DÖNEM: 23 CİLT: 97 YASAMA
YILI: 5
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
82’nci
Birleşim
24 Mart 2011 Perşembe
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş
alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMA
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Zonguldak
Milletvekili Fazlı Erdoğan’ın, Zonguldak iline yapılan yatırımlara ilişkin
gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
2.- İzmir
Milletvekili Canan Arıtman’ın, nükleer santral kazalarındaki radyasyonun
etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması
3.-
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın, Afyonkarahisar ilinin
sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel
Eroğlu’nun cevabı
V.-
AÇIKLAMALAR
1.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun Zonguldak’la
ilgili verdiği bilgilerin gerçeği yansıtmadığına ilişkin açıklaması
2.- Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, hastanelerde uygulanmakta olan performans
uygulamasının bir an önce durdurulmasına ilişkin açıklaması
3.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, çok hassas kullanım alanı olarak ilan edilen
yerlerde, açık havada müzik çalmak, düğün yapmak konusundaki yasağa ilişkin
açıklaması
4.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Yaşlılara Saygı Haftası’na ilişkin açıklaması
5.-
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın, Afyonkarahisar’daki bağlantı
yollarının 2002 yılında yapıldığına ilişkin açıklaması
6.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya halkına verilen sözlerin yerine getirilip
getirilmediğine ilişkin açıklaması
7.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
Zonguldak’la ilgili verdiği bilgilerin gerçeği yansıtmadığına ilişkin
açıklaması
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Ankara
Milletvekili Tekin Bingöl ve 28 milletvekilinin, toplu mezar iddialarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1090)
2.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici ve 28 milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1091)
3.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek ve 33 milletvekilinin, yoksulluk sorununun ve gelir
dağılımındaki adaletsizliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1092)
4.- Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, iş kazaları ve iş hastalıklarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/1093)
B) Tezkereler
1.- Libya’da
istikrar ve güvenliğin yeniden tesisine yönelik uluslararası çabalara çok boyutlu
katkıda bulunmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
gönderilmesiyle ilgili Başbakanlık tezkeresi (3/1439)
VII.-
KAPALI OTURUMLAR
İkinci Oturum
(Kapalıdır)
VIII.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- Mersin
Akkuyu’da kurulması düşünülen nükleer santralin kurulma sebepleri ve
sonuçlarının daha objektif bir şekilde araştırılarak, kurulacak olan santral ya
da santrallerin kurulması aşamasında alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi
amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 24 Mart 2011
Perşembe günkü birleşiminde okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde
yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
2.- Terör ve
terörle mücadeleden doğan zararlara ilişkin (10/1080) esas numaralı, Meclis
Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 24/03/2011 Perşembe günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
B) Danışma Kurulu Önerisi
1.- Genel
Kurulun, 25 ve 26 Mart 2011 Cuma ve Cumartesi günkü birleşimlerinde
toplanmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
IX.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı,
Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ'ın;
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Osmaniye
Milletvekili Durdu Mehmet Kastal'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/875, 2/876) (S. Sayısı: 698)
2.- Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usülleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Anayasa
Komisyonu Raporu (1/993) (S. Sayısı: 696)
X.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, gruplarına
sataşması nedeniyle konuşması
2.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın,
gruplarına sataşması nedeniyle konuşması
XI.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, yüksekokul mezunu uzman jandarmaların intibak
sorununa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Osman Güneş’in cevabı
(7/18323)
2.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, akaryakıttaki vergi oranına ilişkin sorusu
ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/18432)
3.- Ordu
Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Cumhurbaşkanı tarafından ataması uygun
görülmeyen personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçek’in cevabı (7/18514)
4.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Bakanlık makamı ve Dış Ticaret Müsteşarlığının
bazı lüks harcamalarının ihracatçı birliklerince karşılandığı iddiasına ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/18569)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 14.02’de açılarak on oturum yaptı.
Çanakkale
Milletvekili Müjdat Kuşku, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma
Günü’ne,
Trabzon
Milletvekili Süleyman Lâtif Yunusoğlu, 23 Mart Dünya Meteoroloji Günü’ne,
İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü, 22 Mart Dünya Su Günü
ve 23 Mart Dünya Meteoroloji Günü’ne,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse, Adıyaman ilinin su potansiyeli açısından çok zengin
olduğuna ve bu potansiyelin doğru kullanılmadığına, Hükûmeti bu konuda göreve
davet ettiğine,
Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan, Çanakkale Zaferi kahramanlarından Koca Seyit’in
adını taşıyan Balıkesir’in Havran ilçesi Kocaseyit köyünün yolunun ulaşılmaz
hâlde olduğuna,
Adana
Milletvekili Hulusi Güvel, dünyada küresel ısınma, iklim değişikliği ve su
kaynaklarının yanlış kullanımı nedeniyle yakın bir gelecekte su sıkıntısı
yaşanacağına,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, MHP Grubu olarak Dünya Ormancılık Günü’nü
kutladıklarına,
Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
personeline Eurocontrol’den sağlanan tazminatların dağıtılmadığına,
Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, anason üreticilerinin sorunlarına,
Muş Milletvekili
Sırrı Sakık, Dünya Ormancılık Günü’nü kutladığına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 33 milletvekilinin, alışveriş mağazalarının küçük
esnaf üzerindeki etkilerinin araştırılarak (10/1086),
Ankara
Milletvekili Tekin Bingöl ve 30 milletvekilinin, iş kazaları, iş güvenliği ve
işçi sağlığı konularında karşılaşılan sorunların araştırılarak (10/1087),
Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 milletvekilinin, hayvan yetiştiriciliğinde
karşılaşılan şap, akabene ve mavi dil hastalıklarının boyutlarının tespit
edilerek (10/1088),
Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz ve 25 milletvekilinin, tasfiye hâlindeki İhlas Finans
Kurumu mudilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi için (10/1089),
Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan
(10/96), (10/197), (10/390), (10/509) ve (10/836) esas numaralı, hayvancılık
sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşmelerinin,
Genel Kurulun 23/03/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP,
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan
Muhtarlarımızın içerisinde olduğu ekonomik ve sosyal sorunlar hakkında (10/381)
esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin, Genel Kurulun
23/03/2011 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP,
Grubu önerileri
yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanvekilleri Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş ve Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın; Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Osmaniye Milletvekili
Durdu Mehmet Kastal’ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/875, 2/876) (S. Sayısı: 698),
2’nci sırasında
bulunan ve görüşmelerine devam olunan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen,
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usülleri Hakkında Kanun Tasarısı ile
Anayasa Komisyonu Raporu (1/993) (S. Sayısı: 696) ikinci bölümün 46’ncı
maddesine kadar kabul edildi, verilen aradan sonra;
Görüşmeleri
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
Samsun
Milletvekili Suat Kılıç, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın,
Gruplarına
sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.
24 Mart 2011
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime
01.02’de son verildi.
|
Sadık
YAKUT |
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
Fatih
METİN Bayram ÖZÇELİK |
|
Bolu Burdur |
|
Kâtip
Üye Kâtip
Üye |
|
|
|
Yaşar
TÜZÜN |
|
Bilecik |
|
Kâtip
Üye |
No.: 110
II.- GELEN KÂĞITLAR
24 Mart 2011 Perşembe
Tezkere
1.- Libya’da Ortaya Çıkan Şiddet Ortamının Sona Erdirilmesini
Teminen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Tarafından Alınan Kararlar
Çerçevesinde; Lüzum, Sınır, Kapsam, Şekil, Yöntem ve Zamanı Hükümetçe Takdir ve
Tespit Edilmek Kaydıyla Türk Silahlı
Kuvvetleri Unsurlarının Yabancı Ülkelere Gönderilmesi ve Gerekli Düzenlemelerin
Hükümet Tarafından Yapılmasına Anayasanın 92 nci Maddesi Uyarınca Bir Yıl
Süreyle İzin Verilmesine Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/1439) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.3.2011)
No.: 110’a Ek
24 Mart 2011 Perşembe
Sözlü Soru Önergesi
1.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Marmaray Projesini yapan firmaların sözleşmelerinin
feshedilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2352)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, yakalama emrine istinaden bir gazetecinin
emniyete götürülmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18888)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, (İHH) İnsani Yardım Vakfına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/18889) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
3.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, Edirne’de set patlaması sonucu meydana gelen
mağduriyetin giderilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18890)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
4.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, Başbakanlık tarafından yeni bir uçak sipariş
edilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18891) (Başkanlığa geliş
tarihi: 14/03/2011)
5.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan
Yardımcısının yaptığı bir konuşmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/18892) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
6.- Uşak
Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun, Türk Telekomun Yönetim Kurulundan
milletvekili adaylığı için yapılan istifalara ve şirketteki temsile ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18893) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/03/2011)
7.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine 2003 ve
2006 yıllarında verilmesi gereken zamlara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/18894) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
8.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, iki kamu görevlisi hakkındaki bazı iddialara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18895) (Başkanlığa geliş tarihi:
16/03/2011)
9.- Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncü’nün, Hayrabolu’daki tarihi Osmanlı köprüsünün toprak
altından çıkarılması ve onarılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/18896) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
10.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Japonya-Fukuşima Nükleer Santralindeki
sızıntının ülkemizin nükleer enerji politikasına etkisine ve yeni kurulacak
olan nükleer santrallere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18897)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
11.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevinde bazı mahkumların
kitaplarına el konulduğu iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/18898) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
12.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Muş E Tipi Cezaevindeki bir tutukluya ve
tutukluların tedavilerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/18899) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
13.- Ordu
Milletvekili Rahmi Güner’in, Silivri L Tipi Kapalı Cezaevinde kanunsuz hücre ve
tecrit uygulaması yapıldığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/18900) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
14.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, aile ve çocuk mahkemelerinde görev yapan
personele ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18901) (Başkanlığa
geliş tarihi: 16/03/2011)
15.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğünün
personel taşıma işi ihalesiyle ilgili iddialara ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18902) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/03/2011)
16.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Sinop ve Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer
santrallere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/18903) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
17.- Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, Akkuyu Nükleer Santrali Projesine ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18904) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/03/2011)
18.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Belediyesine devredilen bir tesiste yer alan
binaların depreme karşı güçlendirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/18905) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
19.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, mülki idare amirlerinin güvenlik soruşturmasına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18906) (Başkanlığa geliş
tarihi: 14/03/2011)
20.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, yargılama izni istenen, soruşturma izni verilen ve
verilmeyen belediye başkanlarının partilere göre dağılımına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/18907) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
21.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, Fatih Projesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/18908) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
22.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İnönü Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanıyla ilgili
bir iddiaya ve açılan soruşturmaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/18909) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
23.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, satın alınan domuz gribi aşılarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/18910) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
24.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, sağlık çalışanlarının sorunlarının çözümüne ve 14
Mart Tıp Bayramı kutlamalarına yönelik yapılan ilana ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/18911) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
25.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle gazetelerde
yapılan ilana ve bir gazeteye ilan verilmemesine ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/18912) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
26.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, sağlık kurumlarındaki şiddet mağduru kadınlara
yönelik birimlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18913)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
27.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki sağlık kurumlarındaki şiddet mağduru
kadınlara yönelik birimlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/18914) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
28.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, İstanbul’da bulunan Devlet hastanelerinin
aile planlaması birimlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/18915) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/03/2011)
29.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, ithal edilen canlı hayvan sayısına ilişkin Tarım
ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18916) (Başkanlığa geliş
tarihi: 14/03/2011)
30.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Osmaniye’deki tarım kooperatiflerine ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18917) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/03/2011)
31.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, Türk Telekoma, bazı kurumların internet
güvenliğine, internet hızına ve Samsun çevre yolu üzerine yapılması planlanan
köprüye ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18918) (Başkanlığa
geliş tarihi: 14/03/2011)
32.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara-Pozantı otoyolunun yapımına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18919) (Başkanlığa geliş tarihi:
16/03/2011)
33.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya-Şaphane’ye sülfürik asit tesisi kurulacağı
iddialarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/18920)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
34.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, cami ve mescit gibi ibadethanelerin aydınlatma
giderlerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/18921)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
35.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Alışveriş Merkezleri, Büyük Mağazalar ve Zincir
Mağazalar Kanunu Tasarısı çalışmalarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından
yazılı soru önergesi (7/18922) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
36.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, son on beş yılda hakkında yolsuzluk nedeniyle
soruşturma açılan Bakanlık personeline ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/18923) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
37.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, Libya’da yatırım yapan iş adamlarının zararlarının
karşılanmasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18924)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
38.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, YAŞ kararlarına karşı verilen yargı kararlarının
uygulanmasına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18925)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/03/2011)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Ankara
Milletvekili Tekin Bingöl ve 28 Milletvekilinin, toplu mezar iddialarının
araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1090) (Başkanlığa geliş tarihi:
11/03/2011)
2.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici ve 28 Milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin araştırılması
amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1091) (Başkanlığa geliş tarihi:
11/03/2011)
3.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek ve 33 Milletvekilinin, yoksulluk sorununun ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/1092) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/03/2011)
4.- Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili Batman Milletvekili Ayla Akat
Ata’nın, iş kazaları ve iş hastalıklarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/1093) (Başkanlığa geliş
tarihi: 11/03/2011)
24 Mart 2011 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, Zonguldak iline yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Zonguldak
Milletvekili Fazlı Erdoğan’a aittir.
Buyurun Sayın
Erdoğan.
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan’ın, Zonguldak
iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
FAZLI ERDOĞAN
(Zonguldak) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi en kalbî
duygularımla selamlıyorum.
AK PARTİ
hükûmetleri 2002’den itibaren gerek Türkiye'mizde gerek Zonguldak’ımızda her
alanda yeniliklere, değişime, dönüşüme uygun yatırımları sürdürmektedir. Takdir
edersiniz ki, Zonguldak, enerji merkezi, liman merkezleri, aynı zamanda üniversite
ve sağlık noktasında da büyük atılımların olduğu bir değerli kentimiz. Bugüne
kadar Zonguldak’tan iki tane vilayet çıkmış. Bartın ve Karabük’le beraber
Zonguldak, dün var olan değerlerini bugün de Türkiye ekonomisine katma değer
olarak sunmaya devam etmektedir.
Değerli
milletvekilleri, gerek eğitimde gerek sağlıkta gerek ulaşımda gerek diğer
yatırımlarda, KÖYDES’te, BELDES’te, Türkiye'nin gerisinde kalmayan yatırımlar
Zonguldak’ta da devam etmiştir.
Özellikle
ulaşımda, Zonguldak’ta AK PARTİ hükûmetlerine kavuşmadan önce sadece 16
kilometre duble yol varken şu anda 100 kilometreye yaklaşmış, hedef olan 132
kilometre duble yolu bitirme çabaları hızlı bir şekilde devam etmektedir.
Yaklaşık olarak 1 trilyonun üzerinde yatırım şu anda Zonguldak ilimize altyapı
olarak ulaşımda aktarılmıştır. Bundan sonraki projeler de hızlı bir şekilde
takip edilmektedir. Temel hedefimiz, Zonguldak’ın içerisindeki 3 kilometre
gerek Mithatpaşa Tüneli gerek Zonguldak içerisinden geçecek çevre yolunu
projelendirip bu sene ihale yapılmasına gayret ediyoruz. Ama bunun yanında
Ereğli-Devrek yolu, Ereğli-Zonguldak, Ereğli-Çaycuma-Bartın ve Mengen yolu
istikametinde yoğun çalışmalar devam etmektedir.
Bunun yanında,
sağlıkta büyük atılımlar olmuştur. Özellikle Devrek’te yüz yataklı bir
hastanemizin ihalesi nisan ayının içerisinde yapılacak. Çaycuma’da yine yüz
yataklı ek proje, Zonguldak merkezde beş yüz yataklı bir proje, Karadeniz
Ereğli’de de dört yüz yataklı bir hastane projemizin nisan ayının 8’inde
ihaleleri yapılacak. Dileriz ki mayıs ayı içerisinde -müteahhit firmalar
birbirleriyle açıkça yargı önünde yarışmazlar- bir an evvel temelleri atılır.
Eğitimde son
derece güzel gelişmeler olmuştur. Öğrenci sayısındaki artımın yanında özellikle
sınıf sayısında, öğrenci yataklarımızın, pansiyonlarımızın ve diğer taraftan
üniversitemizin… Türkiye ortalamasının 13’üncü sırasında yürüyen Zonguldak
Karaelmas Üniversitesinin, tabii ki alan itibarıyla merkezde yoğunlaşması arzu
edilmesine rağmen, Alaplı’da, Ereğli’de, Çaycuma’da, Devrek’te ve Beycuma olmak
üzere merkezde 17 bin küsur öğrencisi vardır. Bu öğrenciler içerisinde başarılı
öğrencilerimiz Türkiye'nin her yerinde
çalışmalarını sürdürmektedir. Aynı zamanda eğitimde düşündüğümüz öğretmenevi hem
merkezde hem Ereğli’de şu anda bitirilmiş, bu konuda, Devrek’te yeni yapılanma
olmuş, Çaycuma’da aynı hızla öğretmenevlerine katkıda bulunulmuş. Anaokulları 4
taneden şu anda 11’e çıkmış, lise konusunda, 37 tane olan lisemiz, nitelikli
lise de şu anda 51’e ulaşmıştır. Ama bunlar yeter mi? Yetmez. Her şeyden önce,
adalet sarayı, hükûmet konağı Alaplı’da yoktu, bunlar bitirildi; Devrek’te
yoktu bitirildi; Ereğli’de mayıs ayı içerisinde inşallah onun da temeli
atılacak bir noktaya gelecektir. Merkezde yine ek adalet sarayı ve hükûmet
konağı çalışmalarında hızlı adımlar atılırken, geçmişte yapılan yanlış
yatırımlar sonucunda haftada tek bir gün Zonguldak’a su verilirken, bu dönemde,
özellikle hem çevrede hem su konusundaki geçici olan çözümler kalıcı hâle
getirilmiş, 13 trilyona yakın bir yatırımla tüneller açılarak Zonguldak’ın her
gün suya kavuşması sağlanmıştır.
Bunun yanında,
bir Filyos Vadi Projemiz vardır ki bu dünya projesidir, bölgesel projedir.
Tabii ki GAP vardır, KOP vardır ama bundan sonra Batı Karadeniz Projesi olan
Filyos Projesi kapsamlı ve büyük bir projedir. 15-20 milyar dolarlık projenin
hem özel sektör hem kamu eliyle hızlı bir çalışma üzerinde yoğunlaşıyoruz. Bu
çalışmalar içerisinde, takdir edersiniz ki, Kardemir bunun içerisinde liman
ihalesine katkıda bulunmak için girmiştir.
Ama Sayın
Kılıçdaroğlu geçenlerde bizim Ereğli’mize gelmiştir. Ereğli’mizde gerçekten
kendilerini güzel bir şekilde ağırladık. Sayın Başbakanımızın, bütün Türkiye’de
yapılan çalışmalar noktasında bazı açılışlara vurgu yapmıştır, işte “Okul
badanası yapılmıştır, boyası yapılmıştır, Sayın Başbakan bunların açılışına
gitmiştir.” diye birtakım arzu edilmeyen ifadelerde bulunmuştur. Ben
kendilerine saygı duyuyorum, çok medeni bir insan. Tabii ki, Ereğli’de ona
bilgi verirken birtakım belediye başkanının yaptığı şeylerin üzerine
girmeyeceğim, topu topu belki 2-3 trilyonluk yatırım için Ereğli’ye gelmiştir.
Ama şu anda Zonguldak’ta doksan altı tane biten projemiz vardır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FAZLI ERDOĞAN
(Devamla) – Sayın Başkanım hemen bitiriyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Erdoğan, biliyorsunuz yok öyle bir uygulamamız.
FAZLI ERDOĞAN
(Devamla) – Doksan altı tane projemiz vardır, bu doksan altı proje bitmiştir.
On yedi tane bitmek üzere vardır, elli beş tane de özel sektörün projesi
vardır. Henüz buna Başbakanımız fırsat bulup gelememiştir, en kısa zamanda
Zonguldak’a bekliyoruz, ya seçimde ya seçimden önce gelip bunların açılışı
yapılacaktır.
Hepinize teşekkür
ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BEHİÇ ÇELİK
(Mersin) – Zonguldak’taki ölen işçilere bakın siz boşverin bunları.
BAŞKAN – Gündem
dışı ikinci söz, nükleer santral kazalarındaki radyasyonun etkileri hakkında
söz isteyen İzmir Milletvekili Canan Arıtman’a aittir.
Buyurun Sayın
Arıtman.
2.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın, nükleer santral
kazalarındaki radyasyonun etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Japonya gibi teknolojide çok
ileri ve depremlere karşı her türlü tedbiri almış bir ülkede bile Fukuşima
nükleer faciası ile insanlığın karşılaştığı büyük tehdit, ülkemizde nükleer
enerji santralleri kurma konusunu bir kez daha düşünmeniz gerektiğini ortaya
koymuştur.
Bugün dünyada
yüzde 100 güvenilir olan hiçbir nükleer santral yoktur. Hiçbir nükleer santral
için sıfır sızıntı garantisi verilememektedir. Hele bizim ülkemiz gibi deprem
ülkelerinde ve fay hatlarına yakın santrallere hiçbir teknolojinin garanti
vermesi mümkün değildir.
Komşumuz
Yunanistan bile bizim, Akkuyu’ya nükleer santral yapma kararımızla nükleer
tehdit altına gireceği endişesiyle tepkisini dile getiriyor. Yunanistan
Cumhurbaşkanı “Kapımızın eşiğinde bir felaket yaşanmaması için AB müdahale
etmelidir.” diyor.
Değerli
milletvekilleri, şimdi sizlere bir hekim arkadaşınız olarak radyasyonun insan
sağlığına olan etkilerinden çok kısaca bahsetmek istiyorum.
Nükleer kazalarda
ortaya çıkan radyoaktif maddeler suya, toprağa ve havaya karışıp solunum, cilt
ve besin zinciriyle canlıların vücuduna girer. 3500-5000 mikro sievert radyasyona
maruz kalanlar bir ay içerisinde ölür. 100-1000 mikro sievert radyasyona maruz
kalanlar ise ciddi kanser türlerine yakalanır.
Nükleer kazaların
ardından radyasyondan en çok ana rahmindekiler, sonra bebekler ve çocuklar
etkilenir. Ana rahminde iken radyasyona maruz kalınması, sonra çok yüksek
oranda çocuk lösemisine, yani kan kanserlerine yol açar, ceninde tahribat
yaparak sakatlanmasına neden olur. Biliyorsunuz, gebelere, röntgen filmi
çekilen yerlere girmemelerini öneriyoruz. Bunu hatırlatayım dedim.
Radyasyon,
kansere yol açmasının yanı sıra genetik mutasyonlara da neden olur; sperm ve
yumurta hücrelerindeki kromozomların bozulmasına yol açarak bebeklerin
anomalili yani sakat doğmalarına neden olur. İşte, meningoselli, yarık damaklı,
Down sendromu dediğimiz zekâ geriliği olan bebekler doğar. Ayrıca anne karnında
bebek ölümleri ve düşükler çok artar.
Radyasyonun yol
açtığı genetik bozukluklar binlerce yıl ve nesiller boyu devam eder.
Nükleer santral
civarında yaşayanlarda görülen kanser vakalarındaki yüzde 400’lük artış,
genetik mutasyonlar sonucu anomalili çocuklar ve yaygın lösemi bilimsel olarak
kanıtlanmıştır.
Uranyum 233’ü
bulan ünlü nükleer fizikçi ve aynı zamanda tıp profesörü olan (Emeritus) Prof.
John W. Gofman elli yıllık deneyimlerinden sonra “Nükleer enerji kabul edilemez. Çünkü
insanlarda kansere ve genetik zararlara neden olması kaçınılmazdır. Kitlesel ve
açıkça cinayettir.” demiştir.
Radyasyona maruz
kalma çocukluk çağı troid kanserlerine yol açar, çocuk ve yetişkinlerde kan ve
kemik kanserleri, akciğer kanseri, cilt kanseri ve lenfoma gibi yumuşak doku
kanserlerinin görülme oranları çok artar, ayrıca Mongolizm, Haşimato Troidi,
katarakt ve kısırlığa da neden olur ve bu hastalıklar yıllar sonra bile ortaya
çıkabilir.
Bir nükleer kazada
doğaya yayılacak radyoaktif elementlerin birçoğunun yarılanma ömrü yüz binlerce
yıldır. Dolayısıyla, nükleer santral sızıntıları günümüz insanlarının ve yüz
binlerce yıl sonra yaşayacak insanların bile radyasyondan etkilenmesine neden
olacaktır.
Başbakanın
“Risksiz yatırım yoktur. O zaman eve doğal gaz da çekmeyin, tüp gaz da
almayın.” şeklindeki beyanında nükleer sızıntı ile tüp gaz ya da doğal gazın
vereceği zararı eşleştirmesi doğru olmamıştır. Tüp gaz, doğal gaz kazaları en
fazla birkaç kişiye zarar verebilir ve zarar o anlıktır, kalıcı değildir.
Nükleer sızıntının zararı ise nesiller boyu sürer ve milyonlarca insanın
ölümüne yol açabilir.
Bu gerekçelerle
Japonya dersi göz önüne alınmalı ve Akkuyu’da nükleer santral için yeni
bilimsel ve teknolojik araştırmalar yapılmalıdır. Ülkemizde ve komşu ülkelerde
yaşayan milyonlarca insanın ve çocuklarımızın geleceğinin korunması adına da
-nisan sonu mayıs başı gibi- Akkuyu’ya kazma asla vurulmamalıdır.
Teşekkür eder,
saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Arıtman.
Gündem dışı
üçüncü söz, Afyonkarahisar ilinin sorunları hakkında söz isteyen Afyonkarahisar
Milletvekili Abdülkadir Akcan’a aittir.
Buyurun Sayın
Akcan. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın,
Afyonkarahisar ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve
Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve bana söz verdiği için Sayın Başkana
teşekkürlerimi arz etmek istiyorum.
Afyonkarahisar
ilimiz, Batı Anadolu’dan Orta Anadolu’ya geçişte bir kavşak şehir, deniz
ulaşımı dışındaki kara, demir yolu ve hava ulaşımında kavşak olma özelliğini
sürdüren bir ilimizdir.
Geçimini, temel
olarak, tarım ve hayvancılıktan sağlar. Özellikle hayvansal üretimde son birkaç
yıl öncesine kadar İstanbul’un et ihtiyacının yüzde 15’ini, İzmir ve Ankara’nın
et ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayabilirken bugün Afyon’da çiftçi ve besici
besi faaliyetini yapamaz hâle gelmiş, iktidarın vermekle övündüğü kredileri
geri ödeyemez hâle gelmiş, öderim ümidiyle ödeme taahhüdünde bulunup
ödeyemeyenler taahhütlerini yerine getiremediği için hapse atılmışlardır.
Taahhütte bulunamayanlar, bulunmayanlar ise ipotek verdikleri evlerini, geçim
kaynağı olan tarlalarını icra yoluyla haraç mezat satışı sırasında yaşlı
gözlerle sadece seyretmişlerdir.
Çiftçinin borcunu
ödeyebilmesi için evindeki hayvanı pazara çıkarması gerekir ancak Afyon’da şap
ve öteki salgın hastalıklar nedeniyle pazarlar kapalı, şimdi hayvanını zararına
da olsa satmak isteyen çiftçi borcunu nasıl ödeyecektir sayın milletvekilleri?
Bu durum karşısında geçim için yapacak bir şeyleri kalmayanlar, çalmak ve dilenmek
arsızlığına düşmeyerek, çareyi Afyon’u terk etmekte bulmuşlardır. Bunun sonunda
Afyon nüfusu azalmış ve milletvekili sayısı da 2 düşmüştür.
Dünkü Meclis
konuşmam sırasında Mecliste bulunan bir sayın milletvekilinin konuşmam üzerine
söz alıp, özrü kabahatinden büyük olacak şekilde, milletvekili sayımızın
özellikle 2011’de 6’dan 5’e düşüşünü, adrese dayalı sistemde yeri olmayan
Emirdağ ilçemizdeki karargâhın lağvedilmesiyle Afyon’dan ayrılan ve sayısı
sadece 800 olan erata bağlamıştır. Sayın milletvekilleri, bu karargâhtaki
personel sayısı 6 subay, 40 astsubay ve 800 erden ibaretti. İşte bu şaşı bakış
Afyon’u şimdiki bulunduğu duruma düşürmüştür.
Afyon’un en
önemli sorunlarından birisi de eğitimdir. 2002’de Afyon’da sınıflardaki öğrenci
sayısı ortalama 20’li seviyelere düşmüş iken sonra AKP’nin sekiz buçuk yıllık
iktidarında bu sayı okulların taşımalı eğitimle birleştirilmesinden dolayı
hızla artmış, boşalan okulların öğretmenleri başka illere tayin edilmiş ve
Afyonkarahisar öğretmensiz bırakılmıştır. Mesela, 2010 yılı Temmuz ayı
içerisinde yapılan öğretmen atamaları sonrasında Afyon İl Millî Eğitim Müdürü
Sayın Hidayet Yıldırım, öğretmen açığının yeni atamalara rağmen henüz
kapatılamadığını ve açığın şimdilik 2.193 öğretmen olarak bulunduğunu bütün
kamuoyuyla paylaşmıştır ve basın toplantısıyla bunu ifade etmiştir. Şimdi,
eğitimdeki bu şaşı bakışın yansımalarını başka noktalarda da görüyoruz.
Değerli
milletvekilleri, 3 Şubat Afyon depreminde afetten etkilenen yerleşim
birimlerinden birisi olan merkeze bağlı Gebeceler beldesinde deprem
konutlarının uygun zeminli yere yapılmasından sonra şehir merkezi, belde
merkezinin dışında epeyce uzak bir noktada şekillenmiştir, yeni yerleşim birimi
olarak. Bu yerleşim biriminde ilkokul sekiz buçuk yıldan beri yapılmadığı için
her gün çocuklar tam gün eğitim nedeniyle 2 kilometre mesafeyi sabah gidip
öğlen gelmek, öğleden sonra gidip tekrar akşam dönmek üzere her gün 8 kilometre
kışta, karda, yağmurda yürümeye mahkûm edilmişlerdir ve iktidarın sözcüleri,
AKP’nin sözcüleri “Bize oy verirseniz yolunuzu da okulunuzu da yaparız, eğer
referandumda ‘evet’ derseniz sizin okulunuz yerine getirilecektir.” diye ifade
etmekten de kendilerini alıkoymamışlardır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu Meclis Genel Kurulunda Millî Eğitim Bakanımız Sayın
Çubukçu’ya şu soruyu yönelttim: “Sayın Bakanım, iktidarınız döneminde Afyon
ili, ÖSYM sınavı başarı sıralamasında 51’inci sıradan yukarıya bir türlü
tırmanamamıştır. Bunun nedeni acaba Afyon’daki eğitim altyapısının
eksikliğinden midir yoksa Afyonkarahisarlının çocuğunun zekâsı meselesi midir?”
dediğimde Genel Kurula hitaben verdiği cevapta -tutanaklarda vardır-
“Afyonkarahisar’da eğitim altyapısı sorunumuz yoktur.” diyerek sorunu
Afyonkarahisarlının çocuğunun eğitimle ilgili zekâ seviyesine yüklemekten de
kendisini alıkoymamıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDÜLKADİR AKCAN
(Devamla) - 2011 12 Haziran seçimlerinde Afyonkarahisarlı kendisine şaşı bakan
AKP’ye gereken cevabı verecek diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Akcan.
Gündem dışı
konuşmaya Hükûmet adına Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu cevap
vereceklerdir.
Buyurun Sayın
Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, çok değerli
milletvekillerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Özellikle ben
gündem dışı konuşmalara cevap vermek üzere söz aldım.
Evvela, Zonguldak
Milletvekili Sayın Fazlı Erdoğan Zonguldak’la alakalı yatırımları gerçekten çok
güzel bir şekilde ifade etti. Kendisine teşekkür ediyorum. Ancak, özellikle,
biliyorsunuz Zonguldak’ın suyu yoktu. Hakikaten biz orada çok önemli bir
yatırımı hayata geçirdik. Doğanlı Regülatörü’nü yaparak, aynı zamanda dev bir
tünel açmak suretiyle Zonguldak ilimize, sadece Zonguldak’a değil, aynı zamanda
Kozlu’ya, Kilimli’ye, Çatalağzı’na su verecek olan 2 metreküp/saniyelik dev bir
tesisten suları nitekim Kozlu Barajı’na akıttık ve Zonguldak’ın artık 2050
yılına kadar içme suyu sıkıntısı yoktur. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Bir de, Sayın
Fazlı Erdoğan, özellikle, hatırlarsanız Acısu Deresi orada en büyük problemdi.
Yıllardan beri bu mesele gündeme getirilmiş fakat hiç kimse yapamamış bunu.
Ancak, biliyorsunuz o projeyle ilgili sizlere, bütün milletvekillerimize
teşekkür ediyorum, gerçekten çok önemli bir proje yapıldı, hayata geçti. Trafik
problemi hallolduğu gibi o bölgede, aynı zamanda dere ıslahı da sağlanmış oldu.
Onu da özetle vurgulamak istiyorum.
Tabii, Ereğli
içme suyu projeleri devam ediyor. Özellikle Ereğli için projeler tamamlandıktan
sonra içme suyu projesini kökünden halledeceğiz.
Bunun dışında
şunu ifade edeyim: Siz ağaçlandırmadan bahsetmediniz. Şu ana kadar 11.627
hektarlık alanda ağaçlandırma yapıldı ve 2 milyon 409 bin adet fidan Zonguldak
vilayeti sınırları içinde dikildi. Ayrıca bir de kent ormanı inşa ettik
biliyorsunuz.
Bunun dışında
hakikaten “Batı Karadeniz Kalkınma Projesi” adıyla olan Filyos Vadisi
Projesi’nde son noktaya gelindi, dere ıslahı yapıldı. İnşallah, orada barajlar
inşa edeceğiz. Bu müjdeyi bütün Zonguldaklılara vermek istiyorum.
Bir de
Zonguldak’la ilgili olarak eğitimden bahsedilmişti. Bakın, Hükûmet adına ifade
ediyorum, Zonguldak’a Hükûmetimiz döneminde tam 563 adet yeni derslik yapıldı. Bakın,
bu tamamen yeni. Ayrıca, bilgisayar diye bir şey yoktu, Zonguldak’a 5.562
adet yeni bilgisayar gönderildi, 397
adet okula da ADSL, yüksek hızlı İnternet erişim sistemi Zonguldak’a yapıldı.
Yani lütfen Zonguldak’ta eğitim adına geçmişte yapılanlarla Hükûmetimizin
yaptıklarını bir mukayese ederseniz, arada dağlar kadar fark olduğunu
göreceksiniz.
Efendim,
Afyonkarahisar’a gelince: Afyonkarahisar’ı gururla ifade ediyorum, ben de
Afyonkarahisar Milletvekili olmaktan dolayı gurur duyuyorum. Özellikle şunu
ifade etmemde fayda var: Afyonkarahisar’a her sahada, gerek barajlar, göletler,
sulama tesisleri, ağaçlandırma ve teknolojik seralardan tutunuz da millî
eğitimde yaptığı yatırımlara, Ulaştırmanın yaptığı yatırımlara varıncaya kadar
destansı yatırımlar yapılmıştır. Zaten bunu bütün Afyonkarahisarlılar, benim
çok sevgili hemşehrilerim biliyor.
Özellikle biz,
sadece, bakın, Hükûmetimiz döneminde 27 adet baraj, gölet, sulama tesisini
yaparak Afyonkarahisar’da bitirdik. 64 adet derenin ıslahını yaptık. Yani şimdiye
kadar olmayan bir şey. Bakın, birkaç tane dev baraj ve göletin isminden
bahsedeyim. Sandıklı Karacaören Göleti’ni biz bitirdik. İhsaniye’de Üçlerkayası
Barajı, İhsaniye’de gene Ayazini Barajı, Ağzıkara Barajı, Bolvadin’de Özburun
Göleti ve sulaması, Sinanpaşa’da Kuruçay Barajı ve sulaması ve İscehisar’da
Seydiler Barajı ve sulaması gibi pek çok yatırımları Afyonkarahisar’a bizim
Hükûmetimiz yaptı. Tabii, burada beni dinleyen diğer vatandaşlarımıza da şunu
söylemek istiyorum: Tabii, burada, Afyonkarahisar’la ilgili konuşma olduğu için
sadece oradan bahsediyorum. Yoksa biz bütün Türkiye’de sadece Devlet Su İşleri
olarak 920 adet dev tesisi açtık, hizmete sunduk. Konu Afyonkarahisar olduğu
için, dolayısıyla ondan bahsediyorum. O bakımdan, şunu da ifade…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Bakan, Kırıkkale’ye hiçbir bir şey yapmadınız.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Merak etme Kırıkkale’ye de geliriz gerekirse.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hamzalı Barajı duruyor.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, Kırıkkale’ye de geliriz
isterseniz.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Kırıkkale’ye hiçbir şey yapmadınız.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun dışında, çevre adına, hakikaten Eber
Gölü’nü biz kurtardık.
Bunun dışında…
AHMET ERSİN
(İzmir) – Sayın Bakan, senden Çevre Bakanı olmaz. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sizden milletvekili olmaz.
BAŞKAN – Lütfen…
Sayın Ersin, lütfen ama…
AHMET ERSİN
(İzmir) – Senden Çevre Bakanı olmaz. (AK PARTİ sıralarından “Ayıp, ayıp!”
sesleri, gürültüler)
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Senden milletvekili olmaz. Senin kadar...
BAŞKAN –
Yaptığınız doğru mu Sayın Ersin?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Çünkü sen orada…
AHMET ERSİN
(İzmir) – Senden Çevre Bakanı olmaz.
BAŞKAN – Sayın
Ersin, lütfen…
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Benim Bakan olup olmayacağımı takdir edecek
sen değilsin.
BAŞKAN – Siz
takdir edecek değilsiniz Sayın Ersin.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunu bir defa daha söyledin, bu sözünden
dolayı seni kınıyorum.
BAŞKAN – Oturunuz
yerinize.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Kınıyorum, bu kadar şey olmaz. Sen mi takdir
edeceksin?
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Ergenekon’un çantacısı o.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Boş ver, onları biliyoruz, çantacıları
biliyoruz.
Netice olarak,
bakın, şu anda Afyonkarahisar’da dev bir çevre yatırımı yapılıyor ve hakikaten,
şu anda dünyanın en ileri teknolojisi ile Eber Gölü’nü kurtaracak olan atık su
ileri biyolojik arıtma tesisini 11/11/2011 saat 11’i 11 geçe açacağız. İşte biz
böyleyiz, farkımız bu bizim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Farkımız bu,
temel attığımız zaman tarih ve saat veriyoruz.
Bakın
ağaçlandırmada, Afyonkarahisar ve bütün ilçelerini ağaçlandırıyoruz. Şu ana
kadar bakın 49.335 hektarlık alanda ağaçlandırma yapmışız. Daha önce ağaç falan
yoktu, Afyonkarahisar kupkuruydu. Ama sizler Afyonkarahisar’dan geçiyorsunuz,
yolların etrafının nasıl yeşillendiğini görüyorsunuz ve şu ana kadar 23 milyon
adet fidan dikilmiş. Zafer Ormanı’nı biz açtık, 26 Ağustos Tabiat Parkı’nı biz
açtık, şehitler ormanlarını biz kurduk. Ayrıca, Devlet Meteoroloji İşleri Genel
Müdürlüğü ne kadar ilçede otomatik ölçüm istasyonu varsa tamamını teşkil
ediyor, altı tanesini de bu sene kuracağız. Ben tabii ki…
Vatandaşımız
Çevre Orman Bakanlığının yaptığı yatırımları biliyor. Bakın, Sağlık Bakanlığı
orada dev tesislere imza atıyor.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – TOKİ yapıyor, TOKİ.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Afyonkarahisar’da 400+200 yataklı muhteşem bir
hastane şu anda yapılıyor. Sayın Bakan, siz de gelir, görürsünüz.
Bunun dışında
Bolvadin’deki Sayın eski Bakanımız Halil İbrahim Özsoy Devlet Hastanesini biz
bitirdik, ek binasını biz bitirdik. Zübeyde Hanım Kadın Doğum ve Çocuk
Hastalıkları Hastanesinin yeni bloğu tamamlandı. Sandıklı’da devlet hastanesi
yeni binasını biz yaptık. Sultandağı’ndaki hastane bitti, inşallah açılışını
yapacağız.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Yüzde 95’ini teslim aldınız, yüzde 5’ini siz bitirdiniz
Sayın Bakan. Ayıp!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Dinar Devlet Hastanesi acil bölümü tamamlandı
ve Sinanpaşa Sincanlı Devlet Hastanesini bitiriyoruz. Hocalar Devlet Hastanesi,
Dazkırı, Evciler Devlet Hastanesi… (MHP sıralarından gürültüler)
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Millet sana cevabını verecek. Doğruları söyle. Yüzde 95’i
bitmiş olan hastaneden bahsediyorsun.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen, Sayın Bakan hizmetleri anlatıyor.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben sizi dinledim, saygılı olun biraz, nazik
olun, biraz sabredin. Tamam mı?
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Sabrederim ben, edebimi ve adabımı bozmadım. Edepli ol,
halka yalan söyleme.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Afyonkarahisar zaten sandıkta sizi gömecek.
AHMET BUKAN
(Çankırı) – Atıyorsun…
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – 10 adet sağlık ocağını tamamladık.
Şimdi gelelim tarıma:
Bakın, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız –tam rakamı veriyorum bu seneki hariç
olmak üzere- geçen yıl sonuna kadar Afyonkarahisar’a tam 533 milyon 600 bin
TL’lik tarımsal hayvancılık ve ziraat için destek vermiş. Bunun detayları var,
vaktimiz sınırlı olduğu için detayına girmek istemiyorum.
Millî Eğitim
Bakanlığımızdan bahsetti. Bakın, Millî Eğitim Bakanlığımızı ben biliyorum şu
anda. 626 adet yeni dersliği Millî Eğitim Bakanlığımız Afyonkarahisar’da inşa
etti ve hizmete sundu.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Gebeceler’i yapıyor musun Sayın Bakan onu söyle.
BAŞKAN – Sayın
Akcan, lütfen…
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Aynı zamanda 8.306 adet bilgisayarı gönderdi.
Daha önce Afyonkarahisar’da bilgisayar falan yoktu. Teknoloji sınıflarını biz
açtık Afyonkarahisar’da ve 626 okula ADSL bağlantısını kurduk. Şartlı nakil
transferinden yani fakir talebelere eğitim desteği olmak üzere, bakın, kuruşu
kuruşuna geçen yıl sonuna kadar 7 milyon 897 bin 302 TL’lik destek verilmiş.
Bundan daha güzel bir şey var mı?
Gelelim, bakın,
Afyonkarahisar’da Kocatepe Üniversitesi bünyesinde 2 tane yüksekokul, 5 adet
meslek yüksekokulu, 18 adet araştırma-uygulama merkezi ile Atatürk Kongre
Merkezi’ni hizmete alan biziz, bizim Hükûmetimiz. Gerçekten çok önemli.
Peki, sizler
yolları kullanıyorsunuz.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Üniversiteyi kim kurdu, üniversiteyi, onu da sen mi kurdun?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - İstanbul’dan Afyonkarahisar’a gitmek
meseleydi, sekiz saatte gidemezdik, hele Bilecik’teki rampalara girdiğimiz
zaman, kilometrelerce uzunlukta kuyruk olurdu. Artık Afyonkarahisar bütün
illere bölünmüş yollarla ulaşıyor. Afyonkarahisar-Ankara bölünmüş yolu bitti,
Afyonkarahisar-İstanbul bölünmüş yolu bitti, Afyonkarahisar-İzmir bölünmüş yolu
bitti; Afyonkarahisar-Denizli, Afyonkarahisar-Antalya; şimdi az bir şey kaldı,
o da bitiyor, Afyonkarahisar-Konya bölünmüş yolları bitti. 420 kilometre
bölünmüş yol yaptık. Bundan dahası var mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Hocam, bravo (!) Bunlara ihtiyacınız yok.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Daha bitmedi, şöyle ifade edeyim, bunun
dışında şunu da ifade edeyim: Afyonkarahisar’da…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sen de inanmıyorsun vallahi.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Vallahi, inanmıyorsanız gelin, görün. O
yollardan geçiyorsun Sayın Vekilim; Sayın Başkan, o yollardan geçiyorsun.
Yollardan geçiyorsun, görüyorsun.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sen de inanmıyorsun, gülüyorsun Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Efendim, bunun dışında, Afyonkarahisar’daki
yatırımları kolayca gelin görün diye, şimdi Allah’ın izniyle,
Afyonkarahisar-Polatlı-Ankara-İzmir hızlı trenini yapacağız. Böylece gelip
yolları göresiniz diye, hızlı trenle Afyonkarahisar’a ulaşasınız diye. (MHP
sıralarından gürültüler)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Hocam… Hocam, hızlı trenin…
BAŞKAN – Sayın
Şandır, lütfen oturun. Böyle bir usul var mı?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Ama böyle bir şey olmaz ki efendim.
BAŞKAN - Söz
talebiniz var, vereceğiz ama.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Burası seçim meydanı mı Sayın Başkan?
BAŞKAN - Sayın
Bakan Hükûmet adına konuşmaya cevap veriyor.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Böyle bir üslup yok Sayın Başkan!
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Böyle bir şey olmaz!
BAŞKAN - Efendim,
talebiniz var, vereceğiz sözlerinizi.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Devletin Hükûmeti mi, partinin Hükûmeti mi? Baas temsilcisi misin
sen?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, rahatsız olmayın. (MHP sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Gündem
dışı konuşmaya cevap veriyor; vermesin mi, konuşmasın mı yani?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Afyonkarahisar’daki yatırımlardan, bütün
Türkiye’deki yatırımlardan hepimiz gurur duymamız lazım, gurur duymamız lazım.
Bundan gurur duyacağız.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sayın Bakan, propaganda için milletin kürsüsü mü kaldı,
televizyonlar yetmiyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Propaganda değil, ben cevap veriyorum. Siz
istediğiniz şekilde konuşacaksınız, biz ağzımıza bant koyacağız öyle mi? Öyle
bir şey yok, kusura bakma. (MHP sıralarından gürültüler)
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Hadi oradan!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Biz yapılacak her türlü çalışmayı anlatırız,
anlatacağız ve vatandaşın ayağına giderek, onlarla kucaklaşarak da anlatacağız.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çanakkale’ye de gideceğiz, Şırnak’a da
gideceğiz, Isparta’ya da gideceğiz, İzmir’e de gideceğiz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hükûmet mi, yoksa amigo mu ya? Bakan mı, amigo mu bu?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Efendim, TOKİ’nin yaptığı yatırımları…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Haydi bastır, haydi bastır!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, rahatsız olmayın, niye rahatsız
oluyorsunuz?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Burası seçim meydanı mı Sayın Bakan?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sayın Şandır, bakın, böyle bir usul yok. Ben
güzelce konuşuyordum, cevap veriyordum ama sizler tahrik ediyorsunuz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Gerek yok buna…
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Ben adabımı, edebimi bozmadım.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – TOKİ’nin yaptığından sana ne!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tahrik ediyorsunuz, bak.
Nitekim TOKİ’nin
yaptığı çalışmalar, bakın sayın vekillerim, şu anda TOKİ 22 tane projeyi
Afyonkarahisar’da yapıyor ve 3.592 adet konutu inşa ediyor ve büyük kısmı da
bitti. Ayrıca, KÖYDES ve BELDES kapsamında Afyonkarahisar’da ulaşılmayan köy
kalmadı, Allah’a şükür. Ancak şunu ifade edeyim…
OKTAY VURAL (İzmir)
– Ne anlatıyor Sayın Başkan, ne cevabı veriyor?
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, bir bakan konuşulan konulara cevap verir.
BAŞKAN – Gündem
dışı konuşmaya cevap veriyor.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Lütfen söz aldığı konuya dönmesini isteyin.
BAŞKAN - Müsaade
edin lütfen.
OKTAY VURAL
(İzmir ) – Böyle bir usul yok.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Merak etme bitiyor, merak etme. Rahatsız
oldunuz değil mi? Merak etmeyin…
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Böyle bir usul yok.
BAŞKAN – Hayır…
Niye böyle bir usul yok? Ee gündem dışı konuştunuz siz, cevap veriyor.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Siz oraya söyleyin, bize değil.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ama şunu ifade edeyim: Biz bütün ülkenin
hizmetkârıyız, gece gündüz, bu can bu tende oldukça gece gündüz çalışacağız.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) - Ayıp, ayıp!
BAŞKAN – Sayın
Akcan, lütfen oturun.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) –Edirne’den Kars’a kadar, Sinop’tan Antalya’ya
kadar bütün Türkiye’ye mührümüzü vuracağız. İşte bu kadar. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)
Teşekkür
ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Dubai’yle yaptığınız proje ne oldu, Dubai Şeyhi’yle?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, bu kürsü bu amaç için kullanılmamalı, burası milletin
kürsüsü yani burası seçim propaganda kürsüsü değil. Buna sizin de ihtiyacınız
yok.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) –Seyyar satıcılar gibi bağırıyor.
BAŞKAN – Sayın Koçal,
Sayın Durmuş, Sayın Susam, Sayın Şandır, Sayın Akcan ve Sayın Işık, ayrıca,
Sayın Köktürk, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince kısa söz talepleri vardır.
Buyurun Sayın
Koçal.
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun Zonguldak’la ilgili verdiği bilgilerin gerçeği
yansıtmadığına ilişkin açıklaması
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bugün Mecliste
AKP İktidarının Zonguldak’ı gündeme taşımış olmasından dolayı memnun olduğumu
öncelikle ifade etmek istiyorum ama söylenenlerin hiç biri doğru değildir, bu
bir kandırmacadır, bu bir aldatmacadır. Çünkü Zonguldak bütçeden en az payı
alan bir ildir ve Zonguldak ekonomik olarak 21’inci sıradan 26’ncı sıraya
çıkmıştır. Yapılan bir şey vardır, Çevre ve Orman Bakanının söylediği, ağaçlar
dikmiştir, fidanlar dikmiştir, doğrudur ama esas fidanlar yer altında hayatını
kaybetmiştir, onları görmemiştir ve yer altında hayatını kaybeden fidanlara
“Güzel öldüler.” ifadesini kullanan bu İktidardır. Ayrıca “Bu kaderdir.” diyen
de yine bu İktidarın Başbakanıdır. Dolayısıyla, Zonguldak’ta söylenenlerle
hiçbir alakası yoktur. Hiçbir katkı sağlanmamıştır bugüne kadar, hep proje
aşamasında kalmıştır. Projeler sürekli ifade edilmiştir, 2002’de ne söylenmişse
2011’de de aynı şeyler söyleniyor.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Durmuş,
buyurun.
2.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, hastanelerde
uygulanmakta olan performans uygulamasının bir an önce durdurulmasına ilişkin
açıklaması
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Üzülerek ifade
ediyorum: Bugün aldığım habere göre 9 tane anne doğum yaptıkları hastanede
menenjit oldular. Sarılık geçiren bebeklerine süt vermeleri gerekiyor, menenjit
oldukları için süt veremiyorlar. Şu performans uygulamasını bir an önce
durdurun. İnsanlar kör oluyor, anneler menenjit oluyor. Hastanelerde asepsiye
riayet edilmiyor. “Ne kadar ameliyat yaparsan o kadar para.” anlayışı
enfeksiyonlarla insanlarımızı, ya sakat bırakıyor ya öldürüyor. Bunu duyurmak istedim.
Saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Durmuş.
Sayın Susam...
3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, çok hassas
kullanım alanı olarak ilan edilen yerlerde, açık havada müzik çalmak, düğün
yapmak konusundaki yasağa ilişkin açıklaması
MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Çevre Bakanına soru sormak
istiyorum.
Kır
düğünlerindeki içki yasağından sonra şimdi de çok hassas kullanım alanları ilan
edildi. Bu bölgelerde açık havada müzik çalmak, düğün yapmak yasak. Çevre ve
Orman Bakanlığı gürültü ve kirlilik çerçevesinde İzmir’de birçok yeri çok
hassas kullanım alanı ilan etti. Açık yerlerde hiç, kapalı yerlerde 24.00’e
kadar müzik yayınına izin veriliyor. Bu nedenle, başta Çeşme olmak üzere,
Narlıdere, Bayraklı, Dikili, Foça, Karaburun ve İzmir’in içerisindeki bir sürü
ilçe çok mağdur durumdadırlar. Turizm İl Müdürü dâhil, sizden bu konuyu gözden
geçirmenizi istiyorlar, bütün belediye başkanları bu konuyu istiyorlar.
Sizden sorum
şudur: Bu çok hassas bölgelerle ilgili yönetmelikte değişikliği yapıp şu an...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Şandır...
4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Yaşlılara Saygı
Haftası’na ilişkin açıklaması
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.
18-24 Mart
Yaşlılara Saygı Haftası. Dolayısıyla, hem Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi adına tüm yaşlılarımıza saygılar
sunuyorum, ellerinden öpüyorum; uzun ömürler, sağlıklı ömürler diliyorum.
Bu arada, Sayın
Hocam’a üzüntülerimi de ifade edeyim. Değerli Hocam, yiğit yaptıklarıyla
övünmez, yapamadıklarının üzüntüsünü ifade eder. Gözünü severim... Yani burada
kalkıp “Şunu yaptık, bunu yaptık.” demek...
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yapmadığımız bir şey kalmadı ki...
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) - Bu milletin kürsüsü. Yakışmadı Hocam, yakışmadı. Ona üzüntülerimi
ifade ediyorum. Siz burada bu tepkilere muhatap olmamalıydınız.
Arz ederim.
Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben de teşekkür ederim, sağ olun.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Şandır.
Sayın Akcan...
5.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın,
Afyonkarahisar’daki bağlantı yollarının 2002 yılında yapıldığına ilişkin
açıklaması
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım,
Sayın Bakan, eğer kendisinde siyaset ahlakı varsa, bahsettiği Afyon’dan
İstanbul’a gidişte en önemli kritik yol olan Bozüyük-Bilecik, Bilecik-Mekece
yolunun kredi kaynağının ne zaman temin edildiğini -devletin arşivlerinde,
kaynaklarında vardır- ihalenin 2002 yılında yapılıp sonuçlandırılıp
sonuçlandırılmadığını kamuoyuyla paylaşır; bir.
Kendisinin ilçesi
olan Şuhut yolunun, Afyon’da yapılan yollardan bahsederken ne zaman yapıldığını
Şuhutlu hemşehrileriyle paylaşır; iki.
Bahsettiği
Afyonkarahisar Bolvadin ilçesindeki devlet hastanesinin ne zaman başladığını ve
iktidara geldiklerinde yüzde 95 seviyesine varıp varmadığını, kalan yüzde 5’in
beş yılda neden bitirilmediğini Afyonkarahisar Bolvadinlilerle paylaşır; üç.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Herkesin, her şeyi bilmiyormuş gibi baktığı size bir şey
kazandırmaz; dört, Sayın Bakan.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Işık...
6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya halkına
verilen sözlerin yerine getirilip getirilmediğine ilişkin açıklaması
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanı
-Afyon’da yaptıklarını bir reklam şeklinde sunarak- ilgiyle izledik, kendisine
teşekkür ediyoruz. Ancak bir sorum var: Afyon’un milletvekili sayısı 7’den 5’e
niye düşmüştür? İstihdam kaynağı yaratabildiniz mi projelerinizle?
İkincisi, Kütahya
ilinin de içinde bulunduğu Ege Bölgesi’nin bir bakanı olarak, Kabinede bizi
temsil eden bir bakan olarak, Kütahya’ya verdiğiniz sözleri yerine
getirememenizden dolayı Kütahyalı hemşehrilerim adına üzüntülerimi
belirtiyorum.
Sulama projeleri,
sulama gölet ve barajları maalesef döneminizde bir adım dahi ilerletilemedi.
Simav göl arazisinde yaşanan sorunlar devam ediyor. Döneminizde orman köyleri
birbiriyle âdeta düşman hâline geldi. Maalesef, Kütahya’da döneminizde yaşanan
göç sorunu var ve bizim de milletvekili sayımız 6’dan 5’e düştü.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Köktürk...
7.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Çevre ve
Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun Zonguldak’la ilgili verdiği bilgilerin gerçeği
yansıtmadığına ilişkin açıklaması
ALİ İHSAN KÖKTÜRK
(Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ben de bir
Zonguldak Milletvekili olarak Zonguldak’ı gündeme getirmesinden mutluluk duydum
ancak verilen bilgiler gerçeği yansıtmamaktadır. Zonguldak, AKP İktidarı
döneminde genel bütçeye verdiklerinin yarısını alamamıştır. KÖYDES, BELDES
projelerinde de Zonguldak için kendinden çok küçük illerin ancak üçte 1’i
oranında, yarısı oranında ödenek ayrılmıştır.
Sayın Fazlı
Erdoğan’ın bahsettiği Batı Karadeniz Kalkınma Projesi için ise sembolik
ödenekler söz konusudur. Binlerce insana istihdam olanağı sağlayacak olan,
sadece Zonguldak’ın değil tüm Batı Karadeniz’in kurtuluşu projesi olarak
görülen Filyos Vadi Projesi ciddiyetiyle orantılı ödenekler ve yatırımlar
beklemektedir.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve 28 milletvekilinin,
toplu mezar iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1090)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Son dönemlerde
kamuoyunda sıkça konuşulan toplu mezar olaylarının araştırılması zorunluluk
hâline gelmiştir. Yıllardır ülkemizde faili meçhul cinayetler ve gözaltında
kayıpların araştırılması ile ilgili gerekli girişimler yapılmadığı için bu
olaylarla ilgili tartışmalar sürüp gitmektedir. Bu olayların araştırılması,
karanlıkların aydınlatılması için TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri ve
Anayasanın 98. maddesi gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.
1) Tekin Bingöl (Ankara)
2) Bayram Ali Meral (İstanbul)
3) Hulusi Güvel (Adana)
4) Osman Kaptan (Antalya)
5) Tayfur Süner (Antalya)
6) Atila Emek (Antalya)
7) Sacid Yıldız (İstanbul)
8) Tacidar Seyhan (Adana)
9) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
10) Şevket Köse (Adıyaman)
11) Ahmet Küçük (Çanakkale)
12) Gökhan Durgun (Hatay)
13) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
14) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
15) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
16) Ensar Öğüt (Ardahan)
17) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
18) Tansel Barış (Kırklareli)
19) Ahmet Ersin (İzmir)
20) Algan Hacaloğlu (İstanbul)
21) Orhan Ziya Diren (Tokat)
22) Hüseyin Ünsal (Amasya)
23) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
24) Abdulaziz Yazar (Hatay)
25) Rahmi Güner (Ordu)
26) Ali Oksal (Mersin)
27) Eşref Karaibrahim (Giresun)
28) Akif Ekici (Gaziantep)
29) Hüsnü Çöllü (Antalya)
Gerekçe:
Türkiye onlarca
yıldır Faili meçhul cinayetleri konuşmakta ve her geçen yıl faili meçhul
cinayetlere yenilerinin eklenmesine karşın gerekli girişimler yapılmadığı için
bu cinayetlerle ilgili tartışmalar sürüp gitmektedir.
Özellikle 12
Eylül Askeri darbesi döneminde artan faili meçhul cinayetler sonraki yıllarda
da devam etmiş, işkencelerde ölenlerin, gözaltındaki kayıpların, sokak
ortasındaki infazların ardı arkası kesilmemiştir.
İnsanlık tarihi
boyunca totaliter yönetimlerin hüküm sürdüğü ülkelerde görülen kayıplar ve
faili meçhul cinayetlerin, Anayasasında hukuk devleti olarak tanımlanıp temel
hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı ülkemizde de faili meçhul
cinayetlerin ve kayıpların olması son derece ürkütücü bir o kadarda
düşündürücüdür.
15 bin civarında
olduğu ifade edilen faili meçhul cinayetlerin ve gözaltındaki kayıpların ülke
gündeminde sık sık yer bulduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Gözaltındayken
kaybolanların aileleri, Cumartesi Anneleri adı altında simgeleşen ve yaklaşık 1
yıldır yeniden her Cumartesi Taksim'de toplanarak kayıplarını aramaktadırlar.
Tüm bunlar söz
konusu iken son günlerde ard arda ortaya çıkan toplu mezarlar, faili meçhul
cinayetler ve gözaltında kayıpların yeni bir boyut kazanmasına yol açmıştır.
Ortaya çıkarılan
toplu mezarlar tüyler ürperten boyutlardadır. Dünyada birkaç ülkede örnekleri
görülen toplu mezarlar ülkemizde inanılmaz sayılara ulaşmış durumdadır.
Bahsedilen toplu mezarların sayısı yüzlerle ifade edilmekte ve bu mezarlarda
1469 kişiye ait kemiklerin olduğu söylenmektedir. Bugüne kadar açılan 26 toplu
mezarda 171 kişinin kemiklerine ulaşılmış ve kimlikleri tespit edilerek
ailelerine teslim edilmiştir.
Farklı illere
dağılan bu toplu mezarlar ülkemiz için hiç de iç açıcı olmayan görüntünün
oluşmasına yol açmaktadır. Coğrafi haritalar, maden haritaları gibi haritaların
var olduğu dünyamızda maalesef toplu mezar haritası gibi bir durumun ülkemizde
yaşanmış olması herkesin üzerinde dikkatle durması gereken bir husustur.
Toplu mezarlarda
yapılacak ciddi incelemeler faili meçhul cinayetlerle, kayıpların bir kısmının
en azından aydınlatılmasına da ışık tutacaktır. Yine hayatını kaybedenler hangi
nedenlerle ve hangi şekilde ölmüş olursa olsun ailelerin 'veda hakkını'
kullanmalarını engellemez.
Toplu mezarlarda
çıkan bu kemikler ve hayatını kaybedenlerin cenazelerinin ailelerine
verilmemesi ve kendilerine ait mezarlarının bulunmaması ailelerin veda
haklarını kullanmalarını engellemektedir.
Bu toplu
mezarların açılmaları sırasındaki uygulamalar Birleşmiş Milletler Minnesota
otopsi protokolüne de uyulmadığını göstermiştir. Toplu mezarların açılması
sırasındaki yanlışlıklar adeta kanıtların yok edilmesine yönelik bir
uygulamanın düşünülmesine yol açmaktadır. Örneğin Mezarlar açılırken iş
makinelerinin kullanılması delillerin karartılmasına yol açmaktadır.
Tüm bu nedenlerle
ülkemizde kayıpların ortaya çıkarılması, toplu mezarlarda kemikleri bulunan
kişilerin kimlik tespitleri yapılarak ailelerine teslim edilmeleri toplu mezar
ayıbının sonlandırılması ve Tunceli, Hakkâri, Batman, Bitlis, Siirt, Mardin,
Diyarbakır gibi illerde ortaya çıkan mezarların tümünün en kısa zamanda,
Minnesota otopsi protokolüne uygun olarak açılıp mezarlardan çıkan kemiklerin
DNA testlerinin yapılarak kimlik tespitleri sonrasında da ailelerine teslim
edilmeleri, toplu mezar olaylarının araştırılması, karanlık konuların
aydınlatılması ve ailelerin acılarını bir nebze olsun hafifletmek amacıyla bir
araştırmanın açılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
2.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici ve 28
milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/1091)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Demokrasi
tarihimize kara bir leke olarak düşen acı olaylardan biri de, aydın,
akademisyen, sanatçı, yazar, siyasetçi, sivil toplum örgütü yöneticisi ve
bürokratlarımızı kaybettiğimiz faili meçhul cinayetlerdir.
Ülkemizin çok
önemli değerlerini kaybettiği, karanlık güçler tarafından sinsice, planlanan bu
olayların aydınlatılamaması, faillerinin ortaya çıkartılamaması kamu vicdanında
derin yaralar açarken, toplumun geleceğe ve devlete olan güvenini de
zedelemektedir. Yıllarca açığa çıkartılamayan olaylar, zaman aşımı nedeniyle
düşen davalar, faili meçhul cinayetlerde yakınlarını kaybedenler başta olmak
üzere, milyonlarca vatandaşımızın Devlete ve adalet sistemine olan güven
duygusunu olumsuz yönde etkilemektedir.
Geçmişindeki
karanlıkları aydınlatamayan ülkeler, karanlık mihrakların faaliyetlerinin
odağında olmaya devam edecektir. Ülkemizde faili meçhul cinayetler
aydınlatılmadığı sürece karanlık güçlerin demokrasi ve aydınlık bir geleceğin
önünde her zaman engel olacağı gerçeğinden hareketle; ülkemizde işlenen faili
meçhul siyasi cinayetlerin üzerindeki sır perdesinin kaldırılması, faillerin ve
arkasındaki karanlık odakların tespit edilmesi, varsa ihmali olanların
saptanması amacıyla Anayasanın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri
uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması hususunda gereğini
saygılarımızla arz ederiz. 04.03.2011
1) Akif Ekici (Gaziantep)
2) Enis Tütüncü (Tekirdağ)
3) Şevket Köse (Adıyaman)
4) Nevingaye Erbatur (Adana)
5) Atila Emek (Antalya)
6) Tekin Bingöl (Ankara)
7) Osman Kaptan (Antalya)
8) Hulusi Güvel (Adana)
9) Tayfur Süner (Antalya)
10) Sacid Yıldız (İstanbul)
11) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
12) Ahmet Küçük (Çanakkale)
13) Gökhan Durgun (Hatay)
14) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
15) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
16) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
17) Ensar Öğüt (Ardahan)
18) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
19) Tansel Barış (Kırklareli)
20) Tacidar Seyhan (Adana)
21) Algan Hacaloğlu (İstanbul)
22) Orhan Ziya Diren (Tokat)
23) Hüseyin Ünsal (Amasya)
24) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
25) Abdulaziz Yazar (Hatay)
26) Rahmi Güner (Ordu)
27) Ali Oksal (Mersin)
28) Eşref Karaibrahim (Giresun)
29) Hüsnü Çöllü (Antalya)
Gerekçe:
Çocuklarımızın
daha demokratik, daha özgür bir ülkede barış, huzur ve refah içinde yaşaması
için mücadele eden, illegal örgütlenmelerin üstüne giden, karanlık ilişkileri
açığa çıkarmaya çalışan sayısız aydınımızın bu düşünce ve çabaları bazı kirli
ellerin, kirli zihniyetlerin patlayıcılarına ve kurşunlarına hedef olmuştur.
Yazar Sabahattin
Ali, Ümit Kaftancıoğlu, Turan Dursun, Musa Anter, gazeteci Metin Göktepe, Abdi
İpekçi, Çetin Emeç, Hrant Dink, gazeteci-yazar Uğur Mumcu, yazar-şair Metin
Altıok, Onat Kutlar, sendikacı Kemal Türkler, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Prof.
Cavit Orhan Tütengil, Doç. Dr. Bahriye Üçok, sanatçı Nesimi Çimen, şair Behçet
Aysan, emniyet müdürü Cevat Yurdakul, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu,
Hasret Gültekin, Dr. Sevinç Özgüner ve Savcı Doğan Öz hain saldırılar sonucu
kaybettiğimiz isimlerden bazılarıdır.
Bu saldırılara
kurban verdiğimiz aydınlarımızın kimler tarafından, hangi amaçla öldürüldüğü
bilinmediği gibi nerede ve nasıl öldürüldüğü bilinmeyenler dahi vardır.
Bazıları aileleriyle birlikte katledilen aydınlarımızın cinayetlerinin
üzerindeki sır perdesini kaldırmak konusunda gerek birtakım kişi veya
kurumların incineceği endişesiyle gerekse devlet içindeki bazı örgütlenmelerin
engellemesi sonucu şimdiye kadar kararlı, somut bir adım atılmamıştır.
Türkiye'nin
geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini, faili meçhul siyasi cinayetlerin üzerindeki
sır perdesini kaldıracağını söyleyen AKP, bu söylemleriyle son derece çelişkili
bir şekilde, şimdiye kadar faili meçhul siyasi cinayetlerin araştırılması için
verilen önergeleri sayısal çoğunluğuna dayanarak defalarca reddetmiştir. Bu
cinayetlerin perde arkasının araştırılması, tüm sorumluların adalet önüne çıkarılması
için verilen önergeler Genel Kurul gündeminin yoğunluğu ve öncelikleri bahane
edilerek kabul edilmemiştir. Oysaki hiçbir gündem anaların, çocukların, eşlerin
yıllardır çektikleri acılardan, döktükleri gözyaşlarından daha önemli olamaz.
Faili meçhul
siyasi cinayetlerin aydınlatılmasına yönelik çabalara gösterilen bu
vurdumduymazlık, ağırdan alma, tetikçilerin, katillerin, planlayıcıların işine
yaramaktadır. Bir şey yapmadan geçirilen her gün delillerin karartılması,
olanların unutturulması, sorumluların adaletten kaçması için zemin
yaratmaktadır. Bu durum vatandaşın devlete olan güven duygusunu zedelemekte,
geleceğe ilişkin umutlarını yok etmektedir. Vatandaşın devlete, yargıya,
emniyete karşı güven duygusu zedelendiğinde ise sığınacağı örgütlere ihtiyaç
duymakta, böylece toplumda kamplaşmalar oluşmaya başlamaktadır.
Türkiye'nin
aydınlık bir geleceğe sahip olması için çalışırken hunharca katledilen
aydınlarımızın ailelerine ve yakınlarına olan borcumuzu yerine getirmek,
vatandaşın devlete olan güvenini yeniden kazanarak kamplaşmaların önüne geçmek,
yeni cinayetlerin oluşmasını engellemek için bu siyasi cinayetlerin nasıl,
neden ve kimler tarafından gerçekleştirildiğinin ortaya çıkarılması için Millet
İradesi'ni temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir araştırma
komisyonu kurulması son derece elzemdir.
3.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 33
milletvekilinin, yoksulluk sorununun ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1092)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye
İstatistik Kurumu (TÜİK) 2009 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasını
yayımlamıştır. Araştırma Türkiye'de fakirin AKP döneminde daha da fakirleştiğini
kanıtlamaktadır. 2008 yılında 11 milyon 580 bin kişiyle yüzde 16,7 seviyesinde
gerçekleşen yoksulluk oranı, 2009 yılında yüzde 0,4 oranında artışla yüzde 17,1
seviyesine ulaşmıştır.
Araştırma Türkiye
nüfusunun yüzde 17,1'i yoksulluk riski altında olduğunu ortaya koymaktadır.
Yoksulluk riski altında bulunanların sayısı ise 12 milyon 97 bin kişidir.
Kentsel ve kırsal yerler için ayrı ayrı hesaplanan yoksulluk sınırlarına göre,
kentsel yerlerde bu oran yüzde 15,4 iken, kırsal yerlerde ise yüzde 16,1 olmuştur.
Verilere göre en zengin yüzde 20'lik grup toplam gelirin yüzde 47,6'sını, en
yoksul yüzde 20'lik grup ise yüzde 5,6'sını alabilmekte bu da en yoksul yüzde
20 ile en zengin yüzde 20 arasındaki gelir farkını 8,5 kat olduğu sonucunu
ortaya çıkarmaktadır. En düşük gelir grubunun ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde
olduğu devletin resmî raporunda yer almıştır. Yalnızca İstanbul'da 1 milyon 199
bin kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. TÜİK, İstanbul'daki
yoksulluk oranının yüzde 9,5 olarak gerçekleştiğini tespit etmiştir.
Araştırma
verilerine göre, halkımızın yüzde 60,8'i kendilerine ait olmayan konutlarda
otururken, yüzde 42,2'sinin konutunda "sızdıran çatı, nemli duvarlar,
çürümüş pencere çerçevesi vb." sorunları vardır. Nüfusun yüzde 87,4'ü
"evden uzakta bir haftalık tatili", yüzde 62,5'i "beklenmedik
harcamalarını" ve yüzde 82,1'i "yıpranmış, eskimiş mobilyalarını
yenileme ihtiyacını" ekonomik nedenlerle karşılayamamaktadır.
Gelire dayalı
göreli yoksulluk sınırları incelendiğinde ise, Batı Marmara bölgesinde 437 bin
kişinin yoksul olduğu ve yoksulluk oranının ise yüzde 14,3 seviyesinde olduğu
belirlenmiştir. Doğu Marmara'da 2008'de 598 bin kişi yoksulken bu oran 2009'da
709 bine çıkmıştır. 2008'de yüzde 9,5 olan yoksulluk oranı Doğu Marmara'da,
2009 yılında yüzde 10,8'e çıkmıştır. Ege'de ise 1 milyon 254 bin kişinin yoksul
olduğu ve yoksulluk oranının ise yüzde 13,6 seviyesinde olduğu tespit
edilmiştir. Akdeniz Bölgesi'nde ise yoksul kişi sayısı 1 milyon 51 bin
olmuştur. Batı Anadolu Bölgesi'nde 2009 yılında yoksul kişi sayısı 893 bin
olurken, yoksulluk oranı yüzde 13,5 oranında gerçekleşmiştir. Orta Anadolu
Bölgesi'nde ise yoksul kişi sayısı 435 bin kişi olurken, yoksulluk oranı yüzde
11,8 seviyesine çıkmıştır. Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde ise yoksul kişi sayısı
314 bin olmuştur. Ortadoğu Anadolu Bölgesi'nde yoksul kişi sayısı 387 bin kişi
olurken, yoksulluk oranı yüzde 10,9 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2008 yılında
bölgedeki yoksulluk oranı yüzde 9,3 seviyesindeydi. Güneydoğu Anadolu
Bölgesi'nde ise 2008 yılında 895 bin olan yoksul kişi sayısı 2009 yılında 104
bin kişilik artışla 999 bin kişiye yükselmiştir. Bölgedeki yoksulluk oranı
yüzde 13,7'ye çıkmıştır.
Ekonomiyi
yönetemeyen AKP, yoksulu daha da yoksullaştırmakta, hesap değişiklikleriyle bir
gecede milli gelirin 10 bin dolar seviyelerine çıktığı masalı ile
fakirleştirdiği halkımızı uyutmaya çalışmaktadır. Yoksul daha da yoksullaşırken
Türkiye'nin en zenginleri servetlerine servet katmaktadır. Bu durum
Türkiye'deki gelir dağılımındaki adaletsizliği kanıtlamaktadır. Forbes'in en
zengin 100 Türk araştırmasının sonuçlarına göre ülkemizde dolar
milyarderlerinin sayısı 39'a çıkmıştır. Sıralamadaki isimlerin tamamının toplam
serveti önceki sene 87 milyar dolarken, 2010 yılında 104 milyar doları
bulmuştur.
Bu nedenlerle,
gelir dağılımındaki adaletsizliğin tespiti ve çözümlenmesi amacı ile
Anayasamızın 98. maddesi, İçtüzüğümüzün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir
Araştırma Komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
1) Turgut Dibek (Kırklareli)
2) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
3) Tekin Bingöl (Ankara)
4) Bayram Ali Meral (İstanbul)
5) Şevket Köse (Adıyaman)
6) Sacid Yıldız (İstanbul)
7) Akif Ekici (Gaziantep)
8) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
9) Ali Oksal (Mersin)
10) Enis Tütüncü (Tekirdağ)
11) Nevingaye Erbatur (Adana)
12) Atila Emek (Antalya)
13) Hulusi Güvel (Adana)
14) Osman Kaptan (Antalya)
15) Tayfur Süner (Antalya)
16) Ensar Öğüt (Ardahan)
17) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
18) Ahmet Küçük (Çanakkale)
19) Gökhan Durgun (Hatay)
20) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
21) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
22) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
23) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
24) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
25) Tansel Barış (Kırklareli)
26) Tacidar Seyhan (Adana)
27) Algan Hacaloğlu (İstanbul)
28) Ahmet Ersin (İzmir)
29) Orhan Ziya Diren (Tokat)
30) Hüseyin Ünsal (Amasya)
31) Abdulaziz Yazar (Hatay)
32) Rahmi Güner (Ordu)
33) Eşref Karaibrahim (Giresun)
34) Hüsnü Çöllü (Antalya)
4.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan
Vekili Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, iş kazaları ve iş hastalıklarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1093)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı’na
İş sağlığı ve
güvenliği alanında işten kaynaklanan ya da işle bağlantılı olarak meydana gelen
kazaların, hastalıkların ya da sağlıkla ilgili diğer sorunların gerçek
boyutları ile tespit edilerek önlemesine dönük etkili politikaların
belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri
gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.
Ayla
Akat Ata
Grup
Başkan Vekili
Gerekçe:
Çalışma; işçi ve işverenin üretim adına oluşturdukları ortak bir
kültür alanı olarak kabul edilmektedir. Bu alanının verimliliği ve devamlılığı
için hem işçi hem de işveren açısından sağlıklı ve güvenli iş koşullarının
temini vazgeçilmez görülmektedir.
Herkesin sağlıklı ve güvenli bir işte çalışma hakkı, değişik
dönemlerde kabul edilmiş Temel İnsan Hakları belgelerinde uluslararası bir norm
olarak tescil edilmiştir. Uluslararası Çalışma Konferansı tarafından kabul
edilen 188 Sözleşme ve 199 Tavsiye kararının yarısından fazlası iş sağlığı ve
güvenliği konularıyla doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilidir. Bu kapsamda ILO
1981 yılında 155 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi ile 164 Nolu Tavsiye
Kararını; 1985 yılında da 161 sayılı İş Sağlığı Hizmetleri Sözleşmesi ve 171
Sayılı Tavsiye Kararını kabul ederek dünya ölçeğinde iş sağlığı ve güvenliği
alanında mevcut olumsuzlukların ortadan kaldırılmasına dönük daha ciddi
önlemlerin alınmasının gerekli olduğuna işaret etmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği alanında temel olan bu sözleşmeler
ışığında ILO/WHO İş Sağlığı Ortak Komitesi 1995 yılındaki 12. Oturumunda iş
sağlığı alanında gözden geçirilen "İş sağlığı, hangi işi yaparlarsa
yapsınlar bütün çalışanların fiziksel, zihinsel ve sosyal refahlarının mümkün
olan en yüksek düzeye çıkarılmasını ve burada tutulmasını; çalışma
koşullarından kaynaklanan sağlık sorunlarının önlenmesini; işçilerin işleriyle
ilgili olup sağlığa zararlı risklerden korunmalarını; işçilerin fiziksel ve
biyolojik kapasitelerine uygun mesleki ortamlarda çalıştırılmalarını; özetle
işin insana, insanın da işine uygun hale getirilmesini hedefler." tanımını
belirlemiştir.
İş sağlığı ve güvenliği konusu tüm dünyada önemli bir problem
olarak karşımıza çıkmaktadır. Her yıl azımsanmayacak sayıda insan çok
rahatlıkla önlenebilecek ve hukuken de engellenmesi zorunlu olan iş kazaları ve
meslek hastalıklarından yaşamını yitirmekte veya engelli hale gelmektedir.
TMMOB Makine Mühendisleri Odası'nın ILO'nun verilerinden
yararlanarak hazırladığı "İş Sağlığı ve Güvenliği" raporunda çarpıcı
verilere yer vermektedir. Raporda her 15 saniyede bir, bir kişinin iş kazası
veya meslek hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdiğine vurgu yapılmaktadır. Her
yıl meydana gelen 270 milyon iş kazası nedeniyle 360 bin kişinin hayatını
kaybettiği, 1 milyon 950 bin kişinin ise meslek hastalıklarından dolayı
yaşamını yitirdiği belirtilerek, iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle
hayatını kaybedenlerin sayısının yılda 2 milyonu aşkın olduğu ifade
edilmektedir.
Dünyadaki iş ve meslek hastalıkları sonucu ölüm oranlarının yüzde
56'sını meslek hastalığı, yüzde 44'ünü ise iş kazalarının oluşturduğuna dikkat
çekilen raporda, istatistiki bilgilerde Türkiye'de ise iş kazaları yüzde 99,3;
meslek hastalığı ise yüzde 0,7 olarak belirtilmektedir.
Türkiye'de 2009 yılı verilerine göre işgücünün 21 milyon 277 bin
kişiden oluştuğu ve bunun 10 milyon 839 binin ise kayıt dışı çalıştığı
belirtilen raporda, kayıt dışı çalışan 10 milyondan fazla kişinin yaşadığı iş
kazaları ve meslek hastalıklarının da kayıt altına alınmadığı belirtilmektedir.
Dünya'daki verilere karşılık Türkiye'de iş kazaları ve iş güvenliği konusunda
yaşanan ölümlerin ve hastalıkların kaydının sağlıklı olarak tutulmadığı
eleştirisi yapılan raporda, Türkiye'deki meslek hastalıklarından hayatını
kaybedenlerin sayısının 2007 yılında bin 208, 2008 yılında 539 olarak
hesaplandığı kaydedilmektedir.
İş sağlığı ve güvenliği alanında işten kaynaklanan ya da işle
bağlantılı olarak meydana gelen kazaların, hastalıkların ya da sağlıkla ilgili
diğer sorunların gerçek boyutları ile tespit edilerek önlemesine dönük etkili
politikaların belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve
105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemde yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Anayasa’nın 92’nci maddesine göre Başbakanlığın bir tezkeresi
vardır, okutuyorum:
B)
Tezkereler
1.- Libya’da istikrar ve
güvenliğin yeniden tesisine yönelik uluslararası çabalara çok boyutlu katkıda
bulunmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesiyle
ilgili Başbakanlık tezkeresi (3/1439)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Libya'da 15/2/2011 tarihinde başlayan olaylar neticesinde ortaya
çıkan şiddet ortamının sona erdirilebilmesini teminen Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi tarafından alınan 26/2/2011 tarihli ve 1970 sayılı Karar ile 17/3/2011
tarihli ve 1973 sayılı Kararda kayıtlı hüküm ve çağrıları dikkate alarak ve
mezkûr Kararlar çerçevesinde Libya'da istikrar ve güvenliğin yeniden tesisine
yönelik uluslararası çabalara çok boyutlu katkıda bulunmak üzere, lüzum, sınır,
kapsam, şekil, yöntem ve zamanı Hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve bununla ilgili
gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılması için Anayasanın 92 nci
maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesini arz ederim
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresinin kapalı
oturumda görüşülmesine dair, İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre verilmiş bir
önerge vardır…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye kapalı oturum ya?
BAŞKAN – …okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Libya’da istikrar ve güvenliğin yeniden tesisine yönelik
uluslararası çabalara çok boyutlu katkıda bulunmak üzere Türk Silahlı
Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesiyle ilgili Başbakanlık tezkeresinin
görüşmelerinin İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasını
arz ve teklif ederim.
Ahmet
Davutoğlu
Dışişleri
Bakanı
BAŞKAN – Kapalı oturumda…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, şimdi, kapalı
oturum önergesini Hükûmet verdi. İç Tüzük’e göre…
BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun da sistemi açalım.
Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, şimdi, Hükûmet tarafından
verilen kapalı oturum önergesi, İç Tüzük gereğince herhangi bir görüşmeye konu
edilmeksizin, siyasi parti grupları herhangi bir görüş ifade etmeksizin kabul
ediliyor ve kapalı oturuma geçiliyor. Ancak, şunu söylemek ve önermek
istiyorum: Kapalı oturum gerektiren bir durumun olmadığı kanaatindeyim. Sonuçta
tarihî bağlarımızın olduğu, bugün de ekonomik bağlarımızın son derece güçlü
olduğu Libya’yla ilgili olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
kararlarının uygulanması ve Libya’da sivil ve ekonomik önlemlerin alınması
amaçlı bir önergeyi konuşacağımızı tahmin ediyorum. Bu çerçevede, kapalı
oturuma gerek olmadığını, oturumun açık olarak yapılması gerektiğini ve bu
oturuma ilişkin görüşmelerin milletimiz tarafından izlenmesi gerektiğini
düşünüyorum.
Bunu ifade etmek için söz almak istemiştim.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi. Ancak Başkanlığın
karar vereceği bir konu söz konusu değil çünkü “Kapalı oturum önergesi
verilince, kapalı oturumda bulunabilecek şahıslar dışında herkes, toplantı
salonundan çıkarılır.” diye amir hüküm var. İç Tüzük’ün 70…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ona bir itirazımız yok.
OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, millet de bilsin.
BAŞKAN – Evet, biliyorum.
Yani Başkanlığın vereceği herhangi bir karar söz konusu değil.
Teşekkür ediyorum.
Kapalı oturumda Genel Kurul salonunda bulunabilecek sayın üyeler
dışındaki dinleyicilerin ve görevlilerin dışarıya çıkmaları gerekmektedir.
Sayın İdare Amirlerinden salonun boşaltılmasını temin etmelerini rica ediyorum.
Yeminli stenografların ve yeminli görevlilerin salonda kalmalarını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun, bazı görevlilerin
kapalı oturum süresince salonda bulunmalarına dair bir tezkeresi vardır, okutup
oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Libya’da istikrar ve güvenliğin yeniden tesisine yönelik
uluslararası çabalara çok boyutlu katkıda bulunmak üzere Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ile ilgili Başbakanlık Tezkeresi
ile ilgili olarak bugün 24 Mart 2011 Perşembe günü TBMM Genel Kurulu esnasında
komisyon sıralarında aşağıda isimleri kayıtlı Bakanlık Personelimin de hazır
bulunması hususunu arz ve teklif ederim.
Ahmet
Davutoğlu
Dışişleri
Bakanı
Feridun Sinirlioğlu Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Halit Çevik Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yard.
Tacan İldem Büyükelçi, Genel Müdür
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Sayın İdare Amirleri, lütfen basın mensuplarının da dışarı
çıkmasını temin edelim.
AHMET TAN (İstanbul) – Sayın Başkan, elimizdeki telefonların
hepsinde ses kayıt sistemi var. Meclis kapalı oturum kararı aldığına
göre…Görüntüyü kurtarmak bakımından…
OKTAY VURAL (İzmir ) – Bizi hükûmet dinlediğine göre…
BAŞKAN – Sayın Tan, her sayın milletvekilimizin gizlilik konusuna
riayet etmesini kendilerinden zaten bekliyoruz, genel kuraldır bu.
Kapanma Saati: 15.09
VII.- KAPALI OTURUMLAR
İkinci Oturum
(Kapalıdır)
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.09
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
82’nci Birleşiminin kapalı oturumundan sonraki Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Kapalı oturumda oylanan Başbakanlık Tezkeresi kabul edilmiştir.
Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu’nun İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve
oylarınıza sunacağım.
VIII.- ÖNERİLER
A) Siyasi
Parti Grubu Önerileri
1.- Mersin Akkuyu’da kurulması
düşünülen nükleer santralin kurulma sebepleri ve sonuçlarının daha objektif bir
şekilde araştırılarak, kurulacak olan santral ya da santrallerin kurulması
aşamasında alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis
araştırması önergesinin, Genel Kurulun 24 Mart 2011 Perşembe günkü birleşiminde
okunması ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu
önerisi
Tarih:24.03.2011
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu; 24.03.2011 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından
Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP
Grup Başkanvekili
Öneri:
23 Mart 2011 tarih ve 62656 sayı ile verilen "Mersin
Akkuyu'da kurulması düşünülen nükleer santralin kurulma sebepleri ve
sonuçlarının daha objektif bir şekilde araştırılarak, kurulacak olan santral ya
da santrallerin kurulması aşamasında alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi
amacıyla" verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 24 Mart 2011 Perşembe
günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin Genel Kurulun 24.03.2011 Perşembe
günü (bugün) 82. Bileşiminde yapılmasını Danışma Kurulunun görüşlerine arz ederim.
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz
isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.
Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Nükleer santrallerle ilgili bir hafta içerisinde ikinci defa
huzurunuza gelmiş olmak, bu konunun önemini ifade etmek açısından anlamlı
olduğunu düşünüyorum. Ama şunu bilmenizi istiyorum: Bu konuyu Mersin halkı
adına, Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulacağı Mersin’in Gülnar ilçesi
Büyükeceli beldesi ve çevresindeki köyler adına, onların talepleri
doğrultusunda tekrar yapıyorum.
Değerli milletvekilleri, tabii, canhıraş çığlıklarla, Sayın
Hükûmetten ve Sayın Başbakandan, Akkuyu’da bir nükleer santralin yapılması kararının
yeniden gözden geçirilmesi talebimize, bu konuda yeniden bir değerlendirme
yapılması talebimize Sayın Hükûmetten, Sayın Başbakandan, Sayın Bakandan
herhangi bir olumlu tepki gelmeyince, inanınız ki Mersin halkı, o bölgede
yaşayan insanlarımız çok ciddi bir endişeye hatta üzüntüye düştüler çünkü her
gün Japonya’daki felaketin dehşetini ekranlardan izliyorlar. Televizyonlarda
ilgili uzmanlar sürekli bu konunun tehlikesini, riskini konuşuyor. Şimdi, bir
ülke düşünün ki göz göre göre insanının can güvenliği üzerindeki muhtemel
tehdit ve tehlikelere karşı, bütün çağrılara rağmen, bütün taleplere rağmen bir
hassasiyet göstermemiş olsun. Bu insanlar tabii ki böyle bir anlayıştan, böyle
bir yaklaşımdan büyük üzüntü ve büyük tedirginlik duyuyorlar. İnsanlar kendi
geleceklerinden, kendi can güvenliklerinden emin değillerse ve bu konudaki
korkularını izale etmek, buna tedbir geliştirmek sorumlusu olan siyasi
iktidarın, hatta oy verdikleri siyasi iktidarın böyle duyarsızlığını,
ilgisizliğini seyrederlerse tabii ki korkuya ve endişeye kapılacaklardır.
Ben açık yüreklilikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, siyaset
kurumu adına bu insanları bu korkunun içine düşürmeye hakkımız olmadığını, bu
insanlara haksızlık yaptığımızı buradan ifade ediyorum. Başta Sayın Başbakanın
ve Hükûmetin, iktidar partisi grubunun bu halka karşı, bu korkuyu yaşayan
insanlara karşı bir özür borcu olduğunu düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, nükleer santralerin tehlikeli olmadığını
iddia etmek, “Biz bununla ilgili her türlü tedbiri alacağız.” iddiasında
bulunmak insanın aklıyla alay etmek gibi bir hadise. Bakın, çok yakın zamanda
bir hadise yaşadı Türkiye, Kahramanmaraş’ın Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin
kömür havzasında bir göçük yaşadık. İşte, burada 2 Sayın Kahramanmaraş
Milletvekilini de görüyorum, Sayın Bakanımız da burada.
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Paksoy da burada.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – “2” derken zaten Sayın Akif Paksoy’la
Sayın Mehmet Sağlam Hocamı kastediyorum, diğer Kahramanmaraş milletvekilleri şu
anda Genel Kurulda değiller.
Sayın Mehmet Akif Paksoy’un verdiği bilgilerden ve okuduğum
kadarıyla söyleyeyim, orada 11 vatandaşımız göz göre göre ölüme gönderilmiştir.
Kimseyi suçlamak, izam etmek… Ben müfettiş değilim, savcı değilim ama bir sonuç
var, göz göre göre 11 vatandaşımız... Ki bunun 9 tanesi toprağın altında kaldı,
çıkartmak da mümkün değil, kemiklerini bulabilirsek beş sene sonra ne âlâ. Buna
hakkımız var mı değerli milletvekilleri? Siyaset kurumu olarak, iktidarıyla
muhalefetiyle bu ülkeyi yönetmek iddiasında ve sorumluluğunda olan insanlar
olarak buna hakkımız var mı? Göz göre göre… O kömür sahasının göçeceğini,
çökeceğini, orada çalışanlar yıllardır söylüyorlar çünkü bu tahliye kuyuları
çalıştırılmadı. Buradaki su boşaltılmadan, gereken tedbirler alınmadan, yoğun
bir şekilde bu alandan kömür çıkartılması her hâlükârda böyle bir kazayı davet
ediyor.
Şimdi, önümüzde komşumuzun
yaşadığı felaketi yok sayarak, kendi evimizde nasıl huzur içerisinde olacağız?
Akkuyu dediğiniz yer -tekrar ediyorum- Mersin ili Gülnar ilçesi Büyükeceli
köyleri hududunda. Cennetten bir köşe, gerçekten Hocam. Ben ormancılık yaptım,
o dönemde insanımızın sağduyusu orayı korudu, kullanmadı, yerleşmedi, açmadı.
Cennetten bir köşe Sayın Bakanım, tablo gibi. Yani turizme versek orayı,
turizme kullandırsak inanınız ki bir değil, belki çok sayıda nükleer santralin
bize getireceği getiriyi getirir, geliri getirir. Yani otuz yıldan bu yana,
79’dan bu yana, 1980’li yıllardan bu yana, “Burada nükleer santral yapacağız…”
Ben, tekrar ediyorum, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, “Nükleer
teknolojiye ulaşabilmek için nükleer santral yapılması gerekli.” iddiasına uzun
müddettir sıcak bakıyoruz ama bu “nükleer santral” dediğimiz hadisenin
insanlığın geleceğine, bugününe değil geleceğine döşenmiş bir mayın olduğunu, işte Japonya’da
gördük.
Tekrar ediyorum, bu çığlığımızın sebebi Sayın Hükûmeti, Sayın
Başbakanı bu konuda duyarlı olmaya davet etmektir. Bunun üzerinden siyaset
yapmak, yaşanan acıları istismar etmek veya muhtemel tehdidi ve tehlikeyi bir
korkutma aracı olarak kullanmak değil. Ama dünyanın sonu değil, otuz yıldır,
kırk yıldır yapılamayan bir santrali bugün, üstünde birçok şaibenin de
bulunduğu bir metotla, bir yolla…
Değerli milletvekilleri, nükleer santral kurabilmek bir ülkenin
kendi kararı olmuyor. Sayın Bakan, bağışlayın. Uluslararası Atom Enerjisi
Kurumu veya bu noktadaki uluslararası kuruluşların denetiminde böyle bir şey
yapabilirsiniz. “Ben istedim, şu teknolojiyle, şuraya şu santrali kuracağım, şu
şekilde de işleteceğim.” diyemezsiniz. Şimdi, daha projesi yok, ÇED raporu yok,
gereken hazırlıklar yok, ilgili yönetmelikler çıkartılmamış. Nasıl
işleteceksiniz? Atıkları nasıl muhafaza edeceksiniz? Tüm bu noktalarda bir
hazırlık yok ama Sayın Başbakanın kararı var. “Kazmayı vuracağız. Risk var diye
yatırımlardan vaz mı geçeceğiz?” diyor Sayın Başbakan ve çok yakışıksız bana
göre çok anlamsız da bir benzetme yapıyor, “Efendim, yani risk var diye tüp gaz
kullanmayacak mıyız?” Yahu, olmaz böyle bir şey! Böyle bir anlayışla bu işe
yaklaşırsanız bu insanların ödü kopar, gece uykuları kaçar değerli arkadaşlar.
Siyasetçi ve devlet adamı muhtemeli, geleceği öngörmek
mecburiyetinde. Eğer öngöremiyorsanız güven uyandıramazsınız. Bu sebeple ben bu
konunun bir daha değerlendirilmesini, bu konunun kararının tekrar gözden
geçirilmesini Sayın Hükûmetten, Sayın Başbakandan Mersin halkı adına,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yani tüm insanlık adına tekrar istirham
ediyorum. Bir kör inat uğruna -buna kör inat denir- insanların uykusunu
kaçırmaya hakkınız yok. Kaldı ki işte, gözümüzün önünde bu nükleer santral
insanların canını alıp götürüyor. Çernobil’i unutmayınız. Çernobil’de, rakamlar
ortada, aynı anda 50 bin kişinin öldüğü iddia ediliyor, 290 bin kişinin
nükleer…
MUSTAFA ÖZTÜRK (Hatay) – Çernobil nükleer santral değildi, nükleer
bomba olarak…
BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bomba olarak... Bunun nükleer bomba
olmayacağından nasıl emin olursunuz Değerli Hocam?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SONER AKSOY (Kütahya) – Uluslararası anlaşmalar var.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Dolayısıyla, bu inadınızdan vazgeçin,
tarih huzurunda sorumlusunuz…
BAŞKAN – Sayın Şandır, teşekkür ediyorum.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Aksoy, siz özellikle yenilenebilir
enerjiyi savunun; o pozisyonunuz çok daha değerliydi, şimdiki pozisyonunuz
yanlış.
Çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen
Abdurrahman Arıcı, Antalya Milletvekili.
Buyurun Sayın Arıcı.
ABDURRAHMAN ARICI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Meclisimiz yoğun bir gündemle çalışmakta ve önümüzde kalan iki
haftalık bir süreçte de gündemimiz yoğun bir şekilde devam etmektedir,
edecektir de. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde olan tasarıları hızlı
bir şekilde hep beraber, tüm gruplarla beraber tartışarak çıkarma çabası içerisindeyiz.
Bu nedenle verilen önergeyi bu kısa sürede neticelendirmemiz,
komisyonların kurulması mümkün görünmemektedir. Bundan dolayı, inşallah,
verilen önergeleri 24’üncü Dönemde arkadaşlar değerlendirirler.
Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkürlerimi
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arıcı.
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ali
Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun verdiği Meclis araştırması önergesinin
lehine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, geçen haftalar içinde Japonya’nın
Okoyama’sında Pasifik dalma batma kuşağı içerisinde ve 20 kilometre
derinliğinde çöküntü biçiminde bir deprem meydana geldi. Bu depremden sonra;
Richter ölçeğine göre 8,9 şiddetindeki -daha sonra 9 olarak ölçülen- bu
depremden sonra süprüntü dalgalarıyla Japonya’da tam bir nükleer cinayet
yaşandı.
Şimdi, öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bu depremin derecesinin
bir fazla ya da bir eksik, süprüntü dalgasının boyu bir metre fazla veya bir
metre eksiktir diyerek Japonya’daki bu nükleer cinayetin sorumluluğundan
kurtulmak mümkün değildir. Japonya’daki nükleer cinayetten tasarımı yapan, bu
tasarımlara lisans veren hükûmetler doğrudan sorumludur. Japonya’daki nükleer
felaket hacim olarak Çernobil’le karşılaştırılamaz. Fukuşima’da, her bir
ünitede 25 ton civarında olmak üzere birinci, ikinci ve üçüncü ünitede toplam
75 ton yakıt eriyor, hâlâ erimeye devam ediyor çünkü soğutma sistemi iflas
etmiştir. Üçüncü ünitedeki reaktör yakıtı plütonyum 239 ve uranyum karışımıdır.
Dolayısıyla, ayrıca bu dördüncü ünitede de soğutma havuzunda 370 ton atık yakıt
var, havuzlarda soğutma suyu olmadığından hızlı radyasyon yaymakta. Bu
havuzların üstü açık olduğundan dolayıdır ki bunların yaydığı radyasyon nükleer
reaktörlerde yayılandan daha tehlikelidir. Bu felaketi klasik nükleer kaza
seviyeleriyle ölçemezsiniz. Çünkü atmosfere karışan plütonyum 239 var. 1 gram
plütonyum 239’un patlama neticesinde, atmosfere 1 mikron büyüklüğünde
partiküller hâlinde çevreye yayılması durumunda, bu çevrede yaşayan en az 500
bin kişide kanser tetiklendiği bilim adamları tarafından söylenilmektedir.
Plütonyum 239’un atmosferde okside olduğu an en tehlikeli toksik maddesi olarak
canlıların sinir sistemine tahrip edici etkisi görülmektedir.
Fukuşima’da ilk birinci haftada çevrede yayılan radyasyon dozu
saatte 500 miliremdir. Amerika’da nükleer santral çevresinde yaşayan insanların
bir yılda alacağı maksimum miktar 100 miliremdir. Bu da göstermektedir ki,
Fukuşima Nükleer Santrali bölgesinde radyasyon dozu müsaade edilen miktarın 4
bin, 5 bin katına ulaşmıştır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren Japon hükûmetleri daima en fazla
enerji oburluğu olan bir toplum yaratmıştır. Türkiye’de de maalesef aynı
politikalar izlenmektedir. Enerji verimliliği ve tasarruf yerine sürekli enerji
oburluğu işlenmekte, toplum devamlı “Karanlıkta kalacağız.” diye tehdit
edilerek, gerçekten güvenilirliliği ve atık sorunu çözümlenmemiş bir nükleer
teknoloji Türkiye’ye dayatılmaktadır.
Rusya, İran’da VVER-1000 tipi reaktörü kurmuştur. VVER-1000 tipi
Rus reaktörü, Akkuyu’ya kurulması tasarlanan VVER-1200 reaktörünün zayıf
kardeşidir.
Bu reaktörler altı ay önce denemeye alındılar değerli
milletvekilleri. Üç aydan beri “Teknolojik problemler var.” diye fısıltı
şeklinde haberler sızıyordu. Dört hafta önce, Rosatom’un web İnternet sitesinde
birinci soğutma sistemindeki dört adet ana sirkülasyon pompasının titremeye
başladığı, nükleer santralin titrediği bilgisi aldık. Bunun üzerine Rosatom,
yani değerli milletvekilleri, Akkuyu’ya bu nükleer santrali kuracak Rus şirketi
açıklama yapmak zorunda kaldı. İran’a kurdukları VVER-1000 tipi reaktörün
pompalarında 1970 yılından kalma pompaları kullandıklarını itiraf ettiler.
Şimdi de sökme çalışmalarına başladılar.
Yine, buradaki bir karşılaştırmayı, bir düşünceyi, bir yanlış
düşünceyi söylemek istiyorum. Sayın Bakan bugün televizyonlara çıktı, Paris ile
Akkuyu’yu karşılaştırdı. Dedi ki: “Efendim, Paris’e 75 kilometrede nükleer
santral var. Paris’e turist gitmiyor mu?” Değerli arkadaşlarım, tabii, son
zamanlarda, bu Hükûmet döneminde, bir nükleer cehalet dönemi yaşanmaktadır.
Bugüne kadar gelip geçmiş Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinde bu kadar bir
nükleer cahillik görülmemiştir. Paris ile Akkuyu’yu karşılaştırmak mümkün
değildir. Bu, fille karıncayı karşılaştırmaya benzer. Paris’in bir Mona Lisa’sı
vardır, Paris’in bir Mona Lisa’sı vardır, Paris’in bir Louvre Müzesi vardır;
Akkuyu’nun Louvre Müzesi yoktur, Akkuyu’nun Mona Lisa’sı yoktur. Dolayısıyla,
Paris’e giden turist ile Akkuyu’ya, Antalya’ya giden turist, birbirinden
nitelik olarak farklıdır.
İkinci bir konu: Efendim, nükleer santrallerin büyük bir kesimi
Amerika, Japonya ve Fransa’daymış. Amerika’da otuz yılı aşkın bir süredir yani
1978’den bu yana bir tek nükleer santral yapılmıyor. Avrupa’da ise,
Finlandiya’da, Avrupa’nın medarı iftiharı olarak sundukları bu Finlandiya’daki
nükleer santralle on - on iki yıldır uğraşmaktadırlar, başka, bunun örneği
yoktur değerli arkadaşlarım.
Şimdi, sevgili milletvekilleri, değerli arkadaşlarım, Japonya’da
patlayan, sobanın üstünde unutulmuş kestane değildir; Japonya’da patlayan, bizim
ninelerimizin, analarımızın tavada bize patlattığı mısır değildir; Japonya’da
patlayan, bir uyandırma telefonu falan değildir bir oteldeki. Japonya’daki
felaketi, siyasi iktidar, küçülte küçülte küçülte neredeyse iğnenin deliğinden
geçirecek. Japon Başbakanı ağlıyor, Japon bilim adamları çaresiz kalmış
-televizyonda bunu görüyoruz- ve Japon Hükûmeti, tarihinde ilk kez, bir nükleer
alarm ilan etmiştir, bir acil durum programı ilan etmiştir, tarihinde ilk kez
ama bizim Hükûmetimiz, bunu küçülte küçülte neredeyse çocuk patiğinin içine
sokacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bakın bu olay, Japonya’daki yaşanan bu olay,
artık Türkiye’deki Akkuyu’da kurulacak nükleer santral konusunda hem siyasi
iktidarın hem de tüm toplum kesimlerinin başlarını iki ellerinin arasına alıp
yeniden düşündürme fırsatı vermektedir. Gerçekten düşünmemiz gerekiyor.
Şimdi, burada kurulacak nükleer santral VVER-1200 tipi nükleer
santraldir. Bu anlaşmanın Meclisten geçerken yapılan konuşmalarında şimdi
oradan bana laf atan arkadaşımız gelip burada konuşmuştu, o teknolojinin ne
kadar güzel bir teknoloji olduğunu söylemişti.
Şimdi, ben Sayın Bakana sordum: “VVER-1200 tipi reaktörler henüz
işletmeye alınmış, işletme hâlinde bulunan reaktörler mi?” demiştim. Bu kürsüde
AKP adına konuşan arkadaşımız, bu reaktörlerin dünyanın her tarafında
çalışmakta olduğunu söyledi ve ben bunun yalan söylediğini söylediğimde bu
kürsüde, dava açtı, şimdi onunla mahkemede hesaplaşıyoruz. Sayın Bakana sordum:
“VVER-1200 tipi reaktörler işletmeye alınmış, ticari deneyimi olan reaktörler
mi?” Tabii, Sayın Bakan, benim soru önergelerime çok kaçamak cevaplar verdi ama
burada kaçamadı. Cevap şu değerli arkadaşlarım: “VVER-1200 tipi reaktörler
henüz işletime alınmamıştır, böyle bir modeli yoktur.” demek zorunda kaldı.
Sevgili milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; bu elimdeki rapor
Rus kamu çevre bilirkişi raporu. Bu Rus kamu çevre bilirkişi raporu Akkuyu’da
kurulan bu VVER-1200 tipi reaktörlerin küçük kardeşi olan, zayıf kardeşi olan
dediğimiz VVER-1000 tipi reaktörlerin Balakovo’da kurulmasına ilişkin
düzenlenen bir rapordur. Bu raporda Rusya’da bu konuda uzman bilirkişiler
tarafından, kamu çevre bilirkişileri tarafından bu VVER-1000 tipi nükleer
santrallerin dizaynı, dokümanları incelenmiş. Varılan sonuçlar çok vahim değerli
arkadaşlarım ama ben sadece bunun sonuç kısmını okuyacağım. Burada çok geniş
bir şekilde var, bunun İngilizce orijini de var bende, istiyorsa o
arkadaşlarıma da veririm, Sayın Bakana da veririm. Çünkü Sayın Bakan benim
verdiğim soru önergesinde, böyle bir mahkeme kararından, böyle bir rapordan
haberi olmadığını söylüyor.
Şimdi, arkadaşlar, bakın, buradaki çok enteresan olayı söyleyeyim
size. Burada “Balakovo’da kurulan ilk dört nükleer reaktör içeren santral
Sovyetler zemininde 70’lerin sonunda kapsamlı bir ÇED raporu yapılmadan
alınmıştır.” diyor. Dedikten sonra, sonuç olarak, “Bu iki VVER-1000 reaktörle
ilgili bizlere sunulan resmî belgelerde yaptığımız inceleme ve araştırmalar
sonucunda, ilk olarak bu projenin, Rusya Federasyonu Nükleer ve Radyasyon Güvenliği
Kurumu için 2003 yılında çıkarılan Enerji Normları ve Regülasyon Kanunu’nun
108’inci maddesindeki kodlara, Regülasyon Yönetmeliği’ne uymadığı tespit
edilmiştir.” denilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Yani şu, değerli arkadaşlar:
Rusya’daki Nükleer Güvenlik Yönetmeliği’ne uymayan bir teknoloji, uymadığı
nedenle Balakovo’da mahkeme kararıyla yaptırılmayan bir teknoloji, Mersin
Akkuyu’ya kurulmak isteniyor değerli arkadaşlarım. Buna Akkuyu halkı da müsaade
etmeyecektir, buna Mersin halkı da müsaade etmeyecektir.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu santrali buraya kuramayacaksınız,
bu santrali kurmadan gideceksiniz. Mersin halkı 12 Haziranda size cevap
verecek. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, nükleer santralle ilgili söylenmesi gereken
çok şey var. Orada kurulan teknoloji işte mahkeme kararlarıyla, Rus mahkeme
kararlarıyla buradadır.
Yine Bulgaristan’ın Belene kentinde Avrupa Birliği sertifikasını alamadığı
için bu reaktör iptal edilmiştir değerli arkadaşlarım. Bakan bunu da söylüyor,
“Sertifika almamış olması kurulmamış olmasını gerektirmez.” diyor.
BAŞKAN – Sayın Öztürk…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu sevdadan
vazgeçilmelidir. Bu sevda, kötü bir sevdadır. Bu, karşılıksız bir aşktır. Bu,
insanın yaşam hakkına doğrudan kast etmektedir. Ben bunu arkadaşlarımızın bir
kez daha düşünmesini istiyorum. Ama şunu bilin ki, siz kazmayı vuramadan
gideceksiniz, biz size kazmayı vuracağız. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz
isteyen Afif Demirkıran, Siirt Milletvekili.
Buyurun Sayın Demirkıran.
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin Akkuyu’da kuracağımız nükleer
santralle ilgili vermiş oldukları araştırma önergesi aleyhine söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan -Ali Rıza Bey burada mı, ayrıldı mı?- Ali
Rıza Bey, son kamuoyu araştırmalarına bakarsak 12 Hazirandaki durum şimdiden
bellidir.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 12 Haziranda görürüz, görürüz!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - Onun için, hiç merak etme, biz 12
Haziranda da buradayız…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Görürüz görürüz, 12 Haziranda!
Mersin’de göreceğiz sizi, Mersin’de.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - …ondan sonraki dört sene de buradayız,
ondan sonraki dört sene de.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Referandumda gördük, referandumda
Mersin’i gördük.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Çünkü biz, seçim beyannamemizi 2023,
cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümüne göre hazırlamış
bulunmaktayız.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yüzde kaç oy aldınız referandumda,
Mersin’de yüzde kaç oy aldınız Afif Bey?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - Onun için, hiç merak etmeyin.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Mersin’de yüzde kaç oy aldınız?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - Mersin halkına gelince, buradan bütün
Mersin halkına saygılarımı sunuyorum, selamlarımı sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Mersin halkı 12 Haziranda ne yapacak
bak görürsün!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Mersin halkı şunu bilsin ki…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Neyi bilecek?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) –
... hiçbir şekilde Mersin’e, Mersinliye en ufak bir zararı olacak bir
teşebbüs içinde bulunmayacaktır bu Hükûmet.
Mersin halkına şunu söylüyorum: Değerli Mersin halkı, bakın,
dünyadaki elektriğin yüzde 15’i nükleerden üretiliyor.
(Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ile Mersin Milletvekili Ömer
İnan arasında karşılıklı laf atmalar)
BAŞKAN - Sayın Öztürk…
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) –
Dünyada 441 tane nükleer santral işletmededir, dünyada 60 tane nükleer
santral inşa hâlindedir. Biraz önce…
(Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ile Mersin Milletvekili Ömer
İnan arasında karşılıklı laf atmalar)
BAŞKAN - Sayın Öztürk,
lütfen…
Sayın İnan, lütfen…
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Akkuyu’da
kurulacak olan santralin etrafı çiçeklik olacak, etrafı bağlarla çevrili
olacak, lüks oteller olacak, bunu hiç merak etmeyin.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Japonya ne oldu? Japonya ne oldu?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Ben dünyada birçok ülkede nükleer
santral gezdim ve etrafındaki köylülerle konuştum.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Japonya’da çiçeklik var. Onlar
cesetler, dolaşanlar, çiçek değil!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Orada insanların balık avladığını
gördüm.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tabii, tabii avlıyorlar, Japonya’da
balık avlıyorlar şimdi!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – İnsanların havuzda yüzdüğünü gördüm.
Dolayısıyla, hiçbir şekilde, böyle, sizin yapmış olduğunuz
şekilde…
Bakın, Bergama için de aynı şey söyleniyordu. Ne oldu Bergama?
Bergama’dan ses çıkıyor mu? Birkaç tane Asteriks’i salıyorlardı sokağa bazı
lobiler. Ondan sonra ne oldu? Bergama çalışıyor, arsenik teknolojisiyle
çalışıyor.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de yıllardan beri arsenik
kullanılıyor, gümüşte arsenik kullanılıyordu, birçok değişik sanayide
kullanılıyor, hiç kimsenin sesi çıkmıyordu. Ama vakta ki, Türkiye altınını
değerlendirmeye başladı, emperyalizmin etkisinden kurtulmaya başladı, kendi yer
altı zenginliklerini kullanmaya başladı, birileri bunun önüne geçmek için
birilerini sahaya sürdüler.
SIRRI SAKIK (Muş) – Allah söyletiyor.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – İşte, nükleer santraller de bu
şekildedir. Bakın, size bir şey söyleyeyim: Nükleer santral…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yani şimdi siz nükleer lobileri
savunmuyorsunuz, emperyalizmin lehine mi yapıyoruz? Afif Bey, biz emperyalizmin
çıkarını mı savunuyoruz?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Müsaade edin, müsaade edin lütfen.
Bakın, üç tane nükleer santral kazası olmuş dünyada, şimdiye kadar
üç tane nükleer santral…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ayıptır, ayıp!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bakın, nükleer kazalardan bahsediyorum
size.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bir kere bilimsel konuş!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – İstediğiniz sahaya geliyorum, nükleer
kazalardan bahsedeceğim.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Benim bilmediğim ne var?
BAŞKAN – Sayın Öztürk…
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bir tanesi 1979’da Three Miles
Island’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde Pensilvanya’da… Bu vanalar, soğutma
hatlarının vanaları kapalı unutulduğu için -insan hatası- bir kaza oldu ama
koruma zırhı olduğu için hiçbir şey olmadı.
Çernobil: Biraz önce eski Enerji Bakanımız buradaydı, dedi ki; o
bir silah fabrikası. Evet, orada koruma zırhı yok Çernobilde. Yine insan
hatası. Fakat, Japonya Fukushima’ya geldiğimizde… Bakın, deprem üssüne çok daha
yakın bir başka santral var. Bir başka santral var deprem üssüne çok yakın. O
santralde hiçbir şey olmadı. Bakın, yüzde 9 deprem…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya depremle hiç alakası olmadığını
söyledim zaten.
BAŞKAN – Sayın Öztürk, böyle bir tarz var mı? Lütfen…
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bakın, yüzde 9 deprem, tsunami, hiçbir
şey olmadı.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Beni dinlememişsin sen!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Benim seni dinlememe gerek yok, çünkü
ben olayı çok iyi biliyorum.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Dinlememişsin, çünkü “Depremle ilgili
değil.” dedim.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Öte yandan, yine Fukushima’nın 10
kilometre hemen güneyinde bir başka reaktör var, bir başka santral var, orada
da hiçbir şey olmadı. Orada da hiçbir şey olmadı, ama burada, soğutma
pompalarından bir tanesinde arıza olunca, elektrikler de kesilince, üst üste
bunlar binince tsunamiden dolayı, depremden dolayı -daha belli de değil,
nereden kaynaklandığı da henüz belli değil, henüz belli değil, araştırılıyor-
böyle bir kaza meydana geldi. Peki, bu kazanın sonucunda ne oldu? Şimdiye kadar
herhangi bir ölüm haberi gelmedi ve bugün basında var eğer takip ederseniz,
Fransa ve İtalya’ya ulaştı oradan gelen bulutlar ve açıklama yaptı oradaki
bakan, Fransa ve İtalya açıklama yaptı: Risk sıfır.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Allah Allah!
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – İthal gıdalarda da risk sıfır, oraya
gelen bulutlarda da, Avrupa’ya ulaşan bulutlarda da risk sıfır. Dolayısıyla,
şuraya geleceğim…
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Cahit Aral’ı anımsatıyorsunuz,
“Biraz radyasyon iyidir!”
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Şuraya geleceğim: Arkadaşlar, bu, kırk
sene önce kurulmuş olan bir santraldi, ikinci nesil santral fakat bizim
kuracağımız santral üçüncü nesil. Ne demektir üçüncü nesil santral? Eğer
herhangi bir şekilde soğutma pompalarında bir arıza olduğu zaman dahi yedek
soğutma suları kendiliğinden devreye giriyor. Kabukta ikinci bir güvence var.
Dolayısıyla, hiç merak etmeyin.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bu pompaların arızalı olduğu mahkeme
kararıyla tespit edildi.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bakın, bir de bunun bir lisanslaması
olacak, çalışması olacak, ÇED’i verilecek, EPDK devreye girecek. Yani -bu
yapmış olduğumuz anlaşma- yarın kazma vurulmayacak ki. Bütün bu çalışmalardan
sonra, güvenlik, vesaire her şey yolunda olduğu zaman, evet, buranın müsaadesi
verilecek ve kazma vurulacak.
Ama şunu söyleyeyim: Gerçekten biz otuz sene geç kaldık. Gerçekten
biz bugüne kadar çoktan santrali kuracaktık.
Arkadaşlar, burada kaza oldu diye 441 tane santralden hangisi
kapatıldı? Bir tane kapatılan santral var mı? Bizde henüz kazma yok, henüz bir
şey yok, henüz inşaat yok, siz diyorsunuz ki: Akkuyu’yu iptal edin. Ya
çalışanlardan hiçbir tanesi kapanmadı ki. Japonya yüzde 30 enerjisini
nükleerden karşılıyor. Bakın, Japonya’da elli dört tane santral işletmede, 46
bin megavat. Bizim bütün ülke çapındaki kurulu gücümüz 48 bin megavat,
Japonya’daki 46 bin megavat; bizim gücümüzün tamamı kadar. Hidroliklerimiz,
kömürümüz, bütün kaynaklarımızın tamamı kadar bir kapasite var Japonya’da ve
hâlen on iki tanesi de inşaat hâlindedir, planlama hâlindedir. Bunlar da
devreye girdiği zaman yüzde 40 enerjisini nükleerden üretecek.
Ali Rıza Bey, ki çok sevdiğim, saydığım bir arkadaşım, biraz önce
dedi ki: “Amerika Birleşik Devletleri’nde herhangi bir yeni santral yok,
yapılmıyor.”
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 78’den beri yok.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Evet, elimdeki tablo burada, Amerika
Birleşik Devletleri’nde bir tane santral inşaat hâlindedir, buyurun, şu
nüshasını size vereceğim, inşaat hâlinde, inşaat hâlinde…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 78’den beri yok. Afif Bey, iyi araştır,
78’den beri yok. Bir tek Finlandiya’da var şimdi.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Amerika Birleşik Devletleri’nde -şu
anda güncel bir bilgiyi veriyorum ben sana- inşa hâlindedir. Dünyada altmış
tane 60 bin megavat nükleer santral inşa hâlindedir. Dolayısıyla, biz halkımızı
karanlıklara mahkûm bırakmayalım, biz halkımızın ihtiyaçlarını karşılayalım,
biz nükleer teknolojiye de gidelim.
Bakın, eğer nükleere karşıysak, nükleer reaktöre karşıysak, işte
Küçükçekmece’deki 5 megavatlık bir nükleer reaktörümüz var, buyurun kapatalım.
Yani, 5 megavat ile bin megavat arasındaki fark izafi olarak bir şey değil,
aynıdır. Birisinin etki alanı daha fazla olabilir, birisinin etki alanı daha az
olabilir. O zaman, niye Küçükçekmece’dekini kapatalım diye kampanya
yapmıyorsunuz?
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kampanya yapmıyoruz, biz gerçekleri
söylüyoruz.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, Akkuyu, güzel bir
yöremizdir ama Türkiye'nin her tarafı güzeldir. Buradaki değerli
milletvekillerinin hepsinin seçim bölgeleri güzel yerlerdir. Buyurun, Akkuyu’da
yapmayalım, nerede yapalım?
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siirt’te.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Evet, Siirt’e yapılmasını ben kabul
ediyorum. Enerji Bakanlığına açıkça söylüyorum: Ben, Siirt’e nükleer santral
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, biz, öyle buradan popülizm yapıp, seçim
bölgesine, insanlara bu seçim arifesinde mesajlar göndermeyelim.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Hiç yapmayalım.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Urfa’ya yaparız, hiç merak etme.
Milliyetçi Hareket Partisi de aslında nükleer santrale karşı
değil. Zaten bu hazırladıkları araştırma önergesinde de nükleer santrale,
nükleer teknolojiye karşı olmadıklarını ifade ediyorlar. Üstünden girmiş,
altından girmiş, sağdan girmiş, soldan girmiş ama bakıyorum, okuyorum, Allah
Allah, peki, bu niye verildi burada?
YILMAZ TANKUT (Adana) – Bunu öteleyin, düşünün diye söylüyoruz.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Sayın Şandır demek ki Mersin’e mesaj
göndermek için verdi. İki gün önce biz bunları burada konuşmuştuk, tekrar
tekrar konuşacağız ve halkımızın bu ihtiyaçlarını mutlaka karşılayacağız.
Türkiye’yi karanlıklarda bırakmayacağız. Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesine
çıkaracağız.
Biz, kuracağımız bu santralde sadece Avrupa Birliği kriterleri
değil, Uluslararası Atom Enerjisinin de kriterleri doğrultusunda, halkımızı her
safhada bilgilendirerek, halkımıza gerekli bilgiyi vererek, halkımızla beraber
biz, nükleer santralimizi de kuracağız, güneşimizi de değerlendireceğiz,
rüzgârımızı da değerlendireceğiz, hidroliğimizi de değerlendireceğiz,
kömürümüzü de değerlendireceğiz. Evet, yapmak istediğimiz, yaptığımız şu
ezcümle: Biz, yerli kaynaklarımızı geliştireceğiz, ithalattan kurtulacağız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.45
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.48
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
82’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
2.- Terör ve terörle mücadeleden
doğan zararlara ilişkin (10/1080) esas numaralı, Meclis Araştırması
Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 24/03/2011 Perşembe günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu; 24.03.2011 Perşembe günü (Bugün)
toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
M.
Akif Hamzaçebi
Trabzon
Grup
Başkanvekili
Öneri: Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve
Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Terör ve
Terörle Mücadeleden Doğan Zararlar) (10/1080 esas numaralı) Meclis Araştırma
Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 24.03.2011 Perşembe günlü
birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen
Şevket Köse, Adıyaman Milletvekili.
Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)
ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerinde söz aldım. Sözlerime
başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, güzel ülkemiz ne çektiyse terör ve terörle
mücadele esnasında insanların gördüğü zararlardan çekti. Bu zararlara çok
sayıda örnek vermek olanaklıdır. En başında harcanan yüz milyarlarca doları
sayabiliriz. Silaha ayrılan bu kadar parayı, eğer sağlığa, eğitime ve adalete
yatırsaydık bugün ülkemiz belki de çok farklı bir konumda olacaktı.
Değerli arkadaşlar, bu ekonomik zararların yanında ortaya çıkan
sosyal çöküntü ayrıca da ele alınmalıdır. Ortaya çıkan bu sosyal ve ekonomik
çöküntüden dolayı anaların gözyaşları dinmedi ve yuvalar dağıldı, binlerce
genç, bağlantıları ve ipleri yurt dışında olan bir kavga uğruna canlarını
verdiler.
Bakınız, Uğur Mumcu acaba neden öldürüldü? Uğur Mumcu kimlerin
ipini pazara çıkaracaktı ve kimlerin bu kanlı oyundan para ve rant sağladığını
yazacaktı ya da terörden kim besleniyorsa isimlerini açığa mı çıkaracaktı?
Bütün bunları unutmayalım değerli arkadaşlar.
Sayın milletvekilleri, ülkemiz AKP hükûmetleriyle dokuz yıldır
yönetilmektedir. Geriye dönüp baktığımızda AKP’nin karnesinin kırıklarla dolu
olduğunu görmekteyiz. Eğer AKP’nin en başarısız, en beceriksiz olduğu konu
hangisi diye sorarsanız şüphesiz terörle mücadele ve terörle mücadele nedeniyle
bölge halkının gördüğü zararlardır diyebiliriz.
Bakınız, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların
Karşılanması Hakkında 5233 sayılı Yasa 2004 yılında çıkarıldı bu Mecliste.
Yasa’nın uygulamasında 3 kez uzatmaya gidildi, başka bir deyişle Yasa’da
sonuncusu 2007’de olmak üzere 3 kez değişiklik yapıldı.
Bakınız, sonuç nedir? Bölge halkımız yaşadığı mağduriyetlerden
kurtuldu mu acaba? Elbette ki hayır. Bölgede yaşayan yurttaşlarımız hem acıları
yaşadı hem de kıt kanaat geçinirken ellerindeki ekmekten ve hatta yerlerinden,
yurtlarından oldu. Yaşadıkları sorunlar katlandı ve sorunları kamu eliyle,
devlet gücüyle çözülebilecek hâle geldi.
Değerli arkadaşlar, bölgede hangi ile gitsem zarar tespiti için
valiliklere yapılan başvurulardan şikâyetler almaktayım çünkü insanlarımızı
bıktıracak, yıldıracak bir bürokrasi uygulanmaktadır bölgede. Yapılan
başvurular komisyonlarda uzun süre bekletilmektedir. Neticede sistemli bir
çalışma da olmadığından binlerce dosya, olduğu gibi, işlem görmeden
beklemektedir. Bunun nedeni ise AKP Hükûmetinin bölgeye ve bölgede yaşayan
yurttaşlarımıza bakış açısıdır. Maalesef AKP terör ve terörle mücadeleden doğan
zararların karşılanması konusunda isteksiz ve halkın yaşadığı acılara da
duyarsızdır. Zarar gören yurttaşlarımızın zararlarının karşılanması konusundaki
tutumu da bunun en bariz örneğidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zamanın İçişleri Bakanı
olan Sayın Beşir Atalay’a birçok soru önergesi verdim. Zaten Hükûmetin konuya
yaklaşımı verilen yanıtlardan da açıkça anlaşılmaktadır. Örnek mi istiyorsunuz?
Örneğin Sayın Bakan aynen şunların altına imza atmıştır: “Yapılan
müracaatlardan il zarar tespit komisyonlarınca olumlu karara bağlanıp sulhname
imzalayan yurttaşlarımız için yapılan ödenek talepleri, bütçe imkânları
çerçevesinde tarih sırasına göre illerimize gönderilmektedir ve zarar gören
vatandaşlarımıza ödenmektedir.” deniliyor. Sayın Bakan bütçe imkânları
çerçevesinde, gönderilmekte olduğunu söylüyor ama her şeye para buluyorsunuz,
haklı talepleri için eylem yapan öğrencilere, hakkını arayan emekçilere
sıkılacak biber gazına paranız var da, bölgede acı çeken halka acaba paranız
niye yoktur? İki yıl önceki rakamlar bile Sayın Bakanın bu konuya nasıl
yaklaştığının göstergesi olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ekim 2008 sonu itibarıyla
Türkiye genelinde zarar tespit komisyonlarına yaklaşık 360 bin başvuru
yapılmıştır. Bunlardan 144 bini sonuçlandırılmıştır. Yani toplam dosya
sayısının yarısından daha azı ancak sonuçlandırılmıştır. Bir de bu dosyaların
hepsi olumlu olarak sonuçlandırılmamıştır. Olumlu sonuçlandırılan ve sulhname
imzalayan yurttaşlarımıza ödenmesine karar verilen tazminat miktarı ise 1
milyar civarındadır.
Bu anlamda başka bir konuyu da es geçmeyelim. Bildiğiniz gibi,
1984-1998 yılları arasında terör nedeniyle, daha iyi yaşam koşulları arayışları
gibi nedenlerle çok sayıda köy ve mezra boşaltılmıştır. Bu nedenle Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’daki on dört ilde yer değiştirmeler olmuştur. Ayrıca, resmî
rakamlara göre bölgede göç eden toplam nüfus 360 bin civarındadır ve kimi sivil
toplum örgütlerine göre de bu rakam 3 milyon civarındadır.
Göç ettirilmiş nüfusa yönelik olarak 1994 yılında Köye Dönüş ve
Rehabilitasyon Projesi geliştirilmiştir ve yaşadıkları yöreleri terk etmek
zorunda kalan ailelerden gönüllü olarak geri dönmek isteyenlere kolaylık
sağlanmaya çalışılmıştır.
Yine, kendi köylerinde veya bunların civarında veya arazisi müsait
başka yerlerde iskân edilmeleri ve gerekli sosyal, ekonomik altyapısının tesisi
için projeler yapılmıştır ve proje kapsamında on dört il yer almaktadır. Bu
iller ise Bingöl, Hakkâri, Tunceli, Bitlis, Van, Muş, Elâzığ, Adıyaman, Ağrı,
Diyarbakır, Batman, Siirt, Mardin ve Şırnak’tır.
Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; Köye Dönüş Projesi’nde
Başbakanlık tarafından 20 Ocak 1998 tarihinde çıkarılan genelge kapsamının
içerisindeki ilçelerden hareket edilerek uygulama yapılmaktadır. Bu genelge
kapsamı içerisinde geriye dönen insanların, bakımsızlıktan yıkılmış, yok olmuş,
tahrip edilmiş evlerinin tamiri ve yaşanılabilir bir hâle dönüştürülmesi için
destek verilmesi söz konusudur.
Ayrıca, köylerin altyapılarına ait çalışmalar ve bu insanlara
geçimlerini temin edecek hayvancılık, tarımsal kredi destekleri verilmesi
planlanmıştır.
Yine, kaymakamlıklar tarafından, yaşamlarını idame
ettirebilecekleri yardımlar yapılmaya çalışılmıştır ancak bütçe içerisinde aktarılan
asıl meblağ altyapı hizmetlerine harcanmıştır. İşte bu noktada 5233 sayılı Yasa
uygulamaya konulunca halkımız için bir umut ışığı doğmuştur fakat bu umut
ışığının bir ampul ışığı olduğu kısa sürede anlaşılmıştır.
Zamanın İçişleri Bakanı Köye Dönüş Projesi’nin uygulandığı on dört
il valiliğinden bilgiler almış. Alınan bu bilgilere göre toplam 62.448 haneden
386.360 kişi yaşadıkları yerleşim yerinden ayrılmış demektir.
2008 Mayısı sonunda ise 25 bin haneden 150.469 kişinin eski
yerleşim birimlerine dönüş yaptığı açıklanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buraya kadar değindiğimiz
noktalar ekonomik boyuttadır. Bir de konunun sosyal ve kültürel yanları
bulunmaktadır. Hükûmet, her konuda olduğu gibi bunu da göz ardı etmektedir.
Bakınız, geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’daydım ve bölgede yedi gün
kaldım. Bölgede halk yaşananlardan bıkmış, isyan edecek durumdadır. Halk, bölge
isminin artık terörle anılmasını istememektedir, artı kalıcı çözümler
istemektedir, yani GAP’ın bitirilmesini istiyor, gözyaşı, ağıt yakmak istemiyor
artık halk. Bölgede yaşayan yurttaşlarımız, taleplerini dikkate almayan AKP’den
artık kurtulmak istiyor. Ben de Cumhuriyet Halk Partisinin kendilerine yönelik
çözüm önerilerimi sundum. Yani Cumhuriyet Halk Partisi olarak Doğu ve
Güneydoğu’da yaşanan sorunlara ilişkin çözüm önerilerimizi anlattım. Neler
dedik kısaca göz atmak istiyorum: Bölgenin kalkınmasında devletin öncülük
edeceğini söyledim. Yani “Devlet eliyle fabrikalar açılacaktır.” dedim. “Bir
barış projesi olan GAP’ı bitireceğiz.” dedim. Bölgede özel sektör girişimciliği
desteklenecektir ve sosyal devlet uygulamalarına hız verilecektir. Mayınlı
araziler temizlendikten sonra bölge halkının kullanımına açılacak ve
tarihimizin en büyük toprak reformu gerçekleştirilecektir. Köye Dönüş Projesi
daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Kültürel hakların gelişmesi ve
uygulanması için özel önlemler alınacaktır. Tüm bunları halkın iktidarı yani
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, yani 13 Hazirandan sonra kurulacak olan
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında gerçekleştireceğimizi Diyarbakır’da
kaldığım yedi gün içerisinde bölge halkımıza anlattım ve inşallah, 13 Haziranda
iktidar oluruz, hem AKP’den kurtuluruz hem de bölge halkının sosyal, kültürel,
ekonomik sorunlarına en iyi bir şekilde parmak basmış oluruz.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinize tekrar saygılarımı
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köse.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Sırrı
Sakık, Muş Milletvekili.
Buyurun Sayın Sakık.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de
Cumhuriyet Halk Partisi önerisi aleyhinde söz istedim çünkü lehte sözü
Milliyetçi Hareket Partisi almıştı ama ben bu şeyin mağduruyum yani her ne
kadar lehte de aldıysam aleyhte konuşacağım.
Şimdi, tabii bunun çok yasalaşması söz konusu değil çünkü dört
yıla yakındır biz ve Cumhuriyet Halk Partisi bu konudaki hassasiyetlerimizi
zaman zaman buraya taşıyoruz ama sevgili iktidar partisinin sayısal çoğunluğu
bunu reddediyor. Oysaki gerçekten yaraların sarılması için bunun, derhâl bu
konuda bir araştırma önergesinin hayata geçmesi lazım. Şimdi dönün bakın, 1992,
aradan on sekiz yıl geçmiş, on dokuz yıl geçmiş, bu insanlar mağdur edilmiş.
Kim tarafından? Devlet tarafından. Geçenlerde buradan bir sürü yasalar
geçirdiniz. Peki, bu mağdur insanların hukukunu niye gerçekten yerine
oturtmuyorsunuz? Bu insanlar mağdur ve iki gündür Radikal gazetesinde önemli
haberler var. Dün de burada gündeme getirdim. Bir eski özel timci çıkıp açıkça
söylüyor, diyor ki: “O dönemde faili meçhul cinayetleri biz işledik. İş
adamlarını öldürdük. Efendim, şunları şunları yaptık.” Yani binlerce şeyi
sayıyor ama kimsenin sesi kıpırdamıyor, sesi çıkmıyor ve şimdi ben buradan
sesleniyorum. O dönem gidip orada o insanların evini barkını, köyünü kentini
yakan. Yüreğinizde insanlıkla ilgili küçük bir şey varsa ve insanım diyorsanız
siz de o özel timci Ayhan Çarkın gibi çıkın, kamuoyuna deyin: “Evet, bu dönemde
biz üniformalarımızla, biz apoletlerimizle, biz tanklarımızla, biz
silahlarımızla geldik. Halka karşı bu zulmü işledik.” Bu halk sizi bağışlamaya
hazır. Bu işin mağdurlarından biriyiz biz de. Biz çetele tutarak bu sorunun
çözülmeyeceğine inanıyoruz ama gerçekten sorunun çözümü için bizim geçmişimizle
yüzleşmemiz gerekir.
Ben buradan bu vesileyle, mesela birkaç gündür gazetede çarşaf
çarşaf açıklamaları olan bu özel timciyle ilgili Hükûmeti, savcıları,
yargıçları, bir bütün olarak herkesi göreve davet ediyorum. Önemli şeyler
söylüyor. O dönemde kimlerin cinayete karıştığına dair açık beyanları var ve
biz geçmişten bugüne kadar -ülkemizi de tanırız- bu konuda açık yüreklilikle
çıkıp ortada bu açıklamaları yapanların başına neler geldiğini de biliyoruz.
Hükûmet bunu -buradan tarihe not düşüyorum- kollamalıdır, korumalıdır, derhal
bu özel timci koruma altına alınmalıdır çünkü geçmişimizle yüzleşeceksek bu
şahsiyetlerin bir an önce Hükûmet tarafından korunma altına alınması gerekir.
Eğer bu şahıslar, bu şahsiyetler, gerçekten dönüp Parlamentoda bir hakikatleri
araştırma komisyonu oluşturabilmiş olsaydık, bugün bunlar Parlamentoda
bildiklerini açık ve net bir şekilde bize söyler ve sizin de kendinize uygun…
Sözüm ona sorunun çözümüyle ilgili geçmişle yüzleşmekten bahsediyorsunuz ama ne
yazık ki hâlen bu konuda bizim çabalarımız bir türlü ete kemiğe bürünmedi.
Bakın, ne diyor bu özel timci, Çarkın diyor ki: “Behçet Cantürk…”
Bilinir. Yani Kürt iş adamlarının nasıl Sapanca üçgeninde alınıp, götürülüp
katledildiğini açıkça beyan ediyor ve bizler… Kimlerin yaptığının isimlerini
söylüyor ve hemen arkasından diyor ki: “DEP’li eski milletvekilleri…” Ben de
DEP’li eski bir milletvekiliyim, buradan da bizi alıp götürmüştüler. O dönem
ilahlar emretmişti, Genelkurmay emretmişti, bizi alıp götürmüşlerdi. Bizim
avukatımız rahmetli Vedat Serhat’ın nasıl öldürüldüğünü; Savaş Buldan, bizim
milletvekili arkadaşımızın eşinin nasıl öldürüldüğünü; Ömer Lütfi Topal
cinayetini ve Dev-Sol sanıklarından Bedri Yağan, Sinan Kukul’un nasıl
katledildiğini bire bir anlatıyor. Ve Çarkın anlatıyor “Mehmet Ağar’dan tutun”
diyor “bu, onlarca, yüzlerce polisin ölümünden sorumludur.”
Şimdi, bunlar faili meçhullerle ilgili açıklamalarda bulunuyor ve
diyor ki: “Yargısız infazlar gerçekleştirdik. Sinan ve Bedri’yi nasıl
öldürdüğümüzü biliyoruz.” diyorlar.
Şimdi, bu kadar açık beyanlar var iken Hükûmetin buna seyirci
kalmasını anlamakta zorluk çekiyoruz. Sevgili arkadaşlar, bu sizin sürecinizde
olmadı. Şimdi sizin elinizi kolaylaştıracak aktörler çıktı. Önemli doneler
sunuyor. İktidar bunun için var ve “Çıkın bunları çözün.” diyor ama siz
bunlarla ilgili hâlâ burada direniyorsunuz. Yani, biz hepimiz bu ülkede
yaşayabilmenin bedelini çok ağır ödedik ama gerçekten artık sorunların
çözümüyle ilgili biz bir şeyler yapmalıyız, yapabilmeliyiz.
Bakın, bu önergede… Hâlâ binlerce mağdur insanlar var ama ben
bugün, bu önerge gündeme gelirken bir bakanımızla karşılaştım, kendi ilindeki
bu sorunları, bu hukuksuzluğu giderdiğini söylüyor. Peki, ne yapmamız lazım?
Yani biz de kendimize bu mağdurların hukukunun oturması için bir bakan mı
bulmamız lazım? Ne yapmamız lazım? Sevgili Şevket kardeşimin dediği gibi
Cumhuriyet Halk Partisinin iktidar olup -onu bekleyeceğiz- sorunlarımızın
çözülmesini mi bekleyeceğiz? E şimdi, söylediği ihtimal uzak, bakan bulmak çok
zor ama biz, gerçekten, bu konuda bu mağdurların sorunlarını çözmeliyiz,
hakkaniyet duygusu içerisinde olmalıyız.
Ne yapıyor sayın valilerimiz? Sayın valilerimiz alıyor, bu işin
mağdurlarını çağırıyor, getiriyor, devletin o otoriter, ceberut yüzünü
göstererek diyor ki: “Ver bakayım elini.” Zavallı vatandaş ne yapacak? Veriyor
elini, 8 milyar, 10 milyar. Bakın, aradan on sekiz yıl geçmiş. On sekiz yıl
önce haksızlığa uğrayan bu vatandaşlarımız, her bir yılı 1 milyar olsa –bakın,
1 milyar komik bir rakam- 18 milyar eder. Evi barkı yanmış. 40-50 olsa, 50-100
milyar eder ama tam tersi bir uygulama içerisinde. Diğer alanlarda,
holdinglerin milyon dolarlarını affediyorsunuz ama bu mağdur insanların… Eğer
yani hakkaniyet duygusu içerisinde olacaksanız, bir an önce bunların hakkını ve
hukukunu yerli yerine oturtun. İnsanlar kendi köylerine gidemiyor. Ben de bu
mağdurlardan biriyim. On sekiz yıldır, köyüm bir cennet olmasına rağmen, köyüme
gidemiyorum ve gelip yakanları da biliyorum. Ve geçen gün Gaziantep
Havaalanı’nda karşılaştığım MHP aday adaylarından biri bana anlattı, “Zengök’ü
bilirim. Ben de Kayseri’den gelen tugay içerisindeydim.” dedi. Dedim “Sağ olun.
Siz de muhakkak o yangın işinde vardınız.” Dedi ki: “Bizden önce yaptılar
bunu.” Söyleyen de bizzat bu. Hiçbir şey gizli saklı da kalmıyor ve bunu gelip
yakıp yıkanların hepsi de bu devletin üniformasını taşıyan ve bu devletin
tankını, topunu bu halkın vergisiyle alan insanlar yaptı.
Şimdi, bu devlet bu günahını temizlemelidir ve sizden bir lütuf
olarak da bunu istemiyoruz. Bu insanların hukukunu, hakkını yerli yerine
oturtun. Eğer bunları yapmazsanız... Yani tabii, hakkaniyet hiçbir yerde yok.
Burada, mesela, biz, çıkıp uzman çavuşların sorunlarıyla ilgili haksız ve
adaletsiz şeyleri seslendirdiğimizde -çünkü uzman çavuşlara bile üçüncü,
beşinci sınıf insan muamelesi yapılıyor, onları subayevlerine, çocuklarını bile
almıyorlar- hemen Genelkurmay Başkanı çıktı, laf yetiştirdi: “Aramıza nifak
sokuyorlar.” Siz adaletsiz olursanız, tabii ki aranıza nifak sokulur. Siz kendi
aranızda bile adaleti olmayan bir ülkenin kurumları, ülkenin parlamentosu bir
bütün olarak, ne burada adalet var ne ilde adalet var ne Genelkurmayda var ne
yargıda var, hiçbir yerde adalet ve hakkaniyet yok. Adaletin olmadığı yerde de
kavga devam eder.
Onun için, dönüp insanları suçlamaya gerek yok. Kendinizde,
kendimizde kusurları aramalıyız. Neden bu insanlar gerçekten bu kadar uzun
yıllardır hâlen sokaklarda? Hâlen Diyarbakır’ın göbeğinde, Batman’da insanlar
niçin sokaktadırlar? Bu akşam niye oturma eylemi yapıyorlar? Sizin
adaletsizliğinizi protesto ediyorlar. Diyorlar ki: “Yahu, yüzde 10’luk barajı
lütfen kaldırın. Efendim, ana dilde eğitim görmek istiyoruz. Bu, bizim
hakkımız, bir lütuf değil.” Bunun için sokakta siz polislerle onların üzerine
saldırtıyorsunuz, iktidarsınız. Şimdi, peki insanlar ne yapmalı? Şiddete de
başvurmuyor. En demokratik hakkını kullanarak alanda oturuyor, diyor ki: “Ben,
demokrasi ve özgürlük istiyorum. Ben, yasalar ve Anayasa düzeyinde güvence
istiyorum.” diyor. Buna karşı da şiddet uygulanıyor. Şiddetin uygulandığı yerde
de hakkaniyet olmaz. Bu topraklar, bu insanlar çok acı günler yaşadılar.
Bizans’tan bugüne kadar bu topraklar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SIRRI SAKIK (Devamla) – …bu çocukların, bu ülkenin bütün çocuklarının
kanıyla sulandı, bundan sonra kanın akmaması için herkesin vicdanlı davranması
gerektiğini düşünüyor, hepinize teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Yılmaz
Tankut, Adana Milletvekili.
Buyurun Sayın Tankut. (MHP sıralarından alkışlar)
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisinin, terör mağdurlarının sorunlarının araştırılması
hakkında vermiş olduğu grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, maalesef, özellikle AKP hükûmetlerinin iş
başına gelmesinden sonra sistematik bir şekilde yükselen terör ve bölücü
faaliyetler, bugün çok vahim boyutlara ulaşmış bulunmaktadır. 2002 yılında AKP
tek başına iktidara geldiğinde sıfır noktasına getirilmiş bulunan terör ve
bölücülük faaliyetleri son yıllarda millî birliğimizi, kimliğimizi, bölünmez
bütünlüğümüzü ciddi boyutta tehdit eder hâle gelmiştir. Dolayısıyla bölücü
çetelerin dağ ve şehirli militanları, artık aziz milletimizin ve devletimizin
gözünün içine baka baka, küstah ve alçakça isyan ve ihanet provalarını
yapmaktadırlar. Bugün, bu kabul edilemez ihanet ve bölücü senaryo ve eylemler
karşısında ise, yaklaşık dokuz yıldır milletimizin ve devletimizin
mevcudiyetine hükmetmeye çalışan AKP İktidarı ise âciz, kararsız ve hatta bu
eylemleri teşvik eden bir politika benimseyerek ülkemizi bugün âdeta uçurumun
kenarına getirmiş bulunmaktadır. Şöyle ki 2003 yılında “Eve Dönüş Yasası” adı
altında PKK’nın cezaevlerindeki bütün militanlarını yeniden dağ kadrosuna ve
örgüte kazandırmış ve akabinde Terörle Mücadele Yasası’nın 8’inci maddesini
kaldırmak suretiyle güvenlik güçlerimizin elini kolunu bağlamış, hainlerin ise
cesaret ve cüretini artırmıştır. Diğer taraftan, askerlerimizin başına çuval
geçirilmesini sindire sindire hazmettirmeye çalışmış, Musul’da alçakça şehit
edilen güvenlik güçlerimizin kanlarını yerde bırakmıştır. Bunlar yetmemiş,
“Açılım” zırvası altında dile getirdikleri yıkım ve ihanet projesi çerçevesinde
PKK’lı canileri Habur’da törenle karşılatmış ve devletin hâkim ve savcılarını
onların ayaklarına göndermiş ve sözde seyyar mahkemelerde yargılayıp serbest
bırakmıştır. Buna karşılık, bölücü hainlerle kahramanca mücadele eden ve aziz
milletimizin takdirini kazanan dönemin subay ve askerlerini de “gizli tanık”
maskesi altında, PKK’lı tanıkların beyanlarıyla haksız bir şekilde
cezaevlerinde tutmaktan vicdan azabı duymamıştır.
Değerli arkadaşlar, elbette demokratik rejimi darbe yapmak suretiyle
değiştirmek isteyenler hak ettiği cezayı almalıdırlar. Fakat siz sadece
“Soruşturma ve kovuşturma devam ediyor.” şeklinde bir bahaneyle, tutukluluk
sürelerinin, hüküm almış gibi cezaya dönüştürülmesine onay verirseniz bir gün
bunun hesabını mutlaka verirsiniz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle son sekiz yıldır
bölücü terörle etkin ve kararlı bir şekilde mücadele edilemediği ve bölücü
hainlere taviz verildiği için bugün maalesef terör bitmemiş ve toplumumuzun
hemen her kesiminden on binlerce insanımız mağdur edilmiştir. Başta bölge
insanımız olmak üzere, o bölgede görev yapan polisimiz, askerimiz,
korucularımız, memurlarımız ve öğretmenlerimiz sadece kanlarıyla şehit olarak
bedel ödememiş, aileleriyle birlikte çok büyük sıkıntı ve çaresizliklerle karşı
karşıya kalmıştır. Örneğin, güvenlik güçlerimizin dışında, öğretmenlerimiz
ülkemizin her köşesinde büyük fedakârlıklarla görev yapmaktadırlar. Büyük
zorluklar içerisinde görev yapan öğretmenlerimiz, özellikle Doğu ve Güneydoğu
bölgelerimizde görevleri başında, teröristlerce şehit edilmiş ve edilmeye devam
edilmektedir. Elinde silah değil, kalem tutan öğretmenlerimiz, ülkemizin her
bölgesinde, eller tabanca, silah değil, kalem tutsun diye gecelerini
gündüzlerine katmaktadırlar. Hiçbir siyasinin ziyaret etmediği, gitmediği
yerlerde, çetin doğa şartlarına ve iklim şartlarına aldırmayan fedakâr
öğretmenlerimiz o bölgelerde sadece okullarda eğitim vermemekte, yüce
devletimizin oradaki temsilcileri olmaktadırlar. Bölge halkı da oraya gelen öğretmeni
devlet olarak bilmektedir. Köylerdeki okulların basılıp lojmanlarındaki
öğretmenlerin şehit edildiği, yolların kesilerek kimliklerine bakılıp öğretmen
olanların istifaya zorlandığı günleri hatırımıza getirmeyi bile biz bugün
istemiyoruz. Peki, maddi karşılığı ölçülemeyecek kadar büyük fedakârlıkla
görevlerini devam ettiren ve bu bölgelerdeki görevlerinden istifa etmeyip
görevlerinde kalan öğretmenlerimize biz bugün ne verebiliyoruz acaba?
Öğretmenlerimizin, devletlerinin kendilerine hak ettikleri değeri verdiğine
mutlaka inanması gerekmektedir. Öğretmenlik, fedakârlık ve şevk ile yapılan bir
meslektir. Öğretmenlerimizin geçimlerini iyi bir şekilde temin etmek için maddi
talepleri de mevcuttur fakat onların en büyük talebi, toplum içerisinde hak
ettikleri yeri, eskiden olduğu gibi, geri kazanabilmektir. Bu yüzden, özellikle
başta öğretmenlerimiz olmak üzere Bitlis, Bingöl, Hakkâri, Tunceli, Van, Muş,
Diyarbakır, Siirt, Mardin gibi illerimizde görev yapan bütün kamu
görevlilerimizin ve bölge insanının acımasız PKK teröründen dolayı uğradıkları
mağduriyetleri mutlaka telafi etmemiz, gidermemiz gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar, bölücü terör olaylarından sadece Doğu ve
Güneydoğu bölgelerinde yaşayan insanlarımız değil, diğer bölge ve
vilayetlerimizdeki vatandaşlarımız da etkilenmekte ve mağdur olmaktadır.
Örneğin, İstanbul’da meydana gelen bölücü terör olaylarıyla ilgili bakın, Sayın
Genel Başkanımız ne demiştir: “Şimdi bir düşünün. İstanbul’dasınız. Allah
lütfetmiş, 5-10 kuruş kazanıyorsunuz. Kazandığınıza banka kredisi ilave
ediyorsunuz ve bir taksi alıyorsunuz, bir araba alıyorsunuz, minibüs ya da
otobüs alıyorsunuz. Akşam eve geliyorsunuz, çoluk çocukla sofrada
oturuyorsunuz, Allah’ın verdiği nimeti yiyeceğiniz sırada dışarıda bir gürültü…
‘Nedir?’ diye bakıyorsunuz, bir araba yanıyor. ‘Acaba kimin arabası?’
diyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki kendi arabanız yanıyor. On sekiz günde Hüsnü
Mübarek bir meydanda toplanılması sonucu iktidarından oldu. On sekiz günde
İstanbul’da yanan araba, minibüsü, otobüsü ve taksisiyle sekseni buldu.
Mısır’da bir tane araba yanmamış, bir tane insan ölmemiş. Buna rağmen,
yoksulluk ve geçim darlığından dolayı otuz bir yıl iktidarda bulunan bir
diktatör görevden alınıyor, uzaklaştırılıyor. Türkiye kan gölünde ama ‘ileri
demokrasi’ palavrasıyla milletimiz hâlen aldatılmaya devam ediyor.”
Netice olarak değerli arkadaşlar, yurdumuzun her köşesindeki
vatandaşlarımız bölücü terörün insafına terk edilmiş ve büyük sıkıntılarla
karşı karşıya kalmıştır.
Sayın milletvekilleri, bugün ne yazık ki ülke ve toplum olarak her
manada çok tehlikeli bir dar geçitten ve çok sıkıntılı badirelerden
geçmekteyiz. Bugün Türkiye sadece ekonomik, sosyal ve kültürel alanda değil,
özellikle güvenlik, bölücülük ve millî varlık konusunda da çok vahim ve
tehlikeli bir tablo içerisindedir ve maalesef, daha önce de buradan sık sık
ifade ettiğimiz gibi, bölücü emellerin artık gizlenmediği, açıktan açığa
kalkışma hareketlerini andıran hadiselerin ve olayların yaşandığı, ihanet
provalarının yapıldığı, millî bayramlarımızda bile bölücü ihanet çetelerinin
sözde marşlarının çalındığı çok tarihî ve her bakımdan ibret verici bir musibet
dönemini yaşıyoruz. Öyle bir musibet dönemi ki bu dönemde, artık, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin üyeleri, milletvekilleri PKK adına polisimizi tokatlayıp
taşlayabilmektedir. Bu durum karşısında ise Sayın Başbakan sadece “densizlik”
diyerek tepki göstermekte fakat yapılan küstahça eylemler yapanların yanına kâr
kalmaktadır. Bugün bir yandan bölücü hainler polislerimizi, Mehmetçiklerimizi,
güvenlik güçlerimizi ve masum vatandaşlarımızı acımasızca katletmektedirler,
diğer yandan ne acıdır ki bu alana gizliden ya da açıktan daha fazla özgürlük
verilmesi çabaları, bugünlerde görüşmekte olduğumuz yeni Anayasa Mahkemesinin
yapısının değişikliği maskesi altında da olanca hızıyla ve büyük bir gaflet
anlayışıyla devam ettirilmektedir.
Ben buradan bir kez daha vatanımız ve milletimizin bölünmez
bütünlüğü için fedakârca görev yapan ve bölücü hainlerce şehit edilen subay,
asker, polis ve masum vatandaşlarımıza Yüce Allah’tan rahmet, yakınlarına ve
aziz milletimize de başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün AKP yönetimindeki Türkiye’de gerçekten
insanlarımız mutlu ve huzurlu değildir, vatandaşlarımızın büyük bir kesimi
bölücü terörün yanı sıra yokluk ve açlıkla boğuşmakta ve geleceğinden endişe
duymaktadır. Toplumumuzun hemen bütün kesimleri çaresiz, huzursuz, umutsuz bir
şekilde baş başa bırakıldığı meselelerle boğuşmaktadır ancak son yıllarda Türk
toplum yapısını tehdit eden, istikbal adına derin kaygılar uyandıran bazı
gelişmeler de bugün ne yazık ki hep birlikte ibretle izlenmektedir. “Türkiye
nereye gidiyor?” sorusunu sormamıza neden olabilecek kadar vahim gelişmeler
günlük hayatımıza bir kâbus olarak çökmekte, toplum hayatımızı âdeta
kemirmektedir. Hemen her gün bir ilimizde, ilçemizde, hatta köyümüzde cinnet,
intihar, gasp, boşanma, aile içi şiddet, soygun, hırsızlık, kapkaç, ırza geçme,
talan, vurgun, hortumlama gibi hadiseler vahim boyutlar kazanarak
yükselmektedir. Türk milletinin pek alışık olmadığı bu tip çeşitli hadiseler
yine her gün basına yansımakta ve artık bütün bunlar sıradan hâle gelmiş
bulunmaktadır. Çoğu ferdî bazda, bazen grup kimliği adı altında meydana gelen
bu tür olayların sayıca ve zaman bakımından giderek yoğunluk kazanmış olması ise
hadiseye ciddi bir sosyal boyut kazandırmış gözükmektedir. Dolayısıyla bölücü
terör kıskacında ve âciz bir yönetim altında her geçen gün kan kaybeden
ülkemizin artık bu ve benzer yükleri taşımaya daha fazla tahammülü kalmamıştır
ve inşallah yaklaşık iki buçuk ay sonra 12 Haziranda yapılacak olan seçimlerde
tek başına iktidara gelecek olan Milliyetçi Hareket Partisi ilk önce terörün ve
bölücü hainlerin kökünü kazıyarak büyük Türk milletine alçakça ve kalleşçe
saldıranlara hak ettiği cezayı mutlaka verecektir diyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ahmet
Aydın, Adıyaman Milletvekili.
Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tabii ki terörün ve terörden doğan zararların
incelenmesi gerekiyor. Bu konuda daha önce de gerek İçişleri Bakanlığı nezdinde
gerek başka platformlarda bu incelemeler yapıldı. Biraz sonra da belki
değineceğim ama Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinde bahsettiği
hususların aslında bir kısmının gerçeği yansıtmadığı ortaya da çıkacak. Velev
ki bir araştırma komisyonu kurulsa dahi -zaten dönemin sonuna da geldik- bu
komisyonun kurulması, rapora bağlanması, bu incelemenin, araştırmanın
yapılmasının mümkün olmadığı da çok net bir şekilde gözükmektedir. Sadece
gündemi biraz geciktirmek, değiştirmek adına verilen bir önergedir diye
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye farklı kültürlerin, farklı etnik
yapıların, grupların, mezheplerin, asırlardır iç içe, birlikte yaşadığı hemhâl
olduğu bir ülke. Bu farklılıkları biz AK PARTİ olarak bir zenginlik olarak
görüyoruz. Bu farklı unsurların hepsi bu ülkenin aynı zamanda asli
unsurlarıdır. Bu asli unsurlar içerisinde birinin bir başkasına göre üstünlüğü
yoktur, kimsenin bir diğerine göre önceliği de yoktur, olamaz da. Bu farklı
yapı içinde hiç kimsenin diğerini ötekileştirmeye, yabancılaştırmaya,
dışlamaya, horlamaya hakkı olamaz. Biz hiçbir vatandaşımızı mağdur ve mahrum
görmek de istemeyiz, hiçbir vatandaşımızın kendini dışlanmış hissettiğini görmek
istemeyiz. Biz bu anlamda Kürt meselesini de, Alevi meselesini de ta başından
beri siyaset üstü bir zeminde ele aldık ve bu manada da çalışmalarımızı,
icraatlarımızı geliştirdik.
Değerli arkadaşlar, bizler tarihimizi hep birlikte kurduk.
Cumhuriyeti bu-radaki bütün unsurlar hep birlikte inşa etti. Yine, geleceğimizi
de aynı şekilde, daha güçlü bir şekilde hep beraber inşa edeceğiz. Terör ve
terörle mücadele konusu bugün yeni olan bir konu değil. Yaklaşık çeyrek asırdır
süregelen, maalesef ülkemize çok kayıplar verdiren bir konu. Bu manada Türkiye
ciddi bir çatışma ortamı yaşadı. Dönemsel olaylar oldu, süregelen olaylar oldu
ve Türkiye ciddi manada kaynaklarını heba etti. Doğrudan yapılan harcamaların
en düşük rakamıyla birlikte 300 milyar dolar olduğu ifade ediliyor ki bu da 450
katrilyon lira.
Değerli arkadaşlar, bu parayla çok daha fazla şey yapabilirdik.
Belki bu-gün işsizlik olmayacaktı. Otuz senedir bitiremediğimiz bir GAP
projesinin belki bu parayla 10 tanesini, 10 katını kısa sürede yapmış olabilirdik,
100 bin okul inşa edebilirdik, 15 bin hastane yapabilirdik ve bu kesilen para
herkesin cebinden çıkıyor, Trakyalısının da, güneydoğulusunun da, kuzeyden
güneye, doğudan batıya herkesin cebinden çıkıyor.
Tabii, maddi kayıptan söz ediyoruz ancak asıl olan anaların
yüreğini dağlayan bu yara. Bunu parayla telafi etmek mümkün değildir. Bu acının
karşılığı parayla telafi edilemez. Hiçbir maddi değerle onları teskin etmek
mümkün değildir. Yine şehit annesi hakeza, kolunu kaybetmiş, ayağını kaybetmiş
gazinin durumu… Bunu parayla çözmek mümkün değil ama devlet yine de bir nebze
de olsa bu zararları karşılamak durumunda, asli görevi de budur.
Yine, değerli arkadaşlar, terörle birlikte köyler boşaltıldı.
Köylerin boşaltılmasıyla birlikte göç edilen şehirlerin dokusu bozuldu. Tarım
alanları boşaltıldı, otlaklar boşaltıldı, hayvancılık yapılamaz hâle geldi;
birçok maddi kaybı, beraberinde birçok manevi kaybı oldu. Bu kayıpları gidermek
adına, kısmen de olsa maddi kayıpları hafifletmek adına, yine AK PARTİ döneminde,
2004 tarihinde bir yasa çıkartıldı. Terör ve terörle mücadeleden doğan
zararların karşılanması adına 5233 sayılı Yasa, 20/10/2004 tarihinde de buna
bağlı bir yönetmelik çıkartıldı. Değerli arkadaşlar, bu kapsamda, ölüm,
yaralanma ve sakatlanmadan kaynaklanan zararlar, taşınır ve taşınmazlardan
oluşan zararlar, tarım ve hayvancılıkla ilgili zararlar ile terör nedeniyle göç
etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın mal varlıklarına ulaşamamaları nedeniyle
uğradıkları zararlar karşılanmaktadır. Kanun kapsamındaki zararların
karşılanması amacıyla illerimizde il vali yardımcılarının başkanlığında
komisyonlar kuruldu ve bu manada da Van ilimizde iki komisyon kurulmuştur
-araştırma önergesinde geçtiği için- 2010 yılı başında komisyon sayısı bire
düşürülmüş ve çalışmalar da hâlen devam etmektedir. Kanun’un yürürlüğe girdiği
mart ayına kadar, zarar tespit komisyonlarına toplam 350.506 başvuru
yapılmıştır. Yine, bu başvurulardan, CHP’nin grup önerisinde 144 bin diyor ama
bu başvurulardan 144 bin değil, 259.462 adedi sonuçlandırılmış, bunlardan
146.441 başvuru için tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Mart 2011
itibarıyla komisyonlarca olumlu sonuçlandırılan ve sulhname imzalayan
vatandaşlarımıza ödenmek üzere talep edilen toplam zarar tutarı ise 2 milyar
303 milyon 128 bin 943 yani eski parayla 2 katrilyon 303 trilyon değerli
arkadaşlar. Bunun da 2 katrilyon 235 trilyonu ilgililere ödenmiştir.
Yine, değerli arkadaşlar, Van iline bakacak olursak, Van ilinde
kanunun yürürlüğe girdiği tarihten mart ayına kadar zarar tespit komisyonlarına
toplam 33.820 başvuru yapılmıştır. Bu başvurulardan 31.764 adedi
sonuçlandırılmış olup bunlardan 18.279 başvuru için tazminat ödenmesine karar
verilmiştir. Mart 2011 itibarıyla Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonu
tarafından olumlu sonuçlandırılan ve sulhname imzalayan vatandaşlarımıza
ödenmek üzere talep edilen toplam zarar tutarı 255 milyon 724 bin 41 TL’dir.
Bunun da 251 milyon 372 bin 498 TL’si ilgililere ödenmiştir.
Yine, değerli arkadaşlar, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 2011
Mart ayına kadar -özellikle grup önerisinde bahsedildiği için- Van Bahçesaray
ilçesinde Van zarar tespit komisyonlarına toplam 5.253 başvuru yapılmış, bu
başvurulardan 4.077 adedi sonuçlandırılmış, yine bunlardan,
sonuçlandırılanlardan 2.094 başvuru için tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Yine, değerli arkadaşlar, Bahçesaray ilçesinde yapılan
başvurularda, daha çok zilyetlik esas alınmış ancak daha sonra kadastro
çalışmalarının yapılması münasebetiyle kadastro kayıtları esas alındığı için
bir kısım gecikmeler olmuş, kayıtlar düzeltilmiş ve sorunlar giderilmiştir.
Giderilmeye kalanlarda devam ediliyor.
Değerli arkadaşlar, daha önce köy boşaltma iddialarıyla yapılan
başvurular için iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekiyordu ancak Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi 12/01/2006 tarihli İçyer Kararı’nda, artık bunun iç hukukta
halledilmesi gerektiğine karar vermiş ve kendisine gelen başvuruları da
reddetmiş çünkü iç hukukumuz bu manada yeterli görülmüştür ve etkili
görülmüştür.
Yine, değerli arkadaşlar, Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi de
kırk yedi ülkeden oluşan Avrupa Komisyonu tarafından örnek proje ilan edilmiş.
Bu, sadece terördekileri değil, aynı zamanda terörle mücadele kapsamında
güvenlik güçlerine verilmiş olan zararları da karşılayacak bir projedir.
Değerli arkadaşlar, tabii, biraz da böyle kara bir tablo çizilmeye
çalışıldı. Biz, bu parti, ilk kuruluşundan beri “Kuzeyde yapılan neyse güneyde
de o olacak. Batıda yapılan neyse doğuda da o yapılacak. Üç kırmızı çizgi
üzerinde, bu çizgimiz var.” dedik ve siyasetimizi öyle geliştirdik. Etnik
milliyetçilik, bölgesel milliyetçilik ve dinsel milliyetçilik asla yapmadık ve
bu manada, Doğu ve Güneydoğuya yaptığımız yatırımlarla diğer bölgelerdeki açık
olan makas farkını daraltmaya, kapatmaya çalıştık ki sadece bu İktidar
döneminde, değerli arkadaşlar, bu bölgeye yapmış olduğumuz yatırımın parasal
değeri 25 katrilyonun üzerindedir. Yine özellikle bu doğu illerinde yapılan
dersliklerin yüzde 51’i, Güneydoğu’da da yapılan dersliklerin tamamının yüzde
74’ü bu dönemde yapılmıştır. 2,5 katrilyonluk bir sağlık harcaması yapılmış, 76
hastane, birçok sağlık ocağı, ilave bloklar bu dönemde yapılmıştır.
Yine değerli arkadaşlar, üretim manasında da ciddi gelişmeler
sağlanmış, bölge illerinin ihracatı sektörlere göre yüzde 29’dan yüzde 9
binlere kadar sıçramıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET AYDIN (Devamla) – Yine 6 milyar TL’lik TOKİ yatırımları ve
beraberinde birçok yatırım bu bölgelere yapılmıştır.
Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, gündemine hâkimdir, Meclis
gündeminin devamı adına grup önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza
sunuyorum, karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar
yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Giresun Milletvekili Nurettin
Canikli, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili
Mustafa Elitaş ve Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın; Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Osmaniye Milletvekili Durdu
Mehmet Kastal’ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanvekilleri Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş ve Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ'ın; Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Osmaniye Milletvekili
Durdu Mehmet Kastal'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/875, 2/876) (S. Sayısı: 698)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usülleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Anayasa Komisyonu Raporu
(1/993) (S. Sayısı: 696) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.
Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun
olarak görüşülen tasarının ikinci bölümünde yer alan 45’inci maddesi kabul
edilmişti.
Şimdi bu bölümde yer alan diğer maddeleri ve varsa önerge
işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza sunacağım.
46’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, geliş sırasına göre
okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 46. maddesinin 2. fıkrasında yer
alan "yalnızca" ibaresinin "sadece" olarak değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Ali Rıza
Öztürk Kamer
Genç |
|
Mersin Mersin Tunceli |
|
Ahmet
Ersin Ali
Oksal Ali İhsan
Köktürk |
|
İzmir Mersin Zonguldak |
|
Fehmi
Murat Sönmez Atilla
Kart |
|
Eskişehir Konya |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 46. maddesinin 2. fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
M. Akif
Paksoy Nevzat
Korkmaz Faruk
Bal |
|
Kahramanmaraş Isparta Konya |
|
Behiç
Çelik Mehmet
Şandır Rıdvan
Yalçın |
|
Mersin Mersin Ordu |
(x) 696 S. Sayılı Basmayazı
22/3/2011 tarihli 80’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
2) Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel
kişileri yalnızca tüzel kişilik statüsüne yönelik hak ihlallerinde bireysel
başvuru yapabilir.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Akif Paksoy,
Kahramanmaraş Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Paksoy.
MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlarken bir hususun düzeltilmesinde fayda görüyorum.
Kıymetli arkadaşlar, burada bir yalan rüzgârıyla karşı karşıyayız.
Ben, basında yer alan haberlere atfen, Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinin
maaşları hakkında dün Sayın Bakana bir soru sordum. Sayın Bakan da Başkan ve
üyelerin 8.500 TL ile 9.500 TL arasında maaş alacağını açıkladı. Ya ilgili
bürokratlar Sayın Başbakan Yardımcısını yanılttılar veya tasarının genel
gerekçesi yalan veya yanlış. Tasarının genel gerekçesinde, Başkan ve üyeleri
ile diğer mensuplarının özlük haklarının yabancı emsallerine paralel biçimde
iyileştirilmesinin öngörüldüğü ifade edilmektedir.
Bakın size, Avrupa ülkelerinden 2006 yılı verilerine göre bazı
örnekler vermek istiyorum:
İsviçre’de bir hâkim yılda ortalama 192 bin, İrlanda’da 191 bin,
İtalya’da 100 bin, Fransa’da ise 90 bin avro ücret alıyor. Türk hâkimleri ise
yılda yaklaşık 23 bin avro civarında bir ücret alıyor. Bu ücret skalasıyla
Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında son sıralarda bulunuyor.
Kıymetli arkadaşlar, demokrasileri diğer kapalı rejimlerden ayıran
en önemli özellik, şeffaflık ve uzlaşmaya açık olmasıdır. Sizin İktidarınız
döneminde, maşallah, ne şeffaflıktan ne uzlaşmadan bir eser göremedik. Bu
kürsüde birtakım laf kalabalığı ve muğlak ifadelerle mızrağı çuvala sığdırmaya
çalışıyorsunuz. Öncelikle bize karşı, kendinize karşı bile dürüst değilsiniz,
bunu biliyoruz, biliyoruz da bari milleti kandırmaktan, kandırmaya çalışmaktan
vazgeçin.
Bu tasarı başta olmak üzere yüce Meclise getirdiğiniz hiçbir
tasarıda şeffaflığa ve uzlaşmaya imkân tanımadınız, hep dayatmacı bir anlayışı
benimsediniz. Kanun öncelikle adaleti sağlamak için yapılır. Adaletsiz padişah
misali, adaletten yoksun kanun, vicdanları kanatır.
Şimdi, bu tasarıyla, teşkilat birimlerinin görevlerini yönetmelikle
düzenliyorsunuz. Mevzuatımızda bizim bilmediğimiz bir değişiklik mi oldu da
kanunla yapılması gereken işi yönetmelik ile düzenliyorsunuz. Yarın,
bakanlıkların, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisinin de hizmet birimleri ile
ilgili düzenlemeyi yönetmelikle mi yapacaksınız? Üstelik bu konuda Anayasa
Mahkemesinin geçmişte birçok iptal kararı verdiğini biliyoruz.
Başka personeli Adalet Bakanlığına gönderiyorsunuz. Yeni personel
alacaksınız, hatta yabancı uzman çalıştıracaksınız. Anayasa Mahkemesi
"think tank" kuruluşu mu ki burada yabancı uzman çalıştırmayı
düşünüyorsunuz?
Yarın Türkiye Büyük Millet Meclisinin veya bir başka bakanlığın
teşkilat kanununda da bir değişiklik yaparak buradaki personelleri de tıpkı
özelleştirmelerde yaptığınız gibi oraya buraya gönderebilirsiniz.
Bireysel başvurular konusunda Avrupa ülkelerini referans
gösteriyorsunuz. O zaman, hangi Avrupa ülkesinde bu manada başvuru Adalet
Bakanlığına gönderiliyor? Adalet Bakanlığına fişleme mi yaptırmak istiyorsunuz?
Türkiye yandaş değil ama gerçek manada bir hukuk devleti olduğu
takdirde sorunlar kendiliğinden çözülecektir. Siz sorun gördüğünüz yerde kurum
kuruyorsunuz. Bu düzenleme ziyadesiyle genel ve muğlak bir düzenlemedir.
Anayasa Mahkemesini de asli görevlerini yapmaktan öte bir inceleme kurulu
hüviyetine sokacaktır.
Milliyetçi Hareket Partisini birtakım korku ve hezeyanlarla itham
etmenize gerek yok. Türk milleti sizin öngörü ve politikalarınızın sonuçlarını
Kıbrıs'ta gördü, Rasmussen'in NATO Genel Sekreteri olmasında gördü, 12 Eylül
referandumundaki “Darbecileri yargılayacağız.” yalanlarınızla gördü, Büyük Orta
Doğu Projesi veya Medeniyetler Arası İttifak Projesi’nin nifak tohumu olarak
Orta Doğu’da yeşeren fitneleri gördü, hepsinden öte, Libya'daki yanardöner
tavrınızda gördü.
Bütün bunları gördükten sonra Anayasa konusunda sizin sözlerinize
inanmamızı beklemek safdillik olacaktır. Ağzınızdaki baklayı 12 Hazirandan
sonra nasıl olsa çıkaracaksınız. Türk namına ne varsa Anayasa'dan silecek, çok
dilli, çok kültürlü, çok unsurlu, federalizmi de aşan bir yapı getirmeye
çalışacaksınız. Biz diyoruz ki: Bari bunları şimdi söyleyin, milletimiz 12
Haziranda karar verirken, 12 Eylülde olduğu gibi bir daha kandırılmasın.
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Paksoy.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 46. maddesinin 2. fıkrasında yer
alan "yalnızca" ibaresinin "sadece" olarak değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
Fehmi
Murat Sönmez (Eskişehir) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Murat Sönmez konuşacak.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Murat Sönmez, Eskişehir
Milletvekili.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
FEHMİ MURAT SÖNMEZ (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 46’ncı maddesi üzerinde
vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı, Anayasa Mahkemesi
üyelerinin seçilme şekli ve kendilerine tanınan imtiyazlara bakınca, AKP
zamanında temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilerin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine gitmelerinin AKP’nin kontrolü altında tutulacağı izlenimini
vermektedir.
Bugün, yargı, Adalet Bakanının izni olmadan hareket edemez hâle
gelmiştir. Hükûmet, Yargıtay, Danıştay Kanunu’nu, Hâkimler ve Savcılar
Kanunu’nu istediği biçimde değiştirmiştir, şimdi sırada Anayasa Mahkemesi
vardır.
Önümüzdeki tasarıyla ilgili olarak hiçbir kurumdan görüş
alınmasına gerek duyulmamıştır. Barolar Birliğinden bile görüş alınmamıştır.
“Ben yaptım, oldu.” mantığını alışkanlık hâline getirmiş olan Başbakan, başka
hiç kimsenin görüşünü almaya ihtiyaç duymamaktadır.
Bu tasarı AKP’nin bütün yargıyı kendine bağlama çabasından
ibarettir. Bu tasarı yargıyı siyasallaştırmaya çalışan Hükûmetin son hamlesidir,
hukuk ve demokrasiyi rafa kaldırmaya dönük çalışmalarının bir ürünüdür.
Bu tasarıyla kanunların Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa
Mahkemesinin yetkisi azaltılmaktadır. Buna karşılık, Yargıtay ve Danıştay gibi
diğer yargı kurumlarının verdiği kararları iptal edebilme noktasında Anayasa
Mahkemesinin yetkisi genişletilmektedir. Yani Yargıtay ve Danıştay, Anayasa
Mahkemesi aracılığıyla etkisiz kılınmak istenmektedir. Yargı mekanizması ve
adalet, Anayasa Mahkemesinin hegemonyasına sokulmaya çalışılmaktadır. Siyasi
iktidar, tüm yargı mekanizmasını Anayasa Mahkemesi aracılığıyla ezmek ve
etkisiz kılmak istemektedir. Siyasi iktidar, günün birinde muhakkak kendi
kadrolarını yargılayacak olan Anayasa Mahkemesinin hem kuruluş aşamasında
etkili olmakta hem de ne olur ne olmaz diyerek seçildikten sonra da kendilerine
bağımlı kalmalarını sağlamak amacıyla Anayasa Mahkemesinin üyelerine büyük
imtiyazlar tanımaktadır. Yani kısaca
siyaseten rüşvet verilmektedir. Bu tasarıyla Anayasa Mahkemesi Başkanı ve
üyelerine, neredeyse Başbakan ve Meclis Başkanından daha fazla imtiyazlar
öngörülmektedir. AKP Hükûmeti, Anayasa Mahkemesi üyelerine her alanda ayrıcalık
sağlamaktadır.
Hatırlarsınız, AKP “Yargının bağımsız ve tarafsız olması lazım.”
diyordu. Şimdi yargıyı kendi taraftarlarıyla doldurdular. Türkiye, parlamenter
demokratik sistemi bozan bir yargı sistemine doğru gitmektedir. Ülkemizde
artık, yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığından söz edilemez hâle gelinmiştir. Bağımsız olması gereken Anayasa
Mahkemesi dolaylı olarak Hükûmetin emrine girmektedir. Artık bu kurumdan
adaletli bir karar beklemek hayalcilik
olacaktır. Adalet rafa kalkmış durumdadır. Adalet, tek parti iktidarının elinde
ve istediği gibi kullanabildiği bir biçimde tecelli etmektedir.
Eğer siz bir ülkede rejim değişikliği yapmak istiyorsanız basını
yandaş yapmak gerekir. Sendikalar susturulup yandaş yapılmalıdır. Sivil toplum
kuruluşları yandaş yönetimlerden oluşturulmalıdır. Devletin bağımsız olması
gereken kurumları yandaş kadrolarla doldurulmalıdır. Bunların hepsi için birer
birer gerekenler yapılmıştır. Bugün sıra yargıya gelmiştir. Bugün yargı her
ülkenin siyasi rejiminde büyük önem taşımaktadır çünkü yargı yoluyla
istediğiniz ülkeye istediğiniz siyasi rejimi getirebilir ve mevcut rejimi
değiştirebilirsiniz. Şu dönemde bizim ülkemizde de yapılmaya çalışılan budur.
Yasama organı, hukukla denetlemez hâle getirilmeye çalışılmaktadır. Tam
demokrasi ancak bağımsız yargı ve adalet mekanizmasıyla olanaklıdır. Burada
yapılan çalışma, bugün, Meclisin son günlerinde ve tam adayların kimler
olacağının belirlenme sürecinde, hazır güç elimdeyken hukuka aykırı da olsa
mümkün olduğunca amaca uygun kanun çıkarmaktır.
Ben, bu duygu ve düşüncelerle hepinize teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
47’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, gelişlerine göre
okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 47 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasında
geçen "İhmal" ibaresinin "idari ihmal" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya
Mersin Isparta |
|
Rıdvan
Yalçın Mehmet
Şandır Hüseyin
Yıldız |
|
Ordu
Mersin
Antalya
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 47. maddesinin 6. fıkrasında yer
alan "onbeş" ibaresinin 'yirmi" olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
İsa
Gök Ali Rıza
Öztürk Kamer
Genç |
|
Mersin
Mersin
Tunceli
|
|
Ahmet
Ersin Ali
Oksal Ali İhsan
Köktürk |
|
İzmir Mersin Zonguldak |
|
Atilla
Kart |
|
Konya
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 47 nci maddesinin üçüncü
fıkrasında geçen "olağan kanun yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların
ve buna ilişkin nihaî işlemin tebliğ tarihi" ibaresinin "başvuru
yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların, başvuru yollarının tüketildiği,
başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih" şeklinde
değiştirilmesi, beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "kanunlarda
zorunlu idari ya da yargısal başvuru yolu öngörülen işlem veya kararlar için,''
ibaresinin ise metinden çıkarılması arz ve teklif olunur.
|
Bekir
Bozdağ Yaşar
Karayel Hayrettin
Çakmak |
|
Yozgat Kayseri Bursa |
|
A.
Sibel Gönül M. Altan
Karapaşaoğlu |
|
Kocaeli Bursa |
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.
Gerekçe:
Tasarıda terim birliğinin sağlanması amacıyla bu önerge
verilmiştir.
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 47. maddesinin 6. fıkrasında yer
alan "onbeş" ibaresinin 'yirmi" olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
İsa
Gök (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın İsa Gök…
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İsa Gök, Mersin Milletvekili.
Buyurun.
İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bireysel başvuru hakkını tanıyoruz. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ne ve Anayasa’mızdaki temel hak ve özgürlüklere ilişkin ihlallerde
insanlarımıza, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ile hak ihlallerine karşı
Mahkemeden ihlal tespiti isteme imkânı getiriyoruz.
Tabii, Türkiye farklılıklar ülkesi ve Türkiye bir ironi ülkesi,
hayatımız ironi. Gazeteci Ahmet Şık, tutuklu. Neden bu şahsı biliyoruz? Çünkü
bu şahıs Nokta dergisinde, şu anda Silivri’de yargılaması süren büyük bir
olayın aslında ifşasını yaratan, bunu dergiye yazan, o Özden Örnek’in darbe
günlüklerini yayınlayan gazeteci. Ama gel gör ki, bu gazeteci şu anda bir kitap
yazmak istiyor. Kitap “İmamın Ordusu” isimli. Bu kitapta, emniyet teşkilatı
içinde örgütlenen Fethullah Gülen cemaatinin, cemaat, tarikat, çete, ne
derseniz deyin ama hayırlı hiçbir kelimeyi kullanamazsınız, olumlu tek bir
kelimeyi Fethullah Gülen adından sonra kullanamazsınız. Böyle bir yapılanma
içerisinde emniyet…
AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Doğru söylemiyorsun.
İSA GÖK (Devamla) – Çok mu destekliyorsun? O zaman gel lehinde
konuş Fethullah Gülen’in. Gel lehinde konuş. Ben aleyhinde konuşuyorum
Fethullah Gülen’in.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Baykal da teşekkür etti.
İSA GÖK (Devamla) – Tamam.
Şimdi bu Fethullah Gülen emniyet teşkilatına sızıyor, her birime
giriyor, ama her birime, istihbarata, KOM’a, her yere giriyor ve bir gazeteci,
araştırmacı bir gazeteci, bu teşkilatı, emniyet teşkilatı içindeki Fethullahçı
yapılanmayı deşifre ediyor, isim isim, makam makam buluyor. Kitap yazmak
istiyor. Başına ne geliyor? Tutuklanıyor ve bir savcı olduğu beyan edilen bir
isim var Zekeriya Öz, önünde bir “savcı” ibaresi var, o hâlâ kuşkulu bir ibare,
bu savcı olduğu beyan edilen arkadaşımız bir karar veriyor.
HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Savcıya hakaret etme.
İSA GÖK (Devamla) – Kendisini savunur o, senin savunmana ihtiyacı
yok onun.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen…
İSA GÖK (Devamla) – Derken, Zekeriya Öz mahkemeden karar alıyor. O
yazılan kitap var ya, kitabı toplatın, kitap yayımlanmasın; yetmiyor, kitabı
yayımlayanı tutuklayalım; yetmiyor, nüshalarını bulun nüshalarını, mahkemeye
başvuruyor. Emniyet teşkilatı, Silivri’deki hâkimi, savcısı bir araya
gelmişler, henüz basılmayan kitabın nüshaları ev ev aranıyor, bilgisayar
bilgisayar. Kitap neşredilmemiş, kitabın bir yayınevi var İthaki, basmak
istiyor, daha basmış değil. Kitabın editörü var Ahmet Öz “Daha basacağımız belli
değil ki.” diyor. “Daha biz kitabı yeni incelemeye başladık, belki de
basmayacağız.” diyor. Olmaz, editörü de basılıyor, evi, iş yeri. Radikal yazarı
var Ertuğrul Mavioğlu, onda bir nüshası var deniliyor, okuması için, incelemesi
için, gazeteci ya. İş yeri basılıyor. Neden? Bu kitap Salman Rüşdi’nin Şeytan
Ayetleri sanki. Bulunacak. Emir verildi. Neden? Çünkü emniyet teşkilatında
Fethullah Gülen çetesinin deşifresi yapılıyor. Elhak, bunlar yok edilecek.
Belki de bundan sonra yargı içindeki Fethullah Gülen çetesinin deşifresi
olacaktı, savcılığa yansıyacaktı, yani bir yerden birilerine batacaktı;
batmadan, adamı batırdılar, Ahmet Şık cezaevinde. Ne bu adamın günahı?
Siyaseten aynı düşünmem, yazdıklarını okumam, farklı düşünürüm ama bir gerçek
var, bir gazeteci… Sizin bugün “Haydi, Libya’ya asker gönderelim.” dediğiniz
Libya’nın basın özgürlüğü Türkiye Cumhuriyeti’nden daha üst seviyede. Biz
136’ncı sıradayız arkadaşlar, Libya 100’lerde -utanmanız lazım, eğer ar damarı
da varsa sıkılmanız lazım- bizden daha iyi. Mısır bizden daha iyi arkadaşlar.
BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen sözlerinizi…
İSA GÖK (Devamla) – Türkiye en dipte ve biz, basılacak olan…
M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Senin ar damarın var mı?
İSA GÖK (Devamla) – Gel buraya, burada konuş, oradan car car
konuşma! Hadi oradan!
BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…
M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Ayıp be! Ayıp! Ne ar damarı!
Utanmaz!
İSA GÖK (Devamla) – Hadi oradan!
BAŞKAN - Lütfen Sayın Gök…
İSA GÖK (Devamla) – Siz, basılmayan kitapları dahi, nüshaları
toplatıyorsunuz, aman okunmasın, aman bilinmesin, aman deşifre edilmesin…
Arkadaşlar, korkunun ecele faydası yok. Benim ricam var: Bu
kitabın nüshası bu ülkede hangi yurtseverdeyse İnternet’ten dağıtalım
arkadaşlar. Okumadım, okumak istiyorum Ahmet Şık’ı; dağıtılsın Türkiye’ye,
herkes okusun, herkes bilsin.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, bir saniye, önergeyi bir oylatayım…
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Kabul etmeyenler…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Efendim, oylamaya geçtikten sonra karar
yeter sayısı istendi.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, geç istedi, olmaz, “Kabul
edenler” dendikten sonra istendi.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Zamanında istendi.
BAŞKAN – Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik
cihazla oylama yapacağız.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge
kabul edilmemiştir.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, pusula sahiplerinin burada
olup olmadığını kontrol eder misiniz. Elektronik ortamda mı var, yoksa
pusulayla birlikte mi?
BAŞKAN – Elektronik ortamda Sayın Başkan.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Bozdağ.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Hatip, konuşurken, grubumuzu hedef
alan, itham eden açıklamalarda bulunmuştur.
İSA GÖK (Mersin) – Ne demişim?
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ar damarı olmamakla itham etmiştir
grubumuzu.
Söz istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, sataşma nedeniyle iki dakikalık süre
veriyorum. Yeni bir sataşmaya mahal vermeyiniz lütfen. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-Yozgat Milletvekili Bekir
Bozdağ’ın, Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, gruplarına sataşması nedeniyle
konuşması
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sataşma vesilesiyle söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hepimiz diyoruz ki hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı
yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir ve talimat veremez, genelge
gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Kural bu. Hepimiz bunu biliyoruz ama
bir şeyi daha görüyoruz, bu kürsüler sanki mahkeme salonu, Türkiye’de suçları
soruşturmakla görevli cumhuriyet savcıları suçlu, haklarında herhangi bir iddia
bulunan ve soruşturmaya konu olunan kişilerin hepsi savcılar tarafından zorla
suçlanan insanlar. Burada bir yargılama ve mahkûmiyet yapılıyor. Bu, kişilerin
haklarına saygısızlıktır, doğru bir şey değildir. Cumhuriyet savcıları veya bir
başkaları hem soruşturulanlar için hem soruşturanlar için hem de yargılayanlar
için yanlış bir yaklaşımdır. Bu, doğru bir şey değil. Buralar kürsü değil, bu
savunmalar bu kürsüde değil, mahkeme salonlarında yapılırsa yerini bulur, daha doğru
olur diye düşünüyorum.
Bir başka şey: Fethullah Gülen, bu ülkenin yetiştirdiği değerli
bir kıymettir; seversiniz, sevmezsiniz ama değerli bir insandır, bilge bir
insandır, bu ülkenin millî ve manevi değerlerine bağlı nesillerin yetişmesi
için hizmetini yapıyor; her şeyi de açık, devletin denetimi, gözetimi altında
açık, her şey gözünün önünde olan… Yapılan hizmetlere baktığınızda siz buna,
hakkında herhangi bir savcının iddiası, mahkûmiyet kararı olmayan birine “çete”
diye itham ederseniz ona karşı da büyük bir haksızlık yaparsınız. Kendi de
burada yok ama çeteden yargılananları çete iddiasıyla soruşturulanları,
kovuşturulanları demokrasiye darbe vurmak isnat ve iddiasıyla yargılananları
milletvekili olmak için Meclise taşıma gayreti içerisinde olurken, temiz
insanları “çete” diye suçlamak kabul edilemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Ama bak şimdi, direkt suçladın. O da
bir itham ama.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi. (Gürültüler)
Bir saniye sayın milletvekilleri…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, Sayın Bozdağ
konuşmasının son cümlesinde, yargılananları, darbeyle ilgili olarak
yargılananları Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili adayı yapacağı şeklinde
bir değerlendirme yapmak suretiyle bize sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum.
AHMET YENİ (Samsun) – Yapmayacağınızı söyleyin o zaman!
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sana taahhütte mi bulunacağız!
BAŞKAN – Ama “Cumhuriyet Halk Partisi” diye sarf etmedi, “aday gösterenler”
dedi benim bildiğim kadarıyla Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, bize yönelik
olarak bu cümleyi kullandığını hepimiz biliyoruz.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.
Yine sataşma nedeniyle iki dakika süre veriyorum.
Buyurun.
AHMET YENİ (Samsun) – Yapmayacağınızı mı söyleyeceksiniz!
BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…
2.- Trabzon Milletvekili Mehmet
Akif Hamzaçebi’nin, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, gruplarına sataşması
nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dinlerseniz ne söyleyeceğimi anlayacaksınız değerli arkadaşım.
Kim darbeden yana, kim darbeye karşı, onu birkaç cümleyle açıklayacağım.
SONER AKSOY (Kütahya) – Sülaleniz darbeci!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bunu bu
kürsüden birkaç kez daha söylemiştim, bir kez daha dikkatinize sunuyorum:
Cumhuriyet Halk Partisi darbelerin karşısında bir partidir. Cumhuriyet Halk
Partisi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, teşekkür ederim bana bu
güzel konuşma fırsatını verdiğiniz için.
Ben size bir soru sormak istiyorum: Siz darbelere karşı iseniz,
böyle darbeye teşebbüs etmiş, darbeyi düşünmüş, darbeyi günlüklerine not etmiş,
bilmem toplantı yapmış gibi birtakım iddialarla bazı kişilere hesap
soruyorsunuz. Sorun, tabii ki, bunlara bir şey söylemiyorum. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Biz sormuyoruz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yargı soruyor yargı!
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hiç kimseyi de suçlamıyoruz.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Darbenin kendisi olan 28
Şubatçılara neden soramıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yargı soracak, yargı, yargı!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Soramazsınız. Çünkü siz, Adalet
ve Kalkınma Partisi 28 Şubatı yapanların icazetiyle kurulmuştur. Siz, 27 Nisan
e-muhtırasını veren o zamanki Genelkurmay Başkanına hesap sormak yerine…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Siz alkışa durdunuz alkışa, alkışa! O
zaman alkışa durdunuz!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …savcılığa suç duyurusunda
bulunmak yerine ona neden üstün hizmet madalyası verdiniz? Soruyorum. Bunlar
darbenin kendisi. Siz darbe ürünü bir partisiniz, demokratik değilsiniz. (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) – Adaylar ne oldu, adaylar?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Evet, hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan “Darbenin ürünü” dedi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan “darbenin ürünü bir
parti” dedim, sataşma olarak algılamıyor Sayın Bozdağ, doğru olduğunu teyit
ediyor. Teşekkür ederim Sayın Grup Başkan Vekilim, bravo.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
2.- Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usülleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Anayasa Komisyonu Raporu
(1/993) (S. Sayısı: 696) (Devam)
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 47 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasında
geçen "İhmal" ibaresinin "idari ihmal" şeklinde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hüseyin Yıldız, Antalya
Milletvekili; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 696 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 47’nci maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik
önergesi üzerine söz aldım. Öncelikle yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu madde, Anayasa’da güvence altına
alınmış temel hak ve özgürlüklerden herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal
edilmesi nedeniyle bireysel başvuru hakkını ve başvuru usulünü belirlemektedir.
Sürekli, ileri demokrasiden, özgürlüklerden bahseden ve dokuz
yıldır tek başına iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisinin, iktidarının
sonunda hâlâ aynı şeyleri söylüyor olmasını, her konudaki samimiyetsizliğini,
özgürlükler ve bireysel haklar hakkındaki samimiyetsizliğinde de görmekteyiz.
Ülkemizde bireysel özgürlük var mı, yok mu, halkın takdirine
bırakıyorum. Her konuda olduğu gibi Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı olumsuz
rekorlar kırmaya bireysel özgürlükler alanında da devam etmiş, ülkemizi Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi tarafından en fazla mahkûm edilen ülke konumuna
getirmiştir.
2002’nin şartlarını ve mağduriyetlerinizi kullanarak elde
ettiğiniz iktidarınızı 2007’deki Anayasa zorlamaları, e-muhtıra ve
Cumhurbaşkanlığı seçimleri mağduriyetleri ile devam ettirdiğiniz dokuz yıllık
İktidarınızda iktidara hazır olmadığınız görülmüş, İktidarınızı yandaşlara ve
küresel sermayeye ülkenin ekonomisini teslim ederek yönetmektesiniz. Ülkede iyi
şeyler oluyorsa, ya da rakamları çarpıtarak nereden nereye geldiğinizi
anlatıyorsunuz. Kötü gelişmeler olunca ilgili kurumları, küresel konjonktürü,
muhalefeti, özellikle de 2002’yi ve Milliyetçi Hareket Partisini suçlayarak
kurtulmaya çalışıyorsunuz.
Haziran 2011 seçimlerine giderken yeni mağduriyetler arama,
maniple edebileceğiniz konular arama çabası içerisindesiniz. 12 Eylül 2010’da
yirmi yedi maddesini değiştirdiğiniz Anayasa değişikliyle mesaj vermeye
çalıştığınız kesimlerden oy avcılığı yapmaya, çalışmaya devam etmektesiniz.
Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Sayın Başbakanın ağzından
Anayasa’nın ilk üç maddesiyle ilgili düşüncelerini duymak istiyoruz. Anayasa’da
neleri değiştirmek istediğini, neleri ilave etmek istediğini Türk milletiyle
şimdiden paylaşmasını istiyoruz. Başbakanın yaptığı tehditten etkilenen ve işi
Türk sanayisi olması gereken iş adamlarına ısmarlama anayasa teklifleriyle bu
işin olamayacağını anlamalısınız.
Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin dokuz yıldır
Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdiği kanun tasarı ve tekliflerine
baktığımızda, vatandaşlarımızın lehine ya da ihtiyaçlarına cevap verecek
yasaları maalesef görememekteyiz. Çıkardığınız yasalar yandaşlarınızı, küresel
sermayeyi ve AKP yetkililerini kurtarma, kurumları AKP’lileştirme yasaları
olmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin uyarı ve itirazlarına
seçim sonuçlarını göstererek “Oy oranları sizin dediğiniz gibi söylemiyor.”
diyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, 2011 Haziranında ülkeyi kötü
yönetmenizden dolayı alacağınız sonuçtan Başbakan kimi suçlayacak diye merak
ediyorsanız, sayın milletvekilleri, sizleri buradan uyarıyorum: İtiraz etmeyen,
Sayın Başbakanı uyarmayan AKP milletvekillerini suçlayacak diyor, siz yine de
en iyisi bir üç zarf hazırlayıp 13 Haziranı bekleyin diyor, saygılar sunuyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var,
onu yerine getireceğim.
Sayın Hamzaçebi, Sayın Gök, Sayın Özyürek, Sayın Karaibrahim,
Sayın Ayhan, Sayın Tan, Sayın Köse, Sayın Öztürk, yine Sayın Öztürk, Sayın
Bingöl, Sayın Kart, Sayın Genç, Sayın Özkan, Sayın Sönmez, Sayın Seyhan, Sayın
Seçer, Sayın Özer, Sayın Yazar, Sayın Köktürk, Sayın İçli.
İki dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
2.- Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usülleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Anayasa Komisyonu Raporu
(1/993) (S. Sayısı: 696) (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
48’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır; geliş sırasına göre
okutup, aykırılıklarına göre işleme alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 48. maddesinin 2. fıkrasında yer
alan “açısından” ibaresinin “bakımından” olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
İsa
Gök Ali Rıza
Öztürk Atilla
Kart |
|
Mersin Mersin Konya |
|
Ali İhsan
Köktürk Kamer Genç Ali Oksal |
|
Zonguldak Tunceli Mersin |
|
Ahmet
Ersin Selçuk
Ayhan |
|
İzmir İzmir |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 48 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının
madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya Mersin Isparta |
|
Yılmaz
Tankut Mehmet
Şandır Rıdvan
Yalçın |
|
Adana Mersin Ordu |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Yılmaz Tankut, Adana
Milletvekili; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan kanun tasarısının 48’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz
önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, hepinizin malumu olduğu üzere anayasalar bir
toplumsal sözleşme hüviyetindedir. Dolayısıyla anayasalar, yasama organı da
dâhil olmak üzere yürütme ve yargı güçlerini bağlayıcı bir özellik arz ederler.
Bu durumda da tüm kurum ve kuruluşların eylem ve işlemlerinin ve çıkarılan
yasaların Anayasa’ya uygunluğunun tarafsız ve bağımsız bir yargı organı
tarafından denetlenmesi, şayet varsa Anayasa’ya aykırılıklarının da
düzeltilmesi gerekmektedir. İşte, 1961 yılından beri görev yapan Anayasa
Mahkemesinin mevcudiyeti bu değerlere dayanmaktadır. Ancak, ne yazık ki dokuz
yıla yakın bir zamandır tek başına iktidarda bulunan AKP Hükûmeti, söz konusu
bu değerleri altüst etmiş ve kendi siyasi menfaati için fütursuz ve gözü kara
bir şekilde yargıyı siyasallaştırmaktan bir türlü vazgeçmemiştir. Başka bir ifadeyle,
kendisinden önceki iktidarların ön kabulle benimsediği Anayasa’ya sadakat ve
bağlılık ile hukuksal ve demokratik devlet işleyişine saygı prensiplerini
sonuna kadar zorlamış, kendisinin Anayasa’ya ve hukuka uygun davranması
gerektiğini unutarak Anayasa’yı ve hukuku kendisine uydurma, kendisine benzetme
yolunu seçmiştir.
AKP, 12 Eylül 2010’da, adalet, eşitlik ve özgürlük içerisinde
birlikte yaşama idealini hiçe sayıp hiçbir uzlaşma zemini hazırlamadan ve
aramadan dayatma ile aziz milletimizi süslü ve yalan sözlerle yanıltarak
Anayasa’nın önemli maddelerini değiştirmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi
olarak biz ise başından beri 12 Eylül ürünü olan Anayasa’nın Meclis içerisinde
bir uzlaşma zemini oluşturularak değiştirilmesi gerektiğini söylemişizdir. Ancak,
bu haklı çağrılarımıza kulaklarını tıkayan AKP “açılım” denen ihanet ve yıkım
projesinin hukuki zeminini oluşturmak, yargıyı siyasallaştırmak amacı ile
dayatmacı bir anlayışı, ne yazık ki, tercih etmiştir. Milliyetçi Hareket
Partisi olarak bütün gücümüz ve samimiyetimizle Anayasa değişikliği
görüşmelerinde ikaz ve ihtarlarımızı yapmamıza rağmen AKP, açılım olarak ortaya
sürdüğü yıkım projesine destek verecek olan bu değişiklikten maalesef
vazgeçmeyerek millî devlet yapımızın temelini âdeta dinamitlemiştir.
Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin Anayasa
değişikliğinin neler getireceği ve ülkemizi nasıl bir akıbetin beklediği
hususunda yaptığı bütün ikazları, öngörüleri ve iddiaları bugün maalesef doğru
çıkmıştır. Mesela, “Anayasa değişikliği millî ve üniter yapıyı tahrip eden
sonuçlar doğuracak.” demiştir. Referandumun akabinde, Anayasa’nın
değiştirilemez hükümleri arasında yer alan tek dil ve üniter yapı tartışmaları
malum çevrelerce başlatılmış, terör örgütü ve bölücülüğün bir kısım taleplerinin
siyasallaşmasına vesile olunmuştur. Terör örgütüyle Hükûmet kurumları arasında
yapılan görüşmeler ve pazarlıklar netleşmiş, görüşme olayı bizzat Sayın
Başbakan tarafından da kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSYK’nın teşkilat
yapısında yapılan değişiklikler yargının siyasallaştırılması iddialarını
doğrulamıştır. “12 Eylül’den hesap sorulacak” istismarıyla oy istenmiş, 12
Eylül ile hesaplaşma adına ise maalesef hiçbir şey yapılmamış, iddia sahipleri
bir daha bu söylemleri ve iddialarını ağızlarına dahi almamışlardır. Yargıda
hesap vermekten kaçınanlar, görevi kötüye kullanma gibi Türk Ceza Kanunu’nun
kamu görevlilerinin hesap vermesini temin eden en önemli maddesini
değiştirmişlerdir. Bugün ise bölücü hainler ve onların temsilcileri Türkiye
Büyük Millet Meclisinin üyeleri polisimizi tokatlama ve taşlama cüretine ne
yazık ki, ne hazindir ki sahip olmuşlardır.
Komisyon üyelerimizin muhalefet şerhinde de ifade ettikleri gibi,
belirttikleri gibi, Milliyetçi Hareket Partisi, Anayasa Mahkemesi teşkilat
kanununda yapılan değişikliklerin hukukun üstünlüğüne ve yargının bağımsız ve
tarafsız olması gerektiği prensibine uygun düşmediğini ısrarla altını çizerek
belirtmiş ve söylemiştir. Ancak en az zararla bu tasarının çıkabilmesi için de
yapıcı muhalefet anlayışı gereği görüş ve önerilerini ifade etmiş, etmeye de
devam etmekte, yanlışları da mümkün olduğunca engellemeye çalışmaktadır.
Netice olarak, AKP ne yaparsa yapsın, hangi yasalarla kendisini
kurtarmaya çalışırsa çalışsın, inşallah, 12 Haziranda ilahî adalet tecelli
edecek ve Milliyetçi Hareket Partisinin tek başına iktidarında bütün bu
yapılanların ve yaptıklarının hesabını verecek diyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 48. maddesinin 2. fıkrasında yer
alan “açısından” ibaresinin “bakımından” olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Ali
Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Selçuk Ayhan.
BAŞKAN – Selçuk Ayhan, İzmir Milletvekili, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
SELÇUK AYHAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısı,
ikinci bölüm 48’inci madde, Cumhuriyet Halk Partisi önergesi hakkında söz
aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, İnternet’te AKP’nin sitesine girdim. Sayın
Başbakanın “Ak ile karanın ortaya çıkması, sürecin hassasiyetle ilerlemesi için
herkesin yargıya ve yargı süreçlerine saygı duyması şart.” sözünü okudum ve
mutlu oldum. “İşte benim ülkemin Başbakanı böyle olmalı.” dedim. Sonra biraz
yakın, biraz da uzak geçmişe gittim, baktım ki bizim Başbakan her zaman
yukarıdaki gibi düşünen, o düşünceyi savunan bir başbakan değil. Önce,
Başbakanın Ergenekon’un savcısı olduğunu anımsadım, daha sonra Sayın Başbakanın
“İnanın ayaklarımızda pranga var, Türkiye’de Parlamentonun da yürütmenin de
üzerinde bir yargı gücü var. Hesabı veren ben, bana zulmeden de o.” sözünü
anımsadım. Başbakanın mantığına göre yürütmenin de yasamanın da yargının da
başında ancak başbakan olabilir, gerisi teferruattır; Başbakan ve AKP
zihniyetinin istediği gibi kullanacağı demokrasi oyununun birer argümanıdır.
En son, yurt dışındaki yurttaşlarımızın oy kullanamama durumuyla
ilgili Başbakanın açıklamasına bakın: “Tam o konuyu işlediğim anda, ben
Almanya’dayken YSK karar alıyor. Sen bizi sabote mi ediyorsun?” YSK, kendine
çekidüzen verecek, Başbakana sormadan iş tutmayacak, haddini bilecek, yoksa
faturayı öder. Bu, bu demek değerli arkadaşlar.
Sayın Başbakan, Deniz Feneri dosyasının Almanya’dan eşekle değil
de kaplumbağa sırtında gelmesini sağlayarak Türkiye’de soruşturma açılmasını
aylarca geciktirterek, hâlâ ne olduğu bilinmez durumda kalmasını sağlayan
Adalet Bakanlığının başı. Sayın Başbakan, Deniz Feneri yolsuzluğunun bir
numaralı zanlısını “İstifa et.” diyen ilgili Bakana karşın görevinin başında
tutan Başbakan. Sayın Başbakan, KPSS soruları çalınarak, alın teriyle başarılı
olan gençlerin alın terini gasbeden çete soruşturmasının bir numaralı zanlısını
soruşturma kapsamı dışına çıkartarak Kanada’ya doktora yapmaya yollayan
sorumluların en üst amiri konumundaki kişi. Sayın Başbakan, Kayseri
Belediyesiyle ilgili yolsuzluk belgelerini kendisine gönderen CHP Genel
Başkanının gönderdiği rüşvet defterini soruşturmak yerine “İtirafçının imzası
yok.” diye örtbas etmeye çalışan kişi. Bu Başbakan, değerli arkadaşlar,
TÜSİAD’daki konuşmasında, yargı reformuna gerekçe olarak zaman aşımından
kurtulan suçluları gösterip kendisi altı dosyadan zaman aşımıyla kurtulan bir
Başbakan. Bu Meclis de, haklarında yedi yüz fezlekeden, “dokunulmazlık zırhı”
nedeniyle, aklanma şansını bile kullanmaya cesaret edememeyi içine sindiren, ama
laf atıp sataşırken “Yargılananları milletvekili mi yapacaksınız?” demekten de
hiç imtina etmeyen milletvekillerimizin olduğu bir Meclis. İşte bu nedenledir
ki, Başbakanın dediği gibi, yargı ayağımızda pranga olmaktan çıkmalı ve soğuk
terler dökmek yerine geceleri rahat uyku uyuyacağımız bir yargı sistemi
kurulmalıdır. Herkes için adalet ancak bağımsız ve güvenilir bir yargıyla
gerçekleşir. Eğer bunu sağlayamazsak, bugün sevinerek, övünerek devam ettiğiniz
bu süreç yarın sizlerin aleyhine işleyebilir. Bugün “ucube” denen heykelle
ilgili alınan bir yargı kararından sonra, apar topar o mahkeme başkanını
görevden alıp yerine başkasını atayacak kadar yargıya müdahale eden bu
zihniyetin yarın nelerle karşılaşacağı bilinemez.
Değerli arkadaşlarım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Hepinize iyi geceler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
49’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre
okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan tasarının 49. maddesinin 1. fıkrasının son
cümlesinin “Başkan, iş yükünün bölümler arasında dengeli bir şekilde
dağıtılmasını gözetir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Mehmet
Şandır Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Mersin Mersin Isparta |
|
Akif
Paksoy Şenol
Bal Beytullah
Asil |
|
Kahramanmaraş İzmir Eskişehir |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 49 uncu maddesinin ikinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.
|
Bekir
Bozdağ Yaşar
Karayel Hayrettin
Çakmak |
|
Yozgat Kayseri Bursa |
|
A.
Sibel Gönül M. Altan
Karapaşaoğlu |
|
Kocaeli Bursa |
“(2) Bireysel başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmesi
hâlinde, başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilir. Adalet
Bakanlığı gerekli gördüğü hallerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 49. maddesinin 2. fıkrasının
madde metninden çıkarılması ve fıkra numaralarının buna göre teselsül
ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
İsa Gök Ali Rıza Öztürk Kamer Genç Ahmet Ersin |
|
Mersin Mersin Tunceli İzmir |
|
Ali
Oksal Ali İhsan
Köktürk Abdulaziz Yazar |
|
Mersin Zonguldak Hatay |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Abdulaziz Yazar, Hatay…
BAŞKAN – Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
ABDULAZİZ YAZAR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 696 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesi için
verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısının 49’uncu
maddesinde yapılan aykırılıklara ve yanlışlara geçmeden önce, AKP Hükûmetinin
yaptığı hukuk dışı uygulamalara bakmak gerekmektedir:
AKP İktidarının yüksek yargı organlarının yapısına yönelik yaptığı
operasyonların sonucunda ilk olarak Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun yapısı değiştirilmiştir. Üye sayıları ve üyelerinin atanma
yöntemlerinin değiştirildiği bu iki kurumun üstüne siyasallaşmanın ve İktidarın
gölgesi düşmüştür. Yargının görevini sağlıklı yürütmesi engellenmiştir. Türk
hukuk sisteminde olmayan uygulamalar getirilmiştir. Hükûmetin Anayasa
Mahkemesinin yapısıyla ilgili tüm düzenlemeleri, her siyasi iktidarın yargıya
doğrudan müdahalesine yol açmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan kanun
değişikliğiyle toplumun adalete güveni yok edilmektedir. Hükûmet yargıyı
yeniden yapılandırmaya yönelik tasarılarla doğrudan siyasi iktidara tabi olan
bir yargı düzenini oluşturmak istemektedir. Bu yöndeki çabaları devam
etmektedir. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı da yüksek yargı alanında
yapılan yanlış uygulamaların, hukuk ihlallerinin devamı niteliğindedir.
Tasarının 49’uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki “Bireysel başvurunun kabul
edilebilirliğine karar verilmesi hâlinde, başvurunun bir örneği Adalet
Bakanlığına bildirilir.” şeklindeki düzenleme de “kuvvetler ayrılığı” ilkesini
zedeleyen bir hüküm olmuştur. Hukuk devleti olmanın belirgin özelliği, her
organın ve herkesin hukuka bağlı olmasıdır. Kuvvetler ayrılığı, hukukun
üstünlüğünü sağlayan temel ilkedir. Kuvvetler ayrılığı olmayan devlette hukukun
üstünlüğünden söz edilemez. Kuvvetler ayrılığı, cumhuriyetimizin ve
demokrasinin oluşumunu sağlayan temel yapıdaki önemli bir ilkeyi ve sistemi
oluşturmaktadır. Bu nedenle “kuvvetler ayrılığı” ilkesini tahrip eden bu tür
işler, devletin cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak amaç ve görevine aykırıdır.
Hukuk devletinin en belirgin özelliği, güçler ayrılığına anlam
kazandıran yargı bağımsızlığıdır. Hukuk devleti kendisini bağımsız yargısıyla
korur. Günümüzde insan haklarının ve özgürlüklerin başlıca güvencesi bağımsız
yargıdır. Bağımsız olmayan yargı gerçek bir yargı olarak karşılanamaz.
Bağımsızlık yargının karakteridir. Bu temel nitelikten yoksun olan yargı
güdümlüdür ve öbür güçlerin, yasama ve yürütmenin etkisinde, egemenliğindedir.
Devlet olmanın koşulu kabul edilen yargı bağımsızlığı uygarlık savaşının en
önemli alanını oluşturmuştur. Demokrasinin ögesi durumuna yükselen yargı
bağımsızlığı, yasama ve yürütme organının etki alanı dışına çıkarılarak
sağlanmıştır. Yürütmenin gözetim ve denetimi altında gerçek bir yargı
bağımsızlığından söz edilemez.
Tüm bu nedenlerden dolayı, kabul edilen bireysel başvuruların bir
örneğinin Adalet Bakanlığına bildirilmesi hükmü ile idare taraf yapılarak
kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelenmektedir. Bu nedenle, söz konusu fıkranın
metinden çıkarılması yerinde olacaktır. Bu anlayış, ülkemiz yargı sisteminin
dayandığı yargı ayrılığı ve adli ve idari yargı organlarının birbirlerine karşı
bağımsızlığı ilkelerini de zedelemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin
teşkilat yapısını düzenleyen, görev ve yetkilerini ilgilendiren bir kanunun
anlaşılır olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi yüksek yargının tartışmasız
en üst kuruludur. Böyle bir kurulun tarafsızlığı, güvenilirliği, vermiş olduğu
kararların tartışılmaması, kamu vicdanında mahkûm edilmemesi son derece
önemlidir. Hukuk alanındaki en önemli kurumlarla ilgili düzenlemeler yapılırken
toplumsal uzlaşma, toplumun bütün kesimlerinin temsil edilmesi, görüşlerinin
yer alması yine önemsenmemiştir. Bu çok önemli yasa tasarısının içerisinde
muhalefetin görüşü yoktur. Verdiğimiz önergeler içeriğine bile bakılmadan
parmak hesabıyla reddedilmektedir. Bir tek önergemiz dahi haklı bile olsa kabul
edilmemektedir.
Hukukun üstünlüğü adına, kuvvetler ayrılığı ilkesi adına bu
maddenin 2’nci fıkrasının iptalini yüce Meclisten talep ediyor, saygılarımı
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 49 uncu maddesinin ikinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.
Bekir
Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları
“(2) Bireysel başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmesi
hâlinde, başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilir. Adalet
Bakanlığı gerekli gördüğü hâllerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.”
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Katılıyoruz.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Gerekçe...
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların Adalet
Bakanlığına gönderilerek Bakanlığın bilgilendirilmesini; Adalet Bakanlığının
ise her başvuru için değil, yalnızca gerekli gördüğü hâllerde görüşünü yazılı
olarak Mahkemeye bildirmesini sağlamak amacıyla bu önerge verilmiştir.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan tasarının 49. maddesinin 1. fıkrasının son
cümlesinin “Başkan, iş yükünün bölümler arasında dengeli bir şekilde
dağıtılmasını gözetir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet
Şandır (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Akif Paksoy,
Kahramanmaraş Milletvekili, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Vermiş olduğumuz önergeyle değiştirilmesini istediğimiz cümle,
kanun dili açısından daha uygun olur. “Önlem” kelimesi bir yasağın
uygulanmasını çağrıştırmakta olduğu için bu teklifi verdik.
Sayın milletvekilleri, demokrasileri diğer kapalı rejimlerden
ayıran en önemli özelliği şeffaflık ve uzlaşmaya açık olmasıdır. Sizin
İktidarınız döneminde, maşallah, ne şeffaflıktan ne de uzlaşmadan bir eser
göremedik. Sayısal çoğunluğunuza güvenerek dayatmacı tavrınızı ısrarla
sürdürüyorsunuz.
Kıymetli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi, AKP’nin mahkemesi
olmayacak, Anayasa’da kendisine verilen yetki ve sorumluluk çerçevesinde
görevini yerine getirecek. Aslında, yandan dolanarak bu tür değişiklikleri
yapmak yerine kafanızın arkasındakileri millete tam olarak açıklasanız her şey
netleşmiş olacak. Hukuk ilkeleri geneli kapsar ve eşitliği gözetir. Aynı
kapsamdaki hukuk normuyla farklı düzenleme getirilemez. Bütün bakanlıkların
teşkilat ve görevleri hakkındaki kanunları yürürlükten kaldırın! Diğer
sakıncaları yanında, sırf bu tavrınız bile kamu yönetimindede nasıl bir kaotik
düşüncenin sahibi olduğunu göstermeye yeter de artar.
Mevzuatımızda yönetmeliklerin amacı ve kapsamı bellidir, hangi
hususların yönetmelikle düzenlenebileceği bilinmektedir ancak maksadınız, kendinize
göre Anayasa Mahkemesi üyesi, kendinize göre Başkan, hatta bu da yetmiyor,
kendinize göre personel istihdam etmektir. Açıkça, kanuna karşı hile olan bu
yöntemlerle hedeflerinizi gerçekleştireceğinizi düşünüyorsanız fena hâlde
yanılıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti devleti, sizin anladığınız manada kanun
devleti olmaktan öte, bir hukuk devletidir.
Temenni etmiyoruz ama bu tasarı kanunlaştığı takdirde, muhtemelen
Anayasa Mahkemesinin önüne gidecektir. O zaman, yüce mahkeme, sizin zannınızdan
sıyrılarak, geçmişte hizmet birimleri kurulması hakkında verdiği birçok karar
gibi bu düzenlemeyi de iptal edecektir.
Bir başka husus: Bu tasarıyla Anayasa Mahkemesinde görev yapan
personeli Adalet Bakanlığına gönderiyorsunuz, özlük haklarıyla ilgili bir
netlik yok. Bu personelin, gelecekte, Bakanlık tarafından merkezde mi, taşrada
mı görevlendirileceği belirsiz. Belki de bu personelin birçoğu emekli olacak
veya istifa etmek zorunda kalacak. Özelleştirme uygulamalarının sonucu mağdur
ettiğiniz personelin yaraları sarılmadan yeni yaralar açmaya nasıl cüret
ediyorsunuz? Yarın bir kanun da Türkiye Büyük Millet Meclisi hakkında
çıkartırsanız, buradaki personeli de bakanlıklara dağıtırsınız.
Kıymetli arkadaşlar, her zaman söylüyoruz, söylemeye de devam
edeceğiz, lütfen, adaleti sadece kendinize istemeyin. Kendinize ve kafanıza
göre şekillendirdiğiniz adalet, adalet olmaktan öte zulüm olacaktır. Vatandaşın
ahını alacaksınız. Ah alan da iflah olmaz. Biz sizi uyarıyoruz, vakit çok geç
olmadan bu düzenlemelerden vazgeçin. Aslında maksadınız gayet açık, kapsamını
seçimlerden önce açıklamaya cesaret edemediğiniz, kafanızdaki Anayasa
değişikliğinin altyapısını kurmaya çalışıyorsunuz. Yanlış hesabın Bağdat’tan
dönmesi hesabı, bu hesabınız da 12 Haziranda milletten dönecektir inşallah.
Biz sizden bir defa mertçe doğru söylemenizi bekliyoruz. “12
Haziran sonrası yapacağımız Anayasa değişikliğinde ‘Türk’ adına ne varsa
Anayasa’dan çıkartacağız.” deyin. Referandumdan önce bertaraf etmekle tehdit
ettiğiniz TÜSİAD, kamuoyuna açıkladığı rapor ile desteğini açıkladı, onlar da
“Türk” kavramına karşılar. Bu konuda yeterince yandaşınız ve destekçiniz oldu
ancak biliniz ki bu coğrafyayı vatan yapan, bin yıldır bir ve beraber yaşayan
Türk milleti bu oyununuza gelmeyecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi maksadınızı milletimize anlatacaktır
diyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Paksoy.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı
arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı olmadığı için birleşime beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 21.36
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 21.45
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
82’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
696 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesi üzerinde
verilen Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve arkadaşlarının
önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve
önerge kabul edilmemiştir.
Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
50’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre
okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.
TBMM Başkanlığına
Görüşmekte olduğumuz tasarının 50. maddesinin 1. fıkrasının 1.
cümlesinin “Esas inceleme sonunda, başvurucunun ihlal iddiasının kabulüne veya
ihlal iddiasının reddine karar verilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
Mehmet
Şandır Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Mersin Mersin Isparta |
|
Şenol
Bal Beytullah
Asil Hüseyin
Yıldız |
|
İzmir
Eskişehir Antalya |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 50 nci maddesinin ikinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.
|
Bekir
Bozdağ Yaşar
Karayel A. Sibel
Gönül |
|
Yozgat Kayseri Kocaeli |
|
Hayrettin
Çakmak M. Altan
Karapaşaoğlu |
|
Bursa Bursa |
"(2) Tespit edilen ihlâl bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir."
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 50. maddesinin Tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
İsa Gök Kamer Genç Ahmet Ersin |
|
Mersin Tunceli İzmir |
|
Ali İhsan Köktürk Ali Oksal Atilla Kart |
|
Zonguldak Mersin Konya |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İsa Gök, Mersin Milletvekili.
Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)
İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, arkadaşlar, 50’nci maddenin (2)’nci fıkrasında çok farklı
bir hüküm var. Ne o? Anayasa Mahkemesinin bir başka yargı mercisinin verdiği
kararı iptal etmesi. Şimdi, gerçi, AKP’nin önergesi var ama sonucu değişmiyor.
Yüksek mahkemeler Anayasa’mızda sayılmıştır. Altı tane yüksek mahkememiz
vardır: Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek
İdare Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi. Anayasa’mıza baktığımızda bu
mahkemeler konusundaki hükümlerde aynen der ki: Mesela, Yargıtay “…adliye
mercilerinde…” diye gider ve “…karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.”
der, son inceleme mercisi, 154. 155’e, Danıştaya bakın, Danıştay aynı şekilde
“…idari mahkemelerce…” falan diye gider “…karar ve hükümlerin son inceleme
merciidir.” Yüksek mahkemelerin, Anayasa hükmünde, karar ve hükümlerin son
inceleme mercisi olduğu açıkça yazılıdır. Anayasa’mızın 148’inci maddesi
Anayasa Mahkemesini düzenliyor ve 12 Eylül referandumunda, bireysel başvuru
hakkı geldi, 148’inci maddenin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrası ve beşinci
fıkrası geldi.
Arkadaşlar, her üç fıkraya baktığınızda, bu fıkraların hiçbir
yerinde, Anayasa Mahkemesinin diğer yüksek yargı mahkemelerinin üzerinde,
onların karar ve hükümlerin son inceleme mercisi olma imkânını kaldıran,
Anayasa Mahkemesi lehine o son inceleme mercisi mahkemelerin de üzerine
çıkartıp onların kararını temyizen tekrar inceleyebilme imkânını veren bir tek
kelime yok. Ben, Türkçe okurum, Türkçe konuşurum.
Okuyoruz, bütün fıkraya baktığımızda, üçüncü fıkra, 148: “Herkes,
Anayasada güvence altına alınmış…” falan diye gidiyor “…Başvuruda bulunabilmek
için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.” Burada asla, iptal,
bir başka mahkeme kararını iptal, yok etmek yok.
Dördüncü fıkraya bakıyoruz: “Bireysel başvuruda, kanun yolunda
gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” Kanun yolları dediği,
temyizdir, itirazdır, tashihi karardır falan. Bu aşamalardaki incelemeler
Anayasa Mahkemesinde yapılamaz. Bu, aslında bize bir ışık veriyor.
Beşinci fıkraya bakıyoruz: “Bireysel başvuruya ilişkin usul ve
esaslar kanunla düzenlenir.”
Şimdi, bakın arkadaşlar, ışık veren fıkra dört. Hiçbir mahkeme
kararını iptal yetkisi yok.
Şimdi elimize, şu çok kıymetli Anayasa Mahkemesinin usul kanununun
tasarısını alıyoruz, ikinci fıkrasına bakıyoruz, diyor ki: “Tespit edilen ihlal
bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa…” diye uzun uzun gidiyor. Ayhan Bey’in
formülü terditli bir yol ortaya koydu. Yani Anayasa Mahkemesi bir ihlal görürse
bunu mahkemesine gönderecek, mahkeme bu ihlali ortadan kaldıran karar verecek.
Karar vermezse yine darbeyi vuracak Anayasa Mahkemesi. Geldi, eğer ki iddia
devam ederse o mahkemenin kararını yine iptal edecek. Ne diyor tasarıda?
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – İsa Bey, önergemiz var.
İSA GÖK (Devamla) – Önergenize baktım Ayhan Bey. Ben boş çıkmam
buraya, merak etme sen!
“Bu durumda Anayasa Mahkemesi doğrudan ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldıracak kararı verir.” Yani iptal kararı.
Yeni önergenize bakıyorum Sayın Üstün. Önergenizde ne diyor? Aynı
şey: “Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal
kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse
dosya üzerinden karar verir.” İhlali ortadan kaldıracak. İptal var mı yok mu
burada mahkeme kararına?
Bakın arkadaşlar, Avrupa yargı sisteminde ihlali… Şu Anayasa 148’e
göre ancak ihlali tespit eder, tazminat verebilir. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin de yetkisi budur. Siz AİHM’in Türkiye’de bir mahkeme kararını
iptal ettiğini gördünüz mü? Olur mu ya! Böyle bir yetkisi yok Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin, iptal edemez bizim mahkeme kararımızı. Ama siz AİHM’de
olmayan, Anayasa’nın vermediği bir yetkiyi kanuna koyarak, Anayasa’ya aykırı
olarak Anayasa Mahkemesine iptal imkânı veriyorsunuz. Bu önerge de olmaz, bu
tasarı da olmaz.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 50 nci maddesinin ikinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.
Bekir
Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları
"(2) Tespit edilen ihlâl bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir."
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bireysel başvuru sonucunda verilecek olan kararların daha açık bir
şekilde düzenlenmesi gerekmiştir.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşmekte olduğumuz tasarının 50. maddesinin 1. fıkrasının 1.
cümlesinin “Esas inceleme sonunda, başvurucunun ihlal iddiasının kabulüne veya
ihlal iddiasının reddine karar verilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
Mehmet
Şandır (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Behiç Çelik, Mersin
Milletvekili.
Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 696
sıra sayılı Tasarı’nın 50’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik
önergesi için söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
50’nci maddede diyor ki: “Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlâl edildiğine ya da edilmediğine karar verilir.”
Şimdi, bu tür cümleleri koyarken, idare makamlarına ve mahkemelere
karar verirken kolaylık olması açısından, doğrusu, çok kalıp birtakım
cümlelerin, hukuki anlam yüklü olan birtakım söylemlerin tercih edilmesi daha
uygun olurdu. Bu sebeple “…başvurucunun ihlal iddiasının kabulüne veya ihlal
iddiasının reddine...” şeklinde önergemizi Genel Kurula sunmuş oluyoruz.
Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi Türk hukuk sistemine 1961
Anayasası’yla girmesine rağmen, son elli yılda almış olduğu mesafeyi hiç kimse
göz ardı etmemelidir. Dünya anayasa
mahkemeleri içerisinde Türk Anayasa Mahkemesinin hukuki statüsünün gittikçe
gelişmekte olduğu hepimiz için, toplumumuz için de sevindiricidir. Dolayısıyla,
Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararlarla aynı zamanda kendi içtihadını ve
hukukunu da oluşturmaktadır. Bu doğrudur. Dolayısıyla, kamu hukuku içerisinde
önemli bir yer işgal eden Anayasa hukukunun Anayasa yargısı eliyle daha da
geliştirilmesi demokrasiye yapılacak en büyük katkıdır. Ancak, tekrar 12 Eylül
referandumuyla gerçekleştirilen, 5982 sayılı Yasa’yla yapılan Anayasa
değişikliği, gerek yapılış şekli gerekse topluma sunulma biçimi ve yalan ve
dolanlarla dolu olan söylemleriyle otomatikman baştan zedelenmiş, millî iradeye
darbe vurularak bu metnin halk tarafından kabulü bir şekilde iktidar tarafından
sağlanmıştır. Bu itibarla, Anayasa Mahkemesinin yapısı düzeltilirken toplam 11
olan üye sayısının daha da artırılarak 17’ye çıkarılması, yarın başka bir iktidar tarafından, ileriki
yıllarda -bu yıldan itibaren- başka bir düzenlemenin kapısını aralayabilir.
Burada şunu kastediyorum: Tutarlar “17 olacağına niçin 34 olmasın?” diye bir
fikir ortaya çıkarılabilir. O zaman her Anayasa değişikliği yaparak Mahkemenin
temel yapısında, üye sayısında değişikliğe gidilerek yapılacak bu düzenlemeler
Anayasa Mahkemesinin işlevini ortadan kaldırır ve Anayasa yargısının da
gittikçe partizanlaşmasının önünü açar ve Türk hukuk sistemine en büyük zararı
bu şekilde vermiş oluruz. Bu itibarla, bütün konuşmalarımda yüce heyetinize arz
etmiş olduğum yargının, yasamanın, yürütmenin dengeli ve etkin iletişiminin
kurulması ve her erkin kendi iç bütünlüğünün sağlanması, dolayısıyla
muvazenenin esas alınması çok önem iktiza eder.
Değerli arkadaşlar, konuşmamın başında da vurguladığım gibi,
burada söz konusu değişiklik önergemizin kabulü durumunda mahkeme kararlarına
daha bir katkıda bulunulacağını özellikle belirtiyor, önergemizin kabulünü yüce
heyetinizden arz ediyorum.
Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.
Önerge kabul edilmemiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
51’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 51. Maddesinde yer alan
"hükmedilebilir" ibaresinin “karar verilebilir" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya
Mersin Isparta |
|
Beytullah
Asil Mehmet
Şandır Rıdvan
Yalçın |
|
Eskişehir Mersin Ordu |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 51. maddesinin Tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Atilla
Kart Kamer Genç |
|
Mersin
Konya Tunceli |
|
Ali
Oksal Ahmet
Tan Ali İhsan
Köktürk |
|
Mersin İstanbul
Zonguldak
|
|
Ahmet
Ersin |
|
İzmir
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Ahmet Tan…
BAŞKAN – Ahmet Tan, İstanbul Milletvekili.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET TAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
696 sıra sayılı Tasarı’nın 51’nci maddesiyle ilgili öneri üzerine
söz aldım. Bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasını düzenliyor. Böyle
bir düzenleme, kanaatimize göre bazı sakatlıklar taşıyor. Bu sakatlıkların
birincisi gerekçede dile getirilmiş. Gerekçede deniyor ki: “Anayasa
Mahkemesinin önerisi üzerine bu madde değiştirilmiştir. “
Şimdi, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri arasında -ki
Anayasa’nın 147’nci maddesi düzenliyor- Büyük Millet Meclisine böyle bir
öneride bulunmayı öngörmüyor. Bunun muhalefete, bizler gibi milletvekillerine
bırakılması -bu önerilerin- herhâlde daha yerinde olacaktır. Zaten
cesaretlendiren de bu gerekçedeki sakatlık.
Bir başka sakatlık kanun maddesinin kendisinde var. Açıkça kötüye
kullandığı tespit edilen başvurucular için 2 bin lira cezayı öngörüyor. Şimdi,
hem bireysel başvuru hakkı verip hem de bunu cezai müeyyideye bağlamak bir
hakkın kullanılmasını caydırıcı bir nitelik taşıyor. Biraz da niyeti
cezalandıran bir koku var burada. Çünkü, eğer maksat bir kötüye kullanmaysa
burada söz konusu olan müracaat sırasında şekil şartını yerine getirmeyen bir
başvurucunun zaten kabul edilmiyor. “Niyeti cezalandırma” derken de bugün bir
ifade özgürlüğü hakkının ihlali olan basılmamış bir kitabın matbaasının
basılmasıyla ilgili konu geliyor. Bu konuda da şunu söylemek belki gerekecek:
İşlenmemiş suçu “Sen suç işleyeceksin.” diye bir düşünceyle cezalandırmak ve
toptan imha edilmesiyle ilgili bir karar vermiş mahkeme. Madem burada kanun
yapıyoruz, burada iyi düzenlenmemiş, gerekçesi iyi yazılmamış kanunlar ileride
bu tür sakatlıklara yol açıyor.
Bu nedenle, gerekçede Anayasa Mahkemesinin önerisi üzerine yapılan
bu maddenin, bir milletvekili grubunun, Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği bu
önergeyle, toptan bu maddenin kaldırılması yerinde olacaktır. Bireysel başvuru
hakkının eğer bir yenilik olarak anayasa hukukumuza dâhil edilmesi kutlanacak
bir şeyse, bunun kaldırılmasıyla herhâlde daha çok hak edecektir bunu.
Şimdi tabii ki, Anayasa’nın en temel kurumlarından birisi Anayasa
Mahkemesi, seçim kararı almış bir Mecliste bunun görüşülmesi, hele de bu tür
iyi yazılmamış maddelerin dâhil edilmesi, böyle bugünkü yapılan, basın
özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü de toptan ortadan kaldıran, bugünkü, işte
televizyonlarda tanık olduğumuz hadiseyi de akla getiriyor. Bu, niyetin
cezalandırılması gibi bir anlam çıkıyor bu maddede de ve bugün yapılan işlemde
de.
“Niyet” derken, madem saat ilerliyor, küçük bir fıkrayla, Bektaşi
fıkrasıyla meramımı daha iyi anlatacağımı ve anlayacağınızı umut ediyorum.
Bektaşi, ramazanda zaptiyeler tarafından durduruluyor üstü
aranıyor. Kuşkulanıyorlar. Cebinden binlik şişe çıkıyor, içki şişesi.
Zaptiyeler “Bre zındık, ramazanda içki içilmeyeceğini bilmiyor musun” diye
çıkışıyorlar. O da “Ben içmiyorum.” diyor. “Ama içeceksin, madem taşıyorsun
içeceksin.” diyorlar. “Hayır içmeyeceğim, ben bayramı bekleyeceğim. Bunu
yanımda bulunduruyorum ben.” O zaman dinlemiyorlar. Diyor ki bunun üzerine;
“Eğer beni götürecekseniz kadının karşısına, beni ellerimle parmaklarım
dolayısıyla da götürün, çünkü bu eller ve parmaklarla daha büyük bir suç
işlerim, sizlere ayıp işaret yapabilirim.” Şimdi yani bu niyeti cezalandırmanın
ucu bucağı yok. O yüzden bunu önlemenin tek yolu, iyi yazılmış, sınırları çok
iyi çizilmiş ve serbestçe müzakere edeceğimiz bir kanun yapma ortamına bunu
kavuşturmaktır. Böyle alelacele, nefes nefese bir ortamda bunun sonuçları,
bugün ortaya çıkan, işte, basılmamış kitaba baskın yapmak gibi manzaralar
olacaktır.
Bu vesileyle bu önerimizin kabul edilmesi, yani bu maddenin toptan
kaldırılması önerisi, Anayasa Mahkemesinin önerisiyle konulan bu maddenin
milletvekili grubunun önerisiyle kaldırılması çok yerinde olacaktır. Belki bu
konuda işlenen günahları da bir nebze azaltacaktır.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı, Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler…
Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 22.08
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 22.16
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ
(Konya), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
82’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
696 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 51’inci maddesi üzerinde
verilen İstanbul Milletvekili Ahmet Tan ve arkadaşlarının önergesinin
oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi yeniden
oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 51. Maddesinde yer alan
“hükmedilebilir” ibaresinin “karar verilebilir” şeklinde değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Beytullah Asil, Eskişehir
Milletvekili.
Buyurun Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar)
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüştüğümüz 696 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 51’inci maddesi
üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle
sizleri ve sizlerin şahsında yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Metinde yer alan “hükmedebilir” ibaresinin “karar verebilir”
şeklinde değiştirilmesini, bu yolla kanun metnini daha anlaşılır hâle getirmeyi
amaçladığımız bu önergeye destek oylarınızı beklediğimizi ifade ederek
sözlerime başlamak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan
24’üncü Dönem milletvekilliği genel seçimleri sonrası Hükûmetin başlattığı yeni
Anayasa çalışmaları doğrultusunda ülkemizi dönüştürmek gayesiyle yoğun bir
kampanya başlatılacağının işaretleri bugünden görülmeye başlamıştır. Bu konuda
Hükûmete destek olmak, ülkeyi dönüştürmek maksadıyla oluşturulan birleşik
cephe, iktidar ile sıkı bir iş birliği kurmak, bu yolla cepheyi genişletmek
için ellerindeki bütün imkânları seferber ediyor. Yapmak istediklerine,
zihniyetlerine, düşüncelerine ve ideolojilerine baktığımızda içine girdikleri
yol kendileri açısından normaldir çünkü Türk yurdunu, düşüncelerine ve
zihniyetlerine uygun şekilde dönüştürmeye çalışıyorlar. Anlayamadığımız, bu
girişim için oluşturulan cepheye son olarak Türk Sanayicileri ve İşadamları
Derneğinin de katılmış olmasıdır. İçlerinde ülkemizin, dünyanın sayılı
zenginlerinin de bulunduğu bu dernek temsilcileri bu zenginliklerinin tamamını
bugün dinamitlemeye çalıştıkları cumhuriyet döneminde bu aziz milletin
dişlerinden tırnaklarından artırarak oluşturdukları tasarruflarından elde
ettiklerini unutarak Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına ve birliğine dil
uzatanlarla ve bölünmeyi gündeme taşıyanlarla
aynı çatı altında oturmak gafletini gösterenlerdir, İktidarın gizli gündemine
sözcülük yapanlarla aynı safta oturmaya devam edenlerdir. Bu aziz millet
mutlaka bunu değerlendirecektir. Bu ülkenin değerlerini kullanarak söz söyleme
hakkı bulunanların çok daha dikkatli, milletine daha saygılı, vefalı olmalarını
beklediğimizi ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bütün bu olanları bu aziz millet bugüne
kadar sineye çekmiştir. Ancak, gelinen nokta bıçağın kemiğe dayandığı noktadır.
Bu birleşik cephenin karşısına münevverlerimiz, entelektüellerimiz dikilmek
zorundadır. Bu cephe Türk fikir ve düşünce hayatına yön verme yetkinliğine
ulaşmış münevverlerimizin 12 Eylülün, 28 Şubatın, 3 Kasımın üzerlerine örttüğü
küllerden arınarak fikirleriyle, yazılarıyla, kitaplarıyla, nutuklarıyla kamuoyunu
etki gücünü harekete geçirmelidir tıpkı Ziya Gökalp gibi, Turan Yazgan gibi,
İsmail Gaspıralı gibi. Türk milleti tarafından demokrasiye âşık Türk
evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunan Anayasa’nın ilk
üç maddesi ve onları koruyan 4’üncü maddesinin değiştirilemeyeceğini sadece biz
siyasilerin söylemesi yetmez, münevverlerimizin de, entelektüellerimizin de
haykırma zamanı gelmiştir.
“Ne mutlu Türk'üm.” diyebilen herkesi bu birleşik cephenin
karşısında milletimizi aydınlatmaya, bilgilendirmeye, bu mücadele kervanında
yer almaya çağırıyor, yüce heyetinizi ve sizlerin şahsında yüce Türk milletini
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Asil.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
52’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Okutup işleme
alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 52. maddesinin 1. fıkrasında yer
alan “katılan” ibaresinin “iştirak eden” olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
İsa
Gök Ali Rıza
Öztürk Kamer
Genç |
|
Mersin Mersin Tunceli |
|
Ahmet
Ersin Ali
Oksal Ali İhsan
Köktürk |
|
İzmir Mersin Zonguldak |
|
Harun
Öztürk Atilla
Kart |
|
İzmir Konya |
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 52 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasının
ilk cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya
Mersin Isparta |
|
Mehmet
Şandır Rıdvan
Yalçın |
|
Mersin Ordu |
(3) Başkanın görevlendirdiği raportör ilk inceleme raporunu
hazırlayarak Başkanlığa sunar.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe
Fıkra metninin bu şekilde yazılması daha anlaşılır ve uygun
olacaktır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 52. maddesinin 1. fıkrasında yer
alan “katılan” ibaresinin “iştirak eden” olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
İsa
Gök (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Harun Öztürk konuşacak.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Harun Öztürk, İzmir
Milletvekili.
Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 52’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz
önergeyle ilgili olarak söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, siyasi parti kapatma davalarıyla ilgili
madde görüşülürken 12 Eylül referandumuna AKP tarafından sunulmak istenen fakat
Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen değişiklikle ne yapılmak
istendiğinin, bizler ve milletimiz tarafından bir kez daha hatırlanmasında
yarar görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere AKP, 12 Eylülde
referanduma sunulan Anayasa değişikliği teklifine parti kapatmalarının imkânsız
hâle getirilmesini de eklemek istemişti. Anayasa’nın 69’uncu maddesini
değiştirmek isteyen bu madde, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davaların
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından verilecek izin üzerine açılabileceğini öngörmekteydi. Yani Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı tarafından bir partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesinde dava
açılabilmesi, kapatılması istenen partinin bir nevi iznine tabi olacaktı. Ne
var ki, bu ölçüsüz teklif Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından
reddedilmiştir. Peki, reddedildi de Anayasa’nın yasakladığı fiilleri açıkça
işleyen bir parti bundan böyle kapatılabilecek mi? Türkiye Cumhuriyetini
korumaya yönelik bu sigorta Anayasa’da durmaya devam etse de Anayasa
Mahkemesinin üye yapısında sağlanan değişiklik bundan böyle herhangi bir
partinin kolay kolay kapatılamayacağını ortaya koymaktadır. Elbette, siyasi
partilerin kapatılması demokrasilerde son olarak başvurulacak bir yöntem
olmalıdır. Ancak, Anayasamız’ın 68’inci maddesinin dördüncü fıkrasında ifade
edildiği üzere bir siyasi partinin tüzük ve programı ile eylemleri, devletin
bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,
eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik
cumhuriyet ilkelerine aykırı olursa, bu siyasi parti sınıf veya zümre
diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi
amaçlar ve suç işlenmesini teşvik ederse, özetle, Anayasa’da yazılı kapatma
koşulları oluşursa, Türkiye Cumhuriyeti kendisini ve temel ilkelerini koruyacak
refleksi gösterebilmelidir.
Değerli milletvekilleri, bu arada kanun hükmünde kararnamelerin
Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesine ilişkin yapılan fiilî bir Anayasa
ihlaline de dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Sizlere bir örnek vermek
istiyorum: Plan ve Bütçe Komisyonu gündeminde bulunan 30/5/1973 tarihli ve 5
sayılı Kanun Hükmünde Kararname hâlâ yasalaşmayı beklemektedir. Parlamento her
seçime gittiğinde kadük olan bu kanun hükmünde kararname her dönem yenilenmiş
ve 23’üncü dönemde de yasalaşmadan kadük olacaktır. Söz konusu kanun hükmünde
kararnamenin çıkarıldığı tarihte yürürlükte olan 61 Anayasası’nda Resmî
Gazete’de yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun hükmünde
kararnamelerin sunulacağını, Anayasa’nın ve yasama Meclisleri iç tüzüklerinin
kanunların görüşülmesi için koyduğu kurallara göre ancak komisyonlarda ve Genel
Kurullarda diğer kanun tasarı ve tekliflerinden önce ve ivedilikle görüşülüp
karara bağlanacağını hükme bağlamaktadır. Aynı hüküm 1982 Anayasası’nın 91’inci
maddesinde de mevcuttur. Çözüm için Anayasa’nın amir hükmüne aykırı olarak
makul bir süre içinde yasalaştırılmayan kanun hükmünde kararnamelerin de iptale
konu edilebilmesine imkân tanınması gerekir çünkü burada Türkiye Büyük Millet
Meclisinin yasama yetkisinin devri söz konusudur ve bu yetkiye dayanılarak
çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin de ivedilikle görüşülmesi ve
yasalaştırılması gerekir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkan,
bir düzeltme yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkanım.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi, efendim,
kabul ettiğimiz önergeyle, 52’nci maddenin üçüncü fıkrasının ilk cümlesi
“Başkanın görevlendirdiği raportör ilk inceleme raporunu hazırlayarak
Başkanlığa sunar.” şeklinde, devamında “Raportör ilk inceleme raporunu
hazırlayarak Başkanlığa sunar.” ifadesi var, bu çıkmış oluyor. Dolayısıyla
ikisini beraber, birlikte yazmış oluyoruz. Bunun çerçeveye bu şekilde
işlenmesini arz ederim Sayın Başkan.
OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl? Bu redaksiyon mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Fazlalık var,
devamında fazlalık var, aynı şey bir daha yazılıyor.
BAŞKAN – Redaksiyonla birlikte, değişiklikle birlikte, kabul
edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
53’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır; okutup, işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 53. maddesinin 1. fıkrasında yer
alan “talebiyle” ibaresinin “istemiyle” olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
İsa
Gök Ali Rıza
Öztürk Atilla
Kart |
|
Mersin Mersin Konya |
|
Ali İhsan
Köktürk Kamer Genç Ali Oksal |
|
Zonguldak Tunceli Mersin |
|
Ahmet
Ersin |
|
İzmir |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer
alan “bu hükümlere” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya Mersin Isparta |
|
Hasan
Çalış Mehmet
Şandır Rıdvan
Yalçın |
|
Karaman Mersin Ordu |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.
Gerekçe: Madde metninde yer alan “bu hükümlere” ibaresi gereksiz
ve farklı yorumlara yol açabilir olduğundan kaldırılması uygun olacaktır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 53. maddesinin 1. fıkrasında yer
alan “talebiyle” ibaresinin “istemiyle” olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
İsa
Gök (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali İhsan Köktürk, Zonguldak
Milletvekili.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 696 sıra sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usûlleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 53’üncü maddesine yönelik önerge üzerine
söz almış bulunuyorum, öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi laik, demokratik,
sosyal hukuk devletimiz Anayasa’nın 2’nci maddesinde ve Anayasa’nın başlangıç
metninde ifadesini bulan, yasama, yürütme, yargı erklerinin birbirinden
bağımsızlığı yani kuvvetler ayrığı ilkesi üzerinde şekillenmiştir.
Anayasa’mızın, egemenliği düzenleyen 6’ncı maddesine göre de egemenlik kayıtsız
şartsız Türk milletinindir ve Türk halkı egemenliği Anayasa’mızın koymuş olduğu
esaslara göre değişik organlar aracılığıyla kullanır. Yani değerli
milletvekilleri, gerek bizim Anayasa’mız gerekse bütün demokratik anayasalar
egemenlik kavramını sadece yürütmeye, sadece siyasal iktidara has bir kavram
olarak tanımlamamıştır. Egemenlik kavramı sadece yürütmeye tanınan mutlak bir
yetki değildir. Anayasalarda egemenlik yetkisi dağıtılmış; hiçbir kişiye,
sınıfa, zümreye, gruba, tek bir siyasal partiye ve hangi çoğunlukla gelirse
gelsin sadece siyasal iktidara bırakılmamıştır. Yine, demokrasinin olmazsa
olmaz koşulu olan kuvvetler ayrılığının doğal sonucu da yargı bağımsızlığının
güvence altına alınmasıdır. Bu, aynı zamanda hukuk devletinin de ön koşuludur.
Değerli milletvekilleri, bu sözlerimizi daha önce bu kürsüden
defalarca ifade ettik, tekrar tekrar dile getirdik, yine dile getiriyoruz. Ancak,
maalesef, siyasal iktidarın kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran,
parmak çoğunluğuna dayanarak yasamaya ve bu tür yasal düzenlemelerle yargıya da
egemen olan, hukuk devletimizin temel norm ve ilkelerini yok sayan, parti
devletine gidişin son aşamasını yaratmaya dönük anlayıştan ödün vermediğini
görmekten büyük üzüntü duyuyoruz.
1789 tarihli Fransız Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde
tanımlanan “Hakların güvence altına
alınmadığı, erkler ayrılığının sağlanmadığı bir toplumun anayasası yoktur.” anlayışının
iki yüz küsur yıl sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası’yla, Yargıtay
ve Danıştay değişiklikleriyle ve görüşmekte olduğumuz Anayasa Mahkemesi yasa
tasarısıyla evrensel ilkelerle bağdaşmayan düzenlemelerin yasalaşmasından
ülkemizin geleceğiyle ilgili çok ciddi kaygılar duyuyoruz.
Yine, bu tarihten iki yüz altmış, iki yüz yetmiş yıl önce yaşamış
olan Montesquieu’nun bütün gerçek demokrasilerde kabul gören “Eğer yargı gücü
yürütme ve yasama gücünden ayrılmazsa o ülkede özgürlük yoktur.” ifadesinin
gerisine düşen bir iktidar anlayışını, bir AKP anlayışını ibretle izliyoruz.
Değerli milletvekilleri, ben buradan iktidar partisinin
temsilcilerine seslenmek istiyorum: İktidar partisinin Sayın Bakanı, iktidar
partisinin sayın milletvekilleri; hukuk devletini ortadan kaldıran, yargıyı
siyasal iktidarın kuyruğuna takan, küresel, dış destekli, dışarıdan dayatılan,
halkımızın da, ülkemizin de yararına olmayan bu düzenlemeleri bir kenara
bırakın; çocuğunun cebine 1,5 lira harçlık koyarak okula gönderemeyen,
çocuğunun okul masraflarını dahi karşılayamayan ailelerin, her gün “iş bulurum”
umuduyla evinden çıkan ancak akşam evine bir ekmek alarak dahi dönemeyen
milyonlarca işsizin açlık sınırının altında maaş alan ancak buna rağmen sadece
çocuklarının değil, torunlarının dahi geçimini üstlenmek zorunda kalan, kahveye
dahi inemeyen veya indiği kahvede bir bardak çayı boğazı düğümlenmeden içemeyen
emeklilerimizin sorunlarına yönelik düzenlemelerini bu kürsüye getirin.
Halkımız size bunun için oy verdi, sizlerden bunu bekliyor.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önergeler doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
54’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 54. maddesinin 2. fıkrasında yer
alan “taleplerinde” ibaresinin “istemlerinde” olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
İsa
Gök Ahmet
Ersin Ali
Oksal |
|
Mersin
İzmir
Mersin
|
|
Ali İhsan Köktürk
Kamer Genç Ali Rıza Öztürk |
|
Zonguldak
Tunceli Mersin |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer
alan “veya milletvekili olmayan bakan” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını
arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya
Mersin
Isparta |
|
Rıdvan
Yalçın Mehmet
Şandır |
|
Ordu
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta
Milletvekili.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; önerge üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Herkesin bildiği bir ilke vardır: Devlette devamlılık esastır.
Devleti de yöneten siyaset kurumudur. Milletler, siyaset kurumunda da
devamlılığı sağlayabiliyor ve hangi hükûmet gelirse gelsin doğrular iktidar
olmaya devam ediyorsa güvenli gelecek hayalleri kurabilir. Yoksa bugün AKP’nin
yaptığı gibi kendi hükûmetini milat kabul edip kendinden önce sanki olumlu,
güzel hiçbir şey yapılmamış gibi reddimiras yapar ise işte o zaman bu
devamlılığı sağlayamazsın. AKP’nin siyasi üslubu neticesinde ülkede siyaset
lisanı sertleşmiştir, her ne pahasına olursa olsun kazanma hırsı siyasete
egemen olmuştur, milletin kırmızı çizgileri yok edilmiştir; sadece siyaset
alanında değil, her alanda bizi biz yapan, cumhuriyetimize şahsiyet kazandıran
tüm özelliklerimiz bu tahribattan nasibini almıştır. Üzülerek belirtmeliyim ki
adalet müesseseleri, tahrip edilen kurumlar içerisinde ilk sıralarda yer
almaktadır.
Yargı kurumu ve “hukukun üstünlüğü” ilkesi her şeyden önce insan
hak ve özgürlüklerinin nihai teminatı ve devletin temel taşıdır. Yargının ve
adalet duygusunun zedelenmesi, siyasetin emrine sokulması milletimize yapılan
en büyük kötülük olmaktadır. Yargı sistemimizde asırlık sorunlar vardır.
Elbette, sadece bu Hükûmet zamanında bu sorunlar ortaya çıkmış değildir, ancak
bu sorunları gidermenin yegâne yolu, önyargısız, tüm tarafların olurunu alarak
ve tabii ki yargının düşünce ve değerlerine saygı gösterilerek üretilecek
çözümlerdir. Yoksa, öfke ve rövanş alma duygularıyla, hele hele “Dün yargıyı
CHP kullandı, bugün AKP kullanmalıdır.” mantığıyla hareket ederek, yargıyı
vatandaşa şikâyet edip muhakeme süreçlerini halkın gözünde mahkûm ettirerek bir
yere varılamayacağını herkes bilmelidir.
Hükûmet makamı sızlanma makamı değildir. Sorunları kurumların
üzerine yıkarak sıyrılıp çıkmak değildir siyaset. Maalesef, AKP’nin yargıya
bakışı ve yaklaşımı sorunludur. Hukuk olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da
hukuk devletinin var olması imkânsızdır.
Dokuzuncu yılında AKP İktidarı gerçek anlamda bir yargı reformu
için hiçbir adım atmamıştır, iç hukuk mevzuatımızı karmakarışık bir hâle
getirmiş, anlaşılabilir, basit, evrensel, demokratik normlarla
güçlendirememiştir. Yargı, olur olmaz her işle meşgul edilmeye devam
olunmaktadır; iş yükünü hafifletmeyi, dava süreçlerini basitleştirip kısaltmayı
başaramamıştır. İstinaf mahkemeleri için binalar yapmış, kadrolar almış ancak
bir türlü hayata geçirememiştir. Adli kolluğun idari yapılanmasını, araç gereç
noksanlıklarını tamamlayamamıştır. Hâkim, savcı ve yardımcı personel açığını
giderememiştir. Hâkim, savcı ve yardımcı personelin mali ve sosyal haklarını
iyileştirememiş, bugün Anayasa Mahkemesi Teşkilat Kanunu’nda olduğu gibi,
muadil yargı kurumları arasında bile adaletsiz ve eşitsiz uygulamaya yol
açmıştır. “Bizim hâkim, onların hâkimi” ayrımını yaratmıştır. Adli tıp
yapısının yargı bağımsızlığı anlayışıyla özerk yapısını korumayı ve
güçlendirmeyi başaramamıştır. Yüksek yargının içtihat oluşturma işlevinin
önündeki engelleri kaldıramamıştır. Bu sorunları tespit etmek bir büyük keşif
olmasa gerek. Bu sorunları Türkiye’de herkes bilmektedir. Peki, neden
çözülmemektedir? İşte, sorun buradadır. Yargıya “Senin ön bahçen, benim ön
bahçem” diye bakmak yahut seçmenlerine dönüp “Yargıyı CHP’nin elinden
kurtardım, AKP’lileştirdim.” demektir asıl sorun. Demokrasi ve hukuk devletine
yönelik bir sabotajdır aynı zamanda.
Milliyetçi Hareket Partisi yargıya hep saygılı davranmış, hem AKP
hem de CHP’nin yaklaşımını hiçbir zaman tasvip etmemiştir. Yargı, milletimizin
yargısıdır ve hiç kimsenin emrinde olmamalıdır, sadece adalet ve vicdan
duygusuyla çalışması için rahat bırakılmalıdır. Yargıyı kendinize uydurmak
sevdasından vazgeçmelisiniz. Sokaktaki vatandaş gibi sizler de yasalar ve
adalet önünde boyun eğmelisiniz.
Milliyetçi Hareket Partisi bu düşüncelerle 12 Haziranda yapılacak
seçimlerde milletine hızlı, etkin ve adil çalışan bir yargıyı vaat etmektedir.
Bunu da herhangi bir siyasi mülahaza ile değil, sadece aziz milletine hizmet
saikıyla yapmaktadır. Projelerimiz hazırdır ve devletin temeli olan adaleti
tesis etmek üzere inançlı kadrolarımız ile milletimizden yetki beklemekteyiz.
Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 54. maddesinin 2. fıkrasında yer
alan “taleplerinde” ibaresinin “istemlerinde” olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
Ali
Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Atilla Kart, Konya
Milletvekili.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
tasarının 54’üncü maddesiyle ilgili olarak vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz
almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
sözcüleri, iktidar grubu sözcüleri haklı olarak burada şu değerlendirmeyi
yapıyorlar: “Burası bir mahkeme mercisi değildir, bir yargılama mercisi
değildir, burada hüküm kuramazsınız.”
Elbette doğru söyleniyor. Biz de zaten şunu anlatmaya çalışıyoruz:
Burada Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak denetim görevini yapmak amacıyla
görev ve sorumluluk üstlendiğimizi ifade ediyoruz, yargı yolunu açacak olan
mekanizmaları devreye sokmak istiyoruz. Bunu da yaparken elbette halk adına
yapıyoruz, millet adına yapıyoruz.
Esasen, Meclisin iki temel misyonundan, fonksiyonundan birinin,
asli fonksiyonundan birinin denetim olduğunu sizler de gayet iyi biliyorsunuz
ancak Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetiyle birlikte bu anlamda denetim
mekanizmalarının sistematik olarak engellenmesi söz konusu olduğu için, hem Türkiye Büyük Millet Meclisinde hem
yürütme kademelerinde sistematik olarak böyle bir engelleme yapıldığı içindir
ki zorunlu olarak bu konuları, yargıya intikal ettiremediğimiz bu konuları
burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, millî iradenin tecelligâhında
vatandaşımıza, halkımıza anlatmaya çalışıyoruz, ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu
çerçevede de Türk Telekom özelleştirmesiyle ilgili olarak gelişen süreçleri, bu
noktadaki yolsuzluk iddialarını, yolsuzluk bulgularını, bunun Hükûmete kadar
nasıl sirayet ettiğini, buna dair bilgileri, bulguları kamuoyuyla, halkımızla,
milletimizle paylaşmak istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi Türk Telekomünikasyon
Anonim Şirketinin yüzde 55’i 14 Kasım 2005 tarihi itibarıyla yapılan
özelleştirme sonucunda Lübnanlı Oger Grubuna devredildi. Ondan sonra da İmtiyaz
Sözleşmesi imzalandı. Bu İmtiyaz Sözleşmesi’nin 38’inci maddesi Danıştay
aşamasında değiştirildi, düzeltildi. Şöyle bir düzeltme yapıldı: Burada, kuruma
ait olan taşınmazların yirmi altı yıllık, daha doğrusu 2026 yılı sonundaki
İmtiyaz Sözleşmesi’nin bitiminde bu taşınmazların kuruma bedelsiz olarak devri
kabul edildi. Ancak Oger Grubu bu sözleşme değişikliğine şerh koydu. Oger
Grubunun yaptığı kanunsuzdu. Oger Grubunun bu kanunsuzluğunu Danıştay da
13/12/2006 tarihli Karar’ıyla ortaya koydu, Oger Grubunun şerhini esastan iptal
etti. Bunun da ötesinde Cumhurbaşkanlığı bünyesinde görev yapan, sorumluluk
üstlenen Devlet Denetleme Kurulu da 17 Şubat 2010 tarihli raporuyla sözleşmenin
şerhsiz olarak imzalanması gereğini rapora bağladı; Cumhurbaşkanı adına,
Cumhurbaşkanlığı makamı adına bunu rapora bağladı.
Peki, Oger bu arada ne yapıyor değerli milletvekilleri? Oger bu
arada Kuruma ait olan taşınmazları harıl harıl satıyor, ilanlar veriyor, ulusal
gazetelere ilanlar veriyor, “sahibinden satılık arsa” diyor ve enteresandır, o
ilanlarda, ulusal gazetelere verilen ilanlarda da sahibinin kim olduğunu da
gizliyor çünkü kanunsuz iş yaptığını biliyor Oger Grubu ama vahim olan şudur:
Oger Grubu bunu yaparken Türk Telekom adına, orada hazine adına görev yapan
kamu görevlileri de o kanunsuzluğu seyrediyor, seyretmeye devam ediyor. Orada
hazine adına kim görev yapıyor? Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala görev yapıyor
değerli milletvekilleri. Başka kimler görev yapıyor Yönetim Kurulunda? TRT
Genel Müdürü İbrahim Şahin görev yapıyor. Başka kimler görev yapıyor?
Kamuoyunun yakından bildiği “Abdullah Tirmikli” isimli kişi görev yapıyor.
Başka kim görev yapıyor? Doktor Ali Arıduru, hani Sivil Havacılıkta kendisine
yönelik olarak çok ciddi suçlamaların yapıldığı bir genel müdürden söz
ediyorum. Peki, bunlar acaba hazine adına mı görev yapıyorlar şu bulgulara göre
yoksa Oger adına mı görev yapıyorlar?
Değerli milletvekilleri, bunları görmeniz gerekiyor, bunları
sorgulamanız gerekiyor. Bu değerlendirmelerle bu konudaki kanunsuzlukları
halkımıza, kamuoyuna anlatmaya devam edeceğimizi bir kez daha beyan ediyor,
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kart teşekkür ediyorum.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısını
arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kâtip üyeler arasında uyuşmazlık
var.
Bir dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve
önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
55’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre
okutup, aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 55. Maddesinin 1. fıkrasında
yer alan “Mahkeme” ibaresinin “Anayasa Mahkemesi” şeklinde değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya Mersin Isparta |
|
Mehmet
Şandır Rıdvan
Yalçın |
|
Mersin Ordu |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 55. maddesinin 2. fıkrasında yer
alan “Sayıştay Başkanlığına” ibaresinin “Mahkemeye” olarak değiştirilmesini arz
ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Atilla
Kart Kamer
Genç |
|
Mersin Konya Tunceli |
|
Ali
Oksal Ahmet
Ersin Ali İhsan
Köktürk |
|
Mersin İzmir Zonguldak |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 sıra sayılı Tasarının 55. maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Bekir
Bozdağ Mustafa
Özyürek Ahmet
İyimaya |
|
Yozgat İstanbul Ankara |
|
Mücahit
Fındıklı Ahmet
Yeni |
|
Malatya Samsun |
Madde 55- (1) Mahkeme siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir
ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimi için Sayıştay’dan yardım sağlar.
(2) Siyasi partiler, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan
kesinhesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının
kesinhesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar 2820 sayılı
Kanuna uygun olarak, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderirler. Mahkeme
kendisine gönderilmiş olan bu belgeleri incelemek üzere Sayıştay Başkanlığına
gönderir.
(3) Sayıştay’ca düzenlenen incelemeye ilişkin raporlar karara
bağlanmak üzere Mahkemeye gönderilir.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Siyasi partilerin mali denetimlerine ilişkin meydana gelebilecek
tereddütleri ortadan kaldırmak amacıyla düzenleme yapılması gerekmektedir.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, İsa Gök ve arkadaşları tarafından verilen
önerge geri çekilmiştir.
Biraz önce kabul edilen önergeyle de 55’inci madde tümüyle
değiştiğinden bu maddelerde değişiklik öngören ve daha önce okuttuğum önergeyi
işlemden kaldırıyorum.
Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
56’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri geliş
sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 56. Maddesinin 2. fıkrasında
yer alan “Mahkemece” ibaresinin “Mahkeme tarafından” şeklinde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya Mersin Isparta |
|
Mehmet
Şandır Hasan
Çalış Rıdvan
Yalçın |
|
Mersin Karaman Ordu |
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, robot kameralarda arıza olduğu
belirtildiğinden birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 22.56
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 23.07
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK
(Burdur), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
82’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.
696 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi tasarının 56’ncı maddesi üzerindeki en aykırı ikinci
önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 sıra sayılı Tasarısının 56 ıncı maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Bekir
Bozdağ Mustafa
Özyürek Ahmet
İyimaya |
|
Yozgat İstanbul Ankara |
|
Ahmet
Yeni Mücahit
Fındıklı |
|
Samsun Malatya |
Madde 56 - (1) Siyasi partilerin kesin hesapları üzerindeki
inceleme 2820 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılır.
(2) Yapılan incelemeye ilişkin raporlar ilgili siyasi partiye
gönderilerek en geç iki ay içinde görüşünü bildirmesi istenir.
(3) Mahkeme mali denetim sırasında siyasi partilerin incelemeye
ilişkin raporlar hakkındaki görüşlerini de değerlendirir.
(4) Mahkemenin mali denetime ilişkin kararlarının birer örneği
ilgili siyasi partiye ve siyasi partinin sicil dosyasına konulmak üzere
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(5) Mali denetim sonucunda verilen kararlar Resmi Gazete’de
yayımlanır.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Özyürek, İstanbul
Milletvekili.
Buyurun Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; siyasi partilerin denetimi konusundaki 55’inci maddeyle ilgili
önergemiz kabul edildi, şimdi 56’yla ilgili bir önergemiz var.
Şimdi, siyasi partilerin denetimi, mali denetimi çok önemli bir
konu olmasına rağmen, ne yazık ki yeteri kadar anlaşılmadığı için çok büyük
yanlışlıklar yapılıyor. Geçmişte, bundan üç dört yıl öncesine kadar siyasi
partiler aynı mali tabloları, aynı kesin hesabı vermelerine rağmen, Anayasa
Mahkemesince önemli bir eleştiri gelmemiştir ama üç dört yıldır özellikle
Sayıştaydan gelen denetçi arkadaşlarımız, siyasi partilerin mali hesaplarının
denetimini biraz vergi denetimiyle karıştırarak, biraz sıradan bir devlet
dairesinin denetimiyle karıştırarak, siyasi partilere çok haksız zimmet
çıkarıyorlar bir anlamda yani önemli miktarda paranın hazineye irat
kaydedilmesine neden oluyorlar. Tabii, bu işin niteliği bilinmediği için de
kamuoyunda bu raporlar alınıyor, deniliyor ki: “Partiler şu kadar parayı iç
etmişlerdir, şu kadar parayı kaybetmişlerdir, bunun hesabını versinler.” Oysa
ortada yenilip içilen bir para yok. Paralar yerine harcanmış, sarf edilmiş
ancak belgelerin bir bölümü denetçiler tarafından kabul edilmemiş. Mesela, bir satın
almanın, bir harcamanın faturasının yerine noterden tasdikli fotokopisini
veriyorsunuz, o ödemeyi yaptığınıza dair banka dekontunu veriyorsunuz fakat
denetçi arkadaşlarımız “Hayır.” diyorlar “Biz bunu kabul etmeyiz.”.
Değerli arkadaşlarım, ben, yıllarca vergi denetimi yapmış bir
arkadaşınızım. Bir: Öncelikle işin mahiyetine bakacaksınız, böyle bir harcama
yapılmış mı, yapılmamış mı; yapılmış, ödemeler ortada; yapılmış, diyelim bayrak
satın almışsınız; yapılmış, diyelim iş yeri kiralamışsınız. “Hayır.” diyor
“Usulüne uygun bir belge yok.” veya esas belge kaybolmuş, onun yerine noterden
tasdikli fotokopisini getiriyorsunuz “Biz bunu kabul etmeyiz.” ve ondan sonra,
olayı bilmediği için, Sayın Başbakan bile “CHP trilyonların hesabını versin.”
diye meydanlarda konuşuyor. Ne zamanki aynı olay AKP’nin hesapları incelenince
de başlarına gelince, umarım bundan sonra bu tip suçlamalar yapılmaz.
Burada torba yasa çıkarılırken Siyasi Partiler Kanunu’nda
özellikle mali denetime ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yaptık. Burada ona
paralel düzenlemeler de yapılıyor. Umarım, Anayasa Mahkemesi bundan sonra
siyasi partilerin hesaplarının denetimini daha ciddiye alır. Şu anda bütünüyle
denetçilerin insafına terk ediliyor. Kurul, Mahkeme bu işe hiç dönüp bakmıyor.
Orada yapılan yanlışlıklar, olduğu gibi Mahkeme kararı hâline geliyor.
Burada önergeyle yapmak istediğimiz önemli bir düzenlemeyle
denetçilerin raporunun yanında o rapora ilişkin siyasi partilerin itirazı ve
görüşü de birlikte Mahkemeye, heyete sunulacak. Heyet siyasi partilerin
itirazlarını da dikkate alan bir değerlendirme yapacak, karar verecek. Daha
adil bir karar vermesini diliyorum. Çünkü siyasi partileri yıpratmak sadece
demokrasiye zarar verir, hiç kimsenin lehine olmaz diyorum.
Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, biraz önce kabul edilen önergeyle 56’ncı
madde tümüyle değiştiğinden, bu maddede değişiklik öngören ve daha önce
okuttuğum önergeyi işlemden kaldırıyorum.
Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
57’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme
alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 57. maddesinin 5. fıkrasında yer
alan “iştirak edebilir” ibaresinin “katılabilir” olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
İsa
Gök Ali Rıza
Öztürk Kamer
Genç |
|
Mersin Mersin Tunceli |
|
Ahmet
Ersin Ali
Oksal Ali İhsan
Köktürk |
|
İzmir Mersin Zonguldak |
|
Atilla
Kart |
|
Konya |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 57. Maddesinin 5. Fıkrasında
yer alan “Yargıtay Cumhuriyet savcılarından görevlendirilen bir veya birkaçı
da” ibaresinin “Yargıtay Cumhuriyet savcılarından görevlendirilenler de”
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Faruk
Bal Behiç
Çelik Nevzat
Korkmaz |
|
Konya Mersin Isparta |
|
Mehmet
Şandır Hasan
Çalış Rıdvan
Yalçın |
|
Mersin Karaman Ordu |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Metnin daha iyi anlaşılması bakımından cümle yapısında düzeltme
yapılmıştır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 57. maddesinin 5. fıkrasında yer
alan “iştirak edebilir” ibaresinin “katılabilir” olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
Ali
Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin
Milletvekili, buyurun.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
57’nci madde Yüce Divanda yargılama usulü.
Halkın iktidarında bu Yüce Divana çok iş düşecek. AKP, sekiz dokuz
yıldır bu ülkede yaptığı yolsuzluk ve usulsüzlüklerin hesabını verecek.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sen de avukatlığını yaparsın!
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Onun için, bu tip düzenlemeler
yapılırken, AKP milletvekili arkadaşlarıma, lütfen, keyfîliğe ya da böyle
kuralsızlığa yol açabilecek maddelere dikkat etmelerini ben kendileri açısından
öneririm.
Şimdi, burada, (2)’nci fıkrada “Yüce Divan, 5271 sayılı Kanundaki
iddianamenin iadesi sebeplerinden başka esaslı hukuka aykırı hâllerin bulunması
hâlinde de iddianamenin veya iddianame yerine geçen belgelerin iadesine karar
verebilir.” deniliyor.
Şimdi, burada 5271 sayılı Kanun’da iddianamenin iadesi için
öngörülen sebepler sayıldıktan sonra “…esaslı hukuka aykırı hâllerin bulunması
hâlinde …” deniliyor. Şimdi bu ne demek istiyor? Esaslı, hukuka aykırı hâllerin
bulunması. Nedir bu esaslı, hukuka aykırı hâller? İçeriği belirsiz, keyfî
uygulamalara yol açabilecek bir sebep eklenmiş buraya. Bu da kamuoyunun, olayın
tamamen aydınlatılmasına ve faillerin hızla cezalandırılmasına yönelik meşru
talebinin güvence altına alınmasına engel olacak bir sebeptir eklenen sebep.
Bu, doğru değildir.
Değerli arkadaşlarım, hepimiz biliyoruz ki yargı manzumesi
içerisinde aslında Anayasa Mahkemesinin bizim anladığımız anlamda yargı organı
olarak yeri bulunmamaktadır çünkü adli yargı, idari yargı ve askerî yargıda
bunların başını oluşturan, adli yargıda en tepede Yargıtay, idari yargıda da
Danıştay vardır.
Şimdi, burada Anayasa Mahkemesinde bireysel başvuru hakları
tanınırken -ben bunu da bu maddede değil ama tespiti açısından söylemek
istiyorum- yasama işlemlerinin bireysel başvurunun kapsamı dışında bırakılmış
olması aslında bana göre Anayasa’ya aykırılık iddiasına yol açabilecek bir
düzenlemedir. Çünkü Anayasa’nın 148’inci maddesi, herkese temel hak ve
özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlal edilmesi iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine başvuru olanağı tanımaktadır. Kanun koyucu da içeriğinden bağımsız
olarak daima kamu gücünün bir kullanımı olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda
şeklî anlamdaki her kanun ilke olarak bireysel başvurunun konusunu
oluşturabilecektir. Anayasa’nın 148’inci maddesinin Anayasa şikâyetine
başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması koşulunu
araması da kanuna karşı doğrudan Anayasa şikâyetine başvurabilmek için mutlak
bir engel oluşturmamaktadır. İstisnai olsa da şikâyet edenle doğrudan ilgili
olan kanun, idarenin icrai bir işlemine gerek duymaksızın temel hak ve
özgürlükleri ihlal ediyorsa bu kanuna karşı bireysel başvuruda
bulunulabilmelidir. Eğer icrai bir idari işlem gerekliyse önce zaten normal
yargı yoluyla bir işleme itiraz edilecektir.
Diğer bir husus da burada yine Anayasa Mahkemesine yargılamayla
ilgili… Sayın Bakanımız geçenlerde söyledi “Anayasa Mahkemesi Başkanının
hukukçu olması gerekmiyor ama hukuk adamı olması gerekiyor.” dedi. Doğru
söylüyor ama dünyada hukuk adamları, kendi önüne gelecek bir davayla ilgili,
önceden, bir siyasi partinin lideri gibi bir demeç vermezler, bir açıklamada
bulunmazlar, yargıçlar, kararlarıyla konuşurlar.
Değerli milletvekilleri, siyasi iktidar AKP, bir yandan yargının
vesayetinden şikâyet etmekte, bir yandan yaptığı düzenlemelerle Türkiye’de
yargının vesayetini daha da artırmaktadır, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisini
bile yargının vesayeti altına sokacak düzenlemeler yapmaktadır. Bu görüşmekte
olduğumuz kanun tasarısı da Anayasa Mahkemesini Türkiye Büyük Millet Meclisinin
vesayeti altına da sokacak kadar ileri bir düzenlemedir. Bu ne perhiz, bu ne
lahana turşusudur? AKP’nin her konuda olduğu gibi bu konudaki iddiaları da
birbiriyle çelişmektedir.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önergeler doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
Üçüncü bölüm geçici madde 1 ile 75’inci maddeye bağlı 1, 2, 3, 4,
5, 6, 7 ve 8’inci fıkralar dâhil 58 ila 77’nci maddeleri kapsamaktadır.
Üçüncü bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
isteyen Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.
Buyurun Sayın İçli. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Biraz evvel Genel Kurula on dakika ara verdik. Sayın Başkanın
ifadesiyle, robot kameraların arıza yapması nedeniyle ara verdik. Sayın
Başkanım, artık, robot kameraların bile bu çalışma sistemine dayanamadığı
böylesi bir durumda, siz, milletvekillerinin hangi çalışma koşulları altında
görevlerini yaptığını takdir edin.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Milletvekilleri robot mu canım?
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) -
Hep onu söylüyorum, yani tabii bizler robotlardan çok daha dayanıklıyız burada.
Şimdi, bakın, salı günü -tekrarla ifade ediyorum- Adalet Komisyonu
başladı, Komisyondan çıkıyoruz, Genel Kurula geliyoruz, sabahlara kadar
çalışıyoruz. Sadece Adalet Komisyonu çalışmıyor, Plan ve Bütçe Komisyonu çalışıyor,
Sağlık Komisyonu çalışıyor, komisyonlar çalışıyor, sanki Türkiye Büyük Millet
Meclisi seçime gitmeyecekmiş gibi.
Değerli arkadaşlarım, artık, Yüksek Seçim Kurulu bu işe el koydu.
Bugün, evet, bir tezkere vardı, tezkere için Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde de olsa, ara da verse toplanır, bu
makuldür. Allah korusun, çok olağanüstü bir hâl olur, yine Türkiye Büyük Millet
Meclisini toplarız. Bugün ne için çalışıyoruz sabahlara kadar? Bir süper
Anayasa Mahkemesi, bir süper temyiz mahkemesini konuşuyoruz ve bu süper temyiz
mahkemesinde -bu üçüncü bölümde yer alacak konulardan en önemlisi- bu süper
temyiz mahkemesinin Başkanı, Başkan Vekili, üyeleri, raportörler, raportör
yardımcıları, raportör yardımcı adaylarının özlük haklarını düzenlemeye çalışıyoruz.
Şimdi, yapılan Anayasa değişikliğine göre -halkımıza ne derece
anlatabildik pek emin değilim- on iki yıllığına seçiyoruz Anayasa Mahkemesi
üyelerini ve bu seçtiğimiz üyelere, Anayasa Mahkemesi üyelerine, Danıştay ve
Yargıtayda üye olan çok değerli yargıçların çok daha fevkinde, çok daha fazla
maddi haklar tanıdığımız gibi başka haklar da tanıyoruz. Yine, Yargıtayda ve
Danıştayda çalışan tetkik hâkimleri ve cumhuriyet savcılarının da çok çok
ötesinde, Anayasa Mahkemesinde çalışan kişilere birtakım mali ve özlük haklar
tanıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu yüce Meclisin mensupları Anayasa
değişikliğiyle dört yıllığına seçiliyor. Yine Anayasa değişikliğine göre
Cumhurbaşkanı beş yıllığına seçiliyor ve bu yüce Meclisin mensupları, gece
gündüz çalışıyor, çalışacak, seçmenine hesap veriyor ve sorumluluğu da var.
Keza Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri Anayasa’mızda belirtilmiş, fakat bu
süper temyiz mahkemesine, bu süper Anayasa Mahkemesine, Anayasa’nın 10’uncu
maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine aykırı olmak suretiyle birtakım haklar
veriyoruz. Bakın, yasanın 68’inci maddesinde bakın nasıl bir hüküm var:
“Anayasa Mahkemesi Başkanı, başkanvekilleri, üyeleri, Anayasa Mahkemesi
raportörleri, raportör yardımcıları ve raportör yardımcısı adaylarının aylık ve
ödenekleriyle diğer malî, sosyal hak ve yardımları bu Kanun hükümlerine
tabidir.” diyor. Yani diğer hâkim ve savcıların tabi olduğu 2802 sayılı
Yasa’daki durumdan apayrı bir sistem kurulduğu gibi, 657 sayılı Devlet
Memurları Yasası’ndaki haklardan da farklı haklar tanıyoruz. Yani düşünebiliyor
musunuz, 69’uncu maddede, (a) harfinden (s) harfine kadar kıstas aylığının ne
şekilde oluşacağını tadat etmişiz, teker teker saymışız.
Değerli arkadaşlarım, bu, eşitlik ilkesine gerçekten aykırı.
Bakın, Anayasa’mızın 86’ncı maddesi var, daha önceki yıllarda Türkiye Büyük
Millet Meclisi, milletvekillerinin aylık, ödenek ve yolluklarıyla ilgili
düzenleme yaptı, yüce mahkeme bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu, eşitlik
ilkesine aykırı olduğunu çok açık bir ifadeyle iptal etti. 2001 yılında 86’ncı
maddede yeni bir değişiklik yapıldı ve bakın, 86’ncı maddede,
milletvekillerinin ödenek ve yolluklarının hangi usul ve esaslara tabi olacağı
çok açık bir biçimde ifade edildi. Bakın, orada, 86’ncı maddede “Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyelerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla
düzenlenir.” dedikten sonra “Ödeneğin aylık tutarı en yüksek Devlet memurunun
almakta olduğu miktarı, yolluk da ödenek miktarının yarısını aşamaz.” şeklinde
bir sınırlama var ama değerli arkadaşlarım, şimdi burada, enteresan bir şekilde
bir sınırlama göremiyorsunuz.
Yine, Anayasa Mahkemesinin üyelerine, fertlerine, emekli olduktan
sonra özel birtakım sağlık hakları tanındığı gibi, bir de bazı harcamalarının
Kamu İhale Yasası’ndan da istisna edildiğini, Kamu İhale Yasası’na tabi
olmadığını çok açık bir şekilde düzenliyoruz. Değerli arkadaşlarım, bizim
işimiz, imtiyazlı sınıflar yaratmak değildir. Bizim işimiz, yargıdaki, yüksek
yargıda emek veren yüksek yargıçları birbirine düşürmek değildir.
Bakın, “iş yoğunluğu” diyoruz, şimdi birtakım gerekçeler var.
Burada bireysel başvuru hakkını tanıyoruz. Geçtiğimiz aylarda yoğun tartışmalar
yapıldı. Siyasi iktidar, başta Sayın Başbakan olmak üzere, Yargıtayda ve
Danıştayda biriken davaların sorumlusunun işte, yargı olduğunu söyledi.
Yargıtay Başkanımız ve Danıştay Başkanımız, bekleyen dosya sayısının milyonları
bulduğunu söyledi. Hatırlayın, davullarla, zurnalarla tahliye olan birtakım
teröristler, devlete meydan okurcasına tahliye oldu ve ne konuşuldu? Yargıtayda,
Danıştayda ve yerel mahkemelerde iş yükünün çok çok fazla olduğu söylendi.
Şimdi, bir taraftan bir buçuk milyon dosya Yargıtayda bekleyecek, Yargıtay
dosyaları koyacak oda bulamayacak, tetkik hâkimleri, cumhuriyet savcıları
geceli gündüzlü çalışacak ama bir taraftan Anayasa Mahkemesi üyelerine apayrı
birtakım özellikler tanımak suretiyle yargıda ücret, özlük haklarıyla ilgili
adaletsizlikleri getireceksiniz, karşılarına koyacaksınız. Değerli
arkadaşlarım, bunu kabul etmek mümkün değil.
Yine bu düzenlemeyle, sözde bireysel başvuru hakkı tanımak
suretiyle temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen vatandaşların Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunacağını, hak arayabileceğini düzenliyoruz
ama değerli arkadaşlarım, bu kanunda bireysel başvuru hakkını kullanmadan önce
idari ve kanuni bütün yolların tüketilmesi zorunluluğunu getiriyoruz ve ondan
sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabileceğini düzenliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, son yıllarda ucu açık davalar var. Neyle
suçlandıklarını bilmeyen, hâlâ ifadeleri alınamayan, tutukluluk bir tedbir
olduğu hâlde cezaya dönüşen ama dalga dalga, ucu açık bırakılan
soruşturmalarla, davanın boyutları genişleyen davalarla karşı karşıyayız. Özel
yetkili savcılıklar ve özel yetkili mahkemeler. Şimdi, iç kanun yollarını
tüketmeden temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia eden
vatandaşlarımız Anayasa Mahkemesine gidip nasıl hak arayacaklar? Ha bire dalga
dalga geliyor. Bugün, yeni haber, daha yazılmayan, yazılması düşünülen bir
kitaptan dolayı bugün bir gazetemizin basıldığı, matbaanın basıldığı… Bunlar
yazılıyor, çiziliyor.
Bugün, Adalet Komisyonunda, gazetecilerle ilgili kanun tasarısını
sunan Sayın Bakanımız onu söylüyor, işte çok gazeteciler tutuklanmış da, şudur
da budur da, onları konuşuyoruz. Değerli arkadaşlarım, öyleyse, bir ülkede
Anayasa Mahkemesinin yapısını, görevlerini, çalışma esaslarını düzenlerken
hayalci olmamak lazım. Bakın, Venedik Komisyonunun Türkiye’ye bir ikazı var,
diyor ki: “Bireysel başvuru haklarını düzenlerken iç kanun yollarını tüketme
arzusundayken, vatandaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmesini
engellemek şeklindeki bir düzenleme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne açıkça
aykırı olacağı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına da aykırı
olacak.” Şimdi, vatandaşlarımız buradaki kanuni yolları tüketecek, dalga dalga
davalar açık kalacak, soruşturmaların, davaların ucu açık bırakılacak, ee, iç
kanun yollarını tüketemedin. E, o zaman “Adil yargılanma hakkım ihlal edildi.”
diyen vatandaşlar Anayasa Mahkemesine nasıl başvuracak? Hep bir çelişki. “Gece
yarısı anlamakta zorlandığımız kanunları çıkarmaya çalışıyoruz.” diyorum. Bir
sonraki önergemde diğer görüşlerimi tamamlamak amacıyla arz ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli.
Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen
Rıdvan Yalçın, Ordu Milletvekili.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 696 sıra sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın üçüncü
bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğum bölüm daha ziyade
Anayasa Mahkemesinin kuruluşunda mali hükümleri içeren bir bölümdür. Bu kürsüde
üç gündür mali hükümler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerine bu
kanunda birtakım özel imtiyazlar tanındığına ilişkin ifadeler kullanıldı. Ben,
böyle bir yakıştırmayı hiçbir hâkime, hele Anayasa Mahkemesi gibi bir yüksek
yargı organı hâkimlerine konduramıyorum. Onun için böyle bir değerlendirme
içerisinde bulunmayacağım ama keşke en azından böyle bir kuruluş kanunu
içerisinde olmak yerine bu husus başka bir kanunda değerlendirilmiş olsaydı
daha zarif olabilirdi diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, tabii, tasarının siyasi yönü etraflıca
konuşuldu, ben de biraz sonra siyasi tarafıyla ilgili değerlendirmeler
yapacağım ama öncelikle üzerinde konuştuğum bölümde önemsediğim, hukuki anlamda
da önemsediğim iki maddeyi sizlerin, Sayın Bakanın ve Genel Kurulun takdirine
sunmayı arzu ediyorum. Keşke Hükûmet sırasında Sayın Çiçek oturuyor olsaydı
belki…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Buradayım Sayın Yalçın.
RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Burada mısınız efendim, tamam efendim.
Şimdi, Sayın Bakanım, önce şunu belirtmek istiyorum: Bu 66’ncı
maddede “mahkeme kararları” diye başlayan bir bölüm var. Şimdi, daha önceki
Anayasa Mahkemesi Kanunu’nda da şimdi görüştüğümüz tasarıda da düzenlenmemiş
bir alan var, o da Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararları verip
veremeyeceği meselesi açıkta kalmış bir konu. Daha önce uygulamada gelişip
uygulanmıştı. Zaman zaman anayasal bir yetkiye dayanmadığı eleştirileri yapılsa
bile yürütmeyi durdurma müessesesinin ne kadar önemli bir görev ifa ettiğinin
birçok somut örneğini de yaşadık. Anayasa Mahkemesi kararları malumunuz üzere
geçmişe de yürümeyen kararlardır. Bu kanunda da aynı düzenleme, paralel
düzenleme bulunmaktadır. Bu nedenle, geçmişe yürümeyecek karar olduğu
düşünülünce yürütmeyi durdurma müessesesinin bu kanunda düzenlenmemiş oluşunu
önemli bir eksiklik olarak değerlendiriyorum. Eğer arzu ederse iktidar grubu,
bu konuda, 66’ncı madde üzerinde verdiğimiz bir önergeyi daha da olgunlaştırıp
yürütmeyi durdurma müessesesini bu kanun içerisine koymak mümkün olacaktır.
Bana göre de uygulamada çok ciddi bir görev ifa edecektir diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, ikinci husus ise, 67’nci maddede yer alan
yargılamanın yenilenmesi meselesidir. Bu düzenlemeye göre, siyasi parti kapatma
davaları ve Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda Anayasa Mahkemesinin verdiği
kararlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bir ihlalle karşılık bulursa
yani bir temel hak ve hürriyetin ihlali ya da bir yargılama ihlali olduğu
tespit edilmiş olursa bu maddeye göre bir yıl içerisinde müracaat edildiğinde
Anayasa Mahkemesinin yargılamanın iadesi yani tekrar yargılama yapmasını
öngören bir hüküm.
Şimdi, değerli Bakanım, değerli arkadaşlar, şunu özellikle sormak
istiyorum: Bu konunun belki genel hükümler çerçevesinde de değerlendirilmesi
mümkün ama şimdi pratikte şöyle bir örnekle karşılaştığımızı düşünün: Özellikle
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zaman zaman terörü, şiddeti bir yöntem olarak
seçen partilere karşı bir tolerans içerisinde olduğunu biliyoruz. Benzer bir
uygulamanın gerçekleştiğini düşünelim. Bu Mecliste olan bir siyasi parti
uluslararası hukuk standartlarına mutlaka uyacak bir Anayasa Mahkemesi
kararıyla kapatıldığında bunun doğal sonuçları olarak da milletvekilleri
düşecek ve malları da hazineye devredilecek.
Peki, bu aşamadan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararda
bir hak ihlali olduğuna kanaat ederse, böyle bir karar verirse o zaman şöyle mi
olacaktır: Bu maddeye göre Anayasa Mahkemesi tekrar yargılama yapacak,
yargılamanın iadesi hükümlerine göre ve mesela, şunu mu söyleyecektir: “Biz bu
partiyi yanlış kapatmışız, geri açıyoruz; milletvekillerinin vekilliğini hatalı
düşürmüşüz, vekillik sıfatını iade ediyoruz; el koyduğumuz, hazineye geçmiş
malları da geri mi veriyoruz?” diyecektir ya da Yüce Divanda yargılanan bir
şahısla ilgili bir ihlal tespit edildiğinde o infaz duracak mıdır, o şahıs yeni
duruma göre nasıl bir pozisyonla karşılaşacaktır? Bu hususu ben, hukuki anlamda
da müzakere edecek bir muhataplık anlamında da Sayın Bakana özellikle yöneltmek
istiyorum.
Değerli milletvekilleri, daha önce de bu kürsüde birçok kez ifade
ettiğim üzere bir siyasi kararın, bir siyasi duruşun, tercihin elbette
taraftarları olacaktır, karşıtları olacaktır, beğenenleri olacaktır,
beğenmeyenleri olacaktır. Neticede, böyle olduğu için siyasi partiler vardır.
Herkes aynı fikri düşünüyor olsaydı siyasi partilere de gerek olmazdı.
Şimdi, bu durum içerisinde, bu çerçeve içerisinde baktığımızda
yargı kararlarını, yargı tercihlerini siyaset gözüyle değerlendirmenin çok
ciddi bir hata olacağı düşüncesindeyim. Bir yargı kararı, değerli milletvekilleri,
ondan doğrudan etkilenmeyen, o kararın doğrudan tarafı olmayan, kamuoyunda,
kamu vicdanında aynı değer içerisinde olmalıdır. Yani o davanın tarafı olmayan
herkes o yargı kararına saygı duymalı ve bunu benimsemelidir ama bugün,
özellikle son üç yıldır, hatta iktidara geldiğiniz günden beri, belki daha
öncesinden beri yargıyla öyle bir bilek güreşi içerisindesiniz ki, öyle bir
ideolojik karşıtlık içerisindesiniz ki yargının sorunlarına çözüm arayacak ne
zaman bulabildiniz ne de imkân yarattınız. Ve bugün maalesef, ülkemizde öyle
bir noktaya geldik ki değerli arkadaşlar, tutuklanan bir şahıs için
milletimizin yarısı “Ne iyi oldu da tutuklandı, Türkiye'nin en suçlu insanı
buydu.” kanaatini taşırken toplumumuzun diğer yarısı “Ne masum insan, haksız yere
cezaevine düştü.” kanaatini taşımaktadır. Bu, yargı kararları üzerinde
olabilecek bu ayrışma, bu çatışma, bu kamplaşma ülkedeki hukuka olan inancı,
hukuka olan saygıyı, mahkemelere olan hürmeti yok edecek ve bir kaos ortamına
bizi sürükleyebilecektir. Maalesef, Sayın Başbakanın, “Biz vuruşa vuraşa
geldik.” beyanıyla bizi getirdiği toplumsal psikoloji, “Yargı bizim
ayaklarımızda prangadır.” şeklindeki tanımlamasıyla oluşan sosyal psikoloji
bizi bu üzücü durumlara getirmiş olmaktadır.
Değerli milletvekilleri, böyle bir günde, görüyorum ki arkadaki
sayın milletvekilleri bizi dinlemek yerine kahkahalarla gülmeyi tercih
ediyorlar. Anlıyorum “Belki listede tekrar olur muyuz, seçilir miyiz?” kaygısı
taşımaları doğaldır ama bu ortam, Meclisteki bu ortam bile aslında seçim kararı
almış ve belki hukuki anlamda bir meşruiyet problemi olmasa da siyasi etik
bakımından süresini tamamlamış bir Mecliste Anayasa kanunu gibi, Anayasa
Mahkemesi kanunu gibi çok önemli bir temel kanunun aslında bir sonraki döneme
bırakılmasının ne büyük bir ihtiyaç olduğunu da bu arkadaşlarımızın gayriciddi
tutumlarından anlıyorum.
Değerli milletvekilleri, siyaset etme biçimi olarak çatışmacı bir
anlayışı seçtiniz. Elbette, Türkiye’deki her siyasi ekol gibi zaman zaman yargı
kararlarından mağduriyetler yaşadığınız olabilir. Bunların en önemli somut
örneği bir 367 kararıdır. Sayın Genel Başkanımız, çok net hatırlıyorum,
Trabzon’daki mitingde bu kararın yanlış olduğunu kürsüden ifade etmiştir. Fakat
bir baktığınızda hangi siyasi ekol bu mağduriyetlerden nasibini almamıştır?
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi kapatılmış vatan millet sevgisi
uğruna bütün ömrünü adamış insanların partisi Milliyetçi Hareket Partisi
kapatılmış ama kapatılan bu partiler bir devlet kurumuna karşı nefret içerisinde
olmak yerine bu mağduriyetlerin vakarı içerisinde olmayı tercih etmiştir.
Şimdi, bakıyorum, sizleri, belki, kongrelerinizde,
çalışmalarınızda kendi taraftarlarınız alkışlayabilir ama bir de toplumun diğer
tarafından, sizinle aynı frekansta olmayan insanlar gözüyle bakmayı da
becerebildiğinizde bu alkışların, keskinleşen bu alkışların aslında toplumda
bir karşıt keskinlik de doğurduğunu görecek ve bu keskinleşmenin aslında ne
sizin ne de milletimizin hayrına olmadığına kanaat edeceksiniz diye ümit ediyorum.
Bu sağduyuyu içinizde taşıyan insanlar olduğunu biliyor, hayırlı
akşamlar diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalçın.
Başka söz talebi yok.
Soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın Korkmaz, buyurun.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, aldığımız bilgilere
göre, ki cumhuriyet savcısının raporunu dayanak gösteriyorum, Isparta Atabey
Adliyesinin kapatılması yönünde işlemler başlatıldığıdır. Gittikçe göç veren ve
gittikçe ekonomik, sosyal açıdan irtifa kaybeden bu ilçenin ve adliyenin
kapatılması çok daha büyük sıkıntılara yol açacaktır. Bizleri şu anda Atabey
ilçesi sakinleri, hemşehrilerimiz izliyor; bu konudaki cevabınızı merak
ediyorlar.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.
Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)-
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Benim, tabii, Bakanlıkla ilgim yok. Bilseydim bu konuda bilgi
alırdım ama buradaki bürokrat arkadaşlarımız adliyelerin kapatılmasıyla ilgili
bugün bir çalışmanın olmadığını ifade ediyorlar. Ben aldığım bilgiyi
söylüyorum, eksik olabilir ama size yarın gayriresmî söyleyebilirim veya yazılı
da bu konuya cevap verebilirim ama şu an burada bulunan arkadaşlarımız,
Müsteşar Muavini “Böyle bir çalışma yok.” diyor.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Cumhuriyet savcısı raporu göndermiş.
Yazılı cevap verirseniz memnun olurum.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)- Peki.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Başka soru yok.
Üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki
önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
58’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
TBMM Başkanlığına
Tasarının 58. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “veya Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcıvekili” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
|
Rıdvan
Yalçın Oktay
Vural Yılmaz
Tankut |
|
Ordu İzmir Adana |
|
Beytullah
Asil Hasan
Çalış |
|
Eskişehir Karaman |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)-
Katılmıyoruz.
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Efendim, niye katılmıyorsunuz Sayın Bakan?
Ayrı ayrı yetkiye mi sahipler Başsavcı ile Başsavcı Vekili? Yokluğunda zaten o
yetkiyi kullanmayacak mı? Sanki ikisi ayrı ayrı aynı yetkiye sahiplermiş gibi
bir anlam çıkmış.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Beytullah Asil, Eskişehir
Milletvekili.
Buyurun Sayın Asil.
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 58’inci maddesinde
vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle sizleri
ve sizlerin şahsında yüce milletimi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, madde şöyle düzenlenmiş, madde 58; 1’inci
fıkra “Yüce Divan tarafından verilen hükme karşı yeniden inceleme başvurusu
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, sanık,
müdafi, katılan veya vekili tarafından yapılabilir.” demektedir. Maddedeki bu
yazılış şekli, sanki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Başsavcı
Vekilinin ayrı ayrı başvurma yetkisi olduğu gibi bir anlam çıkmaktadır. Oysa
Başsavcı Vekili Başsavcının yokluğunda zaten Başsavcı adına yetkilidir. Bu
nedenle, madde 58; 1’inci fıkranın “Yüce Divan tarafından verilen hükme karşı
yeniden inceleme başvurusu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, sanık, müdafi,
katılan veya vekili tarafından yapılabilir.” şeklinde düzenlenmesini
amaçlamaktayız.
Değerli milletvekilleri, gerekçeyi bu şekilde izah ettikten sonra,
bu vesileyle ülkemizin, neslimizin geleceği olan çocuklarımızın korunması
hususunda kaygılarımı dile getirmek, sizlerin ve kamuoyunun dikkatini konu
üzerinde yoğunlaştırmak amacıyla birkaç söz söylemek istiyorum, gecenin bu
vaktinde de sabrınıza güvenerek.
Değerli arkadaşlarım, düne kadar büyük şehirlerde görülen sokak
çocukları ve sokakta çalışan çocukları bugün her ilimizde hatta ilçelerimizde
de görmeye başladık. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, kendi hukukunu
oluşturmakla meşgul iktidarın çocuğun hukukunu göz ardı etmesidir. Geleceğimiz,
ülkemizin geleceği, nesillerimizin geleceği olan çocuklarımız üzerinde
göstereceğimiz bu ihmal yarın -Allah muhafaza- ülkemizi ve neslimizi tehlikeye
sokacaktır. Çocuğu sokağa iten en önemli faktör aile ve yaşanan ekonomik
meselelerdir. Bu konuda yapılan bir araştırmada, bu çocukların babalarının
yüzde 44’ünün işsiz olduğu görülmüştür. Bu çocukların işsiz babalarını iş
sahibi yapacak önlemleri almak yerine, burada, iktidarın kendi hukukunu
oluşturma gayreti bu millet tarafından mutlaka değerlendirilecektir.
Bu hususu ifade ettikten sonra, önergemize yüce heyetinizin
desteklerini bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
59’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 59. Maddesinin ç bendine
“bulunmuş olduğu” ibarelerinden sonra “ya da yazılı mütalaada bulunduğu”
ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Nevzat
Korkmaz M. Akif
Paksoy Rıdvan
Yalçın |
|
Isparta Kahramanmaraş Ordu |
|
Beytullah
Asil Abdülkadir
Akcan Yılmaz Tankut |
|
Eskişehir Afyonkarahisar Adana |
|
Behiç
Çelik |
|
Mersin |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 59. maddesinin Tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Şevket
Köse Tayfun
İçli |
|
Mersin Adıyaman Eskişehir |
|
Atilla
Kart Kamer
Genç Ergün
Aydoğan |
|
Konya Tunceli Balıkesir |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
İSA GÖK (Mersin) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Özensiz olarak hazırlanmış olan maddenin yeniden düzenlenmek üzere
Tasarı metninden çıkarılması öngörülmektedir.
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 59. Maddesinin ç bendine
“bulunmuş olduğu” ibarelerinden sonra “ya da yazılı mütalaada bulunduğu”
ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
S.
Nevzat Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta
Milletvekili.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Anayasa Mahkemesi teşkilat kanun tasarısıyla ilgili bütün gruplar artık son sözlerini
söylüyorlar. Biz de Milliyetçi Hareket Partisinin bu görüşlerini kayıtlara
geçirmek üzere, özellikle bu cümleleri kurarak, belki de tasarı üzerinde
şahsımın son konuşmasını yapacağım.
Milliyetçi Hareket Partisi, kıymetli arkadaşlar, 2007’de tüm
gruplara bir çağrıda bulunmuş ve “Gelin, hep birlikte 12 Eylül Anayasası’nı
değiştirelim; el birliğiyle, çoğulcu, demokratik ve sosyal barışa hizmet eden
bir anayasa yapalım.” demiştir ancak AKP bu çağrıya cevap vermek ve tarafların
rızasını alarak uzlaşma içerisinde bir anayasa yapmak yerine, kendi siyasi
menfaatleri doğrultusunda meseleyi siyasi istismarlığa, oya tahvil etmek yolunu
seçmiştir. Eylüldeki referandumda olmayanı varmış gibi göstererek yahut gökteki
yıldızları vadederek değişikliği halkoyundan geçirmiştir.
Vatandaşlarımıza şunları sormayı ve cevaplarını bulduktan sonra 12
Haziranda sandığa gitmelerini istirham ediyorum: Ey aziz milletim, AKP, kadına,
yaşlıya, engelliye, memura, çocuğa, şehit yakınları ve gazilere gökteki
yıldızları vadetmiştir. “Bu bir milattır, hiçbir şey eskisi olmayacak,
hayatınız değişecek.” demiştir. Hayatınızda 12 Eylülden sonra iyiye, güzele
doğru ne değişmiş, nelere sahip oldunuz, hangi sorunlarınız çözülmüştür?
“Üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü getireceğiz.”
demiştir. “Mahkemelerde çile çekmeye son, mahkeme kapılarında yıllarca
beklemeyeceksiniz, haksızlığa uğramayacaksınız.” demiştir. Anayasa Mahkemesi,
HSYK, Yargıtay ve Danıştaya kendi listelerini atamak dışında, yargı reformu
adına, hukukun üstünlüğünün gerçekleştirilmesi adına ne yapmışlardır?
“Analar ağlamayacak, terör bitecek, bu yüzden açılım yapıyoruz,
ezber bozuyoruz.” demişlerdir. 12 Eylül sonrasında bırakın terörün dinmesini,
örgütün azgınlıktan vazgeçmesini; çift dil, özerklik tartışmalarını kendi
yandaş kanallarında âdeta gözümüzün içine soka soka yaptırmışlardır. Şimdi de
bebek katili ve İmralı canisinin ev hapsine alınıp alınmaması tartışılmaktadır.
Dün, nitekim, polise atılan tokat da devletin otoritesine atılmıştır.
Demokratik açılımın hukuki zeminini oluşturduğunu söyleyen
Başbakanın bu sözlerini halkımıza aktardığımızda, bizzat kendisi inkâr ve tevil
yoluna gitmiştir.
Gelinen noktada, ey aziz milletim, gözünden sakındığın ülkenin
ayrışma mesafesine gelmesi dışında ne kazancın olmuştur? İstediklerini almak
için gözünü boyamak dışında sizlere adalet vadedenler neyi başarmışlardır?
“Bölücü örgütle pazarlık yapıyorlar.” dediğimizde Meclisin
mehabetine yakıştıramayacağımız bir hakaretle saldırmışlar, “Yalan
söylüyorsunuz.” demişlerdir, sonra çıkıp kabullenmişlerdir. “Dün de görüşüldü,
bugün de görüşülüyor.” deme yolunu seçmişlerdir.
“12 Eylül darbeci komutanlarından hesap soracağız. Mazlumların
davacısıyız” demişlerdir. Hayatlarında ağzına almadıkları, bir kere bile
kabrini ziyaret etmedikleri şehitlerimiz için timsah gözyaşı dökmüşler, hatta
bizleri 12 Eylül darbecilerine sahip çıkmakla itham etmişlerdir, iftira
atmışlardır. 12 Eylül’den hesap sorulmuş mudur? Evren ve arkadaşları, hiçbir
şey olmamış gibi, ayaklarını denize doğru uzatıp kahvelerini
yudumlamaktadırlar, müstehzi bir tebessüm ile de keyif çatmaktadırlar. Bırakın
hesap sormayı, bir daha Başbakandan, AKP yöneticilerinden “12 Eylül
darbecilerinden hesap soracağız.” sözü duyulmamıştır.
Vazgeçtim dokunulmazlıkların kaldırılmasından, kendilerine ve
yandaşlarına bir daha dokunulmaması için, Türkiye'nin en önemli problemiymiş
gibi, hemen tedbirini alıp Anayasa Mahkemesini kafalarına göre
biçimlendirmişler, görevi kötüye kullanmanın cezasını indirip, birçok
milletvekili, belediye başkanı ve yandaşlarını adaletin pençesinden
kurtarmışlardır.
Değerli milletvekilleri, bu tasarı AKP’nin referandumda sahneye
koyduğu oyunun ikinci perdesidir. Tasarıda yargının sorunlarının giderilmesi,
vatandaşın hukuk mücadelesine katkı verilmesi, Anayasa Mahkemesinin tarafsız
yapılandırılması, sorunlarının giderilmesi adına dişin kovuğunu dolduracak
hiçbir şey yoktur. Aksine, Anayasa Mahkemesinde iktidarın kadrolaşması ve
anayasal yargının işlevsiz bırakılması sonucunu doğuracak düzenlemeler
içermektedir.
Bu düşüncelerle, bu tasarıya olumlu bakmamız bizden
beklenilmemelidir. AKP’nin Meclis çoğunluğuna güvenerek sahneye koyduğu bu
tiyatral oyunun bir parçası olmayacağımızı beyan ediyor, yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
60’ıncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 60. Maddesinin 5. Fıkrada yer
alan “ve esas yönünden kabul edilmemesi” ibarelerinin metinden çıkartılmasını
arz ve teklif ederiz.
|
Nevzat Korkmaz M. Akif Paksoy Rıdvan
Yalçın |
|
Isparta Kahramanmaraş Ordu |
|
Yılmaz
Tankut Abdülkadir
Akcan Beytullah
Asil |
|
Adana Afyonkarahisar Eskişehir |
|
Behiç
Çelik Hasan
Çalış |
|
Mersin Karaman |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 60. maddesinin 5. fıkrasının
madde metninden çıkarılmasını ve fıkra numaralarının buna göre teselsül
ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Şevket
Köse Kamer
Genç |
|
Mersin Adıyaman Tunceli |
|
Tayfun
İçli Atilla
Kart |
|
Eskişehir Konya |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İsa Gök, Mersin Milletvekili.
Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)
İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Arkadaşlar, tasarının 60’ncı maddesinin 1’inci fıkrası: “Başkan ve
üyeler tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hâllerin olduğu
iddiası ile reddolunabilirler.” Bu
maddenin ilk hâli, 2949 sayılı, şu anda meri olan, yürürlükte olan Kanun’un
47’nci maddesi: “Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri tarafsız hareket
edemeyecekleri kanısını haklı kılan hallerin dava açılmadan veya iş Mahkemeye
gelmeden önce mevcut olduğu iddiasıyla reddolunabilirler.” Yani hem uygulamada var
hem de yeni tasarıyla aynen devam edecek.
Arkadaşlar, kısa kesiyorum, 6110 sayılı Kanun’u Anayasa
Mahkemesine, Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla ana muhalefet partisi olarak
götürdük, dava açtık. Yargıtay, Danıştay ve bazı kanunlarda değişiklik yapan
bir kanun tasarısıydı bu. Bu dava dilekçemizin başında, Anayasa Mahkemesi
Başkanı Haşim Kılıç’ın daha bu tasarı görüşülürken Radikal gazetesine verdiği
bir demeçle, “Uyuyorlar, geçiyor, çalışmıyorlar, tabii ki bu kanun değişecek.”
şu bu laflarıyla tarafsızlığını kaybettiğini, hem eski Kanun’un 47’nci
maddesinin hem bu tasarının 60’ıncı maddesinin 1’inci fıkrası, henüz
yasalaşmıyor ama…
Açık konuşmak lazım, Haşim Kılıç tarafsızlığını kaybetmiştir, bu
çok açıktır. Hiç germeden, eğer birazcık hâkimlik var ise, davadan çekilmesini
bekliyoruz. Bu, Meclis kürsüsünden Haşim Kılıç’a davettir: Tarafsızlığınızı
kaybettiniz o davada, o kanunlarda açıkça taraf oldunuz, Hükûmet yanında
demeçler verdiniz, radyolarda, televizyonlarda konuştunuz, gazetelere demeçler
verdiniz. Sayın Haşim Kılıç, yeter artık, dilekçemizin ilk bendi gereği
çekilin, çekilin, çekilin.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar!)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 60. Maddesinin 5. Fırkada yer
alan “ve esas yönünden kabul edilmemesi” ibarelerinin metinden çıkarılmasını
arz ve teklif ederiz.
Nevzat
Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde Karaman Milletvekili Hasan Çalış,
buyurun.
HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri;
görüşmekte olduğumuz tasarının 60’ıncı maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz
önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere
söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Kıymetli arkadaşlar, gecenin bu saatinde bizim çalışmalarımızı
izleyen ve bizlere de bazı uyarılarda bulunan bir dostun mesajını sizlerle
paylaşmak istiyorum: “Sekiz buçuk yıldır AKP İktidarınca yapılan yargıyla
ilgili düzenlemeler adaletin kalitesiyle ilgili tartışmaları bitiremiyorsa,
adalet hizmetlerindeki gecikmeleri çözemiyorsa, pek çok ilçe adliye
teşkilatından mahrum hâle gelmişse, hâkim, savcı ve diğer yargı çalışanlarının
problemlerini çözemiyorsa, cezaevlerinde çalışanların, personelin, tutuklu ve
hükümlülerin problemlerini çözemiyorsa, adli kolluk hizmetleriyle ilgili
problemleri çözemiyorsa, yargının siyasallaşması tartışmalarını bitiremiyorsa,
kadastro ve orman kadastrosuyla ilgili problemleri çözemiyorsa, dededen toruna
kalmış yerler bugün sahiplerinden alınıyor ve hak sahibine teslim edilemiyorsa,
“tutukluluk hâli” giderek “hükümlülük hâli”ne geliyor ve zaman aşımı nedeniyle
suçlular salıverilmek zorunda kalıyorsa, problemin kaynağı olan makamlar işin
içinden çıkamayan yargıyı mahkûm etmeye çalışıyorsa, giderek yargı ve iletişim
teknolojisi üzerinden korku toplumu yaratılmaya çalışılıyorsa, âdeta iktidar
karşıtları yargı üzerinden sindirilmeye çalışılıyorsa çıkardığınız yasalar ne
işe yarıyor, kimin ya da kimlerin derdine derman oluyor?” diyor.
Değerli arkadaşlar, bizleri izleyen değerli dostun son sorusunu
ben de tekrar soruyorum: Gerçekten, sekiz buçuk yıldır yapılan düzenlemeler ne
işe yaramıştır, vatandaşımızın hangi önemli adli problemlerine çözüm
getirmiştir? Bu ve benzeri soruların cevabının en doğrusunu vatandaşımız 12
Haziranda sandıkta verecektir.
AKP’nin siyasi menşesi olan millî görüş geleneğini ve AKP’nin
siyasi yolculuğunu göz önüne alırsak en üstten aşağıya doğru AKP kadrolarındaki
duygusallığı, önyargıları anlamak için uzman olmaya gerek yoktur. Fazla uzağa
gitmeye gerek yok değerli arkadaşlar, 2007 yılında en son AKP için açılan
kapatma davasının öncesinde ve sonrasında ortaya koyulan duygusallığı
gördüğümüz zaman pek çok sorunun cevabını görme imkânı vardır. Bu duygusallık
içerisinde apar topar, kamuoyuyla paylaşılmadan, kamuoyunun desteği alınmadan,
uzlaşma zemini araştırılmadan, muhalefetin, Meclis içindeki ve Meclis dışındaki
partilerin desteği ve bir uzlaşma yolunun bulunmasının yolları aranmadan
getirilen bu tasarı da nihayet AKP kadrolarının kendi dertlerine derman
aramaktadır.
Kıymetli arkadaşlar, malumunuz olduğu üzere, referandum sonrasında
çıkarılan bu yasayla artık AKP kadrolarının kapatılma korkusu yoktur, Yüce
Divan korkusu yoktur, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili korkuları
yoktur. Uzlaşılmadan alelacele tek başına AKP içindeki küçük bir azınlığın
görüşlerini ortaya koyan düzenlemelerin altında yatan mantık budur kıymetli
arkadaşlar. Bu düzenleme ayrıca yargı içinde de yargının, en yüksek yargının
tepesinde yeniden mutlu bir azınlık, farklı bir azınlık yaratarak adliye
teşkilatı içinde de ayrı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın çalış.
HASAN ÇALIŞ (Devamla) – Kıymetli arkadaşlar, önergemize destek
vermenizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
et-meyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
61’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 61. Maddede yer alan “çekilme
talebinde bulunan başkan veya üyenin de iştirakiyle” ibarelerinin madde
metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Nevzat
Korkmaz Behiç
Çelik Yılmaz
Tankut |
|
Isparta Mersin Adana |
|
Hasan
Çalış Beytullah
Asil Rıdvan
Yalçın |
|
Karaman Eskişehir Ordu |
|
M.
Akif Paksoy Abdülkadir
Akcan |
|
Kahramanmaraş Afyonkarahisar |
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde…
HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Çekilme kararının müzakeresinde çekilmede bulunan üyenin bulunması
doğru olmayacaktır. Zaten oy hakkı da yoktur.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
62’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 62. Maddenin 3. fıkra sonuna
“Bu sırlara yargılama faaliyeti çerçevesinde vakıf olanların herhangi bir
yöntemle açıklamaları yasaktır, aksi halde genel hükümlere göre işlem yapılır”
hükmünün eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Nevzat
Korkmaz Yılmaz
Tankut M. Akif
Paksoy |
|
Isparta Adana Kahramanmaraş |
|
Abdülkadir
Akcan Behiç Çelik Beytullah Asil |
|
Afyonkarahisar Mersin Eskişehir |
|
Rıdvan
Yalçın |
|
Ordu |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 62. maddesinin Tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Tayfun
İçli Şevket
Köse |
|
Mersin Eskişehir Adıyaman |
|
R. Kerim
Özkan Kamer Genç Atilla Kart |
|
Burdur Tunceli Konya |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Tayfun İçli…
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Tayfun İçli, Eskişehir
Milletvekili.
Buyurun.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu bölüm üzerinde zaman darlığı nedeniyle
yarım kaldı bazı görüşlerim. Orada bireysel başvuru hakkının sıkıntıya yol
açabileceğini söylemiştim ve Venedik Komisyonunun Türkiye’yle ilgili
uyarısından bahsetmiştim.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa, şüphesiz, Cumhuriyet Halk Partisi
tarafından Anayasa Mahkemesine Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla götürülecek
çünkü Anayasa Komisyonu üyesi arkadaşlarımız muhalefet gerekçelerinde net
olarak Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulundular.
Şimdi, tabii, Anayasa Mahkemesi -bu yeni kurulan- yeni üye
sayısıyla en büyük saygınlık testini, şüphesiz, bu yasa önüne geldiği zaman
verecek çünkü milletvekilleriyle ilgili Anayasa’nın 86’ncı maddesinde, bu derece
duyarlı olan ve eşitlik ilkesini aslında çok güzel bir gerekçeyle
içtihatlandıran Anayasa Mahkemesinin, kendi üyeleriyle ve mensuplarıyla ilgili
özlük haklarına ve mali haklarına ilişkin diğer yargı mensuplarından çok büyük
ayrıcalıklar tanıyan bu yasaya nasıl bakacağı, tabii ki bir test, en büyük
saygınlık testi olacaktır diyorum.
Değerli arkadaşlarım, yine bireysel başvurudan bahsederken iç
kanun yollarının, idari ve kanun yollarının mutlaka ve mutlaka tüketilmiş
olması koşulunun yasa maddesinde olduğunu belirtmiştim.
Değerli arkadaşlarım, bugün, sıcağı sıcağına, yine bir temel hak
ve özgürlüklerin ihlaline tanık olduk. Tabii, biz sabahtan beri komisyon, Genel
Kurul çalıştığımız için gündemi pek yakından takip edemedik ama arada şöyle bir
İnternet’e baktığımızda, daha basılmamış bir kitabın matbaasının 2 kez
basıldığını, sonra Radikal gazetesinin basıldığını, sonra bilgisayardaki
taslakların polis tarafından imha edildiğini ve taslakların verilmezse terör
örgütüne yardım ve yataklık suçu oluşacağının ifade edildiğini üzülerek
İnternet gazetelerinden öğrenmiş bulunuyorum.
Seçime gidiyoruz değerli arkadaşlar. Şimdi, bir özel yetkili
savcının her şeye muktedir olduğunu, kendi takdir hakkını çok geniş yorumlamak
suretiyle her şeyi bir terör örgütü kapsamına alarak özellikle gazetecileri,
insanları yıldırması, bir soruşturmaya tabi tutması, şüphesiz, ondan mağdur
olanlar açısından temel hak ve özgürlüklerinin ihlali olarak algılanacaktır.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın 15’inci maddesinde -daha
mürekkebi kurumadı, hep bu cümleyi sıklıkla ifade ediyorum- bir sürü
değişiklikler yaptık. Şimdi, Anayasa’nın 15’inci maddesinin “Temel hak ve
hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı olay maddesinde hangi
hâllerde durdurulabileceği ama temel hak ve özgürlüklerin hiçbir şekilde özüne
dokunulamayacağına dair amir hüküm bulunmaktadır. Şimdi hızla geçiyorum.
Biz, sıklıkla özgürlükleri geliştirdiğimizden söz ediyoruz ama bir
bakıyoruz, Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı”
başlıklı 17’nci maddesinin son dönemlerde sıklıkla ihlal edildiğini görüyoruz,
kişi hürriyeti ve güvenliğinin keza sıklıkla ihlal edildiğini görüyoruz, gizli
soruşturmalardaki bazı kişisel verilerin, bilgilerin, özel hayatın
gizliliğinin, Anayasa’da ve yasada belirtilen hükümlerin sıklıkla ihlal
edildiğini görüyoruz ama bugün de değerli arkadaşlarım, düşünceyi açıklama ve
yayma hürriyetiyle ilgili Anayasa’nın 26’ncı maddesinin artık dayanılmaz
boyutlarda ihlal edildiğini ve herkese seçime giderken “Bak, sen de öyle yaparsan
sen de terörist olursun, seni de alırız içeri, seni de sorgusuz içeride ucu
açık soruşturmalara tabi kılarız. Onun için, haa… Bizim işimize gelmeyen
kitapları yazmayın.“ algılamasına yol açacak birtakım soruşturmaların yapılması
bu ülkede demokrasinin ne noktaya geldiğini gösterdiği gibi, bu ülkede
muhalefetin hangi zor koşullarda seçimlere hazırlanabildiğinin de somut
kanıtıdır. Eğer, bugün, muhalefet burada iktidarın dayatmasıyla, seçim kararı
alınmış olmasına rağmen, komisyonlarda ve Genel Kurulda sabahlara kadar
çalışmaya zorlanıyorsa ve Yüksek Seçim Kurulunun kararları hiçe sayılıyorsa
Türkiye'nin ne hâle geldiğini çok net olarak görüyoruz diyorum.
Zamanım bitti. Hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 62. Maddenin 3. fıkra sonuna
“Bu sırlara yargılama faaliyeti çerçevesinde vakıf olanların herhangi bir
yöntemle açıklamaları yasaktır, aksi halde genel hükümlere göre işlem yapılır”
hükmünün eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Rıdvan
Yalçın (Ordu) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Yılmaz Tankut, Adana
Milletvekili.
Buyurun Sayın Tankut. (MHP sıralarından alkışlar)
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, son yıllarda yargının üzerinde açıktan ya da
gizliden birçok faaliyet yürütüldüğü bugün hemen herkes tarafından müşahede
edilmekte ve tartışılmaktadır. Yine bakınız, son yıllarda yargı üzerinde
yapılan tartışmalar cumhuriyet tarihi içinde hiç bu kadar yüksek düzeyde ve
acımasızca yapılmamıştır. Yani hiçbir dönemde yargı, bu denli, mevcut siyasi
iktidarın güdümünde olmamış ve güven kaybına uğramamıştır ve bugün birileri ve
özellikle de AKP İktidarının bizatihi kendisi, işine gelmeyen yargı
kararlarından ötürü büyük bir rahatsızlık duymuş ve duymaya da devam
etmektedir. Hükûmet olma gücünü elinde tutan AKP zihniyeti devletin bütün
kurumlarını ele geçirme, bütün bürokratları, basını, iş dünyasını, sivil toplum
örgütlerini, yazarları, aydınları, çizerleri hülasa nefes alan her şeyi yandaş
hâle getirme çabası içerisine girmiştir ve maalesef, yıllardan beri devam eden
bu anlayışa son yıllarda hız ve yoğunluk kazandırılmış, herkesin adil ve eşit
adalet beklediği, beklemesi gerektiği yargıya kadar uzanmıştır çünkü ele
geçirilen mevziler yetmemekte ve AKP Hükûmetini tatmin etmemektedir. AKP, bir
gün, iktidarı boyunca yaptığı yolsuzlukların, usulsüzlüklerin ve haksızlıkların
hesabını vereceğini gayet iyi bildiği için giderayak bu hesapların sorulacağı
en ücra yerlere bile AKP kartviziti ekleme ihtiyacını hissetmektedir. Ayrıca,
kendi gizli gündem maddelerinden birisi olan ve aziz milletimize “Millî Birlik
ve Kardeşlik Projesi” gibi sahte etiketlerle pazarlanan ama milliyetçi
hareketin ta başından beri deşifre ederek karşı çıktığı ve yaşanan süreçte de
görüldüğü gibi aslında ihanet açılımı olduğu ortaya çıkan bu projeyi hayata geçirmek
için yargının tamamen kendi yandaşlarınca kuşatılması gerekmektedir. İşte bu
süreçte, daha önce de belirttiğimiz gibi, önce, geçtiğimiz yıl yapılan
referandumun ardından HSYK’nın yapısıyla oynanmış ve sızma operasyonu belirli
bir ölçüde gerçekleştirilmiştir. Şimdi de Anayasa Mahkemesinin kurumsal yapısı
hedef seçilmiştir. Böylece ihanet açılımının önünde hiçbir engel kalmayacak ve
12 Hazirandan sonra iktidarı kaybettiklerinde kendilerince hesap vermekten de
bu şekilde kurtulacaklardır.
Değerli arkadaşlar, bütün bunları görmek için kâhin olmaya da
gerek yoktur. Bakınız, dağlardan yıldızlı davetiyelerle getirtilen ve büyük
nümayişlerle karşılanan bölücü hainlere gösterilen şefkat ve anlayışın, o
canilerle mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetlerinin değerli subaylarından
esirgendiği, dahası âdeta eli kanlı katillerin intikamının alındığı bir süreci
bugün hep birlikte ibret ve dehşetle izlemekteyiz. Daha geçtiğimiz günlerde,
nevruzu âdeta bölücü eyleme dönüştüren, kalabalığı uyaran devletin polisine
atılan taşı ve tokadı şöyle bir düşünün isterseniz. Kimler tarafından, hangi
cüret ve küstahlıkla yapıldığını bir anlayın artık.
Türkiye'nin nereden nereye geldiğini, her şeyden önce lütfen kendi
vicdanınızda bir değerlendirin ve patronlar kulübü, Sayın Başbakanın tehdidinden
olsa gerek, bitaraf olup bertaraf olmamak ve Hükûmete yaranmak için bir Anayasa
taslağı hazırlatmışlar. Anayasa’mızın değiştirilemez maddelerini kabul
etmiyorlar. Peki, ne diyor o maddeler? “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir ve bu
devleti kuran halka Türk milleti denir. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle
bölünmez bir bütündür ve dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen,
ay yıldızlı al bayraktır ve millî marşı İstiklal Marşı’dır. Başkenti de
Ankara’dır.”
Şimdi soruyorum: Bunların hangisinden rahatsızlık duyulmaktadır?
Hangisinden sıkıntı çekilmektedir? Güzel Türkçemizden mi? “Türk milleti”
ifadesinden mi? Başkent Ankara’dan mı? Ay yıldızlı al bayrağımızdan mı?
Hangisinden? Nereden nereye? Dokuz yılda, AKP İktidarının ülkemizi getirdiği
nokta işte budur sayın milletvekilleri.
Netice itibarıyla, şu an ülkemizi yöneten zihniyet, bugün sağduyu
sahibi, feraset sahibi herkesin nazarında zanlıdır, yarın hukuk nezdinde de
sanık sandalyesine oturtulacaktır. 12 Haziran seçimleri bu manada Müslüman Türk
milleti için bir kader anı ve son şanstır ve inşallah, 12 Haziranda, ülkemizin
millî ve manevi bütün değerlerini yozlaştıran, içini boşaltan bu anlayış tarihe
gömülecektir diyor, bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tankut.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
63’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 63. Maddedeki “başkan”
ibaresinin “mahkeme” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Nevzat
Korkmaz M. Akif
Paksoy Rıdvan
Yalçın |
|
Isparta Kahramanmaraş Ordu |
|
Yılmaz
Tankut Abdülkadir
Akcan Beytullah
Asil |
|
Adana Afyonkarahisar Eskişehir |
|
Behiç
Çelik |
|
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Maddeye getirilen yükümlülükleri için başkanın kişisel inisiyatifi
yerine mahkemenin muhataplığı getirilmektedir.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
64’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 64. Maddede “dışındaki
başvurular” ibaresinden sonra “dahil” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
Nevzat
Korkmaz M. Akif
Paksoy Rıdvan
Yalçın |
|
Isparta Kahramanmaraş Ordu |
|
Yılmaz
Tankut Abdülkadir
Akcan Beytullah
Asil |
|
Adana Afyonkarahisar Eskişehir |
|
Behiç
Çelik |
|
Mersin |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Akif Paksoy,
Kahramanmaraş Milletvekili.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Merhum Mehmet Âkif “Tarih tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret
alınsaydı tekerrür mü ederdi?” demişti. Sizin tarihle, tekerrürle filan
ilgilendiğiniz yok. Kafanıza bir şey koymuşsunuz, onu yapacaksınız. Önümüzdeki
dönemde yapmayı düşündüğünüz Anayasa değişikliğinin kendinizce altyapısını
oluşturuyorsunuz. “İleri demokrasi”, “AB kriterleri” de bu düşüncenizin kılıfı.
Bertaraf olma korkusundan mıdır, yoksa rol paylaşımınızdan mıdır bilmiyorum ama
TÜSİAD bu alanda ilk pasını verdi. TÜSİAD bu çıkışıyla “kötü adam” rolünden
herhâlde kurtulmuştur. Hatta bertaraf olma durumu da ortadan kalkmıştır.
Kıymetli arkadaşlar, TÜSİAD nihayetinde bir işveren sendikası.
Dünyanın hangi ülkesinde bir işveren sendikası anayasa paketi hazırlamış? Bunun
bir örneğini bilen varsa lütfen bize söylesin. TÜSİAD gibi, Türkiye’de
yüzlerce, belki binlerce sivil toplum örgütü var. TÜSİAD’ın, yoksulluğun
önlenmesi, çalışma hayatının sorunları, iş güvencesi, gelir adaletsizliğinin
giderilmesiyle ilgilenmesi gerekir ancak onların tuzu kuru olduğu için millete,
meşhur deyimle, “ekmek yerine pasta” öneriyorlar.
TÜSİAD adına bu anayasa taslağını hazırlayan Sayın Özbudun sizin
yeni anayasa çalışmalarınızın başındaydı. O zaman şunu düşünmekte haklıyız: Ha
TÜSİAD anayasası ha AKP anayasası, ikisi de bölücülüğe, ayrımcılığa prim veriyor,
ikisi de Türkiye’yi dönülmez bir kaosa sürüklüyor.
Bakın, güneydoğuda, malum şahısların adına “sivil itaatsizlik”
dedikleri eylemler başladı. Kendileri, bunun bir eylemden öte bir süreç
olduğunu ve talepleri karşılanıncaya kadar bu sürecin devam edeceğini bangır
bangır bağırıyorlar. Kimi polisi tokatlıyor, kimi yolu kapatıyor. Yarın da ne
yapacaklarını bilmiyoruz. Bir de yarın bu tasarı yasalaşırsa, temel hak ve
özgürlükler kapsamında, sırf seçim barajı dolayısıyla binlerce, hatta
milyonlarca insan yarın bireysel başvuruda bulunursa bunu nasıl çözeceksiniz?
Hepsine tazminat mı ödeyeceksiniz, yoksa “Bu bireysel bir hak değildir.” mi
diyeceksiniz?
Kıymetli arkadaşlar, bu yaptığınız düzenleme Türkiye’yi bir kaosa
sürükleyecektir. Yüce Meclisin önceliği, Türkiye'nin bir hukuk devleti olması
ve hukuk devleti olarak kalması için mevcut kanunları çalıştırmasıdır. Birileri
devlete, millete meydan okuyor, siz devletin Başbakanı olarak panzerlerle,
koruma ordularıyla oralarda dolaşmak zorunda kalıyorsunuz, sonra da bizim bu
masala inanmamızı istiyorsunuz.
Bakın, öncelikle burada yoksulluğu tartışmamız lazım, yolsuzluğu
tartışmamız lazım; mahdumları, biraderleri, yandaşları konuşmamız lazım; üç,
beş, on yıl önce kendi hâlinde bir vatandaşken peşkeş çekilen kamu kaynakları
sayesinde köşeyi dönenleri tartışmamız lazım; Türkiye’de 10 milyon yeşil kartlı
var, 10 milyona yakın kayıt dışı istihdam var, bunları tartışmamız lazım,
bunlara çözüm bulmamız lazım; Türkiye'nin başkentine yağan 20 santim karı
temizlemeyenleri konuşmamız lazım. Siz memleketin asli sorunlarının üstünü
örtüyor, bizi cambaza bakmaya davet ediyorsunuz. Milliyetçi Hareket Partisi bu
oyuna gelmeyecektir.
Bakın, seçim bölgem Kahramanmaraş Afşin-Elbistan Termik Santraline
kömür sağlayan Çöllolar Havzası’nda 6 ve 10 Şubat tarihlerinde yaşanan göçükten
dolayı toprak altında kalanlara hâlâ ulaşılamadı, çalışmalar hâlâ devam ediyor, ne zaman biteceği de belli
değil. Yüce Meclisin, nahak yere toprak
altında kalan vatan evlatlarını tartışması lazım, sorumluların bedel ödemesini
sağlaması lazım.
Kıymetli arkadaşlar, anayasalar yönerge veya genelge değildir. Zor
değişen, toplumun genelinin beklentilerini yansıtan uzlaşı metinleridir.
Anayasalar geneldir ancak TÜSİAD paketine ve sizin seçimlerden önce açıklamaya
cesaret edemediğiniz ancak yandaşlarınız vasıtasıyla kamuoyuna yapılan
açıklamalara baktığımızda Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sını parti tüzüğü veya
TÜSİAD tüzüğü gibi algıladığınız görülmektedir.
Tez zamanda bu yanlıştan dönmenizi diliyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Paksoy.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
65’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 65. Maddenin 1. fıkra 1.
cümlesinin “Genel Kurul ve bölümler kararlarını salt çoğunlukla alır” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Nevzat
Korkmaz M. Akif
Paksoy Rıdvan
Yalçın |
|
Isparta Kahramanmaraş Ordu |
|
Beytullah
Asil Behiç
Çelik Abdülkadir
Akcan |
|
Eskişehir Mersin Afyonkarahisar |
|
Yılmaz
Tankut |
|
Adana |
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 65. maddesinin 1. fıkrasının 2.
cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Tayfun
İçli Şevket
Köse |
|
Mersin
Eskişehir Adıyaman |
|
Kamer
Genç Atilla
Kart Eşref
Karaibrahim |
|
Tunceli Konya Giresun |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının oylama şekli ve karar nisabını düzenleyen 65 inci
maddesinde oyların eşitliği durumunda Başkanın oyuna ağırlık verilmesi başkanın
oyunun iki oya çıkarılması durumunu ortaya çıkarmaktadır ki, bu durum üyeler
arasındaki eşitliği bozmaktadır. Mahkeme kararlarının alınmasında amaç en çok
yargıçla karar alınmasının sağlanmasıdır. Yargıç sayısının azaltılarak Başkanın
oyuna üstünlük tanınması hukukun genel ilkelerine ayrıdır. Başkana odaklı bir
mahkeme yapısı kabul edilemez bir durumdur.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 65. Maddenin 1. fıkra 1.
cümlesinin “Genel Kurul ve bölümler kararlarını salt çoğunlukla alır” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Rıdvan
Yalçın (Ordu) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Böylece katılanlar deyimi ile katılmanın sanki keyfî bir tercih
olmadığı vurgulanmıştır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
66’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 66. Maddenin 3. Fıkranın
sonuna: “Mahkeme iptal davalarında kamu düzeninin gerekli kıldığı, aykırılığın
ağır olması ve telafisi imkansız zararların doğacağı durumlarda yürütmeyi durdurma
kararı verebilir. Bu karar kesindir.” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
Nevzat
Korkmaz Behiç
Çelik Yılmaz
Tankut |
|
Isparta
Mersin Adana |
|
Beytullah
Asil Rıdvan
Yalçın M. Akif
Paksoy |
|
Eskişehir Ordu Kahramanmaraş |
|
Abdülkadir
Akcan |
|
Afyonkarahisar
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 66. maddesinin 7. fıkrasının son
cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
Şevket
Köse Tayfun
İçli İsa
Gök |
|
Adıyaman
Eskişehir Mersin |
|
Kamer
Genç Atilla
Kart |
|
Tunceli Konya |
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet katılıyor
mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Önerge üzerinde
söz isteyen?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçeyi okutun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Söz konusu ifadenin yasa hükmüne dönüştürülmesine gerek
duyulmamıştır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 66. Maddenin 3. Fıkranın
sonuna: “Mahkeme iptal davalarında kamu düzeninin gerekliği kıldığı,
aykırılığın ağır olması ve telafisi imkânsız zararların doğacağı durumlarda
yürütmeyi durdurma kararı verebilir. Bu karar kesindir.” ibarelerinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Rıdvan
Yalçın (Ordu) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Rıdvan Yalçın, Ordu
Milletvekili.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
66’ncı madde üzerinde verdiğimiz önergeye ilişkin söz almış bulunuyorum. Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, açıkçası, bu önergenin neyine katılmadı
Sayın Komisyon, Sayın Hükûmet, anlayabilmiş değilim. Daha önceki mevzuatımızda
da bu konuda bir düzenleme yoktu, şu anki tasarıda da bu düzenleme yok ve eksik
ve uygulamada uzun zamandır oturmuş bir teamül var. Yani Anayasa Mahkemesi
iptal davalarında yürütmeyi durdurma kararı veriyor ve uygulanıyor. Şimdi, ben,
bunun, bu önergeyle yasanın metnine de girmesini teklif ediyorum.
Şimdi Sayın Bakan, şu soruma cevap verebilir misiniz: Bundan sonra
Anayasa Mahkemesi geçmişte de olduğu gibi, mevzuatta olmamasına rağmen
yürütmeyi durdurma kararları vermeye devam edecek midir, edemeyecek midir? Yani
buna ilişkin bir yasak da koymuyorsunuz, verdiğim önergeyi de kabul
etmiyorsunuz. Yani ne demişiz? “Aykırılığın ağır olması ve telafisi imkânsız
zararların doğacağı durumlarda yürütmeyi durdurma kararı verir ve bu karar
kesin.” demişiz. Yani bu bir pratik ihtiyacı karşılıyor. Anayasa Mahkemesi
kararları geçmişe yürümediği için birçok olayda çok ciddi mağduriyetler
doğabilecek bir durumla karşı karşıyayız ki burada kararların gerekçesiyle
beraber açıklanacağını da tekrar hüküm hâline getirmişiz. Yani bu da
uygulanacaksa birçok önemli karar kamuoyunun çok daha sonra gündemine
gelebilecektir, bundan ciddi mağduriyetler doğacaktır. Ben, o sebeple
önergemize Genel Kurulun desteğini talep ediyorum.
Şimdi değerli milletvekilleri, tabii, fırsat bulmuşken, yine bu
çerçevede bir değerlendirmede bulunmak istiyorum. Yargı niye bu kadar
önemlidir, muhalefet neden bu kadar bu meselenin üzerine düşmektedir sorusuna
bir cevap olması hasebiyle bakın Meclis Başkanlığımıza verdiğimiz soru
önergesine cevap olarak -sanırım bir altı ay kadar önce- altı yüz elli civarı,
muhalefetin verdiği kanun teklifinin bir tekinin bile bağımsız olarak
yasalaşmadığını bu Mecliste daha önce paylaştım sizlerle.
Şimdi, yine Meclis Başkanlığına verdiğim bir soru önergeme cevap
olarak gelen bir metni sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. Bakın, Sayın
Abdullah Gül’ün göreve başladığı 28/8/2007 tarihinden 25/2/2011 tarihine kadar
bu Meclis 482 adet kanun kabul etmiş, bunlardan 421 adedi, Cumhurbaşkanlığınca,
yayımlanmak üzere Başbakanlığa, 3 adedi ise tekrar görüşülmek üzere Meclisimize
iade edilmiş. Bu 3 kanun, arkadaşlar, serbest muhasebecilikle ilgili bir kanun,
elektronik haberleşmeyle ilgili bir kanun, bir de İş Kanunu, İşsizlik Sigortası
Kanunu’yla ilgili bir kanun.
Yani, değerli milletvekilleri, 482 adet kanun içerisinde Sayın
Cumhurbaşkanlığınca sadece 3 adedi Meclise iade edilmiş, sadece 3 adedi. Şimdi,
bunu belki siz, ne uyumlu bir Cumhurbaşkanımız var, Meclisle ne uyumlu bir
çalışma gösteriyor diye değerlendirebilirsiniz ama bir taraftan da parlamenter
sistemin işleyişi noktasında değerlendirdiğimizde, şimdi, bu sistemin ki bazen
ayarı kaçan, gaza fazla basıldığı zaman bu sistemin fren pedallarına ihtiyacı
var, Cumhurbaşkanlığı böyle bir makam aslına bakarsanız. Zaman zaman bu
Meclisin çıkardığı yasalardaki hataları geri göndermek suretiyle tekrar görüşme
imkânı sağlayan bir fren pedalı olmasına rağmen bu iş hiç kullanılmamış, Sayın
Cumhurbaşkanı, maalesef bugüne kadarki pozisyonuyla, üzülerek ifade ediyorum,
daha ziyade bir noter vazifesi yapıp, Sayın Başbakanın kırdığı potları rötuş
yapmayla görevli gibi bir pozisyon içerisinde bulunuyor.
Şimdi, diğer taraftan bakıyorsunuz değerli milletvekilleri, soru
önergeleri veriyoruz, cevap vermiyorsunuz. İki iki buçuk yıl önce verdiğim soru
önergelerine cevap alamıyorum. Sayın Başbakanın gezilerden ne kadar harcırah
aldığını soruyorum, İçişleri Bakanı bu kürsüye gelip “Sayın Başbakan şu, şu, şu
kanuna göre harcırah almaktadır.” diye cevap veriyor bana. Yine İçişleri
Bakanına, belediyelerin temsil giderleri ne miktardadır diye soruyorum, iki yıl
cevap vermiyor. Tekrar soruyorum, bu rakamlar o makamlarda oturanların yüzünü
kızartacak düzeyde midir ki cevap vermiyorsunuz diye, hâlâ yine cevap
alamıyorum.
Arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı makamı çalışmıyor, denetim yolları
çalışmıyor, kala kala ortaya bir tek Anayasa Mahkemesi kalmış iken şimdi bunu
da maalesef kendi partinizle aynı frekansa getiriyorsunuz ve sistemin bütün
fren pedalları çalışmaz hâle geliyor. Kaygımız bunlar içindir. Bunları tekrar
ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
67’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 67. Maddenin 2 ve 3.
fıkralarının metinden çıkartılmasını arz ederiz.
|
Nevzat
Korkmaz Behiç
Çelik Yılmaz
Tankut |
|
Isparta Mersin Adana |
|
Beytullah
Asil Rıdvan
Yalçın M. Akif
Paksoy |
|
Eskişehir Ordu Kahramanmaraş |
|
Abdülkadir
Akcan |
|
Afyonkarahisar |
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Katılmıyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gerekçe okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasa Mahkemesi kararları geçmişe yürümez. Dolayısıyla
yargılamanın AİHM kararına dayalı yenilenmesi sonuç doğurmayacaktır.
Egemenlik hakkının gereği AİHM’in âdeta bir temyiz mahkemesi gibi
konumlanması doğru değildir.
Kapatma ya da ceza verilmesi hâlinde yargılanmanın yenilenmesi,
düşmüş milletvekilliğinin yeniden kazanılması, infaz edilmiş cezanın ortadan
kaldırılması gibi kabul edilemez sonuçlar doğuracaktır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
68’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
69’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme
alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 696 Sıra Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 69. maddesinin Tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
İsa
Gök Şevket
Köse Kamer
Genç |
|
Mersin Adıyaman Tunceli |
|
Tayfun İçli |