevlerinden bir tanesidir.
Yapmış olduğunuz 2010 düzenlemesinde,
12 Eylül düzenlemesindeki yapmış olduğunuz düzenlemelerle daha iyi bir
demokrasiyi Türkiye’ye getirme vaadi içerisinde bulundunuz. Ben bir hukukçu
olarak HSYK’daki düzenlemeleri, Adalet Bakanlığının
yapısındaki, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki düzenlemeleri burada
söylemek istemiyorum ama özel yetkili mahkemelerin garabetinin de bir an evvel
Türkiye'nin gündeminden uzaklaştırılmasını, özel yetkili mahkemelerde yapılan
yargılamaların, cumhuriyet savcılarının yapmış olduğu soruşturmaların ve
kovuşturmaların, Adalet Bakanlığına bağlı bir memur hâline getirilen Adalet
Bakanlığı memurlarının yaptığı soruşturmaların da bir an evvel
sonuçlandırılmasını, buna ilişkin özel yetkili mahkemeler konusunda Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu kanun teklifinin de bir an evvel Meclis
gündemine gelmesini ve bu garabetin Türkiye'nin hukuk sistemi içerisinden
uzaklaştırılmasını temenni ediyorum. Önümüzdeki dönemde yapacağımız en önemli
çalışmalardan bir tanesinin de bu olduğuna yürekten inanıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak,
biraz önce de ifade ettiğim gibi, bu çalışmaların toplum nezdinde kabul
görebilmesi için gerekli her türlü çalışmayı yapacağımızı bir kere daha ifade etmek
istiyorum.
Sözlerimi burada fazlasıyla
uzatmıyorum, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve bütün milletvekili
arkadaşlarım adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktutan.
Adalet ve Kalkınma Partisi grup
önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır,
okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
D) Önergeler
(Devam)
2.- Bolu
Milletvekili Tanju Özcan’ın, Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/11), İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/12)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/11 Esas Numaralı Kanun Teklifimin İç
Tüzüğün 37. Maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini
bilgilerinize arz ederim.
Tanju
Özcan
Bolu
TBMM
Başkanlık Divanı Üyesi
BAŞKAN – Teklif sahibi adına söz
isteyen Tanju Özcan, Bolu Milletvekili.
Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
TANJU ÖZCAN (Bolu) - Sayın Başkan, çok
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca uzun bir süre önce
verdiğim Orman Kanunu’nun 40’ıncı maddesindeki değişiklikle ilgili, konu Genel
Kurul gündemine gelmediği için, bu konuyu bugün burada gündeme taşımak için
bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, Orman
Kanunu’nun 40’ıncı maddesindeki değişikliği veriş amacımdan kısaca bahsettikten sonra diğer hususlara
değinmek istiyorum. Orman Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde vahidi fiyat yani birim
fiyatı uygulaması düzenlenmiş ancak bugüne kadar bu birim fiyat uygulamasının
belirlenişinde objektif bir kriter getirilmemiş, bir de elde edilen kârın
dağıtımı noktasında orman köylüsü maalesef zor durumda bırakılmış. Bu eksikliği
giderebilmek için böyle bir yasa teklifi verdim.
Değerli milletvekilleri, belki
biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz ancak Türkiye’de en çok kâr eden kamu
kurumlarından bir tanesi hiç kuşkusuz Orman Genel Müdürlüğü. Özellikle 2004
yılından bu yana devlete vergi verme anlamında, Kurumlar Vergisi anlamında her
zaman Türkiye’de ilk on arasına girmiş Orman Genel Müdürlüğü ancak işin diğer
tarafına bakıyoruz, Orman Genel Müdürlüğü bu kârı on yıldır veya daha uzun
süredir işi yapan orman köylüsüyle paylaşmamış. Şimdi rakamlar üzerinden size
somut bir örnek vereceğim.
Benim seçim bölgem olan Bolu’da orman
köylüleri yaz çekimi olarak ortalama metreküp başına 55 lira civarında ücret
alıyorlar, kış çekimi için de yaklaşık 65-70 lira civarında ücret alıyorlar.
Orman işi çok meşakkatli iştir, yapan bir arkadaşınız olarak anlatıyorum. Ormanda
ağacı keseceksiniz, sonra bu ağacı soyacaksınız, sonra araçlara yükleyip depoya
teslim edeceksiniz, karşılığında 55 lira alacaksınız, dünyanın en pahalı
mazotunu kullanarak bunu yapacaksınız. Sizin 55 liraya teslim ettiğiniz emvali
Orman Genel Müdürlüğü depodan 300 liraya satacak ve bu kârı sizinle paylaşmayacak. Şimdi ben bu
eksikliği bir vicdan sahibi milletvekili olarak içime sindiremediğim için bu
yasa teklifini getirdim. Teklifte şunu
söyledim: Bir, vahidi fiyat orman işletme müdürlerinin veya bölge
şeflerinin inisiyatifine bırakılmasın. İkincisi, elde edilen bir kâr varsa bu
paylaşılsın. Bir yıl önce dedim ki yasa teklifinde: Bir yıl önce Orman Genel
Müdürlüğü emvali depodan kaça sattı, 300 liraya mı? Bunun en azından yüzde
50’sini orman köylüsüne teklif etsin dedim, yüzde 20’sini de masraflar için
peşin olarak ödesin dedim. Teklifin özü budur arkadaşlar.
Ancak, tabii, ben bu yasa teklifini
verdikten sonra Sayın Orman ve Su İşleri Bakanımızla da görüştüm. Üzülerek
ifade ediyorum ve size de şikâyet ediyorum: Orman ve Su İşleri Bakanımız su
işlerinden ne kadar anlıyor, tartışılır ama tartışılmayacak bir şey var, Orman
Bakanımız orman işlerinden hiç anlamıyor. Sayın Başbakanın “ustalık kabinesi”
dediği kabinede yer alan ve ormanlardan sorumlu Bakan “Orman köylüsünün hiç
sorunu yok, nereden çıkarttınız bunu?” diyecek kadar da ileri gidiyor.
Bakın, ben size bir çağrıda
bulunuyorum: Sayın Başbakanımıza geçmiş olsun diyorum, zannediyorum çalışmayı
evinden izliyor. Orman Bakanıyla bizi bu hafta sonu göndersin Bolu’ya,
Kastamonu’ya.... Herhangi bir orman köyüne gidelim, orman köylülerini
toplayalım, diyelim ki: “Sizin sorununuz var mı?” Eğer “Allah razı olsun,
hiçbir sorunumuz yok. Hükûmetimizin yaptığı uygulamalardan memnunuz, verdiği
paradan memnunuz.” diyorlarsa, işte ben milletvekili mazbatasını yırtıp sineyimillete dönmeye hazırım. Ama tersini söylerlerse,
Sayın Başbakan Sayın Bakanı o koltuktan indirecek mi? Bunu da gerçekten merak
ediyorum.
Efendim, son bir cümle daha etmek
istiyorum izin verirseniz: Orman köylüsünün bir diğer sıkıntısı da dikiliden
yapılan satışlar. Bu tamamen yandaş müteahhitleri, taşeronları kayırmak için
AKP döneminde yaygınlaştırılmış bir uygulama ve Orman Genel Müdürü birkaç gün
önce Bolu’da diyor ki: “Bunları yüzde 55’e çıkartacağız, yüzde 60’a
çıkartacağız.” Yani anlamı ne biliyor musunuz bunun? Ormandan birilerini zengin
edeceksiniz, bugüne kadar ormanın sahibi olan orman köylüsünü müteahhidin
işçisi hâline getireceksiniz. Bunu hiçbir vicdan kabul etmez. Bunu da Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyelerinin dikkatine sunuyorum.
Bir diğer konu da orman muhafaza
memurları. Şu anda 5 bin tane orman muhafaza memuru var. Bunun 1.500 tanesi
diğer kurumlardan, havuzdan gelmiş. Ancak orman muhafaza memurları haftanın
altı günü çalışıyorlar ve yirmi dört saat esasına göre çalışıyorlar, hiçbir
sosyal güvence de yok. Diğer kolluk kuvvetlerine tanınmış haklar da orman
muhafaza memurlarına tanınmamış. Bununla ilgili de hemen bir yasal düzenleme
yapılması gerekir diyorum. Teklifim konusunda da bütün grupların destek
vermesini, orman köylüsü adına sizlerden talep ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.
İç Tüzük’ün
37’nci maddesi gereğince 1 milletvekili adına Metin Lütfi Baydar, Aydın
Milletvekili.
Buyurun Sayın Baydar. (CHP sıralarından
alkışlar)
METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 40’ıncı
maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi hakkında konuşmak üzere
söz almış bulunuyorum.
Orman köylerindeki temel geçim
kaynağının tarım olması bu alanlarda yaşayanlar açısından tarım-orman
ilişkilerinin ön plana çıkmasını sağlamaktadır. Temel uğraşım alanı tarım olan,
bu kesimde kullanılabilir alanların yetersiz olması, mevcut alanlarda da verim
düşüklüğü gibi sebeplerden dolayı tarımsal üretimin yapısında değişikliğe
gitmenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Orman köylerinin tarımsal yapısının
çözüme ulaştırılması Türkiye tarımının temel yapısının da iyileştirilmesine yardımcı
olacaktır.
Hükûmet bu uygulamalarıyla insanların
evlerine ekmek götürebilecekleri bir iş elde etmeleri yerine kendi yandaşlarına
rant dağıtmayı yeğ tutmaktadır. Bu anlayış yalnızca orman köylüsü için geçerli
olmayıp AKP iktidarının tüm uygulamalarına sirayet etmiştir. Sayın Millî Eğitim
Bakanı okulları bir işletme mantığıyla kanun hükmünde kararnamelerle
yönetirken, rotasını kaybetmiş bir gemi gibi eğitim sistemini belirsizliğe
götürmektedir. AKP iktidarı, millî eğitim sistemine 10 kuruşluk kalıcı ve
sürdürülebilir bir katkı yapmamıştır.
Bu nedenle, bilim ve teknolojinin
kullanımını bir ihale dağıtma aracı olarak gören Hükûmetin en önemli eksiği bir
eğitim felsefesinin olmamasıdır. Millî Eğitim Bakanlığının en önemli sorunu
öğretmenler ve yeni bilgi teknolojilerinin okullarda kullanımıdır. Bilgi
teknolojileri donanım değil, yazılım teknolojilerine dayanan uygulamaların
önemli olduğu bir alandır. Bu nedenle gerekli uygulamalar yapılmadan acele
düzenlemeler hiçbir zaman amacına ulaşmamaktadır. Zaten iktidarın kafası da bu
konuda kesinlikle karışıktır. Daha önce Hüseyin Çelik döneminde iddialı
nutuklarla bilişim sınıfları açılmış ve eğitim sistemimizin kurtuluşu olarak
sunulmuştu, keza çok ama çok önemli bir projeydi. Bu sınıfların hepsi, Nimet
Çubukçu döneminde kaderine terk edilmiş, gerekli düzenlemeler yapılmadığı için
işlevsizleşerek yok olmuşlardır, şimdi ise kapanacak hâldedirler. Oysa bugün,
çok büyük ümit bağlanan ve kuruluş olarak
sunulan Fatih Projesi için gerekli altyapıyı sağlayabilirlerdi. Bütün
bunlar göstermektedir ki eğitim, bu iktidar için sadece bütçesine daha çok para
aktarılan bir ticaret alanı gibi gözükmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı, 2012 yılı Plan
Bütçe Komisyonuna sunduğu tasarıda, bilişime yönelik olarak okul öncesi
ilköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki tüm okullarda bilgisayar sınıflarının
kaldırılması ve bütün dersliklere aşamalı olarak en az birer dizüstü bilgisayar
ve projeksiyon cihazı konulmasını amaçlamaktadır. Öğretmenler üzerinde ciddi
şekilde, özellikle bilgisayar teknolojisi öğretmenleri üzerinde ciddi şekilde
burada durulmalı ve elimizdeki insan kaynağı bu kadar kolaylıkla
harcanmamalıdır. Her sınıfı bilişim sınıfı hâline getirmek hem olanaksız hem de
eğitim sistemimizde her ders, bilişim sınıflarında işlenebilir değildir.
AKP’nin son aylarda çıkardığı kanun
hükmünde kararname otuz dört olmuştur. AKP çıkardığı bu kanun hükmünde
kararnameler ile TBMM’yi baypas etmekte ve “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla tek
adam despotizmine giderek uzlaşma aklını yok saymaktadır.
Yapılan değişikliklerin ne anlama
geldiğine ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yapmanın ötesinde -teşkilat
yasaları başta olmak üzere yüzlerce insanın- kamuoyuyla paylaşılmadan kanun
hükmünde kararnamelerle değiştirilmesi kabul edilemezdir. Bu denli önemli ve neredeyse
devlet teşkilatını ve ücret sistemini yeniden yapılandıran yasa
değişikliklerinin kamuoyuyla paylaşılmak istenmemesinin hangi kamu yararına
hizmet ettiğini anlamakta güçlük çekiyoruz.
Kanun hükmünde kararnamelerle ülkenin
yönetilmesi, Meclis komisyonları ve Büyük Millet Meclisinin devre dışı
bırakılmasının ülkemize hiçbir yararı yoktur, olamaz da. Bakanlıkların teşkilat
ve görevlerini baştan aşağıya değiştiren, eğitim, sağlık başta olmak üzere,
çeşitli alanlardaki temel kamu hizmetlerini piyasaya uygun içerikle dönüşümünü
hedefleyen son kanun hükmündeki kararnameler, önümüzdeki süreçte kamu
emekçilerinin, sözleşmeli istihdam başta olmak üzere, esnek çalışma, angarya
çalışma, performans değerlendirme ve düzenlemelerle daha fazla hak kaybıyla
karşı karşıya kalacağının sinyallerini bugünden vermektedir.
Son olarak, Van’dan bir öyküyle
konuşmamı bitirmek istiyorum. Adı Fatmanur. Çukurova
Belediyesinin kurduğu Yaşamkent’te, Kızılay çadırında
kalıyor. 4 kardeşten 2’ncisi olan Fatmanur altıncı
sınıf öğrencisi, ağabeyi yedinci sınıf. İki ve dört yaşlarında bir kız, bir
erkek kardeşi var. Babası Mutlu Başbakanın sözünü tutmuş ve 3 değil, 4 çocuk
yapmış. Fatmanur’un annesi ev hanımı, babası işsiz. Yaşamkent’te, aşevinde karınlarını doyuruyorlar. 5
Aralıkta…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – …Van’da
eğitim öğretim başlıyor. Şimdi sizlere, Hükûmet yetkililerine, siyaset yapmadan
soruyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Baydar.
METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Gözleri
çakmak çakmak, cin gibi olan Fatmanur
okumak istiyor. Bu çocuğumuza sunduğunuz seçenekler nelerdir? Deprem bölgesinde
okul öncesi eğitimle ilgili ne yaptınız? Fatmanur’a
eğitim ve fırsat eşitliği için, yüreğinizin sızlamaması için ne öneriyorsunuz?
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Baydar, teşekkür
ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmı”na
geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IX.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.-
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava
Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan, Askerlik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
2.-
Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma
Komisyonu Raporu (1/524) (S. Sayısı: 82) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Komisyon raporu 82 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Akif Hamzaçebi, İstanbul
Milletvekili.
Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bedelli askerliği düzenleyen
kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade
etmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken sizi saygıyla selamlıyorum.
Yine, konuşmama başlamadan önce
ameliyat olan Sayın Başbakana şifa diliyorum, sağlık diliyorum, bir an önce
normal yaşamına kavuşmasını diliyorum.
Muharrem ayı nedeniyle matem orucu
tutan vatandaşlarımızın oruçlarının ve yaptıkları ibadetlerinin kabulünü de
Allah’tan diliyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün bedelli
askerlikle ilgili kanun tasarısını görüşeceğiz. Bu konu ilk olarak Cumhuriyet
Halk Partisinin Mart 2011 tarihinde konuya ilişkin bir kanun teklifini Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermesiyle birlikte kamuoyunun gündeminde çok
güçlü bir şekilde yer aldı. O tarihten bu yana da biz bu konuyu tartışıyoruz.
Nihayet Hükûmet, geçen hafta 22 Kasım 2011 tarihinde konuyu düzenleyen bir
kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine sundu. 22 Kasımda Türkiye Büyük
Millet Meclisine sunulan bu tasarı sunuluşunu takip eden ikinci günde Millî
Savunma Komisyonunda ele alındı yani geçen hafta Perşembe günü. Millî Savunma
Komisyonunda süratle görüşülerek çoğunluk oylarıyla, iktidar partisi oylarıyla
kabul edildi ve aynı tasarıyı bugün burada görüşmeye başlamış bulunuyoruz.
Geçen hafta komisyonda yapılan
görüşmelerin İç Tüzük hükümlerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin
geleneklerine aykırı olarak gerçekleştirildiğini ifade etmeliyim. Gerek İç Tüzük’e göre gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisinin
yerleşmiş geleneklerine, teamüllerine göre bir konuya ilişkin bir kanun
tasarısı veya teklif komisyonların gündemine alındığında, o konuyla ilgili veya
ilişkili olan
(x) 82 S. Sayılı basmayazı
tutanağa eklidir.
başka
tasarı veya teklif de komisyon gündemine alınır ve görüşmeler bunların hepsinin
birleştirilmesi suretiyle yapılır. Ancak Sayın Komisyon Başkanı bu gelenekleri,
İç Tüzük hükmünü bir kenara bırakarak, Cumhuriyet Halk Partisinin Mart 2011’de
verdiği, bu yasama döneminde yenilediği, yine bir milletvekili arkadaşımızın
vermiş olduğu bir başka teklifi Hükûmet tasarısıyla birleştirme yoluna
gitmemiş, bu yönde Komisyonda ortaya konulan önerileri elinin tersiyle bir
kenara itmiştir. Bunun demokrasiye aykırı olduğunu ifade etmeliyim.
Bedelli askerlik konusu, Hükûmet
tasarısındaki gibi değil, ama eşitlik ve adalet ilkelerine uygun bir şekilde
Cumhuriyet Halk Partisinin sahibi olduğu bir konudur. Bu konu görüşülürken
Komisyonda, siyasi düşüncelerle Cumhuriyet Halk Partisini ve onun tekliflerini
bir kenara bırakmak, partizanlık yapmaktır.
Sayın Komisyon Başkanının bürokrasideki
tutumuna ve duruşuna uygun bulmadığım bu tutumu Genel Kurulun bilgisine sunmayı
bir görev sayıyorum. Ben Komisyon Başkanının koltuğunda Sayın Başbakanın
gölgesini gördüm, bunu üzülerek ifade etmek zorundayım.
Değerli milletvekilleri, bu konuyu,
yani bedelli askerlik konusunu iyi değerlendirebilmek için birkaç konuyu
dikkatinize sunmak istiyorum. Neden bedelli askerlik Türkiye'nin gündeminde
vardır, bugüne kadar kaç kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmıştır ve
askerlik sistemimizdeki sorunlar nelerdir, buna yönelik sorunlar nelerdir,
bunun üzerinde durmayı yararlı görüyorum.
Bugüne kadar 3 kez bedelli askerlik
düzenlemesi yapılmıştır, 87, 92 ve 99 yıllarında olmak üzere.
Bedelli askerliğe ihtiyaç duyulmasının
temel nedeni askerlik süresinin uzunluğudur. Türkiye'de askerlik süresi
uzundur. Bugün on beş ay askerlik süresi, öğrenim, daha doğrusu öğrenimlerini
bitirip askerlik çağına gelmiş gençlerimiz için askerliği bir cazibe unsuru olmaktan
çıkartmaktadır. İnsanlar mezuniyetlerinden sonra, okullarından sonra iş
kuruyor, güç kuruyor, iş sahibi oluyorlar, evleniyorlar, hayata atılıyorlar,
uzmanlık sınavlarına giriyorlar, lisansüstü eğitim yapıyorlar, çalışma
hayatında, sosyal hayatta yer alıyorlar ve bir anda bu yerlerini boşaltıp çok
uzun bir süre askerliğe gitmeleri sorun olabiliyor. Demek ki, ana sorun
Türkiye’de askerlik süresinin uzunluğundadır. Bu süreyi Türkiye gözden geçirmek
ve çağın, Türkiye'nin ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden düzenlemek zorundadır.
Yürürlükteki Askerlik Kanunu, 1927
yılında yürürlüğe girmiştir, 1111 sayılı Kanun. Bu kanun, temel hükümleri,
temel anlayışı itibarıyla yürürlüktedir ancak şunu da ifade edeyim ki, genç
cumhuriyetin ilk yıllarında attığı ilk adımlardan birisi askerlik süresini
düşürmek olmuştur. 1927 yılında kabul edilen bir kanunla çeşitli sınıflarda
farklı askerlik süreleri benimsenmiş olmakla birlikte, piyade ve nakliye
sınıfında askerliği cumhuriyet on sekiz aya indirmiştir. Bakın, yıl 1927; Türkiye’de
askerlik süresi on sekiz aya inmiştir, belli bir sınıftı ama olsun, önemli bir
adımdır. Cumhuriyetin o isyanlarla dolu ilk yıllarında, cumhuriyetin yeni
olduğu ilk yıllarında bu adım son derece önemli ve anlamlıdır. Bugün, evet,
terörle mücadele ediyor Türkiye, böyle bir gerçeğimiz var ama Türkiye on beş ay
askerliğe daha 2000’li yıllardan sonra gelmiştir. 2000’li yıllara kadar uzun
zaman on sekiz ay ve daha yüksek askerliklerle devam etmiştir. Savaş
yıllarında, olağanüstü dönemlerde bütün bunlar tabii artabilir.
Askerlik Kanunu’nu insanımızın
ihtiyaçları ile devletin güvenlik ihtiyaçları arasında bir denge kuracak
şekilde yeniden düzenlemeliyiz. Bugün bir birikim var. Basına yansıyan
haberlerden bu birikimin yani bedelli askerlikten yararlanabilecek düzeyde olan
sayının 465 bin kişi olduğu ifade edilmektedir. Bu birikimin ana nedeni tabii
ki, askerlik süresinin uzunluğudur ama güncel nedeni iki tanedir; birincisi,
Sayın Başbakanın konuya ilişkin beklenti yaratan sözleri, ikincisi de daha önce
üç kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmış olmasıdır.
Sayın Başbakan 12 Eylül 2010 Referandumu’ndan bir gün önce bir televizyon programında
kendisine bedelli askerlik konusuna ilişkin bir soru yöneltilince
“Referandumdan sonra inşallah.” demiştir; bir umut vaat etmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, 16
Mart 2011 tarihinde bedelli askerliğe ilişkin teklifimizi verdiğimizde ki,
ondan altı gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Sözleşmeli Erbaş ve Er
Kanunu’nu kabul etmişti. Terörle mücadelede profesyonel birlikler
oluşturulacaktı, yeni bir adım atılmıştı. Böyle bir tabloda, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak, o teklifi tereddütsüz verdik. Ancak parası olmayanı da gözeten,
parası olmayanın bedel ödemediği ve yaş sınırının o günün şartlarında ”1 Ocak
1983’ten önce doğmuş olanlar” denilerek, aşağı yukarı yirmi sekiz yaşa
çekildiği bir düzenlemeydi bu.
Bizim bu önerimizden bir gün sonra,
Sayın Başbakan bugünlerde kamuoyunda çokça dillendirilen ve konuşulan o meşhur
konuşmasını yaptı. Bu konuşmadan birkaç cümleyi, bildiğiniz o birkaç cümleyi
tekrar bilginize sunmak zorundayım. Sayın Başbakan 17 Mart 2011 tarihinde
şunları söylemişti kendisine “Cumhuriyet Halk Partisinin Bedelli Askerlik
Projesi hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusu yöneltilince Sayın Başbakanın cevabı:
“Böyle proje mi olur? Ayaküstü, yolda giderken proje mi açıklanır?” Bizim
projemizi beğenmedi Sayın Başbakan. Olabilir; daha iyisini yapma iddiası olan
kişiler bir başkasının ortaya koyduğu projeyi beğenmeyebilir. Devam ediyor
Sayın Başbakan: “Bizim şu anda gündemimizde böyle bir durum yok. Ben şahsen
böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem çünkü parası olan
var, olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak, parası
olmayan gidecek askerlik yapacak. Kimlerle görüştüysem, kenar köşedeki, izbe
yerlerdeki vatandaşım, onlar bu işe hiç sıcak bakmıyor. Biz yola çıkarken
kimsesizlerin kimi olarak çıktık. Çok ısrar edilirse, bu konu çok gündemde
tutulursa, seçimden sonra anayasa değişikliği paketi içine bunu koyarım, referanduma
götürürüm.” diyor.
Evet, şimdi, üzülerek Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubunu belki üzeceğim. Şunu söylemek istiyorum: Değerli
arkadaşlar, şimdi, bizim projemizi Sayın Başbakan beğenmedi, “Böyle bir proje
mi olur?” Şimdi, Sayın Başbakanın, Hükûmetin getirdiği bu proje, proje midir?
Diyor ki Sayın Başbakanın projesi: “30 bin lirası olan parayı verir,
askerlikten kurtulur.” Yirmi bir gün askerlik de yok. Şimdi, bizimkine, ayaküstü, yolda giderken açıklanan proje gözüyle
bakıyor Sayın Başbakan. Aradan sekiz ay geçmiş, sekiz ay sonra bir proje
açıklıyor Sayın Başbakan: “Parası olan askerlik yapmayacak, 30 bin lirası olan,
30 bin liraya tezkereyi alacak, 30 bin lirası olmayan askere gidecek.” Bizim
güzel atasözlerimiz var, onu biraz çevirerek ifade etmek istiyorum: “Alavere
dalavere, vatandaş Mehmet askere.”
SIRRI SAKIK (Muş) – Kürt Mehmet…
ALTAN
TAN (Diyarbakır) – Yok, yok… Kürt Mehmet…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) –
Alavere dalavere, vatandaş Mehmet askere.
SIRRI SAKIK (Muş) – Allah’tan kork!
“Kürt” kelimesini bile telaffuz etmekten korkuyorsunuz.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, şimdi, eşitlik şudur: Eşitlik, aynı hukuksal durumda olan
kişilere aynı kuralların uygulanmasıdır. Bu bir anayasal kuraldır. Anayasa
Mahkemesi, birçok kararında bunu çok güzel açıklamıştır. Yani, maddi gücü aynı
olanlara aynı kuralı uygulayabilirsiniz. “Ben, 30 bin lirada herkesi
eşitledim.” derseniz, bunun adı “eşitlik” değil, bunun adı ”Parası olanlara bir
imtiyazın verilmesidir.” Bakın, iyi bir düzenleme, baştan böyle bir mantık
yürütülmek suretiyle zedelenmiş olmaktadır.
Biz, bir kere, bedelin makul bir
seviyeye inmesini öngörüyoruz. Bizim önerimiz, teklifimizde ortaya koyduğumuz
öneri -yine, bugün önergelerle, şimdi söyleyeceğim ve diğer önerilerimizi sizlerin
takdirine sunacağız- şuydu: “Yıllık geliri 12 bin lira veya onun altında olan
veya hiç geliri olmayan vatandaşlarımız hiç bedel ödemeden bu olanaktan
yararlansınlar.” 12 bin liranın bir hesabı vardır, yoksulluk hesabını
yapmışızdır, TÜİK’in yoksulluk araştırma sonuçlarına
dayalı bir hesaptır bu. Şimdi, “Parası olmayan benden değildir.” denebilir mi
arkadaşlar? Yani “30 bin liran yoksa benim vatandaşım değilsin.” anlayışı
burada ortaya çıkıyor. Bu düzenlemenin sizlerin içine sinmediğini ben tahmin ediyorum.
Bizim Siyasal Bilgiler Fakültesinde bir
hocamız vardı, Profesör Safa Reisoğlu, bize ilk derste şunu demişti: “Sevgili
öğrenciler, bir şeyin kanuna aykırı olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız
kanunu bilmeniz şart değil, bir şeyi mantığa vurursunuz, mantığınıza uygunsa o
kanuna uygundur, mantığınıza aykırı geliyorsa o kanuna aykırıdır.” Bakın, çok
basit bir kural, doğru bir kural. Şimdi, mantığa vuruyoruz, parası olmayan
askere gitsin, on beş ay askerlik yapsın, parası olan gitmesin; bu olmaz değerli
arkadaşlar, gelin bunu düzeltelim.
30 bin lira ayrıca çok yüksek bir
rakam. Biz “12 bin liranın altındakiler bedel ödemesin, 12 bin lirayla 25 lira
arasında geliri olanlar 7.500 Türk lirası ödesin, yıllık geliri 25 bin liranın
üzerinde olanlar da 15 bin TL ödesin.” dedik. Bakın, en son bedelli askerlik
düzenlemesinde ödenen rakam yani 99 yılında yapılan Türk lirası cinsinden
ödemeyi bugüne getirdiğimde döviz cinsinden, avro cinsinden 7.300 avro, aşağı
yukarı bizim rakamlar, 87’de 2.700 avro alınmış, 92’de 2.400 avro alınmış,
99’da 7.300 avro. Gelin, bu rakamlar etrafında bir düzenleme yapalım. Bizim
rakamlarımızı beğenmeyebilirsiniz, başka bir rakam konuşabiliriz ama parası
olmayan insana bu imkânı tanıyalım. Ekonomide krizler yaşıyoruz, insanlar işlerini
kaybediyorlar, servetlerini kaybediyorlar. Beni vatandaşlarımız arıyor, mail
gönderiyor, size de geliyor bunlar, eminim.
Bakın, ayrıca 30 bin lira değil, şimdi,
vatandaşımız bundan yararlanmak için bankaya gidecek, kredi alacak. Bankalardan
buna ilişkin kredilerin faizlerini aldım. Ne ödeyecek vatandaşımız? 30 bin
liralık askerlik kredisi alırsa vatandaşımız, imkânı yok, parası yok, beş yıl
vadeli bu krediyi alırsa, 50 bin lira ödeyecek geriye, faiziyle beraber 50 bin
lira. Yani birisine ”30 bin lira” diyoruz; iş adamının çocuğuna, zengin,
varlıklı insanların çocuğuna, şarkıcılarımızın çocuklarına, futbolcularımızın
çocuklarına, kendilerine, bunların hepsine diyoruz ki: “30 bin lira.” Parası
olmayana da yolu gösteriyoruz, siz gösteriyorsunuz, Hükûmet gösteriyor daha
doğrusu, diyor ki: “Bankaya git, kredi al imkânın varsa.” Ama o kredinin
maliyeti toplam 50 bin TL. Yani orada da bir adalet yok, bakın adaletsiz.
İkincisi, yaştır. Daha evvel 1987
düzenlemesinde herhangi bir yaş sınırı öngörülmemiş. 1992 yılında öngörülen yaş
yirmi sekiz, 1999 yılında öngörülen yaş yirmi yedi. Bakın, yirmi yedi-yirmi
sekiz yaşla bir istikrar var 1987’yi saymazsak. Demek ki, bu civarda bir yaş,
otuz yaş değil ama. Bunun biraz aşağı çekilebileceğini düşünüyorum. Burada
popülizm yapmayalım, Türk Silahlı Kuvvetlerinin asker ihtiyacını gözetelim, bu
dengeyi kuralım. Ama yani bunu ay farkıyla kaçıranlar var, üç ay, beş ay
farkıyla kaçıranlar var. Gelin, bunu biraz daha aşağı çekelim. Bunu da beraber
kararlaştırabiliriz, tümünün üzerindeki görüşmelerden sonra ara veririz veya
yemek arasında oturur bu önergeleri müştereken şekillendirebiliriz.
Üçüncü konu da yirmi bir günlük
askerlik konusudur; kaldırılıyor. Bunu da doğru bulmuyoruz. Bedelli askerlik
talep eden gençlerimizle konuştum, Bedelli Askerlik Platformuyla görüştüm.
“Bizi rencide etmeyin. Biz bedelimizi ödeyerek askerliğimizi yirmi bir gün de
olsa yapmak istiyoruz. Biz o üniformayı giymek istiyoruz.” diyor gençlerimiz.
Bu imkânı, bu onuru niye onlardan alıyoruz değerli arkadaşlar? Daha evvel
bunları koymuşuz, yirmi bir gün askerliği koymuşuz. Yani bu, şu mudur: “Ya
zaten torpilliler doğru dürüst yerlerde askerlik yapmıyorlar, daha doğrusu
zahmetli yerlerde askerlik yapmıyorlar. Bunlar torpilli, bir de bununla
uğraşmayalım, gelmesinler bari askere.” Böyle bir mantık mı var? Böyle bir şey
olamaz.
Şehitlerimizin çocuklarını gelin, yaş
kaygısı olmadan buraya katalım; bunlardan, o aile bir şehit vermiş, gelin, yaş
ve bedel olmadan o şehit ailelerimizin çocuklarını buraya katalım.
Gazilerimizin çocukları için bir başka
kolaylığı düşünelim, bunu da burada şekillendirebiliriz değerli arkadaşlar. Bu
üç konuda bizim bu tasarıya temel itirazımız var. Burada bunları
düzeltebiliriz. Bizim amacımız bu tasarıyı iyileştirerek toplumun beklentilerine,
milletin vicdanına oturur, yakışır bir hâle getirmek, yaraşır bir hâle
getirmektir. Amacımız hakikaten üzüm yemektir. Gelin, bunu iyileştirelim, bunu
hep beraber çıkaralım. Bu şekliyle devam ederseniz, bu şekliyle devam eden, bu
şekliyle yasalaşmasında ısrar edilen bir tasarıya maalesef destek verme
olanağımız bulunmamaktadır.
Değerli milletvekilleri, yine, Sayın
Başbakan o zamanki önerisinde şunu söylemişti: “Ben bunu referanduma
götürürüm.” Biraz önce hatırlattım.
Şimdi, sormak istiyorum: Hakikaten
Sayın Başbakanın o cümlelerinden Hükûmet vaz mı geçmiştir, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu vaz mı geçmiştir? “Parası olan var, olmayan var.” diyor Sayın
Başbakan. Evet, Sayın Başbakanın cümleleriyle söylüyorum, parası olan var,
olmayan var. Peki, bunu referanduma götürmeyi düşünüyor musunuz? Bu kadar
adaletsiz bir tasarının milletin takdirine, oylarına sunulmasını düşünmüyor
musunuz? Yoksa buradan yüz seksen derece farklı bir noktada mısınız? Bundan
rahatsız olduğunuzu biliyorum, gelin, burada bir sağduyu gösterelim, bunu
düzeltelim değerli milletvekilleri.
Sözlerimi burada bitiriyorum ve
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Hamzaçebi.
Tümü üzerinde Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz isteyen Münir Kutluata,
Sakarya Milletvekili.
Buyurun Sayın Kutluata.
(MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA
(Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket
Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Milletimizin muharrem ayını kutluyorum,
hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sayın Başbakana ve Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubuna geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Bu tasarının 111 sayılı Askerlik
Kanunu’na göre yoklama kaçağı ve bakaya duruma düşen yükümlü sayısının her
geçen yıl daha da artmakta olduğu gerekçesiyle hazırlandığı açıklanmıştır. “Bu
birikimin engellenmesi amacıyla hazırlanan tasarı ile 30 yaşından gün almış
olan yükümlüler, bedel ödemek ve temel askerlik eğitimine tabi tutulmamak
suretiyle askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacaklar. Hakkında saklı,
yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli soruşturma ve kovuşturma
yapılmayacak ve başlatılmış olanlar ise sona erdirilecek.” denilmektedir. Bu
tasarının söz konusu soruna geçici ve kısmi bir çözüm getirmeyi hedeflemiş
olduğu görülüyor. Milliyetçi Hareket Partisinin ise daha köklü ve kalıcı bir
çözümden yana olduğunu, bunun nasıl gerçekleşeceğini de kamuoyuyla paylaştığını
hatırlatmak isterim. Bu tasarı çerçevesinde bir yasal düzenlemeye rıza
gösterilse bile kendi içinde adaletsiz pek çok nokta olduğu, en azından onların
düzeltilmesi gerektiğini söylemeliyim. Bu konuda değişiklik önergeleriyle daha
adil bir hâle getirilmesine gayret edeceğiz.
Sayın milletvekilleri, sizlerle bazı
tespitlerimizi paylaşmak istiyorum. Birincisi, ortaya çıkan düzenleme ihtiyacı
çok gecikmiş olarak ele alınmıştır. İkincisi, mademki bu kadar gecikilecekti, o
zaman keşke köklü bir çözüm getirilerek sorun tamamen gündemden
çıkarılabilseydi. Üçüncüsü, böyle bir ihtiyacın arkasına vicdani ret gibi sinsi
bir gündemi de takarak, ayrıştırma faaliyetlerine malzeme yapılmasına izin
verilmeseydi.
Kamuoyunun belki yüzde 98’inin tam
olarak bilmediği “Vicdan” kelimesiyle ambalajlanmış vicdani ret konusu, bedelli
askerlik bahanesiyle malum odaklar tarafından eş zamanlı olarak piyasaya
sürülmüş olmasaydı vicdanlar bu kadar sızlamayacaktı.
Fevkalade marjinal bir konu olan bu
hususu Türkiye’de böyle bir zamanda ve böyle bir tasarıyla birlikte tartışmaya
açmak ve yoğun şekilde gündeme getirmekle yıkım sürecine önemli bir destek
sağlanmıştır ve Türk milletinin ayrıştırma sürecine gösterdiği kutlu direnci
kırma amacına hizmet etmiştir.
Hükûmetin askerdeki evlatlarımızı
teröre karşı koruyamadığı, kışlalarında toplu olarak şehit edildiği bir
dönemde, tedirginlik içindeki annelerin önüne “Bedellinin yanında bir de asker
olmayı reddetme hakkı var.” diyerek çıkmak doğru olmamıştır.
Türk milletini millet yapan hasletleri
bu kadar örselemenin kimseye faydası olmayacaktır. Askerliği, parası olanın
bedel verip kurtulduğu, olmayanın da kökten reddedeceği bir konu hâline
getirmek, kamuoyu vicdanını sızlatmıştır.
Bir ihtiyaçtan kaynaklandığını kabul
ettiğimiz için destek verdiğimiz ve zengin-fakir ayrımı yapılmamasını
istediğimiz bedelli askerlik yasal düzenlemesini daha baştan malul hâle
getirmiştir bu piyasada ortaya çıkan tartışmalar.
Böyle bir konunun gündeme
getirilmesine, birden fazla bakanın beyanatlarıyla mahal vermesi yanlış
olmuştur. Daha sonra sarf edilen düzeltici ifadelerle Türk milleti teselli
olmak zorundadır.
Sayın Başbakanın “Vicdani ret konusu
gündemimizde yok.” ifadesini de gündemle ilgili bir açıklama olarak değil,
“Kimsenin Türk milletinin vicdanıyla oynamaya hakkı yok, buna izin de
vermeyiz.” anlamında almak istiyoruz.
Çeşitli sebeplerle normal süreci
içerisinde askerlik hizmetini yerine getirememiş hükümlülere, yaş itibarıyla
verimli bir askerlik dönemi ifa etmelerinin zamanının geçtiği de düşünülerek
farklı dönemlerde çeşitli imkânlar tanınmıştır. On dört ay olarak icra edilen
bu uygulamalar bazen kısa süreli askerlik, bazen bedelli askerlik şeklinde
olmuştur. Dört ay olarak uygulanan kısa süreli askerlikler de bu anlamda
birikimi, yığılmayı önlemeye yönelik gayretlerdi ve geçici çabalardı.
Bedelli askerlik uygulaması ise bundan
önce 3 kere başvurulmuş geçici bir çözüm yoludur. Şimdi, 4’üncü defa Türkiye
Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiştir. Birincisi 1987’de uygulanmış,
18.433 sorumlu yararlanmıştır. İkincisi 1992 yılında uygulanmış, 35.311 kişi
faydalanmıştır. Üçüncü düzenleme ise 1999 yılında yapılmış, faydalanan kişi
sayısı 72.290 olmuştur. Son düzenlemeyle bu yasadan faydalanabilecek yükümlü
sayısı 460 bin olarak ifade edilmektedir.
Bedelli askerlik konusu son yıllarda
sık sık gündeme gelmiş ve hem Başbakan hem de bakanlar tarafından net
ifadelerle reddedilmiştir. İlgililerin konuyu net ifadelerle reddetmesi, kimi zaman
asker ihtiyaçlarına kimi zaman adalet duygusuna bazen de cesaret meselesine
dayandırılmıştır.
Süreç şu veya bu şekilde işlemiş ve
tasarı Genel Kurula gelmiştir. Bedelli askerlik olarak ifade edilen Askerlik
Kanunu’ndaki bu düzenleme, problem yaşayan yükümlülerin sorununun çözümü ve
kamuoyundaki beklentinin cevaplandırılması açısından destek vermekteyiz bu
düzenlemeye. Adaletsiz hüküm ihtiva eden maddelerinin düzeltilmiş olmasını da
arzu ediyorduk.
Diğer taraftan, konuyu bugüne kadar
geciktirip kalıcı bir düzenleme yapmak yerine geçici bir tedbire başvurulmuş
olmasını bir eksiklik olarak da görüyoruz. Milliyetçi Hareket Partisinin baştan
beri olumlu, destekleyici ve kolaylaştırıcı siyasi tavrı bugünkü aşamaya
gelinmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ancak, çıkacak bedelli askerlik yasası
kapsamında bazı pürüzlerin ve telafi edilmesi gereken tarafların düzeltilmesine
fırsat olmamıştır. Parası olanın bedelli askerlik yapabileceği, olmayanın ise
bundan yararlanamayacağı görüntüsü netlik kazanmaktadır. Bu tasarıdaki
adaletsiz, eşitsiz ve vicdanları sızlatan tablonun düzeltilip yurt dışındaki
vatandaşlarımızı da ilgilendiren bedelli rakamının aşağı çekilerek kısmi bir
iyileşmeye gidilmesi doğru olacaktır kanaatindeyiz.
Bunun yanı sıra, Türk Silahlı Kuvvetlerinin
askerlik sistemi ve genel hâliyle personel rejimiyle ilgili yaklaşımlar,
öneriler de sürekli olarak canlı tutulmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi de
Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel rejiminin yeniden düzenlenmesini ve bu
konunun süratle neticeye ulaştırılmasını istemektedir. Askerlik süresinden
profesyonel orduya kadar bazı teklif ya da görüşler kamuoyuna yansımakta ve
taraflar kendi ideolojik tutum ve davranışlarına göre fikir oluşturmaktadırlar.
Bu kapsamda, millet ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri bazı kesimlerin sinsi
ve gizli emelleri çerçevesinde çekişme alanına itilmekte ve yıpratılmaktadır.
Her ülkede sahip olunan ordunun gücü ve nitelikleriyle ilgili olumlu
istikamette talepler, beklentiler vardır. Sahip olunan ordunun gücü ülkelerin durumuyla
yakından ilgilidir. O bakımdan, Türkiye güçlü orduya sahip olması gereken
ülkelerin başında gelmektedir. Türk milletinin çağlar aşıp gelmesi güçlü
orduları sayesinde olmuştur. Bundan sonra da ordusunun gücünün varlık
mücadelesinde en önemli dayanağı olacağı açık şekilde görülmektedir.
Askerliğin hangi ülkede nasıl olduğu,
hangi ülkenin ne çapta bir orduya sahip olmak istediği bilinmesi gereken önemli
hususlardır. Ama bunların hiçbiri Türk ordusunu zayıf düşürecek sinsi
tekliflerin gerekçesi yapılmamalı, tam tersi “Hedefi olan milletlerin güçlü
orduları olur.” anlayışı iyi anlaşılmalıdır.
Bu nedenledir ki ordumuzun
modernizasyonu, yüksek teknolojiye dayalı savaş gücüne ulaşması, tarihin birçok
döneminde olduğu gibi, bugün de önümüze çıkmış olan ateş çemberi içinde kalma
hâllerinde milletimizi salimen düze çıkaracak güce sahip olması gerekiyor. Bu
anlayışla ordumuzun teknik özellikleri en üst düzeye çıkarılıp, hareket
kabiliyeti geliştirilip gücü artırılırken ihtiyaç duyulan asker sayısı yeniden
hesaplanabilir.
Bölücülük tehdidinin ve bölgesel
çatışma riskinin üst düzeyde şekillendiği bugünkü zaman aralığında Türk
ordusunun hırpalanması ve kötü niyetlilerin tacizine maruz bırakılması çok acı
ve vahim neticelere neden olacaktır. Bu olumsuzlukların önüne geçilmesi
amacıyla partimiz yeni bir askerlik sisteminin samimiyetle ve ihtiyaçlara uygun
şekilde hayata geçirilmesini arzulamaktadır.
Bu itibarla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin
personel rejimi sağlam ve güvenli esaslara bağlanmalı ve artık siyasi gündemin
tamamen dışına çıkarılmalıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin Türk
Silahlı Kuvvetleriyle iş birliği ve diyalog hâlinde yapacağı çalışmalar
sonucunda askerlik süresi ve kapsamıyla ilgili belirlenen ihtiyaçların
giderilmesi mümkün olmalıdır. Şüphesiz askerlik görevinin ifasında eşitlik
ilkesi vazgeçilmez ve asla ikamesi olmayan bir konudur. Nitekim Anayasa’nın
10’uncu maddesi, herkesi dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşit
saymaktadır. Yine Anayasa’nın 72’nci maddesi, vatan hizmetini her Türk
vatandaşının hem hakkı hem de ödevi olarak tanımlamakta ve hizmetin silahlı
kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceğinin ya da
getirilmiş sayılacağının kanunla düzenleneceğini ifade etmektedir. Buradan
anlaşılacağı üzere vatan hizmeti hak olduğu gibi her Türk vatandaşının
vecibesidir de.
Bu durum paralelinde Milliyetçi Hareket
Partisinin askerlik sistemiyle ilgili teklifi şu şekildedir:
1) Askerlik görevi Anayasa’nın 10’uncu
maddesi sınırları içinde kesinlikle herkesin eşitliğine dayanması gereken ve
72’nci maddede tanımlanan vatan hizmetinin bir gereği, millî ve maddi bir
yükümlülüğüdür. Öncelikle askerlik süresi ülkemizin savunma ihtiyaçları göz
önünde bulundurularak yeniden belirlenmeli, kısaltılmalı ve hangi meslek, gelir
düzeyi veya eğitim seviyesine sahip olunursa olunsun bu süre bağlayıcı
olmalıdır.
Askerliğin millî bir görev olduğu
ilkesinden taviz verilmeden Türk Silahlı Kuvvetlerinin insan gücüne fazla
ihtiyaç duymayacak bir şekilde modernizasyonu yapılmalıdır. İçinde bulunduğumuz
coğrafyada Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcı vasfını kaybetmeyeceği şekilde
teknolojik imkânlarla donatılması sağlanmalıdır.
2) Bu şartlar altında her Türk
vatandaşı görevi, kökeni, mesleği, durumu ne olursa olsun tam bir eşitlik
içinde, gerektiğinde silah altına alındığında askerlik hizmetinin yürütülmesini
sağlayacak niteliklere kavuşacağı temel askerlik eğitimine tabi tutulmalıdır.
3) Yükümlülük süresinin temel eğitim
aşamasının dışında kalan bölümü için ise iki husus ve alternatif
düşünülmektedir. Bunlardan bir tanesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacına
binaen yükümlülüğünün geri kalan kısmını tamamlayacak olanlara, kamu görevi ifa
ettikleri yaklaşımıyla, Devlet Memurları Kanunu’na göre göreve yeni başlayan
bir memurun alabileceği ölçüde maaş ödenmelidir. Böylelikle, fiilî askerlik
görevinin içinde bulunanlar işinden, ailesini geçindirmekten mahrum
kalmayacaklar ve aile düzenleri devam edecektir.
İkinci husus, temel eğitimden sonra
yükümlülük hizmeti dışında kalacak olanlardan kamuoyunu tatmin edecek belirli
bir tutar üzerinden bedel alınmalıdır.
4) Sürekli yurt dışında çalışan
vatandaşlarımız bunların dışında tutulmalı ve Türk Milletinin güvenliğini temin
edecek profesyonel asker sayısı da kendi mecrasında ele alınmalıdır.
Bu hâliyle, vatan hizmetinin yerine
getirilmesinde herkes için eşitlik prensibi nispi olarak sağlanacak, parası
olanın bedelliden istifade edeceği, olmayanın da yararlanamayacağı adaletsiz ve
insafsız bir süreç ortaya çıkmayacaktır.
Önerdiğimiz bu köklü düzenlemelerin
yapılabilmesi, mevcut tasarının adaletsiz hükümlerinin düzeltilmesi için bir
alt komisyon çalışması yapılmasını istedik ama bunda alt komisyon kurulması
temin edilememiş oldu. Bu talebimiz ilgi görmedi.
Şimdi, yasadaki temel olumsuzluklara
temas etmek istiyorum sayın milletvekilleri. Bunlardan bir tanesi, alınacak
ücret konusudur. Belirlenen ücretin 30 bin lira olarak belirlenmiş olması, bunu
verebilecek olanın askerlik hizmetini yapmış sayılacağı, faizle bulacak olanın
büyük yükler altına gireceği, hiç bulamayanın da bu imkândan yararlanamayacağı
anlaşılmaktadır. Bu büyük bir adaletsizliktir. Bunun düzeltilmesi için,
belirlenen fiyatın 15 bin liraya çekilmesi konusunda değişiklik önergesi
teklifimiz var. Bu konuda desteklerinizi rica ediyoruz. Bu adaletsizliğin
giderilmesi açısından Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirilen bir
fırsat da olmuş olacaktır.
Size burada acıklı bir örnek vermek
istiyorum değerli milletvekilleri. 21 Ekimde Çukurca’da şehit edilen 24
evladımızdan Birol Elmas Sakaryalı idi. Birol Elmas’ın şehitlik haberini evine
getirenler Birol Elmas’ın fakir ailesinin elektriklerinin üç haftadır kesik
olduğunu öğrendiler ve bu sıkıntı ailenin evladı şehit olduktan sonra
anlaşılmış oldu çünkü artık elektrik faturalarını yabancı bir özel şirket
tahsil ediyordu, ne şehit umurundaydı ne fakir umurundaydı ne asker. Ve o
elektriğin açılması elektrik idaresinde çalışan hemşehrilerimizin
topladığı, o gün için, alınan tedbir olarak onların topladığı paralarla
gerçekleşmiştir. O bakımdan bu düzenlemelerin hem vicdanları sızlatmaması hem
fakiri dikkate alması hem de ordumuzun ihtiyaçlarını göz ardı etmemesi
gerekiyor.
Bir başka husus otuz yaş meselesi
değerli milletvekilleri. Mademki bir yığılmayı, bir problemin ortaya çıkardığı
yığılmayı çözmeye çalışıyoruz, o hâlde yaş sınırının belirli kriterlerle daha
aşağıya çekilmesi gerekiyor. Bu da lisans eğitimi sonrası yapılacak yüksek
lisans eğitimlerini, lisansüstü eğitimi dikkate almak suretiyle, doktorayı
dikkate almak suretiyle yirmi yedi yaşına çekilmelidir diye teklif ediyoruz.
Sözlerimi bitirirken tekrar
vurguluyorum: Ortaya koyduğumuz köklü çözüm esaslarının dikkate alınarak hem
ordumuzun güçlendirilmesi hem de askerlik yapma hakkı ve şerefi üzerindeki
tartışmaların sonlandırılmasını istiyoruz. Geçici bir çözüm olarak gündeme
getirilmiş olan bu yasanın eksiklerini ve adaletsizliklerini…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – … giderme
şansı vardır. Yüce Meclisin bunu değerlendirmesini bekliyoruz.
Bu yasanın milletimize hayırlı olması
dilekleriyle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kutluata.
Sayın milletvekilleri, birleşime beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.23
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati: 18.32
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi söz sırası Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nda.
Buyurun Sayın Zenderlioğlu.
BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU
(Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile ilgili ben de Barış ve Demokrasi Partisi
adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum, Sayın Başbakana acil şifalar diliyorum, muharrem orucu
tutanları kutluyorum.
24 Kasım 2011 Perşembe günü saat
16.00’da Millî Savunma Komisyonu toplanarak gündeminde yer alan Askerlik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı -(1/524), dokuz madde,
tali komisyon Plan ve Bütçe Komisyonu- görüşerek jet hızıyla karara bağlamıştı.
Millî Savunma Komisyonuna üye
milletvekillerinin sayısı 26; 16’sı AKP’den, 6’sı CHP’den, 3’ü MHP’den, 1 de BDP’den ben vardım.
Bu Komisyonda kanun tasarısıyla ilgili
fikirlerimizi söylerken bu fikirlerin hiçbirinin dikkate alınmadığını gördük.
Bunu sadece muhalefet olduğumuz için söylemiyorum, AKP’li üye
milletvekillerinin de dikkate alınmadığını orada gördüm. Yani tek bir kişinin
sözüyle hızlı bir biçimde Komisyondan çıkartılarak Genel Kurula indirilmeye
hazırlandı. Ben düşündüm, dedim ki: Demokrasi bunun neresinde Allah aşkına?
“İnsan düşüncelerini ifade etmenin veya
bu düşünceleri ifade etmenin amacı, niteliği nedir?” diye düşünmek gerekir.
Aslında bunu söylerken şunu kastetmek istiyorum: “Eğer burada bütün yasalarda
muhalefetin sözü dinlenmeyecekse, bu muhalefetin söylemleri, önerileri dikkate
alınmayacaksa o zaman bunun adını ne koyacağız? Genel Kurul buna ne diyecek? AKP
milletvekilleri ne diyecekler?” diye düşünüyorum ve merak ediyorum: Yoksa yasa
böyle mi geçecek?
Hazırlanan komisyon raporu, kanun
teklifi Meclis Başkanlığına sunulurken, şunu arzu etmek istiyordum, diyordum
ki, bu kanun tasarısı içerisinde fakir fukaranın, yoksulun, köylünün de bu
yasadan yararlanması gerektiğini düşündüm, çünkü herkesin 30 bin lirası yoktur,
okulu yeni bitirmiş, yani üniversiteyi, fakülteyi yeni bitirmiş bir insan, otuz
yaşını doldurmuş bir insan parası olmayınca ne yapacak, bu kanundan nasıl
yararlanacak? Bilindiği gibi, Anayasa’nın 72’nci maddesinde belirtildiği gibi,
her sağlıklı vatandaşın vatan hizmetini yapma ödevi vardır. Tabii ki, bu
hizmetin ne şekilde, nasıl yerine getirileceği kanunlarda belirtilmiştir.
Özünde askerlik hizmetinin nasıl yerine getirileceğine ilişkin hususlar 1076
sayılı Yasa’da da açık ve net konulmuştur, bu yasaya dayanarak… 1111 sayılı
Askerlik Kanunu ile Yedek Subay ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu’yla
düzenlenmişti. Bu kanuna göre, iki yöntem geçerliydi: Bedel ödeyerek ya da
dövizle.
Biliyorsunuz, 1927’den sonra da
defalarca bedelli askerlik yasası çıkmıştır. Ancak bu son dönemlerde 1987’de,
rahmetli Özal döneminde 16/4/1987 tarihinde 3358 sayılı Yasa’yla bu kanundan
18.433 kişi yararlanmıştır.
Başbakan Süleyman Demirel ve rahmetli
Erdal İnönü döneminde 3802 sayılı Kanun’a göre 35 bin kişi bu Yasa'dan
yararlanmışlardır.
2/11/1999 tarihli 4459 sayılı Kanun’la
rahmetli Ecevit döneminde çıkarılan ve ayrı ayrı dönemlerde bu yasalardan
yararlananların sayısının da 72 bin kişi olduğu yapılan incelemeler sonucu
görülmüştür.
Özünde 1111 sayılı Askerlik Yasası’nın
86’ncı maddesine tabi yoklama kaçaklarının, aynı Yasa’nın 89’uncu maddesinde
bakaya sayılanların her yıl çoğaldığı ve arttığı bilinen bir gerçektir. Ancak
bundan yararlanmak isteyenler, otuz yaşından gün almış kişiler bedel ödeyerek
temel askerlik eğitimine tabi tutulmadan hizmetlerini yerine getirmiş
sayılacaklardır ve önceden, haklarında idari, adli soruşturma, kovuşturma sona
erdirilecektir yani haklarında herhangi bir soruşturma yapılmayacaktır. İşte
böyle bir uygulama ile elde edilen gelir, ihtiyacı olanlara verilecektir. Bu
ihtiyaç sahiplerini elbette ki yadırgamıyoruz ancak 17 Ağustos 1999 yılında
Marmara depremiyle de büyük zarara uğrayan insanlara toplanan paralarla yardım
yapılmıştır. Bu yardımların yerini bulup bulmadığı iddia konusudur.
Burada söz konusu edilen konu, özünde
eşitliği bozan bir yasa vardır ancak bu yasanın eşitliği bozmasının ana nedeni
yoksulların bu yasadan yararlanmaması olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, Van
depreminde Ağrı’nın Patnos ilçesi, Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde, ailelerden
zarar gören veya yaşamını yitiren insanlar bildiğiniz gibi vardır, bunların da
bu yasadan yararlanmasını talep ediyorum çünkü nasıl 17 Ağustos 1999 depreminde
büyük zarara uğrayanlara yardım yapılmış ise bu insanlara da yardım yapmalarını
arzu ediyorum ve de şunu söylüyorum: Yaş sınırı yirmi beş ya da yirmi sekiz
olsun önerisini Komisyonda yapmıştım. 5 bin dolar ile 10 bin dolar arasında bir
rakam tespit edilmesini ya da tüm partilerin bir konsensüs sağlayarak makul bir
noktada anlaşmaya gidilmesini de öneriyorum.
Burada şunu da dile getirmek istiyorum:
Van ve çevresindeki depremde yaşamını yitiren ailelerin askere gitmeyen
çocuklarının da bu bedelli askerlikten yararlanmalarını da talep ediyorum yani
parasız yararlanmalarını istiyorum. Bedel ödeyenler askerlik eğitimine tabi
tutulmayacaklarından dolayı bu konumda olan insanların da yararlanması için
kanunda herhangi bir değişiklik yapılabilir yahut da bütün partiler anlaşarak
bu konuda bu öneri değerlendirilebilir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biliyorsunuz, Avrupa Konseyi üyesi birçok devletten ret ve vicdan yani reddi
vicdan olayını, yani zorunlu askerliğe tabi tutulmama konusunu Türkiye ve
Azerbaycan devletleri imzalamamıştır. Bu konuda kişi kendini özgür hissettiği
oranda, kanunlara uymak kaydıyla, kendi özgür haklarını kullanmalıdır. Örneğin,
bir insan kan dökmeyi istemiyor, bir insan düşman olanı öldürmek istemiyor, bir
insan düşüncelerinden dolayı yahut da dinsel bakışından dolayı emirle askerlik
yapmak istemiyor. Bu vesileyle bu tür insanlara, bu bireylere yardımcı olmak
gerekir ve bu konuda özellikle bu yasanın çıkmasını da arzuluyorum. Yani burada
biyolojik, kimyasal silahların kullanılmasından nefret edenlerin hatta vicdani
ret hakkının yasal ve insani bir hak olduğunu, iç hukuka da uygun bir biçimde
bu yasaya ulaşmasını talep ediyorum.
Aslında, siz de bilirsiniz ki bireyi
zorla, telkinle kanunlar çerçevesinde veya o statüye tabi tutarak askerliğe
zorlama, götürme ahlaki olarak değerlendirilemez. Velev ki bu askerliğin çok
zor koşulları da olsa bireyin buradaki tutumu, davranışı, hareketi bence
önemlidir çünkü askerlik gönüllülük temelinde olmalıdır.
Vicdani reddi günümüzde Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Parlamentosu insani temel hak olarak
kabul etmiştir, günümüzde de artık nasıl olsa ordu uzmanlaşıyor yahut da
uzmanlaşmaya evriliyor. Şimdi, 50 bin kişilik uzman
ordu kurulacağı söyleniyor, bunun ne kadar doğru olup olmadığını bilmiyorum.
Çağımızda artık hantal bir orduya ihtiyaç olmadığını bütün devletler
söylüyorlar ve uzmanlar bu konuda görüşlerini zaman zaman her yerde ifade
ediyorlar.
Aslında bedelli askerlik uygulamasında
insanların, fakir fukaranın da bu yasadan yararlanması gerektiğini düşünüyorum.
Yoksulların, kimsesizlerin, hatta bu depremde öksüz kalanların da bu yasadan
yararlanmasını talep ediyorum. Askerlik mesleğinin bir meslek olduğu, bu konuda
herkesin bu mesleğini yerine getirmekte zorlandığı bilinen bir gerçektir ancak
bunu kabul etmek zor bir olaydır. Çünkü daha önce de defalarca Sayın Başbakan
“Parası olan var, olmayan var, parası olana bedelli askerlik, buyur kullan
diyeceksin, bu da gitsin yapsın diyeceksin.” diyor. Aslında burada Sayın Başbakanımızın
ima ettiği şey, bugün fakir olan, yoksul olan insanların da bu yasadan
yararlanmasını istediğine eminim. Eğer bu doğruysa ve bu sözün arkasında
durulacaksa, sayın AKP milletvekilleri de bu önerimize destek olabilirler.
Bu son yasadan yararlanacak olanların
sayısını biraz abartılı olarak görüyorum çünkü sayının 460 bin civarında
olabileceği varsayımıyla geçmişteki bedelli askerlikten yararlananların
sayısına baktığımızda büyük bir fark olabileceğini görebiliriz çünkü geçmişte
de söyleniyordu, işte, 300 bin kişi, 200 bin kişi çok büyük bir rakam olarak
görülüyordu ama görünen odur ki bu rakamların hiçbiri birbirini tutmamıştır.
Yani doğru bir rakam ortaya çıkmamıştır.
Bedelli askerliğe ilişkin son
açıklamalarda da görüldüğü gibi, 400-460 bin kişinin yararlanamayacağı, en
fazla 400 bine yakın insanın yararlanabileceği kanaati bende de hasıl olmuştur.
Ancak bu rakamın büyüklüğü veya bu rakamın girdisi, getirisi ne olursa olsun
mutlaka insanlarımızın mutlaka insanlarımızın bundan yararlanması gerektiği düşüncesindeyim.
Özellikle ekonomik krizin dünyada
yaşandığı böylesi bir dönemde 30 bin liranın çok büyük bir para olduğunu siz de
bilirsiniz. Bu vesileyle bu bedelli askerliğe ilişkin yasada, bu yasanın “30
bin lira” olan maddesini ve “otuz
yaşından gün almış olmak” maddesini ise aşağıya çekme konusunda bir konsensüs,
tekrar ediyorum, bir konsensüs sağlanırsa herkesin yararlanabileceği bir konuma
gelebilir. Bunun için, şimdi ekran başında bizi izleyen değerli vatandaşlarımız
ve onların aileleri şunu bizden bekliyorlar, diyorlar ki: “Bu otuz yaş büyük
bir yaştır, biraz bu yaşı yirmi beşe, yirmi sekize çekme olanağı varsa bunun bu
noktaya çekilmesinde fayda vardır.” Ve diyorlar ki: “30 bin lira çok bir
paradır, biz bunu ödeyemiyoruz.” Bize faks çekenler, mesaj gönderenler vardır,
size de eminim ki bu konuda faks çekenler olmuştur, telefon açanlar olmuştur,
hatta size mesaj gönderenler de olmuştur. Onun için –bizim, hepimizin ortak
noktasıdır- kbir sefere mahsus… Nasıl olsa bu
çıkacaktır. Belki de ileride insanlar bu kadar uzun dönemli askerlik
yapmayacaklardır çünkü artık on beş ay gerçekten uzun bir süredir. İnsan ilk
etapta bu sürenin çok az olduğunu düşünebilir ama incelediğinde, bu sürenin -on
beş ayın- çok uzun bir süre olduğunu… Hatta, askerî karargâhlardan,
gazinolardan firar edenlerin sayısı -rakamı yok elimde ama- bir hayli
kabarıktır çünkü -bu konuda duyumlar alıyoruz- birçok insanı böyle uzun bir
süre zorunlu olarak tutmanın ne kadar zor olduğu söyleniyor.
Bunun için, hem askerlik süresinin
kısaltılmasını talep ederken hem de bu rakamın aşağı çekilmesini tekrar
arzuluyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) –
Böyle bir fırsatı bir daha insanlarımıza tanımamızda fayda vardır çünkü bu
insanların bizi beklediklerini hepiniz biliyorsunuz.
Sözlerime son verirken hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zenderlioğlu.
Sayın milletvekilleri, birleşime bir
saat ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.52
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati: 19.56
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi söz sırası, AK PARTİ Grubu adına
Şirin Ünal, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ŞİRİN ÜNAL (İstanbul)
– Sayın Başkanım, değerli
milletvekilleri; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
hakkında grubum adına lehte söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bedelli askerlik, Türkiye’de Osmanlı Dönemi’nden
bu yana aralıklarla zorunlu askerliğe alternatif olarak süre kısalması
karşılığı bir miktar bedel ödenmesi mantığına dayanan bir uygulamadır.
Uygulamanın dayandırıldığı gerekçeler, ordunun ve devletin maddi ihtiyaçları ve
bireylerin işlerini kaybetmemeleridir. Cumhuriyet Dönemi’nde de değişik
zamanlarda bugüne kadar 10 defa bedelli uygulaması yapılmıştır. İnşallah bu
11’inci, bedelli uygulaması olacak. Uygulamanın Anayasa Mahkemesi tarafından
eşitlik ilkesini ihlal etmediğine dair karar 2004 yılında 2004/12 sayılı Karar
numarasıyla verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın
72’nci maddesinde vatan hizmetinin her Türk’ün hakkı ve ödevi olduğu
belirtildikten sonra, bu hizmetin Türk Silahlı Kuvvetlerinde veya kamu
kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağının kanunla
düzenleneceği belirtilmiştir.
Askerlik hizmetinin ne şekilde yerine
getirileceğine ilişkin hususlar, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri
Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nda düzenlenmiş olup, bu hizmet
bedelli veya dövizle askerlik uygulaması şeklinde de yerine
getirilebilmektedir.
Sayın milletvekilleri, bildiğiniz
üzere, bedelli askerlik uygulaması daha önce -1980 yılından sonrayı
kastediyorum- 3 kez uygulanmıştır. 1987 tarihli 3358 sayılı ve 1992 tarihli
3802 sayılı Kanunlar ile büyük miktarlara ulaşan saklı, bakaya ve yoklama
kaçağı birikiminin engellenmesi amaçlanmıştır. 1999 tarihli ve 4459 sayılı
Kanun ile yapılan uygulama ise 17 Ağustos 1999’da yaşadığımız deprem
felaketinde uğradığımız ağır kayıpların ve bu afet nedeniyle doğan zararların
giderilmesine katkıda bulunmak amacını taşımaktadır.
Değerli milletvekilleri, 1111 sayılı
Askerlik Kanunu’nun 86’ncı maddesine tabi yoklama kaçakları ile aynı Kanun’un
89’uncu maddesine tabi bakaya sayılarının her geçen yıl arttığı gerçeğini
hepimiz görmekteyiz. Bu birikimin engellenmesi amacıyla hazırlanan tasarıyla,
otuz yaşından gün almış olan yükümlüler bedel ödemek ve temel askerlik
eğitimine tabi tutulmamak suretiyle askerlik hizmetini yerine getirmiş
sayılacaklar, haklarında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve
adli soruşturma ve kovuşturma yapılmayacak ve başlatılmış olanlar ise sona
erdirilecektir. Bu uygulamayla elde edilen gelir şehit yakınları, gaziler,
muhtaç durumdaki erbaş ve er aileleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil
Güvenlik Komutanlığı dâhil olmak üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup vazife
malulleri ile emniyet hizmetleri sınıfına mensup vazife malullerine yönelik
sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerinin finansmanında kullanılacaktır.
Değerli milletvekilleri, tasarıda
öngörüldüğü üzere otuz olan yaş sınırı, terörle mücadelenin etkin bir şekilde
yürütülmesine devam edilmesi, herhangi bir zafiyete meydan verilmemesi ve
askerî hizmetin gerektirdiği, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu erbaş
ve er sayısı dikkate alınarak belirlenmiştir. Diğer taraftan, askerlik
hizmetinin gerektirdiği sonuçları doğurmadığından temel askerlik eğitimi
uygulamasına son verilmiştir. Bu konuyu biraz sonra detaylı olarak açıklamaya
çalışacağım. Yurt dışında oturma veya çalışma iznine sahip olarak işçi, işveren
sıfatıyla veya bir meslek sahibi olarak çalışan vatandaşlarımızın askerlik
hizmeti nedeniyle iş kaybına uğramamaları amacıyla getirilen dövizle askerlik
hizmetinden ise her geçen yıl birçok vatandaşımız istifade etmektedir.
Malumunuz olduğu üzere bu uygulama 20 Mart 1980 tarihinde 1111 sayılı Askerlik
Kanunu’nun 1’inci maddesinde yapılan bir değişiklikle yürürlüğe girmiştir.
Geçen zaman içerisinde birçok vatandaşımız izin ve benzeri nedenlerle temel
askerlik eğitimine katılmak için ülkemize gelemediğinden dolayı dövizle
askerlik hizmeti kapsamından çıkarılmıştır. Askeralma
Dairesi Başkanlığı verilerine göre 1980 yılından bugüne kadar yaklaşık 310 bin
vatandaşımız dövizli askerlik uygulamasından yararlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, biraz önce de
açıkladığım gibi, 1980 sonrası üç kez yapılmış olan bedelli askerlik uygulaması
neticesinde vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmiş olmasının yanı sıra söz
konusu uygulamalardan devletin de ciddi bir gelir elde etmiş olduğu aşikârdır.
Şimdi izninizle geçmiş dönemlerden
alınan sonuçlardan kısaca bahsetmek istiyorum. 1987 yılında 18.433
vatandaşımızın yararlandığı uygulamadan devletin toplam geliri 100 milyon Alman
markı olmuştur. 1992 yılındaki uygulamadan 168 milyon Alman markı gelir elde
edilirken, yararlanan vatandaşımızın sayısı 35.111’e çıkmıştır. Bir önceki
uygulamaya oranla istifade edenlerin sayısında yüzde 91’lik bir artış göze
çarpmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Marmara
depreminin yaralarını sarma amacıyla 1999 tarihinde yürürlüğe giren kanun
doğrultusunda ise 72.290 vatandaşımız bu uygulamadan yararlanmış ve
devletimizin kasasına 1 milyar 66 milyon Alman markı gelir olarak
kaydedilmiştir. Öte yandan 1999 yılında bedelli askerlikten faydalanan
vatandaşlarımızın sayısında da bir önceki, yani 1990’daki uygulamaya oranla
yüzde 100’lük bir artış olduğunun altını çizmekte fayda görüyorum. Yani üç
dönemi kıyasladığınızda aşağı yukarı doğrusal olarak her birinde ikiye katlayarak
yüzde 100’lük artışlar devam etmiş görünüyor.
Değerli milletvekilleri, AK PARTİ
olarak bedelli askerlikte olduğu gibi dövizle askerlikte de temel askerlik
eğitiminin kaldırılmasının az önce de belirttiğim gerekçelere ek olarak kendi
nam ve hesabına serbest meslek faaliyeti icra eden yükümlülerin iş yerleri
kapanmak zorunda kalmadan askerlik hizmetlerini yerine getirmelerini
sağlayacağı ve böylece yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın iş hayatını
olumlu yönde etkileyeceğini değerlendirerek, dövizle askerlikle de birtakım
yeni düzenlemelere imza atmış bulunmaktayız.
Bundan yola çıkarak, daha önce otuz
sekiz yaş sınırını aşmayarak, 5.112 euro karşılığında
yirmi bir gün temel askerlik eğitimini yerine getirmesi gereken yükümlü
vatandaşlarımız ve otuz sekiz yaş sınırını aşan, aynı zamanda döviz bedeli
olarak da 7.668 euro ödeyen yükümlü vatandaşlarımız
olmak üzere, hepsi için de, yaş sınırı gözetilmeksizin, temel askerî eğitim
almadan, yükümlülüklerini 10 bin avro karşılığında yerine getirmiş
varsayacağız.
Böylece, yurt dışında çalışan
vatandaşlarımızın iş hayatında olumsuz bir etki yaratmamayı, aksine işlerini
kolaylaştırmalarını amaçlamaktayız.
Otuz yaş sınırını aşan yükümlülerin
tahminî sayısı, Millî Savunma Bakanlığımızın hesaplamalarına göre 460 bin kişi
civarındadır.
Biraz önce arz ettiğim üç dönemdeki
uygulamalardaki yüzde 100 artışları dikkate aldığımızda, en son 72 bin kişilik
bir uygulamanın minimum 150 bin kişiye çıkacağını, şu andaki kredi ve
bankalardan yararlanma olanaklarını da dikkate aldığımızda, bu 150 bin
rakamının 200 binli rakamlara ulaşıp üzerine de çıkabileceğini tahmin ediyoruz.
Dolayısıyla, 200 bin ve üzerinde bir vatandaşımız bu uygulamadan
yararlandığında, biraz önce saydığım muhtaç durumdaki insanlarımıza 6 milyar
liralık bir kaynağın yaratılabileceğini tahmin ediyoruz.
Saygıdeğer milletvekilleri -sözlerimi
tamamlarken- bedelli askerlik ve dövizle askerlik için öngörülen bedelin fazla
olduğu yönünde iddialar vardı. Dolayısıyla, bu konuya ilişkin bazı rakamlardan
bahsetmenin faydalı olacağına inanıyorum.
Elimde, Türkiye İstatistik Kurumunun
1999 yılından 2010 yılına kadar millî gelir hesapları var. 1999 yılında
yaklaşık 4 bin dolar civarında olan millî gelirimiz, yıllar içerisinde ekonomik
krizlere bağlı olarak bazen azalmış, bazen artmış, 2010 yılı sonunda da 10 bin
dolar olarak gerçekleşmiş. 2011 yılının rakamları ise Mart 2012’de açıklanacak.
Bunun da 13 bin ila 15 bin dolar arasında -kişi başına gelirin- olacağını şu
anda iktisatçılarımız tahmin ediyorlar.
Önce bedelli askerlik uygulamasına
bakalım. 1999 yılındaki son uygulamayı baz alacağım. Bu yıl uygulandığında kişi
başına gelir 3.907 dolar. 2010 yılı sonu itibarıyla kişi başına millî gelir
10.067 dolar. İkisini birbirine oranladığımızda artış yüzde 257; dikkatinize
sunuyorum.
Diğer taraftan, bedelli askerlik
ücretine baktığımızda…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Asgari ücreti
söyle, bir üniversitedeki öğretim üyesinin maaşını söyle…
ŞİRİN ÜNAL (Devamla) - …bedelli
askerlik 1999 yılında Alman markı üzerinden hesaplanmış, 15 bin Alman markı.
Bunu dolara çevirdiğimizde 8.064 dolar. Bugünkü para 30 bin lira, Hükûmetimizin
belirlediği. 30 bini bugünkü kurdan dolara çevirdiğimizde 16.242. İkisini
birbirine oranladığımızda matematiksel olarak artış yüzde 201. Biraz önceki
artış, gelirdeki artış yüzde 257, buradaki artış yüzde 201. Dolayısıyla, aşağı
yukarı 0,50 puanlık bir aşağıda kalmış görünüyor.
Dövizle askerlik uygulamasına göz
attığımızda ise yine aynı şekilde gelirdeki artış yüzde 257. Vaktinizi almamak
için tekrar etmek istemiyorum. Dövizle askerlik ücretleri de yaşa tabi olarak,
biliyorsunuz, 5 bin euroyla 7 bin euro
arasında değişmekteydi. Şu anda bu 10 bin avro olarak uygulanacak kanun
Meclisimizden geçtiği takdirde. Bunları birbirlerine oranladığımızda ise
ortalaması aşağı yukarı yüzde 171’lik bir artış öngörüyoruz ücrette.
Millî gelirdeki artış, tekrar ediyorum,
yüzde 257 yani aşağı yukarı 100 puandan daha fazla.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir akşamda 10
bin dolara çıktı…
ŞİRİN ÜNAL (Devamla) – Ben rakamları
söylüyorum arkadaşım, siz değişik yerlerden alabilirsiniz.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Millî gelir
değil, kişi başına harcama bu.
ŞİRİN ÜNAL (Devamla) - Bir cümle de
2011 yılı gelir tahmini yönüyle konuya yaklaşmak istiyorum. 2011 yılı gelir
tahminimiz, kişi başına 13 bin ila 15 bin dolar arasında gerçekleşmesini
umuyoruz. Tabii, bu Mart 2012’de yayınlanacak. Asgarisini, 13 bin doları baz
aldığımızda gelirdeki artış yüzde 332. Yüzde 332 çok büyüktür. Yüzde 171…
İDRİS YILDIZ (Ordu) – TÜİK’in verilerinin yanlış olduğunu…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Asgari
ücretliler kaç para alıyor?
ŞİRİN ÜNAL (Devamla) – Ben bitireyim
arkadaşlar, siz de fikirlerinizi ifade edersiniz. Sizin de konuşma hakkınız
olacak gene.
Sayın milletvekilleri, bir diğer husus
olarak da temel askerlik eğitiminin devam edip etmemesi konusu tartışılıyor, bu
konuda da müsaade ederseniz birkaç cümle söylemek istiyorum. Yirmi bir günlük
temel askerlik eğitiminin kaldırılması yararlı olmuştur. Modern orduların savaş
yöntemlerini, bir diğer ifadeyle harbe hazırlık eğitimini iki üç hafta
içerisinde tamamlamak mümkün değildir. Nitekim, bu hususta hem iktidar hem de
muhalefet milletvekilleri tarafından terörle mücadelede etkinliğin artırılması
için profesyonel orduya geçiş ve mücadelenin profesyonel eğitim almış personel
tarafından yapılması hepimiz tarafından dile getirilmektedir. Nitekim, bu
kapsamda da Hükûmetimiz, seçtiği insanlarımızın şu anda eğitimlerine devam
ediyor.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim
birliklerinde yaklaşık 150 ila 200 bin bedelli askerin kısa dönemde eğitimi, teçhizi,
iaşesi, iskânı, diğer uzun dönem askerlik yapan kardeşlerimizin üzerinde
yaratacağı menfi moral bozuklukları dikkate alındığında ve bunların devlete
getirdikleri yük dikkate alındığında bu yirmi bir günlük eğitimin
kaldırılmasının çok faydalı olduğunu değerlendiriyoruz.
Sayın milletvekilleri, muhalefetimiz,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyonu, profesyonel ordu, vicdani ret gibi
konuları da burada yaptığı konuşmalarda dile getirmişlerdir. Biz AK PARTİ Grubu
olarak bunların bu kanunun kapsamı dışında olduğunu düşünerek burada bu
konularda herhangi bir tartışmaya girmek istemiyoruz. Yeri ve zamanı
geldiğinde, ileride bu konular hakkında da gerekli ve doyurucu açıklamaları
yapacağımızı dikkatinize sunmak istiyorum.
Dolayısıyla, dediklerimizi özetlersek…
Otuz yaş sınırı, hem Genelkurmay Başkanlığımız hem de Millî Savunma
Bakanlığımız tarafından yapılan matematiksel birtakım hesapların sonucunda
çıkmış bir değerdir, bir yaş değeridir. Bunun altında veya üstünde belirlenecek
bir rakamın devletin ihtiyacını görmeyeceği kanısındayız. Bizce dolayısıyla
otuz yaş uygulaması çok güzeldir. Bu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kadrolarının
dolmasını sağlar, terörle etkin olarak mücadeleye devam etmemizi sağlar.
Ayrıca, 1999’dan 2011 yılına kadar olan on iki yıllık bir birikimin, yaklaşık
460 bin kişinin de askerlik hizmetinin bir şekilde yapılarak eritilmesine
kolaylık sağlar diye düşünüyoruz. Malumunuz, tabii, bu bir bedelli askerlik
konusu. Bunun bedava olması da mümkün ve uygun değil diye değerlendiriyoruz.
Sayın milletvekilleri, altı madde ve
dört geçici maddeden oluşan bu kanun tasarısının yasalaşmasını temenni ediyor,
vatanımıza, milletimize, gençlerimiz ve bu gençlerimizin aileleri adına
hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.
Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz
isteyen Aydın Ağan Ayaydın, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Ayaydın. (CHP
sıralarından alkışlar)
AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 82 sıra sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde kişisel görüşlerimi sizlerle paylaşmak
üzere söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, kamuoyunun
gündeminde uzun süreden beri bedelli askerlik var. Bedelli askerlik ilk defa
gündeme gelmiyor. Cumhuriyet hükûmeti döneminde 3 kez bedelli askerlik
çıkarılmıştır. Her ne kadar biraz önce bu kürsüde konuşan iktidar partisi
sözcüsü “10 kez” diye söylediyse de sayın iktidar partisi sözcüsünün söylediği
Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki bedelli askerlikten bahsediyor. Cumhuriyet
hükûmeti döneminde Türkiye’de 3 kez bedelli askerlik çıkmıştır. 1987 yılında,
1992 yılında ve 1999 yılında bedelli askerlik çıkmıştır. Dolayısıyla biz
Osmanlı İmparatorluğu’nun değil, cumhuriyet hükûmeti döneminin yasalarını
burada görüşüyoruz.
Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı bana
göre şu anda Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun olarak
görüşülmemektedir çünkü bedelli askerlik tasarısı mali hüküm içermektedir. Yani
bu tasarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesine bir para girmektedir. Bütün mali
hükümlerin görüşüldüğü yasa tasarılarının komisyonu Plan Bütçe Komisyonudur ve
bugüne kadar üç bedelli yasası da Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmüş, ilk kez
bu 4’üncü olan bedelli yasası Plan Bütçe Komisyonu yerine Millî Savunma
Komisyonunda görüşülmektedir. Bu yönüyle, içerisinde mali hüküm olması yönüyle
Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmemiş olması son derece sakıncalıdır ve bu
yasanın bu şekilde yasalaşması hâlinde, Anayasa Mahkemesine gidilmesi hâlinde
Anayasa Mahkemesinin bu yasayı iptal etme durumu söz konusudur.
Ayrıca bedelli yasasıyla ilgili
Hükûmetin tasarısından önce benim tarafımdan aynı mahiyette verilmiş olan bir
kanun teklifi var, yine Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekili Sayın
Akif Hamzaçebi tarafından verilen aynı mahiyette bir ikinci kanun teklifi
vardır. Her üç yani tasarı ve iki kanun teklifi aynı mahiyeti taşıdığı için
Meclis İç Tüzük’ünün ilgili maddesi ve bugüne kadarki
Meclis teamüllerine göre bu tasarı ve tekliflerin komisyonda birleştirilmesi
gerekiyordu. Birleştirilmemiş olması son derece yanlıştır. Meclisin
teamüllerine aykırıdır. Bunun olmaması gerekirdi.
Bedelli yasasını görüşüyoruz. Hükûmetin
tasarısında sadece 30 bin lira geliri olan otuz yaş ve üstü kişiler bundan
faydalanıyor. Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırıdır. Yani zenginler
askerlik yapmayacak, fakirler askerlik yapacak. Bu son derece yanlıştır. Bunun
böyle olmaması gerekirdi.
Keşke, benim ve Sayın Akif Hamzaçebi’nin
vermiş olduğumuz kanun teklifleri de bu tasarıyla birleştirilmiş olsaydı ve
bizim tekliflerimizde öngörmüş olduğumuz sadece zenginlerin faydalandığı değil,
fakir fukara gençlerimizin de faydalanmış olduğu bir bedelli yasası çıkmış
olsaydı kamuoyu son derece daha rahat karşılardı ama bugün, bu yasa, bu
Meclisten geçerse, bu şekliyle geçerse, ne yazık ki kamuoyu vicdanı yara
alacaktır. Sadece 30 bin lirayı veren zenginler bu yasadan faydalanıp bir tek
gün askerlik yapmadan askerliğini yapmış olacaklardır ama aynı şartları taşıyıp
parası olmayan gençlerimiz bu yasadan faydalanmayacaktır. Bu son derece
yanlıştır ve Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır.
Bedelli kanunu, 1111 sayılı Askerlik
Yasası’nda değişiklik öngörmektedir. Bence, bugün, eğer askerlik kanunuyla
ilgili bir değişiklik yapıyor isek, sadece bedelli yasasını değil -askerlik
yasasıyla ilgili değişmesi gereken ve güncellenmesi gereken başka konular da
vardır- askerliğin stratejisini yeniden belirlememiz lazım, askerlerin
eğitimini yeniden belirlememiz lazım. Bütün bunlar dururken sadece bedelliyi
gündeme getirmek yanlıştır. Bu nedenle, benim, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına vermiş olduğum kanun teklifinde ve Cumhuriyet Halk Partisinin
seçim beyannamesinde sadece bedelli değil, mevcut silah altında bulunanların ve
bundan sonra er olarak veyahut da yedek subay olarak askerliklerini yapacak
olan gençlerimizin de askerlik sürelerini yeniden belirlememiz gerekiyordu ama
bugün burada onları hiç görüşmüyoruz, sadece bedelliyi gündeme getiriyoruz,
“parası olan askerliğe gitmesin”i gündeme
getiriyoruz.
Belirlenen ücret yüksek bir ücrettir.
30 bin lira gerçekten yüksek bir ücrettir. Bu ücreti verebilecek gençlerimizin
sayısı oldukça azdır. Bu ücret mutlaka aşağı çekilmeli, bizim önerdiğimiz gibi
15 bin Türk lirasına bu çekilmelidir. Eğer 30 bin lira olursa şu anda tasarıyla
faydalanması gereken 460 bin yükümlüden ancak 100 bin veyahut da 110 bin kişi
yararlanmak durumunda kalacaktır. Oysa bu 30 bin liralık ücreti biraz daha
aşağı çekersek hem bundan yararlanacak olan gençlerin sayısı daha da artacaktır
hem de daha adil bir durum söz konusu olacaktır.
Yaş sınırına da dikkat çekmek
istiyorum. Gerçekten, otuz yaş ve üstü çok yüksek bir yaştır. Bundan önce çıkan
üç bedelli kanununu da incelediğimizde genellikle yaş sınırları yirmi yedi ve
yirmi sekiz yaştır. Gelin bunu iktidarıyla muhalefetiyle el birliği verelim, el
birliği yapalım, birlikte hem ücreti hem yaşı daha aşağı çekelim; yirmi yedi
yaş veyahut da yirmi sekiz yaş olabilir, bu yaşı birlikte belirleyelim, hiç
olmazsa Türkiye Cumhuriyeti’nde, işini kuran veyahut da bir işte çalışan,
doktora yapan, yüksek lisans yapıp askerliğini erteleyen gençlerimizin daha
fazla faydalanmalarına imkân tanıyacak bir ortak noktada buluşalım. Eğer 30 bin
Türk lirasında diretirseniz ve otuz yaşta diretirseniz bundan faydalanacak olan
kişiler sınırlı olacaktır, sadece zengin çocukları bedelli askerlik
yapacaklardır, fakir çocukları bundan faydalanamayacaktır. Bu son derece
yanlıştır. Bu konunun düzeltilmeye ihtiyacı vardır.
Bunun dışında, eğer askerliği
görüşüyorsak askerlikle ilgili temel birtakım sorunları da burada gündeme
getirmemiz lazımdır. Dört yıllık yükseköğrenimi bitiren bir genç asteğmen
olarak askerliğe gittiğinde o mu daha çok askerlik mevzuatını bilecek, yoksa
oradaki yirmi yılını askerliğe veren astsubaylar mı daha çok bilecek? Ama o
dört yıllık yükseköğrenimi bitiren bir asteğmenimiz, o yirmi yılını askerlikte
geçiren astsubaya, ondan çok daha iyi bilmemesine rağmen, talimat verebiliyor.
Bunları yeniden düzenleyelim, Askerlik Yasası’nın sadece bedelliyle ilgili
bölümünü değil, Askerlik Kanunu’nda askerliğin stratejisini, askerliğin
eğitimini, askerliğin sorunlarını yeniden ele alıp günün koşullarına uygun hâle
getirelim. Eğer biz bu mevcut şekliyle bunu yasalaştırdığımız vakit, sadece
belli bir zümreye, belli bir zümrenin çocuklarına ücreti mukabilinde, yüksek
bir meblağ ödeterek onları askerlik yapmaktan kurtarmış oluyoruz. Bu adil bir
davranış değildir, adil bir yasa değildir.
Bunun dışında, yine askerliği
konuştuğumuza göre ve bedelliyi konuştuğumuza göre, yirmi bir günlük temel
askerlik yapmanın da mutlaka bu yasada yine yer alması lazımdır. Eğer insanlar
bedelini ödüyorsa bile, mutlaka her Türk genci en az yirmi bir gün temel
askerliği yapmalıdır. Bu vatandaşlık hakkıdır, her vatandaşın mutlaka askerlik
yapması gerekir. Eminim ki bundan faydalanacak olan gençlerimiz de bundan
rahatsız olacaklardır, bunu içlerine sindiremeyeceklerdir. Düşünebiliyor
musunuz, bir Türk genci yirmi bir yaşına gelecek, otuz yaşına gelecek, askere
hiç gitmeyecek, parasıyla yapacak! Bundan para alıyorsunuz ama hiç olmazsa
yirmi bir günlük temel askerliğini de yapmaları gerekir.
Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu
saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Ayaydın.
Şimdi söz sırası, şahsı adına söz
isteyen Ahmet Toptaş’ta, Afyon Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; 1111 sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı‘nın geneli üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısından
önce de 1111 sayılı Askerlik Yasası’nda yapılan düzenlemelerle 3 kez değişiklik
yapılmıştır. On iki yılda bu konuda 3 kez düzenleme yapılmış olmasına karşın
AKP İktidarının on yıldır bu konuda bir düzenleme yapmamış olması manidardır.
Ancak bedelli askerlik düzenlemesi sürekli bir şekilde canlı tutularak bir
yandan askerlik hizmetinin ertelenmesini teşvik etmiş, diğer yandan
gençlerimizi “Ha geldi, ha geliyor.” diye diken üstünde bir beklentiye
sürüklemiştir. Bu beklentiye çözüm olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekilleri Sayın Akif Hamzaçebi ve Sayın Rasim Çakır 23’üncü Dönemde, 16 Mart
2011 tarihinde 2/887 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni
vermişler ve bu teklifle bedelli askerliği gündeme getirmişlerdir. Bu teklif
ile gençlerimizin mesleki, ailevi ve kişisel sorunları nedeniyle ve on yıldır
beklentiye sokulmuş olmalarından dolayı askerliklerini ertelemeleri sonucu
oluşan yığılmayı gidermek amacıyla mali gücü olmayanların bedel ödemeden, mali
gücü olanların da güçleri oranında bedel ödemeleri suretiyle sosyal devlet
ilkesini de gözeterek bu yığınları eritmek ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin planlarını
da nesnel verilere göre yapma olanağı sağlamak istenmiştir.
Cumhuriyet Halk Partili
milletvekillerinin bu teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisine vermelerinden bir
gün sonra 17 Mart 2011 günü Sayın Başbakan kameralar önüne geçip verilen bu
teklifle ilgili soruya… Sayın Başbakanın ağzından okuyorum, buradaki cümle
düşüklükleri ve hatalar Sayın Başbakana aittir, okuduklarımda benim bir hatam
yoktur. Sayın Başbakan diyor ki: “Ayaküstü yolda giderken proje açıklanır mı?
Şu anda halkımızın bu noktadaki tavrı nedir, ne değildir? Bu ülkede parası olan
var, olmayan var. Şimdi siz kalkıp parası olana bedelli askerlik, ‘Buyurun,
kullanın.’ diyeceksin, parası olmayan… ‘O da gitsin askerliğini yapsın.’
diyeceksin. Bunu adalet terazisine oturtmak zorundasınız.” Devam ediyor: “Bizim
şu anda gündemimizde böyle bir durum yok. Uçakta arkadaşlar sorduklarında da
kendilerine ben şunu söyledim; gerçekten böyle bir konunun üzerinde durulması
gerekiyorsa biz bunu seçimlerden sonra, bu anayasa meselesinde dahil olmak üzere
eğer referanduma gitme durumu olursa, biz kalkarız böyle bir süreyi ancak
referanduma taşırız ki halkımız bunun kararını versin. Çünkü ben şahsen böyle
bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem. Çünkü parası olan var,
parası olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak,
parası olmayan gidecek askerlik yapacak. Kimlerle görüştüysem ben, kenar
köşedeki izbe yerlerdeki vatandaşım onlar bu işe hiç sıcak bakmıyor. Biz yola
çıkarken kimsesizlerin kimi olarak çıktık. Sessiz yığınların sesi olarak
çıktık. O zaman sormamız lazım, ona göre de adımımızı atmamız lazım.”
Şimdi, Sayın Başbakana soruyorum: Ne
değişti de bu ülkede parası olanlar parasını verip askerlik yapacak, parası
olmayanlar kuzu kuzu askerliğe gidecek? Sayın Başbakan,
bu ülkede kimsesizlerin kimiydiniz, kimsesizlerden vazgeçtiniz, sessiz
çoğunluğun sesiydiniz, izbe köşelerindeki insanlara sormuştunuz yani garip gurebaya sormuştunuz, ne değişti de, hangi fikirleriniz
değişti de bunlardan vazgeçtiniz, şimdi parası olandan para alıp teskere
vereceksiniz ama parası olmayan askere gidecek?
Sordunuz mu bunu kimsesizlere, sordunuz
mu bunu izbe yerdekilere? Onlara seçimden önce böyle söylüyordunuz, seçimleri
kazandınız, onlara ihtiyacınız kalmadı, onlara sorma gereği de duymadınız.
Yine, bizim milletvekillerimiz bu
teklifi verdikten sonra ve AKP’nin bu teklifi gündeme gelmeden kısa bir süre
önce Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, kameraların karşısında “Bugün için
de, yarın için de soruyorsanız, Hükûmetimizin gündeminde bedelli askerlik söz
konusu değil.” diyor. Ne zaman diyor bunu? 14 Eylül 2011 Çarşamba günü, yani
Hükûmetin teklifinden aşağı yukarı bir ay önce. Bir ay önce gündemlerinde böyle
bir şey yoktu, şimdi gündeme geldi. Diyor ki Sayın Arınç gene devamla: “CHP böyle
bir teklif veriyor ki, bu bedelli olmaktan çıkıyor, bedelsiz askerliği, 800 bin
kişilik orduyu 50 bine düşürecek sistem ortaya çıkıyor. Asıl amacınız 50 bin
kişilik Silahlı Kuvvetler mevcudu bize yeter mi diyorsunuz?” Sayın Bülent
Arınç, Başbakan Yardımcısı, Türkiye’de silah altındaki askerlerin sayısını
bilmiyor. Türkiye’de silah altına alınanların sayısı 465 bin, şu an görev
yapanların, bedelli askerlik yapacak olanların, bundan yararlanabilecek
olanların da sayısı 400 bin civarında. Yani, Cumhuriyet Halk Partisinin
teklifini 800 bin askeri 50 bine düşürmek gibi bir rakamla manipüle etmek, bunu
siyaset malzemesi olarak kullanmak, zaten Sayın Bülent Arınç’ın
geçmişten beri gösterdiği davranışlardan biriydi. Ne oldu da şimdi Bülent
Arınç, bu fikirlerinden döndü? “Bugün de yoktu, yarın da yoktu.” Yine Başbakan
Yardımcısı Bozdağ “Kılıçdaroğlu bedelli atıyor.”
diyordu bu süre içerisinde.
Şimdi değerli milletvekilleri, ne oldu
da bu kadar laftan sonra, parası olana “buyur kullan” diyorsunuz, şimdi cari
açık mı sıkıştırdı? Bir mirasyedi gibi haraç mezat sattınız ülkenin varını
yoğunu. Sizin deyiminizle garip gurebaya “Çiftini
çubuğunu sat, getir parayı, tezkereyi al.” diyorsunuz, yurt dışında kendi
geçimini sağlamakta zorlanan gurbetçilerden aldığınız parayı 2 katına
çıkarıyorsunuz, “Git Alman bankalarına borçlan, köleliğe devam et.” diyorsunuz,
onları yeşil sermayeye, Deniz Fenerine soydurdunuz, şimdi de siz kalanına
gidenine el koymak istiyorsunuz. Eden bulur, unutmayın.
Bu görüşmeler sırasında Komisyonda reddedilen
önergelerimiz vardı. Parası olan mali gücüne göre 15.000 lira-7.500 lira
arasında bedel ödesin, geliri 12 bin liradan az olan garip gureba
bedelsiz askere gitsin, bedelsiz bu yasadan yararlansın ve askerlik çağına
gelen her genç nasıl askerlik yapıyorsa bu yasadan yararlanacak olan Türk
gençlerinin de hiç olmazsa yirmi bir gün temel eğitim alarak askerliğin
havasını solumasını istemiştik. Tüm bunlar reddedildi. Başbakan vicdana
gelmedi, belki yüce Mecliste milletvekilleri vicdana gelir, halkın beklentilerine
uygun bir oy kullanır ve yasa böyle çıkar diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, bu konu
polemiğe açık bir konu değildir. Bu konuda gerçekten halkın vicdanı
yaralanmıştır. Parası olana tezkere verilecektir, parası olmayan Dağlıca’da, Çukurca’da, Yüksekova’da çocuğunu takip
edecektir. Bunun sizin vicdanlarınıza da uygun olmadığını düşünüyorum.
Değişiklik önergelerimize destek
vermenizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Toptaş.
Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap
işlemi yapılacaktır.
Soru sorma süresi on dakikadır.
Sayın Işık, Sayın Uzunırmak,
Sayın Erdoğan, Sayın Erdem, Sayın Öz, Sayın Vural, Sayın Yılmaz, Sayın Sakık, Sayın Doğru sisteme girmişlerdir.
Sayın Işık, buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, tasarıya ilişkin hazırlık
çalışmalarının sürdüğü bir dönemde Sayın Adalet Bakanı televizyonlara çıkıp
Millî Savunma Bakanlığıyla birlikte vicdani ret talepleriyle ilgili çalışma
yapıldığını ifade etti. Arkasından da Sayın Başbakan “Ne ilişkisi var bunun
vicdani retle?” diye bir çıkış yaptı. Şimdi, size açık yüreklilikle soruyorum:
Bu tasarıda yirmi bir günlük temel eğitimin kaldırılması olayı vicdani ret
talepçilerinin talebine örtülü cevap verme anlamına mı gelmektedir? Bu konudaki
görüşünüzü alabilir miyim?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Uzunırmak…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, iki sorum var. Bunlardan
birincisi: Nüfus olarak yüzdeye vurulduğunda kaçak, bakaya, saklı gibi
tanımlarda olan yüzde olarak Türkiye’deki ilk 15 il hangileridir?
İkinci sorum: Şehit ailelerine bu
paraların gideceği söyleniyor. Bunun içerisinde yurt dışından bedelli olanlar
yoktur kanaatini taşıyorum, bu şehit ailelerine gidecek olan paranın
içerisinde. Bütçeye konularak hangi fasıldan böyle bir düzenleme yapılabiliyor?
Bu şehit ailelerine yardımdaki kriterler nelerdir? Bunları öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Erdoğan…
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, AKP hükûmetleri 2002
yılından bu yana bedelli askerliği hep gündemde tuttular, bugün de Meclis Genel
Kurulunda bu konuyu görüşüyoruz. Bundan sonra kaç yılda bir bedelli askerlik
meselesini gündeme getirip tekrar yasalaştırmayı düşünüyorsunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Erdem…
ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bedelli askerlik gibi
geçici düzenlemelerin yerine millet ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin
askerlik sistemi, personel rejimi, askerlik süresi, profesyonel ordu da dâhil
olmak üzere yasal bir zemini oluşturmayı ve siyasi gündemin dışına çıkarmayı
düşünüyor musunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Öz…
ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Bakanım, benim de sorum şu
olacak: Askerlik hizmetinden önce kamu hizmetinde bulunan SSK’lı, emekli veya
kamu görevlilerinin askerliklerini yaptıktan sonra emeklilik sürecinde askerlik
sürelerinin borçlanmasının devlet tarafından karşılanması yönünde bir
çalışmanız var mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Vural…
OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, öncelikle bu terör örgütü
üyeliğinden kovuşturma ya da soruşturmaya tabi tutulanlar da bundan faydalanacak
mıdır?
Diğer taraftan, bu yaş ve miktar
konusunda bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz? Bundan kaç kişi faydalanacak,
ne kadar gelir elde etmeyi umut ediyorsunuz?
Diğer taraftan, bu dövizli askerlik, 10
bin euro’ya çıkartıyorsunuz ama gerçekten, yurt
dışında özellikle işsizlik parasıyla geçinenler önemli ölçüde bu artırımdan
dolayı şikâyetçiler, bu konuda da bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Yılmaz…
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkürler
Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, bedelli askerlik kanun
tasarısında bedel 30 bin TL olarak belirlenmiştir. Bu parayı ödeyemeyecek olan
insanlarımız çoğunluktadır. Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine uymakta mıdır,
vicdanımız kabul etmekte midir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Sakık…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakana sormak istiyorum, 24 Ekim
Hakkâri Kazan ovasında 36 PKK’li militan öldürüldü.
Bu ölümden sonra bunlar Malatya Adli Tıp Kurumuna sevk edildiler ama hâlâ otuz
beş gün otuz altı gün olmasına rağmen, orada kullanılan silahlardan dolayı
aileler…
BAŞKAN – Sayın Sakık,
konuyla ilgili soru sorma hakkınız var.
SIRRI SAKIK (Muş)- Burada, Sayın Bakan…
Konuyla ilgili, ben de konuyla ilgili ve bu ülkenin sorunu…
BAŞKAN – Hayır, ülkenin sorunu ayrı bir
konu ama konuyla ilgili soracaksınız, ben herkesi uyarmak zorundayım.
SIRRI SAKIK (Muş) Sayın Başkan, lütfen
biraz tarafsız olun. Ben insanlığa karşı bir…
BAŞKAN – Ben tarafsızım Sayın Sakık.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım,
bakın, ben burada…
BAŞKAN – Ben, İç Tüzük hükümlerine göre
sizi uyarıyorum, uyarmak durumundayım, herkesi uyarıyorum.
SIRRI SAKIK (Muş) - Ya, bin kez uyarsan
ne olur, 100 bin kez uyarsan ne olur Sayın Başkan!
BAŞKAN – Lütfen, tarzınıza dikkat edin.
SIRRI SAKIK (Muş) – Ayıptır be!
Bütün vekiller hakkını, hukukunu
kullanmaz mı?
BAŞKAN – Hayır, sizin yaptıklarınız ne
kadar güzelse o ayrı bir şey.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Askerlik
göreviyle ilgili bir soru, niye müdahale ediyorsunuz?
BAŞKAN – Müdahale etme hakkım var
tabii.
SIRRI SAKIK (Muş) – Burada Ulaştırma
Bakanı var, ben de ona soruyorum.
BAŞKAN – Konuyla ilgili soracaksınız.
Bak, sizden önce 10 kişi soru sordu, konuyla ilgili sordu.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İstemediğiniz
şeyleri de soracaklar yani buna niye itiraz ediyorsunuz?
BAŞKAN – Hayır, konu dışına çıkarsanız
tabii ki müdahale edeceğim, var böyle bir hakkım benim.
SIRRI SAKIK (Muş) – Tamamen konu
dışında binlerce konu konuşuldu burada…
BAŞKAN - Lütfen ama…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani siz Başkanlık
görevinde lütfen biraz tarafsız olun yani Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Doğru, buyurun.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bir ülkede 36…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Askerlik
göreviyle…
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Şu andaki bedelli askerlik ücreti çok
yüksek olarak görülmektedir.
SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan, buna
hakkınız yok. Ben burada görev yapıyorum, bu ülkenin sorunlarını buraya taşımak
zorundayım.
BAŞKAN – Sayın Doğru, sürenizi
vereceğim.
Sayın Sakık,
bir dakikalık sürenizi verdim, İç Tüzük’ün…
SIRRI SAKIK (Muş) – Efendim, ben
bitiremedim, siz müdahale ettiniz. Ben bir soru sormak istiyorum.
BAŞKAN – Hayır, müdahale ettim, doğru.
İç Tüzük hükümlerine göre, konuyla ilgili soracaksınız, ben bunu uyarmak
zorundayım.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Askerlik
göreviyle ilgili soru soruyor.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan,
burada, bu konuyla ilgili, bir ülkenin bütün sorunlarıyla ilgili her
parlamenterin sorabileceği soruları ben de soruyorum. Otuz altı gün geçti ve
aileler hâlen Malatya Adli Tıp Kurumu önünde çocuklarını teşhis edemiyorlar.
Bu, ülkenin ayıbı değil mi?
BAŞKAN – Bunu başka bir platformda ve
başka konuyla ilgili getirirsiniz gündeme.
SIRRI SAKIK (Muş) - Hangi silahın
kullanıldığını bir parlamenter olarak, bu ülkenin vatandaşı olarak benim bilme
hakkım yok mudur?
BAŞKAN – Sayın Doğru, tekrar sisteme
girer misiniz.
Teşekkür ederim Sayın Sakık.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Buna gerek
yoktu Sayın Başkan yani hakikaten gerek yoktu buna, bir dakikalık bir soru.
BAŞKAN – Sayın Doğru, sisteme girer
misiniz tekrar lütfen.
Buyurun Sayın Doğru.
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Şu anda, bedelli askerlik ücreti halk
tarafından çok büyük bir miktar olarak değerlendirilmektedir. Fakir fukara
insanlar da bedelli askerlik yapmak istiyor. Bu yönde olarak miktarı düşürmeyi
düşünür müsünüz? Böyle bir önerge versek destekler misiniz?
İkinci olarak da uzman erbaş olarak
görevlerini yaparken çeşitli sebeplerden ayrılan insanlar var. Bu insanlara
memur hakkı veriliyor biliyorsunuz. Bunların da hepsi beraber bizim
kapılarımıza her gün gelip gidiyorlar. Bunlara bir kereye mahsus olmak üzere
bir memur hakkı verilemez mi? Bu görüşünüzü almak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğru.
Sayın Kuşoğlu…
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Tasarıyla ilgili olarak en önemli ve
ilgili kurum Genelkurmay Başkanlığıdır. Genelkurmay Başkanlığının görüşü
alınmış mıdır acaba? Alınmışsa Genelkurmay Başkanlığının görüşü ne şekildedir,
öğrenmek isterim.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Çelebi…
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) –
Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakana sormak istiyorum: Adalet
ve Kalkınma Partisinin bu tasarıda adaletli davrandığına inanıyor mu? Vicdanen
rahat mısınız Sayın Bakan?
Bu ülkede asgari ücret 650 lira iken
yaklaşık 30 bin lira elde etmek için altmış ay bir vatandaşın çalışacağı ve
bununla bunu karşılayacağı konusunda bir yaklaşımınız var mı, bir öngörünüz var
mı?
Bu konularda açıklık istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Çelebi, teşekkür
ediyorum.
Yanlışlık oldu galiba, Sayın Kuşoğlu,
şimdi buyurun.
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Ben konuştum
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Kaleli…
SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan,
değerli vekiller…
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Vatanı koruyacak olanların yoksul
çocuklar olacağını anladık ancak peşinatın düşürülerek taksit olanaklarının
artırılması mümkün değil midir?
Yine, kazanacak olanlar bankacılar
olacaktır. Vade ve faizleri bankacıların iyileştirmesini sağlamanızı
öneriyorum, mümkünse bunun yapılmasını istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Özgündüz…
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Bakanımdan bir şey öğrenmek istiyorum: Bu
tasarıdan bu Parlamentoda olan milletvekillerinin üçüncü dereceye kadar
hısımları faydalanabilecek mi ya da kaç kişi faydalanacak?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Sakık…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, benim
sözüme müdahale etmeseydiniz yani ben… Bir ülkede bir sorun yaşanıyor. Ben bu
sorunu Parlamentoya getirmeyip de nereye getireceğim? Burada… Sayın Bakanımız
burada.
Şimdi, gerçekten orada hangi silahlar
kullanıldı ki otuz altı gündür aileler adli tıp kurumu önünde bekliyor? Biraz
empati yapalım. Aynı noktada biz olsak ve çocuklarımız o morgda olsa biz
aileler olarak, bu ülkenin vatandaşları olarak bu soruları Parlamentoya
taşımaya hakkımız var mıdır, yok mudur? Ben de Sayın Bakanıma soruyorum: Hangi
silahlar kullanıldı ki otuz altı gündür aileler çocuklarını teşhis edemiyorlar?
Yani bu acılara ne zaman son vereceğiz? Ve savaşın da bir kuralı olmalıdır, bir
ahlakı olmalıdır çünkü… İki gün önce oraya uluslararası heyetler geldi.
Uluslararası heyetler gelip Hakkâri’de inceleme yapabiliyor, ben bu ülkenin vatandaşıyım
ve milletvekiliyim, bu soruyu soramıyorsam o zaman burada oturmamızın bir
anlamı yoktur. Bir daha bu konularda biraz daha toleranslı olursanız sevinirim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.
Sayın Sakık,
İç Tüzük’ün vermediği bir hakkı kullanmak
istiyorsunuz genel anlamda, ben İç Tüzük hükümlerini uyguluyorum; bu bir.
İkincisi, 24 tane Türk askeri şehit
edilirken hangi ahlak varsa… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) – Onlar için de aynı
ahlakı savunacağız.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
usul tartışması açarız. Böyle konuşamazsınız!
BAŞKAN – Türk askeri… Türk askeri…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
böyle yapamazsınız!
SIRRI SAKIK (Muş) – Siz neyi
alkışlıyorsunuz!
BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye… Dinleyeceksiniz…
Bir saniye…
Türk askeri iç hukukun ve uluslararası
hukukun verdiği ölçüler içerisinde teröristle mücadelesini yapar.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
bu ülkenin insanları ölüyor, askeri ölüyor, polisi ölüyor, subayı ölüyor, genci
ölüyor. Bu ülkenin cüzdanını taşıyan herkesle ilgili bu Mecliste konuşacağız.
BAŞKAN – Hukuk çerçevesi içerisinde,
hem iç hukuk hem uluslararası hukukun izin verdiği ölçüde mücadele edecektir,
buna da kimsenin engel olmaya hakkı yoktur, engel olamaz zaten!
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım,
bakın, siz burada böyle bir konuşma yapamazsınız!
Sayın Başkanım, İç Tüzük’te
de…
SIRRI SAKIK (Muş) – Siz neyi
alkışlıyorsunuz!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz neyi alkışlıyorsunuz
burada!
Eğer vicdan varsa, aha burada askerler…
SIRRI SAKIK (Muş) – Ölümleri
alkışlıyorsunuz, ölümleri! Yazık!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan,
asker, polis ve subaylar, şu an PKK tarafından kaçırılanlar var. Eğer vicdan
olsa…
BAŞKAN – Sayın Kaplan, konumuz bu
değil. Lütfen…
Teşekkür ederim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Bunları Oslo’da
görüşün, Oslo’da, Meclis yeri değil.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – …siz bu
alkışları tribünlere yapacağınıza, Hükûmet olarak -Bakan burada- o askerlerini,
polislerini kurtarmak için bir çaba sarf eder.
OKTAY VURAL (İzmir) – Oslo’da görüşürsünüz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan,
buradan soruyorum: Siz ne çaba sarf ediyorsunuz ki… O askeri, polisi ve subayı
getirenleri de yargılayan bir sistem var.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen oturun!
Teşekkür ederim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, burada
İsrail 1 askeri için bin tane Hamaslıyı bırakıyor,
siz burada kalkıp tarafgirlik yapıyorsunuz. Böyle bir tartışma yapamazsınız
Sayın Başkan!
BAŞKAN – Tarafgirlik yapmıyorum! Ben tarafım,
tabii ki devlet tarafıyım! Çok net söylüyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu usul
tartışmasına girer. Orada AKP rozetiyle oturmuyorsunuz!
BAŞKAN – Tabii ki asayiş taraftarıyım!
Tarafım tabii ki! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – AKP rozetiyle
oturmuyorsunuz! Bu ülkenin her insanı bizim için kutsaldır ve yaşatmak
zorundayız.
BAŞKAN – Sayın Bakan, cevap verme
süreniz on dakikadır.
Buyurun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kimse böyle
taraflı konuşmasın. Herkes için yaşama hakkını savunacağız.
Siz o kaçırılan asker ve polisler için
bir tane adım attınız mı? Bakan burada, asker burada, herkes burada. Ne
yaptınız?
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan,
bakın, bizi itham ediyorsunuz. Siz ki 24 askerin…
BAŞKAN – Sayın Sakık,
böyle bir usulümüz yok. Sayın Bakan cevap verecek. Ben kimseyi de itham
etmiyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul tartışması
açarız Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tutanaklara bakarsınız.
Kimseyi itham etmiyorum.
Sayın Bakan, lütfen buyurur musunuz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz tarafgirsiniz!
İnsanları ayıramazsınız, bu ülkenin insanlarını.
BAŞKAN - Sayın Bakan… Sayın Bakan,
sorulara cevap verin lütfen.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) –
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekillerimizin sormuş
olduğu soruları süremizin yettiği, elverdiği ölçüde cevaplandıracağım. Eğer ki
sorusuna cevap alamamış -arkadaşlarım takip edecekler- milletvekili
arkadaşlarımıza da yazılı olarak cevaplarını ileteceğiz.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki, bu
yasa toplumsal bir gerçeklikten, ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. En somut örneği
-artık nasıl yorumlanırsa yorumlansın ama- yaşı kırk beşin üzerinde olan 60 bin
kişi bakaya durumunda. Yaşı kırk beşin üzerinde 60 bin kişi. Bu bir sosyal
gerçeklik. Devlet vatandaşıyla kavga etmez, devlet vatandaşıyla davalı olmaz
ama bunun sonucu devlet vatandaşıyla davalı. Dolayısıyla bizim istediğimiz
husus devlet vatandaşıyla barışsın. Bu da bir şekilde bir barış. Sosyal
gerçeklikten kaynaklanmıştır.
Konuşan hatiplerden birisi “Bakın bunu
çıkarıyoruz ama işte bizim askeriyede ölenlerimiz, şehitlerimiz var, bunların
çocuklarını buna tabi tutalım.” gibi bir ibare kullandı. 2009 yılında bir yasal
değişiklik yaptık: “Askerlik hizmetini yerine getirmekteyken ölen, akıbeti meçhul
kalan, hakkında gaiplik kararı alınan veya maluliyet aylığı bağlanmasını
gerektirecek biçimde malul olanların;
Baba ve annesinin müşterek olarak talep
ettiği veya baba ya da annesinden biri ölmüş ise sağ olanın talep ettiği
kardeşlerinden biri, istekli olmadıkça silah altına alınmaz veya silah altında
ise terhis edilir.” Demek ki bir tanesi kesinlikle askere alınmaz istekli
olmadan. Askerlik hakkı yok ama buna rağmen “Ben askere gitmek istiyorum.”
diyorsa “Hoş geldin, sefa geldin, askerlik yapmak da bir onurdur.” diyoruz.
Yine “Baba ve annenin müştereken
anlaşamadıkları veya her ikisinin de ölmüş olması durumunda; öncelikle silah
altında olan kardeşi var ise istekli olması halinde terhis edilir, silah
altında olan kardeşi yok ise veya silah altında olan kardeşi terhis olmak
istemez ise askerlik hizmet sırası gelen ilk kardeş istekli olmadıkça silah
altına alınmaz.”
Bir başka -terörle mücadele yaparken
de- husus: “Askerlik hizmetini yerine getirmekte iken Terörle Mücadele Kanunu
kapsamında hayatını kaybeden yükümlülerin kendilerinden olma erkek çocuklarının
hepsi ile aynı anne ve babadan olan kardeşlerinin tamamı, istekli olmadıkça
silah altına alınmaz ve silah altındakiler istekleri halinde terhis edilir.”
Bunu neden söyledik? Biraz önce “Bu
yasayı getirecekseniz bunlar için getirin.” diye bir tabir vardı. Bilin ki
2009’daki yapılan değişiklikle biz bu askerdeyken hayatını bu vatan için
kaybedenlerin yakınları için bir düzenleme yaptık.
Yine bir başka konuşma da vicdani retle
ilgili. Sakarya Milletvekilimiz çok sevgili Hocam Münir Kutluata
söyledi. Bu yasanın vicdani retle ilgili hiçbir alakası yok. Bunu çok net
şekilde… Adalet Bakanlığımızın söylemiş olduğu husus, Avrupa Komisyonunun,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye'nin bir mahkûmiyetiyle ilgili bir
cezanın teke indirilmesiydi. Dolayısıyla da Sayın Başbakanımız bununla ilgili
açıkladı.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan,
bunlara konuşmada cevap verirsiniz.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bedelli askerlik daha önce üç kez çıktı, kısa dönem askerlik de
yapıldı ancak sonuçtaki gelen rakamı söyledim, şu anda 460 binin üzerinde bir
insanımız var. Bu insanımızdan ne kadar kişi yararlanır, hep beraber göreceğiz.
Yine bir başkası, yine Hocam söyledi.
Birol Elmas, Sakaryalı şehidimiz, yoksul, elektrik faturasını ödeyememiş. İşte
biz bu yasayı çıkarıyoruz ki… “Yoksul er ve erbaşların ailelerine
belediyelerce, belediye meclis kararıyla, karar alınarak yardım edilebilir,
destek edilebilir.” diye kanun maddesi var fakat belediyelerimiz uygulamıyor. Belediyeler
uygulayamadığı için de böyle kaldı ancak şimdi bu topladığımız parayı bunda da
kullanacağız.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sosyal
yardımlaşma fonları var Hükûmetin.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ona verecek
parayı bulamadınız mı?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bir başka… Bir başka…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yani onlara
verecek para bulamadınız mı?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Yirmi bir günlük eğitimin kaldırılması vicdani retle ilgili bir şey
mi? Yani çok net olarak söyledik ki biz herkesin bu ülkeyi sevdiğine hemfikiriz
ama bu ülkeyi hiç kimse bizden daha çok sevdiğini söylemesin. Biz, öyle değil…
Bu ülke için can veren de bizim evladımız. Dolayısıyla da hiç kimsenin yani
“Siz vicdani retçilere buradan bir şey veriyorsunuz, imtiyaz veriyorsunuz.”
diye bir düşünceye girmesi doğru olmaz, gerçeği yansıtmaz diye düşünüyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) –
Faydalanmayacaklar mı onlar, faydalanmayacak mı?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – “Kaç yılda bir bedelli çıkacak?” diye bir soru var. Muhakkak ki biraz
önce söyledik. Kaçta çıkmış? 87’de çıkmış, rahmetli Özal döneminde. Kaçta
çıkmış? 92’de. Aradan kaç yıl geçmiş? Beş yıl. 92’den sonra 99’da çıkmış. Kaç
yıl geçmiş? Yedi. 99’dan bugüne kadar on iki yıl geçti bizim dönemde. Geleceği
kim bilebilir, müneccim olan var mıdır? On yıl sonra, yirmi yıl sonra ne çıkar,
o ayrı bir şey.
Tabii, bunun dışında bir başka Sayın
Vekilimiz, “Bedelli askerlik geçici bir çözümdür…” E doğrudur, olabilir, bir
sosyal probleme bir çare… “…kalıcı çözümler yapılsın.” Münir Kutluata da söyledi. Dolayısıyla, dedi ki o da: “Askerlikle
ilgili genel, kalıcı bir düzenlemeler yapılsın.” denildi.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sorulara cevap
verin Sayın Bakan ya!
Usul hakkında Sayın Bakanı bir uyarır
mısınız? Sayın Bakan konuşmalara cevap veriyor, sorulara değil.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ona da cevap
verilir.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Konuşmacılara
cevap veriyor Sayın Bakan Sayın Başkan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Hayır, hayır, sorular da var.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Başkan, Sayın Bakanın ona da cevap verme hakkı var, Sayın İdare Amirinin
bunları bilmesi gerekir.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok canım
sende!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tabii,
buradaki kürsüde konuşulanlara da, sorulan sorulara da cevap verecek.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Yine, bir başka Sayın Vekilimizin “Acaba suç işleyenler bu yasadan
faydalanacak mı?” diye bir cümlesi vardı.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Soru-cevap
işlemi ile oradaki konuşma farklıdır Sayın Elitaş.
Sayın Bakan çıksın konuşmaya konuşmayla cevap versin, o hakkı var. Niye
sorulara cevap vermiyor? Olur mu öyle şey!
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Zaten bu soru değil mi? Bu soru değil mi? Çok net olarak da söyledik,
herkese, sorusunun cevabını alamadığını düşünenlere pekâlâ yazılı cevap
vereceğiz.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hükûmet
istediği zaman söz alabilir, orada cevap versin.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hükûmet
istediği şekilde istediği cevabı verebilir. Beğenmiyorsan yazılı cevabı bir
daha sorarsın.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) - Bir başka vekilimiz sordu “Suç işleyenler bu yasadan faydalanacak
mı?” diyerekten. Bu yasadaki şu şartları yerine getirenler… İkisi farklı husus,
ceza kovuşturmasına tabii tutulanlar farklı husus… Bu yasada ne diyoruz? “Otuz
yaşından gün almış olanlar, şu kadar…”
OKTAY VURAL (İzmir) – Yani PKK’lı da
faydalanacak mı?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Alnında yazıyor mu PKK’lı olduğu?
OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıyor;
kovuşturma, soruşturması var, davası devam ediyor. Cemil Bayık faydalanacak mı?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Dolayısıyla, bu yasanın şartlarını taşıyanlar bu faydadan… Bu ülkenin
vatandaşı olan, bu yasada belirtilen şartları taşıyanlar, herkes, bu yasadan
faydalanır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Askere kurşun
sıkanları da faydalandırıyorsun ha! Yazıklar olsun!
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bir başkası sordu “Bu yasadan kaç kişi yararlanacak?” diye. Biz,
yararlanacak insanların sayısının yaklaşık 460 bin civarında olduğunu
söylüyoruz ancak kişilerin işte gelirleri durumlarına göre talepleri durumunda
olaraktan bu yasa kapsamına girmiş olmasına rağmen askerlik yapacak olanları
biliyorum, mali durumu iyi olanları da yine askerlik yapmak isteyenleri de
biliyorum. Dolayısıyla hep beraber göreceğiz.
Tabii, Sayın Sakık’ın
bu adli tıpla ilgili vardı. Bununla ilgili, Sayın Sakık,
bir milletvekilimiz de soru sormuştu dolayısıyla o soruya da bir yazılı cevap
da verilecek. Ancak şunu söylemek istiyoruz ki bu ülkenin insanı hiç ölmesin
yani özü bu, bu ülkenin insanı ölmesin. Ha, burada kullanılan silah… Zaten
Türkiye Cumhuriyeti yasal… Siz elinizde silahla Almanya’nın dağlarında
dolaşabilir misiniz, Amerika’nın dağlarında dolaşabilir misiniz? Oralarda
dolaşamıyorsun da Türkiye'nin dağlarında nasıl dolaşırsın! Bununla silahlı
kuvvetler, yasal güçler mücadele etmez mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Soruya cevap
verin Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Dolayısıyla, onların yapmış olduğu yasal bir mücadeledir. Ama diyoruz
ki: “İnsanımız ölmesin.” Bakın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir korkusu
olsaydı…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Dersim’de de
aynı şey yapılmıştır.” diyorsunuz. Farklı bir şey yok, 21’inci yüzyılda da aynı
şeyler yapılıyor.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın
Bakanım, siz Genel Kurula hitap edin, Genel Kurula.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bir başka… Dediği gibi…
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Parası
olmayan ne yapacak?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
Sayın Bakan sorulara cevap veriyor.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bir başkası yine “Uzman
erbaşlara memur hakkı tanınabilir mi?” diye. Zaten böyle bir yasal uygulama
var. Pekâlâ müracaat oluyor. Fakat talepler çok olduğundan birçok kurum artık
bunu uygulamamak istiyor. Yoksa yasal olarak bir engel yok.
Bir başka Sayın Vekilimiz “Genelkurmay
Başkanlığının görüşü alındı mı?” dedi. Muhakkak ki bu yasayla en ilgili olan
kurum Genelkurmay Başkanlığı. Genelkurmay Başkanlığımızın tabii ki görüşü
alınmıştır ve kendisi de bu konuda çok hassastır, onu da bilmek lazım. Ancak,
Genelkurmay Başkanımızın çok net bir açıklaması var. Sordu… Lütfen… En son
basında da açıkladı. Genelkurmay Başkanımızın açıklamasına bir başka açıklamayı
gereksiz buluyorum. (CHP sıralarından “Parası olmayan ne yapacak Bakan?” sesi)
Tabii “Zenginimiz bedel verir,
yoksulumuz, askerimiz fakirdendir.” diye… Osmanlı döneminden de çıkan bir
sözdü. Bu dönem de… Bir gerçeklik de var. Ancak, şunu söyleyelim ki, zengin
olup da askere giden de var benim bildiklerim. Dolayısıyla, kesin böyle bir
ayrım yok ama böyle bir imkân var. Ancak, bir sosyal gerçek de… Otuz yaşını da
aşmış. Onu diyerek…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan,
yardım faslını belediyelere mi aktaracaksınız? Onlar mı yapacaklar yardımı?
Hangi fasıldan yapacaklar?
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın
Bakan, parası olmayan ne yapacak?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bir başka soru, bir başka açıklama: “Buradaki milletvekillerinden
üçüncü dereceye kadar olanlardan kaç kişi faydalanacak?” diye bir soru var.
Yani buna insaf demek lazım. Bu, parlamentonun, siyasetin değerini düşürmek
demektir. Bunun içinde siz de varsınız, biz de varız. Biz şimdi bütün milletvekillerine sorduk mu
“Sizin evladınız kaç yaşında? Otuz yaşına, askerlik çağına gelmiş, gitmemiş
olan var mı?”… Birinci dereceyi vazgeçtik, ikinci dereceyi, üçüncü dereceyi
sorduk mu? Böyle bir şey yaparsak da yanlış olurdu, ayıp olurdu yani.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakanım, bir
anket yapın, kimin çocuğu o dağlarda?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Dolayısıyla, bizim böyle bir anlayışımız yok. Bir genel ilke
koyuyoruz. Bu genel ilkeden hangi vatandaş faydalanırsa. Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olmak kaydıyla herkes faydalanır. Bunun içerisinde milletvekilinin oğlu
da varsa faydalanır…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Fakir nasıl faydalanacak Sayın Bakan? Ayıp
değil mi fakire?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bunun içerisinde Vanlı kardeşim de varsa faydalanır dediği gibi.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Zengin-fakir
ayrımı yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 12 milyon insan
yoksulluk sınırının altında.
BAŞKAN – Sayın Akar…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne ayıp ya!
Kendiniz ayıp yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Akar…
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bir başka Sayın Vekilimiz sordu, dedi ki: “Bu bakayalar içerisinde
ilk on beşte olan en fazla bakaya veya kaçağın olduğu iller neresidir?”
En fazla göç kabul eden iller, en fazla
kaçağın olduğu illerdir. Neresidir? Büyükşehirlerdir; İstanbul’dur, Ankara’dır,
İzmir’dir, Adana’dır.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakanım,
siz sorunun mantığını anlamadınız. Askerlik şubesinde nüfusa kayıtlı olduğu
yerde yüzde olarak sordum ben, yüzde. Yani, şu ilde, 10 bin nüfusu olanla 100
bin nüfuslu yerin arasında fark nedir?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Anladım.
BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen
toparlayınız.
Teşekkür ediyorum.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Ali Bey, şimdi buraya gelince arkadaşlar bununla ilgili bir çalışma
yapmaları lazım, muhakkak ki bir çalışma yapacaklar. Bunu da zatıalinize
göndereceğiz diyoruz.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Sayın Başkanım, cevapları verilmemiş olan vekilleri de takip
edeceğiz, yazılı olarak da, herkese de yazılı cevaplarını vereceğiz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylamadan önce
karar yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN – Arayacağım.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmiştir.
1’inci maddeyi okutuyorum:
ASKERLİK
KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
Madde 1-
21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin
birinci fıkrasında yer alan “5.112 Euro” ibaresi “10.000 Avro”, üçüncü
fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi “10.000 Avro”, dördüncü fıkrasında yer
alan “Euro” ibaresi “Avro” şeklinde ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş, aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan “ve 21 gün süreli
temel askerlik eğitimine tâbi tutulmaları” ibaresi, ikinci fıkrasında yer alan
“belirtilen yaş sınırı sonuna kadar temel askerlik eğitimini yapmayanlar,”
ibaresi, üçüncü fıkrasında yer alan “veya yönetmelikte belirtilen süre içinde
temel askerlik eğitimlerini” ibaresi ve aynı fıkrada yer alan “ve 21 gün süreli
temel askerlik eğitimine tâbi tutulmaları” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
“Yükümlülerin ödedikleri dövizler,
dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkartılmaları hâlinde tâbi oldukları
statüde askerlik hizmetini tamamladıktan sonra; ödemesini tamamlamadan Türk
vatandaşlığından çıkmalarına izin verilen veya Türk vatandaşlığını kaybeden,
askerliğe elverişsiz hale gelen ya da vefat edenlerin ödedikleri dövizler ise
talepleri hâlinde kendilerine, vekillerine veya mirasçılarına iade tarihindeki
kura göre Türk Lirası olarak yurtiçinde gösterecekleri banka hesabına iade
edilir. Ödemesini tamamladıktan sonra, dövizle askerlik hizmeti kapsamından
çıkartılmalarını talep edenlere, askerliğe elverişsiz hale gelenlere, vefat
edenlere, Türk vatandaşlığından çıkmalarına izin verilenler ile Türk
vatandaşlığını kaybedenlere geri ödeme yapılmaz.”
BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye
Milletvekili.
Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU
(Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 82 sıra
sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci
maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Anayasa’mıza göre askerlik, her Türk
vatandaşının hem bir ödevi hem de bir hakkı niteliğindedir. Anayasa, askerlik
vazifesini devlet açısından bir ödev, vatandaş açısından ise bir hak olarak
görmektedir.
Nitekim, Anayasa’da bu şekilde ifade
edilen askerlik vazifesi, Türk toplumu için erkek çocuklarının artık bir birey,
vatandaş, yetişkin kabul edildikleri aşamadır. Türk erkekleri arasında hayatın
renkli, heyecanlı, bir o kadar da önemli bir bölümü olarak değerlendirilmiştir.
İş hayatı, evlilik gibi önemli kararlar askerlik sonrasına bırakılmıştır.
Ancak, değişen dünya, toplumun ve fertlerin ihtiyaçları, eğitim ve istihdamda
ortaya çıkan öncelikler, ailevi ve özel şartlar askerlik vazifesini ikinci
plana itmiştir. Artık eskisi gibi, bir an önce askere gidip hayatını tanzim
etmek yerine, hayatını tanzim edip sonra bir ara askere giderim yaklaşımı daha
yaygın hâle gelmiştir. Ertelenen bu vazife bir süre sonra askerlikle ilgili
ihlalleri de beraberinde getirmiş ve birçok insan yoklama kaçağı, bakaya
suçlusu durumuna düşmüştür. Askerlik, yapacak işi çok, zamanı az insanlar için
bir engel niteliği taşımaya başlamıştır. Diğer taraftan, Türk Silahlı
Kuvvetleri açısından, artan nüfus, profesyonel askerlik ve teknolojinin insan
yerine geçmesi faktörleri bir arada değerlendirildiğinde ihtiyaç fazlası
askerliğe tabi bir kitle ortaya çıkmıştır.
Bütün bu hususlar birlikte
değerlendirildiğinde, hem insanımızın bir an evvel askerlik vazifesini yapma
arzusunu karşılamak hem de ihtiyaçları karşılamak için kaynak yaratma isteği
çakışmış ve “dövizle askerlik”, “bedelli askerlik” kavramları ortaya çıkmıştır.
Çatısı altında bulunduğumuz yüce Meclis 3358 sayılı Kanun, 3802 sayılı Kanun ve
4459 sayılı Kanun’la Askerlik Kanunu’nu değiştirmek suretiyle bedelli askerliğe
imkân tanımıştır. Bugün de 4’üncü defa bedelli askerlik düzenlemesi gündeme
gelmiştir. Bu tasarı şimdiye kadar kanunlaşan üç tasarıdan farklı yönleri olan
bir tasarıdır. Bu tasarıyı bugüne kadar uygulanmış olan bedelli ve dövizle
askerlik yöntemlerinden ayıran en temel özellik ne yaşla ne de ödeme tutarıyla
ilgilidir. Asıl değişiklik yirmi bir günlük temel askerlik eğitiminin
kaldırılıyor olmasıdır. Bu tasarıya gizlenmiş olan tuzak da buradadır zaten.
Tasarının bu maddesi, AKP’nin PKK açılımının önemli bir enstrümanı olarak
planladığı maddedir bu madde. Yirmi bir günlük temel eğitimi olmadan, kışlaya
uğramadan, konsolosluk veya askerlik şubelerine bizzat ya da vekilleri
aracılığıyla banka dekontunu iletenler askerlik yapmış sayılacaklardır. Bu
durum, şehit ailelerini ve gazilerimizi rencide etmektedir. Türkiye Harp Malulü
Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Genel Başkanı kışlaya gitmeden
askerliğini yapmış olmayı içine sindiremediğini ifade etmektedir. Kaldı ki bu
tasarı temel askerî eğitim olmaksızın kanunlaşması hâlinde 500 bine yakın insan
eline silah almadan, Türk Bayrağı üzerine elini koymak suretiyle Türk vatanının
bölünmez bütünlüğünü ve Türk milletinin birliği için canını seve seve
vereceğine dair yemin etmeden askerlik vazifesini yapmış sayılacaktır. Bunun da
adını kısaca “paralı vicdani ret” koymak mümkündür. Bizim merak ettiğimiz şey
ise yirmi bir günlük temel eğitimi almadan terhis edilenlere ilişkin
düzenlemenin Anayasa’nın 10’uncu ve 72’nci maddesine ne kadar uygun olduğudur.
Ayrıca, yirmi bir günlük temel eğitimi almayanların, Allah esirgesin, yarın
seferberlik gibi bir durumla karşı karşıya kalındığında durumlarının ne
olacağıdır. Seferberlikte de bu kişilere ücret karşılığı muafiyet mi
tanınacaktır?
Tasarının bu maddesiyle yurt dışında
yaşayan vatandaşlarımızın bedelli için ödediği rakam 7.668 avrodan 10 bin
avroya çıkarılmaktadır. Yani zam, sizin tabirinizle güncelleme yapılmaktadır.
Ayrıca, yurt dışından bedelli askerlik için ödenecek bedellerin şehit, gazi aileleri
ve engellilere aktarılmayacağı hususu da bilinmelidir. Yurt dışından dövizle
bedelli askerliğin altı ayla sınırlı olmayacağı, kalıcı olacağı düşünülürse bu
husus önem arz etmektedir.
Türkiye bugüne kadar 3 defa bedelli
askerlik düzenlemesi yapmıştır. Dövizle askerlik ise kalıcı bir düzenleme
olarak hâlen devam etmektedir. Her iki yolla da askerlik yapmak isteyen Türk
vatandaşları, gerek yasanın belirlediği bedeli askerlik şubelerine müracaat
ederek gerekse öngörülen döviz miktarını ödeyip konsolosluklara başvurarak bu
hakkı elde etmişlerdir. Ancak bunlardan azımsanamayacak bir kısmı yirmi bir
günlük askerlik temel hizmetini yerine getiremedikleri veya getirmedikleri için
bu haklarını kaybetmişlerdir. Örneğin, 1999’da çıkan bedelli ile yaklaşık 400
bin kişiye hak sağlanmışken, bu haktan neredeyse yarıdan fazla kişi istifade
etmemiştir. Bunlardan bir kısmı ekonomik nedenlerle bu hakkı kaybetmişken,
önemli bir kısmı da PKK terör örgütü mensubu olup temel askerlik hizmeti için
ülkeye geldiklerinde tutuklanan veya tutuklanacağını bilen kişilerden
oluşmuştur.
Kandil’de, Kuzey Irak terör kamplarında
yaşayan, hatta Türkiye’nin dağlarında elinde silahla dolaşan, karakol basıp
mayın döşeyen, askerimizi, polisimizi ve masum sivilleri katleden eli kanlı
teröristler, Avrupa’daki işbirlikçileri yargılanma korkusuyla Türkiye’ye
gelememiş, temel eğitimlerini tamamlayamamış ve dolayısıyla bedelli ve dövizle
askerlik hakkını kaybetmiştir.
Bu Tasarı, terör örgütü mensuplarının
askerliklerinin de Kandil’de, Mahmur’da, Haftanin’de, Hakurk ve Zagros’ta yapabilmelerinin önünü açmaktadır. Avrupa’da
yaşayan terör örgütü militanlarının kışla yerine PKK derneklerinde bölücü
nutuklar atarak tezkere almaları imkânını tanımaktadır. PKK’lı, Hizbullahçı
veya diğer terör örgütlerinden askerlik yapmadığı için vatandaşlıktan
çıkarılanların cezaevlerinde yatan teröristlerin bu sebeple siyaset dâhil
birçok kamu görevine seçilebilmelerinin, hatta atanabilmelerinin önü
açılmaktadır.
Bu Tasarı’nın 1’inci maddesi
görüşülürken Hükûmetin kamuoyunda istifham yaratan bazı hususlara açıklık
getirmesi gerekmektedir. Tasarı’nın af niteliği taşıyan geçici 46’ncı maddeyi
ihtiva eden 4’üncü maddesindeki “Bu madde hükümlerinden yararlanan yükümlüler
hakkında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli soruşturma ve
kovuşturma yapılmaz. Başlatılmış olanlar sona erdirilir.” hükmü de göz önüne
alındığında;
1) Tasarı’nın bu maddeleri yasalaşırsa
bebek katilinin asker kaçağı olarak aldığı mahkûmiyet bütün sonuçlarıyla
ortadan kalkacak mıdır?
2) Parayı verip tezkere alan ve hâlen
dağda olan, hatta cezaevinde olup yargılaması devam eden teröristler
milletvekili seçilip bu çatı altında görev yapabilecekler midir?
3) Şemdin Sakık,
Osman Öcalan, Murat Karayılan, Duran Kalkan, Cemil Bayık ve diğer katil terör elebaşları
bu yasadan yararlanacak mıdır?
4) Daha önce tahliye edilmiş olup yurt
dışına çıkan Hizbullahçı teröristler, domuz bağcıları bu haktan yararlanacaklar
mıdır?
İsterseniz cevabını ben vereyim. Evet,
yararlanacaklardır çünkü yasa, bundan önce her ne sebeple olursa olsun bedelli
ya da dövizle askerlik hakkını kaybetmiş, yani yirmi bir günlük temel
askerliğini yapmak üzere Türkiye’ye gelememiş, gelmişse bile yakalanıp
cezaevine konmuş, mahkûm olmuş, vatandaşlıktan çıkarılmış herkesi kapsama
almaktadır. Dolayısıyla bu bir bedelli askerlik tasarısı değil. Daha önceki
bedelli uygulamalarında yaşı tutmadığı ya da ekonomik nedenlerle bu haktan
istifade edememiş vatandaşlarımızı tenzih ederek söylüyorum. Bu tasarı,
teröristlerin, katillerin, canilerin ve suçluların askerlikten, vatan borcundan
affedilmesine ilişkin bir tasarıdır. Hükûmet namuslu ve masum vatandaşlarımızı
bahane ederek terör örgütünün yolunu temizlemektedir. Şayet böyle
düşünülmüyorsa ya yirmi bir günlük temel eğitim şartı konulmalı ya da terör
örgütü mensubu olmaktan haklarında kamu davası açılanların bu haktan
yararlanmaları engellenmelidir.
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siz de
bedelli çıkartırken...
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) –
Sabredersen öğrenirsin, az bekle.
Hükûmet tasarısında yirmi bir günlük
temel eğitimin kaldırılmasına gerekçe olarak özellikle yurt dışındaki
ilgililerin izin alamaması gösterilmektedir. Bu doğru değildir. Yurt dışında
çalışan işçilerimizin tamamının yıllık en az otuz gün izin hakları vardır.
Temel askerlik için bu süre yeterli bir süredir. Yüz binlerce insanın bu
tasarının yasalaşmasını heyecanla beklediği bir atmosferde, yıkım projesinin
gizli aşamalarından vazgeçmeyi Hükûmete tavsiye ediyoruz. Bu insanların
beklentilerini istismar ederek, yüce Meclisi alet ederek yıkım projesine
katkıda bulunmamızı beklemeyin bizden. Bizce yapılması gereken şey, öncelikle
tasarının maddesi içindeki yirmi bir günlük temel askerlik eğitimine tabi
tutulmayı kaldıran ibareler çıkarılmalıdır. Böylece hem tasarının Anayasa’ya
uygunluğu temin edilmiş olur hem de şehit aileleri ve gazilerimizin içini
acıtan bir bölüm düzeltilmiş olur.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce Türk
milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Türkoğlu.
Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen, Özgür Özel, Manisa Milletvekili.
Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 82 Sıra Sayılı 1111 Sayılı Askerlik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle
ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum.
Meclis başkan vekillerimizin demokrasi
anlayışlarına ve İç Tüzük’ü yorumlama şekillerine
bağlı olarak yerimizden yaptığımız birkaç dakikalık konuşmaları saymazsak yemin
töreninden sonra Genel Kurula bu ilk hitap edişim. Bu sebeple 24’üncü Dönemde
tüm milletvekili arkadaşlarıma başarılar diliyorum ve bizi buraya gönderen
vatandaşlarımızın beklentilerine cevap veren, kişisel hak ve özgürlüklere
saygılı, terör ve işsizlik gibi iki yakıcı soruna çözüm bulan, sosyal devlet
anlayışını geliştirerek eşitsizliklerin ortadan kalkması için çalışan ve Ulu
Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkanlık ettiği bu yüce Meclise yakışır
bir dönem geçirmeyi ümit ediyor, bu duygularla yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Askerlik Kanunu’yla ilgili görüş, öneri
ve eleştirilerimi ifade etmeden önce yine ilk konuşma olması sebebiyle, millî
iradeyi temsil etme görevinde bir milletvekili olarak bir konuya daha değinmek
istiyorum. Partimizden 2, diğer partilerden ve bağımsızlardan da olmak üzere
toplam 8 milletvekilinin, duvarında “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.”
yazan bir Mecliste, her birisi bölgelerinde 70 bin, 80 bin, 100 bin kişiden oy
almış, şu anda burada bulunmayan değerli milletvekillerini saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, şunu
unutmayınız: Bugün Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki hapishanelerde tutuklu olan,
8 milletvekilinin bedeni değildir; bugün orada tutuklu olan, millî iradedir.
Millî iradeye uygun olarak tecelli etmiş seçim sonuçlarına göre burada görev
alması gereken 8 tane arkadaşın bulunmaması, millî iradenin tutuklu olması
anlamına gelmektedir.
Aynı partiden milletvekili seçildiğim
-ve geçmişten gelen dostluğumuzun- ve davalarını takip ettiğimiz süreçte
sürekli görüştüğümüz milletvekilimiz Sayın Mustafa Balbay, bizler Askerlik
Kanunu’nu görüşürken -ki bu görüşmeler bu gece yarısını geçtiğinde tam da
bininci gününe gelmiş olacak- bin gündür tutuklu olacak. Bunu bir kez daha
Meclisteki mevkidaşlarının vicdanlarına arz ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
Balbay tutuklandığında dokuz aylık olan
oğlu dört yaşını geçti, yedi yaşında bıraktığı kızı Yağmur on yaşını geçti.
Oğluna Deniz, kızına Yağmur ismini koyan ve eli bugüne kadar kalemden başka bir
şey tutmamış bir babadan bahsediyorum. Bu ülkenin seçmeninden 100 bine yakın oy
alarak vekil seçilmiş sizlerden birisinden bahsediyorum ve Cumhuriyet Halk Partisinin
milletvekilleri adına Sayın Balbay’ı ve Sayın Haberal’ı saygıyla selamlıyor,
onlara buradan özlemle bir selam yolluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, 19 Haziran 2004
tarihinde Sayın Başbakan yapmış olduğu bir konuşmada “Biz yürütmeyi tüccar bir
zihniyetle, tüccar siyaset mantığıyla yapacağız. Bugün de aynı şeyi
düşünüyoruz. Fakat gel gör ki hâlâ sistemdeki tıkanıkları aşabilmiş değiliz.
Gönlümüzden geçen tüccar siyaset mantığıdır.” demiştir. Hükûmet bu zihniyetle
pek çok düzenlemeyi yaptı ama bugün karşı karşıya olduğumuz durum Hükûmetin
tüccar zihniyetle yapacağı düzenlemelerde ne kadar ileri noktalara
gelebileceğini hepimize bir kez daha kanıtlıyor. Seçimlerden önce Cumhuriyet
Halk Partisi, uzun süredir Hükûmetin yaratmış olduğu bedelli askerlik
beklentisinin yarattığı tıkanıklıktan ve toplumdaki beklentiye yönelik olarak,
hem bedelini ödeme karşılığında bunu yapma gücünde olanların yararlanabileceği
hem de bunu ödeme gücü olmayanların da yararlanabileceği bir kanun tasarısını
gündeme getirdiğinde ve 23’üncü Dönemde kanun teklifi olarak sunduğunda, Sayın
Başbakan meydanlara çıkıp seçim sathı mailinde usta bir oy avcılığı göstererek
“Benim vicdanım böyle bir şeyi kabul etmez. Parası olan var, olmayan var. Velev
ki böyle bir öneri Meclisten geçse dahi ben bunu referanduma götürmeyi uygun
bulurum. Şehit cenazelerinin geldiği böyle bir dönemde bunu kendi kendime izah
edemem.” demiştir. Ancak 12 Haziran seçimleri geçmiş, maksat hasıl olmuş ve
alınan oylardan sonra bugün, bizi teğet geçtiği, hatta yakınımızdan bile
geçmeyeceğini iddia ettiği kriz Türkiye'nin kapılarına dayanmış ve artık sadece
ve sadece tüccar siyaset mantığını yürütmeyle ilgili bir kaygı kafası olduğu
durumda Sayın Başbakan çıkıp hiçbirimizin aklına bile gelemeyecek, gerçekten de
vicdanların kabul etmeyeceği ve hepimizi şaşırtan bir teklif ortaya koymuştur.
Bugün sizlerin biraz önce geneli üzerinde görüştüğünüz, tüm eleştirileri
duymazdan geldiğiniz, şimdi maddelerine geçtiğimiz ve eninde sonunda da bu
Meclisten… Ki Başbakan şu anda ameliyatlı hâldedir ve sizin en büyük
sıkıntınızın Başbakana ulaşmak, bakanlara ulaşmak olduğu noktada belki de ilk
kez sizleri bu kadar yakından takip ediyor ve o şimdi bakıyor: “Bakalım bizim
grup bütün eleştirilere rağmen, bütün düzeltme taleplerine rağmen biz Meclise
nasıl sevk ettiysek, en ufak bir kenarına bile bir zarar vermeden bu maddeleri
teker teker geçirebilecek mi?…”
ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) – Evvel
Allah!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben sizin içinde
bulunduğunuz psikolojiyi çok iyi anlıyorum. Çoğunluğu sağlama noktasında en
ufak bir zafiyet oluştuğunda bile Sayın Başbakanın meseleye ne kadar
sinirlendiğini, bu yüzden oylamaya geçilmeden önce muhalefet partisi
milletvekillerinin yoklama istediği durumda şu dışarıdaki döner kapının nasıl
döndüğünü, hatta bazen yoklamaya yetişmek için sayın iktidar milletvekillerinin
nasıl yaşamsal tehlikeleri o döner kapının başında geçirdiğini görmüş birisi
olarak… (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) – Sen kendi işine
bak!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …sizin bugün bu
Meclise sevk edilen, Sayın Başbakanın, sizden, size verilen bu görevi yerine
getirmeniz dışındaki hiçbir şeyi beklemediği ve…
BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen…
ÖZGÜR ÖZEL(Devamla) – …bunu
başarısızlık olarak kabul edeceği bir durumda bizim önerilerimizi
dinlemeyeceksiniz.
AHMET YENİ (Samsun) – Siz kendi işinize
bakın!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama size çok
açıklıkla şunu söyleyeyim: Bugüne kadar yaptığınız beklenti yönetimi, iktidar
partisi milletvekili olmanın ne kadar zor olduğunu hep beraber gözlemliyoruz.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, sen işine
bak ya!
OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ya, sen
oraya gelemezsin ki! Sen nasıl geleceksin oraya, iktidar milletvekili olamazsın
ki!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Çünkü bir gün
Cumhurbaşkanımız startı veriyor, “Güzel şeyler olacak.” diyor, ardından
Ermenistan’da bir maç izleniyor, ardından Türkiye’ye geliyorsunuz, “Tek millet,
iki devlet” denilen Azerbaycan’ın bayraklarını Bursa’daki stada sokmuyorsunuz
ve bir Ermeni açılımı yapıyorsunuz. Sonra ne oluyorsa oluyor, bir 360 derecelik
dönüş yaşanıyor ve gidiyorsunuz, kendi döneminizde yapılmış Ermeni-Türk
dostluğunu sembolize eden heykele “Ucube” deyip sonra da seçime kadar alelacele
onu yıkıyorsunuz. Çelişkileri yönetiyorsunuz.
“PKK’yla görüştüğümüzü ispat etmeyen
şerefsizdir.” deyip Oslo görüşmelerinin memnuniyetle karşılanmasından, yeteri
kadar tepki gösterilmemesinden memnuniyet duyuyorsunuz.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Konuya gel,
konuya gel!
OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yahu,
askere gel, askere! Yaptın mı askerliğini?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi bu
çelişkileri yöneten iktidarınız şöyle bir durumla karşı karşıya: “Ben bunu…”
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gündem
bedelli!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “…bedelli
askerliği, ben bedelliği askerliği vicdanıma anlatamam. Bunu nasıl izah ederiz?
Bunu referanduma götürün.” derken Cumhuriyet Halk Partisi 12 bin liradan az
geliri olanlara yani ayda 1.000 liradan az geliri olanlara bedelli askerlik
yasasından bedelsiz yararlandırmayı teklif ederken siz “Hayır” diyorsunuz.
Ben hafta sonu Manisa’nın Kırkağaç
ilçesindeydim ve Kırkağaç’ta bana köylü vatandaş şunu sordu, dedi ki: “Eskiden
biz askerdeyken komutanlar bizi koştururdu, biz de avazımız çıktığı kadar
bağırırdık ‘Her Türk asker doğar!’ diye.” Artık bu memlekette her Türk asker
doğmuyor, sadece fakir fukaranın çocukları mı asker doğuyor? (CHP sıralarından
alkışlar)
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sivil
doğuyor! Her Türk sivil doğuyor!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben verecek bir
cevap bulamadım.
Bir başkası dedi ki: “Şöyle bir şeye
hazırlıklı olun Sayın Vekilim: Bir babayla, bir devlet memuru babayla
karşılaşacaksınız. Bu baba, devlet memurudur ama gidecek belki bir yerde soygun
yapıyor olacak, belki zimmetine para geçirmekten yakalanmış olacak. Bir maddi
hata, bir maddi yanlışlıkla karşı karşıya olacak. Hâkim ona soracak: “Bunu niye
yaptın?” Diyecek ki: “Ben bu devletin memuruyum. Devlet bana, çocuğuma bedelli
askerlik yaptıracak kadar bir gelir temin etmedi. Ben de bu gelirim olmadığı
için…”
OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne alakası
var?
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası
var?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen
yerlerinize oturunuz.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “…annesi de bir
rüya görmüş, bu çocuk askere gidecek ama dönmeyecek diye. Ben tam bu kadarlık
bir hırsızlık yapmaya kalktım. Sorumlusu ben miyim?” Ve size şunu söyleyeyim,
şunu söyleyecekler: “Siz onu hangi kanunla yargılayacağınızı biliyorsunuz ama
hâkim bu durumda vicdanıyla nasıl bir karar verecek?” Bunun cevabını kendi
vicdanlarınızda verebiliyor musunuz?
AHMET YENİ (Samsun) – Ne kadar boş
konuşuyorsun!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben size…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …açıkça şunu
ifade edeyim: Cumhuriyet Halk Partisinin değişiklik önergeleri son derece
gerçekçi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ediyorum.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Gruplar adına
bir dakika ek süre vermiyor musunuz?
BAŞKAN – Vermiyorum, yok. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – O zaman
selamlamama izin verin.
BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen…
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben size şu
kadarını söyleyeyim: Elinizi vicdanınıza koyun, teker teker değişiklik
önergeleri gelecek, bu değişiklik önergelerinin sonucunda fakir fukaraya “sen
askere git” deyip, zengine…
BAŞKAN – Sayın Özel… Sayın Özel…
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “…sen muafsın”
diyecek bir yasa tasarısına onay vermeyin, bunu kendinize ifade
edemeyebilirsiniz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bakın,
Sayın Başbakan hakkında böyle konuşmanız son derece yanlıştır. Lütfen… (AK
PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…
Madde üzerinde Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına söz isteyen Murat Bozlak, Adana milletvekili. (BDP
sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Bozlak. (Gürültüler)
Sayın Bozlak, buyurun.
MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan,
susarlarsa, konuşacağım ben de.
BAŞKAN – Sayın Bozlak, sürenizi yeniden
başlatıyorum, buyurun.
BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 82 sıra sayılı Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde konuşmak
üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle
sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, tasarıyla
ilgili söz alıp gruplar adına konuşan tüm arkadaşlarımı dikkatlice dinledim.
Yasanın özüne karşı kimse durmuyor. “Bedelli askerliğe karşıyım, bu yasa geri
çekilsin, bu tasarı geri çekilsin.” diyen hiç kimse yok, ama neye itiraz var:
Yaş sınırına itiraz var, otuz yaşa itiraz var, 30 bin liraya itiraz var, bir de
temel askerlik hizmeti yönünde bir itiraz var. Bu, şunu gösteriyor: Bedelli
askerlik yasasının çıkmasına Meclis bütün gruplarıyla birlikte hemfikir. Şimdi,
haklı olarak hem bizim grubumuzun hem diğer gruplar adına söz alan
arkadaşlarımızın bu yasanın kimi maddelerine karşı itirazları var ama gördüğüm
bir şey var: AKP, sayısal çoğunluğuna dayanarak komisyonlardan gelen yasa
tekliflerini veyahut da tasarılarını, noktasına, virgülüne dokundurtmadan aynen
geçiriyor dolayısıyla bize kalan da sadece düşüncelerimizi belirtmek ve bu
konudaki düşüncelerimizin kayıt altına alınmasını sağlamaktır.
Şimdi, kanun tasarısını ben inceledim.
Tasarıda gerekçede aynen şu söyleniyor, deniliyor ki: Bundan önce 3 tane
bedelli askerlik uygulaması yapıldı, bu 4’üncüsü. Bundan önceki 3 bedelli
askerlik uygulamasının 2 tanesini hükûmetler ihtiyaçtan dolayı getirdiler yani
bakaya durumuna düşmüş, yoklama kaçağı veyahut da saklı durumunda olan yüz
binlerce genç, askerlik görevini yapamaz duruma gelince, askere gitmeyince bir
ihtiyaç doğuyor ve o ihtiyacın karşılığında da 2 kez bedelli askerlik
uygulaması yapılıyor. Üçüncüsü ise para toplamak için yapılıyor.
Gerekçeyi okuyun değerli
milletvekilleri. Bu yasanın da gerekçesi, bedelli askerliğin getirilmesi yine
para toplamaya ilişkin. Açık, net, gerekçede bu belirtiliyor. “İhtiyaç var.”
denilmiyor, “Bu ülkede vicdani ret hakkı yok. Askerde bulunan gençler kadar bir
sayı genç de şu an için kaçak durumunda. Bunu düzeltmek için biz bu tasarıyı
getiriyoruz, bu yasayı getiriyoruz.” denilmiyor “Para toplayacağız.” deniliyor.
Parayı nereye harcadıklarını da tasarıda açıkça belirtiyorlar. Geçen sefer,
Marmara depremi için harcanmış, şimdi de Van’da deprem var ama Van depremi için
bedelli askerlikten dolayı gelecek gelirden herhangi bir para ayırt edilmiyor.
Ben, AKP’nin, bu Hükûmetin bu yasayı
getirirken sanki devleti değil de hükûmet bir şirketi idare ediyormuş
mantığından hareket ettiğini düşünüyorum. Eğer siz, şirket mantığıyla
davranırsanız azami parayı vatandaştan nasıl alabilirim gerekçesiyle,
kararlılığıyla hareket edersiniz, işte o zaman da fakir fukara demeden herkesi
zengin zannedersiniz, herkesi bizler gibi 14-15 bin lira maaş alan insanlar
olarak görürsünüz, onlardan da bu parayı almayı istersiniz, talep edersiniz.
Yani işçiyi düşünmezseniz, asgari ücretle çalışan insanları düşünmezseniz o
zaman da miktarı istediğiniz seviyede tutabilirsiniz. Ben bu gerekçeye
katılmıyorum. Bu gerekçeden ziyade, biz, grup olarak bunun bir ihtiyaç hâline
geldiğini düşünüyoruz. Vicdani ret hakkı ülkemizde tanınmıyor. Ayrıca askerde
bulunan gençler kadar da gençlerimiz şu an için askere gidemiyorlar,
bekliyorlar. Onların sorunlarına çözüm olsun diye bir ihtiyacı karşılamak,
gidermek amacıyla grubumuz bu tasarıya olumlu yaklaşmaktadır.
Şimdi bu genel belirlemeyi yaptıktan
sonra, özellikle üzerinde söz aldığım 1’inci maddeye ilişkin görüşlerimi
belirtmek istiyorum. 1’inci madde de üç tane yeni düzenleme yapılıyor, üç tane
değişiklik getiriliyor. Birinci değişiklik, 5.112 euro
olan dövizli askerlik bedeli 10 bin euroya
çıkarılıyor ve gene 7.668 euro olan dövizli askerlik
bedeli de 10 bin avroya çıkarılıyor. Bu maddeyle öngörülen ikinci değişiklik,
“’euro’ yerine ‘avro’ diyelim.” deniliyor, değişiklik
buna ilişkin. Üçüncü değişiklik de temel askerlik eğitimi kaldırılsın
isteniliyor.
Değerli arkadaşlar, yurt dışında birçok
akrabası olan bir arkadaşınızım. Sizler de elbette ki yurt dışına gitmişsinizdir,
belki birçoğunuz lüks otellerde kalıyorsunuz ama ben gittiğim zaman o işçilerin
evlerine çok da misafir oldum. Gittiğimiz yerlerde, adam, çok düşük bir ücretle
çalışıyor, milyonlar kazanmıyor, 1.200-1.300 avro bedelle çalışıyor ve çoğu
genç de işsiz durumdadır, iş yeri olan insan sayısı çok azdır. Evine gittiğinde
üç odası varsa, bir odada oturuyorsa iki odanın elektriğini kapatıyor. Üç odalı
evinde eğer bir odada oturuyor ise o odanın sadece kalorifer peteğini açıyor ve
gezmiyor, dolaşmıyor, yemiyor, içmiyor, kendinden fedakârlık yapıyor ve o
fedakârlık içerisinde 3-5 kuruş biriktirmeye çalışıyor. Orada, düşünün, bir ev
kirası 700 avro, yani Avrupa’da hangi ülkeye giderseniz gidin ortalama 700 avro
ev kirası veriyorsun, geride kalıyor işçiye, çalışıyorsa, işi varsa, 500 avro.
Şimdi, biz dönüp dolaşıyoruz, diyoruz ki: “Bu yurt dışında çalışan kardeşimiz
bize verdiği 5.112 avronun yerine 10 bin avro versin. Nereden getirecek bunu?
Bu adam keyfinden gitmedi, burada yokluktan çıkmış gitmiş, işsiz olduğu için
gitmiş, Avrupa’da iş sahibi olabilmek için, çoluk çocuğunu geçindirebilmek için
buradaki malını mülkünü satmış, kendisine yol parası yapmış gitmiş. Şimdi,
bunun 5.112 euro olan ücretini 10 bin euroya çıkardığınız zaman, onlara iyilik yapmış olmuyoruz.
İşte bu tam bir şirket mantığıdır. Parayı al da nasıl alırsan al. Zora girmiş
adam, perişan olmuş, hiç önemli değil. Bu mantığın kabul edilmesi mümkün değil.
Ben şahsen, vicdanen rahatsız oluyorum. Perişan olan insanın yakasına
yapışacaksın. Ee, demin bir arkadaşımız söyledi
“Fakirler asker doğar.” Hayır, hiç kimse anasından asker olarak doğmuyor,
fakirler asker yapılıyor, askere gönderiliyor. Bu nedenle, bu konuda da
grubumuz adına bir değişiklik önergesi de hazırlandı, bu maddenin görüşülmesi
sırasında arkadaşlarımız tarafından verilecektir. Biz, paranın daha çok
yükseltilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bu maddede öngörülen ikinci değişikliği
gerçekten ben anlamış değilim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MURAT BOZLAK (Devamla) - Euro demeyeceğiz,
avro diyeceğiz.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Bozlak.
MURAT BOZLAK (Devamla) – Teşekkürler
Başkan. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Bozlak.
Madde üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz
isteyen Mehmet Muş, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUŞ
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Askerlik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde konuşmak için söz
almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, kısa adı
kamuoyunda “bedelli askerlik” olarak bilinen ve bugün yüce Meclisin gündeminde
olan yasa tasarısını birkaç açıdan ele almak istiyorum.
Hepinizin bildiği gibi, Türkiye’de
bugüne kadar ilki 1987, ikincisi 1992 ve son olarak da 1999 yılında olmak üzere
üç kez bedelli askerlik konusu Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiş
ve yüce Meclis tarafından onaylanmıştır. Bugün ise dördüncü kez bedelli
askerlik hakkında yeni bir kanun tasarısı hazırlanmıştır.
1987 ve 1992 yıllarında kabul edilen
yasa tasarılarında, büyük miktarlara ulaşan saklı, bakaya ve yoklama kaçağı
birikiminin engellenmesi amaçlanmıştır. 1999 yılında, 4459 sayılı Kanun ile
uygulama ise Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilerek, Marmara
Bölgesi’nde meydana gelen deprem felaketinde uğranılan ağır kayıpların ve bu
afet nedeniyle doğan zararların giderilmesine katkıda bulunmak amacında
olmuştur.
Bedelli askerlik uygulamasından 1987
yılında 18.433, 1992 yılında 35.111 ve 1999 yılında 72.290 kişi olmak üzere
toplamda 125.834 kişi faydalanmıştır. Bu yasa tasarısıyla birlikte yıllardır
tartışılan meselelere bir çözüm getirilmiş olacak, yüz binlerce vatandaşımız
bundan faydalanma imkânına sahip olacaktır. Yüz binler diyorum çünkü diğer
dönemlerle karşılaştırıldığında bugün bedelli askerlikten faydalanacak
vatandaşlarımızın sayısı en az 3 katına çıkmıştır. Bugün bu sayı 460 bin
civarındadır.
Bu bakımdan, hem önemli bir toplumsal
ihtiyaca karşılık gelmesi hem de önemli ölçüde askere alma konusunda ciddi bir
yığılmaya dönüşen ve adli ve askerî kurumlar için bir çözüm üretmesi bakımından
bu yasa tasarısı oldukça önemlidir. Her şeyden önce, bu yasa tasarısıyla
birlikte buradan elde edilecek gelirin de sosyal sorumluluk alanında
kullanılması getirilmiş oluyor. Bu nokta da oldukça önemlidir.
Öncelikle, dikkat ederseniz, yasa
tasarısı kendi içinde kendini, elde edilecek gelirin nerede kullanılacağına
dair bağlayıcı bir ifade içermesi bakımından dikkati haizdir. Başta şehit aileleri
olmak üzere, engelliler, muhtaç erbaş ve er aileleri, Türk Silahlı Kuvvetlerine
mensup vazife malulleri ile emniyet sınıfına mensup vazife malullerine sosyal
hizmet ve yardım faaliyetlerinin finansmanında bu kanun tasarısıyla elde
edilecek gelirden faydalanılacaktır. Böylece, özellikle devletin ekonomik
yardımlarının yanı sıra birçok dernek ve vakıf çatısı altında da bir araya
gelen vatandaşlarımıza buradan elde edilecek gelirle daha fazla olanak
sağlanacaktır. Özellikle şehit ailelerine yönelik, gerek toplumun gerekse
devletin her an yanlarında olduklarını hissettirmek bu milletin onlara en
önemli borcudur. Bu nedenle, bu yasa tasarısını aynı zamanda bir sosyal
sorumluluk projesi olarak düşünmek gerekmektedir.
Bu yasa tasarısıyla birlikte elde
edilecek gelir, özellikle terörden kaynaklanan mağduriyetlerin daha sistemli
bir şekilde giderilmesinde, şehit ailelerine toplumsal alanda daha fazla
yapısal kolaylıklar sağlanmasında, en önemlisi de onların ihtiyaçlarının
karşılanmasında oldukça kolaylaştırıcı bir katkı sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, yasa
tasarısının sosyal, toplumsal ve ekonomik katkılarının yanı sıra, hem askerlik
görevini hâlen yapmayanlar için hem de özellikle yüksek eğitimine devam eden,
başta üniversite öğretim görevlisi olarak çalışanlar için çok önemli bir işlev
sağlayacağı da kesindir. Her iki kategoride de azımsanmayacak bir sayının
olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu kategoride olan vatandaşlarımızın bu
kanun tasarısını yıllardır beklediğini, malumunuz, hepimiz biliyoruz.
Bir devletin görevi, vatandaşlarının
sorunlarına en faydalı ve adil bir biçimde çözüm bulmaktır, vatandaşlarının
sorunlarına en faydalı ve adil bir biçimde çözüm ortaya koymaktır. Yasa
tasarısına bu gözle baktığımızda, bundan faydalanacak insanların sayılarının
hayli yüksek olduğu anlaşılacaktır. Bu insanların sorunlarını ve taleplerini
göz ardı etmektense onların sorunlarını çözmek bir devletin en temel
görevlerinden biridir.
Yasa tasarısıyla yirmi bir günlük temel
askerlik eğitiminin de kaldırılacak olması oldukça önemli bir konudur. Böylece,
özellikle yurt dışında çalışan ve bedelli de olsa iş yerlerini kapatarak
ülkesine gelmek zorunda olan kişilerle ve akademik çalışmalarına ara vermek
zorunda kalacak olan öğretim görevlileri bu tasarıyla üniversitelerde yıllardır
tartışılan bu meseleye de çözüm bulmuş olacaklardır. Böylece hem yurt dışında
çalışan vatandaşlarımız hem de büyük rakamlara ulaşan öğretim görevlileri
çalışmalarına kesintiye uğramadan devam edebileceklerdir.
Bu nedenle bedelli askerliği sadece
toplumun belli bir kesiminin faydalanacağı bir imkân gibi görmek de oldukça
yanlıştır. Tersine ağırlıklı olarak bedelli askerlikten faydalanan büyük bir
kesim ailesini geçindirmek için emeğinden veya küçük işletmesinden başka bir
servete sahip olmayan insanlardan oluşmaktadır. Bu insanlar askere
alındıklarında yerine kimseyi bırakacak durumda olmayanlardır. Bu haliyle ele
alındığında bu yasa tasarısının gerek toplumsal gerekse ortaya çıkan sorunlara
çare üretmesi gibi birçok açıdan fayda
sağlayacağı muhakkaktır.
Bu vesileyle yasa tasarısının
milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Muş.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen
Şefik Çirkin, Hatay Milletvekili.
Buyurun Sayın Çirkin. (MHP sıralarından
alkışlar)
ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, bu kanun çıkışı
itibarıyla artık “bedelli askerlik yasası” diye anılma hakkını yitirmiş
bulunmaktadır. Buna zaman zaman bazı arkadaşlarımız “bankamatik tezkeresi”
diyorlar, zaman zaman başka bir şey söylüyorlar ama bunların arasında bizim, en
azından şahsımın en çok aklına yatan, en çok hoşuna giden makbuzla muafiyet
dönemi başlamıştır. Yani adı üzerinde bedelli askerlik. Bedelini yatırıyorsunuz
ve yirmi bir gün temel eğitiminizi en azından yapmak suretiyle askerliğinizi
yapıyorsunuz.
Şimdi, bunun neresi bedelli askerlik?
Birileri şubeye gidecek, makbuzunu alacak, parasını yatıracak ve arkasından
buna “Bedelli askerlik” denilecek. Bu mümkün değil. Olsa olsa bu “Makbuzla
muafiyet” olur.
Biraz evvel Değerli Bakanımız bu
yasanın çıkarılma amaçlarından birinin de vatandaşın devletle barışması,
devletin vatandaşıyla barışık olması noktasında bir görüş beyan etti.
Şimdi, bu açıdan bakarsak, evet, bu
bedelli askerlik yasaları gerekli ki zaman zaman gündeme getiriliyor,
ihtiyaçtan hasıl oluyor ama askerliğini bir şekilde yapamamış, yapamayacak
durumunda olan kişilerle barışmak düşünülüyor da şu anda askerde olan, karda,
kışta kıyamette vatanını, bayrağını bekleyen Mehmetçik’le barışmak niçin
düşünülmüyor ve yine bundan sonra bu yasadan yararlanamayacak olan ve daha uzun
yıllar, on yıllar, inşallah yüz yıllar, bin yıllar askerlik görevini
yapabilecek, yapacak olan, çıkacak bedellilerden hiçbir zaman yararlanamayacak
olanların kendisiyle de barışmak niye akla gelmiyor?
İşte, burada, şahsen, Değerli Genel
Başkanımız, Sayın Genel Başkanımızın kamuoyuna deklare ettiği, bir nevi Meclise
ve bir nevi siz Değerli İktidara yaptığı çağrıda olduğu gibi, bugün askerliğini
yapan vatandaşlarımızın, Mehmetçik’imizin kendileriyle, aileleriyle, eşleriyle,
onlarla barışmak adına, en azından onlara belli manada ücretler ödenmesi ve
aynı zamanda bir kısım kanuni haklardan da öncelikli olarak yararlandırılması,
kamu haklarından öncelikli olarak yararlandırılması, askerliğini yapmayanlarla
değil yapanlarla da barışmak gerektiği noktasında Hükûmete ve devlete bir
fırsat verebilir. Değerli Meclisin bu konuyu gündeme getirmesini önemle rica
ediyorum.
Ayrıca, bu kanunla “Artık parası olan
askerlik yapmayacak.” devri kapandı. Hangi devir başladı? “Çok parası olan
askerlik yapmayacak.” devri başladı yani sadece parası olan değil, çok parası
olan. Bu ücret daha düşük tutulabilirdi ama çok yüksek tutulmak kaydıyla da
daha az insanın yararlanması ve burada da adaletsizlik söz konusu oldu. Aynı
zamanda bu yasada vicdani ret konusunda görüş beyan edenler, fikir beyan
edenler, onların da yararlanması söz konusu. Şimdi, bize göre sebebi itibarıyla
sadakatsizlik ya da belki de vatana ihanet sayılabilecek, bu memleketin her
şeyinden, her imkânından faydalanıp bu memleketi korumak, bu memleketi
kollamak, bu memleket için canını ortaya koymak gerektiğinde çeşitli
bahanelerin arkasına sığınan vicdani retçiler arasında bile ücreti itibarıyla
adaletsizlik yarattınız.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli Başkanım, sizleri de saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Çirkin.
Şimdi, madde üzerinde şahsı adına söz
isteyen Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili.
Buyurun Sayın Öner. (CHP sıralarından
alkışlar)
ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın
Başkanım, değerli milletvekillerimiz; bugün önemli bir yasayı görüşüyoruz,
toplum uzun süredir bedelli yasasının beklentisi içinde ancak bu beklenti
hakkaniyete dayalı bir yasanın çıkarılması yönünde idi. Ne yazık ki böyle bir
eğilim görülmüyor. Uzun süre Sayın Başbakanın muhalefet ettiği yasa Sayın
Başbakan tarafından müjdeymiş gibi kamuoyuna sunuldu. Ancak, sunulan yasa
adaletsizliklerle, eşitsizliklerle, toplum vicdanını yaralayan maddelerle
donanmış bir yasa.
Gerçekten de önce Sayın Başbakan “Ben
bunu nasıl izah ederim? Referanduma götürürüm. Memleketi kim savunacak?”
derken, sonra herkes sustu, “Sayın Başbakan açıklayacak.” dedi, Sayın Başbakan
açıkladı. Sayın Başbakanın açıkladığı yasa zenginler için çıkarılmış bir yasa.
Bu Meclis zenginler için yasa çıkarmak üzere oluşturulmadı, bu Meclis “Türk
milleti tarafından zenginler yararına yasa çıkarılsın, adalet gözetilmesin.”
diye oluşturulmadı.
Şimdi çok enteresan bir süreç
izliyoruz.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya siz de önerge
verdiniz. Karşı mısınız bize?
ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Sayın Özel,
sen her konuşmamda cevabı aldın benden! Herhâlde uslanmadın! Yine cevabını
alacaksın!
Şimdi, değerli milletvekillerimiz, öyle
bir kilitlenme içindeyiz ki, akıl, vicdan kabul etmiyor. Şimdi kendilerine “AK PARTİ’li” diyen arkadaşlarımız kendilerinden gelen her
konuşmaya parmak kaldırıyorlar ama muhalefetten gelen makul önerilerin
hiçbirini kabul etmiyorlar. Tıpkı zalim Uslu’nun suç teşkil eden fiilinde İç
Tüzük hükümlerine göre belirlenen cezayı vermedikleri gibi. “Adaletle
hükmediniz.” emrine uyulmayan bir süreç yaşıyoruz. Hâkim de adaletle
hükmedecek, milletvekili de adaletle hükmedecek, amir de, müdür de, komutan da
adaletle hükmedecek. Adaletle hükmetmediğimiz zaman o el kaldırdığımız yasa
maddesi bizim vicdanımızda bir yaraya yol açacak.
“Bedelli askerlik” diyoruz, bedelsiz
askerlik… Şimdi, her gücü olan 30 bin lirayı verecek, avro bazında da 10 bin
avro verecek. Veremeyen ne olacak? “Zenginimiz bedel verir, askerimiz
fakirdendir.” türküsü vicdan kanatmaya devam edecek.
Sağduyunun sesi olmalıyız, doğru
önerilere destek vermeliyiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
verilen düzeltici öneriler var. Diğer partilerden de uygun nitelikli öneriler
var. Lütfen, ön yargıları bırakalım, doğru önerilere destek verelim.
Bunlardan bir tanesi, yoksula bedelsiz
askerlik yapma hakkı verilmesidir. Bir diğeri, postalsız
askerlik, silahsız askerlik, şerefli üniformasız askerlik olur mu arkadaşlar?
Hiç değilse yirmi bir gün askerlik yapsın ki askerliğin ne demek olduğunu
öğrensin, gün gelince nefsi müdafaa yapabilsin, gün gelince seferberlik
çağrısına katılabilsin.
Ayrıca bir husus daha var; her askere
alınan, askere alındığı tarihten itibaren sigortalansın. Böylece, kan bedeli
tarzında bir askerlik yapılma sürecinden çıkılsın, hakkaniyete dayalı bir
bedelli askerlik yasası çıksın.
Buna katkı vereceklere teşekkür ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öner.
Sayın milletvekilleri, Birleşime beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati:21.52
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 22.02
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
82 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci
maddesi üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap
işlemi yapılacaktır.
Sayın Özkan, Sayın Işık, Sayın Demiröz,
Sayın Vural, Sayın Öz, Sayın Serindağ, Sayın Akar,
Sayın Canalioğlu, Sayın Çelebi, Sayın Kaplan, Sayın Acar ve Sayın Köprülü’nün
söz talepleri vardır.
Sayın Özkan, buyurun.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın
Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Bakan, yasa mevcut şekliyle
yasalaşırsa yirmi bir günlük temel eğitim kalkıyor. Bunun sonucu hem ülkenin
hem de Burdur ilinin esnafının ekonomisi ciddi anlamda zarar görecektir.
Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak, Burdur ilinin göreceği zararı telafi
anlamında, kalkınmada birinci öncelikli iller arasına alınmasını uygun bulur,
destek verir misiniz?
Ayrıca, esnafın kamu bankalarına olan
borçlarını iki yıl faizsiz ertelemeyi, akabinde yapılandırmayı düşünür müsünüz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.
Sayın Işık…
Sayın Demiröz…
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakana sormak istiyorum: Askerlik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda “yirmi bir gün süreli
temel askerlik eğitimine tabi tutulmaları” ibaresinin kaldırılmasının
gerekçeniz dışında başka bir amacı var mıdır? Temel askerlik eğitimini verecek,
acaba, subaylarımız mı kalmadı? Çünkü bu eğitimi verecek subaylarımız Ergenekon
veya Balyoz sanığı mı?
Son sorum da: Bu yirmi bir günlük
süreli temel eğitimin kaldırılması Burdur iline verilen bir ceza mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Vural…
OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, tekrar Sayın Bakana çok
önemli bir çelişkiyi huzurlarınızda ifade ediyorum: Askerimize, polisimize
kurşun sıkan, aranan, içeride olan insanlar, mesela son dönemde Çukurca’da,
Silvan’da askerlerimizi şehit eden, Bitlis’te polislerimizi şehit edenleri otuz
yaşını geçmiş olmak ve 30 bin lirayı vermek kaydıyla askerliğini yapmış
sayarak, ondan sonra da bunlardan aldığınız paraları şehit ettiklerine
vereceğiz demek vicdanınıza sığıyor mu? Böyle bir şey kabul edilebilir mi?
Lütfen, bu konuda gerekli tedbirleri almasını özellikle İktidar Partisi
Grubundan da istirham ediyorum. Daha önce üniversite affı konusunda “Terör
suçundan hüküm giyenler hariç olmak üzere.” getirmiştik. Şimdi, gelin, hep
beraber, birlikte bu ayıbı da temizleyelim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Öz…
ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Bakanıma sormak istediğim sorum
şudur: Bedelliden elde edilecek gelirin şehit aileleri ve gazilere dağıtımı
hangi kanalla ve ne kadar şeffaf dağıtılacak ve bu dağıtılan miktarları
kamuoyuyla paylaşacak mısınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Serindağ…
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Bedelli askerlik nedeniyle tahsil
edilecek paranın şehit ailelerine ve gazilere yardım olarak dağıtılacağı ifade
edilmiştir.
Sayın Bakana soruyorum: Bu yasa
değişikliği yapılmasaydı yani bedelli askerlik olmasaydı şehit aileleriyle gazilerimize
yardım yapılmayacak mıydı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Akar…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan,
Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın 5.212 eurodan 10
bin euroya, 7.668 eurodan
da yine 10 bin euroya çıkartıldığını, bu yasayla
çıkartıldığını ifade ettiniz. Avrupa’daki vatandaşlarımız bir önceki rakamları
ödemekte güçlük çekerken 10 bin avroya çıkarttığınızda büyükelçiliklerimizin
önünde bir yığılma yani yasa çıkmadan eski rakamlardan yararlanmak için bir
yığılma olduğunu gördük. Yine, aynı zamanda bu vatandaşlarımız yirmi bir gün
askerlik süresinde kendilerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını
hissediyorlardı ve bu işten de memnundular. Acaba, siz de Almanlara ve
Avusturyalılara yardım etmek için yani entegrasyonu sağlamak için bu rakamları
yukarı çekip “Bir an evvel Türk vatandaşlığından çıkın, sizden kurtulalım.”
mantığıyla mı bu kararı aldınız, böyle bir madde koydunuz? Bunu merak ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Canalioğlu, son soru…
MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, engelli vatandaşlarımızın
bir gün de olsa askerlik yapmak için üniforma giymeyi onur saymalarına karşın
bedelli askerlik yasasıyla yirmi bir gün temel eğitim dahi yapmadan eve teslim
tezkere verilecektir. Yirmi bir gün temel eğitim yaptırılmamasının temelinde
maddi tasarruf elde etmek mi vardır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, buyurun.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Teşekkür ediyorum.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın
Başkan…
EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye…
Buyurun Sayın Milletvekili.
EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan,
isimlerimizi okudunuz.
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Biz de talepte
bulunduk.
BAŞKAN – Süreye bakın. On dakika toplam
süre Sayın Milletvekili. Lütfen, İç Tüzük’ü açar
bakarsanız ne yapıldığını görürsünüz burada.
Buyurun Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Öz’ün sorusunda
“Bedellideki dağıtım hangi kanalla yapılacak?” Kanunda çok açık olarak
belirtiliyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bu para
kullanılacak. Bu para nasıl kullanılacak? Kullanım esasları Bakanlar Kurulu
kararıyla çıkartılan bir Bakanlar Kurulu kararıyla belirtilecek.
Şeffaf olacak mı? Her kime ne ödeme
yapılmışsa yıllık olarak Bakanlığın sitesinden ilan edilecek.
Bir başka husus, tahsil edilecek para,
şehitlere yardım yapılıyordu, bu ana kadar yapılmıyor muydu diye. Mevcut
yasalarımıza göre şehit ve gazilerimize hem Genelkurmay Başkanlığımızın hem
İçişleri Bakanlığımızın hem de Bakanlığımızın hem de Mehmetçik Vakfının hem de
OYAK’a tabi ise OYAK bölümünden de her birisine katkıları, tazminatları var.
Bir örnek vereyim mesela. Eğer vazife
maluliyet derecesi 1 ise, teğmen ise 1 milyon 608 bin alıyor. Yine eğer er ise
1 milyon 72 bin alıyor, astsubay ise 1 milyon 589 bin lira alıyor. Yani
maaşlar. Bir başka şey, eğer lojmanı hak etmiş şekilde çalışıyorsa ve hayatını
kaybetmişse on yıllık kira bedelini devlet ödüyor.
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yani yasa
olmasaydı…
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Yasa olmadan bile bu imkânlar var.
Peki, yasayla elde edilecekler. İlave
imkân sağlamanın bir zararı olur mu? Hiçbir zararı olmaz.
Bir başka husus, Sayın Özkan sordu:
“Burdur ekonomisi bundan zarar görür mü?” Muhakkak ki insanlar daha önceki bir
alışılmış… Ne kadar geliyordu Burdur’a? Yaklaşık 19-20 bin, yılda yurt dışından
bedelli geliyordu Burdur’a. Muhakkak ki bunların Burdur ekonomisine bir katkısı
vardır ancak Hükûmetimiz, hiçbir ili ihmal etmediği gibi bundan sonra da
Burdur’u ihmal etmeyecektir. Bundan dolayı Burdur’un bir kaybı olacağı
düşünülecekse onu giderebilmek için teşvik kapsamının değiştirilmesi mi veya
sair bir hususla mı üzerinde bir çalışma yapılacaktır. Burdur bu düzenlemeden
dolayı bir mağduriyet hissetmeyecektir.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan,
fotoğrafçıya teşvik verip fabrika mı kurduracaksınız?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Bir başka husus, yirmi bir günlük temel askerlik eğitim entegrasyonu
sağlıyordu, siz şimdi bunu kaldırınca entegrasyon ortadan da kalkar diye
düşünülüyor. Bu düşüncenin eksik olduğu düşüncesindeyim. Biz, sadece yirmi bir
gün askerle entegrasyonu sağlamıyoruz. Bütün Türkiye’de sekiz yıllık temel
eğitim var, üzerine dört yıllık lise var, on iki yıl var. Ama sekiz yıldır
bütün insanlarımızı okullarda eğitiyoruz, doğru mudur? Okullarda entegrasyonu
sağlayamamışız, lisede sağlayamamışız, üniversitede sağlayamamışız da yirmi bir
günlük burada mı sağlayacağız? Dolayısıyla bu bir entegrasyon değildir. Fayda
olmayacağı düşünüldüğünden bu kaldırıldı.
Bir başka husus…
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan,
yanlış anlamışsınız. Ben Türkiye’de entegrasyonu kastetmiyorum. Almanya ve…
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)
– Yani buna benzer kelime kullandınız da. Birbiriyle insanlar tanışıyordu, uyum
hâline geliyordu diye.
Bir başka husus, yurt dışında
parlamenter olan Türk vatandaşları var veya bakanlık yapan Türk vatandaşları
var. Bakanlar kurulundan bekleniliyor ki bana izin verin, gideceğim. Nereye
gideceğim? Türkiye’ye, askerlik yapacağım diye. Türkiye bu durumda. Dolayısıyla
siz kendi vatandaşlarınızı bir başka bakanlar kurulundan izin alma durumuna
düşürmeyin. İki…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öyle
vatandaşımız yok, onlar Türk vatandaşlığından çıkmış.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Hayır, hayır, öyle değil. Çifte vatandaşlığı olanlar da var. Çıkmış
değildir.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yanlış örnek
veriyorsunuz.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Hayır, var.
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz bedeli
artırdınız, vatandaşlıktan çıkmayı da artırdınız.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Dolayısıyla hem parlamenter olan var hem bakan olanlar var…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir tane
örnek gösterebilir misiniz?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Hem yurt dışında çalıştığı için, yirmi günlük buraya geldiği için
işini kaybedenler vardı. Gidin, onlardan sorun, anketi yapın. Dolayısıyla bunda
bir sıkıntı yoktur.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öyle bir tane
vatandaş yok.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Ben yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu yasa düzenlemesi ülkemizin lehine
olmuştur, sonuçları da inşallah yaşayarak hep beraber göreceğiz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, benim
soruma cevap vermediler. “Terör örgütü mahkûmu olanlar ve kurşun sıkanları
faydalandırıyor musunuz?” diye soru sormuştum.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Yazılı olarak söyleriz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Onu söylemediniz
de. Bu konuda bir itiraz yok mu?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – 99’da çıkmış Yasa’da böyle bir madde var mı? Yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yirmi bir gün
temel askerliğin olduğu yerde nasıl gelecek? İnsafsız!
BAŞKAN – Madde üzerinde üç önerge
vardır, önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık
sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına,
Görüşülmekte olan 82 Sıra Sayılı Kanun
Tasarısının 1. maddesinin 1. paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“21/6/1927 tarihli ve 1111 Sayılı
Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112
Euro” ibaresi “5.112 Avro”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi
“7.668 Avro”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “Avro” şeklinde
değiştirilmiştir.”
Arz ve teklif ederiz.
|
A.
Şefik Çirkin Alim
Işık Mehmet
Şandır |
|
Hatay
Kütahya
Mersin
|
|
Oktay
Öztürk Hasan H.
Türkoğlu Münir Kutluata |
|
Erzurum
Osmaniye
Sakarya |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin birinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Veli
Ağbaba Tanju
Özcan Mehmet
Şeker |
|
Malatya
Bolu
Gaziantep |
|
Ahmet
Toptaş Ferit Mevlüt Aslanoğlu R.
Kerim Özkan |
|
Afyonkarahisar
İstanbul Burdur |
|
Mahmut
Tanal Namık
Havutça |
|
İstanbul
Balıkesir
|
21/06/1927 tarih ve 1111 sayılı
Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112
Euro” ibaresi “7.000 AVRO”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi
“10.000 AVRO”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “AVRO” şeklinde ve
beşinci fıkrasındaki “Yeni Türk Lirası” ibaresi “Türk Lirası” şeklinde
değiştirilmiştir.
BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı
önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 82 sıra sayılı
kanunun 1 maddesindeki birinci ve üçüncü fıkrasındaki “10 000” ibarelerinin “5000”
olarak değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki 6 ncı
fıkranın eklenerek çerçeve maddenin buna göre düzenlenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
Hasip Kaplan Altan
Tan Hüsamettin Zenderlioğlu |
|
Şırnak Diyarbakır Bitlis |
|
Demir
Çelik Murat
Bozlak Pervin
Buldan |
|
Muş Adana Iğdır |
|
Halil
Aksoy |
|
Ağrı |
“Vicdani ret hakkını kullanmak isteyen yükümlüler, herhangi bir
bedel ödemeksizin askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar. Bu hizmetin
yerine kamu kurum ve kuruluşlarında hizmet yükümlülüğü getirilmesi Bakanlar
Kurulunun çıkaracağı yönetmelikle belirlenir.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor
mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen
Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.
Buyurun Sayın Sakık.
SIRRI SAKIK (Muş) – Merhaba arkadaşlar.
Peşinen, yani bizden bir öneri
geldiğinde tepki göstermenizi, neden bu kadar tepki gösterdiğinizi
anlayamıyorum. Yani Sayın Başkan, ne kadar burayı yönetirse muhakkak bize bir
laf yetiştirmeye çalış…
Şimdi, Sayın Başkanım, sizin tribünlere
oynamaya hakkınız yok. Zaten tribünlerin en yukarısındasınız, üç dönemdir de bu
görevi yapıyorsunuz. Tüzüğünüze göre yeniden milletvekili de seçilemezsiniz.
Biraz sizi hakkaniyete davet ediyoruz. Yani Kenan Evren demokrasisini
uygulamayın bize. Biz, bakın…
BAŞKAN – Sayın Sakık,
bizim seçilip seçilmeyeceğimize millet karar verecek, siz karar verecek
değilsiniz.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Hayır. Şunun
için: Sizin tüzüğünüz öyle diyor, üç dönem seçilenler…
BAŞKAN – Şu anda televizyonlar
vermiyor, tribünlere de oynamıyoruz. Tribünlere oynayan varsa o da sizsiniz.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, Sayın
Başkan, sizin tüzüğünüz öyle değil mi, Sayın Başbakan demiyor mu? “Üç dönem
vekillik yapan bir daha yapamaz.” Bunu Başbakan söylüyor.
BAŞKAN – Siz bir başka partinin adına
karar vermeyin lütfen.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizin hâlâ
gözünüz var, bir dönem daha…
BAŞKAN – Kendi partiniz adına karar
verme hakkınız varsa onu verin.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben sizin
tüzüğünüzü size hatırlatıyorum.
BAŞKAN – Hatırlatmanıza gerek yok, siz
kendi partiniz adına karar verin.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, Sayın
Başkan, bakın, benim sorduğum soruya Sayın Bakan…
BAŞKAN – Öyle bir yetkiniz varsa, onu
da söylüyorum.
SIRRI SAKIK (Devamla) – …Millî Savunma
Bakanı burada oturuyor. Kendisine bir soru sordum: Ne kadar mülayim bir
geçişle… Acı çektiğini, bu ülkenin barışa ihtiyacı olduğunu söyledi ve biz de
mutlu olduk, o tınılardan etkilendik ama sizin her şeye laf yetiştirmeye
hakkınız yok ki. Adil davranmanızı istiyoruz. Ne yazık ki yapmadığınız için biz
de çıkıp burada bunları söylemek zorunda kalıyoruz. Yani bizim söylediklerimiz
bu ülkenin sorunları, bu ülkenin acıları. Biz ülkenin acılarını söylüyoruz,
”Morgların önünde otuz altı gündür anneler, babalar çocuklarının cesetlerini
bekliyorlar ve bulamıyorlar, bu ülkenin çocuklarıdır.” diyoruz. Beni daha fazla
konuşturursanız sizin milletvekillerinizin akrabalarının da olduğunu da
söylerim. Bu kadar bizim realitemiz. Lütfen, bunlara kulak veriniz.
Şimdi, burada bir yasa görüşülüyor.
Daha önce de -birkaç gün önce- burada bir şike yasası görüşüldü. Ona dedim ki:
“Sırtı kalınların yasası.” Bu da aynen öyle. Parası pulu olanlar bu işten men
olacak, parasız olanlar tekrar ya kaçak kalacak ya da gidecekler bankalara
borçlanacaklar. Bir hesap çıkarttım, asgari ücretle geçinen, bu yasadan
faydalanan bir yurttaşımız tam elli ay tek lirasını harcamadan ödese elli ay bu
yasayla ilgili… Peki, ne yiyecek, ne içecek?
Şimdi, yurt dışından gelenlerle ilgili
-verdiğimiz değişiklik önergesi bununla ilgili- “10 bin euro.”
diyorsunuz. Bu çok para, biz 5 binin daha uygun olabileceğini düşünüyoruz.
Mesela “Otuz yaş” diyorsunuz, 30 bin
TL… Peki, yirmi yaşındaki insanları milletvekili seçiyorsunuz, neden bu yaşı
yirmi beşe getirmiyorsunuz? Neden yoksulları bu işten muaf etmiyorsunuz? Çünkü
kafanızda toptancı bir anlayış var.
Vicdani ret… Yani dünyanın her yerinde
bir haktır, bir hukuktur, insani bir taleptir ama ne yazık ki bizim ülkemizde
vicdani ret talebinde bulunanlar vatan hainliğiyle suçlanıyorlar ve acı bir
gerçektir, sol, sosyal bir demokrat olduğunu iddia eden bir partinin
milletvekili bile çıkıp “Bu ülkede o kadar ‘vatan’ ve ‘ihanet’ sözcükleri yan
yana geliyor ki kim ki vicdani reddi savunursa bu ülkeye ihanet ediyor.” diyor.
Şimdi, Avrupa’nın bir parçası olmaya
çalışıyoruz, Avrupa’da vicdani ret bir haktır, AİHM aynı kararı veriyor ama
benim ülkemde yani bırakın sağ gelenekten gelenleri, sol gelenekten gelenler
bile bir insan hakları ihlali içerisindedirler. Onun için, bu yasada vicdani
ret bir hak olarak kabul edilmelidir. Bu yasa eğer böyle olursa… Çünkü savaşın
kaynağı insandır. Eğer siz o kaynağı kurutursanız askere de adam bulamazsınız, dağa
da adam bulamazsınız, o zaman savaş da olmaz. Hepimiz eğer savaşın önünde bir
barikat oluşturacaksak bunları hayata geçirmeliyiz.
Şimdi, vicdani retçiler sadece askerle
ilgili değil, vicdani retçiler “Ben silaha karşıyım. Ben ne dağa giderim
gerilla olarak savaşırım ne de asker olarak savaşırım.” diyor. Bence vicdanı
olan herkes buna “evet” demelidir, daha hakkaniyetten, daha hukuktan yana
olmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
SIRRI SAKIK (Devamla) – Hepinize iyi
akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin birinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Veli
Ağbaba (Malatya) ve arkadaşları
“21/06/1927 tarih ve 1111 sayılı
Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112
Euro” ibaresi “7.000 AVRO”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi
“10.000 AVRO”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “AVRO” şeklinde ve
beşinci fıkrasındaki “Yeni Türk Lirası” ibaresi “Türk Lirası” şeklinde
değiştirilmiştir.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor
mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Katılamıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen
Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından
alkışlar)
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; hepinize iyi akşamlar.
Ben sözlerime Yemen türküsünün bir
parçasıyla başlamak isterim: “Yemen yolu çukurdandır/Karavanı
çamurdandır/Zenginimiz bedel öder/Askerimiz fakirdendir.” (CHP sıralarından
alkışlar) Değerli arkadaşlar, önümüze gelen bu teklif, şu açıdan eksikliklerle
dolu: 81’inci maddede, askerlik çağına gelmemiş olanlar, çocuklarının askerlik
yaşını eğer büyütürlerse, gayet rahat bu bedelli askerlikten yararlanırlar.
81’inci maddede bu konuda büyük bir eksiklik var; bu bir. İkinci bir hadise…
AHMET AYDIN (Adıyaman) –
Yararlanamazlar… Yararlanamazlar…
MAHMUT TANAL (Devamla) -
“Yararlanamazlar”, kanunu ben size vereyim Değerli Ahmet Bey, okursunuz.
İki: Değerli arkadaşlar, bizim Türk
parasını koruma mevzuatımız denilen bir mevzuatımız var. Değerli bakanlık ve bu
yasayı hazırlayan arkadaşlarımız, herhâlde bundan da bihaber. Bu yasamızın
geçici 3’üncü maddesinde, 4077 sayılı Tüketiciyi Koruma Kanunu’nun, bütün mal
ve hizmetler de TL olarak gösterilmek zorundadır. Bu bir hizmet ise, bunun
karşılığını euro olarak gösteriyor iseniz, Tüketici
Kanunu’nun 25’inci maddesine göre, sizi şikâyet edeceğim, suç işliyorsunuz.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Var olan hüküm o
ya!
MAHMUT TANAL (Devamla) – Üçüncü bir
hadise değerli arkadaşlar: Burada askerliği paraya tahvil etmekle Türk Ceza
Kanunu’nun 318’inci maddesi uyarınca, halkı askerlikten soğutma suçu işlenmekte
değerli arkadaşlar. Yani bu anlamda, gerçekten, hazırlanan tasarı çok doğru bir
tasarı değil. Değerli Bakan şunu söyledi: “Yirmi bir günlük süre, efendim, o
dönemde okuma-yazma öğretiliyordu, meslek öğretiliyordu, buna gerek yok.” O
zaman Değerli Bakan şunu da yapsınlar, Askerlik Kanunu’nun 41’inci maddesi var,
o fıkranın başını okurken sonunun da okunmasını öneririm, “Erbaş ve erlere
askerliğe ait bilgilerden başka, okuyup yazmak, yurt ve hayata ait genel kültür
bilgilerini öğretir.” Buradaki amaç ise zengin, fakir aynı karavanada yemek
yer, aynı yatakhanede yatar, yani böyle bir kültür, böyle bir birleşme, böyle
bir hâlden anlama anlamında, sosyalizasyon anlamında bir görevi de vardır. O
zaman madem bu kadarını düşündünüz 41’inci maddeyi niye yürürlükte bıraktınız
da onu kaldırmadınız? Yani bu anlamda getirilen tasarı gerçekten Anayasa’mızın
10’uncu maddesindeki “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz
tanınamaz.” hükmüne aykırılık teşkil etmekte. Bu anlamda hem Anayasa’mıza
aykırı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı, Evrensel İnsan Hakları
Sözleşmesi’ne aykırı.
Bu anlamda hepinize saygılarımı
sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum.
Bu tasarının bir daha gözden
geçirilmesine ihtiyaç vardır, aksi takdirde Sporla Şiddet Yasası’nda nasıl o
dönem “Efendim, biz hata yaptık. Çok geç vakitti, hepimiz oy kullandık.”, bu
tasarıyı da aynı şekilde “Efendim, vakit yoktu, acilendi. Biz bunu çıkarmak
zorundaydık.” Yani bu kadar, yangından mal kaçırırcasına bunun bir anlamı yok.
Sayın Başbakanın iki dudağının arasından çıktı, “Ben bedelli askerlik
yapacağım.” diye… Tüm milletvekillerinin uyma mecburiyeti yok. Elimizi
vicdanımıza koyalım, vicdanımızla hareket etmemiz gerekiyor.
Hepinize saygılar arkadaşlar. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına,
Görüşülmekte olan 82 Sıra Sayılı Kanun
Tasarısının 1. maddesinin 1. paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“21/6/1927 tarihli ve 1111 Sayılı
Askerlik Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “5.112
Euro” ibaresi “5.112 Avro”, üçüncü fıkrasında yer alan “7.668 Euro” ibaresi
“7.668 Avro”, dördüncü fıkrasında yer alan “Euro” ibaresi “Avro” şeklinde
değiştirilmiştir.”
Arz ve teklif ederiz.
A.
Şefik Çirkin (Hatay) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor
mu?
MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ
KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ
(Sivas) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen
Şefik Çirkin, Hatay Milletvekili.
Buyurun Sayın Çirkin. (MHP sıralarından
alkışlar)
ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Değerli
Başkanım, yüce Meclis; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan 82
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin birinci paragrafının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesi noktasında söz alıyorum.
“21/6/1927 tarihli 1111 sayılı Askerlik
Kanunu’nun ek 1’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ‘5.112 euro’ ibaresi ‘avro’, üçüncü fıkrasında yer alan ‘7.668 euro’ ibaresi ‘avro’, dördüncü fıkrasında yer alan ‘euro’ ibaresi ‘avro’ şeklinde değiştirilmiştir.”
Şimdi, yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımız için de -aynı zamanda yurt içinde olduğu gibi- ortaya konan bu
ücretin ve bedelin yüksek olduğu kanaatindeyiz. Zaman zaman Hükûmetin çeşitli
sayın bakanlarının, ekonomiden sorumlu sayın bakanların, Sayın Başbakanın
ifadesinde olduğu üzere, dünya üzerinde yaşanan küresel krizden ülkemizin
gerektiği kadar etkilenmediği yani bir başka deyişle teğet geçtiği, Avrupa’nın
şu durumda olduğu, bu durumda olduğu, Avrupa ekonomisinin çökmekte olduğu,
Avrupa ekonomisinin yaşadığı sıkıntıların Türkiye’de yaşanmadığı ifade
edilmekte. Yani bir başka deyişle, Avrupa’daki ekonomide sıkıntı olduğunu kabul
etmekteyiz Hükûmet olarak. O zaman, bu durumu bile bile niçin, neden, hangi saikle, hangi akılla ya da hangi gerekçeyle gurbetçi
vatandaşlarımızın ödeyecekleri bedeli yükseltiyoruz? Bu makul bir gerekçe
olmasa gerek. Yani yurt dışında yaşayan, orada da belki işini kaybeden veyahut
herhangi bir işe giremeyen sayısız vatandaşımız varken yine bu yasayı yurt
içinde olduğu gibi yurt dışındaki vatandaşlarımız adına da adaletsiz bir şekle
getiriyoruz.
Değerli Meclis, bu yasanın bu şekliyle
değişmesi yurt dışındaki gurbetçilerimiz adına da yasanın adaleti açısından
önemli bir gösterge olacak, vicdanlara su serpecek ve aynı zamanda adaleti bir
nebze olsun tesis edecektir. Ayrıca, temel eğitim noktasında son günlerde biz
tam temel eğitimin bu yasa içerisinde olmamasına itiraz ettiğimiz, teklif gelir
gelmez ve sadece siyasi partiler olarak değil, toplumun çeşitli kesimlerinden
buna itiraz geldiği bir dönemde çeşitli gazeteler, çeşitli basın organları
tarafından Genelkurmay Başkanlığından geldiği, yani bedelli askerlik ya da bir
başka deyişle makbuzla muafiyet yasasından temel eğitimin çıkarılması
noktasında esas talebin Genelkurmay Başkanlığından geldiği kamuoyuna ifade
edilmiştir, çeşitli basın-yayın organları bunu söylemiştir. Şimdi, buradan bir
çağrıda bulunmak istiyorum: Bunu öğrenmek milletin hakkı, bunu öğrenmek bu yasa
üzerinde sabahlara kadar çalışan Meclisin hakkı. Biz bu talebin kimden
geldiğini bilmek istiyoruz ve Genelkurmay Başkanlığının Hükûmetten bedelli
askerlikte temel eğitimin kaldırılması, temel eğitimin ortadan kaldırılması
adına bir talebi olup olmadığını merak ediyoruz ve bunu huzurlarınızda Sayın
Bakana soruyoruz. Bu açıklığa kavuşmalıdır. Hoş, bu talep kimden gelirse gelsin
yanlış bir taleptir ama muhatabımızın Hükûmet mi Genelkurmay mı olduğu
noktasında biz muhatabı Meclis olarak alırız. Demokratikleşmede, her fırsatta
sivil demokrasiden, ileri demokrasiden bahsettiğimiz bir ortamda yani
Genelkurmaydan -eğer hakikaten geldiyse- her gelen talebi bu şekilde süratle
değerlendiriyor muyuz ve bir dahaki taleplerde de her talebe her zaman süratle
değerlendirecek miyiz, doğrusu bunu merak ediyoruz.
Hepinizi saygı ve sevgiyle
selamlıyorum.
Sayın Başkan, zatıalinizi de saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
2’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- 1111 sayılı Kanunun ek 3 üncü
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “celp, sevk, eğitim, izin, sağlık, özlük
hakları, geçici ve kesin terhis işlemleri,” ile “hizmet hesabı,” ibareleri
yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz isteyen Orhan Düzgün, Tokat Milletvekili.
Buyurun Sayın Düzgün. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ORHAN DÜZGÜN (Tokat) –
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Askerlik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu hakkında
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle
hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, seçim öncesinde
ve seçim sonrasında, bugün bu Mecliste bulunan siyasi partilerin bedelli
askerlikle ilgili birtakım söylemleri vardı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak
bizim de aynı konuyla ilgili seçmene vermiş olduğumuz sözler vardı. Biz, bugün
de bu sözlerimizin arkasındayız.
Değerli arkadaşlarım, seçme ve seçilme
hakkı olan herkes siyaset yapabilir, siyasetçi olabilir ancak devlet adamı
olmak bir tutarlılık gerektirir, bir kararlılık gerektirir, güvenilirlik
gerektirir, inandırıcılık gerektirir. Benden önce konuşan hatipler Sayın
Başbakanın seçim öncesinde bedelli askerlikle ilgili düşüncelerini bu kürsüden
okudular. O nedenle ben tekrar okumayacağım ancak kısa bir bölüme değinmek
istiyorum: “Gerekiyorsa biz bunu seçimlerden sonra, bu Anayasa meselesinde
dâhil olmak üzere, eğer referanduma gitme durumu olursa, biz kalkarız böyle bir
süreci ancak referanduma taşırız ki halkımız bunun kararını versin çünkü ben
şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem çünkü parası
olan var, parası olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten
kurtulacak, parası olmayan gidecek askerlik yapacak. Kimlerle görüştüysem ben,
kenar köşedeki, izbe yerlerdeki vatandaşım, onlar bu işe sıcak bakmıyor.”
Değerli arkadaşlarım, bu arada Sayın
Başbakana da geçmiş olsun dileklerimi iletmek isterim.
Arkadaşlar, siyaset yapabilirsiniz,
seçim kazanabilirsiniz, seçimlerde meydanlarda söz verebilirsiniz ancak bu
ülkede siyaseti dürüst yapmak lazım, doğru yapmak lazım. Artık bu ülkede bir
klasik oluşturdunuz; seçim meydanlarında başka konuşuyorsunuz, uygulamaya
gelince başka şeyler yapıyorsunuz.
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Vatandaş takdir
ediyor.
ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Seçim
meydanında “Bedelli askerlik yok.” diyorsunuz, buraya gelince “Parası olanlar
bedelli askerlik yapsın.” diyorsunuz. Seçim meydanlarında “Teröristlerle
görüşecek kadar şerefsiz değiliz.” diyorsunuz, sonra Oslo’ya gidip protokoller
imzalıyorsunuz. Bu dürüst bir siyasi yaklaşım değildir.
Değerli milletvekilleri, biz bu tasarı
Komisyona geldiğinde… Ki Komisyona gelişi bile hatalıdır. Cumhuriyet Halk
Partisinin önergesi görmezden gelinmiştir Komisyonda. Buna rağmen bu tasarının
doğru dürüst çıkabilmesi için üç tane teklif önerdik. Bunlardan birisi son
derece basit bir teklifti. Dedik ki: “Bu kanun yayımlandığı tarihten değil,
1/1/2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girsin.” Şimdi, değerli milletvekilleri,
insanlar şu anda elleri yüreklerinde bekliyorlar, “Acaba bu kanun ne zaman
çıkacak, ne zaman yayımlanacak? Biz faydalanacak mıyız, faydalanmayacak mıyız?”
Bu kadar basit bir öneri bile AKP’li Komisyon üyelerince reddedildi. Başka bir
öneri daha sunduk, dedik ki: “Bugün silah altında bulunanlar, devlete olan
yükümlülüğünü yerine getirmiş olan kişiler…” Vatandaş kaçmamış, göçmemiş,
bahane uydurmamış, kalkmış, askere gitmiş. Şimdi, bir kanun çıkaracağız bugün
bu Mecliste, bu insanlar askerlik yapmaya devam edecekler, 30 bin lirayı
verenler askerlik yapmayacaklar.
Sayın milletvekilleri, bu vicdani bir
durum değildir. Biz bu önerimizi tekrarlıyoruz. Bu insanları, devlete olan
görevini, yükümlülüğünü yerine getiren insanları cezalandırmayalım. Gelin, bu
insanlar da bundan yararlansınlar. Onlar da eğer şartları taşıyorlarsa,
ücretlerini ödesinler ve askerlik görevlerini yapmış sayılsınlar. Bunun kime,
ne zararı var?
Yine, değerli milletvekilleri
-akşamdan beri konuşuluyor- burada
konuşulan rakamlar yüksek rakamlar. Bu ülkede, gerçekten, dişinden tırnağından
para artırarak çocuğunun askerlik yapmasını istemeyen insanlar var. Gelin,
bunlara kolaylık yapalım -inatlaşmanın hiçbirimize bir faydası yok, hiç kimseye
bir faydası yok- bu rakamları düşürelim, daha çok kişi bu haktan yararlansın.
Değerli milletvekilleri, bütün bu
önerilere kulak tıkıyorsunuz ama millet de bütün bunları görüyor, bilmenizi
isterim.
Aslında, bunun böyle olacağı seçim
öncesinde de belliydi. Nasıl belliydi? Sayın Başbakan Kuzey Irak ziyaretinde
Barzani’yle bir türkü söylüyordu. Türküyü biliyorsunuz. Ne diyordu türkü:
“Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir.” Evet, gözüken o ki askerimiz
fakirden olacak.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sizler de -hepiniz- çok iyi biliyorsunuz ki ordu peygamber ocağıdır. Bu ocakla
ilgili konuşurken herkesin iki kere düşünüp konuşması gerekir. Hele de bizim
gibi bu orduyla ilgili kararlar alacak olan kişilerin mutlaka ve mutlaka çok
ciddi düşünmeleri gerekir.
Şimdi, arkadaşlar, biliyorsunuz,
uygulamış olduğunuz “sıfır sorun politikası” sayesinde bütün komşularımızla
gırtlak gırtlağayız. Nasıl gırtlak gırtlağa geldik? Irak bombalanırken mübarek
bir ramazan ayında camilerde ezan okunurken bombalanan Irak’ta siz burada
dediniz ki: “Amerikan ordusunun başarılı olması için dua ediyorum.”
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kim dedi?
ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Bakın o günkü
gazetelere kimin dediğini görürsünüz, görürsünüz.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizden
kimse demedi.
ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Görürsünüz,
açın gazetelere bakın.
Değerli milletvekilleri, 1974 yılındaki
Kıbrıs Barış Harekâtında varını yoğunu her şeyini ortaya döken Kaddafi’yi bir
lağım çukurunda linç edenlere çuvalla para gönderdiniz. Bugün bütün dünya
basınında, Suriye’de terör eylemi yapan kişilerin Türkiye tarafından
desteklendiği yazıyor, hem de çarşaf çarşaf yazıyor.
Sayın milletvekilleri, çok ciddi endişe
ederim ki bu uygulamanızın sonucu bize yeni fakir asker tabutları olarak
önümüze konulacaktır. Artık bu İsrail taraftarı, bu emperyalist taraftarı
politikanızdan vazgeçiniz. Eğer bunu yapmazsanız bunun bedelini yine bu
coğrafyanın çocukları ödeyeceklerdir.
Bu nedenle hepinizin yeni baştan
bunları tekrar düşünüp, kendi vicdanınıza göre oy kullanmazını
istiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Düzgün.
Madde üzerinde Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.
Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım ve
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere
huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle de tüm İslam âleminin ve
aziz milletimizin muharrem ayını tebrik ediyorum. Ülkemize ve insanlığa huzur,
barış ve hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Değerli milletvekilleri, konuşmamın
başında tarihî bir vakayı sizlerle paylaşmak ve yorumunu da sizlerin takdirine
bırakmak istiyorum. Herhâlde aramızda Topal Osman ismini yani Giresunlu,
istiklal mücadelesinin bu yiğit kahramanını bilmeyen yoktur. 1912 Balkan Savaşı
esnasında devlet, her haneden ya erkek evladını askere alıyor ya da bedelini.
Osman’ın babası, her baba gibi evladına düşkün, oğlunu askere göndermek
istemiyor. Parayı Osman’ın eline veriyor ve asker alma şubesine yatırmasını
istiyor. Osman, bunu onur meselesi yapıyor, babasından aldığı parayı devlete
yatırmıyor, dikkatinizi çekiyorum arkadaşlar, bu parayla çevreden asker
toplayıp Trakya’ya geçiyor. Kadere bakın ki Çorlu yakınlarında dizine gelen bir
şarapnel parçasıyla dizinden yaralanıyor, “Topal” namını da işte bu yüzden
alıyor. Aynı Topal Osman, Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslara karşı Kafkaslarda
savaşıyor, 1920’deki Koçgiri isyanının
bastırılmasında önemli faydalar temin ediyor. Değerli Karadeniz
milletvekilleri, Pontus çetesine karşı da Karadeniz halkını savunuyor.
Bu anıyı ve bu kahramanı neden sizlere
anlattım? Hem bedelli askerlik hem vicdani ret hem de Sayın Başbakanın, adına
özür diledikleri, milletvekilinizin de katliamla suçladığı Dersim meselesindeki
atalarımız, dedelerimizle ilgili konuşurken daha dikkatli olmaya, daha
merhametli olmaya davet ediyorum hepinizi.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ali Şükrü
Bey’i kim öldürdü?
S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, bir devleti ayakta tutan güç ne ekonomik varlığı ne stratejik
coğrafyası ne de topu tüfeğidir. Bir devleti ebet müddet kılan şey, adaletle
yönetiliyor olması, adaletle hükmediliyor olmasıdır. Vatandaşlar arasında
devleti yönetenlerin adil olduğu ve tüm vatandaşlarına eşitlik içerisinde
davranıldığı inancı var ise o devlet ayakta durur ve ilelebet yaşar. “İnsanı
yaşat ki devlet yaşasın.” sözünün arkasındaki temel felsefe de budur.
Kimselere danışmadan, Meclis
gruplarının katkılarını temin etmeden Meclise getirdiğiniz bu tasarının bu
ölçülere uyduğuna gerçekten inanıyor musunuz değerli milletvekilleri? Eğer
“Vicdanım rahat.” diyorsanız, o zaman milletin vicdanı ile sizinki ayrı düşmüş
demektir. Hafta sonlarında birçoğumuz seçim bölgesindeydi, ben de öyle,
vatandaşa sorduk bu tasarıyı, bir dokun bin ah işit sanki, vatandaş burnundan
soluyor, kendi evladı faydalansın ya da faydalanmasın bu haksızlığa karşı
çıkıyor. Diyor ki: “Fakir fukara bu ülkenin vatandaşı değil mi? Bu nasıl bir
uygulama? Fakiri, zenginiyle dedelerimiz hep beraber kan döküp, can vererek bu
devleti birlikte kurmadık mı? Çanakkale’de kucak kucağa yatan askerlerin
evlatları, torunları arasında bu ayrımcılık niye? Bu yetkiyi kim verdi size
Sayın Hükûmet?” Bu sese kulak vermek mecburiyetindesiniz. Bu rahatsızlığı
gidermek ve insanları ikna etmek mecburiyetindesiniz. Bu tasarının
vatandaşımızı huzursuz ettiği ortada. Şeyh Edebali’nin sözünü tekrar
hatırlarsak, insanı yaşatmak sadece onun sırtını pek, karnını tok tutmakla mı
olur? Elbette hayır. Vicdanını, yüreğini fethedip, aklı ile inançları arasında
bir köprü kurmak da gerekmez mi? Bu tasarının parası olanlar ile olmayanlar
arasında büyük bir haksızlığa yol açtığını aslında sizler de görüyorsunuz,
vatandaşın tepkisini azaltmak için milletin kulağına hoş gelebilecek tatlı
sözlerle aklını çelmeye çalışıyorsunuz. “Efendim, bedelliden elde ettiğimiz
geliri şehit yakınları ve gazilerimize aktaracağız.” diyorsunuz. Bu kesimleri
istismar ederek haksız bir uygulamayı meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz. Bunun adı
düpedüz siyasal rüşvettir. Şehit yakınları ve gaziler evlatlarını ebet müddet
devlet ülküsü ve al bayrağına duyduğu sevgisi için kurban verdi, aktaracağınız
üç beş kuruş için değil, adaletsiz uygulamalar ile devletin altı oyulsun,
boşaltınsın diye hiç değil. Kaldı ki bu istismarı Anayasa değişikliğinde de
yaptınız yani ilk vukuatınız değil. O zaman da Anayasa değişikliğini kabul
ettirmek için “Bu değişikliği şehit ve gaziler için de yapıyoruz.” diyordunuz,
Anayasa değişikliğini yaptıktan sonra bugüne kadar bu kardeşlerimiz için ne
yaptınız? Şehit yakınları ve gazilerimize yardımcı olacaktınız da elinizi tutan
mı oldu? İllaki onları yeniden hatırlamak için bir deprem mi olması
gerekiyordu? Yani bedelli askerliği haksız bulanlar, devletin hayrına olduğunu
düşünmeyenler bu oylamada “hayır” derse sizin mantığınıza göre şehit ve
gazilere hürmetsizlik mi yapmış olacak? Bu oyunu onlara sevgisizlik olarak mı
telakki edeceksiniz? Bu sakat bir mantıktır arkadaşlar. Bu Meclise şehit
yakınları ve gazilere destek olmak üzere ne getirdiniz de Milliyetçi Hareket
Partisi “hayır” demiştir? Milleti birbirine düşürerek hükûmet etmeyi daha ne
kadar içinize sindireceksiniz? Bedelli askerlik hususunda getirin teklifinizi,
milleti memnun edecek olgunlukta bir kanun için Meclis gerekli katkıyı sunsun,
herkes eteğindeki taşı döksün ve kanunu tüm millet sahiplensin. Ayrıca,
Milliyetçi Hareket Partisinin çok daha önceden, ordunun ihtiyaçları dikkate
alınarak ve adalet duygusu da göz ardı edilmeden bir bedelli askerlik çıkarılması
teklifi de var. Sayın Genel Başkanımız da bu meseleye mümkün olduğu ölçüde
olumlu yaklaştığını söylemişti zaten. Fakat muhalefetle birlikte çalışabilme ve
bu demokratik üslubu içselleştirme gibi bir kültürden maalesef uzak olduğunuz
için, Meclise karga tulumba getirdiğiniz tasarı birçok eksiklik ve haksızlıkla
dolu. Bu tasarıdaki eksiklik ve adaletsizlikleri de millete anlatmak
durumundayız.
Değerli milletvekilleri, bir taraftan
Hükûmetin İsrail’e, diğer taraftan Suriye’ye yaptığı boş ve anlamsız meydan
okuyuşlar dolayısıyla hedef ülke hâline geldik. Hani Başbakan diyordu ya
“Nereden nereye.” diye. Kendi ifadenizle “örnek ülke”den
hedef ülke hâline gelmek nasıl bir başarıdır, milletin takdirine arz ediyoruz.
Rusya’nın, İran’ın, Suriye’nin birleşerek aynı anda ülkemizi tehdit ettikleri
başka bir zaman dilimini hatırlamıyorum. Herhâlde sıfır sorundan kastınız bu
olmasa gerek. Herhâlde böyle bir şeyi siz de hayal etmiyordunuz. Milleti sıcak
bir çatışmanın eşiğine getirmiş tavır ile şimdi milletten özür dileme sırası
Sayın Erdoğan’dadır. Kendi bileceği iş. Ama bizi enterese
eden şey, bu kadar hassas günler yaşanır iken bize en çok lazım olacak silahlı
kuvvetlerimiz, ordumuz olmayacak mı? Soruyorum kıymetli arkadaşlar: Bu bedelli
askerlik tasarısını beklediniz beklediniz, tam bu anı
mı buldunuz Meclise getirmek için?
Silahlı kuvvetlerin komutanlarıyla
görüşürseniz, bedelli askerlik dolayısıyla bundan faydalanamayan erlerin
morallerinin son derece bozuk olduğunu göreceksiniz. “Bu moral bozukluğunu
gidermek kolay olmayacak.” diyorlar. Bu tasarıyı Meclise getirirken böyle bir
sonucu herhâlde düşünmemiş olmalısınız ki silah altındaki erlerin maneviyatının
bozulmaması için herhangi bir şey düşünülmemiş tasarıda.
Örneğin, bu tasarıda, hâlihazırdaki
erlerin de daha erken terhisi gündeme getirilebilir ve belki birazcık da
gönüllerin alınmasına vesile olunabilirdi. Böyle bir dengeleme mekanizması
düşünülmediği gibi, bedelli askerlik süresinde geçirilen yirmi bir günlük
eğitim safhasının da kaldırıldığını görüyoruz âdeta milletin nasırına
basarcasına ve millet infial içinde.
Yurt dışında yaşayan kardeşlerimiz
hariç olmak üzere, yurt içinde bedelli askerlik statüsünden faydalanacak
olanların bu eğitimi almaları, sorumluluk ve yükümlülüğün bir nebze de olsa
paylaşılması daha iyi olmaz mıydı?
“Postal giymeden parayla tezkere.”
diyor vatandaş bu tasarıya. Devleti ve Meclisi bu kadar yıpratma hakkını, millî
değerlerimizi yozlaştırma ayrıcalığını nereden buluyorsunuz değerli AKP
milletvekilleri?
Ordu ve milletin el ele olduğu toplumlarda
güçlü güvenlik konseptinden bahsedilebilir. “Gençlere de bir kolaylık
göstereceğim.” diye milletiyle ordusunun arasını açmaya, askerin maneviyatını
kırmaya hiç kimsenin hakkı olmasa gerek.
Gelelim otuz yaş üzerindekilerin
yapacakları 30 bin lira ödemeyle yükümlülükten kurtulma hususuna. Otuz yaşını
31 Aralıkta doldurmuş, bir gün önce doğanların günahı ne kıymetli arkadaşlar?
Bu ve benzeri birçok haksızlıklarla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - …dolu bu
tasarıya Milliyetçi Hareket Partisi olarak, doğrusu millete de şikâyet ederek,
uzaktan, mesafeli yaklaştığımızı belirtmek istiyorum.
Teşekkür ederim. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, teşekkür
ediyorum.
Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına söz isteyen İbrahim Binici, Şanlıurfa Milletvekili.
Buyurun Sayın Binici.
BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ
(Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz almış
bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tipik bir Başbakan Erdoğan klasiğini bu tasarıyla bir kez daha yaşıyoruz. Neden
mi? Tarih 15 Ağustos 2005, yer Diyarbakır: “Kürt sorunu ne olacak?’ diyenlere
diyorum ki bu ülkenin Başbakanı olarak herkesten önce benim sorunumdur.”
diyerek Kürt seçmenlere göz kırpan Başbakan Erdoğan 15 Temmuz 2011 tarihli
İstanbul konuşmasında partimizi de tehdit ederek “Bu ülkede Kürt sorunu
yoktur.” diyor ve Kürtlere aba altından sopa gösteriyor.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yanlış
söylüyorsun.
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Evet,
yanlışsa siz değerlendirin.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Başbakanın
söyleyeceklerini anlayabilecek kapasitede değilsin.
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Sen kimsin?
Sen kürsüye karışamazsın.
BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen… Lütfen
Sayın Metiner.
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) - Kürsüye
karışamazsın… Kürsüye karışamazsın, bu, halkın kürsüsüdür.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çarpıtma!
BAŞKAN – Sayın Metiner…
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Konuşma.
Başbakan sana ne söyledi, onu hatırlatmayayım sana.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kürt sorunu
yokmuş varmış, ne anlarsın sen.
BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Sen ne
anlarsın, sen bundan ne anlarsın?
Lütfen Başkan, müdahale edin.
BAŞKAN – Ediyorum.
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Lütfen
müdahale edin.
BAŞKAN - Sayın Metiner, lütfen…
Sayın Binici, buyurun, siz Genel Kurula
hitap edin.
SIRRI SAKIK (Muş) – İbrahim, bu tarafa
konuş.
BAŞKAN - Lütfen Sayın Metiner.
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Ne demek
oluyor?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İbrahim,
muhatap alma.
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – 15 Ağustos
2005, yer Diyarbakır.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yakışıyor mu
sana?
Sayın grup başkan vekilleri, ayıptır
ya, iki laf söyleyin…
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) - “Kürt sorunu
ne olacak?’ diyenlere diyorum ki bu ülkenin Başbakanı olarak herkesten önce
benim sorunumdur.” diyerek Kürt seçmenlere göz kırpan Başbakan Erdoğan 15
Temmuz 2011 tarihli İstanbul konuşmasında partimizi tehdit de ederek aba
altından sopa göstermektedir.
Tarih 11 Şubat 2008, yer Almanya Köln,
Arena Stadyumu. “Asimilasyon bir
insanlık suçudur. Kimse Türkleri asimile edemez.” diyerek Almanya’da Türkçe
öğrenim gören ortaöğretim kurumlarının açılması gerektiğini savunan Başbakan
Erdoğan, 24 Eylül 2010 tarihli Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında
“Anadilde eğitim isteyenlere sesleniyorum: Türkiye’de resmî dil Türkçedir.
Anadilde eğitim yok.” diyerek ikinci yüzünü sergilemektedir. Başbakan Erdoğan
bunu hep yapıyor, karakolda doğru söylüyor ama mahkemede şaşıyor.
Başbakan Erdoğan, 17 Mart 2011
tarihinde bedelli askerlik konusu için kendi ifadeleriyle aynen bunları
söylüyor: “Biz kalkarız da böyle bir süreyi ancak referandumda tartışırız ki
halkımız bunun kararını versin.” diyor ve devamla “Ben şahsen böyle bir
sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem çünkü parası olan var, parası
olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak, parası
olmayan gidecek, askerliği tıpış tıpış yapacak.”
diyerek yoksul kesimlere de selam göndermeyi ihmal etmiyor.
Şimdi, sormak istiyorum: “Ben şahsen
böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem.” diyordun, söyle
Allah aşkına Sayın Erdoğan, Başbakan olarak mı, AKP Genel Başkanı olarak mı
yoksa Tayyip Erdoğan olarak mı bu sorumluluğunuzun altına girdiniz? Gerçi
bizleri bu kimliğine, kapatılan DTP eski Genel Başkanı Sayın Ahmet Türk’le
yaptığın görüşmede AKP Genel Başkanı sıfatını kullanarak alıştırmıştın.
Yine sormak istiyorum Sayın Başbakana:
“Parası olan var olmayan var.” diyordun. Şimdi, parası olmayana para dağıtıp
adalet mi sağlayacaksın? Bedel veremeyen fakirlerin isyanı meşhur bir Urfa
türküsünde ne de güzel dile getirilmiş: “Zenginimiz bedel verir, askerimiz
fakirdendir.”
Üzerinde yaşadığımız bu topraklar da
çok büyük değerler yetiştirdi. Nasreddin Hoca da bunlardan biridir. Ne güzel de
demiş Nasreddin Hoca hikâyesinde: “Parayı veren düdüğü çalar.” Anlaşılan o ki
AKP bu düdüğü çok pahalıya çaldırmaya niyet etmiş. Vicdani reddi tartışmaktan
korkarak gündeminden çıkaran AKP Hükûmeti bu tasarıyla cüzdanı reddi
kanunlaştırmakta sakınca görmemiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepimizin malumu olduğu üzere günümüze kadar bedelli askerlik uygulaması 1987,
92 ve 99 yıllarında çıkarılan kanunlarla toplam 3 kez yapılmıştır. Çıkarılan
kanunlardan yarar sağlayanların sayısı ise 1987 yılında 18.433 kişi, 1992
yılında 35.111 kişi, 1999 yılında ise 72.290 kişidir.
Çıkarılan bu kanunlardan yarar
sağlayanların sayısında bir noktayı dikkate çekmek istiyorum: Yapılan her
düzenlemede yarar sağlayan kişi sayısı bir önceki düzenlemeden yarar sağlayan
kişi sayısının tam 2 katıdır. Yani katlanarak büyümekte olan bir yığılma
olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Başbakan Erdoğan bu tasarıyı kamuoyuna
açıklarken bakaya kalanların sayısındaki artışın ciddi boyutlara ulaştığını ve
bedelli askerlik uygulamasıyla bu yığılmanın azaltılmasını hedeflediklerini
ifade etti.
1987 ve 92 yıllarında yapılan
düzenlemelerle amaçlanan, ortaya çıkmış olan bu yığılmanın eritilmesine
yöneliktir. 1987'deki ilk düzenlemeden beş yıl sonra 92 yılında aynı şartlardan
dolayı yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur.
Arkasındaki amacı farklı lanse edilse
bile yığılmanın eritilmesinde önemli bir işlev gördüğü anlaşılan 1999 yılındaki
3’üncü uygulama, şimdi görüşmekte olduğumuz Tasarı’nın, kronikleşmiş olan bu
sorununa kalıcı çözüm getirmediği ortadadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
uzunca bir süreden beridir bedelli askerlik beklentisi yazılı ve görsel
medyanın da gündemini meşgul etmektedir. Medyada yer alan kimi haberlere göre
yirmi altı yaş sınırı olup askerliğini henüz yapmayan yükümlü sayısının 500
bini aştığı belirtiliyor. Yaş sınırının otuz olması hâlinde ise yükümlü
sayısının 400 bin civarında olduğu belirtiliyor ama bu insanların kaçında 30
bin lira ödeme gücü var, işte o belirtilmiyor.
Yine, hepimizin malumu üzere
Genelkurmay Başkanlığı bir ilke imza atarak personel mevcudunu kamuoyuna
açıkladı. Bu açıklamaya göre toplam yükümlü personel sayısı 467 bin 197
kişidir.
Şimdi sormak istiyorum…
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hamaset dolu laflarla kendimizi ne de başkalarını kandıramayız. Kimseye bir
faydası da yok.
“Her Türk asker doğar" veya
"Her millet" gibi laflarla birbirimizi kandırmayalım. Ne her Türk
asker doğar ne her Fransız asker doğar ne her Alman asker doğar ne her İngiliz
asker doğar ne de her Kürt asker doğar, olsa olsa hepsi insan doğar.
Bu bağlamda vicdani ret konusunu
içeren, alternatif sivil...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – …hizmet
seçeneklerinin yer aldığı kalıcı çözümler üzerinde çalışmak gerektiğini
düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Binici.
Madde üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz
isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.
Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN
(Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
72’nci maddesinde askerlik hizmeti tanımlanmıştır. “Vatan hizmeti” adı altında
geçen bu maddede askerlik hizmetini bir görev, bir hak olarak tanımlamaktadır.
Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için askerlik hizmeti bir hak, aynı zamanda
bir görevdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bedelli askerlik tarihine baktığımızda, ilk bedelli askerlik, Islahat Fermanı,
1856 tarihinde çıkmıştır. 1856 tarihinde gayrimüslimler için askerlik bir görev
olmuştur. Bununla birlikte, o dönemde çıkarılan kanun metniyle gayrimüslimlere
ve Müslim tebaaya “bedeli askeriye” adı altında bir meblağ tutarında bedelli
askerlik ilk defa Osmanlı devrinde tanımlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki uygulamalara baktığımızda, 1987 yılında yine
bedelli askerlik çıkartılmıştır. Dönemin iktidarı Anavatan Partisi. 1992 yılına
geldiğimizde yine Askerlik Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır. Dönemin iktidarı,
Doğru Yol Partisi ve Sosyaldemokrat Halkçı Parti
koalisyonu iktidarıdır. 1999 yılına geldiğimizde yine Askerlik Kanunu’nda
değişiklik yapılmıştır ve bu değişiklikte bir bedel karşılığında askerlik
imkânı tanınmıştır. Burada da koalisyon var. Koalisyonda Milliyetçi Hareket
Partisi, Anavatan Partisi ve DSP iktidarı bulunmaktadır. Milliyetçi Hareket
Partisi sözcüleri, burada gelip konuşuyor ve açıkça kanuna karşı olup
olmadıklarını da belirtmiyorlar ancak sanki AK PARTİ İktidarının bedelli
askerlikle ilgili bir durumu söz konusuymuş gibi bahsediyorlar. Hâlbuki 1999
yılında da koalisyonun bir parçası idiler.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) –
Biz, PKK’lıların affedilmesine, PKK’lıların askerliklerine itiraz ediyoruz
kardeşim, anlamadın mı?
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Başka
bulaşacak yerin yok mu?
RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 1987 yılında 198 bin kişi müracaat hakkını kazanmış
iken, müracaat edebilecekken, 18 bin kişi yararlanmıştır; 1992 yılında 243 bin
müracaat olabilecekken 35 bin kişi; 1999 yılında da 344 bin kişi müracaat
edebilecekken 74 bin kişi yararlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yabancı devletlerdeki askerî tanımlamalarla ilgili de örneklemek gerekir ise:
Çin Halk Cumhuriyeti’nin ordusu büyük bir ordu. Çin Halk Cumhuriyeti’nin nüfusu
da dünyanın en büyük nüfusu. Buna rağmen askerlik orada zorunlu değildir, orada
gönüllüler fazla olduğu için, ordu da büyük olduğu hâlde bu ihtiyacı
karşılamaktadır. Diğer taraftan, İsviçre gibi ordusu bulunmayan devletlerde ise
bir hafta, on beş günlük, yükümlülerin yaşam süresinde belli bir dönemde bu
ihtiyaç giderilmektedir. Ordusu olup İsrail gibi ülkelerde ise askerlik
zorunludur, hem bay hem de bayan için zorunludur.
Dünyada bu örneklerden sonra Türkiye'ye
geldiğimizde de, Türkiye'de askerlik zorunlu olduğu için -Sayın Bakanımız da
burada bahsetti- yaklaşık kırk beş yaşın üzerinde 70 bin civarı bakaya ve saklı
bulunduğu göz önüne alındığında dönem dönem bedelli
askerliğe maalesef ihtiyaç hasıl olmaktadır. Bu bir gerçektir; bu bir,
Türkiye'nin realitesidir. Buradan siyaset çıkarmak doğru değildir diye
düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
diğer taraftan, buradan sağlanacak gelirlerin kamu yararına, şehit yakınlarına,
er ve erbaş mağdur olanların ailelerine, özürlülere harcanacak olması da bu
kanun için bir artı durumdur diye düşünüyorum.
Diğer taraftan, dövizli askerlikle
ilgili kanun düzenleyicisi tasarı hâlindeki bu metni güzel kaleme almıştır diye
düşünüyorum. 5 bin avro karşılığında meri kanun uygulanacakken, yirmi bir gün
askerlik yapmayla ilgili de ileri kanundan yararlanılacaktır. Yani şöyle ki: Kanun
yürürlüğe girmeden önce müracaat eden, yurt dışındaki, dövizli askerlik yapan
yükümlüler 5 bin avro verecektir; diğer taraftan yirmi bir günlük zorunlu
askerliği de yapmayacaktır. Bu şu manada çok önemlidir: Mevcut askerin moral
durumu ve yükümlünün hayatında, yaşamında bir kesinti olmaması anlamında da
kanun tasarısının lehinde bir hükümdür diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tasarının milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, heyetinizi tekrar
saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan,
efendim, Hatip, bizim bedelli askerlikle ilgili duruşumuzu anlayamamış, sayın
milletvekillerimize yanlış bilgi veriyor. Burada bedel ödeyip askerlik yapmamak
var. Bundan öncekilerde bedel ödeyip askerlik yapılıyordu. Terör örgütü
mensuplarının bile faydalanacağı bir bedelli askerlikten elbette Milliyetçi
Hareket Partisi olarak memnun olmamız mümkün değildir. Arada çok büyük farklar
var.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen
Engin Özkoç, Sakarya Milletvekili.
Buyurun Sayın Özkoç.
(CHP sıralarından alkışlar)
ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı,
orduların Başkomutanı Sayın Abdullah Gül AKP Hükûmetine seslenerek dedi ki: “Bu
yasa çıkarken vicdanlarımız rahat olmalı.” Bu yasa, bu akşam, AKP Hükûmetinin
Türkiye’den gizleyerek sabaha kadar çarçabuk çıkarttığı bu yasa vicdanları
rahatlatan değil, ömür boyu vicdanları sızlatan bir yasa olacaktır.
Hükûmet şöyle diyor, Sayın Başbakan
diyor ki: “Biz bu yasadan elde ettiğimiz paralarla şehit ailelerine yardımcı
olacağız.” Ne bu yasa? Bedelli askerlik. Şehit ailesine verilen para ne? Bedel.
Neyin bedeli? Kanın bedeli. Yani şehit oldukları için, fakir oldukları için,
parayı ödeyemedikleri için askere gidip de ölenlere zengin oldukları için,
parayı ödeyebildikleri için ailelerin verdiği kan bedelidir, ölüm bedelidir. Bu
akşam bunu oylayacaksınız. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
aranızda analar var, fakir olup da milletvekilliğine basamak basamak gelen vekiller var. Gözlerinizi kapatın, siz bir
mahallede yaşıyorsunuz, sizin evladınız askere gidecek ve paranız yok. Şimdi,
hemen yanınızdaki komşuysa 30 bin lirayı çıkartıp, bedelini ödeyip evladını
askere göndermeyecek. Sizse evladınızı gönderiyorsunuz. AKP’deki analara
sesleniyorum: Gönderdiğiniz evladınız üç ay sonra, dört ay sonra tabutuyla
karşınıza geldiğinde yandaki komşunuzun kan parasını kabul eder misiniz,
içinize sindirir misiniz? Yüreğiniz gerçekten bu kan parasını, kan bedelini,
ölüm bedelini içinize sindirir mi? Bu telaş nedir, nedir bu telaş? (CHP
sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var
ya! Demagoji yapma!
ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bakın, ben bir
şeyi daha merak ediyorum. Bu ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Sayın
Tayyip Erdoğan diyor ki: “Ben ağzımdan çıkan lafın sahibiyim, sözümün eriyim,
ben kabadayı bir başbakanım, ben halkımdan yana bir başbakanım.”
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi sözünde
durmuş!
ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Ve diyor ki:
“Ben bu bedelli askerliğin altına imzamı atmam, elimi sokmam.” Kim bu Başbakana
tükürdüğü tükürüğü yalattı, tam üç ay sonra kim yaptı? Nasıl geriye adım attı?
(CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın
Başkanım, lütfen…
BAŞKAN – Sayın Özkoç…
ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sayın Başbakan
geldiği bu noktanın gelip de Türkiye Büyük Millet Meclisinde hesabını vermek
zorundadır. Sayın Başbakan şimdi eğer böyle bir bedel ödüyorsa bu bedeli kime
ödediğini açıklamalıdır. Egemen güçlere mi ödüyor?
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var
ya, bu kadar demagoji yapıyorsun.
ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Kendisini
destekleyen bir avuç zengine mi ödüyor?
Sayın Başbakan dün söylediği sözü bugün
geriye çekiyorsa, bunu ona geriye çektirten gücü Türk Milletine söylemeye
mecburdur. Eğer söylemezse vebal altında kalacaktır. (CHP sıralarından
alkışlar)
ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) – Bugün
polemik yapıyorsun, başka da bir şey yapmıyorsun.
ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Analar,
babalar, fakir evlatlar sizleri unutmayacaktır. Anaların iki eli öbür dünyada
da yakanızda olacaktır.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkoç.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın
Başkanım…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın
Konuşmacı, Grup Başkanımız, Başbakanımız hakkında ağza alınmayacak sözler
söylemiştir, burada kendisini özre davet ediyorum, özür dilemesi lazım ve aynı
şekilde, sataşmadan dolayı da söz istiyorum efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşmadan
dolayı 69’a göre söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince sataşma nedeniyle iki
dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
4.-
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Değerli
milletvekilleri, burada gecenin bu saatinde bir yasa tasarısını hep birlikte
görüşüyoruz. Eleştirilerimiz olacak ve katıldığımız, katılmadığımız tarafları
olacak. İşin prensibine baktığınızda, doğallığına baktığınızda sizlerin de
genel başkanlarınızın, grup başkan vekillerinizin, aynı şekilde, bedelliyle
ilgili tekliflerinin olduğu ve buraya vermiş olduğu teklifler var.
Katılmadığınız hususlar var. Siz o bedelliyle ilgili teklifleri verirken kan
parası olarak mı verdiniz onu? Size sormak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biz yoksula
da verdik.
AHMET AYDIN (Devamla) – Burada demagoji
yapmaya kimsenin hakkı yok. Siz de bedel istediniz. Siz de bedel istediniz.
(CHP sıralarından gürültüler)
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim
teklifimizde öyle bir şey yok.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yüreğiniz varsa
yarın üçte görüşelim.
AHMET AYDIN (Devamla) – Kaldı ki bu
kürsüde tükürdüğünü yalayıp gelip yemin edenler sizlersiniz. Eğer tükürdüğünü
yalamaksa… (CHP sıralarından gürültüler)
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yüzde 50 oy
aldınız; haydi halka gidelim, halka. Haydi referanduma!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
AHMET AYDIN (Devamla) – Eğer bu
tükürdüğünü yalamaksa kimin tükürdüğünü yaladığını bütün Türkiye kamuoyu çok
iyi biliyor, burada demagoji yapmaya gerek yok.
Değerli arkadaşlar, referandumla ilgili
hususa gelirseniz, Sayın Başbakanımız… Eğer bu konu Anayasa, yeni Anayasa yapım
süreci içerisinde değerlendirildiği takdirde referanduma o şekilde gidilebilir.
Bir kanun değişikliği arkadaşlar, referanduma gitmez.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olsun, biz
gideriz!
AHMET AYDIN (Devamla) – Referanduma
giden Anayasa’dır, bir defa okuyun, öğrenin, öyle gelin konuşun! Burada
bağırmaya, çağırmaya, hakaret etmeye hiç kimsenin hakkı yok.
Biz burada bir kanun tasarısı
hazırladık ve gerekçesini açıkladık. Sayın Başbakanımız da açıkladı, bizler de
açıkladık. Bu bir beklenti, kamuoyunda oluşan bir beklenti ve bunu daha önce
1987’de, 1992’de, 1999’da sizler hepiniz çıkardınız. Sizlerin iktidar ortak
olduğunuz dönemlerde de çıktı. Sizler bunu çıkarırken, başka amaçlarla mı
çıkardınız?
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onlardan farklı
bu!
BAŞKAN - Sayın Akar, lütfen…
AHMET AYDIN, (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, olayı bu kadar saptırmayalım, olayı başka mecralara çekmeyelim,
lütfen samimi konuşalım, dürüst konuşalım. Hakaretvari
bir şekilde de konuşmayalım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Burada askerlik
filan yok; mektuplu askerlik, makbuzlu askerlik var!
AHMET AYDIN (Devamla) - Yoksa burada her
söze verilecek cevabımız var ama biz Parlamentoyu çalıştıralım istiyoruz,
halkın beklentilerine uygun bir şekilde çalışmaları sürdürmek istiyoruz.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İSTANBUL) –
Sayın Başkan, Sayın Aydın konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisinin daha önce
vermiş olduğu teklifin bedel bölümünün kendi Hükûmet tasarısıyla aynı mahiyette
olduğunu…
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynı mahiyette
demedim, sizde de bedel var dedim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sizde de
para var” dedi.
AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – “Aynı
mahiyette” dediniz, tutanaklara bakarız.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru, sizde
bedel yok mu?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Sataşma nedeniyle söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, sataşma
nedeniyle buyurun iki dakika söz veriyorum.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, doğru
ama onlarda da bedel var.
5.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın,
partisine sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –
Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sayın Aydın konuşmasında bizim Sakarya Milletvekilimiz Engin Özkoç’un yaptığı konuşmayı değerlendirerek, Cumhuriyet Halk
Partisinin vermiş olduğu teklifte de bir bedel olduğunu ifade etti. Evet,
doğru, bizimkinde bir bedel var, karşılığında yirmi bir gün temel askerlik var,
Sayın Engin Özkoç’un kastettiği bedel bu değil. Siz,
buradan elde ettiğiniz gelirlerle şehit ailelerine bir yardım yapacaksınız.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne güzel bir
şey işte.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani,
bunun şehit ailelerinde yaratacağı rahatsızlığa dikkat çekti Sayın Özkoç.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz ne
yapacaktınız parayı, turşusunu mu kuracaktınız?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) –
Ayrıca devam ediyorum: Sizinkinde bir bedel var ama askerlik yok. Askerlik
nerede arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Mektupta,
mektupta…
ALİM IŞIK (Kütahya) – İadeli taahhütlü!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani
bir bedel var ama askerlik yok. Bizimkinde bir bedel var; parasız olan, parası
olmayan vatandaşa hitap eden bir bölüm var. Eşitliğe, adalete uygun bir
düzenleme. Sizde o yok, sizde 30 bin liran varsa “Gel kardeşim.”, 30 bin liran
yoksa “Benim vatandaşım değilsin.”; bu anlayış var.
İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Çağdaş bu,
çağdaş.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İkisi
arasında çok temel bir fark var yani siz şunu diyorsunuz: Hani vatandaş demiş
ya: “Ben benzin zammından etkilenmiyorum, her zaman 100 liralık alıyorum.”
Sizinki bu mantık, yani “Ekmek bulamıyorsa pasta yesinler.” demiş Fransız
Kraliçesi, onun gibi bir şey.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası
var?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Paranın
turşusunu mu kuracaktınız?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İkisi
arasında böyle çok ciddi bir fark var.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Topladığınız
parayı ne yapacaktınız, topladığınız parayı?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben
yine sizin grubunuzda çok büyük bir kesimin vicdanına bu tasarının sinmediğini
biliyorum, bunu biliyorum.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sen kendi
grubuna bak, bizim grubumuzda problem yok.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – O
vicdanlara sesleniyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Hamzaçebi.
IX.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
2.-
Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma
Komisyonu Raporu (1/524) (S. Sayısı: 82) (Devam)
BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz
isteyen Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili.
Buyurun Sayın Ağbaba.
(CHP sıralarından alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bedelli askerlik konusuna geçmeden,
bugün sıkça tartışılan Dersim’le ilgili düşüncelerimi kısaca sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Ayrımcılık ve nefret konusunda tescili
olanlar Dersim’le yüzleşemezler. Her fırsatta kin ve nefret kusanlar aynaya
bakıp önce kendileriyle yüzleşsinler.
GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İlk önce
kendi içinizi düzeltin.
VELİ AĞBABA (Devamla) – “Alevilerin
katli vaciptir.” diyen Ebussuud’u yere göğe
sığdıramayanlar Dersim’le yüzleşemezler. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz
yüzleştik, siz de yüzleşin.
VELİ AĞBABA (Devamla) – Çoluk çocuk
demeden Alevileri kılıçtan geçiren Kanlı Yavuzların, Kuyucu Muratların…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Genel
Başkanına bak, Genel Başkanına, o ne dedi?
VELİ AĞBABA (Devamla) – …siyasi
torunları Dersim’le yüzleşemezler. (CHP sıralarından alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ya bırak!
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geç onu!
VELİ AĞBABA (Devamla) – İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı sırasında Karacaahmet
Cemevinin inşaatına kepçeleri, dozerleri sokanlar
Dersim’le yüzleşemezler.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok komik
oluyor!
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sivas’ı
yakanlar, Maraş’ı insan mezbahasına çevirenler Dersim’le yüzleşemezler.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Genel
Başkanına git söyle, Genel Başkanına.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kim
çevirmiş, kim?
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sivas
canilerinin avukatlarını bakan yapanlar, milletvekili yapanlar Dersim’le
yüzleşemezler. (CHP sıralarından alkışlar)
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yanlış gruba
bakıyorsun. Yanlış yere bakıyorsun.
VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir siyasi
partinin genel başkanının inancını, etnik kimliğini sorgulayanlar, miting
meydanında yuhalatanlar Dersim’le yüzleşemezler.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Dersim’le
siz yüzleşin.
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen sus! Sen
konuşma Mehmet’çiğim.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin
döneminiz…
BAŞKAN - Sayın Metiner…
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen bu işlere
girme. Sen bu işlere girme.
BAŞKAN – Sayın Ağbaba…
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen bu işlere
girme.
BAŞKAN - Sayın Ağbaba,
lütfen Genel Kurula hitap edin.
VELİ AĞBABA (Devamla) – Bak karşınızda
konuşan milletvekili. Karşınızda konuşan milletvekili.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin
utancınız, siz yüzleşin.
VELİ AĞBABA (Devamla) – Hiçbir zaman
eğilip bükülmemiş, hiçbir zaman siyasi görüşlerini milletvekilliğine
satmamıştır birileri gibi. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz
katlettiniz, siz yüzleşin.
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sus! Otur
yerine Metiner! Sus, otur yerine!
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geç, onu
geç! Sen Nazım Hikmet’in hesabını ver!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sen
herkese laf atmak zorunda mısın ya!
VELİ AĞBABA (Devamla) – Karşındakini
başkasına benzetme sen Metiner. Karşında solcu, devrimci bir milletvekili var.
(CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kim,
devrimci kim!
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen sus!
Konuşma sen! Konuşma! Sus!
BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen, Hatib’e…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kim,
devrimcilik kim!
VELİ AĞBABA (Devamla) – Haddini bil,
konuşma.
Sen, dün, kendi katillerine, kendi
cellatlarına ip atansın sen.
BAŞKAN – Sayın Ağbaba,
lütfen, konuya gelir misiniz. Sayın Ağbaba…
Değerli arkadaşlar…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kim,
devrimcilik kim!
VELİ AĞBABA (Devamla) – Devrimciyi sana
öğretirim. Devrimciliği sana öğretirim. Nazım Hikmet’i sana okuturum.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Nazım Hikmet’i
hapislerde çürüttünüz.
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen dünkü
siyasi görüşlerini bir milletvekilliği uğruna satan adamsın! (CHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geç şunu!
Terbiyeli ol!
VELİ AĞBABA (Devamla) – Evet… Bu işleri
iyi bilen sensin.
Değerli arkadaşlar…
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Terbiyeli
ol!
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sana terbiye
dersi veririm.
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geç şunu!
VELİ AĞBABA (Devamla) – Sana terbiye
dersi veririm burada.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,
böyle şey olur mu?