DÖNEM:
24 CİLT:
1 YASAMA YILI:
1
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
3’üncü
Birleşim
5 Temmuz 2011 Salı
(TBMM Tutanak Müdürlüğü
tarafından hazırlanan, bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından
ifade edilmiş ve
tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkanı Cemil
Çiçek’in, Başkan seçilmesi dolayısıyla konuşması
IV.
- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER
1.- Birleşmiş Milletler
Geçici Görev Gücü bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2011 tarihinden
itibaren bir yıl daha UNIFIL Harekâtına iştirak etmesi hususunda Anayasa’nın
92’nci maddesi uyarınca Hükûmete izin verilmesine dair Başbakanlık tezkeresi
(3/3)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
4
Temmuz 2011 Pazartesi
TBMM Genel Kurulu saat
14.03’te açılarak iki oturum yaptı.
Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu ant içti.
Recep Tayyip Erdoğan
başkanlığındaki Bakanlar Kurulunun istifasının kabulüne; yeni hükûmet
kuruluncaya kadar Bakanlar Kurulunun göreve devamının istendiğine;
Bakanlar Kurulunun yeniden
kurulması için İstanbul Milletvekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel
Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görevlendirildiğine; seçilecek Bakanların
atanmaları yapıldıktan sonra, Bakanlar Kurulu listesinin ayrıca
gönderileceğine;
İlişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
TBMM Başkanlığına, üçüncü
tur oylama sonucunda, Anayasa’nın 94’üncü ve İç Tüzük’ün
10’uncu maddesinde öngörülen çoğunluğu sağlayan Ankara Milletvekili Cemil
Çiçek’in 322 oyla seçildiği açıklandı.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek,
Başkan seçilmesi dolayısıyla bir teşekkür konuşması yaptı.
Birleşmiş Milletler Geçici
Görev Gücü bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2011 tarihinden
itibaren bir yıl daha UNIFIL Harekâtına iştirak etmesi hususunda Anayasa’nın
92’nci maddesi uyarınca Hükûmete izin verilmesine dair Başbakanlık tezkeresini görüşmek
için 5 Temmuz 2011 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 16.37’de
son verildi.
|
|
|
Osman
Oktay EKŞİ |
|
Geçici
Başkan |
|
|
|
Muhammet Bilal MACİT Mehmet
MUŞ |
|
İstanbul İstanbul |
|
Geçici
Kâtip Üye Geçici
Kâtip Üye |
II.- GELEN KÂĞITLAR
No: 1
5
Temmuz 2011 Salı
Tezkere
1.- Birleşmiş Milletler Geçici Görev
Gücü Bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2011 Tarihinden İtibaren Bir
Yıl Daha UNIFIL Harekatına İştirak Etmesi Hususunda
Anayasanın 92 nci Maddesi Uyarınca Hükümete İzin
Verilmesine Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/3) (Başkanlığa geliş tarihi:
1.7.2011)
5
Temmuz 2011 Salı
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.03
BAŞKAN : Cemil ÇİÇEK
KÂTİP
ÜYELER: Geçici Kâtip Üye Muhammet Bilal MACİT (İstanbul),
Geçici
Kâtip Üye Mehmet MUŞ (İstanbul)
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3’üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır.
III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.-
TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in, Başkan seçilmesi dolayısıyla konuşması
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, dün
yapılan seçimlerin ardından Meclis Başkanlığı gibi kutsal bir göreve başlamanın
onur ve heyecanını yaşıyorum. Hepinize, şahsıma göstermiş olduğunuz teveccüh
nedeniyle bir defa daha teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Yeni dönemin
ülkemize, milletimize, hepimize tekrar hayırlı olmasını diliyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, görev sürem
boyunca Anayasa, İç Tüzük ve kanunlar çerçevesinde ve Meclisimizin teamüllerine
de uygun olarak tarafsız bir Meclis Başkanı olmaya azami özen göstereceğimi
belirtmek istiyorum. Ülkemizin ihtiyacı olan yasal ve anayasal düzenlemelerin
bu çatı altında, uzlaşma ortamı içerisinde hayata geçirilebilmesinin çabası
içerisinde bulunacağım. Sizlerin bundan sonra da tarafıma vereceği destek,
yapıcı uyarı, eleştiri ve katkılar benim için yol gösterici olacaktır.
Kurtuluş Savaşı’mızı yöneten,
cumhuriyetimizi ilan eden bu Meclis, kuruluşundan bugüne ülkemizin kaderine yön
vermiştir. Bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün sembolü olan Meclisimizin
önderliğindeki ülkemiz, geride bıraktığımız doksan bir yılda büyük mesafeler
almıştır. Demokrasimizin, çağdaşlaşmanın, kalkınmanın en büyük güç kaynağı
durumundaki yüce Meclisimiz, her zaman yüksek sorumluluk bilinci ile hareket
ederek milletimizin umudu olmuştur.
Türkiye, yokluklar içerisinde var olma
mücadelesi veren bir durumdan, bugün, dünyanın lider ülkelerinden biri hâline
gelmiştir. Türkiye'nin bu noktaya
gelmesinde Meclisimizin payı büyüktür. Ülkemizi esaretin gölgesinden
bağımsızlığın aydınlığına kavuşturan Meclisimiz, var olan tüm sorunlarımıza,
milletimizin yararları doğrultusunda en gerçekçi çözümleri bulacak yegâne
kurumdur. Demokrasimizin kalbinin attığı bu kurum, milletimizin ve ülkemizin
her zaman önünü açan çareleri üretme başarısını göstermiştir. Meclisimiz çözüm
üretme kabiliyetini ve gücünü koruduğu sürece, demokrasimizin ilerleyişi,
özgürlüklerimizin kökleşmesi, ülkemizin kalkınma çabaları da devam edecektir.
Ülkemizde zaman zaman yaşanan hukuk
karmaşalarının, demokrasi sorunlarının aşılabilmesinin yolu Meclisimizi etkin
ve verimli çalıştırmaktan geçmektedir. Bunun da yolu, bir defa daha ifade
etmeliyim ki Anayasa’nın amir hükmü gereği, yemin etmemiş milletvekillerimizin
katılımıyla birlikte etkin ve verimli bir çalışmayı yapmaktır. İktidarıyla
muhalefetiyle milletimiz için en doğru çözümleri bu çatı altında beraberce
bulmak ve ülkemizin önünü açmak hepimizin görevidir. Demokratik olgunluk
içerisinde ülkemizin her sorununu burada tartışabiliriz. Ortaya çıkan her
sorunu aşmanın yolu, Meclisimizi daha çok çalıştırmaktan geçmektedir. Halkımız,
bizden gerilim, kriz, karşılıklı restleşme beklemiyor, aksine, sorunların
çözümü için uzlaşma anlayışı içerisinde daha çok çalışmamızı bekliyor.
Meclis Başkanı olarak ben tüm
milletvekili arkadaşlarımı, milletimizin bizlere verdiği görevi en iyi şekilde
yaparak Parlamentomuzun çalışmalarına katılmaya ve sorunlarımızı beraberce
çözmeye hassaten davet ediyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, demokratik
bir ortamda yüzde 83 gibi yüksek bir katılımla yapılan genel seçimlerin
ardından milletimizin üstün iradesi sizler aracılığıyla yeniden bu yüce çatı
altında hayat bulmuştur. Demokrasiyi işletme başarısını bu seçimlerde bir kez
daha gösteren milletimiz, yüzde 95 gibi çok yüksek bir temsil oranına sahip
Meclisimizin oluşumunu sağlamıştır. Halkımızın büyük bir olgunlukla yaptığı
demokratik tercihler sonucunda Meclisimiz büyük ölçüde yenilenmiş, kadın
milletvekili sayımız cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına ulaşmıştır. Yine
halkımızın her kesiminin, her meslek grubunun büyük ölçüde temsil edildiği bu
yüce çatı altında gençlerimizin ve engelli milletvekillerimizin sayısı da
artmıştır. Meclisimizin yeni yapısı, aslında ülkemizin yıllardır kangren olmuş
sorunlarının çözümü için bize verdiği çok önemli bir fırsattır. Bu durum
Parlamentomuzda görev yapan her milletvekili arkadaşımıza ve gruplarımıza ayrı
bir sorumluluk yüklemektedir. Artık hiçbir mazeretimiz yoktur. Bu kadar yüksek
temsil oranıyla ve bu kadar çeşitli yapısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çözemeyeceği sorun, aşamayacağı engel yoktur, yeter ki iyi niyetli bir çabanın
içerisinde birlikte olalım.
Büyük oranda yenilenmiş, tazelenmiş
24’üncü Dönem Parlamentosu olarak önümüzdeki en büyük hedef yeni bir
anayasadır. Yapıldığı dönemin izlerini taşıyan, ülkemizin gelişme hızının ve
toplumsal taleplerinin hep gerisinde kalan bu Anayasa’nın değişmesi şarttır.
Anayasa’mızın içeriği, üzerine bastığımız anda harekete geçen hukuk
mayınlarıyla doludur. Her şeyin yolunda gittiğini düşündüğümüz, demokrasimizin
gelişme heyecanını yaşadığımız bir anda ülkemiz yeni hukuk sorunlarıyla,
anayasa krizleriyle karşı karşıya kalabilmektedir. Toplumsal enerjimizi boşa
harcamamıza neden olan bu durum, hem ülkemizi ve milletimizi yormakta hem de
bizleri çağdaş uygarlık yarışında geri bırakmaktadır. Sorunlardan sürekli
şikâyet edip çözüm için bir araya gelememek siyaset kurumuna olan güveni de
zayıflatmaktadır. Meclisimiz, sadece şikâyet ve eleştiri yeri değil aynı
zamanda çözüm merkezidir, bu çözümü de birlikte bulacağız. Bu nedenle
Parlamentomuzun, önümüzdeki süreçte bizden beklenen sağduyu ve uzlaşmayı
göstererek, ayrışılan noktaları değil buluşulabilen noktaları aramaya çalışarak
faaliyetlerini sürdürmesini diliyorum.
Yine, geçmişten beri halkımıza büyük
acılar yaşatan terör sorunuyla ilgili çözümler bulmak da bizlerin görevidir.
Dün, Meclis Başkanı seçilmemin hemen ardından Kocatepe Camisi’nde bir
şehidimizin cenazesine katıldım. Bugün de Hakkâri’den, Ankara’dan üzücü
haberler geldi. Meclis Başkanlığı seçilme mutluluğunu yaşayamadan milletimizle
beraber bu acıyı hep birlikte yaşadık. Bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet
diliyorum.
Tüm bu acı olaylar, geçmişten beri
vatanın bölünmez bütünlüğü uğruna verilen şehitler, bizim bu can yakıcı sorunu
çözme konusundaki sorumluluğumuzu da artırmaktadır. Terörü, demokrasiden
ayrılmadan toplumsal sağduyuyla çözme konusunda öncülük yapacak olan yegâne
kurum da Meclisimizdir. Demokratik diyalog yollarının yerini gerginlik ve ön
yargıların alacağı bir ortam ülkemize ve hiç kimseye yarar sağlamayacaktır.
Meclis Başkanı olarak bu yüce kürsüden, toplumsal barışı ve huzuru koruma
konusunda herkesi sağduyulu davranmaya davet ediyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
24’üncü Dönem Parlamentosunun iktidarıyla muhalefetiyle, sizlerin değerli
katkılarıyla milletimiz tarafından takdirle ve minnetle anılacak önemli
çalışmaları yapacağına yürekten inanıyorum. Meclisimizin bu anlayış içerisinde
sorunlara ülkemizin ve milletimizin yararları doğrultusunda en doğru çözümleri
hayata geçireceğinden eminim. Meclis Başkanı olarak ülkemizin ihtiyacı olan
temel düzenlemelerin uzlaşma ortamı içerisinde hayata geçirilebilmesi için
gerekli zeminlerin oluşması için gayret göstereceğimin bilinmesini isterim.
Çalışmalarımızı karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü ortamı içinde ve
birbirimizin hukukuna saygı göstererek sürdüreceğimizden kuşku duymuyorum.
Bu duygularla bana gösterdiğiniz güven
için bir kez daha teşekkür ediyor, şimdi gündemdeki konulara geçiyor, hepinizi
saygıyla bir defa daha selamlıyorum. (Alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Anayasa’mıza
göre milletvekillerinin göreve başlamadan önce ant içmeleri gerekmektedir.
Şimdi geçen birleşimde ant içmemiş olan
sayın milletvekillerinden bu birleşimde ant içmek isteyenleri kürsüye davet
edeceğim.
Evet, ant içmek isteyen varsa onları…
Anladığım kadarıyla yok.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
usulle ilgili… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Şimdi, Başbakanlığın
Anayasa’nın 92’nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır, önce okutup
işleme alacağım sonra da oylarınıza sunacağım.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
bir şey söylüyorum. Bugün Meclisin çalışmaması lazım.
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.-
Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5
Eylül 2011 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL Harekâtına iştirak etmesi
hususunda Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Hükûmete izin verilmesine dair
Başbakanlık tezkeresi (3/3)
1/7/2011
“Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına…”
KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika
efendim…
Şimdi, Meclis, bakın, yasama
faaliyetinde bulunamaz bugün, çünkü Başkanlık Divanı teşekkül etmedi efendim.
“…Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği…”
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım,
bir dakika, bir şey söylüyorum ben.
BAŞKAN – Gündeme geçtim, gündemdeki
konuyu bilgilerinize sunuyoruz.
Evet, okumaya devam edelim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim,
Meclis Başkanlık Divanı teşekkül etmeyince çalışamaz efendim.
“…1701 (2006) sayılı Karar ve Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 5/9/2006 tarihli ve 880 sayılı
Kararı ile bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türkiye, Birleşmiş Milletler
Geçici Görev Gücü (UNIFIL)’ne Silahlı Kuvvetleri unsurlarıyla katkı
sağlamıştır…”
KAMER GENÇ (Tunceli) – Geçici Başkanlık
Divanının görevi bitti.
Sayın Başkan, bakın, burada ciddi bir
şey söylüyoruz. Sizin yapacağınız… Bugün, Meclis Başkanı olarak Meclisi
çalıştıramazsınız. Divan teşekkül etmedi. O geçici kâtiplerle çalışamazsınız!
“…Söz konusu iznin süresi son olarak
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24/6/2010 tarihli ve
969 sayılı Kararıyla 5 Eylül 2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmıştır…”
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan,
burada konuşulanı siz duymuyor musunuz? Çalıştıramazsınız, Başkanlık Divanı
teşekkül etmedi. İç Tüzük’ün 8’inci ve 11’inci
maddelerini okuyun!
“…Türkiye UNIFIL kara harekâtına ve
Deniz Görev Gücüne yaptığı katkılarla barışı koruma harekâtının etkin biçimde
icrasında önemli bir işlev üstlenmiş, böylece gerek Birleşmiş Milletler sistemi
içinde, gerek bölgesel ve küresel ölçekte görünürlüğünün artmasını ve sahip
olduğu saygın konumun pekişmesini sağlamıştır. Türkiye'nin UNIFIL’e
katılımı, bölgede barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikasının
sürdürülmesine önemli katkıda bulunmuştur.
UNIFIL’in
görev süresi 31 Ağustos 2011 tarihinde sona erecek olup, görev süresinin 31
Ağustos 2011 tarihinden sonraki dönem için yenilenmesi yönünde Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Ağustos ayı içinde bir kararın kabul
edilmesi beklenmektedir.
Lübnan’daki siyasî ortam ile güvenlik
ortamının ülkedeki askerî unsurlarımızın görevlerini sürdürmeleri bakımından
uygun olduğu düşünülmektedir.
Bu
hususlar ışığında ve Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve bölgedeki
güvenlik koşulları da dikkate alınarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyinin, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması
yönünde karar alması durumunda; hudut, şümul ve miktarı Hükûmetçe belirlenecek
Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi Kararı ve 880 sayılı TBMM Kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında 5
Eylül 2011 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL harekâtına iştirak etmesi ve
bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için
Anayasa’nın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesini
arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan”
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri,
Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci
maddesine göre görüşme açacağım. Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına 2 üyeye söz
vereceğim. Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar
için onar dakikadır.
Şimdi tezkereyle ilgili olarak Hükûmet
adına Millî Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül.
Buyurun Sayın Gönül. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL
(Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlarken 24’üncü
Yasama Döneminin ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını diliyor ve
Sayın Meclis Başkanımızı yeni görevinden dolayı gönülden kutluyor, Türkiye
Büyük Millet Meclisine de başarı dolu yeni bir dönem temenni ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bugün, maalesef 2 uzman çavuşumuzu kaybettik. Bunlar, Adana Kozan 1986 doğumlu
Piyade Uzman Çavuş Murat Özkanoğlu ve Kayseri Pınarbaşı 1985 doğumlu Piyade
Uzman Çavuş Yahya Karakaya’dır. Bu her 2 uzman çavuşumuz bu sabah 07.00
sularında sivil kıyafetlerle şehir merkezindeki evlerinden çıkarken
teröristlerin silahlı saldırısına muhatap olmuşlar, çok yakın mesafeden,
tabancayla şehit edilmişlerdir. Kendilerine rahmet diliyorum. Bu menfur olayı,
bu cinayeti telin ediyorum ve biraz evvel Sayın Başkanımızın da ifade ettiği
gibi -amaçlarının gerçekleşmesi- şehitlerimizin vatanımızın birliği,
devletimizin yücelmesi ve halkımızın refahı için yaptıkları bu fedakârlıkların
Meclisimiz tarafından da yeterince takdir edileceğine olan inancımı burada
ifade etmek istiyorum.
Ayrıca Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinden
Şemdinli yönüne giden askerî konvoydaki bir aracımız da trafik kazası yapmış, 8
erimiz yaralanmıştır. Onlara da acil şifa diliyorum.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü
Bünyesinde -hâlen bulunan- Türk
Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2011 Tarihinden İtibaren Bir Yıl Daha UNIFIL
Harekâtına İştirak Etmesi Hususunda Anayasanın 92 nci
Maddesi Uyarınca Hükûmete İzin Verilmesine Dair Başbakanlık Tezkeresi’nin
gerekçesini açıklamak üzere huzurunuzda bulunuyor ve yüce Meclisimizi saygıyla
selamlıyorum.
Zengin doğal kaynaklara ve müreffeh bir
gelecek potansiyele sahip olan Orta Doğu maalesef yıllardır karışıklık ve
çatışmalar içerisindedir. Orta Doğu’yla olan siyasi, ekonomik ve tarihî, beşerî
ve kültürel bağlarımızın yanı sıra bölgesel gelişmelerin iç ve dış politikamız
üzerindeki yansımaları nedeniyle bu bölgede olup biten gelişmelere kayıtsız
kalmamız elbette mümkün değildir. Aynı şekilde, başta komşularımız olmak üzere,
bölge ülkelerinde barış, güvenlik, istikrar ve refahın hâkim kılınması ile
Türkiye'nin millî çıkarlarının savunulması ve ilerletilmesi arasında mutlak bir
ilişki mevcuttur. Türkiye, bu doğrultuda Orta Doğu’daki sorunların diyalog ve
uzlaşı yoluyla çözülmesine öncelik vermekte, çatışma yerine dayanışmanın ve iş
birliği kültürünün hâkim kılınmasını amaçlamaktadır. Ülkemiz, bu
yükümlülüklerini gerek tek başına bir güç olarak gerekse mensubu olduğu
uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla barışçıl, ilkeli ve etkin bir dış güvenlik
politikası izlemek suretiyle yerine getirme gayret ve çabası içerisinde hareket
etmektedir.
Sayın milletvekilleri, Lübnan ile olan
ilişkilerimize gelince, Orta Doğu’nun huzuru açısından Lübnan ile ilişkilerimiz
son derece önemlidir. Esasen, Lübnan, tüm bölgenin istikrarı bakımından kilit
mevkide olan bir ülkedir. Malumunuz olduğu üzere 90’lı yılların başlarında
nispi bir toparlanma dönemi yaşayan Lübnan, 2006 yılında yeniden kan, gözyaşı
ve büyük bir tahribata maruz kalmıştır. Bu çerçevede,
Türkiye, 2006 yazında yaşanan geniş bir bölgeye yayılma ve ciddi boyutlar
kazanma emareleri gösteren İsrail-Lübnan Savaşı’na son verilmesi ve ateşkes
sağlanması için yoğun çaba sarf etmiş, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin
11 Ağustos 2006’da aldığı 1701 sayılı Karar’ı uyarınca Lübnan’da barışın tesisi
ve idamesi amacıyla uluslararası bir güvenlik gücü oluşturulmasında aktif rol
oynamıştır. Bu kapsamda, Türkiye, Lübnan’daki insancıl sorunların
hafifletilmesi için gerekli katkıda bulunmuş, Lübnan ve Filistin halkına acil
insani yardımlarını sürdürmüştür. 24-25 Temmuz 2006 tarihinde personel nakliye
gemisinden müteşekkil tahliye görev birliği, Lübnan’da yaşanan çatışmalar
nedeniyle can güvenliği kalmayan vatandaşlarımızı Beyrut’tan Mersin’e tahliye
etmiştir. Bu süreçte, Lübnan’dan 2 bin vatandaşımızın Türkiye’ye dönüşünün yanı
sıra 10 binden fazla üçüncü ülke vatandaşının Türkiye üzerinden tahliyesi
sağlanmıştır. Bunun yanı sıra TCG Bafra (F505) korveti, insani yardım amacıyla
bağışlanan ilaç ve tıbbi malzemeleri 30 Temmuz 2006’da Beyrut-Lübnan’a intikal
ettirmiştir. Bu kararın uygulamaya yönelik en önemli sonucu “UNIFIL” adı
verilen ve şu anda tezkerenin konusunu teşkil eden Birleşmiş Milletler Lübnan
Geçici Görev Gücü’dür.
UNIFIL’in
görevi, genel olarak, çatışmaların sona erdirilmesi ve ateşkesin izlenmesi,
insani yardımların sivillere ulaştırılması, Lübnan’ın isteği üzerine sınırların
güvenliği ve Hükûmetin rızası olmadan ülkeye silah girişinin engellenmesi
hususunda yardımcı olunması olarak tespit edilmiştir. Birleşmiş Milletler üyesi
ülkelerden, bahse konu kararda belirtilen görevlerin yerine getirilmesi maksadıyla
UNIFIL unsurlarını desteklemek üzere ilave birlik tahsis etmeleri talep
edilmiştir. Birleşmiş Milletlerin, bahsettiğim görevler dışında, UNIFIL
bölgesinde silahlı unsurların silahtan arındırılması dâhil hiçbir görevde
kullanılmayacağını karara bağlamış olduğunu da hepinize bir kere daha
hatırlatmak isterim.
Lübnan’daki siyasi ortam ile güvenlik
ortamının ülkedeki askerî unsurlarımızın görevlerini sürdürmeleri bakımından da
uygun olduğu değerlendirilmektedir. Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve
bölgedeki güvenlik durumu dikkate alınarak, Hükûmetimizin önerisi üzerine, yüce
Meclisimiz 5 Eylül 2006 tarihinde aldığı 880 sayılı Karar’la -Türkiye'nin-
hudut, şümul ve miktarı Hükûmetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri
unsurlarının UNIFIL’e iştirak etmesini onaylamıştır.
Bu çerçevede UNIFIL’in deniz ve kara güçlerine
katkıda bulunduğumuz birlik ve gemiler 2006’dan itibaren bölgeye
konuşlandırılarak görevlerine başlamışlardır. Türkiye, UNIFIL Deniz Görev
Kuvvetine, mevsim şartları göz önünde bulundurularak kırk beşer günlük periyotlarla bir firkateyn veya bir korvet veya bir hücumbot
ile katkı sağlamaktadır. Hâlihazırdaki katkımız ise bir hücumbottur. Sur şehri
yakınındaki Eş Şatiye kasabasında 261 personel ile
istihkâm inşaat birliği konuşlandırılmıştır. Ayrıca UNIFIL’in
Lübnan’daki Nakura karargâhında 3 ve Deniz Görev
Kuvvetinde de 1 olmak üzere toplam 4 karargâh subayımız görev yapmaktadır.
Mersin Limanı, 1701 sayılı Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi Kararı doğrultusunda UNIFIL’e
katılan ülkelerin kullanımı için tayin edilmiş liman olarak açıklanmıştır. Ayrıca,
İskenderun Limanı ise 2008 Ağustos ayı sonundan bu yana lojistik destek
sağlanması maksadıyla kullanılmaktadır.
Türk
istihkâm inşaat bölüğü 20 Ekim 2006 tarihinden bu yana UNIFIL tarafından icra
edilen görevler kapsamında ana ikmal yollarının yenilenmesi ve bakımı,
helikopter pisti yapımı ve bakımı, altyapı faaliyetlerinin icra edilmesi, var
olan bina ve yapıların rehabilite edilmesi, yeni
yapıların inşası, sığınak inşası gibi 221 adet proje ile Lübnan-İsrail hattında
14 adet sınır taşı inşa görevini tamamlamıştır.
Türk istihkâm inşaat bölüğümüz, UNIFIL
tarafından verilen görevlerine ilave olarak icra ettiği sivil-asker iş birliği
faaliyetleriyle de bölge halkının takdirini kazanmıştır. Bu
kapsamda, belde, köy, Sur merkezinde 27 adet jeneratör ihtiyaç sahibi okul ve
belediyelere montajı yapılarak teslim edilmiş, 14 adet çocuk oyun parkı tesis
edilmiş, 13 adet bilgisayar dershanesi açılarak toplam 130 bilgisayar kullanıma
sunulmuş, 5 dershanede kadın eğitim merkezi kurulmuş, belde ve köy yollarının genişletilmesi
maksadıyla 9 alanda yol bakım onarım çalışması yapılmış, bir caminin bakım ve
onarımı tamamlanmıştır. Bir okula konferans, tiyatro salonu düzenlemesi
yapılmış, yapılan sağlık taramasında -muayenede- 5 binden fazla sivil hasta
muayene edilmiştir. Sonuç olarak sivil-asker iş birliği alanında 105 adet proje
hayata geçirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye’nin bu bölgeye yaptığı yardım askerî birliğimizin faaliyetlerinden
ibaret de değildir. TİKA, Sayda şehrinde 14 bin metrekare kapalı alanı olan bir
hastane inşa etmiştir ve bu hastanenin teçhizatı, yatakları tamamen Türkiye
tarafından karşılanmıştır. Buradaki sarf edilen para 17 milyon dolardan
fazladır.
Ayrıca, üç beldede TİKA, 40 kilometre
su şebekesi deposu ve 2.300 metre de yol yapmıştır. Bunun dışında TİKA, Trablusşam Mevlevihanesi’ni ve
Saat Kulesini restore etmiş, Al Burah Belediyesi’ne
bir ambulans hediye etmiştir. 2010 yılı kalkınma yardımıysa 26 milyon dolardan
daha fazladır.
UNIFIL’e
katılan istihkâm inşaat bölüğümüz ve deniz birliklerimizin masraflarının geri
ödenmesi konusunda Türkiye ile Birleşmiş Milletler Sekreteryası
arasında mutabakat muhtırası ve yardım mektupları imzalanmıştır. Bu çerçevede
askerî unsurlarımızın masrafları Birleşmiş Milletler tarafından karşılanmaktadır.
Buna, askerlerimize ilave olarak ödenen harcırahlar dâhildir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Atatürk’ün
“Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi ışığında barışı destekleme harekâtına destek
vererek dünya ve bölge barışına katkıda bulunmaya devam etmektedir.
UNIFIL’de,
Türkiye dâhil tüm ülkelerden toplam 12 bin civarında personel görev yapmakta
olup, Türkiye’nin yanı sıra UNIFIL’e kuvvet katkısı
sağlayan ülkeler şunlardır: Belçika, Bangladeş, Danimarka, Belarus,
Sırbistan, Brezilya, Kamboçya, Sri Lanka, Nijerya, Brunei,
Çin, Hırvatistan, El Salvador, Fransa, Makedonya, Almanya, Gana, Yunanistan,
Guatemala, Macaristan, Hindistan, Endonezya, İrlanda, İtalya, Malezya, Nepal,
Portekiz, Katar, Kore, Sierra Leone, Slovenya, İspanya, Tanzanya.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Lübnan’ın sosyopolitik dokusunun hassas dengeler
üzerinde kurulu olduğu, gerek bölgesel konjonktürün
gerek Lübnan iç siyasetinin parametrelerinin karmaşık ve zor olduğu inkâr
edilemez bir gerçektir. İsrail ile Lübnan arasındaki mevcut sorunlar, Lübnan
Özel Mahkemesi süreci ve özellikle Suriye’de meydana gelen olaylar mevcut
gelişmelerin seyrini dramatik bir şekilde etkileyecek potansiyel bir güce
sahiptir. Böyle bir ulusal ve bölgesel konjonktürde
Lübnan’da huzur, sükûnet ve istikrarın korunması her zamankinden daha fazla
önem kazanmıştır. Bu nedenle UNIFIL’in bugüne kadar
başarıyla ifa ettiği görevinin devamına ihtiyaç bulunmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’nın uygulamaya
konulmasının ve genişletilmiş UNIFIL’in göreve
başlamasının ardından Lübnan-İsrail sınırında ve bölgede sağlanan güvenlik ve
istikrar hâlen devam etmektedir. Taraflar 1701 sayılı Karar çerçevesinde tesis
edilen ateşkese uymuşlardır. Lübnan ordusu Güney Lübnan’a konuşlanmış, UNIFIL
görev yönergesiyle hareket konsepti ve angajman
kurallarına tanınan işlevleri çerçevesinde barış, güvenlik ve istikrarın
idamesine katkıda bulunmaya devam etmiştir.
Lübnan, kendisine has sosyal yapısı ve
işleyen anayasal sistemi sayesinde birçok bölge ülkesini etkisine alan halk
hareketlerine teşebbüs etmemiştir, bölgenin içinde bulunduğu bu karmaşık
ortamda dahi hükûmet kurma başarısını göstermiştir. Dolayısıyla, bu sorunlara
zaman içerisinde diyalog ve uzlaşı yoluyla kalıcı çözümler üretilebilmesi için UNIFIL’in katkısıyla sağlanan istikrar ortamının
sürdürülmesi gerekmektedir. Bu husus sadece Lübnan için değil bölge açısından
da büyük önem taşımaktadır. Lübnan’da istikrarın bozulmasının bölge istikrarını
da olumsuz etkileyeceği daha önceki olaylardan ve tecrübelerden sabittir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’yla UNIFIL’in
görev süresi geçici olarak bir yıl olarak belirlenmiş, bu sürenin gerekli
görülmesi hâlinde her yıl uzatılması kararda öngörülmüştür. Bugüne kadar Lübnan
ve İsrail sınırında istikrar sağlanmasına önemli bir katkıda bulunan UNIFIL
görev süresi her yıl düzenli olarak uzatılmıştır. Görev Gücünün süresinin
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından 31 Ağustos 2011 tarihinden
itibaren bir yıl süreyle daha uzatılması beklenmektedir.
Bu
değerlendirmeler ışığında, Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve bölgedeki
güvenlik koşulları da dikkate alınarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin
UNIFIL görev süresinin uzatılması yönünde karar alması hâlinde hudut, şümul ve
miktarı Hükûmetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının 1701 sayılı
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında 5 Eylül 2011 tarihinden
itibaren bir yıl daha UNIFIL Harekâtı’na iştirak
etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması
için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesini yüksek takdirlerinize
sunuyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Şimdi Başbakanlık tezkeresiyle ilgili
olarak parti gruplarına söz vereceğim.
İlk söz Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır’ın.
Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü
bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2011 tarihinden itibaren bir yıl
daha UNIFIL Harekâtı’na iştirak etmesine izin
verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz aldım. Öncelikle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Milliyetçi Hareket Partisi olarak öncelikle biz bu Hükûmet tezkeresine olumlu
oy vereceğiz. Lübnan halkının talebi doğrultusunda Birleşmiş Milletlerin Geçici
Görev Gücü UNIFIL’in görev süresini uzatma kararı
olursa, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir yıl daha Lübnan’da görev yapmasına
destek vereceğiz.
Değerli milletvekilleri, Milliyetçi
Hareket Partisinin Meclis Grubunun bu kararının gerekçelerini birazdan sizlere
arz edeceğim ancak müsaadeniz olursa Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu
başlangıç oturumunda dilek ve temennilerimi öncelikle ifade etmek istiyorum.
Öncelikle, 24’üncü Dönemin milletimize,
ülkemize, Meclisimize, siyasi partilerimize ve siz değerli milletvekillerine
hayırlı sonuçlar getirmesini yüce Allah’tan diliyorum. Türkiye Büyük Millet
Meclisinde milletimize ve demokrasiye yakışır çalışmalar yapılmasını da temenni
ediyorum.
Seçimler tamamlanmıştır. Partimiz
üzerinde oynanan birçok oyun sonunda milletimiz, takdiri kendine ait sebeplerle
partimize muhalefet görevi vermiştir. Öncelikle milletimizin bu takdirine
saygılıyız. Burada yapacağımız çalışmalarımızla milletimize, milletimizin bize
emanet ettiği göreve layık olmaya çalışacağız.
Muhalefet görevimizi, bilmenizi
istiyorum ki, öncelikle uzlaşmacı, hoşgörülü, diyaloğa açık, sorun üreten
değil, sorunların çözümüne katkı veren ancak ülkemizin ve milletimizin geleceği
açısından tehlike ve tehdit gördüğümüz konularda millî duruşumuzu herkes burada
görecektir. Bunu ısrarla ortaya koyacağız.
Tekrar, aramıza yeni katılan
milletvekili arkadaşlarımıza ve tüm Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine
başarılar diliyorum, esenlikler diliyorum.
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 24’üncü Dönem Başkanı olarak seçilmenizden dolayı sizleri
kutluyorum. Seçilmenizden dolayı tebriklerimizi dün Meclis grubumuz
alkışlarıyla ifade etmişti. Sizin de teşekkür konuşmanızda ifade ettiğiniz gibi
bir fâninin ömründe gelebileceği çok şerefli bir görevin yani Meclis
Başkanlığının üstesinden geleceğinize inanıyorum ve size başarılar diliyorum,
Allah utandırmasın.
Özellikle bölgemizde yaşanan olayların
ve uygulanan projelerin baskısı altında dönüştürülmek istenilen ülkemizin
aslında zor bir dönemine denk düşen 24’üncü Döneme gereksiz yere sıkıntılı bir
başlangıç da yaptık. “Boykot ve yemin krizi” olarak anılan bu
süreci ümit ediyorum ki en kısa zamanda sonlandırmak için göstereceğiniz gayret
ve alacağınız olumlu sonuç krizin aşılmasının ötesinde ülkemizin önündeki bu
sıkıntılı süreci zararsız atlatabilmek için de bir umut kaynağı olacaktır ve
sizden, Meclis Başkanımız olarak Meclisimizin yaşadığı bu krizi en kısa sürede,
herkesin de katılımını ve katkısını da temin ederek çözmenizi beklediğimizi
tekrar ifade etmek istiyorum çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin, sizin de
ifade ettiğiniz gibi, sorun çözücü, güvenilir, itibarlı görüntüsünü yeniden
kazanabilmesi için bu sorunu başlarken aşabilmek gibi bir mecburiyetimiz
olduğunu hatırlatmak istiyorum ve bu krize sebep olan veya bu krizin tarafları
olan herkesi de bu konuda sağduyulu ve sorumlu olmaya da Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu olarak davet ediyorum.
Değerli Başkanım, her ne kadar kurucusu
bulunduğunuz Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin teklifiyle aday
gösterilmiş ve oylarıyla seçilmiş olsanız da bize göre siz artık milletin
Meclisinin Başkanısınız, gereğince davranacağınıza inanmak istiyorum. Burada
milletimizin her kesiminin kendisini özgürce ifade etmesine imkân veren bir
yaklaşımı göstereceğinize, Meclisi İç Tüzük ve Anayasa hükümlerince ve Mecliste
grubu bulunan siyasi partilerin grup başkan vekilleri temsilcileriyle eşitlikçi
bir anlayış ve adaletle yöneteceğinize yine inanmak istiyorum. Özellikle güce
ve çokluğa teslim olmadan, millet adına, muhalefet partilerine ve daha da
önemlisi az olana, küçük olana pozitif ayrımcılık yapmayı bir demokratik üslup
olarak benimseyeceğinize de inanmak istiyorum. Siz de bilirsiniz ki demokrasi
ve hukuk, azlığın, azınlığın, aykırı olanın hakkının güce karşı korunduğu bir
yaşam biçimidir. Milletin verdiği yetkinin Hükûmet tarafından kullanımı
muhalefet partileri tarafından burada denetlenecektir. Buna imkân ve fırsat
vereceğinize, yine inanmak istiyorum.
Sayın Başkanım, bir iki hususu da
dikkatinize, bu ilk günde hatırlatmak, sunmak istiyorum, Meclisimizin 23’üncü
Döneminde bir tenkit ve suçlama olarak söylemiyorum, kimseyi ilzam edecek bir
ihsasta da bulunmuyorum ancak bir tespit olarak ifade ediyorum: Meclisimizin
23’üncü Döneminde yasama kalitesi çok önemli sorunlar yaşamıştır. Yasama, yeni
gelen arkadaşlarımızın önümüzdeki süreçte anlayacakları, gerçekten kalitesizlik
yaşamıştır. Kanun tasarı ve tekliflerinin yazımı, dili, Türkçesi, düzeni,
komisyonlarda ve Genel Kurulda görüşülme usulü, bütün itirazlarımıza rağmen,
bir türlü düzene konulamadı. Yirmi sayfa uzunluğunda bir tek madde olur mu
Sayın Başkanım? Hukukçu kimliğinize soruyorum: “Fıkra”, “bent”, “alt bent” adı
altında yüzlerce maddeyi bir madde altında toplayarak, temel kanun formatında,
üzerinde konuşulmadan, görüşülmeden, müzakere edilmeden geçirilmesi demokratik
olur mu? Gece yarılarında şahsa özel önergeler ve kanun teklifleri verildi, İç Tüzük’e uygun olması gerekçe gösterildi. Umarım ki bu tür
uygulamalar bu dönemde, sizin yönettiğiniz Türkiye Büyük Millet Meclisinde
yaşanmayacaktır.
Sayın Başkan, inanıyorum ki biz burada
kanun koyucu değil, hukuk kurucu olacağız. Ancak ne yazık ki geçen dönemlerde
bu Mecliste hukuk bozuculuğu yapıldı. Bu tespit veya bu tanım bana ait değil,
sizin bir değerli arkadaşınıza ait. Umarım ki bu dönemde sizin yöneteceğiniz bu
Meclis hukuk kurucu olarak ülkemizin ve milletimizin sorunlarına çözüm üretecek
hukuk altyapısını kuracaktır, çünkü sizin ifadelerinizle bu Meclis bir kahraman
meclistir. Atalarımız, bu Mecliste, yaşanan çağın en ileri devletini hukuk üzerine
kurmuşlardır, Millî Mücadele’yi yönetmişler, savaşı kazanmışlar ve devletimizin
kuruluş hukukunu kurmuşlardır. 1924 Anayasası ve Lozan Barış Anlaşması bu
Meclisin eseridir.
Yeni bir yüzyılın ilk çeyreğindeyiz.
Her yüzyılın ilk çeyreğinde olduğu gibi, milletimiz yine ateş denizinden mumdan
yapılmış gemilerle geçirilmeye zorlanmaktadır. Yine küresel güçler küresel
projelerini bölgemizde uygulamaya koyuldular. Değişim ve dönüşüm adına, yeni
bir anayasa yapmak adına, özgürlükleri geliştirmek adına çok tehlikeli bir
sürece sürükleniyoruz. Devletimizin kuruluş hukuku değiştirilmek isteniyor.
Önce birtakım farklılıkları kimlikleştirerek
milletimizi ayrıştırıp çatıştırmayı, sonra da etnik bölücü terörün siyaset
yoluyla millî devletimizi parçalamayı bir siyaset olarak, bu siyasete bir hukuk
altyapısı kurma talebi olarak Meclisimize dayatıldığının farkına varılması
gerekmektedir.
Bir millî mücadele sonrasında bedelini
atalarımızın kanlarıyla ödediğimiz bu vatanı ve üzerinde kurduğumuz
devletimizin kuruluş hukukunu, milletimizin birliğini ve kimliğini, ümit
ediyorum ki, burada sizin Başkanlığınızda her zeminde ve her kapsam ve anlamda
birlikte savunacağız. Yine ümit ediyorum ki bunu gerçekleştirecek yeni
anayasamızı uzlaşarak burada birlikte yapacağız. İnsan haklarına dayalı,
bireyin hak ve özgürlüklerini genişleten, devleti değil vatandaşı koruyan,
insan merkezli, çağdaş bir anayasayı birlikte yapacağız.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak
devletimizin kuruluş hukukunun ve milletimizin kurucu hukukunun değiştirilmek
istenmesine biz asla destek vermeyeceğiz. Bize göre, devlet olmazsa millet,
millet olmazsa devlet olmaz; aslında devlet millet demektir. Tarihen de sabittir ki devletlerin kuruluş hukukunu
değiştirdiğiniz takdirde devleti yıkmış olursunuz.
Teşekkür konuşmanızda yeni anayasa
yapılmasını bir namus görevi olarak, bir söz olarak belirlediniz. Sayın
Başbakan da Milliyetçi Hareket Partisiyle bu konuda bir ortak akıl oluşturmayı
arzuladığını beyan etti. Anlaşılıyor ki bu yaz bununla meşgul olacağız. Buradan
Milliyetçi Hareket Partisi olarak ifade ediyorum ki biz de 1982 Anayasası’nın
değiştirilmesini istiyoruz. Ancak herkes bilmeli ki parti olarak Anayasa’nın
1’inci maddesinde anlamını bulan “Türkiye Devleti, bir Cumhuriyettir.”
ifadesinden, 2’nci maddesinde yer bulan Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laik
ve sosyal bir hukuk devleti olduğuna yönelik ilkeden, 3’üncü maddesinde tanımlanan
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî
marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.” tarihî kararlılığından ve
milletimizin kimliğinden asla taviz vermeyeceğiz ve geri adım atmayacağız.
Sayın Başkan, böyle bir dönemde
sözlerimi Büyük Atatürk’ün sözüyle bitirmek istiyorum: “Milletin istiklal ve
istikbalini milletin azim ve kararı belirleyecektir.” Milletin kararı işte bu
Mecliste, sizin yöneteceğiniz bu Mecliste şekillenecektir. Tarihî bir görev
yaptığımızın, tarihî bir görev yapacağımızın bilincinde söylüyorum: Allah
hepimizin yâr ve yardımcısı olsun. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü
yılında burada birlikte alacağımız kararlarla inanıyorum ki ülkemizi en azından
bölgesinde bir küresel güç hâline getireceğiz. Hatta biz iddia ediyoruz
Milliyetçi Hareket Partisi olarak 21’inci yüzyıl Türk asrı olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bu açılış konuşmasını veya bu başlangıç konuşmasını önemsiyorum. Çünkü bundan
sonra burada birlikte çalışacağız, birlikte ülkemizin ve milletimizin
gündemindeki konulara çözüm üretecek, çözümlere hukuk kuracağız.
Her birimiz, her parti, her grup
olarak, ülkemizin geleceği açısından çok önemli gördüğümüz ve bir küresel proje
olarak dayatılan bu konularda tavrımızı ve duruşumuzu birbirimize açık, net,
hiçbir komplekse kapılmadan, hiçbir özel anlamlar
yüklemeden ifade etmeyi gerekli ve değerli görmekteyiz. Milliyetçi Hareket
Partisi olarak biz, milletimizin bize verdiği görevin gereği milletimizin
hakkını, hukukunu, geleceğini, kimliğini ve kurduğu devletin kurucu hukukunu
savunmayı birincil görev olarak bilmekteyiz, sizlerin de bu görev şuuru
içerisinde olduğuna inanmaktayız, inanmak istiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
başlangıçta da ifade ettiğim gibi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11
Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği 1701 (2006) sayılı Kararı ve Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 5/9/2006 tarihli ve 880 sayılı
Kararı ile bir yıl için izin verdiği Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücüne
silahlı kuvvet unsurlarıyla katkı sağlanması hem o günün şartlarında hem
bugünün şartlarında Türkiye açısından bir tarihî sorumluluk olarak görülmüş ve
kabul edilmiştir.
Birer yıllık süreler içerisinde verilen
bu yetkinin her yıl bu mevsimde, bu tarihte yenilenmesi gerekiyor. Türkiye
olarak, bu bölgenin bir ülkesi olarak, tarihten kaynaklanan müktesebimizin ve
sorumluluklarımızın gereği olarak bu coğrafyada yaşanan hadiselere tarafsız
kalmamız, bigâne kalmamız asla mümkün değildir. Dolayısıyla, bu coğrafyada
yaşanan hadiselere, özellikle Suriye’de yaşanan son gelişmelerden sonra
Lübnan’daki siyasi ve güvenlik ortamının devamına gerçekten Türkiye Büyük
Millet Meclisi ve Türkiye olarak bizim de dikkatlice taraf olmamız veya katkı
vermemiz veya sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmemiz bir zorunluluktur
diye düşünüyoruz.
Bu hususlar ışığında, hudut, şümul ve
miktarı Hükûmetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetlerinin -bir yıl süre
içerisinde- bir yıl daha Lübnan’daki görevine katılmasını gerekli ve doğru
buluyoruz ve bu yönde, Hükûmetin, bugün Genel Kurulumuza sunduğu bu tezkereye
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak olumlu oy vereceğimizi bir daha ifade
ediyorum.
Değerli milletvekilleri, çevremizde
yaşadığımız hadiseleri kendi gerçekliği içerisinde, Orta Doğu’nun kendi
gerçekliği içerisinde değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Burada
bulunan, geçen dönemde burada bulunan arkadaşlarımız hatırlayacaklardır, 6
Nisan 2011 tarihinde, Türkiye ile Suriye Arasında Terör ve Terör Örgütleriyle
Mücadelede İşbirliği Protokolü’nün kanunlaştırılması konusunda buraya getirilen
uluslararası sözleşme üzerinde bir konuşma yapmıştım ve o zaman demiştim ki
Hükûmete: Suriye’de yaşanan hadiselerin geleceğini doğru öngörmek mecburiyetindeyiz
ve Türkiye olarak gerekeni yeterince ve zamanında almak mecburiyetindeyiz çünkü
Suriye, Libya değil, Mısır değil, Yemen hiç değil; Suriye bizim kapı komşumuz. Suriye’de
çıkacak bir kıvılcımın yangına dönüşmesi Türkiye’yi çok yakından ilgilendirecektir
ve bu tehdit ve tehlikeden kendimizi koruyabilmemiz için zamanında gereğini
yapmamız gerekir. Hükûmeti bu noktada, Sayın Başbakanı, Sayın Cumhurbaşkanını,
Suriye yetkililerini, alınması gereken tedbirler noktasında uyarması,
cesaretlendirmesi için gereğini yapmaya davet etmiştim.
Değerli milletvekilleri, bugün, Suriye
belki de geri dönülmez bir noktaya geldi. Türkiye olarak buradan doğruları
söylememizin çok da etkili ve faydalı bir sonuç getirmediğini hep beraber
yaşayarak gördük. Türkiye'nin, bu coğrafyada, bu coğrafyada yaşayan insanlara
tarihî, coğrafi, siyasi, inanç bağlamında, kültürel bağlamda çok köklü
sorumlulukları bulunmaktadır. “Ne hâlleri varsa görsünler.” diyemeyiz.
Lübnan’da gösterdiğimiz duyarlılığı Suriye’de de göstermek bir mecburiyetti ama
bugün, Suriye’de maalesef kan akmaktadır. Bunun sorumlusu biz değiliz, bunun
sorumlusu Türkiye değil ama komşudaki yangına seyirci kalmamız kendi evimizin
de bu tehdit ve tehlikeyle karşı karşıya gelmesine sebep olabilir. O sebeple
söylüyorum: Lübnan’da gösterdiğimiz duyarlılığı… Bugüne kadar 31 defa, Türkiye,
dışındaki ülkelerdeki olumsuzluklara, çatışmalara Türkiye Türk Silahlı
Kuvvetlerini göndererek müdahil olmuş, Birleşmiş Milletler bünyesinde katkı
vermiş ama bugün, Suriye Dostluk Grubu Başkanı olarak Suriye’de yaşanan
hadiseler benim canımı yakmaktadır, yüreğimi kanatmaktadır. Türkiye’yi yöneten
siyasi iktidarın, millet adına Türkiye’yi yönetmek sorumluluğu alan siyasi
iktidarın, AKP İktidarının bu konularda daha duyarlı olmasını ve coğrafyanın,
tarihin gerçekleriyle, onun yüklediği sorumlulukla hareket etmesini çok
önemsiyorum. Tekrar tavsiye ediyorum: Bu konulara daha duyarlı bir yaklaşımı,
daha bölgesel gerçeklerin ışığında bir yaklaşımı gerekli görüyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biz, Hükûmetin getirmiş olduğu bu tezkerenin Türk Silahlı Kuvvetlerine,
Türkiye'nin bölgedeki konumuna, dış politikasına katkı vermesini diliyor,
buraya görevlendireceğimiz askerlerin her türlü kazadan ve beladan korunmasını
da Yüce Allah’tan temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. Teşekkür
ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.
Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına İstanbul Milletvekili Sayın Volkan Bozkır.
Buyurun Sayın Bozkır. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA VOLKAN BOZKIR
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin, Lübnan’daki
Birleşmiş Milletler gücüne asker göndermesi için Meclisimizin verdiği yetkinin
bir yıl daha uzatılması hakkındaki Hükûmet tezkeresi konusunda AK PARTİ
Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak için huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkanım, öncelikle yüce Meclisin
Başkanlığına seçilmeniz dolayısıyla içten tebriklerimi sunuyorum ve başarılarınızın
devam edeceğine olan inancımla bu görevinizin Meclisimize, memleketimize ve
milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
24’üncü Yasama Döneminde cumhuriyet
tarihinin en güçlü noktasına ulaşmış olan ülkemizin her bakımdan daha da
ileriye götürülmesine imkân sağlayacak çalışmalarda Meclisimize başarılar
diliyorum.
Ayrıca, bugün, vatan uğrunda şehit
olmuş aziz kardeşlerimize Tanrı’dan rahmet, acılı ailelerine ve tüm milletimize
de sabırlar diliyorum.
Lübnan’daki gelişmeler Türkiye’yi
birçok düzeyde ilgilendirmektedir. Bu açıdan Lübnan, Türkiye'nin Orta Doğu
çıkarları ve tüm bölgedeki hassasiyetleri açısından göz ardı edilebilir bir
ülke değildir. Orta Doğu’nun zaten karışık olan jeopolitik denklemine Lübnan’ın
da dâhil edilmesi ile hem çıkar ilişkileri hem de bölgede her daim devam eden
çatışmalar içinden çıkılmaz bir hâl almaktadır. Coğrafi konumu, karmaşık iç yapısı ve dış bağlantılarıyla Lübnan’daki gelişmeler
bölgenin tümünü etkilemektedir. 2006 Lübnan savaşı bir kez daha Lübnan’ı Orta
Doğu politikasında ön plana taşımıştır. Lübnan’da bugün yaşanan kriz hem
Lübnan’ın iç politikasındaki siyasi mücadelelerin hem de bölgesel, uluslararası
konjonktürün birbirlerini karşılıklı olarak etkilemesi
ile ortaya çıkmıştır.
Lübnan, sosyal yapısı itibarıyla kendine
özgü bir ülke olarak tanımlanabilir. Lübnan’ın bu karakteristiğini üç unsura
dayandırmak mümkündür: Birincisi, Lübnan halkının Hristiyanlığın ve
Müslümanlığın toplam yirmi iki mezhebine bölünmüş olmasıdır. İkinci unsur ise
sosyal yapının tam bir feodaliteye dayanması ve Lübnan halkının dinî
mezheplerin dışında “zaim” denen derebeylerin ve
ağaların etrafında kümelenmiş bulunmasıdır. Üçüncü nokta ise siyasi partilerin,
sosyal yapının bu özelliklerine göre şekillenmesidir. Dolayısıyla, siyasi
partilerin yapısına önce aile yani zaim şekil vermiş,
ondan sonra da mezhep faktörü ile siyasi fikirler yerlerini almıştır.
20’nci yüzyıldan itibaren iç çatışmalar
sebebiyle ve maddi zenginlik arayışıyla dünyanın çeşitli bölgelerine göç eden
ve çoğunlukla Hristiyan Marunilerden oluşan Lübnan
diasporasının nüfusu, bugün 10 ila 14 milyon arasında tahmin edilmektedir. 4
milyon nüfuslu Lübnan’ın zenginliğinin kaynağını da bu diaspora
oluşturmaktadır.
Lübnan’da hiçbir zaman bir ulus devlet
olgusu gelişmemiş ve Lübnanlılar her şeyden önce mensubu oldukları din ve
mezhepleri ile liderlerine bağlı kalmışlardır. Ülkedeki din faktörüne dayalı
bölünme, iç çekişmelerin kökenlerinden birini oluşturmuştur. Temelde dinsel
bölünme Hristiyanlık ve Müslümanlık olarak iki gruba ayrılmış olmakla birlikte,
bu iki gruptaki mezhepler arası mücadeleyi de göz ardı etmemek gerekir.
Hristiyan kanatta tarihsel bir gelişmenin sonucu olarak Maruniler
daima güçlü ve lider mezhep durumunda olmuştur ancak Müslüman mezhepler
arasında 19’uncu ve 20’nci yüzyıllarda sayı ve güç yönünden köklü değişiklikler
kendisini göstermiştir. 20’nci yüzyıla gelinceye kadar dağlık Lübnan’ın güçlü
topluluğu Dürziler askerî bakımdan etkin olmuştur ancak 20’nci yüzyılda
Sünniler siyasal iktidarda Marunilerden sonra en avantajlı
mezhep olarak gözükmektedir. Buna karşılık özellikle son yıllarda sayıca hızla
artan Şiiler, kuvvetli milis örgütlerin de etkisiyle Müslüman kanatta en
ağırlıklı topluluk hâline dönüşmüşlerdir.
Lübnan’ın siyasi sistemi, 1943 tarihli
Misakımillî’ye ve 1989 yılında imzalanan Taif
Anlaşması’na dayanmaktadır. Buna göre, cumhurbaşkanının Maruni,
başbakanın Sünni, meclis başkanının Şii, meclis başkan yardımcısı ve başbakan
yardımcısının Ortodoks olması gerekmektedir.
Lübnan’daki olası bir istikrarsızlık, Türkiye'nin
yanı başındaki bu bölgede genel olarak bir istikrarsızlığa neden olacaktır.
Daha da önemlisi, Lübnan genel anlamda Orta Doğu bölgesinin geleceğine ilişkin
mücadelenin bir parçasıdır. Türkiye'nin Lübnan’daki varlığı da bütün bu
gelişmelerden etkilenecektir.
Bölgesel barış ve istikrarın sağlanması
konusunda, şartlar elverdiğinde, tarihsel, bölgesel ve kültürel derinliğiyle Türkiye'nin öncelikle
kendi çıkarlarını göz önünde bulundurarak aktif bir rol oynaması önem arz
etmektedir. Türkiye gibi bölgesel güç olan bir devlet kendisine bu kadar yakın
bir coğrafyaya sırtını çeviremez. Türkiye, bölgeyi çok yakından tanıyan bir
ülkedir, bölge halklarıyla çok yakın tarihî, kültürel ve akrabalık ilişkileri
vardır. Böyle bir ülkede meydana gelen gelişmeleri sanki başka bir kıtada
cereyan eden olaylarmış gibi uzaktan seyretmekle yetinemeyiz.
Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; sizlere öncelikle UNIFIL’in kuruluşu
ve yapılanması hakkında kısaca bilgi arz etmek istiyorum. Temmuz 2006’da patlak
veren İsrail-Lübnan savaşının sona erdirilmesi, ateşkes sağlanması ve Lübnan’da
güvenlik ve istikrarın yeniden tesis edilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin aldığı 1701 sayılı Karar’la oluşturulan genişletilmiş UNIFIL’e şu görevler verilmiştir:
Çatışmaların durdurulmasını
gözlemlemek,
İsrail kuvvetleri Lübnan’dan çekilirken
Lübnan silahlı kuvvetlerinin Mavi Hat boyunca olan bölgeler dâhil bütün Güney
Lübnan’a konuşlanmasına nezaret etmek ve destek olmak,
Bu konudaki faaliyetlerini İsrail ve
Lübnan hükûmetleriyle eş güdümlemek,
Sivil halka insani yardım
ulaştırılmasına ve yerlerinden olmuş kişilerin gönüllü ve güvenlik içinde geri
dönüşlerine yardımcı olmak,
Tampon bölgenin oluşturulması için
atılacak adımlarda Lübnan ordusuna yardımcı olmak,
Lübnan hükûmetinin talebi üzerine
Lübnan’ın sınırlarının ve diğer giriş noktalarının silah ve bağlantılı
maddelerin girişine karşı güvenlikli hâle getirilmesine yardımcı olmak.
1701 sayılı Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi Kararı’nda geçici olarak bir yıl belirlenen UNIFIL’in görev süresi düzenli olarak uzatılmıştır. Gücün
görev süresinin 31 Ağustos 2011 tarihinden itibaren bir yıl süreyle daha
uzatılması beklenmektedir.
2011 Haziran itibarıyla UNIFIL’in mevcudu, 11.834 asker, 337 uluslararası sivil,
659 yerel personel ve 50 askerî gözlemci olmak üzere 12.880’dir. Kara
birliklerine Türkiye dışında 33 ülke katkıda bulunmaktadır. Deniz birliklerine
ise Türkiye, Almanya, Bangladeş, Endonezya ve Yunanistan katkıda bulunmaktadır.
Deniz Görev Gücü’nün komutanlığını ise hâlihazırda Brezilya üstlenmektedir.
Söz konusu kuvvetin, yukarıda
belirtilen taahhütlerin dışında, bölgede silahlı unsurların silahtan
arındırılması dâhil hiçbir görevde kullanılmayacağının da karara bağlanmış
olduğunu bu vesileyle tekrar dikkatinize sunmak isterim.
Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; şimdi sizlere UNIFIL’in güvenliği ve
son zamanlarda karşılaşılan tehditler hakkında bilgi sunmak istiyorum.
1701 sayılı Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi Kararı’nın uygulamaya konulmasının ve genişletilmiş UNIFIL’in göreve başlamasının ardından Lübnan-İsrail
sınırında ve bölgede sağlanan güvenlik ve istikrar ortamı sürmektedir.
Taraflar, 1701 sayılı Karar çerçevesinde tesis edilen ateşkese uymuşlardır.
Lübnan ordusu Güney Lübnan’a konuşlanmış, UNIFIL, ciddi bir güvenlik tehdidine
maruz kalmaksızın, görev yönergesi, harekât konsepti ve angajman
kurallarında tanımlanan işlevleri çerçevesinde barış, güvenlik ve istikrarın
idamesine katkıda bulunmayı sürdürmüştür.
Ağustos 2010’da İsrail kuvvetlerinin Mavi
Hat üzerinde yürüttükleri çalışmalar sırasında Lübnan tarafının sınırın Lübnan
tarafında olduğunu iddia ettiği bir ağacı kesmeye çalışması üzerine çıkan
çatışmada 1’i İsrail, 3’ü Lübnan askeri olmak üzere 4 kişi hayatını
kaybetmiştir. 27 Mayıs 2011 tarihinde UNIFIL harekât sahası dışında kalan
Sayda-Beyrut yolu üzerinde UNIFIL İtalyan Birliği konvoyuna yapılan saldırıda 6
İtalyan askeri yaralanmıştır. Saldırının yolun kenarına yerleştirilen uzaktan
kumandalı patlayıcıyla yapıldığı tespit edilmiş olup saldırı hakkında yürütülen
soruşturmaya devam edilmektedir. Bu olaydan önce aynı yöntem kullanılarak
gerçekleşen saldırılarda 2008 yılında İrlanda Birliğinden 2 askerî personel
yaralanmış, 2007 yılında ise 3 İspanyol ve 3 Kolombiyalı askerî personel hayatını
kaybetmiştir. Ayrıca 15 Mayıs 2011 tarihinde Nakba
Günü dolayısıyla Filistinli mültecilerin İsrail sınırında yaptıkları gösteriler
esnasında İsrail’in sınır ihlalini neden göstererek ateş açması sonucu 12
Filistinli mülteci hayatını kaybetmiştir. Diğer taraftan İsrail savaş uçakları
ve insansız hava araçları Lübnan hava sahasını günlük bazda
ihlal ederek gözlem faaliyetlerini yürütmektedir.
Bölgede yararlı altyapı çalışmalarında
bulunan Türk birliğine karşı şu ana kadar herhangi bir ciddi eylemle karşılaşılmamıştır.
Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve Hükûmetimizin önerisi üzerine yüce
Meclisimiz 5 Eylül 2006 tarihinde aldığı 880 sayılı Karar’la Türkiye'nin hudut,
şümul ve miktarı Hükûmetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının UNIFIL’e iştirak etmelerini onaylamıştır. Bu çerçevede UNIFIL’in deniz ve kara güçlerine katkıda bulunduğumuz
birlik ve gemiler Ekim 2006’dan itibaren bölgeye konuşlandırılarak görevlerine
başlamıştır.
UNIFIL’e
katılan istihkâm inşaat bölüğümüzün ve deniz birliklerimizin masraflarının geri
ödenmesi konusunda Türkiye ve Birleşmiş Milletler Sekreteryası
arasında mutabakat muhtırası ve yardım mektupları imzalanmıştır. Bu çerçevede
askerî unsurlarımızın masrafları Birleşmiş Milletler tarafından ödenmektedir.
Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; UNIFIL’e mevcut katkımız hâlihazırda
aşağıdaki unsurlardan oluşmaktadır:
20 Ekim 2006 tarihinden itibaren
güneydeki Sur vilayetindeki Eş Şatiye bölgesinde bir
istihkâm inşaat bölüğümüz UNIFIL kara birlikleri kapsamında görevlendirilmiştir.
Kara birliğimiz, Birleşmiş Milletler denetlemesinde örnek birlik seçilmiştir.
Birliğimiz, yerel ve ulusal makamlarla yakın iş birliği ve iletişim tesis
etmiş, yürüttüğü sivil-asker iş birliği faaliyetleriyle de çoğunluğu Şii
unsurlardan oluşan Güney Lübnan halkının güvenini kazanmıştır.
Birleşmiş Milletlerin talebi ve Deniz
Kuvvetleri Komutanlığımızın teklifi doğrultusunda 6 Haziran-4 Eylül 2011
döneminde UNIFIL Deniz Görev Gücü’ne bir hücumbot ile katkı sağlanması
öngörülmüştür. UNIFIL Komutanlığınca en düzenli üs bölgesi olarak
değerlendirilen bölüğümüze tahsisli 237’si asker, 24’ü sivil 261 kişilik
kadromuz bulunmaktadır, hâlihazırda 253 personelimiz görev yapmaktadır; ayrıca Nakura bölgesinde UNIFIL karargâhında 3 personelimiz
görevlidir.
Mersin Limanı, 1701 sayılı Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’nda öngörülen amaçlar doğrultusunda dost ve
müttefik ülkelerin istifadesine açılmış, Birleşmiş Milletler tarafından da UNIFIL’e katılan ülkelerin kullanımı için Mersin Limanımız
belirlenmiş liman olarak açıklanmıştır.
Türkiye'nin Lübnan’da barış ve
istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları, gerek Lübnan’la ikili ilişkilerimizin
gerek Orta Doğu’da etkinliğimizin güçlenmesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca, UNIFIL’e verdiğimiz kuvvet katkısı dâhil tüm bu çabalarımız
Lübnan’daki bütün gruplar tarafından desteklenmektedir.
Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; sizlere son dönemde Lübnan’da yaşanan gelişmeler hakkında da
kısaca bilgi arz etmek istiyorum. Hariri suikastını araştırmak amacıyla
Güvenlik Konseyinin 1157 sayılı Kararı’yla kurulan Lübnan Özel Mahkemesi konusu
2010 yaz aylarından itibaren ülkedeki gerilimi artırmıştır. Kendi mensuplarının
iddianamede suçlanacağı yönündeki iddialar üzerine Hizbullah, İran ve Suriye
desteğiyle, dönemin Hariri Hükûmetinden Lübnan Özel Mahkeme sürecini sona
erdirmesini istemiştir. 14 Mart grubu ve Batı ülkeleri, buna karşı çıkmıştır.
Bu arada, Sayın Başbakanımız da 24-25
Kasım 2010’da Lübnan’ı ziyaretinde tarafları itidale çağırmıştır. Suriye ve
Suudi Arabistan’ın arabuluculuk girişimi başarılı olamamış, Hizbullah grubu 12 Ocak
2011 tarihinde hükûmetin düşürülmesini sağlamıştır. 25 Ocak 2011 tarihinde yeni
hükûmeti kurmakla görevlendirilen Necip Mikati, yeni
hükûmetin oluşumunu ancak 13 Haziran 2011 tarihinde başarabilmiştir. Bu arada,
Lübnan Özel Mahkemesi ön yargılama hâkimi Fransen, 28
Haziran 2011 tarihinde iddianameyi tasdik etmiş ve 30 Haziran 2011 tarihinde
Lübnan Başsavcısı Said Mirza’ya teslim etmiştir. İddianamede 4 Hizbullah
mensubunun suçlandığı basına yansımıştır. Hizbullah lideri Nasrallah’ın
sanıkları teslim etmeyeceklerini 2 Temmuz 2011 akşamı açıklaması gerilimleri
arttırmıştır.
Önümüzdeki dönem Lübnan açısından yeni
risklere gebedir. Bu bağlamda Lübnan Özel Mahkemesi kaynaklı gerilimler ve 14
Mart kanadının muhalefette kalmayı tercih etmesi ülkedeki gerilimleri arttırma
potansiyelini haizdir. Mikati Hükûmetinin Lübnan Özel
Mahkemesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması gibi ulusal, uluslararası
yükümlülükleri yerine getirirken Hükûmetin düşmemesini ve gerilimlerin daha da
yükselmemesini sağlamak gibi oldukça zorlu bir görevi vardır. Orta Doğu barış
sürecindeki durağanlık Lübnan ve İsrail kaynaklı gerilimlerin artabileceğine
işaret etmektedir. Suriye’de yaşanan olaylar Lübnan’daki gerilimleri ve dinî,
mezhepsel ve etnik ayrışmaları arttırabilecektir. Son dönemde UNIFIL birliğine
saldırı, Mavi Hat’ta yaşanan olaylar, Trablus’ta Alevi ve Sünniler arasında
meydana gelen olaylar ülkedeki güvenlik ortamının ne kadar kırılgan olduğunu da
gözler önüne sermektedir.
Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; sonuç olarak bölgemizde istikrar ve güvenliğin tesis edilmesi
yönündeki uluslararası çabalara etkin destek verilmesini ulusal
sorumluluğumuzun gereği olarak görüyoruz. Lübnan’la sahip olduğumuz ortak tarih
ve kültür ve insani bağlar çerçevesinde bu ülkenin egemenliğine, toprak
bütünlüğüne, güvenliğine ve istikrarına elimizden gelen desteği veriyoruz. Bu
çerçevede uluslararası meşruiyeti haiz ve uluslararası toplumun ortak iradesini
yansıtan Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü UNIFIL’e
katkı da bulunuyoruz.
Bu hassas dönemde UNIFIL’in
Lübnan’daki görevini devam ettirmesi öncelik olarak öne çıkmaktadır.
Bölgemizdeki mevcut ortamda UNIFIL’e katılımımızın
sürdürülmesi hem tutarlı bir dış politika hem ülkemizin bölgedeki etkinliğinin
devamı açısından önemlidir. Türkiye’nin UNIFIL’e
katılımı bölgede barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikasının
sürdürülmesine önemli katkıda bulunmaktadır. Türkiye gerek UNIFIL kara
harekâtına gerek UNIFIL deniz görev gücüne yaptığı katkılarla barışı koruma
harekâtının etkin biçimde icrasında önemli işlev üstlenmiştir. Böylece,
Birleşmiş Milletler sistemi içinde olduğu kadar bölgemizde ve dünyada da
görünürlüğünün artmasını sağlamıştır. Ayrıca, dünyanın diğer bölgelerinde
bundan önce katıldığı barışı koruma harekâtlarındaki başarılı performansıyla
kazandığı itibarın pekişmesini de sağlamıştır.
Hangi kesimden olursa olsun, tüm Lübnan
halkının ve resmî yetkililerinin ülkemize kucak açması ve katkılarımızı beklemesi
de büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede, ülkemizin katkısının süresinin UNIFIL’in görev yönergesiyle eş güdüm içinde
uzatılabilmesini teminen Anayasa’mızın 92’nci maddesi
uyarınca yüce Meclisimizden izin istemiş bulunuyoruz.
Takdirlerinize saygılarımla sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozkır.
Görüşülmekte olan tezkereyle ilgili
olarak 2 sayın milletvekiline onar dakika söz vereceğim.
Şimdi ilk söz sırası, şahsı adına
Aksaray Milletvekili Sayın Ali Rıza Alaboyun.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
ALİ
RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinin 1701 sayılı Kararı ve Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 880 sayılı Kararı ile tespit edilen ilkeler kapsamında, Türk Silahlı
Kuvvetleri unsurlarının Lübnan’daki Geçici Barış Gücü UNIFIL harekâtına iştirak
etmesi konusunda Hükûmetimize verilmiş olan yetkinin 5 Eylül 2011’den itibaren
bir yıl daha uzatılmasını isteyen Hükûmet tezkeresi hakkında söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
24’üncü Dönem Meclis Başkanlığına
seçilmenizden dolayı Sayın Başkanım sizi kutluyorum. Ülkemize, milletimize ve
Meclisimize hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli milletvekilleri, bu tezkereye
temel oluşturan UNIFIL Geçici Barış Gücü ve bölgedeki gelişmeler hakkında
kısaca bilgi vermek istiyorum.
İsrail ve Lübnan arasındaki
çatışmaların yoğunlaşması ile İsrail’in Güney Lübnan’ı işgal etmesi üzerine
1978 yılının mart ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince alınan karar
doğrultusunda “UNIFIL” adında geçici bir barış gücü oluşturulmuştur. Bu barış
gücünün amacı İsrail’in işgal ettiği Güney Lübnan’dan çekilmesini, bölgede
barış ve güvenliğin sağlanmasını ve Lübnan Hükûmetinin bölgedeki otoritesinin
yeniden tesis edilmesini amaçlamaktaydı. Ancak İsrail ve Lübnan arasında
yaşanan gerginlikler nedeniyle gerek 1982 yılında gerekse 2000 yılında
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı kararlar ile barış gücünün
etkinliği genişletilmeye çalışılmıştır.
Birleşmiş Milletlerin bütün bu
çabalarına rağmen İsrail ve Lübnan’daki Hizbullah arasındaki çatışmalar zaman
içerisinde artış göstermiştir. Özellikle 2006 yılının temmuz ayında başlayan
karşılıklı çatışma ve saldırılar İsrail’in yoğun bir bombardıman harekâtıyla
Güney Lübnan’ı topyekûn imha etmeye dönük bir saldırıya dönüşmüştür. Bu
bombardıman neticesinde Beyrut Havaalanı başta olmak üzere onlarca şehir, belde
ve altyapılar tahrip edilmiş, on binlerce ev kullanılamaz hâle gelmiş ve yüz
binlerce kişi oturduğu yeri terk etmek zorunda kalmıştır. Aralarında
-yabancılar dâhil- kadın ve çocukların çoğunlukta olduğu binin üzerinde
Lübnanlı sivil hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmıştır. Buna mukabil
Hizbullah saldırıları sonucunda İsrail tarafından da 40 civarında can kaybı
olmuştur.
Güney Lübnan’da yaşayan yabancılar can
güvenliği nedeniyle ülkeyi terk etmek durumunda kalmıştır. Türkiye, bölgedeki
Türklerin tahliyesi esnasında binlerce yabancıyı da tahliye ederek insani bir
görevi yerine getirmiş ve uluslararası camianın dikkatini üzerine çekmiştir.
İsrail’in savunma hakkı gerekçesiyle
Güney Lübnan’a karşı uyguladığı aşırı ve orantısız güç kullanımı, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan başta olmak üzere, Avrupa Birliği Dönem
Başkanlığını yürüten Finlandiya ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu birçok
ülke tarafından şiddetle kınanmıştır.
Değerli milletvekilleri, Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi, Lübnan’da yaşananlara seyirci kalamamış ve 11
Ağustos 2006 tarihinde aldığı 1701 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı ile bölgedeki
barış gücü UNIFIL’in asker sayısını 15 bine
çıkartmayı ve UNIFIL’in etkinliğini daha da
arttırmayı kabul etmiştir; bu kapsamda, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu
birçok ülkeye UNIFIL’e asker vermesi
konusunda çağrıda bulunmuştur.
Türk Hükûmeti, bölgede yaşananlara ve
Birleşmiş Milletlerin çağrısına duyarsız kalmamış, Lübnan’a asker göndermeyle
ilgili Hükûmet tezkeresini Meclise sunmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 5
Ekim 2006 tarihinde tezkereyi görüşerek aldığı 880 sayılı Karar ile
Hükûmetimizi bir yıllığına asker gönderme konusunda yetkilendirmiştir.
Türkiye, ilk etapta asker, sivil ve
teknik elemanlardan oluşan 495 kişiyle UNIFIL’e
katılmıştır. Bu rakam, bugün itibarıyla bin mertebesine ulaşmıştır. Türkiye,
deniz ve kara güçleri ile bir taraftan Güney Lübnan’ın savunmasına askerî
destek verirken, diğer taraftan sivil ve teknik eleman desteğiyle bölgenin
kalkınmasına ve inşasına ayrıca katkı sağlamaktadır.
UNIFIL’in
son beş yıldır başarıyla görevini sürdürdüğü görülmüştür. Yaklaşık otuz ülke
arasında Türkiye en çok katkıyı veren ülkelerin başında gelmektedir ve
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, 25
Kasım 2010 tarihinde Lübnan ziyareti esnasında beraberindeki bazı
bakanlarımızla birlikte UNIFIL’deki Türk gücünü
ziyaret etmiş ve moral desteği vermiştir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, dış politikasına temel oluşturan
“Yurtta barış cihanda barış” prensibi çerçevesinde bölgesel barışa katkı
sağlamayı kendine ilke edinmiş bir ülkedir; komşularıyla “sıfır problem”
politikasıyla bölgede ulaştığı başarıyı, barış güçlerine verdiği askerî destek,
bölgenin inşasına yönelik vermiş olduğu sivil katkı ile taçlandırmış ve
bölgenin etkili ve güvenilir bir ülkesi olduğunu ortaya koymuştur. Türkiye,
İsrail başta olmak üzere bölgedeki her ülkenin egemen bir devlet olarak var
olma ve kendini savunma hakkına sahip olmasına saygı duymaktadır. Bu nedenledir
ki Türkiye bölgedeki bütün ülkelerin güvenilirliğini kazanmış bir ülkedir.
Ancak Türkiye, yine İsrail başta olmak üzere bölgede hiçbir ülkenin, ekonomik
gücünü, askerî üstünlüğünü ön plana çıkararak abartılı bir güvenlik kaygısıyla
bir başka ülkeye aşırı ve orantısız güç kullanmasını asla kabul etmez, bu
yaklaşımın bölgesel istikrarı dinamitlemeye yönelik bir davranış olduğunu kabul
eder.
Değerli milletvekilleri, Türkiye UNIFIL’deki askerî varlığımızın süresinin uzatılmasını
Lübnan’ın güvenliği, bölgenin istikrarı ve dış politikamızın güvenilirliği
açısından önemli bir adım olarak görmektedir. Meclisimizin tatilde olacağı bir dönemde
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi muhtemelen UNIFIL’in
görev süresinin uzatılması yönünde karar alabilecektir. Böyle bir durumda,
Meclisimiz tatile girmeden, UNIFIL’deki askerî
varlığımızın sürekliliğini temin etmek için şimdiden bu yetkinin verilmesi önem
arz etmektedir. Bu amaçla, hudut, şümul ve miktarı Hükümetçe belirlenecek Türk
Silahlı Kuvvetleri unsurlarının 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit
edilen ilkeler kapsamında UNIFIL’de görevlendirilmesi
hususunda Hükûmetimize yetki verilmesi gerekmektedir.
5 Eylül 2011 tarihinden itibaren
Türkiye'nin bir yıl daha UNIFIL harekâtına iştirak etmesi, bununla ilgili
gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için Anayasa’nın 92’nci
maddesi uyarınca izin verilmesine Meclisimizin onay vereceğini umuyor, yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Alaboyun.
Şimdi ikinci söz sırası Karaman
Milletvekili Sayın Lutfi Elvan’da.
Buyurun Sayın Elvan. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
LUTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün hunharca öldürülen şehitlerimize öncelikle
Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, milletimize de sabır ve itidal diliyorum.
24’üncü Yasama Dönemimizin tüm
milletvekillerimize ve halkımıza hayırlı olmasını da temenni ediyorum.
Sayın Başkanım, yüce Meclisin Başkanı
seçilmenizden dolayı da sizleri kutluyorum ve görevinizde başarılar diliyorum.
Lübnan’daki Birleşmiş Milletler
Gücü’nde görev yapan askerlerimizin görev süresinin uzatılması hakkındaki
Hükûmet tezkeresi için şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye son
yıllarda ekonomik ve sosyal kalkınmada gösterdiği başarıların yanında
küreselleşmeyi fırsata çeviren yapıcı ve barışa yönelik dış politika
anlayışıyla dünyada itibarlı bir konuma gelmiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletler
ve NATO gibi üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar bünyesinde Somali’den
Bosna-Hersek’e, Afganistan’dan Makedonya’ya, Kosova’dan Lübnan’a kadar dünyanın
neredeyse her bölgesinde barışa ve istikrara katkı sağlamak adına yürütülen tüm
çabalara ortak olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Dünyanın hangi bölgesinde
görev yaparsa yapsın herkesin sempatisini kazanan ve barışa sağladığı katkının
yanında ihtiyaç sahibi insanların sağlık, eğitim, altyapı ve temel
ihtiyaçlarının karşılanması adına büyük bir özveriyle çalışan başta
askerlerimiz olmak üzere kamu görevlilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız bir
yerde ülkemizin barış elçileri olarak görev yapmaktadırlar.
Artık, Türkiye, AK PARTİ İktidarıyla
birlikte soğuk savaş döneminin çatışmacı, korkular barındıran, birinin kaybedip
diğerinin kazandığı statükocu yaklaşımları bırakıp
karşılıklı güçlenmeyi, karşılıklı kazanmayı ilke edinen dinamik bir anlayışı
benimsemiştir. Dış politikamızda Türkiye'yi 21’inci yüzyılın lider ülkelerinden
biri hâline getirmek amacıyla paradigma değişikliğine
gidilmiştir. Bu paradigma değişikliği Türkiye'nin en
önemli kazanımlarından biridir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye ekonomik ve siyasi sorunlarla boğuşan birçok ülkenin bulunduğu bir
coğrafyada bulunmaktadır. Bu ülkelerde güvenlik ve refah olmazsa Türkiye'de
güvenlik ve refah sağlam temeller üzerine oturtulamaz. Bizde ne kadar istikrar
ve güven varsa, komşularımızda da o istikrar ve güven olmalıdır. Biz bu yüzden
kendimiz için istediklerimizi komşularımız için de istiyoruz. Türkiye sahip
olduğu vizyonuyla artık olaylara seyirci kalan değil,
yön veren bir ülke konumundadır. Biz, artık, bölgesine öz güvenle bakabilen,
bölgesel vizyon geliştirip benimsediği ilkeleri dış
politikasında hayata geçirebilen bir ülkeyiz. Artık, kendi tarihini ve
geçmişini horlayan bir Türkiye yerine, tarihiyle, coğrafyasıyla barışan bir
Türkiye var. Bizim tarihimiz, bizim coğrafyamız bizim için yük değil, stratejik
bir değerdir. Hem Türkiye'nin hem de komşularının güçlendiği,
demokratikleştiği, büyüdüğü bir coğrafya, o bölgenin barış ve istikrarı
demektir. Biz, dış politikamızı sadece güvenlik üzerine inşa eden bir ülke
değiliz artık. Biz, bölgesel ve küresel gelişmelere bütüncül bakabilen,
tepkisel değil ilkesel politikalar geliştirebilen bir ülkeyiz. Biz, dış
politikamızı adalet, ekonomik kalkınma, demokratikleşme ilkeleri çerçevesinde
sürdüren bir ülkeyiz. Artık, Türkiye başkalarını örnek alan değil, başkalarına
örnek olan bir ülkedir. Artık, Türkiye başkalarından yardım alan bir ülke
değil, başkalarına yardım veren bir ülkedir.
Değerli milletvekilleri, bugün dünyanın
birçok coğrafyasından kan, gözyaşı ve acılarla yoğrulan milletlerin feryatları
yükselmektedir. Özellikle tarihî ve toplumsal bağlarımızın güçlü olduğu
coğrafyalarda bu durum çok daha şiddetli bir biçimde kendini göstermektedir.
Televizyon ekranlarından ya da gazete sayfalarından görülenlerin aksine, söz
konusu hakikatlerle bizzat yüzleşmek ve bu amaçla çareler üretmek Türkiye'nin
tarihî sorumluluğunun ötesinde vicdani sorumluluğunun da bir gereğidir.
AK PARTİ hükûmetleri her zaman zulme
karşı çıkmış ve mazlumun yanında yer almıştır. Zulüm ve haksızlık üzerine
kurulan bir sistemin ayakta kalması mümkün değildir, halkın taleplerine cevap
vermeyen rejimlerin de ayakta kalması mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye,
tarihinin ve konumunun kendisine yüklediği sorumlulukların bir gereği olarak,
ister bölgesel sorunlara ister dünyayı ilgilendiren uluslararası konulara
kayıtsız kalma lüksüne sahip olamaz ve olmamalıdır. Sahip olduğu bölgesel ve
küresel vizyon Türkiye’de ciddi bir öz güven ve
beraberinde büyük bir sorumluluk getirmiştir. Türkiye, geçmişine oranla
ekonomisiyle, sosyal kaynaklarıyla çok daha büyümüş, bölge ve dünya siyasetinde
oyun kurucu rolü üstlenen bir konuma gelmiştir. Bölge ülkeleri içerisinde
cazibe alanı olan ülkemizin çevre ülkelerle yürüttüğü ortak birliktelikler,
bölge meselelerinde bir rol ve sorumluluk üstlenmesinin yolunu açmıştır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, son
yıllarda bölge meselelerine olduğu kadar dünya meselelerine de ortak olan,
yapıcı, barışçı ve uzlaşmacı politikaları sayesinde vizyon
sahibi bir ülke konumuna gelmiştir. Ülkemiz, devletlerin arabuluculuk yapmasını
istediği, uluslararası kuruluşlarda sorumluluk sahibi olması arzulanan bir
devlet konumuna gelmiş, daha da önemlisi demokratik toplum yapısıyla kazandığı
istikrar ve güven ortamı sayesinde bu karışık coğrafyada bir huzur ve güven
limanı hâline gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Orta Doğu’nun kanayan yarasına çare bulmak, kanayan göz
yaşlarını dindirmek adına görev aldığımız bütün uluslararası
kuruluşlarla beraber tüm dünyada olduğu gibi bu bölgede de ortak bir çabanın
içindeyiz. Bölgede barış ve istikrarın hâkim kılınması adına Lübnan’daki
istikrar ve güven ortamının sağlanması önemli bir husustur. Türkiye, son
yıllarda, söz konusu çatışmaların durdurulması ve ateşkesin sağlanması adına
ciddi çaba sarf etmiştir. Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Gücü’nde görev yapan
askerlerimizin görev sürelerinin bir yıl daha uzatılmasını, tarihî misyonumuz, ortak değerlerimiz, vicdani ve insani
sorumluluklarımız bir yana, bölgede ve uluslararası camiadaki
yükümlülüklerimizin bir gereği olarak istiyoruz. Bölgede olan biten her şeyden
doğrudan etkilenen Türkiye'nin böylesi bir konuda duyarsız ya da kayıtsız
kalması düşünülemez.
Değerli arkadaşlar, bölgede görev yapan
Türk Silahlı Kuvvetlerinin onurlu mensuplarının gösterdiği üstün gayret ve
özverili çalışmaların sonucunda ülkemiz, Lübnan halkı ve hükûmetiyle birlikte,
uluslararası kamuoyunun da büyük bir desteğini almış durumdadır. Türkiye, bu
güce verdiği askerî katkının yanı sıra, Lübnan’ın yeniden inşası ve
ekonomisinin canlandırılmasında önemli katkılarda bulunmaktadır. Bu katkıların
sürmesi ve Lübnanlı kardeşlerimizin bundan mahrum kalmaması, vicdan
sahiplerinin arzu etmesi gereken bir durum olmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
izah etmeye çalıştığım gerekçeler ışığında, Lübnan’daki Birleşmiş Milletler
görev gücündeki askerlerimizin görev süresinin bir yıl daha uzatılmasına olumlu
oy vereceğimi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elvan.
Değerli milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresiyle
ilgili olarak gruplar adına ve şahıslar adına görüşmeler tamamlandı.
Bazı değerli milletvekili
arkadaşlarımızın, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre,
oturduğu yerden söz talebi var. Bir dakikayı geçmemek üzere ve konuyla da
ilgili olmak üzere sırayla söz vereceğim.
İlk söz Sayın Uzunırmak’ta.
Buyurun efendim.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Başkan, seçilmenizden dolayı
öncelikle tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.
Sayın Bakanımıza yöneltmek istediğim
soru ve öneri var: Meymene bölgesinde, Afganistan’da,
Aydın Bozdoğan ilçemizden Mümin Özel ve İzzet Karcı isimli 2 tüccarımız Taliban
tarafından kaçırılmıştır. Şimdi, bu sınır ötesi güç gönderirken acaba
-oralardaki birtakım tabii ki paramiliter güçlerin de
tepkisini çekiyor Türkiye ve dolayısıyla sivil vatandaşlarımıza da çok kereler
oldu bu kaçırmalar ve saldırılar- bu konularda da bir tedbir düşünüyor mu
Hükûmet ve bu konuda ne gibi tedbirler geliştiriyor? Bunu ifade etmek istedim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.
Daha yeni yasama döneminin başındayız.
Kanun tasarı ve teklifleriyle ilgili konularda soru-cevap oluyor. Bugün ilk gün
olduğu için bunu anlayışla karşılayıp gelenek hâline bunu getirmememiz lazım.
Eğer bu konu özel bir cevaba konu teşkil edecekse soru önergesi tarzında
olabilir ya da Sayın Bakan müzakereler bittikten sonra size özel bilgi
verebilir.
İkinci olarak Sayın Halaçoğlu’n da.
Aynı ikazı Sayın Halaçoğlu sizin için
de yapıyorum. Konuyla ilgili olarak soru-cevap olmamak kaydıyla bir dakikalık
süre veriyorum.
Buyurun efendim.
YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın
Başkan, öncelikle seçilmenizden dolayı kutluyorum.
Tabii ki bizim genel bir coğrafyamız
içerisinde yer alan Lübnan’da insanları korumak bir görevimiz ve Türkiye'nin bu
bölgede, Orta Doğu’da etkin şekilde yer alması da son derece önem taşıyor.
Tabii ki buna bağlı olarak orada insanları korurken kendi ülkemizde insanları
hangi ölçüde koruyup korumadığımız birinci derecede önem taşıyan konulardan bir
tanesi.
Ben şahsen Kayseri Milletvekili olarak
bugün Hakkâri’de şehit edilen Pınarbaşı Gürlegen
köyünden Yahya Karakaya’ya ve bütün diğer şehitlerimize Allah’tan rahmet
diliyorum ve Türk milletinin başı sağ olsun, Allah diğer askerlerimizi korusun
diyorum ve bu konuda Türkiye’de de Lübnan’da olduğu gibi ciddi önlemlerin
alınmasını diliyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Halaçoğlu.
Değerli milletvekilleri, Başbakanlık
tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, tezkereyi tekrar okutup
oylarınıza sunacağım:
1/7/2011
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin
11 Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği 1701 (2006) sayılı Karar ve Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 5/9/2006 tarihli ve 880 sayılı
Kararı ile bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türkiye, Birleşmiş Milletler
Geçici Görev Gücü (UNIFIL)’ne Silahlı Kuvvetler unsurlarıyla katkı sağlamıştır.
Söz konusu iznin süresi son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24/6/2010 tarihli ve 969 sayılı Kararıyla 5 Eylül 2010
tarihinden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
Türkiye UNIFIL kara harekâtına ve Deniz
Görev Gücüne yaptığı katkılarla barışı koruma harekâtının etkin biçimde
icrasında önemli bir işlev üstlenmiş, böylece gerek Birleşmiş Milletler sistemi
içinde, gerek bölgesel ve küresel ölçekte görünürlüğünün artmasını ve sahip
olduğu saygın konumun pekişmesini sağlamıştır. Türkiye'nin UNIFIL’e
katılımı, bölgede barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikasının
sürdürülmesine önemli katkıda bulunmuştur.
UNIFIL’in
görev süresi 31 Ağustos 2011 tarihinde sona erecek olup, görev süresinin 31
Ağustos 2011 tarihinden sonraki dönem için yenilenmesi yönünde Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Ağustos ayı içinde bir kararın kabul
edilmesi beklenmektedir.
Lübnan’daki siyasî ortam ile güvenlik
ortamının ülkedeki askerî unsurlarımızın görevlerini sürdürmeleri bakımından
uygun olduğu düşünülmektedir.
Bu
hususlar ışığında ve Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve bölgedeki
güvenlik koşulları da dikkate alınarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyinin, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması
yönünde karar alması durumunda; hudut, şümul ve miktarı Hükûmetçe belirlenecek
Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi Kararı ve 880 sayılı TBMM Kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında 5
Eylül 2011 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL harekâtına iştirak etmesi ve
bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için
Anayasa’nın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesini
arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bilginize sunduğumuz
tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tezkere kabul edilmiştir. Hayırlı ve uğurlu
olsun.
Değerli milletvekilleri, gündemimizdeki
konuları görüşmek üzere, 6 Temmuz 2011 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak
üzere birleşimi kapatıyorum.