DÖNEM:
24
CİLT:
2 YASAMA YILI:
2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
7’nci
Birleşim
13 Ekim 2011 Perşembe
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- ANT İÇME
1.- Milletvekillerinin ant
içmesi
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 12/10/2011
tarihli 6’ncı Birleşim Tutanak Dergisi’nde yer alan, “şerefsizlik etmeyin”
şeklindeki ifadesine ilişkin açıklaması
2.- Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, TBMM çatısı altında görev yapan ve
Meclis kürsüsünde konuşan hiçbir milletvekilinin “terörist” olarak ifade
edilemeyeceğine ilişkin açıklaması
3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Genel
Kurul ve komisyonlarda grubuna ayrılan yerlerin yetersizliği nedeniyle meydana
gelen sıkıntılara ilişkin açıklaması
4.- Aydın Milletvekili
Bülent Tezcan’ın, İstanbul Üniversitesinin açılışı sırasında yaşanan olaylara
ilişkin açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
5.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, Ankara’nın başkent oluşuna ve Merkez Bankasının İstanbul’a
taşınmasına ilişkin açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
6.- Adıyaman Milletvekili
Salih Fırat’ın, ülkemizde meydana gelen sel felaketine ve Adıyaman’daki
binaların depreme dayanıklılık testlerinin yapılması konusunda alınması gereken
tedbirlere ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı
7.- Ankara Milletvekili
Mustafa Erdem’in, Ankara’nın başkent oluşunun 88’inci yıl dönümüne ilişkin
açıklaması
8.- Antalya Milletvekili
Arif Bulut’un, Antalya’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması ve
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
9.- Ankara Milletvekili
Bülent Kuşoğlu’nun, Ankara ve çevresinin gelişmesi için özel bir çalışma
yapılmasına ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı
10.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba’nın, Malatya’da yapılan HES’lerin çevreye vermiş olduğu zararlara ilişkin
açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
11.- Tunceli Milletvekili
Hüseyin Aygün’ün, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden göç eden
vatandaşların sorunlarıyla ilgili bir çalışma yapılmadığına ilişkin açıklaması
ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
12.- Hatay Milletvekili
Mehmet Dudu’nun, İskenderun ilçesinin Denizciler beldesindeki polis karakoluna
teröristlerce düzenlenen saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması ve İçişleri
Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
13.- İstanbul Milletvekili
Binnaz Toprak’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde İnternet’te bazı sitelere girilemediğine ve bu
uygulamanın nedenlerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
14.- Hatay Milletvekili
Adnan Şefik Çirkin’in, İskenderun ilçesinin Denizciler beldesindeki polis
karakoluna teröristlerce düzenlenen saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması ve
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
15.- Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, İskenderun’da teröristlerce
düzenlenen saldırıda şehit edilen polis memuruna Allah’tan rahmet dilediğine;
terörü lanetle kınadığına ve Merkez Bankasının İstanbul’a taşınmasına ilişkin
açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, ülkemizde sel felaketine uğrayan
yurttaşlara başsağlığı dilediğine ve Serik ilçesinin Gebiz
beldesine yapılması planlanan Küçük Aksu Barajı’nın bir an önce yapılmasına
ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
17.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder’in, Zeytinburnu ilçesinde meydana gelen olaylarda
işletmeleri zarar gören yurttaşlara hasar tazminatı ödenmesine ilişkin
açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
18.- Balıkesir Milletvekili
Namık Havutça’nın, Erzurum ilinin Çat ilçesi Tuzlataşı İlköğretim Okulunda görev yapan bir öğretmenin
evinin teröristlerce basılmasına ve öğretmenlerin yaşam güvenliklerinin
sağlanmasına ilişkin açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
19.- Ankara Milletvekili
Tülay Selamoğlu’nun, Ankara’nın başkent oluşunun 88’inci yıl dönümüne ilişkin
açıklaması
20.- İstanbul Milletvekili
Haluk Eyidoğan’ın, afetlere dayanıklı konutlar
yapılması gerektiğine ve Projelerde Yapı Denetim Yasası kurallarının
uygulanmadığına ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı
21.- İstanbul Milletvekili
İhsan Özkes’in, Çevre ve Şehircilik Bakanının kentsel
dönüşüm hususundaki konuşmasına ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik
Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Antalya Milletvekili
Menderes Mehmet Tevfik Türel’in, Antalya ili Aksu ve Serik ilçelerinde meydana
gelen sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik
Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
2.- Ankara Milletvekili
Levent Gök’ün, Ankara’nın başkent oluşunun 88’inci yıl dönümüne ilişkin gündem
dışı konuşması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç işleyişine
ilişkin gündem dışı konuşması
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Ankara Milletvekili Zelkif Kazdal’ın, Adalet
Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/7)
B) Meclis Araştırması
Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 20 milletvekilinin,
İstanbul’daki su havzalarının korunmasının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/17)
2.- Bursa Milletvekili Sena
Kaleli ve 23 milletvekilinin, Uludağ’ın doğal ve tarihî zenginliklerinin
korunması, değerlendirilmesi ve çevre kirliliğinin önlenmesinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/18)
3.- Tokat Milletvekili
Orhan Düzgün ve 24 milletvekilinin, Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/19)
VIII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu
Önerileri
1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (44 sıra nolu), güvenlik güçleri tarafından toplumsal gösterilerde
yaygın olarak kullanılan biber gazı, gaz bombası ve plastik mermilerinin yol
açtığı yaralanma, sakatlanma ve ölüm gibi ağır sonuçların araştırılması
amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma
önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin
önüne alınarak, 13/10/2011 Perşembe günkü birleşimde
sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına
ilişkin BDP Grubu önerisi
I. GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
Ordu Milletvekili İhsan Şener, Uluslararası Yaşlılar Günü’ne,
İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, yargı bağımsızlığı
ve tarafsızlığı ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki gelişmelere,
Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, 5018 sayılı Kamu Mali
Yönetimi ve Kontrol Kanununa,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden, Pakistan’ın
Enformasyon ve Yayıncılık Bakanı ve Hükûmet Sözcüsü Dr. Firdevs Aşık Avan’a Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.
Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar, aşırı yağışlardan dolayı
hasat süresinin uzayacağına ve ürünün parası gecikeceğinden vadesi gelmiş ve
gelecek olan Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan çiftçi
borçlarının iki üç yıla yayılarak faizsiz olarak ertelenmesine,
İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Uluslararası Yaşlılar Günü’ne
ve Hükûmetin emeklilere seçim öncesi vadetmiş olduğu intibak yasasının ve
sosyal hakların yerine getirilmemesine;
Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak, Aydın
ilinde,
Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel, Denizli ilinde,
Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Balıkesir ilinde,
İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam, Balıkesir, Manisa, İzmir,
Aydın ve Antalya illerinde,
Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, Balıkesir, Manisa ve
Aydın illerinde,
Meydana gelen sel felaketinin yol açtığı zararlara ve alınması
gereken tedbirlere;
Erzincan Milletvekili Muharrem Işık, Erzincan depremzedeleri için
yeni evlerin yapılmasının düşünülüp düşünülmediğine,
İzmir Milletvekili Oktay Vural, yıldönümü ve geçit törenlerinde
TBMM üyelerine şeref tribününde ayrılan yerlerle ilgili düzenleme yapılması
hususunda Dışişleri Bakanlığıyla görüşülmesi gerektiğine,
Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, Bursa Karacabey Sanayi Sitesine
ilişkin Bursa Valiliği, TOKİ Başkanlığı ve KOTİYAK arasında imzalanan protokolde
bakan imzasının olup olmadığına,
Kütahya Milletvekili Alim Işık, Simav
depreminde konutları yıkılan vatandaşlara verilecek şehir merkezine uzak TOKİ
konutları yerine kendi arsalarına ev yaptırma hususunda avantaj sağlanıp
sağlanamayacağı ve orta hasarlı binalar için yapılan yardımın artırılmasına,
Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, yurt sorunu yaşayan öğrencilere
TOKİ’nin neden yurt yapmadığına,
Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Millî Eğitim Bakanlığı
Teşkilat Yasası’nın değişmesi nedeniyle öğretmenlerin ocak ayı özür grup
atamalarının kaldırılmasına,
Çorum Milletvekili Tufan Köse, yoksul ailelerin çocuklarının yurt
sorunlarının çözümüne,
Manisa Milletvekili Sakine Öz, TOKİ’nin AK PARTİ’nin
inşaat şirketi gibi çalıştığına,
İlişkin birer açıklamada bulundular.
İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 19 milletvekilinin,
Riva Deresi ve havzasındaki kirliliğin (10/14),
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 milletvekilinin, eğitim
kurumlarındaki tarikat örgütlenmesi iddialarının (10/15),
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 milletvekilinin, su
kaynakları potansiyelinin (10/16),
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter
heyetin, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer’in vaki davetine icabetle
KKTC’ye resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul
edildi.
07 Ekim 2011 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan ve arkadaşları tarafından (45 sıra nolu),
"Bağımsız Yargı" sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük
Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun
bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 12.10.2011
Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli
birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra
kabul edilmedi.
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:
1’inci sırasında bulunan (6/3),
3’üncü ” ” (6/5),
11’inci ”
” (6/14),
15’inci ”
” (6/18),
16’ncı ”
”
(6/20),
45’inci ”
” (6/56),
50’nci ”
” (6/64),
61’inci ” ” (6/77),
65’inci ” ” (6/81),
82’nci ”
”
(6/100),
85’inci ”
”
(6/104),
107’nci ”
”
(6/129),
108’inci ” ” (6/130),
115’inci ”
”
(6/137),
Esas numaralı sözlü sorulara, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar cevap verdi; soru sahiplerinden İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de
cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar.
44’üncü sırasında bulunan (6/52),
71’inci ” ” (6/88),
77’nci ” ” (6/94),
79’uncu ” ” (6/97),
94’üncü sırasında bulunan (6/114),
103’üncü ”
”
(6/125),
114’üncü ”
”
(6/136),
116’ncı ” ” (6/138),
Esas numaralı sözlü sorulara, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç
cevap verdi; soru sahiplerinden Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de cevaplara
karşı görüşlerini açıkladı.
Başkanlığın İç Tüzük’ün “Sözlü soruların
gündeme alınması ve cevaplandırılması” başlıklı 98’inci maddesiyle ilgili
yanlış uygulama yaptığı
hususunda usul görüşmesi açıldı. Oturum Başkanı İç Tüzük’ün ve Danışma Kurulunun kararlarını yerine
getirdiğini ve uygulamasının doğru olduğunu açıkladı.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının, 1’inci sırasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti
ile İran İslam Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Kapıköy
ve Razi Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına İlişkin Mutabakat Zaptının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/287) (S. Sayısı: 2) üzerinde bir süre görüşüldü.
13 Ekim 2011 Perşembe günü
saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.05’te son verildi.
|
|
|
Mehmet SAĞLAM |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Özlem YEMİŞÇİ |
|
Muhammet Rıza YALÇINKAYA |
|
|
Tekirdağ |
|
Bartın |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
II.- GELEN KÂĞITLAR
No: 9
13 Ekim 2011 Perşembe
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 20 Milletvekilinin,
İstanbul’daki su havzalarının araştırılarak havzaların korunması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi. (10/17) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
2.- Bursa Milletvekili Sena
Kaleli ve 23 Milletvekilinin, Uludağ’ın doğal ve tarihi zenginliklerinin
korunması, değerlendirilmesi ve çevre kirliliğinin önlenmesi amacıyla bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/18) (Başkanlığa geliş
tarihi: 06/10/2011)
3.- Tokat Milletvekili
Orhan Düzgün ve 25 Milletvekilinin, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/19) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/10/2011)
13 Ekim 2011 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.02
BAŞKAN: Başkan Vekili
Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza
YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7’nci Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
III.- ANT İÇME
1.- Milletvekillerinin ant
içmesi
BAŞKAN – Anayasa’mıza göre milletvekillerinin göreve başlamadan
önce ant içmeleri gerekmektedir. Şimdi, daha önce ant içememiş olan sayın
milletvekillerinden bu birleşimde ant içmek isteyenleri kürsüye davet edeceğim.
Bize bir başvuru var: Sayın İsa Gök.
Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
KERİM ÖZKUL (Konya) – Diz çökerek yemin et İsa!
İSA GÖK (Mersin) – Diyecek lafın varsa… (AK PARTİ sıralarından
“Diz çök!” sesleri) Eğer diyecek lafınız varsa, gelin burada konuşun.
Yerinizden gazel atmak olmaz!
BAŞKAN – Lütfen İsa Bey, lütfen…
İSA GÖK (Devamla) – Arkadaşlar, daha sizlerle dört yıl çok kavga
edeceğiz çok! Rahat olun, rahat olun! Biz sapasağlam yerimizdeyiz, siz
kendinize bakın! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Lütfen yemininizi yapın İsa Bey, lütfen…
İSA GÖK (Devamla) – Sayın Başkan, sol tarafa bakarsanız bir…
BAŞKAN – Tamam efendim tamam. Lütfen…
İSA GÖK (Devamla) – Bir sahip olun sol tarafa. Sol tarafa sahip
olun. Zaten daha sonra da Sayın Başkanlık makamına imzalı dilekçeler vereceğim
Sayın Başkan. Dilekçeleri de getirdim buraya.
Halkın önünde kimin ne yapacağını tarih gösterecektir. Hiç unutma!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Milletvekili buraya yemin
etmek için çıktı. Sayın Başkan…
İSA GÖK (Devamla) – Tarih, doğrunun yanında olacaktır. Tarihi oku
sen! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, milletvekili yemin etmek
için çıktı. Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Laf atmayın, yeminini etsin. Niye laf
atıyorsunuz?
BAŞKAN – Lütfen ilk önce yemininizi yapın, lütfen.
İSA GÖK (Devamla) – Efendim, eğer ki sağlam durursa…
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Etsin yeminini. Niye rahatsız oluyorsunuz?
Edecek yeminini. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.
BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum, sükûnetimizi muhafaza edelim.
Beyler…
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Neden rahatsız oluyorsunuz? Bırakın etsin
yeminini.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.
(Mersin Milletvekili İsa Gök ant içti)
BAŞKAN – Teşekkür ederim. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
İSA GÖK (Devamla) – Sayın Başkan, “İradem tutuklu, bir imza da sen
ver” grubunun imzalarını… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Gök, teşekkür ederim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şu anda Sayın
Milletvekili sadece yemin etmek için oraya çıkmıştır.
İSA GÖK (Devamla) - …binlerce imzayı tutuklu vekiller için Sayın
Başkanlığa…
BAŞKAN – Kesin mikrofonu…
(Mikrofon Başkan tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekili sadece
yemin etmek için çıkmıştır, başka bir şey konuşamaz.
İSA GÖK (Devamla) - …bu imzaları ulaştıracağım.
BAŞKAN – Lütfen Sayın Gök, yerinize oturun ve ne demek
istiyorsanız orada yapın.
İSA GÖK (Devamla) - Cezaevinde tutuklu bulunan… (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Lütfen… Lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, daha sonra söz alır
konuşur.
BAŞKAN – Sayın Gök, sen bir hukukçusun, çok rica ediyorum yani…
İSMAİL AYDIN (Bursa) – Tekrar yemin etmesi lazım.
İSA GÖK (Mersin) – İç Tüzük’ü oku, ondan
sonra gel.
BAŞKAN- Değerli arkadaşlarım, dünkü toplantımız sırasında Sayın Hasip Kaplan “Şerefsizlik etmeyin, doğru dürüst konuşun.”
gibi bir söz sarf ettiler kürsüden. Anladığım kadarıyla kendileri de herhâlde
bunu kastetmemişlerdir. Kendilerinin, lütfen, bu sözün ilgili maddesinde
uymadığını da kabul edeceklerini zannediyorum ve özür dilemelerini rica
ediyorum mümkünse.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, müsaadenizle…
BAŞKAN – Evet, mikrofonunuz açık efendim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, kürsüye geleceğim efendim.
BAŞKAN – Peki, kürsüye gelin.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, belediye başkanlarına “terörist”
diyenler de çıkıp özür dilemeliler. Tutuklanan, halkın temsilcisi belediye
başkanlarına “terörist” diyenler de çıkıp özür dilemeliler.
BAŞKAN – Efendim, bunu tartışmayalım. İlk önce bunu halledelim,
öyle gerekiyorsa o da talep edilebilir.
Buyurun Sayın Kaplan.
Bir dakika, lütfen.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
dünkü Genel Kurul toplantısında söz aldığım bir sırada, bu kürsüde konuşma
yaparken bir hatip olarak, belediye başkanlarını, Şırnak’ın bütün il meclis
üyelerini, bütün belediye encümenlerini bütün olarak, göz
altına alındığını, bunların seçimle gelen arkadaşlarımız olduğunu,
milletin iradesini temsil ettiğini ifade ederek çok açık bir şey söyledim:
Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse bu seçilmişlere ve sandığa saygı
göstereceğiz. Ve bu arkadaşlarımıza terörist denmesini kınayarak şunu söyledim:
O arkadaşlarıma, belediye başkanlarıma terörist derseniz ben de onlar gibi aynı
suçu işlemiş kabul ediyorum kendimi ve burada 5-10 kişi aynı anda kalkarak
“Zaten siz teröristsiniz.” dediler. Şimdi, bu sözleri söyleyen
arkadaşlarımızın, hepsinin cesaretle ayağa kalkıp kendilerini tek tek
göstermelerini istiyorum.
MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Başkanım ne kadar hoşgörülüsünüz. Böyle bir şey olabilir mi!
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Siz o sözü düzeltin.
HASİP KAPLAN (Devamla) – Hayır, bir dakika arkadaşlar.
Sayın Başkanım, şöyle bir durum var, bakın: Eğer bir Meclis Genel
Kurulunda bir tartışma varsa bu tartışmayı aşmak için iki şey var: Bir, Meclis
Başkanımız, tüzük çok açık, 67’ye göre uyarır. Sayın Başkandan, ben, buradan
rica ettim: “Hatibe sataşma oluyor, uyarın.” diye. Yetmedi grup başkan
vekillerine, AK PARTİ’nin, uyardım:
“Milletvekillerinize, lütfen, müdahale edin konuşmasınlar.” Ancak, tutanakları
aldım. Bütün grup başkan vekilleri bu tutanakları almış olması lazım. Bu
tutanakları aldığımız zaman en büyük sataşmanın AK PARTİ grup başkan
vekillerinden geldiğini gördüm. Bakın…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya)- Süre bitti özür yok!
BAŞKAN – Sayın Kaplan, rica ediyorum…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Efendim, burada bir dakika olayı yok.
BAŞKAN - İki dakika verdim.
Rica ediyorum, bu bir tartışma konusu değil. Buradaki zabıtlarda
var.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi Başkanım…
BAŞKAN - Lütfen sözünüzü tavzih ediniz ve yerinize oturunuz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, şimdi, lütfen Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Lütfen, bir tartışma açmadık bu konuda,zabıtlar açık.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Beni davet ettiniz mi, etmediniz mi?
BAŞKAN – Evet.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Müsaade edin…
BAŞKAN - Tavzih edin diye davet ettik. Tartışma için…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Konuşma hakkı…
BAŞKAN - Hayır efendim, hayır…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Niye davet ediyorsunuz?
BAŞKAN - Sizi özür dilemeye davet ediyorum. Sizi özür dilemeye
davet ediyorum. Bakınız, ilgili madde açık.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu tutanaklarda kim varsa onu konuşacağız…
BAŞKAN - Bakınız, diyor ki: “Kaba ve yaralayıcı sözler söyleyen
kimseyi temiz dille konuşmaya davet eder.”
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Saat yedide burada yayın kesiliyor. İşte,
kasetler, güvenlik kamerası da bende, canlı yayın da yedide kesilmiş, bende…
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen yerinize oturun.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Saat yedide kesildikten sonra topluca
saldırı ve hakaret başladı.
BAŞKAN – Sayın Kaplan...
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, siz hatibi dünkü o
talihsiz sözünden dolayı, AK PARTİ Grubundan bir kısım milletvekili
arkadaşlarımızı…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, AK PARTİ Grup Başkan
Vekilinin tutanağa geçen sözünü okuyacağım…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
…AK PARTİ Grubunu hedef alarak “Şerefsiz sizsiniz!” şeklindeki ifadeyi
özür dilemek için buraya davet ettiniz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne diyor? Normal konuşma… “Adam gibi
konuş, adam gibi!” gibi sözler söylüyor Nurettin Canikli.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu anda konuşmacı savunma yapıyor.
Savunma yapabilmesi için sizin bir ceza vermeniz gerekir. Sayın Başkan… Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ona cevabını vermeniz gerekir.
BAŞKAN - Lütfen… Sayın Kaplan, lütfen rica ediyorum, geçin…
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Bana “terörist” kelimesi Sayın Başkan
hakaret değil midir? Bana “terörist” diyenlerin buraya gelip özür dilemesi
gerekmiyor mu?
BAŞKAN – Efendim, bir saniye, sakin olun. Lütfen, sakin olun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bana “terörist” diyenler gelip burada özür
dilemeli.
BAŞKAN – Efendim, hakaretse onu da düzeltirsiniz ama sizinkini bu
affettirmez. Siz, buyurun.
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Başkanım, 67’ye göre, ben buradan çok açık
söylüyorum: Bana “teröristsin” diyenlere ben bu…
BAŞKAN – Bir saniye efendim, oturun lütfen yerinize…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 67, hatibi düzeltmek
içindir.
BAŞKAN – Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – …aynı sözümü tekrarlıyorum ve özür
dileyecek bir durum da görmüyorum, özür de dilemiyorum…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 67, hatibi düzeltmek
içindir.
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Bana “terörist” diyenler, bir grup başkan
vekiline “Terörist” diyenler gelip burada özür dileyecek.
BAŞKAN – Sayın Kaplan, eğer beni dinlemeyecekseniz başka şey
uygulamak zorunda kalırım. Lütfen yerinize oturun. Lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başkanım, siz görevinizi yapacaksınız.
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sana yakışıyor o laf. Sana iade ediyoruz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutanaklar burada, CD’ler burada. Hem
konuşturmayacaksınız hem…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben, terörist… Bir grubun başkan vekili…
Yargıç mısınız? Savcı mısınız? Kesin karar mı verdiniz?
BAŞKAN – Efendim, bakın…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, bir grubun başkan vekili bir gruba hakaret edemez,
küfredemez.
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim, bir saniye… Bir saniye…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bize “terörist” diyenler özür dileyecek
burada.
BAŞKAN – Efendim, bir saniye... Yerinize oturur
musunuz…
HASİP KAPLAN (Şırnak) - Bu Mecliste “terörist” diyenler çıkacak
toplu burada ve özür dileyecek.
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sana iade ediyoruz o lafı. Sana yakışıyor
o.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben, asla AK PARTİ Grubunun hepsine,
hiçbir zaman, hepsine söz söylemem, söylememişim, kişiliğim de buna uygun
değil. Hiçbir dönem de yapmadım.
BAŞKAN – Efendim, lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şu anda suçunu ikrar
ediyor…
BAŞKAN – Bir saniye efendim…
Değerli arkadaşlar…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …bir kısım milletvekili arkadaşlarımıza
söylediğini söylüyor.
BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir insana, bir milletvekiline Tüzük
gereği bir söz veriyorsunuz. Eğer bunu dinlemeyecekse, yerine oturmayacaksa bu
düzeni sağlamakla görevliyim ben. Lütfen buna mecbur etmeyiniz. Size böyle bir
müracaat oldu, bir söz verdim. Lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Adil olun…
BAŞKAN - Ve bunu kalkıp orada tavzih etmenizi istedim. Burada bir
mahkeme kurmuyoruz. Siz kendi savunmanızı yapıyorsunuz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben savunma yapmam ama “terörist”
diyenlerin çıkıp özür dilemesini istiyorum Başkan!
BAŞKAN - Müracaat varsa, ona da bakarız. Ama lütfen müsaade edin
çalışalım. Lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Burası engizisyon mahkemesi değil.
BAŞKAN - Lütfen müsaade edin çalışalım ve söz almadan da
konuşmayınız lütfen! Lütfen söz alarak konuşalım!
Buyurun Sayın Başkan.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, biraz önce Hatibin
dünkü konuşmasından dolayı özre davet ettiniz fakat Hatip sizin davetinize
uymayarak yine suçlamalarına ve savunmaya geçti.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Savunmaya geçmiyorum!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hatibin savunma yapabilmesi için sizin
bir cezai müeyyide uygulamanız gerekir. İç Tüzük’ün
160 ve 161’inci maddeleri buna müsaittir efendim. Dün AK PARTİ Grubunu hedef
alarak “Şerefsiz sizsiniz.” şeklinde bir ifade kullanmıştır. Onu… Tekrar Hatibi
özre davet ediyorum, aksi hâlde İç Tüzük’ün 160 veya
161’inci maddelerini uygulamaya davet ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bu gruba “terörist” diyenler
şerefsiz!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu gruba “terörist” diyenler çıksın!
BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Efendim, bir dakika…
Grup başkan vekillerini lütfen arkaya davet ediyorum.
Oturumu kapatıyorum.
Kapanma Saati: 15.14
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.23
BAŞKAN: Başkan Vekili
Mehmet SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza
YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7’nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, saat 15.14’te ara verdiniz,
bir saat on dakika oldu. Sayın milletvekilleri bir saat on dakikadır burada
bekliyorlar.
BAŞKAN – Evet efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ne dersiniz bu konuya?
BAŞKAN – Aslında…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bir saat on dakika, sayın
milletvekillerine herhangi bir bilgi de göndermeksizin ve üstelik İç Tüzük’e göre gürültü ve kavga olması hâlinde bile en çok
bir saat ara verilmesi mümkün iken…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gürültü, kavga yok Sayın Başkanım.
OKTAY VURAL (İzmir) - …siz âdeta bir tatil ve ara verme kararı
verdiniz. O zaman dört saat sonra da gelebilirsiniz, yani yedide de
gelebilirsiniz.
BAŞKAN – Şimdi, Sayın Başkan, spekülasyonun
hududu yok da ben bir uzlaşma sağlamaya çalıştım.
OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük efendim.
BAŞKAN – İsterseniz İç Tüzük hükümlerinin uygulanması konusunda
konuşabiliriz. Ben sadece bir uygulamaya çalıştım. Şimdi, bunu, işte şu kadar
saatte gelirsiniz, bu kadar... Bu bir keyfî mesele değil. Mümkün mertebe benim
çalışıp uğraştığım şu: Bu Meclisin her dakikası için bu millet para ödüyor…
OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, siz ne yaparsanız yapın…
BAŞKAN – Mümkün mertebe çalıştıralım. İstediğim bu Sayın Başkanım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu Meclis, sizin istediğiniz
zaman açılıp kapanmaz, çalışmaz. Siz milletvekillerinin amiri değilsiniz. Siz
Türkiye Büyük Millet Meclisini yönetmek durumundasınız. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, bunu söylediğiniz için çok teşekkür
ederim. Ben de amiriyim zannediyordum milletvekillerinin!
OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekilleri kimsenin memuru değildir, milletin
hizmetkârıdır. Dolayısıyla…
BAŞKAN – Böyle bir iddiada bulunmadı kimse efendim, böyle bir
iddiada bulunmadı. Lütfen…Lütfen…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yani o zaman, siz nasıl…
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ali kıran baş kesen tavrından vazgeç
Sayın Başkan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, bu konuda tavrınız bile Türkiye Büyük
Millet Meclisinin mehabetine uygun değil Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Peki, sizin tavrınız uygun mu?
OKTAY VURAL (İzmir) – Uygun tabii. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Tabii! Bravo, bravo! Sizin tavrınız uygunsa millet
dinliyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, ey vatandaşlarım, şuraya bir bakar
mısınız! Allah’ım Ya Rabbel alemin!
BAŞKAN – Ben bir uzlaşmaya çalışmayı başarmaya çalıştığımı
söyledim. “Eğer başarabilirsek çalışalım.” dedim. Sayın Başkan, hepsi bu
konudan ibaret.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, istediğiniz zaman…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük’e
göre…
BAŞKAN – Söylediklerinizi biliyorum. Bir saati doldurdu ise, eğer
istenirse tatil edilir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, burası keyfî yönetim yeri
değildir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük’e göre
yönetilir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Keyfinize göre çalışmayız, İç Tüzük’e göre… Konuşma hakkın da, oturman da, başlaması da
İç Tüzük’tür. Saat 15.00’te başlayacaksa “Ben
16.00’da geleceğim.” diyemezsiniz.
BAŞKAN – Gayet tabii.
OKTAY VURAL (İzmir) – 19.00’da bitecekse “Ben 20.00’de
bitireceğim.” diyemezsiniz.
BAŞKAN – Böyle bir şey demedim zaten. Böyle bir şey demedim.
OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Saat üçte geldim, bir tartışma çıktı…
OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle yapıyorsunuz. Hâlen ısrar ediyorsunuz.
BAŞKAN – …bunu uzlaştırmaya çalışıyorum grup başkan vekilleriyle. Hepsi bu kadar.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hâlen ısrar ediyorsunuz yani tutumunuzda.
BAŞKAN – Siz de ısrar ediyorsunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Ben yanlış tutumunuzu ifade etmek için ısrar
ediyorum elbette.
BAŞKAN – Çok teşekkür ederim. Ben de yanlış olmadığımı ifade
ediyorum efendim, kusura bakmayın.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan
Vekilinin o söylediği kısmen doğru. Ancak “Çalışmalar sırasında bir saat ara
verilir. Bir saatten fazla ara verilemez” ifadesi var. Siz zaten, ayrılırken,
oturumu kapatırken grup başkan vekillerini içeriye davet ettiniz, bir konuyu
müzakere etmek adına davet ettiniz ve “Ara veriyorum.” dediniz. “Bir buçuk saat
süre veriyorum, bir saat on dakika süre veriyorum.” demediniz. Ama olayın
önemine binaen, süreç bu hâle gelmiştir, Sayın Grup Başkan Vekilinin de bunu
anlayışla karşılayacağını ümit ediyorum. Çünkü siz sadece AK PARTİ, CHP ve BDP
grup başkan vekillerini değil, buradaki tüm siyasi parti grup başkan
vekillerini davet etmiştiniz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hepsi geri geldi efendim. Buradaydınız,
Sayın Ülker Hanım’ı çağırdınız.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur mu?
OKTAY VURAL (İzmir) – Bundan sonra..
Sayın Başkanım, bakın, tekrarlıyorum, sizin bu tavrınızı alkışlayan
milletvekilleri olabilir ama bu milletvekillerinin kimsenin memuru olmadığını
ifade etmek, sizin de bunu dikkate almanız gerektiğini ifade etmek de benim
görevimdir.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Millet adına hizmet ediyoruz hepimiz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Eğer bu konuda bir gecikme olacaksa
nezaketen grupları haberdar ederek “Kusura bakmayın, böyle bir konuyla ilgili
uğraşıyoruz…” Bir nezaketle bu talep edilir, bunu anlayışla karşılarız. Ama
böyle el kol hareketleriyle “Bunu yapmaya çalışıyorum, şunu yapmaya
çalışıyorum…” Burası onun yeri değil Sayın Başkanım, onu başka yerde
yaparsınız, nerede yaparsınız bilmem!
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Şimdi, Sayın Başkan, “el kol hareketi” derken zatıalinizin de el kol hareketleri devam ediyor.
Bakınız, ben bütün grup başkan vekillerini çağırdım, tenezzül
buyurup gelmediniz ve “Bir uzlaşmaya çalışıyorum.” dedim, hepsi bu kadar ve bu
Mecliste -4’üncü defadır ben de bu Mecliste görev yapıyorum- her zaman yapılan
bir olaydır, grup başkan vekilleriyle Meclisi çalıştırmak için arkada görüşme
yapmak. Hepsi bu kadar Sayın Başkan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Siz bu yolda devam edin Sayın Başkanım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başkanım, İç Tüzük’e
göre hareket edeceksiniz, İç Tüzük’e göre. 67’ye göre
bir saatten sonraki araya… Grup başkan vekilleriyle mutabakat da
yapabilirsiniz. Bu bir saati geçti, Sayın Vural onu hatırlattı. Bir saatten
önce siz buraya gelseydiniz bu tartışma olmazdı, onu söylüyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yani ne diyeyim, eğer bu vekiller hakkına
hukukuna sahip çıkmazsa ne olacak? Protokolün 60’ncı sırasına kadar da atarlar…
BAŞKAN – Efendim, yalnız ben de şunu söylüyorum Sayın Şandır:
Çağırdığım zaman teşrif edilseydi orada konuşurduk, hatırlatsalardı yapardık.
Elbette ki İç Tüzük hepimizi bağlıyor.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gayet tabii, onu hatırlatıyoruz biz de
Başkanım.
BAŞKAN – Evet, şimdi Sayın Hasip Kaplan
bir açıklamada bulunacak, arkasından da AK PARTİ Grup Başkan Vekili arkadaşımız
bir açıklamada bulunacak.
Lütfen buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 12/10/2011
tarihli 6’ncı Birleşim Tutanak Dergisi’nde yer alan, “şerefsizlik etmeyin”
şeklindeki ifadesine ilişkin açıklaması (x)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, dünkü konuşmam esnasında
hakaret ve sataşma nedeniyle söylediğim sözler kastı aşmıştır, Gruba yönelik
değildir, bu Mecliste olmaması gerekiyordu. Bu nedenle bunun tekrar edilmemesi
gerektiğini söylüyorum ve AK PARTİ Grup Başkan Vekilini de bu konuda, bana
yönelik ağır hakaret konusunda aynı şekilde davet ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.
Sayın Elitaş…
2.- Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, TBMM çatısı altında görev yapan ve
Meclis kürsüsünde konuşan hiçbir milletvekilinin “terörist” olarak ifade
edilemeyeceğine ilişkin açıklaması
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet
Meclisi çatısı altında görev yapan ve bu Meclis kürsüsünde konuşan hiçbir
milletvekili terörist olarak ifade edilemez, bu konuyu belirtmek isterim.
Saygılar sunuyorum.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ümüz
birbirimize karşı temiz dille hitap etmeyi emrediyor. Mümkün olduğu kadar bir
uzlaşı içerisinde, bir hoşgörü içerisinde… Bu Mecliste milletin seçtiği hiçbir
milletvekilinin terörist olmadığını, hiçbir milletvekilinin de şerefsizlikle
itham edilmemesi gerektiğini burada bir kere daha söylüyorum. Geliniz,
karşılıklı, İç Tüzük’ün de emri olan temiz dille
tartışmayı sürdürelim.
Çok teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, gündem dışı ilk sözü Antalya ili Aksu ve
Serik ilçelerinde meydana gelen sel felaketiyle ilgili olarak söz isteyen
Antalya Milletvekili Menderes Mehmet Tevfik Türel’e veriyorum.
Sayın Türel, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Antalya Milletvekili
Menderes Mehmet Tevfik Türel’in, Antalya ili Aksu ve Serik ilçelerinde meydana
gelen sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik
Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
MENDERES MEHMET TEVFİK TÜREL (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; sözlerime başlamadan
önce Antalya’nın Haskızılören köyünde, Denizli’nin
Çameli ilçesinde, Manisa’nın Gördes ilçesinde meydana gelen afetlerde hayatını
kaybeden 9 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına da sabırlar
temenni ediyorum.
Elbette, Antalya’da yaşanan felaketin boyutlarını belki
kelimelerle ifade etmek kolay olmayacak ancak şöyle bir karşılaştırma
yaptığımızda; 2009 senesinde İstanbul’da yaşadığımız sel felaketinde hayatını
kaybeden 31 vatandaşımız, bildiğiniz gibi, metrekareye yaklaşık 45 kilogram
yağış yağan bir felaket neticesinde maalesef hayatlarını kaybettiler.
Antalya’da ise, 45 kilogram, İstanbul’da yaşanan sel felaketindeki yağmurdan
yaklaşık 6 misli fazla, yani metrekareye 300 kilogram düşen bir yağmurla
birlikte yaşanan bir sel felaketine maruz kalındı. Dolayısıyla, devletimizin
almış olduğu tedbirler olmasaydı belki 50’ye yakın vatandaşımız hayatını
kaybetmiş olabilirdi. Çünkü, meteorolojinin vermiş
olduğu ihbar neticesinde, köyde çok ciddi bir şekilde, hemen hemen bütün
vatandaşlara ulaşılmak suretiyle vatandaşlarımızın evlerini terk etmeleri
sağlanmış, ancak maalesef yaşı ileri olan vatandaşlarımız evlerini terk etmekte
güçlük çekince 6 kişi hayatını sel suları içerisinde kaybetmek durumunda
kalmışlardır.
Değerli arkadaşlar, çok kıymetli milletvekilleri; Antalya’da
yaklaşık 45 bin dekarlık bir alanda zarar oluşmuştur. 6 köprü, 3 menfez
yıkılmıştır ve hakikaten, bölgede özellikle sel felaketinin yaşandığı Haskızılören köyünde 10 ev tamamen yok olmuştur, bir
tuğlası bile kalmamıştır. Yaklaşık 16 ev hasarlıdır, toplam 50’ye yakın ev
hasarlıdır. Tabii ki, sel felaketiyle birlikte bölgede devletimizin bütün
kurumları seferber olmuştur. Sabahın erken saatlerinde Antalya Valisi, sel
bölgesindeki Haskızılören köyünde vatandaşlarla
birlikte oradaki gereken tedbirleri gayet iyi bir şekilde koordine etmiştir.
Bunun dışında, geçtiğimiz yıllarda Antalya’da yaşanan bir başka sel
felaketi sonrasında özellikle Aksu Çayı üzerinde alınmış olan tedbirler
neticesinde felaketin çok daha büyük boyutlara ulaşması da önlenmiştir. Aksu
Çayı çıkışında yapılmış olan mendirek sayesinde sel sularının denizle buluşması
sağlanmıştır ve yine, geçtiğimiz sene Antalya’da yaşanan bir başka sel
felaketinde 145 kilogram bir yağışla Antalya-Alanya kara yolu tamamen trafiğe
kapanmış iken bu sefer 300 kilogram bir yağışla bu gibi sıkıntılar hasıl olmamıştır.
Yine, bölgede Tehnelli ve Tekke
köylerinde yapılan dere ıslah çalışmaları fevkalade başarılı sonuç vermiş ve
sel felaketinin boyutlarının daha da büyümesi engellenmiştir.
Çok kıymetli milletvekilleri, tabii ki bölgede alınması gereken
tedbirler süratle devam etmektedir. 27 Ekim tarihinde Aksu dere ıslah çalışması
ihale edilecek -ki yaklaşık 300 trilyonluk bir yatırımdır- ve böylelikle
inşallah bundan sonra böylesine ciddi sıkıntıları da daha da hafif boyutlarda
hissedebilir duruma geleceğiz.
Yine, Aksu Çayı üzerindeki Küçük Aksu Barajı’nın da yatırım
programına alınması gündemdedir, projeleri üzerinde Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğümüz çalışmaktadır ve böylelikle, o baraj çalışması da tamamlandığında,
dediğim gibi, o bölgedeki tedbirler artık tamamen devletimiz tarafından alınmış
olacaktır.
Tabii ki sel felaketinde açıkta kalan bir tek vatandaşımız söz
konusu olmamıştır. Şu anda yaklaşık 500 kişiye bölgede sıcak yemek çıkmaktadır.
25 kişilik geçici prefabrik konutların yapımı süratle tamamlanacaktır. Bugün
itibarıyla köye elektrik verilmiştir. Maalesef, 6 vatandaşımızdan henüz 4’ünün
cesetlerine ulaşılabilmiştir çünkü 70 kilometrelik bir nehir boyunda arama
çalışmaları devam etmektedir ve oldukça yoğun bir şekilde bu arama çalışmaları
yani 190 kişiyle devam etmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Türel, teşekkür ediyorum efendim.
MENDERES MEHMET TEVFİK TÜREL (Devamla) – Teşekkür ediyorum, çok
sağ olun.
Devletimizin yapmış olduğu çalışmalardan dolayı bütün kurum ve
kuruluşlara teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Gündem dışı konuşmaya cevap vermek üzere Çevre ve
Şehircilik Bakanımız Sayın Bayraktar söz istemiştir.
Buyurun Sayın Bayraktar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP
sıralarından gürültüler)
Süreniz yirmi dakika.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu toplantıyı AKP grup odasında yapar
mısınız. Meclise getirmeyin, birbirinizle konuşun AKP
grup toplantı salonunda.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Bir şey mi söylediniz efendim?
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, AKP’li arkadaşımız soru
sormadı, eleştirmedi, bir şey yapmadı. Neye cevap verecek?
BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, hepiniz biliyorsunuz ki, gündem dışı
konuşmaya Hükûmet isterse cevap veriyor veya konuyla ilgili konuşuyor. Lütfen…
Süreniz 20
dakika Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –
Sayın Başkan, yüce Meclisimizin çok değerli üyeleri, saygıdeğer
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
9 Ekim akşam saat -21.00’de- dokuzda başlayan ve pazarı
pazartesine bağlayan gece saat 24.00’te afet konumuna gelen…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, dokuzu kaç geçe başladı
yağmur?
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –
…özellikle Antalya-Serik ilçemizdeki sel felaketinden dolayı hem cevap
vermek hem de yüce Meclisimizin üyelerini bilgilendirmek üzere huzurunuzdayım.
Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Çok değerli milletvekilleri, bilindiği üzere 9 Ekim Pazar günü
akşam şiddetli bir biçimde, metrekareye 300 kilogram/metrekare şeklinde yağan şiddetli yağmur…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – 300 değil, 301.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – …ve hızı 80 kilometreye varan bir
rüzgâr neticesinde Antalya Serik ilçesi Haskızılören
köyünde Pınargözü Mahallesi’nde bir mesire yerini sel
vurmuştur. Burası aslında dere yatağı değildir. Toroslar’ın
eteklerindeki su gözeneklerinden, dağın kıvrımlarından oluşan aşırı yağmur
neticesinde gelen suyun, gelen selin derenin yatağını değiştirmesi neticesinde
yüz yıldır kullanılan köyün bir mahallesini tamamen sel götürmüştür yani burada
yaklaşık 100 dönüm bir mesire alanı… Komşu köylerin de gelip mesire yaptığı,
burada okulun bulunduğu, sağlık ocağının bulunduğu çok güzel bir yer, gerçekten
görmeye değer. Salı günü akşam giderek ziyarette bulundum ve çarşamba günü
sabahleyin de yine orada incelemelerde bulundum. Gerçekten,
hakikaten bir afat burası, bir afet. Burada 6 vatandaşımızı kaybettik,
bunlardan 4 insanımızı bulduk ve bunlar defnedildi.
Yine aynı şekilde, Manisa’da, Denizli’de, Balıkesir’de, Muğla’da
da bu yağmurun etkilerinden dolayı zararlar oldu, burada da 3 tane
vatandaşımızı kaybettik, toplam 9 vatandaşımız… Bu vatandaşlarımıza Yüce
Allah’tan rahmet diliyorum. Tüm bu bölgelerde ve bu illerdeki zarar gören
vatandaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.
Çok değerli milletvekilleri, tabii afetler tüm dünyamızda olmakta.
Dün ve bugün, evvelsi gün, üç gündür Meksika’da da çok şiddetli bir tayfun var.
Orada da Meksika şu anda çok zor durumda. Bir devlet
olarak, bir ülke olarak, oradaki vatandaşlara da, oradaki ülke vatandaşlarına
da çok geçmiş olsun dileklerimizi sunuyorum Türkiye olarak, Türkiye vatandaşı
olarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak.
Çok değerli milletvekilleri, ülkemiz, her şeyden evvel, Arabistan
Yarımadası’ndan gelen ve ülkemizin güney doğusuna yerleşen bir deprem fayı
üzerinde bulunmaktadır. Ülkemizin üçte 1’i birinci derecede ve çok ciddi bir
deprem tehlikesiyle karşı karşıya, üçte 2’si de deprem kuşağındadır. Bu
bakımdan, biz, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin, 2002 yılı
sonundan itibaren, 2003 yılı başından itibaren ülkemizdeki özellikle deprem,
sel felaketi, yangın felaketi gibi afetlere baktığımızda hükûmetlerimizin ne
kadar duyarlı olduğunu görmekteyiz. Burada, ben, Adalet ve Kalkınma Partisine
bir pay çıkartmak istemiyorum, ülkemizin, vatanımızın geldiği konumu ifade
etmek istiyorum. Gerçekten, daha önceleri depremler olduğu
zaman prefabrik ev yapmak için üç ay, dört ay, beş ay gibi süre verilirken,
kalıcı konut yapılamazken, bu dönemde, bu son dokuz yıla yakın dönemde hem bu
dokuz yıllık dönem içerisinde oluşan depremlerdeki konut ihtiyacı olan
insanlarımıza üç ay ile on iki ay arasında kalıcı konutlar yapılmış ve
verilmiştir. Yine yangında afete maruz kalan evler iki ay gibi, üç ay
gibi süre içerisinde yapılarak hak sahiplerine verilmiştir. Bu, ülkemizin,
vatanımızın kalkınma düzeyini göstermektedir. Devletimizin ne kadar kolay
konuşlanabildiğini, ne kadar kolay mekanize olduğunu, devlet kurumlarının da
artık vatandaşına hizmet eder bir konuma geldiğini göstermektedir. Bu bakımdan
biz sadece Türkiye’de değil, Açe’de de, Pakistan’da
da, Hindistan’da da, dünyanın neresinde olursa olsun tabii afetler olduğu zaman
hemen Türkiye olarak artık Kızılayımızla, Afet Acil
Durum Yönetimi Başkanlığımızla çok kısa sürede bu ülkelere ulaşabilmekteyiz.
Antalya Serik’te de oluşan selden sonra çok kısa sürede tüm
devletin kurumları, ilgili tüm kurumlar, valiliğin özel idaresi, Devlet Su
İşleri, sahil güvenlik birimleri, jandarma, tüm kurumlar anında bölgeye intikal
etmiş ve vatandaşlar şu anda gerçekten acısını en az hisseder durumdadır ve
yine muhtar ifade etti, ben tekraren size burada ifade etmek istiyorum:
“Devletimize şükran borçluyuz.” diyor. “Eğer burada Küçüksu Deresi’nin önünde denize giren mendirek
yapılmamış olsaydı, anafor şeklinde eğer deniz içeriye girmiş olsaydı bizim can
kaybımız çok daha fazla olacaktı.” diye ifade etti.
Yine, aynı şekilde, meteoroloji cuma günü valiliği ve kaymakamlığı
uyarmasaydı, kaymakamlık hem yazıyla hem bizzat elemanlar göndererek hem okula
hem camiye hem de derenin sel taşkını havzasında kalma ihtimali olan bölgelere
uyarıda bulunmasaydı bizim buradaki can kaybımız 50’leri de aşacaktı. Bunu
burada insanlar bizzat ifade ettiler.
Yine, vatandaşların ifadesi: “Sel basan yerlere hemen
helikopterler geldi ve kurtarma ekipleriyle 85 kişi anında kurtarıldı.”
Yine, burada 3 tane köprümüz tamamen gitti, birçok menfezimiz yok
oldu, hemen anında yine hem jandarma hem sahil güvenlik hem İl Özel İdaresi hem
Acil Afet Durumu Yönetimi ve Çevre ve Şehirciliğin elemanları burada köprüleri
ve menfezleri geçici bir süre için yaptılar ve köye şu anda ulaşım yapılmakta,
köyün elektriği verilmiştir, taşımayla su temin edilmektedir ve yerinde günde
üç öğün sıcak yemek verilmektedir. Bu da yine Hükûmetimizin
mekanize olma durumunu, ciddiyetini ve afete maruz kalan ve yardım gereken
insanlarımıza ne kadar hızlı ulaşabildiğini çok açık bir şekilde
göstermektedir.
Yine, derenin ıslahı için bu ayın 27’sinde ihale vardır. Yaklaşık
300 milyon, eski rakamla 300 trilyonluk bir ihale 27’sinde inşallah yapılacak,
bu dere tamamen denize kadar ıslah edilecektir.
Yine burada bir baraj ihalesi var, bunun da proje çalışmaları bitmiştir.
Kısa sürede inşallah onu da yatırım programına almak suretiyle onu da
tamamlayacağız.
Yine hem Serik’in köylerinde hem Aksu’nun köylerinde portakal
bahçeleri, narenciye bahçeleri, pamuk tarlaları ve seralarda da yine sel
baskını olmuştur. Yerinde valiliğimiz inceleme yapmaktadır. Buradaki
vatandaşlarımızın borçlarının yapılandırılması noktasında olsun yasal çerçeve
içerisinde diğer yardım noktasında olsun ne varsa bunları yapacağız.
Yine Haskızılören köyünde de yaklaşık 15
tane ev, 8 tanesi tamamen gitti, 9-10 tanesi de ağır hasar gördü. Bunların
tamamı 25’e yakın evdir. Bunlara da hemen köyün daha üst kısmında, kotu yüksek
olan, dereye göre 30
metre, 40 metre yüksek olan bir bölgede şu anda valilik yer seçiyor, beğeniyor.
Buradaki evleri de çok kısa sürede yapıp kendilerine teslim edeceğiz.
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; biz tabii ki ülkemizi,
vatanımızı, milletimizi ve coğrafyamızı tabii afetlerden korumak için çok daha
mekanize duruma gelmek zorundayız.
Bu bakımdan, bu dönemde hem tüm dünyanın geldiği konjonktür hem de ülkemizin konumu itibarıyla Hükûmetimiz
yeni bir yapılandırma getirmiştir. Bu yapılandırmayla bakanlıklarımızın 20
tanesi, 21 tanesi icracı bakanlık konumuna getirilmiş, benim Bakanlığım da
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak yapılandırılmıştır. Buradaki ana
eksenimiz, insanlarımızın yani 74,5 milyon nüfusumuzun yaşadığı tüm bölgeleri
gerçekten modern, çağdaş, yaşanılır konuma getirmektir. Yani şehirlerimizin
kentsel dönüşümünü sağlamaktır, ilçelerimizin kentsel dönüşümünü sağlamaktır,
kasabalarımızın, köylerimizin dönüşümlerini sağlamaktır. Bunun için çok ciddi
çalışma içerisindeyiz. Ülkemizin coğrafi bilgi sistemini yenilemek için ciddi
bir çalışma sistemi içerisindeyiz.
Ülkemizin tapu sistemini, “TAKBİS” dediğimiz tapu sistemini
yenilemek için hem kadastral bakımdan hem de tapuya
girmesi gereken ipotek bilgileri, takyidat bilgileri,
coğrafi bilgiler ve o yörenin özelliklerine, depremden tutun da diğer afetlere
varıncaya kadar, ekonomik pozisyondan tutun da endemik hayatından, faunasından florasına varıncaya kadar ne özelliği varsa
bunları coğrafi bilgi sistemi olarak hem coğrafi bilgi sistemine hem de tapu
kayıtlarına işlemek durumundayız.
Arkasından, yine aynı şekilde, ülkemizin geldiği düzey itibarıyla
çevre bakımından çok daha duyarlı olmak zorundayız. Çevreyle tabii afetler,
iklimle tabii afetler, coğrafi durumla, deprem durumuyla tabii afetler ne kadar
iç içeyse yaptığımız, kurduğumuz şehirlerin bugün geldiği konum, köylerimizin
geldiği konum da tabii afetlerle o kadar ilgilidir.
Derelerin kenarlarındaki evleri kaldırmak, özellikle Doğu
Karadeniz Bölgesi’nde ve Akdeniz Bölgesi’ndeki derelerin ıslah edilmesi
noktasında çok ciddi gayret içerisindeyiz.
Yine, deprem özelliği olan Bingöl’den tutunuz da Elâzığ’ından Tunceli’ye
varıncaya kadar, Bolu’ya varıncaya kadar, İzmir’e varıncaya kadar deprem kuşağı
üzerinde olan, İstanbul’dan, Tekirdağ’dan Çanakkale’ye kadar deprem kuşağı
üzerinde olan, tüm depremsellik etkisi altında olan ve depreme dayanamayacak
evlerin datasını şu anda çıkarmak üzere çok ciddi
çalışma içerisindeyiz. Bu evleri kentsel dönüşüm programıyla birer birer
değiştireceğiz. En önemli olandan, en acil olandan, en basit olandan, en pratik
olandan başlamak suretiyle bunları, bu salaş yapıları, kaçak yapıları, depreme
dayanaksız yapıları şehirlerimizden, köylerimizden söküp atmak durumundayız.
Yine, aynı şekilde, şehirlerimizin ulaşımını tıkayan,
şehirlerimizdeki yaşam standartlarını, eğitim olsun, sağlık olsun, yangın
olsun, okullaşma olsun özelliklerini, modernleşme konusundaki, yaşam kalitesini
artıran özelliklerin önünde set gibi duran kaçak yapılaşmaları, gecekonduları
da kaldırıp söküp atmak hepimizin görevidir.
Bu hususta şunu özellikle arz etmek istiyorum: Saygıdeğer
milletvekilleri, bu konuda bir bütün olmamız lazım, beraber olmamız lazım.
Kesinlikle, TOKİ’de görev yaptığım sürede -samimiyetle arz etmek istiyorum,
ifade etmek istiyorum- biz hiç kimseye rant
sağlamadık, temin etmedik. Bunu, inanın, biz her belediyeye eşit yaklaşmaya
çalıştık, her belediyeyi eşit kucaklamaya çalıştık ve kentsel dönüşümde bizim
hedefimiz, eksenimiz yoksul vatandaşlardı. Yoksul vatandaşımızı, eve ihtiyacı
olan, barınmaya ihtiyacı olan, sadece çocuğunun eğitimi için, çocuğunun iaşesi
için, çocuğunun sağlığı için harcayacak parasından başka parası olmayan ama
barınmaya ihtiyacı olan insanlarımızı nasıl ev sahibi yaparız diye kentsel
dönüşümlere yaklaştık. Kentsel dönüşüm yapacağımız bölgedeki gecekondu
bölgelerinde oturan insanlarımız hak sahibi olsun olmasın onları bir şekilde ev
sahibi yaptık. Kısaca örnek vermek gerekirse, Ankara kent girişi protokol
yolundaki hak sahibi olmayan insanlarımızı Karacaören’de
on beş yıl, yirmi yıl vade, peşinatsız, 150-200 lira taksitlerle ev sahibi
yaptık. Bunlar aftan istifade etsin etmesin, 2009/81-82 sayılı yasalardan
istifade etmeyenleri de orada ev sahibi yaptık. Orada bugüne kadar yaptığımız
8.500 tane konuttan hiçbir tanesini satmadık. Sadece orada hak sahibi olanlara
o evleri vereceğiz, yine oradaki evlerin de kendi enkaz bedellerini ve oradaki
parsel bedellerini düşmek suretiyle, kalan bedelleri de on beş yıl vadeyle
kendilerine almak suretiyle ev sahibi yapacağız.
Diyarbakır’da sur etrafında, Kars’ta, Erzincan’da, Karabük’te,
İstanbul-Küçükçekmece’de, Bursa’da, İzmir’de, Denizli’de, Türkiye'nin neresinde
olursa olsun önceliğimiz oradaki barınmaya ihtiyacı olan insanlardır. Ama
takdir edersiniz ki hepsini aynı yerde ev sahibi yapma imkânı olmuyor. Bazen
gecekonduların yapıldığı yerler dere yatağıdır, bazen deprem aksı üzerindedir,
bazen de oradaki yapılan yapılaşma katsayısı yüksektir. Hepsine ev verme
imkânınız yok. Mesela şunu da itiraf edeyim: İstanbul’da hemen İkitelli
turnikelerinin yanındaki, tepe üstündeki bölge de tamamen hazinenin yeriydi ve
gecekondular vardı. Oradaki gecekondu sahiplerine biz Küçükçekmece’nin Halkalı
bölgesinden ev verdik ve orayı değerlendirdik, orayı da 200 trilyon liraya
sattık, oradan aldığımız parayı da yine gecekondu dönüşümlerine harcadık. Bu
bakımdan…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – O paradan müteahhitler
ne kadar pay aldı?
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Çok
değerli milletvekilleri, inanın, samimiyetle arz ediyorum: Kentsel dönüşümde,
gecekondu dönüşümünde, bu ülkenin evlatları olarak, bu milletin seçerek bu
Meclise bizi gönderdiği çok değerli vekilleri olarak kentsel dönüşüme hepimiz
dört elle sarılmak durumundayız. Benim Bakanlığım olarak ben hiçbir siyasi
ayrım gözetmeksizin üretim eksenli, yatırım eksenli, kentsel dönüşüm eksenli
tüm milletvekillerinin emrinde olacağımızı burada özellikle ifade etmek
istiyorum. Kentsel dönüşümde siyaset yapmak günahtır. Kentsel dönüşümde siyaset
yapmayı ben eğer kendim siyaset yaparsam inanın en büyük günahla karşı karşıya
kalır diye kendimi kabul ediyorum. Meslekten gelen birisi olmak hasebiyle, kentsel
dönüşümün, gecekondu dönüşümünün dertlisi olan birisi olarak ifade etmek
istiyorum. Bugüne kadar yaptığımız çalışmalar da bunun göstergesidir.
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Depremden bahsedecektiniz. Deprem nerede
kaldı?
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – İnanın,
Bingöl’de insanlarımız depremden zarar gördüğü zaman iki gün içerisinde oraya
gittik ve Bingöl’de yeni bir şehir kurduk çok değerli milletvekilleri. Aynı
şekilde, Bursa’da Mustafakemalpaşa’da yangın oldu, iki ayda orada bir köy
yaptık. Bugün de Antalya’da Serik’te de oradaki 30 ev, 40 ev neyse, valilikten
bize gelen rapor neyse o rapor doğrultusunda bundan sonra -burada sizlerin
huzurunda söz veriyorum- valilikten gelecek rapordan sonra biz orada yedi ay
içerisinde köyü yapıp köylülere teslim edeceğiz aynı şekilde.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Bakan, vergi almamanız
gerekirken vergi aldınız. O vergilerin…
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Biz
burada hiçbir zaman “Biz kendi paramızı kullanıyoruz.” demedik, böyle bir şeyi
demeye hakkımız yok. “Biz vatandaşa da hizmet yapıyoruz.” demeye de hakkımız
yok, yapmak mecburiyetindeyiz diye bunu ifade etmek istiyorum. Tabii ki bu
milletin parasıdır, sizlerin parasıdır. Milletin parasını millete harcıyoruz. Ama
ifade etmek istiyorum, arz etmek istiyorum: Çok dikkatli harcıyoruz. İnanın
paranın 3 sefer, 5 sefer üzerine atlamak suretiyle bu parayı harcıyoruz. Buna
çok dikkat ettiğimizi, bundan sonra da dikkat edeceğimizi, hesap verme ilkesini
en önde tutacağımızı da özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Menderes Türel’in konuştuklarıyla ne
alakası var şimdi?
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Niye
sizlerle bütünlük içerisinde olmak istiyorum? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin,
Türkiye vatanının kentsel dönüşüme ihtiyacı var. Bu ülke kalkındı, bu ülke
gelişti. Artık Türkiye'nin verdiği büyük fotoğraf gıpta edilen bir fotoğraftır,
Türkiye'nin verdiği imaj gıpta edilen bir imajdır. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Biz şehirlerimizi, köylerimizi salaş yapılardan, kaçak yapılardan hep
birlikte kurtaracağız.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başbakanın Ümraniye’deki evi kaçak duruyor
mu daha?
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bu bizim,
bu Meclisin şerefi olacak, bu sizlerin, bizlerin, hepimizin onuru olacak.
Bu bakımdan, bu çalışmayı, sizlerin desteği olmazsa biz bunu
yapamayız, sizlerin eğer birlikteliği olmazsa biz bunu yapamayız.
Biz Maltepe’de kentsel dönüşüm yapmak istedik, orada önümüzü
kestiler. Bu yazıktır. Biz Maltepe’de hiçbir tane evi ahara satmadık, üçüncü
şahıslara vermedik, oradaki gecekondu sahiplerine verdik, vermek istedik. Bunun için, burada eğer biz bütünlük içerisinde olursak ülkemizi
salaş yapılardan, kaçak yapılardan, kaynak israfından kurtarırız; ulaşım
rahatlar, su kaybı azalır, iklimsellik, çevre dostu
evler olur, Türkiye'de terör de azalır; birliktelik, kaynaşma olur; biz
birbirimizi daha çok severiz, 780 bin kilometrekare coğrafya içerisindeki 74,5
milyon insan birbirine daha çok sarılır.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sele dönün sele!
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Biz bu
kentsel dönüşümleri yapalım. Biz gittik, Yüksekova’da kentsel dönüşüm yapmaya
çalıştık, Hakkâri’de yapmaya çalıştık, Tunceli’de de yapmaya çalıştık, her
tarafta… Tunceli Belediye Başkanını 8 sefer aradım, Kars Belediye Başkanını 10
sefer aradım, İzmir Belediye Başkanını 100 sefer aradım, Diyarbakır Belediye
Başkanını 5 sefer aradım. Bundan bir hafta evvel yanımdaydı, ben Diyarbakır
Belediye Başkanına teşrif ettiği için teşekkür ediyorum. Onunla da çalışacağım,
İstanbul Belediyesiyle de, Ankara Belediyesiyle de, 81 vilayetin belediyesiyle
954 ilçenin ilçe belediye başkanıyla, aşağı yukarı 2 bine yakın da belde
belediyesiyle çalışmak zorundayız, herkesin emrindeyiz, herkesin hizmetindeyiz.
Ben değerli milletvekilleri kardeşlerimden şunu istirham ediyorum:
Bizi denetleyin, bizi eleştirin sonuna kadar, ama kentsel dönüşüm noktasında,
Türkiye’mizi afetlerden kurtarma noktasında sizden yardım istiyorum.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, KDV alınmaması gerekirken
halktan neden KDV alıyorsun?
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bu
duygularla hepinizi en içten saygılarla selamlıyorum.
Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündem dışı ikinci söz, Ankara’nın başkent oluşunun 88’inci yıl
dönümü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Levent Gök’e aittir.
Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
2.- Ankara Milletvekili
Levent Gök’ün, Ankara’nın başkent oluşunun 88’inci yıl dönümüne ilişkin gündem
dışı konuşması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün
Ankara’mızın başkent oluşunun 88’inci yılını kutluyoruz. Bu nedenle söz
istedim. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Mücadele döneminin
kahramanlarına en güç zamanda en büyük desteği veren Ankara için Mustafa Kemal
“Benim gönlümde Ankara’nın ve Ankaralıların ayrı bir yeri vardır.” diyerek
Ankara’yı başkent yapmak suretiyle onurlandırmıştır. Ancak ne var ki, bugün
gelinen noktada, Ankara’mızın tarihî kimliği, cumhuriyetçi nitelikleri, sosyal,
kültürel ve ekonomik yaşantısı iktidarın ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin
tehdidi altındadır.
Sayın milletvekilleri, AKP İktidarının Ankara’daki, başta Merkez
Bankası olmak üzere, finans kuruluşlarını yetişmiş ve nitelikli insan gücüyle
birlikte İstanbul’a taşımaya çalıştığından ve Ankara’nın bu şekilde boş kent
olacağından haberiniz var mıdır?
Ankaralıların Türkiye’de en pahalı suyu, en pahalı elektriği, en
pahalı doğal gazı kullandığını biliyor musunuz?
Ankara’nın dış ilçelerinin nüfuslarının on yılda, iktidarınız
döneminde yarıya düştüğünü, köylerinin içinin boşaldığını, çiftçiliğin ve
hayvancılığın yok edildiğini görebiliyor musunuz?
Ankara’nın amblemini değiştirmeyi marifet sayan, Türkiye'nin en
borçlu Büyükşehir Belediye Başkanının Ankaralıları yirmi yıldır “Metro
yapıyorum.” diye aldattığını ama hâlâ Ankara’da bir metre bile ray
döşenemediğini ibretle izleyebiliyor musunuz?
En sıradan bir yağmurda bile sele teslim olan, ana caddelerinde
insanların yüzerek canını zor kurtardığı, dalgıçların caddelerine dalış yaptığı
dünyada başka bir başkent hatırlıyor musunuz? (CHP sıralarından alkışlar)
Kars’taki heykeli “Ucube” diye yıkan ve korumasız bir sanatçıyı
rencide eden zihniyetin, mahkeme kararıyla inşaatı durdurulan Eskişehir
yolundaki gerçek ucube “Demir kafes”e hangi rant uğruna dokunamadığını sorgulayabiliyor musunuz? (CHP
sıralarından alkışlar)
Türk halkının paralarıyla Somali’de açlık ve yoksulluk üzerinden
reklam yapmaya çalışırken hemen yanı başınızda, burnunuzun dibinde, tüm
Türkiye’de olduğu gibi, her gün yatağa aç giren on binlerce Ankaralının ızdırabını niçin hissetmiyorsunuz?
Meclis tatildeyken kanun hükmündeki kararnamelerle Meclisin de
içinin boşaltıldığının, Millî Eğitim Bakanlığının görevleri arasından Atatürk
milliyetçiliğine, laik, sosyal hukuk devletine bağlı vatandaş yetiştirme
ilkesinin çıkartıldığının farkında mısınız?
Okulların açıldığı bu dönemde tüm okul idarecilerinin yerinin
değiştirildiğini, okullarda şu an büyük bir kaos
yaşandığını, kız ve erkek öğrenciler arasına mesafeler konulmaya başlandığını
izliyor musunuz?
Sayın milletvekilleri, biz, AKP’nin ne yapmak istediğini biliyoruz
ve tehlikelerin farkındayız. AKP İktidarının tüm yanlışlarına karşı meydan
okuyacak, Anadolu’nun her bir köşesinden gelmiş Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
yaptığınız her yanlışın hesabını sizden tek tek soracaktır. Acaba siz bunun
farkında mısınız? (CHP sıralarından alkışlar)
Ankara, laik cumhuriyetçilerin, demokratların,
antiemperyalistlerin, tam bağımsızlıktan yana olanların ve Mustafa Kemal’i
sevenlerin sonsuza kadar koruyacakları bir başkent olmaya devam edecektir.
Bu duygularla Büyük Önderimizi, Mustafa Kemal’imizi minnetle
anıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.
Gündem dışı üçüncü söz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç
işleyişi hakkında söz isteyen Muş Milletvekili…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanın söz talebi var
efendim.
BAŞKAN – Evet Sayın Bakan, söz mü istiyorsunuz efendim?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Evet, gündem dışı
konuşmaya cevap vereceğim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, yüce
Meclisimizin değerli milletvekilleri; biraz önce bu kürsüden söz alan ve söz
aldığı için kendisine teşekkür etmek istediğim Sayın Levent Gök arkadaşımız,
Ankara’mızın başkent oluşunun 88’inci yılı vesilesiyle Ankara’mız üzerine
değerlendirmelerde bulundu. Her şeyden önce, Ankara’mızın başkent oluşunun
hatırlanması, bu kürsüden bu değerin ifade edilmesi önemli bir duyarlılıktır,
kendilerine teşekkür ediyorum ancak Ankara’dan bahsederken, Ankara’yı
konuşurken gerçek Ankara’yı görerek konuşmak, Ankara’nın gerçeklerini doğru
ifade etmek gerekir diye düşünüyorum.
Ankara gerçeklerine geçmeden önce, Ankara’mız 13 Ekim 1923
tarihinde yani seksen sekiz yıl önce başkent olarak ilan edilmiş, kabul edilmiş
bu Meclis tarafından kanunla. Seksen sekiz yıl önce bu kabul, bu karar çok
önemli bir karardır. Bir devletin doğuş tarihi, yılı, başkentinin belirleniş
tarihidir. Büyük devletimizin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarıyla
şekillendiği yıllardır ve Ankara başkent ilan edilmiştir ve o günden bugüne
başkenttir, bugünden de geleceğe hep var olan ülkemizin, devletimizin değişmez
başkenti olarak devam edecektir. Önce bunu bir tespit etmemiz lazım. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Bugün Ankara’mızın, yağmur yağdığında dünyanın her büyük şehrinde
olduğu gibi, olabildiği gibi, her metropolünde
olabildiği gibi, tıkanan, su altında kalan sınırlı sayıdaki alt geçitlerini
dile getirerek seksen sekiz yıl önceki ruhu, anlayışı ötelememizin doğru
olmadığını düşünüyorum. Filhakika, dile getirilen gerçeklerin…
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - 2010 yılında yapılıyor bu alt geçit ya,
olmadı ya!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Dile getirilen
gerçeklerin tamamen de saptırıldığını ifade etmek istiyorum.
Ankara’da insanların aç yattığını, açık yattığını ifade eden bir
sözün, bir değerlendirmenin Ankara ve Türkiye gerçeğiyle bağdaşmadığını, başka
bir Ankara hayalinin veya başka bir Ankara hatırasının ifadesi olduğunu belirtmek
istiyorum.
Değerli Arkadaşımız, sanki otuz yıl önceki, yirmi yıl önceki, kırk
yıl önceki açlık, yokluk ve sıkıntılı yıllar Ankara’sını fotoğraflıyor, hâlâ o
günün Ankara’sında kalmış bir değerlendirmeyle bizleri bilgilendirmeye
çalışıyor.
Ankara’da suyun, gazın pahalı oluşu, her yerden pahalı oluşu,
bugünün, başkent oluşun tartışması olmamalı. Bu, belediye meclisinde, il genel
meclisinde tartışılacak bir konudur. Türkiye Büyük Millet Meclisinde
tartışacağımız konu Ankara’nın başkent oluşu ve bu başkentin ne anlama
geldiğinin ifadesi olmalıdır.
Ankara, başkent olma özelliğiyle birlikte başka özellikleri
bünyesinde taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin devlet olarak
konuşlandığı bir merkezdir başkent olarak Ankara. Yasama erkinin konuşlandığı
bir merkezdir Ankara ve şu anda biz bu erkin mensupları olarak, bu erki
oluşturan kişiler olarak buradayız ve yasama organının, binasının bulunduğu,
faaliyetini yürüttüğü burada, Ankara’dayız ve hep Ankara’da olacağız; bunu
hatırlamalı, bunun andını bir kez daha içmeliyiz biz Ankara’nın başkent olduğu
bugünde. Ankara yürütmenin başkentidir, Hükûmetin başkentidir ve hep öyle
kalacaktır, “öyle kalmalıdır”ı bugün
değerlendirmeliyiz bugünde. Ankara yargının başkentidir ve hep öyle kalacaktır,
öyle kalacağını bir kez daha hatırlamalı ve o konudaki kararlılığımızı ifade
etmeliyiz bugünde.
Ankara, Türkiye’de siyasetin başkentidir ve öyle kalacaktır, öyle
kalmalıdır dile getirmeliyiz biz bugünde.
Değerli arkadaşlar, saygıdeğer milletvekillerimiz; Ankara’nın
finans başkenti olduğuna dair Anayasa’da, yasada, mevzuatta herhangi bir kayıt
yok, herhangi bir düzenleme yok. Ekonomi, ekonominin kurallarına göre
yönlendirilir, şekillendirilir ve ekonomik gerekler, gerekçeler, oluşumlar neyi
gerektiriyorsa, ekonominin, finansın ağırlık merkezi İstanbul olabilir, Adana
olabilir, İzmir olabilir, Bursa da olabilir, bunun siyasetle bir ilgisi yoktur.
Esasında, siyaset kurumu olarak, yasama organı olarak, devlet
organları olarak, erkleri olarak bizim nihai hedefimiz, bu toplumun huzurunu,
refahını ve kalkınmasını sağlamaktır; onun için de iyi bir ekonomi ve doğru bir
ekonomi yönetimi, doğru ekonomi yönetiminin de eğer gereği bazı bankaların
yerinin değiştirilmesini gerektiriyorsa, toplumun huzur ve refahını, ülkenin
kalkınmasını sağlama adına onu yapmaktan hiçbir zaman çekinmemeliyiz, akli
davranmalı ve çağdaş davranmak durumundayız. Ankara’nın başkent oluşu
siyasi bir gerçektir ve o siyasi gerçek bizim olmazsa olmazlarımızdandır.
Ankara, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığının ve devamının bir ifadesidir.
Hepimiz bu kürsüden yemin ettik, bir kısmımız temmuz ayının ilk
günlerinde Meclis açıldığında yemin ettik, bir kısmımız da en son bugün bir
arkadaşımız da yemin etti. O yemini ederken devletin varlığı ve bağımsızlığına
yemin ettik, vatanın ve milletin bölünmezliğine yemin ettik. O yemini ederken milletin kayıtsız ve şartsız
egemenliğine yemin ettik. İşte, Ankara’nın başkent oluşu o yeminimizde
ifadesini bulan somut bir gerçektir. Ankara, o yemin ettiğimiz devletin varlığı
ve bağımsızlığının, milletin kayıtsız şartsız egemenliğinin somut bir
ifadesidir, müşahhas bir ifadesidir. Seksen bir tane ilimiz var ama bir tane
ilimiz başkenttir, farklıdır ve seksen bir ilin seksen tanesinin ismi
Anayasa’mızda geçmez ama 3’üncü maddeye baktığımızda “Türkiye devletinin
başkenti Ankara’dır.” ifadesi yer alır ve Ankara, bu yönüyle seksen ilden
farklı bir ildir. Ankara, farklı bir misyonu
yüklenmiştir. Ankara, devletin merkezi olma şansını ve gururunu yaşamaktadır.
Ankaralılar da bunun farkındadır. Esas itibarıyla herkes Ankaralıdır, bütün
Türkiye Ankaralıdır bu manada; Karslısı da Ankaralıdır, Muğlalısı da
Ankaralıdır, Edirnelisi de Ankaralıdır, hepimiz Ankaralıyız. Ankara başkenttir
ve bununla övünüyoruz, gurur duyuyoruz, bu gerçeği de ilelebet hep birlikte
yaşatmalıyız ve yaşatacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Ankara başkent olduğunda
küçücük bir kasabaydı, yurttaşlık bilgisi ölçütlerine göre küçücüktü, nüfusu 10
binler, 20 binler mertebesindeydi, 100 binin altında bir nüfusa sahipti ama
bugün, biraz önce Sayın Levent Gök arkadaşımızın fotoğrafladığı Ankara’nın ben
nüfus gerçeğini sizlerle paylaşmak istiyorum, bildiğiniz bir gerçek ama
tekrarında hiçbir mahzur yok. 4 milyon civarında merkez
nüfusuna sahip bir büyük Ankara, modern bir Ankara. Sizin beğenemediğiniz,
beğenmekte zorlandığınız, belki de tahammül edemediğiniz için öyle görmek ve
göstermek istediğiniz Ankara, 2010 yılında Avrupa’nın başkenti seçilen bir
şehir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ankara, modern bir şehir; Ankara, bir
dünya şehri; Ankara, gerçek bir başkent ve Ankara, hepimizin sevdiği bir şehir;
Ankara, Türkiye'nin orta yerinde ve Türkiye'nin gerçekten coğrafi olarak da çok
rahat temsil edilebildiği bir şehir. Ulaşım yönünden çok
rahat ulaşılan bir şehir. “Bir metronun
olmadığı” denilen Ankara’da galiba özel araçlarla gezmekten halka ait, halkın
seyahat ettiği metrolara binme imkânı bulunamamış, öyle anlaşılıyor. Ankara’da
yerin altında da, yerin üstünde de çalışan metro
sistemleri olduğu gibi, inşaatı devam eden onlarca kilometre metro inşaatları
var. Hatta Ankara’yı bu manada daha modern bir şehir yapmak için Ulaştırma
Bakanlığımız konuyu üstlendi ve kaldığı yerden daha hızlı bir şekilde Ankara’yı
metro şehri, demir ağlarla ulaşılan bir şehir yapma
yolunda çalışmalarını devam ettiriyor. Dahası, yakın tarihte, ağustos ayının
sonunda Ankara’dan Eskişehir’e devam eden yüksek hızlı tren Konya’ya da gitti.
Bilmiyorum, haberiniz var mutlaka da, olmayanlar için söylüyorum. Ankara’dan
Konya’ya yolculuk süresi -Konyalı arkadaşlarımız bilirler- bir saat kırk beş
dakika. Ama bu bir saat on beş dakikaya da inecek. Ankara’dan kalkan bu raylı
sistem acaba Ankaralıya ve Türkiye’ye hitap etmiyor da, bizler uyurken
yabancılar mı gelip biniyor bu trenlere diye insanın düşünesi geliyor.
Değerli arkadaşlar, Ankara’mız hakikaten gittikçe modernleşen,
gittikçe çağdaşlaşan bir şehir. Ankara’nın tarihî değerlerine büyük önem
veriliyor son yıllarda, son on yıl içerisinde, on beş yıl içerisinde.
Büyükşehir Belediyemiz ve bazı ilçe belediyelerimiz, özellikle Altındağ İlçe
Belediyemizin Ankara’nın tarihî dokusuna yönelik çalışmalarını, Kültür
Bakanlığıyla birlikte yürüttüğü çalışmaları -Ankara’nın o Ulucanlar Cezaevi
örneğinde görüldüğü üzere- gittiğinizde rahatlıkla ve hayranlıkla görmemiz
mümkün. Bütün bunları görmemek, görememek, artık bir şeyleri görmek-görmemek
niyetinden başka bir şey ifade etmez. Bakıldığında görülecektir, gezildiğinde
görülecektir, Ankara hem modern bir şehirdir hem de diğer taraftan tarihî
dokusuna, kültürel varlığına sahip bir çıkan bir şehirdir ve Ankara, Türk
birliğinin, Türk devletinin, Türk milletinin sembolü bir şehir olarak hakikaten
önemlidir.
Ankara’da diğer şehirlerden farklı bir değerimiz daha vardır;
cumhuriyetimizin kurucusu, bu Meclisin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün mezarı, anıt mezarı Ankara’dadır. Ankara bu yönüyle de diğer
şehirlere göre farklı bir değere ve konuma sahiptir ve o Anıtkabir’i her zaman,
çoğu zaman hepimiz bir vesileyle ziyaret ederiz. Anıtkabir’de Misakımillî
Kulesi vardır, hepimiz biliriz. Misakımillî Kulesi’nde de taş duvarlara
oyularak yazılmış olan yazılar vardır. O yazılar normal bakışta görülemeyebilir
ama biraz şöyle yukarıya bir bakış yapıldığında görülebilen yazılarda şunlar
yazar: “Yıl 1920, millî hudutlarımız dâhilinde hür ve müstakil yaşamak istiyoruz.”
der Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milletin fikriyatını ve hissiyatını ifade etmek
adına.
Yıl 1923, millî mücadele kazanılmıştır; bu gazi Meclisin
önderliğinde ve idaresinde kazanılmıştır, cumhuriyet kurumlarıyla,
kuruluşlarıyla şekillenmiştir, Ankara başkent olmuştur ve 29 Ekim tarihinde
yani bugüne göre on altı gün sonra 29 Ekimde de cumhuriyet ilan edilecektir.
Ekim ayı bu bakımdan önemli bir aydır ve 1923 yılında söylenen bir diğer söz:
“Düstur-u halâsımız olan Misakımillîyi safha-i tarihe
yazan milletin demir elidir.” yazar. Bu söz Ankara’dadır, Anıtkabir’de
Misakımillî Kulesi’nin duvarlarındadır, taş duvardadır, taşa oyularak
yazılmıştır. Başkent Ankara’nın okunması gereken, bilinmesi gereken en önemli
birinci özelliği budur ve oraya Misakımillî’yi, kurtuluş düsturu olan
Misakımillî’yi tarihin safhasına, tarihin o dönemine silinmeyecek şekilde yazan
da bu büyük millettir, bu aziz milletir.
Ankaralısıyla, Konyalısıyla, Kastamonulusuyla, Karslısıyla, Edirnelisiyle,
Hakkârilisiyle birlikte o söz oraya yazılmış, daha doğrusu o söz gerçekte
yaşanmış ve oraya Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle şekillenerek
yazılmıştır. O ifade bütün milletin ortak ifadesi, ortak düşüncesi ve ortak
kararıdır.
İşte, Ankara deyince üniter yapıya sahip
bölünmez bir Türkiye’yi anlıyoruz; Ankara deyince bölünmez, parçalanamaz bir
Türk milletini anlıyoruz; Ankara deyince Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran
halkın adının Türk milleti olduğunu anlıyoruz ve öyle de anlamaya, öyle de
yaşamaya ve öyle de yaşatmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından
alkışlar) Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! Yaşasın Ankara’nın başkent oluşunun
88’inci yılı! Nice yıllara! Başkent Ankara’yla nice güzel
günlere ve geleceğe, asırlara. Bugünden, bu milletin Ankara’daki
temsilcileri ve evlatları olarak, aynı zamanda sade birer Türk yurttaşı olarak
diyoruz ki: Selam olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne, selam olsun Ankara’ya. Saygılar
olsun hem yüce milletimize hem de onun siz değerli temsilcilerine.
Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündem dışı üçüncü söz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç
işleyişi hakkında söz isteyen Muş Milletvekili Sırrı Sakık’a
aittir.
Buyurun Sayın Sakık, süreniz beş dakika.
3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç işleyişine
ilişkin gündem dışı konuşması
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de
Meclisin iç işleyişiyle ilgili gündem dışı söz almışım. Sayın Başkana teşekkür
ediyorum. Sizi ve Divanı saygıyla selamlıyorum.
Evet, Ankara’nın başkent oluşunun 88’inci yılı; nutukları
dinledik. Ankara başkent oluşundan bugüne kadar böyle bir zulüm görmedi, böyle
bir Bakan da görmedi. (BDP sıralarından alkışlar) Çünkü geldiği günden bugüne
kadar ölüleri adetten sayan, geldiği günden bugüne kadar ülkeyi emlakçı
dükkânına çeviren, siyasi halk temsilcilerini terörist ilan eden, “Yeri gelince
yine tutuklarız.” kendisini yargının yerine koyan bir Bakanı dinledik biraz
önce. Hamasi nutuklar, yine Türklük, yine Türk halkı ve buradaki diğer halklara
haksızlığı yine bu kürsüde dinledik ve bu Bakandan dinledik.
İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Adam gibi adam dinledik.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, lütfen dinleyiniz.
Bakın, bir Parlamento eğer kendi içinde hukuku ve adaleti
işletemezse topluma adalet vadedemez.
Geçen gün, açıldığı günün ikinci günü de söyledik, grubumuz 35
kişi, içinde bağımsızlar da var ama hepimiz birbirimize bağımlıyız, hepimiz bir
gelenekten geliyoruz, bu halkın özgürlük mücadelesi için çabalıyoruz. Yasalar,
Anayasa farklı bir şekilde milletvekilliklerini düşürür, onlar bu gruptan
olmaz, o bizi ilgilendirmiyor ama biz 35 kişilik bir grubuz ve bu gruba ayrılan
yer 14 kişi, 21 kişimiz yokuz, yok hükmünde sayılıyoruz. Şimdi, bizim ne
hakkımız var MHP Grubunun içinde oturmaya veyahut da onların bizim içimizde ne
hakkı var? Sizin CHP Grubunda oturma hakkınız var mı? Yok. Böyle bir
adaletsizlik var.
Bakın, komisyonlara dönün, bakın. Biz yokken AKP ve MHP Başkanlık
Divanında bir araya geliyorlar, kendilerine göre bir dizayn…
52 milletvekili olan bir grup 52 komisyon üyesiyle kendisini temsil ediyor ama
35 milletvekili olan bir grup sadece 18 kişiyle komisyonlarda temsil ediliyor.
Burada, hep hukuktan, adaletten bahsediyorsunuz; çoğunuz da adalet ve hukuku
hiç ağzınızdan düşürmezsiniz ama sorun, Türkiye demokrasi güçleri ve Kürtler
olunca adalet de askıdadır, hukuk da askıdadır.
Dönün bakın, milletvekili arkadaşlarımıza ayrılan odalara bakın.
Sözüm ona kuralarda çekilmiş. Geçen dönem 22 milletvekiliydik, en az
oturulabilir oda sayımız 10’du. Şimdi hepsi hücre tipinde, hepsi… Yani
cezaevindeki arkadaşlarımıza buradan selam olsun; oradaki hücreleri neyse
buradaki onlara ayrılan odalar ve bu gruba ayrılan odalar hücre tipidir ve
büyük bir haksızlık yapıyorsunuz.
Bakın, o dönemde Divandaydık, Divan şöyle
bir karar almıştı: Eski genel başkanlar ve grubu bulunmayan genel başkanlara
özel odalar tahsis edilmişti. 2007 seçimlerinden hemen sonra. O dönem, mesela
dönün bakın, Başbakanlık yapmış Mesut Yılmaz, başka, Muhsin Yazıcıoğlu, Baykal
-eski Genel Başkan- bunların hepsine özel odalar tahsis edildi ama bu partide
birkaç tane Emek ve Özgürlük Blokundan gelen arkadaşlarımız var, bunlara özel
oda yok. Eski Genel Başkanımız var Ahmet Türk, özel oda yok çünkü siz
beyazsınız, bunlar da siyah. Hayatın her alanı böyle.
Biz “demokratik özerklik” diyoruz, siz kıyamet koparıyorsunuz. O
zaman çıkın bakın, AKP’nin grubuna özerk bir bölge oluşturmuşsunuz. MHP Grubuna
gidin, 52 milletvekili var, yine AKP kadar yer kaplamış, özerk bir bölgesi var.
Dönün CHP Grubuna, özerk bir bölge var ama gidin BDP Grubuna… Eliniz
vicdanınızdaysa bir gidin, oradan geçin, Plan Bütçenin orada, ayaklar altında.
Bütün bürokratlar gelir, yanlışlıkla bizim odalarımıza girerler ve grup başkan
vekillerimizin odaları ve Genel Başkanımızın odası emin olun ki F tipi
hücreleri gibidir.
Böyle bir Parlamento olur mu? Allah aşkına, böyle bir hakkaniyet
olur mu? Onun için, bu Parlamento bir an önce iç hukukunu sağlamalı. Bu da
yetmiyor -süremiz çok da kısaldı- dönün bakın, mesela burada özerk bir bölge
daha oluşmuş. Nedir? Muhafız Alayı. Ne işi var burada Allah aşkına? Her gün
postal sesleriyle, biz onların sesini duymak zorunda mıyız? Ne işleri var?
Burada bine yakın polis görev yaparken hâlen onlar burada, ne işleri var? Çünkü
BDP’liler onların özerk bölgesine giremez, BDP
çalışanları ve temsilcileri o bölgeye giremez…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Sakık…
SIRRI SAKIK (Devamla) – Bağışlayın, bitiriyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
SIRRI SAKIK (Devamla) – Eğer bu Meclis halkın iradesiyse biz o
alana girebilmeliyiz. Geçmişte sizi de sokmuyorlardı ama bugünlerde ne değişti
bilmiyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Konuşmacı Meclis
Başkanının icraatıyla ilgili meseleyi gündeme getirirken -Türkiye Büyük Millet
Meclisinin açıldığı 28 Haziran tarihinde, işleyişin devam etmesi adına, iki
siyasi parti yemin ettiğinden dolayı Başkanlık Divanı ancak o şekilde oluştu-
sanki bu odaların kura çekimiyle ilgili veya grupların tahsisiyle ilgili AK
PARTİ ve MHP Grubunu suçlayıcı bir tavır içerisinde bulunmasını açıkçası
yadırgıyorum. Şu anda 26 veya 29
milletvekili BDP Grubuna mensup milletvekili ama bağımsızları da bizim grubumuz
içinde sayıyor olabilir, ona bir şey diyemeyiz. AK PARTİ ilk kurulduğu zaman 53
milletvekili varken, şu anda arkadaşlarımızın beğenmediği odalarda icraatına
devam etmişti. 326 milletvekilinin olduğu yerde Halkla İlişkiler Binasında 10
metrekarelik oda sayısı sınırlı. Her bir koridorda iki tane 10 metrekarelik oda
var. Diğer kalan odalar da 7 metrekarelik veya 8 metrekarelik…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 6.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 6 metrekarelik. Orada CHP Grubundan
arkadaşlarımıza kaç tanesi düştü bilmiyorum, buraya kaç tanesi düştü bilmiyorum
ama kurayla olan işler.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “MHP’ye” de canım, “Buraya” dedin, olmaz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdi, bakın, MHP’ye de çıkmamıştır.
Bizim burada da şans olarak çıkmış olabilir.
Değerli Başkanım, şu anda…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, kürsüden söz verirseniz…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, müsaade ederseniz, şu anda,
açıkçası, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gruplara tahsis ettiği personel
sayısı var, o personel sayısında da büyük bir haksızlık var.
SIRRI SAKIK (Muş) – Hepsi sırt sırta oturuyor.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önce 20, arkasından yüzde 5 veya yüzde
10 personel tahsis ediliyor. BDP Grubunun 26 milletvekili var. Geçen dönem 22
milletvekili 25 tahsis ediliyordu.
SIRRI SAKIK (Muş) – Bizim 29 milletvekilimiz var, 35 milletvekili
var.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Geçen dönem 22 milletvekili vardı BDP
Grubunun ama çalışan sayısı, personel sayısı 30’du. Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubunun 347 milletvekili vardı, çalışan sayısı 47’ydi. Milliyetçi Hareket Partisinin
50 küsur milletvekili var, çalışan sayısı herhâlde 27, 28.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 53.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olay bu değil ki!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ’nin
şu anda 327 milletvekili var, çalışan sayısı 44. Yani haksızlık varsa… Şu anda
her milletvekilinde 1 çalışan var.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bakan değil ki! Beş dakika
konuşmak…
BAŞKAN – Bir dakika… Bitirsin, size söz vereceğim. Lütfen…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz bakana söz vermediniz.
BAŞKAN – Siz söz istediniz mi benden Sayın Kaplan?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama bakan değil ki.
BAŞKAN – Lütfen oturun, lütfen oturun. Bir izahat veriyor, kimseyi
de itham etmiyor. Lütfen…
Evet.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, şu anda Meclis
Başkanlığının yaptığı ve yıllardır gelenek hâline gelmiş formüllerin
uygulanmasıyla ilgili, o dönem içerisinde seçilmiş milletvekillerinin göreve
başlayabilmesi için bu kürsüden yemin etme gereğini bilerek iki siyasi parti
gelmiş, Başkanlık Divanında bunları dağıtmak zorunda kalmış. Niye dağıtmak
zorunda kalmış?
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, işte bizim de dediğimiz, suçüstü
yakalanmışlardır. İki siyasi parti yan yana gelerek diğer grupların hakkını gasbetmiştir, benim de demek istediğim bu.
BAŞKAN – Bir dakika… Size de söz vereceğim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Niye dağıtmak zorunda kalmış? Meclisin
işleyişi hiç kimsenin ihtiyarında değildir, hiç kimsenin keyfiyetinde değildir…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin de keyfiyetinizde olmaması gerekir.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O anlamda biz bunu yapmışız ve hiç de
hakkaniyetin dışına çıkmamışız.
Aslında bu konuyu Meclis Başkan vekillerinden birinin cevaplaması
gerekirdi.
Teşekkürlerimi sunuyorum efendim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bu soruya sizin
cevap vermeniz lazım.
BAŞKAN – Evet.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – AK PARTİ Grup Başkan Vekili
cevap veremez bu soruya, sizin cevap vermeniz lazım.
BAŞKAN – Şimdi, efendim, bir saniye…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, sayın hatipler, partimin,
grubumun ismini anarak, bizi de ilzam edecek beyanlarda bulundular. İç Tüzük
69’a göre söz hakkı doğmuştur, kürsüden söz vermenizi istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, aynı durumda bizim
grubumuza da yönelik isimlendirme vardır.
BAŞKAN – Size de vereceğim.
Buyurun Sayın Şandır.
Lütfen üç dakika içinde toparlayın.
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim efendim, daha kısa
sürede söyleyeceğim.
Değerli arkadaşlar, Barış ve Demokrasi Partisi Sözcüsü arkadaşımız
kendilerine ayrımcılık yapıldığını, haklarının yenildiğini burada örnekleriyle
ifade etmiştir. Bunu ciddiye almak lazım. Meclis
Başkanlığı olarak, Barış ve Demokrasi Partisinin Meclis hizmetlerinden
yararlandırılmasında bir farklılık oluşmuşsa bunun giderilmesini talep etmek
hepimize düşer. Burada hiç kimse bir diğerinden farklı değil. (MHP, CHP ve BDP
sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, arkadaşımızın, Barış ve Demokrasi
Partisinin… Ama her defasında bunu bir başka tartışmanın mazereti yaparak Meclisi
de germenin bir anlamı yok. Bunu Meclis Başkanlığıyla, Meclis Başkanlık
Divanıyla Grup Başkanlığınızın hükmi şahsiyeti olarak gidip görüşmesi ve
gerçekten bir haksızlık varsa düzeltilmesi gerekir.
Bu noktayı Meclisimizin gündemini meşgul etmek veya tartışmaya
sebep olmak için değil, bir haksızlığı gidermek için, bir haklı talep olarak
ifade etmekte fayda var. Yoksa, bu çatı altında herkes
bu Meclisin eşit ve onurlu bir üyesi olarak, bu kürsüde yemin etmiş, milletin
önünde, milletin huzurunda yemin etmiş bir sayın milletvekili olarak, eşit ve
onurlu bir birey olarak görev yapacaktır, bir üye olarak görev yapacaktır.
Kimseye bir ayrıcalık, kimseye bir dışlanmışlık, bir farklılık gibi bir niyet
asla olmaz. Bu noktada Meclis Başkanlığının gereğini yapacağına da inanıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisinin kendisine ayrımcılık, farklılık
uygulanması yönünde bir talebi olmamıştır. Neyse adalet onun uygulanmasını biz
de talep ediyoruz.
Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.
Buyurun efendim, siz de üç dakika içinde toparlayın lütfen.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Genel
Kurul ve komisyonlarda grubuna ayrılan yerlerin yetersizliği nedeniyle meydana
gelen sıkıntılara ilişkin açıklaması
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
aslında benimki bir bilgilendirme olacak. Çünkü dün Danışma Kurulunda Sayın
Meclis Başkanına bu durumu açıkladım, daha önce açıklamıştık ve Genel
Sekreterle de görüştüm, mimarları da getirdim. 20 kişilik masada 35
milletvekili oturuyoruz, bunu ifade edeyim. Gördüğünüz gibi şekilde, 14 kişi
bir sıra, geriye kalan bütün milletvekili arkadaşlarımız, şöyle, şu direkten
öbür kameraya kadar arka sırada… Bakın, şu düzende oturan bir grup var mı? Yani
şu bir ayıptır. Biz MHP’yle dört yıl yan yana oturduk, aramızda 40 santimetre
var ve bu konuda bir sıkıntı olmadı ve inşallah hiçbir zaman da olmayacak.
Şunu ifade etmek istiyorum: Benim ve Grup Başkan Vekili arkadaşım
Sayın Pervin Buldan’ın sekreter ve danışmanlarının oturacağı masası yok,
grubumuzun danışmanlarının oturacağı yer yok ve hatta espri yaptım Meclis
Başkanına, dedim ki: “Eğer yer bulmazsanız koridora mecburen masa koyacağız.”
Sürekli toplantı oluyor, dış heyetler geliyor, 5 danışmanı toplantı salonundaki
o 20 kişilik masanın etrafından alıyorum, dışarı çıkarıyorum ve geliyorum,
görüşüyorum.
Komisyonlara gelince: Burada da bir teknik hata var. Ben bunu bir
şey olarak söylemiyorum, Sayın Sakık bunu çok güzel
dile getirdi, komisyon üyeliklerini, AK PARTİ ve MHP’nin, iki partinin, Danışma
Kurulu olduğu bir günde belirlediniz. 25 üyeyi 26 yaptınız. Yani biz
olmadığımız için…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz yoktunuz…
HASİP KAPLAN (Devamla) - O gün biz olsaydık derdik ki:
“Komisyonlar 29 olsun.” O zaman hiçbir parti grubu mağdur olmazdı arkadaşlar. Hatta, yine MHP aynı üyelikleri alırdı, belki bir iki
komisyonda da fazla olurdu, CHP de üç dört komisyonda daha fazla alırdı, sizler
de dört beş komisyonda, bizim de üyeliklerimiz 1 yerine 2 olurdu.
Şimdi, bu kadar teknik sorunları yaşarken eğer başkanlar için
gerçekten özel tahsis yapılmışsa ve Meclis Başkanlığını, yukarıda biliyorum,
eski Meclis başkanlarına da özel tahsisler var, Sayın Ahmet Türk’ün yerini
tartışmayacağım, yerinden memnundur, “Tartışma konusu da yapmayın.” dedi, alt
zemindedir, bir gün ziyaretine gidersiniz.
Yine KADEP Genel Başkanı Sayın Elçi burada, şu an resmî, Mecliste,
ona da bir şey söylemiyorum. Yalnız, bunları konuşmak için, Meclis Başkanlığına
yaptığımız başvuruların, dört grup bir araya gelip oturup konuşup çözmemiz
gerekiyor. Bunu burada tartışma konusu yapmak bir şey getirmiyor diye
düşünüyorum, birlikte çözelim diye davet ediyorum. Eşitlik istiyoruz, başka bir
şey değil.
Teşekkür ederim. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler efendim.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi için bir şey
söyleyeceğim, çok önemli.
BAŞKAN – Yerinizden lütfen…
SIRRI SAKIK (Muş) – Yerimden.
Geçmişten bugüne kadar, mesela bağımsızlar komisyonlarda görev
alırdı. 23’üncü Dönemde de böyleydi ama bu dönem nasıl olsa bağımsızlar Emek ve
Demokrasi Blokundan geliyor…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayıyla alakalı bu iş ya… Sayıyla
alakalı, formülle alakalı, başka bir şey diyemezsiniz, formülü değiştirelim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tekrar bir Danışma Kurulu yapalım…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Formülü değiştirelim canım.
SIRRI SAKIK (Muş) - …bir tek tane bağımsız, komisyonlarda görev
almadı. Peki, bağımsız milletvekilleri komisyonlarda görev alamıyor, nasıl
görev yapacak, nasıl Parlamentoda halkının sesini seslendirecek, dile
getirecek? Bunlar bile yok. Yani, bu ayrımcı politikaları bir an önce ortadan
kaldırmak gerekiyor.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yahu ayrımcılık yok, ayrımcılık yok.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz… İzin verirseniz üç dakika da ben meramımı anlatayım.
BAŞKAN - Siz daha önce konuştunuz, ben izah edeyim müsaade
ederseniz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Peki, efendim.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, iki grup yemin etmemiş,
Danışma Kuruluna gelmemiş, aksaklıklar ondan doğmuş, tekrar toplansın, bura
yeri değil, Danışma Kurulunda halletsinler. Onu söylemek istedim.
BAŞKAN – Doğrudur.
Şimdi, sayın milletvekilleri, bana verilen bilgiye göre,
partilerin üye sayılarına göre bir hesaplama yapılmış, toplam içindeki oran
çıkarılmış, bu orana göre de daimî komisyonlarda üyeler belirlenmiş. Şimdi,
belki, başlangıçtaki yemin meselesindeki gecikmeden dolayı Danışma Kurulu eksik
toplanmış olabilir ama o zamanki eksiklik, yeminlerin tamamlanmasıyla aşağı
yukarı tamamlandığına göre, Danışma Kurulu tekrar toplanabilir, bu
başvurularınız oraya gidebilir, yeniden bir değerlendirme yapılabilir. Yani, o
zamanki yapılan değerlendirme, benim elimdeki bilgilere göre, normal oranlara
göre yapılmış ama “Danışma Kurulunda biz bulunamadığımız için bir eksiklik
var.” diyorsanız, bunu da Sayın Başkanlığa ulaştırırız.
Çok teşekkür ederim.
ALTAN TAN (Diyarbakır) – Talebimiz bu, teşekkür ederiz.
BAŞKAN – Teşekkürler efendim..
Sayın milletvekilleri, şimdi, birçok arkadaşımız söz istemiş,
bunlar Sayın Bakanın açıklamasıyla ilgili olabilir yahut gündem dışı
konuşmalarla ilgili
olabilir.
İlk önce, baştan itibaren, Sayın Tezcan, neyle ilgili söz
istemiştiniz?
MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, gündem dışı çok önemli bir
konuda çok kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum.
BAŞKAN – Evet, gündem dışı…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, bir polisimiz şehit
olmuş, o konuyla ilgili…
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkanım, benim söz isteyen.
İstanbul Üniversitesinin açılışı sırasında yaşanan olaylarla ilgili kısa
konuşma talep ediyorum bulunduğum yerden. Bir dakikayı geçmeyecek.
BAŞKAN – Bulunduğunuz yerden, buyurun efendim.
4.- Aydın Milletvekili
Bülent Tezcan’ın, İstanbul Üniversitesinin açılışı sırasında yaşanan olaylara
ilişkin açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün
İstanbul Üniversitesinin açılış törenleri sırasında, parasız eğitim isteyen ve
Başbakanı protesto ettiği ifade edilen 37 öğrenci gözaltına alınmıştır.
Demokrasilerde bakanlar da başbakanlar da protesto edilir.
Protesto hakkı demokrasinin özüdür. Son yıllarda Türkiye, ne yazık ki, koro
hâlinde Başbakanı övmenin serbest olduğu, eleştirenlerinse terörist muamelesi
gördüğü bir ülke hâline gelmiştir.
Üniversite, özgür düşünce ikliminin hâkim olması gereken bir
ortamdır. Özgür düşüncenin en önemli temellerinden biri de protesto hakkıdır.
Avrupa Birliğinin 2011 İlerleme Raporu, Türkiye’deki hak ve ifade özgürlüğü
ihlallerinin ulaştığı kaygı verici boyutlara dikkat çekmektedir. Bu çerçevede,
demokratik hakkını kullandığı için gözaltına alınan 37 öğrencinin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT TEZCAN (Aydın) - …İktidarın antidemokratik hışmına
uğramaması…
BAŞKAN – Tamam Sayın Tezcan. Süreniz doldu, lütfen...
BÜLENT TEZCAN (Aydın) - …ve üniversitemizin, özgürlüğün yeşerdiği
alan hâline gelmesi konusunda…
BAŞKAN – Sayın Tezcan, lütfen…
BÜLENT TEZCAN (Aydın) - …sayın Meclisin
dikkatini…
BAŞKAN - Süreniz doldu efendim, “bir dakika” dedik.
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Efendim, geç başlattınız, onun için
yetişmedi.
BAŞKAN - Sayın Tezcan, lütfen… Oturun lütfen.
BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Tanal, yerinizden buyurun efendim.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ankara’nın başkent oluşuyla ilgili söz
almak istiyorum Değerli Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
5.- İstanbul Milletvekili
Mahmut Tanal’ın, Ankara’nın başkent oluşuna ve Merkez Bankasının İstanbul’a
taşınmasına ilişkin açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.
Değerli milletvekilleri, Ankara, cumhuriyeti temsil ediyor. Bundan
memnun olmayan siyasal iktidarın Merkez Bankasını İstanbul’a taşımasının üç
nedeni var: Bir tanesi, cumhuriyet karşıtlığı çünkü başkent olarak Ankara’yı
zayıflatmak amacıyla Merkez Bankasını İstanbul’a taşıyor. İkincisi, inşaat rantı için Merkez Bankasını İstanbul’a taşıyor. Acaba Ataşehir’de hangi firmalar orada büyük inşaatlar yapıyor?
Hangi bakanlar, hangi milletvekilleri oralarda villalar satın aldılar?
Üçüncüsü, Merkez Bankasının İstanbul’a taşınması kadrolaşma nedeniyledir çünkü
buradan, Merkez Bankasından, şehir dışına taşınması nedeniyle gitmeyen personel
olmuş olacak ve bu üç nedenden dolayı siyasal iktidar finansman merkezini İstanbul’a
taşımaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz bitti. Çok teşekkür ediyorum.
Sayın Fırat…
SALİH FIRAT (Adıyaman) – Felaketler konusunda.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Fırat.
6.- Adıyaman Milletvekili
Salih Fırat’ın, ülkemizde meydana gelen sel felaketine ve Adıyaman’daki
binaların depreme dayanıklılık testlerinin yapılması konusunda alınması gereken
tedbirlere ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı
SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Devlet olmanın gereği, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini
sağlamak ve korumaktır. Bu sel felaketinden dolayı izliyor ve gözlüyorum ki
Hükûmet sanki bu hizmetler bir lütufmuş gibi halkımıza sunuyor. Bunu üzüntüyle
karşılıyorum.
Diğer taraftan, Adıyaman ilimiz depremde riskli olan, birinci
derece bir kuşak üzerindedir. Sayın Bakanımızdan özellikle rica ediyorum:
Adıyaman’daki binaların acilen statik ve depreme dayanıklılık testlerinin
yapılmasını ve bunların tadilatlarının yapılması için gerekenin yapılmasını arz
ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.
Sayın Erdem…
7.- Ankara Milletvekili
Mustafa Erdem’in, Ankara’nın başkent oluşunun 88’inci yıl dönümüne ilişkin
açıklaması
MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Ankara’nın başkent oluşuyla ilgili söz
istemiştim.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Efendim, Ankara, sahip olduğu jeopolitik ve stratejik konumu
itibarıyla Kurtuluş Savaşı’mızda ve cumhuriyetimizin kuruluşunda çok önemli bir
misyon icra etmiştir. Buna ilave olarak, Ankara’nın
başkent olması her Türk milleti mensubunun, Ankara’nın, Ankaralıların ve
Ankara, Büyük Millet Meclisinin onurudur. Ankara’yı bu işlevinden, bu
fonksiyonundan geri götürmek Ankara ve Ankaralıya, Türkiye Büyük Millet
Meclisine karşı bir saygısızlıktır diye düşünüyorum.
Özellikle Ankara’daki kurumların İstanbul’a taşınması, turizm,
sanayi gibi ekonomik imkânlardan mahrum olan Ankara’nın memura bağlı
girdilerinden mahrum kalacağı düşüncesiyle, sahip olacağı mağduriyetin telafisi
açısından Ankara’ya sahip çıkılması lazım geldiğini düşünüyor, sizlere saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.
Sayın Bulut…
ARİF BULUT (Antalya) – Antalya’daki sel felaketiyle ilgili olarak.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bulut.
8.- Antalya Milletvekili
Arif Bulut’un, Antalya’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması ve
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
ARİF BULUT (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Antalya’daki sel afetiyle ilgili olarak Sayın Bakanın ıslah çalışmasının
yapılacağından bahsettiği Aksu Deresi esasında bir dere değil, üzerinde iki
tane hidroelektrik santrali olan önemli bir çaydır. Sayın Bakan Haskızılören köyünü inceledi, oradaki her şeyi kendi
gözleriyle gördü ve dedi ki: “Haskızılören köyündeki
maddi kayıpları en kısa zamanda telafi edeceğiz.” Ancak, bu afet nedeniyle 15
köy etkilenmiş 1.250 çiftçimiz zarar görmüştür. Yalnız Aksu Ovası’ndaki maddi
kayıp yaklaşık olarak 36 milyon TL’dir, eski parayla 36 trilyondur, bir o kadar
da Serik’te kayıp vardır. Bizim talebimiz, bu bölgenin afet bölgesi kapsamına
alınarak bu maddi kayıpların da karşılanmasıdır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.
Sayın Kuşoğlu, buyurun.
9.- Ankara Milletvekili
Bülent Kuşoğlu’nun, Ankara ve çevresinin gelişmesi için özel bir çalışma
yapılmasına ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Her ne kadar Sayın İçişleri Bakanımız belagatli
bir şekilde ifade etmişse de Ankara’nın son yıllarda özellikle İstanbul
karşısında gerilediği, Ankara’nın, Anadolu’nun gerilediği açık bir gerçektir.
Özellikle seksen sekiz yıl önce Ankara başkent olduktan sonra Anadolu’da büyük
bir kalkınma hamlesi gerçekleşmiştir, bunun yetersiz olduğu, yetersiz kaldığı
çok açıktır. Bu konuda özel çalışmaların yapılması, Hükûmetinizin, özellikle
Ankara’nın ve çevresinin gelişmesi için özel bir program uygulaması gerçeği
önümüzde durmaktadır. Onun için, Ankara’nın gelişmişlik düzeyini yeterli
görmek, çağdaş olarak görmek, ne kadar belagatli bir
şekilde anlatılırsa anlatılsın, yetersizdir, özel bir çalışma yapılmasını diliyorum
Hükûmetinizden.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.
Sayın Ağbaba…
10.- Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba’nın, Malatya’da yapılan HES’lerin çevreye vermiş olduğu zararlara ilişkin
açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Çevre Bakanının açıklamalarıyla
ilgili bir bilgi vereceğim.
Sayın Bakan, Malatya’da şimdiye kadar yapılan HES’ler
doğayı yok ettiği gibi, kurulduğu bölgelerdeki tarım arazilerine de çok zarar
vermiştir ve orada yaşayan insanları mağdur etmiştir. Özellikle Darende ilçesi Tohma üzerinde yapılan HES’ler
Yeşiltaş, Hisarcık, Hisarkale, Ilıca ve Gökçeören köylerini, Doğanşehir ilçesi, Kadılı
ve çevre köylerini -her türlü itirazlara rağmen- mağdur etmiştir. Ayrıca,
Malatya’da farklı bölgelere de HES’ler yapılacağı
bilinmektedir. Yapılan ve yapılacak olan HES’lerin, o
bölgede yaşayan insanlara, köylere hiçbir faydası yoktur, sadece yapan
insanlara kârı vardır. Bütün insanlığın ortak malı olan nehirlerin mülkiyet
hakkını da özel şahıslara devretmektedir. Bu nedenle, HES’ler
sadece doğanın değil insanlığın düşmanıdır. HES’ler
kurulurken mutlaka orada yaşayan insanlara sorulmalıdır. Malatya’ya yapılan HES’lerden bu konuda köylerimiz rahatsızdır.
Bilgilerinize sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Aygün…
11.- Tunceli Milletvekili
Hüseyin Aygün’ün, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden göç eden
vatandaşların sorunlarıyla ilgili bir çalışma yapılmadığına ilişkin açıklaması
ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, çok teşekkürler.
Sayın Başkanım, değerli Bakanımız çevreyle ilgili, şehircilikle
ilgili projelerini anlattılar fakat yaklaşık yirmi yıldır Batman’dan,
Diyarbakır’dan, Dersim’den Türkiye'nin batısına sürgün edilen ve yirmi yıldır
geri dönüşleri sağlanamayan 1 milyon civarında insanın dertleriyle ilgili tek
bir kelime edilmedi. Bunlar, Türkiye'nin çeşitli kentlerinde, elimizde bir envanter dahi olmadan tenekekondularda,
gecekondularda sefalet içinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarıdır. Gönül
ister ki Sayın Bakanın bu konuda da bir çalışma ve programı olsun. Sayın Bakan
seçimlerden evvel “Sekiz yılda dokuz Trabzon yaptık.” şeklinde bir demeç
vermişti büyük bir gazeteye. Acaba, Türkiye'nin doğusu, güneydoğusu için
ileride söyleyecek bir şeyi olacak mı?
Çok teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın Dudu…
12.- Hatay Milletvekili
Mehmet Dudu’nun, İskenderun ilçesinin Denizciler beldesindeki polis karakoluna
teröristlerce düzenlenen saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması ve İçişleri
Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
MEVLÜT DUDU (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Biraz önce aldığımız bir habere göre, İskenderun ilçemizin
Denizciler beldesindeki polis karakoluna teröristlerce saldırı düzenlenmiş ve 1
polisimiz şehit olmuş, 1 polisimiz de yaralanmıştır.
Ben, şehidimize Tanrı’dan rahmet diliyorum, yaralı polisimize de
acil şifalar diliyorum ve bu insanlık dışı saldırıyı gerçekleştirenleri
nefretle kınıyorum. Hazır Sayın Bakan da huzurdayken bu konuda bize bilgi
vereceğini umuyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Ben de yüce heyetiniz adına, şehitlerimize Tanrı’dan rahmet
diliyorum, yaralı polisimizin de acil şifalarla inşallah normal hayatına
dönmesini temenni ediyorum ve bu terörist hareketleri de kınıyorum.
Sayın Toprak…
13.- İstanbul Milletvekili
Binnaz Toprak’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde İnternet’te bazı sitelere girilemediğine ve bu
uygulamanın nedenlerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Meclisin iç işleyişiyle ilgili bir
konuya daha değinmek istiyordum.
Dün ben Alevi vatandaşlarımızdan bir şikâyet mektubu aldım. Konuyu
araştırmak üzere Alevi Bektaşi federasyonlarının sitesine girmeye çalıştım.
Karşıma bu sitenin Meclisçe -belki de Meclis Başkanlığınca, bilemeyeceğim-
sansür edildiği, “sansür” demiyordu ama izlemeye kapalı olduğu yazısı çıktı ve
Mecliste çalışan sekreterlerden öğrendiğim kadarıyla pek çok site bu şekilde
kapatılmış. Şimdi, bu, biz milletvekillerinin tabii ki bilgi edinme
özgürlüğümüzü ve olanağımızı kısıtlayan bir uygulama. Bu uygulamanın
nedenlerini öğrenmek istiyordum. Bunun kabul edilemez olduğunu şahsen
düşünüyorum.
İkincisi de, zaten odalardaki İnternet sistemi o kadar yavaş ki
herhangi bir bilgiye erişebilmek mümkün…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak.
BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Onun da düzeltilmesi için…
BAŞKAN – Sayın Çirkin…
14.- Hatay Milletvekili
Adnan Şefik Çirkin’in, İskenderun ilçesinin Denizciler beldesindeki polis
karakoluna teröristlerce düzenlenen saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması ve
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Benim de aldığım bilgiye göre, Hatay ili İskenderun ilçesinde
yapılan menfur saldırı sonucu 1 polisimiz şehit olmuştur. Yaralı sayımız benim
aldığım bilgiye göre 1 değil 3’tür, 1 yaralımız ağırdır. Tüm yaralılarımıza
acil şifalar diliyoruz, şehidimize başsağlığı diliyoruz, tüm milletimize ve başta
emniyet camiamıza başsağlığı diliyoruz.
Bu arada, birdenbire son haftalarda hedef hâline gelen polisimizin
acaba nasıl olup da terör örgütünün menfur saldırılarında artan bir yoğunlukla
hedef hâline geldiğinin Sayın İçişleri Bakanımızın mutlaka dikkatinde olduğunu
tahmin ediyoruz ve bu konuda da hassas bir çalışma arz ediyoruz.
Teşekkür ediyorum efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çirkin.
Sayın Elitaş…
15.- Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş’ın, İskenderun’da teröristlerce
düzenlenen saldırıda şehit edilen polis memuruna Allah’tan rahmet dilediğine;
terörü lanetle kınadığına ve Merkez Bankasının İstanbul’a taşınmasına ilişkin
açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Aslında bu soru-cevap işlemine dönmeye başladı. 60’ıncı maddedeki,
çok kısa bir sözünü ifade eden ve bugün gündemde olmayan meseleleri tartışmak
adına sayın milletvekillerinin… Ki bugün öğrendiğimiz kadarıyla İskenderun’da
bir polisimiz şehit olmuş. Allah’tan rahmet diliyoruz, terörü de lanetle
kınıyoruz. Bunun gibi konuların ancak bu şeyde gündeme getirilmesi lazım ama
sayın milletvekili arkadaşlarımız bunu gelenek hâline getiriyorlar. Başkanlık
Divanının da bu konuyu gündeme almasını ve değerlendirmesini istirham ediyorum.
İlk konuşmacı bir arkadaşımız bir ifade kullandı, “Merkez Bankası
İstanbul’a taşınmıştır.” dedi. Merkez Bankasının İstanbul’a taşınmasıyla ilgili
herhangi bir yasal düzenleme olmamıştır, sadece kamuoyunda bu konuyla ilgili
tartışmalar ortaya çıkmıştır ama bu yapılan tartışmaları sanki ihanet gibi,
hıyanet gibi meselelerle değerlendirmek, niyet okumak ve bir kanaate ulaşmak
yerine, tartışmaya demokratik anlamda fırsat vermenin daha olumlu olduğu
kanaatindeyim.
Bu soru-cevap işlemine dönen 60’ıncı maddenin de istismarını ve
farklı bir şekilde kullanılmasını önlemenizi talep ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.
Sayın Acar…
16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, ülkemizde sel felaketine uğrayan
yurttaşlara başsağlığı dilediğine ve Serik ilçesinin Gebiz
beldesine yapılması planlanan Küçük Aksu Barajı’nın bir an önce yapılmasına
ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
öncelikle Serik Gebiz’deki sel felaketine uğrayan
yurttaşlarımıza ve diğer illerdeki yurttaşlarımıza başsağlığı diliyorum ve
ikinci olarak da yüce Kurulun yanlış bilgilendirildiğini söylemek istiyorum.
Daha önce söz alan sayın AKP sözcüleri, henüz yeni, Gebiz beldesinde yapılacak olan Küçük Aksu hidroelektrik
santralinin bugünlerde gündeme alındığını söylüyorlar. Oysa daha önce Hüsnü
Çöllü arkadaşımızın verdiği bir dilekçeye verdikleri cevapta -soruya cevapta- 24/7/2006 tarihinde Küçük Aksu Projesi’nin -Gebiz’e yapılacak olan projenin- DSİ Genel Müdürlüğünce
planlama çalışmaları tamamlanarak tasdik edildiğini söylüyorlar. Yani beş
yıldan beri orada bu baraj yapılmamıştır. Eğer bu baraj yapılsaydı beş yıldan
beri, bunlar olmayacaktı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Önder…
17.- İstanbul Milletvekili
Sırrı Süreyya Önder’in, Zeytinburnu ilçesinde meydana gelen olaylarda
işletmeleri zarar gören yurttaşlara hasar tazminatı ödenmesine ilişkin
açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın İçişleri Bakanına buradan bir önemli uyarıda bulunmak
istiyorum. Zeytinburnu ilçemiz, geçtiğimiz günlerde, bir linç histerisiyle,
kötü ve tehlikeli, sıkıntılı günler geçirdi. Küçük çaplı bir faşist ayaklanma
provasıydı bu. Burada 20’ye yakın Kürt yurttaşımızın işletmeleri büyük zarar
gördü. Bunun hem emniyet tarafından hem kaymakamlık ve vilayet tarafından
tespiti yapıldı. Fakat terör tazminatı dolayısıyla bunlara ödenmesi gereken bu
hasar tazminatları bir türlü ödenmiyor verilen bütün sözlere rağmen.
Gidildiğinde de lakayıt ve laubali bir şekilde “Yedi
sekiz aydan önce alamazsınız.” deniyor. Devlet orada o yurttaşı o güruhun eline
teslim etmiş, bedelini ödemekten kaçınıyor.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Havutça…
18.- Balıkesir Milletvekili
Namık Havutça’nın, Erzurum ilinin Çat ilçesi Tuzlataşı İlköğretim Okulunda görev yapan bir öğretmenin
evinin teröristlerce basılmasına ve öğretmenlerin yaşam güvenliklerinin
sağlanmasına ilişkin açıklaması ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı
NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
son dönemde öğretmenlerimizin terör örgütünün hedefi hâline geldiğini ve
öğretmenlerin kaçırıldığını gözlemlemekteyiz. Bana az önce gelen bir mesajda,
Erzurum’un Çat ilçesinde Tuzlataşı İlköğretim
Okulunda görev yapan bir öğretmenimizin evini -teröristlerin- basarak “Bir daha
gelirseniz bunu canınızla ödersiniz.” diyerek… Bana mesaj atmıştır.
Sayın Bakandan ve Hükûmet yetkililerinden soruyorum: Bu
öğretmenimize ne tavsiye edersiniz? Öğretmenlerimizin yaşam hakkını güvence
altına alacak mısınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Selamoğlu…
19.- Ankara Milletvekili
Tülay Selamoğlu’nun, Ankara’nın başkent oluşunun 88’inci yıl dönümüne ilişkin
açıklaması
TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli
milletvekilleri; Ankara’mızın başkent olmasının 88’inci yıl dönümüyle ilgili
konuşma talep ettim.
Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti. Bilinen tarihi en az on bin yıl öncesine dayanıyor ve doğu ve batı
medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bir şehir. Millî
Mücadelenin başladığı, gerçekleştiği, ilk Meclisin kurulduğu, başkentin ilan
edildiği, daha sonra cumhuriyetin ilan edildiği çok özel bir şehir. Bu
şehri Gazi Mustafa Kemal Atatürk seçerken özellikle stratejik konumuna
değinerek seçmiştir çünkü bu şehir İstanbul’la bağlantılı cephelerle
bağlantılı, yolun merkezi, Anadolu’nun merkezi noktasında olan şehir. Ama
maalesef AK PARTİ’ye kadar bu gecikmeler yaşandı ve
çok şükür AK PARTİ Hükûmetiyle beraber Ankara başkent olmanın bu özelliklerini
tekrar yaşadı. Tekrar hem ulaşımda her ulaşım ağında, kara yolu, hava yolu ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Eyidoğan…
20.- İstanbul Milletvekili
Haluk Eyidoğan’ın, afetlere dayanıklı konutlar
yapılması gerektiğine ve Projelerde Yapı Denetim Yasası kurallarının
uygulanmadığına ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan
Bayraktar’ın cevabı
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Teşekkür ederim Başkanım.
Sayın AKP sözcüleri, afete dönüşen doğa olaylarında hayatını
kaybedenler için genellikle “maalesef” diyorlar, kayıplar için “maalesef”
diyorlar. Bence “maalesef” sözünü, yapamadığınız ülke afet risklerini azaltma
planları için söylemelisiniz. Demelisiniz ki: “Maalesef planları yapamadık, on
yıllık iktidarımızda kayıpları azaltamadık.” “Maalesef”i
böyle söylemelisiniz.
Sayın Bakanımız “kentsel dönüşüm” diyor ama AKP belediyeleri, AVM yapıyorlar,
alışveriş merkezi yapıyorlar “kentsel dönüşüm” diyorlar, rezidans yapıp “kentsel
dönüşüm” diyorlar, yoksulları yerinden edip milyon dolarlık lüks konut
yaptırıyorlar “kentsel dönüşüm” diyorlar. Silüet
bozan gökdelenler böyledir, Sulukule böyledir, Ayvansaray Topludede böyledir.
Simav’da gittiniz fay zonu üzerine yeni konutlar yaptınız,
hiçbir etüt yapmadınız. TOKİ, afetlere hazırlıkta ülkeyi böyle mi hazırlayacak?
Projelerinizde Yapı Denetim Yasası kurallarını bile uygulamıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Özkes…
SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sayın Başkan, yeter ya!
BAŞKAN – Bu son…
Sayın Özkes…
21.- İstanbul Milletvekili
İhsan Özkes’in, Çevre ve Şehircilik Bakanının kentsel
dönüşüm hususundaki konuşmasına ilişkin açıklaması ve Çevre ve Şehircilik
Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı
İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Çevre ve Şehircilik
Bakanı, kentsel dönüşüme destek vermemeyi en büyük günah olarak ilan etti. Ben
emekli bir müftüyüm. En büyük günah şirktir. Sayın Bakan en büyük günahı
belirleme yetkisine sahip değildir. (CHP sıralarından alkışlar) En büyük günahı
belirlemek Allah’a aittir. Dolayısıyla Sayın Bakanı özür dilemeye davet
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler.
Sayın milletvekilleri, konuyla ilgili açıklama yapmak üzere Çevre
ve Şehircilik Bakanımıza söz veriyorum.
Buyurun efendim.
Üç dakika lütfen…
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Üç dakika
yeterli olmaz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Lütfen…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, üç dakikada 40 kişiye
nasıl cevap verecek efendim? Soru-cevaba döndü bu iş.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir usul yok, 60’a göre böyle bir
usul de yok efendim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakana söz verilmez.
BAŞKAN – Efendim, şimdi, bazı arkadaşlarımız –haklısınız- açıklama
istediler. Onun için kısa bir açıklama yapmasına müsaade edelim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, yanlış yanlışı getiriyor.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın bakanlar 69’a göre
söz istiyorlar sizden. Sataşma yapıldı.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen onun avukatı mısın?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkan…
BAŞKAN – Şimdi, evet, yani isim zikrederek, biliyorsunuz, açıklama
istediler.
Sayın Bakanım, buyurun.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyor.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Bu yanlış.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu yanlış ama…
BAŞKAN – O zaman 69’a göre beş dakika söz vermek zorundayım.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın
Başkan, çok değerli milletvekilleri; İstanbul’un Ataşehir
Ümraniye sınırları içerisinde finans merkezi yapılması Türkiye’nin
menfaatinedir, Ankara’nın başkent olmasını destekler mahiyettedir. Bunu
özellikle arz etmek istiyorum. İstanbul Ataşehir’deki
arazide şu anda Türkiye’nin rant projeleri yapılıyor,
bu doğrudur. Ben TOKİ Başkanı olduğum zaman İstanbul Teknik Üniversitesinin
verdiği rapor aleyhinde burası otogar yapılmak istenmişti, biz bunu durdurduk
ve buradan devletin kasasına -tam doğru olmayabilir ama yaklaşık söylüyorum- 2
katrilyona yakın yani 2 milyar, bugünün parasıyla, para koyduk. Şimdi bu para
devletin kasasına girdi ve Türkiye’de 500 binden fazla konut yaptık.
“9 tane Trabzon yaptım.” derken ben orada seçim olduğu için…
Trabzon’a yapmadık, Türkiye’nin 81 vilayetine, 800 ilçesinde yaklaşık 2 bin
şantiyede yaptık. Bu 9 tane, 10 tane Trabzon demektir, 1 tane Bursa demektir,
20 tane de 100 bini aşkın şehir demektir. Fakir fukarayı konut sahibi yaptık.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Konut fiyatları düştü, istihdam arttı,
işsizlik azaldı.
MAHMUT TANAL (İstanbul) - Anadolu’yu boşaltıyorsunuz.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -
Türkiye’nin müteahhitleri dünyada şampiyon oldu. Şu
anda Türkiye’nin müteahhitleri bugün gidin
Arjantin’den, Brezilya’dan Kore’ye kadar, Avustralya’ya kadar her tarafta iş
yapmaktadır. Bu, bunun sayesinde oldu. Bu sizlerin sayesinde oldu.
Ataşehir gerçekten rant getiren bir projedir ve gerçekten İstanbul dünyada bir
megapoldür. Dünyada bir başkent mesabesinde bir şehirdir ve tabii bir finans
merkezidir.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaç tane bakan oradan villa aldı? Onu söyler misiniz.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Atatürk’e Allah binlerce, yüz binlerce rahmet
etsin, Ankara’yı başkent yaptı. Ankara stratejik bakımdan
önemli.
Biz hızlı trenlerle Konya’yı Ankara’ya bağladık, Eskişehir’i
Ankara’ya bağladık…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bunun karşılığında kaç tane villa
alındı?
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - …Samsun’u bağlıyoruz, Karadeniz’i bağlıyoruz.
Ankara başkenttir, ilanihaye başkent kalacaktır.(AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Biz Atatürk’ün yolundan gidiyoruz, biz Atatürk’ün izinden gidiyoruz.
Ankara’yı sadece memur şehri değil, artık orta ölçekli bir sanayi şehri de
yaptık, yapıyoruz.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anadolu’yu boşalttınız, Anadolu’yu…
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Ankara’da şimdi… Ankara’nın konumu nedir?
Ankara’da hububat var, Konya’da hububat var, Ankara’ya da getiriyoruz.
Ankara’da mobilya sanayi olsun, Ankara’da diğer matbaa sanayi olsun, ayakkabı
sanayi olsun, Ankara’nın konumuna ne varsa uygun, Ankara’ya bunları
getiriyoruz. Ankara şu anda dünyanın başkentleriyle yarışıyor, ödül üstüne ödül
alıyor. Ankara hakikaten şu anda modern bir dünya kenti. Biz,
küçük meselelere takılamayız, büyük fotoğrafa bakacağız. Hiçbir zaman “Biz
hizmet yapıyoruz, hizmet yaptık.” diye bir iddiayı burada söylemedik,
söylediysek özür diliyorum, söyleme hakkına sahip değiliz. Biz bu milletin
hizmetçisiyiz. Biz bu millete hizmet etmeye, bu milletin hayat kalitesini,
yaşam kalitesini artırmaya ahdettik, azmettik. Biz bunun için vardık. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Bu para milletin parasıdır. Bu milletin parasına gözümüz gibi
bakmak mecburiyetindeyiz. Evet, kentsel dönüşümlere destek vermemek günahtır,
vebaldir, bunu söylüyorum. Kim olursa olsun, müftü de bunu böyle bile, din
adamı da bunu böyle bile, âlim de böyle bile. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bunun karşılığında villa alanlar…
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Kentsel
dönüşüm-lere destek vermemek bu ülkenin insanına eziyettir.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Dikran Masis’e verdiğin parayı söyle! 40 trilyon… Ayıptır!
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Biz kazandığımız paralarla fakir fukarayı ev
sahibi yaptık. Kiralar düştü, konut fiyatları düştü, konut piyasasını disipline
ettik. Türkiye’de, inanın, şu anda biz konut malzemesi, inşaat malzemesi
üretiminde dünyada şampiyon olduk. En iyi fayansı üretiyoruz, en iyi armatürü
üretiyoruz ve hakikaten, şu anda mallarımız dünyada yarışıyor değerli arkadaşlar.
Bunu beraber yapacağız, hepimiz beraber yapacağız, 550 milletvekili beraber
yapacağız.
Siz destek vermezseniz zaman kaybederiz.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Asla!
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Siz
destek vermezseniz başarımız engellenir, Türkiye'nin başarısı engellenir.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – O şirketlerden kaç tane villa alındı
acaba, hangi bakanlar aldı? Cevap verin!
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bu
bakımdan beraberce çevreye daha duyarlı olacağız, bir.
Burada “Küçüksu Deresi Barajı bugün yapılıyor” demedim. “Küçüksu
Deresi’nin 27 Ekimde ihalesi var.” dedim, yapılacak ihalesi. Bu beş senelik
çalışmanın ürünüdür. Ben teşekkür ediyorum arkadaşıma da duyarlı olduğu için
ama orada derenin ıslahının 27’sinde ihalesi var, bu beş senelik bir çalışmanın
ürünüdür. Gidin, orada köylülerle konuşun, ne diyorlar: “85 tane insanımızı anında
helikopter geldi, kurtardı.”
AHMET TOPBAŞ (Afyonkarahisar) – Saat geçti, niye kesmiyorsun?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –
Arkadaşlar, bunlar kolay değil, bu bakımdan herkese teşekkür ediyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, Ataşehir’de
villa alan bakan var mı, yok mu?
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanımız Sayın İdris Naim Şahin
de 69’a göre söz istemiştir. Beş dakika da kendilerine veriyorum.
Buyursunlar Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekillerimiz; İç Tüzük uyarınca yerinden söz alan değerli milletvekili
arkadaşlarımız Hükûmetimizi ve Bakanlığımızı ilgilendiren konularda
değerlendirmelerde bulunmuşlar ve haklı olarak da bazı konuların açıklanmasını
talep etmişlerdir.
Biraz önceki Sayın Levent Gök’ün gündem dışı konuşmasına karşılık
yaptığım açıklamalarda ifade ettiğim üzere, Ankara’mızın başkent oluşu
konusunda yeterli açıklamayı yapabildiğimi düşünmüş olmakla birlikte, hâlâ
Ankara’da Merkez Bankasının kalması-gitmesi noktasında takılan arkadaşlarımızın
olduğunu görüyoruz. Onlar orada duradursunlar, Türkiye ekonomide, finans
yapısını yenilemede ve dünyayla yarışmada devam ediyor. Arzu eden bu yarışa
bakar ve katılır, arzu etmeyen de yıllar önceki, 1920’lerdeki, 30’lardaki,
40’lardaki statik anlayışı ve siyasi anlayışıyla bugünü değerlendirmeye
çalışır, en sonunda da değerlendirmeyi yüce halkımız, yüce milletimiz yapar.
Son değerlendirme, son karar yüce milletimizin kararıdır. Ankara için, yerel
yönetim seçimlerinde de yine Ankara halkı, değerlendirmesini 2009’da yaptığı
gibi, 2014 yılında da yapar.
Değerli arkadaşlar, bu bölümü geçtikten sonra asıl Bakanlığımla
ilgili konulara, diğer konulara gelmek isterim. İstanbul Üniversitemizin
açılışında dün, Sayın Başbakanın üniversiteyi yeni eğitim-öğretim yılına açmak
üzere katıldığı toplantıda gerçekleşen protestolar...
KAMER GENÇ (Tunceli) – Katılmasın, gitmesin. Öğrenciler ona tepki
gösteriyor.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - ...aynen şu şekilde
görüldüğü gibi yapılan protestolar karşısında...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Gitmesin veya öğrencilere hoşgörülü davransın.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - ...devlet bu
ülkede...
NAZMİ GÜR (Van) – Hemen gözaltına alın, bakın konuştu!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Tabii, sizin
zihniyetinize göre gözaltına almak lazım ama biz Sayın Milletvekilinin
dokunulmazlığının farkındayız ve dokunmayacağız, o hep konuşmaya devam edecek.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bu ülkede Sayın Başbakan da, Sayın Cumhurbaşkanı da, herhangi bir
sayın milletvekili de, herhangi bir sıradan sayın ülke vatandaşı da üniversitenin
açılışına –törense bu, herkese açıksa- gider, gitme hakkına sahiptir. Sayın
Başbakan, Başbakan olmasının ötesinde Recep Tayyip Erdoğan olarak da doğduğu,
büyüdüğü, yaşadığı, hemşehrisi olduğu o şehirdeki
üniversitenin açılışına gider. Bunun gitmesi, gitmemesi tartışma konusu olamaz,
Türkiye bu tartışmaları çok geçti. Özgürlükler ülkesi Türkiye ama başkalarının
özgürlüklerine müdahale edilmediği, edilemediği, edilmemesi gerektiği bir
Türkiye’deyiz, önce onu bir bilelim.
NAZMİ GÜR (Van) - Öğrencileri niye gözaltına aldın?
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Öğrencilerin her biri
değerlidir. Protesto yapan öğrenciler de bizim için değerlidir, sadece o
protestolarında bir yanlış yapmışlardır veya yanlış yaptıkları düşünülmektedir.
Dolayısıyla kendilerine müdahale edilmiştir, gözlem altına alınmışlardır, hukuk
süreci başlamıştır, hukuk süreci sonuçlanmamıştır. Sonuçlanmayan bir hukuk
süreci üzerinden bugün hüküm vermek kimsenin haddi değildir, kimsenin de hakkı
değildir. Sonucun ne olacağını bilmiyoruz ama bir yerde birisi bir başkasını
rahatsız ediyorsa, birisi bir başkasına müdahale ediyorsa…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya rahatsız olduysa gitsin evinde otursun
kardeşim! Rahatsız oluyorsan git evinde otur ya!
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – …saygı sınırlarını
zorluyorsa buna ne ben ne siz hiç kimse karışamaz, devlet ve hukuk karışır,
hepimiz adına hepimizi temsilen ve hepimizin huzuru ve refahı için, hepimizin
güvenliği için.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu nasıl mantık? Öğrenci karşısında söz
söylüyor, rahatsız oluyor.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Bu dün Sayın
Başbakana lazımdır, bugün size lazım olabilir, yarın bana da lazım olabilir.
Bir gün gelir o protestoyu yapan ve inşallah gelecekte belki de başbakan olacak
olan o gençlerimizden birine de bu lazımdır. Bizi aşan değerlerdir, bizi aşan
kurallardır, bu kurallarla öyle rastgele değerlendirme yapmayız, yapamayız,
yapmamanızı da tavsiye ederim. (CHP sıralarından gürültüler)
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hukuktan bahsediyorsunuz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Terörü konuş Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Birbirimizi sevmek
zorunda olmayabiliriz, o öğrencilerimiz veya birileri Sayın Başbakanı veya beni
veya birilerini sevmeye mecbur değilsiniz ama birbirimize, herkes birbirine bu
ülkede saygı göstermek mecburiyetindeyiz. Sizler konuşurken biz saygılı bir
şekilde dinledik ve not aldık, tahammülü zor ifadeleri dinleyerek not alıyoruz.
Lütfen buradan da cevap verirken tahammül etmek zorundasınız.
İskenderun…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakanım teşekkür ediyorum.
İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – İskenderun’u anlatmak
gerekiyor Sayın Başkanım.
İskenderun ve İskenderun’un bağlantılı olduğu oluşumları bir başka
toplantıda anlatmak üzere hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, bugün şehit var, öncelikle
onu konuşmanız gerekirdi. Yani şehitleri konuşmadan…
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…
Değerli milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları
vardır.
Komisyondan istifa tezkeresi vardır, okutuyorum.
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Ankara Milletvekili Zelkif Kazdal’ın, Adalet
Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/7)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Adalet Komisyonu üyeliğimden istifa ediyorum.
Gereğini arz ederim. 12.10.2011
Zelkif Kazdal
Ankara
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 20 milletvekilinin,
İstanbul’daki su havzalarının korunmasının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/17)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İklim değişiklikleri ve küresel ısınma nedeniyle ortaya çıkan
kuraklık hayatı tehdit eder boyutlara gelmiştir. Kuraklık yaşam kalitesi ve
insan sağlığı açısından son derece önemli bir konudur. Çünkü su yaşamın kaynağıdır.
Suyun korunması ve sağlıklı kullanımı için gereken tedbirlerin ivedilikle
alınması gerekmektedir. Suyun toplandığı su havzaları bu noktada daha da önem
kazanmaktadır. İstanbul'daki su havzaları yapılaşma nedeniyle tehdit
altındadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ su havzalarını koruma
konusunda yetersiz kalmaktadır. İstanbul'un içme suyu kaynaklarını kirlenmeye
karşı koruyacak önlemleri almakla sorumlu olan İSKİ tarafından hazırlanan ve
İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisince kabul edilen İçme Suyu Havzaları Koruma
ve Kontrol Yönetmeliği su havzalarını koruma açısından eksik ve yanlış
düzenlemeler içermektedir.
Söz konusu yönetmelikle yapılaşmanın önünün kesilmesi gerekirken
aksine yapılaşmanın önü açılmış, mutlak koruma alanlarına konut yapılmasına
izin verilmiştir. Sivil toplum kuruluşlarının, odaların yönetmelikle ilgili
olarak açtığı davalar sonucunda verilen yargı kararları önemsenmemiş, yeni
yönetmelikler hazırlanmıştır.
İstanbul'un Avrupa Yakası'nda Sazlıdere
ile Alibeyköy su havzalarının, Anadolu'da ise Ömerli ile Elmalı su havzalarının
kaçak ve aşırı yapılaşma nedeniyle tehdit altında olduğu görülmektedir. Şehir
plancılığını ve bilimsel planlama ilkelerini hiçe sayarak ranta
ve yandaşlara çıkar sağlayıcı yapılaşmalara ağırlık veren bir zihniyetle
yapılan planlara göz yumulması mümkün değildir. İstanbul'un şu andaki durumu bu
anlayışla yapılan çarpık yapılaşmanın sonucudur.
Basına yansıyan haberlere göre İSKİ, İstanbul'un içme suyu
kaynaklarını korumak için hazırlanan Havza Yönetmeliğini dikkate almadan imar
planı yapan 20 belediye hakkında bugüne kadar 68'i imar planı iptali, 141'i
ruhsat iptali olmak üzere toplam 209 dava açmıştır.
İçme Suyu Havzaları Koruma ve Kontrol Yönetmeliği'nin 5.
maddesinin a bendinde: "İçme ve kullanma suyu kaynakları içinde ve
havzasında suların kirlenmesine sebep olacak faaliyetler yapılamaz. Su
veriminin azalmasına, rejimin bozulmasına neden olabilecek hiçbir faaliyette
bulunamaz."
Yine 5. maddenin b bendinde "imar planlarının hazırlanması ve
revize edilmesi için İSKİ'nin görüşünün alınması şarttır." denilmektedir.
Uygulamalar yönetmeliğin önemsenmediğini, İSKİ'nin görüşlerinin
yapılan plan tadillerinde etkili olmadığını göstermektedir.
Her alanda olduğu gibi bu alanda da bilimsel çalışmalara önem
verilmesi, konusunda uzman kişi ve kuruluşlarla birlikte çalışmalar yapılması
gerekmektedir.
Su havzalarının korunması için yapılaşmanın önüne geçilmelidir.
Su kaynakları etkin ve verimli bir şekilde kullanılmalıdır.
Mevcut su kaynaklarının kirlenmesini engelleyecek yasa ve
yönetmeliklerin yapılması ve bunların doğru bir şekilde uygulanması
gerekmektedir.
İstanbul'daki su havzalarının durumu ve su havzaları ile ilgili
olarak alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri
gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.
1. Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
2. Candan Yüceer (Tekirdağ)
3. Atilla Kart (Konya)
4. İhsan Özkes (İstanbul)
5. Veli Ağbaba (Malatya)
6.Erdal Aksünger (İzmir)
7. Ali Rıza Öztürk (Mersin)
8. Kamer Genç (Tunceli)
9. Mehmet Şeker (Gaziantep)
10. Mevlüt Dudu (Hatay)
11. Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
12. Kazım Kurt (Eskişehir)
13. Salih Fırat (Adıyaman)
14. Özgür Özel (Manisa)
15. Aytuğ Atıcı (Mersin)
16. Nurettin Demir (Muğla)
17. Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
18. Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
19. Celal Dinçer (İstanbul)
20. Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
21. Malik Ecder Özdemir (Sivas)
2.- Bursa Milletvekili Sena
Kaleli ve 23 milletvekilinin, Uludağ’ın doğal ve tarihî zenginliklerinin
korunması, değerlendirilmesi ve çevre kirliliğinin önlenmesinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/18)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizdeki 41 Milli Park içinde ilk 10'un arasında yer alan
Bursa'nın ve ülkemizin gözbebeği Uludağ, 2543 metre yüksekliği ile Türkiye'nin
en büyük kış ve doğa sporu merkezidir. Antik çağın ilk tarihçilerinden Herodot'un
(MÖ 490-420) yazdığı Herodot Tarihi isimli kitapta "Olympos" olarak
geçen Uludağ, Marmara Bölgesi'nin en yüksek dağıdır. Roma İmparatorluğu'nda
resmi din olarak Hıristiyanlık kabul edildikten sonra keşişlerin yaşamaya
başladığı Uludağ'da 28 manastır kurulmuştur. Orhan Gazi'nin Bursa'yı almasından
sonra bu manastırlardan bazıları Doğulu Baba, Geyikli Baba, Abdal Murat gibi
Müslüman dervişlerin inziva yerleri olmuştur.
Uludağ'ın yüksek yerlerinde eski buzullara ait izlere
rastlanmaktadır. Karatepe'nin kuzeyindeki Aynalıgöl,
Karagöl ve Kilimligöl buzul gölleri bu izlerin en
önemlileridir.
Etrafındaki çöküntü sahalarının çevresinde yükselen Uludağ'da
tabakalar arasında yer yer maden ve maden damar yataklarına rastlanmaktadır.
Türkiye'nin önemli volfram yatakları buradadır. İklimi yüksek dağ
özelliğindedir. Uludağ'dan kaynaklanan derin vadiler içindeki pek çok dere
Göksu'ya ulaşır.
Uludağ, bitkisel zenginlik bakımından ülkemizin ender yerlerinden
biridir. Özellikle orman kuşağının üzerinde yer alan ve pek çok kişi tarafından
kıraç olarak bilinen dağda, çok zengin ve bu bölgeye özgü nadir bitki türleri
yayılış göstermektedir.
1925 yılında Bursa Vilayeti Coğrafya Cemiyeti'nin girişimleri ve
Osman Şevki Bey'in önerisiyle "Uludağ" adını alan bölge, Bursa'nın yanı
başında olması nedeniyle dağ ve kış turizminin merkezi olmuştur. Doğu ve kuzey
eteklerinin Bursa'ya yakın yerlerinde sıcak su kaynaklarının bulunmasından
dolayı bölge kaplıca turizmi açısından da büyük bir cazibe merkezidir.
Bursa'nın Çekirge semtindeki bu kaplıcalar, birçok hastalığa şifa olmaktadır.
Bütün bu tarihsel, kültürel ve coğrafi zenginliğinin yanı sıra
Uludağ, Bursa'nın su kaynağı havzasını oluşturmaktadır.
Uludağ, bu zenginliklerine karşın her geçen gün önemini kaybetme
tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Ulaşım ve yol sorunu başta olmak üzere, otel ve misafirhane
yerleşkelerinin gelişigüzel yerlerde bulunması, kayak pistlerinin standardı,
düzensiz kentleşme, teleferiklerin modernizasyonu ve ilavesi, yetki karmaşası
Uludağ'ın zamanla insan eliyle yok olmasına neden olacaktır.
Bu bağlamda;
Bursa ve Marmara Bölgesi'nin ikliminin oluşumunda büyük önemi olan
Uludağ'ın sahip olduğu doğal zenginliğin korunması ve bu kaynakların gelecek
kuşaklara da aktarılabilmesi amacıyla, acil eylem planının oluşturulması,
Tarih, termal ve kış turizmi potansiyelinin belirlenmesi ve bu
potansiyelin ülke ekonomisine kazandırılması,
Uludağ'ın sahip olduğu volfram ile maden yataklarının ve rezerv
durumlarının belirlenip ekonomiye katkı sağlar hale getirilmesi,
Ciddi yapılaşma ve gelişme tehdidine karşı önleyici tedbirlerin
alınması,
Orman dokusu ve tarihi yapının korunarak, restore edilerek doğa ve
tarih turizmine açılması,
Çevre kirliliğinin önlenmesi ve gelecekte ortaya çıkabilecek
sorunların bugünden tespit edilerek gereken önlemlerin alınması amacıyla,
Anayasanın 98. TBMM İç Tüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
1) Sena Kaleli (Bursa)
2) İlhan Demiröz (Bursa)
3) Candan Yüceer (Tekirdağ)
4) Atilla Kart (Konya)
5) Mehmet Şeker (Gaziantep)
6) Erdal Aksünger (İzmir)
7) İhsan Özkes (İstanbul)
8) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
9) Tufan Köse (Çorum)
10) Kazım Kurt (Eskişehir)
11) Aykan Erdemir (Bursa)
12) Aytuğ Atıcı (Mersin)
13) Sinan Aydın Aygün (Ankara)
14) Salih Fırat (Adıyaman)
15) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
16) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
17) Özgür Özel (Manisa)
18) Nurettin Demir (Muğla)
19) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
21) Ali Özgündüz (İstanbul)
22) Celal Dinçer (İstanbul)
23) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
24) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
3.- Tokat Milletvekili
Orhan Düzgün ve 24 milletvekilinin, Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/19)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı ile ilgili sorunların tespiti
ve çözümlenmesi için Anayasamızın 98. Maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak
konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1) Orhan Düzgün (Tokat)
2) Candan Yüceer (Tekirdağ)
3) İhsan Özkes (İstanbul)
4) Recep Gürkan (Edirne)
5) Turgut Dibek (Kırklareli)
6) Atilla Kart (Konya)
7) Tufan Köse (Çorum)
8) Mehmet Şeker (Gaziantep)
9) Erdal Aksünger (İzmir)
10) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
11) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
12) Kazım Kurt (Eskişehir)
13) Salih Fırat (Adıyaman)
14) Aytuğ Atıcı (Mersin)
15) Özgür Özel (Manisa)
16) Nurettin Demir (Muğla)
17) Sinan Aydın Aygün (Ankara)
18) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
20) Ali Özgündüz (İstanbul)
21) Rıza Mahmut Türmen (İzmir)
22) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
23) Celal Dinçer (İstanbul)
24) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
25) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
Gerekçe:
Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) ilk kez 1944 ve 1945 yılı yaz
aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet
askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım hemorajik
ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’de ateşli bir hastadan Kongo virüsü
tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüsü ile Kırım hemorajik
ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi
olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır. “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi”
hastalığı, bahar-yaz dönemlerinde artış göstererek, kenelerden insanlara
bulaşan, kenenin ısırması ile “NAİROVİRUS” adı altında verilen bir RNA
virüsünün vücuda girmesi sonucu oluşan bir hastalıktır. Hastalık virüsünü
taşıyan canlıların kanı veya vücut salgılarıyla temas sonucu hastalığın
bulaşabileceği uzmanlar tarafından dile getirilmektedir.
Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veterinerler, sağlık
personeli, kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil
alanlarda bulunanlar da risk altındadır. Kenenin ısırması sonucu birkaç gün
içerisinde, virüs içeren kan veya vücut salgılarıyla temas sonucu takriben 2
hafta içinde hastalık belirtileri görülmeye başlıyor. Hastada ateş, üşüme,
titreme, kas ağrıları, iştahsızla başlayıp; bulantı kusma, ishal gibi şikâyetlerle
kendini göstermektedir.
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Kelkit vadisi başta olmak üzere, Tokat,
Yozgat, Çorum, Sivas Amasya gibi illerimizde yoğun olarak görülmektedir. 2002
yılından itibaren Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı nedeniyle
çoğunluğu Tokat ilimizde olmak üzere birçok vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.
Son derece ölümcül olan bu hastalık başta Tokat ve çevre illeri olmak üzere
hâlen büyük bir tehdit oluşturmakta ve can almaya devam etmektedir. Halkımız,
korku içerisinde her yıl tekrarlanan kene vakalarını çaresizce izlemektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisince daha önce KKKA hastalığının araştırılması ve
çözüm önerilerinin bulunması için birçok kez Meclis araştırma önergesi
verilmesine rağmen bir araştırma komisyonu kurulmamıştır. Geç tedavi,
bilinçlendirme yöntemlerinin yetersizliği ve en önemlisi hâlâ bir aşının
bulunmaması nedeniyle yaşanan ölümler ilgili kurumların sorumluluğundadır.
Hayvancılıkla, tarımla geçimini sağlayan vatandaşlarımız başta
olmak üzere, sağlık çalışanlarımız ve tüm halkımız korku ve endişe içindedir.
2002 yılından günümüze kadar geçen bu uzun sürede Kırım Kongo Kanamalı Ateşi
hastalığı durdurulmak bir yana bu yıl diğer yıllara göre artış göstermektedir
sadece Tokat ilimizde bu yıl 8 vatandaşımız Kırım Kongo Kanamalı Ateşi
nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
Halkımızın can güvenliğini tehdit eden “Kırım Kongo Kanamalı
Ateşi” hastalığına karşı gerekli önlemlerin alınması için acilen harekete
geçilmelidir. 21. yüzyılda ülkemiz insanlarının bedelini canı ile ödediği “Kırım
Kongo Kanamalı Ateşi” hastalığının oluşmasına neden olan kenelerden korunmak ve
sorunun tamamen ortadan kaldırılması için alınması gereken tedbirlerin
belirlenmesi, çaresizlik içerisindeki halkımızın bilinçlendirilmesi, bu
hastalığın gerçek boyutlarının ortaya çıkarılması, ilgili kurumlarca ihmal veya
görev zafiyeti varsa bu sorumlular belirlenmelidir.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge gündemdeki
yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VIII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (44 sıra nolu), güvenlik güçleri tarafından toplumsal gösterilerde
yaygın olarak kullanılan biber gazı, gaz bombası ve plastik mermilerinin yol
açtığı yaralanma, sakatlanma ve ölüm gibi ağır sonuçların araştırılması
amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma
önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin
önüne alınarak, 13/10/2011 Perşembe günkü birleşimde
sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına
ilişkin BDP Grubu önerisi
13.10.2011
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu’nun 13.10.2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı
toplantısında, toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19
uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Pervin
Buldan
Iğdır
Grup
Başkanvekili
Öneri:
07 Ekim 2011 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan ve arkadaşları tarafından (44 sıra nolu),
Güvenlik güçleri tarafından toplumsal gösterilerde yaygın olarak kullanılan
biber gazı, gaz bombası ve plastik mermilerinin yol açtığı yaralanma,
sakatlanma ve ölüm gibi ağır sonuçların, araştırılması, amacıyla Türkiye Büyük
Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul’un
bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 13.10.2011
Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli
birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerinin lehinde söz isteyen Sayın
İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.
Buyurun Sayın Baluken. (BDP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakika.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Son dönemlerde yaşanan olaylara baktığımızda hızla ve kararlılıkla
sivil bir vesayet sisteminin kurumsallaştığına tanıklık etmekteyiz. Hükûmetin,
“ileri demokrasi” söylemlerine rağmen güpegündüz sivillerin katledilmesi,
sokaklarda işkencelerin yapılması, halkın ve seçilmiş milletvekillerinin
antidemokratik müdahalelere maruz kalması bu konularda ne kadar yetersiz
kaldığını gözler önüne sermektedir.
Hükûmetin, yandaş medyanın, iktidara yakın bazı çevrelerin
özellikle 12 Eylül referandum dönemiyle birlikte ülke tarihinde görülmemiş
birtakım demokratikleşme hamlelerinin yaşanacağı tezinin iflası için sadece
bugünkü resme bakmamız yetmektedir. Olağanüstü hâl, sıkıyönetim ve darbe
dönemlerinde bile görülmeyen şafak operasyonlarıyla halkımızın seçilmiş
iradesini temsil eden belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine, il
genel meclis üyelerine ve parlamenterlerimize karşı topyekûn bir siyasi
soykırım operasyonu devreye sokulmuş bulunmaktadır. Hükûmet tarafından son
yıllarda ortaya konan konsept ve uygulamalar sürecin
90’lı yılların metaforundan farklı olmadığını net bir şekilde ortaya
koymaktadır.
Burada temel sorun, Kürt sorununun demokratik, siyasi yollarla
çözümü yerine askerî ve siyasi operasyonlarla çözümünün esas alınmasından
kaynaklanmaktadır. Sadece son bir ay içerisinde yüzlerce askerin, PKK’lının ve
aynı zamanda bir o kadar sivilin yaşamını yitirmesi bile devrede olan çözüm yöntemlerinin
sorgulanması gerektiğini gözler önüne sermektedir.
Özellikle kendini “Müslüman muhafazakâr” kimliğiyle siyaset yapma
ekseninde tanımlayan bir hükûmet döneminde iktidarın mevcut uygulamaları son
derece çelişkili durumlar yaratmaktadır. Biz gelinen bu noktada Hazreti
Muhammet’in (sallallahü aleyhi ve sellem)
bir hadisiyle seslenmek istiyoruz: “Mazlumun bedduasından sakınınız. O dua ile
Allah arasında perde yoktur.” Bu uygulamalarla Kürt halkının bedduasını her
geçen gün çığ gibi büyüttüğünüzü sizlere hatırlatmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, halkımızın en demokratik meşru
taleplerine bile gaz bombalarıyla, TOMA araçlarıyla, panzerler ile müdahale
etmek, neredeyse alışılagelmiş, kanıksanmış bir devlet uygulaması hâline geldi.
Özellikle gaz bombasının kendisinin vücuda isabet etmesi hâlinde delici silah
yaralanması şeklinde direkt olarak ölüme sebebiyet verdiği, defalarca bölgede
yaşanan pratiklerde görüldü.
Yine aynı şekilde gaz bombasının etkilediği alanda örneğin bir
astım hastasının astım krizine girebileceği, bir hipertansiyon hastasının hipertansif krizden dolayı beyin kanaması geçirebileceği
veya bir kalp hastasının kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirebileceği,
defalarca pratik sahada, sokakta izlendi. İstanbul’da, Hopa’da ve bölgede gaz
bombalarının etkisiyle defalarca fenalaşarak yere yığılan insan portrelerini
hepimiz defalarca takip ettik, medyada bu görüntüleri izledik.
Bir hekim olarak sadece bu pencereden baktığımızda bile bu
yöntemlerin sorgulanması gerektiğini yüce Meclisle paylaşmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, polisin toplumsal olaylarda bulunma
sebebinin kitleye şiddet uygulaması değil, aşırı kitlesel reflekslerin kontrol
altına alınması ve kitlenin dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı
güvenliğinin sağlanması olduğunu belirtmek istiyorum.
Zaman kısıtlı olduğu için biraz hızla geçeceğim. Özellikle son
dönemde uygulanan yanlış politikalarla halkın devletle nasıl karşı karşıya
getirildiğinin fotoğrafını sizlere aktarmak istiyorum.
Diyarbakır’da göğüs hastalıkları uzmanı olarak çalıştığım sırada
tedavi ettiğim ve takip ettiğim üst düzey bir emniyet amiriyle, geçen hafta, bu
Hükûmetin uygulamış olduğu yanlış politikalar neticesinde karşı karşıya gelmiş
bulundum. Yıllarca takibim altında bulunan emniyet amiri, uygulanan yanlış
politikalar neticesinde bir milletvekiline düşmanlaştırılma aşamasına
getirilmiş bulunmaktadır.
Hekim-hasta ilişkisinin kutsal değerleri tuzla buz edilecek
düzeyde bir talimat silsilesine tabi tutulduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.
Değerli milletvekilleri, toplumsal olayları bastırma konusunda son
günlerde Türkiye siyasetinin parlayan yıldızı İçişleri Bakanına ise ayrı bir
paragraf açmak istiyorum. Deyim yerindeyse İçişleri Bakanımız Sayın Başbakanın
başına ek bir iş olarak kaldı. Bakanın her konuşmasından sonra ilk arayanı
Sayın Başbakan oluyor. “Sınır ötesi operasyonu her an yapabiliriz.” diyor,
Başbakan hemen arayıp düzeltme yapmasını istiyor çünkü henüz Sayın Başbakan
Amerika’da insansız hava araçları için veya İran’la savaş politikalarını
ortaklaştırmak için temaslarını bitirmemiş durumda ama İçişleri Bakanı bütün bu
gelişmelerden habersiz olarak operasyon startını
vererek bilinçaltında uygulamaya koymak istediği konseptin ipuçlarını ele
veriyor.
Biz, buradan Sayın Başbakana seslenmek istiyoruz: Sürekli
uyardığınız bu Bakanınızı, TOMA tarafından ezilmek istenen Eş Başkanımız Gülten
Kışanak için, polis tarafından hakaretlere maruz
kalan milletvekillerimiz için, sokak ortasında katledilen insanların hesabını
sormak için ve adet adet saydığı insan canları için
de yapmanızı rica ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanı kendini o kadar rahat
bırakmış ve demokrasiden uzaklaşmış ki siyasi soykırım davası olan KCK
davalarıyla ilgili sadece 485 tutuklama olduğunu söylüyor. Peki, bu durumda
sormak istiyoruz: İçeride bulunan 3.100 tutuklu arkadaşımız, niye içeride
bunlar, niye cezaevinde rehine durumda tutuluyor? 485 kişiye ulaşmak için 7.845
kişiyi gözaltına alarak mağdur etmeniz mi gerekiyor? Bu uygulamaların bile
sadece istifa etmeyi gerektirdiği bir gerçek olarak, bu kadar gün yüzünde
bulunduğu bir durumda İçişleri Bakanı istifa etmeyi bir kenara bırakalım,
kendisinde aynı zamanda savcı yetkisini, hâkim yetkisini görerek, gerekirse bir
siyasal partiye yönelik operasyonlara hız verebileceğini belirtmek istiyor.
Biz, bu anlayışı kabul etmiyoruz. Bu şoven anlayışa bağlı İçişleri Bakanının
talimatıyla, polisin son aylarda ortaya koymuş olduğu icraatlarla
birebir örtüşmektedir. Bakınız, zamanımız kısıtlı olduğu için hızla geçmek
istiyorum.
29 Temmuz 2011, Bingöl Valisi, Bingöl Emniyet Müdürü ve Karlıova
Emniyet Müdürü ilçedeyken korucular tarafından Karlıova ilçesinde altı saat
boyunca tam bir terör dalgası estirilerek parti binamız, iş yerleri ve evler
ateşe veriliyor, silahla taranıyor ve bu konuyla ilgili bir tek korucu bile
bugüne kadar gözaltına alınmış ya da ifade vermiş değildir. Şemdinli’de 11 Eylülde meydana gelen silahlı çatışma sonrası 4
sivil hayatını yitiriyor, 6 sivil yaralanıyor. İçişleri Bakanı Şemdinli’de
askeri kışlaya uğramasına rağmen halkımıza gidip bir taziye ziyaretinde bile
bulunmadığı için kamuoyuna yanlış bilgi veriyor.
Van İl Genel Meclis Üyemiz Yıldırım Ayhan 28 Ağustosta sadece
savaşı önlemeye yönelik bir barış gösterisinde güpegündüz polisin gaz bombasına
hedef olarak yaşamını yitiriyor. Tek bir soruşturma açıldığına dair bugüne
kadar kamuoyuna yansıyan bir şey yoktur. Zamanımız kısıtlı olduğu için ben
birtakım olayları daha sonra önergeler olarak buraya getirme şeklinde
geçeceğim.
Şunu belirtmek istiyorum ki 9 Ekim günü Sayın Eş Başkanımız Gültan
Kışanak’ın üzerine öldürmek maksadıyla TOMA aracıyla
fiilî bir saldırı yapılmıştır. Bu saldırı sadece Gültan Kışanak’ın
şahsına yapılmış değildir, demokrasiye, özgürlüğe ve Türkiye Meclisinin
iradesine yapılmış bir saldırıdır. Aynı şekilde, milletin hizmetinde olması
gereken bir kamu görevlisinin “Ben devletim.” histerisine girerek milletin
vekiline üstünlük sağlamaya çalışması “Milletvekilini muhatap almıyorum.”
cehaletine kapılması ise bu Meclisin iradesine yapılan saygısızlığın geldiği
boyutu göstermektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İDRİS BALUKEN (Devamla) – Üstelik kendini devletin yerine koyan bu
cahil takımının devletin yargısından ve hukukundan kaçmak amacıyla…
BAŞKAN – Sayın Baluken, süreniz doldu
efendim.
Teşekkür ediyorum.
İDRİS BALUKEN (Devamla) – Cümleyi bitirmek istiyorum.
BAŞKAN – Yok böyle bir şey.
Buyurun.
İDRİS BALUKEN (Devamla) – …yaka numarasını vermek istememesi bile…
(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Evet, lütfen yerinize oturun. Süreniz doldu efendim. On
dakika doldu. Teşekkür ediyorum.
Şimdi, önerinin aleyhinde Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Oğuz
Kağan Köksal.
Buyurun Sayın Köksal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli
milletvekillerim; her şeyden önce sözlerime başlarken sizleri saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum ve Barış ve Demokrasi Partisi tarafından verilen Meclis
araştırması önergesi hakkında olumsuz mütalaamı belirtmek üzere Grubum adına
söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekillerim, az önce konuşan Hatip şöyle bir ifadede
bulundu, ben sözlerime oradan başlamak istiyorum, diyor ki: “Mazlumun
bedduasını sakın almayın.” ifadesi. Az önce bu Mecliste konuşulan, haber
verilen İskenderun’da şehit edilen, İskenderun’da yaralanan 3 kişi, 3 polisimiz
ve şehit olan 1 polisimizden daha mazlumu var mıydı? Buradaki polisimiz niçin
oradaydı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş) – Ne alakası var!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayrım yapmayın! Ayrım yapmayın! Sivili de
aynı, polisi de aynı, askeri de aynı…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – İnsanlar arasında ayrım yapmayın!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Oradaki insanların huzurunu,
güvenini sağlamak için, oradaki insanların geceleri rahat uyumasını sağlamak
için oradaydı ve maalesef…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – İnsanlar arasında ayrım yapılmaz!
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sizin bu anlayışınız yüzünden Türkiye bu
durumda.
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …maalesef telin edeceğimiz terör
tarafından katledildiler, terör tarafından şehit edildiler. Ben huzurlarınızda,
yüce milletimizin huzurunda şehit olan polisimiz için Allah’tan rahmet,
yakınlarına sabır ve gazi polislerimiz için de sağlık, sıhhat, afiyet diliyorum
ve dolayısıyla yüce milletimizin de başı sağ olsun diyor, sözlerime böyle devam
etmek istiyorum.
Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; az önce araştırma
önergesi hakkındaki söylenenleri dinlediniz. Aslında, belki elbette ki bir
önerge vermiştir ve muhalefettir, bunu söyleyecektir, o noktada bir şey
demiyorum ama tabii ki gerçeklerin çarpıtılmaması lazım. Ben de gerçekleri bir
nebze sizlerin görüşüne sunabilmek, dolayısıyla da bizi izleyen değerli yüce
milletimize de bu doğruları anlatmak için huzurlarınızdayım.
Polis teşkilatı, özellikle son yıllarda kendini yenileyen ve her
geçen gün yenileme gayreti içerisinde olan ve âdeta insan haklarını, hukukun
üstünlüğünü kendisine şiar edinmiş bir teşkilattır ve özellikle son beş yıla
baktığımızda, polis teşkilatı, şöylesine bir değişiklikle karşı karşıya. Gerek
eğitimlerinde gerekse polis meslek yüksekokullarında gerekse akademideki
eğitimlerimizde polis teşkilatının ders müfredatı değiştirilmiştir. Bu
müfredatta ağırlıklı insan hakları, ağırlıklı Anayasa ve ağırlıklı hukukun
üstünlüğü okutulmaktadır.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Nusaybin’e de gönder.
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Yani bizim polisimiz, vatandaşına
hizmet edebilmenin gayreti içerisindedir.
Sadece bununla mı kalıyoruz? Bununla da kalmıyoruz.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yeni gaz bombaları da geldi, tebrik
ediyoruz.
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Polis teşkilatı -ki başka bir
teşkilatta yoktur- her yıl en az yüzde 50’sini kendi içerisinde hizmet içi
eğitimden geçirir. Bu eğitimler, her yıl değişen şartlara polisi adapte etmek,
daha fazla vatandaşına hizmet edebilmek ve daha doğru hizmet edebilmek için
yapılan çalışmadır. Nitekim bu çalışmaların sonunda, şu anda
polislerimizin yüzde 85’i üniversite mezunu hâline getirilmiştir ve teşkilat
her gün bu konu üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir ve toplumsal olaylara
baktığımızda, polislerimiz, izinli ve kanuni olarak yapılan her türlü toplantı
ve gösteri yürüyüşlerinde, o toplantı ve gösteriyi yapan insanların güvenliğini
sağlamak için, onların bu demokratik ve yasal haklarını en iyi şekilde
kullanabilmesi için ayaktadır ve görevini o şekilde yapmaktadır ve polis
teşkilatına baktığımızda kolaylaştırıcı, rahatlatıcı, hatta büyük bir özveriyle
bu mitinglerde ve toplantı, gösteri yürüyüşlerinde olduğunu hepimiz
görmekteyiz. Ama bir bakıyorsunuz ki bu bir grup, bir kalabalık grup
önce izinsiz, sonra zorla polise ve oradaki insanlara zarar verebilme adına
ortaya çıkmakta ve bunun adını da “demokratik hak” diye ilan edebilmektedir.
Demokratik hak ve özgürlük, kanun, nizam ve Anayasa’dan doğan hak ve
özgürlüktür ve bu özgürlüğü kullanırken de elbette ki yasalara uygun hareket
edilmesi gerekiyor. Yasalara uygun hareket edenlerin polis her zaman
yanındadır. Bazen toplumsal olaylar artık üçüncü şahıslara, oradaki devlete ait
kamu mallarına ve vatandaşlara zarar verebilecek noktaya geldiğinde polisimiz
ister istemez bazı önlemler almak suretiyle, bu kanunsuz hâle gelen gösteri ve
yürüyüşleri engellemeye çalışmaktadır ki bunu yaparken de büyük bir sabır ve
özveri göstermektedir.
SIRRI SAKIK (Muş) – Şerzan Kurt’u
Muğla’da öldüren senin polisin değil miydi? Öğrenciydi. Uğur Kaymaz bir
çocuktu, onu senin polislerin katletmedi mi?
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Nasıl ki bu Mecliste konuşan
insanlar, bu Mecliste konuşan hatipler birbirinin düşüncelerine saygı gösterip
büyük bir sabır ve özveriyle dinleniyor ise…
SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin düşünceniz değil… Zalimsiniz siz de!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …oradaki polisimiz de büyük bir
sabır ve özveri göstererek o toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kanunlarda yazıldığı şekilde,
vatandaşımızın en tabii olan hakkını kullanması için gayret etmektedirler. Ama
bakıyorsunuz, zaman zaman televizyonlardan izliyorsunuz, görüyorsunuz, yerdeki
insanların kaldırım taşlarını sökerek polislere attığı, kaldırım taşlarını
sökerek o yöredeki bankaların, o yöredeki iş yerlerinin, insanların camlarının
kırıldığı… Hatta biraz daha ileriye giderek -yakalanan olaylarda görüyorsunuz-
ellerinde sapanlarla, ellerinde çelik bilyelerle, hatta biraz daha ileri
giderek molotof kokteylleriyle, patlayıcılarla
yürüyerek polisin ve vatandaşımızın üzerine yürüdüğünde elbette ki polisin
görevi nedir?
AYSEL TUĞLUK (Diyarbakır) – Siz de kurşun sıkıyorsunuz!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Vatandaşının huzur ve güvenliğini
sağlamaktır. İşte vatandaşının huzur ve güvenliğini sağlamak için polis
gerektiğinde kendisine yasalarla tanınan bu hakkı kullanabilmektedir. Ama
kullanırken ne yapmaktadır?
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Taşa karşı kurşun geliyor o çocuklara!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Asla polis özellikle toplumsal
olaylara müdahale etmek istememektedir. İster ki olay olmasın, polisin bütün
özelliği, varlığı odur. Olay olmasın, kanunlar ve nizamlar, her şey düzgün
yürüsün ve dolayısıyla polise de iş düşmesin…
SIRRI SAKIK (Muş) – Kime iş düştüğü zaman?
PERVİN BULDAN (Iğdır) – İş düştüğü zaman kurşun sıkmak zorunda
değil!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …ama iş düştüğü zaman, en düşük
olaydan başlayarak, en düşük olayları kullanarak müdahale etmektedir. Nedir?
Önce ikaz ve ikna metodunu uygulamaktadır.
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Öldürmek zorunda değil!
SIRRI SAKIK (Muş) – Ne iş düştüğü zaman!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Polis devletine döndürdünüz ülkeyi,
farkında mısınız? Eski emniyet müdürü Cizre kaymakamı, Bakan da Cizre
kaymakamı, Cizre’de görev yapıyor. Sayenizde Cizre ne hâle geldi, bir onlara
bakın!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, sayın
milletvekillerim; şunu söylemek istiyorum: Ben dört yıl Emniyet Genel Müdürlüğü
yaptım. Bu süre zarfında her ilde polis amirlerinden kurs yaparak müzakereci
yetiştirdik. Bunlara psikologlar sayesinde ders verdirdik…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ters etki yapmış, psikolojik tedavi ters
etki yapmış!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …üniversite hocalarımız geldi ders
verdi ve bu toplumsal olaylarda görüşme yapmak için, görüşmeci olarak olayların
çıkmadan önlenmesi için gayret sarf edildi. Ama karşınızda zaman zaman öyle bir
grup, öyle bir güruh oluyor ki bunların işi anlaşmak değil…
VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu çocuklar ne yaptı Sayın Başkan? Kürt
çocuklar ne yaptı, ona cevap verin!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …bunların işi demokratik hakları
yerine getirmek değil, bunların işi olay çıkartabilmek ve gündemde kalabilmek.
Bu nokta üzerinde de elbette ki polisler kendisine verilen görevleri en iyi
şekilde yerine getirmektedir.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo Sayın Başkan, bravo!
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tekel işçilerine yaptığınız neydi? Tekel
işçilerini sokağa atıp polisi de üstüne salmadınız mı?
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Ha, şunu ifade etmek istiyorum:
Değerli Başkanım, kıymetli milletvekillerimiz; polisimiz gerçekten büyük bir
gayret, özveri…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin günahınızı dünya üzerinde hiçbir
terazi tartmaz!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …fedakârlık içerisinde
çalışmaktadır.
SIRRI SAKIK (Muş) – Demokratik bir ülkede senden milletvekili
değil, bekçi bile olmaz, bekçi!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Her geçen gün üzerine gelen olayları
büyük bir feragatle önleme gayreti içerisindedir ve dolayısıyladır ki
milletimizin gönlünde de taht kurmuştur.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sen milletvekili misin, polis şefi misin?
Önce ona cevap ver! Daha milletvekili olduğunun bile farkında değilsin!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Bugün 166’ncı yılını kutlayan polis
teşkilatı, yapılan kamuoyu oylamalarına bakıldığı zaman devletin en çok
güvenilen, vatandaş tarafından…
ADİL KURT (Hakkâri) – Polis ağzıyla konuşuyorsun Müdür Bey!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …en çok güvenilen kurumlarının
başında gelmektedir. Çünkü niye? Görevini tarafsız, adil ve bütün bir
güzellikle yapmaktadır, adil olarak yapmaktadır. Bunu burada ifade etmek
istiyorum.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Gençlerden özür dilesin, gençlerden!
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) - Ha, tabii ki 300 bin kişilik bir
grup, bunun içerisinde belki tek tük yanlış yapan da olabilir. Biz bunları da
aslında göğüsleriz, kabul ederiz. Nedir? Yanlış yapanların da gerek idari gerek
adli olarak soruşturmalar yapılır, cezaları verilir. Hiçbir zaman polis
teşkilatı içerisinde “Kol kırılır, yen içinde kalır.” düşüncesinden hareket
edilmez. (BDP sıralarından gürültüler)
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Öldürülen çocukların listesini size
vereceğiz, merak etmeyin.
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) - Bu teşkilata uymayan insanlar kendi
içerisinden ayıklanır ama teşkilata uyan insanlar da elbette korunur. (BDP
sıralarından gürültüler)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gaz fişeklerinden ölen çocuklardan
haberiniz var mı? 290 sayısı…
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Ben sonuç olarak şunu söylemek
istiyorum: Değerli milletvekilleri, Türk polis teşkilatı Atatürk’ün kurduğu bu
cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatmak, o yüce bayrağımızı sonsuza kadar gönderde
tutabilmek… (BDP sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) - …ve devletinin emrinde, milletinin
hizmetinde…(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim… Teşekkür ederim…
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) - …kanunsuzların korkulu rüyası… (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Başkan, teşekkür ederim, süreniz doldu… Lütfen…
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) - Onun için olumsuz görüşümüzü burada
ifade ediyor…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Süresi bitti…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, süresi doldu.
BAŞKAN – Süreniz doldu efendim. Kestik, kestik…
OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) - …hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, neden uyarmıyorsunuz? Bizim
hatip konuşurken uyardınız.
BAŞKAN – Kestik... Zamanında kestik Hanımefendi. Ne diyorsunuz?
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hayır ama uyarmıyorsunuz.
BAŞKAN – Kestik…
PERVİN BULDAN (Iğdır) – Aynı muameleyi onlara yapmıyorsunuz.
BAŞKAN – Sizdekiler de yapıyor. Kestik… Süresi doldu… Kestik efendim…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, alkış varken Sayın Başkan
müdahale etmedi.
ERTUĞRUL KÜRKÇÜ (Mersin) – Çok bağırıyorsun Başkan, bağırma!
BAŞKAN – O bağırdığı için ben bağırıyorum.
ERTUĞRUL KÜRKÇÜ (Mersin) – Bağırma!
BAŞKAN - Asıl siz niye bağırıyorsunuz? Siz söz istediniz mi?
ERTUĞRUL KÜRKÇÜ (Mersin) – Ancak bağırıyorsun!
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz bağırıyorsak vekil olarak…
(Gürültüler)
BAŞKAN – Sana söylemiyorum, arkadan söyleyene söylüyorum. Size söz
vermedim. Lütfen…
ERTUĞRUL KÜRKÇÜ (Mersin) – Mikrofonların açık, bağırıyorsun,
bağırmadan konuş ya!
BAŞKAN – Söz isteyin ondan sonra. Lütfen… Lütfen… Bir düzen
kuralım yani.
Değerli arkadaşlarım, çalışma süremizin sonuna geldik.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Söz istedik!
BAŞKAN – Önerge üzerinde lehte ve aleyhte 2 arkadaşımız konuştu.
Eğer süreyi uzatmayacaksak, çalışma süresi yetmeyeceği için diğerlerine,
birleşimi kapatmak istiyorum.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Hayır, söz hakkımız var,
kapatamazsın.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, süre yoksa kapatalım
efendim.
BAŞKAN - Sözlü soru önergeleri ve diğer denetim konularını
sırasıyla görüşmek üzere, 18 Ekim 2011 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere
birleşimi kapatıyorum.