TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               33’üncü Birleşim

                                                                                       15 Aralık 2010 Çarşamba

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KAĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576)

 

A) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI

1.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1.- Atatürk Araştırma Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1.- Atatürk Kültür Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) TÜRK DİL KURUMU

1.- Türk Dil Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) TÜRK TARİH KURUMU

1.- Türk Tarih Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

 1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Üskül’ün, Van Milletvekili Özdal Üçer’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın, Karadeniz oyunlarıyla ilgili konuşmasına ilişkin açıklaması

 

VI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, basın özgürlüğüne ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16676)

2.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, 4-C statüsüne geçen Tekel işçilerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16724)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonundan son beş yılda yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16725)

4.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, CHP Genel Başkanı hakkındaki bir karikatüre ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16853)

5.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, ataması yapılan ve kurumdan ayrılan personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/16932)

6.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, mükerrer oy kullandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/17070)

7.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, elektrik ve doğalgaza zam yapılmayacağıyla ilgili bir açıklamaya ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17081)

8.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Sinop’ta kurulması düşünülen nükleer santralle ilgili Güney Kore ile yapılan görüşmelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17083)

 

15 Aralık 2010 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN (Giresun)

_______0_______

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre, 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca, bugün iki tur görüşme yapacağız.

Üçüncü turda; Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

 

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576)(x)

 

A) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI

1.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, 08/12/2010 tarihli 28’inci Birleşimde bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, üçüncü turda söz alan siyasi parti gruplarının milletvekili dağılımına baktığımız zaman, büyük farklılıklar var. Okumadan evvel bir şey söylemek istiyorum sayın milletvekillerine. Örneğin, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan 5 milletvekili, Adalet ve Kalkınma Partisinden 8, Barış ve Demokrasi Partisinden 1, Milliyetçi Hareket Partisinden 4 milletvekili. Yani bütçe bitişine kadar benim yönettiğim oturumlarda konuşma sürelerine artı bir dakika eklemeyeceğim adaleti sağlamak açısından. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Herkes konuşma süresini beş dakikaysa beş dakika, on dakikaysa on dakika…

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, dün 2’şer dakika eklendi.

BAŞKAN – O, Sayın Pakdil’in bir kararı. Benim kararım da bütçe bitimine kadar çünkü sekiz dakikalık bir fark oluyor Adalet ve Kalkınma Partisiyle diğer siyasi partiler arasında. O sekiz dakikayı 4 milletvekili konuşturan Milliyetçi Hareket Partisi için iki iki bölmek mümkün ama Cumhuriyet Halk  Partisi 5 milletvekili, bölemiyorsunuz. Barış ve Demokrasi Partisi 1 milletvekili, sekiz dakikayı toptan ekleyemiyorsunuz. Dolayısıyla benim kararım bu yönde. Arkadaşlarım beş dakika konuşacaklarsa beş dakika, kırk dakika konuşacaklarsa kırk dakika, artı bir dakika eklemeyeceğim. Bu konuda  hiç kimse ısrar etmesin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Üçüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Cumhuriyet Halk  Partisi Grubu adına: İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin, Amasya Milletvekili Sayın Hüseyin Ünsal, İzmir Milletvekili Sayın Selçuk Ayhan, İstanbul Milletvekili Sayın Algan Hacaloğlu, Adıyaman Milletvekili Sayın Şevket Köse.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Amasya Milletvekili Sayın Avni Erdemir, Adana Milletvekili Sayın Ali Küçükaydın, Ağrı Milletvekili Sayın Abdulkerim Aydemir, Diyarbakır Milletvekili Sayın Abdurrahman Kurt, Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Gökalp Güney, Çorum Milletvekili Sayın Cahit Bağcı, Erzurum Milletvekili Sayın Saadettin Aydın, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zülfükar İzol.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Van Milletvekili Sayın Fatma Kurtulan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik, Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı, Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal, Osmaniye Milletvekili Sayın Hakan Coşkun.

Şahıslar: Lehinde, Şanlıurfa Milletvekili Sayın A. Müfit Yetkin; aleyhinde, Eskişehir Milletvekili Sayın Hüseyin Tayfun İçli.

İlk söz, Cumhuriyet Halk  Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin’de.

Buyurun Sayın Ersin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türkiye’nin çok önemli iki kurumu, MİT ve Millî Güvenlik Kurulu hakkında görüşlerimizi sunmak ve eleştirilerimizi iletmek üzere huzurunuzdayım, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, MİT, Başbakana bağlı bir kurum ve en önemli görevi de Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yönetilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, MGK Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmaktır yani MİT’in asıl görevi istihbarat faaliyetleridir.

Değerli arkadaşlarım, MİT, Müsteşar düzeyinde temsil ediliyor ve MİT Müsteşarı MGK’da görüşüldükten sonra Başbakanın inhası ve Cumhurbaşkanının onayıyla atanır. Tabii, Millî Güvenlik Kurulunda hükûmetin ağırlığı da göz önüne alındığında, Başbakan kimi istiyorsa MİT Müsteşarının da o olması, o kişinin olması doğal.

Değerli arkadaşlarım, MİT Müsteşarlığı, sözlerimin başında da söylediğim gibi, Başbakana bağlıdır ve görevlerinin yerine getirilmesinden sadece Başbakana karşı sorumludur ve başka hiçbir kişi veya makama karşı sorumlu değildir.

Değerli arkadaşlarım, işte, zurnanın zırt dediği yerlerden birisi burası! Şimdi, Başbakan siyasi bir kişi ve atadığı, öncelikli olarak ve kendisi tarafından atanan, bir şekilde kendisi tarafından atanan MİT Müsteşarı da Başbakana bağlı ve sadece ona karşı sorumlu ise, o zaman buradan bazı sorunlar çıkabilir. Nitekim, değerli arkadaşlarım, yıllardan beri yasa dışı dinlemeler var Türkiye’de. Bu insanlık dışı ve anayasal suç olan bu faaliyetlerin kimler tarafından yürütüldüğüne ilişkin bugüne kadar bir ipucu elde edilemedi. Ne MİT ne Emniyet bu konuda bu yasa dışı faaliyetleri sürdürenleri tespit edip yargı önüne çıkaramadı. Doğal olarak düşünüyoruz. MİT, acaba bu yasa dışı faaliyetlerin, bu insanlık suçunun, anayasal suçun içinde mi dışında mı? Bence içinde. Kurum olarak değilse bile, bazı kişilerin, o kurumda görev yapan bazı kişilerin bu yasa dışı faaliyetlerin içinde olduğuna ilişkin kuvvetli emareler var. Eğer öyle olmasaydı, yıllardan beri şikâyet edilen, toplumun en saygın insanlarının, siyasetçilerin takip edildiği, kayda alındığı, bu yasa dışı faaliyetleri yapanların şimdiye kadar ortaya çıkarılması lazımdı ve yargı önüne çıkarılması lazımdı. Örneğin eski Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal hakkında bir komplo yaşandı ve bu komplo için Sayın Başbakan, özellikle MİT’i görevlendirdiğini söyledi ama aradan aylar geçti, hâlâ bir sonuç yok. Bu konu araştırılıyor mu, araştırılmıyor mu, onu da bilmiyoruz.

Dolayısıyla değerli arkadaşlarım, MİT’in, üzülerek belirteyim ki, iç ve dış güvenlik ve istihbaratın dışında, iç siyasetle de meşgul olduğuna ilişkin ciddi izlenimler var. Bu arada elde edilen bilgi ve kayıtların saklanmasında gizlilik esası geçerlidir ama hatırlayın, Ergenekon soruşturması sürecini, MİT’in en gizli olması gereken belgeleri, bazı basında, yandaş basında pehlivan tefrikası gibi günlerce yayınlandı. Bu gizli belgeler nasıl dışarıya sızdırıldı, kim sızdırdı? Yani Sayın Başbakanın savcısı olduğu Ergenekon soruşturmasına, yandaş kurum olarak biz de müdahil olalım anlayışıyla MİT mi bu servisin içindeydi, yoksa MİT içinde, bilmediğimiz derin bir MİT mi var? Bunların açığa çıkması lazım.

Değerli arkadaşlarım, MİT Yasası’nın 26’ncı maddesinde, MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakanın iznine tabidir. Erzincan’da MİT Bölge Başkanlığı polis tarafından kuşatıldı, girildi, arama yapıldı ve MİT Müsteşarıyla iki yardımcısı apar topar gözaltına alındı, tutuklandı ve bunun için Başbakandan izin alınmadı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tarikatlardan, cemaatlerden alındı, senin haberin yok!

AHMET ERSİN (Devamla) – Buna karşılık ne MİT Müsteşarı ne de Başbakan hiçbir girişim yapmadılar, bu yasa dışı faaliyeti içlerine sindirdiler. Dolayısıyla MİT eğer kendi personeline bile sahip çıkamıyorsa, kendi personelinin haklarını korumakta aciz kalıyorsa o zaman Türkiye'nin iç ve dış tehditlerden korunmasına ilişkin, sakınılmasına ilişkin nasıl görev yapacak, nasıl inandırıcı olacak, o da ayrı bir mesele.

Değerli arkadaşlarım, Millî Güvenlik Kurulu anayasal bir kurumdur. Anayasa’mızın 118’inci maddesine göre MGK, Cumhurbaşkanının başkanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişleri ve Dışişleri bakanları ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları ve Jandarma Genel Komutanından kurulur. Daha önce, hatırlarsınız, bu Millî Güvenlik Kurulunda askerî kanat ağırlıktaydı ama 2001 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle doğru bir şekilde bugün Millî Güvenlik Kurulunda sivil ağırlıklı bir oluşum var. Yani Millî Güvenlik Kurulu artık askerlerin azınlıkta olduğu ama sivillerin ezici çoğunluğu oluşturduğu bir kurul oldu ki bu da son derece doğrudur. Kurulun devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca değerlendirilir.

Değerli arkadaşlarım, Millî Güvenlik Kurulunun önemli gündem maddelerinden birisi irtica ile mücadeleydi, irtica tehdidiydi ama artık Millî Güvenlik Kurulunun toplantılarından sonra yapılan açıklamalarda, daha doğrusu gündeminde irtica yok, irtica ile mücadele, irtica tehdidi yok. Neden? Çünkü irticai faaliyetlerin odağı olan parti iktidarda, irticai faaliyetlerin odağı olan kişiler bugün Millî Güvenlik Kurulunda çoğunluğu oluşturuyorlar. Dolayısıyla yani irtica iktidarda. O hâlde artık bir tehditten söz etmenin de doğru olmayacağını düşünmek lazım. Artık bir tehditten söz etmek yerine, irtica bugün Türkiye'nin iktidarında olduğuna göre artık böyle bir tehditten söz edilemez, böyle bir tehditten de söz etmek mümkün değildir dolayısıyla Millî Güvenlik Kurulu da kendi işlevini yavaş yavaş yitirmiştir. Türkiye’nin cumhuriyetten bu yana en önemli sorunu olan irtica tehdidi, irtica ile mücadele artık Millî Güvenlik Kurulunun gündeminde yoktur çünkü söylediğim gibi, dediğim gibi irtica bugün iktidardadır ve Türkiye irticai faaliyetlerin içinde olan, irticai faaliyetlerin odağı olan kadrolar tarafından yönetiliyor.

Değerli arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Ersin.

AHMET ERSİN (Devamla) – Teşekkür edeyim mi?

BAŞKAN – İlan ettim.

AHMET ERSİN (Devamla) – Açmayın efendim, teşekkür edeceğim.

BAŞKAN – Siz devam edebilirsiniz ona bir şey demiyorum, ben “açın” dediğinizi zannettim.

AHMET ERSİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Umarım eleştirilerimiz, şikâyetlerimiz hem MİT tarafından hem de Millî Güvenlik Kurulu tarafından gündeme alınır, dikkate alınır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersin.

Amasya Milletvekili Sayın Hüseyin Ünsal. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Yüksek Denetleme Kurulu bölümü hakkında söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Ekim 1937 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi açış konuşmasında şöyle bir sözü var. Sermayesinin tamamı veya büyük kısmı devlete ait olan kamu iktisadi teşebbüslerinin murakabe edilmesinden söz ediyor ve 4 Temmuz 1938 yılında Umumi Murakabe Heyeti kuruluyor. Daha sonra bu heyetin adı zaman geçtikçe Yüksek Denetleme Kurulu hâline geliyor.

YDK da bu süreç içerisinde görevini tamamlıyor ama tabii ki hepimizin de bildiği gibi yakın zamanda Yüksek Denetleme Kurulu artık işlevini kaybedecek, bundan sonra Sayıştay çatısı altında görevine devam edecek. Sayıştay çatısı altında görevine devam ederken YDK, bugüne kadar yapmış olduğu mali, teknik, idari ve ekonomik anlamdaki ve hatta teknolojisini denetleme anlamındaki işlevini kaybedip performans denetiminden çıkıp tamamen basit bir inceleme anlayışı içerisine girecek.

AKP İktidarında maalesef KİT’lerin işlevi ve KİT’lerin incelenmesiyle ilgili YDK’nın işlevi her türlü girişim sonucu ortadan kaldırılmış. Üyeler Kurulunun atamaları Bakanlar Kurulu kararıyla yapılmakta, görev sürelerine ilişkin ilgili mevzuatta belli bir yılla sınırlama getirilmemiştir ve meslek ve meslek mensuplarının üye olma ve dolayısıyla görevde yükselme imkânları zorlaştırılmıştır. Daha bunun sebebi var. Yüksek Denetleme Kurulunun incelediği kamu iktisadi teşebbüslerinin incelenmesi ve burada yaşanan usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların bir anlamda göz ardı edilmesine neden olmuştur. Meslek mensuplarının gruplar arası rotasyonuna belli bir ilke ve kriterler konulmamış, her yıl yayınlanan iş programları yıllara göre değiştirilmiş, sonunda denetim kuruluşlarında hafıza kaybı olmuştur. Bir denetim kurumunu o yıl inceleyenler ertesi yıl o denetim kurumunu inceleme olanağı bulamamış çünkü rotasyona uğramışlardır. Bilgi birikimi sağlanması yok olmuş ve kullanılması yok edilmiştir. Takdir yetkisine dayalı keyfî yönetimde YDK fonksiyonsuz hâle gelmiş, misyon ve vizyonundan uzaklaştırılmış, etkin denetim anlayışı dışına çıkarılmıştır ve saygınlığı yitirilmiş, itibarı zedelenmiştir.

Tabii ki her şeyden önemlisi Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde özelleştirme büyük bir hızla devam etmiştir ve buna nasıl “özelleştirme” deneceği ortadadır. Özelleştirmenin çıktığı yıllar itibarıyla -değerli arkadaşlarım, hafızanızı tekrar zorlamanızı istiyorum- Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarıyla birlikte en son yapılan TEDAŞ da hesaba katıldığında yaklaşık 41 milyar dolarlık bir özelleştirme gerçekleştirilmiştir.

Tabii bu özelleştirmeden söz ederken de Sayın Başbakanın konuşmaları da bizim dikkatimizi çekti. Sayın Başbakanın konuşma metnini incelediğimizde aslında bu metni bir Meclis tutanağı olarak düşünmeyip de bu metin Meclis tutanağı olarak gelmeden düşünürsek eğer, “Acaba Kasımpaşa’da bir kahve konuşması tutanağı mı?” diye de düşünebiliriz! Sayın Başbakan konuşmasının iki bölümünde “5-10 koyun güdemeyenler” dedi. Ben de burada 5-10 tane koyun güden olarak konuşuyorum, her nedense bu çobanlığı çok önemsedi. “5-10 koyun güdemeyen” diyen Başbakan Türkiye Cumhuriyetinin seksen yıllık birikimlerini tam sekiz yıllık iktidarında 41 milyar dolarlık özelleştirmeyle ortaya çıkardı. Hep beraber izledik, özelleştirmelerin ne şekilde olduğunu: Telekom’u biliyoruz, Tekel’i biliyoruz, Türkiye’de yolsuzluk ve usulsüzlüklerin hepsini biliyoruz. Bu Meclis kürsüsünden sık sık hepsi dile getirildi. Bu “3-5 koyun güdemeyenler”, demir-çelik, alüminyum tesislerini yaptılar, Et Balık Kurumunu, Süt Endüstrisi Kurumunu yaptılar, Türk Hava Yollarını yaptılar, Telekom’u ve bütün enerji kurumlarını yaptılar, ama bugün bunların hepsi satılma noktasına geldi, neredeyse bu ülkenin artık dereleri, ırmak yatakları da satılmaya başlandı!

Dolayısıyla, ben burada Yüksek Denetleme Kurulunun incelemesini yaptığı birtakım kuruluşlar içinde de sizlere bazılarından söz etmek istiyorum: Bu Meclis kürsüsünde sık sık söz ettim, bir tanesi hatta Sayıştaya da denetim olarak gitti. Atatürk Orman Çiftliğine ait araziler… Yine Başbakan’a Siirt’te adaylığı süresince seçim büroları da açan bir şirket tarafından, yani Kuzu İnşaat tarafından hazine arazilerinin parası Gazi Üniversitesi adına yatırıldı, 6 trilyon lira para. Biz bunun incelenmesi için Yüksek Denetleme Kurulunun da raporunda yer aldığı için üzerine gittik, ama maalesef Atatürk Orman Çiftliği hesapları KİT Komisyonunda aklandı, ama “Sayıştayda incelenecek” dendi, bir netice çıkmadı. Nasıl olur da bir özel şirket, Gazi Üniversitesi adına henüz ortada herhangi bir şey yok hem de Atatürk Orman Çiftliği kanunları hilafına, para yatırmaması gerekirken nasıl bu parayı yatırır? Bunun incelenmesini istiyoruz. O 3-5 koyun güden Başbakan bu konunun üzerine gitmek için herhangi bir çaba sarf etti mi? Hayır. Bunlardan bir tanesi bu.

Diğeri, yine burada söz ettim. Yüksek Denetleme Kurulu ile ilgili söylüyorum. Yüksek Denetleme Kurulunun Başkanının oğlu, Kalkınma Bankasının hesaplarının aklanmasıyla ilgili olarak… Çünkü o hesapları inceleyen denetçinin anında görevi değiştirildi, aynı gün de Yüksek Denetleme Kurulu Başkanının oğlu da Kalkınma Bankasında lise mezunu olarak işe başladı. Şimdi, 3-5 beş koyun güden Başbakan bu konuyu inceleme konusunda herhangi bir şey yaptı mı, bir gayreti oldu mu? İncelediğimiz kurum, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu değerli arkadaşlarım yani Başbakana bağlı bir kurum. Başbakana bağlı iki tane denetim kurulu var, birisi Başbakanlık Teftiş Kurulu, bir tanesi de Başkanlık Yüksek Denetleme Kurulu. Böyle bir olumsuz konunun üzerine gitmeye çalıştı mı? Ama övünüyor “Merkez Bankası rezervlerimiz bu kadar, stoklarımız bu kadar.” diye. Merkez Bankası stokunu överken Türkiye'de yapılan yaklaşık 50 milyar dolara yakın bir özelleştirmeyi de hiç hesaba katmıyor.

Değerli arkadaşlar, bir konu da Türkiye Kömür İşletmeleriyle ilgili söylemek istiyorum, bundan önce söylemiştim, bu farklı bir konu. Türkiye Kömür İşletmeleri bu en son yapılan incelemede -ki bu Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılmıştır- 1,5 katrilyon liralık kömür almıştır. Nasıl almıştır bu kömürü? Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, fakirler üzerinden yapılan ve fakirlere dağıtılan kömürlerin alımıyla ilgili bir inceleme yapmış mıdır? Hayır, YDK raporlarında hiç rastlamadım. Bu konuyu dile getirdik, KİT Komisyonunda çok yüksek sesle dile getirdik ama bu konuda hiç aldırış eden olmadı. Tam sekiz yıllık iktidar döneminizde 1,5 katrilyon liralık kömür alındı. Tamam, alındı ama bu kömürün alımıyla ilgili ihaleler incelendi mi? İncelenmedi çünkü ihale yapılmadı. Türkiye'de üç yüz tane kömür üreten firma varken, Türkiye Kömür İşletmeleri bunun beş tanesinden kömür aldı ve ihalesiz aldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) – Efendim…

BAŞKAN – Hayır, ilan ettim.

HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) – Selam verip bitireceğim.

BAŞKAN – İmkânı yok, ilan ettim, herkes süresinde konuşacak.

Teşekkür ediyorum.

HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bütçe görüşmeleri esnasında öyle.

İzmir Milletvekili Sayın Selçuk Ayhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA SELÇUK AYHAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçeleri üzerine CHP Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, son dört yıllık bütçe açıklarına baktığımızda, 2006’da 5 milyarlık açığın giderek yükseldiğini ve 2009’da tavan yaparak 52 milyar liraya çıktığını ancak 2010 yılında bu açığın 2009’a göre azaldığını görüyoruz. İlk bakışta bunun olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmesi mümkündür ancak incelediğimizde en önemli gelir artışının ithalattan alınan KDV olduğunu, bunu KDV ve ÖTV gelirlerindeki artışın takip ettiğini görüyoruz. Bunun olumsuz sonucu da cari açığın artması olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum aynı zamanda kayıt dışının kontrol altına alınamadığı ülkemizde faturanın dolaylı vergilerle halkın üzerine yıkılmasından başka bir şey değil. Bu gerçeği görüyoruz.

Nitekim, bu kalemlerdeki gelirin artışı Hükûmetimizin iştahını kabartmış olacak ki geçtiğimiz yıl cezalarla sağlanan gelirde ciddi bir artış olmuştu. Bu sene bu gelir hedefinin de yüzde 77’lik bir artışla bütçeye konduğunu görüyoruz. Bu da şu demektir arkadaşlar: “Ne yapın edin vatandaşa bir şekilde ceza yazın.” ya da “Bizim yurttaşımız zaten potansiyel suçludur, mutlaka bir suç işler, siz de kaçırmayın, cezasını verin.”

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; afet ve acil durum yönetiminden bahsediyoruz ancak bizim Hükûmetimizin kaderci bir yaklaşımı var, mantığı var. İstanbul’da sel oldu, Sayın Başbakan “Afetin karşısında durulmaz.” dedi. Zonguldak’ta insanlar göçük altında can verdi, Sayın Başbakan “Bu sizin kaderiniz.” dedi. Şili’nin üç günde tüm insanları kurtardığı günümüz dünyasında biz yedi ay sonra hâlâ 2 tane cesedimizi toprak altından çıkaramamış durumdayız. Bakınız, depremde en çok can ve mal kaybı veren ülkeler sıralamasında dünyada 3’üncü sıraya giriyoruz. On bir yıl önce bir Marmara depremi yaşadık. Dönemin hükûmeti, bundan sonraki depremlerle ilgili gereken tedbirleri almak adına, o gün depremle ilgili vergiler koydu. Bugün, bu vergilerin ne kadar toplandığını, bu vergilerin nerelere harcandığını bilmiyoruz, sorduğumuzda da yanıt alamıyoruz. Marmara Depremi Acil Yapılandırma TERRA ve MERP projelerine 505 milyon dolar, ayrıca 20 milyon eurosu hibe olmak üzere de 430 bin euro kredi alınmıştı ve dönemin Bayındırlık Bakanı 2006 yılında bu projelerle ilgili çalışmaların sonuçlanacağını söylemişti. Bunu sorduk, bu projelerin sonuçlanıp sonuçlanmadığıyla ilgili, ne yapıldığıyla ilgili yanıt alamadığımız gibi, İSMEP projesi için iki ayrı bankayla 610 milyon euroluk yeni sözleşme yapıldığını öğrendik. 2006 yılında yapılan bu sözleşmeler sonucu alınan kredilerin de akıbetini şu an bilmiyoruz. Daha önce alınıp nerelere harcandığını bilmediğimiz kredilerin üzerinden ne kadar faiz ödediğimizi de bilmiyoruz. Bunları tekrar soruyorum değerli arkadaşlarım.

Güçlendirme kararı alıp okul, hastane ve diğer kamu binaları için ne oranda güçlendirme yapıldığını daha önce sormuştum, çok düşük oranlarda güçlendirme yapıldığını öğrendik. Bunları tekrar soruyorum. O günden bugüne bir değişiklik var mı? Yurttaşlara gerçekleri açıklamaktan kaçınmayalım.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu bütçe konuşmasında, burada bir yolsuzluk olayından bahsetti ve Sayın Başbakanın bundan bilgisi olmadığını düşünerek kendisini göreve davet etti. Sayın Başbakan çıktı, kürsüde dedi ki: “Beyefendi, o adam şimdi içeride.” Hâlbuki, CHP Genel Başkanı, o adamın içeride olduğunu bilerek o yolsuzluk dosyasında süreç içinde yapılan usulsüzlükler nedeniyle ihbarcının içeriye girip diğer suçluların ne şekilde ibra edildiğinin, aklandığının, beraat ettirildiğinin tekrar sorgulanmasını istemişti. Yanıt: “O kişi içeride.” Bu, yolsuzluğu benim yandaşım yapıyorsa dosyayı kapatın mantığıdır; aynı Deniz Fenerinde yıllardır sürüncemede kalınan dosya gibi, Türk Telekom’u alanların Danıştay ve Devlet Denetleme Kurulu kararlarına uymamasında olduğu gibi, TÜPRAŞ satışında yolunu bulan Ofer’e bu kıyak için izin verip kamu malını iç ettiren bürokratın –ki bu bürokratı Sayın Başbakan tanımadığını söylemişti- daha sonra Sayın Başbakan tarafından ödüllendirilip bir üst göreve terfi ettirilmesinde olduğu gibi. İşte bu mantık yüzündendir ki Uluslararası Saydamlık Örgütünün Türkiye biriminin açıklamasında, ülkemiz yolsuzluk ve rüşvette dünyanın en kötü yirmi ülkesi içinde yer alıyor yani yolsuzlukta başarılı bir ülkeyiz.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan bütçe konuşmasında birçok icraatını anlattı, katıldığımız var, katılmadığımız var ama bir tanesine kafam takıldı. Övünerek Türkiye’de modern cezaevleri ve adliye binaları yapıldığını söyledi Sayın Başbakan. Ekonomik krizin teğet geçtiği, insanların mutlu olduğu, millî gelirin matematik oyunlarıyla 15 bin dolarlara çıktığı bu ülkede fazla para insanları çıldırtmış ki kasten kredi kartlarını ödemiyorlar, kasten karşılıksız çek kesiyorlar, kasten kendilerini mahkemelere ve cezaevlerine düşürüyorlar, Türkiye'nin gerçeği bu, tarımda kasten bankalara topraklarını ipotek ettiriyorlar, ondan sonra kaybediyorlar, topraksız duruma düşüyorlar.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sözlerimi Kur'an’ı Kerim’deki Ahzâb Suresi’nin 70’inci Ayeti’ni sizlere anımsatarak bitirmek istiyorum: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.”

Hepinize saygılar sunuyorum, iyi günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

İstanbul Milletvekili Sayın Algan Hacaloğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Devlet Planlama Teşkilatı ve Türkiye İstatistik Kurumunun 2011 yılı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Ulusal ekonominin dengeli, sürdürülebilir, istikrarlı ve kaliteli bir yapıda hızlı büyümesi için strateji belirlemek, politikalar üretmek, Devlet Planlama Teşkilatının temel misyonu, öncelikli görevidir. Ancak hızlı, sağlıklı büyüme, ileri ulusal sanayileşme, sosyal refah devletini geliştirme iddia ve vizyonundan yoksun olan AKP İktidarı, DPT’yi pasif, edilgen ve bürokratik bir yapıya dönüştürmüştür.

Değerli arkadaşlar, karma ekonomi politikalarının etkin makro planlama eşliğinde uygulandığı 1962-1979 döneminde, ekonomimiz yılda ortalama yüzde 6,5 hızla büyümüştür. Neoliberal ekonomi politikalarının gevşetilmiş makro planlama eşliğinde uygulandığı, kamunun ekonomik işlevlerinin geriletildiği, özelleştirmelerin yaygınlaştığı 1980-2010 yılları arasında ise Türkiye ekonomisi yılda ortalama ancak yüzde 3,9 oranında büyüyebilmiştir. Bir yanda 80 öncesinde on sekiz yıl etkin planlama ve güçlü kamu sektörü öncülüğünde yılda yüzde 6,5 büyüyen bir Türkiye, diğer yanda ise 80’den 2010 yılına kadar otuz bir yıl zayıflatılmış kamu sektörü ve gevşek planlama kıskacında yılda sadece yüzde 3,9 büyüyebilen bir Türkiye.

Sayın milletvekilleri, etkin stratejik planlamayı fiilen rafa kaldıran AKP İktidarının büyüme konusundaki notu kırıktır. Bakınız, 1923-2002 yılları arasında, seksen yıl, ekonomimiz yılda ortalama 4,6 oranında büyümüştür. 2002-2010 yılları arasında ise 2000 yılı krizinde banka ve finans kurumları sağlam mali yapılara kavuşturulmuş olmasına rağmen, 2002-2007 döneminde gelişmekte olan ülkelerin yüzde 8 ile 10’lar düzeyinde büyümesine önemli katkı sağlayan küresel yükselen finans piyasaları ve yatırım ortamına rağmen, son sekiz yılda ülkemize giren toplam 87 milyar dolarlık dolaylı doğrudan yabancı sermayeye rağmen, son sekiz yılda 0,6 milyar dolar iken günümüzde 40 milyar doları aşan, toplamda ise 274 milyar dolara ulaşan cari açığa rağmen, son sekiz yılda 130 milyar dolardan 266 milyar dolara çıkan toplam dış borca rağmen, son sekiz yılda 92 milyar dolardan 240 milyar dolara tırmanan toplam hazine iç borcuna rağmen, son sekiz yılda 3.165 dolardan 6 bin dolara çıkan kişi başına toplam borç yüküne rağmen ve nihayet, son sekiz yılda gerçekleştirilen 33 milyar dolarlık özelleştirmeye rağmen, AKP İktidarında erişilen ortalama yıllık büyüme hızı yüzde 4,6 ile sınırlı kaldı. Gelişmekte olan ülkeler yüzde 7, yüzde 8 dolaylarında büyürken Türkiye yüzde 4,6 ile yetinmek zorunda bırakıldı.

Değerli arkadaşlar, Sekizinci Kalkınma Planı yıllık ortalama büyüme hedefini yüzde 4,4; 2011 yılı programı ise yüzde 4,5 olarak belirlemiş durumdadır. Bu oranlar, biraz evvel ifade ettiğim gibi, Türkiye'nin seksen sekiz yıllık ortalama büyüme hızının altındadır. Sayın Başbakana soruyorum: Bu mudur sizin güçlü Türkiye vizyonunuz? Hani Türkiye’yi uçuşa kaldırıyordunuz? Hani büyümede dünya rekorları kırmaktaydınız?

Değerli milletvekilleri, parti programımız, gelecek on yıllık dönem içinde ekonomimizin yıllık ortalama yüzde 7 hızında büyümesini öngörmektedir, böylece toplam refahın on yılda ikiye katlanmasını hedef almaktadır. Türkiye ancak böylesine bir büyüme iddiasıyla sosyal refah devletini geliştirebilir, işsizlik, yoksulluk ve eşitsizlik sorunlarını büyük ölçüde aşabilir, üretim ve tarım kesimlerimiz, sanayimiz ayağa kaldırılabilir, dış rekabet gücü yüksek bilgi ve teknoloji atılımı yapılabilir, ülkemiz böylece daha saygın ve daha güçlü olabilir.

Ancak bu noktada iktidara buradan seslenmek istiyorum: Neoliberal politikalarınız ile ekonominin büyümesini borçlanmaya, sıcak para girişine ve ithalata bağımlı hâle getirdiniz. Ekonomiyi doğal gelişmesinin gerisine düşürdünüz. Faiz, borsa rantı ve kâr transferi olarak dışa kanamayı rekor düzeylere tırmandırdınız.

CHP’li arkadaşlarım, lütfen… Belki izlersiniz diye düşünüyorum.

İstihdam yaratmayan, sürekli dış açığı pompalayan çarpık politikalarınızla ulusal ekonomiyi sıcak paranın ve rantiye kesiminin insafına terk ettiniz. Ekonomiyi yüksek reel faiz, düşük kur, spekülatif sermaye hareketine, vergisiz tam serbestlik kıskacına soktunuz. Ekonominin reel üretim, verimlilik, yenilikçilik alanlarındaki dinamiklerini ve azmini körlettiniz. Çiftçiyi, üreticileri çökerten, ulusal sanayinin ve teknolojik yapılanmanın gelişmesine set çeken, istihdam yaratmayan içi boş politikalarınız ve kısır büyüme anlayışınız ile Türkiye'nin önünü tıkadınız. Daha da önemlisi, kamu kesiminin ekonomi ile bağlarını büyük ölçüde tırpanladınız, kamunun sabit sermaye yatırımlarını durma noktasına getirdiniz.

Evet, Sayın Kemal Anadol, siz de dinleyebilirsiniz.

Son sekiz yılda kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarının ortalama yıllık artış hızını yüzde 2,2 ile sınırladınız, 2011 yılında ise yüzde 8,9 oranında geriletmeyi hedef aldınız. Yetmedi, ideolojik içerikli yağmacı özelleştirmeler ile kamu kesiminin ekonomi içindeki misyon ve konumuna darbe indirdiniz. Kamu kesimini dışlarken, önceliğinizi, yandaş çıkar gruplarına, tekelci sermayeye ve cemaat kesimlerine kaynak aktarabilmek, kendiniz ve partiniz için siyasi rant yaratabilmek olarak belirlediniz.

Bu ideolojik karşıtlığınızın bedelini, biliniz ki, boşaltılmış olan köyüne geri dönemeyen, tarlasını işleyemeyen, hayvanlarına bakamayan insanlarımız ve okuyamayan, sokaklara dökülen çocuklarımız ödemektedir; bu koşullarda, kanamakta olan huzur ve iç barışıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu yöremiz ödemektedir; önlenemeyen yoksullaşma, tırmanan işsizlik, önü alınamayan iç göç ile Karadeniz ve İç Anadolu yöresindeki insanlarımız ödemektedir; yetersiz ekonomik ve toplumsal altyapı ile kentlerimiz, üreticilerimiz, sanayicilerimiz, ihracatçımız, turizmcimiz ödemektedir; yani kısaca, tüm halkımız ödemektedir.

Biliniz ki, kör inatla izlemekte olduğunuz bu yol, çıkış yolu değildir. Bunu şiddetle reddediyoruz. Bunun hesabını halkımız sandıkta sizden soracaktır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hacaloğlu.

Adıyaman Milletvekili Sayın Şevket Köse.

CHP GRUBU ADINA ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Sayın  Başkan, değerli milletvekilleri; Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinize en içten saygılarımı sunarım.

Değerli arkadaşlar, GAP, cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı, en büyük ve en önemli sosyoekonomik projesidir. GAP, bölgenin sahip olduğu kaynaklar değerlendirilerek o yörede yaşayan insanlarımızın gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlamaktadır. GAP ile bölgelerarası farklılıkları gidermek, ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrar hedeflerine katkıda bulunmak hedeflenmektedir. Ülkemizin yüzde 10’u gibi büyük bir alana yayılan GAP bitirildiğinde 1,82 milyon hektar alan sulamaya açılacak, yılda 27 milyar kilovatsaat hidroelektrik enerji üretimi ile ülke enerji ihtiyacının büyük bir bölümü karşılanacaktır.

GAP bitirilince yine, 3,8 milyon kişiye iş olanağı sağlanacak, bölge halkının yaşam kalitesi ve refah düzeyi yükseltilecektir. Dolayısıyla, bölgeye kültürel, ekonomik ve siyasal barış gelecektir. Bu anlamda da GAP, büyük bir sosyal barış projesidir.

Sayın milletvekilleri, ülkemiz adına bu derece önemli olan GAP, büyük bir önemi olan GAP, hükûmetlerden yeterli desteği görmemiştir. GAP’ın henüz bitirilememiş olması, bu ilgisizliğin en büyük göstergesidir. GAP’taki sorunları şöyle sıralayabiliriz: Sanayi, sosyal sorunlar ve tarım.

Şimdi, enerji alanındaki yatırımların tamamlanma oranı yüzde 75 civarındadır ama enerjiye yapılan yatırımlar maalesef diğer alanlara yapılmamıştır çünkü GAP, sadece bir enerji projesi gibi görülmüştür.

Değerli milletvekilleri, tarıma ilişkin sorunlar ise şöyle sıralanabilir: Bir, tarımda en büyük sorun sulamadır. Bakınız, 2009 yılı itibarıyla 300 bin hektar alan sulamaya açılmıştır. Bu rakam ilk başta çok büyük bir gelişme olarak düşünülebilir. Oysa GAP’ta sulanılabilir tarım arazisinin büyüklüğü 1,7 milyon hektar civarındadır. Başka bir ifadeyle, mevcut sulanabilir arazinin henüz yüzde 20’si bile sulanamamıştır.

Tarımsal sulama konusunda bir diğer sorun ise şebeke sorunudur sayın milletvekillerim. Örneğin Türkiye'nin en uzun ve kapasite bakımından en büyüğü olan Mardin Ceylanpınar ovalarını sulayacak ana kanal inşaatı hemen hemen bitmek üzereyken şebeke konusunda 1 metre dahi şebeke yapılmış değildir.

Tarımsal sulamada kullanılan elektrik tarifelerinin yüksekliğini hepimiz bilmekteyiz. Bu konuda sürekli af çıkarmak ya da yeniden yapılandırma yapmamak için tarımsal sulamada kullanılan elektrik fiyatlarını makul bir düzeye çekmek gerekir.

Yine, GAP’ta tarım desteklemeleri yeterli oranda değildir. Bölgeye özel düzenlemeler yapılması, pozitif ayrımcılık uygulanması yerinde olacaktır. Özellikle sanayiye dönük tarıma ayrıca önem verilmelidir. Bölgede pamuk, tütün, fıstık gibi sanayiye dönük tüm ürünlerin yetiştirilmesi şiddetle, acilen gereklidir. Hem bunların teşviki hem de alternatif ürün projesiyle yeni ürünlerin üretimi sağlanmalıdır.

Yine, GAP’ta tarımda eğitim özel bir önem taşımalı ve bu konuda projeler üretilmelidir. Özellikle sivil toplum örgütleri ve yerel yönetim organlarıyla diyaloğa geçerek bu konuda çözümlere ulaşılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, GAP bölgesinde kırmızı ete dönük hayvancılığa ve arıcılığa ilişkin destekleme oranı ise yine yeterli değildir. Hani ülkemizde şöyle bir söylem vardır: “Un var, yağ var, şeker var, helva yapacak kimse yok.” GAP’ta mera arazisi var, geniş tarım arazileri var, genç işsizler ordusu var ama ne yazık ki GAP’ı bitirecek siyasi bir irade yok.

Sayın milletvekilleri, GAP’ta sanayi başlı başına büyük sorunlarla boğuşmaktadır. Hemen belirtmek istiyorum ki yapılan altyapı oranları yeterli değildir. Örneğin 2003-Eylül 2010 yılları arasında GAP illerinde uygulama aşamasında olan konut sayısı 44.755’tir. Eylül 2010 itibarıyla TOKİ’nin bölgede tamamlanan konut sayısı 26.107’dir. Unutmamalıyız ki altyapının olmadığı yere özel sektör gitmez. Nitekim GAP bölgesine özel sektör gelmiyor, gelen de uzun süre kalamıyor.

Hükûmet teşvik konusunda sınıfta kalmıştır. GAP bölgesi bunun en önemli örneğidir. GAP bölgesi yatırım teşvikleri kapsamında istihdam edilen kişi sayısı 8 bindir. Bu rakam 2002 yılında 11 bindi. Bu rakamlarla GAP’ta nasıl iyileşme bekleyeceğiz?

KOBİ’lere yapılan desteklemeler yetersizdir. KOSGEB bu konuda yalnızca kredi vermekle yükümlü kılınmış değildir; KOSGEB yol gösterici olmalıdır, planlı gelişmenin sağlanması için büyük ve orta ölçekli girişimciye destek olmalıdır. Yine, KOSGEB, kredi dağılımında illere ve bölgelere kota uygulamalıdır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan üç gün önce bütçe konuşmasında Sayın Genel Başkanımıza, kendisine devlet eliyle fabrika yapmayı önerdiğini söyledi. Sayın Başbakan ise devletçi bir zihniyetten çıktıklarını ve özel sektörün buralara yatırım yapmasını teşvik ettiklerini söylemişti; altyapıyı, okul, hastane yaptıklarını söylemiştir bu kürsüde.

Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakanın söyledikleri gerçeği hiç yansıtmamaktadır. Size rakamlar vermek istiyorum: Bakınız, ülkemizde 27 bin civarı anaokulu vardır. Peki bunun kaçı GAP bölgesi illerindedir diye bakacak olursak, maalesef 3.500 rakamını görmekteyiz.

Ortaöğretimde ise durum daha vahimdir. Ülkemizde ortaöğretimdeki toplam öğretmen sayısı 207 bin civarındadır. Bu rakam, GAP bölgesi illerinde sadece 15 bin civarındadır.

Değerli arkadaşlar, başka bir örnek vermek gerekirse, sağlıkta da durum farklı değildir. Türkiye’de özel ve kamu kuruluşu olarak hastanelerin sayısının toplamı 1.276’dır, oysa GAP bölgesi illerinde bu rakam toplamda 96’dır. Başka bir deyişle, 185 bin yatak sayısının sadece 11.500’ü bu bölgededir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi sizlere sormak istiyorum ve bu kürsüden Sayın Başbakana da seslenmek istiyorum: Bu durumlarla, bu rakamlarla GAP’ta sonuç alınabilir mi ve GAP bölgesinde barış, kardeşlik ve adalet sağlanabilir mi? Elbette ki hayır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, zaman kıtlığından dolayı Adıyaman iliyle ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum. Adıyamanlı hemşehrilerim gerçekten tütün konusunda çok mağdurlar. Bunu defalarca bu kürsüde dile getirdim ama Adıyaman’da, maalesef AKP İktidarı sayesinde, ne yazık ki 240 bin yeşil kartlı, geri kalanı da mevsimlik tarım işçisi statüsüne getirilmiştir ve yine ne yazık ki Hükûmet bunları iş sahibi olarak görmektedir.

Şimdi, GAP master planının beklediği, bu verdiğim bazı rakamlara göre büyük hedeflere ulaşabilmek için yapılması öngörülen kamu yatırımlarının finansman ihtiyacı 2010 yılı fiyatlarıyla 42 milyardır. GAP kapsamında 2009 sonuna kadar tahmini olarak 30,5 milyar TL harcama yapılmış ve nakdi gerçekleştirme oranı ise yüzde 72,6 düzeyine ulaşmıştır. Ya geriye kalan yüzde 10 civarındaki durum ne olacak, sizlere sormak istiyorum? AKP’nin bu yatırımları GAP’ta bitirmesi gerçekten büyük hayaldir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sosyal devleti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞEVKET KÖSE (Devamla) - Sadaka devlet ve seçime yönelik bu bütçeye “hayır” oyu vereceğimizi bildiriyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köse.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Sayın Avni Erdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 2011 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, devletin millî güvenlik politikasının hazırlanmasıyla ilgili her konuda istihbaratın tek elde toplanabilmesi amacıyla 22 Temmuz 1965 tarihinde 644 sayılı Kanun çıkarılmış, çıkarılan bu Kanunla kuruluşun adı Millî İstihbarat Teşkilatı olarak kabul edilmiştir. Kanun ile Millî İstihbarat Teşkilatının bir müsteşar tarafından yönetilmesi ve müsteşarın kanun ile belirlenen görevlerinin yerine getirilmesinde sadece Başbakana karşı sorumlu olması öngörülmüştür.

Millî İstihbarat Teşkilatı yaklaşık on dokuz yıl süreyle faaliyetlerini 644 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda yürütmüş ancak yeni bir yasal düzenlemeye gidilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu amaçla 1 Kasım 1983 tarihinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu çıkarılmış olup, Kanun 1 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye tarihî, coğrafi, beşerî ve doğal kaynaklar bakımından dünyanın en stratejik ülkesi konumundadır. Ülkemizin stratejik ağırlığı soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte daha da artmış, 11 Eylül terörist saldırılarını izleyen gelişmeler çevremizdeki ve bölgemizdeki güvenlik ihtiyaçlarını yeniden gözden geçirmeyi kaçınılmaz kılmıştır.

Bölgede terörizmin, savaşların, iç çatışmaların ve yıkıcı rekabetin önü bir türlü alınamamıştır. Küresel tehditlerin daha tehlikeli ve komplike hâle geldiği dünyamızda istihbarat teşkilatlarına olan ihtiyaç da istihbarat servislerinin önemi ve etkinliği de hiç olmadığı kadar artmıştır. 2002 yılı sonunda iktidara gelen AK PARTİ Hükûmeti devletimizin bekası, güncel ve gelecekteki millî çıkarlarımızın korunması, dış politika hedeflerimizin elde edilmesi ve ülkemizin dünyadaki siyasal etkinliğinin artırılması ve yurdumuza yönelik tehditlerin en düşük maliyetle bertaraf edilmesi için Millî İstihbarat Teşkilatımızın güçlendirilmesi ve etkinliğinin artırılması konusuna özel bir önem vermiştir. Ülkemizin 21’inci yüzyılda varlığını güven içinde sürdürebilmesi için yönlendirme amaçlı bilgilendirmenin aşılarak millî çıkarlara göre şekillendirilen stratejik istihbarat ağının oluşturulması, mevcut ve olası sorun alanları hakkında derinlemesine bilgi üretilmesi, bu bilgilere dayanarak stratejik gelecek planlaması yapabilecek dinamik kadro ve birimlerin oluşturulması, nihayet bu planlamanın uygulama politikalarına dönüştürülmesi öncelik arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; inanıyorum ki sahip olduğu devlet aklıyla en değerli millî ve stratejik kurumlarımızın başında gelen Millî İstihbarat Teşkilatı bugüne kadar mensuplarının fedakârca gayretleriyle halkımızın ve devletimizin güvenliği konusunda çok değerli hizmetlerde bulunmuştur. Kurumun hizmetlerine olan ihtiyacımızın gelecekte de artarak devam edeceği şüphesizdir. Bu durumda gerek Hükûmetimiz gerek ilgili kurumlar gerekse ülkemizin güvenliği konusunda kaygı duyan bireyler olarak Millî İstihbarat Teşkilatımıza her zamankinden daha çok inanmak, güvenmek, hizmetlerine sahip çıkmak, özetle tüm vatandaşlarımızın gurur duyacağı bir istihbarat teşkilatına sahip olma hedefini hep birlikte gerçekleştirme sorumluluğuyla karşı karşıya bulunuyoruz.

İşte, bu stratejik anlayışla Hükûmetimiz Millî İstihbarat Teşkilatı bütçesine gereken önemi vermiş, Millî İstihbarat Teşkilatının 2011 yılı bütçesini 665 milyon 568 bin Türk lirası olarak belirlemiştir. Teşkilatın 2011 yılı bütçe tasarısının merkezî yönetim bütçe tasarısı içerisindeki payı binde 2,17’dir. 2010 yılı bütçesine göre 2011 yılı bütçesi yüzde 27 oranında artış göstermiştir.

Değerli milletvekilleri, kurulduğu günden bu yana ülkemizin güvenliği ve menfaatleri için özveriyle çalışan başta MİT müsteşarlarımız olmak üzere tüm teşkilat birimlerini kutluyor, 2011 yılı bütçesinin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdemir.

Adana Milletvekili Sayın Ali Küçükaydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ KÜÇÜKAYDIN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 mali yılı Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önemli güvenlik kurulumuzun temelini Yüksek Müdafaa Meclisi Umumi Kâtipliği teşkil etmektedir. Ülkemizin güvenliğinin sağlanması için 1933 yılında, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, seferberlik anlayışına uygun bir şekilde Yüksek Müdafaa Meclisi Umumi Kâtipliğinin kurulmasını emretmiş ve o şekilde bu temeller atılmıştır. Daha sonra, 1949 yılında Millî Savunma Yüksek Kuruluna çevrilen bu Kurul, Millî Savunma Yüksek Kurulu ve Genel Sekreterliğine çevriliyor bir kanunla. Yine bilindiği üzere, 1961 Anayasası’nın 111’inci maddesinde de Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bugünkü anlamda kuruluyor, teşkil ediliyor. 129 sayılı bir kanunla da kurum faaliyete geçiyor.

Yine devletin bekası düşünülen bir anlayışla 1982 Anayasası’nın 118’inci maddesinde Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği kurulmakla beraber Genel Sekreterliğin çalışma usulü hakkındaki kanunun da Anayasa’ya uygun bir şekilde hazırlanması hükmü getiriliyor. Bu suretle Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, aynı zamanda anayasal bir kuruluş da olmuş oluyor.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görev ve yetkilerini düzenleyen 2945 sayılı Kanun 9 Kasım 1983 tarihinde yürürlüğe giriyor. Bu Yasa’yla, aynı zamanda, güvenliğin tanımı da yapılıyor. Buna göre, “Millî güvenlik; devletin anayasal düzeninin, millî varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdî hukukunun her türlü dış ve iç tehlikelere karşı korunması, kollanmasıdır.” şeklinde, bu Kanun’da güvenlik tanımlanıyor. Millî güvenlik, iç ve dış güvenlik ile savunma konularından oluşan güvenliğin en üst yapısı ve toplumsal güvenliğin şemsiyesi durumuna gelmiş oluyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AB’ye uyum sürecinde, 7 Ağustos 2003 tarihinde, 4963 sayılı Kanun’la 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’nda ciddi değişiklikler yapılıyor. Bu değişiklikle: Kurulun yapısı genişletiliyor, Başbakan yardımcıları ve Adalet Bakanı kuruma dâhil ediliyor. Görevi yeniden yazılıyor. Kurulun toplanması iki ayda bir yapılmaya başlanıyor ve ayrıca, Genel Sekreter atanması konusunda da değişiklikler yapılmak suretiyle, bir de bir sivil genel sekreter olmanın da önü açılıyor. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görev ve yetkileri yeniden tanımlanıyor, “Millî Güvenlik Kurulunun sekreterlik hizmetlerini yürütmek, Millî Güvenlik Kurulunca ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirmek” olarak belirleniyor. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, bu görevler doğrultusunda uluslararası, bölgesel ve ulusal güvenlik ortamını yakından takip ederek araştırma ve değerlendirme yapmakta, dokümanlar hazırlamakta, seferberlik ve savaş hâli ile kriz yönetimi konularında kanunla verilen görevleri icra etmektedir. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2011 yılı bütçe faaliyetleri… 2010 mali yılı bütçesi 12 milyon 423 bin Türk lirası iken 2011 mali yılı bütçesi 13 milyon 640 bin Türk lirası olarak düzenleniyor.

Değerli milletvekilleri, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, bu bütçesiyle rutin harcamalarını, çalışmalarını yürütürken iç ve dış ziyaretlerini de, uluslararası birtakım çalışmaları da yine bu bütçesiyle yürütmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bu duygularla Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2011 mali yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olması temennisinde bulunuyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Küçükaydın.

Ağrı Milletvekili Sayın Abdulkerim Aydemir…

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULKERİM AYDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı merkezî yönetim bütçe görüşmeleri kapsamında Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kurtuluş Savaşı’nı müteakip ekonomik yönden zayıflamış olan ülkemizde o günün şartlarında özünde ve hedefinde pazar ekonomisi olan bir ekonomik sistem oluşturulmuştur. Dönemin şartlarında ekonomik gelişmeye öncülük etmek, sermaye birikimini sağlamak, deneyimli ve bilgili personel yetiştirmek gibi amaçlarla kurulan devlet teşebbüslerinin, ekonomik hayatta daha etkin görevler üstlenmesi bu kuruluşların çalışma usul ve esaslarıyla denetimlerinin kanunla düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak gündeme gelmiştir. Nitekim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1937 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış konuşmasında vermiş olduğu direktifle 1938 yılında 3460 sayılı Kanun’la Umumi Murakabe Heyeti yeni adıyla Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunu kurmuştur. Yüksek Denetleme Kurulu denetiminde olan kuruluşlar kamu kaynağı kullanan kuruluşlardır. Bu nedenle, Yüksek Denetleme Kurulunun denetimi, esas itibarıyla Parlamentonun bütçe aracılığıyla yürütme organına verdiği yetkilerin denetlenmesi ihtiyacının bir sonucu olarak tezahür etmektedir.

Yetmiş iki yıl önce, kamu iktisadi teşebbüslerinin iktisadi, idari, mali, hukuki ve teknik yönlerden performans denetimlerinin yapılması amacıyla bir uzmanlık birimi olarak kurulan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, ülkemizde de performans denetim olgusunun öncüsü olmuştur. Kendisine verilen bu görevi büyük bir başarıyla tamamlayan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, geçtiğimiz günlerde Parlamentodan geçen Sayıştay Kanunu değişikliğiyle görevlerini Sayıştayın çatısı altında, bundan böyle sürdürücektir.

832 sayılı Sayıştay Kanunu, Türkiye’nin mevcut koşullarına uyum sağlamadığı gerekçesiyle ve Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde üye ülkelerdeki kamu denetimi alanlarında dış denetim-iç denetim ayrımının yapılarak bu modelin gerektirdiği kurumsal yapıların tesis edilmesi, bu bağlamda dış denetimin tek çatı altına alınması sonucunu doğuracak yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi konusunda ülkemizde 2000’li yılların başından itibaren yapılan çalışmalardan olan Sayıştayın denetim kapasitesinin artırılması, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ile Sayıştay tek çatı altına toplanarak Parlamento adına denetim yapan tek bir dış denetim birimi oluşturulmuş ve bu sisteme entegrasyonu sağlanmış, iç denetim sisteminin tesisi yönünde önemli adımlar atılmıştır.

Yeni Sayıştay Kanunu’yla özetle şu düzenlemeler yapılmıştır: Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulu kurulacak olup, Sayıştay Başkanı, başkan yardımcıları ve bölüm başkanlarından oluşacaktır. İlk defa başsavcılık müessesesi getirilmiştir. Kamu idarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri sonucunda denetim grup başkanlıklarınca düzenlenen denetim raporları idareler itibarıyla birleştirilir ve bir örneği Sayıştay Başkanlığınca ilgili kurumlara gönderilir. Kamu idareleri tarafından gönderilen faaliyet raporu ve Maliye Bakanlığınca hazırlanan genel faaliyet raporu, Denetim Grup Başkanlıklarınca, denetim sonuçları da dikkate alınarak değerlendirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nihayet 3 Aralık 2010 tarihi itibarıyla dış denetimi tek çatı altına alan Sayıştay teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiş, kanunlaşması için Sayın Cumhurbaşkanımızın makamına gönderilmiş bulunmaktadır. Sayıştay Kanunu’nun geçici 4’üncü maddesiyle Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun tüzel kişiliği sona erdirilecek ve başkan, üyeleri ve denetçilerinin deneyimli mensupları Sayıştayın şemsiyesi altında bundan böyle görevlerine devam edeceklerdir.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılı bütçesiyle ilgili olarak bir iki düşüncemi de sizlerle paylaşmak istiyorum. 2011 yılı bütçesi sosyal bir bütçedir. 2011 yılı bütçesi reel kesimleri destekleyen, kamu görevlilerini ve emeklileri gözeten, öğrencilerimiz için daha fazla kaynak ayıran, özürlü vatandaşlara desteği artıran, eğitime ve sağlığa ayrılan kaynağın artırıldığı bir bütçedir. 2011 yılı bütçesi vatandaşın sağlık hizmetleri erişimini kolaylaştıran, üniversite ve personeline kaynak desteğini artıran, üniversite eğitimini ülke geneline yayan, çiftçilerimize destek olan, mahallî idarelerin desteğini artıran, bilimi ve ARGE’yi destekleyen bir bütçedir.

Bütçemizin öncelikle Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna, ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydemir.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Abdurrahman Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü elli sekiz yıldan beri Türkiye’de kamu çalışanlarının eğitimiyle ilgili önemli hizmetler sunmaktadır. TODAİE, Birleşmiş Milletler ile Türkiye hükûmeti arasında yapılan bir teknik yardımlaşma anlaşmasıyla 1952 yılında kurulmuştur. Enstitünün kuruluş amacı Türkiye ve yakın coğrafyasıyla ilgili kamu yönetiminin çağdaş gelişimine yönelik bilimsel çalışmalar yapmak, idare sanatına eleman yetiştirmek, memurların yönetici olarak yetişmesini sağlamak, kamu yönetimi alanı için gerekli öğretim elemanını yetiştirmek ve Türkiye ve Orta Doğu ülkelerinin kamu yönetimi alanında koordinasyon merkezi olmaktır.

Özellikle, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün kamu görevlilerinin yönetim bilimi alanında uzmanlaşmasını sağlamak ve kamu yönetimine yönetici yetiştirmek maksadıyla kamu yönetimi yüksek lisans programları düzenlenmektedir. Bu cümleden olmak üzere, güvenlik personeline yönelik Kolluk Yönetimi Yüksek Lisans Programı, Adalet Bakanlığı personeli, hâkim, savcı ve idari yargı mensupları ile kamu kuruluşlarında çalışan hukuk müşavirleri ve avukatlara yönelik Adalet Yönetimi Yüksek Lisans Programı ve Millî Eğitim Bakanlığı mensuplarına yönetim bilimi alanında yüksek lisans programı, yerel yönetim personeline yönelik Yerel Yönetimler Yüksek Lisans Programı düzenler. Enstitünün Kamu Yönetimi Yüksek Lisans Programı diploması, Avrupa Kamu Yönetimi Akreditasyon Birliğince 2016 yılına kadar akredite edilmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte TODAİE Yüksek Lisans diploması uluslararası geçerlilik kazanmıştır.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün eğitim ve öğretim programından bugüne kadar 4.632 lisansüstü öğrenci mezun olmuştur. Bu yıl toplam 147 öğrenci programlara devam etmektedir ve hâlen 5 Azeri uyruklu öğrenci Enstitüde yüksek lisans ve doktora çalışması yapmaktadır.

Gerekli bütçe imkânları sağlandığı takdirde 2014 yılına kadar tamamlanması planlanan TODAİE Gölbaşı eğitim tesisleri ile daha fazla kamu personeli Enstitüde lisansüstü eğitim yapacaktır.

Sürekli Eğitim Merkezi 1953 yılından bu yana kamu yönetimi alanındaki kısa süreli eğitim etkinliklerini de sürdüren bir merkezdir. Özellikle Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü tarafından eğitimi 2006 yılından beri verilmeye başlanan kamu diplomasisi eğitimi, üst düzey kamu görevlileri, kaymakamlar ve hâkim adaylarına yönelik olarak Sürekli Eğitim Merkezi tarafından devam ettirilmektedir. Yıllık ortalama 10 konuda 50’ye yakın kısa süreli seminerlere 1.500 civarında kamu personeli katılmaktadır. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla Afganistan, Irak ve Suriye’den gelen üst düzey heyetlere çeşitli konularda seminerler verilmiştir.

Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığıyla yapılan protokolle Kamuda Yönetici Etkinliklerinin Artırılması Programı Eylül 2010 tarihinden itibaren düzenlenmektedir. Eğitim programının amacı toplumsal, ekonomik, hukuksal ve teknolojik değişimleri takip eden ve kamu yönetiminin bu değişimlere intibakını sağlayan, bütün çözümleri rasyonel değerlendirmeler neticesinde üreten, katılımcı, saydam ve halka hizmeti esas alan ve ülkemizi yıllar sonrasına taşıyacak kamu yöneticilerinin yetiştirilmesini sağlamaktır.

Enstitünün ayrıca araştırma faaliyetleri de önemli bir yer tutmaktadır.

Geçmişte hazırlanan kamu yönetiminin yeniden yapılanmasıyla ilgili MEHTAP ve KAYA projelerine de Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün önemli katkısı ve hizmeti vardır.

2010 yılında başlatılan ve 2011 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanan “Türk Kamu Yönetiminde Teftiş Hizmeti ve İç Denetime Geçiş” başlıklı araştırmayla teftiş kurulları ve iç denetim birimleri arasındaki yapısal, fonksiyonel işleyiş sorunlarının çözümüne katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

TODAİE e-Devlet Merkezinin 2010 yılında başlattığı Kamuda Bilgi Yönetimi Projesi’nin 2011 yılında tamamlanması planlanmaktadır.

2010 yılı içerisinde dört ay gibi kısa bir sürede Türkiye Barolar Birliğinin norm kadro araştırması tamamlanmıştır. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı adına Avrupa Birliği projesi olan “Türkiye’de Özürlülüğe Dayalı Ayrımcılıkla Mücadele Araştırma Projesi” dokuz ayda tamamlanmıştır.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün derleme ve yayın faaliyetleri de araştırma ve eğitim-öğretim faaliyetleri kadar önemli bir yer tutmaktadır.

Bugüne kadar, Enstitü, kamu yönetimi alanında kendisini yetiştirmek isteyen kamu çalışanlarının ulaşabileceği 356 eser yayınlamıştır. Yayınlanmaya başladığı 1968 yılından bu yana kamu yönetimi alanında kurumsal yaklaşımların ve çağdaş gelişmelerin akademik olarak tartışıldığı bir forum olma özelliği taşıyan, kamu yönetimi alanında ülkemizin önde gelen ve en eski dergisi olan Amme İdaresi Dergisi uluslararası Sosyal Bilimler Atıf İndeksi gibi prestijli bir veri tabanına kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi dergisinin yaklaşık 50 bin sayfa tutan bütün sayıları dijital ortama aktarılmıştır.

Enstitünün diğer önemli bilimsel dergisi olan Çağdaş Yerel Yönetimler dergisi, uluslararası bir indekste tarandığı gibi İnsan Hakları Yıllığı ile birlikte Ulusal Sosyal Bilimler Veri Tabanında yer almaktadır.

Bütçemizin ülkemize hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Gökalp Güney… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, dünyamız varoluşundan beri yüzyıllar boyunca zaman zaman doğal afetlere maruz kalmıştır. Bu afetler sonucunda milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, evsiz kalmış, yerleşim alanları çok büyük zararlar görmüştür. İnsanoğlu yüzyıllar boyunca bu afetlerle imkânları nispetinde mücadele etmiştir.

Ülkemiz, sahip olduğu tektonik, sismik, topoğrafik ve iklimsel yapısı nedeniyle dünya ölçeğinde doğal afetlerden en fazla etkilenen ülkeler arasındadır. Depremlerde kaybettiğimiz insan sayısı açısından dünyada 3’üncü, etkilenen insan sayısı açısından 8’inci sıradayız. Ortalama her yıl, büyüklüğü 5 ila 6 arasında bir deprem yaşamaktayız. Afetlerde ortalama olarak her yıl bin kişiyi ve 9 bin konutu kaybediyoruz.

Ülkemizde başta deprem olmak üzere son yıllarda yaşanan doğal afetler devlet düzeyinde yeni tedbirler almayı, afetle etkin mücadeleye uygun bir acil eylem planı oluşturmayı, bu çerçevede bir kamu yönetimi reformunu zorunlu kılmıştır. Bu nedenle, 5902 sayılı Yasa’yla Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı oluşturulmuştur.

Yeni kurulan bu Başkanlık, afet ve acil durumlarda sivil savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli önlemleri almak ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamakla mükelleftir.

Değerli milletvekilleri, yardım, acil yardım eğer zamanında ve doğru yapılırsa o yardımdır. Geç yapılan ve yanlış uygulamayla yapılan yardımlar hiçbir sonuç vermemiştir. Bu kurulan yeni yönetimle, yani Afet Acil Yönetimi Başkanlığıyla eskiden Afet İşleri Genel Müdürlüğümüz, efendim, Acil Yönetim Başkanlığı ve bir de sivil savunma uzmanlıkları bu kurulda, bu kurumda toplanarak iş tek elden yürütülmüştür. Bunun sonucunu biz son bir, iki yıl içerisinde çok net bir şekilde gördük. Size çarpıcı bir misal vereyim: Elâzığ depreminde, depremi müteakip hem arama kurtarma çalışmaları çok kısa bir süre içerisinde bilimsel olarak yapılmış hem de 3 bine yakın konut beş aya yakın bir süre içerisinde vatandaşlarımıza teslim edilmiştir. Bunun nedeni bu, afet işlerinin bu yeni kurulan kurumla birlikte tek elde toplanması, hizmetin vatandaşın ayağına en kolay ve en süratle götürülmesidir. Sadece bu vermiş olduğum misalle değil gerek yurt içinde gerekse yurt dışında meydana gelen felaketlerde anında, zamanında, en etkin bir şekilde müdahaleler yapılmaktadır. Bunu vatandaşlarımız ve kamuoyu büyük bir hassasiyetle gözlemlemektedir. Ben, bundan dolayı bu kurumu ve kurumun başındaki çalışanları huzurlarınızda kutlamak istiyorum.

Hepinizin bildiği gibi, Pakistan depremi ve oradaki sel afeti, İran, Güney Asya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güney.

Çorum milletvekili Sayın Bağcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Planlama Teşkilatının 2011 yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Devlet Planlama Teşkilatı, kurulduğu 30 Eylül 1960 yılından itibaren ekonomik, sosyal, kültürel kalkınmanın hızlandırılması, uygulanan politikalar arasında uyum sağlanması, toplumsal ve kültürel dönüşümün uyumlu bir şekilde yönlendirilmesi ve ekonomiye rasyonel kamu müdahalesinin temini amacıyla kalkınma planlarının hazırlanması ve uygulanması politikasını benimsemiştir.

Planlı dönemde ülkenin orta ve uzun vadeli amaçları doğrultusunda, özel kesim, teşvik politikalarıyla yönlendirilmiştir. Başlangıçta yeterince güçlü bir sermaye tabanına sahip olmayan özel kesim bilinçli çabalarla geliştirilmiş ve günümüzde büyük ölçekli yatırımları yapabilecek kapasiteye ulaşmıştır.

Planlama, planlı dönemde piyasa mekanizmasının tamamlayıcı unsuru olarak görülmüştür. Bu çerçevede Devlet Planlama Teşkilatı kamu yatırımlarının altyapıya ve özel kesimin faaliyet göstermediği alanlara sevk edilmesi ve mal ve hizmet üretiminde özel kesimin payının artırılması yoluyla piyasa mekanizmasını geliştirmeyi amaçlamıştır. 1980’li yıllardaki dışa açılma politikaları gibi ekonomik ve sosyal yenilikçi politika ve uygulamalar yine Devlet Planlama Teşkilatının koordinasyonunda yapılmıştır.

Değerli arkadaşlar, dünyada ve ülkemizde değişen ekonomik ve sosyal koşulların bir gereği olarak planların tasarımı da kaçınılmaz olarak değişmiştir. Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda her alanı ayrıntılı düzenlemeye dayanan bir plan hazırlama anlayışından, belirlenen kalkınma vizyonu çerçevesinde makro dengeleri gözeterek öngörülebilirliğini artıran, piyasaların daha etkin işleyişine imkân verecek kurumsal ve yapısal düzenlemeleri öne çıkaran, sorunları önceliklendiren, temel amaç ve önceliklere yoğunlaşan stratejik bir yaklaşıma geçilmiştir.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde planlama yaklaşımı ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmesinin hızlandırılması, dengeli ve sürdürülebilir kılınması için ulusal ve uluslararası eğilim ve gelişmeleri dikkate alan, bilgi toplumuna dönüşümü hedefleyen, katılımcı, bütüncül, toplumun ihtiyaç ve beklentilerine duyarlı ve stratejik bir yaklaşım benimsenmiştir. Devlet Planlama Teşkilatı bu misyonla çalışmaktadır. Bu çerçevede kalkınma ajansları, cazibe merkezleri, kümelenme, tematik ve bölgesel teşvik stratejileri, kalkınma ve bölgelerarası gelişmişlik farklarının azaltılmasında, refahın toplumun bütün kesimine yayılmasında son derece önemli araçlar olarak uygulanagelmiştir.

Değerli milletvekilleri, Devlet Planlama Teşkilatı son derece önemli bir misyonun yanı sıra, yeniliğe açık olma, toplumsal olarak duyarlı, uzlaşmacı, paylaşımcı, bütüncül yaklaşımı benimsemiş, öğrenmeye açıklık, nesnellik ve problem çözücü olma ilkelerini benimsemiş, çalışanları ve uzmanlık yapısıyla ülke sorunlarının çözümünde son derece önemli bir rol üstlenmektedir. Örneğin, sosyal yardım sistemlerinin istihdamla ilişkilendirilmesi ve bağlantısının kurulması projesiyle yoksulluk kültürünün oluşmasının önlenmesi ve işsizliğin azaltılarak istihdamın artırılması; yükseköğretim sistemi ile iş piyasası arasındaki uyum analizi projesi ile de ülkenin insan gücü planlaması ve bu çerçevede eğitimi amaçlanmaktadır. Diğer taraftan, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında bulunan birey ve grupların ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının artırılması, kentsel uyumunun sağlanması, yaşam kalitelerinin yükseltilmesi ve toplumla bütünleşmelerinin sağlanması amacıyla uygulanan SODES Projesi bu yıl yirmi beş ilimizde uygulanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ülke vizyonuna ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü kuruluş yıl dönümü olan 2023 hedeflerine ulaşılmasında strateji ve politika üretimine odaklanmış bir kurum olarak öncü rol üstlenmiştir, üstlenmeye de devam edecektir. Ayrıca, kamu kuruluşları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla olan etkileşimin artırılarak ülkenin gelişme sürecine, katılımcı bir şekilde yönetilmesine önemli katkılar sunacaktır.

Bu inançla, bütçelerin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bağcı.

Erzurum Milletvekili Sayın Saadettin Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SAADETTİN AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İstatistik Kurumu 2011 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Ekonomik ve sosyal kalkınmayı yönlendiren belirleyici araçlardan birisinin istatistik olduğunu söylemek herhâlde mümkün olsa gerek. İstatistik, aynı zamanda, karar alma ve kararların muhtemel sonuçlarının değerlendirilmesinde vazgeçilmez bir işleve sahiptir. Türkiye İstatistik Kurumu 10 Kasım 2005 tarihinde kabul edilen 5429 sayılı Kanun ile kamu yönetiminde yaşanan bu köklü değişim sürecinin ortaya çıkardığı ihtiyaçları karşılayabilecek imkânlarla donatıldı. İstatistik Kanunu katılımcı, paylaşımcı ve iş birliğine dayalı istatistik üretim sürecini öngörmekte ve planlı istatistik üretim sürecinin uygulanmasını gerekli kılmaktadır.

Bu çerçevede, beş yıllık süreler için hazırlanan Resmî İstatistik Programı tüm sistemin temel koordinasyon aracı olarak işlev görmekte ve başarıyla uygulanmaktadır. 2007-2011 yılları arasında geçerli olan ve uygulanmasında önemli sorunlarla karşılaşılmamış olan bu programın 2012-2016 yıllarını kapsayacak beş yıllık planın hazırlanması çalışmalarına da başlanmıştır.

Ayrıca, Kurum bünyesinde kurulan kalite denetim merkezleriyle değişim denetlenebilir bir sürekliliğe de kavuşturulmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu ülkemizin resmî istatistiklerinin üreticisi ve koordinatörü olarak uluslararası alandaki istatistiki gelişmeleri, standart ve tanımları yakından takip ederek karşılaştırılabilir istatistikler üretmek adına kendisini ve ülkemiz istatistik sistemini geliştirmeyi kendisine görev edinmiş bir kurumdur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin hızla yaşadığı sosyolojik dönüşümler doğrultusunda on yılda bir yapılan nüfus sayımlarının ve buna bağlı olarak derlenen verilerin yetersizliği göz önünde bulundurularak Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2007 yılı içinde İstatistik Kurumu tarafından kurulmuş ve ardından Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. E-Devlet Projesi’nin en önemli unsurlarından biri olan bu sistem ile ülkemizde yaşanan adres karmaşası sona erecek, belediye, posta, telefon, elektrik gibi kamu hizmetlerinin yürütülmesi kolaylaşacaktır. Bütün kamu kurum ve kuruluşları vatandaşların nüfus ve adres bilgilerini bu sistemden alacaklardır. Böylece, hem kamu kurumları hem de vatandaşların üzerindeki bürokratik yük önemli ölçüde azaltılmış olacaktır.

İstatistik Kurumu, temel hizmet alanı olan istatistik faaliyetlerinde de çağın gereklerine cevap verecek yenilikleri gerçekleştirmektedir. Enflasyon hesaplamalarında temel oluşturan tüketici fiyatları endeksi ve üretici fiyatları endeksi uluslararası kavram ve yöntemlere uygun olarak 2005 yılından itibaren yeni bir sistemle hesaplanmaktadır. Ulusal Hesaplar Sistemi Avrupa Birliği normlarına uygun hâle getirilmiş, tarım istatistikleri sistemin geliştirilmesi çalışmaları tamamlanmak üzeredir.

Uluslararası Avrupa Birliği ve ulusal düzeydeki ekonomik ve sosyal sınıflamaların Türkiye’ye uyarlama çalışmaları da yürütülmektedir. Bu kapsamda tüm istatistiki sınıflamalar bir sunucu üzerinde toplanarak tüm kurum ve kuruluşların hizmetine sunulmuştur.

Ulusal Veri Yayımlama Takvimi TÜİK koordinasyonunda hazırlanmakta ve resmî istatistik programı çerçevesinde üretilen verilerin hangi kurum tarafından ve ne zaman, ne şekilde yayımlanacağı kamuoyuna açıklanmaktadır. Kurumun araştırma çeşitliliği, özellikle sosyal alanda ihtiyaç duyulan bilgilerin üretimini mümkün kılacak, aynı zamanda yoksulluk profili, yaşam memnuniyeti araştırması, zaman kullanımı ve aile yapısı araştırmalarıyla da ilk kez gerçekleştirilmiş olacaktır.

Avrupa Birliği müzakere sürecinde istatistik faslı dâhilinde yürütülen çalışmalarda Kurum etkin bir biçimde yer almaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumunun 2011 yılı bütçesi 257 milyon 487 bin TL olarak önerilmiştir.

Bütçenin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zülfükar İzol. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesi hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ Hükûmetimiz, bölgemizin ve Şanlıurfa’mızın hayali ve rüyası olan GAP projesinin bir an önce tamamlanması ve gerekli finansmanın sağlanması için 2008-2012 dönemini kapsayan GAP Eylem Planı’nı hazırlamış ve uygulamaya koymuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Eylem Planı’yla birlikte yeni bir döneme girmiştir. Hedef, bölgenin ekonomik ve sosyal göstergelerini ülke düzeyine, hatta üzerine taşımaktır. Şüphesiz ki bu çabadan en çok Şanlıurfa yararlanacak ve ilde refah seviyesi hızla yükselecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sekiz yıl önce Güneydoğu Anadolu Bölgemizin köylerinde okul vardı öğretmen yoktu, sağlık tesisi vardı sağlık personeli yoktu, yol, su ve elektrik yoktu. AK PARTİ İktidarımız döneminde köylerimiz bunların hepsine kavuşmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani sekiz yıllık AK PARTİ İktidarımız döneminde güneydoğu bölgesinde ekonomide, eğitimde, sağlıkta, ulaştırmada ve altyapıda yapılan yatırımlar ve hizmetler, ayrıca demokratikleşme yönünde atılan adımlar, temel hak ve özgürlükler noktasındaki düzenlemeler geçmiş hiçbir hükûmet döneminde yapılamamıştır. GAP’ın tamamlanmasıyla birlikte Şanlıurfa ve çevre iller dünya çapında bir tarım ve tahıl merkezi hâline gelecektir. Bölgedeki üniversiteler dünya üniversiteleriyle yarışır konuma yükselecektir. Eğitim kurumlarımız çağdaş, modern yapılarıyla, Avrupa’nın okullarıyla yarışır noktaya ulaşacaktır. 3 milyon 800 bin kişiye iş olanağı sağlanacaktır. Kişi başına gelir yüzde 209 oranında artacaktır. Güneydoğu Anadolu Bölgemizin insanı çalışmak için başka illere, başka yerlere gitmek zorunda kalmayacak, kendi ilinde, kendi bölgesinde rahatça iş bulup, tatminkâr bir ücretle çalışabilecektir. Bu topraklar farklı medeniyetler adı altında, tarih boyunca bunu başarmıştır, yine de başaracaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Eylem Planı kapsamında yapılan yatırımları sürenin azlığından dolayı özetle geçmek istiyorum.

Ekonomik kalkınma kapsamında Cazibe Merkezleri Programı uygulanmaktadır. Yeni bölgesel ve sektörel teşvik uygulamalarımız hayata geçti. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı çerçevesindeki projeler desteklenmektedir. Bugüne kadar dört yüz yirmi altı adet proje programa alınmış, hayvancılık ve pamuk alanında destekler devam etmektedir.

Sosyal gelişmenin sağlanması  kapsamında, okulöncesi eğitimde Şanlıurfa, Diyarbakır, Siirt ve Kilis’te okullaşma oranlarımız Türkiye ortalaması olan yüzde 38,5’in üzerine çıkmıştır. İlköğretim ve ortaöğretimde derslik yapım çalışmaları hızlı bir şekilde devam etmektedir. Bölgede kurulan yeni üniversitelere tahsis edilen toplam ödenek 2 kat artırılmıştır. Bölgede 7 bin öğrenci kapasiteli yedi adet öğrenci yurdu inşaatı devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık alanında 2008-2010 Eylül itibarıyla 1.435 adet nitelikli yatak hizmete açılmış, 76 adet sağlık tesisi tamamlanmıştır. Sağlıkla ilgili çok sayıda projemiz devam etmektedir. 2007-2010 döneminde sağlık personeli sayısı yüzde 21, uzman hekim sayısı yüzde 65 artmıştır.

Batman, Diyarbakır, Kilis, Mardin ve Ömerli kültür merkezlerinin 2010 yılında hizmete açılması planlanmaktadır. Şanlıurfa Kültür Merkezi ise 2010 yılı yatırım programına alınmıştır.

Değerli arkadaşlar, Güneydoğu Anadolu Projesi’nin temel eksenini oluşturan sulama yatırımlarında çok önemli gelişmeler sağlanmıştır. 2012 sonuna kadar 1 milyon 60 bin hektarlık alanın sulanması planlanmaktadır. Barajlarımızda şu anda 1 milyon hektardan fazla alanı sulayacak su birikmiştir. Çamgazi Ovası sulaması, Yukarı Harran Ovası sulaması ana kanal inşaatı, Harran Ovası sulaması… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İzol,

Siz yoktunuz herhâlde, o birer dakikayı kaldırdım ben.

ZÜLFÜKAR İZOL (Devamla) – Bizim hak hukukumuz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, yok.

ZÜLFÜKAR İZOL (Devamla) – Hak hukukumuz yok mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yok, ne hak var ne hukuk, bitti.

Teşekkür ederim.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Urfa mesajını aldı Zülfükar Ağabey.

ZÜLFÜKAR İZOL (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum. Bu bütçenin Türkiye’ye, Türk milletine, bütün kurumlarımıza Allah’tan hayırlar getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İzol.

Sayın milletvekilleri, Sayın Kurtulan’ın konuşması tamamlanıncaya kadar öğleden evvelki çalışma süremizin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Fatma Kurtulan.

Buyurun Sayın Kurtulan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe tasarısının üçüncü turu üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir ülkenin bütçesi siyasal rejimin demokrasi anlayışı başta olmak üzere kadın-erkek eşitliği, çocuk hakları, insan hakları ve özgürlük anlayışını, hukuk, sağlık, eğitim ve vatandaşa verdiği değeri ortaya koyduğu gibi bu alanlardaki ilerleyiş hakkında da fikir edinmek için belirleyici kıstaslardan birine karşılık gelmektedir. Bütçe rakamlarından üretimin ne kadar artırılacağı, bölüşümün ne kadar adil olduğu, ülkenin en köklü sorunlarında çözüme doğru ne kadar yol alındığı, toplumun ihtiyaç ve eksiklerinin ne kadar dikkate alındığı da anlaşılabilir. Hedeflerin ne kadar insan odaklı olduğunu da ortaya koyan bütçe, bütün bunları gerçekleştirme ya da öteleme gücünü elinde bulunduran iktidarın ekonomik ve politik anlayışını da ortaya koyar.

Bütün yetkilerin tek elde toplandığı, bölgeler arası gelişmişlik farkının uçuruma dönüştüğü Türkiye’de mevcut uygulamalarla daha fazla yol alınamayacağı ortadadır. Sorunların ötelendiği, sorunun çapına uygun olmayan yüzeysel çözüm arayışı artık işlemez duruma gelmiş, merkeziyetçi anlayışı çürüme evresine getirmiştir. Bütün bölgelerdeki sermayeyi, emeği ve iş gücünü bir grubun elinde toplayan sistemin en geri bıraktığı bölgeler en çok sömürülen bölgeler olmuştur. Dili, kültürü, sosyal yapısı farklı olan ve sınırsız doğal kaynaklara sahip olan bölgenin kaynakları batıya taşınarak yoksullaştırılmış, istihdam alanı yaratılmayan bölge halkı sermayenin peşinde göçe zorlanmıştır.

Siyaset yapması, parti kurması, yürüyüşe katılması, kendi dilini konuşması, ana dilde eğitim görmesi yasaklanan Kürtler kadar Karadeniz’in emekçisi, Ege’nin köylüleri, İstanbul’un varoşları, İç Anadolu’nun çiftçisi de yoksulluğa mahkûm edilmiştir. Merkeziyetçi devlet yapısı en ağır işleri asgari ücretle çalıştırdığı işçinin sırtına yüklerken yönetimi elinde bulunduran siyasi iktidar merkeziyetçi devlet yapısının şeffaf olmayan yapısından faydalanarak âdeta bir holding hâline gelmiştir. Ülkenin bütün kaynaklarını kendi hizmetine koymanın siyasal iktidarın geleneği hâline gelen Türkiye'de politika yapmak, yerelin sorunlarına çözüm bulma sınırı Millî Güvenlik Kurulu ve Kırmızı Kitap’ın içeriği doğrultusunda çizilmiş, toplumsal sorunlara çözüm olması gereken iktidar kendine ve üyelerine rant alanı oluşturmaktan başka bir varlık gösterememiştir.

2011 yılı bütçesi toplumun ihtiyaçlarından kopuk, yoksulun, işsizin, kadının, çocukların, yaşlıların, ev kadınlarının, üniversite gençlerinin, asgari ücretlinin, işçinin, öğrencilerin, engellilerin, esnafın, köylünün sorunlarının çözüleceğini vadeden göstermelik rakamlardan öteye gitmeyecektir. İşsizliğin ve yoksulluğun artmaya devam ettiği Türkiye'de faiz ödemeleri, yatırıma ayrılan payı ikiye katlayarak aşmıştır. Vatandaşa sürekli iş alanı sağlamak yerine bütçenin büyük bir kısmının seçim sürecine girdiğimiz bu dönemde oy alma yolu olarak görülen sosyal yardımlar aracılığıyla seçim malzemesi olarak harcanacağı açıktır. Demokratik ülkeler 21’inci yüzyılın demokrasi anlayışı çerçevesinde toplumun ihtiyaçlarını ilk sıraya koyarak buna uygun bir ekonomi politikası yürütürken, Türkiye, toplumun demokratik taleplerini sindirmek, ortadan kaldırmak için para harcamaktadır.

Devletin şiddet uygulama, asimile etme ve baskı altında tutma zihniyetinin belirleyicisi olan AKP Türkiye'de özgürlüklerin en çok maniple edildiği, demokratik siyaset alanının en çok daraltıldığı dönemin temsilcisi olmuştur. Kürt olarak, çocuk olarak, kadın olarak, eş cinsel olarak, yaşlı olarak, Alevi olarak, engelli olarak, muhalif olarak, başka dil ve etnik yapıya sahip olarak kendini ifade etme alanını giderek daraltan Hükûmet cezaevlerinde Kürtçe konuşma yasağını kaldırmakla, Kürtçe bir kanal açmakla övünmekte, bunun karşılığında teşekkür beklemektedir. Demokratik ülkelerde bir hak olarak tanındığında, bahsedilmesi bile utanç verici olan bu hususlar AKP’nin demokrasi kültüründe Kürt sorunu gibi köklü bir sorunun çözülmüş olduğu anlamını taşımaktadır. Çağdaş ülkeler, toplumun bütün kesimlerinin eşit haklara sahip olduğunu bilerek, bütün etnik unsurların temel haklarını anayasal güvence altına alarak, eşit yurttaşlar olarak yaşamasını sağlarken, Türkiye’de 20 milyonun üzerinde olan Kürtlerin ana dil hakkı bile tanınmamış, bu talep ekonomik bir yük ve siyasi bir amaç sayılarak kursların yolu gösterilmiştir. Oysa, gerçek demokrasilerde devlet toplumun bütün kesimlerinin ihtiyaçlarına göre hareket etmekle yükümlü ve ana dil başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri güvence altına almakla görevlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin göstermelik demokrasisinde özgürlük anlayışı da sorunludur. Özgürlüğü giderek dar kalıplara sokan ve kendi anlayışıyla uyumlu bir özgürlüğün sınırlarını çizen Hükûmet, çağdaş bir demokrasiyi ilke edinmiş bir siyasal rejimi oluşturamamıştır. “İrademiz halktır” diyen Hükûmetin bugüne kadar hiçbir icraatı bunu destekler nitelikte değildir. Demokratikleşmede en büyük iddiası olan Anayasa değişikliğindeki “darbecilerin yargılanması, Diyarbakır Cezaevi sürecinden hesap sorulması” söylemde kalmıştır. “Askerlerin sivil mahkemede yargılanmalarının yolu açılmış” dense de, İç Hizmet Kanunu’nda bir değişiklik yapılmamıştır. Bu ülke bütün demokratikleşme iddialarına rağmen hâlâ bir “millî güvenlik belgesi”yle yönetilmektedir. Sivil alanda tartışılması gerekli konular Millî Güvenlik Kurulunda tartışılmakta, siyasete oradan yön verilmektedir. 82 Anayasası’nın en antidemokratik kurumlarından biri olan MGK hâlâ korunmakta, demokrasi, insan hakları, yargı reformu alanında Millî Güvenlik Kurulunun güvenlik anlayışı çerçevesi dışına çıkılamamaktadır.

Kamuoyunda “Kırmızı Kitap ve gizli anayasa” olarak anılan siyaset belgesiyle temel politikalar belirlenmiş, siyasetin sınırları böyle çizilmiştir. Yürütme ve yasama faaliyetlerinin bu belgeyle uyum sağlaması koşulu Hükûmete şart koşulmuş ve Hükûmet bu şartı açıkça kabul etmiştir. Ülke siyasetinde söz hakkı olmayan bu iktidar, halka demokrasi vadetmektedir.

Türkiye'de siyasete egemen olan kurum, savunma ve güvenlikle görevli olan kurumlardır. En temel insan haklarının bile ihlal edildiği Türkiye'de, kendini demokrasinin teminatı olarak gösteren Hükûmet, halk iradesini açıkça reddeden, askerî vesayetin belgesi olan Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nin esaslarına göre hareket etmektedir. Darbelerle savaşacağını söyleyen Hükûmet, darbe ürünü olan bütün kurumları baş tacı yapmıştır. Geldiğimiz aşamada, Türkiye'de en temel sorun, siyasetin sivilleşmesi sorunudur; bu demokrasi şartı ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana sağlanamadı. Türkiye'de demokrasinin gerekleri, askerlerle aynı masada oturularak, genel siyasetin belirleneceği ölçüde işlemeye devam etmektedir. Durum böyle olunca, bütçede en büyük paylar da örtülü ödenekler hariç bu kurumlara gitmektedir. Bu yıl bütçe payında yine artış yaşanan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine 13 milyon 640 bin lira ayrılmıştır. Bu Kurul varlığını sürdürdükçe, Türkiye demokrasisi sorunlu bir demokrasi olmaktan öteye gidemeyecektir.

Adalet Bakanının da Millî Güvenlik Kurulunun üyesi olduğu bir ülkede hukukun üstünlüğü ve adil yargılanmanın yaşam bulması mümkün olabilir mi? Musa Anter’in, Kemal Türkler’in, Uğur Kaymaz’ın katilleri yargılanabilir mi? Bu zihniyetle, Van’da, 2007-2010 yılları arasında kaçakçılık yaptığı gerekçesiyle infaz edilen 33 vatandaşımızın ölümüne sebep olanlar yargı önüne çıkarılabilir mi? Bu ölümlere ilişkin, Sayın İçişleri Bakanı, on dört yaşındaki Mehmet Nuri Tançoban’ın, Van sınırında, bir asker tarafından uyarı amaçlı açılan ateş sonucu ölmüş olduğunu kabul etmiş ancak tutuklu bulunan asker olmadığını açıklamıştır. Yine, kaçakçılık yaptığı iddiasıyla Savaş Öztürk adında bir vatandaşımız, Başkale’de, aracın içinde, bir asker tarafından öldürülmüştür. Bir piyade erin ölüme sebebiyet vermek suçundan tutuklandığı Sayın İçişleri Bakanı tarafından öne sürülmüşse de cinayetle suçlanan piyade er Ramazan Korkmaz’ın askerî mahkeme tarafından yalnızca üç yıl ile yargılandığı ve şu an serbest olduğu öğrenilmiştir.

Askerî mahkemeleri kaldırdığını söyleyen, adil yargılanmanın sağlandığını iddia eden Hükûmetin, Van-İran sınırında yaşanan bu infazlar karşısında nasıl bir sorumlu olduğunu kendilerine burada sormak isterim. Neden bu infazların üzerine gidilmiyor? Açlık ve sefalete mahkûm ettiğiniz bu insanlar daha ne zamana kadar sınırda ölümle yüz yüze kalacaklar? Ölümlerin tamamından İran İslam Cumhuriyeti’ni sorumlu tutuyorsanız neden bunun hesabını İran’a sormuyorsunuz ve neden vatandaşınızı koruyamıyorsunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adaletin ayaklar altına alındığı, hukuksuzlukların yaşandığı bir kurum da Millî İstihbara Teşkilatıdır. Yasa dışı dinlemeler, çeteler ve infazlara adı karışan MİT, Başbakanlığa bağlı olmasına rağmen hiçbir darbe ya da darbe girişimi hakkında iktidarlara bilgi vermiş değildir. Ergenekon üyesi olduğu ileri sürülen Tuncay Güney’in MİT elemanı olduğu ortaya çıkmıştı. Binlerce faili meçhul cinayetin sorumlusu olarak anılan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın bir dönem MİT’de görev aldığı ve yurt dışına çıkmasını sağlayan kurumun yine MİT olduğu iddia edilmiştir. Birçok hukuksuzluğa adı karışan bu kurumun dinlemediği kişi ya da kurum kalmamıştır. Çete elemanı, kirli işlere bulaşan şahısların çoğunun ya bu kurumla bağlantısı olduğu ya da bu kurumun elemanı olduğu anlaşılmıştır. Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan İbrahim Şahin ile aralarında kurumsal bir bağ olduğu iddia edilen kurumun, Ergenekon’un varlığından da haberdar olduğu anlaşılmıştı.

PKK’nin tasfiye edilerek Kürtlerin demokratik taleplerinin bastırılmasının yöntemlerini aramak ve Kürtlere karşı kıyım senaryolarını devreye koymak için Irak-Amerika arasında mekik dokumaktan başka varlık gösteremeyen bu kurum, başta Kürtlere karşı işlenen suçlar olmak üzere Türkiye’de hukuksuzluklardan sorumlu olan bir kurum hâline gelmiştir. Bu nedenle, bu kuruma bir an önce müdahale edilmesi, özellikle Kürtlere karşı işledikleri suçlarla ilgili bir yargı süreci başlatılarak bu kurumun hukuk ve yasalar çerçevesinde asıl görevini yerine getirmesi sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde hukuksuzluğun ve insan hakları ihlalinin en çok sorumlusu olan MİT ve Millî Güvenlik Kurulu toplumsal sorunların çözümünde sorumlu merciler olarak görülürken, toplumsal sorunlara siyasi çözüm bulma gücünden yoksun olan hükûmetler daha çok ekonomik rant elde edeceği içi boş projelere yönelmiştir. Kürt sorununu sadece güvenlik ve ekonomik bir sorun olarak dayatan zihniyet, Kürt bölgelerine yatırım yapılması hedefiyle birçok projeyi ortaya atmış ancak bu projeler iktidarın rant kanalları olmuştur.

GAP’ın ana eksenini oluşturan kalkınma ve gelişme, ortalama yaş süresi, bebek ölüm oranı, okur-yazarlık oranı, eğitime katılma süresi, sağlık hizmetlerine ulaşabilirlik, bölgeler ve cinsler arası refah farklılıkları düzeyleri ile yaşam kalitesi ve sürdürülebilirliği söz konusu bile edilmezken, enerji projesine dönen GAP’ın kalkındırmayı hedeflediği kentlerin hemen hemen bütün köyleri kışı elektriksiz geçirmekte, kuraklığa çözüm yolunu yağmur dualarında aramaktadırlar.

Çevre korunması, altyapı geliştirmesi gibi temel stratejileri olan proje, esasında bölgenin kaynaklarının ve sermayesinin ana kentlere taşınması üzerine kurgulanmış, barajlarla bir halkın kültürü, tarihi ve tarım alanlarının çoğu sular altında bırakılarak yok edilmiştir. 2013 yılına kadar tamamlanması hedeflenen projeyle sulanması gereken 1 milyon 800 bin hektarlık arazinin henüz çok az bir kısmı sulanabilmiştir. Bölge kırsal alan yerleşimlerinin yaklaşık yüzde 55’inde içme suyu olmasına karşın, yüzde 32’sinde sağlıklı ve yeterli içme suyu bulunmamakta, çiftçi hâlâ sulamayı içme suyuyla yapmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatının diğer projeleri gibi GAP da para aktarılan ama topluma yansıması olmayan bir proje olmuştur. Devletin ekonomik, sosyal, kültürel amaçlarının belirlenmesinde hükûmete danışmanlık yapmak amacıyla kurulan Devlet Planlama Teşkilatının bugüne kadar hedefine ulaşmış, mevzuatına uygun gerçekleşmiş hiçbir projesi yoktur. GAP ve DAP gibi projelerle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerini kalkındırmayı hedeflediği projeler bölge gerçekliğinden kopuk, sermaye paylaşımına dayanan, yöre halkının gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır.

Hükûmet tarafından belirlenen amaçları gerçekleştirmek için kalkınma planları ve yıllık planlar hazırlayan Teşkilat, iç göç, yoksulluk, işsizlik, kayıt dışı istihdam gibi sorunların hiçbirine çözüm üretememiştir. Bölgede işsizlik oranı yüzde 75’leri aşmış durumdadır. Çalışanların çoğu kayıt dışı istihdam edilmektedir.

Çalışma Bakanı Sayın Dinçer’in TÜİK’in rakamlarına dayanarak soru önergemize verdiği cevabında belirttiğine göre Van, Muş, Bitlis ve Hakkâri’de kayıt dışı istihdam yüzde 65 civarındadır. Devlet Planlama Teşkilatı hazırladıkları projelerle kamu sektörünü ve özel sektörü doğru hedeflere yönlendiremeyen, planları gerçekleştiremeyen, ciddiyetini yitirmiş bir kurum hâline gelmiştir. Türkiye’de istihdam, sosyal bütünleşme, kültür, sanat ve spor alanlarında ve değişen sosyal yapının ortaya çıkardığı ihtiyaçlara kısa sürede karşılık vermeyi hedefleyen, insan odaklı bir program olarak kendini niteleyen Teşkilatın 5 bin yıllık bir geçmişi olan Kürt kültürünü korumaya, yaşatmaya dönük hiçbir projesi olmamıştır. Başka bir kültürü, başka bir dili ve sosyal yapısı olan Kürt bölgeleri için toplumdan kopuk projeler hazırlanmış ve bu nedenle de başarı şansını yitirmiştir. Yerel yönetimlerle koordineli çalıştığını iddia eden Teşkilatın, bugün, Türkiye'nin acil çözüm bekleyen yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle ilgili kapsamlı bir projesi de olmamıştır.

Elli yıllık kurumun, Türkiye’de işsizlik, çocuk işçiliğini önleme, kadınlar için istihdam alanı açma, ev kadınlarına istihdam alanı sağlama, çocuk ve yaşlı bakımını kadının sırtından yük olmayı kaldırmayı hedefleyen projesi olmamıştır. Hazırladığı beş ya da yedi yıllık kalkınma planları ile özel sektörü kalkındıran Teşkilatın, Türkiye’de çözüm bekleyen sorunlar karşısında çözüm üretmekte başarılı olduğu söylenemez.

Planlama ve uygulamada gerekli görülen değişiklikleri yapmakta yetersiz kalmıştır. Avrupa Birliğiyle ilişkilerde, ekonomik, sosyal, hukuki ve diğer konularda, Hükûmet tarafından tespit edilecek hedef ve politikalarla ilgili çalışmaları yaptığı ve önerilerde bulunduğu söylense de bugüne kadar Türkiye'nin acil çözüm bekleyen sorunlarının hiçbirine özgü bir çözüm önerisi olmamıştır. Devlet Planlama Teşkilatı, hâlâ, bölgesel kalkınma politikalarını yerel idareler arasında koordine edecek bir bölgesel kalkınma komitesi kurmuş değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de ekonomik ve sosyal göstergeler açısından önemi haiz bir kurum olan TÜİK de DPT’den farklı bir profil çizmemektedir. Ekonomik, kültürel, sosyal ve diğer bütün alanlarda gelişimi gösteren, göstergelerin dikkate alınarak projelerin hazırlandığı bu kurumun verileri giderek ciddiyetini yitirmektedir.

Bölgedeki işsizlik oranları hakkında göstermelik rakamlar verilmekte, enflasyon oranları toplumun temel ihtiyaçlarının dışındaki ürünlere göre tespit edilmektedir. Göçe zorlanan Kürt nüfusunun metropollerdeki yoğunluğu ve sayısı başta olmak üzere, diğer etnik unsurlar hakkında kesin istatistiki bir bilgi yoktur.

İktidarın projelerine ve siyasi geleceğini güçlendirmesi için bilgi toplama kurumu hâline gelen TÜİK, bugüne kadar toplumsal cinsiyet, kadın intiharları, kadın cinayetleri, okullaşma oranları, yoksulluk, işsizlik, çocuk işçiliği, mevsimlik işçiler, cezaevi standartları, bölgede hayvancılık ve tarım, ekonomik ve sosyal yaşam hakkında gerçek verilere dayanan tek bir çalışma yapmamıştır. Seçmen sayılarının belirlenmesinde bile müthiş bir karmaşa yaşanmış, şaibeli artış oranları Kuruma karşı güveni daha da azaltmıştır. Rakamların siyasileştiği Kurum, Hükûmet için veri toplayan bir kurum hâlini almıştır.

Kurumun, Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu bölgeleri başta olmak üzere, bölgelerdeki kadın istihdamı ve işsizlik oranı, gerçek işsizlik rakamları, ücretler ve bölgede yaşanan yoksulluk hakkında tahminlere dayanan birkaç veri oluşturma dışında bir  çalışması yoktur. Sayın Dinçer, Van’daki kadın istihdamı ve işsizlik oranları hakkında verdiğimiz soru önergesine verdiği cevabında, Van ilinde kadın istihdamı hakkında ellerinde bir veri olmadığını resmî olarak bildirmiştir. Ellerinde veri olmayan Bakanlık, kadına yönelik iş gücüne katılım projelerinin olduğunu iddia etmekte, kadın istihdamını artırıcı önlemler aldığını ileri sürmektedir.

Türkiye’de yaşanan iç göç, köylerdeki yaşam koşulları, göç edenlerin yaşam standartları, yaşadıkları iller, geçim kaynakları, göç edenlerin yaş grupları hakkında verileri olmayan Kurum, yıllar içindeki verilere dayanarak tahminî rakamlar hazırlamakta, sivil toplum örgütleri ve yerel birimlerin rakamlarını araştırma sonucu elde edilmiş kendi verileri olarak sunmaktadır.

Demografik yapıda, konutların kullanım alanı ve oda sayısı, mülkiyet durumu, su temin sistemi, ısınma türü ve tuvalet, banyo olanağı, hane halkı büyüklüğü, hane halkı yapısı, aile yapısı, iş gücü durumu, yapılan iş, faaliyet kolu ve işteki durum, engellilik durumu, göç, doğurganlık gibi verilerin hiçbiri  yoktur. Verilerin sağlıklı olmaması uygun çözüm geliştirilmesini ortadan kaldırırken, gerçeğin gizlenmesine imkân vermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlığa bağlı olan ve işlevsizleşen başka bir kurum da Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruludur. Adı “Denetim Kurulu” olan ancak denetimde işlevsiz kalan Denetleme Kurulu, güvenilirliğini yitirmiş bir kurul olarak durmaktadır. Ayrılan ödeneğin her yıl artırıldığı bu kurum, ne bir yolsuzluğun üzerine ne de bir usulsüzlüğün üzerine gidebilmektedir. Başbakanlık Denetleme Kurulunun bugüne kadar kamuoyuna yansıyan ciddi bir soruşturması ya da üzerine gittiği bir yolsuzluk bulunmamaktadır. Atamalarla ilgili, görev değişiklikleri ile ilgili yaptığı kaç denetimi var? Bunların kanunen izlenmesi sağlanmış mıdır? Yerel yönetimlerde binlerce usulsüzlük ve ihale yolsuzluğu var. Bugün Türkiye'de binlerce şirketin vergi kaçakçılığı var. Türkiye'de sağlık alanında birçok sorun yaşanmıştır. Organ mafyaları kurulmuş, yanlış teşhis ve tedaviden onlarca vatandaşımız hayatını yitirmiştir. Yeni Sosyal Güvenlik Yasası ile birçok sağlık kurumu hastalardan haksız yere milyonlarca para kazanmış ama bunun karşısında Denetleme Kurulunun hiçbir fonksiyonu olmamıştır. Gıda güvenilirliği konusunda uluslararası standartların çok altında kalan Türkiye'de Kurumun bu alanda yaptığı kapsamlı ve sonuç veren bir denetimi yoktur.

Uluslararası Şeffaflık Örgütünün, 86 ülkede 90 bin kişiyle görüşerek dünyada rüşvetin son durumuna ilişkin yaptıkları araştırmaya göre Türkiye'de rüşvet alanların sayısı yüzde 19 olarak  belirlenmiş,  Türkiye 178 ülke arasında yolsuzlukta baştan 56’ncı sırada yer almıştır.

Bu Kurumun bugüne kadar kamuoyuna yansımış bir denetim raporu ve raporunun dikkate alındığı sonuç alıcı bir icraatı yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ciddi bir denetim kurumuna sahip olmayan Türkiye'de afet ve acil durumlar karşısında işlevsel bir yönetim başkanlığı kurulamamıştır. Henüz altyapısı kentlerde bile eksiksiz olarak tamamlanmamış, yağmurda şehir merkezlerinde bile evler ve iş yerleri su altında kalmaktadır.

Tesadüfen hayatta kaldığımız bu ülkede, tam da İstanbul'un göbeğinde bir aracın kapalı kasasında taşınan 7 tekstil işçisi kadın sel sularında boğularak hayatını kaybetmiştir. Daha birkaç gün önce, Aydın'da aşırı yağmurlar sonucu oluşan selde 2 kişi hayatını kaybetmiştir. Rize’de, Antalya’da, Ağrı’da, Kars'ta, Van'da her yıl sel suları sonucu can kaybı yaşanmakta, evler ve iş yerleri su altında kalmaktadır.

Mart ayında Elâzığ'da meydana gelen depremde Kovancılar ilçesine bağlı Okçular ve Yukarı Demirci köylerinde 40'ı aşkın kişi hayatını kaybetmiş, onlarca kişi yaralanmıştır. Suçu kerpiçte bulan Hükûmet, sorumluluğunu kabul etmemiştir, evsiz barksız kalan köylülere yardımda bulunmak yerine, TOKİ tarafından yapılan 52 metrekarelik evleri 72 bin liradan satarak halkı borca bağlamıştır. Depremden sonra köylülerin çoğu göç etmek zorunda kalmış, kalanlar ise hasarlı kerpiç evlerde kalmaya devam etmektedir.

1975 yılında Lice'de yaşanan depremden sonra evsiz kalan vatandaşlar, hâlâ belli bir süreliğine barınılması için yapılan iki odalı, üstü saclarla kapatılmış, ısıtılması mümkün olmayan evlerde kalmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda üzerinde durduğum bütün kurumlar, bir azınlığın rant alanı haline getirdiği ve bütçenin büyük bir bölümünün ayrıldığı kurumlardır. Bir ülkenin refah düzeyi, ilerleme ve büyüme gücü sadece rakamlarla ölçülemeyeceği gibi, Sayın Başbakanın ekonomik kalkınma olarak ifade ettiği cep telefonu kullananların sayısıyla da ölçülemez. Bu rakamlar bizi yanılgıya düşüreceği gibi ülkenin gerçek sorunlarını görmemizi ve tartışmamızı da geciktirecektir.

Bugün 16 milyon insanımızın açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşaması, 20 bin çocuğun sokaklarda kalması, ekonomik bir sorun olduğu kadar, arka planında siyasal sorunların da olduğu bir problemdir. Kabul etmenizi isterim ki Türkiye'deki ekonomik ve siyasal sorunlar Kürt sorunundan bağımsız ele alınamaz.

Önemle ifade etmeliyim ki Kürt sorununun iktidar ve muhalefet arasında süregelen özünden uzak tartışma zemini artık terk edilmeli, sorunun bir demokrasi sorunu olduğu kabul edilmelidir. Birbirine idam ipi fırlatarak Kürt sorununun temel nedenlerini manipüle etmek yerine demokratik çözüm yolları aranmalıdır.

Demokratik bir anayasa, ana dilde eğitim hakkı, demokratik özerklik gibi düzenlemelerle sorunlarımızı muhataplarıyla çözerek çağdaş ve demokratik bir Türkiye yaratmalıyız diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurtulan.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 14.00’e kadar ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 13.05

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının üçüncü tur görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik’te.

Buyurun Sayın Çelik.

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Başbakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ile Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Teşkilatı Mahsusadan MAH’a, MAH’tan 1965 tarihinde Millî İstihbarat Teşkilatına gelinen süreçte devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne büyük katkılar sunan Millî İstihbarat Teşkilatının hepimiz için asla inkâr edilemez mevcudiyetinin daha da pekiştirilmesi ortak amacımız olmalıdır.

Millî İstihbarat Teşkilatı savaşta ve barışta Türkiye üzerinde gözü olan tüm iç ve dış menfi unsurlara karşı psikolojik harekât ve propaganda savaşını yürütmektedir. Söz konusu unsurlar üzerinde espiyonaj ve kontr espiyonaj önemli faaliyetlerindedir.

İktidarca, Millî İstihbarat Teşkilatının her türlü yıpratılmasının önüne geçecek önlemler alma yerine, aynen Türk Silahlı Kuvvetlerinin maruz bırakıldığı muamelenin bir benzerinin de Millî İstihbarat Teşkilatına reva görülmesi, devlet umuru görmüş bir kişinin tasvip edeceği bir davranış olamaz.

Devletimizin kilit kurumlarına karşı yapılan saldırılar kimden ve nereden gelirse gelsin, o gücü meşruiyet alanının dışına iter. Hukukun, var oluşun, egemenlik ve bağımsızlığın, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü düşüncesinin, demokrasinin, genel ahlak ve hayânın dışına iter.

İktidara tavsiyemiz şudur: Türk Silahlı Kuvvetleri yıpratılmamalıdır. Büyük Türk milletinin emrinde olan Millî İstihbarat Teşkilatının üstün millî çıkarlarımıza dönük çalışmaları desteklenmelidir. Bölücülüğe ve her türlü ayrışmaya karşı icraat yaparak açılım politikalarından vazgeçmek gerekir. Terörle topyekûn bir mücadele başlatılmalıdır. Türk milletinin cepheden ve doğrudan doğruya hedefte olduğunu idrak ederek millî güç unsurları takviye edilmelidir. Millet ve devlet bekasına yönelik saldırılar bertaraf edilmelidir.

Geleceğini ay yıldızlı bayrağın altında gören herkesi kardeş bilen Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu uyarılarımızı ve önerilerimizi, bu vatanda ebediyen yaşayabilmenin kısmen ön şartı görerek İktidara yönlendiriyoruz. Ya yaparsınız veya gayrimeşru duruma düşer, yok olur gidersiniz.

Millî hedef, millî gayeye ulaşmada eşsiz hizmetlerini gördüğümüz MİT’in, daha da artan oranda hizmet üretmesi için güçlü bütçe imkânlarıyla donatılması gerektiğine inanmaktayız. 665 milyon 568 bin TL ödenek ayrılan 2011 yılı bütçe tasarısının yeterli olduğunu da bu vesileyle söylemek mümkün değildir. Hükûmetin, MİT’in etkin hizmetleri için transferlerden ve örtülü ödenekten takviye yapma lüzumu ortadadır.

Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanının bütçe sunuş konuşmasını dikkatlice inceledim. Maliye Bakanı, yurt genelinde yatırım götüren, reel kesimi destekleyen, ekonomik ve sosyal kalkınmaya odaklanmış, toplumsal refahı gözeten, ekonomik ve mali istikrarı gözeten bir bütçeden bahsederek krizden en az zararla kurtulduğumuzu ve büyüme trendine sokulduğumuzu, büyüme tahmininin yüzde 7,8 olarak gerçekleşeceğini, bütçe açığı itibarıyla Maastricht Kriterleri’nin tutturulacağını, kayıt dışı ekonomiyle mücadele edileceğini, sosyal nitelikli bir bütçe öngördüklerini belirtmektedir. Hâlbuki gerçekler bunu teyit etmemektedir.

Şu verilere dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye krizden en çok etkilenen ilk 10 ülke içerisindedir. Türkiye en yüksek işsizlik oranının olduğu 4’üncü ülkedir, fiilî işsizlik oranı yüzde 15-16 düzeyinde seyretmektedir. En yüksek cari açık veren 5 ülkeden biridir. Üreten ülke yerine, tüketen ve ithalata dayanan bir ülkedir. Tarım sektörünün ürün ihracatı, aynı sektörün ithalatının altındadır. Türkiye'nin toplam borç stoku 506 milyar dolara yaklaşmıştır. Kişi başına toplam borç 7 bin dolara dayanmıştır. Türkiye ithal mallar cenneti hâline getirilmiş ve yerli sanayinin rekabet gücü yok edilmiştir. Borçlanarak, borcu borçla kapatarak bir sürece sokulmuş, kamu borç stokundaki artış yüzde 86 düzeyine çıkmıştır. Ülke sıcak paraya teslim edilmiştir. Sanayide kapasite kullanım oranı yüzde 75’in üzerine çıkarılamamaktadır. Cari açık sıcak parayla kapatılmaktadır. Sosyal devletin gereklerinin yerine getirilmesinden kaçınılarak açlık ve yoksulluğu artıran, insanlarımızı onursuzlaştırarak minnet duyuran bir politika izlenimi görülmektedir.

Çalışanlara, emekçilere, dul ve yetimlere, emeklilere, özürlülere, gazilere, vatani hizmet tertibinden maaş alanlara, altmış beş yaş aylığı alanlara komik zamlar öngörülmüştür. Muhtarlar maaşları itibarıyla 15 TL aylık zamla ödüllendirilmiştir. Akaryakıt ve Tekel ürünlerine yüksek zamlar uygulanmıştır. Bu hükümleri çoğaltmak mümkündür.

Değerli arkadaşlar, gelir bütçesine baktığımız zaman da harcamaların yüzde 5,2 artmasına karşın vergi gelirlerinde ortalama yüzde 10,5 artış tahmin edilmiştir. Harcamalar 312 trilyonu aşmakta iken, bütçe o şekilde bağlanmışken gelirler 279 trilyon civarında düşünülmüştür. Bütçe dengesi eksi yüzde 24,2 olarak böylece dercedilmiş oluyor.

Memura verilen yüzde 4,4’lük zam karşısında hane halkı ancak geçmişte olduğu gibi borçlanarak hayatiyetini sürdürebilmektedir. Bu zihniyet, vatandaşı borçlanmaya özendiren, bununla tüketim yaptıran batak bir zihniyettir.

Gelir vergisi tahsilatı artışı, kurumlar vergisi, özellikle ithalattan alınan katma değer vergisi, banka sigorta muameleleri vergisindeki artışlar hep yüzde 10 düzeyinin üzerindedir. Bu, şunu gösteriyor: Ekonomide seçime kadar sahte cennet yaşatacağım, ardından daralmayı getireceğim; bankacılık ve finans sektörü gelişecek; tarım, sanayi, hizmet sektörü küçülecek anlamına gelmektedir.

Nitekim, 2010 bütçesinde Milliyetçi Hareket Partisi hatiplerinin bütün konuşmalarındaki ifadeler doğrulanmıştı. Dileğimiz, 2011 bütçesinde bunlar doğrulanmasın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MİT Müsteşarının, basına da yansıdığı kadarıyla, teröristbaşıyla görüşmeler yaptığı anlaşılmaktadır. Acaba bu görüşmeler İktidarın talebiyle mi gerçekleşmiştir veya Müsteşarın inisiyatifi mi söz konusudur? Bu tehlikeli icraatın –bu vesileyle hatırlatmak isterim- vuzuha kavuşturulması gerekir.

Ülkemizin varlığı, birliği, dirliği yönünde her zaman inanılmaz gayret ve hizmetleriyle tanıdığım, yurdumuzun mutena köşelerinde mesai arkadaşlığı yaptığım Millî İstihbarat Teşkilatının saygıdeğer personeline selam ve saygılarımı sunuyorum. Türk milletinin bu eşsiz evlatlarından ebediyete intikal edenleri rahmetle anıyorum. Bu duygularla 2011 yılı bütçesinin Millî İstihbarat Teşkilatımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Diğer bir kurum olan Millî Güvenlik Kurulu da tavsiye niteliğinde kararlar alan, koordinasyon sağlayan, görüş bildiren ve kanunlarla kendisine verilen görevleri yapan bir kurum hâline dönüştürülmüştür. Devletimizin bekası, milletimizin istikrarı, huzur ve güveni, mutluluğu, Millî Güvenlik Kurulunun temel ödevlerindendir. Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’ndeki hükümler doğrultusunda icraat yaparak tüm kamu kurum ve kuruluşlarının performans ve potansiyelini, insan ve malzeme unsurunu takip ederek hazırlıklar yaptırır. Devleti, bütün organlarıyla, yüksek moralli, her hâl ve şartta hazırlıklı tutar. Ama etkinliği yok edilmiş, acze ve bedbinliğe itilmiş, vizyon ve misyonu tüketilmiş bir Millî Güvenlik Kurulundan ne beklenebilir? O zaman, mademki içi boşaltılmış bir MGK kof bir hâlde muhafaza edilmekte, o zaman, kapatın daha iyi olur.

Millî Güvenlik Siyaset Belgesi konusuna değinmeyeceğim, bunun düzeltilmesi gerekiyor.

Konuşmama burada -Sayın Başkanın aldığı karar muvacehesinde- atlayarak son verme niyetindeyim ve konuşmama son verirken 2011 yılı bütçesinin ikaz ve tavsiyelerimize uygun olarak tatbikini diliyorum ve tekrar hepinize selam ve saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime, yaşanan bir afetle başlayacağım. Sayın Başbakan Yardımcım, kısa bir süre önce sizi misafir eden Konya ili Bozkır ilçemizde afet yaşanmaktadır. İlçemizde aralıksız devam eden yağmurun karları da eritmesi sonucu, Bozkır’ın ortasından geçen Çarşamba Çayı ve Çökelez Deresi dün akşamdan itibaren taşmıştır. Taşkın Bozkır ilçe merkezini bir enkaz hâline getirmiştir. Sel, başta Dere, Çağlayan, Sorkun, Yolören olmak üzere birçok kasaba ve köylerde de büyük hasara yol açmıştır. Altyapı çökmüş, birçok ev ve iş yerleri sular altında kalmış; yolları, sokakları, tarlaları, bahçeleri sel basmış; ulaşım durmuş, çok ciddi hasar meydana gelmiştir. Tek tesellimiz, bir can kaybının olmamasıdır. Hükûmetten, Bozkır ilçemize gerekli acil yardımların ulaştırılmasını, can suyu ödemelerinin yapılmasını, hızla hasar tespitlerinin yapılarak hemşehrilerimin zararlarının giderilmesini, belediyelerimizin altyapı hasarının onarımı için ihtiyaç olan kaynağın ivedilikle aktarılmasını, ayrıca Çarşamba Çayı’nın bir daha taşkına yol açmaması için gerekli yatırımların artık yapılmasını talep ediyorum. Tüm Bozkırlı hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Cenabıallah’ın hepimizi afetlerden ve felaketlerden esirgemesini niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, 3 Aralık 2010 tarihinde kabul edilen 6085 sayılı Kanun ile Yüksek Denetleme Kurulu, Sayıştay bünyesine alınmış olup, Kanun Cumhurbaşkanlığında onay aşamasındadır. Büyük Önder Atatürk’ün 1 Kasım 1937 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışma yılını açış nutkundaki direktifleri uyarınca 1938 yılında kurulan Yüksek Denetleme Kurulu, denetimine tabi kamu kuruluşlarını idari, mali, ekonomik, hukuki ve teknik yönlerden sürekli denetlemekle görevlendirilmiş ve bu görevini yetmiş iki yıl boyunca layıkıyla yürütmüştür. Ancak ne gariptir ki Yüksek Denetleme Kurulunun yetmiş iki yıldır yaptığı, Sayıştayın da  1996 yılından bu yana sürdürdüğü performans denetiminin AKP tarafından içi boşaltılmış, bu güzide kurumlarımızın performans denetimi yetkisi ellerinden alınmıştır. Bu düzenlemenin, denetimden ve hesap vermekten kaçma dışında hiçbir şekilde izah edilmesi mümkün değildir.

AKP döneminde yolsuzluğun geldiği boyut fevkalade ürkütücüdür.  Devlet imkânlarını talan etmeye dönük kirli uygulamalar öyle inanılmaz boyutlara ulaşmıştır ki kokuşmuş talan zihniyetinin mahsulü olan yolsuzlukların pis kokusunun zaman zaman ülke sınırları dışına taştığına da şahit olmaktayız. Türkiye'de yolsuzluğun kamu sektöründe, merkezî ve yerel yönetimlerde yaygın olduğu Avrupa Birliğinin ilerleme raporlarına, IMF, Dünya Bankası, GRECO gibi uluslararası kuruluşların raporlarına da yansımaktadır.

Sayın Başbakan bütçe konuşmasında hükûmetleri dönemindeki bazı icraatlardan bahsederek “Yolsuzluğun olduğu yerde bunlar olur muydu?” diye sormuştur. Bal gibi oluyor. Bırakın yolu, okulu, hastaneyi, cami onarımlarında bile yolsuzluk yapılmaktadır. Zaten böyle mantık olmaz. Bu mantığa göre hiçbir yerde, hiçbir dönemde yolsuzluk olmaz. Tam tersine, sıfır yatırım sıfır yolsuzluktur, hiç yatırımın, paralı işin olmadığı yerde yolsuzluktan söz edilemez. Ama denetimin olmadığı, adaletin olmadığı, ahlakın olmadığı yerde yolsuzluk elbette olur. Hele ki yalanın olduğu yerde her türlü melanet olur, yolsuzluğun da daniskası olur.

AKP hükûmetleri etkin bir denetim sistemi oluşturmak yerine denetimi etkisizleştirmiş, yolsuzluklarla mücadele etmediği gibi yolsuzlukların önünü açacak düzenlemeler yapmıştır. Kamu ihalelerini istedikleri gibi dağıtabilmek için ihale mevzuatı değiştirmekle işe başlanmış, yapılan ellinin üzerinde değişiklikle AKP zihniyetinin işini zorlaştıran hususlar bir bir temizlenmiş ve ihale mevzuatı dikensiz gül bahçesine dönüştürülmüştür.

İmar mevzuatıyla ilgili olarak imara ilişkin yetkilerin çeşitlendirilmesi suretiyle rant paylaşımı kolaylaştırılmıştır. Kentsel rantların peşkeş çekilmesi ve paylaşım düzeni kurulması için altyapı oluşturulmuştur.

Yolsuzlukları kolaylaştırmak adına bir diğer düzenleme denetim sisteminin engel olmaktan çıkarılması olmuştur. Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile kamu kuruluşlarının teftiş kurullarının kaldırılması öngörülmüş, bu yöndeki düzenleme hayata geçirilemese de denetim sistemi sulandırılarak etkinliği zayıflatılmıştır.

Sayıştay Kanunu ile de Hükûmetin kamu kaynaklarını etkin, verimli ve tutumlu kullanıp kullanmadığı konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisine hesap vermesini engelleyen, Sayıştayın denetim etkinliğini ortadan kaldıran düzenlene yapılmıştır.

Geçen hafta Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde yapılan değişiklikle görevini ihmal etmek, görevini kötüye kullanmak suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisine verilecek ceza indirilmiş, cezanın ertelenmesi ya da paraya çevrilebilmesinin önü açılmıştır. Bu düzenleme AKP zihniyetinin kamu kaynaklarını nasıl yağmaladığını ve bu yağmada rol alanları kurtarma telaşı içine düştüğünü de göstermektedir.

Yine AKP Hükûmetince hazırlanan bir diğer düzenlemeye de hâlen Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen torba tasarının 93’üncü maddesinde yer verilmiştir. Bu maddede özelleştirilen kuruluşlarla ilgili mahkemelerce verilen iptal ve yürütmeyi durdurma kararlarının uygulanmaması öngörülmektedir. Kamu zararı oluşması nedeniyle özelleştirmenin iptalini öngören mahkeme kararları hükümsüz bırakılmak istenmektedir.

Görüldüğü üzere hep ihale mevzuatından, denetimden ve yargıdan nasıl kaçılabilir, denetim raporları ve yargı kararları nasıl etkisiz hâle getirilebilir amaçlı düzenlemeler yapılmaktadır.

Diğer taraftan milletvekili dokunulmazlığını kaldıracağız diye gelenler sekiz yıl boyunca dokunulmazlıkların arkasına saklanmışlardır. “İleri demokrasi” söylemini dillerinden düşürmeyenler demokrasilerin olmazsa olmazı olan siyasi partiler ve seçimle ilgili düzenlemelerde yer alan darbe dönemi mahsulü antidemokratik hükümlere hiç dokunmamışlar, siyaset kurumunun faaliyetlerinin ahlaki temellerini oluşturacak siyasi ahlak yasasını çıkarmamışlardır.

Sayın Başbakan ve AKP temsilcileri kendileriyle ilgili yolsuzluk iddiaları konusunda sürekli iki konuya sığınmaktadır. Bunlardan birincisi, “İddianız varsa yargıya başvurun.” sözleridir. Bu sözler ülke yönetiminde siyasi sorumluluk kendilerinde olmasına karşın AKP’nin yolsuzluk iddiaları karşısında duyarsızlığını, sorumsuz tavrını ortaya koymaktadır. Kaldı ki verilmiş yargı kararlarını uygulamayan, kamu zararına sebebiyet verenleri ve görevini kötüye kullananları kurtarmak ve yargı kararlarını etkisiz hâle getirmek için kanunlar çıkaran da AKP hükûmetleridir.

AKP temsilcilerinin ikinci sığınağı da yıllar öncesine ilişkin iddiaları gündeme taşımaktır. Bunun “Benim hırsızım, benim hortumcum daha iyidir.” demekten başka anlamı yoktur. Kaldı ki geçmiş dönemle ilgili bir yolsuzluk var da bunu yapanlardan bir hesap sorulmamışsa bunun sorumlusu da sekiz yıldır görevde olan AKP hükûmetleridir. Madem iddia ettiğiniz yolsuzluklar var, niye hesap sormadınız? Siz, soyguncuları, hortumcuları himaye mi ediyorsunuz? Bunlara rağmen hâlâ yolsuzluklar konusunda duyarlı olduğunu söyleyen Sayın Başbakana ve ekibine bizim müjdemiz olacaktır: Hiç merak etmesinler, mademki yolsuzluklar konusunda bu kadar hassaslar, kapalı kapılar ardında yapılan özelleştirme pazarlıkları; otel erzak kapısından alınanlarla yapılanlar gizli görüşmeler; babalar gibi yapılan satışlar; ihale öncesi dağıtılan ihaleler; akaryakıt kaçakçıları; gümrük kaçakçıları; özel bürolarda pazarlanan enerji ihaleleri; imar değişiklikleriyle sağlanan rantlar; rüşvet dişlileri; imar vurgunları; yandaşlara yapılan haksız, hukuksuz arsa tahsisleri; peşkeş çekilen konut ihaleleri; rantı yüksek yerlerde rayiç bedelinin altında konut sahibi yapılanlar; düğün takısıyla oluşan zenginlikler; bursla okuyabilmiş kuyumcu, gemici çocuklar; kamu bankalarının damatlık kredileri; gurbetçilerimizin zekâtlarını çalanlar; fener ışığında yapılan soygunlar elbette gün ışığına çıkarılacaktır. Yolunu yolsuz bulanlardan, yetim hakkı yiyenlerden, devleti soyanlardan mutlaka bir gün hesap sorulacaktır. Bu hesabı sormak da Cenabıallah’ın izniyle Milliyetçi Hareket Partisine nasip olacaktır.

 

Bütçelerimizin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sizleri ve Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün DPT ve Türkiye İstatistik Kurumu bütçeleri üzerine söz aldım. Bu vesileyle, konuşmama başlamadan önce, bütçesini görüştüğümüz Devlet Planlama Teşkilatının kurucusu olan ve partimizin de kurucusu olan rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’i tekrar minnetle ve rahmetle anıyorum. Ruhu şad olsun.

Türkeş’in kurduğu kurumların arasında hem DPT, TÜBİTAK, TSE, bugün konuştuğumuz bazı kurumların olması nasıl bir stratejik öngörüye sahip olduğunun bir göstergesidir. Özellikle bunu vurguluyorum çünkü DPT’nin Türkiye’deki önemini orada çalışmış ve ekonomi bürokrasisinin başka yerlerinde çalışmış ve öğretim üyeliği yapmış bir arkadaşınız olarak gayet yakından biliyorum. Dolayısıyla, bugünkü öngörüsüzlüğün ve yönetim eksikliğinin en önemli nedenlerinden bir tanesi, bu teşkilatın AKP Hükûmeti tarafından -ki içinde o kadar mensubu var, şu anda yürüyen Sayın Elvan da dâhil olmak üzere- maalesef gereğince değerlendirilememiş olmasıdır. Önceki bütçelerde konuştuk, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuştuk, hatta AKP Hükûmetinin bazı bakanları kendi illeriyle ilgili yatırımlar çıkmadığı zaman, milletvekillerinin şikâyetiyle neredeyse “DPT’yi biz kapatalım gitsin” moduna gelmiştiler. Şükür, ondan sonra yeniden yapılandırma noktasına geldik. Şimdi yine Sayın Bakanımız, eski bir DPT mensubu olarak ekonomiden sorumlu, Devlet Planlama Teşkilatından sorumlu bakanımız var ama yine bu yeniden yapılandırmanın hâlen, sekiz yıllık süre içerisinde olmadığı gibi şu anda da olmadığını görüyorum.

Diyeceksiniz ki nereden çıkarıyorsun? Biz çalışıyoruz. Stratejik planı çok gündeme getirmiştim, orada yapılacakları da önemsediğimi belirtmiştim. “Stratejik planın içerisindeki en önemli şeylerden birisi, burada bu konuları yapmak üzere bir araştırma birimi kurulması.” diye yeniden web sitesine baktım -eğer ben atladıysam- Avrupa Birliğiyle ilgili düzenlemeler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünün dışında, onların kapatılmasına ve uyuma ilişkin birimlerin dışında ben bir araştırma birimi henüz göremedim Sayın Bakanım.

Burada, strateji planında arkadaşlarımız çok güzel yapmış: “Amaç 1) Bütün bunları yapacak çalışmalar için bir araştırma birimi.” Baktım, hâlâ Ekonomik Modeller ve Stratejik Araştırmalar Genel Müdürlüğünün dışında Bölgesel Gelişme Genel Müdürlüğünde bir yer var ama genel olarak herhangi yeni bir şey görmedim. Bunu örnek olarak söylüyorum değerli arkadaşlarım.

Dolayısıyla, DPT’den, o birikiminden maalesef AKP Hükûmeti yararlanamamıştır. Bu çerçevede ekonomide yaşananların da büyük ölçüde bu eksiklikten kaynaklandığını, koordinasyon eksikliğinden kaynaklandığını söylüyorum.

Peki, sadece bununla ilgili mi? “Genel olarak AKP Hükûmetinde bakanlar arasında ekonomide bir koordinasyon eksikliği var.” demiştim.

Sayın Başbakan bütçe açılış konuşmasında gerçekten hayrete düşüren bize açıklamalarda bulundu değerli arkadaşlar. Dört yıldır, bu Meclise girdiğimizden beri söylüyoruz “Ya, Sayın Başbakan yanlış bilgilendiriliyor ya da bizi yanlış bilgilendiriyor.” diye. Sadece buradaki arkadaşlarımıza sorsam bunların çoğunun doğru olmadığını onlar da belki anlatacaklar ama ısrarla –görüyorum- aynı sözleri söylemeye devam ediyor. O zaman bundan bir art niyet var ya da danışmanlar aynı metinleri yazıyor, getirip önüne koyuyor, başka bir şey diyemiyorum. Yani rakamları değiştirip, herhâlde geçtiğimiz yılın bütçe rakamları mı geliyor sadece yeniden, bilemiyorum.

Örnek vereyim, şimdi arkadaşlarım bakıyor: Şimdi, TCMB rezervleriyle ilgili, Sayın Başbakan her seferinde diyor ki: “Rezervleri artırdık.”

OSMAN DEMİR (Tokat) – Doğru.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Ya, biz 2001 yılında Merkez Bankasını…

Siz artırmadınız. Doğru, rezervlerin artması başka bir şey, onu tartışırız da. Merkez Bankası bağımsız şu anda. Sayın Başbakan diyordu ki: “Birileri ‘Para bas’ diyor, basıyor.” Yok öyle, “Bas.” deseniz de basmıyor. Yani o reformları biz yaptık.

Bağımsız Merkez Bankası ne demek? Sayın Demir, siz de vardınız komisyonda, Merkez Bankası Başkanına sorduk -“doğru” diyorsunuz ama- ne dedi? Rezervlerin 1 kuruş artmasında, 1 sent artmasında Sayın Başbakanın bir dahli var mı veya azalmasında? Olamaz, olamaz. O zaman, olamıyorsa, yani nasıl oluyor da sizler ekonomiden sorumlu arkadaşlarımız olarak -burada bir sürü danışmanı var- ya demiyor musunuz “Sayın Başbakanım, Merkez Bankasına biz müdahale edemeyiz.”

OSMAN DEMİR (Tokat) – Makroekonomik istikrarın…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Artması da azalması da, bu, Sayın Başbakanın tasarrufunda olan bir şey değil. Sayın Başbakanın yapacağı, daha doğrusu yapmadığı, kur rejimiyle ilgilidir. Döviz kuru politikasıyla ilgili bir şeyiniz yok. Merkez Bankası, işinize gelmediği zaman günah keçisi “Niye kurlara basmıyorsun, niye faizleri düşürmüyorsun...”

Diğer bir yanlış, buraya girmişken - yine önceki gün Sayın Başbakan yine değindi- krizde döviz alan bankalarla ilgili. Bakın, değerli arkadaşlarım, itham altında bıraktığınız konuyu ben daha önce de size hatırlattım, tekrar hatırlatıyorum: Siz bu konuyla ilgili Sayın Salih Kapusuz’un önergesiyle bir araştırma komisyonu kurdunuz. O komisyonun içerisinde hangi bankanın olduğu yazıyor, söyledim. Citibank’ı kastederek söylediniz. Siz araştırma komisyonu raporunda tuttuğunuz için ben de söylüyorum. Ne yaptınız? Hani yolsuzlukların üstüne gidiyordunuz? Siz kurdunuz, Meclis burada. O komisyonun raporlarını isteyen arkadaşlara ben takdim edebilirim, vaktim yok. Ne yaptınız ben söyleyeyim: Aynı bankanın 3 milyara yakın olduğu söylenen vergi borcunu affettiniz. Yani, bu söylenenlerin arkasında durmak lazım. Ben, size, komisyonun, kendi kurduğunuz komisyonun raporlarını dağıtabilirim.

Diğer bir husus: “IMF’ye borcumuzu biz ödedik.” diyor Sayın Başbakan. “Siz yaptınız.” diyor. Değerli arkadaşlar, IMF’ye borcunu ödemeyen bir ülke var mı? İflasını istemiyorlar mı? Peki, şu anda kalan borç kimin borcu? Sayın Bakanım baksın, Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünden arkadaşlarımız versinler. 2005 yılının başında, o tarihte kim hükûmetteydi? Sizler değil mi? Siz de bürokrattınız. Kim aldı? AKP Hükûmeti aldı. 10 milyar dolara yakın -6 milyar küsurluk- SDR’lik bir borç. Siz şu anda kendi aldığınız borcu ödüyorsunuz. Bakın, arkadaşlar versinler, bende var, istiyorsanız ben takdim edeyim. 2005 yılının ilkbaharında yapılan şey sizin yaptığınız anlaşma. Şimdi bunları doğru anlatmak gerekiyor. Sıkışınca, “Efendim, vallahi bankacılık sektörümüz çok iyi, orada biz krizden etkilenmedik...” İşinize gelmeyince kriz günah keçisi. Kim yaptı o reformları?

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Siz yaptınız!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hah, Allah razı olsun Fevzi Bey. Arada böyle hakkını teslim eden vekillerimiz de var. Ona “Allah razı olsun.” diyeceksiniz, “Biz daha ileri götüreceğiz.” diyeceksiniz, “Şu eksiklikler kalmış, biz de geldik, bunu yapacağız.” diyeceksiniz. Bizim beklediğimiz bu. Temcit pilavı gibi her seferinde eski defterleri karıştırıp… Her hükûmet bir şeyler yapar.

Değerli arkadaşlarım, bakın, başka bir yanlış borçlarla ilgili. “Efendim rasyoyu böldük gayrisafi yurt içi hasılaya, seksen yılda yapamadığını biz yaptık.” diyorsunuz değil mi? Elhak, burada doğru! Seksen yılda bütün hükûmetlerin yaptığı 224 milyarlık borç, sizinkisi 506 milyar dolar oldu toplam yani sekiz yılda seksen yılda bütün iktidarların toplayamadığı kadar borç almışız. Nereye harcadınız? Onu -vaktimiz çok fazla olmadığı için birkaç yanlışa daha değineceğim- sonraki maddelerde konuşuruz. Dolayısıyla burada bir hakkı teslim etmek gerekir. Reformları kimin yaptığını teslim etmek gerekir. “Eksik olanları da biz yapacağız.” diyebilirsiniz. Biz de size burada Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman destek oluruz.

Kredi notlarıyla ilgili de söylüyor Sayın Başbakan hemen azıcık yükseldi diye. Ben soruyorum: Şu andaki notumuz kredi verilebilir düzeyin ne kadar altında Sayın Bakanım? Hâlen daha (A) düzeyinde kredi verilebilir bir ülke değiliz. Onun içeriğini tartışırız; falanca kuruma, filanca şirkete verdi, onlar battı, kriz çıktı; onlar ayrı konu ama bizim bunun üzerinde biraz daha çalışmamız gerekiyor, göz boyamak için bunları kullanmayalım.

Birkaç cümle de TÜİK’le ilgili yapmış olayım. Öncelikle revizyonlardan dolayı, yapılan hesaplamalardan dolayı Türkiye İstatistik Kurumunun güvenilirliği sarsılmış. Bunun içerisinde en önemlileri de büyümeye ilişkin sık sık tanım değişikliği ve revizyon yapılması ve en son kişi başına millî gelirle ilgili de bir döviz kuru değiştirerek sanal olarak hepimizin gelirini artırdınız, teşekkür ediyoruz! Biz cebimizde hissetmedik ama rakam olarak arttı.

Ben küçük bir örnek vermek istiyorum size değerli arkadaşlarım: Sayın Şimşek de, Sayın Başbakan da 2002 Ocak ayından itibaren yüzde 107,3  enflasyon olduğunu söyleyerek bütün memur maaşlarını, emekli maaşlarını bununla hesapladılar. Şimdi 2002 yılındaki ortalama kur 1,50-58. Ondan hesapladığınız zaman… “17’nci sıraya geldik 26’dan.” dedi, ona da örnek olsun diye hızlıca haber veriyorum. Eğer bunu sadece yüzde 107 enflasyonla 2007 kurundan hesaplarsam 3,12-15 oluyor ve 2009 yılının gayrisafi yurt içi hasılasını basit hesapla böldüğüm zaman, 616 milyar dolar dediğiniz gayrisafi yurt içi hasıla 305 milyar dolara düşüyor, yarısına. Hadi buyurun, sıraya koyun bakalım kaçıncı sıraya denk geliyor, millî gelirimiz nereye geliyor?

Başka bir örnek daha söyleyeyim: TÜİK’in hesaplamasıyla koyduğumuz zaman, kişi başına gelirimiz nereye gelir? Nüfusumuz 69 yerine 70 küsur milyon olduğu zaman nereye geliyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

Bu yanlışları tekrarlamaktan vazgeçelim, DPT’yi yeterli bir şekilde kullanalım.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Osmaniye Milletvekili Sayın Hakan Coşkun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2011 yılı bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve bizi seyreden vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, GAP projesi toplam 1,8 milyon hektar tarımsal alanı sulamayı hedeflemiş, yine GAP kapsamında 22 baraj ve 19 hidroelektrik santrali yapılması ve bundan yılda 27 milyar kilovatsaat hidroelektrik üretimi planlanmıştır ancak projenin başlangıcından bugüne kadar yaklaşık 300 bin hektar alan sulamaya açılabilmiş ve enerjinin yaklaşık 18-19 milyar kilovatsaatlik kısmı gerçekleşmiştir. Bu gerçekleştirmelerin 1989 yılından 2002 yılına kadar yüzde 75’i geçmiş iktidarlar döneminde yapılmış olup, çok övündüğünüz sekiz yıllık iktidarınız döneminde ancak yüzde 25’ini gerçekleştirebilmişsiniz. Ayrıca, 2008 yılında yaptığınız GAP Eylem Planı’nın 2012 yılında sulanan alanı 1,06 milyon hektar yapacağını söylemektesiniz. Peki, ne yaptınız? İki yılda yaptığınız, 27 bin hektar alanı sulamaya açabildiniz. Kalan iki yılda ise bunu 760 bin hektar yaparak nasıl çıkaracaksınız 1,06 milyon hektara, üstelik sadece altı ayınız kaldı. Yoksa 2002-2007 seçimlerinde namus sözü verip de sekiz yılda başaramadığınız diğer sözleriniz gibi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki hemşehrilerimize 2011 yılı seçimlerinde namus sözü mü olacak? Yani Güneydoğu Anadolu Kalkındırma Planı oldu “Güneydoğu Anadolu kandırma planı”.

Değerli milletvekilleri, yine GAP’ın enerji yatırım hedeflerinin büyük bir kısmı gerçekleşirken sulama, tarım, sanayi, eğitim, ekonomik kalkınma, kültürel konulardaki programlar önemli olmasına rağmen gerçekleştirilememiştir. Başaramadığınız fakat başardığınız başka şeyler var. Sekiz yılda bölgedeki hemşehrilerimizi daha da yoksullaştırıp, doğduğu topraklardan koparıp büyük şehirlerimizin işsizlik ordusuna katarak açlığa mahkûm ettiniz.

Değerli milletvekilleri, kalan altı ayınızda GAP’a gerekli önemi vererek ve yeterli kaynağı aktararak bölge hemşehrilerimizin sorunlarını bir an önce çözmenizi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak temenni ediyoruz. Genel sekiz yıllık icraatınızda ise çiftçimizin, esnafımızın, memurun, işçinin, emeklinin durumu ve hatta perişanlığı düşünülürse, AKP İktidarı döneminde 220 milyar dolar olan iç ve dış borç toplamı 600 milyar doların üzerine çıkarılmış ve bunun haricinde kâr eden KİT’lerimiz yok pahasına babalar gibi yabancıya, eş dost ve yandaşa satılmıştır.

Ayrıca vatandaşlar ile yabancılara satılan yerler ve Ofer kazançları gibi, devletimiz, milletimiz bu kadar borç yükünün içerisine girdirilmiştir. Bu alınan borçlardan halkımıza düşen pay da, 2002 yılında çiftçimizin borcu 330 milyon TL’den 10,3 milyar TL’ye yükseltilmiş, işçinin, memurun, esnafın, emeklinin durumu da çıkartılan ve çıkartılması düşünülen kredi kartı ve faiz affına muhtaç bırakılmıştır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, geçen gün Genel Başkan Yardımcısı Sayın Gedikli bazı rakamlar vermişti, ben de ona buradan seslenmek istiyorum: Sekiz yıl boyunca artırdığınız 460 milyar dolarlık borçla kaç tane GAP projesi bitirilir veya kaç tane Atatürk Barajı yapılır? Yani dört Ofer kazancı bir tane Atatürk Barajı ediyor mu? Ali Diboların kazancı kaç tane Atatürk Barajı yapıyor ya da kaç gazete bir Atatürk Barajı yapıyor ya da hâlâ öğrenemediğimiz bir Deniz Feneri bir Atatürk Barajı ediyor mu? Hiç bunları hesaplamak zahmetine girdiniz mi?

Değerli milletvekilleri, gelelim, gözümüzü toprak doyurtan, anamızı alıp da gittiğimiz tarım konusuna. Tarım, günümüz dünyasında gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak giderek artan hassas sektör olma özelliğini koruyor. Özellikle son yıllarda küresel ısınma ve artan gıda talebi karşısında dünyanın önemli sermaye grupları tarım sektörüne önemli yatırımlar yapmaktadır. İleriki dönemlerde tarımsal üretimin giderek stratejik bir konu olacağı gözükmektedir. Dünyada tüm bunlar yaşanırken biz ne yapıyoruz? Et ithal ediyoruz, yağlı tohumlu bitkileri ithal ediyoruz, pamuk ithal ediyoruz, bu gidişle yiyecek ekmek ithal edecek duruma geleceğiz.

Sekiz yıllık iktidarınız döneminde bitkisel ve hayvansal üretimimize büyük sıkıntılar yaşatırken domates üreticilerinin tepkisini ve hatta Bakanlığınızın önüne dökülen sütleri görmediniz. Çiftçilerin feryadını duymadınız. 1-1,5 milyon adet damızlık ineğin kasaba gitmesine seyirci kaldınız. Bu süreçte et fiyatlarında yaşanan kendi suçunuzu, aynı pirinçte olduğu gibi, bu suçu da halkımıza yükleyerek, et fiyatlarının artmasını bahane ederek et ithalatına izin verdiniz. Ancak ithal et gelmesine rağmen et fiyatları düşmezken onun yükünü de hayvansal üretimle uğraşan üreticilerimize yüklediniz.

Türkiye’yi tarihinin ilkleriyle tanıştırdınız. Yetmedi, dünya literatürüne “gözle muayene” gibi bir terim kazandırdınız ve bu hayvanları hiçbir kontrol yapılmadan ülkemize girdirdiniz ve bu sağlıksız etleri halkımıza yedirdiniz. Çiftçi feryatlarını görmezden geldiniz. Bir de Avrupa çiftçisinin size elde kalan hayvanlarını satın aldığınız için gönderdiği teşekkür mektuplarını İnternet sitelerinde yayınladınız. Şimdi sandık önümüze geliyor. Sayın Bakan, Avrupa, Amerika çiftçisi değil, “Ananı da al git.” dediğiniz çiftçiler oy verecek. O eli öpülesi analar, size ve Hükûmetinize sandıkta gerekli cevabı verecektir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan her konuda konuşmasında “İşte şu desteği verdik, bu desteği verdik. 2002’de böyleydi, şimdi böyle.” diyerek rakam ve laf hileleriyle, yaşanan trajediyi başarı gibi göstermeye çalışıyor.

Değerli milletvekilleri, hiç birbirimizi kandırmayalım. Yaşanan tablo ortadadır. Son sekiz yılda verdiği iddia edilen desteklere rağmen üretim yapılan alanlar azalmakta ve üretici yüksek maliyet yüzünden üretimden vazgeçmekte ve dışa bağımlı hâle gelmekteyiz.

Sayın Tarım Bakanına, 2007 seçimlerinden bugüne kadar Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak çiftçilerimizin problemlerini ve çözüm önerilerini bu kürsüden dile getirmeye çalıştık. Aynı zamanda diğer muhalefet partili milletvekilleri de dâhil olmak üzere 550 milletvekili size destek olmaya çalıştı. Bunun sebebi, sizi çok sevdiğimizden, ela gözünüzden, kara kaşınızdan dolayı değil, temsil ettiğiniz köylülere, size rağmen inadına üretim yapmaya çalışan çiftçilerimizden dolayıdır. Ayrıca bu insanlara özveriyle hizmet eden, hiçbir karşılık beklemeden ve bilgilerini maddi bir beklenti olmadan sunan personellerimize olan inancımızdan dolayıdır. Ancak bu kadar desteğe rağmen çiftçilerimizin sorunlarını çözemediniz. Benim size tavsiyem, bu kadar desteğe rağmen başarısızlığın bir sorumlusu vardır, o da Sayın Tarım Bakanımızdır. Onun için, temsil ettiğiniz üreticilerimize daha fazla zarar vermeye hakkınız yok. Gereğini yapınız efendim, gereğini yapınız.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılı bütçesinin vatanımıza, milletimize hayırlı olması dileğiyle, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Coşkun.

Şahıslar adına lehte ilk söz Şanlıurfa Milletvekili Sayın Müfit Yetkin’de.

Buyurun Sayın Yetkin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, şu an Genel Kurulda yok, sonra kullansa, diğer konuşmacıya geçsek…

BAŞKAN – Peki.

Hükûmet adına Devlet Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz.

Yirmi dakika süre veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığıma bağlı Devlet Planlama Teşkilatı, Türkiye İstatistik Kurumu, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığımızın 2011 yılı bütçe müzakereleri çerçevesinde huzurunuza çıkmış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ülkemizin son sekiz yılda yaşadığı süreçle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Türkiye 90’lı yıllarda, koalisyon yapıları içinde siyasi istikrarını sağlayamadığı için, makroekonomide istikrarlı politikalar izleyemediği için, dünyadaki gelişmelere hızlı, etkili cevaplar üretemediği için çok büyük sıkıntılar yaşadı. 1994 yılında ülkemiz ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. 1999 yılında ve nihayet 2001 yılında yaşadığı krizlerle ekonomik anlamda ciddi bedeller ödedi. Ancak, 2002 sonrası, halkımızın, milletimizin tercihiyle Türkiye siyasi istikrarı yakaladı ve yakaladığı siyasi istikrarla birlikte ciddi reformlar gerçekleştirdi ve ekonomisini yeni bir platoya taşıdı. Aslında rakamsal olarak ifade ettiğimiz hususların ötesinde, kalitatif bir dönüşüm yaşadı Türkiye bu süreçte.

730 milyar dolar civarına gelen şu anda bir millî gelirimiz söz konusu. Bu 230 milyar dolarlardaydı. Yani 500 milyar dolar millî gelir olarak üstüne bir rakam kondu. Kişi başına millî gelir 3.500 dolarlardan bugün, küresel krizin etkisine rağmen, 2010 yılında inşallah yeniden 10 bin doların üstüne çıkacak. Orta vadeli programımızda 2013 yılında 12 bin dolarları aşacağını görüyoruz. Bu büyümeyi sağlarken, bu yüksek hızlı artışları sağlarken enflasyonu da çözdü Türkiye. Bu ikisini eş zamanlı bir şekilde gerçekleştirmek takdir edersiniz ki çok kolay bir hadise değildir, hem büyüyeceksiniz hem de enflasyonu kontrol altına alacaksınız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İşsizlik kaldı ama!

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bunu da sağladık ve bu dönemde tek haneli rakamlara düştü enflasyonumuz. Çeşitli rakamları çeşitli vesilelerle söylüyoruz, hatırlatmakta da fayda var. Çünkü bir daha Türkiye'nin o istikrarsız ekonomik yapılara, kısır çekişmelere dönmemesi, 2023 hedefi, vizyonu çerçevesinde ekonomiyi istikrarlı bir şekilde, sürdürülebilir bir şekilde geliştirmesi gerekiyor.

Büyüme rakamlarımız bu yıl, 2010 yılında gerçekten son derece umut verici, hepimize büyük moral veren düzeylerde. Bizim orta vadeli programımızda tahminimiz 6,8 düzeyinde bir büyümeydi ama şimdiden görüyoruz ki bunun üstünde bir büyümeye sahip olacağız. İlk üç çeyrekte yüzde 8,9 oranında bir büyüme sağladık, son çeyrekte de gelen sanayi verilerinden, kapasite kullanım oranlarından, ciro rakamlarından tahmin edebiliyoruz ki son çeyrekte de yine önemli bir büyüme hızı yakalayacağız ve 2010’u inşallah yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme hızıyla tamamlayacağız.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, euro alanının yüzde 1’lerde, 1,5’larda gezindiği bir ortamda Türkiye'nin sağladığı bu büyüme hızı gerçekten birçok çevreyi, birçok ülkeyi imrendirecek düzeydedir ama önümüzdeki dönemlerde de tabii önemli olan, bunu sürdürmek, sürdürülebilir bir şekilde bunu devam ettirmek. Bunu yaptığımız zaman, bu büyüme hızlarına devam ettiğimiz zaman, 2013’lere, 2014’lere geldiğimizde 1 trilyon dolar civarından inşallah bir millî gelirimiz olacak.

İşsizlik konusu tabii ki son derece önemli. Biz iktidara geldiğimizde yüzde 10,3 civarında bir işsizlik devralmıştık, en son bugün yayınlanan rakam 11,3 düzeyinde. Krizden önce daha iyi düzeydeydik ama küresel krizin etkisiyle istihdamda 2009 yılında bir miktar bozulma oldu ama onu da büyük oranda telafi ediyoruz.

Şimdi, baktığınız zaman, 2009 yılında ne olmuş Avrupa Birliğinde? İşsizlik oranları yüzde 40 artmış yani yüzde 6,8’den yüzde 8,8’e çıkmış 2009 yılında. Birçok ülkede, bir iki istisna hariç hemen hemen Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamına yakınında mutlak anlamda çalışan sayıları düşmüş. Oysa bizde yüzde 11’den yüzde 14’e çıkmış işsizlik oranı, yüzde 27,3’lük bir artış olmuş. Yani Avrupa ortalamalarına göre 2009’da da işsizlik oranımızın artışı çok daha düşük düzeyde. Avrupa’ya baktığınızda toplam yirmi yedi ülke 3 milyon 843 bin kişilik istihdam kaybına uğramış yani işsizlik oranındaki artış bir yana, çalışan sayısında 3 milyon 843 binlik bir azalma söz konusu olmuş. Aynı dönemde bizde mütevazı da olsa istihdamda 80 binin üzerinde bir artış olmuş. İşsizlik rakamımız artmış ama istihdam rakamımız düşmemiş, yükselmiş, iş gücüne katılım oranıyla, diğer faktörlerin etkisiyle işsizlik sayımızda bir yükselme olmuş.

2010 yılında ise gerçekten tüm dünyayı kıskandıracak bir gelişme yaşıyoruz. En son bugün yayınlanan eylül rakamlarına baktığımızda işsizlik oranımız yüzde 11,3. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre 2,1 puanlık bir azalışı işaret ediyor ve baktığınız zaman, bu rakamlar Orta Vadeli Plan’ımızda öngördüğümüz yıl ortalaması olarak yüzde 12 civarlarındaki bir işsizliğe gerileyeceğimizi gösteriyor. Bir yılda işsizlik oranını 2 puan düşürmek muazzam bir başarıdır. Bu başarıyı gelecek yıllarda da devam ettirmek için tüm gayretimizi sarf edeceğiz.

Ekonomimiz bu yüksek büyüme hızıyla geçen yılın eylül dönemine oranla 953 bin kişiye yeni istihdam imkânı üretmiş ve bu rakamın 692 bin kişisi tarım dışı sektörlerden kaynaklanıyor. Bu da istihdamın kalitesini göstermek bakımından önemli bir rakam. Kayıt dışılığın yine azaldığını görüyoruz: Geçen yıl yüzde 45,5 iken kayıt dışı istihdamın bu yıl yüzde 44’e düştüğünü görüyoruz, yüzde 1,5 puanlık, kayıt dışında da bir gerileme görüyoruz. Bu da istihdamımızın kalitesinin arttığını gösteriyor. Kamunun payı istihdamda yine düşük, yüzde 12. Yüzde 88’inin özel sektörden geldiğini görüyoruz, bu da ayrıca sevindirici. “İş bulma ümidi olmayanlar” diye bir kategori var, orada da yine bir azalma söz konusu, 687 binden 667 bine gerilediğini görüyoruz.

İstihdamla ilgili şu noktanın da altını çizmek isterim: Avrupa’yla bizim tabii, bir farkımız var. Avrupa’da nüfus artmıyor, Avrupa’da genç nüfusun hızla artışına tanık olmuyoruz. Avrupa ekonomisi oturmuş durumda, tarımdan sanayiye, kırsaldan şehre bir göç söz konusu değil, artık doygunluğa ulaşmış durumda. Oysa biz bir taraftan, artan nüfusa iş buluyoruz, bir taraftan tarımdan sanayiye geçen nüfusun ihtiyaçlarını karşılıyoruz, sektörel dönüşümün ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve genç nüfusumuza iş imkânları oluşturmaya çalışıyoruz. Bu açıdan bizim bu başarımız çok daha takdir edilmeli diye düşünüyorum. Ama, bu konudaki önceliğimizi de hiçbir zaman kaybetmeden, hem yüksek büyüme hızlarını devam ettirerek hem de aktif iş gücü programlarımız, eğitim sistemi ve iş gücü piyasası ilişkisini güçlendirmeye dönük politikalarımız, sosyal yardımlarla iş gücü piyasası arasındaki ilişkiyi güçlendirmeye dönük tedbirlerimizle yine istihdam konusu temel önceliğimiz olmaya devam edecek ve giderek inşallah daha makul düzeylere düşüreceğiz.

Baktığınız zaman büyümede, istihdamda gerçekten 2010 yılı son derece güzel gelişmeleri yaşadığımız bir yıl. Bunları yaparken, dünyada İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en derin krizin yaşandığı bir dönemde gerçekleştiriyoruz bunu. 2001’de yine bir kriz yaşanmıştı biliyorsunuz, dünyada değildi bu kriz, bizim ülkemizdeydi, ama bu krizi dünyadan birileri geldiler ve yönettiler. Hem politika anlamında hem de kaynaklar anlamında dışa bağımlı bir şekilde o kriz yönetildi. Oysa, bugün 2009 ve 2010 yılında sergilediğimiz bizim politikamız, hem kendi aklımızı kullanarak hem de kendi kaynaklarımızı kullanarak krizle mücadele etmek olmuştur ve bunu da başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Bunun bize sağladığı özgüven, diğer bütün kazançlarımızdan daha değerlidir diye düşünüyorum. Demek ki, Türkiye isterse, gücünü ortaya koyarsa, kendi aklıyla, kendi kaynaklarıyla kriz yönetebilecek kapasiteye sahip bir ülke, başarılı olma kapasitesine sahip bir ülke. Bu açıdan da gerçekten son derece sevindirici bir dönem yaşadık.

Şimdi, bu makroyla ilgili olarak Mehmet Günal Bey’in bazı eleştirileri olmuştu. Onlara da birkaç cümleyle cevap vermek istiyorum: Araştırma konusu, bizim de önemsediğimiz bir konu. Bir daire başkanlığı da oluşturduk. Ayrıca kullandığımız araştırıma fonlarımız da var, ama daha fazla önem vermemiz gerektiğine ben de katılıyorum.

Merkez Bankasının bağımsızlığı konusu… “Rezervleri siz artırmadınız.” dedi. Şimdi, Merkez Bankasının bağımsızlığını ayrı bir devlete ait bir kurum gibi algılamak son derece yanlış olur. Bu, işlevsel bir bağımsızlıktır, araçsal bir bağımsızlıktır. Hedefi koyan, genel doğrultuyu gösteren yine hükûmetlerdir. Dolayısıyla, Merkez Bankasının hükûmetlerden bağımsız bir başarısından bahsetmek, takdir edersiniz ki çok doğru olmaz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Rezerv artışında talimat verebilir misiniz dedim Sayın Bakanım, rezervi artır diyebilir misiniz?

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Rezervi artır dememize gerek yok, rezervi artıracak şartları oluştururuz, rezerv artar. Merkez Bankasına yeni bir hedef koyarsınız, o hedef doğrultusunda çalışır. Sonuçta nihai hedefi koyacak olan hükûmetlerdir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Doğru, büyüme hedefi.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Merkez Bankasının bağımsızlığı araçlar üzerinde bir bağımsızlıktır. Siz, bunu gayet iyi bilirsiniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Rezervi artır diyemezsiniz Sayın Bakanım.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Yine, tartışırız ayrıca.

“IMF borcumuzu ödedik diyorsunuz, işte, arada siz de borç aldınız.” dediniz, orada net etkiye bakmak gerekir elbette. Yani sonuçta biz aldığımızda neydi? Arada -dediğiniz gibi- kaynak kullanırız, öderiz, vesaire ama neti ne oldu bu işin? İşte, 20 milyar dolarların üzerinden 6 milyarlara kadar geldi. Demek ki sizinkini sıfırlamışız, ayrıca bizim kullandıklarımızın da önemli bir kısmını ödemişiz, onları da bitireceğiz inşallah.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz de ödedik, önceden de vardı, biz de ödedik. Devletin borcu. Bu da devletin borcu Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Ama bundan önemli olan, IMF’yle stand-by yapmamamız ve kendi politikalarımızı uygulamamız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sizden kalanı da biz ödeyeceğiz seneye gelince, haziranda, ödeyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ödeyeceğiz yine yani.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Sen gel, ondan sonra… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Diğer taraftan, borçların arttığını söylüyorsunuz. Borç hesabı yaparken tabii yine standardın dışına çıkmamamız gerekir. Borçları hesaplarken kamu borcu mu, özel sektör borcu mu, o ayrımı yaparak vermemiz lazım. Elbette özel sektör borcu da önemlidir, o da bu ülkenin bir unsurudur, onu ihmal etmiyorum ama esas itibarıyla kamunun borcuna bakmakta fayda var Hükûmet politikaları açısından. Özel sektörün borçlanmasının daha verimli alanlara gittiğini, özel sektör yatırımlarını ve ticaretini sonuçta finanse ettiğini takdir etmek gerekir. Kamu olarak baktığımızda da borçlarımızın ciddi anlamda, mutlak değer anlamında artmadığını, hele millî gelire oranla önemli oranda gerilediğini görüyoruz.

Kredi notumuzla ilgili konular. Tabii, kredi notunda bize haksızlık yapıldığına inanıyoruz. Bugün, dünyada çok ciddi sıkıntılar yaşayan ülkelere göre maalesef kredi notumuz daha geride ama piyasa buna bakmıyor. Piyasaya baktığınız zaman, piyasa yine ülkelerin reel durumlarına bakıyor. İnşallah, bu kredi notumuz daha da yükselir, yatırım yapılabilir ülke seviyesine çıkarız; o, bizim kaynak kullanma maliyetimizi elbette daha bir aşağılara çeker.

Revizyonlarla ilgili bir hususa değindiniz. “Niçin TÜİK çok sayıda revizyon yapıyor?” dediniz. Aslında bu konuyu gerçekten uzun uzun tartışmak isterim bütün arkadaşlarımızla. Revizyon kötü bir şey değildir değerli arkadaşlar, istatistikte hiç kötü bir şey değildir. Tüm dünyada, uluslararası kuruluşlar dâhil bütün ciddi kuruluşlar datalarını revize ederler. Olabildiğince erken data açıklamak için bazı rakamlar hesaplanır, sunulur ama yeni veriler geldikçe, yeni datalar geldikçe o rakamlar revize edilir ve yeniden sunulur. Burada önemli olan…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tanımlar değişiyor Sayın Bakanım, karşılaştırılabilir olmaktan çıkıyor ama revizyon değil söylediğiniz.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Yok, belli bir süre sonra onlar dondurulur, revizyon yapılmaz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yani sürekli tanım değişiyor.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Parametrelerle Sayın Bakan, problem orada.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - …fakat IMF de revizyon yapar, Amerika’nın Merkez Bankası da yapar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yapar ama anlatır millete şeffaf bir şekilde.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) -…Avrupalılar da yapar yani herkesin yaptığı bir şeydir bu. Revizyonların kötü niyetli olmaması, manipülatif olmaması önemlidir…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan bunu da ekonomik müjde gibi sunmazlar, doğrusunu anlatırlar.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - …yoksa teknik anlamda revizyona karşı çıkmak istatistiğe karşı çıkmak demektir. Her şey çok netleşsin diye beklerseniz iki sene beklersiniz, politikada kullanamazsınız o rakamlarınızı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tabii. 2’şer bin, 2’şer bin artırarak gidiyor zaten!

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – İşte, bu vesileyle TÜİK’le ilgili de birkaç şey söylemek isterim. TÜİK gerçekten son yıllarda çok başarılı çalışmalar sergiliyor. Avrupa Birliği ilerleme raporlarında, IMF gibi uluslararası kuruluşların raporlarında övgüyle bahsedildiğini görüyoruz. Birçok ülkelerin -komşumuz bazı ülkeler dâhil- istatistik anlamında güven telkin etmemelerinin sonuçlarını hep birlikte görüyoruz. Oysa bizim ülkemizde çok güvenilir bir kurumumuz var. Ha hata olmaz mı? Kul yapısı bu. Yani milyonlarca istatistikte hata da olur revizyon da olur, bunlar gayet doğal şeyler ama marjı çok önemli bunların. Kurum olarak övünebileceğimiz bir istatistik kurumumuz var ülke olarak, bunun altını çizmek isterim.

Bunu sadece ekonomik anlamda önemsemiyorum. İstatistikler tabii ki kamuya, özel sektöre, sivil topluma sağlıklı karar almada destek sağlarlar ama bunun ötesinde demokratik bir ülkede şeffaf bir şekilde halkın yönetimlerden hesap sorması anlamında da istatistikler son derece önemlidir ve biz de bunun farkında olarak İstatistik Kurumumuzu her geçen gün daha ileri noktalara taşıyoruz.

GAP’la ilgili tabii çok çeşitli konular var, bu kısa sürede cevap vermek de belki çok zor ama şunu sadece söyleyeyim: GAP bölgemizde yatırımlarda çok önemli bir ivme söz konusu GAP Eylem Planı’yla birlikte, ilan ettiğimiz, 2008 yılında ilan ettiğimiz planla birlikte. Bakın, 2002 yılında biz iktidara geldiğimizde GAP projesine aktarılan kamu yatırımları tahsisatının toplam yatırım tahsisatına oranı 5,9’muş sadece. Bizim dönemimizde 7’ler civarına yükselmiş, bir miktar yükselmiş ama çok da fazla yükselmemiş ama 2008 yılında GAP Eylem Planı’nı ilan etmemizden sonra ciddi bir sıçrama olduğunu görüyoruz, yüzde 12,1’e çıkmış toplam yatırımlar içindeki payı GAP’ın, 2009’da 14,4; 2010’da 14,2 gibi yani yüzde 14 civarında bir mertebeye, platoya oturmuş durumda. Bu ciddi bir artış, yüzde 100’e yakın payında bir artış. Bununla neler yapıyoruz? Bir defa, az önce söylendi “Enerjiye ciddi yatırım oldu ama sulama ihmal edildi.” İşte, tam da bu ihmali gidermeye dönük öncelikli projelere yatırım yapıyoruz. Barajlarımızda biriken suyu ana kanallar vasıtasıyla… “Ana kanal” dediğiniz, ırmak büyüklüğünde kanallar. 600 kilometreden fazla kanalda şu anda çalışma yürütüyoruz; bir kısmı önemli oranda ilerledi, diğerlerinin ihaleleri yapıldı, başlıyor. 600 kilometrenin üzerinde ana kanal inşa ediyoruz. Bu ana kanallar yoluyla suyu büyük ovalara taşıyoruz. Mardin Ovası’na, Suruç Ovası’na, Kralkızı, Dicle, Batman ovalarına bu suyu taşıyoruz. Daha sonra, tabii tarla içi şebekeler söz konusu olacak. Önce barajdan suyu ana ovaya taşıyacaksınız ki o ovada tarlalara, tarla içi çalışmalara yayılsın. O konuda da büyük oranda projeleri ihale etmiş durumdayız. Onun gelişmesi çok daha kolay. Yani tarla içi faaliyetlerin gelişmesi çok daha kolay ama o konuda da gayret ediyoruz. 300 bin hektarın üzerinde şu anda sulu alan var. Bu ana kanallarımız bittiğinde  1 milyon hektar civarına çıkmış olacağız ama o şebekelerin yapılması… Tabii böyle, bunlar hani kısmi kısmi olacak şeyler değil, etkisini belki bir anda göreceğiz. 2011’de kısmen, 2012’de ve 2013’te bunun daha somut sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Yalnız, biz GAP’a sadece bir sulama projesi olarak da bakmıyoruz, entegre bir bölgesel kalkınma projesi olarak bakıyoruz. Bir taraftan üniversiteler kurduk ve onları geliştiriyoruz. Sadece GAP’taki dokuz üniversiteye 2010 yılında 250 milyon Türk Lirası sadece yatırım ödeneği verdik, diğer cari ödeneklerimizi vesaire saymıyorum, Adıyaman bunlar arasında. Gidin, Adıyaman kampüsünü gezin, ne anlatmak istediğimi orada gözlerinizle daha iyi görürsünüz.

Eğitime, sağlığa ciddi yatırımlar yapıyoruz. SODES gibi, kalkınma ajansları gibi yeni birtakım uygulamalar, mekanizmalar geliştiriyoruz ve bir taraftan da KOSGEB aracılığıyla KOBİ’lerimize destekler sunuyoruz, cazibe merkezleri programımızı uyguluyoruz. Çok yönlü bir şekilde, entegre bir bölgesel kalkınma anlayışıyla, teşviklerimizle özel sektörü teşvik ederek devam ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bana ayrılan sürenin sonuna geldim. Bu vesileyle öncelikle kurumlarımızın bütçelerinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Hükûmet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün devlet ve toplum hayatımız bakımından son derece önemli faaliyetleri sürdüren bazı kamu kurum ve kuruluşlarının bütçeleri ile ilgili müzakereleri yapıyoruz. Bu bütçenin kurumlarımıza, ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum ve işin bu noktaya kadar gelmesinde emeği geçen herkese, bugün burada söz alan tüm değerli milletvekillerimize de ayrıca teşekkür ediyorum.

Sözlerimin başında, bütçesini görüştüğümüz Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi var bunlardan bir tanesi. Konya’nın Bozkır ilçesinde ve bazı yerleşim merkezlerinde meydana gelen yağışlar ve kar erimesi sebebiyle hepimizi üzen bir gelişme var. Bundan dolayı, Konyalı vatandaşlarımıza, bu afete maruz kalan vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyoruz. Şükredilecek husus, can kaybının olmamasıdır. Ulaştırma Bakanımız orada, valimiz orada, devletin ilgili birimleri orada, yaraları sarmaya çalışıyoruz. İlk yardım olarak ilk harcamalarda kullanılmak üzere 200 milyar hemen gönderdik. Arkasından da hasar tespitleri yapılınca gereğini başka yerlerde olduğu gibi burada da yapacağız, yapmaya çalışıyoruz.

Sözün burasında kabul etmemiz gereken bir gerçek var. Maalesef, Türkiye, coğrafyası itibarıyla tabii afetlere büyük ölçüde maruz bir coğrafyadır. Neredeyse, ülke coğrafyasının yüzde 90-95’i, gerek deprem riski taşıyor gerekse sel, heyelan gibi tabii afetleri yaşama riski taşıyan bir coğrafyada bulunuyoruz. Onun için, tüm hükûmetler, geçmişte olduğu gibi, belki bundan sonra, küresel ısınmayı ve insani zaaflarımızdan kaynaklanan, kendi başımıza bela ettiğimiz bir kısım gelişmeleri de hesaba katarak o afet konusunu öncelikli bir mesele olarak kabul etmeli ve partiler üstü bir anlayışla bu meseleye yaklaşmamız lazım.

Doğrusunu isterseniz, bu konuda yapılacak işler bellidir çünkü afete maruz kalmış ülkelerde afeti ortadan kaldırmak mümkün değil çünkü bu bizim elimizde, irademizle olan bir şey değil ama afetin tesirlerini asgariye indirebilmek, zararları azaltabilmek ve sağlıklı bir yapı oluşturabilmek gerekmektedir. Bunun için yapılacak üç ana istikamette çalışma var, biz de devlet olarak bunu, gücümüz yettiği kadar, aklımız erdiği kadar, imkânlar ölçüsünde yapmaya gayret ediyoruz.

Bunlardan bir tanesi, daha tabii afetler meydana gelmezden evvel riski azaltacak çalışmaları yapmaktır. Bu, isterseniz dere ıslahı deyin, isterseniz imar planları deyin, neticede artık, Türkiye’de nerede, ne olabilecek, onunla ilgili çalışmalar, bilimsel çalışmalar büyük ölçüde yapıldı, kalan kısımlar da yapılmaya devam ediyor. İşin bu noktasında daha hassasiyetle durmak, afet meydana gelmezden evvel zararı asgariye indirecek tedbirleri almak gerekmektedir.

İkincisi, bütün bu tedbirlere rağmen bir afet meydana geldiğinde anında müdahale edebilmek ve bu koordinasyonu iyi bir şekilde sağlayabilmektir.

Üçüncüsü de iyileştirme çalışmaları. Afet meydana geldikten sonra, meydana gelen hasarları ortadan kaldırmak ve iyileştirme çalışmalarını bir bütünlük içerisinde yapmak gerekmektedir.

Tüm dünyadaki ana politikalar da bu üç eksen üzerinden sürdürülüyor, dolayısıyla, Türkiye de bunu yapıyor.

Geçmişte afet işleriyle ilgili olarak birden fazla kamu kuruluşu görevliydi.  Böylesine önemli bir konuyu, sorumluluğu değişik kurumlara yaymak suretiyle tek elden ve bir bütünlük içerisinde yürütmek mümkün olmadığı için -sizlerin de gayretiyle, katkısıyla- artık bunu tek bir çatı altında topladık. Dolayısıyla, 2010 başından itibaren afet ve acil durumla ilgili tüm işlemler -yurt içi, yurt dışı- tek elden, tek çatı altında yürütülmektedir.

Şimdi, ikinci olarak yapmaya çalıştığımız husus, dağınık mevzuatı birleştirmektir. Ayrı ayrı zamanlarda çıkmış olan yasalar sebebiyle zaman zaman yetki alanlarında boşluklar olmakta ve bunun da beraberinde getirdiği icraatlarda, koordinasyonda sıkıntılar meydana gelmekteydi. Bununla ilgili tüm çalışmaları tek çatı altında nasıl topladıysak, mevzuatı da tek elden toplayacak bir çalışmayı bugün yarın bitirmek üzereyiz, bunu da yüce Meclise getirmiş olacağız.

Tabiatıyla, bu, afet konusunda üzerinde durmamız gereken husus, yasal düzenlemelerden öte… Ki bunu yaptık, yapıyoruz. İkincil düzenlemeler hemen hemen yapıldı. Diğer mevzuatı da birleştirdiğimiz takdirde yasal düzenlemelerde çok fazla bir boşluk yok ama esas mesele, her toplumsal sorunda olduğu gibi, ciddi bir eğitim sıkıntımız var. Bir toplumsal bilince, toplumsal duyarlılığa ihtiyaç vardır.

Doğrusunu isterseniz, karşılaştığımız bir kısım üzücü durumlar insani zaaflarımızdan, belki aşırı kâr hırsından, günü kurtarmak, “Bir şey olmaz.” gibi, sadece kısa günü değerlendirme gibi bir kısım çabalardan, gayretlerden kaynaklanıyor. Bunun için toplumun bir bilgilendirmeye, eğitime ihtiyacı var. Bunun için de evvela bu mücadeleyi yapacak personelin eğitilmesi gerekmektedir. Sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerimizle beraber, bu konuyla alakalı, devletin tüm imkânlarını seferber ederek bir eğitim faaliyetinin başlatılması gerekiyordu. 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren kurulmuş olan yeni idare büyük ölçüde eğitime önem vermektedir. Gerek uluslararası gerekse ulusal bazda, çok sayıda il ve bölge bazında ve Türkiye'nin hemen hemen her yerinde birçok çalışmayı, eğitim çalışmasını sürdürüyor, sürdürmeye de devam etmektedir. Devletin bu yöndeki çabalarının yanında, hiç şüphesiz, meslek örgütlerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın, teker teker vatandaşlarımızın da bu yöndeki gayreti her türlü takdirin üzerinde olacaktır.

Ayrıca, bu çalışmalar sırasında yaptığımız bir başka husus: Türkiye'nin neresi afete maruzdur ve ne tip büyüklüktedir, riskleri ne ölçüdedir, bununla ilgili jeolojik etütlere ihtiyaç var. Burada yeri gelmişken teşekkür ediyoruz, Meclisimizin kurmuş olduğu Deprem Araştırma Komisyonunun çalışmaları hakikaten bizim bu faaliyetlerimizde… Son olarak Sayın Başbakanın başkanlığında İstanbul’da yaptığımız, üniversite temsilcileri ve ilgili kurumların birlikte düzenlediği toplantıda da bu rapor önemli ölçüde yer almıştır. Bu rapor gerçekten son derece faydalıdır bundan sonraki çalışmalar bakımından.

Dolayısıyla işin bilimsel yönden çalışmalarını da devamlı sürdürüyoruz, sürdürmeye devam ediyoruz. Ülke genelinde afet ve acil durumlarla ilgili olarak yapılması planlanan, yapılacak tüm proje ve ARGE çalışmaları bakımından da, Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK’la birlikte hareket etmek suretiyle, işin bilimsel yönünü de belli bir noktaya getirmeye çalışıyoruz.

Ayrıca, üzerinde çalıştığımız on yedi ayrı proje var. Süre kısıtlı olduğu için bunları okumak istemiyorum ama bu on yedi proje tamamlandığı takdirde, önümüzü çok daha rahat görme, yapılacak işleri daha teferruatlı bir şekilde uygulayıcıların önüne koyma imkânı olacaktır.

Ayrıca, bu çalışmalar sürdürülürken, zaman zaman, maalesef, Türkiye'nin muhtelif yerlerinde, gerek deprem gerekse sel felaketi sebebiyle bu afetlere maruz kalan vatandaşlarımız var. Şu ana kadar, 2010 yılı içerisinde bu afete maruz kalan 1.104 yerleşim yerinde 7.943 konut, 1.430 ahır ve 542 iş yeri olmak üzere, bir kısmı ihale yöntemiyle bir kısmı TOKİ vasıtasıyla olmak üzere 20.847 konut inşa edilmiş, 1.400 ahır ve 542 işyerinin yapımına yönelik faaliyetler de hâlen yoğun bir şekilde devam etmektedir. Özellikle son Elâzığ depremi sebebiyle Elâzığ, Bingöl, Ağrı’daki sel felaketi ve başkaca yerlerde de -o çapta olmasa bile- birçok afet durumları söz konusu olmakta. Bunlara da bütçe imkânları içerisinde, özel idare imkânları içerisinde her türlü çaba ve gayret gösterilmektedir.

Yapılan mevzuat çalışmalarını kısaca söyledim. Bir arkadaşımız İSMEK’le ilgili konuyu gündeme getirmişti. Alınmış olan, Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankasından 310 milyon avro, Avrupa Yatırım Bankasından alınan 300 milyon avro; toplam 600. Bununla ilgili iki türlü çalışma yapılmaktadır: Bunlardan bir tanesi, acil müdahale kapasitesini geliştirme çalışmaları devam ediyor. İki ayrı yakada bir kısım merkezler kuruldu, acil durum merkezi inşa edilmekte, haberleşme sistemi güçlendirilmekte. Arama kurtarma çalışmalarıyla ilgili araç gereç teminine gidilmektedir. Projenin diğer kısmıyla ise kamu binalarının güçlendirilmesi için bu kaynak kullanılmaktadır. Şu ana kadar 2006 yılından bugüne 342 kamu binası güçlendirildi, 129 binanın güçlendirilmesi devam ediyor, 44 kamu binası yeniden yapıldı, 28 kamu binasının yeniden yapımı devam ediyor, 34 kamu binasının ise ihale süreci devam ediyor, 230 binanın da güçlendirilmesi için fizibilite çalışmaları devam ediyor. Dolayısıyla alınan bu kredinin nereye kullanıldığıyla ilgili hususları da kısaca ifade etmeye çalıştım.

Aslında bu afet ve acil durum konusu ayrı bir değerlendirme konusudur ancak değerli milletvekillerimizin diğer bir kısım kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgili değerlendirmeleri var, onlara da kısaca cevap vermem gerekmektedir.

Bugün görüştüğümüz devlet kurumları içerisinde bir devlet olarak olmazsa olmaz bazı kuruluşlarımız vardır. Bunların başında istihbarat teşkilatları gelir. Bir yerde devlet varsa orada istihbarat da vardır ve olacaktır. Millî İstihbarat Teşkilatımız ve Millî Güvenlik Kurulumuz birbirine paralel bazı noktalarda faaliyet gösteriyor, devletimizin en önemli, en saygın kurumlarıdır.

Yalnız, şunu burada özellikle ifade etmek istiyorum: Bunlar kurumlardır, kendilerinden Anayasa ve yasalar çerçevesinde çizilen görev, yetki ve sorumluluklar içerisinde görevlerini fedakârane yapmaktadırlar. Ben, kendilerine teşekkür ediyorum, diğer kurumlarımızda çalışanlarla birlikte. Kurumların da zaman zaman hataları olabilir, kurum içerisinde çalışanların da hataları olabilir. Bu, bize mahsus bir durum da değildir. Tüm dünyada disiplin kurulları, disiplin hükümleri veya benzer cezai hükümler de zaten hata yapılması hâlinde uygulanması içindir ama geneline baktığımızda, bu iki kurumumuz da Anayasa’da belirtilen, yasalarda belirtilen çerçevede görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Çünkü bulunduğumuz coğrafya, çevremizde olup bitenler, dünyadaki gelişmeler, istihbarat teşkilatlarının önemini eskiden bir ise beşe katlamıştır; çok daha önemli hâle gelmiştir, siber saldırılar başta olmak üzere, bölgesel çalışmalar başta olmak üzere.  

İnanıyorum ki bu kuruluşlarımızın temsilcileri de burada sizin tekliflerinizi, eleştirilerinizi önemli bir şekilde not ettiler, bundan sonraki çalışmalarında da buna uygun faaliyetlerini sürdürecekler, sürdürmeye devam edecekler. Bu kurumla ilgili yapılan burada bir kısım eleştiriler var. Bunları yedi dakikalık süre içerisinde cevap veremem ancak şunu ifade edeyim, yapılan işlemlerde yasalara aykırı herhangi bir durum söz konusu değildir. Zaten bir kısım uygulamalar yargı kararlarıyla ilgilidir -Anayasa’nın 138’inci maddesi de- o kararları doğru bulsak da bulmasak da uygulama mecburiyeti var. Konuya o açıdan baktığımızda meseleyi hukuki planda değerlendirmek gerekecektir, değilse siyasi planda bir değerlendirme söz konusu değil.

Kaldı ki Millî İstihbarat Teşkilatı, zaman zaman gündeme gelen ve aydınlığa kavuşması gereken hususlarla ilgili olarak yargı mercilerinden kendilerine bir yazı yazıldığında bunun cevabını, gizlilik derecesini de yazmak suretiyle mahkemelerin takdirine ve değerlendirmesine sunmaktadır ve tüm dünyada da belki devlet kurumlarının neredeyse tamamına yakınının faaliyetleri açıktır, alenidir. Bunun istisnası, istisnalarından bir tanesi, en başta geleni istihbarat faaliyetlerinin gizlilik içerisinde yürütülmesiyle alakalıdır. Dolayısıyla bu hassasiyete de dikkat etmek suretiyle Millî İstihbarat Teşkilatımız hem görevlerini yapmakta hem de Türkiye'nin ihtiyaçlarını dikkate alarak yeniden yapılanmak suretiyle, inanıyorum ki daha önemli hizmetleri önümüzdeki dönemde de gerçekleştirecektir.

Üzerinde durulması gereken bir başka konu Millî Güvenlik Kuruludur. Millî Güvenlik Kurulunun görevinin neden ibaret olduğu Anayasa’nın 118’inci maddesinde bellidir. Millî Güvenlik Kurulunun görevi, devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili tavsiye kararları almaktır. Dolayısıyla, geçmişte zaman zaman Millî Güvenlik Kurulu siyasi tartışmaların merkezinde olmuştur ama bugün geldiğimiz noktada, bir demokratik ülkede, Millî Güvenlik Kurulu, nerede olması gerekiyorsa, ne kadar olması gerekiyorsa, hangi çerçevede olması gerekiyorsa, bugün o çerçevede görevlerini yürütmektedir. Ancak bu Kurulun faaliyetleriyle ilgili, çalışmalarıyla ilgili kamuoyu yeterince bilgi sahibi olmadığı için, zaman zaman farklı, bana göre de eksik değerlendirmeler yapılıyor.

Yasada belirtildiği gibi, Millî Güvenlik Kurulu ayda 2 defa toplanıyor. Bunun gündemi belirlenirken, Genelkurmay Başkanımız Başbakanımızla görüşmek suretiyle gündemini sayın cumhurbaşkanları belirliyor. Evvela, gündem belirlemesi budur. Bunun klasik bir gündemi var, bir de değişken gündemi var. Birinci gündem maddesi -uzunca bir zamandır bu Kurula katılan birisi olarak ifade edeyim- Türkiye'nin güvenlik sorunlarıdır. Bir önceki toplantıdan daha sonraki toplantıya kadar ülkenin güvenliğiyle ilgili olan gelişmeleri çok yönlü olarak değerlendirir. Bunun ekinde de birçok çalışma vardır, ilgili kurumların ortaya koyduğu çalışmalar.

İkincisi, yine devletin güvenliğiyle alakalı olarak, özel olarak üzerinde durulması gereken konular varsa -ki her defasında vardır- dünyada, bölgede bu kadar gelişme olurken bunları Türkiye göz ardı edemez. Nitekim neleri konuştuğumuz da -özel gündemde- basın bildirileriyle, kamuoyuyla açıklanmaktadır.

Bir de değerli arkadaşlarımızın bilmesi gereken husus şudur: Millî Siyaset Belgesi’nde şu vardı, bu yoktu, vesaire gibi tartışmalar… Bunu yapabiliriz, fayda varsa yapmaya da devam edelim ama bir üçüncü gündem maddesi var, o da Kurul üyelerinin gündeme getireceği… Yani yazılı gündemde yok. Bu ayın 27’sinde toplantı var, bu gündem geldi ama kurul üyeleri de oradaki gündemin dışında bir konuyu gündeme getirmek istiyorlarsa -ki zaman zaman gelir- o da bir başka şekliyle güvenlikle alakalı bu konuların orada tartışılıyor olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin güvenlikle ilgili bir sorunu varsa tavsiye kararı niteliğinde olmak üzere bu kurulda görüşülmekte ve bununla ilgili de tavsiye kararları almaktadır. Bunun ötesinde kurula bir anlam yüklediğimiz takdirde o zaman demokrasiyle çok bağdaşır bir kurum olmaktan bunu çıkarırız. O zaman millet iradesinin yerine, sizlerin yerine, sizin seçtiğiniz güvenoyu verdiğiniz Hükûmetin yerine bir başka iradeyi ikame etmeye çalışırız ki bu, demokrasi açısından ne doğrudur ne de artık günümüz dünyasında böyle bir gelişmeyi kabul etmek mümkündür. Dolayısıyla Millî Güvenlik Kurulu bu çerçevede görevini yapıyor, yapmaya da devam ediyor.

Millî Siyaset Belgesi’yle ilgili olarak geçmişte de birçok tartışma yapıldı, söylendi, söyleniyor ama biz kendi dönemimizle ilgili şunu ifade etmeye çalışıyoruz ki: Vatandaşımız neyi tehlike görüyorsa, neyi risk görüyorsa demokrasilerde o öncelik alır. Millet iradesinin yerine kişisel iradelerin tehdit veya risk olarak gördüğü hususlar milletin tümüne şamil olarak, tehdit olarak algılanması, bu çok doğru bir şey değil, bu demokratik anlayışla da bağdaşır bir husus değil.

İkincisi, bu türlü belgeleri mademki bu kadar önemsiyorsak içine herkesin kendine göre, keyfine göre doldurduğu, hukuki olmayan, hukuk açısından çerçevesi belli olmayan siyasi suçlamalara konu teşkil edecek kavramları da biz artık Millî Siyaset Belgeleri’nden çıkarıyoruz. Bu belgenin herkesin anladığı, anlayacağı tarzda dille ve kavramlarla yazılması gerekir. İrtica kavramı geçmişten beri bir siyasi suçlama aracı olmuştur. “İrtica nedir?” derseniz ceza hukukunda bunu tanımlayan, bunu tarif eden herhangi bir ifade söz konusu değil. Bir hukuk devletinde de bir şey yasak değilse kişileri başka türlü bir kısım değerlendirmelerle özgürlük alanını daraltamazsınız. Onun için bizim yaptığımız bu değerlendirmeler aslında doğru değerlendirmelerdir. Dünyadaki benzeri belgelerden de istifade etmek suretiyle, çağdaş bir ülkede, demokratik bir ülkede, hukuk devletinin kurumsallaştırılmaya çalışıldığı bir ülkede ne, nerede, ne kadar yer alması gerekiyorsa bunların hepsi bu belgelerde vardır.

Hatta şunu da ifade edeyim: İlk defa yazılan “Millî Güvenlik Siyaset Belgesi”, “Millî Siyaset Belgesi” rahmetli İnönü dönemindedir, tamamı da on bir sayfadan ibarettir. Hâlbuki irticayla ilgili ciltlerce kitap yazılıyor. Neyi, nasıl yazacaksınız? Onun için hep suçlama aracı olmuştur. Biz, bu dönemde, milletimizin arzusuna, milletimizin beklentisine, milletimizin değerlerine uygun ve dünyadaki emsallerine uygun da doğru bir Millî Siyaset Belgesi’ni hazırladığımızı, tavsiye kararı olarak önümüze gelen konuyu da Hükûmet olarak benimseyip ilgili kurumlara bildirdiğimizi ifade etmek istiyorum.

Sözlerim bitiyor, sadece bir şeyi daha ifade edeceğim: Yüksek Denetleme Kurulu çıkardığımız yasayla -eğer onaylanır yürürlüğe girerse- hukuken sona ermektedir. Ancak orasıyla ilgili söylenen iddiaların hiçbirisi doğru değil. Atatürk Orman Çiftliğiyle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Geri kalan kısma da icap ediyorsa yazılı olarak cevap vereceğim.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına lehte konuşmak üzere Şanlıurfa Milletvekili Sayın Müfit Yetkin.

Buyurun Sayın Yetkin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika. Dakika eklememiz yok, tekrar hatırlatayım.

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın kurum bütçeleri lehinde görüşlerimi açıklamak üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle kurumlarımızın bütçelerinin milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, dünya çok ağır bir küresel kriz yaşamasına rağmen, biz ülke olarak var olma mücadelemizi yokluklar içerisinde de birlik ve beraberlikle aşan bir milletiz. Onun için sahip olduklarımızın kıymetini çok iyi biliyoruz. Demokratik kültürün gelişmediği, özgürlüklerin yerleşmediği, huzur ve güvenliğin olmadığı yerde refah da olmaz, yatırım da olmaz, kalkınma da olmaz. Bu sebeple, bugüne kadar hangi meseleyi konuşursak konuşalım söze Türkiye ile başladık, Türkiye ile bitirdik çünkü bizim bir tek meselemiz var, o da Türkiye ve Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızdır.

Sayın Başbakanımızın da her zaman dile getirdiği gibi adalet ve kalkınmayı şiar edinmiş bir kadro olarak iş başındayız. Hedefimiz Türkiye’ye adalet ve refah yoluyla mesafe aldırmak, halkımızı ekonomik huzura kavuşturmaktır. Hükûmetlerimiz dönemi öncesi hayal bile edilemeyen ekonomide geldiğimiz bu seviyeyi sabırla, kararlılıkla ve cesaretle, milletimizin güveni ve desteği ile bugünlere getirdik.

Türkiye istikrar içinde ve güven içinde bugünlere geldiyse parti olarak ana politikamız olan millet ve devlet kaynaşmasıyla olmuştur. AK PARTİ Türkiye’de değişimin, gelişmenin, refahın adresi olmuştur. Biz milletin içinden geldik ve her zaman milletimizle dayanışma içinde olduk çünkü bu gücü milletten aldık ve hesabını yine millete vereceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonominin kurtuluşunun tek yolu üretim ekonomisinden geçer prensibiyle Hükûmetimiz döneminde üretim yapanları desteklemeye devam ediyoruz. Her zaman ihmal edilmiş olan bölgelerimizin sorunları AK PARTİ İktidarıyla öncelikle ele alınmış, bölgemize pozitif ayrımcılık yapılarak doğu ve güneydoğuya özel teşvikler verilmiş ve yatırımın da buralara gelmesi sağlanmıştır. Bölgenin geriye gitmesine, demokratik ve ekonomik gelişimin yavaşlamasına, halkın gelecek hayallerinin yıkılmasına asla izin vermedik.

Türkiye'nin en büyük ve dünyanın sayılı projeleri arasında bulunan Güneydoğu Anadolu Projesi’yle 1,8 milyon hektar alanın sulama suyuna kavuşturulması hedeflenmiştir. GAP Eylem Planı’nın uygulamaya konulduğu 2008 yılından bu yana 1 milyon hektar yer sulanmak için uğraşılmaktadır, 2003 yılında sadece 26 milyar kilovatsaat enerji üretilirken, şu anda yaklaşık 2 katı, yani 51,5 milyar kilovatsaat enerji üretilmektedir. Tarımda ürün çeşitliliğinin artırılmasını, kişi başına gelirin yüzde 210 artırılmasını ve toplamda 3,8 milyon kişiye iş imkânı sağlanmasını öngören proje sürdürülebilir kalkınma felsefesiyle toplumsal yapıyı bilinç, etkinlik, adil kalkınma, katılımcılık kavramlarıyla kaynaştırmıştır. Artık GAP, dünyada salt mühendislik harikası olarak değil yapıtlarıyla, geliştirdiği ve uyguladığı evrensel kalkınma yaklaşımıyla örnek alınan bir konuma ulaşmış bulunmaktadır.

Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında sulama projelerinin yüzde 28’i tamamlanmıştır. Vahşi sulama ve toprak erozyonunu önlemek amacıyla kırsal kalkınma destekleme kapsamında basınçlı sulama yatırımlarına yüzde 50, toplu basınçlı sulama yatırımlarına yüzde 75 hibe desteği verilmiş ve verilmeye devam etmektedir. Bugüne kadar 53 bin üreticimize 121 milyon TL hibe desteği verilmiştir. Bu destekler sayesinde 300 bin hektar alan damla ve yağmurlama sulama sistemleriyle sulanmaktadır.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Destekleme yeterli mi?

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Devamla) – Yine, bölgemizi yakından ilgilendiren, üretimde verim artışı sağlayan sertifikalı tohumluk kullananı ve üreteni de desteklemeye devam etmekteyiz. GAP artık sadece enerji ve sulama yatırımlarından oluşan bir altyapı projesi değil kalkınma ajanslarının ortak iş birliği platformundan da yararlanılarak yerel girişimleri harekete geçiren entegre bir bölgesel gelişme programı olarak ele alınmaktadır.

Görünen o ki Türkiye’de son sekiz yıldır devam eden siyasi istikrar, demokratik atılımlar, özgürlükler noktasında alınan mesafe ekonomik gelişimi de doğrudan etkilemiştir.

2011 yılı bütçemizin ülkemize ve milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına aleyhte konuşmak üzere Eskişehir Milletvekili Sayın Hüseyin Tayfun İçli.

Siz geç geldiniz, size de hatırlatayım. Artı bir dakikaları bütçe sebebiyle kullanmıyoruz. Size de hatırlatmış olayım.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu bölüm dâhil bütçenin tamamı değerli arkadaşlarım, gerçekçi değil. Ben fazla detaylara girmeyeceğim. Bütçe denilince akla ne geliyor değerli arkadaşlarım? Para geliyor. Sayın Erdoğan ne diyor: “Paranın ne önemi var, mühim olan insanlık.” Tabii, bu sözleri söyleyen Başbakan Sayın Erdoğan değil çünkü o gerçekten paranın önemini biliyor çünkü Başbakan olduğunda “Ben tüccar Başbakanım.” demişti. Doğrudur değil mi değerli arkadaşlarım? Bu sözleri çok değerli sanatçımız Özdemir Erdoğan söylüyor, bunu söylerken de paranın yozlaştırıcı etkisinden yakınıyor. Çok değerli ünlü şairimiz Tevfik Fikret de “Han-ı Yağma (Yağma Sofrası)” isimli şiirinde, yozlaşan, yolsuzluklara bulaşan o dönemin siyasetçilerini çok sert bir şekilde eleştiriyor, keşke zamanımız olsaydı da bu şiirden bir dörtlük okuyabilseydim.

Paranın yozlaştırıcı etkisini şairlerin, romancıların, daha genel bir tanımla sanatçıların, iktisatçılardan ve siyasetçilerden çok daha önce fark ettikleri ve tepki gösterdikleri bir gerçektir. Onları huzurunuzda şükranla anıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir yerde yozlaşma var ise, yolsuzluklar var ise, o yapı, o toplum çöküyor. Kutsal kitaplarda ahlaki bakımdan iyice çökmüş, yolsuzluklara, ahlaksızlıklara bulaşmış, çürümüş, bu yüzden Tanrı’nın gazabına uğrayarak yerle bir edilen iki kentten söz edilir: Sodom ve Gomore. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ünlü romanında, aynı adlı romanında, mütareke devri İstanbul’unu bu iki lanetli şehirle özdeşleştiriyor.

Romanın ana fikri çöküşün getirdiği bir çürümedir. Üç kıtaya hükmeden o koskoca Osmanlı İmparatorluğu neden çökmüştür? Neden bu hâle gelmiştir? İstanbul neden böylesi lanetli bir şehir olarak adlandırılmıştır?

Değerli arkadaşlarım, hepimizin çok iyi bildiği gibi o büyük imparatorluk 1854’lerde artık, dış borç almaya başlamış, aldıkça almış, aldıkça almış, ondan sonra da Osmanlı Devleti Düyun-ı Umûmiyyeye teslim edilmiş.

Değerli arkadaşlarım, eğer bir ülke topladığı gelirleri başkalarının yönetmesine izin veriyorsa, eğer kendi gelirlerini toplayamıyorsan, eğer o ülkede yolsuzluklar, yoksulluklar diz boyu olduysa, ağır kokular geliyorsa değerli arkadaşlarım, o ülke çöküyor çünkü ekonomik yönden bağımlı olan bir ülke siyaseten her yönden bağımlı oluyor, her atamaları onlar yapabiliyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bunları neden anlattım: Osmanlı devletinin çöküşü, işte paramparça olmuş, onun en somut örneği.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye iyi yönetilmiyor. Yüksek faizle borçlanıyoruz. Borcunu yüksek faizle aldığı borçlarla ödüyor ve her geçen gün borcu daha da artıyor. Burada bir sürü rakamlar söylendi. Bakın, Hazinenin rakamlarını söylüyorum size, Hazinenin: Hazinenin rakamlarına göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış borç toplamı 510 milyar dolar. Hiç rakamlarla oynamıyorum. Sekiz yıl önce AKP iktidara geldiğinde, 210 milyar dolar.

Değerli arkadaşlarım, bir ülke böylesine iyi yönetiliyorsa, Sayın Bakanlar anlatıyor “Borç ödüyoruz, 1 trilyon borç ödüyoruz…” Basit bir matematik hesabı, 200 milyarlık borcunuz 500 milyar dolar olmuş; 300 milyar dolar… Babalar gibi malları satmışsınız, ona rağmen, 300 milyar dolar.

Değerli arkadaşlarım, bir hanımın eşi evini satıyor, buzdolabını satıyor, her şeyi satıyor ama borcu da hep artıyor, 500; o kadın o kocayı boşar. Siz burada bana hikâye anlatıyorsunuz, masal anlatıyorsunuz: “Böyle aldık.” Rakamlara takla attırıyorsunuz. Bana bunun yanıtını vermeniz lazım: Sekiz yılda bir ülkenin borcu, Hazinenin açıkladığı rakamlara göre -bakın, devletin Hazinesi- 300 milyar dolar artmış ve “1 trilyon lira borç ödedik.” diyorsunuz ama onu ödeyebilmek için yüksek faizle 1 trilyon lira da başka yerden buluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçenin adı iflas bütçesidir. Siz bu açıkları kapayabilmek için sürekli vergiyle, dolaylı vergiyle vatandaşın kanını emiyorsunuz. Başka türlü bunları, gelir-gider dengesini sağlamanız mümkün değil. Hükûmetin kendi yayımladığı raporda bütçe açığı çok net olarak ortaya konuyor, öngördüğü bütçe 33,4 milyar TL. Bunu siz söylüyorsunuz.

Lütfen, halka doğruları anlatın diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İçli.

Sayın Milletvekilleri, üçüncü turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Şandır...

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim. Sorum Sayın Yılmaz’a.

Sayın Bakanım, sekizinci yılı doldurduğunuz bilinciyle cevap istiyorum, verirseniz sevinirim.

2009 yılında yayınladığınız Orta Vadeli Ekonomik Program’a göre 2003-2009 arası yedi yılda toplam 270 milyar dolar faiz ödemesi yaptığınızı söylüyorsunuz. Yine aynı süre içerisinde GAP projesine ne kadar aktardınız, ne kadar kaynak aktardınız?

Yine bir sayın bakanınızın ifadesine göre 2003-2008 yılları arasında 70 bin hektar alanda sulama kanalları yapabildiniz. 1 milyon 58 bin hektar olan GAP projesindeki sulama alanını bu hızla ne kadar sürede bitirmeyi öngörüyorsunuz? Bu konuda kendinizi başarılı görüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Hükûmete sormak istiyorum: 4123 sayılı Yasa tabii afete maruz kalan belediye ve özel idarelere genel bütçeden pay aktarılmasını öngörüyor. Bu konuyla ilgili Bakanlar Kurulu kararı 2001’de Danıştay tarafından iptal edilmiş idi. 2005’te Hükûmetiniz yeni bir kararname çıkarttı. Bu kararnameyle, hiç afete uğramamış AKP’li belediyelere de pay verilirken, diğer taraftan, Milliyetçi Hareket Partili, muhalefet partili belediyelerin de paylarında azalma oldu, azaltıldı ve ödenmedi. Örneğin, gecikme faizleriyle birlikte Isparta Belediyesinin alacağı 800 milyara ulaştı. Senirkent Belediyesinin 300 küsur milyar liraya ulaştı.

Bölgemiz belediyelerinin vatandaşa hizmetini doğrudan etkileyen bu paraları ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağyüz…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Efendim, Kocaeli Arızlı’da deprem konutları var, Irak deprem konutları. Buradaki insanlara devlet zoruyla baskı yapılıp çıkmaları sağlanmak isteniyor. Bunların hakkı ne olacak? Bu insanlar devlete güvenerek başlarını sokacak yer edindiler.

Ayrıca “GAP, GAP” diyorsunuz. Gaziantep Sulama Projesi GAP projesi içerisinde görülmesine rağmen Hükûmetin yeni GAP Eylem Planı içerisinde bu ödeneğinden neden faydalanamıyor? Sulama projeleri neden yaşama geçmiyor? Bunun yanı sıra, Devlet Su İşleriyle iş birliği hâlinde Doğanpınar Barajı niye hâlen ihale edilmiyor? GAP sizin projeniz değil ki, GAP, yıllardır devam eden bir proje. İşsizlik ödeneğinden aldığınız paraların nereye, ne miktarda harcandığını bilmiyoruz. Yatırımlar o bölgede durmuş ama siz, sizin eseriniz olmayan GAP’la övünmeye devam ediyorsunuz. GAP’a sahip çıkmak Hükûmet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma soruyorum: Millî İstihbarat Teşkilatına eleman alımında ne tür objektif ölçüler kullanılmaktadır? Kuruma personel alımı konusunda kamuoyuna yansıyan olumsuzluklarla ilgili olarak ne tür tedbirler alınmış veya da alınmaktadır?

Soru iki: TÜİK tarafından açıklanan ağustos ayı işsizlik rakamlarının Sayın Başbakanın mayıs ayında yaptığı açıklamalarla bir ilişkisi var mıdır? Sayın Başbakanın açıklaması öncesi ve sonrasında, işsizlik verileri için, anket sorularında bir farklılık var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Süner…

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Bakan, 7 Şubat 2010 tarihinde Antalya’da oluşan sel felaketinde 2 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir, birçok vatandaşımız zarar görmüştür. Burada zarar gören ve hayatını kaybeden vatandaşlarımızdan valilik mi yoksa Afet ve Acil Durum Başkanlığı mı sorumludur? Eğer Başkanlık sorumluysa sorumlulara gereken cezalar verilmiş midir?

İkinci sorum: Yeni bir afet ve acil durum yasasının çalışmalarının yapıldığı bilinmektedir. Yeni hazırlanan yasada taşra teşkilatına bir açıklık getirilecek midir? Taşra teşkilatlarını kime bağlı olarak çalıştırmayı düşünüyorsunuz?

Üçüncü sorum: Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı yirmi dört saat nöbet esasına göre çalışmaktadır. Buradaki personel özlük haklarında, diğer yirmi dört saat esasına göre çalışan kurumlarda olduğu şekilde iyileştirme yapmayı düşünüyor musunuz?

Dördüncü sorum: Sayın Bakan, iktidarınız döneminde….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Bakana sormak istiyorum: 8 Mart Elâzığ depreminden dolayı başlangıçta Tunceli Hükûmet tarafından görülmedi, sonradan neyse ikazlarımız üzerine yapılan tespitte Hükûmete göre… Bu 8 Mart depreminde Tunceli’de zarar gören kaç kişi vardır, kaç ağır hasarlı konut vardır, kaç orta hasarlı ve kaç hafif hasarlı bina vardır? Bunlara, ağır hasarlılara, bir kısmına 43 metrekarelik prefabrik, bir kısmına 3 bin lira, bir kısmına 2 bin liralık para ödenmektedir. Bu tamamen aynı durumdaki depremde zarar göre kişilere, aynı zarar gören kişilere aynı nitelikte ev yapılması gerekir. Bu neden yapılmıyor?

Bugün gazetelerde var: Elâzığ Kovancılar Okçular köyünde yapılan deprem evlerini fırtına atmış, sular akmış yani böyle devletin parası nasıl harcanıyor?

BAŞKAN – Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Sayın Bakan, İşsizlik Fonu’ndan GAP projesine ne kadar kaynak aktarılmıştır? Bu kaynaklar nerelere harcanmıştır? Benzer bir proje olup bir an önce bitirilmesi Konya ve Karamanlı çiftçilerce sabırsızlıkla beklenen Konya Ovası Projesi’ne de benzer şekilde kaynak aktarmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: TÜİK tarafından hazırlanan millî gelir, enflasyon, işsizlik, yoksulluk gibi sosyoekonomik göstergelerin belirlenmesinde uygulanan hesaplama yöntemlerinin sık sık değiştirilmesinin gerekçeleri nelerdir? Kurumun güvenilirliğini tartışılır hâle getiren bu uygulamalardan vazgeçmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaptan…

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MİT’le ilgili üç sorum var.

Birincisi: 16 Mart 1978 tarihinde öğrencilerin üzerine bomba ve silahlı saldırıyla ilgili olarak MİT’in arşivinden alındığı iddia edilen Lokman Kondakçı ve Hasan Fehmi Güneş’in görüşmesinin bant çözümüne ait belgedeki ihbar ve ifşaatlar yargıya intikali yerine neden saklanmıştır? MİT’in böyle bir saklama yetkisi var mıdır?

İkinci soru: MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın yanına 2 kişi daha alarak 20 Temmuz 2010 Salı günü İmralı’ya gittiği ve Abdullah Öcalan’la görüştüğü doğru mudur? Doğru ise bu görüşmenin içeriği nedir? Bu görüşme ve içerik hakkında Hükûmetin ve Başbakanın haberi var mıdır?

Üçüncü sorum: MİT’e göre “Ergenekon” diye bir örgüt var mıdır, yok mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Paksoy...

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, GAP İdaresinin kanun hükmündeki kuruluş kararnamesinde 1 başkan ve 2 başkan yardımcısı kadrosu mevcut iken 3 başkan yardımcısına neye dayanarak uzun zamandan beri makam maaşı ödenmektedir?

İkinci sorum: Ülkemiz genelinde kurulan bölgesel kalkınma ajanslarının kaçı fiilen çalışmaya başlamıştır? Bu uygulamanın Devlet Planlamanın içinin boşaltılmasına yol açtığı iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üçüncü sorum: Yüksek Denetleme Kurulu tarafından yapılan denetleme raporlarının Bakanlığınızca şimdiye kadar kaçı hakkında işlem yapılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Yılmaz’a TÜİK’le ilgili bir sorum var, kendisine daha önce iletilmiş Türk Büro-Sen Genel Merkezi tarafından. TÜİK eski Başkanı Sayın Demir hakkında soruşturma açılması için şikâyette bulunmuşlar, size de yazmışlar herhangi bir tayin yok diye. Ama şikâyeti yapan arkadaşımız, bölge müdürlüğünde kendi görevi olmayan işlerle görevlendirildiğini… Belki sizin yazınızdan sonradır. Bu konuda son durum nedir? Mağduriyetin giderilmesini talep ediyoruz.

Sayın Çiçek’e de: MİT Müsteşarlığı Başbakanlığa bağlı bir kurum diye biliyoruz. Onların eylemlerinden Başbakan ve sizler sorumlu musunuz? Eğer sorumluysa, Sayın Kaptan’ın sorduğu sorunun devamı olarak, o zaman “Görüşenler de şerefsizdir.” demek doğru mudur, değil midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, geçtiğimiz hafta cuma günü, Aydın ili Koçarlı ilçesi Boydere, Cincin, Çakmar köylerinden Söke Bağarası beldesine kadar olan bölgede büyük bir afet yaşanmıştır. Bu afet sırasında 1 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, yirmiden fazla ev tamamen yıkılmış, yüzlerce ev ve ahır tahribat görmüştür. Son yirmi beş yılın bu en büyük afetini yaşayan bölgede tarım ürünleri ve tarım alanları ağır tahribata uğramıştır. Bu konuyla ilgili olarak yaşanan afetle ilgili alınan tedbirler nelerdir?

İki: Koçarlı-Boydere köyünden Söke-Bağarası bölgesine kadar olan bölgeyi afet kapsamına alıp, oraya ayrı bir özel ilgi göstermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın bakanlar, her ikinizin de beşer dakika süresi var.

Buyurun Sayın Yılmaz.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Şandır GAP’la ilgili sordular, sekiz yılda harcamaları. Son üç yılı hemen söyleyebilirim: 2008’de normal ödeneği 1 milyar Türk lirasıydı, ona GAP Eylem Planı’yla birlikte 1 milyar daha ek ödenek sağlandı, 2 milyara çıktı. 2009 yılında 3 milyar ödenek tahsis edildi. 2010 yılında ise 4 milyar mertebesine çıktı bu ödenek. Yani sadece son üç yılda 9 milyar liralık bir ödenek tahsisatı söz konusu oldu. Daha önceki rakamları da toparlayıp verebiliriz. Yalnız şunu söyleyeyim: Az önce de belirttim, GAP Eylem Planı öncesinde ortalama yüzde 7 civarında kamu yatırımları içinde bir paya sahipken GAP yatırımları, GAP Eylem Planı sonrasında bu pay kademeli bir şekilde yüzde 14’lere kadar yükselmiştir yani GAP gerçekten hak ettiği payı almaya başlamıştır.

“Bu 1 milyon 60 bin hektar alan ne zaman sulanacak?” diyorsunuz. Şu anda 300 bin hektarın üzerinde bir alan sulanıyor. Biz iktidara geldiğimizde bu 200 bin hektarın altındaydı, şu anda 300 bin hektarın üzerinde bir alan sulanıyor. Ancak şurada şöyle bir özellik var, onu yeniden altını çizerek belirtmek istiyorum: Bu, elektriğe benziyor; bir elektrik üretim hatları var, bir iletim hattı bir de dağıtım hatları var. Sulamada da öyle. 1 milyon hektardan fazla alanı sulayacak suyu şu anda barajlarımızda depolamış durumdayız yani suyu üretmişiz. Bunu ana kanallarla ovalara taşıyoruz. Bu GAP Eylem Planı’nın ana esprisi de bu. Ana kanal dediğimiz gerçekten çok büyük ölçekli kanallar. Mardin Ovası’na, Suruç’a, Batman’a, bu ovalarımıza ana kanallarla barajlarımızdaki suyu taşıyoruz. Şu anda 600 kilometrenin üzerinde bir alan ihale edilmiş durumda, ana kanal. Bunun büyük bir kısmı başlamış. Örneğin Mardin’e giden kanal 2011’de bitecek inşallah. Bir kısmı 2012’de bitecek, belki bazıları da 2013’e kalacak. Bunlar bittiği zaman, işte bu 1 milyon hektardan fazla alana ana kanallarla suyu nakletmiş olacağız. Gerisi artık tarla içi şebekeler. Orada zaten siz istemeseniz de üreticiler, köylüler bir şekilde o işi hallediyorlar. Orada da yine DSİ’nin çalışmaları oluyor. Çok geniş bir alan için proje ihalelerini yapmış durumda DSİ. Buna paralel toplulaştırma çalışmaları yapılıyor, 2 milyon hektar alanda şu anda toplulaştırma çalışması var. Bütün bizim bugüne kadar ülke olarak yaptığımız toplulaştırmanın 1 milyon hektar olduğunu düşünürseniz, bunun büyüklüğünü daha iyi takdir edersiniz. Büyük çapta toplulaştırma, sulama, tarla içi geliştirme faaliyetlerimiz devam ediyor ve süratli bir şekilde de inşallah bunlar tamamlanacak. Bittiği zaman da hem tarımsal üretimde ciddi bir artış olacak -sadece o bölgeyi de ilgilendirmiyor bu- tüm ülkemizin gıda güvenliğine büyük katkısı olacak, ihracatımıza büyük katkısı olacak ve gıda sektörünün de gelişimine büyük destek olacak inşallah bütün bu yatırımlar.

Sayın Ağyüz, yine GAP’la ilgili sorular sordu. Aslında onlara genel anlamda cevap vermiş oldum.

İşsizlik sigortası nereye gidiyor diye soruldu. Özellikle, Konya Ovası bundan faydalanacak mı diye soruldu. Zaten baktığınız zaman, işsizlik sigortası, hep GAP diye tartışıyoruz ama çıkardığımız Kanun’u incelerseniz, “GAP, DAP, KOP ve diğer bölgesel programlar ile bölgesel gelişmeye dönük altyapılarda harcanır bu gönderilen para.” diyor Dolayısıyla işsizlik sigortasından gelen parayı biz sadece GAP’a harcamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika içinde tamamlayın, diğer Sayın Bakana söz vereceğim.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – DAP’a da, KOP’a da bu parayı harcıyoruz, harcamaya da devam edeceğiz, diğer bölgesel gelişmeye dönük altyapı projelerine de bunu harcıyoruz. Yani o para sadece GAP’a gitmiyor. Belki yanlış bir bilgi var, bunu bu vesileyle  düzeltmiş olalım.

TÜİK’in rakamları ile Sayın Başbakanımızın açıklaması arasında hiçbir ilişki yok. TÜİK tamamen sahada ne görüyorsa, hane halkı, yıllardır yaptığı metodoloji neyse işsizlik konusunda, bu yıl da aynısını yapıyor, farklı bir metodolojisi, farklı bir uygulaması söz konusu değil. İşsizlik rakamları bu büyüme hızıyla tabii bir şekilde geriliyor. Bu da çok sevindirici bir şey.

Burada Sayın Günal’ın bu personel soruşturma raporlarıyla ilgili bir sorusu vardı. İlgili personel soruşturma raporu gereği tayin edilmiş durumda.

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Onu o zaman yazılı olarak -eğer müsaade ederseniz- cevaplayayım.

Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, arkadaşlarımızın sorduğu sorular var, bunların kısmı Bütçe Komisyonunda da dile getirilmişti, mesela Kocaeli Arızlı’da ikamet eden kişilerle ilgili. Bunlar esas itibarıyla mevzuatımız açısından hak sahibi değil ama orada ikamet ediyorlar. Dolayısıyla biz yaptığımız işleri hak sahibi olma esasına göre yapıyoruz Afet ve Acil Durum Yönetimi olarak ama bunlarla ilgili sorunların Valilikçe çözülmesi noktasında bir çaba var, bir gayret var dolayısıyla Valilik işlemleri olarak orada sürdürülüyor.

İkincisi: “Millî İstihbarat Teşkilatına eleman alınırken kıstaslar, kriterler nelerdir?” Eleman alımıyla ilgili olarak bir ihtiyaç hasıl olunduğunda Millî İstihbarat Teşkilatının sitesinde buraya müracaat edeceklerde aranacak nitelikler orada herkese duyuruluyor. Takdir edersiniz ki bu özel bir hizmettir, özel nitelik gerektirir -siz de benzer bir hizmeti yaptınız Sayın Özdemir- dolayısıyla dünyadaki istihbarat teşkilatları açısından aranan nitelikler neyse burada da aranan odur ve bu herkese de açık olarak duyurulmaktadır.

Yine, Millî İstihbarat Teşkilatıyla ilgili sorulduğu için ifade edeceğim. “Ergenekon konusuyla ilgili olarak MİT’in görüşü nedir?” diye soruluyor. Bu, Anayasa’mız açısından görülmekte olan bir dava sebebiyle burada fikir beyan etmeyi doğru bulmuyoruz. Neticede böyle bir örgüt vardır, yoktur, ne niteliktedir, buna yargı karar verecektir.

Sair hususlar: Konuşmamda da ifade ettim, Millî İstihbarat Teşkilatının faaliyetleri özü itibarıyla, geneli itibarıyla gizli olmak mecburiyetindedir; aksi takdirde, böyle teşkilatlar kendilerine yüklenilen görevi yapamazlar. Dolayısıyla, bir kısım konular burada zaman zaman gündeme geliyor, aslında dün de geldi bazı konular, buna dün de cevap verildi, geçmişte de cevap verildi. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz: Anayasa ve yasalar çerçevesinde görev yapan bir teşkilattır. Belli sorunlarla karşı karşıya olan ülkeler bu tip sorunları çözme noktasında faaliyetlerini sürdürürken ve kendimizle ilgili baktığımızda -biz 18 Kasım 2002’de göreve geldik- 2002’den evvel bu teşkilat hangi usul ve esaslara göre görev yapıyorsa, neyi nasıl yapıyorsa, bugün de bunu aynı kriterlere göre yapıyor, çünkü ne teşkilat mevzuatında değişiklik oldu ne de kendilerine yüklenen görev açısından. O nedenle, bir kısım sorulara zaten yasa gereği burada cevap verme imkânı yoktur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İçeriğini sormuyoruz Sayın Bakanım, görüştü ya da görüşmedi. İçeriğini istemiyoruz yani.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Üçüncüsü: Şimdi Afet ve Acil Durumla ilgili bir yasa tasarısını yakında Meclise getireceğiz. Orada tabiatıyla teşkilatlarla ilgili olarak, taşra teşkilatlarıyla ilgili olarak uygulamadan kaynaklanan eksiklikleri gidermeye çalışıyoruz. Diğer hususlar da burada gündeme gelmiş olacaktır.

Şimdi, Tunceli’yle ilgili olarak… Şimdi, Valiliğin bize gönderdiği bir yazıda bir yerde bir afet ve acil durum söz konusu olduğunda gerek valilik makamı gerekse…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gürültüyü keserseniz… Sayın Bakanın sözlerini ben duyamıyorum. Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan, biraz yüksek sesli olursa…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Olabildiğince yüksek sesle konuşmaya çalışıyorum.

Bir yerde -inşallah olmaz ama- bir afet söz konusu olduğunda -depremdir, sel felaketidir- evvela valilik ve oradaki birimler, ihtiyaç hasıl olduğunda çevre illerden ve merkezden gönderdiğimiz elemanlarla bir tespit yaptırıyoruz: Meydana gelen hasar bundan dolayı mı olmuştur? Olduysa ne çaptadır? Hak sahipleri kimlerdir? Bunlar belirlendikten sonra imkân ölçüsünde değişik kaynaklardan imkân göndermek suretiyle bu hasarları ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

Şimdi “8/3/2010 tarihinde Elâzığ ilinde meydana gelen deprem nedeniyle yıkılan ya da ağır hasar gören konut yoktur.” deniliyor. Evet, orada hasar görmüş konutlar var, şimdi rakamlarını vereceğim. Bir kısım evler yıkılmış vesair ama bu deprem dolayısıyla değil. Maalesef Türkiye'nin birçok yerleşim merkezinde yapı malzemeleri çok kötü olduğu için, ister istemez, yağmur yağdığında veya uzun süre tamirat yapılmadığı için bir kısım sıkıntılar meydana geliyor. Ama buna rağmen, neticede sebebi ne olursa olsun, oradaki evler hasar gördüyse, vatandaşlarımız sıkıntıdaysa, biz yine de kaynak gönderdik. Şu ana kadar Tunceli’ye bizim gönderdiğimiz para 2 trilyon 710 milyar liradır. Ayrıca, Sosyal Yardımlaşma Fonu’ndan yapılabilecek ne varsa o da yapılıyor.

Ne kadar tespit yapılmış 8 Mart 2010 tarihi itibarıyla? 11 bin konut için ön hasar tespit çalışması yapılmış ve bu konutların hasar durumları belirlenmiştir. İncelenen bu 11 bin konuttan 1.629’u hafif, 1.380’i orta, 853’ü ise ağır hasarlıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Eğer bir başka türlü ihtiyaç hasıl olursa yazılı cevap veririm, belki değerlendirmeniz açısından.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi sırasıyla, üçüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 

 

 

07.75- MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜŞTEŞARLIĞI

1.– Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

665.568.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

665.568.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Milli İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

445.324.233,00

- Bütçe Gideri

:

452.778.512,16

- Ödenek Üstü Gider

:

8.346.931,44

- İptal Edilen Ödenek

:

892.652,28

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

866.499,00

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Milli İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.76- MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.– Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

13.640.400

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

13.640.400

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

12.166.100,00

- Bütçe Gideri

:

11.295.147,47

- İptal Edilen Ödenek

:

870.952,53

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.79 - BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

1.– Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

              (TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

11.434.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

130.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

11.564.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

10.899.600,00

- Bütçe Gideri

  :

13.655.009,48

- Ödenek Üstü Gider

  :

3.464.210,75

- İptal Edilen Ödenek

:

708.801,27

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.07- TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.– Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

5.682.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

432.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

250.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

2.833.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

9.198.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

800.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

8.198.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

8.998.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

7.799.100,00

- Bütçe Gideri

  :

6.773.605,50

- İptal Edilen Ödenek

:

1.024.039,39

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

1.455,11

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

               (TL)

- Bütçe Tahmini

:

7.336.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

5.996.507,62

BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.96 - Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı

1.– Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

              (TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

10.519.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

168.617.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

1.600.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

507.306.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

688.042.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Devlet Planlama Teşkilatı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.81 - DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1.– Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

950.719.300

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

148.700

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

556.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

270.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

09

Eğitim Hizmetleri

40.214.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

991.908.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Planlama Teşkilatı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Devlet Planlama Teşkilatı 2009 Yılı Merkezî Yönetim   Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

455.297.008,00

- Bütçe Gideri

:

431.658.964,75

- İptal Edilen Ödenek

:

23.638.043,25

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Planlama Teşkilatı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.85 – TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

256.764.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

706.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetleri

17.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

257.487.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

2.– Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN–.(A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

109.044.000,00

- Bütçe Gideri

:

96.787.826,64

- İptal Edilen Ödenek

 

12.256.173,36

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.34 - GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

3.481.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06

İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri

60.150.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

63.631.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KODU

Açıklama

              (TL)

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

63.431.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

200.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

63.631.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

                                                                                            A  –  C E T V E L İ

 

 

             (TL)

- Toplam Ödenek

:

53.080.000,00

- Bütçe Gideri

:

45.194.995,99

- Ödenek Üstü Gider

:

446.300,91

- İptal Edilen Ödenek

:

8.331.304,92

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Bütçe Tahmini

:

50.760.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

50.274.900,56

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabı bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2011 yılı merkezî yönetim bütçeleri ve 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesapları ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının 2011 yılı merkezî yönetim bütçesi kabul edilmiştir.

Hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Gündemimize göre 2011 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Dördüncü turda, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                                   Kapanma Saati: 16.12

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)

 

I) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1.- Atatürk Araştırma Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1.- Atatürk Kültür Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) TÜRK DİL KURUMU

1.- Türk Dil Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) TÜRK TARİH KURUMU

1.- Türk Tarih Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

 1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Soru sorma işlemiyle ilgili açıklamalar daha önceleri de yapıldığı için tekrarlamıyorum. Soru sormak isteyen milletvekilleri görüşmelerin bitimine kadar yerlerinden soru için giriş yapabilirler.

Soru sorma işlemini başlatıyorum.

Bilgilerinize sunulur.

Dördüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Kavaz, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Domaç, İstanbul Milletvekili Sayın Necat Birinci, Ankara Milletvekili Sayın Aşkın Asan, Kütahya Milletvekili Sayın İsmail Hakkı Biçer, Tekirdağ Milletvekili Sayın Necip Taylan, Sivas Milletvekili Sayın Hamza Yerlikaya, Bingöl Milletvekili Sayın Kâzım Ataoğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Siirt Milletvekili Sayın Osman Özçelik, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ufuk Uras, Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Adana Milletvekili Sayın Recai Yıldırım, Sakarya Milletvekili Sayın Münir Kutluata, İstanbul Milletvekili Sayın Atila Kaya, Eskişehir Milletvekili Sayın Beytullah Asil.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Bursa Milletvekili Sayın Abdullah Özer, Kırklareli Milletvekili Sayın Tansel Barış, Uşak Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu, Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Sevigen.

Şahıslar: Lehinde, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Tunçak; aleyhinde, Karaman Milletvekili Sayın Hasan Çalış.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Kavaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM KAVAZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Atatürk’ün direktifleriyle kurulan Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezinin de katılımıyla, Anayasa’mızın 134’üncü maddesi gereği, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altında toplanmış ve 2876 sayılı Yasa’yla da akademik görev ve sorumlulukları olan bir bilim kurumu hâline dönüşmüştür. Yirmi yedi yıldır akademik çalışmalarıyla dilimizin zenginleşmesine, tarihimizin ve kültürümüzün araştırılmasına yönelik bilimsel araştırma, hizmet ve faaliyetlerini sürdürmektedir. Dünyadaki hızlı değişim, Yüksek Kurum ve bağlı kuruluşlarının işlev ve sorumluluklarını artırmıştır.

Değerli milletvekilleri, Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun maddi kaynağı Atatürk’ün mirasından oluşmakta ve kendilerine ait hizmet binaları bulunmaktadır. Hizmet binası bulunmayan Yüksek Kurum, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi ise 2010 yılında yeni hizmet binalarına kavuşmuş ve imkânlar ölçüsünde her türlü teknik ve altyapı sorunları çözülmüştür. Fiziki imkânlarının iyileştirilmesi yanında, Kurum daha dinamik ve üretken kalabilmek için 2010 yılında yeniden yapılanma ve norm kadro çalışmalarını başlatmış bulunmaktadır. Bu çalışmayla, Kurum içinde dengeli ve etkin bir iş bölümü sağlanması, iş akışının hızlandırılması, iletişimin güçlendirilmesi ve kadro ihtiyaçlarının iş yüküne bağlı olarak en uygun şekilde belirlenmesi hedeflenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun görevi, Türk dili, tarihi ve kültürü üzerinde bilimsel, özgün araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bunların sonuçlarını yayımlamaktır. Bu araştırmaların toplum ve devlet için öncelikli konular üzerinde yapılması, sürekli olarak geliştirilmesi ve hizmete sunulması gerekmektedir. Bu amaçla, 2011 yılında Atatürk Yüksek Kurumu bilişim altyapısı ve bütünleşik bilgi sistemi kurulması projesi ile sosyal ve beşerî bilimler alanında genel ağ üzerinde özgün bilgi üretimi için ortamlar hazırlayacaktır. Farklı kültürlerin temel düşünce, bilim ve sanat eserlerini Türkçeye çevirme projesiyle de belirtilen alanlarda dünyada mevcut bilgiyi, hangi dilde yazılmış olursa olsun, günümüz Türkçesiyle bilim adamlarına olduğu kadar toplumun da hizmetine sunmaya çalışacaktır. Bu proje çerçevesinde, 2011 yılında, ölümünün 50’nci yıl dönümünde anacağımız Hasan Âli Yücel’in başlattığı fakat yarım kalan “Tercüme Hareketi” yeniden canlandırılacaktır. Bu proje, Atatürk Yüksek Kurumu koordinatörlüğünde, Türk Dil Kurumu bünyesinde ve diğer bağlı kuruluşların desteğiyle yürütülecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Yüksek Kurumunun 2011 yılında başlayacağı ve daha sonraki yıllarda da devam ettireceği önemli projelerden birisi de üniversitelerde yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilere burs vermek, Atatürk Yüksek Kurumunda tasarlanacak ve yazdırılacak veri tabanları etrafında gruplar oluşturmak suretiyle önemli ve öncelikli konularda kurumsal bilgi üretilmesini sağlama projesidir.

2011 yılında Sondaj Metoduyla Türkiye'nin Sosyal ve Kültürel Tarihini Araştırma Projesi ve bu bağlamda Türk hukuk tarihi, Orta Asya, Kafkasların, Orta Doğu’nun, Balkanların sosyal ve kültürel tarihleri, kümeleri oluşturulacaktır.

Zaman itibarıyla, faaliyetlerden çok bahsedeceğim ama… Netice itibarıyla şunu arz edeyim ki bu bütçe mutlaka sonuç olarak Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ve bağlı kuruluşlar için toplam 32 milyon 470 bin TL olarak öngörülmüştür. 2011 yılı merkezî yönetim ve Yüksek Kurum bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavaz.

İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Domaç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında, Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırma Merkezi bütçeleri üzerinde söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bütçe kanunları vatandaşlardan vergi toplamaya, toplanan vergilerle vatandaşın ihtiyacı olan kamu hizmetlerinin yapılmasına yetki verir. Bütçenin halkın yararına olup olmadığını daha çok eğitime ve sağlığa ayırdığı payla, onun ağırlığıyla orantılı olarak değerlendirebiliriz.

Bu bütçe halkın yararına bir bütçedir, vatandaşın refahını, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen eğitim, sağlık harcamalarının genel bütçeden aldığı pay yüzde 17’ye yükseltilmiştir. Yeterli mi? Tabii ki değil ancak sekiz yıl öncesine göre baktığımızda çok iyi bir gelişmedir. 2002’de söz konusu pay yüzde 10 iken bugün yüzde 17’ye çıkarılmıştır.

Düşük gelir gruplarına ve yardıma muhtaç vatandaşlarımıza bütçeden geçmişe kıyasla çok daha fazla destek verilmektedir. Özürlüler İdaresi ödeneği yüzde 70, sosyal yardım ödenekleri yüzde 66, Çocuk Esirgeme Kurumu ödenekleri yüzde 38 artırılmıştır.

Sayın milletvekilleri, Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırma Merkezi bütçeleri hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum: 1983 yılında kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı kuruluşlardan Atatürk Kültür Merkezi kültürümüzü bilimsel olarak araştırmakta, tanıtmakta, yaymakta, kültürel çalışmalar yapan kişileri desteklemekte ve bu amaca yönelik çalışmalar yapmaktadır.

Atatürk Araştırma Merkezi ise Atatürkçü düşünce, Atatürk ilkeleri, devrimleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş, gelişme sürecinin anlaşılmasına, açıklanmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirmekte, bu konularda çalışma yapan kişileri, bilimsel faaliyetleri destekleme amacını taşımaktadır.

Atatürk Kültür Merkezi tarafından 2001-2010 yılları arasında 138 kitap, 39 dergi yayınlanmış, 3 uluslararası kongre, 18 sempozyum gerçekleştirilmiştir. Yayınlanan eserler edebiyat, halk kültürü ve bilim tarihiyle ilgili konularda yoğunlaşmaktadır. “Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü” adlı projenin Atatürk dönemini içeren bölümü tamamlanıp üç cilt olarak yayınlanmıştır.

Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 2010 yılında 37 bilimsel etkinlik gerçekleştirilmiş, çalıştaylar, konferanslar, kongreler, sempozyumlar ile Merkezin amacına yönelik ürettikleri, bilim insanlarıyla paylaşılmıştır. 2010 yılında 28 adet yayın, 1 adet belgesel film yapılmıştır.

Atatürk Kültür Merkezinin 2011 yılı bütçesi 2 milyon 953 bin Türk lirası, Atatürk Araştırma Merkezinin bütçesi ise 2 milyon 111 bin Türk lirasıdır. Kurumların bütçelerinin yaklaşık yarısı personel giderlerine ve sosyal güvenlik primlerine, diğerleri de amaçlarına yönelik harcanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Araştırma ve Kültür Merkezinin bilimsel faaliyetlerini sürdürmeleri hususunda en önemli sorunları, Kurumun yasalarının 12 Eylül rejiminin izlerini taşımasıdır. 1983 yılında kurulan Atatürk Kültür, Tarih ve Yüksek Kurumunun kanunu hakkında bu süreçte Anayasa Mahkemesine 5 kez dava açılmıştır. Söz konusu davalar, 12 Eylül rejiminin Türk Dil ve Tarih kurumlarını kaldırıp sivil bir kuruluş olması yerine Atatürk’ün vasiyetine aykırı olarak devlete bağımlı bir kurum şeklinde oluşturulmasıyla ilgilidir. Söz konusu davalarda 2876 sayılı Yasa’nın on sekiz maddesi iptal edilmiş, Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk Araştırma Merkezi çok sıkıntıya girmiştir. Araştırma yapan kurumlar bilim kurullarını dahi oluşturamamaktadırlar. Bu konuda yasa çalışmaları yapılmaktadır ancak bu döneme yetişmesi öngörülmüyor çünkü Meclisin oldukça yoğun olduğu gözleniyor. Bu konuda Anayasa değişikliğiyle birlikte Atatürk’ün vasiyetine uygun yeni düzenlemeler yapılarak 12 Eylülün kalıntıları bu yasalardan temizlenmelidir.

2011 bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Domaç.

İstanbul Milletvekili Sayın Necat Birinci… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, kuruluşundan itibaren Türk Dil Kurumu üzerinde özellikle 1950’den sonra oldukça tartışmalar yaşanmıştır. 1990 yılından sonra bu tartışmalar, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumunun ve Tarih Kurumunun kapatılmış olduğu noktasındadır. Kısaca şöyle hatırlayalım: 1932 senesinde Türk Dil Kurumu kurulur Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla, 1936 senesinde Türk Dil Kurumu adını alır ve fahri başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, başkanı da o dönemde Millî Eğitim Bakanlığına da bakan Kültür Bakanıdır. Yani devlete bağlı, bütçesi Millî Eğitim Bakanlığı içinde bir kuruluştur. 1949 senesinde ilk önemli tüzük değişikliği yapılır, Türkçenin öz güzelliği yerine, “Türkçenin özleştirilmesi ve arındırılması” konusu tüzüğe girer ama asıl köklü değişme ve sapma, 1951 senesinde yapılır ve Türk Dil Kurumu “devrimci bir kurum” olarak tüzüğü değiştirilir. Yani, Atatürk’ün kurduğu Kurum 1951 yılında tamamen Atatürk’ün programından çıkmış olur.

Değerli dostlar, şimdiki Türk Dil Kurumu çalışmaları itibarıyla gerçekten takdire şayan bir faaliyet içindedir. Kısaca 2010 senesinin çalışmalarıyla neler yapıldığını sizin önünüze getirmek istiyorum: Şimdi 2010 yılında 34 ilmî eser yayınlanmıştır, 6 millî, 9 milletlerarası bilimsel toplantı, 937 bilim adamıyla da Türkçenin meseleleri tartışılmıştır.

Sözlükler ve kültür… Değerli milletvekilleri, söz varlığı, milletin tarih içinde köklerini veren en önemli kaynaklardır. Bugün, Türkiye'de en çok ziyaret edilen ağ, Türk Dil Kurumunun ağıdır. Orada neler vardır? Pek çok yanlışı burada da gördüğümüz Sesli Türkçe Sözlük vardır. Orada “Hakkâri” ifade edilir “Hakkari” denmez. “Demokraasi” denmez “demokrasi” denir. “Hâkim” denir “hakim” denmez. “Şâkir” denir “şakir” denmez. Eğer akşamları on dakika biz bu canlı sözlüğü açacak olursak, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük, en önemli kürsüsünden ve Divanından yapılan yanlışların giderileceği noktasında önemli adımlar atılır, bunu huzurlarınıza getirmek istiyorum.

Ayrıca, Büyük Türkçe Sözlük, hep İngilizlerin 670 bin kelimelik sözlüğüne övünerek, kıskanarak bakarız ama bugün, Büyük Türkçe Sözlük bilgisayarda, ağda vardır ve 620 bini geçen söz varlığı burada yer almaktadır yani İngilizlerin dili İngilizce bizim dilimizden çok zengin değildir. Nereden geliyor oraya? Ağakay’ın, 1945 senesinde, Türkçeyi 15 bin kelimelik noktaya getirdikten sonra, bugün, Türk Dil Kurumunun ve Türkiye üniversitelerinin Türk dili edebiyatı hocalarının ve özellikle dil hocalarının çalışmasıyla Türkçe 620 bini aşkın kelime varlığına gelmiştir. Şimdi huzurunuza getirmek isterdim Türkçe Sözlük’ün yeni baskısını. Türkçe Sözlük’te 15 bin kelimeden, Redhouse’un 120 bin kelimelik Türkçe Sözlüğü’nün, 1945 senesinde, arındırma yoluyla temizlenmesinden, ayıklanmasından sonra 122 bin kelimeye gelmiştir yani bugünkü Türkçe Sözlük’ümüz 122 bin kelimeyi önümüze getiriyor.

Bu bakımdan, Kurum çalışanlarını tebrik eder; dilimizle oynamanın, tarihimizle, kültürümüzle, duygularımızla, sevdalarımızla, aşklarımızla, heveslerimizle, kinlerimizle, nefretlerimizle dolayısıyla maddi manevi bütün varlığımızla oynamak anlamına geldiğini belirtir, dilimizi canımız gibi, gözümüz gibi korumak gerektiğinin önemini huzurlarınızda ifade eder, çalışanlara başarılar diler, Divana ve huzurunuza saygılar sunarım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birinci.

Ankara Milletvekili Sayın Aşkın Asan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

AK PARTİ GRUBU ADINA AŞKIN ASAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Tarih Kurumu Başkanlığı 2011 bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türk Tarih Kurumu, bizzat Atatürk’ün teklifiyle kurulan kurumların başında gelmektedir. Atatürk, özellikle Avrupa devletlerinin ders kitaplarında yer alan Türk milletine yönelik çirkin iftiralara karşılık bunun böyle olmadığını ve cihan tarihinde ve eski çağlardan beri Türklerin gerçek yerinin ne olduğunun ve medeniyete ne gibi hizmetlerinin bulunduğunun araştırılması gerektiğine inanıyordu.

Türk Tarih Kurumunun kuruluş gayesi, Türk ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları, Türklerin medeniyete hizmetlerini ilmî yoldan incelemek, araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak, bunlara dayanarak da Türk tarihini, Türkiye tarihini yazmak konusunda çalışmalar yürütmektir. Türk Tarih Kurumu, kuruluşundan günümüze dek kuruluş amaç ve ilkeleri doğrultusunda pek çok başarılı çalışmaya ve projeye imza atmıştır.

Değerli milletvekilleri, insan, geçmişin yükünü taşıyan ve geleceğe yönelen bir varlıktır. İnsanın üç zaman boyutunda birden yaşaması söz konusudur. Eylemleriyle şimdide, hafızasıyla geçmişte, umut etmesiyle gelecekte yaşar. Tarih insanların yaptıklarıyla oluşmuştur ve oluşturduğu tarihte bireylerin amaç, niyet ve özlemleriyle örtüşmeyen gelişmeler de oldukça fazla yer alır. Tarihte, insanı, onun başarı ya da başarısızlıklarını, yükselişlerini ya da düşüşlerini gördüğümüz için tarih üzerinde düşünmek aynı zamanda insan üzerinde düşünmek demektir. Bundan dolayı insanı düşünürken, insanın değerlerini ve eylemlerini anlamaya çalışırken belli bir tarih felsefesine ve tarihsel bir bilince dayanmıyorsak düşüncelerimizde hep bir eksiklik ve temelsizlik söz konusu olacaktır.

Geçmiş değişmiyor şüphesiz ancak bizim geçmişi algılama, kabullenme, yönlendirme niyetlerimiz sürekli değişmektedir. Tarih, belgelere dayanarak yazılır. Geçmişle ilişkimizin tek yolu onlardan kalan izleri izlemek, anlamak, yorumlamaktır. Geçmişin saptanması, bizi geçmişteki olgulara götürecek belgeler yardımıyla gerçekleşir. Tarihî gerçekler, belgeler saklanmamalıdır. Tarih araştırmalarının sonunda kötü şeylerin çıkabileceği duygusu bizleri asla frenlememelidir. Tarih öznel bir alandır, subjektiftir. Yalnız olguların üzerinde yorum yaparken değil, geçmişte yaşanmış hangi olayların geleceği de belirleyen tarihsel olgular olduklarını seçerken de tarihçi kendi dünya görüşüne, tarih anlayışına, ideolojisine göre subjektif davranır. Tarihten asıl kastedilen şey, tarihî olguların bir mana ifade edecek şekilde yorumlanmasıdır. Bu yorumların birbirinden farklı olması kadar doğal bir şey yoktur. Tarih meselesinde yapılacak iş, subjektifin yerine objektifi hâkim kılmak değil, subjektif yorumların bir kısmına imkân verip diğer bir kısmını engellemeyi kaldırmaktır. Kısacası, bunun özünde düşünce özgürlüğü meselesi vardır. Muhakkak ki tarih değiştirilemez fakat her çağda insanların olaylara bakış açısı değişmektedir ve tarih biliminin de bu değişikliği yakından takip etmesi gerekmektedir. Her bir kuşak, kendi ilgi ve kaygı doğrultusunda, yetenek ve gücünün elverdiği kadarıyla geçmişi yeniden incelemelidir.

Bu bağlamda, Türk Tarih Kurumunun önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Yaptığı araştırmalar, yayınladığı eserler, düzenlediği kongrelerle Türk Tarih Kurumu, tarih bilincimizin gelişmesine ve böylece geleceğimizin de aydınlanmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Özellikle Kurum Başkanımız Profesör Doktor Ali Birinci’yi gerçekleştirdiği başarılı çalışmalarından dolayı kutluyorum; başarılı çalışmaları arasında, Kurum matbaasının 2009 yılında yeniden açılması ve bu zamana kadar, matbaada 95 bin cilt kitap ve dergi basılması gerçekten takdire şayan bir hizmettir.

Türk Tarih Kurumunun 2011 bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum ve tüm Kurum mensuplarına çalışmalarında başarılar diliyorum. Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Asan.

Kütahya Milletvekili İsmail Hakkı Biçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Biçer.

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL HAKKI BİÇER (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2011 yılı bütçesi hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

TÜBİTAK 1963 yılından bu yana ülkemizde bilim ve teknoloji politikalarının oluşturulmasına katkı sağlayan, üniversite, kamu ve özel sektör kuruluşlarının bilimsel araştırmalarını ve bilim insanlarını kamu fonlarıyla destekleyen, enstitülerinde kritik alanlarda araştırmalar yürüten ve toplumun genelinde bilim, teknoloji ve yenilik kültürünün yaygınlaşmasına öncülük eden köklü bir kamu kurumudur. TÜBİTAK aynı zamanda, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun sekreterya görevini de yürütmektedir.

Hükûmetimiz, bilim ve teknolojiye ayrılan kaynakları ülkemizin geleceğine yapılan bir yatırım olarak görmektedir. Bilim ve teknoloji alanı için son yedi yılda ayrılan kaynak, ondan önceki kırk yılda sağlanan kaynağın üzerinde olup bu durum, Hükûmetimizin ARGE faaliyetlerine verdiği önemi açık bir şekilde göstermektedir. Bu ilgi ve destek sonucu teknoloji ve yenilik alanında 2002 yılından bu yana önemli gelişmeler yaşanmıştır.

Değerli milletvekilleri, ben, TÜBİTAK’ın başarılı faaliyetlerine ve ülkemize sağladığı yararlara kısaca değinmek istiyorum. Bilim insanı adaylarını daha genç yaşlarda tespit ederek çalışmalarını desteklemek, yetişmelerini sağlamak, yetişmiş insan gücüne katkı yapmak ve bilim insanlarının ülkeye daha yararlı olabilmeleri için gelişme yolundaki çabalarını desteklemek, ülkemizin geleceği açısından oldukça önemlidir. Bu bağlamda, TÜBİTAK tarafından yürütülen 27 burs ve destek programı kapsamında Ekim 2010 itibarıyla desteklenen toplam kişi sayısı yaklaşık 16 bindir. TÜBİTAK tarafından ARGE faaliyetlerini yürüten bilim insanlarımız da araştırma grupları vasıtasıyla ve çeşitli destek programları çerçevesinde desteklenmektedir. TÜBİTAK’ın kuruluşundan itibaren kırk yılda 15.960 proje önerilmiş, 6.851 proje desteklemiştir. Son altı yılda ise bu programlar kapsamında toplam 24.170 proje önerilmiş, 6.572 proje desteklenmiştir. TÜBİTAK tarafından, kamu kurumlarının ARGE çalışmalarıyla giderilebilecek ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunlarının giderilmesine ilişkin projeler de desteklenmektedir. TÜBİTAK tarafından, bu programların yanı sıra, savunma ve güvenlik teknolojileri araştırma programları da yürütülmektedir.

Bilim, teknoloji ve yenilik çalışmalarının ürün ve hizmete dönüşerek ticarileşmesi, dünyanın büyük ekonomilerindeki en önemli itici güçtür. Ülkemizde son yıllarda özel kesimin ARGE ve yenilik faaliyetleri önemli bir ivme kazanmıştır. TÜBİTAK’ın özel sektöre yönelik yürüttüğü destek programları kapsamında, 2010 yılı Ekim ayı itibarıyla, toplam 1.118 firmaya, 1.436 projeye ait toplam 183,5 milyon lira tutarında hibe destek sağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, bilimin yaygınlaştırılması ve toplumda bir bilim kültürü oluşturulmasına yönelik faaliyetler de TÜBİTAK tarafından başarıyla yürütülmektedir. TÜBİTAK, uluslararası alanda da başarılı faaliyetlerini sürdürmüş, Türk araştırmacıların yabancı meslektaşlarıyla ortak bilimsel projeler yürütebilmelerini temin için ikili ve çok taraflı anlaşmalar imzalamaktadır. TÜBİTAK, savunma sanayisi ve uzay araştırmalarında sanayi kuruluşlarıyla haksız rekabete girmeden, ticari kuruluşların kârlı bulmamaları nedeniyle tercih etmediği ancak Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu kararları ile ülkemiz için kritik önemi haiz olduğu tespit edilmiş olan ARGE alanlarında faaliyet göstererek ülkemizin dünyadaki rekabet gücüne önemli katkılar sağlayan alanlarda çalışmalarını yürütmektedir.

Değerli milletvekilleri, ARGE yapan birimlerden olan Türkiye'nin ilk ve çok disiplinli araştırma merkezi olan TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Türkiye'ye bilim ve teknoloji alanında birçok ilki getiren çalışmalarına devam etmektedir. Bu kampüste, UME, Bilgi Güvenliği İleri Teknoloji Araştırma Merkezi gibi merkezler ve Türkiye'nin çip üretimi altyapısını oluşturan laboratuvarlar bulunmaktadır. Bilgi güvenliği ürünleri uzun yıllar yurt dışından tedarik edilmiş olan ülkemiz, ilk kez Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü ürünleri ile NATO’nun kullanmakta olduğu kriptografik ürün listesine beş ayrı ürün eklemiştir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimizin verdiği önem sonucu olarak bilim ve teknolojide bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda, ulusal ve uluslararası düzeyde, tarihimizde rastlanmadık başarıları elde etmeye, büyük atılımları gerçekleştirmeye başladığımızı memnuniyetle görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet olarak ARGE’ye verdiğimiz desteği kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle, ülkemizin aydınlık geleceği için çaba sarf eden TÜBİTAK’ı yürekten kutluyor, kurumsallaşmış bir yapı içerisinde, dünyadaki benzerleriyle yarışabilecek bir düzeyde ve bu konuda özel sektörü cesaretlendirebileceği temennileriyle 2011 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Biçer.

Tekirdağ Milletvekili Sayın Necip Taylan…

AK PARTİ GRUBU ADINA NECİP TAYLAN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimler Akademisinin 2011 mali yılı bütçesiyle ilgili olarak grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye Bilimler Akademisi -kısaca TÜBA- Türkiye’de bilimsel konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yapmak; toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak; evrensel bilim etiği kurallarının benimsenmesini ve uygulanmasını temin etmek; Hükûmete, bilim insanlarının ve araştırmacıların toplumsal statüleri, hayat düzeyleri, gelirleri ve faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek; bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için ödüller vermek gibi faaliyetlerde bulunma görevlerini üstlenmiş bulunmaktadır. Kısaca söylemek gerekirse, Türkiye Bilimler Akademisi, ülkemizi ve toplumumuzu geleceğin bilgi toplumuna hazırlamakla görevlidir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Bilimler Akademisinin, 37’si şeref üyesi olmak üzere, toplam 140 üyesi bulunmaktadır. Bu yapılanma Türkiye'nin liyakat ilkelerine göre seçilmiş en nitelikli bilim insanlarından oluşmaktadır.

Akademi bir yandan bilim eğitimiyle çocuklarımızı ve gençlerimizi hedeflerken, diğer taraftan, halk eğitimi programlarıyla tüm toplumumuzu kuşatmaya çalışmaktadır. Akademi, kuruluşundan beri sürdürdüğü burs, destek ve ödül programlarıyla üstün başarılı genç bilim insanlarına destek olmaktadır. Doktora Sonrası Araştırma Programı, Bütünleştirilmiş Doktora Programı ve özellikle tüm bilim alanlarını kapsayan Üstün Başarılı Genç Bilim Adamlarını Ödüllendirme Programı bu yönde yürütülen en önemli programlardır.

Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı, uluslararası nitelikte bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan genç bilim insanlarını, araştırmalarında ve kendi araştırma gruplarını geliştirmede desteklemek ve ülkemizdeki genç bilim insanlarını üstün başarılı araştırmalara özendirmek amacıyla oluşturulmuştur.

Dünyada başkaca örnekleri de olan bu programda desteklenmiş olan ve gelecek vadeden genç akademisyenlerin toplam 171’i programı başarıyla bitirmiştir. Program bugüne kadar 246 genç bilimciyi desteklemiş olup hâlen 73 genç bilimciyi desteklemektedir. GEBİP ödülünü kazanan 14 genç bilimci üye seçilerek TÜBA bünyesine katılmıştır.

Toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamakla yükümlü olan Türkiye Bilimler Akademisi, sorgulayıcı düşünme ve yaparak öğrenme eğitim anlayışını ülkemizde de yaygınlaştırmak ve benimsetmek amacıyla, 2006 yılında Bilim Eğitimi Projesi’ni başlatmıştır. Proje kapsamında, İnternet  üzerinden kolay erişilecek materyaller sunularak öğretmenlere de destek sağlayacak bir İnternet  sitesi oluşturulması, bu site üzerinden öğretmenlerin uyguladıkları yöntemleri paylaşmalarının sağlanması amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, teknoloji de kullanılarak, ezbere dayalı eğitim sistemine karşı alternatif üretilmesi konularında projeler hazırlanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin bilgi toplumuna geçiş sürecinde en önemli yatırım alanı eğitim sektörüdür. Bu sektörün özellikle üniversite yapılanması içerisinde öğretim üyesi açığı ve çağdaş eğitim araçlarına ulaşımdaki açıkları, açık ders malzemelerine yönlenmeyi zorunlu hâle getirmiştir. TÜBA’nın Açık Ders Malzemeleri Projesi, dersleri standart olarak üreten, yaygınlaştıran ve en iyilerinin yapım ve gelişimini teşvik eden, ulusal ölçekte bir altyapı projesidir. Bu proje, aynı zamanda, üniversite eğitiminde, master ve doktora eğitimi dâhil, bilişim teknolojileri destekli bir altyapı projesidir. Türkçe eğitim yapan üniversiteler için bu proje hayati önem arz etmektedir.  Diğer taraftan verilen ders kalitesinin yükseltilmesine de önemli bir katkı olacaktır.

TÜBA, üniversitelerdeki nitelikli ders kitabı açığının giderilmesi amacıyla yabancı ülkelerde saygın üniversitelerde kullanılan ders kitaplarının yetkin uzmanlar tarafından Türkçeye çevrilerek istifadeye sunulması amacıyla da önemli bir çalışma yürütmektedir.

TÜBA’nın önceliklerinden biri de toplumsal değişim sürecinde kültürel zenginlik ve çeşitliliğimizi korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.

Değerli arkadaşlar, ayrıca Türkiye Bilimler Akademisi, bazı restorasyon uygulamalarının aslına uygun şekilde ulusal ve uluslararası alanda örnek çalışmalar şeklinde yapılması için ileri araştırmalar merkezleri olarak da hizmet vermenin gayreti içerisindedir. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECİP TAYLAN (Devamla) – Sözlerimi tamamlarken mütevazı imkânlarla birçok projeyi yürüten kurum çalışanlarını kutluyor, 2011 yılının bütçesinin milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taylan.

Sivas Milletvekili Sayın Hamza Yerlikaya.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAMZA YERLİKAYA (Sivas) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz, bildiğiniz üzere Avrupa’ya açılan pencere, yurt dışında ülkemizi, milletimizi temsil eden sporcu kardeşlerimizi bünyesinde barındıran büyük, köklü bir Genel Müdürlüğümüz. Ben Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün 2010 itibarıyla Türkiye’mize yapmış olduğu katkıları, Türkiye’mize yapmış olduğu tesisleşmeden dolayı birkaç bilgi vermek durumundayım.

Sayın Başkanım, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz son yıllardaki tesis ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik yeni tesislerin yapılması yanı sıra uzun yıllarda bitirilemeyen tesislerin yeniden ele alınarak hızlı bir şekilde tamamlanması, örneğin, İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu, Şanlıurfa GAP Arena Spor Salonu, Ankara Spor Salonu, İzmir Yaz Universiade Oyunları için yapılan spor salonu ve tesisler, Erzurum Kış Oyunları için yapılan salonlar ve tesisler, yeni yapımı tamamlanacak olan Ali Sami Yen Stadyumu, İstanbul Park Formula 1 Pisti, Kayseri Kadir Has Stadyumu, spor kompleksleri ve Trabzon 2011 Avrupa Gençlik Oyunları kapsamında yapılan tesisler, ayrıca her ile en az bir yüzme havuzu yapma projesi.

Ben, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün bu kadar mütevazı bütçeyle bu kadar büyük hizmet vermeleri hasebiyle Genel Müdürümüzü ve Sayın Bakanımızı kutluyorum. Tabii, bunlar, uluslararası spor organizasyonunda Türkiye’mizin yapmış olduğu başarılar, 2010 yılı içinde 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası, 2005 İzmir Yaz Universiade Oyunları, 2007 Karadeniz Oyunları, 2008 Avrupa Atletizm Milletler Kupası, 2010 Dünya Judo Şampiyonası ve 2008 Dünya Genç Bayanlar Güreş Şampiyonasına ev sahipliği yapmış, bu organizasyonları alnının akıyla tamamlamış bir Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz var.

Tabii, bu arada, talip olduğumuz ve Türkiye’mize kazandırmış olduğumuz sportif organizasyonlar, yapılacak olanlar: 2011 Erzurum Dünya Universiade Kış Oyunları, 2012 Dünya Salon Atletizm Şampiyonası, 2011 Avrupa  Gençlik Oyunları Festivali, 2012 Dünya Yüzme Şampiyonası vesaire, satranç, Dünya Güreş ve Golf Şampiyonası gibi büyük organizasyonların Türkiye’mize alınması ve bu organizasyonları da alnının akıyla, bu konularda Türkiye’mizi güzel bir şekilde tesisleşme ve sporcuların motive olması durumlarına katkılarından dolayı Genel Müdürlüğümüzü kutluyorum.

Tabii, Parlamentomuzda spor adına yapılan çalışmalar… Ben bu konuda özellikle muhalefet gruplarına ve milletvekillerine çok çok teşekkür ediyorum vermiş oldukları katkıdan dolayı çünkü olimpiyatlara hazırlanan bin tane sporcu kardeşimize, Parlamentomuzda yapmış olduğumuz kanunla –hep birlikte çıkarttığımız- on altı yaşını doldurmamış işçilere uygulanmakta olan net asgari ücret kadar harçlık ödeyerek spora ailelerin teşvik edilmesi, olimpiyat şampiyonları ile birden fazla dünya şampiyonu olan sporculara müşavirlik hakkının verilmesi, 5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun’un Parlamentomuzdan hızlı bir şekilde çıkarılması, üniversiteye giriş sınavlarında millî sporcularımıza ek puan verilmesi, millî sporculara Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından karşılıksız burs verilmesi -geri ödememek kaydıyla- kamu görevlerine ilk defa atanacaklar için yapılacak sınavlarda genel yönetmelik hükümlerine göre belirli nitelik ve derecelere sahip olmuş sporcularımızın KPSS sınavına tabi olmaksızın beden eğitimi öğretmeni ile sportif eğitim uzmanı ve antrenör olarak atanabilme imkânlarının sağlanması gibi, Parlamentomuzda bu tarz çalışmalarımızda bize destek veren Genel Müdürlüğümüz, başta Başbakanımız ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanımıza, siz değerli muhalefet ve iktidar milletvekillerine çok teşekkür ediyor, 2011 bütçemiz ülkemize, sporumuza, camialarımıza hayırlı olsun diyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yerlikaya.

Bingöl Milletvekili Sayın Kâzım Ataoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA KÂZIM ATAOĞLU (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Kredi ve Yurtlar Kurumu, yükseköğrenim gören öğrencilere burs ve kredi vermek, yurtlar yaptırmak ve işletilmesini sağlamak maksadıyla kurulmuş ve sosyal devlet anlayışını en iyi şekilde yerine getirmeyi amaçlamış bir kamu kurumudur.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde üniversite gençliğine yönelik pek çok yasa ve yönetmelik yürürlüğe girmiştir. Bu meyanda, 2004 yılı Mart  ayı içerisinde çıkarılan 5102 sayılı Kanun’la burs ve kredi verme yetkisi tamamen Kredi ve Yurtlar Kurumuna verilmek suretiyle bu hizmetlerin tekelden yürütülmesi sağlanmıştır. Artık devletimizin yanında özel sektörümüz, sivil toplum kuruluşlarımız ve hayırsever vatandaşlarımız da eğitim sisteminin ve üniversite gençliğinin sorunlarını birlikte çözme iradesini ortaya koymaktadır. Bu irade sonucudur ki üniversite gençliğimizin barınma ve burs ihtiyaçları büyük ölçüde sivil toplum örgütleri ve hayırseverler eliyle de yerine getirilmektedir.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2003 yılından bugüne kadar müracaatta bulunan öğrencilerin tamamına burs, öğrenim kredisi ya da katkı kredilerinden biri mutlaka verilmiştir. Yine 2003 yılından bu yana 69 bin kapasiteli 168 adet yurt binası hizmete açılmıştır. 2002 yılında 451 bin öğrenciye öğrenim kredisi verilirken 2010 yılı itibarıyla burs ve öğrenim kredisi alan öğrenci sayısı 961 bine ulaşmıştır. Yeni üniversitelerin kurulması üniversitelerde kontenjanların arttırılması, Kredi ve Yurtlar Kurumumuzun öğrenci yükünü de oldukça ağırlaştırmıştır. Özellikle yeni üniversitelerimizin  devreye girdiği illerimizde yurt ihtiyaçlarının bir an önce giderilmesi gerektiğini burada ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı içerisinde yurtlarımızın kapasite durumu incelendiğinde kız öğrencilerimizin barınma oranının yüzde 60 civarında olması kızlarımızla ilgili pozitif bir ayrımcılık olduğunun gösterilmesi bakımından sevindiricidir. Bir diğer pozitif düşünceyi doğunun geri kalmış illerinde mesela Bingöl’de de görmeyi istemek herhâlde haksızlık olmaz sanırım. Burs ve yurt hizmetlerinde şehit ve gazi yakınlarına, terör mağdurlarına, yetim ve öksüzlere, yetiştirme yurdu mezunlarına ve özürlü öğrencilere kayıtsız şartsız burs ve yurt hizmeti verilmesi ayrıca takdire şayan bir husustur.

Ayrıca, yıllar içerisinde yurtlarımızdaki yatak kapasitesinin artırılmasının yanında burs ve kredi miktarlarının da artırılması, beslenme yardımında önemli artışların gözlenmesi, buna ilave olarak 1 Ekim 2010 tarihinden itibaren hafta sonları, dinî ve millî bayram tatil günlerinde yemek yardımı yapılması da öğrencilerimiz açısından önem arz etmektedir. Böylece 200 TL burs ve 120 TL yemek bedeli olmak üzere, öğrenci başına toplam aylığın 320 TL’ye ulaştığı görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2002 yılından 2010’a gelindiğinde burs, öğrenim ve katkı kredisi alanlarda da önemli artışlar sağlanmıştır. Keza yeni yurtların hızla devreye girdiğini müşahede etmekteyiz. Ayrıca inşaat aşamasında, planlama ve proje aşamasında olan yurtlarımız olduğunu biliyoruz. Bu yurtlarımızın hızla sonuçlandırılarak hizmete sunulmasını tabii ki önemsiyoruz. Bu anlamda Kredi ve Yurtlar Kurumumuzu bu güzel çalışmalarından dolayı kutlamak istiyorum.

Bütün bu yapılan hizmetlerden de anlaşılacağı üzere, AK PARTİ iktidarları döneminde hiçbir siyasi çıkar hesabı yapılmadan bütün imkânlar üniversite gençliği için seferber edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KÂZIM ATAOĞLU (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ataoğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Osman Özçelik.

Sayın Özçelik, on dakika süreniz var.

Buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun 2011 yılı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kuruluşu 1930’lara dayanan ve zamanla değişik isimler alarak günümüze kadar gelen anayasal bir kurumun bütçesini görüşüyoruz.

Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunu bünyesinde barındıran bu Kurumun kuruluşunun hangi gereksinimlerden doğduğu ve kuruluş felsefesini doğru bilmez isek bu kuruluşun, bu Kurumun neye hizmet ettiğini ve işlevini doğru yapıp yapmadığı konusunda, dolayısıyla bütçeden ayırdığımız parayı hak edip etmediği konusunda bir fikir sahibi olamayız.

Bize göre Kurum kuruluş felsefesine uygun bir işlev sürmekte, sürdürmekte ve bunu bihakkın yerine getirmektedir. Ancak, Kurumun kuruluş felsefesine, evrensel bilim kurallarına ve ülkenin toplumsal, tarihsel gerçekliğine uygun olup olmadığını araştırmak gerekir. Eğer böyle değilse   -ki böyle olmadığını düşünüyoruz- böyle iddia edenler bilimi hiçe sayıyor diyebiliriz.

Dünyada gelişen milliyetçilik akımlarının etkisinde İttihat ve Terakkicilerin geliştirdikleri milliyetçi ve giderek ırkçı bir anlayışın cumhuriyet döneminde de geliştirilerek tüm topluma yayma ve benimsetme amaçlı çeşitli projelerden biridir bu kurumlar. Osmanlı’da “Etrâkı bî-idrâk" olarak hor görülen Türk etnisitesinin karşıt reaksiyon olarak örgütlenmesi ve iktidara gelmesi ile ideolojik yapısına bilimsel gerekçeler bulma, yaratma girişimidir bu çaba.

Batı ülkeleri ve yarattıkları uygarlık karşısından kendisini aşağılanmış hisseden millete öz güven aşılamak amacıyla akıl almaz teoriler üretilmiştir. Teorinin dildeki ifadesi “Güneş Dil Teorisi”dir. Tarih açısından da “Türk Tarih Tezi” olarak bu teori ortaya çıktı.

Güneş Dil Teorisi’ne göre Türkçe dünya tarihindeki ilk dillerden biridir ve dünyadaki bütün dillerin kökeni ve ana kaynağıdır. Türk Tarih Tezi de 1932’de toplanan 1. Türk Tarih Kongresi’nde şekillenmiştir. Buna göre Türk milleti uygarlığın ve insanlığın beşiği olan Orta Asya’dan çıkmış beyaz ve ari bir ırk olup o günlerde kimi bilim adamları Türk ırkının sarı ırktan geldiği iddiası karşısında beyaz ve ari bir ırk olduğu, dünya üzerindeki bütün uygarlıkların Türklerden etkilenip geliştirildiği ifade edilmiş, kongre ayrıca Türk ırkının antropolojik yapısı ve özelliklerini de tartışmış, kafatası yapısında kerametler aramıştır. Bazı insanların kafatası ölçümleri yapılmaya kalkılmıştır. Kongre Türk ırkının Orta Asya kökenli derin uygarlığıyla yetinmemiş, ayrıca Türk ırkının atalarının Anadolu’da Etiler ve Mezopotamya’da Sümerler olduğu tezini bir çırpıda kabul etmiştir.

Bütün bu kaba, ırkçı belirlemeler öğretmenlere belletilerek okullarda bu şekilde eğitim yapılması konusunda emirler verilmiştir, bu konuda makaleler yazılmış, kitaplar yayınlanmıştır. Dünyadaki dil bilimcilerin alay konusu olan bu tezler Türkiye’deki gerçekçi bilim adamları tarafından da benimsenmedi. Nitekim Atatürk’ün vefatından sonra Ankara Üniversitesi’nde Güneş Dil Teorisi dersleri ortadan kaldırıldı. Bu konuyla ilgili soru soran, derslere neden son verildiğini soran öğrencilere İbrahim Naci Dilmen “Güneş öldükten sonra teorisi nasıl hayatta kalabilirdi?” diye yanıt verir.

Bugün bu iki teoriye açıkça sahip çıkılmıyor belki ama “Kemalizm” adı altında bu anlayış devletin temel ideolojisi, temel paradigması olarak hâlâ yürürlükte. İktidarlarıyla, muhalefetleriyle Parlamentoya girebilen hemen her parti bu resmî ideolojiyi savunma konusunda âdeta yarış içindeler. Resmî ideolojinin çarpıklığını, değişmesi gerektiğini uygar dünyanın erişmiş olduğu demokrasi standartlarına uygun bir demokrasi için çaba sarf edenler, emeği savunanlar, insan haklarını savunanların karşısına yasal engeller çıkarılmakta ve Parlamentoda temsillerinin önüne bin bir zorluk çıkarılmakta, engeller konmaktadır.

Kemalizm diye kutsanan, herkesin, anayasal olarak her siyasi partinin de uymak zorunda bırakıldığı resmî ideoloji militarist bir ideolojidir, bağnaz milliyetçilikle bezenmiştir, devleti kutsayıp bir fetiş hâline getirmiştir ve içinde halk yoktur, emekçiler yoktur.

Çok partili sistemle birlikte demokrasiye geçildiği söylenir ancak bu hiç de inandırıcı değil. Çok partili sistem, ideolojik gardiyanlık görevi üstlenmiş siyasi partilerle halkı oyalayan, birden çok devlet partisinin ötesinde hiçbir anlam ifade etmiyor.

Resmî ideoloji resmî tarihe dayanmaktadır. Resmî tarihte bugün bu ülkede yaşayan 20 milyon Kürt ya yoktur ya Türk’tür ya da şuurdan yoksun, kandırılmış, kökü dışarıda insanlardır. Resmî ideoloji ve resmî tarih bu.

Türk Tarih Kurumu, 400, belki 400’den fazla kitap yayınladı. Bu kitapların hiçbirinde Kürtlere ilişkin bir tek belirleme yok, bir tek atıf yok. Sadece zararlı cemiyetler faslında zikredilen Kürt Teali Cemiyetinden söz edilmektedir, o da zararlı cemiyetler faslında. Olmayan bir şeyin nasıl olur da zararlı bir cemiyet kurduğu da ancak ırkçı bir yaklaşımın gözleriyle bakıldığı zaman ortaya çıkabilir.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde Kürtçeden alındığı belirtilen bir tek kelime yoktur. Kürtçeden Türkçeye geçen, bin yıldır birlikte yaşamış olmanın getirdiği bir sosyal durum olarak, sosyolojik bir durum olarak Kürtçeden Türkçeye geçen yüzlerce kelime olmasına rağmen, bu Türk Dil Kurumu sözlüklerinde Farsça kelime diye ifade edilmektedir.

Bugünlerde Türkçenin saflaştırılması, arılaştırılması konusunda yapılan çabalara, çalışmalara yeni bir anlayış getirildi. Yaklaşık 20 bin civarında kelime, terim ve deyim sözlükten çıkarılacak. Neden? Bakın şöyle ifade ediyor Türk Dil Kurumu: Doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan sözcükler bunların bir kısmı. Yine Kürtçe demiyor, doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan sözcükler. Neden çıkarılıyor? Türk gelenek, kültür ve inançlarına uymadığı için sözlükten çıkarılmaya çalışılıyor 20 bin kelime.

Bugünlerde “Eh, biz bu iddialardan vazgeçtik.” deniliyor. Vazgeçtiniz de seksen yıldır asimile yoluyla yok etmeye çalışılan insanlardan özür dilemeyi hiç aklınıza getirdiniz mi? Kürtlerin en insani haklarının bir tekini bile anayasal güvence altına aldınız mı? Yok. Sadece “Kardeşiz.” deniliyor. Yani bunu da bir lütuf gibi sunuyorsunuz. Bunu bile aşağılayıcı bir ifade tarzıyla söylediğinizin farkında mısınız?

Bu ülkede milyonlarca Alevi yurttaş yaşıyor. Bunları asimilasyona tabi tutan devlet anlayışı, bir taraftan laik devlet derken diğer taraftan gerçek İslam’la alakası olmayan yeni bir din anlayışı üretiyor. Aleviler zorunlu din derslerine tabi tutuluyor, cemevleri ibadethanelerden sayılmıyor. “Sınıfsız, kaynaşmış bir toplumuz.” deniyor “Köylü milletin efendisidir.” deniyor “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” deniyor ama gerçekten böyle midir? Gayrimüslim yurttaşlarımız vardı, onların hiçbiri yok şimdi neredeyse. Nerede Ermeniler, nerede Yahudiler, nerede Rumlar, nerede Ezdiler, Kürt Ezdiler? Onları arıyoruz.

Sayın milletvekilleri, resmî ideolojiyle, resmî tarihle hesaplaşmadan ve toplumsal gerçeklikle ve hatalı politikalarla yüzleşmeden bu ülkenin huzur ve barış bulması da refah, huzur toplumu yaratmak da demokrasiden söz etmek de mümkün değil.

Vergilerimizle beslediğimiz bu kurumlar bilim dışı ırkçı politikalar üretmekte ısrar etmeye devam ettiği sürece bütçeden ayırdığımız parayı hak etmemiş olacaklar, onlara helal etmeyeceğiz.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özçelik.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ufuk Uras. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli vekiller, ben doğrusu bu dönem, geçen bütçede olduğu gibi yalnız başına olmanın hüznü yerine siyaset arkadaşlarımla birlikte olmanın, birlikte siyaset yapmanın mutluluğu ve onurunu taşıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Bilim insanları Aralık ayı başında çok önemli bir buluşla ilgili bir açıklama yaptılar. Bir bakterinin arseniği sadece yemekle kalmadığının, bu zehirli elementi doğrudan DNA’sına kattığının altını çizdiler. Bulgular dünyadaki yaşam biçimlerinin çeşitliliği konusunda ne kadar az bilgi sahibi olunduğunu gösterdi. Bu keşif diğer gezegenler ve uydularda da yaşam için nelere bakılması gerektiğini ortaya koydu. Yani evrenin başka bir yerinde yaşamın neleri mümkün kılabileceğinin anlaşılmasına yönelik yeni kapılar açıldı. Artık, evrende yaşam yeni parametrelerle aranacak.

Şu çok açık ki birçok alanda değişim ve gelişmenin temel uyarıcısı teknolojik gelişmelerdir. İnsanlık bugünkü uygarlık düzeyini büyük ölçüde teknolojik gelişmelere borçludur. Bu gelişmelerin ana kaynağı, buluş ve yeniliklerdir. Buluş ve yeniliklerin temel kaynağı ise araştırma ve geliştirme faaliyetleridir. Araştırma, geliştirme faaliyetlerinin temel anlayışı ise şüphe etmek, sorgulamak, eleştirmek ve yeniyi aramaktır. “Bilmiyorum, o hâlde inanayım.” “Bilmiyorum, o hâlde araştırayım.”

Biliyorsunuz bir ülkede bilim ve teknolojiye verilen önem ve gelişmişlik ölçüsü olarak ARGE harcamalarına ayrılan kaynağın gayrisafi yurt içi hasılası içindeki payı alınıyor. ARGE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 2’den fazla olan ülkeler gelişmiş ülke sayılıyorlar. Bilgi aynı zamanda bir egemenlik aracı ise ki, öyledir, teknolojik yenilenmenin yaklaşık 15-20 kadar gelişmiş ülkenin tekelinde bulunduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu ülkeler dünyada ARGE için yapılan harcamaların yaklaşık yüzde 95’ini gerçekleştiriyor. Buna karşın dünya nüfusunun yüzde 70’ini oluşturan gelişmekte olan ülkeler ise toplam ARGE harcamalarının yaklaşık yüzde 5’ini gerçekleştiriyorlar. İşte, eşitsizliğin ve egemenliğin bir başka parametresi de budur.

Ülkelerin uluslararası arenada daha güçlü söz sahibi olabilmesi için, teknolojik yatırımların geliştirilmesi gereği reddedilmez bir gerçekliktir. Teknolojinin en temelinde girdisini oluşturan bilginin temeli ise bilimsel araştırmalar yatmaktadır.

Bakın değerli vekiller, TÜİK’in 2009 yılı ARGE faaliyetleri araştırması sonuçlarına göre, Türkiye’de gayrisafi yurt içi ARGE harcamasının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı binde 8,5’tir ya da bir başka deyişle yüzde 0,85. Evet, nispi bir artış vardır ama dünya ortalamasına baktığınızda bunun ne kadar yetersiz olduğu çok açıktır. Bugün, bu oran, OECD ülkelerinde ortalama yüzde 2,26’dır, AB ülkelerinde ise yaklaşık yüzde 1,8 olarak gerçekleşiyor. Durum ortadadır, Türkiye ARGE’ye yeterince önem vermemektedir.

Bugünün temel sorusu şudur: Türkiye’yi teknoloji satın alan ülke değil teknoloji üreten ülke hâline getirmeyi hedefliyor muyuz? Gelişmekte olan ülkeler her yıl yüz milyonlarca dolar ödeyerek teknoloji transfer ediyor ve bu yolla sanayileşme ve teknolojinin gelişmesine çaba harcıyor. Türkiye’yi bu durumdan kurtaracak mıyız? Soru budur.

Bunun için iki önemli konu var: Birincisi ARGE’ye ayrılan kaynağı daha da artırmak, ikincisi bu araştırmaların zeminini oluşturan üniversiteleri ve diğer bilimsel kuruluşları bu hedefe uygun hâle getirmek. “Teknolojinin en temel girdisini oluşturan bilginin temelinde bilimsel araştırmalar yatar.” dedik.

Gelişmekte olan ülkelerin teknolojik gelişmede yetkinlik kazanması ve bu yetkinliklerini kendi ARGE’lerine dayandırmaları gerekiyor. Yıllar itibarıyla ARGE kaynaklarının sanayiden üniversiteye kaydığını görüyoruz. Kamu, üzerine düşeni yeterince yapmıyor. Devletin kaynaklarının çok küçük bir kısmı bu alana ayrılıyor. Neden? Şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine bakıyoruz, TÜBİTAK’ın 2 katı. Böyle mi  Türkiye’de teknolojik ARGE’ye verilen önemi göstereceğiz?

Türkiye'nin bilim ve teknolojideki yaklaşık kırk yıllık bir geçmişi olmasına rağmen, olumlu gelişmelere karşın, ortaya konulan hedeflerin gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir. Türkiye, uluslararası düzeyde rekabet edebilmek için teknoloji üretme olanaklarını geliştirmeli, ARGE faaliyetlerini güçlendirmelidir. Her şeyden önce, gayrisafi yurt içi hasıladan ARGE’ye ayrılan pay, gelişmiş ülke olmanın minimum seviyesi olan yüzde 2’ye derhâl çıkarılmalıdır. Bu bütçe bunu öngörmüyor. Çünkü AKP Hükûmetinin böyle bir gelecek vizyonu söz konusu değildir. O yüzden, Türkiye vakit kaybetmeksizin teknoloji geliştirme ve uygulama konusunda gereken adımları atmalı, daha fazla kaynağı savaşa değil, bu alana yönlendirmelidir ama iş bununla da bitmiyor. Dedik ki: Yıllar itibarıyla ARGE kaynaklarının sanayiden üniversitelere doğru kaydığı açıkça görülüyor. Peki, üniversitelerde ne oluyor? 12 Eylül Anayasası’nın başımıza tebelleş ettiği YÖK bu işlevi yerine getirebilecek yetkinlikte bir kurum mudur? Hayır. Üzerine düşeni yapabiliyor mu? Hayır. Yetersiz ve üstelik özerk ve demokratik değildir. Bu yapıyla bu işlevin geliştirilmesi mümkün değildir. Bu YÖK’e daha fazla tahammül edilemez. Öğrencilerimiz haklıdır. 2011’de yapılacak yeni anayasada YÖK kökten ele alınmalı, bu hâliyle ortadan kaldırılmalı ve katılımcı, demokratik ve özerk bir yapı kurulmalıdır. AKP Hükûmeti YÖK sever tavrı ile üniversitenin gelişmesine darbe vuruyor.

Peki, ya üniversitede okuyan öğrenciler? AKP Hükûmeti bu öğrencilerle de uğraşıyor, güvenlik güçleriyle öğrencilerin üzerine gidiyor, huzurlu eğitim ortamını bozuyor. Bu ülke gençliğine, üniversite öğrencilerine geçmişte de çok hoyratça davrandı. Gençliğine bu kadar hoyratça davranan başka bir ülke var mıdır? Dün İstanbul’da, bugün Ankara’da, biraz önce ODTܒde coplarla biber gazları ile polis gücüyle üniversite öğrencilerinin üzerine gidilmesini kınıyor ve protesto ediyoruz. Bırakınız üniversitelerde gençler eleştirilerini dile getirsinler, şüphelerini, kaygılarını ifade etsinler. İtaatkâr öğrencilerle akademik bir gelişme sağlayamayacağımızı görelim. Bir ülkenin gençleri heyecanla istedikleri ülkeye ilişkin hayallerini dile getiremezlerse yarın bu insanların yaratıcı olmalarını bekleyemezsiniz. Onları faşistlikle suçlamaktan vazgeçelim. Öğrencilerin sözlerini engellemekten vazgeçelim. Özgür düşüncenin önündeki engelleri hep birlikte kaldıralım. Üniversite öğrencilerini huzursuz etmeyiniz. Yüksekova’da olduğu gibi alnının ortasından vurmaya kalkmayınız. Unutmayınız ki başkalarını korkutmaya çalışanlar bilin ki aslında kendileri korkuyorlardır. Başka bir atasözü var mı böyle, bilmiyorum. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” diye âdeta yalan söylemeyi teşvik eder gibi. O öğrencilerimiz köylerinden çıktılar şehirlere, üniversiteye geldiler. Ve Ziya Gökalp’in bir tarihte:

“Darülfünun emirlerle düzelmez.

Onu yapar ancak serbest bir ilim.

Bir mesleğe haricinden fer gelmez.

Bırakınız ilmi yapsın muallim.” dediği gibi.

Geçen gün, ben de aynı gün Ankara Üniversitesinde Anayasa Konferansındaydım; öğrenciler, hocalar beni çiçeklerle, alkışlarla karşıladılar ve hakikaten özgürleşmeyi üniversitelerden başlatmanın yolu, onlara nasıl baktığımız, oradaki yaratıcı enerjiyi ortaya çıkarıp çıkarmadığımızla ilgili.

Bir gün İsmet İnönü brifing alırken soruyor “Bu Marx, Darwin, Freud hiç doğru bir şey söylememiş mi?” diye, danışmanları diyorlar ki: “Söylemiş ama biraz aşırıya kaçmışlar.” İnönü de diyor ki: “Keşke ben de doğruyu yakalasam da biraz aşırıya kaçsam.” O yüzden, doğruyu yakalamanın yolu, gerçeğe ulaşmanın yolu üniversiteleri özgür bırakmaktan geçiyor, siyasette gençlerin daha fazla yer almasından geçiyor, kadınların daha fazla yer almasından geçiyor. Üniversitelere ve buralara baktığımda -Mecliste bizim BDP Grubunu saymazsak yüzde 30’la onurumuzdur ama- Meclis yüzde 9 kadın oranına sahip.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Yüzde 40.

MEHMET UFUK URAS (Devamla) – Dönüyorum bürokrasimize bakıyorum, her Allah’ın günü buraya gelen heyetlere bakıyorum; 25 kişi varsa, burada da 2-3 kadın var, yani 22’yi 2’ye vurduğumuzda yüzde 9 kadın oranını bürokrasi de tutturuyor. Olmaz böyle bir şey!

Yani kadınların, gençlerin, emekçilerin daha fazla söz ve yetkiye sahip oldukları bir üniversiteyi el birliğiyle inşa edelim. Unutmayın ki, Bulgaristan’daki kadar kütüphanemiz yok. Bilime karşı, düşünceye karşı, bunun önündeki bütün engellere karşı durmanın yolu demokratik ve özgür bir cumhuriyet inşa etmekte, demokrasiyi kurumsallaştırmakta kararlı tavır almaktan geçiyor. Dün Grubumuzda söylendi; Mustafa Kemal’in Nutuk’unu bile sansür etmeye yeltenen bir geleneğe sahibiz. Bu Meclisin tapusu kimsede yok. Ama bilin ki bu Meclisin tapusu bile yok, bu Meclisin ruhsatı bile yok. Önce tapu ve ruhsat işini halledelim, ötesi gerisi arkadan gelir diye düşünüyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uras.

Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlar; grubumuz adına Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Konuşmama başlamadan önce kendi vicdanını hiçe sayan ve bir genci sadece genç olduğu için, sadece genç bir Kürt olduğu için ve siyasetle uğraşan genç bir Kürt olduğu için vuran vicdansızlara karşı güvenlik güçlerinin kurşunuyla kafasından aldığı kurşunla yaralanan Sedat Karadağ ve onun mücadelesini yürüten Kürt gençlerinin önünde saygıyla eğildiğimi belirterek başlamak istiyorum.

Sedat Karadağ, Demokratik Yurtsever Gençlik Meclisinin Yüksekova sözcüsü ve bir arama noktasında güvenlik güçleri tarafından kafasından vuruluyor. Şu an Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesinde yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Kendisine acil şifalar dilerim.

Çaldıran, Saray, Özalp, Başkale sınırlarında çok farklı gerekçelerle Kürt gençleri vuruldu. Bunu devletimizin güvenlik güçleri yaptı kimi zaman, kimi zaman İran tarafından yapıldığı resmî olarak kurum müdürlükleri ve kaymakamlıklar, valilikler tarafından beyan edildi. Başbakan kükrüyordu İsrail’e karşı, haklıydı da. İsrail dünyanın gözü önünde insanları katlediyordu ve bu konuda herkes destekliyordu Sayın Başbakanı ama dünyanın gözü önünde İran bizim vatandaşımız Kürt gençlerini öldürüyor, kendi güvenlik güçlerimiz Kürt gençlerini öldürüyor ama kükreyen yok. Bırakın kükreyeni, inleyen yok. Kürtlerin dışında, iktidar partisinden, sorarım, 5 Van milletvekili yoksa ihalelerden mi fırsat bulup bu konuyu dile getirmediler?

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Ayıp oluyor! Yakışmıyor!

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Keşke dile getirmiş olsalardı da biz bu sorunun üzerine eğildiklerini görmüş olsaydık.

İnsan Hakları Araştırma Komisyonuna Sayın Milletvekilimiz Fatma Hanım ile birlikte bir telkinde bulunmuştuk, başvuruda bulunmuştuk bunların araştırılıp incelenmesine ilişkin. İnsan Hakları Komisyonumuz zahmet edip böyle bir şeye katlanmadılar ve bize karşı olan tutumlarını, İnsan Hakları Komisyon Başkanı almış olduğu bastırma tutumunu kendisi için püsküllü bir zafer olarak ilan etti, yani bize karşı bastırmacı bir tutumu kendisinde zafer kazanmış edasıyla kamuoyuna yaymaya çalıştı ve bunu yapan İnsan Hakları Komisyon Başkanı idi.

Evet, ülkemizde gençler vuruluyor, ülkemizde gençler katlediliyor, ülkemizde gençler üniversitelerde coplanıyor, yurtlardan atılıyor siyasi taleplerde bulundukları için, parasız eğitim talebinde bulundukları için, yurt hakkı talebinde bulundukları için velhasıl her şekilde gençler baskılanırken Gençlik ve Spor Müdürlüğümüz de bölgeler arasında ayrımlara neden olabilecek yatırımlar da yaptı, bütçe de oluşturuldu ve bu oluşturulmuş bütçelerin çoğunun denetimsiz kaldığını hepimiz çok iyi bilmekteyiz.

Gençlik ve Spor Müdürlüğünün elbette yapmış olduğu olumlu çalışmalar vardı, birçok yerde yeni tesisler açıldı ama bu açılan tesislerin maliyetiyle ilgili ya da ihaleleriyle ilgili denetimlerin yapılmadığını hepimiz çok farklı basın kuruluşları aracılığıyla ya da bire bir yerinde gözleyerek şey yaptık.

Bir ülkenin bütçesinin en önemli unsuru amacına uygun, doğru bir şekilde, hesap verebilir bir şekilde kullanılmasıdır. Siz hangi bütçeyi belirlerseniz belirleyin, hangi rakamları koyarsanız koyun eğer o bütçeyi yolsuzluk olgusundan arındırmazsanız o bütçenin hiç kimseye faydası yoktur. Hak ve hukuktan bahsederken, dinî argümanlar üzerinden bahsederken kendini topluma meşrulaştırmaya çalışan ve din istismarı üzerinden siyaset yapanların özellikle o yolsuzluklara konu olan paraların bir lirasının bile milyonların hakkı olduğunu bilmesi açısından ya da biliyorlardır muhakkak on milyonların hakkıdır ama dilin kemiği yok ya, sözde hak, özde ne hak! Böylesi bir ekonomide, böylesi bir ekonomik ortamda, evet, kimi gençler Avrupa’larda okur, Amerika’larda okur, özel yurtlarda kalır, kimi gençler de vergi ödedikleri hâlde, bu ülkenin vergisinin yükünü kendi aileleri çektiği hâlde kalacak yurt bulamayacaklar.

Kredi ve Yurtlar Kurumunun hizmet ağının genişletilmiş olması ve kalitesinin artırılmış olmasıyla ilgili çok böyle şaşaalı sözler söyleniyor ama gidelim Kredi ve Yurtlar Kurumunda aynı ranzada 3 öğrencinin yattığını yerinde gözlemleyelim. Evet, kimi özel yurtlar var, bazı milletvekilleri, bazı kurum yetkililerinin telefonuyla kendisine özel odalar tahsis edilen torpilli öğrenciler var. Bu, o öğrencilerin yaşamış oldukları koşullar onların hakkı değildir anlamında yorumlanmamalı ama bu ülkede milyonlarca genç var ve bu gençler bu devletin kendileri için hizmet etmesi gerektiğini ifade ediyor ve bu da bu devlet için haktır.

Dün Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç bize demokrasi dersi vermeye kalktı. Anayasa’nın değişmez hükümlerinden işte kendine göre cımbızlayıp bize “Kürsüde konuşma!” derken bile kendisi “…”(x) cümlesini sarf edip Kürtçeyi konuşma tekelini de kendine bağlamaya çalıştı. Ama o “değiştirilmez” diye her yerde herkese posta koyduğunuz Anayasa devletin bir sosyal hukuk devleti olduğunu ifade ediyor. “Sosyal devlet” demek de hiçbir öğrencinin yurtsuz kalmaması demektir, burssuz kalmaması demektir, parasız kalmaması demektir, ana dilde eğitimden yoksun olmaması demektir, evsiz barksız olmaması demektir, yurttan atılmaması demektir. Ama sorarım ve yanıtlanmasını beklerim: Bu konuyla ilgili soru önergeleri verdiğimiz hâlde… 2002’den bu yana, sadece basın açıklamasına katıldı yahut hocayla tartıştı veyahut farklı bir sosyal sorundan kaynaklı kaç öğrenci Kredi ve Yurtlar Kurumundan atılmıştır, yükseköğrenim kurumunda eğitim-öğretim görmekten men edilmiştir? Sadece Yüzüncü Yıl Üniversitesinde, devlet, kendini bilmez öğretim görevlilerinin, siyasal tarafsızlığa uymayan öğretim görevlilerinin antidemokratik kararları sonucunda, ana dilde eğitim hakkı talep eden öğrencilere binlerce lira tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Bir öğrenci on beş defa YÖK’ten men edilmiştir. Yükseköğretim Kurulu bu halkın omuzlarındaki en büyük yüktür ve yok olmalıdır. YÖK yüktür, yok olmalıdır.

Şimdi yükseköğrenimle ilgili, kredi yurtlarıyla ilgili ekonomik gerekçeler sunulur: “İşte devletin imkânları olsa da gençlere yatırım yapılsa, işte sportif faaliyetler için devletin imkânları olsa da…” Bir kalemde çözülebilir bir sorundur. Ülkenin eğitim sorunlarının tamamını yapılan askerî harcamalardan bir kalemi kısarak karşılayabilmek mümkündür. Ama böyle bir istem söz konusu değil. İstenen odur ki, spor amacının dışında -gençlik ve spor bakanlığıyla eğitim ve öğretim koşullarını iç içe, gençlik sorunlarını iç içe değerlendirdiğimiz için örnekleyeceğim- milyonlarca insan stadyumlarda birbirlerine küfretsinler, birbirlerini vursunlar, şehri yakıp yıksınlar; bunlar “Efendim, futbol sevgisi insanı coşturur, azdırır.” şeklinde yorumlansın, basın tarafından pohpohlansın, bu tür terörist eylemleri görmezlikten gelinsin, rant kavgaları halkın gözü önünde birilerine hoş gösterilmeye çalışılsın ama biz, üniversite öğrencileri bir basın açıklaması yaptığında Kabahatler Kanunu’nca cezalandırılsın, YÖK Kanunu’nca cezalandırılsın vesaire, vesaire, vesaire.

Sendikalı emekçiler, sendikasız emekçiler emek hakkını savunurken yolda kaldırımdan bir adım aşağı indi diye işlerinden atılsınlar, hukuk işlesin onlar için ama milyonlarca liralık, milyarlarca liralık yatırımların yapıldığı stadyumlarda, spor merkezlerinde şiddeti içselleştiren insanlara yönelik hiçbir şey yapılmasın.

Yurtsever Gençlik Meclisi Temsilcisi Sedat Karadağlar gibi gençlerin yapmış olduğu demokratik eylemliklere gaz bombaları yağdırılsın, bombalar yağdırılsın ve kafasından vurulsun gençler ama birilerini katletmeye yönelenler, satırlarla şehri kendi ablukasına alanlar, balkonda çocukları vuranlar, arabalarıyla insanları rahatsız edenler bu ülkede elini kolunu sallasın, onlar için hukuk olmasın. Böylesi bir şey ancak Hükûmet programıyla gizliden denetlemekle mümkün olur.

Hiç gördünüz mü bir holigan hakkında bir para cezası uygulandığını? Uygulanmışsa da komik derecede uygulanmıştır, caydırıcı niteliği olmamıştır.

Evet, spor ve gençliğe yönelik yatırımlar bölgesel farklılıklar taşıyor. Hakkâri’de kaç yüzme havuzu var ya da Tunceli’de kaç koşu pisti var veyahut da Diyarbakır’da kaç stadyum var Gençlik ve Spor Müdürlüğünün yapmış olduğu ya da gençlerin spor yapabileceği kaç tesis var? Bunlara ne kadar ödenek ayrılmış, diğer illere ne kadar ayrılmış? Biz bunu söylerken aman ha diğer illere ödenek ayrılmasın değil. Her ilin nüfusu bellidir, genç nüfus sayısı bellidir, o sayı oranında her ile eşit oranda, orantıda yatırım yapılmalıdır. Ama yapılan yatırımlar da birilerinin siyasi tekeline ya da ihale tekeline maruz bırakılmamalıdır, denetlemeler yapılmalıdır. Ha, “Yolsuzluk yapılmıyor.” diye iddialarda bulunuluyor. Geçen dönem Van Belediyesi AKP’nin elindeydi. Ona ilişkin müfettişlik raporunu hazırlayan müfettişler neden görevden alındı ya da görev yeri değiştirildi ya da pasifleştirildi? Bir şeylerin açığa çıkmasını istemeyen siyasi bir güç mü var? Biz var olduğunu iddia ediyoruz çünkü yolsuzlukları önlemek, yasakları önlemek ve yolları yapmakla ilgili söylemlerle yola çıkan AKP Hükûmeti yol yaparken bile yolsuzluk yapılabileceğini çok aleni bir şekilde gösteriyor. Yollar yapılırken yolsuzluk yapılır ama bu ülkede yasaklar gün geçtikçe artıyor.

Gençlerin protestosunun güç kullanımıyla ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Keşke bu ülkede gençlerin ana dilde eğitim hakkı talep etmesine gerek olmasaydı, öyle bir demokrasi yaşamış olsaydı. Keşke bu ülkede gençler parasız eğitim için slogan atmak zorunda kalmasaydı. Keşke böyle bir demokrasimiz olsaydı. Ama böyle bir insani temelde, insan hakları temelinde kendilerini ifade eden gençlere, bombalar, coplar yağdıranlar şunu iyi bilsinler ki sadece kaba bütçe yatırımlarıyla bu sorunu çözmek mümkün değil, tıpkı Kürt sorununda, işte, yıllarca yolsuzluklara ve benzeri konulara mal olmuş GAP projesini, her gelen liderin “GAP projesiyle biz çözeriz.” demesi gibi. Bazı şeyler özünde çözülür. Kürt sorununu çözmek isteyenler Zap’a yönelik projeler yapmak zorundadır.

Şimdi bunları biz bir bütün olarak değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan tabloya bakıyoruz. Dünyanın en genç, en dinamik nüfusuna sahip olan Türkiye sadece askerî harcamalar noktasında dünya derecesine giriyor. Dünyanın en genç, en dinamik nüfusuna sahip Türkiye’de Muş’tan, Ağrı’dan tek bir spor ayakkabısı olmadan dünya birinciliği yapan atletizmciler çıkabiliyor ama onların koşu yapabileceği bir pist olmuyor ve onlar bu ülkede sadece kendi dilleriyle ilgili bazı özgürlükler istiyorlar ve demokratik birlikte bir yaşam için bu gençler her zaman, her yerde, özveriye hazır bir şekilde mücadele ediyorlar. Ben eminim, Sedat Karadağ yurttaşım, Sedat Karadağ yoldaşım ve onun gibi gençler de -ben bir anlamda onların da temsilcisiyim, doğrudan temsilciyim- onlar da bu ülkede herkesin diliyle, düşüncesiyle, rengiyle, inancıyla, özgür, birlikte bir ortamın sağlanması için mücadele ediyorlardı. Bu gençler için ölümü hak görenler, bu gençlerin önünde silahı tek çare olarak bırakmamalıdırlar.

Bu tür baskılara maruz kalan gençler otuz yıldır hiçbir siyasal çözüm aralığı göremedikleri için ellerine silahları alıp dağlara gitmektedirler. Bu tür baskılar PKK’yi doğurdu; bu tür ölümler, bu tür zulümler PKK’yi doğurdu ve bugünlere getirdi. Bugün çözümün muhatabı olarak belirttiğimiz güçlere de göndermeler yapılıyor. Bu sorun PKK’siz çözülmez, Sayın Öcalan’sız çözülmez. Bunları çok iyi görmek lazım. Sadece ekonomik yatırımlarla bizim ifade etmemiz de çok doğru değildir. Bir bütün olarak değerlendirmek, mevzuları gerçekçi zeminde çözebilmek lazım.

Toplumsal muhalefete yönelik bu kadar acımasız olan Hükûmet halk ve güvenlik güçlerini sürekli karşı karşıya getirirken, o güvenlik güçlerinin özlük haklarını bile karşılamıyor. Sporlarda, maçlarda saatlerce stadyumun önünde nöbet bekleyen güvenlik güçlerine bir harcırah verilmiyor mesela, kumanya bile verilmiyor. Belki de onun öfkesindendir, onun öfkesini gençlerden alıyorlardır.

Şimdi, spora ve sporun önemi hakkında konuştuğumuz zaman, herkes hamaset nutukları atabilir. Spor gereklidir, spor insanlık tarihinin başlangıcından bugüne kadar her şeyden önemlidir, beden eğitimi önemlidir, eğitim kurumlarında buna güç verilmelidir, bakanlıklarca ödenek ayrılmalıdır, tesisler kurulmalıdır ama öncelikle bir zihin sporu yapmak lazım bu ülkede. Bu zihin sporu için bir ödenek ayırmak gerekiyor mu, onu bilmiyorum ama bence çok masrafsızdır. Sorunları çözmek için zihin sporu yaparsa başta siyasi temsilciler, sorunu çözmek mümkün olur.

En son Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, dün, işte, siz kürsüye geliyorsunuz, hani bize, öyle demeyin de böyle deyin… Yani sanki bize siyaseti öğretir gibi bir tarzda, nezih üslubuyla, kendisi de arada, biraz da böyle seyirciye bir mesaj göndermek “…”(x) serenadıyla bir göndermede bulundu.

Ben kendisine sesleniyorum: Evet “…”(x) ama Sedat Karadağlar ve sınırda ölen gençler, üniversitelerde coplananlar, bunların yaşadığı şey zulümdür. “…”(x)

(BDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Sayın Başkan, 69’uncu maddeye göre sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir saniye.

TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Tam sonunu anlayamadım konuşmanda.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Allah zulüm kabul etmez, kimsenin ahını kimseye bırakmaz.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Sataşma oldu, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Üskül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Üç dakika süre veriyorum.

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Üskül’ün, Van Milletvekili Özdal Üçer’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanına sataşmak, onu eleştirmek, hatta geçmişte bazen olduğu gibi onu hedef göstermek bazıları için spor hâline geldi. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu insan hakları alanında herhangi bir yurttaş ya da milletvekili tarafından yapılan tüm başvuruları aynı titizlikle incelemekte ve mutlaka sonuç hakkında başvuru sahibini bilgilendirmektedir. Başvuru olmadan da bir insan hakkı ihlaliyle karşılaştığında, benzeri şekilde, gereken incelemeyi yapmakta ve sonuç hakkında kamuoyuna ve ilgili kamu kurumlarına raporunu göndermektedir.

İnsan Hakları İnceleme Komisyonu kurulduğu günden beri bu dönemde yaptığı çalışmalarla kendinden önce yapılan tüm çalışmalara yakın bir performans ortaya koymuştur. Kurulduğu 1982 yılından beri 104-105 rapor hazırlanmış, bunun 50’ye yakını bu dönemde gerçekleştirilen raporlar. Van’da biz inceleme yaptık. Ben bir mülkiye başmüfettişi ve bir adalet müfettişini Van’daki ölüm olaylarını incelemek üzere yerine gönderdim ve bir rapor hazırladık. Bu raporu da ilgili milletvekillerimize de gönderdik.

Biz İnsan Hakları İnceleme Komisyonu olarak elbette her iddiayı inceliyoruz ama bunların sonuçlarını da insan hakları ihlali olup olmadığını da raporlarımızla ortaya koyuyoruz. Her iddia insan hakları ihlali anlamına gelmeyebiliyor.

Komisyonumuz, tüm üyeleri, sakin bir biçimde objektif değerlendirmelerini yapıyor, bunları ortaya koyuyor, bu hak ihlallerinin önlenmesi için öneriler geliştiriyor ama bizim Komisyonumuzun arşivinde toplumsal olaylarda toplumla güvenlik görevlilerini karşı karşıya getirmeye yönelik, onları çatışmaya yönelik açıklamaların, kışkırtmaların görüntüleri ve ses kayıtları da var. Bunu da bilginize sunuyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım, Komisyon Başkanının söz almasını gerektiren bir durum olmadı.

BAŞKAN – Sataşma üzerine verdim Sayın Üçer.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “İnsan Hakları Komisyonu Başkanı” diye söyledi.

BAŞKAN – “Püsküllü Zafer” dediniz. Dolayısıyla...

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sataşmada ismi hiçbir zaman geçmedi ki. Tutumuyla ilgili isim olarak geçmedi ki. Ben...

BAŞKAN – Bizatihi... Şimdi, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı kaç kişi var Sayın Üçer?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Tamam Sayın Başkan, onu sizin takdirinize bırakıyorum.

BAŞKAN – Hayır, hayır, başka bir şey soruyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Püsküllü Zafer” diye söyledi efendim. Alaycı bir tavır kullandı.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – O zaman ben de bizim söylediklerimizin asılsızlığını iddia etmesinden dolayı söz talep ediyorum.

BAŞKAN - Öyle bir şey söylemedi. Sayın Üskül’ü son derece dikkatli bir şekilde dinledim, sizi de. Grubunuza yönelik ben herhangi bir sataşma veya incitici bir söz görmedim. Ayrıca da getirtirim tutanakları.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, son söylemiş olduğu noktasında bir değerlendirme yapmanızı istiyorum. Ses ve görüntü kayıtları kime aittir? Neden böyle bir cevap verme gereği duymuştur ya da konuşmasının sonunda neden buna değinmiştir? Tutanakları getirtirseniz seviniriz.

BAŞKAN – Tutanakları getirtirim Sayın Akat, tutanakları getirtirim. Ama özellikle, ben bizzat izledim, her iki konuşmacıyı da. O açıdan, kaçırmış olabilirim, şimdi getirteceğim.

 

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)

 

I) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1.- Atatürk Araştırma Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1.- Atatürk Kültür Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1.- Türk Dil Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1.- Türk Tarih Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

 1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Recai Yıldırım. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA RECAİ YILDIRIM (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Genel Kurul görüşmelerinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu bütçeleri üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi selamlıyorum.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşları hakkında görüş ve düşüncelerimi malumunuz olduğu üzere 2009 Yılı Merkezî Bütçe Kanunu görüşmelerinde de dile getirmiş, kısaca devletin üniter yapısının korunmasında ve devamlılığın sağlanmasında önemli işlevleri bulunan bu kurumlarımızın ihtiyaçları ve atamalarıyla ilgili yasa boşluklarının giderilmesi için Kurum yasasının bir an önce çıkarılması gerekliliğini belirtmiştim. 57’nci Hükûmet döneminde hazırlanan Kurum Yasa Tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş ancak tasarı komisyonlarda görüşülürken erken genel seçime gidilmesi nedeniyle yasalaşma süreci tamamlanamamıştır.

7 Kasım 1982’de kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 134’üncü maddesiyle kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak amacıyla Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan kamu tüzel kişiliğine sahip kurumlarıyla çalışmalarını sürdürmektedir.

Seksen yıldır Türkiye ve Türk tarihini, Türklerin medeniyete hizmetlerini ilmî yoldan incelemek, araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yaparak Türk ve Türkiye tarihini yazmak konusunda çalışmalarını günümüze kadar sürdüren Türk Tarih Kurumuna ve Türk dilini yabancı kökenli sözcüklerden temizlemek, Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak üzere kurulmuş olan Türk Dil Kurumuna, Atatürk’ün, ölümünden kası süre önce, 5 Eylül 1938’de düzenlediği vasiyetnameyle İş Bankasındaki hisselerinin gelirini bu iki kuruma bırakmasıyla hizmet alımı ve sunumunda kolaylıklar sağlanmıştır.

Türk Dil Kurumu, Yüce Atatürk’ün bizlere armağan bıraktığı millî bir kurumumuzdur. Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini ortaya çıkarmak, dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek amacıyla Atatürk’ün kurduğu, vasiyetnamesinde yer vererek mirasından pay ayırdığı Türk Dil Kurumunun, gelişen teknolojiyle birlikte Türkçenin yabancılaşmaması için yaptığı çalışmaları takdirle karşılıyoruz. Türk Dil Kurumu, Türkçenin bilim dili olarak daha da gelişmesi için kurduğu terim çalışma kurullarıyla, iktisattan ekonometriye, kimyadan nükleer fiziğe, diş hekimliğinden eczacılığa sekseni aşkın bilim dalında terimlerin Türkçeleştirilmesi, sözlüklerin hazırlanması işini yürütmektedir. Yüz yetmiş bini aşan bu terim zenginliğinin İnternet’te de hizmete sunulmuş olması sevindiricidir. Ancak yapılan bu çalışmaların hayata geçirilmesi, türetilen terimlerin yaygınlaşması için kamu kurumlarına, özel kuruluşlara, yayımcı kuruluşlara görevler düşüyor. Onlar bu terimleri kullanırsa yabancı terimler değil Türkçe karşılıkları yaygınlaşacaktır.

Öte yandan, Türk Dil Kurumunun külliyat hâlinde yayımladığı “Türk Dünyası Destanları” da büyük bir kültür hizmetidir. Kırgızların, Kazakların, Özbeklerin, Türkmenlerin, Hakasların, kısacası bütün Türk dünyası destanlarının yaklaşık yüz cilt olacağı ifade edilmektedir. Türk Dil Kurumunun bu büyük hizmeti kitap olarak kalmamalı, filme alınmalı, çizgi film yapılmalı, bilgisayar oyunlarına dönüştürülmelidir ancak böylece destanlarımızı çocuklarımıza, gençlerimize, halkımıza ve bütün dünyaya tanıtabiliriz.

Maddi kaynağı Atatürk’ün mirasından oluşan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun hizmet binaları bulunmaktayken çok kısıtlı bütçelerle faaliyetlerini sürdüren Atatürk Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi nihayet daha iyi hizmet verebilecekleri yeni bir hizmet binasına taşınmıştır.. Bu hizmet binası kiralaması öncesi yaşanan süreçte gayrimenkul alımıyla ilgili olarak tutanaklara geçirilen yolsuzluk iddiaları sonucu hizmet binası satın alımı yerine kiralanması yoluna gidilmiştir.

Hâliyle düğmeyi baştan yanlış iliklemeye alışmış bir zihniyete şu soruları sorma gereğini duyuyorum:

1) Yeni hizmet binasının yıllık kira bedeli ne kadardır? İki ya da üç yıllık kira bedeli karşılığı bu hizmet binasının satın alınacağı söylenmektedir. Bu doğru mudur?

2) Türk kültürünü, Türk tarihini bilimsel yoldan araştıran, tanıtan ve yayan bu kurumların bütünlüğünü bünyesinde barındıracak ve çalışmalar için kongre, konferans, sergi salonları bulunduracak çok işlevli bir çalışma ortamına sahip bir yerleşkeye kavuşturulması düşünülmekte midir?

Küresel siyasetin devletin konumunu hızla değiştirdiği bir süreçte Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşların, bu milletin yüksek değerlerine karşı girişilecek faaliyetlerin çürütülmesi için tüm kurumlarıyla ortak kültür değerlerini ortaya koymaları gerekmektedir. Zira, bir plan, prensip dâhilinde ortak akılla yürütülecek çalışmalar sayesinde toplum fertlerini bir arada tutan, kökleri tarihin derinliklerine kadar inen, milletin seciyesinde saklı değerlerin yaşaması ve yaşatılmasına vesile olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bütün kurumları bir arada barındırmasa da Atatürk Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezinin daha iyi şartlarda hizmet verebilecekleri bir hizmet binasına taşınmaları bizi mutlu etmiştir. Öte yandan 5018 sayılı Yasa’ya ekli 2 sayılı cetvelde yapılan değişiklikle kurumların bütçelerinin tüzel yapılarına uygun hâle getirilerek hizmet ve faaliyetlerine kolaylık sağlanması da bizi mutlu etmiştir. Ancak konuşmamın başında da sözünü ettiğim 2876 sayılı Kanun’un 519 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilen bazı hükümlerinin Anayasa Mahkemesinin 1993 tarih, 1993-53 sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine 2002 yılından itibaren bilimsel kurullar oluşturulamamakta ve üyeleri atanamamaktadır. Bu nedenle de Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı kuruluşlar olan Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi hizmeti ve faaliyetlerini yerine getirmekte zorlanmaktadırlar. Bu nedenle, kurumların faaliyetlerini sürdürebilmeleri için 57’nci Hükûmet döneminde hazırlanıp Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kurum yasa tasarısının da incelenerek kurumların tüzel yapılarının korunmasına azami özen gösterilerek Meclisimiz tarafından bir an önce çıkarılması gerekmektedir.

Kaygı ve temennilerimizin dikkate alınacağını umarak 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin tüm kurumlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sakarya Milletvekili Sayın Münir Kutluata. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu ile Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığının bütçelerinin görüşülmesi vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Kısa adlarıyla TÜBİTAK ve TÜBA diye anılan bu kuruluşlarımız Türkiye’de bilimsel çalışma ve teknoloji üretme ortamını geliştirmek amacıyla oluşturulmuş kurumlardır. Kişiler, şirketler, kurumlar ve devletler için hayat rekabet ortamı içinde sürmektedir. Ayakta kalabilmenin, varlığını sürdürebilmenin yolu, yeni bilgi ve teknolojilerle teçhiz edilmiş ve bunları kullanabiliyor olmaya bağlıdır. Rekabet üstünlüğü sağlayabilmek için de en yeni bilgi ve en yeni teknolojilere sahip olmak gerekiyor. Bunun yolu da bilgi ve teknolojiyi bizzat üretmektir.

Bu nedenle, Türkiye’de de her zaman bilgi ve teknolojilerin önemine vurgu yapılmış, ARGE çalışmalarının artırılması arzu edilmiş, bazı önlemler alınmış, fakat gerekli ortam oluşturulamamıştır. Bilgi ve teknoloji üretmenin yolu araştırma-geliştirme faaliyetlerinden geçmektedir. Bir talep varsa, daha yeni bilgi ve daha yeni teknolojilere ulaşabilmek için ARGE çalışmalarına kaynak ayırmak mümkündür. Burada söylenmek istenen, bilgi ve teknoloji üretme işi, bir merak ve ilgi işi olmaktan öteye bir sistem işidir. Rekabet üstünlüğü elde etmenin öneminin farkında olan kişi, işletme ve ülkeler yeni bilgi ve teknolojilere para ödemeye hazır olacakları için bizzat üretmeye de kaynak ayırmaya razıdırlar. Genellikle ARGE harcamalarına ayrılan kaynaklarla irtibatlandırılan bilimsel ve teknolojik gelişmişlik düzeyi, ARGE sonuçlarına talebin artmasıyla sistemli hâle dönüşmektedir. Böylece ARGE’nin finansmanı piyasa tarafından karşılanır hâle gelmektedir. Bu açıdan değerlendirecek olursak, Hükûmetin söylediklerinden, ARGE çalışmalarının, bilgi ve teknoloji üretmenin öneminin farkında olduğunu ama gerekli ortamı oluşturmadığını hatta uyguladığı ekonomi politikalarıyla oluşmasını arzu ettiğimiz sistemi tahrip ettiğini görürüz. Bilgi ve teknoloji üretme kabiliyetini ARGE harcamalarının miktarıyla ölçen İktidar, bu alandaki yetersizlikleri itiraf etmekte ama düzeltilmesi için gereğini ve sorumluluğunu yerine getirmemektedir. Dokuzuncu Kalkınma Planı -ki    2007-2013 yıllarını kapsıyor- ARGE harcamalarının millî gelire oranını yüzde 2 olarak hedef almış bulunuyor. Buna rağmen, binde 6,7 olan oran 2008 yılı sonunda ancak binde 7,3’e çıkarılabilmiştir. Bu süre zarfında sadece on binde 6 oranında bir artış kaydedilmiştir. Bunu yıla bölersek aşağı yukarı yılda on binde 1 civarında bir artış söz konusudur. Hükûmet, kendi koyduğu hedefin beş yılda sadece yüzde 4’ünü gerçekleştirmiştir yani bu yüzde 2’ye ulaşma hedefinin. 2013 yılına kadar da geriye kalan yüzde 96’nın gerçekleşme şansının olmadığı görülmektedir. Avrupa Birliğinde yirmi yedi ülke üzerinden alınan ortalamalarda bile ARGE harcamalarının yüzde 1,9 olduğuna bakılınca ve bu yüzde 1,9’un binde 7,3’le kıyaslanmasına bakınca, Hükûmetin henüz işin lafını etme safhasında olduğunu görüyoruz.

ARGE harcamalarının miktarı ve oranı önemli olmakla birlikte, bu harcamaların ne kadarının özel kesim tarafından gerçekleştirildiği hususu da ayrıca önemlidir. Özel sektörün ARGE faaliyetlerine kaynak ayırması hem kendilerine rekabet üstünlüğü sağlamakta hem de ülkenin rekabet gücünü ve gelişme hızını artırmaktadır. Bu nedenledir ki hiçbir ülke, rekabet gücü elde edebilmek için yeni bilgi ve teknoloji üretimini finanse etmeye hazır olan kuruluşlarını zorda bırakacak, bu yoldan caydıracak politikalar uygulamaz ama ne yazık ki “AKP İktidarı hariç.” demek mecburiyetindeyiz.

Hükûmetin yabancı kaynakla ithalatı teşvik ediyor olması üretimi, ihracatı baltalamakta, ARGE maliyetine katlanarak rekabet gücü elde etmenin bir işe yaramayacağını göstermektedir. Sonuçta, ARGE’nin finansmanının piyasa yolu ile sağlanması şeklindeki arzulanan sistemin daha kurulmadan Hükûmet tarafından tahrip edildiğini görmekteyiz. İthalata dayalı büyüme modelinin tahribatı sadece mevcut işletmeleri saf dışı bırakmakla kalmıyor, yeni işletmelerin doğma ve büyüme potansiyelini de ortadan kaldırıyor.

Burada Hükûmetin kullandığı Çin örneğine ben de temas etmek istiyorum. ARGE çalışmalarına verdiği önem, bilgi ve teknoloji üretimi konusunda kaydettiği büyük gelişmelerle dünya pazarları üzerinde hâkimiyet kurmuş bulunan Çin’in, firmalarının yakaladığı bu üstünlüğü sürdürmelerini desteklediğini, parasının değerini yükseltmesi konusunda maruz kaldığı uluslararası baskılara aldırış etmediğini biliyoruz. Buna karşılık, AKP İktidarının, suni değerlenen TL’de ısrar ederek Türkiye ekonomisini ithalatla sarsmakta ısrarlı olduğunu da görüyoruz. Durum bu iken ARGE harcamaları konusunda ilgili bakanın “Türkiye, Çin’den sonra ARGE harcamalarını dünyada en hızlı artıran ülkedir.” iddiası ilgilileri tebessüm ettiren bir ifade olarak kalmaktadır. İddia yılda on binde 1 oranında artan araştırma geliştirme harcamaları artışına dayandırılmaktadır ki bu tür iddialardan uzak durmak gerektiği açıktır.

Değerli milletvekilleri, bilgi ve teknoloji üretiminde temel kuruluşlardan biri de üniversitelerdir. Üniversitelerin bu konuda mesafe kaydedebilmesi için de piyasanın bu üretimlere talebi olması gerekiyor, aksi takdirde ancak bilimsel merak ve bilimsel disiplin çerçevesinde yapılan çalışmalardan ibaret bir ortamdan söz edebiliriz, doğal bir gelişme ikliminden bahsedemeyiz. Bu yüzden sık sık üniversite-sanayi iş birliğinden söz edilir ve böyle bir ortamın gelişmesi arzu edilir ancak haksız rekabete maruz bırakılan işletmelerin üniversitelerin kapılarını ARGE sonuçlarını satın almak üzere çalmalarının mümkün olmayacağı da ortadadır. Yanlış ekonomi politikaları hem üniversitelerin hem özel sektörün hem de bütçelerini görüşmekte olduğumuz kurumların bilim ve teknoloji üretme arzularını ve ortamlarını tahrip etmektedir. Bilindiği gibi, 57’nci Hükûmet, 2001 yılında, teknoloji bölgelerinin kurulmasıyla ilgili kanunu çıkarmıştı. Bu düzenlemeyle, üniversite-sanayi iş birliğinin sağlanmasına, üniversitelerde üretilen bilgi ve teknolojinin ticarileşmesine zemin hazırlanarak ARGE ortamının geliştirilmesi hedef alınmış ve önemli de sonuçlara ulaşılmıştır. Yapılan bu düzenlemeler sonucu, 2010 yılı Nisan ayı itibarıyla kurulan teknoloji geliştirme bölgelerinin sayısı otuz sekize ulaşmıştır. AKP İktidarı, 2008 yılına kadar bu alanda bir adım atmamış, 2008 yılında Araştırma Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’u çıkarmış, o da kriz ortamına denk geldiği için henüz sonuçlarını görebilmiş değiliz.

Bu söylediklerimizin özeti, bilgi ve teknoloji üretmeyen toplumların fertlerinin, işletmelerinin ve devletlerinin geleceklerinin tehlike altında olduğudur. Bu gerçeğe rağmen, İktidarın hem algılama hem de uygulama yetersizliği yüzünden Türkiye'nin bu tehlikeyle yüz yüze olduğunu söylemeliyiz. Bu endişeyi doğrulaması bakımından, Devlet Planlama Teşkilatının 2011 yılı programının 140’ıncı sayfasından bir cümleyi aynen sizlere naklediyorum: “Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması ve etkin kullanılmasıyla bilgi toplumuna dönüşüm sürecinin hızlandırılması...” denilmektedir. Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması ve kullanılmasıyla bilgi toplumuna ulaşılacağı kabul ediliyor. Bilgi toplumuna bilgi ve teknoloji üretmekle ulaşılabileceği kavranmadan, bilgi toplumlarının ürettiği bilgi ve teknolojilerin verimli pazarları olmaktan öteye gidilemeyecektir. Bu arada, her sözün başında iletişim teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılmasından söz eden İktidarın, iletişim kurumlarının hemen hemen tamamını yabancılara devretmiş olmasını da üzücü bir örnek olarak dikkatlerinize sunuyorum.

2011 bütçesinin, TÜBİTAK ve TÜBA bütçelerinin hayırlı olması dileklerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kutluata.

Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzle ilgili bütçesinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, mutlaka ki kamu kaynaklarının, bütçenin etkin, verimli ve yerinde kullanılması çok önemli ama her kalemi önemli olduğu, her faslı önemli olduğu gibi, üstünde konuştuğumuz gençlik ve spor alanı da bütçenin en önemli kalemlerinden birini oluşturmaktadır çünkü gençlik, bir anlamda ülkenin geleceğidir, gençlik heyecandır, gençlik dinamizmdir, gençlik atidir. Dolayısıyla, ülke geleceği açısından bu kadar önemli olan bir konuda gönül ister ki çok daha uzun görüşmeler yapılabilsin ve daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilsin. Hele ki dünya nüfus ortalamasına baktığımızda, ülkemiz, on iki-yirmi dört yaş grubunu genç olarak nitelendirdiğimizde, yaklaşık, nüfusun yüzde 25’i genç kesime tekabül etmektedir. Dolayısıyla, bu baş döndürücü hızla değişen, gelişen toplumumuzda gerek gençlik hizmetlerine gerek spor hizmetlerine ilişkin ihtiyaçlar, beklentiler ve talepler mutlaka ki üst düzeyde anlam kazanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bir bölümünde özellikle gençliğe ve ikinci bölümünde de spora ben zaman ayırmak istiyorum çünkü bugün, son zamanlardaki gelişen olaylarla, gençlik ve gençliğe bakış açısı daha bir ayrı önem kazanmıştır.

Değerli milletvekilleri, bir devlet adamının, bir yöneticinin, eğer meselelere bakış açısı, mantığı ve ihtiyaçları, problemi anlamaya çalışmak, ders çıkarmak ve doğru olanı yapmak yerine, anlamaya çalışmanın yerine ön yargılı yaklaşmak, ders çıkarmanın yerine itham ederek iftira ile sindirmeye çalışmak, doğru olanı yapmak yerine de inadına yapmak alırsa, o ülkede problem çözülmez, hele ki muhatap olunan gençlik olursa. Hepimizin yakından takip ettiği, son günlerde üniversitelerimizde birtakım gelişmeler oldu. Bu gelişmelerden, bizzat geçmişi yaşamış, geçmişi yargılamak isteyen iktidar sahiplerinin ders çıkarmak yerine, onlardan farklı metotlarla ve farklı güç kullanımlarıyla onların yerini almak istediklerine şahit oluyoruz.

Sayın Başbakan, polis gücüne güvenerek… Mutlaka ki polisimiz önleyici hizmetlerde çok etkin olmalıdır ama siz polisi önleyici hizmetlerde kullanmak yerine eğer gençlerin üstüne biber gazı sıkılmasında, panzerlerin sürülmesinde, hatta daha vahşete varan, sürüklenen, tekmelenen bir müdahaleye götürecek noktalarda polisi cesaretlendiren, güçlendiren, önleyici hizmetlerin yerine bu tarz kullanımını öngören bir yaklaşımla öğrencileri sindirmeye çalışırsanız, bu gençliği bir noktada ajite edersiniz.

Biz, 12 Eylül öncesindeki nesilde bunları yaşadık ve bu olayların içerisinden geldik. Türkiye, çok derin tecrübeler edindi. Bu tecrübelerin bizzat iktidar sahipleri tarafından kullanılması lazım.

12 Eylül’de askerler geldi, askerler gençlere neler yaptı. Peki,  bugün acaba aynı metotlar kullanılırsa bu yönetimin 12 Eylül’den bir farkı olur mu? Hani ileri demokrasiden bahsediliyordu? İleri demokrasi… Bugün yüz binlerce üniversite gencinin olduğu bir ülkede, belli bazı grup gençlerin taleplerinin acaba anlaşılmaya çalışılıp, onların taleplerinin haklılıklarının çözümlenmesi mi geçerli olmalı; yoksa bu gençlerin, o yüz binlerin içerisindeki küçük grupların muhatap alınarak, ezilerek, daha büyük problemlerin yaşanmasına mı sebep olunmalıdır?

Gençler neyi istemektedir? Gençler, hukuk devleti içerisinde, hukukun üstünlüğünü tanıyan bir devlet anlayışı içerisinde katılımcı demokrasiye katılmak istemektedirler. Dolayısıyla, biz gençliği sadece üniversite gençliği olarak da görmemeliyiz çünkü “Gençlik atidir.” dedik. Dolayısıyla, on iki yaş-yirmi dört yaş grubu arasına baktığımızda, biz gençliğin eğitimini, gençliğin ihtiyaçlarını doğru karşıladığımızda gençlik ülke için bir potansiyel olur ama biz gençliğin ihtiyaçlarını doğru algılayıp doğru karşılamadığımızda ve bunları doğru yönlendirmediğimizde gençlik başıboş, kötü alışkanlıkların peşinde olduğunda o ülke için üretmeyen, aksine, o ülkenin âdeta geleceğini tehdit eden bir unsur hâline dönüşür.

Dolayısıyla, biz gençlerimizi sadece ezberci bir zihniyetle değil, aynı zamanda dershaneye kapatarak onları sadece bir ezber manyağı durumuna âdeta -affedersiniz- getirmek durumunda olmamalıyız. Gençlerin aynı zamanda spor alanına da entegresini sağlayıp, oralardan da birtakım gelişmelerini sağlayıp, gençliğin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bilinç ve kültürünün çağdaş bilim, çağdaş hukuk, sosyal ve ekonomik temellere dayandırılarak bizzat güçlendirilmesini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bilinç ve kültürünü hayatın vazgeçilmezi hâline getirmemiz gerekmektedir. İşte böyle bir gençlik gelecekte milletin ve devletin teminatı olur.

Değerli milletvekilleri, spor alanına gelince: Bugün hem gençlik hem spor alanında kullanılabilecek ekonomik enstrümanlar çok gelişmiştir; işte, yayın haklarından tutun, Spor Toto, İddaa gelirleri. Bunun yanında -Kredi Yurtlarımız belki birazdan görüşülecektir ama- çağımızda ekonomimizdeki ve dünyadaki gelişmeler kamu finansmanı bütçesini rahatlatmış ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılabilmesini sağlamıştır. Düşünün ki eskiden ülkemiz hava limanlarına, deniz limanlarına, enerji santrallerine, yollara hep kamu kaynaklarından para harcıyordu, bugün bunlar hep yap-işlet-devret modeliyle yapılır hâle geldi ve buralara kaynak ayrılmıyor ama bütçemizden bunun gibi başka alanlara -sosyal, sportif alanlara, eğitim alanlarına- daha çok kaynak ayırma imkânımız oldu. Hatta, geçende buradan çıkardığımız bir kanunla, eskiden devlet kendisi yurt yaparken, bugün kişilere, kurumlara kiralık araziler üstünde yurtlar yaparak Kredi Yurtlara kiralama imkânı veren bir yasal düzenleme yapıldı. Dolayısıyla bu enstrümanları doğru kullanarak Türkiye gençliğe ve spora daha çok yatırım yapabilir ve daha gelişmiş enstrümanları da kullanabilir.

Buradan Gençlik Spor Genel Müdürlüğümüze sporda gelişme için bir tavsiyem var. Bu tavsiyem şudur: Her spor dalının bir genetiğe ihtiyacı vardır. Bir yüzücünün genetik ihtiyacı ile bir boksörün genetik ihtiyacı aynı değildir ve Türkiye’mizin de bu alanlarda bazı genetik haritalarını çıkararak, bu genetik haritalara göre, en elverişli spor dallarının olduğu bölgelere yetişmiş bölge müdürlerini, hatta o dallardaki yetmiş bölge müdürlerinin yanında, Millî Eğitim Bakanlığıyla irtibata geçilerek, Millî Eğitim Bakanlığınca da o dallarda başarılı olmuş eğitim uzmanlarını, öğretmenlerimizi o bölgelere göndererek, Türk sporuna, coğrafyamızdaki dallarına göre, çeşitli bölgelerden daha güçlü sporcuların yetişmesini temin etmemiz gerekmektedir. Örneğin, Doğu Anadolu’muzdan maratoncularımız çıkmıştır, Adana bölgemizden yüzücülerimiz çıkmıştır, İç Anadolu’muzdan güreşçilerimiz çıkmıştır. Bu dallardaki spor faaliyetindeki gençlerin yoğunlukları daha fazla olmuştur. Dolayısıyla buralara, bu uzmanlık alanındaki eğitim, öğretim ve aynı zamanda genel müdürlük elemanları atanırsa oralarda daha faydalı faaliyetler yürütülmüş olur ve daha planlamacı bir zihniyetle daha iyi insanlar yetiştirilebilir.

Ben, gençliğimizin ihtiyaçlarının Türkiye’de doğru karşılanmadığı kanaatini taşıyorum. Sayın Başbakanın gençliğe bakış açısını, gençliğin taleplerini daha doğru anlayan bir yapı içerisinde Sayın Başkanın bazı şeyleri değiştirmesini diliyorum.

Bütçenin gençliğimize hayırlar getirmesini  temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Eskişehir Milletvekili Sayın Beytullah Asil.

Buyurun Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe görüşmeleri içerisinde Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve şahsınızda aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 26’ncı maddesi, yükseköğretimin, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmasını; 22’nci maddesi de, her şahsın  şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip olarak gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Anayasa’mızın 42’nci maddesine göre: “Kimse, eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakılamaz.” ve “Devlet, maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.” demektedir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ve Anayasa’mızın bu düzenlemelerinden yükseköğrenim yönünden çıkan sonuç, yükseköğretimin liyakat dışında hiçbir ölçüt kullanılmaksızın herkese tam eşitlikte açık olması ve sosyal eğitim güvencesinin devletin kaynakları oranında herkese tanınmasıdır.

Bu çerçevede, Kredi Yurtlar Kurumu, yükseköğrenim için maddi desteğe ihtiyacı olan herkese, birinci eğitim, ikinci eğitim, devlet üniversitesi, vakıf üniversitesi gibi ayrımlar olmaksızın, devletin kaynaklarına göre belirli bir sosyal yardım sağlamalı ve yükseköğrenime girişte yalnızca liyakat belirleyici olmalıdır. Eğitimden katma değer vergisi alınmasına mutlaka son verilmelidir.

Bakınız, 2009 ek yerleştirme için üniversitelerdeki 109.633’ü ön lisans, 50.990’ı lisans olmak üzere toplam 160.623 kontenjan için 167 binin üzerinde aday başvurmuş, 57.619 kişi yerleşmiş, 113.004 kontenjan boş kalmıştır. 2010 ek yerleştirmesinde ise sonuç yine değişmemiş, üniversitelerdeki 89.502’si ön lisans, 53.464’ü lisans olmak üzere toplam 142.966 kontenjan için 165 bin aday başvurmasına rağmen 72.685 kişi yerleşmiş, 70.281 kontenjan boş kalmıştır.

Devlet üniversitelerinde boş kalan kontenjanın büyük kısmı meslek yüksekokullarının ikinci öğretim programlarındaki kontenjanlarıdır; hem de ara elemana ihtiyaç duyulduğu, sanayimizin açığının devam ettiği, meslek eğitimini memleket meselesi olarak gördüğümüz bir dönemde.

Her yıl 1 milyon aday üniversitelere giremezken son iki yılda 170 binin üzerinde kontenjanın boş kalmasının başlıca sebebi yüksek öğretimdeki sosyal yardımların gereği gibi yapılmamasıdır. Kredi ve Yurtlar Kurumuna ayırmadığımız kaynağın çok fazlasını boş kontenjanlar nedeniyle israf etmekteyiz. Yeteneği olan ama maddi durumu yerinde olmayan öğrencilerin de vakıf üniversitelerinde okuması mutlaka sağlanmalıdır. Vakıf üniversitelerinde okuyan öğrencilerin mali durumlarının sonradan kötüleşmesi durumunda bu gençlerin okulu bitirmeleri mutlaka sağlanmalıdır. Ülkemiz için, gençliğimiz için bu hazır kaynağın israf edilmemesi zaruridir. Gerekli tedbirler bir an önce alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde, gençlerin güçlenmesine yönelik devlet harcamalarının üzerinde durmak istiyorum. Gençlerin güçlendirilmesine yönelik toplam harcamanın millî gelir içindeki payı 2007 yılında binde 2; 2008 yılında binde 2,5; 2009 yılında binde 3 olarak gerçekleşmiştir. 2010 için kanunlaşan binde 3; 2011 öngörüsü binde 3; 2012 öngörüsü binde 2,9’dur. Bu oranın içinde Gençlik ve Spor  Genel Müdürlüğünün harcamaları, merkezî yönetim bütçesinden YURTKUR’a yapılan transfer, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programlarına Türkiye'nin toplam bütçe katkısı, TÜBİTAK’ın gençlere sağladığı burs ve destek, gençliğin güçlendirilmesine yönelik harcamalar, İŞKUR’un gençliğe yönelik harcamaları, Yükseköğretim Kurulunun üniversitelerde görevli araştırma görevlilerine yönelik verdiği burslar, Millî Eğitim Bakanlığının yurt dışı öğrenim bursları, Millî Eğitim Bakanlığının Ortaöğrenim Burs ve Yurtlar Dairesi Başkanlığının harcamaları bulunmaktadır. 1 trilyon lira gayrisafi yurt içi hasılamızdan gençlerin güçlendirilmesine yönelik toplam harcama 3 milyar lira yani binde 3. Bu oran ülkemizde söylemde çok önemsiyormuş gibi gözüktüğümüz gençliğe kaynak ayrılmadığının göstergesidir. Onlara yaptığımız en büyük haksızlıktır. Bilgiyi üreten ve etkin kullanan sayılı ülkeler arasında yer alabilmek özellikle yükseköğretimde nicelik ve nitelik açısından başarıyla mümkündür. “Gençlik geleceğimizdir.” diyoruz. “Yükseköğretim bir kamusal sorumluluktur.” diye nutuklar atıyoruz. Nutuklarımızda samimiysek gayrisafi yurt içi hasılamız içinde gençlerimizin güçlendirilmesine yönelik yapılan harcamaları arttırmak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, bu rakamların daha da çarpıcısı ülkemizde on beş ilâ yirmi dört yaşları arasında 14 milyon civarında genç yaşıyor. Gençlerin genel nüfusa oranı yüzde 20. Bu gençlerin yaklaşık yüzde 20’si eğitim almakta, yüzde 30’u çalışmakta, yüzde 40’ı eğitim almamakta ve çalışmamaktadır. Tüm genç nüfusun yüzde 30’unu oluşturan eğitim alan gençlerin güçlendirilmesine yönelik yapılan harcamaların yüzde 75’ini almaktadır. Oysa eğitim dışındaki gençler genç nüfusun yüzde 70’ini oluşturmasına rağmen gençlerin güçlendirilmesine yönelik yapılan harcamaların içinde aldıkları pay sadece yüzde 25’tir. Hâl böyleyken YURT-KUR’un bütçesi için öngörülen önümüzdeki süreçteki reel daralmayı nasıl kabul ederiz? Yeni üniversiteler açılmışken, kontenjanlar yükseltilmişken, ayrıca yurtlara yapılan başvurularla kabul oranları arasında uçurum devam ederken.

Değerli milletvekilleri, Kredi ve Yurtlar Kurumu bugün 136 bini erkek 95 bini kız olmak üzere yaklaşık 231 bin öğrenciye hizmet verebilmektedir. Buna karşılık Kredi ve Yurtlar Kurumundan hizmet talep etme potansiyeli olan öğrenci sayısı 1 milyon 200 bin civarındadır. Bu da gösteriyor ki yurt içinde talep edilenin ancak beşte 1’inin talebi karşılanabilmektedir. Yasal sınırlamalar nedeniyle Kredi Yurtlar Kurumundan hizmet talep edemeyen 1,5 milyon Açıköğretim ve diğerlerini kattığımızda ortaya çıkan tablo daha vahim bir hâl almaktadır. Hâl böyleyken, yurt içinde ihtiyacın yüzde 10’unu dahi karşılamaktan uzak Kredi Yurtlar Kurumuna yapılan son düzenlemeyle yurt dışında hizmet görevi yüklemek ne derece doğrudur? Üstelik bunların sınırlarını çizmeden, yurt dışında hizmet satın almayı teşvik edeceğini düşünmeden. Öğrencilerimizin yurt dışında öğrenim görmesi ülke menfaatleri açısından gerekli ise devletin ihtiyaç ve imkânları içerisinde bu faaliyet yıllardır yerine getiriliyor.

Biz başta Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü olmak üzere Kurum çalışanlarının özverili çalışmalarına güveniyoruz. Kurumun kıt kaynaklarını, ülke gençliğimizin sağlıklı yetişebilmesi yolunda dengeli harcayacaklarını biliyor, Hükûmeti, gençlerin güçlendirilmesine ayrılan kaynakları artırma yolunda çalışma yapmaya davet ediyor, yüce Meclise, yüce milletimize ve gençlerimize bütçenin hayırlı olması temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Asil.

Sayın Ata, ben tutanakları getirttim.

Şimdi, Sayın Üskül’ün, sizin soru sorduğunuz cümlesini şuradan itibaren okuyup kendisine sizin sorduğunuz soruyu soracağım. Sizi kastettiyse, Grubunuzu ve sizleri kastettiyse de size sataşmadan…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Çok açık Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi yani sonuç olarak, bakın, birbirimizi tanıyoruz. Kastettiyse, o zaman size sataşmadan söz vereceğim, tamam mı?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Umarım dürüst davranır.

BAŞKAN – Sayın Üskül de burada.

“Komisyonumuz, tüm üyeleri, sakin bir biçimde objektif değerlendirmelerini yapıyor, bunları ortaya koyuyor, bu hak ihlallerinin önlenmesi için öneriler geliştiriyor ama bizim Komisyonumuzun arşivinde toplumsal olaylarda toplumla güvenlik görevlilerini karşı karşıya getirmeye yönelik, onları çatışmaya yönelik açıklamaların, kışkırtmaların görüntüleri ve ses kayıtları da var. Bunu da bilginize sunuyorum. Hepinize saygılar sunarım.” şeklinde bir konuşmanız var.

Şimdi, burada Sayın Üskül…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşma yok.

BAŞKAN – Hayır, ben soruyorum, kendisinin cevabını duyduktan sonra karar vereceğim.

Siz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunu mu kastettiniz?

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Hayır Sayın Başkanım. Sadece şunu söylemek istedim: Komisyonumuz insan hakları ihlallerinin olmadığı bir iklimi, bir ortamı yaratmaya çalışmaktadır ama zaman zaman değişik olaylarda, biz, ortamı karıştıracak, gerecek ve belki de insan hakları ihlallerinin doğmasına yol açabilecek kışkırtmaların da olabileceğini gördük, bunların belgeleri de var. Söylediğim bundan ibarettir.

BAŞKAN – Anladım. Peki, teşekkür ederim.

Sizi kastetmemiş.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Daha dürüst olmasını beklerdik, bu konuşmada ifade etti.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Abdullah Özer.

Süreniz sekiz dakika.

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA ABDULLAH ÖZER (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın dördüncü turunda Cumhuriyet Halk Partisi adına Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi bütçeleri hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 12 Eylül yönetiminin çıkardığı 11/8/1983’te kabul edilen ve 17/8/1983’te Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bir kanun var. Bu kanunun 26/8/1993 tarihinde kanun hükmünde kararnamelerle Hükûmetçe birçok maddesi değiştirilmiş, o günkü muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesine açtığı dava sonucu Mahkemenin 25/11/1993 tarihinde verdiği kararla bu değişiklikler iptal edilmiş, yasa 12 Eylül yönetiminin hazırladığı yasadan daha da geri ve içinden çıkılmaz bir konuma getirilmiştir. Bu tarihten itibaren Kurumun bir yasası olmamıştır ancak Sayın Ahmet Necdet Sezer’in iyi niyetle bir yasa hazırladığını biliyorduk. Yasası olmayan bu kurumlara atamalar ahbap çavuş ilişkisi içinde Başbakan ve kurumlardan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın tarafından yapılıyor. Dünyanın her tarafında bu özellikteki kurumlara alanlarında bilim dünyasında tanınmış, otorite olan kişiler atanırken ne yazık ki bizde başbakan ve bakana yakınlık yeterli kıstas olarak alınmıştır. Atatürk’ün kurduğu kurumlar özünden saptırılmış, değişen koşullara göre Türk-İslam sentezci, Aydınlık Ocakçılar atanmış, sonra onlar tasfiye edilmiş, İslamcı, Osmanlıcı kafalar iş başına getirilmiştir. Türkiye'nin eksenini iç ve dış politikalarda kaydırmaya kararlı olan Hükûmetin bu kurumları ele geçirerek yayım ve kültür politikalarını buna göre değiştirmek istemesine bu Kurumda da tanık oluyoruz. O zaman bu kurumlara bütçeden ayrılacak tahsisatın nerelere kanalize edileceği ve harcanacağı apaçık ortadadır.

Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve Kuruma bağlı Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi ile Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü düzenleyen 2876 sayılı Kanun’da bir dizi değişiklik öngören yasa tasarısı 22/3/2005 tarihinde Meclise sevk edilmiş ve Millî Eğitim, Gençlik, Spor ve Kültür Komisyonunda 1/997 sıra sayıyla görüşülmeyi beklemektedir. Tasarı 7 Nisan 2005 tarihinde Komisyon gündemine alınmış ancak toplantı yapılamadığından görüşülememiştir. 12 Eylül askerî darbesi sonrasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun birleştirilmesiyle oluşturulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bu Kuruma bağlı kuruluşların yapısını düzenleyen kanun 1993 yılında değiştirilmek istenmiş ve dönemin Hükûmetince 519 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanılarak çıkarılan yasa 16 Eylül 1993 yılında Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Dönemin ana muhalefet partisi ANAP, yasanın dayandırıldığı kanun hükmünde kararnameyi Anayasa Mahkemesine götürmüş ve Mahkeme kanun hükmünde kararnameyi iptal etmiştir, bu nedenle çıkarılan kanun uygulanamamıştır.

22/3/2005 tarihinde Meclise sevk edilen ve 7 Nisan 2005 tarihinde komisyon gündemine alınan, ancak hâlâ görüşülemeyen yeni tasarı neler getiriyor?

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun yapısı kadrolaşmaya açık biçimde değiştiriliyor. Yeni tasarı Yüksek Kurum için üç yeni daire başkanlığının kurulmasını öngörüyor ve bunlara ilişkin kadroları belirliyor.

Tasarının 10’uncu maddesinde yapılan değişiklikle, Yönetim Kuruluna yapılacak atamalarda Cumhurbaşkanının onayı kaldırılıyor, Başbakanın onayı yeterli sayılıyor, Yüksek Kurulun oluşturulmasında açıkça Cumhurbaşkanı devre dışı bırakılıyor.

Aynı durum TÜBİTAK’ta da yapılmakta. Gelir İdaresinin kurulmasına ilişkin kanun, atamalarda Cumhurbaşkanının devre dışı bırakılması nedeniyle Cumhurbaşkanınca görüşülmek üzere Meclise iade edilmişti. Cumhurbaşkanı bu konuda görüşünü belirttiğine göre, bu şekliyle bu tasarı yasalaşsa bile Cumhurbaşkanınca kabul edilmeyecektir.

Değerli arkadaşlarım, madde 21’de yapılan değişiklik, Atatürk Araştırma Merkezinin üye yapısıyla ilgilidir. Üyeleri Başbakanın inisiyatifinde atanan Yüksek Kurumun Yönetim Kurulu, Atatürk Araştırma Merkezinin üyelerini atamaya yetkili kılınmıştır. Atanacak kişilerde ise yürürlükteki kanunun öngördüğü “Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitülerinin temsilini sağlayabilme göz önünde bulundurulur.” hükmü kaldırılmaktadır. Atanacak kişilerde aranılacak özelliklere ilişkin “Merkezin amaçlarına yararlı olabilecek gibi” tartışmaya açık, göreceli bir kriter getirilmektedir.

Atatürk Araştırma Merkeziyle ilgili bir önemli değişiklik de madde 25’te yapılmaktadır. Bu maddede Merkezin Başkanında aranılan “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını benimsediğini eserleriyle ortaya koymuş olma” şartını kaldırıyor, yerine “Kanunda belirlenen amaçları benimsemek” gibi, genel, somut olmayan bir hüküm konuluyor.

Madde 39’da yapılan değişiklikle Türk Dil Kurumunun üye sayısı 40’tan 17’ye indiriliyor, üyelik de beş yılla sınırlandırılıyor. Türk Tarih Kurumunun üye sayısı 40’tan 12’ye indiriliyor.

Sonuç olarak, hazırlanan tasarı bu kurumların işlevlerinde bir değişiklik öngörmüyor. Yapılan değişikliklerin tamamı kurumun üye yapısı ve çalışma biçimiyle ilgili tasarının atamalarda, başta Cumhurbaşkanını ve YÖK’ü temsilde, yine YÖK’ü, Genelkurmayı ve Millî Güvenlik Kurulunu devre dışı bırakarak Başbakanı etkin hâle getirmesi, yeni kadrolar tahsis etmesi… Amacın bu kurumları daha işlevsel hâle getirmek değil kadrolaşmak olduğu çok açık ortadadır. Kadroları ehil olmayan yandaş kişilerle doldurmak AKP İktidarının ülke yararına olmayan uygulamalarının en belirgin göstergesidir.

Sayın milletvekilleri, 2011 yılının iş bilen, ekonomiden anlayan, yolsuzluktan uzak duran, yabancı güdümüne girmeyen, anayasal kurumlarımızla çatışmayan, rejimle sorun yaşamayan, tarikatların kuklası olmayan bir iktidarı ortaya çıkarması temennimle hepinize başarılı, sağlık ve huzur dolu bir yıl diliyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özer.

Kırklareli Milletvekili Sayın Tansel Barış.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2011 yılı merkezi bütçe görüşmelerinde Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, televizyonları başında bizleri izleyen değerli halkımızı ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Benim iki eserim var, biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi.” demişti. Ancak bu iki ana arterden başka Atatürk’ün bize bıraktığı eserler saymakla bitmiyor. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu bunlar arasındadır.

Türk Tarih Kurumu, 1931 yılında “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” adı altında kurulmuş ve 1935 yılında “Türk Tarih Kurumu” adını almıştır. Amacı, Türk tarihini, Türkiye tarihini ve devrim tarihini araştırmak, incelemek ve bölge ile dünyadaki etkilerini irdelemekti.

Türk Dil Kurumu ise 1932 yılında “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” adı altında kurulmuş ve 1936 yılında “Türk Dil Kurumuna” dönüştürülmüştür. Türk dilinin bütün zenginliklerini ortaya çıkarmak, Türk dilini dünya dilleri arasında saygın bir yere getirmek için kurulmuştur.

Ancak 12 Eylül darbesiyle her iki kurum kapatılmıştır ve 11/08/1983 tarihinde 2876 sayılı Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altında toplanmışlardır.

Ülkemizde tarih konusunda çok yoğun tartışmalar yaşıyoruz. Osmanlı ve cumhuriyet tarihimiz konusunda herkes farklı düşünceler sergiliyor. Doğru kaynaklar olmadığı için vatandaşlarımızın kafası karışıyor. Bazı çevreler ise cumhuriyet dönemini kötülemek için yoğun çaba harcıyorlar. Türk Tarih Kurumunun bu boşluğu doldurması görevidir. Osmanlı dönemini, Kurtuluş Savaşı’nı, cumhuriyet dönemini her yönüyle anlatan güvenilir tarih kitaplarına ihtiyacımız vardır. Aksi takdirde, Çanakkale savaşlarının evliya ve erenlerle kazanıldığını söyleyen bazı kesimlere gün doğmaktadır.

Türk Dil Kurumu, başlangıçtan beri çalışmalarını Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak üzere yola çıkmıştır ve bu yolda kendisine başarılar diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, tarihimiz, dilimiz ve Atatürk’ümüz konusunda her iki kurumun siyasi iktidarların baskıları olmadan amaçları doğrultusunda hizmet etmeleri gerekmektedir ve bana göre her iki Kurumun da özerk olması gerekiyor ve umarım ki bu çalışmalar neticesinde ileride her iki Kurum da özerkliğine kavuşacaktır.

Sayın milletvekilleri, bu seçkin iki Kurumumuza Yüce Atatürk’ün vasiyeti doğrultusunda İş Bankası hisselerinden her yıl çok önemli miktarda kâr payları aktarılmaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, vasiyetinde şöyle demişti: “Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisine, atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum.” Yine Mustafa Kemal Atatürk “Her sene kâr payından kalan miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumuna tahsis edilecektir.” demişti. Şimdi buraya bir nokta koyalım arkadaşlar.

Sayın Başbakan ve yandaş medya, fırsat buldukça bu konuyu ısıtıp ısıtıp gündeme getiriyorlar. Hâlbuki Başbakan, Atatürk’ün bu vasiyetnamesini benden çok daha iyi biliyor. Cumhuriyet Halk Partisinin Atatürk’ün hisselerinden elde edilen gelirden 1 kuruşunu dahi almadığını benden çok daha iyi bilmektedir ve Sayın Başbakan, nedense, zaman zaman, işte, “Cumhuriyet Halk Partisinin bankası vardır. Efendim, çok parası vardır. Efendim, dünyada bankası olan tek parti Cumhuriyet Halk Partisi…” Şimdi, Sayın Başbakan, evet, Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti. Ne yapalım yani? Bu vasiyeti yırtıp atalım mı? Yani, Mustafa Kemal Atatürk, vasiyetinde “Benim bu mal varlığım Cumhuriyet Halk Partisine kaldı.” dediği için suç mu işlemiştir arkadaşlar? Yani “Sayın Başbakan dedi.” diye biz bu vasiyeti yerine getirmeyelim mi? Doğrusu, Sayın Başbakanın ve yandaş medyanın bu konu üzerinde niye bu kadar durduklarını anlamış değilim. Yani, bizler bu vasiyeti yerine getireceğiz elbette ve bu vasiyeti yırtıp atmayacağız. Bu vasiyetin doğrultusunda Cumhuriyet Halk Partisi görevini yerine getirecektir değerli arkadaşlarım.Genel başkanlarımızın dilinde tüy bitti. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuyla yani bu hisselerden bir kuruş para almadığını artık cümle âlem biliyor, bundan sonra umarım diğer yandaş medya da ve Sayın Başbakan da bilecektir. Buradan İş Bankası Yönetim Kuruluna şu çağrıyı yapıyorum: Gelin, bu konu üzerinde yeni bir kitap hazırlayın ve bu kitapta Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetnamesini altını çizerek tekrar bir gündeme getirin ve bundan sonra, inşallah, kimse bu konu üzerinde tekrar söz sahibi olmaz.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; bir başka konuya değinmek istiyorum. Bizim ülkemizde petrol neden bu kadar çok pahalı? Bunu birilerinin izah etmesi lazım. Bu ülkede petrol fiyatlarını kimler tespit ediyor? Değerli arkadaşlar, bizim ülkemizdeki insanların kişi başına geliri 50 bin dolar mı? Niye 4 liraya benzin alıyoruz? Bunu kimse artık irdelemiyor mu? “İnsaf” diye bir kavram var, sizde bu insaftan da mı yok arkadaşlar? Biliyorsunuz dünyanın en pahalı benzini bizde ve Avrupa Birliği ülkelerinde, onların, satın olma gücü bizden çok daha fazla, benzin bizden daha ucuz. İtalya, Bulgaristan bunlar petrol mü üretiyor? Yok. Bizden 2 misli daha ucuz petrol kullanıyorlar, benzin alıyorlar. Efendim, Suriye bizden 3 misli daha ucuz, Irak bizden 5 misli daha ucuz, İran bizden 8 misli daha ucuz. Allah aşkına… Evet, onlar petrol üretiyor da, bu kadar da olmaz, 8 misli fiyat farkı. İtalya 1,5 misli, Bulgaristan… Maalesef, arkadaşlar, herkesin bu konuyu iyi düşünmesi lazım. Bizim insanımızın bir eli yağda, bir eli balda değildir. O nedenle, Hükûmetin acilen bu konuya el atması lazım ve bizim de bu konuda insanlarımıza saygı göstermemiz lazım. Petrol fiyatlarının, benzinin bir an önce inmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANSEL BARIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Barış.

Uşak Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) ve TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşünü sizlerle paylaşmak için buradayım.

İki kurumun da içinde ortak bir kavram var: Bilim. İki kurumun da bilim için yapmak istedikleri örtüşüyor: Bilimin ve bilimsel düşüncenin toplum genelinde yaygınlaştırılması. Bu, örtüşen amaçlarından bir tanesi. Bu yönde TÜBA ile TÜBİTAK’ın bir sinerji içerisinde, bir ortak çalışma içerisinde olmuş olması gerektiğini düşünüyorum fakat bunu göremiyorum.

TÜBA’nın özellikle bilim etiği konusundaki çalışmalarını ve genç bilim adamlarını -orada da “genç bilim adamı” destek programını da “genç bilim insanı” destek programı olarak değiştirmelerini kendilerinden rica ederim- destek programlarıyla ve ödülleriyle, bilimin değerinin toplumda anlaşılması yönündeki çalışmalarını takdirle izliyoruz. Fakat 10 milyonun biraz üstündeki bütçeyle bu konularda fazla bir çalışma yapılamaz düşüncesindeyim. Umarım, bu bütçe zaman içerisinde daha da artırılır.

TÜBİTAK da aynı konuda çok iddialı çalışmalar içerisinde. Fakat Sayın Bakanın konuşma metninde, Plan ve Bütçe Komisyonunda dağıttığı konuşma metninde, 71’inci sayfasında, bilimin toplumda yaygınlaştırılması ve sevdirilmesinden söz ediyor, “Nitekim bu alan Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesindedir.” diyor. İşte, bunu duyduğum anda, Başbakanın bilimi himayesi altına aldığını duyduğum anda, okudum anda, doğrusu, endişe beni kaplıyor.

Birincisi: Bilim ile inanç arasındaki farkı anlamadan bilime yaklaşmak hem inanca hem de bilime saygısızlıktır. Bu anlayışı ben Sayın Başbakanda görmüyorum, bunu ayırt etme anlayışını görmüyorum, bir.

İkincisi: Sayın Başbakanın himayesi altına aldığı konulardaki… Ha TÜBİTAK’ı da himayesi altına almak için -yasa üstüne yasa, yasa üstüne yasa, illa ben atayacağım Başkanını- himayesi altına almak amacıyla yaptıklarını biliyoruz, o çabaları hatırlıyoruz.

Bir de daha somut bir konuya gireyim: Himayesi altına aldığı uzay konusu var. İlk himayesi altına aldığı konulardan bir tanesidir uzay ve uydu konuları. Şimdi, bu konularda Türkiye arzu edilen ve insan kapasitemizin -ki en önemli kapasitedir- bize sağladığı olanaklardan yararlanamamıştır. 2004 yılında TÜBİTAK’ın projesi olan RASAT Uydu Projesi 2007’de atılacaktı, Başbakanın himayesi altındaki bu uzay ve uydu projesinin parçası olan RASAT Uydusu, gözlem uydusu, 2010’un 16 Aralığına, yarına atılacağı söyleniyor; bilmiyorum yarın atılacak mı bu, üç sene gecikme gösterdi. Bu arada, uzay konusunda başka başarısızlıklar oldu. Bir uzay ajansımız bile yok ki Avrupa Uzay Ajansının üyesi olduğumuz hâlde.

Şimdi, TÜBİTAK bütçesi üzerinde bir iki noktaya daha değinmek istiyorum bu çok sınırlı zaman içerisinde. Önce teşekkür ederim. TÜBİTAK ilk defa, son yıllarda, gerçekten daha öncekilere kıyasla etraflı ve içerikli bir bütçe metni hazırlamış, Plan Bütçeye sundu. Dört konuya çok kısa kısa değineceğim.

Performans: Şimdi, performans konusunda benim geçen sene yaptığım Avrupa Birliği karnesine göre eleştiriler vardı. Metodolojik olarak o karnenin hazırlanmasına TÜBİTAK itiraz ediyor, ayrıntılı olarak da yazmış burada. Daha önce de Sayın Başkan açıklamıştı. Katılıyorum kendisine. Fakat eğer biz o metodolojik sakıncalara katılacak olursak -ki nüfusun büyüklüğüyle ilgili büyük ölçüde- o zaman baz etkisini de metodolojik olarak göz önüne almanız gerekir. Burada “Yüzde şu kadar patentte arttık, yüzde bu kadar arttık.” diye, çok küçük yerlerden çok büyük yerlere gelmeyi ifade etme hakkını sizden alıyor o zaman Sayın Bakan, eğer metodolojiye önem veriyorsanız. Ha “Metodolojiye ben şurada önem veririm, bu endekste veririm, bunda vermem.” deme lüksünüz de yok. Fakat nereye bakarsanız bakın, sadece Avrupa Birliğinin karnesinde değil -bakın, TÜBİTAK’ın misyonunda da var, refahı artırmak, teknoloji politikaları ülkenin- hangi endekse bakarsanız bakın, Türkiye diplerdedir. Refah endeksinde, Legatum Enstitüsünün yaptığı sıralamada -Wall Street Journal’da 26 Ekimde güzel bir makale var, tavsiye ederim- 80’inci sıradayız 110 ülke içerisinde. Rekabet gücünde Dünya Ekonomik Forumunun sıralamalarında 60’lı sıralardayız. Küresel yenilik endeksinde 50’nci sıradayız. Beşerî sermayede 89’uncu sıradayız. Daha zamanım olsa diğer endeksleri de sayabilirim. Performans ölçütü sadece ne kadar para harcandığı değildir, ne kadar tam zaman, eş değer değildir.

Bakın, Avrupa Birliği 2020 açıklandı bu sene, Lizbon’un stratejisinin ötesinde. Orada beş tane performans endeksinden söz ediyor ve bunların ilişkilerinden söz ediyor.

İkinci konu: Politika, hedef, strateji ve mekanizmalar hâlâ yoktur. 5746 sayılı ARGE Yasası bir strateji ve politika içermiyor.

Üçüncü bahsetmek istediğim konu: Ulusal ekonomi politikalarına yansımıyor hiçbir şekilde TÜBİTAK’a aktarılan bu yüksek bütçeler.

Dördüncü bahsedeceğim nokta da: Saydamlık konusunda ciddi endişeler var.

Performans, politika, hedef, strateji, mekanizmalar iki; ulusal ekonomi politikalarına yansıması yani bir etki analizi görmek istiyoruz, yok ve saydamlık. Toplumda bazı ciddi endişeler var TÜBİTAK’a verilen bu paraların nerelere, nasıl harcandığına ve hangi araştırmaların, nasıl desteklendiğine ilişkin. Bu endişeler doğrudur yanlıştır, benim bir iddiam yok fakat bu endişeler yaygındır.

Saydamlık konusuna ve yandaş kayırmama konusuna özen gösterilmesini diler, tekrar, TÜBA ve TÜBİTAK bütçelerinin hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Coşkunoğlu.

Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, “Gençlik ve Spor” tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok önemli bir bakanlık ve genel müdürlük konumundadır ancak sekiz dakikada hangi sorunları anlatabileceğimize, neler yaşadığımıza kısaca başlıklar hâlinde değinmeye çalışacağım.

1938 yılında kurulan, yetmiş iki yıllık mazisi olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünde gençlik hizmetleri ve spor faaliyetleri ileri gideceğine, gelişeceğine âdeta yerinde saymıştır. Özellikle son sekiz yıllık AKP İktidarı döneminde ise bırakın yerinde saymayı, daha da geriye gitmiştir. Bu, gençlik ve spor politikalarının devlet politikasına hâline dönüştürülememiş olmasından da kaynaklanmaktadır.

Ülkemizde resmî olarak 1 milyon 621 bin 349 lisanslı sporcumuz var ama maalesef bunların sadece ve sadece 312.668’i faal olarak spor yapıyor. Tabii, bu konuda ne kadar acıklı olduğumuzu, ne kadar zor durumda olduğumuzu tarif etmemiz için Almanya’yı örnek alacak olursak, 80 milyonluk ülkede 24 milyon lisanslı sporcu var.

Değerli arkadaşlarım, tabii, böyle bir anlayışla uluslararası müsabakalarda başarımızın sıfır olduğunu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Kuşkusuz, bu paylaşımı ben değil, Gençlik ve Spor Genel Müdürü 4 Mayıs 2010 tarihinde gazetelere verdiği beyanatlarda bunu doğruluyor, Sayın Genel Müdür ”Madalya beklentimiz yok. Hayal görmemek için şimdiden madalya beklentilerimizi önümüzdeki zamana yaymak gerekir.” diyerek bir açıklama yapıyor. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü sekiz yıldır AKP İktidarı tarafından yönetiliyor. Bu, sporda başarıyı elde edebilmemiz için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Tabii, bu bütçeye baktığımızda, geçen yıla göre artış oranına baktığımızda bu bütçeyle ve bu artış oranıyla çok şeyin yapılamayacağını gözlemlemiş bulunuyoruz çünkü bütçedeki artış oranı yüzde 16,12.

Değerli arkadaşlarım, bu kadar genç nüfusumuz var, bununla gerçekten övünüyoruz ama bu kadar genç nüfustan neden sporcu çıkaramıyoruz, neden ithal sporcu getiriyoruz? İşte, Süper Lig takımlarımıza baktığımızda, orada oynayan futbolcuların hâlini gördüğümüzde 11 kişilik bir kadroda 6-7 yabancı asıllı futbolcunun olduğunu gözlemliyoruz. Bunun sebebi bu anlayıştan. Yani, bu Parlamentoyu ve iktidarı yöneten AKP İktidarının Türk sporunu getirdiği en somut noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Devşirme sporcularla başarı arıyoruz, başarı varmış gibi de kendi kendimize övünüyoruz. Hatta ve hatta çok başarılı gördüğümüz, ödül verdiğimiz yabancı asıllı devşirme sporcu dopingli çıkıyor, ödülü geri alacaksınız, ama sporcu ülkesine kaçmış, bulamıyorsunuz, parayı almış kaçmış. Maalesef Atletizm Federasyonunda böyle bir sorunla karşı karşıyayız.

Tabii, sekiz yıllık AKP iktidarı döneminde gençlikte, sporda uygulanan politikalar tamamen yanlış olmuştur. Taşra teşkilatı çok zor durumdadır. “Taşra teşkilatı il müdürlükleri, ilçe müdürlükleri, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatları, il özel idarelerine ve belediyelere devredilecek.” denilerek konuşulduğu günden bugüne kadar maalesef taşra teşkilatları görev yapamaz hâle gelmiştir.

Spor federasyonlarımıza kısaca bir el attığımızda, gerçekten spor federasyonu özerkleştirilmesi önemli bir konudur ancak dünyada sporun direkt devlet eliyle yönetildiği çok az ülke vardır. Özerklik olmalıdır ancak bizim ülkemizde olduğu gibi değildir. Çünkü biz hâlâ federasyonlara bu kanunu çıkarttık ancak Anayasa Mahkemesinden döndü; on aydır yeni yasayı düzenleyip Meclis Genel Kuruluna getiremeyen bir anlayış, bugün görev başındadır.

Değerli arkadaşlarım, tabii, federasyonlarımızın genel durumuna şöylece bir göz attığımızda federasyon başkanları ve yönetim kurulu üyeleri kaç sporcu yetiştirdin, kaç tanesini millî yaptın, hangi uluslararası müsabakalarda kaç madalya aldın, hangi spor tesisinin yapımına öncülük ettin? Bunu açıklayabilecek federasyonlarımız maalesef yok denilecek az sayıdadır. Tabii, bu ilişkiler ağına baktığımızda Genel Müdürlükle federasyonlar arasındaki ağın ne şekilde işlediğini sadece ve sadece ülkemizde milyonlarca kardeşimiz, KPSS sınavlarına girerken, gerekli mülakatlara girerken Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bünyesi adı altında ilgili federasyonlara da personel ve çalışan yerleştirildiğini görüyoruz. Kuşkusuz kamuoyunda konuşulduğu gibi, sizlerin de bildiği gibi, federasyonlar Genel Müdürlükten gerekli bütçeyi alamadığı gibi Genel Müdürlüğe bütçe ayırır hâle gelmiştir. İşte bugün, Gençlik ve Spor Genel Müdürünün makam otomobili olarak kullandığı sivil plakalı araç, Basketbol Federasyonu tarafından tahsis edilmiştir, maalesef Genel Müdürlük bu duruma düşmüştür.

Tabii, Sayın Bakanımızın bu konudaki uygulamalarından şüphe duymak istemiyoruz ancak Sayın Bakanımız Türkiye Cumhuriyeti devleti bakanıdır, spor kulüpleriyle kurmuş olduğu ilişki sadece ve sadece Trabzonspor’la kısıtlanmamalıdır. Geçtiğimiz yıl, dört büyüklerin dışında bir Anadolu kulübümüz şampiyon oldu ve bu şampiyonluk maçlarına katılmayan, destek vermeyen ve şampiyon olduktan sonra bile kupa törenine katılmayan spordan sorumlu bir Devlet Bakanıyla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlarım, konuşulacak çok şey var ancak ben Sayın Bakanımızın, özellikle, bakanlık yaptığı dönemdeki alt kademelerin neden ve niçin Başbakanlık tarafından başka yerlere devrildiğini kendisinin açıklamasını istiyorum. Bayındırlık ve İskân Bakanı olduğunda en önemli genel müdürlüğü Karayolları Genel Müdürlüğüydü, maalesef Ulaştırma Bakanlığına devredildi. Gençlik ve spordan sorumlu Devlet Bakanı oldu, Kredi Yurtlar Kurumu, Bakanlığına bağlıydı, maalesef Başbakanlığa devredildi. Bu anlayışın neden kaynaklandığını Sayın Bakanın yapacağı açıklamalarda duymak istiyorum.

Son olarak, özellikle tarihî özelliği olan ve gerçekten Atatürk gibi, İnönü gibi stat isimlerinin -sadece para amaçlı- tüccar zihniyetiyle değiştirilmesini kınıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – Özellikle tarihî ve kültürel özelliği olan statların önüne, bu noktada “Parayı veren düdüğü çalar.” anlayışıyla isim konulmamasını talep ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzün.

İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Sevigen.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET SEVİGEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; önce, yaklaşan yeni yılınızı kutluyor, tebrik ediyorum. Bu bütçemizin de Parlamentomuza, Türkiye’mize hayırlı olmasını diliyorum.

Ümit ediyorum bugünkü bütçe konuşmalarından hepimiz kendi üzerimize düşeni alırız, yaptığımızla milletin önüne çıktığımız zaman gereken övgüyü ya da yargıyı kabullenmiş oluruz.

Kredi ve Yurtlar Kurumu üzerinde sizlerle biraz dertleşmek istiyorum. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu öğrenci sayımız yaklaşık 3 milyon 500 bin civarında, yurt sayımız 277, burada kalan öğrencilerin sayısı 245.932. Özel yurt sayımız yaklaşık 3.500 civarında. Yurt yapmak gerektiğini düşünüyorum bu konularda.

Yurt eksikliğimiz Türkiye'nin her tarafında var öğrencilerle ilgili konularda. TOKİ devreye girerse Sayın Bakanım da yardımcı olursa… Başbakan da bu konuda işte “Yurt yapacağız.” diyor. Çünkü çocuklarımız gerçekten perişan. Kız çocuklarımız yurt bulma konusunda gerçekten zorluk çekiyor. Bütün milletvekili arkadaşlarım, hepiniz, sizler de biliyorsunuz ki, bizler de biliyoruz ki gerçekten günde yüzlerce insan bizi arıyor.Devlet bu yurt konusuna el atmadığı zaman yurtlarımız değişik kurumların, tarikatların veyahut da çok… Merdiven altı yurtlarda hijyen olmayan, doğru dürüst yiyeceği, içeceği olmayan, bakımsız yerlerde çocuklarımız kalıyor ki sağlıkları tehlikeye giriyor.

Özel yurtlar yaklaşık 6 bin liraya kadar yükseliyor. Bir öğrencinin bize ilk adım maliyeti yaklaşık 2 bin ile 4 bin arasında değiştiği için… Bunda, tabii, yol yok, kitap yok. Harç paraları olduğu gibi öğrencilerin başına büyük bir bela.

Kredi, burs konusunda… Mesela bu yurtlarımızdaki ranzalar çok kötü. Kalabalık yatıyorlar. Fiziksel koşullar yetersiz. Sosyal donatım yok. Hijyen sıfır. Güvenlik yok. 300 kişilik bir yurtta yaklaşık 1 temizlikçi var. Yine söylüyorum: Kız çocukları bu konuda çok zor durumdalar.

Sayın Başbakan, dün burada “Yaklaşık 45 liradan 200 liraya çıkardık bursu” dedi. Gerçekten burs konusu çok yetersiz. Bu bakımdan bu bursların artırılması gerekir diye düşünüyorum; transferlerden, sinema paralarından, futbol maçlarından da alabiliriz.

Sevgili arkadaşlarım, biz bunları yaparken tabii bu parasızlık yüzünden öğrencilerimiz ölüyor, katlediliyor, çalışan bir öğrencimiz inşattan düştü öldü, on sekiz yaşında bir öğrenci annesi kurs parasını ödeyemediği için intihar etti, bunların hepsi var. Esas beni üzen taraf, öğrencilerimizin son durumda, Hükûmet tarafından, bakanlarımız tarafından, İçişleri Bakanımız ve Maliye Bakanımız, bir de benim çok sevdiğim Sevgili Egemen Bağış tarafından hor görülmeleri, itilmeleri, dövülmeleri, sövülmeleri, haklarını aradıkları için onların fişlenmeleri, jurnallenmeleri, hedef gösterilmeleridir.

Çok sevdiğim Sevgili Egemen Bağış, geçenlerde kendisine yumurta atan, demokratik hakkını kullanan -belki de çok geldi yumurta- bir kardeşimize “Siyah ceketimin sol omzu yumurtayla kirlendi.” diye, sadece siyah ceketinin sol omzu sadece yumurtayla kirlendi diye, iki yıl altı aya mahkûm olması için gidiyor, dava açıyor. Hükûmetin üyesi sevgili arkadaşlarım. Sizin çocuklarınız olabilirdi, akrabanız olabilirdi. Ben, bugün, sizin yanınıza… Sayın Başbakan hakkında o Wikileaks İnternet sitesinde çıkan iddialarla ilgili neden dava açmadığınızı merak ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına yapılan olaylar benim kanıma dokunuyor, haksızlık yapıyorlar, sizin kanınıza dokunmuyor mu? Onlara dava açmıyorsunuz da geliyorsunuz, hakkını aradığı için, sadece bir yumurta attığı için –keşke bana atsaydı, ne olurdu o yumurtadan, ne olur atsa o yumurtadan- yakası kirlendiği için çocukları fişlemek, o çocuğun geleceği, mahkeme kayıtlarına kaydolması, evlilikle ilgili başına dert gelmesi, okuluna gitmesi.. Kim bilir, hayatı boyunca çocuğun karşısına kaç defa çıkacak bu dava? Bu bakımdan, ben, izin verirseniz -Sayın Bakanım Faruk Özak’tan- Sayın Egemen Bağış’a, bugün, gidip yıl başı hediyesi olarak, yumurtalardan iz tutmayan bir takım elbise aldım, yeni bir elbise.

(Hatip, yanında getirdiği takım elbiseyi Genel Kurula gösterdi)

BAŞKAN – Sayın Sevigen, böyle bir usulümüz yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, burası şov yeri değil!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Bu elbiseyi, bu Mecliste, ben kendim takdim edeceğim.

BAŞKAN – Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Sizler de kabul ederseniz, ben de Sayın Bakana vereceğim bunu. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Sayın Bakan da bu elbiseyi Sayın Egemen Bağış’a iletsin, benim yılbaşı hediyem, böyle davranışlarımızı hoşgörüyle karşılasın.

BAŞKAN – Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Bunda art niyet yok. Sadece ve sadece dikkatinizi şuna çekmek istiyorum: Hakkını arayan öğrencilerin dövüldüğü, hakkını arayan öğrencilerin sövüldüğü, hakkını arayan öğrencilerin bir bakan tarafından mahkemelerde süründürüldüğü bir ülkede gerçekten demokrasiden bahsetmek mümkün değil sevgili arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Böyle bir uygulama olur mu? Bir kısmı hapishanede yatıyor, Sayın Melih Gökçek dava açıyor, çocuklar dokuz gün içeride yatıyor yazı yazdı diye. Böyle mi davranacağız çocuklarımıza? Bu mu demokrasi? Bu mu getirdiğiniz özgürlük? Üniversite ya, delikanlı, ne olur! Ne olur, delikanlı ya!

BAŞKAN – Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ne olur bağırsa, çağırsa? Yumurta atmasına kızıyorum, dehşet göstermesine kızıyorum, kınıyorum, olabilir ama bu çocuklar genç, delikanlı, haksızlığa uğramışlar. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Sevigen, elbiseyi verseniz de gene konuşmaya devam etseniz.

(Hatip’in bir takım elbiseyi komisyon sıralarına götürmesi)

(CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ, MHP ve BDP sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Şov yapma be!

SIRRI SAKIK (Muş) – Getirin bizim Grup Müdürüne verin, o zengin.

BAŞKAN - Kavaslar alsın, siz devam edin. Yani bunlara gerek yok. Sayın Sevigen, zamanınız gidiyor.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Sevgili arkadaşlarım, bağırmaya gerek yok, kızmaya da gerek yok. Bakın, bu çocuklar sizin çocuklarınız olabilirdi. Biz, çocukları buraya getirdik. Çocuklar, Sayın Burhan Kuzu’ya geldiler sevgili arkadaşlarım, Burhan Kuzu’yu da ziyaret ettiler. Burhan Kuzu’yu ziyaret ettikleri zaman suç değil de… Bu çocuklar bana geldiler, dediler ki: “Mehmet Ağabey, Beşiktaş’ta Sayın Başbakana bir dosya göndermek istedik dosyamızı kabul etmediler. Sadece dosya ileteceğiz.” Polisler tuttu, bağırdı, çağırdı. Bunu da kınamıyorum, oradaki polislere de kızmak istemiyorum, bunun sorumlusu siyasettir. Bizim muhatabımız İçişleri Bakanıdır, bizim muhatabımız Başbakandır.

Sevgili arkadaşlarım, biz kime derdimizi yanacağız, kime anlatacağız, kimden feryat edeceğiz, kimden yardım umacağız? Siz milletvekillerine eğer buraya gelip onların derdini size anlatmazsam, Parlamentoda size sormazsam kime soracağım, sokaklarda mı bağıracağım ben de çocuklar gibi? Bu bakımdan benim sizden ricam, siz de sayın bakanlarınıza söyleyin çünkü ben, Egemen Bey’in çok duyarlı olduğuna inanıyorum, çok iyi bir insandır, dalgınlığa gelmiştir, bugün o kız çocuğunu affetsin, benim de bu âcizane hediyemi yılbaşı hediyesi olarak kabul etsin. İnanın yumurta atıldığı zaman da leke tutmuyor. Hepinize bu konuda…

AHMET YENİ (Samsun) – Mahkeme kararlarına saygı duy.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ben saygı duyuyorum sevgili arkadaşlarım, ben saygı duyuyorum. Ben bu konuda hiç kimseye hakaret etmiyorum.

Bakın, öğrenci çocuklarımız anneleriyle, babalarıyla Ankara’nın göbeğinde…(Gürültüler) Bakın, dinleyin. Siz de olabilirdiniz, tanımayan milletvekilleri olabilirdi. Alıyor çoluğunu çocuğunu, gidiyor Ankara’nın göbeğinde yemek yiyor. Bir vatandaşımız yemek yiyor, polis geliyor, diyor ki: “Sen kimliğini çıkaracaksın. Sen burada oturamazsın.” Allah’ınızı severseniz, siz, Ankara’nın göbeğinde, bu yapılan uygulamaları milletvekili olarak içinize sindiriyor musunuz? Hanginiz Sayın Bakana sordunuz bunu, bu İçişleri Bakanına “Bu polisler, arkadaşlar, niye anasının babasının yanında bu çocuklara bunun hesabını soruyorlar, bu çocuklar fişleniyor?” diye.

Ya arkadaşlar, milletvekili olarak eğer biz düzeni sağlayamazsak kim sağlayacak sevgili arkadaşlarım? (AK PARTİ sıralarından “Burhan Kuzu geldi.” sesleri)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Burhan Kuzu da burada.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ben, Burhan Ağabey’e… Sayın Burhan Kuzu’ya da iki takım elbise almak lazım, doğru söylüyorsunuz ama o şikâyetçi olmadı, çocukları dava etmedi, onu anlatmaya çalışıyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Öğrencileri kışkırtmayın.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Eğer Burhan Ağabey de çocukları dava etseydi ben gelip ondan da rica ederdim, ona da iki takım elbise alırdım.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Mehmet Bey, elbise kaç beden?

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Bedenini biliyorum Egemen Bey’in, aynı bölgeden milletvekiliyiz.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Uyar mı?

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Uyar, uymazsa değiştirme kartı var, değiştirme kartıyla gider değiştirir diye düşünüyorum.

Beni dinlediğiniz için, hoşgörüyle davrandığınız için, hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. Hayırlı uğurlu olsun bütçeniz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Konuşmacı, Türkiye Büyük Millet Meclisi geleneğinde olmayan bir hareketi buraya getirdi. İlk defa, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kürsüyü şov yeri hâline getirdi. Aslında, Sayın Konuşmacı elbisenin markasını söylese veya içine bir Etro gömlek koysa daha iyi olurdu diye tahmin ediyorum. Ama, Sayın Konuşmacı burada konuşmasını yaparken şov hâline döndürdü. Bu davranışının herhâlde Meclis Başkanlık Divanı tarafından dikkate alınacağını düşünüyorum.

BAŞKAN – Amaç hasıl oldu.

Şimdi, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati : 19.24

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dördüncü tur üzerindeki görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi söz sırası şahıslar adına Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Tunçak’ta.

Buyurun Sayın Tunçak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET TUNÇAK (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın dördüncü turunda şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Spor, bireyin beden ve ruh sağlığının geliştirilmesi, belli kurallara göre rekabet ölçüleri içinde mücadele etme, heyecan duyma, yarışma ve üstün gelme ve gerçek anlamda başarı gücünün artırılması, kişisel açıdan en yüksek noktaya çıkarılması yolunda gösterilen yoğun çabadır.

Günümüzde spor, teknoloji, siyaset ve ekonomiyle iç içe geçmiş ve hiçbir olayda görülmeyecek şekilde, katılımcıları ve izleyicileri arasındaki farklılıkları aşarak benzer duyguları harekete geçiren bir olgu hâline gelmiştir.

Anayasa’mızın 58’inci maddesiyle gençliğin korunması, 59’uncu maddesiyle de sporun geliştirilmesi görevleri devlete verilmiştir. Devletimiz adına bu görev, merkezde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve özerk spor federasyonları ile taşra teşkilatlarında seksen bir gençlik ve spor il müdürlüğü tarafından ifa edilmektedir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Türkiye genelinde, merkezde 770, taşrada 4.665 olmak üzere toplam 5.435 personeliyle hizmet vermektedir. Özellikle Gençlik ve Sporun bağlı bulunduğu Bakanlık, Türkiye genelinde yeni spor salonları, gençlik merkezleri, yüzme havuzları, sporcu kamp eğitim merkezleri, güreş eğitim merkezleri, tenis kompleksleri ve benzeri spor tesislerinin yapımını, mevcut spor tesislerinin bakım, onarım ve modernizasyonlarını gerçekleştirmekte, bununla birlikte, ev sahipliğini üstlendiği çeşitli uluslararası spor organizasyonlarında kullanılmak üzere ilave spor tesisleri yapmaktadır.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2010 yılında spor tesisi yatırımları için 465 milyon TL ödenek kullanmıştır ve kullanılan bu ödenekle yatırım programında yer alan 92 proje, il müdürlüklerince de yürütülen 300 proje ve Spor Toto Teşkilatının reklamı karşılığında yürütülen 90 proje olmak üzere toplam 482 proje yıl içinde yürütülmüştür.

Değerli milletvekilleri, ülke olarak üstlenmiş olduğumuz çok önemli uluslararası organizasyonlardan özellikle önümüzdeki yıl içerisinde yapılacak olan 2011 Erzurum Universiade Kış Spor Oyunları kapsamında ağırlıklı olarak son iki yılda yapılan çalışmalarda 600 milyon lirayı aşan harcama yapılmıştır. 2011 Trabzon Avrupa Gençlik Oyunları kapsamında ise ağırlıklı olarak son iki yılda yapılan çalışmalarda 200 milyon lirayı aşan harcama yapılmıştır. Ayrıca, illerimizde devam eden küçük ve orta ölçekli 300 adet spor tesisi projesinin tamamlanarak hizmete açılması da önümüzdeki süreç içerisinde hedeflenmekte. Ayrıca, Spor Toto Teşkilat Başkanlığınca reklam karşılığı 90 adet spor tesisi projesine kaynak sağlanmış ve projeler hizmete sunulmuştur.

2010 yılında ülkemizin spor tarihinin en önemli olayı yaşanmış, 28 Ağustos-12 Eylül tarihlerinde Ankara, İstanbul, İzmir ve Kayseri illerinde düzenlenen Basketbol Dünya Şampiyonası ülkemiz spor tarihinde düzenlenen en önemli organizasyon olmuştur. Ayrıca, ülkemizde uluslararası 12 adet şampiyona düzenlenmiştir. Önümüzdeki yıllarda ülkemizde 18 adet Avrupa ve dünya şampiyonası düzeyinde uluslararası organizasyonlar yapılacaktır.

Değerli milletvekilleri, öngörülen bütçe ödeneğinin 164 milyon 650 bin Türk lirası merkez ve taşra teşkilatı personel giderleri için, taşra teşkilatı dâhil 44 milyon 896 bin lirası ise mal ve hizmet alımları için tahsis edilmiştir. 2011 yılı bütçesinin yüzde 29,5’u personel giderleri, yüzde 36’sı ise yatırım giderleri için, yüzde 8’i de mal ve hizmet alımları için ayrılmıştır.

Sporun toplumsal hayatta kapsadığı alan giderek genişlemektedir. Teknolojik, ekonomik gelişmelerin yanında tüm ülkeler  kültürel alanda da başarılı olma ihtiyacı doğrultusunda bu alana yani spora maddi ve düşünsel yatırımlar yapmaktadırlar. Ülkemizde de bu amaçla Gençlik ve Spor faaliyetlerine verilen önem ve yapılan yatırım giderek artmaktadır. Bu çerçevede Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüze verilecek olan ödeneklerin tasarruf ilkelerine uygun olarak en iyi şekilde değerlendirilmesi ülkemizin geleceği için, gençlerimizin geleceği için fevkalade önemli olacak kanaatindeyiz.

Bu düşüncelerle, 2011 yılı bütçesinin memleketimize hayırlı olmasını temenni eder, sizleri saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunçak.

Hükûmet adına ilk söz, Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın’da.

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grupları adına konuşan milletvekili arkadaşlarımız kısmen de olsa benim işimi kolaylaştırdılar çünkü konuşan arkadaşlarımızın bir kısmı zaten sorumlu olduğum kurumlarla ilgili sağlıklı bilgiler verdiler. Bu, dolayısıyla benim aynı bilgileri tekrar etmem gibi bir mecburiyetle de karşı karşıya bırakmıyor beni. Bu arada, önerileri oldu arkadaşlarımızın, eleştirileri oldu. Hepsi için, her üç kategori için de kendilerine teşekkür ediyorum.

Bugün özellikle TÜBİTAK’tan gelen arkadaşlarımla benim için farklı bir gün çünkü biz, buraya Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısından geldik. Bu böyle ayarlanmadı, bir bakıma arka arkaya geldi çünkü bu Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun toplantısının tarihini çok önceden zaten belirliyoruz. 13’üncü toplantımızı yaptık, 14’üncüyü de sanıyorum seçim tarihinden kısa bir süre önce -kararlaştırdık bugün gününü- yapmaya çalışacağız. 13’üncüyü yaptık diyorum, şunu da eklemek istiyorum: 1983’ten 2004 yılına kadar sadece 9 defa toplandı. Oysa yasasına göre senede 2 defa toplanması gerekiyordu. Dolayısıyla, en azından, çeşitli birimlerimizin ve kurumlarımızın bir araya gelmesiyle son derece önemli olan bir toplantının da hakkını vermeye çalışıyoruz, hakkını vermeye çalıştık.

Değerli arkadaşlarım, bilimde, teknolojide, hatta hayatın pek çok alanında bir noktada durma anlamında tekâmül olmaz, ilerleme olmaz. Ne kadar ilerlerseniz, önünüzdeki mesafeye baktığınız zaman, atılması gereken adımlara baktığınız zaman bulunduğunuz yeri yeterli göremezsiniz çünkü hiçbir zaman, bilimde bizi bütünüyle tatmin edecek bir noktaya geldik -veya teknolojide veya başka alanlarda- deme imkânımız yoktur. Bu bakımdan, elbette arkadaşlarımızın eleştirileri önemli ölçüde haklıdır yani daha fazla mesafe almak için daha çok çalışmamızı tavsiye ediyorlar.

2002’de bizim ARGE için ayırdığımız miktar -harcama olarak söylüyorum- 2,9 milyardı. Bu, 2009’a kadar 3 kat arttı. Dolayısıyla 9 milyara yaklaşan bir mesafe, bir ilerleme oldu. Bazı arkadaşlarımız çünkü -en azından iki arkadaşımız- “Hiçbir ilerleme olmadı.” şeklinde bir ifade kullandığı için söylüyorum.

TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Yetersiz.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Herhâlde 3 kat artışı yeterli görmemekte haklıyız ama bunun adının ilerleme olması lazım; gerileme değil, duraklama değil, bu bir ilerlemedir ve yine zaten yüzde olarak da düşünecek olursak, binde 4,8’den aldık biz miktarı, bugün binde 8,5. Eski hesaba göre yaparsak esasında, yüzde 1,12’dir bu.

Bu da yeterli mi? Yeterli değil ama şunu da söyleyeyim: 2000 Lizbon anlaşmalarında Avrupa Birliğinin kendi üyeleri için koyduğu hedef yüzde 3’tü ama yüzde 1,8’de kaldılar. Son birkaç senede de yeteri kadar ilerleme olmadı. Hatta pek çok Avrupa Birliği ülkesinde ARGE’ye ayrılan miktarda önemli azalmalar oldu.

Biz, memnuniyetle ifade edeyim ki, öyle bir kısıtlamaya, öyle bir bütçe daraltmasına gitmedik. Bu sene de gitmedik, bu bütçede de gitmedik ama gönül ister ki daha fazla olsun çünkü ARGE’ye ne kadar fazla para ayırırsanız açıkçası çalışma da o kadar artar, ürün de o kadar artar, dolayısıyla para olarak geri dönme imkânı da o kadar artar.

“Hemen çıkaralım yüzde 2’ye.” demek kolay. 20 milyarı aşan bir rakamdan söz ediyoruz. Hedef ile gerçekleşeni de birbirine karıştırmamak lazım. Dünyanın her yerinde bir hedef konur, o hedefe doğru ilerlersiniz ama içerideki şartlar, dışarıdaki şartlar sizin hedefinizi gerçekleştirmeye engel olabilir. Sadece bu Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde kurumlar genellikle bir hedef çizerler, o hedefe ulaşmaya çalışırlar ama o hedefe niçin ulaşamadıklarını da bütün açıklığıyla dile getirirler, ifade ederler.

İnsan kaynakları açısından ilerleme oldu mu, olmadı mı? 2002’deki rakam 29 bindi, bugün bu rakam 74 bini aştı. Açıkçası, şahsen itiraf edeyim, ben bu kadar hızlı gelişmeyi tahmin etmiyordum. Yıl olarak koyduğumuz hedeften bir sene önce biz o hedefi yakaladık. Ondan aldığımız cesaretle de zaten 150 bin hedefini koyduk ve ümit ediyorum bu hedefi gerçekleştirmemiz belki biraz zor olacak ama imkânsız olmayacak. Dolayısıyla 150 bin bilim insanına, araştırma ve geliştirme yapan kitleye ulaşabilirsek -ki ulaşmayı, tekrar ediyorum hedefledik- epeyce bir yere kadar, Avrupa’yla rekabet edebilme durumu da bir hayal olmayacak. Bilimsel yayın açısından da yine ilerleme var. 2002’de 10 bin civarındaydı, 2009’da 25 bine ulaştık bilimsel yayında ama şunu söylememe izin verin: Bilimsel yayınların artışıyla bu bilimsel yayınlara yapılan atıfların artışı aynı ölçekte olmadı. Atıflarda daha bir azalma var. Bu da şunu gösteriyor: Gerçekten de sadece nicelik açısından değil nitelik açısından da çok daha işi ciddiye almamız lazım çünkü bazen bir tek yayına dahi epeyce sayıda uluslararası atıflar bulunabiliyor yani sadece sayıya dayanarak ilerlemeyi ölçemeyiz biz, aynı zamanda uluslararası atıfları da dikkate alarak ilerlemenin, terakkinin olup olmadığını hesap edeceğiz.

Özel sektör, yine orada da memnuniyetle ifade edeyim ki hepimizi memnun edecek ciddi bir gelişme oldu. Yüzde 40’a ulaştı özel sektörün payı. Yüzde 40’ı da aştık ve artık her yıl 3 milyar TL ARGE’ye para ayırabiliyor özel sektörümüz. Burada da hedefimiz, açıkçası yüzde 50 ama daha ileri hedefimiz yüzde 55’tir. Çünkü eğer özel sektör yüzde 50-yüzde 55 civarında ARGE için bir miktar ayırabilirse, bu kamu kurumlarının, TÜBİTAK gibi kamu kurumlarının alan yoğunlaşmasında bir değişiklik ortaya çıkaracak. Yani biz TÜBİTAK olarak, TÜBA olarak temel bilimlere yeteri kadar imkân hazırlayamamanın sıkıntısı içindeyiz. Eğer özel sektör laboratuvardan pazara gidecek yükü bizim üzerimizden alırsa, biz temel araştırmalara, temel bilimlere daha fazla para ayırabileceğiz, daha fazla insan kaynağında güç ayırabileceğiz. Bu da son derece önemlidir çünkü bu laboratuvardan pazara gitmenin, o sürecin yurt dışına bağımlı olmaması için bilimin bizatihi kendisinin de bu ülkede üretilmesi lazım. Bilimi üretmenin, bilim üretmenin kendi başına değeri vardır, kendi başına kıymeti vardır. O yüzden, otuz beş-otuz altı senesini akademisyen olarak bilim yuvalarında geçirmiş bir insan olarak bunu söylüyorum. Gerçekten de bize yakışan, bize yetecek kadar ve rekabet edecek kadar temel bilim alanlarında, sosyal bilimleri de katıyorum buna -sosyal bilimlerin de temel olanları vardır- her ikisinde de yeteri kadar bilgi üretme mecburiyetimiz vardır. Öbür türlü -tekrar ediyorum- pek çok alanda eğer bilginin üreticisi kendiniz değilseniz, o bilginin güvenliğini sağlama imkânı da sizin için kolay değildir. Yani daha açık bir ifadeyle, bilgide ve teknolojide dışarıya bağımlı olanların sadece ekonomide gelişmeleri kesintiye uğramaz, sadece siyasette bilim eksenli mesafe almaları sıkıntıya düşmekle kalmaz, o ülkenin bizatihi güvenliği tehlikeye düşer. Hem bilgiyi hem de bilginin bir bakıma önemli ölçüde uygulanması olan teknolojiyi kendi gücümüzle belli bir noktaya getirmek mecburiyetindeyiz.

Desteklerde hakikaten çok önemli artış oldu, bunların önemli bir kısmı zaten uluslararası belgelerde de var. Avrupa Birliği ilerleme raporlarında Türkiye’deki bu gelişmeler kayda alınıyor ve TARAL’ın, yani Türkiye Araştırma Alanı’nın Avrupa Araştırma Alanı’na entegre olabilecek bir konuma, bir duruma geldiğini rapor söylüyor. Hani, hadi biz belki Türkiye’de diyelim ki işin içine siyaset karışıyor… Ki karışmıyor, temin ederim, burada söylediklerimin hiçbirinin doğrudan siyasetle ilgisi yok, zaten bilim ve teknolojinin o kadar da siyasete çekilecek bir tarafı yok. Dolayısıyla bu raporda da zaten bu attığımız adımlar görülüyor, takdir ediliyor.

2002’de mesela destekleyebildiğimiz bilim insanı miktarı bin civarındaydı, bugün 2010’da 16 bini aştı. Bu ama burstur ama başka türlü destektir. Yani binden, bin küsurdan 16 bine çıktı. Akademik proje destekleri öyle, 1964-2003, yani kırk yılda 7 bin idi, 2004-2009’da 7 binin üzerinde oldu.

SAVTAG’da savunma projelerinde 600 milyonun üzerinde harcama yapıldı. Bilim-toplum ilişkilerinde… Ki bence bu dönemde atılan en önemli adımlardan biri budur, hâlâ Türkiye’de -üzülerek söyleyeyim- sosyal bilimlere yeteri kadar önem veremiyoruz, yeteri kadar önem vermiyoruz. Üniversitelerimizi kastederek söylemiyorum, TÜBİTAK, TÜBA gibi kurumları kastederek söylüyorum. Oysa burada bir arkadaşımız “Bilimsel düşüncenin yaygınlaşmasından, kökleşmesinden sorumludur bu kurumlar.” dedi TÜBA’yı ve TÜBİTAK’ı kastederek. Buna Atatürk Yüksek Kurumunu da katabiliriz, çok yerinde bir tespit. Ama, bilimsel zihniyet bir bütündür, sadece fen bilimleri dediğimiz, doğa bilimleri dediğimiz alanda ilerleme bilimsel zihniyetin gelişmesi için, güçlenmesi için yeterli değildir. Her ikisinin birlikte olması lazım, ancak o zaman ülkemizin ilaç kadar, su kadar, hava kadar muhtaç olduğu güçlü bir bilimsel zihniyete sahip olabiliriz. O bilimsel zihniyet olduğu zaman zaten siyasetiniz bilim odaklı olacak, ekonominiz bilim odaklı olacak, kültürünüz bilim odaklı olacak, din anlayışınız bilim ışığında, bilimle birlikte olacak. Bunların hepsi birbirine bağlı. Neticede hepsini yaşayan insandır, bilimi de teknolojiyi de kültürü de inancı da insan yaşıyor. Bir bütündür insan, parça parça bir araya getirilmiş, gelişigüzel gevşek bir biçimde dikilmiş bir varlık değil. Neticede bir bütünden bahsediyoruz. Dolayısıyla buna da son derece önem vermemiz lazım.

Birkaç defa arkadaşlarımız yasadan bahsettiler. Doğrudur, eğer burada bulunan gruptaki arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız bana yardımcı olurlarsa yasa hazır. Hiç değilse mayıs ayında, mayıstan biraz önce yardımcı olabilirseniz… Mesela, Atatürk Yüksek Kurumunun yasası hazırlandı, bitti ama açıkçası Meclise sevk etmekte zorluk çekiyorum çünkü önümüzde bir program var ama siz bana destek verirseniz ben Bakanlar Kuruluna hemen götüreyim, bunu sevk edelim çünkü arkadaşlarım yardım etme sözü verdiler diyelim. O yardımcı olma desteğini aldığımız zaman o çıkar. Doğrudur, o yasanın çıkmasıyla pek çok alanda işimiz daha da kolaylaşır.

Dolayısıyla bu bilim ve toplum ilişkilerine ben özel bir önem atfediyorum. Bu sadece sözde kalmadı, yaptıklarımız da bunu gösteriyor zaten. Tekrar ediyorum, evvela sosyal bilimlerin varlığı güç kazandı. O boyutu TÜBİTAK’ta güçlendirdik; TÜBA’da arkadaşlarımıza “O konuya ağırlık verin.” dedik ve onunla ilgili de zaten çalıştaylar yaptık, projeler geliyor şimdi. Eskiden çok az proje gelirdi o alanda, şimdi proje sayısında önemli bir artış oldu.

İkincisi: İlk defa bütün bölgelerimizde ARGE günleri yaptık. Bunun çok faydalı olduğunu arkadaşlarıma bildirmek istiyorum. Bölge dediğim coğrafya bölgesi de değil, mesela Karadeniz Bölgesi’ni üçe ayırdık ulaşım kolay olsun diye. Niçin? Çünkü bu toplantılara, ARGE günlerine biz bütünüyle TÜBİTAK olarak gidiyoruz. Üniversitelerimiz, rektörlerimiz katılıyor, sanayicilerimiz katılıyor, özel sektör, özellikle ARGE yapan özel sektör katılıyor ve belediye başkanlarımız katılıyor, üniversitede onunla ilgili olan hocalarımız katılıyor, bir tam gün bütün bir açık yüreklilikle eksiğimizi, fazlamızı masaya yatırıyoruz ve konuşuyoruz. Çok faydasını görmeye başladık, çünkü pek çok ilimizden hakikaten orijinal diyebileceğimiz projeler gelmeye başladı. Yani biz gidip, oturup, konuşup, sonra dağılmıyoruz, takip ediyoruz ve ilişkiyi devam ettiriyoruz. Bu biter bitmez İl Yenilik Platformlarını başlatacağız, çok daha derinliğine bir çalışma yapacağız; sadece bilim ve teknolojiyi ilgilendiren konuları değil, kültürel varlıklarımızı da bir bakıma tespit etme çabası içine gireceğiz ki bundan sonra herhangi bir yatırım meselesi söz konusu olduğunda, orada neyin var olduğu, yok olduğu bilim kurumlarımızın hafızasında bulunsun ki biz de ayrıca siyasete o yönüyle yardımcı olabilelim.

Yine bir konu daha -o da söz konusu edildiği için söyleyeyim- ULAKBİM diye kurumlaşmamız vardır. Aşağı yukarı yılda bize 30 milyar civarında bir masrafa mal oluyor, ama helal olsun, bu ağ vasıtasıyla bütün üniversitelerimizin elektronik bilgi kaynaklarına ulaşması sağlanıyor. Çok büyük yararını gördük hakikaten, çok büyük destek görüyoruz o konuda, onu daha da geliştirerek devam ettiriyoruz.

Daha çok buradaki konuşmalardan mülhem olarak bu konuşmayı yapıyorum, asıl elimdeki metin bu değildi, ama zannediyorum diyalojik bir amaç için bu daha iyi olur diye düşünüyorum, daha önce hazırlanmış bir konuşma değil de buradan, bu dediğim gibi tavsiyelerden, tartışmalardan çıkan noktaları dikkate alarak yapıyorum. Birkaç noktaya temas ederek, zaten vaktim de azaldı…

Bu diğer kurumlarımızla ilgili olarak, her kurum üzerine düşeni yapmaya çalışıyor ve her kurumda gelişme var, ama kabul etmek lazım ki Atatürk Yüksek Kurumu diğer kurumlarımıza nazaran biraz daha ihmal görmüş, biraz daha ihmale uğramış, şimdi o mesafeyi kapatmaya çalışıyoruz.

Orayla ilgili eleştiriler var, bir kısmı doğru, yerindedir, bir kısmının düzeltilmesi gerekiyor. Mesela “Nutuk bile sansürleniyor.” dedi bir arkadaşımız. Resmî kurumlar, mesela Türk Tarih Kurumu söz konusuysa böyle bir şey olamaz arkadaşlar. Bütün baskılar, bende de bulunan, gerçekten de bir baskı şaheseri olan 1927 baskısından çoğaltılıyor zaten. Dolayısıyla, oradaki herhangi bir kelimeye dahi dokunmak mümkün değil. Ama biliyorum, Atilla İlhan’ı rahmetle anmak istiyorum “Nutuk’u okuduğu zaman anlamakta zorluk çeken birisi Türk aydını olamaz.” dedi. Onun için, Nutuk’u daha anlaşılır hâle getirme çabası içinde olup da, anlaşılmaz hâle getirme çabalarını da biliyorum, o ayrı bir hikâye ama resmî kurumlar olarak hiçbir zaman Nutuk gibi artık kesinkes metninin ne olduğu belli olan bir yerde herhangi bir tasarrufa gitmek mümkün değildir.

Bir arkadaşımız “Türkçe sözlüklerde Kürtçe kökenden geldiğine dair hiçbir şey yok.”

Sayın Milletvekilim, yazılı kaynaklara dayanarak onlar hazırlanıyor. Yazılı kaynaklar yeteri kadar çok olduğu zaman, bu dediğiniz zaten olmak zorundadır, bilim onu öyle gerekli kılar yani şu anda yavaş yavaş bazı kaynaklar… İşte birini Kültür Bakanlığı yayımladı. Ümit ediyorum kısa zamanda çok sayıda kaynak yayımlanır. Şu anda arkadaşlar, içimizde uzmanlar da yok. Ama eğer bir kelime, bir sözcük şu kökten geliyorsa bilim adamı zaten onu saklayamaz, ertesi gün bir başka bilim adamı onu karşısına getirir. O bakımdan, o konuyu, yazılı kaynak konusunu belli bir noktaya getirmeden maalesef istifade edebileceğimiz kaynak sayısı fazla olmuyor.

Bu hizmet binasıyla ilgili bir iki şey söylendi.

Arkadaşlar, o hizmet binası Atatürk Yüksek Kurumu kurum olarak, hepsi değil, bir de Araştırma Merkezinin ve Atatürk Kültür Merkezinin kütüphanesi ve depolarıyla birlikte oraya taşındı. Daha önceki yerlerde de zaten yine kirayla oturuyorduk biz. Kira konusunda herhangi bir zararımız olmadı. Burada mülk sahibine de teşekkür etmem lazım çünkü çıkan kiracılardan daha ucuz bir fiyata, işi anlattığımız için -ihtiyacımız var böyle bir yere- verdiler. Burada herhangi bir “Satın alacaktık.” vesaire meselesi değil. Zaten satın almayı şu bakımdan düşünmüyoruz, geçen seneki bütçe konuşmamda da söyledim: Eğer yeteri kadar yer bulma hususunda, arsa bulma hususunda başarılı olursak, hâlâ çalışıyoruz, elimde dört dosya var şu anda, bütün bilim kurumlarımızı bilim ve teknoloji kampüsü diye bir yerde toplamak istiyoruz çünkü bir kısmı bulvarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Onların para edeceğini de biliyoruz; yani çok fazla genel bütçeden kaynak ihtiyacımız olmayacak. Bu yönüyle bu bilim kampüsü zaten planımızda, programımızda olduğu için açıkçası fazla bir masraf edip yer almak cihetine de gitmeyeceğiz. 

Benim sürem bitti.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Sayın Başkan, size ve sayın milletvekillerine teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

Hükûmet adına Devlet Bakanı Sayın Faruk Nafız Özak.

Buyurun Sayın Özak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve YURTKUR Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde görüşlerimi sizlere aktarmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Müsaadenizle evvela, gençlikle ilgili burada çok güzel konuşmalar oldu, öneriler oldu, tavsiyeler oldu ve eleştiriler oldu; onlarla ilgili, gençlikle ilgili ne yapıyoruz, ne yaptık, ne yapacağız, sizi bilgilendirmek istiyorum.

On beş- yirmi dört yaş arası yüzde 25 nüfusumuz, yirmi sekiz yaş altı yüzde 50’den fazla nüfusumuz; bu büyük bir zenginlik. Tabii ki bunu çok çok iyi değerlendirmemiz lazım. Özellikle gençliğe çok fazla önem veren bir Başbakanımız var.

AK PARTİ olarak gençlikle ilgili neler söylemişiz, neler yapmışız, neler yapacağız, müsaadenizle size anlatıyorum:

Özellikle Hükûmetimizin temel politika metinlerinin pek çoğunda gençliğin güçlendirilmesi, kişisel ve sosyal olarak gelişiminin sağlanmasına yönelik çok açık taahhütler yer almaktadır. “Biz gençleri yedek kulübesinde değil, ilk on birde görmek istiyoruz.” diyen bir Başbakanımız var.

“Adalet ve Kalkınma Partisi, gençlerimizi rekabet gücümüzü artıracak en önemli aktörler hâline getirmeyi hedeflemektedir. Üretken, karar verebilen, bilgiyi doğru kullanan, bilgi ve iletişim teknolojilerine yatkın genç nesillerin ülkemizin yenilikçilik kapasitesine katkı sağlaması stratejik öneme sahiptir.” 2007 Seçim Beyannamemiz.

Yine Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda şu var: “Gençlerin aileleriyle ve toplumla iletişimlerini daha sağlıklı hâle getirecek, özgüvenlerini geliştirecek, yaşadıkları topluma aidiyet duygusu ve duyarlılıklarını artıracak, karar alma süreçlerine katılımlarını sağlayacak tedbirler alınacaktır.”

Yine 2010 Yılı Programı. “Öncelik 92: Gençlerin toplumla bütünleşmiş, sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri ve toplumsal hayata aktif katılımlarının sağlanması amacıyla, gençlik politikaları temel hak ve özgürlükler ekseninde toplumun yapısıyla uyumlu, uygulanabilir, gençlerin kendi potansiyellerini gerçekleştirebilmelerine imkân sağlayan ve farklı genç gruplarının gereksinimlerini dikkate alan, ihtiyaç odaklı, sürdürülebilir ve bütüncül bir yapıya kavuşturulacaktır.

Gençlik hizmetleri, gençliğe ilişkin bütün alanları kapsayacak, gençlerin özgüven ve aidiyet duygularını geliştirecek şekilde yeniden yapılandırılacaktır.”

Şimdi, özellikle bu konuda kaydedilen ilerlemeler neler olmuştur? Seçme ve seçilme yaşının düşürülmesi -biz, gençlerimizi yarının değil, bugünün güvenceleri olarak görüyoruz, işi yarına ertelemiyoruz- yeni üniversitelerin kurulması, burs ve kredilerin artırılması, bilimsel araştırma ve projelere verilen desteklerin artırılması, Kredi Yurtlar Kurumu yurtlarındaki sayı ve kalitenin artması, Şartlı Nakit Transferi, Gönül Köprüsü Projesi, derslik sayısının artırılması, her belediyede gençlik meclislerinin kurulması vesaire gibi. O nedenle, Sayın Başbakanımız bize bu görevi tevdi ettiği zaman şunu söylemişti: “Gençliğin kişisel ve sosyal gelişiminin desteklenmesine yönelik politikaların tespiti ve uygulanmasıyla ilgili koordinasyonun sağlanmasından sorumlu bakan olarak görevlendirildin.”

Şimdi, burada, ne yaptık? Bir yıl çalıştık, ilgili taraflarla bir yıl çalıştık ve gençlik ajansını kurma aşamasına geldik. Gençlik ajansı şu: Bizim “Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü” denilince akla hemen spordan sorumlu bakanlık geliyor. Bize “Spordan Sorumlu Bakanlık” deniyor. Hâlbuki biz, gençlikten ve spordan sorumlu olan bir bakanlık olmak istiyoruz ve doğrusu da bu. Ama, gençlikle ilgili bizde bir tek daire başkanlığı var, yılda 15 milyon harcayan bir daire başkanlığı. Bu, çok çok, son derece düşük. Biraz evvel arkadaşlar eleştirdi, doğru, biz de aynı görüşteyiz.

Bakın, şimdi, neler yapacağız. Biz diyoruz ki: Gençlik ajansı kuracağız ve bu gençlik ajansıyla spor genel müdürlüğüne muadil bir gençlik genel müdürlüğü olacak ve gençlerin sosyal, kültürel, siyasal, idari, başka, mesleki birtakım sorunlarını çözebilecek, proje üretebilecek, üretilen projelere destek verebilecek, sivil toplumları destekleyebilecek, dünyada gelişmiş ülkelerde olan bir gençlik ajansı kurmayı hedefliyoruz. Bunu Bakanlar Kurulumuza biz sevk ettik. Belki 20’sindeki yani bu haftaki belki daha sonrakinde imzalanıp sizin huzurunuza, komisyona gelecek ve sizlerin de desteğiyle buradan geçtikten sonra, biz gençlikle ilgili bu bahsettiğim koordinasyonu sağlayacağız ve projelere destek vermeye çalışacağız.

Onun dışında ne yaptık? Biraz evvel değerli arkadaşlar söylediler, doğrudur, bizde ya spor ya eğitim ikilemi var. Bugün 16 milyon gencimiz ilköğretimde okurken spor yapamamanın sıkıntısını yaşıyor. Biraz evvel burada sporcu sayıları söylendi, doğrudur, biz iktidara geldiğimiz zaman 400 bindi lisanslı sayısı. Evet, Yaşar Bey Kardeşimiz konuştu, gitti, ona söylüyorum veya bu konuda bilgilendirmek istiyorum, şu anda 2,8 milyon. Fazla mı? Hayır, az. Bizim 20 milyon sporcumuz olması lazım. Bütün bunları yapabilmek için Millî Eğitim Bakanlığıyla bir protokol imzaladık ve bu konuda biz sorumluluğu üstlendik. Dedik ki: “Beden eğitimi derslerini daha çağdaş bir hâle getirelim.” Nimet Hanım, sağ olsun, bu konuda çalışıyor. Biz şuna inanıyoruz: Sosyal olan bir gençlik, spor yapan bir gençlik daha verimli olur, daha kararlı olur, daha hoşgörülü olur, daha demokrat olur, daha güler yüzlü olur, bütün amacımız bu. Bunun için biz, elimizden gelen gayretle Millî Eğitim Bakanlığımızla birlikte bu konuları aşmaya çalışacağız. Bu, bir kere bizim görevimizdir. Çünkü spor yapmadığı zaman bir gençliğin nasıl asosyal olduğunu, nasıl verimsiz olduğunu, nasıl güler yüzlü olamadığını ben biliyorum. Ben on yedi yıl spor yapmış… Türkiye’de de hem spor yapabilmiş hem de bir yüksek mühendis olabilmiş çok az sayıda insan var. Bunu başarırken ne kadar zorluk çektiğimi biliyorum ama sporun bana kazandırdıklarını da görebiliyorum. Bugün tanınıyorsam, seviliyorsam, biraz evvel Yaşar Bey’in söylediği gibi Trabzonsporlu Faruk Özak’sam bununla da gurur duyuyorum, onu da söyleyeyim. Ama ben burada bir spor bakanı olarak her kulübe her federasyona eşit mesafede olmaktan mutluluk duyuyorum ve bunu yapmayı da başarıyorum. Çünkü Samsunsporun derdi varsa, Yozgatsporun varsa, Diyarbakırspor sahaya çıkamıyorsa o benim sorunumdur, bunu bilmemiz lazım.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Uygulamalar öyle değil ama!

DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) - Ama ben futbolla ilgilenmek çok istemiyorum. Neden istemiyorum? Futbol özerk, kendi ayakları üzerinde durabiliyor. Futbol çok para kazanıyor, üretimi az ama kendisi kazanıyor, sponsora ihtiyacı yok. Ben diğer altmış bir tane federasyonla ilgilenmek istiyorum. Biz geçen seneki ekim ayında buradan yola çıktık, altı günde on beş vilayete gittik. Bu gittiğimiz vilayetler şunlardı: Artvin, Kars, Ardahan, Muş, Bitlis, Hakkâri, Van, Ağrı, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane, Trabzon. Ne yaptık? Futbolla hiç uğraşmadım, Kayak Federasyonumuzla gittik, dedik ki: “Allah bize yüz tane 3 bin metreden yüksek dağ vermiş. Peki, ‘Su akar Türk bakar’dı, haydi onu HES’lerle hallettik ama şu ‘Kar yağar Türk bakar’dan vazgeçelim. Buraları istihdama dönüştürelim, buraları sporcuya dönüştürelim, buraları turizme dönüştürelim.” Ve neler yaptık? Bakın, bugün, Van’da Gevaş’ta tesisler yaptık ve açtığımız gün 2 bin kişi kayak yaptı. Hakkâri’ye yapıyoruz, Muş’a yapıyoruz, Bitlis’e yapıyoruz, Ardahan’a Avrupa Birliğiyle yapıyoruz. Başka nereye yaptık? Ağrı’ya yaptık, Artvin’i bitiriyoruz, Kastamonu’yu bitirdik. İnşallah, Ankara Elmadağ ile Bolu’yu da yapacağız. Türkiye’yi bir kayak merkezi hâline getireceğiz.

Ben, Vancouver’daki Kış Olimpiyatları’na gittiğim zaman şunu gördüm: 5 tane kış sporcumuz var. 72 milyon nüfus, 5 sporcu. Bu, bizim eksiğimiz. Şimdi, Erzurum’a, doğuya, Doğu Anadolu’ya 600 milyon yatırım yaparak, bunlara ilaveten, ne yapıyoruz? Burada, Türkiye'nin ve bu coğrafyanın en gelişmiş kış sporları merkezlerini yapıyoruz. Sizler de inşallah davetlimiz olacaksınız, sizleri davet edeceğim. Ocak ayının sonunda burada Universiade Kış Oyunları’nı yapacağız. Biz, inanıyoruz ki, iki yılda, üç yılda, dört, beş, altı yıl sonra… Çünkü bir kayakçı bir yılda yetişmiyor, buz patencisi, körlingcisi… İşte, atlama kulesindeki gençlerimizi gittim Avrupa’da izledim. 5 tane yavrumuz var on bir-on beş yaş arasında, atlama kulesinde yarışabilecek. Maalesef bu çok az, bunları artırmaya çalışıyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakan, basketbolda Amerika 1’inci oldu, 25 milyon; biz niye 2 trilyona yakın para…

DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) – Şimdi, Sayın Sakık, o her sene 1’inci oluyor, biz de yetmiş yılda bir defa 2’nci olduk.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz Amerika’dan zengin miyiz?

DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) – Değiliz tabii ama müsaade edin, o günkü yaşadığımız coşku, o günün vermiş olduğu tanıtım, o günkü yaşadığımız haz bu paraya değer mi? Bu paradan çok daha fazlasına…

SIRRI SAKIK (Muş) – Hani vatanseverlik diyorsunuz?

DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) – Ben size, eleştirinize saygı duyuyorum ama yani Amerika için bir başarı değil Dünya Şampiyonu olmak, ama bizim için dünya 2’ncisi olmak çok çok büyük başarı ve inanılmaz büyük bir tanıtımı var. Ben, Londra’daki Spor Endüstrisi Kongresi’ne gittiğim zaman orada FIBA Genel Sekreteri Patrick Baumann şunu söyledi, bu çok önemli: “Türkiye FIBA Genel Kurulunu yaptı, yüz yetmiş beş tane ülke geldi, ben böyle bir Genel Kurul görmedim. Türkiye bir Dünya Basketbol Şampiyonası yaptı, ben böyle bir organizasyon görmedim. Türkiye her  şeye layıktır.” Sadece beş dakika… Bunu diyen de yabancı bir kişi. Bütün bunlar parayla biçilmez değerli arkadaşlar.

Şimdi, diğer konularda şunu söylemek istiyorum: Özellikle bizim için ülkemizin her metrekaresi kutsaldır, her insanı saygıdeğerdir. Bizim için ülkemizin doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi hiç fark etmez. Biraz evvel Hakkâri’de yüzme havuzu olmadığından bahsedildi, doğrudur ama yirmi beş tane vilayetimizde yok, Türkiye'de Sinop’ta da yok, Zonguldak’ta da yok. Ben gelir gelmez Genel Müdürümüze dedim ki: “Arkadaşlar, hemen yüzme havuzu yapacağız, Türkiye'nin her ilinde yüzme havuzu yapacağız, her ilçesinde ve yüzme mecburi ders olacak.” Bu bizim eksiğimizdir değerli arkadaşlar. Devlet Planlama Teşkilatımıza -Sayın Bakanımız da burada- on beş  tanesini bu sene koyduk, Hakkâri de bunların arasında, Tunceli de bunların arasında ve yüzme havuzlarını, artık, üstü açık yüzme havuzu Türkiye'de yapmayacağız, bunlar gereksiz, israf bunlar, üstlerini kapatıyoruz; işte ilk defasını da Karaman’dan başlattık.

Şimdi, bizim Van ilinde yüzme havuzu inşaatı devam etmekte ve 2011 başlarında bitireceğiz. Spor salonu için Van Valimize biz yetki verdik, onu da burada huzurlarınızda söylemek istiyorum. Diyarbakır ilimizde stadyum, sentetik yüzeyli atletizm stadyumu, yüzme havuzu, spor salonu, gençlik merkezi gibi birçok tesis bulunmakta, 5 bin seyircili spor salonu inşaatı da devam etmekte.

Bakın, size Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün faaliyetlerinden bir bölüm vermek istiyorum: Tüm Türkiye'de, her tarafta tesisler yaparken GAP için ayrı bir yer açmışız. GAP kapsamında yer alan projeler: Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Diyarbakır, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şanlıurfa. GAP için özel bir para alıyoruz ve özel yapmaya çalışıyoruz, bunları da bitirmeye çalışıyoruz.

Ayrıca, SODES’le ilgili yapılan yatırımlara bakalım -Sayın Bakanımız burada- SODES’e çok önem veriyoruz. Sekiz tane ilimizde Sosyal Destek Projesi’yle, buyurun, Adıyaman’da, Batman’da, Diyarbakır’da, Gaziantep’te, Kilis’te, Mardin’de ve Şanlıurfa’da… Bu yıl da sekiz tane daha ilimize geliyor, bunlar da Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde. Yani bir pozitif ayrımcılık hiçbir yere yapmıyoruz, eksikleri tamamlamaya çalışıyoruz. Özellikle rasyonel bir planlamayı yapmaya çalışıyoruz çünkü kaynaklar kısıtlı. Ama şunu söyleyeyim: Hükûmetimize teşekkür ederim. 200 milyon lirayla başlayan bizim, spordaki bütçemiz şu anda 600 milyona ulaştı. Başbakanımıza, Hükûmetimize, bu milletimizin parası, milletimize teşekkür ederiz. Yapılan her şey milletimizindir. Gazetelerde zaman zaman görüyorsunuz “Seyrantepe’yi ben yaptım, sen yaptın…” Değerli arkadaşlar, Seyrantepe’yi milletimizin parası yapıyor. Ali Sami Yen Stadı milletimize aittir, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bunu kullanır. Onu satıyoruz, oradan aldığımız parayla, 300 milyon lirayla, yüz beş yıldır ülkemize hizmet veren bir camiaya, Başbakanımızın talimatıyla, TOKİ vasıtasıyla yapıyoruz. “Bunu sen yaptın, ben yaptım.” demek yanlıştır.

Burada bir irade vardır: Türkiye’deki tüm statları iyileştirme konusunda talimat veren bir Başbakanımız vardır. İşte bakın, Malatya’ya yakında başlayacağız, Afyon’a başladık, Trabzon’a başlıyoruz, Kadir Has Stadı’nı Kayseri’ye yaptık, Batman’da başlayacağız ve bütün Türkiye'nin her tarafında bunları yapmaya çalışıyoruz. Bütün bunlarda öncelikleri tespit ediyoruz ve yapmaya çalışıyoruz. Az para kullanarak yapmaya çalışıyoruz. “Al stadı, yap stadı” diyoruz, TOKİ’ye diyoruz, özel sektöre diyoruz. Satıyoruz birine -Kayseri’de olduğu gibi- o parayla da burayı yapmaya çalışıyoruz.

Ayrıca, özellikle bu güneydoğuda ve şeyde yapılan birtakım organizasyonlar var, onlarla da ilgili bir bilgi vermek istiyorum. Geçen, bu yirmi üç ilimizi kapsayan GAP Oyunlarını yaptık. Onları da güneydoğuda yaptık.

YURTKUR’la ilgili şunları söylemek istiyorum: YURTKUR’da -biraz evvel söylendi- kim kredi almak istiyorsa alabilir. Bunun ne etnik kökeni ne dini ne dili ne eni ne boyu tartışılmaz arkadaşlar, hepsi bizim vatandaşımızdır, hepsi başımızın üstündedir. Burs alabilme kriterleri bellidir, o kriterlere kimse dokunamaz.  Bugün, bakın, şunu söyleyeyim, hep misal veriyoruz, bazen rahatsız olanlar var: 2002’de 450 bin yavrumuz alırken öğrenim kredisini, bugün 718 bin kişi alabiliyor. Burs ve kredi toplamı da 961 bin. Katkı kredisi 528 bine çıktı. 2011 yılında kredi rakamı artacak. Şu anda 200’dür. Bu 250 olur, 240 olur, 230, hep beraber göreceğiz. Biliyorsunuz, 90 liraya yavrularımız yurtlarda kalıyorlar ama biz onlara 120 lira sübvanse ediyoruz, ilave yemek ve kahvaltıyla. Bütün bu kahvaltı rakamları ve yemek rakamları 0,50 idi ama daha sonra 4 liraya çıktı yani 8 kat arttı. Bütün bunları sizinle paylaşmak istedim. Enflasyon oranları bugüne kadar kümülatif olarak yüzde 107 olmasına rağmen bu oran yüzde 344’e gelmiştir.

Yavrularımıza ne kadar yapsak azdır, hepsi bizim canımız, ciğerimizdir. Çağdaş olabilmek için, muasır medeniyetler seviyesine ulaşabilmek için mutlaka eğitime önem vermemiz lazım, gençlerimizi eğitmemiz lazım çünkü onların rakipleri artık Türkiye’deki Ahmetler, Hasanlar, Fatmalar, Ayşeler değil, Amerika’dakiler, Almanya’dakiler. Ben inanıyorum ki bizim yavrularımız onları geçecektir.

Biz önümüzdeki dönemde de YURTKUR’a çok önem veriyoruz. Bakın, müsaadenizle, YURTKUR’da neler yapabilmişiz? 2002’de 188 bin olan rakam şu anda 246 bine çıktı ama 2010’un sonunda, 2011’in sonunda ne olacak? 2010’un sonunda 250 bine çıkacağız, 2011’in sonunda 286 bine çıkacağız, 2012’de 317 bine. Ama burada çıkarken bazı yurtlarımızın da sayılarını aşağıya düşürüyoruz yani koğuş sisteminden tek kişilik ve 3 kişilik lüks odalara, içinde tuvaleti, banyosu olan, buzdolabı ve televizyonu olan odalara geçiyoruz.

Ayrıca, burada sizin desteğinizle çıkan yasayla, yap-kirala-devret ile sayıyı artıracağız, TOKİ’yle artıracağız, ayrıca kiralamakla artıracağız, bunu bilmenizi istiyorum.

Şimdi, burada çok enteresan konuşmalar oldu, çok da az zaman kaldı, müsaadenizle Egemen Bağış Bey ile ilgili gelen bilgi notunu sizinle paylaşmak istiyorum: Egemen Bağış Bey Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara Üniversitesi salonundaki konuşması sırasında bazı şahısların sözlü saldırısıyla karşı karşıya geldi. Sayın Bağış’ın, emniyet birimleri, bilgi şikâyet durumuna ilişkin ifadesine başvurdular. Haberde bahsi geçen “Siyah ceketimin sol omzu kirlendi.” ibaresi, ifadesi olayın detayına ilişkin verdiği bilgilerden sadece bir bölümdür.

Yine haberde geçen “Bağış savcının uzlaşma teklifini ‘Ceketimin sol omzu kirlendi.’ diyerek kabul etmedi.” ibareleri gerçeği yansıtmamaktadır.

Yine, Sayın Bağış, söz konusu saldırının kendisine vermiş olduğu zarar için değil, saldırı fiilini gerçekleştiren şahsın eyleminin demokratik protesto hakkını aşarak fiziki şiddet içeren bir davranış olmasından dolayı şikâyetçi olmuştur.

Nitekim, olay yerinde birçok protestocu şahıs olmasına rağmen demokratik haklarını kullandıkları gerekçesiyle bu şahıslardan şikâyetçi olmamıştır.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Karanfil atsaydı şikâyet olur muydu Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI FARUZ NAFIZ ÖZAK (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılmıştır soruşturma ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanmıştır. Bunu sizle paylaşmak istedim.

Bir de Van Milletvekilimizin burada bir konusu oldu, kendisi yok ama bunu söylemem lazım; Hakkâri Valiliğinden gelen, biraz evvel burada ismi geçen bir vatandaşımızın, “Sedat Karadağ” isimli vatandaşın uğradığı saldırıyla ilgili. Burada, Hakkâri Valiliğinden gelen raporu okuyorum müsaadenizle: Burada “Sedat Karadağ isimli şahsın yerde yattığı sırada alın kısmına bir el ateş ederek kendisini başından yaraladığı, sağ eliyle sağ tarafından kemerine takılı olan, terör örgütü militanlarına ait olduğu değerlendirilen Rus tipi el bombasını belinden çekmeye çalıştığı esnada ellerden tutularak el bombası kemerinden çıkarıldığı, şahsın kendisini yaralaması üzerine Yüksekova Devlet Hastanesine götürülerek burada yapılan ilk müdahalenin ardından durumunun ağır olması üzerine Van 100. Yıl Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğini…” Daha da geniş bilgiyi size verebilirim.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Bakanım, yirmi yıldır bu tür raporlara çok alışkınız. Kimi insanlarımız faili meçhullere, ölümlere bu raporlarla gitti.

DEVLET BAKANI FARUZ NAFIZ ÖZAK (Devamla) – Üstadım, Hakkâri Valiliğimizin raporunu okuyorum.

Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Özellikle 2002 yılından bugüne kadar sekiz yıldır çeşitli sebeplerden dolayı yurtlardan süresiz çıkarma cezası verilen öğrenci sayımız da 212’dir.

Ben zamanımı tam doldurmak istiyorum. Şunu da söylemem lazım: Genellikle, sporu çok seven, sporcuyu çok seven ama az spor yapan bir ülkeden çok fazla spor yapan bir ülkeye geçmemiz gerekiyor. Burada bir zihniyet değişimi lazım. Bu konuda elimizden gelen gayreti yapıyoruz. Sağ olun sizler de bize destek veriyorsunuz. Sporda Şiddet Yasası’nı burada beraber geçirdik. Şimdi işlemeyen taraflarını yine beraber ortadan kaldırıp yenilerini getireceğiz. İnşallah önümüzdeki günlerde federasyon yasasını birlikte geçireceğiz. Dünya Doping Ajansı tarafından bize verilen bir mecburiyet var: Türk Doping Ajansını sağlamak. Bunu da komisyonlardan geçirip yine huzurlarınıza geleceğiz.

Tekrar, katkılarınız için teşekkür ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Bakanımız yapmış olduğu konuşmada ismimden bahsederek birtakım rakamlar verdi, bu konuda bir düzeltme cevabı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, ben izledim, sataşma yoktu Sayın Tüzün ama şimdi tutanakları getirteceğim, ona göre bakacağım.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sadece bir açıklık getirmek için söz istiyorum.

BAŞKAN – Bakın, “Sevgili kardeşim Yaşar Tüzün Bey, burada da yok ama…” dedi, sonra geldiniz devam etti, yani sadece öyle bir cümle var…

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkanım, organizasyonlarla ilgili, çalışmalarıyla ilgili açıklamalarda bulundu Sayın Bakan, oysa..

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim Sayın Tüzün, itirazınız mı var? Tutanak getirteceğim, bakacağım aynı demin olduğu gibi.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Peki.

BAŞKAN - Şahıslar adına aleyhinde Karaman Milletvekili Sayın Hasan Çalış… (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Bütçe Kanunu Tasarısı’yla ilgili olarak Türk Dil Kurumu bütçesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir arada yaşayan insanların birbirlerini anlamalarına, tanımalarına ve düşüncelerini anlatabilmelerine, doğru iletişim kurabilmelerine imkân veren dil, aynı zamanda kitleleri birleştirme, yakınlaştırma ve kaynaştırma konusunda da en önemli öğedir. Tarihsel süzgeç içerisinde ecdadın devlet kurduğu, hüküm sürdüğü, Türkçenin ve Türklerin hâkim olduğu toprakları göz önüne getirirsek Çin’in ortalarından Sibirya içlerine, Rusya içlerinden Avrupa’nın batısına, Orta, Kuzey Afrika’dan Doğu Afrika’ya, Orta Doğu’ya, Hindistan içlerine kadar eski dünyanın, neredeyse, yarısını kaplayacak topraklar söz konusudur. Bu topraklarda Türkçenin ve Türklerin durumuna baktığımız zaman, maalesef, tarihimiz ibret alınacak derslerle doludur. Dokuz yüz elli sene Türk hâkimiyeti olan topraklarda, ecdadının Türk olduğunu, Türk asıllı olduğunu gururla belirten ama bunu başka bir dilde belirten insanlarla karşılaşmış olmanın üzüntüsünü zaman zaman yaşıyoruz.

Kıymetli arkadaşlar, Türkçeyi koruma, geliştirme görevi sadece kurumlara ait olamaz. Bu görev, Türkçe düşünüp Türkçe hisseden, Türkçe yazan, eserlerini Türkçe kaleme alan her Türk vatandaşının en önemli görevidir. Bu nedenle, biz, Karaman’da yıllardır, Karamanoğlu Mehmet Bey’in yiğit sesini, hassasiyetini, Yunus’un ve Karacaoğlan’ın deyişlerini dile getirerek gençliğimizde özellikle hassasiyet uyandırmaya çalışıyoruz. Yine, bu kutlamalarımızı, biz, 13 Mayısta, Karaman Valiliği, Karaman Belediyesi, Türk Dil Kurumu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının da desteğiyle sürdürürken, maalesef son bir iki yıldır sadece belediyenin inisiyatifine bırakıldığı için, önce tarihi sonra da muhtevası itibarıyla farklı bir yere doğru gitmektedir.

Yine, Türk Dil Kurumumuz, 26 Eylülde, Türk Dil Kurultayı’nın toplanma yıl dönümünde “Dil Bayramı” olarak kutlamalar yapmaktadır. Yine, 2001 yılından beri, Avrupa Konseyinde 26 Eylül “Avrupa Diller Günü” olarak kutlanmaktadır.

Kıymetli arkadaşlar, gerçekten bunlar yeterli olmamaktadır. Milletimizin birliğiyle, milletimizin geleceğiyle ilgili uğraşmak isteyenler maalesef dilimizle uğraşmaya devam etmektedir. Bizim, yüce Meclisten ve Sayın Hükûmetten beklentimiz, Türk Dil Bayramı’nın resmî bayramlarımız içerisinde kutlanması, bu konuda gençlerimizin, özellikle okullarda günün anlamını ve önemini konu edecek açıklamalarla, çalışmalarla duyarlılığının artırılmasıdır.

Kıymetli arkadaşlar, bu konudaki kanun tekliflerimiz maalesef 14 Kasım 2007 tarihinden ve 15/01/2008 tarihinden beri yüce Meclisin, sayın Hükûmetin, AKP çoğunluğunun ilgisini beklemektedir. Sayın Bakanı, özellikle Türkçeyi iyi kullanan ve bilim adamı kimliği olan Sayın Bakanı da bu konuda ilgiye, desteğe ve duyarlılığa çağırıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, Türk dilini hak ettiği yere taşıyamazsak, dilimize gereken hassasiyeti gösteremezsek ileride bu ülkenin çocukları çok daha önemli problemlerle karşılaşır diyorum.

Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çalış.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın İnan…

MÜMİN İNAN ((Niğde) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, Türkiye Bilimler Akademisinin Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırmacıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak, bilim ve araştırma standartlarının uluslararası düzeye çıkarılmasına yardım etmek amacıyla kurulduğu ifade edilmektedir. Türkiye’de bilinen bir gerçektir ki beyin göçü dediğimiz olayın arkasında bilim adamlarının Türkiye’deki maddi ve manevi çalışma ortamlarından yoksun kaldıkları için yurt dışına gittikleri herkes tarafından ifade edilmektedir. Acaba sizce Türkiye’de bilim adamlarının toplumsal statüleri uluslararası düzeye getirilmiş midir ve araştırma standartları uluslararası düzeyde midir? Cevap verirseniz…

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Süner…

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkanım, Sayın Bakana sormak istiyorum: Antalya ilimizde uluslararası normlara uygun bir stadyum ve olimpik yüzme havuzu bulunmamaktadır. İlimize stadyum ve olimpik yüzme havuzu yapılması için 2011 bütçesinde gerekli ödenekler ayrılmış mıdır? Yoksa Antalya Büyükşehir Belediyesini sizden olmayan bir zihniyet yönetiyor diye, bu konuda ayrılan ödenekler sınırlı mı tutulmuştur?

İkinci sorum: Pek çok kamu kurumu döner sermayeden veya kurumun bütçesi dışındaki gelirlerden ek ödeme alırken Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü personeli de kendine bağlı bir kuruluş olan Spor Toto Teşkilat Başkanlığının şans ve bahis oyunları gelirlerinden ek ödeme almak istemektedirler. Bu konuda yapılan bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaptan…

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Aydın Bakana sormak istiyorum.

Sayın Bakanım, bu turda Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi Atatürk adıyla başlayan kurumlar var, merkezler var.

Şimdi, Sayın Bakanım, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu “Ne gördükse Atatürk zamanında gördük. Atatürk zamanında protokolde 3’üncü sıradaydık, şimdi 54’üncü sıraya düştük.” dedi, ertesi gün görevden alındı. Şimdi, Atatürk’le ilgili, Atatürk’ü öven veyahut Atatürkçü olanlar görevden alınıp sürülürken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Asil…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, konuşmanızda “Her şey gençlik için feda olsun.” dediniz. Konuşmamda da ifade ettim, gençliğin güçlendirilmesine yönelik toplam harcama gayrisafi yurt içi hasılanın binde 3’ü. Bu bütçeyle gençliği güçlendirebileceğinize, amatör branşlarda, uluslararası yarışmalarda yer alabileceğimize inanıyor musunuz? Atletizmde yokuz, kayakta yokuz, başarıyı yabancılarla arıyoruz.

Bir de Gençlik Hizmetleri Daire Başkanlığında bütün ihalelerin sadece iki firmaya verildiği konusunda yoğun şikâyetler var. Bu Daire Başkanlığında bu işler hangi ihale usulüyle veriliyor, hangi yöntem kullanılmaktadır?

Bir de Eskişehir’de yeni stadyum yapılmasıyla ilgili çok şey konuşuluyor. Bu konuda birinci ağızdan bilgi verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, TÜBİTAK tarafından son dönemde desteklenen araştırma projeleri içerisinde savunma ve uzay teknolojilerine yönelik hangi projeler yer almaktadır? Bunlar arasında İsrail’in de ortak olduğu projeler var mıdır?

İkinci sorum: Kredi Yurtlar Kurumu tarafından ülkemiz genelinde ihtiyaç duyulan yatak kapasitesinin artırılması amacıyla 2011 yılı programında hangi illerde yurt yapılması planlanmaktadır, kaç yatak olarak düşünülüyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakana soruyorum: Türk tarihine ilişkin yeni ürünler koymakta zorlanan, eski basımlı eserlerine ulaşamayan Türk Tarih Kurumunun okuyucularının çoğu bu tür eserlere ulaşamamaktadır. Buna göre, Kurumun önceki baskılarını İnternet sitesi üzerinden e-kitap olarak yayınlamayı düşünüyor musunuz? Yeni Türk tarihine ilişkin yabancı eserlerin çevrilerek İnternet sitesi üzerinden yayınlanmasını düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Seçim bölgem Gaziantep’te Kredi Yurtlar Kurumu yurdu yeterli değildir. Buna göre, Gaziantep’teki yurt sorununu günlük, kısır politikalardan ziyade uzun vadeli çözüm noktasında nasıl bir projeyle çözmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, yeni açılan üniversiteler ve yükseköğretimdeki öğrenci artış sayıları ile barınma ihtiyacını karşılamak üzere yeni yapılan yurt yatak sayılarına baktığımızda programdaki yurt yatak sayılarının yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

İki: 2002’deki yükseköğrenimdeki öğrenci sayısı ve öğrenciye düşen yurt yatak sayısı ile 2010 yılındakini kıyaslayabilir miyiz?

Bir de son olarak Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun Başbakanlığa bağlanmasındaki gerekçe nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben, Sayın Bakanımıza, biraz önce kürsüde de dile getirdiğim Türk Dil Bayramı’yla ilgili sorumu sormak istiyorum.

Sayın Bakanım, bilim adamı kimliğinizle, Türkçeyi iyi kullanan bir öğretim üyesi kimliğinizle ve Bakan olarak bugün Karaman’da ve Türk Dil Kurumumuzun da Türkiye genelinde kutlamaya çalıştığı Türk Dil Bayramı’nın resmî bayramlarımız içerisinde kutlanan bir bayram olması konusunda, Sayın Hükûmetinizin, sayın parti grubunuzun görüşü nedir? Bu konudaki vereceğimiz bir kanun teklifi veya ortak verilecek bir kanun teklifi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, 2010 yılı içerisinde TOKİ’ye hiç öğrenci yurdu yaptırmış mıdır? Yaptırmışsa kapasite oranı nedir? 2011 yılı içerisinde TOKİ eliyle kaç yurt hizmete açılacaktır? Bugün yurt ihtiyacı olan öğrenci sayısı nedir?

Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, 2011 yılı bütçesinde Adıyaman ilimize ne kadarlık bir bütçe ayırmıştır? Bu bütçenin ne kadarı yatırıma gitmektedir?

Yine, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak 2011 yılı içerisinde Adıyaman’da ne gibi bir yatırım düşünüyorsunuz?

TÜBİTAK bursuyla yurt dışına kaç doktora öğrencisi gönderilmektedir? Gönderilen öğrencilerden jüri üyelerinin mensubu olduğu üniversitelerin öğrencilerinin kayırıldığı yolunda iddialar bulunmakta. Jüri sisteminin daha sağlıklı hâle getirilmesi için yapılan herhangi bir çalışma mevcut mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağyüz…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Bakanım, TÜBİTAK bu yıl yurt dışı lisansüstü eğitim burslarında ödenek azlığı çekti. Bunun nedenini bilmek istiyorum.

Ayrıca, seçim bölgem Gaziantep’te simge olmuş Kamil Ocak Stadyumu için, bu stat değerlendirme projeniz içerisinde düşünülen veya hazırlanmış bir proje var mıdır? Bu simge olan statlarda özellikle ticari merkez, alışveriş merkezi olma konularında duyarlı davranmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Güvel…

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu 12 Eylül 1980’e kadar özerk bir kurumdu, kurulduğu zamandan askerî cuntaya kadar özerk bir kurum olarak da kalmıştı ve büyük başarıların altına imza atmıştı. Referandum propagandası yapılırken Hükûmetiniz 12 Eylülün izlerini kazımaktan söz ediyordu. Bu bağlamda bu iki kurumumuzu tekrar özerk hâle getirmeyi düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Sayın Bakan, Adana’da bulunan Çukurova Üniversitesi 40 bin öğrenci kapasitesiyle Türkiye'nin 13’üncü büyük üniversitesidir. Sekiz yıldan beri hiçbir yurt projesi yapılmamıştır. 4 bin kişilik öğrenci kapasitesi bulunan yurtlar yetersiz kalmaktadır. İki yıl önce vermiş olduğunuz yurt yapma sözü hâlen yerine getirilmemiştir. Açıkça söyler misiniz, Adana’ya yurdun temelini ne zaman atacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın bakanlar, beşer dakika süreniz var.

Buyurun Sayın Özak.

DEVLET BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkan, Adıyaman’da bin kişilik yurt projemiz var, 50 bin metrekare arsa üzerine inşa ediliyor.

Sivas’taki bin kişilik öğrenci yurdu projesi uygulanmakta. 16/3/2009’da ihalesi yapıldı ve Mayıs 2011’de hizmete girecek.

Yine, Adıyaman’da 2003 tarihi itibarıyla 874 kapasitemiz varken -merkez ve ilçe- şu an itibarıyla 1.160. 2010 Yılı Yatırım Programı’mızda Adıyaman merkezde bin kapasiteli yurt projemiz yer almakta. Yurt projemizin inşaat ihalesi yapılmış olup devam etmektedir.

Kurumumuz yatırım faaliyetleri: 2010 Yılı Yatırım Programı’nda 58 il, 50 ilçede devam eden 119 adet, 78.900 yatak kapasiteli yurt projesi bulunmaktadır. Tahsis ve bağış yoluyla edinilen ve bakım onarımı yapılmak üzere yatırım programına dâhil edilen 3 adet 900 kapasiteli yurt projeleriyle beraber toplam 122 adet, 79.800 kapasiteli yurt projesi yer almaktadır.

Gaziantep’le ilgili şunu söyleyeyim: İlin toplam yurt kapasitesi 2.126’dan 2.426’ya çıkarılmıştır. 2010 Yatırım Programı’nda Nizip ilçesinde 500 kişilik yurt projesi yer almakta, 2010’un altıncı ayında inşaat ihalesi yapılmış olup inşaatı devam etmektedir. Bin kişilik yurt projesinin 6/12/2010’da inşaat ihalesi yapıldı, değerlendirme sürece devam etmekte. 250 kişilik kısmının proje çalışmaları tamamlanma aşamasında, 2011 yılının ilk üç ayı içerisinde inşaat ihalesi yapılacak.

Yine, Adana’daki üniversite kampüs alanı içerisinde Kurumumuz Fevzi Çakmak Yurdu’na ait 194 bin metrekarelik arazinin 30 bin metrekaresine inşa edilecek. Bunun da 10 Şubat 2011’de ihalesi yapılacak, odalar 1 ve 3 kişilik olacak.

“Antalya stadyum ve yüzme havuzu 2011 Yatırım Programı’nda yer almakta mıdır?” Bunun cevabını vereyim.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Antalya Belediyesi protokol düzenlemiş ve arsa karşılığı 33 bin seyircili stat, 10 bin seyircili salon ve yüzme havuzu yapılması hüküm altına alınmıştır ancak gelen Belediye Başkanımız bu sözleşmeyi yürürlükten kaldırmıştır. Stadyum 100 milyon liralık bir para gerektirdiği için Türkiye genelinde arsa karşılığı yapılmaktadır. Özelikle Kayseri, Afyon, Rize, Malatya, Seyrantepe gibi Antalya’da da aynen böyle bir yöntem uygulandı fakat maalesef sonuca ulaşamadık.

Adıyaman’da 2011 yılındaki spor yatırımlarımız: 2.500 seyircili Merkez Spor Salonu, Merkez Gençlik Merkezi, Kâhta Gençlik Merkezi, stadyum tribün üstü kapatılması, Çelikhan Spor Salonu. Yaşar Bey’in söylediği Kamil Ocak Stadı’nda da bir değişiklik düşünüyoruz. Sayın vekillerimizle birlikte Maliye Bakanımızla bir toplantı yaptık, orada da bir proje çalışması var.

Eskişehir de yine 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’yla ilgili stat yapılacak şehirlerimizin arasında. Ben oraya bizzat gidip yerinde inceleme yapmak istiyorum.

İsim değişiklikleriyle ilgili bir eleştiri oldu. İsim değişiklikleri kulüplerimizden gelmektedir, buna bizim bir dahlimiz yoktur. Genel kurullardan bu çıkabilirse daha uygun olur. Bizim yönetmeliğimizi de bundan sonra değiştirip bu konuda daha bir gelişmiş hâle getirmeye çalışıyoruz.

Özellikle bu yurt sayılarımızın yeterli olduğunu söylemiyoruz ancak şunu söylüyoruz: Yap-kirala-devret, kirala ve TOKİ kanalıyla bu sayıyı yukarılara çıkarmak istiyoruz. Özellikle özel öğrenci yurtları ve üniversitedeki yurtlarla sayımız şu anda 400’ü geçiyor. Bu azdır fakat bazı illerimizde özellikle yeni açtığımız üniversite olan illerimizde mutlaka çok hızlı, yeni finansman modelleriyle yurtlar yapmayı planlıyoruz. O nedenle, bu seneki ödeneğimiz de yüzde 35 artırıldı. Bu yeterli midir? Hayır. Yıl içinde yine alacağız ve bunları yerine getirmeye çalışacağız.

Diğer cevap veremediklerimize, Sayın Bakanımızın zamanını almamak üzere yazılı olarak cevap verebilirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN  (İzmir) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu beyin göçüyle ilgili soruya cevap veriyorum: Bu konuda her türlü tedbiri aldık. Nedir bu tedbirler? Hukuki ve idari tedbirler başta olmak üzere, denklik konusu olmak üzere pek çok tedbiri aldık tersine beyin göçünü gerçekleştirebilmek için ama bu arada bu konunun daha ayrıntılı bir biçimde çalışılması gerekiyor. Onun için de bugün gerçekleştirilen, yapılan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında ayrı bir eylem planı kararı alındı. 2011-2016 Eylem Planı kararının özünde, bu yurt dışında çalışan bilim insanlarımızın, bilim adamlarımızın Türkiye’ye dönmek için başka eksikliklerimiz varsa idari olsun, hukuki olsun, vesair olsun onların giderilmesi için ayrıca bir eylem planı hazırlandı.

Yüksek Kurum… Diyanet İşleri Başkanımızın ayrılmasının bununla ilgisi yok. O bir protokol konusunu dikkate alarak bunu söylüyordu ve bir de -ben burada yoktum, yurt dışındaydım, dinlemedim- maaş konusu meselesi vardı zannediyorum ama kendisi maaş konusunu değil yani Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanının statüsüne ve Diyanet İşleri Başkanına bir kurum olarak verdiği önemi anlatmak istemiş olmalıdır. Bu zaten tarihen sabittir. Gerçekten de o dönemde çok önemli, prestijli bir kurum olarak zaten kurulmuş Atatürk tarafından ve öyle de muamele görmüştür. Ayrılmasının bununla ilgilisi yok. Zaten kendisi uzun süredir ayrılmayı düşünüyordu. Bir arkadaşı olarak da…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın sözlerini ben uğultunuzdan işitemiyorum. Lütfen biraz sükuneti sağlayalım.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Savunma sanayisi konusuyla ilgili projeler açısından söyleyeyim: Kırk civarında proje için –konuşmamda ben söyledim zaten- 600 milyon TL miktarda bir bütçe ayrılmıştır. Ayrıca TÜBİTAK, savunma ve uzay projelerinde… Bir kısmını burada açıklamaya -eski tabirle- mezun değilim çünkü bunlar gizlilik dereceli projelerdir ama şunu söyleyeyim: İsrail’le herhangi bir ortak proje desteğimiz söz konusu değildir. Avrupa’da pek çok ülkeyle ortak projeler var ama İsrail’le özel bir savunma projemiz yoktur.

Onu da söyleyeyim: Türk Dil Bayramı zaten Türk Dil Kurumu tarafından kutlanıyor. Ayrıca Avrupa Konseyi, Avrupa Diller Günü’nün bir maddesi olarak da zaten bunu kabul etmiş durumda. Dolayısıyla Avrupa’da da bu, bu şekilde kabul edilmiş ama bir resmî bayram olması meselesiyle ilgili herhangi bir öneri, herhangi bir teklif olursa onun üzerinde de düşünürüz.

Gerek projelerde gerek bursların verilmesinde acaba ne ölçüde şeffaflık var, bir kayırma oluyor mu olmuyor mu? Elimizden gelen bütün tedbirleri alıyoruz. Mesela bir üniversiteden bir proje geliyorsa, o projeyle ilgili, o üniversitede olan öğretim üyeleri yer almıyor panellerde. Ayrıca yine herhangi bir üniversiteden bir bilim adamı, genç bilim insanımız müracaat etmişse o üniversitede hocaları bu jüri üyeliğinde yer almıyor ve zaten eğer orada başka jüri başka projeleri destekliyorsa oradan çıkmak zorundalar. Elimizden gelen o tedbiri alıyoruz ama yine de daha…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Resmî bayram olması konusunda destek verecek misiniz?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Hiç duymuyorum maalesef.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Resmî bayram olması konusunda destek verecek misiniz?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Ha, resmî bayram olması konusunda, tekrar ediyorum, öyle bir öneri olursa... Çünkü bir yasa meselesidir bu.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Teklifimiz var.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kanun teklifi var.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Ondan haberim yok, affedersiniz.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – İki senedir bekliyor efendim.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Ona bir bakayım ben. Kanun teklifi…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – İki senedir bekliyor.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Ona bir bakayım ben. Tamam, hayhay.

Başka, bilmiyorum, cevap vermediğim… Bu 12 Eylülün izlerinin silinmesiyle ilgili bir soru vardı. Biliyorsunuz, bu kurumlar isimleriyle, görev tarifleriyle zaten hâlihazırda yürürlükte olan Anayasa’dadır. Dolayısıyla, açıkçası, bu çerçeveyle ilgili benim de aklıma yatmayan taraflar vardır. Dolayısıyla, zaten yeni bir Anayasa sorusu, konusu gündemde olduğuna göre bu Anayasa’da eğer bir değişiklik olacaksa, bu, tekrar, yeniden, özellikle Dil Kurumunun ve Tarih Kurumunun statüleri hâlihazırda da zaten, yine… Hukuki tüzel kişilikleri var ama orada da bunun gerekiyorsa daha açık bir biçimde ve daha bağımsız bir biçimde belirlenmesi var ama her hâlükârda bu bir Anayasa değişikliği meselesidir.

Diğer sorulara -çünkü hepsine vakit yetmiyor, zaten çok az kaldı- yazılı cevap vereceğim.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Var daha, var, var.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Tüzün, tutanağı getirttim. Sataşmaya ilişkin içinde hiçbir şey yok. İsterseniz okuyayım ama “Şöyle bir bilgilendirmek, yanlış bilgiyi düzeltmek istiyorum.” dediniz. Onun için yerinizden size söz verebilirim. Sataşma istiyorsanız, okuyayım hatta: “…doğrudur, biz iktidara geldiğimiz zaman 400 bindi lisanslı sayısı. Evet, Yaşar Bey kardeşimiz konuştu, gitti, ona söylüyorum veya bu konuda bilgilendirmek istiyorum, şu anda 2,8 milyon. Fazla mı? Hayır, az. Bizim 20 milyon sporcumuz olması lazım.” Bir yerde daha geçiyor sizin isminiz: “…biraz evvel Yaşar Bey’in söylediği gibi Trabzonsporlu Faruk Özak’sam bununla da gurur duyuyorum, onu da söyleyeyim…” vesaire, vesaire şey yapılıyor.

Şimdi, burada sataşmaya ilişkin herhangi bir şey yok. Siz zaten içeri geldiniz. O, “Yaşar Bey kardeşim gitti.” dediği anda ben sizin içeride olduğunuzu gördüm. Nitekim, yerinizden söylüyorsunuz “Uygulamalar öyle değil ama.” diye.

Şimdi, sataşma için istiyorsanız söz veremem. Bilgilendirmek için, yani “Bir bilgiyi düzeltmek istiyorum.” demiştiniz aynı zamanda, o zaman mikrofonunuzu açtıracağım.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın, Karadeniz oyunlarıyla ilgili konuşmasına ilişkin açıklaması

 

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bizim organizasyonlarla ilgili yapılmadığı noktasında, doğuda, güneydoğuda veya batıdaki illerin herhangi bir eksikliği noktasındaki bir düşüncemiz söz konusu değildi. Özellikle Karadeniz Oyunları’nın maliyetlerinin çok yüksek olduğu, benzer oyunların da Selanik’te yapıldığı, mesela, örneğin Selanik’te yapılan organizasyonlarda harcanan paranın 3,5 milyon dolar iken bizdeki organizasyonun maliyetinin 13,5 milyon dolar olduğu yapılan kurul ve denetimlerde tespit edilmiştir. O aradaki farkın neler olduğunu söylemiştik ama Sayın Bakanım, zannediyorum hiçbir organizasyon yapılmadığı gibi algıladı. Yapılan organizasyonlar vardır ama maliyetlerinin yüksek olduğunu belirtmek istedim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzün.

 

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/960) (S. Sayısı: 575) (Devam)

2.- 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2009 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/905, 3/1261) (S. Sayısı: 576) (Devam)

 

I) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1.- Atatürk Araştırma Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1.- Atatürk Kültür Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1.- Türk Dil Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1.- Türk Tarih Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

 1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Şimdi sırasıyla 4’üncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.02- ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU

1.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

      01

Genel Kamu Hizmetleri

6.649.300

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir..

      03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

159.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

514.700

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

7.323.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

                             (TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

20.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

7.268.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05         Diğer Gelirler                                                                                                35.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

                                     

TOPLAM

7.323.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu  Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

           (TL)

- Toplam Ödenek

:

36.338.980,31

- Bütçe Gideri

:

22.103.248,26

- İptal Edilen Ödenek

:

14.235.732,05

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B- CETVELİ

 

 

          (TL)

- Bütçe Tahmini

:

21.757.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

119.124.413,45

 

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Atatürk Araştırma Merkezi 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.03- ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1.– Atatürk Araştırma Merkezi  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

2.111.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

2.111.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

                             (TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

175.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

1.936.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

2.111.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Atatürk Araştırma Merkezi 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür Merkezi 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.04- ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1.– Atatürk Kültür Merkezi  2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

2.953.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir...

 

TOPLAM

2.953.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

                             (TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

142.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

2.811.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

2.953.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür Merkezi 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Türk Dil Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.05- TÜRK DİL KURUMU

1.– Türk Dil Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

      03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

180.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir..

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

13.350.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

13.530.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

                             (TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

72.006.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

1.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

31.994.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

105.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk Dil Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

 

Türk Tarih Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.06- TÜRK TARİH KURUMU 

1.– Türk Tarih Kurumu 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

       03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

239.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir..

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

6.314.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

6.553.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

                             (TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

64.739.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

245.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

30.015.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

95.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk Tarih Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.08- TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

1.468.871.200

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

576.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetleri

454.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

54.813.800

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

1.524.715.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

143.780.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

1.327.215.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

53.720.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

1.524.715.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Toplam Ödenek

:

1.549.841.772,91

- Bütçe Gideri

:

1.401.510.481,15

- İptal Edilen Ödenek

:

148.331.291,76

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

5.693.540,12

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B- CETVELİ

 

 

               (TL)

- Bütçe Tahmini

:

1.111.085.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

1.394.655.550,77

 

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.09- TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

10.210.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

10.210.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

80.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

10.010.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

20.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

10.110.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Bilimler Akademisi  Başkanlığı 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

             (TL)

- Toplam Ödenek

:

9.369.666,04

- Bütçe Gideri

:

8.356.950,79

- İptal Edilen Ödenek

:

1.012.715,25

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B- CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

7.997.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

8.027.008,91

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.14 - GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

24.373.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

172.600

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

425.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetleri

1.643.400

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

531.759.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

558.374.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

9.600.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

536.374.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

12.400.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

558.374.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

                                                                                            A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

645.859.920,60

- Bütçe Gideri

  :

635.655.310,48

- İptal Edilen Ödenek

:

10.204.610,12

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

                                                                                            B  –  C E T V E L İ

 

 

               (TL)

- Bütçe tahmini

:

424.390.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

711.298.675,90

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2011  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.13 – YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

29.328.200

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

417.300

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

37.500.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

3.301.191.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

3.368.437.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

239.905.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

2.408.437.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

193.095.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08

Alacaklardan Tahsilat

467.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

3.308.437.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu  Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

2.780.939.645,00

- Bütçe Gideri

:

2.724.369.193,21

- İptal Edilen Ödenek

:

56.570.451,79

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Bütçe tahmini

:

2.400.696.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

2.858.255.160,63

 

BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yüksek Öğrenim Kurulu 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün 2011 yılı merkezî yönetim bütçeleri ve 2009 yılı merkezî yönetim kesin hesapları ile Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun 2011 yılı merkezî yönetim bütçeleri kabul edilmiştir.

Hayırlı olmalarını temenni ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, dördüncü tur görüşmeler tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, kapatmadan önce Başkanlığımızın bir duyurusu vardır, okuyorum:

Bütçe görüşme programındaki Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bütçeleri, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi bütçeleri ile Yargıtay ve Danıştay bütçeleri ilgili bakanlıkların talebi ve siyasi parti gruplarının mutabakatlarıyla yer değiştirmiştir.

Buna göre; Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Yargıtay ve Danıştay bütçeleri 19/12/2010 Pazar günü dokuzuncu turda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesi ile Dış Ticaret Müsteşarlığı ile İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi bütçeleri 19/12/2010 Pazar günü onuncu turda, Adalet Bakanlığı bütçesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri 20/12/2010 Pazartesi günü on ikinci turda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesi ile birlikte görüşülecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Programdaki kuruluşların bütçe ve kesin hesaplarını sırasıyla görüşmek için 16 Aralık 2010 Perşembe günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.06



(x) 575 ve 576 S.Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 13/12/2010 tarihli 31'inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

 

(x) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümlerde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.