YASAMA DÖNEMİ CİLT YASAMA YILI
24 3 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
13’üncü
Birleşim
27 Ekim 2011 Perşembe
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Gaziantep Milletvekili
Hüseyin Çelik’in, Van ilinde meydana gelen depremde hayatını kaybeden
vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı ve
yaralılarımıza acil şifalar dilediğine ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
2.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması ve Orman
ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
3.- Denizli Milletvekili
Adnan Keskin’in, Denizli ilinin Çameli ilçesinde meydana gelen sel felaketine
ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel
Eroğlu’nun cevabı
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul Milletvekili
Kadir Gökmen Öğüt’ün, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ve Kızılay
Haftası’na ilişkin açıklaması
2.- Giresun Milletvekili
Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ilişkin
açıklaması
3.- Iğdır Milletvekili
Sinan Oğan’ın, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması
4.- Muş Milletvekili Demir
Çelik’in, 24-31 Ekim Dünya Silahsızlanma Haftası’na ilişkin açıklaması
5.- Adıyaman Milletvekili
Ahmet Aydın’ın, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması
6.- Hakkâri Milletvekili
Adil Kurt’un, Hakkâri ilinde meydana gelen 5,4 şiddetindeki depreme ilişkin
açıklaması
7.- Ankara Milletvekili
Özcan Yeniçeri’nin, AK PARTİ grup başkan vekilinin
bir eleştiriye cevap verirken “Bu Mecliste, Başbakanın çapını sorgulayacak bir
kişinin olduğunu sanmıyorum.” şeklindeki ifadesinin Meclisi ve
milletvekillerini küçümser ifadeler olduğuna ve reddedilmesi gerektiğine
ilişkin açıklaması
8.- Hatay Milletvekili
Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Van depreminde ölümlere yol açtığı görülen binaların
çoğunun kolon ve kirişlerinin iş yerlerinin genişletilmesi için kesilmiş
olduğuna ilişkin açıklaması
9.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Van ilinde meydana gelen depremin ilk
yirmi dört saati içinde Cizre Belediyesince yapılan yardımlara ilişkin
açıklaması
10.- İstanbul Milletvekili
Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ilişkin
açıklaması
11.- İzmir Milletvekili
Oktay Vural’ın, gündem dışı konuşmalardan sonra “bakanın hangi gündem dışı
konuşmaya cevap vereceğinin” oturum Başkanınca milletvekillerine bildirilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
12.- Denizli Milletvekili
Adnan Keskin’in, Denizli ilinin Çameli ilçesinde meydana gelen sel felaketiyle
ilgili gündem dışı konuşmasına, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun
verdiği cevapların tatmin edici olmadığına ilişkin açıklaması
13.- Aydın Milletvekili Ali
Uzunırmak’ın, Aydın ilinin sorunlarına ilişkin gündem
dışı konuşmasına, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun verdiği
cevapların tatmin edici olmadığına ilişkin açıklaması
14.- Hakkâri Milletvekili
Adil Kurt’un, Van Valisi’nin basında yer alan beyanına, Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu’nun verdiği cevapların tatmin edici olmadığına ilişkin
açıklaması
15.- Denizli Milletvekili
Emin Haluk Ayhan’ın, Sanayi Komisyonunun üyesi olduğuna, grup konuşmacısı
olduğu bir sözleşmenin tali komisyona havale edildiğine ancak konu hakkında
komisyon başkanının bilgisi olmadığına ilişkin açıklaması
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması
Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin,
İstanbul’daki içme ve kullanma suyuna karışan kimyasal atıklar nedeniyle oluşan
çevre sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/35)
2.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin, sulama
birliklerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/36)
3.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba ve 24 milletvekilinin, şeker
fabrikalarının özelleştirilmesinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37)
VI.- SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık
Bulunan Üyeliklere Seçim
1.- KİT Komisyonunda açık
bulunan üyeliğe seçim
2.- Adalet Komisyonunda
açık bulunan üyeliğe seçim
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Türkiye-Azerbaycan Uzun
Vadeli Ekonomik ve Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/324) (S.
Sayısı: 33)
2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Planlama Alanında
İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/408) (S. Sayısı: 37)
3.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gençlik Alanında
İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu (1/448) (S. Sayısı: 39)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Denizli Milletvekili
Adnan Keskin’in, Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Denizli Milletvekili
Nihat Zeybekci’nin, Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
3.- Denizli Milletvekili
Adnan Keskin’in, Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
4.- İstanbul Milletvekili
Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
5.- Adıyaman Milletvekili
Mehmet Metiner’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
IX.- OYLAMALAR
1.- Türkiye-Azerbaycan Uzun
Vadeli Ekonomik ve Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması
2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Planlama Alanında İşbirliğine
İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı’nın oylaması
3.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gençlik Alanında
İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın
oylaması
X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul Milletvekili
Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, yurt dışındaki bir hükümlünün hayatını kaybetmesiyle
ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun
cevabı (7/216)
2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi sonrası yapılan yatırım ve
yardımlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/295)
3.- Antalya Milletvekili
Yıldıray Sapan’ın, kaçak olarak üretilen alkollü içeceklerin denetimine ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/320)
4.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, Kazdağı’nın korunmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su
İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/383)
5.- Kırklareli Milletvekili
Turgut Dibek’in, Ergene Nehri’nin temizleme
çalışmalarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/385)
I. GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te
açılarak üç oturum yaptı.
Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk,
özel yetkili mahkemeler ve haksız tutuklamalara,
İstanbul Milletvekili Metin Külünk, 24
Ekim Birleşmiş Milletler Günü’ne,
İlişkin gündem dışı birer konuşma
yaptılar.
Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın,
Van ilinde meydana gelen depreme ve Kocaeli’de
sanayileşmenin yoğunlaşması nedeniyle oluşan çevre kirliliği ve artan kanser
vakaları ile Gölcük’teki Azar Deresi’nin ıslah edilmesine ilişkin gündem dışı
konuşmasına Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz cevap verdi.
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, gündem dışı konuşma yapan Mersin Milletvekili Ali
Rıza Öztürk’ün, Mecliste devam eden yeni anayasa çalışmaları sürecini darbe
anayasası olarak değerlendirmesine,
Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk,
gündem dışı konuşmasında 12 Eylül 2010’da referandumu yapılan Anayasa’yı
kastettiğine, şu anda siyasi parti gruplarının verdikleri temsilcilerle oluşan
anayasa çalışmalarını kastetmediğine,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Van ilinde meydana gelen deprem nedeniyle, diğer
ülkelerin yardım ve kurtarma ekipleri gönderme tekliflerinin Hükûmet tarafından
geri çevrildiğine,
Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, Başbakanın “Yirmi dört saat geç kaldık, başarısız olduk” ve
“Gösterilerde hemen organize olan BDP’liler afet günü
yardımlarında nerede?” şeklindeki ifadelerine,
Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan
Canalioğlu’nun, yapı denetim kurumlarının çalışmalarının denetlenmesine,
Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Van ve Erciş’te meydana gelen depremde
ölenlere başsağlığı ve yaralananlara acil şifalar dilediğine ve depreme
dayanıklı yapılmayan yapıların can kayıplarına yol açtığına,
Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal
Kaplan’ın, depremin doğal afet olduğuna ve depremde sıkıntı yaşanmaması için
yasalara uygun yapılar yapılmasına,
İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, bazı yorumcuların Van depremi konusunda sosyal
medyada yapılan yorumlarına,
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebi’nin, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, deprem bölgesine giden CHP
Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ismini
zikretmekten kaçınarak, “Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri de deprem
bölgesindeydi” şeklindeki ifadesinin Hükûmet etme anlayışına yakışmadığına,
İlişkin açıklamalarına Kalkınma Bakanı
Cevdet Yılmaz cevap verdi.
İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal,
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hasta haklarını ihlal ettiğine,
Kocaeli Milletvekili Fikri Işık, Kocaeli’de kanser vakalarının çok olduğuna yönelik Kocaeli
Milletvekili Lütfü Türkkan’ın gündem dışı konuşmasının gerçekleri yansıtmadığına,
bu hususta bilimsel verilerin bulunmadığına,
Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan,
Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın Kocaeli’de kanser
vakalarının çok olduğuna yönelik hiçbir bilimsel veri olmadığına dair
ifadelerinin gerçekleri yansıtmadığına,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, kamudaki taşeron
şirket uygulamasının işçilerin hak ve özgürlüklerine etkisinin (10/32),
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, kayıt dışı içki
üretimi ve satışının (10/33),
İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, mevsimlik tarım
işçilerinin ilköğretim çağındaki çocuklarının eğitime devam sorununun (10/34),
Araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebi’nin,
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,
Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın,
Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin
Kürt sorunu, terör olaylarında yaşanan
artış ve terörle mücadele konusundaki (8/1, 2, 3, 4) esas numaralı genel
görüşme açılmasına ilişkin önergelerin görüşmelerinde Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın bulunması gerektiğine ilişkin açıklamalarına Başbakan Yardımcısı
Bekir Bozdağ cevap verdi.
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın,
Mehmet Akif Hamzaçebi’nin Başbakanla ilgili sözlerini kabul etmediğine,
Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan, Kürt sorunu, terör olaylarında yaşanan artış ve terörle mücadele
konusundaki (8/1, 2, 3, 4) esas numaralı genel görüşme açılmasına ilişkin
önergelerin görüşmelerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bulunması
gerektiğine,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebi,
İzmir Milletvekili Oktay Vural,
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın
partilerine sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, İç Tüzük’ün uygulanmasında hata yapıldığına ilişkin bir
açıklamada bulundu.
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın,
Genel Kurulun 26/10/2011 tarihli (bugünkü)
birleşiminde terör olaylarında yaşanan artış ve terörle mücadele konularında
gerçekleştirilecek olan genel görüşme önergelerinin İç Tüzük’ün
70’inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi üzerine
kapalı oturuma geçildi.
Birleşime saat 15.28’de ara verildi.
İkinci
Oturum
(Kapalıdır)
Üçüncü
Oturum
Üçüncü Oturuma saat 19.21’de başlandı.
27 Ekim 2011 Perşembe günü alınan karar
gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 19.22’de son verildi.
|
|
|
Mehmet
SAĞLAM |
|
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Mine
LÖK BEYAZ |
|
Bayram
ÖZÇELİK |
|
|
|
Diyarbakır |
|
Burdur |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
II.- GELEN KÂĞITLAR
No: 19
27 Ekim 2011 Perşembe
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 Milletvekilinin, İstanbul’daki içme
ve kullanma suyuna karışan kimyasal atıklar nedeniyle oluşan çevre sorununun
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/35) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 Milletvekilinin, sulama
birliklerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/36)
(Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 24 Milletvekilinin, şeker fabrikalarının
özelleştirilmesinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/37)
(Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
27 Ekim 2011 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ
(Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşimini
açıyorum.
Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme
geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Konuşma
süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin
cevap verme süresi de yirmi dakikadır.
Gündem
dışı ilk söz, Van ilinde meydana gelen deprem hakkında söz isteyen Gaziantep
Milletvekili Sayın Hüseyin Çelik’e aittir.
Buyurun
Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Gaziantep Milletvekili Hüseyin
Çelik’in, Van ilinde meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza
Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı ve yaralılarımıza acil
şifalar dilediğine ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı
Veysel Eroğlu’nun cevabı
HÜSEYİN
ÇELİK (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; geçen
pazar günü Van ilinde meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza
Allah’tan rahmet diliyorum. Onların başta kederli aileleri olmak üzere bütün
milletimize başsağlığı diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum, Allah
başka acı, keder göstermesin temennisinde bulunuyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bir Vanlı olarak, üç dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı
altında, bu yüce çatı altında Van’ı bir milletvekili olarak temsil etmiş bir
arkadaşınız sıfatıyla burada bugün söz almamın sebebi devletime, milletime,
Hükûmetime, Meclisime teşekkür etmek içindir. Bildiğiniz gibi, depremin hemen
ardından devlet, Hükûmet, millet topyekûn bir refleks gösterdi. Çok kısa bir
süre içerisinde vatandaşımıza ulaşmaya çalıştık. Yaralar sarılmaya çalışıldı,
acılar paylaşılarak hafifletilmeye çalışıldı.
Değerli
milletvekilleri, bu deprem, Van depremi bir gerçeği daha ortaya koydu. Biz 780
bin kilometrekare olarak, 74 milyon insan olarak aynı ruh ve mana ikliminin
insanlarıyız. Ötekileştirmeye çalışanlara rağmen, bölücülere, ayrımcılara
rağmen, mezar soyguncularına, leş kargalarına rağmen, ırkçılara rağmen bu ülke,
bu millet kardeşliğini sözde değil, lafla ve hamasetle değil ama gerçekten özde
ve yaşanan, yaşatılan kardeşliği de ortaya koymuştur. Böyle bir millete mensup
olduğum için, böyle bir milletin bir ferdi olduğum için iftihar ettiğimi
huzurlarınızda ifade etmek istiyorum. Her buna benzer musibet ve felaketlerde
yüreğini ortaya koyan Türkiye bu sınavdan da başarıyla çıkmıştır. Elbette
problemler vardır, vatandaşımızın sıkıntıları vardır ama ortaya konulan bu
tavır çok asil bir tavırdır.
Değerli
Adana Milletvekilimiz Sayın Necdet Ünüvar’ın bana gönderdiği bir mesaj var.
Sayın Ünüvar diyor ki: “Sayın Bakanım, kardeşlik varda değil, darda belli
olur.” Dar zamanda, sıkıntıların olduğu anda, dediğim gibi, bir hamaset unsuru
olarak değil, bir laf olsun diye değil ama gerçek anlamda bir kardeşlik bizim
için çok önemlidir, bu memleketin ihtiyacı olan şeydir değerli arkadaşlarım.
Bakın,
bir akşam evvel, dün akşam değil bir önceki akşam, Samanyolu Televizyonu ve bir
grup mahalli televizyonla birlikte, bazı yerel basın yayın organlarıyla
birlikte bir kampanya düzenlendi, 65 trilyon, bugünkü ifadeyle 65 milyon Türk
lirası halkımız buraya destekte bulundu. Dün, başını Kanal D ve ATV’nin
çektiği, yine 10 büyük televizyon, 9 küçük televizyonun katıldığı bir
kampanyada yine 61 milyon, 62 milyona yakın -62 trilyon- para toplandı. Bu ne
demektir biliyor musunuz? Bu, Van şartlarında, mütevazı 2 bin kalıcı konut
demektir.
Bu
ülke bu maddi yaraları sarar, vatandaşımızın zararları telafi edilir, edildi
bugüne kadar, edilecektir. Tıpkı Elâzığ Karakoçan’da olduğu
gibi, tıpkı Tunceli Pülümür’de olduğu gibi, İzmir’de, Uşak’ta olduğu gibi,
Dinar’da olduğu gibi, Türkiye’nin her tarafında olduğu gibi, elbette bu yaralar
sarıldı ve sarılacaktır ama bilmemiz gereken ve bizim yaşatmamız gereken şey
şudur: Biz sadece kader birliği olan insanlar değiliz, aynı zamanda keder
birliği yapabilen, sevinçte birlikte olabilen bir milletiz. Sadece kendi
halkımıza karşı değil ama Hristiyan Haiti’ye karşı da bu duyarlılığı
gösteriyoruz, Müslüman Somali’ye, Pakistan’a da bu duyarlılığı gösteriyoruz,
Budist olan Sri Lanka’ya da bu duyarlılığı gösterebiliyoruz. Bu, iftihar
edeceğimiz bir meziyettir.
Türkiye
Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan bütün siyasi partilerin bu meselede
katkısı olmuştur. Halkımızın yaralarının hafifletilmesi için gayret gösteren
tüm Meclis mensuplarımıza da, siyasi partilerimize de, sivil toplum
örgütlerimize bu vesileyle huzurlarınızda teşekkürü bir borç biliyorum. Altını
çiziyorum bir kez daha, biz eğer bardağın hep boş tarafına bakarsak, bu
güzellikleri görmezsek, biz olması gerekeni yapmış olmayız.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN
ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika istirham ediyorum.
BAŞKAN
– Sayın Çelik, kimseye vermiyoruz. Toparlayın lütfen.
HÜSEYİN
ÇELİK (Devamla) – Bir dakika sadece.
BAŞKAN
– Açtım, toparlayın.
ALTAN
TAN (Diyarbakır) – Yakışmadı Başkan, yakışmadı!
HÜSEYİN
ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, sosyal medyada kendisine belki “sosyopat” diyebileceğimiz bazı insanlar aykırı şeyler
söyleseler bile şunun belirtilmesi gerekiyor: Tabii, Türkiye bu değil. Değerli
arkadaşlar, esas Türkiye, bütün yardımlarıyla seferberlik ilan eden, gerçek
kardeşlik duygularını ortaya koyan Türkiye’dir. Biz o marjinal
grupları, o yakışıksız lafları ve bir akıl ve ruh hastalığı olan ırkçılık
hastalığını bir tarafa bırakalım, Türkiye’de yaşanan bu güzelliği, bu güzel
iklimi muhafaza edelim. İhtiyacımız olan budur.
Ben
bu teşekkür vazifemi Vanlı hemşerilerim adına burada ifade etmek üzere bugün
huzurunuza çıktım.
Değerli
Başkanım, müsamahanız için çok teşekkür ediyorum. Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bütün değerli mensuplarını en derin sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
Sağ
olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Gündem
dışı ikinci söz, Aydın ilinin sorunları hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili
Sayın Ali Uzunırmak’a aittir.
Buyurun
Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)
2.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması ve Orman
ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
ALİ
UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce hem 24 vatan evladımıza, ardından
gelen diğer şehitlerimize ve Van’daki deprem şehitlerimize Allah’tan rahmet
diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum, milletimize başsağlığı diliyorum,
yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Değerli
milletvekilleri, tabii ki bu felaketler milletimizi derinden yaralıyor ve
ekonomik olarak, sosyal olarak bizleri bazı derin acılara sevk ediyor. Ama
bugün de olsa Aydın Milletvekili olarak yüce Meclise bir konuyu dikkat çekmek
isteyerek Aydın’la ilgili sizleri bilgilendirmek istedim.
Türkiye’de
deprem oluyor, iller ve insanlar acı içerisinde gömülüyor ama bir zamanlar
Türkiye'nin gelişmişlik sıralamasında ilk 7’nci sırayı alan Aydın, bugün 47’nci
sıraya inmiştir, âdeta emekliler şehri olmaya doğru gitmektedir. Eskiden beylik
olan ve İstiklal Harbi’nde ilk düzenli işgal ordularına baskın düzenleyen
buradaki vatansever yiğit insanların yaşadığı Aydın, ekonomik yönden de
bilhassa AKP İktidarında dokuz yılda devletten almadığı yatırımlar dolayısıyla
âdeta emekliler şehri olmaya doğru gitmektedir.
Değerli
milletvekilleri, siyaset amaçlı, Sayın Başkan, Aydın’a bir büyükşehir olma
vaadinde bulunmuştur ama bu büyükşehir olma vaadi içerisinde hiçbir şey
planlanmamıştır ve Aydın’da hiçbir şey de tartışılmamaktadır. Yarınlarda bir
oldubittiyle oradaki insanların hangi ekonomik, sosyal ve güvenlik alanındaki
hangi ilçenin, hangi beldenin, hangi mahallenin hangi şartlarda yönetilebilir
olmasının mümkün olup olmadığını tartışmadan Aydın bir maceraya doğru
sürüklenmektedir.
Çok
değerli milletvekilleri, hiçbir altyapı hazırlanmamıştır dedim. Bakın, Aydın’da yüzde 48 oranında nüfusumuz köylerde yaşamakta,
yüzde 52 oranında nüfusumuz şehirlerde yaşamaktadır ve bugün Aydın’daki
şehirleşmeye baktığımızda, merkez belediye nüfusumuzun mücavir alan sınırları
içerisinde küçük belde belediyelerini dışarı bıraktığımızda merkez nüfusumuz
160 bin civarındadır ve çok yakın, birleşmiş durumda olan Ovaeymir,
Çeştepe ve Tefecik gibi beldelerimizle beraber bu
nüfus 200 bin falan civarındadır ve Umurlu beldemiz vardır 10 kilometre
civarında. Buranın nüfusu 20 bine yaklaşmış bir belde nüfusudur.
Bunların hiçbirisi planlanmadan… Bu beldeler, bugün ilçe büyüklüğü kazanmış
beldelerdir. Ortaklar beldemiz vardır Germencik ilçesinin. Burası 15 bin
nüfusun üstüne çıkmış, hem güvenlik açısından hem ekonomik açıdan organize
sanayi bölgesinin olduğu ve çok yönlü yönetilebilir olmasının düşünülmesi
gereken bir yerdir. Söke’mizin Bağarası beldesi
vardır. Burası da 15 bin nüfusun üstünde bir belde konumundadır ve bütün
buralar, benim mensup olduğum, doğduğum Atça beldemiz vardır. Sultanhisar
ilçemiz 5.500 nüfusludur, Atça beldesi 8.500-9.000 nüfusludur.
Ee,
şimdi, siz, bu beldeleri bir mahalle durumuna getirerek acaba buraların
ekonomik büyüklükleri, nüfus, güvenlik, sosyal alandaki yönetilebilirliği
açısından bu planlamaları yapmadan, 750 bin nüfusun üstünde olan bütün il
nüfuslarını kapsayan yerleri “Büyükşehir belediyesi yaptım.” anlayışı
içerisinde bu insanlara hizmet götürmek mümkün müdür? İşte bunun için
Aydın’daki problemlerimiz…
Aydın’da
tarım sektörümüz, insanlarımızın zenginleştiği alan tarım sektörüydü. Son
zamanlardaki felaketler ve tarım politikasındaki yanlışlıklar ve sahip
çıkılamayan çiftçi Aydın’da zor duruma düşmüştür. Bunların da giderilmesi
gerekmektedir. Aydın Ticaret Borsamızın ve Nazilli Ticaret Odamızın son hafta
bizlere olan ziyaretlerinde de hep bu konular gündeme gelmiştir, Hükûmetin de
bunları gündeme alması gerekmektedir.
Değerli
milletvekilleri, bütün bunların ötesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin son
zamanlarda tartışmaya çalıştığı bir konuya dikkat çekmek istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, söylenenle yapılanlar farklı olduğunda insanların ve siyasetin
doğru mantık inşa etmesi mümkün değildir. Arkadaşlarımız çıkıyorlar kürsülere
ve basına diyorlar ki: “Bu, millî bir konu, bundan siyaset yapmayalım.”
Değerli
arkadaşlar, millî olması için bir konunun millete mâl olması lazım. Dolayısıyla
muhalefet de burada milletin temsilcisidir aynı zamanda. Muhalefetin bilmediği
yangından mal kaçırırcasına…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Uzunırmak, bir dakika da size veriyorum.
Buyurun.
ALİ
UZUNIRMAK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
…Sayın
Başbakanın “Yaptım oldu.” anlayışı içerisinde söylemleriyle eylemlerinin ters
düştüğü anlayış ve yaptırımlar içerisinde demokrasinin yaşaması mümkün
değildir. Hele hele ileri demokrasi diyerek demokrasiyi katleden birtakım
davranışlar maalesef Türkiye’de doğru mantık inşasını getirmemektedir.
Değerli
arkadaşlar, Kıbrıs bizim millî meselemiz olarak adlandırdığımız konularımızdan
birisidir. Peki şimdi burada sizlerin vicdanlarına
soruyorum milletvekilleri olarak: Acaba Kıbrıs’ta Annan Planı’na “Yes be annem” derken Sayın Başbakan bunun millî olduğunu
hangi tezahürle ortaya attı ve bugün, Temmuz 2011 konuşmasında Annan Planı’na “Yes be annem” deyişinin tam karşısına dönüşünü acaba biz
hangi millîlik anlayışı içerisinde destek olacaktık? Yani bunlardan hangisine
destek olacağız? Sayın Başbakan ileri demokrasi derken muhalefeti
bilgilendirmeden Meclisten kaçarak istihbarat örgütleriyle politika inşasını
devlet görüşüyor gizliliği altına sokarak…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ
UZUNIRMAK (Devamla) – …milletvekillerinin bile haberinin olmadığı konularda
acaba hangi ileri demokrasiyi yaşatacağız? İstihbarat örgütleriyle inşa edilen
politikalar acaba demokrasi rejiminin adını mı alır yoksa istibdat rejiminin
adını mı alır?
Bu
duygu ve düşüncelerle -inşallah daha sağlıklı tartışmalarla- hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın
Başkan, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak, çok teşekkürler.
Gündem
dışı üçüncü söz, Denizli ilinin Çameli ilçesinde meydana gelen sel felaketi
hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Adnan Keskin’e aittir. (CHP
sıralarından alkışlar)
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, Hükûmet cevap verecekti ama…
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hepsine beraber cevap
verelim.
BAŞKAN
– Hepsine birden olsun.
Buyurun
Sayın Keskin.
3.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, Denizli ilinin Çameli ilçesinde meydana gelen sel felaketine ilişkin
gündem dışı konuşması ve
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Son
haftalarda, ülkenin değişik yerleşim alanlarında ve Denizli’nin Çameli
ilçesinde meydana gelen doğal afetlerin Türkiye’nin gündemine aktardığı
sorunlarla ilgili düşüncelerimi yansıtmak için söz aldım. Bana konuşma olanağı
sağlayan Sayın Başkana teşekkür ediyorum.
Değerli
milletvekilleri, Anadolu’da bir özdeyiş vardır: “Kaynakta bulanık çıkan suyu
arkta durultamazsınız.” Bu özdeyiş, doğal afetlerle karşılaştığımız bugünlerde
hepimizin kendimize kılavuz seçmesi gereken bir özdeyiştir. Siz, doğal
afetlerle ilgili alınması gereken önlemleri, tedbirleri zamanında devreye
sokmazsanız, doğal afetler meydana geldikten sonra yaratacağı tahribatlara
katlanmak zorunda kalırsınız. İnsanınızın yaşamını yitirmesini, mal ve can
kaybına neden olmasını engelleyemezsiniz. O zaman hamaset nutuklarına
sığınırsınız. Sorumlu olarak hesap vermekten kaçınarak, yurttaşların yardım
etme duygularının arkasına sığınarak doğal afeti meşru göstermeye gayret
edersiniz.
Biraz
önce konuşan Sayın Çelik’in olaya yaklaşımı, maalesef, sorumlu bir iktidar
mensubunun hesap vermesi, bu konudaki yanlışlıkları dile getirerek önümüzdeki
yıllarda doğal afetlerin ulusumuza getireceği tahribatların önlenmesi konusunda
devreye sokulması gereken tedbirleri dile getirmeden öte, yanlışlıkları örtmeye
yönelik, hâlâ var olan sıkıntıları kapatmaya yönelik bir yaklaşımdır.
Doğal
afetlerde başarının kantarı, doğal afet gündeme geldikten sonra yaratacağı
tahribatları engelleyici önlemleri almaktır. Başarının okkası ise doğal afeti
yaşadıktan sonra insanınızın can kaybını azaltmak, doğacak zararları engelleme
yolundaki gösterdiğiniz gayrettir. İşe bu odaktan baktığımızda siyasal iktidar
sınıfta kalmıştır, beceriksizliği uygulamanın mihenk taşında bir kez daha
tescil edilmiştir.
Hangi
hakla, hangi yüzle kalkıyoruz Parlamentoda, yüzlerce insanın ölümüne neden olan
bu doğal afette yaşadığımız olumsuzlukların üzerine şal çekiyoruz? Dokuz yıldır
iktidarda olan bir siyasi partinin lideri, mensupları kalkıp da kendi
dönemlerinde alınmayan önlemleri görmezlikten gelme hakkına sahip olabilir mi?
Siz
doğal afetleri önlemek için yıllarca toplanan paraların hesabını vermekten
acizsiniz. Toplanan yardımları dağıtabilecek organizasyonu kurmayı
beceremiyorsunuz. Yirmi beş kamyon Kızılay’ın doğal afetlere uğrayan insanlara
dağıtılmak için gönderilen eşyalarının yağmalanmasını engellemiyorsunuz. Sonra
kürsüye de geliyorsunuz, burada, hiçbir şey olmamış gibi, her şeyi güllük
gülistanlık gösterme çabasının içine giriyorsunuz.
Çıkan
olumsuzlukların hesabını veremediğiniz için, dün Sayın Başbakan çıkıyor “İlk
yirmi dört saatte başarılı olamadık. Medya, doğal afette talepleri
karşılanmayan insanların yüksünmelerini ekranlarına yansıtarak tahrikçilik
yapıyor.” diyor. Bu bir anlamda Sayın Başbakan açısından başarısızlığının
ikrarıdır. Siz dokuz yıl önce tedbirleri almayacaksınız, doğal afetin Türkiye
insanına eza kulu olmasına neden olacaksınız, sonra da kalkacaksınız “İlk yirmi
dört saatte başarılı olamadık.” diyeceksiniz.
Peki,
daha önceki olumsuzluklardan kim sorumlu? Yani, dokuz yıldır hep, bir türlü
soru önergelerinde bile cevap vermediğiniz, topladığınız paraları nere
harcadığının hesabını vermeyeceksiniz. Sonra...
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Hepsinin hesabını veriyoruz.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Sayın Başkan...
Terbiyenin
okulu yoktur, otur yerine.
Kalkacaksınız
burada, bazen iktidarı da suçlayarak...
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Tecrübeniz var, yaşınızı başınızı almış... Lütfen edepli
konuşun.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Ben de size diyorum ki: Bu terbiyenin okulu yoktur,
oturduğunuz yerden laf etmeyin, dinlemesini öğrenin (AK PARTİ sıralarından
gürültüler) ama ihtiyaç duyuyorsanız sizi okula da gönderirim.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Siz de edebince konuşun.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Nasırınıza basılmış gibi kalgıma, onu da sorarlar. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN
– Evet, lütfen...
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, 9/10/2011
günü Denizli’nin Çam ilçesinde de bir sel felaketi yaşanmıştır. Adı geçen
ilçenin kırsal kesimdeki yerleşim alanları genellikle orman içi köylerdir,
buralarda...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Keskin, süreniz bitti toparlayın.
Bir
dakika daha veriyorum efendim.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Teşekkür ederim.
Bu
köylerden bir tanesinde sağanak yağmur nedeniyle yükselen sel suları 2
yurttaşımızın konutunu ve ahırlarını basmıştır. Sıdıka Gümüş isimli bir
yurttaşımız yaşamını yitirmiştir.
Sarıkavak,
Akdere ve Kirazlıyayla köylerinde ise insanlar
genellikle alabalık beslemekle meşguldürler. Bu köylerde otuz tane alabalık
işletmesi mevcuttur. Bu işletme sahibi olan insanlar dört yüze yakın havuz
sahibidirler. Maalesef 9/10/2011 tarihinde meydana
gelen sağanak yağmur bu köylerdeki alabalık tesislerinin hepsinin tahribine
neden olmuştur, havuzlar tahrip olmuştur, balıklar ölmüştür ama bugüne kadar
devlet bu konuda gerekli hassasiyeti ve duyarlılığı göstermemiştir. Orada
yaşayan insanlarımız devletin el uzatmasını beklemektedir. Umuyorum başka
ülkelere uçaklarla 400 milyon lira para göndererek oradaki harekâtlara katkı
yapan siyasal İktidarımız, kendi ülkemizde yaşanan bu olumsuzluklara gerekli
duyarlılığı gösterir.
Yüce
kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Keskin.
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Bakan, konuşmalara cevap vermek istemektedir ama daha önce
yerlerinden birer dakika söz isteyen arkadaşlarımız var. İlk 10’una söz vermek
istiyorum.
Birinci
konuşmacı Sayın Öğüt, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen
Öğüt’ün, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ve Kızılay Haftası’na
ilişkin açıklaması
KADİR
GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle
cumhuriyetimizin 88’inci yılında yüce Meclisi kutluyorum.
Gelecek
hafta Kızılayımızın da haftası. Kızılayımızın
ve ona güç veren halkımızın değerini geçen hafta başımıza gelen felaketten
sonra sanırım daha iyi kavradık.
Kızılay
siyasi müdahalelerle karşılaşmadığı sürece halkımızın hâlâ çok güvendiği bir
kurum olacaktır. Bildiğiniz gibi Somali yardımı sırasında Kızılay Başkanı
istifa etmek zorunda kalmış ve Kızılay o dönemde kan kaybına uğramıştı. Kızılayın kan kaybına uğramasını sağlayarak yerine başka
siyasi yardım kurumları ikame etme çabalarına engel olacağımızı buradan
belirtiyoruz. Tarihten bu yana halkın güvenini sağlayan Kızılayın
yardım ve daha da önemlisi kan toplama görevine daha iyi bir organizasyonla
devam edeceğine inanıyoruz. Kızılay haftamızı da kutluyoruz.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Öğüt.
Giresun
Milletvekili Karaahmetoğlu.
Buyurun
Sayın Karaahmetoğlu.
2.- Giresun Milletvekili Selahattin
Karaahmetoğlu’nun, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması
SELAHATTİN
KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
cumhuriyetimizin kuruluşunun 88’inci yıl dönümüyle ilgili söz aldım.
Ulusumuz,
işgal altında tutulan Anadolu topraklarını emperyalizme karşı savaşarak
bağımsız bir devlet kurmuştur. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu
cumhuriyet rejimini Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tercih etmişlerdir.
Bağımsızlık savaşımız aynı zamanda mazlum milletlere örnek olmuş. Ne yazık ki
bugün demokrasi, özgürlükler, insan hakları gibi insanlığın vazgeçilmez
değerleri arkasına sığınarak, gerekçelerle karşı devrim ihraç eden duruma
gelmemiz düşündürücüdür. Bu, ülkemizin soylu geçmişiyle karşı karşıya bir
durumdur. Özgür akıl, çağdaş yurttaş yaratma projesinde cumhuriyet rejimimiz
önemli mesafeler almış, bu yoldaki engelleri de aşmaya kararlıdır.
Bu
anlamda cumhuriyetimizin 88’inci yıl dönümünü kutluyorum. Mustafa Kemal Atatürk
ve silah arkadaşlarına minnet ve şükran duygularımı ifade ediyorum, yaşasın
Türkiye Cumhuriyeti diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Karaahmetoğlu.
Bir
sonraki konuşmacımız Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili Sayın Oğan.
3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın,
Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Değerli
milletvekilleri, ben de diğer arkadaşlarımız gibi cumhuriyetimizin kuruluşunu
tebrik ediyorum, kutluyorum. Aynı şekilde Mustafa Kemal Atatürk’ün
“Fikirlerimin babası” dediği Ziya Gökalp’i de, burada, ölüm yıl dönümünde,
87’nci yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum.
Sayın
Başkan, elbette ki söyleyecek çok şey var, ama bir cümleyle şunu ifade etmek
istiyorum. Dün, televizyonlarda çok güzel bir dayanışma örneği yaşadık. Buradan
milletimize sesleniyorum: Gelin, aynı dayanışmayı şehit ailelerimiz için,
gazilerimiz için de yapalım, çünkü elektrik borcunu ödeyemeyen şehit
ailelerimiz var, maddi sıkıntı içerisinde olan gazilerimiz var. Elbette ki
bunlara bakmak öncelikle devletin, Hükûmetin sorumluluğudur, ama gördüğüm
kadarıyla bu sorumluluk yerine getirilememektedir. Aynı şekilde dün güzel bir
birlik, beraberlik örneği sergiledik, ama 25 milyar dolarlık bir vergi
kesintisi var. Biz neden hâlâ âdeta çadır dilenir durumdayız. Bu 25 milyarın
hesabını, bu yüce Mecliste bu Hükûmet vermek durumundadır. Böylesi bir günde
bunları konuşmak istemezdim, ama Hükûmetin de bunu nereye harcadığını bu
millete bildirmesi gerekmektedir.
Sayın
Başkan, Van’da yaşanan deprem aynı zamanda biraz önce Sayın Bakanımızın dediği…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Oğan, çok teşekkür ediyorum.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, bir dakika…
BAŞKAN
– Sayın Oğan, süreniz tamam.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Dünden de bir dakika borcunuz vardı zaten Sayın Başkan.
BAŞKAN
– Hayır, zaten bir dakika sizin süreniz. Dolayısıyla özür diliyorum.
Sayın
Çelik, Muş Milletvekili.
4.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in,
24-31 Ekim Dünya Silahsızlanma Haftası’na ilişkin açıklaması
DEMİR
ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 24-31
Ekim Dünya Silahsızlanma Günü. Silahsızlanma Günü’ne rağmen, başta Birleşmiş
Milletler daimî üyesi ülkeler olmak üzere, dünya devletlerinin ve insanlığın
hızla silahlandığı günümüz dünyasında, silahsız, savaşsız bir dünyada barış içerisinde
bir yaşam dileklerimi iletmek adına söz aldım.
Teşekkürlerimi
sunuyorum.
BAŞKAN
– Çok teşekkür ederim.
Bir
sonraki konuşmacı arkadaşımız Sayın Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekilimiz.
Buyurun
Sayın Aydın.
5.- Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın’ın, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Biz
de AK PARTİ Grubu olarak, cumhuriyetimizin 88’inci kuruluş yıl dönümünü
kutluyoruz. Tabii, kazanımlarıyla birlikte ve bu kazanımların AK PARTİ
iktidarıyla birlikte güçlendiğini de görmekteyiz.
Yine,
Van’daki deprem nedeniyle hepimiz üzüntülüyüz. Ancak şunu söylemek istiyorum:
Bu felaket üzerinde, bu elim felaket üzerinde ne olursunuz siyaset
devşirmeyelim. Bakın, yaşanan bu deprem sonucunda ülkemiz bir kez daha birlik
ve beraberliğini en iyi şekilde ortaya koymuştur. Aziz milletimiz bu ortak
acımızı hafifletmek adına her zamanki gibi duyarlılığını yine göstermiş, maddi
ve manevi tüm imkânlarını seferber etmiştir. Hükûmetimizin azami gayretleriyle
birlikte gönüllü tüm kuruluşlar, dernekler, STK’lar, siyasi partiler, yazılı ve
görsel basın aktif bir şekilde katkı sunmaya çalışmaktadırlar. Biz de bu
katkıdan dolayı teşekkür ediyoruz. Meclis olarak, hiç olmazsa bu birlikteliği
ortaya koyup, oradaki depremzedelere moral verelim diyoruz.
Yine
AK PARTİ Grubu olarak, cılız da olsa kardeşliğimize gölge düşürmeye yönelik
“Ağlama sırası onlarda.” gibi faşist tüm söylemleri lanetliyoruz, kınıyoruz. Bu
acı hepimizin, 74 milyon insanımızın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Aydın.
Hakkâri
Milletvekili Sayın Kurt.
6.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un,
Hakkâri ilinde meydana gelen 5,4 şiddetindeki depreme ilişkin açıklaması
ADİL
KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gündüz
saatlerinde Hakkâri’de de bir deprem, 5,4 şiddetinde bir deprem meydana geldi.
Çok şükür ki, can ve mal kaybı yok. 3 öğrencimizin yaralandığını öğrendik;
bunlara da geçmiş olsun diyorum.
İki
gün önce burada, Genel Kurulda, Genel Kurulu bilgilendiren Sayın Bakan Atalay
bizim sorduğumuz sorulara cevaben “Köylerde hiçbir eksikliğin kalmadığı, her
köye yardımın ulaştığını.” ifade etmişti Van depremi dolayısıyla. Ancak bugün
Van Valisi Sayın Münir Karaloğlu’nun köylere hiçbir
yardımın daha ulaştırılmadığına ilişkin beyanları var basında. Bakana mı
inanacağız, Valiye mi inanacağız? Eğer Valinin bu beyanı doğruysa -ki doğrudur,
teyit ettik- bu Vali aynı zamanda Hükûmetin değerli üyelerini de yanılttı ve
Bakanın Meclise yanlış bilgi aktarmasını sağladığı için derhâl görevden
alınması gerekir. Saygı duruşu olan bir Hükûmet…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim, süreniz tamam.
Bir
sonraki konuşmacı arkadaşımız Sayın Yeniçeri, Ankara Milletvekili.
Buyursunlar.
7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, AK PARTİ grup başkan vekilinin bir eleştiriye
cevap verirken “Bu Mecliste, Başbakanın çapını sorgulayacak bir kişinin
olduğunu sanmıyorum.” şeklindeki ifadesinin Meclisi ve milletvekillerini
küçümser ifadeler olduğuna ve reddedilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
ÖZCAN
YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dünkü tartışmalar
sırasında AKP’li grup başkan vekili bir eleştiriye cevap verirken “Bu Mecliste,
Başbakanın çapını sorgulayacak bir kişinin olduğunu sanmıyorum.” cümlesini
kullanmıştır. Bu ifadeler yüce Meclisi ve milletvekillerini küçümser
ifadelerdir, reddedilmelidir.
Sayın
Başkan, siz dün
bu ifadeleri reddetmediniz. Bu ifadeleri, ben, millet adına burada
reddediyorum. Hatırlatmalıyım ki kendi çapını yüce Meclisteki
milletvekillerinin çapıyla karıştıranlar fena hâlde yanılmaktadır. (CHP
sıralarından alkışlar) Ölümlüleri kutsamak, kutsayanları öldürür. Yine,
unutmamak gerekir ki, krallara kral olduğu için kral muamelesi yapılmaz.
İnsanlara kral muamelesi yapıldığı için birtakım insanlar da kendilerini kral
sanırlar. Doğrudur, köleler efendiler yüzünden var değildir. Köleler, köleliğe
razı oldukları için efendileri vardır. Demokrasilerin en büyük düşmanı,
çapların tartışılmaz olduğu düşüncesidir. Milletvekillerinin tartışamayacağı,
sorgulamayacakları tabu yoktur. Kaldı ki…(CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim efendim. Teşekkür ederim, süreniz tamam.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, özür diliyorum ama değerli hatip maalesef
buradaki bütün milletvekillerine, âdeta, efendi köle muamelesi yapmaya çalışıyor.
Bu Parlamentoda, evet, Sayın Başbakanımızın çapını ölçecek nitelikte, ben de
görmüyorum. Yalnız bu Parlamentodaki hiçbir milletvekili de köle değildir. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Kendi adına konuş!
OKTAY
VURAL (İzmir) – Kendi adına konuş!
BAŞKAN
– Tamam, kayıtlara geçti efendim, kayıtlara geçti. Teşekkür ediyorum.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Özür dilesin!
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili sözünü geri alsın.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin egemenliği kullandığı her yer bu iradeye
hâkimdir. Kimse üstünde değildir.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Olacak şey mi bu!
BAŞKAN
– İki kişi birden konuşuyor. Siz oturur musunuz lütfen! Rica edeyim yani.
Bakınız, grup başkan vekiliniz konuşuyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Herkesin çapını ölçecek
kapasitededir.
ÖZCAN
YENİÇERİ (Ankara) – Sen kimsin çap ölçüyorsun!
BAŞKAN
– Efendim, lütfen, lütfen…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Millet adına konuşuyorum ben, adam adına değil!
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Biz de millet adına konuşuyoruz.
BAŞKAN
– Efendim, lütfen…
OKTAY
VURAL (İzmir) - Millet adına konuşuyoruz biz.
BAŞKAN
– Beyler, tamam. Zapta geçmiştir.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Hiç kimse Türk milletinin üzerinde değildir. Özür dilemeli.
BAŞKAN
– Sayın Vural… Sayın Vural…
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Biz de adam adına konuşuyoruz.
BAŞKAN
– Sayın Aydın…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, özür dilesin!
OKTAY
VURAL (İzmir) – Böyle bir şey olur mu Sayın Başkan ya!
BAŞKAN
– Sayın Vural, sizin de bildiğiniz gibi doğrudan doğruya bir mukayese yapılmış
ama direkt bir hakaret kabul etmeyin.
OKTAY
VURAL (İzmir) - Şu çapa bakın ya!
BAŞKAN
– Lütfen… Lütfen…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım…
BAŞKAN
– Sayın Tanal, yerinize lütfen, lütfen
yerinize.
OKTAY
VURAL (İzmir) –Şu çapa bakın ya! Sen kendi çapını kolla!
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Bakın, bu bir hakaret anlamına geliyor. Lütfen müdahale
edin.
BAŞKAN
– Efendim, böyle bir şey yok lütfen… Açıkladılar.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, burada bir milletvekili bir başbakana çapsız deniyorsa…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Bakın, bu bir hakaret anlamına gelir. Lütfen özür dilesin.
BAŞKAN
– Efendim, çok rica ediyorum. Beyler, çok rica ediyorum.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sen kendi çapında konuş!
BAŞKAN
– Zabıtlara geçti söylenenler. Grup Başkan Vekili söyledi.
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Benim çapım yok.” de.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, milletvekillerine “çapsız” diyemez.
BAŞKAN
– Siz lütfen yerinize oturun. Grup Başkan Vekiliniz var, lütfen… Lütfen…
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Kimse Başbakana “Çapsız” diyemez.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, bakın, lütfen, sizden istirham ediyorum.
Milletvekillerine “çapsız” diyemez.
BAŞKAN
– Sayın Tanal, lütfen…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Milletvekillerinden özür dilemeli.
BAŞKAN
– Efendim, milletvekillerine “çapsız” denmediği söylendi, açıklandı ve
zabıtlara geçti lütfen… Lütfen…
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Yoktur” dediler ya.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Efendim “yoktur” diyor. Ne anlama geliyor? Bu hukuken ne
anlama gelir Değerli Başkanım? Bakın, biz deriz ki: Bunun mefhumu muhalifinden
çıkan mana şudur, bu milletvekilleri çapsızdır anlamına geliyor.
BAŞKAN
– Efendim, tutanaklara baktıralım, eğer gerekiyorsa tekrar açıklama isteriz.
Lütfen yerinize oturun.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Çapın yoksa ne yapalım.
BAŞKAN
– Hatay Milletvekilimiz Sayın Ediboğlu…
8.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali
Ediboğlu’nun, Van depreminde ölümlere yol açtığı görülen binaların çoğunun
kolon ve kirişlerinin iş yerlerinin genişletilmesi için kesilmiş olduğuna
ilişkin açıklaması
MEHMET
ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; deprem uzmanları
ülkemizin tüm bölgelerinin deprem kuşağında olduğunu ifade etmektedirler. En
son Van depreminde de depremin değil, binaların ölümlere yol açtığı gerçeği bir
kez daha kanıtlanmıştır. Çöken binaların çoğunun kolon ve kirişlerinin iş
yerinin görüntüsünü genişletmek için kesilmiş olduğu görülmüştür. Hükûmet
yetkililerinin bu konuda halkımızı uyaran açıklamaları basında sık sık yer
almakta, kolon ve kirişleri kesenlere ağır yaptırımlar uygulanacağı ifade
edilmektedir. Bu açıklamalar ortadayken başkentin göbeğinde bir kamu binası
olan yirmi katlı eski Devlet Planlama Teşkilatı, yeni Kalkınma Bakanlığının
beşinci katında bir iki ay önce çok sayıda kiriş ve kolon kesilerek Sayın Bakana
daha rahat ve geniş bir makam odası yapılmasını da yetkililerin izah etmeleri
gerektiğini düşünüyorum.
Hepinize
saygılar sunuyor, Cumhuriyetin 88’inci yıl dönümünü de kutluyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Sayın
Kaplan…
9.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Van ilinde meydana gelen depremin ilk
yirmi dört saati içinde Cizre Belediyesince yapılan yardımlara ilişkin
açıklaması
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, dün 32’nci Gün programında canlı yayında Van
Belediye Başkanı, Valisi ve Kızılay Başkanı konuşurken iki tane kepçe
çalışıyordu. Kepçenin üzerinde “Cizre Belediyesi” yazıyordu, dikkatinizi
çekiyorum: “Cizre Belediyesi.” Ve ilk yirmi dört saat içinde ilk yardım, on tır
kamyonuyla Şırnak’tan çıktı. Başbakan da aynı saatte açıklama yapıyordu: “BDP’liler nerede?” Benim BDP’li
Şırnak belediye başkanlarının hepsi Diyarbakır D tipi cezaevinde. Ama
cezaevinde olmalarına rağmen 43 tır, 258 kamyon, 23 kamyonet, 16 iş makinesi, 2
su tankeri, 4 pikap, binlerce kurtarma ekibi gönderenleri gözler görmüyorsa gerçekten
susmasını bilmesi lazım.
Şu
an aldığım bilgiyi söylüyorum Başkanım, 62 köy yerle bir olmuş ama 25 köye daha
hiç kimse girmemiş.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Depremin üzerinden üç gün geçti, 25 köye girilmemiş ve kar
yağıyor, çadıra ihtiyaç var. Biraz da Hükûmetin kendini sorgulaması lazım.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Kaplan.
Değerli
arkadaşlarım, son konuşmacı İstanbul Milletvekilimiz Sayın Hamzaçebi. (CHP
sıralarından “Biz de söz istedik.” sesleri)
Buyurun.
10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebi’nin, Cumhuriyetin 88’inci kuruluş yıl dönümüne ilişkin açıklaması
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Acılarla
dolu bir haftanın sonunda cumartesi günü Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayacağız.
Seksen sekiz yıl önceki 29 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihî bir
olayı gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan etti. Yakın tarihimizin en
önemli sayfası olan bugünde Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bize
cumhuriyeti armağan etti. Cumhuriyet, Türkiye'nin modernleşme projesinin diğer
adıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve onun temelinde yer alan Atatürk ilke ve
devrimlerinin sonsuza kadar yaşayacağı inancıyla Cumhuriyet Halk Partisi olarak
milletimizin bayramını kutluyoruz, Atatürk’ü ve O’nun arkadaşlarını şükranla
anıyoruz.
Teşekkür
ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.
Değerli
milletvekilleri, gündem dışı konuşmalara Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel
Eroğlu cevap vermek istemişlerdir.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Hangi gündem dışı konuşmaya cevap verecekler?
REFİK
ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkanım, milli iradeye saygı! Dün de söz istedik,
bugün de istedik alamadık. Ne zaman konuşacağız biz?
BAŞKAN
– İç Tüzük’e göre istediğiniz zaman, her zaman
konuşabilirsiniz.
Buyurun
Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz
yirmi dakika.
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
1.- Gaziantep Milletvekili Hüseyin
Çelik’in, Van ilinde meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza
Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı ve yaralılarımıza acil
şifalar dilediğine ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel
Eroğlu’nun cevabı (Devam)
2.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması ve Orman
ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (Devam)
3.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, Denizli ilinin Çameli ilçesinde meydana gelen sel felaketine ilişkin
gündem dışı konuşması ve
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (Devam)
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, saygıdeğer
milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. Özellikle
gündem dışı konuşmalara cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum. Ben de,
cumartesi günü cumhuriyetimizin 88’inci yılını kutlayacağız, bu kutlamanın
hayırlı olmasını ve bütün bu cumhuriyetimizin bu kutlamalarının birlik,
beraberlik, kardeşliğimizin daha da pekişmesine vesile olmasını da canıgönülden temenni ediyorum.
Evvela
efendim, ben, Van depremiyle alakalı kısa bir bilgi arz etmek istiyorum. Evvela
Van depreminde hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize Allah’tan rahmet niyaz
ediyorum, ayrıca yaralılara acil şifalar temenni ediyorum, milletimizin de başı
sağ olsun efendim.
Şimdi,
özellikle şunu vurgulamamda fayda var: Konuşmacılardan bazıları Hükûmetin bu
konuda geç kaldığı konusunda tenkitlerde bulundular.
Değerli
dostlar, bakın sayın milletvekilleri; bendeniz 17 Ağustos 1999 depremini
yaşamış ve İstanbul’da İSKİ gibi büyük bir kurumun başında ve bütün altyapıdan,
elektriğinden kanalizasyonuna kadar, suyuna kadar sorumlu olan bir grup
başkanıydım. Daha sonra Bolvadin Eber depreminde bulundum, oraya da
katkılarımız oldu. Dinar depreminde, en son 19 Mayısta
Kütahya Simav’da olan depremde durumu, aradaki mukayeseyi bizzat müşahede etmiş
ve bildiğiniz üzere pazar günü vuku bulan Van depremini de bizzat takip etmiş
bir kişi olarak şunu arz etmek istiyorum: Simav depreminde -en son depremden
bahsediyorum- bakın, 19 Mayıs depreminde bütün ekipler, arama kurtarma ekipleri
ve sağlık birimleri ve Bakan olarak ben gece yarısı oradaydık, hakikaten çok
kısa sürede müdahale edildi. 7,2 büyüklüğündeki Van depremi 13’ü 41 geçe vuku
bulduğunda bendeniz de tabii ki hemen ilgili en yakındaki Devlet Su İşleri ve
orman bölge müdürlüklerini aradım, genel müdürleri aradım ve kendilerine derhâl
bütün iş makineleri ve ekiplerin Van’a sevk edilmesi, Van içindekilerin hemen
ve civardaki bütün bölge müdürlüklerindeki araç ve gereçlerin hemen sevki talimatını
verdim ve Başbakanımız da, bakın saat 18.00’de yetkili makamlarla, bu işte
sorumlu bakanlarla birlikte oradaydı.
Yani
elimizi vicdanımıza koyalım lütfen. Bakın, bu konuda yirmi otuz yıldır çalışan
profesörleri dinleyin, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti bu depremde gerçekten çok
hızlı bir şekilde davranmıştır ve yaraları sarmak için elimizden ne geliyorsa
yapıyoruz, yapmaya devam ediyoruz. Şu anda bakanlarımızın bir
kısmı orada.
Ve
şunu da ifade edeyim: Bakın bu konuda 74 milyon vatandaşımız birlik beraberlik,
kardeşlik havasında. Bunu daha da pekiştirmek için, yaraları sarmak için
seferber olmuşlardır. Başbakanlığın hesabındaki paralar… Ayrıca iki televizyon
grubunun dün ve evvelki gün yaptıkları yardım çağrılarına vatandaşlarımız
gerçekten çok güzel cevap vermişlerdir. Hatırladığım kadarıyla şu ana kadar
Başbakanlık da dâhil olmak üzere 140 milyon TL çok kısa zamanda birikmiştir ve
şu anda bakın bölgede 3.374 tane kamu personeli, arama köpekleri 18 tane, kamu
iş makinesi ve araç gereçleri 594 adet, UMKE sağlık ekibi, 904 tane hekimimiz,
doktorumuz, hemşiremiz orada. Ambulans; 146 tane ambulans, 7’si hava ambulansı;
ayrıca Genelkurmay Başkanlığımızın 29 tane uçağı, Türk Hava Yollarının 29
uçağı, özel kargo uçağı 13 tane, bunlar tahsis edilmiştir. Yani bunlar
gerçekten çok önemlidir.
Çadır
meselesine gelince. Çadırların dağıtımında ufak bir problem
oldu ama o da çözüldü şu anda. Şu ana kadar bakın 25.185 adet çadır
dağıtılmıştır. Ayrıca, toplu barınma çadırları da, büyük çadırlar da kurulmuş;
10 tane büyük çadır, 60 tane prefabrik ev hemen kuruldu. Mevlânâ evi 90 adet…
Battaniye… Bakın, sayısını söylüyorum: Battaniye, 109.986 adet; yorgan, 1.150
adet; katalitik soba, 6.359 adet; seyyar mutfak, 37 adet; mutfak seti, 3.051
adet; uyku tulumu, 5.209 adet ve netice itibarıyla jeneratöründen seyyar
tuvaletine kadar her şey gönderildi ama daha da gönderilmeye devam ediyor.
Ben,
milletimizin bu konuda gösterdiği duyarlılıktan dolayı teşekkür ediyorum.
Hükûmetimiz de konuyu takip ediyor. Bakın, geçmişte, hatırlayın, Kocaeli’de, Marmara depreminde veya da Gölcük’te, Yalova’da
geçici konutlar daha iki senede yapılamamışken şu anda Hükûmetimiz Bingöl’de ve
Simav’da… Bakın, 19 Mayısta olan deprem neticesinde ben Kütahya’ya son
denetlemeye gittiğimde, neredeyse kış gelmeden kalıcı konutların, bütün
okulların ve kamu kurum ve kuruluşlarının binalarının bitmekte olduğunu
görmenin mutluluğunu yaşıyoruz.
Şu
anda da Başbakanımız kesin talimat verdi ve arazi tespit çalışmaları yapılıyor,
jeolojik etütler yapılıyor, Van’la Erciş’e ve köylerine en güzel şekilde
konutlar inşa edilecektir ve bu bir sene zarfında da yapılacaktır. Bunu şu ana
kadar da hiçbir Hükûmet başaramamıştır. Bunu biz başarırız, başaracağız. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Bir
de şunu özetle vurgulamak istiyorum. Tabii burada konuşmacılar depremle ilgili
güzel noktalara temas ettiler. Hakikaten, bu kolonların,
kirişlerin kesilmesi son derece vahim bir hata. Nitekim bazı iddialar
var; Van’daki büyük, yedi veya sekiz katlı -kaç katlı olduğu da belli değil-
binanın “Oto galerisi açmak için zemin kattaki kolonlarının kesildiği” şeklinde
iddia var. Esasen, ben Avcılar’da 99 depreminde bizzat gördüm, dev bir bina
yıkıldı fakat sebebini araştırdığımız zaman, tamamen galeri açmak için
kolonların kesildiğini ve hafif bir depremde de netice itibarıyla bu binanın
tamamen yıkıldığını gördük.
Değerli
dostlar, bu deprem meselesi ülkemizin bir gerçeği. Dolayısıyla bu gerçeğe uygun
olarak bu Meclis, yüce Meclis ve de görüldüğü gibi İstiklal Harbi’ni kazanan
bir Meclis, birlikte bu depreme karşı mücadele etmek gerekiyorsa, ne
gerekiyorsa hep birlikte, birlik beraberlik içinde bu meseleyi kökünden
çözelim. Yani bu, ülkemizin bir gerçeği. Sağlam yere,
sağlam zemine sağlam bina yapılması ve bunun da çok iyi şekilde denetlenmesi
gerekir. Bu konuda da Hükûmetimiz irade koymuştur. İnşallah sizlerin de
katkılarıyla, tavsiyeleriyle, tenkitleriyle, birlikte, bunu gelin başaralım.
Yani burada herkesin hatası var. Yani şehircilik bakımından baktığımız zaman,
ta 1950’lerden bu yana gerçekten vahim hatalar işlendiğini hepimiz kabul
edelim. Dolayısıyla, suçlu aramak yerine, hata aramak yerine…
Bir
de değerli dostlar, sevgili milletvekillerim; oradaki çalışan insanlar var, ben
biliyorum, gece gündüz, uykusuz şekilde. Marifet iltifata
tabi. Ya onları da rahatsız etmeyelim. Hakikaten onlar ne büyük
fedakârlıkla… Hatta geçen gün benim gözlerim yaşardı. Bir yakını ölen bir
arkadaşımız, orada bir kamu kurumu elemanı; “Hayır” dedi, “Benim birinci
vazifem buradaki insanlara yardımcı olmaktır.” diye kendi acısını yüreğine
gömdü ve gerçekten örnek bir davranış sergiledi. Birlikte bu meseleyi,
isterseniz, masaya yatıralım, onun çözümünü gerçekleştirelim.
Bir
diğer husus da bildiğiniz üzere Aydın’la alakalı. Sayın Ali Uzunparmak
Beyefendi, Sayın Milletvekilimiz, özellikle Aydın’la ilgili konulara temas
etti. Aydın’daki tarımdan bahsetti. Sayın Vekilim, özellikle şunu belirteyim:
Aydın’a Hükûmetimiz döneminde, ben bizzat şahidim, gerek de benim DSİ Genel
Müdürlüğüm ve Çevre Orman Bakanlığım ve şimdi Orman Su İşleri Bakanlığı
açısından oradaki yatırımların pek çoğu tamamlanmıştır. Şu anda eksik yok mu?
Var tabii, onu da tamamlıyoruz. Ama şu anda, bakın, ben rakamı aldım; Aydın’a,
gerçekten, biz şu ana kadar, bu yıl dâhil olmak üzere 2 katrilyonluk sırf
-Devlet Su İşleri ve Çevre Orman Bakanlığı eski ve şu anda Orman ve Su İşleri
Bakanlığı- yatırım yapmış. Bakın, Aydın Ovası sulamasını bitirdik. Bunun
dışında, Sultanhisar sulaması, Bozdoğan Ovası sulaması… Bunlar da tarımda çok
büyük katkı sağladı ve gelirin 4 katıyla 13 kat arasında –bu, vatandaşın cebine
giriyor- arttığını görmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Söke Ovası’nda…
MUSTAFA
SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Bakanım, Çanakkale Orman Bölge Baş
Müdürlüğünü niye kapatıyorsunuz?
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İkizdere Barajı, Karacaören Barajı, Büyük Menderes Nehri’ndeki yatak ıslahı…
Bakın, altmış yıldır el atılmamış. Büyük Menderes Nehri tamamen dolmuştu. Biz
orada muazzam bir seferberlikle aşağı yukarı Büyük Menderes Nehri’ni tamamen
ıslah ettik.
Bunun
dışında, Aydın ilindeki taşkın koruma çalışmalarından bahsetmemde fayda var.
Çine Adnan Menderes Barajı… Yüz kırk bir yıldır özlemle beklenen bu baraj
gerçekten bu kısa zamanda tamamlandı ve sadece bu yıl tam 171 trilyon taşkın
koruma zararını önledi. Bunlar gerçekten çok önemli.
Bunun
dışında, Karacasu Dandalas Barajı’nı 11/11/2011 tarihinde, söz verdiğimiz üzere, bitiriyoruz.
Aydın’ın içme suyu problemi vardı, onu kökünden çözdük. Onun için özel baraj
yaptık biliyorsunuz. Yani bunlar gerçekten, ağaçlandırma çalışmaları, Aydın’a yaptığımız
hususlar… Tabii ki bu sulamalar bilhassa tarıma hizmet ediyor, hayvancılığa
hizmet ediyor, bunu da bilmemiz lazım. Tamam, tenkit edin ama bazen de takdir
ve taltif kelimelerini de lütfen unutmayın diye özellikle sizlerden istirham
ediyorum.
Şimdi,
efendim, bir diğer husus da Denizli’de… Sayın Denizli Milletvekilimiz, CHP
Milletvekilimiz ifade etti. Efendim, bir kere şunu ifade edeyim: Orada bir
derede taşkın oldu, onu biliyoruz ama tabii ki bu taşkın gerçekten büyük bir
feyezan neticesinde bir vatandaşımızın da hayatını kaybetmesine sebep olmuştur.
Bundan tabii üzüntü duyuyoruz, Allah rahmet eylesin, yakınlarının başı sağ
olsun. Biliyorsunuz, ayın 9’unda olan bir hadiseydi ancak bu konuda biz… Bir
kere iki şey var: Buradaki menfezler ve köprülerdeki birtakım eksikler varsa
Bölge Müdürlüğümüz hemen Karayolları ile temasa geçti, bir daha böyle bir
sıkıntı olmaması için kara yolunun menfezleri ve köprüleri düzeltiliyor.
Sizin
belirttiğiniz balık üretim tesisleriyle ilgili konuya gelince, hakikaten Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız bu balık üretim tesislerine gerekli desteği
veriyor. Hatta biz de DSİ olarak yavru balık ihtiyacını karşılamak için
Türkiye’de yedi noktada yavru balık üretip ayrıca onların ihtiyacını, aynı
zamanda birtakım gölet ve barajlardaki balıklandırma
işlerini tamamlıyoruz.
Ancak
selden zarar görmüşse -biliyorsunuz tarım sigortası var- tarım sigortası
yaptırırsa çiftçimiz -yüzde 50’sini Hükûmetimiz ödüyor bunun- yarısını ödemek
durumunda. Bu konuda vatandaşlarımızı ben buradan ikaz ediyorum: Devlet şu anda
yüzde 50’sini ödüyor, geri kalanını ödeyeceksiniz. Yani kuraklık olsun, sel
baskını ve diğer tabii afetlerde mutlak surette tarım sigortası yaptırmalarında
fayda var.
Kıbrıs
meselesinden bahsettiniz. Efendim, Kıbrıs’ın özellikle tanınmasında, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gerçekten bütün dünyada başı dik bir devlet olarak
hayatiyetini devam ettirmesinde Hükûmetimizin büyük gayreti var. Özellikle son
zamanlarda Güney Kıbrıs’ın yaptığı harekete karşı Hükûmetimiz gerçekten başı
dik bir karar almıştır, orada bu oldubittiye boyun eğmemiştir. Hatta şunu ifade
ediyoruz: Güney Kıbrıs’ın bu arama bölgesinde petrol çıktığı zaman bunların
tamamının Güney Kıbrıs için kullanılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bu, bütün
Kıbrıs’ın ortak çıkarı için, menfaatleri için kullanılacak, bunu sağlayacağız.
Bunu sağlayacak da gücümüz var, onu özellikle belirtmek istiyorum.
Tabii,
Denizli’yle ilgili söz açılmışken Denizli’de de büyük yatırımlar yaptık, hemen
hemen Aydın’a yakın. Aydın’da 2 milyar TL, Denizli’de 1,8 milyar TL yatırım
yaptık bakın. Gerçekten, Denizli’deki Baklan Ovası sulaması, Kelekçi
sulaması, Gökpınar Barajı, Çardak-Beylerli Göleti gibi pek çok gölet ve sulamaları tamamladık. Cindere Barajı’nı bitirdik, HES bitti, Yenidere
Barajı’nı bitirdik. Bunlar gerçekten çok önemli. Denizli’nin içme suyunu
tamamen çözmek için Akbaş Barajı’nın temelini atmıştık, bu da çok hızlı
ilerliyor. Hatta, ben Denizlili milletvekillerimize
söz verdim. Kurban Bayramı’nın dördüncü günü bizzat Denizli’ye giderek… Orada
Denizli için özel müjdelerimiz var, ben burada onlardan bahsetmek istemiyorum.
Denizli hakikaten bölgemizin en çalışkan, fedakâr ve müteşebbis insanlarının
bulunduğu bir ilimizdir, oraya ne yapılsa azdır. Biz de Hükûmet olarak yapmamız
gereken çalışmaları yapacağız.
Evet,
son olarak şunu belirteyim: Kızılay -diğer milletvekillerimizin söylediklerine
de sürem kısaldığı için çok hızlı bir geçeyim- bizim gururumuz. Bütün dünyada
hakikaten Kızılay’dan gururla bahsediliyor. Yani, şu anda da -hem Simav’da
bizzat yaşadım hem Van’da- gerekli bütün çalışmaları yapıyor ama eksik
olabilir, yani hiçbir şey yapmazsanız tenkit edilmezsiniz, ama çok iş yapan çok
tenkit edilir, bunu unutmayalım. Bizim burada bardağın dolu tarafını görmemiz
lazım. Bardağın Kızılay açısından baktığımız zaman yüzde 95’i doludur; onu da
özetle belirteyim.
Şehit
aileleri için, Sayın Oğan, Iğdır milletvekilimiz… O şehitler bu vatan, bu
millet için canlarını feda ettiler. Onlara sahip çıkmak hepimizin, ama bütün
devletin, Hükûmetin ve bütün yüce Meclisin birinci görevidir. Zaten malumunuz
olduğu üzere onların hakları var. Hatta en son gittiğimiz Yalvaç’taki şehit
ailesinin devletin onlara sağladığı birtakım imkânları bilmediğinin farkına
vardık. Bakanlar Kurulunda da bunun bir kitapçık olarak, ne gibi imkânlar
sağlıyoruz… Mesela, o aileden kardeşi olsun, çocuğu, kızı veya eşi, onlardan
bir kişi devlet memuru veya nerede isterse kadrolu devlet işçisi olarak işe
alınıyor. Her türlü destek var, başka yardımlar var ama sizin de ifade ettiğiniz
gibi şu anda… Bu konuda gerek Millî Savunma Bakanlığımız -geçen Bakanlar
Kurulunda Sayın Başbakanımız talimat verdi- gerekse aileden sorumlu
Bakanlığımız birlikte yeni bir düzenleme yapacaklar, şehitlerimize daha çok
sahip olmak için –şu anda sahip oluyoruz- ne gerekirse yapılacak.
Hakkâri’deki…
MUSTAFA
SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Bakanım, yüzde 54’ü ormanlık olan
Çanakkale’de orman bölge başkanlığını niye kapatıyorsunuz?
BAŞKAN
– Lütfen… Lütfen… Lütfen, Sayın Milletvekili…
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Onu da sorarsanız, size cevap
veririz.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sordu işte!
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Peki, şöyle, sorduysa…
MUSTAFA
SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Bakanım, Kayseri’de yapmayı düşünüyorsunuz,
Kayseri’de ormanlık alan yüzde 8...
BAŞKAN
- Sayın Milletvekili, lütfen…
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika, öyle soru olmaz
kusura bakma, öyle… Sayın Vekilim müsaade et ben onu izah edeyim: Sayın Vekilim
ben Çanakkale’ye bizzat giderek Çanakkale’deki durumu anlattım. Orada asıl
olan, hatta oradaki 5 tane işletme müdürlüğüne âdeta buradaki, Çanakkale’deki
Orman İşletme Müdürlüğüne buradaki Genel Müdürlüğün bütün yetkilerini
verdiğimizi ifade ettik. Ayrıca, Çanakkale’ye Doğa Koruma ve Millî Parklar
Bölge Müdürlüğümüzü kurduğumuzu ifade ettim. Bunu kamuoyu biliyor. Ona gerek
yok, kamuoyu biliyor.
MUSTAFA
SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Efendim, yangına hassas bölgeler kapatılır mı?
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun dışında, Hakkâri’de deprem
oldu. Büyük bir deprem değil ama orada yaralı olan kardeşlerimize -ben de
biliyorsunuz bundan bir ay önce Hakkâri’deydim- bütün yaralanan kardeşlerimize
acil şifalar diliyoruz. Ayrıca, gerekli çalışmalar yapılacaksa o konuda da biz
ne gerekiyorsa yapmaya hazırız.
Köylere
ulaşılıp ulaşılmadığına gelince: Bakın, şu anda değerli dostlar, köylerin
bazılarında, mesela Tabanlı’da, Van’da, Erciş’te
büyük bir sıkıntı yaşanırken merkez üssü olan Tabanlı Köyü’nde hiçbir hadise
yok yani bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bazı köylerde tek katlı evler
olduğu için, yamaçlarda olduğu için büyük bir zayiat yok. Esas büyük sıkıntı
Erciş’te yaşandı ve Van’da da birkaç tane binada. O da çürük bina; ruhsatı
olmayan, fen ve sanat kaidelerine aykırı yapılmış veyahut da kolonları kesilmiş
binalarda oldu. Dolayısıyla esas itibarıyla burada depremin ağırlık merkezi
Erciş’tir. Orada da şu anda…
ADİL
KURT (Hakkâri) – Sayın Bakan, yanlış bilgiyi sorduk biz, onu sormadık.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hatta Erciş’te Sayın Başbakanımız
-oraya- Ağrı Valisini görevlendirdi. Şu anda ikinci bir Vali Erciş’te ve Van
Valisi de Van’da bizzat bu işi yönetiyor. Ayrıca, bakanlarımız; İçişleri
Bakanlığımız, Başbakan Yardımcımız ve Çevre ve Şehircilik Bakanımız -şimdi
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız gitti- pek çok bakanımız -Ulaştırma
Bakanımız- orada bütün çalışmaları tamamladı.
Özetle
şunu ifade edeyim: Onlar bizim vatandaşımız. 74 milyon vatandaşımızı gönülden
seviyoruz. Onlar için ne gerekiyorsa Hükûmet olarak yapmaya hazırız.
Ben
geçmiş olsun diyorum. Tekrar, canlarını bu toprak altında kaybeden, depremde
kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Ölenlerin
yakınlarına ve milletimize başsağlığı ve aynı zamanda yaralılara da acil
şifalar diliyorum.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Değerli
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir konuyu sizin bilginize arz etmek istiyorum.
BAŞKAN
– Buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
11.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın,
gündem dışı konuşmalardan sonra “bakanın hangi gündem dışı konuşmaya cevap
vereceğinin” oturum Başkanınca milletvekillerine bildirilmesi gerektiğine
ilişkin açıklaması
OKTAY
VURAL (İzmir) – Biraz önce, Sayın Bakan gündem dışı konuşmada da cevap verdi,
teşekkür ediyorum.
Dün,
biliyorsunuz, burada bir tartışma oldu, gündem dışı konuşmalar oldu. Ondan
sonra da “Gündem dışı konuşmalara…” diye, bir bakanın cevap vereceğini ifade
ettiniz. Ben de burada tutanaklardan okuyorum:
“Sayın
Başkan, bir sayın bakanın hangi gündem dışı konuşmaya cevap verdiğini öğrenmek
milletvekillerimizin hakkıdır. Lütfen, milletvekillerine nezaket gösteriniz.” Bu taleplere karşılık.
Oradan
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz “Efendim, Lütfü Türkkan Bey’in…” diye söylüyor.
“Lütfü Türkkan Bey’in…”
Bakın,
siz bana “Başkan - Bir saniye… Efendim, çok haklısınız, yalnız gündem dışı
konuşmalarda on çeşit konu gündeme getiriliyorsa o da ona göre cevap
verecektir. Bu kadar basit.” diyorsunuz.
Aslında,
basit olan şey, sadece Sayın Bakanın hangi gündem dışı konuşmaya cevap
vereceğini milletvekillerine iletmenizdi ama siz, Sayın Bakanın o ifadesini
bile duymadınız, dinlemediniz, birdenbire geçtiniz, burada “Bu kadar basit.”
diyerek bu talebimizi şey yaptınız. Dolayısıyla öncelikle burada bir sayın
bakanın ya da bir milletvekilinin bir talebi var ise o talep doğrultusunda
işlem yapmanız daha uygun olur.
O
Meclis Başkanlığını yürütürken sizin, Sayın Bakan hangi konuda cevap vereceğini
ifade ettiyse burada milletvekillerine iletmeniz daha doğru olurdu. Bundan
sonrakilerde de buna özen göstermenizi istirham ediyorum.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
– Estağfurullah efendim.
Size
katılıyorum. Benim söylediğim şuydu: Gündem dışı konuşmalarda bir konu, normal
olarak, Tüzük’ün gerektirdiği talimat ama
arkadaşlarımız birden fazla konuya da değiniyorlar, siz de bunun şahidisiniz
yıllardır, biz de buna müsamaha gösteriyoruz ama gündem dışı konuşmaya cevap
vermek üzere kalktığı zaman bakan, arkadaşlarımızın kendisini ilgilendiren kısmına belki cevap
veriyordur, belki diğerlerine de veremiyordur. Yani bir konu konuşulsa Tüzük’ün emrettiği gibi, gündem dışına çıkılmasa yüzde yüz
size katılıyorum ama çıkıldığı zaman bunu söylemek mümkün değil.
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Alakasız çok konuşuyorlar Başkanım.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Muhtevayla ilgili ne diyor Sayın Bakan? “Sayın Lütfü Türkkan’ın konuşmasına cevap
veriyorum.” derse “Sayın Lütfü Türkkan’ın konuşmasına cevap vermek üzere…”
dersiniz, Sayın Bakan da kendi takdiri içerisinde diğerlerine cevap verir, ona
diyeceğim yok çünkü konuşmacılar da söz aldığı konunun dışına taşabiliyorlar,
diyeceğim yok ama talebin ne olduğunu iletirseniz biz de ona göre
değerlendiririz.
BAŞKAN
– İşte, ben, talebin ne olduğunu bilirsem, gündem dışına çıkılmazsa daha kolay
iletebilirim. Size katılıyorum.
Sayın
Keskin, buyurun.
12.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, Denizli ilinin Çameli ilçesinde meydana gelen sel felaketiyle ilgili
gündem dışı konuşmasına, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun verdiği
cevapların tatmin edici olmadığına ilişkin açıklaması
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Efendim, milletvekili olarak Meclisteki denetim işlerimizi
yapabileceğimiz kurumlardan birisi gündem dışı söz almak, o da beş dakikayla
sınırlı. Sayın Bakanı özenle dinledim. O denetim mekanizmasının bize verdiği
hakkın maalesef yanıtlarını bulamadım. Ben, Çameli ilçesindeki doğal afet
nedeniyle tahrip olan balık havuzları ve ölen balıklarla ilgili, Hükûmetin
yapması gereken yardımların ulaşmadığını söyledim ve Sayın Bakandan cevap
bekledim. Sayın Bakan benim konuşmamı bir tarafa bıraktı, ta benim bakanlığım
döneminde temeli atılmış, tamamlanmış olan Batman Ovası’nın sulamasının
tapusunu aldı, Cindere’ye gitti, Aktaş Barajı’na gitti.
Dolayısıyla, benim konuşmamın yanıtlarını vermedi.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI
VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Cevap verdim efendim, zabıtları okuyun.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Bakan “Ben bu konuların yabancısıyım, benim alanım
dışında.” diyebilirdi, bana ilgili olan bakan cevap verirdi ama konuşmama cevap
vermeyip de bu şekilde davranması maalesef işin özünü saptırmaya yönelik bir
Şark kurnazlığı, bu bir.
İki:
Sayın Bakan, sürekli siyasal iktidarın Van depremiyle ilgili çok önemli
görevler yaptığını söylüyor. Sayın Başbakan kendisi dün verdiği demeçlerde
yirmi dört saatte işin iyi götürülmediğini ikrar ediyor. Bugün gazetelerde Van
Valisinin şöyle bir açıklaması var: “İki bin dört yüz konutun kullanılmaz
olduğu köylerde henüz bir çalışma yok.” Bugün Hürriyet gazetesinin birinci
sayfasında yer alıyor bu haber.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI
VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hasar tespit çalışmasını kastediyor, siz neyi
kastettiğini bilmiyorsunuz.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Acaba, Sayın Bakanın bu demeçten haberi var mı? Bu demeçten
haberi varsa bu Valiyle Sayın Bakan kendi değerlendirmesi arasındaki çelişkiyi
nasıl izah ediyor?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Zabıtlara
geçti.
ADİL
KURT (Hakkâri) - Sayın Başkanım…
BAŞKAN
- Değerli arkadaşlar…
ADİL
KURT (Hakkâri) - Sayın Başkanım…
BAŞKAN
– Efendim, rica ediyorum, bakınız…
ALİ
UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Burada soru-cevap yapmıyoruz arkadaşlar, bir dakika, lütfen…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
- Lütfen, arkadaşlar, bir dakika… Soru-cevap yapmıyoruz. Şöyle bir şey var,
konuşan arkadaşlarımızın Sayın Bakandan kısa bir açıklama isteme hakkı var,
bunu yapabiliriz. Bunun için lütfen… Lütfen… Bir saniye…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, bir Denizli Milletvekili olarak Çameli’yle
ilgili söz istiyorum.
BAŞKAN
– Tamam, ben de size de…
Buyurun
Sayın Uzunırmak, yerinizden.
13.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşmasına, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun verdiği cevapların
tatmin edici olmadığına ilişkin açıklaması
ALİ
UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Hükûmet
bir ezberci zihniyeti sürdürmenin gayreti içerisinde. Gündem dışı konuşma yapan
bir milletvekilinin soyadını bile doğru telaffuz etmeye hazır olmayan bir
Bakan, hazırlıksız bir şekilde, çok farklı, bizim konuştuğumuz konuların
dışında cevaplar vererek burada bir siyasi propaganda yapmaya çalışıyor. Benim
Aydın’ın problemleriyle ilgili anlattığım meselelerde hangi barajın ne
olduğundan ne bittiğinden acaba ben bahsettim mi? Aydın’ın büyükşehir olmasıyla
ilgili, şehirleşmesiyle ilgili, altyapısıyla ilgili problemlerden bahsettim.
Sayın
Bakanın bahsettiği barajlar da ta çok öncelerden temeli atılmış ve yüzde 30,
40’lar seviyesinde bitirilmiş barajlardır. Tabii ki devlette bir devamlılık
vardır, Allah onlara nasip etmiştir, o dönemde bitmiştir. Bitirdikleri için
teşekkür ediyoruz. Yapılan iyi hizmetlere teşekkür ediyoruz ama böyle bir
kurnazlıkla bir siyasi propaganda malzemesi yapmanın da bir gereği olmadığı
kanaatini taşıyorum.
Aydın
en gelişmiş illerde 7’nci sıradan 47’nci sıraya düşmüştür. Sayın Bakan
mesuliyet içerisinde bunu araştırsın, ona cevap versin.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
– Ben teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.
Buyurun,
yerinizden, açıklama istediğiniz konuyu lütfen.
14.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un,
Van Valisi’nin basında yer alan beyanına, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel
Eroğlu’nun verdiği cevapların tatmin edici olmadığına ilişkin açıklaması
ADİL
KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, Sayın Bakanı, Sayın Atalay’ın salı günü Meclis
Genel Kuruluna Meclis Genel Kurulunu yanıltıcı beyanlar verdiğini, bu yanıltıcı
beyanların bugün Van Valisinin basında yer alan demecinden de sabit olduğu… Van
Valisi eğer Sayın Bakanı ve Hükûmet yetkililerini yanıltmış ve yanlış bilgiler
vermişse kendisine -ki Meclis tutanaklarında bu bilgiler, bu konuşmalar sabit,
duruyor- kendileri Van Valisi hakkında ne düşünüyorlar? Van Valisinin böyle bir
yanıltmaya ya da böylesi bir beyan vermeye hakkı var mıdır? Kendisinden bu
sorunun cevabını istemiştik fakat Sayın Bakan hiç buraya girmedi, bilinen
konularda genel temennilerde bulundu. Esas önemli olan budur çünkü Sayın
Başbakan da ifade etmiştir.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Değerli
arkadaşlar, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın
Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, bir de şu tarafa bakarsanız size zahmet.
Denizli Vekilimiz Nihat Bey de epeydir söz istiyor.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, Denizli’yle ilgili söz alan milletvekilimiz
Çameli afetiyle ilgili tek bir kelime etmedi. Çameli’yle ilgili bilgi vermek
istiyorum. Diğer arkadaşlarımıza söz verdiniz, yerimden bari,
hiç olmazsa söz verin.
BAŞKAN
– Şimdi geçtik o konuyu. Bir dahaki sefere size söz vereyim. Kusura bakmayın.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Denizli’yle ilgili, Çameli’yle ilgili bir kelime dahi
etmediler.
BAŞKAN
– Özür dilerim, burada söz verme yok.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Verdiniz efendim, diğer vekillerimize de verdiniz.
BAŞKAN
- İkinci maddeye geçtik, lütfen anlayış gösteriniz.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sisteme girmemize rağmen söz vermediniz Başkanım.
BAŞKAN
– Buyurun.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, İstanbul’daki içme
ve kullanma suyuna karışan kimyasal atıklar nedeniyle oluşan çevre sorununun
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/35)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bilindiği
gibi büyük şehirlerde su ile ilgili olarak pek çok tartışma basında yer
almaktadır. Artan sıcaklıklarla birlikte geçen yıllarda yaşanan su sıkıntısının
bazı şehirlerde tekrar baş göstereceği ifade edilmektedir. Bu nedenle susuzluk
için çözüm yolları geliştirilmekte ancak bu çözüm yollarında da sağlıklı içme
ve kullanma suyu dağıtılması ile ilgili sıkıntılar ortaya çıkmaktadır.
Vatandaşların sağlığını doğrudan ilgilendiren bu konu, siyasi tartışmaların malzemesi
olarak kullanılmaktadır. Oysa insan sağlığı hiçbir siyasete malzeme
edilemeyecek kadar önemli bir konudur.
Şehirlerdeki
içme ve kullanma sularının sağlıklı ve kaliteli olması gerekir. Bu gerekliliği
yerine getirmek de önce yerel yönetimlerin sonra da Sağlık Bakanlığı'nın
sorumluluğundadır.
Bu
hassas konu ile ilgili olarak yeterli bilimsel araştırma ve inceleme
yapıldıktan sonra konusunda uzman kişiler tarafından gerekli görülen
açıklamalar yapılmalıdır. Oysa son dönemde bilimsel araştırmalardan uzak tamamen
siyaset malzemesi olarak açıklamalar yapılmaktadır.
Tüm
bu açıklamaların yanında, konusunda uzman kişiler de çeşitli açıklamalar
yapmıştır. Bu açıklamalarda çarpıcı tespitler ortaya koyulmuştur. İçme suyunda
meydana gelen ufak bir değişiklik bile bedenin kimyasını doğrudan
etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde meydana gelen ve ölümle sonuçlanan enfeksiyon hastalıklarının % 45'inin sebebi kirli sulardır.
Suyu kirleten birçok kimyasal madde insanoğlu tarafından üretilmektedir ve
sorumsuzca suya karışmasına izin verilmektedir. İçme ve kullanma suyuna karışan
kimyasal atıkların etkisi yıllar sonra başta kanser olmak üzere çeşitli kronik
hastalıkların artmasıyla ortaya çıkmaktadır. Düzgün arıtılmayan atık su
içerdiği ağır metaller nedeniyle vücudu yavaş yavaş tahrip etmektedir. Bu
nedenle sonuçları yıllar sonra ortaya çıkacaktır.
Türkiye'de
250 organize sanayi bölgesinden sadece 37'sinde arıtma tesisi vardır. Bu da
aslında Türkiye’de ne kadar ciddiyetle ele alınması gereken bir konu olduğunu
ortaya koymaktadır. Çünkü 1 litre atık su, 8 litre tatlı suyu kirletmektedir.
Bu da arıtma tesisi olmayan sanayi bölgelerinin çokluğu göz önüne alındığında
Türkiye genelinde içme ve kullanma suyunun sağlıklı olmadığı konusunda bir
fikir vermektedir. Ağır metallerin olduğu suların sadece içilmesi ile değil el,
yüz gibi kişisel temizlik için de kullanmanın son derece sakıncalı olduğu
uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.
Yukarıda
açıklanan nedenlerden dolayı İstanbul'un içme ve kullanma sularının
incelenmesi, bu konuda mevcut eksiklik ve yanlışların tespiti ile çözümlerinin
araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü‘nün104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis
araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1) Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (İstanbul)
2) Candan Yüceer (Tekirdağ)
3) Erdal Aksünger (İzmir)
4) Atilla Kart (Konya)
5) Veli Ağbaba (Malatya)
6) İhsan Özkes (İstanbul)
7) Kamer Genç (Tunceli)
8) Mehmet Şeker (Gaziantep)
9) Sinan Aydın Aygün (Ankara)
10) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
11) Mevlüt Dudu (Hatay)
12) Salih Fırat (Adıyaman)
13) Özgür Özel (Manisa)
14) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
15) Kazım Kurt (Eskişehir)
16)
Aytuğ Atıcı (Mersin)
17)
Nurettin Demir (Muğla)
18)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
19)
Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
20)
Ali Rıza Öztürk (Mersin)
21)
Celal Dinçer (İstanbul)
22)
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
23)
Malik Ecder Özdemir
(Sivas)
2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin, sulama
birliklerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/36)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Sulama
Birlikleri, Türk çiftçisi ve tarımı için en önemli unsurlardan birisidir. DSİ
tarafından yıllar önce inşa edilen sulama kanalları birliklere devir edilmiş ve
bu birlikler de İçişleri Bakanlığı denetimi ve gözetimine verilmiştir. DSİ
tarafından inşa edilen kanalların yeterli bakımı yapılmamakta, önemli ölçüde su
kayıplarına neden olunmaktadır. DSİ'nin teknik desteğinden yoksun olan
birlikler kendi kaderlerine terk edilmiştir. İçişleri Bakanlığınca birliklere hiçbir
destek ve katkı yapılmadığı gibi birliklerin bu bakanlığa bağlı olmasının
nedenini hiç kimse bilmemektedir.
Sulama
Birlikleri, hiçbir teknik desteğe sahip olmadığından, işlevlerinde yeterince rantabl olmadığından çok önemli kayıplara neden olunmaktadır.
Sulama Birliklerinin önemli bir bölümünde elektrik enerjisi kullanılmakta,
ancak enerji fiyatlarının yüksekliği nedeniyle birliklerin TEDAŞ'a çok önemli
borçları oluşmuş ve ödenemez duruma gelmiştir. Tarım kesimine yönelik olarak
enerji fiyatlarında hiçbir indirim yapılmamakta ve köylümüz icra takipleri ile
karşı karşıya kalmaktadır.
Sulama
Birliklerinin yeniden DSİ çatısı altında örgütlenmesi, Birliklerin teknik ve
ekonomik açıdan yeniden yapılandırılması amacıyla Anayasanın 98. Maddesi ile İç
Tüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
1) Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (İstanbul)
2) Candan Yüceer (Tekirdağ)
3) Atilla Kart (Konya)
4) Erdal Aksünger (İzmir)
5) Veli Ağbaba (Malatya)
6) Kamer Genç (Tunceli)
7) Celal Dinçer (İstanbul)
8) İhsan Özkes (İstanbul)
9) Mehmet Şeker (Gaziantep)
10)
Salih Fırat (Adıyaman)
11)
Mevlüt Dudu (Hatay)
12)
Aykut Erdoğdu (İstanbul)
13)
Metin Lütfi Baydar (Aydın)
14)
Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
15)
Kazım Kurt (Eskişehir)
16)
Özgür Özel (Manisa)
17)
Nurettin Demir (Muğla)
18)
Aytuğ Atıcı (Mersin)
19)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
20)
Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
21)
Rıza Mahmut Türmen (İzmir)
22)
Ali Rıza Öztürk (Mersin)
23)
Sena Kaleli (Bursa)
24)
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
25)
Malik Ecder Özdemir (Sivas)
3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 24 milletvekilinin, şeker fabrikalarının
özelleştirilmesinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Özelleştirme
İdaresi Başkanlığı tarafından şimdiye kadar Türkiye ölçeğinde yapılan şeker
fabrikası özelleştirmelerinin sonuçlarının ve bu bağlamda Hükümet tarafından
yeniden gündeme getirilen ve özelleştirilmeleri planlanan Erzincan, Elazığ,
Elbistan ve Malatya Şeker
fabrikalarının özelleştirilme kararlarının incelenmesi ve
alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98'inci, Türkiye Büyük
Millet Meclisi İç Tüzüğünün 104 üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 13.10.2011
1) Veli Ağbaba (Malatya)
2) Aylin Nazlıaka (Ankara)
3) Süleyman Çelebi (İstanbul)
4) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
5) Tolga Çandar (Muğla)
6) Malik Ecder
Özdemir (Sivas)
7) Ayşe Nedret Akova (Balıkesir)
8) Ahmet Toptaş (Afyonkarahisar)
9) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
10)
Aykut Erdoğdu (İstanbul)
11)
Hasan Akgöl (Hatay)
12)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
13)
Atilla Kart (Konya)
14)
Bedii Süheyl Batum (Eskişehir)
15)
Osman Aydın (Aydın)
16)
Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
17)
Tanju Özcan (Bolu)
18)
Ali Serindağ (Gaziantep)
19)
Mahmut Tanal (İstanbul)
20)
Mehmet Hilal Kaplan (Kocaeli)
21)
Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
22)
Hüseyin Aygün (Tunceli)
23)
Osman Kaptan (Antalya)
24)
İhsan Özkes (İstanbul)
25)
Arif Bulut (Antalya)
Gerekçe:
Şeker
pancarı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en fazla istihdam ve katma değer
yaratan üründür. Şeker pancarı, istihdam sorununa çözüm olabilecek yegane bitkidir.
Pancar
üretimi tarımın ana itici gücünü oluşturmakta, hayvancılığın gelişmesini
sağlamaktadır. Ayrıca gübre, tarımsal ilaç gibi tarımsal girdiler ve
taşımacılık gibi yan sektörlere en fazla katkı sağlayan sektördür. Şeker
pancarı, eşdeğer büyüklükteki bir orman arazisine göre 3 kat daha fazla oksijen
üretmekte, dolayısıyla çevre açısından son derece büyük bir önem arz
etmektedir. Aile içi işgücünün tamamının kullanılmasını sağlamakta ve en yüksek
oranda çiftçi geliri yaratan ürün olma özelliğini taşımaktadır.
Danıştay
13. Dairesi 15.12.2009 tarihinde Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesini iptal
etmiştir. Buna rağmen Başbakanlık ÖİB tarafından Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'ye ait Portföy-B grubundaki Malatya, Erzincan, Elazığ
ve Elbistan Şeker Fabrikaları bir bütün halinde özelleştirmek üzere tekrar
ilana çıkmıştır. Bu fabrikaların satılması bulundukları yerlerdeki ekonomiye
büyük darbe vuracaktır.
Oysa
özelleştirilmesi planlanan fabrikaların büyük çoğunluğu doğu bölgelerimizde
bölgesel kalkınmayı sağlamak ve istihdam yaratmak gibi sosyal amaçlarla
kurulmuş fabrikalardır. Bu fabrikalar genellikle kurulu bulundukları
yörelerdeki istihdam yaratan tek yatırımdır. Fabrikaların kapanması bu
yörelerde çok büyük kayıplar yaratacak, pancar çiftçileri, şeker işçileri, yöre
esnafı ve halk en büyük geçim kaynağından mahrum bırakılacak ve yöre ekonomisi çökecektir.
Dolayısıyla kalkınmada öncelikli yöreler olarak kabul edilen yerlere yönelik
olarak izlenen teşvik politikalarına aykırı düşecek ve bölgesel kalkınma
stratejisi sekteye uğrayacaktır.
1956
da çalışmaya başlayan Malatya Şeker Fabrikası yılda yaklaşık 320 bin ton pancar
işlemekte, 51 bin ton kristal şeker satışı yapmaktadır. Ayrıca yan ürün olarak
763 bin 380 ton küspe ve 12 bin 317 ton melas bölge hayvancılığı ve yem
fabrikalarının önemli hammaddelerini oluşturmaktadır. Malatya Pankobirlik'e üye toplam kayıtlı çiftçi sayısı 4 bin
800'dür. Fabrikada 800 kişi çalışmakta olup yan sanayi kolları ile birlikte 80
bin insan geçimini Malatya Şeker Fabrikasından karşılamaktadır.
Geçmiş
uygulamalara bakıldığında Malatya'da yapılan özelleştirmelerin tamamı halkın ve
kamunun zararına olmuştur. Tekel, Sümerbank, Et Balık Kurumu özelleştirmeleri
bir kaç kişinin yararına yapılmıştır. Adı geçen özelleştirmeler istihdamı yok
ettiği gibi fabrikalar ve fabrikaya bağlı araziler yok pahasına satılmıştır.
Malatya Şeker Fabrikasının özelleştirmesi de aynı şekilde yapılacağından dolayı
bu fabrika da peşkeş çekilecek dolayısıyla Malatya ve Malatyalılar zarar
görecektir. Malatya Şeker Fabrikası özelleştirilir ise fabrika işçileri,
çiftçiler, nakliyeciler, lokantacılar vb. gibi binlerce kişi işsiz kalacaktır.
Malatya
Şeker Fabrikasına kısa süre önce binlerce lira harcanarak doğalgaz tesisatı ve
biyolojik arıtma tesisi yapılmıştır. Şeker Fabrikaları da özelleştirilmeden
önce tıpkı diğer özelleştirmelerde olduğu gibi modernleştirilmiştir.
Avrupa
Birliği Şeker Rejimi Reformu 2014 yılına kadar devam edecektir. Türkiye bu
süreci dikkatle takip edip, Şeker fabrikalarının satışını kesinlikle
durdurmalıdır. AB şeker rejimi reformu gündeme geldiğinden bu yana diğer şeker
üreticisi ülkeler sürekli olarak şeker üretimlerini arttırmaktadır. Brezilya,
Meksika, Çin, İran, ABD ve Rusya gibi ülkeler pancar ve şeker kamışı üretim
alanları ile şeker üretim miktarlarını arttırarak bu süreci kendi lehlerine
çevirmeye çalışmaktadırlar.
AB
şeker reformuyla birlikte, Türkiye'nin önünde çok büyük bir fırsat oluşacaktır.
Birliğe üye ülkelerin şeker pazarından çıkışı ile doğabilecek boşluk coğrafi
konumumuz itibarı ile ülkemizin şeker ticaretindeki şansını arttırmaktadır.
Yukarıda
sıralanan nedenlerle Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'ye
ait 10 fabrikanın özelleştirme süreçlerinin değerlendirilmesi, Özelleştirmenin
başta fabrikaların bulunduğu iller olmak üzere Türkiye tarım ve ekonomisinde
yol açacağı kayıpların araştırılarak gerekli önlemlerin alınması amacıyla
"Meclis Araştırması" açılması gerekli görülmektedir.
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
Şimdi,
gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.
VI.- SEÇİMLER
A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim
1.- KİT Komisyonunda açık bulunan
üyeliğe seçim
BAŞKAN
– KİT Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1
üyelik için İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç aday gösterilmiştir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2.- Adalet Komisyonunda açık bulunan
üyeliğe seçim
BAŞKAN
– Adalet Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1
üyelik için Nevşehir Milletvekili Murat Göktürk aday gösterilmiştir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin
“Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına
geçiyoruz.
1’inci
sırada yer alan, Türkiye-Azerbaycan Uzun Vadeli Ekonomik ve Ticari İşbirliği
Programı ve İcra Planının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Türkiye-Azerbaycan Uzun Vadeli
Ekonomik ve Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/324) (S.
Sayısı: 33) (x)
BAŞKAN
- Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Komisyon
raporu 33 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının
tümü üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Iğdır
Milletvekili Sinan Oğan.
Buyurun
Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz
yirmi dakika.
MHP
GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van ve
ilçelerinde meydana gelen deprem felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza
Cenabı Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa diliyorum.
Yine,
bu süreçte maalesef şehit haberleri de gelmeye devam etmektedir. Şehitlerimize
de Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Terör
belasını bu ülkenin başından defetmeye yemin etmiş ve şu anda operasyonlarda
olan bütün güvenlik güçlerimizin yüce Rabbim yardımcısı olsun. Biz millet
olarak bir bütün hâlinde, bütün siyasi partiler olarak terörle mücadele eden
askerimizin, polisimizin sonuna kadar yanındayız. Bunu bir kez daha buradan
ifade etme gereği duydum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye-Azerbaycan Uzun Vadeli Ekonomik ve
Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce yüce heyetinizi Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, elbette ki dost ve kardeş Azerbaycan ile,
aynı şekilde bütün Türk dünyasıyla yapılan anlaşmaların imzalanması ve bir an
önce onaylanarak Meclisimizden geçmesi için biz Milliyetçi Hareket Partisi
olarak her iyi, her olumlu adımın yanındayız. Bu çerçevede elbette ki
Azerbaycan’la imzalanan bu anlaşmanın da yanında olacağız.
Bu
arada Azerbaycan’la ilgili bir sevindirici haberi yüce Meclisinizle paylaşmak
istiyorum. Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz dönem Türkiye'nin yapmış olduğu
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği bu defa Azerbaycan
tarafından icra edilecektir. Bu çerçevede bunun bütün Türk dünyasına hayırlı,
uğurlu olmasını diliyorum. İnşallah başta Dağlık Karabağ sorunu olmak üzere
birçok meselede Azerbaycan’ın olumlu katkıları olacaktır.
Mustafa
Kemal Atatürk Azerbaycan için “Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi
kederimizdir.” demişti. Azerbaycan’ın merhum lideri Haydar Aliyev ise “Bir
millet, iki devlet” olarak tarif etmişti iki devleti ve bu bir kardeş milleti.
Bugün hakikaten de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle beraber Türkiye’ye en
yakın ülke Azerbaycan’dır. Van depreminde ilk, yardımımıza koşan ülke de aynı
şekilde Azerbaycan oldu. Deprem sonrasında Azerbaycan Parlamentosundan
milletvekilleri aradı ve “Bu kayıpların karşısında Azerbaycan Parlamentosunda
bir dakikalık saygı duruşunda bulunduk.” dediler. Her terör felaketinde,
Türkiye'nin yüzleştiği her sıkıntılı durumda aynı tepkileri alıyoruz. Her
sevincimizi de Azerbaycan’ın birebir paylaştığının şahidiyiz.
Değerli
milletvekilleri, Azerbaycan’ı ve bütün Türk dünyasını Türkiye'nin sevgisinin,
Türkiye'nin bu cumhuriyetlere olan sevgisinin en güzel numunesi de bu ülkeleri
Türkiye'nin ilk tanıyan ülke olmasıdır. Bu çerçevede 9 Kasımda da yüce
Parlamento Azerbaycan’ı tanıma kararını onaylamıştır. Daha yakın bir tarihe
bakacak olursak bu hafta Azerbaycan’ın Türkiye’de büyük bir yatırıma imza
attığını görmekteyiz. Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev’in beraber
açtığı 5 milyar dolarlık bu yatırımın ilk aşamasında 10 bin kişi istihdam
edilecektir ve Türkiye'ye önemli katkılar sunacaktır bu anlaşma. Elbette bu
yatırım, Türkiye'ye tek noktaya yapılan en büyük özel sektör yatırımı olarak da
kayıtlara geçmiştir.
Bunların
sadece bir başlangıç olduğunu ve imkân yaratıldığı takdirde, başta Azerbaycan
olmak üzere Türk dünyasında biriken ciddi sermayenin Türkiye'de yatırıma
dönüşebileceğini, bunun için ise Hükûmetin bunun önünü açması gerektiğini ifade
etmek isterim. Azerbaycan başta olmak üzere diğer Türk cumhuriyetleri, Arap
sıcak parasından farklı olarak Türkiye'de yatırım yapmaya, istihdam imkânı
sunmaya hazırdır.
Bizim
bugün Azerbaycan’la ilişkilerimiz bu kadar iyiyken, kardeşlik bağlarımız bu
kadar kuvvetliyken, ticaret hacmimize baktığımızda bunun potansiyelin çok
gerisinde kaldığını görmekteyiz. Örneğin, 2010 yılı için yaklaşık 800 milyon
dolar bir ihracatımız, 200 milyon dolar ise ithalatımız var. Bu
son derece düşük bir rakam. Bizim potansiyelimiz bunun çok daha
üzerindedir.
Peki,
o zaman, madem bizim büyük bir potansiyelimiz var, bir milletin iki devletiyiz,
bu kadar yakınız, ekonomik ve ticari ilişkilerimiz niye bu kadar geri? Buna
bakmakta fayda vardır sayın milletvekilleri. Aslında, bugün burada sizin oylarınıza
sunulacak olan kanun tasarısında tam da bu sorunun cevabı saklıdır.
Değerli
milletvekilleri, Azerbaycan’la biz bu kadar yakınız, ama biz bu anlaşmayı ne
zaman imzaladık biliyor musunuz? Dört sene önce. Dört
sene önce imzalanan bir anlaşma, daha yüce Meclisin huzuruna getirilememiştir.
Şimdi
soruyorum sizlere: Azerbaycan’la ekonomik ve ticari ilişkilerimizi geliştirecek
bir anlaşma dört senede bu Meclise nasıl getirilemez? Bunun burada izah
edilmesi lazım. Azerbaycan’a bakışınızda bir sıkıntı mı var sizin? Dört senede
niye getirememişsiniz? Bir anlaşma dört senede bu Meclisin huzuruna eğer
getirilememişse değerli milletvekilleri, burada bir sıkıntı var demektir.
Aynı
şekilde -sırası geldiğinde orada da ifade edeceğiz- Irak’la terör anlaşması
yapmışız 2009 senesinde. Terör, bizim bir numaralı gündem maddemiz ama hâlâ
yüce Meclisin huzuruna getirilememiş. Hükûmet, Parlamentoyu bu anlamda
çalıştıramamaktadır. Elbette ki, kanun hükmünde kararnameyle bu ülkeyi yönetme
sevdasına düşerseniz, Meclisi böyle devre dışına çıkarırsınız.
Bu
sebeple, başta Azerbaycan olmak üzere Türk cumhuriyetleriyle yapılan
anlaşmaların bir an önce Meclis huzuruna getirilmesi lazım. Bir taraftan
“kardeşiz” diyeceğiz; öte taraftan, 2008 yılında Azerbaycan’ın, Parlamentosunda
onayladığı bir anlaşmayı dört senede bu Parlamentonun gündemine
getiremeyeceğiz. Protokolleri getirmesini biliyoruz Meclis gündemine ama
Azerbaycan’la ekonomik ve ticari ilişkilerimizi geliştirecek bir anlaşmayı
getiremiyoruz.
Protokol
demişken; değerli milletvekilleri, Ermenistan’la ilişkilerimizin mevcut
durumunu dikkate aldığımızda, Ermenistan’la “Futbol diplomasisi” diye
başladığımız, “açılımlar” diye devam ettiğimiz, ancak Ermenistan Devlet Başkanı
Sarkisyan’ın “Karabağ’ı biz aldık, Ağrı Dağı’nı da
siz alın Ermenistan gençleri.” dediği bir noktada hâlâ Ermenistan’la bir umut
içerisindesiniz ve hâlâ Ermenistan’la anlaşmaları, protokolleri bu sene Meclis
gündemine yeniden getirdiniz. Bunun da bu cevabını burada, yüce
Meclise ve milletimize vermek lazım.
Bir
taraftan, protokolleri Meclis gündemine getireceksiniz öte taraftan, aynı
değerlere sahip olduğumuz, aynı kökenden geldiğimiz “kardeşiz” dediğimiz, aynı
aileden olduğumuz bir cumhuriyetle yapmış olduğumuz ekonomik ve ticari
anlaşmaları daha da geliştirmek için imzaladığımız anlaşma dört senede
yürürlüğe giremeyecek. Burada, bu bakışta bir sıkıntı var ve bu sıkıntının
giderilmesi lazım.
Değerli
milletvekilleri, elbette ki bununla ilgili söylenecek çok şey var ancak bölgeyi
ilgilendiren bir başka önemli konuda yüce Meclisimize bilgi vermek istiyorum.
Biliyorsunuz Van’da acı bir deprem yaşadık ama buna da şükrediyoruz. Niye
şükrediyoruz? Çünkü burada hiç olmazsa binaların yıkılması sebebiyle insan
kayıpları oldu. Allah korusun, aynı şiddetteki deprem Iğdır’da olsaydı ne
olacaktı biliyor musunuz? Sadece binalar yıkılmayacaktı, Türkiye'nin 16
kilometre ötesinde olan Metsamor Nükleer Santrali de
bu anlamda yıkılacaktı ve o santralin sızıntısıyla artık, yıkıntıların arasında
birilerini arama durumu olmayacaktı maalesef.
Değerli
milletvekilleri, 1973 senesinde yapılan bir santralden bahsediyorum.
Sınırımızın sadece 16 kilometre ötesindeki bir santralden bahsediyorum.
Defalarca, bununla ilgili defalarca müracaatlar ettik Türkiye Atom Enerjisi
Kurumuna. Aldığımız cevap sadece şudur: “Efendim, biz gerekli erken uyarı
sistemini kurduk.” İyi, kurdunuz. Şunu mu söyleyeceksiniz: “Ey Iğdır halkı, ey
Doğu Anadolu halkı, bir sızıntı var, on dakika sonra bu sızıntıdan hepiniz
etkileneceksiniz.” Bunu mu söyleyeceksiniz? Ciddi devletler bunun tedbirini
alır. Bununla ilgili, neredeyse bütün devletlerin açıklaması var, bu santralin
kapatılmasıyla ilgili çalışmaları var. Bir tek bizim Hükûmetimizin yok. Bununla
ilgili, herkes konuşmuş, bir tek bizim Hükûmetimizden “çıt” yok.
ÖZCAN
ULUPINAR (Zonguldak) – Siz iktidardayken niye yapmadınız?
SİNAN
OĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri -dokuz senedir iktidardasınız, dokuz
senedir iktidardasınız- bununla ilgili olarak binlerce imza toplandı. 1988
yılında Ermenistan’ın Spitak şehrinde deprem oldu, 25
bin kişi hayatını kaybetti. Bu santral altı sene kapalı kaldı, üç ay santralin
sızıntısı durdurulamadı. Bugün Iğdır’da, maalesef, her ailede bir kanser vakası
var. Veterinerlere giden iki başlı buzağı, altı ayaklı kedi artık sıradan vaka
hâline gelmiş durumdadır. Bununla ilgili Iğdır halkının feryadına, figanına hiç
kimse maalesef bugüne kadar ses vermiş değil ve bugün buradan yüce heyetinize
sesleniyorum: Bölge büyük bir felakete doğru gitmektedir. Bu felakete bir “dur”
deyin.
Van
depremiyle insanlarımızı kaybettik ama hiç olmazsa bölgedeki insanlarımızın
önemli bir kısmı çok şükür ki bu depremden zarar görmeden kurtuldu. Ama emin
olun ki aynı deprem Iğdır şehrinde olsa, Kars vilayetimizde olsa, Ardahan
vilayetimizde olsa veya sınırımızın hemen öte tarafında olsa bölgede bir tek
kişinin kurtulma ihtimalî yoktur. Metsamor Nükleer
Santrali 40 bin kişinin ölümüne sebep olan Çernobil’den bile daha eski bir
teknolojiye sahiptir. Daha yeni, bir İngiliz gazetesi bir rapor yayınladı ve bu
rapora göre dünyadaki 442 santral içerisinde bir deprem sonrasında zarar
görecek, sızıntı yapacak santraller içerisinde ilk 10’u tespit etti ve Metsamor Nükleer Santrali ilk 10 içerisindedir. Burada,
tabii, Türkiye’de nükleer santralleri tartışırken -yeni nesil nükleer
santralleri- elbette çevrecilerimiz Greenpeace olsun, diğerleri olsun buna
karşı çıkıyor ama her ne hikmetse başta Hükûmet olmak üzere, çevreciler olmak
üzere, Çevre Bakanlığımız olmak üzere, Enerji Bakanlığımız, Atom Enerjisi
Kurumumuz hiçbirisi ve hiçbirisi bu tehlikenin geldiğini görmüyor, görmek
istemiyor. Binlerce imza kampanyası yapıldı, imza toplandı ama o vatandaşların,
Iğdır halkının imzası kale alınmadı.
Değerli
milletvekilleri, buradan size Avrupa Birliğinin bu konudaki görüşlerini de
kısaca okumak istiyorum. Avrupa Birliğinin dönemin Ermenistan Temsilcisi,
İngiltere’nin Erivan Büyükelçisi Timothy Marschall Jones’un yaptığı
açıklamada şunları görmekteyiz: “Olası büyük bir depremde Metsamor
Nükleer Santrali paramparça olacak ve meydana gelecek nükleer kıyamette tüm
canlılar yok olacak. Ermenistan verdiği sözleri tutmalı ve santrali
kapatmalıdır.” Yine Ermenistan’da görev yapan İtalyan Büyükelçisinin aynı
çerçevede bir açıklaması var, olası bir depremde bölgeden kimsenin
kurtulamayacağını ifade ediyor. Bu santrali bugün Ruslar işletiyor. Rusların
Greenpeace Başkanı İvan Blokov da Metsamor
Nükleer Santralinde küçük kazaların sayısında ciddi artışların yaşanmaya
başlandığını ve bunun da santralin güvenli olmadığının göstergesi olduğunu
ifade ediyor.
Değerli
milletvekilleri, santralde bugüne kadar 150 kaza yaşandı. Bunların 5 tanesi
büyük kazadır, geri kalanı küçük ve orta ölçekli kazadır. Bu santral dünyanın
en tehlikeli santralidir.
Biz
bugün depremin acılarını konuşuyoruz, yarın büyük bir felaketi konuşmamak için
bir an önce bu konuda tedbir almak durumundayız. Bunu muhalefet olduğum için
söylemiyorum. Siz de lütfen, iktidar olduğunuz için muhalefetten gelen her
olumlu, her iyi teklife otomatik olarak karşı çıkma alışkanlığınızı bir tarafa
bırakın. Bu konuda, gelin, iktidarıyla muhalefetiyle bir bütün olarak, bölgenin
kaderini tayin edecek bu santralin kapatılması için beraber çalışalım.
Ermenistan’la ilişkilerimiz yok ama bu santralin kapatılması için bizim
yapabileceğimiz çok şey var. Azerbaycan’ın da bu konuda benzer çabaları var,
Gürcistan’ın da var, İran’ın da var. Çünkü, bu, bölge
için büyük bir tehdit, bölge için büyük bir tehlikedir. Ancak bu konuyla ilgili
Türkiye'nin maalesef herhangi bir çalışması, çabası yoktur. Türkiye'nin bu
konudaki bütün çabası, gayreti “Biz sınıra gerekli erken uyarı sistemlerini
kurduk ve bir hadise olduğunda milletimizi uyaracağız.” diyor. Oysa, Iğdır halkının beklentisi, Kars, Ardahan’daki
insanlarımızın beklentisi çok daha farklıdır; kanser vakalarıyla ilgili ciddi
artış var, orada kanser erken tanı teşhis merkezinin bir an önce kurulması
lazım, bakanlıklarımızın bir an önce Metsamor’un
etkileri konusunda çalışma yapması lazım. Bununla ilgili olarak biz bir site
dahi kurduk, bütün çalışmaları yaptık ve bunu isteyenle paylaşmaya da hazırız.
Değerli
milletvekilleri, Azerbaycan’la olan ekonomik ve ticari ilişkilerimiz bu
anlaşmayla ben inanıyorum ki daha da gelişecektir ama bu konularda Hükûmeti
biraz ciddiyete davet ediyorum, bir anlaşma dört sene bekletilmez. O anlaşmada
yazılan birçok husus artık geçmişte bile kalmıştır. Bu
sebeple bu tür önemli konularda Meclisimizin daha iyi çalıştırılması lazım.
Meclisimizin bu anlamda iş birliği yapması lazım. Beş dakika konuşulan
bir konuda gelip burada yirmi dakika… İç Tüzük gereği hakkınızdır ama her
konuda da konuşulmaz. Bu tür önemli anlaşmaların önceliğe
alınması lazım değerli milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
Siyaset
yapmayın. Çok samimi bir konuşma yapıyorum burada ve samimi olarak sizi iş
birliğine çağırıyorum. Ortadadır bu, samimiyetiniz ortadadır, dört senede
Azerbaycan’la yapılan anlaşmayı Meclis huzuruna getirememişsiniz, daha neyi
konuşuyorsunuz? Getirememişsiniz.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – İşte getirdik, çıkarıyoruz.
SİNAN
OĞAN (Devamla) – Yetki sizde değil mi, çoğunluk sizde değil mi? Azerbaycan’a
bakışınızda bir sıkıntı mı var, onu söyleyin. Eğer Azerbaycan’a bakışınızda bir
sıkıntı yoksa o zaman sizin çalışma anlayışınızda bir sıkıntı var. Dört senede
bir anlaşma nasıl getirilemez Meclis huzuruna? Hadi Azerbaycan’ı bir tarafa
bırakalım, Irak’la anlaşma yapmışız, terörün her gün can aldığı ve gidip
Irak’ta yuvalandığı Irak’la anlaşma yapmışız. Ne zaman? 2009’da. Hâlâ
getirememişsiniz.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – O da gündemde. Getirmişiz, getirmişiz.
SİNAN
OĞAN (Devamla) - Terör sizin önceliğiniz değil mi? Türk dünyası sizin
önceliğiniz değil, bunu biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Geç onu” sesleri)
Önceliğiniz değil Türk dünyası. Bunu da buradan görüyoruz. Peki, terörde mi
önceliğiniz değil sayın milletvekilleri?
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına, lafla peynir gemisi yürümez.
MAHİR
ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bakın, samimi konuşuyorsanız ajite etmeyin, lütfen.
BAŞKAN
– Lütfen… Lütfen…
SİNAN
OĞAN (Devamla) - Dolayısıyla, gelin burada samimi olarak memleketimizi,
milletimizi ilgilendiren bu çok önemli konularda beraber çalışalım. Biz her
türlü desteği vermeye hazırız. Sizden sadece samimiyet bekliyoruz.
Saygılar
sunuyorum.
Teşekkür
ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Oğan.
Tasarının
tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali
Özgündüz.
Buyurun
Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz
yirmi dakikadır.
CHP
GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 33 sıra sayılı Tasarı üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Sözlerime
başlarken Van’da meydana gelen deprem nedeniyle hayatını kaybeden
yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Yine,
geçen hafta terör saldırısı nedeniyle 24 şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Az önce yine gelen bir haber: Hakkâri Yüksekova’da bir deprem olmuş. Umarım can
kaybı olmaz. Bugün yine aldığımız habere göre yerle bir olan birçok köyde hâlen
bir taziye çadırı ne yazık ki bulunmamaktadır. Bu konuda Hükûmeti de buradan
göreve davet ediyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle Cumhuriyet Bayramı’nı da
kutluyorum.
Geçtiğimiz
hafta dost ve kardeş Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 20’nci yılını
kutladık. Güzel bir tesadüf, 20’nci bağımsızlık yılında Azerbaycan aynı zamanda
Güvenlik Konseyine geçici üye olarak seçildi. Bu vesileyle can Azerbaycan’ın
bağımsızlık yılını Cumhuriyet Halk Partisi adına kutluyor, Türkiye ve Azerbaycan’ın
dost ve kardeşlik ilişkilerinin daha da gelişip güçlenmesi, bunun ilelebet
sürmesini dilerim.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye ile Azerbaycan ilişkileri tarihsel, köklü, sağlam
temeller üzerinde gelişmektedir. Bildiğiniz gibi Çanakkale Savaşı’nda yaklaşık
3 bine yakın Azerbaycan yurttaşı şehit olmuş ve şu anda bizim şehitlerimizle
birlikte Çanakkale’de koyun koyuna yatmaktadırlar.
Yine
Bakü’nün işgalden kurtarılması için Nuri Paşa komutasındaki Türk ordusundan
şehitlerimiz de bugün Bakü’de şehitler hıyabanında, Türkiye ve Azerbaycan
bayrakları altında huzur içinde yatmaktadırlar. Hepsini rahmetle anıyorum.
Dost
ve kardeş Azerbaycan devleti Kurtuluş Savaşı’nda da ülkemize önemli katkılarda
bulunmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında ülkemiz hiç petrol sıkıntısı
çekmemiştir. Azerbaycan âdeta Türkiye’ye katarlarla petrol pompalamıştır.
Yine
Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk o zamanki Azerbaycan Devlet Başkanı Neriman Nerimanov’dan borç para istediğinde, Nerimanov
“Gardaş gardaşa borç
vermez, elinden tutar.” diyerek 1 milyon altın lirayı Atatürk’ün emrine
göndermiştir.
Türkiye
ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında hiçbir siyasi nitelikte hiçbir sorun
bulunmamaktadır. Esasen, Atatürk’ün söylemiyle, Azerbaycan’ın sevinci bizim
sevincimiz, kederi de bizim kederimiz olmuştur.
Yine,
Azerbaycan’ın büyük devlet adamı merhum Haydar Aliyev’in dediği gibi “Biz tek
bir millet fakat iki devletiz.”
Bu
kadar yakın ilişki içinde olduğumuz Azerbaycan’la son zamanlarda ilişkilerimiz
soğuma sürecine girmiştir. Ne yazık ki AKP Hükûmetinin yanlış
bir dış politikası sonucunda, Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesi
amacıyla 2009’da Zürih’te imzalanan protokol sonucu yine 14 Ekim 2009 tarihinde
Bursa’da oynanan Türkiye-Ermenistan millî futbol takımları karşılaşmasında
Azerbaycan bayraklarının sahaya alınmayarak bir ülkenin millî onuru, sembolü
olan bayrağa saygısızlık yapılarak bayrakların yerlere atılması ve kutulara
doldurulması ciddi anlamda sorunlara neden olmuştur. Biz Azerbaycan’ı bu
şekilde inciterek, yaralayarak Ermenistan’la ilişkilerimizi geliştirmek
isterken ne yazık ki bu protokolde Türkiye’nin doğu sınırlarını garanti altına
alan Kars Anlaşması’na ve Moskova Anlaşması’na da atıfta bulunulmamıştır. Kars
Anlaşması aynı zamanda, dikkatinizi çekmek istiyorum, Türkiye’nin Nahçivan üzerindeki hak ve sorumluluklarını da güvence
altına alan bir anlaşmadır.
Dolayısıyla,
Ermenistan Cumhurbaşkanı bunu vesile ederek hemen protokolün imzalandığı 10
Ekim 2009 tarihinde “Türkiye’yle ilişkilerimiz soykırım gerçeğini değiştirmez.
Bunun insanlık tarafından tanınması gerekir. Hükûmetler arasında kurulacak
komite tarihçiler komisyonu değildir.” diyerek aslında Türkiye’nin bu
protokolle Ermenistan’ın haksız iddialarından vazgeçeceği düşüncesinin de
hatalı bir bakış açısı olduğu ortaya çıkmıştır. Yine Ermenistan Dışişleri
Bakanı “Bu protokol Kars Anlaşması’nı tanıdığımız anlamına gelmez.” diyerek
niyetini ortaya koymuştur. Ermenistan Anayasa Mahkemesi de protokolle ilgili
kararında, protokolle kurulması öngörülen komisyonun 1915’te yaşanan olayları
ele alamayacağı, bu komisyonun 1915 olaylarının soykırım olduğunun uluslararası
arenada tanınmasını desteklemek amacıyla kurulacağı şeklinde bir yorum
yapmıştır.
Değerli
arkadaşlar, Azerbaycan’la ilişkilerimizi bozma pahasına “sıfır sorun” adıyla
yola çıkılan politika, ne
yazık ki Azerbaycan’ı küstürdüğü gibi, Ermenistan’la da
ilişkilerimizi normalleştirmemiştir. Geldiğimiz nokta ne yazık ki sıfırdır.
Sıfır sorun, sonuç sıfır.
Eğer
Hükûmet Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesi protokolüyle Ermenistan’ın
Türkiye aleyhine yürüttüğü politikalardan vazgeçeceğini düşünüyorsa ciddi
anlamda yanılgı içindedir. Esasen, biz ne yaparsak yapalım Ermenistan Birinci
Dünya Savaşı’nda emperyalistlerle iş birliği içinde olarak kendi ülkesine karşı
silahlı ayaklanmaya girişen unsurlara karşı devletin meşru müdafaa hakkını
kullanarak uyguladığı politikaların soykırım olduğu iddiasından
vazgeçmeyecektir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Ermenistan Türkiye’ye karşı haksız ve
uluslararası hukuka aykırı bir şekilde bu iddiasından vazgeçmedikçe, ülkemiz
üzerinde emelleri olduğu yolundaki söylemlerini terk etmedikçe, işgal altında
bulunan Azerbaycan’ın yüzde 20’lik toprağı -ki Dağlık Karabağ, Ağdan, Laçin, Kelbecer, Füzuli, Zengilan, Kubatlı, Zengezor bölgeleri, reyonları bu işgal altındaki yerlerdir-
buralardan çekilmedikçe sınır kapısının açılması yönündeki girişim sadece
Ermenistan’ı şımartır ve Azerbaycan’ı üzer, ciddi anlamda onarılmayacak yaralar
açar.
Ermenistan
bugün ülkemizin doğusunda birçok ili içine alan bölgeyi “Batı Ermenistan”
olarak adlandırmaktadır. Yine, askerî doktrin ve ulusal güvenlik belgesinde
Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin gelişmesini öncelikli tehdit olarak
görmektedir. Diaspora kanalıyla üçüncü üçüncü ülke parlamentolarına, haksız yere,
soykırım iddialarını taşımaktadır.
Bütün
bunlar ortadayken bizim Ermenistan’la sınır kapısını açmada ne gibi bir
menfaatimiz var, biz bunu anlamış değiliz. Eğer Hükûmet bu konudaki ülkemizin
menfaatini açıklarsa kamuoyuyla birlikte biz de öğrenmiş oluruz.
Türkiye’nin
rasyonel çıkarları açısından da Azerbaycan’la ilişkiler geliştirilmeli ve
korunmalıdır. Türkiye ile Azerbaycan ilişkileri dostluk, kardeşlik, bir millet
iki devlet şeklindeki söylemler soyut olmaktan çıkarılıp içi doldurulmalıdır.
Her
iki ülkenin uluslararası alanda ortak çıkarları doğrultusunda politika üretmesi
için mutlaka ortak bir karar mekanizması oluşturmaları gerekmektedir çünkü
Kafkasya’da Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak çıkarları bu iki ülkeyi zorunlu
olarak stratejik ortak yapmaktadır.
Türkiye
ile Azerbaycan arasında ekonomik ilişkiler ne yazık ki istenilen düzeyde
değildir. Türkiye ile Azerbaycan arasında Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı,
Bakü-Tiflis-Kars Demir Yolu Projesi ve iki gün önce imzalanan Şahdeniz 1
Projesi enerji ve ulaşım alanında çok önemli stratejik projelerdir. Bu
doğrultuda ekonomik ilişkilerimizin daha da geliştirilmesi iki ülkenin yararına
olacağı gibi Kafkasya bölgesinin güvenlik ve istikrarına da katkıda
bulunacaktır.
Bunun
bilinmesi gerekir ki Azerbaycan’ın çıkarlarını savunmak aslında Türkiye’nin
çıkarlarını savunmaktır. Türkiye ile Azerbaycan’ın stratejik çıkarları hiçbir
zaman çatışmaz. Azerbaycan’ın güçlenmesi ülkemizin Kafkasya’da daha etkin
olmasının yolunu açacağı gibi, ülkemizin bölgede ve dünyada güçlenmesi de
Azerbaycan’ın sorunlarının çözülmesinde önemli katkılar sağlayacaktır. Bu
nedenle her iki ülkenin çıkarları aynı doğrultudadır. Böyle baktığımız anda
meseleye, biz başkalarının keyfi ve çıkarı için can Azerbaycan’ı, yani
kendimizi, kendi çıkarlarımızı incitmemeliyiz, rahatsız etmemeliyiz.
Bir
başka konu da Azerbaycan’ın demografik yapısı ve laik rejiminin korunması
gereğidir. Azerbaycan’ın başka ülkelerden din ve mezhep öğrenmeye ihtiyacı
yoktur. Gerek güneyden gerek kuzeyden gerek doğudan gerek batıdan kimse
Azerbaycan’a din ve mezhep ihraç etmeye kalkmamalıdır. Azerbaycan’ın dini,
imanı kendisine yeteceği gibi bugün diğer ülkelere de örnektir. Orada Şii,
Sünni, Hristiyan, Yahudi özgürce kendi inancını yaşar, başkalarına saygı
içerisinde ancak bu inancını kimse devlette egemen kılmak istememektedir.
Değerli
arkadaşlar, AKP Hükûmetinin iş başına geldiği 2002 yılından sonra ne yazık ki
dış politikadaki ağırlık Orta Doğu’ya kaymıştır. Bu durum, Türkiye’nin, hem
Azerbaycan’da hem Orta Asya’da çıkarlarına aykırı olduğu gibi Türkiye’den
oluşan boşluğu da başka ülkeler doldurmaya başlamıştır.
Yine
Orta Doğu’da uyguladığı politikalar sonucunda da ciddi anlamda sorunlar
yumağının içine düşmüştür Hükûmet ne yazık ki. Daha geçen sene, birkaç ay
öncesine kadar Suriye’yle ortak Bakanlar Kurulu toplantısı düzenleyen Hükûmet,
bugün geldiğimiz noktada neredeyse Suriye’ye savaş ilan eder duruma gelmiştir.
Sayın Dışişleri Bakanımız, 9 Ağustos 2011 tarihinde yaptığı bir açıklamada
“Sözün bittiği yerdeyiz.” demektedir. Yine 6 Ekim 2011 tarihinde, Sayın
Dışişleri Bakanı, katıldığı bir televizyon programında “Bizim için güvenlik
sorunu olduğunda Suriye ile savaş dâhil her türlü senaryoya hazırız.” şeklinde
bir konuşma yapmıştır. Bir Dışişleri Bakanının, bana göre “savaş” sözcüğünü en
son kullanması gerekir. “Sıfır sorun” diye yola çıkan Sayın Dışişleri Bakanı,
bugün ne yazık ki, şahin bir politika izlemektedir. Türkiye, Suriye’deki
muhaliflere açıktan destek vermektedir. Muhaliflerin İstanbul’da ofis açmaları
için 3 Ekim 2011 tarihinde izin vermiştir. Bunun bilinmesi gerekir ki,
Suriye’deki taşlar oynarsa, bölgede bütün taşlar yerinden oynar, sınırlar
yeniden çizilir ve bundan en fazla Türkiye zarar görür, makro düzeyde en fazla
Türkiye zarar görür.
Bugün
Suriye’deki, Suriye ile sınır ilimizdeki insanlarımız, yurttaşlarımız endişe
içindedir. Suriye ile ticaret durma noktasına gelmiştir. Türkiye çok aceleci
bir kararla Birleşmiş Milletlerden önce Suriye’ye ambargo uygulamaya
başlamıştır. Bu politika sonucunda Türkiye’nin ihracatı Orta Doğu ve Kuzey
Afrika’da ne yazık ki yüzde 20 gerilemiştir.
Bu
vesileyle bir şeyi daha bilgilerinize sunmak isterim ki, Suriye Hükûmeti,
Hükûmetin dediği gibi Alevi bir hükûmet değildir değerli arkadaşlar. Suriye’de
30 bakandan sadece 3 tanesi Alevidir. Suriye’deki
devlet Sünnidir, bütün dinî törenler Hanefi fıkhına
göre yapılır. Rahmetli baba Esad’ın defin töreni Hanefi fıkhına göre icra
edilmiştir. Bugün Suriye Devlet Başkanı bayramlarda yine Şam’da Hanefi fıkhına
göre bayram kutlamasına katılır, ona göre namaz kılar. Suriye’de bizdeki
Diyanet İşleri Başkanlığının karşılığı olan Suriye’nin Başmüftüsü,
Sünnidir. Hem 60’a yakın İslam ülkesi içinde 3 tane
de Şii-Alevi hükûmet olmuşsa, ne olmuş yani, bu bizi niye rahatsız ediyor?
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sakıncası yok.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Sakıncası yok Sayın Metiner, ancak…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Hüseynî bir rejim, Baas tipi bir
cumhuriyet.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Geçen sene de bu rejim aynı rejimdi, Sayın Başbakan
kardeşlik fotoğrafı verirken de aynı rejimdi. Yani ne rejim değişti…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Cumhuriyetçilik anlayışınız çakışıyor, Baasçı
rejimi savunmaya devam edin!
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Peki, sizin derdiniz insan haklarıysa, lütfen, Bahreyn’de
neden sesiniz çıkmıyor? Suudi Arabistan’da neden sesiniz çıkmıyor? (CHP sıralarından
alkışlar)
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Bizim her yerde sesimiz çıkıyor.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – İnsan hakları ve demokrasi söyleminiz varsa Bahreyn’de
neden sesiniz çıkmıyor?
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Bizim, zalimlere karşı, diktatörlere karşı her yerde
sesimiz çıkıyor.
BAŞKAN
– Lütfen, sayın milletvekilleri…
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bir saniye… Bir saniye… Rahatsız olmayın, konuşalım o
zaman, bir dinleyin.
Bugün
Bahreyn’de Suud tankları girmiştir, Şii camilerini
yerle bir etmiştir, Kur'an-ı Kerim’i paletleri altında ezip geçmiştir. Bunda
niye sesiniz çıkmıyor? Suudi Arabistan’da insan hakları mı var? Kadın sokağa
çıkamıyor tek başına. Orada niye sesiniz çıkmıyor? Bunu söyleyin, deyin ki:
“Egemen güç bunu istiyor, Türkiye'nin Suriye’ye müdahalesini istiyor.”
AKİF
ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Bizim her yerde sesimiz çıkıyor.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Siz de ona hizmet ediyorsunuz. Bunu kabul edin, onu
konuşalım ama lütfen… (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Baasçı anlayışınız çakışıyor.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Sizin faşizan, totaliter anlayışınızı önce biz bu ülkede
yıkacağız ki ondan sonra Baas anlayışını konuşalım.
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Yeryüzünün bütün Baasçıları
birleşin.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar, ne yazık ki son zamanlarda
emperyalistler yöntem değiştirerek kendileri müdahil olacağı yerde, başka,
içerideki muhalif unsurları ve bölge ülkelerini kullanmaktadırlar. Ben, bir
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak, Parlamentonun bir üyesi olarak buradan
uyarıyorum: Türkiye Suriye’ye müdahil olursa sadece Suriye’yle savaşmaz;
Türkiye orada İran’la savaşır, Irak’la savaşır, Lübnan’la savaşır ve bundan en
fazla biz zarar görürüz. Demokrasiyi, insan haklarını sonuna kadar destekleyelim.
Türkiye iyi niyetliyse, Suriye’ye, Suriye yönetiminin daha çok demokratik
olması için iyi niyetle o yönde çaba sarf etsin. Türkiye'nin, bana göre
Hükûmetin, geçen sene, özellikle terör konusunda, PKK konusunda Suriye’yle ve
İran’la yürüttüğü politika doğru bir politikaydı yani bu sorun, terör meselesi,
PKK meselesi sadece ülkemizin değil İran’ın, Suriye’nin ve Irak’ın da
sorunudur. Biz bu sorunu komşu ülkelerle, o ülkeleri ilgilendiren ülkelerle
birlikte çözmek isterken tam aksine emperyalist güçlerle iş birliği içinde
çözmeye kalkarsak bu sorunun altından kalkamayız. Dolayısıyla, Türkiye
öncelikle “sıfır sorun” diyorsa komşularıyla sıfır sorun politikasını, Müslüman
ülkelerle sıfır sorunu gerçekleştirmelidir. Biz “Sıfır sorun.” diyoruz,
“Yunanistan’la sıfır sorun.” diyorsunuz, Akdeniz’de Yunanistan, Rum kesimi tek
taraflı petrol aramasına girişiyor. “İsrail’le sıfır sorun.” diyorsunuz, 9
vatandaşımızı katlediyor, özür dilemiyor, tazminat ödemiyor. “Ermenistan’la
sıfır sorun.” diyorsunuz, Ermenistan Devlet Başkanı Ağrı Dağı’nı hedef
gösteriyor. (CHP sıralarından alkışlar) “Sıfır sorun.” dediğiniz ülkeler size
sorun yaratıyor ama İran seninle sıfır sorun istiyor, Suriye seninle sıfır
sorun istiyor, Irak seninle sıfır sorun istiyor, sen başkalarının çıkarı doğrultusunda
sorun yaratıyorsun. Lütfen, Hükûmet bu politikasından…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Ülkenin çıkarları doğrultusunda hareket ediyoruz.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Türkiye…
MEHMET
DOMAÇ (İstanbul) – Vatandaşına zulmediyor.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – “Zulmediyor…” Lütfen, Suudi Arabistan’ı, Bahreyn’i bir
hatırlayın. “Vatandaşına zulmediyor!” Onları hatırlayın. Onları hatırlayın.
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – O İran sevginizi alkışlıyoruz!
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, yine Türkiye'nin
dış politikası İran’la da önümüzdeki günlerde ciddi sorunlara yol açacak
niteliktedir. Bugün, Kürecik’te kurulması planlanan
füze kalkanı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Özgündüz, özür dilerim, süreniz bitti.
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Sayın Başkan …
BAŞKAN
– Lütfen… Lütfen…
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Selamlamak için…
BAŞKAN
– Vermiyorum, bu defa vermiyorum biliyorsunuz. Lütfen…
ALİ
ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Hasip
Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)
Buyurun
efendim.
BDP
GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. 33 sıra sayılı Azerbaycan’la
yapılacak sözleşme üzerinde konuşacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle
şunu ifade etmek istiyorum ki: Van depremi nedeniyle en çabuk yardıma koşan
dost ve kardeş Azerbaycan halkını burada saygıyla selamlamak istiyorum.
Kurtarma ekipleriyle, yardımlarıyla en kısa sürede gelen ülkelerin başında yer
alıyorlar.
Bu
uzun vadeli ekonomik ve ticari iş birliği programı çok basit, teknik, Dışişleri
Komisyonunda görüşülen bir sözleşme veya çok basit bir anlaşma olarak algılayıp
“Üzerinde de konuşmayalım, geçsin, teknik sözleşmedir.” dersek ülkemizin gerçek
sorunlarından da bihaber olduğumuz, Meclisin bu konuda, gerçekten bu çok önemli
konularda kendi iradesi dışında sözleşmeler Komisyona, tekniktir, buraya iner,
imzalanır, geçer. Bunu şu anlamda söylemiyoruz, yani biz
böyle bir sözleşmeye karşı olduğumuzu ifade etmiyoruz. Bilakis dış politika
Türkiye'nin geleceğini belirler ve iç politikaya yansımaları vardır, son derece
bu önemlidir. Onun için, birkaç gün önce de -24 Ekimdi sanıyorum- Sayın
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in de gelip katıldığı İzmit’teki
PETKİM’de IPT fabrikasının açılışı vardı, PETKİM’e yapılacak yatırımlarla
ilgiliydi. O PETKİM’e yapılacak yatırımlarla ilgili, işte,
ithal edilen, körfezden gemilerle gelen ham maddenin yerini dolduracak bir
üretim hedefleniyordu ama AK PARTİ İktidarı en çok kâr getiren ekonomik
şirketlerin içinde yer alan TÜPRAŞ’ı da PETKİM’i de özelleştirme sonucu, bu kâr
eden kuruluşları çok az bir ücret karşılığında özel şirketlere devretti ve
arkasından da orada çalışan işçilerin çoğu da maalesef işsiz kaldı.
Şimdi,
burada yapılan yatırım tabii ki bizim enerji politikamızla çok yakından
ilgilidir. Eğer Türkiye'nin stratejik konumu gereği
Kafkasların, Kafkas halklarının ki bu çok değişken bir konumu olabilen,
sorunları olabilen, işte, Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri, çok yakında
Gürcistan’da çıkan iç savaş, Abhazya olayları, Osetya olayları, eğer bunları
bir bütün olarak, Azerbaycan, doğal gaz, petrol, enerji olarak
değerlendiremezsek ve yine Balkanlarda yaşanan kaynaşma ve aynı zamanda
kaynamayı da göremezsek doğru dürüst, Balkanlarda özellikle küresel kriz sonrası
Yunanistan’da yaşanan ekonomik depresyonun getireceği istikrarsızlığı
göremezsek, Yugoslavya cumhuriyetlerinin bölünüp parçalanmasının ardından
koskoca Yugoslavya Cumhuriyeti’nin bölündüğü cumhuriyetlerin içindeki
sorunların aşılamamasından kaynaklanan, başta Kosova olmak üzere
Bosna-Hersek’te, Sırbistan’da yaşanan birçok sorunu çok iyi değerlendiremezsek
ve yine Türkiye'nin diğer üçgeni tamamlayan Orta Doğu’da yaşanan Arap baharıyla
beraber gelen rejim değişikliklerini, oradaki enerji akışını, oradaki Katar’dan
başlayacak doğal gazın Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı çerçevesindeki
paralel bir boru hattıyla taşınmasını, Mısır’dan gelecek olan yeni enerji boru
hattının durumunu ve tüm bunların üzerinden Nabucco
Projesi’ni ve Türkiye'nin bir köprü olarak enerjide bir geçiş koridoru oluşunu
dikkate almazsak ve bütün bunları iyi hesaplayan bir Türkiye olmazsa ve kendi
iç sorunları ve doğal afetleri içinde kıvranan ve korkunç bir gerilim yaşayan
bir toplum ve sıkıntı girdabında bütün bu çok enteresan bir coğrafyada çok
doğru tahliller, tespitler yapmazsak, ülkemizin barışını çok yakından
ilgilendirecek bu değişimleri iyi görmezsek çok doğru, sağlıklı sonuçlara da
varamayız.
Görülüyor
ki ülkemizin en acil sorunu olan silahların susmasını, barışı dahi soğukkanlı,
makul, projeli, bilimsel, bütün dünya ve bölge çevreleriyle çerçeveli olarak
hâlâ konuşamıyoruz. Hâlâ kendi aramızda kapalı oturumlara geçiyoruz -tabii,
giremiyorum oraya ama onun açık oturum biçimlerinin benzerlerini de çok gördük-
ve sorunların en büyüğünde çözümsüzlük hep sonuç oluyor. Bu bir kader midir?
Yani şöyle düşüneceğiz: Bu durumda, Azerbaycan’la dost ve kardeş bir halk
olarak ilişkilerimizi güçlendirirken İngiltere’nin veya Amerika’nın veya
Avrupalıların orada kurduğu ekonomik yatırım ve o sözleşmelerin ve o
ortaklıkların kaçta kaçını Türkiye yapıyor? Önce bunun hesabını görmek lazım.
Eğer İskoç petrol şirketleri Azerbaycan’ın hukuk müşavirliğini dahi alıyorsa,
Türkiye’de BOTAŞ’ın da hukuk müşavirliğini alacak noktaya kadar geliyorsa bu, enerji
politikasındaki çok ciddi bir zaaftır, yanlıştır. Hükûmetten önceki dönemde de
vardı, bu Hükûmet döneminde de aynı yanlış devam ediyor.
Bizim
Ermenistan’la açılım ilişkilerimizin Azerbaycan’a yansımaları oldu. Bir Nabucco Projesi hayata geçirilecekti, birdenbire
Gürcistan’da bir şeyler oldu. Rusya devreye girdi ve diğer ülkeler devreye
girmeye başladı. Bu ilişkiler ağı içinde Türkiye, mevcut durumunu kurtarmak
için âdeta kıvranmaya başladı. İşte, bir satranç oyunu gibi bütün bunlar. Bir
taraftan Rusya bir hamle yapıyor, diğer taraftan Amerika bir hamle yapıyor ve
bu bütün o gelişmelerin odağında “büyük abi”
pozisyonunda ve konumunda olan Türkiye ise aslında hep kaybeden oluyor.
Yani ekonomik ilişkileri Amerika kotarıyor, Ruslar kotarıyor, İngilizler kotarıyor.
Eğer Azerbaycan ekonomisiyle ilişkilerini aldığınız zaman Türkiye'nin bunlardan
sonra geldiğini görürsünüz. O zaman
dostluk ve kardeşlikte bir sorun olması lazım yani bir eksiklik olması lazım.
Bunun daha iyi giderilmesi konusunda çok ciddi bir çalışmanın olması gerekir,
yeni bir dış politikanın geliştirilmesi gerekiyor.
Eğer
biz dost ve kardeş halklarımızı Kafkaslar’da,
Azerbaycan Türklerini, Türki cumhuriyetlerini -ki bu konuda bir tereddüt yok-
kucaklayabiliyorsak ve sekiz Türki cumhuriyeti de bir araya geldiği zaman her
ne kadar zor da olsa Azerbaycan, Türkiye dışındakiler kendi aralarında Rusça
iletişim kurmak zorundalarsa, Rusça anlaşabiliyorlarsa -ki bu Rusya’nın
dağılmasıyla, Sovyetlerin dağılmasıyla direkt bağlantılı bir olaydır- ki doğaldır
da ben bunu yadırgamıyorum ama Türkiye'nin bu ekonomik yatırım ilişkilerindeki,
politikalarındaki iniş çıkışlara bu açıdan dikkat çekmek istiyorum çünkü
buradan başlayan yanlışlar Gürcistan iç savaşında komşu bir devletle
Türkiye'nin enerji koridoru nedeniyle taraf olma sürecini getirdi bir dönem. Çünkü
Avrupa da Türkiye’den gelecek enerji koridoruna mahkûm ve dünyanın doğal gaz ve
petrolü -petrolün yüzde 15’i, doğal gazın yüzde 10’u- Türkiye üzerinden geçecek
arkadaşlar dünya rezervlerinin ki bu Azerbaycan, İran, Irak ve şimdi de
-düşünülen güzergâhları söylüyorum- Katar, Mısır. O zaman bizim Türkiye'nin
barışı, Türkiye'nin demokrasisi, Türkiye'nin ekonomik yatırımlarını düşünürken
demokrasinin üçlü sacayağını mutlaka beraber düşünmemiz gerekiyor. Birincisi
siyasal demokrasi, ikincisi kültürel, çoğulcu demokrasi, üçüncüsü ekonomik
ayağı olan ekonomik demokrasi unsurudur. Ekonomik demokrasi unsurunda eğer
komşularınızla ve kardeşlerinizle doğru dürüst ilişki kurmazsanız çok kardeşin
aile içinde bile çıkar ilişkileri nedeniyle birbirinin boğazına sarıldığı
görülmüştür.
Orta
Doğu’nun da bu şekilde tahlil edilmesi gerekiyor. Eğer Orta Doğu’daki
gelişmeleri, Arap baharını, Suriye’yi, Lübnan’da yaşananları, İsrail-Filistin
sorununu, Irak’ta hâlâ bitmeyen çatışmaları, Sünni-Şii kardeş kavgasının hâlâ
devam etmesini, 1 Ocak 2012’de Amerika’nın Irak’tan çekilmesi durumunda doğacak
boşluğu, bütün bunları birlikte değerlendiremezsek sanırım ki Türkiye’deki
tıpkı Kafkas, Türki cumhuriyetlerle kurduğumuz ilişkiler –ki biraz daha
ileridir- Irak’ta Kürt ve Türkmen olan kardeşlerimizle beraber Osmanlıdan
tarihsel bağları olan Arap kardeşlerimize kadar sağlıklı ekonomi politikaları
geliştiremezsek bu küresel krizin Orta Doğu ve dünyayı yeniden dizayn ettiği bir süreçte tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nın
büyük krizinin ardından nasıl ki Musul ve Kerkük’ü o dönemlerde kaybetmişsek ve
nasıl ki 1929 yine ABD kaynaklı bütün dünyayı etkileyen büyük kriz İkinci Dünya
Savaşı’nı getirdiyse bu üçüncü küresel kriz aşamasında da doğru dürüst
Türkiye’deki iç barışı konuşamayız. O kadar basit değildir. Kardeş kavgası,
eşitlik hukuku, özgürlük hukuku, çoğulcu kültürlülük, bunların hepsini bu
Parlamentoda konuşabilir duruma, olgunluğa gelmiş bir Türkiye manzarasını bu
Meclisin vermesi lazım. Yani kardeşleriyle sorununu bu
Mecliste konuşabilmenin gerçekten tahammülünü göstermesi lazım. Yani
şurada Meclis olarak Van’da yaşanan afet karşısında nasıl ki hepimiz birden
ayağa kalktık, nasıl ki 74 milyon Türkiye ayağa kalktı ve nasıl ki mümkün
olduğunca acıların ve afetlerin üzerinde siyaset yapmaya çalışmadıksa herkesin
buna uyması gerekir. Eğer bir taraftan bunları konuşurken diğer taraftan da
çatışmalar sürüyorsa… Evet bu ülkede insanlarımız
ölüyor ve askerimiz ölüyor, polisimiz ölüyor, Türkiye Cumhuriyeti nüfusu
vatandaşlığını taşıyan gençlerimiz ölüyor, aileleri burada, anaları babaları
burada ve son bir haftada 100 kişi öldü. Bakın Adalet Bakanını aradım. Malatya
morgunda 24 kişi var ve hiçbir aile oradaki insanları teşhis edemiyor, 55 kişi
var nerden geldiği bilinmiyor, vatandaş mı, örgüt üyesi mi, arada mı kalmış,
kim, bilinmiyor. Eğer bu Meclis hakkaniyetli bir görev yapacaksa, eğer
DNA’larından tutun da o vatandaşların da anası, babası Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı, bu ailenin efradı, büyük Türkiye’nin ailesinin efradı olduğunu
düşünüyorsak adaleti işletmek zorundayız. Madalyonun iki yüzü vardır ve bu
madalyonun iki yüzünü görecek, bunun kararını verecek olan bu Meclistir.
Kendinizi o ailelerin yerine koyun. Demin Millî Güvenlik Kurulu toplantısı
vardı. Kazan vadisinde ne olduğunu bilmiyoruz. Üç aylık hava bombardımanı
sonucunu bilmiyoruz. Ne kullanıldı, ne yapıldı, ne silah atıldı, neye gelindi
onu dahi bilmiyoruz çünkü bir bilgilendirme yapmadı Hükûmet. Bütün bu acıların
üzerine Van depremini yaşadık ve şu an hepimizin birinci gündemi bu. Demin
telefonla tekrar irtibat kurmaya çalıştım. Çok açık söylüyorum. Eğer Orta Doğu,
Kafkaslar ve Balkanlar’da doğru bir politikayı Meclis olarak hayata geçirirsek
ayaklarımız sağlam yere basar. Yok, Hükûmet “Ben her şeyi biliyorum”, Başbakan
“Ben her şeyi çok iyi biliyorum, ben karar veriyorum. Meclise gerek yok, emek
ve meslek örgütlerine gerek yok, sivil topluma gerek yok, üniversitelere gerek
yok.” deyip çıkıp televizyon başına, kendi yandaşı durumuna gelmiş ve üstelik
bütün ajanslar da resmî politikanın ve Hükûmetin inisiyatifine
girmiş, diyor ki: “Ben Van’ı yıkacağım, yeniden yapacağım.” Böyle diyor,
yıkacağım yapacağım… Kimin evini yıkıyorsun, malını mülkünü alıyorsun ve kime
sormadan yapıyorsun? Hangi mimara, hangi mühendise, hangi aileye, hangi plana,
hangi imara, hangi yerel yönetime, hangi şehirciliğe, hani, nereye soracaksın?
Ağrı
Valisini alıyorsun -Van Valisi yetersiz belli ki- Erciş’e yedek vali olarak
gönderiyorsun. Ama bugün soruyorum: Bugün dahi hâlâ belediye, yerel yönetimler
ve Valilik, merkezî idare arasında merkezî otorite, merkezî kriz çalışması
yapılmamış. Hâlâ 25 tane köye hiç gidilmemiş şu an.
Şimdi,
ben bunu söylerken şu duyarlılığı, komşu kardeş halkların gösterdiği
duyarlılığı herkesin göstermesi gerektiğini söylerken şunu söylemek istiyorum:
Biraz teraziyi vicdan, insaf, izan noktasından almak istiyorum.
Sayın
Başbakanım çıkıyor, diyor ki acılar üzerinden: “BDP’li
belediyeler ne yapıyor? Çok iyi yürüyüş yapıyorlar.” Vallahi, BDP’li belediyeleri bilmeyen yok; hepsini tutukladınız,
cezaevine koydunuz arkadaşlar. Cizre Belediye Başkanını tutukladınız, yetmedi;
vekilini tutukladınız, yetmedi; vekilin vekilini tutukladınız, yetmedi; o
vekilin 2 vekilini tutukladınız, cezaevine koydunuz ama Cizre halkı, Silopi
halkı, Şırnak halkı, bütün belediye başkanları ve belediye meclisleri içeride
olmasına rağmen, ilk on tır kamyonunu getirecek onurlu ve kardeşçe duyguyu
hayata geçirdiler.
Şimdi,
benim belediyelerim içeride, cezaevinde. Buna rağmen “32. Gün” programının
arkasında Cizre Belediyesinin kepçesi çalışıyordu. Bu -birilerinin-
görmezlikten gelen medyaya da bir tokattır, yandaş medyaya da bir tokattır, candaş medyaya da ama gerçekleri saptıranlara da.
Oraya
yardıma koşan bütün kardeşlerime, ülkücülerden devrimcilere, İslamcılardan
herkese, sivil toplumdan bireylere, bu konuda, hani Nemrut’un ateşini söndürmek
için gagasında bir damla su taşıyan kırlangıcın hareketiyle ayağa kalkmış
Türkiye'nin bu onurlu birlik ve dayanışması karşısında, gagalarındaki bir damla
suyla o ateşi söndürmeye çalışan bir halkın yüce duruşu karşısında Meclisin bu
kadar çaresiz ve atıl kalmasını, bu kadar dışlanmasını, bu kadar ötelenmesini
ben kabul edemiyorum. Komisyonlarımız var, üç tane muhalefet
partisi var.
Sayın
Başbakan, afet Van’ı yıktı, sen de yıkmak mı istiyorsun? Bir yılda nasıl şehir
kuracaksın? Bu Meclis bunu konuşmak için değil mi? Mühendislerine soracaksın,
komisyonlarına getireceksin, istediğin gibi konuşacaksın, katkılarını alacaksın
ve ondan sonra Van’la ilgili yeni bir şehir kuracaksan 74 milyonun gücü on tane
Van kurmaya yeter de artar bile onların o azim ve birliği. Bu birliğin
karşısında bu kadar çaresiz ve zavallı bir siyasetin içine düşüp küçük
hesaplarla, kapris ve heveslerle böylesine zamanlarda bile, meydanlarda
olduğumuz, halkla beraber olduğumuz bir anda bile, yani bize alışkanlık hâline
gelmiş eleştiriler ve saldırılar karşısında Van halkının vicdanına, Van
halkının mağduriyetine, şu an yağan kara, kışa…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP
KAPLAN (Devamla) – Hepimiz elimizi vicdanımıza koyup ona göre çalışırsak daha
faydalı oluruz.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
– Sayın Kaplan, teşekkür ediyorum.
Değerli
milletvekilleri, şimdi İç Tüzük’ümüze göre şahısları
adına söz isteyen milletvekillerimiz var.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Madde üzerinde konuşmamız da vardı.
BAŞKAN
– Efendim, tümü üzerinde konuşuyoruz şu anda.
Sayın
Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.
Buyurun.
Süreniz
on dakika.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ile
Azerbaycan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri güçlendirecek, geliştirecek
olan bu anlaşmayı son derece olumlu bulduğumu ifade ederek sözlerime başlamak
istiyorum.
Bu
anlaşmanın ekonomiye getireceği katkıları değerlendirirken bizim ekonomimizle
ilgili, mali sistemimizle ilgili gelişmeleri değerlendirmeyi de zorunlu
görüyorum.
Sayın
Maliye Bakanı, bugün yapmış olduğu bir açıklamada son günlerde Van depremi
nedeniyle çokça tartışılan deprem vergileriyle ilgili olarak kamuoyuna bir
bilgi verdi. Sayın Bakan şöyle bir açıklamada bulunuyor, diyor ki: “Deprem
vergileri bizden önce kalıcı hâle getirildi.” “Deprem vergileri” olarak
isimlendirilen vergiler -Genel Kurulun hafızasını bir an için eskiye götürmek
bakımından tekrar etmek istiyorum- 1999 yılı sonunda yürürlüğe konuldu. O
dönemin hükûmeti, ek gelir vergisi, ek kurumlar vergisi, ek emlak vergisi ve ek
motorlu taşıtlar vergisi gibi bir defalık vergiler yanında, geçici bir dönem
için birtakım vergileri de uygulamaya koydu. Bunlardan birisi cep telefonuyla
yapılan konuşmalar üzerinden alınan özel iletişim vergisi, diğeri de bazı kâğıt
ve işlemler üzerinden alınan özel işlem vergisiydi. Bu vergiler 99 yılı sonunda
yürürlüğe konuldu.
Hepinizin
hatırladığı gibi, 17 Ağustos’ta Sakarya, Kocaeli, Yalova gibi illeri sarsan ve
büyük kayıplara yol açan bir deprem meydana geldi ve aynı yılın kasım ayında
Bolu ve çevresini sarsan olağanüstü bir deprem yaşandı.
Yine
aynı dönem, Türkiye bir istikrar programı uygulamaya koydu. Her ikisinin
etkisiyle o dönemin hükûmeti böyle bir mali paketi uygulamaya koydu. Bir
defalık vergiler alındı, bitti.
“Geçici
vergiler” olarak isimlendirdiğimiz özel iletişim ve özel işlem vergilerinin
uygulama süresi 31 Aralık 2002 tarihinde sona eriyordu. O dönemin hükûmetinin
Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkardığı kanun bunu öngörüyordu. Ancak 3 Kasım 2002 seçimleriyle iktidar olan Adalet ve Kalkınma
Partisi, gelir gelmez ilk iş olarak 2002 seçimleri öncesinde halka başka bir
şey taahhüt etmiş olmasına rağmen, “Geçici vergileri, ek vergileri
kaldıracağım.” demiş olmasına rağmen hemen ilk çıkardığı kanunla özel iletişim
ve özel işlem vergisinin yürürlüğünü 2003 yılı sonuna kadar uzattı. Olabilir,
belki ilk anda Hükûmete gelen bir siyasi parti “Mali durum nasıldır?” şeklinde
bir envanteri yapmadan bu vergilerin yürürlüğüne son
vermek istememiş olabilir. Bu da anlayışla karşılanabilir belki ama 2003 yılı
sona ermeden çıkardığı bir kanunla Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti özel
iletişim vergisini kalıcı hâle getirdi. Yani Sayın Maliye Bakanının dediği gibi
AKP öncesinde bu vergi kalıcı hâle gelmedi. Bunu kalıcı hâle getirdi. Bir şey
daha yaptı. Sadece cep telefonlarıyla yapılan konuşmalar üzerinden alınan özel
iletişim vergisinin kapsamına sabit telefonlarla yapılan konuşmalar üzerinden
vergi alınacak şekilde bir düzenlemeyi de dâhil etti. Kapsam genişledi ve
kalıcı hâle geldi. Yine bazı kâğıt ve işlemlerden alınan özel işlem vergisini
de Harçlar Kanunu, Damga Vergisi Kanunu içine yerleştirerek, maddeler arasına
serpiştirerek kalıcı hâle getirdi.
Bir
kere kamuoyunu doğru bilgilendirmek gerekir. Kamuoyunu doğru bilgilendirmeyi
görev sayıyorum. Sanıyorum Sayın Maliye Bakanı o dönem siyasette olmadığı için
o tarihleri iyi hatırlamamış olabilir. Ben bir hatırlatmada bulunuyorum.
Doğruyu Parlamentonun ve milletimizin bilgisine sunuyorum.
İkinci
olarak değineceğim konu şudur: 13 Ekim 2011 tarihinde Resmî Gazete’de
yayınlanan bir Bakanlar Kurulu kararıyla Hükûmet sigaradan alınan özel tüketim
vergisinin oranını yüzde 63’ten 69’a çıkardı. Yine o günlerde ilgili bakanlar
bunun bir cari açık önlemi olduğunu ifade ettiler. Sayın Başbakan doğal olarak
bu verginin arkasında durdu, kamuoyuna karşı savundu, “Vatandaş sigara
içmesin.” dedi. Olabilir, özel tüketim vergilerinin bir şey amacı vardır, yani
tüketimi etkilemek, vatandaşın harcamasına müdahale etmek, onu şekillendirmek
gibi bir amacı vardır. Hem bütçeye gelir sağlarsınız hem de bir sağlık
politikasını, ulaşım politikasını, eğer bu akaryakıt üzerinden alınan vergiyse
örneğin, ulaşım politikasını etkilemek istersiniz, sigara ve alkolden alınan vergiyle
sağlık politikasının aracı olarak kullanabilirsiniz bu vergileri. Peki, geçtik
o günleri.
Şimdi,
dünkü Resmî Gazete’de yayımlanan bir Bakanlar Kurulu
kararıyla bu yüzde 69 oranındaki vergi yüzde 65’e indirildi. Şimdi, Sayın
Başbakan, acaba “Sigara içmesin.” dediği vatandaşa, “Ya, sigara iç.” mi artık
demek istiyor? Bunu hakikaten merak ediyorum ben.
İkincisi,
yani keşke bu indirim şöyle bir kaygıdan kaynaklansaydı: Biz bu vergide galiba
biraz ölçüyü kaçırdık, insafsızlık ettik, bu nedenle bunu indirelim. Olabilir,
insan… Asla hata yapmaz Maliye Bakanlığı bürokrasisi, bu vergileri ayrıntısına
kadar hesap eder, etkisinin ne olacağını Hükûmetin önüne koyar. Maliye
bürokrasisi böyle çalışır. Böyle bir hesap Maliye Bakanının ve Hükûmetin önüne
gitmiştir. Sigaranın fiyatı kaç liradan kaç liraya çıkıyor? 7 liralık sigaranın
fiyatının muhtemelen 9 liraya çıkacağı Hükûmetin önüne konmuştur, buna rağmen
bu karar alınmıştır.
Şimdi,
keşke vatandaştan gelen şikâyet üzerine bu indirim yapılmış olsa, keşke Hükûmet
biraz insafsızlık ettik galiba düşüncesiyle bu vergideki artırımı biraz geriye
çekmiş olsa ama ben hiç öyle olduğunu sanmıyorum. Nedenleri nedir, bunu Hükûmet
yetkilileri açıklarlarsa mutlu olacağım.
Bu
bilgileri sizlerle paylaşmak üzere huzurunuza çıktım, sözlerimi bitiriyorum.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralardan alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.
Şimdi,
Hükûmet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik söz
istemişlerdir.
Buyurun
Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz
yirmi dakikadır.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye-Azerbaycan
Uzun Vadeli Ekonomik ve Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz. Bunun son
derece önemli olduğunu bütün gruplar burada ifade ettiler, iki dost ve kardeş
ülke arasında bu Anlaşma’nın gecikmeli olarak Parlamentoya geldiğini ifade
ettiler. Biz de dikkatle dinledik. İnanıyorum ki sizler de dikkatle izlediniz
ama burada sigaranın ÖTV’sinden, diğer mamullerin vergilerinden veya ilgili
ilgisiz, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini çok da ilgilendirmeyen birçok konuyu
da dile getirdik. Efendim, böyle bir konu gündeme gelebilir mi yüce Meclisin
kürsüsünden? Tabii ki gelebilir. Her şey de burada konuşulabilir, her şey de
ifade edilebilir ama bunun akabinde şunu söylememek gerekiyor: “Neden böyle bir
önemli anlaşma bugüne kadar Parlamentodan geçmedi? Niye geç kaldık?” Çünkü
bizim çalışma sistemimizi dikkate aldığınız zaman, bu çalışma sistemimizde
zamanın nasıl kullanıldığını, dünyada anların bile çok anlam ifade ettiği bir
süreçte yüce Parlamentonun zamanı nasıl kullandığını dikkate almamız gerekiyor.
Onun
için, İç Tüzük’ün bir kez daha gündeme getirilmesi
zaruretiyle karşı karşıyayız. 180 uluslararası anlaşma kadük
olmuş bu dönem. Azerbaycan’la ilgili hiçbir sorun yok, bu anlaşmayla ilgili.
Hepimiz de dört gözle istiyoruz, bir an önce bu anlaşma gerçekleşsin ama
unutmayalım ki bu anlaşma üzerinde iki saattir tartışıyoruz. Benzer birçok
anlaşma kadük olma durumuyla karşı karşıya kalacak.
Hak etmediği bir tartışmayla karşı karşıya, bir ihtilaf varmış gibi… Bunu
tekrar söylüyorum: Bunun…
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – İktidarın suçu; beş sene bekletiyorsunuz. İktidar beş sene
bekletmesin, getirsin o zaman.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakın, bakış açısı; ben bir
yöntemden bahsediyorum. Olayı ele alışımıza bakıyorum.
BAŞKAN
– Sayın Kaplan, lütfen…
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Hem torba kanunla getirsin. Sık sık torba kanun tasarıları
getiriyorsunuz; bunları da torbada getirin!..
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Azerbaycan’la yapacağımız bu
anlaşmada, bu sözleşmede herhangi bir sorun yoksa, o
hâlde yapılması gerekeni yapmak gerekiyor. İhtilaf konusu değil yani bu konu.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Beş sene niye bekletiyorsunuz o zaman?
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Ama ihtilaf konusu olmayan
bir meseleyi, burada ihtilaf varmış gibi takdim etmeyi de doğru bulmadığımı
ifade ediyorum.
Şimdi,
neler var? İlişkilerimizin düzeyini hepiniz biliyorsunuz. İşte, ortak rafineri,
Star Rafinerisi ile ilgili anlaşma dün imzalandı. Şahdeniz’le ilgili anlaşma
imzalandı. Ee, ulaştırmada, yük taşımacılıkla ilgili
ilişkilerimiz devam ediyor. Enerji iş birliği çerçevesinde Azerbaycan’la
ilişkilerimiz fevkalade güzel bir şekilde seyrediyor.
Kars-Tiflis-Bakû demir yoluyla ilgili 75 kilometrenin yapımı konusunda
300 milyon TL’lik bir harcamayı gerçekleştirdik. Önümüzdeki dönem içerisinde
300 milyon daha harcayacağız ve bu demir yolunun inşasını gerçekleştirmiş
olacağız.
Yüksek
düzeyli stratejik iş birliği gerçekleştirildi. Daha iki gün önce bu, iki ülke
arasında gerçekleştirildi.
Bunun
yanında, bildiğiniz gibi, Türk cumhuriyetleriyle ilgili yaptığımız çok önemli
çalışmalar var. Türkçe Konuşan Devlet Başkanları Zirvesi ve parlamenterler
zirveleri ve bunların toplamı olarak Türk Konseyinin yapmış olduğu, bu dönem
içerisinde, çok önemli çalışmalar var. TİKA bünyesinde yaptığımız çok ciddi
yatırımlar var.
Başka
önemli bir şey söyleyeyim: Bu Parlamentodan birlikte geçirdik ve ben de sorumlu
Bakandım. Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı bu dönem
içerisinde kuruldu. Niçin kuruldu? Azerbaycan için kuruldu. Niçin kuruldu? Irak
için kuruldu, Suriye için kuruldu, Kazakistan için kuruldu, Moğolistan için
kuruldu, Kırgızistan için kuruldu, Kırım için kuruldu. Batı Trakya için
kuruldu, Bulgaristan’daki soydaşlarımız için kuruldu, dünyada yaşayan 5 milyon
vatandaşımız için kuruldu. Bugüne kadar bunlar konuşuldu, söylendi ama icraata
dökülemedi ama nasıl olduysa AK PARTİ döneminde bunlar geliverdi, bir başkanlık
birimi şeklinde kuruldu ve…
YUSUF
HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kazakistan istedi Kazakistan.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …şu anda da bütün dünyaya, akraba
topluluklarına, Türk dünyasına hizmet veren bir birim ortaya çıktı. Bunları
görmemezlikten gelmeyelim.
Bakınız,
Kırgızistan’ın başına çok olaylar geldi. İçinde olan bir bakan arkadaşınız
olarak söylüyorum, Kırgızistan’ın karşı karşıya kalmış olduğu iç çatışmalar
karşısında Türkiye'nin üstlenmiş olduğu rol ve Türkiye'nin oraya sağladığı
maddi, manevi katkılar… Gidiniz, o ülkenin yani Kırgızistan’ın Başbakanına
sorunuz. Kırgızistan’ın Başbakanı dönüp size “Ağabeyim ne yapıyor.” der. “Ağabey”
dediği de Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Bunlar yaşadığımız olaylardır.
Onun
için, şundan rahatsız olmayalım: Yani, Türkiye istikrar elde etti, Türkiye'nin
siyasi istikrarı bölgede, ülkede ve dünyada itibara dönüştü. Ne Türkiye'nin
istikrarından rahatsız olalım ne de Türkiye'nin itibarından rahatsız olalım.
Rahatsız olan bu Mecliste yoktur zaten.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) –Yok. Bunu burada söylemeye gerek yok.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Ama bu rahatsızlığı hisseden
birileri varsa onlar da bu mesajı alsın diye ifade ediyorum. Türkiye,
istikrarlı ve itibarlı yürüyüşünü sürdürmeye devam edecektir.
OKTAY
ÖZTÜRK (Erzurum) – Zaman kaybetmeyelim!
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bir diğer konu,
Ermenistan ve AK PARTİ hükûmetlerinin Ermenistan’a bakışıyla ilgili yapılan
değerlendirmeler. Arkadaşlar, bu mesele bu Parlamentoda çok konuşuldu, medyada
çok konuşuldu, herkes eteğinde ne varsa, bu konuyla ilgili, döktü ama ben bu
konuda şunu söylüyorum: Azerbaycan’ı ihmal edecek…
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Azerbaycan…
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …ve onları üzecek, onların gönlünü kıracak en
ufak bir davranışın, değerlendirmenin içinde Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti
olmamıştır, hiçbir AK PARTİ’li de olmamıştır. Bunu
açıkça ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – O zaman neden yeniden gündeme aldınız? Protokolleri neden
gündeme aldınız Sayın Bakan?
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bunu net olarak ifade
ediyorum ama bu Türkiye'nin büyük bir devlet olarak dünyaya bakışı, bölgeye
bakışı konusundaki vizyonunu anlama sıkıntısıyla,
sorunuyla karşı karşıya olanlara söyleyecek bir şeyim yok. Bizim bu olaya
bakışımız ne? Gittik, Azerbaycan’da, Parlamentoda Sayın Başbakanımız bunu net
bir şekilde ifade etti, Türkiye’de defalarca bunları ifade ettik ve ne yapmak
isteğimizi de söyledik. Atılan adımların amacı “komşu, dost, kardeş, ‘İki
devlet, tek millet.’ anlayışındaki kardeşlerimize dönük ne yapabiliriz?”
anlayışının ürünü olan adımlardır, yoksa bunu başka taraflara çekmek, doğrusu
yakışıksız olur diye buradan ifade ediyorum.
OKTAY
ÖZTÜRK (Erzurum) - Sayın Bakan, kendi ilinizde bayrağını çöpe attınız.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Suriye’yle ilgili de burada
değerlendirme yapıldı. Çok şey söylenebilir ama ben bir cümleyle ifade edeyim.
Arkadaşlar, kardeşimiz de olsa biz zalimin karşısındayız, kim zulmediyorsa onun
karşısındayız ve karşısında olmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Bu
Metsamor Santrali’yle ilgili konu: Bildiğiniz gibi
Avrupa Konseyinde bu konu orada gündemde. “Türkiye bu konuyu gündeme
getirmedi.” diye bir haksızlık yapmayalım. Türkiye Atom Enerjisi bu konuyla
ilgili gerekli girişimlerde bulunmuştur.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Hangi, hangi girişim?
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Ama karşımıza çıkan, Çevresel
Etki Değerlendirme Sözleşmesi’nin tarafı değiliz, başka nedenlerden dolayı,
bunu da gözden kaçırmamamız gerektiğini bu vesileyle ifade ediyorum.
Iğdır’da
ve o bölgede kanser tanı merkezi kurulsun yani kurma konusunda girişimde
bulunalım, bu konuda gerekli desteği verelim, bu ayrı bir şey ama kanser
vakalarının artışına dair bir tıbbi veri söz konusu değil, böyle bir şey yok.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakanım, sizi Iğdır’a davet ediyorum. Sayın Bakanım, gelin
Iğdır’a beraber gidelim.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Bu aslında komisyonunuzda da
enine boyuna değerlendirilen bir konu. Bakınız nerede bir sağlık sorunu varsa…
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Gelin beraber gidelim, aileleri ziyaret edelim. Kanser vakası
olmayan bir tek aile kalmamıştır.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Nerede bir sağlık sorunu
varsa Türkiye en üst düzeyde fedakârlığını yapıyor. Vatandaşımızın sağlıkla
ilgili mağduriyetini gidermek için gerçekten büyük harcamalar
gerçekleştiriyoruz. Bunun yanında, muhtemel bir tehlikeyi önleme konusunda
mevcut, ülkeler ve uluslararası bölgesel hukuk çerçevesinde atmamız gereken
adımları da atıyoruz ama böyle bir tehlike ve şu anda bir veri elimizde yokken
burada bir sorgulama yapılmasını ben doğru bulmuyorum.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Bizim elimizde yeterince veri var.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Daha fazla sözümü de uzatmak
istemiyorum çünkü iki ülke arasındaki bu anlaşmanın önemli olduğunu biliyorum,
zaman kaybetmeden bu anlaşma bir an önce yerini alsın, diyorum. Tüm
konuşmacılara da katkılarından dolayı teşekkür ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Tümü
üzerindeki son konuşmacı Sayın Necdet Ünüvar, Adana Milletvekili.
Sayın
Ünüvar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
NECDET
ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Anlaşma’nın Türkiye ve Azerbaycan’a hayırlar getirmesini temenni
ediyorum.
Konuşmamın
başında, bir hafta içerisinde çok acı olaylar yaşadık, Bitlis’te, Adana’da,
Hakkâri’de güvenlik güçlerimize yönelik çok menfur saldırılar oldu; orada şehit
olan askerlerimize, polislerimize Cenabıhak’tan rahmet diliyorum, hayatını
kaybeden vatandaşlarımıza rahmet diliyorum. Van’daki deprem afetinde yine
hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yaralılara da acil şifalar dileyerek
sözlerime başlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, hepimizin bildiği bir gerçek ama Türkiye ve Azerbaycan etle tırnak
gibidir. Bunu hiç kimse birbirinden ayıramaz. Bu pek çok kez dile getirildi,
pek çok kez ortaya konuldu. Daha iki gün önce İzmir’de Sayın Başbakanımız ile
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın Aliyev arasında bu, birçok anlaşmayla teyit
edildi, ifade edildi. Aramızda pek çok, milyar dolarlık anlaşmalar var,
dünyanın gözünün üzerinde olduğu ve âdeta gözümüz gibi gördüğümüz birçok
anlaşma var. Ama bizi birbirimize bağlayan şeyler bu anlaşmalar değil, bizi
birbirimize bağlayan şeyler aslında gönülden gönle olan yollardır ve bunun
hiçbir imzaya filan da gerek olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. En zor
günlerimizde biz Azerbaycan’ın, Azerbaycan bizim yardımımıza koşmuştur. 1918’de
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecinde, Nuri Paşa idaresinde tam 8 bin,
eğitimli askerden oluşan ordusunu Azerbaycan’a göndermekten imtina etmemiştir.
Ama daha birkaç gün önce, deprem olduktan birkaç saat sonra Azerbaycan’ın
yardım uçağı da Van’a inmiştir ve üç tane yardım uçağıyla, yaklaşık 300 tane
arama kurtarma ekibiyle bizim yardımımıza koşmuştur; dostluk ve kardeşlik bunu
gerektirir. Bunu aslında cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk,
Azerbaycan için “Kederiniz kederimizdir.” veciz ifadesiyle, Azerbaycan’ın büyük
lideri Haydar Aliyev de “Tek millet, iki devlet.” veciz ifadesiyle ortaya
koymuştur ve hep bir gelenekten yine yüce Meclisin huzurunda bahsetmek isterim.
Başbakanımız birçok kez hükûmeti kurduktan sonra ilk
ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yapar ama ikinci ziyaretler de hep
Azerbaycan’a yapılır ve 28 Temmuzda da Sayın Başbakanımız ilk ziyaretini Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ve ikinci ziyaretini Azerbaycan’a yaptı ve orada bir
ifadesi son derece manidar: “Yukarı Karabağ Azerbaycan için kanayan bir yaraysa
Türkiye için de kanayan bir yaradır.” şeklinde ifade etmiştir.
Aliyev’in
iki gün önce yaklaşık 5 milyar dolarlık rafineri temel atma töreninde Güvenlik
Konseyi geçici üyeliğine seçildikten sonra aynen ifadesi şudur: “Biz bu makama
geliyoruz ama bilin ki bu makam Türkiye'nin de makamıdır çünkü Türkiye de
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine geçici üye olduğu zaman da biz kendimizi
hep orada hissettik.” diye ifade etti.
Tabii,
birçok konu konuşuldu, Güney Kafkasya’da istikrar ve barışın sağlanmasını
Türkiye arzu etmektedir ve asıl bu arzusunun altında da Yukarı Karabağ başta
olmak üzere bizi ve Azerbaycan’ı sıkıntıya sokan ekonomik, sosyal, ticari
açıdan dev projeleri yürütmemizi engelleyen bir sorunun çözülmesini arzu
etmektedir ama bu, Türkiye ile Azerbaycan arasında herhangi bir soruna da yol
açmamıştır, açmayacaktır ve nitekim bu konularla ilgili de gerek Türkiye gerek
Azerbaycan’ın yetkilileri birçok açıklama yapmaktadır.
Gerçekten
aramızda çok önemli anlaşmalar var. Bakû-Tiflis-Ceyhan
petrol boru hattı ki, Adana Milletvekili ve Ceyhan doğumlu bir kişi olarak bu
anlaşmanın, bu projenin son derece önemli olduğunu, iki ülke arasında, ifade
etmeliyim. Bakû-Tiflis-Erzurum doğal gaz hattı, Bakû-Tiflis-Kars demir yolu hattı -Sayın Bakanımız biraz
önce detaylı olarak bahsetti, o yüzden çok detaya girmeyeceğim- Kars-Iğdır-Nahcıvan demir yolunun uygunluk projelerinin hazırlandığını
hepimiz biliyoruz. Ve bu projeler hayata geçtiği zaman, özellikle Bakû-Tiflis-Kars demir yolu projesi bittiği zaman
Londra’dan Pekin’e bir trenle bir kişi ulaşacaksa bu proje sayesinde
ulaşacaktır ve Türkiye ile Azerbaycan arasında herhangi bir engel olmaksızın
direkt ulaşma söz konusu olacaktır.
Bir
konuşmacı Ermenistan’la ilgili santrallerin risk oluşturacağından bahsetti bir
Van depreminden hareketle. Ama ben o konuşmacıya şunu hatırlatmak isterim çok
detaya girmeden: Daha bu hafta Dışişleri Komisyonunda Dışişleri Bakanlığından
Müsteşar Yardımcısı bir arkadaş bir enerji brifingi
verdi. Aslında burada o konular da gündeme geldi. Yani bu konu niye orada
sorulmadı? Sorulduysa, bu cevap niçin paylaşılmıyor? Esasında Türkiye Atom
Enerjisi Kurumuyla ilgili de bilgiler ortada. Yani bir yandan “Ermenistan’la
bütün ilişkileri keseceksiniz.” diyeceksiniz, bir yandan da…
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Soru soruyor. Cevap vermek durumundayız.
BAŞKAN
– Lütfen…
NECDET
ÜNÜVAR (Devamla) – Usul böyle değil Sayın Oğan.
…bir
yandan da o santrallerle ilgili rol almayı ifade edeceksiniz. Aslında bu enteresan bir çelişki.
Onun
için, o enerji brifinginde bu konuların gündeme
geldiğini biliyorum. Değerli konuşmacı da mutlaka biliyor ama nihayetinde
burada ifade ediyor.
Bir
de bu anlaşmanın niçin dört yıl boyunca bekletildiği gibi bir eleştiri
getirildi. Esasında Meclisin gündemi çok yoğun ve Mecliste anlaşmalar da sırası
geldikçe yerine getirilmektedir ama şunu hatırlatmak isterim: Anayasa’mızın
90’ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre, esasında, ekonomik, ticari veya
teknik ilişkileri düzenleyen anlaşmaların yürürlüğe girmesi için Meclisin
kararına da gerek olmayabilir yani uygulamaya girebilir. Onun için, çok fazla
da geciktiğimizi ifade edemeyiz.
Bir
şeyi hatırlatarak konuşmamı bitirmek istiyorum. Türk Dünyası Belediyeler
Birliği var biliyorsunuz ve bu sürekli toplanıyor, bir araya geliyor. Türk
Dünyası Belediyeler Birliği 2003 yılında yani AK PARTİ iktidara geldikten kısa
bir zaman sonra, bir yıl bile geçmeden kurulmuştur ve çok etkin, verimli
toplantılar da yapılmıştır. Çok şükür, bu da AK PARTİ dönemine denk gelmiştir.
Türk dünyasıyla ilgili pek çok şeyin yapıldığını esasında kamuoyu çok net
olarak da bilmektedir, Meclisimiz de Meclisteki parlamenterlerimiz de bunu çok
net olarak bilmektedir ve son Birlik Başkanı da Denizli Belediye Başkanıydı o
zaman, şimdi Denizli Milletvekilimiz Sayın Nihat Zeybekci,
bunu da arkadaşlarımız biliyorlar.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın sonunda şunu ifade etmek isterim:
Aramızda milyar dolarlık projeler var, dünyanın gözünün üzerinde olduğu büyük
anlaşmalar var ama hiçbir anlaşma Azerbaycan’la aramızdaki dostluk ve kardeşlik
kadar değerli değildir. Dostluk ve kardeşliğimiz her şeyin üstündedir.
İnşallah, dostluğumuz ezelî, kardeşliğimiz de ebedî olacaktır.
Bu
vesileyle, Azerbaycan 20’nci Bağımsızlık Yılını 18 Ekimde kutladı, Azerbaycan’ı
ve oradaki soydaşlarımızı gönülden kutluyorum. Biz de 29 Ekimde 88’inci
yılımızı kutlayacağız. İnşallah, bu da Türkiye’ye, Türk halkına hayırlı uğurlu
olur.
Cumhuriyetimizin
nice 88 yıllara daha büyüyerek, daha gelişerek ulaşmasını temenni ediyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Ünüvar.
Şimdi,
konuşmalar tamamlanmıştır.
İç
Tüzük’ün 81’inci maddesine göre yirmi dakikalık, tümü
üzerinde soru cevap işlemi yapacağım.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyorum.
BAŞKAN
– Müsaade buyurun. Bunu bitirdikten sonra…
Şimdi,
değerli milletvekilleri, sorular için onar dakika, bakanlık veya Hükûmet adına
onar dakika olmak suretiyle söz vereceğim.
Birinci
sırada sisteme girmiş olan Sayın Özkes var.
Arkadaşlarımız…
Birer dakika da olursa, 10 arkadaşımız sisteme girmiş, hepsine soru sorma şansı
vermiş oluruz.
Buyurun
Sayın Özkes.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van Erciş depreminde
şehit olanlara Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Depremde
ölenler yüce dinimize göre şehittirler. Bu nedenle “şehitler” ifadesini
kullandım. Van Erciş depreminin beşinci günündeyiz. Hâlâ çadır ihtiyacını
gideremeyen AKP İktidarına, Allah korusun, olası daha büyük ve kapsamlı
depremler için şimdiden önlem almasını öneriyorum. Depremin ilk üç gününde
İsrail’in yardımını kabul etmeyen AKP, dördüncü gününde ne değişti de İsrail’in
yardımını kabul etti. Madem kabul edecekti niçin efelendi?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Özkes.
Sayın
Metiner… Yok.
Sayın
Eryılmaz… Yok.
Sayın
Sait, buyurun.
RIFAT
SAİT (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye ile Azerbaycan
arasında sanki birtakım problemler ve sıkıntılar olduğu imajı verilmeye
çalışıldı. Tabii, öncelikle samimi olmamız gerekiyor. Azerbaycan Türkiye’nin
dost ve kardeş bir ülkesidir. İki gün önce İzmir’de Azerbaycan’ın yüzde 45
ortak olduğu 10 milyar dolarlık bir tesis açıldı. İlk planda İzmir’de 10 bin kişiye istihdam sağlanacak.
İzmir’de yapılan bu anlaşmayla birlikte basın yayın, orman bölge müdürlüğü,
meteoroloji olmak üzere onlarca anlaşmaya da imza atılmıştır. Bu tesisin
açılışını Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan
Devlet Başkanı Sayın İlhan Aliyev birlikte yapmışlardır. İki ülkenin liderinin
birbirlerine olan sevgi ve dostluğuna bizzat şahit olduk. Bu tesisin açılışında
tüm AK PARTİ İzmir milletvekilleri hazır bulunmuşlardır. Konuyu çarpıtmaya
gerek yoktur. Azerbaycan bizim dost ve kardeş ülkemizdir…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Şimdi,
Sayın Oğan…
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle
dost ve kardeş dediğimiz ülkenin ismini doğru kullanmak lazım. Sabahtan beri
sayın birçok konuşmacı “Azerbaycan, Azerbaycan” deyip duruyor. Bu ülkenin bir adı var, o da Azerbaycan’dır.
Lütfen, saygıya buradan başlayalım.
İkinci
olarak, burada, ne Sayın Bakan ne diğer, kürsüden bir konuşmacı AKP adına, bir
cevap veremedi. Efendim, çok net bir soru sorduk: Dört senede, dost ve kardeş
Azerbaycan’la imzaladığımız bu anlaşma yüce Meclisin huzuruna niye
getirilemedi? Bunu soruyoruz. Kaldı ki, bir konuşmacı beni kastederek de şunu
ifade etti Sayın Başkan: “Efendim, neden Meclis dış ilişkiler komitesinde
bunu…” Biz bunu konuştuk. Peki, bunu buradan milletin Meclisinden, kürsüsünden
milletle paylaşmamızdan siz niye rahatsız oluyorsunuz? Bir tehdit var, bir
tehlike var ve buradan uyarıyorum, diyorum ki…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Efendim, bana söz verecektiniz.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Sayın
Öztürk…
OKTAY
ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Bakan, bu sene Meclis gündemine geçmişten yüz seksen
civarında uluslararası anlaşma geliyor. Bunlardan biri de Ermenistan
protokolleridir. Bu protokolleri Ermenistan Anayasa Mahkemesi reddettiğine göre
ve Türk milletinin vicdanında da reddedildiğine göre siz de geri çekmeyi
düşünüyor musunuz? Yoksa, hiçbir şekilde anlaşmanın
mümkün görülmediği Ermenistan ile oluşturulacak anlaşma masalarında bu milletin
menfaatlerinin gereksiz yere tartışılmasına fırsat tanıyacak mısınız?
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Öztürk.
Sayın
Aygün…
HÜSEYİN
AYGÜN (Tunceli) - Sayın Başkanım, çok teşekkürler.
Yıllar
evvel verilen, depremdeki toplanan paraların ne olduğuna dair soru önergelerine
nihayet, sıfırın altında derecede yardım bekleyen, yardım kuyrukları oluşturan
ve ağır bir acının tesiriyle öfke yürüyüşleri yapan ve ne yazık ki polisin gaz
bombalı saldırılarına maruz kalan Van halkının görüntüleri, bir yandan ulusal
dayanışmanın gerçekten çok önemli örneklerini ortaya çıkarsa da öbür taraftan
bu soru önergesi nihayet bugün yanıtlandı ve verilen, toplanan vergilerin duble yollara gittiği açıklandı.
Hükûmet
bir an evvel Türkiye’yi kanun hükmünde kararnamelerle yönetmeye son vermeli,
cumhuriyetin yeni kuruluş yıl dönümünde de ülkenin gerçekten demokratik bir
cumhuriyet olması için Parlamento görevini yapmalıdır. Bu konuda Hükûmet
üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.
Çok
teşekkür ederim.
BAŞKAN
– Ben teşekkür ederim efendim.
Sayın
Türkoğlu…
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, ben de Van’daki acıları paylaştığımı ifade ederek sözlerime başlamak
istiyorum.
Sayın
Başkanım, büyük devletlerin ve ciddi hükûmetlerin dış politikaları sürekli, stabil, düz bir doğru şeklindedir ancak son zamanlarda bizim
Türk dış politikamızda çok önemli alanlarda zikzaklar çizilmektedir. Örneğin, Kıbrıs meselesinde “Çözümsüzlük çözüm değildir.” diyerek
Sayın Denktaş’ı dışlayan hamleler, Kaddafi’yi dost sayıp koltuğundan eden güçlere
verilen destekler, “Irak’ın toprak bütünlüğü” deyip Irak’ın kuzeyindeki oluşumu
devlet gibi tanıyan hareketler, dost ve kardeş İran’a karşı kurulan füze
sistemine yataklık, kardeş iken kalleş olan Beşar
Esad ve nihayet kardeş Azerbaycan’ın ve bizim namus meselemiz olan Dağlık
Karabağ’ı işgal eden Ermenistan’la tavizkâr tutumlar, küstürülmüş Azerbaycan. Bu
yanlış ve zikzaklı dış politikaların ne kadar güvenilir olduğu ve ne zaman stabil, Türk millî menfaatine uygun politikalar
üretileceğini merak ediyorum.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Sayın
Ağbaba…
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Malatya’da Özel İdarede tam bir hukuksuzluk
yaşanmaktadır. Malatya Özel İdare işçileri torba yasa bahane edilerek, bunca
emekleri yok sayılarak işlerinden edilmek isteniyor. 81 ilde örneği bulunmayan
uygulama Malatya’da hayata geçiriliyor. Yıllarca Malatya’daki 495 köy, 1.102
mezraya yaz kış demeden hizmet eden işçiler başka illere ve başka kurumlara
gönderilmeye çalışılıyor. Bir yandan ihtiyaç yok diye işçiler gönderiliyor, bir
taraftan da hizmet alımı için ihale yapılıyor. Tam bir tezat.
Karayolları 25 işçi isterken 243 işçi Karayollarına gönderilmek
isteniyor. 496 işçiden 101’i bu hukuksuzluktan dolayı emekli oldu. Malatya’da
köy yolları “Personel yok.” denilerek yapılamıyor; köylerde, mezralarda kışa
girilirken hizmet götürülemiyor. Nerede köprü var, nerede çeşme var bilen,
yıllarca Malatya’nın her köyünü, mezrasını adım adım gezen bu işçilerin
gönderilmesi adaletsizliktir. Bu haksızlığın acilen…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Sayın
Tanal…
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; depremle ilgili,
Hükûmete üç tane önerim var:
Öneri
1) Nüfus cüzdanını kaybeden vatandaştan nüfus
cüzdanının değişikliği için 67 TL para tahsil ediliyor. Öncelikle Hükûmetin,
deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın nüfus cüzdanını çıkartmaları nedeniyle 67
TL’den vazgeçmelerini, ücretsiz olarak nüfus cüzdanı vermelerini öneriyorum;
bir.
2)
Deprem nedeniyle kusuru olan idarecilerin aleyhine vatandaşın tazminat davası
açmadan bu ücretlerinin vatandaşa ödenmesini ve kusuru olanlara rücu edilmesini
talep ediyorum.
3)
Yeni yürürlüğe giren Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu nedeniyle, harçların peşin
alınması ve yüksek olması nedeniyle, deprem bölgesindeki insanlar için harçtan
muaf tutulmasını talep ediyorum.
Saygılarımı
sunuyorum.
BAŞKAN
– Teşekkürler ediyorum.
Sayın
Halaçoğlu…
YUSUF
HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, Ermenistan açılımıyla Azerbaycan’ı küstüren ve “güvenilmez”
damgası yiyen bir Türkiye, enerji merkezlerinin yer aldığı Türk
cumhuriyetleriyle nasıl inandırıcı bir politika izleyebilecektir?
“Ermeni
açılımı” şeklinde yürütülen politika Azerbaycan’ı kaybetmeye değdi mi? Azerbaycan’ın,
Türkiye’nin menfaatlerini kaybetmeye değdi mi?
Bugün
Azerbaycan’da kuzey rüzgârları esmektedir. Geçen hafta Azerbaycan’daydım ve
Türk Büyükelçisine, maalesef protokolde bile yer verilmediğini gördüm.
Diplomatik olarak Türkiye sahip olduğu konumunu kaybetmiştir. Ama sanırım, yeni
Orta Doğu politikası, Hükûmet programında yer verilmeyen Türk dünyası
politikasının yerini almıştır. Azerbaycan, Gürcistan’la birlikte bizim
Türkistan’daki Türk cumhuriyetlerine açılan kapımızdır. Bu yanlış politikayla
bir millet, iki devlet yerine iki millet ve iki devlet anlayışı getirilmiştir.
Rafineri anlaşması iki devlet arasında her zaman…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.
Son
olarak Sayın Özcan…
Sayın
Özcan? Yok.
Şimdi,
sorulara cevap vermek üzere Çalışma ve Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik.
Buyurunuz
Sayın Çelik.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Evet,
Van ve Erciş’te meydana gelen deprem bütün milletimizin hüznüne vesile oldu. Bu
konuda gerçekten insanımız enkaz altında kaldı ama insanlık enkaz altında
kalmadı. İnsanlık dimdik ayakta ve bütün vatandaşlarımız üzerine düşen
görevleri yerine getirmeye çalışıyorlar. Hükûmet olarak da deprem anından itibaren
seferber olmuş durumdayız, bütün imkânlarımızı Van ve Erciş’e teksif etmiş
durumdayız.
Ülkelerin
yardımı konusuna gelince, ülke ayrımı yapmaksızın bu yardım etme talebinde
bulunan otuz ülkeye aynı anda yardım etme imkânını sağlayıcı gerekli duyuruyu,
tebliği yapmış bulunuyoruz. Burada herhangi A, B ülkesi diye bir ayrım söz
konusu değil. Çünkü olay ne içeride ne dışarıda ayrımı gerektirecek bir olay
değildir, bir insanlık olayıdır. Bu olayı anlamayanlar insanlık ayıbıyla karşı
karşıyadırlar.
Dolayısıyla,
ihtiyaçların giderilmesi konusunda yoğun bir çaba var ama takdir edersiniz ki
hava şartları çok soğuk, artçı depremlerin devam etmesi bir panik ortamını
oluşturuyor. Çok daha az sayıda ihtiyaç olan çadır ihtiyacını bu psikoloji
içerisinde çok daha üst seviyelere çıkarıyor. Bu çerçevede yaşanan bir
sıkıntıyla karşı karşıyayız ama gerek kamu gerekse özel, el birliği içerisinde
bu yaraların sarılması konusunda çabalarımızı gösteriyoruz.
“Efendim, dört yıl sonra neden geliyor?”…
Şimdi, Meclis çalışmalarını izliyorsunuz. Meclis çalışmaları… Ben bununla
ilgili “Yüz seksen anlaşma kadük oldu.” dedim. Bu ne
anlama geliyor? Yani “Yüz seksen anlaşma geliyor.” anlamında değil, “Geçen
dönem bu ve benzeri anlaşmalar kadük oldu.” dedim.
Eğer Meclisin çalışmasını daha da hızlandırabilirsek iktidar-muhalefet, bu
yasaların kadük olmasını gerektirmeyecek bir ortamı
yakalamış oluruz. İnanıyorum ki önümüzdeki dönem, bu dönem, 24’üncü Dönem
iktidar-muhalefet uzlaşması, diyaloğunun çok verimli sonuçlara dönüşeceği bir
dönem olur.
Bir
diğer konu… Depremle ilgili tavsiyelere de teşekkür ediyoruz. Tabii ki bu
konularla ilgili geçmiş dönemlerde 1999 depreminden sonra çıkarılan yasal
düzenlemeler var, daha sonra bizim dönemimizde deprem yönetmeliği var. Bunlar
bu acıların sonunda ortaya çıkmış olan önemli düzenlemelerdir. Allah bir daha
göstermesin temennisinde bulunuyorum ama bu Van ve Erciş depreminden de
çıkaracağımız dersler var. O çerçevede yapılacak olan düzenlemelerde umuyorum
ki bu tavsiyeler de yerini bulur diyorum.
Çok
farklı bağlamlarda, Sayın Başkanım, sorular soruldu. Eğer kalan sorular varsa
onları da yazılı olarak cevaplandıracağımızı belirtiyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Bakan.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben bir soru değil, bir öneri…
BAŞKAN
– Buyurun, oturun, bir dakika söz vereceğim.
Buyurun
Sayın Özkes.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben “Depremin ilk üç gününde İsrail’in
yardımını kabul etmeyen AKP dördüncü günde ne oldu da İsrail’in yardımını kabul
etti?” dedim. Bu sözümle insanlık suçu mu işledim Allah aşkına? Bu ne
densizliktir! Sayın Bakanı özür dilemeye davet ediyorum. Ben insanlık ayıbı
işlemedim. AKP’nin ayıbı orada, AKP’dir ayıp işleyen. (AK PARTİ sıralarından
“Yalan söyleme” sesi)
Yalanı
sen söylüyorsun, yalanı senin Başbakanın söylüyor, AKP söylüyor. (AKP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN
– Lütfen, lütfen…
Bir
soru sormak üzere…
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Ben insanlık ayıbı işlemedim.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle sorular sorulmaz.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) –Ben insanlık ayıbı işlemedim.
İlk
üç gün İsrail’in yardımını kabul etmeyip dördüncü günde kabul edendir ayıp
işleyen. Ayıp AKP’dir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Hakaret için söz alıyor Sayın Başkanım, böyle soru mu
sorulur?
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben insanlık ayıbı işlemedim, özür dilesin.
BAŞKAN
– Süreniz tamam efendim.
Teşekkür
ediyorum.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Ben insanlık ayıbı işlemiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Sayın
Bakan, buyursunlar efendim.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Bakan, Bakan olabilirsiniz ama kimseye böyle muamele
yapamazsınız.
BAŞKAN
– Lütfen susar mısınız, Sayın Bakana söz verdim.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, tutanaklar çok
önemlidir Meclisin tutanakları, alıp bakmanız gerekiyor.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Evet, siz iyi bilirsiniz.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI
FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Buradan ne söylediğimizi de dikkatli
-soruyu sorduğunuza göre- dinlemeniz gerekiyor.
Ben
şunu ifade ettim, dedim ki: “Otuzun üzerinde ülke Türkiye’ye bu deprem
sürecinde yardım etme konusunda beyanları oldu.” Bizim, Türkiye Cumhuriyeti
olarak ilk günlerde bu taleplerle ilgili bir beyanımız söz konusu olmadı ama
belli bir süre sonra yardım talebinde ısrarcı olan ülkelere karşı da toptan
-birine ikisine değil, A, B ayırarak değil- bütün ülkelere dedik ki:
“Yardımlarınızı yapabilirsiniz. Ayni ve nakdî yardımlar şu anda yapılmaktadır,
şu ülke, bu ülke diye bir şey söz konusu değildir.” dedim, arkasında da dedim
ki: Bu vahim bir durum yani bir afetle karşı karşıyayız. Burada ne içeride ne
dışarıda bir ayrım, ülkelerin ve insanların ayrımının doğru olmayacağını ifade
ettim. Zaten böyle bir düşünce söz konusuysa en büyük insanlık ayıbıdır dedim
bu. Benim söylediğim olay bu.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Demek ki o ayıbı siz işlemişsiniz.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sizin sorunuzla ilgili
verdiğim cevap: Gayet net bir şekilde, ülke ayrımı yapmadan bütün ülkelerin
yardımına Türkiye'nin bu fırsatı verdiğini ifade ettim. Sorunuzun cevabı budur.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Demek ki o ayıbı siz işlemişsiniz, bana niye yıkıyorsunuz?
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – O cümleyi tutanaklardan
okursunuz ve ona göre bir değerlendirme yaparsınız. Konuyu yanlış anlayıp
yanlış takdim etme gibi bir durum söz konusu olmamalı bir milletvekili için.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – O zaman laflarınızı seçerek konuşun. Ben insanlık ayıbı
işlemedim.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, süre var, bir soru sorabilir miyim?
BAŞKAN
– Buyurun efendim.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek
istiyorum: Bildiğiniz üzere, merkezî yönetimin belediyeler üzerinde birtakım
denetim yetkileri var. Bugün büyük bir felaket yaşadığımız Erciş Belediyesiyle
ilgili olarak birçok imarla ilgili şikâyetler İçişleri Bakanlığına ulaştığı
hâlde bugüne kadar İçişleri Bakanlığı kendi belediyesi olan, AKP belediyesi,
Erciş Belediyesiyle ilgili, imarla ilgili ne gibi denetim faaliyetlerinde
bulunmuş, nasıl tedbirler almıştır?
Burada,
tabii, vatandaşlarımız da şunu özellikle merak ediyorlar: Bu Adalet ve Kalkınma
Partisi dışındaki muhalefet belediyeleriyle uğraşmak acaba kendileri açısından
daha siyasi birtakım getiriler mi sağlıyor?
Erciş
Belediyesi gibi belediyelere…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim, sağ olunuz.
Sisteme
girmiş son bir milletvekili, Sayın Çirkin var.
Bir
dakikamız var.
REFİK
ERYILMAZ (Hatay) – Başkanım, ben de girmiştim.
BAŞKAN
– Bir dakika, sizinki sonra.
Sayın
Çirkin… Yok.
Pekâlâ…
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın Bakan soruya
cevap verecek herhâlde.
BAŞKAN
– Sayın Aksünger var.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Soruya cevap verecek herhâlde, zaman kalmadı.
BAŞKAN
- Sayın Bakan, cevap verecekseniz bir dakikamız var.
Buyurun
efendim.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, değerli arkadaşlar,
Erciş’te ve Van’da olup bitenleri gören arkadaşlarımız var, bir de medya
yoluyla izleme imkânı olan arkadaşlarımız var. Oradaki deprem sonrası durum
gayet net ve açık, milletimiz tarafından bilinmekte. Onun için, milletimiz
büyük bir birlik, bütünlük içerisinde, yekvücut bir anlayış içerisinde bu
yarayı sarmaya çalışırken burada kalkıp bu acı günde, bu zor günde insanların
sorgulaması gibi hiç ilgisi, şu anda gündeme alınmaması gereken ve o atmosferin
hiç olmadığı bir ortamda bu konuyu gündeme getirmenin doğru olmadığı
inancındayım.
Yalnız,
Türkiye bir hukuk devletidir, kim hesap verecekse, hukuk devletinde, günü,
saati, vakti gelir, bu hesabı verir, bu hesap da ondan sorulur.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yuvarlak cümlelere gerek yok.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yuvarlak filan değil.
Bundan, hesaptan kimse…
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Erciş Belediyesiyle ilgili şikâyetler hakkında ne yaptınız?
Bunu soruyorum.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakınız, bundan, bu hesap
vermeden kimse kaçamaz, bu bir.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, bu cümlelere hiç gerek yok. Bakın, ne
söylediğim çok net.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ama siz Erciş’te şu anda
yaşanan bu afet karşısında eğer “Öncelik olarak, Ercişlilere hesap sorulması
gerekenleri önceliğe alalım, Ercişlinin sorunları ikinci derece ele alınsın.”
gibi yaklaşımınız varsa bu partinizi veya sizi bağlar.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır, hayır… Yanlış.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bir müsaade eder misiniz.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 2009’dan beri ne yaptınız?
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade edin… Müsaade edin…
BAŞKAN
– Sayın Bakanım, süre doldu efendim, çok teşekkür ediyorum.
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 2009’dan beri ne yaptınız?
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yapılması gereken öncelik
sırasına göre şu anda Erciş’te ve Van’da yapılıyor ama hiç kimse de endişe
duymasın, kimin yanlışı varsa bu hesap da sorulur. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
S.
NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Öncelik, felaketten önce bu tedbirleri almaktır. Bu
tedbirleri almadınız, siz bunu yapmadınız.
BAŞKAN
– Teşekkürler Sayın Bakanım.
Sayın
milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, sözünüz vardı efendim.
BAŞKAN
- Sayın Oğan, bir saniye efendim, bir saniye…
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Bir saniye değil efendim, görüşmeler tamamlanıyor.
BAŞKAN
– Lütfen… Lütfen…
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Bir konuşmacı beni ilzam ederek, ismimi vererek yanlış
anlaşılmalara sebebiyet verecek…
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Tutanakları getirtin Sayın Başkan.
BAŞKAN
– Getirteceğim…
Benim
dinlediğim kadarıyla isminizi vermedi.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, herkes istediği an böyle söz alamaz ki.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – İsmimi vermedi ama beni
tarif etti.
BAŞKAN
– Bakarız, bakarız, bir saniye efendim
bakarız. Eğer sizi ilzam edecek, sizin söylediğinizi yanlış anlaştıracak bir
şey varsa size söz vereceğim.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Tutanaklara bakın efendim, tutanaklarda varsa söz
verirsiniz.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Efendim var… Benden başka Metsamor’u
gündeme getiren var mı Sayın Başkan?
BAŞKAN
– Efendim göreyim, zabıtları getirtip
göreceğim efendim.
Değerli
milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır ve
oylanmıştır.
Şimdi
1’inci maddesine geçiyoruz.
1’inci
maddeyi okutuyorum:
TÜRKİYE-AZERBAYCAN UZUN VADELİ EKONOMİK
VE TİCARİ İŞBİRLİĞİ PROGRAMI VE İCRA PLANININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA
DAİR KANUN TASARISI
MADDE
1- (1) 6 Kasım 2007 tarihinde Bakü’de imzalanan “Türkiye-Azerbaycan Uzun Vadeli
Ekonomik ve Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planı”nın
onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN
– 1’inci madde üzerinde MHP Grubu adına Sayın Mehmet Şandır.
Buyurun
Sayın Şandır.
Süreniz
on dakika.
MHP
GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, söz konusu Azerbaycan
olunca konuşmak gerekir.
Öncelikle
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilli
arkadaşlarım; ben tabii bizim grup sözcümüz tarafından dile getirilen
konuyu Sayın Bakanımızın da dikkatine tekrar sunarak dile getirmek istiyorum
çünkü Sayın Faruk Çelik bu Mecliste grup başkan vekilliği de yapmıştır.
Dolayısıyla hangi kanunun burada gündeme alınması gerektiğini, onun prosedürünü içimizde en iyi bilenlerden biridir.
Şimdi
değerli arkadaşlar, tabii Sayın Bakan daha kestirmeden “Haklısınız” diyebilirdi
ve mesele biterdi ama işte “Kadük oldu, bu İç Tüzük’ü
değiştirmek gerekir.” mazeretine sığınması doğru olmamıştır değerli arkadaşlar.
Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun veya komisyonların gündemini
siyasi iktidarın grup yöneticileri belirler. Burada bizim sözcümüzün, Sayın
Sinan Oğan’ın dile getirdiği, dört yıl beklemişsiniz, hatta dört yıl değil yedi
yıl beklenilmiş. Okuyacağım tarihleri. Bizim sözcümüzün dile getirdiği husus,
bu konudaki hassasiyetinizi tenkit ediyor yani söz konusu Azerbaycan olunca
niye gereken hassasiyet gösterilmedi de bu konu, bu kanun, bu anlaşma bir an
önce gündeme getirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilmedi tenkidini
ortaya koyuyor. Bunun karşısında işte gündemin dolu olduğunu söylemek, İç Tüzük’ün işleyişinden şikâyetçi olmak hak olmamıştır Sayın
Bakanım çünkü gerçekten söz konusu Türk cumhuriyetleri olunca, Orta Asya Türk
cumhuriyetleri olunca bu Meclis her konunun önüne onları koymak mecburiyetinde.
(MHP sıralarından alkışlar) Böyle başladık hadiseye.
Şimdi,
bakınız, bu anlaşma Hükûmetimiz tarafından yani sizin Hükûmetiniz tarafından 13
Nisan 2004 tarihinde imzalanmıştır.
Sayın
Bakanım, 13 Nisan 2004 neresi -bugün ayın 27’si- 27 Ekim 2011 neresi? Bu konuda
hassasiyetinizi, önceliklerinizin tespitindeki duyarsızlığınızı tenkit
ediyoruz. Hiç İç Tüzük’ü önümüze koymayınız, hiç
Meclisin çalışma gündeminin çok yoğun olduğunu önümüze koymayınız.
Sayın
Elitaş da biliyor ki –parmak sallama, Sayın Başkan
kızar, bak sana söyleyeyim- gruplar arasında uzlaşarak biz burada bir günde
kırk tane uluslararası anlaşmayı geçirdiğimiz gün olmuştur.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Rekorumuz yirmi beş.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Yirmi beş mi oldu?
EMRULLAH
İŞLER (Ankara) – Bak, iki haftadır çalışamıyoruz.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – O da sizin becerinizi gösteriyor aziz dostum.
Değerli
arkadaşlar, ben de tenkit ediyorum. Söz konusu Türk cumhuriyetleri olunca bu
Meclis hemen her konunun önünde o konuyla ilgili kanun, tasarı ve tekliflerini
gündeme almalı ve görüşmelidir. Evet, bu Hükûmetin Türk cumhuriyetleriyle
ilgili çok önemli hizmetleri olmuştur, teşekkür ederiz, hiç itiraz etmiyoruz.
(MHP sıralarından alkışlar) Ama her defasında söylediğim gibi iktidarlar
yaptıklarıyla övünmek durumunda değil, siyaset adamı, devlet adamı
yapamadıklarının üzüntüsünü ifade etmek durumunda. (MHP sıralarından alkışlar)
Tabii ki yapacaksınız, göreviniz.
Şimdi
ben Sayın Bakanımın dikkatine bir husus sunmak istiyorum. Sayın Bakanım, bir
üzüntümü söylemek istiyorum ve sizi millete şikâyet ediyorum.
Değerli
arkadaşlar, Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığına kavuştuğundan bu yana yirmi
yıl geçti. Bir devletin tarihinde onarlı yıldönümleri önemlidir. Beş tane Türk
cumhuriyetinin yirminci yıldönümlerine zannediyorum hiçbir bakan katılmadı,
Başbakanımız da katılmadı, Sayın Cumhurbaşkanı da katılmadı. Nerede
duyarlılığınız?
OYA
ERONAT (Diyarbakır) – Cumhurbaşkanı katıldı.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Efendim, nereye?
Ben
televizyonlardan izliyorum, basından izliyorum cumhuriyetimizin yirminci
yıldönümü, bağımsızlığa kavuşmasının yirminci yıldönümüne Türkiye Cumhuriyeti
Devletini, Hükûmeti temsilen bir bakan, başbakan, cumhurbaşkanı katılmadı,
görmedik, duymadık.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bugün ekonomiden sorumlu Bakanımız
Türkmenistan’da.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Yirminci yıldönümü dolayısıyla mı?
Kırgızistan
geçti, diğerleri geçti, onlara katılmadınız, haberiniz olsun. Dolayısıyla biz
bu konudaki duyarlılık, hassasiyet noksanlığını dile getiriyoruz, millet
nezdinde de şikâyet ediyoruz. Bu, bugüne kadar yaptığınız hizmetlere emsal
yakışmamıştır. Bence bu duyarlılık en üst düzeyde gösterilmeli çünkü değerli
milletvekilleri, Türk cumhuriyetleri yeni bir yüzyılın ilk çeyreğinde, küresel
güçlerin dünyayı yeniden paylaşma kavgasında eski güç odaklarıyla yeni küresel
güç adayları arasında çok önemli, stratejik değerde bir coğrafyada bulunuyor. Rusya, Çin ve Hindistan’la Avrupa ve Amerika’nın bu coğrafyadaki
küresel güç kavgasında Türk coğrafyası, Avrasya coğrafyası ve bu coğrafyanın
sahipleri Türk cumhuriyetleri, Azerbaycan’ıyla, Kırgızistan’ı, Özbekistan’ı,
Kazakistan’ı, Türkmenistan’ı ve Türkiye’siyle çok stratejik değerde. Bu
savaş bizim coğrafyamızda yapılıyor ve biz, maalesef, sahip olduğumuz bu
zenginliğin idrakinde buna sahiplenerek bir küresel güç olmak iddiasını
güçlendirmekte maalesef zayıf kalıyoruz. Dolayısıyla, ben bunu tekrar
dikkatinize sunuyorum.
Ayrıca,
uluslararası sözleşmelerin yürürlüğe girebilmesi için Anayasa’mızın 90’ıncı
maddesine göre burada onaylanması lazım. 2004 tarihinden bu yana hükûmetler
arasında imzalanan bu çok önemli anlaşmanın, uzun vadeli bu anlaşmanın
yürürlüğe girebilmesi için burada onaylanması gerekiyor. Uluslararası
sözleşmeden kaynaklanan ticari, ekonomik anlaşmaların onaylanmasına ihtiyaç yok
ama bu öyle değil. İki ülke arasında irade beyanına dayalı olan bu anlaşmanın
yürürlüğe girebilmesi için mutlaka burada onaylanması lazım ve bu önemli
anlaşma yedi yıldan bu yana burada onay beklemektedir. Bu, Hükûmetin bu
coğrafyaya olan ilgisinin çelişkisidir.
Onun
için ısrarla söylüyorum, tekrar teklif ediyorum grup başkan vekillerine: Türk
cumhuriyetleriyle ilgili ne kadar anlaşma bekliyorsa bir yerlerde, getirin,
burada gerçekleştirin.
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Onaylayalım.
MEHMET
ŞANDIR (Devamla) – Onaylayalım, hızlı bir şekilde onaylayayım. Hiçbir
mazeretiniz yok veya hiçbir mazeretinizin haklı bir tarafı olmaz.
Onun
için, biz bu sözleşmeyi… Bu kanun tasarısına yürekten destek veriyoruz ve
tekrar sizi bu konuda duyarlı olmaya davet ediyoruz.
Tekrar
teşekkür ederim efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederiz Sayın Şandır.
1’inci
madde üzerinde şahısları adına söz isteyen, Sayın Ali Rıza Öztürk, Mersin
Milletvekili.
Buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz
5 dakika.
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, grup adına olması gerekiyor.
BAŞKAN
– Burada şahıs adına gözüküyor efendim.
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Grup adına…
BAŞKAN
– Şahıs adına bildirilmiş efendim, grup adına mı?
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – CHP Grubu adına…
BAŞKAN
– Buyurun efendim.
CHP
GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Uzun Vadeli Ekonomik ve
Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı üzerinde 1’inci maddede Cumhuriyet Halk Partisi adına söz
aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, biliyoruz ki en son seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi
yüzde 50’ye yakın oy aldı. Başarılı olmasanız zaten size halk yüzde 50 oy
vermezdi. Eğer başarının ölçüsü halkın verdiği oylarla ölçülecekse demek ki
yaptığınız uygulamalar başarılı bulunmuş, yüzde 50 oy vermiş. Ben bu nedenle
bir şey demiyorum, ancak her vesileyle, bu sizin yüzde 50 oy almanız, bu
kürsüde yapılan konuşmalara tahammülsüzlük göstermeniz anlamına gelmiyor. Yani,
neredeyse şöyle bir hava estirmeye başladınız: Türkiye’yi susturdunuz, herkesi
susturdunuz, yani muhalefetin eleştiri hakkını da elinden alacaksınız. Sayın
Bakanı dinlerken gerçekten üzüldüm -Sayın Bakan çok sevdiğim birisidir kendisi-
“Yahu, bu çok önemli bir anlaşma, konuşmadan da geçiverse olmaz mı?” gibi bir
tavır içerisinde. Bu tavrın demokratik anlayışla bağdaşmadığını ben
düşünüyorum.
Seçimlerde
halkımız oy kullandı, sizlere devleti yönetme yetkisini, hakkını ve görevini
verdi. Siz devleti yönetmek hakkına ve yetkisine sahipsiniz ama aynı zamanda da
göreviniz var, sorumluluğunuz var. Yönetememekten dolayı sorumluluklarınızın da
hesabını verme gibi bir göreviniz var ama iktidar öteden beri, hem geçen
dönemde hem bu dönemde yaptığı başarıları kendi üzerine alıyor, maşallah, çok
güzel ama nerede bir başarısızlık varsa orada başarısızlığı başkalarına yıkma
alışkanlığından bir türlü vazgeçemedi.
Şimdi,
arkadaşlar, Anayasa’mızın 8’inci maddesi yürütme yetkisi ve görevini
tanımlamış, yani bunu Hükûmete veriyor. Yürütme bir bütündür.
Şimdi,
tutturmuşsunuz “Devlet, hükûmet ayrıdır.” diye. Ben gerçekten bu hukuksal
tanımı bir türlü anlayamadım. Yani devlet, örneğin -teşbihte hata olmaz- attır,
devleti yöneten hükûmettir. Zaten siyasi partiler, seçimlerde o atın binicisi
olmak için yarışırlar, yani arabanın şoförü olmak için yarışırlar. Devlet soyut
bir kavram değil ki.
Şimdi,
Sayın Başbakan ikide bir bazı vesilelerle hep şunu söylüyor: “Canım ben devleti
yönetme yetkimi muhalefetle mi paylaşacağım?” diyor. Çok doğru ama o zaman
devleti yönetememe sorumluluğunu da Parlamentonun ve muhalefetin üstüne yıkma
anlayışından vazgeçmelidir diye düşünüyorum ben.
Ben
bir milletvekili olarak ülkedeki yönetimin başarısının da başarısızlığının da
siyasi iktidarda olduğuna inanan birisiyim, Parlamenter demokrasinin gereği
budur. Halk bize muhalefet etme görevi vermiş. Ben bir muhalefet partisinin
milletvekili olarak devleti, devlet gücünü, kamu gücünü kullanma yetkim
olmadığına göre, sizin yaptıklarınızı denetlemekle yükümlüyüm. E,
Parlamentodaki denetleme yetkim zaten kısıtlanmış.
Şimdi,
deprem oluyor, depremle ilgili... Elbette ki deprem bir doğa olayıdır. Depremin
meydana gelmesini insanoğlunun bugünkü koşullarda önlemesi mümkün değil ama
depremin verdiği zararları en aza indirmek, mümkünse zararları yok etmek,
deprem olmadan önce koruyucu önlemleri alabilme, insanoğlunun yetkisindedir,
gücündedir.
99
depremi olmuş bu ülkede. 99’dan sonra 2000 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi
iktidara gelmiş, o günden bugüne kadar hiçbir önlem alınmamış ve şimdi Van
sokaklarında halkın seçtiği belediye başkanını da devre dışında bırakıyorsunuz.
Bir yandan “millî irade” diyorsunuz ama sizin millî iradeniz, sanıyorum ki
Mecliste AKP’li milletvekillerinden ibaret, Türkiye’de ise AKP’li seçilmiş
belediye başkanlarından ibaret. Oysa millî irade, siyasi görüşü, düşüncesi,
inancı, mezhebi, etnik kökeni ne olursa olsun halkın seçtiği kişiler tarafından
kullanılır. Siz Van’da Belediye Başkanını dışarı çıkartmışsınız sırf kendi
partinizden olmadığından dolayı, 3 tane battaniyeyi de dağıtamıyorsunuz. Ondan
sonra Sayın Başbakan muhalefeti suçlarken bize diyor ki: “Canım siz 3 koyunu
güdemiyorsunuz.” Siz de 3 tane battaniye dağıtamadınız ya. Şimdi de Sayın Vali
hem bir yandan Belediye Başkanını dışlıyor hem bir yandan battaniye
dağıtamıyor. Gece saat on ikide Van’dan benim dostlarım aradı. “Van Cumhuriyet
Mahallesi’nde oturuyoruz Sayın Vekilim. Hâlen daha biz battaniyelerimizi
alamadık.” dediler.
Şimdi,
arkadaşlar, bu ülkede referandum öncesi kış kıyamet gününde, karda fırtınada
kamyonların şoför mahalline binerek buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtan valiler
nedense bir depremde 3 tane battaniye dağıtamıyorlar. Sayın Başbakan diyordu
ki: “Ben o valilere talimat veriyorum kaymakamlara. Kamyonların şoför mahalline
binsinler, kömür dağıtsınlar.” Şimdi o valiye lütfen talimat verilsin, oradaki
insanların dertlerine çözüm bulunsun değerli arkadaşlarım.
Şimdi,
saygıdeğer milletvekillerim, bu elimde…
RIFAT SAİT (İzmir) – Azerbaycan konuşuyoruz
burada.
EMRULLAH
İŞLER (Ankara) – Maddeyle ilgili konuş.
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ben ne konuşacağımı çok iyi bilirim.
Bu
elimdeki gazete bugünkü gazete. Burada değerli milletvekilleri,
Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın benim de
altını kırmızıyla çizdiğim sözleri var. “Hüküm verilinceye kadar tutukluluk
süresinin uzamasının doğru olmadığını belirten Arınç Deniz Feneri e.V davası bağlantılı soruşturma kapsamında 3 kişinin çok
doğru, haklı ve yerinde bir kararla tutukluluk cezaya dönüşmesin diye tahliye
edildiğini dile getirdi. ‘Bunları tahliye eden hâkimin verdiği kararın başka
davalardaki hâkimlere örnek olmasını diliyorum.’ dedi.” Devam ediyor Sayın
Arınç: “Sebahat Tuncel isimli bir bayan parlamentere tanınan bir imkânın bugün
milletvekili seçilmiş Mustafa Balbay, Haberal, Engin Alan’a
uygulanmamasını benim vicdanım kabul etmiyor.” diyor. Ben ilave ediyorum. KCK
davasından tutuklu diğer milletvekillerine uygulanmamasını da benim vicdanım
kabul etmiyor.
Değerli
arkadaşlarım, bunları şu nedenle söylüyorum: Biz bu Parlamentoda ne kadar yasa
yaparsak yapalım, 23’üncü Dönemin sonunda, son 1 Ekim açılışında
Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül bu kürsüden konuşma yaptı. Tutukluluğun
fiilî mahkûmiyete dönüştüğünü, bunun önlenmesi gerektiğini, eğer yasal
düzenlemeler eksikse bunun yapılması gerektiğini, uygulamadan kaynaklanan
hatalar varsa bunun giderilmesi gerektiğini söyledi.
Şimdi,
“Tutukluluk” denilince iki tane temel ilke var: Birincisi tutuksuz yargılanmak
esas, ikincisi ise tutuklama kararlarına yönelik itirazlar ve buna ilişkin
verilen kararlar ana davadan bağımsız bir süreçte ele alınıyor ve Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, Türkiye'de suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,
sanığın kaçma şüphesi gibi nedenlerle bir kişinin tutuklanamayacağını ısrarla
belirtiyor, “Bu tutuklama nedeni olamaz.” diyor. Suçun
vasfı ve mahiyetini zaten tanımlayan iddia makamıdır.
Buradaki
üstünde durulması gereken mesele, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'yi
bağlayan bir yasa mıdır, değil midir? Yani biz Parlamentoda yasa çıkartsak ne
olacak? Eğer bizim çıkarttığımız yasalar pratikte uygulanamıyor ise bir anlamı
yok.
Şimdi,
diyor ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Sen, kardeşim, suçun vasıf ve mahiyeti
ne kadar ağır olursa olsun buna bakamazsın.” diyor, “Ancak koşulları varsa
kaçma şüphesi ve delilleri karartma nedeniyle buna bakabilirsin.” diyor, bizim
mahkemelerimiz tutuklamaya devam ediyor Anayasa’nın 90’ıncı maddesine aykırı
olarak.
Şimdi,
ben Bülent Arınç’ın şu sorusunu sorarak sözlerimi
bitirmek istiyorum. Deniz Feneri’ndeki davada uygulanan kanun
da Ceza Muhakemesi Kanunu, onu uygulayan da hâkimler, Silivri davasında,
Ergenekon davasında ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki KCK davasındaki
mahkemelerin uyguladığı kanun da aynı kanun, aynı Anayasa ve aynı hükümler
uygulanıyor, orada da hâkimler var, diğer mahkemelerde de hâkimler var ama
diğer mahkemelerdeki hâkimler Anayasa’ya aykırı davranışlarını devam
ettirmektedirler. Bu konuda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun
aslında anayasal görevini yerine getirmesi gerekmektedir çünkü,
burada mevcut yasa hükmüne hatta Anayasa hükmüne uymama durumu vardır.
Ben
Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın dileğinin
gerçekleşeceği umuduyla hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.
Şahsı
adına…
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, AK PARTİ Grubu adına 1’inci madde üzerinde söz
istiyorum izin verirseniz.
BAŞKAN
– Buyurun Sayın Elitaş.
İki
dakika içinde lütfen…
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, madde üzerinde söz aldım, sataşmadan değil.
BAŞKAN
– Peki, efendim.
Grup
adına Sayın Elitaş, buyurun.(AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
On
dakika.
AK
PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında
bu tasarı üzerinde grupların yaptığı anlaşma çerçevesinde sadece 1’inci maddede
Sayın Grup Başkan Vekilinin yapacağı konuşma ve Cumhuriyet Halk Partisinin
şahsı adına bir konuşması vardı ama biraz önce, dört yıldır birlikte
çalıştığımız, tecrübesine inandığım Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır’ın Bakanımıza bu tasarıyla ilgili ifade ettiği
konuyu, açıkçası eğer sıra sayısı 33 olan tasarıyı incelemiş olsalardı Sayın
Bakan hakkında haksız bir eleştiriyle karşı karşıya kalmayacağını,
yapmayacağını düşünüyorum çünkü Sayın Şandır teferruatıyla inceleyen bir grup
başkan vekilidir.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – İnceledim.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Faruk Çelik gibi uzun zaman grup başkan vekilliği
yapmış bir arkadaşımız, Sayın Şandır da uzun zaman grup başkan vekilliği
yapmış.
Eğer
bu metni iyi şekilde incelemiş olsaydık iki unsurun var olduğunu görürdük.
Birincisi, 2004 yılında yapılmış bir anlaşmanın varlığını; ikincisi de 2008
yılında bu anlaşmaya bağlı olarak ortaya çıkarılan hareket planının varlığını
ortaya koyardık.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – O 2007’de.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Devamla) - 2004 yılındaki anlaşma Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından 2005 yılında onaylanmış yani yedi yıllık geçmişi olan bir süreç söz
konusu değil. Sonradan yapılan anlaşma da bunun gerekçesinin içerisinde bulunan
anlaşmada 26 Şubat 2008 tarihinde Dışişleri Komisyonu bu konuyla ilgili
raporunu vermiş.
Bakın
değerli arkadaşlar, 21’inci Dönem, 22’inci Dönem ve 23’üncü Dönem Türkiye Büyük
Millet Meclisinin çıkardığı uluslararası sözleşmeyle ilgili Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunu bilgilendirmek istiyorum:
21’inci
Dönemde, yani 18 Nisan 1999’tan 3 Kasım 2002 yılına kadar olan, geçen süre
içerisinde toplam çıkarılan kanun sayısı 386, çıkarılan sözleşme miktarı 145.
22’nci
Dönemde, yani 3 Kasım 2002’den 22 Temmuz 2007 tarihine kadar geçen süre
içerisinde çıkarılan toplam kanun sayısı 914, sözleşme sayısı 344.
23’üncü
Dönemde toplam çıkarılan kanun sayısı 548, uluslararası sözleşme sayısı da 343.
Şimdi,
bu konuyla ilgili Sayın Şandır doğru ifade kullandı. Biz, bir günde 25 veya 26
tane uluslararası sözleşmeyi imzalayarak rekor kırdık son yasama yılında.
Önceki yasama yılında 38’le rekorumuzu yapmıştık. Son yasama yılında, yani
seçime giderkenki süre içerisinde 25 veya 26 taneyi
yapmıştık.
O
zaman, şimdi yaptığımız gibi, siyasi parti gruplarıyla istişare ederek, ittifak
ederek “Hangi yasa tasarılarını, uluslararası sözleşmeleri görüşelim?” diye her
hafta pazartesi günü yaptığımız haftalık olağan toplantılarda bunlar yapılırdı.
Hatta kendilerine teşekkür ediyorum, tüm siyasi parti gruplarına teşekkür
ediyorum. O zaman kendileri Suriye Dostluk Grubu Başkanıydı. Suriye’ye birlikte
yaptığımız ziyaret çerçevesinde, bir günde yanılmıyorsam 15 tane Suriye’yle
ilgili uluslararası sözleşmeyi buradan onayladık.
Türk
dünyasıyla ilgili ülkelerle yaptığımız sözleşmeleri de buradan onayladık.
Şimdi,
değerli arkadaşlar, bu süreci, 26 Şubat 2008 tarihinde yapılmış, Dışişleri
Komisyonundan geçip bizim birlikte yapmaya çalıştığımız uluslararası
sözleşmeleri “Niye bunu yapmadınız? Yoksa Azerbaycan’la ilgili aranızda bir
problem mi var?” diye Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden dile
getirmenin ben biraz anlamsız olduğunu ifade etmeye çalışıyorum. Çünkü
-Teşekkür ediyorum siyasi parti gruplarına- biz 22’nci Dönemde iki siyasi parti
olarak çalıştık; 344 uluslararası sözleşmeyi imzaladık. 914 yasa çıkardık.
23’üncü Dönemde dört siyasi parti olarak çalıştık ve tarihe imza atacak
şekilde, üç günde, siyasi parti gruplarının alt komisyon kurarak hazırladıkları
ticaret yasalarını onayladık, Borçlar Kanunu’nu onayladık. Yaklaşık 2.700
maddelik kanun metinlerini üç günde çıkardık. Siyasi parti grup başkan
vekilleriyle, Sayın Hamzaçebi’yle, Sayın Şandır’la,
Sayın Yıldız’la ve ben, birlikte yaptığımız anlaşmada, 11 Ocak tarihinden 20
Ocak tarihine kadar bu yasaların çıkması gerektiği ve toplam önerge sayısının
da 300 olması konusunda mutabık kaldık ve siyasi partilerin verdiği bir tarihî
uzlaşma sonucunda 2.700 maddeyi çıkardık. Eğer siyasi partiler, bu konuyla
ilgili çok uyumlu bir fikir alışverişi yapmaları varken… Ki Sayın Şandır bize
“Şu sıradaki yasa tasarısını, uluslararası sözleşmeyi öne çekelim.” dediğinde
“Yok.” demedik; Sayın Hamzaçebi veya Cumhuriyet Halk Partisi Grubu “Şu teklifi
biz daha önce görüşelim veya görüşmek istemiyoruz.” dediklerinde “Hayır.”
demedik.
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Tali komisyonlar ciddiye alınmıyor.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Devamla) – Nitekim bazı konularla ilgili…
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Tali komisyonlara gelince ciddiye alınmıyor.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Hocam, esas olan esas komisyonlardır biliyorsunuz. Siz
de beş yıldır burada, Plan Bütçe Komisyonunda görev yaptınız.
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Oradaki milletvekillerine saygısızlık oluyor.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Devamla) – Esas olan esas komisyonlardır. Tali komisyon görevini verir,
siz de muhalefet milletvekili olarak, komisyon üyesi olarak, Plan Bütçe
Komisyonu üyesi olarak dersiniz ki: “Biz de tali komisyon olarak bunu
görüşüyoruz.” diye, Plan Bütçe Komisyonu Başkanına, ilgili Komisyon
Başkanlığına önermenizi sunarsınız.
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Sabah komisyon başkanını da aradım, haberi yok. Haberi
yok komisyondan.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Devamla) – Biz sizinle özel olarak dışarıda konuşalım onu hocam.
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Burada konuşuruz.
BAŞKAN
– Lütfen… Lütfen…
MUSTAFA
ELİTAŞ (Devamla) – Burası karşılıklı konuşma yeri değil. Biz sizinle dışarıda
konuşuruz.
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Haberi yok.
BAŞKAN
- Lütfen dinleyelim.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Devamla) – Biz sizinle dışarıda konuşuruz.
Şimdi,
değerli arkadaşlar, 23'üncü Dönem Parlamentosunda, bazı konular hariç olmak
üzere, geneliyle ittifak hâlinde buradan biz yasaları çıkardık. Özellikle
uluslararası sözleşmeleri uyum içerisinde çıkardık. Her pazartesi siyasi parti
grup başkan vekilleriyle yaptığımız telefon görüşmesi çerçevesinde, “Bu hafta
şunu çıkarıyoruz.” diye... Nitekim bu hafta da bununla ilgili karar alınmış.
Salı günü -teşekkür ediyorum- beş tane uluslararası sözleşme çıktı. Bugün dokuz
tane uluslararası sözleşme çıkması için kararlaştırdık. O anlamda diyorum ki:
Eğer bununla ilgili, gecikmesiyle ilgili bir sorumluluk varsa tüm siyasi
partilerin sorumluluğudur ama şunu diyebilirsiniz: “Hükûmet bize bunu teklif
ederdi, teklifte de görüşebilirdik.” Bir cümleyle de şunu ifade etmeye
çalışıyorum: Bakın, ilk defa, Parlamento tarihinde “kırmızı gündem” diye tabir
ettiğimiz gündemde görüşülecek kanun, tasarı ve tekliflerinin sayısı minimum
seviyeye gelmiştir. Zaman geçtiğinde göreceksiniz ki önünüze gelen kırmızı
gündem bir kitap hâline gelip her hafta salı günleri basılacak ama ilk defa
23’üncü Dönem Parlamentosunda 18 veya 20 tane uluslararası sözleşme gündemde
kalmış, 18 veya 20 tane kanun, tasarı ve teklifi görüşülmeden kadük kalmıştır. Şimdi, Hükûmet, bu kadük
kalan tasarı ve teklifleri yine bizim birlikte değiştirdiğimiz İç Tüzük’ün 77’nci maddesinde geneli üzerindeki yapılan
görüşmelerden sonra Hükûmetin benimsediği, komisyonun kabul ettiği sadece
geneli üzerindeki yapılan görüşmelerle Genel Kurula indirilir hükmü
çerçevesinde bu da hızlı bir şekilde indirilmiştir.
Dışişleri
Komisyonunda emeği geçen arkadaşlarımıza, bu tasarıların ki uluslararası
sözleşmelerin imzalanmasında uyum içerisinde ittifak sağlayan değerli grup
başkan vekillerimize, ziyadesiyle grup başkanlarımıza teşekkürlerimi ifade
ediyorum.
Tasarının
hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN
– Lütfen, buyurun.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi için Sayın Elitaş’ın sözlerinin üzerine birkaç cümle söylemek
istiyorum.
Sayın
Elitaş, bizim iddiamızı güçlendiren bir beyanda
bulundu. 23’üncü Dönem, 22’nci Dönem yani kendilerinin iktidar grubu olduğu bu
dönemlerde uzlaşarak çok sayıda kanun çıkardığımızı, hatta üç günde, bir
haftada 2700 maddelik kanun çıkardığımızı ifade etti. Bizim de itirazımız bu,
tenkidimiz bu. Yani bu kadar çalışkan bir Meclisin
Azerbaycan’la ilgili bir konuda hassasiyet göstermemesini tenkit.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim. Zabıtlara geçti.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır, bu hassasiyeti niye siz göstermediniz, niye
teklif etmediniz?
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – İktidarda sizsiniz efendim.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Benim itiraz ettiğim, dikkate sunmak isteğim hadise şu:
Hükûmetin son zamanlarda başka hassasiyetlerle başka yönlere yöneliminden dolayı
Türk cumhuriyetlerine olan ilgisi soğumuştur ve bu, Türk cumhuriyetlerinde
-Sayın Yusuf Halaçoğlu’nun da dikkate sunduğu gibi- çok ciddi tepkilere yol
açmaktadır. Bunu dikkatinize sunuyorum. Bu konuda hassas olalım, daha çok
dikkat edelim.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Önümüzdeki hafta anlaşalım, uzlaşalım.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Söylediklerimizi teyit ettiği için kendisine teşekkür ederim.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır’ın konuşmasını,
beyanını söz olarak kabul ediyoruz.
BAŞKAN
– Değerli milletvekilleri…
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Söz istedim Sayın Başkan.
BAŞKAN
– Neyle ilgili efendim?
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Efendim, bu konuşulan mevzuyla ilgili, tali
komisyonlarla ilgili.
BAŞKAN
– 60’a göre size bir dakika süre vereyim.
Buyurun
efendim.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, ben kürsüden dışarıda konuşulacağı sözünü
verdim, ben Sayın Ayhan’ı alıp dışarı çıkıyorum efendim.
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, en azından bir dakika…
BAŞKAN
– Bir dakika vereceğim, konuşsun.
Buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
15.- Denizli Milletvekili Emin Haluk
Ayhan’ın, Sanayi Komisyonunun üyesi olduğuna, grup konuşmacısı olduğu bir
sözleşmenin tali komisyona havale edildiğine ancak konu hakkında komisyon
başkanının bilgisi olmadığına ilişkin açıklaması
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın
Başkanım, ben sözleşmenin biriyle ilgili grup konuşmacısıydım, tali komisyona
havale edildiğini sıra sayısında gördüm. Plan Bütçe ve Sanayi komisyonlarına
havale edilmiş. Ben Plan Bütçe Komisyonunun eski, Sanayi Komisyonunun yeni
üyesiyim. İkisinden de test ettiğimde bunların gelmediğini öğrendim. Bizzat
Sanayi Komisyonu Başkanını aradım bu sabah. Bunlar milletvekillerine
saygısızlıktır, bunların bilinmesi gerekir. Sayın Grup Başkan Vekilinin “Bu
hususu biz sizle dışarıda görüşelim.” demesini esefle karşılıyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
– Ben teşekkür ederim efendim.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- Türkiye-Azerbaycan Uzun Vadeli
Ekonomik ve Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 33) (Devam)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, son söz şahsı adına söz alan Sayın Nihat Zeybekci’nin, Denizli Milletvekili.
Buyurun
Sayın Zeybekci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz
beş dakika.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye ile
Azerbaycan arasındaki ticari bir anlaşma sebebiyle Meclis gündemimizde olan
kanun tasarısıyla ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yemin töreni
hariç ilk defa almış olduğumuz söz sebebiyle de sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime
başlarken… Değerli Milletvekilimiz Sayın Şandır’ın
Türk cumhuriyetleriyle, Türk dünyasıyla ilgili hassasiyetlerini biliyorum
yalnız ıskaladığı bir şey oldu, 5 Ekimde Türk
cumhuriyetlerimizin bağımsızlıklarına kavuşmasının 20’inci yılı sebebiyle Sayın
Cumhurbaşkanımızın onurlandırdıkları, Sayın Dışişleri Bakanımızın da çok
kapsamlı bilgiler verdikleri iki gün süren bir kongre, bir konferans
düzenlendi, hemen şuradaydı, Rixos Hotel’deydi, ben iki gün boyunca oradaydım, birçok
milletvekilimiz de oradaydı ve bağımsızlığını kazanan bütün Türk
cumhuriyetlerinin de orada her birinin etkinlikleri, sergileri de vardı,
ülkelerini tanıtma etkinlikleri de vardı, sanırım ıskaladılar, 21’inci yılında
inşallah orada olurlar.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Efendim, biz de oradaydık ve maalesef kimse yoktu.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, saygıdeğer milletvekilleri, diğer
bir konu da… Ben, biraz önce Sayın Ünüvar’ın söz alıp da bahsetmiş olduğu Türk
Dünyası Belediyeler Birliği Başkanı olarak hâlâ görevdeyim. 2003 yılında
dönemin Pendik Belediye Başkanı tarafından kurulan Türk Dünyası Belediyeler
Birliği bundan iki yıl önce Sayın Başbakanımızın destekleriyle başkanlık
görevini devraldım, hâlâ o görevim devam ediyor. 18 ülkenin üyesi olarak yer
aldığı, 18 ülkeden 1.106 tane belediyenin üye olduğu çok güçlü bir örgüt olarak
Türk Dünyası Belediyeler Birliği görevine devam ediyor. 96 tanesi ülkemizden,
436 tanesi de Azerbaycan’dan... Azerbaycan’dan… (AK PARTİ sıralarından
alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – Bravo!
NİHAT
ZEYBEKCİ (Devamla) - Ben, özellikle Sayın Şandır’ın
“Azerbaycan” dediğine dikkat edin diye… Ona hiç müdahale etmediniz, ben gelince
müdahale edince dikkatinize ben sunmak için bunu söyledim.
Saygıdeğer
milletvekilleri, değerli milletvekilleri, Türk Dünyası Belediyeler Birliği olarak
bu 18 ülkeden her ay, her iki hafta da bir, bir ülkemizden yaklaşık olarak
40-50 tane belediye başkanını, belediye görevlisini İstanbul’da eğitime
getiriyoruz, eğitime çağırıyoruz, onlara Türk belediyeciliği hakkında bilgiler
veriyoruz, Türkiye’deki yerel yönetimler hakkında onlara bilgiler veriyoruz,
onları ağırlıyoruz, Türk misafirperverliğine yakışır şekilde onları misafir
ediyoruz ve hakikaten çok mutlu bir şekilde, memnun bir şekilde de ülkelerine
uğurluyoruz.
Ayrıca,
Türk Dünyası Belediyeler Birliğine Türkiye’de illerimizin ve ilçelerimizin
üyesi olduğu o 96 tane kahraman belediyemizle o ülkelerde etkinlikler
düzenliyoruz. O ülkelerde ramazan etkinlikleri düzenliyoruz, bütün Balkan
ülkelerini tek tek dolaşarak etkinlikler düzenliyoruz. Moldova’da Gagavuz
Yeri’nde okul yapıyoruz, Kırgızistan’da bütün belediyelere iş elbiseleri
dağıtıyoruz, birçok Türk cumhuriyeti, Türk dünyası veyahut da bizim “kültür
coğrafyası” dediğimiz ülkelerde su kaynaklarını hayata geçiriyoruz.
Saygıdeğer
milletvekilleri, burada söz alan Denizli Milletvekilimiz Denizli’deki bir
felaketle ilgili, bir afetle ilgili konuyu gündeme getirmek için söz aldı. Beş
artı bir dakika kendisine söz verildi. Beş buçuk dakika başka konulardan, son
yirmi üç saniye kala Denizli’ye gündeme geldi. Ben o afetle ilgili sizlere kısa
bir bilgi arz etmek istiyorum. İki ilçemizde, Çameli ve Kale’de beş köyümüzü
etkileyen bir afet oldu. 9 büyükbaş, 20 küsur tane de küçükbaş hayvan telef
oldu. Bir vatandaşımız -Sadıka Hanım- eşinin ve
çocuklarının uyarısına rağmen maalesef bir kaza gibi de olsa hayatını kaybetti
selde. Ve hemen anında Valiliğimiz bütün müdürlükleri harekete geçirerek zarar
tespitleri yaptırdı. Denizli Belediyesi Sevgi Eli o ailenin ev eşyalarını
baştan aşağı yeniledi, yeni bir eve taşıdı. O aileye yıkılan evi için 21 bin
lira verildi. On dört tane balık çiftliği zarar gördü. On dört balık
çiftliğinin her birine havuzlarını temizlemesi için 5’er bin lira yardımda
bulunuldu ve zarar gören bütün diğer vatandaşlarımıza da 5’er bin lira olmak
üzere 100 bin liranın üzerinde acilen yardımda bulunuldu. Ve 1 milyon 400 bin
liralık toplam zarar da Valiliğimiz tarafından yapılan çalışmayla ilgililere
bildirildi. Ve…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
- Sayın Zeybekci, çok teşekkür ediyorum, vaktiniz
doldu.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben sözlerimin sonunda Van
depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
- Değerli arkadaşlarım, şimdi madde üzerinde on dakika soru-cevap işlemi
yapacağız.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Buyurun.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Benim konuşma yapmamdan yirmi beş dakika veya bir buçuk saat
sonra bir başka uluslararası sözleşmeyle ilgili yapılan görüşmede arkadaşımız
söz alarak benim konuşmamı çarpıtıp kamuoyunun yanlış bilgilenmesine neden
olmuştur.
Sataşma
nedeniyle, sözlerimi çarpıttığı için söz istiyorum.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sataşma yok.
BAŞKAN
– Sizden bahsetmedi Sayın Keskin, sizden bahsetmedi ama “Denizli
Milletvekilimiz” dedi. İsterseniz bir dakika bir tashih edin.
Buyurun.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Altı dakika…
BAŞKAN
– O sizin hakkınızdı, o ayrı konu altı dakika konuşmanız. Beş dakikalık şeyi
var.
Buyursunlar.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ilin
milletvekilinin, kendi ilindeki bir başka milletvekilinin kendi ilindeki
sorunları dile getirmesinden dolayı söz alarak onu yalanlamaya kalkması
herhâlde…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Hayır…
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Otur, yerine otur, belediye değil burası, otur.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Ben oturuyorum da…
ADNAN
KESKİN (Devamla) – İmar planı tadilatına benzemez bu işler, otur bakayım. (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
Böylesine
yalanlamaya kalkması herhâlde Parlamentoda ilk defa görülen bir hilkat
garibesidir. Bu arkadaşım benim konuşmamı bir dakikayla sınırladı, kendisi altı
dakikada baktım, yirmi dört saniyesi Denizli’ye ayrılmıştı. Gerisi Belediyeler
Birliği, başka konular, hatta Azerbaycan’la ilgili…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – “Azerbaycan”…
ADNAN
KESKİN (Devamla) – …sözleşmeyle ilgili de bir şey söylemedi.
Ben
şunu getirdim: Elbette 3 bin lira, 5 bin lira yardım edilmiştir.
İki:
Ben Denizli Belediyesinin, valiliğin, herhangi bir tasarrufunu eleştirmedim.
Ben şunu söyledim.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Siz hiçbir şey söylemediniz ki.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Arap baharının estiği ülkelere 400 milyon…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Denizli’yle ilgili bir şey söylemediniz ki.
BAŞKAN
– Lütfen…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) - Denizli’yle ilgili hâlâ bir şey söylemediniz ki.
BAŞKAN
– Lütfen… Lütfen…
Buyurun.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Denizli’yle ilgili bir kelime söyleyin, afetle ilgili bir
şey söyleyin.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Seni bir kez daha ikaz ediyorum
BAŞKAN
- Şimdi, beyler, bir saniye…
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Seni bir kez daha ikaz ediyorum.
BAŞKAN
– Bir saniye… Lütfen bir saniye…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Bakın, bütün Denizlililer…
BAŞKAN
- Sayın Zeybekci bir saniye, bitirsin lütfen.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Belediyedeki tasarruflarından korkarak buraya sığındın.
Lütfen
saygılı ol. Haddini bil ve terbiyeli ol. Saygısız adam.
BAŞKAN
– Sayın Keskin…
MAHİR
ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, konuyu, lütfen, başka bir yere taşıyoruz
şu an.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Ama bu kadar da olmaz.(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN
– Sayın Keskin, lütfen.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, söz istiyorum.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Otursun yerine. Saygılı ol.
BAŞKAN
– Sayın Keskin…
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Sayın Başkan, uzatın lütfen. Lütfen uzatın.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, kürsüyü işgal ediyor.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan...
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Saygılı ol biraz. Sayın Başkan, otursun lütfen. Kimdir yani,
böyle müdahale etme hakkı var mı?
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Siz de kürsüyü o şekilde işgal edemezsiniz.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN
– Oturun lütfen.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Böyle bir şey var mı?
BAŞKAN
- Sözleriniz zabta geçmiştir. Oturun lütfen.
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Açın efendim lütfen.
BAŞKAN
- Efendim, Sayın Keskin, lütfen bağlayınız.
OSMAN
KAPTAN (Antalya) – Ses yok, ses.
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – O zaman hepimiz çıkıp bu şekilde konuşalım Sayın Başkan.
Nezaket diye bir şey var.
ADNAN KESKİN
(Devamla) – Sayın Metiner…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN
- Bir dakika efendim, lütfen, müsaade edin bitirsin, ona göre söyleyeceğim.
ADNAN KESKİN
(Devamla) – Ben şunu söyledim: “Sel felaketi nedeniyle tahribat büyüktür. Bütün
havuzlar zarar görmüştür. Havuzlardaki balıkların tümü tahrip olmuştur. Devlet
sıcak elini buraya uzatması gerekmektedir.” dedim ve sonunda şunu söyledim:
“Arap baharının estiği ülkelere 400 milyon lira gönderebilen siyasi iktidarımız
inşallah Denizli’yi de unutmaz.” dedim.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Yapılanları niye söylemediniz? Hayır, yapılan şeyi niye
söylemediniz?
ADNAN
KESKİN (Devamla) - Talebim budur, bunu tekrar ediyorum. Kimsenin bunu
saptırmaya hakkı yoktur...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADNAN
KESKİN (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Keskin. Zapta geçti sözleriniz.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, şahsıma sataşma var. Başka bir konuyla,
belediye başkanlığı görevimle ilgili şahsıma sataşma var.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Yani ben sataşma filan yapmadım ama öyle algılıyorsa, yarası
varsa diyeceğim bir şey yok.
BAŞKAN
– Şimdi, değerli arkadaşlar. Tamam.
Buyurun
Sayın Aydın..
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Sayın Nihat Bey’in şahsına sataşma olmuştur.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Benim şahsıma sataşma var. Yeterli süre istiyorum.
BAŞKAN
– Şimdi, Sayın Zeybekci, doğru da karşılıklı
sataşmanın bir sınırı olmalı.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Doğruysa hakkımı verin.
BAŞKAN
- Buyurun size iki dakika süre veriyorum, siz de sataşmaya cevap verin ama
başka sataşmaya meydan vermeden, lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ü
çiğniyorsunuz, isim telaffuz edilmedi ki.
BAŞKAN
- Lütfen… Beyefendi, siz lütfen oturun. Adnan Bey bir şey söyleyecekse söyler,
siz oturun lütfen.
2.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Denizli’ye yedi yıl
belediye başkanı olarak hizmet ettim, tam yedi yıl. Yedi yılın sonunda 12
Haziran seçimleri sebebiyle tam bir kara propagandayla, yalanla, dolanla,
iftirayla hazırlamış oldukları bir belgeyi Denizli’de dağıttılar, “Başkan
kaçıyor” diye.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Kim dağıttı?
NİHAT
ZEYBEKCİ (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, şunu söyledim…
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Böyle bir konuşma olabilir mi? Utanmıyor mu bu lafları
söylemeye?
NİHAT
ZEYBEKCİ ( Devamla) – Yedi yıl boyunca belediye başkanlığı görevi
yaptım.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Utanmıyor mu Sayın Başkan? Niye müdahale etmiyorsunuz yahu?
NİHAT
ZEYBEKCİ ( Devamla) – Hakkımda açılmış
olan bir tek dava, hakkımda yapılmış olan bir tek suç duyurusu yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve şunu söyledim, sadece şunu
söyledim: 2004 yılı ve 2009 yılı arasında Cumhuriyet Halk Partili bütün
belediye meclis üyeleri bir araya gelsinler ve oy birliğiyle desinler ki 2009
seçimlerinde “Biz bu başkanın uygulamalarından dolayı herhangi bir suç unsuru
veyahut da herhangi bir şekilde bir kirlilik göremiyoruz ama içimiz rahat
değil. Bir teki söylesin aday da olmayacağım, adaylıktan da
çekileceğim.” dedim. Bunu dahi söyletemediler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkürler Sayın Zeybekci. Teşekkürler.
NİHAT
ZEYBEKCİ ( Devamla) – Sadece ve sadece
karaladılar, sadece ve sadece yalan ve iftira ettiler aynen burada olduğu gibi.
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Niye cevap veriyorsun
Sayın Başkan?
NİHAT
ZEYBEKCİ ( Devamla) – Hiçbir imar
uygulamamla ilgili hakkımda açılmış olan hiçbir dava, hiçbir suç duyurusu,
hiçbir şey yoktur.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Bağımsız yargı mı bıraktınız?
NİHAT
ZEYBEKCİ ( Devamla) – Ama kendilerinin
Denizli’deki bizim yol, köprü, park, bina, pazar yeri, sağlık ocağı, her şey,
garaj, çevre yolu, hepsiyle ilgili açtıkları onlarca yürütmeyi durdurma davası
vardı.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Otopark paralarını ne yaptınız, otopark paralarını?
MEHMET
YÜKSEL (Denizli) – Otur ulan, otur!
NİHAT
ZEYBEKCİ ( Devamla) – Hepsinden de çıktık.
Hamdolsun hepsini de yerine getirdik.
Saygıdeğer
milletvekilleri, yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Otopark paralarını ne yaptınız?
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Otur!
NİHAT
ZEYBEKCİ (Devamla) – Hayırlı çalışmalar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
– Sağ olun Sayın Zeybekci, sağ olun.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Asıl sataşma şimdi var.
BAŞKAN
– Sayın Keskin, siz çok tecrübeli bir parlamenter arkadaşımızsınız.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan, bir dakika, bir dakika…
BAŞKAN
- Bu şekilde devam etmeyelim lütfen.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
- Buyurun.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Ben kimsenin isminden bahsetmedim, kimseyi de kötülemedim
ama asıl sataşma şimdi var. Yani bir belge dağıtılmış…
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…
ADNAN
KESKİN (Denizli) – …o belgedeki suçlamalar, sanki bunu biz yapmışız gibi
açıklama yaptı. Ben sataşmadan tekrar söz istiyorum.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım, sayın konuşmacı hiçbir…
BAŞKAN
- Buyurun.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Aydın, niye müdahale ediyorsunuz?
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Bir dakika… Bir dakika…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sen önce Grup Başkan Vekilimizden bir özür dile.
“Terbiyesiz!” dediniz.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Kime?
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Özür dileyeceksin!
ADNAN
KESKİN (Denizli) – O atarsa ben de cevap veririm.
Sen
bir kere sabıkalısın.Sen
otur bir kere!
BAŞKAN
- Sayın Metiner, bir saniye efendim.
Beyefendi…
Evet, lütfen…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sana yakışıyor mu?
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sana yakışıyor mu?
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sen özür dile!
ADNAN
KESKİN (Denizli) - Sen yaranamazsın! Yaptığın suçlamaları…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Özür dile! Özür dile!
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Böyle yaparak yaranamazsın! Kendini affettiremezsin!
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sen istediğin zaman laf atacaksın hem de terbiye dersi
vereceksin!
BAŞKAN
– Lütfen… Bir saniye efendim… Bir saniye…
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN
– Dinleyelim.
Buyurun.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Az önce Sayın Konuşmacı tabii sataşmadan dolayı söz aldı,
konuştu ve hakkında birtakım karalamaların, iftiraların olduğunu, mahkeme
nezdinde de aklandığını ve bu manada da zaten ne isim vererek ne bir grubu
hiçbir şekilde sataşmaya meydan verecek şekilde konuşmadı, hiçbir isim
zikretmedi. Dolayısıyla burada boşuna bir sataşmadan dolayı söz talep ediliyor.
Efendim,
biz böyle bir sataşmanın olmadığı kanaatindeyiz. Gündem kaldığı yerden devam
etsin.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, izninizle…
BAŞKAN
– Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce konuşan Denizli
Milletvekili Arkadaşımız…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sataşmada bulundu. Biz de söz istiyoruz.
BAŞKAN
– Bir saniye… Bir saniye…
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - …söz isterken Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkan Vekili Arkadaşımız Sayın Aydın, Denizli Milletvekili Arkadaşımızın
hukukunu korumak düşüncesiyle ayağa kalktı, kendisine sataşma olduğunu ifade
ederek söz istedi.
Şimdi,
İç Tüzük’ümüzde böyle bir usul yok. Kime sataşılmışsa
sataşılan kişi kendisi söz ister. Grup başkan vekilinin kendisine…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sözü ben istedim Sayın Başkan.
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Kendisi istedi zaten sözü.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye… Ama ben başka bir şey söylüyorum.
İzninizle…
Grup
başkan vekilinin onun gücü yetmiyor ben ona destek vereyim düşüncesiyle ayağa
kalkıp onun adına söz istemesi gibi bir uygulama yoktur.
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – 2 tane vekiliniz var. Siz de…
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye efendim… Bitmedi cümlem, bitmedi…
Şimdi,
daha sonra, sataşma gerekçesiyle Sayın Keskin söz aldı, çıktı konuştu. Keskin
konuştu, arkadaşımız konuştu. Konuşmasında dedi ki: “Benim hakkımda Denizli’de
gerçeğe aykırı bir belge dağıttılar.”
Evet,
şimdi, Sayın Keskin’in konuşması üzerine bu ifade edildiği için Sayın Keskin
doğal olarak sataşma gerekçesiyle söz istiyor. Şimdi, Sayın Keskin’in söz
talebi üzerine Sayın Ahmet Aydın’ın tekrar ayağa kalkıp burada sataşma yoktur…
AHMET
AYDIN (Adıyaman) – Niye üzerine alınıyorsun?
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - …gerekçesini ileri sürmesi doğru değildir.
Sayın
Keskin hakkını savunuyor.
BAŞKAN
– Sayın Hamzaçebi, şöyle yapalım…
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, ben…
BAŞKAN
– Bir saniye… Haklısınız, haklısınız… Bir şey söylemiyorum.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - …mademki Sayın Aydın Denizli Milletvekilimiz adına
bir sözde bulunmuştur, ben de Sayın Keskin adına ifade ediyorum. Cümleyi
söyledim ki sataşma vardır efendim.
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Ben o evrakları dağıtanlarla ilgili hiçbir isim vermedim.
“Dağıtıldı” dedim.
BAŞKAN
– Her iki Başkan Vekilinin sözleri de zapta geçti.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Sayın Keskin, sadece bulunduğunuz yerden, en son söylediği…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Bir saniye efendim…
En
son söylediği böyle “Birtakım dergiler, karalamalar, dağıtıldı.” dedi. Sizin
dağıtmadığınızı oradan söylerseniz, zapta geçersek bu işi burada bitirelim
lütfen. Lütfen, oradan zapta geçelim.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Buyursunlar.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Parlamento kurallarla yönetilir.
BAŞKAN
– Tabii.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Ben sataşmadan söz istiyorum. Vermeyecekseniz saygı duyarım.
BAŞKAN
– Estağfurullah.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Ama verecekseniz kurallara uygun bir şekilde mikrofonda
konuşmak istiyorum.
BAŞKAN
– Şimdi, oradan da zapta geçiyor Sayın Keskin.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Hayır efendim. Vermeyecekseniz saygı duyarım.
BAŞKAN
– Şimdi, eğer tekrar sataşmaya meydan verecekse sonu yok. O bakımdan
söylüyorum.
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Ama bana sataşmayı kabul ediyorsanız, Başkanlık olarak bana
sataşmayı kabul ediyorsanız, ben, İç Tüzük hükümlerine göre…
BAŞKAN
– Hayır, şöyle diyelim efendim: Bir dakika, o “dağıtılan” dediği malzemenin
dağıtılmadığını söyleyecekseniz buyurun. Sadece bu var sataşma, benim görüşüme
göre. Lütfen, lütfen…
NİHAT
ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Lütfen…
Bir
dakika açın.
3.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ADNAN
KESKİN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle bir gerilimin
yaşanmasını istemezdim, arzu etmezdim. Benim konuşmamdan iki saat sonra, üç
saat sonra bu tartışmaların açılması üzüntü verici, Parlamento açısından da hiç
olumlu bir not değil. Milletvekili seçimleri döneminde bir belge dağıtıldığına
ilişkin benim bir bilgim yoktur. Ben, Sayın Zeybekci
de bilir, kırk bir yıldır siyasetin içerisindeyim. Hayatım boyunca ahlak dışı,
hukuk dışı hiçbir iş yapmadım. Beni bununla suçlamaya kalkanlara, bu
iddialarını kendilerine iade ediyorum. Hepinize saygı sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Sayın Aslanoğlu, lütfen… Şimdi, bir dakika…
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN
– Soru-cevaba geçeceğiz, lütfen rica edeyim Sayın Şandır.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Tekriri müzakere efendim, yeter artık.
BAŞKAN
– Yeter, teşekkür ediyorum.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- Türkiye-Azerbaycan Uzun Vadeli
Ekonomik ve Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 33) (Devam)
BAŞKAN
– Şimdi, değerli arkadaşlar, madde üzerinde on dakika soru-cevap işlemi
yapacağız.
Sisteme
girmiş olan arkadaşlar var.
Sayın
Ağbaba, buyurun.
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Malatya hepimizin bildiği gibi dünyada kayısı
ile marka olmuştur. Hiçbir kent yoktur ki dünyada bir ürünün yüzde 90’ına hâkim
olsun. Ancak buna rağmen Malatya’da önemli ölçüde kayısıyla ilgili sulama
problemleri vardır. Sayın Bakana arz etmek istiyorum: Malatya’da merkezde
insanlar Çat Barajı’ndan yeteri kadar su alamadığı için kanalizasyonu kırarak
sulama yapmaktadır. Hatunsuyu’nda, Dilek’te, eski
Battalgazi’de insanlar kanalizasyon borularını kırarak kayısılarını
sulamaktadır. Bu konuda tedbir almayı düşünüyor musunuz? Malatya’ya, Malatyalı kayısıcıya bu yakışıyor mu?
BAŞKAN
– Sayın Özkes…
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Depremin ilk üç
gününde İsrail’in yardımını kabul etmeyen AKP, dördüncü günde ne değişti de
İsrail’in yardımını kabul etti? Madem kabul edecekti niçin efelendi?” diye sordum.
Depremin ilk üç gününde İsrail’den gelecek kurtarma…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Sayın
Metiner…
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, süre dolmadı ki!
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir dakika olmadı Sayın Başkan.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Benim sesimi kesiyorsunuz!
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir dakika olmadı Sayın Başkan, üç kelime
konuştu.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Neden konuşturmuyorsunuz?
BAŞKAN
– Affedersiniz, bir teknik arıza olmuş, dolmamış.
Buyurun,
devam edin.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Geçen defa da bir dakikanın yarısında siz konuştunuz
yarısında ben!
BAŞKAN
– Hayır, ben, efendim…
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Rica ediyorum, bana bir dakika verin.
BAŞKAN
– Bir teknik arıza olmuş Beyefendi, bağırmanız için bir sebep yok. Teknik
arıza, benimle ilgisi yok.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Bir dakika verin.
BAŞKAN
– Bir dakika verdim.
Buyurun.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
VELİ
AĞBABA (Malatya) – Yine gelmiyor ses.
BAŞKAN
– Siz, lütfen susun siz.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
BAŞKAN
– Bir saniye, bir saniye…
Başka
bir yerden konuşun, acaba…
Bir
yan koltuktan konuşursanız, belki seste bir şey var.
ALİ
RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkanım, Hocama gareziniz mi var ya?
BAŞKAN
– Ya, Allah rızası için, yangına körükle gitmeyin! Teknik arızaya da öyle mi
diyorsunuz yani?
Bitişiğe
geçin lütfen, bitişiğe.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Lütfen konuşmaya başladığımda dakika başlasın. Rica
ediyorum…
BAŞKAN
– Tabii, öyle olacak, merak etmeyin, tamam.
Buyurun.
İHSAN
ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; depremin ilk üç
gününde İsrail’in yardımını kabul etmeyen AKP, dördüncü günde ne değişti de
İsrail’in yardımını kabul etti? Madem kabul edecekti niçin efelendi?” diye
sordum. Depremin ilk üç gününde İsrail’den gelecek kurtarma ekipleri belki
birkaç canın kurtulmasına vesile olacaktı. Buna engel olmak insanlık ayıbıdır.
Beş gündür enkaz altındakileri çıkaramayıp ölümlerine sebep olmak insanlık
ayıbıdır. Çürük binaya göz yumup insanların ölümüne sebep olmak insanlık
ayıbıdır. Çürük binaya izin verenleri milletvekili yapıp dokunulmazlık vermek
insanlık ayıbıdır.
Teşekkür
ediyorum, saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim.
Sayın
Metiner…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin
88’inci yıl dönümünü yürekten kutluyorum. Cumhuriyetimizin demokrasiyle
taçlandırılmak istendiği bir dönemde hâlâ CHP’li bir vekil arkadaşımızın “karşı
devrim” argümanını kullanıyor olmasını esefle kınıyorum.
SİNAN
OĞAN (Iğdır) – “Azerbaycan’la ilgili konuşun.” diye sabahtan beri itiraz
ediyorsun, kendin konuşmuyorsun ya!
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Baas tipi bir cumhuriyet
anlayışı miadını doldurmuştur. “Karşı devrim” argümanı
bile bildiğim kadarıyla eski CHP’ye ait bir argümandır.
VELİ
AĞBABA (Malatya) – “CHP” mi diyor, “MHP” mi diyor?
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – CHP’nin yenisiyle eskisi arasında bir farkın ortadan
kalkmış olmasını diliyorduk ama CHP belli ki… (CHP sıralarından gürültüler)
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Beyefendi, soru soracaksınız, soru!
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – …kendi ideolojik genlerine geri dönüyor.
MAHMUT
TANAL (İstanbul) – Yağcılık yapma, yağcılık yapma!
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Suriye’nin diktatoryal Baas’çı rejimini savunuyor olmaları da bir kez daha
gösterdi ki hâlâ Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti demokrasiyle taçlandırmak
istediğimiz cumhuriyetimizin…
RAMAZAN
KERİM ÖZKAN (Burdur) – Ne zihniyeti ya! Cumhuriyet zihniyeti, cumhuriyet! İkide
bir “zihniyet” diyor ya! …
MEHMET
METİNER (Adıyaman) - …Baas tipi bir cumhuriyet
olmasında ısrar ediyor. Bir milletvekili olarak bu anlayışı kınıyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Metiner.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Metiner konuşmasında grubumuza
açıkça sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.
BAŞKAN
– Şunu tamamlayalım mı, şimdi mi söz istiyorsunuz?
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tamamladıktan sonra da olabilir.
BAŞKAN
– Sayın Gök…
LEVENT
GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, 88’inci yılını kutlayacağımız cumhuriyet, siyasal
anlamda tam bağımsızlık ilkesi olduğu gibi ekonomik anlamda da tam bağımsızlık
ilkesi üzerine kurulmuştur. Bu cumhuriyeti kutlayacağımız bugünde ne yazık ki
KİT Komisyonunda ülkemizin cumhuriyetle yaşıt şeker fabrikalarının geleceğini
tartışıyoruz ve öğreniyoruz ki Kütahya’da, Kütahya Şeker Fabrikasının
özelleştirilmesinde Özelleştirme İdaresinin üzerinde olmadığı hâlde başka bir
kişiye ait bulunan tapunun da AKP’li bir sayın milletvekilinin, Vahit Kiler
Beyefendi’nin Kiler Grubu’nca satın alındığını öğrenmiş bulunuyoruz.
Sayıştay
yukarıda bağırıyor “Bu durumu düzeltin.” diye. Acaba Hükûmetimiz, sayın
bakanlarımız ve AKP’li milletvekillerimiz vicdanlarında bu sorunu nasıl
çözecekler?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Gök.
Soru
süresi doldu, şimdi cevap vermek üzere Sayın Veysel Eroğlu, Orman ve Su İşleri
Bakanı.
Buyurun
Sayın Bakan.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Soru sormak suretiyle
katkıda bulunan milletvekillerimize çok teşekkür ediyorum.
Sayın
Ağbaba, Malatya Milletvekili, Malatya’daki
sulamalardan bahsetti.
Esasen,
tabii ki, Malatya’da ne kadar sulama varsa onları yapmak bizim boynumuzun
borcu. Esasen, biliyorsunuz, Derme ve Çerkez Yazısı sulamaları bitti -O büyük
bir sulama alanı.- şimdi Kapıkaya Barajı’nı da
bitiriyoruz.
Bu
sizin söylediğiniz kayısı sulamasıyla ilgili de bir planlamamız var. Hatta, eski sulama sistemlerinin yenilenmesi konusunda da
bir karar aldık, inşallah sulama birlikleriyle birlikte sulamalardan eksik
kalanlarını tamamlayacağız, onu özetle vurgulamak istiyorum.
Şimdi,
Sayın Özkes “İsrail’den gelecek olan yardımlar niye
engellendi?” veya “Kabul edilmedi?” diyor.
Şu
an Hükûmetimiz, Başbakanımız ve başbakan yardımcılarımız çok net bir şekilde
açıkladı, biz hiçbir ülkeden gelecek yardımları reddetme durumunda olmadık
yani. Zaten şu anda onların da listesi İnternette var. Pek çok ülkeden şu anda
yardım geliyor, kimisi çadır gönderiyor, kimisi prefabrik konut vesaire.
Bunları kabul ettik.
Ama
biliyorsunuz arama kurtarmada süre çok önemli. Zaten biz Türkiye olarak arama
kurtarmada çok büyük bir mesafe kat ettik. Kaldı ki komşu Azerbaycan’dan da
hemen arama kurtarma ekipleri geldi. Yani arama kurtarmada bir aksaklık
yaşanmadı, bir.
İkincisi,
biz ister İsrail olsun ister başka ülke olsun gelecek yardımları kabul
ediyoruz.
Esasen,
biliyorsunuz, İsrail’de yangın olduğu zaman Sayın Başbakanımız talimat verdi ve
biz, İsrail’deki yangına yangın uçaklarımızla koştuk ve o yangını söndürdük.
Yani, yardımı engelleme veya kabul etmeme diye bir durum söz konusu değildir,
onu da özellikle belirtiyorum.
Ayrıca,
müsaadenizle, öğleden önce de Van Valisi hakkında bazı iddialarda bulunuldu.
Ben de hemen konuşmadan sonra Sayın Valiyle telefon görüşmesi yaptım. “Köylere
ulaşamadık.” diye hiçbir beyanının olmadığını çok açık bir şekilde ifade etti.
Yani, şu anda ulaşılmayan köy yok ama belki yanlış anlaşılma olabilir.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, yirmi iki tane köy ismi vereyim şimdi!
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tamam, hasar tespiti ile alakalı belki
olabilir ama arama kurtarma, battaniye, çadır, yiyecek, birtakım diğer
ihtiyaçlar için ulaşılmadık köyün olmadığını ve bu konuda bir beyanının
olmadığını burada ifade etmek istiyorum.
HASİP
KAPLAN (Şırnak) – Ben size hiç gidilmemiş yirmi iki tane sayayım.
ADİL
KURT (Hakkâri) – Valiyi kurtarmaz Sayın Bakan.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tabii, varsa onları
bildirin, hemen yardıma koşalım.
Esasen
şunu da özetle belirteyim: Bu konuda hakikaten çok büyük bir faaliyet, bütün
ülkenin her tarafından, yani bütün belediyelerden, bütün kamu kurum ve
kuruluşlarından büyük bir yardım seferberliği olmuştur, bundan dolayı herkese, bütün belediyelere,
ayrım gözetmeden hepsine, bütün kamu
kurum ve kuruluşlarına ve orada emeği geçen herkese gönülden teşekkür
ediyorum.
Tabii,
Sayın Gök, özellikle, Kütahya Şeker Fabrikasıyla alakalı… Biliyorsunuz
Özelleştirme İdaresi sadece Kütahya’da değil, sırasıyla bütün şeker
fabrikalarını özelleştiriyor. Özelleştirmenin usul ve esasları var, yoksa
herhangi bir kişiye bunu vermek şeklinde değil, belirli ihale esaslarına göre,
belli şartlara göre veriliyor. Bunu siz de biliyorsunuz, o konuyu da
bilgilerinize sunuyorum efendim.
Hepinize
çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
- Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Bu
şekilde görüşmelerimiz tamamlanmıştır.
1’inci
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Şimdi
Sayın Hamzaçebi, bir açıklamada bulunacak.
Buyurun
efendim.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
(Devam)
4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, grubuna sataşması
nedeniyle konuşması
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oturduğu
yerden konuşan Sayın Metiner, Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili bir
değerlendirmede bulundu. Sayın Metiner’in demokrasiyle ilgili çok kitabı var.
Bir tanesi de “Cennet Düşü” başlığını taşıyan bir kitaptır. Orada demokrasi
anlayışını değerlendirir, eski ve yeni demokrasi anlayışlarını irdeler ve
demokrasinin, demokrasiyi hazmetmemiş olan kişiler elinde, demokrat olmayan
kişiler elinde nasıl Talibancı bir demokrasiye dönüştüğünü gayet iyi anlatır.
Sayın Metiner’e, dönüp o yazdığı kitabını yeniden okumasını…
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Ezbere biliyorum.
MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …ve buradaki konuşmalarını demokrasiye uygun bir
şekilde yapmasını tavsiye ederim. Sayın Metiner, o kitabında özgürlükleri
savunurken, burada özgürlük karşıtı bir söylemi söylemekten çekinmiyor.
Sayın
Metiner, siyasete girdiğinizde bazı hataları yapmış olabilirsiniz, liderinizle
ters düşmüş olabilirsiniz. Siz, gelin, onu telafi etmek uğruna başka şeyler
yapmayın, Ahmet Hakan’a yazdığınız o mektuptaki gibi olmaya devam edin. Ben
size bunu öneririm, size bu yakışır. (CHP sıralarından alkışlar) Başka bir rol,
inanın, şurada geçen dönem oturup laf atan arkadaşlar vardı, bu rol size
yakışmıyor ama “Ben bu rolü oynayacağım.” diyorsanız, söyleyeceğim bir şey yok.
Bir
şey daha ilave etmek istiyorum. Suriye’deki Baas
rejimi ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında Sayın Metiner bağ kurmaya çalıştı.
Biz Suriye’ye bir heyet gönderdik “Suriye’de ne oluyor, ne bitiyor?” diye.
Birçok ülkeye heyet gönderiyoruz -Bulgaristan’a gönderdik, Avrupa ülkelerine
gönderdik, komşu ülkelerimize gönderiyoruz- bundan sonra da göndermeye devam
edeceğiz. O günlerde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın
Çelik bir değerlendirme yaptı, “Sayın Kılıçdaroğlu
mezhep yakınlığı nedeniyle mi Suriye’ye heyet gönderiyor?” dedi. Ben şimdi size
bu vesileyle sormak istiyorum: Siz Suriye’deki rejimin mezhebinize uygun
olmaması nedeniyle mi oraya giden heyeti eleştiriyorsunuz? Siz mezhep ayırımı
mı yapıyorsunuz? Bunu da Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna sormak istiyorum.
Özgürlükçü demokrasi anlayışında Adalet ve Kalkınma Partisi bizim ufkumuzun
gerisinde kalır.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, Sayın Başkan lütfen… Benim rolümle ilgili…
BAŞKAN
– Sayın Metin’er
isminizi zikrettiği için vereceğim ama bir başka sataşmaya meydan vermeden
lütfen.
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Hayır, asla.
BAŞKAN
– Buyurun, iki dakika içinde… (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AHMET
TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sataşana sataştırıyorsunuz Sayın Başkan.
BAŞKAN
– Siz gelirseniz buraya
sataştırmazsınız.
AHMET
TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Geleceğim…
5.- Adıyaman Milletvekili Mehmet
Metiner’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
MEHMET
METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Hamzaçebi’ye kitaplarımı okuduğu için teşekkür
ediyorum. Hepsi ezberimde: “Cennet Düşü, İdeolojik Devletten
Demokratik Devlete.” Mehmet Metiner olarak devletin ideolojiden
arındırılması gerektiğini ve herkesin etnik kökenine, dinsel kökenine, yaşam
tarzına bakılmaksızın özgür olabileceği demokratik bir cumhuriyeti savunduğumu
o kitabımı okumuşsanız görürsünüz. Dolayısıyla rolümde de, duruşumda da hiçbir
farklılık söz konusu değildir. Baas tipi bir
cumhuriyeti orada nasıl eleştirdiğimi de pekâlâ hatırlarsınız kitabımı
okumuşsanız.
Ben
ideolojik bir akrabalık bağından söz ediyorum. Cumhuriyet elbette çok
anlamlıdır, çok değerlidir ama demokrasiden yoksun bir cumhuriyet de,
demokrasiden yoksun bir din anlayışı da, demokrasiden yoksun bir laiklik anlayışı da sorunludur
diyenlerdenim.
Sayın
Liderimizle herhangi bir sorunumuz yok, her seferinde bunu dilinize dolamanıza
gerek yok. Biz birbirimizi yeni tanıyan insanlar değiliz. 80 öncesinden
birbirimizi tanırız. Sayın Liderimin söylediklerinin arkasındayım. Partimin
ilkelerini sonuna kadar benimseyen bir insanım. Herkes için demokrasi, herkes
için özgürlük isteyen katıksız bir demokratım.
Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Metiner.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- Türkiye-Azerbaycan Uzun Vadeli
Ekonomik ve Ticari İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/324) (S.
Sayısı: 33) (Devam)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, tasarının 2’nci
maddesini okutuyorum:
MADDE
2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekilimiz. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP
GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekillerim; hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli
arkadaşlarım, eski bir arkadaşınız olarak bir tavsiyede bulunayım: Aynı ilin
milletvekilleri, bağrınıza taş basın, kızılcık şerbeti için, ne olursunuz bu
kürsüde birbirinize sataşmayın. Aynı ilin milletvekilleri… Ben, herkes için
konuşuyorum. Ben, iki dönemdir -üçüncü dönemim- burada bir kez gördüm, bir kez,
aynı ilin milletvekillerinin şu yaşadığımız olayı yaşadığını bir kere gördüm. Parlamento
etiğinde, il etiğinde, ilde birlik beraberlik olması açısından o ile zarar
verir. Benim dostça tavsiyem, dışarı çıkın, daha sonra oturun konuşun…
RIFAT
SAİT (İzmir) – Bu tarafa bakarak konuşma!
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Her tarafa bakıyorum ben.
RIFAT
SAİT (İzmir) – Hep buraya bakıyorsun, o tarafa bak!
BAŞKAN
– Lütfen… Lütfen…
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Nereye bakacağımı siz tayin edemezsiniz. Nereye
bakacağımı…
BAŞKAN
– Lütfen…
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben, tüm Parlamentoya hitap ediyorum, yeni
gelenlere söylüyorum, bir dostça tavsiye ediyorum. Orada oturmuş laf
atıyorsunuz. Nereye bakacağımı ben tayin ederim, siz tayin edemezsiniz. Yani
almayacaksanız almayın. Ben, dostça, bu Parlamentoda yaşamış deneyimli bir milletvekili
olarak, aynı ilin milletvekilleri sakın ola ki… Burada geçen dönemden, evvelki
dönemden kalan bir sürü arkadaşım var. Ben, ikinci görüyorum bunu ve
üzülüyorum, il açısından üzülüyorum, o ilde birlik beraberlik açısından
üzülüyorum. Hep birlikte olmalısınız. Amacımız, hepimiz, seçildiğimiz ile
hizmet etmek zorundayız. Ben, bu tavsiyeyi yapmayı bir görev bildim. Hakikaten
o il açısından üzülüyorum. Ben, herkese söylüyorum bunu, kimseye söylemiyorum.
Teşekkür
ederim.
Şimdi,
değerli arkadaşlarım, tabii, Dışişleri Komisyon Başkanım burada olduğu için, bu
konuşmayı, kısa, beş dakikalık bir konuşmayı görev bildim. Vize konusu… Biz,
Azerbaycan’a vize uygulamıyoruz ama Sayın Başkan, hâlâ Azerbaycan bize kapıda
vize uyguluyor ve bunu da kaldırmıyor. Türk vatandaşları Azerbaycan girişinde
bazen çevriliyorlar. Bir kere bunu ileteyim.
İkincisi,
hâlâ Özbekistan ve Türkmenistan, Türk vatandaşlarına vize uyguluyor ve bazen
iki ay, bazen üç ayda vize alınamıyor. Şimdi Avrupa Birliği ülkelerine de
geleceğim, Amerika’ya da geleceğim. Amerika’ya giden çok arkadaşım var.
Ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz, kemerlerinizi çıkarıyorsunuz. -aynı şeyi uygulamadığınız takdirde- bizler
ise kırmızı halı seriyoruz. Onlar bize ne yapıyorsa biz aynısını yapmıyorsak
olmaz arkadaşlar. Türk iş adamlarından -bırakın vatandaştan- hangi belgeleri
istediklerini biliyor musunuz bazı ülkelerin? Tapularından tut, bankadaki
hesaplarından tut, hatta ELISA testi isteyen ülkeler var. Onun için eğer bu
konuda aynı mütekabiliyet esasında hareket etmezsek Türk vatandaşları zor
durumda kalıyor.
Avrupa
Birliğine geleceğim. Avrupa Birliğinde her ülke bize vize uyguluyor. Oğlunun
düğününe, torununun sünnetine veya kızının doğumuna gitmek bir anne babanın her
şeyidir ama maalesef üç aya, dört aya vize günü veren ülkeler var. “Bazı
ülkelerde vizeyi kaldırdık.” dediniz ama Türkiye’nin bu ülkelerle hiçbir
ilişkisi yoktur. Örneğin Türkmenistan’la, örneğin Özbekistan’la Türkiye’nin
tarihî bir ilişkisi vardır. Bu ülkeler niye vize uyguluyor Türk vatandaşına? Bunları
ortadan kaldırmalıyız. Biz Azerbaycan’a vizeyi kaldırdıysak hâlâ Azerbaycan
bize vize uyguluyorsa bunu düşünmemiz lazım. Niçin uyguluyorlar? Bir Almanya’ya
veya Schengen vizesi dediğimiz ülkelere artık o
ülkeler de… Eskiden Fransa’ya gitmek için Schengen
vizesi yetiyordu ama artık şimdi onlar da tavır değiştirdi hangi ülkeye
giderseniz o ülkenin konsolosluğundan vize isteyeceksiniz. Artık bir ülkeye Schengen vizesi alıp diğer ülkeye girme serbestisi ortadan
kalktı.
Yani
Türk vatandaşına uygulanan vize uygulamasını… Eğer Türkiye’nin en çok ilişkide
olduğu Avrupa Birliği ülkeleri veya Türk iş adamlarının en çok iş yaptığı
ülkeler hâlâ bize vize uyguluyorsa bizim bunu düşünmemiz lazım. Biz aynı tavrı
göstermiyoruz, kapıda kırmızı halılar seriyoruz. Yine söylüyorum: Kırmızı
pasaportu olan bir milletvekili olarak ben Amerika’ya gidişimde her tarafımı
çıkarıyorum, bir çorapla kalıyorum. Eğer bunu yapıyorlarsa, biz de… Amerika’dan
gelen bir Amerikalı parlamentere aynı şeyi yapın bakayım, aynı tavrı gösterecekler
mi? Ama biz bunu yapmıyoruz, kolaya kaçıyoruz, kırmızı halılar seriyoruz, yazık
oluyor. Ben bunu söylemek zorundayım. Bu konuda hepimizin görevi, Parlamentonun
onuru için… Türkiye’nin seçilmiş bir milletvekili eğer çoraplarını çıkarıp,
ayakkabısını, kemerini, her şeyini çıkarıp, Amerika’ya giriyorsa bizim de aynı
şeyi uygulamamız gerektiğine inanıyorum.
Bir
başka konu,
artık dünyada küresel bir turizm oluştu, belli ülkeler bunun kaymağını yiyor.
Soruyorum… Avrupa Birliği ülkelerine vizesi olan, herhangi bir Avrupa Birliği
ülkesine vize almış, Türkiye’nin vize uyguladığı herhangi bir ülke
vatandaşının, Avrupa Birliği ülkelerinden birinin vizesi varsa veya Amerika
vizesi varsa, İngiltere vizesi varsa Türkiye vize istemesin bu vatandaşlardan.
Hangi ülkenin vatandaşı olursa olsun, hiçbir Avrupa Birliği ülkesinin
konsolosluğu vize vermez boş yere, vize veriyorsa… Örneğin, Hindistan ve Çin
vatandaşları Türkiye’de bir destinasyon merkezi…
İstanbul’a gelip diğer ülkelere gitmek istiyor ama bizim o ülkelere uyguladığımız
vize nedeniyle burayı bir destinasyon merkezi
yapamıyorlar. Bırakın, ilan edin Hindistan’da: “Biz, Avrupa Birliği ülkesi
vizesi olan hiçbir Hindistan vatandaşına vize istemiyoruz.” deyin bakalım. Ama
bunu söylemiyoruz ve bazı ülkelerde konsolosluğumuz yok, başka ülkelere gitmek
zorunda kalıyorlar. Bunun için, bunun yolu şudur: Herhangi bir Avrupa Birliği
ülkesinin vizesi varsa, Amerika vizesi varsa veya İngiltere vizesi varsa bu
ülke, Türkiye'nin bu insanlara, “Bu vizesi olan insanlardan vize istemiyoruz.”
demesi lazım.
Evet,
yani dünyayı biz yeniden keşfetmeyelim. Yani, bu işlere, Sayın Büyükelçi, bu
işlere bir büyükelçi mantığıyla bakmayın, bu işlere bu ülkenin bir ticari
kazancı olarak bakın ama hemen itiraz ettiniz orada, itiraz etmeyin. Yani, herhangi
bir Avrupa Birliği ülkesi vize veriyorsa biz niye vize vermiyoruz? “Ama, bu zorluğu çıkarmayın.” diyorum ama hemen oradan itiraz
ediyorsunuz “olmaz” diyorsunuz. Olaya bir başka pencereden bakın. Olaya bu
pencereden bakın.
HÜSEYİN
FİLİZ (Çankırı) – Eskidendi.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Efendim, ben eskisi, bugünü, dünü demiyorum,
yarına bakalım diyorum.
İHSAN
ŞENER (Ordu) – Ülke bağımsızlığı…
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hangi ülke bağımsızlığı? Ülke bağımsızlığıyla
falan bunun ilgisi yok efendim.
BAŞKAN
– Sayın Aslanoğlu, Meclise…
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Eğer, bizim bir konsolosluğuma gidip bir ayda, iki
ayda vize alacaksa, Avrupa Birliğine gidecek bir insanın vizesi varsa
-Hindistan vatandaşının- biz vize istemezsek ne olur? Bağımsızlığa bir halel mi
gelecek? Bağımsızlığa bir halel gelecek! Takdir sizin.
Bu
benim önerim ama yine söylüyorum mütekabiliyet esası yoktur. Sadece Avrupa
Birliği vize vermiyorsa o zaman siz de uygulayın. Siz de uygulamıyorsunuz.
HÜSEYİN
FİLİZ (Çankırı) – On sene önce nasıldı?
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – On sene önce, yirmi sene önce… Beyefendi, yarına
bakın, yarına! Biz artık burada… Yarına bakın, yarına… Bu ülke hepimizin,
yarına bakalım.
Önemli
olan bu ülkenin kazancı. Artık dünyada her şey bitti, sadece
ticari bir savaş başladı. Ülkenin bağımsızlık savaşı artık… Bir ülkenin
bağımsız olması, o ülkenin ekonomik bağımsızlığına bağlıdır.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.
2’nci
madde üzerinde gruplar adına söz isteyen yok.
Soru-cevap
için söz isteyen yok.
2’nci
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3’üncü
maddeyi okutuyorum:
MADDE
3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz isteyen yok.
Soru-cevap
için söz isteyen yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.
Bu
şekilde, kanunun tümünün açık oylamaya tabi olması dolayısıyla tümü üzerinde
açık oylama yapacağız.
Açık
oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Açık
oylama için üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, Türkiye-Azerbaycan Uzun Vadeli Ekonomik ve Ticari
İşbirliği Programı ve İcra Planının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı açık oylama sonucunu açıklıyorum:
“Kullanılan
oy sayısı : 262
Kabul : 260
Ret : 1
Çekimser :
1 (x)
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Mustafa Hamarat Mine
Lök Beyaz
Ordu Diyarbakır”
Böylece
tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.
Sayın
milletvekilleri 2’nci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Pakistan
İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Planlama Alanında İşbirliğine İlişkin
Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve
Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Planlama Alanında İşbirliğine
İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/408) (S. Sayısı: 37) (x)
BAŞKAN
– Komisyon? Yerinde.
Hükûmet?
Yerinde.
Komisyon
Raporu 37 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının
tümü üzerinde söz isteyen Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Adil Kurt,
Hakkâri Milletvekili.
Süreniz
yirmi dakika.
BDP
GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37
sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum.
Malumunuz
Pakistan’a Türkiye'nin en yakın noktası Van, ben de Van üzerinden Pakistan’a ve
Pakistan’la ilişkili bu anlaşmaya bakmaya çalışacağım.
Van
depreminin üzerinden beş gün geçmiş olmasına rağmen, bugün hâlâ ne yazık ki
enkaz altında kaç cesedin olduğu, kaç vatandaşın hâlâ enkaz altında olduğu
bilinmemektedir, yaralılara ilişkin olarak da bugün, bu saat itibarıyla da
devletin net bir rakamı yoktur.
En
son ulaşan bilgiler itibarıyla Van’da yaşamını yitiren vatandaşların sayısı
534, yaralı 2.300 ve bugün, bu saat itibarıyla Van’da ne yazık ki hâlâ kar
yağıyor ve birçok köye hâlâ devlet yardım ulaştıramamıştır.
Bu
vahim tabloda, deminki, öğleden sonraki görüşmelerde de Sayın Bakana ısrarla
sorduk. Sayın Başbakan, Van’a ilişkin, Van depremine ilişkin ilk yirmi dört
saatte ihmallerin olduğunu ifade etmiş olmasına rağmen, hâlâ burada konuşan
Hükûmet yetkilileri bir aksaklığın olmadığına, her şeyin muntazam yapıldığına
ilişkin beyanlarda bulundular.
Biz
buradan tekrar ifade ediyoruz: Sayın Hükûmet yetkilileri, Van Valisinin bugün
birçok gazetede yayımlanan demeci, Milliyet gazetesinden aynen aktarıyorum: Van
Valisi Münir Karaloğlu 2.200 konutun kullanılamaz
hâlde olduğunu belirterek, köylerde henüz bir çalışmanın olmadığını belirtmiş.
Bu, Van Valisi Münir Karaloğlu’nun açıklaması.
İki
gün önce, Salı günü, Van depreminden kırk sekiz saat sonra, koordinasyondan
sorumlu Bakanımız Sayın Beşir Atalay’ın buradaki sorularımıza cevaben Van’da
ulaşılamayan hiçbir köyün olmadığına ilişkin beyanları oldu, her köye çadır ve
yardımın ulaştırıldığına ilişkin açıklamaları oldu.
Şimdi,
tekrar buradan soruyoruz: Ya Bakan doğru söylüyor ya Van Valisi doğru söylüyor.
Sayın
Eroğlu’nun demin söylediği beyan kendilerini kurtarmıyor. Van Valisi açıkça
ifade etmiş, doğru bir beyanda bulunmuş. Van’da hâlâ ulaşılamayan köyler var.
Hâlâ, enkaz altında kaç vatandaşın olduğunu devlet bilmiyor.
Bu
tablonun sorumlusu birinci dereceden Hükûmet, Hükûmeti temsilen, Van’da devleti
temsilen de Validir. Eğer vali Hükûmeti burada açıktan yanıltıyorsa, yanlış
beyanda bulunmalarını sağlıyorsa Hükûmete düşen bir şey vardır… Sayın Çelik
deminki konuşmasında bizim depremlerden ders çıkarmamız gerektiğini ifade etti.
Doğrudur, depremlerden ders çıkarmamız gerekiyor, doğal afetlerden ders
çıkarmamız gerekiyor. Hükûmetin de öncelikli çıkarması gereken ders, hiç
şüphesiz ki, ilk önce Van Valisini açığa almaktır, Van Valisini görevden
almaktır çünkü Van Valisi Münir Karaloğlu, Van’da bu
kar kış günü, karın yağdığı bugün de hâlâ vatandaşların mağduriyetine sebebiyet
vermektedir, hâlâ bakanları yanıltmaktadır. Sayın Hükûmetin bu tabloya el
koyması gerekiyor. Böyle bir sorumsuzluğa daha fazla izin vermemesi gerekiyor.
İkinci
önemli ders, eğer ders çıkarılacaksa; açıkça beyan ediyoruz, Barış ve Demokrasi
Partisi olarak ifade ediyoruz, Van’ın tamamında -bize ait belediyeler de var,
Hükûmete ait belediyeler de var- son on yıl içerisindeki bütün imar
uygulamaları soruşturmaya tabi tutulsun. Kimin ihmali varsa, kimin ihmali varsa
bu tabloda cezasını bulsun, hesabı sorulsun. Daha fazla insanlarımızın
mağduriyetine mahal vermeyelim, izin vermeyelim.
İç
siyasette doğru işler yapmazsanız dış siyasette de dış politikanızı da doğru
belirleme şansına sahip olamazsınız.
Pakistan’la
yapılan anlaşmalarda… Malumunuz Pakistan, tarihi boyunca hiçbir zaman olağan
koşullarda bir yönetime sahip olmamıştır. Tarihi boyunca sürekli darbelerle
boğuşmak durumunda kalmıştır. Sonuncusu da üç yıl önce gerçekleşti.
Bu
ülkeyle yapılacak ortaklık anlaşmaları elbette ki, önemlidir, önemsiyoruz.
Dünyanın neresinde olursa olsun halklar arası, devletler arası gelişmeye ve iş birliğine dayalı,
demokratik normları geliştirici her türlü anlaşmanın arkasında olduğumuzu
defalarca ifade ediyoruz. Bu anlaşmada da öyledir; tutumumuz bu şekildedir.
Ancak, Pakistan’a gitmişken, size zahmet, Pakistan’ın lütfen künyesine de
bakın. Lütfen künyesine de bakın. Çünkü darbeler ülkesi Pakistan’dan bizim
öğreneceğimiz bazı şeyler var. Künyesine bakın Pakistan’ın Üç dil, Pakistan’ın üç resmî dili
vardır. Urduca, İngilizce ve Hintçe’yi resmî dil
olarak kendi okullarında, devlet hizmetinde uygulayan bir ülkedir. Anlaşma
yaptığımız ülkelerin gerisinde bir tablo içerisinde olduğumuzu lütfen görün.
Pakistan, bizler açısından, Türkiye’de yaşayan herkes açısından, 1947 Hindistan
ayrışmasıyla önemli bir ülkedir, ders çıkarmamız gereken bir ülkedir. Muhammed
Ali Cinnah’ın yaşamını, Mahatma
Gandhi’yle diyaloglarını mutlaka ama mutlaka gözden
geçirmemiz gerekiyor, dinlememiz gerekiyor, tekrar tekrar okumamız gerekiyor.
Biliyorsunuz, eğer kitap okuma zahmetinde bulunmuyorsanız, filmi vardır, filmi
izlemek daha rahattır, filmini izleyin; oradan çıkaracağımız ders vardır.
Biz
demokratik normlarımızı Orta Doğu’ya, Uzak Asya’ya taşıma gayreti içerisinde ve
iddiası içerisinde iken gittiğimiz ülkelerde, onlardan, yani kendi
insanlarımıza ilişkin uygulamalarda onlardan geride olduğumuzu görmek ve tespit
etmek çok zor olmasa gerek. Tarihte ilk defa Pakistan’la sözleşme, anlaşma
yapılmıyor, iş birliği geliştirilmiyor. 1957’ye gidin, CENTO Paktı’nı
göreceksiniz. Daha öncesine giderseniz, Afganistan’la bugün sürtüşmeli olan
Pakistan’ın Sadabat Paktı’nı göreceksiniz. Bu
paktların hepsini insan hakları karşıtı bir zeminde imzaladığımızı, böylesi bir
zeminde sorunlara ve uluslararası iş birliğine yaklaştığımızı görme şansına
sahip olacaksınız. Tarihi iyi irdelemeden, görmeden, geleceğe görmeden geleceğe
ışık tutmak, geleceğe ilişkin demokratik ilişkiler, medeni ilişkiler yakalamak
çok kolay olmayacaktır.
Değerli
Başkan, sayın milletvekilleri; bu tarih itibarıyla, bugün itibarıyla
Türkiye'nin Orta Doğu politikası, komşu ilişkileri deminki Azerbaycan’la
yapılan Azerbaycan’la ilişkili anlaşmada sıkça gündeme geldi, üzerinde duruldu,
tekrar altını çizmekte fayda var. Ama siz Van üzerinden Pakistan’a giderken,
İran’ı, İran’la ilişkilerinizi hangi zemin üzerine oturttuğunuzu, hangi zemin
üzerinde şekillendirdiğinizi mutlaka görmek zorundasınız, irdelemek
durumundasınız. Uluslararası güçlerin Uzak Doğu’ya, Yakın Asya’ya ulaşımını
kolaylaştırmak için yaptığınız bu anlaşmalar, yapma gayreti içerisinde
olduğunuz bu anlaşmalar sizleri Orta Doğu’da lider ülke pozisyonuna
getirmeyecektir, çünkü soruna doğru zeminden yaklaşmıyorsunuz, çünkü sorunu
doğru zeminde değerlendirmiyorsunuz. Bu anlaşmaların Türkiye’de Türkiye
halklarının geleceğine ışık tutması açısından önemli olması gerekirken ne yazık
ki siz bu anlaşmaları uluslararası güçlerin, uluslararası çıkar odaklarının
dengelerini gözeterek bu anlaşmaları yaptığınız için çok da verimli anlaşmalar
olmayacaktır. Keşke bu zeminde anlaşmalar yapılmış olsaydı. Bu
insanların ülkeler arası, halklar arası, toplumlar arası demokratik
ilişkilerini geliştirici, iş birliğini artırıcı anlaşmalar yapmış olsaydınız
biz de “Başımız gözümüz üstüne.” diyecektik ama bu yapılan anlaşmalar buna
hizmet etmiyor, bu yapılan anlaşmalar kesinlikle ve kesinlikle uluslararası
çıkar odaklarının, güç dengelerinin, vahşi kapitalizmin çıkarına hizmet ettiği
için bu anlaşmalar bu şekilde yapılıyor. Yapılan tasarının içeriği
burada daha açık şekilde konuşulmak durumundaydı. “Bölgesel stratejik planlama”
diyor bölgesel stratejik planlamadan neyi kast ediyorlar? Bunun açıklanması
gerekiyor. Bunların hiçbiri açık ve net değil, bunların hiçbiri Parlamento
zemininde yeterince tartışılıp olgunlaştırılmış anlaşmalar değil. Amerika, Orta
Doğu’daki, Uzak Asya’daki enerji kaynaklarına rahat ulaşsın diye, Batı Avrupa
enerji kaynaklarına daha rahat ulaşsın diye yapma gayreti içerisinde olduğunuz
anlaşmalar bu anlaşmalar. Amacı çok açık ve nettir. Türkiye halklarının
çıkarına hizmet eden anlaşmalar değil bu anlaşmalar. Bu anlaşmalar üzerine
Türkiye'nin gelecekte kazanacağı çok şey yoktur. Ama umut ederim ki, gittiğimiz
yerde anlaşma imzaladığımız ülkelerin en azından kendi insanlarına nasıl
yaklaştıklarını, kendi içlerindeki farklılıklar konusunda, darbeler ülkesi
oldukları hâlde, nasıl bir tutum içerisinde olduklarını görmüş olursunuz.
Suriye de böyleydi, Suriye’yle ilişkileriniz bu şekildeydi, o yüzden çıkmaza
girdi. Libya’yla ilişkileriniz böyleydi, o yüzden çıkmaza girdi. Kuzey
Afrika’yla ilişkili yaklaşımlar bu zemindeydi, o yüzden yirmi dört saat
içerisinde kendi politikalarınızı ters yüz etmek durumunda kaldınız. Asya
ülkeleriyle ilgili de ileride, yakın gelecekte aynı tekerrürün içerisine düşme
ihtimaliniz vardır, bu ihtimal bugünden görülüyor. Hükûmetin uluslararası
ilişkileri, devletler arası ilişkileri, dış politikayı
belirlerken kendi halklarının çıkarlarını, ülkesinin çıkarlarını öncelikle esas
alması gerektiğini bir kez daha vurguluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Kurt.
Tasarının
tümü üzerinde başka söz isteği yoktur.
Soru-cevap
yoktur.
Tasarının
maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
1’inci
maddeyi okutuyorum:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE
PAKİSTAN İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA PLANLAMA ALANINDA İŞBİRLİĞİNE
İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
Madde
1 - (1) 31 Mart 2010 tarihinde İslamabad’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Planlama Alanında
İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”nın onaylanması
uygun bulunmuştur.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz isteyen? Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2’nci
maddeyi okutuyorum:
Madde
2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz isteyen? Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3’üncü
maddeyi okutuyorum:
Madde
3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz isteyen? Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarının
tümü açık oylamaya tabidir.
Açık
oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Oylama
için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Pakistan İslam
Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Planlama Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat
Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama
sonucunu arz ediyorum:
“Kullanılan
oy sayısı : 222
Kabul : 218
Ret :
4 (x)
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Mustafa Hamarat Mine Lök Beyaz
Ordu Diyarbakır”
BAŞKAN
– Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı, uğurlu olsun.
Şimdi,
3’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam
Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gençlik Alanında İşbirliği Protokolünün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile
Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gençlik Alanında İşbirliği
Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/448) (S. Sayısı: 39) (xx)
BAŞKAN
– Komisyon? Burada.
Hükûmet?
Burada.
Komisyon
raporu 39 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının
tümü üzerinde söz isteyen? Yok.
Soru-cevap
için söz isteyen? Yok.
Tasarının
maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
1’inci
maddesini okutuyorum:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE
PAKİSTAN İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GENÇLİK ALANINDA İŞBİRLİĞİ
PROTOKOLÜNÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
MADDE
1- (1) 7 Aralık 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gençlik Alanında
İşbirliği Protokolü”nün onaylanması uygun
bulunmuştur.
BAŞKAN
- 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.
Soru-cevap
için söz isteyen? Yok.
1’inci
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2’nci
maddeyi okutuyorum:
MADDE
2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN
- Madde üzerinde söz isteyen? Yok.
Soru-cevap
için söz isteyen? Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3’üncü
maddeyi okutuyorum:
MADDE
3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN
- Madde üzerinde söz isteyen? Yok.
Soru-cevap
için söz isteyen? Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarının
tümü açık oylamaya tabidir.
Açık
oylamanın cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler..: Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarı
için iki dakika süre veriyorum.
Oylamayı
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN
- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında
Gençlik Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu arz ediyorum:
“Kullanılan
oy sayısı : 216
Kabul : 214
Ret : 2
(x)
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Mustafa Hamarat Mine Lök
Beyaz
Ordu Diyarbakır”
BAŞKAN
– Değerli milletvekilleri, çalışma süremizin sonuna geldik. Sözlü soru
önergeleri, diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek üzere, 1 Kasım 2011
Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.